Unnamed: 0
int64
0
16.6k
Sentence
stringlengths
1
13.7k
Sentiment
int64
0
1
1,200
Michael Haneke'nin sinemasını tanımamı sağlayan film olan 'Ölümcül Oyunlar', sanırım ilk izlediğim filmi olduğu için beni en çok etkileyen çalışması. Son derece sert, kimi planlarında zor izlenen, buna rağmen etkisinden kolay kolay kurtulamayacağınız bir film... (8/10)
1
1,201
yapılabilcek en rahatsız edici, en psikopat filmlerden birisi böyle bir filmide haneke’den başkası yapamazdı herhalde. film resmen izleyiciyle dalga geçiyor. oyunculuk performansları müthiş. özellikle psikopatlardan birinin kumandayı alarak zamanı geriye sardığı sahnede haneke seyirciyle kedinin fareyle oynadığı gibi oynuyor. izlenmesi gereken ama insanın asabını bozan bir film 8/10
1
1,202
Bu filmin bende ilginç bir anısı vardır arabada yolculuk yaparken canım sıkılmaya başladı ne yapsam ne etsem derken film izlemeye karar verdim. Ama arabanın arka koltuğunda laptopta izlemeye karar verişim ilginçti. Filmi açtım izlemeye başladım baya bir hoşuma gitti ama laptopun şarjı bitince en güzel yerinde film yarıda kaldı ve ben ilk kez bir filmin yarıda kalmasına bu kadar üzüldüm. Belki yolculuğun verdiği sıkıntıdan olsa gerek film izleme isteğim hat safhadaydı belki de film beni umduğumdan da fazla etkisi altına almıştı. Sonradan eve geldiğimde açıp kaldığım yerden devam ettim ve arabada hoşuma giden film evde de kendini izletmeyi başardı.Film hakkındaki diğer düşüncelerime gelirsek?İki tane psikopat katil vardır amaçları ne para ne de başka bir şeydir. Tek amaçları öldürmektir, öldürmek zevkini tatmaktır (onlara göre). Bir gün kendi halinde yaşayan bir ailenin evine girerler. Bir baba bir anne ve küçük bir çocuk vardır evde. Bu aile göl kenarındaki bir evde yaşamaktadır ve ev şehre uzaktır. Psikopatlar komşunuzuz bahanesiyle birkaç yalan uydurarak bu ailenin evine girerler ve işte olaylar bundan sonra başlar. Kadın, kocası ve oğlu çok zor anlar yaşayacaklardır hatta işin içinde canice öldürülmek, tecavüz ve zorla alı koyma da vardır. Tabi ki ölümcül ve çok zor bir oyun hata yapmak yasak. İzlemeyenler için fazla ayrıntıya girmek istemiyorum bu kadar yeter umarım.Michael Haneke hakkında düşündüklerim?Michael Haneke'yi keşfettiğim bir filmdi. Usta yönetmenin dehası tartışılmaz bana göre çok üstün bir bakış açısı var bu filminde ve diğer filmlerinde. Ölümcül Oyunlar bana göre yönetmenin en iyi üç filminden biridir. Bu filmin başka bir versiyonu daha vardı aynı adla o filmi izlemedim ama bu filmin o filmden daha iyi olduğu çoğu kişi tarafından öngörülüyor. Bu filmde de ilginç tekniklere başvurmuş ve şaşırtıcı olmuş bana göre..Oyunculara gelince?Oyuncular rollerinin hakkını fazlasıyla vermişler bana göre. Abartısız, duru bir oyunculuk sergilemişler. Özellikle psikopat rolündeki oyuncular sanki gerçekten de öyle mi bunlar sorusunu sordurabilir birkaç insana :): ?Acılı anne şoka girmiş halleriyle baba da çaresiz tavırlarıyla o anı bize yaşatıyor gibiydi sanki. Çocuk oyuncuda rol aldığı kısa bir süre diliminde işini yapıp umut vaat ediyordu ilerisi için. Kısaca film benden 9 puanı rahat alır mutlaka izleyin müthiş bir gerilim.
1
1,203
Güzel bir gençlik filmi..Bi kac saat vermeye deger..
0
1,204
Çok şahane bir filmdi.Bu puanı haketmiyor.10/8
1
1,205
Filmi DVD’ye takdığımda büyük bir beklenti içinde değildim.Billy Bob Thornton filmi olmasına bakarak izlemek istedim biraz da...Film bana göre tek kelimeyle harikaydı.Thornton gerçekten çok büyük oyuncu.Sadece Thornton değil üstelik iyi oynayan, diğer oyuncular da (pek tanınmış olmasalar da) çok iyiydi.Filmin konusu biraz tanıdık bir hikayeydi ama kurgusunu beğendim filmin.Tabi oyuncuların da payı büyük bunda...Son olarak, filmin adı neden 'Acemi Öğrenci Avcı Öğretmen' olarak Türkçeye çevrilmiş anlayabilmiş değilim :)) Filmi izledikten sonra az çok anlaşılıyor niye bu şekilde Türkçeleştirildiği ama yine de 'zorlama' bir isim gibi duruyor...
1
1,206
Öncelikle filmi beyazperdecilerin yorumlarına ve puanlarına göre önyargılı olarak beklentisiz izledim.Ama gerek benim gerekse de Beyazperdecilerin filme ne kadar haksızlık yaptığını anladım.Film tek kelimeyle mükemmel.Gerek senaryosu gerek akıcılığı gerekse de süprizleri ile.Ayrıca filmin sonlarına doğru 2 defa şok oldum.Açıkcası bu filmde herhangi bir şoka uğricağımı beklemiyordum.Ben Stilleride oyuncu kadrosunda yazmasada görmek güzeldi =)Herşeyi ile 10/10
1
1,207
Yeteri kadar olmasa da çok güldüren bir kaç sahnesi var aslında tıpkı her öğrencinin o an bulunduğu yerden biriyle kapıştığı bölümler gibi.Ame evet yeteri kadar değil ve ''The Hangover''ı da herkes kadar sevememiş biri olarak acaba Todd Phillips biraz abartılıyor mu diye düşünüyorum şu an için.Sonunda aşkın peşinden koşup bırakmamak gibi bir fikri olması herşeye rağmen güzel.
0
1,208
birincisi kadar tutacak bir film değil.Ama hugh grant ın hatrına seyredilir dimi??
0
1,209
ilk filmi biraz daha iyiydi sanki.ama bu da fena değildi.hatta iyiydi.bunu da izleyebilirsiniz..:D
0
1,210
bence çok hoş bir film serisiydi...
0
1,211
ilki daha güzeldi, en komik sahneler zaten fragmandakiler...
