input_text
stringlengths
21
58.1k
target_text
stringlengths
20
765
Adım adım terörsüz Türkiye... Cumhur İttifakı'nın 'Terörsüz Türkiye' hedefine doğru giden süreç MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin çağrısıyla başladı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da kararlı tutumuyla Bahçeli'ye hep destek verdi. Ömer Çelik'ten terör örgütü PKK’nın kendini feshetmesine ilişkin açıklama Peki, terörsüz Türkiye sürecinde son 8 aylık süreçte neler yaşandı? Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 1 Ekim'de Meclis'in açılışındaki konuşmasında yaptığı 'iç cephe' vurgusu sonrası MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli inisiyatif aldı. Genel Kurul'da, DEM Partililerle tokalaştı. Bahçeli, 15 Ekim'deki partisinin grup toplantısında da terörün bitirilme çağrısını ilk kez dile getirdi. "Türkiye'ye getirilirken, 'Her türlü hizmete hazırım' diyen teröristbaşı, buyursun terörün bittiğini, örgütünün tasfiye edileceğini tek taraflı ilan etsin." Bir hafta sonra adres yine Milli iradenin tecelligahı Türkiye Büyük Millet Meclisiydi. Bahçeli, sözlerinin arkasında olduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuyla ilgili ilk değerlendirmelerini 30 Ekim'de yaptı. Sürece ilişkin desteğini vurguladı: "Sayın Devlet Bahçeli'nin Cumhur İttifakı ortağımız MHP'nin elini değil tüm vücudunu taşın altına koymasıyla çok daha büyük bir imkan ele geçirdik." Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ifadesiyle "hedef artık; 'Terörsüz Türkiye'ydi." Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu ideal doğrultusunda Cumhur İttifakı'nın ortak siyasi vizyonla hareket ettiğine dikkati çekti. Gelişmelerle beraber DEM Parti heyeti Adalet Bakanlığı'nın izniyle 28 Aralık'ta İmralı'ya giderek ilk görüşmeyi gerçekleştirdi. Heyet, sonrasında Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'yi ziyaret etti. AK Parti başta olmak üzere Meclis'teki partilerle de görüşme trafiği sürdü. İmralı ile ikinci görüşme 22 Ocak'ta yapıldı. Ardından DEM Parti heyeti bu kez Irak'ın kuzeyinde IKBY yetkilileriyle temaslarda bulundu. 27 Şubat'ta İmralı ile olan üçüncü görüşme sonrası gözler İstanbul'a çevrildi. İmralı'dan terör örgütü PKK'ya kendisini feshetme çağrısı geldi. DEM Parti'nin Meclis'te başta AK Parti ve MHP olmak üzere partilerle ikinci tur görüşmeleri sürecin önemli sac ayaklarından biri oldu. Ramazan Bayramı'nda AK Parti 10 yıl sonra, MHP ilk kez DEM Parti ile bayramlaştı. Sonrasında asıl ve kritik görüşmenin adresi Beştepe oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, 10 Nisan'da DEM Parti milletvekilleri Pervin Buldan ile Sırrı Süreyya Önder'i kabul etti. 21 Nisan'da Sırrı Süreyya Önder'in yer alamadığı DEM Parti heyeti, İmralı'ya gitti. 24 Nisan'da, DEM Partili yetkililer Adalet Bakanı Yılmaz Tunç ile görüştü. Sırrı Süreyya Önder'in 3 Mayıs'ta hayatını kaybetmesinin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Bahçeli taziye mesajlarını art arda paylaştı. Bahçeli, Meclis'te Önder'i anma programına katılarak 'Terörsüz Türkiye'ye verdiği desteği bir kez daha gösterdi. Sabır, özveri, büyük bir kararlılıkla yürütülen 8 aylık "Terörsüz Türkiye" süreci başarıyla nihayete erdi. Önce DEM Parti terör örgütü PKK'nın, 5-7 Mayıs'ta kongresini topladığını ve İmralı'nın çağrısı doğrultusunda kararlar alındığını duyurdu. Ardından PKK'nın fesih kararı aldığı ve silah bırakacağı açıklandı. Böylece Türkiye, yaklaşık yarım asırdır süren terör sorunundan kurtularak önemli bir eşiği geride bıraktı.
Devlet Bahçeli,PKK/YPG,Recep Tayyip Erdoğan,Son Dakika,Terör Örgütü
Türkiye, uluslararası arenadaki aktif diplomasisiyle çatışma bölgelerinde barış ve istikrarın teminatı olma yolunda adımlarını sıklaştırıyor. Rusya-Ukrayna Savaşı'nın başından itibaren iki tarafla da görüşerek arabuluculuk faaliyetleri yürüten Türkiye'nin uluslararası arabuluculuk rolünü pekiştiren önemli bir dönüm noktası da perşembe günü İstanbul'da gerçekleştirilecek kritik toplantı olacak. ABD Başkanı Trump, Orta Doğu gezisi öncesinde Oval Ofis'te düzenlediği basın toplantısında, İstanbul'da yapılacak Rusya-Ukrayna görüşmelerini değerlendirdi. Toplantının yapılacağı gün Orta Doğu gezisinde tam olarak nerede olacağını henüz net olarak bilmediğini söyleyen Trump, toplantıya katılmayı daha önce düşündüğüne ama yoğun bir takviminin olduğuna işaret etti. Donald Trump, daha sonra, İstanbul'daki görüşmelere katılma olasılığına ilişkin bir soruya, "O anda nerede olacağımı bilmiyorum. Orta Doğu'da bir yerde olacağım ama faydalı olacağını düşünürsem oraya (İstanbul'a) uçabilirim" şeklinde cevap verdi. Rusya ile Ukrayna'nın bir araya gelip ateşkese ulaşması konusunda çok ısrarcı olduğunu ve İstanbul'daki görüşmenin çok iyi geçeceğine inandığını ifade eden Trump, "Türkiye'de (15 Mayıs) Perşembe günü yapılacak toplantıyı hafife almayın, Cumhurbaşkanı Erdoğan harika bir ev sahibi olacak." diye konuştu. Rusya-Ukrayna ateşkes süreci konusunda Cumhurbaşkanı Erdoğan ile çalıştıklarını kaydeden Trump, "Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Suriye konusunda da bazı çalışmalar yapıyoruz, bu arada yaptırımlar konusunda da bir karar vermemiz gerekecek. Suriye'den yaptırımları kaldırabiliriz çünkü onlara yeni bir başlangıç imkanı vermek istiyoruz." dedi. Suriye yaptırımları konusunu Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın kendisine sorduğunu ifade eden ABD Başkanı, "Pek çok kişi bana bunu sordu çünkü onlara (Suriye'ye) uyguladığımız yaptırımlar gerçekten de pek bir başlangıç imkanı sağlamıyor. Dolayısıyla bu kararı biz vereceğiz." değerlendirmesini yaptı. Türkiye, Ukrayna ile Rusya arasındaki savaşta önemli arabuluculuk rolü üstlenerek taraflarla sürekli temas halinde bulundu ve diplomatik çabalarını yoğun şekilde sürdürdü. Arabuluculuk faaliyetleri kapsamında Türkiye, 10 Mart 2022'de Antalya'da düzenlenen 2. Antalya Diplomasi Forumu kapsamında Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile o dönemki Ukrayna Dışişleri Bakanı Dmitro Kuleba'yı bir araya getirdi. Yine aynı yıl Türkiye'nin yoğun diplomasi çabaları sayesinde her iki ülkenin heyetleri, İstanbul'da bir araya geldi ve 22 Temmuz 2022'de "Karadeniz Tahıl Girişimi Anlaşması" imzalandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, 18 Ağustos 2022'de Lviv'i ziyaret ederken savaşın başlamasından sonra iki ülkeye de ziyaret gerçekleştiren tek NATO ülkesi lideri oldu. Diğer yandan Türkiye, Rusya ile Ukrayna arasında 22 Eylül 2022'de gerçekleştirilen esir takasında arabuluculuk rolü üstlendi. Esir takası konusunda da ülkeler arasında arabuluculuk faaliyetlerini sürdüren Türkiye, Ağustos 2024'te de ABD, Almanya, Polonya, Slovenya, Norveç, Rusya ve Belarus cezaevlerinde bulunan 26 kişinin karşılıklı değişimini içeren son dönemin en geniş kapsamlı takas operasyonunu yaptı. Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) koordinasyonundaki esir takası, son yıllarda ABD, Rusya ve Almanya arasında gerçekleşen en geniş kapsamlı rehine değişimi olarak tarihe geçti.
Donald Trump,İstanbul,Rusya,Ukrayna
Türkiye, uluslararası arenadaki aktif diplomasisiyle çatışma bölgelerinde barış ve istikrarın teminatı olma yolunda adımlarını sıklaştırıyor. RusyaDevlet Başkanı Vladimir Putin, dün, İstanbul'da barış müzakerelerinin 15 Mayıs'ta sürdürülmesi yönünde teklifte bulunarak, "15 Mayıs Perşembe günü, müzakerelerin daha önce yarıda kesildiği yerde, İstanbul'da, doğrudan müzakerelerin özellikle de ön koşulsuz olarak yeniden başlatılmasını, hiç vakit kaybetmeden başlamasını öneriyoruz." ifadelerini kullandı. Putin, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın da Rusya ileUkraynaarasında müzakere düzenlenmesi için çok şey yaptığını dile getirerek, kendisiyle görüşerek Türkiye'de müzakerelerin düzenlenmesi için fırsat sağlamasını isteyeceğini söyledi. ABDBaşkanıDonald Trumpda Rusya'nın İstanbul’da müzakere çağrısı için "Ukrayna, bunu hemen kabul etmeli." dedi. Kısa süre sonra da Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, yarından itibaren tam ve kalıcı ateşkes beklediklerini vurgulayarak, "Ben perşembe günü Türkiye'de Putin'i bekleyeceğim." açıklamasında bulundu. Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşı sonlandırmak için taraflarla görüşen ve bu konuda baskı kuran Trump'ın girişimlerinin ardından İstanbul'da düzenlenecek olası müzakereler önem arz ediyor. Trump'ın bu müzakerelerle "en azından bir anlaşmanın mümkün olup olmadığını belirleyebileceklerine" ve "mümkün değilse Avrupalı liderlerin ve ABD'nin ona göre ilerleyeceğine" ilişkin sözleri, İstanbul'daki görüşmeleri daha önemli hale getiriyor. Bu gelişmeler, Rusya-Ukrayna Savaşı'nın başından itibaren iki tarafla da görüşerek arabuluculuk faaliyetleri yürüten Türkiye'nin uluslararası arabuluculuk rolünü pekiştiren önemli bir dönüm noktasına işaret ediyor. Barış masası yeniden Türkiye'de kurulacak Türkiye, Ukrayna ile Rusya arasındaki savaşta önemli arabuluculuk rolü üstlenerek taraflarla sürekli temas halinde bulundu ve diplomatik çabalarını yoğun şekilde sürdürdü. Arabuluculuk faaliyetleri kapsamında Türkiye, 10 Mart 2022'de Antalya'da düzenlenen 2.Antalya Diplomasi Forumukapsamında Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile o dönemki Ukrayna Dışişleri Bakanı Dmitro Kuleba'yı bir araya getirdi. Yine aynı yıl Türkiye'nin yoğun diplomasi çabaları sayesinde her iki ülkenin heyetleri, İstanbul'da bir araya geldi ve 22 Temmuz 2022'de "Karadeniz Tahıl Girişimi Anlaşması" imzalandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, 18 Ağustos 2022'de Lviv'i ziyaret ederken savaşın başlamasından sonra iki ülkeye de ziyaret gerçekleştiren tekNATOülkesi lideri oldu. Diğer yandan Türkiye, Rusya ile Ukrayna arasında 22 Eylül 2022'de gerçekleştirilen esir takasında arabuluculuk rolü üstlendi. Esir takası konusunda da ülkeler arasında arabuluculuk faaliyetlerini sürdüren Türkiye, Ağustos 2024'te de ABD, Almanya, Polonya, Slovenya, Norveç, Rusya veBelaruscezaevlerinde bulunan 26 kişinin karşılıklı değişimini içeren son dönemin en geniş kapsamlı takas operasyonunu yaptı. Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) koordinasyonundaki esir takası, son yıllarda ABD, Rusya veAlmanyaarasında gerçekleşen en geniş kapsamlı rehine değişimi olarak tarihe geçti. AfrikaBoynuzu ülkelerindenEtiyopyaileSomaliarasında bir süredir devam eden Somaliland krizi de Türkiye'nin arabuluculuğunda çözüm yoluna girdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ev sahipliğinde 11 Aralık 2024'te Ankara'da bir araya gelen Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud ile Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, iki ülke arasında yaklaşık bir yıldır süren krizin çözümü için mutabakata vardı. Barış masası Türkiye'de kuruldu: Etiyopya-Somali müzakerelerinin ilki yapıldı Etiyopya-SomaliAnkaraBildirisi'nde tarafların, görüş ayrılıkları ve tartışmalı meselelerden vazgeçip ortak refah doğrultusunda kararlılıkla ilerleme konusunda mutabık kaldıkları belirtilerek, Türkiye'nin kolaylaştırıcılığında teknik müzakerelere başlama ve kısa zamanda bu süreci sonuçlandırmaya karar verdikleri kaydedildi. Taraflar, Somali'nin toprak bütünlüğüne saygı gösterirken Etiyopya'nın denize ve denizden güvenli erişiminden sağlanabilecek çeşitli potansiyel yararları tasdik ettiğini duyurdu. Türkiye'nin arabuluculuğunda atılan adımlarla iki komşu ülke arasında başlayan ve bölgesel krize dönüşen sorun çözüm yoluna girdi. Ülkeler arasındaki anlaşmazlıkların çözümünde anahtar ülke rolünü sürdüren Türkiye, son olarak Sudan ileBirleşik Arap Emirlikleri(BAE) arasındaki anlaşmazlık için de devreye girdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, 13 Aralık 2024'te Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan ile telefonda görüşerek Birleşik Arap Emirlikleri ile yaşanan gerilimi çözmek için arabuluculuk yapmayı teklif etti. Türkiye'nin, Somali ile Etiyopya arasındaki ihtilafın çözümü için Ankara Süreci'ni başlattığını hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Sudan ileBAEarasındaki anlaşmazlıkların giderilmesi için de Türkiye'nin devreye girebileceğini, Sudan'da sulh ve istikrarın sağlanması, toprak bütünlüğünün ve egemenliğinin korunması ile ülkenin dış müdahalelerin alanı haline gelmemesinin, Türkiye için temel esaslar olduğunu iletti. Dost ülkeler arasındaki süreçlerin yönetilmesinde etkin rol oynayan Türkiye, uluslararası kurumların ve çok taraflı diplomasinin sekteye uğradığı dönemde kriz yönetimi ve sorun çözümüne birçok bölgede destek sağlıyor. Afganistanve Pakistan'la hayata geçirilen üçlü işbirliği mekanizması ile bölgesel sahiplenme ilkesi temelinde yürütülen "Asya’nın Kalbi -İstanbulSüreci", bölgede güvenlik, refah, istikrar ve barışın tesisini hedefledi. Türkiye, 2021'de taraflara bölgenin ve uluslararası toplumun arzuladığı barışı sağlayacak kapsayıcı ve müzakere edilmiş uzlaşıya bağlılığını teyit etmesi çağrısında bulundu. Afrika'da Sudan ileGüney Sudanarasında güven ortamının ortak ekonomik projeler yoluyla tesis edilmesi için girişimlerde bulunan Türkiye, Güney Asya'da iseFilipinlerhükümeti ve Moro İslami Kurtuluş Cephesi'nin çağrısıyla arabuluculuk görevini üstlendi. Türkiye, Filipinler'in güneyindeki bölge için barış sürecinde arabuluculuk yapan ülkelerden biri olarak istikrarın sağlanmasında önemli rol aldı. İran'ın nükleer programına ilişkin sorunun barışçıl şekilde ve diyalog yoluyla çözümlenmesi için gayret gösteren Türkiye, bu konudaki müzakere sürecini de destekliyor. 2010'da tesis edilen Türkiye-Bosna Hersek-Hırvatistan Üçlü Danışma Mekanizması ile de bölgesel sorunlara bölgesel çözümler bulunması anlayışıyla Balkanlar'da işbirliğinin artırılmasına, istikrara ve somut projeler vasıtasıyla bölgesel kalkınmaya katkı sağlanıyor. Son toplantı, Türkiye'nin ev sahipliğinde 4.AntalyaDiplomasi Forumu (ADF) kapsamında 12 Nisan 2025'te düzenlendi. Bosna HersekBarışı Uygulama Konseyi Yönlendirme Kurulu üyesi Türkiye, bu ülkede barış ve istikrarın sürdürülmesi ve pekiştirilmesi için ikili, bölgesel ve çok taraflı platformlarda aktif çaba gösteriyor. Türkiye, Bosna-Hersek'teki uluslararası barış misyonuAvrupa BirliğiBarış Gücü'ne (EUFOR Althea)ABülkeleri dışında en fazla asker katkısı veren ülke konumunda bulunuyor. Türkiye, aynı zamanda Bosna-Hersek-Sırbistan-Türkiye Üçlü Danışma Mekanizması ile de Balkanlar'da istikrara katkı sağlıyor. Türkiye, uluslararası barış arabuluculuğu faaliyetlerindeki öncü rolünün yanı sıraBirleşmiş Milletler(BM), Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) ileİslam İşbirliği Teşkilatı(İİT) çerçevesinde oluşturulmasına liderlik ettiği Arabuluculuk Dostlar Grubu'na da eş başkanlık yapıyor. Türkiye ile Finlandiya, 24 Eylül 2010'da New York'ta BM bünyesinde "Barış için Arabuluculuk" girişimini başlattı. Bu girişimin son görüşmesi, Eylül 2024'te New York'taki Türkevi'ndeFinlandiyaeş başkanlığında BM Arabuluculuk Dostlar Grubu'nun 14. Bakanlar Toplantısı oldu. Gelinen aşamada "Barış için Arabuluculuk" girişimi, uluslararası toplumdan yoğun ilgi görerek üye sayısını, 54 ülke ve BM dahil 8 uluslararası ve bölgesel kuruluş olmak üzere 62'ye ulaştırdı. Ayrıca İstanbul Arabuluculuk Konferansları ve Antalya Diplomasi Forumu etkinlikleri ile Türkiye, arabuluculuğun hem kurumsal hem de pratik çerçevesinin belirlenmesinde önemli rol oynuyor. 8. İstanbul Arabuluculuk Konferansı, 10 Mart 2022'de İkinci Antalya Diplomasi Forumu’ndan (ADF) önce "Değişen Barış Ortamında Arabuluculuğa Dikkat Çekmek" temasıyla düzenlendi.
Recep Tayyip Erdoğan,Rusya,Ukrayna,Antalya Diplomasi Forumu
İletişim Başkanı Fahrettin Altun, terör örgütü PKK’nın kendini feshetmesi ve silah bırakma kararı almasına ilişkin açıklama yaptı. Fahrettin Altun, "Bölücü terör örgütünün silah bırakma ve kendisini feshetme kararının açıklanması, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde yürütülen Terörsüz Türkiye sürecinin önemli bir aşamayı güçlenerek katettiğinin net bir göstergesi olmuştur." dedi. Türkiye'nin 40 yılı aşkın sürecin sonunda gelinen bu aşamaya kadar çeşitli bedeller ödediğinin, sıkıntılar çektiğinin ve en önemlisi evlatlarını vatan uğruna şehit verdiğinin altını çizen Altun, "Bugüne gelinmesinde emeklerin kıyas kabul etmeyecek derecede en büyüğünün sahibi olan aziz Şehitlerimizin her birini rahmet ve minnetle anıyoruz." ifadelerini kullandı. Söz konusu sürecin sağlıklı ve akıcı bir şekilde ilerlemesi için gerekli önlemler alınacağını, tüm adımlar hassas ve şeffaf bir şekilde, kararlılık ve titizlikle atılacağını söyleyen Fahrettin Altun, açıklamalarına şöyle devam etti: "Kuşkusuz Terörsüz Türkiye süreci, dünden bugüne gelişen kısa vadeli ve sığ bir süreç olmadığı gibi, bugünden yarına çok hızlı şekilde sonlanacak bir süreç de değildir. Güzel ülkemiz Türkiye’nin ve aziz Milletimizin terörden, şiddetten, kaostan uzak olduğu; huzurun, barışın ve istikrarın hakim kılındığı bir ortamın tesisi için Türkiye Cumhuriyeti Devleti tüm bilgisi, kapasitesi ve birikimiyle çalışmaya devam edecektir. Aziz Milletimiz de bu süreçte devletimizin, hükümetimizin ve Sayın Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu siyasi iradenin destekçisi olduğunu her fırsatta ortaya koymaktadır. Bu bilinçle; MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin çağrısı ile başlayan, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın iradesi ve liderliğiyle devam eden, Millet ve Devlet el ele yürüdüğümüz Terörsüz Türkiye yürüyüşümüzün ülkemiz ve bölgemiz için hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. "
Fahrettin Altun,PKK/YPG,Recep Tayyip Erdoğan,Son Dakika,Terör Örgütü
CumhurbaşkanıRecep Tayyip Erdoğanöğle saatlerinde Danıştay'ın 157. Kuruluş Yıl dönümü Programına katılacak. Ardından daCumhurbaşkanlığıKülliyesi'nde, Kabine Toplantısı'na başkanlık edecek. PKK'nın fesih ve silah bırakma kararı kabinenin ana gündemi olacak. Terörsüz Türkiye çalışmalarında gelinen son nokta ele alınacak. Terör örgütü PKK kendini feshetti Terör örgütü PKK'nın fesih ve ve silah bırakma açıklaması sonrasında izlenecek yol haritası konuşulacak. Cumhurbaşkanı Erdoğan Putin ile görüştü Kabine Toplantısı'nda dış politika gündemi de değerlendirilecek. Toplantıda,RusyaveUkraynaarasındaki barış görüşmelerine ilişkin atılacak adımlar da değerlendirilecek. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın dün Rusya Devlet Başkanı Putin ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinin ardından 15 Mayıs'ta İstanbul'da yeniden başlaması planlanan barış müzakereleri ele alınacak. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Putin ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirmişti. Cumhurbaşkanı Erdoğan görüşmede Putin’e, Rusya ile Ukrayna arasındaki barış görüşmelerinin kaldığı yerden İstanbul’da devam etmesi yönündeki açıklamasının memnuniyetle karşılandığını belirtti ve Türkiye’nin kalıcı çözüme ulaşmayı sağlayacak müzakerelere ev sahipliği yapmaya hazır olduğunu ifade etmişti. Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski, Perşembe günü Türkiye'de Rusya Devlet Başkanı Putin'i bekleyeceğini duyurmuştu. Barış masası yeniden Türkiye'de kurulacak X sosyalmedyaplatformu üzerinden yaptığı yazılı açıklamada, Rusya'ya yarından itibaren tam ve kalıcı ateşkesin sağlanmasını teklif ettiklerini hatırlatan Zelenski, "Diplomasi için gerekli zemini oluşturmak amacıyla yarından itibaren tam ve kalıcı bir ateşkesin sağlanmasını bekliyoruz" ifadelerini kullanmıştı. Putin'i 15 Mayıs'ta Türkiye'de bekleyeceğini kaydeden Zelenskiy, "Ben Perşembe günü Türkiye'de Putin'i bekleyeceğim. Umarım bu sefer Ruslar bahane aramaz" demişti. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Moskova'da düzenlediği basın toplantısında yaptığı konuşmasında,Kievyetkililerinin 2022 yılı sonunda ara verdikleri müzakereleri yeniden başlatmalarını önerdiklerini vurgulayarak, şu ifadeleri kullanmıştı: "15 Mayıs Perşembe günü, müzakerelerin daha önce yarıda kesildiği yerde, İstanbul'da, doğrudan müzakerelerin özellikle de ön koşulsuz olarak yeniden başlatılmasını, hiç vakit kaybetmeden başlamasını öneriyoruz."
Cumhurbaşkanlığı Kabinesi,Recep Tayyip Erdoğan,Rusya,Terörle Mücadele,Ukrayna,Vladimir Putin,Vladimir Zelenskiy
Hamas'tan yapılan yazılı açıklamada, nihai bir anlaşmaya varılması için çaba göstermeye hazır oldukları vurgulanarak, ara buluculuk rolü için Türkiye'ye teşekkür edildi. Diplomatik kaynaklar bu "teşekkürün" gerekçesi olarak, Türkiye'nin sürecin başından beriHamasveABDarasında, ABD vatandaşı Edan Alexander’ın serbest bırakılması için kolaylaştırıcı rol oynamasını gösteriyor. Hamas’a herhangi bir baskı uygulamaksızın böyle bir adım atılmasının, Washington ileGazzearasında güven ortamı oluşturulması bakımından önemli olduğu da kaydediliyor. Türkiye, ABD tarafına, Hamas’ın bu adımı atmasının kalıcı barışın tesisi yönünde bir iyi niyet gösterisi olduğunu iletti. Diplomatik kaynaklar, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın son haftalarda Hamas’la İstanbul,Ankarave Doha’da yaptığı temaslarda bu konuların en önemli gündem maddelerinden biri olduğunu da vurguluyorlar.
Hamas,İsrail,Gazze,Katar,Mısır,İsrail'in Gazze Soykırımı
Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski, Perşembe günü Türkiye'de Rusya Devlet Başkanı Putin'i bekleyeceğini duyurdu. X sosyal medya platformu üzerinden yaptığı yazılı açıklamada, Rusya'ya yarından itibaren tam ve kalıcı ateşkesin sağlanmasını teklif ettiklerini hatırlatan Zelenski, "Diplomasi için gerekli zemini oluşturmak amacıyla yarından itibaren tam ve kalıcı bir ateşkesin sağlanmasını bekliyoruz" açıklamasını yaptı. Putin'i 15 Mayıs'ta Türkiye'de bekleyeceğini kaydeden Zelenskiy, "Ben Perşembe günü Türkiye'de Putin'i bekleyeceğim. Umarım bu sefer Ruslar bahane aramaz" dedi. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Moskova'da düzenlediği basın toplantısında yaptığı konuşmasında, Kiev yetkililerinin 2022 yılı sonunda ara verdikleri müzakereleri yeniden başlatmalarını önerdiklerini vurgulayarak, şu ifadeleri kullanmıştı: "15 Mayıs Perşembe günü, müzakerelerin daha önce yarıda kesildiği yerde, İstanbul'da, doğrudan müzakerelerin özellikle de ön koşulsuz olarak yeniden başlatılmasını, hiç vakit kaybetmeden başlamasını öneriyoruz."
Rusya,Ukrayna,Vladimir Putin,Vladimir Zelenskiy
Hamas'ın sosyalmedyahesabından yapılan yazılı açıklamada, arabulucu ülkelerin girişimiyle Hamas'ın son günlerdeABDyönetimiyle görüştüğü ifade edildi. Açıklamada, ABD-İsrail çifte vatandaşıGazzeŞeridi'ndeki asker esir Idan Alexander'ın serbest bırakılacağını belirterek, Alexander'ın serbest bırakılmasının, "ateşkesin sağlanması, Gazze'ye geçişlerin açılması, insani yardımın girişi için atılacak adımlardan biri" olacağı aktarıldı. Hamasaçıklamasında, "yoğun müzakerelere başlayarak ciddi çabayla savaşı sonlandıracak bir anlaşmaya varılması, karşılıklı rızayla esir takasının yapılması ve Gazze'nin idaresinin bağımsız, profesyonel bir yapıya bırakılması için" hazır olduğunu vurguladı. Hamas hareketi, arabulucu ülkelerKatarve Mısır'ın yanı sıra Türkiye'ye süreç boyunca çabalarından dolayı teşekkür etti. Öte yandan,İsrailBaşbakanı Binyamin Netanyahu, Dış İlişkiler ve Savunma Komitesi ile yaptığı toplantıda, Hamas'ın ABD vatandaşlığı da bulunan İsrailli esir Alexander'ı Başkan Donald Trump'ın bölgeyi ziyareti sırasında iyi niyet göstergesi olarak serbest bırakabileceğini söyledi. İsrail devlet televizyonu KAN'ın toplantıya katılan yetkililere dayandırdığı haberine göre, Başbakan Netanyahu, Hamas'ın ABD vatandaşı İsrailli esir Idan Alexander'ın serbest bırakılma ihtimalini "memnuniyetle" karşıladı. KAN'ın haberinde, İsrailli esir Alexander'ın Gazze Şeridi'ne insani yardım girişinin yeniden başlaması karşılığında serbest bırakılacağı öne sürüldü.
ABD,Gazze,Hamas,İsrail
Deniz Kuvvetleri Komutanlığıenvanterine alındıktan sonra ilk kez ateşlenen yerli ve milli üretim ATMACA güdümlü mermisi, hedefi tam isabet vurdu. Bakanlığın sosyalmedyahesabından yapılan paylaşıma "Hedef tam isabetle vuruldu" notu düşüldü. Videolu paylaşımda, "Deniz Kuvvetlerimiz, Mavi Vatan’da bir ilke daha imza attı. ATMACA güdümlü mermisi, Deniz Kuvvetlerimizin envanterine alındıktan sonra ilk kez DENİZKURDU-II 2025 Tatbikatı kapsamında ateşlendi.Sinopatış alanında bulunan TCG Kınalıada'dan ateşlenen ATMACA, hedefi tam isabetle vurarak başarıyla imha etti." ifadeleri kullanıldı. Paylaşımda, merminin TCG Kınalıada'dan atıldığı ve hedefi başarıyla vurduğu anlara ilişkin görüntülere yer verildi.
Deniz Kuvvetleri Komutanlığı,Sinop,Yerli Üretim,Milli Savunma Bakanlığı
haftalık çalışmasına 13 Mayıs Salı günü başlayacak Genel Kurul, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları doğrultusunda hazırlanan bazı kanunlar ile 375 sayılı KHK'de değişiklikler öngören kanun teklifini ele alacak. Teklife göre, kanunlarla veya Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle kurulmuş diğer kamu kurum, kurul, üst kurul ve kuruluşları tarafından mesleğe özel yarışma sınavına tabi tutulmak suretiyle yapılacak alımlarda da 35 yaş sınırı aranacak. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanı, Anayasa Mahkemesince kendi üyeleri arasından seçilecek. Kamu idarelerine ait taşınmazlar ile devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerler, görev ve faaliyetlerinde kullanılmak üzere TRT'ye bedelsiz tahsis edilebilecek. Hakimler ve Savcılar Kurulu'na üye seçimi yapılacak.Anayasave Adalet Karma Komisyonunun belirlediği 15 aday arasından 5 üye seçilecek. 5 üyeden 3'ü Yargıtay, biri Danıştay, biri dehukukfakültelerinin öğretim üyeleri ile avukatlar arasından belirlenecek. Meclis'te komisyonların gündemi de yoğun olacak. Çalışmalarını tamamlayanYapay ZekaAraştırmaKomisyonu son kez toplanacak. Komisyon, ay süren çalışmaların ardından hazırlayacağı raporu Meclis Başkanlığına sunacak. Meclis, Kartalkaya'daki otel yangınını da araştırmaya devam ediyor. Bu kapsamda Bolu Valiliği'nden yetkiler komisyonda dinlenecek. Hac ve umre seyahatleri ile ilgili iş ve işlemler ile Hac ve Umre Hesabından yapılan bütün harcamalar, her yıl hac mevsimi sonunda Diyanet İşleri Başkanlığı ve gerektiğinde Cumhurbaşkanlığınca görevlendirilecek denetim elemanları tarafından denetlenecek. Din İşleri Yüksek Kurulu, Kur'an-ı Kerim meallerini Başkanlık ile diğer kamu kurumları, özel kişi ve kuruluşların talebi üzerine veya resen inceleyecek ya da incelettirecek. Maden Kanunu ile Türk Petrol Kanunu kapsamında ruhsat ve hak sahibi olanların, aktif edilmiş tebligata esas KEP kullanmaları zorunlu olacak, yükümlülüğü yerine getirmeyenlere, yükümlülüklerini yerine getirmedikleri her 3 ay için 300 bin lira idari para cezası uygulanacak. MAPEG ve TENMAK'ın bütün mal ve varlıkları devlet malı hükmünde olacak ve haczedilemeyecek. Kamu İktisadi Teşebbüsleri (KİT) Komisyonu'nda, kurumların 2021 ve 2022 yıllarına ait bilanço ve netice hesaplarının görüşmelerine devam edilecek. Komisyon, bu haftaki toplantılarında, Elektrik Üretim A.Ş (EÜAŞ), Türkiye Nükleer Enerji A.Ş (TÜNAŞ), Türkiye Elektromekanik Sanayi Genel Müdürlüğü, Nükleer Teknik Destek A.Ş (NÜTED A.Ş), Posta ve Telgraf Teşkilatı A.Ş ve bağlı ortaklıkları ile Ziraat Bankası ve bağlı kuruluşlarının bilanço ve netice hesaplarını ele alacak. Salı ve Çarşamba günleri Meclis'te grubu bulunan siyasi partilerin grup toplantıları düzenlenecek.Genel başkanlar Meclis kürsüsünden gündeme ilişkin açıklamalarda bulunacak.
Danıştay,HSK,TBMM,Yangın,Yapay Zeka,Yargıtay
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Görüşmede Türkiye ile Rusya ikili ilişkileri, bölgesel ve küresel konular ele alındı. Cumhurbaşkanı Erdoğan görüşmede Rusya Devlet Başkanı Putin’e, Rusya ile Ukrayna arasındaki barış görüşmelerinin kaldığı yerden İstanbul’da devam etmesi yönündeki açıklamasının memnuniyetle karşılandığını belirtti ve Türkiye’nin kalıcı çözüme ulaşmayı sağlayacak müzakerelere ev sahipliği yapmaya hazır olduğunu ifade etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, barışa ulaşılması noktasında bir fırsat penceresinin aralandığını, kapsamlı bir ateşkes sağlanmasının barış görüşmeleri için gerekli ortamı oluşturacağını vurguladı. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ukrayna ile 15 Mayıs'ta İstanbul'da ön koşulsuz doğrudan görüşmelerin yeniden başlatılmasını önermişti. Putin: Kiev ile görüşmeleri yeniden başlatmak istiyoruz Putin, Türkiye'nin Rusya-Ukrayna müzakerelerinin düzenlenmesindeki rolüne dikkat çekti, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile konuyla ilgili görüşme yapacağını söylemişti. Rusya ile Ukrayna arasındaki müzakerelerin düzenlenmesi için Türkiye'nin defalarca teklifte bulunduğunu hatırlatan Putin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın da bu organizasyonu gerçekleştirmek için çok şey yaptığını dile getirmişti.
Recep Tayyip Erdoğan,Rusya,Son Dakika,Vladimir Putin
Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan yazılı açıklamada, ateşkesin sağlanmasına yardımcı olan tüm ülkelere teşekkür edildi. Bakanlığın yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verildi: "Pakistan ileHindistanarasında ateşkes kararı alınmasından memnuniyet duyuyoruz. Tarafları, doğrudan ve sağlıklı bir diyalogun tesisi için ateşkesin sunduğu bu fırsattan azami ölçüde yararlanmaya çağırıyoruz. Güney Asya’da istikrarın sürdürülebilir hale gelmesi bakımından, benzer gerginliklerin önlenmesini sağlayacak diyalog mekanizmalarının,terörle mücadelealanı dahil olmak üzere, kurulması gerektiği aşikardır. BaştaABDolmak üzere, ateşkesin sağlanmasına katkıda bulunan tüm ülkelere teşekkürlerimizi sunuyoruz."
Dışişleri Bakanlığı,Hindistan,Pakistan,Terörle Mücadele
Fidan, 24 TV canlı yayınında Murat Çiçek'in gündeme ilişkin sorularını yanıtladı. Türkiye'nin terörle mücadele tarihinin ortada olduğunu ifade eden Fidan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın başbakan olduğu yıllardan beri, milli ideolojileri, milli teknolojileri ve milli karar alma mekanizmaları kullanılarak bu mücadeleyi bir yere getirme konusunda ciddi bir irade savaşı verildiğini söyledi. "Bugün itibarıyla bakacak olursak örgüt, Sayın (MHP Genel Başkanı Devlet) Bahçeli'nin tarihi çağrısıyla, Cumhurbaşkanımızın da o sarsılmaz, büyük, kuşatıcı iradesiyle ortaya koyduğu sürece bir cevap vermeyle ilgili bir kongre hazırlık süreci geçirdi. Bu son 1-2 haftadır devam eden bir süreçti." diyen Fidan, örgütün çeşitli formlarda toplanıp genel kongrenin kararını oluşturmaya çalıştığını kaydetti. Basında bunların ilan edileceği bilgisinin geçildiğini aktaran Fidan, "Ama bir müddet daha, anlaşılan bunu bekleme durumunda olacağız. Örgütün bu tarihi çağrıya cevabını duymak için..." diye konuştu. Fidan, herkesin bu konuda iyimser olmak istediğini vurgulayarak, Türkiye'de terörün zemininin çoktan ortadan kaldırıldığını ancak demokrasi eksikliğinin veya istikrarsızlığın sürdüğü komşu ülkelerde örgütün kendine yer bulabildiğini söyledi. PKK'nın silah bırakmasına ilişkin Fidan, "Silahların olmayacağı, illegalitenin son bulacağı ve legal imkanlarla insanların medeni bir şekilde kendi siyasetini ilerleteceği bir zeminin inşası için herkesin çalışması gerekiyor. İllegalitenin son bulması şu anlama geliyor, silahların bırakılması tek başına yetmiyor." ifadelerini kullandı. Fidan, illegal ve istihbari yapıların ortadan kaldırılması gerektiğini belirterek, şunları kaydetti: "Olumlu bir beklenti içindeyiz ama olmaması demek de hayatın sonu değil. Zaten olumlu olmayan bir duruma göre biz mücadele içerisindeyiz, toplumsal birliğimiz, demokrasimiz, mücadelemiz her şeyimiz. Ama bu olursa, masum insanların masum gençlerin dağa çıkması, kanın akması, toplumsal birliğin sürekli bir tehdit altında olması, birtakım daha ileri bölgesel düzenin kurulması... Bu Irak'a da etki edecek, Suriye'de edecek yani oralarda yapılması beklenen aynı Türkiye'de olduğu gibi çok ileri yatırımlar var, Kalkınma Yolu bir taraftan... Şimdi Suriye'de yeni bir düzen kuruluyor. Oradaki şey, artık silahlı mücadelenin olmadığı, herkesin birbirine saygı duyduğu ve refahı paylaştığı, özgürlüğü paylaştığı bir bölge inşa etmemiz gerekiyor." Bakan Fidan, "Örgütteki insanların da artık çok fazla memnun olduğunu düşünmüyorum, varlıklarını başka ülkelere hizmet sunarak devam ettirme ne kadar onurlu bir duruş, o da tartışılabilir bir konu." dedi. PKK'nın Suriye'deki varlığı PYD'nin bu süreçte nasıl bir yol izleyeceği yönündeki soruya Fidan, "Bizim için önemli olan başından beri Türkiye'yi de tesiri altına alınan silahlı terör unsurlarının bölgede olmaması. PKK'nın kendisini lağvetme ve silahları bırakma kararı alması durumunda, bunun Suriye ve Irak'taki ayaklarına nasıl yansıyacağı meselesini zaman içerisinde hep beraber göreceğiz." diye konuştu. Fidan, Türkiye'nin "Suriye ile ilgili temel kararların Suriyeliler tarafından alınması" prensibiyle hareket ettiğini hatırlattı. Suriye ve Irak'ta ciddi bir kaygan zemin olduğunu belirten Fidan, bu kaygan zeminin, genel itibarıyla daha iyileştirilmesi için Türkiye'nin çok yapıcı bir dış politika izlemekte olduğunu ve çok bütüncül bir yaklaşım sergilediğini aktardı. Fidan, Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani'nin Türkiye'yi ziyaret ettiğini anımsatarak, Irak'ın günden güne daha istikrara giden, toplumsal hizmetlere odaklanan bir noktaya ilerlediğini vurguladı. Fidan, Suriye'nin toprak bütünlüğüne önem verdiklerini hatırlatarak, yeni Suriye hükümetinin diğer ülkelerle menfaatlerini ilerletme yolunda atacakları adımların önemli olduğunu, Türkiye'nin kendileri için ne anlama geldiğini onların da bildiğini söyledi. Suriye'ye yönelik AB ve ABD tarafından önceki rejim döneminde konulan yaptırımların, bölgedeki belli ülkelerin mesafeli yaklaşımlarının izale edilmesi için görüşme ve ikna çalışmasına ihtiyaç olduğunu belirten Fidan, "(Suriye’deki yeni yönetimin üçüncü ülkelerle görüşmeleri) Uluslararası topluma yeni Suriye’yi anlatmak için diplomasi trafiğini biz son derece normal buluyoruz ve teşvik ediyoruz açıkçası, bu önemli. Biz oradaki kardeşlerimizle belli bir istişare içerisindeyiz." değerlendirmesinde bulundu. Fidan, Azerbaycan’ın ev sahipliğinde İsrail ile çatışmasızlık mekanizması görüşmelerine değinerek, belli düzeyde çatışmasızlık mekanizması kurmanın, kullanılan diplomatik yöntemlerden biri olduğunu aktardı. İsrail'in bölgesel yayılmacılığının göründüğüne işaret eden Fidan, Suriye'nin tekrar istikrarsızlık zeminine dönmesinin büyük bir sıkıntı meydana getireceğini ve Türkiye olarak buna seyirci kalamayacaklarını vurguladı. Fidan, Bakü'deki çatışmasızlık mekanizması görüşmelerine ilişkin, "Sözle alınabilecek menzili alıp, başka bir çabaya çok fazla önceden yer bırakmamak lazım." dedi. İsrail'in Gazze'de açıktan soykırıma dönüşen insani yardımları engelleme durumunun ortadan kaldırılmasının Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı telefon görüşmesinin odağında olduğunu belirten Fidan, İsrail'in bölgeye insani yardım girmesini engellediğini ve 2 milyon sivilin açlıkla pençeleştiğini, açlıktan, hastalıktan kaynaklı ölümlerin, çatışmadan kaynaklı ölümlerin önüne geçmeye başladığını dile getirdi. Fidan, İslam İşbirliği Teşkilatı Arap Birliği Gazze Temas Grubu ve diğer uluslararası örgütlerle odaklandıkları noktanın, Gazze'deki insani trajedinin, temel ihtiyaç malzemelerinin engellenmesiyle ortaya çıkan soykırım durumunun ortadan kalkması olduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın kendisini Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri'ne gönderdiğini belirten Fidan, oradaki liderlerle görüşmesine ilişkin, "Sayın Trump'ın bölge ziyareti esnasında ortaya konulabilecek ortak dil, ortak odaklaşma ne olmalıdır meselesini epey bir konuştuk." dedi. Fidan, Gazze'de çok büyük bir insani felaketle yüz yüze olduklarını vurguladı. İsrail hükümetinin Gazze'deki soykırımdan vazgeçirilmesi konusunda ikna edilip edilemeyeceğine değinen Fidan, "Ben ortak eyleme geçilirse kesinlikle ikna edilme imkanı olduğunu düşünüyorum." şeklinde konuştu. Fidan, birçok uluslararası platformda Gazze'deki insani trajediye karşı ortak bir zihin birliğinin oluştuğunu, oluşmayan şeyin ise bunun eyleme taşınması olduğunu söyledi. Erdoğan-Trump telefon görüşmelerine değinen Fidan, şöyle devam etti: "Türkiye-Amerika ilişkileri fevkalade iyi olmak zorunda. Her iki lider de buna mutabık kalmış durumda. Aramızda varsa sorun alanları giderilmeli. Amerikan-Türkiye ilişkilerinin klasik bir bakış açısıyla sadece güvenlik ve siyaset eksenli değil, esas itibarıyla teknoloji ve ticaret eksenli gitmesinin de fevkalade önemli olduğu konusunda ciddi bir fikir birliği var liderler arasında. Her iki tarafın takımları da bu konuda çalışıyorlar." Fidan, Türkiye ve Trump'ın değerlendirmelerine atıfta bulunarak, ABD'nin askeri varlığının Suriye'de çok gerekli bir noktada olmadığını vurguladı. ABD Başkanı Trump'ın aldığı kararlar ve politikalarına ilişkin Fidan, Trump'la birlikte ABD'de uzun yıllardır görülmeyen bir dış politika tarzı olduğunu belirterek, hem iç hem de dış politikada "yanlış giden" konulara aşırı reaksiyon gösteren, "klasik Cumhuriyetçi çizginin dışında daha devrimci, kökten değiştirmeyi hedefleyen" bir ideolojinin ortaya çıktığını ve bunun da sistemin sorgulanmasına neden olduğunu dile getirdi. Fidan, Trump'ın politikalarının Türkiye'ye olası etkilerinin Türk hükümeti tarafından yakından takip edildiğini, pek çok alandaki yansımaları üzerine tartıştıklarını söyledi. Türkiye'nin, uzun yıllardır güçlü ve verimli bir liderliğe sahip olmasının stratejik avantajını yaşadığının altını çizen Fidan, istikrara dayalı şekilde milli iradenin temsil edilmesinin önemli olduğunu kaydetti. Fidan, Avrupa güvenlik mimarisinin iki aşamalı ilerlediğini anlatarak, ABD'nin, Avrupa'daki mevcudiyetinin ne fayda sağladığını sorguladığını ancak bunun neticesinde NATO'dan ya da Avrupa güvenliğinden çekilmek gibi bir adım atmadığını söyledi. Avrupa ülkelerinin savunma sanayisi alanında ABD'ye bağımlılıklarını minimize etme konusunda artık net olduğunu aktaran Fidan, Avrupa'nın yeniden silahlanması ve silah sanayisinin ayağa kaldırılmasına ilişkin bir belge hazırladıklarını anlattı. Fidan, Avrupa'nın hedefinin gelecek 5 veya 10 yıl içerisinde ABD'ye savunma sanayisi alanındaki bağımlılığını minimum düzeye indirmek olduğuna dikkati çekerek, ABD'nin fiili olarak kapasitesini çekmesi halinde ne olacağına dair çok fazla tartışma bulunmadığını dile getirdi. Türkiye-AB ilişkileri ve Türkiye'nin AB aday ülke sürecine ilişkin Fidan, Türkiye'nin AB üyelik sürecinin ilerlememesi meselesindeki esas konunun, iki ana Avrupa ülkesi Fransa ve Almanya'nın "Türkiye'yi üye olarak alma değil, almama konusunda iradeleri bulunması" olduğunu vurguladı. Fidan, AB üyesi güney ve Balkan ülkelerinin Türkiye'nin üyeliğini desteklediklerine ancak AB'ye girmemesine de "isyan eden bir durumda" olmadıklarına işaret etti. Dün katıldığı AB Dışişleri Bakanları Gayriresmi Toplantısı'nda (Gymnich) AB genişlemesinin Türkiye'yi içerecek şekilde olmasını savunan ülkelerin de olduğunu aktaran Fidan, "Ama bunun Avrupa Birliği'nin asli kurucusu ve iticisi olan iki ülke tarafından halihazırda benimsenmediğini, bunun da iç politik nedenlerle ağırlıklı olarak ayakta tutulduğunu görüyoruz." diye konuştu. Fidan, Türkiye'nin üyelik sürecinin uzun yıllar boyunca durdurulduğunu kaydederek, bunun nedeninin, Türkiye'nin Müslüman bir ülke olması ve AB üyeliği durumunda Avrupa'da aşırı sağın yükselme riski olduğunu dile getirdi. Türkiye'nin AB'ye kabul edilmediğine ancak aşırı sağın her halükarda Avrupa'da yükseldiğine işaret eden Fidan, "Türkiye (AB'ye) girseydi, İngiltere çıkmayabilirdi. İngiltere ve Türkiye Avrupa Birliği'nde olsalardı, bu coğrafyada kendi çekim merkezimizi oluşturabilirdik." dedi. Fidan, Hindistan ile Pakistan arasındaki gerilime ilişkin, iki nükleer gücün doğrudan ve açıktan savaşa gittiği durumda her zaman risk bulunduğunu söyledi. Sınırda ve özellikle Keşmir üzerinden ciddi bir kavga olduğunu kaydeden Fidan, bölgedeki aktörlerle temas halinde olduğunu, Pakistan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Muhammed İshak Dar ile de kısa süre önce konuştuğunu anlattı. Fidan, Hindistan'ın 22 Nisan'da Pahalgam bölgesinde 26 kişinin öldürüldüğü terör saldırısının sorumluluğunu Pakistan'a yüklediğini ve Pakistan'ın ilk olarak askeri saldırıya uğradığını hatırlatarak, İslamabad'ın bu saldırının uluslararası bir komisyon tarafından soruşturulması çağrısında bulunduğuna ve Hindistan'ın saldırısını "provokatif" olarak değerlendirerek buna cevap vereceğine dikkati çekti. Türkiye'nin de tarafsız bir komisyonun saldırıyı soruşturmasını desteklediğini belirten Fidan, Hindistan'ın saldırısının ardından Pakistan'a cevap hakkı doğduğunu ancak İslamabad'ın gerilimi tırmandırmadan ve çatışmayı şiddetlendirmeden, ölçülü, hesaplı ve orantılı şekilde cevap vermeye çalıştığını söyledi. Fidan, birkaç ülkenin Hindistan ile Pakistan arasında arabuluculuk görüşmeleri yaptığına işaret ederek, gerginliğin yükselmeden durması ve barışçıl yöntemlerle meseleye son verilmesini umduğunu dile getirdi.
Hakan Fidan,PKK/KCK,Suriye,Terör Örgütü
MilliEğitimBakanı Yusuf Tekin, zorunlu eğitimdeki olası değişikliklere ilişkin önemli açıklamalarda bulundu.TRTHaber Özel yayınına katılan Bakan Tekin, sanayi veticaretsektörlerinin nitelikli eleman ihtiyacı konusundaki talepler doğrultusunda, önerilen modelleri titizlikle takip ettiklerini söyledi. Tekin, bunların içerisinde süzülecek, üzerinde uzlaşılmış konular olursa bunlar Kabine toplantısında istişare edebileceklerini, bir karar alınması gerekirse alacaklarını kaydetti. Liselerdeki eğitim süresine dair kamuoyunda 3 model tartışılıyor. '3+1 Eğitim Sistemi'nde, lisede zorunlu eğitimin ilk 3 yıla indirilmesi öngörülüyor. Bu kapsamda öğrencilere 11. sınıfta diploma verilecek. 12. sınıf ise isteğe bağlı olarak üniversiteye hazırlık yılı şeklinde planlanıyor. '2+2 Eğitim Sistemi'nde ise liseler için zorunlu eğitim süresinin 2 yıl olması tartışılıyor. İsteyen öğrencilere 2 yıl daha eğitim verilecek. Mesleki anlamda ilerlemek isteyenler ise Mesleki Eğitim Merkezi, açık öğretim ya da istihdam programlarına yönlendirilecek. 'Yaş Modeli'nde de öğrenciler için zorunlu eğitimi tamamlama yaşı belirlenmesi tartışılıyor. Buna göre lise öğrencileri 16 yaşını doldurduğunda diploma alabilecek.
Eğitim,Meslek Liseleri,Milli Eğitim Bakanlığı,Yusuf Tekin
MSB kaynakları, haftalık basın bilgilendirme toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtladı. Bakanlık kaynakları, bir Türk Generalin NATO Uluslararası Askeri Karargâhı İş Birliği ile Güvenlik Direktörü görevine seçilmesiyle ilgili sorular üzerine şu bilgileri paylaştı: “NATO tarihinde ilk defa Türkiye, Brüksel’deki NATO Uluslararası Askeri Karargâhı’nda (International Military Staff-IMS) direktör seviyesinde temsil edilecektir. Bu kapsamda, kritik öneme sahip “İş Birliği ile Güvenlik Direktörü” (Director of Cooperative Security) görevine Tuğgeneral Eray ÜNGÜDER seçilmiştir. Generalimiz görevi boyunca; NATO’nun Ortaklık Ülkeleri ve Uluslararası örgütlerle iş birliğinin güçlendirilmesi, NATO Kapasite İnşasına yönelik askeri politikaların geliştirilmesi, NATO’nun sınırlarının ötesinden istikrarın tesis edilmesi alanlarında kritik görevler üstlenecektir. Personelimizin bu kritik role seçilmesi, Türkiye’nin NATO’daki etkin rolünün ve İttifakın güvenlik ve istikrarına olan katkısının önemli bir göstergesi olarak değerlendirilmelidir. Ülkemiz, NATO’nun güçlü ve güvenilir bir Müttefiki olarak, İttifakın barış ve güvenliğe olan katkılarını sürdürmeye devam edecektir. Bakanlık kaynakları, Pakistan-Hindistan arasındaki gerilime dair sorular üzerine şu değerlendirmeleri yaptı: “Biz, bölgemizde ve dünyada yeni çatışmalar istemediğimizi her fırsatta vurguluyor ve sivilleri ve sivil altyapıyı hedef alan saldırıları kınıyoruz. İki ülke arasındaki bu tansiyonun da bir an önce düşürülmesini, benzer olayların tekrarını önlemek için terörle mücadele dâhil olmak üzere ihtiyaç duyulan mekanizmaların oluşturulmasını ümit ediyor, tarafların sağduyulu davranmalarını telkin ediyoruz.” Bakanlık kaynakları MSB’nin son şehit açıklamasında “Bölücü Terör Örgütü” ifadesinin çıkarıldığına dair haberlerle ilgili şunları söyledi: “Bakanlığımıza ve Türk Silahlı Kuvvetlerimize yönelik maksatlı ve sistematik şekilde gerçekleştirilen algı operasyonları devam etmektedir. Aziz şehitlerimizle ilgili yaptığımız açıklamalarda “bölücü terör örgütü ifadesinin çıkarıldığı”, mayın/el yapımı patlayıcı saldırıları ile ilgili “bölücü terör örgütünün yerleştirdiği” ifadesinin ilk kez kaldırıldığı iddiaları gerçeği yansıtmamaktadır. Bugüne kadar aziz şehitlerimiz ile ilgili yapılan bilgilendirmeler incelendiğinde olayın meydana geliş şekline göre farklı ifadelerin kullanıldığı görülecektir. Son dönemde MSB ve TSK’nın bölücü terör örgütüne ve tüm uzantılarına yönelik tavrında değişiklik olduğu algısı yaratılmaya çalışılmaktadır. MSB ve TSK’nın bölücü terör örgütüne ve tüm uzantılarına yönelik tavrı ve duruşu nettir. Bu duruşta herhangi bir değişiklik söz konusu değildir. Kamuoyunu bilgilendirmek maksadıyla derin bir acı ve üzüntünün paylaşıldığı bir metni gerçek dışı iddialarla bağlamından koparmaya; aziz şehitlerimizin kıymetli aileleri ile aramızı açmaya çalışmanın hiçbir ahlaki ve insani değerle bağdaşmadığı, birlik ve beraberliğimizi hedef aldığı açıktır. Kamuoyunu yanıltmaya çalışan bahse konu yalan haber ile ilgili hukuki süreç başlatılmıştır.” Bakanlık kaynakları, İsrail ile Suriye’de gerginlik yaşandığına ilişkin haberlerle ilgili sorular üzerine şunları söyledi: "Öncelikle yalnızca resmi kaynaklardan yapılan açıklamalara itibar edilmesini tavsiye ediyoruz.İsrail’in Suriye üzerinde gerçekleştirdiği hava harekâtlarını tasvip etmiyoruz. Bu hava harekatları Suriye’de istikrarı bozmaktan başka bir amaca hizmet etmemektedir. Bununla birlikte bir çok ülke gibi Birleşmiş Milletler de İsrail’in Suriye’ye yönelik saldırılarına tepki göstererek bunların durdurulması çağrısında bulunmuştur. Suriye yeni hükümetinin talebi çerçevesinde alanda icra edeceğimiz faaliyetlerin emniyetle yürütülmesi maksadıyla bölgede bulunan tüm unsurlar ile koordinasyon faaliyetlerine devam edilmektedir". Milli Savunma Bakanlığı kaynakları, GKRY’nin sözde 5. parselde sondaj çalışması için NAVTEX yayınlandığı ve VALARİS DS-9 sondaj gemisinin Doğu Akdeniz’deki faaliyetlerine dair sorular üzerine şunları söyledi: “GKRY’nin ilan ettiği sözde MEB’inde yer alan 5’inci parsel için yeni ilan edilen bir NAVTEX bulunmamaktadır. Bununla birlikte sözde 5’inci parselinin bir kısmı Türk kıta sahanlığı içerisinde yer almaktadır. 18 Mart 2020 tarihinde BM’ye deklare ettiğimiz kıta sahanlığımıza karşı yapılacak herhangi bir ihlal sahada derhal engellenecektir. VALARİS DS-9 sondaj gemisi halen sözde 10’uncu parseldedir. Sözde 10’uncu parselin Deniz Yetki Alanımız ile bir çakışması bulunmamaktadır.”
Hindistan,İsrail,Milli Savunma Bakanlığı,NATO,Pakistan,Terör Örgütü,Terörle Mücadele
Kuzu ve ekibinin İTÜ'de yürüttüğü TÜBİTAK destekli proje,yapay zekave hesaplamalı akışkanlar dinamiğini bir araya getirerek, taşıtlardan kaynaklanan hava kirliliğini anlık olarak tahmin edebilmeyi amaçlıyor. Geliştirilen metot,trafikkameraları aracılığıyla araç yoğunluğunu türleriyle birlikte tespit ederek bu verilerle yüksek çözünürlüklühava kalitesiharitaları oluşturuyor ve şehirlerdekihava kirliliğiseviyeleri hakkında daha doğru öngörülerde bulunulmasını sağlıyor. Kuzu, şehirlerde trafik, endüstri ve evsel ısınmayı üç büyük kirletici kaynağı olarak saydıklarını ve trafiğin hava kalitesini önemli oranda etkilediğini belirtti. Kuzu, büyük şehirlerin hepsinde yanma kaynaklı emisyonlar olan karbonmonoksit, partikül madde ve azot oksitler gözlemlendiğine ve kirletici unsurların izlenmesi sırasında çeşitli zorluklarla karşılaşıldığına değindi. Modelleme ve tahmin çalışmaları için veriye kolay erişimin önemli olduğunu, mevcut verilerin çoğunlukla genel veya ortalama değerlere dayandığını ve her bölgeye özgü detaylı verilere ulaşmanın mümkün olmadığını anlatan Kuzu, "Biz yapay zekayı ve alt sınıf olarak derin öğrenmeyi kullanarak taşıtlardan kaynaklanan emisyonların hava kirliliğine katkısını daha gerçekçi hesaplamak istedik. Gözlemlenen verilerle çok yakın değerlerde tahminde bulunabiliyoruz yani çok net bir şekilde ortam havası konsantrasyonunu tahmin edebiliyoruz." diye konuştu. Metodun sistemsel işleyişinin üç temel aşamadan oluştuğunu aktaran Kuzu, şöyle devam etti: "İlk olarak, trafik kameralarından elde edilen görüntüler derin öğrenme algoritmalarıyla analiz edilerek araçlar sınıflandırılıyor ve hızları belirleniyor, her aracın türü tespit ediliyor. İkinci aşamada, tespit edilen araç türlerine özgü emisyon faktörleri kullanılarak her araç grubunun oluşturduğu tahmini emisyon miktarı hesaplanıyor. Son aşamada ise hesaplanan bu emisyonların ortam havasına katkısı, hesaplamalı akışkanlar dinamiği modelleriyle meteorolojik veriler de dikkate alınarak hesaplanıyor. Böylece belirli bir noktadaki kirletici konsantrasyonu yüksek doğrulukla tahmin edilebiliyor. Bu yöntem sayesinde sabit ölçüm istasyonlarına ihtiyaç duymadan, sadece kamera görüntüsüyle hava kalitesi tahmini yapılabiliyor." Herhangi bir yerde, ana cadde ya da ara sokakta emisyon tahmini yapmak istenildiğinde geliştirdikleri metodu kullanarak hesaplama yapabildiklerini bildiren Kuzu, bu sayede çeşitli sebeplerle ihtiyaç duyulan trafik kaynaklı konsantrasyon verilerini elde etmenin mümkün olduğunu dile getirdi. Proje için İstanbul'daki trafik izleme kameralarını kullandıklarını ve farklı meteorolojik şartlarda bu modelin eğitildiğini vurgulayan Kuzu, İstanbul'u izleyen trafik kameralarına bu modeli uygulayabildiklerinden bahsetti. Pilot çalışmadaBeşiktaşBarbaros Bulvarı'nda bulunan trafik kameralarından faydalanıldığını belirten Kuzu, şunları kaydetti: "Neticesinde araçları yüzde 95'ten daha yüksek oranda tahmin edebiliyoruz. Hesaplama metodolojisiyle emisyonlar ortaya çıkıyor ve video görüntüsü olan herhangi bir noktada konsantrasyonu hesaplayabiliyoruz. Model, çalışma bölgesinde, Yıldız Teknik Üniversitesinin Beşiktaş Kampüsü sınırlarında mevcut olan hava kalitesi ölçüm istasyonu için çalıştırıldı ve sonuçların doğruluğu test edildi." Geliştirdikleri yazılımda asıl önemli noktanın anlık araç sayısını ve türünü tespit etmek olduğunu, bu amaçla görüntü işlemenin yeterli olduğu bilgisini veren Kuzu, sözlerini şöyle tamamladı: "En başta zaten şehirlerimizde asıl emisyon kaynağının trafik olduğunu biliyoruz. Global olarak şehirlerde konsantrasyonun limitinin aşıldığı iki ana kirletici var. Bunlar partikül madde ve azot oksittir. Dolayısıyla bizim trafikten çıkan bu emisyonları çok iyi bir şekilde tanımlamamız lazım. Bunu tanımladıktan, hesaplarını yaptıktan sonra nasıl iyileştirme yapılabileceği ya da önleme faaliyetleri yapılacağı belirlenebilir. Bunun çok fazla kullanım alanı var, elinizde görüntü olduktan sonra istediğiniz amaca yönelik işlenebiliyor."
