thesis_id
stringclasses
9 values
combined_text
stringlengths
59.8k
502k
original_parts_count
int64
37
273
703932
## TEŞEKKÜR Uzmanlık eğitimim boyunca ve tez çalışmam sürecinde benden yardımlarını esirgemeyen, desteğini her zaman hissettiğim değerli danışman hocam Prof. Dr. Senem YIGIT OZER'e, Eğitim dönemim boyunca tecrübelerini ve desteğini esirgemeyerek mesleğime bakış açımı genişleten Doç. Dr. Hicran DÖNMEZ ÖZKAN'a, Uzmanlık eğitimimiz süresince vaktimizin büyük çoğunluğunu birlikte geçirdiğimiz, desteklerini ve anlayışlarını hiçbir zaman esirgemeyen, birlikte çok güzel anılar biriktirdiğimiz Dt. Aliye KOÇER'e, Dt. Ertuğrul KAPISİZ'a, Dt. Pınar AÇKÜRT'a, Dt. Adile ANGIN'a, Dt. Şule Anatürk'e, Dt. Gör. Selin ERINAL'a, Arş. Gör. Duygu GUVEN'e, Arş. Gör. Sinem SONMEZ'e, Arş. Gör. Busenaz UYSAL'a Her daim beni destekleyen fedakârlıklarını her zaman gösteren çok sevgili anneme, babama ve kardeşlerime, yanımda olduğu her an mutluluk kaynağım olan, uzmanlık eğitimim için beni ilk destekleyen sevgili eşim Gizem GENÇ DANIŞMAN'a içten,sonsuz teşekkürlerimi sunarım ... ii ## OZET ## VERTİKAL KÖK KIRIĞININ YENİDEN YAPIŞTIRILMASINDA KULLANILAN MADDELERDEN SONRA, KOK KANALINDA OLUŞAN STRES DAĞILIMININ 3 BOYUTLU SONLU ELEMANLAR ANALİZİ İLE DEĞERLENDİRİLMESİ Danışman S. Aydın Adnan Menderes Universitesi Diş Hekimliği Fakültesi, Endodonti Anabilim Dalı, Uzmanlık Tezi, Aydın, 2021. Amaç: Bu araştırmanın amacı, vertikal kök kırıklı (VKK) üst kesici dişlerin, farklı materyallerle tamir edilmesinden sonra dişlerde dikey, yatay ve oblik kuvvetlerin etkisi altında oluşan stres dağılımlarının 3 boyutlu (3D) sonlu elemanlar analizi (SEA) ile incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: Wheeler Diş Anatomisi Atlası rehber alınarak kök kanal tedavili üst kesici diş, spongiöz ve kortikal kemik modelleme yazılımı kullanılarak oluşturuldu. Daha sonra dişte tamamlanmış VKK oluşturuldu. VKK oluşturulan diş sırasıyla kendi kendine polimerize olan siman, kendi kendine polimerize olan siman+polietilen fiber destek, kendi kendine polimerize olan siman+cam fiber destek ve son olarak fiber ile güçlendirilmiş kompozit ile tamir edilerek 4 farklı model elde edildi. Kemik içerisindeki soketine yerleştırılen modellere 3 farklı bölgeden dikey, yatay ve oblik olarak 100 N kuvvet uygulandı. Oluşturulan modellerin stres dağılımları 3D SEA yöntemi ile değerlendirildi. Dentin, diş destek dokuları ve tamır materyallerinde oluşan maksimum asal gerilimler ve V on Mises stresleri analiz edildi. Bulgular: En yüksek maksimum asal gerilim değerleri, oblik kuvvetler karşısında tamır materyallerinde meydana geldi. Kök dentininde oluşan en yüksek maksimum asal gerilim değerleri yatay kuvvetler karşısında Grup 3'te izlendi. Kron dentininde izlenen en yüksek maksimum asal gerilim değerleri yine yatay kuvvetler karşısında Grup 1'de izlendi. Kron ve kök dentininde en düşük maksimum asal gerilim değerleri Grup 4'te izlendi. Tamır materyallerinde yatay ve dikey kuvvetler karşısında oluşan en yüksek maksimum asal gerilim değerleri Grup 4'te izlendi. Oblik ve yatay kuvvetler karşısında tamır materyallerinde oluşan en düşük maksımum asal gerilim değerleri Grup 2'de izlendi. Tüm gruplarda ve tüm kuvvet uygulamalarında gerimler kron marjininde ve kök dentinin servikal üçlüsünde yoğunlaştı. Tamir materyallerinde oluşan gerilim değerleri, dikey kuvvetten oblik kuvvete doğru giderek artı. Sonuç: VKK'lı dişlerin tamirinde, şerit desteklerin kullanılması düşünüldüğünde, rezin siman ile birlikte uygulanan polietilen fiberin, tamir materyallerinde oluşan stres miktarını azalttığını ve fiber şeritlerin kullanılmasının adeziv başarısızlık ihtimalini azaltacağı kanaatindeyiz. Aynı zamanda tamir materyali olarak fiberle güçlendirilmiş kompozit kullanımın dentinde ve diş destek yapılarında meydana gelen stres değerlerini azaltması nedeni ile materyal seçiminde tercih edilebilir olduğunu düşünüyoruz. Bu araştırmadan elde ettiğimiz sonuçların desteklenmesi için ilerleyen dönemlerde daha fazla sayıda in vitro ve in vivo araştırmanın gerçekleştirilmesine ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Cam fiber ile güçlendirilmiş kompozit rezin, Kendi kendine polimerize olan siman, Planmış replantasyon, Polietilen fiber, Sonlu elemanlar analizi, Vertikal kök kırığı. ## A BSTRACT ## EVALUATION OF THE STRESS DISTRIBUTION IN ROOT CANALS USING 3D FINITE ELEMENT ANALY SIS AFTER THE MATERIALS USED IN REATTACHING THE VERTICALLY ROOT FRACTURED FRACTURED FRAGMENTS Danışman S. Aydın Adnan Menderes University, Faculty of Dentistry, Department of Endodontics, Master Thesis, Aydın, 2021. Purpose: The aim was to evalute the effect of the stress distribution on the vertical, horizontal and oblique loading conditions on tooth after reattaching the fragments of the maxillary incisor with vertical root fracture (VRF) using different materials, by 3D finite element analysis (FEA). Materials and Methods: Maxillary incisor tooth with root canal treatment, maxillary spongious and cortical bone models were designed regarding Wheeler's Dental Anatomy, and transferred using a 3D modeling software. VRF was modelled on tooth. A total of 4 models were designed for experimental groups. Fractured fragments were reattached respectively using dual-cured cement, dual-cured cement and+polyethylene fiber, selfcuring cement+glass fiber and fiber-reinforced composite. 100 N force was applied in three different angles (vertical, horizontal and diagonal) by using the FEA method. Stress distribution of each model was analyzed using the 3D-FEA method. V on-Mises stresses (V MS) and maximum principal stresses of dentin, and restorative materials were evaluated on colored images. Results: The highest maximum principal stress values were on the repair materials under oblique forces. The highest maximum principal stress values in root dentin were observed in Group 3 under horizontal forces. The highest maximum principal stress values observed in crown dentin were also observed in Group 1 under horizontal forces. The lowest maximum principal stress values in crown and root dentin were observed in Group 4. The highest maximum principal stress values in the repair materials under horizontal and vertical forces were observed in Group 4. The lowest maximum principal stress values in the repair materials under oblique and horizontal forces were observed in Group 2. Tensions were concentrated at the crown margin and cervical third of root dentin in all groups and under all loads. The stress values on the repair materials gradually increased respectively starting from the vertical to the oblique forces. Conclusion: Considering the use of strip bundle in the repair of teeth with VRF, we believe that the polyethylene fiber applied together using the resin cement reduces the amount of stress in the repair materials and the use of fiber bundle will reduce the possibility of adhesive failure. In addition, the use of fiber-reinforced composite as a repair material can be preferred in material selection because it reduces the stress values in dentin and tooth structures. More in vitro and in vivo studies are needed in the future to support the results obtained from the mentioned research. Keywords: Dual cured cement, Fiber reinforced composite resin, Finite element analysis, Glass fiber, Initional replantation, Polyethylene fiber, Vertical root fracture. ## 1. GİRİŞ Vertikal kök kırığı (VKK), kök yüzeyinin iç tarafından başlayıp dış yüzeyine doğru ilerleyerek dişin uzun aksı boyunca oluşan kırık olarak tanımlanmaktadır (1). VKK, dış çürükleri ve periodontal hastalıklardan sonra diş çekimini gerektiren en yaygın üçüncü etkendir (2). Birçok in vivo araştırma VKK'nın etiyolojisinde kök kanal tedavisinin (KKT) bulunduğunu vurgulamaktadır (3, 4). KKT'li dişlerle ilgili dişin prognozunu olumsuz olarak etkileyen ve klinikte karşılaşılması istenmeyen bir komplikasyondur. Belirgin bir klinik semptom göstermediği için klinik olarak teşhişi zordur (5). KKT'li dişlerde görülen VKK'nın başlıca iyatrojenik ve patolojik risk faktörleri arasında kök kanalının gereğinden fazla şekillendirilmesi, kök kanallarının doldurulması sırasında fazla derecede uygulanan yatay ve dikey sıkıştırma kuvvetleri, KKT'li dişlerde nem kaybı, post boşluğunun hazırlanmasında oluşturulan aşırı madde kayıpları, postun yerleştirilmesi sırasında uygulanan aşırı basınç, geniş çürük içeren lezyonlar veya travma sonucu zarar görmüş diş bütünlüğü bulunur (6). KKT'lı dişlerde görülen doku kaybı, kırık direncindeki azalmada önemli bir faktördür. Ancak doku kaybının az olarak görüldüğü KKT'li dişlerde de VKK görülebilmektir. Bakteri ve bakteriyel ürünlerin kök dentininde bulunan kollajen yapıyı deforme etmesi sonucunda dişlerin kırılganlığının artabildiği bildirilmıştır (7). VKK'nın iki boyutlu radyografik görüntüler kullanılarak tespiti güçtür. Farklı açılardan alınan konvansıyonel periapikal radyografiler üzerinde, kırık hattı her zaman tam olarak saptanamayabilir (8). VKK'lı dişler, tanı sırasında sıklıkla hekimin gözünden kaçar; bu da zaman içerisinde kemik kaybına, ağrıya ve ilgili alanda defektin büyümesine neden olabilir (9). VKK'nın erken tanısı önem taşımaktadır. Güncel araştırmalar, VKK'nın tespitinde konik ışınlı bilgisayarlı tomografi(KIBT)'nin konvansiyonel radyografiye kıyasla daha doğru sonuçlar verdiğini ortaya koymuştur (10). VKK bulunan dişlerin prognozu şüpheli olduğu için klinik rutininde genellikle dişin çekilmesi planlanır (11). Ancak son yıllarda VKK sonucu ayrılmış dış parçalarının ağız dışında birleştirilmesinin takiben, dişin planlanmış replantasyonu, özellikle ön grupta yer alan dişlerin çekilmesine alternatif sağlayan yenilikçi bir tedavi yaklaşımıdır (12). Planlanmış replantasyon tedavisinde dişin hızlıca ekstraoral olarak birleştirilmesi önem kazanmaktadır (13). Tamamlanmış kök kırığı bulunan tek köklü dişler, bu tedavi yaklaşımının klinik koşullarda daha rahat uygulanmasına olanak sağlayabilir (13), Literatürde kök kırık hattının tamamlanmadığı dişlerde flep operasyonu ile defekt alanını iyileştirmeye yönelik araştırmalar da mevcuttur (14). Ancak çok parçalı kırık sebebiyle tam olarak birleştirmenin mümkün olmadığı çok köklü dişlerde ve bölgede bulunan kemik yıkımının kontrol altına alınamadığı durumlarda, dişin çekilmesi ve daha sonra protetik tedavi seçeneklerinin değerlendirilmesi daha doğru bir tercih olabilir (13). Son yıllarda gelişen teknoloji ile birlikte diş hekimliğindeki tanı ve tedavi yöntemleri de ilerleme kaydetmiştir. Tamamlanan bir in vitro araştırmada, hem kimyasal hem ışıkla sertleşen simanlar fiber materyaller ile desteklenmiş ve VKK'lı dişlerin kırılma dayanımı üzerine etkisi değerlendirilmiştir (15). Bu araştırmada polietilen fiberle güçlendirilmiş ve hem ışıkla hem kimyasal sertleşen rezin simanla yapıştırılmış örnekler daha başarılı bulunmuştur (15). Farklı bir in vitro araştırmada ise nikel titanyum aletlerin kök dentini üzerinde meydana getirdiği etkiler incelenmiş ve bu şekillendirme aletlerinin oluşturduğu çatlakların VKK'ya öncü olabilecekleri belirtilmiştir (16). Araştırmacılar tarafından yapılan geriye dönük hasta kontrollerinde en az bir koronal duvarın bulunduğu dişlerde daha az VKK'ya rastlandığı belirtilmiştir (17). Ancak VKK'lı dişlerin mekanik kuvvetler karşısındaki davranış modelinin gözlemlendiği bu araştırmalarda, değerlendirmede standardizasyonu sağlamanın zor olduğu araştırmacılar tarafından belirtilmiştir (18-21). Sonlu elemanlar analizi (SEA), düzensiz geometri ve farklı materyallerden oluşan yapılara uygulanabilen, bu yapılarda kuvvet altında oluşan gerilmeleri ve yer değiştirmeleri detaylı bir şekilde ölçebilen nümerik bir kuvvet analız yöntemidir (22, 23). SEA 1960'ların başında özellikle havacılık ve uzay endüstrisinde yapısal problemlerin çözümü için geliştirilmiştir (24). Günümüzde akışkanlar mekanığınde, ısı transferinin incelenmesinde, elektromanyetik analizlerin yapılması gibi alanlarda kullanılmaktadır (25). 1970'lerin sonunda Huang ve Ledley'in bir diş modelini matematiksel olarak oluşturması ile sonlu elemanlar stres analiz yöntemi diş hekimliğinde kullanılmaya başlanmıştır (26). SEA dental restoratif materyallerin biyomekanik özelliklerinin incelenmesi, birbiri ile kıyaslanması ve geliştirilmesinde kullanılmaktadır (24, 25). Ayrıca bu yöntem, birçok klinik uygulamanın sanal ortamda taklıt edilebilmesini ve elde edilen sonuçların karşılaştırılmalı olarak değerlendirilmesini mümkün kılmaktadır (27). Bu sayede in vitro koşullara kıyasla daha gerçekçi bir mekanık gözlem gerçekleştirilebilmektedir (27). Bilgisayar ortamında elde edilen örneklerin standardızasyonunu sağlamak daha kolay olduğu için fazla sayıda inceleme örneği hazırlama gereksiniminin ortadan kalkması ve düşük maliyetli olması sebebiyle SEA yönteminin mekanik analizlerin gerçekleştirilmesinde oldukça etkin bir yöntem olduğu bildirilmiştir (23, 28). Bu bilgiler ışığında ilgili tez araştırmasında, VKK'lı dişlerin ağız dışında farklı materyaller kullanılarak yapıştırılmasını takiben çekim soketine yerleştirilmesi ve daha sonra ağız içindeki kuvvetler karşısında, diş yapısında meydana gelen stres dağılımının SEA yöntemi aracılığıyla değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Bu araştırmanın sıfır hipotezi farklı tamir materyalleri ile birleştirilmiş VKK'lı dişlerde ağız içi kuvvetler karşısında stres dağılımı yönünden fark olmayacağıdır. ![](_page_0_Picture_3.jpeg) ## 2. GENEL BİLGİLER ## 2.1. Kök Kırıkları Kök kırıklarının başlıca sebepleri arasında dental travma ve diş sert dokularında meydana gelen aşırı madde kayıpları bulunmaktadır (3) Dental travma kaynaklı kök kırıkları, diğer dental yaralanma türlerine göre daha az görülmekte olup tüm dişsel travmaların %0,5-7'sini oluşturmaktadır (29). Dış sert dokusunda meydana gelen aşırı madde kaybı, tüberküllerde zayıflama ve kırıklara neden olabilmektedir (30). Bu nedenle sert doku kaybını en aza indirmek için mınımal invaziv kavite şekillendirme teknikleri tercih edilmektedir (31). Bununla birlikte kök kanal tedavisi(KKT), dişlerin kron ve kök sert dokusunda belirgin madde kaybı ile sonuçlanmaktadır. Buna bağlı olarak KKT'li dişlerde kron ve kök kırıkları daha fazla görülebilmektedir (32). Bu durumun kök dentininde meydana gelen dehidratasyondan kaynaklandığı bildirilmiştir (33). Ancak son yıllarda yapılan araştırmalar, kök kanal tedavisi sırasında meydana gelen kök kanal şekillendirmesinin kök dentinini zayıflattığını ve kırıklara neden olduğunu ortaya koymuştur (30). Bunun yanı sıra literatürde KKT sonrası uygulanan post sistemlerinin kök sert dokusunun direncini düşürdüğünü gösteren araştırmalar da mevcuttur (34-38). Kök kırıklarını horizontal ve vertikal kök kırıkları (VKK) olarak incelemek mümkündür. ## 2.1.1. Horizontal Kök Kırığı Horizontal kök kırığı, dentin ve sement dokularında meydana gelen kırık hattının dişin yatay aksı boyunca uzanması sonucu, dişin apikal ve koronal olarak iki parçaya ayrılmasıdır (39). Çoğunlukla üst ön keser dişlerde görülür ve kırık hattının yer aldığı bölgeye göre apikal, orta veya servikal kırıklar olarak adlandırılırlar (29, 40, 41). Tedavi planlaması koronal parçanın doğru pozisyonda yeniden konumlandırılması, stabilizasyonun sağlanması ve pulpa canlılığının uzun dönem takibidir (29). Stabilizasyon, kırık dişin komşuluğunda bulunan dişler ile birlikte splintlenmesi ile elde edilir ve tavsiye edilen uygulama süresi 2-4 ay arasındadır (42). Bununla birlikte, literatürde splintleme uygulamaksızın iyileşme gösteren horizontal kök kırığı vakaları da mevcuttur (43). ## 2.1.2. Vertikal Kök Kırığı VKK, dişin uzun aksı boyunca koronalden apıkale ya da apıkalden koronale uzanan tamamlanmış ya da tamamlanmamış kırıklar olarak tanımlanmaktadır (44). Başlangıç noktası kron ya da kök apeksi olabilmekle birlikte her iki noktadan da başlayabilmektedir (45). Vertikal yönde oluşmuş bir çatlağın yönü ve boyutunun tedavi konusunda oldukça önemli olduğu belirtilmektedir (46). VKK karakterizasyonu konusunda yetersiz bilgiye sahip olunması, yanlış teşhis konulmasına ve bunun sonucunda meydana gelen yanlış tedavi ise dişin prognozunda olumsuzluklara sebep olabilmektedir (46). Bu sorunu ortadan kaldırmak amacıyla vertikal kırık sınıflaması geliştirilmiştir (46). Dişin uzun aksı boyunca meydana gelen vertikal kırıklar, lokalizasyon ve dış sert dokusunda oluşan deplasman durumuna göre beş ana başlık altında incelenmektedir: Çatlak çızgı, kırık tüberkül, çatlak diş, ayrık diş ve VKK (46). Çatlak çızgi sadece mine dokusunu etkilerken kırık tüberkül, çatlak diş ve ayrık dişler oklüzal yüzeyde başlayıp apıkal yönde uzanarak mine, dentin ve bazı durumlarda pulpa dokusunu da etkilemektedir (47). ## 2.1.2.1. Çatlak Çizgi Çatlak çizgi, genellikle arka dişlerin marjinal sırtlarında veya bukkal/palatınal yüzeylerinde görülmektedir ve sadece mineyi etkilemesi sebebiyle estetik olarak bir sorun teşkil etmediği sürece tedavi gerektirmeyen bir durumdur (Şekil 1) (48). Çatlak dış ile ayırıcı tanısında transillüminasyon teşhis metodu kullanılır. Dişte oluşan çatlak sonucu dişin bir yüzünden ışığın diğer bölümüne geçmesi engellenecek ve bu durum diş yapısının yalnızca bir bölümünün aydınlanmasına izin verecektir. Çatlak çızgı varlığında ise diş yapısının tamamı aydınlanacaktır (49). ![](_page_0_Picture_0.jpeg) Şekil 1. Ust ön kesici diş üzerinde çatlak çizgilerin şematik görüntüsü (50) 2.1.2.2 Kırık Tüberkül Kırık tüberkül, dişin kron kısmından başlayan ve dişeti altında ilerleyen, genellikle hem meziyodistal hem de bukkolingual yönde uzanan tamamlanmış veya tamamlanmamış kırıklar olup (51) kron veya kökün servikal üçlüsüne kadar uzanabilmektedir (Şekil 2) (52). Derin çürük veya geniş restorasyonlu dişlerde görülen kırık tüberkül tedavisi, kırık parçanın yapıştırılması ya da parçanın uzaklaştırılarak kalan diş dokusunun uygun şekilde restore edilmesi ile mümkündür. Pulpanın ekspoze olması durumunda ilgili dişe vital pulpa tedavileri veya KKT uygulanabilir (53). ![](_page_0_Picture_5.jpeg) Şekil 2. Kırık tüberkülün şematik görüntüsü (50). ## 2.1.2.3. Çatlak Diş Çatlak dış, krondan başlayıp meziodistal ya da bukkolingual yönde seyreden ve dişeti altında ilerleyen tamamlanmamış kırığı ifade etmektedir (Şekil 3) (46). Kırık hattı merkezde konumlanabileceği gibi tüberkül kırığından farklı olarak apıkal yönde de ilerleyebilir (46). Bu nedenle pulpitis ve/veya periapikal patoloji gelişimi ile sonuçlanabilir.