image_data
imagewidth (px) 1.47k
2.34k
| document_id
stringclasses 16
values | page_num
int64 2
231
| total_pages
int64 52
729
| predictions
dict | title
stringclasses 16
values | abstract_tr
stringclasses 16
values | abstract_en
stringclasses 16
values | author
stringclasses 16
values | thesis_id
stringclasses 16
values | university
stringclasses 13
values | department
stringclasses 14
values | year
stringdate 1993-01-01 00:00:00
2021-01-01 00:00:00
| language
stringclasses 1
value | thesis_type
stringclasses 3
values | keyword_abd
stringclasses 1
value | original_url
stringclasses 16
values | file_path
stringclasses 16
values | file_size_bytes
int64 1.06M
25.2M
| download_success
bool 1
class | extraction_success
bool 1
class | prediction_success
bool 1
class | download_timestamp
stringdate 2025-06-03 15:29:35
2025-06-03 15:29:37
| extraction_timestamp
stringdate 2025-06-04 01:00:43
2025-06-04 01:21:44
| prediction_timestamp
stringdate 2025-06-04 13:19:57
2025-06-04 13:28:27
| hf_processing_timestamp
stringdate 2025-06-04 15:29:55
2025-06-04 15:36:49
| text
stringlengths 109
9.31k
|
|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|
51089
| 122
| 195
|
{
"labels": [
{
"class": "Metin",
"confidence": 0.9375032782554626,
"polygon": [
[
1346,
2003
],
[
1362,
157
],
[
107,
146
],
[
91,
1992
]
]
}
]
}
|
Türkiye'de toplu pazarlık sisteminin ekonomik analizi / Economical analysis of collective bargaining system in Turkey
|
Toplu pazarlık, işçi sendikaları ve işverenlerin, istihdam koşulları ve sürelerini belirledikleri bir süreçtir. İşçiler ve işverenler arasındaki ilişkileri düzenleyen bu sözleşmeye, toplu pazarlık anlaşması denilmektedir. Toplu pazarlıklarda, işçi sendikaları ve işverenler, genellikle, pek çok konu üzerinde görüşmeler yapmakla beraber, esas olarak, pazarlık amaçları iki konu üzerine yoğunlaştırılır: reel ücretler ve istihdam. Türkiye'de, toplu pazarlığın etkinliği, reel ücretler ve istihdam eğilimi açısından, uygulamada, 1980 öncesi ve sonrasında farklı özellikler göstermiştir. 1960'lı yılların başından itibaren uygulanan içe dönük sanayileşme ve güçlü sendikal örgütlenme koşullarında, işçi kesimi, etkin toplu pazarlıklar yoluyla, yüksek reel ücret ve istihdam güvencesi hedefine ulaşmışlardır. Ancak, uluslarası ekonomik çevre koşullarının etkisiyle, 1980 sonrasında, dışa açık ekonomi politikasının, sendikal örgütlenmeye karşı yasal-kurumsal düzenlemelerle desteklenmesi, uzun dönemde işçi kesimine reel ücret kayıpları şeklinde yansımıştır. Bu dönemde, reel ücretlerin kısa dönemli yükselişi, kamu ve özel kesim işverenleri tarafından, öncelikle, istihdam hacminin daraltılması yoluyla telafi edilmeye çalışılmıştır.
|
Collective bargaining is a process by which employers and unions estabilish terms and conditions of employment. The contract that results is called a collective bargaining agreement, and it regulates the relationship between the employer and employees involved. in contract negotiations the union is usually bargaining on a dozen fronts at önce, trading ceoncessions on some fronts for gains on others. But we narrow the study to two policy objectives as real vvages and employment. in Turkey, the efficiency of collective bargaining with respect to real vvages and employment, has shown different peculiorities before 1980 and after. Because of applaying introverted economical policy and strong syndical organizing, the unions have reached their high real vvages and employment quarantee targets through effective collective bargainings as from at the beginning of 1960's. But, after 1980, due to international economic enviromental conditions, it has reflected to the vvorkers in the form of low real vvages and reduced employment levels in long term, through extroverted economical policy that is supported by legal-instutional regulations against to syndical organizing. in this term, short term increasing in real vvages, have primarily compensated by public and private employers with decreasing employment levels.
|
GÜNGÖR TURAN
|
51089
|
Dokuz Eylül Üniversitesi
| null |
1996
|
Türkçe
|
Doktora
|
Katıhal Fiziği Ana Bilim Dalı
|
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=hcgrYffRbz0Z44UJEuLtwajpoZQWzBh-BOyotN6s2EmQNQxNzaWvwQ2Fgone3B2U
|
./data/pdfs/51089.pdf
| 8,228,575
| true
| true
| true
|
2025-06-03T15:29:36.280260
|
2025-06-04T01:06:23.144195
|
2025-06-04T13:20:08.769465
|
2025-06-04T15:29:55.578583
|
haklarına saygılı bir refah devleti anlayışı, işçi örgütlerine parlak bir gelişme dönemi yaşatmıştır'. Dönemin en önemli özelliği, ücretlerdeki artışlarla istihdam artışlarının bir arada gerçekleştirilebilmiş olmasıdır. Böylece, işçi kesimi, yüksek ücret artışlarını istihdam güvencesi ile garanti altına alabilmiştir.
## 1. Reel Ücretler
Ucretler, bir maliyet unsuru olma özelliğinin yanısıra, önemli bir talep faktörüdürler. Bu durum, iç piyasaya dönük çalışan sektörler için satın alma gücünde belli bir artışı, reel ücretlerde tırmanmayı zorunlu kılar. İç piyasaya yönelik çalışan sektörlerin hızla gelişme kaydettiği dönemlerde, talebi canlı tutabilmek için, ücretlerde belli bir artışın sağlanması gerekir".
İthal ikameci modelde, iç pazarı hedef alan, dolayısıyla ücretlerin hem maliyet hem de talep kalemleri olarak rol oynaması, bu modelin, ücret düzeyi göreli olarak yüksek bir ekonomik yapıyla uyumlu olduğu ve
Türkiye için de bu gözlemin geçerli olduğu vurgulanmaktadır'.
Türkiye'nin 1960 ve 1970'li yıllardaki sanayileşme çabalarıyla birlikte, pozitif olarak değerlendirilebilecek bir faktör, benzer gelişme düzeyindeki çevre ülkeleri ile kıyaslandığında, göreli olarak yüksek ücretli bir ekonomiye dönüşmüş olmasıdır. Türkiye ekonomisinin bu "göreli yüksek ücretli" konuma zamanla uyum sağladığı söylenebilir. Ucret düzeyinin belirleyici bir etken olduğu iç pazarın büyüklüğü, sınaî gelişmenin hızını ve içeriğini biçimlendirmiştir. Sınai yapı zamanla emek
1 Oktar TUREL, Ekonomik Büyüme, İstihdam ve Sendikalar: Uzun Döneme Bakış, ODTÜ Gelişme Dergisi, 20 (1-2) 1993, s.241-242.
<sup>&#</sup>x27;Nurcan ÖZKAPLAN, Türkiye'de Ücretler (1963-1977), Çalışma Ekonomisi, Kavram Yayınları, İstanbul, 1993, s.11.
<sup>3</sup> Korkut BORATAV, İktisat Politikası Alternatifleri Üzerine Bir Deneme; Kriz, Gelir Dağılımı ve Türkiye'nin Alternatif Sorunu, Kaynak Yayınları, İstanbul, 1987, s.84.
|
|
279094
| 5
| 729
|
{
"labels": [
{
"class": "İçindekiler",
"confidence": 0.8755829930305481,
"polygon": [
[
238,
1095
],
[
1360,
1095
],
[
1359,
624
],
[
238,
624
]
]
},
{
"class": "Metin",
"confidence": 0.8597772121429443,
"polygon": [
[
1452,
2140
],
[
1453,
1556
],
[
199,
1554
],
[
198,
2138
]
]
},
{
"class": "Sayfa Numarası",
"confidence": 0.8306276202201843,
"polygon": [
[
1469,
2244
],
[
1469,
2200
],
[
1423,
2200
],
[
1423,
2244
]
]
}
]
}
|
Bostanzâde Yahyâ Efendi ve Mir'âtü'l-Ahlâk'ı (inceleme-metin) / Bostanzâde Yahyâ Efendi and his Mir?âtu?l-Ahlâk (analysis-text)
|
Tezimizin konusunu teşkil eden Mir'âtü'l-Ahlâk; tamamı ahlâkî faziletlere dair 24 bölümden müteşekkildir. Eserde işlenen konular; ibadet, sabır, şükür, şecaat, zekâ, ciddiyet, rızâ, vefâ, sır saklama, cömertlik, af, iffet, tevazu, hayâ, emanet, sadâkat, şefkat, âlicenaplık, müşâvere, hilm, gayret, firâset, fırsatı değerlendirme, temkin, iyilerle dostluk kurma, hukuka riâyet gibi faziletler ve hükümdarlık, emirlik, vezirlik, valilik gibi resmî görevlerin gerektirdiği yükümlülüklerdir. Ahlâk sahasında felsefî ve teorik tahliller yerine pratiğe ağırlık veren eserde ahlâkî faziletler âyet ve hadislerle örneklendirilmiştir. Ayrıca Türkçe, Arapça ve Farsça olmak üzere ahlâkî ve hikemî manzumeler, peygamber kıssaları ve İslâm tarihinden alınmış örnek ahlâkî motiflerle eserin muhtevası zenginleştirilmiştir. Eflâtun, Aristo, İbn Sînâ, Hüseyin Vâiz Kâşifî gibi ünlü ahlâk filozoflarından yapılan nakiller müellifin geniş bilgi ve kültürünü göstermekle beraber etki açısından esere büyük bir güç kazandırmaktadır. Mir'âtü'l-Ahlâk; 17. yüzyıl Osmanlı toplumunun ahlâkî yapısını ve dönemin münevverlerinin ideal ahlâk görüşlerini yansıtması bakımından değerli bir eserdir.Çalışmamız giriş ve üç bölümden müteşekkildir. Girişte, ele aldığımız metnin mensur bir ahlâk kitabı olmasına binâen ?ahlâk?ın mahiyeti, ahlâk ilminin tarihçesi ve mensur ahlâk kitapları üzerinde durulmuştur. Birinci bölüm; Bostanzâde Yahyâ Efendi'nin yaşadığı devre toplu bir bakış ile onun ailesi, hayatı, eserleri ve şahsiyeti konularına tahsis edilmiştir. İkinci bölümde; Mir'âtü'l-Ahlâk ana hatlarıyla tanıtılmış, muhtevası üzerinde durulmuş, eserde yer alan âyet ve hadisler tespit edilmiş, eserin dil ve üslûp özellikleri belirtilmiştir. Üçüncü bölümde ise, çalışmamızın temelini teşkil eden metin ve bu metne dair bazı hususiyetler yer almaktadır.Tezimiz; sonuç, bibliyografya, dizin ve Mir'âtü'l-Ahlâk nüshalarından örnekler ile tamamlanmıştır.
|
Mir?âtü?l-Ahlâk (mirror of morals), which constitutes the subject matter of our thesis, consists of 24 chapters that deal with moral values and virtues. The topics that the book handles include virtues such as prayers, patience, thankfulness, bravery, intelligence, seriousness, consent, loyalty, secretiveness, generosity, forgiveness, chastity, modesty, coyness, confidence, compassion, protectiveness, consultation, softness of manner, industriousness, foresight, seizing opportunity, caution, establishing good rapport with the good, and abiding by the law and obligations originating from official duties such as emirate, vizierdom, governorship and kingdom. The book, which prefers practice in the field of morality rather than philosophical and theoretical analyses, exemplifies moral virtues with verses from the Koran and the Hadith of Prophet Muhammad. Moreover, the content of the book has been enriched with Turkish, Arabic and Persian parables on morality and wisdom, stories from the lives of prophets and exemplary moral themes from the history of Islam. Quotations from famous moral philosophers such as Plato, Aristotle, Avicenna, and Hüseyin Vâiz Kâşifî both reflect the author?s extensive knowledge and culture and add to the power of the book. Mir?âtü?l-Ahlâk is an important work in that it reflects the moral structure of the Ottoman society in the 17th century and the idealistic and moral views of the intellectuals of the period.Our study consists of an introduction and three sections. The introduction deals, by virtue of being a book on morals, with the history of ethics, its nature and other prose books on morals. Section 1 is devoted to a general outlook on the period when Bostanzâde Yahyâ Efendi lived and his life, family, works and personality. Section 2 describes major aspects of Mir?âtü?l-Ahlâk, focuses on its content, determines the verses from the Koran and the hadith and linguistic and stylistic features of the work. Section 3 includes the text, which constitutes the basis of our study, and some issues about the text.
|
NURGÜL SUCU
|
279094
|
Selçuk Üniversitesi
|
Türk Edebiyatı Bölümü
|
2010
|
Türkçe
|
Doktora
|
Katıhal Fiziği Ana Bilim Dalı
|
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=veR1mHu9yoWjwcVUjCEoPJ7ifaybsi-cjpego8cvg3rV_OMhWmkx97NKNXJ7kwLV
|
./data/pdfs/279094.pdf
| 5,296,239
| true
| true
| true
|
2025-06-03T15:29:36.567726
|
2025-06-04T01:17:59.110147
|
2025-06-04T13:20:09.267565
|
2025-06-04T15:29:56.484431
|
| 2. 25. Hâtime ve Nasihat |
|----------------------------------|
| 3. ÂYET VE HADİSLER |
| 3.1. Ayetler |
| 3.2. Hadisler |
| C. DİL VE ÜSLÛP ÖZELLİKLERİ |
| III. BÖLÜM |
| METİN |
| A. ESERİN NÜSHALARI |
| B. METNIN KURULUŞU |
| C. TRANSKRİPSİYON ALFABESİ |
| D. MİR'ÂTÜ'L-AHLÂK (METİN) |
| SONUÇ |
| BİBLİYOGRAFYA |
| DİZİN (KİŞİ, YER VE ESER ADLARI) |
| |
MİR'ÂTÜ'L-AHLÂK NÜSHALARINDAN ÖRNEKLER…………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………
## ön söz
Mânâ ve âhenk mükemmelliğinin en üst seviyeye ulaştığı klâsik edebiyatımız altı asırlık bir kültürün tezahürüdür. "Divan Edebiyatı" tabirinden de anlaşılacağı üzere, bu edebiyat daha ziyade şir yönüyle ön plâna çıkmaktadır. "Eski Türk Edebiyatı" denilince, genellikle, sadece divan şiiri akla gelmektedir. Hâlbuki bu edebiyatın, başlangıçtan Tanzimat'a kadar üç kolda gelişen bir de nesir kısmı vardır. Halkın konuştuğu dili esas alan sade nesir; "inşa" adıyla bilinen, bir yandan Arap ve Fars sözlüklerinden gelişi güzel pek çok kelime alırken diğer yandan Türkçe kelimelere çok az yer veren, seci'i esas tutan süslü nesir ve son olarak çoğunlukla ulemâ sınıfından yetişen ve yüksek makamlarda görev alan
|
|
413804
| 63
| 550
|
{
"labels": [
{
"class": "Metin",
"confidence": 0.9231959581375122,
"polygon": [
[
1475,
1246
],
[
1476,
226
],
[
276,
226
],
[
275,
1245
]
]
},
{
"class": "Metin",
"confidence": 0.9180893301963806,
"polygon": [
[
1440,
2095
],
[
1440,
1580
],
[
276,
1579
],
[
276,
2094
]
]
},
{
"class": "Sayfa Numarası",
"confidence": 0.8813191652297974,
"polygon": [
[
910,
2226
],
[
910,
2174
],
[
853,
2174
],
[
852,
2226
]
]
}
]
}
|
Enerji yatırım uyuşmazlıklarında yetki sorunu ve esasa uygulanacak hukuk / Jurisdiction issue in energy investment disputes and the law applicable to substance
|
II. Dünya Savaşı sonrası dönemin yeni uluslararası ekonomik düzeninde sermaye hareketinin temel vasıtası rolünü üstlenmiş bulunan doğrudan yatırımlarının sermaye ihraç eden ve sermaye ithal eden devletler bakımından taşıdığı değer, yatırımlar üstündeki denetimi, devletler arasında önemli bir mücadele alanı haline getirmiştir. Yatırımlar üzerindeki denetimin belirlenmesinde, yatırımlara uygulanacak hukuk ve yatırımlardan doğan uyuşmazlıkların çözümünde yetki, kritik iki konuyu işaret etmektedir. Bu nedenle, bu iki konu, yatırım hukukunun ortaya çıktığı 1950'li yılların başından beri yatırım hukukunun en tartışmalı alanlarını oluşturmaktadır.
Çağdaş anlamda doğrudan yatırımların ilk örneklerinin verildiği 1900'li yılların başında yatırımların korunması, sömürgeci uygulamalar doğrultusunda askeri ve politik güç kullanımı ile sağlanmıştır. Bununla birlikte, sömürgeci dönemin sona ermesi ve askeri güç kullanımının tercih edilmeyen bir seçenek haline dönüşmesi, yatırımların korunmasında hukukî bir sistem oluşturulması arayışlarını ön plan çıkmıştır. Böylece, sermaye ihraç eden devletlerin ve uluslararası sermaye kurumlarının öncülüğünde "yatırım hukukunun" temelleri atılmıştır.
Yatırım hukukunun oluşturulmasında temel kaydı, yatırımların, ev sahibi devletin egemenlik kaynaklı tasarruflarından bağımsız kılınarak, ev sahibi devletin denetim alanı dışına taşınmasıdır. Yatırımların ev sahibi devletin denetim alanı dışına çıkarılmasında yatırım anlaşmalarının maddî ve usulî hükümlerinden faydalanılmaktadır. Tezimizde, yatırım denetimine ilişkin mücadelenin yoğunlaştığı, "uygulanacak hukuk" ve "uyuşmazlıklarının çözümünde yetki" konuları, enerji yatırımları bağlamında inceleme konusu yapılmaktadır.
Dört bölüm, giriş ve sonuç bölümlerinden oluşan tezimizin ilk bölümünde, yatırım hukukunun kurum ve vasıtalarının gelişimi, enerji yatırımlarına ilişkin kavramlar üzerinden ele alınmaktadır. İkinci bölümde, yetki ve uygulanacak hukukun tespitinde esas alınan temel kavramlar olmaları itibariyle, enerji yatırımların unsurları ve yatırım uyuşmazlığı kavramları değerlendirilmektedir. Üçüncü bölüm, enerji yatırımlarından doğan uyuşmazlıkların çözümünde kullanılan çözüm yöntemlerinin ve çözüm sürecinde yer alan uyuşmazlık çözüm mercilerinin yetki koşullarının incelenmesine ayrılmıştır. Dördüncü ve son bölümde, uyuşmazlıkların çözümünde uygulanacak hukuk, uyuşmazlık kaynakları üzerinden inceleme konusu yapılmaktadır.
|
Foreign direct investment (FDI) became the ultimate way of trans-border capital flow in the "the new international economic order" which has been established in the post-war era. The significance of FDI both for capital importing and capital exporting states, transformed the control on these investments to a major field of dispute. "The applicable law" and "the jurisdiction on dispute resolution" composes two main pillars in the establishment of the control on the investments. Due to that, these two topics emerge as the most controversial areas of "law on foreign investment" since its foundation in the beginning of 1950's.
During the colonial era protection of FDI was provided by the use of political and military force. However, following the termination of colonialism, use of military force became an unviable option. Thus, seek for the protection of foreign investments by a legal regime accelerated and the "law on foreign investment" is established under the auspices of capital importing states and international capital institutions.
The main concern in the establishment of law on foreign investments is to isolate the investments from the home state's interventions by the use of sovereign power and thus eliminate home state's control thereon. In the achievement of this goal, substantial and procedural clauses of investment treaties have been engaged. In the context of the thesis, "applicable law" and "the jurisdiction on dispute resolution" on which the struggle for control intensifies is evaluated with regard to energy investments.
The thesis is composed of four parts, including introduction and conclusion. In the context of the first part evolution of the institutions and vehicles of investment law is conducted. In the second part, the elements of energy investments and the investment disputes which are deemed to be the main components of jurisdiction and the applicable law are dealt. In the third part, the dispute resolution methods of energy investments and the conditions of jurisdiction are researched. In the last part the applicable law to the investment disputes is evaluated.
Key Words: Foreign direct investment, bilateral investment treaties, arbitration, investment, jurisdiction, home state, host state, Energy Charter Treaty
|
HANDE ÜNSAL
|
413804
|
Ankara Üniversitesi
|
Özel Hukuk Ana Bilim Dalı
|
2015
|
Türkçe
|
Doktora
|
Katıhal Fiziği Ana Bilim Dalı
|
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=WY5CM7tPNE2z_YM6pBu0t0ysKuxW9oINWMmSiaa5GUStwMnfcfe1wscF9McIZQyv
|
./data/pdfs/413804.pdf
| 3,602,192
| true
| true
| true
|
2025-06-03T15:29:36.450235
|
2025-06-04T01:15:15.667452
|
2025-06-04T13:20:10.364024
|
2025-06-04T15:29:57.491555
|
yıllardır. Bu dönemlerdeki millileştirme hareketlerinde, özellikle sömürgeci devletlerle güçlü bağlantıları olan yabancı yatırımların hedef alındığı görülmektedir.
Enerji alanındaki millileştirme hareketlerinin önemli bir kısmı, gelişmekte olan devletlerin, ulusal ve bağımsız enerji endüstrisi oluşturmaya yönelik çabalarının bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Kaynaklarının o tarihlere dek uzun süreli imtiyazlarla çok uluslu şirketlere devretmiş olan söz konusu devletler, millileştirmeler vasıtasıyla kaynakları üzerinde denetim kurmak, bu kaynaklara ilişkin faaliyetleri kendi hukukları ile düzenlemek ve bu faaliyetlerden doğan uyuşmazlıkların kendi mahkemelerinde çözümünü sağlamak istemiştir103. Nitekim 1970'li yılların sonuna doğru, gelişmekte olan devletlerin enerji piyasaları üzerinde güçlü bir devlet kontrolü oluşmuştur. Bu piyasalara özel yatırımcıların girişleri sınırlamalara tâbi tutulmuş ya da yatırım faaliyetlerinin yoğun devlet denetimi altında gerçekleştirilmesi
sağlanmıştır104.
102Comeaux/Kinsella, age., s. 64.
10% Kaushal, A .: "Revisiting History: How the Past Matters for the Present Backlash Against the Foreign Investment Regime", Harvard International Law Journal, Summer 2009, V. 50, N. 2, s. 499: Van Harten, age., s. 27.