Yapay Zeka,Trafik,Hava Kirliliği,Tübitak
2025 yılının Nisan ayı sonlarında Güney Asya'da tansiyon tehlikeli biçimde tırmandı. Hindistan,Cammu Keşmirbölgesinde 26 kişinin hayatını kaybettiği Pahalgam saldırısındanPakistandestekli militanları sorumlu tuttu ve 24 Nisan’da Pakistan topraklarında Balakot’a yönelik bir hava harekatı düzenledi. Bu saldırıya misilleme olarak Pakistan hava kuvvetleri, sınır bölgesine yaklaşan beş Hintsavaşuçağını düşürdüğünü açıkladı. Taraflar, olayların ardından birbirini uluslararasıhukukihlalleriyle suçladı. Hindistan, "terörizme karşı meşru müdafaa" hakkını kullanarak operasyon yaptığını savunurken; Pakistan, sınırlarının ihlal edildiğini ve sivil yerleşimlere zarar verildiğini öne sürdü.HindistanSavunma Bakanı olayları “ulusal güvenlik için zorunlu bir yanıt” olarak nitelendirirken, Pakistan Başbakanı ise bu durumu "savaş provokasyonu" ve "barışı sabote etme girişimi" olarak tanımladı. Bu gelişmeler, Güney Asya’daki nükleer gerilimi tekrar dünya gündemine taşırken, bölgedeki kırılgan barışın ne kadar ince bir çizgide ilerlediğini bir kez daha gözler önüne serdi. Keşmir, Hindistan-Pakistan çatışmasının kalbinde yer alan, sembolik ve stratejik önemi yüksek bir coğrafya. 1947 yılında İngiltere’nin Hindistan’dan çekilmesiyle başlayan ayrışma süreci, Keşmir’in hangi ülkeye katılacağı konusundaki belirsizlikle ilk krizini yaşadı. Müslümannüfusçoğunluğuna rağmen Hindu yönetici tarafından Hindistan’a ilhak edilen Keşmir, 1947-48 savaşına ve ardından bölgenin ikiye bölünmesine yol açtı. Güney Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (GASAM) Başkanı Cemal Demir’e göre, Keşmir yalnızca bir toprak parçası değil, aynı zamanda ulusal kimliklerin ve egemenlik mücadelelerinin sembolü. “Keşmir etrafındaki kriz dinamiği her an bölgesel bir çatışmayı küresel bir güvenlik tehdidine dönüştürebilecek potansiyele sahip,” diyen Demir, bu sorunun sadece iki ülke arasında değil, aynı zamanda küresel güçler arasında da bir nüfuz mücadelesine dönüştüğünü vurguluyor. Bu sorunun daha da karmaşık hale geldiği dönemlerden biri, Hindistan’ın 2019’da Cammu ve Keşmir’in özel statüsünü kaldırmasıydı. Pakistan bunu yasa dışı bir ilhak olarak gördü. Diplomasinin yerini karşılıklı suçlamalar, askeri yığınaklar vemedyasavaşı aldı. Günümüzde Hindistan ve Pakistan arasındaki askeri rekabet, yalnızcaordubüyüklüğüyle değil, ileri teknolojili silah sistemleri ve nükleer doktrinler üzerinden ilerliyor. Hindistan’ınS-400Triumf sistemleri, yerli üretim Akash hava savunması veİsrailyapımı Spyder sistemleriyle oluşturduğu çok katmanlı savunma hattı, bölgede stratejik üstünlük hedefinin bir parçası. Pakistan iseÇiniş birliğiyle geliştirdiği JF-17 Thunder Block III uçaklarıyla hava gücünü modernize ediyor. Cemal Demir, bu gelişmeleri “asimetrik caydırıcılık arayışı” olarak tanımlıyor. Pakistan, Hindistan’ın teknik üstünlüğüne karşılık nükleer doktrininde ilk kullanım hakkını saklı tutarak karşı tarafın askeri inisiyatif almasını zorlaştırıyor. Bu durum, bölgede bir tür “soğuk barış” ortamı yaratıyor: taraflar doğrudan savaştan kaçınıyor, ancak karşılıklı güvensizlik daha da derinleşiyor. Her iki ülkenin de siber yeteneklere ve insansız hava sistemlerine yaptığı yatırımlar da dikkate alındığında, Güney Asya artık yalnızca konvansiyonel bir savaş tehdidiyle değil, hibrit savaş ve dijital sabotaj riskleriyle de yüz yüze. [Pakistan Cammu Keşmir'deki terör saldırısının ''sahte bayrak operasyonu'' olduğundan şüpheleniyor. Fotoğraf: AA] 22 Nisan saldırısı ve ardından gelen bombardımanların hemen ardından ABD, Çin, Rusya,Avrupa Birliğive Türkiye gibi aktörler taraflara itidal çağrısında bulundu.Birleşmiş Milletler(BM)Güvenlik Konseyiacil toplantı kararı aldı. Washington ve Pekin doğrudan diplomatik kanalları harekete geçirerek krizin tırmanmaması için girişimlerde bulundu. Uluslararası basında yer alan analizlerde, Hindistan’ın Pakistan’a yönelik operasyonlarıseçimöncesi iç politik bir manevra olarak değerlendirilirken, Pakistan’ın askeri karşılığı ise “zorunlu caydırıcılık” biçiminde yorumlandı. The Economist, bu krizin “dünya üzerindeki en tehlikeli iki nükleer gücün yeni nesil çatışma biçimlerini test ettiği bir sınav” olduğunu yazdı. Al Jazeera ve Deutsche Welle gibi yayınlar ise Keşmir’in kaderinin yerel değil, küresel aktörlerin stratejileriyle şekillendiğine dikkat çekti. TürkiyeDışişleri Bakanlığıyaptığı açıklamada her iki tarafı diyaloga davet ederken, Çin’in “tek taraflı eylemlerden kaçınılmalı” vurgusu, Hindistan’a yönelik örtülü bir uyarı olarak yorumlandı.
Cammu Keşmir,Hindistan,Nükleer Füze,Pakistan,Savaş
Dışişleri Bakanlığı,Avrupa Parlamentosu(AP) Genel Kurulu tarafından bugün kabul edilen 2023-2024 Türkiye Raporu'na ilişkin yazılı açıklamada bulundu. Raporun gerçek dışı iddialar içerdiği belirtilenaçıklamadaşu ifadeler kullanıldı: "Avrupa Parlamentosu (AP) Genel Kurulu tarafından bugün (7 Mayıs) kabul edilen 2023-2024 Türkiye Raporu, ülkemiz aleyhine çarpıtılmış, ön yargılı ve gerçek dışı iddialar içermektedir. Terör örgütlerine ve Türkiye karşıtlığını varoluş nedeni haline getirmiş bazı çevrelere propaganda zemini sağlayan bir kurumun, ülkemizdeki siyasi dinamikler, dış politikamız ve Sayın CumhurbaşkanımızınKKTCziyaretine yönelik mesnetsiz değerlendirmelerini reddediyoruz. Önümüzdeki dönemde, katılım sürecimiz dahil,ABile ilişkilerimizin karşılıklı yarar temelinde sürdürülmesi için AP’nin üzerine düşeni yapması temel beklentimizdir."
Avrupa Parlamentosu,Dışişleri Bakanlığı,Avrupa Birliği,KKTC
Kalp rahatsızlığı nedeniyle tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybedenTBMMBaşkan vekili veDEM PartiİstanbulMilletvekili Sırrı Süreyya Önder, Meclis'te anıldı. Anma, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin Tören Salonu'nda gerçekleşti. MHPGenel Başkanı Devlet Bahçeli, önceSırrı Süreyya Önderiçin hazırlanan anma köşesini ziyaret etti, ardından DEM Parti milletvekillerine taziye dileklerini iletti. Devlet Bahçeli'den Sırrı Süreyya Önder için Meclis'te taziye ziyareti Ziyarette, TBMM Başkanvekili ve MHP İstanbul Milletvekili Celal Adan, MHP Grup Başkan vekilleri Erkan Akçay ve Filiz Kılıç ile bazı MHP milletvekilleri de Bahçeli'ye eşlik etti. Kurtulmuş, hayatını kaybeden Sırrı Süreyya Önder için Meclis Tören Salonu'nda düzenlenen taziye programına katıldı. DEM Parti Eş Genel başkanları Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları, Önder'in kardeşi Ali Fuat Önder ile partililere baş sağlığı dileklerini ileten Kurtulmuş, burada yaptığı konuşmada, Önder'e Allah'tan rahmet diledi. Sırrı Süreyya Önder'i, gülmenin dışında bir hal içerisinde görmediklerini ifade eden Kurtulmuş, Önder'in en zor koşullar altında bile çevresine samimiyetle gülüşünü hissettirdiğini belirtti. Kurtulmuş, Önder'in dost ve arkadaş canlısı tavrını ortaya koyduğunu vurguladı. TBMM Başkanı Kurtulmuş, Sırrı Süreyya Önder'in, en zor sorunların konuşulduğu ve tartışmaların yapıldığı yerlerde bile ortamı rahatlatan özelliğiyle, sevecen tavrıyla, nüktedan şekilde ortaya çıkan ve ince ders veren sözleriyle dostluk, kardeşlik ikliminin oluşmasına vesile olduğunu dile getirerek, şöyle devam etti: "Sırrı Süreyya Bey'in, hepimizin ittifakla üzerinde duracağımız bir diğer hususiyeti ise bu topraklara olan aidiyeti ve bağlılığıdır. Bu ülkeyi tamamıyla doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine her bir karışıyla seven, bu memleketin çocuğu olmaktan, bu ülkenin, bu medeniyetin evladı olmaktan büyük memnuniyet duyan, bunu da özümsemiş, bunu da sadece retorik olarak dile getiren birisi değil, hayatının her döneminde, her safhasında bu ülkeyi seven yurtsever tavrını, tarzını ortaya koymuş olan arkadaşımızdır." Kurtulmuş, sürekli olarak barıştan, dostluk ve kardeşlikten yana olan Sırrı Süreyya Önder'in, son zamanlarda Türkiye için önemli bir sürecin en temel aktörlerinden birisi olduğunu da anımsattı. Önder'in, barışın sağlanması, husumetin ortadan kalkması, silahların susması; dağlarda, ovalarda barış türkülerinin söylenmesi için hayatı boyunca taşıdığı ideallerini ve fikirlerini gerçekleştirmek amacıyla inisiyatif aldığına işaret eden Kurtulmuş, şöyle konuştu: "Sırrı Süreyya Bey, 'Terörsüz Türkiye' olarak adlandırdığımız, artık bir daha hiçbir şekilde Türkiye'nin evlatlarının terörden zarar görmeyeceği bir ortamın oluşması için başlatılan sürece fevkalade değerli katkılar sunmuştur. Şimdi bu büyük idealin bizim için, her birimiz için de bir vasiyet olduğunu görüyorum. Hepimiz Sırrı Süreyya Önder'in 'Terörsüz Türkiye' idealine sahip çıkmak, bu idealin bir an evvel gerçekleştirilmesi için her türlü çabayı ortaya koymak mecburiyetindeyiz. Türkiye onu, barıştan, kardeşlikten, dostluktan yana siyasi figür olarak hatırlayacaktır." Numan Kurtulmuş, Önder'in siyasi kişiliğinin dışında sanatçı ve insani kimliğiyle de tanındığını aktardı. Yakın çalışma sürecinde Önder'le çeşitli hatıralarının olduğunu ifade eden Kurtulmuş, yurt dışına çıktığında TBMM Başkanvekili olarak Önder'e de vekalet verdiğini anlattı. Önder'in vekaleti aldıktan ve teslim ettikten sonra kendisini telefonla aradığını belirten Kurtulmuş, şunları kaydetti: "Sırrı Süreyya Bey, 'Vekaleti başarıyla sonuçlandırdım, ne hiçbir şeye dokundum ne de kimseye dokundurtturdum' derdi. Bu anlamda da vefa ehli, emanete sadık olan dostumuzdu, arkadaşımızdı. Onun yokluğunu arayacağız. Onun ruhunu şad edecek en önemli çabamız 'Terörsüz Türkiye'nin gerçekleştirilmesi için süratle, dikkatle ve Türkiye'nin demokratik standartlarını yükselterek, birliği, beraberliği, kardeşliği sağlayacağız, emperyalistlerin bu bölgede, bu ülkede gerçekleştirmeye çalıştığı çatışmaları ilanihaye Türkiye'nin gündeminden kaldıracağız." Önder, Genel Kurul'un bugünkü birleşiminde de anıldı. Saygı duruşuyla başlayan anma töreninde, birleşimi yöneten TBMM başkanvekilinin yanı sıra siyasi partilerin grup başkanları ve grup başkanvekilleri, Önder için taziye dileklerini iletti.
Devlet Bahçeli,Numan Kurtulmuş,Sırrı Süreyya Önder,TBMM
2025 yılının Nisan ayı sonlarında Güney Asya'da tansiyon tehlikeli biçimde tırmandı. Hindistan,Cammu Keşmirbölgesinde 26 kişinin hayatını kaybettiği Pahalgam saldırısındanPakistandestekli militanları sorumlu tuttu ve 24 Nisan’da Pakistan topraklarında Balakot’a yönelik bir hava harekatı düzenledi. Bu saldırıya misilleme olarak Pakistan hava kuvvetleri, sınır bölgesine yaklaşan beş Hintsavaşuçağını düşürdüğünü açıkladı. Taraflar, olayların ardından birbirini uluslararasıhukukihlalleriyle suçladı. Hindistan, "terörizme karşı meşru müdafaa" hakkını kullanarak operasyon yaptığını savunurken; Pakistan, sınırlarının ihlal edildiğini ve sivil yerleşimlere zarar verildiğini öne sürdü.HindistanSavunma Bakanı olayları “ulusal güvenlik için zorunlu bir yanıt” olarak nitelendirirken, Pakistan Başbakanı ise bu durumu "savaş provokasyonu" ve "barışı sabote etme girişimi" olarak tanımladı. Bu gelişmeler, Güney Asya’daki nükleer gerilimi tekrar dünya gündemine taşırken, bölgedeki kırılgan barışın ne kadar ince bir çizgide ilerlediğini bir kez daha gözler önüne serdi. Keşmir, Hindistan-Pakistan çatışmasının kalbinde yer alan, sembolik ve stratejik önemi yüksek bir coğrafya. 1947 yılında İngiltere’nin Hindistan’dan çekilmesiyle başlayan ayrışma süreci, Keşmir’in hangi ülkeye katılacağı konusundaki belirsizlikle ilk krizini yaşadı. Müslümannüfusçoğunluğuna rağmen Hindu yönetici tarafından Hindistan’a ilhak edilen Keşmir, 1947-48 savaşına ve ardından bölgenin ikiye bölünmesine yol açtı. Güney Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (GASAM) Başkanı Cemal Demir’e göre, Keşmir yalnızca bir toprak parçası değil, aynı zamanda ulusal kimliklerin ve egemenlik mücadelelerinin sembolü. “Keşmir etrafındaki kriz dinamiği her an bölgesel bir çatışmayı küresel bir güvenlik tehdidine dönüştürebilecek potansiyele sahip,” diyen Demir, bu sorunun sadece iki ülke arasında değil, aynı zamanda küresel güçler arasında da bir nüfuz mücadelesine dönüştüğünü vurguluyor. Bu sorunun daha da karmaşık hale geldiği dönemlerden biri, Hindistan’ın 2019’da Cammu ve Keşmir’in özel statüsünü kaldırmasıydı. Pakistan bunu yasa dışı bir ilhak olarak gördü. Diplomasinin yerini karşılıklı suçlamalar, askeri yığınaklar vemedyasavaşı aldı. Günümüzde Hindistan ve Pakistan arasındaki askeri rekabet, yalnızcaordubüyüklüğüyle değil, ileri teknolojili silah sistemleri ve nükleer doktrinler üzerinden ilerliyor. Hindistan’ınS-400Triumf sistemleri, yerli üretim Akash hava savunması veİsrailyapımı Spyder sistemleriyle oluşturduğu çok katmanlı savunma hattı, bölgede stratejik üstünlük hedefinin bir parçası. Pakistan iseÇiniş birliğiyle geliştirdiği JF-17 Thunder Block III uçaklarıyla hava gücünü modernize ediyor. Cemal Demir, bu gelişmeleri “asimetrik caydırıcılık arayışı” olarak tanımlıyor. Pakistan, Hindistan’ın teknik üstünlüğüne karşılık nükleer doktrininde ilk kullanım hakkını saklı tutarak karşı tarafın askeri inisiyatif almasını zorlaştırıyor. Bu durum, bölgede bir tür “soğuk barış” ortamı yaratıyor: taraflar doğrudan savaştan kaçınıyor, ancak karşılıklı güvensizlik daha da derinleşiyor. Her iki ülkenin de siber yeteneklere ve insansız hava sistemlerine yaptığı yatırımlar da dikkate alındığında, Güney Asya artık yalnızca konvansiyonel bir savaş tehdidiyle değil, hibrit savaş ve dijital sabotaj riskleriyle de yüz yüze. [Pakistan Cammu Keşmir'deki terör saldırısının ''sahte bayrak operasyonu'' olduğundan şüpheleniyor. Fotoğraf: AA] 22 Nisan saldırısı ve ardından gelen bombardımanların hemen ardından ABD, Çin, Rusya,Avrupa Birliğive Türkiye gibi aktörler taraflara itidal çağrısında bulundu.Birleşmiş Milletler(BM)Güvenlik Konseyiacil toplantı kararı aldı. Washington ve Pekin doğrudan diplomatik kanalları harekete geçirerek krizin tırmanmaması için girişimlerde bulundu. Uluslararası basında yer alan analizlerde, Hindistan’ın Pakistan’a yönelik operasyonlarıseçimöncesi iç politik bir manevra olarak değerlendirilirken, Pakistan’ın askeri karşılığı ise “zorunlu caydırıcılık” biçiminde yorumlandı. The Economist, bu krizin “dünya üzerindeki en tehlikeli iki nükleer gücün yeni nesil çatışma biçimlerini test ettiği bir sınav” olduğunu yazdı. Al Jazeera ve Deutsche Welle gibi yayınlar ise Keşmir’in kaderinin yerel değil, küresel aktörlerin stratejileriyle şekillendiğine dikkat çekti. TürkiyeDışişleri Bakanlığıyaptığı açıklamada her iki tarafı diyaloga davet ederken, Çin’in “tek taraflı eylemlerden kaçınılmalı” vurgusu, Hindistan’a yönelik örtülü bir uyarı olarak yorumlandı.
Cammu Keşmir,Hindistan,Nükleer Füze,Pakistan,Savaş
Ukrayna-Rusya savaşı dünya harp tarihinin en yeni ve bir o kadar da ilginç olaylarına sahne olmaya devam ediyor. Geçtiğimiz günlerde de bir ilk yaşandı ve Ukrayna’ya ait insansız deniz aracından (SİDA) ateşlenen bir füze, Russavaşuçağını düşürdü. Böylece ilk kez bir SİDA’dan açılan ateşle savaş uçağı düşürülmüş oldu. Her ne kadar savaş uçağı temelinde bir ilk olsa da aslındaUkraynayakın geçmişte Rusya’ya ait bir helikopteri de benzer şekilde vurmuştu. Belli ki bu tür örnekleri daha sık göreceğiz. Savunma ve Denizcilik Uzmanı Kozan Selçuk Erkan ile SİDA’ların hava savunma füzeleriyle donatılmasını ve Türkiye’nin bu alandaki durumunu konuştuk… Konuya uzak olanlar için önce süreci en genel haliyle anlatıyor Erkan… Karadeniz üzerinde bir görev için havalananRusyaait U-30 savaş uçağının, Ukrayna’nın Magura isimli insansız deniz aracından ateşlenen füzeyle vurulduğunu belirtiyor. Ukrayna kaynaklarının o gün bir değil iki savaş uçağı düşürüldüğü iddiasını da hatırlatıyor Erkan ve “Önce Rus uçağının nasıl kaçamadığı konusuna değinmek lazım. Çünkü normal şartlarda oradan vurulmadan çıkabilirdi. Ancak ne radarın ne de diğer savunma sistemlerinin pilotu uyarmadığını düşünüyorum. Çünkü son ana kadar en ufak bir kaçınma manevrası ya da flare ateşleme gibi temel hamleleri dahi yapmıyor. Füzenin varlığından ancak vurulduğunda haberi olduğuna inanıyorum.” diyor. [Ukrayna'nın SİDA'lara hava savunma füzesi entegre etmesi yeni bir dönem başlatacak.] Savaş uçağının bir ilk olduğunu ancak daha önce Ukrayna’nın aynı yöntemle Rus askeri helikopterini de vurup düşürdüğünü kaydediyor Erkan. “Basit ama etkili bir yöntem buldular.” dedikten sonra devam ediyor: “Kendi yaptıkları bir insansız deniz aracını önce kamikaze olarak kullandılar. Sonra platformu daha da geliştirdiler. Üzerine çeşitli füzeler eklediler. Rus uçağını düşürdükleri son olaydaABDfüzesi ateşlediler. Ancak burada önemli olan kurulan ekosistem. Elon Musk’ın sahibi olduğu Starlink üzerinden kesintisizi biruyduiletişimi sağlıyorlar. Batı’dan aldıkları çok etkili füzeleri SİDA’ya entegre ediyorlar. Tabi burada Ukrayna SİDA’sının doğru zamanda doğru yerde olması da kritik.Karadeniz’de uçuş yapan Rus savaş uçaklarını iyi gözlemlemiş olma ihtimalleri bir hayli yüksek. Ruslar burada uzun zamandır uçuyor. Batılı bir ülkeden istihbari destek de almış olabilirler. Batılı bazı kaynaklar, Ukrayna’nın söz konusu SİDA’yı bölgedeki bir gemiden indirip hızlı bir şekilde görevi tamamlandığı iddiasında. Tabi şimdilik arka planı net bir şekilde bilmek pek mümkün değil.” [Türkiye yerli ve milli SİDA'lara farklı türlerde mühimmat yüklemiş ve deneme atışları yapmıştı.] SİDA’ların hava savunma füzeleriyle donatılması elbette kritik bir dönüm noktası. Türkiye’nin de daha önce bu yönde bazı adımları olmuştu. Hatta bir test atışı da gerçekleşti. Yerli ve milli imkanlarla geliştirilen insansız deniz araçları projesinde yönetici olarak çalışan isimlerin “Eğer ilgili kuvvet talep ederse biz bu platformları her türlü görev hazır olacak şekilde donatabiliriz.” açıklamaları da akıllarda. Kozan Selçuk Erkan, Türkiye’nin bu alanda elinin güçlü olduğu görüşünde. Ukrayna’nın kabiliyetlerinden çok daha fazlasına imza atabileceğimize dikkat çekiyor. Elimizde hem çok farklı tiplerde insansız deniz aracı hem de bunlara entegre edilebilecek füze alternatifleri olduğunu anlatıyor. Burada en önemli meselenin ‘talep’ olduğuna değiniyor ve “Talep gelirse madalyonun SİDA tarafındakiler de füze tarafındakiler de hızla bu yönde adım atabilir. Ülkemizin üç tarafı denizlerle çevrili. Bu kapsamda sadece hava savunma füzeleriyle donatılmış olanlara değil çok farklı görevler üstlenebilecek SİDA’lara da ihtiyacımız var. Yakın zamanda bu alanda somut bazı gelişmeler duyabileceğimize inanıyorum.” diyerek sözlerini tamamlıyor. Dünyaya örnek oldu sıra Mavi Vatan’da
Rusya,Savunma Sanayii,Ukrayna,Yerli ve Milli Teknolojiler,Yüksek Teknoloji
Çevre, Şehircilik veİklim DeğişikliğiBakanlığı, 23 Nisan’da yaşanan 6,2 büyüklüğündeki depremin ardından bir kez daha gündeme gelen İstanbul’unkentsel dönüşümsorunu ortak iradeyle çözmek için çalışmalarına devam ediyor. Yarısı Bizden Kampanyası ilekonutdönüşüm desteğinin 1 milyon 875 bin TL’ye, iş yeri dönüşüm desteğinin 1 milyon TL’ye yükseltilmesi, alan bazlı büyük dönüşümlerde TOKİ veEmlak KonutGYO’nun devreye girip inşa sürecini üstlenmesi gibi birçok kolaylığı vatandaşların hizmetine sunan Bakanlık, kentsel dönüşümü belediyelerin de desteğiyle hızlandırmayı hedefliyor. Her fırsatta İstanbul’un kentsel dönüşümünün milli güvenlik meselesi olduğunu vurgulayan Bakan Kurum, sürecin yine milli seferberlik ruhuyla yürütülmesi için harekete geçiyor. İstanbul’un ancak vatandaş, yerel ve merkezi yönetim dayanışmasıyla kurtarılacağına işaret eden Bakan Kurum, yarınİstanbulValiliği’nde, Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Nuri Aslan ve 39 ilçenin belediye başkanlarının davet edildiği toplantıya başkanlık edecek. İstanbul Valisi Davut Gül’ün de katılacağı toplantının en önemli maddesi kentsel dönüşüm olacak. Yarısı Bizden Kampanyası’nı Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Başkanlığı’na bağlı Kentsel Dönüşüm Başkanlığı yürütüyor. Kampanyanın ilk ve en önemli adımını oluşturan talep toplama ve başvuru süreçleri ise belediyeler üzerinden yürütülüyor. Bakan Kurum toplantıda Yarısı Bizden Kampanyası’nın başvuru süreçlerinin hızlandırılması için de belediyelere talimatlarını iletecek. Başkanların ilçeleriyle ilgili taleplerini dinleyecek. Toplantıda yerel yöneticilere bakanlık nezdinde İstanbul’da hayata geçirilen kentsel dönüşüm çalışmaları hakkında brifing de verilecek. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, önceki gün ATO Congresium'da düzenlenen TürkKızılayGenel Kurulu'nda kentsel dönüşüm meselesine dikkat çekerek şu açıklamayı yaptı: Ülkemiz için hayat memat meselesi olan kentsel dönüşüm konusunda da kapsamlı hazırlıklar içindeyiz. Yarısı Bizden kampanyasındaki güncel destek rakamlarını geçtiğimiz günlerde kamuoyumuzla paylaştık. Bu meselede artık kimsenin kaprisleriyle vakit kaybedemeyiz. İdeolojik takıntılarını milletin can ve mal güvenliğinin önünde özellikle engel olarak koyanlarla uğraşacak vaktimiz de lüksümüz de yoktur. Ülkemizde sayıları az ama sesi çok çıkan bir kesim var. Bunlar mensubu oldukları milletle dahi tasada ve sevinçte birleşemiyorlar. Her konuyu siyasallaştırarak her meseleyi istismar malzemesi yaparak maalesef ülkemize çok büyük kötülük yapıyorlar.Depremgibi, depreme hazırlık gibi, afetlerde yardımlaşma ve dayanışma gibi konuların milli mesele olduğunu bir türlü kabullenemiyorlar. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği BakanıMurat Kurumda İstanbul’da risk altındaki 1,5 milyon bağımsız bölümün 600 bininin acilen dönüşmesi gerektiğini belirterek belediyelere kentsel dönüşüm için destek çağrısı yapmıştı: Gelin hep birlikte İstanbul’u kurtaralım. İstanbul’u kurtarma seferberliğine ortak olalım. Gelin hep birlikte dönüşmesi gereken yerle alakalı oturalım, istişare edelim, projelerimizi yapalım. Biz size, siz bize destek olun. 3 tane ben yapıyorsam 1 tane de sen yap. Bu bir seferberlik ise hep birlikte yapılması gereken bir iş. Hep birlikte elimizi, gövdemizi taşın altına koymamız gereken bir durum. O yüzden ben buradan yine bu çağrımı yenilemek istiyorum. Hep birlikte bu mücadeleyi yapmak zorundayız. Üçlü sacayağı gibi; belediyesi, vatandaşı, Bakanlığı hep birlikte bu mücadeleyi yapalım ve İstanbul'un geleceğini, ülkemizin geleceğini hep birlikte kurtaralım.
Deprem,İstanbul Büyükşehir Belediyesi,Kentsel Dönüşüm,Murat Kurum
Dawn'ın haberine göre, Pakistan Ordusu Halkla İlişkiler Birimi (ISPR) Genel Müdürü Chaudhry, Hindistan'ın Pakistan'a füze saldırıları gerçekleştirdiğini duyuruldu. Hindistan'ın bu saldırıları bir süre önce Azad Cammu Keşmir eyaletinin Kotli, Muzafferabad ve Bagh, Pencap eyaletinin Bahavalpur ve Muridke bölgelerine ve adı belirtilmeyen bir yere daha düzenlediğini belirten Chaudhry, saldırıda bir caminin de hedef alındığını aktardı. Chaudhry, saldırılarda herhangi bir askeri tesisin hedef alınmadığını kaydederek, "Pakistan, buna kendi seçtiği yer ve zamanda cevap verecektir. Bu provokasyon cevapsız kalmayacaktır." ifadelerini kullandı. Söz konusu saldırılarda şu ana kadar 26 kişinin hayatını kaybettiği, 46 kişinin yaralandığı açıklandı. Pakistan güvenlik kaynakları: Hindistan'a ait 5 savaş uçağı düşürüldü Geo News'un haberine göre, Pakistan Savunma Bakanı Khawaja Asif, Hindistan'ın saldırılarını "korkakça" şeklinde niteleyerek kınadı. Saldırıların sivil bölgelere düzenlendiğini belirten Asif, "Kendi saldırılarından çok daha büyük bir karşılık vereceğiz. Yalnızca sivillere saldırmakla kalmadılar, aynı zamanda bunu kendi hava sahalarından yaptılar." ifadelerini kullandı. Dawn'ın haberine göre, Pakistan Federal Enformasyon ve Yayıncılık, Ulusal Miras ve Kültür Bakanı Attaullah Tarar, Başbakan Şahbaz Şerif'in, yerel saatle 10.30'da Ulusal Güvenlik Komitesini toplama kararı aldığını açıkladı. Hindistan, Pakistan'da bir camiyi hedef aldı.pic.twitter.com/OC5gHVgE2j Başkent İslamabad'da yetkililer, kent genelinde okullarda ve üniversitelerde güvenlik endişeleri nedeniyle eğitime 1 gün ara verileceğini açıkladı. Pakistan'ın Pencap eyaleti Başbakanı Meryem Navaz Şerif ise X sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, "Kamu güvenliği nedeniyle Pencap'taki eğitim kurumları yarın kapalı kalacak." ifadesini kullandı. Hindistan'ın idaresindeki Cammu Keşmir'in Pahalgam bölgesinde silahlı kişilerin 22 Nisan'da turistlere ateş açması sonucu 26 kişi hayatını kaybetmiş, çok sayıda kişi yaralanmıştı. Saldırıyı düzenleyenlerin "Pakistan'dan geldiği" suçlamasında bulunan Hindistan, "İndus Suları Anlaşması"nı askıya almış, Yeni Delhi'de görevli Pakistanlı müsteşarların bir hafta içinde ülkeyi terk etmelerini istemiş ve Pakistan vatandaşlarına yönelik vize hizmetlerinin askıya alındığını, daha önce verilen tüm vizelerin iptal edildiğini duyurmuştu. Pakistan, suçlamaları reddederek Hindistan'ın İslamabad'daki diplomatik personel sayısına sınırlama getirmiş, "İndus Suları Anlaşması"nın dışına çıkılarak nehirlere yapılacak müdahaleleri "savaş nedeni" sayacağını ilan etmiş, Hindistan ile her türlü ticareti askıya almış ve hava sahasını kapatmıştı. Hindistan Basın Bilgi Bürosundan (PIB) konuya ilişkin açıklama yapıldı. Açıklamada, ordunun, Pakistan ve ülkenin kontrolündeki Azad Keşmir bölgesindeki "hedeflere" karşı askeri operasyon başlattığı ifade edildi. 9 bölgenin hedef alındığı belirtilen açıklamada, "Pakistan askeri tesislerinin hedef alınmadığı" savunuldu. Açıklamada, Pahalgam'daki saldırı sonrasında bu adımların atıldığı ve "sorumlulardan hesap sorulacağı" kaydedildi. Hindistan Savunma Bakanı Rajnath Singh, X sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda "Çok yaşa Hindistan." ifadesini kullandı. Hindistan ordusunun X sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, ülkenin idaresindeki Cammu Keşmir'in Pakistan sınırına yakın Bhimber Gali bölgesinde Pakistan'ın silah ateşlediği belirtildi. Açıklamada, Pakistan'ın bu eylemle "Ateşkes Anlaşmasını" ihlal ettiği savunularak, "ölçülü şekilde karşılık verileceği" vurgulandı. Öte yandan, Hint basınında yer alan haberlerde ismi belirtilmeyen kaynaklar, "her türlü ihtimale karşılık vermek amacıyla" tüm hava savunma birliklerinin Hindistan-Pakistan sınırı boyunca aktif hale getirildiğini ifade etti. Kaynaklar, saldırıların Pakistan topraklarına girilmeden düzenlendiğini anlattı. NDTV kanalının haberine göre, Hindistan'ın Pakistan'a saldırısında Fransız yapımı Hammer güdümlü bomba ve "Scalp" seyir füzeleri kullanıldığı kaydedildi. Söz konusu olayın ardından Hindistan'ın Cammu Keşmir bölgesindeki Srinagar Havaalanının sivil uçakların uçuşlarına kapatıldığı bildirildi. ANI News'in X hesabından yapılan paylaşımda ise Hindistan Başbakanı Narendra Modi'nin operasyonu sürekli olarak izlediği vurgulanarak, 9 hedefe yönelik yapılan saldırının başarılı olduğu bilgisi paylaşıldı.
Hindistan,Pakistan,Savaş,Son Dakika
MHP Genel Başkanı Bahçeli, Türkmenbeyi Caddesi'ndeki evinde gerçekleştirilen görüşme öncesi, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı kapıda karşıladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Bahçeli, tokalaşarak gazetecilere poz verdikten sonra görüşmeye geçti. Öte yandan Bahçeli, görüşme öncesi konutunun önünde bekleyen basın mensupları ve görevli polislerle de bir süre sohbet etti, hatıra fotoğrafı çektirdi.
Devlet Bahçeli,MHP,Recep Tayyip Erdoğan,Son Dakika
Adıyaman’ın Merkez ilçesine bağlı Zey Köyü,6 Şubatdepremlerinde ağır hasar gördü. Çevre, Şehircilik veİklim DeğişikliğiBakanlığı Yapı İşleri Genel Müdürlüğü, zemin etüdü sonrası belirlenen kayalık bölgedeki 135 dönümlük alanda köyü yeniden inşa etti. Projelendirilen 107 köy evinin hepsi tamamlandı. 87 köy evinde yaşam başladı. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, “Hayallerin ötesini inşa etmeye devam…” mesajıyla tamamlanan köy evlerine yerleşen vatandaşların görüntülerini paylaştı. Proje sorumlusu Servet Yılmaz, 3+1 olarak projelendirilen her ev için 750 metrekare parsel alan tahsis edildiğini söyledi: "Ekiplerimiz zemin sınıfı, taşıma gücü yüksek olan yerleri seçti. Kaya üzerine konutlar yerleştirildi. Statik hesaplar ona göre yapıldı. 45 santimlik radye temel yapıldı. O yüzden herkesin içi rahat. Ada içi yollar, kaldırımlar, ibadet alanları, sosyal tesis alanları, 100 metreküplük yeni içme suyu deposu yapıldı. Ada dışı elektrik, kanalizasyon, içme suyu alt yapılarının hepsi bitti. Şu anda köyümüzde hiçbir problem yok." Ayşe Uzun,“Buralar önce bir dağdı, taştı. Hiç inanmadık, burayı gösterseler inanmazdım. Buraya ev olacak mı, nasıl oldu, nasıl yaptılar nasıl çalıştılar? Allah razı olsun çok güzel hızlı şekilde yaptılar, evlerimizi verdiler. Beklediğimden daha güzeli oldu” dedi. Yeni evine taşınan Fatma Bilgiç “Önce Cumhurbaşkanımız sonra Murat oğluma verdiği sözün daha üstünde durup, sözünü tuttuğu için Allah işini rast getirsin”diye konuştu. Yeni evlerini çok beğendiklerini, “Eve geldik, ayakkabıyla girmeye kıyamadık” sözleriyle anlatan Hüseyin Uzun duygularını şu ifadelerler dile getirdi: "Biz bu eve nasıl ayakkabıyla gireceğiz dedik. Beklediğimizin yüz bin katı güzel. Bir bakıyoruz 10 günde bir ‘Murat Kurum gelmiş, Adıyaman’a’ diyorlar. Tek tek geziyor, kontrol ediyor. İnkar edenin gözüne dizine durur. İşte meydan işte eser. Burası Zey köyü değil Paris olmuş” ifadelerini kullandılar. Zeliha Uzun da “Allah devletimizin ciğerini yakmasın. ‘Yapamıyor’ diyenler baksınlar, yapan nasıl yapmış… En güzel, kral evler yapmışlar. Villa gibi. Şehir evlerinden bile güzeller." Yıkılan köyün ardından bu kadar modern konutların yapılabileceğine ihtimal vermediklerini söyleyen mahalle muhtarı İsrafil Ay,“İlk başlarda insanların ‘Bu evler yapılmaz, bu evleri niye bunları yapıyorlar? Buralar dağın tepesi, buralardasuolmaz, biz hayvanlarımızı otlatıyoruz’ gibi düşünceleri vardı. Böyle mükemmel bir köy olacağı kimsenin hayalinde dahi değildi. Yeni bir hayata başladılar. İnsanların, çocukların gözlerine bir bakıyoruz o korkular neredeyse gitmiş, buraya adapte olmuşlar”dedi.
6 Şubat,Adıyaman,Asrın Felaketi,Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı,Deprem,Murat Kurum
ABDHazine Bakanlığı, 30 Nisan’da imzalanan “ABD-Ukrayna Yeniden Yapılandırma Yatırım Fonu” anlaşmasına ilişkin yaptığı açıklamada, “Bu ekonomik ortaklık iki ülkeyi, Ukrayna’nın toparlanmasını hızlandırmak üzere birlikte çalışmak ve yatırım yapmak için konumlandırmaktadır” ifadelerini kullandı. Ancak Washington-Kiev hattındaki bu ekonomik yakınlaşma, sadece altyapı yatırımlarını değil, Ukrayna’nın askeri kapasitesinin yeniden inşasını da beraberinde getiriyor. ABD ile Ukrayna anlaşmayı imzaladı: Mineraller neden önemli? Anlaşmanın imzalanmasından sadece birkaç gün sonra, Donetsk, Harkiv ve Zaporijya cephelerindeUkraynaordusunun taarruzlarını artırdığı açıklandı. Özellikle Donetsk’in güneyinde, Rus savunma hatlarını yarmaya yönelik hava destekli saldırıların sayısında artış gözleniyor. UkraynaGenelkurmayBaşkanlığı, “yeniden yapılanma sürecinin sadece ekonomik değil, askeri hazırlıkları da kapsadığı” mesajını vererek, Batı’dan gelen yatırımların cephe hattına doğrudan yansımaya başladığını söyledi. Ukrayna Savunma Bakanlığı kaynakları, ABD ile imzalanan anlaşmanın ardından lojistik ve mühimmat tedarikinde önemli bir rahatlama yaşandığını belirtiyor. Bu durum, Kiev’in uzun süredir hazırlık yaptığı karşı taarruz planlarını öne çekmesine neden oldu. Rusya, Ukrayna'nın başkent Moskova’ya yönelik insansız hava aracı (İHA) saldırısı düzenlediğini açıkladı. Rusya'nın havacılık otoritesi Rosaviatsia, saldırı sırasında güvenlik gerekçesiyle Moskova’daki dört büyük havalimanının geçici olarak kapatıldığını, daha sonra yeniden açıldığını duyurdu. Rusya Savunma Bakanlığı, pazartesi gecesi de 26 Ukrayna İHA’sının imha edildiğini açıklamıştı. Bazı Rus askeri blog yazarları ise Moskova’nın güneyindeki bir apartmanın camlarının patlamadan zarar gördüğünü öne sürdü. Moskova dışında, Penza ve Voronej gibi şehirlerde de gece boyunca İHA saldırıları yaşandığı belirtildi. İHA saldırıları nedeniyle Moskova'da uçuşlar durduruldu Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Ukrayna ordusunun insansız deniz araçları kullanarak son 24 saatte iki Rus savaş uçağını vurduğunu açıkladı.Ukrayna ordusunun, insansız deniz araçları kullanarak Rusya'nın yasa dışı olarak ilhak ettiği Kırım'da son bir gün içerisinde iki savaş uçağı vurduğunu kaydeden Zelenskiy, "Askeri depolar da yok edildi." ifadesini kullandı. Zelenskiy, Rusya'nın hazır olması durumunda kısa süre içerisinde 30 günlük ateşkesin sağlanmasını desteklediklerini söyledi. Rusya'nın ülkesine yönelik her gün yoğun hava saldırıları düzenlemeye devam ettiğini anlatan Zelenskiy, aynı zamanda cephe hattında da ağır çatışmaların yaşandığını bildirdi. Zelenskiy, Rusya'nın savaşı uzatmaya çalıştığını savunarak, bu ülkeye yönelik yeni yaptırımların hazırlandığını aktardı. New York Times'ın (NYT), önceki ve mevcut ABD hükümetinde bulunan 4 yetkiliye dayandırdığı habere göre, ABD, Ukrayna'ya ek hava savunma sistemi gönderiyor. İsmini açıklamayan yetkililer, İsrail'de kullanılan bir Patriot hava savunma sisteminin tekrar bakımı yapılıp yenilendikten sonra bu yaza kadar Ukrayna'ya gönderilmesinin kararlaştırıldığı bilgisini paylaştı. Yetkililer, Rusya'nın füze saldırılarına karşı kendisini savunması için ayrıcaAlmanyaveya Yunanistan'da bulunan diğer bir Patriot hava savunma sisteminin de Ukrayna'ya konuşlandırılmasının planlandığını belirtti. Ukrayna'ya ilk kez Nisan 2023'te Patriot hava savunma bataryası gönderildiğini anımsatan yetkililer, şu an Ukrayna'da 8 adet batarya bulunduğunu ancak bunlardan 2'sinin yenilenmesi nedeniyle sadece 6'sının çalışır vaziyette olduğunu aktardı. ABD Başkanı Donald Trump, "Rusya, Ukrayna'nın hepsinden vazgeçmek zorunda kalacak, çünkü Ukrayna'nın tamamını istiyor. Eğer ben müdahil olmasaydım, şu anda Ukrayna'nın tamamı için savaşıyor olurlardı." dedi."Rusya, Ukrayna'nın hepsinden vazgeçmek zorunda kalacak, çünkü Rusya Ukrayna'nın tamamını istiyor. Eğer ben müdahil olmasaydım, şu anda Ukrayna'nın tamamı için savaşıyor olurlardı. Rusya şu anda sahip olduğu bölgeyi istemiyor, Ukrayna'nın tamamını istiyor. Eğer ben olmasaydım, devam edeceklerdi." Donald Trump, Rusya-Ukrayna savaşına dair görüşmelerde barışa ulaşmaya ne kadar yakın olunduğu sorusunu, "Bir tarafla daha yakın olduğumuza inanıyorum, belki diğeriyle o kadar yakın değiliz. Ama bunu göreceğiz. Hangisine daha yakın olduğumuzu söylemek istemiyorum." diye yanıtladı. Anlaşma kapsamında, her iki ülkenin eşit yönetimi altında bir yatırım fonu kuruldu. Bu fon, Ukrayna’nın sahip olduğu kritik doğal kaynakların işlenmesi ve yeniden yapılanma projeleri için kullanılacak. Özellikle lityum, titanyum, manganez ve nadir toprak elementleri gibi stratejik mineraller, ABD sanayisi için büyük önem taşıyor. Ukrayna, bu anlaşma kapsamında doğal kaynaklarının mülkiyetini korurken, ABD’ye erişim ve kullanım hakkı tanıdı. Elde edilen kârlar ilk on yıl boyunca Ukrayna’nın yeniden inşası için kullanılacak. Ukrayna toprakları, dünyanın en zengin mineral havzalarından biri olarak kabul ediliyor. 2,5 milyar yıl önce oluşmuş olan “Ukrayna Kalkanı” adlı jeolojik yapı, ülkeye çok sayıda stratejik mineral kazandırmış durumda. Bu kaynaklar yalnızca yeşil enerji dönüşümü değil, savunma sanayisi açısından da hayati önem taşıyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın daha önce Ukrayna’nın mineral rezervlerine yönelik talepleri olmuş, ancak Kiev yönetimi bu taleplere temkinli yaklaşmıştı. Ancak savaşın uzaması ve Batı desteğinin hayati hale gelmesiyle birlikte, taraflar arasında anlaşma zemini oluştu. Görüşmeler, Vatikan’da yapılan özel bir zirveyle yeniden ivme kazandı. Washington’un bu anlaşma ile hedeflediği yalnızca ekonomik çıkarlar değil. ABD, bu iş birliği sayesinde hem Çin’e olan bağımlılığını azaltmayı, hem de Rusya’nın bölgedeki etkisini dengelemeyi amaçlıyor. ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu’na göre Ukrayna, dünyadaki titanyum üretiminin yüzde 5,8’ini, rutilin yüzde 15,7’sini ve uranyumun büyük bölümünü karşılıyor. ABD topraklarında benzer kaynaklar bulunsa da, yüksek çevre maliyetleri ve mevzuat kısıtları nedeniyle bu alanlarda üretim sınırlı kalıyor. Bu da ABD’yi dış kaynaklara, özellikle de Ukrayna gibi jeolojik açıdan zengin ve stratejik konumdaki ülkelere yöneltiyor. Ukrayna, savaşın başından bu yana Batı’dan gelen yardımlarla ayakta kalmayı başardı. Ancak altyapı yıkımı, ekonomik durgunluk ve enerji krizleri, Kiev’in hem halkı hem de orduyu desteklemekte zorlanmasına yol açtı. ABD ile imzalanan yatırım ve madencilik anlaşması, Ukrayna’ya sadece finansman değil, aynı zamanda stratejik özgüven de kazandırdı. Bu durum, Kiev’in sahadaki stratejisini değiştirerek, daha agresif bir tutum sergilemesine neden oluyor. Savaşın yeni aşamasında ekonomik diplomasi ile askeri taktikler iç içe geçmiş durumda. Ancak bu yeni sürecin önünde hâlâ ciddi engeller var. Özellikle Ukrayna'nın doğusundaki maden yataklarının bir kısmı Rusya'nın kontrolünde bulunuyor. Ayrıca anlaşmanın uygulanabilirliği, savaşın seyrine ve uluslararası güvenlik garantilerine bağlı. Ukrayna, bu süreçte Avrupa Birliği’nden güvenlik ve şeffaflık ilkeleri doğrultusunda destek almayı planlıyor.
ABD,Donald Trump,Kiev,Rusya,Savaş,Ukrayna,Vladimir Zelenskiy
İletişim Başkanlığının sosyal medya hesabından yapılan açıklamaya göre, görüşmede, Türkiye ile ABD ikili ilişkileri, bölgesel ve küresel konular ele alındı. Cumhurbaşkanı Erdoğan görüşmede, Türkiye'nin ABD ile başta savunma sanayii olmak üzere birçok alanda işbirliğini ilerletmek için adım atmaya devam edeceğini belirtti. ABD Başkanı Trump'ın savaşların bitirilmesine ilişkin yaklaşımını desteklediğini dile getiren Erdoğan, İran ile yürütülen müzakere süreci ve Rusya-Ukrayna savaşının sonlandırılması için ortaya konan gayretleri takdirle karşıladıklarını ifade etti. Görüşmede, Gazze'deki insani krizin vahim boyutlara ulaştığına dikkati çeken Erdoğan, Gazze'ye insani yardımların kesintisiz ulaştırılması ve bu trajik insani drama son verilmesi gerektiğini, ateşkesin tesisi ve kalıcı barışın sağlanması için Türkiye'nin iş birliği yapmaya ve her türlü desteğe hazır olduğunu vurguladı. Türkiye'nin, Suriye'nin toprak bütünlüğünün korunması ve istikrarın sağlanması için gayret gösterdiğinin altını çizen Erdoğan, ABD'nin Suriye'ye yönelik yaptırımların hafifletilmesine yönelik çalışmalarının sürece katkı sağlayacağını, istikrarlı bir Suriye'nin hem bölge hem de dünya barışını destekleyeceğini kaydetti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, görüşmede ABD Başkanı Trump'ı Türkiye'ye davet etti. Trump: Cumhurbaşkanı Erdoğan ile çok verimli bir görüşme gerçekleştirdim Cumhurbaşkanı Erdoğan da görüşmeye ilişkin sosyal medya hesabından paylaşım yaptı. Erdoğan paylaşımında şu ifadeleri kullandı: "Bugün ABD Başkanı Değerli Dostum Sayın Donald Trump'la yaptığımız telefon görüşmesi oldukça verimli, kapsamlı ve samimiydi. Görüşmemizde Gazze’de gittikçe kötüye giden insani durum başta olmak üzere Suriye, Rusya - Ukrayna Savaşı, küresel ticaret, İran ile ABD arasında devam eden müzakereler ve daha birçok bölgesel ve küresel meseleyi istişare ettik. Sayın Trump ile başta savunma sanayii ve ticaret olmak üzere Türkiye-ABD münasebetlerini geliştirme irademizi teyit ettik. Başkan Trump’ın dünyamızda süregelen çatışma ve savaşları bitirme yönündeki çabalarını takdirle karşıladığımı, Türkiye olarak bölgemizde barış, istikrar ve huzur ortamının tesisi için gereken desteği vermeye hazır olduğumuzu vurguladım. Değerli dostumu en kısa sürede Türkiye’de ağırlamaktan büyük memnuniyet duyacağımı ifade ettim, kendisi de bizleri ABD’ye davet etti. İnşallah Dostum Trump’la kısa sürede bir araya gelmeyi ümit ediyor, görüşmemizin ülkelerimiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum. "
ABD,Donald Trump,Gazze,Recep Tayyip Erdoğan,Son Dakika
İletişim Başkanlığının sosyal medya hesabından yapılan açıklamaya göre, görüşmede, Türkiye ile ABD ikili ilişkileri, bölgesel ve küresel konular ele alındı. Cumhurbaşkanı Erdoğan görüşmede, Türkiye'nin ABD ile başta savunma sanayii olmak üzere birçok alanda işbirliğini ilerletmek için adım atmaya devam edeceğini belirtti. ABD Başkanı Trump'ın savaşların bitirilmesine ilişkin yaklaşımını desteklediğini dile getiren Erdoğan, İran ile yürütülen müzakere süreci ve Rusya-Ukrayna savaşının sonlandırılması için ortaya konan gayretleri takdirle karşıladıklarını ifade etti. Görüşmede, Gazze'deki insani krizin vahim boyutlara ulaştığına dikkati çeken Erdoğan, Gazze'ye insani yardımların kesintisiz ulaştırılması ve bu trajik insani drama son verilmesi gerektiğini, ateşkesin tesisi ve kalıcı barışın sağlanması için Türkiye'nin iş birliği yapmaya ve her türlü desteğe hazır olduğunu vurguladı. Türkiye'nin, Suriye'nin toprak bütünlüğünün korunması ve istikrarın sağlanması için gayret gösterdiğinin altını çizen Erdoğan, ABD'nin Suriye'ye yönelik yaptırımların hafifletilmesine yönelik çalışmalarının sürece katkı sağlayacağını, istikrarlı bir Suriye'nin hem bölge hem de dünya barışını destekleyeceğini kaydetti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, görüşmede ABD Başkanı Trump'ı Türkiye'ye davet etti. Trump: Cumhurbaşkanı Erdoğan ile çok verimli bir görüşme gerçekleştirdim Cumhurbaşkanı Erdoğan da görüşmeye ilişkin sosyal medya hesabından paylaşım yaptı. Erdoğan paylaşımında şu ifadeleri kullandı: "Bugün ABD Başkanı Değerli Dostum Sayın Donald Trump'la yaptığımız telefon görüşmesi oldukça verimli, kapsamlı ve samimiydi. Görüşmemizde Gazze’de gittikçe kötüye giden insani durum başta olmak üzere Suriye, Rusya - Ukrayna Savaşı, küresel ticaret, İran ile ABD arasında devam eden müzakereler ve daha birçok bölgesel ve küresel meseleyi istişare ettik. Sayın Trump ile başta savunma sanayii ve ticaret olmak üzere Türkiye-ABD münasebetlerini geliştirme irademizi teyit ettik. Başkan Trump’ın dünyamızda süregelen çatışma ve savaşları bitirme yönündeki çabalarını takdirle karşıladığımı, Türkiye olarak bölgemizde barış, istikrar ve huzur ortamının tesisi için gereken desteği vermeye hazır olduğumuzu vurguladım. Değerli dostumu en kısa sürede Türkiye’de ağırlamaktan büyük memnuniyet duyacağımı ifade ettim, kendisi de bizleri ABD’ye davet etti. İnşallah Dostum Trump’la kısa sürede bir araya gelmeyi ümit ediyor, görüşmemizin ülkelerimiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum. "
ABD,Donald Trump,Gazze,Recep Tayyip Erdoğan,Son Dakika
Türkiye’nin son yıllarda adından en çok söz ettirdiği alanlardan biri de askerigemiprojeleri… Burada sadece ihtiyaca yönelik platform üretiminden bahsetmiyoruz. Mümkün olan her noktada dışa bağımlılığı en az seviyeye indirmek isteyen bir niyeti de görüyoruz. Geldiğimiz noktada Milli Gemi (MİLGEM) ve MilliDenizaltı(MİLDEN) projelerinde son derece değerli işlere imza atan Ankara’nın günün sonunda nükleer enerjiyle çalışan bir platform üretebilme hedefine sahip olması sürpriz değil. Ancak bunun Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Ercüment Tatlıoğlu tarafından ifade edilmesi dikkat çekici. Çünkü Türkiye’nin bu hedefi en üst düzey isimlerden birinin ağzından ilk kez bu somutlaştırdı. Oramiral Tatlıoğlu, uluslararası bir yayın organına verdiği ve Türk Deniz Kuvvetleri’nin amaç ve vizyonunu anlatan röportajda “139 yıldır milli arzumuz olan dışa bağımsız denizaltıyı inşa ediyoruz. MİLDEN sonrası nükleer enerjili denizaltılar için önemli bir adım atacağız.” ifadelerini kullandı. Bu tarihi röportajı yapan isim, Türkiye’de savunma sanayiini çok yakından takip eden uzmanlardan biri olan Devrim Yaylalı. Biz de Yaylalı ile Ankara’nın ‘nükleer tahrikli denizaltı’ hedefinin detaylarını konuştuk. [Türkiye, askeri gemiler konusunda son yıllarda çok başarılı işlere imza atıyor.] Devrim Yaylalı’nın röportajı vesilesiyle Türk Deniz Kuvvetleri’nin 1 numaralı ismi aslında nükleer enerjiyle çalışan bir denizaltı işletilmesine yönelik resmi görüşü ilk kez açık kaynaklarda dile getirdi. Elbette nükleer enerjiyle çalışacak bir platforma sahip olmanın çok farklı dinamikleri ve her biri kendi içinde değerlendirilmesi gereken yansımaları var. Ancak en önemli soru Ankara’nın neden böyle bir talebi olduğu. Her şeyden önce nükleer enerjiyle çalışan bir denizaltının önemli bir kuvvet projeksiyonu aracı olduğunu dile getiriyor Yaylalı. Türkiye'nin bu kabiliyete sahip olmasının onu ABD, Rusya, Çin, Fransa,İngiltereve Hindistan'ın da aralarında bulunduğu seçkin ülkeler kategorisine dahil edeceğini vurguluyor. Saydığı ülkelerin ‘bağımsız olarak nükleer güçle çalışan denizaltılar tasarlayabilen, inşa edebilen ve bakımını yapabilen’ ülkeler olduğu bilgisini de paylaşıyor. İşin sadece askeri yönden ele alınmasının fotoğrafın bütünü adına eksik olacağını kaydediyor Yaylalı. Nükleer güçle çalışan denizaltıların tasarımı, üretimi ve kullanımı için sadece askeri veya teknolojik değil ekonomik ve beşeri alanlarda da gelişimin şart olduğunun altını çiziyor. Ankara’nın nükleer güçle çalışan bir denizaltıya sahip olarak aslında küresel prestijini de artıracağını belirtiyor. Hatta uçak gemisi inşa etme hamlesini de bu gözle okumak gerektiğini söylüyor. Türkiye'nin nükleer güçle çalışan denizaltı arayışını değerlendirirken mevcut işlere de ayrı bir parantez açılması gerektiğini düşünüyor Devrim Yaylalı. MİLGEM ve MİLDEN projelerinde izlenen yol haritası ve elde edilen kazanımların geleceğe ışık tutacağına inanıyor. Ancak konu gelişmiş nükleer tahrik teknolojileri olduğunda bunu yapabilme kabiliyetine sahip ülkelerle iş birliğinin mecbur olduğunun da altını çiziyor. Ardından da ‘Ankara neden bu yolu tercih ediyor?’ sorusuna en genel haliyle şu yanıtı veriyor: “Nükleer enerjiyle çalışan denizaltılar yiyecek ve mürettebat ihtiyaçları dışında neredeyse sınırsız dayanıklılığa sahip.Yakıtiçin yüzeye çıkmalarına gerek kalmadan dünyanın herhangi bir yerinde faaliyet gösterebilirler. Bu stratejik erişim Türkiye'ye kuvvet projeksiyonu,keşifve küresel etki açısından daha fazla esneklik sağlayacak. Böyle bir kabiliyet kazanımı Türk Deniz Kuvvetleri’ni Doğu Akdeniz, Karadeniz ve Hint Okyanusu gibi yüksek riskli alanlardaki bölgesel operasyonların ön saflarına yerleştirebilir.” [Nükleer tahrikli denizaltılar, kimi durumlarda güçlü bir politik etkinin de başrolünde olabiliyor.] Devrim Yaylalı, Türkiye'nin nükleer enerjiyle çalışan bir denizaltıyı tasarlamak, inşa etmek ve bakımını yapmak için ciddi teknolojik zorlukların üstesinden gelmesi gerekeceğini de sözlerine ekliyor. Ve bununla birlikte Ankara’nın farklı alanlarda ciddi sınamalardan geçeceğini anlatıyor: “Türkiye'nin denizaltı operasyonlarının zorlu koşullarına dayanabilecek nükleer reaktörleri inşa etmek, işletmek ve bakımını yapmak için gerekli bilgiyi geliştirmesi veya edinmesi gerekecek. Nükleer reaktörlerin denizaltılarda çalıştırılması yüksek eğitimli personel gerektirir. Tasarımın da operasyonel güvenliğinin sağlaması şart. Bu da reaktör tasarımı ve yakıt döngüsü yönetimi,radyasyonkalkanı ve acil durum protokollerinde uzmanlaşmayı gerektiriyor. Milli denizaltıların 'sürpriz' unsuru ezber bozacak Aklımızdan çıkarmamız gereken bir husus daha var… Türkiye, bir nükleeraraştırmaprogramına ve bir miktarnükleer enerjideneyimine sahip olmakla birlikte, deniz sınıfı bir nükleer reaktör üretmek için gereken uzmanlık ve altyapıya henüz sahip değil. Bunu aşabilmek için Türkiye’nin ortaklıklar veya teknoloji transferi anlaşmaları arayışına girmesi gayet anlaşılır bir durum olur. Unutmayalım ki, nükleer enerjiyle çalışan bir denizaltı geliştirmek kısa vadeli bir proje değil. Ayrıca, böylesine iddialı bir projeyi sürdürmek stratejik vemaliriskler de taşır. Uygun şekilde kaynak ayrılmadığı ve aşamalandırılmadığı takdirde önemli gecikmelere veya batık maliyetlere yol açabilir. Ki bu da diğer ülkelerdeki benzer programları zora sokmuştur. Bununla birlikte, doğru siyasi irade, teknolojik yatırım ve uluslararası iş birliği ile Türkiye bu vizyonu eninde sonunda gerçekleştirebilir. Bu uzun ve zahmetli bir yol. Ancak Türk Deniz Kuvvetleri kendi vizyonunu net bir şekilde ortaya koydu. Sürecin nereye evrileceğini görmek için zamana ve atılacak adımları daha net görmeye ihtiyaç var.” Dünyaya örnek oldu sıra Mavi Vatan’da
Deniz Kuvvetleri Komutanlığı,Denizaltı,Savunma Sanayii,Yerli ve Milli Teknolojiler,Yüksek Teknoloji
Yeni haftada yurdun batı kesimlerinden itibaren hava ısınmaya başlıyor. Sıcaklıklar mevsim normalleri üzerinde olacak. Yağışlar ise Doğu kesimlerde etkisini sürdürmeye devam edecek.Meteoroloji Genel Müdürlüğü haftanın ilk gününde 11 il içinyağışuyarısında bulundu. Hava Durumu Uyarıları için tıklayın Doğu Anadolu'nun doğususağanakve gök gürültülü sağanak yağışlı olacak. Sabah saatlerinde Hakkari, Siirt,Şırnakve Van'ın güneyinde, öğle saatlerinden itibaren ise Bitlis, Muş, Erzurum, Kars, Ardahan,AğrıveIğdırçevrelerinde yağış etkisini hissettirecek. Yağışlar yarın ve Çarşamba günlerinde etkisini kaybedecek. MeteorolojiGenel Müdürlüğü, bu hafta için toz taşınımına da dikkat çekti. DoğuAnadoluve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde toz taşınımı beklentisi yüksek. Yarın ise Doğu Anadolu'nun doğusu, Batı Karadeniz'in iç kesimlerinde sağanak yağış etkili olacak. Çarşamba günü İç ve Kuzey kesimlerde sağanak gök gürültülü sağanak yağış, Marmara ve Güney Ege'de ise kuvvetli rüzgar bekleniyor. Ankara'da haftanın ilk 2 günü yağış beklenmiyor,, sıcaklık 21 derece olacak. Çarşamba günü ise sağanak yağışın etkili olması bekleniyor. İstanbul'da yeni haftanın ilk 3 günü yağış beklenmiyor, sıcaklık, 24 derece olacak. Yağışın uğramadığı bir diğer il iseİzmirolacak, termometreler 28 dereceyi gösterecek.
Sağanak,Yağış,Meteoroloji,Ankara,İzmir,İstanbul,Hava Durumu,Hava Sıcaklıkları
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, cumhuriyet başsavcılıkları ile Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Başkanlığı koordinesinde, il emniyet müdürlükleri KOM ve organize şube müdürlüklerince yürütülen çalışmalar sonucu 4 ilde 6 ayrı organize suç örgütüne yönelik operasyonların düzenlendiği bilgisini verdi. Bakan Yerlikaya, "suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, kasten öldürmeye teşebbüs, silahlı saldırı, mala zarar verme, insan kaçakçılığı, yağma, nitelikli dolandırıcılık, kasten yaralama, genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması, uyuşturucu madde ticareti, tefecilik, silah ve mühimmat kaçakçılığı" gibi suçlardan cumhuriyet savcılıklarınca haklarında soruşturma başlatılan şüphelilerden Denizli'de D.S'nin, İzmir'de M.K'nin (yurt dışında firari), Kırklareli'nde N.G'nin, İstanbul'da D.A'nın (yurt dışında firari), İ.A'nın (yurt dışında firari) ve yurt dışında tutuklu B.G'nin 3 ayrı örgütün elebaşılığını yaptığı 6 ayrı organize suç örgütüne yönelik operasyonlar düzenlendiğini duyurdu. Gözaltına alınan 71 şüpheliden 43'ünün tutuklandığını, 14'ü hakkında adli kontrol kararı verildiğini belirten Yerlikaya, "Güvenlik güçlerimizle birlikte hiçbir suç ve suçlunun cezasız kalmaması için organize suç örgütlerine yönelik mücadelemiz kararlılıkla devam ediyor." ifadesini kullandı.
