Dataset Viewer
Auto-converted to Parquet Duplicate
image_data
imagewidth (px)
1.65k
2.34k
document_id
stringclasses
14 values
page_num
int64
1
208
total_pages
int64
57
399
predictions
dict
title
stringclasses
14 values
abstract_tr
stringclasses
14 values
abstract_en
stringclasses
14 values
author
stringclasses
14 values
thesis_id
stringclasses
14 values
university
stringclasses
13 values
department
stringclasses
14 values
year
stringdate
2008-01-01 00:00:00
2021-01-01 00:00:00
language
stringclasses
1 value
thesis_type
stringclasses
3 values
keyword_abd
stringclasses
1 value
original_url
stringclasses
14 values
file_path
stringclasses
14 values
file_size_bytes
int64
968k
14.4M
download_success
bool
1 class
extraction_success
bool
1 class
prediction_success
bool
1 class
download_timestamp
stringdate
2025-06-04 21:02:33
2025-06-04 21:02:35
extraction_timestamp
stringdate
2025-06-05 17:37:36
2025-06-05 17:53:42
prediction_timestamp
stringdate
2025-06-07 02:37:47
2025-06-07 02:46:45
hf_processing_timestamp
stringdate
2025-06-07 05:58:18
2025-06-07 06:04:31
text
stringlengths
7
15.2k
574288
86
338
{ "labels": [ { "class": "Resim", "confidence": 0.9204912781715393, "polygon": [ [ 1741, 1175 ], [ 1743, 379 ], [ 304, 375 ], [ 302, 1171 ] ] }, { "class": "Resim/Tablo Açıklaması", "confidence": 0.7283138036727905, "polygon": [ [ 1667, 358 ], [ 1667, 240 ], [ 214, 239 ], [ 214, 357 ] ] }, { "class": "Resim/Tablo Açıklaması", "confidence": 0.6894778609275818, "polygon": [ [ 1779, 1230 ], [ 1779, 1169 ], [ 534, 1167 ], [ 534, 1228 ] ] }, { "class": "Metin", "confidence": 0.598503589630127, "polygon": [ [ 1791, 1417 ], [ 1791, 1235 ], [ 255, 1235 ], [ 255, 1417 ] ] }, { "class": "Sayfa Numarası", "confidence": 0.262066125869751, "polygon": [ [ 112, 852 ], [ 163, 851 ], [ 163, 799 ], [ 111, 799 ] ] } ] }
Zeki Atkoşar'ın bestelediği Mevlevî Âyînlerininusûl-arûz vezni ilişkisi yönünden incelenmesi / The ınvestigation of The Mevleves that is ıntroduced by Zeki Atkoşar from the relationship between the us and the army and their relationship
Mevlevî Âyînleri, Türk Mûsikîsi ve Türk Din Mûsikîsi formları içerisinde Türk Mûsikîsi nazariyatı ve usûlleri açısından büyük formlar arasında önemli bir yere sahiptir. Zengin bir besteleme tekniğiyle yazılmış, kapsamlı ve geniş işleyişi olan bu formdaki eserlerin incelenmesi Türk Din Mûsikîsi için önem taşımaktadır. Bu çalışmada, günümüz Mevlevî Âyîni bestekârlarından Zeki Atkoşar'ın bestelemiş olduğu sekiz Mevlevî Âyîninin tamamının usûl-arûz vezni ilişkisi yönünden incelenmesi ve Âyîni Şerîflerde kullanılan usûllerle, güftelerin yazıldığı arûz kalıpları arasındaki ilişkinin ayrıntılı olarak ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu doğrultuda çalışmanın ilk başlığında 'Hz. Mevlânâ'nın hayatı ve eserlerine yer verilmiş, "Mevlevîlik ve Semâ" kavramlarına değinilmiştir. İkinci başlıkta Türk Din Mûsikîsi formları hakkında bilgiler verilmiş olup üçüncü başlıkta analiz çalışmasının temeli olan 'usûl' ve 'vezin' konularına değinilmiştir. Dördüncü başlıkta bestekâr Zeki Atkoşar'ın hayatı, sanatı ve eserleri hakkında bilgi verilmiştir. Son olarak Zeki Atkoşar'a ait sekiz Mevlevî Âyîni Şerîf kronolojik olarak sıralanmış daha sonra tüm Âyîni Şerîflerin Selâmlarının güftelerinin vezne bağlı hece dağılımları, hazırlanan usûllerin ana kalıp ve velvele darpları şablonlarına yerleştirilerek incelenmiştir. Son olarak güftelerin arûz vezinleri tespit edilip, şekil özellikleri ve anlamları açıklanmıştır
The Rituals of Mevlevî, Turkish music and Turkish religion music in forms have an important place among the major forms of Turkish music in terms of the theory couses and methods. The study of the works in this form, which has a comprehensive and wide functioning with a rich composition technique, is very important for Turkish Religious Music. In this study, it is intended to explain in detail the whole of the eight Mevlevî Âyîni, which were composed by Zeki Atkosar, one of the composers of the today's Mevlevî rituals, in terms of usûl - Arûz measures relationship and in the methods used in rituals, the relationship between Arûz measures in which the songs are written. In this direction, in the first title of the study are explained life and works of Mevlânâ and are mentioned the concept '' Mevlevî Culture and Semâ''. In the second title of this work are informed about Turkish Religious Music forms and in the third title are touched on the concepts "usûl" and "vizier", which are the basis of analysis studies. In the fourth chapter; the life, art and works of composer Zeki Atkosar was explained. In the last chapter part; eight Mevlevî Âyîni Sharif from Zeki Atkosar are taken part.
ZEYNEP KUNDUROĞLU ERAT
574288
Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi
Türk Din Musikisi Ana Bilim Dalı
2019
Türkçe
Yüksek Lisans
Enerji Teknolojisi Ana Bilim Dalı
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=jNRDC1RLfVd4_T7x7ZXmmdIztmq80EiohW0BFu4vio89J9jfbYIVqE10eH77k-0k
./data/pdfs/574288.pdf
14,371,261
true
true
true
2025-06-04T21:02:34.749613
2025-06-05T17:47:25.782499
2025-06-07T02:37:47.410873
2025-06-07T05:58:18.789989
Zeki Atkoşar Mihayyer Ayîninin I. Selâmm 148' lik mertebede Devr-i Revan usûlü ile bestelemiştir. Güftenin yukarda gösterildiği gibidir. Vezin kalıbı 2 Devr-i Revan usülü ile tamamlanmıştır. ![](_page_0_Figure_1.jpeg) Şekil 13. Muhayyer Âyîninin I. Selâm Güftesinin Usûl Ana Kalıp ve Velvele Darplama Göre Dağılımı Zeki Atkoşar Mıhayyer Ayînin I. Selâmın 14/8' lik mertebede Devr-i Revan usûlü ile bestelemiştir. Güftenin yukanda gösterildiği gibidir. Vezin kalıbı 2 Devr-i Revan usülü ile tamamlanmıştır. ರಿಗಿ ![](_page_0_Figure_5.jpeg)
504747
97
297
{ "labels": [ { "class": "Metin", "confidence": 0.9431678056716919, "polygon": [ [ 1503, 2073 ], [ 1503, 258 ], [ 209, 258 ], [ 209, 2072 ] ] }, { "class": "Sayfa Numarası", "confidence": 0.907978892326355, "polygon": [ [ 1466, 2209 ], [ 1467, 2159 ], [ 1409, 2158 ], [ 1408, 2208 ] ] } ] }
Kapitalist ataerkil iktidar ilişkileri dahilinde kentsel mekânda kadının gündelik hayatının coğrafyası Tokat örneği / Geography of everyday life of women in the urban space including patriarchal capitalism relations of power the case of Tokat
Bu çalışma, kapitalist ataerkil sistem ile inşa edilen kentsel mekânla farklı sınıfsal ve kültürel yapılara sahip kadınların gündelik hayat pratikleri bağlamında nasıl bir ilişki geliştirdiğini belirleme amacı taşımaktadır. Gündelik hayata odaklanmanın temel sebebi toplumsal yapıya dağılmış ve bireylere belirli roller atfetmiş iktidar ilişkileri ile aralarında karşılıklı bir ilişkinin olmasıdır. Bu bakımdan gündelik hayat ile ilgili Henri Lefebvre'in, iktidar ilişkileri ile ilgili de Michel Foucault'nun geliştirmiş oldukları kuramlardan faydalanılmıştır. İktidar mücadelesi alanı olan gündelik hayat pratiklerini irdelemek bu pratiklerin cinsiyetçi doğasını toplumsal mekân bağlamında görme olanağı yaratmaktadır. Çünkü cinsiyete dayalı işbölümünün yarattığı iktidar ilişkileri, mekânın kurgulanma biçimi ve işleyişi üzerinde etkilidir. Dolayısıyla toplumsal cinsiyet ilişkilerinin bir coğrafyası vardır. Bu coğrafya doğrultusunda kadın ve erkeğin mekânı deneyimlemesi, toplumsal cinsiyet kimliğinin toplumsal inşası sonucunda farklılaşmaktadır. Bununla birlikte kadınlığın tekil bir kategori olmadığı gerçeği göz önüne alındığında kadınlar arasında da mekânı deneyimleme açısından farklılık vardır. Bu farklılığın temelinde ise kadınların sınıfsal ve kültürel konumları yatmaktadır. Buradan hareketle bu çalışma kadınların kentsel mekân ile olan ilişkisini, Tokat kentinde farklı sınıfsal ve kültürel yapılara sahip iki semt örneği üzerinden belirlemeye çalışmıştır. Bu çerçevede kadınların kentsel mekânla kurduğu ilişki, kadınların gündelik hayatı temelinde haritalandırılarak nesnel bir şekilde açıklanmaya çalışılmış; yapılandırılmış görüşme planı ile elde edilen bulgular ise niteliksel olarak çözümlenmiştir. Her iki semtte yaşayan kadınların sınıfsal ve kültürel farklılıkları kentsel mekândaki gündelik hayat coğrafyalarının da farklılaşmasına yol açmaktadır.
The purpose of this study is to determine how women with different class and cultural backgrounds in relation to the urban space built by the capitalist patriarchal system develop in the context of everyday life practices. The main reason for focusing on everyday life is that there is a reciprocal relationship with the relations of power that are scattered in the social structure and attributed certain roles to individuals. In this regard, Henri Lefebvre's theory about everyday life and Michel Foucault's theory about power relations also used. Exploring everyday life practices, which are areas of power struggle, make it possible to see the sexist nature of these practices in the context of social space. Because the power relations which are create by gender based division of labor are influential on the construction and functioning of the space. There is therefore a geography of gender relations. In line with this geography, the experience of women and man's space differs as a result of the social construction of gender identity. However, given the fact that femininity is not a single category, there is a difference between women in terms of experiencing the space as well. This is the fundamental difference lies in the class and cultural status of women. From this perspective, this study tried to determine the relationship of women with urban space through two districts with different class and cultural structures in Tokat. In this framework, the relationship with urban space established by women was tried to be explained objectively by mapping women's on the basis of everyday life. The findings obtained with the structured interview plan were analyzed qualitatively. The class and cultural differences of the women living in the two districts lead to the segregation of the everyday life geographies in the urban space.
GÜNDÜZ AKSU KOCATÜRK
504747
İnönü Üniversitesi
Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Ana Bilim Dalı
2018
Türkçe
Doktora
Enerji Teknolojisi Ana Bilim Dalı
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=MzP7PYssFqdb3WIjlroAkRLhCdgCQ533cFnFKFBuXREqCYT9Lj2uc3OzO-J223oR
./data/pdfs/504747.pdf
6,637,960
true
true
true
2025-06-04T21:02:33.279508
2025-06-05T17:41:25.634046
2025-06-07T02:37:47.948400
2025-06-07T05:58:19.475257
belirlenen cınsıyet (gender), biyolojik olarak doğal zorunluluk sonucu taşınan cınsıyeti (sex) tamamen belirleyerek birlikte yaşamın en temel sınırlarını çızmıştır. Bu sınırların çizildiği alanlardan biri de kamusal ve özel alandır. Ozel ve kamusal alanda bulunmanın cinsiyet açısından farklılığı, türün devamı belirlemektedir. Kadınların özel alanla ilişkilendirilmesinin en temel gerekçesi onların doğal zorunluluklarıdır (Demir, 2014: 233-234). Ama günümüze gelindiğinde kadınlarla ilgili çocuk doğurmaya ilişkin ele alınan doğal zorunluluk, doğum kontrol yöntemleriyle değişmiş ve kadını bedeniyle farklı bir ilişkiye sokmuştur. Dolayısıyla cinsel hayat, üremenin ötesinde konumlanmıştır. Ustelik çocuk bakım ürünleri de anne-çocuk ilişkisini dönüştürmüştür. Peki kadını özel alana hapseden biyolojik zorunluluk gerekçesinin ortadan kalkmasına rağmen kadınlar neden hâlâ kamusal alandan dışlanmaktadır? Oncelikle belirtilmesi gereken "çok haklı ve masum gözüken biyolojik gerekçe" arka planında düşünsel özellikler taşımaktadır. Geçmişten günümüze uzanan zihniyet, erkeği akılsal, kadım ise duygusal olarak tanımlayarak, kadını kamusal alana çıkabilecek yeterlikten yoksun bırakmıştır (Demir, 2014: 234). Ama daha öncede belirtildiği gibi kadınların kamusal alandan yoksun bırakılma halinin veya kadınların özel alana hapsedilme halinin tüm zaman ve mekânlarda geçerli yanı genel geçer bir kabul olduğuna yönelik bir iddiada bulunulmamaktadır. Bu yoksun olma veya hapsedilme hali kadınların sınıfsal ve kültürel konumlarına göre değişiklik gösterebilmektedir. Emek, iktidar, otorite, kurumlar gibi bunlardan ayrı düşünülemeyecek olan mekân, cinsiyete dayalı asımetrik ilişkilerle etkileşim içinde olan hatta iç içe geçmiş yapılardan biridir (Alkan, 2012: 358). Kent/kentsel süreçleri toplumsal cinsiyet bağlamında irdeleyen çalışmalar genellikle özel alan/kamusal alan, ev-ev dışı, üretım-tüketim, üretımyeniden üretim, çalışma alanları-oturma alanları gibi dikotomiler üzerinden gerçekleştirilmektedir. Özellikle özel alan ve kamusal alan arasındaki karşıtlık mekân ve toplumsal cinsiyetin birlikte kuramsallaştırılmasında temel momentlerden biridir (Alkan, 2000: 82). Bu bakımdan bu altında öncelikle kadınlar için özel alan ve kamusal alanın ne ifade ettiği, bu alanlardaki konumlarının ne olduğuna değinilmiştir. Bununla birlikte kadınların toplumsal yapı içerisindeki ikincil konumlarından hareketle kentsel mekânı kullanım biçimleri açısından geliştirdikleri bir dıreniş pratığı/stratejisi olarak ne kamusal ne de özel alan olan, aynı zamanda hem kamusal hem de özel alan olan alternatif kamusallıklara değinilmiştir.
569025
88
186
{ "labels": [ { "class": "Sayfa Numarası", "confidence": 0.9005680680274963, "polygon": [ [ 878, 2145 ], [ 879, 2103 ], [ 825, 2102 ], [ 824, 2144 ] ] }, { "class": "Metin", "confidence": 0.8781421184539795, "polygon": [ [ 1468, 1996 ], [ 1477, 259 ], [ 156, 253 ], [ 148, 1989 ] ] }, { "class": "Footer", "confidence": 0.7781380414962769, "polygon": [ [ 1459, 2097 ], [ 1459, 1933 ], [ 173, 1929 ], [ 172, 2094 ] ] }, { "class": "Metin", "confidence": 0.25733429193496704, "polygon": [ [ 1510, 1765 ], [ 1510, 1322 ], [ 199, 1322 ], [ 199, 1765 ] ] } ] }
1982 birleşmiş milletler deniz hukuku sözleşmesi'ne göre derin deniz yatağı madenciliğinin tabi olduğu hukuki rejim / The legal regime for deep seabed mining under the 1982 law of the sea convention
Dünya nüfusundaki ve tüketimdeki artışa paralel olarak karadaki kısıtlı kaynakların tükenmeye başlaması, insanoğlunu denizlerde yeni kaynak arayışına yöneltmiştir. Yapılan araştırmaların sonunda uluslararası derin deniz yatağında ticari açıdan oldukça değerli mineral kaynakların bulunduğunun tespit edilmesiyle birlikte, deniz alanlarının bu bölümleri uluslararası toplum ve bilhassa gelişmiş devletler için yeni bir kullanım ve rekabet alanı haline gelmiştir. 1982 Deniz Hukuku Sözleşmesi'nde açık denizler sınırları içinde bulunan bu bölgede açık denizlerin serbestisinin uygulanamayacağı, bu bölgenin insanlığın ortak mirası ilan edilmiş, bölgedeki araştırma işletme faaliyetleri Uluslararası Deniz Yatağı Otoritesi'nin idaresi altında uluslararası bir hukuki rejime tabi kılınmıştır. Oluşturulan rejimde, bu bölgenin eşit haklar temelinde ancak tüm insanlığın ortak yararına olacak şekilde Otorite'nin idaresi ve denetimi altında işletilebileceği ilkesi kabul edilmiştir. Gelişmekte olan devletlerin özel ihtiyaç ve çıkarları birçok düzenleme ile korunmuştur. Rejim altında çevrenin korunmasına yönelik kapsamlı önlemlere ve sıkı düzenlemelerine yer verilmiştir. Derin deniz yatağı madenciliğinin çok yönlülüğü ve multidisiplinerliği çerçevesinde, rejim uluslararası işbirliğine dayalı uluslararası yönetişim temelinde oluşturulmuş, rejim kapsamında oluşturulan özgün kavramlar ve kurumlar uluslararası hukuka ve kurumlarına yeni bir bakış açısı kazandırmıştır.
In parallel with dramatic increase in world population and consumption, run short in limited sources have lead humankind to search for new sources in the seas. As researches in the seas completed, it was found that commercially valuable mineral resources were laid on deep sea bed and ocean floors. With this development , international deep seabed became a new area of use and competition for the international community, specifically for developed states. In order to avoid monopoly risk in the area, In 1982 Convention on the Law of the Sea, this area has been declared as the common heritage of mankind and it has accepted that freedom of the high seas must not be exercised for international deep seabed. Within the regime established on the principles of equal rights and equal shares of the states, mining operations would be conducted only for the benefits of all mankind and it is under the administration and supervision of the Authority. The special needs and interests of developing states are regarded by many regulations and comprehensive and strict environmental precautionary arrangements envisaged under the regime. Within the framework of the multilateralism and multidisciplinarity of deep seabed mining, the regime was established on the basis of international governance based on international cooperation. and the unique concepts and institutions created within the regime gave a new perspective to international law and institutions.
MÜBERRA SÜMEYYE ALTINOK
569025
Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi
Kamu Hukuku Ana Bilim Dalı
2019
Türkçe
Yüksek Lisans
Enerji Teknolojisi Ana Bilim Dalı
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=FgmkGchPKo23qQqBeqzVZn0BR8rLYLwJEusgEUxI5WBEieZ4AeFo6KknDfS-eiIU
./data/pdfs/569025.pdf
2,125,998
true
true
true
2025-06-04T21:02:33.800105
2025-06-05T17:41:27.028250
2025-06-07T02:37:49.327165
2025-06-07T05:58:19.879748
anlaşılmaktadır. Bu aşamadan önce kime hangi durumda m. 82 kapsamındaki ödeme yükümlülüğü öngörüleceği sorusunun cevabı belirsiz kalmakta, sözleşmenin yorumundan Otorite'nin karşısında pasif bir bekleyici konumunda olacağı sonucu çıkarılmaktadır. 307 Otorite, yetkilerini kullanırken; bölgedeki faaliyetlere ilişkin fayda sağlamaya yönelik ayrımcılıklar dahil olmak üzere her türlü ayrımcılıktan kaçınmakla yükümlü kılınmıştır. Bununla birlikte kıyısı olmayan ve coğrafı yönden dezavantajlı gelişmekte olan devletlerin özel olarak değerlendirilmesi bu ayrımcılık yasağının kapsamı dışında bırakılmıştır. 308 Otorite'nin bu çerçevedeki yetki sınırları, bilhassa araştırma ve işletme faaliyetleri için yapılacak başvuruların kabul edilmesi süreçleri için önemlidir. Ütorite, üretim üst sınırını geçmedikçe ve bir emtia antlaşması kapsamındaki yükümlülüklerini ihlal etmedikçe, tüm başvurucuların başvurularını onaylamak ve üretim yetkilendirmelerine yapmakla yükümlüdür.309 Otorite, yapılan başvuruları değerlendirmek dahil yetkilerini uygulamak konusunda objektif ve ayrımcı olmayan ilkeler benimsemek ve bu yönde bir yaklaşımda bulunmak yükümlü kılınmıştır. Bununla birlikte, başvurucular arasından, daha iyi performans güvencesi veren, daha önce Otorite'ye malı fayda sağlamış olan, bölgeye yönelik yatırımının büyük kısmını yapmış olan, önceki dönemlerde başvuru yapmış ancak seçilmemiş olanlara öncelik verilir. ## 3.2.1.4. Otorite'nin yapısı ve organları BMDHS'de Otorite'nin esas organları Genel Kurul, Konsey ve Sekreterlik; tali organları Teknik ve Hukuk Komisyon, Finans Komitesi ve bölgede Otorite adına faaliyet yürütecek özerk işletme organı olan Teşebbüs'tür. 310 Gelişmiş devletlerin çoğunluğu gelişmekte olan devletlerin çoğunluğunun talepleri yönünde oluşturulan pıyasalar üzerinde daha çok kontrole sahip olması öngörülen Ütonte'nın yapısı ve tanınan yetkileri kabul etmemişlerdir, bunun ardından 1994 Antlaşması'nda Otorite'nin yapısı ve yetkilerine yönelik değişikliklere gidilmiştir. Otorite'nin 168 üyesi vardır. Bunların yanısıra birçok ülke ve çok sayıda uluslararası kuruluş ve sivil toplum örgüt gözlemci statüsüne sahiptir. 311 74 <sup>307</sup> Mcdorman T. L. (2012), "The Continental Shelf Regime in The Law Of The Sea Convention: A Reflection on the First Thirty Years", The International Journal Of Marine And Coastal Law, 27(2012), 750-751. 308 BMDHS m. 152 309 BMDHS Ek III m.7 310 BMDHS m. 158
662931
106
141
{ "labels": [ { "class": "Resim", "confidence": 0.9593604207038879, "polygon": [ [ 802, 1956 ], [ 817, 1565 ], [ 408, 1551 ], [ 393, 1941 ] ] }, { "class": "Resim", "confidence": 0.9505127668380737, "polygon": [ [ 885, 1028 ], [ 1367, 1023 ], [ 1363, 662 ], [ 881, 667 ] ] }, { "class": "Resim", "confidence": 0.9478607177734375, "polygon": [ [ 883, 1945 ], [ 1399, 1939 ], [ 1395, 1542 ], [ 879, 1547 ] ] }, { "class": "Resim", "confidence": 0.9431915283203125, "polygon": [ [ 808, 1037 ], [ 824, 678 ], [ 448, 662 ], [ 432, 1020 ] ] }, { "class": "Sayfa Numarası", "confidence": 0.8492658138275146, "polygon": [ [ 1450, 131 ], [ 1451, 87 ], [ 1397, 86 ], [ 1396, 130 ] ] }, { "class": "Resim/Tablo Açıklaması", "confidence": 0.8301389217376709, "polygon": [ [ 737, 2024 ], [ 1058, 2024 ], [ 1058, 1971 ], [ 737, 1971 ] ] }, { "class": "Resim/Tablo Açıklaması", "confidence": 0.8025863170623779, "polygon": [ [ 739, 1101 ], [ 1059, 1100 ], [ 1059, 1052 ], [ 739, 1052 ] ] }, { "class": "Metin", "confidence": 0.7738075852394104, "polygon": [ [ 1421, 1542 ], [ 1422, 1127 ], [ 315, 1124 ], [ 314, 1540 ] ] }, { "class": "Metin", "confidence": 0.6165253520011902, "polygon": [ [ 1437, 641 ], [ 1438, 492 ], [ 390, 490 ], [ 390, 638 ] ] }, { "class": "Metin", "confidence": 0.5009545087814331, "polygon": [ [ 1480, 627 ], [ 1481, 175 ], [ 341, 173 ], [ 340, 625 ] ] }, { "class": "Metin", "confidence": 0.44990217685699463, "polygon": [ [ 394, 1507 ], [ 1439, 1506 ], [ 1439, 1378 ], [ 394, 1379 ] ] } ] }
1200 oC'de odunlu fırında kül etkisi ile sinterleşen astarlar / Linings sintered with ash effect in wood furnace at 1200 oC
İnsanoğlunun kilin plastik özelliğini keşfetmesiyle birlikte, çeşitli seramik kaplar üretilmeye başlanmıştır. Bu kaplar besin tüketimi ve saklanması gibi farklı amaçlarda kullanılmış olup farklı formlarda da üretilmiştir. Ürettikleri bu kapların yüzeylerindeki geçirgenliği engellemek için, çeşitli astarlar kullanılmıştır. M.Ö. 8000'li yıllarda Neolitik Çağ'ın başlangıcından itibaren keşfedilen astar, bünye üzerinde çeşitli renklerde, genellikle kilin kendi rengi olan, siyah ve kırmızı renkte, dekor amaçlı kullanılmaya başlanmıştır. Zamanla renk bakımından çeşitlendirilen astarlar, farklı pişirim teknikleriyle pişirilmiştir. Bu değişik tekniklerin yanında, astar içerisinde farklı hammaddelerin kullanılması ile astar yüzeyi üzerinde matlık, parlaklık ve renk değişimleri meydana gelmektedir. Hazırlanmış olan "1200oC'de Odunlu Fırında Kül Etkisi İle Sinterleşen Astarlar" konulu tez çalışması, beş bölümden oluşmaktadır. Bu çalışma ile yüksek dereceli odunlu fırınlarda denenmiş olan astarları belgelendirerek, yüksek dereceli astar çalışmak isteyenlere yardımcı olabilecek kaynak sunulması amaçlanmıştır. İlk bölümde seramik astarlarının tanımından, tarihçesinden ve tarihsel gelişiminden bahsedilmiştir. İkinci bölümde ise yüksek dereceli seramik astarları yapımında kullanılan hammaddeler, renk veren oksitler ve özellikleri ile astar uygulamalarında kullanılan şamotlu, stonware, porselen gibi yüksek dereceli seramik bünyelerin, yapısında bulunan malzemeleri, yapım aşamaları, özellikleri, rengi ve dereceleri anlatılmıştır. Dördüncü bölümde, çeşitli odunlu fırınlarda, kendi reçete ve tarzlarıyla seramik astarları çalışan sanatçılardan ve çalıştıkları astarlardan bahsedilerek örnekler verilmiştir. Beşinci bölümde ise, odun yakıtlı anagama, noborigama, soda ve tuz fırınlarının yapım aşamaları, yapımında kullanılan malzemeler, kullanım amaçları, kaç odacıktan oluştukları, kaç dereceye çıktıkları ve seramikleri fırın içerisine yerleştirme, fırını kapama, fırını yakma ve boşaltma aşamaları anlatılmıştır. Ayrıca bu bölümde, odunlu kül fırınında 1200oC'de şamotlu ve porselen bünye üzerinde denemeler yapılmış astarlardan, yapılmış olan araştırmalar ve denemeler sonucu başarılı sonuçlar alınan renkli astarları, çamur tornasında el ile şekillendirerek yapılan formlar üzerinde uygulayarak odunlu fırında pişirilen sonuçlar incelenmiştir.