104Kaynaklar üzerinde denetim kurma kaygısı, aslında, gelişmekte olan devletlere özgü bir kaygı değildir. 1970'li yıllarda, sermaye ihraç eden devletlerden İngiltere ve Norveç de millileştirme kararlarını uygulamaya koymuştur. 1975 yılında İngiliz Hükûmeti, mevcut tüm petrol izinlerinin yeniden müzakere edilmesi kararına varmıştır. Bu müzakereler sonucu, İngiliz ulusal petrol şirketi olan BNOC/BRITOIL tüm yatırımlarda %51 oranında ortaklık hakkı elde etmiştir. Walde/Kolo, Renegotation, s. 5.
|
|
279090
| 75
| 466
|
{
"labels": [
{
"class": "Tablo",
"confidence": 0.8660147190093994,
"polygon": [
[
1387,
1461
],
[
1387,
1114
],
[
170,
1112
],
[
169,
1458
]
]
},
{
"class": "Tablo",
"confidence": 0.845621645450592,
"polygon": [
[
1373,
1830
],
[
1373,
1499
],
[
151,
1498
],
[
151,
1829
]
]
},
{
"class": "Tablo",
"confidence": 0.7604062557220459,
"polygon": [
[
1363,
1059
],
[
1363,
746
],
[
162,
746
],
[
162,
1058
]
]
},
{
"class": "Sayfa Numarası",
"confidence": 0.7547140121459961,
"polygon": [
[
1465,
140
],
[
1466,
92
],
[
1407,
91
],
[
1406,
139
]
]
},
{
"class": "Tablo",
"confidence": 0.3238659203052521,
"polygon": [
[
1412,
736
],
[
1414,
203
],
[
182,
198
],
[
180,
731
]
]
}
]
}
|
Sadru'ş-Şehîd (536/1141)'in Umdetu'l-Fetâvâ adlı eserinin tahkiki / The critical edition of Sadr al-Shahid?s (536/1141) work Umdat al-Fatawa
|
İslam Hukuku'nda nevâzil ve fetva eserleri, günün problemli meselelerine yer veren bir alan olarak karşımıza çıkmaktadır. Vâkı`ât, havâdis de aynı türü ifade için kullanılan kavramlardır.Tezde, Karahanlılar devrinde yetişmiş es-Sadru'ş-Şehîd (536/1141)'in Umdetu'l-Fetâvâ adlı nevâzil türü eserinin tahkik ve tahlili ele alınmıştır.Tez, giriş, iki bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Girişte konu ile ilgili kısa bir bilgiye, araştırmanın konusu, amacı, kapsamı, metodu ve kaynakları hakkında açıklamalara yer verilmiştir.İlk bölümde, nevâzil, nevâdir, vakı`ât, havâdis ve fetva kavramlarının tanımları ve nevâzil ile fetva arasında farklar üzerinde durulup, nevâzil ve fetva eserleri hakkında katalog bilgileri tablolar halinde sunulmuştur.İkinci bölümde es-Sadru'ş-Şehîd (536/1141)'in yaşadığı dönem ve dönemin siyasi durumu, yaşadığı dönemde ilmî ortam, hayatı, hocaları, öğrencileri, eserleri ve Umdetu'l-Fetâvâ hakkında bilgi, değerlendirme ve eserin tahkiki işlenmiştir.Bu tez ile nevâzil literatüründeki el yazma bir eser, okuyucusunun istifadesine sunulmuş ve alanla ilgili belli dönemdeki eserlerin katalog bilgileri iki kapak arasında toplanmıştır.
|
Nevâzil and fatâwâ studies in Islamic Law deals with the problems of today, and the expressions of vâkı`ât and havâdis are used for defining them.In the thesis, the verification and assay of a nevâzil type of study named as Umda al-Fatâwâ written by al-Sadr al-Shahid (536/1141) who lived during the Karakhanids era was taken into consideration.The thesis was formed by the sections of introduction, two separate chapters and conclusion. The introduction includes brief information about the subject and explanations about the subject, objective, scope, method and references of the investigation.In the first chapter, the concepts of nevâzil, nevâdir, vakı`ât, havâdis and fatwa are defined, the differences between nevâzil and fatwa is dwelled, and the catalog information about nevâzil and fatwa studies is given in tables.In the second chapter, the life, teachers, students and studies of al-Sadr al-Shahid (536/1141), his era and that era?s political and scientific condition, and the information, evaluation and verification of Umda al-Fatâwâ are treated.This thesis presented a manuscript study of nevâzil literature to the use of researchers, and the catalog information about the same field for a definite era was collected between two covers.
|
AYŞE BİÇER
|
279090
|
Selçuk Üniversitesi
|
Temel İslam Bilimleri Ana Bilim Dalı
|
2010
|
Türkçe
|
Doktora
|
Katıhal Fiziği Ana Bilim Dalı
|
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=veR1mHu9yoWjwcVUjCEoPMfksumk6cfzEaD_Ao8ClBNwpM8RzejzRVSywy1k3bhB
|
./data/pdfs/279090.pdf
| 3,454,820
| true
| true
| true
|
2025-06-03T15:29:36.441856
|
2025-06-04T01:10:08.730220
|
2025-06-04T13:20:10.364902
|
2025-06-04T15:29:58.063716
|
| | Kavns<br>·· TÜVATOK 01/II 1620a<br>15. We can and the state of the commend to the states of the states of the section the states of the section the states of the section the section the states the section the<br>and the contraction of the comments of the contraction of the contribution of the contribution of the contribution of the contribution of the contribution of the contribution<br>and the country of the country of the county of the county of the county of the county of the county of the county of the country of the country of the county of the country | | |
|--|-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------|--|--|
| | | | |
| | | | |
| 122- ESER ADI | BULUNDUĞU<br>YER | BULUNDU<br>GU BÖLÜM | SINIFILA<br>MA-YER | ARSİV-<br>DEMİRBAŞ<br>NO | MÜSTEN<br>siH | VARAK<br>SAYISI | YAYIM<br>YERİ<br>YILI |
|-------------------|------------------------------------|--------------------------|--------------------|--------------------------|---------------|-----------------|-----------------------|
| Vâkı âtu'l-Müftin | Topkapı<br>Sarayı<br>Kütüphanesi24 | Revan<br>Köşkü<br>Bölümü | 000. | 000679 | | 202vr | |
| KONU | ÖZELLİK<br>LER | ARAŞTIRILAN<br>YER | | | | | |
| Hanefi Fıkhı | | İSAM | | | | | |
| 123- ESER ADI | BULUNDUĞU<br>YER | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | BULUNDU<br>GU BÖLÜM | SINIFILA<br>MA-YER | ARSİV-<br>DEMIRBAŞ<br>NO | MÜSTEN<br>sifi | VARAK<br>SAYISI | YAYIM<br>YERİ<br>YILI |
|-------------------|----------------------------------|--|--------------------------|------|--------|----------------------------|-------|------|--|--|--|--|--|--|--|--|--|--|--|--|--|--|--|--|---------------------|--------------------|--------------------------|----------------|-----------------|-----------------------|
| Vâkı âtu'l-Müftin | Topkapı<br>Sarayı<br>Kütüphanesi | | Revan<br>Köşkü<br>Bölümü | 000. | 000698 | Sunullah<br>D.<br>Abdullah | 174vr | 1696 | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | |
| KONU | ÖZELLİK<br>LER | | ARAŞTIRILAN<br>YER | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | |
| Hanefi Fıkhı | Yazma | | İSAM | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | | |
| 24- ESEK ADI | BULUNDUGU I<br>YER | RI II<br>ğu bölüm | SINIFLA<br>MA-YHR | ARSIV-<br>DEMÍRRAS<br>NO | SILEN<br>SiH | VARAK I<br>SAYISI | TERI<br>VII I |
|--------------|--------------------|-------------------|-------------------|--------------------------|--------------|-------------------|---------------|
|--------------|--------------------|-------------------|-------------------|--------------------------|--------------|-------------------|---------------|
| Vâkı'âtu'l-Müftin | Topkapı<br>Sarayı<br>Kütüphanesi | | Revan<br>Köşkü<br>Bölümü | 000. | 000682 | 187vr | |
|-----------------------|----------------------------------|--------------------|--------------------------|------|--------|-------|--|
| KONU | ÖZELLİK<br>LER | ARAŞTIRILAN<br>YER | | | | | |
| Hanefi Fıkhı<br>Yazma | | | İSAM | | | | |
| 125- ESER ADI | BULUNDUĞU<br>YER | | BULUNDU<br>GU BÖLÜM | SINIFILA<br>MA-YER | ARSİV-<br>DEMIRBAŞ<br>NO | MÜSTEN<br>sifi | VARAK<br>SAYISI | YAYIM<br>YERİ<br>YILI |
|-----------------------|----------------------------------|--|--------------------------|--------------------|--------------------------|----------------|-----------------|-----------------------|
| Vâkı'âtu'l-Müftin | Topkapı<br>Sarayı<br>Kütüphanesi | | Revan<br>Köşkü<br>Bölümü | 000. | 000680 | | 225vr | 1678 |
| KONU | ÖZELLİK<br>LER | | ARAŞTIRİLAN<br>YER | | | | | |
| Hanefi Fıkhı<br>Yazma | | | İSAM | | | | | |
<sup>24</sup> Karatay, Fehmi Erdem- Reşer, O., Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Arapça Yazmalar Kataloğu, 4/ 602, 603.
|
|
230911
| 180
| 232
|
{
"labels": [
{
"class": "Metin",
"confidence": 0.9290707111358643,
"polygon": [
[
1520,
2083
],
[
1522,
253
],
[
228,
252
],
[
226,
2082
]
]
},
{
"class": "Sayfa Numarası",
"confidence": 0.8569630980491638,
"polygon": [
[
847,
2247
],
[
921,
2247
],
[
921,
2195
],
[
847,
2196
]
]
}
]
}
|
Farklılaştırılmış öğretim tasarımının öğrencilerin özyeterlik algıları, bilişüstü becerileri ve akademik başarılarına etkisinin incelenmesi / The effects of differentiated instructional design on students? self-efficacy beliefs, metacognitive skills and academic achievement
|
Son yıllarda çeşitli alanlarda farklı özelliklere sahip olan tüm öğrencilere temel bilgi ve becerilerin kazandırılması önem kazanmıştır. Özellikle matematik öğretiminde kişilerin gerçek hayattaki problemlerini etkili bir şekilde çözebilmeleri için gerekli olan temel matematiksel becerilerin tüm öğrenciler tarafından öğrenilmesi gerekliliği ön plana çıkmıştır. Sınıfta farklı özelliklere sahip tüm çocuklara farklı yollardan ulaşılmasını destekleyen farklılaştırılmış öğretim tasarımları bu çalışmanın temelini oluşturmaktadır.Çalışma, farklılaştırılmış öğretim tasarımını merkeze alarak, bu tasarımın öğrencilerin akademik başarıları, bilişüstü becerileri ve özyeterlik algıları üzerindeki etkisini belirlemeyi amaçlamıştır. Araştırmada öntest-sontest deney deseni kullanılmış, deney grubu olarak Esenler Cumhuriyet İlköğretim Okulu altıncı sınıf öğrencileri belirlenmiştir. Deney grubu 25 öğrenciden oluşmuştur. Farklılaştırılmış öğretim tasarımı matematik dersi ondalık kesirler ünitesi için hazırlanmıştır. Araştırmacı tarafından geliştirilen, geçerlik ve güvenirlik çalışmaları yapılmış akademik başarı testi, Üredi (2005) tarafından Türkçe'ye uyarlanan bilişüstü beceriler ölçeği ve özyeterlik algısı ölçeği uygulamadan önce ve sonra olmak üzere iki defa uygulanmıştır.Araştırma sonucunda, deney grubunun başarı testi puanlarında sontest lehine anlamlı farklılık olduğu bulunmuştur. Bu farklılığın bilgi, kavrama ve uygulama düzeyi soruları gruplanarak incelendiğinde de geçerli olduğu ortaya çıkmıştır. Bu bulgular araştırmanın birinci denencesini desteklemiştir. Araştırmanın ikinci denencesi olan ?deney grubunun bilişüstü beceriler puanlarına sontest lehine anlamlı farklılık vardır? denencesini destekleyen bulgulara ulaşılmıştır. Son olarak deney grubunun özyeterlik algısı puanlarında sontest lehinde anlamlı farklılık vardır olarak belirlenen üçüncü denence de elde edilen bulgular tarafından desteklenmiştir.Bu bulgular yorumlanarak, uygulayıcılar ve araştırmacılar için öneriler geliştirilmiştir.
|
In recent years it became more important to make students, who have different charactheristics in various areas, develop some basic skills. Especially, basic mathematics skills are required for all persons, who want to solve his/her real life problems effectively. Therefore,in mathematics education, it is necessary to reach all students in the classroom. This study focuses on differentiated instructional design, which provides different ways to reach all students with varied characteristics in a learning environment.Differentiated instructional design in the center, the research aims to investigate the effect of these design, to metacognitive skills and self efficacy of students. The research design is pretest-postest design. The treatment group consists of 25 sixth grade students, who are attending Esenler Cumhuriyet Primary School. Achievement test, self efficacy scale and metacognitive skills scale are developed by the researcher and specialists, and implemented twice, before and after treatment. All instruments? reliability and validity analyses are done.The results of the study supported the first hypthoses stated as ?the postest achivement scores of the treatment group are significantly higher than the pretest scores.? There are also significant differences favoring the postest, in knowledge, comprehension and application questions of the achievement tests. The second hypotheses stated as ?the postest metacognitive skills scores of the treatment group are significantly higher than pretest scores? and the third hyptoheses stated as ? the postest self efficacy scores of treatment group are significantly higher than pretest scores? are also supported by the results of the study.The results are interpreted and suggestions are developed for teachers and researchers.
|
DEFNE YABAŞ
|
230911
|
Yıldız Teknik Üniversitesi
|
Eğitim Bilimleri Bölümü
|
2008
|
Türkçe
|
Yüksek Lisans
|
Katıhal Fiziği Ana Bilim Dalı
|
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=UPP_Zu9isEmWGFXFCBYasUcuRzGaCIBKPWGNFniqiJYHCd7eehtInWdtyk4ydclf
|
./data/pdfs/230911.pdf
| 1,547,880
| true
| true
| true
|
2025-06-03T15:29:35.729990
|
2025-06-04T01:00:44.957993
|
2025-06-04T13:20:10.933780
|
2025-06-04T15:29:58.533593
|
Cem ve Esra o günkü matematik ödevini yaparken ondalık kesirlerde çözümleme konusunda biraz daha çalışmaları gerektiğini fark ettiler. Aşağıda onların çalışmalarına ilişkin bir metin yer almaktadır. Lütfen aşağıdaki metni okuyunuz:
Cem: Evet Esra son sorulara yaklaştık ödevde, ödevden sonra çıkıp dışarıda oynayabiliriz.
Esra: Soruyu okuyorum. 12,567 ondalık kesrini çözümleyiniz.
Cem: Çözümleme mi? Bu tam olarak ne demekti?
Esra: hmmm. Çözümleme.., öğretmenimizin bize anlattığını hatırlıyorum bu konuyu. Bir sayıyı oluşturan rakamların sayı değerleri ile basamak değerlerinin çarpımını yazıp, topluyorduk. Uzun bir yazılışı vardı.
Cem: Basamak değeri mi? Ben bu konuyu tamamen kaçırmışım.
Esra: Bir sayıdaki rakamın basamak değeri şöyle hesaplanıyordu. Orneğin
13 sayısında 1 onlar basamağında olduğu için 1 i 10 ile çarpmamız gerekiyor, bu da 10 yapıyor
Cem: Yani 13 sayısındaki 1'in basamak değeri 10 oldu.
Esra: Evet
Cem: Şimdi soruda verilen 12,567 ondalık kesrini çözümlemeye çalışalım. Şimdi bizim bu rakamların basamak isimlerini bilmemiz gerekiyor. 1 onlar basamağı, 2 de birler basamağında peki 5?
Esra: Evet şimdi hatırladım. Virgülden sonra birinci basamağa ondabirler basamağı, virgülden sonra ikinci basamağa yüzdebirler basamağı, virgülden sonra üçüncü basamağa ise bindebirler basamağı adı veriliyordu.
Cem: O halde 5'i 1/10 ile 6'yı 1/100 ile 7'yi ise 1/1000 ile çarpmamız gerekiyor.
|
|
554716
| 46
| 87
|
{
"labels": [
{
"class": "Resim",
"confidence": 0.9279362559318542,
"polygon": [
[
1267,
2058
],
[
1276,
1369
],
[
478,
1358
],
[
469,
2048
]
]
},
{
"class": "Sayfa Numarası",
"confidence": 0.881254255771637,
"polygon": [
[
1466,
215
],
[
1466,
166
],
[
1409,
166
],
[
1409,
215
]
]
},
{
"class": "Resim",
"confidence": 0.8692604899406433,
"polygon": [
[
1478,
1270
],
[
1479,
512
],
[
279,
511
],
[
278,
1269
]
]
},
{
"class": "Resim/Tablo Açıklaması",
"confidence": 0.8495057225227356,
"polygon": [
[
500,
2136
],
[
1245,
2136
],
[
1245,
2078
],
[
500,
2078
]
]
},
{
"class": "Resim/Tablo Açıklaması",
"confidence": 0.7784504294395447,
"polygon": [
[
640,
1355
],
[
1102,
1355
],
[
1102,
1303
],
[
640,
1303
]
]
},
{
"class": "Resim/Tablo Açıklaması",
"confidence": 0.6119643449783325,
"polygon": [
[
321,
316
],
[
1184,
314
],
[
1184,
268
],
[
321,
270
]
]
},
{
"class": "Resim/Tablo Açıklaması",
"confidence": 0.606575071811676,
"polygon": [
[
555,
315
],
[
1394,
314
],
[
1394,
265
],
[
555,
265
]
]
},
{
"class": "Tablo",
"confidence": 0.34761425852775574,
"polygon": [
[
1416,
517
],
[
1416,
328
],
[
263,
327
],
[
262,
516
]
]
}
]
}
|
Güzel sanatlar lisesi müzik bölümü öğrencilerinde piyano başarısı ile duygusal zekâ arasındaki ilişki / The relationship between piano success and emotional intelligence in students of fine arts high school music department
|
Bilindiği gibi Güzel Sanatlar Liseleri, ortaöğretim düzeyinde mesleki müzik eğitimi veren kurumlardır. Hiç kuşkusuz; Eğitim fakültelerinin müzik öğretmenliği ana bilim dalları, konservatuarlar ve güzel sanatlar fakültelerinin müzik ve sahne sanatları bölümlerinde okumayı hedefleyen müzik bölümü öğrencileri için piyano dersi oldukça önem arz etmektedir. Yapılan araştırmalarda sadece yetenek ve zekânın enstrüman eğitiminde yeterli olmadığı görülmüş ve EQ ile ister sanatçı, ister öğretmen veya müzik araştırmacısı olmayı hedefleyen GSL öğrencilerinin piyano ders başarısı ile anlamlı bir ilişkisinin olup olmadığı tespit edilmek istenmiştir.
Bu çalışmanın amacı; güzel sanatlar lisesi öğrencilerinin piyano başarısının duygusal zekâ boyutu ile arasındaki ilişkinin irdelenmesidir. Bu amaç doğrultusunda İstanbul Avni Akyol Güzel Sanatlar Lisesi'nde öğrenim gören 9, 10, 11 ve 12. sınıf müzik bölümü öğrencilerine ,kişisel bilgi formu ve Ergin (2017)'nin uyarlama çalışması olan Duygusal Zekâ Ölçeği Adölesan Kısa Formu uygulanarak, anket sonuçları SPSS 23 programında değerlendirilmiştir.
Analiz sonucunda duygusal zekâ ve piyano başarısı cinsiyete, yaşa, piyano çalışma süresi, piyanoya ilgi ve evinde piyano olması durumu ile arasında anlamlı bir ilişkiye rastlanmıştır. Fakat elde edilen verilere göre duygusal zekâ ölçek skoru ile piyano başarı puanları arasındaki ilişki istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır.
|
As it is known, Fine Arts High Schools are institutions that provide professional music education in secondary education. Certainly; piano lessons have a great importance for music department students who aiming to study in the departments of the music teaching of the faculties of education, conservatories and music and performing arts departments of fine arts faculties. In researches, it was seen that only talent and intelligence were not sufficient in instrument education and it was aimed to determine whether the students of fine arts high schools who aiming to be an artist, teacher or music researcher have a meaningful relationship with the success of piano lessons or not with EQ.
The aim of this study; is to examine the relationship between piano success and emotional intelligence. For this purpose, Emotional Intelligence Scale Adolescent Short Form which is the adaptation study of Ergin (2017) and personal information form were applied to the 9, 10, 11 and 12th grade music students of the İstanbul Avni Akyol Fine Arts High School and the results of the survey were evaluated in SPSS 23 program.
At the end of the analysis, a significant relationship was found between emotional intelligence and piano success, sex, age, piano study time, interest in piano and piano in house. However, according to the obtained data, the relationship between emotional intelligence scale score and piano success scores was not found statistically significant
|
EBRU KARADAĞ
|
554716
|
Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi
|
Güzel Sanatlar Eğitimi Ana Bilim Dalı
|
2019
|
Türkçe
|
Yüksek Lisans
|
Katıhal Fiziği Ana Bilim Dalı
|
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=Mir2lXQK1dkmQ9Ige3PZbjvRlVeuL6ady4CLkOXmzuMgiuo0mareFl7NCerLusv-
|
./data/pdfs/554716.pdf
| 2,785,175
| true
| true
| true
|
2025-06-03T15:29:36.761327
|
2025-06-04T01:17:54.495530
|
2025-06-04T13:20:12.503073
|
2025-06-04T15:29:59.078467
|
| | | | | | Güven Aralığı (%95) | | |
|----------|----|---|--------------------------------|-------|---------------------|-----------|-------|
| | Sd | p | Ortalama Standart<br>Fark | Hata | | Alt Sınır | て |
| Cinsiyet | | | | 6.195 | 9.443 | 33.991 | 0.679 |
Tablo 4.1.3: Cinsiyete bağlı araştırma problemlerinin istatistiksel hipotez testi sonuçları

Cinsiyet


Grafik 4.1.2: Cinsiyete bağlı duygusal zekâ ölçek skoru grafiği
|
|
274219
| 87
| 171
|
{
"labels": [
{
"class": "Metin",
"confidence": 0.928962767124176,
"polygon": [
[
1469,
2081
],
[
1478,
275
],
[
218,
268
],
[
208,
2075
]
]
},
{
"class": "Sayfa Numarası",
"confidence": 0.9152578115463257,
"polygon": [
[
1426,
183
],
[
1427,
131
],
[
1367,
130
],
[
1366,
181
]
]
}
]
}
|
Psikolojik ve dini bir fenomen olarak rüya / Dream that psychological and religious phenomenon
|
Bu çalışma, insanların uykularında deneyimledikleri psikolojik ve dini bir fenomen olan rüya konusunu ele almaktadır. Rüya, insanlık tarihinin başlangıcından bu yana hep merak edilmiştir. Neredeyse tüm dinlerde, kutsal metinlerde ve köklü medeniyetlerde rüyalarla karşılaşılmaktadır.Rüyayı çalışmamızın nedeni; Din Psikolojisi alanında rüyaya gerekli önemin verilmemesidir. Psikoloji alanında bu konuya yeterince ilgi gösterilmemesinin bizce ana nedeni; rüyanın çalışma açısından oldukça soyut kalması ve somutlaştırılamamasıdır. Bu nedenle çalışmamız sırasında kaynak bulmakta zorlanılmıştır.Çalışmamız beş bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde rüyanın tanımı, tarihçesi ve türleri incelenmiştir. İkinci bölümde rüya- sembol ilişkisi ve rüya sembolleri hakkında bilgi verilmiştir. Üçüncü bölümde insan psikolojisi ve rüyanın işlevleri üzerinde durulmuştur. Dördüncü bölümde Doğu'dan İbn Rüşd, Farabi, İbn Haldun, Gazali ve İbn Arabi'nin rüya görüşleri ile Batı'dan Freud, Jung, Adler ve Fromm'un rüya üzerine eserleri ve düşünceleri incelenmiştir. Son bölümde İslam'da rüya konusu, ayetler ve hadislerle açıklanmaya çalışılmıştır.Çalışmamız sonucunda rüyaların insan hayatında psikolojik açıdan önemli fonksiyonlara sahip olduğu ortaya çıkmıştır. İnsanlar; gün boyunca yaşadıklarının ve hissettiklerinin etkisi altında kalmakta bu nedenle, yaşantılarıyla ilgili birçok muhtevayı rüyalarında görmektedirler. Birçok ruhsal ve fiziksel rahatsızlık rüyalardaki içerikle anlaşılabilmektedir. Doğu'da ve Batı'da rüyaya yaklaşım tarzları farklıdır. Batı'da rüyanın muhakkak bilinçaltıyla ilişkisi olduğu düşüncesi hakimken, Doğu'da rüyanın Tanrı'dan gelen çeşitli haberleri içerdiği inancı var olmuştur. Bu anlamda İslam'da rüyalar; cismani, nefsani ve ruhani rüyalar olarak üç türde sınıflandırılmaktadır.Çalışma sırasında rüyanın oldukça derin olduğu ve daha farklı açılardan da çalışılmasının alanımıza büyük katkısı olacağı kanısına varılmıştır. Dileğimiz Din Psikolojisi alanına çalışmamızın mütevazı bir katkı sağlamasıdır.Anahtar Kelimeler: Rüya, Din Psikolojisi, bilinçaltı ve din.
|
This study discusses dream which people experience during sleeping, that is a psychological and religious phenomenon. Dream had been subject of curiosity from beginning of human history. Dreams are given place almost in all religions, holy texts, deep-rooted civilizations.Reason to study dream is to ignore dreams in psychology of religion. For us, the main reason to ignore dream in field of psychology is due to abstractness of dream for study, to not being concretized.Study has five parts. In the first, description, history, types of dream; in the second part, dream-symbol relationship is and in the third part; human psychology, functions of dream are discussed. In the fourth part, opinions of İbn Rüşd, Farabi, İbn Haldun, Gazali, İbn Arabi about dream from the East, of Freud, Jung, Adler, Fromm from the West are examined. In the last part, dreams are explained with Quran verses and hadiths for Islam.At result, dreams psychologically have important functions. Human is influenced they lived day during so they see contents, related to these experiences in dreams. So many psychical, physical disorders can understand. Opinion dream subconscious is predominant in the West, while it is believed in the East includes news from God. So, religion of Islam has material, sensual, spiritual dreams.Our study, it is concluded that dream is quite deep, there will be great contribution to work from different respects in our field. We wish our study will have a small contribution to psychology of religion.Key words: Dream, Psychology of Religion, subconscious and religion.
|
NİLÜFER EVGİNER
|
274219
|
Selçuk Üniversitesi
|
Felsefe ve Din Bilimleri Ana Bilim Dalı
|
2010
|
Türkçe
|
Yüksek Lisans
|
Katıhal Fiziği Ana Bilim Dalı
|
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=veR1mHu9yoWjwcVUjCEoPGZjrjmF1HL5nUyxkdOElqi6X6jqIo6vz5B2wu-yJSF2
|
./data/pdfs/274219.pdf
| 1,058,312
| true
| true
| true
|
2025-06-03T15:29:36.557728
|
2025-06-04T01:10:04.670648
|
2025-06-04T13:20:13.148766
|
2025-06-04T15:29:59.515257
|
bozuk olan duygu durumunu düzenlemede birincil derecede rol oynar. Depresyonlu hastalarda REM uykusunun süre ve yoğunluğunun artması ve daha çok gecenin ilk saatlerine doğru kayması bu anlamda bir telafi etme düzeneğini temsil eder. Çoğu insan, sıkıntılı ve çökkün bir duygu durumunda iken uyuduğunda hoş ve tatlı bir rüyanın ardından kendini dinlenmiş, oldukça rahatlamış ve özgüveni artmış olarak kalkar. Rüyalara atfedilen bir diğer işlev, sorun çözmedir. Rüyalar yoluyla günlük yaşamda bilinçli olarak halledilemeyen birçok sorun uyku sırasında çözümlenebilir. Orneğin kişiler arası çatışmalar ya da sorunlar rüyalar yoluyla çözümlenebilmekte ve hatta bu işlevine binaen rüyalar psikoterapide kullanılmaktadır. (Güven ve Belbağı, 2006: 51- 53).
