Dataset Viewer
Auto-converted to Parquet Duplicate
image_data
imagewidth (px)
1.43k
2.34k
document_id
stringclasses
20 values
page_num
int64
1
156
total_pages
int64
49
488
predictions
dict
title
stringclasses
20 values
abstract_tr
stringclasses
20 values
abstract_en
stringclasses
20 values
author
stringclasses
20 values
thesis_id
stringclasses
20 values
university
stringclasses
17 values
department
stringclasses
20 values
year
stringdate
2007-01-01 00:00:00
2019-01-01 00:00:00
language
stringclasses
1 value
thesis_type
stringclasses
2 values
keyword_abd
stringclasses
1 value
original_url
stringclasses
20 values
file_path
stringclasses
20 values
file_size_bytes
int64
738k
19.2M
download_success
bool
1 class
extraction_success
bool
1 class
prediction_success
bool
1 class
download_timestamp
stringdate
2025-06-04 20:55:37
2025-06-04 20:55:39
extraction_timestamp
stringdate
2025-06-05 15:09:57
2025-06-05 15:30:41
prediction_timestamp
stringdate
2025-06-06 23:30:47
2025-06-06 23:39:51
hf_processing_timestamp
stringdate
2025-06-07 02:25:45
2025-06-07 02:29:30
text
stringlengths
7
19.8k
478238
29
138
{ "labels": [ { "class": "Metin", "confidence": 0.9626491069793701, "polygon": [ [ 1497, 1766 ], [ 1503, 284 ], [ 287, 279 ], [ 281, 1761 ] ] }, { "class": "Sayfa Numarası", "confidence": 0.8436724543571472, "polygon": [ [ 909, 2244 ], [ 909, 2193 ], [ 856, 2192 ], [ 855, 2243 ] ] } ] }
Üriner sistem enfeksiyonu ön tanılı bakteriyemik ve nonbakteriyemik hasta örneklerinden izole edilen escherichia coli kökenlerinde virülans genlerinin araştırılması / Investigation of virulence genes of escherichia coli strains isolated from bacteremic and non-bacteremic patient samples prediagnosed as urinary system infections
Üriner sistem enfeksiyonlarının en sık nedeni olan Escherichia coli aynı zamanda sepsise neden olan enfeksiyon etkenleri arasında en sık görülenlerden biridir. E. coli septisemisi sindirim sistemi perforasyonu, apandisit veya cerrahi girişimler sonrası gelişebileceği gibi üriner sistem enfeksiyonları sırasında kana yayılım da olabilir. E. coli'nin bir sistem veya doku için patojenitesini belirleyen unsur sahip oldukları bazı virülans faktörleri ve dolayısıyla bu faktörleri kodlayan genlerdir. E. coli'lerin sahip oldukları virülans faktörleri arasında adezinler, toksinler, invazinler, kapsül, hareket, dış membran proteinleri, serum direnci, sideroforlar ve biyofilm oluşturabilme yetenekleri sayılabilir. Bu virulans faktörlerinin bakteriyemiye katkısı tam olarak açıklanabilmiş değildir. Bu gerekçeyle bu çalışmada nonbakteriyemik üriner sistem enfeksiyonu (NBÜSE) ve bakteriyemik üriner sistem enfeksiyonu (BÜSE)'ye neden olan E. coli izolatlarında bazı virulans genlerinin varlıklarının belirlenmesi amaçlandı. NBÜSE ve BÜSE'ye neden olan 50'şer adet E. coli izolatı çalışmaya dahil edildi. Literatür araştırması sonucu farklı çalışmalarda bakteriyemiye katkısı olduğu rapor edilen 19 virülans gen veya allelinin (sfaS, kpsMTII K1, cnf1, sfa/focDE, papEF, ibeA, hlyA, kpsMTII, cdtB, focG PapGII, ompT, hlyD, cdt1, papA, papA allel F7-2, papA allel F8, papA allel F10 ve papA allel F16) varlığı polimeraz zincir reaksiyonu (PZR) ile araştırıldı. Ayrıca izolatlardaki chuA, yjaA genleri ve TSPE4.C2 DNA parçası varlığı aynı yöntemle araştırıldı ve çıkan sonuçlar dikotomöz karar ağacı ile değerlendirilerek izolatların filogenetik grupları belirlendi. İzolatların antibiyotik duyarlılıkları, Kirby-Bauer disk difüzyon yöntemi; GSBL varlığı kombinasyon disk difüzyon testi ile belirlendi. Çalışma sonucunda, papA, papGII, papEF, hlyA, hlyD ve cnf1 genleri BÜSE'ye neden olan suşlarda, NBÜSE'ye neden olan suşlara oranla anlamlı olarak fazla bulunmuştur. papA, papA allel F10, papGII, papEF, sfa/focDE, sfaS, focG, hlyA, hlyD, kpsMTII, kpsMTII K1, ibeA, cnf1 ve ompT genleri B2 filogenetik grubunda B2 olmayan filogenetik gruplara; cdtB geni B1 filogenetik grubunda B1 olmayan filogenetik gruplara oranla anlamlı oranda fazla gözlemlenmiştir. papA allel F10, ampisilin (AM), amoksisilin-klavulanik asit (AMC), piperasilin-tazobaktam (TZP), sefuroksim aksetil (CXA), sefiksim (CFM), sefotaksim (CTX), seftriakson (CRO), seftazidim (CAZ), sefepim (FEP), siprofloksasin (CIP) ve levofloksasin (LEV) dirençli suşlarda duyarlı suşlardan anlamlı oranda fazla gözlemlenmiştir. papEF, CIP ve LEV; Sfa/focDE, AM, AMC, CXA, CFM, CTX, CRO, CAZ, FEP, CIP, LEV ve trimetoprim süfametoksazol (SXT); sfaS, AMC; focG, AM, AMC, FEP, CIP, LEV ve SXT; kpsMTII, SXT; kpsMTII K1, AM, AMC, CXA, CFM, CTX, CRO, CAZ, FEP, gentamisin (CN), CIP, LEV ve SXT duyarlı suşlarda dirençli suşlardan anlamlı oranda fazla gözlemlenmiştir. papA allel F10 geni erkek hastalardan izole edilen suşlarda, kadın hastalardan izole edilen suşlardan; kpsMTII K1 geni ≤50 yaş hastalardan izole edilen suşlarda, >50 yaş hastalardan izole edilen suşlardan anlamlı olarak fazla bulunmuştur. Sonuç olarak, papA, papGII, papEF, hlyA, hlyD ve cnf1 genleri BÜSE'ye neden olan suşlarda daha yüksek oranda saptandı. Bu çalışma ile E. coli'nin bakteriyemiye neden olabileceğinin gösterilmesinde bu genlerden herhangi birinin biyomarker olamayacağı, ancak bazılarının varlığının bakteriyemi geliştirme olasılığını artırdığı öngörülmektedir. Ayrıca, genlerin var olmalarının ötesinde ekspresyon düzeylerinin de araştırılması gerektiği düşünülmektedir.
Escherichia coli, which is the most common cause of urinary system infections, is also one of the most common infectious agents causing sepsis. E. coli septicemia may occur after digestive system perforation, appendicitis or surgical intervention, as well as spread to the blood during urinary tract infections. Factors that determine the pathogenesis of E. coli for a system or tissue are some virulence factors and therefore genes that encoding these factors. Virulence factors of E. coli include adhesins, toxins, invasins, capsules, movement, outer membrane proteins, serum resistance, siderophores and biofilm formation abilities. Contribution to bacteriemia of these virulence factors has not been fully explained. For this reason, this study aimed to determine the presence of some virulence genes in E. coli isolates causing nonbacteremic urinary system infections (NBUSI) and bacteremic urinary system infections (BUSI). 50 E. coli isolates causing NBUSI and 50 causing BUSI were included in the study. The presence of 19 virulence genes or alleles (sfaS, kpsMTII K1, cnf1, sfa/focDE, papEF, ibeA, hlyA, kpsMTII, cdtB, focG PapGII, ompT, hlyD, cdt1, papA, papA allel F7-2, papA allel F8, papA allel F10 ve papA allel F16) that were reported to contribute to bacteriemia in different studies according to literature survey was investigated by polymerase chain reaction (PCR). In addition, the presence of the chuA, yjaA genes and TSPE4.C2 DNA fragment in the isolates was investigated by the same method and phylogenetic groups of the isolates were determined by evaluating the results with a dichotomous decision tree. Antibiotic susceptibilities of isolates was determined by Kirby-Bauer disc diffusion method. ESBL presence was determined by combination disc diffusion test. As a result, papA, papGII, papEF, hlyA, hlyD and cnf1 genes were found to be significantly higher in strains causing BUSI than strains causing NBUSI. papA, papA allel F10, papGII, papEF, sfa/focDE, sfaS, focG, hlyA, hlyD, kpsMTII, kpsMTII K1, ibeA, cnf1 ve ompT genes were significantly more abundant in the B2 phylogenetic group than in the non-B2 phylogenetic groups. cdtB gene was significantly more abundant in the B1 phylogenetic group than in the non-B1 phylogenetic groups. papA allel F10 gene was significantly more abundant among ampicillin (AM), amoxicillin-clavulanic acid (AMC), piperacillin-tazobactam (TZP), Cefuroxime axetil (CXA), cefixime (CFM), cefotaxim (CTX), ceftriaxone (CRO), ceftazidime (CAZ), cefepime (FEP), ciprofloxacin (CIP) and levofloxacin (LEV) resistant strains than susceptible strains. papEF gene was significantly more abundant among CIP and LEV susceptible strains than resistant strains. Sfa/focDE gene was significantly more abundant among AM, AMC, CXA, CFM, CTX, CRO, CAZ, FEP, CIP, LEV and trimethoprim sulfamethoxazole (SXT) susceptible strains than resistant strains. sfaS gene was significantly more abundant among AMC susceptible strains than resistant strains. focG gene was significantly more abundant among AM, AMC, FEP, CIP, LEV and SXT susceptible strains than resistant strains. kpsMTII gene was significantly more abundant among SXT susceptible strains than resistant strains. kpsMTII K1 gene was significantly more abundant among AM, AMC, CXA, CFM, CTX, CRO, CAZ, FEP, gentamicin (CN), CIP, LEV and SXT susceptible strains than resistant strains. papA allel F10 gene was found to be significantly higher in strains isolated from male patients than strains isolated from female patients. KpsMTII K1 gene was found to be significantly higher in strains isolated from patients aged ≤ 50 years than strains isolated from patients aged > 50 years. As a result, papA, papGII, papEF, hlyA, hlyD and cnf1 genes were found higher in strains causing BUSI. This study shows that, none of these genes can become biomarkers on its own at showing an isolate of E. coli can cause bacteriemia, but presence of some genes may indicate increases the probability of developing bacteraemia. Furthermore, it is thought that expression levels of the genes may have more importance than their existance.
ERHAN KONGUR
478238
Karadeniz Teknik Üniversitesi
Tıbbi Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı
2017
Türkçe
Tıpta Uzmanlık
Türk Tarihi Ana Bilim Dalı
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=7lOJX8w_8PRQU1mSHU6-jrURaqHW4TVm_YjDbnME_zYvFZpwX3XBRKFe0XugyqsS
./data/pdfs/478238.pdf
3,903,014
true
true
true
2025-06-04T20:55:37.591665
2025-06-05T15:15:47.148376
2025-06-06T23:30:47.681821
2025-06-07T02:25:45.328057
## 2.1.3.1.2. Fimbrial adezinler ## 2.1.3.1.2.1. P fimbria P fimbira bir operonda düzenlenmiş 11 genden oluşan bir pap gen kümesi tarafından kodlanır. Bu genler operonda (5')'den (3')'ne doğru papl, papB, papA, papH, papC, papD, papK, papE, papE ve papG şeklinde sıralanmışlardır. papA, papE, papE, papG ve papK genleri P fimbrianın 6 faklı subünitesini kodlarlar ve papA bu genler içinde fimbrianın majör şaftım kodlayan gendir (17-19). Renal tropizm gösteren P fimbria adezyon, kolonizasyon, sitokin üretimi, invazyon ve inflamasyonda görev alır. USE'nin patogenezinde önemli bir yere sahip olan P fimbrianın özellikle pyelonefrit yapan E. coli suşlarında yüksek oranda (%70) bulunduğu görülmüştür. Akut pyelonetit, akut sistit ve seyrek olarak da asemptomatik bakteriüri ile ilişkilidir (1, 3, 20-22). ## 2.1.3.1.2.2. Tip 1 fimbria Bu adezin fim geni tarafından kodlanır ve adezyon, biyofilm oluşumu, kolonizasyon, invazyon, hızlı replikasyon, inflamasyon ve hücre içi hayatta kalmada rolü vardır. Bu virülans faktörü tüm üriner sistem enfeksiyonları ile ilişkili bulunmuştur (23-26). ## 2.1.3.1.2.3. Tip 3 fimbria mrk geni tarafından kodlanan bu fimbrial adezin, biyofilm oluşumunda rol alır. Sıklıkla katater ilişkili üriner sistem enfeksiyonlarında rol aldığı gösterilmiştır (3).
371288
65
148
{ "labels": [ { "class": "Metin", "confidence": 0.9156611561775208, "polygon": [ [ 1453, 1927 ], [ 1462, 235 ], [ 221, 228 ], [ 212, 1920 ] ] }, { "class": "Sayfa Numarası", "confidence": 0.9019689559936523, "polygon": [ [ 875, 2236 ], [ 876, 2182 ], [ 811, 2180 ], [ 810, 2235 ] ] }, { "class": "Footer", "confidence": 0.6614055633544922, "polygon": [ [ 1320, 2128 ], [ 1320, 2015 ], [ 279, 2013 ], [ 278, 2126 ] ] } ] }
Çalışanlarda örgütsel bağlılık ve iş doyumu / Organizational commitment and job satisfaction of workers
Hizmet sektörü çalışanlarında özellikle çalışanların memnuniyetinin sağlanması, hizmet verilen kesimin de memnuniyetini sağlayacağından dolayı çalışanların örgütlerine bağlılıklarının ve iş doyumlarının arttırılması son yıllarda örgütler için önem kazanmıştır. Çalışanların örgütsel bağlılıklarını etkileyen faktörlerin belirlenmesi ve bu faktörlerin önceliğinin belirlenerek örgütsel bağlılığı arttırma çalışmalarının yapılması örgütlerin devamlılığını sağladığı gibi, örgütlerin yararına olmaktadır. Çalışanların iş doyumlarının sağlanması çalışanlarda verimliliği arttırdığı gibi örgütün devamlılığını sağlamaktadır. Bu çalışmada, hasta insanlara tedavi hizmeti veren hastane çalışanlarının örgütsel bağlılıklarını ve iş doyumlarını etkileyen faktörler incelenmiştir.
Service sector workers, especially in the provision of employee satisfaction, service satisfaction, as it is also the sector organizational commitment and increasing the job satisfaction of employees gained importance in recent years for organizations. Identifying the factors that affect employees organizational commitment and organizational commitment of these factors increase the priority of the work done by determining ensure the continuity of the organization, as it is for the benefit of the organization. Job satisfaction is employees willing to work when they feel the happiness of the work which they are involved in. In this study, patients, hospital staff providing treatment services to the people of the factors affecting organizational commitment and job satisfaction were examined.
ASİYE KOÇAK
371288
Beykent Üniversitesi
İşletme Yönetimi Ana Bilim Dalı
2014
Türkçe
Yüksek Lisans
Türk Tarihi Ana Bilim Dalı
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=48XPj7KKQhKUgntkUiKO3L7CSfL_c0hsLsX53EBIFVp0hsMwNWfEhecPLW10An4A
./data/pdfs/371288.pdf
839,971
true
true
true
2025-06-04T20:55:37.473256
2025-06-05T15:12:57.301741
2025-06-06T23:30:49.317014
2025-06-07T02:25:45.938045
çalışanların iş kazası ve meslek hastalıkları açısından karşı karşıya bulundukları risk düzeyinin bir göstergesi olmaktadır." Hastanelerde çalışma ortamlarından kaynaklı risklerin azaltmak için iş güvenliği açısından gerekli tedbirlerin alınması lazımdır. Hastanelerde çalışanlara, hastanede kullanılan kesici delici alet yaralanması, radyasyon güvenliği, gürültü giderici izolasyon, tesis güvenliği, çalışanlara yönelik sağlık taramalarının yapılması, çalışanların kişisel koruyucu ekipman kullanımının sağlanması, enfeksiyonların önlenmesine yönelik önlemler alınmalıdır. Ayrıca son dönemlerde sıklıkla meydana gelmeye başlayan hastane çalışanlarına karşı gerçekleştirilen fiziksel şiddetinde engellenmesi için önleyici tedbirlerin alınması gerekmektedir. Hastaneler çeşitli bulaşıcı hastalıklara yakalanmış insanların aynı anda tedavi için bulundukları ortamlardır. Hastane çalışanlarına hizmet verdikleri kişilerden hastalıklar bulaşabilmektedir. Çalışma ortamından dolayı hastane çalışanları iş yerlerinden en çok hastalık bulaşan çalışanlardır. Hastane çalışanlarının aileleri de risk altındadırlar. Hastane çalışanları iş güvenliği açısından tüm iş riskleri ve korunma yöntemleri ile ilgili olarak düzenli bir şekilde eğitimler vererek bilgilendirilmelidirler. Hastane çalışanları iş kazası ve meslek hastalıkları için özel koruyucu ve destekleyici önlemler alınmalı kurum içerinde bir iş güvenliği kültürü geliştirilmelidir. Geliştirilen güvenlik kültürü sadece kurum tarafından değil çalışanlar tarafından da desteklenmelidir. ## 2.13. Terfi Olanakları Terfi, kişinin bulunduğu statüden bir üst statüye geçerek derece, makam mevki bakımından yükselmesi demektir. Çalışma yaşamında terfi ilerleme, daha iyisini elde etme anlamında kullanılmaktadır. Başka bir ifadeyle terfi şöyle tanımlanmaktadır: "Bir memurun bulunduğu derece ve kademeden daha üst bir derece ve kademeye yükseltilmesi veya ilgilinin, bulunduğu unvandan hiyerarşı olarak daha üst bir unvanlı kadroya atanmasıdır." Terfi, kurum çalışanlarının N.Devebakan, Sağlık Çalışanlarının İş Sağlığı ve Güvenliği, Ankara, 2008, s.59 <sup>....,</sup> http://www.tkhk.gov.tr/Eklenti/2420,terfi-ile-ilgili-genel-kavramlar.pdf, (16.03.2014)
463940
72
112
{ "labels": [ { "class": "Resim", "confidence": 0.9396690726280212, "polygon": [ [ 354, 1784 ], [ 1400, 1783 ], [ 1399, 1037 ], [ 353, 1038 ] ] }, { "class": "Metin", "confidence": 0.9285246133804321, "polygon": [ [ 1469, 1036 ], [ 1476, 297 ], [ 267, 285 ], [ 260, 1024 ] ] }, { "class": "Sayfa Numarası", "confidence": 0.8962838053703308, "polygon": [ [ 946, 2101 ], [ 947, 2047 ], [ 882, 2046 ], [ 881, 2100 ] ] }, { "class": "Resim/Tablo Açıklaması", "confidence": 0.77908855676651, "polygon": [ [ 1429, 2018 ], [ 1429, 1878 ], [ 251, 1877 ], [ 251, 2017 ] ] } ] }
Kifoplasti ve vertebroplasti operasyonlarının klinik ve radyolojik olarak değerlendirilmesi / Clinical and radiological evaluation of kyphoplasty and vertebroplasty operations
Giriş ve Amaç: Bu çalışma osteoporoz ve tümör nedenli vertebra korpus fraktürleri olan hastalara yapılan perkütanöz vertebroplasti (PVP) veya balon kifoplastiden (BKP) sonra preoperatif ve postoperatif klinik ve radyolojik sonuçlarını değerlendirmek için yapılmıştır. Omurga fraktürlerinde konservatif ve cerrahi metodlar tedavide tek başına ya da birlikte kullanılabilirken, tedavide amaç anatomik redüksiyon sağlamak, spinal deformiteyi önlemek, ağrıyı azaltmak, vertebra yüksekliğini yeniden sağlamak ve erken mobilizasyon ile hastanın günlük aktivitelerine geri dönmesini sağlamaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada 2011-2016 yılları arasında Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Kliniği' nde perkütan vertebroplasti ve balon kifoplasti uygulanan toplam 65 hasta değerlendirmeye alındı. Olgular tedavi amacıyla kliniğe yatırıldıklarında Visual Analog Skala (VAS), Oswestry Dizabilite Sorgulaması (ODS) değerleri kaydedildi. Bu çalışmaya alınan 65 olgunun 44'i kadın (%67,7), 21'i erkek (%32,3) olup, PKP/BKP işlemi uygulanmıştır ve bu hastaların 63' ü osteoporotik, 2'si tümör nedeniyle gelişen vertebra kompresyon kırıklarıydı. Olguların radyolojik değerlendirmeleri ise T1, T2, STIR sekans torakolomber MRG, BT ve radyografi ile preoperatif ve postoperatif olarak değerlendirildi. İşlem yapılan 65 seviyenin dağılımı; Th8 seviyesine 1 (%1,5), Th10 seviyesine 3 (%4,6), Th11 seviyesine 4 (%6,2), Th12 seviyesine 19 (%29,2), L1 seviyesine 11 (%17), L2 seviyesine 13 (%20), L3 seviyesine 7 (%10,8), L4 seviyesine 6 (%9,2), L5 seviyesine 1 (%1,5) seviye şeklindeydi. Bulgular: Olguların başlıca semptomu ağrı olup PVP/BKP ile ortalama VAS skorları; 7,9' dan 2' ye gerilemiştir (p<0,05). Preoperatif ODS 36,5' den postoperatif 28,1' e gerilemiştir. Vertebra korpus açısındaki ortalama düzelme oranı 2,2o olarak ölçülmüştür. Sement sızıntısı ile VAS ve ODS arasında belirgin v korelasyon saptanamamıştır (p>0,05), verilen sement miktarı ile ağrı iyileşmesi arasında belirgin korelasyon saptanmıştır (p<0,05). Sonuç: Osteoporotik ve tümore bağlı VKF' lerinde PVP/BKP ağrı iyileşmesi, vertebra korpus yükseklik restorasyonu ve kifozun düzelmesinde güvenilir ve etkili bir tedavi şeklidir. Uygulanan sement miktarının artırılması sement sızıntısını artırırken, kifoz düzelmesi ve vertebra korpus yükseklik restorasyonunu aynı oranda düzeltmemektedir.