Ali Yerlikaya,Denizli,Emniyet Genel Müdürlüğü,İçişleri Bakanlığı,İstanbul,İzmir,Kırklareli,Son Dakika,Terör Örgütü
Kalp rahatsızlığı nedeniyle tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybedenTBMMBaşkanvekili veDEM PartiİstanbulMilletvekiliSırrı Süreyya Önderiçin Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM) tören düzenlendi. Önder için düzenlenen töreninin ardından AKM'den ayrılan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, bu sırada yanına yaklaşan saldırgan tarafından yumruklandı. İsminin 66 yaşındaki S.T. olduğu öğrenilen şüpheli, polis ekiplerince gözaltına alındı. CHP Genel Başkanı Özel, korumalar eşliğinde ve güvenlik önlemleri altında alandan ayrıldı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca konuya ilişkin yapılan açıklamada, "CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in bugün darbedilmesiyle ilgili soruşturma başlatılmış olup, eylemi gerçekleştiren şahıs yakalanarak gözaltına alınmıştır. Ayrıntılı soruşturma devam etmektedir. Gelişmelerden bilgi verilecektir" ifadeleri kullanıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan Özgür Özel'e geçmiş olsun telefonu TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, CHP Genel Başkanı Özel'in uğradığı saldırıya ilişkin sosyal medya hesabından açıklama yaptı: "Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Özgür Özel’e yönelik menfur saldırıyı şiddetle kınıyorum. Millî iradenin tecelligahı olan Türkiye Büyük Millet Meclisinde temsil edilen bir partinin genel başkanına, hangi gerekçeyle olursa olsun yapılan saldırı asla kabul edilemez. Bu tür eylemler, sadece şahıslara değil, aynı zamanda demokrasimize ve milletimizin ortak değerlerine aykırıdır. Sayın Özgür Özel’e geçmiş olsun dileklerimi iletiyor, bu menfur saldırının failleri hakkında adli sürecin ivedilikle ve titizlikle yürütüleceğine olan inancımı ifade ediyorum." Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, saldırının ardından başlatılan hukuki süreci yakından edeceklerini söyledi: "CHP Genel Başkanı Sayın Özgür Özel’e yapılan saldırıyı şiddetle kınıyorum. Meşru siyaset zeminine, demokrasiye ve farklı görüşlerin özgürce ifade edilmesine yönelik her saldırı, yalnızca hedef aldığı kişiye değil, tüm toplumsal barış ve ortak yaşam irademize yöneliktir. Fikirler ve eleştiriler ancak demokratik çerçevede karşılık bulduğunda anlam kazanır; şiddet ise siyaseti ve toplumu zehirler. Cumhuriyet Başsavcılığımızın olayla ilgili derhal başlattığı soruşturmayı ve devamındaki hukuki süreci yakından takip edeceğiz." İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, Özel'e düzenlenen saldırıyı sosyalmedyahesabından yaptığı paylaşımla kınadı: "CHP Genel Başkanı Sayın Özgür Özel’e yönelik gerçekleştirilen fiziki saldırıyı şiddetle kınıyor, kendisine geçmiş olsun dileklerimi sunuyorum. Sayın Özel’e saldıranın S.T. adlı şahıs olduğu tespit edilmiş ve şahıs yakalanarak gözaltına alınmıştır. Toplumuzun huzurunu bozmaya yönelik her türlü saldırı, şiddet girişimihukukönünde hak ettiği cezayı alacaktır." İçişleri Bakanlığı, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e fiziki saldırı gerçekleştiren 66 yaşındaki S.T. adlı şahıs hakkında bilgi verdi: 2004 B.T. ve M.T. isimli çocuklarını öldürdüğü ve iki çocuğunu yaraladığı belirlenmiştir. Hırsızlık ve Tehdit suçunlarından kaydı vardır. Müebbet Hapis Cezası alan S.T., 2020 yılında şartlı tahliye ile serbest bırakılmıştır. Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, saldırıyı gerçekleştiren şüphelinin gözaltına alındığını vurgulayarak şunları aktardı: "CHP Genel Başkanı Sayın Özgür Özel’e yönelik gerçekleştirilen fiili saldırıyı şiddetle kınıyor, kendisine geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Bu alçak saldırıya ilişkin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca derhal adli soruşturma başlatılmış, şüpheli gözaltına alınmıştır. Demokratik toplumlarda şiddet, hiçbir görüşün, hiçbir fikir ayrılığının meşru aracı olamaz. Şiddete karşı ortak ve kararlı bir duruş sergilemek, Hukuk Devleti ilkesine ve toplumsal barışa inanan herkesin ortak sorumluluğudur." Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da Özel'e yapılan saldırıyı kınadı: "Toplumsal hayatımızda ve siyasette şiddet eylemlerine asla yer yoktur. CHP Genel Başkanı Sayın Özgür Özel’e yapılan saldırıyı kınıyorum. Bu tip saldırılar demokratik siyaset kültürümüzü hedef alan, sosyal barışı zedeleyen tehlikeli girişimlerdir. Kabul edilemez. Sayın Özel’e geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum." Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, CHP Genel Başkanı Özel'e yönelik saldırıyı kınadığını belirterek, "Geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Demokrasimizde ve siyaset kurumunda şiddetin yeri yoktur." açıklamasına yer verdi. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, "CHP Genel Başkanı Sayın Özgür Özel'e yapılan saldırıyı kınıyorum. Şiddetin her türüne ilkesel olarak karşı durmalıyız. Siyaset sahnesinde ve toplumumuzun hiçbir yerinde görmek istemediğimiz görüntülere sebep olanların hukuk önünde hesap vermesini temenni ediyorum." ifadesini kullandı. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum,"Şiddet, siyaseti ve demokrasiyi kurutan bir zehirdir. Şiddetin hiçbir türlüsü kabul edilemez. CHP Genel Başkanı Sayın Özgür Özel'e yönelik saldırıyı kınıyor, kendisine geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum." mesajını paylaştı. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin ise mesajında, Özel'e geçmiş olsun dileklerini ileterek, "Bu çirkin saldırıyı gerçekleştiren saldırganın hukuk önünde hesap vermesini ve siyaset kurumlarına yönelik saldırıların bir daha asla yaşanmamasını temenni ediyorum." açıklamasında bulundu. Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu da CHP Genel Başkanı Özel'e yapılan saldırıyı şiddetle kınadığını vurgulayarak, "Sayın Özel'e geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Toplumsal huzuru hedef alan bu tür saldırılar başta olmak üzere, şiddetin her türlüsü asla kabul edilemez." değerlendirmesini yaptı. AK PartiSözcüsüÖmer Çelikise düzenlenen saldırı ile ilgili şu ifadeleri kullandı: "CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e yapılan saldırıyı lanetliyoruz. Sayın Özel’e geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Siyaset kurumuna yapılan hiçbir saldırı kabul edilemez. Saldırgan hukuk önünde hesap verecektir."
AK Parti,CHP,Ömer Çelik,Özgür Özel
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TRT'in iletişim paydaşı olduğuTEKNOFESTiçin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne (KKTC) ziyarette bulundu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, KKTC'ye gerçekleştirdiği günübirlik ziyaretinde Türkiye tarafından inşaatı 3 yıl içinde tamamlanan Cumhuriyet Yerleşkesi'nin açılışını da yaptı. Cumhurbaşkanı Erdoğan,KKTCdönüşünde gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını cevaplandırdı. Erdoğan, Cumhuriyet Yerleşkesi ile ilgili şu bilgileri paylaştı: "'Sağlam devlet, saygın gelecek' şiarıyla bu topraklara kazandırdığımız 25 bin 210 metrekarelik alana sahip bu projede,Cumhurbaşkanlığıbinası, 600 kişilik 2 konferans salonu, 400 kişilik kabul salonu, 52 çalışma ofisi ile 109 araçlık otopark bulunuyor. 20 bin metrekare alanda inşa edilen meclis binasında ise başkanlık ve başbakanlık makamları, 157 kişilik genel kurul salonu, 25 milletvekili makam odası, bakanlar için toplantı salonu ile 135 kişilik konferans salonu ve bir dekütüphanevar. 290 bin metrekaresi yeşil alan olarak planlanan millet bahçemiz, yine 2 bin 252 kişilik millet camisi ise inşa ediliyor. Yerleşkemizin son etabı olan Yüksek Mahkeme ve Millet Kütüphanesinin inşasına başladık. İnşallah onları da kısa sürede hizmete alacağız. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetimizin gücüne ve itibarına yakışan böylesi bir eseri Kıbrıs Türk'ü kardeşlerimize kazandırmaktan memnunuz. Yeni yerleşkenin hayırlara vesile olmasını temenni ederim." İlk kez Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde düzenlenen TEKNOFEST ile ilgili şunları söyledi: "6 ana kategori ve 13 alt kategoride düzenlenen, geleceğin odak alanlarındaki teknoloji yarışmalarına, kalbi teknolojiyle atan 22 farklı ülkeden yaklaşık 50 bin genç katıldı. Yarışmalara katılan tüm gençlerimizi muhabbetle kucaklıyor ve canı gönülden tebrik ediyor, bizleri gururlandıran çalışmalarının ve başarılarının devamını diliyorum. İnşallah festivalimiz Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin Akdeniz'in eğitim, bilim ve teknoloji üssü haline gelmesi yolunda öncü adımlara vesile olacak, Kıbrıs Türk halkının değerli gençlerine de yeni ufuklar açacaktır." Ziyaret kapsamında KKTC CumhurbaşkanıErsin Tatarbaşta olmak üzere yaptığı görüşmelere ilişkin şunları aktardı: "Ziyaretim vesilesiyle Cumhurbaşkanı Sayın Ersin Tatar başta olmak üzere Kıbrıs Türk'ü kardeşlerimle ve Ada’da toplananTürk Devletleri TeşkilatıAksakallar Konseyi'yle de bir araya geldik. Cumhurbaşkanı Sayın Tatar'ın ortaya koyduğu iki devletli çözüm vizyonunu tüm gücümüzle desteklemeyi sürdürüyoruz. Geçtiğimiz 17-18 Mart'taBirleşmiş Milletlerçatısı altında Cenevre'de düzenlenen geliştirilmiş katılımlı gayri resmi toplantıda kararlaştırılan Ada’daki iki komşu ülke arasında, muhtelif alanlarda başlatılması öngörülen iş birliği alanlarında üzerimize düşeni yapmaya, yapıcı olmaya devam edeceğiz. Kıbrıs Türk halkı, eşit ortağı olduğu Ada’da, egemen eşitlik ve eşit uluslararası statüsünün tescilini er ya da geç temin edecektir. Ana vatan Türkiye, bu yolda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin her zaman yanında olacak, dayanışmasını ebediyete kadar sürdürecektir. Bizim samimi arzumuz adil, kalıcı, sürdürülebilir ve gerçekçi bir çözüm. Bölgemizde yaşanan gelişmeler de artık bu realitenin kabul edilmesinin gerektiğinin telkinidir. Ada’da iki halk ve iki devlet olduğu gerçeğini herkesin idrak etmesinin zamanı gelmiştir. Ana vatan ve garantör olarak Kıbrıs Türkü'ne ve Kıbrıs Türkü'nün bağımsız devleti Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne desteğimiz bakidir. Türk dünyasının ayrılmaz parçası olan Kıbrıs Türk halkı, inşallah eninde sonunda hak ettiği konuma ülkemizin de desteğiyle gelecektir. Ziyaretimiz ve temaslarımızın hayırlara vesile olmasını diliyorum." Erdoğan, hayatını kaybedenTBMMBaşkanvekili veDEM PartiİstanbulMilletvekiliSırrı Süreyya Önderile ilgili, "Maalesef, Sayın Sırrı Süreyya Önder’in vefat haberini aldık. Sayın Önder'e bu vesileyle Cenab-ı Allah'tan rahmet; acılı ailesine, sevenlerine ve seçmenlerine bir kez daha sabırlar diliyorum" dedi. Türkiye'nin savunma sanayiindeki üretim ve tasarımlarıyla dünyanın parlayan yıldızı olduğunu vurgulayan Erdoğan şöyle konuştu: "TEKNOFEST bir bilincin, bir davanın, bir şuur ikliminin ete kemiğe bürünmüş halidir.Anadolugençlerinin güçlü sesi, Kıbrıs Türk gençliğinin sesiyle hamdolsun burada birleşti. 1974’te malum bizim öyle ciddi manada silahımız yoktu. 1974’te başkalarının bizlere verdiği silahlarla bu adaya barış getirmek için geldik. Bugün, o zamanların çok çok ötesinde bir Türkiye var. Türkiye, savunma sanayindeki özgün tasarımları ve yerli üretimleriyle artık dünyanın parlayan bir yıldızı haline geldi. Özellikle insansız hava araçlarımız, savunma sistemlerimiz, haberleşmedeki atılımlarımız, adeta harp tarihini yeniden şekillendirecek boyuta ulaştı. Bu konuda da geçmişe göre fersah fersah ötede adımları attık, atıyoruz. TEKNOFEST gençliğinin yöneteceği Türkiye, bugünkünden çok daha ileride olacaktır. “Ben daha iyilerini yapacağım” azmini bu gençlerde okuyabilirsiniz. Ben, yeni nesilden bu noktada oldukça ümitliyim. Hani bir söz var ya, “Eğer 10 yıl sonrasını düşünüyorsanızfidandikin, 100 yıl sonrasını düşünüyorsanız insan yetiştirin.” diye… Biz de bu amaçla gençlere yönelik her alanda yatırım yapmaktan geri durmadık. Bizden devralacağı sancağı çok daha yukarılara taşıyacak olanlar, işte bu başta TEKNOFEST gençliği olmak üzere yeni kuşaklardır. Bunlara güvenim, güvencim çok çok fazla." Erdoğan, "Geçtiğimiz günlerde Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu bir mesajında adadaki Türkleri hedef aldı. Bir yandan da Güney Kıbrıs’ta Türkiye karşıtı yeni bir terör örgütü kuruluyor gibi emareler var. Bu çerçevede sizin değerlendirmeniz nelerdir?" sorusuna şu yanıtı verdi: "Tarihten ibret almayan topluluklar, benzer akıbetleri tekrar tekrar yaşamaya mahkumdur. Kıbrıs'ta barış dilini bozan, gelecek nesilleri de tehlikeye atan her açıklamayı, ben şiddetle kınıyorum. Biz, Kıbrıs Adası'nda barış ve huzur için bugüne kadar, üzerimize düşeni hep yaptık. Bundan sonra da yapmaya devam edeceğiz. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin hak ve menfaatlerini kendi hak ve menfaatlerimiz bilerek hareket ettik ve bu değişmeyecektir. Ada’nın huzurunu bozan, hassasiyetlerini kaşıyan, kargaşa çıkartmayı arzulayan yaklaşımlara da müsaade etmeyiz. Terör yoluna başvuranlar, Kıbrıs Türk'ünü yok sayanlar, karşılarında daha güçlü bir Türkiye bulacaklarını bilmeleri lazım. Gerilimleri artıran söylemler yerine, yapıcı ve birleştirici bir dil kullanmak, Ada’nın geleceği adına daha faydalı olacaktır. Buna dikkat etmeleri lazım. Acıların tekrarına asla izin vermeyiz ve bu konuda da kararlıyız. Kıbrıs Türklerinin haklı davalarının en büyük destekçisi olmaya devam edeceğiz. Ne Türkiye eski Türkiye, ne Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti eski Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, ne dünya eski dünyadır. Bunları artık çok çok iyi bilmelerinde fayda var." Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Gazze’ye insani yardım götüren gemiye Malta’da maalesef bir saldırı düzenlendi. Gemide Türk vatandaşları da vardı. Saldırının İsrail'e ait dronlarla yapıldığı belirtiliyor. Mavi Marmara saldırısı da hatırlandığında bu olayı nasıl değerlendiriyorsunuz?" sorusunu da şu sözlerle yanıtladı: "İsrail, uluslararası hukukun önündeki en büyük tehlikedir. Uluslararası hukuku çiğnemeyi adet haline getirdiler. Gemilerin, insani amaçlı yardım malzemesi taşıdığı ve uluslararası seyrüsefer kuralları çerçevesinde hareket ettiğini tüm dünya biliyor. Buna rağmen, bu saldırının gerçekleştirilmesi, tam anlamıyla haydutluktur, korsanlıktır. İsrail, bombalarla, ağır silahlarla yenemediği Filistinlileri, gıdadan, ilaçtan mahrum bırakarak yenmeye çalışıyor.İsrailgıdayı, temiz suyu, ilacı silah olarak kullanıyor. İnsan öldürürler dünya sessiz kalır;katliamyaparlar dünya sessiz kalır, egemen devletlere saldırırlar dünya sessiz kalır, uluslararası kuruluşların personellerini öldürür, yapılarını bombalarlar dünya sessiz kalır,gözgöre göresoykırımsuçu işlerler dünya sessiz kalır. Bu “sessizlik sarmalı” artık son bulmalıdır. Bilinmelidir ki; dünya İsrail’den büyüktür. Büyüklüğünün hakkını vermeli ve dünyayı ateşe vermeye çalışan bu alev topunu söndürmelidir. Yoksa çok geç olacak ve İsrail’e bugün sessiz kalanlar, tarihe bunun hesabını veremeyeceklerdir. İsrail zannetmesin ki; işledikleri suçlar cezasız kalacaktır. Adalet bir gün yerini bulacaktır." Erdoğan, İsrail'in Suriye'ye yönelik devam eden saldırılarıyla ilgili şu değerlendirmelerde bulundu: "İsrail'in bu attığı adımlar barış ve huzuru tehdit eden adımlardır. Türkiye ile ilgili ne gibi adımlar atar veya atmayı planlıyor, bunları yakından takip ediyoruz. Biz niçin İsrail'le bütün ticari ilişkileri kestik? Çünkü biz biliyoruz ki dostumun düşmanı, aynı şekilde bize de düşmanlık yapıyor demektir. Şu an itibarıyla Gazze'deki o masumlara acımasızca bombaları yağdıran, bütün bölgeyi harabeye dönüştüren bir İsrail'den, biz zaten insanlık beklemeyiz. İsrail kandan ve kaostan besleniyor. Barış ve huzur iklimi İsrail’in istediği son şeydir. Suriye’de yıllardır süren iç savaşın bitmesinden,Suriyehalkının kendi geleceğini tayin edecek olmasından, birlik ve bütünlük rüzgarından İsrail rahatsız olmuştur. Bu nedenle Suriye’de bazı grupları kışkırtarak yeni bir çatışma ortamı oluşturmaya çalışıyorlar. Bölgeyi ateşe atmaktan çekinmeyen İsrail, Türkiye’nin bölgedeki gücünden, elde ettiği kazanımlardan da çok rahatsız. Suriye Hükümeti, devrim sonrasında ülkede huzuru, toplumsal barışı ve ekonomik kalkınmayı sağlamaya çalışıyor. Zorluklarla karşılaşsalar da, büyük bir çaba içindeler. Geçmişte İsrail’in kışkırtmalarıyla hareket eden kim varsa hüsrana uğradı. İsrail, sadece kendini düşünür. Herkes birlik ve toprak bütünlüğü temelinde yeni Suriye’yi inşa için gayret göstermelidir. İsrail provokasyonunun vadettiği sadece kan, gözyaşı ve ölümdür. Bir ve bütün Suriye ise, müreffeh bir geleceğin formülüdür. Her zaman söylediğimiz gibi, biz komşumuz Suriye’nin yeni bir çatışma iklimine sürüklenmesine izin vermeyiz ve vermeyeceğiz." Cumhurbaşkanı, Türkiye'de depreme hazırlık konusunda neler yapılacağına ilişkin şu açıklamayı yaptı: "Biz,depremmeselesini sembolik birkaç bina, birkaç slogan, algı operasyonları parantezinde ele alanlardan değiliz. Biz, bu meseleye kalıcı ve sürdürülebilir çözümlerin peşindeyiz. Deprem, ülkemizin gerçeğidir ve olacak depremleri durdurmak mümkün değildir. Ancak kayıpları sonlandırmak, sağlam yapılar inşa etmek mümkündür. Bunun için meseleye konjonktürel ve küçük ölçekli değil, resmin bütününü gören bir anlayışla yaklaşıyoruz. 11 ilimizi etkileyenasrın felaketibizlere, sağlam yapılarla felaketin önüne geçmenin mümkün olduğunu göstermiştir. Yapı stoğumuzu yenilemek için elimizdeki en etkin çözüm, kentsel dönüşümdür.Kentsel dönüşümmeselesi, Türkiye için bir hayat-memat meselesidir. İnsanların evlerinin başlarına yıkılmaması için en dayanıklı, son teknoloji ile yapılmış veestetikaçıdan şehirlerimizin dokusunu koruyan ve destekleyen yapılar inşa etmeliyiz. Bu konuyu ideolojik saplantılara kurban veremeyiz. Depreme hazır şehirler, Türkiye’nin geleceğini kurtaracaktır." Yerinde dönüşümüteşvikve devlet-vatandaş iş birliğini güçlendireceklerini belirten Erdoğan şu ifadeleri kullandı: "Bütün bunların yanında ayrıca şu anda çok güçlü bir AFAD'a sahibiz. AFAD'ımız bütün birimleriyle çalışıyor. İşte İstanbul'daki depremde ben de ilk gün hemen İstanbul merkeze gittim. Çalışmaları arkadaşlarla beraber yürütelim dedik. O gün ilgili bütün arkadaşlar Kağıthane'deki merkeze geldiler. Orada gerekli koordinasyonu yaptık ve çalışmayı yürüttük. Sağ olsunlar bütün tedbirleri almak suretiyle adımları atmışlar. Dedik, buradan bir Hasbahçe'ye inelim, vatandaşın oradaki durumunu görelim. Baktık ki vatandaş, çadırlarla Hasbahçe'de konaklamış. Orada çoluk çocuk birlikte oturuyorlar. Sağ olsun Kağıthane Belediyemiz onlara orada yemek ikram etti. Sonra biz de onlarla beraber olduk. Geç saate kadar beraberce hasbihal ettik. Orada sadece Kağıthane'nin halkı yoktu. Kağıthane dışından da vatandaşlar gelmişti. Onlar da orada, o masalarda yerlerini aldılar. Deprem anı bir korkudur, geliyor geçiyor. Fakat tedbirlerimizi her an almamız lazım. Tedbirle iç içe olmaya mecburuz. Bu konuda hocalarımız televizyonlarda uyarıyorlar. Tedbirlerin ne tür olması lazım, bu konularda çeşitli bilgiler veriyorlar. Ama her geçen gün halkımızın bilinci daha da artıyor. Bu bilinçlenme ile beraber de yaşam devam ediyor. Allah yar ve yardımcımız olsun." Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cumhuriyet Halk Partisi otobüsünün polisin üzerine sürülmesi olayını da şu sözlerle değerlendirdi: "Siyasi hırsları ve saplantıları, CHP’li yöneticileri esir almış durumda. Muvazene tamamen kayboldu. Utançla hatırlanacak işler yapıyorlar. Milleti sokağa dökmek, iç karışıklık çıkartmak, kaos oluşturmak, provokasyonlara ortam sağlamak bitti; işi şimdi doğrudan devletin polisinin üzerineotobüssürmeye kadar vardırdılar. Bu menfur eylem, siyasetin sınırlarını aşmıştır. Bu konu artık siyasetin değil, yargının konusu haline gelmiştir. Nasıl bir zihniyet ve şahsiyet fukaralığı, otobüsü polisin üzerine sürme talimatını verdirebilir. Polisimizi kimler hedef alır, teröristler. Polislerimiz devletin ve milletimizin güvenliği için gecelerini gündüzlerine katarken, siz nasıl onların üzerlerine parti otobüsü sürdürürsünüz? Orada bir husus da dikkat çekiciydi. O kadın polisimiz başörtülüydü. O esnada otobüsün içinden de “sür, sür, sür” diye bağırıyorlar. Sonra şoför de itiraf ediyor. “Öyle dediler, ben de sürdüm” diye. Allah'tan, polisimiz kaçarak kurtuluyor. Ben Adalet Bakanımıza da hemen durumu aktardım. Bakanımız da işi takibe aldı. O şekilde konunun üzerine gittiler. Orada polisimiz kaçarak kurtuldu ama, Allah göstermesin otobüsün altında da kalabilirdi. Sonra şoförle ilgili bir adli süreç başladı. Bunlar, milleti sokağa dökmek için adeta tahrik ediyorlar. Bu tahrik nereye kadar gider, bunun bizler de siyasetçi olarak sonuna kadar takipçisi olacağız. Yaşanan sıradan bir olay değil. Provokatörlerin tahrikleri devam ediyor. Bunun üzerine üzerine gitmemiz lazım. Biz CHP'nin provokasyonlarına kesinlikle gelmeyeceğiz. Ama vatandaşımızı da bunlara asla kurban etmeyeceğiz." Cumhurbaşkanı bir gazetecinin, "Cumhuriyet Halk Partisi Genel BaşkanıÖzgür Özel24 saat içerisinde yolsuzluk soruşturmasında ortaya çıkan görüntülere ve aynı zamanda Cumhuriyet Halk Partisi Cumhurbaşkanı adayının kim olacağına dair birbiriyle çelişen açıklamalar yapıyor. Özgür Özel, “İmamoğlu kendisi istese bile Cumhurbaşkanı adaylığından vazgeçemez” dedikten 24 saat dahi geçmeden “Mansur Yavaş Cumhurbaşkanı, İmamoğlu Başbakan olur” şeklinde bir açıklama yaptı. Bu açıklamasından da 24 saat geçmeden “A planımızda, B planımızda, Z planımızda İmamoğlu” açıklamasını kullandı. Bu kararsız ve birbiriyle çelişen ifadeler ile ilgili ne düşünüyorsunuz? Bunun nedeni ne olabilir?" sorusunu şöyle cevapladı: "Anadolu'da bir söz var, 'Sokma akıl sekiz adım gider' diye. Bunların durumu da maalesef böyle. Devamlı bu tür şeyleri söylüyorlar. Öyle anlaşılıyor ki, bu sekiz adım da gitmeyecek. Buradaki çelişkiler yumağını doğuran ana unsur, CHP yönetiminin kendi akıllarıyla hareket etmemeleridir. Bir an kendi fikirlerini söylemeye kalktıklarında ise, nedense kendilerini hemen tekzip etme yoluna gidiyorlar. Sabah söylediklerini akşam yine kendileri düzeltiyor. Komik desen artık komik bile değil, ortada acınası bir durum var. Bu kaosun, her kafadan bir ses çıkma halinin asıl nedeni, bunların samimiyetsizlikleridir. CHP'de herkesin kendi hesabı var. Herkes bir başkasının kuyusunu kazıyor. Bunların öyle ciddi manada kararlı bir yapıları da yok. Yani durumları hiç iyi değil. CHP içinde bu acınası halden kurtulmak gerektiğini söyleyenler ise hemen alaşağı ediliyor. “Sen mi konuştun? Defol!” diyorlar. Böyle bir durum var. CHP'nin kafası öyle karışık ki, asıl göstermek istemedikleri bu çorba, bir garabet çorbasıdır. O çorbaya kimlerin kaşık salladığını milletten gizlemek için, milletin basiretine bant çekmeye çalışıyorlar. Yaptıkları iş bu. Neticede ellerine yüzlerine bulaştırdılar. Konuştukça batıyorlar. Biz CHP'nin düştüğü bu bataklıkla ilgilenmiyor, işimize bakıyoruz, millete hizmete odaklanıyoruz."
CHP,Deprem,Ersin Tatar,İsrail,KKTC,Recep Tayyip Erdoğan,Savunma Sanayii,Suriye,Teknofest
TRT'nin İletişim Paydaşı olduğu, dünyanın en büyük havacılık, uzay ve teknoloji festivali TEKNOFEST KKTC, KKTC Cumhurbaşkanlığı himayelerinde, Türkiye Teknoloji Takımı Vakfı ile Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ana yürütücülüğünde 132 paydaş kurumla eski Ercan Havalimanı'nda gerçekleştirildi. 1-4 Mayıs tarihlerinde düzenlenen, teknoloji yarışmalarından uçuş gösterilerine kadar birçok etkinliğe ev sahipliği yapan festivali toplam 225 bin kişi ziyaret etti. Etkinliğin son gününde yoğun ilgi sebebiyle girişlerde uzun kuyruklar ve trafik yoğunluğu oluştu. Teknoloji yarışmaları, fuar etkinlik alanlarıyla beraber Bilim Sokak'ta bulunan 6-14 yaş grubuna yönelik atölye çalışmaları, hava araçları sergisi, planetaryum film gösterimleri, Kıbrıs Barış Harekatı Deneyim Alanı, Türk Mukavemet Teşkilatı Milli Mücadele Sergi Alanı, uzay sergisi, XR deneyim alanı, simülasyon deneyim alanları, öğrencilerle ilk uçuş ve pedallı uçuş etkinlikleri, bilim gösterileri, Sahne Senin etkinliği, söyleşiler, ana sahne gösterileri ve daha birçok aktivite ziyaretçilere sunuldu. TEKNOFEST KKTC kapsamındaki yarışmalara Türkiye dahil 22 ülkeden toplam 47 binden fazla yarışmacı başvurdu. Teknoloji üretme ve geliştirme yolculuğunda 1083 yarışmacının oluşturduğu 268 finalist takım kıyasıya rekabet etti. TEKNOFEST Yönetim Kurulu ve Türkiye Teknoloji Takımı Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Selçuk Bayraktar, sosyal medyadan yaptığı paylaşımında, şu ifadeleri kullandı: "TEKNOFEST KKTC'de 225 bin kişilik dev buluşma! Bizleri en güzel şekilde ağırlayan Kardeş Vatanımıza tüm kalbimle teşekkür ediyorum..." #TEKNOFESTKKTC'de 2️⃣2️⃣5️⃣.0️⃣0️⃣0️⃣ kişilik dev buluşma! ????Bizleri en güzel şekilde ağırlayan Kardeş Vatanımıza tüm kalbimle teşekkür ediyorum... ♥️Massive turnout of 225,000 at TEKNOFEST TRNC! ????A heartfelt thanks to our Sister Homeland for hosting us in the best possible…pic.twitter.com/bLFDquabmT
KKTC,Savunma Sanayii,Selçuk Bayraktar,Teknofest,Yerli ve Milli Teknolojiler
Çevre, Şehircilik veİklim DeğişikliğiBakanlığıMeteorolojiGenel Müdürlüğü Hava Tahmin Uzmanı Fevzi Burak Tekin, haftanın hava tahminine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Son değerlendirmelere göre yeni haftada bahar yağışlarının etkisini göstereceğini belirten Tekin, hafta boyunca özellikle öğle saatlerinden sonra ve akşam saatlerindesağanakve yer yer gök gürültülü sağanağın etkili olmasının beklendiğini söyledi. Yarın Doğu Akdeniz, İç Anadolu'nun doğusu, Doğu Karadeniz'in iç kesimleri, Doğu Anadolu'nun kuzey ve doğusu ile Güneydoğu Anadolu'nun doğusunda yağışların etkili olmasının öngörüldüğünü anlatan Tekin, "Antalya'nın batısının iç kesimleri,Burdurçevreleri de yarın yağışlı olacak. Diğer yerlerdeyse parçalı ve az bulutlu hava hakim olacak." dedi. Salı günü Batı Akdeniz ve Batı Karadeniz'in iç kesimleri, Doğu Akdeniz, Doğu Anadolu'nun doğusuylaRizeveArtvinçevrelerinde sağanak ve gök gürültülü sağanağın etkili olacağının tahmin edildiğini dile getiren Tekin, çarşamba günüyağışalanının genişlemesinin, Marmara'nın güneydoğusu, İç Ege, Akdeniz'in iç kesimleri, İç Anadolu'nun kuzey ve doğusu, Orta ve Batı Karadeniz ile Doğu Anadolu'nun batısında yağış beklendiğini ifade etti. Yağışların yurt genelinde perşembe ve cuma günü de devam edeceği öngörülüyor. Yarın kuvvetli yağışlara karşı vatandaşları uyaran Tekin, Doğu Anadolu'nun güneydoğusunda güneyli yönlerden esecek kuvvetli rüzgara karşı da dikkatli olunmasını istedi. Tekin, yeni hafta itibarıyla sıcaklıkların artmasının ve hafta boyunca mevsim normallerinin üzerinde seyretmesinin beklendiğini kaydetti. Ankara'da yarın ve salı günü yağış beklentisinin olmadığını belirten Tekin, "Başkentte çarşamba günü sağanak ve yer yer gök gürültülü sağanak görülecek. Sıcaklıklar yarın 21, salı 24, çarşamba günü ise 26 dereceye çıkacak." dedi. İstanbul'da 3 gün boyunca yağış beklenmediğini, parçalı ve az bulutlu havanın hakim olacağını dile getiren Tekin, sıcaklıkların 24 ila 26 derece aralığında seyredeceğinin tahmin edildiğini söyledi. Tekin, İzmir'de ise parçalı ve az bulutlu havanın etkili olmasının, sıcaklıkların 28 ile 30 derece arasında seyretmesinin beklendiğini sözlerine ekledi.
Hava Durumu,Hava Sıcaklıkları,Meteoroloji,Yağış
İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın CHP Genel Başkanı Özgür Özel'i aradığını açıkladı: "Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, bugün İstanbul’da çirkin bir saldırıya uğrayan CHP Genel Başkanı Sayın Özgür Özel’i telefonla arayarak geçmiş olsun temennilerini ifade etmiş, olayın tüm yönleriyle açığa çıkarılması için süreci yakından takip ettiğini belirtmişlerdir. Saldırıya dair tahkikatın derhal başlatıldığını, saldırıyı gerçekleştiren kişinin gözaltına alındığını belirten Altun, "Sayın Özel'e yönelik bu saldırıyı kınıyor, kendisine geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz." ifadesini kullandı. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, TBMM Başkanvekili ve DEM Parti İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder için Atatürk Kültür Merkezi'nde (AKM) düzenlenen anma töreninin ardından 1 kişi tarafından yumruklu saldırıya uğradı. CHP Genel Başkanı Özel'e saldırıya tepkiler İsminin 66 yaşındaki S.T. olduğu öğrenilen şüpheli, polis ekiplerince gözaltına alındı. Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürlüğüne götürülen şüpheli, buradaki işlemlerinin ardından İstanbul Asayiş Şube Müdürlüğü'ne gönderildi. CHP Genel Başkanı Özel, korumalar eşliğinde ve güvenlik önlemleri altında alandan ayrıldı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca konuya ilişkin yapılan açıklamada, "CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in bugün darbedilmesiyle ilgili soruşturma başlatılmış olup, eylemi gerçekleştiren şahıs yakalanarak gözaltına alınmıştır. Ayrıntılı soruşturma devam etmektedir. Gelişmelerden bilgi verilecektir." ifadeleri kullanıldı. Yapılan sorgulamada şüpheli S.T'nin, 9 Mayıs 2004'te Hatay'ın İskenderun ilçesinde, kızı M.T. (15) ve oğlu B.T'yi (17) öldürdüğü, küçük kızı G.T'yi de (11) yaraladığı gerekçesiyle yargılandığı davada müebbet hapis cezası aldığı, 2020'de de şartlı tahliye ile cezaevinden çıktığı belirlendi. Şüphelinin herhangi bir siyasi parti ve örgütle bağlantısı olmadığı, ilk belirlemelere göre akıl sağlığına ilişkin de bir bulguya rastlanmadığı öğrenildi. Şüphelinin irtibatları, olayda azmettirici olup olmadığı gibi detayların da incelendiği belirtildi.
Fahrettin Altun,İletişim Başkanlığı,Özgür Özel,Recep Tayyip Erdoğan,Son Dakika
Yurt genelinde mevsim normalleri civarında seyredenhava sıcaklıklarıhafta başında kuzey, iç ve batı bölgelerde 4-8 derece artacak. Parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor. Sabah saatlerinde bölgenin güney ve doğusunda pus ve yer yer sis bekleniyor. Balıkesi 26°CParçalı ve az bulutlu Edirne29°CParçalı ve az bulutlu İstanbul20°CParçalı ve az bulutlu Kırklareli26°CParçalı ve az bulutlu Parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor. Afyonkarahisar19°CParçalı ve az bulutlu Denizli24°CParçalı ve az bulutlu İzmir27°CParçalı ve az bulutlu Muğla23°CParçalı ve az bulutlu Parçalı ve çok bulutlu, Orta ve Doğu Akdeniz'in iç kesimleri ile Antalya, Osmaniye,Kahramanmaraşçevreleri ve Marsin'nin batı ilçelerinde aralıklısağanakve gök gürültülü sağanak bekleniyor. Adana26°CParçalı ve çok bulutlu, kuzey kesimlerinde sağanak bekleniyor. Antalya23°CParçalı ve çok bulutlu, merkez hariç yerel sağanak bekleniyor. Burdur21°CParçalı ve çok bulutlu Hatay26°CParçalı ve çok bulutlu Parçalı ve çok bulutlu, bölgenin doğusunda aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak bekleniyor. Ankara20°CParçalı ve çok bulutlu Eskişehir22°CParçalı ve çok bulutlu Konya20°CParçalı ve çok bulutlu, Nevşehir17°CParçalı ve çok bulutlu, aralıklarla sağanak bekleniyor. Parçalı ve az bulutlu geçeceği tahmin ediliyor. Sabah ve gece saatlerinde pus ve yer yer sis hadisesi bekleniyor. Bolu18°CParçalı ve çok bulutlu Düzce21°CParçalı ve çok bulutlu Kastamonu20°CParçalı ve çok bulutlu Zonguldak14°CParçalı ve çok bulutlu Parçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinden itibaren Doğu Karadeniz'in iç kesimleri ileTokatçevrelerinde aralıklı sağanak, sabah ve gece saatlerinde pus ve yer yer sis hadisesi bekleniyor. Amasya22°CParçalı ve çok bulutlu Rize16°CParçalı ve çok bulutlu Samsun16°CParçalı ve çok bulutlu Trabzon14°CParçalı ve çok bulutlu Parçalı yer yer çok bulutlu, bölge genelinde (Elazığ veBingölhariç) aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak bekleniyor. Yağışların akşam saatlerinden itibarenHakkariçevrelerinde yerel kuvvetli olması bekleniyor. Rüzgarın; bölgenin güneydoğusunda güney yönlerden kuvvetli olarak (30-50 km/saat) esmesi bekleniyor. Erzurum19°CParçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinden itibaren aralıklı sağanak bekleniyor. Kars19°CParçalı ve çok bulutlu, öğle saatlerinden itibaren aralıklı sağanak bekleniyor. Malatya22°CParçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak bekleniyor. Van14°CParçalı ve çok bulutlu, aralıklı sağanak ve gök gürültülü sağanak bekleniyor. Parçalı ve az bulutlu, öğle saatlerinden sonra Adıyaman, Gaziantep, Kilis,SiirtveBatmançevrelerinde yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak bekleniyor. Adıyaman25°CParçalı ve az bulutlu, öğle saatlerinden sonra yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak bekleniyor. Diyarbakır28°CParçalı ve az bulutlu Gaziantep24°CParçalı ve az bulutlu, öğle saatlerinden sonra yerel sağanak bekleniyor. Siirt 26°CParçalı ve az bulutlu, öğle saatlerinden sonra yerel sağanak bekleniyor.
Meteoroloji,Yağış,Hava Durumu,Hava Sıcaklıkları
TUSAŞGenel Müdürü Mehmet Demiroğlu, TEKNOFEST’in gençlerin özgüvenini artırdığının altını çizdi: “Kıbrıs'ın özelliğini biliyorsunuz. Bakım şirketleri Kıbrıs'taki ambargolarla hayata geçmiş şirketler. 50 yıl sonra telsiz bile üretemezlerken biz artık, sayamayacağımız kadar ürünü, sayamayacağımız kadar firmayla Kıbrıs'ta sergiliyoruz. Gençlerimiz gelsinler, dokunsunlar istiyoruz. Onların da gerçekten özgüvenlerinin arttığını görüyoruz. Arka tarafta yürütülen yarışmalar ve gençlerin heyecanlarına ortak olmak bizi de heyecanlandırıyor. Bu iş böyle başlıyor.TEKNOFESTgerçekten bu konuda inanılmaz bir başarı hikayesi yakaladı. Hem Türkiye'de hem de dünyada gençler anlamında ciddi bir algı değişimi oluşturdu. Gençler şu anda ‘yapamayız’ ile gelmiyor buraya, ‘yaparız da ne yapalım’ ile geliyor. Bu çok önemli ve çok gerçekten insanı serinleten bir duygu. Kıbrıs'ta da bunu görüyoruz." Milli Muharip Uçağı KAAN’ın son durumunu aktaran Demiroğlu,“KAAN şu anda gayet güzel gidiyor. 2 tane prototipimiz montaj aşamasında. Bu sene sonuna kadar inşallah 1’inciyi hazırlayıp, önümüzdeki senenin başında uçuşa geçireceğiz. Hemen arkasından 2’nci geliyor. Önümüzdeki sene sonuna doğru ise 3’üncü uçağımız gelecek. Bunlarla çok yoğun test kampanyası yürütmemiz gerekiyor. İnşallah 2028’in sonunda söz verdiğimiz gibi Hava Kuvvetlerimize ilk KAAN’ı teslim edebilelim. Ayrıca KAAN’ı 2027’de kesin TEKNOFEST’te görürüz”dedi. Demiroğlu,“TUSAŞ olarak birçok proje hayata geçirdik. KAAN, Hürjet, Hürkuş,ANKAIII gibi. O kadar çok platformumuz var ki artık bunları seri üretime geçirmemiz lazım. Ama seri üretim de de bugüne kadar yapmadığımız uçağı 1-2 sene içerisinde yapacağız. Bu ciddi bir artış. Dolayısıyla TUSAŞ olarak seri üretim bizim birinci önceliğimiz. Çünkü ihtiyaçlar, beklentiler çok yüksek.Türk Silahlı Kuvvetlerihava olsun, deniz olsun, kara olsun bizden beklentileri o anlamda çok yüksek. Müttefiklerimizin, dost ve kardeş ülkelerimizin beklentileri yüksek. Bunlara cevap verebilmemiz için bizim seri üretimi gerçekten çok hızlı bir şekilde ve kapasiteyi de maksimum seviyede artırarak gerçekleştirmemiz gerekiyor. Bütün hedefimiz şu an için bu”açıklamasını yaptı. Demiroğlu,Ar-Geve teknoloji geliştirme birimlerinin de çalıştığını söyledi: “Biz bugün beşinci nesil uçağı yapalım derken aslında altıncı nesli çalışmaya başladık. Çok uzak olmayan bir vakitte KAAN’ı altıncı nesil olarak görmek istiyoruz. Şu anda önümüzde 5 - 10 yılımızı etkileyecek hangi teknolojiler varsa onlarla çalışıyoruz. Bizimle iyi ilişkilerde olan devletimizin de uygun gördüğü ülkelere ihracatımızı yapacağız. Bunların bazılarını biliyorsunuz, bazıları daha gün yüzüne çıkmadı. Biz sadece Türkiye'ye değil birçok coğrafyada müttefiklerimizi ve dostlarımızı, kardeşlerimizi düşünerek bu çalışmalarımıza devam ediyoruz ve edeceğiz." Demiroğlu,“Yaklaşık olarak 16 bin çalışanımız var ve yaş ortalamamız 33. Bu ne kadar genç olduğumuzu size söyleyebilir. Gençler bu ülkenin geleceği. Dolayısıyla biz onlara güvenmek, fırsat vermek zorundayız. Çok hızlı öğreniyorlar, çok hızlı adapte oluyorlar. Geleceğimiz onlara emanet olacağı için gençlerimizle devam eden bir yolculuğumuz var olacak. Bu noktada biz gençler için elimizden gelen her şeyi yapıyoruz, yapmaya hazırız ve herkesi bekliyoruz.”dedi.
KAAN,Milli Muharip Uçak,Savunma Sanayii,Teknofest,TUSAŞ,Yerli ve Milli Teknolojiler
TRT'nin iletişim paydaşı olduğu, dünyanın en büyük havacılık,uzayve teknoloji festivaliTEKNOFESTKKTCdevam ediyor. Festival, KKTCCumhurbaşkanlığıhimayelerinde, Türkiye Teknoloji Takımı Vakfı ileSanayi ve Teknoloji Bakanlığıana yürütücülüğünde 132 paydaş kurumla birlikte eski Ercan Havalimanı'nda gerçekleştiriliyor. TEKNOFEST KKTC kapsamında 13 alt kategorisi bulunan 6 teknoloji yarışması düzenlendi. Bu yarışmalara Türkiye dahil 22 ülkeden toplam 47 binden fazla yarışmacı başvurdu. Teknoloji üretme ve geliştirme yolculuğunda 1083 yarışmacının oluşturduğu 268 finalist takım kıyasıya rekabet etti. CumhurbaşkanıRecep Tayyip Erdoğanve KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar'ın katılımıyla gerçekleştirilen törende,TurizmTeknolojileri Yarışması, Sosyal İnovasyon Yarışması, TEKNOFEST Robolig Mavi Vatan Yarışması ve TEKNOFEST KKTCAraştırmaProje Yarışması'nda birinci olan takımlara ödülleri takdim edildi. Turizm Teknolojileri Yarışması'nda lise seviyesinde E-Tümen takımı, üniversite ve üzeri seviyede ise Qızılqaya-BHOS takımı birinci oldu. Sosyal İnovasyon Yarışması'nda ilkokul seviyesinde Tim 3 takımı, ortaokul seviyesinde Maarif Scientist 25 takımı, lise seviyesinde Wobbly Table, üniversite ve üzeri seviyede RD TEAM takımı birinciliği elde etti. TEKNOFEST Robolig Mavi Vatan Yarışması'nın da ortaokul seviyesinde TeknoKafalar takımı, lise seviyesinde RoboSümer takımı birinci oldu. TEKNOFEST KKTC Araştırma Proje Yarışması'nın tarım kategorisinde Heavy Metal takımı, çevre veenerjikategorisinde PAGİT Spektrum: DEEPNETS takımı birinciliğe layık görüldü. Festivalyarın gerçekleştirilecek etkinliklerin ardından sona erecek.
Enerji,KKTC,Recep Tayyip Erdoğan,Teknofest,Uzay,Yerli ve Milli Teknolojiler
DMM'nin sosyalmedyahesabından yapılan açıklamada,Aileve Sosyal Hizmetler Bakanlığının "Aile Yılı" kapsamında hayata geçirdiği projelere ilişkin, "Evli ama çocuğu olmayan çiftlerin aile sayılmadığı" iddiasıyla manipülatif haberler yapıldığının tespit edildiği belirtildi. Açıklamada, 2025 yılının, 13 Ocak'ta CumhurbaşkanıRecep Tayyip Erdoğantarafından "Aile Yılı" ilan edildiği hatırlatılarak, bu kapsamdaAile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığıtarafından, yıl boyunca ailenin korunması ve güçlendirilmesine yönelik ekonomik fayda sağlayacak, farkındalığı arttıracak ve ailelerin sosyokültürel gelişimine katkı sağlayacak faaliyetler düzenleneceği vurgulandı. Uygulanan faaliyetler kapsamında indirimlerden istifade edilebilmesi için çeşitli koşullar belirlendiğine değinilen açıklamada, şu bilgilere yer verildi: "Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın “Aile Yılı” kapsamında hayata geçirdiği projelere ilişkin; evli ama çocuğu olmayan çiftlerin aile sayılmadığı iddiasıyla manipülatif haberler yapıldığı tespit edilmiştir. 2025 yılı, 13 Ocak 2025 tarihinde Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından “Aile Yılı” ilan edilmiştir. Bu kapsamda Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından, yıl boyunca ailenin korunması ve güçlendirilmesine yönelik ekonomik fayda sağlayacak, farkındalığı arttıracak ve ailelerin sosyo-kültürel gelişimine katkı sağlayacak faaliyetler düzenlenecektir. Uygulanan faaliyetler kapsamında indirimlerden istifade edilebilmesi için çeşitli koşullar belirlenmiştir. Bu belirlenen koşullar çerçevesinde de ailede çocuğun bulunma zorunluluğu yoktur. Örneğin; şehirler arası otobüs seyahatlerinde aynı soyadına sahip veya aile olduğunu bilgi ve belgeyle ispat eden en az 2 en fazla 4 yolcunun aynı taşıt ve taşıma hattında seyahat etmek istemesi halinde, bu yolcular için düzenlenecek biletler için azami yüzde 40 oranında indirim uygulanmaktadır. Bir başka örnek olarak tren seyahatlerinde 2025 yılında evlenen çiftler için ‘Yeni Evli Tarifesi’ ile yeni evli çiftlerin alacağı tren biletlerinde yüzde 50 indirim uygulanmaktadır. Aile Yılı kapsamında tren seyahatlerinde anne, baba, çocukların yanı sıra anneanne, babaanne ve dedelerin de dahil olduğu aile bireylerinin birlikte seyahatlerinde en az 3 en fazla 11 bilet alınması koşulunda ailelere yüzde 15 indirim uygulanmaktadır. Bakanlık ve Türk Hava Yolları (THY) arasında imzalanan protokol neticesinde de aynı soyadından yapılacak en az 3 en fazla 9 aile üyesine, yurt içi uçuşlarında net ücret üzerinden yüzde 15 indirim sağlanmaktadır. Bu örneklerden de anlaşılacağı üzere Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın herhangi bir şekilde evli ve çocuksuz çiftleri “aile” olarak değerlendirmediği iddiaları gerçeği yansıtmamaktadır.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı,Aile Yılı,Dezenformasyon,Dezenformasyonla Mücadele Merkezi
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, sosyal medya hesabından "Hangi ülkeye kaçarlarsa kaçsınlar, bizden kaçamayacaklar. Bir bir geri getirecez" başlığıyla paylaşımda bulundu. Yerlikaya, kırmızı bültenle aranan 4 kişinin yurtdışında yakalandığını ve ülkeye iadelerinin sağlandığını aktardı. Yerlikaya yakalanan şüphelilerle ilgili şu bilgiyi paylaştı: "Kırmızı Bültenle Uluslararası Seviyede aranan Ş.Ç. Almanya'da ve Ö.A. Kosova'da, Ulusal seviyede aranan M.G. ve S.E.Ö. isimli şahıslar Gürcistan’da yakalanıp ülkemize iade edildi. Emniyet Genel Müdürlüğü Interpol-Europol Daire Başkanlığı koordinesinde; Artvin ve İstanbul İl Emniyet Müdürlüklerince yapılan çalışmalar sonucu; "Bilişim Sistemleri Banka veya Kredi Kurumlarının Araç Olarak Kullanılması Suretiyle Dolandırıcılık" ve “Kooperatif Faaliyeti Kapsamında Dolandırıcılık" suçlarından kırmızı bültenle uluslararası seviyede aranan Ö.A. isimli şahıs Kosova'da yakalandı ve ülkemize iadesi sağlandı. "Çocuğun Cinsel İstismarı" suçundan Kırmızı Bültenle uluslararası seviyede aranan Ş.Ç. isimli şahıs, Almanya'da yakalandı ve ülkemize iadesi sağlandı. "Bilişim Sistemleri Banka veya Kredi Kurumlarının Araç Olarak Kullanılması Suretiyle Dolandırıcılık ve Resmi Belgede Sahtecilik" suçlarından 4 yıldır ulusal seviyede aranan S.E.Ö. isimli şahıs, Tasarlayarak Öldürme, Ruhsatsız Ateşli Silahlarla Mermileri Satın Alma veya Taşıma veya Bulundurma ve Suç Uydurma” suçlarından 2 yıldır ulusal seviyede aranan M.G. isimli şahıs, Gürcistan’da yakalandı ve ülkemize iadeleri sağlandı. Adalet Bakanlığımız, Tiflis Büyükelçiliğimiz ve operasyonda görev alan bakanlık çalışanlarına teşekkür ediyorum. Interpol-Europol Daire Başkanlığımız ile Artvin ve İstanbul İl Emniyet Müdürlüklerimizi ve Kahraman Polislerimizi tebrik ediyorum".
Ali Yerlikaya,İçişleri Bakanlığı,İnterpol,Kırmızı Bülten
Bakan Bolat, Diyarbakır Valiliği'nde Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mustafa Gültepe ile düzenlediği basın toplantısında, nisan ayı dış ticaret rakamlarını açıkladı. Son yıllarda bölgesel savaşlar, tedarik zinciri aksaklıkları, bölgesel krizler, enflasyonist baskılar ve gümrük vergilerinin artırılması gibi küresel olumsuzluklardan bahseden Bolat, bu durumun küresel ticaretin gidişatı konusunda önemli bir belirsizliğe yol açtığını söyledi. Bolat, dünya ekonomisindeki tahminlerin ve beklentilerin bir miktar aşağı çekildiğinden ve uluslararası kurumların bu konudaki açıklamalarından bahsederek, bunlara rağmen IMF, Dünya Bankası ve OECD'nin Türkiye için büyüme tahminlerini yükselttiğini vurguladı. Türkiye ekonomisinin son 18 çeyrektir büyümesini kesintisiz devam ettirdiğinin altını çizen Bolat, "Kısa bir süre sonra açıklanacak 2025 yılı ilk çeyrek büyümesinde de olumlu ve artı bir yükseliş bekliyoruz. Bunun istihdama da olumlu katkıları oldu. Mart ayı verileri itibarıyla ülkemizde işsizlik oranı yüzde 7,9'a geriledi. Bu, son 20 yılın en düşük oranı olarak kayda geçti." diye konuştu. Bakan Bolat, ihracat verilerindeki olumlu göstergelerin devam ettiğini belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü: "Nisanda mal ihracatımız geçen yılın aynı ayına göre yüzde 8,5 artışla 20,9 milyar dolara yükselmiştir. Geçen yıl nisan ayında bu rakam 19 milyar 292 milyon dolardı. Bu yüzde 8,5'lik artış son 9 ayın aylık en yüksek artışı olarak bizleri de ümitlendirdi. En yüksek ikinci nisan ayı rakamı elde edildi. Parite biliyorsunuz 1,12'lerde 1,02'ye kadar gelmişti iki ay öncesine kadar. Yeniden 1,13 civarında seyretmekte şu aralar. Paritenin avro lehine gelişmesi ihracatımızda nisanda 440 milyon dolar pozitif etki yapmıştır. Bir iş günü de nisan ayında fazladır geçen yıla kıyasla. Bunun da 400 milyon dolar civarında olumlu takvim etkisini belirtmek isterim." Bolat, küresel alanda yaşanan belirsizlikten, küresel ticaretteki gerileme beklentisinden, AB'nin ithalatındaki düşüşten, Türkiye'nin en büyük pazarları olan Almanya ve Fransa gibi ülkelerdeki düşük büyüme oranlardan bahsederek, Çin'in dünyaya sattığı ürünlerin fiyatlarının her geçen ay düştüğünü, rekabetin kızıştığını anlattı. Tüm bunlara rağmen yılın ilk 4 ayının üçünde mal ihracatının arttığına dikkati çeken Bolat, "Bu sevindiricidir. Sadece şubatta düşük bir gerileme kaydedildi. Ama 3 ay ihracatımızı artırma noktasında ihracatçılarımızla birlikte başarılı olduk ülke olarak." değerlendirmesinde bulundu. Ticaret Bakanı Bolat, son 23 ayın 16'sında ihracatın arttığını belirterek, şu değerlendirmelerde bulundu: "Buradan özellikle yıllıklandırılmış ihracatta da bir rekor açıklamak istiyorum. Son 12 aylık yıllıklandırılmış mal ihracatımız Cumhuriyet tarihimizin en yüksek seviyesi olan 265 milyar dolara yükselmiştir. Hatırlarsanız yıla 261,8 milyar dolarla başlamıştık. O da 2024'ün rekor rakamıydı. Böylece son 4 ayda 3,2 milyar dolar, son 1 yılda ise yüzde 2,7'lik artışla 7,1 milyar dolar net mal ihracat artışı sağlanmıştır." Bakan Bolat, nisanda mal ithalatının geçen yılın aynı ayına göre yüzde 12,9 artarak 33 milyar dolara yükseldiğini kaydederek, şu bilgileri verdi: "Bir yıl önce nisanın 29,2 milyar dolar olduğunu düşündüğümüzde yaklaşık 3,8 milyar dolar ithalat artışımız nisanda gerçekleşti. Burada en önemli unsur 2 Nisan'da ABD'nin gümrük vergileri açıklandıktan sonra biliyorsunuz dünya mali piyasalarında büyük bir çalkantı oldu. Borsalarda ciddi kayıplar gerçekleşti, ticaret akışlarında ciddi belirsizlik meydana gelince özellikle güvenli liman olarak görülen altına doğru bir hücum oldu ayın başında ve ortalarında. Bu da bizdeki altına talebi körükledi. Bu nedenle altın, otomotiv, makine, kakao ve kahve gibi ürünlerin ithalatındaki artışlarla 3,8 milyar dolar ithalat artışı gerçekleşti." Bolat, doğal gaz ithalatının nisanda 750 milyon dolardan 1,5 milyar dolara yükseldiğini belirterek, altın, doğal gaz ve LNG fiyatlarındaki artışların ithalata yönelik olumsuz etkilerinden bahsetti. Bakan Bolat, petrol fiyatlarındaki düşüşün ise ithalata düşürücü etki yaptığını söyledi. Nisan ayında dış ticaret açığının 12 milyar 38 milyon dolar olduğunu ve yüzde 21,7 artış yaşandığını belirten Bolat, "İhracatın ithalatı karşılama oranı da nisanda yüzde 63,5'tir. Geçen yılın aynı döneminde yüzde 66,2'di. Altın ve enerji ithalatını hariç tuttuğumuzda ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 76,2 seviyesine yükselmiştir." açıklamasında bulundu. Ticaret Bakanı Bolat, yılın ilk 4 ayında ihracatın 2024'ün aynı dönemine göre yaklaşık yüzde 4 arttığını belirterek, şu bilgileri verdi: "Geçen yılın ilk 4 ayındaki ihracat artış oranımız ise yüzde 2'ler civarındaydı. 83 milyar dolardı. Bu yıl ilk 4 ayda 86,2 milyar dolar mal ihracatı yaptık. İthalata baktığımızda orada yüzde 6,7'lik artışla 120,8 milyar dolar ithalatımız gerçekleşti. Geçen yılın aynı döneminde 113,2 milyar dolardı. Burada da yaklaşık 7,6 milyar dolarlık artış var. Dolayısıyla 3,2 milyar dolarlık mal ihracatı artışı, 7,6 milyar dolarlık mal ithalatı artışı var. Böylece ilk 4 ayımızda dış ticaret açığımız da 34,5 milyar dolar olarak gerçekleşti, yüzde 14,5'lik bir artışla. İlk 4 ayda ilave açık 4,4 milyar dolar düzeyindedir. İhracatın ithalatı karşılama oranı da ilk 4 ayda yüzde 71,4 olarak gerçekleşmiştir. Geçen yılın aynı döneminde yüzde 73,4'tü." Bakan Bolat, nisan itibariyle son 12 aylık toplam yıllık ihracatın Cumhuriyet rekoru olan 265 milyar dolara yükseldiğini tekrar ederek, şu ifadeleri kullandı: "Böylece son bir yıldaki artış oranımız yüzde 2,7, değer olarak da 7,1 milyar dolardır. Son bir yılda ithalatımız ise 351,6 milyar dolardır. Oradaki artış çok sınırlı, yüzde 0,2 ve sadece 701 milyon dolara gelmektedir. Yani son bir yıllıkta ithalat yatay, aynı duruyor. İhracat yüzde 2,7'lik artmıştır. Dış ticaret açığımızda da son bir yılda 86,6 milyar dolardayız. Ondan önceki bir yıla kıyasla 6,4 milyar dolar azalmıştır dış ticaret açığımız son bir yılda." Ticaret Bakanı Bolat, ilk 4 ayda ihracatı en çok artan ürünün "kıymetli ve yarı kıymetli taşlar" olduğunu belirterek, "Yani altın ve mücevherat ihracatında 1,4 milyar dolar artış var. Savunma sanayisi ihracatında 567 milyon dolar, motorlu kara taşıtlarında 553 milyon dolar, elektrikli makinelerde 304 milyon dolar, hava ve uzay taşıtları ihracatımızda yani İHA'lar, SİHA'larda 286 milyon dolar artışımız var." diye konuştu. İhracatı en çok azalan ürünlerin rafine petrol ürünleri, örülmemiş giyim, değirmencilik ürünleri, demir ve çelik ile örme giyim eşyası olduğunu bildiren Bolat, şöyle devam etti: "İthalatta demir ve çelikte 712 milyon dolar azalış var. Hububatta 373 milyon dolar, metal cevherinde 155 milyon dolar. İthalatta artış gösterenler de 1,4 milyar dolar altın ithalatı, işlenmemiş altın kastediyoruz. 864 milyon dolar motorlu kara taşıtları, 627 milyon dolar elektrikli makine cihazlar. 571 milyon dolar kakao ithalatımızda artış var. Dünya kakao fiyatları üç katına çıktığı için bu rakam söz konusu. 511 milyon dolar da bakırda artış var." Bakan Bolat, ocak-nisan döneminde ihracatta ilk 5 ülkenin Almanya, İngiltere, ABD, İtalya ve Irak olarak sıralandığını kaydederek, "AB ihracatımızı artırdığımız en büyük ihracat bölgesi. AB'ye ihracatımız da yıllıklandırılmış 111 milyar dolara yükselmiştir. AB'nin ithalatının son 3 yılda 630 milyar dolar azaldığını düşünürsek ihracatımızın sınırlı da olsa artması sevindiricidir." diye konuştu. Bolat, ihracatın Türk Devletleri Teşkilatı ülkelerine yüzde 5,4, İslam İşbirliği Teşkilatı yüzde 10 arttığını söyledi. Hizmetler ihracatında resmi verilerin iki ay geriden geldiğini aktaran Bolat, ocak-şubat döneminde hizmetler ihracatının yıllık bazda yüzde 3,9 artışla 14 milyar dolara yaklaştığını bildirdi. Bolat, "Yıllıklandırılmış 116,4 milyar dolara yükseldik. Yani ilk iki ayda yıllıklandırılmışta 1,2 milyar dolar öne geçmiş olduk." dedi. Ticaret Bakanı Bolat, ihracatın istihdam, üretim ve yatırım anlamına geldiğini ve ekonominin kırmızı çizgisi olduğunu belirterek, şu ifadeleri kullandı: "Dünya ekonomisindeki ve ticaretindeki son belirsizlik ve dalgalanmalar karşısında sevindirici olan, ihracatçılarımızın kapıları daha fazla çalınmaya, telefonları daha çok çalmaya başladı. Özellikle Batı cenahından, Körfez cenahından Uzak Doğu başta olmak üzere tedarik ve lojistik zincirlerinin sıkıntıya girdiğini gören alıcılar, ithalatçılar güvenilir ve kaliteli ürünler üreten, güvenilir bir tedarik ve lojistik üssü olan Türkiye'mizden daha fazla ithalat yapmak istiyorlar. Göstergeler, işaretler bunu gösteriyor. Bunu önümüzdeki aylarda da hep birlikte göreceğiz inşallah. Çünkü Türkiye olarak biz küresel ve bölgesel krizlerde yükselen bir ülkeyiz." Bolat, Türkiye'nin "kriz savar" gücünün çok yüksek olduğunu belirterek, dayanıklı ekonomiye sahip olduklarını, güçlü bir siyaset ve diplomasilerinin bulunduğunu sözlerine ekledi.