Gestalt Terapisi rüyaların işlevini, daha çok çocuklar üzerinden açıklama yoluna gitmiştır. Bu anlamda Gestalt Terapisı'ne göre rüyaların işlevi şu şekildedir: "Gestalt psikologları rüyaları görmedeki amacın sonuçlanmamış bir işin psişik gerilim yarattığını, bu gerilimin de insanı bu durumdan kurtulmaya doğru uyardığını ileri sürerler. Çocukların rüyalarının bitmemiş, yarım kalmış eylemleri etrafında döndüğünü ortaya çıkarmışlardır." (Baymur, 1972: 218).
Adler'e göre düşlerin asıl amacı, yaşam üslubunu mantığın beklenti ve zorluklarına karşı korumaktır. Mantığın yasalarına uygun olarak çözemediği bir sorun karşısında bulunan kişi, düşlerinin ruhunda uyandırdığı duygulara başvurarak kendini güçlendirebilir. Düşlerimizde kendi kendimizi aldatırız. Her düş bir kendini zehirleme, bir kendini uyutmadır. Tek amacı varsa, karşılaştığımız bir sorunu göğüslemeye hazır olacağımız havayı içimizde yaratmaktır. (Adler, 2003: 102- 105).
Jung'ta ise rüyaların işlevi dört kısımda incelenmiştir. Bunlar; rüyaların ödünleyici işlevi, tanıtıcı işlevi ve tepkisel işlevi ve tepkisel işlevidir. Bunlara detaylı bir şekilde bakılacak olunursa şu sonuçlar ortaya çıkmaktadır:
"Rüyaların işlevi, çoğunlukla hastaların durumunu düzenlemekle ilgilidir. Bu anlamda tedavi olan hastaların düşleri, doktorlarına tedavi sürecinde etkisi yadsınamayacak anlamda yol gösterirler. Bütün düşlerin bilinç verileriyle aralarında bütünleyici bir ilinti bulunur ancak ödünleyici işlevi olan rüyalardaki olguların açıkça belirmesi zordur. Odünleme ya da telafi, engellenen ve doyurulamayan dilek, istek ve davranışların yarattığı tedirginliği, onların yerine geçebilecek başka dilek, istek ve davranışlarla gidermektir. Bu uyum mekanizması, üstün olma ve beğenilme
|
|
569117
| 14
| 148
|
{
"labels": [
{
"class": "Metin",
"confidence": 0.8723363876342773,
"polygon": [
[
1516,
2083
],
[
1525,
289
],
[
236,
283
],
[
227,
2076
]
]
},
{
"class": "Sayfa Numarası",
"confidence": 0.7751501798629761,
"polygon": [
[
928,
2210
],
[
929,
2165
],
[
876,
2164
],
[
875,
2209
]
]
}
]
}
|
Romanlar'da çocuk yoksulluğu: Kocaeli Tavşantepe mahallesi örneği / Child poverty in romans: An example of Tavşantepe neighborhood, Kocaeli
|
Yoksulluk, bireyin hayatını idame ettirebilmesi için gerekli olan maddi kaynaklara kısıtlı erişmesi veya hiç erişememesi durumudur. Yoksulluk birçok alanda karşılaşılan bir olgudur ve bu sebeple birçok alanda ayrıca incelenmektedir. Yaşlı, engelli, kadın, göçmen yoksulluğu gibi başlıklar altında ayrıca incelenen yoksulluk kavramına daha pek çok konu ve alanda rastlanmaktadır. Bunlardan biri de çocuk yoksulluğu olarak özellikle incelenen bir yoksulluk türüdür. Çocuk yoksulluğu, ailenin yoksulluğu ile bağlantılı olup ailenin içinde bulunduğu yoksul durumdan çocuğun birçok alanda mahrumiyet ve yoksunluk yaşaması halidir. Etnik ve kültürel özelliklerden kaynaklı yaşanan bir başka yoksulluk türü de vardır. Roman yoksulluğu bu türden bir yoksulluktur. Roman çocukların içinde bulunduğu bu yoksul durum ise ayrıca Roman çocuk yoksulluğu olarak incelenmektedir.
Bu çalışma, Kocaeli ili, Tavşantepe Mahallesinde bulunan Roman kesiminin içinde bulunduğu yoksulluk ve bu yoksulluk karşısında direnç göstererek büyümeye çalışan Roman çocukların maruz kaldığı yoksunluk durumunun nedenlerini ve sonuçlarını araştırmak amacı ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma sahasındaki yoksulluğun bireysel nedenlere mi yoksa toplumsal nedenlere mi bağlı olduğu incelenmiştir. Bu inceleme sonucunda, temelinde ailenin yoksulluğu olan çocuk yoksulluğunun nedenleri ve buna bağlı olarak meydana gelen sonuçları araştırmak amaçlanmıştır. Araştırmanın amacı doğrultusunda "Yoksulluk, Çocuk Yoksulluğu, Roman Yoksulluğu, Roman, Çingene" anahtar kelimeleri kullanılarak literatür taraması yapılmış ve önceden gerçekleştirilmiş çalışmalar incelenmiştir. Saha araştırması mülakat görüşmeleri ile ve araştırma analizinde NVIVO12 nitel veri analizi yönteminden faydalanılmıştır. Araştırmanın evreni; Kocaeli'de bulunan İzmit İlçesi'nin bir Roman Mahallesi olan Tavşantepe Mahallesidir. Örneklem; bu mahallede ikamet eden Roman etnik ve kültüründen olan ve 7- 18 yaş arası okul çağındaki çocuk veya çocuklara sahip olan hanelerdir.
Araştırma sonucunda; Roman çocuk yoksulluğunun nedeninin hem bireysel hem de toplumsal nedenlerden kaynaklandığı anlaşılmıştır. Bireysel nedenlerde en etkili olan nedenin, sahip olunan etnik ve kültürel özellikler olduğu aslında diğer sebeplerinde buna bağlı olduğu sonucuna varılmıştır. Bireysel sebeplerin dışında olan, bireylerin ellerinde olmayan nedenlerden ötürü gerçekleşen toplumsal olaylar neticesinde yoksul kalmaları durumu ise daha çok kapitalizm ve küreselleşme sebebi ile sahip oldukları mesleklerin yok olması sonucundan ötürü kaynaklanmaktadır.
|
Poverty is the situation where the individual has limited or no access to the financial resources necessary to sustain his or her life. Poverty is a phenomenon that emerges in a variety of fields, and therefore it is circulating in various fields. By examining what is under the headings such as elderly, disability, women and immigrant poverty, poverty is seen in the picture in many more subjects and areas. One of them is child poverty as a special examination of poverty. Child poverty, family poverty and the presence of family within the family is a state of poverty and deprivation. There is a historical type of poverty due to ethnic and cultural characteristics. Roma poverty is such poverty. The Roman child is interpreted as a poor child while the child is poor.
The aim of this study was to investigate the causes and consequences of the abstinence of the Roma children in the Tavşantepe neighborhood. It was examined whether poverty in the research area is related to individual or social reasons. As a result of this study, it was aimed to investigate the causes of child poverty and consequent consequences of the poverty of the family. For the purpose of the study, the literature was searched by using the keywords önceden Poverty, Child Poverty, Novel Poverty, Novel, Gypsy Roman and previous studies were examined. Field research was conducted through interview interviews and NVIVO12 qualitative data analysis method was used in the research analysis. The universe of research; It is a district of Tavşantepe which is a Roma neighborhood of İzmit District in Kocaeli. Sample; the Roma who reside in this neighborhood are ethnic and cultured households with children and children aged between 7 and 18 years.
As a result of the research; It is understood that there are individual reasons and social reasons as the cause of Roma child poverty. It was concluded that the most effective reason for individual reasons is the ethnic and cultural characteristics that are owned by it. It is due to the result of the disappearance of the occupations they have because of capitalism and globalization rather than individual reasons.
|
RUKİYE TURGUT
|
569117
|
Sakarya Üniversitesi
|
Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Ana Bilim Dalı
|
2019
|
Türkçe
|
Yüksek Lisans
|
Katıhal Fiziği Ana Bilim Dalı
|
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=FgmkGchPKo23qQqBeqzVZkV47zZrS7pofAUgnDmH5G-yk2wh2_mJ_A9cz3rHpXlx
|
./data/pdfs/569117.pdf
| 3,693,444
| true
| true
| true
|
2025-06-03T15:29:36.832603
|
2025-06-04T01:17:55.556879
|
2025-06-04T13:20:14.581705
|
2025-06-04T15:29:59.887605
|
## Sakarya University Institute of Social Sciences Abstract of Thesis
| Master Degree | | X | | | Ph.D. | | | | |
|---------------------------------------------------------------------------------------|-----------------------------------------|---|--|--|-------|--|--|--|--|
| | | | | | | | | | |
| Title of Thesis : Child Poverty In Romans: An Example Ot Tavqantepe | | | | | | | | | |
| Neighborhood, Kocaeli | | | | | | | | | |
| Author of Thesis : Rukiye TURGUT Supervisor : A ssist. Prof. Elvan OKUTA N | | | | | | | | | |
| Accepted Date : | | | | | | | | | |
| | Department | | | | | | | | |
| Subfield | : Labour Economics and Social Politics | | | | | | | | |
## ABSTRACT
Poverty is the situation where the individual has limited or no access to the financial resources necessary to sustain his or her life. Poverty is a phenomenon that emerges in a variety of fields, and therefore it is circulating in various fields. By examining what is under the headings such as elderly, disability, women and immigrant poverty, poverty is seen in the picture in many more subjects and areas. One of them is child poverty as a special examination of poverty. Child poverty, family poverty and the presence of family within the family is a state of poverty and deprivation. There is a historical type of poverty due to ethnic and cultural characteristics. Roma poverty is such poverty. The Roman child is interpreted as a poor child while the child is poor.
The aim of this study was to investigate the causes and consequences of the abstinence of the Roma children in the Tavsantepe neighborhood. It was examined whether poverty in the research area is related to individual or social reasons. A s a result of this study, it was aimed to investigate the causes of child poverty and consequent consequences of the poverty of the family. For the purpose of the study, the literature was searched by using the keywords önceden Poverty, Child Poverty, Novel Poverty, Novel, Gypsy Roman and previous studies were examined. Field research was conducted through interviews and NVIVO12 qualitative data analysis method was used in the research analysis. The universe of research; It is a district of Tavşantepe which is a Roma neighborhood of Izmit District in Kocaeli. Sample; the Roma who reside in this neighborhood are ethnic and cultured households with children and children aged between 7 and 18 years.
A s a result of the research; It is understood that there are individual reasons and social reasons as the cause of Roma child poverty. It was concluded that the most effective reason for individual reasons is the ethnic and cultural characteristics that are owned by it. It is due to the result of the disappearance of the occupations they have because of capitalism and globalization rather than individual reasons.
Keywords: Poverty, Child Poverty, Romans Poverty, Romans, Gypsy
|
|
279094
| 6
| 729
|
{
"labels": [
{
"class": "Metin",
"confidence": 0.9427923560142517,
"polygon": [
[
1476,
2075
],
[
1495,
241
],
[
139,
227
],
[
121,
2061
]
]
},
{
"class": "Sayfa Numarası",
"confidence": 0.892540693283081,
"polygon": [
[
1471,
2244
],
[
1472,
2195
],
[
1423,
2194
],
[
1422,
2243
]
]
}
]
}
|
Bostanzâde Yahyâ Efendi ve Mir'âtü'l-Ahlâk'ı (inceleme-metin) / Bostanzâde Yahyâ Efendi and his Mir?âtu?l-Ahlâk (analysis-text)
|
Tezimizin konusunu teşkil eden Mir'âtü'l-Ahlâk; tamamı ahlâkî faziletlere dair 24 bölümden müteşekkildir. Eserde işlenen konular; ibadet, sabır, şükür, şecaat, zekâ, ciddiyet, rızâ, vefâ, sır saklama, cömertlik, af, iffet, tevazu, hayâ, emanet, sadâkat, şefkat, âlicenaplık, müşâvere, hilm, gayret, firâset, fırsatı değerlendirme, temkin, iyilerle dostluk kurma, hukuka riâyet gibi faziletler ve hükümdarlık, emirlik, vezirlik, valilik gibi resmî görevlerin gerektirdiği yükümlülüklerdir. Ahlâk sahasında felsefî ve teorik tahliller yerine pratiğe ağırlık veren eserde ahlâkî faziletler âyet ve hadislerle örneklendirilmiştir. Ayrıca Türkçe, Arapça ve Farsça olmak üzere ahlâkî ve hikemî manzumeler, peygamber kıssaları ve İslâm tarihinden alınmış örnek ahlâkî motiflerle eserin muhtevası zenginleştirilmiştir. Eflâtun, Aristo, İbn Sînâ, Hüseyin Vâiz Kâşifî gibi ünlü ahlâk filozoflarından yapılan nakiller müellifin geniş bilgi ve kültürünü göstermekle beraber etki açısından esere büyük bir güç kazandırmaktadır. Mir'âtü'l-Ahlâk; 17. yüzyıl Osmanlı toplumunun ahlâkî yapısını ve dönemin münevverlerinin ideal ahlâk görüşlerini yansıtması bakımından değerli bir eserdir.Çalışmamız giriş ve üç bölümden müteşekkildir. Girişte, ele aldığımız metnin mensur bir ahlâk kitabı olmasına binâen ?ahlâk?ın mahiyeti, ahlâk ilminin tarihçesi ve mensur ahlâk kitapları üzerinde durulmuştur. Birinci bölüm; Bostanzâde Yahyâ Efendi'nin yaşadığı devre toplu bir bakış ile onun ailesi, hayatı, eserleri ve şahsiyeti konularına tahsis edilmiştir. İkinci bölümde; Mir'âtü'l-Ahlâk ana hatlarıyla tanıtılmış, muhtevası üzerinde durulmuş, eserde yer alan âyet ve hadisler tespit edilmiş, eserin dil ve üslûp özellikleri belirtilmiştir. Üçüncü bölümde ise, çalışmamızın temelini teşkil eden metin ve bu metne dair bazı hususiyetler yer almaktadır.Tezimiz; sonuç, bibliyografya, dizin ve Mir'âtü'l-Ahlâk nüshalarından örnekler ile tamamlanmıştır.
|
Mir?âtü?l-Ahlâk (mirror of morals), which constitutes the subject matter of our thesis, consists of 24 chapters that deal with moral values and virtues. The topics that the book handles include virtues such as prayers, patience, thankfulness, bravery, intelligence, seriousness, consent, loyalty, secretiveness, generosity, forgiveness, chastity, modesty, coyness, confidence, compassion, protectiveness, consultation, softness of manner, industriousness, foresight, seizing opportunity, caution, establishing good rapport with the good, and abiding by the law and obligations originating from official duties such as emirate, vizierdom, governorship and kingdom. The book, which prefers practice in the field of morality rather than philosophical and theoretical analyses, exemplifies moral virtues with verses from the Koran and the Hadith of Prophet Muhammad. Moreover, the content of the book has been enriched with Turkish, Arabic and Persian parables on morality and wisdom, stories from the lives of prophets and exemplary moral themes from the history of Islam. Quotations from famous moral philosophers such as Plato, Aristotle, Avicenna, and Hüseyin Vâiz Kâşifî both reflect the author?s extensive knowledge and culture and add to the power of the book. Mir?âtü?l-Ahlâk is an important work in that it reflects the moral structure of the Ottoman society in the 17th century and the idealistic and moral views of the intellectuals of the period.Our study consists of an introduction and three sections. The introduction deals, by virtue of being a book on morals, with the history of ethics, its nature and other prose books on morals. Section 1 is devoted to a general outlook on the period when Bostanzâde Yahyâ Efendi lived and his life, family, works and personality. Section 2 describes major aspects of Mir?âtü?l-Ahlâk, focuses on its content, determines the verses from the Koran and the hadith and linguistic and stylistic features of the work. Section 3 includes the text, which constitutes the basis of our study, and some issues about the text.
|
NURGÜL SUCU
|
279094
|
Selçuk Üniversitesi
|
Türk Edebiyatı Bölümü
|
2010
|
Türkçe
|
Doktora
|
Katıhal Fiziği Ana Bilim Dalı
|
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=veR1mHu9yoWjwcVUjCEoPJ7ifaybsi-cjpego8cvg3rV_OMhWmkx97NKNXJ7kwLV
|
./data/pdfs/279094.pdf
| 5,296,239
| true
| true
| true
|
2025-06-03T15:29:36.567726
|
2025-06-04T01:17:59.110147
|
2025-06-04T13:20:15.225623
|
2025-06-04T15:30:01.491276
|
müelliflerin tercih ettiği, halkın konuşma dilinden biraz ayrılan fakat sadece lafiz sanatları ile hüner göstermek amacı güdülen orta nesır ... Bu nesir türünde eser veren yazarlar, esas olarak anlatmak istedikleri şeyin peşindedirler. Yabancı söz ve tamlama oranı yazardan yazara değişmekle beraber, yazarların çoğu seci'i kullanır. Orta nesir; eski Türk edebiyatının hemen her türünde kullanılmakla beraber çoğunlukla ahlâk ve siyaset türüne giren eserler, kimi dinî eserler ve fetvalar, sefaretnâmeler, tarih, coğrafya ve biyografi sahasındaki eserler ve çevirilerin çoğu bu nesir türü ile kaleme alınmıştır. Bostanzâde Yahya Efendi'nin Mir'âtü'l-Ahlâk adlı eseri de orta nesir ile kaleme alınmış Türkçe didaktik bir ahlâk kitabıdır.
Tezimizin konusunu teşkil eden Mir'âtü'l Ahlâk; tamamı ahlâkî fazîletlere dâr yırmı dört bölümden müteşekkildir ve eserin müellif hattı oluğu belirtilen, İstanbul Universitesi Kütüphanesi Türkçe Yazmalar numara 3537'de kayıtlı nüshası, 243 yapraktan oluşmaktadır. Eserde işlenen konular; ibadet, sabır ve şükür, şecaat, dikkat ve zekâ, ciddiyet, cehd, iyilikler ve erdemler, kazâya rızâ, vefâ, sır saklama, cömertlik, af, iffet, tevazu ve hayâ, emânet ve sadâkat, rıfk ve şetkat, âlicenaplık, müşâvere, hilm, gayret-i dîniyye, gayret-i dünyeviyye), ferâset, fırsatları değerlendirme, temkin, iyilerle dostluk kurma, hakları gözetip kollama gibi faziletler ve hükümdarlık, emirlik, valilik gibi resmî görevlerin gerektirdiği yükümlülüklerdir. Ahlâk alanında felsefî ve teorik tahliller yerine pratığe ağırlık veren eserde, ahlâkî fazîletler âyet ve hadislerle örneklendirilmiştir. Ayrıca Türkçe, Arapça ve Farsça olmak üzere ahlâkî ve hikemî manzumeler, peygamber kıssaları ve İslâm tarihinden alınmış örnek ahlâkî motiflerle eserin muhtevâsı zenginleştirilmiştir. Bu arada Eflâtun, Ibn Sînâ ve Hüseyin Vâiz-i Kâşifî gibi ünlü ahlâk filozofu ve bilginlerden yapılan nakiller, hem müellifin geniş bilgi ve kültürünü göstermekte, hem de etki açısından esere büyük bir güç kazandırmaktadır. Mir'âtü'l-Ahlâk, XVII. yüzyıl Osmanlı toplumunun ahlâkî yapısını ve o dönem münevverlerinin ideal ahlâk görüşlerini yansıtması bakımından da büyük değer taşır. Biz de, bu önemli eseri gün ışığına çıkarabilmek gayesıyle böyle bir çalışma yaptık.
Çalışmamız; "Giriş" bölümünden sonra üç bölümden meydana gelmektedir. "Giriş" bölümünde, ele aldığımız metnin mensur bir ahlâk kitabı olmasına binâen "ahlâk"ın mahiyeti, ahlâk ilminin tarihçesi ve mensur ahlâk kitapları üzerinde durulmuştur. Birinci bölüm; Bostanzâde Yahyâ Efendi'nin yaşadığı devre toplu bir bakış ile Bostanzâde Yahyâ Efendi'nın ailesi, hayatı, eserleri ve şahsiyeti konularına tahsis edilmiştir. İkinci Bölümde; çalışmamızın asıl konusunu teşkil eden "Mir'âtü'l-Ahlâk" adlı eser ana hatlarıyla tanıtılmış, muhtevası üzerinde durulmuş, eserde yer alan âyet ve hadisler tespit edilmiş, eserin dil ve üslûp özellikleri belirtilmeye çalışılmıştır.
|
|
413804
| 64
| 550
|
{
"labels": [
{
"class": "Sayfa Numarası",
"confidence": 0.9092844128608704,
"polygon": [
[
912,
2227
],
[
913,
2174
],
[
852,
2174
],
[
851,
2226
]
]
},
{
"class": "Metin",
"confidence": 0.8931275010108948,
"polygon": [
[
1487,
2082
],
[
1492,
250
],
[
255,
248
],
[
250,
2079
]
]
},
{
"class": "Metin",
"confidence": 0.31351161003112793,
"polygon": [
[
1461,
2107
],
[
1461,
1783
],
[
265,
1782
],
[
265,
2106
]
]
}
]
}
|
Enerji yatırım uyuşmazlıklarında yetki sorunu ve esasa uygulanacak hukuk / Jurisdiction issue in energy investment disputes and the law applicable to substance
|
II. Dünya Savaşı sonrası dönemin yeni uluslararası ekonomik düzeninde sermaye hareketinin temel vasıtası rolünü üstlenmiş bulunan doğrudan yatırımlarının sermaye ihraç eden ve sermaye ithal eden devletler bakımından taşıdığı değer, yatırımlar üstündeki denetimi, devletler arasında önemli bir mücadele alanı haline getirmiştir. Yatırımlar üzerindeki denetimin belirlenmesinde, yatırımlara uygulanacak hukuk ve yatırımlardan doğan uyuşmazlıkların çözümünde yetki, kritik iki konuyu işaret etmektedir. Bu nedenle, bu iki konu, yatırım hukukunun ortaya çıktığı 1950'li yılların başından beri yatırım hukukunun en tartışmalı alanlarını oluşturmaktadır.
