Dataset Viewer
Auto-converted to Parquet Duplicate
image_data
imagewidth (px)
1.65k
2.34k
document_id
stringclasses
15 values
page_num
int64
1
359
total_pages
int64
47
441
predictions
dict
title
stringclasses
15 values
abstract_tr
stringclasses
15 values
abstract_en
stringclasses
15 values
author
stringclasses
15 values
thesis_id
stringclasses
15 values
university
stringclasses
11 values
department
stringclasses
15 values
year
stringdate
2008-01-01 00:00:00
2020-01-01 00:00:00
language
stringclasses
1 value
thesis_type
stringclasses
2 values
keyword_abd
stringclasses
1 value
original_url
stringclasses
15 values
file_path
stringclasses
15 values
file_size_bytes
int64
664k
7.1M
download_success
bool
1 class
extraction_success
bool
1 class
prediction_success
bool
1 class
download_timestamp
stringdate
2025-06-04 23:00:19
2025-06-04 23:00:25
extraction_timestamp
stringdate
2025-06-06 09:23:45
2025-06-06 09:47:47
prediction_timestamp
stringdate
2025-06-07 21:13:57
2025-06-07 21:23:15
hf_processing_timestamp
stringdate
2025-06-08 05:05:48
2025-06-08 05:12:25
text
stringlengths
7
41.1k
244066
42
139
{ "labels": [ { "class": "Metin", "confidence": 0.9364138841629028, "polygon": [ [ 1483, 1989 ], [ 1491, 271 ], [ 275, 266 ], [ 267, 1983 ] ] }, { "class": "Sayfa Numarası", "confidence": 0.884993314743042, "polygon": [ [ 921, 125 ], [ 923, 73 ], [ 863, 71 ], [ 861, 123 ] ] } ] }
Talebin belirsiz olduğu ortamda üretim planlama çalışmalarında bulanık mantık yaklaşımı / Production planning studies using fuzzy logic approach in the uncertain demand environment
Üretim planlama, üretim işletmelerinin üretim faktörlerini daha etkin bir şekilde kullanılmasını sağlayan önemli araçlardan bir tanesidir. Üretim planlama, bulanık olarak gerçekleşen talepleri dikkate alarak işletmelerin makine, malzeme, kalıp, işgücü gibi kıt kaynaklarını etkin ve verimli kullanmalarını, müşteri memnuniyeti sağlamalarını ve birbiri ile çelişen bir çok amacı ortak bir noktada birleştiren önemli araçlardandır.Üretim planlama problemlerinin bir çoğunda sürece etki eden faktörler sabit veya kesin olarak kabul edilmekte ve üretim planlama bu şekilde yapılmaktadır. Fakat fiili hayatta üretim planlama için gerekli bir çok faktör ya belirsizdir ya da hiç bilinmemektedir. Bu çalışma kapsamın da belirsiz ortamlarda karar vermeyi sağlayan bulanık doğrusal programlama modeli incelenmiş ve bir üretim planlama sistemi birden çok amaç dikkate alınarak bulanık etkenler karşısında çözülmüştür.Bu çalışma da plastik sektöründe faaliyet gösteren bir işletmenin üretim planlama faaliyetleri ne ilişkin bulanık çok amaçlı doğrusal programlama modeli geliştirilmiştir. Geliştirilen model, altı planlama zamanı için üretimi gerçekleştirilecek, stoklanacak ve müşterilere dağıtımı yapılacak ürün miktarını belirlemeye yöneliktir. Üretim ve taşıma maliyetlerinin minimizasyonunun hedeflendiği model de müşteri talepleri ve karar vericinin amaç fonksiyonlarına ilişkin istek düzeyleri bulanık olarak ele alınmıştır.Çalışma dört ana bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde bulanık mantık kavramına değinilmiştir. İkinci bölümde üretim sistemleri, üretim planlama kavramı ve üretim planlama kavramı ile bulanık mantık ilişkisine değinilmiştir. Üçüncü bölümde bulanık mantık ve tarihçesi, bulanık sayılar ve üyelik fonksiyonları incelenmiştir. Dördüncü ve son bölümde ise Talebin belirsiz olduğu ortamda üretim planlamada bir bulanık doğrusal programlama modeli ve çözümü sunulmuştur.Anahtar kelimeler : üretim planlama, bulanık doğrusal programlama, bulanık mantık, üretim sistemleri, bulanık sayılar, bulanık çok amaçlı doğrusal programlama
Production planning is one of the most important tool that production enterprise use more effective production factors. Production planning is an important tool that associate conflicting aims at the common point that are considered the results of fuzzy demands to provide scarce resources such as material, labor force, mold to use effectively and efficiently and also to provide customer satisfaction.At most production planning problems the factors that have an effect on process are fixed or definite, and production planning is applied as such. However, in real production enviroment, Most factors that utilized at production planning are either fuzzy or unknown. In this study, one of the model of fuzzy decision making that is fuzzy linear programming is analyzed and more than one cause equation is taken on board that are solved according to the fuzzy factors in this production planning system.In this study, a fuzzy-multi objective linear programming model is developed for production planning of a company in plastic sector. The model intends to determine the quantities of production to be produced, stored, transported to demand centers for six planning periods. In this model, which aims to minimize both production costs and total transportation costs and aspiration levels of decision maker about objective functions are fuzzy.The current study is organized into four main sections. In the first section of study, the basic concepts of fuzzy logic are introduced. In the second section, production systems, production planning systems and the relation between production planning and fuzzy logic are introduced. In the third section, fuzzy logic and its history, fuzzy numbers and membership functions are introduced.In the last section, for production planning in the environment where demand is fuzzy, a fuzzy linear programming model and model?s solutions are preferred.Key words : production planning, fuzzy linear programming, fuzzy logic, production systems, fuzzy numbers, fuzzy-multi objective linear programming
COŞKUN ÖRENLİ
244066
Yıldız Teknik Üniversitesi
Endüstri Mühendisliği Ana Bilim Dalı
2009
Türkçe
Yüksek Lisans
Türk-İslam Düşüncesi Tarihi Ana Bilim Dalı
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=CwVIqqBuz1VkysVpueogATCjZYCjcLqw_Po6dCxNOPyuaQQ5LOPjBevCZGLeacdc
./data/pdfs/244066.pdf
663,740
true
true
true
2025-06-04T23:00:24.655407
2025-06-06T09:42:21.696315
2025-06-07T21:13:57.217678
2025-06-08T05:05:48.784441
## BULANIK MANTIK ని. Bulanık Mantık, Aristotales'in "Sadece doğrular ve yanlışlar vardır" mantığına alternatif olarak kendini ifade eder. Temelleri eski yunan felsefelerine dayanan, uygulama da ise Yapay Zekanın yönlendirici bir unsuru olan Bulanık sistemler (Fuzzy Systems) Aristoteles'ten günümüze gelişen klasik küme üyeliğine ve mantığına karşı oluşturulmuş bir alternatiftir. Çok eskilere dayanan temellerine karşı göreceli olarak yeni bir bilim sahasıdır ve gelişimini sürdürmektedir. Ancak ilk kez Lukasiewicz 1900'lerin başında "olası" kavramını ortaya atmıştır. Bu kavram Bulank Mantık'ın temelini oluşturur. Lukasiewicz, Doğru ile yanlış arasında sonsuz farklı değer olduğundan bahsetmiş ve ancak bu mantık uygulamalarda çok başarı elde edememiştir. Nihayet 1965 yılında Lotfi A. Zadeh, bu değerleri [0.0, 1.0] aralığında sayılarla ifade ettiği teorisinin adına "Bulanık Mantık (fuzzy logic)" ismini vermiştir. ## 3.1 Bulanık Mantığın Tarihçesi Matematiğin doğruluğundaki ve bütünlüğündeki başarısında Aristoteles'in ve onun izinden giden düşünürlerin büyük katkısı olmuştur. Onların mantık teorisini oluşturma çabaları ile matematik gelişmiş ve "Düşüncenin Yasaları" oluşturulmuştur. Bu yasalardan biri her önermenin "Doğru" yada "Yanlış" olması gerektiğini öngörmüştür. Bu kavramı Perminedes ilk ortaya attığı zaman bile (yaklaşık M.O. 400) karşı görüşlerin oluşması uzun sürmedi. Heraclitus bazı şeylerin aynı anda hem doğru olmasının hem de doğru olmamasının mümkün olabileceğini savunmuştur. Bulanık Mantığı oluşturacak temel düşünceyi Plato, "Doğru" ve "Yanlış'ın" iç içe girdiği üçüncü bir durumu belirterek oluşturdu. Hegel ve Marx gibi modern düşünürler bu düşünceyi destekledi ancak ilk kez Lukasiewicz Aristoteles'in iki-değerli mantığına sistematik bir alternatif getirdi. Bulanık mantığın tarihi aslında çok eski zamanlara dayanmaktadır. Aristoteles'in "var ya da yok' yasalarına karşın Heraclitus, bir şeyin hem doğru hem yanlış olabileceği fikrini ortaya sürmüştür. Plato ise bu durumu daha da ileriye götürerek; " doğru " ve " yanlış " olmanın dışında, doğru ve yanlışın içi içe olduğu üçüncü bir durumdan bahseder. Ancak ilk kez Lukasiewicz 1900'lerin başında " olası " kavramını ortaya atmıştır. Bu kavram bulanık mantığın temelini oluşturmuştur. Lukasiewicz, doğru ile yanlış arasında sonsuz farklı değer olduğundan bahsetmiştir. Ancak, bu yaklaşım, o dönemlerde uygulamalarda çok fazla başarı
450178
41
308
{ "labels": [ { "class": "Tablo", "confidence": 0.9584577083587646, "polygon": [ [ 175, 2031 ], [ 1464, 2023 ], [ 1456, 532 ], [ 166, 540 ] ] }, { "class": "Sayfa Numarası", "confidence": 0.8938411474227905, "polygon": [ [ 855, 2223 ], [ 855, 2171 ], [ 792, 2171 ], [ 792, 2222 ] ] }, { "class": "Metin", "confidence": 0.862770676612854, "polygon": [ [ 1387, 399 ], [ 1388, 216 ], [ 182, 215 ], [ 182, 398 ] ] }, { "class": "Resim/Tablo Açıklaması", "confidence": 0.745779275894165, "polygon": [ [ 810, 546 ], [ 810, 451 ], [ 205, 451 ], [ 205, 546 ] ] }, { "class": "Resim/Tablo Açıklaması", "confidence": 0.4637323319911957, "polygon": [ [ 1368, 2091 ], [ 1368, 1978 ], [ 149, 1975 ], [ 149, 2088 ] ] } ] }
Turistik tüketici deneyimi: Beş yıldızlı resort otellerde bir uygulama / The tourist experience: A research on five star resort hotels
Bu araştırmanın amacı, resort otel misafirlerinin dinlence deneyimlerini incelemek ve resort otel tüketici deneyiminin, tüketici memnuniyeti ve sadakati üzerindeki etkilerini tespit etmektir. Ayrıca kültürün; turistik tüketici deneyimi, tüketici memnuniyeti ve sadakati arasındaki ilişkiler (a = resort otel tüketici deneyimi ve tüketici memnuniyeti, b = resort otel tüketici deneyimi ve tüketici sadakati, c = tüketici memnuniyeti ve tüketici sadakati) üzerindeki moderatör etkisi de incelenmiştir. Veri toplama aracı olarak, kapsamlı bir literatür taraması sonucunda oluşturulan anket formu kullanılmıştır. Anket formu; Türkçe, İngilizce, Almanca, Fransızca ve Rusça dillerinde hazırlanmış ve böylece farklı ülkelerden turistlerin araştırmaya katılımının sağlanması amaçlanmıştır. Resort otel deneyimlerinin ölçülmesinde, fiziksel çevre ve sosyal etkileşim unsurlarını esas alan yaklaşım benimsenmiştir. İlgili ölçeklerin yanı sıra; katılımcıların özgün düşüncelerine daha fazla yer verebilmek ve nicel yöntemlerle toplanan verilerin zenginleştirilmesi için, en akılda kalıcı resort otel tüketici deneyimlerine yönelik açık uçlu sorulara da yer verilmiştir. Araştırma evrenini, Türkiye'deki beş yıldızlı resort otellerde konaklayan misafirler oluşturmaktadır. Ancak araştırma sadece yaz turizmi kapsamında hizmet veren ve deniz kenarındaki resort oteller ile sınırlı olduğu için araştırma evreni; Antalya, Muğla, Aydın ve İzmir illerinde bulunan beş yıldızlı resort otel misafirlerinden oluşmaktadır. Kolay ulaşılabilir ve kota örnekleme yöntemleri birlikte kullanılarak, ilgili destinasyonları ziyaret eden 1112 turist üzerinde anket uygulaması gerçekleştirilmiştir. Uç değerler ve yüksek miktarda eksik veri içeren anket formları çıkarıldıktan sonra, 17 farklı milliyetten toplam 1070 kullanılabilir anket formu analiz edilmiştir. Araştırma modelinde yer alan hipotezler, yapısal eşitlik modeli uygulamaları kullanılarak test edilmiştir. Ölçüm sonuçlarının yüksek düzeyde güvenirliğe ve geçerliğe (birleşme, ayırt edici, uyum ve tahmin geçerlikleri) sahip olduğu görülmüştür. Araştırma sonuçları, resort otel tüketici deneyimlerinin; (1) fiziksel olanaklar, (2) konfor, (3) tasarım ve çevre, (4) profesyonellik, (5) ilgi, (6) misafirler arası etkileşim olmak üzere altı boyuttan oluştuğunu doğrulamaktadır. Söz konusu boyutlardan ilk üçü, fiziksel çevre unsurlarına yönelik deneyimleri; geriye kalan üçü ise sosyal etkileşim unsurlarına yönelik deneyimleri temsil etmektedir. Yapısal model testi sonucunda, resort otel tüketici deneyiminin, tüketici memnuniyetini pozitif yönde etkilediği tespit edilmiştir. Sosyal etkileşim unsurlarına yönelik (profesyonellik, ilgi, misafirler arası etkileşim) resort otel deneyimleri, tüketici sadakatini pozitif yönde etkilerken; fiziksel çevre unsurlarına yönelik (fiziksel olanaklar, konfor, tasarım ve çevre) resort otel deneyimlerinin ise %5 anlamlılık düzeyinde tüketici sadakati üzerinde böyle bir etkisinin olmadığı görülmüştür. Ancak her ne kadar düşük olsa da, fiziksel çevre unsurlarına yönelik resort otel deneyimlerinin, tüketici sadakatini %10 anlamlılık düzeyinde pozitif yönde etkilediği belirlenmiştir. Ayrıca araştırma sonuçları, tüketici memnuniyetinin; resort otel tüketici deneyimleri ile tüketici sadakati arasındaki ilişkide aracılık rolü üstlendiğini göstermektedir. Bu kapsamda, tüketici memnuniyetinin, fiziksel çevre unsurlarına yönelik deneyimler ile sadakat arasındaki ilişkide "tam aracılık"; sosyal etkileşim unsurlarına yönelik deneyimler ile sadakat arasındaki ilişkide ise "kısmi aracılık" rolü taşıdığı belirlenmiştir. Kültürün moderatör etkisi test edilirken, Hofstede tarafından geliştirilen beş boyutlu (güç mesafesi, bireycilik-kolektivizm, kadınsılık-erkeksilik, belirsizlikten kaçınma, kısa veya uzun vadeli yönelim) kültür modeli esas alınmıştır. Buna göre, "resort otel tüketici deneyimleri ile tüketici memnuniyeti" ve "resort otel tüketici deneyimleri ile tüketici sadakati" arasındaki bazı ilişkilerde kültürün moderatör etkisine yönelik çeşitli bulgular tespit edilmiştir. Dolayısıyla, turistik tüketici deneyimlerinin; memnuniyet ve sadakat üzerindeki etki düzeylerinin, turistin ulusal kültürüne göre kısmen değiştiği sonucuna varılmaktadır. Buna göre, güç mesafesinin yüksek olduğu kültürlerde konfor ile misafirler arası etkileşime dayalı deneyimlerin, memnuniyet ve/veya sadakati daha fazla etkilediği belirlenmiştir. Öte yandan, toplumsal hiyerarşinin (güç mesafesinin) düşük olduğu kültürlerde ise fiziksel olanaklar ile profesyonelliğe dayalı deneyimlerin, tüketici sadakati üzerindeki etkisinin daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Bireycilik-kolektivizm kültür boyutuna göre, bireyci kültürlerde, resort otel çalışanlarının profesyonellik düzeyinin, memnuniyet ve sadakat üzerindeki etkisi, kolektivist kültürlere kıyasla daha yüksektir. Kolektivist kültürlerde ise misafirler arası etkileşimin, memnuniyet üzerindeki etkisinin daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Erkeksilik-kadınsılık kültür boyutuna göre yapılan moderatör analizinde, kadınsı kültürlerde konfor→memnuniyet, tasarım-çevre→memnuniyet ve ilgi→sadakat ilişkilerine yönelik etki düzeyinin daha yüksek iken; erkeksi kültürlerde ise fiziksel olanaklar→sadakat ile profesyonellik→sadakat ilişkilerinin etki düzeyinin daha yüksek olduğu görülmüştür. Ayrıca belirsizlikten kaçınmanın yüksek olduğu kültürlerde, tasarım-çevre ile profesyonelliğin, tüketici memnuniyeti üzerindeki etkisi (belirsizlikten kaçınmanın düşük olduğu kültürlere kıyasla) daha fazladır. Söz konusu kültürel etki farklılaşmaları, teorik ve pratik katkıları dikkate alınarak araştırmanın sonuç kısmında tartışılmıştır. Ancak "tüketici memnuniyeti ve tüketici sadakati" arasındaki ilişkide, kültürün herhangi bir etkisi ile karşılaşılmamıştır. Buna göre, hangi kültür modeli ele alınırsa alınsın, tüm kültürlerde memnuniyetin, sadakat üzerindeki etki düzeyi benzerdir. Anahtar Kelimeler : Tüketici deneyimi, memnuniyet, sadakat, kültür, resort oteller
The purpose of this research is to investigate the tourists' resort hotel experiences and to examine the impact of resort hotel experiences on tourist satisfaction and loyalty. Additionally, the moderating effects of culture on the relationships (a = resort hotel experiences and tourist satisfaction, b = resort hotel experiences and tourist loyalty, c = tourist satisfaction and tourist loyalty) among resort hotel experiences, tourist satisfaction and loyalty were tested. A self administered questionnaire developed after a comprehensive literature review was used as a data collection instrument. To increase the participation of tourists from different countries, the questionnaire was administered in the following languages: Turkish, English, German, French, and Russian. The physical environment and social interaction approach was used in measuring resort hotel experiences. In addition to the scales used, open ended questions regarding the most memorable resort hotel experiences were also included to allow for the participants' unique views and to enrich the research findings. Tourists staying at five star resort hotels in Turkey comprise the target population of this study. Because the study focuses solely on the resort hotels located nearby the sea and operating in the summer season, the target population was limited with guests staying at five star resort hotels in the provinces (destinations) of Antalya, Muğla, Aydın, and İzmir. A total of 1112 resort hotel guests visiting the aforementioned destinations was surveyed using both convenience and quota sampling methods. After removing the questionnaires that include outliers and excessive missing data, a total of 1070 questionnaires from 17 different countries was analyzed. The hypotheses in the research model were tested using structural equation modelling. It was found that the research findings have high level of reliability and validity (convergent, discriminant, concurrent and predictive validities). The results also confirm that resort hotel experiences are six dimensional: (1) physical facilities, (2) comfort, (3) design and environment, (4) professionalism, (5) attentiveness, and (6) guest interaction. The first three dimensions represent the resort hotel experiences experiences related with the physical environment, whereas the remaining three dimensions represent the experiences related with social interaction. The structural model results indicate that resort hotel experiences have a positive influence on tourist satisfaction. While the social interaction experiences (professionalism, attentiveness, and guest interaction) have a positive impact on tourist loyalty, the effects of physical environment experiences (physical facilities, comfort, design and environment) on tourist loyalty are not statistically significant at 0.05 or better probability level. Nevertheless, the physical environment experiences have a positive impact on tourist loyalty at 0.10 probability level. Furthermore, the study revealed that tourist satisfaction mediates the relationship between resort hotel experiences and tourist loyalty. In this context, tourist satisfaction represents a "full mediator" on the relationship between physical environment experiences and tourist loyalty, whereas it is a "partial mediator" on the relationship between social interaction experiences and tourist loyalty. To test the moderating impact of culture, Hofstede's five dimensional (power distance, individualism-collectivism, masculinity-feminity, uncertainty avoidance, short-long term orientation) national culture model was used. Accordingly, culture moderates the relationships between "resort hotel experiences and tourist satisfaction" and "resort hotel experiences and tourist loyalty." In other words, the effects of resort hotel experiences on both tourist satisfaction and loyalty varies partially based on tourists' national culture. For instance, the impacts of comfort and guest interaction on satisfaction and/or loyalty are higher in cultures with high power distance, whereas the impacts of physical facilities and professionalism on tourist loyalty are much higher in cultures with low power distance. While the impact of professionalism on both satisfaction and loyalty is higher in individualistic cultures, the impact of guest interaction on satisfaction is higher in collectivist cultures. In feminine cultures, the path coeffficients for comfort→satisfaction, design-environment→satisfaction and attentiveness→loyalty are higher than the masculine cultures. On the other hand, the path coeffficients for physical facilites→loyalty and professionalism→loyalty are much higher when compared to feminine cultures. Furthermore, the impacts of design-environment and professionalism on tourist satisfaction are much higher in cultures with high uncertainty avoidance than the cultures with low uncertainty avoidance. These cultural impact differences are discussed in detail in the conclusions section of this dissertation by considering their theoretical and practical implications. However, no mediating effect of culture on the relationship between tourist satisfaction and loyalty was found. More specifically, the impact of tourist satisfaction on tourist loyalty is similar in all cultures. Key Words : Consumer experience, satisfaction, loyalty, culture, resort hotels
AHMET UŞAKLI
450178
Gazi Üniversitesi
Turizm İşletmeciliği Eğitimi Ana Bilim Dalı
2016
Türkçe
Doktora
Türk-İslam Düşüncesi Tarihi Ana Bilim Dalı
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=DPTyuy3wRPq_qvCPSqUB6-DXMj2LIOpRWsfunoZDqA9HeAlMGGjoXPhY6siG827T
./data/pdfs/450178.pdf
6,725,985
true
true
true
2025-06-04T23:00:23.722357
2025-06-06T09:41:33.771980
2025-06-07T21:13:57.255208
2025-06-08T05:05:49.461119
konusu bu öncü çalışmaya rağmen, tüketici deneyimi ile ilgili çalışmalar, daha çok Pine ve Gilmore'un (1998) çalışmasından sonra artış göstermeye başlamıştır (Oh, 2008). ## Tablo 1 ## Deneyim Kavramına İlişkin Çeşitli Tanımlar | Y azar | Yıl | Tanım | |------------------------------|------|----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------| | Cetin ve Walls | 2016 | Tüketiciyi etkileyen, akılda kalıcı ve çok boyutlu olgulardır. | | Kim, Ritchie ve<br>McCormick | 2012 | Tüketim sonrasında hatırlanabilen, olumlu öznel değerlendirmelerdir. | | Ray | 2008 | Kişileri günlük hayattan ve beklentilerden koparan, dikkat çekici ve<br>kişileri içine çeken olaylardır. | | Lashley | 2008 | Hatıra yaratacak nitelikte duygular içeren olgulardır. | | Mossberg | 2007 | Tüketiciyi duygusal, fiziksel, zihinsel ve ruhsal olarak etkileyen<br>ögeler bütünüdür. | | Oh, Fiore ve<br>l eoung | 2007 | Tüketim esnasında oluşan, eğlenceli, kişiyi bağlayan ve akılda kalıcı<br>yaşantılardır. | | Berry, Carbone<br>ve | 2002 | Tüketicinin satın alma sürecinde algıladığı mekanik ve sosyal<br>ipuçlarının koordinasyonu ile oluşan bir olgudur. | | Lewis ve<br>Chambers | 2000 | Tüketicinin satın almış mal ve hizmet ile çevrenin birleşimi sonucu<br>oluşan toplam çıktıdır. | | Schmitt | | 1999b Kendiliğinden oluşmayan, aksine bazı sahnelenen etkinlikler<br>sonucunda ortaya çıkan ve kişinin tüm benliğini etkileyen özel<br>olaylardır. | | Gupta ve Vajic | 1999 | Bir hizmet sağlayıcısının sunmuş olduğu farklı ögeler ile tüketicinin<br>etkileşimi sonucunda ortaya çıkan duygu ve bilgi bütünüdür. | | Pine ve Gilmore | 1998 | 1999,<br>farklı birer ekonomik sunudur (çıktı). Başarılı deneyimler; müşteri<br>için özgün, akılda kalıcı, zaman içinde sürdürülebilir, müşteride<br>tekrarlama isteği uyandıran ve müşterinin ağızdan ağıza iletişim<br>yoluyla çevresi ile paylaştığı değerlerdir. | | O'Sullivan ve<br>Spangler | 1998 | Kişinin tüketime fiziksel, zihinsel, duygusal, sosyal ve ruhsal olarak<br>bağlanmasıdır. | | Carlson | 1997 | Bilinç anlarında ortaya çıkan duyguların ve düşüncelerin sürekli bir<br>akışıdır. | | Arnold ve Price | 1993 | Yüksek düzeyde duygusal yoğunluk içeren algılardır. | | Holbrook ve<br>Hirschman | 1982 | Tüketim deneyimi, fantezilerin, duyguların ve eğlencenin arandığı<br>bir olgudur. | Not: "Understanding the Consumer Experience: An Exploratory Study of Luxury Hotels", Walls, A. R., Okumus, F., Wang, Y., & Kwun, D. J-W, 2011, Journal of Hospitality Marketing & Management, 20(2), p. 11 kaynağı temel alınarak oluşturulmuştur.