0
1,212
film giderek saçmalamaya başladı bence..sonuçta jigsaw öldü.ve o adamın tüm bunları yapmasına bir anlam yüklendi.şimdi farklı biri..amacı yok..amanda kadar saçma. keşke testere 5 adıyla diil de farklı bir yapım olarak girseydi..güzel bir olabilir ancak testere başka bir şeydi..bunda da aynı oyunlar oynanabililir belki ama dediğim gibi amaçsızca oynanan bi oyunun da bana zevk verecğeini sanmıorum.
0
1,213
ilk 4 seriyide merakla bekledim ve aynı meraklada izledim bunuda aynı şekilde merakla bekliyodum sonunda vizyonda bu hfat kesinlikle izliyorum
1
1,214
izleyeli 2 saat oldu ama benim içim sızlıyor 1den sonra olanları izlerken.saw1in hatrına lütfen daha fazla uzatmasınlar şunu ya.herşey tadında güzel hep sölüyorum yinede söyliyicem saw "saw"olarak kalmalıydı saw2,3,4,5,6...32..olmamalıydı görünen o ki bu böyle gidicek ve ben her izlediğimde hüzünlenicem niye niye dewam ediyosunuz hayırrrrrrr!!!
0
1,215
bu bir gerilim filmli , benim gibi gerilim filmlerinden hoşlanmıyorsanız seyretmeyin derim , bilim-kurgu açısından pek bişey kaybetmezsiniz.
0
1,216
gerilim, bilimkurgu her anlamda doyurucu bir film. Süper değil ama kötü de değil kesinlikle. İzlenilebilitesi yüksek bir film.
1
1,217
Film kesinlikle bu puanı haketmiyor.Daha yüksek puanlara layık.Bence sonra derece güzel bir filmdi.Hiç sıkılmadan izledim ve sonunda ne olacağını bekleyerek geçti.8/10
1
1,218
bence izlenebilir.. öle çok aşagılanacak bi film değil.. sıkıldım diyemiorum ben.. ama cokda aman amanda değildi.. ama izlenir diyebiliyorum.. 10/7
0
1,219
biraz klişe bir konu.sürprizleri var.ama yine de izlettiriyor.iyi buldum.Hugh Jackman a yakışmış rolü.Michelle Williams göz kamaştırıyor. :D 7 puan yeterlidir.
0
1,220
filmin ilk sahnesinden itibaren nasıl bitebileceğini tahmin edebiliyorsunuz klasik bi konu ayrıca çok sıkıcı işlenmiş film.
0
1,221
sonu bıraz basıt bıtdı daha ıyı olabılırdı zaten fılmde cok akıcı degıl eh işte
0
1,222
Biliyorum bir çok kişi kızıcak ama bence Baba'dan bile çok daha güzel bir mafya filmi.Viggo'nun performansı muhteşem...
1
1,223
İlk gittiğim filimdi. Annemle babam götürmüştü beni o filme . Asla unutamam. İzlediğimde heralde 4-5 yaşlarındaydım.
1
1,224
bence süper bir film en iyi animasyon valla pixarsız olsa bile yinede süper hele konusu süper şarkısı ile
1
1,225
Beklediğimden farklı çıkmıştı,başlamadan kafamda daha farklı bir film çizmiştim.En iyi filmlerden olduğu görüşüne katılmamakla birlikte,orta halliydi bence,savaş sonrası virane haldeki Viyana'yı görmek değişik bir deneyim oldu
0
1,226
- Kim Bu Üçüncü Adam? -Özellikle 40'lı, 50'li yıllarda Hollywood'da altın dönemini yaşamış ?film-noir? türünün başyapıtlarından biri olarak görülen İngiliz yönetmen Carol Reed'in elinden çıkmış ?The Third Man?; üç Akademi adaylığı ve Cannes'da aldığı büyük ödül ile çekildiğindeki gibi hala ilgiye karşılanan gerçek bir klasik. Kara film dediğimizde aklımıza gelen unutulmaz diyaloglar, dar sokak arası kovalamacaları, entrikalar ve aşk hepsi ?The Third Man'de mevcut. Tabii kullanılan mekan olarak türdeşleriyle oldukça ayrı bir yerde duruyor. Aşina olduğumuz ABD yerine Avrupa'nın ve Avrupa sinemasının da kokusunu film boyunca ciğerlerimize kadar çektiğimiz; buruk, hüzünlü, üzerinden büyük bir savaş geçmiş, salaş bir Viyana var karşımızda. Savaşın yıkıcı etkisi sonucu mafyanın, karaborsanın hakim olduğu solgun kent hemen film başlar başlamaz tasvir ediliyor. Sözcüklerle önbilgi sahibi olduğumuz kentin melankonisi ileriki dakikalarda olağan üstü bir sinematografiyle gözlerimizle görerek daha bir içimize işliyor.Tür için mükemmel mekan seçiminin yanında yine türe tamamıyla uygun bir hikaye ve muazzam yazılmış bir senaryo filmin neden başyapıt olduğunu kanıtlıyor gibi. Graham Greene'nin yazdığı öyküden uyarlanan senaryo ki (Filmden sonra öykü kitap haline de getirilmiş) senaryo ekibinde Greene'nin yanında Orson Welles ile Carol Reed de yer alarak filmin parıldayan her isminin dokunuşu filmi mükemmeliyete taşıyan sebeplerden biri. Filmden sonra bir efsane olan Welles'in bizzat yazıp filme koyduğu lunaparklı sahnede Henry Lime tarafından söylenen ünlü replik de şöyledir: ?İtalya'da otuz yıl boyunca Borjiyalar vardı. Yani savaş, kıyım, cinayet vardı; ama Michalengelo, Leonardo ve Rönesans da aynı dönemde var oldular. Oysa İsviçre'de kardeşlik, beş yüz yıllık köklü demokrasi ve barış vardı; ama ne yaratabildiler? Sadece guguklu saat.?Pek de popüler olamamış, ucuz western çizgi romanları yazan Amerikalı Holly Martins arkadaşı Henry Lime'i görmek üzere Viyana gelir; ancak arkadaşının bir trafik kazası sonucu arkadaşının öldüğünü öğrenir. Sorduğu hemen her kimseden kaçamak ve çelişen cevaplar alan Martins arkadaşının cinayete kurban gittiğinden ve tüm kentin bunu ört bas etmeye çalıştığını düşünmeye başlar ki izleyicinin aklındaki de Martins bu düşüncesiyle aynıdır doğrultudadır. Ta ki Orson Welles ?gözükene? kadar. Hollywood kara filmlerinden aşina olduğumuz entrika kokan bu hikaye müthiş bir senarist dokunuşuyla filmi bambaşka bir noktaya götürüyor. Henry Lime'in