(46) Çatlak dişin tüberkül kırığı ve ayrık diş ile ayırıcı tanısı, çatlak dişin kırık fragmanlarında hareket gözlenmemesidir (54). Çatlak dişin etiyolojik faktörleri arasında geniş restorasyonlar, pın/post uygulamaları ve desteksiz bırakılmış tüberküller, oklüzal travma, parafonksiyonel alışkanlıklar, sert gıdaların veya nesnelerin çığmenmesi, dişlerin anatomik yapıları ve hastanın yaşı yer almaktadır (55). Çatlak diş ile KKT arasındaki ilişkiyi çatlak hattının uzandığı bölge belirlemektedir (50). Çatlak hattının pulpal bölgeye yakın olduğu durumlarda, bakteri ürünlerinin geçişi için uygun bir ortam oluşmakta ve bunun sonucunda pulpal/periapikal enflamasyonlar gelişebilmektedir (50). Bazı olgularda KKT gerekebilmektedir (50). ![](_page_0_Picture_4.jpeg) Şekil 3. Çatlak dişin şematik görüntüsü (50) Tamamlanan bır ın vıvo araştırmada, geri dönüşümlü pulpitis semptomları gösteren dişlere sadece kron restorasyonu uygulanmış ve 6 yıl boyunca takıp edilen hastaların %80'inde KKT'ye gereksinim duyulmadığı gözlenmiştir (56). Geri dönüşümsüz pulpitis nedeniyle KKT uygulanmış çatlak diş tanılı dişlerin 2 yıl boyunca takip edildiği bir in vivo araştırmanın sonucunda ise %85,5 sağ kalım oranı bildirilmiştir (57). Araştırmacılar birden krondan başlayarak kök yüzeyine uzandığı ayrık dışten farklılık göstermektedir. VKK da kırık hattı bukkal ya da lingual yüzeylerde veya iki yüzey boyunca izlenebilmektedir (Şekil 4) (46). Meziyodistal olarak dar ve artmış kurvatüre sahip köklerde VKK görülme ihtimali daha fazladır (61). VKK'nın en sık görüldüğü dişler; alt çene kesici ve küçük azı dişleri, üst çene ikinci küçük azı dişleri, üst çene büyük azı dişlerinin mezıyobukkal kökleri, alt çene büyük azı dişlerinin meziyal ve distal kökleridir (61). VKK, kron-kök kırıklarının yaklaşık %2-5'ini oluşturmakta ve KKT'li dişlerde VKK görülme oranı ise farklı toplumlarda %2-10 aralığında değişmektedir (62, 63). ![](_page_0_Picture_1.jpeg) Şekil 5. VKK'nın şematik görüntüsü (46) VKK, KKT'li dişlerde diş çürükleri ve periodontal hastalıklardan sonra dış çekimini gerektiren en yaygın üçüncü etkendir (64). VKK'nın klinik ve radyografik belirtileri, başarısız bir KKT veya periodontal bir hastalık ile oldukça benzerdir (65, 66). Bu nedenle KK'i görmüş dişlerde VKK tanısı koymak güçleşebilir (67). Klinik olarak semptom bulunmayan VKK olgularına dair yapılan histopatolojik incelemelerde, VKK tanısını doğrulayan belirtiler gösterilmiştir (11). Tamamlanan bir in vitro çalışmada, KKT'li çekilmiş dişlerde VKK görülme sıklığı araştırılmış ve çalışmanın sonucunda %11-20 arasında çekim öncesi teşhis edilemeyen VKK varlığı rapor edilmiştir (68, 69). Günümüz diş hekimliğinde rutin olarak kullanılan görüntüleme yöntemleri, VKK'nın ilerleyen evrelerinde teşhis edilmesinde faydalı olabilmekte; ancak başlangıç evresindeki kırık hattını göstermekte ise yetersiz kalmaktadır (67). Tamamlanan bir in vitro araştırmada, konik ışınlı bilgisayarlı tomografinin (KIBT) periapikal radyografiye kıyasla VKK'yı tespit etmede daha başarılı olduğu gösterilmiştir (70). Özer ve ark. VKK'nın farklı evrelerini taklit eden örnekler kullanıldığında KIBT'ın farklı kalınlıklardaki tüm kırık tiplerinin teşhisinde periapikal radyografiye göre kıyasla daha başarılı olduğunu bildirmiştir (15). Bununla birlikte literatürde KIBT'in periapikal radyografi ile karşılaştırıldığında VKK'nın tespiti aşamasında fark olmadığını bildiren araştırmalar da mevcuttur (71, 72). Metska ve ark.'nın tamamladıkları in vivo araştırma sonucuna göre, VKK şüphesi bulunan dişlerde KKT veya herhangi bir restorasyon varlığı KIBT görüntülerinde artefakt oluşmasına neden olmaktadır (73). ## 2.2. V KK'nın Etiyolojisi VKK nadir de olsa KKT uygulanmamış dişlerde de ortaya çıkabilir (74). VKK'nın etiyolojisinde çürük, travma gibi diş dokusu kaybının bulunduğu durumlar, kök şekli, kurvatürü ve anatomisi, pulpanın uzaklaştırılması dişte meydana gelen dehidratasyon, dentinde bulunan çatlaklar, dişin kemik desteğini kaybetmesi gibi faktörler yer alır (5, 6, 30, 68). KKT uygulaması esnasında kron ve kökte oluşturulan aşırı madde kaybı ve kanal içine yerleştirilen post uygulamaları da dişin kırılma direncini düşürmektedir (17). Çürük, travma ve KKT sonucu kalan sağlam diş dokusu ile dişin kırılmaya karşı olan direnci arasında doğrudan bir ilişki bulunmaktadır (37, 68). Alt çene büyük azı dişinin meziyal kökünün bifurkasyon sınır bölgesinde ve üst çene küçük azı dışının turkasyon bölgesinde kök kanal şekillendirilmesi sonucu dentin kalınlığının azalması VKK riskini artırabilmektedir. İsthmus varlığının VKK görülme oranını artıran faktörlerden biri olabileceği belirtilmiştir (75). Kök kanal şekillendirilmesi sırasında dentinde, özellikle meziyodistal alanlarda çatlaklar oluşabilir ve bu çatlaklar tamamlanmamış kırıklara ve daha sonra bukkal/lingual yönde ilerleyerek tamamlanmış vertikal veya horizontal bir kırığa dönüşebilir (76). Dişlere belirlenen seviyelerde kuvvet yüklenmesi sonrası kırılma dayanımları değerlendirildiğinde, oval kesitli dişlerin yıvarlak kesitlilere kıyasla daha düşük kırılma direnci değerleri gösterdiği rapor edilmiştir (20, 77-81). KKT'ye bağlı etkenlerden bir diğeri de şekillendirme sırasında kullanılan eğe sistemleridir. Kök kanal şekillendirilmesinde kullanılan Nikel-Titanyum (Ni-Ti) eğelerden kalın dizayn ve yüksek konisiteye sahip eğelerin kullanılması kök dentininde zayıflamaya neden olmaktadır (19). Ni-Ti eğe sistemlerinin bahsı geçen tasarımlarından dolayı dentinde mikro çatlaklara sebep olabilecekleri ve bu çatlakların tamamlanmış veya tamamlanmamış kırıkların öncüsü olabileceği vurgulanmaktadır (16, 82). Çapar ve ark.'nın kök kanalının şekillendirilmesi, doldurulması ve kanal dolgusunun yenilenmesi işlemlerinin çatlak veya VKK oluşumuna etkisini değerlendirdikleri in vitro çalışmalarında, bu aşamaların her birinin tek başına çatlak ve/veya VKK gelişiminde rol oynayabileceğini bildirmişlerdir (83). De-Deus ve ark., kök kanal dolgu yöntemi olarak gutta-core, soğuk lateral kompaksiyon ve sıcak vertikal kompaksiyon tekniklerini karşılaştırılmış ve bu yöntemler arasında, dentinde çatlak oluşumu göz önüne alındığında, kullanılan yöntemler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadığını rapor etmişlerdir (84). Kök kanal irrigasyonu için kullanılan solüsyonların ve tedavi seansları arasında kanal içine yerleştirilen medikamentlerin kök dentininde fizyolojik değişimlere yol açabileceği ve dentini zayıflatabileceği düşünülmektedir (85, 86). Sodyum hipoklorit (NaOCl) ve Etilendiamin Tetraasetik Asit (EDTA) solüsyonlarının kullanıldığı araştırmalarda, solüsyonun konsantrasyonu arttıkça dentinin kırılma direncinin düştüğü gösterilmiştir (87, 88). NaOCl, hidrojen peroksit (H2O2), EDTA ve klorheksidin solüsyonlarının kök dentinin sertliği üzerine olan etkisinin değerlendirildiği bir in vitro çalışmada, klorheksidin hariç diğer tüm solüsyonların dentin sertliğini azalttığı gözlenmiştir (89). Bununla birlikte literatürde klorheksidinin kırılma direncini düşürdüğünü gösteren araştırmalar da mevcuttur (90). Kalsiyum Hidroksit (Ca (OH)2)'in kök kanalı içerisinde 5 hafta veya daha uzun süre kullanılmasının, kök dentininin kırılma direncini düşürdüğü gösterilmiştir (91). Ca (OH)2'in 7, 14, 30 ve 90 gün süresince medikament olarak kullanıldığı in vitro araştırmada; 30 ve 90 günlük gruplarda VKK yatkınlığı belirgin olarak artmıştır (92). Aşırı kron yıkımı olan dişlerde post boşluğunun hazırlanması, post seçimi, postun kök dentinine travmatik bir şekilde yerleştirilmesi ve ilerleyen dönemde uygulanan restoratif prosedürler VKK oluşumu için risk faktörleridir (93, 94). Post boşluğu hazırlanırken dentin dokusunda aşırı madde kaybının oluşturulmadığı ve post uzunluğunun mümkün olduğunca kısa tutulduğu durumlarda kökün kırılmaya karşı gösterdiği direncının arttığı belirtilmiştır (95). Buna ek olarak, Naumann ve ark. ferrule varlığında VKK riskinin düştüğü belirtmiştir (96). Post seçiminin VKK gelişimi üzerine etkisinin değerlendirildiği bir diğer araştırmada, vidalı ve metalik döküm postların fiber postlara oranla daha fazla VKK oluşturduğu ifade edilmiştir (97). ## 2.3. Vertikal Kök Kırığının Klinik Bulguları V KK genellikle endodontik ve protetik tedavinin tamamlanmasından yıllar sonra ortaya çıkar ve teşhis edilir (44). VKK şüphesi taşıyan dış/dışler nedeniyle hastanın şikayetleri uzun süreden beri var olabilir ve buna bağlı olarak tekrarlayan klinik ve radyografik muayeneler gerekebilir (98). Hekimler çoğunlukla ilgili dişin çekimi veya çok köklü dışılı kökün uzaklaştırılmasını tercih etmektedir (99). Doğru bir tedavi için kesin tanı oldukça önemlidir (13). Mevcut semptomların KKT ile ilişkili olduğu saptandığında öncelikle KKT, cerrahi veya ortograd olarak yenilenmesi düşünülmelidir. Ancak bu yaklaşım sonrasında hastanın şikayetleri devam ederse ilgili kökün uzaklaştırılması gerekebilir (98). VKK tanısını kesinleştirmek için bilinen tek bir patognomonik semptom veya radyografik özellik yoktur. Tanı süreci, hastanın sübjektif şikayetleri, klinik ve radyografik değerlendirmenin birleşimine dayanmaktadır (100). VKK teşhisini zorlaştıran faktörlerden biri, hastalığın diğer patolojik koşulları taklit etmesidir. Çiğneme sırasında ağrı, ilgili dişte hareketlilik, fistül yolu, derin periodontal apse ve/veya periapikal radyolüsensi varlığı başarısız KKT veya periodontal hastalıklarda bulunan belirti ve semptomlar ile benzerlik göstermektedir (1, 100, 101). VKK'nın başlangıç evresinde ilgili dişte ağrı ve rahatsızlık hissi görülmektedir (11, 100, 102). Bunun yanı sıra sübjektif bulgu olarak hastalar tarafından ilgili dişte hareketlilik belirtilmekte; ancak klinik muayene sonucunda minimal düzeyde mobilite tespit edilmektedir (103). VKK'da perküsyona hafif duyarlılık gözlenebilmekle beraber çatlak tüberkül veya dişten farklı olarak perküsyonda belirgin ağrı yoktur (98). VKK ile ilişkili enfeksiyon varlığında şişlik görülebilir; fakat kronik apıkal apseden farklı olarak fistül ağzı daha koronalde yer alır. Bu lokalizasyon ile daha çok periodontal apseye benzemektedir (44). Pulpal testler; dişler çoğunlukla KKT'li olduğu için uygulanamaz. Perküsyon ve palpasyon da VKK için tanısal olmayan hafif bir yanıt oluşturmaktadırlar (13). Genellikle fistül yolu ve dişetinde lokal şişlik bulunabilmektedir ama yine bu semptomlar periodontal ve endodontik lezyonlarda da bulunabilmektedir (13). Literatürde retrospektif vaka serilerinde, VKK görülen vakaların %13-35'ınde değişen oranlarda fistül yolu koronalde yer almaktadır (44). Dişin fasiyal veya lingual yüzeylerinde; kırık hattına komşu bölgelerde periodontal yıkım meydana gelebilir (11, 104-106). Periodontal hastalıklarla ilişkili olan derin periodontal cepler, VKK varlığında tespit edilenlerden farklıdır (98). Periodontal hastalık sonucu oluşan cepler, gevşek ve koronale doğru genişleyen bir yapı gösterirken, sert periodontal sondlar ile rahatlıkla tespit edilebilirler. VKK ile ilişkili cepler ise periodontal ceplerde olduğunun aksine tek bir dişte izole olarak görülmektedir (98). 2008 yılında Amerikan Endodontistler Birliği'nin yayınladığı yönergede; KKT'li bir dişte gerek post yapılmış gerek yapılmamış olsun, fistül yolu ile birleştirilmiş bir cep kombinasyonu olduğunda, bunun genellikle bir VKK için patognomonik olduğunu belirtmiştir (46). VKK'nın periapikal radyografiler üzerinde her zaman patognomonik görüntüsü oluşmayabilir (46). Çoğu durumda KIBT ile tarama yapılması ve doğru teşhis için yüksek çözümürlük değerlerinin kullanılması önerilmektedir (107) VKK'nın en sık görülen radyografik görünümü 'J şekilli' lezyonlardır. Alt çene azı dişlerinde sıklıkla furkasyon bölgesinde radyolüsensiyle birlikte izlenir (44, 102, 105). VKK sonucu ayrılmış kök fragmanları, erken dönemde radyografilerde nadiren saptanabilir. Bu radyolüsensi fragmanlar arasındaki inflamatuar dokudur (108). Apeks bulucu sistemlerin periodontal dokularla ile ilişkili olan VKK'nın tespitinde de kullanılabilme ihtimalını araştırmalar apeks bulucuların VKK'yı tespit etmede başarılı olmadığını saptamıştır (109). KIBT, VKK'yı teşhis aşamasında kullanılmıştır (73, 110). Kök kanalında mevcut olan dolgu malzemeleri ve metal alaşımlı post sistemleri tomografi ışınını etkileyebilir ve saçılmalara neden olabilmektedir. Bu durum kırığın görünümünü maskeleyebilmektedir (11). Bununla birlikte, KIBT'nin bir avantajı, standart dijital veya analog radyograflar ile saptanamayan ve başlangıç evresindeki kemik rezorpsiyonlarını dahi belirleme ve inceleme yeteneğine sahip olmasıdır. KIBT'in 2 boyutlu radyografi görüntüleri üzerine üstünlüğü çeşitli yayınlarda desteklenmiştir (10, 72, 73, 112). Bunun yanı sıra Amerikan Endodontistler Birliği'nın 2011 yılında yayınladığı yönerge, KIBT'in bir veya daha fazla taramada ortaya çıkan kemik kaybını daha belirgin olarak işaret ettiğini belirtmiştir (113-115). ## 2.4. VKK'nın Tedavisi Literatürde VKK'nın tedavisi ile ilgili farklı olgu raporları bulunmaktadır (98). VKK görülen çoğu vakada önerilen tedavi ilgili kökün çıkarılmasıdır (45). Bu tedavi tek köklü dişlerde dişin çekilmesi ile sonuçlanırken çok köklü dişlerde kök ampütasyonu veya hemiseksiyon işlemi uygulanmaktadır (98). VKK'lı dişin çekilip yerine implant yapılması; kemik seviyesini korumak için, önerilen ve daha sık tercih edilen tedavi yöntemidir (13), Buna ek olarak kırık kök yapısının korunmasına yönelik modern endodontik yaklaşımlar da mevcuttur. İlgili kırık bölgesine flap operasyonu ile ulaşıp, kırık bölgesinin tamiri bu yaklaşımlardan birisidir (13). Planlanmış replantasyon denilen yöntemde ise VKK'lı diş atravmatik olarak çekilir, dişin kırık fragmanları arasındaki doku temizlendikten sonra kırık diş parçaları ağız dışında yapıştırılır ve dış çekim soketine yeniden yerleştirilir (12, 116), VKK'lı dişin çekilip ağız dışında tamirini takiben planlanmış replantasyonu sırasında farklı teknikler ve malzemeler kullanılmıştır. Planlanmış replantasyon tedavisi geleneksel tedaviler başarısız olduğunda veya diğer tedavilerin uygun şekilde yürütülemeyeceği zaman planlanmaktadır (117, 118). Daha sık KKT görmüş tamamlanmış VKK'lı, kron-kök kırıklı, periodontal olarak prognozu kötü ve replasman rezorosiyonu görülen dişlerde bu teknik kullanılmaktadır (119, 120). Bu teknikte prognozun başarısı periodontal membran ve sement hücrelerinin canlılığının korunabilmesidir (118, 121). Planlanmış replantasyon da ilk olarak, diş atravmatik olarak çekilmelidir (122). Bukkal ve lingual kemik korunmalı, diş sementinin zarar görmemesine dikkat edilmelidir (123, 124). Planlanmış replantasyon işlemi süresince diş, kron yüzeyinden tutulmalıdır ve kök yüzeyine temas en aza indirilmelidir (125). Bazı araştırmalar çekim soketinin iyileşmeye yardımcı olabilecek kalan periodontal ligament hücreleri için kürete edilmemesi gerektiği önerirken, bazı çalışmalarda da enflamatuar doku ve kan pıhtısının uzaklaştırılması için soketin küretajını önermiştir (125-128). Büyütme sistemlerinin tedavide yardımcı olabileceği söylenmiştir (129). Diş yerine yerleştirildikten sonra periapıkal radyografi alınarak dişin doğru pozisyonda olduğu kontrol edilmelidir (125). Bu yöntemde başarının temel kriterlerinden birisi ağız dışında geçirilen sürenin olabildiğince kısa olmasıdır (12). Birçok araştırma, dişin ağız dışında kalma süresinin en fazla 20-30 dakika olabileceğini ve bu süreyi aşan işlem prognozunun başarısız olduğunu belirtmektedir (130, 131). İşlemi takiben, dişin inmobilizasyonu amacı ile splintleme işlemi uygulanmalıdır (131, 132). Dişin fizyolojik olarak hareketi periodontal iyileşmeye fayda sağlayacağı içın, yarı-esnek splintleme uygulaması, sert splintlemeye göre daha çok tercih edilmektedir (133). Kırık hattının