634622
152
237
{ "labels": [ { "class": "Metin", "confidence": 0.9238535761833191, "polygon": [ [ 1498, 2088 ], [ 1509, 258 ], [ 192, 249 ], [ 180, 2080 ] ] }, { "class": "Sayfa Numarası", "confidence": 0.9120178818702698, "polygon": [ [ 1462, 172 ], [ 1463, 123 ], [ 1396, 123 ], [ 1395, 171 ] ] } ] }
Sosyal medyada insan kaynakları uygulamalarının genel görünümü: İnsan kaynakları profesyonelleri üzerine bir araştırma / General view of human resources practices in social media: A research on human resources professionals
Sosyal medya sürekli yenilenen teknolojilerle uyum içinde olmalarını sağlayarak İKY'nin canlılığını ve etkinliğini ayakta tutmaktadır. Sosyal medya İKY'ye birçok kolaylıklar sunmaktadır. Öyle ki günümüzde iş ilanı zaman ve maddi bir kayba uğramadan yayınlanabilmektedir. Sosyal medya sayesinde kurum içi ve dışı geri bildirimler daha hızlı şekilde alınmaya başlanmıştır. Çalışanlar çalıştıkları kurumların etkinliklerinden ve duyurularından kolaylıkla haberdar olabilmektedirler. Bu tez çalışması günümüzdeki teknolojik gelişmelerle kullanımı çok yaygınlaşan sosyal medyada İK uygulamalarının nasıl görünüme sahip olduklarını ve sosyal medyanın İK uygulamalarına etkisini açıklamayı amaçlamaktadır. Bu doğrultuda İK uygulamalarında yaygın olarak kullanılan beş sosyal medya uygulamaları ele alınmıştır. Araştırmanın evrenini sosyal medya kullanan insan kaynakları profesyonelleri oluşturmaktadır. Araştırma kapsamında oluşturulan anket çalışması basit tesadüfi örnekleme yöntemiyle elde edilen üç yüz yirmi dört kişi katılım göstermiştir. Araştırma sonucunda İK uygulamalarıyla sosyal medya arasında anlamlı bir ilişki ortaya koyulmuştur. İşe alım sürecinde daha çok sosyal medyadan yararlanıldığı diğer ele alınan sekiz İK uygulamalarının yeni yeni sosyal medyada yer edindikleri tespit edilmiştir. İK uygulamalarının en fazla Linkedin'da yer aldığı görülmektedir.
Social media keeps the vitality and effectiveness of HRM by ensuring that they are in harmony with the constantly renewed technologies. Social media offers many facilities to HRM. So much so that nowadays job postings can be published without any loss of time and money. Thanks to social media, feedbacks inside and outside the institution are being received more rapidly. Employees can easily be informed about the events and announcements of the institutions they work for. This thesis study aims to explain the appearance of HR applications in social media, which is becoming widespread with today's technological developments, and the effect of social media on HR applications. To this end, five social media sites that are widely used in HR applications are discussed. Human resources professionals using social media constitute the universe of the research. Three hundred and twenty four people participated in the questionnaire study created within the scope of the research, which was obtained by simple random sampling method. As a result of the research, a meaningful relationship has been revealed between HR practices and social media. It was determined that the other eight HR practices, which were mostly used on social media during the recruitment process, gained their place in the new social media. It is seen that HR applications are mostly on Linkedin.
HANİFE TAŞ
634622
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi
İşletme Ana Bilim Dalı
2020
Türkçe
Yüksek Lisans
Türk-İslam Düşüncesi Tarihi Ana Bilim Dalı
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=_F5QEpayDXGqGZlp9XiFtFlKbVD5fmVV2_cq7n85kxi9Yqdf6q6AOitrUgZvbYA6
./data/pdfs/634622.pdf
3,598,883
true
true
true
2025-06-04T23:00:22.332322
2025-06-06T09:29:53.455948
2025-06-07T21:13:57.813782
2025-06-08T05:05:49.923499
14.12.2019). Facebook'ta oluşturulan gruplar bilgi ve anket paylaşımı sayesinde kurumlardaki iletişimi artırmaktadır. Kurumlar tüm çalışanların varlık gösterdiği ya da sadece belirli bir bölüm veya proje için daha küçük gruplar kurulabilmektedir. Facebook'ta kapalı ve gizli olmak üzere iki şekilde grup oluşturulabilir. Kapalı bir grupta Facebook kullanıcılarının hepsi grubu ve grubun kıme ait olduğunu görebilmektedir. Fakat grupta paylaşılanları görememektedir. Gizli özellikte oluşturulan grubu ise gruba üye olmayanlar hiçbir şekilde göremezler. Kurumdaki hangi çalışanların kapalı gruba üye olduğunu rakiplerde dâhil herkes görebilmektedir. Bu durumu dikkate alarak grubun gizlilik ayarını belirlemek yararlı olmaktadır. Facebook yoluyla gönderilen mesajlar çalışanların iletişim kurmalarını hızlandırmaktadır. Orneğin bir departman için kurulan Facebook gruplarının mesaj fonksiyonunu kullanarak departmanın bütün üyelerine güncel bilgiler ve duyurular iletilebilmektedir. Ayrıca kısa süreli projeler için Facebook grubu açmak yerine bir Facebook mesajı dizisi dizisi oluşturmak daha faydalı olmaktadır (https://smallbusiness.chron.com Erişim Tarihi: 14.12.2019). 1.500'den fazla kişiye yapılan bir anket çalışması sonucuna göre çalışanlar sosyal medya aracılığıyla üst düzey çalışanlarla daha fazla etkileşimde bulunmak istemektedirler. Çalışanların %42'si yöneticilerle ya da takım liderleriyle Facebook aracılığıyla iletişim kurmak istemektedir. Çalışanlar, kurumlarıyla ilgili bilgileri kişisel sosyal medya hesaplarından paylaşmak istemektedirler. Çalışanların yaklaşık beşte biri ailelerinin ve arkadaşlarının ilgisini çekeceğini düşündüğü kurumundaki haberleri paylaşmaktadır. Bu durum kurumlardaki iletişimi geliştirmekte, bilgi ve yenilik paylaşımı için imkânlar yaratmaktadır. Bunun yanında çalışanların üçte ikisi kurumlarının sosyal medya etkinliklerine katılım göstermemektedir. İnsan kaynakları bölümü etkinliklere çalışanları dânıl etmek için onlara bir projenin içinde görev verebilir oyunlar oynatabilir. Çalışanların projelere odaklanması iş arkadaşlarıyla ilişki kurmalarına, bilgi paylaşımları yapmalarına, işbirliği yapmalarına, motivasyonlarının yükselmelerine ve kurumuna sadık olmalarına yardımcı olmaktadır (https://www.theguardian.com Erişim Tarihi: 14.12.2019). Facebook, kullanıcıların birbirleriyle kolaylıkla iletişime geçip etkileşim kurdukları bir platformdur. Kurumlar Facebook'taki kurumsal sayfalarında gerçekleştirdikleri etkinlikleri paylaşarak, sorular sorarak ve söz içerikli gönderiler paylaşarak takipçileriyle iletişim kurabilmektedirler. Aşağıdaki Resim 3.36. bu konuya örnek olarak verilebilir. Fotoğrafta Kenan Acur adlı kullanıcı yayınladığı gönderide gerçekleştirilen eğitime
226720
48
131
{ "labels": [ { "class": "Metin", "confidence": 0.9428592324256897, "polygon": [ [ 1461, 2049 ], [ 1484, 328 ], [ 318, 313 ], [ 295, 2033 ] ] }, { "class": "Sayfa Numarası", "confidence": 0.8995035290718079, "polygon": [ [ 1406, 134 ], [ 1406, 84 ], [ 1347, 83 ], [ 1346, 133 ] ] } ] }
Orta öğretim öğrencilerinin yabancı dil öğrenimlerini etkileyen etmenler orta öğretim öğrencilerinin yabancı dil öğrenimlerini etkileyen etmenler / Factors affecting foreign language learning of secondary school students
Bu çalışmanın amacı; ortaöğretim öğrencilerinin yabancı dil (İngilizce) öğrenmelerini etkileyen etmenlerden; yabancı dil kaygısının, aile eğitim seviyesi ve mesleğinin, öğrenim gördükleri okul ve okul türünün (devlet, özel gibi), cinsiyetlerinin, yabancı dil ve ders işleme teknikleri hakkındaki düşüncelerinin İngilizce öğrenimine etkisini belirlemektir. Bu çalışmada, Gaziantep'te 2004-2005 öğretim yılında yabancı dil ağırlıklı eğitim veren 17 lisenin hazırlık sınıflarında öğrenim gören 1454 öğrenci arasından rasgele-örnekleme yöntemiyle seçilen 293 öğrenciye Likert tipi ölçek uygulandı. Verilerin analizi için t-testi, tek yönlü ANOVA ve Scheffé testleri kullanıldı.Öğrencilerin, anne ve babalarının eğitim düzeylerinin, mesleklerinin, cinsiyetlerinin, mezun oldukları ve okudukları okul türünün yabancı dil kaygı düzeylerine etkisi araştırıldı ve öğrencilerin kaygı düzeylerinin bunlardan etkilenmediği sonucuna ulaşıldı. Ancak öğrencilerinin yabancı dil kaygı düzeyi yüksek olan bazı okullarda öğrencilerin yabancı dil başarı düzeyleri düşük bulundu.Ortaöğretim öğrencilerinin yabancı dil kaygı düzeylerinin başarılarını etkilediği, yabancı dil kaygısı yüksek öğrencilerin akademik yıl sonu yabancı dil notlarının düşük olduğu, düşük yabancı dil kaygısı taşıyan öğrencilerin ise notlarının yüksek olduğu ortaya çıkarıldı. Bununla birlikte, araştırmadan elde edilen bulgular, öğrencilerin yabancı dil başarı düzeylerinin, babalarının eğitim düzeyinden, öğrenim gördükleri okuldan, okul türünden ve dil hakkında geliştirdikleri olumlu düşüncelerinden etkilendiğini göstermektedir. Bulgular öğrencilerin yabancı dil kaygı seviyelerinin cinsiyetlerine göre farklılık göstermediğini, ancak kız öğrencilerin yabancı dil başarı seviyelerinin daha yüksek olduğunu göstermektedir.
The purpose of this study is to determine whether factors like foreign language anxiety, educational level and occupation of families, schools and school types students attend, their genres, teaching methods, and the positive ideas of students about language learning are affecting their English learning or not. In this study, Likert type scale was applied to 293 randomly selected students among 1454 preparatory class students from 17 foreign language oriented high schools in central Gaziantep in the academic year of 2004-2005. The data were analyzed by using t test, one way ANOVA, and Scheffé test.The effects of the level of education and the occupation of the parents, the genres of the students, the school type they attend, the primary schools they graduated from on the level of foreign language anxiety was investigated and no effects of these parameters were found. On the other hand, some of the schools where the students had high level of foreign language anxiety had low foreign language success.Findings of this study indicated that foreign language anxiety levels affect secondary school student?s English learning academic successes, the students with high level of foreign language anxiety received low grades in English language courses at the end of the academic year; however, the students with the low level of foreign language anxiety received high grades. In addition to this, this study revealed the fact that students? schools and school types they are attending, their fathers? educational level, teaching methods, and their positive ideas about language learning were significantly affecting their academic success in English learning. The results indicated that there were no differences between the level of Foreign Language Anxiety of genders , however female students were found to be more successful in foreign language learning than male students.
GÜZİDE ÖNER
226720
Gaziantep Üniversitesi
Eğitim Bilimleri Bölümü
2008
Türkçe
Doktora
Türk-İslam Düşüncesi Tarihi Ana Bilim Dalı
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=-Z0vbSUgrhM9fXoGkRe6Q-wbhe8ezYeKRzULRvrYKujurmWzDUYWpfEytDwqtaEP
./data/pdfs/226720.pdf
694,429
true
true
true
2025-06-04T23:00:23.982618
2025-06-06T09:38:18.986993
2025-06-07T21:14:00.075369
2025-06-08T05:05:50.958483
Macıntyre ve Gardner (1991b:88) kaygının, yabancı dil öğrenen öğrencilerin öğrenmelerini etkileyebilen potansiyel problemlerden olabileceğini çünkü, zihinde tutmayı, öğrenmeyi ve sonucu olumsuz olarak etkilediğini belirtmektedirler. Ehrman ve Oxford (1989:8-9) karakteristik özelliklerin, cinsiyetlerin ve psikolojik etkilerin insanların yabancı dil öğrenme stratejilerine etkisini araştırmışlardır. Araştırmanın bulguları bayan ve erkek öğrencilerin farklı strateji geliştirdiklerini göstermiştir. Bayanların dil öğrenirken farklı strateji geliştirmelerinin yanı sıra daha fazla strateji kullandıkları da belirlenmiştir. Bundan önceki yapılan çalışmalarda olduğu gibi yabancı dil öğreniminde cinsiyetlerin önemli olduğunu bu çalışma da desteklemektedir. Ozellikle bayanların sözel iletişimde üstünlüğü bu çalışma ile de bir kez daha kanıtlanmıştır. Nyikos (1990:285) yetişkinlerin, cinsiyetlerinin dil öğrenmede oluşturduğu farklılıkları araştırarak bu konuda sosyalleşme ve hafızanın etkilerini incelemiştir. Bayanların başarıları daha çok sözel iletişim kanalıyla öğrenilen stratejilere bağlıyken erkeklerin ise görsel iletişim yoluyla öğrenmeye eğilimli oldukları ve bu yönde strateji geliştirdikleri gözlenmiştir. Çalışmanın sonucuna göre uygun öğrenme ve öğretme stratejileri geliştirildiği zaman bayanlar ve erkekler arasında başarı eşitliği sağlanabilmektedir. Ganschow (1994:44) ve diğerleri yabancı dil öğrenen üniversite öğrencilerinin yüksek, orta ve düşük kaygı düzeyleri olanları belirlemiş ve bu öğrenciler arasındaki kendi dillerindeki konuşma ve yazma performans farklılıklarına bakmışlardır. Ortaya çıkan sonuçlara göre bazı öğrencilerin, kaygı düzeyleri yüksek olmasına rağmen iyi performans sergiledikleri görülmüştür. Böylece dil performansına sadece kaygının etki etmediğini göstermişlerdir. Ancak üzerinde durulması gereken ve buradan da anlaşılabileceği gibi dil öğrenme zorlukları yaşayan ve dile karşı negatif duyguları olan öğrencilerinde yabancı dil kaygısı da yüksek olabilmektedir bu yüzden araştırma yapılırken bütün bunların ayrıca incelenmesinde yarar vardır. Ganschow ve Sparks (1996:199-211) yabancı dil kaygısı ile anadil öğrenme yetenekleri ve yabancı dile karşı geliştirilen tutumların, bayanlar arasında yabancı dil öğrenmeye etkisini incelemişlerdir. Çalışmanın sonuçlarına göre öğrencilerin kendi
616505
265
362
{ "labels": [ { "class": "Sayfa Numarası", "confidence": 0.8736286759376526, "polygon": [ [ 1466, 175 ], [ 1466, 129 ], [ 1405, 128 ], [ 1404, 175 ] ] }, { "class": "Metin", "confidence": 0.6740239262580872, "polygon": [ [ 1486, 2135 ], [ 1503, 268 ], [ 135, 255 ], [ 118, 2122 ] ] } ] }
Üstün yetenekli öğrencilere yönelik farklılaştırılmış sorgulama temelli fen bilgisi ders modüllerinin geliştirilmesi, uygulanması ve etkililiğinin değerlendirilmesi / The development, implementation and effect of differentaited inquiry-based science lesson modules for gifted students
Üstün yetenekli öğrenciler özel ve farklı bir eğitim ortamı ihtiyacı içerisindedirler. Akademik / zihinsel anlamda ise, iyi bir genel eğitime sahip olmak; zihinsel anlamda zorlanmak ve dolayısıyla motive olmak; çalışmalarında, düşünmelerinde ve öğrenmelerinde bağımsız olmak üstün yetenekli öğrencilerin temel ihtiyaçlarıdır denebilir. Bu ihtiyaçlar çerçevesinde üstün yeteneklilerin eğitiminin nasıl dizayn edilmesi gerektiği halen tartışılan bir konudur. Bu dizaynlar dikkate alındığında, herhangi bir dizayn içerisinde üstün yetenekli öğrencilerin kendilerine özgü materyaller ve ortamların oluşturulması ihtiyacı ise her zaman hissedilmektedir. Literatür incelendiğinde üstün yetenekli öğrencilerin kendilerini zorlayıcı etkinlik ve içeriklere, farklılaştırılmış ders planları ve programlara, aktif öğrenme süreçlerine, yeterli bir fiziki altyapıya sahip öğrenme ortamına ve yasal düzenlemelere gereksinim duymaktadırlar. Bu çalışmada bu gereksinimlere yönelik olarak öğrencilerin ihtiyaç duydukları ve öğretmenlerin her platformda eksikliğini hissettikleri ders rehber materyalleri geliştirmek ve bu rehber materyallerin işlerliğini incelemek amaçlanmıştır. Bu amaçla öğrencilerin fen bilgisi derslerine yönelik olarak modüller geliştirilmiştir. Modüller fizik, kimya ve biyoloji alanlarına ait günlük yaşam problemleri içeren konulardan oluşmuştur. Modüllerde teorik altyapısı sorgulama temelli yaklaşım ile yapılandırılmış, aktif öğrenme süreçlerine yer verilmiş, farklılaştırma stratejisi modül bölümlerinde etkin olarak kullanılmış ve zorlayıcılık ilkesi göz ardı edilmemiştir. Bu bağlamlar çerçevesinde geliştirilen modüllerin bir sonraki aşamada bilimsel olarak geçerliliği test edilmiştir. Öncelikle modüllerin öğrencilerde yarattığı farklılık değerlendirilerek gerçek bir fayda sağlayıp sağlamadığı incelenmiştir. Bu kapsamda, kullanılan teorik çerçeve dikkate alınarak modüllerin öğrencilerin bilimsel muhakeme, bilimsel süreç becerileri ve kavramsal anlama değişkenleri üzerindeki etkisi irdelenmiştir. Ayrıca modüllerin kullanışlılığı ve uygulama öğretmenin modüller hakkındaki düşünceleri de alınarak veri çeşitliliği sağlanmıştır. Araştırma problemleri, araştırmanın amacı ve tasarımı dikkate alındığında araştırmada karma desen metodolojisi kullanılmıştır. Araştırma üç yılı kapsayan, öncelikle Bilim Sanat Merkezi (BİLSEM) fen öğretmenlerinin ders içi ihtiyaçlarının belirlenerek başladığı, literatür taraması ve modüllerin geliştirilmesi süreci ile devam eden ve sonunda modüllerin uygulanarak etkililiğin değerlendirildiği aşamalı bir süreçtir. Bu yüzden karma yöntemin çok aşamalı deseni araştırmanın metodolojisini oluşturmaktadır. Araştırma 19 üstün yetenekli öğrenci ile Bursa'da bir BİLSEM'de gerçekleştirilmiştir. 12 hafta süresince devam eden uygulamada ön/son-test tek grup deneysel desen ile nicel veriler toplanmıştır. Görüşme, gözlem ve doküman analizi ile nitel veriler elde edilmiştir. Yapılan analizler sonucu problem durumlarına göre nicel ve nitel bulgular elde edilmiş ve değerlendirilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre öğrencilerin bilimsel muhakemelerinde anlamlı düzeyde bir gelişim gözlenmiştir. Fakat bu gelişim istenen düzeyde olmamış yüksek seviyede muhakeme becerisi gözlenmemiştir. Öğrencilerin bilimsel süreç becerilerinde anlamlı derecede bir gelişim bulunmuştur. Buna göre öğrencilerin hipotez kurma gibi nedensel düzey becerilerde ve bazı deneysel düzey becerilerde zorlandıkları görülmüştür. Dolayısıyla öğrencilerin bilimsel süreç becerilerindeki gelişimin daha da artırılabileceği sonucuna varılmıştır. Öğrencilerin modülde geçen kavramları anlamlandırabildikleri bulunmuştur. Ancak bazı kavramlar arası ilişkileri yapamadıkları veya zorlandıkları sonucuna ulaşılmıştır. Modüllerin kullanışlı olarak değerlendirildiği yapılan gözlemler sonucu ortaya çıkarılmıştır. Uygulama öğretmeni ile yapılan görüşmeden ise, modüllerin üstün yetenekli öğrencilerin eğitimi için uygun olduğu fakat BİLSEMlerdeki süregelen bazı problemlerden dolayı (zaman kullanımı, devamsızlık gibi) bumerkezlerde kullanımı sürecinde problemler karşılaşılabileceği sonucuna varılmıştır. Bu sonuçlardan yola çıkarak, modüllerin daha uzun zaman dilimlerinde uygulanması gerektiği, böylece belirtilen değişkenlere yönelik daha uzun süreli etkinlikler işlenerek istenen seviyede bilimsel muhakeme ve bilimsel süreç becerisi gelişimi sağlanabileceği, kavramlar arası ilişkilerin daha etkili olarak anlamlandırılabileceği önerilmektedir. Öğrencilerin daha fazla hipotetik düşünme süreçlerine katılımları sağlanmalıdır. Böylece yüksek düzeyde bilimsel muhakeme becerisi geliştirilmesi sağlanabilir. Öğrencilerin bilimsel muhakeme becerilerindeki gelişim ile bilimsel süreç becerilerinin ilişkili olduğuna dair bulgular göz ardı edilmeyerek ve her iki beceriye ait etkinliklerin seviyelerinin birbiri ile eş zamanlı yapılması önerilmektedir.
