image_data
imagewidth (px) 1.65k
2.34k
| document_id
stringclasses 17
values | page_num
int64 1
302
| total_pages
int64 62
458
| predictions
dict | title
stringclasses 17
values | abstract_tr
stringclasses 17
values | abstract_en
stringclasses 17
values | author
stringclasses 17
values | thesis_id
stringclasses 17
values | university
stringclasses 15
values | department
stringclasses 16
values | year
stringdate 2009-01-01 00:00:00
2021-01-01 00:00:00
| language
stringclasses 1
value | thesis_type
stringclasses 3
values | keyword_abd
stringclasses 2
values | original_url
stringclasses 17
values | file_path
stringclasses 17
values | file_size_bytes
int64 1.1M
32.3M
| download_success
bool 1
class | extraction_success
bool 1
class | prediction_success
bool 1
class | download_timestamp
stringdate 2025-06-04 22:22:07
2025-06-04 22:29:04
| extraction_timestamp
stringdate 2025-06-06 02:52:04
2025-06-06 03:26:55
| prediction_timestamp
stringdate 2025-06-07 13:25:25
2025-06-07 13:35:08
| hf_processing_timestamp
stringdate 2025-06-07 19:15:29
2025-06-07 19:20:46
| text
stringlengths 7
169k
|
|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|
602307
| 215
| 458
|
{
"labels": [
{
"class": "Metin",
"confidence": 0.9108448624610901,
"polygon": [
[
1426,
2260
],
[
1442,
229
],
[
191,
219
],
[
175,
2250
]
]
}
]
}
|
Antik ve modern demokraside siyasetin kişiselleşmesi: Devlet adamı figürü / Personalisation of politics in ancient and modern democracy: The figure of statesman
|
Bu çalışma, devlet adamı kavramını tarihsel ve kuramsal bir çerçeveye oturtarak ele almayı amaçlamaktadır. Devlet adamı hakkındaki idealist ve tarih-dışı yorumları reddederek onu ortaya çıkaran etmenleri aydınlatmaya çalışmaktadır. Bu çerçevede devlet adamının esasen bir kriz figürü olduğunu iddia eden bu çalışma, onun özellikle demokratik rejimlerde nasıl bir bağlam içinde ortaya çıktığını irdelemektedir. Devlet adamının başka siyasetçi tiplerinden farkı, onu yaratan özgün krizle açıklanmaktadır. Dolayım düzeneği krizi adı verilen bu kriz, hukuksal ve kurumsal yapının rutin işleyişinin ciddi bir biçimde tıkanmasıyla ortaya çıkmaktadır. Bu durumda farklı toplumsal gruplar uzlaşmacı bir siyasal zemin bulamayıp kendi varoluşlarını ve kaderlerini kurtarıcı bir figürle özdeşleşerek koruma yoluna gitmektedirler. İşte devlet adamı, bu olağanüstü koşullarda iktidarı kişiselleştiren, hukuken sorumsuz bir figür olarak belirmektedir.
Çalışmanın bölümlenmesi, devlet adamı kavramının çözümlenmesi, kuramsal çerçevenin oturtulması ve tarihsel örneklerin incelenmesi sırasını izlemektedir. Birinci bölümde devlet adamı kavramının anlamı netleştirilerek benzer tek adam yönetimlerinden ayrıştırılmış ve Platon'dan itibaren kuramsal gelişimi tartışılmıştır. İkinci bölümde, olağan dönemlerde devlet adamının belirmesini önleyen demokratik dolayım düzeneği ortaya konmaya çalışılmıştır. Bir yönetim biçimi olarak demokrasi ile dolayım düzeneği arasındaki bağlantı incelenmiştir. Üçüncü bölümde dolayım düzeneği krizleriyle devlet adamının yükselişi arasındaki ilişki tarihsel örnekler üzerinden incelenmiş; Antikçağ ile modern dönemler arasında yapılan ana ayrım ve bu ana ayrımın altındaki diğer örneklerle farklı dolayım düzeneklerinin başarısı karşılaştırmalı biçimde çözümlenmiştir. Tarihsel örnekler üzerinden ulaşılan sonuç, hipotezi doğrulamakta, dolayım düzeneğinin gelişkinliği ile devlet adamının ortaya çıkışı arasındaki ters ilişkiyi göstermektedir.
Anahtar Sözcükler: devlet adamı, demagog, dolayım düzeneği, demokrasi, kriz
|
This study aims to address the concept of statesman within a historical and theoretical framework. It rejects idealist and ahistorical interpretations of statesman and intends to elucidate the factors that reveal him. In this framework, this study, which claims that the statesman is essentially a crisis figure, examines the context in which he emerged, especially in democratic regimes. The difference of statesman from other types of politicians is explained by the original crisis that created it. This crisis, called the mediation mechanism crisis, arises when the routine functioning of the legal and institutional structure is seriously blocked. In this case, different social groups cannot find a conciliatory political ground and seek to protect their own existence and destiny by identifying with a savior figure. The statesman appears as a legally irresponsible figure who personalizes power under these extraordinary circumstances.
The division of the study follows the order of analyzing the concept of statesman, establishing the theoretical framework and examining the historical examples. In the first chapter, the meaning of the concept of statesman is clarified and separated from similar single man administrations and its theoretical development from Plato is discussed. In the second part, it is tried to put forward the democratic mediation mechanism which prevents the appearance of statesman in ordinary periods. The link between democracy as a form of government and the mediation mechanism is examined. In the third chapter, the relationship between mediation crises and the rise of statesman is examined through historical examples. The main distinction between the antiquity and the modern periods and the success of the different mediation mechanism with other examples under this main distinction have been comparatively analyzed. The conclusion reached by historical examples confirms the hypothesis and shows the inverse relationship between the development of mediation mechanism and the emergence of statesman.
Key words: statesman, demagogue, mediation mechanism, democracy, crisis
|
AYDOĞAN KUTLU
|
602307
|
Ankara Üniversitesi
|
Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Ana Bilim Dalı
|
2019
|
Türkçe
|
Doktora
|
Kelam ve İslam Felsefesi Ana Bilim Dalı
|
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=aEzj_IdWAsjiSAfK3qwrBibLjH7KlRyu6lpVaMmXCgUnknT5ZYeyH1Sv9Oc9MC7W
|
./data/pdfs/602307.pdf
| 3,532,012
| true
| true
| true
|
2025-06-04T22:22:07.384558
|
2025-06-06T02:52:04.285116
|
2025-06-07T13:25:25.195899
|
2025-06-07T19:15:29.525908
|
ardından da proletaryayı siyasal sisteme dahil eden kurum olarak öne çıkmış, kapitalizmin gelişimi ile ortaya çıkan toplumsal soruna ve siyasal çözüm talebine temsili demokrası ile yanıt verilmesini sağlamıştır. Moore'un isabetle vurguladığı gibi, "Bir parlamentonun var olması olgusu, bir yandan yeni ortaya çıkan toplumsal öğelerin, isteklerin dile getirilebilmeleri için içine çekilecekleri bir arena olan, bir yandan da bu gruplar arasındaki çıkar çatışmalarının barışçı bir biçimde çözümlenmesini sağlayan esnek bir kurumun bulunması anlamına geldi" (Moore, 2003: 58-59).
## C) Bir Dolayım Düzeneği Olarak Parlamento
Yasama kuvvetini kazandıktan sonra Ingiliz parlamentosu, Orta Avrupa meclislerinden farklı olarak, feodal bir ademi merkezileşme sürecinin taşıyıcısına dönüşmedi. Bu husus, Ingiltere'de tarımın ticarileşmesi, aristokrasinin burjuva bir nitelik kazanmasıyla Ingiltere'nin makas değiştirmesini sağladı. Aristokrasiyle burjuvazinin ittifakının cisimleştiği kurum olarak parlamento, kadim feodal ayrıcalıklarına gömülen Orta Avrupa meclislerinden farklı bir hüviyet kazandı. Krala bağlı bir kara ordusu ve bürokrasının olmadığı (Hill, 2016; Moore, 2003) bir bağlamda parlamento farklı çıkarların birbirine eklemlenip dengelendiği bir enstrüman olarak öne çıktı. Parlamento, toplumsal alandaki çıkarları siyasal alana dolayımlama işlevini bir defa kazandıktan sonra, Sanayi Devrimi'nden sonra dönüşen ve keskinleşen yeni toplumsallıkların da kanalize edilebileceği bir zemin oluşturdu. Temsili demokrası bu zemin üzerinde gelişecekti. lığılız örneği üzerinden gelişen modern parlamento, bir dolayım düzeneği olarak sivil toplum ile devlet arasında kritik bir bağlantı sağlamaktadır. Parlamentolar, "halk egemenliğinin hem ifade aracı, hem de dizgini durumundalar. Burjuvaziyi devletin içine yerleştirmişlerdir. Yığınlara karşı korunmuş bir siyasal sınıf teşkil etmesine yardımcı olmakla, onun mevkiini savunuyorlar. Ama temsil eşitsizlikleri, çift meclis sistemi, vs. olmadan genel oya tam anlamıyla açılsalar, burjuvazıyı yerinden kaydırabilmeleri de mümkün" (Duverger, 1977: 64). Sivil toplumun parlamento aracılığıyla edindiği devletin içinde ve üstünde; coğrafi bir mecazla ifade etmek gerekirse, devlet sitesinin akropolisindeki konumu, bir yandan toplum içindeki farklı çıkarların devletin işleyişine yansıtılmasını, parlamentonun hükümet ve idare üzerindeki denetimi aracılığıyla da devletin topluma karşı sorumluluğunu sağlarken; diğer yandan varlığıyla devletin işleyişine görülmedik bir demokratik meşruryet
|
|
683551
| 13
| 152
|
{
"labels": [
{
"class": "Sayfa Numarası",
"confidence": 0.8595082759857178,
"polygon": [
[
910,
2192
],
[
910,
2140
],
[
855,
2140
],
[
854,
2192
]
]
},
{
"class": "Metin",
"confidence": 0.6978939175605774,
"polygon": [
[
1486,
1494
],
[
1487,
189
],
[
275,
187
],
[
273,
1493
]
]
}
]
}
|
Şiddet mağduriyetine göre kadınlarda kişilik inançlarının öz-şefkat ve başa çıkma tarzları açısından incelenmesi / An exploration of personality beliefs in women regarding victimaziton of violence in terms of self-compassion and coping strategies
|
Bu çalışmada şiddet mağduru olan ve olmayan kadınlar kişilik inançları, öz-şefkat düzeyleri ve stresle başa çıkma tarzları açısından incelenmiştir. Çalışmanın örneklemini şiddet mağduru olduğunu bildiren 70 ve şiddet mağduru olmadığını bildiren 149 kadın katılımcı oluşturmuştur. Çalışmada katılımcılardan elde edilen bilgiler Demografik Bilgi Formu, Kişilik İnanç Ölçeği – Kısa Form, Öz-Şefkat Ölçeği ve Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. İki grup kişilik inançları, öz-şefkat ve stresle başa çıkma tarzları açısından t testi ile karşılaştırılmıştır. Yapılan analiz sonuçlarına göre; şiddet mağduru kadınların mağdur olmayan kadınlara göre bağımlı, obsesif-kompulsif, antisosyal, narsisistik, histriyonik, paranoid ve borderline kişilik inançlarından anlamlı olarak daha yüksek puanlar elde ettikleri, şiddet mağduru kadınların öz-şefkat düzeylerinin mağdur olmayan kadınlardan daha düşük olduğu görülmüştür. Stresle başa çıkma tarzları açısından ise şiddet mağduru kadınların çaresiz yaklaşım puanlarının mağdur olmayan kadınlara göre daha yüksek, kendine güvenli yaklaşım ve sosyal desteğe başvurma yaklaşım puanlarının ise daha düşük olduğu gözlenmiştir. Ayrıca iki grup açısından kişilik inançlarının her birinin öz-şefkat ve stresle başa çıkma tarzları tarafından yordanıp yordanmadığı Hiyerarşik Çoklu Doğrusal Regresyon Analizi ile incelenmiştir. Analiz sonuçlarına göre iki gruptaki kişilik inançlarının her birinin öz-şefkatin alt boyutları ve stresle başa çıkma tarzları açısından farklı yordayıcıları olduğu gibi benzer yordayıcılarının olduğu da görülmüştür. Elde edilen tüm bulgular literatür ışığında tartışılmıştır.
Anahtar Kelimeler: Şiddet, Şiddet Mağduriyeti, Kişilik İnançları, Öz-Şefkat, Stresle Başa Çıkma Tarzları
|
The present study explored the personality beliefs in women who are and are not victims of violence in terms of their self-compassion levels and coping strategies. The sample of the study is consisted of 70 women participants who declared to be victims of violence and 149 women participants who declared not to be victims of violence. The information obtained from the participants is gathered via Demographic Information Form, Personality Belief Scale-Short Form, Self-Compassion Scale and Ways of Coping Inventory. Two groups are compared through t test in terms of personality beliefs, self-compassion and coping strategies. According to the results, it is indicated that women who are victims of violence have significantly higher scores of addicted, obsessive-compulsive, anti-social, narcissistic, histrionic, paranoid, borderline personality beliefs than women who are not victims of violence, and women who are victims of violence have lower levels of self-compassion. Regarding coping strategies, it is shown that women who are victims of violence have higher scores of helpless approaches, and lower scores of self-confidence and social support approach. In addition, whether each personality beliefs in each group could be predicted from self-compassion and coping strategies or not is explored with Hierarchical Linear Multiple Regression Analysis. Based on the analysis, it is revealed that as there exist different predictive in both groups in terms of each personality beliefs, sub-categories of self-compassion and coping strategies, there also exist similar predictive. All findings obtained is discussed in the light of existing literature.
Key Words: Violence, Victimization of Violence, Personality Beliefs, Self-Compassion, Coping Strategies
|
ALEYNA NUR KAŞ
|
683551
|
İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi
|
Psikoloji Ana Bilim Dalı
|
2021
|
Türkçe
|
Yüksek Lisans
|
Kelam ve İslam Felsefesi Ana Bilim Dalı
|
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=v7BkNnnepTnbhn8rNR77LSIEAH-VDUiqPdvLmdGGGb8rMk07tUlfENi2UBkPCCVg
|
./data/pdfs/683551.pdf
| 2,259,805
| true
| true
| true
|
2025-06-04T22:22:11.215912
|
2025-06-06T03:11:18.930466
|
2025-06-07T13:25:25.326318
|
2025-06-07T19:15:29.791994
|
| 4.3.3.1. Şiddet Mağduru Grupta Oz-Şefkat ve Stresle Başa Çıkma Tarzlarının Kişilik | |
|------------------------------------------------------------------------------------|--|
| Inançları Uzerindeki Yordayıcı Etkileri | |
| 4.3.3.2. Şiddet Mağduru Olmayan Grupta Oz-Şefkat ve Stresle Başa Çıkma | |
| Tarzlarının Kişilik Inançları Üzerindeki Yordayıcı Etkileri | |
| BEŞİNCİ BÖLÜM | |
|-----------------------------------------------------------------------------|--|
| TARTIŞMA | |
| | |
| 5.1. Demografik Değişkenlere İlişkin Bulguların Değerlendirilmesi | |
| 5.2. Araştırma Sorularına İlişkin Analiz Sonuçlarının Değerlendirilmesi 89 | |
| 5.2.1. Gruplar Arası Karşılaştırma Sonuçları | |
| 5.2.2. Kişilik Inançlarının Yordayıcılarıyla İlgili Analiz ve Sonuçlar | |
| 5.3. Sonuç ve Oneriler | |
| | |
| | |
| KAYNAKÇA | |
|------------------------------|--|
| EKLER | |
| EK-1. Demografik Bilgi Formu | |
| | |
| ÖZGEÇMİŞ…………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………… 139 | |
|-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------|--|
| EK-5. Araştırma İzni | |
| EK-4. Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği (SBTÖ) | |
| EK-3. Öz-Şefkat Ölçeği (ÖŞÖ) | |
| EK-2. Kişilik İnanç Ölçeği - Kısa Form (KİÖ - KF) | |
|
|
298244
| 130
| 182
|
{
"labels": [
{
"class": "Metin",
"confidence": 0.9492069482803345,
"polygon": [
[
1486,
2141
],
[
1492,
362
],
[
278,
358
],
[
273,
2137
]
]
},
{
"class": "Sayfa Numarası",
"confidence": 0.8653894066810608,
"polygon": [
[
1465,
142
],
[
1466,
88
],
[
1393,
87
],
[
1393,
141
]
]
}
]
}
|
Finansal sistem içerisinde ödeme sistemleri ve hizmetleri: Türkiye örneğinde gözetim ve Avrupa Birliği uyum süreci / Payment systems and payment services within the financial system: A Turkey case about oversight and harmonization period within the European Union
|
Bu çalışmada amaç, sorunsuz çalışan ödeme ve mutabakat sistemlerinin özelde finansal istikrar açısından merkez bankaları genelde de ülke ekonomisi için ne kadar önemli olduğunu ortaya koyabilmek ve bu konuda ülkemizde gözetim ve yasal altyapı konusunda yapılması gerekenler konusunda tavsiyelerde bulunmaktır.Ödeme sistemleri alanında gözetim rolü bulunan ve bu alana ilgisi son yıllarda giderek artan merkez bankalarının temel amaçlarından birisi, bu sistemlerin tasarım ve işleyişlerinde ortaya çıkabilecek risklerin azaltılmasını sağlayacak tedbirler almaktır. Finansal istikrarı sağlamayı temel hedeflerinden birisi kabul eden merkez bankalarının ödeme sistemlerinin gözeticisi olarak rolü, bu sistemlerden kaynaklanabilecek risklerin özellikle de sistemik riskin önlenmesidir.Ödeme ve mutabakat sistemleri alanında faaliyet gösteren CPSS veya IOSCO gibi kuruluşlar sistemlerinin tasarım ve işleyişinin daha etkin ve güvenilir olmasını sağlamak amacıyla temel ilkeler belirlemiş ve bu temel ilkelerin uygulanmasında da merkez bankalarının sorumluluklarını ortaya koymuştur. Söz konusu kuruluşlar aynı zamanda sistemlerin temel ilkelere uygunluğunun gözetimini yapacak merkez bankaları için gözetim alanında genel ilkeler ve yöntemler belirlemişlerdir.Ödeme ve mutabakat sistemlerinin gözetimi konusunda uluslararası uygulamalar incelendiğinde, merkez bankalarının bir çoğunun uluslararası standartlarla uyumlu ve belli bir yöntemle gözetim faaliyetini yürüttüğü tespit edilmiştir. Benzer şekilde, bazı ülkelerde söz konusu sistemlere ilişkin olarak merkez bankası kanunlarında yer alan genel hükümler dışında bu alanı düzenleyen özel kanunların yer aldığı görülmüştür. Bu özel kanunlar ödeme ve mutabakat sistemlerinin işleyişini ve gözetimini sağlam bir yasal altyapı ile desteklemektedir.Ülkemizde de söz konusu sistemlere ilişkin yürütülen gözetim faaliyeti yeterli görülmemektedir. Bu faaliyetin Merkez Bankasınca, uluslararası standartlara uygun olarak sistematik olarak ve ülkedeki tüm sistemleri kapsayacak şekilde yapılması gerekmektedir.Söz konusu gözetim faaliyetini desteklemek ve ödeme ve mutabakat sistemleri ile ödeme hizmetleri alanındaki yasal altyapıyı güçlendirmek için AB müktesebatını da dikkate alarak bu alana özel düzenlemeler yapılması, finansal istikrara katkı yapacak ve bu alandaki ihtiyacı da giderecektir.Anahtar Sözcükler1) Ödeme sistemleri2) Mutabakat3) Merkez bankaları4) Gözetim5) Finansal istikrar
|
The purpose of this study is to show the significance of good operating payment and settlement systems in terms of both financial stability for central banks in particular and for the economy in general and to give advice on what to do on oversight and legal infrustructure in our country.One of the major objectives of the central banks, having a supervisory role on payment systems, is to take measures in order to reduce or eliminate risks arising from designing and operation of these systems. Central banks being the overseer of payment systems with the main goal of ensuring financial stability play an important role in preventing risks, especially systemic risk, which may arise from these systems..CPSS and IOSCO have designated core principles for ensuring the efficiency and confidentiality of designing and operation of systemically important payment systems and have also put forward the responsibility of central banks in execution of these core principles. These principles include recommendations for central banks and related private sector institutions. These institutions have set general principles and methods for central banks that will oversight the conformity of the systems to the basic principles.An examination of international applications on oversight of payment and settlement systems show that most of the central banks implement oversight activities under a method and compatible with international standards. Similarly, in some countries it is seen that special regulations have been made in this field except the general rules in central banks acts. These special regulations support the operating and oversight of payment and settlement systems with a legal infrustructure.In our country, oversight activities on these systems seems insufficient. This action should be operated by the Central Bank compatible with international standards and covering all the systems in the country.Setting up special regulations considering EU rules in order to support oversight activities and to strengthen the legal infrustructure on payment and settlement systems and payment services will contribute financial stability and will meet the needs within this field.Key Words1) Payment Systems2) Settlement3) Central Banks4) Oversight5) Financial Stability
|
M. İBRAHİM KİRDABAN
|
298244
|
Gazi Üniversitesi
|
İktisat Ana Bilim Dalı
|
2011
|
Türkçe
|
Yüksek Lisans
|
Kelam ve İslam Felsefesi Ana Bilim Dalı
|
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=zqI_ZOq-b18GC2rT9c2JGiYlkkio8qjl5XR71F1C-bnCuWb4Q6rof8C_uVaBe1Zy
|
./data/pdfs/298244.pdf
| 1,095,794
| true
| true
| true
|
2025-06-04T22:22:09.676471
|
2025-06-06T03:00:54.126240
|
2025-06-07T13:25:25.820680
|
2025-06-07T19:15:29.987253
|
sebeplerle pıyasaya gırışı kolaylaştıran aynı zamanda da adıl bir rekabet ortamı yaratan yeni bir düzenleme yapılmasına karar verilmiştir. Bu çerçevede, söz konusu direktifin yerini almak üzere elektronik para kuruluşlarına ilişkin hazırlanan 2009/110/EC sayılı Direktif 30 Ekim 2009 tarihinde yayımlanmıştır.
Söz konusu Direktife göre elektronik para; elektronik para ihraç etme yetkisi verilen kuruluş tarafından kabul edilen fon karşılığı ihraç edilen, elektronik olarak saklanan, 2007/64/EC sayılı Direktifte tanımlanan ödeme işlemlerini gerçekleştirmek için kullanılan ve elektronik para ihraç eden kuruluş dışındaki gerçek ve tüzel kişiler tarafından da ödeme aracı olarak kabul edilen parasal değeri ifade etmektedir.
Elektronik para ihraç edebilen kuruluşlar arasında; 2000/46/EC ve 2009/110/EC sayılı Direktifler kapsamında faaliyet gösteren elektronik para kuruluşları, 2006/48/EC sayılı Direktif kapsamında faaliyet gösteren kredi kuruluşları, kendi ulusal mevzuatlarına göre elektronik para ihraç etme yetkisine sahip olan posta kuruluşları, Avrupa Merkez Bankası, ulusal merkez bankaları, üye ülkeler veya kamu otoritesi gücüyle hareket eden bölgesel veya yerel otoriteler yer almaktadır.