sağlıklı kemik yüzeyine gelmesi ve sağlıklı diş yüzeyinin hasar görmüş periodontal ligament yüzeyine gelebilmesi için dişin replantasyon aşamasında; 180° döndürülerek sokete yerleştirilmesini öneren çalışmalar da mevcuttur (134). Rosenberg ve ark.'nın VKK'lı üst çene sağ ikinci azı dişinin çekip kırık fragmanları cam iyonomer siman ile bir araya getirdiği ve replante ettiği olgu sunumunda, 1 yıllık kontrollerde ilgili dişin klinik ve radyolografik olarak asemptomatik olduğunu rapor etmişlerdir (122). Dığer bir vaka raporunda, VKK görülen sağ üst çene küçük azı dişinin ağız dışında rezin siman ile yapıştırılmış ve replante edilmiştir. İlgili dişin 3 yıllık kontrolü sonunda klinik ve radyografik olarak asemptomatik olduğu gözlenmiştir (119). Hayashi ve ark.'nın araştırmalarında VKK saptanan 26 dişin, kırık parçalarının ağız dışında yapıştırılmasından sonra, prognozlarını değerlendirmişler ve 76 ay süresince gerçekleştirilen kontrollerde 12.ayda %88,5, 36.ayda %69,2 ve 60.ayda ise %59,3 oranında başarı elde ettiklerini belirtmişlerdir (135). Planlanmış replantasyon tedavisi yönteminin temel zorluğu, dişin tek parça halinde ekstrakte edilişindeki zorluktur. Ilerleyen dönemlerde sık gözlenen komplikasyonlar ise periodontal iyileşmenin olmaması veya replantasyon sonrası kemik rezorpsiyonu veya kök rezorpsiyonudur (13). Planlanmış replantasyon tedavisinin kontrendikasyonlarını, çekim sonrası uygun şekilde birleştirilemeyen dışler, aşırı kök kurvatürüne sahip dişler, şiddetli periodontal hastalıklı dişler, komşu dişler, uyumsuz bir hasta ve iyileşmeyi etkileyecek düzeyde sıstemik rahatsızlıkları olan hastalar olarak sıralayabiliriz (117). ## 2.5. Diş Hekimliğinde Kullanılan Rezin Simanlar Rezin simanlar 1950'lerden bu yana diş hekimliğinde kullanılmaktadırlar (136), 1970'lere kadar akrilik rezin olarak üretilen rezin simanlar ilerleyen dönemlerde kompozitlerin, adezivlerin ve dentinin asitle aşındırılmasına uygun olarak dimetakrilat rezin olarak üretilmişlerdir (137). Rezin simanların kimyasal yapıları metil metakrilat, Bis GMA dimetakrilat veya üretan dimetakrilat bazlı olup, doldurucu maddeleri ağırlıkça %20-80 arasında değişen koloidal silika veya baryum camından oluşmaktadır. Toz/likit, kapsüllü veya pat/pat sistemleri olarak üretilirler (138). Rezin simanların diş sert dokularına bağlanma kapasiteleri geleneksel yapıştırma sımanlarına göre daha yüksektir, bu nedenle dentin ve mine, porselen ve diğer seramikler, altın ve diğer metal alaşımları ve indirekt rezin kompozitler gibi materyallerin yapıştırılmasında kullanılırlar (137, 139, 140). Estetik ve stabilite tam seramik restorasyonlar için önemli özellikler olduğundan, rezin simanlar yüksek estetik özellikleri ve kırılma dirençleri sebebiyle tam seramik restorasyonların yapıştırılmasında tercih edilmektedir (138, 140, 141). Rezin simanların klinik performansı basınç dayanımı, eğilme dayanımı, film kalınlığı, çözünürlük ve su emmeye karşı direnç gibi farklı fiziksel ve mekanık özelliklerden etkilenebilmektedir (142). Rezin simanlar polimerizasyon mekanızmalarına göre kimyasal, ışık ile ve hem kimyasal hem de ışıkla sertleşenler olmak üzere üçe ayrılırlar (142). Hem kimyasal hem de ışıkla sertleşen rezin simanlar genellikle iki patlı sistemler olarak üretilirler (143). Genellikle benzoil peroksitin aromatik üçüncül aminlerle redoks reaksiyonuna dayanan bir polimerizasyon reaksiyonuna sahiptirler (143). Ayrıca, patlardan en az biri ışıkla sertleşen sertleşme mekanızmasını ve ışıkla aktive olan kısmı içermek zorundadır (137). Tersiyer aminlerin ve benzoil peroksitin zamanla kararma eğiliminde olduğu gözlemlenmiştır, bu nedenle, üçüncül bir âmın foto başlatıcı içermeyen bazı rezın sımanlar üretilmiştır (144). Bu sayede renk bozunmasının önlenmesi ve renk stabilitesinin sağlanması amaçlanmaktadır (144). KKT'de sızdırmazlığı en aza indirgemek amacıyla homojen ve monoblok bir yapı oluşturulmaya çalışılmaktadır (145). Post restorasyonlarında da monoblok yapının oluşturulabilmesi ve dentin dokusuna benzer fiziksel özellikleri sağlayabilecek materyallerin kullanımı restorasyon başarısını artırmaktadır (146). Post restorasyonlarında monoblok yapı; post ve korun birbitleriyle bir bütün olduğu ve devamlılık gösterdiği bütünü ifade eder (147). Modern endodontide gerek post yapıştırılmasında gerek kor oluşturulmasında kullanılacak materyal sayısı azaltılarak monoblok sisteminin güçlendirilmesi, tek bir materyalın dentinle maksımum uyumu ile restorasyonun ömrünün uzatılması hedeflenmektedir (147). Monoblok post-kor materyallerinin kullanıldığı örnekler; post için ayrı bir yapıştırma simanın kullanıldığı ve kron için ayrı bir kor rezin materyalı kullanılan örneklere göre daha dayanıklı bulunmuştur (148). Ayrıca monoblok post sistemleri daha az materyal kullanımı olduğu için klinisyenler için daha kolay uygulanabilir bulunmuştur (145). Monoblok post sistemlerinin yapıştırılmasında aktıf olarak kullanılan hem kimyasal olarak hem ışıkla sertleşen rezin simanlar arasında başlıca olarak Panavia F 2.0; (Kuraray, Osaka, Japonya), Core X Flow (Dentsply, DeTrey, Almanya), Gradia Core (GC, Tokyo, Japonya), Clearfil DC Core Plus (Kuraray, Osaka, Japonya), Corecem (RTD, St Egrève, Fransa) yer almaktadır. ## 2.6. Diş Hekimliğinde Kullanılan Fiber Bileşenler Günümüzde endodontik tedavide post restorasyonuna ihtiyaç duyulduğunda, kök kırıkları oluşturmaları sebebiyle döküm ve prefabrik metal postlar artık tercih edilmemektedir (149, 150). Fiber postlara kıyasla daha düşük elastisite modülü ve dentine yakın fiziksel özelliklere sahiptirler ve bu sayede diş-post birleşimindeki stres oranını azaltır ve kuvvetleri köke homojen bir şekilde iletirler (151). ## 2.6.1. Cam Fiber Cam fiber, araştırmalarda translusent özelliği, estetik oluşu ve dentine bağlanma kapasitesi nedeniyle dental kullanıma en uygun fiber olarak gösterilmiştir (152). Cam fiberlerin termal genleşme katsayısı, kompozit rezinlere yakın olmasından ve yüksek doku uyumundan dolayı diş hekimliğinde sıklıkla kullanılmaktadırlar (153, 154). Cam fiberlerin çeşitli alt türleri bulunmaktadır. A-cam; kimyasal maddelere dirençli ve düşük elektriksel özellikler sahip, C-cam yüksek kimyasal dirence sahip, S-cam amorf yapıda yüksek fiziksel özelliklere sahip, E-cam ise oldukça sert bir yapıya sahiptir (155). Piyasada bulunan cam ve kuvars fiberlere örnek olarak EverSück (Cam fiber, Stick Tech Ltd., Turku, Finlandiya), Targis/Vectris (Cam fiber, Ivoclar Vivadent Inc., Schaan, Lihtenstayn), BR-100 (Cam fiber, Kuraray Medical Inc, Tokyo, Japonya), FibreKor post (Cam fiber, Pentron Laboratory Technologies LLC, Wallingford, Amerika Birleşik Devletleri (ABD)), Reforpost glass fiber (Cam fiber, Angelus, Londrina, Parana, Brezilya), Rely X fiber post (Cam fiber, 3M Espe, St. Paul, Mn, ABD); A estheti-post (Karbon/K uvars fiber, Bisco Inc, Schamburg, IL, ABD), DT Light post (Karbon/Kuvars fiber, Bisco Inc, Schamburg, IL, ABD), Unicore post (Kuvars fiber, Ultradent Products Inc, ABD) gösterilebilir (155). ## 2.6.2. Polietilen Fiber Polietilen fiberler; şekillendirilebilir, düşük yoğunlukta ve biyouyumlu materyallerdir (156). Cam fiberler ile karşılaştırıldıklarında, daha yüksek gerilme dayanımına sahiplerdir ve daha zor şekillendirilebilmektedirler (156). Cam fibere göre daha düşük yüzey enerjisine sahiplerdir ve bu rezin bağlantı kalitesini düşürmektedir (15/). Post ve kor yapımında, splintlemede, dış üzeri protezlerin güçlendirilmesi gibi alanlarda kullanılabilmektedirler (158). Diş dokusuna benzer bir renkte olup, yüksek yorgunluk direncine sahiptirler (158). Yüksek kırılma direnci ve darbe dayanımına sahiptir (158). Polietilen fiberin KKT'li ve lingual tüberkülü kırık dişlerin restorasyonunda kırık direncini artırıcı yönde etkilerinin olduğu gösterilmiştir (159). Polietilen fiber; diş dokularına yakın rengi, düşük yoğunluğu ve biouyumluluğu, çözünmeye karşı dirençli oluşu sebebiyle güçlendirici materyal olarak diş hekimliğinde tercih edilmektedirler (160). Piyasada bulunan polietilen fiberler arasında Ribbond (Polietilen fiber, Ribbond, Seattle, ABD) ve Connect (Polietilen fiber, KerrLab, Orange, CA, ABD) bulunmaktadır. ## 2.6.3. Karbon Fiber Metal postlar yerine kullanılmaya başlanan ilk fiberlerdir (161). Karbon fiberler poliakrilonitratın, oksijen içeren ortamda 200-250°C'de ve daha sonra 1200°C' de ısıtılmasıyla hidrojen, nitrojen ve oksijen uzaklaştırılarak, karbon atom zincirinin oluşturulmasıyla meydana gelmektedirler (162). İzotropik özellikler gösterirler ve bu sayede kırılmalara karşı daha dirençli hale gelmektedirler (154). Estetiklerinin kötü olması, karbonun biyouyumlu olmaması, fiberin işlenmesinin zor olması ve rezin içine fiberin tam olarak uyumlanamaması gibi nedenlerle yerini diğer fiber sistemlerine bırakmıştır (154). Reforpost karbon fiber (Angelus, Londrina, Parana, Brezilya), Composipost (KTD, St. Egreve, Fransa), C-Post (Bisco Inc, Schamburg, IL, ABD) bu fiberlere örnek olarak gösterilebilir (163). ## 2.7. Fiber ile Güçlendirilmiş Kompozitler Fiber ile güçlendirilmiş kompozitler (FIGK) bulk fill kompozitlerin alt sınıfında yer almaktadırlar. Bulk fill kompozitler; akışkan ve restoratif olarak iki gruba ayrılmaktadırlar (164). Kompozitlerin monomer rezin formulasyonları, tip, volüm fraksiyonu, yoğunluk, partikül boyutu ve dağılımı gibi doldurucu özellikleri arasındaki farklılıklar polimerizasyon derinliğini ve mekanik özellikleri etkileyebilir (165, 166). Akışkan bulk fill kompozitler genellikle ulaşması daha zor olan kavitelerde kullanılmaktadırlar (167). Restoratif bulk fill kompozitler tek seterde 4-5 mm'ye kadar polimerize olabilirler (167). Bu materyaller genellikle yüksek doldurucu içeriklerinden dolayı akışkan bulk fill kompozitlere göre daha viskozdur ve yüzeyleri daha dirençlidir (164, 168). Bulk olarak yerleştirilebilen bu yüksek viskoziteli kompozitler, restore edilen dişin güçlendirilmesini amaçlayan ek doldurucular içerebilmektedir. Örneğin, Alert (Jeneric/Pentron, Wallingford, Connecticut ABD) ve EverX Posterior (GC Corporation, Tokyo, Japonya) kompozitler doldurucu olarak spesifik özellikler sağlayan cam fiber içermektedir. FIGK dentinin fiziksel yapısını taklıt etmek üzere tasarlanmıştır (169, 170). Fiberlerin, kompozit restorasyonlarında kırık ve çatlak oluşmasını ve yayılmasını önlediği bilinmektedir (171, 172). Bu sebeple, büyük kompozit restorasyonlarda güçlendirilmiş taban materyali olarak FIGK'nın uygulanması önerilmektedir (169, 170). ## 2.8. Stres Analiz Yöntemleri Bır oluşuma kuvvet uygulandığı zaman o oluşumda gerilim ve deformasyon bölgeleri oluşur. Klinisyenlerin ise ağız içerisinde oluşan bu kuvvetleri iyi bir şekilde tanıması, analiz edebilmesi ve materyallerde oluşan gerilim ve yıkım alanlarını göz önüne alarak yapılacak restorasyonların oral rehabilitasyon ilkelerine uygun şartlarda olmasını sağlaması gerekmektedir (133). Ancak bu alandaki biyomedikal araştırmalar in vivo gerçekleştirildiğinde etik sorunlar yaşanabilmektedir (173). Bu sebeplerle stres analız çalışmalarını canlı dokuların tasarlanan bir modeli üzerinde yapmak daha değerli hale gelmiştir. Materyallerde oluşan streslerin tespiti için farklı stres analiz yöntemleri mevcuttur (174). - 1. Foto elastik stres analiz yöntemi - 2. Gerinim ölçer (strain gauge) stres analiz yöntemi - 3. Kırılgan vernik tekniği ile stres analizi - 4. Sonlu elemanlar stres analiz yöntemi - 5. Halografik interferometri ile kuvvet analizi - 6. Termografik kuvvet analiz yöntemi - 7. Radyotelemetri ile kuvvet analizi ## 2.8.1. Sonlu Elemanlar Stres Analiz Yöntemi 1960'lı yıllarda havacılık endüstrisinde kullanılmasıyla hayatımıza giren sonlu elemanlar stres analiz yöntemi; biyomekanık sistemin gerçeğe uygun matematiksel modelini çıkartarak bilgisayar ile bu modelin çözümlenmesı esasına dayanır; bu yöntem bir bilgisayar programında tabiatın taklit edilmesi olarak da tanımlanabilir. Aynı zamanda, fiziksel modelleri matematiksel denklemlere sayısal çözüm getiren, çağımızın en modern ve önemli bilimsel tekniklerindendir (174). Son yıllarda diş hekimliği araştırmalarında da oldukça popüler bir yöntem haline gelmiştir (28, 175-178). Diş hekimliğinde sonlu elemanlar analiz (SEA) yöntemi ile yapılan ilk araştırma 1968 yılında Ledley ve Huang'a aittir (26). Yöntem bugünkü anlamıyla, Farah ve Craig tarafından yapılan bir araştırma ile diş hekimliğinde yerini almaya başlamıştır (179). Bu araştırmada üç farklı marjinal konfigürasyon ile tam kron preparasyonu yapılan bir büyük azı dişe uygulanan kuvvet sonucu oluşan stresler SEA yöntemi ile incelenmiştir. SEA yöntemi karmaşık bir mekanik sorunun çözümünde rahatlıkla kullanılabilen bir teknik olup, incelenecek olan bölgeyi küçük ve basit alanlara ayırarak incelemenin daha kolay olmasına olanak veren ve çözümü bu küçük parçalar içerisinde sağlayabilen matematiksel bir analızdır. Bu analız yönteminin esası "parçadan bütüne gitme" prensibine dayanmaktadır (25). ## 2.8.1.1. Sonlu Elemanlar Stres Analiz Yönteminin Avantajları 1) Belirli bir geometriyi taklit etmeyen, simetrik olmayan, düzensiz yapılar ve farklı malzeme özelliklerine sahip nesnelere uygulanıp; gerçek yapıyı temsil eden model hazırlanabilmektedir. Sonuçların hassasiyeti çok yüksektir. 2) Sonuçlar çok kısa sürede elde edilebilir. 3) Gerilme, gerinim ve yer değiştirmeler ayrıntılı olarak her noktada duyarlı bir şekilde hesaplanabilmektedir. 4) Oluşturulan modelin sınır şartları (cismin nereden sabitleneceği ve kuvvetlerin nereden uygulanacağı) kolayca sistemde belirlenebilir. 5) Birden fazla katmandan oluşan objeler, katmanların fiziksel özellikleri ve katmanlar arasındakı temas özelliklerini yansıtacak şekilde modellenebilmektedir. 6) SEA ile prototip oluşturulması zor veya tehlikeli olan tasarımlar modellenebilir. Canlı deneklere gerek duyulmaz. Bu sayede araştırmalara ait birtakım etik sınırlamalar ortadan kalkar (22, 25, 174, 180, 181). ## 2.8.1.2. Sonlu Elemanlar Stres Analiz Yönteminin Dezavantajları 1) Analizlerin yapılabilmesi için gerekli olan bilgisayar ve programlar yüksek maliyetlidir. 2) Analizin yapılabilmesi için ciddi bilgi birikimine sahip uzman kişilere gereksinim vardır. 3) Analiz sonucunun doğru olabilmesi için yapıların fiziksel ve mekanik özelliklerinin bilgisayara aktarılması son derece yüksek dikkat gerektirir. Deneysel verilerin aktarımı ve analiz programının kullanımındaki teknik detaylar tamamen araştırmacıya bağlıdır. 4) Araştırmada kullanılacak malzeme özelliklerinin yanlış olarak tedarik edilmesi ve verilerin hatalı aktarımı sonucu araştırma olumsuz yönde etkilenebilir (23, 25, 180, 182). Bu yöntem ile analızler genellikle iki veya üç boyut (3D) kullanılarak tamamlanmaktadır. İki boyutlu modelleme nispeten daha basittir ve donanımlı bir bilgısayara gereksinim yoktur. Ancak bu analiz sonuçlarının güvenilirliği düşüktür. 3D'lu modelleme daha kompleks programlara izin veren bilgisayar yazılım programı kullanımını gerektirse de daha doğru sonuçlar sağlamaktadır. SEA lineer (doğrusal) ya da lineer olmayan sistemler üzerinde uygulanabilir. Lineer sistemler göreceli olarak daha basittir ve analiz sırasında plastik deformasyon dikkate alınmaz. Lineer olmayan sistemlerde ise plastik deformasyon derecesi açıklanmalıdır (180). Cisimler belirli bir kuvvet sınırını aşan yükler altında elastik deformasyondan plastik deformasyona geçerek şekil değiştirirler. Bu nedenle diş hekimliğinde yapılan araştırmalarda kullanılan kuvvetler genelde elastik deformasyon sınırları içindedir ve lineer SEA yöntemi kullanılır (183). ## 2.8.1.3. SEA ile Ilgili Kavramlar ## Kuvvet Kuvvet cisimlerin hareket durumlarını değiştirebilen, fiziksel olarak ölçülebilir etkidir (184). Kuvvetin uygulandığı cismin rijit ya da deforme olabilen bir materyal olup olmamasına bağlı olarak cisimde deformasyon ya da translasyon meydana gelir. Eğer cisim hareket edemiyorsa; uygulanan kuvvet o cismin şeklinin değişmesine veya deformasyona uğramasına sebep olabilir (185). Kuvvet; yönü, şiddeti ve doğrultusu olan vektörel bir büyüklüktür (186). Kuvvet birimi, 'Newton (N)'dur. Bir cisme dışarıdan uygulanan etki dış kuvvet, cismin çeşitli parçaları arasında bu etkiyi iletmesi ise iç kuvvettir (185). ## Stres (Gerilim/Gerilme) Herhangi bir cisme dışardan kuvvet uygulandığında cısmın moleküler yapısında dış kuvvete eşit ve zıt yönlü kuvvet oluşmaktadır (23). Dış kuvvete karşı birim alanda eş büyüklükte meydana gelen içsel tepki, gerilme veya stres olarak tanımlanmaktadır (187), Dış kuvvet ve iç kuvvet cısmin üzerinde belli bir alana yayılır, bu sebeple hem stres hem de dış basınç birim alana düşen kuvvet cinsinden gösterilmektedir (186). Stres = Kuvvet / Alan olarak formülüze edilir. Gerilme birimi Paskal (Pa)'dır. Pa \_ N/milimetre kare(mm²) şeklinde formülüze edilir. Diş hekimliğinde ise genellikle milimetrik boyutların incelenmesi sebebiyle birim olarak mega paskal (MPa) veya N/mm2 kullanılmaktadır (185), Gerilme vektörü, incelenen kesit yüzeye dik yönde etki ediyorsa, bu gerilme normal gerilme (o), yüzeye yatay yönde etki ediyorsa bu gerilme ise kayma/makaslama gerilmesi (c) olarak adlandırılmaktadır. Gerilmeler, değişik yüklemeler altında karma şekillerde bulunabilir. Bazen sadece biri, bazen de her ikisi bir arada etkili olabilir (188). Uygulanan kuvvetlere karşı cisimlerde başlıca oluşan gerilim türleri (Şekil 6); 1. Uzama- Çekme Gerilimi (Tensile Stress) Cismin moleküllerini birbirinden ayrılmaya zorlayan, aynı doğrultuda, ters yönde iki kuvvetin cismi etkilemesi ile oluşan gerilme tipidir (187). 