Purpose: This study has been done to evaluate preoperative and postoperative clinical and radiological results after percutanous vertebroplasty (PVP) or balloon kyphoplasty (BKP) in patients with VBCF secondary to osteoporosis and metastasis. Treatment goals of osteoporotic vertebra compression fractures by both conservative and surgical measures are anatomic reduction, prevention of spinal deformity, cessation of pain, restoration of vertebral height and provision of daily living activities of patients by providing stable fixation and early mobilization. Material and Methods: We have evaluated 65 patients who underwent PVP/BKP procedure in Canakkale 18 March University Neurosurgery Clinic between the years 2011 and 2016. The preoperative Visual Analog Scale and Oswestry Disability Questionaire values were recorded. PVP/BKP was applied in 65 cases, including osteoporosis in 63 cases, and tumor invasion in 2 cases. There was 44 female (67,7%), and 21 male (32,3%). The radiological evaluation was done using spinal MR imaging (T1, T2, STIR sequences), CT, and plain radiography. The distribution of the sixty five vertebrae treated with PVP and BKP procedures; Th8 level 1 (1,5%), Th10 level 3 (4,6%), Th11 level 4 (6,2%), Th12 level 19 (29,2%), L1 level 11 (17%), L2 level 13 (20%), L3 level 7 (10,8%), L4 level 6 (9,2%), L5 level 1 (1,5%), respectively. Results: The major symptom was pain. The mean VAS scores had reduced from 7.9 preoperatively to 2 postoperatively (p<0.05). Preoperative ODI reduced from 36,5% preoperatively to 28,1% postoperatively. The mean restoration rate was found to be 33.0 %. The mean correction rate in vertebral body angle was measured to be 5.6o. While a significant correlation (p<0.05) was found between the amount of the injected cement and pain recovery, no significant correlation was determined between sement leakage with VAS and ODS (p>0.05). vii Conclusion: Kyphoplasty is a reliable and effective method in pain relief, providing vertebral body height restoration and kyphosis correction. This study revealed that the more amount of the injected cement, the higher rate of the cement leakage. The current study also demonstrated that there was no correlation between the amount of the cement and kyphosis correction rate.
ÖZBEY ŞAFAK
463940
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi
Beyin ve Sinir Cerrahisi Ana Bilim Dalı
2017
Türkçe
Tıpta Uzmanlık
Türk Tarihi Ana Bilim Dalı
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=q3-d9QtLoVA2OMExHSkJpSSRtg3w3aXJ7C5vf6RY8PIk63C6ChQ6EzgfyEOK8YeS
./data/pdfs/463940.pdf
2,695,670
true
true
true
2025-06-04T20:55:37.572017
2025-06-05T15:12:56.457191
2025-06-06T23:30:49.940911
2025-06-07T02:25:46.189588
P VKF nedeniyle kifoplasti uygulanan 2 (%3,8) olgunun ortalama yaşı 83 idi. Bir olguda prostat kanseri öyküsü mevcutken, diğer olguda ise kolon ca öyküsü mevcuttu. Fraktür dağılımı özellikle hastalarda torakolomber bileşkede yoğunlaşırken torakal bölgede toplam 27 seviyede (%41,5), lomber bölgede ise toplam 38 seviyede (%58,5) patolojik ve osteoporotik fraktür izlenmiştir. PVP/BKP işlemi yapılan 65 seviyenin dağılımı; Th8 seviyesinde bir (%1,5), Th10 seviyesinde üç (%4,6), Th11 seviyesinde dört (%6,2), Th12 seviyesinde on dokuz (%29,2) olarak torakal bölgede, L1 seviyesinde on bir (%17,0), L2 seviyesinde on üç (%20,0), L3 seviyesine yedi (%10,8), L4 seviyesinde altı (%9,2), L5 seviyesinde bir (%1,5) olarak lomber bölgede mevcuttur. | Hasta Sayısı | 19 | | |--------------|---------|--| | | | | | 20 | (%29,2) | | | | | | ![](_page_0_Figure_4.jpeg) Şekil 3.2 Torakal Bölgede 27(%41,5) Hastada, Lomber Bölgede 38 Hastada (%58,5) Fraktür Mevcuttur. 57
260502
35
90
{ "labels": [ { "class": "Metin", "confidence": 0.9249269366264343, "polygon": [ [ 1491, 2125 ], [ 1503, 258 ], [ 135, 249 ], [ 123, 2116 ] ] }, { "class": "Sayfa Numarası", "confidence": 0.881932258605957, "polygon": [ [ 1466, 2246 ], [ 1466, 2197 ], [ 1411, 2196 ], [ 1411, 2246 ] ] } ] }
Kutan lupus eritematozus deri lezyonlarında matriks metalloproteinaz-9 düzeyleri / Matrix metalloproteinase-9 levels in cutaneous lupus erythematosus lesions
Lupus eritematozus (LE), genetik, hormonal ve çevresel faktörlerin etkileşimiyle ortaya çıkan, aktivasyon ve remisyon dönemleriyle seyreden kronik autoimmün bir sayrılıktır. Matriks metalloproteinazlar(MMP) hücre-matriks oluşumunu düzenleyen, proteolitik aktiviteleri sırasında çinko kullanan büyük bir enzim grubudur. Birçok normal biyolojik işlemde gerekli olmalarının yanı sıra inflamasyon ve artrit gibi patolojik olaylarda da rol oynarlar. MMP ailesinin en kompleks ve en büyük elemanı olan MMP-9, keratinosit ve monosit, doku makrofajları, polimorfonükleer lökositler ve bir grup malin hücre tarafından salınır; özgün doku inhibitörlerinden TIMP-1 tarafından inhibe edilir. Bazal membranın önemli bir bileşeni olan tip IV kollageni ayıran MMP-9, limfosit ve diğer lökositlerin kan ve limf dolaşımına girip çıkmasına olanak sağlar; ayrıca myelin bileşiklerini parçalayarak autoimmuniteyi başlatan epitopların ortaya çıkmasına neden olur. Sistemik LE (SLE) patogenezinde MMP-9'un rol oynadığı ileri sürülmektedir. Kutan LE (KLE) patogenezinde ise MMP ve TIMP'in rolü tam olarak bilinmemektedir. Bu çalışmada Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi Hastalıklar kliniğinde kutan lupus tanısı ile izlenen olguların lezyonel ve perilezyonel deri biyopsilerinde MMP-9, MMP-2 aktivite düzeyleri ve TIMP-1 düzeyleri ölçüldü. MMP-2 ve MMP-9 aktivite düzeyleri ve TIMP-1 düzeylerinin klinik, laboratuar bulgular ve kutan LE klinik şiddeti ile ilişkisi araştırıldı.Olguların lezyonel deri örneklerinde, normal deri ile karşılaştırıldığında MMP-2, MMP-9 ve pro MMP-9 aktiviteleri ve TIMP-1 düzeyleri anlamlı derecede yüksek olarak belirlendi(p=0,002; p=0,003; p=0,046). Kadın olgularda aktif/pro MMP-9 oranı erkek olgulara göre anlamlı olarak yüksek idi(p=0,038). Sigara kullanan olgularda kullanmayanlara göre aktif/pro MMP-9 oranı anlamlı derecede yüksek idi(p=0,026). Yaşı ortalamanın üzerinde olan olgularda aktif MMP-9 ve aktif/pro MMP-9 oranı genç olgulara göre anlamlı derecede yüksek olarak saptandı(p=0,014; p=0,003). Lezyon klinik şiddeti ile ANA pozitifliği, aktif/pro MMP-2 ve aktif/pro MMP-9 oranları arasında anlamlı pozitif korelasyon saptandı(p=0,04; p=0,027; p=0,015).Sonuç olarak bu veriler ışığında KLE patogenezinde MMP-2 ve MMP-9 aktivitelerindeki artışın rol oynadığı ve MMP-2 ve MMP-9 aktivitelerinin kutan sayrılık şiddetiyle ilişkili olduğu düşünülebilir. Ancak KLE patogenezinde MMP'ların tam olarak yerini ve kaynağını ortaya koyacak ileri çalışmalara gerek bulunmaktadır.
Lupus erythematosus (LE), a chronic autoimmune disease that progress with remissions and exacerbations is believed to result from the interplay of hormonal, environmental and genetic factors. Matrix metalloproteinases are a major group of enzymes that regulates cell-matrix composition by using zinc for their proteolytic activities. They are essential for various normal biological processes. Besides, they also play a role in pathological processes such as inflammation and arthritis. MMP-9 is the largest and most complex member of the MMP family and it is produced by selected cell types including keratinocytes, monocytes, tissue macrophages, polymorphonuclear leukocytes, and by a variety of malignant cells, while it is inhibited by specific tissue protein-the tissue inhibitor of matrix metalloproteinase-1 (TIMP-1). It cleaves type IV collagen which is the major component of the basal membranes; thus helps lymphocytes and other leukocytes to enter and leave the blood and lymph circulations. In addition, MMP-9 also cleaves myelin compounds leading to remnant epitopes that can generate autoimmunity. MMP-9 has been implied to participate in the pathogenesis of systemic LE. The role of MMP and TIMP in the pathogenesis of cutaneous LE (CLE) is elusive. Lesional and perilesional skin biopsies were obtained from 22 patients with CLE who had been followed by Dokuz Eylül University Department of Dermatology and Venerology clinic and concentrations of MMP-2, MMP-9 activity levels and TIMP-1 levels were investigated in skin biopsy specimens. The correlations between clinical, laboratory parameters and cutaneous disease severity with MMP-2, MMP-9 activity levels TIMP-1 levels were explored.In the lesional skin samples, MMP-2, MMP-9, pro MMP-9 and TIMP-1 levels were found to be significantly higher than that of the normal skin samples (p=0,002; p=0,003; p=0,046). Active/pro MMP-9 rate was significantly higher in female patients than the male patients(p=0,038). Active MMP-9 level and active/pro MMP-9 rate was significantly higher in patients who smoke (p=0,026). The patients with ages higher than the median level had significantly higher active MMP-9 and active/pro MMP-9 rate levels than younger patients (p=0,014; p=0,003).There was also a significantly positive correlation between lesional cutaneous disease severity and ANA positivity, active/pro MMP-2 and active/pro MMP-9 rates(p=0,04; p=0,027; p=0,015).In conclusion, the results of our study suggest that MMP-2 and MMP-9 activities play a role in the pathogenesis of CLE and the activities of skin MMP-2 and MMP-9 are correlated with cutaneous disease severity. Further studies are needed to confirm the exact role and source of MMP?s in cutaneous lupus erythematosus.
GÖKŞEN YÜCEL
260502
Dokuz Eylül Üniversitesi
Deri ve Zührevi Hast. Ana Bilim Dalı
2010
Türkçe
Tıpta Uzmanlık
Türk Tarihi Ana Bilim Dalı
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=ZeTyprYuef2HkaF3xt4wYuAQ0aQFRkfXk3GK3nr33muI7vr1qEGjiQhinZnMglxw
./data/pdfs/260502.pdf
737,561
true
true
true
2025-06-04T20:55:37.864496
2025-06-05T15:15:47.068417
2025-06-06T23:30:51.017210
2025-06-07T02:25:46.354846
## 2.1.7. A ktivite İndeksleri ## Sistemik Lupus Eritematozus Aktivite Olçümü Genel sayılık aktivitesinin ölçümünde en başarılı aracın "British İsles Lupus Activity Group" (BILAG) olduğu sonucuna varılmıştır. Saynlığın 86 farklı yonunu ele alan BILAG, FDA ("Food and Drug Administration") tarafından herhangi diğer bir ölçekle birlikte kullanımı önerilen bir aktivite indeksidir. Diğer ölçekler arasında SLE Aktivite Indeksi (SLEDAI), SLE Aktivite Olçümü (SLAM) ve Avrupa Lupus Aktivite Olçeği de vardır(55). Bu ölçümlerde sistemik aktivite ölçümü ön planda olup deri bulguları sadece var ve yok şeklinde geçmektedir. LE kutan bulgularına dar bir bakış açısı ile yaklaşan SLAM, KLE'li olgulara uygulanmış ve bu olguların değerlendirilmesinde ve izleminde güvenilir ancak yetersiz olarak değerlendirilmiştir(56). ## Kutan Aktivite İndeksleri Şiddetli kalıcı organ hasan yapabilen saynlıklarda, aktivite ve hasarın ayrı değerlendirilmesinin önemli olduğu göz önüne alınarak kutan lupus şiddet ölçümünde Kutan Lupus Alan ve Şiddet Indeks (KLAŞ) ortaya konmuştur KLAŞI'de aktivite farklı anatomik lokalizasyonlarda eritem, skuam/hipertrofi, mukoza tutulumu, akut saç kaybı veya nonsikatrisiyel alopesi değerlendirilerek ölçülmektedir. Eritem 0-3 arasında (0: yok; 1: pembe; 2: kırmızı; 3: koyu kırmızı; mor/viyole/krustalı/hemoragik), skuam 0-2 arasında (0: yok; 1: skuam; 2: verrukoz/hipertrofik) skorlanır. Alopesi değerlendirilmesinde saçlı deri sağsol orta hat ve frontal-oksipital olarak dört kadranda 1-3 puan arası değerlendirilir ( 1: olgunun son 30 gün içinde tanımladığı saç kaybı, sikatriks içermeyen alopesi veya diffuz inflamatuar olmayan alopesi; 2: bir kadranda fokal alopesi; 3 puan: birden fazla kadranda fokal alopesi). Mukoza tutulumu yoksa 0, lezyon veya ülserasyon var ise 1 puan olarak skorlanır. Saynlık hasarının belirlenmesinde ise farklı anatomik lokalızasyonlarda dispigmentasyon ve sikatrisyel alopesi değerlendirilmektedir. Her bir anatomik lokalızasyonda 12 aydan uzun süren dispigmentasyon (1 puan) ve sikatrisyel alopesi ( 0: yok; 3: bir kadranda sikatriks; 4: iki kadranda sikatriks; 5: üç kadranda sikatriks; 6: tüm saçlı deride sikatriks) skorlanmaktadır. Pigmentasyon K.E. lezyonlarının üzerinde gelişmediği ve süresi (12 aydan uzun süredir kalıcı) önemlidir. Her bir deri simptomu için tutulum şiddeti, o alan içindeki en kötü olan lezyona bakılarak belgelenir. Ayrıca olguların tanımladığı pruritus, ağrı ve yorgunluk gibi bulgular 0-10 arasında VAS ile değerlendirilmektedir(57).
576917
77
204
{ "labels": [ { "class": "Metin", "confidence": 0.9566026926040649, "polygon": [ [ 1463, 1409 ], [ 1473, 247 ], [ 260, 236 ], [ 249, 1399 ] ] }, { "class": "Sayfa Numarası", "confidence": 0.759220540523529, "polygon": [ [ 890, 2188 ], [ 891, 2142 ], [ 834, 2141 ], [ 833, 2186 ] ] }, { "class": "Diğer", "confidence": 0.578721284866333, "polygon": [ [ 1446, 2135 ], [ 1446, 1908 ], [ 266, 1906 ], [ 265, 2133 ] ] } ] }
Ahlak öğretiminde fotoğraf ve resim kullanımı / The use of photograph and painting in moral teaching
Ahlak öğretiminde kullanılan görsel materyallerden biri de fotoğraftır. Bu çalışma, hem ahlaki konuların öğretimini gerçekleştirmeye yönelik kullanılan fotoğrafların öğrenme ve öğretme sürecine etkilerini ortaya çıkarmak hem de ahlak öğretiminde araç gereç ve materyal çeşitliliğini arttırmada örnek teşkil edebilmek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın kavramsal çerçevesinde, fotoğrafın hedeflenen kazanımların gerçekleşmesindeki rolü araştırılmış ve bununla ilgili birtakım önerilerde bulunulmuştur. Ayrıca, fotoğraf ve fotoğraf yorumlama tekniğinin ahlak öğretiminde nasıl kullanılabileceği ve fotoğraf yorumlama tekniğinin uygulanması sürecinde dikkat edilmesi gereken hususlar üzerinde de durulmuştur. Bu çalışmayla, ahlak öğretiminde fotoğraf yorumlama tekniğini kullanmanın öğretmen ve öğrenci üzerinde bırakacağı olumlu etkilerin daha iyi anlaşılmasının sağlanacağı düşünülmektedir. Ders akışında kullanılabilecek birçok yöntem ve teknik bulunmaktadır. Ancak ahlaki konular daha çok soyut kavramlardan oluştuğundan ahlak öğretiminde kullanılacak yöntem veya teknikler, bu durum dikkate alınarak konunun içeriğine göre seçilmelidir. Yapılan bu araştırmaya göre, ahlak öğretiminin etkili bir şekilde gerçekleştirilip öğrenci tarafından iyice içselleştirilebilmesi için duygu, düşünce ve davranış boyutlarını kapsayan yöntem ve tekniklerden yararlanılması gerekmektedir. Öğretim yöntem ve tekniklerinin seçiminde bu durum göz önünde bulundurulduğunda, öğrencilerin ahlaki tutum düzeylerinin de olumlu yönde etkilendiği söylenebilmektedir. Bu çalışmada görsel bir ders materyali olarak kullanılan fotoğrafların öğrencilerin ahlaki bilinç, duygu ve davranış düzeyini olumlu yönde etkileyen materyallerden biri olduğu belirtilmiş; fotoğraf yorumlama tekniğinin öğrenme ve öğretme sürecini zevkli bir hâle getirerek öğrencilerin derse ilgilerini ve etkin katılımlarını arttırmada, soyut konuların somutlaştırılarak anlaşılmasını kolaylaştırmada, böylece öğrenmenin kalıcı ve anlamlı olmasını sağlamada önemli rolünün olduğu üzerinde durulmuştur. Ayrıca konu ile ilgili elde edilen bütün kuramsal bilgiler ışığında fotoğraf yorumlama tekniğinin üstün ve eksik yönleri ile sınırlılıkları belirlenerek bu tekniğin daha etkili nasıl kullanılabileceğine dair örnekler de sunulmuştur. Bu çalışmada, araştırma probleminin çözümüne yönelik olarak veri toplama amacıyla literatür taraması yapılmış ve çalışma boyunca birçok farklı kaynak taranmıştır. Fotoğraf ve fotoğraf yorumlama tekniğinin ahlak öğretiminde kullanımının incelendiği bu araştırma giriş ve sonuç bölümleriyle birlikte toplam altı bölümden oluşmaktadır. İkinci bölümde ahlak, ahlaki davranış, ahlak gelişimi ve ahlak eğitimi konuları araştırılarak kavramsal çerçeve çizilmiş, ahlakın ve ahlak öğretiminin önemine ilişkin bilgilere yer verilmiştir. Üçüncü bölümde teknoloji ve materyal kavramlarına değinilerek öğretimin teknoloji ve materyallerle desteklenmesi, görsel materyallerin önemi ve bunların ahlak öğretiminde kullanımı üzerinde durulmuştur. Dördüncü bölümde fotoğraf ve fotoğraf yorumlama tekniği incelenerek ahlak öğretiminde görsel bir ders materyali olarak fotoğrafın kullanımı açıklanmış; ayrıca fotoğraf yorumlama tekniğinin öğrenme ve öğretme süreçlerindeki etkililiği ele alınmıştır. Beşinci bölümde, fotoğraf yorumlama tekniğinin ahlak öğretiminde kullanımına dair 50 adet fotoğraf ve bu fotoğrafları yorumlamaya yönelik sorulara yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Ahlak, Ahlak Öğretimi, Değerler Öğretimi, Ahlaki Gelişim, Fotoğraf, Eğitimde Fotoğraf Kullanımı, Fotoğraf Yorumlama Tekniği, Öğretim Teknolojisi ve Materyal Geliştirme
One of the visual materials used in moral education is photograph. This study was conducted to reveal the effects of photographs used in teaching moral issues on learning and teaching process and to be an example in increasing the diversity of materials in moral teaching. In the conceptual framework of the research, the role of photography in achieving the targeted gains has been investigated and suggestions have been made. In addition, how the photography and photo interpretation technique can be used in moral education and the issues that need to be considered in the process of applying photo interpretation technique are also emphasized. It is thought that this study will provide a better understanding of the importance that the use of photo interpretation technique in moral teaching has on teacher and student. There are many methods and techniques that can be used in the course flow. However, since moral issues are mostly abstract concepts, the method or technique to be used in moral education should be selected according to the content of the subject. According to this research, it is necessary to use methods and techniques covering emotion, thought and behavior dimensions in order to be able to effectively conduct moral teaching and internalize it thoroughly by the student. Considering this situation in the selection of teaching methods and techniques, it can be said that the moral attitude levels of students are positively affected. In this study, it is stated that the photographs used as a visual course material are one of the materials that positively affect the students' moral consciousness, emotion and behavior level; it is emphasized that photography interpretation technique has an important role in making learning and teaching process enjoyable, increasing students' interest and active participation in the lesson, facilitating the understanding of abstract subjects by making them concrete and thus making learning permanent and meaningful. In addition, in the light of all the theoretical information obtained on the subject, the superior and missing aspects and limitations of the photographic interpretation technique are determined and examples of how this technique can be used more effectively are presented. In this study, literature review was conducted for data collection in order to solve the research problem and many different sources were searched throughout the study. This research, which examines the use of photography and photo interpretation techniques in moral education, consists of total six sections with introduction and conclusion sections. In the second part, the conceptual framework is drawn by investigating the subjects of morality, moral behavior, moral development and moral teaching and information about the importance of morality and moral teaching is given. In the third chapter, the concepts of technology and materials are mentioned, supporting the teaching with technology and materials, the importance of visual materials and their use in moral teaching are emphasized. In the fourth chapter, the use of photography as a visual course material in moral teaching is explained by examining the technique of photo and photo interpretation, and the effectiveness of photographic interpretation techniques in learning and teaching processes is discussed. In the fifth chapter, 50 photographs about the use of photo interpretation technique in moral education and questions about interpretation of these photographs are given. Keywords: Morality, Moral Teaching, Values Teaching, Moral Development, Photography, Use of Photography in Education, Photo Interpretation Technique, Instructional Technology and Material Development
ŞEYMA EFENDİOĞLU
576917
Marmara Üniversitesi
İlköğretim Din Kültürü ve Ahlak Bil. Öğretmenliği Ana Bilim Dalı
2019
Türkçe
Yüksek Lisans
Türk Tarihi Ana Bilim Dalı
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=jNRDC1RLfVd4_T7x7ZXmmU8NygV9pChWaFic_8RuhhLNdLLmh6CyGyGemrMIHBV3
./data/pdfs/576917.pdf
5,324,160
true
true
true
2025-06-04T20:55:37.158166
2025-06-05T15:11:43.090146
2025-06-06T23:30:52.465860
2025-06-07T02:25:46.966166
oluşturmak mümkün olmamaktadır. Bu sebeple özellikle görsel ders materyalleri günümüzde daha da önem kazanmıştır. 216 Görsel materyaller öğretim içeriğinin görsel düşünme ve iletişim yoluyla daha etkili algılanmasını sağlayan yardımcı materyallerdir. Bu materyaller; öğrencilere algılama, benzetme, sıralama, anlamlandırma, yorumlama, bütünleştirme ve değerlendirme olanağı sunmaları nedeniyle mesaj alımı ve iletiminde öğrenci ve öğretmene yardımcı olmaktadırlar.217 Öğretmenin hedef davranışlara ulaştıracak yaşantıları seçmesinde ve bu yaşantıları oluşturacak öğretme durumlarını sağlamasında, bir başka deyişle sahip olduğu bilişsel, duyuşsal ve psikomotor davranışları öğrencileriyle paylaşabilmesi için gerekli iletişimi kurabilmesinde ve nasıl hareket etmesi gerektiği konusunda bugüne kadar birçok şey söylenmiştir. "B Bu konuda "Edgar Dale, hangi yaş grubu olursa olsun öğrenenlerin yaşantı alanları ile bir öğrenme içeriğinin sunuluş biçim ve sırası arasında öğrenme açısından doğrudan bir ilişki olduğunu; bu nedenle öğretimin, somuttan soyuta doğru aşamalandırılması gerektiğini önermektedir." Dale, yaşantılarla kavramların oluşumu arasındaki ilişkilerden faydalanarak, öğrencilere en somuttan en soyuta doğru bir öğrenme yaşantısı sağlayacak, "yaşantı konisi" şeklinde adlandırdığı "öğrenme yaşantılarını seçme ve eğitim durumlarını düzenlemeye yardımcı model" geliştirmiştir. 219 <sup>216</sup> Yılmaz, Etkili Öğretmenlik, s.260-261. <sup>217</sup> Örten, Keskin ve Ekici, "Sosyal Bilgiler Dersinde Materyal Hazırlamanın Temelleri", Sosyal Bilgiler Öğretiminde Eğitim Teknolojileri ve Materyal Tasarımı, S.84. <sup>218</sup> Çilenti, Eğitim Teknolojisi ve Öğretim, s.55. <sup>219</sup> Yalın, Öğretim Teknolojileri ve Materyal Geliştirme, s.19-20.