nemli Viyana sokaklarının birinde ayağına dolanan bir kedinin hışırtısıyla yüzüne vuran ışıkla ortaya çıkışı kanımca sinema tarihinin en unutulmaz ve en güzel anlarından biridir. Filmin başından beri benimsediğimiz, bir hüzünle yaklaştığımız Henry Lime'i ile karşı karşıya kalırken yaşayan bir ölü görmüşcesine hem büyük bir şaşkınlık yaşar hem de karakterin ?kötücül'lüğüyle tanışır izleyici ve Martins. Başından beri arkadaşının ölümünü araştırmasıyla vefakar arkadaş portresindeki Martins ile zaten bir gönül bağı kurmuş olan izleyici Henry Lime gerçeği sonrası Lime'in sevgililerinden biri olan ve hikayenin başından beri Martins'e yardım etmeye çalışan, ne olursa olsun Lime'e tutkulu bir aşkla sarılan Anna Schmidt ile Martins arasında olan duygusal bağ ile olaylar ve karakterlerle film daha içsel ve hüzün dolu bir hal alır. Böylece yaşan(a)mayan, karşılıksız aşk gibi bir kara film miti de filmde cereyan ederken türün olmazsa olmaz unsurlarından olan heyecan dolu bir çatışma sahnesi de finalde yer bulurken, çok anlamlı ve etkili bir şekilde kendisini gösterir. Filmin son görüntüsü olan odamızın en güzel yerinde durmasını isteyeceğimiz bir tabloyu andıran ağaçlar altında, buruk Viyana görünümü de izleyenin ve karakterlerin film boyunca çektiği o melankoninin perdeye yansıması gibidir. Holly Martins rolünde vefakar arkadaş olarak izlediğimiz Joseph Cotten ile Lime'in aşığı rolündeki İtalyan oyuncu Alida Vali başta olmak üzere tüm oyuncular göz doldururken; kısa süreli performansıyla Orson Welles de unutulmayacak bir kompozisyon çizer. İzlerken beyin jimnastiği yaptıran senaryosu, Akademinin ödüllendirdiği muhteşem sinematografisi ve Carol Reed filmin müziklerini yapması için keşfedene kadar barlarda sıradan bir müzisyen olarak çalışan Anton Karas'ın unutulmaz tınılarıyla, Alman dışavurumculuğunun film-noir türüne yansıması olarak gözüken ?The Third Man?; hiçbir kara filmin olmadığı kadar hüzünlü ve anlamlı bir baş eser? - ?The Third Man? {Üçüncü Adam, 1949} / Carol Reed -
1
1,227
Bu türü seviyorum. Klasik bir film-noir. En iyisi değil belki, ancak üst sıralarda olduğu kesin. Stilize sahneler, çekimler, kullanılan ışık, mekanlar, kıyafetler, karakterler, senaryo...Türün her bir unsuru eksiksiz olarak karşımızda. II.Dünya Savaşı sonrası Viyana da filmin önemli karakterlerinden aslında. Hasar görmüş binalar, sokaklar, köprüler...Cotten filmi sürüklüyor diyebiliriz ancak Orson Welles efsanesinin filme girişi ayrı bir olay, çıkışı ayrı bir olay! Unutulmayacak cinsten gerçekten. İngiliz sinemasının önemli eserlerinden biri olarak görülüyor film, izlemek lazım. Unutulmayacak şeylerden biri de kiminin alakasız bulduğu tema müziği.
1
1,228
fimin başında kendi kafamda dha farklı senaryo hayal etmiştim ya da dha farklı bi son belki de.film bni şaşırtmadı ve etkilemedi açıkçası.evet fena değildi ama 'en iyi ingiliz filmi' fikirlerine katılmıyorum. 6/10
0
1,229
bir kim ku-duk klasiği daha..mükemmel bir film..izlemeyenler sinema adına birşeyler kaybeder bana göre..
1
1,230
film beklenenden çok daha fazlasını izleyiciye sunuyor.kaliteli ve gerçekten çok estetik bir yapım olmuş:)daha önceki filmlerine nazaran daha fazla diyalog kulanan yönetmen bu yaklaşımıyla da göz doldurmayı beceriyordu.filme hayran kaldım diyebilirim,yani bittikten sonra kafanızda o kadar çok senaryo oluşuyor ki hepsini tek tek düşünüp acaba ne oldu diye aklınızdan geçirmeye başlıyorsunuz.güney korenin parıldayan yıldızı kim ki duk her filminde olduğu gibi Zaman’da da size unutulmaz bir sinema deneyimi yaşatıyor...
1
1,231
kim ki duk benım cok begendıgım bir yönetmen yaptıgı fılmler kesınlıkle farklı. ikili ilişkilerı bu kadar gercek,doğal,aynı zamanda bır o kadar karmasık anlatan, gercek askları anlatan bır fılm bence, tabi mesajları alanlara.
0
1,232
umarim bu filmden iyi dersler cikarilir konusu cok sardi beni bravo !!
1
1,233
boş eve göre çok daha iyi olmuş, sıkılmadan sonuna kadar izlenebiliyo...
1
1,234
görüntüler müzikler mükemmel ama şu noktada söylemeliyim ki filmin midemi kaldıran bi iki sahnesi var. onun dışında gerçekten çok iyi,ben o heykel parkına gitmek istiyorum...
1
1,235
efsane sahneleriyle hala unutulmazlar arasında 8/10
1
1,236
zaman kaybı olmayan filimlerden bir tanesi.izlemey deger.
1
1,237
Arkadaşların da değindiği gibi filmin içeriği ile adı arasında sıkı bir bağ yok, ama bunun gibi ufak ayrıntıları bir tarafa bırakırsak, Goyanın Hayaletleri izlenilmesi gereken çok kaliteli ve başarılı bir film. Herkesden ayrı olarak bence filmin adamı Javier Bardemdir, zira natalie portmann ve diğerlerinin aman aman bir rolü (ve oyunculuğu) yok filmde.
1
1,238
İlk izlediğim Milos Forman filmiydi,dolayısıyla sinemasına yabancıyım ve diğer filmleriyle karşılaştırma yapamam ancak anlatımın zaman zaman aksadığı (özellikle ikinci yarısında),senaryo ve kurguda boşluklar içeren,dağınık bir yapıdan muzdarip bir biyografik savaş filmi önümüzdeki.İyi bir yönetmenin elinden çıkma olduğu hissediliyor,oyunculuklar da çok iyi ancak Forman'ın takipçilerini tam olarak tatmin etmeyecektir.