2. Sıkışma- Basma Gerilimi (Compressive Stress) Cismin moleküllerini birbirine yaklaşmaya zorlayan, aynı doğrultuda ve ters yönde iki kuvvetin cismi etkilemesi ile oluşan gerilme tipidir (187). 3. Makaslama- Kayma Gerilimi (Shear Stress) Cismin moleküllerini birbiri üzerinde kaymaya zorlayan farklı seviyelerde birbirlerine paralel ve ters yönde olan iki kuvvetin cismi aynı anda etkilemesi ile oluşur (185). | ekme (ferilimi<br>TITA DATTITUTI | ikisma Crerilimi | Makaslama Gerilmı | |----------------------------------|------------------|-------------------| | | | | ![](_page_0_Figure_9.jpeg) Şekil 6. Uygulanan kuvvetlere karşı cisimlerde başlıca oluşan gerilim türleri şeması. ## Asal Gerilimler (Principal Stress) Uç boyutlu bir yapıda, bütün düzlemlerde makaslama gerilmelerinin sıfır olduğu ve sadece alana dik olan normal gerilmelerin oluşturduğu gerilmeler asal gerilmeler (principal stress) adını alır (189). Asal gerilmede; X, Y ve Z düzlemlerine dik etkiyen kuvvetler mevcuttur (187). Asal gerilmeler maksimum, orta ve minimum olmak üzere 3 tipe ayrılmaktadır. Maksimum asal gerilimler (ol) pozitif değerdedir ve en yüksek çekme gerilimlerini ifade eder. Minimum asal gerilimler (63) negatif değerdedir ve en yüksek sıkışma gerilimlerini ifade eder (187). Ortalama mutlak değeri daha büyük olan gerilme, bir düğüm noktasında etkin olan gerilme şeklini ifade eder (190). Kuvvet uygulanan cisimlerde genellikle tek tip gerilme yerine üç tip gerilmenin bir arada bulunduğu birleşik gerilme değerleri ortaya çıkmaktadır (191). Bir düğüm noktasında hangi gerilme daha büyük bir mutlak değere sahipse o gerilmenin etkisi belirgindir (23). Çekme ve basma dayanımı farklı olan diş yapısı gibi kırılgan materyaller için kırılma dayanımlarının belirlenmesinde çekme stresleri çok daha etkili olduğu için, maksimum asal stres değerlerinin kullanılması gerekmektedir (185, 192). Uç asal gerilmeden herhangı birinin cismin dayanıklılığını aştığında kırılma veya kopmanın oluştuğu varsayılır (25). ## Gerinim (Strain) Gerinim (strain), cisme uygulanan belirli bir kuvvet sonucu o cisimde birim boyutta meydana gelen şekil değişimidir (187). Gerilme büyüklüğü ve yönü olan bir kuvvet iken; gerinme ise bir kuvvet değil sadece orantısal bir büyüklüktür. Gerinim, deformasyonun orijinal uzunluğa oranıdır ve herhangi bir ölçü birimi yoktur (25). Gerinim aşağıdaki formülle hesaplanmaktadır: Strain(ε) = Deformasyon / Orijinal Uzunluk | Gerilim (stres) | | | | |-----------------|--|--|--| | 11 | | | | ![](_page_0_Figure_6.jpeg) Şekil 7. Stres (gerilim)- Strain (gerinme) eğrisi ## Oransal Sınır Bir yapının plastik deformasyon göstermeksizin dayanabileceği en büyük gerinme oranıdır (185). ## Elastikiyet/V iskoelastiklik Elastik materyaller uygulanan kuvvet ortadan kalktığında orijinal şekillerine dönen materyallerdir (186). Kuvvetler karşısında, gerinimin gerilim ile doğru orantılı olduğu var sayılan cısımler lineer elastik materyaller olarak adlandırılır (23), Elastik materyaller belirli bir kuvvete kadar şekil değiştiriler ve kuvvet ortadan kalktığında eski şekillerini alırlar. Viskoelastik materyaller ise hem elastik hem de viskoz materyallerine sahiptir. Bu materyaller viskoz özellikleri sayesinde zamana bağlı artan bir gerinim gösterirler. Kuvvet ortadan kalktığında da ilk hallerine gecikmeli olarak dönerler (193, 194). ## Elastik sınırı ve Dayanıklılık Sınırı Elastiklik sınırı, materyalın plastık deformasyona uğramadan absorbe edebileceği maksimum gerilme miktarıdır. Elastik limit ise yük/defleksiyon oranı ile ifade edilir (186). Materyalın plastık deformasyona uğradıktan sonra zayıflayıp kırılma göstereceği maksimum gerilme miktarı dayanıklılık sınırı olarak tanımlanmaktadır (195). ## Elastisite Modülü (Young Modülü) Elastik bir materyalin sertlik ölçümü elastısite modülü (Young modülü) ile tanımlanır ve cismin elastikiyet sınırları içerisinde dayanıklılığını gösteren bir katsayıdır (196); E değişkeni ile ifade edilmektedir. Gerilim ve stres arasındaki bağlantıyı verir (186). Bu değer Gerilme/Gerinim oranı ile belirlenir ve materyale özgü olan bir değerdir. Birimi Gigapaskal (GPa)'dır (185). Materyalin atomik özelliklerinden dolayı oluşan kuvvetler elastiklik özelliğinden sorumludur (197). Aynı miktar kuvvet altında yüksek elastısite modülüne sahip bir cisim, düşük elastisite modülüne sahip bir cisimden daha az deformasyona uğrar (198). Bu değer materyal içerisindeki kuvvetlere bağlı olduğu için, çekme ya da sıkışma söz konusu olduğu zaman değişiklik göstermez. Bu özellik materyalın atomik özellikleri ile ilişkilidir (199), ## Poisson Oranı Çekme veya baskı gerilimleri sonucu cısımlerin boyunda ve eninde bazı değişimler meydana gelir. Çekme gerilimi uygulanan bir malzemenin boyca uzaması ve en olarak incelmesi Poison oranıdır. Baskı gerilimleri altındaki bir malzemenin ise boyunun kısalmasının eninin kalınlaşmasına oranıdır (24, 185). Poisson Oranı = Ensel Boyut Değişimi/Boysal Boyut Değişimi olarak hesaplanır, 'v' işaretiyle ifade edilir. Her cisim için farklı bir değer taşımaktadır ve yumuşak olan cisimlerde Poisson oranı daha yüksektir (187). Mine, dentin, amalgam veya kompozit gibi pek çok sert materyalin ortalama Poisson oranı yaklaşık olarak 0,3'tür (200). Çekme kuvvetlerine maruz bırakılan bu sert materyallerin enine kesitleri incelendiğinde çok az miktarda boyutlarında azalma gözlenir. Daha yumuşak materyallerde ise enine kesitlerindeki boyut değişimi daha çok olacağı için Poisson oranları daha büyüktür (201). ## V on Mises Stresi 1904 yılında Huber tarafından ortaya atılan Von Mises Teorisi olarak bilinen bu teoriye göre şekil değiştirme enerjisinin belli bir sınırı aşması halinde cisimde hasar başlar (202). Bu teori; "Bir yapının belli bir bölümündeki içsel enerji belli bir değeri aşarsa, yapı bu noktada şekil değiştirecektir" prensibiyle açıklanmaktadır. Von Mises eşdeğer gerilimi ilk akma dayanımını aştığında ilgili materyal plastik faza dönüşür (203). V on Mises stresleri (VMS) ayrıca gerilmenin dağılımı ve yoğunlaşma bölgeleri hakkında genel bir bilgi edinmek amacıyla da değerlendirilebilmektedir. Üç boyutta oluşan asal gerilmelerin birleştirilmesiyle hesaplanan Von Mises stres (VMS) gerilmeleri, bir skala üzerinde, pozitif sayı halinde ifade edilir (204). ## 2.8.1.4. Sonlu Elemanlar Stres Analizinin Uygulanmasındaki Temel Aşamalar ## 1. Sonlu Elemanlar Modelinin Oluşturulması 2. SEA a. On İşlem Aşaması b. Çözüm Aşaması c. İşlem Sonrası Aşama (25) ## 2.8.1.4.1. Sonlu Elemanlar Modelinin Oluşturulması SEA'nın uygulanacağı 3D katı modelinin oluşturulmasında farklı yöntemler kullanılır. En sık kullanılan yöntemler: 1) Manyetik Rezonans (MR), bilgisayarlı tomografi (BT) veya lazer tarayıcı görüntülerinin bilgisayar ortamına aktarılarak modelin oluşturulması 2) Koordinat belirleme cihazlarıyla elde edilen nokta ve yüzey verilerinden model oluşturulmasıdır (206-208). ## 2.8.1.4.2. Sonlu Elemanlar Stres Analizi ## 2.8.1.4.2.1. On İşlem Aşaması Bir önceki aşamada bahsedilen yöntemlerle, bilgisayar ortamında Computer Aided Design (CAD) programı aracılığıyla geometrik modelin hazırlanmasıyla ilk aşama gerçekleştirilir. Gerekli programların kullanılması ile analizi yapılacak olan yapı 'elemanlara bölünerek 'matematiksel model' denilen bir ağ yapıya (mesh) dönüştürülür. Eleman sayısı ne kadar çok olursa kuvvet dağılımı ölçümleri daha duyarlı olur. Aynı zamanda analizde de gerçeğe yakın fiziksel sonuçlar elde edilir (209). Elemanlar tek boyutlu (düz çizgiler), iki boyutlu (üçgenler, eşkenar dörtgenler), 3D (piramit veya tuğlaya benzer şekilli) veya değişik şekillerde olabilirler (210). Elemanların birbirlerine bağlandıkları noktalara düğüm noktası (node), tüm yapı ise ağ (mesh) olarak adlandırılır (211). Ağ yapısı ile düğüm noktaları ve elemanların koordinatları oluşturulur. Ağ yapısı oluştururken genellikle kendi içinde büyük değişime sahip olan ya da olduğu tahmin edilebilen bölgelerde, birim alana daha fazla eleman yerleştirilir. Onemli olan modelin en iyi şekilde nasıl daha küçük parçalara bölüneceğidir (208). Bu aşamadan sonra materyal özellikleri, yükleme koşulları ve sınır koşulları belirlenerek programa yüklenir. Elemanlara kuvvet uygulandığında serbest yüzey, deformasyon oluşturmadan döngüsel hareketler sergiler. Malzemedeki deformasyonun incelenebilmesi için düğümlerin bir bölümünde serbestlik derecesinin kısıtlanması gerekir. Bu kısıtlamalar sınır koşullarını oluşturur. Cismin nereden sabitlendiğini ve kuvvetlerin nereden uygulandığını gösterir. Yükleme koşullarının belirlenmesi ile birlikte uygulanması düşünülen kuvvetin şiddeti, yönü ve açısı belirlenir (25). ## 2.8.1.4.2.2. Çözüm Aşaması Problemin çözümü, bilgisayar programında komut çalıştırılarak otomatik olarak yapılır. Bileşen içerisindeki her düğüm için yer değerleri güncellenir. Bu aşama sonucunda elde edilen stres değerleri matematiksel hesaplamalar sonucunda edilmektedir (210). Oluşturulan matematik model üzerindeki istenilen düğüm noktalarına; yönü, açısı ve şiddeti belirli kuvvet uygulanır ve ağ yapının diğer düğüm noktalarındaki yer değiştirmeler hesaplanır. Tüm modelde meydana gelen gerilme ve gerinim özellikleri gözlenir. Kuvvetlerin etkileri kesitsel veya noktasal olarak incelenebilmektedir (191, 212). ## 2.8.1.4.2.3. İşlem Sonrası Aşama Bu aşamada, modelin çözümlenmesini takiben elde edilen veriler incelenmektedir (210). Analız neticesinde farklı değişkenlere ilişkin sayısal veriler elde edilir. Bunlar; asal gerilimler (principal stresses), eksensel gerilimler, yer değiştirme değerleri, deformasyon değerleri veya eşdeğer gerilimlerdir (25). Bununla birlikte, VMS ile ilgili stres değerleri de analiz edilmektedir. Hesaplanan sayısal veriler, animasyon, tablo, grafik, yer değiştirme görüntüsü veya renklendirilmiş görüntü olarak elde edilebilir (205). Programın hazırlamış olduğu renk skalaları ile kuvvettin değerlendirilmesi daha anlaşılır hale gelmektedir. Tablolar veya grafikler ile ifade edilen sayısal değerler kritik noktalarda bulunan düğümlerdeki yer değiştirmeleri ve uygulanan kuvvetlerin oluşturduğu gerilme değerlerini ifade etmektedir (213). Renklendirilmiş görüntülerde ise tüm modele ait gerilme ve yer değiştirmeler, görüntü üzerinde renklerin denk geldiği değer aralığını belirten bir ölçek ile farklı açılardan belirtilmektedir (214, 215). Bu araştırmanın sıfır hipotezi farklı tamır materyalleri ile birleştirilmiş VKK'lı dişlerde ağız içi kuvvetler karşısında stres dağılımı yönünden fark olmayacağıdır. ## 3. GEREÇ VE YÖNTEM Bu araştırma, Aydın Adnan Menderes Universitesi Diş Hekimliği Fakültesinde, Ay Tasarım Limited. Şirketi. (Ay Tasarım Şirketi., Ankara, Türkiye)'den hizmet satın alınarak gerçekleştirildi. Araştırmada, tamamlanmış vertikal kök kırığı (VKK) bulunan üst çene ön kesici dişin kırık fragmanları; 4 farklı materyal kullanılarak yeniden birbirlerine yapıştırıldı. Oluşturulan modeller bilgisayar programı üzerinde tasarlanmış replasyon ile alveoler kemiğe yerleştirildi. Dişlere sırasıyla yatay, dikey ve oblik kuvvetler uygulandı ve oluşan stres değerleri 3 boyutlu (3D) sonlu elemanlar analizi (SEA) ile değerlendirildi. 3D ağ yapısının düzenlenmesi ve daha homojen hale getirilmesi, 3D katı modelin oluşturulması ve SEA işlemi için İntel Xeon ® R central processing unit (CPU) 3,30 gigahertz (GHz) işlemci, 500 gigabyte (gb) Hard disk, 14 GB Random access memory (RAM) donanımlı ve Windows 7 Ultimate Version Service Pack 1 işletim sistemi olan bilgisayardan, Rhinoceros 4.0 (3670 Woodland Park Ave N, Seattle, WA 98103, Amerika Birleşik Devletleri (ABD)) 3D modelleme yazılımından, VRMesh Studio (VirtualGrid Inc, Bellevue City, WA, ABD) ve Algor Fempro (ALGOR, Inc. 150 Beta Drive Pittsburgh, PA 15238-2932, ABD) analız programından yararlanıldı. Modeller, VRMesh yazılımı ile geometrik olarak oluşturulduktan sonra analize hazır hale getirilmeleri ve analizlerinin yapılması için Standard Tessellation Language(.stl) formatında Algor Fempro (Algor Inc., ABD) yazılımına aktarıldı. ## 3.1. Sonlu Elemanlar Stres Analizi Araştırmamızda 3D SEA yöntemi ile statik çızgısel analiz gerçekleştirildi. ## 3.2. Geometrik Modellerin Oluşturulması Araştırmada üst çene ön sağ keser diş mine, dentin, periodontal ligament, kemik dokusu (kortikal ve spongioz kemik dokusu), rezin siman, fiber şeritler, kompozit rezin ve porselen restorasyon modellendi. Üst ön keser dişin Wheeler diş atlasında bulunan farklı açılardaki görüntüleri kullanılarak Rhinoceros 4.0 programında 3D sonlu elemanlar modeli oluşturuldu (Şekil 8, 9) (216). ![](_page_0_Figure_3.jpeg) Şekil 8. Wheeler diş atlası üst çene sağ ön kesici diş görüntüleri (216) ![](_page_0_Picture_0.jpeg) Şekil 9. Üst çene ön kesici diş 3D sonlu elemanlar modeli. Aynı yazılım ile, kök çevresinde 0,25 mm kalınlığında periodontal ligament modellendi (Şekil 10). Kortikal kemik modellemesi için Rhinoceros 4.0 (McNeel North America, Seattle, WA, ABD) yazılımında önce 20x20x2 mm boyutlarında bir kutu modellendi. Bunu takiben, diş modelinin bu kutudan Boolean yöntemi ile çıkartılmasıyla kortikal kemik uyumu sağlandı (Şekil 11). ![](_page_0_Picture_3.jpeg) Şekil 10. Periodontal ligament modeli. ![](_page_0_Picture_0.jpeg) Şekil 11. Kortikal kemik modeli Spongioz kemik için ise; Rhinoceros 4.0 yazılımında önce 20x20x14 milimetre (mm) boyutlarında bir kutu modellenen kutunun koronal yüzeyi ile daha önce modellenen kortikal kemiğin apikal yüzeyi arasında Rhinoceros 4.0 yazılımında uyumlama yapıldı. Modellenen dişin Boolean yöntemi ile spongioz kemikten çıkartılması ile spongioz kemiğin uyumlaması yapıldı (Şekil 12). ![](_page_0_Picture_3.jpeg) Şekil 12. Spongioz kemik modeli Rhinoceros 4.0'da yapılan modellemeler, 3B konum korunarak Fempro (Algor, İncorporated Pittsburgh, PA, ABD) yazılımına aktarıldı. Modellemede sağlam dış pulpası yerine ProTaper Next 25mm X3 (Dentsply Tulsa Dental, Tulsa, İsviçre)'e kadar şekillendirilmiş ve Protaper F3 (Dentsply Maillefer) ile doldurulmuş kök kanalı modellendi (Şekil 13). Daha sonra oluşturulan model VKK'yı taklit etmek için frontal düzlemde kron kök boyunca dişin uzun aksına paralel, iki parçaya ayrıldı (Şekil 14). ![](_page_0_Picture_1.jpeg) Şekil 13. Kök kanal boşluğu modeli. ![](_page_0_Picture_3.jpeg) Şekil 14. VKK modeli. Oluşturulan VKK tamir edilmiş şekilde modellendi. Tamir restorasyonları için dört farklı grup oluşturuldu. Grup 1: Rezin kullanarak tamir edildi. Grup 2: Rezin siman ve polietilen fiber destekleyici kullanarak tamir edildi. Grup 3: Rezin siman ve cam fiber destekleyici kullanarak tamir edildi. Grup 4: Rezin siman ve fiber ile güçlendirilmiş fiber ile güçlendirilmiş kompozit (FİGK) kullanılarak tamir edildi. Grup 1; kök kanal boşluğu güta perkadan tamamen temizlenmiş şekilde modellendi. VKK sebebiyle iki parçaya ayrılmış dişin, tüm kök kanalı rezin simanla doldurularak tamır edilmiş şekilde modellendi (Şekil 15). Dişin iki parçasının arasındaki siman kalınlığı 25 mikron (u) ölçülecek şekilde oluşturuldu. Rezin siman için hem kimyasal yolla hem ışıkla sertleşen olan Panavia F 2.0; (Kuraray, Osaka, Japonya) kullanıldı. ![](_page_0_Picture_1.jpeg) Şekil 15. Grup 1, rezin simanın modeli. Grup 2; kök kanal boşluğu Grup 1'deki gibi rezin sımanla tamir edildi. Aynı zamanda rezin siman polietilen fiber ile desteklendi. Fiber kök kanalının içinde yer alan bir dikdörtgenler prizması şeklinde modellendi. Prizmanın kenar uzunlukları;10 mm diş boyunca uzanan 0,4 mm kalınlığında, 2 mm boyutlarında hazırlandı. Kökün bitiş noktasından 3,5 mm kadar uzakta yer alacak şekilde konumlandırıldı (Şekil 16). Polietilen fiber olarak Ribbond (Ribbond Incorporated, Seattle, WA, ABD) kullanıldı. ![](_page_0_Picture_4.jpeg) Şekil 16. Siman içerisinde yer alan fiber bloğun modeli. Grup 3; kök kanal boşluğu Grup 1'deki gibi rezin sımanla tamir edildi. Aynı zamanda rezin siman cam fiber ile desteklendi. Fiber kök kanalının içinde yer alan bir dikdörtgenler prizması şeklinde modellendi. Prizmanın kenar uzunlukları;10 mm diş boyunca uzanan 0,4 mm kalınlığında, 2mm boyutlarında hazırlandı. Kökün bitiş noktasından 3,5 mm kadar uzakta yer alacak şekilde konumlandırıldı Cam fiber olarak Stick-Net (StickTech Limited, Turku, Finlandiya) kullanıldı. Grup 4; kök kanal boşluğu FIGK rezin ile tamir edildi. Kompozit ile diş yapısı arasına simantasyon için 25 µ kalınlığında rezin siman tabakası modellendi. FIGK için EverX Posterior (GC, Tokyo, Japonya) kullanıldı. Bütün gruplar tam porselen kron restorasyonu ile restore edilmiş şekilde modellendi. Kron restorasyonun sınır koşulları Wheeler diş atlasına göre hazırlanan krona göre hazırlandı. Dişeti seviyesinde sonlanan 1 mm kalınlıkta 135 derece (9) chamfer dizaynlı basamak oluşturuldu (Şekil 17). Okluzal redüksiyon miktarı 2 mm, aksiyel redüksiyon miktarı 1 mm ve aksiyel duvarlarının açısı 6-8° olacak şekillendirilmiş diş formunda modellendi. Kronun kalınlığı, kesici kenarlarda 2 mm diğer bölgelerde 1 mm olacak şekilde belirlendi. ![](_page_0_Picture_3.jpeg) Şekil 17. Gerçek dişin sınır koşullarına göre hazırlanan kron restorasyonun modeli. Tam porselen kron restorasyonu için IPS Empress II (Ivoclar Vivadent, Schaan, Lihtenstayn) kullanıldı. Diş ve kron restorasyonu simantasyon için 25 µ kalınlığında boşluk hazırlandı. Simantasyon için RelyX ARC (3M ESPE, St Paul, ABD) kullanıldı. Sonuç olarak, üst çeneye uyumlanmış kesici diş modeli elde edildi (Şekil 18). ![](_page_0_Picture_0.jpeg) Şekil 18. Ust çeneye uygulanmış dişin modeli. Tablo 1. Modeller hazırlanırken kullanılan materyallerin Elastisite modülü ve Poisson oranları. | Materyal | Elastisite Modülü<br>Gigapaskal (GPa) | Poisson Oranı<br>(μ) | Referans | |---------------------|---------------------------------------|----------------------|----------| | Mine | 84,1 | 0,33 | (217) | | Dentin | 18,6 | 0,32 | (218 | | Pdl | 0,0000689 | 0,45 | (219) | | Kortikal Kemik | 13,7 | 0,30 | (217) | | Spongioz Kemik | 1,37 | 0,30 | (217) | | Rezin Siman | 18,6 | 0.28 | (220) | | Polietilen Fiber | 23 | 0,32 | (221) | | Cam Fiber | 42,178 | 0,32 | (222) | | FİGK Rezin | 12,3 | 0,24 | (223) | | Kron Rezin Siman | 12,7 | 0,35 | (224) | | Seramik Restorasyon | 67,2 | 0,30 | (225) | ## 3.3. Ağ (Mesh) Modelleme Modeller, VRMesh (VirtualGrid Incorporated, Bellevue City, WA, ABD) yazılımı ile geometrik olarak oluşturulduktan sonra analize hazır hale getirilmeleri ve analizlerinin yapılması için, stl formatında Algor Fempro yazılımına aktarıldı. . Stl formatı 3D modelleme programları için evrensel değer taşımaktadır. . Sti formatında düğümlerin koordinat bilgilerinin de saklanması sayesinde, programlar arasında aktarım yapılırken bilgi kaybı olmamaktadır. Algor yazılımı ile uyumlu hale getirildikten sonra oluşturulan diş yapılarının, hangi materyalden yapıldığını yazılıma tanıtmak gerekmektedir. Modelleri oluşturan yapıların her birine, fiziksel özelliklerini tanımlayan materyal değerleri (Elastiklik modülü ve Poisson oranı) verilmiştir (Tablo 1). Tüm modeller çizgisel, homojen ve izotropik olarak kabul edilmiştir. Aynı zamanda restorasyon/rezin siman ile rezin siman/diş arasındaki yüzeylerin birbirlerine temasının yüzde (%) 100 olduğu kabul edilmiştir. | Gruplar | Eleman Sayısı | Düğüm Sayısı | |---------|---------------|--------------| | Grup 1 | 522994 | 102688 | | Grup 2 | 569644 | 111722 | | Grup 3 | 569644 | 111722 | | Grup 4 | 522994 | 102688 | Tablo 2. Modellerin düğüm ve eleman sayıları. Çalışmanın sonuçlarının gerçeğe yakın olabilmesi için, oluşturduğumuz diş modelinin boyutlarını göz önüne alarak, mümkün olduğunca fazla eleman sayısı seçildi. Hazırlanan katı matematik modeller birbirine bağlı dört düğüm noktasına sahip 3D katı elemanlara ayrıldı. Modellerin düğüm ve eleman sayıları Tablo 2'de gösterilmiştir. Çene modellerinde bulunan ve analız işlemini zorlaştıran dik ve dar bölgeler çızgisel elemanlardan arındırılarak düzenli hale getirildi. Modeller Bricks ve Tetrahedra elemanlar şeklinde katı modele çevrildi. Bricks ve Tetrahedra katı modelleme sisteminde, Fempro modelde oluşturabildiği kadar 8 nodlu elemanlar kullanır. 8 nodlu elemanların gerekli detaya ulaşamadığı durumlarda 7 nodlu, 6 nodlu, 5 nodlu ve 4 nodlu elemanlar kullanılmaktadır (Şekil 19). ![](_page_0_Figure_6.jpeg) Şekil 19. Modellemede kullanılan eleman tipleri ## 3.4. Kuvvet Yükleme ve Sınır Koşullarının Belirlenmesi Oluşturulan model çene kemiğinin alt ve arka kısmından her DOF (Degree of freedom)'da 0 harekete sahip olacak şekilde sabitlendi (Şekil 20). Daha sonra, 4 farklı gruba 3 Farklı noktadan 100 Newton (N)'luk kuvvet uygulandı. ![](_page_0_Picture_3.jpeg) Şekil 20. Sınır koşullarının görüntüsü Modele, çiğneme kuvvetini temsil eden, dişin uzun eksenine paralel yönde (F1-0°),), dişin uzun eksenine dik (F2-90º), palatinal bölgede oblik yönde (F3-45º) olacak şekilde 100 N kuvvet uygulandı (Şekil 21)(226). Analizi tamamlana dört farklı grup için oluşturulan matematiksel modellerde; uygulanan kuvvetler karşısında oluşan maksimum ve minimum matematiksel stres değerleri ve modellerdeki dağılımı değerlendirildi. ![](_page_0_Figure_0.jpeg) Şekil 21. Modellerde uygulanan ağız içi kuvvetlerin görüntüsü A) Dikey yükleme B) Yatay yükleme C) 45°-Oblik yükleme D) Dikey yükleme E) Yatay yükleme F) 45°-Oblik yükleme. ## 3.5. Analiz Sonuçlarının Değerlendirilmesi Araştırmamızda statik çizgisel SEA analizi gerçekleştirildi. 4 farklı grupta tamir edilen VKK'lı modellere uygulanan dikey yatay ve oblik kuvvetler sonucunda oluşan değerler 3 boyutlu SEA ile incelendi. Analizler sonucunda elde edilen değerlere, varyantı olmayan matematiksel hesaplamalar sonucu ulaşıldığı için istatistiksel analiz uygulanmadı (227,228). Kesit görüntüleri, düğümlerdeki stres değerleri ve stres dağılımları değerlendirilerek yorumlandı. ## 4. BULGULAR Araştırmamızda vertikal kök kırığı (VKK) bulunan üst çene ön kesici dişin kırık fragmanlarının yapıştırılmasını takiben ağız içi kuvvetler karşısında gösterdiği stres seviyelerinin incelenmesi amaçlandı. VKK bulunan modellerdeki kırık fragmanlar 4 farklı materyal kullanılarak tamir edildi. Grup 1; Rezin siman, grup 2; rezin siman ve polietilen fiber, grup 3; rezin siman ve cam fiber ve grup 4; FIGK rezin. Oluşturulan modellere 3 boyutlu (3D) sonlu elemanlar analizi (SEA) üzerinde dikey, yatay ve oblik yönde kuvvetler uygulandı. Sonuç olarak modelde meydana gelen V on Mises (VMS) gerilim dağılımları ve maksimum asal gerilimler değerlendirildi. Araştırmamızda X ekseni transversal (bukkolingual), Y ekseni sagittal (anterio-posterior), ve Z ekseni vertikal yönü temsil etmektedir. X ekseni transversal yönü, Y ekseni sagital yönü, Z ekseni ise vertikal yönü temsil etmektedir. Gerilme değerleri N/mm² cinsinden hesaplanmıştır. Analiz sonuçlarında artı değerler gerilme streslerini, eksi değerler ise sıkışma streslerini belirtmektedir. Bir stres elemanında hangi stres tipinin mutlak değeri daha büyük ise, stres elemanı o stres tipinin etkisi altındadır. Kırılgan materyaller için asal gerilimler önemlidir. Maksimum asal gerilimler, en yüksek gerilme dayanıklılığına eşit veya daha büyük değerde olduğunda ve minimum asal gerilim mutlak değeri, en yüksek sıkışma dayanıklılığına eşit veya daha büyük olduğu zaman başarısızlık oluşur. V MS gerilimler, metal gibi çekilebilir (ductile) materyaller için, deformasyonun başlangıcı olarak tanımlanır. Ara yüz bağlantılarında oluşan Von Mises gerilim değeri alüminyum oksit kor porseleni, ara bağlantı porseleni ve tabakalama porseleninin germe dayanımını (yield strength) geçerse mekanık başarısızlık oluşur. Ayrıca VMS değerleri stres dağılımlarını ve yoğunlaşmaları hakkında genel bir bilgi edinmek amacıyla değerlendirilebilir. Modellerde meydana gelen en fazla gerilme miktarı ayrıca şekil üzerinde kaydedilmiştir. Analiz sonuçları renkli dağılım skalaları kullanılarak görselleştirilmiştir. VMS dağılım alanları stres dağılımları ve yoğunlaşmaları hakkında bilgi edinmek amacıyla değerlendirilmiştir. Bu gerilimlerin ifade edildiği şekillerde kırmızı renkli alanlar maksimum gerilimi temsil ederken maviye doğru olan renkler gittikçe azalan gerilimi ifade etmektedir. Maksimum asal gerilim gösterildiği şekillerde ise kırmızı renkli alanlar çekme tipi gerilmenin en fazla olduğu alanları temsil etmektedir. Maksimum asal gerilim değerleri pozitif değerdedir. Araştırmamızda maksimum asal gerilimler dağılım bölgelerine ve değerlerine göre incelenmiştir. Elde edilen bulgular tablo ve şekillerle sunulmuştur. ## 4.1. Dikey Yönde Kuvvet Uygulanan Modellerin Değerlendirilmesi ## 4.1.1. VMS Dağılımlarının Değerlendirilmesi ## 4.1.1.1. Kron Restorasyonundaki Gerilmelerin Değerlendirilmesi VMS dağılımları incelendiğinde en yüksek stres değerleri kronun insizalinde, kuvvetin uygulandığı noktada izlendi. Kesici kenar sonrası en yüksek gerilim değerleri restorasyonun diseti bitim kenarında bulundu (Şekil 22). Gruplarda kron restorasyonlarda gözlenen maksimum stres değerleri aynı bulundu. Stres dağılımlarında daha belirgin farklılık restorasyonların marjin kenarlarında izlendi. Restorasyonun marjin kenarında görülen maksimum stres değerleri en yüksek Grup 1'de izlenirken en düşük değer Grup 3'te izlendi (Tablo 3). Grup 1 ve Grup 4'ün, Grup 2 ve Grup 3'ün marjin değerleri birbirine yakın bulundu. | | | | Tablo 3. Kron restorasyonlarında görülen VMS değerleri. | |--|--|--|---------------------------------------------------------| |--|--|--|---------------------------------------------------------| | Gruplar | VMS(MPa) | Restorasyon Marjini VMS Megapascal(MPa) | |---------|----------|-----------------------------------------| | Grup 1 | 366.628 | 15.220380 | | Grup 2 | 366.628 | 13.843415 | | Grup 3 | 366.628 | 13.822952 | | Grup 4 | 366.628 | 15.055426 | ![](_page_0_Figure_0.jpeg) Şekil 22. Kron restorasyonlarında oluşan VMS dağılımlarının izlenmesi. A: Grup 1'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. B: Grup 2'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. C: Grup 3'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. A: Grup 4'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. ## 4.1.1.2. Rezin Simanda Oluşan Gerilmelerin Değerlendirilmesi Kron restorasyonu yapıştırmak için kullanılan rezin simanda oluşan stres gerilmelerinin en yüksek değerlerini tüm gruplarda ortak olarak dişin palatınalınde dişeti kenarında izlendi (Şekil 23). Değerler birbirlerine yakın olup, fiber yapının kullanıldığı Grup 2 ve 3'te Grup 1 ve 4'e göre daha düşük değerler izlendi (Tablo 4). | Gruplar | VMS(MPa) | |---------|----------| | Grup 1 | 10.1065 | | Grup 2 | 9.1902 | | Grup 3 | 9.16593 | | Grup 4 | 10.0144 | Tablo 4. Rezin simanda görülen VMS değerleri. ## 1 1 1 ![](_page_0_Figure_0.jpeg) Şekil 23. Rezin simanda oluşan VMS değerlerinin izlenmesi. A: Grup 1'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. B: Grup 2'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. C: Grup 3'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. A: Grup 4'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. ## 4.1.1.3. Dentinde Oluşan Gerilmenin Değerlendirilmesi Dentinde oluşan stres değerleri kron ve kök dentini için ayrı olarak değerlendirildi. Kron dentininde en yüksek stres değerleri dişin bukkal yüzeyinin, mine sement sınırında, VKK hattına komşu dentin bölgelerinde yer aldığı gözlendi (Şekil 24-a). Kök dentininde en yüksek stres değerleri ise kökün bukkal yüzeyinin koronal üçlüsüne yoğunlaştı. Kron dentinin aksine maksimum stres değerleri farklı bölgelerde bulundu (Şekil 24-c). Grup 1 ve Grup 4'te maksimum stres değerleri kök ucunda izlenirken (Şekil 24A-c, D-c), fiber destekli gruplarda kökün koronal üçlüsünde kök kanalına komşu dentin dokusunda izlendi. Maksimum stres değerleri kronda sırasıyla Grup 1, Grup 3 ve Grup 2 olarak izlenmiştir. Fiber şerit destekli grupların değerleri birbirlerine oldukça yakındır. Köke iletilen kuvvet sonucu ortaya çıkan stres değerleri incelendiğinde ise Grup 1 ve Grup 4'ün değerleri diğer iki gruba kıyasla oldukça düşük bulundu (Tablo 5). | | | | | | | Tablo 5. Dentinde görülen VMS değerleri. | |--|--|--|--|--|--|------------------------------------------| |--|--|--|--|--|--|------------------------------------------| | Gruplar | Kron Dentini<br>VMS(MPa) | Kök Dentini VMS(MPa) | |---------|--------------------------|----------------------| | Grup 1 | 71.0231 | 20.846 | | Grup 2 | 62.6453 | 46.6092 | | Grup 3 | 62.7084 | 49.103 | | Grup 4 | 66.2695 | 15.3714 | ![](_page_0_Figure_0.jpeg) Şekil 24. Dentinde oluşan VMS değerlerinin izlenmesi. A: Grup 1'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Kron dentini sagital düzlem görüntüsü. b: Kron dentini frontal düzlem görüntüsü. c: Kök dentini sagital düzlem görüntüsü B: Grup 2'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Kron dentini sagıtal düzlem görüntüsü. b: Kron dentini frontal düzlem görüntüsü. c: Kök dentini sagital düzlem görüntüsü C: Grup 3'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Kron dentini sagital düzlem görüntüsü. b: Kron dentini frontal düzlem görüntüsü. c: Kök dentini sagital düzlem görüntüsü. D: Grup 4'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Kron dentini sagital düzlem görüntüsü. b: Kron dentini frontal düzlem görüntüsü. c: Kök dentini sagital düzlem görüntüsü. ## 4.1.1.4. Tamir Materyallerinde Oluşan Gerilmenin Değerlendirilmesi Tamir materyallerinde oluşan gerilim değerlerinin yüksek değerleri Grup 1 ve 4'te kökün apıkal üçlüsü ile orta üçlüsünün birleşim noktasının palatinal yüzeyinde yoğunlaşırken, Grup 1 ve 3'te kök apıkalinde yoğunlaştı (Şekil 25-a) Kök kanalında oluşan en yüksek gerilim değerleri tüm gruplarda kökün apıkalınde yoğunlaştı (Şekil 25-b), Maksimum stres gerilim değerleri büyüklük sırasıyla Grup 1, Grup 3 ve Grup 2 olacak şekilde saptandı (Tablo 6). | Gruplar | Maksimum Gerilim Değeri(MPa) | Kanal Boşluğunda Oluşan Gerilim Değeri(MPa) | |---------|------------------------------|---------------------------------------------| | Grup 1 | 126.915 | 19.908783 | | Grup 2 | 41.7798 | 41.7798 | | Grup 3 | 41.9914 | 41.9914 | | Grup 4 | 150.393 | 27.922712 | Tablo 6. Tamir materyallerinde görülen VMS değerleri. Grup 4'te görülen gerilim değerleri diğer gruplardan belirgin olarak yüksektir. Fiber şeritlerin kullanıldığı gruplarda görülen gerilim değerleri birbirlerine oldukça yakındır. Kök kanalı içerisinde görülen maksimum gerilim değerleri birbirlerine yakın olmakla birlikte değerlerin Grup 2 ve 3'te daha yüksek gözlemlenmiştir. Takiben sırasıyla Grup 4 ve Grup 1 gelmektedir. ![](_page_0_Picture_3.jpeg) ## 1 11 ![](_page_0_Figure_0.jpeg) Şekil 25. Tamir materyallerinde oluşan VMS değerlerinin izlenmesi. A: Grup 1'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Tamir materyalinde oluşan stres dağılımının görüntüsü. b: Tamir materyalının kanal boşluğunda oluşan stres dağılımının görüntüsü. B: Grup 2'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Tamir materyalınde oluşan stres dağılımının görüntüsü. b: Tamir materyalinin kanal boşluğunda oluşan stres dağılımının görüntüsü C: Grup 3'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Tamir materyalinde oluşan stres dağılımının görüntüsü. b: Tamir materyalinin kanal boşluğunda oluşan stres dağılımın görüntüsü D: Grup 4'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Tamir materyalinde oluşan stres dağılımının görüntüsü. b: Tamir materyalinin kanal boşluğunda oluşan stres dağılımının görüntüsü. Grup 2 ve 3'te tamir materyallerini destekleyen fiber şeritlerde oluşan gerilim değerleri şeridin bukkal koronal kısmından başlayıp bukkal apıkaline doğru seyreden tepe noktası palatinalde olan bir üçgen şeklinde gözlemlenmiştir (Şekil 26). Maksimum gerilim maksimum asal gerilim değerlerinin restorasyonun dişeti bitim kenarında bulunduğu tespit edildi (Şekil 27). Gruplarda, kron restorasyonlarda gözlenen maksimum stres değerleri birbirleri ile benzerdi. Stres dağılımlarında daha belirgin farklılık restorasyonların marjin kenarlarında izlendi. Restorasyonun marjin kenarında görülen maksimum stres değerleri en yüksek Grup 3'te izlenirken en düşük değer Grup 4'te izlendi (Tablo 8). Grup 1 ve Grup 4'ün, Grup 2 ve Grup 3'ün marjin değerleri birbirine yakın bulundu. Marjin kenarında bulunun maksimum asal gerilim değerlerinin V MS değerlerinden farklı olduğu saptandı. | Gruplar | Maksimum Asal Gerilim(MPa) | Kron Marjini (MPa) | |---------|----------------------------|--------------------| | Grup 1 | 64.078 | 3.953144 | | Grup 2 | 64.0781 | 4.466141 | | Grup 3 | 64.078 | 4.470928 | | Grup 4 | 64.0828 | 3.864728 | Tablo 8. Kron restorasyonlarında görülen maksimum asal gerilim değerleri. ## 1 1 ![](_page_0_Picture_0.jpeg) Şekil 27. Kron restorasyonlarında oluşan maksimum asal gerilim dağılımlarının izlenmesi. A: Grup 1'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. B: Grup 2'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. C: Grup 3'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. A: Grup 4'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. ## 4.1.2.2. Rezin Simanda Oluşan Gerilmelerin Değerlendirilmesi Kron restorasyonu yapıştırmak için kullanılan rezin simanda oluşan maksimum asal gerilmelerinin en yüksek değerleri tüm gruplarda ortak olarak, dişin palatınalınde ve dişeti kenarında oluştuğu izlendi (Şekil 28). En yüksek değerler birbirlerine yakın olup, bu değerler Grup 1 ve 4'e aittir. Fiber yapının kullanıldığı Grup 2 ve 3'te neredeyse benzer değerler izlendi (Tablo 9). | Gruplar | Maksimum Asal Gerilim(MPa) | |---------|----------------------------| | Grup 1 | 4.35119 | | Grup 2 | 3.89149 | | Grup 3 | 3.88129 | | Grup 4 | 4.30908 | | Tablo 9. Rezin simanda görülen maksimum asal gerilim