The gifted students need a special and different educational environment. In the academic/cognitive sense, having a good general education; being mentally challenged and hence motivated; thinking, learning and being independent in their studies are the basic needs of gifted students. In the context of these needs, it is still debated how the educational settings of gifted learners should be designed. Considering these designs, the need to create unique materials and environments for gifted students in any design is always felt. When the literature is examined, gifted students need challenging activities and contents, differentiated lesson plans and programs, active learning processes, learning environment with adequate physical infrastructure and legal regulations. This study aims to develop lesson guide materials and to examine the functionality of these guidelines in order to meet these needs and the teachers feeling who express the lack of this kind of materials in every platform. For this purpose, modules were developed for gifted students' science lessons. Modules are composed of subjects with daily life problems related to physics, chemistry, and biology. In the modules, the theoretical infrastructure was structured with an inquiry-based approach and active learning processes were included. The modules developed within these contexts were tested scientifically at a later stage. First of all, it is examined whether the modules provide a real benefit by evaluating the difference that students create. In this context, the effect of the modules on scientific reasoning, scientific process skills, and conceptual understanding variables was evaluated by taking into consideration the theoretical framework used. In addition, the usability of the modules and the teachers' opinions about the modules were taken and by this way, data variety was provided. When the research problems, aim and design of the research were taken into consideration, mixed design methodology was used. The research is a gradual process that consists of three years started with determining the needs of the science teachers regarding the lesson in the Science and Art Center (SAC) and continuing with the process of the literature review and developing modules. Therefore, the multi-stage pattern of the mixed method is the methodology of research. The research was carried out with 19 gifted students in a SAC in Bursa. Quantitative data were collected with a single group experimental design through 12 weeks of implementation. Qualitative data were obtained through interview, observation and document analysis. As a result of the analyzes, quantitative and qualitative findings were obtained according to the problem situations and then evaluated. According to the results, a significant improvement was observed in the scientific reasoning of the students. However, this level of development was not observed at the desired level of high-level reasoning skills. A significant improvement was found in students' scientific process skills. According to this, it was observed that students had difficulty in the causal level skills such as hypothesis posing and some experimental level skills. Therefore, it was found that the development of scientific process skills of the students could be further increased. It was found that students could make sense of the concepts in the module. However, it has been concluded that they cannot make relations between some concepts or have difficulties. It was revealed that the modules were evaluated as useful. It is concluded after the interview with the teacher that the modules are suitable for the education of gifted students but some problems may be encountered in the use of SACs. Based on these results, it is suggested that the modules should be applied in longer time periods, so that long-term activities for the mentioned variables can be processed and scientific reasoning and scientific process skills can be developed at the desired level, and that the relationships between the concepts can be more effectively understood. Students should be challenged by prompting them into more hypothetical thinking processes. Thus, a high level of scientific reasoning can be developed. It is recommended that the findings of the students' scientific reasoning skills and scientific process skills are related, and that the levels of activities related to both skills are concurrent with each other.
BESTAMİ BUĞRA ÜLGER
616505
Uludağ Üniversitesi
Matematik ve Fen Bilimleri Eğitimi Ana Bilim Dalı
2019
Türkçe
Doktora
Türk-İslam Düşüncesi Tarihi Ana Bilim Dalı
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=4J_FzTwlrMCH4qBROpXPH3IsUU9JdyKByvd5BHSVvIL0_IP13JipBON_olIpj2A6
./data/pdfs/616505.pdf
7,101,955
true
true
true
2025-06-04T23:00:19.972796
2025-06-06T09:23:45.272656
2025-06-07T21:14:01.431434
2025-06-08T05:05:51.558031
sonuçtur. Robinson, Dailey, Hughes ve Cotabish (2013) üstün yetenekli öğrencilerin sınıf içerisinde içerik ve kavramlar arası bağlantı kurmada ve bu kavramların günlük yaşam kullanılarak uygulanmasında problem temelli yaklaşımın kullanılabileceği sonucuna varmışlardır. Bu sonuç bu araştırmada uygulanan sorgulama temelli yaklaşım ile parallelik göstermekte ve benzer sonuçları içermektedir. Öğretmen tarafından belirtilen görüşler de bu sonuçlar ile benzerdir. Öğrencileri zorlayıcı konuların seçimi öğretmen tarafından da ilgi görmüştür. Plastık ve çevre kavramlarındaki tartışmalar ve söylemler (discourse), hız ve ivme konusundaki analizler ve DNA konusundaki organik maddeden DNA çıkartma etkinlikleri öğrencileri zorlayıcılık anlamında modüle bağlayan ve öğretmenin modülle ilgili pozitif görüşlerine örnektir. Halihazırda içerikte yapılacak farklılaştırmanın üstün yetenekliler için zorlayıcı ve ilgi çekici günlük yaşam konularından seçilmesi araştırmacılar tarafından sıklıkla önerilmiştir (Powers, 2008; Hertberg-Davis, 2009; Linn-Cohen & Hertzog, 2007; Sumida, 2017). Uygulama süreci temasına dönük olarak elde edilen bulgularda, yöntem /teknik, yaklaşım, etkinlik ve öğrenci tepkisi kategorileri oluşturulmuştur. Negatif bulguların daha çok bu tema altında öğrenci tepkisi kategorisinde kendini göstermiştir. Öğrencilerin sürekli farklı günlük fen deneyleri yapmak istemeleri öğretmenin uygulama süreci boyunca öğrencilerin tepkilerini kontrol etmek zorunda kalmasına sebep olmuştur. Bu durumun BILSEM program ve müfredat sorunları ile alakalı olduğu düşünülmektedir. Sorgulama temelli ve farklılaştırılmış öğretimin modüllerde yer alması, yöntem/teknik, yaklaşım ve etkinlikleri de etkilemiş ve bunlara uygun hazırlanan etkinlikler pozitif geri dönüt sağlamıştır. Sonuç olarak uygulama öğretmeninin geliştirilen sorgulama temelli farklılaştırılmış ders modüllerini kullanışlı bulması, içerik, yaklaşım ve yöntem/teknik olarak etkin olduğunu düşünmesi, modüllerin üstün yeteneklilerin fen derslerine uygunluğunu göstermesi açısından farklı kaynaktan elde edilen bir başka kanıt olarak görülmektedir. Fakat öğretmenin süreç, BILSEM ve öğrenciler hakkındaki negatif görüşleri, modüllerde daha fazla deney etkinliği
235839
138
441
{ "labels": [ { "class": "Metin", "confidence": 0.9508578777313232, "polygon": [ [ 1465, 1747 ], [ 1472, 254 ], [ 309, 248 ], [ 302, 1742 ] ] }, { "class": "Sayfa Numarası", "confidence": 0.9214164018630981, "polygon": [ [ 919, 2111 ], [ 919, 2061 ], [ 848, 2060 ], [ 848, 2110 ] ] }, { "class": "Footer", "confidence": 0.9118618369102478, "polygon": [ [ 1418, 1999 ], [ 1418, 1733 ], [ 290, 1732 ], [ 290, 1998 ] ] }, { "class": "Footer", "confidence": 0.39087164402008057, "polygon": [ [ 1426, 1643 ], [ 1426, 1492 ], [ 292, 1490 ], [ 292, 1642 ] ] } ] }
Kalkınmanın finansmanında Grameen Bank örneği ve Türkiye için uygulanabilir bir mikrofinansman modeli önerimi / Grameen Bank example in development financing and proposal of an applicable microfinance model for Turkey
Din, dil, ırk ve düşünce farklılığı gözetmeksizin, tüm bireylerin refahında, yaşam standartlarında, gelirinde ve/veya maddi olanaklarında iyileşme sağlamak; özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasında, dünya kamuoyunun en çok ilgilendiği konu haline gelmiştir. Buna göre, tüm bu sosyo-ekonomik olguları içerisinde barındıran kalkınma, birçok ülkenin öncelikli hedefi olmuştur. Bununla birlikte, gelişmiş ülkeler de dahil olmak üzere, dünyadaki bir çok ülke, yoksulların yaşam koşulları iyileştirilmeden anlamlı bir kalkınmanın herhangi bir ülkede gerçekleşemeyeceği gerçeğini kabul etmiştir. Bu görüş, tüm dünyada giderek daha da çok kabul görmüştür. Zira, sadece ekonomik büyüme odaklı stratejiler, insanların çoğunluğunun yaşam standartlarını iyileştirmede, büyük ölçüde başarısız olmuşlardır. Bir çok gelişmekte olan ülkede büyük bölgeler arası ve sınıflararası farklılıklar gözlenmiştir. ri safi milli hasılalar arttıkça yoksulluk, gelir dağılımındaki eşitsizlik ve işsizlik de artmıştır. Bu gelişmeler, 1970'li yıllardan itibaren birçok ülkeyi, yoksul kesimin yaşam standartlarının düzeltilmesine yardımcı olacak yeni politikalar, stratejiler ve yaklaşımlar belirlemeye itmiştir. Nitekim, söz konusu yıllarda ortaya çıkan yaklaşımlardan biri de mikrofinansmandır. Buna göre, finansal hizmetlere erişim sağlayamayan ya da ancak oldukça elverişsiz koşullarla erişebilecek durumda olan yoksul kesime kredi, tasarruf, sigorta gibi temel finansal hizmetlerin sunulmasını finansman i olarak ortaya çıkan mikrofinansman; özellikle Asya, Sahra-altı Afrika ve Latin Amerika'daki başarılı uygulamalarıyla, tüm dünyada kabul gören bir finansman yöntemi haline gelmiştir. Ancak, mikrofinansmanın genel kabul görmesi bakımından milat olarak kabul edilen asıl gelişme ise; 1974 yılında, Bangladeş'te yaşanmıştır. Buna göre Bangladeş'te kurulan Grameen Bank, kaynakların israf edilmesi riski minimize edilerek, yoksullara da kredi sağlanabileceğinin dünyadaki en önemli örneklerinden birini sergilemiş, bu alanda prototip haline gelmiştir. Nitekim, bu çalışma kapsamında, Türkiye'nin sosyo-ekonomik yapısı göz önünde bulundurularak tasarlanmasına rağmen, ana hatlarıyla Grameen Bank prototipinin özelliklerini yansıtan bir mikrofinansman inin uygulanması önerilmektedir. Zira, Grameen Bank örneğinden hareketle; yoksullukla mücadele etme anlayışıyla hizmet veren, mali olarak güçlü ve sürdürülebilir nitelikte olan; kar amacı gütmeyen ve sadece mikrofinansman alanında faaliyet gösteren bir kurum yapısının, Türkiye'de de uygulanabilirliğini ortaya koymaktadır.
After the Second World War, the most prominent issue on the agenda of the world public opinion has been to improve the welfare, living standards, income and/or financial means of all individuals without any discrimination on the basis of religion, language, ethnicity and thought. In this context, development, which enshrines all these socio-economic components, has been a priority for many countries. Many countries across the world, including developed countries, have accepted the fact that development can not be achieved in any country without improving the living conditions of indigent people. This point of view has been accepted more and more throughout the world. Strategies solely focusing on economic growth have failed to improve the living standards of people. Disparities between regions and classes have been seen in many developing countries. As the gross national product increased, poverty, inequalities in income distribution and unemployment also increased. Since the 1970s, these developments impelled many countries to determine new policies, strategies and approaches to help improve the living standards of indigent people. Microfinance has been one of the approaches that emerged in these years. Microfinance emerged as a financing to provide basic financial services like credits, savings and insurance to indigent people who have either no access to financial services or who have limited access under impractical conditions. This has soon become a financing method accepted throughout the world, with its successful implementation in Asia, Sub-Saharan Africa and Latin America. However, the development, which is considered to be a turning point for microfinance to become generally accepted, was seen in Bangladesh, in 1974. Grameen Bank, which was established in Bangladesh, has been one of the most significant examples in the world and soon became a prototype for minimizing the waste of resources and providing credit to indigent people. This study, although mainly focuses on Turkey?s socio-economic structure, proposes the implementation of a microfinance that reflects the main characteristics of the Grameen Bank prototype. The, taking the Grameen Bank example into consideration, suggests that a financially strong, sustainable and non-profit institutional structure that provides services to combat poverty and focuses solely on microfinance, is also applicable in Turkey.
LEVENT AĞDAŞ
235839
Marmara Üniversitesi
Bankacılık Ana Bilim Dalı
2009
Türkçe
Doktora
Türk-İslam Düşüncesi Tarihi Ana Bilim Dalı
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=UPP_Zu9isEmWGFXFCBYasbwA69bSL2g938h3RICWjUekWpfiBjg0kLxgbPvSIIhM
./data/pdfs/235839.pdf
2,947,881
true
true
true
2025-06-04T23:00:22.068152
2025-06-06T09:33:31.164209
2025-06-07T21:14:01.543672
2025-06-08T05:05:52.380855
piyasalarında, yapılan yatırımlar açısından kamu yatırımlarının özel yatırımlara rakip mi; yoksa tamamlayıcı mı olacağı büyük önem taşımaktadır. Ote yandan iç borçlanma yoluyla sağlanan kaynakların tüketim harcamalarına değil, verimli yatırım harcamalarına kanalize edilmesi kalkınma için zorunludur. Verimli yatırım harcamalarına kanalize edilen iç borçlar, çarpan mekanizması yoluyla ekonomik büyüme ve kalkınmayı pozitif yönde etkiler. 307 ## 1.2.1.2.1. Devlet Iç Borçları Kamu ya da devlet borçlanması, borç verenlerin fonları hükümete transfer ettikleri ve hükümetin, sırasıyla, borçlanmanın ortaya çıkmasından sonraki dönemler boyunca hükümet gelirleri üzerindeki hakları temsil eden tayin edilmiş araçları borç verenlere transfer ettiği iki taraflı bir tür değişim sürecidir. Basitçe bilanço terimleri ile, kamu borçlanması kamu hesabında bir borç kalemi ve borçlanma araçlarının sahiplerinin birleşik hesaplarında bir alacak kalemidir.308 Bugün, gelişmiş, az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler borçlanma anlayışlarında gelen değişmelerle birlikte, finansman açıklarını giderebilmek için borçlanmaya başvurabilmekte ve borçlanmayı olağan bir kamu geliri olarak görebilmektedir. 30 Borçlanma, bu ülkelerde, zaman zaman da maliye politikasının bir aracı olarak kullanılmıştır. Ancak kamu açıklarının borçlanma ile kapatılması zamanla sürekli bir hale gelmiştir. Artan borçlanma miktarı, faiz ödemelerini, dolayısıyla transfer harcamalarını artırmış; bütçe açıklarının artışı borçlanma ile finanse edilerek faiz-borç sarmalına dönüşmüştür. İşte bu noktada borçlanma, ağır bir vergi yükünün alternatifi anlamına gelmektedir.310 Ulke ekonomilerinde kamu borçlanmasının ekonomik etkiler yaratması genel kabul gören bir durum olmakla birlikte bu etkiler, borçların kaynağına, borçlanılan yere, borçların vade yapısına veya borçlanılan fonların kullanım biçimine göre <sup>307</sup> Keskin, Şen ve Saruç, s.214. <sup>308</sup> James Buchanan, "Kamu Borçlanması" Haluk Tandırcıoğlu (çev), Maliye Yazıları Dergisi, Nisan-Haziran 1999, Sayı 63. s.1. http://www.canaktan.org/ekonomi/kamu\_maliyesi/maliyegenel/kamu\_borclanmasi.htm[21.04.2008] Sami Taban ve Akif Kara, "Türkiye'de Kamu Kesimi İç Borçlanmasının Özel Yatırım Harcamaları 309 Üzerindeki Etkisi", Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İİBF Dergisi, Ekim 2006, s.23-24 <sup>310</sup> M. Yasin Saatçi, "Türkiye'de Bütçe Açıkları ve Finansmana Şekilleri", Bütçe Dünyası Dergisi, Cilt. 2, Sayı.26, 2007. s.94.
231202
214
240
{ "labels": [ { "class": "Sayfa Numarası", "confidence": 0.8426364660263062, "polygon": [ [ 1462, 2241 ], [ 1463, 2196 ], [ 1399, 2195 ], [ 1398, 2241 ] ] }, { "class": "Kaynakça", "confidence": 0.5282724499702454, "polygon": [ [ 1501, 2054 ], [ 1510, 376 ], [ 229, 369 ], [ 220, 2047 ] ] }, { "class": "Metin", "confidence": 0.4145151674747467, "polygon": [ [ 1494, 2057 ], [ 1497, 348 ], [ 247, 346 ], [ 244, 2055 ] ] } ] }
Arşiv belgelerine göre Tarsus'ta sosyo-kültürel yapı (XIX. yüzyılın ikinci yarısı) / Socio-cultural structure in Tarsus according to archive documents (second half of XIX. century)
Kilikya havalisinin en eski yerleşim yeri olan Tarsus'un ne zaman ve kim tarafından kurulduğu tam olarak tespit edilememektedir. Şehrin stratejik açıdan önemli bir yerde bulunması sebebiyle burası tarih boyunca birçok devletin eline geçti. Bu sebeple Tarsus defalarca tahribata maruz kaldı. XIX. yüzyılın ikinci yarısına kadar şehir, altı defa yıkıma uğradı ve yedinci kez tekrar mamur hale getirildi.Tarsus, Osmanlılar tarafından fethedildikten sonra sancak statüsü ile taşra teşkilatındaki yerini aldı. Önce Haleb'e, ardından Kıbrıs'a ve XVIII. asırda da Adana Eyaleti'ne bağlandı. 1833'ten 1840'a kadar Mısırlı İbrahim Paşa'nın idaresi altında kaldı. 1866'dan itibaren Haleb Vilâyeti teşkil edilince, bu vilâyete bağlı Adana Sancağı'na tâbi bir kaza statüsüne getirildi. 1870'de Adana vilâyet merkezi olunca Tarsus, yine bu vilâyetin merkez sancağına bağlı bir kaza konumunu muhafaza etti. 1888'de ise Mersin sancak merkezi oldu. Böylece Tarsus, Adana Vilâyeti'ne tâbi Mersin Sancağı'nın bir kazası durumuna geldi.XIX. yüzyılın ikinci yarısında Tarsus nüfusunun yaklaşık olarak % 95'ini Müslümanlar, % 5'ini de gayrimüslimler oluşturmaktaydı. Müslümanlarla gayrimüslimler aynı mahalle ve köyde bir arada yaşamaktaydılar. Farklı unsurlar arasında sosyal hayatın hemen her alanında sık ve yakın ilişkiler geliştirilmiştir. Müslümanlar ezici bir üstünlüğe sahip olmalarına rağmen gayrimüslimler daha iyi bir hayat sürdürmüşlerdir.Araştırılan dönemde Tarsus'ta gündelik hayatta gayrimüslimlere yönelik herhangi bir kısıtlama olmamıştır. Hem kendi aralarındaki problemlerde, hem de Müslümanlarla olan ihtilaflı konularda kadı mahkemesine müracaat ederek çözüm aramışlardır. Kendi aralarında ortaklıklar kurabildikleri gibi Müslümanlarla da ortak iş yapabilmişler, onlarla aynı esnaf teşkilatı içinde faaliyetlerini sürdürmüşler, hatta bazen lonca reisi de olmuşlardır. Kanunlara bağlı kalmak kaydıyla her türlü üretim ve ticarette herhangi bir engelle karşılaşmamışlardır. Yine kendilerine tanınan din ve vicdan özgürlüğü kapsamında dinî ve sosyal vakıf müesseseleri kurmalarına müsaade edilmiş, harabe durumdakilerin tamirine izin verilmiş ve hatta ihtiyaç halinde yenileri dahi inşa edilebilmiştir.Anahtar Sözcükler: Tarsus, Osmanlı, Arşiv Belgeleri, XIX. Yüzyılın İkinci Yarısı, Müslim, Gayrimüslim.
By whom and when Tarsus, the oldest settlement of Cilicia, was established cannot be certainly detected. Owing to its strategically important location, throughout history the city changed hands of many states. Thus, Tarsus was subjected to destruction numbers of times. Until the second half of XIX. century, the city was devastated six times and it was made prosperous again for the seventh time.After Tarsus was conquered by the Ottomans, it took its place in the field service with the status of flag. It was first adhered to Aleppo, then to Cyprus and to Adana Province in XVIII. century. From 1833 to 1840, it remained under administration of Ibrahim Pasha of Egypt. As of 1866, when Aleppo Province was constituted it was brought to the status of a district subordinated to Adana Flag. In 1870 when Adana became the provincial center, it preserved its position as a district adhered to the central flag of this province. In 1888 Mersin became the central flag. Thus, Tarsus became a district of Mersin Flag adhered to Adana Province.In the second half of XIX. century; 95% of Tarsus? population was constituted by Muslims and 5% was constituted by non-Muslims. Muslims and non-Muslims used to live together in the same neighborhoods and villages. In almost all areas of social life, social relations were developed. Although Muslims were vast majority, non-Muslims lived a better life.During the period that is inquired, in the daily life any restrictions aimed at non-Muslims did not occur in Tarsus. They looked for solutions by applying Kadi?s Courts either in problems within themselves or in controversial topics with Muslims.Besides being able to form associations within themselves, they could also do partner business with Muslims; they were active with them in the same craftsmen organization, and sometimes they even became the guild chairman. Abiding by the laws, they did not encounter any obstacles in every kind of production and commerce. Again within the liberty of religion and conscience they were allowed to establish religious and social donation corporations, fixing of the ones in ruins were allowed and even new ones could be built.Keywords: Tarsus, Ottoman, Archive Documents, Second half of 19th century, Muslims, Non-Muslims.