0
1,239
-Dönem çok iyi yansıtılmış -Objektif eleştiriler dozunda -İşkence sahneleri rahatsız eden türden -Javier Bardemin performansı filmi izlemek için bile bir sebep -Kapanış sahnesine bayıldım -Fransa İngiltere Napolyon İspnya mevzuları biraz zorluyor geçiştirilmiş gibi geldi bana. 7.5/10
1
1,240
Filmi geçen ay bulup izleme imkanını buldum.Ünlü oyuncularına rağmen Amadeus,Guguk kuşu adlı başyapıtlara imza atan Forman usta orta halli bir filme imza atmış.Bir İspanyo hikayesinde tek İspanyol oyuncu olan Javier Bardem peder Lorenzo rolunde çok iyi ve filmde en akılda kalan oyunculuk ona ait.Sinemaseverlerin ilgisini hakeden bir film.
0
1,241
Hayatımda izlediğim en sıkıcı ve slowmotıon film. Mümkünse CEM YILMAZ sadece komedyenlik yapsın.
0
1,242
insan, hayatı yaşarken değil, Hayatı yaşamaya çalışırken rol yapar... Film den çıkardığım sonuç bu. Çok Etkileyici ve içten bir film.
1
1,243
ikinci dünya savaşını anlatan filmler arasında belki de en kenarda köşede kalmış olanı bu filmdir.bu çok talihsiz bir durum tabii ki çünkü film şiirsel bir dille aktarılmış çok iyi bir film.farklı yapısıyla benzerlerinden ayrılmış.film üzerine söylenecek çok şey var.komedi ile heyecan öğeleri çok iyi harmanlanmış.mutlaka izlenmesi gerek
1
1,244
Soykırıma uğrayanların soykırım yapanlarla dalga geçtiği ve tiye aldığı sıradışı komedi filmi. içinde ne ararsan var ateizm,marksizm,leninizm,faşizm,nazizm ve hepsinden önce insan olabilmek
1
1,245
mükemmel bir film..kesinlikle izlenmeli!
1
1,246
YAHUDİ SOYKIRIMINI ANLATAN OLDUKCA EĞLENCELİ VE KEYİFLİ BİR FİLM "Deli dedikleri etrafında neler döndüğünü çözmeye başlamış bir insandır, hepsi bu..." Demiş William Burroughs amcamız. Nazi zulmünü anlatan bu filmde de köyün delisi Shlomo kuyuya bir taş atar ve köy halkını o kuyunun başına toplar, deyim yerindeyse. Yahudi soykırımına mizahi gözle bakan film, her şeyiyle takdiri hak ediyor. fazlasıyla keyifli bir filmdi, konu itibariyle izledikten sonra aklıma hayat güzeldir filmi geldi, iki filmde de yahudi soykırımı olayların geri planında varlığını hissettiriyordu. ama o filmde dramatik unsurlar ağırlıktayken bu filmde komedi öğeleri biraz daha yoğundu. filmin güzel noktalarından birisi de müzikleriydi. Goran Bregoviç in başarılı çalışmalarına güzel bir evsahipliği yapmış film. aslında kaliteli bir filmden beklenebilecek hemen herşeyi 100 dakika içine sıkıştırmışlar, komedi, fantazi, dram, romantizm, trajedi. tabii bir de %100 avrupa yapımı ve hollywood klişelerinden uzakta, bir de insan dinamiklerini incelemede de oldukça başarılı. arşivinizde varsa mutlaka izleyin, pişman olmayacaksınız
1
1,247
oyuculuklara diyecek laf yok, ancak film sarmadı beni............................
0
1,248
Ben fellini'nin tatlı hayat ve sekizbuçuk filmlerinden daha çok sevdim bu filmi nedeni de daha içten ve samimi olması,oyunculuklardan,müziklere kadar herşey çok sıcaktı,farklı bir film izlemek isteyenlere öneririm
1
1,249
Normalde izleyicinin bir filmin sonunda öğreneceği şeyi başında belli an için şimdi ne anlamı kaldı diyor insan, ama devamında muhteşem diyaloglar eşliğinde olayların bu noktaya nasıl geldiğini izlerken o gerilimi sonuna kadar hissediyorsunuz. Film noir (kara film) olarak adlandırılan ve benim bu aralar izlemekten çok zevk aldığım film türünün en önemli örneklerinden biri olan bu yapım sayesinde Billy Wilder'ın ne kadar büyük bir sinemacı olduğuna ve Edward Robinson'un çok çok iyi oyunculuğuna şahitlik edebilirsiniz.
0
1,250
Muazzam tiplemeler ve diyaloglarla dolu bir kara film şahaseri....
1
1,251
bencede süper bi film...ister oyunculuk olsun isterse yönetim her yönden dörtdörtlük...
1
1,252
Amerikan rüyası diye yutturulan şeyin arsında aslında karanlık,sefalet,yalnızlık ve çaresizlik olduğunu haykıran unutulmaz muhteşem bir klasik.Senaryosu,kurgusu,görselliği ve Jon Voight ve Dustin Hoffmanın mükemmel oyunculuklarıyla daha da değerlenen bu müthiş filmi her sinemasever görmeli.9/10
1
1,253
çekildiği döneme göre çok cesur bir film olduğu gerçek ama ben kendimi karakterlerin herhangi biriyle özdeşleştiremedim ve filmden fazla etkilenmedim.-bir kaç vurucu sahnesi dışında- Ayrıca filmin bizim için önemli bir yanı ana tema müziklerinden birinin yeşilçam tarafından araklanmış olması...
0
1,254
İşte bir Dustin Hoffman klasiği daha! Dustin Hoffman yine döktürüyor bu filmde. Aslında konu olarak bize yakın bir havası var. Taşradan gelen ve ünlü olmak isteyen bir gençle(Voight-Angelina Jolie'nin babasıdır ayrıca) yaşamı boyunca bir yere gelememiş fakat uyanık bir kentlinin (Hoffman) arkadaşlık öyküsü... Filmin sonundaki otobüs sahnesi oldukça duygusal.