522224
92
129
{ "labels": [ { "class": "Metin", "confidence": 0.9662116765975952, "polygon": [ [ 1534, 1744 ], [ 1541, 249 ], [ 289, 244 ], [ 282, 1738 ] ] }, { "class": "Sayfa Numarası", "confidence": 0.8970044255256653, "polygon": [ [ 1506, 203 ], [ 1507, 146 ], [ 1445, 145 ], [ 1444, 202 ] ] } ] }
An analysis of the relationship between total quality management based human resource management practices and innovation / Toplam Kalite Yönetimi temelli İnsan Kaynakları yönetimi ve Yenilik kavramı ilişkisinin analizi
Toplam kalite yönetimi (TKY), insanların taleplerini karşılayabilmek adına kullanılmakta olan iş, insan, ürün ya da hizmet kalitelerinin sistemli bir yaklaşıma dayalı şekilde çalışanların katkı sağlaması ile gerçekleşmektedir. TKY dönemin gereksinimlerini yenilik ve ihtiyaçlar kapsamında talep ve isteklerin her zaman değişken olduğu müşteri potansiyelinde, müşteri ihtiyaçlarının belirlenmesi ve karşılanmasını ilkle edinmektedir. TKY'ye geçişte, bütün çalışanların kapsanacağı bir biçimde indirgenemeyen değişim çalışmalarının beklenen neticeyi vermesi de mümkün olmamaktadır. TKY, gelişme algısı ile müşterilerin beklentilerini tam anlamıyla karşılayabilmeyi amaç edinerek bu yönde bir yaklaşım benimsemiş olan ve insan odaklı bütün çalışmaların merkez noktasında yer alan bir çalışma şeklidir. İK ise bütün dünya da olduğu hali ile ülkemizde de gerektiği önemi görmeye başlamaktadır. İnsan kaynakları alanında son 10 sene içinde bir çok firma, konularını daha güçlü hale getirerek, maddi hedeflerinin yanı sıra, insan kaynaklarında da büyük ilerleme sağlamıştır. Küresel rekabet içinde yer alan güçlü insan kaynakları bu yarışın önemli bir parçasıdır. Performans değerlendirme sistemleri de özellikle İK kullanımı ile işverenler tarafınca oldukça sık kullanılmakta olan bir yöntem haline gelmiştir. İşletmelerin, küreselleşmekte olan ekonomilerinde, rekabet ortamının artışı hedeflerine en hızlı ve düzgün biçimde ulaşmalarında insan kaynaklarına ihtiyaçları ortaya çıkmıştır Anahtar Kelimeler: TKY, insan kaynakları, performans değerlendirme.
Total quality management is achieved through the contribution of employees who are based on a systematic approach to the quality of work, people, products or services being used to meet people's needs. Total quality management takes the requirements of the period first and foremost to meet and meet customer needs in terms of customer potential, where demands and demands are always variable within the scope of innovation and needs. Total quality management has focused on the goals and quality that have benefited in the name of their employees and society, achieving long-term customer satisfaction. Total quality management is a form of work that is at the center of all human-focused activities, with an aim of being able to fully meet the expectations of the customers with the development perception. Human resources are beginning to see the necessary importance in our country as well as in the whole world. In the last 10 years in the field of human resources, many companies have made their subjects stronger, making great progress in human resources as well as material goals. Strong human resources in global competition are an important part of this race. Performance appraisal systems have also become a widely used method, especially with the use of human resources. In globalizing economies, the need for human resources to reach the goals of increasing competition is fastest and smooth. Keywords: Total quality management, human resources, performance evaluation.
ASLI HAMİYE TÜRKAN
522224
Dumlupınar Üniversitesi
İşletme Ana Bilim Dalı
2018
Türkçe
Yüksek Lisans
Türk Tarihi Ana Bilim Dalı
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=fS4sqEZr79C_n60Rk6MjFZ15SAYw1h0JqG6FP1g_a0ddnrDPrM9m84RKOtuOUFh8
./data/pdfs/522224.pdf
1,550,196
true
true
true
2025-06-04T20:55:37.100597
2025-06-05T15:09:58.107852
2025-06-06T23:30:53.410743
2025-06-07T02:25:47.403177
## 3.4.4. Deneyim, İş Modeli ve Yapısal Yenlikler İş modeli gibi, iş modeli inovasyonu kavramı da henüz akademik kaynaklarda ortak bir tanıma ulaştırılamamıştır. Terim, teknolojinin ticarileşme olayı kapsamında Chesbrough ve Rosenbloom (2002) gibi bazı yazar tarafından kullanılmıştır. Chesbrough (2007), teknolojik gelişimin yüksek harcamalara yol açmasını, yeni teknolojilerin artan bir hızla metalaşmasına yol açtığını belirtmektedir. Ona göre başarının tek şartı artık ış modeli inovasyonuna odaklanmak olmuştur. Bu inovasyona dikkat çekmek üzere Chesbrough (2007), "Daha iyi bir iş modeli, her zaman daha iyi bir fikir veya ürüne karşı galıp gelir" ifadesini kullanmıştır. IBM'ın 2006 senesinde Global CEO çalışması, farklı inovasyon çeşitleri ve malı başarımları üzerindeki tesirlerini karşılaştırarak, iş modeli inovasyonunun diğer türlere kıyasla, karılığı daha çok yükselttiğini ortaya koymuştur (Barutçugil, 2002: 62). İş modeli inovasyonlarının, genel yıkıcı inovasyon yazınında söylenildiği gibi pazarları elde ederek rakiplerini ortadan kaldırma koşulu bulunmamaktadır. Orneğin, mali ticaret alanındaki online finans brokerlığı, sanayini alt dalını köktenci bir şekilde değiştirmesine rağmen pazarı elde etmemiştir. Markides (2008: 9-10), buradan hareketle, yeni iş modeli uygulamasının mutlaka en iyi politika olmayabileceği neticesine ulaşmaktadır. Nitekim iş modeli inovasyonunun tanımı ve pazarlarda hangı görevi üstlendiğine dair ortak bir görüş bulunmamaktadır. İş modeli inovasyonuna dair ifadeleri göstermek için burada iki şekil kullanacağız. Birincisi, bir iş modelinden başka bir modele geçmek için gereken evreleri yansıtan basit bir görseldir. Önce var olan model söz konusu olmakla birlikte ardından da iş modeli farklılıkları bulmak ve yerine getirmek için gerekli olan bir programlama süreci söz konusu olmaktadır. Neticede meydana yeni bir iş modeli çıkmaktadır (Açıkgöz, 2012: 15).
478238
30
138
{ "labels": [ { "class": "Metin", "confidence": 0.9562678337097168, "polygon": [ [ 1498, 2014 ], [ 1501, 246 ], [ 254, 243 ], [ 250, 2011 ] ] }, { "class": "Sayfa Numarası", "confidence": 0.8752080202102661, "polygon": [ [ 908, 2244 ], [ 908, 2195 ], [ 857, 2194 ], [ 857, 2244 ] ] } ] }
Üriner sistem enfeksiyonu ön tanılı bakteriyemik ve nonbakteriyemik hasta örneklerinden izole edilen escherichia coli kökenlerinde virülans genlerinin araştırılması / Investigation of virulence genes of escherichia coli strains isolated from bacteremic and non-bacteremic patient samples prediagnosed as urinary system infections
Üriner sistem enfeksiyonlarının en sık nedeni olan Escherichia coli aynı zamanda sepsise neden olan enfeksiyon etkenleri arasında en sık görülenlerden biridir. E. coli septisemisi sindirim sistemi perforasyonu, apandisit veya cerrahi girişimler sonrası gelişebileceği gibi üriner sistem enfeksiyonları sırasında kana yayılım da olabilir. E. coli'nin bir sistem veya doku için patojenitesini belirleyen unsur sahip oldukları bazı virülans faktörleri ve dolayısıyla bu faktörleri kodlayan genlerdir. E. coli'lerin sahip oldukları virülans faktörleri arasında adezinler, toksinler, invazinler, kapsül, hareket, dış membran proteinleri, serum direnci, sideroforlar ve biyofilm oluşturabilme yetenekleri sayılabilir. Bu virulans faktörlerinin bakteriyemiye katkısı tam olarak açıklanabilmiş değildir. Bu gerekçeyle bu çalışmada nonbakteriyemik üriner sistem enfeksiyonu (NBÜSE) ve bakteriyemik üriner sistem enfeksiyonu (BÜSE)'ye neden olan E. coli izolatlarında bazı virulans genlerinin varlıklarının belirlenmesi amaçlandı. NBÜSE ve BÜSE'ye neden olan 50'şer adet E. coli izolatı çalışmaya dahil edildi. Literatür araştırması sonucu farklı çalışmalarda bakteriyemiye katkısı olduğu rapor edilen 19 virülans gen veya allelinin (sfaS, kpsMTII K1, cnf1, sfa/focDE, papEF, ibeA, hlyA, kpsMTII, cdtB, focG PapGII, ompT, hlyD, cdt1, papA, papA allel F7-2, papA allel F8, papA allel F10 ve papA allel F16) varlığı polimeraz zincir reaksiyonu (PZR) ile araştırıldı. Ayrıca izolatlardaki chuA, yjaA genleri ve TSPE4.C2 DNA parçası varlığı aynı yöntemle araştırıldı ve çıkan sonuçlar dikotomöz karar ağacı ile değerlendirilerek izolatların filogenetik grupları belirlendi. İzolatların antibiyotik duyarlılıkları, Kirby-Bauer disk difüzyon yöntemi; GSBL varlığı kombinasyon disk difüzyon testi ile belirlendi. Çalışma sonucunda, papA, papGII, papEF, hlyA, hlyD ve cnf1 genleri BÜSE'ye neden olan suşlarda, NBÜSE'ye neden olan suşlara oranla anlamlı olarak fazla bulunmuştur. papA, papA allel F10, papGII, papEF, sfa/focDE, sfaS, focG, hlyA, hlyD, kpsMTII, kpsMTII K1, ibeA, cnf1 ve ompT genleri B2 filogenetik grubunda B2 olmayan filogenetik gruplara; cdtB geni B1 filogenetik grubunda B1 olmayan filogenetik gruplara oranla anlamlı oranda fazla gözlemlenmiştir. papA allel F10, ampisilin (AM), amoksisilin-klavulanik asit (AMC), piperasilin-tazobaktam (TZP), sefuroksim aksetil (CXA), sefiksim (CFM), sefotaksim (CTX), seftriakson (CRO), seftazidim (CAZ), sefepim (FEP), siprofloksasin (CIP) ve levofloksasin (LEV) dirençli suşlarda duyarlı suşlardan anlamlı oranda fazla gözlemlenmiştir. papEF, CIP ve LEV; Sfa/focDE, AM, AMC, CXA, CFM, CTX, CRO, CAZ, FEP, CIP, LEV ve trimetoprim süfametoksazol (SXT); sfaS, AMC; focG, AM, AMC, FEP, CIP, LEV ve SXT; kpsMTII, SXT; kpsMTII K1, AM, AMC, CXA, CFM, CTX, CRO, CAZ, FEP, gentamisin (CN), CIP, LEV ve SXT duyarlı suşlarda dirençli suşlardan anlamlı oranda fazla gözlemlenmiştir. papA allel F10 geni erkek hastalardan izole edilen suşlarda, kadın hastalardan izole edilen suşlardan; kpsMTII K1 geni ≤50 yaş hastalardan izole edilen suşlarda, >50 yaş hastalardan izole edilen suşlardan anlamlı olarak fazla bulunmuştur. Sonuç olarak, papA, papGII, papEF, hlyA, hlyD ve cnf1 genleri BÜSE'ye neden olan suşlarda daha yüksek oranda saptandı. Bu çalışma ile E. coli'nin bakteriyemiye neden olabileceğinin gösterilmesinde bu genlerden herhangi birinin biyomarker olamayacağı, ancak bazılarının varlığının bakteriyemi geliştirme olasılığını artırdığı öngörülmektedir. Ayrıca, genlerin var olmalarının ötesinde ekspresyon düzeylerinin de araştırılması gerektiği düşünülmektedir.
Escherichia coli, which is the most common cause of urinary system infections, is also one of the most common infectious agents causing sepsis. E. coli septicemia may occur after digestive system perforation, appendicitis or surgical intervention, as well as spread to the blood during urinary tract infections. Factors that determine the pathogenesis of E. coli for a system or tissue are some virulence factors and therefore genes that encoding these factors. Virulence factors of E. coli include adhesins, toxins, invasins, capsules, movement, outer membrane proteins, serum resistance, siderophores and biofilm formation abilities. Contribution to bacteriemia of these virulence factors has not been fully explained. For this reason, this study aimed to determine the presence of some virulence genes in E. coli isolates causing nonbacteremic urinary system infections (NBUSI) and bacteremic urinary system infections (BUSI). 50 E. coli isolates causing NBUSI and 50 causing BUSI were included in the study. The presence of 19 virulence genes or alleles (sfaS, kpsMTII K1, cnf1, sfa/focDE, papEF, ibeA, hlyA, kpsMTII, cdtB, focG PapGII, ompT, hlyD, cdt1, papA, papA allel F7-2, papA allel F8, papA allel F10 ve papA allel F16) that were reported to contribute to bacteriemia in different studies according to literature survey was investigated by polymerase chain reaction (PCR). In addition, the presence of the chuA, yjaA genes and TSPE4.C2 DNA fragment in the isolates was investigated by the same method and phylogenetic groups of the isolates were determined by evaluating the results with a dichotomous decision tree. Antibiotic susceptibilities of isolates was determined by Kirby-Bauer disc diffusion method. ESBL presence was determined by combination disc diffusion test. As a result, papA, papGII, papEF, hlyA, hlyD and cnf1 genes were found to be significantly higher in strains causing BUSI than strains causing NBUSI. papA, papA allel F10, papGII, papEF, sfa/focDE, sfaS, focG, hlyA, hlyD, kpsMTII, kpsMTII K1, ibeA, cnf1 ve ompT genes were significantly more abundant in the B2 phylogenetic group than in the non-B2 phylogenetic groups. cdtB gene was significantly more abundant in the B1 phylogenetic group than in the non-B1 phylogenetic groups. papA allel F10 gene was significantly more abundant among ampicillin (AM), amoxicillin-clavulanic acid (AMC), piperacillin-tazobactam (TZP), Cefuroxime axetil (CXA), cefixime (CFM), cefotaxim (CTX), ceftriaxone (CRO), ceftazidime (CAZ), cefepime (FEP), ciprofloxacin (CIP) and levofloxacin (LEV) resistant strains than susceptible strains. papEF gene was significantly more abundant among CIP and LEV susceptible strains than resistant strains. Sfa/focDE gene was significantly more abundant among AM, AMC, CXA, CFM, CTX, CRO, CAZ, FEP, CIP, LEV and trimethoprim sulfamethoxazole (SXT) susceptible strains than resistant strains. sfaS gene was significantly more abundant among AMC susceptible strains than resistant strains. focG gene was significantly more abundant among AM, AMC, FEP, CIP, LEV and SXT susceptible strains than resistant strains. kpsMTII gene was significantly more abundant among SXT susceptible strains than resistant strains. kpsMTII K1 gene was significantly more abundant among AM, AMC, CXA, CFM, CTX, CRO, CAZ, FEP, gentamicin (CN), CIP, LEV and SXT susceptible strains than resistant strains. papA allel F10 gene was found to be significantly higher in strains isolated from male patients than strains isolated from female patients. KpsMTII K1 gene was found to be significantly higher in strains isolated from patients aged ≤ 50 years than strains isolated from patients aged > 50 years. As a result, papA, papGII, papEF, hlyA, hlyD and cnf1 genes were found higher in strains causing BUSI. This study shows that, none of these genes can become biomarkers on its own at showing an isolate of E. coli can cause bacteriemia, but presence of some genes may indicate increases the probability of developing bacteraemia. Furthermore, it is thought that expression levels of the genes may have more importance than their existance.
ERHAN KONGUR
478238
Karadeniz Teknik Üniversitesi
Tıbbi Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı
2017
Türkçe
Tıpta Uzmanlık
Türk Tarihi Ana Bilim Dalı
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=7lOJX8w_8PRQU1mSHU6-jrURaqHW4TVm_YjDbnME_zYvFZpwX3XBRKFe0XugyqsS
./data/pdfs/478238.pdf
3,903,014
true
true
true
2025-06-04T20:55:37.591665
2025-06-05T15:15:47.148376
2025-06-06T23:30:54.581105
2025-06-07T02:25:47.828682
### 2.1.3.1.2.4. Dr Adezinler dra geni tarafından kodlanan bu adezinlerin P fimbrialardan farklı olarak daha çok sistit ile ilişkili oldukları görülmüştür. Sistide neden olan E. coli suşlarının %26-50'sinde Dr adezinlerine rastlamıştır (1, 3). #### 2.1.3.1.2.5. F1C Fimbria Adezyon, biyofilm oluşumu ve kolonizasyonda rolü olduğu gösterilen bu adezini foc geni kodlamaktadır. Bu virülans faktörü tüm üriner sistem enfeksiyonları ile ilişkili bulunmuştur (3, 27). #### 2.1.3.1.2.6. S Fimbria sfa geni tarafından kodlanan bu fimbrial adezinin adezyon ve kolonizasyonda rolü vardır. Bu adezin menenjit, septisemi ve sıklıkla ağır üst üriner sistem enfeksiyonları ile ilişkili bulunmuştur (3, 28). # 2.1.3.1.2.7. Auf Fimbria Adhezyon ve biyofilm oluşumunda görevli olan bu adezini auf geni kodlamaktadır. Bu virülans faktörü tüm üriner sistem enfeksiyonları ile ilişkili bulunmuştur (3). 2.1.3.2. Toksinler ## 2.1.3.2.1. Hemolizin Bu toksinin sentezi, posttranslasyonel modifikasyonu ve sekresyonu için 4 gen gereklidir. Hemolizinin sentezinde görev alan yapısal gen hlyA'dır. hlyA gen ürünü komşu gen olan hlyC geninin ürünü tarafından aktif formuna
586673
97
121
{ "labels": [ { "class": "Metin", "confidence": 0.940447986125946, "polygon": [ [ 1473, 1945 ], [ 1482, 308 ], [ 270, 301 ], [ 261, 1938 ] ] }, { "class": "Sayfa Numarası", "confidence": 0.8469594120979309, "polygon": [ [ 1509, 2210 ], [ 1509, 2160 ], [ 1449, 2160 ], [ 1449, 2210 ] ] } ] }
Öğrenme döngüsü yaklaşımının ilkokul öğrencilerinin fen ve teknoloji dersindeki akademik başarı tutum ve motivasyonlarına etkisinin incelenmesi / The investigation of the effect of learning cycle aproach on primary school students' academic achievement attidue and motivation in science and techonology lesson
Bu araştırmanın amacı Öğrenme Döngüsü Yaklaşımının ilkokul öğrencilerinin fen bilimleri dersi akademik başarı, tutum ve motivasyonlarına olan etkisi incelenmektedir. Çalışmanın örneklemini 2012-2013 öğretim yılında İzmir ili Karabağlar ilçesi Uzundere Sabiha Yorgancılar İlkokulunda öğrenim görmekte olan 4. Sınıf öğrencisi toplam 44 öğrenci oluşturmuştur. Araştırmada deneysel desen kullanılmış olup; bu desen deney ve kontrol gruplu ön-test, son-test ve kalıcılık testi şeklinde uygulanmıştır. Veri toplamada; akademik başarı testi, fen dersi tutum ölçeği ve fen dersi motivasyon ölçeği kullanılmıştır. Konular deney grubunda keşfetme, kavram tanıtımı ve uygulama olmak üzere üç aşamadan oluşan Öğrenme Döngüsü Yaklaşımına göre planlanan öğrenme etkinlikleri ile uygulama yapılırken, kontrol grubunda anlatım ve soru-cevap tekniklerine dayalı sunuş yoluyla öğretim methoduna dayalı planlanan öğrenme etkinlikleri kullanılmıştır. Verilerin test edilmesinde SPSS paket programında; bağımsız gruplar testi ve tekrarlı Ölçümler için 2 faktörtlü ANOVA kullanılmıştır. Analiz sonuçları Öğrenme Döngüsü Yaklaşımına göre düzenlenen öğrenme etkinliklerine katılan ışık ve ses ünitesi kazanımlarını öğrenmede, kontrol grubunda düzenlenen sunuş yoluyla öğretim etkinliklerine katılan öğrencilere göre daha başarılı olduklarını göstermiştir. Öğrenme Döngüsü Yaklaşımı ile öğrenim gören öğrencilerin fen bilimleri dersine ilişkin tutum ve motivasyonlarının da, kontrol grubu katılımcılarıyla karşılaştırıldığında anlamlı bir artış olduğu ve yapılan izleme testlerinde bu davranışı sürdürdükleri görülmektedir. Anahtar kelimeler: Öğrenme Döngüsü Yaklaşımı, Başarı, Tutum, Motivasyon, Fen Bilimleri
The main purpose of this study was to investigate the effect of Learning Cycle Approach on the academic achievement, attitude and motivation of primary school students. The sample of the study consisted of 44 students who were studying in Uzundere Sabiha Yorgancılar Primary School in Karabağlar district of İzmir province in 2012-2013 academic year. Experimental design was used in the research; this pattern was applied as pre-test, post-test and permanence test with experimental and control groups. In data collection; academic achievement test, science lesson attitude scale and science lesson motivation scale were used. In the experimental group, learning activities were carried out according to the Learning Cycle Approach consisting of three stages: exploration, term introduction and and conceptapplication, and in the control group, learning activities based on teaching method through presentation and question-answer techniques were used. In the SPSS package program for testing the data; independent groups test and 2-factor ANOVA were used for repeated measurements. The results of the analysis showed that they were more successful in learning the light and sound unit gains in the learning activities organized according to the Learning Cycle Approach than the students participating in the teaching activities through the presentation organized in the control group. It is seen that the attitudes and motivations of the students studying with the Learning Cycle approach have a significant increase when compared with the control group participants and they maintain this behavior in the follow-up tests. Keywords: Learning Cycle Approach, Success, Attitude, Motivation, Science Education
DAMLA DİLARA ÇİÇEK
586673
Ege Üniversitesi
İlköğretim Ana Bilim Dalı
2019
Türkçe
Yüksek Lisans
Türk Tarihi Ana Bilim Dalı
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=vjszP7PzV0HebcjFEvDfwKHwOBZ_Z8_hr2mdsEUSfhO88OZOSzwLrYhSFNC4lJXb
./data/pdfs/586673.pdf
1,883,613
true
true
true
2025-06-04T20:55:37.081896
2025-06-05T15:09:57.193412
2025-06-06T23:30:55.161963
2025-06-07T02:25:48.014993
5. Aşağıdakilerden hangisi ortamda bulunan ışık kaynaklarının varlığı nedeniyle ışık yayıyormuş gibi görünür? | A ) Tahta | B)Kumaş | |-----------|-----------| | C) A yna | D) Karton | ## 6. Aşağıdaki ışık kaynaklarından hangisi diğerlerine göre daha önce bulunmuştur? A ) A bajur B) Meşale C) Floresan D) Gaz Lambası 7. Fen ve Teknoloji dersinde öğretmen konuya giriş için bir etkinlik yapıyor. Bunun için, öğrencilere çevrelerindeki varlıkları görüp görmediklerini soruyor. Sonra laboratuvarın kalın siyah perdelerinin kapatıp soruyu tekrarlıyor. Daha sonra öğrencilerin sorulara verdikleri cevapları şu şekilde not ediyor: Rıza: Yapay ışık kaynakları doğal ışık kaynaklarından daha iyi görüş sağlar. Sema: İşığın yetersiz olduğu ortamda görme net olmaz. Veli : Cisimleri net görebilmek için ortamdaki ışık çok fazla olmalıdır. Bu bilgiler ışığında hangi öğrenci ya da öğrencilerin soruya verdiği cevap doğrudur? - A) Yalnız Rıza - B) Yalnız Veli - C) Yalnız Sema - D) Rıza, Sema ve Veli - 8. Aşağıdakilerden hangisi bir ışık kaynağı sayesinde çevresine ışık yayar? | A) Yıldırım | B) Ay | |----------------|--------| | C) Ateş Böceği | D) Mum |
371288
66
148
{ "labels": [ { "class": "Metin", "confidence": 0.9377260804176331, "polygon": [ [ 1424, 1930 ], [ 1451, 250 ], [ 241, 231 ], [ 214, 1911 ] ] }, { "class": "Sayfa Numarası", "confidence": 0.8545709848403931, "polygon": [ [ 874, 2237 ], [ 875, 2179 ], [ 811, 2177 ], [ 809, 2236 ] ] } ] }
Çalışanlarda örgütsel bağlılık ve iş doyumu / Organizational commitment and job satisfaction of workers
Hizmet sektörü çalışanlarında özellikle çalışanların memnuniyetinin sağlanması, hizmet verilen kesimin de memnuniyetini sağlayacağından dolayı çalışanların örgütlerine bağlılıklarının ve iş doyumlarının arttırılması son yıllarda örgütler için önem kazanmıştır. Çalışanların örgütsel bağlılıklarını etkileyen faktörlerin belirlenmesi ve bu faktörlerin önceliğinin belirlenerek örgütsel bağlılığı arttırma çalışmalarının yapılması örgütlerin devamlılığını sağladığı gibi, örgütlerin yararına olmaktadır. Çalışanların iş doyumlarının sağlanması çalışanlarda verimliliği arttırdığı gibi örgütün devamlılığını sağlamaktadır. Bu çalışmada, hasta insanlara tedavi hizmeti veren hastane çalışanlarının örgütsel bağlılıklarını ve iş doyumlarını etkileyen faktörler incelenmiştir.