ABDULLAH POŞ
231202
Uludağ Üniversitesi
Tarih Bölümü
2008
Türkçe
Doktora
Türk-İslam Düşüncesi Tarihi Ana Bilim Dalı
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=UPP_Zu9isEmWGFXFCBYasWoLzgNlmMhTSpweWjFhNZ6u_P0a6Hqix-5VymZOuwmj
./data/pdfs/231202.pdf
3,956,564
true
true
true
2025-06-04T23:00:21.639455
2025-06-06T09:28:49.833935
2025-06-07T21:14:02.172449
2025-06-08T05:05:52.829500
"Osmanlı Devrinde Konar-Göçer Aşiretlerin Isim Almalarına Dâir Bâzı Mülâhazalar", Osmanlı Döneminde Konar-Göçerler, Istanbul 2006, ss. 115-127. Şemseddin Sâmi, Kâmûsu I-A 'lam, I-VI, c. IV-VI, Istanbul 1311-1316. a başırır. Şentürk, Hüdai, Osmanlı Devleti'nde Bulgar Meselesi (1850-1875), TTK, Ankara 1992. - Şimşir, Bilâl N., Rumeli'den Türk Göçleri (Belgeler-Documents), I-II, c. I-II, Ankara 1968-1970. - Şimşirgil, Ahmed, Osmanlı Taşra Teşkilâtında Tokat (1455-1574), MUSBE, Yayınlanmamış Doktora Tezi, İstanbul 1990. - Şişman, Adnan, "Misyonerlik ve Osmanlı Devleti'nin Son Döneminde Kurulan Yabancı Sosyal ve Kültürel Müesseseler", Türkler, I- XX, c. XIV, Ankara 2002, ss. 173-180. - Tanrıverdi, Hülya Güley, Tarsus'ta Türk Islam Mimarisi, EUSBE, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Kayseri 2006. Tarsus'un 1981 Yılı Ekonomik Raporu, haz. TTSO. T. H., "Yayla", IA, I-XIII, c. XIII, Istanbul 1986, ss. 360-361. Tekin, Rahmi-Baş, Yaşar, Osmanlı Atlası XX. Yüzyıl Başları, OSAV, İstanbul 2003. Tekindağ, M. C. Şehabeddin, "XIV. Asrın Sonunda Memlûk Ordusu", Tarih Dergisi, XI/15, Edebiyat Fakültesi Matbaası, Istanbul 1960, ss. 83-94. > , "II. Bayezid Devrinde Çukurova'da Nüfuz Mücadelesi", Belleten, c. XXXI, sy. 121-124, TTK, Ankara 1967, ss. 345-373. , "Fâtih Devrinde Osmanlı-Memlûklu Münasebetleri", Tarih Dergisi, sy. 30, Edebiyat Fakültesi Matbaası, İstanbul 1976, ss. 73-98. , "Karamanlılar", IA, I-XIII, c. VI, MEB, Istanbul 1977, ss. 316-330. Texier, Charles, Küçük Asya Coğrafyası, Tarihi ve Arkeolojisi, çev. Alı Suad, I-II, c. II-III, Ankara 2002. Tuğlacı, Pars, Osmanlı Şehirleri, İstanbul 1985.
244066
43
139
{ "labels": [ { "class": "Metin", "confidence": 0.9316657185554504, "polygon": [ [ 1506, 1986 ], [ 1517, 237 ], [ 242, 230 ], [ 231, 1979 ] ] }, { "class": "Sayfa Numarası", "confidence": 0.8863963484764099, "polygon": [ [ 919, 124 ], [ 921, 73 ], [ 862, 72 ], [ 861, 122 ] ] } ] }
Talebin belirsiz olduğu ortamda üretim planlama çalışmalarında bulanık mantık yaklaşımı / Production planning studies using fuzzy logic approach in the uncertain demand environment
Üretim planlama, üretim işletmelerinin üretim faktörlerini daha etkin bir şekilde kullanılmasını sağlayan önemli araçlardan bir tanesidir. Üretim planlama, bulanık olarak gerçekleşen talepleri dikkate alarak işletmelerin makine, malzeme, kalıp, işgücü gibi kıt kaynaklarını etkin ve verimli kullanmalarını, müşteri memnuniyeti sağlamalarını ve birbiri ile çelişen bir çok amacı ortak bir noktada birleştiren önemli araçlardandır.Üretim planlama problemlerinin bir çoğunda sürece etki eden faktörler sabit veya kesin olarak kabul edilmekte ve üretim planlama bu şekilde yapılmaktadır. Fakat fiili hayatta üretim planlama için gerekli bir çok faktör ya belirsizdir ya da hiç bilinmemektedir. Bu çalışma kapsamın da belirsiz ortamlarda karar vermeyi sağlayan bulanık doğrusal programlama modeli incelenmiş ve bir üretim planlama sistemi birden çok amaç dikkate alınarak bulanık etkenler karşısında çözülmüştür.Bu çalışma da plastik sektöründe faaliyet gösteren bir işletmenin üretim planlama faaliyetleri ne ilişkin bulanık çok amaçlı doğrusal programlama modeli geliştirilmiştir. Geliştirilen model, altı planlama zamanı için üretimi gerçekleştirilecek, stoklanacak ve müşterilere dağıtımı yapılacak ürün miktarını belirlemeye yöneliktir. Üretim ve taşıma maliyetlerinin minimizasyonunun hedeflendiği model de müşteri talepleri ve karar vericinin amaç fonksiyonlarına ilişkin istek düzeyleri bulanık olarak ele alınmıştır.Çalışma dört ana bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde bulanık mantık kavramına değinilmiştir. İkinci bölümde üretim sistemleri, üretim planlama kavramı ve üretim planlama kavramı ile bulanık mantık ilişkisine değinilmiştir. Üçüncü bölümde bulanık mantık ve tarihçesi, bulanık sayılar ve üyelik fonksiyonları incelenmiştir. Dördüncü ve son bölümde ise Talebin belirsiz olduğu ortamda üretim planlamada bir bulanık doğrusal programlama modeli ve çözümü sunulmuştur.Anahtar kelimeler : üretim planlama, bulanık doğrusal programlama, bulanık mantık, üretim sistemleri, bulanık sayılar, bulanık çok amaçlı doğrusal programlama
Production planning is one of the most important tool that production enterprise use more effective production factors. Production planning is an important tool that associate conflicting aims at the common point that are considered the results of fuzzy demands to provide scarce resources such as material, labor force, mold to use effectively and efficiently and also to provide customer satisfaction.At most production planning problems the factors that have an effect on process are fixed or definite, and production planning is applied as such. However, in real production enviroment, Most factors that utilized at production planning are either fuzzy or unknown. In this study, one of the model of fuzzy decision making that is fuzzy linear programming is analyzed and more than one cause equation is taken on board that are solved according to the fuzzy factors in this production planning system.In this study, a fuzzy-multi objective linear programming model is developed for production planning of a company in plastic sector. The model intends to determine the quantities of production to be produced, stored, transported to demand centers for six planning periods. In this model, which aims to minimize both production costs and total transportation costs and aspiration levels of decision maker about objective functions are fuzzy.The current study is organized into four main sections. In the first section of study, the basic concepts of fuzzy logic are introduced. In the second section, production systems, production planning systems and the relation between production planning and fuzzy logic are introduced. In the third section, fuzzy logic and its history, fuzzy numbers and membership functions are introduced.In the last section, for production planning in the environment where demand is fuzzy, a fuzzy linear programming model and model?s solutions are preferred.Key words : production planning, fuzzy linear programming, fuzzy logic, production systems, fuzzy numbers, fuzzy-multi objective linear programming
COŞKUN ÖRENLİ
244066
Yıldız Teknik Üniversitesi
Endüstri Mühendisliği Ana Bilim Dalı
2009
Türkçe
Yüksek Lisans
Türk-İslam Düşüncesi Tarihi Ana Bilim Dalı
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=CwVIqqBuz1VkysVpueogATCjZYCjcLqw_Po6dCxNOPyuaQQ5LOPjBevCZGLeacdc
./data/pdfs/244066.pdf
663,740
true
true
true
2025-06-04T23:00:24.655407
2025-06-06T09:42:21.696315
2025-06-07T21:14:03.537018
2025-06-08T05:05:53.253937
elde edememiştir. Bulanık mantık kavramı ilk kez uygulamada, 1965 yılında California Berkeley Universitesinden Prof. Lotfi A. Zadeh 'in bu konu üzerindeki çalışmalarıyla ortaya çıkmıştır. Zadeh, bulanık mantıkta, önermelerin doğruluk değerlerinin 0-1 arasında değiştiğini ileri sürmüş ve geleneksel mantığın katı sınırlarından bu şekilde uzaklaşıldığını belirtmiştir. Bilindiği gibi geleneksel mantıkta, bir önermenin doğruluk değeri ya 0' dır yada 1'dır. Doğruluk değeri " 0 " olan önerme, yanlış bir önermedir. Doğruluk değeri " 1 " olan önerme ise; doğru bir önermedir. Zadeh, bulanık mantığın basit bir teori olarak görülmemesi gerektiğini çünkü bulanık mantık sayesinde katı sınırları olan sistemlerin sürekliliğinin ve esnekliğinin sağlandığını ileri sürmüştür. Zadeh'in bu alandaki çalışmalarından sonra, bulanık mantık konusuyla ilgili bir çok yeni çalışma daha yapılmıştır. Başta yöneylem araştırması olmak üzere, kontrol sistemlerinde, yapay zeka, akıllı sistemler, insan davranışları, tıp, üretim sistemleri, endüstriyel sistem modellemeleri, yazılım geliştirme, robotik hareket sistemleri gibi alanlarda bulanık mantık uygulamaları kullanılmıştır. Gerçek hayat, belirsizliklerin olduğu bir sistemdir. Yine gerçek hayat problemleriyle ilgili durumlarda, insan kendi düşünce sisteminden yola çıkarak; karar vermeye çalıştığında, bu karar kümesini oluşturacak seçeneklere ulaşmak için, düşünce sisteminde yer alan, durumla ilgili kısıtları ve bu kısıtlar ışığında ulaşmaya çalıştığı amacını belirlerken; klasik matematiksel yöntemler yetersiz kalmaktadır. Klasik yöntemler ışığında elde edilen klasik karar kümeleri ise kesin sınırlara sahip kümeler olarak karşımıza çıkmaktadır. Oysa ki, insan belli bir amaca ulaşmak için belli seviyelerde de tatminkar olabilir. İşte bulanık mantık sistemiyle, amaç sonucunda elde edilecek karar kümesinin seçenekleri, belli bir seviyede amaca hizmet edecek ve daha esnek bir seçim hakkı tanıyacaktır. Bu alternatiflerin seçiminde de büyük oranda karar verici etkili olacaktır. ## 3.2 Bulanık Mantık ve Karar Verme Karar vericiler hangi şartlarda ve boyutlarda karar verirlerse versinler, bir belirsizlik ortamı içinde bu işlevlerini yerine getirmek zorundadırlar. Verilen kararların doğruluğu ise, söz konusu belirsizliğin riske dönüştürülebildiği ölçüde sağlanacaktır. Ancak karar vericiler karar sürecinde klasık bilimsel yaklaşım ve bu yaklaşımın içerdiği yöntemleri kullanıyorlarsa, sonuçta verilen kararlar, iyi-kötü, güzel-çirkin, doğru-yanlış, evet-hayır, siyah-beyaz ya da 0-1
450178
42
308
{ "labels": [ { "class": "Metin", "confidence": 0.9274187088012695, "polygon": [ [ 1475, 2103 ], [ 1484, 254 ], [ 165, 247 ], [ 156, 2096 ] ] }, { "class": "Sayfa Numarası", "confidence": 0.890684962272644, "polygon": [ [ 851, 2221 ], [ 852, 2175 ], [ 794, 2175 ], [ 794, 2221 ] ] } ] }
Turistik tüketici deneyimi: Beş yıldızlı resort otellerde bir uygulama / The tourist experience: A research on five star resort hotels
Bu araştırmanın amacı, resort otel misafirlerinin dinlence deneyimlerini incelemek ve resort otel tüketici deneyiminin, tüketici memnuniyeti ve sadakati üzerindeki etkilerini tespit etmektir. Ayrıca kültürün; turistik tüketici deneyimi, tüketici memnuniyeti ve sadakati arasındaki ilişkiler (a = resort otel tüketici deneyimi ve tüketici memnuniyeti, b = resort otel tüketici deneyimi ve tüketici sadakati, c = tüketici memnuniyeti ve tüketici sadakati) üzerindeki moderatör etkisi de incelenmiştir. Veri toplama aracı olarak, kapsamlı bir literatür taraması sonucunda oluşturulan anket formu kullanılmıştır. Anket formu; Türkçe, İngilizce, Almanca, Fransızca ve Rusça dillerinde hazırlanmış ve böylece farklı ülkelerden turistlerin araştırmaya katılımının sağlanması amaçlanmıştır. Resort otel deneyimlerinin ölçülmesinde, fiziksel çevre ve sosyal etkileşim unsurlarını esas alan yaklaşım benimsenmiştir. İlgili ölçeklerin yanı sıra; katılımcıların özgün düşüncelerine daha fazla yer verebilmek ve nicel yöntemlerle toplanan verilerin zenginleştirilmesi için, en akılda kalıcı resort otel tüketici deneyimlerine yönelik açık uçlu sorulara da yer verilmiştir. Araştırma evrenini, Türkiye'deki beş yıldızlı resort otellerde konaklayan misafirler oluşturmaktadır. Ancak araştırma sadece yaz turizmi kapsamında hizmet veren ve deniz kenarındaki resort oteller ile sınırlı olduğu için araştırma evreni; Antalya, Muğla, Aydın ve İzmir illerinde bulunan beş yıldızlı resort otel misafirlerinden oluşmaktadır. Kolay ulaşılabilir ve kota örnekleme yöntemleri birlikte kullanılarak, ilgili destinasyonları ziyaret eden 1112 turist üzerinde anket uygulaması gerçekleştirilmiştir. Uç değerler ve yüksek miktarda eksik veri içeren anket formları çıkarıldıktan sonra, 17 farklı milliyetten toplam 1070 kullanılabilir anket formu analiz edilmiştir. Araştırma modelinde yer alan hipotezler, yapısal eşitlik modeli uygulamaları kullanılarak test edilmiştir. Ölçüm sonuçlarının yüksek düzeyde güvenirliğe ve geçerliğe (birleşme, ayırt edici, uyum ve tahmin geçerlikleri) sahip olduğu görülmüştür. Araştırma sonuçları, resort otel tüketici deneyimlerinin; (1) fiziksel olanaklar, (2) konfor, (3) tasarım ve çevre, (4) profesyonellik, (5) ilgi, (6) misafirler arası etkileşim olmak üzere altı boyuttan oluştuğunu doğrulamaktadır. Söz konusu boyutlardan ilk üçü, fiziksel çevre unsurlarına yönelik deneyimleri; geriye kalan üçü ise sosyal etkileşim unsurlarına yönelik deneyimleri temsil etmektedir. Yapısal model testi sonucunda, resort otel tüketici deneyiminin, tüketici memnuniyetini pozitif yönde etkilediği tespit edilmiştir. Sosyal etkileşim unsurlarına yönelik (profesyonellik, ilgi, misafirler arası etkileşim) resort otel deneyimleri, tüketici sadakatini pozitif yönde etkilerken; fiziksel çevre unsurlarına yönelik (fiziksel olanaklar, konfor, tasarım ve çevre) resort otel deneyimlerinin ise %5 anlamlılık düzeyinde tüketici sadakati üzerinde böyle bir etkisinin olmadığı görülmüştür. Ancak her ne kadar düşük olsa da, fiziksel çevre unsurlarına yönelik resort otel deneyimlerinin, tüketici sadakatini %10 anlamlılık düzeyinde pozitif yönde etkilediği belirlenmiştir. Ayrıca araştırma sonuçları, tüketici memnuniyetinin; resort otel tüketici deneyimleri ile tüketici sadakati arasındaki ilişkide aracılık rolü üstlendiğini göstermektedir. Bu kapsamda, tüketici memnuniyetinin, fiziksel çevre unsurlarına yönelik deneyimler ile sadakat arasındaki ilişkide "tam aracılık"; sosyal etkileşim unsurlarına yönelik deneyimler ile sadakat arasındaki ilişkide ise "kısmi aracılık" rolü taşıdığı belirlenmiştir. Kültürün moderatör etkisi test edilirken, Hofstede tarafından geliştirilen beş boyutlu (güç mesafesi, bireycilik-kolektivizm, kadınsılık-erkeksilik, belirsizlikten kaçınma, kısa veya uzun vadeli yönelim) kültür modeli esas alınmıştır. Buna göre, "resort otel tüketici deneyimleri ile tüketici memnuniyeti" ve "resort otel tüketici deneyimleri ile tüketici sadakati" arasındaki bazı ilişkilerde kültürün moderatör etkisine yönelik çeşitli bulgular tespit edilmiştir. Dolayısıyla, turistik tüketici deneyimlerinin; memnuniyet ve sadakat üzerindeki etki düzeylerinin, turistin ulusal kültürüne göre kısmen değiştiği sonucuna varılmaktadır. Buna göre, güç mesafesinin yüksek olduğu kültürlerde konfor ile misafirler arası etkileşime dayalı deneyimlerin, memnuniyet ve/veya sadakati daha fazla etkilediği belirlenmiştir. Öte yandan, toplumsal hiyerarşinin (güç mesafesinin) düşük olduğu kültürlerde ise fiziksel olanaklar ile profesyonelliğe dayalı deneyimlerin, tüketici sadakati üzerindeki etkisinin daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Bireycilik-kolektivizm kültür boyutuna göre, bireyci kültürlerde, resort otel çalışanlarının profesyonellik düzeyinin, memnuniyet ve sadakat üzerindeki etkisi, kolektivist kültürlere kıyasla daha yüksektir. Kolektivist kültürlerde ise misafirler arası etkileşimin, memnuniyet üzerindeki etkisinin daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Erkeksilik-kadınsılık kültür boyutuna göre yapılan moderatör analizinde, kadınsı kültürlerde konfor→memnuniyet, tasarım-çevre→memnuniyet ve ilgi→sadakat ilişkilerine yönelik etki düzeyinin daha yüksek iken; erkeksi kültürlerde ise fiziksel olanaklar→sadakat ile profesyonellik→sadakat ilişkilerinin etki düzeyinin daha yüksek olduğu görülmüştür. Ayrıca belirsizlikten kaçınmanın yüksek olduğu kültürlerde, tasarım-çevre ile profesyonelliğin, tüketici memnuniyeti üzerindeki etkisi (belirsizlikten kaçınmanın düşük olduğu kültürlere kıyasla) daha fazladır. Söz konusu kültürel etki farklılaşmaları, teorik ve pratik katkıları dikkate alınarak araştırmanın sonuç kısmında tartışılmıştır. Ancak "tüketici memnuniyeti ve tüketici sadakati" arasındaki ilişkide, kültürün herhangi bir etkisi ile karşılaşılmamıştır. Buna göre, hangi kültür modeli ele alınırsa alınsın, tüm kültürlerde memnuniyetin, sadakat üzerindeki etki düzeyi benzerdir. Anahtar Kelimeler : Tüketici deneyimi, memnuniyet, sadakat, kültür, resort oteller
The purpose of this research is to investigate the tourists' resort hotel experiences and to examine the impact of resort hotel experiences on tourist satisfaction and loyalty. Additionally, the moderating effects of culture on the relationships (a = resort hotel experiences and tourist satisfaction, b = resort hotel experiences and tourist loyalty, c = tourist satisfaction and tourist loyalty) among resort hotel experiences, tourist satisfaction and loyalty were tested. A self administered questionnaire developed after a comprehensive literature review was used as a data collection instrument. To increase the participation of tourists from different countries, the questionnaire was administered in the following languages: Turkish, English, German, French, and Russian. The physical environment and social interaction approach was used in measuring resort hotel experiences. In addition to the scales used, open ended questions regarding the most memorable resort hotel experiences were also included to allow for the participants' unique views and to enrich the research findings. Tourists staying at five star resort hotels in Turkey comprise the target population of this study. Because the study focuses solely on the resort hotels located nearby the sea and operating in the summer season, the target population was limited with guests staying at five star resort hotels in the provinces (destinations) of Antalya, Muğla, Aydın, and İzmir. A total of 1112 resort hotel guests visiting the aforementioned destinations was surveyed using both convenience and quota sampling methods. After removing the questionnaires that include outliers and excessive missing data, a total of 1070 questionnaires from 17 different countries was analyzed. The hypotheses in the research model were tested using structural equation modelling. It was found that the research findings have high level of reliability and validity (convergent, discriminant, concurrent and predictive validities). The results also confirm that resort hotel experiences are six dimensional: (1) physical facilities, (2) comfort, (3) design and environment, (4) professionalism, (5) attentiveness, and (6) guest interaction. The first three dimensions represent the resort hotel experiences experiences related with the physical environment, whereas the remaining three dimensions represent the experiences related with social interaction. The structural model results indicate that resort hotel experiences have a positive influence on tourist satisfaction. While the social interaction experiences (professionalism, attentiveness, and guest interaction) have a positive impact on tourist loyalty, the effects of physical environment experiences (physical facilities, comfort, design and environment) on tourist loyalty are not statistically significant at 0.05 or better probability level. Nevertheless, the physical environment experiences have a positive impact on tourist loyalty at 0.10 probability level. Furthermore, the study revealed that tourist satisfaction mediates the relationship between resort hotel experiences and tourist loyalty. In this context, tourist satisfaction represents a "full mediator" on the relationship between physical environment experiences and tourist loyalty, whereas it is a "partial mediator" on the relationship between social interaction experiences and tourist loyalty. To test the moderating impact of culture, Hofstede's five dimensional (power distance, individualism-collectivism, masculinity-feminity, uncertainty avoidance, short-long term orientation) national culture model was used. Accordingly, culture moderates the relationships between "resort hotel experiences and tourist satisfaction" and "resort hotel experiences and tourist loyalty." In other words, the effects of resort hotel experiences on both tourist satisfaction and loyalty varies partially based on tourists' national culture. For instance, the impacts of comfort and guest interaction on satisfaction and/or loyalty are higher in cultures with high power distance, whereas the impacts of physical facilities and professionalism on tourist loyalty are much higher in cultures with low power distance. While the impact of professionalism on both satisfaction and loyalty is higher in individualistic cultures, the impact of guest interaction on satisfaction is higher in collectivist cultures. In feminine cultures, the path coeffficients for comfort→satisfaction, design-environment→satisfaction and attentiveness→loyalty are higher than the masculine cultures. On the other hand, the path coeffficients for physical facilites→loyalty and professionalism→loyalty are much higher when compared to feminine cultures. Furthermore, the impacts of design-environment and professionalism on tourist satisfaction are much higher in cultures with high uncertainty avoidance than the cultures with low uncertainty avoidance. These cultural impact differences are discussed in detail in the conclusions section of this dissertation by considering their theoretical and practical implications. However, no mediating effect of culture on the relationship between tourist satisfaction and loyalty was found. More specifically, the impact of tourist satisfaction on tourist loyalty is similar in all cultures. Key Words : Consumer experience, satisfaction, loyalty, culture, resort hotels
AHMET UŞAKLI
450178
Gazi Üniversitesi
Turizm İşletmeciliği Eğitimi Ana Bilim Dalı
2016
Türkçe
Doktora
Türk-İslam Düşüncesi Tarihi Ana Bilim Dalı
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=DPTyuy3wRPq_qvCPSqUB6-DXMj2LIOpRWsfunoZDqA9HeAlMGGjoXPhY6siG827T
./data/pdfs/450178.pdf
6,725,985
true
true
true
2025-06-04T23:00:23.722357
2025-06-06T09:41:33.771980
2025-06-07T21:14:03.850358
2025-06-08T05:05:53.867519
Deneyim kavramına yönelik farklı bakış açılarını göstermek amacıyla bazı önde gelen araştırmacılar tarafından yapılan tanımlar, Tablo 1'de sunulmuştur. Deneyim kavramına yönelik pazarlama ve tüketici davranışı literatüründe üzerinde fikir birliğine varılmış bir tanım henüz bulunmamaktadır (Carü ve Cova, 2003; Gentile, Spiller ve Noci, 2007). Pazarlama ya da işletmecilik bakış açısından hareketle deneyim, tüketicilerin hedonik intiyaçlarını tatmin eden ekonomik bir sunu (çıktı) olarak kavramsallaştırılmaktadır (Pine ve Gilmore, 1998). Bir başka tanıma göre ise "deneyimler, bireylerin kişisel bir şekilde ilgisini çeken etkinlikler" olarak tanımlanmaktadır (Pine ve Gilmore, 1999, s. 12). Hizmeti esas alan tüketici davranışı araştırmaları açısından bakıldığında ise deneyim, ekonomik bir sunudan ziyade hizmetin bir sonucu olarak da ele alınmaktadır (Zhong, Busser ve Baloglu, 2013). Bu bakış açısına göre, deneyim, "bir hizmetin fonksiyonel ve duygusal boyutlarının toplam sonucu" olarak tanımlanmaktadır (Sandstorm vd., 2008, s. 118). Deneyim kavramına yönelik yukarıda belirtilen açıklamalar ve Tablo 1'de yer alan tanımlar birlikte ele alındığında, deneyim ile kısaca "tüketime yönelik, tüketicinin zihninde yer eden, akılda kalıcı ve olumlu öznel değerlendirmelerin" ifade edildiği anlaşılmaktadır. "Tüketime yönelik" ifadesi ile deneyimlerin sadece tüketim sonucunda ortaya çıktığı kastedilmemektedir. Aksine tüketim sürecine bütünsel bir yaklaşımla (tüketim öncesi, tüketim ve tüketim sonrası) bakılmaktadır. Brakus, Schmitt ve Zarantonello (2009) deneyimlerin, doğrudan ve dolaylı olmak üzere iki şekilde ortaya çıktıklarını belirtmektedir. Deneyimler, çoğunlukla tüketicilerin ilgili ürünü kullanması sonucunda doğrudan ortaya çıkabilecekleri gibi, tüketicilerin reklam ve diğer pazarlama iletişimlerine maruz kalmaları sonucunda bazen dolaylı olarak da ortaya çıkabilmektedir. Turistin bir otelde tatil yapması sonucunda yaşadığı konaklama deneyimi, doğrudan ortaya çıkan bir deneyim iken; turistin seyahati öncesinde söz konusu otelin web sitesini incelemesi, reklamlarını takip etmesi sonucunda ortaya çıkan deneyim ise dolaylı konaklama deneyimine bir örnek olarak verilebilir. Arnould ve Price (1993) ise tüketim deneyiminin geniş bir zaman içerisine yayıldığını, satın alma işleminin öncesinde başlayıp, tüketim sonrasında da devam ettiğini belirtmektedir. Bu bakış açısına göre, tüketim deneyimini dört aşamaya ayrılmaktadır (Arnould ve Price, 1993): · Tüketim öncesi deneyim: Ilgili ürünü satın almadan önce yaşanan deneyimler (araştırma, planlama, hayal kurma vb. deneyimler)
530829
56
71
{ "labels": [ { "class": "Metin", "confidence": 0.9281920194625854, "polygon": [ [ 1520, 1905 ], [ 1527, 981 ], [ 296, 972 ], [ 289, 1896 ] ] }, { "class": "Resim", "confidence": 0.9253114461898804, "polygon": [ [ 329, 909 ], [ 1526, 909 ], [ 1526, 292 ], [ 329, 292 ] ] }, { "class": "Sayfa Numarası", "confidence": 0.8185930252075195, "polygon": [ [ 1507, 140 ], [ 1508, 92 ], [ 1448, 92 ], [ 1448, 139 ] ] }, { "class": "Resim/Tablo Açıklaması", "confidence": 0.3781808614730835, "polygon": [ [ 1458, 1079 ], [ 1459, 939 ], [ 273, 934 ], [ 273, 1074 ] ] } ] }
Seramik yüzeylerde lazerle desen oluşturma tekniği ve uygulamalar / Lazer pattern creation techniques and applications on ceramic surface
"Seramik Yüzeylerde Lazerle Desen Oluşturma Tekniği ve Uygulamalar" başlığı altında yapılan uygulama raporunda, lazer teknolojisinin seramik yüzeylerde desen oluşturma yöntemleri incelenecek, bunun yanı sıra bu yöntemin alana olan katkıları değerlendirilecektir. Teknolojinin sanat ve tasarım alanlarında yaratıcılık, tasarım ve ürün oluşturma sürecine olan etkisi kaçınılmazdır. Günümüzde sayısal işleme teknolojileri sayesinde bilgisayar destekli tasarım ve üretim yöntemleri hem üç boyutlu hem de iki boyutlu tasarımların oluşturulmasında ve uygulanmasında her geçen gün kullanıcılara yeni imkânlar sunmaktadır. Bilgi çağının yenilikçi yöntemlerinden birisi olan lazer teknolojisinin sayısal programlar ile bilgisayar ortamında tasarım sürecine dâhil edilmesiyle sırsız seramik yüzeylerde desen oluşturma imkânı gerçekleşmiş ve sanat ve tasarım başlıkları altında uygulamalar gerçekleştirilmiştir. Bu uygulama sürecinde kullanılan teknolojinin sadece tasarım alanında değil sanat alanında da kullanılabileceği gösterilmek istenmiştir. Uygulamalar, kalıp ile şekillendirilen döküm çamuru kullanılarak oluşturulmuş formlar ve geri dönüştürülebilen ileri teknolojik endüstriyel yöntemler ile üretilen terracotta cephe kaplama panelleri üzerinde CO2 gazı lazer makinesi kullanılarak yapılmıştır. Çalışmalarda geri dönüşüm malzemelerinden de faydalanılmıştır. Günümüz dünyasının en önemli sorunlarından biri olan göç politikaları ele alınmıştır.