With the discovery of the plastic property of clay by man, various ceramic pots have begun to be produced. These containers have been used for different purposes such as food consumption and storage and are also produced in different forms. Various primers have been used to prevent the permeability on the surfaces of these containers they produce. The engobe, which was discovered since the beginning of the Neolithic Age in the B.C. in the 8000's, began to be used for decoration purposes in various colors, usually the color of clay itself, black and red. The engobe, which were diversified in color over time, were fired with different firing techniques. In addition to these different techniques, dullness, brightness and color changes occur on the primer surface by using different raw materials in the primer. The thesis study on "Engobe Sintered with Ash Effect in Wood Furnace at 1200oC", which has been prepared, consists of five chapters. With this study, it is aimed to provide resources that can help those who want to work with high grade engobe by documenting the linings that have been tried in high grade wood kiln. In the first part, the definition, history and historical development of ceramic engobe are mentioned. In the second part, the raw materials used in the production of high-grade ceramic liners, the coloring oxides and their properties, the materials in the structure of high-grade ceramic bodies such as chamotte, stoneware, porcelain used in engobe applications, their production stages, properties, colors and grades are explained. In the fourth chapter, the artists who worked with their own recipes and styles in various wood-fired furnaces and the liners they worked with were mentioned and examples were given. In the fifth chapter, the construction stages of wood-fired main, noborigama, soda and salt furnaces, the materials used in their construction, their purpose of use, how many chambers they are formed, how many degrees they are raised, and the stages of placing the ceramics in the furnace, closing the furnace, burning and unloading the furnace are explained. Also, in the chapter, the results of fired in a wood oven by applying the colored engobe, which I have obtained successful results as a result of my researches and experiments, from the engobe that have been experimented on firewood and porcelain body at 1200oC in a wood ash furnace, on forms made by hand shaping on mud lathe, are examined.
HANDE ESİN
662931
Uşak Üniversitesi
Seramik Ana Sanat Dalı
2021
Türkçe
Yüksek Lisans
Enerji Teknolojisi Ana Bilim Dalı
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=9MiDp3x86xrwjpi5-14w-TPqLfC4nTuX7wK_ofkqALyMZ2zX4Hexuik7pnWAZF3Y
./data/pdfs/662931.pdf
6,692,798
true
true
true
2025-06-04T21:02:33.673848
2025-06-05T17:37:36.712345
2025-06-07T02:37:49.334816
2025-06-07T05:58:20.221951
## Görsel 37.B.1.: Şamot Bünye %60 Kuvartz %20 Kaolen %30 Sodyum Feldispat %8 Mangan Oksit Şamot bünye üzerindeki astar metalik kahverengi ve krem rengine dönüşmüştür. Kül alan kısımlarda koyu kahverengi ve zeytin yeşili renk oluşmuştur. Astar sinterleşmiş, bünye mat kalmıştır ve bünye koyu kahverengiye dönüşmüştür. ![](_page_0_Picture_6.jpeg) Görsel 37.B.1.: Şamot Bünye ## Görsel 38.B .: Şamot Bünye %70 Kaolen %30 Kuvartz %3 Kobalt Oksit Şamot bünye üzerindeki astar lacivert rengine dönüşmüştür. Kasenin ağız ve dış duvar kısımlarında metalik lacivert oluşmuştur. Bünye mat kalmış ve kahverengiye dönüşmüştür. ![](_page_0_Picture_14.jpeg) ![](_page_0_Picture_15.jpeg) Görsel 38.B.: Şamot Bünye
574288
87
338
{ "labels": [ { "class": "Metin", "confidence": 0.7470239400863647, "polygon": [ [ 1461, 1988 ], [ 1472, 238 ], [ 216, 230 ], [ 205, 1981 ] ] } ] }
Zeki Atkoşar'ın bestelediği Mevlevî Âyînlerininusûl-arûz vezni ilişkisi yönünden incelenmesi / The ınvestigation of The Mevleves that is ıntroduced by Zeki Atkoşar from the relationship between the us and the army and their relationship
Mevlevî Âyînleri, Türk Mûsikîsi ve Türk Din Mûsikîsi formları içerisinde Türk Mûsikîsi nazariyatı ve usûlleri açısından büyük formlar arasında önemli bir yere sahiptir. Zengin bir besteleme tekniğiyle yazılmış, kapsamlı ve geniş işleyişi olan bu formdaki eserlerin incelenmesi Türk Din Mûsikîsi için önem taşımaktadır. Bu çalışmada, günümüz Mevlevî Âyîni bestekârlarından Zeki Atkoşar'ın bestelemiş olduğu sekiz Mevlevî Âyîninin tamamının usûl-arûz vezni ilişkisi yönünden incelenmesi ve Âyîni Şerîflerde kullanılan usûllerle, güftelerin yazıldığı arûz kalıpları arasındaki ilişkinin ayrıntılı olarak ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu doğrultuda çalışmanın ilk başlığında 'Hz. Mevlânâ'nın hayatı ve eserlerine yer verilmiş, "Mevlevîlik ve Semâ" kavramlarına değinilmiştir. İkinci başlıkta Türk Din Mûsikîsi formları hakkında bilgiler verilmiş olup üçüncü başlıkta analiz çalışmasının temeli olan 'usûl' ve 'vezin' konularına değinilmiştir. Dördüncü başlıkta bestekâr Zeki Atkoşar'ın hayatı, sanatı ve eserleri hakkında bilgi verilmiştir. Son olarak Zeki Atkoşar'a ait sekiz Mevlevî Âyîni Şerîf kronolojik olarak sıralanmış daha sonra tüm Âyîni Şerîflerin Selâmlarının güftelerinin vezne bağlı hece dağılımları, hazırlanan usûllerin ana kalıp ve velvele darpları şablonlarına yerleştirilerek incelenmiştir. Son olarak güftelerin arûz vezinleri tespit edilip, şekil özellikleri ve anlamları açıklanmıştır
The Rituals of Mevlevî, Turkish music and Turkish religion music in forms have an important place among the major forms of Turkish music in terms of the theory couses and methods. The study of the works in this form, which has a comprehensive and wide functioning with a rich composition technique, is very important for Turkish Religious Music. In this study, it is intended to explain in detail the whole of the eight Mevlevî Âyîni, which were composed by Zeki Atkosar, one of the composers of the today's Mevlevî rituals, in terms of usûl - Arûz measures relationship and in the methods used in rituals, the relationship between Arûz measures in which the songs are written. In this direction, in the first title of the study are explained life and works of Mevlânâ and are mentioned the concept '' Mevlevî Culture and Semâ''. In the second title of this work are informed about Turkish Religious Music forms and in the third title are touched on the concepts "usûl" and "vizier", which are the basis of analysis studies. In the fourth chapter; the life, art and works of composer Zeki Atkosar was explained. In the last chapter part; eight Mevlevî Âyîni Sharif from Zeki Atkosar are taken part.
ZEYNEP KUNDUROĞLU ERAT
574288
Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi
Türk Din Musikisi Ana Bilim Dalı
2019
Türkçe
Yüksek Lisans
Enerji Teknolojisi Ana Bilim Dalı
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=jNRDC1RLfVd4_T7x7ZXmmdIztmq80EiohW0BFu4vio89J9jfbYIVqE10eH77k-0k
./data/pdfs/574288.pdf
14,371,261
true
true
true
2025-06-04T21:02:34.749613
2025-06-05T17:47:25.782499
2025-06-07T02:37:49.834738
2025-06-07T05:58:20.694573
## 6.2.2. I. Selâm Güftesinin Şekil Ozellikleri ve Açıklaması İlk iki dörtlük Mâhur Ayînin ilk Selâmında ayrıntılı olarak açıklanmıştır. A teşest in /bang-i nâyü/ nîst (i) bâd 11 Her ki in â/teş nedâred/ nîst (i) bâd A teş-î ış/ kesti k'ender/ ney fütâd Cûşiş-î ış/kesti k'ender/ mey fütâd Vezni: Fâ'ilâtün/ Fâ´ilâtün/ Fâ´ilün ( Remel ) Takti: Arıza: ... ... ... / bang-i nâ yü/ ## (imale) Anlamı: Bu neyin sesi ateştir, rüzgâr değil. Kimde bu ateş yoksa o da yok olsun. Aşkın ateşi neydedir. Aşkın coşkusu ise meye yaraşır. ![](_page_0_Figure_15.jpeg)
356397
84
115
{ "labels": [ { "class": "Tablo", "confidence": 0.9462189078330994, "polygon": [ [ 1448, 1282 ], [ 1452, 441 ], [ 290, 434 ], [ 285, 1276 ] ] }, { "class": "Tablo", "confidence": 0.9368882775306702, "polygon": [ [ 280, 2115 ], [ 1425, 2114 ], [ 1425, 1572 ], [ 279, 1573 ] ] }, { "class": "Sayfa Numarası", "confidence": 0.8788437843322754, "polygon": [ [ 894, 141 ], [ 894, 86 ], [ 831, 85 ], [ 831, 140 ] ] }, { "class": "Metin", "confidence": 0.8755735158920288, "polygon": [ [ 1435, 1480 ], [ 1435, 1310 ], [ 296, 1308 ], [ 296, 1479 ] ] }, { "class": "Resim/Tablo Açıklaması", "confidence": 0.7972014546394348, "polygon": [ [ 424, 1565 ], [ 980, 1564 ], [ 980, 1506 ], [ 424, 1507 ] ] }, { "class": "Resim/Tablo Açıklaması", "confidence": 0.7830216288566589, "polygon": [ [ 1406, 398 ], [ 1406, 298 ], [ 297, 297 ], [ 297, 397 ] ] }, { "class": "Resim/Tablo Açıklaması", "confidence": 0.6739715337753296, "polygon": [ [ 925, 467 ], [ 925, 433 ], [ 567, 432 ], [ 567, 466 ] ] }, { "class": "Resim/Tablo Açıklaması", "confidence": 0.5276742577552795, "polygon": [ [ 300, 1254 ], [ 1029, 1253 ], [ 1029, 1225 ], [ 300, 1227 ] ] } ] }
Kamu kurumlarında etik algılamalar üzerine bir araştırma: Vergi daireleri örneği / A research about ethical perceptions in public institutions: The case of taxatation offices
Bu araştırmanın amacı Kahramanmaraş vergi dairelerinde çalışan yönetici ve personelin etik davranışlara bakış açılarını, etik dışı durumlarla karşılaşma durumunda göstereceği tepki ve davranışları ortaya çıkarmaktır. Etik konusunun araştırma konusu olarak seçilmesinde; günümüzde oldukça popüler bir yönetim yaklaşımı olması, vergi daireleri ile ilişkisi bulunan çevreleri ve yönetim kademesini ilgilendirmesi etkili olmuştur. Bu bağlamda, mevcut olan sorunlar tespit edilebilecek ve çözüm önerileri geliştirilebilecektir. Ayrıca etik dışı davranışlara karşı personelin tutum ve davranışları gözlemlenip eksik veya hatalı davranışların eğitim seminerleri yoluyla düzeltilmesi sağlanabilecektir. Araştırma kapsamında Kahramanmaraş'ta bulunan Aksu, Aslanbey, Afşin, Elbistan, Pazarcık vergi dairelerinde çalışan yönetici ve personele anket uygulanmıştır. Etik konulara bakış açısı ile ilgili konulardaki sonuçlar incelendiğinde çalışanların büyük bir kısmının çalışma yaşantısı boyunca etik dışı bir davranışla (rüşvet, hediye, bahşiş vb.) karşılaşmadıkları sevindirici bir sonuç olarak karşımıza çıkmaktadır. Ayrıca çalışanlar amirlerinden gelecek olan herhangi etik dışı davranışı tasvip etmedikleri ve yerine getirmemek için direnç göstereceklerini beyan etmişlerdir. Bu anlamda, çalışanların etik kurallara sahip çıktıkları ve benimsedikleri söylenebilir. Ancak, çalışanlar özellikle görevde yükseltme, atama ve eğitim gibi konularda etik kurallara yeterince önem verilmediğini düşünmektedirler. Ayrıca, yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, çalışılan birim, çalışılan pozisyon, kurumdaki çalışma süresi ve toplam çalışma süresi gibi özellikler açısından bireylerin etik konulara bakış açılarının farklılık gösterdiği görülmektedir. Araştırmanın sadece Kahramanmaraş vergi dairesi çalışanları ve yöneticileri değil etik konularla yakından ilgisi olan tüm maliye çalışanlarına faydalı olacağı ve önem taşıdığı düşünülmektedir. Anahtar Sözcükler: Etik, Etik Algılamalar, Vergi Daireleri, Etiğe dair Deneyimler.
The aim of this research to bring out views towards ethical behaviour, reactions and behaviour when they face unethical situations of managers and staff working in the Kahramanmaraş Taxation Offices. Ethics, being a considerably popular management approach and involving the Taxation Offices and the people in relation with these offices and the managerial levels; have been effective on this subject to be the research topic. In this regard, existing problems can be defined solution suggestions can be made. On the other hand, attitudes and behaviour of the staff through unethical behaviours will be observed and they will be able to be reclaimed by using training seminars. In the context of the research a questionnaire has been conducted over the personnel working in the Aksu, Aslanbey, Elbistan, Pazarcık and Afşin Taxation Offices in Kahramanmaraş. When the results about the views on ethical issues are examined; a pleasing outcome is faced that most of the personnel have never met un ethical behaviour (bribery, presents, tips etc.) during their working lives. Additionally the personnel have indicated that they would not assent to unethical behaviour of their behaviour and they would resist in order not to carry out that kind of requests. In this regard, it can be stated that the personnel stake a claim to and adopt ethical rules. However it is thought that the personnel do not give adequate importance to ethical rules, especially about the issues such as appointments, promotions and trainings.Also it is seen that the views of the personnel about ethical issues differ according to demographical variables such as age, gender, educational level, working unit, position, working time in the institution and total working time. It is thought that the study will be useful and is important for not only the staff and managers working in Kahramanmaraş, but also all of Treasury personnel. Keywords: Ethics, Ethics Perceptions, Taxatation Offices, Experiences on Ethics
AYDIN SÜNDÜK
356397
Karabük Üniversitesi
İşletme Ana Bilim Dalı
2014
Türkçe
Yüksek Lisans
Enerji Teknolojisi Ana Bilim Dalı
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=1zw6GvYMe-q3Hf6HR-3US4u1ITt682r5x0zJqIKB2MtC7vjaat6E3zVBJBHJ36mK
./data/pdfs/356397.pdf
1,256,602
true
true
true
2025-06-04T21:02:34.682458
2025-06-05T17:47:23.142985
2025-06-07T02:37:51.441589
2025-06-07T05:58:20.869725
| | Grup Farklıkları F-Testi Değeri | Grup Farklıkları P-Değeri<br>0,017 | | |----------|---------------------------------|------------------------------------|--| | 1. SORU | 4,163 | | | | 2. SORU | 4,280 | 0,015* | | | 3. SORU | 2,865 | 0,059 | | | 4. SORU | 0,363 | 0,696 | | | 5. SORU | 1,040 | 0,355 | | | 6. SORU | 2,702 | 0,070 | | | 7. SORU | 3,814 | 0,024 | | | 8. SORU | 2,051 | 0,131 | | | 9. SORU | 2,983 | 0,053 | | | 10. SORU | 0,576 | 0,563 | | | 11. SORU | 0,627 | 0,535 | | | 12. SORU | 0,257 | 0,774 | | | 13. SORU | 0,484 | 0,617 | | | 14. SORU | 5,487 | 0,005* | | | 15. SORU | 0,984 | 0,376 | | | 16. SORU | 3,559 | 0,030 | | | 17. SORU | 0,145 | 0,865 | | | 18. SORU | 1,895 | 0,153 | | | 19. SORU | 0,374 | 0,689 | | | 20. SORU | 2,854 | 0,060 | | | 21. SORU | 3,335 | 0,038* | | | 22. SORU | 2,169 | 0,117 | | | 23. SORU | 1,094 | 0,337 | | | 24. SORU | 2,454 | 0,089 | | ## Tablo 3.7. Etik ilkelere verilen cevapların yaş değişkenine göre gruplar arası farklılıklar | t Comments of the comments of<br>CONTI<br>GU: UVILU | AAE<br>1 1 6 6 1 1 6 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 1 | AAA<br>VIGUV | |------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------|--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------|--------------| | ------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------<br>Company of the country of the country of the county of the county of the county of the county of the county of the county of the county of the county of the county of the cou | | | Ust Simge, \*\*\* ve \*\* sırasıyla %1 ve %5 anlamlılık düzeyini ifade etmektedir. Tablo 3.7. incelendiğinde 1, 2, 14, 16 ve 21 numaralı maddelerde yaş değişkeni bakımından istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu görülmektedir. Bu maddeler ile ilgili istatistikler Tablo 3-8'de verilmiştir. | Sorular | Yaş Grupları | Frekans | Ortalama | Std. Sapma | |----------|--------------|---------|----------|------------| | 1. SORU | 30 ve altı | 52 | 2,2308 | 1,18181 | | | 31-40 | 50 | 2,9800 | 1,39225 | | | 41 ve üstü | 100 | 2,6600 | 1,35005 | | 2. SORU | 30 ve altı | 52 | 1,3462 | 0,76401 | | | 31-40 | 50 | 2,0000 | 1,35526 | | | 41 ve üstü | 100 | 1,6800 | 1,16237 | | 14. SORU | 30 ve altı | 52 | 2,5000 | 1,24460 | | | 31-40 | 50 | 2,7200 | 1,40029 | | | 41 ve üstü | gg | 2,0505 | 1,14619 | | 16. SORU | 30 ve altı | 52 | 3,8654 | 0,84084 | | | 31-40 | 50 | 3,3000 | 1,35902 | | | 41 ve üstü | ਰੂਰ | 3,7576 | 1,19600 | | 21. SORU | 30 ve altı | 52 | 3,8462 | 1,12694 | | | 31-40 | 50 | 4,0000 | 1,14286 | | | 41 ve üstü | 100 | 3,5000 | 1,25931 | Tablo 3.8. Yaş Değişkeni Farklılıkları
370719
16
223
{ "labels": [ { "class": "Metin", "confidence": 0.9205388426780701, "polygon": [ [ 1492, 2075 ], [ 1502, 247 ], [ 218, 239 ], [ 207, 2068 ] ] }, { "class": "Sayfa Numarası", "confidence": 0.8408215045928955, "polygon": [ [ 1469, 218 ], [ 1470, 165 ], [ 1423, 163 ], [ 1421, 216 ] ] } ] }
Kitab-ı Adab Fi's-Sünne (İnceleme-metin-sözlük) / Kitab-ı Adab Fi's-Sünne
Bu çalışmada Kitab-ı Âdâb Fi's-Sünne adlı eserin ses ve şekil bilgisi, metin incelemesi yapılmıştır. İnceleme bölümünde, eserin yazılış özellikleri incelenmiş ve metin transkripsiyonlu olarak aktarılmıştır. Ünlüler ve ünsüzlerle ilgili olarak ayrı ayrı olmak üzere benzeşmeler, uyum ve uyumsuzluklar, ses değişmeleri, ses düşmeleri metinden alınan örneklerle açıklanmıştır.Metin bölümünde eser transkribe edilmiştir.Dizin bölümünde ise eserde geçen kelimelerin anlamları geçtikleri yerle birlikte verilmiştir.Son olarak da kaynaklar bölümünde çalışma sırasında faydalanılan kaynaklara yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kitab-ı Adab Fi's-Sünne, ses bilgisi, ünlüler, ünsüzler, şekil bilgisi
In the present study , phonetic, morphological and textual properties of the work named Kitab-ı Âdâb Fi's-Sünne were tacked. In the analysis chapter, the orthographic properties of the work were introduced and the transcribed versions of the text was presented.Vowel and consonant assimilations, harmonies /disharmonies,changes , deletions were seperately explained with specific references to the text. In the chapter of text ,the work was transcribed.The works which were used throughout the study were given in the references chapter. Key Words: Kitab-ı Adab Fi's-Sünne, phonetics, vowels, consonan, morphological
CANAN TÜMER
370719
Abant İzzet Baysal Üniversitesi
Türk Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı
2014
Türkçe
Yüksek Lisans
Enerji Teknolojisi Ana Bilim Dalı
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=48XPj7KKQhKUgntkUiKO3D9iKsj19hRLMsFzyiS_HkZ7G7DzB_mEHNlX2_-4WPPc
./data/pdfs/370719.pdf
1,867,954
true
true
true
2025-06-04T21:02:34.953188
2025-06-05T17:51:31.255229
2025-06-07T02:37:51.442972
2025-06-07T05:58:21.134429
Metinde e ünlüsü ilk seste; üstünlü elif (!) , iç seste üstün ( ) son seste ise üstün ( ) ve he (o) ile karşılanmıştır. Başta üstünlü elif: edeble 40b/30, erlerinüñ 50a/22 Iç seste üstün: üzerinde 36a/9, gölgesidür 55b/17 Sonda üstün: Kur an'da 9b/21, vire 16b/9 Sonda üstün ve he : bile 4a/8, virmeye 47a/9 ## 1, i ünlüsünün yazılışı Metinde 1, i ünlüleri başta elif ( ), esre (! ),ye (s), esreli elif (!) , kelime içinde esre ( ) esreli ye ( ى) , kelime sonunda ise ; esre ( )ve esreli ye ( ) ile karşılanmaktadır. Başta esre ve elif: itsün 7b/4, islām 3b/23 Başta elif, esre, ye: iki 12a/9, imān 15a/7 İç seste esre: giderken 14b/25, dir 38a/15 Iç seste esre ve ye: din 40a/26 Sonda esre: ki 41a/17, katı 41a/21 Sonda esreli ye: dahı 41b/6, didi 53a/22, anı 54a/9 ## o, ö ünlülerinin yazılışı Metinde o, ö sesleri başta; elif, vav, ötre( )), ötreli elif (1), iç seste ; ötre(' ), ötre ve vav ( 3 ) ile karşılanmaktadır. Son seslerde de; ötre ve vav ( 3 ) kullanılmıştır. Başta elif, vav, ötre: on 9b/8, ol 10a/10, olmaya 12b/15, ölüm 37b/22 Iç seste ötre ve vav: olur 38b/10, yoldaş 42a/17, yolın 52b/27 ## u, ü ünlüsünün yazılışı Metinde u, ü ünlülerinin yazılışı için başta elif, vav, ötre ( ), iç seste ötre ( ), ötre ve vav ( ) ile kullanılmıştır. Son seslerde de; ötre ve vav ( و ) kullanılmıştır. Başta elif, vav, ötre : üç 1b/11, üçünci 32a/17 Iç seste ötre: okusañ 10b/17, virürler 23a/1, tut 24a/10, birinüñ 32a/18
357676
104
399
{ "labels": [ { "class": "Metin", "confidence": 0.9522656202316284, "polygon": [ [ 1473, 1259 ], [ 1475, 218 ], [ 289, 216 ], [ 287, 1257 ] ] }, { "class": "Sayfa Numarası", "confidence": 0.8900603652000427, "polygon": [ [ 1468, 2246 ], [ 1469, 2192 ], [ 1405, 2191 ], [ 1404, 2245 ] ] }, { "class": "Resim", "confidence": 0.8166185021400452, "polygon": [ [ 1486, 2139 ], [ 1488, 1396 ], [ 292, 1393 ], [ 290, 2136 ] ] }, { "class": "Metin", "confidence": 0.4681672751903534, "polygon": [ [ 1498, 2152 ], [ 1505, 1392 ], [ 258, 1381 ], [ 251, 2142 ] ] } ] }
Hukuki açıdan forfaiting / Forfaiting in terms of law
Forfaiting, yatırım malları ve hizmet ihracından doğan alacakların satıcı-ihracatçıya rücu edilmeksizin satışı olarak tanımlanmaktadır. Farklı biçimleri bulunmasına karşılık, bu finansman yönteminin temel konusu poliçe ve bonodan doğan alacaklardır. Poliçe forfaiting'inde poliçe, ihracatçı tarafından ithalatçı üzerine çekilmekte ve onun tarafından kabul edilmektedir. Bu durumda ihracatçı keşideci, forfaiter ise lehdar ya da ciranta konumunda bulunmaktadır. Fakat bu durum bazı problemlere yol açmaktadır. Zira bu finansman yönteminin temel ve ayırıcı özelliği rücu edilmezlik klozudur. Bu kloz, kıymetli evrak hukuku bakımından ihracatçının, ciroya "rücu edilmez" kaydı eklemek suretiyle kendisini poliçenin ödenmemesi sorumluluğundan kurtarmasını ve forfaiter'ın ticari riski üstlenmesini gerekli kılar. Fakat bir poliçenin keşidecisi, poliçenin kabul edilmesini ve ödenmesini garanti etmektedir. Onun kendisini poliçenin kabul edilmemesi sorumluluğundan kurtarması mümkün iken, ödenmemesi sorumluluğundan kurtarması mümkün değildir. Zira keşidecinin poliçenin ödenmemesinden sorumluluğunu kaldıran kayıtlar yazılmamış sayılır. Bu durum ise forfaiting'in özüne aykırıdır. Bahsi geçen bu problem bonolar bakımından söz konusu olmaz; çünkü bono forfaiting'inde ithalatçı, asıl borçlu olarak düzenleyen, ihracatçı ise lehdar konumundadır ve onun kendisini ciranta olarak ödememeden sorumsuz kılması mümkündür. Bu farklılık nedeniyle forfaiting işleminde bir çok ihracatçı tarafından bonolar, poliçelere nazaran tercih edilmektedir.