değerleri. | | | | | | | | |-----------------------------------------------------------------|--|--|--|--|--|--|--| |-----------------------------------------------------------------|--|--|--|--|--|--|--| ## ![](_page_0_Picture_0.jpeg) Şekil 28. Rezin simanda oluşan maksimum asal gerilim değerlerinin izlenmesi. A: Grup l'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. B: Grup 2'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. C: Grup 3'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. A: Grup 4'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. ## 4.1.2.3. Dentinde Oluşan Gerilmenin Değerlendirilmesi Dentinde oluşan stres değerleri kron ve kök dentini için ayrı olarak değerlendirildi. Kron dentininde en yüksek maksimum asal gerilim değerleri dişin bukkal yüzeyinin, mine sement sınırında, VKK hattına komşu dentin bölgelerinde yer aldığı gözlendi (Şekil 29-a), Kök dentininde en yüksek maksimum asal gerilim değerleri ise kökün bukkal yüzeyinin koronal üçlüsüne yoğunlaştı. Kron dentinin aksime maksımum asal gerilim değerleri farklı bölgelerde bulundu (Şekil 29-c). Grup 1 ve Grup 4'te maksimum asal gerilim değerleri kök ucunda izlenirken (Şekil 29A-c, D-c), fiber destekli gruplarda kökün koronal üçlüsünde kök kanalına komşu dentin dokusunda izlendi. Maksimum asal gerilim değerleri kronda sırasıyla Grup 1, Grup 3, Grup 2 ve Grup 4 olarak izlenmiştir. Diğer üç grubun değerleri birbirine yakınken Grup 4'ün değerleri daha az bulundu. Fiber şerit destekli grupların değerleri birbirlerine oldukça yakındır. Köke iletilen kuvvet sonucu ortaya çıkan stres değerleri incelendiğinde ise Grup 4'ün değerleri diğer üç gruba kıyasla oldukça düşük bulundu (Tablo 10). Sırasıyla değerler; Grup 3, Grup 1 ve Grup 4 olarak bulundu. ## Tablo 10. Dentinde görülen maksimum asal gerilim değerleri. | Gruplar | Kron Dentini | Kök Dentini Maksimum Asal | |---------|----------------------------|---------------------------| | | Maksimum Asal Gerilim(MPa) | Gerilim(MPa) | | Grup 1 | 23.6148 | 13.007 | | Grup 2 | 23.3825 | 15.0804 | | Grup 3 | 23.405 | 17.4149 | | Grup 4 | 21.4543 | 6.49572 | ![](_page_0_Figure_0.jpeg) Şekil 29. Dentinde oluşan maksımum asal gerilim değerlerinin izlenmesi. A: Grup 1'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Kron dentini sagital düzlem görüntüsü. b: Kron dentini frontal düzlem görüntüsü. c: Kök dentini sagital düzlem görüntüsü B: Grup 2'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Kron dentini sagital düzlem görüntüsü. b: Kron dentini frontal düzlem görüntüsü. c: Kök dentini sagital düzlem görüntüsü C: Grup 3'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Kron dentini sagital düzlem görüntüsü. b: Kron dentini frontal düzlem görüntüsü. c: Kök dentini sagital düzlem görüntüsü. D: Grup 4'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Kron dentini sagital düzlem görüntüsü. b: Kron dentini frontal düzlem görüntüsü. c: Kök dentini sagital düzlem görüntüsü. ## 4.1.2.4. Tamir Materyallerinde Oluşan Gerilmenin Değerlendirilmesi Tamir materyallerinde oluşan gerilim değerlerinin yüksek değerler Grup 4'te kökün apıkal üçlüsü ile orta üçlüsünün birleşim noktasının palatınal yüzeyinde yoğunlaşırken, Grup 1, Grup 2 ve 3 te kök apikalinde yoğunlaştı (Şekil 30-a). Grup 1'de en düşük gerilim değerleri izlendi Kök kanalında oluşan en yüksek gerilim değerleri tüm gruplarda kökün apikalinde yoğunlaştı (Şekil 30-b). Maksimum asal gerilim değerleri büyüklük sırasıyla Grup 4, Grup 3, Grup 2 ve Grup 1 olacak şekilde saptandı (Tablo 11). | Gruplar | Maksimum Asal Gerilim | Kanal Boşluğunda Oluşan Maksimum Asal | |---------|-----------------------|---------------------------------------| | | Değeri(MPa) | Gerilim Değeri(MPa) | | Grup 1 | 13.027 | 13.002749 | | Grup 2 | 14.9424 | 14.942391 | | Grup 3 | 15.0788 | 15.078850 | | Grup 4 | 19.264 | 15.496008 | Tablo 11. Tamir materyallerinde görülen maksimum asal gerilim değerleri. Grup 4'te görülen gerilim değerleri diğer gruplardan belirgin olarak yüksektir. Fiber şeritlerin kullanıldığı gruplarda görülen gerilim değerleri birbirlerine oldukça yakındır. Kök kanalı içerisinde görülen maksimum gerilim değerleri Grup 4 ve 3'te daha yüksek gözlemlenmiştir. Takiben sırasıyla Grup 2 ve Grup 1 gelmektedir. Grup 1'in değerleri belirgin olarak daha düşüktür. ![](_page_0_Figure_0.jpeg) ![](_page_0_Picture_1.jpeg) Şekil 30. Tamir materyallerinde oluşan maksimum asal gerilim değerlerinin izlenmesi. A: Grup 1'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Tamır materyalinde oluşan stres dağılımının görüntüsü. b: Tamir materyalinin kanal boşluğunda oluşan stres dağılımının görüntüsü. B: Grup 2'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Tamır materyalinde oluşan stres dağılımının görüntüsü. b: Tamir materyalinin kanal boşluğunda oluşan stres dağılımın görüntüsü C: Grup 3'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Tamır materyalınde oluşan stres dağılımının görüntüsü. b: Tamir materyalinin kanal boşluğunda oluşan stres dağılımının görüntüsü D: Grup 4'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Tamir materyalinde oluşan stres dağılımının görüntüsü. b: Tamir materyalının kanal boşluğunda oluşan stres dağılmının görüntüsü. Grup 2 ve 3'te tamir materyallerini destekleyen fiber şeritlerde oluşan maksımum gerilim değerleri şeridin koronal kısmında gözlendi (Şekil 31). Maksimum gerilim değeri her iki grupta da şeridin koranalınde gözlemlendi. Grup 3'te gözlemlenen maksimum gerilim değeri Grup 2'de görülen değerin yaklaşık 2 katıdır (Tablo 12) Tablo 12. Tamir materyallerini destekleyen fiber şeritlerde görülen maksimum asal gerilim değerleri. | Gruplar | Maksimum Asal Gerilim Değeri(MPa) | |---------|-----------------------------------| | Grup 2 | 0.848568 | | Grup 3 | 1.88715 | ![](_page_0_Picture_3.jpeg) Şekil 31. Tamir materyallerini destekleyen fiber şeritlerde oluşan maksimum asal gerilim değerlerinin izlenmesi. A: Grup 2'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. B: Grup 3'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. ## 4.2. Yatay Yönde Kuvvet Uygulanan Modellerin Değerlendirilmesi ## 4.2.1. VMS Dağılımlarının Değerlendirilmesi ## 4.2.1.1. Kron Restorasyonundaki Gerilmelerin Değerlendirilmesi VMS dağılımları incelendiğinde en yüksek stres değerlerinin kronun insizalınde, kuvvetin uygulandığı noktada oluştuğu izlendi. Takiben en yüksek gerilim değerlerinin restorasyonun dişeti bitiş kenarında olduğu saptandı (Şekil 32). Dişeti kenarının en yüksek gerilim değerlerinin tüm gruplarda bukkal yüzeyde oluştuğu izlendi. Gruplarda, kron restorasyonlarda gözlenen maksimum stres değerleri ile benzerdi. Stres dağılımlarında daha belirgin farklılık restorasyonların marjin kenarlarında izlendi. Restorasyonun marjin kenarında görülen maksimum stres değerleri en yüksek Grup 1'de izlenirken en düşük değer Grup 3'te izlendi (Tablo 13). Grup 1 ve Grup 4'ün, Grup 2 ve Grup 3'ün marjin değerleri birbirine yakın bulundu. Tablo 13. Kron restorasyonlarında görülen VMS değerleri. | Gruplar | VMS(MPa) | Restorasyon Marjini VMS(MPa) | |---------|----------|------------------------------| | Grup 1 | 766.181 | 62.143620 | | Grup 2 | 766.185 | 61.134750 | | Grup 3 | 766.184 | 61.092467 | | Grup 4 | 766.194 | 61.754086 | ![](_page_0_Figure_0.jpeg) Şekil 32. Kron restorasyonlarında oluşan VMS dağılımlarının izlenmesi. A: Grup I'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. B: Grup 2'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. C: Grup 3'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. D: Grup 4'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. ## 4.2.1.2. Rezin Simanda Oluşan Gerilmelerin Değerlendirilmesi Kron restorasyonu yapıştırmak için kullanılan rezin simanda oluşan stres gerilmelerinin en yüksek değerlerinin, tüm gruplarda ortak olarak, dişin dişeti kenarında ve simanın insizalınde oluştuğu izlendi (Şekil 33). Maksimum değerler dişeti marjininde ve bukkalde meydana geldi. Grup 2 ve 3'te izlenen değerler birbirlerine çok yakın olup Grup 1 ve 4'e göre daha düşük değerler izlendi (Tablo 14). | | | | | | | Tablo 14. Rezin simanda görülen VMS değerleri. | |--|--|--|--|--|--|------------------------------------------------| |--|--|--|--|--|--|------------------------------------------------| | Gruplar | VMS(MPa) | |---------|----------| | Grup 1 | 43.83 | | Grup 2 | 41.3797 | | Grup 3 | 41.3489 | | Grup 4 | 44.6534 | ## 1 1 1 1 1 ![](_page_0_Figure_0.jpeg) Şekil 33. Rezin simanda oluşan VMS değerlerinin izlenmesi. A: Grup 1'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. B: Grup 2'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. C: Grup 3'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. D: Grup 4'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. ## 4.2.1.3. Dentinde Oluşan Gerilmenin Değerlendirilmesi Dentinde oluşan stres değerleri kron ve kök dentini için ayrı olarak değerlendirildi. Kron dentininde en yüksek stres değerleri dişin insizal sınırında, orta hattında ve dişeti marjin sınırında; VKK hattına komşu dentin bölgelerinde yer aldığı gözlendi (Şekil 34-a), Kök dentininde en yüksek stres değerleri ise kökün koronal ve orta üçlüsünde yoğunlaştı. Kron dentinin maksimum stres değerleri tüm gruplarda dişeti kenarında, VKK hattına komşu dentinin bukkal yüzeyinde izlendi. Kron dentinin aksine maksimum stres değerleri kök dentininde farklı bölgelerde bulundu (Şekil 34-c). Grup 1 ve Grup 4'te maksimum stres değerleri kökün koronal ve orta üçlüsünün birleşiminin bukkal yüzeyinde, kökün dış yüzeyinde izlenirken (Şekil 34A-C, D-c), fiber destekli gruplarda kökün koronal üçlüsünde, kök kanalının bukkal yüzeyinde ve komşu dentin dokusunda izlendi. Maksimum stres değerleri kronda sırasıyla Grup 1, Grup 3 ve Grup 2 olarak belirlendi. Fiber şerit destekli grupların değerleri birbirlerine oldukça yakın olduğu tespit edildi. Köke iletilen kuvvet sonucu ortaya çıkan stres değerleri incelendiğinde ise Grup 1 ve Grup 4'ün değerleri diğer iki gruba kıyasla oldukça düşük bulundu (Tablo 15). En yüksek değerler Grup 3'te izlendi. | Gruplar | Kron Dentini<br>VMS(MPa) | Kök Dentini VMS(MPa) | |---------|--------------------------|----------------------| | Grup 1 | 250.814 | 40.9263 | | Grup 2 | 217.354 | 71.0192 | | Grup 3 | 217.806 | 95.231 | | Grup 4 | 235.608 | 40.23 | ## Tablo 15. Dentinde görülen VMS değerleri. ![](_page_0_Figure_0.jpeg) Şekil 34. Dentinde oluşan VMS değerlerinin izlenmesi. A: Grup 1'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Kron dentini sagital düzlem görüntüsü. b: Kron dentini frontal düzlem görüntüsü. c: Kök dentini sagital düzlem görüntüsü B: Grup 2'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Kron dentini sagital düzlem görüntüsü. b: Kron dentini frontal düzlem görüntüsü. c: Kök dentini sagital düzlem görüntüsü C: Grup 3'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Kron dentini sagital düzlem görüntüsü. b: Kron dentini frontal düzlem görüntüsü. c: Kök dentini sagital düzlem görüntüsü. D: Grup 4'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Kron dentini sagital düzlem görüntüsü. b: Kron dentini frontal düzlem görüntüsü. c: Kök dentini sagital düzlem görüntüsü. ## 4.2.1.4. Tamir Materyallerinde Oluşan Gerilmenin Değerlendirilmesi Tamir materyallerinde oluşan gerilim değerlerinin yüksek değerleri tüm gruplarda kökün koronal üçlüsü ile orta üçlüsünde, palatınal ve bukkal yüzeylerde yoğunlaştı (Şekil 35-a). Maksimum stres değerleri kökün koronal üçlüsünde, palatinal yüzeyde izlendi. Kök kanalında oluşan en yüksek gerilim değerleri Grup 4'te, kökün apıkalınde yoğunlaşırken; Grup 2 ve Grup 3'te fiber şerit desteklere komşu olmak üzere, orta üçlüde izlendi (Şekil 35-b). Maksimum stres gerilim değerleri büyüklük sırasıyla Grup 4, Grup 2, Grup 1 ve Grup 3 olacak şekilde saptandı (Tablo 16). | Gruplar | Maksimum Gerilim Değeri(MPa) | Kanal Boşluğunda Oluşan Gerilim Değeri(MPa) | |---------|------------------------------|---------------------------------------------| | Grup 1 | 168.322 | 9.965571 | | Grup 2 | 168.512 | 7.122209 | | Grup 3 | 168.126 | 6.946414 | | Grup 4 | 188.666 | 12.9666898 | Tablo 16. Tamir materyallerinde görülen VMS değerleri. Grup 4'te görülen gerilim değerleri diğer gruplardan belirgin olarak yüksektir. Diğer üç grupta görülen gerilim değerleri birbirlerine oldukça yakındır. Kök kanalı içerisindeki maksimum gerilim değerleri sırasıyla Grup 4 ve 1'te daha yüksek olarak gözlemlendi. Fiber destekli gruplarda belirgin olarak daha düşük değerler izlenirken, bunları sırasıyla Grup 2 ve Grup 3 izlemektedir. ![](_page_0_Figure_0.jpeg) Şekil 35. Tamir materyallerinde oluşan VMS değerlerinin izlenmesi. A: Grup 1'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Tamir materyalınde oluşan stres dağılımının görüntüsü. b: Tamir materyalının kanal boşluğunda oluşan stres dağılımının görüntüsü. B: Grup 2'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Tamir materyalınde oluşan stres dağılımının görüntüsü. b: Tamir materyalinin kanal boşluğunda oluşan stres dağılımının görüntüsü C: Grup 3'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Tamir materyalinde oluşan stres dağılımının görüntüsü. b: Tamir materyalinin kanal boşluğunda oluşan stres dağılımın görüntüsü D: Grup 4'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Tamır materyalinde oluşan stres dağılımının görüntüsü. b: Tamir materyalinin kanal boşluğunda oluşan stres dağılımının görüntüsü Grup 2 ve 3'te, tamir materyallerini destekleyen fiber şeritlerde oluşan gerilim değerleri şeridin bukko-koronal kısmından noktasal başlayıp genişleyen bir şekilde apıkale doğru seyreden bir yamuk şeklindedir (Şekil 36). Maksimum gerilim değeri her iki grupta da şeridin koranal üçlüsünde bukkal yüzeyde izlenmektedir. Grup 3'te gözlemlenen gerilim değeri Grup 2'de görülen değerin yaklaşık iki katıdır (Tablo 17). Tablo 17. Tamir materyallerini destekleyen fiber şeritlerde görülen VMS değerleri. | Gruplar | Maksimum Gerilim Değeri(MPa) | |---------|------------------------------| | Grup 2 | 19.5028 | | Grup 3 | 35.2668 | ![](_page_0_Picture_3.jpeg) Şekil 36. Tamir materyallerini destekleyen fiber şeritlerde oluşan VMS değerlerinin izlenmesi. A: Grup 2'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. B: Grup 3'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. ## 4.2.2. Maksimum Asal Gerilimlerin Değerlendirilmesi ## 4.2.2.1. Kron Restorasyonundaki Gerilmelerin Değerlendirilmesi Maksimum asal gerilim dağılımları incelendiğinde en yüksek maksimum asal gerilim değerleri kronun insizalinde, kuvvetin uygulandığı noktada izlendi. Bunu takiben en yüksek maksimum asal gerilim değerlerinin restorasyonun dişeti bitiş kenarında bulunduğu tespit edildi (Şekil 37). Gruplarda kron restorasyonlarda gözlenen maksimum stres değerleri benzer bulundu. Stres dağılımlarında daha belirgin farklılık restorasyonların marjin kenarlarında izlendi. Restorasyonun marjin kenarında görülen maksimum asal gerilim değerleri en yüksek Grup 4'te izlenirken en düşük değer Grup 2'de izlendi (Tablo 18). Grup 1 ve Grup 4'ün, Grup 2 ve Grup 3'ün marjin değerleri birbirine yakın bulundu. Marjin kenarında bulunun maksimum asal gerilim değerleri VMS değerlerinden farklıdır. | Gruplar | Maksimum Asal Gerilim(MPa) | Kron Marjini<br>(MPa) | |---------|----------------------------|-----------------------| | Grup 1 | 114.325 | 49.499494 | | Grup 2 | 114.347 | 44.249127 | | Grup 3 | 114.247 | 44.263001 | | Grup 4 | 114.365 | 49.748975 | Tablo 18. Kron restorasyonlarında görülen maksimum asal gerilim değerleri. ![](_page_0_Picture_0.jpeg) Şekil 37. Kron restorasyonlarında oluşan maksimum asal gerilim dağılımlarının izlenmesi. A: Grup 1'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. B: Grup 2'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. C: Grup 3'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. D: Grup 4'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. ## 4.2.2.2. Rezin Simanda Oluşan Gerilmelerin Değerlendirilmesi Kron restorasyonu yapıştırmak için kullanılan rezin simanda oluşan maksimum asal gerilim değerlerinin en yüksek değerleri, tüm gruplarda ortak olmak üzere, dişin palatınalınde, dişeti kenarında yoğunlaşacak şekilde izlendi (Şekil 38). En yüksek değerler Grup 3'te izlendi. Grup 2 ve 3'te değerler birbirlerine çok yakındı (Tablo 19). Grup 1'de daha düşük değerler olduğu gözlendi. | Gruplar | Maksimum Asal Gerilim(MPa) | |---------|----------------------------| | Grup 1 | 26.4753 | | Grup 2 | 27.9229 | | Grup 3 | 27.9821 | | Grup 4 | 27.3597 | | | | | | | | Tablo 19. Rezin simanda görülen maksimum asal gerilim değerleri. | | | | | |--|--|--|--|--|--|------------------------------------------------------------------|--|--|--|--| |--|--|--|--|--|--|------------------------------------------------------------------|--|--|--|--| ## 1 11 ![](_page_0_Picture_0.jpeg) Şekil 38. Rezin simanda oluşan maksimum asal gerilim değerlerinin izlenmesi. A: Grup l 'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. B: Grup 2'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. C: Grup 3'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. D: Grup 4'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. ## 