2009/110/EC sayılı Direktif, elektronik parayı ihraç eden kuruluşun kendi mağaza ağında, ihraççı ile yapılan ticari anlaşma kapsamında belirli bir hizmet sağlayıcısında, sadece belirli bir mal veya hizmet grubunun satın alınmasında geçerli olan ön ödemeli araçları kapsam dışında bırakmıştır. Yemek kartları, konaklama kartları veya kamu ulaşım kartları gibi araçlar sadece belirli bir mal veya hizmet grubunun satın alınmasında söz konusu olduklarından kapsam dışında tutulmuşlardır. Universitelerde kullanılan ön ödemeli öğrenci kartlarının sadece üniversite kampüslerinde kullanılmaları veya bir petrol istasyonuna ait yakıt kartının sadece o istasyonlarda geçerli olması durumları ise anlaşma sonucunda belirli bir hizmet ağında kullanılabilen ve dolaysıyla kapsam dışında kalan kartlara örnek olarak verilebilir. Direktif, ön ödemeli bir ulaşım kartını veya yemek kartını sınırlı olarak belirli hizmetlerin alımında veya belirli kuruluşlarda kullanılabilmeleri nedeniyle elektronik para olarak kabul etmemektedir. Sınırlı kullanımdan
|
|
602341
| 21
| 75
|
{
"labels": [
{
"class": "Metin",
"confidence": 0.9508678913116455,
"polygon": [
[
1498,
2092
],
[
1502,
369
],
[
274,
367
],
[
270,
2090
]
]
},
{
"class": "Sayfa Numarası",
"confidence": 0.8472031950950623,
"polygon": [
[
1408,
2200
],
[
1464,
2200
],
[
1464,
2158
],
[
1408,
2158
]
]
}
]
}
|
Mikroiğneleme ve kupa tedavisinin birlikte kullanımının cilt üzerindeki etkilerinin sadece mikroiğneleme tedavisi ile karşılaştırılması / Comparison of effects on skin microneedle use with cupping therapy and microneedle alone
|
Mikroiğneleme cilt üzerine olumlu etkileri olan bir tedavidir. Mikroiğneleme sonrası oluşan inflamasyon cilt yenilenmesini hızlandırmaktadır. Kupa tedavisi ise uygulandığı alanda negatif basınç oluşturarak bölgede kanlanma artışına ve dermal ödeme yol açmaktadır. Mikroiğneleme sonrası kupa tedavisi uygulanması durumunda mikroiğneleme ile dermise kadar oluşturulan porlar sayesinde perkütan kolajen indüksiyonuna neden olan mekanizmaların daha güçlü uyarılacağı düşünülmüştür. Bu sayede mikroiğneleme işlemine kupa tedavisinin eklenmesinin mikroiğnelemenin cilt üzerindeki etiklerini artıracağı hipotezi ortaya konmuştur. Yapılan deneysel işlemlerle mikroiğnelemenin tek başına ve kupa tedavisiyle birlikte kullanımının etkileri araştırılmış ayrıca tekrarlayan seansların da cilt üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir.
Çalışmada 30 adet Wistar türü dişi sıçan her bir grupta 6 adet olacak şekilde 5 gruba ayrıldı. Grup 1 kontrol grubu olarak belirlendi. Grup 2'de sırt bölgesinde belirlenen alana mikroiğneleme uygulandı. Grup 3'e, Grup 2'de uygulanan mikroiğneleme işlemi aynen gerçekleştirildikten sonra ek olarak aynı alan içinde belirlenen bölgeye kupa tedavisi 15 dk boyunca uygulandı. Grup 4'e 3 hafta arayla toplamda 3 seans olacak şekilde Grup 2'de uygulanan mikroiğneleme gerçekleştirildi. Grup 5'e, Grup 3'de uygulanan önce mikroiğneleme sonrasında kupa tedavisi 3 hafta arayla toplamda 3 seans olacak şekilde gerçekleştirildi. Her grup kendisine uygulanan son tedavi seansından sonra 3 hafta takip edildi. 3 haftanın sonunda hayvanlar sakrifiye edilerek tedavi uygulanan bölgelerden alınan cilt örnekleri histolojik olarak değerlendirildi.
Kupa tedavisinin mikroiğnelemeye eklenmesinin epidermal kalınlık artışına olumlu katkı sağladığı görülmüştür. Aynı şekilde kupa tedavisi eklenen gruplarda hem tek seans hem 3 seans uygulamalarda dermal kalınlık açısından fayda sağladığı gösterilmiştir. Tip 1 Kolajen yüzdesi açısından en etkili tedavinin tek seans mikroiğneleme olduğu, kupa tedavisinin katkı sağlamadığı bulunmuştur. Tip 3 Kolajen yüzdesi açısından hiçbir tedavinin anlamlı değişiklik yaratmadığı bulunmuştur.
Kupa tedavisi mikroiğneleme tedavisine eklenebilecek, olumlu etkileri olan bir yöntem olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu alanda ilk defa denenen bu yöntemin ilerleyen zamanda daha uzun süreli sonuçların değerlendirildiği çalışmalarla desteklenmesi bu yöntemin güvenilirliğini artıracaktır.
|
Microneedling is a treatment with positive effects on the skin. Inflammation after microneeedling accelerates skin regeneration. Cupping treatment creates negative pressure in the area where it is applied, leading to increased blood supply and dermal edema. It is thought that the mechanisms that cause percutaneous collagen induction will be more strongly stimulated by the pores formed up to the dermis by microneedling in the case of using cupping treatment after microneedling. In this way, hypothesis that the addition of cupping treatment to the microneedling treatment will increase the effects of microneedling on the skin. The effects of using microneedling alone and in combination with cupping therapy were investigated by experimental procedures and the effects of repetitive sessions on the skin were evaluated.
In this study, 30 Wistar rats were divided into 5 groups as 6 rats in each group. Group 1 was the control group. In group 2, microneedling was applied to the area determined in the dorsal region. Group 3 received the same microneedling in Group 2, then the cups were applied to the region determined in the same area additionally for 15 minutes. Microneedling was performed in Group 2 with a total of 3 sessions at 3 weeks intervals. In Group 5, the same procedure as in Group 3 was applied. and 3 sessions were performed in 3 weeks intervals. Each group was followed up for 3 weeks after the last treatment session. At the end of 3 weeks, animals were sacrificed and skin samples taken from the treated areas were evaluated histologically.
The addition of cupping treatment to microneedling has been shown to contribute positively to the increase in epidermal thickness. Similarly, it has been shown that it provides benefit in terms of dermal thickness in both single session and 3 session applications in cupping treatment added groups. It was found that the most effective treatment in terms of type 1 collagen percentage was single session microneedling. Cupping treatment did not contribute to type 1 collagen. No treatment was found to produce a significant difference in type 3 collagen percentage.
Cupping treatment is a method that can be added to microneedling therapy and has positive effects. The reliability of this method, which is tried for the first time in this field, will be supported by studies evaluating longer term results in the future.
|
BURAK PASİNLİOĞLU
|
602341
|
Gazi Üniversitesi
|
Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Ana Bilim Dalı
|
2019
|
Türkçe
|
Tıpta Uzmanlık
|
Kelam ve İslam Felsefesi Ana Bilim Dalı
|
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=aEzj_IdWAsjiSAfK3qwrBtMJAA7yZ6lCFjj9-0rqWDVipFyC1spKuLCNhqPpB7ar
|
./data/pdfs/602341.pdf
| 4,088,418
| true
| true
| true
|
2025-06-04T22:22:11.174545
|
2025-06-06T03:05:02.751203
|
2025-06-07T13:25:27.302606
|
2025-06-07T19:15:30.106439
|
## 2.3.3.Mikroiğnelemenin kullanım alanları
2002 yılında Fernandes güncel tedavi metodunu yayınladığında aşağıda sıralanan alanlarda bu yöntemin etkili olduğunu ortaya koymuştur [18]:
- · Yüz yaşlanmasının erken evrelerinde cilt sıkılığının geri kazanılması. Genelde cerrahi işlemden korkan hastalarda tercih edilebilir. Ayrıca kollar, karın, uyluk ve kalça bölgelerine de PCI tedavisi uygulanabilir.
- Ince kırışıklıkların giderilmesi. .
- · Akne skarlarında dermabrazyon yerine kullanılabilir. Cilt kalınlaşır ve dermabrazyona göre daha iyi sonuçlar alınır.
- · Lazer tedavilerinin yerine kullanılabilir.
- · Açık renkte iyileşmiş skarlara daha iyi bir ton sağlamak amacıyla

İlerleyen yıllarda ise birçok yeni kullanım alanı ortaya çıkmıştır. Günümüzde mikroiğneleme yöntemi sadece PC1 tedavisi amacıyla kullanılmamaktadır. Atrofik akne skarlarında, yanık skarlarında, aktinik keratozda, androjenik alopesi ve hiperhidrosis vakalarında kullanımı ve etkileriyle ilgili literatürde birçok çalışma mevcuttur [44-51]. Oluşturduğu mikrodelikler sayesinde transdermal ilaç emilimini artırmak amacıyla da kullanımı yaygınlaşmıştır. Bunun yanısıra mezoterapı ürünlerinin de emilimini hem hızlandırmakta hem artırmaktadır. Topikal ilaçların kullanılacağı bölgeye mikroiğneleme yapılabildiği gibi yeni geliştirilen bazı ilaçlar da dış kılıfında mikroiğneler olacak şekilde tasarlanmaya başlanmıştır [52]. Bu sayede ilaçlar cilde
|
|
259329
| 66
| 92
|
{
"labels": [
{
"class": "Metin",
"confidence": 0.9286321401596069,
"polygon": [
[
1505,
2098
],
[
1526,
280
],
[
256,
266
],
[
235,
2083
]
]
},
{
"class": "Sayfa Numarası",
"confidence": 0.866638720035553,
"polygon": [
[
1499,
2251
],
[
1500,
2196
],
[
1439,
2195
],
[
1438,
2250
]
]
}
]
}
|
Çanakkale Boğazı ve Saroz Körfezi Gelibolu Yarımadası kıyılarında bazı baskın zooplankton türlerinin belirlenmesi ve mevsimlere bağlı değişimleri / Determination and seasonal variation of dominant zooplankton species in the shoreline of Dardanelles Strait and Saroz Bay of Gallipoli Peninsula
|
Bu çalışma, Sonbahar 2004 ? Yaz 2006 periyodunda Çanakkale Boğazı ve Saroz Körfezi kıyılarında belirlenen beş istasyonda mevsimsel olarak gerçekleştirilmiştir. Çalışmada, 29 familya ve 34 cinse ait toplam 46 tür tespit edilmiştir. Çift tabakalı akıntı sistemine sahip Çanakkale Boğazı ve çevresinin üst tabakası ile yarımada kıyılarında seçilen istasyonlardan elde edilen verilere göre, en fazla bolluğa sahip ilk beş tür sırasıyla kopepodlardan Acartia clausi Giesbrecht, 1889, kladoserlerden Penilia avirostris Dana, 1849 ve Evadne nordmanni Lovén, 1836, appendikülerlerden Oikopleura dioica Fol, 1872 ve hidrozoanlardan Liriope tetraphylla (Otto, 1823) olmuştur. Tür sayısı bakılamından en yüksek çeşitliliğe yazın rastlanmışken (26), bunu sırasıyla ilkbahar (21), sonbahar (21) ve kış (18) mevsimi izlemiştir. Yapılan istatistiksel analizler, zooplankton topluluklarının birbirine benzerliğinde birincil faktörün örnekleme periyodu olduğunu göstermiştir. Bölgelere ve istasyonlara göre tür topluluklarının kümelenmediği tespit edilmiştir. Türlerin istasyonlara göre dağılımına bakıldığında I. istasyonda 28, II. istasyonda 26, III. istasyonda 31, IV. istasyonda 22 ve V. istasyonda 23 tür elde edilmiştir. Bu duruma göre Çanakkale Boğazı Ege kıyısında yer alan III. istasyon tür sayısı bakımından en zengindir. Bunu Saroz Körfezi'ndeki (istasyonlar 1 ve 2) takip ederken boğazdaki istasyonlar en az türe sahip olan istasyonlar olmuşlardır. Genel olarak, Çanakkale Boğazı üst akıntılarının etkisinde olan Saroz Körfezi'ndeki istasyonlarda az da olsa Akdeniz suyunun etkisi vardır. Tür sayısı bakımından körfezdeki istasyonların boğazdaki istasyonlardan daha zengin olmasının başlıca nedeninin bu durum olduğu düşünülmektedir. Marmara ve Ege Denizi arasında geçiş yolu olan Çanakkale Boğazı hem fiziksel, kimyasal hem de biyolojik olarak takip edilmesi gereken bir sistemdir. İki deniz arasında koridor olarak tanımlanabilecek boğazda uzun süreli biyolojik çalışmaların yanı sıra çevresel izleme modülleri kullanılarak sistemin takip edilmesi önerilmektedir.
|
This study was conducted at five stations selected in the shoreline of Dardanelles Strait and Saroz Bay of Gallipoli Peninsula between Fall 2004 and Summer 2006, seasonally. In this study, 46 zooplankton species belonging to 29 family and 34 genus were determined. According to the data collected from the selected stations in the Dardanelles which has a two way flow system, its surroundings upper layer, and the peninsula shoreline, the most abundant five species included, Acartia clausi Giesbrecht, 1889 from copepods, Penilia avirostris Dana, 1849 and Evadne nordmanni Lovén, 1836 from cladocerans, Oikopleura dioica Fol, 1872 from appendicularians and Liriope tetraphylla (Otto, 1823) from hydrozoans. Maximum species abundance was observed during summer (26) followed by spring (21) and fall (21). Statistical analysis showed that the main factor affecting the similarity of the zooplankton groups was the sampling period. It has been determined that species groups were clustered depending on the study sites and stations. When observing the species depending on the stations, there were 28 species in the Ist, 26 species in the IInd, 31 species in the IIIrd, 22 species in the IVth and 23 species in the Vth stations. Therefore, IIIrd station located at Aegean side of the Dardanelles Strait was the first in line according to the number of species. This scheme was followed by the stations in the Saroz Bay (stations 1 and 2), and the stations in the strait had the lowest number of species. In general, Saroz Bay is affected by the upper layer flows of the Dardanelles Strait but is less affected by the Mediterranean flow. This could be the main reason of the bay stations for being richer in species number when compared to the strait stations. Dardanelles Strait, being a passageway between the Marmara and the Aegean Sea, should be monitored both physical and chemical, as well as biological means. It has been suggested that, as a corridor between the two seas, the system should be examined by long term biological studies and environmental monitoring modules.
|
ÖZGÜR EMEK İNANMAZ
|
259329
|
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi
|
Su Ürünleri Ana Bilim Dalı
|
2009
|
Türkçe
|
Doktora
|
Kelam ve İslam Felsefesi Ana Bilim Dalı
|
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=NtBAevXNhYaNqJFoAcdBdrWumWw0K12OGDuT-cNnSucKBbCaX7IE4NA6E2V2Y05r
|
./data/pdfs/259329.pdf
| 3,477,525
| true
| true
| true
|
2025-06-04T22:22:10.308682
|
2025-06-06T03:02:48.443354
|
2025-06-07T13:25:27.423556
|
2025-06-07T19:15:30.935825
|
appendiküler türü olan Ege Denizi ve Akdeniz'de dağılım gösteren Fritillaria sp. (Siokou-Frangou ve diğ., 2004) ise tuzlulukla pozitif bağlantılı bulunmuştur. Tuzlulukla pozitif korelasyonu olan harpaktikoid kopepod M. norvegica bireyleri Saroz Körfezi'ndeki istasyonlardan elde edilmiştir.
Çözünmüş oksijen ve zooplankton türleri arasındaki ilişkiye bakıldığında; A. patersoni gibi süperfisyel ve psikrofilik türlerle (Ozel, 2003) çözünmüş oksijen'in pozitif korelasyon içinde olduğu görülmektedir.
Bu araştırmada Gelibolu Yarımadası ve çevresindeki kıyısal sularda baskın zooplankton türlerinin mevsimsel değişiminin belirlenmesine çalışılmıştır. Bölgede yapılan çok az çalışmadan biri olan bu zooplankton çalışmasının gelecekte yapılacak çalışmalar için veritabanı olacağı düşünülmektedir. Akdeniz ekosistemlerini birbirine bağlayan Çanakkale Boğazında zooplankton ile birlikte alt besin zincirini oluşturan fitoplankton ve besin tuzlarının çalışılmaya devam etmesi sistemin takibi açısından önem taşımaktadır. Gelişen teknoloji ile birlikte çevresel izleme modülü gibi sistemlerin denizlerimizde kullanılması ölçülecek parametrelerin otomasyonu ve güvenilirliği bakımından önemlidir.
Çanakkale Boğazı ve Gelibolu Yarımadası kıyı bölgesi zooplanktonunda son
yıllarda sıradışı gelişmeler gözlenmektedir. Bu gelişmelerden ilki sıcak su türü olduğu bilinen L. tetraphylla'nın (Şekil 14) (Russell, 1980; Johnson ve Allen, 2005) bölgedeki varlığıdır. Bu tür orta ve yüksek tuzluluktaki sularda bolluğunu arttırmaktadır (Johnson ve Allen, 2005) .
Yılmaz ve Yüksek (2009) yaptıkları çalışmada 2005 yılından önce Marmara Denizi'nde görülmeyen L. tetraphylla'nın takip eden iki yılda sayısını hızla artırarak net zooplanktonun %40'mı oluşturduğunu belirtmişlerdir. Bu araştırıcılar, ayrıca türün Marmara Denizi'nde sayısını hızla arttırmasını, 1980'lerdeki Mnemiopsis leidyi istilasından sonra bu denizdeki en önemli değişim olarak nitelendirmişlerdir.
Marmara Denizi ve Çanakkale Boğazı'nda 2007 sonbaharında meydana gelen müsilaj oluşumu sırasında L. tetraphylla dominant tür olmuştur. Musilaj oluşumunda şüpheli görülen bu türün Marmara Denizi'nde varlığı bu nedenle önem taşımaktadır (Yılmaz ve Yüksek, 2009). Bu araştırmacılar, Marmara Denizi'nde yaptıkları çalışmada türün 2006 yılında 2978 birey.m³ bolluğa ulaştığını belirtmişlerdir. Yapılan bu çalışmada ise türün bolluğu 6020 birey m³'e kadar ulaşmıştır.
|
|
691914
| 17
| 67
|
{
"labels": [
{
"class": "Metin",
"confidence": 0.9467145800590515,
"polygon": [
[
1360,
1852
],
[
1365,
311
],
[
258,
307
],
[
253,
1848
]
]
},
{
"class": "Sayfa Numarası",
"confidence": 0.8243677020072937,
"polygon": [
[
844,
1947
],
[
845,
1906
],
[
803,
1905
],
[
803,
1946
]
]
}
]
}
|
Endomikorizal fungusların domateste fusarıum solgunluğu (Fusarium oxysporum f.sp.lycopersici)'na karşı kullanılma olanaklarının araştırılması / Investigation of the usage possibilities of endomycorizal fungi against fusarium wild in tomatoes (Fusarium oxysporum f.sp.lycopersici)
|
Çalışmamızda domates bitkisinde solgunluğa neden olan Fusarium oxysporum f.sp. lycopersici'ye karşı mikorizal fungus türler Funneliformis mossaea, Glomus cloidum, Glomus etunicatum, Glomus coledonium, Glomus intraradices, Rhizophagus clorus, Glomus fasciculatum ve 3 adet ticari preparat (Symbion VAM, Endoroots, Myco UP)'ın domateste; farklı mikorizal fungusların kök kolonizasyonuna etkisi, bitki gelişimine etkisi, Fusarim solgunluğuna karşı hastalık oluşumu üzerine etkisi, fenolik bileşiklerdeki değişimler incelenip hastalık oluşumu araştırılmıştır.
Domates bitkisinde mikoriza+FOL uygulamasında %80 etki gösteren mikorizal tür Glomus clodium olurken, kullanılan ticari preparatlar arasında %28-36 oranında değişkenlik göstermiş olup kontrol bitkisiyle fark gözlenmemiştir. Diğer yandan kök kolonizasyonu açısından en fazla kolonizasyon %92,4 oranında Glomus coledium'da tespit edilmiştir. Bitki boyu, yeşil ve kök kuru ağırlıkları açısından bakıldığında üretimi yapılan mikorizal türler arasında Glomus intraradices'in etkisi ile artış gözlenirken ticari preparatlarda bu artış Symbion VAM'da saptanmıştır. Farklı mikorizal türlerin 3 farklı inokulasyon uygulanmıştır ve en iyi kolonizasyon tohuma ekim uygulamasında gözlenmiştir. Fenolik bileşikler açısından bakıldığında ise hastalığa karşı savunma mekanizmasında Funnelliformis mosseae (839𝜇g)'da artış saptanmıştır.
|
In our study, Fusarium oxysporum f.sp. Against lycopersici, mycorrhizal fungi species Funneliformis mossaea, Glomus cloidum, Glomus etunicatum, Glomus coledonium, Glomus intraradices, Rhizophagus clorus, Glomus fasciculatum and 3 commercial preparations (Symbion VAM, Endoroots, Myco UP) were found in tomato; The effects of different mycorrhizal fungi on root colonization, plant growth, disease formation against Fusarim wilt, changes in phenolic compounds were examined and disease formation was investigated.
While the mycorrhizal species Glomus clodium was 80% effective in the application of mycorrhiza+FOL in the tomato plant, it showed a variation of 28-36% between the commercial preparations used, and no difference was observed with the control plant. On the other hand, in terms of root colonization, the highest colonization rate was 92.4% in Glomus coledium. In terms of plant height, green and root dry weights, an increase was observed among the mycorrhizal species produced with the effect of Glomus intraradices, while this increase was detected in Symbion VAM in commercial preparations. Three different inoculations of different mycorrhizal species were applied and the best colonization was observed in seed sowing. In terms of phenolic compounds, an increase was found in Funnelliformis mosseae (839𝜇g) in the defense mechanism against the disease.
|
ŞEYMA BAĞRIAÇIK
|
691914
|
Çukurova Üniversitesi
|
Bitki Koruma Ana Bilim Dalı
|
2021
|
Türkçe
|
Yüksek Lisans
|
Kelam ve İslam Felsefesi Ana Bilim Dalı
|
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=tqUiYt63sTQLTpozMJ92QpoqzUGoD-m99SpH3F09V2NM21yo4CJSMv0N_aJ-KH7w
|
./data/pdfs/691914.pdf
| 1,833,937
| true
| true
| true
|
2025-06-04T22:22:11.246970
|
2025-06-06T03:06:14.577188
|
2025-06-07T13:25:28.335353
|
2025-06-07T19:15:31.246365
|
## 1. GİRİŞ
etkileyen patojenler arasında Trichoderma, Bacillus, Gloclodium ve Penicillium gibi antogonistik özelliği olan patojenler bulmaktadır (Erkılıç ve Uygun, 1993). Bu patojenler nadiren toprak üstü ve toprak altı kısmında bitkiyi koruyabilmektedir. Ayrıca bitkinin gelişimi açısından kullanılan bir diğer biyolojik yöntem ise doğada simbiyotik olarak yaşam süren mikorizal funguslardır (Ozgönen, 1998).Mikorizalar 1885 yılında Alman fitopatolog Albert Bernhard Frank tarafından bulunmuştur. Myces' mantar, rhiza ise 'kök' anlamına gelmektedir (Palta ve ark., 2010).Tarımda en çok kullanılan mikorizalar; bitki gelişimini, bitki besin maddelerinin kritik seviyede olan topraklardaköprü görevi görerek alımını kolaylaştırmaktadır.Toprak içerisine bulunançözünmesi zor besin elementlerinden fosfor, bakır ve çinkonun bitki kök bölgesinde oluşturduğu hifler sayesinde alımını kolaylaştırmakta ve bunun karşılığında ise bitkiden karbon almaktadır (Biçici, 2011). Mikorizal fungusların gelişmeleri için istedikleri optimum sıcaklık 30°C'dir. 20°C'nin altında etkinliği azalır, 40℃ civarında ise spor çımlenmesi durmaktadır. Mikorizal funguslar bitkinin köklerini patojenik organizmaya karşı korumasının yanı sıra çevresel faktörler içerisinde bulunan ağır metal toksisitesi ve tuzluluk gibi stres etmenleri olan faktörlere karşı bitkiyi korumakta ve direncini arttırmaktadır (Harley ve Smith, 1983). Bu funguslar hastalık etmenini tamamen ortadan kaldırmazlar sadece hastalık simptomunu azaltmaktadır.