Service sector workers, especially in the provision of employee satisfaction, service satisfaction, as it is also the sector organizational commitment and increasing the job satisfaction of employees gained importance in recent years for organizations. Identifying the factors that affect employees organizational commitment and organizational commitment of these factors increase the priority of the work done by determining ensure the continuity of the organization, as it is for the benefit of the organization. Job satisfaction is employees willing to work when they feel the happiness of the work which they are involved in. In this study, patients, hospital staff providing treatment services to the people of the factors affecting organizational commitment and job satisfaction were examined.
ASİYE KOÇAK
371288
Beykent Üniversitesi
İşletme Yönetimi Ana Bilim Dalı
2014
Türkçe
Yüksek Lisans
Türk Tarihi Ana Bilim Dalı
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=48XPj7KKQhKUgntkUiKO3L7CSfL_c0hsLsX53EBIFVp0hsMwNWfEhecPLW10An4A
./data/pdfs/371288.pdf
839,971
true
true
true
2025-06-04T20:55:37.473256
2025-06-05T15:12:57.301741
2025-06-06T23:30:56.688440
2025-06-07T02:25:48.287524
kurumlarından bekledikleri bir ödüllendirme şeklidir. Terfiler, çalışanların kurum içindeki gösterdikleri başarının ödülleridirler. Başarılı çalışanlar emeklerinin karşılığında örgüt tarafından ödüllendirilecekleri, daha üst mevkie gelecekleri beklentisine kapılırlar. Beklentilerinin gerçekleşmesi çalışanın performans ve motivasyonunu artırırken, çalışanın beklentilerinin gerçekleşmemesi çalışanda hayal kırıklığı, mutsuzluk, performans düşüklüğü, işi yavaşlatma, işi bırakmaya kadar varan hizmet kalitesini düşüren olaylara neden olmaktadır. Çalışanlar örgütlerinde zamanla yükselmek ve kariyer sahibi olmak istemektedirler. Çalışanlara bu imkan verildiğinde ise, işlerini daha iyi yapma arzusuyla işlerinde yüksek performans sergilemektedirler. Kariyer imkanını yakalayan kişi ise bu pozisyonunu koruyabilmek için daha çok çalışarak emek ve çaba sarf ederler. Çalışanlara sunulan kariyer imkanları onları mesleklerinden soğutmamalı, kuruma bağlılığı artırırken, mesleğe bağlılığı azaltmamalıdır. Bakan, bu konuda şunları ifade etmektedir: "Kariyer imkanları çalışanlara bilgi, beceri ve deneyimleri esas alınarak, aynı zamanda onların görüşlerine müracaat ederek sunulur ise çalışanlar örgütün karıyer sısteminin adil ve tarafsız olduğuna inanacak bunun sonucunda da yüksek iş tatmini ve örgütsel bağlılık düzeyine sahip olacaklardır. Ancak, bu durumun aksine terfi hak etmiş işgörenler yerine başkaları bu olanaklardan yararlandırılacak olunursa ve terfi kararlarına işgörenlerin katılımına imkan tanınmaz ise işgörenler örgütlerinin kariyer sisteminin adil ve tarafsız olduğuna inanmayacak ve bunun sonucunda ise ya düşük örgütsel bağlılık göstererek alternatif iş imkanları arayıp fırmadan ayrılacak ya da örgütte çalışmaya düşük iş tatmini ve performans düzeyi ile devam edeceklerdir." | Kariyer imkanını değerlendirirken yöneticilere duyulan güven ve yöneticinin adaletli olacağının bilinmesi fırsatı kaçıran personel için isteksizlik yaratmayacak ve eskisi gibi çalışmasını sağlayacaktır. Yeni işine başlayan kışı için aranılan özellikleri taşıdığını bilerek, daha itinalı ve sorumlu görev yapacaktır. Bakan, s.146
260502
36
90
{ "labels": [ { "class": "Sayfa Numarası", "confidence": 0.8520841002464294, "polygon": [ [ 1472, 2247 ], [ 1472, 2194 ], [ 1408, 2193 ], [ 1408, 2247 ] ] }, { "class": "Resim/Tablo Açıklaması", "confidence": 0.8416532278060913, "polygon": [ [ 841, 234 ], [ 841, 173 ], [ 200, 173 ], [ 200, 233 ] ] }, { "class": "Metin", "confidence": 0.6478064060211182, "polygon": [ [ 1499, 2157 ], [ 1502, 270 ], [ 118, 268 ], [ 115, 2155 ] ] } ] }
Kutan lupus eritematozus deri lezyonlarında matriks metalloproteinaz-9 düzeyleri / Matrix metalloproteinase-9 levels in cutaneous lupus erythematosus lesions
Lupus eritematozus (LE), genetik, hormonal ve çevresel faktörlerin etkileşimiyle ortaya çıkan, aktivasyon ve remisyon dönemleriyle seyreden kronik autoimmün bir sayrılıktır. Matriks metalloproteinazlar(MMP) hücre-matriks oluşumunu düzenleyen, proteolitik aktiviteleri sırasında çinko kullanan büyük bir enzim grubudur. Birçok normal biyolojik işlemde gerekli olmalarının yanı sıra inflamasyon ve artrit gibi patolojik olaylarda da rol oynarlar. MMP ailesinin en kompleks ve en büyük elemanı olan MMP-9, keratinosit ve monosit, doku makrofajları, polimorfonükleer lökositler ve bir grup malin hücre tarafından salınır; özgün doku inhibitörlerinden TIMP-1 tarafından inhibe edilir. Bazal membranın önemli bir bileşeni olan tip IV kollageni ayıran MMP-9, limfosit ve diğer lökositlerin kan ve limf dolaşımına girip çıkmasına olanak sağlar; ayrıca myelin bileşiklerini parçalayarak autoimmuniteyi başlatan epitopların ortaya çıkmasına neden olur. Sistemik LE (SLE) patogenezinde MMP-9'un rol oynadığı ileri sürülmektedir. Kutan LE (KLE) patogenezinde ise MMP ve TIMP'in rolü tam olarak bilinmemektedir. Bu çalışmada Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi Hastalıklar kliniğinde kutan lupus tanısı ile izlenen olguların lezyonel ve perilezyonel deri biyopsilerinde MMP-9, MMP-2 aktivite düzeyleri ve TIMP-1 düzeyleri ölçüldü. MMP-2 ve MMP-9 aktivite düzeyleri ve TIMP-1 düzeylerinin klinik, laboratuar bulgular ve kutan LE klinik şiddeti ile ilişkisi araştırıldı.Olguların lezyonel deri örneklerinde, normal deri ile karşılaştırıldığında MMP-2, MMP-9 ve pro MMP-9 aktiviteleri ve TIMP-1 düzeyleri anlamlı derecede yüksek olarak belirlendi(p=0,002; p=0,003; p=0,046). Kadın olgularda aktif/pro MMP-9 oranı erkek olgulara göre anlamlı olarak yüksek idi(p=0,038). Sigara kullanan olgularda kullanmayanlara göre aktif/pro MMP-9 oranı anlamlı derecede yüksek idi(p=0,026). Yaşı ortalamanın üzerinde olan olgularda aktif MMP-9 ve aktif/pro MMP-9 oranı genç olgulara göre anlamlı derecede yüksek olarak saptandı(p=0,014; p=0,003). Lezyon klinik şiddeti ile ANA pozitifliği, aktif/pro MMP-2 ve aktif/pro MMP-9 oranları arasında anlamlı pozitif korelasyon saptandı(p=0,04; p=0,027; p=0,015).Sonuç olarak bu veriler ışığında KLE patogenezinde MMP-2 ve MMP-9 aktivitelerindeki artışın rol oynadığı ve MMP-2 ve MMP-9 aktivitelerinin kutan sayrılık şiddetiyle ilişkili olduğu düşünülebilir. Ancak KLE patogenezinde MMP'ların tam olarak yerini ve kaynağını ortaya koyacak ileri çalışmalara gerek bulunmaktadır.
Lupus erythematosus (LE), a chronic autoimmune disease that progress with remissions and exacerbations is believed to result from the interplay of hormonal, environmental and genetic factors. Matrix metalloproteinases are a major group of enzymes that regulates cell-matrix composition by using zinc for their proteolytic activities. They are essential for various normal biological processes. Besides, they also play a role in pathological processes such as inflammation and arthritis. MMP-9 is the largest and most complex member of the MMP family and it is produced by selected cell types including keratinocytes, monocytes, tissue macrophages, polymorphonuclear leukocytes, and by a variety of malignant cells, while it is inhibited by specific tissue protein-the tissue inhibitor of matrix metalloproteinase-1 (TIMP-1). It cleaves type IV collagen which is the major component of the basal membranes; thus helps lymphocytes and other leukocytes to enter and leave the blood and lymph circulations. In addition, MMP-9 also cleaves myelin compounds leading to remnant epitopes that can generate autoimmunity. MMP-9 has been implied to participate in the pathogenesis of systemic LE. The role of MMP and TIMP in the pathogenesis of cutaneous LE (CLE) is elusive. Lesional and perilesional skin biopsies were obtained from 22 patients with CLE who had been followed by Dokuz Eylül University Department of Dermatology and Venerology clinic and concentrations of MMP-2, MMP-9 activity levels and TIMP-1 levels were investigated in skin biopsy specimens. The correlations between clinical, laboratory parameters and cutaneous disease severity with MMP-2, MMP-9 activity levels TIMP-1 levels were explored.In the lesional skin samples, MMP-2, MMP-9, pro MMP-9 and TIMP-1 levels were found to be significantly higher than that of the normal skin samples (p=0,002; p=0,003; p=0,046). Active/pro MMP-9 rate was significantly higher in female patients than the male patients(p=0,038). Active MMP-9 level and active/pro MMP-9 rate was significantly higher in patients who smoke (p=0,026). The patients with ages higher than the median level had significantly higher active MMP-9 and active/pro MMP-9 rate levels than younger patients (p=0,014; p=0,003).There was also a significantly positive correlation between lesional cutaneous disease severity and ANA positivity, active/pro MMP-2 and active/pro MMP-9 rates(p=0,04; p=0,027; p=0,015).In conclusion, the results of our study suggest that MMP-2 and MMP-9 activities play a role in the pathogenesis of CLE and the activities of skin MMP-2 and MMP-9 are correlated with cutaneous disease severity. Further studies are needed to confirm the exact role and source of MMP?s in cutaneous lupus erythematosus.
GÖKŞEN YÜCEL
260502
Dokuz Eylül Üniversitesi
Deri ve Zührevi Hast. Ana Bilim Dalı
2010
Türkçe
Tıpta Uzmanlık
Türk Tarihi Ana Bilim Dalı
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=ZeTyprYuef2HkaF3xt4wYuAQ0aQFRkfXk3GK3nr33muI7vr1qEGjiQhinZnMglxw
./data/pdfs/260502.pdf
737,561
true
true
true
2025-06-04T20:55:37.864496
2025-06-05T15:15:47.068417
2025-06-06T23:30:56.691234
2025-06-07T02:25:48.479097
## Tablo 1: Kutan Lupus Alan ve Şiddet İndeks (KLAŞİ) | | KUTAN TUTULUM | | | | |-------------------------------------------------|-------------------------------------------------------------------------------------------------|----------------------------------------------------------------|------------------------------------------------------------------------------------|-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------| | | AKTIVİTE | | HASAR | | | Lokalizasyon<br>Saçlı deri<br>Kulak | Eritem<br>(0-3)<br>0 yok<br>1 pembe<br>2 kırmızı<br>3koyu<br>kırmızı<br>/mor/krustalı/hemoragik | Skuam<br>(0-2)<br>0 yok<br>1 skuam<br>2verrukoz<br>hipertrofik | Pigmentasyon (Hipo ve/veya<br>Hiper)<br>(0-1)<br>0 yok<br>1 var | Sikatriks Atrofi<br>Pannikulit(0-2)<br>0 yok<br>1 sikatriks<br>şiddetli<br>2<br>atrofik<br>sikatris pannikuülit | | Y üzün diğer bölümleri | | | | | | Boyun V bölgesi | | | | | | Boyun<br>arka<br>kısım+omuz | | | | | | Göğüs | | | | | | Karın | | | | | | Sırt | | | | | | Kollar | | | | | | Eller | | | | | | Bacaklar | | | | | | A yaklar | | | | | | | MUKOZA TUTULUMU | | DİSPİGMENTASY ON | | | | (0-1) 0 yok 1 lezyon/ulserasyon | | (0-1) | | | | | | 0: 12 aydan kısa süreli | | | | | | 1: 12 aydan uzun süreli dispigmentas | | | | NONSİKATRİSY EL ALOPESİ | | SİKATRİSY EL ALOPESİ | | | Son 1 ayda saç dökülmesi (0 yok -1 var) | | | (0-6)<br>0 yok; 3 bir kadranda; 4 iki kadranda; 5 üç kadranda; 6<br>tüm saçlı deri | | | SİKATRİKSİZ ALOPESİ 0; yok 1; diffuz noninflam- | | | | | | 2; bir kadranda fokal 3; ≥1 kadranda fokal | | | | | | TOPLAM | AKTIVITE | | HA SA R | | | | Eritem + Skuam + Mukoza tutulumu + Alopesi | | Dispigmentasyon + Sikatriks +Sikatrisyel alopesi | |
478238
31
138
{ "labels": [ { "class": "Metin", "confidence": 0.9435317516326904, "polygon": [ [ 1493, 1830 ], [ 1499, 261 ], [ 278, 256 ], [ 273, 1826 ] ] }, { "class": "Sayfa Numarası", "confidence": 0.8973140716552734, "polygon": [ [ 914, 2246 ], [ 915, 2193 ], [ 853, 2192 ], [ 853, 2246 ] ] } ] }
Üriner sistem enfeksiyonu ön tanılı bakteriyemik ve nonbakteriyemik hasta örneklerinden izole edilen escherichia coli kökenlerinde virülans genlerinin araştırılması / Investigation of virulence genes of escherichia coli strains isolated from bacteremic and non-bacteremic patient samples prediagnosed as urinary system infections
Üriner sistem enfeksiyonlarının en sık nedeni olan Escherichia coli aynı zamanda sepsise neden olan enfeksiyon etkenleri arasında en sık görülenlerden biridir. E. coli septisemisi sindirim sistemi perforasyonu, apandisit veya cerrahi girişimler sonrası gelişebileceği gibi üriner sistem enfeksiyonları sırasında kana yayılım da olabilir. E. coli'nin bir sistem veya doku için patojenitesini belirleyen unsur sahip oldukları bazı virülans faktörleri ve dolayısıyla bu faktörleri kodlayan genlerdir. E. coli'lerin sahip oldukları virülans faktörleri arasında adezinler, toksinler, invazinler, kapsül, hareket, dış membran proteinleri, serum direnci, sideroforlar ve biyofilm oluşturabilme yetenekleri sayılabilir. Bu virulans faktörlerinin bakteriyemiye katkısı tam olarak açıklanabilmiş değildir. Bu gerekçeyle bu çalışmada nonbakteriyemik üriner sistem enfeksiyonu (NBÜSE) ve bakteriyemik üriner sistem enfeksiyonu (BÜSE)'ye neden olan E. coli izolatlarında bazı virulans genlerinin varlıklarının belirlenmesi amaçlandı. NBÜSE ve BÜSE'ye neden olan 50'şer adet E. coli izolatı çalışmaya dahil edildi. Literatür araştırması sonucu farklı çalışmalarda bakteriyemiye katkısı olduğu rapor edilen 19 virülans gen veya allelinin (sfaS, kpsMTII K1, cnf1, sfa/focDE, papEF, ibeA, hlyA, kpsMTII, cdtB, focG PapGII, ompT, hlyD, cdt1, papA, papA allel F7-2, papA allel F8, papA allel F10 ve papA allel F16) varlığı polimeraz zincir reaksiyonu (PZR) ile araştırıldı. Ayrıca izolatlardaki chuA, yjaA genleri ve TSPE4.C2 DNA parçası varlığı aynı yöntemle araştırıldı ve çıkan sonuçlar dikotomöz karar ağacı ile değerlendirilerek izolatların filogenetik grupları belirlendi. İzolatların antibiyotik duyarlılıkları, Kirby-Bauer disk difüzyon yöntemi; GSBL varlığı kombinasyon disk difüzyon testi ile belirlendi. Çalışma sonucunda, papA, papGII, papEF, hlyA, hlyD ve cnf1 genleri BÜSE'ye neden olan suşlarda, NBÜSE'ye neden olan suşlara oranla anlamlı olarak fazla bulunmuştur. papA, papA allel F10, papGII, papEF, sfa/focDE, sfaS, focG, hlyA, hlyD, kpsMTII, kpsMTII K1, ibeA, cnf1 ve ompT genleri B2 filogenetik grubunda B2 olmayan filogenetik gruplara; cdtB geni B1 filogenetik grubunda B1 olmayan filogenetik gruplara oranla anlamlı oranda fazla gözlemlenmiştir. papA allel F10, ampisilin (AM), amoksisilin-klavulanik asit (AMC), piperasilin-tazobaktam (TZP), sefuroksim aksetil (CXA), sefiksim (CFM), sefotaksim (CTX), seftriakson (CRO), seftazidim (CAZ), sefepim (FEP), siprofloksasin (CIP) ve levofloksasin (LEV) dirençli suşlarda duyarlı suşlardan anlamlı oranda fazla gözlemlenmiştir. papEF, CIP ve LEV; Sfa/focDE, AM, AMC, CXA, CFM, CTX, CRO, CAZ, FEP, CIP, LEV ve trimetoprim süfametoksazol (SXT); sfaS, AMC; focG, AM, AMC, FEP, CIP, LEV ve SXT; kpsMTII, SXT; kpsMTII K1, AM, AMC, CXA, CFM, CTX, CRO, CAZ, FEP, gentamisin (CN), CIP, LEV ve SXT duyarlı suşlarda dirençli suşlardan anlamlı oranda fazla gözlemlenmiştir. papA allel F10 geni erkek hastalardan izole edilen suşlarda, kadın hastalardan izole edilen suşlardan; kpsMTII K1 geni ≤50 yaş hastalardan izole edilen suşlarda, >50 yaş hastalardan izole edilen suşlardan anlamlı olarak fazla bulunmuştur. Sonuç olarak, papA, papGII, papEF, hlyA, hlyD ve cnf1 genleri BÜSE'ye neden olan suşlarda daha yüksek oranda saptandı. Bu çalışma ile E. coli'nin bakteriyemiye neden olabileceğinin gösterilmesinde bu genlerden herhangi birinin biyomarker olamayacağı, ancak bazılarının varlığının bakteriyemi geliştirme olasılığını artırdığı öngörülmektedir. Ayrıca, genlerin var olmalarının ötesinde ekspresyon düzeylerinin de araştırılması gerektiği düşünülmektedir.