Forfaiting is defined as the purchase, without recourse to any previos holder of receivables due to mature in the future and arising from export of capital goods and services. Although there are several forms of forfaiting, main subjekt of this form of finance is receivables arising from bills of exchange and promissory notes. In bill of exchange forfaiting, the bill of exchange is drawn on the importer (drawee) by exporter (drawer) and accepted by importer. The forfaiter is payee (beneficiary) or indorser. But this cause several problems . Because the main characteristic and distinctive speciality of this financing method is "without recourse clause". This clause requires exporter to free himself from any responsibilities by using of "without recourse, sans recourse stipulation" in the indorsement and requires forfaiter to assume commercial risks in terms of law of negotiable instrument. But the drawer of a bill of exchange guarantees both aceptance and payment. He may release himself from the liability of non acceptance but any stipulation by which he releases himself from the liability of non payment is deemed to be not written. Thus, the drawer of a bill of exchange, the exporter, may not be liable as it is indorser but will always be liable as it is drawer. This situation conflicts with the esense of forfaiting. But the problem as stated above is not seemed in promissory notes because in promissory note forfaiting, the importer is maker as main obligor and the exporter is (payee) beneficiary. And he has the legal right to free himself of any liability as an indorser by using without recourse stipulation. Because of this difference promissory notes are prefered to bill of exchange by many exporters .
PINAR AŞIK
357676
Ankara Üniversitesi
Özel Hukuk Ana Bilim Dalı
2014
Türkçe
Doktora
Enerji Teknolojisi Ana Bilim Dalı
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=1zw6GvYMe-q3Hf6HR-3USxbXuSMqAQLADxiFykEv8C8x4Iv1LS-l7vVD-yghbl5n
./data/pdfs/357676.pdf
3,590,016
true
true
true
2025-06-04T21:02:34.371812
2025-06-05T17:45:56.129920
2025-06-07T02:37:51.546828
2025-06-07T05:58:21.721258
## ba) Ticari Riskler (Delkredererrisiko-commercial risk- A usfallrisiko 159): Literatürde kredi riski (creditrisiko-credit risk)15', müşteri riski (Kundenrisiko)158, borçlu riski (Debitorenrisiko)159, ödeme kabiliyeti iski (Bonitätsrisiko)100 olarak da bilinen bu risk, borçlunun veya garanti verenin ödeme (Zahlungsunfähigkeit) {0} yetersizliği (Zahlungsunwilligkeit)462 kaynaklanan risktir. Ticari risk borçlunun ticari davranışının belirlediği ve doğrudan doğruya borçludan kaynaklanan risktir" 3. bb) Ticari Olmayan Riskler: ihracatçı ve ithalatçının, meydana gelmesinde herhangi bir etkisinin ve denetiminin söz konusu olmadığı risklerdir 104. Bu tür riskler, kaynakları ve sonuçları yönünden bireysel olmayan, ithalatçının ülkesindeki toplumsal, ekonomik ve siyasal nedenlerle ortaya çıkan ve önlenmesi ithalatçının elinde olmayan risklerdir 65. Politik (siyasal) riskler, ekonomik riskler ve yıkım riskleri olmak üzere üçe ayrılır166. Sigortaları, İstanbul 2009, s. 89 vd.; Howes, s. 310; karş. Deuber, s. 11 vd. , yazar riskleri müşteri belirlenimli riskler ve genel riskler olmak üzere ikili bir ayrıma tabi tutmuştur. Bu sınıflandırmada yazar ticari risk ve transfer riskini müşteri belirlenimli riskler kapsamında; faiz değişikliği riski, kur riski, politik risk ve diğer riskleri ise uluslararası ticaretin genel riskleri kapsamında değerlendirmiştir; uluslararası ticarette risklerin farklı şekilde sınflandırması için bkz. Sesyılmaz, Tarık: Ortak Pazarda Ihracat Kredi Sigortası, Ankara 1969, s. 16 vd. - 156 Cheung, s. 15; Kansy, s. 2. - 157 Bu yönde kullanım için bkz. Deuber, s. 11; Guild/Harris, s. 70,71; Finger, s. 766; Malan, s. 203;Whittaker, s. 253. - 158 Deuber, s. 11. - 159 Bernard, s. 47. - 160 Reithmann/Martiny, s. 688; Capell/Swinne, s. 141; Deuber, s. 11; Bernard, s. 47; Schimansky/Bunte/Lwowski, s. 868. - 161 Akın, s. 404; Deuber, s. 11; Erdemol, s. 67; Bernard, s. 47; Şanlı/Ekşi, s. 181; Whittaker, s. 253; ayrıca bkz. Forfaiting, Finanz AG Zurich, s. 8. - 162 Emc/Renz/Arpagaus, s. 291; Bernard, s. 47; Şanlı/Ekşi, s. 181. - 163 Erdal, s. 120. - 164 Pamukçu, s. 77. - 165 Erdal, s. 120. - 166 Pamukçu, s. 90.
363427
17
94
{ "labels": [ { "class": "Metin", "confidence": 0.9132824540138245, "polygon": [ [ 1544, 2242 ], [ 1548, 236 ], [ 201, 233 ], [ 196, 2240 ] ] }, { "class": "Sayfa Numarası", "confidence": 0.8822788000106812, "polygon": [ [ 1509, 137 ], [ 1510, 90 ], [ 1463, 89 ], [ 1462, 136 ] ] } ] }
Kültür kavramının tarihsel ve felsefi yönlerden incelenmesi / A study of culture concept through historical and philosophical aspects
Öznel yaklaşımlar ve anlam zenginliğinden ötürü, kültür kavramı üzerine uzlaşılabilir bir tanımdan söz etmek neredeyse imkânsız hale gelmiştir. Kültür sözcüğüne yüklenen manaların kökenleri ve günümüzdeki öznel kullanımları, kavramın mahiyetini belirleyen hatları görebilmek açısından önemlidir. Kavramsal, işlevsel ve öznel yaklaşımlar açısından kültür terimine yüklenen manalar çeşitli düşünürler ve onların ekolleriyle "Giriş" kısmında incelenecektir. Kavramsal boyutuyla kültür daha çok düşünsel temelde ele alınacak, ilerleyen süreçlerde bu kavramın kasıtlı eylemlere dönüştürülmesi açıklanacaktır. Kültür sözcüğünün varoluş sebebi kuşkusuz insandır. İnsansız bir kültürden söz edilemez. Daha ilk çağlarda dahi kültürün ortaya çıkışı insanla başlar. Tarımsal faaliyetlerde fiil türünde kullanılan kültür sözcüğü, insanın toprağı işleyerek bir müddet sonra onu hasat etmesi süreciyle yürür. Öyle ki kültürün enine boyuna analizi, insan doğasını incelemeyi vazgeçilmez kılmaktadır. İnsan doğasının çeşitli düşünürlerce incelendiği "İnsan Nedir?" bölümünde açığa çıkarılmaya çalışılan temel, insanın doğal durumu ve kültür ile tanışma sürecindeki durumlarıdır. Bu anlamıyla insan kültürün; kültür insanın neresindedir? Kültür kavramının var olması, en azından adının telaffuz edilmesi dahi onun insanların konuşabildiği dönemlerde ortaya çıktığının işaretidir. Dil, özellikle 18. Yüzyıl Aydınlanma Çağının kasıtlı şekillendirme ve biçimlendirme ülküsüyle vazgeçilmez bir araç olarak kullanılmıştır. Dilin kültür ile olan ilişkisini ortaya koyabilmek amacıyla dilin kökeni ve insana ait duyularla ilişkisi üzerine incelemeler "Kültür Açısından Dilin İşlevi" bölümünde yapılacaktır. Tezin son bölümü olan "Kültürün Günümüze Etkisi ve Eleştirisi" kısmında; eğitimli, yüksek şahsiyetli, akılcı olmak tabirlerinin kültürlü olmak deyimiyle bütünleşmesinin temelsiz olduğuna dikkat çekilecektir. Öyle ki, kültür kavramını ortaya koyanlar rasyonel temelde akılcılığı ve modern düşünceyi savunan Aydınlanma Çağı değil; hiçbir kasıt gütmeksizin sezgisel ve güçlü duygulanımlarıyla köylüdür. Ancak; kültür eleştirileri önemli düşünürler ve kavramları referans alınarak özellikle 18. Yüzyıl Aydınlanma Çağı, rasyonalite ve modernizm üzerine yapılacaktır. Çünkü Aydınlanma Çağı kasıtlı ülküsüyle, kültür kavramının anlamını sözde olumlu bir anlamda değiştirmiştir. Bu temelde; kültür süzgecinden geçen şeyler bütünsel, akılcı ama doğal hislerden yoksun ve yavandır.
It has almost been impossible to agree on a compromisable definition of culture concept because of subjective approaches and diversity of meaning. The origins of meanings referred to culture concept and its subjective usage in modern World have very vital points to be able to grasp main ideas indicating the importance of the concept. Speculative, functional and subjective meanings attributed to culture concept through various philosophers and their schools are going to be studied in the "Introduction" part. Culture with conceptual dimensions is going to be studied on the basis of speculations. How these speculations are intentionally transformed into acts will be explained in the next chapters. Unquestionably the reason underlying the existence of 'culture' word is human. There is no word for culture without human being. The rise of culture begins with human being even in the ancient times. Culture word which was primarily used for agricultural purposes in forms of verb, gradually progresses with human driven cultivation. For that reason, it becomes indispensable to study of the nature of man. The essence of the study in chapter "What is man?" is basically the natural and cultured condition of man. In this sense, we question the position of man to the culture and culture to the man. The existence of culture concept and even its pronunciation is a sign that proves culture rose during the time people could speak. Language was used as an indispensable means especially by the deliberate shaping and formatting ideal of 18th century. To be able to exhibit the relationship of language with culture; a study concerning origins of language and its relations with human senses are going to be studied in chapter "The Function of Language in Terms of Culture". In the final chapter of the thesis "Criticism and The effect of Culture to Modern World" we are going to draw attention to the misbelief that aligns being educated, rational and scientific with being cultured. So, those who put forward culture concept are not Enlightenment era in terms of rational and modern thinking but peasants with intuition and strong emotions. However, critics of culture are going to be mainly on 18th century Enlightenment era, rationality and modernism because of the fact that Enlightenment era deliberately changed the meaning of culture concept in a pseudo positive way. On this basis, things that are filtered through culture are total, rational but dull and deprived of natural sensations.
FERHAT BAYIK
363427
Akdeniz Üniversitesi
Felsefe Ana Bilim Dalı
2014
Türkçe
Yüksek Lisans
Enerji Teknolojisi Ana Bilim Dalı
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=gyLHMouPes-CvnhRcjQsKQ22m1HEphaQmKo_vn-N3LpD0VbFexcEdMyy7nWq847P
./data/pdfs/363427.pdf
968,335
true
true
true
2025-06-04T21:02:35.007726
2025-06-05T17:49:20.371402
2025-06-07T02:37:52.160573
2025-06-07T05:58:21.892428
algıladığını ifade etmektedir. Buna ek olarak, kültür analızının bir yasa arayan deneysel bir bilim olamayacağını, anlam arayan yorumsal bir bilim olması gerektiğini ileri sürmektedir. Anlamsal çeşitlilik ve zenginliği dolayısıyla kavram üzerine birçok düşünürün yorumlarına rastlanmaktadır. Bu yorumlamalar bazen tanımlama çabası, bazen de öznel kullanım olarak göze çarpmaktadır. Bu sebeple, Kültür Kavramına Ilişkin Farklı Kullanımlar başlığı altında öznel kullanımlara yönelik bir çalışmayla kavramın kullanımları ortaya çıkarılmaya çalışılacaktır. Altı aydan fazla süren mekân çalışmalarında Malinowski, etnografik araştırmalar için sistematik stratejiler geliştirmiş ve bu stratejiler de kültürün alanları arasındaki bağlantılara işaret etmiştir. Malinowski, kültürün çok yönlü doğasını göstermek için girişimlerde bulunmuş ve bunu da teorik pozisyonu olan işlevselcilikte yansıtmıştır. Her insanın temel ihtiyaçları olduğunu ve bu ihtiyaçların, bir sosyal grubun üyesi olarak insanın öğrenilmiş davranışlarıyla karşılandığını belirten Malinowski; kişisel gereksinimlerin yeni ihtiyaçlar yarattığını ve insan tarihinin kümeli bir ihtiyaçlar ve cevaplar helezonuyla, yeni ihtiyaçların da yeni kültürel cevaplarla şekillendiğini ifade etmektedir." Yani kültürden kasıt işlevsel öğelerin, toplum içerisinde sistemli bir şekilde karşılanmasıdır. Amerikan dilbilimci ve antropolog Edward Sapir (1884-1939) dilin ortaya çıkışı ve ınsan tarafından artıkülasyonu (üretimi) üzerine çalışmalar yapmıştır. Çalışmalarının yönü ve ilgisi bakımından kültür yorumlamasını dilsel açıdan yapmıştır. Kültürü ortak dile sahip insanların dil yoluyla zihinlerine kodlanan kavrayışlar ve algılayışlar olarak nitelendirmektedir. Bu nedenle kültürün dilden zorunlu olarak etkilendiğini savunmaktadır. Öyle ki, dil insan zihnin algılama ve kavrama yapısını belirleyicidir. 24 Kohzadi ve Azizmohammadi tarafından yorumlanan T.S. Eliot's İnterpretation of Culture metninde, T.S. Eliot, kültürü en basıt anlamda, bir insanın ilgi ve etkinliklerinin tümünü kapsayan ve yaşamını yaşanmaya değer kılan şey olarak tanımlamaktadır. Ayrıca, Eliot'ın, kültürü üç farklı görüde yanı; bir kişinin, bir sınıfın ya da bütün bir toplumun gelişimi anlamında kullandığı belirtilmektedir. "Kastımız şudur ki, bir bireyin kültürü ait olduğu topluluktan ve bu topluluğun kültürü ait olduğu toplumdan soyutlanamaz."40 Din ile büyük ilişkisi olduğu gerekçesiyle Eliot'ın kültür tanımı; din ile kültürün jetonun iki tarafına benzetilerek ifade edilmeye çalışılmıştır. Hatta kültürün dinsiz gelişemeyeceği ve dinin kültüre bir çerçeve hazırladığı belirtilmiştir. Kültür kavramının kullanımsal ve tanımsal <sup>23</sup> Moore J.D. Visions of Culture, Altamira Press, 2009, Sf. 137, 138 <sup>24</sup> Moore J.D. A.q.e, 2009, Sf. 89, 90 <sup>45</sup> Kohzadi & Azizmohammadi, T.S. Eliot's Interpretation of Culture, TextRoad Publication, 2011, Sf.2823
360326
64
83
{ "labels": [ { "class": "Metin", "confidence": 0.9304139018058777, "polygon": [ [ 1481, 2106 ], [ 1500, 236 ], [ 130, 223 ], [ 111, 2092 ] ] } ] }
Alzheimer demans hastalarında beyin manyetik rezonans görüntüleme volumetri ölçümleri ile nöropsikolojik testlerin ve beyin omurilik sıvısı biyobelirteçlerinin karşılaştırılması / CSF biomarkers, neuropsychologic assessment (NPA) and magnetic resonance imaging (MRI) volumetry in Alzheimer's disease
Giriş: Alzheimer Hastalığı (AH) dünya genelinde yaşlanan nüfus ile birlikte ciddi bir sağlık problemi haline gelmiştir. AH konusunda artan ilgi ve çalışmalar neticesinde, hastalığın tanı ve tedavisinde gelişmeler yaşanmaktadır. AH'nın semptom vermeden uzun yıllar önce başlayan patofizyolojik süreci biyobelirteçler adı verilen beyin omurilik sıvısı (BOS) biyopeptidleriyle saptanabilmektedir. AH bu preklinik evreden, hafif kognitif bozukluk evresine, ardından da demans evresine ilerlemektedir. AH demansı subjektif ve sosyokültürel durumdan etkilenen kognitif testler ve işlevsel ölçekler ile takip edilmektedir. Yeni biyobelirteçler, ölçülebilir, objektif izlem yöntemleri, klinisyenler açısından hastalığın takibini kolaylaştıracak ve yeni tedavilere cevabın monitorize edilmesine katkı koyacaktır. Biyobelirteçler; BOS' da bulunan moleküller, genler, radyolojik ve nükleer görüntüleme yöntemleri gibi çeşitlilik göstermektedir. Bu çalışma AH demansı tanısı almış hastalarda BOS biyobelirteçleri, manyetik rezonans görüntüleme (MRG) volüm ölçümleri ile NPD alt testleri arasındaki ilişkiyi tartışmaktadır. Gereç ve Yöntemler: Çalışmaya 2012-2013 yılları arasında Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi (DEUTF) Nöroloji Anabilim Dalı Demans polikliniğinde izlenen, 2011 NIA-AA tanı kriterlerine göre patofizyolojik kanıtla desteklenen muhtemel AH demansı tanısı almış 29 hasta alınmıştır. NPD testlerinden oluşturulan batarya ile minimental durum muayenesi (MMSE), sözel ve görsel bellek, frontal lob ve lisan ilişkili testler yapılmış, nöropsikiyatrik envanter (NPI), klinik demans evrelemesi(KDE) ve enstrumental günlük yaşam aktivitesi (EGYA) ölçekleri hesaplanmıştır. Sözel bellek için sözel bellek süreçleri testi(SBST) ve görsel bellek için Wechsler hafıza skalası (WMS-R) görsel üretim alt testi, frontal lob ilişkili testlerden semantik akıcılık için hayvan listesi testi, fonemik akıcılık için KAS testi, planlama için Watson saat çizimi testi, karmaşık dikkat için ileri ve geri sayı menzili testleri, enterferans direnci için Stroop testi, lisan değerlendirmesi için Boston adlandırma testi kullanılmıştır. Yirmi dört hastaya ADNI protokolu ile MRG incelemesi yapılmış ve 27 hastadan BOS örnekleri alınmıştır.. Çekilen MRG'lerin DEU Sinirbilimleri Anabilim dalında mim-Lava programı kullanılarak tüm beyin ve intrakranial hacimleri ölçülmüştür. BOS materyallerinden Aβ ve p-tau (fosforile tau) düzeyleri çalışılmıştır. Bulgular: Analiz sonucunda MMSE, sözel ve görsel bellek puanları, frontal lob test puanları ve Boston adlandırma testi puanları norm değerlere düşük saptanmıştır. MRG volüm ölçümleri ile tüm beyin volümü ve intrakranial volüme bölünerek bulunan oran, norm değerlere göre düşük bulunmuştur. BOS Aβ düzeyleri norm değerlere göre düşük ve p-tau düzeyleri ile p-tau/Aβ oranı ise yüksek bulunmuştur. MRG volümleri ölçümleri ile NPD testleri arasında yapılan ilişki analizi sonucu SBST anlık bellek ve tanıma puanları, görsel spontan hatırlama puanları, ileri ve geri sayı menzili, semantik ve fonemik akıcılık testleri ile Boston adlandırma testleri ile volüm ölçümleri arasında yüksek derecede ilişki saptanmıştır. BOS proteinleri ile gerek NPD testleri, gerekse MRG volüm ölçümleri arasında ilişki saptanmamıştır. Tartışma: Bulgular MRG volüm ölçümlerinde ortaya konan değerler ile beyin atrofisinin, amiloidoz, nörodejenerasyonu ve kognitif kötüleşmeyi işaret ettiğini göstermektedir. NPI ölçeği, davranış bozukluğunu, EGYA ölçeği ise işlevsellik kaybını yansıtmaktaydı. Çalışmada 21 Erken başlangıçlı AH (EBAH) olgusu bulunmaktaydı EBAH hastaları nadir görülmesine rağmen çalışmamızda yüksek oranda bulunmaktdır. MRG volüm incelemeleri ile NPD testleri arasındaki yüksek derecede ilişki saptandı. Çalışmamızın bulguları, NPD testleri ile MRG volüm oranları birbiri yerine kullanılabilir ve MRG volümü klinik takipte yarar sağlamaktadır sonucuna ulaştırmaktadır. BOS biyobelirteçlerinin MRG volümleri ve NPD testleri ile ilişkili bulunmaması biyobelirteçlerin ön planda diagnoz amaçlı kullanılması ve prognostik göstergeler olarak değerinin sorgulanabileceği sonucunu ortaya çıkarmıştır. Literatürde özellikle p-tau için AH klinik ağırlığını yansıttığı varsayımına karşı, Aβ ve p-tau'nun demans evresinde stabil kaldıkları ve hastalık hızını yansıtmadıkları varsayımına katkı sunan sonuçlar saptandı. Sonuç ve Öneriler: Olgu grubunun EBAH ağırlıklı olması, çalışmanın literatüre katkısını güçlendirmektedir. Fakat genetik çalışma yapılmamış olması ve örneklem sayısı çalışmanın kısıtlıklılarındandır. Avrupa Birliği bünyesinde yapılan bir çalışmanın Türkiye ayağında gerçekleştirilen bu çalışmanın verilerinin daha geniş olgu gruplarına katkı koyacağı düşünülmektedir. Sonuç olarak MRG volümetrik incelemesi klinik parametrelerle korele iken, BOS biyobeliteçleri tanı amaçlı kullanılabilmektedir.