İhracat,İthalat,Ömer Bolat,Ticaret Bakanlığı
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla, Çevre, Şehircilik veİklim DeğişikliğiBakanlığı'na bağlı TopluKonutİdaresi Başkanlığı (TOKİ) tarafından KKTC’nin başkenti Lefkoşa’da 639 bin 475 metrekarelik alandaCumhurbaşkanlığıKülliyesi Projesi hayata geçirildi. KKTC Cumhurbaşkanlığı Yerleşkesi, 3 Mayıs'ta Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın katılımıyla açılacak Projenin ilk etabında Cumhurbaşkanlığı ve Cumhuriyet Meclisi binaları inşa edildi. Tamamlanan binaların resmi açılışını yarın CumhurbaşkanıRecep Tayyip Erdoğangerçekleştirecek. Külliyenin görüntülerini “Sağlam Devlet Saygın Gelecek” sloganıyla sosyalmedyahesabından paylaşan Bakan Kurum, “Kıbrıs’ımıza imza bir eseri daha kazandırıyoruz.KKTCCumhurbaşkanlığı Külliyesi’ni Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın teşrifleri ile yarın hizmete açıyoruz” dedi. “Sağlam Devlet Saygın Gelecek”Kıbrıs’ımıza imza bir eseri daha kazandırıyoruz!KKTC Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ni Cumhurbaşkanımız Sayın@RTErdogan’ın teşrifleri ile yarın hizmete açıyoruz. ????????@Toki_Kurumsalpic.twitter.com/Xn9R79mlIz Törene KKTC CumhurbaşkanıErsin Tatarve Başbakan Ünal Üstelde katılacak. Yapımı tamamlanan 25 bin 210 metrekarelik KKTC Cumhurbaşkanlığı binasında, Cumhurbaşkanlığı makamı, 600 kişilik 2 konferans salonu, 400 kişilik kabul resepsiyon salonu, heyet toplantı salonu, 52 çalışma ofisi, 10 toplantı salonu, kafeterya ve yemekhane ile 109 araçlık otopark bulunuyor. 20 bin 10 metrekare alanda inşa edilen meclis binasında ise başkanlık ve başbakanlık makamları, 157 kişilik genel kurul salonu, 25 milletvekili makam odası, bakanlar toplantı salonu yer alıyor. Yine binada 135 kişilik konferans salonu, 252 kişilik yemek salonu, şeref, grup toplantı ve başkanlık divanının yanı sıra bir dekütüphanebulunuyor. Meclis binasında farklı etkinliklerde kullanılmak üzere 16 toplantı odası da inşa edildi.Cumhurbaşkanlığı Külliyesi içinde 290 bin metrekaresi yeşil alan olarak dizayn edilecek toplam 452 bin 428 metrekare alanı kapsayacakmillet bahçesiinşası sürüyor. 5 bin 661 metrekare alanda ise 2 bin 252 kişilik millet camii inşa ediliyor. Millet bahçesinde, sosyal donatılar, çocukoyunalanları, 4 saha, 2teniskortu, 1000 kişilik amfi tiyatro, yürüyüş vebisikletyolları, 1675 araçlık otopark ile bir kafeterya yer alacak. Külliye projesinin son etabı kapsamında da yüksek mahkeme ve millet kütüphanesinin inşası başlatıldı. Projede kontrol amiri olarak görev yapan İnşaat Mühendisi Mehmet Sezer Coşkun, binaların çevre dostu veenerjiverimli binalar olarak tasarlandığını söyledi. Coşkun çalışmalarla ilgili şu bilgileri verdi: Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde bulunan meclis binamızı, cumhurbaşkanlığı binamızı, giriş binalarını, güvenlik binalarını ve askeri birlik binalarını tamamladık. Yüksek mahkeme binasının da temelini attık, inşaatı devam etmektedir. Millet bahçesinde de çalışmalarımız devam ediyor. Aynı zamanda millet bahçesinde bulunan kütüphane inşaatının da temelini attık, orada da betonarme imalatlarımız devam etmektedir.Binalarımızda Kıbrıs taşı dediğimiz özel cephe taşları kullanılmıştır. Binaların bazı detaylarında Türk taşı dediğimiz Marmara mermeri kullanıldı. Yani burada da Kıbrıs taşı ve Türk taşını aynı yerde kullanıp bir birliktelik mesajı oluşturduk. Kıbrıslı Turgut Öder ise “Kıbrıs’ımıza, adamıza çok yakıştı. Millet bahçesi herkesin kullanacağı büyük bir alan oldu. Bu binaların yapılması, iyileştirilmesi, yenilenmesi ve modern çağdaş bir yapıya ulaşması adamız için ihtiyaçtı. Bir Kıbrıslı olarak tüm yatırımlardan çok memnunum. Emeği geçen tüm devlet yetkililerine, TOKİ, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na, Cumhurbaşkanımıza teşekkürlerimi iletirim” dedi.
KKTC,Murat Kurum,Recep Tayyip Erdoğan,TOKİ
Togg, C araç segmentindeki ilk akıllı mobilite cihazı T10X'in ardından, yine aynı sınıfta geliştirilen ikinci akıllı mobilite cihazı T10F'i TEKNOFEST'te ziyaretçilerin beğenisine sundu. Bakan Kacır TRT Haber'de konuştu: Yerli ve milli uydularımız ile süper ligdeyiz Biraz daha spor ancak aynı zamanda bir sedan araçtan beklentileri de karşılayacak şekilde dizayn edilen T10F, piyasadaki mevcut SUV modelden 80 kilometre daha fazla yani 600 kilometre menzile sahip olacak. ????????Togg’un T10F modeli TRT'ninİletişimPaydaşı olduğu#TEKNOFESTKKTC'de sergileniyor.Yaz aylarında satışa sunulacak yeni sedan modelin iç detayları@trthaber’de.pic.twitter.com/YYGkAYTauh Araç, etkinlik alanında ziyaretçilerin yoğun ilgisiyle karşılaştı.Festivalalanına gelenler T10F'yi benzerlerinden ayıran yönlerine odaklandı. TRT HaberTEKNOFESTKKTC'de T10F'in iç detaylarını yakından inceledi. ToggT10F, T10X gibi kullanıcısını merkeze koyan, akıllı yaşam çözümleriyle sürekli internetin içinde olan ve uzaktan güncellemelerle sürekli gelişen ve yeni kalan bir cihaz olarak tasarlandı. T10F, RWD standart menzil (arkadan itiş), RWD uzun menzil (arkadan itiş) ve çift motorlu olmak üzere 3 farklı teknik versiyon ve iki farklı donanım özelliğiyle pazara çıkacak. 160 kW/218 beygir güç ve 350 Nm tork üreten T10F RWD (arkadan itiş), iki farklı batarya seçeneğiyle 350+ ve 600 kilometreye varan menzillere sahip olacak. Cihazın 700 Nm tork üreten çift motorlu AWD (dört çeker) versiyonu ise 530 kilometreye varan bir menzil sunmayı hedefliyor. Standart menzilli model 52,4 kWh batarya kapasitesine sahipken uzun menzilli modelde bu kapasite 88,5 kWh'ye çıkacak. Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, TRT Haber'e yaptığı açıklamada, Togg T10F'in yazın yollarda olacağını söylemişti. Bakan Kacır şu ifadeleri kullandı: "Togg'un önünü açmak üzere çok farklı destekleri sunduk, sunmaya devam edeceğiz. Henüz 2 yaşını doldurmakta olan bir araç büyük bir başarıdır. TOGG'un yeni modeli de yollara çıkacak. Yazın milletimizle buluşacak. T10F'de menzil daha yüksek olacak. Güç kaynağı olarak da hizmet sunabilecek.Elektrikde sunabilecek bir araç olarak tasarlandı."
TOGG,Teknofest,Yerli ve Milli Teknolojiler,Mehmet Fatih Kacır,Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı
KKTC’de TRT'ninİletişimPaydaşı olduğuTEKNOFESTkapılarını ziyaretçilerine açtı. TUSAŞGenel Müdürü Mehmet Demiroğlu,TRTHaber'in sorularını yanıtladı. Demiroğlu, KAAN'ın yeni prototiplerinin bitirilerek uçuşlara başlayacağı müjdesini vererek şu ifadeleri kullandı: "KAAN bizim gururumuz, sadece TUSAŞ'ın değil bütün Türkiye'nin gururu çok iyi gidiyor. Şu anda 2 tane prototip montaj aşamasında. Bu sene sonunda bir tanesini, önümüzdeki senenin başında diğerini bitirip uçuşlara başlayacağız. Çok hızlı bir uçuş kampanyası 3 tane uçak, bir yer uçağıyla toplamla 4 tane uçakla önümüzdeki sene çok ciddi bir uçuş kampanyasını başlatıyoruz. 2028 yılının sonunda söz verdik. Hava Kuvvetlerimize teslimata başlamak istiyoruz. Bu sözümüzde durmak için de elimizden geleni yapıyoruz. ANKA-3 ile HÜRJET için de seri üretim sürecine girildiğini ve gelecek yıl teslimat yapabileceklerini açıklayan Demiroğlu, şöyle konuştu: ANKA- 3 için seri üretime başlamak üzereyiz. testleri yapılıyor. İnşallah önümüzdeki seneye teslimat yapmak için bütün planlarımızı yaptık. Hürjet 2 tane prototiple yaklaşık 200 sorti aşamasını geçti, seri üretim de başladı sayılır. Önümüzdeki senenin sonunda biz teslimatlara başlayacağız. Seri üretimler başladı".
HÜRJET,KAAN,KKTC,Teknofest,TRT,TUSAŞ
CHP’nin otobüs şoförü, dur ihtarı yapan polisin üzerine otobüs sürdü. Olaya dair soruşturma başlatıldı, şoför hakkında adli kontrol kararı verildi. Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, olaya ilişkin açıklama yaptı ve CHP'lilerin dezenformasyonuna tepki gösterdi: "Bazı basın organlarında ve sosyal medya hesaplarında 'CHP’nin otobüs şoförüne 23 Nisan’da milletvekillerini 1. Meclis’e götürdüğü için tutuklama talep edildiği' şeklindeki iddialar büyük bir yalandır. CHP otobüsünü kullanan sürücü hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 'görevli polis memurlarının dur ihtarına uymaması ve otobüsü polisin üzerine sürmesi' nedeniyle soruşturma başlatılmış ve Nöbetçi Sulh Ceza Hâkimliği tarafından “zincirleme şekilde görevli memura mukavemet” suçundan 'konutu terk etmeme' adli kontrol tedbiri uygulanmıştır." Bir siyasi partinin otobüsünü kullanmanın, kimseye polis memurunun üzerine araç sürme, dur ihtarına uymama, kamu düzenini tehlikeye atma hakkı vermediğinin altını çizen Bakan Tunç, "Milletimizin huzuru ve güvenliği için görev yapan polisimizin hayatını riske atan bir eylemi, '1 Mayıs’ta emekçi tutuklanıyor' şeklindeki bir iftirayla savunmak hukuken de vicdanen de kabul edilemez." dedi. Bakan Tunç, amacın emek ve dayanışma değil provokasyon olduğunu vurguladı: "Başta bazı CHP'li milletvekilleri olmak üzere yürütülen soruşturma üzerinden dezenformasyon yapılması ve kamuoyunun yanıltılması 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü'nde hukuka değil, kaosa hizmet etmektir. Emekçi kardeşlerimizi kullanarak yalan ve iftiraya sarılanların amacının emek ve dayanışma değil provokasyon olduğu açıktır." Yılmaz Tunç, görevli polis memuruna da geçmiş olsun dileklerini iletti.
CHP,Polis,Son Dakika,Yılmaz Tunç
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü'nde düzenlenen etkinliklere ilişkin bilgi verdi. Bakan Yerlikaya, 78 ilde toplamda 286 bin 584 kişinin katılımıyla düzenlenen 212 etkinliğin tamamlandığını açıkladı. Etkinlikler kapsamında; 2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefetten İstanbul’da 407, Tokat’ta 1 ve Van’da da 1 olmak üzere toplam 409 şahıs gözaltına alındı. Taksim Meydanı’na “Çelenk Sunma ve Kazancı Yokuşuna Karanfil Bırakma” etkinliği ile ilgili 13 sendika organizesinde 817 kişinin katılımıyla 13 etkinliğin gerçekleştirildiğini belirten Bakan Yerlikaya," huzur ve güven içinde geçmesi için ülkemiz genelinde 122 bin 777 kahraman polisimiz görev yaptı" dedi. Ali Yerlikaya, büyük bir özveri ve fedakarlıkla görevlerini ifa eden tüm güvenlik güçlerine teşekkür etti.
1 Mayıs,Ali Yerlikaya,İçişleri Bakanlığı,Polis,Son Dakika
ABDHazine Bakanlığından bugün imzalanan "ABD-Ukrayna Yeniden Yapılandırma Yatırım Fonu" kurulmasına yönelik anlaşmaya ilişkin açıklama yapıldı. Rusya'nın geniş çaplı işgalinden bu yana ABD halkının Ukrayna'nın savunmasına sağladığı önemlimalive maddi desteğe değinilen açıklamada, "Bu ekonomik ortaklık iki ülkeyi, ortak varlıklarımızın, yeteneklerimizin ve kabiliyetlerimizin Ukrayna'nın ekonomik toparlanmasını hızlandırmasını sağlamak üzere birlikte çalışmak ve yatırım yapmak üzere konumlandırmaktadır." ifadesi kullanıldı. Söz konusu anlaşmanın, bugüne kadarki askeri ve finansal desteği karşılığında ABD'ye Ukrayna'nın doğal kaynaklarına erişim imkanı sağlayacağı belirtildi. 30 Nisan 2025'te imzalanan "ekonomik ortaklık" anlaşması, stratejik minerallerin paylaşımı ve Ukrayna'nın yeniden inşası açısından önemli bir dönüm noktası oldu. Bu anlaşma, ABD'ye Ukrayna'nın kritik doğal kaynaklarına erişim imkânı sağlarken, Ukrayna'nın egemenliğini ve Avrupa entegrasyon hedeflerini koruma taahhüdü içeriyor.​ İnsan hakları örgütleri: ABD lityum madenciliği ile yerlilerin haklarını ihlal ediyor Anlaşma, ABD Başkanı Donald Trump'ın Ukrayna'nın doğal kaynaklarına erişim talepleriyle gündeme geldi. Trump yönetimi, Ukrayna'nın sahip olduğu stratejik minerallerin ABD'nin sanayi ve savunma sektörleri için önemini vurgulayarak, bu kaynaklara erişim karşılığında Ukrayna'ya destek sağlamayı önerdi. Ancak Ukrayna, egemenliğini veAvrupa Birliğiüyelik hedeflerini koruma amacıyla bu taleplere temkinli yaklaştı. Taraflar arasındaki görüşmeler, Vatikan'da gerçekleştirilen bir zirve sonrası yeniden ivme kazandı ve anlaşma nihayetinde imzalandı.​ İmzalanan anlaşma kapsamında, "ABD-Ukrayna Yeniden Yapılandırma Yatırım Fonu" kuruldu. Bu fon, her iki ülkenin eşit yönetimi altında olacak ve Ukrayna'nın doğal kaynaklarının çıkarılması ve işlenmesi için yatırımlar yapılacak. Elde edilen kârlar, ilk on yıl boyunca Ukrayna'nın yeniden inşası ve ekonomik kalkınması için kullanılacak. Ukrayna, doğal kaynaklarının mülkiyetini ve kontrolünü elinde tutacak; devlet şirketleri Ukrnafta ve Energoatom, Ukrayna'nın denetiminde kalacak. Anlaşma, şeffaflık, yönetişim ve egemenlik ilkelerine uygun olarak tasarlandı.​ Ukrayna'nın geniş tarım arazileri ve köklü sanayi geçmişi kadar dikkat çeken bir diğer unsuru da, yüzeyinin altında yatan eşsiz jeolojik oluşumları. Ülkenin büyük bir bölümüne yayılan “Ukrayna Kalkanı”, 2,5 milyar yıl önce oluşmuş devasa bir kristal kaya yapısı ve dünyanın en eski kıtasal bloklarından biri olarak kabul ediliyor. Bu oluşum, yerkabuğundaki dağ oluşumları, magma hareketleri ve diğer jeolojik süreçlerin milyonlarca yıl süren etkileriyle şekillendi. Bu süreçler, başta lityum, grafit, manganez, titanyum ve nadir toprak elementleri olmak üzere kritik minerallerin oluşması için uygun zemin hazırladı. Söz konusu mineraller, günümüz modern endüstrileri ve küresel ölçekte hız kazanan yeşilenerjidönüşümü açısından hayati önem taşıyor. Avrupa Birliği, enerji güvenliği açısından belirlediği 34 kritik minerallerden 22’sininUkraynatopraklarında bulunduğunu belirtiyor. Bu da Ukrayna’yı, dünya genelinde en zengin mineral kaynaklarına sahip ülkelerden biri haline getiriyor. ABD yönetimi, madencilik projelerinde izin süreçlerini hızlandırıyor Dünya karbon nötr hedeflerine ulaşmak için hızla adım atarken, kritik minerallere yönelik küresel talep de rekor düzeylere ulaşıyor. Elektrikli araçlar, rüzgar türbinleri, güneş panelleri ve enerji depolama sistemleri, büyük ölçüde lityum, kobalt ve nadir toprak elementlerine ihtiyaç duyuyor. 1990'larda ton başına 1.500dolarseviyesinde olan lityum fiyatı, son yıllarda 20 bin dolar seviyelerine kadar yükseldi. Talebin, 2040 yılına kadar 40 kat artması bekleniyor. Uluslararası Enerji Ajansı, 2030 yılına kadar dünya genelinde 125 milyon elektrikli aracın yollarda olacağını öngörüyor. Bu araçlar, geleneksel cihazlara kıyasla çok daha fazla lityuma ihtiyaç duyuyor. Örneğin birTeslaModel S’in bataryası yaklaşık 63 kilogram yüksek saflıkta lityum içeriyor. Ukrayna’da Donetsk’teki Shevchenkivske ve Kirovograd’daki Polokhivske ile Stankuvatske olmak üzere üç büyük lityum yatağı bulunuyor. Bu bölgeler, Ukrayna Kalkanı sınırları içinde yer alıyor. AncakRusyaile devam eden savaş, hemkeşifhem de madencilik faaliyetlerini büyük ölçüde sekteye uğratmış durumda. Shevchenkivske yatağının, batarya üretiminde kullanılan spodümen adlı lityum taşıyan mineral açısından yüksek konsantrasyona sahip olduğu belirtiliyor. Rezervin 13,8 milyon ton civarında olduğu tahmin edilirken, üretime geçilmesi için 10-20 milyon dolar arasında keşif yatırımı gerekiyor. Diğer yandan, yaklaşık 270 bin ton lityum içeren Polokhivske sahası, Avrupa’nın en verimli lityum yataklarından biri olarak gösteriliyor. ABDJeolojiAraştırmaları Kurumu’na göre Ukrayna, dünya genelinde rutil üretiminde üçüncü sırada yer alıyor. Dünya üretiminin yüzde 15,7’si bu ülkeden sağlanıyor. Ayrıca Ukrayna, demir cevheri (yüzde 3,2), titanyum (yüzde 5,8) ve manganez cevheri (yüzde 3,1) üretiminde de üst sıralarda bulunuyor. Ukrayna,nükleer enerjive savunma sanayisi açısından kritik öneme sahip olan Avrupa'nın en büyük uranyum rezervlerine de ev sahipliği yapıyor. Neodimyum ve disprozyum gibi nadir toprak elementleri ise akıllı telefonlardanelektrikmotorlarına kadar birçok alanda vazgeçilmez rol oynuyor. Nikopol Havzası’nda yoğunlaşan 2,4 milyar tonluk manganez cevheri rezervi, Ukrayna'nın bu alandaki küresel liderliğini pekiştiriyor. Ukrayna’nın mineral zenginliği, uluslararası ilişkilerde de dikkat çekiyor.Kievile Washington arasında önerilen anlaşmaya göre, Ukrayna’nın maden,petrolve doğalgaz gelirlerinin yüzde 50’si,savaşsonrası yeniden yapılanma için ortak bir fon aracılığıyla kullanılacak. Fonun yönetimi ABD ve Ukrayna tarafından yürütülecek. Washington’un Ukrayna’daki mineral kaynaklarına ilgisi, yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda stratejik kaygılarla da bağlantılı. ABD’de benzer kaynaklar bulunsa da, çevre düzenlemeleri, yüksek maliyetler ve dış pazarlara yönelim nedeniyle madencilik faaliyetleri sınırlı kalmış durumda. Bu da ABD’yi, özellikle kritik minerallerde Çin’e bağımlı hale getirdi. ABD, Ukrayna’yla yapılacak stratejik iş birlikleri sayesinde bu bağımlılığı azaltmayı hedefliyor. ABD topraklarında Appalaş Dağları, Kordilyera Kuşağı ve Ortabatı bölgelerinde yüzeye çıkan Prekambriyen jeolojik yapılar bulunuyor. Nevada’daki Clayton Vadisi ve Kuzey Carolina’daki Kings Mountain, önemli lityum sahaları olarak öne çıkıyor. Ancak mevcut üretimin büyük bölümü deniz suyu ya da tuzlu göllerden çıkarılan “tuzlusuoperasyonları” yoluyla sağlanıyor. Bu yöntem, sert kaya madenciliğine göre daha pahalı olabiliyor. Elektrikliulaşımve yenilenebilir enerjiye geçiş hız kazandıkça, bu dönüşümü mümkün kılan minerallere olan talep de katlanarak artıyor. Dünya genelinde üretilen lityumun yaklaşık yüzde 80’i batarya üretiminde kullanılıyor.Otomotivdevleri, elektrikli araçlara milyarlarca dolarlık yatırım yaparken, bu talebi daha da artırıyor. Ukrayna, sahip olduğu doğal kaynaklarla bu dönüşümde merkezi bir rol üstlenmeye aday. Savaşın sona ermesi ve istikrarın yeniden sağlanmasıyla birlikte, ülke, kritik minerallerin küresel tedarik zincirini yeniden şekillendirme potansiyeline sahip olacak. ABD’ye yapılacak yüzde 50’lik kaynak tahsisine rağmen, Ukrayna bu zenginlik sayesinde altyapısını onarabilir, sanayisini güçlendirebilir ve ekonomik toparlanmasını hızlandırabilir. Anlaşma, ABD'nin Ukrayna'ya olan desteğini pekiştirirken, Rusya'nın bölgedeki etkisini dengeleme amacı taşıyor. Aynı zamanda, Ukrayna'nın Avrupa entegrasyon sürecine katkı sağlayarak, ülkenin ekonomik ve siyasi istikrarını destekliyor. Ancak, Ukrayna'nın doğu bölgelerinde devam eden çatışmalar ve bazımadensahalarının Rusya'nın kontrolünde olması, anlaşmanın uygulanabilirliği açısından zorluklar oluşturabilir. Taraflar, bu engelleri aşmak için uluslararası iş birliğini ve güvenlik önlemlerini artırmayı planlıyor.​ Sonuç olarak, ABD-Ukrayna mineral anlaşması, sadece iki ülke arasındaki ekonomik iş birliğini değil, aynı zamanda küresel tedarik zincirlerinin çeşitlendirilmesi ve jeopolitik dengelerin yeniden şekillendirilmesi açısından da büyük önem taşıyor. Ukrayna'nın zengin doğal kaynakları, ülkenin ekonomik kalkınması ve uluslararası arenadaki konumunu güçlendirme potansiyeline sahip.
ABD,Kiev,Maden,Otomotiv,Petrol,Rusya,Savaş,Ukrayna
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü dolayısıyla işçi, memur ve işveren temsilcileriyle Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde bir araya geldi. Katılımcılarla 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü münasebetiyle bir araya gelmekten memnuniyet duyduğunu belirten Erdoğan, "Tüm işçilerimizin 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü'nü tebrik ediyorum. Ülkemizin büyümesi, milletimizin güçlenmesi, Türkiye'nin ilerlemesi için alın teri döken, didinen, uğraşan, fedakarca çalışan tüm kardeşlerime şükranlarımı sunuyorum. İşçi ve işverenlerimizin her birine Rabb'imden helal, hayırlı ve bereketli kazançlar niyaz ediyor. Emeklerini zayi etmesin diyorum." ifadesini kullandı. Emeğin hem inanç hem tarih hem de kültürde büyük bir kutsiyet taşıdığını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: "Milletçe bugünlere gelmemizde emek vermenin, say etmenin, sabırla çalışmanın önemli bir yeri vardır. Biz emek ve alın terini merkeze alarak inşa ettiğimiz medeniyetimizi, örnek bir iş ahlakıyla süslemiş anlayışın mirasçılarıyız. Peygamber Efendimiz, bir hadisi şerifinde şöyle buyurmuştur; 'Kesinlikle hiç kimse elinin emeğinden daha hayırlı bir yemek yememiştir.' Emeğin hak ettiği itibarı gördüğü, çalışanın hakkını aldığı, güçsüzün güçlüye ezdirilmediği tarihimiz, işte bu hakikatin ışığında şekillenmiştir. Bu yüksek bilince sahip çıkmak, emeklerini alın teriyle bereketlendiren çalışanlarımızın haklarını korumak bizim hep temel önceliğimiz olmuştur. İşçi ve işverenlerimizin refah seviyelerinin yükseltilmesi, sendikaların faaliyetlerini sürdürebilmesi için tüm imkanlarımızı seferber ettik. Bu anlayışla son 23 yılda ihtiyaç duyulan yasa ve mevzuat düzenlemelerini bir bir hayata geçirdik. Sendikal hakları yeniden ele alarak önemli ölçüde iyileştirdik. İstihdam politikalarımıza hız ve etkinlik kazandırdık. Çalışma hayatının tüm aktörlerini kapsayan geniş çaplı reformlar yaptık. Tüm kesimler için fırsat eşitliğini önceleyen yenilikleri devreye aldık. Emekçilerimizin hak ve hukukunun korunmasına ilişkin hassasiyetimizi yalnızca sözlerimizle değil son dönemde hız verdiğimiz çalışmalarımızla da açıkça ortaya koyduk." Cumhurbaşkanı Erdoğan, "tek parti zihniyeti"nin yasakladığı 1 Mayıs'ı, Emek ve Dayanışma günü yaparak resmi tatil ilan ettiklerini hatırlatarak, "Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu'nu revize ederek toplu sözleşme sistemini daha kuşatıcı hale getirdik." dedi. Kamu görevlilerinin de toplu sözleşme hakkından yararlanmalarını sağladıklarını anımsatan Erdoğan, "Daha önce türlü zorluklarla boğuşan sendikalarımızın kuruluş şartlarını kolaylaştırdık. Sendikal güvenceleri güçlendirdik, grev hakkını rasyonel bir zemine oturttuk. İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nu yürürlüğe koyarak çalışma şartlarını ve alınacak tedbirleri azami surette iyileştirdik." ifadesini kullandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, işçi, memur ve işveren temsilcileri ile buluştu Belediyelerde çalışan taşeron işçilere ve sözleşmeli personele kadro imkanı tanıdıklarını hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: "Ana muhalefet partisinin, Anayasa Mahkemesi'nde iptal ettirdiği toplu sözleşme ikramiyesini daha güçlü şekilde geri getirdik. Ülkemiz adına bir utanç vesikası olan kamuda başörtüsü yasağını kaldırdık. Cuma ve hac izinleri de dahil kamu çalışanlarımızın ibadet haklarından tam anlamıyla istifade edebilmelerinin önünü açtık. Bu yıl yüzde 30 zam yaptığımız asgari ücretten gelir vergisini kaldırdık. İşverenlerimize yönelik asgari ücret desteğimizi de aynı şekilde sürdürüyoruz. Burada sayamayacağımız kadar çok projeyi, hizmeti, yatırımı hayata geçirdik. Bundan sonra da inşallah aynı azimle, aynı istek ve kararlılıkla çalışmayı sürdüreceğiz. İşçi ve işverenlerimizle, çiftçi ve üreticilerimizle, sendikalarımızla, tüm çalışanlarımızla birlikte Türkiye'yi çok daha güçlü yarınlara hep birlikte taşıyacağız. Türkiye Yüzyılı'nı, 'Emeğin ve Alın Terinin Yüzyılı' yapmak için elimizden gelen her türlü gayreti göstereceğiz." Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, ülkenin farklı illerinden gelen işçileri, 8 konfederasyon ve meslek örgütlerinin başkanlarını kabul ettiği için Cumhurbaşkanı Erdoğan'a teşekkür ederek, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü'nün, işçi haklarının, çalışma hayatında yaşanılan sorunların dile getirildiği anlamlı bir gün olduğunu söyledi. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, "Emekçi kardeşlerimizin ülkemizin imkanları çerçevesinde haklarını en maksimum düzeyde sizin bu konudaki hassasiyetinizi biliyoruz, elimizden gelen maksimum şeyde destekledik desteklemeye devam edeceğiz" dedi. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, "Birbirleriyle menfaati çelişen gruplar, bu masanın etrafında toplanabilir hale geldi. Ülkemizin kalkınması, gelişmesi sizin liderliğinizle oldu. Gelişmesindeki en büyük sebeplerden bir tanesi bu. Allah, bu birliğimizi, beraberliğimizi bozmasın. Kültürümüzde çok güzel söz var: 'Birlikte rahmet ve bereket, ayrılıkta azap vardır.' Herkesin farklı bir hizmet alanı var. Herkes o hizmet alanında ülke nezdinde birleşebildiği ölçüde hepimiz de rahat edebiliyoruz. Bizi kabul ettiğiniz için tekrar teşekkür ediyorum." ifadelerini kullandı. Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) Genel Başkanı Bendevi Palandöken, kendilerini kabul ederek fikirlerini aldığı için Cumhurbaşkanı Erdoğan'a teşekkür ederek, "Esnaf neyi bekler? Ülkede huzuru bekler. Vatandaş neyi bekler? Ülkedeki huzuru bekler. Siz değerli çalışan emekçilerin bugünü kutlu olsun." dedi.​​​​​​​ TİSK Yönetim Kurulu Başkanı Özgür Burak Akkol, devlet, işçi ve işverenin birbirini sürekli desteklemesi gerektiğini belirterek, şunları aktardı: "İşçinin, işverenin bir arada olduğu, devletiyle beraber olduğu anların kıymetini bilmemiz gerekir diye ifade ediyoruz. Tüm teşkilat olarak da bu düşüncemizin arkasındayız. Bugün de esasında böyle bir resim bizi çok memnun ediyor Cumhurbaşkanı'm, bakanlarımızla birlikte." Tüm işçilerin 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü'nü tebrik eden Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, "Konuşmanızda ifade ettiğiniz tarzda, emekçi kardeşlerimizin ülkemizin imkanları çerçevesinde haklarını en maksimum düzeyde, bu konudaki hassasiyetinizi biliyoruz, elimizden her zaman gelen en maksimum düzeyde destekledik, desteklemeye devam edeceğiz." ifadesini kullandı. HAK-İŞ Genel Başkanı Mahmut Arslan, Erdoğan'ın hem Başbakanlığı hem Cumhurbaşkanlığı döneminde, Türk çalışma hayatında büyük reformlara imza attıklarını, büyük desteğini gördüklerini söyledi. Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, çalışma hayatına ilişkin "çözülmez" denilen birçok sorunu Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın dirayetiyle, atılan adımlarla çözdüklerini dile getirerek, "Bu tip meselelerde sizlerin samimi ve bizleri sahiplenen, tüm emek kesiminin yolunu açan bu iradeniz son derece kıymetli. 1 Mayıs'ın tekrar hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum. 1 Mayıs önceden 'devlete kafa tutma günü' olarak zihinlere kazınmıştı, şimdi Anadolu'nun bütün illerine yaydık ve normalleşti." diye konuştu. Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı Önder Kahveci, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın emeğe ve alın terine verdiği kıymeti çok iyi bildiklerini vurgulayarak, "Sendikal kanunun hazırlanması, toplu sözleşme kanununun çıkarılması, daha sonraki süreçlerde sendikaların daha güçlü yapılar olması noktasında çok ciddi gayret ve destek verdiniz. Bu anlamda minnettarız." değerlendirmesinde bulundu. 5 milyon kişiyi istihdam eden bir sektörü temsil ettiklerini anlatan TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar da pek çok sorunu Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın dirayetiyle çözdüklerini anlattı. Kabulde, çeşitli meslekleri temsilen bulunan işçiler de Cumhurbaşkanı Erdoğan'a teşekkür etti.
1 Mayıs,İşçi,Mehmet Şimşek,Recep Tayyip Erdoğan,Vedat Işıkhan
MeteorolojiGenel Müdürlüğü'nden yapılan son değerlendirmelerine göre, bugün yurdun birçok bölgesinde kuvvetlisağanakve yer yerfırtınaetkili olacak. Hava sıcaklığının ise mevsim normalleri civarında seyredeceği tahmin ediliyor. Rüzgarın, genellikle kuzey ve kuzeydoğu, güneydoğu kesimlerde güneybatı yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette, Marmara’da kuzey ve kuzeydoğu, Doğu Akdeniz, İç Anadolu’nun doğusu ile Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da güneyli yönlerden kuvvetli ve fırtına (40-70 km/sa) şeklinde esmesi bekleniyor. Tahminlere göre, bugün öğle saatlerinden itibaren Ankara, Eskişehir, Kütahya,Boluve Karabük’te yerel olarak kuvvetli sağanak ve gök gürültülü sağanak bekleniyor. Sabahın ilk saatlerinden itibaren Kayseri’nin güney ve doğusunda, öğle saatlerinden itibaren iseSivasve Tokat’ta yerel olarak kuvvetli sağanak ve gök gürültülü sağanak bekleniyor. Öğle saatlerinden itibaren Şanlıurfa, Diyarbakır, Mardin, Batman, Siirt, Şırnak,ElazığveBingölçevreleri ile Malatya’nın doğusunda güney yönlerden kuvvetli rüzgar (40-60 km/saat) veyağışanında kısa süreli fırtına (60-80 km/saat) bekleniyor. Bu bölgelerde çatı uçması,toz taşınımıve ulaşımda aksamalar yaşanabilir. Bu akşam saatlerinden itibaren Mersin, Adana, Osmaniye,Hatayve Kahramanmaraş’ın batı kesimlerinde yerel olarak kuvvetli sağanak ve gök gürültülü sağanak bekleniyor. Kıyı kesimlerde hortum riski de dahil olmak üzere çok sayıda olumsuzluk görülebilir. Antalya,BurdurveIspartaçevrelerinde bu akşam saatlerinden itibaren kuvvetli sağanak ve gök gürültülü sağanak bekleniyor. Bugün öğle saatlerinden sonra Muğla,Aydınve Denizli’de başlayan yağışların, yarın akşam saatlerine kadar aralıklarla kuvvetli şekilde sürmesi bekleniyor. Tüm bu bölgelerde sel,subaskını, yıldırım, dolu, kuvvetli rüzgar ve ulaşımda aksamalar gibi risklere karşı vatandaşların tedbirli olmaları, özellikle açık alanlarda ve trafiğe çıkarken dikkatli davranmaları önem arz ediyor.
Meteoroloji,Hava Durumu,Ankara,Sağanak
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye-İtalya Dördüncü Hükümetlerarası Zirve Toplantısı vesilesiyle gerçekleştirdiğiİtalyaziyareti sonrası basın mensuplarıyla söyleşi gerçekleştirdi. İtalya Başbakanı Georgia Meloni'yle birlikte eş başkanlıklarını yaptıkları zirvede, ilgili bakanların da iştirakiyle hem ikili ilişkileri hem de bölgesel ve küresel meseleleri istişare etme fırsatı bulduklarını söyleyen Erdoğan, İtalya ile iş birliğini farklı alanlarda derinleştirme yönünde önemli kararlar aldıklarını belirtti. İş Forumu'nun kapanışını Meloni ile birlikte gerçekleştirdiklerini hatırlatan Erdoğan, "Foruma her iki ülkeden çok sayıda iş insanı katıldı. Forum vesilesiyle firmalarımız ve İtalyan şirketleri arasında muhtelif iş birliği alanlarında 10’dan fazla mutabakat ve anlaşma imzalandı. Forum kapsamında ayrıca savunma sanayi firmalarımızın katılımıyla bir etkinlik de düzenlendi." dedi. Son yıllarda somut projelerle güçlenensavunma sanayiiiş birliklerini yeni ortaklıklarla daha da ilerletmek arzusunda olduklarını vurgulayan Erdoğan, "Nitekim son dönemde İtalyan firmalarıyla iş birliğini derinleştirenBaykarfirmamız, bu süreci Leonardo'yla imzaladıkları protokolle devam ettirdi." ifadelerini kullandı. İtalya Başbakanı Meloni ile görüşmelerinde ikili ticareti 30 milyar dolardan 40 milyar dolara yükseltme hedefini belirlediklerini ifade eden Erdoğan, "Gerek bakanlarımızın gerek iş çevrelerimizin görüşmeleri neticesinde inanıyorum ki kısa zamanda bu hedefi de yakalayacağız. Ayrıca zirve vesilesiyle ikili iş birliğimizi daha da güçlendirecek 11 belge imzaladık ve zirve bildirisini kabul ettik." diye konuştu. Ziyareti kapsamında İtalya Cumhurbaşkanı Sergio Mettarella'yla da yararlı bir görüşme gerçekleştirdiklerini belirten Erdoğan, ikili münasebetlerin derinleştirilmesi hususunda atılacak adımları ve bölgesel gelişmeleri kendileriyle de değerlendirme fırsatları olduğunu aktardı. Cumhurbaşkanı Mattarella ve Başbakan Meloni'yi Türkiye'ye davet ettiğini söyleyen Erdoğan, Papa Fransuva'nın vefatı nedeniyle Vatikan'a taziye ziyaretinde bulunduğunu ve Papalık Makam Vekili Kevin Joseph Farrell’le görüştüğünü ifade etti. İtalya Cumhurbaşkanı ve Başbakanıyla görüşmelerinde, Türkiye'ninAvrupa Birliğiüyelik sürecine desteğini istikrarlı bir şekilde ortaya koyan İtalya'nın, bu istikamette somut katkılarını beklediklerini ifade ettiğini söyleyen Erdoğan, "Avrupa Güvenlik Mimarisi'nin yoğun şekilde tartışıldığı bir dönemde Türkiye'nin Avrupa'nın ekonomik ve askeri güvenliği bakımından kritik önemini görüşmelerimizde vurguladık. Bu konularda yakın eş güdüm içinde çalışmalarımızı sürdürme konusunda mutabık kaldık." dedi. Ukraynabağlamında sahada ve diplomasi masasında yaşanan son gelişmeleri de ele aldıklarını kaydeden Erdoğan, şöyle devam etti: "Akdeniz ve Orta Doğu'da barış, güvenlik ve refahın sağlanabilmesinin ancak İsrail-Filistin meselesinin iki devletli nihai bir çözüme kavuşmasıyla mümkün olabileceğini tekraren vurguladık. Gazze'de ateşkese dönülmesi, Filistin devletinin tanınması ve insani felaketin ortadan kaldırılması için İtalya'nın desteğinin daha güçlü şekilde gösterilmesi beklentimizi ifade ettik. Suriye'de ve Libya'da istikrar ve barışın temin edilmesi için yapılabilecekleri de değerlendirdik. Suriye'nin terör unsurlarından temizlenmesi, devlet kurumlarının güçlendirilmesi, yaptırımların sona erdirilerek yeniden inşa faaliyetlerine hız verilmesi konularında, görüş alışverişinde bulunduk. Görüşmelerimizin ve aldığımız kararların hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum." Cumhurbaşkanı Erdoğan, açıklamalarının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı. "İtalya'nın özellikle Afrika'ya yönelik müşterek adım atma konusunda bize teklifi bulunuyor. Bizce iş birliği yapılmaması için hiçbir sebep yok. Rahatlıkla İtalya'yla böyle bir adımı atabiliriz. Bu teklife sıcak baktığımızı ben de görüşmemizde Sayın Meloni'ye ifade ettim. Nitekim şu anda Afrika'dan beklentiler var.Afrikakonusunda bizim yaklaşımımız bellidir. Afrika’yla ticaret, yatırım, insani yardım ve diplomasi gibi pek çok alanda tarihi adımlar attık. Biz Afrika ülkeleri ilegözhizasında ve "kazan-kazan" esaslı bir ilişki kurduk ve bunu da genişletiyoruz. Bu yaklaşımımızı paylaşan Batılı ülkelerle de Afrika kıtasında iş birliği zeminimizi genişletmekten memnuniyet duyarız. Bu doğrultuda ikili ve üçlü iş birliklerine, ortaklıklara her zaman sıcak bakıyoruz." "İtalya ile karşılıklıticarethacmimizi 30 milyar dolardan 40 milyar dolara çıkarabilecek güç, her iki tarafta da var. İtalya ile ilişkilerimiz geçmişten bu yana gayet olumlu bir seyir izliyor. Tarihi bağlarımız, aynı denizi paylaşmamız, köklü iş birliğimiz, ortak çıkarlarımız ve benzer düşündüğümüz konuların çokluğu, ilişkileri geliştirmekte elimizi güçlendiriyor. Bu nedenle ayakları yere basan, sağlam hedefler koyuyor ve onlara ulaşmak için gayret gösteriyoruz. Ticaret başta olmak üzere birçok alanda Türkiye ve İtalya arasındaki dayanışmanın artırılması temel hedefimizdir." "İtalya ile Türkiye arasında güçlü bir iş birliği ve ortak projeler geliştirme potansiyeli var. İtalya ile iş birliği alanlarımızdan biri de savunma sanayiidir. Bu konuda gerek bizim firmalarımızın oradaki yatırımları gerek İtalyan şirketlerin coğrafi ve kültürel yakınlığın da etkisiyle Türkiye’ye ilgisinin artması iki ülkenin de çıkarınadır. Sadece savunma sanayii değil, havacılık,uzaygibiyüksek teknolojiodaklı sektörlerde de iş birliği fırsatlarını değerlendiriyoruz. Savunma sanayii son zamanlarda Avrupa ülkelerinin odaklandığı bir alan. Biz yıllardır bu konuda çok önemli adımlar attık ve belirli bir mesafe de aldık. İlerleyişimizi sürdürüyoruz. Geliştirdiğimiz silah sistemleri, hava, kara ve deniz mühimmat ve araç-gereç dünya tarafından büyük bir ilgiyle takip ediliyor. İtalya’da savunma sanayinde tecrübeye sahip bir ülke. Karşılıklı olarak teknoloji transferi Türkiye’nin yerli savunma sanayini güçlendireceği gibi İtalya’ya da yeni bir bakış veenerjisağlayacaktır. Bu alanda İtalya gibi önemli bir ülke ile yapacağımız dayanışma, ülkelerimizin alacağı mesafeyi artırır. Bizim bu konudaki görüşümüz, yüzde 100 yerli ve milli savunma sanayii hedefimize ulaşmak.Yunanistanile de iş birliğini, iyi komşuluk, dostluk ve müttefiklik temelinde ilişkileri geliştirmenin gayreti içerisindeyiz." "Bu konuda istihbarat teşkilatımız çalışmalarını devam ettiriyor. Bildiğiniz gibiSırrı Süreyya ÖnderDEM heyetinin içerisindeydi. Allah şifalar versin. Bu işi, biliyorsunuz, Millî İstihbarat Teşkilatı Başkanlığımız yürütüyor veİbrahim KalınBey bu konuda çalışmalara öncülük yapıyor. Hedefimiz Türkiye’nin birliğini, bütünlüğünü, kardeşliğini dinamitlemeye çalışan terör belasından artık tamamen kurtulmak ve geleceğe yürümektir. Biz, terörle mücadelede önemli başarılar elde ettik. Demokratikleşme konusunda, en ileri adımları attık. Terörün artık tamamen ortadan kaldırılması ve yeni bir dönemin kapılarının açılması için de Cumhur İttifakı olarak güçlü, kararlı bir irade ortaya koyduk. Artık terör örgütü de çıkmaz yola girdiğini anlamalı ve kendilerine yapılan çağrının gereğini yerine getirmelidir. Bu süreçteki en büyük motivasyonumuz evlatlarımıza terörsüz bir Türkiye, terörsüz bir ülke bırakmak. Biz motivasyonumuzu koruyoruz. Sivil siyasetin güçlendiği, huzurun kökleştiği, kaynaklarımızın geleceğe, teknolojiye, kalkınmaya ayrılacağı bir Türkiye için çalışıyoruz. Türkiye’de tefrikaya artık yer olmadığını dost-düşman görecek, milletimizin toplu vuran sinesini hiçbir topun sindiremeyeceğini anlayacaklardır. Daha önce de söyledim: Terörsüz Türkiye, bir al-ver süreci değil, bir kardeşlik iklimidir. Milletimizin onlarca yıllık özlemidir." "Suriye’nin toprak bütünlüğü bizim için vazgeçilmezdir.Suriyehükümetinin de aynı hassasiyetle hareket ettiğini biliyoruz. Suriye’deki silahlı grupların Suriye Savunma Bakanlığı çatısı altında toplanması ve Suriye’nin birliğine bütünlüğüne katkı sağlaması oldukça önemli. Federatif yapı konusu ise ham hayalden öteye gitmeyen bir husustur. Suriye gerçekliğinde de yeri yoktur. Suriye’de federal yönetim hayalleri kurarak, bölgeyi tehdit edecek kararlar değil, bölgenin istikrarına hizmet edecek kararlar almalarını tavsiye ederim. Bölgemizde oldubittilere müsaade etmeyecek, Suriye ve bölgenin kalıcı istikrarını tehdit edecek, tehlikeye sokacak hiçbir girişime izin vermeyeceğiz. Suriye’de Şam Yönetimi dışında bir otoritenin de Suriye Ordusu dışında silahlı yapılanmanın da kabul edilmeyeceği, Suriyeli yetkililerce ilan edildi. Çalışmalarını da bu yönde sürdürüyorlar. Bizim desınır güvenliğikonusunda yaklaşımımız benzer. Sınırlarımızın hemen ötesinde bir ve bütün Suriye dışında herhangi bir zorlama yapıya müsaade etmeyiz. Bütün grupların bir ve bütün Suriye için çalışması, enerjilerini de kuvvetlerini de bu amaç için seferber etmesi en akıllıca seçenektir. Suriye’de tüm grupların temsilini, diyalogunu önceliyoruz. Soğukkanlılıkla, binlerce yıllık devlet müktesebatımızla, sükunetimizi koruyarak barışa hizmet ediyoruz." "Şu anda Sayın Şara ve ekibiyle gerek Dışişleri Bakanımız, gerek İstihbarat Başkanımız, gerek Savunma Bakanımız, gerekse Enerji Bakanımız irtibat halindeler ve bu temaslar sıkı bir şekilde devam ediyor. Bakanlarımız muhataplarıyla da bu gelişmeleri takip ediyorlar. Biz Suriye'nin inşa ve ihyası için birçok adım atılması gereğine inanan bir ülkeyiz. Bizim Suriye'yle 910 kilometre sınırımız var. Bunu hafife almak mümkün değil. Bundan sonraki süreçte de biz, her türlü imkanımızla Suriye'nin yanında olacağımızı hep söyledik, söylüyoruz. Oradaki bazı olumsuz gelişmeler çok daha dikkatli hareket edilmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Bizimyatırımcıfirmalarımızın Suriye'de atacağı adımlar, Suriye'nin ayağa kalkmasına yardımcı olacaktır. İnşa ve ihya faaliyetleri kapsamında atılacak adımlar, Suriye'nin kendisine gelmesini sağlayacaktır. Bu konuda Antalya'daki Dördüncü Diplomasi Forumu’nda bunları Sayın Şara'yla da görüşme imkanımız oldu. İnşallah bu adımları atmaya devam edeceğiz. Burada da durmak yok, yola devam." "İsrail, bölgemizde çatışmayı, kan ve gözyaşını yaymak için çaba sarf ediyor.Gazzebaşta olmak üzere Filistin kentlerinde başlayan şiddet ve saldırganlık dalgasını aşama aşama genişletiyor. Lübnan’da döktükleri kan,Lübnanhalkına çektirdikleri ortada. Şimdi ateşi Suriye’ye yaymak, orada da kan dökmek yoluna girdiler. İsrail’in Suriye topraklarına yönelik saldırıları, Suriye’deki yeni yönetim ile başlayan olumlu iklimi baltalama girişimidir. İsrail’in yaptığı provokasyondur ve bu kabul edilemez. Komşumuz Suriye’yi yeni bir istikrarsızlık bataklığına sürükleyecek her türlü girişime karşı tepkimizi çeşitli şekillerde gösteririz. Bizim derdimiz bölgemizde daha fazla çatışma değil, daha fazla barış ve huzurdur." "Oradaki zaten risk belli; Terör örgütleri. Terör örgütleriyle ilgili de zaten Suriye Yönetimi adımlarını çok güvenli bir şekilde atıyor. Bu süreçte de Dışişleri ve Milli Savunma Bakanlarımızla,MİTBaşkanımızın Suriye'ye yaptıkları ziyarette bunları da kendileriyle görüşme fırsatları oldu. Ona göre de ne tür adımlar atacağımızı belirledik." "Şu anda geldiğimiz noktada İsrail, kalıcı bir ateşkesi bugün itibarıyla benimsemiş durumda değil. Amerika Birleşik Devletleri’nin baskısı olmadan İsrail'in bir kalıcı ateşkes garantisi verme niyeti yok. Rehineleri bırakma karşılığında belli bir süre ateşkesi kabul eder gözüküyor. Dışişleri Bakanlığımız hem Batılılarla hem Filistinlerle hem deİsrailtarafıyla aralıklı olarak insani yardımlar üzerine görüşmeler yapıyor. Çünkü önceden ateşkesle insani yardımlar çok iç içe götürdüğümüz iki konuydu. Ama şimdi açlık ve yoksulluk öyle bir noktaya geldi ki, Filistinlilerin çatışmanın dışında sivil kayıpları çok fazla olabilir. Dolayısıyla biz bir metot değişikliğine gitmedik ama ateşkesi vurgularken şu anda ağırlıklı olarak insani yardımlar için koridorun açılmasını öne çıkardık. Taraflar kendi savaşını sürdürseler de sivil nüfusun rehin tutulmaması, bunların temel ihtiyaçlardan mahrum bırakılmaması önemli. Şimdi uluslararası topluma bunu söylüyoruz. Önceden ateşkesle insani yardımları çok ilişkilendiriyorlardı. Şimdi biz onu biraz ayırdık. Ama bu durumda bile İsrail ilave bir baskı görmediği sürece şu anda bir gevşeme yok. Gazze'ye yardımlar belli bir noktaya kadarulaşımmümkün oldu. Bu ara yine ulaşım kesintiye uğramış durumda." "Temennimiz odur ki bu ateşkesi biraz daha geliştirelim, genişletelim. İnşallah, bu geçici ateşkes, devamında kalıcı barışa bir kapı aralar. Biz zaten en başından beriRusyave Ukrayna arasındaki savaşın adil ve kalıcı bir barışla sona erebileceğini söylüyoruz. Bu konuda umudumuzu hiç kaybetmedik. Zaman zaman çatışmaların şiddetlendiği anlarda bile, tarafları bir masa etrafında topladık ve barış için müzakereyi önerdik. Böylesi zamanlar provokasyonlara ve müdahalelere açıktır. Bu nedenle süreci zehirlemek isteyenlere fırsat vermeden, Rusya da Ukrayna da samimi bir şekilde barışı dillendirmeli ve artık busavaşbitmelidir. Bu savaş, sadece iki ülke için değil, küresel güvenlik açısından da oldukça önemli. Çünkü bu savaş herkese kaybettirmiştir. En çok da Rusya ve Ukrayna kaybetmiştir. Adil bir barışın ise asla kaybedeni olmaz. Barış sürecinin uzun vadede başarılı olabilmesi için her iki tarafın karşılıklı güven oluşturması önemli. Türkiye olarak barışa katkı sağlamaya ve destek vermeye devam edeceğiz." "Sayın Trump ile ilk fırsatta yüz yüze görüşmemizi yapacağız. Telefon görüşmemiz oldukça samimiydi, verimliydi ve dostaneydi. İki ülke ilişkileri köklü ve derindir. Konuşacağımız çok konu, atacağımız çok adım var. Bu nedenle, Türkiye ileABDilişkilerinin seyrine yön verecek görüşmemiz için, bakanlıklarımız çalışmalarını sürdürüyor. Bunun zamanlaması da o çalışmalar kapsamında ele alınıyor. Sayın Trump ile zaman zaman telefon diplomasisi şeklinde temaslarımız oluyor. Dostum Trump’la yeni dönemde ikili ilişkilerimize çok farklı bir ivme kazandıracağımıza inanıyorum. Kendisinin Rusya-Ukrayna başta olmak üzere barış vizyonunu da destekliyoruz. Türkiye’nin hassasiyetlerini gözeten tavrını memnuniyetle karşılıyoruz. Suriye konusunda da iki lider olarak birbirimizi anladığımızı görüyoruz. Farklı düşündüğümüz alanlarda da makul bir zeminde uzlaşma arayışlarımız da elbette ki sürecektir. Farklı çevrelerce risk olarak görünen konuları da diyalogla, diplomasiyle aşabileceğimize inanan iki lideriz." "Bu hafta sonuTEKNOFESTekibi Kıbrıs'a gidiyor ve Kıbrıs'ta TEKNOFEST çalışmalarını yapacaklar. Nasip olursa biz de Cumartesi günü Kuzey Kıbrıs'ta olacağız. Kuzey Kıbrıs'ta biliyorsunuz muhteşem bir Parlamento binası veCumhurbaşkanlığıbinası yaptık. Her ikisi de gıpta edilecek eserler. Bir taraftan da yargı binalarının başlatılmasıyla ilgili adımı atıyoruz. Millet bahçeleriyle, donatılarıyla gerçekten muhteşem bir eser orada meydana getirdik ve Cumartesi orada olacağız. Biz Kıbrıs adasında iki devletli çözümle tarihi sorunları geride bırakabileceğimizi düşünüyor, çalışmalarımızı bu yönde ilerletiyoruz. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin tanınması için gayretlerimizi de artırarak sürdüreceğiz. Türkiye olarak asla KKTC’yi yalnız ve kimsesiz bırakmayız. Kıbrıs Türkü'nün hak ve menfaatlerini her platformda savunmak, Türkiye Cumhuriyeti olarak tarihi ve insani anlamda sorumluluğumuz. Bu sorumluluğumuzun gereğini yerine getirme hususunda da son derece kararlıyız. Türk Dünyasının da kardeşlerinin yanına olmaya devam edeceğini düşünüyoruz." "Ana muhalefetin başındaki zat, inanın sorsanız "jammer nerede, ne işe yarar?" bunu bile bilmez. Benim kendi çalışma ofisimde, kendi odamda hangi aletler var, bunun hesabını herhalde Özgür Özel'e verecek değilim. Kalkıp da kameraları bantlamak, onlarla uğraşmak, bu tür davranışlar bizim kitabımızda yazmaz. Öyle bir uygulama bizde yok, buna gerek de yok. Çünkü bu tür yolsuzluğa biz tevessül etmeyiz. Orada valizlerle ne taşınmış? Bu benim işim mi? O valizlerle kim ne getirdi, ne götürdü onun hesabını onlar versin. Ama bunu yapmıyorlar, yapamıyorlar. Paniklemiş vaziyetteler. Bu süreçte tüm iddialar yargıya intikal etmiş durumdadır. Hatırlarsınız, eskiden gazeteler, ayıplı iş yapanların fotoğraflarını yayımlar, gözlerine de bant çekerlerdi. Ayıplı siyasetin odağı CHP, millete bantların arkasına yine neyi sakladıklarını, hangi şaibeli işlere giriştiklerini izah etmek zorundadır. Ayrıca konunun güvenlik kaygısı olmadığı, güvenlik güçlerimizin açıklamalarıyla açık bir şekilde ortaya çıkmıştır." "Bizim bu noktada herhangi bir sıkıntımız olmadığı için rahatız, ama ana muhalefetin başındaki zatın bu konuda derdi çok. Mevcut CHP yönetimi, siyaseti enfekte etmektedir. Sokakları karıştırarak, insanları birbirlerine düşürerek, gündem değiştirme telaşları açıkça görülmektedir. Bunlar, kendilerini kurtarmak için ülkeyi ateşe vermekten çekinmeyecek kadar izanı kaybetmişler. Düşünün, bir siyasi parti, -ki ana muhalefet partisinden söz ediyoruz- yolsuzluk iddialarını örtbas etmek için illegal örgütlerle iş birliği yapıyor, Ticaret Kanununu ihlal ediyor ve dahası millî güvenliği tehdit edecek bir noktaya geliyor! Batı’ya ve Batılımedyakuruluşlarına yalvarıyor. Türkiye’nin ekonomisini, şirketlerini, yargı mensuplarını tehdit edecek kadar ileri gidiyor. Bunları, milletimizin ferasetine havale ediyorum." "İstanbul'da meydana gelen deprem, hepimizi derinden üzdü ve kentsel dönüşümün ne kadar hayati önemi haiz olduğunu gözler önüne serdi. Sayın Kurum İstanbul’a oradaki CHP’li birçok yerel yöneticiden daha fazla gidiyor zaten. CHP Genel Başkanı İstanbul’a depremden ancak 5 gün sonra gitti. Onda daİstanbulhalkıyla dayanışmak için değil, birilerine tekmil vermek için gitti. Biz İstanbul’un dertlerini bazı koltuk sahiplerinin fersah fersah ötesinde dert edinip, çözmek için gecesini gündüzüne katan bir hareketiz ve hükümetiz. Çünkü İstanbul, ülkemizin kıymetlisidir. Türkiye’nin bütün şehirleri gibi İstanbul’a da hizmet etmek şereftir. Bugüne kadar koparttıkları gürültülerle İstanbul’da kentsel dönüşümün önüne engeller çıkarttılar. Biz o engelleri aşmak için gayret gösteriyoruz, ancak engellemeler İstanbul’a zaman kaybettiriyor. En son depremde bir kez daha görüldü ki, bu gürültücülerin dertleri İstanbul değil. Bunların dertleri başka. Biz, İstanbul’da bir tek riskli yapı bırakmayıncaya kadar çalışacağız.Depremgerçeğini akıllardan çıkartmayacak vekentsel dönüşümbilincini artıracağız. Yoksa bugün kentsel dönüşüme karşı propaganda yapanlar, her felakette olduğu gibi Allah korusun İstanbul’da yaşanacak büyük bir felakette milletimizi bir başına bırakacak. Biz İstanbul’u onların eline ve insafına terk edemeyiz."
Donald Trump,Giorgia Meloni,İtalya,KKTC,Recep Tayyip Erdoğan,Suriye,Terörle Mücadele,Türkiye- ABD İlişkileri
Erdoğan, AK Parti TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, İstanbul başta olmak üzere 81 şehri depreme karşı güvenli ve dayanıklı hale getirmek için canla başla çalıştıklarını söyledi. Son 23 yılda TOKİ vasıtasıyla 1 milyon 547 bin konut ürettiklerini vurgulayan Erdoğan, "Türkiye'nin genelinde toplamda 3 milyon 700 bin dönüşüm konutu ve sosyal konut inşa ettik. 15 milyon vatandaşımıza yeni yuva kazandırdık. Sahada 1 milyona yakın konutun dönüşümü halen devam ediyor. Sadece bununla kalmadık. İstanbul depreminde değeri daha iyi anlaşılan yeni yollar, otoyollar ve köprülerle ulaşım altyapımızı her sene güçlendirdik. Muhalefetin dudak büktüğü millet bahçelerimizin deprem anında ne kadar hayati rol oynadığı geçen hafta bir kez daha anlaşılmıştır." diye konuştu. Erdoğan, deprem hazırlıklarının kentsel dönüşüm çalışmaları ve sosyal konut projeleriyle sınırlı olmadığının altını çizerek, şunları kaydetti: "İstanbul'un birçok ilçesine parmakla gösterilen projeler kazandırdık. Gaziosmanpaşa'daki projelerimizle, Tozkoparan'daki yatırımlarımızla, Esenler'deki 60 bin konutluk dev dönüşüm hamlemizle, Zeytinburnu, Telsiz ve Beştelsiz projelerimizle, Fatih'te, Bağcılar'da, Tuzla'da, Kartal'da, Pendik'te ve İstanbul'un 39 ilçesinin 963 mahallesinin tamamındaki projelerimizle bu alanda büyük bir başarıya imza attık. İstanbul'umuza toplam 141 milyar lira tutarında 'dönüşüm', 'sosyal konut' ve 'depreme hazırlık' başlığında yatırım yaptık. 2012 yılından bu yana İstanbul'da 923 bin konut ve iş yerinin dönüşümü tamamlandı. 208 bin 915 konut ve iş yerinin dönüşüm süreci devam ediyor. Bu 209 bin konut ve iş yeri birilerini zengin eden, abartılı reklamlara gerek duymadan milletimize karşı sorumluluğumuzun bir gereği olarak sessizce ilerliyor. Çevre ve Şehircilik Bakanlığımızla, TOKİ'mizle, Emlak Konut'umuzla ve belediyelerimizle İstanbul'un hizmetindeyiz, emrindeyiz." "Yarısı Bizden Kampanyası" kapsamında vatandaşlara 700 bin lira hibe, 700 bin lira faizsiz kredi ve 100 bin lira taşınma yardımı sağladıklarını anlatan Erdoğan, şu ifadeleri kullandı: "Şimdi yeni bir kararı devreye alıyoruz. Yarısı Bizden Kampanyası'ndaki destek tutarlarımızı artırıyoruz. Daha önce 700 bin lira olan hibemizi 875 bin liraya, yine 700 bin lira olan kredi tutarımızı 875 bin liraya, taşınma desteğimizi ise 100 bin liradan 125 bin liraya çıkarıyoruz. İstanbul'daki bir evin dönüşümü için verilen toplam destek miktarımızı 1 milyon 500 bin liradan 1 milyon 875 bin liraya getiriyoruz. Yine iş yerleri için 350 bin lira olan hibe desteğini, 437 bin 500 liraya, kredi desteğini de 350 bin liradan 437 bin 500 liraya yükseltiyoruz. Taşınma yardımı ise 125 bin lirayı buluyor. Böylece bir iş yerinin dönüşümü için destek miktarımız 1 milyon liraya ulaşmış oluyor. İstanbul'umuzun yarınları için hayırlı, uğurlu olsun diyorum. Kredi, hibe ve taşınma desteğinin yanı sıra inşaatta TOKİ ile Emlak Konut güvencesi de devrede." Cumhurbaşkanı Erdoğan, İstanbul'da 41 bin konutu dönüşüm kapsamına aldıklarını söyleyerek, Türkiye genelinde 292 adet riski alan, 9 bin 868 adet rezerv yapı alanları ve riskli yapılar üzerinde dönüşüm çalışmalarının sürdüğünü belirtti. Kentsel dönüşüm alanlarında yaklaşık 2 milyon 285 bin adet bağımsız birimi dönüştürdüklerini bildiren Erdoğan, 38 ilde 186 adet kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı ilan ettiklerini anlattı. Erdoğan, 11 ilde 20 yenileme alanı belirlediklerini vurgulayarak, sözlerini şöyle sürdürdü: "Yani hiçbir hususu göz ardı etmeden tam bir seferberlik ruhuyla İstanbul'u ve diğer şehirlerimizi depreme hazır hale getiriyoruz. Şu gerçeğin artık hepimiz farkındayız, kentsel dönüşüm konusunda kimsenin ideolojik takıntılarıyla uğraşacak vaktimiz yok. Yapı stokumuzun yenilenmesi bizim için vazgeçilmez, ertelenemez, ihmal edilemez bir meseledir. Kendileri lüks villalarda oturup 'rantsal dönüşüm' diyerek halkımızın başını sokacağı, evlatlarıyla huzur içinde oturacağı güvenli bir yuvaya kavuşmasını engelleyenlerin şımarıklıklarına daha fazla katlanamayız. Bu çalışmaların hızlanması için ne yapılması gerekiyorsa yapacağız. Sadece binaların dönüşümüyle şehirlerin dönüşmeyeceği malumdur. Kentsel dönüşümü aynı zamanda kentsel gelişim mantığıyla ele almamız gerekiyor. Kadim şehir anlayışımızın temelini oluşturan estetik, ekonomik, erişilebilir ve emniyetli konutlar inşa etmek mecburiyetindeyiz. Daha büyük acılar yaşamadan, daha ağır bedeller ödemeden 86 milyon olarak el ele verecek, inşallah bütüncül bir planlamayla süreci yöneteceğiz. Milletin kürsüsünden tüm siyasi partileri, tüm kurum ve kuruluşları, tüm yerel yönetimleri, tüm bilim insanlarını bu mücadeleye destek olmaya davet ediyorum. Depremin ilk anından itibaren İstanbul halkının yanında olan bakanlarımızı, bürokratlarımızı, belediyelerimizi, AK Parti teşkilatlarının fedakar mensuplarını canıgönülden tebrik ediyorum. Hiç beklemeden çevre illerden İstanbul'un yardımına koşan yerel yönetimlerimizi özellikle kutluyorum. Rabb'im ülkemizi ve milletimizi her türlü afetten emin eylesin diyorum."