Mikorizal funguslar ektomikoriza ve endomikoriza olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Ektomikoriza genellikle orman ağaçları ve bazı meyve ağaçlarında görülmektedir. 65 cinsten oluşan ektomikorizaların çoğunluğu Basidiomycota grubundan oluşmaktadır ve toplam 45'ini burada yer alırken Ascomycota 18'i yer ve gerisi Glomeramycota'da almaktadır (Oztürk ve ark 2017). Ektomikorizalar bitki kökü ile mantarların depo veya üreme yoluyla bağlantılı bir sistemdir (Ortaş ve ark, 2002). Ipliksi misel toplululara sahip olan diğer grup ise Endomikorizalar olarak adlandırılmaktadır ve Glomeramycota bölümünün üyesi olup arbüsküler olarak bilinmektedirler. Genel olarak adlandırıldıkları çınse Glomus denilmektedir
3
|
|
380939
| 53
| 98
|
{
"labels": [
{
"class": "Metin",
"confidence": 0.9222687482833862,
"polygon": [
[
1473,
1968
],
[
1479,
1044
],
[
265,
1037
],
[
260,
1960
]
]
},
{
"class": "Resim",
"confidence": 0.9143060445785522,
"polygon": [
[
1372,
959
],
[
1382,
234
],
[
283,
219
],
[
273,
943
]
]
},
{
"class": "Sayfa Numarası",
"confidence": 0.8419194221496582,
"polygon": [
[
1468,
141
],
[
1468,
90
],
[
1407,
89
],
[
1406,
140
]
]
},
{
"class": "Resim/Tablo Açıklaması",
"confidence": 0.6977880001068115,
"polygon": [
[
595,
974
],
[
1145,
974
],
[
1145,
915
],
[
594,
916
]
]
},
{
"class": "Resim/Tablo Açıklaması",
"confidence": 0.4901669919490814,
"polygon": [
[
1393,
1107
],
[
1393,
1009
],
[
236,
1007
],
[
236,
1105
]
]
}
]
}
|
Lupinus albus'dan elde edilen aktif karbonun sulu çözeltilerdeki adsorpsiyon özelliklerinin incelenmesi / The investigation of adsorption properties in aqueous solutions of activated carbon obtained from Lupinus albus
|
Bu çalışmada, ZnCI2 aktifleştiricisi kullanılarak kimyasal aktivasyon yöntemi ile Lupinus Albus bitkisinden elde edilen aktif karbonun metilen mavisi adsorpsiyonunda kullanımı incelenmiştir. Aktif karbon hazırlanması için; emdirme oranı ve süresi ile aktivasyon sıcaklığı ve süresi gibi parametrelerin etkileri incelenmişitir. Aktif karbon hazırlanması için en uygun çalışma koşulları; 673 K aktivasyon sıcaklığı, 1:7 emdirme oranı, 48 saat emdirme süresi ve 30 dakika aktivasyon süresi olarak belirlenmiştir. Aktif karbonların adsorpsiyon kapasiteleri, iyot sayısı analizleri ve BET yüzey alanı ölçümleri ile belirlenmiştir. Çalışmada en uygun hazırlanma koşulları uygulanarak elde edilen aktif karbonun BET yüzey alanı 1254 m2.g-1 ve toplam gözenek hacmi 0.484 cm3.g-1 olarak tespit edilmiştir. Aktif karbonun yüzey morfolojisi SEM analizi ile ve kimyasal yapısı ise FT-IR ve TGA analizi ile tespit edilmiştir. Ayrıca elde edilen en yüksek yüzey alanına sahip aktif karbon kullanılarak sulu çözeltilerden metilen mavisi adsorpsiyonu gerçekleştirilmiştir. Adsorpsiyon çalışmalarında; ortam pH'ı, boyarmadde derişimi, aktif karbon miktarı ve adsorpsiyon sıcaklığı gibi parametrelerin etkileri incelenmiştir. Adsorpsiyon denge değerleri Langmuir, Freundlich, Temkin ve Dubinin-Radushkevich izotermlerine uygulanmıştır. Maksimum adsorpsiyon kapasitesi pH 10'da 109.89 mg.g-1 olarak tespit edilmiştir. Adsorpsiyon işleminin Langmuir izotermine uyduğu belirlenmiştir. Reaksiyon kinetiğinin ise yalancı ikinci dereceden reaksiyon modeline uyduğu tespit edilmiştir.
Anahtar Kelimeler: Adsorpsiyon, Aktif Karbon, Biyokütle, Kimyasal Aktivasyon, Lupinus Albus, Metilen Mavisi.
|
In this study, activated carbon was prepared from Lupinus Albus by chemical activation (Zinc chloride, ZnCl2) of where was used as an activator. By using the highest surface area of the prepared activated carbon, methylene blue (MB) adsorption was achieved from the aqueous solutions. During the production of the activated carbon, effects of parameters such as impregnation ratio, impregnation time, activation temperature and activation time were determined. Adsorption capacities of the activated carbons were determined through the iodine number analysis and by taking measurements of the BET surface areas. The BET surface area of the activated carbon prepared from Lupinus Albus in the presence of ZnCI2 as an activator was 1254 m2.g-1 while its total pore volume was found to be 0.484 cm3.g-1. Surface morphology of the activated carbon was investigated with a help of SEM analysis; whereas the chemical structure was determined with the FT-IR and TGA analysis. In the adsorption studies, effects of parameters such as adsorption time, solution pH, MB dye concentration and amount of activated carbon were investigated. The adsorption behaviour was studied with the help of Langmuir, Freundlich, Temkin and Dubinin-Radushkevich isotherm models. Maximum adsorption capacity for the prepared activated carbon occurred at solution pH value 10 and was recorded as 109.89 mg.g-1. The adsorption process was found to comply to the Langmuir isotherm model; whereas the reaction kinetics was confirmed to match with the pseudo second order kinetic model.
Keywords: Activated carbon, Adsorption, Biomass, Chemical activation, Lupinus Albus, Methylene blue.
|
SAFİYE BAĞCI
|
380939
|
Selçuk Üniversitesi
|
Kimya Mühendisliği Ana Bilim Dalı
|
2014
|
Türkçe
|
Yüksek Lisans
|
Kelam ve İslam Felsefesi Ana Bilim Dalı
|
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=sY7m19PfcL6F1NUw-cr80GKWYCBOTCOcHoNn1bJFw7derYWmXGdDp3hK7OoKWPGt
|
./data/pdfs/380939.pdf
| 6,969,569
| true
| true
| true
|
2025-06-04T22:22:10.660687
|
2025-06-06T03:03:26.403339
|
2025-06-07T13:25:29.410525
|
2025-06-07T19:15:31.389549
|

Şekil 6.3. Aktif karbon hazırlanmasında emdirme oranının etkisi (emdirme süresi 24 saat, aktivasyon sıcaklığı 673 K, aktivasyon süresi 30 dk.)
Şekil 6.3'den görüldüğü gibi, hazırlanan aktif karbonların iyot sayıları 1:7
emdirme oranına kadar artmakta ve 1:7'den 1:9'a artmasıyla ise azalmaktadır. 673 K'de 24 saat emdirme ve 30 dakika aktivasyon süresi sonrasında elde edilen aktif karbonların içerisinde iyot sayısı (864 mg.g-) en yüksek olanı 1:7 emdirme oranı ile elde edilene ait bulunmuştur.
## 6.2.2. Emdirme süresinin etkisi
Emdirme süresinin etkisinin belirlenmesi amacıyla bir önceki aşamada belirlenen 1:7 (hammadde/ZnCl2) emdirme oranı kullanılmıştır. Lupinus Albus tohumları farklı emdirme sürelerinde (6, 12, 24, 48, 96 ve 120 saat) 673 K aktivasyon sıcaklığında, 30 dakika boyunca aktifleştirme işlemine tabi tutulmuştur. 6-120 saat zaman aralıklarında emdirme tabi tutulan aktif karbonların iyot sayılarının emdirme süresi ile değişimi Şekil 6.4'de verilmiştir.
|
|
683551
| 14
| 152
|
{
"labels": [
{
"class": "Metin",
"confidence": 0.942008912563324,
"polygon": [
[
1460,
1928
],
[
1473,
230
],
[
302,
221
],
[
289,
1919
]
]
},
{
"class": "Sayfa Numarası",
"confidence": 0.678712785243988,
"polygon": [
[
858,
2190
],
[
906,
2190
],
[
906,
2140
],
[
858,
2140
]
]
}
]
}
|
Şiddet mağduriyetine göre kadınlarda kişilik inançlarının öz-şefkat ve başa çıkma tarzları açısından incelenmesi / An exploration of personality beliefs in women regarding victimaziton of violence in terms of self-compassion and coping strategies
|
Bu çalışmada şiddet mağduru olan ve olmayan kadınlar kişilik inançları, öz-şefkat düzeyleri ve stresle başa çıkma tarzları açısından incelenmiştir. Çalışmanın örneklemini şiddet mağduru olduğunu bildiren 70 ve şiddet mağduru olmadığını bildiren 149 kadın katılımcı oluşturmuştur. Çalışmada katılımcılardan elde edilen bilgiler Demografik Bilgi Formu, Kişilik İnanç Ölçeği – Kısa Form, Öz-Şefkat Ölçeği ve Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. İki grup kişilik inançları, öz-şefkat ve stresle başa çıkma tarzları açısından t testi ile karşılaştırılmıştır. Yapılan analiz sonuçlarına göre; şiddet mağduru kadınların mağdur olmayan kadınlara göre bağımlı, obsesif-kompulsif, antisosyal, narsisistik, histriyonik, paranoid ve borderline kişilik inançlarından anlamlı olarak daha yüksek puanlar elde ettikleri, şiddet mağduru kadınların öz-şefkat düzeylerinin mağdur olmayan kadınlardan daha düşük olduğu görülmüştür. Stresle başa çıkma tarzları açısından ise şiddet mağduru kadınların çaresiz yaklaşım puanlarının mağdur olmayan kadınlara göre daha yüksek, kendine güvenli yaklaşım ve sosyal desteğe başvurma yaklaşım puanlarının ise daha düşük olduğu gözlenmiştir. Ayrıca iki grup açısından kişilik inançlarının her birinin öz-şefkat ve stresle başa çıkma tarzları tarafından yordanıp yordanmadığı Hiyerarşik Çoklu Doğrusal Regresyon Analizi ile incelenmiştir. Analiz sonuçlarına göre iki gruptaki kişilik inançlarının her birinin öz-şefkatin alt boyutları ve stresle başa çıkma tarzları açısından farklı yordayıcıları olduğu gibi benzer yordayıcılarının olduğu da görülmüştür. Elde edilen tüm bulgular literatür ışığında tartışılmıştır.
Anahtar Kelimeler: Şiddet, Şiddet Mağduriyeti, Kişilik İnançları, Öz-Şefkat, Stresle Başa Çıkma Tarzları
|
The present study explored the personality beliefs in women who are and are not victims of violence in terms of their self-compassion levels and coping strategies. The sample of the study is consisted of 70 women participants who declared to be victims of violence and 149 women participants who declared not to be victims of violence. The information obtained from the participants is gathered via Demographic Information Form, Personality Belief Scale-Short Form, Self-Compassion Scale and Ways of Coping Inventory. Two groups are compared through t test in terms of personality beliefs, self-compassion and coping strategies. According to the results, it is indicated that women who are victims of violence have significantly higher scores of addicted, obsessive-compulsive, anti-social, narcissistic, histrionic, paranoid, borderline personality beliefs than women who are not victims of violence, and women who are victims of violence have lower levels of self-compassion. Regarding coping strategies, it is shown that women who are victims of violence have higher scores of helpless approaches, and lower scores of self-confidence and social support approach. In addition, whether each personality beliefs in each group could be predicted from self-compassion and coping strategies or not is explored with Hierarchical Linear Multiple Regression Analysis. Based on the analysis, it is revealed that as there exist different predictive in both groups in terms of each personality beliefs, sub-categories of self-compassion and coping strategies, there also exist similar predictive. All findings obtained is discussed in the light of existing literature.
Key Words: Violence, Victimization of Violence, Personality Beliefs, Self-Compassion, Coping Strategies
|
ALEYNA NUR KAŞ
|
683551
|
İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi
|
Psikoloji Ana Bilim Dalı
|
2021
|
Türkçe
|
Yüksek Lisans
|
Kelam ve İslam Felsefesi Ana Bilim Dalı
|
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=v7BkNnnepTnbhn8rNR77LSIEAH-VDUiqPdvLmdGGGb8rMk07tUlfENi2UBkPCCVg
|
./data/pdfs/683551.pdf
| 2,259,805
| true
| true
| true
|
2025-06-04T22:22:11.215912
|
2025-06-06T03:11:18.930466
|
2025-06-07T13:25:29.483566
|
2025-06-07T19:15:31.726156
|
## GİRİŞ
Kadına yönelik şiddet, tüm dünyada yaygın olarak görülen ve geniş çaplı etkileri olan küresel bir sorundur. Kadına yönelik şiddetin önemli bir kısmını eş/partner tarafından maruz kalınan şiddet oluşturmaktadır (WHO, LSHTM, & SAMRC, 2013: 2). Şiddet mağduriyeti sonucunda evliliğin, sosyal ilişkilerin, çocukların olumsuz yönde etkilenmesinin yanı sıra şiddet mağduru kadınlarda çeşitli genel sağlık sorunları ve psikolojik problemler görülmektedir. Hatta eş/partner şiddetinin kadınların tüm işlevsellik düzeyini ve kişilik tarzlarını etkileyebileceği öne sürülmektedir (Davins-Pujols, vd., 2012: 93). Şiddet sonucunda şiddet mağduru kadınların birçok alanda problem yaşamasının yanında kendilerine yönelik tutumlarının, çevreye yönelik duygu ve düşüncelerinin ve genel bir örüntü olarak kişilik inançlarının işlevsiz hale gelebileceği düşünülmüştür. Klinik gözlem doğrultusunda şiddet mağduru kadınların kendilerini suçlayıcı ve eleştirici tutumlarının varlığı ve karşılaştığı problemlere yönelik çözüm yolları bulmada zorlandıkları görülmüştür. İçinde bulundukları zorlu süreç nedeniyle başa çıkma mekanizmalarının ve kendilerine karşı tutumlarının olumsuz yönde olması şiddet mağduru kadınların kişiliklerinde bazı değişimlere yol
açabileceğini düşündürmüştür. Buradan hareketle mevcut tez çalışmasında şiddet mağduru olan ve olmayan kadınların kışılık inançları, öz-şefkat düzeyleri ve stresle başa çıkma tarzları açısından karşılaştırılması ve kişilik inançlarının öz-şefkat ve stresle başa çıkma tarzları tarafından açıklanmadığının incelenmesi amaçlanmıştır.
Çalışmanın ilk bölümünde şiddet ve kadına yönelik şiddet kavramlarına, ardından şiddet açıklamalarına yer verilmiş ve araştırma değişkenleri tanıtılarak bu değişkenlerin şiddet mağduriyeti ile ilişkisi ele alınmıştır. İkinci bölümde araştırmanın amacı ve soruları sunulmuştur. Uçüncü bölümde araştırmanın yöntemi doğrultusunda örneklem, veri toplama araçları, işlem ve veri analizinden bahsedilmiştir. Dördüncü bölümde araştırmanın soruları doğrultusunda elde edilen bulgular incelenmiş ve beşinci bölümde bu bulgular tartışılmıştır.
|
|
298244
| 131
| 182
|
{
"labels": [
{
"class": "Metin",
"confidence": 0.9492278099060059,
"polygon": [
[
1487,
2145
],
[
1493,
360
],
[
280,
356
],
[
274,
2141
]
]
},
{
"class": "Sayfa Numarası",
"confidence": 0.8499618768692017,
"polygon": [
[
1466,
142
],
[
1466,
88
],
[
1393,
88
],
[
1393,
141
]
]
}
]
}
|
Finansal sistem içerisinde ödeme sistemleri ve hizmetleri: Türkiye örneğinde gözetim ve Avrupa Birliği uyum süreci / Payment systems and payment services within the financial system: A Turkey case about oversight and harmonization period within the European Union
|
Bu çalışmada amaç, sorunsuz çalışan ödeme ve mutabakat sistemlerinin özelde finansal istikrar açısından merkez bankaları genelde de ülke ekonomisi için ne kadar önemli olduğunu ortaya koyabilmek ve bu konuda ülkemizde gözetim ve yasal altyapı konusunda yapılması gerekenler konusunda tavsiyelerde bulunmaktır.Ödeme sistemleri alanında gözetim rolü bulunan ve bu alana ilgisi son yıllarda giderek artan merkez bankalarının temel amaçlarından birisi, bu sistemlerin tasarım ve işleyişlerinde ortaya çıkabilecek risklerin azaltılmasını sağlayacak tedbirler almaktır. Finansal istikrarı sağlamayı temel hedeflerinden birisi kabul eden merkez bankalarının ödeme sistemlerinin gözeticisi olarak rolü, bu sistemlerden kaynaklanabilecek risklerin özellikle de sistemik riskin önlenmesidir.Ödeme ve mutabakat sistemleri alanında faaliyet gösteren CPSS veya IOSCO gibi kuruluşlar sistemlerinin tasarım ve işleyişinin daha etkin ve güvenilir olmasını sağlamak amacıyla temel ilkeler belirlemiş ve bu temel ilkelerin uygulanmasında da merkez bankalarının sorumluluklarını ortaya koymuştur. Söz konusu kuruluşlar aynı zamanda sistemlerin temel ilkelere uygunluğunun gözetimini yapacak merkez bankaları için gözetim alanında genel ilkeler ve yöntemler belirlemişlerdir.Ödeme ve mutabakat sistemlerinin gözetimi konusunda uluslararası uygulamalar incelendiğinde, merkez bankalarının bir çoğunun uluslararası standartlarla uyumlu ve belli bir yöntemle gözetim faaliyetini yürüttüğü tespit edilmiştir. Benzer şekilde, bazı ülkelerde söz konusu sistemlere ilişkin olarak merkez bankası kanunlarında yer alan genel hükümler dışında bu alanı düzenleyen özel kanunların yer aldığı görülmüştür. Bu özel kanunlar ödeme ve mutabakat sistemlerinin işleyişini ve gözetimini sağlam bir yasal altyapı ile desteklemektedir.Ülkemizde de söz konusu sistemlere ilişkin yürütülen gözetim faaliyeti yeterli görülmemektedir. Bu faaliyetin Merkez Bankasınca, uluslararası standartlara uygun olarak sistematik olarak ve ülkedeki tüm sistemleri kapsayacak şekilde yapılması gerekmektedir.Söz konusu gözetim faaliyetini desteklemek ve ödeme ve mutabakat sistemleri ile ödeme hizmetleri alanındaki yasal altyapıyı güçlendirmek için AB müktesebatını da dikkate alarak bu alana özel düzenlemeler yapılması, finansal istikrara katkı yapacak ve bu alandaki ihtiyacı da giderecektir.Anahtar Sözcükler1) Ödeme sistemleri2) Mutabakat3) Merkez bankaları4) Gözetim5) Finansal istikrar
|
The purpose of this study is to show the significance of good operating payment and settlement systems in terms of both financial stability for central banks in particular and for the economy in general and to give advice on what to do on oversight and legal infrustructure in our country.One of the major objectives of the central banks, having a supervisory role on payment systems, is to take measures in order to reduce or eliminate risks arising from designing and operation of these systems. Central banks being the overseer of payment systems with the main goal of ensuring financial stability play an important role in preventing risks, especially systemic risk, which may arise from these systems..CPSS and IOSCO have designated core principles for ensuring the efficiency and confidentiality of designing and operation of systemically important payment systems and have also put forward the responsibility of central banks in execution of these core principles. These principles include recommendations for central banks and related private sector institutions. These institutions have set general principles and methods for central banks that will oversight the conformity of the systems to the basic principles.An examination of international applications on oversight of payment and settlement systems show that most of the central banks implement oversight activities under a method and compatible with international standards. Similarly, in some countries it is seen that special regulations have been made in this field except the general rules in central banks acts. These special regulations support the operating and oversight of payment and settlement systems with a legal infrustructure.In our country, oversight activities on these systems seems insufficient. This action should be operated by the Central Bank compatible with international standards and covering all the systems in the country.Setting up special regulations considering EU rules in order to support oversight activities and to strengthen the legal infrustructure on payment and settlement systems and payment services will contribute financial stability and will meet the needs within this field.Key Words1) Payment Systems2) Settlement3) Central Banks4) Oversight5) Financial Stability
|
M. İBRAHİM KİRDABAN
|
298244
|
Gazi Üniversitesi
|
İktisat Ana Bilim Dalı
|
2011
|
Türkçe
|
Yüksek Lisans
|
Kelam ve İslam Felsefesi Ana Bilim Dalı
|
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=zqI_ZOq-b18GC2rT9c2JGiYlkkio8qjl5XR71F1C-bnCuWb4Q6rof8C_uVaBe1Zy
|
./data/pdfs/298244.pdf
| 1,095,794
| true
| true
| true
|
2025-06-04T22:22:09.676471
|
2025-06-06T03:00:54.126240
|
2025-06-07T13:25:30.081004
|
2025-06-07T19:15:31.945447
|
kasıt üye işyerleri ile sınırlama değildir. Örnekteki yemek kartının elektronik para olarak kabul edilememesi sadece lokantalarda geçerli olması nedeniyle kullanımın belirli bir hizmet grubuyla sınırlanmış olmasındandır. Söz konusu yemek kartı ile sadece gıda değil de giysi, petrol gibi diğer harcamalar da yapılmaya başlanırsa, bu kart artık elektronik para olarak değerlendirilebilecektir. Direktif temel ilke olarak genel kullanım amacı ile ihraç edilen ödeme araçlarını kapsamaktadır. Diğer taraftan, belirli bir amaca yönelik ihraç edildiği için kapsam dışında kalan ödeme araçları ise genel kullanım amaçlı hale dönüşmeleri durumunda kapsama dahil hale gelmektedirler.
Bunların dışında Direktif uyarınca, elektronik para kuruluşu olmak için ilgili otoriteden faaliyet izni alınması gerekmektedir. Faaliyet izni alırken hazır bulundurması gereken başlangıç sermayesi ise 350.000 Euro olarak belirlenmiştir.
Direktif ile elektronik para kuruluşlarının uyması gereken başlıca kurallar da belirlenmiştir. Buna göre, elektronik para kuruluşu ancak aldığı fon kadar elektronik para ihraç edebilecektir. Bunun nedenin, elektronik para kuruluşunun aldığı tondan daha tazla elektronik para ihrac ederek aldığı tondan daha tazla yukumluluk altına gırmesının ve merkez bankasında bulunan para yaratma fonksiyonuna eşdeğer bir kimliğe bürünmesinin önlenmesinin amaçlandığı düşünülmektedir.
Söz konusu kuruluşlara ilişkin getirilen bir başka kurala göre ise elektronik para ihraç eden kuruluş, elektronik para hamılının talebi üzerine elektronik paranın parasal değerini geciktirmeksizin geri ödemekle yükümlüdür.