Background: Alzheimer's disease (AD) became a worldwide healthcare problem because of aging population. There is novel diagnostic and therapeutic approaches due to accelarating clinical studies and interest on the disease. Pathophysiological processes begin long years before clinical signs and can de diagnosed by cerebrospinal fluid biomarker peptids. AD progresses from preclinical stage to mild cognitive impairment stage, then progresses to demantia stage. Current clinical follow up tools include cognitive tests and functionality scales that are subjective and can change according to socio-cultural status. New biomarkers for diagnostic or prognostic purposes must be measurable and objective, and should contribute to clinicians treatment approach. Biomarker candidates for AD include cerebrospinal fluid (CSF) peptids, genes, radiological and nuclear imaging technics. In this study we aim to explore the association between CSF biomarkers, neuropsychologic assessment (NPA) and magnetic resonance imaging (MRI) volumetry for using biomarkers. Method: Twenty nine consecutive AD subjects who were followed in DEUTF Neurology Department Dementia Clinic between 2012 and 2013 were included to the study. The clinical diagnosis was based on the NIA-AA Criteria (McKhann et al, 2011). Neuropsychological assessment includes Mini-Mental State Examination (MMSE), Öktem's Verbal Memory Test, Wechsler Memory Scale (WMS-R) visual reproduction test for visual memory, Stroop test, verbal categorical fluency test, Watson's clock drawing test, and digit span tests for frontal lobe functions, and Boston naming test for language skills. Clinical severity of dementia was rated by Clinical Dementia Rating (CDR), behavioral scale was chosen as Neuropsychiatric Inventory, (NPI) and functionality was assessed by Brody-Lawton's Instrumental Daily Living Scale (IADL). Twenty four subjects underwent MRI imaging with ADNI protocol for neuroimaging and CSF sample was collected from twenty seven subjects. Images were analysed according to mimLAVA program for measuring total brain volume in Neuroscience Department. CSF samples are analysed for Aβ and phospho tau (p-tau) levels. Results: MMSE, all verbal and visual memory tests, all frontal lobe function tests and Boston naming test scores were worse than the normative data. MRI total brain volume and volume rates showed decreased volume in all subjects comparison to normative values. CSF Aβ levels were lower, and p-tau levels were higher than normative data. Correlation between MRI volumetry measurements and NPA tests were higly remarkable for digit span tests, verbal fluency tests, Boston naming test, visual recall test and verbal recognition test. There found no association between CSF biomarkers and MRI volumetry or NPA tests. Discussion: The results in the present data indicate that brain volumetry is decreased which implicates amiloidosis, neurodegeneration and cognitive decline. Behavioral disturbance as showed by NPI and loss of functionality by IADL are common and well known findings in AD. In our study group, twenty one subjects were diagnosed as early onset AD. Early onset AD is a rare subgroup, in this regard the literature related to this subgroup is scarce. In the present study we found a high level of association between MRI volumetry and NPA tests. Our results implied that each can be used for predicting the other. It seems reasonable to use MRI volumetry for clinical follow up. On the other hand, CSF biomarker results suggests that they can be useful for diagnosis, but not for prognosis or clinical follow up. P-tau results contribute to the literature that p-tau is stable across dementia stage. Conclusion: In the present study, majority of the subjects were EOAD, this empowers the study for contribution to the literature. The main limitations of this study included the lack of genetic investigation and the sample size. However, it is a part of Europian Union research project which will collect the multicenter data. As to conclude, MRI volumetry is associated to clinical parameters, whereas CSF measurements are useful for diagnosis in AD.
ANIL TANBUROĞLU
360326
Dokuz Eylül Üniversitesi
Dahili Tıp Bilimleri Bölümü
2014
Türkçe
Tıpta Uzmanlık
Enerji Teknolojisi Ana Bilim Dalı
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=gyLHMouPes-CvnhRcjQsKUdtcswuyacwVGWzIOWlDmTKxMCC0VNTxcdo-Hc08XHs
./data/pdfs/360326.pdf
2,317,232
true
true
true
2025-06-04T21:02:34.978569
2025-06-05T17:49:19.784438
2025-06-07T02:37:53.553416
2025-06-07T05:58:22.031424
ölçümleri ile takibinin kognitili değerlendirmeye ek olarak kullanılabileceği konusunda literatüre katkı sunmaktadır. ## 5.5. BOS Biyobelirteçler Bulguları ile NPD ve MRG Volüm İlişkileri AH'de Aß düzeyleri amiloidin nöritik plaklar içerisinde birikmesinden dolayı BOS ölçümlerinde düştüğü varsayılmaktadır. Bu çalışmada Aß düzeyleri literatüre uygun şekilde norm değerlerden düşük bulunmuştur. Aß düzeyleri 495.13(273.88) pg/dl olarak saptanmıştır. P-tau düzeylerinin AH'de çoğunlukla arttığı bilinmektedir. Bu çalışmada p-tau düzeyleri norm değerlere göre yüksek bulunmuştur. P-tau düzeyi 93.63(61.21) pg/dl olarak saptandı ve AB'ya oranı 0.26(0.25) bulundu. Bu bulgular AH'de beklenildiği gibi norm değerlere göre yüksektir (Seppälä ve ark, 2012). BOS biyobelirteçleri olguların AH tanısının kesinlik düzeyini yeni kriterlere göre en yüksek seviyeye çıkarmaktadır. Literatürde biyobelirteçlerin bir kısmını hastalığın tanısını belirleyici (diagnostik), bir kısmının ise hastalığın hızını belirleyici (prognostik) olduğu şeklinde bir sınıflandırma yapılmıştır (Zetterberg ve ark, 2008). Bu noktada çalışmada ilk aşamada BOS biyobelirteçleri diagnostik amaçı olarak kullanılmış olmaktadır. Bu çalışmada araştırılmak istenen, BOS biyobelirteçleri ile NPD ilişkilidir (Hipotez 2) ve BOS biyobelirteçleri ile MRG volüm ölçümleri ilişkilidir (Hipotez 3) hipotezler ise BOS biyobelirteçlerinden AB, p-tau ve p-tau/Aß oranının hastalık ağırlığı ve hızı ile ilişkili olup olmadığıdır. İstatistiki olarak çalışmada kullanılan BOS biyobelirteçlerinin gerek MRG volüm gerekse NPD ile ilişkisi saptanmamıştır. Elde edilen bu sonuç Aß ve p-tau'nun prognostik biyobelirteçler olmadığı yönünde tartışmalı literatür verilerine katkı sağlamaktadır (Blennow ve ark, 2007). Aß'nın hastalık demans evresine geçtikten sonra düzeyinde değişiklik olmadığı konusunda konsensusa varılmak üzeredir. Yapılan bir çok çalışma bu konuyu desteklemekte olsa da ölçüm teknikleri konusunda ve kesme (cut-off) değerleri konusunda standardizasyonun olmayışı verilerin birleştirilmesini engellemektedir (Paquet ve ark, 2012). Ayrıca Aß düzeylerinin kullanılan transfer tüplerinin çeşidine ve tüpte bulunan sıvı miktarına göre değiştiği bilinmektedir (Toombs ve ark, 2014). Bu bilgiler standardizasyonu zorunlu kılmaktadır. Aß preklinik AH evresinde tedrici olarak düşmekte, HKB evresinden demans evresine dönüşümde prediktif özellik göstermekte fakat demans evresinde stabil düzeylerde kalması nedeniyle hastalık gidişi konusunda bilgi veremektedir (Villemagne ve ark, 2013). Anti-amiloid tedavi uygulanmaya başladıkça BOS AB düzeyleri değişikliğinin tedavi monitorizasyonu açısından anlamı olabilir. AB düzeylerinin hastalık kliniğe yansımadan yaklaşık iki dekad önce düşmesi hastalığın
504747
98
297
{ "labels": [ { "class": "Metin", "confidence": 0.9451594948768616, "polygon": [ [ 1507, 2065 ], [ 1507, 251 ], [ 201, 250 ], [ 201, 2065 ] ] }, { "class": "Sayfa Numarası", "confidence": 0.9045678973197937, "polygon": [ [ 1464, 2206 ], [ 1464, 2161 ], [ 1411, 2161 ], [ 1411, 2205 ] ] } ] }
Kapitalist ataerkil iktidar ilişkileri dahilinde kentsel mekânda kadının gündelik hayatının coğrafyası Tokat örneği / Geography of everyday life of women in the urban space including patriarchal capitalism relations of power the case of Tokat
Bu çalışma, kapitalist ataerkil sistem ile inşa edilen kentsel mekânla farklı sınıfsal ve kültürel yapılara sahip kadınların gündelik hayat pratikleri bağlamında nasıl bir ilişki geliştirdiğini belirleme amacı taşımaktadır. Gündelik hayata odaklanmanın temel sebebi toplumsal yapıya dağılmış ve bireylere belirli roller atfetmiş iktidar ilişkileri ile aralarında karşılıklı bir ilişkinin olmasıdır. Bu bakımdan gündelik hayat ile ilgili Henri Lefebvre'in, iktidar ilişkileri ile ilgili de Michel Foucault'nun geliştirmiş oldukları kuramlardan faydalanılmıştır. İktidar mücadelesi alanı olan gündelik hayat pratiklerini irdelemek bu pratiklerin cinsiyetçi doğasını toplumsal mekân bağlamında görme olanağı yaratmaktadır. Çünkü cinsiyete dayalı işbölümünün yarattığı iktidar ilişkileri, mekânın kurgulanma biçimi ve işleyişi üzerinde etkilidir. Dolayısıyla toplumsal cinsiyet ilişkilerinin bir coğrafyası vardır. Bu coğrafya doğrultusunda kadın ve erkeğin mekânı deneyimlemesi, toplumsal cinsiyet kimliğinin toplumsal inşası sonucunda farklılaşmaktadır. Bununla birlikte kadınlığın tekil bir kategori olmadığı gerçeği göz önüne alındığında kadınlar arasında da mekânı deneyimleme açısından farklılık vardır. Bu farklılığın temelinde ise kadınların sınıfsal ve kültürel konumları yatmaktadır. Buradan hareketle bu çalışma kadınların kentsel mekân ile olan ilişkisini, Tokat kentinde farklı sınıfsal ve kültürel yapılara sahip iki semt örneği üzerinden belirlemeye çalışmıştır. Bu çerçevede kadınların kentsel mekânla kurduğu ilişki, kadınların gündelik hayatı temelinde haritalandırılarak nesnel bir şekilde açıklanmaya çalışılmış; yapılandırılmış görüşme planı ile elde edilen bulgular ise niteliksel olarak çözümlenmiştir. Her iki semtte yaşayan kadınların sınıfsal ve kültürel farklılıkları kentsel mekândaki gündelik hayat coğrafyalarının da farklılaşmasına yol açmaktadır.
The purpose of this study is to determine how women with different class and cultural backgrounds in relation to the urban space built by the capitalist patriarchal system develop in the context of everyday life practices. The main reason for focusing on everyday life is that there is a reciprocal relationship with the relations of power that are scattered in the social structure and attributed certain roles to individuals. In this regard, Henri Lefebvre's theory about everyday life and Michel Foucault's theory about power relations also used. Exploring everyday life practices, which are areas of power struggle, make it possible to see the sexist nature of these practices in the context of social space. Because the power relations which are create by gender based division of labor are influential on the construction and functioning of the space. There is therefore a geography of gender relations. In line with this geography, the experience of women and man's space differs as a result of the social construction of gender identity. However, given the fact that femininity is not a single category, there is a difference between women in terms of experiencing the space as well. This is the fundamental difference lies in the class and cultural status of women. From this perspective, this study tried to determine the relationship of women with urban space through two districts with different class and cultural structures in Tokat. In this framework, the relationship with urban space established by women was tried to be explained objectively by mapping women's on the basis of everyday life. The findings obtained with the structured interview plan were analyzed qualitatively. The class and cultural differences of the women living in the two districts lead to the segregation of the everyday life geographies in the urban space.
GÜNDÜZ AKSU KOCATÜRK
504747
İnönü Üniversitesi
Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Ana Bilim Dalı
2018
Türkçe
Doktora
Enerji Teknolojisi Ana Bilim Dalı
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=MzP7PYssFqdb3WIjlroAkRLhCdgCQ533cFnFKFBuXREqCYT9Lj2uc3OzO-J223oR
./data/pdfs/504747.pdf
6,637,960
true
true
true
2025-06-04T21:02:33.279508
2025-06-05T17:41:25.634046
2025-06-07T02:37:53.558789
2025-06-07T05:58:22.742233
## 3.1.1.Cinsiyet Temelinde Bir Ayrışma: Ozel Alan ve Kamusal Alan Dikotomisi Tarihsel açıdan bakıldığında kadının erkeğe karşı ikincil konumu üretim ilişkilerinde yaşanan değişimlerle birlikte insan-insan-doğa arasındaki tahakküm ilişkisi içinde şekillenmiştir. Ozel-kamusal, kültür-doğa, eril-dişil gibi dikotomilerin en keskin şekilde tarih sahnesine çıkması ise Sanayi Devrimi ile birlikte olmuştur. Erkeğin emeğiyle birlikte üretim alanında var olması, kadına da yeniden üretim alanında bir rol biçmiştir. Erkeklerin yaşamında yer tutan aileden çok, aile dışı ilişkilerdir ve çalışmadan sıyasete kadar geniş bir skala dahilinde çeşitlilik göstermektedir. Kadın için ise yaşam, aile ilişkileri ve ev işi ile sınırlıdır. Evin dışında ise komşu ya da akrabalar ve onların kadınları vardır. Şirin Tekeli'nin (akt. Tanilli, 2006: 134-135) de belirttiği gibi, "Toplum yaşamı, ev ve evin dışı diyebileceğimiz iki ayrı mekânda örgütlenmiştir; kadınlar, kadınlarla birlikte daha çok evde yaşar, evin dışındaki toplumsal mekânı ise erkeklere bırakırlar." Kamusal alan ve özel alan dikotomisine tarihsel bir perspektiften bakıldığında bu ayrımın Antik Yunan'a kadar uzandığı görülmektedir. Toplumsal işbölümüne koşut olarak gelişen kadın ve erkek arasındaki işbölümü toplumsal üretim süreci boyunca mekânın kullanım biçimlerine de etki etmiştir. Bu açıdan cınsıyetlere göre mekânın kullanım biçimi açısından farklılık tüm toplumsal örgütlerinde görülmekle birlikte, Antik Yunan'da polis (kamusal alan) ile oikos (hane) kavramsallaştırması ile ortaya çıkan kamusal alan ayrımı ile başka bir boyut kazanmıştır. Erkekler, dışarıda agora ve gymnasıon gibi kamusal mekânlarda yaşamlarını sürdürürken, kadınların alanı ev ile sınırlandırılmıştır (Çakır, 2009b: 138). Kamusallık ve erkeklik arasındaki kavramsal ilişki içerisinde, uygulamadaki farklılıklar ne olursa olsun, erişkin erkek reis, dış dünyaya karşı ailesinin ve hane halkının temsilcisi konumundaydı. Kamusal bir alanda meşru bir otoriteyi kullanma gücü, bağımsızlığa ve eyleyiciliğe sahip olmaya dayanıyordu. Bu nitelikler erkekle özdeş tutulan nıteliklerdir. Erkeklerin tümü ıçın ulaşılabilir bir statü olmasa da bu nitelikler erkeğe özgü ayrıcalıklı bir statünün unsurları olarak değerlendirilmektedir (Davidoff, 2002: 211). Bu dönemde, yumuşak başlılık ve sessizlik erdemleriyle yüklenen kadınların sokağa çıkma biçimleri dahi kurallara tabi kılınmıştı. Mimarı açıdan ev düzeni de kadınlar ve erkeklerin birbirinden soyutlanmışlığını yansıtıyordu. Kadınlar evin sokaktan uzak
641738
81
240
{ "labels": [ { "class": "Metin", "confidence": 0.9683557152748108, "polygon": [ [ 1434, 1538 ], [ 1434, 983 ], [ 288, 983 ], [ 288, 1538 ] ] }, { "class": "Metin", "confidence": 0.9309096932411194, "polygon": [ [ 1450, 510 ], [ 1450, 228 ], [ 289, 228 ], [ 289, 510 ] ] }, { "class": "Resim", "confidence": 0.9225218892097473, "polygon": [ [ 1096, 936 ], [ 1431, 929 ], [ 1422, 517 ], [ 1088, 524 ] ] }, { "class": "Resim", "confidence": 0.9201298952102661, "polygon": [ [ 337, 932 ], [ 662, 926 ], [ 656, 522 ], [ 330, 527 ] ] }, { "class": "Resim", "confidence": 0.916114866733551, "polygon": [ [ 718, 942 ], [ 1043, 937 ], [ 1036, 524 ], [ 711, 529 ] ] }, { "class": "Resim", "confidence": 0.8993457555770874, "polygon": [ [ 318, 1906 ], [ 1476, 1905 ], [ 1476, 1544 ], [ 317, 1546 ] ] }, { "class": "Sayfa Numarası", "confidence": 0.8729926943778992, "polygon": [ [ 911, 2173 ], [ 912, 2122 ], [ 853, 2122 ], [ 852, 2172 ] ] }, { "class": "Resim/Tablo Açıklaması", "confidence": 0.782735288143158, "polygon": [ [ 641, 1980 ], [ 1128, 1980 ], [ 1128, 1929 ], [ 641, 1930 ] ] }, { "class": "Resim/Tablo Açıklaması", "confidence": 0.7478006482124329, "polygon": [ [ 1423, 975 ], [ 1423, 932 ], [ 404, 931 ], [ 404, 974 ] ] }, { "class": "Resim/Tablo Açıklaması", "confidence": 0.3719136714935303, "polygon": [ [ 1516, 1923 ], [ 1516, 1855 ], [ 569, 1853 ], [ 569, 1921 ] ] } ] }
Aras Havzasında yetiştirilen Şalak (Aprikoz) kayısı çeşidinde klon seleksiyonu / Clonal selection of Salak (Aprikoz) cv. variety grown at Aras basin
Bu araştırma, Şalak kayısı çeşidinde klon seleksiyonu amacıyla 2015-2018 yılları arasında Aras Havzasında yer alan Iğdır ili Merkez ile Tuzluca ilçeleri ve Kars ili Kağızman ilçesinde yürütülmüştür. Araştırmada Şalak kayısı klonları fenolojik, pomolojik, morfolojik yönden incelenmiş, ümitvar olarak seçilen klonların ise fitokimyasal özellikleri belirlenmiş, aynı zamanda moleküler tanımlamaları yapılarak kayıt altına alınmıştır. Üç farklı lokasyonda geniş bir tarama yapılarak ilk seçimde 101 klon incelemeye değer bulunmuştur. Dört yıllık ortalama değerler dikkate alınarak, farklı rakımlara sahip olan lokasyonlarda (847-1517 m) değerlendirilen klonlar kendi içerisinde tartılı derecelendirmeye tabi tutularak toplam 14 klon ümitvar olarak seçilmiştir. Seçilen Şalak kayısı klonlarının çiçeklenme süresi Iğdır'da 9-12 gün, Tuzluca'da 9-13 gün, Kağızman'da 7-15 gün sürmüştür. Ümitvar klonların ortalama meyve ağırlıkları Iğdır'da 82.23 g, Tuzluca'da 72.81 g, Kağızman'da 65.68 g iken, en ağır meyve 87.70 g ile 76 TU 09 nolu klondan elde edilmiştir. Ümitvar klonlarda SÇKM miktarı ortalama olarak Iğdır'da %14.62, Tuzluca'da %14.46, Kağızman'da %14.20 iken, en yüksek %15.60 ile 76 TU 06 nolu klonda tespit edilmiştir. Sürgün başına ortalama meyve sayısı 2.19 adet ile en fazla Tuzluca'da saptanırken, bunu 1.55 adet ile Iğdır ve 1.44 adet ile Kağızman lokasyonları izlemiştir. Sürgün başına düşen meyve miktarı en yüksek 3.55 adet ile 76 TU 13 nolu klon ile Tuzluca lokasyonundan elde edilmiştir. Fitokimyasal analizler sonucunda organik asitlerden en yoğun olarak sitrik asit ve malik asit bulunmuştur. Toplam antioksidan kapasite miktarı (TEAC) ortalama Iğdır'da 0.62 μ mol TA, Tuzluca'da 0.40 μ mol TA, Kağızman'da 0.78 μ mol TA iken, en yüksek 0.93 μ mol TA ile 36 KZ 13 nolu klondan elde edilmiştir. Toplam fenolik madde miktarı ortalama olarak Iğdır'da 423.18 mg/L, Tuzluca'da 335.43 mg/L, Kağızman'da 495.22 mg/L iken, en yüksek 670.89 mg/L ile 36 KZ 13 nolu klonda saptanmıştır. Toplam şeker (glikoz+fruktoz) miktarı en yüksek 6.60 g/100 g ile 76 TU 17 nolu klonda bulunmuştur. C vitamini miktarı ise en yüksek 13.23 mg/100 ml ile 76 ID 11 nolu klonda tespit edilmiştir. ISSR yöntemi ile yapılan moleküler çalışmalar sonucunda 135 bant elde edilmiş, 99 bant polimorfik özellik göstermiştir. Polimorfizm oranı %73.33 olarak saptanmıştır. Moleküler farklılıkları veren dendrogramda benzerlik indeksi 0.75 ile 1.00 arasında olup ortalama 0.88 olarak saptanmıştır. Iğdır, Tuzluca ve Kağızman lokasyonlarından seçilen ümitvar Şalak klonları aşı ile çoğaltılarak Iğdır Üniversitesi Tarımsal Uygulama ve Araştırma Merkezinin bahçesine dikilmiş olup, araştırma Seleksiyon 2 aşaması ile sürdürülecektir.