In the application report made under the heading ''Lazer Pattern Creation Techniques and Applications on Ceramic Surface'', the methods of forming the patterns on the ceramic surfaces of the laser technology will be examined, as well as the contribution to this area of the laser technology will be evaluated. The impact of technology on the processes of creativity, design and product creation in the fields of art and design is inevitable. Today, thanks to digital processing technologies, computer aided design and production methods offer new possibilities to the users every day in the creation and implementation of both three dimensional and two dimensional designs. By incorporating laser technology, which is one of the innovative methods of information age, into the design process in computer environment with digital programs, it was possible to create patterns on unglazed ceramic surfaces and applications were realized under the titles of art and design. It is desirable to show that the technology used in this application process can be used not only in the design field but also in the art field. Applications were made using CO2 gas laser machines on terracotta facade cladding panels produced by mould-forming casting moulds and recyclable high-tech industrial processes. Recycling materials have also been utilized in the work. Immigration policies, one of the most important problems of today's world, have been discussed.
CEYDA SIKI
530829
Dokuz Eylül Üniversitesi
Seramik ve Cam Tasarımı Ana Sanat Dalı
2018
Türkçe
Yüksek Lisans
Türk-İslam Düşüncesi Tarihi Ana Bilim Dalı
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=as2oTjW5jfr9IKSvmCdJYrxPjp_KVOGuvXPqwTK-wHd7bvyC_B0qfHxejtGAKMCa
./data/pdfs/530829.pdf
5,243,380
true
true
true
2025-06-04T23:00:23.992449
2025-06-06T09:37:21.994911
2025-06-07T21:14:04.417898
2025-06-08T05:05:54.035097
![](_page_0_Picture_0.jpeg) Şekil 24- CO2 gaz lazer ile işlenecek fotoğraf çalışması-1 (b): CO2 gaz lazer ile işlenecek fotoğraf çalışması-2 (C): CO2 gaz lazer ile işlenecek fotoğraf çalışması-3 (1) Su jeti ile kesim için şablon çalışması Ritüel Projesi (Şekil 25), Bilgisayar Ortamında Oluşturulan Sayısal Görüntüler Haritalar, sınırları aşmak için bekleyen göç eden insanlar ve tüm bu yer değiştirme hareketinde mücadeleriyle insan figürü en özünde de cenin bütünleştirilmiştir. Üygulama çalışmaları için Yeni Mesaj (2016), Türkçe Bilgi (tarihsiz), Sputniknews (2015, 09 08) haber kaynakları görsellerinden çalışmalar yapılmıştır (Şekil 24). Uygulama esnasından önce uygulama yapılacak beyaz renkli, 1180 derecede pişirimi yapılmış 40x80 cm terracotta panel yüzeyi demir oksit ile sünger yardımıyla bezenmiştir. Makinada belirlenen parametreler ise tercihe bağlı olarak lazer ışın çıkış gücü 70 Watt, atım sayısı olarak 5.00 kHz frekans ayarı belirlenmiştir. Daha sonra CO2 gaz lazer aracılığı ile çalışılan görseller yüzey üzerine aktarılmıştır. Yüzey daha sonra temizlenmiştir. Cenin figürü ise dekor çalışması yapılmadan altına platform eklenerek yerleştirilmiştir. Şablon doğrultusunda su jeti ile 36x80 cm kesim yapılmıştır. Uygulama yapılan terracotta ürünün kancalı askı sıstemi ile siyah metal çubuklar sınırlara ithaten bütünleştirilip, sergiye hazır hale getirilmiştir (Şekil 25).
634622
153
237
{ "labels": [ { "class": "Metin", "confidence": 0.9547126889228821, "polygon": [ [ 1438, 2171 ], [ 1461, 1013 ], [ 245, 988 ], [ 221, 2146 ] ] }, { "class": "Resim", "confidence": 0.9356308579444885, "polygon": [ [ 227, 946 ], [ 899, 943 ], [ 897, 557 ], [ 226, 560 ] ] }, { "class": "Sayfa Numarası", "confidence": 0.8758307695388794, "polygon": [ [ 1462, 170 ], [ 1462, 124 ], [ 1397, 124 ], [ 1397, 170 ] ] }, { "class": "Resim/Tablo Açıklaması", "confidence": 0.5348808765411377, "polygon": [ [ 878, 958 ], [ 878, 932 ], [ 596, 931 ], [ 596, 958 ] ] }, { "class": "Metin", "confidence": 0.42827755212783813, "polygon": [ [ 1472, 318 ], [ 1472, 229 ], [ 292, 228 ], [ 292, 317 ] ] }, { "class": "Resim/Tablo Açıklaması", "confidence": 0.3533651828765869, "polygon": [ [ 1389, 1081 ], [ 1389, 973 ], [ 191, 971 ], [ 191, 1079 ] ] } ] }
Sosyal medyada insan kaynakları uygulamalarının genel görünümü: İnsan kaynakları profesyonelleri üzerine bir araştırma / General view of human resources practices in social media: A research on human resources professionals
Sosyal medya sürekli yenilenen teknolojilerle uyum içinde olmalarını sağlayarak İKY'nin canlılığını ve etkinliğini ayakta tutmaktadır. Sosyal medya İKY'ye birçok kolaylıklar sunmaktadır. Öyle ki günümüzde iş ilanı zaman ve maddi bir kayba uğramadan yayınlanabilmektedir. Sosyal medya sayesinde kurum içi ve dışı geri bildirimler daha hızlı şekilde alınmaya başlanmıştır. Çalışanlar çalıştıkları kurumların etkinliklerinden ve duyurularından kolaylıkla haberdar olabilmektedirler. Bu tez çalışması günümüzdeki teknolojik gelişmelerle kullanımı çok yaygınlaşan sosyal medyada İK uygulamalarının nasıl görünüme sahip olduklarını ve sosyal medyanın İK uygulamalarına etkisini açıklamayı amaçlamaktadır. Bu doğrultuda İK uygulamalarında yaygın olarak kullanılan beş sosyal medya uygulamaları ele alınmıştır. Araştırmanın evrenini sosyal medya kullanan insan kaynakları profesyonelleri oluşturmaktadır. Araştırma kapsamında oluşturulan anket çalışması basit tesadüfi örnekleme yöntemiyle elde edilen üç yüz yirmi dört kişi katılım göstermiştir. Araştırma sonucunda İK uygulamalarıyla sosyal medya arasında anlamlı bir ilişki ortaya koyulmuştur. İşe alım sürecinde daha çok sosyal medyadan yararlanıldığı diğer ele alınan sekiz İK uygulamalarının yeni yeni sosyal medyada yer edindikleri tespit edilmiştir. İK uygulamalarının en fazla Linkedin'da yer aldığı görülmektedir.
Social media keeps the vitality and effectiveness of HRM by ensuring that they are in harmony with the constantly renewed technologies. Social media offers many facilities to HRM. So much so that nowadays job postings can be published without any loss of time and money. Thanks to social media, feedbacks inside and outside the institution are being received more rapidly. Employees can easily be informed about the events and announcements of the institutions they work for. This thesis study aims to explain the appearance of HR applications in social media, which is becoming widespread with today's technological developments, and the effect of social media on HR applications. To this end, five social media sites that are widely used in HR applications are discussed. Human resources professionals using social media constitute the universe of the research. Three hundred and twenty four people participated in the questionnaire study created within the scope of the research, which was obtained by simple random sampling method. As a result of the research, a meaningful relationship has been revealed between HR practices and social media. It was determined that the other eight HR practices, which were mostly used on social media during the recruitment process, gained their place in the new social media. It is seen that HR applications are mostly on Linkedin.
HANİFE TAŞ
634622
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi
İşletme Ana Bilim Dalı
2020
Türkçe
Yüksek Lisans
Türk-İslam Düşüncesi Tarihi Ana Bilim Dalı
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=_F5QEpayDXGqGZlp9XiFtFlKbVD5fmVV2_cq7n85kxi9Yqdf6q6AOitrUgZvbYA6
./data/pdfs/634622.pdf
3,598,883
true
true
true
2025-06-04T23:00:22.332322
2025-06-06T09:29:53.455948
2025-06-07T21:14:05.643438
2025-06-08T05:05:54.480054
paylaşımda bulunmuştur. Takipçiler beğeni ve yorumlar yaparak iletişim ve etkileşim sağlamışlardır. ## Resim 3.36. Facebook'un Iletişimde Kullanımı ![](_page_0_Picture_2.jpeg) 16 66 5 Yorum · 1 Paylasım Kaynak:https://www.facebook.com/photo.php?fbid=10158057760339127&set=pcb.94609 7405785271&type=3&theater&ifg=1 (Erişim Tarihi: 08.03.2020). ## 3.6. Youtube'un Insan Kaynakları Yönetimi Uygulamalarında Kullanımı Çoğu kişi için videolar öğrenme açısından kalıcı ve etkileyici yöntemlerdir. Youtube'u kullanan ve bu mecrada varlık gösteren kurumlar rakiplerine karşı avantaj elde etmektedir. Günümüz rekabet dünyasında insan kaynakları yenilikleri takip edip rekabet edebilmek için Youtube'u kullanabilirler. Bu başlık altında İKY uygulamalarının Youtube'da kullanımı ele alınacaktır. ## 3.6.1. Youtube'un Işe Alım Süreçlerinde Kullanımı Youtube, en büyük arama motorları arasında ikinci sırada yer almaktadır. Her ay 1 milyar kişi Youtube'u ziyaret etmektedir. Günlük yaklaşık 500 milyon Youtube içeriği tüketilmektedir. Bu istatistikler dikkate alındığında adayların Youtube'u kullandıkları anlaşılmaktadır. Birçok şeyin geleceği gibi işe alımın geleceği de teknolojiyle ilgilidir. Yapılan video paylaşımlar kurumların teknolojiyle uyum içinde olduğunu göstermektedir. Kurumların, Youtube kanallarında paylaştıkları videolarda değerlerini, markalaşmalarını ve adayların işe başladıklarında nelerle karşılaşabileceklerini vurgulamak rakiplerine karşı üstünlük elde etmelerini sağlayacaktır. Böylece kurumlar, adayların iş başvurusu yapmaları konusunda daha ikna edici olmaktadır (https://blog.firefishsoftware.com Erişim Tarihi: 15.12.2019).
226720
49
131
{ "labels": [ { "class": "Metin", "confidence": 0.9599898457527161, "polygon": [ [ 1440, 1627 ], [ 1473, 289 ], [ 362, 262 ], [ 329, 1600 ] ] }, { "class": "Sayfa Numarası", "confidence": 0.9035651087760925, "polygon": [ [ 1402, 134 ], [ 1403, 84 ], [ 1346, 84 ], [ 1345, 133 ] ] } ] }
Orta öğretim öğrencilerinin yabancı dil öğrenimlerini etkileyen etmenler orta öğretim öğrencilerinin yabancı dil öğrenimlerini etkileyen etmenler / Factors affecting foreign language learning of secondary school students
Bu çalışmanın amacı; ortaöğretim öğrencilerinin yabancı dil (İngilizce) öğrenmelerini etkileyen etmenlerden; yabancı dil kaygısının, aile eğitim seviyesi ve mesleğinin, öğrenim gördükleri okul ve okul türünün (devlet, özel gibi), cinsiyetlerinin, yabancı dil ve ders işleme teknikleri hakkındaki düşüncelerinin İngilizce öğrenimine etkisini belirlemektir. Bu çalışmada, Gaziantep'te 2004-2005 öğretim yılında yabancı dil ağırlıklı eğitim veren 17 lisenin hazırlık sınıflarında öğrenim gören 1454 öğrenci arasından rasgele-örnekleme yöntemiyle seçilen 293 öğrenciye Likert tipi ölçek uygulandı. Verilerin analizi için t-testi, tek yönlü ANOVA ve Scheffé testleri kullanıldı.Öğrencilerin, anne ve babalarının eğitim düzeylerinin, mesleklerinin, cinsiyetlerinin, mezun oldukları ve okudukları okul türünün yabancı dil kaygı düzeylerine etkisi araştırıldı ve öğrencilerin kaygı düzeylerinin bunlardan etkilenmediği sonucuna ulaşıldı. Ancak öğrencilerinin yabancı dil kaygı düzeyi yüksek olan bazı okullarda öğrencilerin yabancı dil başarı düzeyleri düşük bulundu.Ortaöğretim öğrencilerinin yabancı dil kaygı düzeylerinin başarılarını etkilediği, yabancı dil kaygısı yüksek öğrencilerin akademik yıl sonu yabancı dil notlarının düşük olduğu, düşük yabancı dil kaygısı taşıyan öğrencilerin ise notlarının yüksek olduğu ortaya çıkarıldı. Bununla birlikte, araştırmadan elde edilen bulgular, öğrencilerin yabancı dil başarı düzeylerinin, babalarının eğitim düzeyinden, öğrenim gördükleri okuldan, okul türünden ve dil hakkında geliştirdikleri olumlu düşüncelerinden etkilendiğini göstermektedir. Bulgular öğrencilerin yabancı dil kaygı seviyelerinin cinsiyetlerine göre farklılık göstermediğini, ancak kız öğrencilerin yabancı dil başarı seviyelerinin daha yüksek olduğunu göstermektedir.
The purpose of this study is to determine whether factors like foreign language anxiety, educational level and occupation of families, schools and school types students attend, their genres, teaching methods, and the positive ideas of students about language learning are affecting their English learning or not. In this study, Likert type scale was applied to 293 randomly selected students among 1454 preparatory class students from 17 foreign language oriented high schools in central Gaziantep in the academic year of 2004-2005. The data were analyzed by using t test, one way ANOVA, and Scheffé test.The effects of the level of education and the occupation of the parents, the genres of the students, the school type they attend, the primary schools they graduated from on the level of foreign language anxiety was investigated and no effects of these parameters were found. On the other hand, some of the schools where the students had high level of foreign language anxiety had low foreign language success.Findings of this study indicated that foreign language anxiety levels affect secondary school student?s English learning academic successes, the students with high level of foreign language anxiety received low grades in English language courses at the end of the academic year; however, the students with the low level of foreign language anxiety received high grades. In addition to this, this study revealed the fact that students? schools and school types they are attending, their fathers? educational level, teaching methods, and their positive ideas about language learning were significantly affecting their academic success in English learning. The results indicated that there were no differences between the level of Foreign Language Anxiety of genders , however female students were found to be more successful in foreign language learning than male students.
GÜZİDE ÖNER
226720
Gaziantep Üniversitesi
Eğitim Bilimleri Bölümü
2008
Türkçe
Doktora
Türk-İslam Düşüncesi Tarihi Ana Bilim Dalı
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=-Z0vbSUgrhM9fXoGkRe6Q-wbhe8ezYeKRzULRvrYKujurmWzDUYWpfEytDwqtaEP
./data/pdfs/226720.pdf
694,429
true
true
true
2025-06-04T23:00:23.982618
2025-06-06T09:38:18.986993
2025-06-07T21:14:06.096600
2025-06-08T05:05:54.924222
dillerini öğrenme yetenekleri ve yabancı dile karşı olan olumlu tutum ve davranışları kaygı seviyelerini etkilemektedir. Bu çalışmada yabancı dil kaygı seviyeleri düşük olan öğrencilerin dil öğreniminde daha başarılı olduklarını göstermektedir. Burada ortaya çıkan sonuca göre dil öğrenme yetenekleri gelişmiş olan olumlu tutum sergileyen öğrencilerin dil öğrenmede çok fazla problem yaşamadıklarıdır. Dil öğrenimini psikolojik ve duygusal açıdan inceleyen Dewaele'ye (2005:372) göre dil öğreniminde psikolojik ve duygusal faktörler göz ardı edilemez. Dil öğreniminde bireysel farklılıklarda dikkatle incelenerek kişiye özel bir öğrenim durumu gerçekleştirilmelidir. Bireysel farklılıklar kişinin içe dönüklüğü, dışa dönüklüğü, kaygı düzeyi, motivasyonu gibi bir çok grupta incelenebilir. İnsanların hayatında duyguların çok önemli bir yeri olduğundan yola çıkarak, dil öğreniminde de duyguların etkisinin kaçınılmaz olduğu gerçeğini yapılan araştırmanın sonucu desteklemektedir. Brendan (2006:214) öğrencilerin ailelerinin dil öğrenimlerine etkisini araştırmıştır. Fransız, Alman ve Ingiliz lise öğrencileriyle yaptığı çalışmanın bulgularına göre aileler dilin önemi ve statüsünü anlama konusunda çocuklarını etkileyebilmektedirler. Ailelerin etkisi dil öğrenimine karşı öğrencilerin tutum ve düşüncelerini de olumlu veya olumsuz etkilemektedir. Sparks ve Ganschow (2007:260) araştırmalarında Horwitz'in yabancı dil kaygı ölçeğinin aynı zamanda öğrencilerin öğrenme stillerini de ölçtüğünü kanıtlamaya çalışmışlardır. Oğrencilerin kendi dillerinde başarılı olanlar ve kaygı düzeyleri düşük olanlar dil öğreniminin her alanında başarılı olmuş ve yüksek not almışlardır. Böylece yabancı dil kaygı ölçeğinin öğrencilerin hem kaygılarını hem de dil öğrenme stillerini ölçtüğünü ortaya çıkartmışlardır.