1
1,255
Senaryo’nun işlenişi,kurgulanışı iyi,anlatılan olaylarda oyuncuların gösterdiği performans gayet güzel,fakat gereksiz sahnelerin olduğu ve bazı pozisyonların kamera açısından gösterilişi oldukça sıradan,kısacası senaryo açısından mükemmel fakat yönlendirilme bakımından zayıf kalmış bir film 10/8
1
1,256
- Fırsatlar Ülkesinde Dibe Vuran Hayatlar -Sinema tarihine baktığımızda farklı bir yerde duran bir yapım ?Midnight Cowboy?. Çekildiği dönemde daha önce değinilmemiş oldukça cüretkar bir şekilde konulara değinmesiyle farkını ortaya koymuştur. James Leo Herlihy'nin kitabından uyarlanan film, 7 daldaki Oscar adaylığından 3 dalda ödülün sahibi olmuştur.Dönemine göre filmin hikayesi en filmin bu kadar değerli olmasının bir nevi sebebi gibidir. Teksas'ta ufak bir kasabada bulaşıkçılık yapan Joe Buck, aynı zamanda bu kasabadan bu yaşına kadar hiç uzaklaşmamıştır, New York'a giderek tek düze olan hayatını daha iyi bir seviyeye çıkarmayı amaçlar. Tüm hayatı boyunca yaşadığı ve böyle giderse de yaşayacağı kasabadan ayrılarak geçmişini unutup, hayatında yepyeni bir sayfa açmayı amaçlayan Joe, içerisinde bulunduğu sistemden bıkmışlığını ve onun karşısında yer aldığını özellikle bulaşıkçı olarak çalıştığı lokantada geçen diyaloglarla anlarız. Görüldüğü üzere daha başından çok ciddi bir konuya değindiğini belli eden film; başlarda oldukça eğlenceli ve keyifli bir havada geçer. Bunda Joe'un küçüklüğünden beri içerisinde olmak istediği kovboy giysilerinin yanı sıra filmin unutulmaz ?Everybody Talkin? adlı parçanın da katkısı büyüktür. Ufak kasabasından çıkıp dünyanın en büyük metropollerinden biri olan New York'ta hayatını jigololuk yaparak, o ana dek bıktığı çalışma sisteminin dışında kolay yoldan kazanmak ister. New York'a daha ilk adımını attığında, şehir yaşamının dışından geldiğinin farkı ortaya çıkar, gerek giyinişi gerek konuşması gerekse önüne dahi bakmadan müzik dinleyerek caddeden yürüyüşüyle? Daha ilk jigololuk denemesinde avcıyken av olan Joe, girdiği bir barda tanıştığı dolandırıcı Ratso ile yaptığı anlaşma sonrası tekrar av durumuna düşer. Oldukça keyifli bir başlangıç yapan film, her geçen dakika umutsuz, karanlık bir havaya bürünür. Joe da bunun farkına varırken, özellikle girmek zorunda kaldığı eşcinsel ilişki sonrası da ?kaybeden? karakterimiz, daha önce kendisini kazıklayan kalpazan Ratso ile tekrar karşılaşır ve farklı film bambaşka bir dostluk öyküsüne bürünür. Belediye tarafından işaretlenmiş, içerisinde yaşanması yasaklanmış bir yıkıntı içinde yaşayan İtalyan göçmeni Ratso'nun evine yerleşen Joe başlarda Ratso'ya güvenmese de dostlukları her geçen gün perçinlenir. Yönetmen Schlesinger'in filmde zaman zaman yer verdiği ?flashback'li anlatım, karakterleri tanıma açısından büyük önem taşır. Karakterlerin geçmişini, hatıralarını rüyamsı bir şekilde izleriz. Bu geçmişler tamamen açık bir şekilde ekrana gelmez, tam olarak rüyamsı bir tablo çıkar ortaya. Bu rüyamsı anlatım sadece karakterlerin geçmişleri ile alakalı değil kurdukları hayaller ve amaçlarını dile getirmek için de kullanılmıştır. Veremli ve sakat olan Ratso ile metropol kovboyu Joe'nun yalnızlığı birbirini tamamlar niteliktedir. Biri kısa ve sivri zekayken, diğeri uzun, cahildir. İkisinin buluştukları nokta ise bu büyük şehirden ve sistemden nasibini almış olmalarıdır. Yaşam şartları iyice kötüye giden ikili, türlü düzenbazlıklarla hırsızlık yaparak hayatta kalma savaşı verirler. Baştaki eğlenceli atmosfer git gide karanlık, umutsuz ve iç burkucu bir havaya bürünür. Amerikan rüyasını gerçekleştirmeye çalışanlardan dibe vurmuş insanların portresini çizen film; Amerika'nın fırsatlar ülkesi olduğunu da ters çeviriyor böylece. 68 kuşağının karşı duruşunun en önemli örnekleri arasında sayılabilecek yapımlardan biri de ayrıca. Dünyadaki sınıf farklılığını, yer alan sistemin toplum üzerinde etkisini sert bir dille eleştiriyor. Özellikle üst sınıfın verdiği partilerden birine katılan ikilinin partideki halleri tüm filmi açıklar gibi. 50'li ve 60'lı yıllarda westernlerin Amerikan sinemasına hakim olduğu bir dönemin hemen sonunda, kovboyluğun popülaritesini kaybettiğini savunan film; özellikle John Wayne ile alakalı diyaloglar ile Joe'nun tüfeğiyle hiçbir hedefi tutturamayarak yaptığı atışlarla kaybeden bir kovboy görünümü de bir başka ayrıntı. Bunun yanında Ratso'nun İspanyolcada ?zengin? anlamına gelen ?Rizzo? kelimesini kendisine denmesini istemesi de çok manidar. Böylesine oya gibi işlenmiş filmde birçok unutulmaz sahne mevcut. Ratso'nun partiye giderken kir içindeki saçını taramak isterken tarağın saçından geçmemesi ve sonrasında Joe'nun ona güzel göründüğünü söylemesi ve soğuk bir kış gününde üzerlerinde kalın kıyafetleriyle kaldıkları yığıntının içinde dans etmeleri gibi birçok sahne unutulmayacak cinsten ama; bunların en önemlisi tamamen doğaçlama eseri olan cadde yürürken Ratso'ya neredeyse çarpan taksi sahnesidir.'Hey! Im walkin here! Im walkin here!' (Ratzo)Filmdeki oyunculukların filmi olan katkısı gerçekten çok büyük. John Voight'in kariyerindeki en büyük çıkışı yaptığı performanstır. Bunun yanında Ratso karakterini canlandıran Dustin Hoffman, filmden 2 yıl evvel ?The Graduate? gibi yine aykırı bir filmle çıkışa geçmiş ve Oscar adaylığı almıştır. Bu sefer tamamen zıt bir karakteri canlandıran Hoffman, muhteşem bir oyunculuk sergileyerek ne kadar büyük bir oyuncu olduğunu kanıtlamıştı. Akademi filmin iki oyuncusuna Oscar adaylığı vermeyi ihmal etmese de ödülü filmde hakkında yorumlarda bulundukları John Wayne kapmıştı. Özellikle, yukarıda da bahsettiğim, taksi sahnesi tamamen bir doğaçlama eseridir. Filmde topal bir karakteri canlandıran Hoffman film boyunca ayağının içerisinde çakıl taşları koymuştur. Film boyunca gerek doğaçlama sahnesi gerekse içerisine büründüğü kılıkla gelmiş geçmiş en iyi metod oyuncularından biri olduğunu kanıtlamıştır. Bunun yanında tabii ki John Voight'un da mükemmel bir Joe Buck kompozisyonu kendisini unutturmamaktadır. Bunun yanında Akademi tarihindeki en kısa performansla adaylık alan Sylvia Miles da görülemeye değerdir. Sansür kurumu tarafından X rated alıp Oscar kazanan ilk filmdir ?Midnight Cowboy?. Dünyanın en büyük metropollerin birinde yalnızlığı, kaybedenlerin hayatını sunarken, gelir dağılımdaki eşitsizliğinden, sınıf farklılığına, yerde yatan adama bakılmayan şehirdeki yabancılaşmaya değin bir çok olguya değinir. Kısacası her yönüyle mükemmeliyete ulaşan Midnight Cowboy döneminin aykırı filmlerinden ve halen sinema tarihinin en iyileri arasındaki yerini koruyor. Keyifli başlayıp, git gide umutsuzlaşan film daha önce rastlamadığımız bir arkadaşlık öyküsüyle özellikle finalde gözleri doldurmayı ihmal etmiyor. - Midnight Cowboy {Geceyarısı Kovboyu} / John Schlesinger (1969) -
1
1,257
İlkinden öncesini anlatan devam filmi benzer konular etrafında dönüyor,zaman zaman güldürüyor sonlara doğru biraz sıkıyor ama toplamda ortalama bir komedi sunuyor bize. Sermiyan Midyat'ın yazarlık yeteneği yine kendini gösterirken oynadığı karakter Faruk'un daha ön planda olması da iyi olmuş bence...