This research was carried out in Iğdır Province Center and Tuzluca districts and Kars province Kağızman district in Aras Basin between 2015 and 2018 for the purpose of clone selection in Şalak apricot variety. In the study, Şalak apricot clones were examined phenologically, pomologically, morphologically, and the phytochemical properties of the clones selected as promising were determined, at the same time their were recorded by making molecular definitions. A wide screening was performed at three different locations, and 101 clones were found worthy of examination in the first selection. Taking into consideration the four-year average values, the clones evaluated at locations with different altitudes (847-1517 m) were classified according to the method of Weighted Rating within themselves and were selected as a total of 14 clones promising. Flowering period of selected Şalak apricot clones lasted 9-12 days in Iğdır, 9-13 days in Tuzluca, 7-15 days in Kağızman. While the average fruit weights of the selected clones were 82.23 g in Iğdır, 72.81 g in Tuzluca, 65.68 g in Kağızman, the heaviest fruit was obtained from clone no 76 TU 09 with 87.70 g. The average amount of soluble solids content in promising clones was 14.62% in Iğdır, 14.46% in Tuzluca, 14.20% in Kağızman, and was highest in clone no 76 TU 06 with 15.60%. While the average number of fruits per shoot was determined in Tuzluca with 2.19 pieces, Iğdır with 1.55 pieces and Kağızman locations with 1.44 pieces followed. The highest number of fruit per shoot with 3.55 clone 76 TU 13, which was obtained from the clone Tuzluca locations. As a result of molecular studies, 135 bands were obtained by ISSR method and 99 bands showed polymorphism. Polymorphism rate was found as 73.33%. The dendrogram, which gives the molecular differences, has a similarity index between 0.75 and 1.00, on average of 0.88. Promising Şalak clones selected from Iğdır, Tuzluca and Kağızman locations were reproduced with budding and planted orchard of Iğdır University Agricultural Application and Research Center and the research will be continued with the second phase of selection.
BERNA DOĞRU ÇOKRAN
641738
Ordu Üniversitesi
Bahçe Bitkileri Ana Bilim Dalı
2020
Türkçe
Doktora
Enerji Teknolojisi Ana Bilim Dalı
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=fl0Kw4p1rmMDotyKRdYv1Jo-hjfZ0I9z6SfzmLsIJeCnmps-d1Jnt-Lb_IAwsyut
./data/pdfs/641738.pdf
11,393,424
true
true
true
2025-06-04T21:02:34.661684
2025-06-05T17:45:56.117474
2025-06-07T02:37:54.424484
2025-06-07T05:58:23.458835
Verimlilik: Her klonda 10 adet bir yıl önceki yıllık sürgünler meyveli ve meyvesiz olarak rastgele belirlenmiştir. Aynı zamanda bu sürgünlerin uzunlukları ve çapı da ölçülmüştür (Çizelge 3.13). Verimlilik, belirlenen 10 adet sürgünün üzerinde bulunan toplam meyve sayısının sürgün adedine oranlanması ile bulunmuştur. Bu ölçünler 2017 ve 2018 yıllarında yapılmıştır. ![](_page_0_Picture_1.jpeg) Şekil 3.13 Bir Onceki Yıla Ait Sürgünlerin Olçümleri ve Meyve Sayımı Düzenli Verimlilik: Hem gözlemlere hem de üreticilere sorularak klonların son 3 yıllık meyve verim durumları değerlendirilmiş olup; 1 yıl verimli 2 yıl verimsiz ise az, 2 yıl verimli 1 yıl verimsiz ise orta, 3 yıl üst üste verimli ise çok verimli olarak değerlendirilmiştir. Az:1; orta:2; çok:3. Tat, Aroma ve Meyve Suyu Oranları: Subjektif (öznel) olarak 1'den 5'e kadar puan verilerek değerlendirmeye alınmıştır. Albeni: Şekil 3.14'te gösterilen meyve örneklerinin meyve rengine göre sınıflandırılma yapılmıştır. Yeşilimsi sarı renk:1; sarı zemin üzerinde hafif turuncu:3; sarı zemin üzerinde turuncu:4. ![](_page_0_Picture_5.jpeg) Yeşilimsi Sarı ![](_page_0_Picture_7.jpeg) ![](_page_0_Picture_9.jpeg) Sarı Sarı Zemin Üzerinde Hafif Turuncu Sarı Zemin Üzerinde Turuncu Şekil 3.14 Renk Sınıflandırması
569025
89
186
{ "labels": [ { "class": "Metin", "confidence": 0.9005039930343628, "polygon": [ [ 1485, 2027 ], [ 1493, 246 ], [ 124, 240 ], [ 116, 2022 ] ] }, { "class": "Sayfa Numarası", "confidence": 0.8954105377197266, "polygon": [ [ 880, 2148 ], [ 880, 2103 ], [ 824, 2103 ], [ 823, 2148 ] ] } ] }
1982 birleşmiş milletler deniz hukuku sözleşmesi'ne göre derin deniz yatağı madenciliğinin tabi olduğu hukuki rejim / The legal regime for deep seabed mining under the 1982 law of the sea convention
Dünya nüfusundaki ve tüketimdeki artışa paralel olarak karadaki kısıtlı kaynakların tükenmeye başlaması, insanoğlunu denizlerde yeni kaynak arayışına yöneltmiştir. Yapılan araştırmaların sonunda uluslararası derin deniz yatağında ticari açıdan oldukça değerli mineral kaynakların bulunduğunun tespit edilmesiyle birlikte, deniz alanlarının bu bölümleri uluslararası toplum ve bilhassa gelişmiş devletler için yeni bir kullanım ve rekabet alanı haline gelmiştir. 1982 Deniz Hukuku Sözleşmesi'nde açık denizler sınırları içinde bulunan bu bölgede açık denizlerin serbestisinin uygulanamayacağı, bu bölgenin insanlığın ortak mirası ilan edilmiş, bölgedeki araştırma işletme faaliyetleri Uluslararası Deniz Yatağı Otoritesi'nin idaresi altında uluslararası bir hukuki rejime tabi kılınmıştır. Oluşturulan rejimde, bu bölgenin eşit haklar temelinde ancak tüm insanlığın ortak yararına olacak şekilde Otorite'nin idaresi ve denetimi altında işletilebileceği ilkesi kabul edilmiştir. Gelişmekte olan devletlerin özel ihtiyaç ve çıkarları birçok düzenleme ile korunmuştur. Rejim altında çevrenin korunmasına yönelik kapsamlı önlemlere ve sıkı düzenlemelerine yer verilmiştir. Derin deniz yatağı madenciliğinin çok yönlülüğü ve multidisiplinerliği çerçevesinde, rejim uluslararası işbirliğine dayalı uluslararası yönetişim temelinde oluşturulmuş, rejim kapsamında oluşturulan özgün kavramlar ve kurumlar uluslararası hukuka ve kurumlarına yeni bir bakış açısı kazandırmıştır.
In parallel with dramatic increase in world population and consumption, run short in limited sources have lead humankind to search for new sources in the seas. As researches in the seas completed, it was found that commercially valuable mineral resources were laid on deep sea bed and ocean floors. With this development , international deep seabed became a new area of use and competition for the international community, specifically for developed states. In order to avoid monopoly risk in the area, In 1982 Convention on the Law of the Sea, this area has been declared as the common heritage of mankind and it has accepted that freedom of the high seas must not be exercised for international deep seabed. Within the regime established on the principles of equal rights and equal shares of the states, mining operations would be conducted only for the benefits of all mankind and it is under the administration and supervision of the Authority. The special needs and interests of developing states are regarded by many regulations and comprehensive and strict environmental precautionary arrangements envisaged under the regime. Within the framework of the multilateralism and multidisciplinarity of deep seabed mining, the regime was established on the basis of international governance based on international cooperation. and the unique concepts and institutions created within the regime gave a new perspective to international law and institutions.
MÜBERRA SÜMEYYE ALTINOK
569025
Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi
Kamu Hukuku Ana Bilim Dalı
2019
Türkçe
Yüksek Lisans
Enerji Teknolojisi Ana Bilim Dalı
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=FgmkGchPKo23qQqBeqzVZn0BR8rLYLwJEusgEUxI5WBEieZ4AeFo6KknDfS-eiIU
./data/pdfs/569025.pdf
2,125,998
true
true
true
2025-06-04T21:02:33.800105
2025-06-05T17:41:27.028250
2025-06-07T02:37:55.664356
2025-06-07T05:58:24.392104
## 3.2.1.4.1. Genel Kurul ## Genel Kurulun Y etki ve Görevleri BMDHS'ye taraf olan tüm devletler aynı zamanda Otorite'ye üyedir. 1982 BMDHS'de tüm üyelerden oluşan Genel Kurul, Otorite'nin genel politikasını oluşturmaktan sorumlu en üst organ olarak düzenlenmiştir.312 Daha sonra 1994 Antlaşması'nda çoğunluğunu gelişmekte olan devletlerin oluşturduğu Genel Kurul'un yetkileri azaltılmış, Konseyin yetkileri arttırılmıştır. 313 Genel Kurul'un yetki ve görevleri şunlardır: - Konsey üyelerini, Konseyin tavsiye ettiği adaylar arasından Genel Sekreter, Y önetim Kurulu üyeleri, Teşebbüs genel müdürünü seçmek, - Genel Kurul'un görevlerinin etkin şekilde yerine getirilmesi amacıyla gereke görmesi halinde tali organlar kurmak, - Otorite'nin bütçesine ilişkin Finans Komitesi'nin önerilerini dikkate alarak üyelerin görüşlerini değerlendirmek, - Konsey'in tavsiyeleri doğrultusunda derin deniz yatağı madenciliğinden elde edilen gelirin gelişmekte olan devletlerin çıkar ve ihtiyaçları doğrultusunda paylaşılmasına(gelir paylaşımı) yönelik kanun ve yönetmelikleri değerlendirmek ve onaylamak"44 Finans Komitesi'nin tavsiyelerini alarak elde edilen gelirin hakkaniyete uygun şekilde paylaşımını sağlamak, - Konsey tarafından kabul edilmiş kuralları, yönetmelikleri ve usullerini değerlendirmek ve onaylamak, - Yönetim Kurulunun tavsiyesiyle Teşebbüs'ün elde ettiği fonu Otorite'ye aktarmak, - Konsey, Teşebbüs veya Otorite'nin diğer organlarından gelen rapor, çalışma, analizleri incelemek, - Bölgedeki faaliyete ilişkin işbirliğini arttırmak ve uluslararası hukuku geliştirmek amacıyla çalışmalar yapmak ve tavsiyelerde bulunmak, - Alan madenciliğinden olumsuz yönde etkilenecek kara üreticisi gelişmekte olan devletler coğrafi konumu itibarıyla devletlerin sorunlarını inceleyerek ve Konseyin ekonomik 75 <sup>311</sup> https://www.isa.org.jm/member-states, E. T .: 01.06.2019 <sup>312</sup> BMDHS m.159-160 <sup>313 1994</sup> New York Antlaşması III. Kısım <sup>314</sup> Genel Kurul Konseyin tavsiyelerine onaylamazsa, Genel Kurul'un belirttiği çerçevede tekrar değerlendirmesi için Konseye tekrar gönderilir.
356397
85
115
{ "labels": [ { "class": "Metin", "confidence": 0.9456685781478882, "polygon": [ [ 208, 1937 ], [ 1487, 1937 ], [ 1487, 283 ], [ 208, 283 ] ] }, { "class": "Sayfa Numarası", "confidence": 0.9056516289710999, "polygon": [ [ 893, 139 ], [ 894, 86 ], [ 832, 85 ], [ 832, 139 ] ] } ] }
Kamu kurumlarında etik algılamalar üzerine bir araştırma: Vergi daireleri örneği / A research about ethical perceptions in public institutions: The case of taxatation offices
Bu araştırmanın amacı Kahramanmaraş vergi dairelerinde çalışan yönetici ve personelin etik davranışlara bakış açılarını, etik dışı durumlarla karşılaşma durumunda göstereceği tepki ve davranışları ortaya çıkarmaktır. Etik konusunun araştırma konusu olarak seçilmesinde; günümüzde oldukça popüler bir yönetim yaklaşımı olması, vergi daireleri ile ilişkisi bulunan çevreleri ve yönetim kademesini ilgilendirmesi etkili olmuştur. Bu bağlamda, mevcut olan sorunlar tespit edilebilecek ve çözüm önerileri geliştirilebilecektir. Ayrıca etik dışı davranışlara karşı personelin tutum ve davranışları gözlemlenip eksik veya hatalı davranışların eğitim seminerleri yoluyla düzeltilmesi sağlanabilecektir. Araştırma kapsamında Kahramanmaraş'ta bulunan Aksu, Aslanbey, Afşin, Elbistan, Pazarcık vergi dairelerinde çalışan yönetici ve personele anket uygulanmıştır. Etik konulara bakış açısı ile ilgili konulardaki sonuçlar incelendiğinde çalışanların büyük bir kısmının çalışma yaşantısı boyunca etik dışı bir davranışla (rüşvet, hediye, bahşiş vb.) karşılaşmadıkları sevindirici bir sonuç olarak karşımıza çıkmaktadır. Ayrıca çalışanlar amirlerinden gelecek olan herhangi etik dışı davranışı tasvip etmedikleri ve yerine getirmemek için direnç göstereceklerini beyan etmişlerdir. Bu anlamda, çalışanların etik kurallara sahip çıktıkları ve benimsedikleri söylenebilir. Ancak, çalışanlar özellikle görevde yükseltme, atama ve eğitim gibi konularda etik kurallara yeterince önem verilmediğini düşünmektedirler. Ayrıca, yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, çalışılan birim, çalışılan pozisyon, kurumdaki çalışma süresi ve toplam çalışma süresi gibi özellikler açısından bireylerin etik konulara bakış açılarının farklılık gösterdiği görülmektedir. Araştırmanın sadece Kahramanmaraş vergi dairesi çalışanları ve yöneticileri değil etik konularla yakından ilgisi olan tüm maliye çalışanlarına faydalı olacağı ve önem taşıdığı düşünülmektedir. Anahtar Sözcükler: Etik, Etik Algılamalar, Vergi Daireleri, Etiğe dair Deneyimler.
The aim of this research to bring out views towards ethical behaviour, reactions and behaviour when they face unethical situations of managers and staff working in the Kahramanmaraş Taxation Offices. Ethics, being a considerably popular management approach and involving the Taxation Offices and the people in relation with these offices and the managerial levels; have been effective on this subject to be the research topic. In this regard, existing problems can be defined solution suggestions can be made. On the other hand, attitudes and behaviour of the staff through unethical behaviours will be observed and they will be able to be reclaimed by using training seminars. In the context of the research a questionnaire has been conducted over the personnel working in the Aksu, Aslanbey, Elbistan, Pazarcık and Afşin Taxation Offices in Kahramanmaraş. When the results about the views on ethical issues are examined; a pleasing outcome is faced that most of the personnel have never met un ethical behaviour (bribery, presents, tips etc.) during their working lives. Additionally the personnel have indicated that they would not assent to unethical behaviour of their behaviour and they would resist in order not to carry out that kind of requests. In this regard, it can be stated that the personnel stake a claim to and adopt ethical rules. However it is thought that the personnel do not give adequate importance to ethical rules, especially about the issues such as appointments, promotions and trainings.Also it is seen that the views of the personnel about ethical issues differ according to demographical variables such as age, gender, educational level, working unit, position, working time in the institution and total working time. It is thought that the study will be useful and is important for not only the staff and managers working in Kahramanmaraş, but also all of Treasury personnel. Keywords: Ethics, Ethics Perceptions, Taxatation Offices, Experiences on Ethics
AYDIN SÜNDÜK
356397
Karabük Üniversitesi
İşletme Ana Bilim Dalı
2014
Türkçe
Yüksek Lisans
Enerji Teknolojisi Ana Bilim Dalı
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=1zw6GvYMe-q3Hf6HR-3US4u1ITt682r5x0zJqIKB2MtC7vjaat6E3zVBJBHJ36mK
./data/pdfs/356397.pdf
1,256,602
true
true
true
2025-06-04T21:02:34.682458
2025-06-05T17:47:23.142985
2025-06-07T02:37:56.080490
2025-06-07T05:58:24.608329
Tablo 3.8.'e göre, 1. ifadede yer alan çalıştığım kurumda (kaytarma, yalancılık, sahtecilik gibi) etik dışı davranışlara şahıt oldum ifadesine 30 yaş altı çalışanların daha az 31-40 yaş arası çalışanların ise daha fazla katıldıkları görülmektedir. Bu farklılığın 30 ve altı yaş grubunun ortalamasının düşük, 31-40 yaş grubunun ortalamasının yüksek olmasından kaynaklandığı dikkat çekmektedir. 2. ifadede yer alan çalıştığım kurumda kural dışı bir ödeme (rüşvet, hediye, bahşış vb.) menfaat sağlama teklifi ile karşılaştım ifadesine 30 ve altı yaş çalışanların daha az, 31-40 yaş arası çalışanların ise daha fazla katıldıkları görülmektedir. Bu nedenle, farklılığın 30 ve altı yaş grubunun ortalamasının düşük, 31-40 yaş grubunun ortalamasının yüksek olmasından kaynaklandığı görülmektedir. 14. ifadede yer alan yöneticilerim görevimle ilgili olarak etik kurallara uymayan bir talimat verirse, verilen talimatın etik olmadığını söyler durumun düzeltilmesini isterim. Ancak ısrarcı davranırsa verilen talımatı yerine getiririm ifadesine 41 yaş ve üstü çalışanların daha az, 31-40 arası çalışanların ise daha fazla katıldıkları görülmektedir. Bu nedenle, farklılığın 41 yaş ve üstü yaş grubunun ortalamasının düşük, 31-40 yaş grubunun ortalamasının yüksek olmasından kaynaklandığı görülmektedir. 16. İfade de yer alan çalıştığım kurumda bir çalışan, kişisel amaçlı olarak (kurum kazancı yerine) etik dışı davranış sergilerse disiplin kuralları devreye girer yargısına 30 yaş ve altı çalışanların büyük oranda tamamen katıldığı dikkat çekmektedir. Ancak, özellikle 31-40 yaş grubu arasındaki çalışanlarda bu düşüncenin kısmen zayıfladığı görülmektedir. Bu nedenle, farklılığın 30 yaş altı grubun ortalamasının yüksek, 31-40 yaş grubunun ortalamasının düşük olmasından kaynaklandığı görülmektedir. Benzer şekilde 21. ifade de yer alan iyi bir iş yaptığınızda takdir edilememe iş yaşamınızı olumsuz yönde etkiler fikrine ilginç bir şekilde 31-40 yaş grubundaki tüm çalışanların tamamen katıldığı görülmektedir. Bu ifadeye katılımın genel oranda yüksek olmasına rağmen, istatıstıksel anlamda farklılığın 41 yaş ve üstü yaş grubunun ortalamasının düşük, 31-40 yaş grubunun ortalamasının yüksek olmasından kaynaklandığı görülmektedir. Bu bağlamda, 31-40 yaş grubundaki çalışanların takdır edilmemekten kaynaklanan sorunlarının üst düzeyde olduğu yargısına ulaşılmaktadır.
357676
105
399
{ "labels": [ { "class": "Metin", "confidence": 0.9313405752182007, "polygon": [ [ 1471, 1306 ], [ 1472, 223 ], [ 296, 222 ], [ 294, 1305 ] ] }, { "class": "Sayfa Numarası", "confidence": 0.9133620262145996, "polygon": [ [ 1467, 2246 ], [ 1468, 2193 ], [ 1405, 2193 ], [ 1404, 2246 ] ] }, { "class": "Metin", "confidence": 0.49162930250167847, "polygon": [ [ 1475, 2144 ], [ 1478, 1656 ], [ 308, 1650 ], [ 305, 2138 ] ] } ] }
Hukuki açıdan forfaiting / Forfaiting in terms of law
Forfaiting, yatırım malları ve hizmet ihracından doğan alacakların satıcı-ihracatçıya rücu edilmeksizin satışı olarak tanımlanmaktadır. Farklı biçimleri bulunmasına karşılık, bu finansman yönteminin temel konusu poliçe ve bonodan doğan alacaklardır. Poliçe forfaiting'inde poliçe, ihracatçı tarafından ithalatçı üzerine çekilmekte ve onun tarafından kabul edilmektedir. Bu durumda ihracatçı keşideci, forfaiter ise lehdar ya da ciranta konumunda bulunmaktadır. Fakat bu durum bazı problemlere yol açmaktadır. Zira bu finansman yönteminin temel ve ayırıcı özelliği rücu edilmezlik klozudur. Bu kloz, kıymetli evrak hukuku bakımından ihracatçının, ciroya "rücu edilmez" kaydı eklemek suretiyle kendisini poliçenin ödenmemesi sorumluluğundan kurtarmasını ve forfaiter'ın ticari riski üstlenmesini gerekli kılar. Fakat bir poliçenin keşidecisi, poliçenin kabul edilmesini ve ödenmesini garanti etmektedir. Onun kendisini poliçenin kabul edilmemesi sorumluluğundan kurtarması mümkün iken, ödenmemesi sorumluluğundan kurtarması mümkün değildir. Zira keşidecinin poliçenin ödenmemesinden sorumluluğunu kaldıran kayıtlar yazılmamış sayılır. Bu durum ise forfaiting'in özüne aykırıdır. Bahsi geçen bu problem bonolar bakımından söz konusu olmaz; çünkü bono forfaiting'inde ithalatçı, asıl borçlu olarak düzenleyen, ihracatçı ise lehdar konumundadır ve onun kendisini ciranta olarak ödememeden sorumsuz kılması mümkündür. Bu farklılık nedeniyle forfaiting işleminde bir çok ihracatçı tarafından bonolar, poliçelere nazaran tercih edilmektedir.