Escherichia coli, which is the most common cause of urinary system infections, is also one of the most common infectious agents causing sepsis. E. coli septicemia may occur after digestive system perforation, appendicitis or surgical intervention, as well as spread to the blood during urinary tract infections. Factors that determine the pathogenesis of E. coli for a system or tissue are some virulence factors and therefore genes that encoding these factors. Virulence factors of E. coli include adhesins, toxins, invasins, capsules, movement, outer membrane proteins, serum resistance, siderophores and biofilm formation abilities. Contribution to bacteriemia of these virulence factors has not been fully explained. For this reason, this study aimed to determine the presence of some virulence genes in E. coli isolates causing nonbacteremic urinary system infections (NBUSI) and bacteremic urinary system infections (BUSI). 50 E. coli isolates causing NBUSI and 50 causing BUSI were included in the study. The presence of 19 virulence genes or alleles (sfaS, kpsMTII K1, cnf1, sfa/focDE, papEF, ibeA, hlyA, kpsMTII, cdtB, focG PapGII, ompT, hlyD, cdt1, papA, papA allel F7-2, papA allel F8, papA allel F10 ve papA allel F16) that were reported to contribute to bacteriemia in different studies according to literature survey was investigated by polymerase chain reaction (PCR). In addition, the presence of the chuA, yjaA genes and TSPE4.C2 DNA fragment in the isolates was investigated by the same method and phylogenetic groups of the isolates were determined by evaluating the results with a dichotomous decision tree. Antibiotic susceptibilities of isolates was determined by Kirby-Bauer disc diffusion method. ESBL presence was determined by combination disc diffusion test. As a result, papA, papGII, papEF, hlyA, hlyD and cnf1 genes were found to be significantly higher in strains causing BUSI than strains causing NBUSI. papA, papA allel F10, papGII, papEF, sfa/focDE, sfaS, focG, hlyA, hlyD, kpsMTII, kpsMTII K1, ibeA, cnf1 ve ompT genes were significantly more abundant in the B2 phylogenetic group than in the non-B2 phylogenetic groups. cdtB gene was significantly more abundant in the B1 phylogenetic group than in the non-B1 phylogenetic groups. papA allel F10 gene was significantly more abundant among ampicillin (AM), amoxicillin-clavulanic acid (AMC), piperacillin-tazobactam (TZP), Cefuroxime axetil (CXA), cefixime (CFM), cefotaxim (CTX), ceftriaxone (CRO), ceftazidime (CAZ), cefepime (FEP), ciprofloxacin (CIP) and levofloxacin (LEV) resistant strains than susceptible strains. papEF gene was significantly more abundant among CIP and LEV susceptible strains than resistant strains. Sfa/focDE gene was significantly more abundant among AM, AMC, CXA, CFM, CTX, CRO, CAZ, FEP, CIP, LEV and trimethoprim sulfamethoxazole (SXT) susceptible strains than resistant strains. sfaS gene was significantly more abundant among AMC susceptible strains than resistant strains. focG gene was significantly more abundant among AM, AMC, FEP, CIP, LEV and SXT susceptible strains than resistant strains. kpsMTII gene was significantly more abundant among SXT susceptible strains than resistant strains. kpsMTII K1 gene was significantly more abundant among AM, AMC, CXA, CFM, CTX, CRO, CAZ, FEP, gentamicin (CN), CIP, LEV and SXT susceptible strains than resistant strains. papA allel F10 gene was found to be significantly higher in strains isolated from male patients than strains isolated from female patients. KpsMTII K1 gene was found to be significantly higher in strains isolated from patients aged ≤ 50 years than strains isolated from patients aged > 50 years. As a result, papA, papGII, papEF, hlyA, hlyD and cnf1 genes were found higher in strains causing BUSI. This study shows that, none of these genes can become biomarkers on its own at showing an isolate of E. coli can cause bacteriemia, but presence of some genes may indicate increases the probability of developing bacteraemia. Furthermore, it is thought that expression levels of the genes may have more importance than their existance.
ERHAN KONGUR
478238
Karadeniz Teknik Üniversitesi
Tıbbi Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı
2017
Türkçe
Tıpta Uzmanlık
Türk Tarihi Ana Bilim Dalı
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=7lOJX8w_8PRQU1mSHU6-jrURaqHW4TVm_YjDbnME_zYvFZpwX3XBRKFe0XugyqsS
./data/pdfs/478238.pdf
3,903,014
true
true
true
2025-06-04T20:55:37.591665
2025-06-05T15:15:47.148376
2025-06-06T23:30:59.651088
2025-06-07T02:25:49.365493
dönüştürülmelidir. hlyB ve hlyD gen ürünleri üretilen toksinin sekresyonunu gerçekleştirirler (29, 30). Hemolizin eritrositleri hasara uğratabildiği gibi enflamatuar cevaba ve doku hasarına da yol açar. Bu toksin ökaryot hücrelerde porlar oluşturarak hücrelerin lizisine sebep olur. Bunun yanında böbrek hücrelerinde sitokin ve süperoksit üretimini arttırır, ATP'nin azalmasına neden olur. Sıklıkla ağır ve semptomatik üriner sistem enfeksiyonlarıyla ilişkili olduğu tespit edilmiştir (1, 3, 31-34). ## 2.1.3.2.2. C DT (C ytolethal Distending Toxin) CDT, birbirine komşu olan cdtA, cdtB ve cdtC genleri tarafından kodlanmaktadır. cdtB genlerindeki mevcut farklılıkları tanımlamak için de cdf1, cdt2 ve cdt3 primer çiftleri tasarlanmıştır. CDT hücrelerin apopitoza uğrayarak ölümlerine yol açar. Bu toksin üriner sistem enfeksiyonları ile ilişkilidir (3, 27, 35). ## 2.1.3.2.3. CNF 1 (Cytotoic Necrotizing Factor 1) İnvazyon, mesane hücre apopitozisi, beyin epitel hücre lizisi ve hücrelerin fonksiyon bozukluğunda rolü olan bu toksin cnf'l geni tarafından kodlanmaktadır. Bu toksin şiddetli üriner sistem enfeksiyonları ve menenjit ile ilişkilidir (1, 3, 36, 37). 2.1.3.3. İnvazinler 2.1.3.3.1. ibeA ibeA geni tarafından kodlanan bu virülans faktörü beyinin mikrovasküler endoteline invazyonda fonksiyon görmektedir (22, 38).
371288
67
148
{ "labels": [ { "class": "Metin", "confidence": 0.9161497354507446, "polygon": [ [ 1469, 2092 ], [ 1479, 240 ], [ 217, 233 ], [ 207, 2085 ] ] }, { "class": "Sayfa Numarası", "confidence": 0.8847803473472595, "polygon": [ [ 874, 2236 ], [ 875, 2182 ], [ 812, 2180 ], [ 811, 2234 ] ] } ] }
Çalışanlarda örgütsel bağlılık ve iş doyumu / Organizational commitment and job satisfaction of workers
Hizmet sektörü çalışanlarında özellikle çalışanların memnuniyetinin sağlanması, hizmet verilen kesimin de memnuniyetini sağlayacağından dolayı çalışanların örgütlerine bağlılıklarının ve iş doyumlarının arttırılması son yıllarda örgütler için önem kazanmıştır. Çalışanların örgütsel bağlılıklarını etkileyen faktörlerin belirlenmesi ve bu faktörlerin önceliğinin belirlenerek örgütsel bağlılığı arttırma çalışmalarının yapılması örgütlerin devamlılığını sağladığı gibi, örgütlerin yararına olmaktadır. Çalışanların iş doyumlarının sağlanması çalışanlarda verimliliği arttırdığı gibi örgütün devamlılığını sağlamaktadır. Bu çalışmada, hasta insanlara tedavi hizmeti veren hastane çalışanlarının örgütsel bağlılıklarını ve iş doyumlarını etkileyen faktörler incelenmiştir.
Service sector workers, especially in the provision of employee satisfaction, service satisfaction, as it is also the sector organizational commitment and increasing the job satisfaction of employees gained importance in recent years for organizations. Identifying the factors that affect employees organizational commitment and organizational commitment of these factors increase the priority of the work done by determining ensure the continuity of the organization, as it is for the benefit of the organization. Job satisfaction is employees willing to work when they feel the happiness of the work which they are involved in. In this study, patients, hospital staff providing treatment services to the people of the factors affecting organizational commitment and job satisfaction were examined.
ASİYE KOÇAK
371288
Beykent Üniversitesi
İşletme Yönetimi Ana Bilim Dalı
2014
Türkçe
Yüksek Lisans
Türk Tarihi Ana Bilim Dalı
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=48XPj7KKQhKUgntkUiKO3L7CSfL_c0hsLsX53EBIFVp0hsMwNWfEhecPLW10An4A
./data/pdfs/371288.pdf
839,971
true
true
true
2025-06-04T20:55:37.473256
2025-06-05T15:12:57.301741
2025-06-06T23:31:00.918839
2025-06-07T02:25:49.765346
Günümüzde çoğu işletme hala işverenler ve yöneticilerin uyguladığı terfi sistemleriyle örgütler içindeki çalışanların statüleri değiştirilmektedirler. Bu terfi sisteminde yöneticiler, çalışkan olduğuna inandıkları, daha evvel çalışıp memnun kaldıkları ya da bir tanıdığı olduğu için o çalışanın terfi etmesini sağlarlar. Bu tür terfi sisteminin en büyük dezavantajı ön yargıdır. Çalışamlar, yöneticilerin düşüncelerinde, bir defaya mahsus olsa da verilen bir görevi başarı ile tamamlayamamışsa terfi etmesi çok zor bir olasılık haline gelir. Çalışanlar ne kadar başarılı projeler yapsa da hak ettiği terfiyi alamayabilirler. Orgütü için inanılmaz faydaları olan çalışanlar terfi hakkını elde edemeyince bir süre sonra motivasyonu ve iş tatmını düşer ve sonunda örgütten ayrılırlar. Yöneticilerin ön yargısından haberdar olan çalışanlar baskıdan dolayı bir süre sonra daha fazla hata yapmaya başlarlar. Yöneticiler gerçekten iyi performanslarını yakından izledikleri, bireysel olarak da anlaşabildikleri çalışanları örgütte terfi ettirerek önemli bir pozisyona getirmeleri bu terfi sisteminin avantajı olarak görülebilir. Doğru tercih yapıldığında örgüt içerisinde uyum ilişkileri açısından bu tür terfilendirmeler önemlidirler. Çalışanların terfi olanakları desteklenmeli, terfi planlama ve geliştirme sistemleri hayata geçirilmeli, örgütler tarafından çalışanlara bu konuda sürekli bir yol göstericilik yapılmalı ve imkan tanınmalıdır. Çalışanlar daha üst görevlere gelme isteğine karşın, örgütler içerisinde bu isteklerinin tümünü karşılayacak kadar mevki bulunmamaktadır. Orgüt hiyerarşileri piramit şekline benzerler. Yani örgüt yapısının zırvesine yakın olan az sayıda mevki ve bu mevkilere talip olan çok sayıda çalışan vardır. Bu durumda çoğu çalışan ne kadar iyi çalışsa da, ne kadar tecrübe ve bilgi sahibi olsa da, hiyerarşik yapının belli bir noktasında kalacaklardır. Terfiler çalışanların sorumluluklarını arttırarak eğitimini daha iyi kullanabileceği bir pozisyona getirmekten ibarettir. Onemli olan doğru kişilerin doğru işlere yerleştirilmesi ve örgütün daha profesyonel çalışanlara sahip olmasıdır. Hastanelerde çalışanlar farklı meslek gruplarında çalışmaktadırlar. Hastane çalışanlarının hastane içerisinde atanacakları mevkilerin az olmasından dolayı terfi imkanları azalmaktadır. Çoğu hastane çalışanı meslek hayatları boyunca hiç terfi almadan aynı konumda çalışabilmektedirler. Genellikle uzman doktorların hastane
260502
37
90
{ "labels": [ { "class": "Metin", "confidence": 0.9530481696128845, "polygon": [ [ 1456, 2071 ], [ 1466, 273 ], [ 167, 266 ], [ 157, 2064 ] ] }, { "class": "Sayfa Numarası", "confidence": 0.896691083908081, "polygon": [ [ 1467, 2246 ], [ 1468, 2194 ], [ 1411, 2194 ], [ 1411, 2246 ] ] } ] }
Kutan lupus eritematozus deri lezyonlarında matriks metalloproteinaz-9 düzeyleri / Matrix metalloproteinase-9 levels in cutaneous lupus erythematosus lesions
Lupus eritematozus (LE), genetik, hormonal ve çevresel faktörlerin etkileşimiyle ortaya çıkan, aktivasyon ve remisyon dönemleriyle seyreden kronik autoimmün bir sayrılıktır. Matriks metalloproteinazlar(MMP) hücre-matriks oluşumunu düzenleyen, proteolitik aktiviteleri sırasında çinko kullanan büyük bir enzim grubudur. Birçok normal biyolojik işlemde gerekli olmalarının yanı sıra inflamasyon ve artrit gibi patolojik olaylarda da rol oynarlar. MMP ailesinin en kompleks ve en büyük elemanı olan MMP-9, keratinosit ve monosit, doku makrofajları, polimorfonükleer lökositler ve bir grup malin hücre tarafından salınır; özgün doku inhibitörlerinden TIMP-1 tarafından inhibe edilir. Bazal membranın önemli bir bileşeni olan tip IV kollageni ayıran MMP-9, limfosit ve diğer lökositlerin kan ve limf dolaşımına girip çıkmasına olanak sağlar; ayrıca myelin bileşiklerini parçalayarak autoimmuniteyi başlatan epitopların ortaya çıkmasına neden olur. Sistemik LE (SLE) patogenezinde MMP-9'un rol oynadığı ileri sürülmektedir. Kutan LE (KLE) patogenezinde ise MMP ve TIMP'in rolü tam olarak bilinmemektedir. Bu çalışmada Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi Hastalıklar kliniğinde kutan lupus tanısı ile izlenen olguların lezyonel ve perilezyonel deri biyopsilerinde MMP-9, MMP-2 aktivite düzeyleri ve TIMP-1 düzeyleri ölçüldü. MMP-2 ve MMP-9 aktivite düzeyleri ve TIMP-1 düzeylerinin klinik, laboratuar bulgular ve kutan LE klinik şiddeti ile ilişkisi araştırıldı.Olguların lezyonel deri örneklerinde, normal deri ile karşılaştırıldığında MMP-2, MMP-9 ve pro MMP-9 aktiviteleri ve TIMP-1 düzeyleri anlamlı derecede yüksek olarak belirlendi(p=0,002; p=0,003; p=0,046). Kadın olgularda aktif/pro MMP-9 oranı erkek olgulara göre anlamlı olarak yüksek idi(p=0,038). Sigara kullanan olgularda kullanmayanlara göre aktif/pro MMP-9 oranı anlamlı derecede yüksek idi(p=0,026). Yaşı ortalamanın üzerinde olan olgularda aktif MMP-9 ve aktif/pro MMP-9 oranı genç olgulara göre anlamlı derecede yüksek olarak saptandı(p=0,014; p=0,003). Lezyon klinik şiddeti ile ANA pozitifliği, aktif/pro MMP-2 ve aktif/pro MMP-9 oranları arasında anlamlı pozitif korelasyon saptandı(p=0,04; p=0,027; p=0,015).Sonuç olarak bu veriler ışığında KLE patogenezinde MMP-2 ve MMP-9 aktivitelerindeki artışın rol oynadığı ve MMP-2 ve MMP-9 aktivitelerinin kutan sayrılık şiddetiyle ilişkili olduğu düşünülebilir. Ancak KLE patogenezinde MMP'ların tam olarak yerini ve kaynağını ortaya koyacak ileri çalışmalara gerek bulunmaktadır.
Lupus erythematosus (LE), a chronic autoimmune disease that progress with remissions and exacerbations is believed to result from the interplay of hormonal, environmental and genetic factors. Matrix metalloproteinases are a major group of enzymes that regulates cell-matrix composition by using zinc for their proteolytic activities. They are essential for various normal biological processes. Besides, they also play a role in pathological processes such as inflammation and arthritis. MMP-9 is the largest and most complex member of the MMP family and it is produced by selected cell types including keratinocytes, monocytes, tissue macrophages, polymorphonuclear leukocytes, and by a variety of malignant cells, while it is inhibited by specific tissue protein-the tissue inhibitor of matrix metalloproteinase-1 (TIMP-1). It cleaves type IV collagen which is the major component of the basal membranes; thus helps lymphocytes and other leukocytes to enter and leave the blood and lymph circulations. In addition, MMP-9 also cleaves myelin compounds leading to remnant epitopes that can generate autoimmunity. MMP-9 has been implied to participate in the pathogenesis of systemic LE. The role of MMP and TIMP in the pathogenesis of cutaneous LE (CLE) is elusive. Lesional and perilesional skin biopsies were obtained from 22 patients with CLE who had been followed by Dokuz Eylül University Department of Dermatology and Venerology clinic and concentrations of MMP-2, MMP-9 activity levels and TIMP-1 levels were investigated in skin biopsy specimens. The correlations between clinical, laboratory parameters and cutaneous disease severity with MMP-2, MMP-9 activity levels TIMP-1 levels were explored.In the lesional skin samples, MMP-2, MMP-9, pro MMP-9 and TIMP-1 levels were found to be significantly higher than that of the normal skin samples (p=0,002; p=0,003; p=0,046). Active/pro MMP-9 rate was significantly higher in female patients than the male patients(p=0,038). Active MMP-9 level and active/pro MMP-9 rate was significantly higher in patients who smoke (p=0,026). The patients with ages higher than the median level had significantly higher active MMP-9 and active/pro MMP-9 rate levels than younger patients (p=0,014; p=0,003).There was also a significantly positive correlation between lesional cutaneous disease severity and ANA positivity, active/pro MMP-2 and active/pro MMP-9 rates(p=0,04; p=0,027; p=0,015).In conclusion, the results of our study suggest that MMP-2 and MMP-9 activities play a role in the pathogenesis of CLE and the activities of skin MMP-2 and MMP-9 are correlated with cutaneous disease severity. Further studies are needed to confirm the exact role and source of MMP?s in cutaneous lupus erythematosus.
GÖKŞEN YÜCEL
260502
Dokuz Eylül Üniversitesi
Deri ve Zührevi Hast. Ana Bilim Dalı
2010
Türkçe
Tıpta Uzmanlık
Türk Tarihi Ana Bilim Dalı
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=ZeTyprYuef2HkaF3xt4wYuAQ0aQFRkfXk3GK3nr33muI7vr1qEGjiQhinZnMglxw
./data/pdfs/260502.pdf
737,561
true
true
true
2025-06-04T20:55:37.864496
2025-06-05T15:15:47.068417
2025-06-06T23:31:01.326548
2025-06-07T02:25:49.888583
Ancak KLAŞI'nin lezyonel indurasyonu değerlendirmediği nodular lezyonları göz önüne almadığı da dikkati çekmiş ve sayrılık aktivitesi için eritem, skuam yanında indurasyonun da değerlendirilmesi önerilmiştir(58). ## 2.1.8. Serolojik Testler Hastaların %90'ından fazlasında immunflorasan inceleme (IF) ile ANA pozitifiliği saptanır. IF boyanma paterni homojen, membranöz, benekli, nukleer veya sentromerik olarak tanımlanır(2). Sentromerik patern Raynaud ve sınırlı Skleroderma ile ilişkilidir; homojen patern anti-histone ile oluşurur. Anti-RNP, anti-Ro ve anti-La nükleer benekli patem oluştururken, anti-dsDNA periferal ve anti-ribozomal P antikorları ise sitoplazmik veya nukleolar patern oluşturmaktadır. SLE'li olguların %5'inde, diğer konnektif doku saynılıkları olan olgularda ise çoğunlukla nukleolar ANA paterni izlenir(59). ANA 1:160 ve daha üst titrelerde negatifse SLE olasılığı düşüktür. Pozitif ANA, bir kişide autoimmun sayrılık olduğunu göstermez ancak klinik korelasyonun gerekli olduğunu gösterir(59). Sağlıklı kişilerin yaklaşık %30'unda 1/40 pozitiflik saptanabilmektedir(1). ANA pozitif saptandığında serum, standart titrelerle mevcut antikor miktarını bulmak için dilue edilir. Titreler sıklıkla sayrılık aktivitesi hakkında nadiren fikir vermektedir. Buna karşın antidsDNA titreleri ve anti histon antikorlar özellikle sistemik immun aktivasyonun miktarındaki azalmada, böbrek sayrılığında ve ilaç ilişkili LE'nin izleminde kullanılır(2). Pozitif ANA SLE'li olguların %95'inde bulunur, geri kalan %5'inde ise ANA negatif ancak anti-Ro (SSA) pozitiftir. Yani ANA ve anti-Ro negatifse SLE dışlanabilir. ANA makul bir titrede pozitif ve 3 nesnel ARA kriteri (eklem şişliği, perikardıt, nefrit gibi) varsa SLE tanısı konabilir(2). Tiroid saynılıkları (Graves, Hashimato) ve diğer sayrılıklarda da pozitif ANA saptanabilir. Yaşla da yanlış pozitiflik oranı artmaktadır. Antı nativ dsDNA antikorları SLE için özgün antıkorlardır ancak olguların %40-90'ında saptamırlar(59). Tek sarmallı DNA'ya karşı oluşan antikorlar ise özgün değildir (2). Anti-Sm antikorları olguların %10-30' unda bulunur ve ciddi renal ve SSS tutulumu ile ilişkildir(2). SLE için özgündür ancak düşük titrede başka saynlıklarda da pozitif olabilir. Antı-Sm antikorları, anti-RNP olmaksızın nadıren tek başına bulunur. Normal bireylerde çok nadır bulunur ve SLE tanısından yaklaşık 1,5 yıl önce ortaya çıkmaktadır(59). Anti-Sm, U1 RNP nükleer antigenin (ENA) bir parçasıdır. Anti-U1-RNP miks konnektif doku sayrılığı için
463940
74
112
{ "labels": [ { "class": "Metin", "confidence": 0.9344178438186646, "polygon": [ [ 1502, 1978 ], [ 1506, 261 ], [ 207, 259 ], [ 204, 1975 ] ] }, { "class": "Sayfa Numarası", "confidence": 0.8905519843101501, "polygon": [ [ 945, 2100 ], [ 946, 2051 ], [ 885, 2050 ], [ 884, 2099 ] ] } ] }
Kifoplasti ve vertebroplasti operasyonlarının klinik ve radyolojik olarak değerlendirilmesi / Clinical and radiological evaluation of kyphoplasty and vertebroplasty operations
Giriş ve Amaç: Bu çalışma osteoporoz ve tümör nedenli vertebra korpus fraktürleri olan hastalara yapılan perkütanöz vertebroplasti (PVP) veya balon kifoplastiden (BKP) sonra preoperatif ve postoperatif klinik ve radyolojik sonuçlarını değerlendirmek için yapılmıştır. Omurga fraktürlerinde konservatif ve cerrahi metodlar tedavide tek başına ya da birlikte kullanılabilirken, tedavide amaç anatomik redüksiyon sağlamak, spinal deformiteyi önlemek, ağrıyı azaltmak, vertebra yüksekliğini yeniden sağlamak ve erken mobilizasyon ile hastanın günlük aktivitelerine geri dönmesini sağlamaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada 2011-2016 yılları arasında Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Kliniği' nde perkütan vertebroplasti ve balon kifoplasti uygulanan toplam 65 hasta değerlendirmeye alındı. Olgular tedavi amacıyla kliniğe yatırıldıklarında Visual Analog Skala (VAS), Oswestry Dizabilite Sorgulaması (ODS) değerleri kaydedildi. Bu çalışmaya alınan 65 olgunun 44'i kadın (%67,7), 21'i erkek (%32,3) olup, PKP/BKP işlemi uygulanmıştır ve bu hastaların 63' ü osteoporotik, 2'si tümör nedeniyle gelişen vertebra kompresyon kırıklarıydı. Olguların radyolojik değerlendirmeleri ise T1, T2, STIR sekans torakolomber MRG, BT ve radyografi ile preoperatif ve postoperatif olarak değerlendirildi. İşlem yapılan 65 seviyenin dağılımı; Th8 seviyesine 1 (%1,5), Th10 seviyesine 3 (%4,6), Th11 seviyesine 4 (%6,2), Th12 seviyesine 19 (%29,2), L1 seviyesine 11 (%17), L2 seviyesine 13 (%20), L3 seviyesine 7 (%10,8), L4 seviyesine 6 (%9,2), L5 seviyesine 1 (%1,5) seviye şeklindeydi. Bulgular: Olguların başlıca semptomu ağrı olup PVP/BKP ile ortalama VAS skorları; 7,9' dan 2' ye gerilemiştir (p<0,05). Preoperatif ODS 36,5' den postoperatif 28,1' e gerilemiştir. Vertebra korpus açısındaki ortalama düzelme oranı 2,2o olarak ölçülmüştür. Sement sızıntısı ile VAS ve ODS arasında belirgin v korelasyon saptanamamıştır (p>0,05), verilen sement miktarı ile ağrı iyileşmesi arasında belirgin korelasyon saptanmıştır (p<0,05). Sonuç: Osteoporotik ve tümore bağlı VKF' lerinde PVP/BKP ağrı iyileşmesi, vertebra korpus yükseklik restorasyonu ve kifozun düzelmesinde güvenilir ve etkili bir tedavi şeklidir. Uygulanan sement miktarının artırılması sement sızıntısını artırırken, kifoz düzelmesi ve vertebra korpus yükseklik restorasyonunu aynı oranda düzeltmemektedir.