Direktifte, elektronik para kuruluşunun, elektronik parayı elinde bulundurma süresine bağlı olarak elektronik para hamiline faiz veremeyeceği ve herhangi bir menfaat sağlayamayacağı da düzenlenmiştir. Buradaki amacın elektronik para karşılığı toplanan fonların mevduatmış gibi işlem görmesinin engelenmek istenmesi olduğu düşünülmektedir.
Direktif uyarınca, elektronik para kuruluşunun elektronik para ihracı karşılığında topladığı fonlar, ilgili otoritenin fonların muhafaza ve
|
|
670552
| 146
| 161
|
{
"labels": [
{
"class": "Resim",
"confidence": 0.9419569373130798,
"polygon": [
[
1440,
1698
],
[
1454,
382
],
[
383,
371
],
[
370,
1688
]
]
},
{
"class": "Sayfa Numarası",
"confidence": 0.5408194065093994,
"polygon": [
[
1502,
141
],
[
1503,
92
],
[
1435,
90
],
[
1434,
140
]
]
},
{
"class": "Metin",
"confidence": 0.5148582458496094,
"polygon": [
[
352,
2070
],
[
1493,
2070
],
[
1493,
1752
],
[
352,
1752
]
]
}
]
}
|
Tanzimat Döneminde Eflak ve Boğdan'daki entelektüel hareketlerin Romanya'nın bağımsızlığına katkısı (1831-1878) / The contribution of intellectual movements in wallachia and Moldavia to Romania's independence in the Tanzimat Period (1831-1878)
|
Eflak ve Boğdan, Balkanlarda önemli stratejik konuma sahip olmakla birlikte, tarih boyunca farklı devletlerin hâkimiyeti altına girmiş ve bağımsızlığını elde edene kadar birçok mücadele vermiştir. Rekabet halinde olan dış güçlerin otoritelerini meşrulaştırma çabaları, Eflak ve Boğdan topraklarını mücadele alanına çevirmiştir. Bu rekabetten yıpranan yerli halk, topraklarının refahını sağlayabilmek için çeşitli faâliyetlere girişmiştir. Fransız İhtilâli'nin getirdiği düşünce akımlarıyla entelektüel gruplar ortaya çıkmış ve millî kimlik bilincinin etkisiyle reform hareketlerine girişmişlerdir. İlk olarak prensliklerin birleşmesiyle büyük bir adım atacak olan ihtilâlciler, 1878 yılında bağımsızlığın kazanılmasını sağlamışlardır.
Bu çalışmanın amacı, Eflak ve Boğdan'daki entelektüel hareketlerin Romanya'nın bağımsızlığını kazanmasına katkısını incelemektir. Bu aşamada Eflak ve Boğdan'ı etkileyen Fransız İhtilâli, Fenerli ailelerin reform girişimleri ve Transilvanya Birleşik Kilisesi'nin faâliyetleri ele alınmıştır. Özellikle Eflak ve Boğdanlı ihtilâlcilerin yapmış olduğu modernleşme çalışmalarının ve dış güçlerle olan ilişkilerinin ortaya konulması, bağımsızlık sürecini görmek açısından önemli olmuştur. Entelektüellerin ulusal kimlik inşa etme çabasında dil, din ve tarih gibi kültürel öğelere başvurmaları, çalışmada Eflak ve Boğdan halkının coğrâfî, târihî menşei ve sosyo-kültürel yapısından bahsedilmesini gerekli kılmıştır. Ayrıca Eflak ve Boğdan'da ortaya çıkan ihtilâl girişimleri üzerinde dış güçlerin müdâhalesiyle yıpranmış olan halkın gösterdiği tepkilerin etkili olması, Osmanlı Devleti ve Avrupalı Devletler ile Memleketeyn arasında yürütülen diplomatik ilişkilerin değerlendirilmesi gerekliliğini ortaya çıkarmıştır. Çalışmada Eflak ve Boğdan'daki entelektüel hareketlerin Romanya'nın bağımsızlığına olan etkisi Türkçe, İngilizce ve Rumence kaynaklar ışığında incelenmiştir. Buna göre, Romanya'nın bağımsızlığını kazanmasında yalnızca siyâsî gelişmelerin değil, özellikle ulusal devlet kurma aşamasında rehberlik edecek olan entelektüel grupların sosyo-kültürel faâliyetlerinin de önemli derecede katkı sağladığı sonucuna varılmıştır.
|
Wallachia and Moldavia have an important strategic location in the Balkan geography. Throughout history, they have been under the sovereignty of various states and battled variously until they gained independence. Efforts of competing foreign powers to legitimize their authority turned Wallachia and Moldavia lands into a political struggle area. The indigenous people, worn-out by this competition, initiated various activities in order to ensure the prosperity of their lands. Intellectual groups emerged under the influence of the currents of thought brought by the French Revolution and achieved independence by undertaking reform movements with the effect of national identity consciousness.
In this study, the contribution of the Intellectual Movements in Wallachia and Moldavia to the independence of Romania was examined. At this stage, the activities of the French Revolution, the Transylvanian United Church, the reform attempts of the Fenerian families and Wallachian and Moldavian revolutionaries were handeled. The intellectuals' appeal to cultural elements such as language, religion and history in their effort to construct a national identity building, made it necessary to mention the geographical, historical origin and socio-cultural structure of Wallachian and Moldavian people. In addition, it has revealed the necessity of evaluating the diplomatic relations with the Ottoman Empire and European States. In this study, the effect of intellectual movements in Wallachia and Moldavia on the independence of Romania has examined in the light of Turkish, English and Romanian sources. Accordingly, it is concluded that, not only the political developments, but also the socio-cultural activities of the intellectual groups had contributed significantly to the independence of Romania.
|
ESRA KIZIL
|
670552
|
Hacettepe Üniversitesi
|
Tarih Ana Bilim Dalı
|
2021
|
Türkçe
|
Yüksek Lisans
|
Kelam ve İslam Felsefesi Ana Bilim Dalı
|
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=8tbPippmWV_b-Irrn9YEApClptuL073bVEJpqrAfVEjEqcCk8xrrhhaeK01wVAER
|
./data/pdfs/670552.pdf
| 4,573,658
| true
| true
| true
|
2025-06-04T22:22:09.043354
|
2025-06-06T02:57:21.262034
|
2025-06-07T13:25:31.519706
|
2025-06-07T19:15:32.324179
|
## EK 5. Ștefan cel Mare (1433-1504)525

1457-1504 yılları arasında Boğdan Voyvodalığı yapan Ştefan cel Mare'nin Romanya'nın başkenti Bükreş'teki Parlamento Sarayı'nda yer alan büstü.
<sup>525</sup> Bu fotoğraf, yazarın 2018 yılında Avrupa Birliği Ulusal Ajansı'nın "Grow Up By Education" projesi kapsamında gönüllü olarak Romanya'da bulunduğu süreçte çekilmiştir.
|
|
602307
| 216
| 458
|
{
"labels": [
{
"class": "Metin",
"confidence": 0.9564721584320068,
"polygon": [
[
1424,
1805
],
[
1432,
212
],
[
239,
205
],
[
231,
1799
]
]
},
{
"class": "Sayfa Numarası",
"confidence": 0.8824054002761841,
"polygon": [
[
780,
2212
],
[
866,
2212
],
[
866,
2152
],
[
780,
2152
]
]
},
{
"class": "Footer",
"confidence": 0.8552004098892212,
"polygon": [
[
244,
2117
],
[
1410,
2117
],
[
1410,
1839
],
[
244,
1839
]
]
}
]
}
|
Antik ve modern demokraside siyasetin kişiselleşmesi: Devlet adamı figürü / Personalisation of politics in ancient and modern democracy: The figure of statesman
|
Bu çalışma, devlet adamı kavramını tarihsel ve kuramsal bir çerçeveye oturtarak ele almayı amaçlamaktadır. Devlet adamı hakkındaki idealist ve tarih-dışı yorumları reddederek onu ortaya çıkaran etmenleri aydınlatmaya çalışmaktadır. Bu çerçevede devlet adamının esasen bir kriz figürü olduğunu iddia eden bu çalışma, onun özellikle demokratik rejimlerde nasıl bir bağlam içinde ortaya çıktığını irdelemektedir. Devlet adamının başka siyasetçi tiplerinden farkı, onu yaratan özgün krizle açıklanmaktadır. Dolayım düzeneği krizi adı verilen bu kriz, hukuksal ve kurumsal yapının rutin işleyişinin ciddi bir biçimde tıkanmasıyla ortaya çıkmaktadır. Bu durumda farklı toplumsal gruplar uzlaşmacı bir siyasal zemin bulamayıp kendi varoluşlarını ve kaderlerini kurtarıcı bir figürle özdeşleşerek koruma yoluna gitmektedirler. İşte devlet adamı, bu olağanüstü koşullarda iktidarı kişiselleştiren, hukuken sorumsuz bir figür olarak belirmektedir.
Çalışmanın bölümlenmesi, devlet adamı kavramının çözümlenmesi, kuramsal çerçevenin oturtulması ve tarihsel örneklerin incelenmesi sırasını izlemektedir. Birinci bölümde devlet adamı kavramının anlamı netleştirilerek benzer tek adam yönetimlerinden ayrıştırılmış ve Platon'dan itibaren kuramsal gelişimi tartışılmıştır. İkinci bölümde, olağan dönemlerde devlet adamının belirmesini önleyen demokratik dolayım düzeneği ortaya konmaya çalışılmıştır. Bir yönetim biçimi olarak demokrasi ile dolayım düzeneği arasındaki bağlantı incelenmiştir. Üçüncü bölümde dolayım düzeneği krizleriyle devlet adamının yükselişi arasındaki ilişki tarihsel örnekler üzerinden incelenmiş; Antikçağ ile modern dönemler arasında yapılan ana ayrım ve bu ana ayrımın altındaki diğer örneklerle farklı dolayım düzeneklerinin başarısı karşılaştırmalı biçimde çözümlenmiştir. Tarihsel örnekler üzerinden ulaşılan sonuç, hipotezi doğrulamakta, dolayım düzeneğinin gelişkinliği ile devlet adamının ortaya çıkışı arasındaki ters ilişkiyi göstermektedir.
Anahtar Sözcükler: devlet adamı, demagog, dolayım düzeneği, demokrasi, kriz
|
This study aims to address the concept of statesman within a historical and theoretical framework. It rejects idealist and ahistorical interpretations of statesman and intends to elucidate the factors that reveal him. In this framework, this study, which claims that the statesman is essentially a crisis figure, examines the context in which he emerged, especially in democratic regimes. The difference of statesman from other types of politicians is explained by the original crisis that created it. This crisis, called the mediation mechanism crisis, arises when the routine functioning of the legal and institutional structure is seriously blocked. In this case, different social groups cannot find a conciliatory political ground and seek to protect their own existence and destiny by identifying with a savior figure. The statesman appears as a legally irresponsible figure who personalizes power under these extraordinary circumstances.
The division of the study follows the order of analyzing the concept of statesman, establishing the theoretical framework and examining the historical examples. In the first chapter, the meaning of the concept of statesman is clarified and separated from similar single man administrations and its theoretical development from Plato is discussed. In the second part, it is tried to put forward the democratic mediation mechanism which prevents the appearance of statesman in ordinary periods. The link between democracy as a form of government and the mediation mechanism is examined. In the third chapter, the relationship between mediation crises and the rise of statesman is examined through historical examples. The main distinction between the antiquity and the modern periods and the success of the different mediation mechanism with other examples under this main distinction have been comparatively analyzed. The conclusion reached by historical examples confirms the hypothesis and shows the inverse relationship between the development of mediation mechanism and the emergence of statesman.
Key words: statesman, demagogue, mediation mechanism, democracy, crisis
|
AYDOĞAN KUTLU
|
602307
|
Ankara Üniversitesi
|
Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Ana Bilim Dalı
|
2019
|
Türkçe
|
Doktora
|
Kelam ve İslam Felsefesi Ana Bilim Dalı
|
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=aEzj_IdWAsjiSAfK3qwrBibLjH7KlRyu6lpVaMmXCgUnknT5ZYeyH1Sv9Oc9MC7W
|
./data/pdfs/602307.pdf
| 3,532,012
| true
| true
| true
|
2025-06-04T22:22:07.384558
|
2025-06-06T02:52:04.285116
|
2025-06-07T13:25:31.865327
|
2025-06-07T19:15:34.057313
|
kazandırmaktadır. Parlamentonun hem toplumun devlet üzerindeki demokratik denetimini sağlayan hem de devletin işleyişine meşruiyet kazandıran bir kurum olması, özellikle devrimci kuramlar açısından parlamentoyu belirsiz bir konuma sokmaktadır.
Devrimci bir dönüşümü amaçlayan hareketler açısından parlamentonun odağında olduğu sorunun iki boyutu ayırt edilebilir. İlk olarak, devrimcı mücadele parlamentoda üstün gelmeyi yanı temsili demokrasi içinde yasal siyasette başarılı olmayı hedeflemeli midir? İkinci olarak, devrimci bir hareket, iktidar olduktan sonra parlamentonun varlığını sürdürmesine gerek var mıdır? Bu sorulara Marksizm içinden verilen yanıtları gözden geçiren Hodgson (1988), kendi yorumunu parlamentonun "her şey" olduğu teziyle, "hiçbir şey" olduğu tezinin arasında bir yere konuşlandırıyor. Hodgson, parlamentoyu burjuvazinin bir mistifikasyon aracı, boş konuşmanın, gevezeliğin yuvası ("hiçbir şey") olarak gören Leninist tavra karşı, sosyalist mücadele açısından parlamentonun çok önemli bir meşruiyet aracı olduğunu vurguluyor. Parlamentoda verilecek mücadele, hem ulusal siyaset içinde görünürlüğü sağlayarak kitle desteğini artıracaktır hem de temsili demokrasi içinde olmakla, gerici güçlerin sosyalistleri askeri tedbirlerle ezmelerine bahane verilmemiş olacaktır. Hodgson, "Burjuva demokrasisine karşı proleter demokrasisi", "parlamento ya da sovyetler" karşıtlıklarını yanlış bulmaktadır. Oncelikle, "Britanya'da parlamenter demokrası kısmen işçi sınıfının baskısı ile değiştirilmiş ve geliştirilmiştir. 'Burjuva' ve 'proleter' demokrasi arasındaki katı Leninist ayrım, işçı sınıfı hareketinin 150 yıllık yoğun bir mücadeleden sonra, kurulmasına katkıda bulundukları bir şeyi alaşağı etmeleri ve yepyeni bir şeye yeniden başlamaları gerektiği şekildeki görüşü destekliyormuş gibi görün[mektedir]." (Hodgson, 1988: 30). Ikinci olarak, sovyetler, parlamentonun tam ikamesi değildirler -- Sovyetler, işçi sınıfının yerelden/aşağıdan ve doğrudan örgütlenmeleridirler; onun tikel ve korporatif çıkarının biçimlenmesine ve (geri-dönüş olarak) sınıfın bilinçlenmesine hizmet ederler. Parlamento ise tüm halkın ortak çıkarının temsil edildiği kurumdur. Dolayısıyla sovyetleri parlamentoya bağlı tutmakla
<sup>99</sup> Burada devrimci kuramlardan kastımız öncelikle Marksizm'dir. Bununla beraber, bu çalışmanın çerçevesi içinde düşünülürse, her tür devrimin, dolayım düzeneğinin parçalanmasına karşılık geldiği söylenebilir. Dolayısıyla Marksizm'den başka bir devrimci kuram (örneğin İslamcılık) açısından da sorun aynı parametreleri içerecektir: Parlamentoya gerek var mı? Hukuk devleti ayak bağı mıdır vb. 100 Hodgson, Paris Komünü (1871) deneyiminin de parlamentoya alternatiğini düşünüyor. "Paris Komünü'ne atıfta bulunmanın aslında bu konuyla ilgisi yoktur çünkü o ne yazık ki sadece kuşatılmış bir şehirle sınırlıydı ve o koşullarda bir temsili parlamento çağırma imkânı yoku" (Hodgson, 1988: 26).
|
|
691914
| 18
| 67
|
{
"labels": [
{
"class": "Metin",
"confidence": 0.9101870656013489,
"polygon": [
[
1324,
993
],
[
1328,
278
],
[
288,
271
],
[
284,
987
]
]
},
{
"class": "Sayfa Numarası",
"confidence": 0.619282066822052,
"polygon": [
[
847,
1950
],
[
848,
1899
],
[
799,
1899
],
[
799,
1949
]
]
}
]
}
|
Endomikorizal fungusların domateste fusarıum solgunluğu (Fusarium oxysporum f.sp.lycopersici)'na karşı kullanılma olanaklarının araştırılması / Investigation of the usage possibilities of endomycorizal fungi against fusarium wild in tomatoes (Fusarium oxysporum f.sp.lycopersici)
|
Çalışmamızda domates bitkisinde solgunluğa neden olan Fusarium oxysporum f.sp. lycopersici'ye karşı mikorizal fungus türler Funneliformis mossaea, Glomus cloidum, Glomus etunicatum, Glomus coledonium, Glomus intraradices, Rhizophagus clorus, Glomus fasciculatum ve 3 adet ticari preparat (Symbion VAM, Endoroots, Myco UP)'ın domateste; farklı mikorizal fungusların kök kolonizasyonuna etkisi, bitki gelişimine etkisi, Fusarim solgunluğuna karşı hastalık oluşumu üzerine etkisi, fenolik bileşiklerdeki değişimler incelenip hastalık oluşumu araştırılmıştır.
Domates bitkisinde mikoriza+FOL uygulamasında %80 etki gösteren mikorizal tür Glomus clodium olurken, kullanılan ticari preparatlar arasında %28-36 oranında değişkenlik göstermiş olup kontrol bitkisiyle fark gözlenmemiştir. Diğer yandan kök kolonizasyonu açısından en fazla kolonizasyon %92,4 oranında Glomus coledium'da tespit edilmiştir. Bitki boyu, yeşil ve kök kuru ağırlıkları açısından bakıldığında üretimi yapılan mikorizal türler arasında Glomus intraradices'in etkisi ile artış gözlenirken ticari preparatlarda bu artış Symbion VAM'da saptanmıştır. Farklı mikorizal türlerin 3 farklı inokulasyon uygulanmıştır ve en iyi kolonizasyon tohuma ekim uygulamasında gözlenmiştir. Fenolik bileşikler açısından bakıldığında ise hastalığa karşı savunma mekanizmasında Funnelliformis mosseae (839𝜇g)'da artış saptanmıştır.
|
In our study, Fusarium oxysporum f.sp. Against lycopersici, mycorrhizal fungi species Funneliformis mossaea, Glomus cloidum, Glomus etunicatum, Glomus coledonium, Glomus intraradices, Rhizophagus clorus, Glomus fasciculatum and 3 commercial preparations (Symbion VAM, Endoroots, Myco UP) were found in tomato; The effects of different mycorrhizal fungi on root colonization, plant growth, disease formation against Fusarim wilt, changes in phenolic compounds were examined and disease formation was investigated.
While the mycorrhizal species Glomus clodium was 80% effective in the application of mycorrhiza+FOL in the tomato plant, it showed a variation of 28-36% between the commercial preparations used, and no difference was observed with the control plant. On the other hand, in terms of root colonization, the highest colonization rate was 92.4% in Glomus coledium. In terms of plant height, green and root dry weights, an increase was observed among the mycorrhizal species produced with the effect of Glomus intraradices, while this increase was detected in Symbion VAM in commercial preparations. Three different inoculations of different mycorrhizal species were applied and the best colonization was observed in seed sowing. In terms of phenolic compounds, an increase was found in Funnelliformis mosseae (839𝜇g) in the defense mechanism against the disease.
|
ŞEYMA BAĞRIAÇIK
|
691914
|
Çukurova Üniversitesi
|
Bitki Koruma Ana Bilim Dalı
|
2021
|
Türkçe
|
Yüksek Lisans
|
Kelam ve İslam Felsefesi Ana Bilim Dalı
|
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=tqUiYt63sTQLTpozMJ92QpoqzUGoD-m99SpH3F09V2NM21yo4CJSMv0N_aJ-KH7w
|
./data/pdfs/691914.pdf
| 1,833,937
| true
| true
| true
|
2025-06-04T22:22:11.246970
|
2025-06-06T03:06:14.577188
|
2025-06-07T13:25:33.629972
|
2025-06-07T19:15:34.369786
|
## 1. GİRİŞ
(Holt, 2009).1959 yılında rapor edilmiş olan endomikorizal üzerinde en çok çalışma yapılan funguslardır (Baylis, 1959).
Daha önce yapılan bir çok çalışmalarda mikorizal fungusların bitki gelişmesini olumlu yönde etkilemelerinin yanısıra, toprak patojenleri olan Pythium spp.,Phytophthora spp., Fusarium spp. veVercillium spp. etmenlerine karşı olumlu sonuç verdiği ve bitki dayanıklılığını arttırdığı görülmüştür (Agrios, 1988). Bu nedenle bu çalışma, mikorizal fungusların domates bitkisinin bazı gelişme kriterlerine etkisini incelemek ve domatese en iyi kolonize olan mikorizal türü belirlemek ve böylece, domateste solgunluğa neden olan Fusarium oxsporum f.sp. lycopersici'nin hastalık oluşumunu engelleyici etkilerini araştırmak amacıyla yürütülmüştür.
## 1 1 11
4
|
|
602341
| 22
| 75
|
{
"labels": [
{
"class": "Metin",
"confidence": 0.9235296249389648,
"polygon": [
[
1470,
1200
],
[
1479,
334
],
[
338,
323
],
[
329,
1189
]
]
},
{
"class": "Resim",
"confidence": 0.909693717956543,
"polygon": [
[
1495,
1998
],
[
1499,
1244
],
[
361,
1237
],
[
356,
1991
]
]
},
{
"class": "Sayfa Numarası",
"confidence": 0.8762112259864807,
"polygon": [
[
1405,
2204
],
[
1468,
2204
],
[
1468,
2152
],
[
1405,
2152
]
]
},
{
"class": "Resim/Tablo Açıklaması",
"confidence": 0.8389904499053955,
"polygon": [
[
337,
2067
],
[
710,
2067
],
[
710,
2004
],
[
337,
2004
]
]
}
]
}
|
Mikroiğneleme ve kupa tedavisinin birlikte kullanımının cilt üzerindeki etkilerinin sadece mikroiğneleme tedavisi ile karşılaştırılması / Comparison of effects on skin microneedle use with cupping therapy and microneedle alone
|
Mikroiğneleme cilt üzerine olumlu etkileri olan bir tedavidir. Mikroiğneleme sonrası oluşan inflamasyon cilt yenilenmesini hızlandırmaktadır. Kupa tedavisi ise uygulandığı alanda negatif basınç oluşturarak bölgede kanlanma artışına ve dermal ödeme yol açmaktadır. Mikroiğneleme sonrası kupa tedavisi uygulanması durumunda mikroiğneleme ile dermise kadar oluşturulan porlar sayesinde perkütan kolajen indüksiyonuna neden olan mekanizmaların daha güçlü uyarılacağı düşünülmüştür. Bu sayede mikroiğneleme işlemine kupa tedavisinin eklenmesinin mikroiğnelemenin cilt üzerindeki etiklerini artıracağı hipotezi ortaya konmuştur. Yapılan deneysel işlemlerle mikroiğnelemenin tek başına ve kupa tedavisiyle birlikte kullanımının etkileri araştırılmış ayrıca tekrarlayan seansların da cilt üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir.