4.2.2.3. Dentinde Oluşan Gerilmenin Değerlendirilmesi Dentinde oluşan stres değerleri kron ve kök dentini için ayrı olarak değerlendirildi. Kron dentininde en yüksek maksimum asal gerilim değerlerinin dişin bukkal yüzeyinin mine sement sınırında, VKK hattına komşu dentin bölgelerinde yer aldığı gözlendi (Şekil 39-a). Kök dentininde en yüksek maksımum asal gerilim değerleri ise kökün bukkal yüzeyinde yoğunlaştı. Kron dentinin aksime maksimum asal gerilim değerleri farklı bölgelerde oluştuğu gözlendi (Şekil 39-c). Grup 1 ve Grup 4 te maksimum maksımum asal gerilim değerleri kökün koronal ve orta üçlüsünün birleşim noktasında izlenirken (Şekil 39A-c, D-c), fiber destekli gruplarda, kökün koronal üçlüsünde ve kök kanalına komşu dentin dokusunda oluştu (Şekil 389-c, C-c). Maksimum asal gerilim değerleri kronda sırasıyla Grup 1, Grup 4, Grup 3 ve Grup 2 olarak izlendi. Grup 1 maksimum asal gerilim değerleri daha yüksek bulundu. Grup 4 Grupl'i takip ederken fiber şerit destekli grupların değerleri birbirlerine oldukça benzer ve düşük bulundu. Köke iletilen kuvvet sonucu ortaya çıkan maksimum asal gerilim değerleri incelendiğinde ise Grup 4'ün değerleri diğer üç gruba kıyasla daha düşüktü (Tablo 20). Sırasıyla değerler; Grup 3, Grup 2, Grup 1 ve Grup 4 olarak izlendi. Tablo 20. Dentinde izlenen maksimum asal gerilim değerleri. | Gruplar | Kron Dentini | Kök Dentini Maksimum Asal | |---------|----------------------------|---------------------------| | | Maksimum Asal Gerilim(MPa) | Gerilim(MPa) | | Grup 1 | 219.281 | 45.526 | | Grup 2 | 185.603 | 48.6863 | | Grup 3 | 185.964 | 60.7319 | | Grup 4 | 207-617 | 45.0974 | ![](_page_0_Figure_0.jpeg) Şekil 39. Dentinde oluşan maksimum asal gerilim değerlerinin izlenmesi. A: Grup 1'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Kron dentini sagital düzlem görüntüsü. b: Kron dentini frontal düzlem görüntüsü. c: Kök dentini sagital düzlem görüntüsü B: Grup 2'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Kron dentini sagital düzlem görüntüsü. b: Kron dentini frontal düzlem görüntüsü. c: Kök dentini sagital düzlem görüntüsü C: Grup 3'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Kron dentini sagital düzlem görüntüsü. b: Kron dentini frontal düzlem görüntüsü. c: Kök dentini sagital düzlem görüntüsü. D: Grup 4'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Kron dentini sagital düzlem görüntüsü. b: Kron dentini frontal düzlem görüntüsü. c: Kök dentini sagital düzlem görüntüsü. ## 4.2.2.4. Tamir Materyallerinde Oluşan Gerilmenin Değerlendirilmesi Tamir materyallerinde oluşan gerilim değerlerinde maksımum asal gerilim değerlerinin en yüksek değerleri Grup 1 ve Grup 4'te kökün apikal üçlüsü ile orta üçlüsünün birleşim noktasının palatinal yüzeyinde yoğunlaşırken, Grup 2 ve 3'te kökün apikal üçlüsünde simanın fiber yapıya komşu bölgesinde izlendi (Şekil 40-a). Grup 4'te en yüksek maksimum asal gerilim değerleri izlendi. Kök kanalında oluşan en yüksek maksimum asal gerilim değerleri Grup 1'de kökün apikalinde yoğunlaştı (Şekil 40A-b) Diğer gruplarda kökün orta üçlüsü seviyelerinde izlendi (Şekil 40 b). Maksimum asal gerilim değerleri büyüklük sırasıyla Grup 1, Grup 3 ve Grup 2 olacak şekilde saptandı (Tablo 21). | Gruplar | Maksimum Asal Gerilim | Kanal Boşluğunda Oluşan Maksimum Asal | |---------|-----------------------|---------------------------------------| | | Değeri(MPa) | Gerilim Değeri(MPa) | | Grup 1 | 82.7809 | 7.133001 | | Grup 2 | 37.6975 | 11.121 | | Grup 3 | 37.8703 | 10.553525 | | Grup 4 | 91.7955 | 9.463628 | Tablo 21. Tamir materyallerinde görülen maksimum asal gerilim değerleri. Grup 4'te görülen gerilim maksimum asal gerilim değerleri diğer gruplardan belirgin olarak yüksekti. Fiber şeritlerin kullanıldığı gruplarda görülen gerilim değerleri birbirlerine oldukça yakın bulundu. Kök kanalı içerisinde görülen maksimum asal gerilim değerleri Grup 2 ve 3'te daha yüksek olarak gözlemlendi. Grup 1 değerleri bu sıralamayı takip etti. Grup 1'e ait değerlerin belirgin olarak daha düşük olduğu saptandı. ## ![](_page_0_Figure_0.jpeg) Şekil 40. Tamir materyallerinde oluşan maksimum asal gerilim değerlerinin izlenmesi. A: Grup 1'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Tamır materyalınde oluşan stres dağılımının görüntüsü. b: Tamir materyalinin kanal boşluğunda oluşan stres dağılımının görüntüsü. B: Grup 2'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Tamır materyalinde oluşan stres dağılımının görüntüsü. b: Tamir materyalinin kanal boşluğunda oluşan stres dağılımın görüntüsü C: Grup 3'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Tamır materyalinde oluşan stres dağılımının görüntüsü. b: Tamir materyalinin kanal boşluğunda oluşan stres dağılımının görüntüsü D: Grup 4'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Tamir materyalinde oluşan stres dağılımının görüntüsü. b: Tamir materyalının kanal boşluğunda oluşan stres dağılmının görüntüsü. Grup 2 ve 3'te tamir materyallerini destekleyen fiber şeritlerde oluşan gerilim değerleri şeridin bukkal üçlüsünde yoğunlaştı (Şekil 41). Maksimum asal gerilim değeri her iki grupta da şeridin bukkalinde ve koronal üçlüsünde gözlemlendi. Grup 3'te ortaya çıkan maksimum asal gerilim değeri Grup 2'de görülen değerden daha yüksekti (Tablo 22). Tablo 22. Tamir materyallerini destekleyen fiber şeritlerde görülen maksimum asal gerilim değerleri. | Gruplar | Maksimum Asal Gerilim Değeri(MPa) | |---------|-----------------------------------| | Grup 2 | 29.1109 | | Grup 3 | 35.9048 | ![](_page_0_Picture_3.jpeg) Şekil 41. Tamir materyallerini destekleyen fiber şeritlerde oluşan maksimum asal gerilim değerlerinin izlenmesi. A: Grup 2'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. B: Grup 3'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. ## 4.3. Oblik Yönde Kuvvet Uygulanan Modellerin Değerlendirilmesi ## 4.3.1. VMS Dağılımlarının Değerlendirilmesi ## 4.3.1.1. Kron Restorasyonundaki Gerilmelerin Değerlendirilmesi VMS dağılımları incelendiğinde en yüksek stres değerlerinin kronun palatinalinde, kuvvetin uygulandığı noktadan dişeti sınırına doğru genişleyen bir yönde geliştiği izlendi. Maksimum gerilim değerleri kuvvetin uygulandığı noktada; takip eden yüksek gerilim değerleri ise restorasyonun dişeti bitim kenarında izlendi (Şekil 42). Gruplarda kron restorasyonlarda gözlenen maksimum stres değerleri ile benzerdi. Stres dağılımlarında daha belirgin farklılık restorasyonların marjin kenarlarında izlendi. Restorasyonun marjin kenarında görülen maksimum stres değerleri en yüksek Grup 1'de izlenirken en düşük değer Grup 3'teydi(Tablo 23). Grup 1 ve Grup 4'ün, Grup 2 ve Grup 3'ün marjin değerleri birbirine yakın bulundu. ## Tablo 23. Kron restorasyonlarında görülen VMS değerleri. | Gruplar | VMS(MPa) | Restorasyon Marjini VMS(MPa) | |---------|----------|------------------------------| | Grup 1 | 1477.81 | 53.421514 | | Grup 2 | 1477.82 | 52.565740 | | Grup 3 | 1477.82 | 52.530762 | | Grup 4 | 1477.83 | 53.113424 | ![](_page_0_Figure_0.jpeg) Şekil 42. Kron restorasyonlarında oluşan VMS dağılımlarının izlenmesi. A a: Grup 1'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. b: Grup 1'de dişeti marjininde oluşan stres dağılımının görüntüsü. B a: Grup 2'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. b: Grup 2'de dişeti marjininde oluşan stres dağılımının görüntüsü. C a: Grup 3'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. b: Grup 3'te dişeti marjininde oluşan stres dağılımının görüntüsü. A a: Grup 4'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. b: Grup 4'te dişeti marjininde oluşan stres dağılımının görüntüsü. ## 4.3.1.2. Rezin Simanda Oluşan Gerilmelerin Değerlendirilmesi Kron restorasyonu yapıştırmak için kullanılan rezin simanda oluşan stres gerilmelerinin en yüksek değerleri, tüm gruplarda ortak olarak; dişin bukkalinde, sımanın dişeti kenarında izlendi (Şekil 43). Değerler birbirlerine yakın olup, fiber şerit desteklerin kullanıldığı Grup 2 ve 3'te Grup 1 ve 4'e göre daha düşük değerler izlendi (Tablo 24). Tablo 24. Rezin simanda görülen VMS değerleri. | Gruplar | VMS(MPa) | |---------|----------| | Grup 1 | 39.0293 | | Grup 2 | 37.1353 | | Grup 3 | 37.1065 | | Grup 4 | 39.7178 | ![](_page_0_Picture_3.jpeg) ## 1 ![](_page_0_Picture_0.jpeg) Şekil 43. Rezin simanda oluşan VMS değerlerinin izlenmesi. A: Grup 1'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. B: Grup 2'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. C: Grup 3'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. D: Grup 4'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. ## 4.3.1.3. Dentinde Oluşan Gerilmenin Değerlendirilmesi Dentinde oluşan stres değerleri kron ve kök dentini için ayrı olarak değerlendirildi. Kron dentininde oblik kuvvetin uygulandığı palatinal yüzeyde ve bukkogingival yüzeyde yüksek gerilim değerleri izlendi. Kron dentininde en yüksek stres değerleri dişin mine sement sınırında, VKK hattına komşu dentinin bukkal yüzeyinde izlendi (Şekil 44-a). Kök dentininde en yüksek stres değerleri ise kökün koronal ve orta üçlüsüne yoğunlaştı. Kron dentinin aksine maksimum stres değerleri farklı bölgelerde tespit edildi (Şekil 44-c). Grup 1 ve Grup 4'te maksimum stres değerleri kökün koronal ve orta üçte bir bölgele birleşiminin bukkal yüzeyinde ve kökün dış yüzeyinde izlenirken (Şekil 44A-c, D-c); fiber destekli gruplarda kökün koronal üçlüsünde, kök kanalının bukkal yüzeyinde ve komşu dentin dokusunda izlendi (Şekil 44 B-c, C-c). Maksimum stres değerleri kronda sırasıyla Grup 1, Grup 3 ve Grup 2 olarak belinendi. Fiber şerit destekli grupların değerleri birbirlerine oldukça yakındı. Köke iletilen kuvvet sonucu ortaya çıkan stres değerleri incelendiğinde ise Grup 1 ve Grup 4'ün değerleri diğer iki gruba kıyasla oldukça düşük bulundu (Tablo 25). En yüksek gerilim değerleri Grup 3'te izlendi. | Gruplar | Kron Dentini<br>VMS(MPa) | Kök Dentini VMS(MPa) | |---------|--------------------------|----------------------| | Grup 1 | 256.597 | 41.3248 | | Grup 2 | 223.062 | 90.1629 | | Grup 3 | 223.495 | 108.569 | | Grup 4 | 241.732 | 40.628 | ## Tablo 25. Dentinde görülen VMS değerleri. ![](_page_0_Figure_0.jpeg) Şekil 44. Dentinde oluşan VMS değerlerinin izlenmesi. A: Grup 1'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Kron dentini sagital düzlem görüntüsü. b: Kron dentini frontal düzlem görüntüsü. c: Kök dentini sagital düzlem görüntüsü B: Grup 2'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Kron dentini sagital düzlem görüntüsü. b: Kron dentini frontal düzlem görüntüsü. c: Kök dentini sagital düzlem görüntüsü C: Grup 3'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Kron dentini sagital düzlem görüntüsü. b: Kron dentini frontal düzlem görüntüsü. c: Kök dentini sagital düzlem görüntüsü. D: Grup 4'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Kron dentini sagital düzlem görüntüsü. b: Kron dentini frontal düzlem görüntüsü. c: Kök dentini sagital düzlem görüntüsü. ## 4.3.1.4. Tamir Materyallerinde Oluşan Gerilmenin Değerlendirilmesi Tamir materyallerinde oluşan gerilim değerlerinin yüksek değerleri tüm gruplarda kökün koronal üçlüsü ile orta üçlüsünün birleşim noktasının palatınal yüzeyinde yoğunlaştı (Şekil 45-a). Kök kanalında oluşan en yüksek gerilim değerleri Grup 1'de kökün apikalinde yoğunlaşırken diğer gruplarda kök kanalına komşu siman yüzeyinde orta üçte bir bölgede izlendi (Şekil 45-b). Maksimum stres gerilim değerleri büyüklük sırasıyla Grup 3, Grup 2 ve Grup 1 olacak şekilde saptandı (Tablo 26). | Gruplar | | Maksimum Gerilim Değeri(MPa) Kanal Boşluğunda Oluşan Gerilim Değeri(MPa) | |---------|---------|-------------------------------------------------------------------------------| | Grup 1 | 156.033 | 7.111282 | | Grup 2 | 168.512 | 7.430225 | | Grup 3 | 168.512 | 7.243732 | | Grup 4 | 174.888 | 10.318137 | Tablo 26. Tamir materyallerinde görülen VMS değerleri. Grup 4'te görülen gerilim değerleri diğer gruplardan belirgin olarak yüksektir. Fiber şeritlerin kullanıldığı gruplarda görülen gerilim değerleri birbirleri ile benzerdir. Kök kanalı içerisinde görülen maksımum gerilim değerleri Grup 4'te yüksek iken diğer gruplarda birbirlerine yakın olarak gözlemlendi. ![](_page_0_Picture_3.jpeg) ## ![](_page_0_Figure_0.jpeg) Şekil 45. Tamir materyallerinde oluşan VMS değerlerinin izlenmesi. A: Grup 1'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Tamir materyalinde oluşan stres dağılımının görüntüsü. b: Tamir materyalının kanal boşluğunda oluşan stres dağılmının görüntüsü. B: Grup 2'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Tamir materyalinde oluşan stres dağılımının görüntüsü. b: Tamir materyalinin kanal boşluğunda oluşan stres dağılımının görüntüsü C: Grup 3'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Tamir materyalinde oluşan stres dağılımının görüntüsü. b: Tamir materyalinin kanal boşluğunda oluşan stres dağılımın görüntüsü D: Grup 4'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Tamır materyalinde oluşan stres dağılımının görüntüsü. b: Tamir materyalinin kanal boşluğunda oluşan stres dağılımının görüntüsü. Grup 2 ve 3'te tamir materyallerini destekleyen fiber şeritlerde oluşan gerilim değerleri şeridin bukko-koronal kısmından noktasal olarak başlayıp genişleyen bir şekilde, apıkale doğru seyreden bir yamuk şeklindedir (Şekil 46). Maksimum gerilim değeri her iki grupta da şeridin koranal üçlüsünde bukkal yüzeyde izlenmektedir. Grup 3'te gözlemlenen gerilim değeri Grup 2'de görülen değerinden belirgin olarak fazladır (Tablo 27). Tablo 27. Tamir materyallerini destekleyen fiber şeritlerde görülen VMS değerleri. | Gruplar | Maksimum Gerilim Değeri(MPa) | |---------|------------------------------| | Grup 2 | 20.3791 | | Grup 3 | 36.7761 | ![](_page_0_Picture_3.jpeg) Şekil 46. Tamir materyallerini destekleyen fiber şeritlerde oluşan VMS değerlerinin izlenmesi. A: Grup 2'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. B: Grup 3'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. ## 4.3.2. Maksimum Asal Gerilimlerin Değerlendirilmesi ## 4.3.2.1. Kron Restorasyonundaki Gerilmelerin Değerlendirilmesi Maksimum asal gerilim dağılımları incelendiğinde en yüksek maksimum asal gerilim değerleri kronun palatınalinde, kuvvetin uygulandığı noktada izlendi. Sonrasında en yüksek maksimum asal gerilim değerleri restorasyonun dişeti bitiş kenarında tespit edildi (Şekil 47). Gruplarda kron restorasyonlarda gözlenen maksimum asal gerilim değerleri benzer bulundu. Stres dağılımlarında daha belirgin farklılık restorasyonların marjin kenarlarında izlendi. Restorasyonun marjin kenarında görülen maksimum asal gerilim değerleri en yüksek Grup l'de izlenirken en düşük değer Grup 3'de izlendi (Tablo 28). Grup 1 ve Grup 4'ün, Grup 2 ve Grup 3'ün marjin değerleri birbirine yakın bulundu. | Gruplar | Maksimum Asal Gerilim(MPa) | Kron Marjini<br>(MPa) | |---------|----------------------------|-----------------------| | Grup 1 | 162.157 | 53.600342 | | Grup 2 | 162.16 | 52.490619 | | Grup 3 | 162.16 | 52.470443 | | Grup 4 | 162.189 | 53.418634 | Tablo 28. Kron restorasyonlarında görülen maksimum asal gerilim değerleri. ![](_page_0_Figure_0.jpeg) Şekil 47. Kron restorasyonlarında oluşan maksimum asal gerilim dağılımlarının izlenmesi. A-a: Grup 1'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. b: Grup 1 kron dişeti marjini stres dağılım görüntüsü. B-a: Grup 2'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. b: Grup 2'de kron dişeti marjini stres dağılım görüntüsü. C-a: Grup 3'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. b: Grup 3'te kron dişeti marjini stres dağılım görüntüsü. Da: Grup 4'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. b: Grup 4'te kron dişeti marjini stres dağılım görüntüsü. ## 4.3.2.2. Rezin Simanda Oluşan Gerilmelerin Değerlendirilmesi Kron restorasyonu yapıştırmak için kullanılan rezin simanda oluşan maksimum asal gerilmelerinin en yüksek değerlerini tüm gruplarda ortak olarak dişin bukkalinde dişeti kenarında yoğunlaşacak şekilde izlendi (Şekil 48). En yüksek maksimum asal gerilimleri simanın bukkalınde izlendi. En yüksek değerler Grup 4'te izlendi. Grup 4'ün değerlerinin sırasıyla Grup 1, Grup 2 ve Grup 3 izledi. Fiber destek yapının kullanıldığı Grup 2 ve 3'te neredeyse aynı değerler tespit edildi. (Tablo 29). | Gruplar | Maksimum Asal Gerilim(MPa) | |---------|----------------------------| | Grup 1 | 41.489 | | Grup 2 | 39.3365 | | Grup 3 | 39.3045 | | Grup 4 | 42.4246 | Tablo 29. Rezin simanda görülen maksimum asal gerilim değerleri. ![](_page_0_Picture_3.jpeg) ![](_page_0_Picture_0.jpeg) Şekil 48. Rezin simanda oluşan maksimum asal gerilim değerlerinin izlenmesi. A: Grup l 'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. B: Grup 2'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. C: Grup 3'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. A: Grup 4'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. ## 4.3.2.3. Dentinde Oluşan Gerilmenin Değerlendirilmesi Dentinde oluşan maksımum asal gerilim değerleri kron ve kök dentini için ayrı olarak