Purpose: This study has been done to evaluate preoperative and postoperative clinical and radiological results after percutanous vertebroplasty (PVP) or balloon kyphoplasty (BKP) in patients with VBCF secondary to osteoporosis and metastasis. Treatment goals of osteoporotic vertebra compression fractures by both conservative and surgical measures are anatomic reduction, prevention of spinal deformity, cessation of pain, restoration of vertebral height and provision of daily living activities of patients by providing stable fixation and early mobilization. Material and Methods: We have evaluated 65 patients who underwent PVP/BKP procedure in Canakkale 18 March University Neurosurgery Clinic between the years 2011 and 2016. The preoperative Visual Analog Scale and Oswestry Disability Questionaire values were recorded. PVP/BKP was applied in 65 cases, including osteoporosis in 63 cases, and tumor invasion in 2 cases. There was 44 female (67,7%), and 21 male (32,3%). The radiological evaluation was done using spinal MR imaging (T1, T2, STIR sequences), CT, and plain radiography. The distribution of the sixty five vertebrae treated with PVP and BKP procedures; Th8 level 1 (1,5%), Th10 level 3 (4,6%), Th11 level 4 (6,2%), Th12 level 19 (29,2%), L1 level 11 (17%), L2 level 13 (20%), L3 level 7 (10,8%), L4 level 6 (9,2%), L5 level 1 (1,5%), respectively. Results: The major symptom was pain. The mean VAS scores had reduced from 7.9 preoperatively to 2 postoperatively (p<0.05). Preoperative ODI reduced from 36,5% preoperatively to 28,1% postoperatively. The mean restoration rate was found to be 33.0 %. The mean correction rate in vertebral body angle was measured to be 5.6o. While a significant correlation (p<0.05) was found between the amount of the injected cement and pain recovery, no significant correlation was determined between sement leakage with VAS and ODS (p>0.05). vii Conclusion: Kyphoplasty is a reliable and effective method in pain relief, providing vertebral body height restoration and kyphosis correction. This study revealed that the more amount of the injected cement, the higher rate of the cement leakage. The current study also demonstrated that there was no correlation between the amount of the cement and kyphosis correction rate.
ÖZBEY ŞAFAK
463940
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi
Beyin ve Sinir Cerrahisi Ana Bilim Dalı
2017
Türkçe
Tıpta Uzmanlık
Türk Tarihi Ana Bilim Dalı
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=q3-d9QtLoVA2OMExHSkJpSSRtg3w3aXJ7C5vf6RY8PIk63C6ChQ6EzgfyEOK8YeS
./data/pdfs/463940.pdf
2,695,670
true
true
true
2025-06-04T20:55:37.572017
2025-06-05T15:12:56.457191
2025-06-06T23:31:03.027590
2025-06-07T02:25:50.497721
hastanın skoru = (36/50) x 100 olarak bulunur. Eğer aynı puanı almış olan bir başka hasta testin örneğin 7. ve 8. sorularına cevap vermedi ise yanıtlamadıysa maksimum puan 10 düşeceğinden hastanın skoru =(36/40) x 100 olarak bulunur. Elde edilen yüzde değerlerinin yorumlanması; %0 ile %20 Bel ağrısı hastanın yaşamında önemli bir problem oluşturmuyor. %20 ile %40 Bel ağrısı hastanın günlük yaşamını hafif derecede kısıtlıyor %40 ile %60 Bel ağrısı hastanın günlük yaşamını ileri derecede kısıtlıyor %60% ile %80 Bel ağrısı nedeniyle hastanın günlük yaşamı tamamen kısıtlanmış %80 ile %100 Y atağa bağımlı hasta (veya semptomlar abartılıyor) Radyolojik olarak değerlendirme amacıyla lomber bölge ve torakal bölge için sırasıyla lumbosakral ve dorsal röntgen grafileri, lomber ve torakal bölge manyetik rezonans görüntüleme yağ baskılı sekans (STIR - short tau inversion recovery) ile beraber kullanılmıştır. Saptanan fraktürün hareketliliği saptamak için ise fleksiyon, ekstansiyon radyografiler eklenmiştir. Fraktür sayısı, spinal kanal bası durumunu ve intravertebral yarık varlığını tespit etmek için; T1, T2 aksiyel-sagittal kesit MRG ayrıca vertebral ödemi göstermek içinde STIR sekans torakolomber MRG kullanılmıştır. Operasyon sonrası değerlendirme amacıyla takiplerinde torakolomber BT, postop lateral ve anterior-posterior radyografi kullanılmıştır. Röntgen grafileri ile vertebra korpus yükseklik kaybı, vertebra korpus yükseklik restorasyonu, vertebral korpus açısı ölçümleri uygulanmıştır. Vertebra korpusunun anterior ve posterior duvarlarındaki yükseklik değişimleri operasyon öncesi ve sonrası görüntüler incelenerek değerlendirilmiştir. 59
522224
94
129
{ "labels": [ { "class": "Metin", "confidence": 0.938224732875824, "polygon": [ [ 1522, 2011 ], [ 1532, 288 ], [ 272, 281 ], [ 262, 2004 ] ] }, { "class": "Sayfa Numarası", "confidence": 0.8879365921020508, "polygon": [ [ 1509, 202 ], [ 1510, 146 ], [ 1447, 145 ], [ 1446, 201 ] ] } ] }
An analysis of the relationship between total quality management based human resource management practices and innovation / Toplam Kalite Yönetimi temelli İnsan Kaynakları yönetimi ve Yenilik kavramı ilişkisinin analizi
Toplam kalite yönetimi (TKY), insanların taleplerini karşılayabilmek adına kullanılmakta olan iş, insan, ürün ya da hizmet kalitelerinin sistemli bir yaklaşıma dayalı şekilde çalışanların katkı sağlaması ile gerçekleşmektedir. TKY dönemin gereksinimlerini yenilik ve ihtiyaçlar kapsamında talep ve isteklerin her zaman değişken olduğu müşteri potansiyelinde, müşteri ihtiyaçlarının belirlenmesi ve karşılanmasını ilkle edinmektedir. TKY'ye geçişte, bütün çalışanların kapsanacağı bir biçimde indirgenemeyen değişim çalışmalarının beklenen neticeyi vermesi de mümkün olmamaktadır. TKY, gelişme algısı ile müşterilerin beklentilerini tam anlamıyla karşılayabilmeyi amaç edinerek bu yönde bir yaklaşım benimsemiş olan ve insan odaklı bütün çalışmaların merkez noktasında yer alan bir çalışma şeklidir. İK ise bütün dünya da olduğu hali ile ülkemizde de gerektiği önemi görmeye başlamaktadır. İnsan kaynakları alanında son 10 sene içinde bir çok firma, konularını daha güçlü hale getirerek, maddi hedeflerinin yanı sıra, insan kaynaklarında da büyük ilerleme sağlamıştır. Küresel rekabet içinde yer alan güçlü insan kaynakları bu yarışın önemli bir parçasıdır. Performans değerlendirme sistemleri de özellikle İK kullanımı ile işverenler tarafınca oldukça sık kullanılmakta olan bir yöntem haline gelmiştir. İşletmelerin, küreselleşmekte olan ekonomilerinde, rekabet ortamının artışı hedeflerine en hızlı ve düzgün biçimde ulaşmalarında insan kaynaklarına ihtiyaçları ortaya çıkmıştır Anahtar Kelimeler: TKY, insan kaynakları, performans değerlendirme.
Total quality management is achieved through the contribution of employees who are based on a systematic approach to the quality of work, people, products or services being used to meet people's needs. Total quality management takes the requirements of the period first and foremost to meet and meet customer needs in terms of customer potential, where demands and demands are always variable within the scope of innovation and needs. Total quality management has focused on the goals and quality that have benefited in the name of their employees and society, achieving long-term customer satisfaction. Total quality management is a form of work that is at the center of all human-focused activities, with an aim of being able to fully meet the expectations of the customers with the development perception. Human resources are beginning to see the necessary importance in our country as well as in the whole world. In the last 10 years in the field of human resources, many companies have made their subjects stronger, making great progress in human resources as well as material goals. Strong human resources in global competition are an important part of this race. Performance appraisal systems have also become a widely used method, especially with the use of human resources. In globalizing economies, the need for human resources to reach the goals of increasing competition is fastest and smooth. Keywords: Total quality management, human resources, performance evaluation.
ASLI HAMİYE TÜRKAN
522224
Dumlupınar Üniversitesi
İşletme Ana Bilim Dalı
2018
Türkçe
Yüksek Lisans
Türk Tarihi Ana Bilim Dalı
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=fS4sqEZr79C_n60Rk6MjFZ15SAYw1h0JqG6FP1g_a0ddnrDPrM9m84RKOtuOUFh8
./data/pdfs/522224.pdf
1,550,196
true
true
true
2025-06-04T20:55:37.100597
2025-06-05T15:09:58.107852
2025-06-06T23:31:03.037784
2025-06-07T02:25:50.685920
## 4.1. ARAŞTIRMANIN AMACI Araştırmanın amacı orta ve büyük ölçekli firmalarda toplam kalite yönetimi temelli insan kaynakları yönetimi ile yenilikçilik arasındaki ilişkinin incelenmesidir. ## 4.2. ARAŞTIRMANIN EVRENİ VE ÖRNEKLEMİ Araştırmanın evrenini 2017-2018 yıllarında İstanbul ilinde faaliyet göstermekte olan orta ve büyük ölçekli işletme temsilcisi oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini 2017-2018 yıllarında İstanbul ilinde gıda, inşaat, kimya, lojistik, metal, otomotiv, plastik, tekstil, eğitim/danışmanlık, finans, bilişim ve hizmet sektörlerinde faaliyet göstermekte olan 119 orta ve büyük ölçekli işletme temsilcisi oluşturmaktadır. Araştırma örneklemini belirlerken araştırma konusunun yapısına da uygun olarak yeterli veriye ulaşabilmek için amaca yönelik basit rasgele örnekleme yolu seçilmiştır. Basıt tesadüfi örneklemede evreni oluşturan her elemanın örneğe girme şansı eşittir. Dolayısıyla hesaplamalarda da her elemana verilecek ağırlık aynıdır (Arıkan, 2004: 141). Araştırmacılara bir kolaylık olması bakımından a= 0.05 için ± 0.03, ±0.05 ve ± 0.10 örnekleme hataları için farklı evren büyüklüklerinden çekilmesi gereken örneklem büyüklükleri hesaplanarak Yazıcıoğlu ve Erdoğan (2004) tarafından hazırlanan örneklem büyüklüğü tablosunda belirtilmiştir. Buna göre p=0.5 olasılıklarında a=0.05 güven aralığında ± 0.10 örnekleme hatası ile 5000 kişiden oluşan bir evrende en az 94 kişilik bir örneklem ile çalışılması gerekmektedir (Yazıcıoğlu ve Erdoğan, 2004: 49-50), Araştırmanın veri toplama aşamasında aykırı gözlemler ve geçersiz anketlerin olma ihtimali göz önünde bulundurularak 150 işletme yöneticisi ile görüşülmüştür. Görüşülen yöneticilerin de 17 tanesi çalışan sayısı bakımından küçük ölçekli olması sebebiyle araştırma dışında bırakılmıştır. Gözlemlerden 8 tanesi ise çeşitli değişkenlerin homojenliğini bozması sebebi ile araştırma dışında bırakılmıştır. Aykırı gözlemler analız edildiğinde 6 gözlem aykırı değer olarak verilerin normallığını bozması sebebiyle analızlere dâhil edilmemiştir. Tüm bu aşamaların sonucunda 119 kişiden oluşan veri setinin bu konuda sağlıklı bir çalışma yapmaya uygun olduğu görülmüş ve belirlenen
244295
3
84
{ "labels": [ { "class": "Metin", "confidence": 0.9297005534172058, "polygon": [ [ 1470, 2142 ], [ 1480, 1177 ], [ 314, 1166 ], [ 305, 2131 ] ] }, { "class": "Sayfa Numarası", "confidence": 0.7331603169441223, "polygon": [ [ 858, 2242 ], [ 907, 2241 ], [ 906, 2191 ], [ 857, 2192 ] ] }, { "class": "Diğer", "confidence": 0.535249650478363, "polygon": [ [ 1460, 1172 ], [ 1464, 205 ], [ 301, 200 ], [ 297, 1167 ] ] }, { "class": "Kapak Sayfası", "confidence": 0.43925046920776367, "polygon": [ [ 307, 1198 ], [ 1477, 1190 ], [ 1470, 128 ], [ 300, 136 ] ] } ] }
Farklı kapasiteli paralel makinelerin dinamil çizelgelenmesi için sezgisel bir algoritma ve uygulaması / A heuristic algorithm for dynamic scheduling of parallel machines and its application
Farklı kapasiteli paralel makinelerin dinamik çizelgelenmesi için sezgisel bir algoritma geliştirilmiş ve bir tekstil işletmesinde uygulaması gerçekleştirilmiştir.
A heuristic algorithm is developed for dynamic scheduling of parallel machines and the algorithm is applied at a textile plant.
SELEHADDİN ERDEM ÖZKAN
244295
Çukurova Üniversitesi
Endüstri Mühendisliği Bölümü
2009
Türkçe
Yüksek Lisans
Türk Tarihi Ana Bilim Dalı
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=CwVIqqBuz1VkysVpueogAQIfC1dG9daegWCgCWLLSrvwNjQ47TX1MEON5EIyPW6b
./data/pdfs/244295.pdf
768,516
true
true
true
2025-06-04T20:55:38.217684
2025-06-05T15:15:47.424471
2025-06-06T23:31:03.503068
2025-06-07T02:25:50.810548
## 07. ## YÜKSEK LİSANS TEZİ ## FARKLI KAPASİTELİ PARALEL MAKİNELERİN DİNAMİK ÇİZELGELENMESİ İÇİN SEZGİSEL BİR ALGORİTMA VE UY GULAMASI Selehaddin Erdem ÖZKAN ## ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ ENDÜSTRİ MÜHENDİSLİĞİ ANABİLİM DALI Danışman : Prof. Dr. Rızvan EROL | Y 11 | : 2009, Sayfa : 75 | |------|-------------------------------| | lüri | : Prot. Dr. Rızvan EROL | | | Prof. Dr. Osman BABAARSLAN | | | Yırd.Doç. Dr. S.Noyan OĞULATA | Günümüzde gelişen teknoloji ve ürünlerle birlikte üretim sistemleri oldukça karmaşık hale gelmiştir. Bu durum işletmelerin dinamik koşullar altında üretim çizelgeleri oluşturmalarını zorlaştırmakta ve yeni çizelgeleme algoritmalarına ihtiyaç oluşturmaktadır. Bu çalışmada önerilen yeni dinamik çızelgeleme algoritması ile farklı kapasıteli paralel makinelerin bulunduğu üretim sıstemlerinde; geciken siparışlerin oranını ve üretim için harcanan hazırlık sürelerini azaltmak, makine kullanım kapasitesini arttırmak ve yarı mamul stok seviyesini düşürmek amaçlanmaktadır. Algoritmanın test edilmesi için bir tekstil firmasından alınan gerçek veriler kullanılarak simülasyon deneyleri gerçekleştirilmiştir. Geliştirilen sezgisel algoritmanın performansı EDD ve SPT iş sıralama kurallarını içeren algoritmalar ile karşılaştırılmıştır. Ayrıca farklı senaryolarda algoritmanın tutarlılığı test edilmiş ve belirli şartlar altında, paralel makinelerin çizelgelenmesi için etkin olarak kullanılabileceği görülmüştür. Anahtar Kelimeler : üretim planlama, simülasyon, çızelgeleme, atölye tipi üretim sistemi, paralel makineler
478238
32
138
{ "labels": [ { "class": "Metin", "confidence": 0.9174228310585022, "polygon": [ [ 237, 1988 ], [ 1493, 1987 ], [ 1492, 333 ], [ 236, 334 ] ] }, { "class": "Sayfa Numarası", "confidence": 0.8951573371887207, "polygon": [ [ 911, 2245 ], [ 911, 2193 ], [ 853, 2193 ], [ 853, 2245 ] ] } ] }
Üriner sistem enfeksiyonu ön tanılı bakteriyemik ve nonbakteriyemik hasta örneklerinden izole edilen escherichia coli kökenlerinde virülans genlerinin araştırılması / Investigation of virulence genes of escherichia coli strains isolated from bacteremic and non-bacteremic patient samples prediagnosed as urinary system infections
Üriner sistem enfeksiyonlarının en sık nedeni olan Escherichia coli aynı zamanda sepsise neden olan enfeksiyon etkenleri arasında en sık görülenlerden biridir. E. coli septisemisi sindirim sistemi perforasyonu, apandisit veya cerrahi girişimler sonrası gelişebileceği gibi üriner sistem enfeksiyonları sırasında kana yayılım da olabilir. E. coli'nin bir sistem veya doku için patojenitesini belirleyen unsur sahip oldukları bazı virülans faktörleri ve dolayısıyla bu faktörleri kodlayan genlerdir. E. coli'lerin sahip oldukları virülans faktörleri arasında adezinler, toksinler, invazinler, kapsül, hareket, dış membran proteinleri, serum direnci, sideroforlar ve biyofilm oluşturabilme yetenekleri sayılabilir. Bu virulans faktörlerinin bakteriyemiye katkısı tam olarak açıklanabilmiş değildir. Bu gerekçeyle bu çalışmada nonbakteriyemik üriner sistem enfeksiyonu (NBÜSE) ve bakteriyemik üriner sistem enfeksiyonu (BÜSE)'ye neden olan E. coli izolatlarında bazı virulans genlerinin varlıklarının belirlenmesi amaçlandı. NBÜSE ve BÜSE'ye neden olan 50'şer adet E. coli izolatı çalışmaya dahil edildi. Literatür araştırması sonucu farklı çalışmalarda bakteriyemiye katkısı olduğu rapor edilen 19 virülans gen veya allelinin (sfaS, kpsMTII K1, cnf1, sfa/focDE, papEF, ibeA, hlyA, kpsMTII, cdtB, focG PapGII, ompT, hlyD, cdt1, papA, papA allel F7-2, papA allel F8, papA allel F10 ve papA allel F16) varlığı polimeraz zincir reaksiyonu (PZR) ile araştırıldı. Ayrıca izolatlardaki chuA, yjaA genleri ve TSPE4.C2 DNA parçası varlığı aynı yöntemle araştırıldı ve çıkan sonuçlar dikotomöz karar ağacı ile değerlendirilerek izolatların filogenetik grupları belirlendi. İzolatların antibiyotik duyarlılıkları, Kirby-Bauer disk difüzyon yöntemi; GSBL varlığı kombinasyon disk difüzyon testi ile belirlendi. Çalışma sonucunda, papA, papGII, papEF, hlyA, hlyD ve cnf1 genleri BÜSE'ye neden olan suşlarda, NBÜSE'ye neden olan suşlara oranla anlamlı olarak fazla bulunmuştur. papA, papA allel F10, papGII, papEF, sfa/focDE, sfaS, focG, hlyA, hlyD, kpsMTII, kpsMTII K1, ibeA, cnf1 ve ompT genleri B2 filogenetik grubunda B2 olmayan filogenetik gruplara; cdtB geni B1 filogenetik grubunda B1 olmayan filogenetik gruplara oranla anlamlı oranda fazla gözlemlenmiştir. papA allel F10, ampisilin (AM), amoksisilin-klavulanik asit (AMC), piperasilin-tazobaktam (TZP), sefuroksim aksetil (CXA), sefiksim (CFM), sefotaksim (CTX), seftriakson (CRO), seftazidim (CAZ), sefepim (FEP), siprofloksasin (CIP) ve levofloksasin (LEV) dirençli suşlarda duyarlı suşlardan anlamlı oranda fazla gözlemlenmiştir. papEF, CIP ve LEV; Sfa/focDE, AM, AMC, CXA, CFM, CTX, CRO, CAZ, FEP, CIP, LEV ve trimetoprim süfametoksazol (SXT); sfaS, AMC; focG, AM, AMC, FEP, CIP, LEV ve SXT; kpsMTII, SXT; kpsMTII K1, AM, AMC, CXA, CFM, CTX, CRO, CAZ, FEP, gentamisin (CN), CIP, LEV ve SXT duyarlı suşlarda dirençli suşlardan anlamlı oranda fazla gözlemlenmiştir. papA allel F10 geni erkek hastalardan izole edilen suşlarda, kadın hastalardan izole edilen suşlardan; kpsMTII K1 geni ≤50 yaş hastalardan izole edilen suşlarda, >50 yaş hastalardan izole edilen suşlardan anlamlı olarak fazla bulunmuştur. Sonuç olarak, papA, papGII, papEF, hlyA, hlyD ve cnf1 genleri BÜSE'ye neden olan suşlarda daha yüksek oranda saptandı. Bu çalışma ile E. coli'nin bakteriyemiye neden olabileceğinin gösterilmesinde bu genlerden herhangi birinin biyomarker olamayacağı, ancak bazılarının varlığının bakteriyemi geliştirme olasılığını artırdığı öngörülmektedir. Ayrıca, genlerin var olmalarının ötesinde ekspresyon düzeylerinin de araştırılması gerektiği düşünülmektedir.