0
1,258
gerçekten gülmek istiyorsanız kaçırmamalısınız 8/10
1
1,259
Konu olarak ilkine benziyor pek yenilik içermiyor ama beklediğim gibi komik buldum,sonuna kadar eğlendirdi amaçla izlenirse herkes memnun olur ilki biraz daha iyiydi 7/10
0
1,260
film çok güzeldi bence hiç sıkılmadan izledim. değişik bir konusu war.duygusal sahneleride çok beğendim. ah be abi bize denk gelsede böyle bi deniz kızı bi iyilik yapsak dilek hakkı werse bana direk ortadoğuya barış isterdim.
1
1,261
Türünde gerçekten etkileyici bi film izlediğim en iyi gençlik filmi diyebilirm hatta ama romantik komedi sevmeyenlere göre deeğil kesinlikle ama izleyince herkezin sevebileceği türden çok şeker bi film...!!!8.5/10
1
1,262
filmi çok beğendim çok tatlı bi film olmuş ayrıca sara paxton da çok tatlı bi kııızz
1
1,263
valla ismi aklıma gelmiyor tom hanksin bir filmi vardı bööle denizkızı ile ilgili çocukken izlemiştim eh işte gibiydi.ama aquamarine vasat olmasada olur filmlerinden biri olmuş.bugün çok sıcaktı hava dimi?
0
1,264
iananın filmkolik bir insan olduğum ve her filmden bir şey aradığını söylerler sadece buyuk bir boşşşluk acep çok mu oldu yo yo daha da hak ediyor
0
1,265
mustafa altıoklar'ın ilk sinema filmi "istanbul kanatlarımın altında..." vizyona girdiği dönemde tarihi kişilikleri çarpıtarak yansıttığı için çok eleştiri almıştı.özellikle de 4.murat ve hazerfan ahmet çelebi karakterleri gerçekten de filmde çok iddialıydı.böyle bir filmi yapmak da oynamak da cesaret ister.zaten o dönemde okan bayülgen , böyle bir filmde oynadığı için silahlı saldırıya uğramış ve bacağından vurulmuştu.bence amatörce bir film.dekoruyla ,oyunculuklarıyla,hikayesiyle biraz gerçeklerden uzak gibi.ayrıca seslendirme çok kötü.hazerfan'ın uçmak için kullandığı kanatlar çok komikti.ama yine de 10 yıl önce çekilmiş bir filme göre fena sayılmaz.o dönemde türk sinemasında son derece ilgi uyandırmış olan bir film...
0
1,266
Açıkcası film ters köşe yapmayı deniyor ve başarıyorda bunu,aslında tam ters köşe değilde şaşırtma da diyebiliriz.Fiilm başladığından itibaren bir doğa üstü güçler kuşatmasında devam ediyor bu biraz sıkıcı geliyor ama daha sonra bizi şaşırtarak filmi kotarmaya çalışıyorlar,öyle bir film ki iyide değil kötüde değil,şöyle söyleyeyim izlemezseniz çok şey kaçırmazsınız.6/10 iyi seyirler.
0
1,267
gercekten bu film bekledıgımden daha ii cıktı bence gerılım dozu tam yerinde bir fılm esrarenegiz olaylar ve gziem entrıka hepsi var filmde bence mutlaka gorun benım tahmınım basından beri dogru cıktı o ayrı :) bu arada filmin cekildigi yer bu kadarmı guzel olur o sahıl o manzara ınanılmaz bu arada demi moore un oyunculuğuda bir baska ii..
1
1,268
Muhteşem bir öykü ve Ege Aydan’dan harika bir oyunculuk.Kaçıranlar çok şey kaçırmış demektir.Defalarca izlemekten sıkılmayacağım bir film.Müzikleri de kulağınızın pasını alacak...9/10'Önce kuş olduk, uçtuk semayaSonra vurulduk, düştük sevdaya'
1
1,269
harika birşey! sinemamızla gurur duymamız gereken bir film bence. dönemine göre onursal düzeyde bir yapıt. emeklerinize sağlık...
1
1,270
film güzeldi belki ama söylemeden geçemicem:çok taraflı yaklaşılmış.bu yüden 106
0
1,271
Ben çok beğendim ve etkilendim.Keşke sinemamızda böyle tarihi filmler hep çekilse.Emeği geçenleri tebrik ediyorum ve arkadaşları da objektif olmaya çağrıyorum.8/10
1
1,272
böyle bir film böyle bir sitede 10 yorum almış.bu bizim sinema kültürümüzün ne kadar az gelişmiş olduğunu gösteriyor.bu film kült olma yolundayken saçma sapan filmlere yüzlerce yorum ve puan vermedeki bonkölüğümüz taktire değer.biri yönetmene takar,bir başkası tarihi çarpıntığına.bu sinema filmi tarihten esinlenilmiş ve böyle bir senaryo yazılıp film yapılmış ve çok da iyi olmuş.bu kadar basit.bunu anlamayacak ters düz edecek ne var anlamadım.10/9
1
1,273
Herhangi bir tarih çarpıtma göremedim ben açıkçası.O dönemi iyi araştırıp okuyanlar bu yasakların ne kadar doğru olduğunu zaten biliyordur.Makyaj,mekan gibi teknik konular dışında çok büyük eksikleri olmayan ve izlenmesi gereken bir film.