Forfaiting is defined as the purchase, without recourse to any previos holder of receivables due to mature in the future and arising from export of capital goods and services. Although there are several forms of forfaiting, main subjekt of this form of finance is receivables arising from bills of exchange and promissory notes. In bill of exchange forfaiting, the bill of exchange is drawn on the importer (drawee) by exporter (drawer) and accepted by importer. The forfaiter is payee (beneficiary) or indorser. But this cause several problems . Because the main characteristic and distinctive speciality of this financing method is "without recourse clause". This clause requires exporter to free himself from any responsibilities by using of "without recourse, sans recourse stipulation" in the indorsement and requires forfaiter to assume commercial risks in terms of law of negotiable instrument. But the drawer of a bill of exchange guarantees both aceptance and payment. He may release himself from the liability of non acceptance but any stipulation by which he releases himself from the liability of non payment is deemed to be not written. Thus, the drawer of a bill of exchange, the exporter, may not be liable as it is indorser but will always be liable as it is drawer. This situation conflicts with the esense of forfaiting. But the problem as stated above is not seemed in promissory notes because in promissory note forfaiting, the importer is maker as main obligor and the exporter is (payee) beneficiary. And he has the legal right to free himself of any liability as an indorser by using without recourse stipulation. Because of this difference promissory notes are prefered to bill of exchange by many exporters .
PINAR AŞIK
357676
Ankara Üniversitesi
Özel Hukuk Ana Bilim Dalı
2014
Türkçe
Doktora
Enerji Teknolojisi Ana Bilim Dalı
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=1zw6GvYMe-q3Hf6HR-3USxbXuSMqAQLADxiFykEv8C8x4Iv1LS-l7vVD-yghbl5n
./data/pdfs/357676.pdf
3,590,016
true
true
true
2025-06-04T21:02:34.371812
2025-06-05T17:45:56.129920
2025-06-07T02:37:56.610219
2025-06-07T05:58:25.290702
## bba) Ekonomik Riskler: bba1) Transfer Riski (Transferrisiko-transfer risk): Alacağın uluslararası niteliğinden kaynaklanan bu risk, borçlunun yerleşik olduğu veya ödemenin yapılacağı ülkede başvurulan idari tedbirler veya ulusal para politikaları (transfer yasakları, yabancı para cinsinden yapılacak taahhüt ve tasarruf işlemlerine getirilen yasaklar vs.)467 nedeniyle para borcunun ödenmesinin imkânsız hale gelmesi riskidir468. Devletin bu tür müdahalelerde bulunmasının nedeni, sözleşmeyle belirlenen yabancı para cinsinden olan yükümlülüklerini yerine getirememesi 169, morotoryum ilan etmesidir". Başka bir anlatımla transfer riski, döviz yetersizliği nedeniyle devletin ithalatçılara döviz tahsis edememesi ve bundan dolayı ihracat sözleşmesinde belirtilen döviz türünden ödeme yapılamaması durumunda ortaya çıkar 71. Bu durumda devlet müdahalesi ile ödeme yapılması engellendiğinden, borçlunun, ödeme yapacak durumda olması veya ödeme yapmayı istemesi dahi yeterli olmamaktadırı". 167 Deuber, s. 12. 168 Emc/Renz/Arpagaus, s. 291; Deuber, s. 12. 169 Deuber, s. 12. 170 Akça, Forfaiting, s. 4, Ekşi/Şanlı, s. 181; Güzel, s. 11; Ozalp, s. 11;Tanay, Bildiri, s. 11. - 171 Pamukçu, s. 79. - 172 Deuber, s. 12. Literatürde transfer riskinin politik risk kapsamında değerlendirildiği de görülmektedir. Bu yönde bkz. Olhan, Zehra: Türkiye'de Ihracatın Desteklenmesinde İhracat Kredi Sigortası ve Uygulama Çalışması, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul 2009, s. 29, yazar riskleri ticari ve politik riskler olarak ikili bir ayrıma tabi tutmakta, ihracatçı ve ithalatçının kontrolü altındaki riskleri ticari risk olarak nitelendirmekte buna karşılık alıcı ve satıcının kontrolü altında olmayan siyasi veya doğal afetler sonucunda olan riskleri ise politik risk kapsamında değerlendirmektedir; Topçu, Melek: Türk Eximbank Kredi Programları, Ihracat Kredi Sigortası ve Garantisi, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul 2004, s. 112, 113; karş. Pamukçu, s. 89 vd.
662931
107
141
{ "labels": [ { "class": "Resim", "confidence": 0.9543375372886658, "polygon": [ [ 741, 1177 ], [ 787, 759 ], [ 373, 714 ], [ 327, 1132 ] ] }, { "class": "Resim", "confidence": 0.951008141040802, "polygon": [ [ 842, 1151 ], [ 1448, 1147 ], [ 1445, 719 ], [ 839, 723 ] ] }, { "class": "Sayfa Numarası", "confidence": 0.868293046951294, "polygon": [ [ 1449, 132 ], [ 1450, 86 ], [ 1396, 85 ], [ 1395, 130 ] ] }, { "class": "Resim/Tablo Açıklaması", "confidence": 0.8400952219963074, "polygon": [ [ 1051, 1222 ], [ 1051, 1174 ], [ 735, 1173 ], [ 735, 1222 ] ] }, { "class": "Metin", "confidence": 0.7388160824775696, "polygon": [ [ 1456, 692 ], [ 1458, 179 ], [ 329, 172 ], [ 327, 686 ] ] }, { "class": "Metin", "confidence": 0.5948545336723328, "polygon": [ [ 1461, 1797 ], [ 1463, 1240 ], [ 361, 1235 ], [ 358, 1793 ] ] } ] }
1200 oC'de odunlu fırında kül etkisi ile sinterleşen astarlar / Linings sintered with ash effect in wood furnace at 1200 oC
İnsanoğlunun kilin plastik özelliğini keşfetmesiyle birlikte, çeşitli seramik kaplar üretilmeye başlanmıştır. Bu kaplar besin tüketimi ve saklanması gibi farklı amaçlarda kullanılmış olup farklı formlarda da üretilmiştir. Ürettikleri bu kapların yüzeylerindeki geçirgenliği engellemek için, çeşitli astarlar kullanılmıştır. M.Ö. 8000'li yıllarda Neolitik Çağ'ın başlangıcından itibaren keşfedilen astar, bünye üzerinde çeşitli renklerde, genellikle kilin kendi rengi olan, siyah ve kırmızı renkte, dekor amaçlı kullanılmaya başlanmıştır. Zamanla renk bakımından çeşitlendirilen astarlar, farklı pişirim teknikleriyle pişirilmiştir. Bu değişik tekniklerin yanında, astar içerisinde farklı hammaddelerin kullanılması ile astar yüzeyi üzerinde matlık, parlaklık ve renk değişimleri meydana gelmektedir. Hazırlanmış olan "1200oC'de Odunlu Fırında Kül Etkisi İle Sinterleşen Astarlar" konulu tez çalışması, beş bölümden oluşmaktadır. Bu çalışma ile yüksek dereceli odunlu fırınlarda denenmiş olan astarları belgelendirerek, yüksek dereceli astar çalışmak isteyenlere yardımcı olabilecek kaynak sunulması amaçlanmıştır. İlk bölümde seramik astarlarının tanımından, tarihçesinden ve tarihsel gelişiminden bahsedilmiştir. İkinci bölümde ise yüksek dereceli seramik astarları yapımında kullanılan hammaddeler, renk veren oksitler ve özellikleri ile astar uygulamalarında kullanılan şamotlu, stonware, porselen gibi yüksek dereceli seramik bünyelerin, yapısında bulunan malzemeleri, yapım aşamaları, özellikleri, rengi ve dereceleri anlatılmıştır. Dördüncü bölümde, çeşitli odunlu fırınlarda, kendi reçete ve tarzlarıyla seramik astarları çalışan sanatçılardan ve çalıştıkları astarlardan bahsedilerek örnekler verilmiştir. Beşinci bölümde ise, odun yakıtlı anagama, noborigama, soda ve tuz fırınlarının yapım aşamaları, yapımında kullanılan malzemeler, kullanım amaçları, kaç odacıktan oluştukları, kaç dereceye çıktıkları ve seramikleri fırın içerisine yerleştirme, fırını kapama, fırını yakma ve boşaltma aşamaları anlatılmıştır. Ayrıca bu bölümde, odunlu kül fırınında 1200oC'de şamotlu ve porselen bünye üzerinde denemeler yapılmış astarlardan, yapılmış olan araştırmalar ve denemeler sonucu başarılı sonuçlar alınan renkli astarları, çamur tornasında el ile şekillendirerek yapılan formlar üzerinde uygulayarak odunlu fırında pişirilen sonuçlar incelenmiştir.
With the discovery of the plastic property of clay by man, various ceramic pots have begun to be produced. These containers have been used for different purposes such as food consumption and storage and are also produced in different forms. Various primers have been used to prevent the permeability on the surfaces of these containers they produce. The engobe, which was discovered since the beginning of the Neolithic Age in the B.C. in the 8000's, began to be used for decoration purposes in various colors, usually the color of clay itself, black and red. The engobe, which were diversified in color over time, were fired with different firing techniques. In addition to these different techniques, dullness, brightness and color changes occur on the primer surface by using different raw materials in the primer. The thesis study on "Engobe Sintered with Ash Effect in Wood Furnace at 1200oC", which has been prepared, consists of five chapters. With this study, it is aimed to provide resources that can help those who want to work with high grade engobe by documenting the linings that have been tried in high grade wood kiln. In the first part, the definition, history and historical development of ceramic engobe are mentioned. In the second part, the raw materials used in the production of high-grade ceramic liners, the coloring oxides and their properties, the materials in the structure of high-grade ceramic bodies such as chamotte, stoneware, porcelain used in engobe applications, their production stages, properties, colors and grades are explained. In the fourth chapter, the artists who worked with their own recipes and styles in various wood-fired furnaces and the liners they worked with were mentioned and examples were given. In the fifth chapter, the construction stages of wood-fired main, noborigama, soda and salt furnaces, the materials used in their construction, their purpose of use, how many chambers they are formed, how many degrees they are raised, and the stages of placing the ceramics in the furnace, closing the furnace, burning and unloading the furnace are explained. Also, in the chapter, the results of fired in a wood oven by applying the colored engobe, which I have obtained successful results as a result of my researches and experiments, from the engobe that have been experimented on firewood and porcelain body at 1200oC in a wood ash furnace, on forms made by hand shaping on mud lathe, are examined.
HANDE ESİN
662931
Uşak Üniversitesi
Seramik Ana Sanat Dalı
2021
Türkçe
Yüksek Lisans
Enerji Teknolojisi Ana Bilim Dalı
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=9MiDp3x86xrwjpi5-14w-TPqLfC4nTuX7wK_ofkqALyMZ2zX4Hexuik7pnWAZF3Y
./data/pdfs/662931.pdf
6,692,798
true
true
true
2025-06-04T21:02:33.673848
2025-06-05T17:37:36.712345
2025-06-07T02:37:57.769136
2025-06-07T05:58:25.629127
## Görsel 39.B .: Şamot Bünye %60 Kaolen %30 Kuvartz %10 Sodyum Feldispat %4 Odun Külü Şamot bünye üzerindeki astar bej rengine dönüşmüştür. Kül alan ağız kenarları ve dış duvar kısımları zeytin yeşili ile kahverengi görünümünde çıkmıştır. Kasenin dip kısmında biriken küller deniz köpüğü renginde çıkmıştır. Bünye ve astar mat kalmış, bünye koyu kahverengiye dönüşmüştür. ![](_page_0_Picture_6.jpeg) ## Görsel 42.B.: Şamot Bünye %60 Kurşun Oksit %30 Kaolen %10 Kuvartz %2 Kırmızı Demir Oksit Şamot bünye üzerindeki astar kahverengiye dönüşmüştür. Redüksiyon alan yerler bakır renkte çıkarken kasenin dip ve ağız kısmında kül alan yerler yosun yeşili renginde çıkmıştır. Astar sinterleşmiş, bünye mat kalmış ve kahverengiye dönüşmüştür.
363427
18
94
{ "labels": [ { "class": "Metin", "confidence": 0.9452786445617676, "polygon": [ [ 1542, 2205 ], [ 1546, 224 ], [ 191, 222 ], [ 188, 2203 ] ] }, { "class": "Sayfa Numarası", "confidence": 0.9026954770088196, "polygon": [ [ 1507, 137 ], [ 1508, 88 ], [ 1448, 87 ], [ 1447, 137 ] ] } ] }
Kültür kavramının tarihsel ve felsefi yönlerden incelenmesi / A study of culture concept through historical and philosophical aspects
Öznel yaklaşımlar ve anlam zenginliğinden ötürü, kültür kavramı üzerine uzlaşılabilir bir tanımdan söz etmek neredeyse imkânsız hale gelmiştir. Kültür sözcüğüne yüklenen manaların kökenleri ve günümüzdeki öznel kullanımları, kavramın mahiyetini belirleyen hatları görebilmek açısından önemlidir. Kavramsal, işlevsel ve öznel yaklaşımlar açısından kültür terimine yüklenen manalar çeşitli düşünürler ve onların ekolleriyle "Giriş" kısmında incelenecektir. Kavramsal boyutuyla kültür daha çok düşünsel temelde ele alınacak, ilerleyen süreçlerde bu kavramın kasıtlı eylemlere dönüştürülmesi açıklanacaktır. Kültür sözcüğünün varoluş sebebi kuşkusuz insandır. İnsansız bir kültürden söz edilemez. Daha ilk çağlarda dahi kültürün ortaya çıkışı insanla başlar. Tarımsal faaliyetlerde fiil türünde kullanılan kültür sözcüğü, insanın toprağı işleyerek bir müddet sonra onu hasat etmesi süreciyle yürür. Öyle ki kültürün enine boyuna analizi, insan doğasını incelemeyi vazgeçilmez kılmaktadır. İnsan doğasının çeşitli düşünürlerce incelendiği "İnsan Nedir?" bölümünde açığa çıkarılmaya çalışılan temel, insanın doğal durumu ve kültür ile tanışma sürecindeki durumlarıdır. Bu anlamıyla insan kültürün; kültür insanın neresindedir? Kültür kavramının var olması, en azından adının telaffuz edilmesi dahi onun insanların konuşabildiği dönemlerde ortaya çıktığının işaretidir. Dil, özellikle 18. Yüzyıl Aydınlanma Çağının kasıtlı şekillendirme ve biçimlendirme ülküsüyle vazgeçilmez bir araç olarak kullanılmıştır. Dilin kültür ile olan ilişkisini ortaya koyabilmek amacıyla dilin kökeni ve insana ait duyularla ilişkisi üzerine incelemeler "Kültür Açısından Dilin İşlevi" bölümünde yapılacaktır. Tezin son bölümü olan "Kültürün Günümüze Etkisi ve Eleştirisi" kısmında; eğitimli, yüksek şahsiyetli, akılcı olmak tabirlerinin kültürlü olmak deyimiyle bütünleşmesinin temelsiz olduğuna dikkat çekilecektir. Öyle ki, kültür kavramını ortaya koyanlar rasyonel temelde akılcılığı ve modern düşünceyi savunan Aydınlanma Çağı değil; hiçbir kasıt gütmeksizin sezgisel ve güçlü duygulanımlarıyla köylüdür. Ancak; kültür eleştirileri önemli düşünürler ve kavramları referans alınarak özellikle 18. Yüzyıl Aydınlanma Çağı, rasyonalite ve modernizm üzerine yapılacaktır. Çünkü Aydınlanma Çağı kasıtlı ülküsüyle, kültür kavramının anlamını sözde olumlu bir anlamda değiştirmiştir. Bu temelde; kültür süzgecinden geçen şeyler bütünsel, akılcı ama doğal hislerden yoksun ve yavandır.
It has almost been impossible to agree on a compromisable definition of culture concept because of subjective approaches and diversity of meaning. The origins of meanings referred to culture concept and its subjective usage in modern World have very vital points to be able to grasp main ideas indicating the importance of the concept. Speculative, functional and subjective meanings attributed to culture concept through various philosophers and their schools are going to be studied in the "Introduction" part. Culture with conceptual dimensions is going to be studied on the basis of speculations. How these speculations are intentionally transformed into acts will be explained in the next chapters. Unquestionably the reason underlying the existence of 'culture' word is human. There is no word for culture without human being. The rise of culture begins with human being even in the ancient times. Culture word which was primarily used for agricultural purposes in forms of verb, gradually progresses with human driven cultivation. For that reason, it becomes indispensable to study of the nature of man. The essence of the study in chapter "What is man?" is basically the natural and cultured condition of man. In this sense, we question the position of man to the culture and culture to the man. The existence of culture concept and even its pronunciation is a sign that proves culture rose during the time people could speak. Language was used as an indispensable means especially by the deliberate shaping and formatting ideal of 18th century. To be able to exhibit the relationship of language with culture; a study concerning origins of language and its relations with human senses are going to be studied in chapter "The Function of Language in Terms of Culture". In the final chapter of the thesis "Criticism and The effect of Culture to Modern World" we are going to draw attention to the misbelief that aligns being educated, rational and scientific with being cultured. So, those who put forward culture concept are not Enlightenment era in terms of rational and modern thinking but peasants with intuition and strong emotions. However, critics of culture are going to be mainly on 18th century Enlightenment era, rationality and modernism because of the fact that Enlightenment era deliberately changed the meaning of culture concept in a pseudo positive way. On this basis, things that are filtered through culture are total, rational but dull and deprived of natural sensations.