Çalışmada 30 adet Wistar türü dişi sıçan her bir grupta 6 adet olacak şekilde 5 gruba ayrıldı. Grup 1 kontrol grubu olarak belirlendi. Grup 2'de sırt bölgesinde belirlenen alana mikroiğneleme uygulandı. Grup 3'e, Grup 2'de uygulanan mikroiğneleme işlemi aynen gerçekleştirildikten sonra ek olarak aynı alan içinde belirlenen bölgeye kupa tedavisi 15 dk boyunca uygulandı. Grup 4'e 3 hafta arayla toplamda 3 seans olacak şekilde Grup 2'de uygulanan mikroiğneleme gerçekleştirildi. Grup 5'e, Grup 3'de uygulanan önce mikroiğneleme sonrasında kupa tedavisi 3 hafta arayla toplamda 3 seans olacak şekilde gerçekleştirildi. Her grup kendisine uygulanan son tedavi seansından sonra 3 hafta takip edildi. 3 haftanın sonunda hayvanlar sakrifiye edilerek tedavi uygulanan bölgelerden alınan cilt örnekleri histolojik olarak değerlendirildi.
Kupa tedavisinin mikroiğnelemeye eklenmesinin epidermal kalınlık artışına olumlu katkı sağladığı görülmüştür. Aynı şekilde kupa tedavisi eklenen gruplarda hem tek seans hem 3 seans uygulamalarda dermal kalınlık açısından fayda sağladığı gösterilmiştir. Tip 1 Kolajen yüzdesi açısından en etkili tedavinin tek seans mikroiğneleme olduğu, kupa tedavisinin katkı sağlamadığı bulunmuştur. Tip 3 Kolajen yüzdesi açısından hiçbir tedavinin anlamlı değişiklik yaratmadığı bulunmuştur.
Kupa tedavisi mikroiğneleme tedavisine eklenebilecek, olumlu etkileri olan bir yöntem olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu alanda ilk defa denenen bu yöntemin ilerleyen zamanda daha uzun süreli sonuçların değerlendirildiği çalışmalarla desteklenmesi bu yöntemin güvenilirliğini artıracaktır.
|
Microneedling is a treatment with positive effects on the skin. Inflammation after microneeedling accelerates skin regeneration. Cupping treatment creates negative pressure in the area where it is applied, leading to increased blood supply and dermal edema. It is thought that the mechanisms that cause percutaneous collagen induction will be more strongly stimulated by the pores formed up to the dermis by microneedling in the case of using cupping treatment after microneedling. In this way, hypothesis that the addition of cupping treatment to the microneedling treatment will increase the effects of microneedling on the skin. The effects of using microneedling alone and in combination with cupping therapy were investigated by experimental procedures and the effects of repetitive sessions on the skin were evaluated.
In this study, 30 Wistar rats were divided into 5 groups as 6 rats in each group. Group 1 was the control group. In group 2, microneedling was applied to the area determined in the dorsal region. Group 3 received the same microneedling in Group 2, then the cups were applied to the region determined in the same area additionally for 15 minutes. Microneedling was performed in Group 2 with a total of 3 sessions at 3 weeks intervals. In Group 5, the same procedure as in Group 3 was applied. and 3 sessions were performed in 3 weeks intervals. Each group was followed up for 3 weeks after the last treatment session. At the end of 3 weeks, animals were sacrificed and skin samples taken from the treated areas were evaluated histologically.
The addition of cupping treatment to microneedling has been shown to contribute positively to the increase in epidermal thickness. Similarly, it has been shown that it provides benefit in terms of dermal thickness in both single session and 3 session applications in cupping treatment added groups. It was found that the most effective treatment in terms of type 1 collagen percentage was single session microneedling. Cupping treatment did not contribute to type 1 collagen. No treatment was found to produce a significant difference in type 3 collagen percentage.
Cupping treatment is a method that can be added to microneedling therapy and has positive effects. The reliability of this method, which is tried for the first time in this field, will be supported by studies evaluating longer term results in the future.
|
BURAK PASİNLİOĞLU
|
602341
|
Gazi Üniversitesi
|
Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Ana Bilim Dalı
|
2019
|
Türkçe
|
Tıpta Uzmanlık
|
Kelam ve İslam Felsefesi Ana Bilim Dalı
|
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=aEzj_IdWAsjiSAfK3qwrBtMJAA7yZ6lCFjj9-0rqWDVipFyC1spKuLCNhqPpB7ar
|
./data/pdfs/602341.pdf
| 4,088,418
| true
| true
| true
|
2025-06-04T22:22:11.174545
|
2025-06-06T03:05:02.751203
|
2025-06-07T13:25:33.631838
|
2025-06-07T19:15:34.512605
|
yapıştırılarak hızlı bir şekilde ayrıca mikroiğnelemeye gerek kalmadan kullanılmaktadır. Bu kılıflarda bulunan mikroiğnelerin şekilleri nano düzeyde tasarlanarak ilaç emilim hızı istenen seviyeye getirilebilmektedir.
## 2.4. Kupa Tedavisi
Kupa tedavisi farklı boyutlarda olabilen kupa veya kavanoz şeklindeki aparatlarla uygulanan ve uygulama alanında negatif basınç yaratan bir alternatif tıp yöntemidir. Geçmiş dönemlerde boynuz, çömlek, bambu gibi doğal materyallerle uygulanırken günümüzde endüstriyel olarak bu işlem için özel üretilmiş cam veya plastik kaplarla uygulanmaktadır. Şekil 7'de yaş kupa tedavisinin uygulanması gösterilmiştir.

Şekil 7: Yaş kupa tedavisi
|
|
298244
| 132
| 182
|
{
"labels": [
{
"class": "Metin",
"confidence": 0.966655433177948,
"polygon": [
[
1506,
1895
],
[
1510,
315
],
[
273,
312
],
[
269,
1892
]
]
},
{
"class": "Sayfa Numarası",
"confidence": 0.8600189685821533,
"polygon": [
[
1466,
141
],
[
1466,
89
],
[
1394,
89
],
[
1394,
141
]
]
}
]
}
|
Finansal sistem içerisinde ödeme sistemleri ve hizmetleri: Türkiye örneğinde gözetim ve Avrupa Birliği uyum süreci / Payment systems and payment services within the financial system: A Turkey case about oversight and harmonization period within the European Union
|
Bu çalışmada amaç, sorunsuz çalışan ödeme ve mutabakat sistemlerinin özelde finansal istikrar açısından merkez bankaları genelde de ülke ekonomisi için ne kadar önemli olduğunu ortaya koyabilmek ve bu konuda ülkemizde gözetim ve yasal altyapı konusunda yapılması gerekenler konusunda tavsiyelerde bulunmaktır.Ödeme sistemleri alanında gözetim rolü bulunan ve bu alana ilgisi son yıllarda giderek artan merkez bankalarının temel amaçlarından birisi, bu sistemlerin tasarım ve işleyişlerinde ortaya çıkabilecek risklerin azaltılmasını sağlayacak tedbirler almaktır. Finansal istikrarı sağlamayı temel hedeflerinden birisi kabul eden merkez bankalarının ödeme sistemlerinin gözeticisi olarak rolü, bu sistemlerden kaynaklanabilecek risklerin özellikle de sistemik riskin önlenmesidir.Ödeme ve mutabakat sistemleri alanında faaliyet gösteren CPSS veya IOSCO gibi kuruluşlar sistemlerinin tasarım ve işleyişinin daha etkin ve güvenilir olmasını sağlamak amacıyla temel ilkeler belirlemiş ve bu temel ilkelerin uygulanmasında da merkez bankalarının sorumluluklarını ortaya koymuştur. Söz konusu kuruluşlar aynı zamanda sistemlerin temel ilkelere uygunluğunun gözetimini yapacak merkez bankaları için gözetim alanında genel ilkeler ve yöntemler belirlemişlerdir.Ödeme ve mutabakat sistemlerinin gözetimi konusunda uluslararası uygulamalar incelendiğinde, merkez bankalarının bir çoğunun uluslararası standartlarla uyumlu ve belli bir yöntemle gözetim faaliyetini yürüttüğü tespit edilmiştir. Benzer şekilde, bazı ülkelerde söz konusu sistemlere ilişkin olarak merkez bankası kanunlarında yer alan genel hükümler dışında bu alanı düzenleyen özel kanunların yer aldığı görülmüştür. Bu özel kanunlar ödeme ve mutabakat sistemlerinin işleyişini ve gözetimini sağlam bir yasal altyapı ile desteklemektedir.Ülkemizde de söz konusu sistemlere ilişkin yürütülen gözetim faaliyeti yeterli görülmemektedir. Bu faaliyetin Merkez Bankasınca, uluslararası standartlara uygun olarak sistematik olarak ve ülkedeki tüm sistemleri kapsayacak şekilde yapılması gerekmektedir.Söz konusu gözetim faaliyetini desteklemek ve ödeme ve mutabakat sistemleri ile ödeme hizmetleri alanındaki yasal altyapıyı güçlendirmek için AB müktesebatını da dikkate alarak bu alana özel düzenlemeler yapılması, finansal istikrara katkı yapacak ve bu alandaki ihtiyacı da giderecektir.Anahtar Sözcükler1) Ödeme sistemleri2) Mutabakat3) Merkez bankaları4) Gözetim5) Finansal istikrar
|
The purpose of this study is to show the significance of good operating payment and settlement systems in terms of both financial stability for central banks in particular and for the economy in general and to give advice on what to do on oversight and legal infrustructure in our country.One of the major objectives of the central banks, having a supervisory role on payment systems, is to take measures in order to reduce or eliminate risks arising from designing and operation of these systems. Central banks being the overseer of payment systems with the main goal of ensuring financial stability play an important role in preventing risks, especially systemic risk, which may arise from these systems..CPSS and IOSCO have designated core principles for ensuring the efficiency and confidentiality of designing and operation of systemically important payment systems and have also put forward the responsibility of central banks in execution of these core principles. These principles include recommendations for central banks and related private sector institutions. These institutions have set general principles and methods for central banks that will oversight the conformity of the systems to the basic principles.An examination of international applications on oversight of payment and settlement systems show that most of the central banks implement oversight activities under a method and compatible with international standards. Similarly, in some countries it is seen that special regulations have been made in this field except the general rules in central banks acts. These special regulations support the operating and oversight of payment and settlement systems with a legal infrustructure.In our country, oversight activities on these systems seems insufficient. This action should be operated by the Central Bank compatible with international standards and covering all the systems in the country.Setting up special regulations considering EU rules in order to support oversight activities and to strengthen the legal infrustructure on payment and settlement systems and payment services will contribute financial stability and will meet the needs within this field.Key Words1) Payment Systems2) Settlement3) Central Banks4) Oversight5) Financial Stability
|
M. İBRAHİM KİRDABAN
|
298244
|
Gazi Üniversitesi
|
İktisat Ana Bilim Dalı
|
2011
|
Türkçe
|
Yüksek Lisans
|
Kelam ve İslam Felsefesi Ana Bilim Dalı
|
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=zqI_ZOq-b18GC2rT9c2JGiYlkkio8qjl5XR71F1C-bnCuWb4Q6rof8C_uVaBe1Zy
|
./data/pdfs/298244.pdf
| 1,095,794
| true
| true
| true
|
2025-06-04T22:22:09.676471
|
2025-06-06T03:00:54.126240
|
2025-06-07T13:25:33.813475
|
2025-06-07T19:15:34.694655
|
değerlendirilmesine ilişkin belirleyeceği esaslar çerçevesinde korunacaktır. Bu düzenleme ile elektronik para kuruluşlarının işlemleri ile ilgili olarak toplayacakları fonların güvenliğinin sağlanmasının ve sektörün sorunsuz bir şekilde faaliyet göstermesinin amaçlandığı değerlendirilmektedir.
## 3.3. Ülke Örneklerindeki Düzenlemeler ve Merkez Bankalarının Rolü
Bu bölümde AB üyesi ülkeler başta olmak üzere ödeme sistemleri ve hizmetleri alanında düzenlemeleri bulunan çeşitli ülke örnekleri incelenecektir. Söz konusu örneklerin ülkemizde ödeme sistemleri ve hizmetleri alanında yapılabilecek kanuni düzenlemeye ilişkin öneriler oluşturma konusunda yardımcı olabileceği düşünülmektedir.
## 3.3.1.Almanya
Almanya'da merkez bankası 2002 tarihli Merkez Bankası Kanununa göre ödeme ve takas sistemlerinin istikrarına katkı sağlamakla, ülke içi ve sınır ötesi ödemelerin yürütülmesini düzenlemekle yükümlüdür. Almanya'da banka dışı kuruluşların nakit dışı ödeme işlemleri yapmasına izin verilmemektedi (Bundesbank, 2004).
Diğer taraftan, 2009 yılında çıkarılan "Odeme Hizmetleri Gözetim Kanunu"na göre ödeme kuruluşlarının faaliyet izni Federal Finansal Denetleme Otoritesi tarafından venilmektedir. Odeme sistemlerinin lisanslaması ve gözetimi ise Merkez Bankası tarafından yapılmaktadır.
Almanya ilgili AB mevzuatına anılan Kanun ve diğer bazı düzenlemeler ile uyum sağlamıştır.
|
|
380939
| 54
| 98
|
{
"labels": [
{
"class": "Metin",
"confidence": 0.9479305148124695,
"polygon": [
[
246,
2115
],
[
1477,
2112
],
[
1475,
1063
],
[
243,
1066
]
]
},
{
"class": "Resim",
"confidence": 0.9227880835533142,
"polygon": [
[
1369,
949
],
[
1378,
239
],
[
299,
226
],
[
291,
937
]
]
},
{
"class": "Sayfa Numarası",
"confidence": 0.8445895910263062,
"polygon": [
[
1408,
141
],
[
1469,
140
],
[
1468,
90
],
[
1408,
90
]
]
},
{
"class": "Resim/Tablo Açıklaması",
"confidence": 0.5376379489898682,
"polygon": [
[
1371,
1102
],
[
1371,
1002
],
[
187,
1002
],
[
187,
1102
]
]
}
]
}
|
Lupinus albus'dan elde edilen aktif karbonun sulu çözeltilerdeki adsorpsiyon özelliklerinin incelenmesi / The investigation of adsorption properties in aqueous solutions of activated carbon obtained from Lupinus albus
|
Bu çalışmada, ZnCI2 aktifleştiricisi kullanılarak kimyasal aktivasyon yöntemi ile Lupinus Albus bitkisinden elde edilen aktif karbonun metilen mavisi adsorpsiyonunda kullanımı incelenmiştir. Aktif karbon hazırlanması için; emdirme oranı ve süresi ile aktivasyon sıcaklığı ve süresi gibi parametrelerin etkileri incelenmişitir. Aktif karbon hazırlanması için en uygun çalışma koşulları; 673 K aktivasyon sıcaklığı, 1:7 emdirme oranı, 48 saat emdirme süresi ve 30 dakika aktivasyon süresi olarak belirlenmiştir. Aktif karbonların adsorpsiyon kapasiteleri, iyot sayısı analizleri ve BET yüzey alanı ölçümleri ile belirlenmiştir. Çalışmada en uygun hazırlanma koşulları uygulanarak elde edilen aktif karbonun BET yüzey alanı 1254 m2.g-1 ve toplam gözenek hacmi 0.484 cm3.g-1 olarak tespit edilmiştir. Aktif karbonun yüzey morfolojisi SEM analizi ile ve kimyasal yapısı ise FT-IR ve TGA analizi ile tespit edilmiştir. Ayrıca elde edilen en yüksek yüzey alanına sahip aktif karbon kullanılarak sulu çözeltilerden metilen mavisi adsorpsiyonu gerçekleştirilmiştir. Adsorpsiyon çalışmalarında; ortam pH'ı, boyarmadde derişimi, aktif karbon miktarı ve adsorpsiyon sıcaklığı gibi parametrelerin etkileri incelenmiştir. Adsorpsiyon denge değerleri Langmuir, Freundlich, Temkin ve Dubinin-Radushkevich izotermlerine uygulanmıştır. Maksimum adsorpsiyon kapasitesi pH 10'da 109.89 mg.g-1 olarak tespit edilmiştir. Adsorpsiyon işleminin Langmuir izotermine uyduğu belirlenmiştir. Reaksiyon kinetiğinin ise yalancı ikinci dereceden reaksiyon modeline uyduğu tespit edilmiştir.
Anahtar Kelimeler: Adsorpsiyon, Aktif Karbon, Biyokütle, Kimyasal Aktivasyon, Lupinus Albus, Metilen Mavisi.
|
In this study, activated carbon was prepared from Lupinus Albus by chemical activation (Zinc chloride, ZnCl2) of where was used as an activator. By using the highest surface area of the prepared activated carbon, methylene blue (MB) adsorption was achieved from the aqueous solutions. During the production of the activated carbon, effects of parameters such as impregnation ratio, impregnation time, activation temperature and activation time were determined. Adsorption capacities of the activated carbons were determined through the iodine number analysis and by taking measurements of the BET surface areas. The BET surface area of the activated carbon prepared from Lupinus Albus in the presence of ZnCI2 as an activator was 1254 m2.g-1 while its total pore volume was found to be 0.484 cm3.g-1. Surface morphology of the activated carbon was investigated with a help of SEM analysis; whereas the chemical structure was determined with the FT-IR and TGA analysis. In the adsorption studies, effects of parameters such as adsorption time, solution pH, MB dye concentration and amount of activated carbon were investigated. The adsorption behaviour was studied with the help of Langmuir, Freundlich, Temkin and Dubinin-Radushkevich isotherm models. Maximum adsorption capacity for the prepared activated carbon occurred at solution pH value 10 and was recorded as 109.89 mg.g-1. The adsorption process was found to comply to the Langmuir isotherm model; whereas the reaction kinetics was confirmed to match with the pseudo second order kinetic model.
Keywords: Activated carbon, Adsorption, Biomass, Chemical activation, Lupinus Albus, Methylene blue.
|
SAFİYE BAĞCI
|
380939
|
Selçuk Üniversitesi
|
Kimya Mühendisliği Ana Bilim Dalı
|
2014
|
Türkçe
|
Yüksek Lisans
|
Kelam ve İslam Felsefesi Ana Bilim Dalı
|
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=sY7m19PfcL6F1NUw-cr80GKWYCBOTCOcHoNn1bJFw7derYWmXGdDp3hK7OoKWPGt
|
./data/pdfs/380939.pdf
| 6,969,569
| true
| true
| true
|
2025-06-04T22:22:10.660687
|
2025-06-06T03:03:26.403339
|
2025-06-07T13:25:34.239704
|
2025-06-07T19:15:34.845783
|

Şekil 6.4. Aktif karbon hazırlanmasında emdirme süresinin etkisi (emdirme oranı 1:7, aktivasyon sıcaklığı 673 K, aktivasyon süresi 30 dk.)
Şekil 6.4'den görüldüğü gibi emdirme süresinin 6 saatten 48 saate çıkması
adsorplanan iyot miktarını 625 mg.g-'dan 1012 mg.g-'a yükseltmiştir. 48 saatin üzerinde ZnCl2 ile emdirme işlemine tabi tutulan, Lupinus Albus tohumlarından elde edilen aktif karbonların adsorpladıkları iyot miktarı azalma eğilimindedir. Bunun muhtemel sebebinin aktifleştiricinin hammaddenin gözeneklerine zarar vermesi olduğu söylenebilir.
## 6.2.3. Aktivasyon sıcaklığının etkisi
Aktivasyon sıcaklığı, aktif karbonun yüzey alanını etkileyen en önemli faktörlerden birisidir. Aktivasyon işlemi, karbonizasyon sırasında gözeneklere dolan bozunma ürünlerinin temizlenmesiyle gözeneklerin açıldığı ve yeni gözeneklerin geliştiği bir aşamadır (Gao ve ark., 2013). Aktivasyon sıcaklığının belirlenmesi amacıyla emdirme oranı 1:7, emdırme süresi 48 saat ve aktivasyon süresi 30 dakikada sabit tutularak 623 K, 673 K, 773 K ve 873 K sıcaklıklarında aktifleştirme işlemi gerçekleştirilmiştir. 623-873 K aralığında değişen aktivasyon sıcaklıklarında aktifleştirme işlemine tabi tutulan aktif karbonların iyot sayılarının aktivasyon sıcaklığı
|
|
683551
| 15
| 152
|
{
"labels": [
{
"class": "Metin",
"confidence": 0.9408025741577148,
"polygon": [
[
1499,
2076
],
[
1505,
499
],
[
259,
494
],
[
253,
2071
]
]
},
{
"class": "Sayfa Numarası",
"confidence": 0.814457356929779,
"polygon": [
[
902,
2188
],
[
903,
2145
],
[
860,
2145
],
[
860,
2188
]
]
}
]
}
|
Şiddet mağduriyetine göre kadınlarda kişilik inançlarının öz-şefkat ve başa çıkma tarzları açısından incelenmesi / An exploration of personality beliefs in women regarding victimaziton of violence in terms of self-compassion and coping strategies
|
Bu çalışmada şiddet mağduru olan ve olmayan kadınlar kişilik inançları, öz-şefkat düzeyleri ve stresle başa çıkma tarzları açısından incelenmiştir. Çalışmanın örneklemini şiddet mağduru olduğunu bildiren 70 ve şiddet mağduru olmadığını bildiren 149 kadın katılımcı oluşturmuştur. Çalışmada katılımcılardan elde edilen bilgiler Demografik Bilgi Formu, Kişilik İnanç Ölçeği – Kısa Form, Öz-Şefkat Ölçeği ve Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. İki grup kişilik inançları, öz-şefkat ve stresle başa çıkma tarzları açısından t testi ile karşılaştırılmıştır. Yapılan analiz sonuçlarına göre; şiddet mağduru kadınların mağdur olmayan kadınlara göre bağımlı, obsesif-kompulsif, antisosyal, narsisistik, histriyonik, paranoid ve borderline kişilik inançlarından anlamlı olarak daha yüksek puanlar elde ettikleri, şiddet mağduru kadınların öz-şefkat düzeylerinin mağdur olmayan kadınlardan daha düşük olduğu görülmüştür. Stresle başa çıkma tarzları açısından ise şiddet mağduru kadınların çaresiz yaklaşım puanlarının mağdur olmayan kadınlara göre daha yüksek, kendine güvenli yaklaşım ve sosyal desteğe başvurma yaklaşım puanlarının ise daha düşük olduğu gözlenmiştir. Ayrıca iki grup açısından kişilik inançlarının her birinin öz-şefkat ve stresle başa çıkma tarzları tarafından yordanıp yordanmadığı Hiyerarşik Çoklu Doğrusal Regresyon Analizi ile incelenmiştir. Analiz sonuçlarına göre iki gruptaki kişilik inançlarının her birinin öz-şefkatin alt boyutları ve stresle başa çıkma tarzları açısından farklı yordayıcıları olduğu gibi benzer yordayıcılarının olduğu da görülmüştür. Elde edilen tüm bulgular literatür ışığında tartışılmıştır.
Anahtar Kelimeler: Şiddet, Şiddet Mağduriyeti, Kişilik İnançları, Öz-Şefkat, Stresle Başa Çıkma Tarzları
|
The present study explored the personality beliefs in women who are and are not victims of violence in terms of their self-compassion levels and coping strategies. The sample of the study is consisted of 70 women participants who declared to be victims of violence and 149 women participants who declared not to be victims of violence. The information obtained from the participants is gathered via Demographic Information Form, Personality Belief Scale-Short Form, Self-Compassion Scale and Ways of Coping Inventory. Two groups are compared through t test in terms of personality beliefs, self-compassion and coping strategies. According to the results, it is indicated that women who are victims of violence have significantly higher scores of addicted, obsessive-compulsive, anti-social, narcissistic, histrionic, paranoid, borderline personality beliefs than women who are not victims of violence, and women who are victims of violence have lower levels of self-compassion. Regarding coping strategies, it is shown that women who are victims of violence have higher scores of helpless approaches, and lower scores of self-confidence and social support approach. In addition, whether each personality beliefs in each group could be predicted from self-compassion and coping strategies or not is explored with Hierarchical Linear Multiple Regression Analysis. Based on the analysis, it is revealed that as there exist different predictive in both groups in terms of each personality beliefs, sub-categories of self-compassion and coping strategies, there also exist similar predictive. All findings obtained is discussed in the light of existing literature.