0
1,274
Kuşkusuz her sinemasever bir almodovar filmini yönetmeninin kim olduğunu bilmeden izlediğinde gerek tutku ve ihtirasla yoğrulmuş karakterlerinden gerekse eski filmlerine nazaran stilize senaryosuyla bunun bir pedro eseri olduğunu anlayabilirler. Dünya sinemasında çok önemli bir yere sahip olan almodovar'ın özellikle son dönem filmlerini izlememiş olmanın aslında çok büyük bir talihsizlik olduğunu şimdiden belirtmek isterimKötü eğitim de usta yönetmenin kariyerindeki o ulaşılması zor noktadaki tahtını sağlamlaştırdığının bir kanıtı aslında. Senaryosunu nerdeyse 10 yılda yazmasının yanı sıra kendi hayatına dair izler taşıdığı söylemleri filme ilginç bir özellik katıyor. Bu filmde de okul yıllarında birbirine âşık olan iki gencin yıllar sonra karşılaşması ve geçmişe dair sorgulamaların yaşanması konu ediliyor. Ana ve yan karakterlerimiz genelde olduğu gibi ihtiraslı, tutkulu, hırslı, aç gözlü, kısmen zevk düşkünü ve de âşık? şahs-ı muhteremler böyle olunca filmin ne kadar renkli olacağını artık siz düşünün. Yönetmen bir insanı aç gözlülüğün hangi noktalara getirebileceği ve hangi hallere düşürebileceği (coen kardeşler kadar didaktik olmasa da_ki böyle olması bu tarza çok daha uygun) ölçülü bir biçimde dile getiriyor. Seyirciyi adeta ilk yarıdan sonra ters köşe eden senaryosunun içinde kaybolunacağı gerçeğine de izlemeden hazırlıklı olunması gerektiğine inanıyorum?ancak baştan söylemek de fayda var: eğer aşırı şekilde homofobik bir yapınız varsa bu filmden uzak durun, ne siz sinirlenin ne de filmi izledikten sonra yapacağınız yorumlarınızı okuyacak olanları sinirlendirin :) gael garcia'nın sınırları zorlayan oyunculuğunun herkeste aynı etkiyi uyandıracağını düşünmüyorum ve son olarak? Filmin bana göre belki de en çarpıcı noktası iglesias'ın yazdığı tek satırlık sarsıcı mektubuydu. ??-enrique; sanırım başarıyorum?? zaten finalde daha bir bütünlük sahibi oluyor (filmi izlemeden bu son satırları okuyanlar spoiler yaptığımı düşünmesinler, alakası yok) 9/10
1
1,275
film her zamanki gibi rahipler tarafindan egitimden gecirilmis erkekleri ve tutkuyu anlatmaktadir.dünyayı almodovar'ın eline versek acaba nasıl bir yere dönüştürürdü gibi bir sorguya kapılmadan edemiyor insan.
1
1,276
kotu egıtım sınemada seyrederken en cok etkıleyen yanı gorsellıgı.almodovar yonetmenlıgının en carpıcı tarafı da bu her halde. sonunda herkese adalet dagıtılması hostu:)
1
1,277
tam bi gay filmi kotu egitim gecmiyo bile..ferzan ozpetek cahil perileri seyredinn daha iyi.bence zaman kaybii..
0
1,278
Super bir film!! Basroldeki Matthew Goode acayip yakisikli, kizlar bu yakisikliyi mutlaka izlemeniz lazim. Herkes onun gelecek Brad Pitt olacagini soyluyor...Mandy Mooreda bu filmde cidden parliyor. Cok hos bir genclik filmi, herkese tavsiye edilir.
1
1,279
Abi gerçekten film süper oyuncu kadrosundan ziyade filmin komik yerleri süper :D Mesela şevket çoruhu hep silahlı ve sinirli rollerde izledik ama komedide de üstüne yokmuş heralde :D
1
1,280
Bol çerezle kafanızı yormadan bir şeyler izlemek istiyorsanız izleyin. Yoksa pek bir numarası yok.
0
1,281
İlk filmin vizyonda ve sonrasında internet üzerinde büyük ilgi görmesi üzerine ikincisi çekilen Çakallarla Dans 2: Hastasıyız dede, tipik son dönem Türk komedi filmi. İlk filmin fan kitlesine güvenerek iyi gelir hedefleyen film, popüler komedi filmlerinin bildik trüklerini kullanıyor. Yönetmen Murat Şeker’in sinemacı olarak, 70’li yılların Yeşilçam komedi-dram üslubunu yaşatma çalışması bu filmde iyi sonuç vermemiş. Yönetmenin ilk çalışması “İki film birden” filmi, komedi ile dram kaynaşması adına çok başarılı bir filmdi. Çakallarla Dans 2, kaçırılmayacak bir film olmasa da, neşeli dakikalar geçirebileceğiniz bir Türk filmi. Hadi dedeler, bekliyor nineler! :)
0
1,282
İlk filmini çok beğenmiştim ve devam filmini çok merak etmiştim , çıktığı gün izledim ve şunu farkettim sadece türkiye'de değil bütün dünyada filmlerin devam filmleri ilk filmde ki başarıyı yakalayamıyor bu filmde bu sorunda var ama gerçekten gülerek , eğlenerek izlediğim bir film tavsiye ederim
0
1,283
Fazla yorum yapmaya gerek yok. İlk film gibi izle geç türünden bir film. Yer yer güldürüyor, çerezinizi alın ve keyfini çıkarmaya bakın.
0
1,284
Arkadaşlar bu film ve Yılmaz Erdoğanın bilincine sahip tek başına bir film projesini hayata geçirebilecek aydınlık zekaların umarım asla önü kesilmez.Film benim çocukluğumdan bu yana aklımın en güzel köşesinde yaşattığım türk sineması aynasında yeri çok önemli.Büyük başarılara imza atacak bu ekip.Belki sadece trajik komik sadece bu coğrafyanın insanlarının alğısı dahilinde hayat bulacak filmlerle degilde uluslararası yani kültürler arası yankı uyandırabilecek daha genel hikayelerle.Yapabilirler biliyorum bu kalem ve düşgücü onlarda mevcut.Filmi izleyin yalnızca kendiniz için değil Türk Sinemasının hak ettiği Türk Sinema oyuncularının Ülkemizin bu platformda hak ettiği yeri bulması için.Boş vermeyin King Kongu yada Yamakasiyi ama unutmayın bu topraklar uzerinde yaşayan ve yaşadığı her an her solukta içinize güzelliklerle dolan çok az insan çok az aydınlık düşünce var. Aklınızın kapılarını ardına kadar açın ve bilinki biz sahip olduklarımızın kıymetini bilmezsek onlar bizden giderler.Yaşamak bir ağaç gibi hür bir orman gibi kardeşcesine...Tek yürek olmalıyız bu ülkeyi bu şehri çok seviyorum...
1
1,285
mukemmel bir filmen az on kere izledim manyaaq bi sey matthew goode sana hastayimkim der ki su adam 30 yasinda
1
1,286
DVD si, 'Aşkın Peşinde' diye çıkmıştı 2004 senesinde. Gene onun gibi, vizyona girmeyip doğrudan DVD den çıkan, Katie Holmes lu; 'First Daughter' (Başkanın Kızı) filminin birebir aynısı gibi senaryosu...