616505
266
362
{ "labels": [ { "class": "Metin", "confidence": 0.8736577033996582, "polygon": [ [ 1457, 2127 ], [ 1462, 287 ], [ 138, 284 ], [ 134, 2124 ] ] }, { "class": "Sayfa Numarası", "confidence": 0.8664783239364624, "polygon": [ [ 1469, 176 ], [ 1470, 129 ], [ 1404, 128 ], [ 1404, 176 ] ] } ] }
Üstün yetenekli öğrencilere yönelik farklılaştırılmış sorgulama temelli fen bilgisi ders modüllerinin geliştirilmesi, uygulanması ve etkililiğinin değerlendirilmesi / The development, implementation and effect of differentaited inquiry-based science lesson modules for gifted students
Üstün yetenekli öğrenciler özel ve farklı bir eğitim ortamı ihtiyacı içerisindedirler. Akademik / zihinsel anlamda ise, iyi bir genel eğitime sahip olmak; zihinsel anlamda zorlanmak ve dolayısıyla motive olmak; çalışmalarında, düşünmelerinde ve öğrenmelerinde bağımsız olmak üstün yetenekli öğrencilerin temel ihtiyaçlarıdır denebilir. Bu ihtiyaçlar çerçevesinde üstün yeteneklilerin eğitiminin nasıl dizayn edilmesi gerektiği halen tartışılan bir konudur. Bu dizaynlar dikkate alındığında, herhangi bir dizayn içerisinde üstün yetenekli öğrencilerin kendilerine özgü materyaller ve ortamların oluşturulması ihtiyacı ise her zaman hissedilmektedir. Literatür incelendiğinde üstün yetenekli öğrencilerin kendilerini zorlayıcı etkinlik ve içeriklere, farklılaştırılmış ders planları ve programlara, aktif öğrenme süreçlerine, yeterli bir fiziki altyapıya sahip öğrenme ortamına ve yasal düzenlemelere gereksinim duymaktadırlar. Bu çalışmada bu gereksinimlere yönelik olarak öğrencilerin ihtiyaç duydukları ve öğretmenlerin her platformda eksikliğini hissettikleri ders rehber materyalleri geliştirmek ve bu rehber materyallerin işlerliğini incelemek amaçlanmıştır. Bu amaçla öğrencilerin fen bilgisi derslerine yönelik olarak modüller geliştirilmiştir. Modüller fizik, kimya ve biyoloji alanlarına ait günlük yaşam problemleri içeren konulardan oluşmuştur. Modüllerde teorik altyapısı sorgulama temelli yaklaşım ile yapılandırılmış, aktif öğrenme süreçlerine yer verilmiş, farklılaştırma stratejisi modül bölümlerinde etkin olarak kullanılmış ve zorlayıcılık ilkesi göz ardı edilmemiştir. Bu bağlamlar çerçevesinde geliştirilen modüllerin bir sonraki aşamada bilimsel olarak geçerliliği test edilmiştir. Öncelikle modüllerin öğrencilerde yarattığı farklılık değerlendirilerek gerçek bir fayda sağlayıp sağlamadığı incelenmiştir. Bu kapsamda, kullanılan teorik çerçeve dikkate alınarak modüllerin öğrencilerin bilimsel muhakeme, bilimsel süreç becerileri ve kavramsal anlama değişkenleri üzerindeki etkisi irdelenmiştir. Ayrıca modüllerin kullanışlılığı ve uygulama öğretmenin modüller hakkındaki düşünceleri de alınarak veri çeşitliliği sağlanmıştır. Araştırma problemleri, araştırmanın amacı ve tasarımı dikkate alındığında araştırmada karma desen metodolojisi kullanılmıştır. Araştırma üç yılı kapsayan, öncelikle Bilim Sanat Merkezi (BİLSEM) fen öğretmenlerinin ders içi ihtiyaçlarının belirlenerek başladığı, literatür taraması ve modüllerin geliştirilmesi süreci ile devam eden ve sonunda modüllerin uygulanarak etkililiğin değerlendirildiği aşamalı bir süreçtir. Bu yüzden karma yöntemin çok aşamalı deseni araştırmanın metodolojisini oluşturmaktadır. Araştırma 19 üstün yetenekli öğrenci ile Bursa'da bir BİLSEM'de gerçekleştirilmiştir. 12 hafta süresince devam eden uygulamada ön/son-test tek grup deneysel desen ile nicel veriler toplanmıştır. Görüşme, gözlem ve doküman analizi ile nitel veriler elde edilmiştir. Yapılan analizler sonucu problem durumlarına göre nicel ve nitel bulgular elde edilmiş ve değerlendirilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre öğrencilerin bilimsel muhakemelerinde anlamlı düzeyde bir gelişim gözlenmiştir. Fakat bu gelişim istenen düzeyde olmamış yüksek seviyede muhakeme becerisi gözlenmemiştir. Öğrencilerin bilimsel süreç becerilerinde anlamlı derecede bir gelişim bulunmuştur. Buna göre öğrencilerin hipotez kurma gibi nedensel düzey becerilerde ve bazı deneysel düzey becerilerde zorlandıkları görülmüştür. Dolayısıyla öğrencilerin bilimsel süreç becerilerindeki gelişimin daha da artırılabileceği sonucuna varılmıştır. Öğrencilerin modülde geçen kavramları anlamlandırabildikleri bulunmuştur. Ancak bazı kavramlar arası ilişkileri yapamadıkları veya zorlandıkları sonucuna ulaşılmıştır. Modüllerin kullanışlı olarak değerlendirildiği yapılan gözlemler sonucu ortaya çıkarılmıştır. Uygulama öğretmeni ile yapılan görüşmeden ise, modüllerin üstün yetenekli öğrencilerin eğitimi için uygun olduğu fakat BİLSEMlerdeki süregelen bazı problemlerden dolayı (zaman kullanımı, devamsızlık gibi) bumerkezlerde kullanımı sürecinde problemler karşılaşılabileceği sonucuna varılmıştır. Bu sonuçlardan yola çıkarak, modüllerin daha uzun zaman dilimlerinde uygulanması gerektiği, böylece belirtilen değişkenlere yönelik daha uzun süreli etkinlikler işlenerek istenen seviyede bilimsel muhakeme ve bilimsel süreç becerisi gelişimi sağlanabileceği, kavramlar arası ilişkilerin daha etkili olarak anlamlandırılabileceği önerilmektedir. Öğrencilerin daha fazla hipotetik düşünme süreçlerine katılımları sağlanmalıdır. Böylece yüksek düzeyde bilimsel muhakeme becerisi geliştirilmesi sağlanabilir. Öğrencilerin bilimsel muhakeme becerilerindeki gelişim ile bilimsel süreç becerilerinin ilişkili olduğuna dair bulgular göz ardı edilmeyerek ve her iki beceriye ait etkinliklerin seviyelerinin birbiri ile eş zamanlı yapılması önerilmektedir.
The gifted students need a special and different educational environment. In the academic/cognitive sense, having a good general education; being mentally challenged and hence motivated; thinking, learning and being independent in their studies are the basic needs of gifted students. In the context of these needs, it is still debated how the educational settings of gifted learners should be designed. Considering these designs, the need to create unique materials and environments for gifted students in any design is always felt. When the literature is examined, gifted students need challenging activities and contents, differentiated lesson plans and programs, active learning processes, learning environment with adequate physical infrastructure and legal regulations. This study aims to develop lesson guide materials and to examine the functionality of these guidelines in order to meet these needs and the teachers feeling who express the lack of this kind of materials in every platform. For this purpose, modules were developed for gifted students' science lessons. Modules are composed of subjects with daily life problems related to physics, chemistry, and biology. In the modules, the theoretical infrastructure was structured with an inquiry-based approach and active learning processes were included. The modules developed within these contexts were tested scientifically at a later stage. First of all, it is examined whether the modules provide a real benefit by evaluating the difference that students create. In this context, the effect of the modules on scientific reasoning, scientific process skills, and conceptual understanding variables was evaluated by taking into consideration the theoretical framework used. In addition, the usability of the modules and the teachers' opinions about the modules were taken and by this way, data variety was provided. When the research problems, aim and design of the research were taken into consideration, mixed design methodology was used. The research is a gradual process that consists of three years started with determining the needs of the science teachers regarding the lesson in the Science and Art Center (SAC) and continuing with the process of the literature review and developing modules. Therefore, the multi-stage pattern of the mixed method is the methodology of research. The research was carried out with 19 gifted students in a SAC in Bursa. Quantitative data were collected with a single group experimental design through 12 weeks of implementation. Qualitative data were obtained through interview, observation and document analysis. As a result of the analyzes, quantitative and qualitative findings were obtained according to the problem situations and then evaluated. According to the results, a significant improvement was observed in the scientific reasoning of the students. However, this level of development was not observed at the desired level of high-level reasoning skills. A significant improvement was found in students' scientific process skills. According to this, it was observed that students had difficulty in the causal level skills such as hypothesis posing and some experimental level skills. Therefore, it was found that the development of scientific process skills of the students could be further increased. It was found that students could make sense of the concepts in the module. However, it has been concluded that they cannot make relations between some concepts or have difficulties. It was revealed that the modules were evaluated as useful. It is concluded after the interview with the teacher that the modules are suitable for the education of gifted students but some problems may be encountered in the use of SACs. Based on these results, it is suggested that the modules should be applied in longer time periods, so that long-term activities for the mentioned variables can be processed and scientific reasoning and scientific process skills can be developed at the desired level, and that the relationships between the concepts can be more effectively understood. Students should be challenged by prompting them into more hypothetical thinking processes. Thus, a high level of scientific reasoning can be developed. It is recommended that the findings of the students' scientific reasoning skills and scientific process skills are related, and that the levels of activities related to both skills are concurrent with each other.
BESTAMİ BUĞRA ÜLGER
616505
Uludağ Üniversitesi
Matematik ve Fen Bilimleri Eğitimi Ana Bilim Dalı
2019
Türkçe
Doktora
Türk-İslam Düşüncesi Tarihi Ana Bilim Dalı
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=4J_FzTwlrMCH4qBROpXPH3IsUU9JdyKByvd5BHSVvIL0_IP13JipBON_olIpj2A6
./data/pdfs/616505.pdf
7,101,955
true
true
true
2025-06-04T23:00:19.972796
2025-06-06T09:23:45.272656
2025-06-07T21:14:06.723871
2025-06-08T05:05:55.411905
yapma bu sayede öğrencilerin devamlılığını sağlama, böylece velilerden daha az tepki alma olarak belirlenmiştir. ## 5.2 Öneriler Çalışmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda; geliştirilen modüllere ve uygulama sürecine, uygulamaları gerçekleştiren öğretmenlere ve ileride yapılacak çalışmalara yönelik araştırmacılara önerilerde bulunulmuştur. ## 5.2.1 Geliştirilen modüllere ve uygulama sürecine yönelik öneriler. · Geliştirilen modüllerde; giriş kısmında yer alan ve öğretmenlerin söylem (discourse) amacıyla kullandıkları sorular ve tartışma konuları yer almaktadır. Çalışmanın sonuçlarına göre bu soruların söylem sürecinde öğrencilerin üst düzey fikir ve görüş bildirmesinde eksik kaldığı görülmüştür. Bu eksikliği detaylandıracak olursak, öğrencilerin kavramlar arası ilişkiler hakkında fikir belirtmemekte, hipotez kurmada veya kurdukları hipotezi ayrıntılı olarak açıklamakta zorlanma, orijinal fikirlerini açıklamama olarak sıralanabilir. Ayrıca öğretmenin de bu sorular haricinde soru sormadığı veya modül dışında daha az sayıda soru sorarak modüldeki soruları yeterli gördüğü görülmüştür. Buna göre yeni geliştirilecek modüllerde veya yapılacak benzer çalışmalarda yapılacak olan sorgulamada öğrencilerin üst düzey bilişsel fikirlerini (hipotetik, korelasyonel, orantısal) almaya yönlendirecek soruların sorulması sağlanmalıdır. Yine uygulama öğretmeni ile görüşülerek öğrencilerin günlük yaşamdan daha çok bağlantı kuracakları ve içerik ile ilişki kurabilecekleri, zorlayıcı ek sorgulamalar yapması - söylem ve etkinlik süreçlerinde modül dışı soru sorma beklenmelidir. • Geliştirilen modüllerde; giriş kısmından sonra yer alan ve öğrencilerin daha çok bilimsel süreç becerileri ve bilimsel muhakemelerine yönelik sorgulama temelli hazırlanan etkinlikler yer almaktadır. Elde edilen sonuçlarda uygulama sürecinin
235839
139
441
{ "labels": [ { "class": "Sayfa Numarası", "confidence": 0.9305757284164429, "polygon": [ [ 921, 2109 ], [ 922, 2061 ], [ 849, 2060 ], [ 848, 2108 ] ] }, { "class": "Metin", "confidence": 0.924537718296051, "polygon": [ [ 1460, 1956 ], [ 1470, 260 ], [ 275, 253 ], [ 265, 1949 ] ] }, { "class": "Footer", "confidence": 0.46240320801734924, "polygon": [ [ 1363, 1998 ], [ 1363, 1831 ], [ 260, 1831 ], [ 260, 1997 ] ] } ] }
Kalkınmanın finansmanında Grameen Bank örneği ve Türkiye için uygulanabilir bir mikrofinansman modeli önerimi / Grameen Bank example in development financing and proposal of an applicable microfinance model for Turkey
Din, dil, ırk ve düşünce farklılığı gözetmeksizin, tüm bireylerin refahında, yaşam standartlarında, gelirinde ve/veya maddi olanaklarında iyileşme sağlamak; özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasında, dünya kamuoyunun en çok ilgilendiği konu haline gelmiştir. Buna göre, tüm bu sosyo-ekonomik olguları içerisinde barındıran kalkınma, birçok ülkenin öncelikli hedefi olmuştur. Bununla birlikte, gelişmiş ülkeler de dahil olmak üzere, dünyadaki bir çok ülke, yoksulların yaşam koşulları iyileştirilmeden anlamlı bir kalkınmanın herhangi bir ülkede gerçekleşemeyeceği gerçeğini kabul etmiştir. Bu görüş, tüm dünyada giderek daha da çok kabul görmüştür. Zira, sadece ekonomik büyüme odaklı stratejiler, insanların çoğunluğunun yaşam standartlarını iyileştirmede, büyük ölçüde başarısız olmuşlardır. Bir çok gelişmekte olan ülkede büyük bölgeler arası ve sınıflararası farklılıklar gözlenmiştir. ri safi milli hasılalar arttıkça yoksulluk, gelir dağılımındaki eşitsizlik ve işsizlik de artmıştır. Bu gelişmeler, 1970'li yıllardan itibaren birçok ülkeyi, yoksul kesimin yaşam standartlarının düzeltilmesine yardımcı olacak yeni politikalar, stratejiler ve yaklaşımlar belirlemeye itmiştir. Nitekim, söz konusu yıllarda ortaya çıkan yaklaşımlardan biri de mikrofinansmandır. Buna göre, finansal hizmetlere erişim sağlayamayan ya da ancak oldukça elverişsiz koşullarla erişebilecek durumda olan yoksul kesime kredi, tasarruf, sigorta gibi temel finansal hizmetlerin sunulmasını finansman i olarak ortaya çıkan mikrofinansman; özellikle Asya, Sahra-altı Afrika ve Latin Amerika'daki başarılı uygulamalarıyla, tüm dünyada kabul gören bir finansman yöntemi haline gelmiştir. Ancak, mikrofinansmanın genel kabul görmesi bakımından milat olarak kabul edilen asıl gelişme ise; 1974 yılında, Bangladeş'te yaşanmıştır. Buna göre Bangladeş'te kurulan Grameen Bank, kaynakların israf edilmesi riski minimize edilerek, yoksullara da kredi sağlanabileceğinin dünyadaki en önemli örneklerinden birini sergilemiş, bu alanda prototip haline gelmiştir. Nitekim, bu çalışma kapsamında, Türkiye'nin sosyo-ekonomik yapısı göz önünde bulundurularak tasarlanmasına rağmen, ana hatlarıyla Grameen Bank prototipinin özelliklerini yansıtan bir mikrofinansman inin uygulanması önerilmektedir. Zira, Grameen Bank örneğinden hareketle; yoksullukla mücadele etme anlayışıyla hizmet veren, mali olarak güçlü ve sürdürülebilir nitelikte olan; kar amacı gütmeyen ve sadece mikrofinansman alanında faaliyet gösteren bir kurum yapısının, Türkiye'de de uygulanabilirliğini ortaya koymaktadır.
After the Second World War, the most prominent issue on the agenda of the world public opinion has been to improve the welfare, living standards, income and/or financial means of all individuals without any discrimination on the basis of religion, language, ethnicity and thought. In this context, development, which enshrines all these socio-economic components, has been a priority for many countries. Many countries across the world, including developed countries, have accepted the fact that development can not be achieved in any country without improving the living conditions of indigent people. This point of view has been accepted more and more throughout the world. Strategies solely focusing on economic growth have failed to improve the living standards of people. Disparities between regions and classes have been seen in many developing countries. As the gross national product increased, poverty, inequalities in income distribution and unemployment also increased. Since the 1970s, these developments impelled many countries to determine new policies, strategies and approaches to help improve the living standards of indigent people. Microfinance has been one of the approaches that emerged in these years. Microfinance emerged as a financing to provide basic financial services like credits, savings and insurance to indigent people who have either no access to financial services or who have limited access under impractical conditions. This has soon become a financing method accepted throughout the world, with its successful implementation in Asia, Sub-Saharan Africa and Latin America. However, the development, which is considered to be a turning point for microfinance to become generally accepted, was seen in Bangladesh, in 1974. Grameen Bank, which was established in Bangladesh, has been one of the most significant examples in the world and soon became a prototype for minimizing the waste of resources and providing credit to indigent people. This study, although mainly focuses on Turkey?s socio-economic structure, proposes the implementation of a microfinance that reflects the main characteristics of the Grameen Bank prototype. The, taking the Grameen Bank example into consideration, suggests that a financially strong, sustainable and non-profit institutional structure that provides services to combat poverty and focuses solely on microfinance, is also applicable in Turkey.
LEVENT AĞDAŞ
235839
Marmara Üniversitesi
Bankacılık Ana Bilim Dalı
2009
Türkçe
Doktora
Türk-İslam Düşüncesi Tarihi Ana Bilim Dalı
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=UPP_Zu9isEmWGFXFCBYasbwA69bSL2g938h3RICWjUekWpfiBjg0kLxgbPvSIIhM
./data/pdfs/235839.pdf
2,947,881
true
true
true
2025-06-04T23:00:22.068152
2025-06-06T09:33:31.164209
2025-06-07T21:14:07.749394
2025-06-08T05:05:56.104090
farklılaşabilmektedir."11 Kamu borçlanması, borçlanılan kaynağa göre iç ve dış olarak ikiye ayrılmaktadır. Bu kapsamda, kamusal ihtiyaçların giderilmesinde bir finansman aracı olarak öngörülen devlet iç borçları, devletin genel olarak isteğe bağlı ve bir bedel karşılığı, yurtiçindeki özel kişi ve kuruluşlardan elde ettiği gelirler olarak tanımlanmaktadır. 12 Devlet dış borçları ise, yurt dışı kaynaklardan sağlanır. Olağanüstü harcamaların karşılanması, bütçe gelir-gider dengesizliğinin giderilmesi, eski borçların ödenmesi, para piyasasının düzenlenmesi gibi nedenlerle başvurulan devlet iç borçları, özellikle hazine bonosu ve devlet tahvili gibi para ve sermaye piyasası araçları vasıtasıyla; ülkedeki kişi ve şirketlerden, ticari bankalardan, sosyal güvenlik kuruluşlarından, merkez bankasından v.b. iktisadi kuruluşlardan sağlanabilmektedir.313 Bu kapsamda ülkedeki kişi ve işletmeler, devlet tarafından ihraç edilen hazıne bonosu ve devlet tahvili gibi araçları, belli bir faiz oranı karşılığında satın alarak, birikmiş tasarruflarını devlete transfer edebilmektedir. Bu durum, ekonomideki likiditeyi düşüreceğinden, özellikle sahip oldukları tasarrufları bir süreliğine devlete transfer eden kişi ve işletmelerin tüketim ve yatırım harcamalarının azalmasına yol açar. Diğer taraftan bankalar da topladıkları mevduatın bir kısmı ile tahvil satın aldıkları için, aldıkları tahvilin değeri kadar devlete finansman sağlamış olur. Bunun ekonomide ne gibi etkiler yaratacağı ise, devletin aldığı borcu nasıl kullandığı, daha sonra bunu hangı gelirlerle finanse ettiği ve ticari bankaların da tahvilleri nasıl değerlendirdiğine bağlı olarak değişmektedir.314 Ote yandan, devlet iç borçlanması bakımından, özel ya da kamu sosyal güvenlik kurumları, sigorta şirketleri ve mali yatırımlar için özel fon kullanan fırmalardan oluşan banka dışı mali kurumların üstlendiği rol ise, gönüllü ya da zorunlu olarak toplanan fonları yatırımlara yöneltmektir. Bu kuruluşlar, ellerindeki fonları en iyi biçimde değerlendirmek zorunda olduklarından, atıl fon tutmaları söz konusu değildir. Bu kuruluşların devlet tahvili almaları ya da almaya zorlanmaları özel kesim fonlarını Taban ve Kara, ss.23-24 <sup>312</sup> Saatçi, s.94. <sup>313</sup> Gülay Akgül Yılmaz, Kamu Maliyesi, İstanbul: Arıkan Yayınevi, 2006, s.115.; Berber, s.378. <sup>314</sup> Yılmaz, s.115.