Key Words: Violence, Victimization of Violence, Personality Beliefs, Self-Compassion, Coping Strategies
|
ALEYNA NUR KAŞ
|
683551
|
İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi
|
Psikoloji Ana Bilim Dalı
|
2021
|
Türkçe
|
Yüksek Lisans
|
Kelam ve İslam Felsefesi Ana Bilim Dalı
|
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=v7BkNnnepTnbhn8rNR77LSIEAH-VDUiqPdvLmdGGGb8rMk07tUlfENi2UBkPCCVg
|
./data/pdfs/683551.pdf
| 2,259,805
| true
| true
| true
|
2025-06-04T22:22:11.215912
|
2025-06-06T03:11:18.930466
|
2025-06-07T13:25:35.738193
|
2025-06-07T19:15:35.157009
|
## BİRİNCİ BÖLÜM
## ŞİDDET VE ŞİDDET MAĞDURİYETİ
Bu bölümde öncelikle şiddet ve kadına yönelik şiddetle ilgili bilgiler sunulmuş, sonrasında çalışmanın değişkenleri olan kişilik inançları, öz-şefkat ve başa çıkma tarzları ele alınmış ve bu değişkenlerin şiddet mağduriyetiyle ilişkileri iteratür çerçevesinde aktarılmıştır.
## 1.1. Siddet
Etkisi dünyanın her yerinde ve çeşitli şekillerde görülen şiddet, neredeyse her zaman
insan deneyiminin bir parçası olmuştur (Dahlberg ve Krug, 2002: 3). Şiddet; temel güvenlik ihtiyacının ihlalidir ve yaş, cinsiyet, kültür ve yaşanılan yer fark etmeksizin insanları risk altında bırakan korkunç sonuçların olduğu bir yaşantıdır (Lawson ve Rowe, 2009: 119). 49. Dünya Sağlık Kurulu kararında şiddet, dünya çapında önde gelen bir halk sağlığı sorunu ilan edilmıştır (WHA, 1996: 1) ve şiddetin küresel bir sorun olması tanımlama ihtiyacını doğurmuştur. Şiddetin birçok tanımı olsa da Dünya Sağlık Örgütü şiddeti; "kişinin kendisine, bir başkasına, bir gruba veya topluluğa karşı yaralanma, ölüm, psikolojik zarar, gelişimin engellenmesi veya yoksunluk ile sonuçlanan veya sonuçlanma ihtimali yüksek olan fiilen fiziksel güç kullanması veya gücün kullanımına yönelik tehdidi" şeklinde tanımlamıştır. Bu tanıma göre ortaya çıkan sonuç ne olursa olsun niyet, eylemin işleyişi ile ilişkilendirilmiştir (Dahlberg ve Krug, 2002: 5). Yine bu tanımda istenmeyen eylemlerden ve olaylardan kaynaklanan yaralanma ve zararlar şiddetten ayrıştırılmış ve şiddet için yalnızca fiziksel güç kullanımına değil aynı zamanda tehdit vurgusuna da değinilmiştir (Ruthertord, vd., 2007: 676). 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Onlenmesine Dair Kanun'da (2012: 11542) ise şiddet; "Kişinin, fiziksel, cinsel, psikolojik veya
|
|
380052
| 43
| 107
|
{
"labels": [
{
"class": "Metin",
"confidence": 0.9470075368881226,
"polygon": [
[
1483,
2004
],
[
1483,
331
],
[
250,
330
],
[
250,
2004
]
]
},
{
"class": "Sayfa Numarası",
"confidence": 0.9088243842124939,
"polygon": [
[
915,
2189
],
[
915,
2134
],
[
853,
2134
],
[
853,
2188
]
]
}
]
}
|
Osmanlı Devleti'nde eyaletten vilayet'e geçiş 1864-1871 vilayet nizamnameleri /
|
Osmanlı İmparatorluğu'nun son yüzyılında özellikle de Tanzimat'tan sonraki döneminde devletin yerel idaresinde meydana getirdiği yapısal değişimler incelenmiştir. Padişah II.Mahmud'un saltanatıyla birlikte, modern yönetim ilklerine uygun olarak devletin yeniden yapılanmasına yönelik reform çabaları taşra teşkilatında da bazı değişiklikler yapmasına sebep olmuştur. Ancak bu çabaların yeterli olmaması ve bazı siyasi gelişmeler taşra idaresinde kapsamlı bir yeniden yapılanmayı zorunlu hale getirdiğinden Osmanlı Devlet yönetimi 1864 – 1871 Vilayet Nizamnamelerini çıkartarak devletin taşra idaresini yeniden şekillendirme çabası içine girmiştir. Çalışmanın asıl inceleme konusunu da bu nizamnameler le getirilen yenilikler oluşturmaktadır.
Osmanlı Devleti 1864 – 1871 yılında yayınladığı Vilayet Nizamnameleriyle birlikte devletin idari yapısı yüzyıllardır yönetilen eyalet sisteminden vazgeçiyor ve bu günkü anlamıyla vilayet sistemine dönüşüyordu. Bu çalışmada eyalet sisteminden vilayet sistemine geçişte, ilk vilayetin kuruluşundan bu istemin yaygınlaşması anlatılmıştır.
Çalışmada ayrıca bu günkü yerel yönetimlerden olan İl Özel İdareleri ve Belediyelerin kuruluş serüvenleri de anlatılmıştır. Ayrıca bu anlatılan kuruluşlardaki görevlilerin görevleri de detaylı bir biçimde incelenmiştir. Bu çalışmada 1864 – 1871 vilayet nizamnamelerinin tam metinleri edinilerek bunlardan faydalanılmış, ayrıca bazı vilayet salnamelerinin latinize edilmiş basımlarından ve konusunda uzmanların kitap ve makalelerinden yararlanılmıştır.
Anahtar kelimeler: Tanzimat, Nizamname, Eyalet, Vilayet
|
This study explores the structural changes in her local administrations that the Ottoman state realized in the last century of the Empire, particularly after the Tanzimat Reforms. During his reign, as a result of his reform initiatives to restructure the state in accordance with the modern administration principles, Sultan Mahmud the Second initiated some structural changes in the local administrations. Nevertheless, since those limited reform initiatives were not adequate and because of some political developments, more comprehensive reforms of the local administrations became all the more necessary. To this end, the Ottoman State implemented the Vilayet Regulations (1864-1871) (Vilayet Nizamnaneleri). Those changes and novelties that were implemented with the Vilayet Regulations constitute the focus of this study.
With the Vilayet Regulations that were issued from 1864 to 1871, the Ottoman State abandoned the provincial system that was in effect since centuries and adopted a municipal, a city centered system in today's sense. This study examines this transition from the provincial system to city system with the establishment of the first city and later institutionalization of the system.
This study also trace the history of the establishment of the Special City Administrations (İl Özel İdareleri) and Municipalities, two of today's local administrative entities. Furthermore, the duties and responsibilities of the officials in the aforementioned institutions were also analyzed in detail in this research. This study largely benefited from the examination of original copies of 1864-1871 Vilayet Regulations, some published translations of city annuals, and from numerous books and articles of authors who are experts in this field.
Keywords: Tanzimat, Nizamname, Eyalet, Vilayet.
|
TURAN ERDOĞAN
|
380052
|
Mardin Artuklu Üniversitesi
|
Tarih Ana Bilim Dalı
|
2014
|
Türkçe
|
Yüksek Lisans
|
Kelam ve İslam Felsefesi Ana Bilim Dalı
|
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=sY7m19PfcL6F1NUw-cr80CvNGiCDw-SI2VR-6sL6ybRG82chHz2yjK2LoJ6f10RN
|
./data/pdfs/380052.pdf
| 3,355,293
| true
| true
| true
|
2025-06-04T22:22:10.840758
|
2025-06-06T03:05:02.226577
|
2025-06-07T13:25:36.074324
|
2025-06-07T19:15:36.021070
|
## 6.1.1.1.1. Mülki Görevleri
· Kanun ve düzeni korumak ve kanun dairesinde nizamı korumak
• Hükümet merkezinden gelen emir ve talimatları uygulamak
- Emrindeki memurların teftişini yapmak
- Nahiye meclislerinin toplantı zamanını belirlemek
· Vali, mülkiye memurlarından seçilip atamaları vilayetlere bırakılan memurları kendilerine mahsus kanunlara göre seçerdi.
• Nahiye meclislerinden çıkan kararlar, Liva mutasarrıfları vasıtasıyla valiye iletilir, vali kendi salahiyetindeki kanunları onaylar yetkisini aşan konuyu Bâb-1 Äliye sevk ederdi.
• Valiler vilayeti teftiş ederlerdi. Bu teftişler 3 ayı geçmemek üzere yılda bir veya iki defa olurdu. Olağan üstü durumlarda bu süre şartı aranmazdı.
## 6.1.1.1.2. Mali Kanunlardaki Görev Ve Sorumlulukları
Valiler vilayetin tüm gelirlerine, vergilerin toplanmasına, gelirlerin idaresine ve bu gelirlerin toplanmasında ve idaresinde çıkan anlaşmazlıklara bakardı. Vali tahsilât memurlarının hareket ve muamelesine bakardı. Vali gelirlerde bir düşme yaratmamak şartıyla vergilerin düzenlenmesinde bazı kararlar alarak uygulamaktaydı. Bu durumu maliye bakanına bildirmesi zorunluydu. Valinin aldığı kararların uygulanması sonucunda gelirlerde bir değişiklik yapılacaksa mutlaka merkezi hükümetin izni gerekirdi.
Valilerin vilayetin genel ihtiyaçları için ayrılan bütçeden hariç bir harcamaya girişemeyeceği nizamnamede belirtilmişti. İstisnai bir harcamaya ihtiyaç duyulması halinde gerekçesiyle birlikte merkeze bildirmek mecburiyetindeydi. Bu madde ile haltan gereksiz yere vergi toplanması ve keyfi harcamaların önüne geçmek amaçlanmıştır ki, Osmanlı taşra idaresinde bu durum geçmişte oldukça sık rastlanan bir vaka idi.
|
|
602307
| 217
| 458
|
{
"labels": [
{
"class": "Metin",
"confidence": 0.910178542137146,
"polygon": [
[
1426,
2248
],
[
1443,
235
],
[
194,
225
],
[
177,
2238
]
]
}
]
}
|
Antik ve modern demokraside siyasetin kişiselleşmesi: Devlet adamı figürü / Personalisation of politics in ancient and modern democracy: The figure of statesman
|
Bu çalışma, devlet adamı kavramını tarihsel ve kuramsal bir çerçeveye oturtarak ele almayı amaçlamaktadır. Devlet adamı hakkındaki idealist ve tarih-dışı yorumları reddederek onu ortaya çıkaran etmenleri aydınlatmaya çalışmaktadır. Bu çerçevede devlet adamının esasen bir kriz figürü olduğunu iddia eden bu çalışma, onun özellikle demokratik rejimlerde nasıl bir bağlam içinde ortaya çıktığını irdelemektedir. Devlet adamının başka siyasetçi tiplerinden farkı, onu yaratan özgün krizle açıklanmaktadır. Dolayım düzeneği krizi adı verilen bu kriz, hukuksal ve kurumsal yapının rutin işleyişinin ciddi bir biçimde tıkanmasıyla ortaya çıkmaktadır. Bu durumda farklı toplumsal gruplar uzlaşmacı bir siyasal zemin bulamayıp kendi varoluşlarını ve kaderlerini kurtarıcı bir figürle özdeşleşerek koruma yoluna gitmektedirler. İşte devlet adamı, bu olağanüstü koşullarda iktidarı kişiselleştiren, hukuken sorumsuz bir figür olarak belirmektedir.
Çalışmanın bölümlenmesi, devlet adamı kavramının çözümlenmesi, kuramsal çerçevenin oturtulması ve tarihsel örneklerin incelenmesi sırasını izlemektedir. Birinci bölümde devlet adamı kavramının anlamı netleştirilerek benzer tek adam yönetimlerinden ayrıştırılmış ve Platon'dan itibaren kuramsal gelişimi tartışılmıştır. İkinci bölümde, olağan dönemlerde devlet adamının belirmesini önleyen demokratik dolayım düzeneği ortaya konmaya çalışılmıştır. Bir yönetim biçimi olarak demokrasi ile dolayım düzeneği arasındaki bağlantı incelenmiştir. Üçüncü bölümde dolayım düzeneği krizleriyle devlet adamının yükselişi arasındaki ilişki tarihsel örnekler üzerinden incelenmiş; Antikçağ ile modern dönemler arasında yapılan ana ayrım ve bu ana ayrımın altındaki diğer örneklerle farklı dolayım düzeneklerinin başarısı karşılaştırmalı biçimde çözümlenmiştir. Tarihsel örnekler üzerinden ulaşılan sonuç, hipotezi doğrulamakta, dolayım düzeneğinin gelişkinliği ile devlet adamının ortaya çıkışı arasındaki ters ilişkiyi göstermektedir.
Anahtar Sözcükler: devlet adamı, demagog, dolayım düzeneği, demokrasi, kriz
|
This study aims to address the concept of statesman within a historical and theoretical framework. It rejects idealist and ahistorical interpretations of statesman and intends to elucidate the factors that reveal him. In this framework, this study, which claims that the statesman is essentially a crisis figure, examines the context in which he emerged, especially in democratic regimes. The difference of statesman from other types of politicians is explained by the original crisis that created it. This crisis, called the mediation mechanism crisis, arises when the routine functioning of the legal and institutional structure is seriously blocked. In this case, different social groups cannot find a conciliatory political ground and seek to protect their own existence and destiny by identifying with a savior figure. The statesman appears as a legally irresponsible figure who personalizes power under these extraordinary circumstances.
The division of the study follows the order of analyzing the concept of statesman, establishing the theoretical framework and examining the historical examples. In the first chapter, the meaning of the concept of statesman is clarified and separated from similar single man administrations and its theoretical development from Plato is discussed. In the second part, it is tried to put forward the democratic mediation mechanism which prevents the appearance of statesman in ordinary periods. The link between democracy as a form of government and the mediation mechanism is examined. In the third chapter, the relationship between mediation crises and the rise of statesman is examined through historical examples. The main distinction between the antiquity and the modern periods and the success of the different mediation mechanism with other examples under this main distinction have been comparatively analyzed. The conclusion reached by historical examples confirms the hypothesis and shows the inverse relationship between the development of mediation mechanism and the emergence of statesman.
Key words: statesman, demagogue, mediation mechanism, democracy, crisis
|
AYDOĞAN KUTLU
|
602307
|
Ankara Üniversitesi
|
Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Ana Bilim Dalı
|
2019
|
Türkçe
|
Doktora
|
Kelam ve İslam Felsefesi Ana Bilim Dalı
|
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=aEzj_IdWAsjiSAfK3qwrBibLjH7KlRyu6lpVaMmXCgUnknT5ZYeyH1Sv9Oc9MC7W
|
./data/pdfs/602307.pdf
| 3,532,012
| true
| true
| true
|
2025-06-04T22:22:07.384558
|
2025-06-06T02:52:04.285116
|
2025-06-07T13:25:36.602063
|
2025-06-07T19:15:36.923495
|
birlikte her ikisini sentezleyen bir mücadele formüle edilmelidir (Hodgson, 1988: 75), Ote yandan Hodgson, parlamentonun sınıflar üstü, tarafsız bir kurum ("her şey") olduğunu savunan sosyal demokrat mite de mesafeyle yaklaşıyor. "Belli bir sınıf toplumunda parlamento ne sınıflar üstünde tarafsız olabilecek bir kurumdur, ne de çoğunluğun çıkarlarını tamamen yansıtabilir. Görüşümüz sadece (genel oya rağmen) çoğunlukla burjuvazının sınıf çıkarlarını yansıtabilmekle birlikte parlamentonun zorunlu olarak burjuva sınıfının yönetimi ile bağlantılı olmadığıdır" (Hodgson, 1988: 30). Nihayetinde Hodgson, parlamentoda farklı sınıfların toplumsal ve siyasal güçlerine koşut biçimde, ağırlıklı olarak temsil edildiği ve parlamentonun ulusal siyasete yön verişinin mevcut güç dengeleri içinde bir tür "vektörler toplamı"na tekabül ettiği sonucuna ulaşmaktadır. Parlamentonun, bir sınıfın iktidarını dolayımsız işleten bir kurum olmak yerine, "farklı toplumsal çıkarların bir araya getirilmesi, eşgüdümlenmesi ve temsil edilmesinde vazgeçilmez bir araç" (Keane, 1994: 241) oluşu; parlamentonun karakterini oluşturan başka bir hususa, tartışmaya da değinmeyi gerektirmektedir.
Tartışma ve müzakere arasında bir ayrım yapan Schmitt, müzakereyi hemen herkes arasında olabilecek diplomatik bir etkinlik olarak görürken kamusal tartışmayı, "karşı tarafı rasyonel argümanlarla bir şeyin doğru ve adil olduğuna ikna etmek veya bir şeyin doğru ve adil olduğuna ikna edilmeye hazır olmak amacının hakim olduğu bir görüş alışverişi" (Schmitt, 2006: 20) olarak tanımlar. Parlamentoya özgü bir siyaset biçimini yanı parlamentarızmı var eden şey, işte bu kamusal tartışmadır. Schmitt'e göre 20. yüzyılın başında kitlesel siyasetin yükselişiyle beraber kamusal tartışma (özgür ve tarafsız biçimde karşı tarafı ikna etme) yerini çıkar ve menfaatlerin uzlaştırılmasına bırakmış ve parlamentarızm krize sürüklenmiştir. Bu krizin daha genel nedeni, 19. yüzyılda parlamentonun inkişafını sağlayan iki akımın, liberalizm ve demokrasının terkibinin, kendi aralarındaki tutarsızlık nedeniyle artık sürdürülemez hale gelişidir. Bu bağlamda tartışmayı, liberalizmin bir ilkesi olarak gören Schmitt, demokrasiyi ise, türdeşlikle tanımlar: "Yöneten-yönetilen türdeşliği", "yasa ve halk iradesinin özdeşliği" (Schmitt, 2006: 33, 42)... Demokrasiyi "bizden olan"ların eşitliği ile tanımlayarak "yabancı olan"lara eşitsiz muameleyi demokrasının bağrına yerleştirir. "Her gerçek demokrası, yalnızca eşit muamele değil, mantığın kaçınılmaz sonucu olarak eşit olmayanlara eşitsiz muamele ilkesi üzerine kuruludur. O halde ilkin türdeşlik, ikinci olarak heterojen olanın -gerektiğinde- elenmesi veya imha edilmesi demokrasi kavramına içkindir" (Schmitt, 2006: 24-25). Atina'dan Ingiliz
|
|
380939
| 55
| 98
|
{
"labels": [
{
"class": "Metin",
"confidence": 0.9468547105789185,
"polygon": [
[
253,
491
],
[
1442,
490
],
[
1442,
185
],
[
253,
186
]
]
},
{
"class": "Resim",
"confidence": 0.9098033308982849,
"polygon": [
[
1382,
1246
],
[
1385,
546
],
[
288,
540
],
[
285,
1240
]
]
},
{
"class": "Sayfa Numarası",
"confidence": 0.8716025352478027,
"polygon": [
[
1465,
137
],
[
1465,
91
],
[
1413,
91
],
[
1413,
137
]
]
},
{
"class": "Metin",
"confidence": 0.7159079313278198,
"polygon": [
[
1476,
1930
],
[
1478,
1348
],
[
243,
1345
],
[
241,
1926
]
]
},
{
"class": "Resim/Tablo Açıklaması",
"confidence": 0.44738975167274475,
"polygon": [
[
1413,
1440
],
[
1413,
1336
],
[
218,
1334
],
[
218,
1439
]
]
},
{
"class": "Resim/Tablo Açıklaması",
"confidence": 0.266062468290329,
"polygon": [
[
768,
1292
],
[
1157,
1292
],
[
1157,
1235
],
[
768,
1236
]
]
}
]
}
|
Lupinus albus'dan elde edilen aktif karbonun sulu çözeltilerdeki adsorpsiyon özelliklerinin incelenmesi / The investigation of adsorption properties in aqueous solutions of activated carbon obtained from Lupinus albus
|
Bu çalışmada, ZnCI2 aktifleştiricisi kullanılarak kimyasal aktivasyon yöntemi ile Lupinus Albus bitkisinden elde edilen aktif karbonun metilen mavisi adsorpsiyonunda kullanımı incelenmiştir. Aktif karbon hazırlanması için; emdirme oranı ve süresi ile aktivasyon sıcaklığı ve süresi gibi parametrelerin etkileri incelenmişitir. Aktif karbon hazırlanması için en uygun çalışma koşulları; 673 K aktivasyon sıcaklığı, 1:7 emdirme oranı, 48 saat emdirme süresi ve 30 dakika aktivasyon süresi olarak belirlenmiştir. Aktif karbonların adsorpsiyon kapasiteleri, iyot sayısı analizleri ve BET yüzey alanı ölçümleri ile belirlenmiştir. Çalışmada en uygun hazırlanma koşulları uygulanarak elde edilen aktif karbonun BET yüzey alanı 1254 m2.g-1 ve toplam gözenek hacmi 0.484 cm3.g-1 olarak tespit edilmiştir. Aktif karbonun yüzey morfolojisi SEM analizi ile ve kimyasal yapısı ise FT-IR ve TGA analizi ile tespit edilmiştir. Ayrıca elde edilen en yüksek yüzey alanına sahip aktif karbon kullanılarak sulu çözeltilerden metilen mavisi adsorpsiyonu gerçekleştirilmiştir. Adsorpsiyon çalışmalarında; ortam pH'ı, boyarmadde derişimi, aktif karbon miktarı ve adsorpsiyon sıcaklığı gibi parametrelerin etkileri incelenmiştir. Adsorpsiyon denge değerleri Langmuir, Freundlich, Temkin ve Dubinin-Radushkevich izotermlerine uygulanmıştır. Maksimum adsorpsiyon kapasitesi pH 10'da 109.89 mg.g-1 olarak tespit edilmiştir. Adsorpsiyon işleminin Langmuir izotermine uyduğu belirlenmiştir. Reaksiyon kinetiğinin ise yalancı ikinci dereceden reaksiyon modeline uyduğu tespit edilmiştir.
Anahtar Kelimeler: Adsorpsiyon, Aktif Karbon, Biyokütle, Kimyasal Aktivasyon, Lupinus Albus, Metilen Mavisi.
|
In this study, activated carbon was prepared from Lupinus Albus by chemical activation (Zinc chloride, ZnCl2) of where was used as an activator. By using the highest surface area of the prepared activated carbon, methylene blue (MB) adsorption was achieved from the aqueous solutions. During the production of the activated carbon, effects of parameters such as impregnation ratio, impregnation time, activation temperature and activation time were determined. Adsorption capacities of the activated carbons were determined through the iodine number analysis and by taking measurements of the BET surface areas. The BET surface area of the activated carbon prepared from Lupinus Albus in the presence of ZnCI2 as an activator was 1254 m2.g-1 while its total pore volume was found to be 0.484 cm3.g-1. Surface morphology of the activated carbon was investigated with a help of SEM analysis; whereas the chemical structure was determined with the FT-IR and TGA analysis. In the adsorption studies, effects of parameters such as adsorption time, solution pH, MB dye concentration and amount of activated carbon were investigated. The adsorption behaviour was studied with the help of Langmuir, Freundlich, Temkin and Dubinin-Radushkevich isotherm models. Maximum adsorption capacity for the prepared activated carbon occurred at solution pH value 10 and was recorded as 109.89 mg.g-1. The adsorption process was found to comply to the Langmuir isotherm model; whereas the reaction kinetics was confirmed to match with the pseudo second order kinetic model.