0
1,287
Başlarda böyle bir film beklemiyordum olumlu anlamda beni şaşırttı.Birçok ülkede geçmesi ve bu ülkelerin harika manzaralarının olması bence çok önemli.Diğer klasik romantik-komedi filmlerinden farklı bir kefeye koyuyorum zira farklı bir şekilde ilerliyor sonu klasik olsa da benim film hakkındaki görüşlerim tamamen olumlu.Bu türü sevenler kesinlikle izlesinler.8/10
1
1,288
Keyifli bir seyirlikti. İster istemez ilk iki halka ile karşılaştırmak icap ediyor. Çoğu izleyiciye paralel olarak ben de ilk iki halkanın biraz daha yukarıda durduğunu düşünüyorum. Ama bu sonuncusuna da inanılmaz büyük beklentilerle gelmeyip, o anın tadını çıkarmaya çalışıp gevşemek için giderseniz, memnun kalmamanız için bir sebep yok. O kadar da "izlenemez" seviyelerinde değil yani film. Tabii ki yine Alan merkezli bir komedi var. Aynı şekilde Leslie Chow da ona eşlik ediyor. Phil ve özellikle Stu biraz daha geri planda gibi ama yine de olayların içindeler. Hangover'ın üç filmlik macerasına baktığımızda öncelikle bize iki adet unutulmaz karakter kazandırdığını görüyoruz; Alan ve Chow. İkisi de kendine has, hatta ileride tek başlarına üçlemeler yaratabilecek kapsamda karakterler. Bazen tekrara düştüklerinde dahi, aynı şeyleri yapsalar ve söyleseler de izlemekten ve gülmekten bıkmayacağınız karakterler. Onların yanında Bradley Cooper'a da Phil rolüyle bir parantez açmak lazım, çok yakıştı. Stu ile Ed Helms aynı şekilde. Bu filmde "finaldeki Stu" zaten seriyi izleyenlerin uzun süre aklından çıkmayacaktır sanıyorum. Sahneye bir de ufak ama "önemli" bir rolde son dönemde komedi filmleri ile yıldızı iyice parlayan Melissa McCarthy çıkıyor ve unutulmaz bazı sahnelere imza atıyorlar yine. Total olarak "Hangover" çağımız komedi anlayışının ve tarzının kusursuz örneklerinden biri aslında. İleride de böyle hatırlanacağını ve her zaman beğeni ile izleneceğini zannediyorum.
0
1,289
Eğlenceli Ama Gereksiz! (Tolunay Dereli
0
1,290
The Hangover: Part III - Ön değerlendirme The Hangover serisinin şimdiye kadar -2009 ve 2011- yıllarında yayınlanan iki filminden şunu öğrendik(aslında "öğrendik" demek yanlış olur, önceden çeşitli yapımlardan aldığımız dersleri "pekiştirdik" diyelim) : Aslâ bir filmi iki kere çekmeyin. Birinci filmde olanlar ile ikinci filmde olanlar arasında hiçbir fark yok. Aradaki küçük göndermeler, ufak çaplı şakalar değişiklik gösterebilir elbet. Aynı filmi değişik birkaç nükteyle seyircinin önüne atmak bana göre hakarettir. Film(Part II) kötü müydü? Değildi. Gayet eğlenceliydi. Zaten aynı konsepte dayanarak 10 tane Hangover çekilse yine güldürür seni, fakat aptal yerine konulduğunu anladığın vakit iş değişir. Üzerinde düşünülmeden, ilk bölümün zihniyetiyle yapıldığından ötürü The Hangover: Part II -doğal olarak- bayağı eleştirildi ve ilk bölümün yakaladığı başarıyı yakalayamadı... Ekip, bu eleştirilerden nasibini almış olacak ki üçüncü Felekten Bir Gece'mizde, ilk iki filmin dayanağı olan evlilik ve bekârlığa veda hadiselerinin yer almadığını görüyoruz. Belli ki Todd Philips seriye yeni bir bakış açısı getirmek istiyor. Ve bu yerinde bir karar... Devamı için blog'uma girebilirsiniz. Saygılar.
1
1,291
Coğrafyalar arası yolculuk..söylenemeyenlerin geç de olsa dile gelişi,insan hayatını önemsemek renk ırk tanımıyor..nefisti
1
1,292
güzel bir filmdi. özellikle anthony hopkins. film çok yavaş ilerlemediği için çokta sıkmadı. ve sonunda çok şaşırtmamış olsa da yinede izlenebilir olmayı hakedecek bir filmdi.
1
1,293
aksiyon beklenecek bir film değil fakat gayet sürükleyici ve akıllıca oluşturulmuş bir senaryo..oyuncular rollerini gayet başarılı bir şekilde yerine getirmiş...izlemenizi tavsiye ederim...
1
1,294
film tek kelimeyle mükemmel ve çok zekiceydi. oyuncu performansları harika.ölesine güzel bir kurgu filmin sonuna kadar merakla izlemenizi sağlıyor. izleyen herkes ikincisi ne zman çıkar diye bekler
0
1,295
antony hopkins mükemmel oyuncu ama senarist için aynı şey söylenemez. sanki kısa sürede devamı gelecekmiş gibi bitti. sonunda ne olup bittiği anlaşılamıyor yada yarım kalıyor desek daha doğru.
0
1,296
hopkins'ın kalıtesı ve jeff danna'nın yeteneğiyle cok klasık bır cınayet fılmı kalıtelı bır polısıyeye donusmus zekıce kurgulanmıs bır fılm
0
1,297
Komedi ve korkunun güzel birleştiği şimdi izlendiğinde teknolojik olarak sarmasada konusu olarak gayet başarılı bir film 6/10
0
1,298
koskoca bi alışveriş merkezi tamamen sizin oluyor, hem de bedavaya...canınız sıkıldığında da stres atmak için çıkıp iki üç zombi kurşunluyorsunuz...insan, zombilerle çevrili olduğu için kahramanlarımızın oradan hemen uzaklaşacaklarını düşünüyor ama onlar hayatlarından memnun...toplumun aşırı tüketim aşkına bu filmde iyi bir eleştiri var bence eğlenceli sahnelerin arkasında...yani hem sizi eğlendiriyor hem de alttan sosyal mesaj veriyor...daha ne olsun yaaa :):)
1
1,299
Abi yapsın eline yakışıyor film yapmak. İki vizonteleyle yeteneğine. Bana Bir Şeyhler oluyorla da zekasına hayran kaldım Yılmaz Erdoğan nın. Belgesel çekse onu bile izlerim. Saygılar
1