Çağdaş anlamda doğrudan yatırımların ilk örneklerinin verildiği 1900'li yılların başında yatırımların korunması, sömürgeci uygulamalar doğrultusunda askeri ve politik güç kullanımı ile sağlanmıştır. Bununla birlikte, sömürgeci dönemin sona ermesi ve askeri güç kullanımının tercih edilmeyen bir seçenek haline dönüşmesi, yatırımların korunmasında hukukî bir sistem oluşturulması arayışlarını ön plan çıkmıştır. Böylece, sermaye ihraç eden devletlerin ve uluslararası sermaye kurumlarının öncülüğünde "yatırım hukukunun" temelleri atılmıştır.
Yatırım hukukunun oluşturulmasında temel kaydı, yatırımların, ev sahibi devletin egemenlik kaynaklı tasarruflarından bağımsız kılınarak, ev sahibi devletin denetim alanı dışına taşınmasıdır. Yatırımların ev sahibi devletin denetim alanı dışına çıkarılmasında yatırım anlaşmalarının maddî ve usulî hükümlerinden faydalanılmaktadır. Tezimizde, yatırım denetimine ilişkin mücadelenin yoğunlaştığı, "uygulanacak hukuk" ve "uyuşmazlıklarının çözümünde yetki" konuları, enerji yatırımları bağlamında inceleme konusu yapılmaktadır.
Dört bölüm, giriş ve sonuç bölümlerinden oluşan tezimizin ilk bölümünde, yatırım hukukunun kurum ve vasıtalarının gelişimi, enerji yatırımlarına ilişkin kavramlar üzerinden ele alınmaktadır. İkinci bölümde, yetki ve uygulanacak hukukun tespitinde esas alınan temel kavramlar olmaları itibariyle, enerji yatırımların unsurları ve yatırım uyuşmazlığı kavramları değerlendirilmektedir. Üçüncü bölüm, enerji yatırımlarından doğan uyuşmazlıkların çözümünde kullanılan çözüm yöntemlerinin ve çözüm sürecinde yer alan uyuşmazlık çözüm mercilerinin yetki koşullarının incelenmesine ayrılmıştır. Dördüncü ve son bölümde, uyuşmazlıkların çözümünde uygulanacak hukuk, uyuşmazlık kaynakları üzerinden inceleme konusu yapılmaktadır.
|
Foreign direct investment (FDI) became the ultimate way of trans-border capital flow in the "the new international economic order" which has been established in the post-war era. The significance of FDI both for capital importing and capital exporting states, transformed the control on these investments to a major field of dispute. "The applicable law" and "the jurisdiction on dispute resolution" composes two main pillars in the establishment of the control on the investments. Due to that, these two topics emerge as the most controversial areas of "law on foreign investment" since its foundation in the beginning of 1950's.
During the colonial era protection of FDI was provided by the use of political and military force. However, following the termination of colonialism, use of military force became an unviable option. Thus, seek for the protection of foreign investments by a legal regime accelerated and the "law on foreign investment" is established under the auspices of capital importing states and international capital institutions.
The main concern in the establishment of law on foreign investments is to isolate the investments from the home state's interventions by the use of sovereign power and thus eliminate home state's control thereon. In the achievement of this goal, substantial and procedural clauses of investment treaties have been engaged. In the context of the thesis, "applicable law" and "the jurisdiction on dispute resolution" on which the struggle for control intensifies is evaluated with regard to energy investments.
The thesis is composed of four parts, including introduction and conclusion. In the context of the first part evolution of the institutions and vehicles of investment law is conducted. In the second part, the elements of energy investments and the investment disputes which are deemed to be the main components of jurisdiction and the applicable law are dealt. In the third part, the dispute resolution methods of energy investments and the conditions of jurisdiction are researched. In the last part the applicable law to the investment disputes is evaluated.
Key Words: Foreign direct investment, bilateral investment treaties, arbitration, investment, jurisdiction, home state, host state, Energy Charter Treaty
|
HANDE ÜNSAL
|
413804
|
Ankara Üniversitesi
|
Özel Hukuk Ana Bilim Dalı
|
2015
|
Türkçe
|
Doktora
|
Katıhal Fiziği Ana Bilim Dalı
|
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=WY5CM7tPNE2z_YM6pBu0t0ysKuxW9oINWMmSiaa5GUStwMnfcfe1wscF9McIZQyv
|
./data/pdfs/413804.pdf
| 3,602,192
| true
| true
| true
|
2025-06-03T15:29:36.450235
|
2025-06-04T01:15:15.667452
|
2025-06-04T13:20:16.688541
|
2025-06-04T15:30:02.352605
|
## 2. Millileştirme Hareketlerinin Yatırım Hukukunun Gelişimine Etkisi
Sömürgecilik dönemi boyunca, enerji alanında faaliyet gösteren yatırımcılar, kaynak sahibi devletlere sömürgeci devletlerin desteği ile giriş yapmıştır. Yatırımcıların arkasındaki bu güçlü destek, millileştirmenin, sömürgecilik dönemi boyunca ciddî bir tehdit haline gelmesini engellemiştir. Bu nedenle, yatırımların millileştirilmesi konusunda uluslararası düzeyde kabul görecek bir kural oluşturulmasına uzun süre ihtiyaç duyulmamıştır. Ne var ki, 1920'lı yıllardan itibaren hüküm sürmeye başlayan Soğuk Savaş ortamı ve nihayet sömürgeci düzenin II. Dünya Savaşı'nı takiben çökmesi, sınır ötesi faaliyet gösteren yatırımcılar bakımından yatırım koşullarını belirsizleştirmiştir-100. Bu belirsizlikler arasında millileştirme, yatırımlar üzerinde denetimi ortadan kaldıran bir önlem türü olması itibariyle, yatırımcıların karşılaşabileceği en ciddî tehdit olarak nitelendirilmiş ve bu tehdide
karşı yatırımcıların en etkili biçimde nasıl korunabileceği, yatırım çevrelerinin önemli sorunlarından biri haline gelmiştir.
11. Dünya Savaşı sonrası dönemde, yatırımcıların güce dayalı uygulamalarla korunmasının önüne büyük ölçüde set çekilmiş görünmektedir. Sömürgeci uygulamaların sona ermesiyle sermaye ihraç eden devletlerin ev sahibi devletlere siyasî müdahalesinin yolu tıkanmış ve BM kararları ile askerî güç kullanımını tercih edilmeyen bir seçenek halinde dönüşmüştür106. Dünya siyasî düzeninin yeni
<sup>105</sup>Uras, age., s. 31.
<sup>106</sup> Sömürgecilik dönemi boyunca sanayileşmiş devletler, kaynak zengini devletlerden kendi topraklarına hammadde akışını çeşitli vasıtalara başvurarak güvence altına almıştır: Sornarajalı, Investment Disputes, s. 249. 19. Yüzyıl sonu ve 20. Yüzyıl başlarında kaynak devletlerin yatırımları korumak amacıyla ev sahibi devlete askerî müdahalede bulunması, neredeyse olağan bir yol haline gelmiştir: Vandevelde, age., s. 30; Van Harten, age., s. 14-15. Yatırımların korunmasında başvurulan
|
|
279090
| 76
| 466
|
{
"labels": [
{
"class": "Tablo",
"confidence": 0.9168635010719299,
"polygon": [
[
1422,
1030
],
[
1431,
178
],
[
174,
165
],
[
165,
1016
]
]
},
{
"class": "Tablo",
"confidence": 0.8749560713768005,
"polygon": [
[
195,
2051
],
[
1418,
2051
],
[
1418,
1838
],
[
195,
1839
]
]
},
{
"class": "Metin",
"confidence": 0.8693467974662781,
"polygon": [
[
1433,
1591
],
[
1433,
1042
],
[
185,
1042
],
[
185,
1591
]
]
},
{
"class": "Resim/Tablo Açıklaması",
"confidence": 0.8039879202842712,
"polygon": [
[
1482,
2151
],
[
1482,
2058
],
[
223,
2057
],
[
223,
2151
]
]
},
{
"class": "Sayfa Numarası",
"confidence": 0.7962983846664429,
"polygon": [
[
1408,
140
],
[
1468,
140
],
[
1468,
91
],
[
1407,
92
]
]
},
{
"class": "Resim/Tablo Açıklaması",
"confidence": 0.7895909547805786,
"polygon": [
[
295,
1839
],
[
1116,
1836
],
[
1115,
1784
],
[
295,
1787
]
]
}
]
}
|
Sadru'ş-Şehîd (536/1141)'in Umdetu'l-Fetâvâ adlı eserinin tahkiki / The critical edition of Sadr al-Shahid?s (536/1141) work Umdat al-Fatawa
|
İslam Hukuku'nda nevâzil ve fetva eserleri, günün problemli meselelerine yer veren bir alan olarak karşımıza çıkmaktadır. Vâkı`ât, havâdis de aynı türü ifade için kullanılan kavramlardır.Tezde, Karahanlılar devrinde yetişmiş es-Sadru'ş-Şehîd (536/1141)'in Umdetu'l-Fetâvâ adlı nevâzil türü eserinin tahkik ve tahlili ele alınmıştır.Tez, giriş, iki bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Girişte konu ile ilgili kısa bir bilgiye, araştırmanın konusu, amacı, kapsamı, metodu ve kaynakları hakkında açıklamalara yer verilmiştir.İlk bölümde, nevâzil, nevâdir, vakı`ât, havâdis ve fetva kavramlarının tanımları ve nevâzil ile fetva arasında farklar üzerinde durulup, nevâzil ve fetva eserleri hakkında katalog bilgileri tablolar halinde sunulmuştur.İkinci bölümde es-Sadru'ş-Şehîd (536/1141)'in yaşadığı dönem ve dönemin siyasi durumu, yaşadığı dönemde ilmî ortam, hayatı, hocaları, öğrencileri, eserleri ve Umdetu'l-Fetâvâ hakkında bilgi, değerlendirme ve eserin tahkiki işlenmiştir.Bu tez ile nevâzil literatüründeki el yazma bir eser, okuyucusunun istifadesine sunulmuş ve alanla ilgili belli dönemdeki eserlerin katalog bilgileri iki kapak arasında toplanmıştır.
|
Nevâzil and fatâwâ studies in Islamic Law deals with the problems of today, and the expressions of vâkı`ât and havâdis are used for defining them.In the thesis, the verification and assay of a nevâzil type of study named as Umda al-Fatâwâ written by al-Sadr al-Shahid (536/1141) who lived during the Karakhanids era was taken into consideration.The thesis was formed by the sections of introduction, two separate chapters and conclusion. The introduction includes brief information about the subject and explanations about the subject, objective, scope, method and references of the investigation.In the first chapter, the concepts of nevâzil, nevâdir, vakı`ât, havâdis and fatwa are defined, the differences between nevâzil and fatwa is dwelled, and the catalog information about nevâzil and fatwa studies is given in tables.In the second chapter, the life, teachers, students and studies of al-Sadr al-Shahid (536/1141), his era and that era?s political and scientific condition, and the information, evaluation and verification of Umda al-Fatâwâ are treated.This thesis presented a manuscript study of nevâzil literature to the use of researchers, and the catalog information about the same field for a definite era was collected between two covers.
|
AYŞE BİÇER
|
279090
|
Selçuk Üniversitesi
|
Temel İslam Bilimleri Ana Bilim Dalı
|
2010
|
Türkçe
|
Doktora
|
Katıhal Fiziği Ana Bilim Dalı
|
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=veR1mHu9yoWjwcVUjCEoPMfksumk6cfzEaD_Ao8ClBNwpM8RzejzRVSywy1k3bhB
|
./data/pdfs/279090.pdf
| 3,454,820
| true
| true
| true
|
2025-06-03T15:29:36.441856
|
2025-06-04T01:10:08.730220
|
2025-06-04T13:20:16.689628
|
2025-06-04T15:30:02.884369
|
| 126-ESER I<br>ADI | BULUNDUĞU<br>YER | BULUNDUĞU<br>BÖLÜM | ARSİV-<br>DEMİRBAŞ NO | MÜSTEN<br>siH | VARAK<br>SAYISI | BOYUT<br>(DIŞ İÇ) | İSTİNSAH<br>TARİHİ<br>YERİ |
|------------------------|---------------------------------------|------------------------------------------------------|-----------------------|---------------|---------------------|-------------------|----------------------------|
| Vâkı'âtu'l<br>-Miiftin | Selimiye<br>Yazma Eser<br>Kütüphanesi | Selimiye<br>Yazma Eser<br>Kütüphanesi<br>Koleksiyonu | 22 Sel 4617 | | | | |
| KONU | ÖZELLİKLER | | NOTLAR | | DVD<br>NUMA<br>RASI | KÂĞIT<br>TÜRÜ | ARAŞTI<br>RILAN<br>YER |
| | | | | | | | Milli<br>Kütüpha<br>me |
| 127-ESER<br>ADI | BULUNDUĞU<br>YER | BULUNDUĞU<br>BÖLÜM | ARŞİV-<br>DEMIRBAŞ NO | MÜSTEN<br>SiH | VARAK<br>SAYISI | BOYUT<br>(DIŞ İÇ) | İSTİNSAH<br>TARİHİ<br>YERİ |
|-----------------------|---------------------------------------|------------------------------------------------------|-----------------------|---------------|---------------------|-------------------|----------------------------|
| Vâkı'âtu'l<br>-Müftin | Selimiye<br>Yazma Eser<br>Kütüphanesi | Selimiye<br>Yazma Eser<br>Kütüphanesi<br>Koleksiyonu | 22 Sel 4956 | | | | |
| KONU | ÖZELLİKLER | | NOTLAR | | DVD<br>NUMA<br>RASI | KÂĞIT<br>TÜRÜ | ARAŞTI<br>RILAN<br>YER |
| | | | | | | | Milli<br>Kütüpha<br>ne |
## Ö- Sakızî (v. 1099/1688):
Ismi, Muhammed b. Ali es-Sakızî'dir.
Hanefî fikıh âlimdir. Kudüs'te kadılık yapmıştır.
Fıkıh kitaplarından derlenerek hazırlanmış olan Surretu'l-Fetâvâ adlı eserini 1059/1650'da tamamlamıştır.
Surretu'l-Fetâvâ dışında Bedâyiu's-Sükuk ve en-Nevâdiru'l-Fıkhiyye fî Mezhebi'l-Eimmeti'l-Hanefiyye isimli eserleri bulunmaktadır.
1099/1687 yılında vefat etmiştir.25
Sakızî'nin eserleri ile ilgili bilgiler ise şöyledir:
1- en-Nevâdiru'l-Fıkhiyye fî Mezhebi'l-Eimmeti'l-Hanefiyye:
| 1- ESER ADI | BULUNDUĞU<br>YER | BULUNDU<br>ĞU BÖLÜM | SINIFLA<br>MA-YER | ARSIV-<br>DEMIRBAS<br>NO | MÜSTEN<br>SIH | VARAK<br>SAYISI | YAYIM<br>YERİ<br>YILI |
|-----------------------------------------------------------|----------------------------|---------------------------|-------------------|--------------------------|---------------|-----------------|-----------------------|
| en-Nevâdiru'l-<br>Fıkhiyye fî<br>Mezhebi'l-<br>Eimmeti'l- | Süleymaniye<br>Kütüphanesi | Yahya<br>Tevfik<br>Bölümü | 297.5 | 001463 | | 375vr | |
² Kâtip Çelebi, Keşf, II/ 1078; Bağdatlı İsmail Paşa, Hediyye, II/ 284; Bursalı Mehmat Tahir Efendi, Osmanlı Müellifleri, I/ 440; Kehhâle, IV/ 316; Özel, Ahmet, Hanefî Fıkıh Âlimleri, s. 136.
|
|
554716
| 47
| 87
|
{
"labels": [
{
"class": "Metin",
"confidence": 0.9044246077537537,
"polygon": [
[
1503,
2158
],
[
1509,
1211
],
[
258,
1204
],
[
252,
2150
]
]
},
{
"class": "Resim",
"confidence": 0.8997248411178589,
"polygon": [
[
1267,
1026
],
[
1271,
320
],
[
457,
316
],
[
454,
1022
]
]
},
{
"class": "Sayfa Numarası",
"confidence": 0.8770877122879028,
"polygon": [
[
1471,
220
],
[
1471,
161
],
[
1407,
161
],
[
1406,
219
]
]
},
{
"class": "Resim/Tablo Açıklaması",
"confidence": 0.7977343797683716,
"polygon": [
[
564,
1110
],
[
1175,
1110
],
[
1174,
1045
],
[
564,
1045
]
]
}
]
}
|
Güzel sanatlar lisesi müzik bölümü öğrencilerinde piyano başarısı ile duygusal zekâ arasındaki ilişki / The relationship between piano success and emotional intelligence in students of fine arts high school music department
|
Bilindiği gibi Güzel Sanatlar Liseleri, ortaöğretim düzeyinde mesleki müzik eğitimi veren kurumlardır. Hiç kuşkusuz; Eğitim fakültelerinin müzik öğretmenliği ana bilim dalları, konservatuarlar ve güzel sanatlar fakültelerinin müzik ve sahne sanatları bölümlerinde okumayı hedefleyen müzik bölümü öğrencileri için piyano dersi oldukça önem arz etmektedir. Yapılan araştırmalarda sadece yetenek ve zekânın enstrüman eğitiminde yeterli olmadığı görülmüş ve EQ ile ister sanatçı, ister öğretmen veya müzik araştırmacısı olmayı hedefleyen GSL öğrencilerinin piyano ders başarısı ile anlamlı bir ilişkisinin olup olmadığı tespit edilmek istenmiştir.
Bu çalışmanın amacı; güzel sanatlar lisesi öğrencilerinin piyano başarısının duygusal zekâ boyutu ile arasındaki ilişkinin irdelenmesidir. Bu amaç doğrultusunda İstanbul Avni Akyol Güzel Sanatlar Lisesi'nde öğrenim gören 9, 10, 11 ve 12. sınıf müzik bölümü öğrencilerine ,kişisel bilgi formu ve Ergin (2017)'nin uyarlama çalışması olan Duygusal Zekâ Ölçeği Adölesan Kısa Formu uygulanarak, anket sonuçları SPSS 23 programında değerlendirilmiştir.
Analiz sonucunda duygusal zekâ ve piyano başarısı cinsiyete, yaşa, piyano çalışma süresi, piyanoya ilgi ve evinde piyano olması durumu ile arasında anlamlı bir ilişkiye rastlanmıştır. Fakat elde edilen verilere göre duygusal zekâ ölçek skoru ile piyano başarı puanları arasındaki ilişki istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır.
|
As it is known, Fine Arts High Schools are institutions that provide professional music education in secondary education. Certainly; piano lessons have a great importance for music department students who aiming to study in the departments of the music teaching of the faculties of education, conservatories and music and performing arts departments of fine arts faculties. In researches, it was seen that only talent and intelligence were not sufficient in instrument education and it was aimed to determine whether the students of fine arts high schools who aiming to be an artist, teacher or music researcher have a meaningful relationship with the success of piano lessons or not with EQ.
The aim of this study; is to examine the relationship between piano success and emotional intelligence. For this purpose, Emotional Intelligence Scale Adolescent Short Form which is the adaptation study of Ergin (2017) and personal information form were applied to the 9, 10, 11 and 12th grade music students of the İstanbul Avni Akyol Fine Arts High School and the results of the survey were evaluated in SPSS 23 program.
At the end of the analysis, a significant relationship was found between emotional intelligence and piano success, sex, age, piano study time, interest in piano and piano in house. However, according to the obtained data, the relationship between emotional intelligence scale score and piano success scores was not found statistically significant
|
EBRU KARADAĞ
|
554716
|
Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi
|
Güzel Sanatlar Eğitimi Ana Bilim Dalı
|
2019
|
Türkçe
|
Yüksek Lisans
|
Katıhal Fiziği Ana Bilim Dalı
|
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=Mir2lXQK1dkmQ9Ige3PZbjvRlVeuL6ady4CLkOXmzuMgiuo0mareFl7NCerLusv-
|
./data/pdfs/554716.pdf
| 2,785,175
| true
| true
| true
|
2025-06-03T15:29:36.761327
|
2025-06-04T01:17:54.495530
|
2025-06-04T13:20:16.855337
|
2025-06-04T15:30:03.091144
|

Grafik 4.1.3: Cinsiyete bağlı başarı notu grafiği
4.2. Güzel Sanatlar Lisesi Oğrencilerinin Piyano Başarısı Yaşa Göre Farklılık Göstermekte midir?
BAIBU Eğitim Bilimleri Enstitüsü Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü'ndeki yürütülen yüksek lisans çalışması kapsamında Avni Akyol Güzel Sanatlar Lisesi müzik bölümündeki 115 öğrencinin piyano dersinden almış oldukları puanların yaşlara (bulundukları sınıfa) göre farklılık gösterip göstermediğini belirlemek amacıyla tek yönlü varyans analizi uygulanmıştır. Elde edilen sonuçlara göre 9.sınıfların puan ortalaması (X =70.667), 10.sınıfların puan ortalaması (X =55.400), 11.sınıfların puan ortalaması (X =43.339) ve 12.sınıfların puan ortalaması (X =46.907) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmuştur (F\_((3,111)=4.143,p=0.008). Farklılığın hangi sınıflardan kaynaklandığını belirlemek amacıyla Tukey çoklu karşılaştırma testi uygulanmış ve istatistiksel olarak anlamlı farklılık gösteren sınıfların 9-11(p=0.009) ile 9-12.sınıflar (0.032) olduğu görülmüştür. Puan ortalamaları incelendiğinde 9.sınıf başarısının her iki sınıftan anlamlı derecede yüksek olduğu söylenebilir.
|
|
51089
| 124
| 195
|
{
"labels": [
{
"class": "Metin",
"confidence": 0.9376128911972046,
"polygon": [
[
82,
1743
],
[
1359,
1741
],
[
1357,
252
],
[
79,
254
]
]
},
{
"class": "Sayfa Numarası",
"confidence": 0.7851769924163818,
"polygon": [
[
1263,
2210
],
[
1342,
2210
],
[
1342,
2158
],
[
1263,
2159
]
]
}
]
}
|
Türkiye'de toplu pazarlık sisteminin ekonomik analizi / Economical analysis of collective bargaining system in Turkey
|
Toplu pazarlık, işçi sendikaları ve işverenlerin, istihdam koşulları ve sürelerini belirledikleri bir süreçtir. İşçiler ve işverenler arasındaki ilişkileri düzenleyen bu sözleşmeye, toplu pazarlık anlaşması denilmektedir. Toplu pazarlıklarda, işçi sendikaları ve işverenler, genellikle, pek çok konu üzerinde görüşmeler yapmakla beraber, esas olarak, pazarlık amaçları iki konu üzerine yoğunlaştırılır: reel ücretler ve istihdam. Türkiye'de, toplu pazarlığın etkinliği, reel ücretler ve istihdam eğilimi açısından, uygulamada, 1980 öncesi ve sonrasında farklı özellikler göstermiştir. 1960'lı yılların başından itibaren uygulanan içe dönük sanayileşme ve güçlü sendikal örgütlenme koşullarında, işçi kesimi, etkin toplu pazarlıklar yoluyla, yüksek reel ücret ve istihdam güvencesi hedefine ulaşmışlardır. Ancak, uluslarası ekonomik çevre koşullarının etkisiyle, 1980 sonrasında, dışa açık ekonomi politikasının, sendikal örgütlenmeye karşı yasal-kurumsal düzenlemelerle desteklenmesi, uzun dönemde işçi kesimine reel ücret kayıpları şeklinde yansımıştır. Bu dönemde, reel ücretlerin kısa dönemli yükselişi, kamu ve özel kesim işverenleri tarafından, öncelikle, istihdam hacminin daraltılması yoluyla telafi edilmeye çalışılmıştır.
|
Collective bargaining is a process by which employers and unions estabilish terms and conditions of employment. The contract that results is called a collective bargaining agreement, and it regulates the relationship between the employer and employees involved. in contract negotiations the union is usually bargaining on a dozen fronts at önce, trading ceoncessions on some fronts for gains on others. But we narrow the study to two policy objectives as real vvages and employment. in Turkey, the efficiency of collective bargaining with respect to real vvages and employment, has shown different peculiorities before 1980 and after. Because of applaying introverted economical policy and strong syndical organizing, the unions have reached their high real vvages and employment quarantee targets through effective collective bargainings as from at the beginning of 1960's. But, after 1980, due to international economic enviromental conditions, it has reflected to the vvorkers in the form of low real vvages and reduced employment levels in long term, through extroverted economical policy that is supported by legal-instutional regulations against to syndical organizing. in this term, short term increasing in real vvages, have primarily compensated by public and private employers with decreasing employment levels.
|
GÜNGÖR TURAN
|
51089
|
Dokuz Eylül Üniversitesi
| null |
1996
|
Türkçe
|
Doktora
|
Katıhal Fiziği Ana Bilim Dalı
|
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=hcgrYffRbz0Z44UJEuLtwajpoZQWzBh-BOyotN6s2EmQNQxNzaWvwQ2Fgone3B2U
|
./data/pdfs/51089.pdf
| 8,228,575
| true
| true
| true
|
2025-06-03T15:29:36.280260
|
2025-06-04T01:06:23.144195
|
2025-06-04T13:20:17.248377
|
2025-06-04T15:30:03.234671
|
eğilimi egemendir. Zira bu uygulama, işçi gelirlerini arttırırken, hiçbir grubun göreli durumunu doğrudan doğruya bozmaz. İcra ettiği bölüşüm etkileri dolaylı ve karmaşık bir mekanizma ile gerçekleşir. Ancak bu politikaların sonuçları kamu kesiminde çalışan işçilerle sınırlı kalmaz. Çünkü işgücü piyasası bir bütündür. Bu piyasanın bir bölümünde (kamu kesiminde) izlenen yüksek ücret politikasının piyasanın tümünü, dolayısıyla özel kesimi aynı doğrultuda etkilemesi kaçınılmazdır'.