Escherichia coli, which is the most common cause of urinary system infections, is also one of the most common infectious agents causing sepsis. E. coli septicemia may occur after digestive system perforation, appendicitis or surgical intervention, as well as spread to the blood during urinary tract infections. Factors that determine the pathogenesis of E. coli for a system or tissue are some virulence factors and therefore genes that encoding these factors. Virulence factors of E. coli include adhesins, toxins, invasins, capsules, movement, outer membrane proteins, serum resistance, siderophores and biofilm formation abilities. Contribution to bacteriemia of these virulence factors has not been fully explained. For this reason, this study aimed to determine the presence of some virulence genes in E. coli isolates causing nonbacteremic urinary system infections (NBUSI) and bacteremic urinary system infections (BUSI). 50 E. coli isolates causing NBUSI and 50 causing BUSI were included in the study. The presence of 19 virulence genes or alleles (sfaS, kpsMTII K1, cnf1, sfa/focDE, papEF, ibeA, hlyA, kpsMTII, cdtB, focG PapGII, ompT, hlyD, cdt1, papA, papA allel F7-2, papA allel F8, papA allel F10 ve papA allel F16) that were reported to contribute to bacteriemia in different studies according to literature survey was investigated by polymerase chain reaction (PCR). In addition, the presence of the chuA, yjaA genes and TSPE4.C2 DNA fragment in the isolates was investigated by the same method and phylogenetic groups of the isolates were determined by evaluating the results with a dichotomous decision tree. Antibiotic susceptibilities of isolates was determined by Kirby-Bauer disc diffusion method. ESBL presence was determined by combination disc diffusion test. As a result, papA, papGII, papEF, hlyA, hlyD and cnf1 genes were found to be significantly higher in strains causing BUSI than strains causing NBUSI. papA, papA allel F10, papGII, papEF, sfa/focDE, sfaS, focG, hlyA, hlyD, kpsMTII, kpsMTII K1, ibeA, cnf1 ve ompT genes were significantly more abundant in the B2 phylogenetic group than in the non-B2 phylogenetic groups. cdtB gene was significantly more abundant in the B1 phylogenetic group than in the non-B1 phylogenetic groups. papA allel F10 gene was significantly more abundant among ampicillin (AM), amoxicillin-clavulanic acid (AMC), piperacillin-tazobactam (TZP), Cefuroxime axetil (CXA), cefixime (CFM), cefotaxim (CTX), ceftriaxone (CRO), ceftazidime (CAZ), cefepime (FEP), ciprofloxacin (CIP) and levofloxacin (LEV) resistant strains than susceptible strains. papEF gene was significantly more abundant among CIP and LEV susceptible strains than resistant strains. Sfa/focDE gene was significantly more abundant among AM, AMC, CXA, CFM, CTX, CRO, CAZ, FEP, CIP, LEV and trimethoprim sulfamethoxazole (SXT) susceptible strains than resistant strains. sfaS gene was significantly more abundant among AMC susceptible strains than resistant strains. focG gene was significantly more abundant among AM, AMC, FEP, CIP, LEV and SXT susceptible strains than resistant strains. kpsMTII gene was significantly more abundant among SXT susceptible strains than resistant strains. kpsMTII K1 gene was significantly more abundant among AM, AMC, CXA, CFM, CTX, CRO, CAZ, FEP, gentamicin (CN), CIP, LEV and SXT susceptible strains than resistant strains. papA allel F10 gene was found to be significantly higher in strains isolated from male patients than strains isolated from female patients. KpsMTII K1 gene was found to be significantly higher in strains isolated from patients aged ≤ 50 years than strains isolated from patients aged > 50 years. As a result, papA, papGII, papEF, hlyA, hlyD and cnf1 genes were found higher in strains causing BUSI. This study shows that, none of these genes can become biomarkers on its own at showing an isolate of E. coli can cause bacteriemia, but presence of some genes may indicate increases the probability of developing bacteraemia. Furthermore, it is thought that expression levels of the genes may have more importance than their existance.
ERHAN KONGUR
478238
Karadeniz Teknik Üniversitesi
Tıbbi Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı
2017
Türkçe
Tıpta Uzmanlık
Türk Tarihi Ana Bilim Dalı
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=7lOJX8w_8PRQU1mSHU6-jrURaqHW4TVm_YjDbnME_zYvFZpwX3XBRKFe0XugyqsS
./data/pdfs/478238.pdf
3,903,014
true
true
true
2025-06-04T20:55:37.591665
2025-06-05T15:15:47.148376
2025-06-06T23:31:05.807260
2025-06-07T02:25:51.410127
## 2.1.3.4. Kapsül Kps genleri tarafından kodlanan birçok kapsül antijeni vardır (K1, K2, K3, K5, K12, K13, K20, K51/kpsMT). Bakteriyi fagositozdan koruyan ve serumun bakterisidal etkisine dirençli hale getiren E. coli basilinin kapsülü, polisakkarid (K antijeni) yapısındadır. Kapsülün adhezyon, antikomplement etki, antimikrobiyal direnç ve biyofilim oluşumunda da rolü bulunmaktadır. Kapsül tüm üriner sistem enfeksiyonları ile ilişkili bulunmuştur. Bunun yanında K1 kapsül antijenine sahip E. coli suşları invaziv hastalıklar (menenjit, pnömoni, septisemi) ile ilişkili bulunmuştur (1, 3, 39, 40). ## 2.1.3.5. Hareket Flagella (H antijeni) flic geni tarafından kodlanan kemotaksi, invazyon, kolonizasyon ve biyofilm oluşumunda rolü olan bir virülans faktörüdür. Sıklıkla sistit ve pyelonefrit gelişiminde rolü olduğu bilinmektedir (3, 41). ## 2.1.3.6. Dış membran proteinleri (Outer membrane proteins) OmpA, OmpC, OmpF, OmpT, OmpX dış membran proteinleri ompA, ompC, ompf , ompli ve ompX genleri tarafından kodlanırlar. Bu proteinler porin oluşumunda ve transportta görev alırlar ve sıklıkla kronik üriner sistem enfeksiyonlarının gelişimiyle ilişkilidirler (3, 42). ## 2.1.3.7. Serum direnci iss, tra'l, cval genleri tarafından kodlanan serum direnci proteinleri serumun antıbakteriyel etkisini nötralize ederler ve sıklıkla sistit ve pyelonefit ile ilişkilidirler. Aynı zamanda bakteriyemi gelişiminde de fonksiyonları vardır. Yine bazı O antijenleri serum direnciyle ilişkilidir. 01, 04, 06 ve 018 gibi O serotipine sahip E. coli suşları üriner enfeksiyonlarla ilişkilendirilmişlerdir. Virulansla ilgili gen bölgelerinin araştırılması sırasında art| ve iron genleri tanımlanmıştır (1, 3).
371288
68
148
{ "labels": [ { "class": "Metin", "confidence": 0.9199593663215637, "polygon": [ [ 1461, 2109 ], [ 1469, 240 ], [ 225, 235 ], [ 217, 2104 ] ] }, { "class": "Sayfa Numarası", "confidence": 0.8847946524620056, "polygon": [ [ 872, 2236 ], [ 874, 2181 ], [ 812, 2179 ], [ 810, 2234 ] ] } ] }
Çalışanlarda örgütsel bağlılık ve iş doyumu / Organizational commitment and job satisfaction of workers
Hizmet sektörü çalışanlarında özellikle çalışanların memnuniyetinin sağlanması, hizmet verilen kesimin de memnuniyetini sağlayacağından dolayı çalışanların örgütlerine bağlılıklarının ve iş doyumlarının arttırılması son yıllarda örgütler için önem kazanmıştır. Çalışanların örgütsel bağlılıklarını etkileyen faktörlerin belirlenmesi ve bu faktörlerin önceliğinin belirlenerek örgütsel bağlılığı arttırma çalışmalarının yapılması örgütlerin devamlılığını sağladığı gibi, örgütlerin yararına olmaktadır. Çalışanların iş doyumlarının sağlanması çalışanlarda verimliliği arttırdığı gibi örgütün devamlılığını sağlamaktadır. Bu çalışmada, hasta insanlara tedavi hizmeti veren hastane çalışanlarının örgütsel bağlılıklarını ve iş doyumlarını etkileyen faktörler incelenmiştir.
Service sector workers, especially in the provision of employee satisfaction, service satisfaction, as it is also the sector organizational commitment and increasing the job satisfaction of employees gained importance in recent years for organizations. Identifying the factors that affect employees organizational commitment and organizational commitment of these factors increase the priority of the work done by determining ensure the continuity of the organization, as it is for the benefit of the organization. Job satisfaction is employees willing to work when they feel the happiness of the work which they are involved in. In this study, patients, hospital staff providing treatment services to the people of the factors affecting organizational commitment and job satisfaction were examined.
ASİYE KOÇAK
371288
Beykent Üniversitesi
İşletme Yönetimi Ana Bilim Dalı
2014
Türkçe
Yüksek Lisans
Türk Tarihi Ana Bilim Dalı
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=48XPj7KKQhKUgntkUiKO3L7CSfL_c0hsLsX53EBIFVp0hsMwNWfEhecPLW10An4A
./data/pdfs/371288.pdf
839,971
true
true
true
2025-06-04T20:55:37.473256
2025-06-05T15:12:57.301741
2025-06-06T23:31:07.246393
2025-06-07T02:25:51.704636
yöneticiliğine, hemşirelerin sağlık bakım hizmetleri müdürlüğüne ve servis sorumluluklarına terfi ettikleri görülmektedirler. Terfilerin herhangi bir sistemi yoktur. Genellikle yönetici konumundaki kişinin tercihlerine göre yapılmaktadır. Keyfiliğin ve adam kayırmanın çok görüldüğü bir düzendir. Hastane içerisindeki terfilerde mutsuz ve küskün kesim hep olmaktadır. ## 2.14. Karar Alma Sürecine Katılım ve İşin İçinde Yer Alma Bir konu hakkında planlama veya karar alınırken o konu ile ilgili emek sarf etmiş çaba göstermiş insanların düşüncelerini ve fikirlerinin alınması onları mutlu eder ve gururlandırır. Aynı zamanda alınan kararı sahiplenir ve başarısı için uğraşır. Çalışma hayatında da böyledir, örgüt içinde çalışanların verimini yükseltecek adımlardan biride örgüt amaçları saptanırken karar alma sürecine çalışanların katılımının sağlanmasıdır. Baltaş, konuyla ilgili şöyle demiştir: "Karara katılım, çalışanların değer sistemlerine, zihinsel yapılarına ve motivasyonlarına olumlu yönde etki etmektedir." | Çalışanların karar alma sürecine katılmaları ve işin içinde bulunmaları iş doyumunu artırır ve işe devamsızlıklarında azalma meydana getirir. Çalışanlar örgütün karar alma sürecinde kararların bir kısmına veya tamamına katılabilirler. İş yerlerinde işin düzenli ve hızlı olması için oluşturulan, çalışanlar arası görev dağılımı, işle ilgili fazla mesai yapılmayacağı, yapılacaksa zamanları, çalışmalar devam ederken verilecek dinlenme araları, idari veya senelik izin kullanımları gibi, çalışanları da ilgilendiren iş yeri kuralları çalışanların fikri alınarak kararlara katılımları sağlanmalıdır. Orgüt içi çalışma kurallarının katılımla oluşturulması örgüt içi çatışmaları da azaltır. Orgütler içerisinde işlerin yürütülmesi verimliliğin arttırılması örgüt çalışma sisteminin devamı için çeşitli kararlar verilir. Orgüt içerisinde bu kararları etkin olmasını sağlayan ve verimli kararlar düzeyine ulaştıran önemli unsurlardan birisi kararları uygulayan çalışanların uyumudur. Çalışanların kararlara uyumu, kararların alınışında belli bir düzeyde çalışanların katılımının sağlanmasıyla, fikir ve <sup>4</sup> A.Baltaş, Ekip Çalışması ve Liderlik, İstanbul, 2012, s.185-186
260502
38
90
{ "labels": [ { "class": "Metin", "confidence": 0.9437659382820129, "polygon": [ [ 1478, 2074 ], [ 1500, 241 ], [ 137, 225 ], [ 115, 2057 ] ] }, { "class": "Sayfa Numarası", "confidence": 0.8995731472969055, "polygon": [ [ 1470, 2247 ], [ 1471, 2194 ], [ 1411, 2194 ], [ 1411, 2247 ] ] } ] }
Kutan lupus eritematozus deri lezyonlarında matriks metalloproteinaz-9 düzeyleri / Matrix metalloproteinase-9 levels in cutaneous lupus erythematosus lesions
Lupus eritematozus (LE), genetik, hormonal ve çevresel faktörlerin etkileşimiyle ortaya çıkan, aktivasyon ve remisyon dönemleriyle seyreden kronik autoimmün bir sayrılıktır. Matriks metalloproteinazlar(MMP) hücre-matriks oluşumunu düzenleyen, proteolitik aktiviteleri sırasında çinko kullanan büyük bir enzim grubudur. Birçok normal biyolojik işlemde gerekli olmalarının yanı sıra inflamasyon ve artrit gibi patolojik olaylarda da rol oynarlar. MMP ailesinin en kompleks ve en büyük elemanı olan MMP-9, keratinosit ve monosit, doku makrofajları, polimorfonükleer lökositler ve bir grup malin hücre tarafından salınır; özgün doku inhibitörlerinden TIMP-1 tarafından inhibe edilir. Bazal membranın önemli bir bileşeni olan tip IV kollageni ayıran MMP-9, limfosit ve diğer lökositlerin kan ve limf dolaşımına girip çıkmasına olanak sağlar; ayrıca myelin bileşiklerini parçalayarak autoimmuniteyi başlatan epitopların ortaya çıkmasına neden olur. Sistemik LE (SLE) patogenezinde MMP-9'un rol oynadığı ileri sürülmektedir. Kutan LE (KLE) patogenezinde ise MMP ve TIMP'in rolü tam olarak bilinmemektedir. Bu çalışmada Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi Hastalıklar kliniğinde kutan lupus tanısı ile izlenen olguların lezyonel ve perilezyonel deri biyopsilerinde MMP-9, MMP-2 aktivite düzeyleri ve TIMP-1 düzeyleri ölçüldü. MMP-2 ve MMP-9 aktivite düzeyleri ve TIMP-1 düzeylerinin klinik, laboratuar bulgular ve kutan LE klinik şiddeti ile ilişkisi araştırıldı.Olguların lezyonel deri örneklerinde, normal deri ile karşılaştırıldığında MMP-2, MMP-9 ve pro MMP-9 aktiviteleri ve TIMP-1 düzeyleri anlamlı derecede yüksek olarak belirlendi(p=0,002; p=0,003; p=0,046). Kadın olgularda aktif/pro MMP-9 oranı erkek olgulara göre anlamlı olarak yüksek idi(p=0,038). Sigara kullanan olgularda kullanmayanlara göre aktif/pro MMP-9 oranı anlamlı derecede yüksek idi(p=0,026). Yaşı ortalamanın üzerinde olan olgularda aktif MMP-9 ve aktif/pro MMP-9 oranı genç olgulara göre anlamlı derecede yüksek olarak saptandı(p=0,014; p=0,003). Lezyon klinik şiddeti ile ANA pozitifliği, aktif/pro MMP-2 ve aktif/pro MMP-9 oranları arasında anlamlı pozitif korelasyon saptandı(p=0,04; p=0,027; p=0,015).Sonuç olarak bu veriler ışığında KLE patogenezinde MMP-2 ve MMP-9 aktivitelerindeki artışın rol oynadığı ve MMP-2 ve MMP-9 aktivitelerinin kutan sayrılık şiddetiyle ilişkili olduğu düşünülebilir. Ancak KLE patogenezinde MMP'ların tam olarak yerini ve kaynağını ortaya koyacak ileri çalışmalara gerek bulunmaktadır.
Lupus erythematosus (LE), a chronic autoimmune disease that progress with remissions and exacerbations is believed to result from the interplay of hormonal, environmental and genetic factors. Matrix metalloproteinases are a major group of enzymes that regulates cell-matrix composition by using zinc for their proteolytic activities. They are essential for various normal biological processes. Besides, they also play a role in pathological processes such as inflammation and arthritis. MMP-9 is the largest and most complex member of the MMP family and it is produced by selected cell types including keratinocytes, monocytes, tissue macrophages, polymorphonuclear leukocytes, and by a variety of malignant cells, while it is inhibited by specific tissue protein-the tissue inhibitor of matrix metalloproteinase-1 (TIMP-1). It cleaves type IV collagen which is the major component of the basal membranes; thus helps lymphocytes and other leukocytes to enter and leave the blood and lymph circulations. In addition, MMP-9 also cleaves myelin compounds leading to remnant epitopes that can generate autoimmunity. MMP-9 has been implied to participate in the pathogenesis of systemic LE. The role of MMP and TIMP in the pathogenesis of cutaneous LE (CLE) is elusive. Lesional and perilesional skin biopsies were obtained from 22 patients with CLE who had been followed by Dokuz Eylül University Department of Dermatology and Venerology clinic and concentrations of MMP-2, MMP-9 activity levels and TIMP-1 levels were investigated in skin biopsy specimens. The correlations between clinical, laboratory parameters and cutaneous disease severity with MMP-2, MMP-9 activity levels TIMP-1 levels were explored.In the lesional skin samples, MMP-2, MMP-9, pro MMP-9 and TIMP-1 levels were found to be significantly higher than that of the normal skin samples (p=0,002; p=0,003; p=0,046). Active/pro MMP-9 rate was significantly higher in female patients than the male patients(p=0,038). Active MMP-9 level and active/pro MMP-9 rate was significantly higher in patients who smoke (p=0,026). The patients with ages higher than the median level had significantly higher active MMP-9 and active/pro MMP-9 rate levels than younger patients (p=0,014; p=0,003).There was also a significantly positive correlation between lesional cutaneous disease severity and ANA positivity, active/pro MMP-2 and active/pro MMP-9 rates(p=0,04; p=0,027; p=0,015).In conclusion, the results of our study suggest that MMP-2 and MMP-9 activities play a role in the pathogenesis of CLE and the activities of skin MMP-2 and MMP-9 are correlated with cutaneous disease severity. Further studies are needed to confirm the exact role and source of MMP?s in cutaneous lupus erythematosus.
GÖKŞEN YÜCEL
260502
Dokuz Eylül Üniversitesi
Deri ve Zührevi Hast. Ana Bilim Dalı
2010
Türkçe
Tıpta Uzmanlık
Türk Tarihi Ana Bilim Dalı
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=ZeTyprYuef2HkaF3xt4wYuAQ0aQFRkfXk3GK3nr33muI7vr1qEGjiQhinZnMglxw
./data/pdfs/260502.pdf
737,561
true
true
true
2025-06-04T20:55:37.864496
2025-06-05T15:15:47.068417
2025-06-06T23:31:07.248963
2025-06-07T02:25:51.909051
bir belirteçtir (2). Anti-RNP, SLE için daha az spesifiktir ve düzeyi sayılık aktivitesi ile paralel değildir(59). Ro ve La nükleer ve sıtoplazmik kaynaklı proteinler olup hücre yüzeyinden ekspresse edilebilir. Anti-Ro SLE'de %50; sistemik sklerozda %90, SKLE'de %60 pozitiftir. Anti-La hastaların %40-60'ında bulunur ve genellikle SKLE veya renal ve SSS tutulumu olmayan hafif seyirli SLE de görülür(2, 59). Her ikisi de SLE için özgün değildir ancak anti-dsDNA yokluğunda çok yararlıdır (59). Anti-Ro veya Antı-La, anti-dsDNA veya anti Sm ile kombine olarak bulunabilir ve bu durum ciddi sayırlıkla ilişkilidir, bu nedenle antikorların kombinasyonları dikkate alınmalıdır (2). Anti-Ro SLE başlangıcından ortalama 3.7 yıl önce ortaya çıkmaktadır (59). Antı Ro antikorları pozitif olan SLE'li hastanın bebeğinde kongenital kalp bloğu veya kongenital SLE gelişebilir(2). SLE olguların %70'inde, ilaçla ilişkili LE'lerin hemen hepsinde histonlara karşı antikorlar bulunmaktadır(2). Titreleri sayrılık aktivitesini yansıtabilir ancak SLE'ye özgün değildir, ilaca bağlı lupusla idiyopatik SLE'nin ayırımında faydalıdır(59). Antı-Ku, SLE ve polimyozit binişimini düşündürürken, Antı-rRNP ise SSS sayrılığı ile ilişkilidir(2). Antifosfolipid antikorlar SLE olgularının %30-40'mda bulunur, tromboz ve anti fosfolipid sindromu için risk faktörüdür (59). C1q antikorları SLE'li olguların %90'ında pozitiftir. Sebat eden düşük C3 düzeyleri kronik renal saynıkla ilişkilidir (59). C3 ve C4 sıklıkla aktif saynlık periyodu boyunca düşüktür ve sayrılık remisyonları sırasında normale döner(1). ## 2.1.9. Sağaltım KLE ile ilgili en önemli sorun kozmetiktir ve sağaltımda ana amaç deforme edici sikatriks, atrofi ve dispigmentasyon gelişiminin önlenmesidir. Inaktif sikatrisyel lezyonlar eksize edilebilir; ancak bazı olgularda Koebner fenomeni ile reaktivasyon gelişebilmektedir. l etikleyici ilaç açısından olgunun kullanmakta olduğu tüm ilaçlar listelenmelidir. Sigara içenlerde sayrılığın daha şiddetli seyredebildiği hastaya belirtilmelidir. Fotoduyarlılık KLE'li hastaların önemli bir özelliğidir; SLE'li olguların %57-73'ünde, SKLE'li olguların %70-90'ında, DLE'li olguların %50'sinde fotoduyarlılık öyküsü bulunur bu nedenle gün örtüsü sağaltımda çok önemlidir(60).
244295
4
84
{ "labels": [ { "class": "Metin", "confidence": 0.9415278434753418, "polygon": [ [ 1481, 2099 ], [ 1482, 1085 ], [ 276, 1083 ], [ 274, 2096 ] ] }, { "class": "Diğer", "confidence": 0.8949642181396484, "polygon": [ [ 1483, 1086 ], [ 1490, 242 ], [ 297, 233 ], [ 290, 1077 ] ] }, { "class": "Sayfa Numarası", "confidence": 0.7927178740501404, "polygon": [ [ 856, 2223 ], [ 911, 2223 ], [ 911, 2170 ], [ 856, 2170 ] ] } ] }
Farklı kapasiteli paralel makinelerin dinamil çizelgelenmesi için sezgisel bir algoritma ve uygulaması / A heuristic algorithm for dynamic scheduling of parallel machines and its application
Farklı kapasiteli paralel makinelerin dinamik çizelgelenmesi için sezgisel bir algoritma geliştirilmiş ve bir tekstil işletmesinde uygulaması gerçekleştirilmiştir.
A heuristic algorithm is developed for dynamic scheduling of parallel machines and the algorithm is applied at a textile plant.