FERHAT BAYIK
363427
Akdeniz Üniversitesi
Felsefe Ana Bilim Dalı
2014
Türkçe
Yüksek Lisans
Enerji Teknolojisi Ana Bilim Dalı
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=gyLHMouPes-CvnhRcjQsKQ22m1HEphaQmKo_vn-N3LpD0VbFexcEdMyy7nWq847P
./data/pdfs/363427.pdf
968,335
true
true
true
2025-06-04T21:02:35.007726
2025-06-05T17:49:20.371402
2025-06-07T02:37:57.770542
2025-06-07T05:58:25.900193
varoluşunu dinsel bir çizgide açıklamaya çalışan Eliot, bu düşüncesini açıkça "Kültürümüzün bir parçası aslında dinimizin de bir parçasıdır."16 ifadesiyle belirtmiştir. Ingiliz bir şair ve kültür eleştirmeni olan Matthew Arnold, kültür kavramına yaklaşımını üzerinde durduğu merak sözcüğü ile gerçekleştirir. Arnold'a göre "merak"; saçma sapan entelektüel konuların dahi sadece kendisi uğruna çalışılmasına temel oluşturan arzunun bir kavramıdır. Oyle ki merak tamamen doğal ve takdire şayan bir kavramdır. Merak sözcüğü üzerine yaptığı ayrımda bilimsel bakış açısına karşı durarak yeni bir bakış açısı getirmeyi hedefler. Bunu da Montesquieu'in "çalışmamızı sağlayan ilk motif, doğanın mükemmeliyetini çoğaltmak ve zeki varlıkları olduğundan daha zeki hale getirmek için biçimlendirmektir."27 ifadesiyle açıklamaya çalışır. Bu anlamıyla merak sözcüğünün bilimsel tutku açısından doğru olduğunu ve kültür açısından da bir meyve olarak görüldüğünü kabul eder. Ancak, merak sözcüğünün sadece bilimsel temelde yetkilendirilen bir kavram olmasına karşı çıkarak farklı bir yaklaşım sergiler. Arnold'a göre sadece bilimsel tutku olmayan merak sözcüğü, şeyleri zeki bir varlık olarak olduğu gibi, doğal, uygun görebilme şeklinde yeniden tanımlar. Ancak kültürü tanımlamak açısından sadece merak sözcüğünün yetersiz kaldığını, bunun sebebinin de insan ilişkilerinin yardımseverlik duygusuyla sosyal bir ortamda gelişmesi olduğunu belirtmektedir. Bu temelde Arnold, bizleri çalışmaya iten ilk motifin doğamızın mükemmeliyetini artırma istenci (merak) olduğunu ileri sürmüş ve ancak bu kavramın tek başına kültür kavramına kaynaklık edemeyeceğini düşünmüştür. Bu düşüncesine dayanarak, kültürü merak (curiosity) olarak tanımlamış yerine daha kapsayıcı bulduğu mükemmeliyet sevgisi yani mükemmeliyetin bir çalışması (a study of perfection) olarak görmüştür." Fransız antropolog Claude Lévi-Strauss, insanoğlunun farklı bilgi türlerini algılayabilmek için doğuştan gelen organize etme prensipleri ve derin yapılarını (mit, akraba sistemler, hizmet ve ürün değişimleri) aydınlatmaya çalışmıştır. İnsanların zıt kutupları kullanarak farklı kavramları organize etmeye eğilimli olduğunu ileri sürmüştür. Mitlerin farklı konuşma biçimlerinin özelliklerine sahip olduğunu iddia eden Lévi-Strauss kültürleri bir iletişim sistemi olarak tanımlamış ve kültürler arası benzerliği koruyan öğeleri açığa çıkarmaya çalışmıştır. 49 Mejuyev, Kültür ve Tarih adlı kitabında 18. yüzyılın klasik "Aydınlanma Çağı" olarak kayıtlara geçtiğini belirterek insan etkinliğini artıran, dinsel ideolojiye karşı, yeni "laik", "insancıl" bir kültür anlayışının temellerinin atıldığı bir dönem olduğunu ifade etmektedir. <sup>26</sup> Kohzadi & Azizmohammadi, A.g.e, Sf.2823 <sup>27</sup> Arnold M. Culture and Anarchy, The MacMillan Company, 1911, Sf. 6 <sup>28</sup> Arnold M. A.g.e, Sf. 7 <sup>29</sup> Moore J.D. A.g.e, Sf. 277, 278
370719
18
223
{ "labels": [ { "class": "Metin", "confidence": 0.7317125201225281, "polygon": [ [ 267, 2133 ], [ 1414, 2130 ], [ 1411, 569 ], [ 263, 571 ] ] } ] }
Kitab-ı Adab Fi's-Sünne (İnceleme-metin-sözlük) / Kitab-ı Adab Fi's-Sünne
Bu çalışmada Kitab-ı Âdâb Fi's-Sünne adlı eserin ses ve şekil bilgisi, metin incelemesi yapılmıştır. İnceleme bölümünde, eserin yazılış özellikleri incelenmiş ve metin transkripsiyonlu olarak aktarılmıştır. Ünlüler ve ünsüzlerle ilgili olarak ayrı ayrı olmak üzere benzeşmeler, uyum ve uyumsuzluklar, ses değişmeleri, ses düşmeleri metinden alınan örneklerle açıklanmıştır.Metin bölümünde eser transkribe edilmiştir.Dizin bölümünde ise eserde geçen kelimelerin anlamları geçtikleri yerle birlikte verilmiştir.Son olarak da kaynaklar bölümünde çalışma sırasında faydalanılan kaynaklara yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kitab-ı Adab Fi's-Sünne, ses bilgisi, ünlüler, ünsüzler, şekil bilgisi
In the present study , phonetic, morphological and textual properties of the work named Kitab-ı Âdâb Fi's-Sünne were tacked. In the analysis chapter, the orthographic properties of the work were introduced and the transcribed versions of the text was presented.Vowel and consonant assimilations, harmonies /disharmonies,changes , deletions were seperately explained with specific references to the text. In the chapter of text ,the work was transcribed.The works which were used throughout the study were given in the references chapter. Key Words: Kitab-ı Adab Fi's-Sünne, phonetics, vowels, consonan, morphological
CANAN TÜMER
370719
Abant İzzet Baysal Üniversitesi
Türk Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı
2014
Türkçe
Yüksek Lisans
Enerji Teknolojisi Ana Bilim Dalı
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=48XPj7KKQhKUgntkUiKO3D9iKsj19hRLMsFzyiS_HkZ7G7DzB_mEHNlX2_-4WPPc
./data/pdfs/370719.pdf
1,867,954
true
true
true
2025-06-04T21:02:34.953188
2025-06-05T17:51:31.255229
2025-06-07T02:37:58.176108
2025-06-07T05:58:26.109395
## BÖLÜM II ## 2. İNCELEME 2.1. Ses Bilgisi 2.1.1.Ses değişmeleri Unlü değişmeleri a) i/e meselesi Metinde bulunan Türkçe kelimelerin yazılışında i/e meselesinde kesin bir yargıda bulunmak oldukça zordur. Eski Türkçeden beri ilk hecede olan değişmeler, kapalı e sesinin olup olmadığı meselesini ortaya çıkarmıştır (Yelten, 1998). Ayrıca bugün Türk lehçelerinde ikililik gösteren başka ünlüler de mevcuttur (Arat, 1951). Yazıda bu sesi gösteren herhangı bir harfin bulunmayışı kapalı e sesinin tespitini güçleştirmektedir. Bu nedenle bazı araştırmacılar bu sesi kapalı e olarak okurken (Çağatay, 1977) bazıları da kesinlik olmadığından dolayı imlaya uygun olarak tespit etmeyi uygun bulmuşlardır (Timurtaş, 1977). Metinde i/e meselesinde Eski Anadolu Türkçesi eserlerinde görülen durum daha belirgindir. Metinde hem i'li hem de e'li örnekler vardır. i'li örnekler: yimek 13b/18, biş 50a/1, yiyecek 23b/18, vir 42a/4 , yir 14a/7,
360326
65
83
{ "labels": [ { "class": "Metin", "confidence": 0.9523500800132751, "polygon": [ [ 1452, 1788 ], [ 1472, 219 ], [ 183, 202 ], [ 163, 1772 ] ] }, { "class": "Sayfa Numarası", "confidence": 0.7979043126106262, "polygon": [ [ 1468, 2147 ], [ 1468, 2102 ], [ 1411, 2101 ], [ 1411, 2146 ] ] } ] }
Alzheimer demans hastalarında beyin manyetik rezonans görüntüleme volumetri ölçümleri ile nöropsikolojik testlerin ve beyin omurilik sıvısı biyobelirteçlerinin karşılaştırılması / CSF biomarkers, neuropsychologic assessment (NPA) and magnetic resonance imaging (MRI) volumetry in Alzheimer's disease
Giriş: Alzheimer Hastalığı (AH) dünya genelinde yaşlanan nüfus ile birlikte ciddi bir sağlık problemi haline gelmiştir. AH konusunda artan ilgi ve çalışmalar neticesinde, hastalığın tanı ve tedavisinde gelişmeler yaşanmaktadır. AH'nın semptom vermeden uzun yıllar önce başlayan patofizyolojik süreci biyobelirteçler adı verilen beyin omurilik sıvısı (BOS) biyopeptidleriyle saptanabilmektedir. AH bu preklinik evreden, hafif kognitif bozukluk evresine, ardından da demans evresine ilerlemektedir. AH demansı subjektif ve sosyokültürel durumdan etkilenen kognitif testler ve işlevsel ölçekler ile takip edilmektedir. Yeni biyobelirteçler, ölçülebilir, objektif izlem yöntemleri, klinisyenler açısından hastalığın takibini kolaylaştıracak ve yeni tedavilere cevabın monitorize edilmesine katkı koyacaktır. Biyobelirteçler; BOS' da bulunan moleküller, genler, radyolojik ve nükleer görüntüleme yöntemleri gibi çeşitlilik göstermektedir. Bu çalışma AH demansı tanısı almış hastalarda BOS biyobelirteçleri, manyetik rezonans görüntüleme (MRG) volüm ölçümleri ile NPD alt testleri arasındaki ilişkiyi tartışmaktadır. Gereç ve Yöntemler: Çalışmaya 2012-2013 yılları arasında Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi (DEUTF) Nöroloji Anabilim Dalı Demans polikliniğinde izlenen, 2011 NIA-AA tanı kriterlerine göre patofizyolojik kanıtla desteklenen muhtemel AH demansı tanısı almış 29 hasta alınmıştır. NPD testlerinden oluşturulan batarya ile minimental durum muayenesi (MMSE), sözel ve görsel bellek, frontal lob ve lisan ilişkili testler yapılmış, nöropsikiyatrik envanter (NPI), klinik demans evrelemesi(KDE) ve enstrumental günlük yaşam aktivitesi (EGYA) ölçekleri hesaplanmıştır. Sözel bellek için sözel bellek süreçleri testi(SBST) ve görsel bellek için Wechsler hafıza skalası (WMS-R) görsel üretim alt testi, frontal lob ilişkili testlerden semantik akıcılık için hayvan listesi testi, fonemik akıcılık için KAS testi, planlama için Watson saat çizimi testi, karmaşık dikkat için ileri ve geri sayı menzili testleri, enterferans direnci için Stroop testi, lisan değerlendirmesi için Boston adlandırma testi kullanılmıştır. Yirmi dört hastaya ADNI protokolu ile MRG incelemesi yapılmış ve 27 hastadan BOS örnekleri alınmıştır.. Çekilen MRG'lerin DEU Sinirbilimleri Anabilim dalında mim-Lava programı kullanılarak tüm beyin ve intrakranial hacimleri ölçülmüştür. BOS materyallerinden Aβ ve p-tau (fosforile tau) düzeyleri çalışılmıştır. Bulgular: Analiz sonucunda MMSE, sözel ve görsel bellek puanları, frontal lob test puanları ve Boston adlandırma testi puanları norm değerlere düşük saptanmıştır. MRG volüm ölçümleri ile tüm beyin volümü ve intrakranial volüme bölünerek bulunan oran, norm değerlere göre düşük bulunmuştur. BOS Aβ düzeyleri norm değerlere göre düşük ve p-tau düzeyleri ile p-tau/Aβ oranı ise yüksek bulunmuştur. MRG volümleri ölçümleri ile NPD testleri arasında yapılan ilişki analizi sonucu SBST anlık bellek ve tanıma puanları, görsel spontan hatırlama puanları, ileri ve geri sayı menzili, semantik ve fonemik akıcılık testleri ile Boston adlandırma testleri ile volüm ölçümleri arasında yüksek derecede ilişki saptanmıştır. BOS proteinleri ile gerek NPD testleri, gerekse MRG volüm ölçümleri arasında ilişki saptanmamıştır. Tartışma: Bulgular MRG volüm ölçümlerinde ortaya konan değerler ile beyin atrofisinin, amiloidoz, nörodejenerasyonu ve kognitif kötüleşmeyi işaret ettiğini göstermektedir. NPI ölçeği, davranış bozukluğunu, EGYA ölçeği ise işlevsellik kaybını yansıtmaktaydı. Çalışmada 21 Erken başlangıçlı AH (EBAH) olgusu bulunmaktaydı EBAH hastaları nadir görülmesine rağmen çalışmamızda yüksek oranda bulunmaktdır. MRG volüm incelemeleri ile NPD testleri arasındaki yüksek derecede ilişki saptandı. Çalışmamızın bulguları, NPD testleri ile MRG volüm oranları birbiri yerine kullanılabilir ve MRG volümü klinik takipte yarar sağlamaktadır sonucuna ulaştırmaktadır. BOS biyobelirteçlerinin MRG volümleri ve NPD testleri ile ilişkili bulunmaması biyobelirteçlerin ön planda diagnoz amaçlı kullanılması ve prognostik göstergeler olarak değerinin sorgulanabileceği sonucunu ortaya çıkarmıştır. Literatürde özellikle p-tau için AH klinik ağırlığını yansıttığı varsayımına karşı, Aβ ve p-tau'nun demans evresinde stabil kaldıkları ve hastalık hızını yansıtmadıkları varsayımına katkı sunan sonuçlar saptandı. Sonuç ve Öneriler: Olgu grubunun EBAH ağırlıklı olması, çalışmanın literatüre katkısını güçlendirmektedir. Fakat genetik çalışma yapılmamış olması ve örneklem sayısı çalışmanın kısıtlıklılarındandır. Avrupa Birliği bünyesinde yapılan bir çalışmanın Türkiye ayağında gerçekleştirilen bu çalışmanın verilerinin daha geniş olgu gruplarına katkı koyacağı düşünülmektedir. Sonuç olarak MRG volümetrik incelemesi klinik parametrelerle korele iken, BOS biyobeliteçleri tanı amaçlı kullanılabilmektedir.
Background: Alzheimer's disease (AD) became a worldwide healthcare problem because of aging population. There is novel diagnostic and therapeutic approaches due to accelarating clinical studies and interest on the disease. Pathophysiological processes begin long years before clinical signs and can de diagnosed by cerebrospinal fluid biomarker peptids. AD progresses from preclinical stage to mild cognitive impairment stage, then progresses to demantia stage. Current clinical follow up tools include cognitive tests and functionality scales that are subjective and can change according to socio-cultural status. New biomarkers for diagnostic or prognostic purposes must be measurable and objective, and should contribute to clinicians treatment approach. Biomarker candidates for AD include cerebrospinal fluid (CSF) peptids, genes, radiological and nuclear imaging technics. In this study we aim to explore the association between CSF biomarkers, neuropsychologic assessment (NPA) and magnetic resonance imaging (MRI) volumetry for using biomarkers. Method: Twenty nine consecutive AD subjects who were followed in DEUTF Neurology Department Dementia Clinic between 2012 and 2013 were included to the study. The clinical diagnosis was based on the NIA-AA Criteria (McKhann et al, 2011). Neuropsychological assessment includes Mini-Mental State Examination (MMSE), Öktem's Verbal Memory Test, Wechsler Memory Scale (WMS-R) visual reproduction test for visual memory, Stroop test, verbal categorical fluency test, Watson's clock drawing test, and digit span tests for frontal lobe functions, and Boston naming test for language skills. Clinical severity of dementia was rated by Clinical Dementia Rating (CDR), behavioral scale was chosen as Neuropsychiatric Inventory, (NPI) and functionality was assessed by Brody-Lawton's Instrumental Daily Living Scale (IADL). Twenty four subjects underwent MRI imaging with ADNI protocol for neuroimaging and CSF sample was collected from twenty seven subjects. Images were analysed according to mimLAVA program for measuring total brain volume in Neuroscience Department. CSF samples are analysed for Aβ and phospho tau (p-tau) levels. Results: MMSE, all verbal and visual memory tests, all frontal lobe function tests and Boston naming test scores were worse than the normative data. MRI total brain volume and volume rates showed decreased volume in all subjects comparison to normative values. CSF Aβ levels were lower, and p-tau levels were higher than normative data. Correlation between MRI volumetry measurements and NPA tests were higly remarkable for digit span tests, verbal fluency tests, Boston naming test, visual recall test and verbal recognition test. There found no association between CSF biomarkers and MRI volumetry or NPA tests. Discussion: The results in the present data indicate that brain volumetry is decreased which implicates amiloidosis, neurodegeneration and cognitive decline. Behavioral disturbance as showed by NPI and loss of functionality by IADL are common and well known findings in AD. In our study group, twenty one subjects were diagnosed as early onset AD. Early onset AD is a rare subgroup, in this regard the literature related to this subgroup is scarce. In the present study we found a high level of association between MRI volumetry and NPA tests. Our results implied that each can be used for predicting the other. It seems reasonable to use MRI volumetry for clinical follow up. On the other hand, CSF biomarker results suggests that they can be useful for diagnosis, but not for prognosis or clinical follow up. P-tau results contribute to the literature that p-tau is stable across dementia stage. Conclusion: In the present study, majority of the subjects were EOAD, this empowers the study for contribution to the literature. The main limitations of this study included the lack of genetic investigation and the sample size. However, it is a part of Europian Union research project which will collect the multicenter data. As to conclude, MRI volumetry is associated to clinical parameters, whereas CSF measurements are useful for diagnosis in AD.
ANIL TANBUROĞLU
360326
Dokuz Eylül Üniversitesi
Dahili Tıp Bilimleri Bölümü
2014
Türkçe
Tıpta Uzmanlık
Enerji Teknolojisi Ana Bilim Dalı
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=gyLHMouPes-CvnhRcjQsKUdtcswuyacwVGWzIOWlDmTKxMCC0VNTxcdo-Hc08XHs
./data/pdfs/360326.pdf
2,317,232
true
true
true
2025-06-04T21:02:34.978569
2025-06-05T17:49:19.784438
2025-06-07T02:37:58.677599
2025-06-07T05:58:26.228622
patofizyolojik tetikleyicisinin Aß olduğunu göstermektedir. Bu teze katkı koyan diğer bir bulgu ise p-tau düzeylerinin yükselmeye başlamasının Aß düzey düşüklüğünden sonra gerçekleşmesidir. Yapılan çalışmalarda AB düzeyleri konusunda ortaya konan kadar net bir bilgi p-tau konusunda yoktur. Nörodejenerasyonun başlattığı demans evresinden sonra p-tau düzeyinin klinik parametrelerle uyumlu olduğu öne sürülmüştür, bazı çalışmalar ise p-tau ile klınık arasında ilişki yok demektedir (Zetterberg ve ark 2008). P-tau AH preklinik evresinde yükselmeye başlarken, HKB demans dönüşümünde Aß gibi güçlü bir prediktör değildir. Bu durumun sebebi ise p-tau düzeylerinin AH dışı hastalıklarda da yükselmesidir. Fakat hasta AH tanısı aldıktan sonra demans evresinde bazı çalışmalara göre p-tau düzeyi yükselmeye devam etmektedir (Bouwman ve ark, 2007). NPD ve MRG volüm ölçümleri ile p-tau düzeyi arasında korelasyon gösteren çalışmalar mevcuttur (Samgard ve ark, 2010). Bazı çalışmalarda tau düzeyinin kognitif performans düşüklüğü konusunda prediktif olduğu savunulmuştur. Tam tersi yönde sonuçların olduğu güvenilir çalışmalar da literatüre girmiş ve p-tau düzeylerinin demans evresinde stabil kaldığı ve kognitif testler ve beyin atrofisi ile korelasyon göstermediği ortaya konmuştur (Le bastard ve ark, 2013). Bu noktada çalışmamız ikinci tezi desteklemektedir. P-tau düzeylerinin amiloid hipotezine göre amiloid tetiklenmesi sonrası ortaya çıkan bir taupati olduğu göz önüne alınırsa aynen Aß gibi stabil kalması beklentilere uygundur. Fakat liteartürdeki bu tartışma tau düzey ölçümlerininde Aß gibi standardize olmaması nedeniyle açıklığa kavuşturulamamaktadır. Yeni tanı kriterleri ile yapılan araştırmalar arttıkça bu konuda daha aydınlatıcı bilgiler ortaya çıkacaktır. ## 5.6. MRG Volüm Oranlarının Yordanması Görsel spontan öğrenme puanı ile semantik akıcılık testinin birlikte kullanılması MRG volüm oranı konusunda %49 yordama imkanına sahip olduğu gösterilmiştir. Bu bulgu klinik uygulamanın yapıldığı ancak MRG incelemesi yapılamayan durumlarda hızlı bir tarama testi olarak kategorik akıcılık testinin semantik türü olan hayvan listesi testi uygulanabileceğini göstermektedir.
574288
89
338
{ "labels": [ { "class": "Resim", "confidence": 0.893203854560852, "polygon": [ [ 1658, 1176 ], [ 1659, 391 ], [ 272, 390 ], [ 271, 1175 ] ] }, { "class": "Resim/Tablo Açıklaması", "confidence": 0.7862297892570496, "polygon": [ [ 1343, 374 ], [ 1343, 308 ], [ 254, 306 ], [ 254, 372 ] ] }, { "class": "Metin", "confidence": 0.7627201080322266, "polygon": [ [ 536, 1384 ], [ 1967, 1384 ], [ 1967, 1258 ], [ 536, 1258 ] ] }, { "class": "Resim/Tablo Açıklaması", "confidence": 0.7543839812278748, "polygon": [ [ 1762, 1231 ], [ 1762, 1180 ], [ 535, 1177 ], [ 535, 1228 ] ] } ] }
Zeki Atkoşar'ın bestelediği Mevlevî Âyînlerininusûl-arûz vezni ilişkisi yönünden incelenmesi / The ınvestigation of The Mevleves that is ıntroduced by Zeki Atkoşar from the relationship between the us and the army and their relationship
Mevlevî Âyînleri, Türk Mûsikîsi ve Türk Din Mûsikîsi formları içerisinde Türk Mûsikîsi nazariyatı ve usûlleri açısından büyük formlar arasında önemli bir yere sahiptir. Zengin bir besteleme tekniğiyle yazılmış, kapsamlı ve geniş işleyişi olan bu formdaki eserlerin incelenmesi Türk Din Mûsikîsi için önem taşımaktadır. Bu çalışmada, günümüz Mevlevî Âyîni bestekârlarından Zeki Atkoşar'ın bestelemiş olduğu sekiz Mevlevî Âyîninin tamamının usûl-arûz vezni ilişkisi yönünden incelenmesi ve Âyîni Şerîflerde kullanılan usûllerle, güftelerin yazıldığı arûz kalıpları arasındaki ilişkinin ayrıntılı olarak ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu doğrultuda çalışmanın ilk başlığında 'Hz. Mevlânâ'nın hayatı ve eserlerine yer verilmiş, "Mevlevîlik ve Semâ" kavramlarına değinilmiştir. İkinci başlıkta Türk Din Mûsikîsi formları hakkında bilgiler verilmiş olup üçüncü başlıkta analiz çalışmasının temeli olan 'usûl' ve 'vezin' konularına değinilmiştir. Dördüncü başlıkta bestekâr Zeki Atkoşar'ın hayatı, sanatı ve eserleri hakkında bilgi verilmiştir. Son olarak Zeki Atkoşar'a ait sekiz Mevlevî Âyîni Şerîf kronolojik olarak sıralanmış daha sonra tüm Âyîni Şerîflerin Selâmlarının güftelerinin vezne bağlı hece dağılımları, hazırlanan usûllerin ana kalıp ve velvele darpları şablonlarına yerleştirilerek incelenmiştir. Son olarak güftelerin arûz vezinleri tespit edilip, şekil özellikleri ve anlamları açıklanmıştır
The Rituals of Mevlevî, Turkish music and Turkish religion music in forms have an important place among the major forms of Turkish music in terms of the theory couses and methods. The study of the works in this form, which has a comprehensive and wide functioning with a rich composition technique, is very important for Turkish Religious Music. In this study, it is intended to explain in detail the whole of the eight Mevlevî Âyîni, which were composed by Zeki Atkosar, one of the composers of the today's Mevlevî rituals, in terms of usûl - Arûz measures relationship and in the methods used in rituals, the relationship between Arûz measures in which the songs are written. In this direction, in the first title of the study are explained life and works of Mevlânâ and are mentioned the concept '' Mevlevî Culture and Semâ''. In the second title of this work are informed about Turkish Religious Music forms and in the third title are touched on the concepts "usûl" and "vizier", which are the basis of analysis studies. In the fourth chapter; the life, art and works of composer Zeki Atkosar was explained. In the last chapter part; eight Mevlevî Âyîni Sharif from Zeki Atkosar are taken part.
ZEYNEP KUNDUROĞLU ERAT
574288
Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi
Türk Din Musikisi Ana Bilim Dalı
2019
Türkçe
Yüksek Lisans
Enerji Teknolojisi Ana Bilim Dalı
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=jNRDC1RLfVd4_T7x7ZXmmdIztmq80EiohW0BFu4vio89J9jfbYIVqE10eH77k-0k
./data/pdfs/574288.pdf
14,371,261
true
true
true
2025-06-04T21:02:34.749613
2025-06-05T17:47:25.782499
2025-06-07T02:37:59.877542
2025-06-07T05:58:26.797125
a.k ﺮ LÜ \_ Ü\_ MEF\_ LÜN\_ FE\_ ah \_\_\_ sul \_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_ ta \_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_ 111 \_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_ (saz) \_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_ sul \_ ta \_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_ n1 \_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_ di \_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_ ah\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_ der \_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_ en \_\_ cân mâ n1 ah. der \_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_ bi\_ men \_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_ de \_ (SaL) men \_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_ 2111 ---------ah yek ्रां cân sad \_ ca \_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_\_ ved. n1 -- ![](_page_0_Figure_1.jpeg) Şekil 14. Muhayyer Ayînin II. Selâm Güftesinin Usûl Ana Kalıp ve Velvele Darplarına Göre Dağılımı Muhayyer Ayînin II. Selâmı 94' lük mertebede Ağır Evfer usülü ile bestelemiştir. Vezin kalıbı "ah" lafzıyla başlayıq 4 Ağır Evfer usûlüyle tamamlanmıştır. Güftenin usûl dağılımı yukarıda gösterildiği gibidir. 69 ![](_page_0_Figure_5.jpeg)
356397
86
115
{ "labels": [ { "class": "Tablo", "confidence": 0.9541816711425781, "polygon": [ [ 1446, 1454 ], [ 1454, 346 ], [ 282, 338 ], [ 274, 1446 ] ] }, { "class": "Sayfa Numarası", "confidence": 0.8939696550369263, "polygon": [ [ 893, 138 ], [ 894, 88 ], [ 833, 87 ], [ 832, 137 ] ] }, { "class": "Metin", "confidence": 0.8484662771224976, "polygon": [ [ 1461, 1708 ], [ 1461, 1507 ], [ 305, 1504 ], [ 305, 1706 ] ] }, { "class": "Resim/Tablo Açıklaması", "confidence": 0.8337822556495667, "polygon": [ [ 1446, 335 ], [ 1446, 222 ], [ 274, 218 ], [ 274, 332 ] ] } ] }
Kamu kurumlarında etik algılamalar üzerine bir araştırma: Vergi daireleri örneği / A research about ethical perceptions in public institutions: The case of taxatation offices
Bu araştırmanın amacı Kahramanmaraş vergi dairelerinde çalışan yönetici ve personelin etik davranışlara bakış açılarını, etik dışı durumlarla karşılaşma durumunda göstereceği tepki ve davranışları ortaya çıkarmaktır. Etik konusunun araştırma konusu olarak seçilmesinde; günümüzde oldukça popüler bir yönetim yaklaşımı olması, vergi daireleri ile ilişkisi bulunan çevreleri ve yönetim kademesini ilgilendirmesi etkili olmuştur. Bu bağlamda, mevcut olan sorunlar tespit edilebilecek ve çözüm önerileri geliştirilebilecektir. Ayrıca etik dışı davranışlara karşı personelin tutum ve davranışları gözlemlenip eksik veya hatalı davranışların eğitim seminerleri yoluyla düzeltilmesi sağlanabilecektir. Araştırma kapsamında Kahramanmaraş'ta bulunan Aksu, Aslanbey, Afşin, Elbistan, Pazarcık vergi dairelerinde çalışan yönetici ve personele anket uygulanmıştır. Etik konulara bakış açısı ile ilgili konulardaki sonuçlar incelendiğinde çalışanların büyük bir kısmının çalışma yaşantısı boyunca etik dışı bir davranışla (rüşvet, hediye, bahşiş vb.) karşılaşmadıkları sevindirici bir sonuç olarak karşımıza çıkmaktadır. Ayrıca çalışanlar amirlerinden gelecek olan herhangi etik dışı davranışı tasvip etmedikleri ve yerine getirmemek için direnç göstereceklerini beyan etmişlerdir. Bu anlamda, çalışanların etik kurallara sahip çıktıkları ve benimsedikleri söylenebilir. Ancak, çalışanlar özellikle görevde yükseltme, atama ve eğitim gibi konularda etik kurallara yeterince önem verilmediğini düşünmektedirler. Ayrıca, yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, çalışılan birim, çalışılan pozisyon, kurumdaki çalışma süresi ve toplam çalışma süresi gibi özellikler açısından bireylerin etik konulara bakış açılarının farklılık gösterdiği görülmektedir. Araştırmanın sadece Kahramanmaraş vergi dairesi çalışanları ve yöneticileri değil etik konularla yakından ilgisi olan tüm maliye çalışanlarına faydalı olacağı ve önem taşıdığı düşünülmektedir. Anahtar Sözcükler: Etik, Etik Algılamalar, Vergi Daireleri, Etiğe dair Deneyimler.