244066
44
139
{ "labels": [ { "class": "Metin", "confidence": 0.9602161049842834, "polygon": [ [ 269, 631 ], [ 1436, 630 ], [ 1436, 170 ], [ 268, 172 ] ] }, { "class": "Tablo", "confidence": 0.9301977753639221, "polygon": [ [ 394, 1242 ], [ 1337, 1240 ], [ 1336, 742 ], [ 393, 744 ] ] }, { "class": "Sayfa Numarası", "confidence": 0.9041220545768738, "polygon": [ [ 920, 121 ], [ 921, 75 ], [ 864, 74 ], [ 864, 119 ] ] }, { "class": "Metin", "confidence": 0.8804277181625366, "polygon": [ [ 1492, 2064 ], [ 1501, 1283 ], [ 297, 1269 ], [ 288, 2050 ] ] }, { "class": "Resim/Tablo Açıklaması", "confidence": 0.7565066814422607, "polygon": [ [ 465, 725 ], [ 1266, 724 ], [ 1266, 680 ], [ 465, 681 ] ] } ] }
Talebin belirsiz olduğu ortamda üretim planlama çalışmalarında bulanık mantık yaklaşımı / Production planning studies using fuzzy logic approach in the uncertain demand environment
Üretim planlama, üretim işletmelerinin üretim faktörlerini daha etkin bir şekilde kullanılmasını sağlayan önemli araçlardan bir tanesidir. Üretim planlama, bulanık olarak gerçekleşen talepleri dikkate alarak işletmelerin makine, malzeme, kalıp, işgücü gibi kıt kaynaklarını etkin ve verimli kullanmalarını, müşteri memnuniyeti sağlamalarını ve birbiri ile çelişen bir çok amacı ortak bir noktada birleştiren önemli araçlardandır.Üretim planlama problemlerinin bir çoğunda sürece etki eden faktörler sabit veya kesin olarak kabul edilmekte ve üretim planlama bu şekilde yapılmaktadır. Fakat fiili hayatta üretim planlama için gerekli bir çok faktör ya belirsizdir ya da hiç bilinmemektedir. Bu çalışma kapsamın da belirsiz ortamlarda karar vermeyi sağlayan bulanık doğrusal programlama modeli incelenmiş ve bir üretim planlama sistemi birden çok amaç dikkate alınarak bulanık etkenler karşısında çözülmüştür.Bu çalışma da plastik sektöründe faaliyet gösteren bir işletmenin üretim planlama faaliyetleri ne ilişkin bulanık çok amaçlı doğrusal programlama modeli geliştirilmiştir. Geliştirilen model, altı planlama zamanı için üretimi gerçekleştirilecek, stoklanacak ve müşterilere dağıtımı yapılacak ürün miktarını belirlemeye yöneliktir. Üretim ve taşıma maliyetlerinin minimizasyonunun hedeflendiği model de müşteri talepleri ve karar vericinin amaç fonksiyonlarına ilişkin istek düzeyleri bulanık olarak ele alınmıştır.Çalışma dört ana bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde bulanık mantık kavramına değinilmiştir. İkinci bölümde üretim sistemleri, üretim planlama kavramı ve üretim planlama kavramı ile bulanık mantık ilişkisine değinilmiştir. Üçüncü bölümde bulanık mantık ve tarihçesi, bulanık sayılar ve üyelik fonksiyonları incelenmiştir. Dördüncü ve son bölümde ise Talebin belirsiz olduğu ortamda üretim planlamada bir bulanık doğrusal programlama modeli ve çözümü sunulmuştur.Anahtar kelimeler : üretim planlama, bulanık doğrusal programlama, bulanık mantık, üretim sistemleri, bulanık sayılar, bulanık çok amaçlı doğrusal programlama
Production planning is one of the most important tool that production enterprise use more effective production factors. Production planning is an important tool that associate conflicting aims at the common point that are considered the results of fuzzy demands to provide scarce resources such as material, labor force, mold to use effectively and efficiently and also to provide customer satisfaction.At most production planning problems the factors that have an effect on process are fixed or definite, and production planning is applied as such. However, in real production enviroment, Most factors that utilized at production planning are either fuzzy or unknown. In this study, one of the model of fuzzy decision making that is fuzzy linear programming is analyzed and more than one cause equation is taken on board that are solved according to the fuzzy factors in this production planning system.In this study, a fuzzy-multi objective linear programming model is developed for production planning of a company in plastic sector. The model intends to determine the quantities of production to be produced, stored, transported to demand centers for six planning periods. In this model, which aims to minimize both production costs and total transportation costs and aspiration levels of decision maker about objective functions are fuzzy.The current study is organized into four main sections. In the first section of study, the basic concepts of fuzzy logic are introduced. In the second section, production systems, production planning systems and the relation between production planning and fuzzy logic are introduced. In the third section, fuzzy logic and its history, fuzzy numbers and membership functions are introduced.In the last section, for production planning in the environment where demand is fuzzy, a fuzzy linear programming model and model?s solutions are preferred.Key words : production planning, fuzzy linear programming, fuzzy logic, production systems, fuzzy numbers, fuzzy-multi objective linear programming
COŞKUN ÖRENLİ
244066
Yıldız Teknik Üniversitesi
Endüstri Mühendisliği Ana Bilim Dalı
2009
Türkçe
Yüksek Lisans
Türk-İslam Düşüncesi Tarihi Ana Bilim Dalı
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=CwVIqqBuz1VkysVpueogATCjZYCjcLqw_Po6dCxNOPyuaQQ5LOPjBevCZGLeacdc
./data/pdfs/244066.pdf
663,740
true
true
true
2025-06-04T23:00:24.655407
2025-06-06T09:42:21.696315
2025-06-07T21:14:07.959253
2025-06-08T05:05:56.345498
gibi yönlü kararlar olacaktır. Oysa gerçek yaşam mutlak ayrım üzerine kurulu değildir. Diğer bir deyişle karar ortamlarında mutlak siyah ve mutlak beyazın yanında binlerce gri tonunun varlığı unutulmamalıdır. Bu noktada genel anlamda karar süreçlerinde belirsizliğin nasıl öngörüleceği ve nasıl karar süreçlerinin bir parçası haline getirilebileceği yolunda çalışmalar başlamış ve bu çalışmaların sonunda alternatif bilimsel yaklaşım düşüncesi ortaya atılmıştır. Bu süreçteki son nokta ise Loutfi Zadeh'in Bulanık Mantık Teorisi olmuştur. Klasik mantık ile bulanık mantık arasındaki temel farklılıklar Çizelge 3.1'de gösterilmiştir. | Klasik Mantık | Bulanık Mantık | |--------------------|----------------------------| | A veya A Değil | A ve A Değil | | Kesin | Kısmi | | Hepsi veya Hiçbiri | Belirli Derecelerde | | 0 veya 1 | 0 ve 1 Arasında Süreklilik | | İkili Birimler | Bulanık Birimler | Çizelge 3.1 Klasik mantık-bulanık mantık arasındaki temel farklılıklar Zadeh' e göre bulanık mantık çoklu değerliliktir. Klasik mantığın 0-1 önermelerine karşılık bulanık mantık, üç veya daha fazla sayıda önerme oluşturur. Bulanık mantığın temel prensipleri aşağıdaki gibi sıralanabilir (Cobb, 2002): - 1. Bulanık mantıkta, kesin düşünce, yaklaşık düşüncenin sınırlandırılmış bir şekli olarak görülür. - 2. Bulanık mantık yaklaşımına göre; her şey bir bütünün belli bir derecede parçasıdır. - 3. Her türlü sistem bulanıklaştırılabilir. - 4. Bulanık mantıkta, bilgi; esnekliği veya değişkenler üzerinde etkili olan bulanık kısıtlayıcıları tanımlar. - 5. Sonuç çıkarma; bulanık kısıtlayıcıların çözüm prosesidir.
634622
154
237
{ "labels": [ { "class": "Metin", "confidence": 0.9176039695739746, "polygon": [ [ 1511, 2040 ], [ 1522, 256 ], [ 201, 248 ], [ 190, 2032 ] ] }, { "class": "Sayfa Numarası", "confidence": 0.9094024300575256, "polygon": [ [ 1463, 171 ], [ 1463, 124 ], [ 1396, 123 ], [ 1396, 170 ] ] } ] }
Sosyal medyada insan kaynakları uygulamalarının genel görünümü: İnsan kaynakları profesyonelleri üzerine bir araştırma / General view of human resources practices in social media: A research on human resources professionals
Sosyal medya sürekli yenilenen teknolojilerle uyum içinde olmalarını sağlayarak İKY'nin canlılığını ve etkinliğini ayakta tutmaktadır. Sosyal medya İKY'ye birçok kolaylıklar sunmaktadır. Öyle ki günümüzde iş ilanı zaman ve maddi bir kayba uğramadan yayınlanabilmektedir. Sosyal medya sayesinde kurum içi ve dışı geri bildirimler daha hızlı şekilde alınmaya başlanmıştır. Çalışanlar çalıştıkları kurumların etkinliklerinden ve duyurularından kolaylıkla haberdar olabilmektedirler. Bu tez çalışması günümüzdeki teknolojik gelişmelerle kullanımı çok yaygınlaşan sosyal medyada İK uygulamalarının nasıl görünüme sahip olduklarını ve sosyal medyanın İK uygulamalarına etkisini açıklamayı amaçlamaktadır. Bu doğrultuda İK uygulamalarında yaygın olarak kullanılan beş sosyal medya uygulamaları ele alınmıştır. Araştırmanın evrenini sosyal medya kullanan insan kaynakları profesyonelleri oluşturmaktadır. Araştırma kapsamında oluşturulan anket çalışması basit tesadüfi örnekleme yöntemiyle elde edilen üç yüz yirmi dört kişi katılım göstermiştir. Araştırma sonucunda İK uygulamalarıyla sosyal medya arasında anlamlı bir ilişki ortaya koyulmuştur. İşe alım sürecinde daha çok sosyal medyadan yararlanıldığı diğer ele alınan sekiz İK uygulamalarının yeni yeni sosyal medyada yer edindikleri tespit edilmiştir. İK uygulamalarının en fazla Linkedin'da yer aldığı görülmektedir.
Social media keeps the vitality and effectiveness of HRM by ensuring that they are in harmony with the constantly renewed technologies. Social media offers many facilities to HRM. So much so that nowadays job postings can be published without any loss of time and money. Thanks to social media, feedbacks inside and outside the institution are being received more rapidly. Employees can easily be informed about the events and announcements of the institutions they work for. This thesis study aims to explain the appearance of HR applications in social media, which is becoming widespread with today's technological developments, and the effect of social media on HR applications. To this end, five social media sites that are widely used in HR applications are discussed. Human resources professionals using social media constitute the universe of the research. Three hundred and twenty four people participated in the questionnaire study created within the scope of the research, which was obtained by simple random sampling method. As a result of the research, a meaningful relationship has been revealed between HR practices and social media. It was determined that the other eight HR practices, which were mostly used on social media during the recruitment process, gained their place in the new social media. It is seen that HR applications are mostly on Linkedin.
HANİFE TAŞ
634622
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi
İşletme Ana Bilim Dalı
2020
Türkçe
Yüksek Lisans
Türk-İslam Düşüncesi Tarihi Ana Bilim Dalı
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=_F5QEpayDXGqGZlp9XiFtFlKbVD5fmVV2_cq7n85kxi9Yqdf6q6AOitrUgZvbYA6
./data/pdfs/634622.pdf
3,598,883
true
true
true
2025-06-04T23:00:22.332322
2025-06-06T09:29:53.455948
2025-06-07T21:14:09.865938
2025-06-08T05:05:57.640326
Videoları daha avantajlı kılan özelliği görsel hikâye anlatımının olmasıdır. Böylece adaylar videolarda verilen mesajı daha iyi anlamaktadır. Bir araştırma sonucuna göre, video içerikli iş ilanları diğer iş ilanlarına oranla %12 daha çok görüntülenmiştir. Videonun amacına ulaşabilmesi için şirketlerin kurum kültürlerini doğru şekilde yansıtması gerekmektedir (https://harver.com Erişim Tarihi: 15.12.2019). Adaylar bir iş ilanı metni yerine kısa bir iş ilanı videosu izlemeyi tercih etmektedirler. Bu tarz ilanlara adayların cevap vermeleri ve kurumla bağlantıya geçme ihtımalleri daha yüksektir. Ayrıca adaylar kurumların Youtube'daki kanallarına abone olarak ileriki zamanlarda daha uygun ilanlara cevap verebilirler. Youtube'daki yüzlerce adaylar içerisinden yetenekli olanları kuruma çekmek için kaliteli bir video hazırlanmak gerekmektedir. Kaliteli bir videonun içeriğinde aşağıdaki özellikler bulunmalıdır (https://www.jobmonkey.com Erişim Tarihi: 15.12.2019): - A Çalışanların görüşleri, - A İşin tanımı, - > Mevcut projeler hakkında bilgi, - Kurumun logosu, A - > Adayların nasıl başvuru yapacağı hakkında bilgi, - Kurum kültürü, A - > Kurumların, adayların kendilerini tercih ettiklerinde ne gibi kazançları olacağı hakkında bilgilendirilmesi, - > Kurumların ne yaptıklarını açıklaması Adaylar birlikte çalışabilecekleri insanları görmek onlarla iletişime geçmek istemektedirler. Kurumlar adayların bu isteklerini karşılamak için Youtube'u kullanmaları daha avantallı olacaktır. Orneğin bir pazarlama bölümünde iş arayan adaylar için kurumda pazarlama bölümünde çalışan biriyle kısa bir röportaj yapılıp 2 dakikalık kısa bir video hazırlanabilir. Bu video kurumun web sitesindeki 'hakkımızda' sayfasından daha çok fayda sunmaktadır. Videonun kurumun Youtube kanalında olması kurum hakkında bilgi almak isteyenler için daha kolay ulaşmalarını sağlayacaktır (https://theundercoverrecruiter.com Erisim Tarihi: 15.12.2019). Kurumlar Youtube'a işe alım aşamalarını anlatan videolar yüklediklerinde adaylar iş başvurusu yaptıklarında hangi süreçlerden geçeceklerini öğrenmiş olurlar. Videonun
226720
50
131
{ "labels": [ { "class": "Metin", "confidence": 0.9442853331565857, "polygon": [ [ 1458, 2033 ], [ 1477, 439 ], [ 333, 425 ], [ 314, 2019 ] ] }, { "class": "Sayfa Numarası", "confidence": 0.8042086362838745, "polygon": [ [ 1406, 134 ], [ 1407, 84 ], [ 1346, 84 ], [ 1345, 133 ] ] } ] }
Orta öğretim öğrencilerinin yabancı dil öğrenimlerini etkileyen etmenler orta öğretim öğrencilerinin yabancı dil öğrenimlerini etkileyen etmenler / Factors affecting foreign language learning of secondary school students
Bu çalışmanın amacı; ortaöğretim öğrencilerinin yabancı dil (İngilizce) öğrenmelerini etkileyen etmenlerden; yabancı dil kaygısının, aile eğitim seviyesi ve mesleğinin, öğrenim gördükleri okul ve okul türünün (devlet, özel gibi), cinsiyetlerinin, yabancı dil ve ders işleme teknikleri hakkındaki düşüncelerinin İngilizce öğrenimine etkisini belirlemektir. Bu çalışmada, Gaziantep'te 2004-2005 öğretim yılında yabancı dil ağırlıklı eğitim veren 17 lisenin hazırlık sınıflarında öğrenim gören 1454 öğrenci arasından rasgele-örnekleme yöntemiyle seçilen 293 öğrenciye Likert tipi ölçek uygulandı. Verilerin analizi için t-testi, tek yönlü ANOVA ve Scheffé testleri kullanıldı.Öğrencilerin, anne ve babalarının eğitim düzeylerinin, mesleklerinin, cinsiyetlerinin, mezun oldukları ve okudukları okul türünün yabancı dil kaygı düzeylerine etkisi araştırıldı ve öğrencilerin kaygı düzeylerinin bunlardan etkilenmediği sonucuna ulaşıldı. Ancak öğrencilerinin yabancı dil kaygı düzeyi yüksek olan bazı okullarda öğrencilerin yabancı dil başarı düzeyleri düşük bulundu.Ortaöğretim öğrencilerinin yabancı dil kaygı düzeylerinin başarılarını etkilediği, yabancı dil kaygısı yüksek öğrencilerin akademik yıl sonu yabancı dil notlarının düşük olduğu, düşük yabancı dil kaygısı taşıyan öğrencilerin ise notlarının yüksek olduğu ortaya çıkarıldı. Bununla birlikte, araştırmadan elde edilen bulgular, öğrencilerin yabancı dil başarı düzeylerinin, babalarının eğitim düzeyinden, öğrenim gördükleri okuldan, okul türünden ve dil hakkında geliştirdikleri olumlu düşüncelerinden etkilendiğini göstermektedir. Bulgular öğrencilerin yabancı dil kaygı seviyelerinin cinsiyetlerine göre farklılık göstermediğini, ancak kız öğrencilerin yabancı dil başarı seviyelerinin daha yüksek olduğunu göstermektedir.
The purpose of this study is to determine whether factors like foreign language anxiety, educational level and occupation of families, schools and school types students attend, their genres, teaching methods, and the positive ideas of students about language learning are affecting their English learning or not. In this study, Likert type scale was applied to 293 randomly selected students among 1454 preparatory class students from 17 foreign language oriented high schools in central Gaziantep in the academic year of 2004-2005. The data were analyzed by using t test, one way ANOVA, and Scheffé test.The effects of the level of education and the occupation of the parents, the genres of the students, the school type they attend, the primary schools they graduated from on the level of foreign language anxiety was investigated and no effects of these parameters were found. On the other hand, some of the schools where the students had high level of foreign language anxiety had low foreign language success.Findings of this study indicated that foreign language anxiety levels affect secondary school student?s English learning academic successes, the students with high level of foreign language anxiety received low grades in English language courses at the end of the academic year; however, the students with the low level of foreign language anxiety received high grades. In addition to this, this study revealed the fact that students? schools and school types they are attending, their fathers? educational level, teaching methods, and their positive ideas about language learning were significantly affecting their academic success in English learning. The results indicated that there were no differences between the level of Foreign Language Anxiety of genders , however female students were found to be more successful in foreign language learning than male students.
GÜZİDE ÖNER
226720
Gaziantep Üniversitesi
Eğitim Bilimleri Bölümü
2008
Türkçe
Doktora
Türk-İslam Düşüncesi Tarihi Ana Bilim Dalı
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=-Z0vbSUgrhM9fXoGkRe6Q-wbhe8ezYeKRzULRvrYKujurmWzDUYWpfEytDwqtaEP
./data/pdfs/226720.pdf
694,429
true
true
true
2025-06-04T23:00:23.982618
2025-06-06T09:38:18.986993
2025-06-07T21:14:10.306257
2025-06-08T05:05:57.904353
## ÜÇÜNCÜ BÖLÜM ## MATERYAL VE YÖNTEM ## 3. MATERYAL VE YONTEM Bu bölümde çalışmanın modeli, evren ve örneklem, veri toplama araç ve teknikleri, geçerlik, güvenirlik çalışmaları, verilerin toplanması ve analizleri açıklanmaktadır. ## 3.1. ARAŞTIRMA MODELİ Bu çalışmada, Gaziantep'te 2004-2005 öğretim yılının ikinci yarıyıl ortasında yabancı dil ağırlıklı eğitim veren ve bünyesinde hazırlık sınıfları bulunduran özel kolejler, devlet süper ve Anadolu liseleri ile meslek okullarındaki öğrencilerin yabancı dil öğrenmelerine ilişkin görüş ve düşünceleri belirlenmiştir. Daha sonra yıl sonu notları ile yabancı dil öğrenimine ilişkin görüşleri karşılaştırılmış ve ortaöğretim öğrencilerinin yabancı dil öğrenmelerini etkileyen etmenler, göz önünde bulundurularak yabancı dil kaygıları, ders işleme teknikleri ve İngilizce dersi hakkındaki düşünceleri ile algılarının İngilizce derslerindeki başarılarına etkisi tespit edilmeye çalışılmıştır. Çalışmada, problem durumundaki soruna cevap aranmıştır, bu gibi çalışmalara betimsel çalışma denilmektedir. Betimsel çalışmalarda, mevcut durum ortaya konmaya çalışılır ve bu durumun geçmişteki olaylarla ilişkileri de göz önüne alınarak olaylar arasındaki etkileşimler açıklanır (Kaptan, 1998:59). Kaptan'a göre, betimsel çalışma bir örneklem üzerinde, ulaşılabilen durumlarda evrende, gözlemlenerek elde edilen verileri kullanarak üzerinde çalışma yapılan grubun özelliklerini saptamaya yarayan bir süreçtir. Buna dayanarak betimsel istatistiğin sayısal verilerin toplanması, betimlenmesi ve sunulmasına yarayan yöntem ve tekniklerden oluştuğu belirtilmektedir. Betimsel araştırma, kısaca evren veya örneklemdeki verilerin organize edilmesi, özetlenmesi, anlamlandırılması ve verilerin hepsini temsil edecek değerlerin bulunmasını içeren yöntemler olarak da tanımlanabilir. Genellikle anket uygulama yoluyla yapılan betimleme yöntemi,
616505
267
362
{ "labels": [ { "class": "Metin", "confidence": 0.8866316080093384, "polygon": [ [ 1494, 2115 ], [ 1505, 252 ], [ 217, 245 ], [ 206, 2107 ] ] }, { "class": "Sayfa Numarası", "confidence": 0.8587105870246887, "polygon": [ [ 1472, 176 ], [ 1472, 128 ], [ 1404, 127 ], [ 1403, 176 ] ] } ] }
Üstün yetenekli öğrencilere yönelik farklılaştırılmış sorgulama temelli fen bilgisi ders modüllerinin geliştirilmesi, uygulanması ve etkililiğinin değerlendirilmesi / The development, implementation and effect of differentaited inquiry-based science lesson modules for gifted students
Üstün yetenekli öğrenciler özel ve farklı bir eğitim ortamı ihtiyacı içerisindedirler. Akademik / zihinsel anlamda ise, iyi bir genel eğitime sahip olmak; zihinsel anlamda zorlanmak ve dolayısıyla motive olmak; çalışmalarında, düşünmelerinde ve öğrenmelerinde bağımsız olmak üstün yetenekli öğrencilerin temel ihtiyaçlarıdır denebilir. Bu ihtiyaçlar çerçevesinde üstün yeteneklilerin eğitiminin nasıl dizayn edilmesi gerektiği halen tartışılan bir konudur. Bu dizaynlar dikkate alındığında, herhangi bir dizayn içerisinde üstün yetenekli öğrencilerin kendilerine özgü materyaller ve ortamların oluşturulması ihtiyacı ise her zaman hissedilmektedir. Literatür incelendiğinde üstün yetenekli öğrencilerin kendilerini zorlayıcı etkinlik ve içeriklere, farklılaştırılmış ders planları ve programlara, aktif öğrenme süreçlerine, yeterli bir fiziki altyapıya sahip öğrenme ortamına ve yasal düzenlemelere gereksinim duymaktadırlar. Bu çalışmada bu gereksinimlere yönelik olarak öğrencilerin ihtiyaç duydukları ve öğretmenlerin her platformda eksikliğini hissettikleri ders rehber materyalleri geliştirmek ve bu rehber materyallerin işlerliğini incelemek amaçlanmıştır. Bu amaçla öğrencilerin fen bilgisi derslerine yönelik olarak modüller geliştirilmiştir. Modüller fizik, kimya ve biyoloji alanlarına ait günlük yaşam problemleri içeren konulardan oluşmuştur. Modüllerde teorik altyapısı sorgulama temelli yaklaşım ile yapılandırılmış, aktif öğrenme süreçlerine yer verilmiş, farklılaştırma stratejisi modül bölümlerinde etkin olarak kullanılmış ve zorlayıcılık ilkesi göz ardı edilmemiştir. Bu bağlamlar çerçevesinde geliştirilen modüllerin bir sonraki aşamada bilimsel olarak geçerliliği test edilmiştir. Öncelikle modüllerin öğrencilerde yarattığı farklılık değerlendirilerek gerçek bir fayda sağlayıp sağlamadığı incelenmiştir. Bu kapsamda, kullanılan teorik çerçeve dikkate alınarak modüllerin öğrencilerin bilimsel muhakeme, bilimsel süreç becerileri ve kavramsal anlama değişkenleri üzerindeki etkisi irdelenmiştir. Ayrıca modüllerin kullanışlılığı ve uygulama öğretmenin modüller hakkındaki düşünceleri de alınarak veri çeşitliliği sağlanmıştır. Araştırma problemleri, araştırmanın amacı ve tasarımı dikkate alındığında araştırmada karma desen metodolojisi kullanılmıştır. Araştırma üç yılı kapsayan, öncelikle Bilim Sanat Merkezi (BİLSEM) fen öğretmenlerinin ders içi ihtiyaçlarının belirlenerek başladığı, literatür taraması ve modüllerin geliştirilmesi süreci ile devam eden ve sonunda modüllerin uygulanarak etkililiğin değerlendirildiği aşamalı bir süreçtir. Bu yüzden karma yöntemin çok aşamalı deseni araştırmanın metodolojisini oluşturmaktadır. Araştırma 19 üstün yetenekli öğrenci ile Bursa'da bir BİLSEM'de gerçekleştirilmiştir. 12 hafta süresince devam eden uygulamada ön/son-test tek grup deneysel desen ile nicel veriler toplanmıştır. Görüşme, gözlem ve doküman analizi ile nitel veriler elde edilmiştir. Yapılan analizler sonucu problem durumlarına göre nicel ve nitel bulgular elde edilmiş ve değerlendirilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre öğrencilerin bilimsel muhakemelerinde anlamlı düzeyde bir gelişim gözlenmiştir. Fakat bu gelişim istenen düzeyde olmamış yüksek seviyede muhakeme becerisi gözlenmemiştir. Öğrencilerin bilimsel süreç becerilerinde anlamlı derecede bir gelişim bulunmuştur. Buna göre öğrencilerin hipotez kurma gibi nedensel düzey becerilerde ve bazı deneysel düzey becerilerde zorlandıkları görülmüştür. Dolayısıyla öğrencilerin bilimsel süreç becerilerindeki gelişimin daha da artırılabileceği sonucuna varılmıştır. Öğrencilerin modülde geçen kavramları anlamlandırabildikleri bulunmuştur. Ancak bazı kavramlar arası ilişkileri yapamadıkları veya zorlandıkları sonucuna ulaşılmıştır. Modüllerin kullanışlı olarak değerlendirildiği yapılan gözlemler sonucu ortaya çıkarılmıştır. Uygulama öğretmeni ile yapılan görüşmeden ise, modüllerin üstün yetenekli öğrencilerin eğitimi için uygun olduğu fakat BİLSEMlerdeki süregelen bazı problemlerden dolayı (zaman kullanımı, devamsızlık gibi) bumerkezlerde kullanımı sürecinde problemler karşılaşılabileceği sonucuna varılmıştır. Bu sonuçlardan yola çıkarak, modüllerin daha uzun zaman dilimlerinde uygulanması gerektiği, böylece belirtilen değişkenlere yönelik daha uzun süreli etkinlikler işlenerek istenen seviyede bilimsel muhakeme ve bilimsel süreç becerisi gelişimi sağlanabileceği, kavramlar arası ilişkilerin daha etkili olarak anlamlandırılabileceği önerilmektedir. Öğrencilerin daha fazla hipotetik düşünme süreçlerine katılımları sağlanmalıdır. Böylece yüksek düzeyde bilimsel muhakeme becerisi geliştirilmesi sağlanabilir. Öğrencilerin bilimsel muhakeme becerilerindeki gelişim ile bilimsel süreç becerilerinin ilişkili olduğuna dair bulgular göz ardı edilmeyerek ve her iki beceriye ait etkinliklerin seviyelerinin birbiri ile eş zamanlı yapılması önerilmektedir.