İstanbul,Kentsel Dönüşüm,Recep Tayyip Erdoğan,Sosyal Konut Projesi
İnsansız hava araçları ve bu platformları kullandığı farklı doktrinlerle dünya harp tarihine geçen Türkiye, benzer bir başarı hikayesini insansız deniz araçlarında (İDA) da yazmaya hazırlanıyor. Bu yeni başarı hikayesinin başrol oyuncularından biri de ARES Tersanesi’nde üretilen ve adından sıkça söz ettiren ULAQ insansız deniz araçları ailesi. ‘Ailesi’ diyoruz çünkü ARES’in sahip olduğu imkan ve kabiliyetler hepsi birbirinden farklı görevler üstlenebilecek ‘terzi işi’ platformlar inşa edebilmelerini sağlıyor. Antalya’daki tersanede bir araya geldiğimiz ARES Tersanesi İnsansız Sistemler Direktörü Onur Yıldırım ile bu yolculuğun nasıl başladığını, şu an ne durumda olduklarını ve gelecek hedeflerini konuştuk. Elbette kamuoyunda sıkça merak edilen ‘envantere giriş tarihi, platformların teknik imkanları, muhtemel ihracat potansiyeli’ gibi konulara da değindik ve kamuoyunun ilk kez duyacağı önemli detaylar öğrendik… [ULAQ insansız deniz araçları gelişmiş kabiliyetleriyle öne çıkıyor.] Onur Yıldırım, üç tarafı denizlerle çevrili ülkemizde insansız deniz araçlarıyla yazabilecekleri bir hikaye olduğuna inandıkları için bu yola çıktıklarını anlatıyor. 2019’da bir AR-GE projesi olarak böyle başlıyor ULAQ’ın hikayesi. Bugün geldikleri noktada 4 metreden 50 metreye kadar farklı ölçü ve özelliklerde platform üretebiliyorlar. Bu geniş yelpazede platformlar son kullanıcının istekleri doğrultusunda farklı faydalı yüklerle donatılabiliyor ve çeşitli görevler icra edebiliyor. ULAQ ailesinin üyeleri temel olarak keşif-gözetleme-istihbarat, kritik tesis/üs koruma, liman savunma,denizaltıharbi,suüstü harbi ve elektronik harp alanlarında önemli kabiliyetlere sahip. Elbette bu tür projelerden konuşurken hemen herkesin aklına ilk gelen soru ‘Ne kadarı yerli?’ oluyor. Türkiye’nin bugüne kadar maruz kaldığı örtülü ya da doğrudan ambargoları düşünürsek haksız bir soru da değil. Onur Yıldırım, yerli/milli ürünlerin kullanımına azami gayret gösterdiklerinin altını çiziyor. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na teslim edecekleri 12 metrelik su üstü harbi ve denizaltı harbi görevleri icra edebilecek platformda sevk sistemini yerlileştirdiklerini söylüyor. Söz konusu araçta TÜMOSAN güç grubuna ait 460 beygirlik iki tanedizelmarin motor bulunuyor. [ULAQ' ailesinin üyeleri sürü konseptine ve ortak askeri harekata uygun geliştirildi.] İnsansız deniz araçlarının otonom olarak tek başlarına kullanılması kadar sürü halinde görev icra edebilmeleri de isteniyor. Türkiye bu alanda da kabiliyet gösterimi yapmış ülkelerden biri. Onur Yıldırım hem sürü konsepti hem de diğer platformlarla müşterek harekat yapabilme hususunda şunları anlatıyor: “İDA’lar uzaktan kontrollü bir deniz aracı olmanın ötesinde aynı zamanda otonom bir deniz aracı. Üzerindeki sensörlerle kendi rotasını hesaplayabilir. Yolunu bulabilir. Merkezle bağlantısı olmasa dahi görevini icra edebilir. Aynı zamanda diğer insansız deniz araçlarıyla, su üstü ve hava unsurlarıyla da konuşarak ortak hareket edebilirler. Halihazırda ULAQ’ta kullandığımız haberleşme sistemi İHA’larda kullanılanın aynısı. Dolayısıyla, birinin işaretlediğini diğeri vurabilir. Kamuoyunda ULAQ’ın hangi gemilerde konuşlanabileceği de merak ediliyor. Elbette TCGAnadoluakla ilk gelen örnek. ARES olarak Deniz Kuvvetleri’nin ihtiyacı olan tüm platformlara en uygun çözümü geliştirebiliriz. Onlar hangi gemide isterse biz o gemiye uygun ULAQ’ı rahatlıkla üretebiliriz.” [ULAQ KAMA da son dönemlerde sıkça gördüğümüz Kamikaze İDA örneklerinden biri.] Ares Tersanesi’ninKatarile bir sözleşme imzaladığını ve oraya ULAQ satacağını biliyoruz. Onur Yıldırım bu noktada bir parantez açıyor ve söz konusu sözleşmenin aslında dünyada bir ‘ilk’ olduğunu vurguluyor. Hibe edilenleri bir kenara bırakırsak, ihracat sözleşmesi imzalanan ilk ve tek İDA’nın ULAQ olduğunu öğreniyoruz. Yıldırım, yine ilk kez duyacağımız bir bilgi daha paylaşıyor ve aslında Katar’da halihazırda bir ULAQ’ın görev yaptığını söylüyor: “Sözleşmede 12 ay içinde bir ürün teslim edileceği yazıyordu. Biz hemen üretime başladık. Ancak elimizdeki prototipi de Katar’a yolladık. Şu anda KatarSahilGüvenlik Komutanlığı’nın kullandığı bir ULAQ var. Bu durum bizim için çok önemli bir fırsatı da beraberinde getirdi. Katar’dan sürekli geri bildirim alıyoruz. Çünkü sahada tecrübe ediyorlar. Ardından bize çok kıymetli geri bildirimlerde bulunuyorlar. Biz de onlardan gelen bilgilere göre hem Katar için şu an üretim hattında olan platformda güncellemeler yapıyoruz hem de bu bilgileri diğer projelerimiz için de kullanıyoruz. ULAQ ailesi için yakın zamanda dost ve kardeş ülkeleri başta olmak üzere farklı coğrafyalardan da benzer ihracat haberleri duyabilirsiniz.” Bu tür insansız deniz araçlarının çok farklı şekilde kullanımı mümkün. Ancak son zamanlarda denizden hava savunma yapılabilmesi adına denemeler yapıldığını biliyoruz. ULAQ’ın da bu şekilde donatılabileceğini ve hava savunma için kullanılabileceğini söylüyor Onur Yıldırım. Rusya-Ukrayna savaşında bu tür araçları sıkça gördük. Ancak bazı videolarda kurşun ya da şarapnel isabet eden insansız deniz aracının infilak ettiğine de şahit olduk. Bu işler için biçilmiş kaftan olan ULAQ KAMA’da böyle bir sorun yaşanmayacağını aktarıyor Yıldırım. KAMA’da ‘duyarsız patlayıcı’ tipi kullandıklarını ve bu sayede bota gelecek mermi ya da şarapnel parçası yüzünden gerçekleşecek bir infilakın önüne geçtiklerini vurguluyor. Son olarak herkesin merak ettiği ‘ULAQ ne zaman Türk Donanması’nın envanterine girecek?’ sorumuza da yanıt veriyor Onur Yıldırım ve sözlerini şöyle tamamlıyor: “Halihazırda Türk Deniz Kuvvetleri için bir adet ULAQ İDA üretiyoruz. Mayıs ayı içerisinde teslimatı gerçekleştireceğiz. Bu projeyle beraber Donanmamız su üstü harbi, kritik tesis/üs koruma ve denizaltı savunma harbi görevlerini ULAQ ile yapabilecek. Türkiye, insansız deniz araçları konusunda dünyanın en üst liginde yer alıyor. Biz de gerek ULAQ ailesi gerek diğer ürünlerimizle bu yolculuğa elimizden geldiğince destek olmaya devam edeceğiz.” Denizlerin yeni oyuncusu Kama: Türkiye’yi en üst lige çıkaracak
Doğu Akdeniz,Ege Denizi,İnsansız Deniz Aracı,Savunma Sanayii,Yerli ve Milli Teknolojiler,Yüksek Teknoloji
Çevre, Şehircilik veİklim DeğişikliğiBakanı Murat Kurum,AK Partigrup toplantısında gazetecilere açıklamalarda bulundu. Bakan Kurum, Arnavutköy'deki TOKİ konutlarınınKanal İstanbulile bir ilgisi olmadığının altını çizdi: “Hiçbir bağlantısı yok. O konutlar daha önceseçimmeydanlarında söz verdiğimiz milletimize sosyalkonutyapacak ve bu anlamda ev sahibi olmayan vatandaşlarımızın ev sahibi olması için yapmış olduğumuz bir çalışma." "Kuralar çekildi, alan her bir vatandaşımız Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı. Herhangi bir ülke devleti vatandaşına konut satılmış değil." diyen Bakan Kurum, İstanbul'da 44 bin konutun inşasının devam ettiğini açıkladı: "Alanların hepsi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı ev sahibi olmayan alt gelir grubu kardeşlerimiz. Dolayısıyla verdiğimiz sözleri de bu çerçevede tutmaya devam edeceğiz. Orada 44 bin konut şu an İstanbul'da inşası devam ediyor." Arnavutköy'de de 28 bin konutun inşasının hızlı bir şekilde devam ettiğini belirten Murat Kurum, "İnşallah en yakın zamanda hak sahibi vatandaşlarımıza teslim edeceğiz ve bu projenin de Kanal İstanbul'la uzaktan yakından ilgisi, alakası yoktur. Kanalİstanbulüzerinden polemik yaratan konuyu başka alanlara çekme çabası milletimiz nezdinde de karşılıksız kalacaktır." dedi.
Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı,Kanal İstanbul,Murat Kurum,Son Dakika,TOKİ
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Budapeşte'de Macaristan Dışişleri ve Dış Ticaret Bakanı Peter Szijjarto ile bir araya geldi. TPAO ve MOL arasında imzalanan petrol arama ve üretim faaliyetlerine ilişkin imtiyaz anlaşmasının ardından konuşan Bayraktar, TPAO'nun Avrupa'daki ilk yatırımıyla iki ülke arasındaki iş birliğinin artarak devam edeceğini ifade etti. Bayraktar, "İki ülke arasındaki ilişkiler Afrika'dan Asya ve Orta Doğu'ya kadar birçok ülkede inşallah daha da gelişecek. İki ülkenin benzer zorluklarla karşı karşıya olduğunu görüyoruz. Türkiye ve Macaristan önemli ölçüde dışarıdan ithal ettiği enerji kaynaklarına bağlı. Özellikle iki gün önce Batı Avrupa'da yaşanan elektrik kesintisi bize bir kez daha enerji güvenliğinin ne kadar önemli olduğunu gösterdi." diye konuştu. Küresel enerji güvenliğinde belirsizlikler olduğuna işaret eden Bayraktar "Özellikle ticaret politikalarında, gümrük tarifelerinde birçok yeni gelişmenin yaşandığı bu dönemde, enerji güvenliği daha çok önem arz ediyor. Enerjide dışa bağımlı ülkeler olarak, biz de sizlerle birlikte bu problemlerinize çözüm üretmek için politikalar geliştiriyoruz." değerlendirmesinde bulundu. Türkiye'nin son yıllarda özellikle petrol ve doğal gaz aramacılığında yeni bir sayfaya geçtiğini vurgulayan Bayraktar, "2020'de Karadeniz'de tarihimizin en yüksek doğal gaz keşfini gerçekleştirdik. Çok kısa bir süre içerisinde Sakarya Gaz Sahası'nda bugün 4 milyon eve yetecek kadar doğal gazı üretir hale geldik. Elbette ki gazı keşfetmek, petrolü keşfetmek önemli ama onu üretime geçirmek oldukça zorlu bir süreç. Bunu başardık. İlk fazımızı tamamladık. Şimdi 2026 ve 2028'de bu projenin diğer ayaklarını tamamlamayı hedefliyoruz." diye konuştu. Bayraktar, Karadeniz'de özellikle offshore'da yeni sahalar keşfetmek için çalıştıklarını söyledi. Söz konusu iki şirket arasında yakın dönemde yeni çalışmalar olabileceğini belirten Bayraktar, "Bu anlamda MOL'ün Karadeniz'deki sahalara olan ilgisini, TPAO ile birlikte çalışmasını destekliyoruz. İnşallah önümüzdeki süreçte MOL ve TPAO Karadeniz sahalarında bir ortaklık geliştirebilir. Bunu hem Macaristan'da hem Türkiye'de ama özellikle üçüncü ülkelerdeki iş birliğini geliştirmek suretiyle biz daha da ileri götürmeyi hedefliyoruz." ifadelerini kullandı. Geçen yıl BOTAŞ'ın ilk kez Türkiye'ye sınırı olmayan bir ülkeye gaz ihracatı gerçekleştirmek üzere imzaladığı anlaşmanın önemine dikkati çeken Bayraktar, şöyle devam etti: "Sizlerle birlikte aldığımız stratejik karar doğrultusunda Türkiye'nin Avrupa'ya gaz ticaretinde ve gaz tedarikinde önemli bir rol oynayabileceğini düşünüyoruz. Dolayısıyla iş birliği alanlarımız oldukça geniş. Birbirini tamamlayan birbiriyle uyumlu politikalarımız var. Ayrıca, Türk şirketlerinin burada yaptığı yatırımlar, bir doğal gaz santralinin yapımında bir Türk şirketinin konsorsiyumunda yer alması, bizi ayrıca mutlu etti. Biz Türkiye olarak gerek petrol-doğal gaz alanlarında, gerek elektrik alanında ve tabii ki enerji alanında sizlerle iş birliğini geliştirmeye her zaman açık olduğumuzu ifade ediyorum." Macaristan Dışişleri ve Dış Ticaret Bakanı Peter Szijjarto da enerjide yeni bir kilometre taşına ulaştıklarını belirterek, "Ortak bir hikayenin tanığıyız. Enerji hizmetlerinin güvenliğinde büyük sorunlarla karşı karşıya kalabiliyoruz. Sorunlar ve problemler, Macaristan ve Türkiye'nin iş birliğini güçlendiriyor. Son dönemde büyük başarı elde ettik. Bugün artık Macaristan'ın enerji hizmetinin güvenliği Türkiye olmadan söz konusu olmuyor. TürkAkım üzerinden 20 milyon metreküpten daha fazla gaz geliyor. Bu yıl toplam 2,5 milyar metreküp doğal gaz geldi. Zamanında TürkAkım yapılmasaydı Ukrayna krizi sonrası büyük sorun yaşadık." diye konuştu. Szijjarto, bugünkü anlaşmanın sadece Macaristan'da değil üçüncü ülkelerde de petrol üretimi konusunda bir başlangıç olacağını dile getirdi. Anlaşmanın ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Bayraktar, enerji güvenliğinin ülkelerin sürdürülebilir kalkınması ve büyümesi için en önemli unsurlardan biri olduğunu belirterek, "Bütün ülkeler, enerji ve ulaştırma güvenliğine fevkalade önem atfediyor." dedi. Son yıllarda dünyanın iklim değişikliği, salgın, ticaret savaşları, ticaret zincirlerindeki kırılmalar gibi nedenlerden dolayı enerji güvenliği konusunda büyük bir belirsizlik ve zorlukla karşılaştığını kaydeden Bayraktar, "Belirsizliğin bu kadar yoğun olduğu bir ortamda enerji güvenliğini sağlamak bir o kadar daha zorlaşmış durumda. Biz bu konuda, Türkiye olarak, Türkiye'nin enerji güvenliğini sağlamak noktasında birkaç şeyi çok önemsiyoruz ve politikalarımızı bu doğrultuda gerçekleştiriyoruz." ifadelerini kullandı. Bayraktar, Türkiye'nin bu çerçevede enerji kaynaklarını çeşitlendirme, doğal gaz, petrol ve elektrikte altyapıyı güçlendirme konusunda yatırımlar yaptığına işaret ederek, "Diğer bir husus da enterkoneksiyon. Gerek batıda gerek doğuda komşularımızdan başlayarak, sınırımızdaki ülkelerle enterkonnekte kapasitemizi artırmayı hedefliyoruz." değerlendirmesinde bulundu. Bu bağlamda Türkiye'nin Bakü-Tiflis-Ceyhan Boru Hattı, Irak'tan Türkiye'ye uzanan Kerkük-Yumurtalık Ham Petrol Boru Hattı ve boğazlar üzerinden küresel petrol arzının yüzde 4'ünü karşıladığını ifade eden Bayraktar, doğal gazda ise TANAP, TAP ve TürkAkım'la beraber Avrupa'ya her yıl 26 ila 30 milyar metreküplük doğal gaz sağlandığını söyledi. Bayraktar, doğal gazın farklı kaynaklardan farklı formlarda Türkiye'ye getirilmesiyle Güneydoğu Avrupa'nın arz güvenliğine destek olmak için yoğun bir çaba içinde olduklarını vurgulayarak, şunları kaydetti: "Bugün imzasını attığımız, MOL ile birlikte ortaya koyduğumuz stratejik ortaklık aynı zamanda upstream'dir. Kendi kaynaklarımızı Türkiye, Macaristan'da veya diğer ülkelerde geliştirerek bu anlamda ülkelerimizin arz güvenliğine katkı yaparken, dışa bağımlılığımızı da azaltmaya yönelik projeleri de hayata geçirmeye gayret ediyoruz. Enerji güvenliği pazartesi Batı Avrupa'da yaşanan olayla bir kere daha ortaya çıktı ki çok ciddi bir konu, üzerinde çok ciddi çalışılması gereken bir konu. Bu anlamda da iş birliklerini artırmaya hazır olduğumuzu bu vesileyle bir kez daha ifade etmek isterim.
Doğal gaz,Macaristan,Son Dakika,TPAO
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, AK Parti TBMM Grup Toplantısı öncesinde basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Engelli öğretmen atamalarına ilişkin soruya yanıt veren Tekin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın daha önce 1381 engelli öğretmen atanacağını açıkladığını hatırlattı. Bakan Tekin, "Bugün itibarıyla atamalar açıklandı, sistem üzerinden. 1 Eylül itibarıyla öğretmen arkadaşlarımız görevlerine başlayacaklar. Hemen hemen yüzde 70-80'i ilk 3 tercihine yerleştiler." açıklamasında bulundu. Adayların 24 Şubat - 10 Mart 2025 tarihleri arasında atamaya esas belgeleri ile birinci aşamada başvuruları alınmıştı. Ön başvurusu onaylananların ikinci aşamada 16 - 28 Nisan 2025 tarihleri arasında tercih başvuruları alınmıştı. Bin 381 adayın tercihleri de dikkate alınarak EKPSS puanı üstünlüğüne göre ataması yapıldı. CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in "Milli Eğitim Bakanlığında bile jammer var neden belediye başkanında olmasın?" sözleri anımsatılan Tekin, bunu "komedi gibi bir şey" olarak niteledi. CHP Genel Başkanı Özel'i izlerken Aşık Mahzuni Şerif'in "Abur Cubur Abdullah" türküsünün aklına geldiğini ifade eden Tekin, sözlerini şöyle sürdürdü: "Özgür Özel'in söylediği şeylerin benim açımdan artık ciddiyeti yok. 'Milli Eğitim Bakanı da jammer kullanıyor'. Bu kadar büyük bir yalan nasıl uyduruyorlar bilmiyorum. Ben yaklaşık 2 yıldır bakanım. Bakanlığımızda, bakan olarak benim ne jammer kullanmışlığım var, ne böyle bir şeye ihtiyaç duydum. Hiç böyle bir olay yok. Bakanlığımızda jammer var mı var, doğrudur ancak MEB her yıl yaklaşık 9 milyon kişiye sınav uygulaması yapar. Bu sınavların güvenliğinin sağlanabilmesi için MEB Ölçme, Değerlendirme ve Sınav Hizmetleri Genel Müdürlüğümüzün sınav hazırlama biriminin bu türden iletişim kazaları, usulsüzlük yaşamaması için tedbir olarak ihtiyaç duyduğu bir cihazdır. Bu bavulla gezdirilmez, çantaya koyup otele götürmeyiz. Bunu da biz güvenlik örgütlerinin bilgisi ve kontrolü dahilinde yürütürüz. Dolayısıyla bu bakanın şahsıyla ilgili bir jammer değil, yürüttüğümüz hizmetin niteliği ve kamu güvenliği açısından ihtiyaç duyduğumuz bir güvenlik tedbiri." İstanbul'da yaşanan depremin ardından okullardaki hasar tespit çalışmalarına ilişkin de açıklamalarda bulunan Tekin, depremin hemen ardından bütün Bakan Yardımcıları ve Genel Müdürleri, İstanbul genelinde görevlendirdiklerini söyledi. İstanbul'da ilgili kamu kurumlarının denetiminde okulların gözden geçirildiğini aktaran Tekin, "Detaylı araştırma yaptığımızda, 3'ü tarihi okul, birisi de FETÖ'den devralınan olmak üzere toplam 4 okulumuz deprem açısından, güvenlik açısından riskli bulundu ve okullarımızı boşalttık. Onun dışındaki okullarımızda herhangi bir sorun yok." diye konuştu. Depremin yaşandığı gün ve akşamında yaklaşık 100 bin kişiyi okullarda misafir ettiklerini, rehberlik ve psikolojik destek çalışmaları yaptıklarını belirten Tekin, bu hafta başı itibarıyla da İstanbul'daki okullarda afet ve acil durum farkındalık eğitimi verildiğini kaydetti.​​​​​​​
E-Devlet,EKPSS,Milli Eğitim Bakanlığı,Öğretmen,Son Dakika,Yusuf Tekin
Milli Savunma Bakanlığı (MSB) kaynakları, haftalık basın bilgilendirme toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtladı. Bakanlık kaynakları, Suriye’deki son duruma ilişkin sorular üzerine şunları söyledi: "Suriye'nin toprak bütünlüğü ve siyasi birliği, Türkiye için temel bir önceliktir. Bu kapsamda, özerklik talepleri ve bu yöndeki açıklamalar, Suriye'nin egemenliğine ve bölgesel istikrara zarar verme potansiyeli taşımaktadır. Suriye’nin toprak bütünlüğünün parçalanmasına ve hangi kisveyle olursa olsun üniter yapısının bozulmasına rıza gösteremeyiz. Net bir biçimde vurgulamak gerekir ki özerk bölge ve/veya adem-i merkeziyetçi söylem veya faaliyetlere Suriye Yeni Yönetimi’nin karşı olduğu gibi biz de karşıyız. Tişrin Barajı'nın kontrolüne ilişkin olarak; Suriye’nin varlıkları ve kaynakları Suriyelilere aittir. Baraj’ın devredilmesine ilişkin hususlar Suriye Geçici Hükümeti Savunma Bakanlığı ve bölgesel aktörler ile koordine edilmekte ve gerekli görüşmeler yapılmaktadır. Bu kapsamda; süreç yakından takip edilmektedir." Milli Savunma Bakanlığı kaynakları, Türkiye’nin Pakistan’a Silah Yardımı Yaptığına dair haberlerle ilgili sorular üzerine şunları söyledi: "Bazı basın yayın organlarında yer alan, "Türkiye, Pakistan'a 6 uçak dolusu silah gönderdi." iddiası doğru değildir. Türkiye'den hareket eden bir adet nakliye uçağı yakıt ikmali sebebiyle Pakistan'a iniş yapmıştır. Ardından belirlenen rotasında hareketine devam etmiştir. Yetkili kişi ve kurumların açıklamaları dışında yapılan spekülatif haberlere itibar edilmemelidir. Türkiye Cumhuriyeti Millî Savunma Bakanlığı olarak, Güney Asya’da istikrarı tehdit eden ve bölgesel güvenliği ciddi biçimde zedeleyen Pakistan-Hindistan gerilimini büyük bir endişeyle takip etmekteyiz. İki ülke arasında artan sözlü ve askeri tansiyonun, yalnızca bölge halklarını değil, tüm uluslararası toplumu tehdit eden sonuçlar doğurabileceği açıktır. Bu nedenle Hindistan’ın sorumluluk sahibi davranarak gerilimi tırmandırıcı adımlardan kaçınması, uluslararası hukuk ve diplomasi çerçevesinde hareket etmesi zaruridir. Türkiye, kardeş Pakistan’ın haklı güvenlik kaygılarını anlayışla karşılamakta; tarafların barışçıl çözüm yollarına yönelmesini ve uluslararası toplumun bu süreçte yapıcı bir rol üstlenmesini beklemektedir. Türkiye Cumhuriyeti, Güney Asya’da istikrarsızlık yaratan her türlü tahrik ve provokatif eylemin karşısında olmaya devam edecek, barış ve güvenliğin tesisi için uluslararası platformlarda kararlılıkla çaba gösterecektir." Bakanlık kaynaklarıson dönem GKRY’nin KKTC’ye yönelik faaliyetleri ile ilgili sorulara şunları söyledi: "Akdeniz ve Ege Denizi’ni istikrar ve refah bölgesi olarak görmek istediğimizi ancak barışçıl bir çözüm için çaba gösterirken millî hak ve menfaatlerimizden de asla taviz vermeyeceğimizi bir kez daha vurguluyoruz. Nitekim son dönemde Kıbrıs Türkü kardeşlerimize yönelik bilinçli ve kasıtlı olarak nefret eylem ve söylemlerinin arttığı, Türk düşmanlığının körüklendiği, EOKA’cı terör zihniyetinin yeniden canlandırılmaya çalışıldığı görülmektedir. Uluslararası hukuku ve insani değerleri hiçe sayan bu yaklaşım, Kıbrıs Türk halkının meşru haklarını ve güvenliğini hedef almaktadır. Daha önce de benzerleri yaşanan bu tarz durumlar Kıbrıs’taki iki devletli çözüm vizyonunun ne kadar haklı ve gerçekçi olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır. Türkiye; garantör devlet olarak uluslararası anlaşmalar ve uluslararası hukuktan kaynaklanan meşru haklar çerçevesinde Kıbrıs’ta barış, huzur ve güvenliğin teminatı olmaya devam edecek; garantörlüğün kendisine vermiş olduğu yetkileri daha önce olduğu gibi kullanmaktan asla çekinmeyecektir." Türkiye-ABD yüksek düzeyli savunma grubu toplantısı Bakanlık kaynakları, Türkiye–ABD Yüksek Düzeyli Savunma Grubu Toplantısına dair sorulara şunları söyledi: "Türkiye Cumhuriyeti – Amerika Birleşik Devletleri Yüksek Düzeyli Savunma Grubu toplantısı Türkiye Cumhuriyeti Milli Savunma Bakanlığı Savunma Güvenlik Genel Müdürü Tümgeneral İlkay ALTINDAĞ ve Amerika Birleşik Devletleri Savunma Bakanlığı’nda Uluslararası Güvenlik İşlerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Vekili Katherine Thompson başkanlığındaki heyetlerin katılımıyla 28 Nisan 2025 tarihinde Ankara'da gerçekleştirilmiştir. Taraflar, yakın zamanda karşılıklı olarak en üst düzeyde ifade edildiği üzere, iki ülke arasındaki samimi diyaloğu ilerletme arzusuyla savunma ve savunma sanayi iş birliğinin çeşitli veçhelerinin derinleştirilmesi imkânlarını ele almış, bölgesel ve uluslararası güvenlik meselelerine dair görüş alışverişinde bulunmuş ve stratejik ortaklığın daha da güçlendirilmesine ilişkin kararlılıklarını yinelemişlerdir. Bir sonraki toplantının gelecek sene Amerika Birleşik Devletleri’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilmesi kararlaştırılmıştır." Milli Savunma Bakanlığı kaynakları, teğmenlerin idare mahkemesine başvurması sebebiyle bakanlık savunmasında geçen ifadelere yönelik sorular üzerine şunları söyledi: "MSB savunmasında‘ajan’kelimesinin kullanılmasına ilişkin, bahsi geçen ifade “idare ajanı” terimi olup, devlet tüzel kişiliği veya diğer yönetim idareleri adına kamusal faaliyetleri yürüten kamu görevlisine verilen isimdir. Memur, hakim, savcı, asker, akademisyen gibi diğer özel nitelikli kamu görevlilerini de kapsar. Bu tabir kamu görevi icra edenler için literatürde sıklıkla kullanılan hukuki bir terimdir." MSB Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri ve Bakanlık Sözcüsü Tuğamiral Zeki Aktürk, Harita Genel Müdürlüğünde düzenlenen haftalık basın bilgilendirme toplantısında konuştu. Aktürk, Türk Silahlı Kuvvetlerinin operasyon ve faaliyetlerine önemli katkılar sağlayan, imkan ve kabiliyetleriyle birçok kamu kurumunu destekleyen Harita Genel Müdürlüğünün kuruluşunun 130'uncu, genel müdürlük oluşunun ise 100'üncü yılını kutladı. Kut'ül Amare Zaferi'nin yıl dönümünde şehitler ve gazileri rahmetle anan Aktürk, tüm işçilerin 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü'nü de kutladı. Aktürk, Türk Silahlı Kuvvetlerinin ikili ilişkiler ve uluslararası görevler kapsamında, başta Kıbrıs, Azerbaycan, Libya, Kosova, Bosna Hersek ve Katar olmak üzere kardeş, dost ve müttefik ülkelere destek vermeyi sürdürdüğünü belirtti. Yunanistan ile son dönemde oluşan olumlu atmosferin korunması ve daha da ileriye taşınması adına karşılıklı iyi niyet ve diyalog çabalarının devam ettiğini söyleyen Aktürk, şunları kaydetti: "Türkiye ile Yunanistan heyetleri arasında Güven Artırıcı Önlemler Toplantılarının yeni turu 28 Nisan'da Selanik'te gerçekleştirilmiştir. Olumlu bir havada geçen toplantıda, 2025 yılı boyunca daha önce mutabık kalınan Güven Artırıcı Önlemler ile 2026 yılı uygulama planında yer alacak faaliyetler ele alınmış, bir sonraki toplantının Türkiye’de icra edilmesi konusunda karara varılmıştır." 28-29 Nisan'da Kara Kuvvetleri Komutanlığı heyetinin, Yunanistan Kara Kuvvetleri Komutanlığını ziyaret ettiğini hatırlatan Tuğamiral Aktürk, 6-7 Mayıs'ta 9'uncu Hudut Tugay Komutanı'nın Yunanistan 3'üncü Mekanize Piyade Tugay Komutanı'nı, 6-9 Mayıs tarihleri arasında ise Yunanistan Milli Savunma Kolejinden bir heyetin Milli Savunma Üniversitesini ziyaret etmesinin planlandığını belirtti. Türkiye-ABD Yüksek Düzeyli Savunma Grubu Toplantısı'na ilişkin konuşan Aktürk, şu bilgileri verdi: "Bakanlığımızdan Savunma ve Güvenlik Genel Müdürümüz ile ABD Savunma Bakanlığından Uluslararası Güvenlik İşlerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Vekili başkanlığındaki heyetlerin katılımıyla 28 Nisan’da Ankara’da gerçekleştirilmiştir. Söz konusu toplantıda, savunma ve savunma sanayi iş birliği imkanlarının geliştirilmesi ile bölgesel ve uluslararası güvenlik konularında görüş alışverişinde bulunulmuş, stratejik ortaklığın daha da güçlendirilmesine ilişkin kararlılık vurgulanmıştır. Taraflar bir sonraki toplantının önümüzdeki yıl ABD ev sahipliğinde yapılması konusunda mutabık kalmıştır." Aktürk, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler'in, 2-3 Mayıs'ta, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde düzenlenen TEKNOFEST'e katılacağını aktardı. Tuğamiral Aktürk, İsrail'in, 7 Ekim 2023'ten bu yana Filistin halkına yönelik toplu katliamlarına, onları yerlerinden etmeye ve temel insani ihtiyaçlarından mahrum bırakmaya devam ettiğini ifade etti. İsrail'in, bölgede istikrar ve güvenliğin en büyük tehdidi haline geldiğini belirten Aktürk, barış çabalarının hızlandırılması, ateşkese geri dönülmesi ve insani yardımların bir an evvel ulaştırılması gerektiğini vurguladı. Türk Silahlı Kuvvetlerinin, ülkenin savunma ve güvenliği için var gücüyle çalışmaya, tüm risk ile tehdit unsurlarına karşı mücadelesine kararlılıkla devam etmekte olduğunu vurgulayan Aktürk, şöyle devam etti: "Irak'ın kuzeyindeki barınma alanlarından kaçan 1, mağarada tespit edilen ve teslim ol çağrısına uyan 2 olmak üzere 3 PKK'lı terörist teslim olmuş, hudutlarımızda 1'i terör örgütü mensubu olmak üzere 104 şahıs yakalanmış, 1893 şahıs engellenmiştir. Böylelikle 1 Ocak'tan bugüne kadar sınırlarımızdan yasa dışı yollarla geçmeye çalışırken yakalananların sayısı 1666'ya, engellenen kişi sayısı da 27 bin 507'ye ulaşmıştır. Suriye Harekat alanlarında ise 8 Ocak'tan bu yana sürdürülen 'tünel imha' faaliyetleri kapsamında bugüne kadar Tel Rıfat bölgesinde yaklaşık 85, Menbiç bölgesinde ise 95 kilometre uzunluğundaki tüneller imha edilmiştir." Türk Silahlı Kuvvetlerin, eğitim ve tatbikat faaliyetlerine de kesintisiz devam ettiğini dile getiren Aktürk, 14-25 Nisan'da gerçekleştirilen Milli Anadolu Kartalı Eğitimi'nin başarıyla tamamlandığını belirtti. Doğu Akdeniz'de 24 Nisan'da başlayan ve 17 ülkenin katılımıyla düzenlenen Kurtaran tatbikatının bugün sona ereceğini ifade eden Aktürk, şunları kaydetti: "21 Nisan-9 Mayıs tarihleri arasında Birleşik Arap Emirlikleri’nde Desert Flag, 28 Nisan-31 Mayıs tarihleri arasında yerinden katılım ile Steadfast Cobalt, 28 Nisan-11 Mayıs tarihleri arasında Gürcistan’da NATO-Gürcistan Krize Müdahale Harekatı tatbikatları devam etmektedir. 5-16 Mayıs tarihleri arasında, İzmir’de EFES-2025 Bilgisayar Destekli Komuta Yeri, Ankara’da Türkiye-Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Özel Kuvvet Eğitimi, Edirne’de Trakya-2025, Karadeniz, Marmara, Ege Denizi ve Doğu Akdeniz’de Denizkurdu-II, İstanbul’da Eurasian Peace tatbikatlarının icra edilmesi, 3-29 Mayıs tarihleri arasında, Almanya’da Formidable Shield, İtalya’da Mediterranean Strike, Estonya’da Locked Shields, İspanya’da Spanish Minex tatbikatlarına katılım sağlanması planlanmaktadır." Türk Silahlı Kuvvetlerinin, modern ve güçlü savunma ile güvenlik kapasitesini her geçen gün arttırdığını ifade eden Aktürk, bu kapsamda Kara Kuvvetleri Komutanlığınca muhtelif miktarda, MİKON İHA Sistemi, Modüler Gündüz Görüş Kamerası ile, 5,56 milimetre hafif makineli tüfek, muayene ve kabul faaliyetleri tamamlanarak envantere alındığını belirtti. Aktürk, TEKNOFEST kapsamında yapılacak faaliyetlere ilişkin şunları söyledi: "1-4 Mayıs tarihleri arasında KKTC Ercan Havalimanı'nda düzenlenen TEKNOFEST KKTC'ye Milli Savunma Bakanlığı standı, SOLOTÜRK ve Türk Yıldızları dahil çeşitli hava araçları ve askeri bandonun yanı sıra Bakanlığımıza bağlı Makine Kimya Endüstrisi Anonim Şirketi ve ASFAT ile katılım sağlanmaktadır. Bakanlığımızın stantları ile hava unsurlarımızın statik/dinamik gösterileri ve Armoni Mızıkası Komutanlığımızın konserine gençlerimiz başta olmak üzere tüm halkımızı bekliyoruz." Personel ve askeri öğrenci alım ile temin faaliyetlerinin planlandığı gibi devam ettiğini bildiren Aktürk, mayıs, haziran ve temmuz dönemlerinde silah altına alınacak yedek subay/astsubay adayları ile erlerin sınıflandırma sonuçlarının bugün itibarıyla e-Devlet'ten, askerlik şubelerinden ve MSB'nin mobil uygulamasından öğrenilebileceği bilgisini verdi.
Milli Savunma Bakanlığı,Sınır Güvenliği,Suriye,Suriye Krizi,Terör Örgütü,Terörle Mücadele,Türkiye- ABD İlişkileri
Baykardan yapılan açıklamaya göre, Villa Pamphili Konutu'nda düzenlenen tören, CumhurbaşkanıRecep Tayyip ErdoğanveİtalyaBaşbakanıGiorgia Melonihuzurunda gerçekleştirildi. Törende, Roma'da 6 Mart 2025'te imzalanan ve iki şirketinyüksek teknolojialanındaki kabiliyetlerini birleştirmeyi hedefleyen mutabakat zaptına ilişkin anlaşma belgeleri,BaykarYönetim Kurulu Başkanı SelçukBayraktarile Leonardo Üst Yöneticisi (CEO) ve Genel Müdürü Roberto Cingolani tarafından karşılıklı teslim edildi. Geçen ay imzalanan ve bugün karşılıklı teslim edilen anlaşma, Baykar'ın operasyonel başarısı kanıtlanmış insansız platformları veyapay zekateknolojilerindeki üstünlüğü ile Leonardo'nun görev sistemleri, faydalı yük tasarımı, Avrupahavacılıksertifikasyonları uzmanlığını bir araya getiriyor. Baykar ve Leonardo tarafından kurulacak ortak girişim Avrupa insansız hava aracı pazarındaki fırsatları değerlendirmeyi hedefliyor. İki firma arasındaki stratejik işbirliği insansız hava araçlarının yanı sıra elektronik sistemler, faydalı yükler, C4I (komuta, kontrol, iletişim, bilgisayarlar ve istihbarat), yapay zeka ve entegre görev sistemleri gibi alanları da kapsıyor. Baykar ve Leonardo, çok alanlı ekosistemlerin uyum içinde çalışmasını sağlayarak Avrupa ve uluslararası pazarlarda güçlü bir şekilde yer almayı amaçlıyor. Ortak girişimin, İtalya'da Ronchi dei Legionari, Torino, Roma Tiburtina ve Nerviano'daki tesislerde faaliyet göstermesi planlanıyor.
SİHA,Baykar,Bayraktar,Savunma Sanayii
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Kaçakçılık, Narkotik ve Ekonomik Suçlar Bürosunca, BIST Pay Piyasası'nda işlem gören bazı sermaye piyasası araçları paylarında manipülatif hareketler yapıldığı iddiaları üzerine soruşturma başlatıldı. Soruşturma kapsamında İstanbul, Ankara ve Şanlıurfa'da tespit edilen 15 şüpheli hakkında "suç işlemek amacıyla örgüt kurma" ve "piyasa dolandırıcılığı" suçlarından gözaltı kararı verildi. Bunun üzerine harekete geçen İstanbul Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince düzenlenen operasyonda 12 şüpheli yakalandı. Ekiplerin, zanlılara yönelik arama ve el koyma işlemlerinin sürdüğü öğrenildi.
Borsa,Borsa İstanbul,Dolandırıcılık,Ekonomik Düzenlemeler
İspanya,Portekizbaşta olmak üzere Fransa, Belçika ve Andorra’nın bazı kesimlerinde dün sabah geniş çaplıelektrikkesintisi meydana geldi. Avrupa’nın güneybatısında milyonlarca insanı elektriksiz bıraktı. Madrid, Barselona ve Lizbon gibi büyük şehirlerdeulaşımsistemleri durdu, internet bağlantısı kesildi,trafikışıkları çalışmadı ve bankalar dahil olmak üzere pek çok hizmet verilemedi. [Fotoğraf: AA] Elektrik talebinin sadece İspanya’da yüzde 60’ı beş saniyede kaybedildi. Bu, Avrupaenerjişebekesi tarihindeki en büyük ani çöküşlerden biri olarak kayıtlara geçti. Kesintinin nedenine dair henüz resmi bir açıklama yapılmasa da,siber saldırıihtimali veyenilenebilir enerjikaynaklarının sistem üzerindeki etkileri gibi birçok olasılık gündemde. Avrupa Birliği'nin ortak enerji ağı ENTSO-E’ye bağlı ülkelerde yaşanan bu kesinti, kıtanın enerji altyapısındaki kırılgan noktaları yeniden gündeme taşıdı. Peki, bu denli büyük bir kesinti neden meydana geldi? Elektrik Yüksek Mühendisi Dr. İzzet Alagöz, Avrupa genelindeki bu büyük kesintinin arkasında siber saldırı ihtimalinin ciddi şekilde değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor. Alagöz'e göre, modern şebekelerdeki çeşitlilik – özelliklegüneş enerjisive elektrikli araçlar için kurulan şarj istasyonları – sistemin siber güvenliğini zayıflatabiliyor: “Invertör kullanan sistemler, siber saldırılara daha açık hale geliyor. Güneş ve rüzgar mutlaka olmalı ama iyi yönetilmeli.” Ancak Alagöz, teknik nedenlerin degözardı edilmemesi gerektiğini belirtiyor. Avrupa şebekesinin 50 Hz frekansla senkron çalıştığını hatırlatan Alagöz, üretim ve tüketim dengesinin bozulmasının sistemin kendini otomatik olarak kapatmasına neden olabileceğini söylüyor: “İspanya gibi ülkelerde yenilenebilir enerji çok yaygın ama yeterli depolama yok. Bu da arz-talep dengesizliğinde şebekeyi çökertiyor.” Alagöz’e göre, güneş ve rüzgar santralleri yüksek kapasiteye sahip olsa da, depolama altyapısı zayıf olduğu için dalgalanmalara karşı şebeke savunmasız kalıyor. Bu durum, "ucuz enerji üretiminin" görünmeyen riskleriyle karşı karşıya bırakıyor Avrupa’yı. "Güvenlik maliyetten öncelikli olmalı."Elektrik Yüksek Mühendisi Dr. İzzet Alagöz [Fotoğraf: AA] İstanbulTeknik Üniversitesi'nden Prof. Dr. Mustafa Ergen ise, şebekelerdeki yüksek bağlantı düzeyinin hem avantaj hem de risk barındırdığını söylüyor. ENTSO-E ağı sayesinde ülkeler arasında enerji transferi yapılabiliyor, ancak bu yapı aynı zamanda bir zincirleme etkiye açık. “Avrupa şebekesi senkron çalışıyor. Bir yerdeki frekans sapması, diğer bölgeleri de etkileyebiliyor.”Prof. Dr. Mustafa Ergen Ergen, İspanya’daki yüzde 60’lık talep kaybının birkaç saniye içinde gerçekleşmesini, şebekenin frekans dengesinin aniden bozulmasına bağlıyor. Bu tür bir senkronizasyon kaybı, jeneratörlerin birbirine ters güç göndermesiyle sistemin otomatik olarak kapanmasına neden oluyor. Ayrıca, atmosferik etkilerin de göz ardı edilmemesi gerektiğine dikkat çekiyor. Yüksek sıcaklık farkları ve rüzgar nedeniyle iletim hatlarında titreşimler meydana geliyor, bu da hatların senkronizasyonunu bozarak koruma sistemlerinin devreye girmesine neden olabiliyor. İspanya, elektrik üretiminde yenilenebilir kaynakların payını yüzde 50’nin üzerine çıkardı. Ancak bu sistemler, istikrarsız doğaları gereği şebekeyi daha hassas hâle getiriyor. Rüzgarın durması ya da güneşin bulutla kapanması gibi anlık değişimlerde, üretim düşerken tüketim devam ediyor ve denge bozuluyor. Alagöz ve Ergen’in ortak görüşü, bu kaynakların "atıl enerjilerle" desteklenmesi gerektiği yönünde. Özellikle batarya depolama sistemleri, ani düşüşleri telafi etmekte kritik rol oynayabilir. Bunun yanı sıra yapay zekâ destekli akıllı şebekeler ve yüksek hızlı tepki veren inverter teknolojileriyle riskler minimize edilebilir. Bu kesinti, Avrupa Birliği’nin enerji politikalarında yeni düzenlemeleri gündeme getirebilir.AlmanyaveFransadışında birçok ülke şebeke güvenliği açısından yeterince donanımlı değil. Uzmanlara göre, Almanya dışındaki ülkelerin de daha fazla yatırım yapması şart. Aksi halde, bu tür kesintiler tekrar yaşanacak: “Bu bir kehanet değil. Teknik veriye dayanarak söylüyorum; bu sadece başlangıç.”Dr. İzzet Alagöz Avrupa’nın gelecekteki enerji arz güvenliği, sadece yenilenebilir enerji yatırımlarına değil, aynı zamanda bu yatırımların sürdürülebilir ve güvenli bir altyapıyla desteklenmesine bağlı olacak. Batarya depolama sistemleri, mikro-şebekeler, HVDC hatları vesiber güvenlikönlemleri artık lüks değil; bir zorunluluk. [Fotoğraf: AA] Avrupa şebekesi, tüm kıtayı kapsayan entegre bir yapı sayesinde bugüne kadar verimli çalıştı. Ancak yaşanan bu kesinti, bu yapıdaki zayıf noktaları ve “tek noktadan çöküş” riskini gözler önüne serdi. Uzmanlara göre, çözüm daha yerel, daha esnek ve daha dayanıklı sistemlerden geçiyor. Avrupa şimdi şu soruyla yüzleşmek zorunda: Ucuz enerji mi, güvenli enerji mi? Ya da belki her ikisi... ama yalnızca daha akıllı bir altyapıyla.
Elektrik,Fransa,İspanya,Portekiz
İstanbul'da 23 Nisan'da meydana gelen 6,2'lik depremin ardından başlatılan hasar tespit çalışmaları sürüyor. Son durumu Çevre, Şehircilik veİklim DeğişikliğiBakanıMurat Kurumsosyalmedyahesabından paylaştı. Buna göre bakanlığa bağlı Yapı İşleri Genel Müdürlüğü ekipleri 39 ilçe ve 963 mahallede 25 bin 17 binayı inceledi. 22 bin 89 binanın hasarsız olduğu, 2 bin 928 binanın ise az hasarlı olduğu tespit edildi. Bakan Kurum, paylaşımında "Hasar tespit çalışmalarını en kısa sürede tamamlayacağız.” ifadelerini kullandı.
Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı,Deprem,İstanbul,Murat Kurum
İspanyaelektrikşirketi Red Electrica'dan yapılan açıklamada,trafomerkezlerinin tamamının faaliyete geçtiği, bakım işlemlerinin sürdüğü aktarıldı. İspanya'nın elektrik ihtiyacının yüzde 99,16'sının karşılandığı vurgulanan açıklamada, üretimin 21 bin 265 megavat olduğu ifade edildi. Ülkedekidemir yoluişletim şirketlerinden yapılan açıklamada, banliyö trenlerinin yüzde 50 ile 60 arasındaki yoğunlukta çalışmalarını sürdüreceği kaydedildi. İspanya haber ajansı EFE'nin haberinde, elektrik kesintisinden etkilenen 126 trenin 123'ünden yolcuların tahliyelerinin tamamlandığı bilgisi verildi. Madrid Metrosu da çeşitli hatlarda yeniden hizmet vermeye başladı. İspanya Ulaştırma BakanıOscarPuente, aksamalar ve başlayacak ticari tren seferleri hakkında bilgi vererek, bazı bağlantılar harici yüksek hızlı trenin de çalışacağını duyurdu. Portekizhaber ajansı Lusa'ya göre, elektrik şirketi E-Redes gece yarısı itibarıyla 424 trafo merkezinin kısmen faaliyete geçtiğini açıkladı. Ülkede 6,2 milyon müşteriye elektrik hizmeti sağlandığını duyuran şirket, normale dönüşün ne zaman olacağının belli olmadığını ifade etti. Dün, İspanya ve Portekiz'i geniş çaplı etkileyen elektrik kesintileri baş göstermiş ve hayatı durma noktasına getirmişti.
Elektrik,İspanya,Portekiz,Trafo
Halil Paşa'nın, İngiliz birliklerini 29 Nisan 1916'da teslim almasının ardından, "Tarih bu olayı yazmak için kelime bulmakta müşkülata uğrayacaktır. İşte Osmanlı sebatının İngiliz inadını kırdığı birinci zaferi Çanakkale'de, ikinci zaferi burada görüyoruz" sözleriyle duyurduğu Kut'ül Amare Zaferi'nin 109'uncu yılı... Türk tarihinin en büyük zaferlerinden biri 29 Nisan 1916'da elde edildi. Kut'ül Amare Zaferi genelde I. Dünya Savaşı’nı etkilemiş ve Bağdat’ı ele geçirmeye yönelik planlar yapan İngilizler’e büyük bir darbe vurdu. Genelkurmay Başkanlığının arşivinde bulunan Kut'ül Amare Savaşı'na ilişkin askeri belge, kroki ve komutanların yazışmaları, 13 bin 300 kişilik İngiliz ordusunun teslim alınışıyla elde edilen zafere dair pek çok ayrıntıya ışık tutuyor. İngiliz tarihçi James Morris'in, "Britanya askeri tarihinin en aşağılık teslimi" diye tanımladığı Kut'ül Amare Savaşı, Irak'ın doğu kesiminde Dicle Nehri kıyısındaki Kut şehri yakınlarında konuşlanmış İngiliz ve müttefiklerinin kuşatılmasıyla başladı ve kasabanın Osmanlı ordusu tarafından ele geçirilip, İngiliz birliklerinin tamamının esir alınmasıyla tamamlandı. [Osmanlı askerlerinin Dicle Nehri üzerinden geçişi] 1. Dünya Savaşı, tüm acımasızlığıyla devam ediyor; Çanakkale cephesinde dişe diş göze göz bir mücadele yaşanıyordu. İngilizler Basra Körfezi üzerinden Bağdat'ı ele geçirmek için harekete geçti. İngilizlerin amacı "kara altın"a sahip olmaktı. İngilizlerin stratejik ve ekonomik önemdeki petrole sahip olması için önce Bağdat'ı ele geçirmesi gerekiyordu. Bağdat ise, Osmanlı'nın kontrolündeydi. Bağdat'a giden yoldaki en önemli noktaysa Kut şehriydi. Hesaba göre Kut ele geçirilecek ve Bağdat'a ulaşılacaktı. Ancak öyle olmadı, yanlış hesap bu kez Bağdat'tan değil Kut'tan döndü. İngilizler, 3 Kasım 1914’te Basra Körfezi’ne çıkarma yaptı ve Abadan’a konuşlandı. İki gün sonra da Basra’nın güneyinde yer alan, stratejik öneme sahip Fav Yarımadası’nı ele geçirdi. Osmanlı İmparatorluğu, bölgedeki askeri birliklerini Çanakkale, Sarıkamış ve Filistin cephelerine kaydırmıştı. Irak’ın tamamının kontrolü 38'inci Tümen’e bağlı az sayıda askere bırakılmıştı; bu yüzden İngilizlerin Basra’ya ulaşması zor olmadı. İngiliz General Townshend Dicle Nehri boyunca yeniden harekete geçti. Osmanlı kuvvetleri Nureddin Bey’in kumandasındaydı. [Osmanlı askerleri] Hedefleri Bağdat’ı almak olan İngilizler yol üzerindeki Kut'ül Amare’yi işgal ettiklerinde takvimler 1915'in sonbaharını işaret ediyordu. Tümgeneral Townshend komutasındaki İngiliz 6. Tümeni Bağdat'a ilerlerken, 22-23 Kasım 1915'te Selmanı Pak Muharebesi'ni kaybedip geri çekildi. İngiliz Tümeni 3 Aralık'ta Kut kasabasına sığındı. 6. Ordu'nun komutanlığına atanan Mareşal Colmar Freiherr von der Goltz Paşa'nın emriyle Irak ve Havalisi Komutanı Albay Sakallı Nurettin Paşa'nın birlikleri, 27 Aralık'ta Kut'u kuşattı. İngilizler, Kut'u kurtarmak için General Aylmer komutasındaki Tigris Kolordusu ile hücuma geçti, ancak 6 Ocak'ta Şeyh Saad Muharebesi'nde 4 bin askerini kaybederek geri çekildi. Bu muharebede Türk ordusuna "geri çekilme" emrini veren 9. Kolordu Komutanı Miralay Nurettin Paşa ise görevinden alındı, yerine Halil Paşa getirildi. [Kut'ül Amare kahramanlarından 6'ncı Ordu Komutanı Halil Pasa ve subaylar ] İngiliz ordusu, 13 Ocak 1916'da Vadi Muharebesi'nde bin 600, 21 Ocak 1916'da Hannah Muharebesi'nde 2 bin 700 asker kaybıyla geri püskürtüldü. Mart başında tekrar taarruza geçen İngilizler, 8 Mart 1916'da Sabis mevkisinde Albay Ali İhsan Bey komutasındaki 13. Kolordu'ya hücum etti, fakat 3 bin 500 asker kaybederek geri çekildi. Bu yenilgiden dolayı General Aylmer azledildi. Açlık ve hastalığın yanı sıra İngiliz ordusunun cephanesi de git gide tükeniyordu. Hint tümeni, dini gerekçelerle at eti yemeyi reddedince açlık dayanılmaz hale geldi. Sonunda Townshend, elinde kalan silah ve mühimmatı imha ederek 29 Nisan 1916 günü teslim oldu. [Esir alınan İngiliz generalleri] Askeri belgelere göre, Halil Paşa, Osmanlı Genelkurmayına bir telgraf göndererek, siperlerin önünde görüştüğü İngiliz komutan Townshend'in "1 milyon İngiliz lirası karşılığında, 13 bin 300 kişiden oluşan ordusuyla Hindistan'a gitmesine izin verilmesini" teklif ettiğini bildirip devletin bu konudaki emrini sordu. Osmanlı Genelkurmayından Halil Paşa'ya gelen cevapta,"Siyaseten İngilizlerin hoşuna gidecek işler yapma mecburiyetinde olmadığımız gibi, paraya da ihtiyacımız yoktur. Orduyu kamilen teslim etmek üzere yalnız Tümgeneral Townshend'e şahsen müsaade edilebilir. Bundan başka hiçbir şart kabul olunamaz."ifadelerine yer verildi. Osmanlı Genelkurmayı'ndan gönderilen başka bir yazıda da "Tümgeneral Townshend'in, ordusuyla teslim olup harp boyunca Türk ordusuna hiçbir hasmane harekette bulunmayacağına söz verirse serbestçe istediği yere gidebileceği." belirtildi. Bu emir, Halil Paşa tarafından Tümgeneral Townshend'e bildirildi. Townshend, bunun üzerine Halil Paşa'ya gönderdiği telgrafta, "Yalnız bir şey isteyeceğim, o da şehrin tesliminden sonra yaverim ve 3 emir erimle İstanbul'a naklimi Enver Paşa hazretlerinden istemenizdir. Müsaade edildiği takdirde ziyadesiyle minnettar olacağım." dedi. Tümgeneral Charles Vere Ferrers Townshend, kuşatma sürerken Halil Paşa'ya gönderdiği mektupta, ordusunu teslime hazır olduğunu belirtti: "Efendim Hazretleri, açlık bizi silah bırakmaya zorluyor. Zatıalilerinin, 'Sizin cesur askerleriniz bizim samimi ve kıymettar misafirlerimiz olacaktır.' sözlerinize istinaden kahraman askerlerimi size teslime hazırım. Askerlerim verilen görevi yaptıkları için onlara iyi davranınız. Siz, askerlerimi Selmanpark Muharebesi'nde, ricat zamanlarında ve beş ay devam eden Kut'ül Amare Kuşatması'nda görmüşsünüzdür. Askerlerimin vazifesini nasıl ifa ettiğini takdir etmişsinizdir. Askeri harp tarihi, özel olarak bu meseleyi teyit edecektir. İcab eden şartlar yerine getirildikten sonra sizin karargahınıza gelip, Kut'ül Amare'yi teslim etmeye hazırım. Fakat erzakın sevkini hızlandırmanızı rica ve temenni eylerim. Size hastanemi ziyaret etmenizi ve orada bulunan askerlerimden bazılarının kolsuz ve ayaksız, bazılarının da hasta ve zayıf olduğunu görmenizi teklif ediyorum. Bunları harp esiri olarak almaya hevesli olduğunuzu farz etmem. Bunlar için en iyi yolun yaralıların Hindistan'a sevki olacağı kanaatindeyim." Tümgeneral Townshend, mektubunda, teslim olduktan sonra İstanbul'a, oradan da Londra'ya geçeceğini ifade etti ve zaferinden dolayı Halil Paşa'yı kutladı. Bu arada, İngiliz Avrupa Kuvvetleri Karargahına gönderdiği mesajda, Kut'taki muhafızları almak üzere bir Türk alayının kasabaya yaklaştığını, hem kale hem de şehrin üzerine beyaz bayrak çektiğini, bazı belgelerle telsizi imha edeceklerini bildiren Townshend, mesajının sonuna, "Kut'tan bütün gemilere ve istasyonlara elveda ve hepinize iyi şanslar." notunu ekledi. 6. Ordu Komutan Vekili Halil Paşa, 16 Nisan'da Enver Paşa'ya geçtiği mesajda, "Mahsur Tümgeneral Townshend, ordusunu harp esiri olarak bu sabah teslim almaya başladığımızı arz eyler ve yüce muvaffakiyetini tebrik ederim." ifadesine yere verdi. Halil Paşa, daha sonra Başkomutanlık Vekaleti'ne gönderdiği bir başka mesajda, silahlarını gece tahrip ederek teslim olan İngiliz askerlerinin sabahtan itibaren harp esiri olarak teslim alınmaya başlandığını bildirdi: "Tümgeneral Townshend'in kılıcını almadım ve kendisiyle yaverinin ve 3 hizmetçisinin harp esiri olarak Dersaadet'e sevk edileceğini vadettim. Esirlerin 5 general, 277 İngiliz zabiti, 274 Hintli neferi ve 3 bin 400 gayri muharip ki toplamı 13 bin 300 küsürdür. Daha sonra dahile sevk olunmak üzere zabıtan Bağdat'a, efrad Samarra'ya sevk olunacaktır." Kesin Türk zaferiyle biten kuşatmanın ardından 3. Alay Komutanı Binbaşı Nazmi, Kut'taki hükümet konağına Osmanlı bayrağı, Tümgeneral Townshend'in karargahına da alayın sancağını dikti. Savaşın gidişatına ilişkin Osmanlı Genelkurmayına iletilen bir mesajda, "Takriben beş aydan beri kahraman askerlerimizin kuşatması altındaki Kut'ül Amare'de mahsur kalan İngiliz ordusunun nihayet orduyu Hümayuna teslime mecbur olduğu" belirtildi: "Nihayet İngilizler, Çanakkale'de aldıkları ders ve tecrübeyi bir kere daha aldılar. Osmanlı mukavemetini kıramayacaklarını, Osmanlıların elinden ganimetleri alamayacaklarını anladılar. Hücumları kesildi. İngilizler bu sefer kuşatma altındaki kaleye erzak sokmaya teşebbüs ettiler. Önce uçaklar ile un çuvalları attılar. Osmanlı silahı bu ümidi de kırdı. Harp tayyarelerimiz bu bakkal tayyarelerini birer birer sükut ettirmeyi başardılar. Düşman başka bir çare buldu. Vapurla gece karanlığından istifade ederek zahire sokmaya teşebbüs ettiler. Her zaman müteyakkız bulunan kahraman askerlerimiz yüzlerce ton erzak yüklü bu vapuru derhal müsadere ettiler. Artık Tümgeneral Townshend için hiçbir kurtuluş umudu kalmamıştı. 13 Nisan'da Tümgeneral Townshend, Irak ordumuzun kumandanına müracaat edip, ordusuyla beraber serbest çıkmasına müsaade edilmek şartıyla, Kut'ül Amare'yi teslim etmeye razı olduğunu bildirdi. Kendilerine kayıtsız şartsız teslim olmaktan başka çareleri olmadığı bildirildi. İngiliz kumandanı bu sefer yeni şerait ortaya koydu. Ordumuzun üstün ve mutlak galip vaziyetini bilmiyormuş gibi, Osmanlı kumandanlarını para ile alt edebileceğini sanıp, tüm toplarını teslim etmeyi ve 1 milyon lira takdim etmeyi teklif etti. Aynı cevap verildi. Nihayet her taraftan ümidi kesilen Tümgeneral Townshend, bugün Kut'ül Amare'de bulunan bütün İngiliz ordusunu muzaffer Osmanlı kumandanına teslim etti." Zaferin ardından Halil Paşa, 6. Ordu'ya yayımladığı mesajda, şunları kaydetti: "Orduma: Arslanlar, bütün Osmanlılara şeref ve şan, İngilizlere kara meydan olan şu kızgın toprağın güneşli semasında şehitlerimizin ruhları sevinçle gülerek uçarken, ben de hepinizin pak alınlarından öperek cümlenizi tebrik ediyorum. Ordum gerek Kut karşısında ve gerekse Kut'u kurtarmaya gelen ordular karşısında 350 subay ve 10 bin erini şehit vermiştir. Fakat buna karşılık bugün Kut'ta 13 general, 481 subay ve 13 bin 300 er teslim alıyorum. Bu teslim aldığımız orduyu kurtarmaya gelen İngiliz kuvvetleri de 30 bin zayiat vererek geri dönmüşlerdir. Şu iki farka bakılınca, cihanı hayretlere düşürecek kadar büyük bir fark görülür. Tarih bu olayı yazmak için kelime bulmakta müşkülata uğrayacaktır. İşte 'Osmanlı sebatının, İngiliz inadını kırdığı' birinci zaferi Çanakkale'de, ikinci zaferi burada görüyoruz." 18. Kolordu Komutanı Miralay Kazım Karabekir de "Tarihimizin iki yüz seneden beri yad etmediği böyle bir zaferi bize lütfeden Cenabıallah'a şükredelim" ifadesini kullandığı emir yazısında, şunları kaydetti: "Bu zaferin en büyük şan ve şerefi, böyle bir vakayı İngiliz tarihinde ilk defa Türk süngüsünün kaydetmesindedir. 18. Kolordu'nun aslan yürekli erleri, Cenabıallah'a secdeye kapanalım. Bu akşam şehitlerimize Fatihalar, Tebarekeler, Yasinler okunsun. Gaziler birbirine sarılsın, birbirini tebrik etsinler. Ben de bugünkü Kut'ül Amare Bayramı vesilesiyle sizin pak ve yüksek alınlarınızdan kemali hürmet ve samimiyetle öperim." [Irak'ın Kut kentinde ''Osmanlı Türk Şehitliği''] İngiltere tarihine kazınmış en ağır yenilgilerden biri olarak geçen Kut'ül Amare mağlubiyeti İngilizler için büyük bir hayal kırıklığı oldu. Öyle ki ciddi bir prestij kaybı olan bu yenilgiyi unutmak ve unutturmak istediler. Bu zafer, sadece İngiliz değil, Türk tarihinde de silinmeye çalışıldı. Ancak üzerinden yüz yılı aşkın süre geçen Kut'ül Amare Zaferi artık yeniden hatırlanıyor.