Bu dönemde, modern sanayii sektöründe, yani ithal ikameci sanayileşmenin sürdüğü sektörde, ücretler, ortalamanın üzerinde yükselmiştir. Dayanıklı tüketim malları, otomotiv sanayii ve kamu işletmelerinin hakım olduğu, demir-çelik, petrol rafinerileri, kağıt gibi sektörlerde, büyük ölçekler, modern teknoloji, yabancı sermayenin varlığı yüksek ücretleri de beraberinde getirmiştir. Ayrıca, bu sektörler işçi sendikalarının en güçlü örgütlendikleri yerlerdir. Diğer bir deyimle, bu sektörler yeni birikim sürecinin mantığını en iyi şekilde yansıtıyorlardı. İşçilere belli bir örgütlenme özgürlüğünün verilmesi, hem politik hem de ekonomik sistem açısından rasyoneldi. Böylece, hem sosyal ittifaklar
devam ediyor, hem de iç pazarın oluşması ve gelişmesi sağlanıyordu".
Reel ücretlerin 1960-1977 dönemindeki anlamlı artışını belirleyen iki önemli etkenden birincisi, bu dönemde ulusal ve sınaî hasılada gerçekleşen yüksek büyüme hızları; ikincisi ise, ülkede güçlü ve etkili bir sendika hareketinin oluşmasına yol açan, kurumsal ve siyasi ortam olarak görülebilir. Ancak, ücret hareketlerinin biçimlendiren etkenlere biraz daha geniş açıdan bakıldığında, ithal ikamesine dayalı sanayileşme modeli ile ekonomide devlet kesiminin büyüklüğü ve işlevlerinin de belirleyici olduğu sonucuna ulaşılabilir-.
<sup>1</sup> Korkut BORATAV, Türkiye İktisat Tarihi, Gerçek Yayınevi, Yeni Dizi:7, İstanbul, 1993, s.100.
<sup>2</sup> Çağlar KEYDER, İthal İkameci Sanayileşme Ştratejisi ve Çelişkileri; Kriz, Gelir Dağılımı ve Türkiye'nin Alternatif Sorunu, Kaynak Yayınları, İstanbul, 1987, s.21.
<sup>5</sup> Korkut BORATAV, İthal İkamesi ve Gelir Dağılımı; Kriz, Gelir Dağılımı ve Türkiye'nin Alternatif Sorunu, Kaynak Yayınları, Istanbul, 1987, s.134.
|
|
274219
| 88
| 171
|
{
"labels": [
{
"class": "Metin",
"confidence": 0.9290989637374878,
"polygon": [
[
1465,
2085
],
[
1474,
273
],
[
215,
266
],
[
205,
2079
]
]
},
{
"class": "Sayfa Numarası",
"confidence": 0.91849684715271,
"polygon": [
[
1425,
182
],
[
1426,
132
],
[
1367,
130
],
[
1366,
181
]
]
}
]
}
|
Psikolojik ve dini bir fenomen olarak rüya / Dream that psychological and religious phenomenon
|
Bu çalışma, insanların uykularında deneyimledikleri psikolojik ve dini bir fenomen olan rüya konusunu ele almaktadır. Rüya, insanlık tarihinin başlangıcından bu yana hep merak edilmiştir. Neredeyse tüm dinlerde, kutsal metinlerde ve köklü medeniyetlerde rüyalarla karşılaşılmaktadır.Rüyayı çalışmamızın nedeni; Din Psikolojisi alanında rüyaya gerekli önemin verilmemesidir. Psikoloji alanında bu konuya yeterince ilgi gösterilmemesinin bizce ana nedeni; rüyanın çalışma açısından oldukça soyut kalması ve somutlaştırılamamasıdır. Bu nedenle çalışmamız sırasında kaynak bulmakta zorlanılmıştır.Çalışmamız beş bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde rüyanın tanımı, tarihçesi ve türleri incelenmiştir. İkinci bölümde rüya- sembol ilişkisi ve rüya sembolleri hakkında bilgi verilmiştir. Üçüncü bölümde insan psikolojisi ve rüyanın işlevleri üzerinde durulmuştur. Dördüncü bölümde Doğu'dan İbn Rüşd, Farabi, İbn Haldun, Gazali ve İbn Arabi'nin rüya görüşleri ile Batı'dan Freud, Jung, Adler ve Fromm'un rüya üzerine eserleri ve düşünceleri incelenmiştir. Son bölümde İslam'da rüya konusu, ayetler ve hadislerle açıklanmaya çalışılmıştır.Çalışmamız sonucunda rüyaların insan hayatında psikolojik açıdan önemli fonksiyonlara sahip olduğu ortaya çıkmıştır. İnsanlar; gün boyunca yaşadıklarının ve hissettiklerinin etkisi altında kalmakta bu nedenle, yaşantılarıyla ilgili birçok muhtevayı rüyalarında görmektedirler. Birçok ruhsal ve fiziksel rahatsızlık rüyalardaki içerikle anlaşılabilmektedir. Doğu'da ve Batı'da rüyaya yaklaşım tarzları farklıdır. Batı'da rüyanın muhakkak bilinçaltıyla ilişkisi olduğu düşüncesi hakimken, Doğu'da rüyanın Tanrı'dan gelen çeşitli haberleri içerdiği inancı var olmuştur. Bu anlamda İslam'da rüyalar; cismani, nefsani ve ruhani rüyalar olarak üç türde sınıflandırılmaktadır.Çalışma sırasında rüyanın oldukça derin olduğu ve daha farklı açılardan da çalışılmasının alanımıza büyük katkısı olacağı kanısına varılmıştır. Dileğimiz Din Psikolojisi alanına çalışmamızın mütevazı bir katkı sağlamasıdır.Anahtar Kelimeler: Rüya, Din Psikolojisi, bilinçaltı ve din.
|
This study discusses dream which people experience during sleeping, that is a psychological and religious phenomenon. Dream had been subject of curiosity from beginning of human history. Dreams are given place almost in all religions, holy texts, deep-rooted civilizations.Reason to study dream is to ignore dreams in psychology of religion. For us, the main reason to ignore dream in field of psychology is due to abstractness of dream for study, to not being concretized.Study has five parts. In the first, description, history, types of dream; in the second part, dream-symbol relationship is and in the third part; human psychology, functions of dream are discussed. In the fourth part, opinions of İbn Rüşd, Farabi, İbn Haldun, Gazali, İbn Arabi about dream from the East, of Freud, Jung, Adler, Fromm from the West are examined. In the last part, dreams are explained with Quran verses and hadiths for Islam.At result, dreams psychologically have important functions. Human is influenced they lived day during so they see contents, related to these experiences in dreams. So many psychical, physical disorders can understand. Opinion dream subconscious is predominant in the West, while it is believed in the East includes news from God. So, religion of Islam has material, sensual, spiritual dreams.Our study, it is concluded that dream is quite deep, there will be great contribution to work from different respects in our field. We wish our study will have a small contribution to psychology of religion.Key words: Dream, Psychology of Religion, subconscious and religion.
|
NİLÜFER EVGİNER
|
274219
|
Selçuk Üniversitesi
|
Felsefe ve Din Bilimleri Ana Bilim Dalı
|
2010
|
Türkçe
|
Yüksek Lisans
|
Katıhal Fiziği Ana Bilim Dalı
|
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=veR1mHu9yoWjwcVUjCEoPGZjrjmF1HL5nUyxkdOElqi6X6jqIo6vz5B2wu-yJSF2
|
./data/pdfs/274219.pdf
| 1,058,312
| true
| true
| true
|
2025-06-03T15:29:36.557728
|
2025-06-04T01:10:04.670648
|
2025-06-04T13:20:18.793764
|
2025-06-04T15:30:03.784759
|
ihtiyacının herhangi bir şekilde engellenmesi sonunda ortaya çıkar." (Baymur, 1972: 102).
Jung'a göre düşlerin ödünleyici işlevi dışında tam tersine bir işleve sahip olan tanıtıcı işlevi de vardır. "Varlığını bilinçaltında sürdürerek bilinç etkinliğinin bir üretimi biçiminde ortaya çıkar; hazırlayıcı bir taslak, ayrıntılı bir çızım, uygulanır bir plan tasarısını akla getirir. Simgesel içeriği olanak buldukça, bir iç çatışma çözümünü kapsar." (Jung, 2001b: 175).
"Bilinç durumları dış çevreye uyum sağlamış kişilerde ise düşün bir farklı işlevi görülmektedir. Bu işlev indirgeyici işlevdir. Buna göre; kişisel karakterlerle uyum kötüdür. Bunlar, bilinç durumları ve uyum sağlama güçleri bireysel kaynakları aşan kimselerdir. Bu kişiler, örneğin, ortak bir ereğin, ortak bir çıkarın ya da toplumun kör desteğinin etkisiyle, doğanın kendilerine tanıdığından çok daha üst bir düzeye ulaşmış görünürler. İç durumları ise dış görünümlerinin ulaştığı yükseklikte değildir, bu nedenle de bu tür olgularda bilinçaltı indirgen bir işlev görür. İndirgeyici işleve sahip düşler; bozucu, parçalayıcı, değer düşürücü hatta yok edici özelliğe sahiptir." (Jung, 2001b: 177).
Bilinçli yaşamın oldukça coşkulu bir olayını yansıtan işlevselliğe ise tepkisel işlev denilmektedir. Bu işlev sayesinde düşlerde derin olaylar bir anda ortaya çıkar. Yaşanmış önemli olayların, beklenenlerin dışında, öznenin dikkatınden kaçan ve düşsel bir türetime katılan açıklayıcı ve simgesel bir yanı vardır. Bazen de sınır sisteminin bir doku bozukluğuyla nitelenen bir ruhsal yaralanma yaratmış olan kimi nesnel olayların yer aldığı düşlerdir. (Jung, 2001b: 179, 180).
Burada verilen bilgilerden sonuç olarak şunlar çıkmaktadır: Oncelikli olarak rüyalar, biz insanlar için çok önemli bir fenomendır. Rüyalar, hayatımızda yeri doldurulamayacak nitelikte bir tecrübedir. Rüya görmediğini iddia eden insanlar bile aslında her gece bu gizemli tecrübeyi yaşamaktadırlar. Ancak gördükleri rüyaları hatırlamadıkları için rüya görmediklerini söylemektedirler. Doğumdan ölüme kadar tüm insanlık rüya tecrübesini milyonlarca kez deneyimlemektedir. Bu deneyim sayesinde insanlar, birçok bilgi edinmektedirler. Bu nedenle bebekler yetişkin insanlara göre daha fazla uyku ihtiyacı duymaktadırlar. Çünkü bebekler aslında uyurken öğrenme yaşantılarını sürdürmektedirler. Aynı şekilde araştırma yapan, yoğun akademik çalışmalarda bulunan ya da hafızlık gibi zorlu bir süreçte bulunan
|
|
455342
| 124
| 178
|
{
"labels": [
{
"class": "Metin",
"confidence": 0.9459079504013062,
"polygon": [
[
1359,
2143
],
[
1363,
279
],
[
171,
277
],
[
167,
2141
]
]
},
{
"class": "Sayfa Numarası",
"confidence": 0.8747618794441223,
"polygon": [
[
792,
2242
],
[
793,
2198
],
[
736,
2197
],
[
735,
2242
]
]
}
]
}
|
Sıcak yapay gazdan katalitik amonyak giderimi / Catalytic ammonia removal from hot syngas
|
Kömür, biyokütle veya karışımlarının gazlaştırılması ile elde edilen yapay gazda (sentez gazı) H2, CH4, CO, CO2 gibi temel gaz bileşenlerin yanında, hammaddelerin yapısında bulunan kükürtlü, florlu, klorlu, azotlu, alkali bileşiklerin neden olduğu kirleticiler (H2S, HCN, NH3, HCl, katran) bulunmaktadır. Gazın kullanılacağı son uygulamaya bağlı olarak bu kirleticilerin giderilmesi gerekmektedir. Katı yakıtların elementel azot içeriği %0,03-6,5 aralığında değişmektedir [1]. Gazlaştırma prosesi sonucunda elde edilen sentez gazında, yakıtların yapısında bulunan azotun yaklaşık %60-90'ı amonyak bileşiğine (NH3) dönüşmektedir [2]. Örneğin linyit kömürlerinin gazlaştırılması ile elde edilen sentez gazında NH3 konsantrasyonu 2000–3000 ppm civarında iken [3], biyokütle gazlaştırıldığında NH3 konsantrasyonu 6000 ppm'e [4] kadar çıkabilmektedir. NH3, Entegre Gazlaştırma Kombine Çevrim (IGCC) sistemlerinde yapay gazın yakılması sonucunda NOx emisyonlarına dönüşerek ciddi çevresel problemlere yol açmaktadır. Fischer-Tropsch (FT) gibi katalitik proseslerde ise NH3, katalizörün aktivite kaybına sebep olan bir kirleticidir ve yapay gazın içerdiği NH3 miktarının 1 ppmv'nin altında olması istenmektedir [2]. NH3 giderim teknolojileri, işlem sıcaklığına göre ikiye ayrılmaktadır. Amonyağın açık sprey tipi bir kolonda yıkanarak uzaklaştırılması bir düşük sıcaklık işlemi olup, kendini kanıtlanmış bir teknolojidir [5]. Yapay gaz soğutulmadan amonyağın giderilmesi ancak katalitik reaksiyonlar ile mümkündür. Seçici katalitik oksidasyon (SCO) ve katalitik bozunma reaksiyonları iki önemli reaksiyon olup, henüz ticari uygulamaları bulunmamaktadır.
Gerçekleştirilen doktora tez çalışmasında, sıcak yapay gazdan katalitik NH3 giderimi incelenmiştir. İlk olarak yapay gazda NH3 ölçümü için en uygun gaz analiz tekniğinin geliştirilmesine yönelik çalışmalar gerçekleştirilmiştir. Daha sonra kalsiyum ve demir içerikli bazı doğal mineraller (limonit, dolomit ve olivin) ve ticari katalizörlerin katalitik etkinlikleri belirlenmiştir. Çalışmanın üçüncü aşamasında ıslak emdirme yöntemi ile sentezlenen zeolit destekli demir ve nikel katalizörlerin aktiviteleri incelenmiştir. Bu kapsamda farklı silika/alümina oranlarına ve kristal yapılara sahip üç farklı zeolit destek malzemesi ile çalışılmıştır (SiO2/Al2O3 oranları sırasıyla; 5,2, 38 ve 280 olan ZY, Zβ ve ZSM-5). Test edilen tüm katalizörlerin katalitik etkinlikleri aynı koşullarda karşılaştırılmış ve en iyi aktiviteyi gösteren Zβ destekli demir katalizör (Fe/Zβ) üzerinde farklı sentez gazı bileşimlerinde (H2, CO, CO2, CH4, H2O) ve farklı kirletici (H2S, ksilen) yüklerinde parametrik çalışmalar yürütülmüştür. Zeolitin alümina içeriğinin katalitik aktivite üzerindeki rolünü aydınlatmak amacıyla Fe/Zβ katalizöründen daha düşük bir aktivite gösteren Fe/ZY üzerinde çalışmalar yapılmıştır. ZY'nin (SiO2/Al2O3=5,2) dealuminasyonu için iki farklı sıcaklıkta gerçekleştirilen (350 ve 750 °C') hidrotermal yöntem tercih edilmiştir. Karşılaştırma amacıyla ticari ultrastabil formdaki ZY (SiO2/Al2O3=80) de çalışmalarda kullanılmıştır. Tüm ZY örnekleri ile ZY destekli demir katalizörler hazırlanmış, karakterize edilmiş ve test edilmiştir. Çalışmaların son bölümünde ise Fe/Zβ üzerinde SCO reaksiyonu, 300-550°C sıcaklık aralığında, farklı O2 konsantrasyonlarında (2000-6000 ppmv) ve %10 H2 varlığında gerçekleştirilmiştir. Tez çalışmaları sırasında elde edilen ana bulgular aşağıdaki gibi özetlenebilir:
• NH3 ölçümü için dört farklı ölçüm tekniği uygulanmıştır. Bunlar: termal iletkenlik dedektörlü gaz kromatografi (GC-TCD), azot kemilüminesans dedektörlü analizör (NCD), gaz ölçüm tüpü ve ultraviyole görünür dedektörlü (UV-VIS) analiz cihazıdır. Poropak-Q kolonlu GC-TCD ile N2, Ar, H2 taşıyıcı gazları kullanılarak 4000 ppmv ve 8000 ppmv NH3 (balans N2) kalibrasyon gazları için ölçüm çalışmaları yapılmış ancak sağlıklı bir şekilde değerlendirilebilecek NH3 piki elde edilememiştir. NCD ile kalibrasyon çalışmaları 800 ppmv NH3 üst limiti için farklı konsantrasyon aralıklarında tamamlanmıştır. Peşi sıra deneysel çalışmalardan örneklenen gazların ölçümüne geçilmiştir. Oksijence zengin atmosferde NH3 gazı ile birlikte H2 de okside olmakta ve yüksek konsantrasyonda su buharı oluşmaktadır. Oluşan su buharının NCD dedektörde girişim yaptığı ve ölçüm doğruluğunu olumsuz yönde etkilediği görülmüş, bu nedenle NCD'nin gazlaştırma atmosferinde NH3 ölçümü için uygun bir seçim olmadığı değerlendirilmiştir. Hızlı ölçüm sağlayan ve kalibrasyon gerektirmeyen gaz ölçüm tüplerinin uygulanabilirliği, kalibrasyon gazları ile yapılan ölçümlerde renk değişim skalasından okunan NH3 konsantrasyonları ile doğrulanmıştır. Ancak bu teknik, hat üstünde sürekli ölçüm almaya imkan vermemektedir. Bunun için endüstriyel bir analiz cihazı olan UV-VIS ölçüm cihazında çalışmalar gerçekleştirilmiş ve hem N2 hem de H2 atmosferinde hat üstünde her 5 saniyede bir sağlıklı ölçümler alınmıştır.
• Sentez gazından NH3 giderimi amacıyla bir katalizör geliştirmek için öncelikle mevcut durumun değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu nedenle doğal minerallerin (limonit, olivin, dolomit) ve bazı ticari katalizörlerin (nikel oksit, demir oksit ve değerli metal) NH3 bozunma reaksiyonundaki aktiviteleri incelenmiştir. 700 °C'da kütlece yaklaşık %46 Fe içeren Limonit 1'in, diğer minerallere ve FeO pelete göre çok daha yüksek bir aktivite gösterdiği görülmüştür. Hacimce %30 H2 içeren atmosferde 700 °C'da ~%65 amonyak dönüşümü elde edilmiştir. Ticari FeO katalizörü ağırlıkça %75 oranında demir içerirken bu oran Limonit 1'de %46'dır. Limonit 1'de birim demir atomu başına elde edilen yüksek reaksiyon hızının demirin indirgenebilirliği ile ilişkili olduğu değerlendirilmiştir. Değerli metal katalizörü ile yapılan çalışmada, % 0-10 H2 konsantrasyonunda Fe/Zβ ile yakın bir aktivite elde edilmesine karşın, H2 konsantrasyonu arttırıldığında aktivitesini daha hızlı kaybettiği görülmüştür.
• Zeolit destekli katalizör sentezi çalışmalarında farklı gözenek açıklıklarına ve asiditelere sahip Zeolit Y, Zeolit β ve ZSM-5 örnekleri tercih edilmiştir. Zeolit üzerinde aktif metal olarak demir ve alternatif olarak da, nikel kullanılmıştır. Tüm zeolit örnekleri üzerine %10 demir yüklenmiştir. Elde edilen zeolit destekli katalizörler kimyasal ve spektroskopik yöntemler kullanılarak karakterize edilmiştir. En yüksek aktivite, Fe/Zβ katalizörü ile elde edilmiştir. Bunun sebebinin Zeolit β'nın Zeolit Y ile karşılaştırıldığında alümina içeriklerine göre daha iyi hidrotermal stabilite göstermesinden kaynaklandığı değerlendirilmiştir. Zeolitin rolünün N-H bağ kırılmasından ziyade aktif demir öbeklerinin destek malzemesi üzerinde iyi dağılmasını sağlamak olduğu görülmüştür. Bu nedenle aktif demir bileşenleri için en iyi koordinasyon ortamının ve gelişmiş demir öbeklerinin etkileşiminin Zeolit β üzerinde sağlandığı düşünülmektedir.
• Aktif metal olarak nikelin katalitik etkinliğini belirlemek üzere zeolit destekli nikel katalizörler hazırlanmış, karakterize edilmiş ve aktiviteleri belirlenmiştir. 700 °C'da ve %30 H2 atmosferinde her üç zeolit katalizör için NH3 dönüşümü %20-30 arasında değişmiştir. En düşük aktivite silikası en yüksek olan Ni/ZSM-5 katalizörü üzerinde görülmüştür. Karakterizasyon çalışmaları, nikel katalizörlerde amonyak bozunma reaksiyonu için aktif fazın metalik nikel yerine NiO olabileceğini düşündürmektedir. Bu çalışma asidik zeolitler üzerine demir yüklü katalizörlerin, nikel yüklü katalizörlere oranla hem 700°C hem de 800 °C'da hidrojen atmosferinde daha aktif olduğunu göstermiştir. Bu durum, söz konusu zeolit destekleri üzerinde demirin N-N bağını kırma aktivitesinin nikele göre daha iyi olduğunu göstermektedir.
• Tez kapsamında ayrıca uygulanacak bir modifikasyon işlemi ile Y tipi bir zeolitin aktivitesinin arttırılabilme olanağı araştırılmıştır. Bu sayede aynı tip zeolitin farklı SiO2/Al2O3 oranlarının NH3 bozunma reaksiyonu üzerine etkisi tartışılmıştır. Y tipi zeolitin alumina içeriği, hidrotermal dealuminasyon tekniği ile 350 ve 750 °C'da değiştirilmiştir. 700°C'da denenen katalizörlerin aktiviteleri şu şekilde değişmiştir: Fe/DZY-350 > Fe/DZY-750 ~ Fe/USY > Fe/ZY. Bu çalışma, zeolitin hidrotermal işlem ile alümina içeriğinin optimize edilebileceğini ve optimum demir-alumina etkileşimine sahip zeolit destekli demir katalizörlerin hazırlanabileceğini göstermiştir.