The gifted students need a special and different educational environment. In the academic/cognitive sense, having a good general education; being mentally challenged and hence motivated; thinking, learning and being independent in their studies are the basic needs of gifted students. In the context of these needs, it is still debated how the educational settings of gifted learners should be designed. Considering these designs, the need to create unique materials and environments for gifted students in any design is always felt. When the literature is examined, gifted students need challenging activities and contents, differentiated lesson plans and programs, active learning processes, learning environment with adequate physical infrastructure and legal regulations. This study aims to develop lesson guide materials and to examine the functionality of these guidelines in order to meet these needs and the teachers feeling who express the lack of this kind of materials in every platform. For this purpose, modules were developed for gifted students' science lessons. Modules are composed of subjects with daily life problems related to physics, chemistry, and biology. In the modules, the theoretical infrastructure was structured with an inquiry-based approach and active learning processes were included. The modules developed within these contexts were tested scientifically at a later stage. First of all, it is examined whether the modules provide a real benefit by evaluating the difference that students create. In this context, the effect of the modules on scientific reasoning, scientific process skills, and conceptual understanding variables was evaluated by taking into consideration the theoretical framework used. In addition, the usability of the modules and the teachers' opinions about the modules were taken and by this way, data variety was provided. When the research problems, aim and design of the research were taken into consideration, mixed design methodology was used. The research is a gradual process that consists of three years started with determining the needs of the science teachers regarding the lesson in the Science and Art Center (SAC) and continuing with the process of the literature review and developing modules. Therefore, the multi-stage pattern of the mixed method is the methodology of research. The research was carried out with 19 gifted students in a SAC in Bursa. Quantitative data were collected with a single group experimental design through 12 weeks of implementation. Qualitative data were obtained through interview, observation and document analysis. As a result of the analyzes, quantitative and qualitative findings were obtained according to the problem situations and then evaluated. According to the results, a significant improvement was observed in the scientific reasoning of the students. However, this level of development was not observed at the desired level of high-level reasoning skills. A significant improvement was found in students' scientific process skills. According to this, it was observed that students had difficulty in the causal level skills such as hypothesis posing and some experimental level skills. Therefore, it was found that the development of scientific process skills of the students could be further increased. It was found that students could make sense of the concepts in the module. However, it has been concluded that they cannot make relations between some concepts or have difficulties. It was revealed that the modules were evaluated as useful. It is concluded after the interview with the teacher that the modules are suitable for the education of gifted students but some problems may be encountered in the use of SACs. Based on these results, it is suggested that the modules should be applied in longer time periods, so that long-term activities for the mentioned variables can be processed and scientific reasoning and scientific process skills can be developed at the desired level, and that the relationships between the concepts can be more effectively understood. Students should be challenged by prompting them into more hypothetical thinking processes. Thus, a high level of scientific reasoning can be developed. It is recommended that the findings of the students' scientific reasoning skills and scientific process skills are related, and that the levels of activities related to both skills are concurrent with each other.
BESTAMİ BUĞRA ÜLGER
616505
Uludağ Üniversitesi
Matematik ve Fen Bilimleri Eğitimi Ana Bilim Dalı
2019
Türkçe
Doktora
Türk-İslam Düşüncesi Tarihi Ana Bilim Dalı
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=4J_FzTwlrMCH4qBROpXPH3IsUU9JdyKByvd5BHSVvIL0_IP13JipBON_olIpj2A6
./data/pdfs/616505.pdf
7,101,955
true
true
true
2025-06-04T23:00:19.972796
2025-06-06T09:23:45.272656
2025-06-07T21:14:10.950228
2025-06-08T05:05:58.516762
negatif özelliklerinden bir tanesi olarak zaman sorunu dikkat çekmiştir. Ustün yeteneklilere yönelik olarak farklılaştırılan etkinliklere daha çok zaman ayrılması gerektiği düşünülmektedir. Etkinliklerin daha uzun zaman dilimlerinde uygulanması ve süreçte öğrencileri etkinliklerdeki sorgulamalara ve muhakemelere daha çok yönlendirilmesi gerekmektedir. Orneğin; biyoplastik etkinliğinin her bir basamağında öğrencilerin hangi malzemeyi ne için kullandıklarını, yapay plastikteki hangi özelliğin yerini tutacağını belirtmeleri veya üzerinde düşünerek fikirlerini yazmaları istenmelidir. Oğrencilerin BILSEMlerde devamsızlık yapmaları o hafta tamamlanan etkinlikleri kaçırmalarına sebep olmuş, çalışma grubundaki bazı öğrencilerin modülleri analizlerde dikkate alınmamasına yol açmış ve modüllerde eksikliğe sebep olmuştur. Bu sebeple modüllerin uygulanma sürecinin tam olarak hesaplanması ve bu süreye göre uygulamanın planlanması gerekmektedir. · Geliştirilen modüllerde; ilk olarak modül 1'de, yapılan farklılaştırma ile DNA modelinde yer verilmesi istenen Huntington hastalığı gen diziliminden bir parça konulması istenmiş ve daha sonra öğrencilerin yapacakları araştırmada FOXP2 (konuşma ve dil gelişimi) gibi genlerin incelenmesi beklenmekteydi. Sınıf içerisinde yeterli zaman ve uygun fiziki koşul olmadığı için Huntıngton geni ile ilgili yeterli araştırmanın yapılmadığı görülmüştür. Daha sonraki uygulamalarda öğrencilerin bu geni araştırarak gelmeleri istenebilir. Son etkinlikte öğrencilerden beklenen olay yeri inceleme raporunun öğrenciler tarafından nasıl yazılacağı ile ilgili bilgilendirme yapılması, yaşanabilecek sorunların önüne geçebilir. • İkinci modülde ilk analiz etkinliğinde öğrencilerin kazananı tahmın ettikleri sayfadan sonraki sayfada sonuçlar yer almaktadır. Bu sayfa öğrencilerin tahminleri ile karşılaştırma yapmaları için bulunmaktadır. Fakat uygulamada görülmüştür ki öğrenciler bu sayfayı inceleyerek etkilenebilmektedir. Dolayısı ile bu sayfanın
450178
43
308
{ "labels": [ { "class": "Metin", "confidence": 0.8986697793006897, "polygon": [ [ 1474, 2131 ], [ 1483, 249 ], [ 187, 243 ], [ 179, 2125 ] ] }, { "class": "Sayfa Numarası", "confidence": 0.8819164633750916, "polygon": [ [ 852, 2221 ], [ 852, 2175 ], [ 794, 2175 ], [ 794, 2221 ] ] } ] }
Turistik tüketici deneyimi: Beş yıldızlı resort otellerde bir uygulama / The tourist experience: A research on five star resort hotels
Bu araştırmanın amacı, resort otel misafirlerinin dinlence deneyimlerini incelemek ve resort otel tüketici deneyiminin, tüketici memnuniyeti ve sadakati üzerindeki etkilerini tespit etmektir. Ayrıca kültürün; turistik tüketici deneyimi, tüketici memnuniyeti ve sadakati arasındaki ilişkiler (a = resort otel tüketici deneyimi ve tüketici memnuniyeti, b = resort otel tüketici deneyimi ve tüketici sadakati, c = tüketici memnuniyeti ve tüketici sadakati) üzerindeki moderatör etkisi de incelenmiştir. Veri toplama aracı olarak, kapsamlı bir literatür taraması sonucunda oluşturulan anket formu kullanılmıştır. Anket formu; Türkçe, İngilizce, Almanca, Fransızca ve Rusça dillerinde hazırlanmış ve böylece farklı ülkelerden turistlerin araştırmaya katılımının sağlanması amaçlanmıştır. Resort otel deneyimlerinin ölçülmesinde, fiziksel çevre ve sosyal etkileşim unsurlarını esas alan yaklaşım benimsenmiştir. İlgili ölçeklerin yanı sıra; katılımcıların özgün düşüncelerine daha fazla yer verebilmek ve nicel yöntemlerle toplanan verilerin zenginleştirilmesi için, en akılda kalıcı resort otel tüketici deneyimlerine yönelik açık uçlu sorulara da yer verilmiştir. Araştırma evrenini, Türkiye'deki beş yıldızlı resort otellerde konaklayan misafirler oluşturmaktadır. Ancak araştırma sadece yaz turizmi kapsamında hizmet veren ve deniz kenarındaki resort oteller ile sınırlı olduğu için araştırma evreni; Antalya, Muğla, Aydın ve İzmir illerinde bulunan beş yıldızlı resort otel misafirlerinden oluşmaktadır. Kolay ulaşılabilir ve kota örnekleme yöntemleri birlikte kullanılarak, ilgili destinasyonları ziyaret eden 1112 turist üzerinde anket uygulaması gerçekleştirilmiştir. Uç değerler ve yüksek miktarda eksik veri içeren anket formları çıkarıldıktan sonra, 17 farklı milliyetten toplam 1070 kullanılabilir anket formu analiz edilmiştir. Araştırma modelinde yer alan hipotezler, yapısal eşitlik modeli uygulamaları kullanılarak test edilmiştir. Ölçüm sonuçlarının yüksek düzeyde güvenirliğe ve geçerliğe (birleşme, ayırt edici, uyum ve tahmin geçerlikleri) sahip olduğu görülmüştür. Araştırma sonuçları, resort otel tüketici deneyimlerinin; (1) fiziksel olanaklar, (2) konfor, (3) tasarım ve çevre, (4) profesyonellik, (5) ilgi, (6) misafirler arası etkileşim olmak üzere altı boyuttan oluştuğunu doğrulamaktadır. Söz konusu boyutlardan ilk üçü, fiziksel çevre unsurlarına yönelik deneyimleri; geriye kalan üçü ise sosyal etkileşim unsurlarına yönelik deneyimleri temsil etmektedir. Yapısal model testi sonucunda, resort otel tüketici deneyiminin, tüketici memnuniyetini pozitif yönde etkilediği tespit edilmiştir. Sosyal etkileşim unsurlarına yönelik (profesyonellik, ilgi, misafirler arası etkileşim) resort otel deneyimleri, tüketici sadakatini pozitif yönde etkilerken; fiziksel çevre unsurlarına yönelik (fiziksel olanaklar, konfor, tasarım ve çevre) resort otel deneyimlerinin ise %5 anlamlılık düzeyinde tüketici sadakati üzerinde böyle bir etkisinin olmadığı görülmüştür. Ancak her ne kadar düşük olsa da, fiziksel çevre unsurlarına yönelik resort otel deneyimlerinin, tüketici sadakatini %10 anlamlılık düzeyinde pozitif yönde etkilediği belirlenmiştir. Ayrıca araştırma sonuçları, tüketici memnuniyetinin; resort otel tüketici deneyimleri ile tüketici sadakati arasındaki ilişkide aracılık rolü üstlendiğini göstermektedir. Bu kapsamda, tüketici memnuniyetinin, fiziksel çevre unsurlarına yönelik deneyimler ile sadakat arasındaki ilişkide "tam aracılık"; sosyal etkileşim unsurlarına yönelik deneyimler ile sadakat arasındaki ilişkide ise "kısmi aracılık" rolü taşıdığı belirlenmiştir. Kültürün moderatör etkisi test edilirken, Hofstede tarafından geliştirilen beş boyutlu (güç mesafesi, bireycilik-kolektivizm, kadınsılık-erkeksilik, belirsizlikten kaçınma, kısa veya uzun vadeli yönelim) kültür modeli esas alınmıştır. Buna göre, "resort otel tüketici deneyimleri ile tüketici memnuniyeti" ve "resort otel tüketici deneyimleri ile tüketici sadakati" arasındaki bazı ilişkilerde kültürün moderatör etkisine yönelik çeşitli bulgular tespit edilmiştir. Dolayısıyla, turistik tüketici deneyimlerinin; memnuniyet ve sadakat üzerindeki etki düzeylerinin, turistin ulusal kültürüne göre kısmen değiştiği sonucuna varılmaktadır. Buna göre, güç mesafesinin yüksek olduğu kültürlerde konfor ile misafirler arası etkileşime dayalı deneyimlerin, memnuniyet ve/veya sadakati daha fazla etkilediği belirlenmiştir. Öte yandan, toplumsal hiyerarşinin (güç mesafesinin) düşük olduğu kültürlerde ise fiziksel olanaklar ile profesyonelliğe dayalı deneyimlerin, tüketici sadakati üzerindeki etkisinin daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Bireycilik-kolektivizm kültür boyutuna göre, bireyci kültürlerde, resort otel çalışanlarının profesyonellik düzeyinin, memnuniyet ve sadakat üzerindeki etkisi, kolektivist kültürlere kıyasla daha yüksektir. Kolektivist kültürlerde ise misafirler arası etkileşimin, memnuniyet üzerindeki etkisinin daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Erkeksilik-kadınsılık kültür boyutuna göre yapılan moderatör analizinde, kadınsı kültürlerde konfor→memnuniyet, tasarım-çevre→memnuniyet ve ilgi→sadakat ilişkilerine yönelik etki düzeyinin daha yüksek iken; erkeksi kültürlerde ise fiziksel olanaklar→sadakat ile profesyonellik→sadakat ilişkilerinin etki düzeyinin daha yüksek olduğu görülmüştür. Ayrıca belirsizlikten kaçınmanın yüksek olduğu kültürlerde, tasarım-çevre ile profesyonelliğin, tüketici memnuniyeti üzerindeki etkisi (belirsizlikten kaçınmanın düşük olduğu kültürlere kıyasla) daha fazladır. Söz konusu kültürel etki farklılaşmaları, teorik ve pratik katkıları dikkate alınarak araştırmanın sonuç kısmında tartışılmıştır. Ancak "tüketici memnuniyeti ve tüketici sadakati" arasındaki ilişkide, kültürün herhangi bir etkisi ile karşılaşılmamıştır. Buna göre, hangi kültür modeli ele alınırsa alınsın, tüm kültürlerde memnuniyetin, sadakat üzerindeki etki düzeyi benzerdir. Anahtar Kelimeler : Tüketici deneyimi, memnuniyet, sadakat, kültür, resort oteller
The purpose of this research is to investigate the tourists' resort hotel experiences and to examine the impact of resort hotel experiences on tourist satisfaction and loyalty. Additionally, the moderating effects of culture on the relationships (a = resort hotel experiences and tourist satisfaction, b = resort hotel experiences and tourist loyalty, c = tourist satisfaction and tourist loyalty) among resort hotel experiences, tourist satisfaction and loyalty were tested. A self administered questionnaire developed after a comprehensive literature review was used as a data collection instrument. To increase the participation of tourists from different countries, the questionnaire was administered in the following languages: Turkish, English, German, French, and Russian. The physical environment and social interaction approach was used in measuring resort hotel experiences. In addition to the scales used, open ended questions regarding the most memorable resort hotel experiences were also included to allow for the participants' unique views and to enrich the research findings. Tourists staying at five star resort hotels in Turkey comprise the target population of this study. Because the study focuses solely on the resort hotels located nearby the sea and operating in the summer season, the target population was limited with guests staying at five star resort hotels in the provinces (destinations) of Antalya, Muğla, Aydın, and İzmir. A total of 1112 resort hotel guests visiting the aforementioned destinations was surveyed using both convenience and quota sampling methods. After removing the questionnaires that include outliers and excessive missing data, a total of 1070 questionnaires from 17 different countries was analyzed. The hypotheses in the research model were tested using structural equation modelling. It was found that the research findings have high level of reliability and validity (convergent, discriminant, concurrent and predictive validities). The results also confirm that resort hotel experiences are six dimensional: (1) physical facilities, (2) comfort, (3) design and environment, (4) professionalism, (5) attentiveness, and (6) guest interaction. The first three dimensions represent the resort hotel experiences experiences related with the physical environment, whereas the remaining three dimensions represent the experiences related with social interaction. The structural model results indicate that resort hotel experiences have a positive influence on tourist satisfaction. While the social interaction experiences (professionalism, attentiveness, and guest interaction) have a positive impact on tourist loyalty, the effects of physical environment experiences (physical facilities, comfort, design and environment) on tourist loyalty are not statistically significant at 0.05 or better probability level. Nevertheless, the physical environment experiences have a positive impact on tourist loyalty at 0.10 probability level. Furthermore, the study revealed that tourist satisfaction mediates the relationship between resort hotel experiences and tourist loyalty. In this context, tourist satisfaction represents a "full mediator" on the relationship between physical environment experiences and tourist loyalty, whereas it is a "partial mediator" on the relationship between social interaction experiences and tourist loyalty. To test the moderating impact of culture, Hofstede's five dimensional (power distance, individualism-collectivism, masculinity-feminity, uncertainty avoidance, short-long term orientation) national culture model was used. Accordingly, culture moderates the relationships between "resort hotel experiences and tourist satisfaction" and "resort hotel experiences and tourist loyalty." In other words, the effects of resort hotel experiences on both tourist satisfaction and loyalty varies partially based on tourists' national culture. For instance, the impacts of comfort and guest interaction on satisfaction and/or loyalty are higher in cultures with high power distance, whereas the impacts of physical facilities and professionalism on tourist loyalty are much higher in cultures with low power distance. While the impact of professionalism on both satisfaction and loyalty is higher in individualistic cultures, the impact of guest interaction on satisfaction is higher in collectivist cultures. In feminine cultures, the path coeffficients for comfort→satisfaction, design-environment→satisfaction and attentiveness→loyalty are higher than the masculine cultures. On the other hand, the path coeffficients for physical facilites→loyalty and professionalism→loyalty are much higher when compared to feminine cultures. Furthermore, the impacts of design-environment and professionalism on tourist satisfaction are much higher in cultures with high uncertainty avoidance than the cultures with low uncertainty avoidance. These cultural impact differences are discussed in detail in the conclusions section of this dissertation by considering their theoretical and practical implications. However, no mediating effect of culture on the relationship between tourist satisfaction and loyalty was found. More specifically, the impact of tourist satisfaction on tourist loyalty is similar in all cultures. Key Words : Consumer experience, satisfaction, loyalty, culture, resort hotels
AHMET UŞAKLI
450178
Gazi Üniversitesi
Turizm İşletmeciliği Eğitimi Ana Bilim Dalı
2016
Türkçe
Doktora
Türk-İslam Düşüncesi Tarihi Ana Bilim Dalı
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=DPTyuy3wRPq_qvCPSqUB6-DXMj2LIOpRWsfunoZDqA9HeAlMGGjoXPhY6siG827T
./data/pdfs/450178.pdf
6,725,985
true
true
true
2025-06-04T23:00:23.722357
2025-06-06T09:41:33.771980
2025-06-07T21:14:11.962730
2025-06-08T05:05:59.072201
- · Satın alma deneyimi: İlgili ürünü satın alırken yaşanan deneyimler (ürünü seçme, ürünün sunumu, ödeme, paketleme, fiziksel çevre vb. deneyimler) - · Çekirdek tüketim deneyimi: Tüketimin hemen akabinde gerçekleşen deneyimler (duygular, memnuniyet, memnuniyetsizlik vb.) - Hatırlanan tüketim deneyini (Nostalji deneyimi): Tüketimin üzerinden uzunca bir süre geçtikten sonra hatırlanan deneyimler. ## 2.1.2. Turistik Tüketici Deneyimi Kavramı "Turistik tüketici deneyimi" kavramı için turizm literatüründe "turist deneyimi (Larsen, 2007; Mossberg, 2007; Tussyadiah ve Fesenmaier, 2009; Matteucci, 2013), turizm deneyimi (Kim, Ritchie ve McCormick, 2012; Kim, 2013; Kim ve Ritchie, 2014), turistik hizmet deneyimi (Otto ve Ritchie, 1996; Dong ve Siu, 2013), tüketici deneyimi (Walls, Okumus, Wang ve Kwun, 2011; Walls, 2013; Mantihou, Kang, Sumarjan ve Tang, 2016), müşteri deneyimi (Cetin ve İstanbullu Dincer, 2014; Chen, 2015; Cetin ve Walls, 2016)" gibi farklı şekillerde isimlendirilen, ancak aynı manaya gelen çeşitli genel kavramlar kullanılmaktadır. Bazı çalışmalarda ise bu tür genel kavramlar yerine, çalışmada incelenen deneyim türüne göre "konaklama deneyimi (Knutson, Beck, Kim ve Cha, 2009; Hung, 2015), yiyecek içecek deneyimi (Jin, Lee ve Huffman, 2012; Robinson ve Clifford, 2012), destinasyon deneyimi (Prebensen, Woo, Chen ve Uysal, 2013; Zhong, Busser ve Baloglu, 2013), temali park deneyimi (Bigné, Andreu ve Gnoth, 2005, Milman, 2009), kruvaziyer deneyimi (Hosany ve Witham, 2010; Huang ve Hsu, 2010)" gibi spesifik kavramlar da kullanılmaktadır. Bu çalışmada, daha kapsayıcı olması nedeniyle, "turistik tüketici deneyimi" kavramının kullanılması daha uygun bulunmuştur. Turistik tüketici deneyimi, esasen tüketici davranışındaki manasıyla deneyim kavramının turizme uyarlanmış halini ifade etmektedir. Otto ve Ritchie (1996, s. 166) turistik hizmet deneyimini, "turistik bir hizmet alımı esnasında hissedilen öznel zihinsel durum" olarak tanımlamaktadır. Ancak Kim, Ritchie ve McCormick (2012) turistin hissettiği her öznel zihinsel durumun, akılda kalıcı olmadığını belirtmekte ve turizm deneyimin ilgili etkinlik ya da olaydan sonra hatırlanabilir ve zihinde geri çağrılabilir özellikte olması gerektiğini ifade etmektedir. Benzer şekilde, Larsen (2007, s. 15) turist deneyimini "seyahate ilişkin kişinin uzun süreli belleğine
End of preview. Expand in Data Studio
README.md exists but content is empty.
Downloads last month
2