1.Dünya Savaşı,Basra Körfezi,Çanakkale Zaferi,İngiltere,Irak,Osmanlı İmparatorluğu
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul AKM'de Türkiye Yüzyılı'nda Türkiye'nin Göç Yönetimi Programı'nda konuştu. Hatırlayın Kılıçdaroğlu iktidara gelir gelmez Suriyeli öğrencileri Türkiye'den Suriye'ye göndereceğini söylemişti. O zamanlar ben de tam aksini söylemiştim. Biz Suriye'deki muhacirleri buradan göndermeyiz demiştim. Çünkü bizim bakışımız farklıydı. Göçü onların anladığı manada değil göçü Mekke'den Medine'ye hicret olarak telakki etmiştik. Biz buna fırsat vermedik. Burada gördüğünüz küçük muhacirler var, bunlar bizim evlatlarımız. İşte güzellik burada. İşte ensar olmak ne kadar güzel bir şey. Göç meselesi son yıllarda tüm dünyanın gündemini meşgul ediyor. Savaş, istikrarsızlık, terör, iklim değişikliği gibi sebeplerle doğdukları toprakları terk etmek zorunda kalıyorlar. Dünya genelinde 281 milyondan fazla göçmen var, 165 milyonun üzerinde göçmen işçi sayısı var. En az 20 kişinin göç etmek mecburiyetinde kaldığını gösteriyor. Dünya nüfusunun 3,6'sı bugün göçmen olarak hayatını sürdürmeye çalışıyor. Maalesef bu oranlar katlanarak artmaktadır. Hemen her gün umut yolcularının ölümüyle sonuçlanan bir felaketin haberini alıyoruz. Umut yolcuları, insan tacirlerinin kanlı pençelerinde sönüp gitti. Son 10 yılda 72 binden fazla insan göç güzergahında hayatını kaybetti. Suriye'deki çatışmalardan kaçarak Avrupa'ya kaçan çocukların akıbeti hala açığa çıkartılamadı. Dünyadaki her 100 mülteciden 75'ine düşük ve orta gelirli ülkeler ev sahipliği yapıyor. Türkiye, asırlardır olduğu gibi bugün de doğu ile batı kuzey ile güney arasında merkez görevi görüyor. Anadolu tarih boyunca hep göçmen yurdu oldu. Tüm mazlumlar güvenli liman olarak Anadolu'yu Türkiye topraklarını gördü. Kimin başı dara düşse yönünü önce Türkiye'ye dönüyor. Bundan sonra da yüksünmüyor kesinlikle şikayet etmiyoruz. Düşenin elinden tutmayı komşuluk görevi olarak sürdürüyoruz. Ülkemizde muhalefetin dediği gibi bir göçmen sayısı yoktur. 2 milyon 869 bini Suriyeli, 1 milyon 90 bini ikamet izniyle kalan, 176 bini uluslararası koruma altında olmak üzere toplam 4 milyon 33 bin göçmen vardır. Aldığımız tedbirler sayesinde bu sayı günden güne azalmaktadır. Uluslararası öğrencilerin ülkemizde eğitim görmesini teşvik ediyoruz. 190'ı aşkın ülkeden öğrencilere ev sahipliği yapıyoruz. Göçmen kaçakçılığıyla mücadeleyi de ihmal etmiyoruz. Ülkemizde illegal olarak 263 bin kişi sınır dışı edildi, son 2 yılda 270 bin düzensiz göçmenin sınırlarımızdan girişi engellenmiştir. 23 bin 780 kişi gözaltına alındı. Göç ve göçmen konusunda hükümetimizin politikası gayet nettir. Bizi biz yapan kadimler merciinden bakıyoruz. Devletime sığınan mazlumu asla vermem. [Fotoğraf: AA] Suriye'de 13,5 yıl süren zulüm ve çatışmalar 8 Aralık itibarıyla sona erdi. 1 milyon insanı katleden Esad rejimi devrilirken Suriye halkının özgürlüğünü temsil eden yeni yönetim göreve geldi. Yeni yönetim savaş yorgunu Suriye'yi yeniden ayağa kaldırmak için uğraşıyor. Suriye kendine geldikçe ülkedeki istikrar ve güven ortamı yükseldikçe dönenlerin sayısı arttı. 9 Aralık'tan bu yana sadece Türkiye'den Suriye'ye dönenlerin sayısı 200 bin kişiye ulaştı. Vatan topraklarına onurlu biçimde dönenlerin sayısı da 931 bin 450 kişiyi buldu. Türkiye olarak son asrın en büyük sınavlarından birini vermenin haklı gururunu yaşıyoruz. Tam 13,5 yıl boyunca çok ağır eleştirilere maruz bırakıldık. Ülkemizdeki mazlumları otobüslere doldurup ölüme göndermekten birçok şey atlattık. Nefret söylemlerine, ırkçı vandallığa müsaade etmeyeceğiz. Herhangi bir sebeple kim temel göç politikalarımızın dışına çıkarsa kimsenin gözünün yaşına bakmayacağız. Göç, yeni bir buluşmadır. Göç, farklı insanların aynı zeminde bir araya gelmesidir. Göçmenlerin Türk ekonomisine katkıları sağlıklı bir şekilde tartışılmadı. Gelinen aşamada Türkiye'nin kalkınması ve hedeflerine ulaşması için beşeri sermayeye de ihtiyacı var. Toplum olarak bizim de daha objektif, ön yargılı olmadan tartışmamız gerekiyor. Ekonomimize katkı veren katma değer üreten kardeşlerimizle ilgili daha rasyonel politikaları almak zorundayız. Ülkemizin güvenliğinden demografik yapımızın korunmasından ödün vermeyeceğiz. [Fotoğraf: AA]
Düzensiz Göçmenler,Göç,İklim Değişikliği,Recep Tayyip Erdoğan,Suriye
Haftalık çalışmasına 29 Nisan Salı günü başlayacakTBMMGenel Kurulunda,AnayasaMahkemesinin iptal kararları doğrultusunda hazırlanan Bazı Kanunlar ile 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ele alınacak. Teklife göre, 112 Acil Çağrı Merkezi'ni meşgul etmek amacıyla arayarak görevlilerle konuşan veya ısrarla çağrı bırakanlara uygulanan idari para cezası 250 liradan 1500 liraya yükseltilecek. Acil Çağrı Merkezi'ne yapılan ihbarın asılsız olduğunun olay yerine giden ekiplerce tutanakla tespit edilmesi halinde ise 15 bin lira idari para cezası verilecek. Gençlik ve Spor Bakanlığıtarafından mevzuat hükümleri gereği yürütülen hizmetler kapsamında elde edilen gelirler, özel gelir olarak kaydedilecek. Bakanlık gelirleri yine Bakanlık bütçesi içerisinde kullanılacak. Tasarruf MevduatıSigortaFonunun (TMSF) uzman ve uzman yardımcıları da sınav, yeterlilik, tez ve uzmanlığa atanma gibi hususlar bakımından Devlet Memurları Kanunu'nun ek 41. maddesindeki hükümlere tabi olarak istihdam edilecek. Üst kademe kamu yöneticisi olarak atanacaklarda aranan hizmet süresi hesabında, 4 yıllık yükseköğrenim gördükten sonra kamu kurum ve kuruluşlarında, sosyal güvenlik kurumlarına tabi olmak kaydıyla uluslararası kuruluşlar ile özel sektörde veya serbest olarak fiilen çalışılan sürelerin tamamı dikkate alınacak. Kamu İktisadi Teşebbüsleri(KİT) Komisyonunda, kurumların 2021 ve 2022 yıllarına ait bilanço ve netice hesaplarının görüşmelerine devam edilecek. Komisyonun, bu haftaki toplantılarında, EtiMadenİşletmeleri Genel Müdürlüğü, Etimine A.Ş, TRBORBorTeknolojileri A.Ş, İller Bankası Genel Müdürlüğü, TopluKonutİdaresi (TOKİ) Başkanlığı, Vakıf İnşaatRestorasyonveTicaretA.Ş'nin bilanço ve netice hesapları ele alınacak. Dilekçe Komisyonu ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Üyelerinden Oluşan Karma Komisyonda, Kamu Denetçiliği Kurumunun (KDK) tavsiye kararlarına uyma oranının artırılmasına yönelik değerlendirmelerde bulunulacak. Dışişleri Komisyonunda, uluslararası anlaşmaların onaylanmasının uygun bulunduğuna dair 6 kanun teklifi görüşülecek. Yapay ZekaAraştırmaKomisyonunda,CumhurbaşkanlığıİletişimBaşkanlığı,AnadoluAjansı (AA) yetkilileri ile yapay zeka alanında çalışanlar sunum yapacak. Kartalkaya Kayak Merkezi'ndeki Otel Yangınını Araştırma Komisyonunda, Grand Kartal Otel'deki yangında hayatını kaybedenlerin yakınları dinlenecek. Salı ve çarşamba günleri Meclis'te grubu bulunan siyasi partilerin grup toplantıları yapılacak. Cumhurbaşkanı veAK PartiGenel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda konuşacak.
TBMM,TBMM Komisyonları,112 Acil Çağrı Merkezi,Yapay Gerçeklik
Yeni haftada yurdun birçok kesiminde gri bir hava hakim olacak. Kıyı kesimlerde yağış, Marmara ve Kuzey Ege'defırtınagörülecek. MeteorolojiGenel Müdürlüğü'nün tahminlerine göre; yeni haftanın ilk gününde Güney Ege, Akdeniz'in iç kesimleri, Doğu Anadolu'nun kuzeyi ile Doğu Karadeniz kıyılarındayağışbekleniyor. Yağışın özellikle Güney Egenin iç kesimlerinde yerel kuvvetli olacağı tahmin ediliyor. Haftanın ilk iki gününde, Marmara ve Kuzey Ege'de kuvvetli rüzgar ve fırtına beklentisi de var.Meteoroloji, yaşanabilecek olumsuzluklara karşı dikkatli olunması için uyarıda bulundu. Yağışlı hava iç kesimlerde hafta ortasında yeniden yüzünü gösterecek. İç Anadolu'nun doğusu ile beraber yurdun kıyı kesimlerinde yağış etkili olacak. Hava sıcaklığı, yurt genelinde mevsim normalleri civarında seyrederken kuzey ve iç kesimlerde yer yer bu değerlerin altına inecek. Hava Durumu Uyarıları için tıklayın İstanbulve Ankara'da 3 gün boyunca yağış görülmeyecek. İstanbulluların kuvvetli rüzgar ve fırtınaya karşı dikkatli olması gerek. İzmir'de ise 3 gün boyunca aralıklı gök gürültülüsağanakyağış etkili olacak. Yağış, iç kesimlerde yer yer kuvvetli olabilecek.
Yağış,Meteoroloji,Hava Sıcaklıkları,Hava Durumu
Estonya'nın başkenti Tallinn'de düzenlenen şampiyonanın erkekler epe kategorisindeİsrailMilli Takımı, finalde İsviçre'yi mağlup ederekaltınmadalyanın sahibi oldu. Madalya seremonisi için ikincilik kürsüsüne çıkanİsviçreMilli Takımı sporcuları, İsrail ulusal marşı sırasında İsrail bayrağına yüzlerini dönmeyerek İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırıları için protestoda bulundu. Daha önce deIrakMilli Takımı, İsrail'i protesto etmek amacıyla 2023'tekiDünya Kupasıetabından çekilmişti. İsrail Dışişleri Bakanı ve İsviçre Eskrim Federasyonu bu davranışı kınadı. Olayla ilgili sporcular hakkında bir yaptırım uygulanıp uygulanmayacağı henüz netleşmedi.
Avrupa Birliği,Filistin - İsrail Çatışması,İsrail,İsrail'in Gazze Soykırımı,İsviçre
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman Al Sani ile Doha'daki ortak basın toplantısında konuştu. Türkiye'nin, Suriye'nin toprak bütünlüğünü hedef alan, egemenliğini zedeleyecek hiçbir girişimi kabul etmediğini hatırlatan Fidan, Suriye'de merkezi otorite dışında silah taşıma imkanı verecek hiçbir girişimin de kabul edilmeyeceğini bildirdi. Fidan, Ankara'nın Suriye'de hazırlanacak anayasanın ve yönetimin ülkedeki tüm gruplara eşit imkanları sağladığı bir ortamı görmek istediğine ve bu konuda olumlu adımların da atıldığına dikkati çekti. Ülkedeki zorlu duruma değinen Fidan, Katar ve bölgedeki diğer ülkelerle bir araya gelerek kalkınma, ekonomi ve yaptırım gibi konularda neler yapılabileceğinin ele alındığını belirtti. Fidan, Suriye'nin içinde bulunduğu durumdan istifade eden, birtakım amaçlarını gerçekleştirmek isteyen, Suriye'nin toprak bütünlüğüne ve egemenliğine zarar vermek isteyen gruplara karşı durmaya devam edileceğini vurguladı. "YPG ile Suriye'deki yönetim arasında geçtiğimiz aylarda imzalanan anlaşmanın hayata geçmesini bekliyoruz. Bu konudaki hassasiyetimiz ortada." diye konuşan Fidan, aynı zamanda terör örgütü PKK'nın yapılan çağrıya bir an önce olumlu cevap vermesini, silahları bırakmasını ve bölgede normale dönüşün önünde engel olmaktan çıkmasının beklendiğini söyledi. Fidan, bölgenin yıllardır savaş, karışıklık, işgal, kan, gözyaşı ile mücadele ettiğinin altını çizerek, modern zamanlarda bunlardan kurtulup müreffeh, güvenli, saygılı, özgür bir sistemin inşa edilmek zorunda olduğuna işaret etti. Bu noktada eski terör yöntemlerini kullanan, elinde silahla bölgedeki hükümetlerin üzerine "bela" olmayı sürdüreceğini düşünen aktörlerin sistemden çıkma zamanın geldiğini kaydeden Fidan, "(Suriye'de) DEAŞ nasıl sistemden çıktıysa PKK da sistemden çıkacaktır. Ya kendi isteğiyle; barış içerisinde, sulh içerisinde çıkacak. Ya da başka türlü çıkacak." ifadesini kullandı. Katar'da olmaktan duyduğu memnuniyeti dile getiren ve Katarlı mevkidaşına misafirperverliği için teşekkürlerini aktaran Fidan, mevkidaşıyla yıllardır yakın dostluğa dayanan çok iyi bir çalışma temposu ve koordinasyonu olduğunu dile getirdi. Fidan, Katar ziyaretine, Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamed Al Sani tarafından kabul edilerek başladığını belirterek, Emir'e Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın selamlarını ilettiğini söyledi. Katarlı mevkidaşı ile birçok konuda ayrıntılı görüşmelerde bulunduklarını vurgulayan Fidan, iki ülke arasındaki stratejik koordinasyonunun sadece Türkiye-Katar ilişkilerini ileriye taşımada değil, aynı zamanda bölge istikrarı, kalkınması ve güvenliğine katkıda bulunması açısından da önemli olduğu değerlendirmesini yaptı. Fidan, "Türkiye ile Katar arasındaki ilişkiler, Sayın Cumhurbaşkanı'mız ve Sayın Emir arasındaki liderlik ilişkisi ve stratejik değerlere dayanan dostluk ilişkisinden dolayı her geçen gün daha ilerliyor." ifadesini kullandı. İki ülke ortaklığının hem bölgeye hem de ülkelere güçlük destek verdiğini vurgulayan Fidan, Türkiye ile Katar'ın ikili ticaret hacminin, savunma sanayisi alanındaki ilişkilerinin ve işbirliğinin gün geçtikçe arttığını bildirdi. Fidan, Türkiye ile Katar'ın küresel ve bölgesel meselelerde de yakın istişare içerisinde olmaya devam ettiğini hatırlatarak, "Sayın Cumhurbaşkanı'mız ve Sayın Emir'in ortaya koyduğu ilkeli ve kararlı bir dış politika anlayışı var. Bu çerçevede bölgemizde barışın, istikrarın ve refahın tesisi için çaba harcıyoruz." diye konuştu. Bugün gündemin ilk maddesini "insani trajedinin ağırlığı" nedeniyle her zamanki gibi Gazze'nin oluşturduğuna dikkati çeken Fidan, şunları kaydetti: "İsrail, Filistinlilere soykırım uygularken aynı zamanda uluslararası hukuku ve insanlık vicdanını da katletmekte. Gazze'ye, yaklaşık 2 aydır insani yardım gitmemekte. İnsani trajedi, bütün dünya kamuoyunun gözü önünde cereyan etmekte." Fidan, Türkiye'nin Gazze'deki durum karşısında önceliklerinin net olduğu mesajını vererek, bunların ateşkesin bir an evvel yeniden sağlanması, insani yardımların kesintisiz biçimde Gazze'ye ulaştırılması, İsrailli rehine ve Filistinli tutukluların karşılıklı takasının gerçekleşmesi olduğunu söyledi. Filistin tarafının kapsamlı ve kalıcı bir ateşkes sağlanmasına hazır olduğunu ortaya koyduğunu, gelinen aşamada İsrail'in barışa zorlanmasının şart olduğunu kaydeden Fidan, "Uluslararası toplumun bu noktada sorumluluk üstlenmesi gerekmektedir. Katar'a bu konuda özellikle ortaya koyduğu çabadan dolayı çok teşekkür ediyorum." ifadelerini kullandı. Fidan, Katarlı mevkidaşına bu konudaki şahsi mesai ve çabası için teşekkür ederken, Mısırlı yetkililer ve bütün paydaşlara da şükranlarını sundu. Türkiye'nin önceliğinin bir an önce ateşkesin hayata geçtiğini görmek ve insani yardımların başlaması olduğunu hatırlatan Fidan, Ankara'nın bu noktadaki çabalara destek vermeye devam edeceğini vurguladı. Fidan, Filistin meselesine adil ve kalıcı çözümün anahtarının 2 devletli çözüm olduğunun altını çizerek, Antalya'da düzenlenen İslam İşbirliği Teşkilatı Arap Birliği Gazze Temas Grubu Toplantısı'nda bu vizyonun teyit edildiğini söyledi. Bakan Fidan, "İki devletli çözüm temelinde Filistin ve İsrail halklarının barış içinde güvenli ve müreffeh biçimde yaşaması için çabalarımızı sürdürmeye devam edeceğiz. Filistin'in haklı davasını desteklemeye, inşallah var gücümüzle devam edeceğiz." diye konuştu. Görüşmelerinde Suriye'deki durumun da ele alındığını bildiren Fidan, ülkedeki istikrar ve güvenliğin tesis edilmesinin bölgesel barış için acil bir zorunluluk olduğu değerlendirmesini yaptı. Fidan, bu hedefe ancak bölge ülkelerinin yakın işbirliğiyle ulaşabileceğine işaret ederek Suriye'deki ihtilafın başından itibaren Katar ile çözülmeye çalışıldığını ve bu konuda yıllardır devam eden yoğun koordinasyon olduğunu dile getirdi. "Suriye halkının acılarını dindirmek ve ülkenin kalıcı istikrara kavuşması için beraberce çaba gösterdik. Bu işbirliğimizi Suriye'nin yeniden inşasına yönelik somut projelerle inşallah devam ettiriyoruz." diyen Fidan, yaptırımların ülkede istikrarın sağlanmasını engellediğine ve bunların kaldırılması için çaba gösterildiğine değindi. Fidan, Suriye yönetimine sağlanabilecek ilave destek üzerinde durulduğunu anlatarak, Suriye'nin toprak bütünlüğü ve birliğine bağlılığının yinelendiğini aktardı. "Suriye'deki terör unsurlarının tamamen temizlenmesi gerekmekte. Suriye halkı, uzun yıllardır çok büyük acılar çekti. Bizler Suriyelilerin geleceğe umutla baktıkları bir yarının inşa edilmesine katkı sağlamaya devam edeceğiz." vurgusunu yapan Fidan, bugünkü görüşmelerin stratejik ortaklığın ne denli sağlam temellere dayandığını bir kez daha ispatladığını belirtti. Fidan, bölgenin içinden geçtiği zorlu dönemde sorunların sahiplenilmesinin gerekliliğine, dayanışma ve ortak çaba harcanmasının önemine işaret ederek, "Türkiye olarak Katar ile yakın diyalog ve eşgüdümümüzü önümüzdeki dönemde de inşallah sürdüreceğiz. Bölgesel barış ve kalkınma vizyonumuzu hayata geçireceğiz."dedi. Suriye'de terör örgütlerinin faaliyetlerine devam etmesini sağlayacak hiçbir girişimi kabul etmediklerinin altını çizen Fidan, ülkenin gelişmesini, halkın kalkınmasını engelleyecek hiçbir girişimin de kabul edilmediğini bildirdi. Fidan, Suriye'nin egemenliği ve toprak bütünlüğünün korunarak saygın, kalkınmış ve müreffeh bir devlet olarak bölgede ve uluslararası camiada yerini almasının istendiğine dikkati çekti. Türkiye'nin Hamas ile çeşitli kurumlar aracılığıyla görüşmelerinin devam ettiğini aktaran Fidan, Ankara'nın Katar ile Mısır'ın çabalarını tamamlamaya yönelik elinden gelen yapıcı rolü oynamaya çalıştığına dikkati çekti. Fidan, "Uluslararası arenada devam eden soykırımı ve insani trajediyi önlemeye yönelik bir diplomatik çabamız varken, diğer taraftan ateşkesin hayata geçmesi için neler yapılabilir o konuda çalışmalarımızı sürdürüyoruz." ifadesini kullandı. Hamas'ın iki devletli çözümün masada olduğu herhangi bir anlaşmayı daha kolay şekilde kabul edeceğine ve ortaya çıkacak bir çözümün sadece bir ateşkesle sınırlı kalmaması, Gazze ve diğer toprakları da kapsayan kapsamlı bir çözüm modeli olmasının önemine değinen Fidan, bu krizin bir fırsata dönüşme imkanı da olduğunu ifade etti. Fidan, Türkiye ile Katar'ın bunu en baştan beri söylediğini anımsatarak, doğru çalışılması ve tarafların iyi niyetli olması halinde bu krizin karşılaşılan son kriz olabileceğini söyledi. Şu anki durumun gelecekteki daha büyük krizlerin öncülü de olabileceğini de ifade eden Fidan, niyetin insanlığın burada ortaya çıkan "dram ve gözyaşını" göz önüne alarak ortak bir iradeyle kalıcı bir çözüm sağlaması olduğunu aktardı. Dışişleri Bakanı Fidan, şunları kaydetti: "Burada Amerika'nın ortaya koyacağı çaba önemli. Sayın (ABD Başkanı Donald) Trump'ın konuya yaklaşımı önemli. İsrail'e bu konuda baskı yapılması gerekiyor. Çünkü İsrail şunu görüyor, bölgede askeri olarak şu anda tavır koyan yapı yok. Dolayısıyla yoluna devam ediyor ve bu yayılmacılık bölgeye de İsrail'e de uzun dönemde inanılmaz büyük bir risk getiriyor. Bunun ortadan kalkması için bütün diplomatik çabaların ortaya konması lazım." Fidan, Hamas'ın bu konuda kalıcı çözümleri kabul etmeye hazır olduğunu bildirerek, İsrail'in de, Filistin Devleti'ni kabul eden bir yaklaşımda olması gerektiğinin altını çizdi. İsrail'in sadece kendi güvenliğinden bahsettiğini ancak Filistin Devleti'nin varoluşuna yönelik "teorik de olsa bir cümle söyleyemediği ve kabulünün olmadığını" hatırlatan Fidan, bunun durumu daha da problematik yaptığını söyledi. Fidan, bir çözümün mümkün olduğunun umulduğunu vurgulayarak, fırsat varken barışa ulaşılması çağrısı yaptı.
Dışişleri Bakanlığı,Hakan Fidan,Suriye,Katar
Bakan Uraloğlu, açıklamasında, Avrasya Tüneli'nin Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından teknik çerçevesi oluşturulan Mavi Nokta Ağı sertifikasyon sürecini başarıyla tamamladığını belirtti. Avrasya Tüneli'nin, dünyada Mavi Nokta Ağı Sertifikası'nı alan ilk ulaştırma projesi olduğuna işaret eden Uraloğlu, "Ülkemizden de ilk defa bir proje Mavi Nokta Ağı Sertifikası aldı.Avrasya Tüneliaynı zamanda dünya genelinde sertifikasyon sürecini başarıyla tamamlayan ilk dört projeden biri oldu" ifadesini kullandı. [Fotoğraf: AA] Uraloğlu, 24 Nisan'da Paris'teOECDKonferans Merkezi'nde düzenlenen törende Mavi Nokta Ağı Genel Sekreteri tarafından, Bakanlık ve Avrasya Tüneli yetkililerine sertifikalarının takdim edildiğini aktardı. Mavi Nokta Ağı'nın dünya genelinde kaliteli, sürdürülebilir ve kapsayıcı altyapı yatırımlarınıteşviketmeyi amaçlayan küresel bir girişim olduğuna dikkati çeken Uraloğlu, Avrasya Tüneli programının "açık ve kapsayıcı, şeffaf, Paris İklim Anlaşması'nın hedeflerini destekleyen ve finansal, sosyal ve çevresel açıdan sürdürülebilir olma" şartlarını yerine getirdiğini kaydetti. [Fotoğraf: AA] Uraloğlu, Avrasya Tüneli'nin açılışını 20 Aralık 2016'da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın teşrifleriyle gerçekleştirdiklerini hatırlatarak, İstanbul'un Asya ve Avrupa yakalarını 5 kilometrelik çift katlıdenizaltıkara yolu tüneliyle birleştiren Avrasya Tüneli'nin 8 yılı aşkın bir süredirİstanbulBoğaz geçişinde hızlı, ekonomik, güvenli, konforlu ve çevreye duyarlı birulaşımalternatifi olarak hizmet verdiğini anımsattı. Avrasya Tüneli'nin, 2016'da hizmete sunulmasından bu yana 155 milyon aracın kullandığını bildiren Uraloğlu, şu değerlendirmelerde bulundu: "Kozyatağı-Bakırköy koridoru dikkate alınarak yapılan hesaplamalarda, kullanıcılarına 8 yılda 211 milyon saat zaman, 261 bin ton yakıt, 115 bin ton emisyon azalımı ve 590 milyon araç/kilometre azalması tasarrufu sağlayarak, ülke ekonomisine 2 milyardolarkatkı sağladı. Sadece 2024'te zaman, yakıt, kaza maliyeti ve emisyon tasarrufları sayesinde 445 milyon dolarlık ekonomik fayda elde ettik. Avrasya Tüneli'nin sürdürülebilirlik konusundaki yenilikçi bakış açısı çerçevesinde işletme ve bakım binası ile Asya havalandırma vetrafobinalarında yıllık 322 bin 880 kilovat saat üretim kapasiteligüneş enerjisisantrali çalışmaları tamamlanarak devreye alındı. 546 panel, 5 inverter ve 280 güç optimizerinin bulunduğu güneşenerjisantralinin yıllık üretimi ile Avrasya Tüneli veri merkezlerininelektrikihtiyacı karşılanıyor. Bu sayede hem enerji temiz kaynaklardan sağlanıyor, hem de yaklaşık 3 bin 500 çam ağacının dikimine eşdeğer yıllık 210 ton karbon emisyonunun azaltılmasına da destek veriyor."
Abdulkadir Uraloğlu,Avrasya Tüneli,İstanbul,OECD
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, İstanbul'da meydana gelen depremlerin ardından hasar tespit çalışmalarına devam ettiklerini, şu ana kadar 15 bin 13 binanın incelendiğini söyledi. Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, Bakanlık Yapı İşleri Genel Müdürlüğünün İstanbul'daki hasar tespit çalışmalarını sürdürdüğü belirtildi. Açıklamada, Bakan Kurum'un hasar tespit çalışmalarına ilişkin, "İstanbul'da meydana gelen depremlerin ardından vatandaşlarımızın ihbarlarını değerlendiriyor, hasar tespit çalışmalarına devam ediyoruz. Şu ana kadar 15 bin 13 binayı inceledik. 12 bin 398 binanın hasarsız, 1025 binanın az hasarlı olduğunu tespit ettik." değerlendirmesine yer verildi. Bakan Kurum, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda da İstanbul'da "Yarısı Bizden" kampanyası ile şu ana kadar 21 bin konutu dönüştürdüklerini hatırlattı. Kentte 41 bin konut ve iş yerinin projesinin ise devam ettiğini aktaran Kurum, "Son depremde hasar tespit ettiğimiz binaları bu kampanyaya dahil edeceğiz. Tüm riskli binaları dönüştürmek için taleplerinizi bekliyoruz. Dönüşümden korkmayın." ifadelerini kullandı.
Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı,Deprem,İstanbul,Konut,Murat Kurum
Teklife göre, 112 Acil Çağrı Merkezi'ni meşgul etmek amacıyla arayarak görevlilerle konuşan veya ısrarla çağrı bırakanlara uygulanan idari para cezası 250 liradan 1500 liraya yükseltilecek. Acil Çağrı Merkezi'ne yapılan ihbarın asılsız olduğunun olay yerine giden ekiplerce tutanakla tespit edilmesi halinde ise 15 bin lira idari para cezası verilecek. Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından mevzuat hükümleri gereği yürütülen hizmetler kapsamında elde edilen gelirler, özel gelir olarak kaydedilecek. Bakanlık gelirleri yine Bakanlık bütçesi içerisinde kullanılacak. Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun (TMSF) uzman ve uzman yardımcıları da sınav, yeterlilik, tez ve uzmanlığa atanma gibi hususlar bakımından Devlet Memurları Kanunu'nun ek 41. maddesindeki hükümlere tabi olarak istihdam edilecek. Üst kademe kamu yöneticisi olarak atanacaklarda aranan hizmet süresi hesabında, 4 yıllık yükseköğrenim gördükten sonra kamu kurum ve kuruluşlarında, sosyal güvenlik kurumlarına tabi olmak kaydıyla uluslararası kuruluşlar ile özel sektörde veya serbest olarak fiilen çalışılan sürelerin tamamı dikkate alınacak. Kamu İktisadi Teşebbüsleri (KİT) Komisyonunda, kurumların 2021 ve 2022 yıllarına ait bilanço ve netice hesaplarının görüşmelerine devam edilecek. Komisyonun, bu haftaki toplantılarında, Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğü, Etimine A.Ş, TRBOR Bor Teknolojileri A.Ş, İller Bankası Genel Müdürlüğü, Toplu Konut İdaresi (TOKİ) Başkanlığı, Vakıf İnşaat Restorasyon ve Ticaret A.Ş'nin bilanço ve netice hesapları ele alınacak. Dilekçe Komisyonu ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Üyelerinden Oluşan Karma Komisyonda, Kamu Denetçiliği Kurumunun (KDK) tavsiye kararlarına uyma oranının artırılmasına yönelik değerlendirmelerde bulunulacak. Dışişleri Komisyonunda, uluslararası anlaşmaların onaylanmasının uygun bulunduğuna dair 6 kanun teklifi görüşülecek. Yapay Zeka Araştırma Komisyonunda, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, Anadolu Ajansı (AA) yetkilileri ile yapay zeka alanında çalışanlar sunum yapacak. Kartalkaya Kayak Merkezi'ndeki Otel Yangınını Araştırma Komisyonunda, Grand Kartal Otel'deki yangında hayatını kaybedenlerin yakınları dinlenecek. Salı ve çarşamba günleri Meclis'te grubu bulunan siyasi partilerin grup toplantıları yapılacak. Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda konuşacak.
İletişim Başkanlığı,TBMM,Gençlik ve Spor Bakanlığı,TMSF
Cumhurbaşkanı Erdoğan,ÇanakkaleKara Savaşları'nın 110. yıl dönümü dolayısıyla mesaj yayımladı. Çanakkale'de mukaddesatlarını, vatanlarını, şereflerini savunan şehitleri, gazileri ve bütün kahramanları Çanakkale Kara Savaşları'nın 110. yıl dönümünde rahmetle yad ettiğini belirten Erdoğan, mesajında, "Türk milletinin fedakarlığı, cesareti ve azmi 'Çanakkale Ruhu'nu bizlere emanet etmiştir. Miras bıraktıkları bu mukaddes emanete sahip çıkarak, ecdadımıza layık olacak, 'Çanakkale Ruhu'nu her şart altında canlı tutacak ve gelecek nesillere de bu ruhu aşılayacağız." ifadelerine yer verdi. Erdoğan, en zor şartlarda bile seferberlik halinde kenetlenen milletin, vatanı ve bayrağı için canı pahasına hiçbir işgale geçit vermeyeceğini dün olduğu gibi bugün de ortaya koyduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti: "Yeni nesillere düşen görev, kanla, canla, azimle, cesaretle taşa, toprağa, denize Çanakkale'de kazınan istiklal ve istikbal mesajına sahip çıkmaktır. Türkiye Yüzyılı ile gayemiz, Çanakkale'de yedi düvele meydan okuyan, dönemin en modern ordularını dize getiren, tarihin akışını değiştiren ecdadımıza layık olabilmektir. Tüm zorluklara ve sıkıntılara rağmen, savaşın, terörün, şiddetin yerine barışı, huzuru ve insani değerleri ikame edene kadar bu mücadeleyi sürdürmekte kararlıyız. Başta Gazi Mustafa Kemal olmak üzere Çanakkale kahramanlarımızı bir kez daha saygıyla anıyor, tüm vatandaşlarımızı en kalbi duygularımla selamlıyorum."​​​​​​​
Recep Tayyip Erdoğan,Çanakkale Zaferi,Çanakkale,Cumhurbaşkanlığı
Konuya ilişkin karar, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın imzasıyla Resmi Gazete'de yayımlandı. Buna göre ücretsiz uygulama; Başkentray, Marmaray, İZBAN, Sirkeci-KazlıçeşmeRaylı Sistemhattı ve GayrettepeİstanbulHavalimanı-ArnavutköyMetroHattı seferlerini kapsayacak.
19 Mayıs,İstanbul,Metro,Raylı Sistem,Resmi Gazete,Ulaşım
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) İstanbul Temsilciliği açılış törenine katıldı. Buradaki konuşmasına, UEFA İstanbul Temsilciliğinin açılışına katılmaktan memnuniyet duyduğunu belirterek başlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, temsilciliğin Türk futbolu için hayırlara vesile olmasını temenni etti. Erdoğan, "Tüm misafirlerimize, medeniyetlerin şehri, barışın, hoşgörünün şehri, tarih ve kültür şehri, bütün bunlarla birlikte bir spor şehri, bir futbol şehri olan güzel İstanbul'umuza hoş geldiniz diyorum." ifadelerini kullandı. UEFA İstanbul'da temsilcilik açıyorCumhurbaşkanı Erdoğan: Farklı inançları asırlardır bağrında misafir eden İstanbul'un bugünkü açılışla birlikte çok kültürlü kimliğini daha da güçlendireceğine inanıyorum.pic.twitter.com/25VonvojXG Farklı inançları asırlardır bağrında misafir eden İstanbul'un, bugünkü açılışla birlikte çok kültürlü kimliğini daha da güçlendireceğine inandığını belirten Erdoğan, "Sayın Başkan Ceferin'in şahsında tüm UEFA yönetimine, Türkiye Futbol Federasyonumuza ve elbette Gençlik ve Spor Bakanlığımıza emekleri, destekleri, gayretleri için teşekkür ediyorum. Bizden önceki konuşmacılar birçok hususu dile getirdiler. Türkiye Futbol Federasyonumuz 1962 yılından beri UEFA'ya tam üye. Tam 63 yıldır UEFA ile yakın koordinasyon içinde beraberce çalışıyoruz. Sadece son 20 senede, 2005 ve 2023 yıllarında UEFA Şampiyonlar Ligi finallerine, 2009'da UEFA Kupası finaline, 2013 yılında FIFA U20 Dünya Kupası'na, 2019'da ise UEFA Süper Kupa finaline başarıyla ev sahipliği yaptık." diye konuştu. "Spor yatırımları noktasında Türkiye'yi çok faklı bir lige taşıdık"Cumhurbaşkanı Erdoğan: Türkiye olarak olimpiyatlar dahil her türlü uluslararası spor etkinliğinin altından kalkacak kapasiteye ziyadesiyle sahibiz.pic.twitter.com/oJfaoCaTQj Türk takımlarının, UEFA'nın organizasyonlarında her sene boy gösterdiğini anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "A Milli Futbol Takımımız, 2024 Avrupa Futbol Şampiyonası'nda çeyrek final oynarken, oynadığı futbolla futbolseverlerin gönüllerini fethetti. 2025 yılında A Milli Futbol Takımı, tarihinde ilk kez Uluslar Ligi A Ligi'nde yer alma hakkını elde etti. 2026 UEFA Avrupa Ligi ve 2027 UEFA Avrupa Konferans Ligi finallerine, inşallah, ev sahipliği yapacağız. 2032 Avrupa Futbol Şampiyonası'nı ise İtalya ile birlikte ülkemizde düzenleyeceğiz. Şunu bugün bir kez daha çok net söylemek isterim: Türkiye olarak, olimpiyatlar dahil, her türlü uluslararası spor etkinliğinin altından kalkacak kapasiteye ziyadesiyle sahibiz." ifadelerini kullandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti; Böylesine iddialı konuşmamızın arkasında hamaset değil, ülkemize son 23 yılda kazandırdığımız eserler ve projeler vardır. Spor yatırımları noktasında Türkiye'yi çok farklı bir lige taşıdık. İllerimizin ihtiyaçlarına göre yeni spor tesislerini hizmete açtık. Toplam spor tesisi sayısını bin 575'ten 4 bin 470'e yükselttik. Sentetik futbol, basketbol ve voleybol sahalarını mahallelere kadar yaydık. Futbol sahası sayımız 595'ten, iki kattan fazla artışla, bin 365'e çıktı. Türkiye'nin her köşesine stadyumlar, yüzme havuzları, futbol sahaları, gençlik merkezleri, spor salonları, atletizm pistleri inşa ettik. Spor salonlarımızın sayısını 372'den 904'e ulaştırdık. Futbolda çoğu ömrünü tamamlamış olan stadyumları yıkıp, yerlerine uluslararası standartlara sahip, yüksek kapasiteli yeni tesisler inşa ettik. Türkiye genelinde yaptığımız stadyumlardan 38'i hizmete girdi. Dört tanesinin yapımı, dört tanesinin de proje ve ihale çalışmaları devam ediyor. Bunların dışında, sporu etkileyen altyapı eksikliklerimizi de önemli ölçüde tamamladık. Özellikle; hızlı tren, havalimanları, otoyolları, bölünmüş yollar, köprüler ve diğer projelerle ulaştırma altyapımızı tahkim ettik. 26 olan havalimanı sayımız, Çukurova Uluslararası Havalimanımızın da hizmete alınmasıyla birlikte 58'e çıktı. Türkiye'nin lokomotif şehri İstanbul'da da çok önemli projelere imza attık. Asrın projesi Marmaray'dan Avrasya Tüneli'ne, Yavuz Sultan Selim Köprüsü'nden dün önemi daha iyi anlaşılan Kuzey Marmara Otoyolu'na, 3 pistin aynı anda kullanıldığı İstanbul Havalimanı'ndan toplam uzunluğu 362 kilometreyi bulan raylı sistem projelerine ve daha burada saymaya kalksak akşamı yapacağımız nice eser, nice yatırım ve hizmetle İstanbul'un çehresini değiştirdik. Kısacası, ülkemizde sporun hak ettiği seviyeye gelmesi ve Türkiye'nin bu alandaki altyapısının dünya standartlarına kavuşması için 23 yıl boyunca seferberlik ruhuyla çalıştık. Şimdi bütün bu çabaları, UEFA İstanbul Temsilciliğinin açılmasıyla birlikte bir üst aşamaya taşımış oluyoruz. UEFA, Londra ve Brüksel'den sonra ilk kez Türkiye'de temsilcilik açıyor. Bu temsilcilik vasıtasıyla Türk futbolumuzun gelişimi adına UEFA ile daha fazla temas kuracak ve birlikte ortak projelere imza atacağız. Temsilcilik aynı zamanda UEFA'nın bölge federasyonlarıyla daha hızlı iletişim ve koordinasyon sağlamasını kolaylaştıracaktır. Temsilciliğin, bilhassa önümüzdeki yıllarda düzenleyeceğimiz çeşitli futbol organizasyonlarında da önemli roller üstleneceğine inanıyorum. Sözlerimi tamamlamadan önce dün meydana gelen depremden etkilenen tüm vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Dün bakanlarımızın ve bürokratlarımızın katılımıyla AFAD'da yaptığımız toplantıda en güncel bilgileri aldık, gerekli talimatları verdik. Can kaybımızın olmaması en büyük teselli kaynağımızdır. Devlet olarak tüm birimlerimizle seferberlik anlayışıyla çalışıyoruz. Önümüzdeki kabine toplantımızda konuyu enine boyuna değerlendirecek, akabinde gerekli açıklamaları kamuoyumuza yapacağız. “Laf üstüne laf değil, taş üstüne taş koyma zamanıdır”Cumhurbaşkanı Erdoğan: Tüm enerjimizi yapı stokumuzu yenilemeye harcamalıyız. Kentsel dönüşüm projelerini süratle hayata geçirmeye odaklanmalıyız.pic.twitter.com/BgFXzWdWj3 Bugün sadece şunu önemle vurgulamak isterim: Deprem gibi hepimizi sarsan, hepimizi etkileyen konuların günlük siyasetin polemiklerine alet edilmesini asla tasvip etmiyoruz. Biz, böyle hassas zamanlarda hiç kimseyle tartışmaya girmek istemiyoruz. Dahası, bunu milletimize karşı bir saygısızlık olarak görüyoruz. Selden kütük kapma yarışında olan fırsatçıları da vicdana ve sorumluluk duygusuyla hareket etmeye davet ediyoruz. "Selden kütük kapma yarışında olan fırsatçıları vicdana davet ediyoruz"Cumhurbaşkanı Erdoğan: Bugünler siyaset yapma değil; bir, beraber olma, dayanışma, milletçe kardeşliğimizi hatırlama dönemleridir.pic.twitter.com/GvpAb4y1VN Hep söylediğim gibi, bugünler siyaset yapma değil; bir olma, beraber olma, dayanışma, milletçe kardeşliğimizi hatırlama dönemleridir. Bu duygudaşlığa zarar veren her şey yanlıştır, vakitsizdir, lüzumsuzdur. Artık laf üstüne laf değil, taş üstüne taş koyma zamanıdır. Bahane aramak, mazeret üretmek yerine daha fazla iş ve icraat üretmeli, tüm enerjimizi yapı stokumuzu bir an evvel yenilemeye harcamalıyız. Her işe karşı çıkan marjinallerin ne dediğine bakmadan, kentsel dönüşüm projelerini süratle hayata geçirmeye odaklanmalıyız. “Laf üstüne laf değil, taş üstüne taş koyma zamanıdır”Cumhurbaşkanı Erdoğan: Tüm enerjimizi yapı stokumuzu yenilemeye harcamalıyız. Kentsel dönüşüm projelerini süratle hayata geçirmeye odaklanmalıyız.pic.twitter.com/BgFXzWdWj3 El ele verip birlikte çalıştığımızda, kısa sürede çok büyük mesafe almamız pekala mümkündür. Çünkü biz, bunu yapacak kudrete, kapasiteye, imkana ve pratikliğe sahip bir milletiz. Yeter ki enerjimizi ve kaynaklarımızı doğru kullanalım. Yeter ki aramıza nifak sokulmasına müsaade etmeyelim. Rabbim, ülkemizi ve milletimizi her türlü afetten, depremden, kazadan, beladan muhafaza buyursun diyorum. Bu düşüncelerle UEFA İstanbul Temsilciliğinin hayırlı olmasını diliyorum. Emeği geçen başkanlarımızı ve bakanlarımızı tekrar tebrik ediyorum. Sevincimizi paylaşan misafirlerimize kalpten teşekkür ediyorum.
Deprem,İstanbul,Recep Tayyip Erdoğan,UEFA
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, cumhuriyet başsavcılıkları ile MİT Başkanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü TEM Daire Başkanlığı ve İstihbarat Başkanlığı koordinesinde, il emniyet müdürlüklerince, aralarında Ankara, İstanbul ve İzmir'in de bulunduğu 49 ilde DEAŞ'a yönelik operasyonlar düzenlendiğini belirtti. Operasyonlarda 210 zanlının yakalandığı bilgisini veren Yerlikaya, şüphelilerin DEAŞ terör örgütü kapsamında faaliyet gösterdikleri ve örgüte finans sağladıklarının tespit edildiğini kaydetti. Paylaşımında operasyona ilişkin görüntüleri de paylaşan Yerlikaya, "Teröre karşı birlik, beraberlik ve dayanışma en büyük gücümüzdür. Halkımızın huzurunu ve güvenliğini sağlamak için operasyonlarımıza aralıksız devam ediyoruz" ifadelerini kullandı.
Ali Yerlikaya,DEAŞ,Terör Örgütü,Terörle Mücadele
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, Hasdal’daki İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü’nde açıklamalarda bulundu. İstanbul depremlerine ilişin son durumu paylaşan Yerlikaya, şöyle konuştu: "Dün Marmara Denizi’nde meydana gelen, 6.2 büyüklüğündeki deprem sonrası,Sayın Bakanlarımızla birlikte vatandaşlarımızı bilgilendirdik, Bilgilendirmeye de devam ediyoruz. Bildiğiniz üzre 6.2 büyüklüğündeki deprem, Başta İstanbul olmak üzere, Tekirdağ, Yalova, Bursa, Sakarya ve Balıkesir illerimizde de hissedildi. AFAD Deprem Bilim Kurulu’muzun yaptığı değerlendirmeye göre: Bu artçıların 7’si depremden sonraki ilk 4 saatte kaydedildi. Son 12 saatlik dilimde ise; 4’ün üzerinde herhangi bir artçı sarsıntı meydana gelmedi. Özellikle son 16 saat değerlendirildiğinde, artçı sarsıntılarının net bir biçimde, azalma eğiliminde olduğu görülmektedir. AFAD Deprem Bilim Kurulumuz da, ikinci basın açıklamasını da birazdan kamuoyuyla paylaşacak. Depremden dakikalar sonra devreye aldığımız TAMP (Türkiye Afet Müdahale Planı)tüm afet gruplarının temsilcileriyle birlikte çalışmalarını büyük bir titizlikle sürdürüyor. Bugün öğlen yaptığımız, basın açıklamamızda da ifade ettiğim gibi: Saha taramaları ve 112 Acil Çağrı Merkezimize gelen ihbarlar değerlendirilmeye devam ediyor. 112 Acil Çağrı Merkezimize şu ana kadar; 16 bin 793 çağrı geldi. Bunlardan 997’si ‘Depremle ilgili acil yardım’ talebiydi. Bu da gösteriyor ki gelen çağrılarda büyük azalma mevcut.Marmara Bölgesi'ndeki çalışmalara destek vermek üzere, 22 İl AFAD Müdürlüğümüzden 650 personel ve 148 araç görevlendirilmesi yapılmıştı. Diğer kamu kurum ve kuruluşlarımız ve akredite STK'lar ile birlikte toplam 903 araç ve 11.481 personelimiz görevlerine devam ediyor. Barınma ile ilgili olarak; 27 lojistik depo ve 54 cep depomuz aktif. İstanbul’da barınma talebi olan 51 bin vatandaşımız camilerimizde; 50 bin vatandaşımız da; okul, yurt ve sosyal tesislerde barındırıldı. Yani toplamda 101 bin vatandaşımızın barınma talebi karşılandı. Dün gece olduğu gibi bugün de, talepleri olması halinde, vatandaşlarımızın barınma ihtiyaçlarını karşılamaya devam edeceğiz. Jandarma ve Emniyetimizden saat 18.00’de aldığımız bilgiler doğrultusunda, şunu görüyoruz ki: Gerek acil toplanma alanlarında, Gerekse parklarda bulunan vatandaşlarımızın sayısı düne göre büyük oranda azaldı. Yine, ‘’Beslenme’’ ile ilgili Türk Kızılayı koordinasyonunda; 41 belediye ve Sivil Toplum Kuruluşlarından, 36 ikram çadırı, 99’u ikram aracı olmak üzere, toplam 302 araç ile 1.508 personel ve gönüllü görev yapıyor. Dün olduğu gibi bugün de, 348 dağıtım noktasında ikramlara devam edilecek. Devletimiz tüm kurumlarıyla birlikte sahadadır. Vatandaşlarımızın huzuru ve güvenliği için gerekli tüm tedbirler alınmış, olası riskler titizlikle değerlendirilmektedir. İstanbul’umuza ve depremin hissedildiği illerimizde yaşayan vatandaşlarımıza bir kez daha geçmiş olsun dileklerimi sunuyorum. Allah ülkemizi ve milletimizi her türlü afetten korusun".
AFAD,Ali Yerlikaya,Deprem,Murat Kurum
Son değerlendirmelere göre, yurt genelinde etkili olan yağışlı havanın etkisinin gelecek hafta ortasına kadar süreceği tahmin ediliyor. Hava Durumu Uyarıları için tıklayın Yağışların, özellikle bugün İçAnadoluBölgesi, Akdeniz Bölgesi,Karadeniz Bölgesive Doğu Anadolu Bölgesi, Göller Yöresi'nde, Antalya'nın iç kesimlerinde, Adana,Osmaniyeve Hatay'ın kuzey kesimlerinde yerel olarak kuvvetli olmasını bekleniyor. Hava sıcaklarının ise mevsim normallerinde olması bekleniyor İstanbul'da bugün içinyağışbeklenmiyor. Yarın ve pazar günü İstanbul'da yer yer aralıklı olmak üzere yağışların görülmesini bekleniyor.Hava sıcaklıkları17 dereceye kadar düşecek. Ankara'da hava sıcaklıklarının 17 ila 20 derece arasında olacak. Bugün ve 3 gün boyunca gök gürültülü sağanağın sürmesi bekleniyor. İzmir'de de gök gürültülü sağanakların yarına kadar sürmesi bekleniyor. Hava sıcaklığı da 20 derecelerde seyredecek MeteorolojiGenel Müdürlüğü, bugün 4 il için sarı kodlu uyarı yaptı. Van,Hakkarive Şırnak'tafırtınave gök gürültülüsağanakbekleniyor.
Ankara,Hava Durumu,İstanbul,İzmir,Meteoroloji,Sağanak
Alınan bilgiye göre, Tuzla Deri Organize Sanayi Bölgesi'ndeki arıtma tesisinde bulunan katı atık depolama tankında henüz belirlenemeyen nedenle patlama oldu. Patlamanın şiddetiyle tankın duvarı çökerken, 5 kişi yaralandı. İhbar üzerine bölgeye itfaiye, polis, sağlık ve UMKE ekipleri sevk edildi. Yaralılar ambulanslarla hastaneye kaldırıldı. İtfaiye ekiplerinin bölgedeki çalışmaları sürüyor. Patlama anı, güvenlik kamerasınca kaydedildi. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Tuzla'daki İstanbul Deri Organize Sanayi Bölgesi'nin arıtma tesisindeki çamur silosunda meydana gelen çökmeyle ilgili inceleme başlatıldığını duyurdu. Bakanlığın sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda ekiplerin ivedilikle bölgeye yönlendirildiği belirtilerek şu açıklama yapıldı: “Tuzla'da Deri Organize Sanayi Bölgesi’ne ait arıtma tesisindeki çamurun depolandığı siloda meydana gelen çökmenin ardından Bakanlığımız İl Müdürlüğü ekipleri ivedilikle bölgeye yönlendirilmiştir. Silodan çevreye yayılan atıkların bölgede bulunan dere yatağına karışmaması için gerekli tedbirler alınmaktadır. Olaya ilişkin inceleme başlatılmıştır.”
İstanbul,Polis,UMKE,Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı
Yapılan son tahminlere göre, yurt genelinin parçalı ve çok bulutlu, Ege, Akdeniz, İç Anadolu, Karadeniz, Doğu ve GüneydoğuAnadoluile Edirne, Tekirdağ, Kırklareli,SakaryaveBilecikçevrelerininsağanakve gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Yağışların; İç Anadolu'nun kuzey ve batısı ve Denizli, Kütahya, Uşak, Isparta, Burdur, Antalya, Kahramanmaraş’ın batısı,Osmaniyeve Adana’nın kuzeyi, Erzurum’un güneyi,Muşve Bingöl’ün kuzeyi ile Tunceli’nin doğusunda yerel kuvvetli olması bekleniyor. Rüzgarın; Batı Akdeniz'in iç kesimleri, İç Anadolu’nun kuzeydoğusu, Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu'nun doğusu, Doğu Karadeniz'in iç kesimlerinde güneyli yönlerden kuvvetli olarak (40-60 km/saat), Doğu Anadolu'nun güneydoğusunda (60-90 km/saat )Fırtınaşeklinde esmesi bekleniyor. Gece ve sabah saatlerinde Marmara’da pus ve sis olayı bekleniyor. Doğu Anadolu'nun güneydoğusundatoz taşınımıgörüleceği tahmin ediliyor. Yağışların, İç Anadolu'nun kuzey ve batısı ve Denizli, Kütahya, Uşak, Isparta, Burdur, Antalya, Kahramanmaraş’ın batısı, Osmaniye ve Adana’nın kuzeyi, Erzurum’un güneyi, Muş ve Bingöl’ün kuzeyi ile Tunceli’nin doğusunda yerel kuvvetli olması beklendiğinden yaşanabilecek olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunması gerekmektedir. Rüzgarın, Batı Akdeniz'in iç kesimleri, İç Anadolu’nun kuzeydoğusu, Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu'nun doğusu, Doğu Karadeniz'in iç kesimlerinde kuvvetli olarak (40-60 km/saat), Doğu Anadolu'nun güneydoğusunda (60-90 km/saat ) Fırtına şeklinde esmesi beklendiğinden yaşanabilecek olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunması gerekmektedir. Doğu Anadolu'nun güneydoğusunda toz taşınımı beklendiğinden meydana gelebilecek olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunmalıdır.