• Sentez gazı bileşenlerinin katalitik aktivite üzerindeki etkisi NH3 bozunma reaksiyonunda en iyi aktiviteyi gösteren Fe/Zβ üzerinde 700 °C ve 1 atm'de incelenmiştir. N2 atmosferinde Fe/Zβ üzerinde %97,3 NH3 dönüşümü elde edilirken sentez gazı bileşenlerinin reaksiyon ortamına eklenmesiyle NH3 dönüşümünün ciddi bir şekilde düşüş gösterdiği görülmüştür. H2 varlığında görülen dönüşüm azalmasının nedeni, kinetik olarak yarışmalı adımlar olan N-H bağ kırılması ile atomik azot birleşmesi reaksiyonları ışığında açıklanmıştır. CO'nun inhibisyon etkisinin, aynı aktif merkezler üzerinde yarışan C-O ve N-H bağ kırılması reaksiyonlardan kaynaklandığı şeklinde yorumlanmıştır. CO ve H2'nin reaksiyon ortamında birlikte bulunduğu durumda ise, %12,5'a kadar düşen ciddi dönüşüm kaybı ve koklaşma problemi ortaya çıkmıştır. CO-H2-CO2 karışımına CH4 eklenmesi, sentez gazı içinde NH3 konsantrasyonunun azalmasına sebep olmuştur. Buna; CH4 ile NH3 arasında HCN oluşumu ile sonuçlanan reaksiyonun sebep olduğu reaktör çıkışında CN- iyonu ölçümü ile kanıtlanmıştır (1,8 mg/L CN-). Son olarak sentez gazı içindeki H2S'in katalizörün aktif merkezlerini zehirlemediği ancak H2S'in N2 ve H2'ye parçalanması sonucunda elementel kükürt oluştuğu görülmüştür. Bu çalışma ayrıca, su buharı ve örnek bir katran bileşiği olarak ksilenin katalitik aktiviteyi olumsuz yönde etkilediğini göstermiştir.
• Sentez gazı ortamında su buharı ve su buharı oluşturabilecek CO2 ve H2 gazlarını içerdiğinden, NH3 bozunma reaksiyonuna alternatif teşkil eden bir reaksiyonun, SCO, denenmesi ve sonuçların karşılaştırılması gerektiği değerlendirilmiştir. Tez çalışmaları kapsamında Fe/Zβ katalizörü hem SCO hem de bozunma üzerindeki aktivitesi bakımından detaylı olarak incelenmiştir. Katalizörün SCO aktivitesinin sıcaklık ve O2 miktarına bağlı olarak değiştiği görülmüştür. SCO ile N2 atmosferinde nispeten yüksek NH3 dönüşümleri elde edilmesine rağmen H2 gibi yanıcı bir gazın ortamda bulunması amonyağın oksidasyonunu engellemekte ve düşük dönüşümlere sebep olmaktadır. SCO aktivitesinin H2 varlığında azalmasının sebebinin katalizör üzerinde H2 ve NH3 oksidasyon reaksiyonlarının yarışmasından kaynaklanabileceği değerlendirilmiştir. Diğer yandan, katalitik bozunma reaksiyonunun (700-800°C) SCO'dan (300-550°C) daha yüksek sıcaklıklara ihtiyaç duymasına rağmen ortamdaki H2 konsantrasyonuna karşı daha az hassas olduğu görülmüştür.
• Sentez gazından amonyağın giderilmesi amacıyla geliştirilecek katalizörün sentez gazı bileşenlerinden etkilenmemesi/minimum derecede etkilenmesi gerekmektedir. NH3 bozunma reaksiyonunda su buharı varlığında zeolit destekli demir katalizörlerin aktivitesi azalırken, seçici katalitik oksidasyon reaksiyonunda ise ortamda hidrojenin bulunması aktivite kaybına yol açmaktadır.
|
Syngas obtained from gasification of coal, biomass and their blends contains contaminants (H2S, HCN, NH3, HCl, tar) beside the main gas components (hydrogen, methane, carbon monoxide and carbon dioxide) which come from sulphur, fluorine, chlorine, nitrogen, alkaline content of feedstocks. These contaminants should be removed according to needs of last application of syngas.
Elemental nitrogen content of solid fuels change between 0.03-6.5% [1]. Approximately 60-90% of nitrogen content of fuels converts into ammonia (NH3) in syngas produced by gasification process [2]. For example; ammonia concentration in syngas produced from gasification of lignite is about 2000–3000 ppm [3], when biomass is gasified ammonia concentration might be as high as 6000 ppm [4]. Ammonia causes severe environmental problems because of converting into NOx emissions when the syngas is burned in Integrated Gasification Combined Cycle (IGCC) systems. Ammonia is a contaminant cause activity loss of catalyst in case of catalytic processes like Fischer-Tropsch (FT) and NH3 content of syngas is expected to be less than 1 ppmv [2].
Ammonia removal technologies branch of two according to process temperature. Ammonia scrubbing is a low temperature process which is a proven technology [5]. Water or diluted sulfuric acid solution is used as washing agent. When the syngas is cooled sensible heat of the gas can not be used and the total thermal efficiency of the process decreases. Thermal efficiency loss of the process must be prevented by not cooling the syngas during ammonia removal. This could only be achieved via catalytic reactions. Selective Catalytic Oxidation (SCO) and decomposition of ammonia are two important catalytic routes. But they don't have commercial applications yet. The selective catalytic oxidation reactions take place in partial oxygen environment and between 300-550°C operation temperatures. In this process, hydrogen might oxidize together with ammonia according to process conditions and catalyst used. The hydrogen loss unfavourably effects the syngas composition and it is not desired for following catalytic reactions. On the other hand only nitrogen and hydrogen are produced with catalytic decomposition of ammonia reaction. In contrast of SCO; H2/CO ratio of the syngas increases due to the hydrogen production. This is an advantage for the processes which need high H2/CO ratio like Fischer-Tropsch (FT) and methanol production.
In the scope of conducted PhD thesis, catalytic ammonia removal from hot syngas was studied. In the first stage of the thesis, the most convenient gas analysis technique of ammonia measurement in syngas was investigated. Ammonia is a very reactive gas and it can easily interact with inner surfaces of the pipelines. It can overlap with other gas components in the gas detectors. Four different measurement techniques were used to find the most convenient ammonia measurement technique and conduct the calibrations; thermal conductivity detector, nitrogen chemiluminescence detector, ultraviolet-visible detector and gas measurement tube with the principle of colour change by chemical interaction. After the decision of ammonia measurement technique, catalytic activities of some natural minerals with iron, calcium content and commercial catalysts were investigated. The tested natural minerals, limonite, dolomite and olivine, were provided from different regions of Turkey. Silicon carbide and silica were the other two minerals that were investigated. Three different commercial catalysts were used for the reactions. The first commercial catalyst is nickel oxide which is used for hydrogen production from natural gas. The other one is iron oxide pellet and the last one is alumina supported noble metal catalyst used for hydrogen production from heavy paraffinic hydrocarbons. All commercial catalysts were provided in pellet form and grinded to powder form before tests and characterizations.
In the third stage of studies, zeolite supported iron and nickel catalysts were sythesized by wet impregnation method, characterized and tested for the ammonia removal activities. In this scope three different zeolite supports with different silica/alumina ratios and cyristal structures were studied (SiO2/Al2O3 ratios; 5.2, 38 and 280 ZY, Zβ and ZSM-5, respectively). Catalytic activities of all tested catalysts were compared on the same conditions. The zeolite supported catalyst which showed the best activity was chosen. It was Zβ supported iron catalyst (Fe/Zβ). Effects of different syngas components (H2, CO, CO2, CH4, H2O) and different contaminants (H2S, xylene) on the activity of Fe/Zβ were investigated parametrically. Thus, side reactions like Boudouard and water gas shift reactions which cause the loss of catalyst activity were investigated.
The conducted studies showed that catalytic ammonia decomposition reaction starts after 400°C in the presence of simulated syngas and reaches the acceptable conversion values at around 700-800°C.
To lighten the effect of alumina content of zeolite on catalytic activity, dealumination studies were conducted on ZY supported iron catalyst which was showed lower activity than Zβ supported iron catalyst. Hydrothermal dealumination method was preferred for the dealumination of ZY (SiO2/Al2O3=5.2) and the extraframework Al2O3 species were removed from the structure by acid wash. Two different hydrothermal process temperatures (350 and 750 °C) were tried. For the purpose of comparison, commercially dealuminated ultrastable ZY (USY; SiO2/Al2O3=80) was also used. Thus, ZY supports which have four different SiO2/Al2O3 ratios but the same crystalline structures were obtained. ZY supported iron catalysts were prepared with all ZY supports, characterized and tested.
In the last stage of studies, selective catalytic oxidation reaction of ammonia on Fe/Zβ catalyst were investigated at 300-550°C temperature interval, different oxygen concentrations (2000-6000 ppmv) and in the presence of 10% hydrogen. Activities of Fe/Zβ catalyst both for two reactions (SCO and decomposition) were compared.
The main findings obtained during the studies of the thesis were summarized below:
• Four different measurement techniques were applied for ammonia measurement. They are; gas chromatography with thermal conductivity detector (GC-TCD), analyser with nitrogen chemiluminescence detector (NCD), gas measurement tubes and gas analyser with ultraviolet-visible detector (UV-VIS). Measurements were conducted for 4000 ppmv and 8000 ppmv NH3 (balance N2) calibration gases with GC-TCD equipped with Poropak-Q column under different carrier gases (N2, Ar, H2). Resulted NH3 peaks were not proper to evaluate the measurements. Although there are some NH3 measurement studies with GC-TCD raported in litreature, it is proved with this study that ammonia measurement on the order of ppm level is not suitable with GC-TCD. Pressurized or non-pressurized gas samples could be analysed with NCD analyser. The measurement principle of the instrument is combustion of nitrogenous organic compounds to convert into NO2 and measurement of resulted NO2. Ammonia measurement trials with NCD were started with the standard configuration of the instrument but were continued with Pt catalyst placed into combustion zone of the instrument. Calibration studies for different concentration levels with the Pt catalyst were completed for the highest limit of 800 ppmv ammonia measurement of the instrument. Following the calibration studies, measurments of tested gas samples were done. It was seen that hydrogen also oxidies together with ammonia gas in oxygen rich atmosphere and high concentration of water vapor occurs. Produced water vapor overlaps and inversely affects the measurement results of NCD. For this reason it is concluded that NCD is not a convenient tecnique for ammonia measurement in gasification atmosphere. In the scope of studies, application of gas measurement tubes which satisfies fast measurement and no calibration needed were investigated. Gas measurement tube results were confirmed with ammonia calibration gases and it is evaluated that gas measurement tubes might be used for ammonia measurements. But this technique can not be used for continuous measurement on pipelines. For continuous ammonia measurement on pipelines an industrial analysis instrument; UV-VIS process spectrophotometer was used. The ammonia gas diluted in reaction test system to different concentrations was fed to the instrument both in inert and hydrogen atmospheres and measurements were recorded at each 5 seconds. It was seen that changing ammonia concentrations were measured correctly. For this reason, UV-VIS process spectrophotometer was used in the scope of all tests.
• Before developing an ammonia removal catalyst from syngas it is necessary to evaluate the current situation. For this reason, natural minerals (limonite, olivine, dolomite, silica) and some commercial catalysts (nickel oxide, iron oxide and noble metal) were investigated for their ammonia removal activities. It was seen that Limonite 1 including approximately 46% iron by weight was showed a very high activity than other minerals and FeO pellets at 700 °C. ~%65 ammonia conversion was observed at 700 °C and 30% H2 atmosphere. The commercial FeO catalyst includes 75% iron by weight on the other hand this ratio is 46% for Limonite 1. High reaction rate observed on unit iron atom of Limonite 1 was related to reducibility of iron in Limonite. Although noble metal catalyst showed closed activity to Fe/Zβ at 0-10% H2 concentrations, it lost its activity faster than Fe/Zβ when H2 concentration was increased.
• The Zeolite Y (SiO2/Al2O3=5.2), Zeolite β (SiO2/Al2O3=38) and ZSM-5 (SiO2/Al2O3=280) zeolites having different pore diameters and acidities were preferred for the synthesis of zeolite supported ammonia removal catalysts. Iron and alternatively nickel as active metals were used on the zeolite supports. The nickel is known as effective on tar removal. For the investigation of catalytic activities of zeolites without active metals, tests were conducted at 700 and 800 °C in different hydrogen concentrations. Zeolite Y was seen to have a higher activity than other zeolites. Its reason was interpreted as Zeolite Y has more acid sites (SiO2/Al2O3=5,2) than others. Then 10% iron was impregnated on all zeolite samples via wet-impregnation method. Sythesized zeolite supported catalysts were characterized by using chemical and spectroscopic methods. The highest ammonia decomposition activity was observed on Fe/Zβ catalyst. The highest activity over Fe/HZβ catalyst might be due to the better hydrothermal stability of Zeolite β compared to Zeolite Y regarding their aluminum contents. The role of the zeolite was probably to maintain well dispersion of active iron clusters without considering support effect on N-H bond breaking. Therefore the best coordination environment for active iron species and improved iron cluster interactions can be ensured over zeolite Hβ framework.
• Investigation of catalytic activity of nickel as active metal was also realized. Zeolite supported nickel catalysts were prepared via wet-impregnation method, characterized and tested. The ammonia conversion values changed around 20-30% at 700 °C and 30% H2 atmosphere for all three catalysts. The worst activity was observed on Ni/ZSM-5 catalyst which has highest silica content. Characterization studies showed that active phase for ammonia decomposition reaction on nickel catalyst might be NiO rather than Ni. This study showed that iron catalysts supported on acidic zeolites are more active than nickel loaded catalysts at both 700 and 800 °C and in hydrogen atmosphere. This shows that N-N bond breaking capability of iron on these zeolites is better than nickel.
• In the scope of conducted studies, the possibility of increasing the activity of Y type zeolite by a modification application was also investigated. Thus, the effect of different SiO2/Al2O3 ratios of the same type of zeolites on ammonia decomposition reaction was discussed. The alumina content of Zeolite Y (SiO2/Al2O3=5.2) was changed by hydrothermal dealumination technique. Hydrothermal dealumination process was performed at 350 and 750 °C. The highest activity was observed on the Fe/DZY-350 catalyst (dealuminated at 350 °C) at 700 °C for all H2 concentrations. The activities of all catalysts supported on Y type zeolites were changed with the order of: Fe/DZY-350 > Fe/DZY-750 ~ Fe/USY > Fe/ZY. The results showed that the optimization of alumina content of zeolites might be provided by hydrothermal process. Thus, the catalysts which have optimum iron-alumina interaction can be prepared.
• Fe/Zβ catalyst showed the highest activity on ammonia decomposition reaction at 700 °C. Therefore the effect of syngas components on catalytic activity was investigated on this catalyst. Although 97.3% NH3 conversion was obtained on Fe/Zβ catalyst in N2 atmosphere, when the syngas components were added to the reaction media ammonia conversion was seriously decreased. The decrease of catalyst activation in the presence of hydrogen was explained in the light of kinetically competing reactions; N-H bond breaking and N-N bond association. Inhibition effect of CO was interpreted as competing reactions of C-O and N-H bond breakings on the same active sites. When the CO and H2 were together in the reaction atmosphere, severe conversion loss (until 12.5%) and coking problem were observed. CH4 addition to the CO-H2-CO2 mixture caused to decrease the NH3 concentration. The possible reaction between CH4 and NH3 (produces HCN) might be the reason of this decrease. It was proved by measurement of CN- ion concentartion in the exit gas stream collected in deionized water (1,8 mg/L CN-). Finally, H2S in simulated syngas did not poison the active sites of the catalyst but produced elemental sulfur because of the decomposition of H2S into N2 and H2. This study also showed that the water vapor inversely effects the catalytic activity.
• The syngas contains water vapor and CO2 and H2 in syngas might produce water vapor. So that SCO reaction was tried alternatively to NH3 decomposition reaction and results were compared. In the scope of thesis, Fe/Zβ catalyst activity on both catalytic decomposition and selective catalytic oxidation of ammonia were investigated in detail. It was seen that SCO activity of the catalyst changes with respect to temperature and O2 amount. Although comparatively high ammonia conversions were obtained on SCO reactions in N2 atmosphere, ammonia conversion decreased when there was hydrogen in the reaction media. Because combustible hydrogen gas inhibited the oxidation of ammonia. Its reason was thought as H2 and NH3 oxidation reactions were competed on active sites of the Fe/Zβ catalyst. On the other hand, despite the higher temperatures needed for decomposition reaction of ammonia, it is not as sensitive as to hydrogen concentration.
• The catalyst developed for ammonia removal from syngas should not be effected from syngas components or should be effected minimally. The ammonia decomposition activity of Fe/Zβ catalyst decreases in the presence of water vapor. In the case of selective catalytic oxidation of ammonia, the hydrogen gas causes the decrease of the activity of Fe/Zβ catalyst.
|
YELİZ ÇETİN
|
455342
|
İstanbul Teknik Üniversitesi
|
Kimya Mühendisliği Ana Bilim Dalı
|
2017
|
Türkçe
|
Doktora
|
Katıhal Fiziği Ana Bilim Dalı
|
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=DPTyuy3wRPq_qvCPSqUB6-KnM4p2XVkxMScQRmPN4zdFqv2MYoFdiYGpZnCDk89Q
|
./data/pdfs/455342.pdf
| 6,218,165
| true
| true
| true
|
2025-06-03T15:29:35.800837
|
2025-06-04T01:04:17.266736
|
2025-06-04T13:20:18.883889
|
2025-06-04T15:30:04.089036
|
TPR grafikleri incelendiğinde, uygulanan hidrotermal işlem sonucu zeolitin artan SiO2/Al203 oranı ile indirgeme piklerinin de düşük sıcaklıklara doğru kaydığı görülmektedir. Orneğin, alüminaca en zengin zeolit olan Fe/ZY (SiO2/A12O3=5,2), 591°C'da içinde omuzlar barındıran büyük bir TPR pikine sahiptir. Ayrıca 818°C ve 300°C'da şiddeti daha küçük olan pikler gözlemlenmiştir. 350°C'da hidrotermal işleme maruz bırakılan Fe/DZY-350'de (SiO2/AlzO3=12,4) ise birbiri içine geçmiş 3 adet geniş TPR piki (729°C, 547°C ve 381°C) gözlemlenmektedir. Hidrotermal işlem sıcaklığı 750°C'a çıkarıldığında, Fe/DZY-750'de TPR pikleri daha belirgin bir hal almakta ve pikler düşük sıcaklıklara doğru daha da kaymaktadır. 750°C hidrotermal işlem sonucu 581°C ve 340°C'da 2 adet belirgin TPR piki elde edilmiştir. Ticarı olarak temin edilen ve alüminaca en fakir Fe/USY (SiO2/Al2O3=80), 300°C'da bir omuza sahip tek bir pik (508°C) vermektedir. Bölüm 4.2.2.'de farklı kristal yapılara sahip zeolitler üzerinde demir öbeklerinin oluşumu ve demir-alumına etkileşimi TPR çalışması ile incelenmişti. İlgili bölümde zeolitlerin yüksek sıcaklıklara maruz kaldıklarında dehidroksilasyon sonucu kristal yapıdaki aluminyum atomlarının yapı dışına çıkabildikleri ve demir oksit bileşikleri ile demir aluminat benzeri bileşikleri oluşturabildikleri ifade edilmişti. Yine ilgili bölümde SiO2/A/203=38 olan Beta üpi
bir zeolit yapı üzerinde demirin indirgenmesinin 220°C'da başladığı ve 405°C'da pik yaptığı ve indirgenmenin 600°C'da tamamlandığı görülmüştü. Aluminaca en fakir zeolit olan ZSM-5 (SiO2/Al2O3=280) üzerinde de demirin 430°C'da bir omuz ve 365°C'da maksimum H2 tüketimi verecek şekilde bir TPR profiline sahip olduğu gösterilmişti. Alüminyum ve demir arasındakı güçlü etkileşimden dolayı alüminaca zengin zeolit yapılarında Fe2O3'ün FeyJ4'e geçişinin daha yüksek sıcaklıklarda gerçekleştiği tartışılmıştı. Demir-zeolit katalızörlerde demirin değerliğinin Fe/A1 oranı ile değişim gösterdiği değerlendirilmişti. Hidrotermal işlem ile dealumine edilen örneklerde de benzer bir durumun söz konusu olduğu görülmektedir. Zeolit Y'nin alümina içeriği arttıkça, üzerine emdirilen demir oksit bileşiklerinin daha yüksek sıcaklıklarda indirgenebildiği açıkça görülmektedir. Bu durum, aynı kristal yapıya fakat farklı alümina içeriğine sahip Zeolit Y destekli demir katalizörlerinin farklı katalıtık etkinliğie sahip olabileceğini düşündürmektedir. Bu nedenle değişen H2 konsantrasyonlarına sahip (0-30%) ve 800 ppm NH3 içeren NH3-H2-N2 gaz karışımı ile hazırlanan tüm Zeolit Y destekli demir katalızörler üzerinde 700 ve 800°C'da NH3 bozunma reaksiyonu gerçekleştirilmiştir. Zeolitin alümina içeriği dönüşümün değişimi takip edilmiştır. Şekil 4.47'de sırasıyla 700°C ve
|
|
279094
| 7
| 729
|
{
"labels": [
{
"class": "Metin",
"confidence": 0.9333119988441467,
"polygon": [
[
1466,
1531
],
[
1480,
187
],
[
185,
174
],
[
171,
1519
]
]
},
{
"class": "Sayfa Numarası",
"confidence": 0.7984464764595032,
"polygon": [
[
1469,
2243
],
[
1471,
2194
],
[
1422,
2193
],
[
1421,
2242
]
]
},
{
"class": "Diğer",
"confidence": 0.5289639830589294,
"polygon": [
[
1106,
2061
],
[
1107,
1631
],
[
174,
1631
],
[
174,
2060
]
]
},
{
"class": "Resim/Tablo Açıklaması",
"confidence": 0.3943154215812683,
"polygon": [
[
236,
2114
],
[
1092,
2113
],
[
1092,
2058
],
[
236,
2059
]
]
}
]
}
|
Bostanzâde Yahyâ Efendi ve Mir'âtü'l-Ahlâk'ı (inceleme-metin) / Bostanzâde Yahyâ Efendi and his Mir?âtu?l-Ahlâk (analysis-text)
|
Tezimizin konusunu teşkil eden Mir'âtü'l-Ahlâk; tamamı ahlâkî faziletlere dair 24 bölümden müteşekkildir. Eserde işlenen konular; ibadet, sabır, şükür, şecaat, zekâ, ciddiyet, rızâ, vefâ, sır saklama, cömertlik, af, iffet, tevazu, hayâ, emanet, sadâkat, şefkat, âlicenaplık, müşâvere, hilm, gayret, firâset, fırsatı değerlendirme, temkin, iyilerle dostluk kurma, hukuka riâyet gibi faziletler ve hükümdarlık, emirlik, vezirlik, valilik gibi resmî görevlerin gerektirdiği yükümlülüklerdir. Ahlâk sahasında felsefî ve teorik tahliller yerine pratiğe ağırlık veren eserde ahlâkî faziletler âyet ve hadislerle örneklendirilmiştir. Ayrıca Türkçe, Arapça ve Farsça olmak üzere ahlâkî ve hikemî manzumeler, peygamber kıssaları ve İslâm tarihinden alınmış örnek ahlâkî motiflerle eserin muhtevası zenginleştirilmiştir. Eflâtun, Aristo, İbn Sînâ, Hüseyin Vâiz Kâşifî gibi ünlü ahlâk filozoflarından yapılan nakiller müellifin geniş bilgi ve kültürünü göstermekle beraber etki açısından esere büyük bir güç kazandırmaktadır. Mir'âtü'l-Ahlâk; 17. yüzyıl Osmanlı toplumunun ahlâkî yapısını ve dönemin münevverlerinin ideal ahlâk görüşlerini yansıtması bakımından değerli bir eserdir.Çalışmamız giriş ve üç bölümden müteşekkildir. Girişte, ele aldığımız metnin mensur bir ahlâk kitabı olmasına binâen ?ahlâk?ın mahiyeti, ahlâk ilminin tarihçesi ve mensur ahlâk kitapları üzerinde durulmuştur. Birinci bölüm; Bostanzâde Yahyâ Efendi'nin yaşadığı devre toplu bir bakış ile onun ailesi, hayatı, eserleri ve şahsiyeti konularına tahsis edilmiştir. İkinci bölümde; Mir'âtü'l-Ahlâk ana hatlarıyla tanıtılmış, muhtevası üzerinde durulmuş, eserde yer alan âyet ve hadisler tespit edilmiş, eserin dil ve üslûp özellikleri belirtilmiştir. Üçüncü bölümde ise, çalışmamızın temelini teşkil eden metin ve bu metne dair bazı hususiyetler yer almaktadır.Tezimiz; sonuç, bibliyografya, dizin ve Mir'âtü'l-Ahlâk nüshalarından örnekler ile tamamlanmıştır.
|
Mir?âtü?l-Ahlâk (mirror of morals), which constitutes the subject matter of our thesis, consists of 24 chapters that deal with moral values and virtues. The topics that the book handles include virtues such as prayers, patience, thankfulness, bravery, intelligence, seriousness, consent, loyalty, secretiveness, generosity, forgiveness, chastity, modesty, coyness, confidence, compassion, protectiveness, consultation, softness of manner, industriousness, foresight, seizing opportunity, caution, establishing good rapport with the good, and abiding by the law and obligations originating from official duties such as emirate, vizierdom, governorship and kingdom. The book, which prefers practice in the field of morality rather than philosophical and theoretical analyses, exemplifies moral virtues with verses from the Koran and the Hadith of Prophet Muhammad. Moreover, the content of the book has been enriched with Turkish, Arabic and Persian parables on morality and wisdom, stories from the lives of prophets and exemplary moral themes from the history of Islam. Quotations from famous moral philosophers such as Plato, Aristotle, Avicenna, and Hüseyin Vâiz Kâşifî both reflect the author?s extensive knowledge and culture and add to the power of the book. Mir?âtü?l-Ahlâk is an important work in that it reflects the moral structure of the Ottoman society in the 17th century and the idealistic and moral views of the intellectuals of the period.Our study consists of an introduction and three sections. The introduction deals, by virtue of being a book on morals, with the history of ethics, its nature and other prose books on morals. Section 1 is devoted to a general outlook on the period when Bostanzâde Yahyâ Efendi lived and his life, family, works and personality. Section 2 describes major aspects of Mir?âtü?l-Ahlâk, focuses on its content, determines the verses from the Koran and the hadith and linguistic and stylistic features of the work. Section 3 includes the text, which constitutes the basis of our study, and some issues about the text.
|
NURGÜL SUCU
|
279094
|
Selçuk Üniversitesi
|
Türk Edebiyatı Bölümü
|
2010
|
Türkçe
|
Doktora
|
Katıhal Fiziği Ana Bilim Dalı
|
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=veR1mHu9yoWjwcVUjCEoPJ7ifaybsi-cjpego8cvg3rV_OMhWmkx97NKNXJ7kwLV
|
./data/pdfs/279094.pdf
| 5,296,239
| true
| true
| true
|
2025-06-03T15:29:36.567726
|
2025-06-04T01:17:59.110147
|
2025-06-04T13:20:19.397267
|
2025-06-04T15:30:04.839607
|
Dördüncü ve son bölümde ise; çalışmamızın asıl kısmını teşkil eden metin ve bu metne dair bazı hususiyetler yer almaktadır. Söz konusu metni hazırlarken; eserin İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi Türkçe Yazmalar Bölümü 3537 numarada kayıtlı ve 242° yaprağında müellif hattı olduğuna dair kayıt bulunan nüshasını esas almakla beraber, eserin aynı kütüphanede tespi ettiğimiz 5607 numarada kayıtlı nüshasını da göz önünde bulundurduk. Düzgün ve anlaşılır bir metin ortaya koyabilmek için, müellif nüshasında karşılaştığımız bazı müşkülleri, bu ikinci nüshayı kullanarak aşmaya çalıştık.