Keywords: Activated carbon, Adsorption, Biomass, Chemical activation, Lupinus Albus, Methylene blue.
|
SAFİYE BAĞCI
|
380939
|
Selçuk Üniversitesi
|
Kimya Mühendisliği Ana Bilim Dalı
|
2014
|
Türkçe
|
Yüksek Lisans
|
Kelam ve İslam Felsefesi Ana Bilim Dalı
|
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=sY7m19PfcL6F1NUw-cr80GKWYCBOTCOcHoNn1bJFw7derYWmXGdDp3hK7OoKWPGt
|
./data/pdfs/380939.pdf
| 6,969,569
| true
| true
| true
|
2025-06-04T22:22:10.660687
|
2025-06-06T03:03:26.403339
|
2025-06-07T13:25:37.843876
|
2025-06-07T19:15:37.090351
|
ile değişimi Şekil 6.5'de verilmiştir. Şekil 6.5'den görüldüğü gibi hazırlanan aktif karbonların iyot sayısı aktivasyon sıcaklığının 623 K den 673 K'e yükselmesiyle artmaktadır. Aktivasyon sıcaklığının 673 K'e yükselmesiyle ise iyot sayısı az miktarda azalmaktadır. Maksimum iyot sayısı 673 K'de 1012 mg.g' olarak belirlenmiştir.

## Aktivasyon Sıcaklığı (K)
Şekil 6.5. Aktif karbon hazırlanmasında aktivasyon sıcaklığının etkisi (emdirme oranı 1:7, emdirme süresi 48 saat, aktivasyon süresi 30 dk.)
## 6.2.4. Aktivasyon süresinin etkisi
Aktivasyon süresinin belirlenmesi amacıyla Lupinus Albus tohumları farklı aktivasyon sürelerinde (15, 30, 45 ve 60 dakika) 1:7 emdirme oranı, 48 saat emdirme süresi ve 673 K aktivasyon sıcaklığında, 30 dakika boyunca aktifleştirme işlemine tabi tutulmuştur. 15-60 dakika aralığında değişen aktivasyon sürelerinde aktifleştirme işlemine tabi tutulan aktif karbonların iyot sayılarının aktivasyon süresi ile değişimi Şekil 6.6'da verilmiştir.
|
|
691914
| 19
| 67
|
{
"labels": [
{
"class": "Metin",
"confidence": 0.922319769859314,
"polygon": [
[
1383,
1937
],
[
1398,
337
],
[
281,
326
],
[
266,
1926
]
]
}
]
}
|
Endomikorizal fungusların domateste fusarıum solgunluğu (Fusarium oxysporum f.sp.lycopersici)'na karşı kullanılma olanaklarının araştırılması / Investigation of the usage possibilities of endomycorizal fungi against fusarium wild in tomatoes (Fusarium oxysporum f.sp.lycopersici)
|
Çalışmamızda domates bitkisinde solgunluğa neden olan Fusarium oxysporum f.sp. lycopersici'ye karşı mikorizal fungus türler Funneliformis mossaea, Glomus cloidum, Glomus etunicatum, Glomus coledonium, Glomus intraradices, Rhizophagus clorus, Glomus fasciculatum ve 3 adet ticari preparat (Symbion VAM, Endoroots, Myco UP)'ın domateste; farklı mikorizal fungusların kök kolonizasyonuna etkisi, bitki gelişimine etkisi, Fusarim solgunluğuna karşı hastalık oluşumu üzerine etkisi, fenolik bileşiklerdeki değişimler incelenip hastalık oluşumu araştırılmıştır.
Domates bitkisinde mikoriza+FOL uygulamasında %80 etki gösteren mikorizal tür Glomus clodium olurken, kullanılan ticari preparatlar arasında %28-36 oranında değişkenlik göstermiş olup kontrol bitkisiyle fark gözlenmemiştir. Diğer yandan kök kolonizasyonu açısından en fazla kolonizasyon %92,4 oranında Glomus coledium'da tespit edilmiştir. Bitki boyu, yeşil ve kök kuru ağırlıkları açısından bakıldığında üretimi yapılan mikorizal türler arasında Glomus intraradices'in etkisi ile artış gözlenirken ticari preparatlarda bu artış Symbion VAM'da saptanmıştır. Farklı mikorizal türlerin 3 farklı inokulasyon uygulanmıştır ve en iyi kolonizasyon tohuma ekim uygulamasında gözlenmiştir. Fenolik bileşikler açısından bakıldığında ise hastalığa karşı savunma mekanizmasında Funnelliformis mosseae (839𝜇g)'da artış saptanmıştır.
|
In our study, Fusarium oxysporum f.sp. Against lycopersici, mycorrhizal fungi species Funneliformis mossaea, Glomus cloidum, Glomus etunicatum, Glomus coledonium, Glomus intraradices, Rhizophagus clorus, Glomus fasciculatum and 3 commercial preparations (Symbion VAM, Endoroots, Myco UP) were found in tomato; The effects of different mycorrhizal fungi on root colonization, plant growth, disease formation against Fusarim wilt, changes in phenolic compounds were examined and disease formation was investigated.
While the mycorrhizal species Glomus clodium was 80% effective in the application of mycorrhiza+FOL in the tomato plant, it showed a variation of 28-36% between the commercial preparations used, and no difference was observed with the control plant. On the other hand, in terms of root colonization, the highest colonization rate was 92.4% in Glomus coledium. In terms of plant height, green and root dry weights, an increase was observed among the mycorrhizal species produced with the effect of Glomus intraradices, while this increase was detected in Symbion VAM in commercial preparations. Three different inoculations of different mycorrhizal species were applied and the best colonization was observed in seed sowing. In terms of phenolic compounds, an increase was found in Funnelliformis mosseae (839𝜇g) in the defense mechanism against the disease.
|
ŞEYMA BAĞRIAÇIK
|
691914
|
Çukurova Üniversitesi
|
Bitki Koruma Ana Bilim Dalı
|
2021
|
Türkçe
|
Yüksek Lisans
|
Kelam ve İslam Felsefesi Ana Bilim Dalı
|
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=tqUiYt63sTQLTpozMJ92QpoqzUGoD-m99SpH3F09V2NM21yo4CJSMv0N_aJ-KH7w
|
./data/pdfs/691914.pdf
| 1,833,937
| true
| true
| true
|
2025-06-04T22:22:11.246970
|
2025-06-06T03:06:14.577188
|
2025-06-07T13:25:38.395033
|
2025-06-07T19:15:37.178512
|
## 2. ONCEKI ÇALIŞMALAR
## 2. ÖNCEKİ ÇALIŞMALAR
## 2.1. Fusarium oxsporum f.sp. lycopersici ile Yapılan Çalışmalar
Bao ve Lazarovits (2001) patojen olmayan Fusarium türlerini Fusarium oxsporum f.sp. lycopersici ile rekabet ettirerek etkisini incelemişlerdir. Çalışmada patojen olmayan 70101 Fusarium türünü FOL ile temas ettiğinde patojeni azalttığı bildirmişlerdir.
Ramamoorthy ve ark. (2002) Pseuodomas fluorescent izolatı domateste Fusarium solgunluğuna karşı olan etkisini araştırmışlardır. Yapılan çalışmada P. fluorescent savunma mekanizması ile Fusarium solgunluğa azalttığını ve bitkiyi koruduğu gözlemlenmiştir.
Aydın (2005) çalışmada 4 faklı domates çeşidi olan Hybrid moxim, M82, Hybrid luxorum, Umo RS kullanılmış ve tek dozda iki farklı olarak Captan, Penncozeb ve Benlate fungisitleri uygulanmış olup FOL' karşı etkinliğini araştırmıştır. Deneme sonlandırıldığında kullanılmış olan fungisitlerin hastalığı
engellediği görülmüştür. Fakat Captan ve Penncozeb uygulamaları Benlate'ye bakılarak daha iyi sonuç verdiğini bildirmiştir.
Sidovich ve Amini (2010) deneme Fusarium oxsporum f.sp. lycopersici'ye karşı etken maddesi farklı olan 6 adet fungisit uygulamış ve etkinliği araştırılmıştır. Çalışmanın sonucunda Benomyl ve Carbendanızm FOL'e karşı iyileştirici ve koruyucu özellikte olduğu görülmüştür.
Asha ve ark. (2011) Pseudomonas fluorescens biyolojik kontrol ajanını Fusarium'a etkisi incelenmiştir. Sera koşullarında yürütülen çalışmada daha önceden domates yetiştirilme alanlarından elde ettikleri 10 adet P. fluorescens'i talk ve sodyum nitrat formülasyonu olarak hazırlayıp Fusarium solgunluğuna etkisine bakılmıştır. Elde edilmiş olan P. fluorescens Pf2 izolatı Fusarium solgunluğunu azalttığı gözlenmiştir.
Sundaramcorthy ve Balabaskar (2013) 15 farklı Trichoderma izolatını farklı bölgelerden elde etmiş ve FOL'e olan etkisi araştırılmıştır. İn vitro
5
|
|
602341
| 23
| 75
|
{
"labels": [
{
"class": "Metin",
"confidence": 0.8189740777015686,
"polygon": [
[
1506,
2117
],
[
1510,
392
],
[
288,
389
],
[
285,
2114
]
]
},
{
"class": "Sayfa Numarası",
"confidence": 0.7957475185394287,
"polygon": [
[
1462,
2202
],
[
1462,
2157
],
[
1406,
2156
],
[
1405,
2201
]
]
}
]
}
|
Mikroiğneleme ve kupa tedavisinin birlikte kullanımının cilt üzerindeki etkilerinin sadece mikroiğneleme tedavisi ile karşılaştırılması / Comparison of effects on skin microneedle use with cupping therapy and microneedle alone
|
Mikroiğneleme cilt üzerine olumlu etkileri olan bir tedavidir. Mikroiğneleme sonrası oluşan inflamasyon cilt yenilenmesini hızlandırmaktadır. Kupa tedavisi ise uygulandığı alanda negatif basınç oluşturarak bölgede kanlanma artışına ve dermal ödeme yol açmaktadır. Mikroiğneleme sonrası kupa tedavisi uygulanması durumunda mikroiğneleme ile dermise kadar oluşturulan porlar sayesinde perkütan kolajen indüksiyonuna neden olan mekanizmaların daha güçlü uyarılacağı düşünülmüştür. Bu sayede mikroiğneleme işlemine kupa tedavisinin eklenmesinin mikroiğnelemenin cilt üzerindeki etiklerini artıracağı hipotezi ortaya konmuştur. Yapılan deneysel işlemlerle mikroiğnelemenin tek başına ve kupa tedavisiyle birlikte kullanımının etkileri araştırılmış ayrıca tekrarlayan seansların da cilt üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir.
Çalışmada 30 adet Wistar türü dişi sıçan her bir grupta 6 adet olacak şekilde 5 gruba ayrıldı. Grup 1 kontrol grubu olarak belirlendi. Grup 2'de sırt bölgesinde belirlenen alana mikroiğneleme uygulandı. Grup 3'e, Grup 2'de uygulanan mikroiğneleme işlemi aynen gerçekleştirildikten sonra ek olarak aynı alan içinde belirlenen bölgeye kupa tedavisi 15 dk boyunca uygulandı. Grup 4'e 3 hafta arayla toplamda 3 seans olacak şekilde Grup 2'de uygulanan mikroiğneleme gerçekleştirildi. Grup 5'e, Grup 3'de uygulanan önce mikroiğneleme sonrasında kupa tedavisi 3 hafta arayla toplamda 3 seans olacak şekilde gerçekleştirildi. Her grup kendisine uygulanan son tedavi seansından sonra 3 hafta takip edildi. 3 haftanın sonunda hayvanlar sakrifiye edilerek tedavi uygulanan bölgelerden alınan cilt örnekleri histolojik olarak değerlendirildi.
Kupa tedavisinin mikroiğnelemeye eklenmesinin epidermal kalınlık artışına olumlu katkı sağladığı görülmüştür. Aynı şekilde kupa tedavisi eklenen gruplarda hem tek seans hem 3 seans uygulamalarda dermal kalınlık açısından fayda sağladığı gösterilmiştir. Tip 1 Kolajen yüzdesi açısından en etkili tedavinin tek seans mikroiğneleme olduğu, kupa tedavisinin katkı sağlamadığı bulunmuştur. Tip 3 Kolajen yüzdesi açısından hiçbir tedavinin anlamlı değişiklik yaratmadığı bulunmuştur.
Kupa tedavisi mikroiğneleme tedavisine eklenebilecek, olumlu etkileri olan bir yöntem olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu alanda ilk defa denenen bu yöntemin ilerleyen zamanda daha uzun süreli sonuçların değerlendirildiği çalışmalarla desteklenmesi bu yöntemin güvenilirliğini artıracaktır.
|
Microneedling is a treatment with positive effects on the skin. Inflammation after microneeedling accelerates skin regeneration. Cupping treatment creates negative pressure in the area where it is applied, leading to increased blood supply and dermal edema. It is thought that the mechanisms that cause percutaneous collagen induction will be more strongly stimulated by the pores formed up to the dermis by microneedling in the case of using cupping treatment after microneedling. In this way, hypothesis that the addition of cupping treatment to the microneedling treatment will increase the effects of microneedling on the skin. The effects of using microneedling alone and in combination with cupping therapy were investigated by experimental procedures and the effects of repetitive sessions on the skin were evaluated.
In this study, 30 Wistar rats were divided into 5 groups as 6 rats in each group. Group 1 was the control group. In group 2, microneedling was applied to the area determined in the dorsal region. Group 3 received the same microneedling in Group 2, then the cups were applied to the region determined in the same area additionally for 15 minutes. Microneedling was performed in Group 2 with a total of 3 sessions at 3 weeks intervals. In Group 5, the same procedure as in Group 3 was applied. and 3 sessions were performed in 3 weeks intervals. Each group was followed up for 3 weeks after the last treatment session. At the end of 3 weeks, animals were sacrificed and skin samples taken from the treated areas were evaluated histologically.
The addition of cupping treatment to microneedling has been shown to contribute positively to the increase in epidermal thickness. Similarly, it has been shown that it provides benefit in terms of dermal thickness in both single session and 3 session applications in cupping treatment added groups. It was found that the most effective treatment in terms of type 1 collagen percentage was single session microneedling. Cupping treatment did not contribute to type 1 collagen. No treatment was found to produce a significant difference in type 3 collagen percentage.
Cupping treatment is a method that can be added to microneedling therapy and has positive effects. The reliability of this method, which is tried for the first time in this field, will be supported by studies evaluating longer term results in the future.
|
BURAK PASİNLİOĞLU
|
602341
|
Gazi Üniversitesi
|
Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Ana Bilim Dalı
|
2019
|
Türkçe
|
Tıpta Uzmanlık
|
Kelam ve İslam Felsefesi Ana Bilim Dalı
|
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=aEzj_IdWAsjiSAfK3qwrBtMJAA7yZ6lCFjj9-0rqWDVipFyC1spKuLCNhqPpB7ar
|
./data/pdfs/602341.pdf
| 4,088,418
| true
| true
| true
|
2025-06-04T22:22:11.174545
|
2025-06-06T03:05:02.751203
|
2025-06-07T13:25:39.983863
|
2025-06-07T19:15:37.295267
|
## 2.4.1. Kupa tedavisinin tarihçesi
Kupa tedavisinin kökeni ile ilgili tartışmalar olmakla birlikte literatürde bulunan kaynaklara göre ilk olarak yaklaşık 5500 yıl önce M.O. 3500'lerde Asurlular hayvan boynuzları ve bambu kamışları kullanarak kupa tedavisi uygulamışlardır [53]. Geleneksel Çin tıbbında da önemli bir yeri olan kupa tedavisinin yaklaşık 2000 yıl öncesine dayanan bir metod olduğu gösterilmiştir [54]. Kupa tedavisi literatürde değişik isimlerle yer alabilmektedir. Hacamat ve Alhijamah sık kullanılan diğer adlarıdır. Geçmiş dönemlerde polistemi, başağrısı, migren ve ilaç intoksikasyonlarında kullanılmıştır.
Kupa tedavisi Antik Mısır'da bilinen en eski tıbbi tedavilerden olup, birçok antik medeniyetten önce Mısırlılar'ın bu yöntemi kullandığı gösterilmiştir. En eski
yazılı belge M.O. 3300'lerde Makedonya'dadır [55]. Antik Mısır'da ünlü papirüslerde 3500 yıl öncesinde M.O. 1550'lerde kupa tedavisinden bahsedilmektedir. Bu papırüslerde eski Mısır tapınaklarında kupa tedavisinin ileri düzeyde uygulandığı gösterilmektedir. Kupa tedavisi Antik Yunan'da da kullanılmaktadır [56, 57].
M.O. 400'lerde Herodotus antik Mısır'da baş ağrısı, iştahsızlık, sindirim problemleri, abse boşaltılması ve narkolpesi gibi birçok hastalıkta hem yaş hem de kuru kupa uygulamalarının doktorlar tarafından uygulandığından bahsetmiştir [ 58].
Yine çeşitli kaynaklarda M.O. 1500'lerde Hindistan'da kupa tedavisinden bahsedilmektedi. Unlü Türk düşünürlerden Ibn-i Sina da yine kupa tedavisinin faydalarından bahsetmiştir [55].
|
|
259329
| 67
| 92
|
{
"labels": [
{
"class": "Resim",
"confidence": 0.9579623341560364,
"polygon": [
[
267,
784
],
[
1322,
784
],
[
1322,
201
],
[
267,
201
]
]
},
{
"class": "Metin",
"confidence": 0.92623370885849,
"polygon": [
[
252,
1374
],
[
1490,
1371
],
[
1489,
923
],
[
250,
926
]
]
},
{
"class": "Resim",
"confidence": 0.9194344282150269,
"polygon": [
[
1358,
2000
],
[
1359,
1367
],
[
322,
1365
],
[
321,
1998
]
]
},
{
"class": "Resim/Tablo Açıklaması",
"confidence": 0.8626328706741333,
"polygon": [
[
1468,
894
],
[
1468,
787
],
[
266,
786
],
[
266,
892
]
]
},
{
"class": "Sayfa Numarası",
"confidence": 0.7991983294487,
"polygon": [
[
1498,
2247
],
[
1499,
2201
],
[
1442,
2200
],
[
1442,
2247
]
]
},
{
"class": "Resim/Tablo Açıklaması",
"confidence": 0.7849932909011841,
"polygon": [
[
279,
2103
],
[
1497,
2101
],
[
1497,
1996
],
[
279,
1997
]
]
},
{
"class": "Resim/Tablo Açıklaması",
"confidence": 0.33935269713401794,
"polygon": [
[
257,
160
],
[
893,
159
],
[
893,
95
],
[
257,
96
]
]
}
]
}
|
Çanakkale Boğazı ve Saroz Körfezi Gelibolu Yarımadası kıyılarında bazı baskın zooplankton türlerinin belirlenmesi ve mevsimlere bağlı değişimleri / Determination and seasonal variation of dominant zooplankton species in the shoreline of Dardanelles Strait and Saroz Bay of Gallipoli Peninsula
|
Bu çalışma, Sonbahar 2004 ? Yaz 2006 periyodunda Çanakkale Boğazı ve Saroz Körfezi kıyılarında belirlenen beş istasyonda mevsimsel olarak gerçekleştirilmiştir. Çalışmada, 29 familya ve 34 cinse ait toplam 46 tür tespit edilmiştir. Çift tabakalı akıntı sistemine sahip Çanakkale Boğazı ve çevresinin üst tabakası ile yarımada kıyılarında seçilen istasyonlardan elde edilen verilere göre, en fazla bolluğa sahip ilk beş tür sırasıyla kopepodlardan Acartia clausi Giesbrecht, 1889, kladoserlerden Penilia avirostris Dana, 1849 ve Evadne nordmanni Lovén, 1836, appendikülerlerden Oikopleura dioica Fol, 1872 ve hidrozoanlardan Liriope tetraphylla (Otto, 1823) olmuştur. Tür sayısı bakılamından en yüksek çeşitliliğe yazın rastlanmışken (26), bunu sırasıyla ilkbahar (21), sonbahar (21) ve kış (18) mevsimi izlemiştir. Yapılan istatistiksel analizler, zooplankton topluluklarının birbirine benzerliğinde birincil faktörün örnekleme periyodu olduğunu göstermiştir. Bölgelere ve istasyonlara göre tür topluluklarının kümelenmediği tespit edilmiştir. Türlerin istasyonlara göre dağılımına bakıldığında I. istasyonda 28, II. istasyonda 26, III. istasyonda 31, IV. istasyonda 22 ve V. istasyonda 23 tür elde edilmiştir. Bu duruma göre Çanakkale Boğazı Ege kıyısında yer alan III. istasyon tür sayısı bakımından en zengindir. Bunu Saroz Körfezi'ndeki (istasyonlar 1 ve 2) takip ederken boğazdaki istasyonlar en az türe sahip olan istasyonlar olmuşlardır. Genel olarak, Çanakkale Boğazı üst akıntılarının etkisinde olan Saroz Körfezi'ndeki istasyonlarda az da olsa Akdeniz suyunun etkisi vardır. Tür sayısı bakımından körfezdeki istasyonların boğazdaki istasyonlardan daha zengin olmasının başlıca nedeninin bu durum olduğu düşünülmektedir. Marmara ve Ege Denizi arasında geçiş yolu olan Çanakkale Boğazı hem fiziksel, kimyasal hem de biyolojik olarak takip edilmesi gereken bir sistemdir. İki deniz arasında koridor olarak tanımlanabilecek boğazda uzun süreli biyolojik çalışmaların yanı sıra çevresel izleme modülleri kullanılarak sistemin takip edilmesi önerilmektedir.
|
This study was conducted at five stations selected in the shoreline of Dardanelles Strait and Saroz Bay of Gallipoli Peninsula between Fall 2004 and Summer 2006, seasonally. In this study, 46 zooplankton species belonging to 29 family and 34 genus were determined. According to the data collected from the selected stations in the Dardanelles which has a two way flow system, its surroundings upper layer, and the peninsula shoreline, the most abundant five species included, Acartia clausi Giesbrecht, 1889 from copepods, Penilia avirostris Dana, 1849 and Evadne nordmanni Lovén, 1836 from cladocerans, Oikopleura dioica Fol, 1872 from appendicularians and Liriope tetraphylla (Otto, 1823) from hydrozoans. Maximum species abundance was observed during summer (26) followed by spring (21) and fall (21). Statistical analysis showed that the main factor affecting the similarity of the zooplankton groups was the sampling period. It has been determined that species groups were clustered depending on the study sites and stations. When observing the species depending on the stations, there were 28 species in the Ist, 26 species in the IInd, 31 species in the IIIrd, 22 species in the IVth and 23 species in the Vth stations. Therefore, IIIrd station located at Aegean side of the Dardanelles Strait was the first in line according to the number of species. This scheme was followed by the stations in the Saroz Bay (stations 1 and 2), and the stations in the strait had the lowest number of species. In general, Saroz Bay is affected by the upper layer flows of the Dardanelles Strait but is less affected by the Mediterranean flow. This could be the main reason of the bay stations for being richer in species number when compared to the strait stations. Dardanelles Strait, being a passageway between the Marmara and the Aegean Sea, should be monitored both physical and chemical, as well as biological means. It has been suggested that, as a corridor between the two seas, the system should be examined by long term biological studies and environmental monitoring modules.
|
ÖZGÜR EMEK İNANMAZ
|
259329
|
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi
|
Su Ürünleri Ana Bilim Dalı
|
2009
|
Türkçe
|
Doktora
|
Kelam ve İslam Felsefesi Ana Bilim Dalı
|
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=NtBAevXNhYaNqJFoAcdBdrWumWw0K12OGDuT-cNnSucKBbCaX7IE4NA6E2V2Y05r
|
./data/pdfs/259329.pdf
| 3,477,525
| true
| true
| true
|
2025-06-04T22:22:10.308682
|
2025-06-06T03:02:48.443354
|
2025-06-07T13:25:40.498351
|
2025-06-07T19:15:37.435589
|

Şekil 14. L. tetraphylla'nın (ortada) N.scintillans ve planktonun diğer üyelerine boyut olarak oranı görülebilmektedir. Fotoğraf: Ozgür Emek INANMAZ
Çalışma yapılan bölgede, zooplanktonda dikkat çeken diğer bir tür ise Chrysaora hysoscella'dır (Şekil 15). Bu tür Akdeniz, Kuzey Atlantık, Güney Afrika kıyılarında iyi bilinmesine karşın (Fearon ve diğ., 1992; Mills ve diğ., 1996; Sparks ve diğ., 2001) Türkiye denizlerinde bu türle ilgili bolluk ve dağılım çalışmaları yok denecek kadar azdır. Son zamanlarda yapılan bu çalışmalardan İnanmaz ve diğ. (2002), türün Marmara Denizi'ndeki ilk kaydı üzerine, Tarkan ve diğ. (2007)'nin çalışması ise Gökova Körfezi'nde dağılım gösteren denizanası türleri ile ilgilidir.