Meteoroloji,Hava Durumu,Yağış,Sağanak,Ankara
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Norveç Dışişleri Bakanı Espen Barth Eide ile Dışişleri Bakanlığındaki görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında konuştu. Mevkidaşıyla görüşmesinde Filistin'deki gelişmeleri de değerlendirdiklerini kaydeden Fidan, "İsrail'in Gazze'deki katliamları dünyanın gözü önünde tüm şiddeti ile sürmekte. Gazze'ye insani yardımların girişine 50 günden fazla süredir izin verilmiyor. Açlık ne bir silah ne bir siyasi pazarlık unsuru ne de bir cezalandırma aracı olarak kullanılabilir. Gazze'ye insani yardımların kesintisiz ve sürekli biçimde ulaştırılması bir an önce sağlanmalıdır." ifadelerini kullandı. Fidan, hiçbir ülkenin uluslararası hukuktan üstün olmadığını belirterek "İsrail'in hukuka ve insanlık vicdanına aykırı eylemlerinin bir an önce son bulması gerektiğini" vurguladı. Orta Asya devletlerinin Kıbrıs bağlamında attıkları son adımlara dair görüşlerinin sorulması üzerine Fidan, Orta Asya ülkelerinin kapasite gelişimi, çalışma ve ilerlemelerinin küresel aktörlerin ve Avrupa Birliği'nin (AB) dikkatini çektiğini belirtti. Fidan, bunun kendileri açısından "anlaşılabilir bir durum" olduğunu dile getirerek "Ancak bu karşılıklı ilginin AB tarafından istismar edilmeye çalışıldığını gördüğümüz alanlar da var. Elbette biz bu gelişmeleri tüm boyutlarıyla yakından takip ediyoruz. Gerekli girişimleri yapıyoruz. Dostlarımızla temas halindeyiz, görüş alışverişi halindeyiz, bilgilendirme halindeyiz." değerlendirmesinde bulundu. Bakan Fidan, "Türk dünyası idealine uygun bir biçimde hareket etmeye" devam edeceklerinin altını çizdi. Burada başka bir sorunsalın olduğuna işaret eden Fidan, "Bu son olaydan hareketle aramızı bozmak isteyen bazı çevreler bu sorunu bizim açıktan kamuoyunda tartışmamızı istiyorlar. Biz prensip olarak ailevi konuları kamuoyu önünde tartışmamayı tercih ediyoruz. Türk dünyasıyla aramızı bozmak isteyenlerin manipülasyonları bu açıdan başarılı olmayacak." diye konuştu. Fidan, öte yandan buradan "hükümete yönelik negatif bir not yüklemeye çalışanların çabalarının da" başarılı olmayacağını belirterek durdukları yerin, attıkları adımların ve Türkiye'nin istikametinin belli olduğunu dile getirdi. Bu konuda sağduyuyla hareket etmeye ve her türlü konuyu aile meclisinde ele almaya devam edeceklerini vurgulayan Fidan, "Bu konudaki pozisyonumuz nettir. Kıbrıs Türkleri de büyük Türk dünyası ailesinin asli ve ayrılmaz bir unsurudur. Bu, gerçekte asla değişmeyecek. Türk dünyası bir bütün olarak Kıbrıs Türkü'nün yanında olmaya devam edecektir. Bu konudaki politikalarımızı sabırla sürdüreceğiz." ifadelerine yer verdi. Fidan, herkesin aynı anlayış ve kararlılıkla hareket etmesinin aileyi daha da büyüteceğini ve güçlendireceğini söyledi. Fidan, Norveç'in çok taraflı diplomasiye, uluslararası hukuka ve barışçıl çözümlere destek veren, Türkiye'nin de birçok uluslararası ve bölgesel konuda benzer görüşleri paylaştığı saygın bir ortağı olduğunu söyledi. 2026'da Türkiye ve Norveç arasındaki diplomatik ilişkilerin 100. yıl dönümünü olacağını hatırlatan Fidan, iki ülkenin köklü ilişkilerini daha da güçlendirme konusunda kararlı olduğunu, karşılıklı yatırımları ve ikili ticaret hacmini artırmak için var gücüyle çalışacaklarını vurguladı. Fidan, Türk tersanelerinden Norveç için inşa edilen gemilerin sayısının artmasından memnuniyet duyduklarını kaydederek, "Önümüzdeki dönemde Norveç ile savunma sanayi alanındaki işbirliğimizi de geliştiriyoruz. İlgili kurumlarımız ve firmalarımızın somut projeler üzerinde çalışmasını teşvik ediyoruz." dedi. Terörizmle mücadele konusunu da mevkidaşıyla değerlendirdiklerini belirten Fidan, FETÖ ve PKK gibi terör örgütleri ile ilgili beklentilerini ilettiklerini, bu konularda da yakın biçimde çalışmaya devam edeceklerini söyledi. Fidan, şöyle devam etti: "İki NATO müttefiki olarak Avrupa güvenliğinin geleceği bizim için büyük önem taşımakta. Ülkemiz ve Norveç gibi yani Avrupa Birliği üyesi olmayan iki NATO üyesi ülke olarak Avrupa güvenliğine dair tüm adımların bizlerin de katkısıyla şekillenmesi gerektiği görüşündeyiz. Bu konuda AB üyesi olmayan diğer NATO müttefikleriyle beraber çalışmayı sürdüreceğiz. Türkiye olarak Ukrayna'nın toprak bütünlüğü ve egemenliğine olan desteğimiz tamdır. Savaşın başından bu yana adil ve kalıcı bir barış için müzakere çağrımızı sürdürüyoruz. Kısmi ateşkesin en yakın zamanda hayata geçirilmesini arzu ediyoruz. Bu sayede barış için ilk adım atılmış olacaktır. Sayın Cumhurbaşkanı'mızın da ifade ettiği gibi Türkiye bu yöndeki her türlü yapıcı çabanın parçası olmayı sürdürecektir." Norveç'in Suriye'ye uzun zamandır insani yardım gönderdiğini ve bunu Suriye'de istikrar ve güvenliğin tesis edilmesi bakımından da son derece kıymetli bulduklarını belirten Fidan, meslektaşıyla Suriye'ye yönelik yaptırımların bütünüyle kaldırılmasının önemi üzerinde de mutabık kaldıklarını ve Suriye'nin terör örgütlerinin barınamadığı, düzensiz göçe kaynaklık etmeyen, istikrarlı ve müreffeh bir ülke haline gelmesinin ortak temennileri olduğunu aktardı. Fidan, İsrail'in hukuka ve insanlık vicdanına aykırı eylemlerinin bir an önce son bulması gerektiğini vurgulayarak, Türkiye olarak çabalarını bu doğrultuda kararlılıkla sürdürmeye devam edeceklerini söyledi. Norveç'in, Aralık 2023'te düzenlenen İslam İşbirliği Teşkilatı Arap Birliği Gazze Temas Grubu toplantısına ev sahipliği yaptığını hatırlatan Fidan, 11 Nisan'da Antalya'da düzenledikleri toplantıya da Norveç'in katıldığını belirterek, grubun çalışmalarına katkılarından dolayı Norveç'e teşekkür etti. Fidan, Norveç'in her türlü uluslararası platformlarda Filistin'le ilgili konulardaki hassasiyeti paylaştığını, geçen yıl Filistin Devletini tanıyarak çok önemli ve anlamlı bir adım attığını dile getirdi. "Şu anda bölgemizin istikrarı bakımından en büyük tehdit, İsrail'in yayılmacı zihniyetidir. İsrail, Filistin topraklarını işgal ederek ve komşu ülkeleri zayıflatarak kendi güvenliğini sağlayabileceğini düşünmekte. Bu strateji tamamen yanlış bir stratejidir. İsrail başta olmak üzere bölgedeki ülkelerin güvenliğini temin edecek tek çözüm Filistin Devletinin kurulmasıdır." diyen Fidan, Filistin halkının hakları için verilen mücadelenin aynı zamanda bölgesel güvenliğin tesisini mümkün kılacağını vurguladı. Fidan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde son yıllarda Türk dünyasının kurumsallaşmasıyla ilgili atılan adımların tarihteki diğer adımlarla kıyaslandığında devasa adımlar olduğuna dikkati çekerek, Türkiye'nin Sovyetler Birliği döneminde de, bugün bağımsız Türk cumhuriyetleri varken de Türk dünyası ideali olduğunu ve bundan sonra da Türk dünyası ideali olmaya her zaman devam edeceğini vurguladı. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ile ilgili olan bazı son günlerde bazı çevrelerin ortaya attığı iddialara değinen Fidan, şöyle devam etti: "Cumhurbaşkanı'mızın bu konudaki hassasiyeti ortada. Bakanlık olarak, hükümet olarak bizim ortaya koyduğumuz çalışmalar, çabalar ortada. KKTC ile ortaya koyduğumuz çalışmalar, çabalar ortada. Ama bütün bunlar olmasına rağmen hala olmayan bir sorunu üretmeye çalışmak, olmayan bir problemi varmış gibi ortaya koyma çabası aslında bu konuda gayret gösteren odakların ne kadar çaresizlik ve açmaz içerisinde olduğunu da gösteriyor." 2017'deki Crans-Montana sürecine değinen Fidan, KKTC'nin o günden sonra federasyon modelinden çekildiğini, kendilerinin de sonuç vermeyecek müzakerelerle vakit kaybetmeyeceklerini defaatle ifade ettiklerini aktardı. Fidan, "Ve ondan sonra iki devletli çözüm modeli ortaya konuldu ve biz bu modelin arkasında durmaya devam ettik. Geçtiğimiz mart ayında Cenevre'de yapılan toplantıda federal model BM tarafından telaffuz dahi edilmedi. Bunun yerine biz adadaki iki tarafın işbirliği yapabileceği alanlar üzerinde durduk." diye konuştu. Ada'da dondurulmuş bir sorun olduğunu, iki tarafın da kendi sınırları içinde kendi idarelerinin yönetimi altında yaşamaya devam ettiğini belirten Fidan, iki tarafın birbirlerine karşı koydukları karşılıklı izolasyonun adanın topyekun refahını etkiler durumda olmaya başladığını söyledi. Fidan, Ada'daki işbirliği ruhunun arttırılmasının önemli olduğu konusunda Birleşmiş Milletler'in vizyonuyla örtüştüklerini ifade ettiklerini belirterek, şunları kaydetti: "Rumlar ve Avrupa Birliği ne derse desin, tükenmiş federasyon modeli artık masadan kalkmış durumda. Bu modelde biliyorsunuz Rumlar tarafından ortadan kaldırıldı. Ama Kıbrıs Türklerinin daha fazla izolasyonunu hedef alan daha fazla imkansızlıklar içerisinde boğuşmasına sebep olan bir müzakere süreci, bir çözüm süreci, bir anlaşma süreci bizim hiçbir şekilde kabul edeceğimiz bir yaklaşım değildir. Tabii ki Kıbrıs Türklerinin biz iradesine saygı duyuyoruz. Onların kendi seçimleri, kendi tercihleri ortada. Ama biz garantör ülke olarak, ana vatan olarak kendi görüşlerimizi, kendi tavrımızı her zaman büyük bir netlikle ortaya koyuyoruz. Biz bu konuda son derece netiz." Kıta sahanlığı konusunda BM'nin yanı sıra Yunanistan ile de görüştüklerini belirten Fidan, görüşlerini karşılıklı saygı temelinde ortaya koyduklarını, adada barışın, refahın ve sürdürülebilir kalkınmanın olmasını hedeflemenin başka yollarının da olduğunu ve bu konudaki yapıcı politikalarına devam edeceklerini kaydederek, "Ama bu haklarımızdan vazgeçeceğimiz manasına da gelmiyor." dedi. Fidan, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki hak ve çıkarlarını sonuna dek koruduğunu vurguladı. "Kıta sahanlığımıza sondaj yapıldığı iddiası gerçek dışıdır. Öte yandan biz Doğu Akdeniz'deki kıta sahanlığımız içerisinde sismik araştırmalar yaptık, sondaj kuyuları da açtık. Sondaj ve hidrokarbon arama konusundaki önceliklerimiz bilimsel temellidir." diyen Fidan, Kıbrıs, Ege ve Doğu Akdeniz'de tek taraflı herhangi bir adıma veya oldubittiye izin vermeyeceklerini herkesin bildiğini dile getirdi. Rusya-Ukrayna Savaşı'nın başlaması ve ABD'deki yeni yönetimin Avrupa güvenliği perspektifiyle, Avrupa güvenlik mimarisi konusunda bir tartışmanın başladığına işaret eden Fidan, şunları kaydetti: "Bu tartışma başlamadan evvel biz özellikle Avrupa Birliği üyesi olmayan NATO üyesi ülkeler olarak şuna hep dikkat çekiyorduk: NATO'nun içerisinde AB kendisi ayrı bir perspektif oluşturuyor ve bununla hareket ediyor; Avrupa coğrafyasında bulunup AB üyesi olmayan Norveç, Türkiye, İngiltere, Arnavutluk ve Karadağ gibi ülkelerin güvenliğiyle ilgili konuların da yönetilmesi gerekiyor. Aslında NATO güvenlik mimarisinin tek bir güvenlik mimarisi olması, bunun altında AB ve AB (üyesi) olmayan gibi bir ayrımın olmaması konusundaki stratejik ısrarımız hep devam etti. Bu genel kabul de gördü." Fidan, AB'nin, Avrupa güvenlik mimarisi ve savunma sanayiyi esas alan bir süreç başlattığına dikkati çekerek, bu politikanın gelecek 5-10 yıl içerisinde Avrupa ülkelerinin kendi güvenlik ve savunma sanayi sektörlerini nasıl besleyeceği, savunma ihtiyaçlarını nasıl karşılayacağı ve bunun finansmanının nasıl sağlanacağı konusunda somut müzakereleri başlattığından bahsetti. AB üyesi olan ve olmayan ülkeler, aday statüsünde bulunan ve stratejik anlaşma yapmış ülkeler gibi 3-4 kategorinin AB'nin yeni politikasında yer aldığını söyleyen Fidan, bu inisiyatifin AB'nin savunma sanayiyle ilgili ortaya koyduğu tek somut hareket olduğunu belirtti. Fidan, ABD'nin kuvvet yapılanmasıyla ilgili bir karar alması durumunda Avrupa'da bu konuda birtakım tartışmaların başlayabileceği değerlendirmesinde bulundu. Rusya-Ukrayna Savaşı'nın Avrupa güvenliğinden ayrılamaz bir konu olduğunun altını çizen Fidan, Türkiye'nin Norveç yönetimiyle bu konudaki fikirlerinin büyük ölçüde örtüştüğünü ve iki ülke arasındaki savunma sanayi işbirliğinin son derece iyi durumda olduğunu dile getirdi. Fidan, "Avrupa Birliği üyesi veya değil, geniş Avrupa ailesi olarak bu coğrafyada yaşıyorsak, bu coğrafyanın güvenliğini, barışını tesis etmek de öncelikli olarak bizim işimiz olmalı. Biz bu konuda bir yeterlilik üretme, bir işbirliği modeli üretme konusunda kararlılık ortaya koymalıyız." diyerek, Norveçli mevkidaşıyla yaptıkları görüşmelerde bu sonuca vardıklarını söyledi. Avrupa coğrafyasında "AB üyesi ve AB üyesi olmayanlar" gibi bir bölünmenin başka türden ittifak arayışlarını teşvik edeceğini belirten Fidan, "Tabii ki kendi içimizde bütünleşmemiz, savunma konusunda strateji geliştirmemiz, başka ittifakları arayışımıza engel değil." dedi. Fidan, "kendi mahallelerinin emniyet altına alınmasına" öncelik verilmesi gerektiğine dikkati çekerek, "Başkasının gelip de bizim mahalleyi her zaman koruyacağı prensibine güvenmek stratejik bir yaklaşım değildir, olamaz da. Allah korusun bir gün beklediğiniz yardım gelmezse ortada kalırsınız. Çok yönlü, çok coğrafyalı, çok katmanlı güvenlik stratejisini sürdürmeye devam edeceğiz." ifadelerini kullandı.
Dışişleri Bakanlığı,Hakan Fidan,KKTC,Türk Dünyası
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Norveç Dışişleri Bakanı Espen Barth Eide ile Dışişleri Bakanlığındaki görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında konuştu. Mevkidaşıyla görüşmesinde Filistin'deki gelişmeleri de değerlendirdiklerini kaydeden Fidan, "İsrail'in Gazze'deki katliamları dünyanın gözü önünde tüm şiddeti ile sürmekte. Gazze'ye insani yardımların girişine 50 günden fazla süredir izin verilmiyor. Açlık ne bir silah ne bir siyasi pazarlık unsuru ne de bir cezalandırma aracı olarak kullanılabilir. Gazze'ye insani yardımların kesintisiz ve sürekli biçimde ulaştırılması bir an önce sağlanmalıdır." ifadelerini kullandı. Fidan, hiçbir ülkenin uluslararası hukuktan üstün olmadığını belirterek "İsrail'in hukuka ve insanlık vicdanına aykırı eylemlerinin bir an önce son bulması gerektiğini" vurguladı. Orta Asya devletlerinin Kıbrıs bağlamında attıkları son adımlara dair görüşlerinin sorulması üzerine Fidan, Orta Asya ülkelerinin kapasite gelişimi, çalışma ve ilerlemelerinin küresel aktörlerin ve Avrupa Birliği'nin (AB) dikkatini çektiğini belirtti. Fidan, bunun kendileri açısından "anlaşılabilir bir durum" olduğunu dile getirerek "Ancak bu karşılıklı ilginin AB tarafından istismar edilmeye çalışıldığını gördüğümüz alanlar da var. Elbette biz bu gelişmeleri tüm boyutlarıyla yakından takip ediyoruz. Gerekli girişimleri yapıyoruz. Dostlarımızla temas halindeyiz, görüş alışverişi halindeyiz, bilgilendirme halindeyiz." değerlendirmesinde bulundu. Bakan Fidan, "Türk dünyası idealine uygun bir biçimde hareket etmeye" devam edeceklerinin altını çizdi. Burada başka bir sorunsalın olduğuna işaret eden Fidan, "Bu son olaydan hareketle aramızı bozmak isteyen bazı çevreler bu sorunu bizim açıktan kamuoyunda tartışmamızı istiyorlar. Biz prensip olarak ailevi konuları kamuoyu önünde tartışmamayı tercih ediyoruz. Türk dünyasıyla aramızı bozmak isteyenlerin manipülasyonları bu açıdan başarılı olmayacak." diye konuştu. Fidan, öte yandan buradan "hükümete yönelik negatif bir not yüklemeye çalışanların çabalarının da" başarılı olmayacağını belirterek durdukları yerin, attıkları adımların ve Türkiye'nin istikametinin belli olduğunu dile getirdi. Bu konuda sağduyuyla hareket etmeye ve her türlü konuyu aile meclisinde ele almaya devam edeceklerini vurgulayan Fidan, "Bu konudaki pozisyonumuz nettir. Kıbrıs Türkleri de büyük Türk dünyası ailesinin asli ve ayrılmaz bir unsurudur. Bu, gerçekte asla değişmeyecek. Türk dünyası bir bütün olarak Kıbrıs Türkü'nün yanında olmaya devam edecektir. Bu konudaki politikalarımızı sabırla sürdüreceğiz." ifadelerine yer verdi. Fidan, herkesin aynı anlayış ve kararlılıkla hareket etmesinin aileyi daha da büyüteceğini ve güçlendireceğini söyledi. Fidan, Norveç'in çok taraflı diplomasiye, uluslararası hukuka ve barışçıl çözümlere destek veren, Türkiye'nin de birçok uluslararası ve bölgesel konuda benzer görüşleri paylaştığı saygın bir ortağı olduğunu söyledi. 2026'da Türkiye ve Norveç arasındaki diplomatik ilişkilerin 100. yıl dönümünü olacağını hatırlatan Fidan, iki ülkenin köklü ilişkilerini daha da güçlendirme konusunda kararlı olduğunu, karşılıklı yatırımları ve ikili ticaret hacmini artırmak için var gücüyle çalışacaklarını vurguladı. Fidan, Türk tersanelerinden Norveç için inşa edilen gemilerin sayısının artmasından memnuniyet duyduklarını kaydederek, "Önümüzdeki dönemde Norveç ile savunma sanayi alanındaki işbirliğimizi de geliştiriyoruz. İlgili kurumlarımız ve firmalarımızın somut projeler üzerinde çalışmasını teşvik ediyoruz." dedi. Terörizmle mücadele konusunu da mevkidaşıyla değerlendirdiklerini belirten Fidan, FETÖ ve PKK gibi terör örgütleri ile ilgili beklentilerini ilettiklerini, bu konularda da yakın biçimde çalışmaya devam edeceklerini söyledi. Fidan, şöyle devam etti: "İki NATO müttefiki olarak Avrupa güvenliğinin geleceği bizim için büyük önem taşımakta. Ülkemiz ve Norveç gibi yani Avrupa Birliği üyesi olmayan iki NATO üyesi ülke olarak Avrupa güvenliğine dair tüm adımların bizlerin de katkısıyla şekillenmesi gerektiği görüşündeyiz. Bu konuda AB üyesi olmayan diğer NATO müttefikleriyle beraber çalışmayı sürdüreceğiz. Türkiye olarak Ukrayna'nın toprak bütünlüğü ve egemenliğine olan desteğimiz tamdır. Savaşın başından bu yana adil ve kalıcı bir barış için müzakere çağrımızı sürdürüyoruz. Kısmi ateşkesin en yakın zamanda hayata geçirilmesini arzu ediyoruz. Bu sayede barış için ilk adım atılmış olacaktır. Sayın Cumhurbaşkanı'mızın da ifade ettiği gibi Türkiye bu yöndeki her türlü yapıcı çabanın parçası olmayı sürdürecektir." Norveç'in Suriye'ye uzun zamandır insani yardım gönderdiğini ve bunu Suriye'de istikrar ve güvenliğin tesis edilmesi bakımından da son derece kıymetli bulduklarını belirten Fidan, meslektaşıyla Suriye'ye yönelik yaptırımların bütünüyle kaldırılmasının önemi üzerinde de mutabık kaldıklarını ve Suriye'nin terör örgütlerinin barınamadığı, düzensiz göçe kaynaklık etmeyen, istikrarlı ve müreffeh bir ülke haline gelmesinin ortak temennileri olduğunu aktardı. Fidan, İsrail'in hukuka ve insanlık vicdanına aykırı eylemlerinin bir an önce son bulması gerektiğini vurgulayarak, Türkiye olarak çabalarını bu doğrultuda kararlılıkla sürdürmeye devam edeceklerini söyledi. Norveç'in, Aralık 2023'te düzenlenen İslam İşbirliği Teşkilatı Arap Birliği Gazze Temas Grubu toplantısına ev sahipliği yaptığını hatırlatan Fidan, 11 Nisan'da Antalya'da düzenledikleri toplantıya da Norveç'in katıldığını belirterek, grubun çalışmalarına katkılarından dolayı Norveç'e teşekkür etti. Fidan, Norveç'in her türlü uluslararası platformlarda Filistin'le ilgili konulardaki hassasiyeti paylaştığını, geçen yıl Filistin Devletini tanıyarak çok önemli ve anlamlı bir adım attığını dile getirdi. "Şu anda bölgemizin istikrarı bakımından en büyük tehdit, İsrail'in yayılmacı zihniyetidir. İsrail, Filistin topraklarını işgal ederek ve komşu ülkeleri zayıflatarak kendi güvenliğini sağlayabileceğini düşünmekte. Bu strateji tamamen yanlış bir stratejidir. İsrail başta olmak üzere bölgedeki ülkelerin güvenliğini temin edecek tek çözüm Filistin Devletinin kurulmasıdır." diyen Fidan, Filistin halkının hakları için verilen mücadelenin aynı zamanda bölgesel güvenliğin tesisini mümkün kılacağını vurguladı. Fidan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde son yıllarda Türk dünyasının kurumsallaşmasıyla ilgili atılan adımların tarihteki diğer adımlarla kıyaslandığında devasa adımlar olduğuna dikkati çekerek, Türkiye'nin Sovyetler Birliği döneminde de, bugün bağımsız Türk cumhuriyetleri varken de Türk dünyası ideali olduğunu ve bundan sonra da Türk dünyası ideali olmaya her zaman devam edeceğini vurguladı. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ile ilgili olan bazı son günlerde bazı çevrelerin ortaya attığı iddialara değinen Fidan, şöyle devam etti: "Cumhurbaşkanı'mızın bu konudaki hassasiyeti ortada. Bakanlık olarak, hükümet olarak bizim ortaya koyduğumuz çalışmalar, çabalar ortada. KKTC ile ortaya koyduğumuz çalışmalar, çabalar ortada. Ama bütün bunlar olmasına rağmen hala olmayan bir sorunu üretmeye çalışmak, olmayan bir problemi varmış gibi ortaya koyma çabası aslında bu konuda gayret gösteren odakların ne kadar çaresizlik ve açmaz içerisinde olduğunu da gösteriyor." 2017'deki Crans-Montana sürecine değinen Fidan, KKTC'nin o günden sonra federasyon modelinden çekildiğini, kendilerinin de sonuç vermeyecek müzakerelerle vakit kaybetmeyeceklerini defaatle ifade ettiklerini aktardı. Fidan, "Ve ondan sonra iki devletli çözüm modeli ortaya konuldu ve biz bu modelin arkasında durmaya devam ettik. Geçtiğimiz mart ayında Cenevre'de yapılan toplantıda federal model BM tarafından telaffuz dahi edilmedi. Bunun yerine biz adadaki iki tarafın işbirliği yapabileceği alanlar üzerinde durduk." diye konuştu. Ada'da dondurulmuş bir sorun olduğunu, iki tarafın da kendi sınırları içinde kendi idarelerinin yönetimi altında yaşamaya devam ettiğini belirten Fidan, iki tarafın birbirlerine karşı koydukları karşılıklı izolasyonun adanın topyekun refahını etkiler durumda olmaya başladığını söyledi. Fidan, Ada'daki işbirliği ruhunun arttırılmasının önemli olduğu konusunda Birleşmiş Milletler'in vizyonuyla örtüştüklerini ifade ettiklerini belirterek, şunları kaydetti: "Rumlar ve Avrupa Birliği ne derse desin, tükenmiş federasyon modeli artık masadan kalkmış durumda. Bu modelde biliyorsunuz Rumlar tarafından ortadan kaldırıldı. Ama Kıbrıs Türklerinin daha fazla izolasyonunu hedef alan daha fazla imkansızlıklar içerisinde boğuşmasına sebep olan bir müzakere süreci, bir çözüm süreci, bir anlaşma süreci bizim hiçbir şekilde kabul edeceğimiz bir yaklaşım değildir. Tabii ki Kıbrıs Türklerinin biz iradesine saygı duyuyoruz. Onların kendi seçimleri, kendi tercihleri ortada. Ama biz garantör ülke olarak, ana vatan olarak kendi görüşlerimizi, kendi tavrımızı her zaman büyük bir netlikle ortaya koyuyoruz. Biz bu konuda son derece netiz." Kıta sahanlığı konusunda BM'nin yanı sıra Yunanistan ile de görüştüklerini belirten Fidan, görüşlerini karşılıklı saygı temelinde ortaya koyduklarını, adada barışın, refahın ve sürdürülebilir kalkınmanın olmasını hedeflemenin başka yollarının da olduğunu ve bu konudaki yapıcı politikalarına devam edeceklerini kaydederek, "Ama bu haklarımızdan vazgeçeceğimiz manasına da gelmiyor." dedi. Fidan, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki hak ve çıkarlarını sonuna dek koruduğunu vurguladı. "Kıta sahanlığımıza sondaj yapıldığı iddiası gerçek dışıdır. Öte yandan biz Doğu Akdeniz'deki kıta sahanlığımız içerisinde sismik araştırmalar yaptık, sondaj kuyuları da açtık. Sondaj ve hidrokarbon arama konusundaki önceliklerimiz bilimsel temellidir." diyen Fidan, Kıbrıs, Ege ve Doğu Akdeniz'de tek taraflı herhangi bir adıma veya oldubittiye izin vermeyeceklerini herkesin bildiğini dile getirdi. Rusya-Ukrayna Savaşı'nın başlaması ve ABD'deki yeni yönetimin Avrupa güvenliği perspektifiyle, Avrupa güvenlik mimarisi konusunda bir tartışmanın başladığına işaret eden Fidan, şunları kaydetti: "Bu tartışma başlamadan evvel biz özellikle Avrupa Birliği üyesi olmayan NATO üyesi ülkeler olarak şuna hep dikkat çekiyorduk: NATO'nun içerisinde AB kendisi ayrı bir perspektif oluşturuyor ve bununla hareket ediyor; Avrupa coğrafyasında bulunup AB üyesi olmayan Norveç, Türkiye, İngiltere, Arnavutluk ve Karadağ gibi ülkelerin güvenliğiyle ilgili konuların da yönetilmesi gerekiyor. Aslında NATO güvenlik mimarisinin tek bir güvenlik mimarisi olması, bunun altında AB ve AB (üyesi) olmayan gibi bir ayrımın olmaması konusundaki stratejik ısrarımız hep devam etti. Bu genel kabul de gördü." Fidan, AB'nin, Avrupa güvenlik mimarisi ve savunma sanayiyi esas alan bir süreç başlattığına dikkati çekerek, bu politikanın gelecek 5-10 yıl içerisinde Avrupa ülkelerinin kendi güvenlik ve savunma sanayi sektörlerini nasıl besleyeceği, savunma ihtiyaçlarını nasıl karşılayacağı ve bunun finansmanının nasıl sağlanacağı konusunda somut müzakereleri başlattığından bahsetti. AB üyesi olan ve olmayan ülkeler, aday statüsünde bulunan ve stratejik anlaşma yapmış ülkeler gibi 3-4 kategorinin AB'nin yeni politikasında yer aldığını söyleyen Fidan, bu inisiyatifin AB'nin savunma sanayiyle ilgili ortaya koyduğu tek somut hareket olduğunu belirtti. Fidan, ABD'nin kuvvet yapılanmasıyla ilgili bir karar alması durumunda Avrupa'da bu konuda birtakım tartışmaların başlayabileceği değerlendirmesinde bulundu. Rusya-Ukrayna Savaşı'nın Avrupa güvenliğinden ayrılamaz bir konu olduğunun altını çizen Fidan, Türkiye'nin Norveç yönetimiyle bu konudaki fikirlerinin büyük ölçüde örtüştüğünü ve iki ülke arasındaki savunma sanayi işbirliğinin son derece iyi durumda olduğunu dile getirdi. Fidan, "Avrupa Birliği üyesi veya değil, geniş Avrupa ailesi olarak bu coğrafyada yaşıyorsak, bu coğrafyanın güvenliğini, barışını tesis etmek de öncelikli olarak bizim işimiz olmalı. Biz bu konuda bir yeterlilik üretme, bir işbirliği modeli üretme konusunda kararlılık ortaya koymalıyız." diyerek, Norveçli mevkidaşıyla yaptıkları görüşmelerde bu sonuca vardıklarını söyledi. Avrupa coğrafyasında "AB üyesi ve AB üyesi olmayanlar" gibi bir bölünmenin başka türden ittifak arayışlarını teşvik edeceğini belirten Fidan, "Tabii ki kendi içimizde bütünleşmemiz, savunma konusunda strateji geliştirmemiz, başka ittifakları arayışımıza engel değil." dedi. Fidan, "kendi mahallelerinin emniyet altına alınmasına" öncelik verilmesi gerektiğine dikkati çekerek, "Başkasının gelip de bizim mahalleyi her zaman koruyacağı prensibine güvenmek stratejik bir yaklaşım değildir, olamaz da. Allah korusun bir gün beklediğiniz yardım gelmezse ortada kalırsınız. Çok yönlü, çok coğrafyalı, çok katmanlı güvenlik stratejisini sürdürmeye devam edeceğiz." ifadelerini kullandı.
Dışişleri Bakanlığı,Hakan Fidan,KKTC,Türk Dünyası
AFAD Kriz Merkezi'nde açıklama yapan bakanlar, kendi alanlarıyla ilgili yapılan çalışmalara ilişkin bilgi aktardı. Hasdal'daki İstanbul İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü'nde kurulan kriz merkezindeki değerlendirme toplantısının ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulunan İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, dün saat 12.49'da Marmara Denizi'nde meydana gelen 6,2 büyüklüğündeki depremin, başta İstanbul olmak üzere Tekirdağ, Yalova, Bursa, Sakarya ve Balıkesir'de hissedildiğini, bu depremin ardından en büyüğü 5,9 olmak üzere, 266 artçı deprem meydana geldiğini, 4 ve üzeri artçı deprem sayısının ise 9 olduğunu belirtti. Saha taramaları ve 112 Acil Çağrı Merkezi'ne gelen ihbarlara göre herhangi bir can kaybının yaşanmadığını, depremden kaynaklı yaralı vatandaşların da bulunmadığını dile getiren Yerlikaya, 112 Acil Çağrı Merkezi'ne 16 bin 712 çağrının geldiğini, bunlardan 995'inin depremle ilgili acil yardım talebi olduğunu aktardı. İstanbul'da 6,2 büyüklüğünde deprem Bakan Yerlikaya, "AFAD tarafından İstanbul'a 650 personel ve 148 araç görevlendirildi. Diğer kamu kurum ve kuruluşlarımız, akredite STK'lerimizle birlikte toplam 903 araç ve 11 bin 481 personel görevlendirildi" dedi. Barınma ile ilgili 27 lojistik depo ve 54 cep deponun aktif hale getirildiğini bildiren Yerlikaya, İstanbul'da 51 bin vatandaşın camilerde, 50 bin vatandaşın okul, yurt ve sosyal tesislerde olmak üzere toplamda 101 bin vatandaşın barınma talebinin karşılandığını kaydetti. Türk Kızılay koordinasyonunda 38 belediye ve STK'den, 36 ikram çadırı, 99'u ikram aracı olmak üzere, toplam 286 araç ile 1508 personel ve gönüllünün görev yaptığını vurgulayan Yerlikaya, 348 dağıtım noktasında 527 bini aşkın çorba, 16 bin ekmek, 400 binin üzerinde ikram malzemesi, 55 bin kumanya, 400 binin üzerinde sıcak soğuk içecek ve 500 binin üzerinde su dağıtıldığı bilgisini paylaştı. İçişleri Bakanı Yerlikaya, "Devletimiz tüm kurumlarıyla birlikte sahadadır. Vatandaşlarımızın huzuru ve güvenliği için gerekli tüm tedbirler alınmış, olası riskler titizlikle değerlendirilmektedir." açıklamasında bulundu. [Fotoğraf: AA] AFAD Deprem Bilim Kurulu'nun dün yayımladığı açıklamayı anımsatan Yerlikaya, "Riskli olduğu düşünülen binalara girilmemesini, binası ile ilgili şüphesi olan vatandaşlarımızın 112 Çağrı Merkezi'ne bilgi vermelerini, olası artçı sarsıntılara karşı tedbiri elden bırakmamasını vatandaşlarımızdan özellikle rica ediyorum" diye konuştu. Vatandaşların, resmi kurumların açıklamalarını dikkate almalarını isteyen Yerlikaya, sosyal medya ve farklı mecralardan yayılan, teyitsiz bilgilere itibar edilmemesi gerektiğinin altını çizdi. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, depremin ardından çoğunluğu İstanbul olmak üzere 1399 yapıya ilişkin ihbar aldıklarını ve ekiplerin hızlı bir şekilde inceleme yaptığını söyledi. Binalarla ilgili son durumu paylaşan Kurum, "Şu ana kadar 7 binamız az hasarlı. Bunun dışında herhangi bir orta, ağır hasar söz konusu değil. Fatih ilçemizde metruk bir binamız yıkıldı. Onun da enkaz kaldırma çalışmaları bugün içinde tamamlanmış olacak. Bunun dışında, İstanbul'un 39 ilçesinde 963 mahallesinde saha çalışmalarına devam ediyoruz" ifadelerini kullandı. İstanbul'da 3 bin hasar tespit ekibinin gün içerisinde tedbiren okullar, yurtlar, cami ve hizmet binalarının içerisinde olduğu 28 bin 500 kamu binasına ilişkin hasar tespit çalışması yürüteceğini belirten Kurum, bunun dışında gelen hasar ihbarlarının da hassasiyetle takip edildiğini aktardı. Gençlik ve Spor Bakanlığı ile birlikte İstanbul'daki 36 Kredi ve Yurtlar Kurumuna bağlı yükseköğrenim yurtlarının taramalarını dün gece tamamladıklarını ve herhangi bir hasarın tespit edilmediğini bildiren Kurum, bugün de Sağlık Bakanlığı ile tüm hastaneleri tarayarak, sonuçları şeffaf biçimde kamuoyuyla paylaşacaklarını dile getirdi. Son depremle birlikte başta İstanbul olmak üzere Türkiye'nin en büyük gerçeğinin deprem olduğunun bir kez daha görüldüğünü ifade eden Kurum, "Bugün ülke yüzölçümünün yaklaşık yüzde 66'sı, nüfusu itibarıyla da baktığınızda yüzde 70'i deprem bölgelerinde yaşamaktadır. En son 6 Şubat 2023'te asrın felaketini hep birlikte yaşadık. Ama deprem geçtikten 3-5 gün sonra maalesef bu deprem gerçeğini unutuyor ve bu gerçek üzerinden hareket etmiyoruz " diye konuştu. Bakan Kurum, sürekli "Riskli bina öldürür. Riskli binada yaşamayalım, gelin hep birlikte bu dönüşümü gerçekleştirelim" dediklerinin altını çizdi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 13 yıl önce Gaziosmanpaşa'da, "Bedeli ne olursa olsun dönüştüreceğiz" sloganıyla kentsel dönüşüm seferberliği başlattığını hatırlatan Kurum, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bunu birçok siyasetçi söylemez. Yani bugüne kadar Türkiye'de kanunun bile olmadığı depremle mücadele noktasında bu kararlılığı ortaya koymak çok kıymetliydi. Biz de o seferberlik kapsamında çalışmalarımızı güçlü bir şekilde sürdürmeye gayret gösteriyoruz. Bugün İstanbul özelinde baktığımızda 1,5 milyon riskli yapı var. Hatta bunların yüzde 30'unun acilen dönüştürülmesi gereken binalar olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz. Bu tablo karşısında asla kaybedecek vaktimiz yok. Bu dönüşüm göz ardı edilecek, ertelenecek bir durum değildir. Bu manada sorumluluk sahibi herkesin bilmesi gerekir ki İstanbul'un artık tek gündemi deprem olmalıdır." Bakan Kurum, bugüne kadar depreme yönelik yapılan çalışmaları anlatarak, TOKİ ile sağlam evler yapıp deprem riskine karşı önlemler aldıklarını belirtti. Bilim insanlarının görüşleriyle süreçleri yürüttüklerini vurgulayan Kurum, şunları aktardı: "Şu an İstanbul'da özel sektörümüzle birlikte 290 bin ev ve iş yerimizin dönüşümü devam etmektedir. Biz biliyoruz ki bu da yetmez. Daha kararlı olacağız. Hatırlayın, 2023 Mayıs ayında Sayın Cumhurbaşkanımız, İstanbul'un dönüşümü adına tarihi bir kampanyayı müjdeledi ve 'Yarısı bizden' dediğimiz kampanyamızı başlattık. Bu kampanya kapsamında da 41 bin konutumuzun görüşmeleri yürütülüyor, yani dönüşüm kapsamına alındı. 21 bininin de inşaatı sahada fiilen başladı. Devletimiz tüm imkan ve kabiliyetiyle, tüm gücüyle İstanbul'u depreme hazırlanmak için deyim yerindeyse İstanbul'umuzu, ülkemizi kurtarmak için canla başla tüm birimleriyle, bakanlıklarıyla çalışmaktadır." Kurum, herkesin dönüşüm için İstanbul'u kurtarma seferberliğine katılması, seferberlik için elinden geleni yapması gerektiğini söyledi. Dönüşümle ilgili olarak belediyelere de seslenen Kurum, "Milletimize ve özellikle deprem dönüşümünden doğrudan sorumlu olan belediyelerimize şunu ifade etmek istiyorum, İstanbul için her saniye değerli. Çünkü vakit daraldıkça daralıyor. İstanbul depremi bir milli güvenlik meselesidir. İstanbullu hemşerilerimiz hepimizden siyaseti politikayı bir yana bırakmayı ve acilen bu işe odaklanmasını beklemektedir. Hepimizden 16 milyon İstanbullunun canının ve geleceğinin söz konusu olduğu bir yerde siyasete ve polemiğe yer yoktur. Siyaseti bir yana bırakıp acilen bu işe odaklanmayı beklemektedir. 16 milyon İstanbullunun geleceğinin söz konusu olduğu bir yerde siyasete yer yoktur. Milyonlara karşı hep birlikte el ele vermenin zamanıdır. Bugünün ihmali yarının felaketi olur. Daha geç kalırsak da kaybımız çok daha büyük olur. Bu şehirde yaşamak ne kadar güzelse onu korumak, sağlamlaştırmak da o kadar kıymetli bir vazifedir. Tam aksine güçlü, sağlıklı bir şekilde İstanbul'da yaşamayı hak eden milyonlara karşı hep birlikte el ele vermenin zamanıdır." Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, birincil yaralanmanın olmadığı bir deprem yaşandığını anımsattı. Deprem sonrası panik nedeniyle kaçarken yaralanan kişilerin hastanelere başvurduğunu aktaran Memişoğlu, "Bu ikincil yaralanmalarla başvuran hastalarımız, halihazırda geç başvurular ve acil gözlemdeki tedavi görenlerle birlikte 60 hastamız bulunmakta. Bunların 55'i İstanbul'da, 1'i Sakarya, 2'si Yalova ve 2'si Tekirdağ'da olmak üzere bu hastalarımızın tedavileri devam etmekte. Genel sağlık durumları iyi, hayati tehlikeleri bulunmamakta" diye konuştu. Memişoğlu, depremin ardından vatandaşların çağrıları sonucu teyakkuza geçen sağlık personelini tebrik etti. Vatandaşlara panik anlarında soğukkanlı davranmaları, bilinçli hareket etmeleri, deprem öncesinde ve depremde nasıl davranacakları konusunda bilinçli olmaları yönünde ricada bulunan Memişoğlu, şunları söyledi: "Özellikle hem yapısal anlamda hem mantalite anlamında depreme hazırlıklı olması ve depremde nasıl hareket edeceğini, ne yapacağını bilmesi, ezberlemesi gerektiğini söylemek istiyorum. Aynı şekilde devletin bütün kurumları, bakanları, herkes el birliğiyle ve organize şekilde depremle ilgili bütün önlemleri, bütün hizmetleri verebildiğini gördük. Ama yine de büyük deprem olursa nasıl hareket edeceğimizi istişare ediyoruz ve neler yapılması gerektiğini toplumla beraber hareket ederek İstanbul'da bu riskin en minimize şekilde atılmasının çabası içindeyiz." Bütün hastanelerde poliklinik, ameliyat dahil tüm hizmetlerin kesintisiz sürdüğünü vurgulayan Memişoğlu, hastanelerin fiziksel anlamda analizlerinin yeniden yapıldığını kaydetti. Memişoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde İstanbul'da 2002'den itibaren 41 büyük hastane yapıldığını, yaklaşık 12 sismik izolatörlü hastane bulunduğunu anlattı. Sismik izolatörlü hastanelerin depremden etkilenmeden hizmetlerini sürdürebilir yapılar olduğunu aktaran Memişoğlu, şöyle devam etti: "Bunlar bizim afet planlarımızda depremle ilgili merkez noktalarımız. Sağlıkla ilgili hem insan gücümüz hem fiziki yapılarımız İstanbul'daki depreme her zaman hazır. Özellikle tatbikatlarla ve yeni afet planlarıyla hastane afet planlarıyla sağlık sistemimiz her türlü depreme hazır. Ancak toplumun ve yapıların da hazır olması gerekiyor. Bu nedenle ben hep birlikte İstanbul'da olabilecek depremlerle ilgili riski azaltmak için hep beraber çalışmamız, birlikte hareket etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Sağlık Bakanı olarak tüm gelişmeleri yakından takip ediyor, halkımızın sağlığı için her adımı atıyoruz." AK Parti Genel Başkan Vekili Efkan Ala da şu konuşmayı yaptı: "Devletimizin bütün kurumları, bütün kapasitesiyle milletimizin yanındadır, sahadadır ve yapılması gereken her şey çok detaylı çalışılarak yapılmakta ve milletimizle buluşturulmaktadır." Ala, emeği geçen herkese teşekkür ettiğini belirterek, şunları kaydetti: "Milletimizden istirhamımız, bakanlarımızın açıklamalarına itibar etmeleridir. Resmi açıklamaları, resmi kurumlarımızın açıklamalarını dikkate almalarıdır. Bunun dışındaki açıklamaları ve söylemleri dikkate almamaları çok önem arz etmektedir. Böyle zamanlarda doğru bilgiye erişmenin yolu budur. Dezenformasyon, yanlış bilgiler çok ciddi, olumsuz sonuçlar doğurabilmektedir. Onun için zaman zaman ihtiyaç duyulduğunda belli aralıklarla bakanlarımız, resmi kurumlarımız, AFAD, vatandaşlarımızı bilgilendirmektedir ve bilgilendirmeye de devam edecektir. Takip edilmesi gereken husus budur." Depremin, Türkiye'nin bir gerçeği olduğuna işaret eden Ala, "Biz de 22 yıldır gerçekten bu konuda ne zaman böyle büyük sorunla karşılaşsak devleti tam kapasite çalıştırma konusunda önemli bir tecrübeye ve birikime sahibiz. AFAD birimini de bizim dönemimizde kurduk ve bu koordinasyonu gerektiği gibi yapıyor, sağlıyor, bütün kurumlarımızın tam kapasiteyle milletimizin o andaki ihtiyacını karşılamaları için gerekli ortamı hazırlıyor. Bunun için de bütün paydaşlarıyla birlikte AFAD çalışanlarımıza da çok teşekkür ediyorum" diye konuştu. Bakanların sahada da çalışmalarına devam ettiğini dile getiren Ala, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bütün kurumlarımız, yerel yönetimler, belediyeler, merkezi yönetim bu konuda el birliği içerisinde çalışmalarını sürdürüyor, sürdürecektir. Ama bundan sonraki çalışmalarda da aynı anlayış içerisinde tam bir mutabakatla ve işbirliğiyle bu sorunun Türkiye'nin gündeminden çıkarılacak biçimde çözüme kavuşturulması gerekir. Bu konuda da başta Sayın Cumhurbaşkanımız, hükümetimiz tam bir kararlılık içerisindedir. Deprem bölgesinde yaşıyoruz. Bu sorunun farkındalığını artırarak ama Sayın Bakanlarımızın da söylediği şekilde alınması gereken tedbirleri ertelemeyerek, zamanında yaparak, yerel yönetimler, merkezi yönetim, devlet, millet, işbirliği içerisinde sonuca ulaştırmaya çalışacağız." Vatandaşın doğru bilgiye erişme hakkının olduğunu yineleyen ve doğru bilgilendirmenin kendi görevleri olduğuna dikkati çeken Ala, gazetecilere de doğru bilgileri aktardıkları için teşekkür etti.
AFAD,Ali Yerlikaya,Deprem,İstanbul,Kemal Memişoğlu,Murat Kurum,Kentsel Dönüşüm
Lisansüstü Çalışanlar Örgütünden (GEO) yapılan yazılı açıklamada, FBI, Michigan Eyalet Polisi ve yerel polisin, Michigan Üniversitesi'ndeki Filistin eylemlerine destek veren bazı aktivistleri evlerini basarak gözaltına aldığı ve sorguladığı bilgisi verildi. Açıklamada, Ann Arbor bölgesindeki bir evi basan kolluk kuvvetlerinin 2 aktivisti gözaltına aldığı ve sorgulama sonrasında elektronik cihazlarına el konulduğu belirtildi. Ypsilanti bölgesinde de 4 kişinin gözaltına alındığı ancak sorgulandıktan sonra serbest bırakıldıkları kaydedildi. Açıklamada, "Bugün yapılan eylemleri ve siyasi aktivizme yönelik geçmiş ve şimdiki tüm baskıları şiddetle kınıyoruz." ifadesi yer aldı. GEO yetkilileri, kolluk kuvvetlerinin baskın esnasında arama emrini göstermekten kaçındığını ve baskın nedenini açıklamadığını kaydetti.
ABD,İsrail,İsrail'in Gazze Soykırımı,Gazze
Sabiha Gökçen Havalimanımeydan otoritesi Havaalanı İşletme veHavacılıkEndüstrileri AŞ (HEAŞ), İstanbul'da meydana gelen depremlere ilişkin açıklama yaptı. İstanbulve çevre illerde hissedilen depremler nedeniyle "geçmiş olsun" dileğinde bulunulan açıklamada, şunlar kaydedildi: "İstanbul Sabiha Gökçen Uluslararası Havalimanı Meydan Otoritesi HEAŞ olarak havalimanımızın terminal, hizmet binaları, apron,taksiyolları ve pist kontrolleri sağlanmış olup herhangi bir olumsuz duruma rastlanmamış; havalimanı geneli pat sahalarında operasyona engel bir durum olmadığı tespit edilmiştir. Havalimanı faaliyetlerimizin kesintisiz bir şekilde devam etmesi için tüm birim ve paydaşlarımızla gelişmeleri yakından takip ediyoruz." Öte yandan,depremsonrası pist kontrolü nedeniyle Sabiha Gökçen Havalimanı’na inecek bazı uçaklar bir süre pas geçmek zorunda kaldı. Kontrollerin ardından uçaklar piste sorunsuz bir şekilde iniş yaptı. Depremler İstanbul Havalimanı'nda da herhangi bir soruna yol açmadı. Havalimanında uçuşlar rutin seyrinde ilerlerken, havalimanı binasında da herhangi bir problem yaşanmadı.
İstanbul,Deprem,İstanbul Havalimanı,Sabiha Gökçen Havalimanı
Dünyahavacılıktarihinde kısa pistli gemiden kalkış-iniş yapan ilk SİHA olanBayraktarTB3,gemitestlerini başarıyla sürdürüyor. Bayraktar TB3 SİHA, önceki testlerinde olduğu gibi 22 Nisan 2025 tarihinde gerçekleştirilen ‘Kısa Pistli Gemiden Tam Otonom Kalkış-İniş Testleri’ni de başarıyla tamamladı. Bayraktar TB3 SİHA, test sırasında Saros körfezinde seyreden TCGAnadolugemisine 4 sorti gerçekleştirdi. BöyleceTCG Anadolugemisine 4 kez başarıyla kalkış-iniş yapan Bayraktar TB3, son sortisini ise gün batımında tamamladı. Milli SİHA kısa piste önceki testlerde olduğu gibi yine hiçbir iniş destek ekipmanı kullanmadan indi. Test sırasındaBaykartarafından geliştirilen yapay zekâ algoritmaları da başarıyla görev yaptı. Tam otonom kalkış ve inişler yapay zekâ algoritmalarının desteğiyle gerçekleştirildi. Bayraktar TB3 SİHA bugüne kadar gerçekleştirilen test uçuşlarında toplam 1016 saat 42 dakika havada kaldı. Milli SİHA 20 Aralık 2023’te gerçekleştirilen uzun uçuş testinde ise yere inmeden 32 saat havada kaldı ve gökyüzünde 5700 km yol katetti. Bayraktar TB3 tarihe geçen ilk uçuş testini 19 Kasım 2024’teMuğlaAksaz açıklarında seyreden TCG Anadolu gemisinde başarılı bir şekilde tamamlamıştı. Daha sonra 26 Kasım 2024’te gerçekleştirilen uçuş testleri de başarıyla yapılmıştı. Milli SİHA böylece dünya havacılık tarihinde bir ilke imza atmıştı. Bayraktar TB3 SİHA, 25 Mart ve 27 Mart 2025 tarihlerinde gerçekleştirilen atış testlerinde,Roketsantarafından geliştirilen İHA-122 süpersonik füze ile deniz üzerindeki hedefleri tam isabetle vurdu. Milli SİHA, 27 Mart’ta yapılan testte görüş hattı irtifasının altında gerçekleştirdiği atışla 6x6 metrelik perdeli hedefi başarıyla imha ederken, hedefi havadaki Bayraktar TB2 lazerle işaretledi. Bu testlerle birlikte iki SİHA’nın koordineli görev kabiliyeti de başarıyla sergilendi. Bayraktar TB3 SİHA, 25 Haziran 2024’te Edirne’nin Keşan ilçesindeki Baykar UçuşEğitimve Test Merkezi’nde gerçekleştirilen uçuşta 36.310 feet irtifaya çıktığı Yüksek İrtifa Sistem Performans Testini başarıyla tamamladı. TEI tarafından yerli olarak geliştirilen PD-170 motoruyla havalanan milli SİHA, böylece kritik bir eşiği daha geçti. Milli havacılık tarihimizin irtifa rekoru ise 45 bin 118 feet ile Baykar tarafından milli ve özgün olarak geliştirilen BayraktarAKINCITİHA’ya ait bulunuyor. Bayraktar TB3 SİHA, 26 Mart 2024 tarihinde ilk kezAselsantarafından milli olarak geliştirilen ASELFLIR-500 ile uçtu. İcra edilen test kapsamında dünyadaki muadillerine göre en yüksek performansa sahip olan ASELFLIR-500 Elektro-Optik Keşif, Gözetleme ve Hedefleme Sistemi entegrasyonu başarıyla gerçekleştirildi. Bayraktar TB3 SİHA, katlanabilen kanat yapısının yanı sıra sahip olacağı kabiliyetler ile envantere girdiğinde sınıfındaki lider insansız hava aracı olacak. Görüş hattı ötesi haberleşme kabiliyetine de sahip olacak milli SİHA, bu sayede çok uzun mesafelerden kumanda edilebilecek. Böylece keşif-gözetleme, istihbarat ve taşıdığı akıllı mühimmatlar ile taarruz görevlerini deniz aşırı hedeflere karşı icra ederek Türkiye’nin caydırıcı gücünde çarpan etkisi sağlayacak. Başlangıçtan bugüne tüm projelerini öz kaynakları ile yürüten Baykar, 2003 yılındaki İHAAr-Gesürecinin başlangıcından itibaren tüm gelirlerinin yüzde 83’ünü ihracattan elde etti. 2023’te 1.8 milyar dolarlık ihracat yapan Baykar, ülkemizdeki tüm sektörlerde en çok ihracat gerçekleştiren ilk 10 firma arasında yer aldı. Dünya insansız hava aracı ihracat pazarının en büyük firması olan Baykar, 2024 yılında da küresel ölçekteki başarısını sürdürdü ve gelirlerinin yüzde 90’ını ihracattan elde ederek 1.8 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirdi. İhracatın Şampiyonları Ödülü alan Baykar, 2021, 2022 ve 2023 yıllarında Savunma Sanayi Başkanlığı veTürkiye İhracatçılar Meclisi (TİM)verilerine göre savunma ve havacılık sektörünün ihracat lideri oldu. Önceki yıl sektör ihracatının üçte birini tek başına yapan Baykar, 2024’te de savunma ve havacılık sektörünün toplam ihracatının dörtte birini tek başına gerçekleştirerek Türkiye’yi küresel SİHA ihracat pazarında lider konuma taşıdı. Dünyanın en büyük insansız hava aracı şirketi olan Baykar, Bayraktar TB2 SİHA için 34 ülkeyle, Bayraktar AKINCITİHAiçin ise şimdiye kadar 11 ülke ile olmak üzere toplam 36 ülkeyle ihracat anlaşması imzalandı.
Baykar,Bayraktar,Savunma Sanayii,TCG Anadolu
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla, belirli toplu taşıma hizmetlerinin ücretsiz olması hakkında karar Resmi Gazete’de yayımlandı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla Resmi Gazete’de yayımlanan karar ile birlikte 23 Nisan 2025 Çarşamba günü Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı nedeniyle Başkentray, Marmaray, İZBAN, Sirkeci-Kazlıçeşme Raylı Sistem Hattı, Gayrettepe-İstanbul Havalimanı-Arnavutköy Metro Hattı seferleri ile belediyeler ve bunların kurdukları birlik, müessese ve işletmelerce yürütülen toplu taşıma hizmetleri ücretsiz olacak.
Son Dakika,Resmi Gazete,23 Nisan,Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı
Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla yayımladığı mesajında, doğru, dengeli, derinlikli ve objektif sonuçlar çıkarıldıktan sonra, ihtiyaç duyulan derslerin alınması kaydıyla devamlı yanan tarih meşalesinin, hem önlerini aydınlatacağını hem de ufuk ötesine ışıklar salacağını belirtti. Geçmişini bilmeyenin, daha acıklısı geçmişine dudak bükmüş ve yüz çevirmiş toplum veya milletlerin geleceğin kilitli kapılarını aralamasının, tarih mizanında hayat ve varlık iddiasında bulunmasının akla ziyan bir beklenti olduğunu kaydeden Bahçeli, "Akan hayatı omurgasından yakalayabilmek, devamlı farklı renklere, şekillere ve kisvelere bürünen hadiselerin içyüzünü görebilmek, evvelemirde sağlam ve sağduyulu bir tarih şuuruyla mümkündür. Bu şuur geçmişle geleceği munzam ve muntazam bir kader köprüsüyle birleştirmektedir." ifadelerini kullandı. Devlet Bahçeli, şunları kaydetti: "Türk siyasetinin en mühim ve mütemadi sorunu, şuursuz heyecanın yol açtığı çılgınlık hali ve bunun sonucunda beliren yılgınlık hamulesidir. Bir güne sıkışıp kalan, gündelik olayların peşine takılan, rövanşist takıntılara hapsolan bir siyasetin elbette misyonu yoktur, vizyonu ise hepten koftur. Gerek Türk siyaseti gerekse de dünya siyaseti maalesef kurak bir dönemdedir. Buna bağlı olarak sorun çözme kültürünün yeşerip kök salması zaman almakta, bir diğer ifadeyle ön yargıların kırılmasını, psikolojik zorlukların aşılmasını, ekonomi, politik tıkanmaların açılmasını gerektirmektedir." Devlet Bahçeli, elitist çevrelerin direnişine, vesayetçi kesimlerin engellemesine, istismarcı, inkarcı ve yasakçı anlayışların karşı çıkışlarına rağmen Türkiye'nin, kronik sorunlarından kurtulma iradesini kararlılıkla gösterdiğini belirterek, şöyle devam etti: "Terörsüz Türkiye hedefinin icra ve icmali bu kararlılığın yeni yüzyıldaki nişanesidir. Türk milleti, bahse konu hedefe yediden yetmişe sahip çıkmıştır. Muazzam bir ortak akıl devredeyken demokrasi dışı arayışlara özenmek, suyu bulandırmaya çalışmak, korku yaymak, şüpheleri artırmak, milli iradeye hakarettir. Doğudan batıya, kuzeyden güneye barış, huzur ve kardeşlik rüzgarları esmeye başlamışken, bu havayı bozmanın pususuna yatmak, hıyanete kadar ulaşacak yanlıştır. Bölgesel tansiyonun tırmandığı, küresel siyasi ve ekonomik karmaşanın şiddetli fırtınayı andırdığı bir zaman aralığında; hiçbir dış baskı, dayatma ve tazyik olmadan, devlet, millet dayanışmasıyla husule gelen terörsüz Türkiye gayesine adım adım ulaşma gayreti son bir asrın mucizevi atılımıdır. Türk ile Kürt arasına nifak tohumları saçmak için on yıllardır müsait ortam ve durum kollayan iç ve dış odakların uykuları kaçmakta, rahatsızlıkları her hallerine sirayet etmektedir." Türk milletinin varlığına, birliğine ve bin yıllık kardeşliğine emsali görülmemiş ölçüde düşkün olduğunu, süte leke düşürülmemesi gerektiğini kaydeden Bahçeli, şu ifadeleri kullandı: "Su akacak, yatağını bulacaktır. Dalgalanan deniz sonunda durulacaktır. Kül yeniden ateş almayacak, alamayacaktır. İyi niyetli, adil, azimli, anlayışlı, müşfik, hoşgörülü, sabırlı ve umutlu diyalog ve işbirliği marifetinin refakatinde, aracısız, aralıksız, bagajsız, pazarlıksız ve gizli gündemsiz temas ve iletişimin rehberliğinde hayırlı sonuçlar ortaya çıkacaktır. Kaldı ki samimi arzum ve inancım budur. Yakın vadede silahlar gömülüp kucaklayıcı ve demokratik siyasetin perdesi hiç kapanmamak üzere açılacaktır. Bu aşamada PKK'nın kongresini toplayıp 27 Şubat İmralı çağrısına binaen örgütsel fesih işlemini tamamlaması, silahları da Türkiye Cumhuriyeti'ne teslim etmesi akla ve adalete en uygun seçenektir. Kanlı ve kanunsuz silahlara veda insanlık değerlerine vefadır. Bu iş daha fazla uzamamalıdır. Demir tavında dövülmelidir. Terörsüz Türkiye hedefinin gerçekleşmesi hususunda müjdeli haberleri sırasıyla almak, Cumhuriyet'in yeni yüzyılında milli imkan ve kaynaklarımızı sosyal ve ekonomik kalkınmaya çevirmek, ülkemizi baştan ayağa reformlarla sarmak, yatırım seferberliğiyle donatmak, muasır medeniyetlerin üzerine sıçratacak hamleleri el birliğiyle yapmak temel ve öncelikli görevimizdir. Cumhur İttifakı bu görevi harfiyen yerine getirmeye inançlı, istekli, iradeli, dahası kabiliyetli ve yeterlidir." Bahçeli, TBMM Başkanvekili ve DEM Parti İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder'e acil şifa dileyerek, "Allah'tan niyazım, terörsüz Türkiye hedefine samimiyetle hizmet eden DEM Parti İstanbul Milletvekili ve TBMM Başkanvekili Sayın Sırrı Süreyya Önder'in bir an evvel sağlığına kavuşması ve şifa bulmasıdır. DEM Parti'nin Türkiye partisi olması istikametinde açık tavrı ve yapıcı tutumu iyi bilinen isimlerden birisi olarak sivrilen Sayın Önder'in mesaisine dönmesi temennimdir." ifadelerini kullandı. Türkiye'nin prangalarından, kara propaganda aparatlarından kurtulacağını bildiren Bahçeli, şunları kaydetti: "CHP Genel Başkanı'nın ülkemize karşı tereddütsüz hayata geçirdiği hücum ve husumet siyasetine rağmen bu kurtuluş gerçekleşecektir. CHP'nin muhalefeti Türkiye'yi zora sokmak üzerine planlanan müfrit ve müfsit bir muhalefettir. CHP'nin muhalefeti vatanı ve devleti düşürmek maksadına matuf karanlık bir siyasettir. Demokrasi ve hukuk güvenliğimiz tehdit altındadır. Lise ve üniversite öğrencilerimizin arkasına saklanıp sokakları kışkırtan, utanmadan rızkı ve nimeti boykot eden, daha doğrusu milli ekonomiyi ve milli kurumları düşmanca hedef alanlar esasında Türkiye için bariz bir tehdit haline dönüşmüştür. CHP Genel Başkanı'nın 'savaş ilan ederim' açıklaması ise sakat bir mantık, basiretsiz ve hatta skandal bir hezeyandır. Kime savaş ilan edeceği, bu savaşı kiminle yapacağı, ne için savaşacağı, silah ve militan açığını nasıl takviye edeceği muamma, muallak ve muğlaktır. Özgür Özel'e diyorum ki; dilemeyiz ama, şartlar başka tercih yapmamızı imkansızlaştırırsa ve ısrarla savaş ilanı için muhatap arayacaksan, biz buradayız, nasıl savaşılır, nasıl mücadele edilir, savaş ilanının vahim sonuçları nasıl olur, bihakkın bunu ispat edecek kudret ve kırattayız. Her şeyden önce CHP'nin, hukukun üstünlüğüne, gündemdeki yargı sürecine saygı duyması lazımdır. Sipariş kalabalıklar önünde bağırıp çağırmak, kel başa şimşir tarak misali, kasket giyip çakma ve kiralık traktör sürmek bağımsız ve tarafsız Türk mahkemelerine asla tesir edemeyecektir." "Özgür Özel dingili kırmış, uçuruma savrulmuştur. Kaos ve kriz siyasetine hız vermiştir" değerlendirmesinde bulunan Devlet Bahçeli, "Özel'in, iradesini ve siyasetinin kontrolünü Türkiye muarızı çevrelerin eline ve keyfine korkak şekilde terk ettiğini" aktardı. Bahçeli, "Özellikle TBMM Genel Kurulu'nun 16 Nisan 2025 tarihli 77'nci Birleşiminin açılmasından sonra CHP'li Meclis Başkanvekili ile CHP'li Katip Üyenin daha önceden yapılan bir tertip ve eylem planını tatbik ederek hukuksuz, kanunsuz ve korsan iş ve işlemleri 105 yıllık maziyi kucaklayıp bugüne gelen Gazi Meclisi'mize karşı çok büyük haksızlık, hayasızlık ve siyasi ahlaksızlıktır." açıklamasında bulundu. Hakkında kesinleşmiş hapis cezası olan Can Atalay ile ilgili Anayasa Mahkemesinin kararının hüküm kısmını okutan CHP'nin, teamülleri ve içtüzüğü açıkça çiğnediğini vurgulayan Bahçeli, şunları kaydetti: "Tekraren ifade etmek isterim ki, CHP'li Meclis Başkanvekili ve CHP'li Katip Üye derhal istifa etmelidir. Bir başka tedbir olarak, bu yasama yılının sonuna kadar TBMM Başkanı, CHP'li Meclis Başkanvekiline Genel Kurulu yönetme ruhsat ve izni vermekten imtina etmelidir. Konunun bir mahkum hakkındaki kararı gayrimeşru ve gayriahlaki şekilde okutulmasından daha farklı boyutları vardır. TBMM böylesi bir yetki ihlaline ve sorumluluk aşımına tesadüf etmemiştir. Can Atalay ile ilgili okutulan metin, bununla mündemiç doğurması ümit edilen hukuksal sonuç, mutlak butlanla batıldır. Bir siyaset eskisinin, böylesi alacakaranlık zamanlarda abuk sabuk konuşması da potansiyel hazımsızlığını sürekli deşifre etmektedir. Gazi Meclis'imizin 105'inci yıl dönümünde vaki rezalet, milli iradeye ağır saldırı ve suikasttır. Bugün Can Atalay kararını kaçak-göçek ve fırsatçılıkla okutanlar, yarın Türkiye'nin aleyhine bir başka muhtemel tasarruf ve teklifi oldubittiye getirerek gündeme taşıyabilecektir. CHP artık tehlikeli bir siyasi odaktır. Milli güvenliğimiz ve demokrasi hayatımız adına zehirli bir siyasi organdır. İlk Meclis'in hatıraları CHP'de buharlaşmıştır. Milli Mücadele yılları silinip atılmıştır. Kuvayımilliye geleneği silindir gibi ezilmiştir. Çok daha üzücü olanı ise Aziz Atatürk'ün anılarının çiğnenmiş olmasıdır. CHP milli egemenliğe karşı gelmiştir." Devlet Bahçeli, 23 Nisan 1920'de demokrasi ve millet egemenliğinin tarihsel sahnesine tam olarak çıktığını belirtti. Demokrasi ve millet egemenliğinin, ancak bu değerlere hürmet ve riayet etmesini bilen milletin ahlaklı temsilcileri vasıtasıyla anlam ve kalıcılık bulacağının altını çizen Bahçeli, dünyanın o zamanki siyasi ve toplumsal ikliminde Meclis'in, taşıdığı eşsiz özellikleriyle hem insanlık için örnek hem de Türk tarihi açısından ibret, ilham ve ihtiram vesikası olduğunu belirtti. Bahçeli, "Unutmayalım ki, hakimiyet havzalarımızdan birer birer çekildiğimiz ıstırap dolu tablo içinde, Türk milletinin o dönemdeki en son, en etkili hamlesinin adı Büyük Millet Meclisi'dir." değerlendirmesini yaptı. Bahçeli, şu ifadeleri kullandı: "Nihayetinde TBMM, Türk milliyetçiliğinin, millet ve vatan sevdasının millet iradesiyle buluşması, ayrılmamak üzere birleşmesidir. 23 Nisan 1920'nin aziz hatıralarını aramak ve anlamak için çok uzaklara gitmeye gerek yoktur. 19 Mayıs ruhunda tecelli etmiş yüksek ülkülerde, isli gaz lambalarının ışığında kaleme alınan kararlarda, ardı arkası gelmeyen sararmış telgraflarda, heyecanla toplanılan kongre salonlarında, asker götüren katarların loş vagonlarında, mermi taşıyan kağnıların gıcırtılı tekerleklerinde, gaile dolu teknelerinde, mekteplerden getirilen ve uykusuz gecelerle geçen sıralarda, nihai olarak şehadetlerle dolu vatan topraklarında, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni canlı bir şekilde görmek, anlamak, tanımak mümkündür, her vicdan sahibi için de şeref konusudur." Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile TBMM'nin daha da etkinlik kazandığını, asıl fonksiyonuna tam olarak kavuştuğunu, denge ve denetleme vasfının tescillendiğini aktaran Bahçeli, ilaveten kuvvetler ayrımının netleşerek kesinleştiğini belirtti. Bahçeli, TBMM'nin Türk milletinin alın teri, göz nuru, cepheden cepheye verdiği kurtuluş mücadelesinin ilelebet yaşayacak iradesinin mümtaz bir tecelligahı olduğunu vurguladı. "Gazi Meclis, CHP'ye ve müfteri koalisyonunun tahriklerine takılmadan, daha güçlü, gerçek işlev ve tarihi mirasına daha da sahip bir mevkiye erişmiştir" ifadesini kullanan Bahçeli, şu değerlendirmelerde bulundu: "Büyük Millet Meclisi'nin açılması, aziz milletimizin varlığına ve bekasına yönelmiş dayatmalar karşısında neleri göze alıp, neleri başarabileceğinin de imrenilecek bir numunesini teşkil etmiştir. Gerek Büyük Millet Meclisi'nin açılış şartları, gerekse sonradan yaşanan siyasi, sosyal gelişmelerin tamamı; milletimizi küçümseyen, onuruna ve mukaddesatına el ve dil uzatmaya yeltenen, gücünü sınamaya kalkışan mihrakları nasıl bir akıbetin beklediğini anlamaları açısından da tarihi ihtar belgesi olmuştur. Bu nedenle, Millet Meclisimizin açılması ile başlayan sürecin manasını ayrıntıları ile bilmenin, devlet ve millet hayatımızda yeniden karşımıza çıkan benzer tehditlerin doğru anlaşılması bakımından çok önemli olduğunu düşünüyorum. En karamsar ortamda, en müşkül anlarda bile Türk milletine gücü yetmeyenlerin, bugün yeni maceralarla şanslarını bir kez daha denemeye kalkışmaları bu açıdan boş bir gayret olacaktır. TBMM görevinin başındadır, açıktır, Türkiye Cumhuriyeti'nin kalpgahı, Türk milletinin ta kendisidir. Erkenseçimyalan ve yaygarasıyla partimizi tartışmaya yeltenen, küçücük akıllarıyla niyet okuyuculuğuna teşebbüs eden çürüklerin hevesleri boşunadır. Milliyetçi Hareket Partisinin ve Cumhur İttifakı'nın kararı kesindir, seçimler zamanında yapılacak ve bundan da asla taviz verilmeyecektir." Devlet Bahçeli, 23 Nisan 1920 Cuma günü Ulus'taki Taş Bina'da milli iradenin teşekkülüyle birlikte Türkiye Cumhuriyeti'nin temellerinin atıldığını, Kur'an-ı Kerim tilavetleriyle, kesilen kurbanlarla, dudaklardan dökülen aminlerle ve yüreklerden kopan dileklerle ilk Meclisin tarih sahnesindeki muhkem yerini aldığını hatırlattı. TBMM'nin 105'inci yıl dönümünde milletvekillerinin verecekleri her kararda mensubu oldukları Gazi Meclis'in tarihine, şerefine, namusuna ve anlamına uygun hareket etmelerinin vatan ve mukaddesat borcu olduğunu belirten Bahçeli, Meclis'te meşru her görüşün demokratik sınırlar çerçevesinde tıpkı 1920'li yıllarda olduğu gibi özgürce seslendirilmesi gerektiğini belirtti. Bahçeli, TBMM'nin, Türk milletinin irade ve egemenliğinin temsil kurumu olduğunun altını çizerek, şu açıklamalarda bulundu: "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Milletin önünde ve üstünde bir güç yoktur. Dün yedi düvele meydan okuyan, en buhranlı anlarda, en ağır şartlarda bile demokrasinin erdeminden ayrılmayan Gazi Meclis'te her fikre cevaz vardır, ama ihanete, bölücülüğe, bölünmeye icazet yoktur, izin yoktur, fırsat yoktur. Bu tarihi ve milli kararlılığa herkesin riayeti samimi dileğimdir. Cumhuriyetimizden üç yıl önce açılmış olan TBMM, nasıl ki yeni Türk devletinin doğuşunu müjdelemişse, pırıl pırıl çocuklarımız da ülkemizin onurlu ve yüksek geleceğini müjdelemektedir. Bu kutlu günün çocuklarımıza armağan edilmesinin en önemli nedeni ve gerekçesi de bize kalırsa budur. Milletimiz, bağrından yetişen yeni nesillerle varlığını sürdürecek, devletimiz genç kuşaklarla geleceğe umutla bakmaya devam edecektir. Bu vesileyle sevgili çocuklarımızın ve bugünün kendilerine ithaf edildiği dünyadaki bütün çocukların 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nı kutluyorum. Gerçek ve kalıcı barış, huzur, mutluluk ve kardeşlik diliyorum. Yüzyıllarca hüküm sürdüğümüz coğrafyalarda, varlığını feda ederek huzur içinde yatan meçhul kahramanların muhterem hatıralarını minnetle yad ediyorum. Türkiye Cumhuriyeti'nde hayat ve vücut bulmamızı sağlayan kahraman nesilleri, aziz şehitlerimizi, bu kutlu Meclis'i emanet eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü, ilk Meclis'in muhterem üyelerini, ebediyete irtihal etmiş tüm milletvekillerini rahmetle anıyorum. Bu düşüncelerle Gazi Meclis'imizin 105'inci açılış yıl dönümünü iftihar duygularımla kutluyor, aziz milletime esenlikler ve selamet dolu yıllar diliyorum."