Tezimiz; bu çalışma ile ulaştığımız tespitleri maddeler hâlinde sunduğumuz "Sonuç" bölümünden sonra, bibliyografya; kişi, yer ve eser adları dizini ve Mir'âtü'l-Ahlâk nüshalarından örnekler ile tamamlanmıştır.
"Ön Söz"e son vermeden önce; her zaman kıymetli fikirlerine ve derin birikimlerine müracaat ettiğim kıymetli hocalarım Sayın Prof. Dr. Emine Yeniterzi'ye, Sayın Yrd. Doç. Dr. Semra Tunç'a, Sayın Yrd. Doç Dr. Erol Çöm'e ve çalışmamın başlangıcında itibaren engin hoşgörüsü ile değerli mesailerini harcayan, destek ve teşviklerini esirgemeyen kıymetli hocam Sayın Prof. Dr. Ahmet Sevgi'ye sonsuz teşekkürlerimi sunmayı zevkli bir görev telakki ediyor ve sözlerimi Bostanzâde Yahyâ Efendi'nin bir beyti ile tamamlıyorum:
'Semt-i 'afva sâlik oldı Hazret-i Hayru'l-verâ
## Kâdir iseñ eyle isr-i Mustafâ'ya iktifâ
Nurgül Sucu Konya 2010
## KISALTMALAR
Age. : Adı geçen eser.
Agm. : Adı geçen makale.
AKDTYK : Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu.
AKM : Atatürk Kültür Merkezi.
: Aleyhi's-selâm. a.S.
Bk. : Bakınız.
1 Bostanzâde Yahyâ Efendi, Mirâtü'l-Ahlâk, ÏÜ Ktp. TY, nr. 3537, vr. nr. 79ª.
|
|
279090
| 77
| 466
|
{
"labels": [
{
"class": "Tablo",
"confidence": 0.9074241518974304,
"polygon": [
[
1429,
444
],
[
1429,
175
],
[
189,
173
],
[
189,
443
]
]
},
{
"class": "Sayfa Numarası",
"confidence": 0.880790114402771,
"polygon": [
[
1465,
140
],
[
1466,
92
],
[
1408,
91
],
[
1407,
139
]
]
},
{
"class": "Tablo",
"confidence": 0.8753361701965332,
"polygon": [
[
201,
1074
],
[
1373,
1072
],
[
1372,
625
],
[
200,
627
]
]
},
{
"class": "Tablo",
"confidence": 0.8752812743186951,
"polygon": [
[
147,
2035
],
[
1356,
2034
],
[
1356,
1677
],
[
147,
1678
]
]
},
{
"class": "Resim/Tablo Açıklaması",
"confidence": 0.8670425415039062,
"polygon": [
[
1006,
1680
],
[
1006,
1576
],
[
225,
1575
],
[
225,
1679
]
]
},
{
"class": "Tablo",
"confidence": 0.8509699106216431,
"polygon": [
[
198,
1537
],
[
1368,
1534
],
[
1367,
1110
],
[
197,
1113
]
]
},
{
"class": "Resim/Tablo Açıklaması",
"confidence": 0.7070117592811584,
"polygon": [
[
259,
637
],
[
576,
637
],
[
576,
589
],
[
259,
589
]
]
}
]
}
|
Sadru'ş-Şehîd (536/1141)'in Umdetu'l-Fetâvâ adlı eserinin tahkiki / The critical edition of Sadr al-Shahid?s (536/1141) work Umdat al-Fatawa
|
İslam Hukuku'nda nevâzil ve fetva eserleri, günün problemli meselelerine yer veren bir alan olarak karşımıza çıkmaktadır. Vâkı`ât, havâdis de aynı türü ifade için kullanılan kavramlardır.Tezde, Karahanlılar devrinde yetişmiş es-Sadru'ş-Şehîd (536/1141)'in Umdetu'l-Fetâvâ adlı nevâzil türü eserinin tahkik ve tahlili ele alınmıştır.Tez, giriş, iki bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Girişte konu ile ilgili kısa bir bilgiye, araştırmanın konusu, amacı, kapsamı, metodu ve kaynakları hakkında açıklamalara yer verilmiştir.İlk bölümde, nevâzil, nevâdir, vakı`ât, havâdis ve fetva kavramlarının tanımları ve nevâzil ile fetva arasında farklar üzerinde durulup, nevâzil ve fetva eserleri hakkında katalog bilgileri tablolar halinde sunulmuştur.İkinci bölümde es-Sadru'ş-Şehîd (536/1141)'in yaşadığı dönem ve dönemin siyasi durumu, yaşadığı dönemde ilmî ortam, hayatı, hocaları, öğrencileri, eserleri ve Umdetu'l-Fetâvâ hakkında bilgi, değerlendirme ve eserin tahkiki işlenmiştir.Bu tez ile nevâzil literatüründeki el yazma bir eser, okuyucusunun istifadesine sunulmuş ve alanla ilgili belli dönemdeki eserlerin katalog bilgileri iki kapak arasında toplanmıştır.
|
Nevâzil and fatâwâ studies in Islamic Law deals with the problems of today, and the expressions of vâkı`ât and havâdis are used for defining them.In the thesis, the verification and assay of a nevâzil type of study named as Umda al-Fatâwâ written by al-Sadr al-Shahid (536/1141) who lived during the Karakhanids era was taken into consideration.The thesis was formed by the sections of introduction, two separate chapters and conclusion. The introduction includes brief information about the subject and explanations about the subject, objective, scope, method and references of the investigation.In the first chapter, the concepts of nevâzil, nevâdir, vakı`ât, havâdis and fatwa are defined, the differences between nevâzil and fatwa is dwelled, and the catalog information about nevâzil and fatwa studies is given in tables.In the second chapter, the life, teachers, students and studies of al-Sadr al-Shahid (536/1141), his era and that era?s political and scientific condition, and the information, evaluation and verification of Umda al-Fatâwâ are treated.This thesis presented a manuscript study of nevâzil literature to the use of researchers, and the catalog information about the same field for a definite era was collected between two covers.
|
AYŞE BİÇER
|
279090
|
Selçuk Üniversitesi
|
Temel İslam Bilimleri Ana Bilim Dalı
|
2010
|
Türkçe
|
Doktora
|
Katıhal Fiziği Ana Bilim Dalı
|
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=veR1mHu9yoWjwcVUjCEoPMfksumk6cfzEaD_Ao8ClBNwpM8RzejzRVSywy1k3bhB
|
./data/pdfs/279090.pdf
| 3,454,820
| true
| true
| true
|
2025-06-03T15:29:36.441856
|
2025-06-04T01:10:08.730220
|
2025-06-04T13:20:20.901162
|
2025-06-04T15:30:05.483065
|
| Hanefiyye | | | | | |
|-----------|----------------------------|---------------------|--|--|--|
| KONU | ÖZELLİK '<br>LER | ARAŞTIRILAN<br>YER | | | |
| Fıkıh | Arapça-<br>Talik-<br>Yazma | İSAM<br>Süleymaniye | | | |
## 2- Surratu'l-Fetâvâ:
| 1- ESER ADI | | BULUNDUĞU<br>YER | BULUNDU<br>GU BÖLÜM | ARSIV-<br>DEMIRBAŞ<br>NO | MÜSTEN<br>sifi | VARAK<br>SAYISI | BOYUT<br>(DIŞ-IÇ) | YAYIM<br>YERİ<br>YILI |
|------------------|--------------------------------------------------------------------------------------------|---------------------------------------------------------------------------|-----------------------|--------------------------|------------------------------------------|--------------------------------------|-----------------------------|-----------------------|
| Surratu"I-Fetâvâ | | Topkapı<br>Sarayı Müzesi<br>Kütüphanesi<br>Arapça<br>Yazmalar<br>Kataloğu | 4. cilt<br>601. sayfa | R.677<br>4192 | | 222vr<br>80mm<br>uzunlğ.<br>31 satır | 243mm<br>boy<br>135mm<br>en | H. 1106<br>M. 1694 |
| ÖZELI İK<br>LER | NOTLAR | | | | ARAŞTIRİLAN YER | | | |
| Talik-<br>Yazma | Serlevha müzehhep, cetveller yaldızlı.<br>Miklep ve yazma şemsel vişne rengi deri<br>cilt. | | | | Konya Bölge Yazma<br>Eserler Kütüphanesi | | | |
| 2- ESER ADI | BULUNDUGU<br>YER | RIT I INDIT<br>ĞU BÖLÜM | ARSIV-<br>DEMIRRAS<br>NO | MISTEN<br>SIH | VARAK I<br>SAYISI | BOYUT<br>(DIŞ-IÇ) | VERI<br>VII 1<br>1 |
|-------------|------------------|-------------------------|--------------------------|---------------|-------------------|-------------------|--------------------|
|-------------|------------------|-------------------------|--------------------------|---------------|-------------------|-------------------|--------------------|
| Surratu"I-Fetâvâ | | Topkapı<br>Sarayı Müzesi<br>Kütüphanesi<br>Arapça<br>Yazmalar<br>Kataloğu | 4. cilt<br>601. sayfa | Y .5934<br>4195 | | 139vr<br>75mm<br>uzunlğ.<br>19 satır | 205mm<br>boy<br>120mm<br>en | H. XTT<br>M. XVII<br>(tahmine<br>n) |
|------------------|---------------------------------|---------------------------------------------------------------------------|-----------------------|-----------------|------------------------------------------|--------------------------------------|-----------------------------|-------------------------------------|
| ÖZELLİK<br>LER | | NOTLAR | | | ARAŞTIRİLAN YER | | | |
| Talik-<br>Yazma | Şemseli vişne çürüğü deri cilt. | | | | Konya Bölge Yazma<br>Eserler Kütüphanesi | | | |
## P- Muhammed b. Abdurrahim el-Lutfi (v. 1104/1693):
## el-Fetâva'r-Râhimiyye fî Vâkı'âti's-Sâdâti'l-Hanefiyye:
| 1 - ESER<br>ADI | BULUNDUĞU<br>YER | BULUNDUĞI I<br>BÖLÜM | | SINIFILA<br>MA-YER | ARSIV-<br>DEMİRBAŞ<br>NO | | MÜSTEN<br>siH | VARAK<br>SAYISI | YAYIM<br>YERİ<br>YILI |
|-----------------------------------------------------------------------|----------------------------|----------------------|--------|---------------------|--------------------------|--------|----------------------|-----------------|-----------------------|
| el-Fetâva'r-<br>Râhimiyye<br>fi Vâkı'âti's-<br>Sâdâti'I-<br>Hanefiyye | Süleymaniye<br>Kütüphanesi | Fatih Bölümü | 297.55 | | | 002382 | Halil es-<br>Sahvani | 4-317 | 1129 |
| KONU | ÖZELLİKLER | | | ARAŞTIRILAN YER | | | | | |
| Fikih | | Arapça-Nesih-Yazma | | İSAM<br>Süleymaniye | | | | | |
|
|
569117
| 15
| 148
|
{
"labels": [
{
"class": "Metin",
"confidence": 0.9395129084587097,
"polygon": [
[
1495,
2095
],
[
1500,
284
],
[
281,
280
],
[
276,
2092
]
]
},
{
"class": "Sayfa Numarası",
"confidence": 0.881332278251648,
"polygon": [
[
926,
2209
],
[
928,
2163
],
[
877,
2162
],
[
876,
2208
]
]
}
]
}
|
Romanlar'da çocuk yoksulluğu: Kocaeli Tavşantepe mahallesi örneği / Child poverty in romans: An example of Tavşantepe neighborhood, Kocaeli
|
Yoksulluk, bireyin hayatını idame ettirebilmesi için gerekli olan maddi kaynaklara kısıtlı erişmesi veya hiç erişememesi durumudur. Yoksulluk birçok alanda karşılaşılan bir olgudur ve bu sebeple birçok alanda ayrıca incelenmektedir. Yaşlı, engelli, kadın, göçmen yoksulluğu gibi başlıklar altında ayrıca incelenen yoksulluk kavramına daha pek çok konu ve alanda rastlanmaktadır. Bunlardan biri de çocuk yoksulluğu olarak özellikle incelenen bir yoksulluk türüdür. Çocuk yoksulluğu, ailenin yoksulluğu ile bağlantılı olup ailenin içinde bulunduğu yoksul durumdan çocuğun birçok alanda mahrumiyet ve yoksunluk yaşaması halidir. Etnik ve kültürel özelliklerden kaynaklı yaşanan bir başka yoksulluk türü de vardır. Roman yoksulluğu bu türden bir yoksulluktur. Roman çocukların içinde bulunduğu bu yoksul durum ise ayrıca Roman çocuk yoksulluğu olarak incelenmektedir.
Bu çalışma, Kocaeli ili, Tavşantepe Mahallesinde bulunan Roman kesiminin içinde bulunduğu yoksulluk ve bu yoksulluk karşısında direnç göstererek büyümeye çalışan Roman çocukların maruz kaldığı yoksunluk durumunun nedenlerini ve sonuçlarını araştırmak amacı ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma sahasındaki yoksulluğun bireysel nedenlere mi yoksa toplumsal nedenlere mi bağlı olduğu incelenmiştir. Bu inceleme sonucunda, temelinde ailenin yoksulluğu olan çocuk yoksulluğunun nedenleri ve buna bağlı olarak meydana gelen sonuçları araştırmak amaçlanmıştır. Araştırmanın amacı doğrultusunda "Yoksulluk, Çocuk Yoksulluğu, Roman Yoksulluğu, Roman, Çingene" anahtar kelimeleri kullanılarak literatür taraması yapılmış ve önceden gerçekleştirilmiş çalışmalar incelenmiştir. Saha araştırması mülakat görüşmeleri ile ve araştırma analizinde NVIVO12 nitel veri analizi yönteminden faydalanılmıştır. Araştırmanın evreni; Kocaeli'de bulunan İzmit İlçesi'nin bir Roman Mahallesi olan Tavşantepe Mahallesidir. Örneklem; bu mahallede ikamet eden Roman etnik ve kültüründen olan ve 7- 18 yaş arası okul çağındaki çocuk veya çocuklara sahip olan hanelerdir.
Araştırma sonucunda; Roman çocuk yoksulluğunun nedeninin hem bireysel hem de toplumsal nedenlerden kaynaklandığı anlaşılmıştır. Bireysel nedenlerde en etkili olan nedenin, sahip olunan etnik ve kültürel özellikler olduğu aslında diğer sebeplerinde buna bağlı olduğu sonucuna varılmıştır. Bireysel sebeplerin dışında olan, bireylerin ellerinde olmayan nedenlerden ötürü gerçekleşen toplumsal olaylar neticesinde yoksul kalmaları durumu ise daha çok kapitalizm ve küreselleşme sebebi ile sahip oldukları mesleklerin yok olması sonucundan ötürü kaynaklanmaktadır.
|
Poverty is the situation where the individual has limited or no access to the financial resources necessary to sustain his or her life. Poverty is a phenomenon that emerges in a variety of fields, and therefore it is circulating in various fields. By examining what is under the headings such as elderly, disability, women and immigrant poverty, poverty is seen in the picture in many more subjects and areas. One of them is child poverty as a special examination of poverty. Child poverty, family poverty and the presence of family within the family is a state of poverty and deprivation. There is a historical type of poverty due to ethnic and cultural characteristics. Roma poverty is such poverty. The Roman child is interpreted as a poor child while the child is poor.
The aim of this study was to investigate the causes and consequences of the abstinence of the Roma children in the Tavşantepe neighborhood. It was examined whether poverty in the research area is related to individual or social reasons. As a result of this study, it was aimed to investigate the causes of child poverty and consequent consequences of the poverty of the family. For the purpose of the study, the literature was searched by using the keywords önceden Poverty, Child Poverty, Novel Poverty, Novel, Gypsy Roman and previous studies were examined. Field research was conducted through interview interviews and NVIVO12 qualitative data analysis method was used in the research analysis. The universe of research; It is a district of Tavşantepe which is a Roma neighborhood of İzmit District in Kocaeli. Sample; the Roma who reside in this neighborhood are ethnic and cultured households with children and children aged between 7 and 18 years.
As a result of the research; It is understood that there are individual reasons and social reasons as the cause of Roma child poverty. It was concluded that the most effective reason for individual reasons is the ethnic and cultural characteristics that are owned by it. It is due to the result of the disappearance of the occupations they have because of capitalism and globalization rather than individual reasons.
|
RUKİYE TURGUT
|
569117
|
Sakarya Üniversitesi
|
Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Ana Bilim Dalı
|
2019
|
Türkçe
|
Yüksek Lisans
|
Katıhal Fiziği Ana Bilim Dalı
|
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=FgmkGchPKo23qQqBeqzVZkV47zZrS7pofAUgnDmH5G-yk2wh2_mJ_A9cz3rHpXlx
|
./data/pdfs/569117.pdf
| 3,693,444
| true
| true
| true
|
2025-06-03T15:29:36.832603
|
2025-06-04T01:17:55.556879
|
2025-06-04T13:20:20.902298
|
2025-06-04T15:30:05.852197
|
## GİRİŞ
Birçok tanımla açıklanmaya çalışılan yoksulluk kavramı her coğrafya ve kültürde farklı tanım kalıplarına sokulmaktadır. Yoksulluk kavramı; bir görüşe göre sistemsel bir sorundan ötürü, güç ve servetin adil ve eşit dağıtılmadığından kaynaklandığı savunulmaktadır. Dığer bir görüşe göre ise yoksulluğun bireyin eğitimsizliği ve belirli yeteneklere sahip olmamasının neticesinde piyasadaki iş imkanlarından yararlanamamasının sonucunda gelmesi olarak değerlendirilmektedir (Gündoğan, 2008:43). Yoksulluk kavramı bırçok alt dalda işlenmektedir. Bu alt dallardan bir tanesi olarak da çocuk yoksulluğu kavramı kendini göstermektedir. Çocuk yoksulluğu ailenin içinde bulunduğu yoksul durumun neticesinde oluşan bir yoksulluk türüdür. Korunmaya muhtaç ve dezavantajlı bir sınıfta yer alan çocuğun birtakım gereksinimlerden yoksun kalması durumudur.
Birleşmiş Milletler tanımına göre Türkiye'de; 0-17 yaş grubu içinde bulunan çocuk nüfüs, 1970 yılında toplam nüfusun %48,5'mi kapsarken, bu oran 1990 yılında %41,8 ve 2017 yılında ise %28,3 olarak TÜİK tarafından belirlenmiştir (TÜİK, 2018). Çocuk sayısındaki bu düşüş temelinde köyden kente göçün artmış olması ile birlikte aile tipınin geniş aileden çekirdek aileye geçmesi ve böylece şehir hayatındaki ekonomik sıkıntılardan ötürü çocuk sayısında azalmaya gidilmesi rol oynamaktadır. Ekonomik yetersizlikler ailede en fazla çocuğu etkisi altına almaktadır ve bu noktada çocuk yoksulluğunu meydana getirmektedir. Çocuk yoksulluğunun temelinde yatan hane yoksulluğu çocuğun çocukluk döneminde gerekli olan pek çok ihtiyaçlarının karşılanamamasına neden olmaktadır. Bunun yanında çocuğun çocuk olmasından ötürü istediği çocuksu isteklerin karşılanamaması hâlinde ise zor bir çocukluk dönemi yaşamaktadır. Eğitim alma sebebi ile okula başlama döneminde gerekli ihtiyaçları alınamayan çocuk okul ortamında eziklik yaşamakta ve içinde bulunduğu durum sebebi ile diğer çocuklar ile eşit seviyede olmamaktadır. Diğer yandan ülke genelinde, Milli Eğitim istatistiklerine göre; ilkokul seviyesinde net okullaşma oranı 2016/17 öğretim yılında %91,2 olmuştur (TÜİK, 2018). Net okullaşma oranı cinsiyet bazında karşılaştırıldığında, cinsiyetler arasında önemli bir farklılığın olmadığı görülmüştür. Fakat bu istatıstıkler etnik özelliklere göre ayrılsaydı sonuçların daha farklı çıkacağı aşıkârdır. Araştırma konusu olan Roman topluluğunda yetişen okul çağındakı çocukların eğitim düzeyleri ve okula devam durumları diğer etnik özellikteki topluluklara göre aşağı seviyelerde ka
|
|
413804
| 65
| 550
|
{
"labels": [
{
"class": "Sayfa Numarası",
"confidence": 0.8993963003158569,
"polygon": [
[
910,
2225
],
[
910,
2176
],
[
854,
2176
],
[
853,
2224
]
]
},
{
"class": "Metin",
"confidence": 0.7656974196434021,
"polygon": [
[
1448,
2171
],
[
1459,
277
],
[
252,
270
],
[
241,
2164
]
]
},
{
"class": "Tablo",
"confidence": 0.49043625593185425,
"polygon": [
[
1509,
2032
],
[
1519,
258
],
[
248,
250
],
[
238,
2024
]
]
}
]
}
|
Enerji yatırım uyuşmazlıklarında yetki sorunu ve esasa uygulanacak hukuk / Jurisdiction issue in energy investment disputes and the law applicable to substance
|
II. Dünya Savaşı sonrası dönemin yeni uluslararası ekonomik düzeninde sermaye hareketinin temel vasıtası rolünü üstlenmiş bulunan doğrudan yatırımlarının sermaye ihraç eden ve sermaye ithal eden devletler bakımından taşıdığı değer, yatırımlar üstündeki denetimi, devletler arasında önemli bir mücadele alanı haline getirmiştir. Yatırımlar üzerindeki denetimin belirlenmesinde, yatırımlara uygulanacak hukuk ve yatırımlardan doğan uyuşmazlıkların çözümünde yetki, kritik iki konuyu işaret etmektedir. Bu nedenle, bu iki konu, yatırım hukukunun ortaya çıktığı 1950'li yılların başından beri yatırım hukukunun en tartışmalı alanlarını oluşturmaktadır.