SELEHADDİN ERDEM ÖZKAN
244295
Çukurova Üniversitesi
Endüstri Mühendisliği Bölümü
2009
Türkçe
Yüksek Lisans
Türk Tarihi Ana Bilim Dalı
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=CwVIqqBuz1VkysVpueogAQIfC1dG9daegWCgCWLLSrvwNjQ47TX1MEON5EIyPW6b
./data/pdfs/244295.pdf
768,516
true
true
true
2025-06-04T20:55:38.217684
2025-06-05T15:15:47.424471
2025-06-06T23:31:07.485399
2025-06-07T02:25:52.034738
## ABSTRACT #### MSc THESIS # A HEURISTIC ALGORITHM FOR DYNAMIC SCHEDULING OF PARALLEL MACHINES AND ITS APPLICATION ## Selehaddin Erdem ÔZKAN ### DEPARTMENT OF INDUSTRIAL ENGINEERING INSTITUTE OF NATURAL AND APPLIED SCIENCES UNIVERSITY OF ÇUKUROVA Supervisor : Prof. Dr. Rızvan EROL Y ear : 2009, Pages : 75 : Prof. Dr. Rızvan EROL | ury Prof. Dr. Osman BABAARSLAN Assist. Prof. Dr. S.Noyan OGULATA By development of technology and products, increasing complexity and dynamic conditions have made necessary development of new scheduling algorithms. Mathematical modelling is inadequate for solving complex scheduling problems. In this study, the proposed new dynamic heuristic scheduling algorithm aims to maximize machine capacity usage ratio, and to decrease total setup time, the rate of late jobs and work - in process inventory. To test this algorithm, simulation experiments are built upon real datas which are collected from a textile facility. Performance of the developed heuristic algorithm is compared with performance of EDD and SPT dispatching rules. Furthermore, consistency of the algoritm is validated under circumstances and it's seen that the algorithm is practible at scheduling paralel machines. Keywords : production planning, scheduling, job-shop production systems, parallel machines, simulation
576917
79
204
{ "labels": [ { "class": "Metin", "confidence": 0.9387874007225037, "polygon": [ [ 227, 1963 ], [ 1464, 1961 ], [ 1461, 307 ], [ 225, 309 ] ] }, { "class": "Sayfa Numarası", "confidence": 0.7901738286018372, "polygon": [ [ 893, 2188 ], [ 894, 2140 ], [ 834, 2139 ], [ 834, 2187 ] ] } ] }
Ahlak öğretiminde fotoğraf ve resim kullanımı / The use of photograph and painting in moral teaching
Ahlak öğretiminde kullanılan görsel materyallerden biri de fotoğraftır. Bu çalışma, hem ahlaki konuların öğretimini gerçekleştirmeye yönelik kullanılan fotoğrafların öğrenme ve öğretme sürecine etkilerini ortaya çıkarmak hem de ahlak öğretiminde araç gereç ve materyal çeşitliliğini arttırmada örnek teşkil edebilmek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın kavramsal çerçevesinde, fotoğrafın hedeflenen kazanımların gerçekleşmesindeki rolü araştırılmış ve bununla ilgili birtakım önerilerde bulunulmuştur. Ayrıca, fotoğraf ve fotoğraf yorumlama tekniğinin ahlak öğretiminde nasıl kullanılabileceği ve fotoğraf yorumlama tekniğinin uygulanması sürecinde dikkat edilmesi gereken hususlar üzerinde de durulmuştur. Bu çalışmayla, ahlak öğretiminde fotoğraf yorumlama tekniğini kullanmanın öğretmen ve öğrenci üzerinde bırakacağı olumlu etkilerin daha iyi anlaşılmasının sağlanacağı düşünülmektedir. Ders akışında kullanılabilecek birçok yöntem ve teknik bulunmaktadır. Ancak ahlaki konular daha çok soyut kavramlardan oluştuğundan ahlak öğretiminde kullanılacak yöntem veya teknikler, bu durum dikkate alınarak konunun içeriğine göre seçilmelidir. Yapılan bu araştırmaya göre, ahlak öğretiminin etkili bir şekilde gerçekleştirilip öğrenci tarafından iyice içselleştirilebilmesi için duygu, düşünce ve davranış boyutlarını kapsayan yöntem ve tekniklerden yararlanılması gerekmektedir. Öğretim yöntem ve tekniklerinin seçiminde bu durum göz önünde bulundurulduğunda, öğrencilerin ahlaki tutum düzeylerinin de olumlu yönde etkilendiği söylenebilmektedir. Bu çalışmada görsel bir ders materyali olarak kullanılan fotoğrafların öğrencilerin ahlaki bilinç, duygu ve davranış düzeyini olumlu yönde etkileyen materyallerden biri olduğu belirtilmiş; fotoğraf yorumlama tekniğinin öğrenme ve öğretme sürecini zevkli bir hâle getirerek öğrencilerin derse ilgilerini ve etkin katılımlarını arttırmada, soyut konuların somutlaştırılarak anlaşılmasını kolaylaştırmada, böylece öğrenmenin kalıcı ve anlamlı olmasını sağlamada önemli rolünün olduğu üzerinde durulmuştur. Ayrıca konu ile ilgili elde edilen bütün kuramsal bilgiler ışığında fotoğraf yorumlama tekniğinin üstün ve eksik yönleri ile sınırlılıkları belirlenerek bu tekniğin daha etkili nasıl kullanılabileceğine dair örnekler de sunulmuştur. Bu çalışmada, araştırma probleminin çözümüne yönelik olarak veri toplama amacıyla literatür taraması yapılmış ve çalışma boyunca birçok farklı kaynak taranmıştır. Fotoğraf ve fotoğraf yorumlama tekniğinin ahlak öğretiminde kullanımının incelendiği bu araştırma giriş ve sonuç bölümleriyle birlikte toplam altı bölümden oluşmaktadır. İkinci bölümde ahlak, ahlaki davranış, ahlak gelişimi ve ahlak eğitimi konuları araştırılarak kavramsal çerçeve çizilmiş, ahlakın ve ahlak öğretiminin önemine ilişkin bilgilere yer verilmiştir. Üçüncü bölümde teknoloji ve materyal kavramlarına değinilerek öğretimin teknoloji ve materyallerle desteklenmesi, görsel materyallerin önemi ve bunların ahlak öğretiminde kullanımı üzerinde durulmuştur. Dördüncü bölümde fotoğraf ve fotoğraf yorumlama tekniği incelenerek ahlak öğretiminde görsel bir ders materyali olarak fotoğrafın kullanımı açıklanmış; ayrıca fotoğraf yorumlama tekniğinin öğrenme ve öğretme süreçlerindeki etkililiği ele alınmıştır. Beşinci bölümde, fotoğraf yorumlama tekniğinin ahlak öğretiminde kullanımına dair 50 adet fotoğraf ve bu fotoğrafları yorumlamaya yönelik sorulara yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Ahlak, Ahlak Öğretimi, Değerler Öğretimi, Ahlaki Gelişim, Fotoğraf, Eğitimde Fotoğraf Kullanımı, Fotoğraf Yorumlama Tekniği, Öğretim Teknolojisi ve Materyal Geliştirme
One of the visual materials used in moral education is photograph. This study was conducted to reveal the effects of photographs used in teaching moral issues on learning and teaching process and to be an example in increasing the diversity of materials in moral teaching. In the conceptual framework of the research, the role of photography in achieving the targeted gains has been investigated and suggestions have been made. In addition, how the photography and photo interpretation technique can be used in moral education and the issues that need to be considered in the process of applying photo interpretation technique are also emphasized. It is thought that this study will provide a better understanding of the importance that the use of photo interpretation technique in moral teaching has on teacher and student. There are many methods and techniques that can be used in the course flow. However, since moral issues are mostly abstract concepts, the method or technique to be used in moral education should be selected according to the content of the subject. According to this research, it is necessary to use methods and techniques covering emotion, thought and behavior dimensions in order to be able to effectively conduct moral teaching and internalize it thoroughly by the student. Considering this situation in the selection of teaching methods and techniques, it can be said that the moral attitude levels of students are positively affected. In this study, it is stated that the photographs used as a visual course material are one of the materials that positively affect the students' moral consciousness, emotion and behavior level; it is emphasized that photography interpretation technique has an important role in making learning and teaching process enjoyable, increasing students' interest and active participation in the lesson, facilitating the understanding of abstract subjects by making them concrete and thus making learning permanent and meaningful. In addition, in the light of all the theoretical information obtained on the subject, the superior and missing aspects and limitations of the photographic interpretation technique are determined and examples of how this technique can be used more effectively are presented. In this study, literature review was conducted for data collection in order to solve the research problem and many different sources were searched throughout the study. This research, which examines the use of photography and photo interpretation techniques in moral education, consists of total six sections with introduction and conclusion sections. In the second part, the conceptual framework is drawn by investigating the subjects of morality, moral behavior, moral development and moral teaching and information about the importance of morality and moral teaching is given. In the third chapter, the concepts of technology and materials are mentioned, supporting the teaching with technology and materials, the importance of visual materials and their use in moral teaching are emphasized. In the fourth chapter, the use of photography as a visual course material in moral teaching is explained by examining the technique of photo and photo interpretation, and the effectiveness of photographic interpretation techniques in learning and teaching processes is discussed. In the fifth chapter, 50 photographs about the use of photo interpretation technique in moral education and questions about interpretation of these photographs are given. Keywords: Morality, Moral Teaching, Values Teaching, Moral Development, Photography, Use of Photography in Education, Photo Interpretation Technique, Instructional Technology and Material Development
ŞEYMA EFENDİOĞLU
576917
Marmara Üniversitesi
İlköğretim Din Kültürü ve Ahlak Bil. Öğretmenliği Ana Bilim Dalı
2019
Türkçe
Yüksek Lisans
Türk Tarihi Ana Bilim Dalı
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=jNRDC1RLfVd4_T7x7ZXmmU8NygV9pChWaFic_8RuhhLNdLLmh6CyGyGemrMIHBV3
./data/pdfs/576917.pdf
5,324,160
true
true
true
2025-06-04T20:55:37.158166
2025-06-05T15:11:43.090146
2025-06-06T23:31:07.992349
2025-06-07T02:25:52.486339
- · En verimli öğretim, somuttan soyuta ve basitten karmaşığa doğru giden öğretimdir. - · Kendi kendimize yaparak öğrendiklerimiz, en iyi öğrendiğimiz şeylerdir. - Oğrenme işlemine katılan duyu organlarımızın sayısı ne kadar fazla ise o kadar iyi öğrenir ve o kadar geç unuturuz. Oğrenme sürecinde gerçekleşen öğrenmelerin ne kadar kalıcı olduğu, öğrencilerin kendilerine sunulan öğretim tekniği veya öğretim materyali ile etkileşimlerinin ne kadar fazla olduğuna bağlıdır. Görsellerin her zaman daha dikkat çekici olduğu, öğretme ve öğrenme yaşantısına renk kattığı bir gerçektir. Ayrıca bir grafik, şema, harita, resim ya da fotoğraf üzerinde tıpkı örnek olay çalışmasındaki gibi etkinlik yaşanması, katılım ve deneyim etkinliklerine girdiğinden, kullanılan bu materyaller yalnızca göze hitap etmekle kalmamakta, öğrenci etkileşimini de arttıracağından öğrenme % 80'e çıkabilmektedir. 21 "Yaşantı konisinin dayandığı bilimsel araştırma bulgularına göre insanlar öğrendiklerinin; % 83'ünü görme, % 11'ini işitme, % 3,5 ini koklama, % 1,5 ini dokunma, % 1'ini tatma duyularıyla edindikleri yaşantılar yoluyla öğrenmektedir. "22 Oğrenmede görme ve işitme duyularının kullanım oranlarının toplamda % 94 olduğu göz önünde bulundurulursa, ağırlığın özellikle bu iki duyu üzerinde olduğu anlaşılmaktadır. Bu yüzden eğitim-öğretimde özellikle göze ve kulağa hitap edecek, <sup>221</sup> Ahmet Şimşek, "Tarih Öğretiminde Görsel Materyal Kullanımı", Gazi Üniversitesi Kırşehir Eğitim Fakültesi Dergisi, C.4, sy.1, (2003), s.147. <sup>222</sup> Çilenti, Eğitim Teknolojisi ve Öğretim, S.35.
292038
46
96
{ "labels": [ { "class": "Metin", "confidence": 0.9548223614692688, "polygon": [ [ 157, 1682 ], [ 1307, 1681 ], [ 1307, 1107 ], [ 156, 1108 ] ] }, { "class": "Sayfa Numarası", "confidence": 0.8741377592086792, "polygon": [ [ 794, 2266 ], [ 795, 2210 ], [ 731, 2209 ], [ 730, 2265 ] ] }, { "class": "Resim", "confidence": 0.7571983933448792, "polygon": [ [ 1333, 985 ], [ 1339, 210 ], [ 300, 202 ], [ 294, 977 ] ] }, { "class": "Resim/Tablo Açıklaması", "confidence": 0.678131639957428, "polygon": [ [ 1178, 1091 ], [ 1178, 1032 ], [ 447, 1032 ], [ 447, 1091 ] ] }, { "class": "Resim/Tablo Açıklaması", "confidence": 0.27154484391212463, "polygon": [ [ 865, 1000 ], [ 1070, 999 ], [ 1070, 938 ], [ 865, 938 ] ] } ] }
İki parametreli değişken elastik sabitli zemine oturan plaklar / Analysis of plates on a two parameter variable elastic stationary foundation
Bu çalışmada iki parametreli değişken elastik sabitli zemine oturan plakların hesabı yapılmıştır. Plağa ait poisson oranı değerleri ile plak boyutları sabit alınmıştır. Zemine ait değerler değişken kabul edilmiştir. Sistem, farklı zemin elastisite modülü değerlerinin, sıkışabilir zemin tabaka kalınlığının farklı değerleri için sabit, lineer ve kuadratik değişmesi durumları için çözülmüştür. Bunlara bağlı olarak mod şekil parametresi, zemine ait elastik yataklanma katsayısı ve kayma parametresi bir ardaşık yaklaşım yöntemi ile hesaplanmıştır. Onaltı serbestlik dereceli plak sonlu eleman ile dört serbestlik dereceli zemin sonlu eleman oluşturulmuş ve hesaplarda Genson isimli bilgisayar programı kullanılmıştır. Yer verilen sayısal örneklerde; yapılan hesaplar sonucu elde edilen düşey yer değiştirme (d) ve eğilme momenti (Mx) tablolar halinde gösterilmiştir.
This study focuses on the analysis of plates on a two-parameter variable elastic stationary foundation.The values related to the foundation are considered to be variable. Poisson ratios and dimensions of plates are considered to be constant. The system has been solved for different values of elasticitiy modulus with constant, linear and quadratic changes with depth. Mode shape parameter, elastic bedding coefficient and shear parameter coefficients have been calculated by an iteration method. Plate element with sixteen degrees of freedom and soil element with four degrees of freedom have been constituted and all of the calculations have been made by the Genson computer program. In the numerical examples ; as a result of the calculations, vertical displacements (d) and bending moments (Mx) are demonstrated in tables.
DİĞDEM ŞAHİN
292038
İstanbul Teknik Üniversitesi
İnşaat Mühendisliği Ana Bilim Dalı
2010
Türkçe
Yüksek Lisans
Türk Tarihi Ana Bilim Dalı
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=zqI_ZOq-b18GC2rT9c2JGmXCmYNU0TJynAEYHmmlR4Ss0647QdpJ1VkDVvll_1sS
./data/pdfs/292038.pdf
1,590,030
true
true
true
2025-06-04T20:55:37.835655
2025-06-05T15:15:28.557477
2025-06-06T23:31:09.363106
2025-06-07T02:25:52.651603
![](_page_0_Figure_0.jpeg) Şekil 2.10 : Temel çevre ortamının bölgelere ayrılması. Orneğin planda (2ax2b) boyutlu bir dikdörtgen temelin çevresindeki zemin ortamı 8 bölgeye ayrılmakta, (I-IV) bölgesinden temele gelen tesir tesirler komşu oldukları kenarlardaki çökme fonksiyonuna bağlı, kenarlar boyunca yayılı kesme kuvvetleri ile, (V-VIII) bölgelerinin etkisi temel köşe noktasındaki çökmeye bağlı köşe kuvvetleri ile göz önüne alınmaktadır (Vallabhan, Straughan, Das, 1991). Örneğin Şekil 2.11'deki gibi planda temel şeklinin dikdörtgenden farklı olması halinde veya temel içindeki boşluklardaki zemin ortamının etkilerinin ifadesi söz konusu olunca kenarlar ve köşeler için çıkarılmış bu redörler kısmen geçersiz olup yeni yaklaşık redör ifadelerinin tanımlanması gerekecektir (Çelik, Saygun, 1999).
463940
75
112
{ "labels": [ { "class": "Metin", "confidence": 0.934609591960907, "polygon": [ [ 203, 1945 ], [ 1496, 1945 ], [ 1496, 291 ], [ 202, 291 ] ] }, { "class": "Sayfa Numarası", "confidence": 0.8264762163162231, "polygon": [ [ 942, 2099 ], [ 943, 2053 ], [ 887, 2052 ], [ 886, 2097 ] ] } ] }
Kifoplasti ve vertebroplasti operasyonlarının klinik ve radyolojik olarak değerlendirilmesi / Clinical and radiological evaluation of kyphoplasty and vertebroplasty operations
Giriş ve Amaç: Bu çalışma osteoporoz ve tümör nedenli vertebra korpus fraktürleri olan hastalara yapılan perkütanöz vertebroplasti (PVP) veya balon kifoplastiden (BKP) sonra preoperatif ve postoperatif klinik ve radyolojik sonuçlarını değerlendirmek için yapılmıştır. Omurga fraktürlerinde konservatif ve cerrahi metodlar tedavide tek başına ya da birlikte kullanılabilirken, tedavide amaç anatomik redüksiyon sağlamak, spinal deformiteyi önlemek, ağrıyı azaltmak, vertebra yüksekliğini yeniden sağlamak ve erken mobilizasyon ile hastanın günlük aktivitelerine geri dönmesini sağlamaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada 2011-2016 yılları arasında Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Kliniği' nde perkütan vertebroplasti ve balon kifoplasti uygulanan toplam 65 hasta değerlendirmeye alındı. Olgular tedavi amacıyla kliniğe yatırıldıklarında Visual Analog Skala (VAS), Oswestry Dizabilite Sorgulaması (ODS) değerleri kaydedildi. Bu çalışmaya alınan 65 olgunun 44'i kadın (%67,7), 21'i erkek (%32,3) olup, PKP/BKP işlemi uygulanmıştır ve bu hastaların 63' ü osteoporotik, 2'si tümör nedeniyle gelişen vertebra kompresyon kırıklarıydı. Olguların radyolojik değerlendirmeleri ise T1, T2, STIR sekans torakolomber MRG, BT ve radyografi ile preoperatif ve postoperatif olarak değerlendirildi. İşlem yapılan 65 seviyenin dağılımı; Th8 seviyesine 1 (%1,5), Th10 seviyesine 3 (%4,6), Th11 seviyesine 4 (%6,2), Th12 seviyesine 19 (%29,2), L1 seviyesine 11 (%17), L2 seviyesine 13 (%20), L3 seviyesine 7 (%10,8), L4 seviyesine 6 (%9,2), L5 seviyesine 1 (%1,5) seviye şeklindeydi. Bulgular: Olguların başlıca semptomu ağrı olup PVP/BKP ile ortalama VAS skorları; 7,9' dan 2' ye gerilemiştir (p<0,05). Preoperatif ODS 36,5' den postoperatif 28,1' e gerilemiştir. Vertebra korpus açısındaki ortalama düzelme oranı 2,2o olarak ölçülmüştür. Sement sızıntısı ile VAS ve ODS arasında belirgin v korelasyon saptanamamıştır (p>0,05), verilen sement miktarı ile ağrı iyileşmesi arasında belirgin korelasyon saptanmıştır (p<0,05). Sonuç: Osteoporotik ve tümore bağlı VKF' lerinde PVP/BKP ağrı iyileşmesi, vertebra korpus yükseklik restorasyonu ve kifozun düzelmesinde güvenilir ve etkili bir tedavi şeklidir. Uygulanan sement miktarının artırılması sement sızıntısını artırırken, kifoz düzelmesi ve vertebra korpus yükseklik restorasyonunu aynı oranda düzeltmemektedir.
Purpose: This study has been done to evaluate preoperative and postoperative clinical and radiological results after percutanous vertebroplasty (PVP) or balloon kyphoplasty (BKP) in patients with VBCF secondary to osteoporosis and metastasis. Treatment goals of osteoporotic vertebra compression fractures by both conservative and surgical measures are anatomic reduction, prevention of spinal deformity, cessation of pain, restoration of vertebral height and provision of daily living activities of patients by providing stable fixation and early mobilization. Material and Methods: We have evaluated 65 patients who underwent PVP/BKP procedure in Canakkale 18 March University Neurosurgery Clinic between the years 2011 and 2016. The preoperative Visual Analog Scale and Oswestry Disability Questionaire values were recorded. PVP/BKP was applied in 65 cases, including osteoporosis in 63 cases, and tumor invasion in 2 cases. There was 44 female (67,7%), and 21 male (32,3%). The radiological evaluation was done using spinal MR imaging (T1, T2, STIR sequences), CT, and plain radiography. The distribution of the sixty five vertebrae treated with PVP and BKP procedures; Th8 level 1 (1,5%), Th10 level 3 (4,6%), Th11 level 4 (6,2%), Th12 level 19 (29,2%), L1 level 11 (17%), L2 level 13 (20%), L3 level 7 (10,8%), L4 level 6 (9,2%), L5 level 1 (1,5%), respectively. Results: The major symptom was pain. The mean VAS scores had reduced from 7.9 preoperatively to 2 postoperatively (p<0.05). Preoperative ODI reduced from 36,5% preoperatively to 28,1% postoperatively. The mean restoration rate was found to be 33.0 %. The mean correction rate in vertebral body angle was measured to be 5.6o. While a significant correlation (p<0.05) was found between the amount of the injected cement and pain recovery, no significant correlation was determined between sement leakage with VAS and ODS (p>0.05). vii Conclusion: Kyphoplasty is a reliable and effective method in pain relief, providing vertebral body height restoration and kyphosis correction. This study revealed that the more amount of the injected cement, the higher rate of the cement leakage. The current study also demonstrated that there was no correlation between the amount of the cement and kyphosis correction rate.
ÖZBEY ŞAFAK
463940
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi
Beyin ve Sinir Cerrahisi Ana Bilim Dalı
2017
Türkçe
Tıpta Uzmanlık
Türk Tarihi Ana Bilim Dalı
https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/TezGoster?key=q3-d9QtLoVA2OMExHSkJpSSRtg3w3aXJ7C5vf6RY8PIk63C6ChQ6EzgfyEOK8YeS
./data/pdfs/463940.pdf
2,695,670
true
true
true
2025-06-04T20:55:37.572017
2025-06-05T15:12:56.457191
2025-06-06T23:31:09.364253
2025-06-07T02:25:52.863180
Vertebra korpus açı ölçümü ise; kırık vertebra korpusunun üst ve alt son plaklarına çizilen paralel çizgiler arasında kalan açının ölçülmesi ile hesaplanmıştır. MRG ve BT ile fraktür tipi, BKP/PVP' ye hastanın uygunluğu açısından vertebral korpus arka duvar bütünlüğü ve epidural uzanımı olup olmadığı değerlendirilmiştir. Vertebral korpus fraktür tipleri ise röntgenografileriyle konkav, bikonkav, wedge olarak sınıflandırılmıştır. Bizim olgularımızda balon kitoplasti ve perkütan vertebroplasti uygulamaları için gerekli malzeme olarak Spasy ® kullanılmıştır. Cerrahi işlem olarak yapılan balon kifoplasti uygulaması çalışmamızda kısaca BKP olarak belirtilmiştir. Vertebroplasti ise kısaca PVP olarak belirtilmiştir. Çalışmamızda metastaz şüpheli hastalar patolojik fraktür adı altında bir grup, osteoporotik fraktürlü hastalar diğer bir grup olarak karşılaştırılmıştır. SPSS ® ver.20.0 yazılımı ile; operasyon öncesinde ve sonrasında değerlerin istatistiksel karşılaştırılması ve anlamlılık analizleri, "Wilcoxon işaretli sıralı testi ve Mann Whitney U testi" ile hesaplanmıştır. İstatistiksel anlamlılık seviyesi olarak p<0,05 kabul edilmiştir. ## 3.3. Perkütan Vertebroplasti ve Balon Kifoplastinin Cerrahi Uygulaması Tüm hastalar lokal anestezi altında ve gerekirse sedasyon eklenerek ameliyathane koşullarında ve anestezi hekimlerinin gözetiminde cerrahiye alınmıştır. Cerrahi öncesinde hastaların cerrahi riskleri değerlendirilmiş, ek hastalığı olanlar gerekli bölümlere konsülte edilmiş ve olacakları operasyonla ilgili bilgilendirilerek onayları alınmıştır. Prone pozisyonda göğüs yastıkları, baş yastığı ve diz yastığı ile desteklenerek nötral pozisyonda operasyon masasına yatırılmıştır. Pulse oksimetre, kardiyak monitorizasyon ve oksijen maskesi yerleştirilmiştir. 60
End of preview. Expand in Data Studio
README.md exists but content is empty.
Downloads last month
8