Devlet Bahçeli,MHP,Terör Örgütü,Terörle Mücadele
Orta Doğu’nun en karmaşık ve kırılgan diplomatik dosyalarından biri yeniden gündemde:İranileABDarasında yürütülen nükleer müzakereler. Son birkaç aydır, Maskat ve Roma başta olmak üzere çeşitli başkentlerde yürütülen doğrudan ve dolaylı temaslar, uluslararası kamuoyunun gözünü yeniden Tahran ile Washington arasındaki pazarlık masasına çevirmiş durumda. Diplomatik dille süslenmiş açıklamalar, kapalı kapılar ardında yürütülen yoğun teknik görüşmeler ve kamuoyuna sızan sınırlı bilgiler, iki ülke arasında tarihi bir dönüm noktasına işaret ediyor olabilir. ABD-İran ilişkileri, özellikle 2018 yılında Başkan Donald Trump’ın tek taraflı olarak nükleer anlaşmadan (JCPOA) çekilmesinden bu yana gerilimli bir seyir izliyor. Bu karar, sadece İran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini yeniden hızlandırmasına yol açmakla kalmadı; aynı zamanda bölgede vekâlet savaşlarının daha da sertleşmesine neden oldu. 2020 yılında İranlı General Kasım Süleymani'nin ABD tarafından öldürülmesi ve sonrasında karşılıklı misillemelerle tırmanan kriz, iki ülke arasında doğrudan çatışma riskini hiç olmadığı kadar artırmıştı. Günümüzde ise tablo daha karmaşık: İsrail'in 7 Ekim 2023’te başlayanGazzesoykırımının ardından bölgesel dengeler yeniden şekillenmeye başladı. İsrail’in İran’a yönelik hedefli hava saldırıları, Tahran’ın Suriye, Lübnan,Yemenve Irak’taki vekil güçlerinin sistematik biçimde hedef alınması, İran’ın nükleer ve balistik kapasitesini gözler önüne seren hamleleri, diplomatik bir çerçeve içinde yeni bir hesaplaşma sürecinin başladığını gösteriyor. İşte bu bağlamda, Umman’da başlayan ve Roma’da devam eden müzakereler yalnızca nükleer silahlar, santrifüjler ya da zenginleştirilmiş uranyumla sınırlı değil. Müzakere masasındaki başlıklar;balistik füzeprogramından bölgesel milis güçlerin tasfiyesine, askeri üslerin uluslararası denetime açılmasından ekonomik yaptırımların kaldırılmasına kadar uzanan geniş bir yelpazeyi kapsıyor. Bu süreçte, ABD ve İran yalnızca birbirlerini değil; aynı zamanda İsrail, Suudi Arabistan,Rusyave hatta Avrupa ülkelerini de içeren çok katmanlı bir diplomasi satrancı oynuyor. Taraflar, görünürde birbirine rest çekerken, perde arkasında taviz ve kazanım hesapları yapıyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın sürece ilişkin “diplomasiye açık ama askeri seçeneğe de hazırız” mesajı, bu çelişkili atmosferin en net yansımalarından biri. Peki gerçekten Tahran ile Washington ne konuşuyor? Müzakerelerde hangi başlıklar ön planda? İran’ın kırmızı çizgileri neler, ABD’nin nihai hedefi ne? Güvenlik Analisti Dr. Hurşit Dingil’in değerlendirmeleri ve açık kaynaklara yansıyan teknik bilgiler eşliğinde, bu çok katmanlı müzakere sürecinin perde arkasını inceledik. [İki ülke arasındaki müzakerler sadece nükleer enerjiyle sınırlı değil. Fotoğraf: DepoPhotos] Açık kaynaklara yansıyan bilgiler, müzakerelerin içeriğinin oldukça detaylı ve kapsayıcı olduğunu gösteriyor. ABD tarafının öne sürdüğü temel şartlar arasında İran’ın balistik füze programının sınırlandırılması, özellikle orta menzilli füzelerin kaldırılarak 300 km menzil sınırına çekilmesi yer alıyor. Ayrıca, uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin tamamen durdurulması, mevcut yüzde 60 oranındaki yaklaşık 275 kg’lık zenginleştirilmiş uranyumun sıfırlanması ve İran’daki tüm askeri üslerin kapsamlı bir uluslararası denetime açılması talep ediliyor. Bu şartlar, bazı uzmanlar tarafından 2003 Libya modeliyle kıyaslanıyor. Ancak İran, bu modele güçlü bir biçimde karşı çıkıyor. Nitekim Roma’da gerçekleşen ikinci tur görüşmelerde, nükleer faaliyetlerin tamamen sıfırlanması yerine barışçıl amaçlarla sınırlı oranda sürdürülmesi konusunda uzlaşı sağlandığı duyuruldu. ABD Başkanı Donald Trump, müzakerelere dair yaptığı açıklamalarda İran’a yönelik olası bir askeri müdahaleye sıcak bakmadığını belirtti. Ancak aynı zamanda, İran’ın “Libya modeli”ne yaklaşmaması durumunda tüm seçeneklerin masada olduğu uyarısında da bulundu. Trump’ın yaklaşımı, İsrail’i süreçten uzaklaştırırken,Suudi Arabistangibi aktörleri dengeleyici bir unsur olarak öne çıkarmasıyla dikkat çekiyor. Güvenlik Analisti Dr. Hurşit Dingil’e göre müzakere başlıkları sadece nükleer temayla sınırlı değil. Özellikle 7 Ekim 2023 sonrasıİsrailve İran arasında yaşanan hedefli saldırılar, vekil güçler meselesinin de görüşmelerin önemli bir parçası haline geldiğini gösteriyor. Dingil, “İran’ın Lübnan, Suriye, Yemen ve Irak’taki vekil güçlerinin aşamalı biçimde tasfiye edildiği, bu eğilimin müzakerelerin bir sonucu olarak değerlendirilebileceğini” ifade ediyor. Son haftalarda Hizbullah’ın kısmi silahsızlanma sürecine girmesi veHaşdi Şabigibi yapılarla ilgili tartışmalar, bu başlığın pazarlık alanı olarak kullanıldığını düşündürüyor. İran’ın tüm vekil güçlerinden vazgeçmek yerine bazı coğrafyalarda geri adım atarak stratejik denge aradığına dair emareler de söz konusu. İsrail’in 2024 nisan ve ekim aylarında gerçekleştirdiği hava saldırılarında, İran’ın katı yakıtlı füze tesisleri ve uranyum zenginleştirme altyapısı hedef alındı. Hurşit Dingil, bu saldırıların “ABD’nin onayı ve istihbarat desteğiyle” gerçekleştiğini belirtiyor ve bu operasyonların İran’ın savunma kapasitesini kırılganlaştırma stratejisine işaret ettiğini vurguluyor. İran ise bu tehditlere karşılık olarak mart 2025’te yer altı füze envanterini kamuoyuna gösterdi. Uzmanlara göre bu adım, müzakerelerde pazarlık gücünü artırmaya yönelik bir psikolojik harp stratejisinin parçası. [ABD savaş uçakları bir süredir İran destekli Husileri vuruyor. Fotoğraf: AA] Roma görüşmeleri sonrası dikkat çeken bir diğer gelişme, ABD’nin sürece Avrupa Birliği (AB) ülkelerini doğrudan dahil etmemesi oldu. Bu durum, 2015 Nükleer Anlaşması’ndan farklı olarak Almanya,İngiltereve Fransa’nın sürecin dışında bırakıldığını ortaya koyuyor. Bunun yerine Rusya ve Suudi Arabistan gibi aktörlerin “üçüncü ülke” rolüyle öne çıktığı görülüyor. İran Dışişleri Bakanı Abbs Erakçi’ninMoskovaziyaretinde Rusya’nın uzmanlığına vurgu yapması ve Suudi Savunma Bakanı’nın Tahran ziyareti, bu stratejik kaymayı teyit ediyor. Tüm bu gelişmeler ışığında, İran ile ABD arasındaki müzakerelerin aşamalı ve çok boyutlu bir seyir izlediği görülüyor. Hem vekil güçlerin kontrolü, hem nükleer faaliyetlerin sınırlandırılması hem de balistik füze programının geleceği, pazarlık sürecinin ana hatlarını oluşturuyor. Ancak taraflar arasında kalıcı bir uzlaşı sağlanamazsa, müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanması yeni bir gerilim dalgasının önünü açabilir. Diplomasi ihtimali hala masada, ama silahların gölgesi de her zamankinden daha yakın.
ABD,ABD İran ilişkileri,Donald Trump,İran,İran Nükleer Kriz,İsrail,İsrail'in Gazze Soykırımı
ODTÜDeniz Bilimleri Enstitüsünden 15 bilim insanı, Bilim-2araştırmagemisi ile Marmara Denizi'nde 10 gün boyunca 60 ayrı istasyonda inceleme yaptı. Enstitünün yaptığı en kapsamlımüsilajseferi olan ve geçen hafta tamamlanan çalışma kapsamında, çeşitli derinliklerden numuneler alınarak gemideki laboratuvarlarda analiz edildi. Gemiseferi öncesinde de yüksek çözünürlüklü, otonom deniz araçlarıyla 1 ay boyunca veri toplandı. Toplanan verilerin analizleri sonucunda Marmara Denizi’ndeki müsilaja neden olan ve olabilecek kirlilik, tuzluluk, sıcaklık, klorofil, fitoplankton, zooplankton,oksijenve ışık miktarı ile bulanıklığın nedenlerine ilişkin bulgular elde edildi. Bu bulgular, enstitünün 2021 yılında yapılan müsilaj çalışmalarındaki verileriyle kıyaslandı. Analizler sonucunda ortaya çıkan verilerle 2021'den günümüze evreleri ortaya koyacak şekilde 3 ayrı harita hazırlandı. Bunların ilki, Haziran 2021'de müsilajın en yoğun şekilde görüldüğü döneme ait harita oldu. Eylül 2021'i gösteren ikinci haritada, müsilajın azaldığı ve temizleme çalışmalarının etkili olmaya başladığı görüldü. Nisan 2025'i gösteren üçüncü harita müsilajın yeniden yoğunlaşmaya başladığını, 2021 Haziran ayına benzer şekilde denizin neredeyse tamamını kapladığını ortaya koydu. Soruları yanıtlayan ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Barış Salihoğlu, kapsamlı bir müsilaj haritalandırması yaparak bu dönemle 2021'deki ağır müsilaj dönemini ve müsilaj sonrası dönemi karşılaştırdıklarını belirtti. Salihoğlu, 2021'deki müsilajdan önce Karadeniz suyunun girişinde 10 aylık bir düşüş gördüklerini, şu andaki tablonun da buna benzediğini, kirlilik yükü ve oksijen azlığının yüksek seyrettiğini vurguladı. Çanakkale'den itibaren, Marmara Denizi'ndeki her bölgede müsilaj tespit ettiklerini aktaran Salihoğlu, 2021'deki kadar yoğun müsilaj dağılımı olmadığını, müsilajın yüzeye henüz çıkmadığını, daha çok ara tabaka olarak adlandırdıkları 20-30 metrede bulunduğunu söyledi. Salihoğlu, "Şu an baktığımızda başlangıç evresi gibi görünüyor. Çünkü fitoplankton dediğimiz organizmaların yoğun ürediğini görüyoruz. 2021 Haziran'ında da bunu görmüştük. Şu anda bir tüketim başladığını da görmüyoruz. Dolayısıyla bu üretimin bir süre daha devam edeceği kesin gibi. Devam edecek üretim daha yoğun bir müsilaja yola açar mı? Bizim hipotezimize göre bunun belirleyicisi Karadeniz'den girecek su olacak" dedi. Karadeniz'in daha fazlayağışve nehir girdisi almasının iki deniz arasındaki su değişimini sağladığını anlatan Salihoğlu, iklim değişikliğiyle beraber artan kuraklıkla bunda bir azalma gördüklerini ve bu durumun kendilerini kaygılandırdığını ifade etti. Marmara'nın üst suyunun değişmesi için Karadeniz'den girdi gerektiğini dile getiren Salihoğlu, bu düştükçe Marmara'nın üst suyunun değişmeyeceğini, Çanakkale'den su çıkışının da yavaşlayacağını kaydetti. Müsilajın sebebi olarak durağanlığın gösterildiğini söyleyen Salihoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: "Esas durağanlık, bizim hipotezimiz, Karadeniz'den giren suyun azalmasıyla Marmara üst suyunun Akdeniz'e doğru itilmesinin azalması. Bunun müsilaj öncesi dönemlerde hep azaldığını gördük. Şu an burada kurak dönemlerden geçiyoruz, belki bundan sonraki yıllar kurak devam edecek. Dolayısıyla Marmara'da müsilaj riski şu anda düşündüğümüzden de fazla artmış durumda. Müsilaj riski artık her zamankinden daha fazla çünkü kurak dönemler müsilajı tetikler." Müsilajın 2021'deki kadar yoğun olabileceğine dikkati çeken Salihoğlu, en büyük riskin oksijen azlığı ile kirlilikteki yüksek değerler olduğunun ve bunların bir an önce düşürülmesi gerektiğinin altını çizdi. Salihoğlu, şu değerlendirmelerde bulundu: "Haziran gibi daha net bir tablo göreceğiz.Tabiimüsilaj denizin altında olduğu sürece çok dikkati çekmiyor. Yüzeye çıktığı takdirde dikkat çekiyor. Müsilajın hangi şartlarda yüzeye çıkacağı ayrı bir konu ama özellikle uzun süren, durağan bir dönemde sonra boğazdan hızlı bir jet girdisi bu derin suyun yüzeye çıkmasına ve bu fiziksel etkenler müsilajın da kümelenip yüzeye çıkmasına yol açıyor. Eğer yoğun müsilaj oluşursa o zaman yüzeyde de müsilajı görmeye başlama olasılığımız yüksek." Bilimsel Seferler Koordinatörü Dr. Hasan Örek ise müsilajın tetikleyici nedeninin denizin içindeki üretim, üretimin en önemli faktörünün ise ışık ve suyun içindeki besin elementleri olduğunu kaydetti. Örek, çok aşırı alg üretiminden sonra genellikle müsilaj oluştuğuna işaret ederek "Şu anda alg üretimi hemen hemen tüm deniz baseninde çok yüksek düzeyde. Bizim bulgularımızda Marmara'nın her yerinde bir müsilaj var, 2021 yılı kadar dramatik değil. Ancak o seviyeye gelip gelmeyeceğini bilemeyiz tabii ki. Havaların ısınmasıyla üretimin daha da artacağını düşünüyoruz. Üretim artarsa ve gerekli stres faktörleri de müsilaj olmasını tetiklerse, bu müsilajın ölçeği büyüyebilir, artabilir" uyarısında bulundu. Marmara'da şartların her zaman müsilaja uygun olduğu tespitini paylaşan Örek, Karadeniz kıyılarında son yıllarda görülen müsilajın Marmara'yı her organik yük gibi olumsuz etkileyebileceğinden bahsetti. Örek, "Marmara bütçesine giren her organik yükün faturası oksijene kesilir günün sonunda. Daha düşük oksijen, daha kırılgan bir Marmara demek. 2022 yılında Marmara Denizi'nde müsilaj etkisi kaybolmuştu. Ancak şimdi, 2025 Nisan ayı itibarıyla yaptığımız taramalarda, Marmara'nın her bölgesinde tekrar müsilaj tespit ettik. Üstelik bu kez sadece körfezler ve kapalı alanlarda değil, açık denizlerde de müsilaj var" sözlerini sarf etti. Doktor Öğretim Üyesi Mustafa Mantıkcı da şu anda 15-25 metre arasında müsilajın aktif olarak önlerinde durduğu ve su sıcaklığının bu derinliklerde 10-11 derece olduğu bilgisini paylaştı. Marmara'nın yüzeyinin oksijen bakımından bu dönemde iyi göründüğüne ancak yüzey sularının ısınması ile oksijen tüketiminin hızlanacağına değinen Mantıkcı, "2021 yılında olduğu gibi haziran ayında su sıcaklığının artmasıyla müsilaj tüm yüzeye yayılabilir. Şu anda bir şeyin arifesindeyiz, müsilaj Marmara'nın her tarafında var fakat soğuk su içerisinde şu an. Bunun ısınacağı versiyonunu göreceğiz aslında" ifadesini kullandı.
Müsilaj,Marmara Bölgesi,Deniz Kirliliği,Karadeniz Bölgesi,Çevre Kirliliği
AK PartiGenel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel BaşkanıRecep Tayyip Erdoğanbaşkanlığında, AK Parti Konferans Salonu'nda gerçekleştirilen Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) toplantısına ilişkin açıklamalarda bulundu. MKYK'da, Yenişehir Belediye Başkanı Ercan Özel ile Karacabey Belediye Başkanı Fatih Karabat'ın AK Parti'ye katıldığını ifade eden Çelik, Özel ve Karabat ileyerel yönetimlerkonusunda AK Parti'nin hizmetin adresi olması yönündeki güçlü iradesinin aynen devam edeceğini söyledi. AK Parti belediyeciliği açısından Cumhurbaşkanı Erdoğan'ınİstanbulBüyükşehir Belediye Başkanlığının bir referans ve örnek olduğunu vurgulayan Çelik, şunları kaydetti: "Cumhurbaşkanımızın belediye başkanlığı, AK Parti belediyeciliği açısından her zaman halkla buluşma, halka doğru hizmetler götürme ve yerelden genele doğru demokrasiyi güçlendirme, halkın iradesini güçlendirme, hak temelli bir takım hizmetlerin yerine getirilmesi bakımından yol göstericidir. Bütün belediye başkanlarımızla, demokrasinin asli temelini oluşturan yerelden genele doğru vatandaşımızın sokaklarda, beldelerde, en kılcal damar diyebileceğimiz alanlarda görüşlerini, iradesini dinleyerek yerel yönetimlerden genele doğru bu şekildeki siyasetimizi sürdürmeye devam edeceğiz." Çelik, Papa Franciscus'ın hayatını kaybetmesi nedeniyleVatikandevleti ve bütün Hristiyanlara, Katolik alemine başsağlığı diledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ziyareti sırasında Papa Franciscus ile tanıştığını dile getiren Çelik, şunları ifade etti: "Yıllar evvel ABD'nin büyükelçiliğini Kudüs'e taşıma konusunda verdiği karardan sonra ortaya koyduğu sağduyulu irade, Papa'nın bütün bu süreçlerde son derece dengeli, güçlü ve hakkaniyetli mesajlarının bir örneğiydi. Yine son mesajı daGazzeile ilgili oldu. Gazze ile ilgili mesajında, 'Silahsız sivillerin, okulların, hastanelerin veya yardım çalışanlarının hedef alınması karşısında sessiz kalamayız. Bunlar hedef değil, nefes alan, onuru olan insanlar. Silahlar sussun, rehineler serbest bırakılsın, açlık çeken halka yardım ulaştırılsın. İnsanlar barış dolu bir gelecek istiyor.' diyordu. Papa'nın Hristiyan alemine ve bütün insanlara seslendiği son mesajı, Gazze çerçevesinde son derece hakkaniyetli ve doğru bir mesajdı." Çelik, dostu,TBMMBaşkanvekili Sırrı Süreyya Önder'in geçirdiği rahatsızlıktan dolayı son derece üzgün olduklarını belirtti. Alanında en iyi doktorların Önder'e gerekli müdahaleleri yaptığını, tedavi sürecinin büyük bir hassasiyetle yürütüldüğünü aktaran Çelik, şunları kaydetti: "Sırrı Bey ile uzun zamandır tanışırız. Felsefe, sanat, siyaset konusunda uzun yıllardır sohbetlerimizin olduğu bir arkadaşımız. Onun rahatsızlığı, dokunduğu insanların, Türkiye'de toplumsal birliğimizin, kardeşliğin güçlenmesi bakımından yapmaya çalıştıklarının herkesin hafızasında parça parça nasıl yer ettiğini ve bunun nasıl takdir edildiğini gösterdi. Türkiye'nin 'Terörsüz Türkiye' hedefine ulaşması bakımından ortaya koyduğu kıymetli yaklaşımın nasıl takdir edildiği, şimdiye kadar sanat, siyaset, düşünce alanında ortaya koyduklarının iz bıraktığı ve sağlığına kavuşmasıyla birlikte devam etmesinin arzulandığı görülmüş oldu. Dostumuza acil şifalar diliyoruz. Terörsüz Türkiye sürecini güçlü bir şekilde sahipleniyordu." Çelik, Önder ile Terörsüz Türkiye sürecinin devam ettiği son zamanlarda, Meclis çalışmaları bittiğinde buluştuklarını, gece yarılarına kadar süren sohbetlerinin olduğunu dile getirdi. Bu sohbetlerde zaman zaman Önder'in sağlık durumunun gündeme geldiğini aktaran Çelik, şunları kaydetti: "Sağlığı konusunda hassas olması gerektiğini söylerdik. Doktorları, ortak arkadaşlarımız. Onlarla da düzenli bir şekilde tedavi alması gerektiğini ifade ederdik. 'Ecel ölüme manidir, şu işin sonucunu bir görelim, sağlığımıza daha çok kuvvetle asılırız.' derdi. Biz de bu işleri sonuca ulaştırmak için sağlıklı olmak gerektiğinden sürekli bahsettik. Dua ediyoruz. Muhterem annesine, kızı Ceren'e, kardeşlerine, bütün sevenlerine geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. İnşallah sağlığına kavuşacak. Enerjisiyle, güler yüzlülüğüyle, bütün bu süreçlerde köprü kurma kabiliyetiyle, ne olursa olsun umudu ayakta tutan ve konuya sahiplenen yaklaşımıyla, gülümsemesiyle, umuduyla en kısa zamanda tekrar aramızda görmek istiyoruz. Bu vesileyle birtakım kötü, çirkin tartışmalar, yaklaşımlar söz konusu oldu. Bu hepimizi üzdü ama bunların üzerinde durmaya gerek yok. İyi şeyleri, iyi yaklaşımları, kardeşliği, doğru sözleri öne çıkarmak lazım. Kem söz söyleyenleri kendileriyle baş başa bırakmak lazım." Geçmişte bazı uygulamalar sebebiyle Kürt vatandaşların üzerindeki ret, inkar ve asimilasyon politikalarını, hükümetleri döneminde büyük demokratik reformlara imza atarak kaldırdıklarını anımsatan Çelik, bunun üzerindeki vesayetin kalkması için, çok riskli zamanlarda, siyasi suikast tehditlerine rağmen bu yolu Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın liderliğinde yürüdüklerini söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin ortaya koyduğu irade ve tarihi çağrıyla yepyeni bir sayfa açıldığını belirten Çelik, özellikle dünyanın içinden geçtiği kaos ortamı göz önüne alındığında, toplumsal birliği derinleştirmenin, demokrasi ölçeğini büyütmenin, bölgedeki halklarla, yakın komşularla ve farklı halklarla daha çok dayanışma içerisinde olmanın ne kadar kıymetli olduğunun herkes tarafından görüldüğünü kaydetti. Etrafı kana bulamak, kaos çıkarmak, bölgede fitne siyaseti yoluyla kendi çıkarlarını garanti altına almak için bölge halklarına dönük birtakım felaket senaryoları getirmek isteyen odakların faaliyet halinde olduğuna dikkati çeken Çelik, "Devletimiz ve siyasi tecrübemiz bütün bu müktesebata sahiptir. Şimdiye kadar bu geçtiğimiz zaman içerisinde defalarca bunlarla mücadele ettik. Bölge halklarının başına felaket getirmeye çalışanlara karşı bu dirayetli duruşu gösterdik." diye konuştu. Çelik, "Terörsüz Türkiye" hedefinin öncelikle vatandaşların faydasına olacağına işaret ederek, "İnşallah yakın zamanda birtakım gelişmelerle birlikte 'Terörsüz Türkiye' sürecinin doğru hedeflere, doğru zamanlarda hem ülkemizin yararına olacak hem vatandaşlarımızın ortak gelecek idealine katkı sağlayacak hem de bölge halklarının dayanışmasına ve barışına katkı sağlayacak şekilde hayata geçeceğini hep beraber göreceğiz." ifadelerini kullandı. Türkiye'ye yakın bölgelerdeki savaşları, Suriye'de Esed rejiminin sona ermesinin ardından yaşanan olayları, İsrail'in Lübnan ve Suriye'deki operasyonlarını, Netanyahu hükümetinin Gazze'deki soykırımını hatırlatan Çelik, en son ABD Başkanı Donald Trump'ın getirdiği yeni gümrük tarifeleriyle bütün güç dengelerinin yeniden ele alınacağı bir döneme girildiğini söyledi. Türkiye'nin bütün bu tablonun merkezinde yer aldığına dikkati çeken Çelik, ülkenin en büyük gücünü vatandaşların birliği ve dirliğinden aldığını vurguladı. Çelik, Türkiye'nin devlet ajandasının ve aklının berrak bir şekilde çalıştığının, kendi gündemine hakim olduğunun altını çizerek, Terörsüz Türkiye'nin, Türkiye'nin demokratik ölçeğinin büyümesi, siyasetin yeni ufuklara ulaşması açısından da önemli olduğunu ifade etti. Demokrasiden bir taviz olmaksızın, devletin nitelikleri ve milletin tanımı konusunda herhangi bir tartışma, müzakere, pazarlık, al-ver süreci bulunmaksızın, "ortak gelecek, vatan ve değerler" idealini daha da güçlendirecek şekilde bütün bu süreçlerin gelecek dönemde de yürütüleceğini dile getiren Çelik, "Bunun dışarıya yansımasına baktığınızda da güç dengesinin yeniden şekillendiği bir ortamda, herkes bölge halklarına yeni felaketler üretirken, bir tek Türkiye'nin bölge halkları arasında daha çok dayanışma, birliktelik, dirlik, ve ortak refah üretme konusundaki iradesinin pozitif olarak ayrıştığını ve bunun herkes tarafından takdir edildiğini görüyoruz." diye konuştu. Çelik, Türkiye'nin devlet aklıyla, sabırla, teenniyle bütün bu meseleleri iyi bir şekilde değerlendirerek, hızlı ve etkili adımlar atarak sonuçlara ulaşacağını söyledi. Uyuşturucuyla mücadelenin önemine işaret eden Çelik, İçişleri Bakanlığının bu konuda "Narkokapan" adıyla bir operasyonu hayata geçirdiğini, bu kapsamda yüksek teknik takibin yapıldığını ve İHA'ların da katkılarıyla 700'e yakın uyuşturucu tacirinin gözaltına alındığını hatırlattı. Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığının koordinasyonunda zehir tacirlerinin toplum gündeminden çıkarılması konusunda etkili sonuçlar üretildiğinin altını çizen Çelik, "Vatandaşlarımızın bize dönük bu çerçevedeki uyarılarını her zaman aklımızda tuttuğumuzu ve bu meseleyi en yakın şekilde takip etmeye devam edeceğimizi ifade ediyoruz." şeklinde konuştu. "Normal Doğum Eylem Planı"na ilişkin soru üzerine Çelik, "Burada düşünülen şey annenin ve çocuğun, bebeğin sağlığını düşünme ve bu çerçevede bir yaklaşım geliştirme konusundadır." diye konuştu. Konunun uzun zamandır dünyada da tartışıldığını, bu konuda hekimlerin karar vermesinin gerekliliğini vurgulayan Çelik, "Buradaki temel yaklaşım, hem annenin hem bebeğin sağlığını düşünerek gereksiz cerrahi müdahalelerin olmaması gerektiği konusunda bir hassasiyet geliştirmekle ilgilidir. Yoksa kadınlarımıza dönük bir dayatma ya da onların tercihlerine dönük bir müdahale gibi algılanması, bunun bazı siyasiler tarafından böyle sunulmaya çalışılması doğru değil." değerlendirmesinde bulundu. Çelik, konuyla ilgili "yanlış değerlendirme" yapılmamasını arzu ettiklerini belirterek, şöyle devam etti: "Gerekli olmayan zamanlarda endikasyon üretecek şekilde birtakım tıbbi müdahaleler yapılıyor. Aslında bu tıbbi de değil gayri tıbbi bir müdahale olmuş oluyor. Tabii ki annenin, bebeğin sağlığı söz konusuysa doktor kararıyla bu işlemlere uygun yol her zaman mümkündür. Bunların yapılması söz konusu olacaktır. Burada önemli olan annenin ve bebeğin sağlığının korunmasıdır. Onun dışında ise gereksiz cerrahi müdahale, gereksiz bir şekilde başka sonuçlar doğuracak bir şey olmasın diye bu normal doğum konusunda farkındalık üretmek ve hassasiyet üretmek için bu cümleler kuruluyor, bu kampanyalar yapılıyor. Burada bizim için esas olan tabii ki annenin ve bebeğin sağlığının korunması ve hiçbir vatandaşımıza dönük olarak gerekli olmayan bir cerrahi işlemin söz konusu olmamasıdır. Onun dışında kadınlara dayatma yapılıyor ya da işte müdahale ediyor gibisinden yaklaşımlar doğru değildir." AK Parti Sözcüsü Çelik, "CHP'nin Yozgat mitingine CHP yöneticilerinin taşındığı" yönündeki açıklamaların anımsatılması üzerine, bu konuda kendilerini ilgilendiren bir tarafın bulunmadığını söyledi. CHP'li siyasetçiler ve yayın organlarının, CHP'nin Yozgat mitingini AK Parti'nin aynı yerde yaptığı mitingle kıyasladıklarını dile getiren Çelik, "Demek ki burada ölçü AK Parti'dir, AK Parti'nin yaptığı mitingdir. Biz meydanların partisiyiz, kitlelerin partisiyiz. Bu açıdan bakıldığında biz, kitlelerin partisi, meydanların partisi, büyük demokrasi yürüyüşlerinin, büyük demokrasi buluşmalarının, seçimlerdeki büyük demokratik başarıların partisi olarak Türkiye'nin en önemli referansı olmaya devam ediyoruz. Muhalefet partileri yaptığı mitingleri bile AK Parti'nin, Cumhur İttifakı'nın yaptığı mitinglerle mukayese etme ihtiyacı hissediyorlar." dedi. AK Parti Sözcüsü Çelik, TBMM Başkanvekili ve DEM Parti İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder'in geçirdiği rahatsızlık hatırlatılarak, "İmralı heyetinin dördüncü kez bir ziyarette bulunduğunu biliyoruz. Bu ziyaretin ardından süreç hızlanır mı?" sorusuna, "İnşallah bu ay içerisinde bu sürecin belli bir aşamaya geldiği birtakım gelişmeler olabilir. Tabii bu süreçlerin belli bir takvimi yok." dedi. Belli şeylerin olgunlaşmasıyla bazı şeylerin gündeme geldiğine işaret eden Çelik, "Bu ziyaret trafiği dahil olmak üzere bütün bunlar şununla ilgilidir, sonuçta Türkiye bu 'Terörsüz Türkiye' hedefine ulaşsın. Terör örgütünün İmralı'dan yapılan çağrıdan sonra kongresini toplaması ve kendisini feshetmesi bir dönüm noktası olacaktır. Silahların bırakılması bu çerçevede bir dönüm noktası olacaktır." ifadelerini kullandı. Bölücü terör örgütünün silah bırakmasının bölgeyi terör üzerinden istikrarsızlaştırmak isteyenlerin aleyhine olduğunu vurgulayan Çelik, "Bölgede daha çok dayanışma, daha çok kardeşlik isteyenlerin, Türkiye'nin içinde birlik ve dirliğin pekişmesini isteyenlerin ve yakın coğrafyamızda kardeşliğin, dayanışmanın güçlenmesini isteyenlerin de lehine bir durum ortaya çıkaracaktır." diye konuştu. AK Parti içerisinde sürecinin yakından takip edilmesi adına kurulmuş bir heyetin bulunduğunu aktaran Çelik, şöyle devam etti: "Bu heyet söyleyebilirim ki hemen hemen günaşırı toplantı yaparak bu süreci yakından takip ediyor. Dediğim gibi bunu Türkiye'nin hem kendi açısından hem de bölgedeki dayanışma ve bölgedeki felaket senaryolarının engellenmesi açısından stratejik bir kazanım olarak değerlendiriyoruz. Sayın Cumhurbaşkanı'mızın ve Sayın Bahçeli'nin ortaya koyduğu irade bunu güçlü bir şekilde sahiplenmektedir. DEM Parti'nin yaptığı ziyaretler çerçevesinde de burada bütün görüşler açık bir şekilde konuşulmuştur." Konuyla ilgili muhalefet tarafından yanıltıcı yaklaşımların gündeme getirildiğini söyleyen Çelik, şunları kaydetti: "Burada doğru siyaset üretmek lazım. Normal doğum meselesinden işte bu sürece kadar birçok alanda maalesef yalan siyaseti diyebileceğimiz birtakım işlere imza atılıyor. Buradaki esas mesele, Türkiye'nin içerisinde uzun zamandır demokrasinin ölçeğini büyüterek herhangi bir şekilde etnik temelli oluşturulmaya çalışılan bütün problemlerin önüne geçilmesi. Bizim yaklaşımımız baştan beri bu şekildedir. Burada iki nokta vardır. Bir tanesi kültürel problemlerin, yani gerek etnik alanda gerek mezhebi alanda gerek kimlik alanındaki kültürel problemlerin çözümü. Tek tek, tekil bir şekilde meselelerin ele alınması değil, daha yüksek bir perspektiften demokrasinin ölçeğinin büyütülmesi çerçevesindedir. Onun da etnik ya da mezhebi ya da kimlikçi birtakım referanslarla değil, demokratik standartların yükseltilmesi ile yani reform siyasetiyle yapılması gerekir. Bölge açısından baktığımızda ise terör örgütlerinin birtakım odaklar tarafından bölgeyi istikrarsızlaştırıcı faaliyetlerine karşı terör örgütlerinin denklemden çıkarılması ve bölge halkları arasındaki dayanışmanın daha kuvvetli hale getirilmesi söz konusu olduğunda bölgeyi istikrarsızlaştırmaya çalışan odakların faaliyetleri de zeminsiz kalacaktır." Eski TBMM Başkanı Bülent Arınç​​​​​​​'ın katıldığı bir televizyon programında, İstanbul Büyükşehir Belediyesindeki yolsuzluk ve terör soruşturmalarına ilişkin değerlendirmelerine ilişkin soru üzerine Çelik, Arınç'ın görüşlerinin AK Parti'yi yansıtmadığını vurguladı. Çelik, "Bülent Bey'in söyledikleri AK Parti'yi, kurumlarını temsil eden görüş değil. Bunlar Bülent Bey'in kişisel görüşleri, dolayısıyla o değerlendirmeyi kendisine sormak gerekir. Bu şekilde değerlendirilen görüşlerin, AK Parti'nin kurumsal görüşleriyle hiçbir ilgisi yoktur." ifadelerini kullandı.
AK Parti,Ömer Çelik,Sırrı Süreyya Önder,Terör Örgütü,Terörle Mücadele
Yağışlar yurt genelinde etkisini gösterecek. Çarşamba gününden itibaren iç ve kuzey bölgelerdesağanakbekleniyor. Hafta sonuna doğru ise yağışlar Akdeniz Bölgesine inecek. MeteorolojiGenel Müdürlüğü tarafından yapılan tahminlere göre perşembe günü yağışlar Karadeniz ve Ege bölgelerinde yer yer kuvvetli olacak. Bu bölgelerde sağanak ve gök gürültülü sağanak görülecek. Sıcaklıklar ise yurt genelinde mevsim normallerinde seyretmeye devam edecek. Ankara'da pazartesi ve salı günüyağışbeklenmiyor. Hava sıcaklığı 23 derece olacak. Çarşamba günü sıcaklık düşecek, yağış etkili olacak. İstanbul, perşembe günü yağışlı. Termometreler 21 dereceyi gösterecek. İzmir'de salı gününden itibaren yağış bekleniyor. Sıcaklık 26 derece civarında seyredecek. Hava Durumu Uyarıları için tıklayın
Hava Durumu,Hava Sıcaklıkları,Meteoroloji,Sağanak,Yağış
Dışişleri Bakanlığıkaynaklarına göre; görüşmede, Gazze’de ateşkes sağlanmasına yönelik çabaların ele alındığı belirtildi. İsrail’in Gazze’ye insani yardım girmesini engelleyerek Filistin halkını açlığa mahkum etmek istediğine dikkat çekildi. İnsani yardımın bölgeye ulaştırılması için uluslararası toplumun daha yoğun çaba göstermesi gerektiği kaydedildi. Filistinlileri anayurtlarından atmaya dönük çabaların kabul edilemez olduğu vurgulandı. Görüşmede, Batı Şeria’daki durum da değerlendirildi. İsrail’in işgali kalıcı hale getirmek üzere attığı adımların bölgesel barışı tehdit eden boyutlara ulaştığına dikkat çekildi. Görüşmede ayrıca, Filistinli gruplar arası uzlaşı sağlama çabaları da ele alındı. Dışişleri Bakanı Fidan, Filistinli gruplar arasında birlik sağlanmasının önemine değinerek, Türkiye’nin bu yöndeki çabalara her türlü katkıyı sunmaya hazır olduğunu belirtti.
Dışişleri Bakanlığı,Gazze,Hakan Fidan,Hamas
Bakü Ağır Ceza Mahkemesi'nde aralarında Karabağ'daki sözde yönetimin siyasi ve askeri yetkililerinin de bulunduğu 15 kişi yargılanıyor. Cuma günü görülen son duruşma, Hocalı kasabası ve etrafındaki köylerde yaşanansoykırımve toplu katliamlara tanıklık eden Azerbaycanlıların dinlenmesiyle başladı. Ardından katliama ilişkin görüntüler mahkeme heyetine gösterildi. Azerbaycan'ın dinmeyen acısı: Hocalı Katliamı Zanlılardan Madat Babayan sorgusunda, sivillere ateş açması emrini üstlerinin verdiğini söyledi. Kendisinin bu emri uyguladığını itiraf etti. Azerbaycanordusunun 19 Eylül 2023'te Karabağ'da başlattığı antiterör operasyonları kapsamında yakalanan zanlılar, işgal döneminde bölgede işlenencinayetve işkenceden sorumlu tutuluyor. Bir sonraki duruşma 21 Nisan'da görülecek. Ermeni kuvvetleri, 1991’in son günlerinde harekete geçti. Hocalı’ya çıkan yolları ve civardaki köyleri ele geçirdiler. Öyle ki şehre yiyecek yardımı bile helikopterle havadan atılarak yapılabiliyordu. Aylar süren saldırılarını 25 Şubat 1992'de yoğunlaştıran Ermeniler, gece Sovyet Rus ordusunun o zaman Hankendi'de bulunan 366. motorize alayının da yardımıyla üç koldan saldırdı. Sadece işgalle yetinmeyen Ermeniler, sivilleri toplu şekilde katlederek, esirlere acımasızsa işkence yaparak 20. yüzyılın en kanlı katliamlarından birini gerçekleştirdi. Daha önce 7 bin kişinin yaşadığı Hocalı'da savunmasız durumdaki 106'sı kadın, 70'i yaşlı, 63'ü çocuk 613 Azerbaycan Türkü hayatını kaybetti. Katliamdan 487 kişi ağır yaralı kurtuldu, Ermeni güçleri 1275 kişiyi esir aldı, bunların 150'sinden hala haber alınamadı. Katliamda 8 aile tamamen yok edildi, 25 çocuk her iki ebeveynini, 130 çocuk ise ebeveynlerinden birini kaybetti. Katledilenlerin adli tıp muayeneleri ve şahit ifadeleri, Hocalı sakinlerinin kafa derilerinin soyulması, kurak, burun, cinsel organlarının kesilmesi, gözlerinin çıkartılması gibi kadın, yaşlı ve çocuk ayrımı yapılmaksızın akıl almaz işkencelere maruz kaldığını açıkça kanıtlıyor. Katliamın kurbanları arasında boynu vurularak, yakılarak katledilenlerin yanı sıra karnı süngülenen hamile kadınlar da var. O dönemde çekilen görüntüler ve fotoğraflar, katliamın büyüklüğünü ortaya koyuyor. Azerbaycan Parlamentosu Hocalı’da yaşananların “soykırım” olduğunu ilan etti Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 22 Nisan 2010 tarihli kararında Hocalı'da yaşananlar, savaş suçları veya insanlık aleyhine suçlarla eş değer eylemler olarak görüldü. Bugüne kadar 18 ülkenin parlamentosu ve ABD'nin 24 eyaletinin meclisi, Hocalı'da yaşananları kınayan ve soykırım olarak gören kararları kabul etti. Hocalı'da yaşananları dünyaya duyurmaya devam eden Azerbaycan, uluslararası toplumdan suçluların cezalandırılmasını istiyor.
Azerbaycan,Karabağ,Türk Dünyası,Soykırım,Ermenistan
İnsan Hak ve Hürriyetleri (İHH) İnsani Yardım Vakfının Fatih'teki genel merkez binasında düzenlenen programda konuşan AID Genel Başkanı Yavuz Dede, Dünya Sağlık Örgütünün (DSÖ) bu yılki verilerine göre, Gazze'de sağlık tesislerine yönelik en az 516 saldırının gerçekleştirildiğini aktardı. Saldırıların sistematik bir şekilde, özellikle hastaneleri ve ambulansları hedef aldığına dikkati çeken Dede, "Sağlık sistemi çökertilmiştir. El-Şifa Hastanesi, NasırÇocukHastanesi,EndonezyaHastanesi, Türk Filistin Dostluk Hastanesi ve birçok sağlık merkezi bombardıman altında kalmış, binalar tahrip edilmiştir. DSÖ bölgede hala faaliyet gösterebilen sayılı hastane kaldığını, bunların da birçok ciddi kapasite sorunlarıyla karşı karşıya olduğunu bildirmektedir. 36 hastaneden 30'u ya kapatılmış ya da tamamen işlevsiz hale gelmiştir." ifadelerini kullandı. Gazze'de çatışmaların başından bu yana kayıt altına alınmış 60 binden fazla şehit, 110 binden fazla yaralı bulunduğunu belirten Dede, "Bombardımanlar sonucu uzuv kaybı yaşamış 20 bini aşkın insan protez desteği beklemekte ve bu uzuv kayıplarından en az 7 bini çocuklardan oluşmaktadır. DSÖ veBirleşmiş Milletlerkaynaklarına göre, bu yaralıların dörtte biri ağır travma geçirmiş ve tedavi edilemezlerse kalıcı sakatlık riski taşımaktadır." diye konuştu. İsrail'in Gazze'ye yönelik sistematik saldırılarıyla altyapıyı ve temel yaşam kaynaklarını hedef alarak bölgeyi yaşanmaz hale getirdiğini vurgulayan Dede, İsrail'in bölgede sivil nüfusu yok etmeye yönelik bir strateji izlediğini, bu sürecin uluslararası hukukta yıpratma yoluylasoykırımve yok etme politikası olarak değerlendirildiğini söyledi. Dede, "Tüm bu gelişmeler karşısında uluslararası toplumun sessiz kalması insanlık onuruna aykırıdır. Sağlık ve yaşama hakkı evrensel bir haktır. Bir halkın sahip olduğu bu hakkın sistematik bir biçimde gasbedilmesine seyirci kalmak suça ortak olmaktır." dedi. Gazze'de görev yapan AIDKütahyaTemsilcisi Prof. Dr. İbrahim Uygun, bölgede 2 ay 5 gün kaldığını, hem kuzeyde hem güneydeki hastanelerde çalıştığını anlattı. Uygun, Gazze'deki sağlık sisteminin neredeyse hizmet veremeyecek duruma geldiğini, özellikle kuzeydeki birçok hastanenin bilinçli ve programlı olarak tamamen yok edildiğini belirtti. Kuzeyin en büyük hastanelerinde Şifa Hastanesi'nin tamamen hizmet veremeyecek duruma geldiğini aktaran Uygun, sözlerini şunları kaydetti: "El-Ehli Arap (Baptist) Hastanesi harap edildi. Başhekimiyle dün telefon görüşmem oldu. Kendisi hastaneyi kapattıklarını, şu anda hasta kabul etmediklerini söyledi. Tomografi cihazı travmada vesavaşçevresinde çok önemli. Gazze'de sadece iki tane tomografik cihaz var, bir tanesi kuzeydeki El-Ehli Arap (Baptist) Hastanesi'nde, diğeri güneydeki Nasır Hastanesi'nde. Şu anda kuzeyde çalışan tomografi cihazı yok ve saldırılar eskiye göre daha da şiddetleniyor. Orada yaşananlar gerçeğin ta kendisidir, hatta gerçeği de tamamen yansıtmamaktadır." Op. Dr. Yılmaz Mertsoy ise Gazze'ye girdikleri andan itibaren "cezaevine girmiş" gibi hissettiklerini belirterek, dünyadaki bütün sağlıkçıları Gazze'ye davet etti. Orada büyük bir dram yaşandığını ifade eden Mertsoy, "Bir nesli, bir ırkı yok ediyorlar. Tam bir soykırım merkezi diyebileceğim bir alanda çalıştık. Çalışırken bir sağlıkçı olarak, insanlığımdan utandım." şeklinde konuştu.
İsrail'in Gazze Soykırımı,Gazze,İsrail,Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ)
Şanlıurfaİl Jandarma Komutanlığı, MİT’in saha elemanlarıyla Suriye’nin kuzeyinde önemli bir operasyona imza attı. Terör örgütüPKK/YPGiçerisinde yıllarca sabotaj faaliyeti içinde olan örgüt için sözde önemli bir isim ikna edilerek teslim alındı. Türkiye’den örgüte katılarak Suriye’ye gönderilen teröristin, ağır silah eğitimi verilerek Suriye’deki çeşitli bölgelerde görevlendirildiği, örgütün sözde sabotajcılarından olduğu öğrenildi. Teröristin ⁠Suriye’de harekat alanında bulunan Türk askerine yönelik havadan saldırı gerçekleştirmek amacıyla kamikaze dron kullanıcısı olduğu da tespit edildi.
MİT,PKK/YPG,Suriye,Şanlıurfa
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya,Emniyet Genel MüdürlüğüInterpol-Europol Daire Başkanlığı koordinesinde;Artvinİl Emniyet Müdürlüğünce yapılan çalışmalar sonucu “dolandırıcılık ” suçundan kırmızı bültenle uluslararası seviyede aranan Ç.K., “kişinin kendisini kamu görevlisi veya banka, sigorta, kredi kurumlarının çalışanı olarak tanıtması veya bu kurumlarla ilişkili olduğunu söylemesi suretiyle dolandırıcılık” suçundan kırmızı bültenle uluslararası seviyede aranan R.Ö.Y. ve “bilişim sistemleri banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanmak suretiyledolandırıcılık” suçundan ulusal seviyede aranan E.Ç. isimli şahısların yakalandığını duyurdu. Gürcistan’da yakalanan 3 kişi, Artvin Sarp Kara Hudut Kapısından Artvin İl Emniyet Müdürlüğü görevlilerince teslim alınarak Türkiye'ye iadeleri sağlandı. Bakan Yerlikaya sosyalmedyahesabından duyurduğu operasyona ilişkin şunları aktardı: "Adalet Bakanlığımız ile operasyonda görev alan bakanlık çalışanlarına teşekkür ediyorum. Interpol-Europol Daire Başkanlığımız ile Artvin İl Emniyet Müdürlüğümüzü ve Kahraman Polislerimizi tebrik ediyorum. Hangi bültenle aranırsa aransın, hangi ülkeye kaçmış olursa olsun uluslararası iş birliğimizle suçluları yakalayıp ülkemize geri getireceğiz."
İçişleri Bakanlığı,Adalet Bakanlığı,Ali Yerlikaya,Gürcistan
Hafta sonu yurttayağışetkili olacak. Sıcaklıklar ise mevsim normalleri civarında seyredecek. MeteorolojiGenel Müdürlüğü'nün tahminlerine göre; yurdun büyük bölümünde yağış bekleniyor. Kuzey, İç ve Doğu kesimlerde gök gürültülüsağanakgörülecek. Güney ve Batı kesimlerde ise hava açık ve güneşli olacak. Pazar günü Marmara Bölgesi'nde sis ve pus kendini gösterecek. Kuzey bölgelerdeki yağış ise devam edecek. Vatandaşların özellikle yağış beklenen bölgelerde tedbirli olması öneriliyor. Ankara'da gök gürültülü sağanak yağış etkili olacak. Pazar günü Ankara'nın kuzey ilçelerinde kısa süreli sağanak görülebilir. İstanbul'da yağış beklenmezken parçalı bulutlu hava hakim olacak. İzmirise güneşli bir hafta sonuna hazırlanıyor. En yüksek sıcaklık Ankara'da 21, İstanbul'da 20, İzmir'de 25 derece civarında olacak.
Ankara,İstanbul,İzmir,Yağış,Meteoroloji,İç Anadolu Bölgesi,Karadeniz Bölgesi,Doğu Anadolu Bölgesi
Yalova Valiliğinden yapılan açıklamada, tersanede bakım ve onarım amaçlı bulunan "AL LUQTA" adlı geminin denize kirli balast suyu bastığının belirlendiği ifade edildi. Yalova Liman Başkanlığının konuya ilişkin yürüttüğü tahkikata yer verilen açıklamada, şunları kaydedildi: "Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğünün yazısına istinaden 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 8. maddesi ile 20. maddesinin 'kirli balast suyunun denize basılması' kapsamında 'AL LUQTA' isimli gemiye yönelik yapılan incelemede söz konusu geminin hali hazırda bir tersanede bakım onarım amaçlı bulunduğu, acentasına Başkanlığımızca düzenlenen 26 milyon 656 bin 373 lira idari para cezası tebellüğ edildi, akabinde 11 Nisan 2025'te gemiye seferden men şerhi konuldu."
Deniz Kirliliği,Gemi,Marmara Denizi,Yalova
İstanbulCumhuriyet Başsavcılığı Aklama Suçlar Soruşturma Bürosunca, Türkiye ve Avrupa'dakiuyuşturucuağının deşifre edilmesi ve zanlıların yakalanmasına yönelik başlatılan soruşturma sürüyor. Soruşturmada, SKY ECC isimli kriptolu haberleşme sisteminin deşifre edilmesine yönelik yapılan çalışmalarda, söz konusu uygulamanın özel olarak hazırlanan cep telefonları üzerinden çalıştığı, bu cihazlarda mikrofon, kamera ve GPS gibi donanımların devre dışı bırakıldığı belirlendi. Uyuşturucu tacirlerine 5 ülkede operasyon: 89 tutuklama Ele geçirilen SKY ECC verilerine yönelik yapılan analizler sonucunda, uluslararası suç örgütleri hakkında soruşturma işlemlerine başlanırken Urfi Çetinkaya, Mehmet Unal, Naci Yılmaz-Abdullah Alp Üstün ve Haluk Şahin Çoruh'un elebaşılığını yaptığı suç örgütlerine yönelik tespitler gerçekleştirildi. Soruşturmada, kamuoyunda "Türk Escobar" olarak bilinen ve 20 Eylül 2024'te tutuklu bulunduğu cezaevinde hayatını kaybeden Urfi Çetinkaya'nın, SKY ECC uygulamasını kullanarak uluslararası uyuşturucu ticareti ve kara para aklama faaliyetlerinde bulunduğu belirlenirken örgütün uluslararası uyuşturucu madde ticaretini, SKY-ECC uygulamasını kullanan iki ayrı grupla yönettiği, maddenin üretimi, Avrupa'ya sevkiyatı, depolanması ve dağıtımına ilişkin talimatların Çetinkaya tarafından örgüt yönetici ve üyelerine iletildiği tespit edildi. Örgüt elebaşı ve yöneticilerinin,İranve Afganistan'da üretimini sağladıkları uyuşturucu maddeleri "basamak yöntemi" kullanarak kara ve deniz yoluyla Avrupa ülkelerine sevk ettikleri, Güney Amerika veAfrikaülkeleri kıyılarından teslim alınan yüksek miktarlardaki uyuşturucu maddeleringemive balıkçı tekneleri vasıtasıyla Avrupa'ya ulaştırıldığı belirlenen soruşturmada, Balkan ülkelerinden Türkiye'ye skunk ve marihuana gibiHint keneviritürevlerini sevk ettikleri kaydedildi. Soruşturma kapsamında, şüphelilerin 11 farklı olayda, ticarethane sahibi gibi davranarak birbiriyle bağlantılı şekilde düzenli uyuşturucu sevkiyatları organize ettikleri, Çetinkaya'nın talimatıyla organize edilen yaklaşık 3,5 ton uyuşturucu maddenin 22 Şubat 2021'de İspanya'nın Galiçya özerk bölgesi açıklarında "NEHİR" isimli gemide ele geçirildiği, gemiyi yakarak batırmaya çalışan kaptan ve mürettebatın ise yakalanarak İspanya'da tutuklandığı ifade edildi. Yine Çetinkaya’nın talimatıyla 520 kilogram uyuşturucu maddenin 3 Haziran 2021'de Bulgaristan’ın Sliven şehrindeki bir depoda ele geçirildiği, maddeyi gizleyen depo sahibinin suçüstü yakalanarak tutuklandığı aktarılırken, örgüt yöneticileri ve üyelerince organize edilen 5 sevkiyatın hedef ülke ya da kişilere teslim edildiği, bu teslimatlar karşılığında elde edilen gelirlerin "havala" yöntemiyle Türkiye'ye aktarıldığı, iki sevkiyat kapsamında Hollanda'ya ulaşan 400 kilogram uyuşturucu maddenin alıcılara teslim edilmemesi üzerine, Türkiye'deki sorumlulara yönelik silahlı saldırı ve rehin alma olaylarının yaşandığı kaydedildi. Soruşturmada, şüphelilerin gerçekleştirmeye çalıştığı 1 sevkiyatta ise kolluk güçlerinin müdahalesi sonucu yaklaşık 1,5 ton uyuşturucu madde yüklü geminin Senegal'de yakalanarak batırıldığı tespit edildi. Urfi Çetinkaya'nın elebaşılığını yaptığı suç örgütüne üye şüphelilerin, örgütsel faaliyetler kapsamında çok sayıda uyuşturucu madde sevkiyatı gerçekleştirdikleri ve bu yolla yüksek miktarda suç geliri elde ettikleri, bu gelirlerin örgüt mensupları, yakın çevreleri veya sahip oldukları şirketler adına taşınmaz ve motorlu taşıt alımlarında kullanıldığı belirlendi. Çetinkaya suç örgütüne yönelik 11 Nisan 2023 ve 20 Şubat 2024'te operasyon düzenlendiği, yeni şüpheliler tespit edilmesi nedeniyle de bu yıl 15 Nisan'da üçüncü operasyonun gerçekleştirildiği belirtildi. Soruşturmada, SKY ECC uygulamasını kullanan bir başka suç örgütünün Mehmet Unal örgütü olduğu, Unal'ın bu uygulama üzerinden birçok örgüt yöneticisi ve üyesiyle uyuşturucu ticaretine ilişkin yoğun iletişim trafiği içerisinde bulunduğu, 2020–2021 yıllarında Avrupa, Asya ve Güney Amerika ülkelerinden Türkiye'ye ve Avrupa'ya yönelik uyuşturucu maddelerin sevkiyatını organize ettiği belirlendi. Uyuşturucu maddelerin deniz ve kara yolu kullanılarak Türkiye'ye sokulduğu, iç piyasada dağıtım ve satışının sağlanarak yüksek miktarda haksız kazanç elde edildiği, bu suç gelirlerinin Türkiye'nin finansal sistemine entegre edilerek aklandığı tespit edilen soruşturmada, Mehmet Unal'ın, farklı uluslararası suç organizasyonlarıyla koordineli hareket ettiği, SKY ECC mesaj içeriklerine göre birçok ülkede gerçekleşen uyuşturucu yakalamaları ve sevkiyatlarla doğrudan bağlantılı olduğu, uyuşturucu ticareti ve kara para aklama suçlarına iştirak eden çok sayıda şüphelinin kimliğinin tespit edildiği kaydedildi. Soruşturmada, Mehmet Unal'ın elebaşılığını yaptığı suç örgütüne üye şüphelilerin de çok sayıda uyuşturucu madde sevkiyatı gerçekleştirdikleri ve bu yolla yüksek miktarda suç geliri elde ettikleri, bu gelirlerin örgüt mensupları, yakın çevreleri veya sahip oldukları şirketler adına taşınmaz ve motorlu taşıt alımlarında kullanıldığı belirlendi. SKY ECC uygulamasını kullanan suç örgütlerinden Naci Yılmaz-Abdullah Alp Üstün örgütü hakkında yapılan tespitlerde ise şüphelilerin yurt içi ve dışındaki farklı suç organizasyonlarıyla irtibatlı olarak hareket ettikleri, uygulama üzerinden gerçekleştirdikleri iletişim tespitlerinde, uyuşturucu madde ticareti, silahlı saldırı, kasten öldürme ve suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama suçlarıyla ilişkilendirilebilecek çok sayıda olayla bağlantıları olduğu anlaşıldı. Soruşturmada, Haluk Şahin Çoruh'un elebaşılığını yaptığı suç örgütünün de söz konusu uygulama üzerinden haberleşme sağladığı, örgütün Türkiye veHollandaarasında uyuşturucu ve uyarıcı madde temini, sevkiyatı, üretimi ve satışını organize ettiği, ayrıca farklı ülkelerdeki suç organizasyonlarına aracılık ettiği belirlendi. Örgütün, Türkiye’nin çeşitli illeri ile Avrupa ülkelerinde farklı tarihlerde gerçekleşen çok sayıda uyuşturucu madde yakalaması, sevkiyat, yasa dışı üretim ile doğrudan bağlantılı olarak Çoruh'un verdiği talimatlar doğrultusunda hareket ettiğinin değerlendirildiği belirtilirken, uyuşturucu madde üretimi amacıyla Türkiye’de farklı illerde kurulan seralarda üretim yapıldığı, elde edilen maddelerin İstanbul başta olmak üzere çeşitli illere sevk edilerek ticaretinin gerçekleştirildiği tespit edildi. Soruşturmanın çok yönlü ve titizlikle sürdürüldüğü öğrenildi.
Uyuşturucu,MASAK,İstanbul,İspanya,Hollanda,Almanya,Belçika
Bakan Yumaklı, sosyalmedyahesabından yaptığı paylaşımda, destekleme ödemelerine ilişkin bilgi verdi. Üreticiyi desteklediklerini ve sürdürülebilir üretim için çalıştıklarını vurgulayan Yumaklı, "5 milyar 948 milyon 238 bin 377 lira destekleme ödemesini bugün çiftçilerimizin hesaplarına aktarıyoruz. Hayırlı ve bereketli olsun" ifadelerini kullandı. ????????‍???? Üreticimizi destekliyor, sürdürülebilir üretim için çalışıyoruz.???? 5 milyar 948 milyon 238 bin TL destekleme ödemesini bugün çiftçilerimizin hesaplarına aktarıyoruz.???? Hayırlı ve bereketli olsun.pic.twitter.com/Qugcsg24ml Paylaşımda yer verilen bilgiye göre, söz konusu tutarlar mazot-gübre desteği için 4 milyar 925 milyon 975 bin 440 lira,fındıkalan bazlı gelir desteği için 841 milyon 350 bin 785 lira, hayvan hastalıkları tazminatı için 151 milyon 835 bin 620 lira ve kırsal kalkınma yatırım desteği için 29 milyon 76 bin 532 lira olarak belirlendi. Mazot ve gübre desteği ödemeleri TCkimliknumarası vevergikimlik numarasının son hanesi 2 olan çiftçilere bugün, sıfır olanlara gelecek hafta yapılacak. Diğer destekler ise tüm hak sahiplerine bugün ödenecek.
Tarım Üretimi,Tarım ve Orman Bakanlığı,Devlet Desteği,Destek Ödemesi,İbrahim Yumaklı