Çağdaş anlamda doğrudan yatırımların ilk örneklerinin verildiği 1900'li yılların başında yatırımların korunması, sömürgeci uygulamalar doğrultusunda askeri ve politik güç kullanımı ile sağlanmıştır. Bununla birlikte, sömürgeci dönemin sona ermesi ve askeri güç kullanımının tercih edilmeyen bir seçenek haline dönüşmesi, yatırımların korunmasında hukukî bir sistem oluşturulması arayışlarını ön plan çıkmıştır. Böylece, sermaye ihraç eden devletlerin ve uluslararası sermaye kurumlarının öncülüğünde "yatırım hukukunun" temelleri atılmıştır.
Yatırım hukukunun oluşturulmasında temel kaydı, yatırımların, ev sahibi devletin egemenlik kaynaklı tasarruflarından bağımsız kılınarak, ev sahibi devletin denetim alanı dışına taşınmasıdır. Yatırımların ev sahibi devletin denetim alanı dışına çıkarılmasında yatırım anlaşmalarının maddî ve usulî hükümlerinden faydalanılmaktadır. Tezimizde, yatırım denetimine ilişkin mücadelenin yoğunlaştığı, "uygulanacak hukuk" ve "uyuşmazlıklarının çözümünde yetki" konuları, enerji yatırımları bağlamında inceleme konusu yapılmaktadır.
Dört bölüm, giriş ve sonuç bölümlerinden oluşan tezimizin ilk bölümünde, yatırım hukukunun kurum ve vasıtalarının gelişimi, enerji yatırımlarına ilişkin kavramlar üzerinden ele alınmaktadır. İkinci bölümde, yetki ve uygulanacak hukukun tespitinde esas alınan temel kavramlar olmaları itibariyle, enerji yatırımların unsurları ve yatırım uyuşmazlığı kavramları değerlendirilmektedir. Üçüncü bölüm, enerji yatırımlarından doğan uyuşmazlıkların çözümünde kullanılan çözüm yöntemlerinin ve çözüm sürecinde yer alan uyuşmazlık çözüm mercilerinin yetki koşullarının incelenmesine ayrılmıştır. Dördüncü ve son bölümde, uyuşmazlıkların çözümünde uygulanacak hukuk, uyuşmazlık kaynakları üzerinden inceleme konusu yapılmaktadır.
|
Foreign direct investment (FDI) became the ultimate way of trans-border capital flow in the "the new international economic order" which has been established in the post-war era. The significance of FDI both for capital importing and capital exporting states, transformed the control on these investments to a major field of dispute. "The applicable law" and "the jurisdiction on dispute resolution" composes two main pillars in the establishment of the control on the investments. Due to that, these two topics emerge as the most controversial areas of "law on foreign investment" since its foundation in the beginning of 1950's.
During the colonial era protection of FDI was provided by the use of political and military force. However, following the termination of colonialism, use of military force became an unviable option. Thus, seek for the protection of foreign investments by a legal regime accelerated and the "law on foreign investment" is established under the auspices of capital importing states and international capital institutions.
The main concern in the establishment of law on foreign investments is to isolate the investments from the home state's interventions by the use of sovereign power and thus eliminate home state's control thereon. In the achievement of this goal, substantial and procedural clauses of investment treaties have been engaged. In the context of the thesis, "applicable law" and "the jurisdiction on dispute resolution" on which the struggle for control intensifies is evaluated with regard to energy investments.
The thesis is composed of four parts, including introduction and conclusion. In the context of the first part evolution of the institutions and vehicles of investment law is conducted. In the second part, the elements of energy investments and the investment disputes which are deemed to be the main components of jurisdiction and the applicable law are dealt. In the third part, the dispute resolution methods of energy investments and the conditions of jurisdiction are researched. In the last part the applicable law to the investment disputes is evaluated.
Key Words: Foreign direct investment, bilateral investment treaties, arbitration, investment, jurisdiction, home state, host state, Energy Charter Treaty
|
HANDE ÜNSAL
|
413804
|
Ankara Üniversitesi
|
Özel Hukuk Ana Bilim Dalı
|
2015
|
Türkçe
|
Doktora
|
Katıhal Fiziği Ana Bilim Dalı
|
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=WY5CM7tPNE2z_YM6pBu0t0ysKuxW9oINWMmSiaa5GUStwMnfcfe1wscF9McIZQyv
|
./data/pdfs/413804.pdf
| 3,602,192
| true
| true
| true
|
2025-06-03T15:29:36.450235
|
2025-06-04T01:15:15.667452
|
2025-06-04T13:20:20.902920
|
2025-06-04T15:30:06.601027
|
koşullarında, kaynak devletlerin ev sahibi devletlerle millileştirilen yatırımlar konusunda müzakere etmesi, ayrıca zorluk içeren bir konu olarak ortaya çıkmıştır. I. Dünya Savaşı sonrası dönemde gerçekleşen bir kısım millileştirme hareketleri sonucunda ev sahibi ve kaynak devletler, millileştirmeler karşılığı ödenecek tazminat miktarı üzerinde uyuşmazlığa düşmüştür-07-108. Bu uyuşmazlıkların önemli bir kısmı, ev sahibi ve kaynak devletler arasındaki anlaşmalar ile çözüme kavuşturulmuştur"19-110. Ne var ki, devletler arası müzakereler, içerdiği belirsizlikler ve devletler arası
Oceana Publications Inc., New Y ork, 1997, s. 64.
108 Örneğin, SSCB ve Küba'nın müzakerelerde millileştirme hareketleri için tazminat ödemeyi reddetmesi, ABD ile bu devletleri karşı karşıya getirmiştir: Vandevelde, açe., s. 41.
109 Yaşanan millileştirme hareketlerinin hemen hepsini müzakereler takip etmiştir. Bu müzakerelerin bir kısmı devlet ve yatırımcılar arasında, diğer bir kısmı ise kaynak devlet ve ev sahibi devletler arasında gerçekleşmiştir Orneğin, Doğu Avrupa'daki ABD şirketlerinin millileştirilen yatırımları için, ABD, ev sahibi devletlerle müzakerede bulunmuştur: Lowenfeld, A.: International Economic Law, Oxford University Press, 2008, s. 484. Tazminata ilişkin müzakerelerin devletler arasında gerçekleştirildiği hallerde ise ev sahibi devletler, ödemeleri tüm yatırımlar için toptan gerçekleştirmiştir.
110Ne var ki, kaynak devletlerin bir kısmı, yatırımcılarına verilecek yeni imtiyazlar karşılığında SSCB'ye yönelik tazminat taleplerinden vazgeçmiştir: Lowenfeld, İnternational Economic Law, Oxford University Press, 2008, s. 471. Tazminat taleplerinden Almanya açıkça, ABD ise zımnen vazgeçmiştir: Salacuse, Investment Treaties, s. 64. ABD ve Almanya'nın tazminat taleplerinden vazgeçmesinde, SSCB'nin, dönemin en güçlü siyasî aktörlerinden biri olması, ayrıca, zengin kaynaklara ve büyük bir pazara sahip olması önemli rol oynamıştır. SSCB'de gerçekleştirilen millileştirme hareketleri kapsamında yatırımı millileştirilen Lena Goldfield Limited isimli İngiliz şirketi de, bir sonuca bağlanmayan tazminat talebinden, eski tesislerine dönme hakkı tanınması karşılığında feragat etmeyi kabul etmiştir. Konu, İngiltere ve SSCB arasındaki bir anlaşma ile hüküm altına alınmıştır. Lena
bir başka yöntem ise kaynak devletin yatırımcısına ev sahibi devlet ile düştüğü uyuşmazlıklar için diplomatik koruma sağlamasıdır: V andevelde, age., s. 30.
<sup>10&</sup>quot; Sosyalist devletler, tazminat konusundaki uluslararası standartların Batılı devletlerce oluşturulmuş ve onların çıkarlarını koruma amacına hizmet eden standartlar olduğunu savunarak, tazminat hesaplamalarını farklı yöntemlerle gerçekleştirmiş ya da tazminat ödemeyi reddetmiştir. Salacuse, J .: The Law of Investment Treaties (Investment Treaties), Oxford University Press, 2010, s. 64; Comeaux, P./Kinsella, S.: Protecting Foreign Investment Under International Law,Legal Aspects of Political Risk,
|
|
554716
| 48
| 87
|
{
"labels": [
{
"class": "Tablo",
"confidence": 0.908170759677887,
"polygon": [
[
1413,
829
],
[
1413,
604
],
[
296,
603
],
[
296,
828
]
]
},
{
"class": "Resim",
"confidence": 0.8916130661964417,
"polygon": [
[
356,
1701
],
[
1326,
1697
],
[
1323,
1160
],
[
354,
1164
]
]
},
{
"class": "Sayfa Numarası",
"confidence": 0.8537872433662415,
"polygon": [
[
1467,
218
],
[
1467,
164
],
[
1408,
163
],
[
1408,
218
]
]
},
{
"class": "Resim/Tablo Açıklaması",
"confidence": 0.8220832347869873,
"polygon": [
[
1100,
1778
],
[
1100,
1712
],
[
638,
1712
],
[
638,
1777
]
]
},
{
"class": "Resim/Tablo Açıklaması",
"confidence": 0.8200076222419739,
"polygon": [
[
1284,
315
],
[
1284,
269
],
[
447,
269
],
[
447,
315
]
]
},
{
"class": "Tablo",
"confidence": 0.796911358833313,
"polygon": [
[
1422,
1129
],
[
1422,
927
],
[
270,
927
],
[
270,
1129
]
]
},
{
"class": "Resim/Tablo Açıklaması",
"confidence": 0.7698350548744202,
"polygon": [
[
1477,
923
],
[
1477,
869
],
[
316,
866
],
[
316,
920
]
]
},
{
"class": "Resim/Tablo Açıklaması",
"confidence": 0.6295568943023682,
"polygon": [
[
495,
594
],
[
1353,
592
],
[
1353,
552
],
[
495,
554
]
]
},
{
"class": "Tablo",
"confidence": 0.5926151871681213,
"polygon": [
[
316,
514
],
[
1506,
512
],
[
1506,
322
],
[
315,
324
]
]
}
]
}
|
Güzel sanatlar lisesi müzik bölümü öğrencilerinde piyano başarısı ile duygusal zekâ arasındaki ilişki / The relationship between piano success and emotional intelligence in students of fine arts high school music department
|
Bilindiği gibi Güzel Sanatlar Liseleri, ortaöğretim düzeyinde mesleki müzik eğitimi veren kurumlardır. Hiç kuşkusuz; Eğitim fakültelerinin müzik öğretmenliği ana bilim dalları, konservatuarlar ve güzel sanatlar fakültelerinin müzik ve sahne sanatları bölümlerinde okumayı hedefleyen müzik bölümü öğrencileri için piyano dersi oldukça önem arz etmektedir. Yapılan araştırmalarda sadece yetenek ve zekânın enstrüman eğitiminde yeterli olmadığı görülmüş ve EQ ile ister sanatçı, ister öğretmen veya müzik araştırmacısı olmayı hedefleyen GSL öğrencilerinin piyano ders başarısı ile anlamlı bir ilişkisinin olup olmadığı tespit edilmek istenmiştir.
Bu çalışmanın amacı; güzel sanatlar lisesi öğrencilerinin piyano başarısının duygusal zekâ boyutu ile arasındaki ilişkinin irdelenmesidir. Bu amaç doğrultusunda İstanbul Avni Akyol Güzel Sanatlar Lisesi'nde öğrenim gören 9, 10, 11 ve 12. sınıf müzik bölümü öğrencilerine ,kişisel bilgi formu ve Ergin (2017)'nin uyarlama çalışması olan Duygusal Zekâ Ölçeği Adölesan Kısa Formu uygulanarak, anket sonuçları SPSS 23 programında değerlendirilmiştir.
Analiz sonucunda duygusal zekâ ve piyano başarısı cinsiyete, yaşa, piyano çalışma süresi, piyanoya ilgi ve evinde piyano olması durumu ile arasında anlamlı bir ilişkiye rastlanmıştır. Fakat elde edilen verilere göre duygusal zekâ ölçek skoru ile piyano başarı puanları arasındaki ilişki istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır.
|
As it is known, Fine Arts High Schools are institutions that provide professional music education in secondary education. Certainly; piano lessons have a great importance for music department students who aiming to study in the departments of the music teaching of the faculties of education, conservatories and music and performing arts departments of fine arts faculties. In researches, it was seen that only talent and intelligence were not sufficient in instrument education and it was aimed to determine whether the students of fine arts high schools who aiming to be an artist, teacher or music researcher have a meaningful relationship with the success of piano lessons or not with EQ.
The aim of this study; is to examine the relationship between piano success and emotional intelligence. For this purpose, Emotional Intelligence Scale Adolescent Short Form which is the adaptation study of Ergin (2017) and personal information form were applied to the 9, 10, 11 and 12th grade music students of the İstanbul Avni Akyol Fine Arts High School and the results of the survey were evaluated in SPSS 23 program.
At the end of the analysis, a significant relationship was found between emotional intelligence and piano success, sex, age, piano study time, interest in piano and piano in house. However, according to the obtained data, the relationship between emotional intelligence scale score and piano success scores was not found statistically significant
|
EBRU KARADAĞ
|
554716
|
Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi
|
Güzel Sanatlar Eğitimi Ana Bilim Dalı
|
2019
|
Türkçe
|
Yüksek Lisans
|
Katıhal Fiziği Ana Bilim Dalı
|
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=Mir2lXQK1dkmQ9Ige3PZbjvRlVeuL6ady4CLkOXmzuMgiuo0mareFl7NCerLusv-
|
./data/pdfs/554716.pdf
| 2,785,175
| true
| true
| true
|
2025-06-03T15:29:36.761327
|
2025-06-04T01:17:54.495530
|
2025-06-04T13:20:21.398246
|
2025-06-04T15:30:06.796986
|
| | | Sayı | Yüzde (%) |
|-------|----------|------|-----------|
| | 9.sınıf | 30 | 26.1 |
| | 10.sınıf | 30 | 26.1 |
| Sınıf | 11.sınıf | 28 | 24.3 |
| | 12.sınıf | 27 | 23.5 |
Tablo 4.2.1: Yaşa bağlı tanımlayıcı istatistikler ve frekans tabloları
Tablo 4.2.2: Yaşa bağlı başarı notlarının tanımlayıcı istatistiklerinin dağılımı
| | | Basarı Notu | | | | |
|-------|----------|-------------|----------|----------|----------------------------------------------------------------------------------------|-------|
| | | Sayı | Ortalama | Medyan | દિવેલા ગુજરાત રાજ્યના દિવસાય ખેતી, ખેતમજૂરી તેમ જ પશુપાલન છે. આ ગામમાં મુખ્યત્વે ખેત | SH |
| | 9. sınıf | 30 | 70.667 | 78.500 | 28.436 | 5.192 |
| | 10 sınıf | 30 | 55,400 | 56.250 | 32.384 | 5.912 |
| Sınıf | 11.sınıf | 28 | 43,339 | 43.750 | 33.197 | 6.274 |
| | 12.sınıf | 27 | 46.907 | 51,500 - | 34.908 | 6.718 |
Tablo 4.2.3: Yaşa bağlı araştırma problemlerinin istatistiksel hipotez testi sonuçları
| Sınıf | | | | | | |
|---------------|------------|-----|---------------------------------------|---|------------|------------------|
| | | | Kareler Toplamı Sd Kareler Ortalaması | 1 | p | Farklı Grup(lar) |
| Gruplar arası | 12909.075 | | 3 4303.025 | | 4.143 .008 | 9-11 (p=0.009) |
| Gruplar içi | 115300.412 | | 111 1038.742 | | | |
| Toplam | 128209.487 | 114 | | | | 9-12 (p=0.032) |

Grafik 4.2.1: Yaşa bağlı grafik
|
|
51089
| 125
| 195
|
{
"labels": [
{
"class": "Metin",
"confidence": 0.8999004364013672,
"polygon": [
[
1358,
1133
],
[
1361,
184
],
[
121,
180
],
[
118,
1130
]
]
},
{
"class": "Resim",
"confidence": 0.8275330066680908,
"polygon": [
[
1343,
2088
],
[
1345,
1291
],
[
140,
1287
],
[
138,
2084
]
]
},
{
"class": "Sayfa Numarası",
"confidence": 0.8234317302703857,
"polygon": [
[
1270,
2205
],
[
1341,
2204
],
[
1341,
2158
],
[
1270,
2159
]
]
}
]
}
|
Türkiye'de toplu pazarlık sisteminin ekonomik analizi / Economical analysis of collective bargaining system in Turkey
|
Toplu pazarlık, işçi sendikaları ve işverenlerin, istihdam koşulları ve sürelerini belirledikleri bir süreçtir. İşçiler ve işverenler arasındaki ilişkileri düzenleyen bu sözleşmeye, toplu pazarlık anlaşması denilmektedir. Toplu pazarlıklarda, işçi sendikaları ve işverenler, genellikle, pek çok konu üzerinde görüşmeler yapmakla beraber, esas olarak, pazarlık amaçları iki konu üzerine yoğunlaştırılır: reel ücretler ve istihdam. Türkiye'de, toplu pazarlığın etkinliği, reel ücretler ve istihdam eğilimi açısından, uygulamada, 1980 öncesi ve sonrasında farklı özellikler göstermiştir. 1960'lı yılların başından itibaren uygulanan içe dönük sanayileşme ve güçlü sendikal örgütlenme koşullarında, işçi kesimi, etkin toplu pazarlıklar yoluyla, yüksek reel ücret ve istihdam güvencesi hedefine ulaşmışlardır. Ancak, uluslarası ekonomik çevre koşullarının etkisiyle, 1980 sonrasında, dışa açık ekonomi politikasının, sendikal örgütlenmeye karşı yasal-kurumsal düzenlemelerle desteklenmesi, uzun dönemde işçi kesimine reel ücret kayıpları şeklinde yansımıştır. Bu dönemde, reel ücretlerin kısa dönemli yükselişi, kamu ve özel kesim işverenleri tarafından, öncelikle, istihdam hacminin daraltılması yoluyla telafi edilmeye çalışılmıştır.
|
Collective bargaining is a process by which employers and unions estabilish terms and conditions of employment. The contract that results is called a collective bargaining agreement, and it regulates the relationship between the employer and employees involved. in contract negotiations the union is usually bargaining on a dozen fronts at önce, trading ceoncessions on some fronts for gains on others. But we narrow the study to two policy objectives as real vvages and employment. in Turkey, the efficiency of collective bargaining with respect to real vvages and employment, has shown different peculiorities before 1980 and after. Because of applaying introverted economical policy and strong syndical organizing, the unions have reached their high real vvages and employment quarantee targets through effective collective bargainings as from at the beginning of 1960's. But, after 1980, due to international economic enviromental conditions, it has reflected to the vvorkers in the form of low real vvages and reduced employment levels in long term, through extroverted economical policy that is supported by legal-instutional regulations against to syndical organizing. in this term, short term increasing in real vvages, have primarily compensated by public and private employers with decreasing employment levels.
|
GÜNGÖR TURAN
|
51089
|
Dokuz Eylül Üniversitesi
| null |
1996
|
Türkçe
|
Doktora
|
Katıhal Fiziği Ana Bilim Dalı
|
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=hcgrYffRbz0Z44UJEuLtwajpoZQWzBh-BOyotN6s2EmQNQxNzaWvwQ2Fgone3B2U
|
./data/pdfs/51089.pdf
| 8,228,575
| true
| true
| true
|
2025-06-03T15:29:36.280260
|
2025-06-04T01:06:23.144195
|
2025-06-04T13:20:21.829561
|
2025-06-04T15:30:06.929192
|
1974'ü izleyen yıllarda, ekonomik krizin ön koşullarıyla birlikte, ithal ikamesine dayalı sanayileşme modelinin çelişkileri de ortaya çıkınca, "normal" yıllarda ücret hareketlerinin ardında yatan etkenlerin, "kriz" koşulları içinde geçerliliğini sürdüremeyeceği anlaşılmış oldu. Kısacası, dönemin sonuna yaklaşıldığında, ücretlerin, ithal ikamesi modelin hazmedemeyeceği ödün marjlarını aşarak, geleneksel ekonomik dengeleri tehdit ettiği görülmektedir'.
1963-77 döneminde, reel ücretlerdeki artışlar, aynı zamanda gelirin bölüşümünde de ücret gelirleri lehine gelişmelere yol açmıştır. Bu dönemde gelir dağılımı, bir yandan bölüşüm süreçlerinin iç dinamikleriyle", öte yandan da döneme egemen olan ithal ikamecikorumacı-popülist politikaların etkileriyle biçimlendirilmiştir. Böylece, oluşan ekonomik yapı içerisinde, ekonomik büyüme, geniş halk kitlelerine aşağı yukarı kesintisiz reel gelir artışları ile intikal etmiştir".
BORATAV. s.138.
- Ekonominin kendi işleyişleri ve dinamikleri açısından bakıldığında bir gelir bölüşümü çözümlemesi, birincil bölüşüm ilişkileri çerçevesinde ele alınabilir. Birincil bölüşüm ilişkileri, ekonomik değerin üretim sürecinde yer alan gruplar arasında doğrudan paylaşımını gösterir. İkincil bölüşüm ilişkileri ise, ekonomik değerin piyasa ve piyasa dışı mekanizmalarla yeniden paylaşımını yansıtır. Oyle ki, ekonomide yaratılan değerin toplumsal sınıflar arasındaki paylaşımı onların göreli ekonomik-politik ve örgütlenme güçlerine göre olmaktadır. Birincil ve ikincil bölüşüm ilişkilerinin belirlediği gelir paylaşımı devlet müdahalelerinden bağımsız değildir. Bölüşüm sürecinde devlet etkin roller üstlenebilmekte, gerek uyguladığı gelir-harcama ve para-kredi politikalarıyla, gerek çalışma yaşamı ve ücretlilik ilişkisine yönelik yasal-kurumsal düzenlemeleriyle birincil düzeyde (gelir dağılımı) olduğu kadar, ikincil düzeyde de (gelirin yeniden dağılımı) dolaylı-dolaysız müdahalelerde bulunabilmektedir. Bkz., Korkut BORATAV, 1980'li Yıllarda Türkiye'de Sosyal Sınıflar ve Bölüşüm, Gerçek Yayınevi, İstanbul, 1991, s.26 vd; Fikret SÖNMEZ, Gelir Dağılımı Ders Notları, E.Ü. İktisadi ve Ticari Bilimler Fakültesi Çoğaltma Yayınları, 86, İzmir, 1974, s.24 vd.
Dönemin bölüşüm ilişkileri açısından belirleyici özelliği, siyasi rejimin "popülist" denebilecek bölüşüm politikalarına angaje olmasıdır. Bu politikalar, geniş hak kitlelerinin siyaset sahnesinde rol almasına imkan veren çok partili parlementer rejimin bir sonucudur. Genellikle herkesi belli ölçülerde hoşnut kılmaya dayanan bu model, 1977 yıllarındaki bunalım konjonktürüne kadar sürdürülebilmiştir. Bkz., BORATAV, Türkiye Iktisat Tarihi, s.99-102.
|
End of preview. Expand
in Data Studio
README.md exists but content is empty.
- Downloads last month
- 12