The aim of this research to bring out views towards ethical behaviour, reactions and behaviour when they face unethical situations of managers and staff working in the Kahramanmaraş Taxation Offices. Ethics, being a considerably popular management approach and involving the Taxation Offices and the people in relation with these offices and the managerial levels; have been effective on this subject to be the research topic. In this regard, existing problems can be defined solution suggestions can be made. On the other hand, attitudes and behaviour of the staff through unethical behaviours will be observed and they will be able to be reclaimed by using training seminars. In the context of the research a questionnaire has been conducted over the personnel working in the Aksu, Aslanbey, Elbistan, Pazarcık and Afşin Taxation Offices in Kahramanmaraş. When the results about the views on ethical issues are examined; a pleasing outcome is faced that most of the personnel have never met un ethical behaviour (bribery, presents, tips etc.) during their working lives. Additionally the personnel have indicated that they would not assent to unethical behaviour of their behaviour and they would resist in order not to carry out that kind of requests. In this regard, it can be stated that the personnel stake a claim to and adopt ethical rules. However it is thought that the personnel do not give adequate importance to ethical rules, especially about the issues such as appointments, promotions and trainings.Also it is seen that the views of the personnel about ethical issues differ according to demographical variables such as age, gender, educational level, working unit, position, working time in the institution and total working time. It is thought that the study will be useful and is important for not only the staff and managers working in Kahramanmaraş, but also all of Treasury personnel. Keywords: Ethics, Ethics Perceptions, Taxatation Offices, Experiences on Ethics
AYDIN SÜNDÜK
356397
Karabük Üniversitesi
İşletme Ana Bilim Dalı
2014
Türkçe
Yüksek Lisans
Enerji Teknolojisi Ana Bilim Dalı
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=1zw6GvYMe-q3Hf6HR-3US4u1ITt682r5x0zJqIKB2MtC7vjaat6E3zVBJBHJ36mK
./data/pdfs/356397.pdf
1,256,602
true
true
true
2025-06-04T21:02:34.682458
2025-06-05T17:47:23.142985
2025-06-07T02:37:59.880498
2025-06-07T05:58:26.983928
## Tablo 3.9. Etik ilkelere verilen cevapların eğitim düzeyi değişkenine göre gruplar arası farklılıklar | | Grup Farklıkları F-Testi Değeri | Grup Farklıkları P-Değeri | |----------|---------------------------------|---------------------------| | 1. SORU | 0,201 | 0,896 | | 2. SORU | 0,607 | 0,611 | | 3. SORU | 7,179 | 0,000** | | 4. SORU | 5,329 | 0,001" | | 5. SORU | 1,439 | 0,233 | | 6. SORU | 3,057 | 0,029" | | 7. SORU | 1,951 | 0,123 | | 8. SORU | 3,277 | 0,022" | | 9. SORU | 1,064 | 0,366 | | 10. SORU | 1,486 | 0,220 | | 11. SORU | 0,153 | 0,928 | | 12. SORU | 1,063 | 0,366 | | 13. SORU | 1,402 | 0,243 | | 14. SORU | 0,187 | 0,905 | | 15. SORU | 2,107 | 0,101 | | 16. SORU | 0,653 | 0,582 | | 17. SORU | 0,197 | 0,899 | | 18. SORU | 0,478 | 0,698 | | 19. SORU | 3,960 | 0,009" | | 20. SORU | 3,322 | 0,021* | | 21. SORU | 3,869 | 0,010* | | 22. SORU | 3,779 | 0,011 | | 23. SORU | 1,713 | 0,166 | | 24. SORU | 2,118 | 0,099 | | 25. SORU | 1,171 | 0,322 | Üst Simge, \*\*\* ve \*\* sırasıyla %1 ve %5 anlamlılık düzeyini ifade etmektedir. Tablo 3.9. incelendiğinde 3, 4, 6, 8, 19, 20, 21, ve 22 numaralı ifadelerde eğitim düzeyi değişkeni bakımından istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu görülmektedir. Bu maddeler ile ilgili istatistikler Tablo 3-10'da verilmiştir.
641738
82
240
{ "labels": [ { "class": "Sayfa Numarası", "confidence": 0.8901556730270386, "polygon": [ [ 917, 2178 ], [ 918, 2118 ], [ 848, 2116 ], [ 847, 2177 ] ] }, { "class": "Resim/Tablo Açıklaması", "confidence": 0.7926393151283264, "polygon": [ [ 1288, 275 ], [ 1288, 221 ], [ 323, 220 ], [ 323, 274 ] ] }, { "class": "Tablo", "confidence": 0.641371488571167, "polygon": [ [ 284, 1608 ], [ 1471, 1605 ], [ 1468, 293 ], [ 280, 296 ] ] }, { "class": "Resim", "confidence": 0.41962888836860657, "polygon": [ [ 1474, 1635 ], [ 1488, 287 ], [ 280, 275 ], [ 267, 1622 ] ] } ] }
Aras Havzasında yetiştirilen Şalak (Aprikoz) kayısı çeşidinde klon seleksiyonu / Clonal selection of Salak (Aprikoz) cv. variety grown at Aras basin
Bu araştırma, Şalak kayısı çeşidinde klon seleksiyonu amacıyla 2015-2018 yılları arasında Aras Havzasında yer alan Iğdır ili Merkez ile Tuzluca ilçeleri ve Kars ili Kağızman ilçesinde yürütülmüştür. Araştırmada Şalak kayısı klonları fenolojik, pomolojik, morfolojik yönden incelenmiş, ümitvar olarak seçilen klonların ise fitokimyasal özellikleri belirlenmiş, aynı zamanda moleküler tanımlamaları yapılarak kayıt altına alınmıştır. Üç farklı lokasyonda geniş bir tarama yapılarak ilk seçimde 101 klon incelemeye değer bulunmuştur. Dört yıllık ortalama değerler dikkate alınarak, farklı rakımlara sahip olan lokasyonlarda (847-1517 m) değerlendirilen klonlar kendi içerisinde tartılı derecelendirmeye tabi tutularak toplam 14 klon ümitvar olarak seçilmiştir. Seçilen Şalak kayısı klonlarının çiçeklenme süresi Iğdır'da 9-12 gün, Tuzluca'da 9-13 gün, Kağızman'da 7-15 gün sürmüştür. Ümitvar klonların ortalama meyve ağırlıkları Iğdır'da 82.23 g, Tuzluca'da 72.81 g, Kağızman'da 65.68 g iken, en ağır meyve 87.70 g ile 76 TU 09 nolu klondan elde edilmiştir. Ümitvar klonlarda SÇKM miktarı ortalama olarak Iğdır'da %14.62, Tuzluca'da %14.46, Kağızman'da %14.20 iken, en yüksek %15.60 ile 76 TU 06 nolu klonda tespit edilmiştir. Sürgün başına ortalama meyve sayısı 2.19 adet ile en fazla Tuzluca'da saptanırken, bunu 1.55 adet ile Iğdır ve 1.44 adet ile Kağızman lokasyonları izlemiştir. Sürgün başına düşen meyve miktarı en yüksek 3.55 adet ile 76 TU 13 nolu klon ile Tuzluca lokasyonundan elde edilmiştir. Fitokimyasal analizler sonucunda organik asitlerden en yoğun olarak sitrik asit ve malik asit bulunmuştur. Toplam antioksidan kapasite miktarı (TEAC) ortalama Iğdır'da 0.62 μ mol TA, Tuzluca'da 0.40 μ mol TA, Kağızman'da 0.78 μ mol TA iken, en yüksek 0.93 μ mol TA ile 36 KZ 13 nolu klondan elde edilmiştir. Toplam fenolik madde miktarı ortalama olarak Iğdır'da 423.18 mg/L, Tuzluca'da 335.43 mg/L, Kağızman'da 495.22 mg/L iken, en yüksek 670.89 mg/L ile 36 KZ 13 nolu klonda saptanmıştır. Toplam şeker (glikoz+fruktoz) miktarı en yüksek 6.60 g/100 g ile 76 TU 17 nolu klonda bulunmuştur. C vitamini miktarı ise en yüksek 13.23 mg/100 ml ile 76 ID 11 nolu klonda tespit edilmiştir. ISSR yöntemi ile yapılan moleküler çalışmalar sonucunda 135 bant elde edilmiş, 99 bant polimorfik özellik göstermiştir. Polimorfizm oranı %73.33 olarak saptanmıştır. Moleküler farklılıkları veren dendrogramda benzerlik indeksi 0.75 ile 1.00 arasında olup ortalama 0.88 olarak saptanmıştır. Iğdır, Tuzluca ve Kağızman lokasyonlarından seçilen ümitvar Şalak klonları aşı ile çoğaltılarak Iğdır Üniversitesi Tarımsal Uygulama ve Araştırma Merkezinin bahçesine dikilmiş olup, araştırma Seleksiyon 2 aşaması ile sürdürülecektir.
This research was carried out in Iğdır Province Center and Tuzluca districts and Kars province Kağızman district in Aras Basin between 2015 and 2018 for the purpose of clone selection in Şalak apricot variety. In the study, Şalak apricot clones were examined phenologically, pomologically, morphologically, and the phytochemical properties of the clones selected as promising were determined, at the same time their were recorded by making molecular definitions. A wide screening was performed at three different locations, and 101 clones were found worthy of examination in the first selection. Taking into consideration the four-year average values, the clones evaluated at locations with different altitudes (847-1517 m) were classified according to the method of Weighted Rating within themselves and were selected as a total of 14 clones promising. Flowering period of selected Şalak apricot clones lasted 9-12 days in Iğdır, 9-13 days in Tuzluca, 7-15 days in Kağızman. While the average fruit weights of the selected clones were 82.23 g in Iğdır, 72.81 g in Tuzluca, 65.68 g in Kağızman, the heaviest fruit was obtained from clone no 76 TU 09 with 87.70 g. The average amount of soluble solids content in promising clones was 14.62% in Iğdır, 14.46% in Tuzluca, 14.20% in Kağızman, and was highest in clone no 76 TU 06 with 15.60%. While the average number of fruits per shoot was determined in Tuzluca with 2.19 pieces, Iğdır with 1.55 pieces and Kağızman locations with 1.44 pieces followed. The highest number of fruit per shoot with 3.55 clone 76 TU 13, which was obtained from the clone Tuzluca locations. As a result of molecular studies, 135 bands were obtained by ISSR method and 99 bands showed polymorphism. Polymorphism rate was found as 73.33%. The dendrogram, which gives the molecular differences, has a similarity index between 0.75 and 1.00, on average of 0.88. Promising Şalak clones selected from Iğdır, Tuzluca and Kağızman locations were reproduced with budding and planted orchard of Iğdır University Agricultural Application and Research Center and the research will be continued with the second phase of selection.
BERNA DOĞRU ÇOKRAN
641738
Ordu Üniversitesi
Bahçe Bitkileri Ana Bilim Dalı
2020
Türkçe
Doktora
Enerji Teknolojisi Ana Bilim Dalı
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=fl0Kw4p1rmMDotyKRdYv1Jo-hjfZ0I9z6SfzmLsIJeCnmps-d1Jnt-Lb_IAwsyut
./data/pdfs/641738.pdf
11,393,424
true
true
true
2025-06-04T21:02:34.661684
2025-06-05T17:45:56.117474
2025-06-07T02:38:00.414574
2025-06-07T05:58:27.523016
| Özellikler | İğdır<br>Klonlarının<br>Özellik<br>Sınırları | Tuzluca<br>Klonlarının<br>Ozellik<br>Sınırları | Kağızman<br>Klonlarının<br>Ozellik<br>Sınırları | Katsayılar<br>(Sınıf<br>Aralığı) | Önem<br>Derecesi | |-----------------------|-------------------------------------------------------------------|-------------------------------------------------------------------|-------------------------------------------------------------------|----------------------------------|------------------| | Meyve<br>Ağırlığı | < 56.08<br>56.09 - 72.26<br>72.27 < | < 59.60<br>59.61 - 74.54<br>74.55 < | < 45.66<br>45.67 - 59.90<br>ਦੇ ਹੈ। < | 1<br>2<br>3 | 30 | | Verimlilik | < 3.13<br>3.14 - 5.86<br>5.87 < | < 1.60<br>1.61 - 2.59<br>2.60 < | < 1.40<br>1.41 - 1.99<br>2.00 < | 1<br>2<br>3 | 20 | | Düzenli<br>Verimlilik | Az<br>Orta<br>Cok | Az<br>Orta<br>Cok | Az<br>Orta<br>Cok | 1<br>2<br>3 | 10 | | Meyve Eti<br>Sertliği | < 2.04<br>2.05 - 2.80<br>2.81 < | < 1.89<br>1.90 - 2.49<br>2.50 < | < 1.97<br>1.98 - 2.88<br>2.89 < | 1<br>2<br>3 | 10 | | SCKM | < 12.72<br>12.73 - 14.82<br>14.83 < | < 14.10<br>14.11 - 15.39<br>15.40 < | < 12.32<br>12.33 - 13.82<br>13.83 < | 1<br>2<br>3 | 10 | | Tat | < 3.00<br>3.01 - 3.99<br>4.00 < | < 3.00<br>3.01 - 3.99<br>4.00 < | < 2.67<br>2.68 - 3.32<br>3.33 < | 1<br>2<br>3 | 5 | | Aroma | < 3.33<br>3.34 - 4.16<br>4.17 < | < 2.67<br>2.68 - 3.82<br>3.83 < | < 2.33<br>2.34 - 3.16<br>3.17 < | 1<br>2<br>3 | 5 | | Meyve<br>Suyu | < 3.00<br>3.01 - 3.99<br>4.00 < | < 2.67<br>2.68 - 3.82<br>3.83 < | < 2.17<br>2.18 - 2.82<br>2.83 < | 1<br>2<br>3 | 5 | | Albeni | Yeşilimsi Sarı<br>Sarı<br>Sarı Zemin<br>Uzerinde<br>Hafif Turuncu | Yeşilimsi Sarı<br>Sarı<br>Sarı Zemin<br>Uzerinde<br>Hafif Turuncu | Yeşilimsi Sarı<br>Sarı<br>Sarı Zemin<br>Üzerinde<br>Hafif Turuncu | 1<br>2<br>3 | 5 | | | Sarı Zemin<br>Üzerinde<br>Turuncu | Sarı Zemin<br>Uzerinde<br>Turuncu | Sarı Zemin<br>Uzerinde<br>Turuncu | 4 | | ## Çizelge 3.12 2015-2016 Yılı 1. Kısım Tartılı Derecelendirme Tablosu
504747
99
297
{ "labels": [ { "class": "Metin", "confidence": 0.9368635416030884, "polygon": [ [ 1487, 1994 ], [ 1487, 250 ], [ 205, 249 ], [ 205, 1994 ] ] }, { "class": "Sayfa Numarası", "confidence": 0.898183286190033, "polygon": [ [ 1465, 2208 ], [ 1466, 2158 ], [ 1410, 2157 ], [ 1409, 2207 ] ] } ] }
Kapitalist ataerkil iktidar ilişkileri dahilinde kentsel mekânda kadının gündelik hayatının coğrafyası Tokat örneği / Geography of everyday life of women in the urban space including patriarchal capitalism relations of power the case of Tokat
Bu çalışma, kapitalist ataerkil sistem ile inşa edilen kentsel mekânla farklı sınıfsal ve kültürel yapılara sahip kadınların gündelik hayat pratikleri bağlamında nasıl bir ilişki geliştirdiğini belirleme amacı taşımaktadır. Gündelik hayata odaklanmanın temel sebebi toplumsal yapıya dağılmış ve bireylere belirli roller atfetmiş iktidar ilişkileri ile aralarında karşılıklı bir ilişkinin olmasıdır. Bu bakımdan gündelik hayat ile ilgili Henri Lefebvre'in, iktidar ilişkileri ile ilgili de Michel Foucault'nun geliştirmiş oldukları kuramlardan faydalanılmıştır. İktidar mücadelesi alanı olan gündelik hayat pratiklerini irdelemek bu pratiklerin cinsiyetçi doğasını toplumsal mekân bağlamında görme olanağı yaratmaktadır. Çünkü cinsiyete dayalı işbölümünün yarattığı iktidar ilişkileri, mekânın kurgulanma biçimi ve işleyişi üzerinde etkilidir. Dolayısıyla toplumsal cinsiyet ilişkilerinin bir coğrafyası vardır. Bu coğrafya doğrultusunda kadın ve erkeğin mekânı deneyimlemesi, toplumsal cinsiyet kimliğinin toplumsal inşası sonucunda farklılaşmaktadır. Bununla birlikte kadınlığın tekil bir kategori olmadığı gerçeği göz önüne alındığında kadınlar arasında da mekânı deneyimleme açısından farklılık vardır. Bu farklılığın temelinde ise kadınların sınıfsal ve kültürel konumları yatmaktadır. Buradan hareketle bu çalışma kadınların kentsel mekân ile olan ilişkisini, Tokat kentinde farklı sınıfsal ve kültürel yapılara sahip iki semt örneği üzerinden belirlemeye çalışmıştır. Bu çerçevede kadınların kentsel mekânla kurduğu ilişki, kadınların gündelik hayatı temelinde haritalandırılarak nesnel bir şekilde açıklanmaya çalışılmış; yapılandırılmış görüşme planı ile elde edilen bulgular ise niteliksel olarak çözümlenmiştir. Her iki semtte yaşayan kadınların sınıfsal ve kültürel farklılıkları kentsel mekândaki gündelik hayat coğrafyalarının da farklılaşmasına yol açmaktadır.
The purpose of this study is to determine how women with different class and cultural backgrounds in relation to the urban space built by the capitalist patriarchal system develop in the context of everyday life practices. The main reason for focusing on everyday life is that there is a reciprocal relationship with the relations of power that are scattered in the social structure and attributed certain roles to individuals. In this regard, Henri Lefebvre's theory about everyday life and Michel Foucault's theory about power relations also used. Exploring everyday life practices, which are areas of power struggle, make it possible to see the sexist nature of these practices in the context of social space. Because the power relations which are create by gender based division of labor are influential on the construction and functioning of the space. There is therefore a geography of gender relations. In line with this geography, the experience of women and man's space differs as a result of the social construction of gender identity. However, given the fact that femininity is not a single category, there is a difference between women in terms of experiencing the space as well. This is the fundamental difference lies in the class and cultural status of women. From this perspective, this study tried to determine the relationship of women with urban space through two districts with different class and cultural structures in Tokat. In this framework, the relationship with urban space established by women was tried to be explained objectively by mapping women's on the basis of everyday life. The findings obtained with the structured interview plan were analyzed qualitatively. The class and cultural differences of the women living in the two districts lead to the segregation of the everyday life geographies in the urban space.
GÜNDÜZ AKSU KOCATÜRK
504747
İnönü Üniversitesi
Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Ana Bilim Dalı
2018
Türkçe
Doktora
Enerji Teknolojisi Ana Bilim Dalı
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=MzP7PYssFqdb3WIjlroAkRLhCdgCQ533cFnFKFBuXREqCYT9Lj2uc3OzO-J223oR
./data/pdfs/504747.pdf
6,637,960
true
true
true
2025-06-04T21:02:33.279508
2025-06-05T17:41:25.634046
2025-06-07T02:38:01.990351
2025-06-07T05:58:28.262864
kalan kısımlarında ve erkeklerden ayrı yaşarlardı. (Berktay, 1995: 87). Kentlerde kadınların kapatılması ise iki aşamada gerçekleşmiştir. İlk olarak özel mülkiyete ve sosyal ayrıcalıklara sahip olanlar, yasa veya güç yoluyla bu ayrıcalıklarını koruma amacıyla oluşturdukları ilk bürokrasilere yaslanarak, kadınları siyasi ve dini görevlerden uzaklaştırmış daha sonra ise ticaretin ve kentlerin gelişmesiyle kadınlar üretim alanından çekilmeye zorlanmış ve sitenin yönetiminde siyası güç elde edebilecekleri iletişim ağlarının da dışına çıkarılmışlardır (Michel, 1993: 21). Erkek ve kadın arasındaki ayrım, dönemin düşünsel yapısına da yansımıştır. Orneğin Aristoteles, erkeğin kadından daha üstün olduğunu ileri sürerek, erkeği amaç kadını ise araç olarak değerlendirmiştir. Eşler arasındaki ilişkiyi itaat etme ve boyun eğme şeklinde hiyerarşik bir yapılanma olarak değerlendiren Arıstoteles, kadının, aklını kullanma yetisine sahip olmadığını bu bakımdan da erkeğine/kocasına boyun eğmesi gerektiğini belirtmiştir (Ağaoğulları, 2013: 344). Kadını akılsal bir varlık olmaktan ziyade çok duygusal ve kolay etkilenebilir bir varlık olarak değerlendiren Aristoteles, bu bakımdan kadını köle ile çocuk arasındaki bir noktada konumlandırır. Aristoteles, hareketin ilkesi, aktif olmanın ilkesi olarak formu (eidos); bedensel olan, pasif olanın ilkesi olarak da maddeyi görür. Bu bağlamda erkeğin üreme işlevinde formu, kadının ise maddeyi sağladığı gerçeğinden hareketle formun maddeye üstün olduğu, dolayısıyla erkeğin kadından üstüm olduğu sonucuna varır (Erkızan, 2014: 226). Kısacası Aristoteles'in kadına verdiği konum, biyolojik determinizm temeli üzerinden yükselmektedir. Kamusal alan ve özel alan arasındaki ayrım Antik Yunan'dan sonraki dönemlerde de devam etmiştir. Antik Yunan'da halk, umum, amme anlamındaki "publicus" kelimesinden türetilen "Respublica" (cumhuriyet) kavramının temelindeki varlık, Aydınlanma dönemine kadar halktı. Halkın da total bir obje olarak değerlendirilmesi nedeniyle "publicus" kavramı bugün için özel alan olarak kabul edilen alanları da içine alan bir soyutlamaya dayanmaktaydı (Çaha, 2014: 82-83). Kamusal alan, yurttaş (polites) olabilmek için katılınması gereken tüm etkinlikleri ve pratikleri kapsarken; özel alan, her bireyin yalnızca kendisini ilgilendiren ve temelde aile yaşamına ait olan pratikleri kapsamaktadır (Keskin, 2014: 106).
End of preview. Expand in Data Studio
README.md exists but content is empty.
Downloads last month
9