Şekil 15. Chrysaora hysoscella'nın üstten görünümü. Fotoğraf: Ozgür Emek İNANMAZ
|
|
298244
| 133
| 182
|
{
"labels": [
{
"class": "Metin",
"confidence": 0.9533023834228516,
"polygon": [
[
1503,
2113
],
[
1505,
373
],
[
263,
371
],
[
261,
2111
]
]
},
{
"class": "Sayfa Numarası",
"confidence": 0.8605726957321167,
"polygon": [
[
1466,
142
],
[
1467,
89
],
[
1395,
88
],
[
1394,
141
]
]
}
]
}
|
Finansal sistem içerisinde ödeme sistemleri ve hizmetleri: Türkiye örneğinde gözetim ve Avrupa Birliği uyum süreci / Payment systems and payment services within the financial system: A Turkey case about oversight and harmonization period within the European Union
|
Bu çalışmada amaç, sorunsuz çalışan ödeme ve mutabakat sistemlerinin özelde finansal istikrar açısından merkez bankaları genelde de ülke ekonomisi için ne kadar önemli olduğunu ortaya koyabilmek ve bu konuda ülkemizde gözetim ve yasal altyapı konusunda yapılması gerekenler konusunda tavsiyelerde bulunmaktır.Ödeme sistemleri alanında gözetim rolü bulunan ve bu alana ilgisi son yıllarda giderek artan merkez bankalarının temel amaçlarından birisi, bu sistemlerin tasarım ve işleyişlerinde ortaya çıkabilecek risklerin azaltılmasını sağlayacak tedbirler almaktır. Finansal istikrarı sağlamayı temel hedeflerinden birisi kabul eden merkez bankalarının ödeme sistemlerinin gözeticisi olarak rolü, bu sistemlerden kaynaklanabilecek risklerin özellikle de sistemik riskin önlenmesidir.Ödeme ve mutabakat sistemleri alanında faaliyet gösteren CPSS veya IOSCO gibi kuruluşlar sistemlerinin tasarım ve işleyişinin daha etkin ve güvenilir olmasını sağlamak amacıyla temel ilkeler belirlemiş ve bu temel ilkelerin uygulanmasında da merkez bankalarının sorumluluklarını ortaya koymuştur. Söz konusu kuruluşlar aynı zamanda sistemlerin temel ilkelere uygunluğunun gözetimini yapacak merkez bankaları için gözetim alanında genel ilkeler ve yöntemler belirlemişlerdir.Ödeme ve mutabakat sistemlerinin gözetimi konusunda uluslararası uygulamalar incelendiğinde, merkez bankalarının bir çoğunun uluslararası standartlarla uyumlu ve belli bir yöntemle gözetim faaliyetini yürüttüğü tespit edilmiştir. Benzer şekilde, bazı ülkelerde söz konusu sistemlere ilişkin olarak merkez bankası kanunlarında yer alan genel hükümler dışında bu alanı düzenleyen özel kanunların yer aldığı görülmüştür. Bu özel kanunlar ödeme ve mutabakat sistemlerinin işleyişini ve gözetimini sağlam bir yasal altyapı ile desteklemektedir.Ülkemizde de söz konusu sistemlere ilişkin yürütülen gözetim faaliyeti yeterli görülmemektedir. Bu faaliyetin Merkez Bankasınca, uluslararası standartlara uygun olarak sistematik olarak ve ülkedeki tüm sistemleri kapsayacak şekilde yapılması gerekmektedir.Söz konusu gözetim faaliyetini desteklemek ve ödeme ve mutabakat sistemleri ile ödeme hizmetleri alanındaki yasal altyapıyı güçlendirmek için AB müktesebatını da dikkate alarak bu alana özel düzenlemeler yapılması, finansal istikrara katkı yapacak ve bu alandaki ihtiyacı da giderecektir.Anahtar Sözcükler1) Ödeme sistemleri2) Mutabakat3) Merkez bankaları4) Gözetim5) Finansal istikrar
|
The purpose of this study is to show the significance of good operating payment and settlement systems in terms of both financial stability for central banks in particular and for the economy in general and to give advice on what to do on oversight and legal infrustructure in our country.One of the major objectives of the central banks, having a supervisory role on payment systems, is to take measures in order to reduce or eliminate risks arising from designing and operation of these systems. Central banks being the overseer of payment systems with the main goal of ensuring financial stability play an important role in preventing risks, especially systemic risk, which may arise from these systems..CPSS and IOSCO have designated core principles for ensuring the efficiency and confidentiality of designing and operation of systemically important payment systems and have also put forward the responsibility of central banks in execution of these core principles. These principles include recommendations for central banks and related private sector institutions. These institutions have set general principles and methods for central banks that will oversight the conformity of the systems to the basic principles.An examination of international applications on oversight of payment and settlement systems show that most of the central banks implement oversight activities under a method and compatible with international standards. Similarly, in some countries it is seen that special regulations have been made in this field except the general rules in central banks acts. These special regulations support the operating and oversight of payment and settlement systems with a legal infrustructure.In our country, oversight activities on these systems seems insufficient. This action should be operated by the Central Bank compatible with international standards and covering all the systems in the country.Setting up special regulations considering EU rules in order to support oversight activities and to strengthen the legal infrustructure on payment and settlement systems and payment services will contribute financial stability and will meet the needs within this field.Key Words1) Payment Systems2) Settlement3) Central Banks4) Oversight5) Financial Stability
|
M. İBRAHİM KİRDABAN
|
298244
|
Gazi Üniversitesi
|
İktisat Ana Bilim Dalı
|
2011
|
Türkçe
|
Yüksek Lisans
|
Kelam ve İslam Felsefesi Ana Bilim Dalı
|
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=zqI_ZOq-b18GC2rT9c2JGiYlkkio8qjl5XR71F1C-bnCuWb4Q6rof8C_uVaBe1Zy
|
./data/pdfs/298244.pdf
| 1,095,794
| true
| true
| true
|
2025-06-04T22:22:09.676471
|
2025-06-06T03:00:54.126240
|
2025-06-07T13:25:42.067495
|
2025-06-07T19:15:38.119984
|
## 3.3.2.Ingiltere
Merkez Bankasının ödeme sistemlerinin gözetimi konusundaki yetkileri 2009 yılında yayımlanan Bankacılık Kanunu (The Banking Act 2009) ile belirlenmiştir. Bu kanun ödeme sistemleri alanında Merkez Bankasının, Hazine Bakanlığının ve Finansal Hizmetler Otoritesinin (FSA) görev ve sorumluluklarını belirlemiştir.
Ingiltere'de 2009 yılında çıkarılan Odeme Hizmetleri Düzenlemesi ile ödeme hizmeti sağlayıcıları tanımlanmış ve 2007/64/EC sayılı Direktife uyum sağlanmıştır. İlgili kuruluşlar arasında yapılan açıklayıcı mutabakat zaptında (Memorandum) düzenlemenin amacı; 2007/64 sayılı Direktife uyum sağlamak dolayısıyla ödeme kuruluşları, elektronik para kuruluşları ve bankalar dahil tüm ödeme hizmeti sağlayıcıları için kurallar koymak, tüketicinin yeteri ölçüde korunmasını sağlamak ve ulusal ödeme piyasalarıyla bütünleşerek Avrupa Birliği'nin rekabet edebilirliğini artırmak şeklinde açıklanmıştır (BOE, 2009).
Ingiltere elektronik paraya ilişkin AB müktesebatına yine ayrı bir düzenleme yaparak, mutabakatın nihailiğine ilişkin 1998/26/EC sayılı Direktife ilgili yönetmeliklerde gerekli değişiklikleri yaparak uyum sağlamıştır.
Diğer taraftan, İngiltere'de ödeme kuruluşlarının yetkilendirilmesi ve denetimi, Mali Hizmetler Otoritesi tarafından yürütülmektedir.
## 3.3.3.Ispanya
1994 tarihli Merkez Bankası Kanununa göre Merkez Bankası ödeme sistemlerinin gözetiminden ve etkin işletilmesinden sorumludur. Odeme sistemlerinin lisanslamasından ise Ekonomi ve Maliye Bakanlığı sorumludur (BankDeEspana, 2011).
Odeme sistemleri konusunda genel ve kapsamlı bir kanun bulunmamakla birlikte 1999 ve 2002 yıllarında yapılan muhtelif düzenlemeler ile ödeme sistemleri ve hizmetleri alanında çeşitli AB düzenlemelerine uyum sağlanmıştır.
|
|
380939
| 56
| 98
|
{
"labels": [
{
"class": "Resim",
"confidence": 0.9013874530792236,
"polygon": [
[
1448,
947
],
[
1451,
209
],
[
289,
204
],
[
286,
942
]
]
},
{
"class": "Metin",
"confidence": 0.8787719011306763,
"polygon": [
[
1465,
1687
],
[
1467,
1043
],
[
276,
1040
],
[
274,
1683
]
]
},
{
"class": "Sayfa Numarası",
"confidence": 0.8408246040344238,
"polygon": [
[
1467,
139
],
[
1467,
91
],
[
1409,
90
],
[
1408,
138
]
]
},
{
"class": "Resim/Tablo Açıklaması",
"confidence": 0.43862566351890564,
"polygon": [
[
1392,
1106
],
[
1393,
998
],
[
182,
997
],
[
181,
1105
]
]
},
{
"class": "Resim/Tablo Açıklaması",
"confidence": 0.270643025636673,
"polygon": [
[
777,
969
],
[
1112,
968
],
[
1112,
915
],
[
777,
916
]
]
}
]
}
|
Lupinus albus'dan elde edilen aktif karbonun sulu çözeltilerdeki adsorpsiyon özelliklerinin incelenmesi / The investigation of adsorption properties in aqueous solutions of activated carbon obtained from Lupinus albus
|
Bu çalışmada, ZnCI2 aktifleştiricisi kullanılarak kimyasal aktivasyon yöntemi ile Lupinus Albus bitkisinden elde edilen aktif karbonun metilen mavisi adsorpsiyonunda kullanımı incelenmiştir. Aktif karbon hazırlanması için; emdirme oranı ve süresi ile aktivasyon sıcaklığı ve süresi gibi parametrelerin etkileri incelenmişitir. Aktif karbon hazırlanması için en uygun çalışma koşulları; 673 K aktivasyon sıcaklığı, 1:7 emdirme oranı, 48 saat emdirme süresi ve 30 dakika aktivasyon süresi olarak belirlenmiştir. Aktif karbonların adsorpsiyon kapasiteleri, iyot sayısı analizleri ve BET yüzey alanı ölçümleri ile belirlenmiştir. Çalışmada en uygun hazırlanma koşulları uygulanarak elde edilen aktif karbonun BET yüzey alanı 1254 m2.g-1 ve toplam gözenek hacmi 0.484 cm3.g-1 olarak tespit edilmiştir. Aktif karbonun yüzey morfolojisi SEM analizi ile ve kimyasal yapısı ise FT-IR ve TGA analizi ile tespit edilmiştir. Ayrıca elde edilen en yüksek yüzey alanına sahip aktif karbon kullanılarak sulu çözeltilerden metilen mavisi adsorpsiyonu gerçekleştirilmiştir. Adsorpsiyon çalışmalarında; ortam pH'ı, boyarmadde derişimi, aktif karbon miktarı ve adsorpsiyon sıcaklığı gibi parametrelerin etkileri incelenmiştir. Adsorpsiyon denge değerleri Langmuir, Freundlich, Temkin ve Dubinin-Radushkevich izotermlerine uygulanmıştır. Maksimum adsorpsiyon kapasitesi pH 10'da 109.89 mg.g-1 olarak tespit edilmiştir. Adsorpsiyon işleminin Langmuir izotermine uyduğu belirlenmiştir. Reaksiyon kinetiğinin ise yalancı ikinci dereceden reaksiyon modeline uyduğu tespit edilmiştir.
Anahtar Kelimeler: Adsorpsiyon, Aktif Karbon, Biyokütle, Kimyasal Aktivasyon, Lupinus Albus, Metilen Mavisi.
|
In this study, activated carbon was prepared from Lupinus Albus by chemical activation (Zinc chloride, ZnCl2) of where was used as an activator. By using the highest surface area of the prepared activated carbon, methylene blue (MB) adsorption was achieved from the aqueous solutions. During the production of the activated carbon, effects of parameters such as impregnation ratio, impregnation time, activation temperature and activation time were determined. Adsorption capacities of the activated carbons were determined through the iodine number analysis and by taking measurements of the BET surface areas. The BET surface area of the activated carbon prepared from Lupinus Albus in the presence of ZnCI2 as an activator was 1254 m2.g-1 while its total pore volume was found to be 0.484 cm3.g-1. Surface morphology of the activated carbon was investigated with a help of SEM analysis; whereas the chemical structure was determined with the FT-IR and TGA analysis. In the adsorption studies, effects of parameters such as adsorption time, solution pH, MB dye concentration and amount of activated carbon were investigated. The adsorption behaviour was studied with the help of Langmuir, Freundlich, Temkin and Dubinin-Radushkevich isotherm models. Maximum adsorption capacity for the prepared activated carbon occurred at solution pH value 10 and was recorded as 109.89 mg.g-1. The adsorption process was found to comply to the Langmuir isotherm model; whereas the reaction kinetics was confirmed to match with the pseudo second order kinetic model.
Keywords: Activated carbon, Adsorption, Biomass, Chemical activation, Lupinus Albus, Methylene blue.
|
SAFİYE BAĞCI
|
380939
|
Selçuk Üniversitesi
|
Kimya Mühendisliği Ana Bilim Dalı
|
2014
|
Türkçe
|
Yüksek Lisans
|
Kelam ve İslam Felsefesi Ana Bilim Dalı
|
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=sY7m19PfcL6F1NUw-cr80GKWYCBOTCOcHoNn1bJFw7derYWmXGdDp3hK7OoKWPGt
|
./data/pdfs/380939.pdf
| 6,969,569
| true
| true
| true
|
2025-06-04T22:22:10.660687
|
2025-06-06T03:03:26.403339
|
2025-06-07T13:25:42.338831
|
2025-06-07T19:15:38.356335
|

Şekil 6.6. Aktif karbon hazırlanmasında aktivasyon süresinin etkisi (emdirme oranı 1:7, emdirme süresi 48 saat, aktivasyon sıcaklığı 673 K)
Şekil 6.6'dan görüldüğü gibi aktivasyon süresinin 15 dk.'dan 30 dk.'ya yükselmesi iyot sayısının 879 mg.g ''dan 1012 mg.g ''a yükselmesine sebep olmaktadır. Aktivasyon süresinin 30 dakikadan 60 dakikaya yükselmesiyle iyot sayısı az miktarda azalmaktadır. Bu durumun muhtemel sebebinin, ZnCl2 aktifleştiricisi ile emdirmeye uğramış hammadenin aktivasyon işleminde fazla kalmasıyla genişlemiş olan gözeneklerin çökmesi olduğu düşünülmektedir (Saka, 2012).
Hammadde/ZnCl2 oranı, aktivasyon sıcaklığı, emdirme süresi, aktivasyon sıcaklığı ve süresi değişimleri ile birlikte iyot sayılarının değişimi Çizelge 6.1'de verilmiştir.
|
|
683551
| 16
| 152
|
{
"labels": [
{
"class": "Metin",
"confidence": 0.919105589389801,
"polygon": [
[
1474,
2186
],
[
1488,
240
],
[
272,
232
],
[
259,
2178
]
]
},
{
"class": "Sayfa Numarası",
"confidence": 0.7879958152770996,
"polygon": [
[
903,
2188
],
[
904,
2145
],
[
861,
2145
],
[
861,
2188
]
]
}
]
}
|
Şiddet mağduriyetine göre kadınlarda kişilik inançlarının öz-şefkat ve başa çıkma tarzları açısından incelenmesi / An exploration of personality beliefs in women regarding victimaziton of violence in terms of self-compassion and coping strategies
|
Bu çalışmada şiddet mağduru olan ve olmayan kadınlar kişilik inançları, öz-şefkat düzeyleri ve stresle başa çıkma tarzları açısından incelenmiştir. Çalışmanın örneklemini şiddet mağduru olduğunu bildiren 70 ve şiddet mağduru olmadığını bildiren 149 kadın katılımcı oluşturmuştur. Çalışmada katılımcılardan elde edilen bilgiler Demografik Bilgi Formu, Kişilik İnanç Ölçeği – Kısa Form, Öz-Şefkat Ölçeği ve Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. İki grup kişilik inançları, öz-şefkat ve stresle başa çıkma tarzları açısından t testi ile karşılaştırılmıştır. Yapılan analiz sonuçlarına göre; şiddet mağduru kadınların mağdur olmayan kadınlara göre bağımlı, obsesif-kompulsif, antisosyal, narsisistik, histriyonik, paranoid ve borderline kişilik inançlarından anlamlı olarak daha yüksek puanlar elde ettikleri, şiddet mağduru kadınların öz-şefkat düzeylerinin mağdur olmayan kadınlardan daha düşük olduğu görülmüştür. Stresle başa çıkma tarzları açısından ise şiddet mağduru kadınların çaresiz yaklaşım puanlarının mağdur olmayan kadınlara göre daha yüksek, kendine güvenli yaklaşım ve sosyal desteğe başvurma yaklaşım puanlarının ise daha düşük olduğu gözlenmiştir. Ayrıca iki grup açısından kişilik inançlarının her birinin öz-şefkat ve stresle başa çıkma tarzları tarafından yordanıp yordanmadığı Hiyerarşik Çoklu Doğrusal Regresyon Analizi ile incelenmiştir. Analiz sonuçlarına göre iki gruptaki kişilik inançlarının her birinin öz-şefkatin alt boyutları ve stresle başa çıkma tarzları açısından farklı yordayıcıları olduğu gibi benzer yordayıcılarının olduğu da görülmüştür. Elde edilen tüm bulgular literatür ışığında tartışılmıştır.
Anahtar Kelimeler: Şiddet, Şiddet Mağduriyeti, Kişilik İnançları, Öz-Şefkat, Stresle Başa Çıkma Tarzları
|
The present study explored the personality beliefs in women who are and are not victims of violence in terms of their self-compassion levels and coping strategies. The sample of the study is consisted of 70 women participants who declared to be victims of violence and 149 women participants who declared not to be victims of violence. The information obtained from the participants is gathered via Demographic Information Form, Personality Belief Scale-Short Form, Self-Compassion Scale and Ways of Coping Inventory. Two groups are compared through t test in terms of personality beliefs, self-compassion and coping strategies. According to the results, it is indicated that women who are victims of violence have significantly higher scores of addicted, obsessive-compulsive, anti-social, narcissistic, histrionic, paranoid, borderline personality beliefs than women who are not victims of violence, and women who are victims of violence have lower levels of self-compassion. Regarding coping strategies, it is shown that women who are victims of violence have higher scores of helpless approaches, and lower scores of self-confidence and social support approach. In addition, whether each personality beliefs in each group could be predicted from self-compassion and coping strategies or not is explored with Hierarchical Linear Multiple Regression Analysis. Based on the analysis, it is revealed that as there exist different predictive in both groups in terms of each personality beliefs, sub-categories of self-compassion and coping strategies, there also exist similar predictive. All findings obtained is discussed in the light of existing literature.
Key Words: Violence, Victimization of Violence, Personality Beliefs, Self-Compassion, Coping Strategies
|
ALEYNA NUR KAŞ
|
683551
|
İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi
|
Psikoloji Ana Bilim Dalı
|
2021
|
Türkçe
|
Yüksek Lisans
|
Kelam ve İslam Felsefesi Ana Bilim Dalı
|
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=v7BkNnnepTnbhn8rNR77LSIEAH-VDUiqPdvLmdGGGb8rMk07tUlfENi2UBkPCCVg
|
./data/pdfs/683551.pdf
| 2,259,805
| true
| true
| true
|
2025-06-04T22:22:11.215912
|
2025-06-06T03:11:18.930466
|
2025-06-07T13:25:42.886809
|
2025-06-07T19:15:38.611951
|
ekonomik açıdan zarar görmesiyle veya acı çekmesiyle sonuçlanan veya sonuçlanması muhtemel hareketleri, buna yönelik tehdit ve baskıyı ya da özgürlüğün keyfi engellenmesini de içeren, toplumsal, kamusal veya özel alanda meydana gelen fiziksel, cinsel, psikolojik, sözlü veya ekonomik her türlü tutum ve davranış" olarak tanımlanmıştır. Dünya Sağlık Orgütü – Şiddet ve Sağlık Raporu'na göre her yıl bir milyondan fazla insan şiddet nedeniyle ölümcül olmayan yaralanmalara maruz kalmaktadır ve şiddet, 15-44 yaş arası insanlarda dünya çapında önde gelen ölüm nedenleri arasındadır (Dahlberg ve Krug, 2002: 3).
## 1.1.1. Şiddetin Türleri
Dünya Sağlık Orgütü, şiddet eylemini gerçekleştiren açısından şiddeti üç farklı kategoriye ayırmıştır: kendine yönelik şiddet, kişilerarası şiddet ve kolektif şiddet (Dahlberg ve Krug, 2002: 6).
## a. Kendine Yönelik Şiddet
İntihar davranışı ve kendini kötüye kullanma olarak iki alt bölümden oluşur. İntihar
davranışı kasıtlı olarak kendine zarar verme şeklinde intihar girişimlerini veya tamamlanan intiharları; kendini kötüye kullanma ise kendini sakatlama gibi eylemleri içerir.
## b. Kişilerarası Şiddet
Aile bireylerinin veya yakın ilişki içerisinde olunan kişilerin genellikle evde uyguladığı şiddettir. Bu kategorinin bir alt kategorisi toplum şiddetidir. Toplum şiddeti; rastgele şiddet eylemleri, yabancı biri tarafından cinsel saldırı ya da tecavüz, okul, işyeri, hapishane ve bakım evi gibi kurumsal alanlardaki şiddettir.
## c. Kolektif Şiddet
Sosyal, politik ve ekonomik şiddet olmak üzere alt kategorileri olan kolektif şiddet, genel anlamda daha büyük gruplar ya da devletler tarafından ortaya konan kitlesel ve sistematik biçimde uygulanan şiddettir. Belirli sosyal, politik ve ekonomik amaçlar
|
End of preview. Expand
in Data Studio
README.md exists but content is empty.
- Downloads last month
- 5