değerlendirildi. Kron dentininde en yüksek maksımum asal gerilim değerleri dişin bukkal yüzeyinin, mine sement sınırında, VKK hattına komşu dentin bölgelerinde yer aldığı gözlendi (Şekil 49-a). Kök dentininde en yüksek maksimum asal gerilim değerleri ise kökün palatınal yüzeyi boyunca yoğunlaştı. Kron dentinin aksıne maksimum asal gerilim değerleri farklı bölgelerde gözlendi (Şekil 49-c). Grup 1 ve Grup 4'te maksimum asal gerilim değerleri kökün orta ve koronal üçlüsünün birleşiminde kökün palatinal dış yüzeyinde izlenirken (Şekil 49A-c, D-c), fiber destekli gruplarda kökün koronal üçlüsünde kök kanalına komşu dentin dokusunda izlendi. Maksimum asal gerilim değerleri kronda sırasıyla Grup 1, Grup 3, Grup 2 ve Grup 4 olarak izlendi. Diğer üç grubun değerleri birbirine benzerken Grup 4'ün değerleri daha düşük bulundu. Fiber şerit destekli grupların değerleri birbirlerine oldukça benzer bulundu. Köke iletilen kuvvet sonucu ortaya çıkan maksimum asal gerilim değerleri incelendiğinde ise Grup 1 ve 4'ün değerleri diğer iki gruba kıyasla oldukça düşüktü (Tablo 30). Sırasıyla değerler; Grup 3, Grup 2, Grup 1 ve Grup 4 olarak izlendi. | | | Tablo 30. Dentinde görülen maksimum asal gerilim değerleri. | | | |--|--|-------------------------------------------------------------|--|--| | | | | | | | Gruplar | Kron Dentini<br>Maksimum Asal Gerilim(MPa) | Kök Dentini Maksimum Asal<br>Gerilim(MPa) | |---------|--------------------------------------------|-------------------------------------------| | Grup 1 | 78.0502 | 37.9767 | | Grup 2 | 74.5666 | 46.1733 | | Grup 3 | 74.7098 | 53.2 | | Grup 4 | 71.677 | 37.5096 | ![](_page_0_Figure_0.jpeg) Şekil 49. Dentinde oluşan maksımum asal gerilim değerlerinin izlenmesi. A: Grup 1'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Kron dentini sagital düzlem görüntüsü. b: Kron dentini frontal düzlem görüntüsü. c: Kök dentini sagital düzlem görüntüsü B: Grup 2'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Kron dentini sagital düzlem görüntüsü. b: Kron dentini frontal düzlem görüntüsü. c: Kök dentini sagital düzlem görüntüsü C: Grup 3'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Kron dentini sagital düzlem görüntüsü. b: Kron dentini frontal düzlem görüntüsü. c: Kök dentini sagital düzlem görüntüsü. D: Grup 4'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Kron dentini sagital düzlem görüntüsü. b: Kron dentini frontal düzlem görüntüsü. c: Kök dentini sagital düzlem görüntüsü. ## 4.3.2.4. Tamir Materyallerinde Oluşan Gerilmenin Değerlendirilmesi Tamir materyallerinde oluşan maksimum asal gerilim değerlerinin yüksek değerleri tüm gruplarda kökün koronol üçlüsünün palatınal yüzeyinde izlendi (Şekil 50-a). Grup 4'de en düşük gerilim değerleri izlendi Kök kanalında oluşan en yüksek maksımum asal gerilim değerleri tüm gruplarda kökün apıkalınde yoğunlaştı (Şekil 50-b). Maksimum asal gerilim değerleri büyülük sırasıyla Grup 3, Grup 2, Grup 4 ve Grup 1 olacak şekilde saptandı (Tablo 31). | Gruplar | Maksimum Asal Gerilim | Kanal Boşluğunda Oluşan Maksimum Asal | |---------|-----------------------|---------------------------------------| | | Değeri(MPa) | Gerilim Değeri(MPa) | | Grup 1 | 183.641 | 6.748775 | | Grup 2 | 183.147 | 36.839638 | | Grup 3 | 182.699 | 37.006558 | | Grup 4 | 177.997 | 7.646952 | Tablo 31. Tamir materyallerinde görülen maksimum asal gerilim değerleri. Grup 2 ve Grup 3'te görülen maksimum asal gerilim değerleri diğer iki gruplardan belirgin olarak yüksekti. Fiber şeritlerin kullanıldığı gruplarda görülen gerilim değerleri birbirlerine oldukça yakın bulundu. Grup 1'in değerleri belirgin olarak daha düşük bulundu. ![](_page_0_Picture_3.jpeg) ## ![](_page_0_Figure_0.jpeg) Şekil 50. Tamir materyallerinde oluşan maksimum asal gerilim değerlerinin izlenmesi. A: Grup 1'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Tamır materyalinde oluşan stres dağılımının görüntüsü. b: Tamir materyalinin kanal boşluğunda oluşan stres dağılımının görüntüsü. B: Grup 2'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Tamır materyalinde oluşan stres dağılımının görüntüsü. b: Tamir materyalinin kanal boşluğunda oluşan stres dağılımın görüntüsü C: Grup 3'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Tamır materyalinde oluşan stres dağılımının görüntüsü. b: Tamir materyalinin kanal boşluğunda oluşan stres dağılımının görüntüsü D: Grup 4'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Tamır materyalinde oluşan stres dağılımının görüntüsü. b: Tamir materyalinin kanal boşluğunda oluşan stres dağılımının görüntüsü Grup 2 ve 3'te tamir materyallerini destekleyen fiber şeritlerde oluşan gerilim değerleri şeridin koronal üçtüsünde bukkal kısmında yoğunlaştı (Şekil 51). Maksimum asal gerilim değeri her iki grupta da şeridin koranal üçlüsünde gözlemlendi. Grup 3'te gözlemlenen gerilim değeri Grup 2'de görülen değerin yaklaşık 2 katıdır (Tablo 32) Tablo 32. Tamir materyallerini destekleyen fiber şeritlerde görülen maksimum asal gerilim değerleri. | Gruplar | Maksimum Asal Gerilim Değeri(MPa) | |---------|-----------------------------------| | Grup 2 | 7.60894 | | Grup 3 | 14.2865 | ![](_page_0_Picture_2.jpeg) Şekil 51. Tamir materyallerini destekleyen fiber şeritlerde oluşan maksimum asal gerilim değerlerinin izlenmesi. A: Grup 2'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. B: Grup 3'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. ## 5. TARTIŞMA Bu tez araştırmasında, vertikal kök kırıklı (VKK) dişlerin kırık fragmanlarının ağız dışında farklı materyaller kullanılarak yapıştırılmasını takiben çekim soketine yerleştirilmesi ve daha sonra ağız içindeki kuvvetler karşısında, diş yapısında meydana gelen stres dağılımının sonlu elemanlar analızı (SEA) yöntemi aracılığıyla değerlendirilmesi amaçlandı. Araştırmada elde edilen bulgular ışığında, farklı tamır materyalleri kullanarak kırık fragmanları yeniden birleştirilmiş VKK'lı dişlerde, ağız içi kuvvetler karşısında stres dağılımı yönünden fark olmayacağı hipotezi reddedildi. VKK'nın etiyolojisi karmaşık ve multifaktöriyeldir (229). Çürük, travma, aşınma, restorasyon ve kök kanal tedavisi (KKT) işlemleri nedeniyle diş dokusu aşırı madde kaybına uğramaktadır (230). Diş sert dokusunda meydana gelen madde kaybı VKK oluşması için uygun biyomekanik ortamı oluşturur (231). KK'l esnasında uzaklaştırılan sert doku miktarı ile dişin kırılma direncinin azalması arasında direkt olarak bağlantı vardır. Kaybedilen dentin miktarı ne kadar fazla ise kırılmaya karşı hassasiyetin de bir o kadar artacağı bilinmektedir (37). Y oshino ve ark. (232) yaptıkları araştırmada VKK sebebiyle çekilen 233 dişin %93,6'sının KKT'li olduğunu belirtmişlerdir. VKK oluşumunun önlenmesinde dişlerin canlılığının korunmasının önemine dikkat çekmişlerdir. Chan ve ark.'nın(74) 274 hasta üzerinde yaptığı uzun dönemli araştırmada VKK bulunan dişlerin % 60'ında KKT olduğu tespit edilmiştir. Vire'ın (233) KKT'li dişlerin prognozunu takıp ettiği araştırmada başarısız dişlerin %4,3'ünde VKK'ya rastlanmıştır. Morfis ve ark.'nın (63) yaptıkları benzer bir araştırmada ise dişlerin %3,69'unda VKK'ya rastlanmıştır. KKT'lı dişlerin canlı dişlere oranla daha sık VKK nedeniyle kaybedildiği bilinmektedir (3,63,74). Evrensel sağlık sisteminin dünyada yaygınlaşması sonucunda KKT uygulanan hasta oranı artmıştır (234, 235). Aynı zamanda VKK teşhisi için kullanılan metot ve cihazlar geliştirilmiştir (236, 237). Literatürde çeşitli ülke ve bölgelere göre gelişen beslenme alışkanlıkların VKK görülme olasılığını artırabildiğini bildiren araştırmalar da mevcuttur (74, 238). Bu bilgiler ışığında, araştırmamız da KKT uygulanmış VKK bulunan dişlerin tedavisi üzerine odaklanıldı. Literatürde, VKK bulunan KKT'li dişleri inceleyen çok sayıda in-vitro ve in-vivo araştırma bulunmaktadır (18,239-241). İn-vivo araştırmalarda etik sorunlar bulunmakta olup, dokuların uygulanan kuvvetler karşısında sergileyeceği davranışları tespit etmek oldukça zordur (25). In-vitro araştırmalarda ise dişi destekleyen yumuşak dokuyu taklit etmek zahmetlidir ve çekilmiş diş örneklerinde fiziksel ve anatomik farklılıklar sebebiyle standardızasyon problemleri yaşanmaktadır (242). Çekilen dişin elde edildiği hastanın yaşı, çekim sonrası saklanma koşulları gibi değişkenler in-vitro test sonuçlarının yüksek standart sapmalar göstermesine yol açmaktadır (243). Bu sebeplerle canlı denekler üzerinde yapılan deneylerin risklerini ve maliyetlerini sınırlamak, örnekler arasında standardizasyon sağlamak amacıyla sanal modeller ve simülasyon modelleme, son zamanlarda giderek daha popüler hale gelmiştir. Magne (211) bu yaklaşımlardan biri olan SEA ile gerçekleştirilen modelleme ve simülasyon basamakları sayesinde in-vitro veya in-vivo deneylere kıyasla zaman ve maliyet yönünden tasarruf sağlandığını vurgulamıştır. Stres analiz yöntemleri arasında SEA yönteminin diğer yöntemlere göre birçok yönden avantajlı olduğu bilinmektedir. Sık kullanılan foto elastik stres analizi tekniğinin avantajları 3D yapı üzerinde gerilimleri ölçebilmesi ve gerilim yoğunluğunu belirleyebilmesidir. Buna rağmen sınırlı kantıtatif veri sağlaması önemli bir dezavantajıdır. Ayrıca incelenen modellerin üretildiği malzemenin özellikleri gerçek klinik durumu yansıtmamaktadır (211). Diğer sık kullanılan biyomekanık yöntem ise gerinim ölçer analızıdır (175). Gerinim ölçer (strain-gauge) ile yapılan ölçümlerde sadece gauge'un yer aldığı bölgedeki gerilme (strain) verileri doğru olarak belirlenebilmektedir. Incelenen yapının ıç yapısındaki streslerin dağılımıyla ilgili bilgi vermemektedir (244). Lazer ışını ve radyo telemetri yöntemlerinin uygulanması ise zorluk teşkil etmektedir. Diğer yöntemler ile ilgili tüm bu dezavantajlar SEA yöntemini diş hekimliği biyomekanik araştırma metodolojisinde ön plana çıkarmaktadır (203). Tüm bu nedenler göz önüne alınarak araştırmamızda SEA yönteminin kullanılması tercih edilmiştir. VKK'lı dişlerin prognozunun genellikle ümitsiz olduğu bilinmektedir ve bu nedenle dışın çekilmesi ve ardından implant yerleştirilmesi en çok önerilen tedavi seçeneği olmuştur (64,245). Ancak özellikle anterior bölgede dental implantların çevresinde uygun estetik şartların oluşturulması oldukça zordur ve yumuşak doku ogmentasyon prosedürlerine duyulan ihtiyaç tartışmalı bir konu olmaya devam etmektedir (246,247). İmplant cerrahisi olmaksızın, dişin atravmatik olarak çekilmesi, ağız dışında tamir edilmesi ve planlarımış replantasyonu VKK için literatürde önerilen alternatif bir tedavi seçeneğidir (134). Bu yöntemde VKK'lı diş atravmatık olarak çekilir; dişin kırık fragmanları arasındaki doku temizlendikten sonra kırık diş parçaları ağız dışında yapıştırılır ve diş çekim soketine yeniden yerleştirilir (12,116). Dua ve ark. (248) VKK bulunan ön kesici dişe planlarımış replantasyon tedavisi uygulamış ve 4 yıllık takip sonunda ilgili dişin asemptomatik olduğu bildirilmiştir. Hayashi ve ark. (249) ise 26 dişe planlanmış replantasyon tedavisi uygulamışlar ve değerlendirmeler sonucunda bu dişler arasından 18 tanesinin asemptomatik özellik sergilediğini bildirmiştir. Araştırmadaki başarısız olan 8 dişin azı dişi olduğu, kullanılan kesici dişlerin tamamının ise değerlendirmeler sonucunda fonksiyonel bulunduğu rapor edilmiştir. Araştırmanın sonucunda VKK'lı ön dişlerde planlanmış replantasyon tedavisinin diş çekime alternatif olabileceği belirtilmiştir (249). Arıkan ve ark. (250) da konu ile ilgili tamamladıkları araştırmalarında planlanmış replantasyon tedavisini keser dişler için önermişlerdir. Ozer ve ark.(251) planlanmış replantasyon uyguladıkları hastaların takiplerinde, teşhis için konik işınlı bilgisayarlı tomografı (KIBT) kullanımının VKK'nın erken dönemde teşhis edilmesini sağlayarak ileri derecede kemik yıkımının önüne geçilebileceğini bildirmıştır. Planlanmış replantasyon tedavisinin özellikle VKK'lı keser dişlerde kullanılabilecek alternatif bir tedavi yöntemi olduğunu belirterek uzun dönem değerlendirmelerin yapılmasını önermişlerdir. Literatürdeki bu bilgiler şığında araştırmamızda SEA'da üst çene ön kesici dişin modellemesi üzerinde çalışılmıştır. Stavropoulou ve Koidis (252) hazırladıkları sistematik derlemede, KKT uygulanmış dişlerin restorasyonlarımı incelemişlerdir. Bu sistematik derlemede kron restorasyonu uygulanmış KKT dişlerin uzun vadeli sağ kalım oranının 10 yıl sonra %81, kron restorasyonu yapılmamış KKT dişlerin sağ kalım oranının ise 10 yıl sonra %63 olduğu bulunmuştur. Aquilino ve ark. (253) yaptıkları retrospektif araştırmada KKT' dişlerin 5 yıllık sağ kalım oranlarını incelemişlerdir. Sağ kalım oranları kron restorasyonu bulunan dişlerde %94 olarak bulunurken kron restorasyonu bulunmayan dışlerde bu oran %77'ye kadar düşmüştür. Literatürde KKT bulunan üst keser dişlerle ilgili SEA incelendiğinde ilgili dişlerin kron restorasyonuna sahip olduğu görülmüştür (220, 221, 256). Bu bilgiler ışığında araştırmamızda, modellenen üst ön keser diş üzerine, her grup için aynı fiziksel özelliklere sahip olan kron restorasyonu da ilave edilmiştir. Ozer ve ark. (12) vaka takibi yaptıkları hastalarda VKK bulunan dişleri hem kimyasal hem de ışıkla sertleşen rezin simanla yapıştırmışlardır. Vakaların 2 yıllık takiplerinde dişlerin asemptomatik olduğu bildirilmiştir. Oztürk ve Unal (254) VKK bulunan üst çene ön kesici dişi hem kimyasal hem de ışıkla sertleşen rezin simanla tamır etmiş ve kron ile restore etmişlerdir. Vakanın 4 yıllık takipleri sonucunda dışın asemptomatik olduğu bildirilmiş, radyografisinde ve klinik görüntüsünde ankıloz varlığı izlenmemiştir. Günümüzde planlanmış replantasyonda dişin yapıştırılmasında 4-META/MMA-TBB içerikli kimyasal sertleşen simanlarda kullanılmış ve başarılı bulunmuştur(134,135,255). Ancak 4-META/MMA TBB esaslı simanın polimerizasyon kontrolünde yaşanan zorluklar klinik uygulama için bir dezavantaj oluşturmaktadır.(254). Şen ve ark.'nın (256) tamamladıkları in vitro araştırmada da 4-META/MMA-TBB esaslı simanların polimerizasyon aşamasında ki güçlüklerden dolayı hem kimyasal hem ışıkla sertleşen sımanların kullanımı önerilmiştir. Hem ışıkla hem de kimyasal olarak sertleşen simanların dişin ağız dışı ortamda kalma süresini kısaltacağından bahsedilmiştir. Bu bilgiler işığında araştırmamızda VKK bulunan ön kesici dişin yapıştırılıp tamir edilmesinde hem işıkla hem de kimyasal sertleşen siman modellenmiştir. Şen ve ark.'nın in vitro araştırmasında VKK'lı dişler fiber şeritlerle desteklemiş ve dikey kuvvetler altında gösterdikleri kırılma dayanımları incelemiştir (256). Kullandıkları cam fiber ve polietilen fiberlere ait farklı kırılma değerleri saptadıklarım ifade etmişlerdir. Literatürde cam fiber şeritle desteklenmesiyle yapıştırılıp tasarlanan planlanmış replantasyon tedavisi uygulanan vakalar da mevcuttur (248). Ayna ve ark.(257) 65 hastanın 87 KKT'li diş üzerinde tamamladıkları araştırmada dişlerin kron restorasyonunu fiber şeritlerle güçlendirmişlerdir. Polietilen fiber şerit desteklerin kompozit rezinler ile kombine kullanımının KKT görmüş kesici dişler için ve daha iyi estetik ve fonksiyonel sonuçlar verdiklerinin ve geleneksel tedavi yöntemlerine etkili bir alternatif olabileceğini belirtmişlerdir. Ozçopur ve ark.(258) yaptıkları in vitro araştırmada farklı post sistemlerinin VKK dişlerin yapıştırılmasında kullanımı sonrası kırılma direncini incelemişlerdir. Cam fiber ve polietilen fiber şerit destek ile yapıştırılmış grupların daha başarılı bulunduğunu ve tercih edilebileceklerini belirtmişlerdir. Bu bilgiler ışığında araştırmamızda VKK'ıı dişler, yapıştırılma esnasında; cam fiber, polietilen fiber ile güçlendirilmiş kompozit (FIGK ) ile desteklenmiştir. SEA'da oluşturulan modeller de kullanılan materyaller daha önceki araştırmalarda saptanmış fiziksel ve mekanik özelliklere göre bilgisayar ortamına aktarılıp incelenmektedir. Araştırmamızda da modellemenin gerçeğe en yakın şekilde yapılması için materyal özelliklerinin aktarılması literatür ışığında gerçekleşmiştir (219-225). Modeller de kullanılan materyaller yapısal olarak izotropik ve homojen olarak kabul edilmektedir. Oysaki vital dokular, dinamik iç yapıları nedeniyle izotropik ve homojen değillerdir. Bu nedenle SEA sonuçları birebir gerçeği yansıtamamaktadır. Bu dezavantajlı durum göz önünde tutulmalı, analız sonuçları mekanik olarak değerlendirilmeli ve gerçek değerlere bir yol gösterici olarak incelenmelidir. SEA'da modellerin gerçeğe en yakın sonuçlar vermesi için önemli bir husus, modellerin olabildiğince fazla sayıda elemana bölünmesidir (23,25). Bunun yanı sıra, gereğinden fazla sayıda eleman kullanıldığında denklem sayısı artmakta ve çözüm zamanı uzamaktadır. Bu nedenle çözüm için gereken yeterli eleman sayısı araştırmanın modellemesinde belirlenmelidir. Biz de araştırmamızda modellerin eleman sayısını belirlerken, bu hususlara dikkat ettik. Araştırmamızda analizler için kullanılan modellerde eleman sayısı 522994 ve düğüm sayısı 102688'dir. Lanza ve ark.(230) üst keser dişlere uygulanan farklı postlarla ilgili SEA'da eleman sayısını 13,272 ve düğüm sayısını 15,152 olarak kullanmıştır. Ust çene kesici dişin üzerinde oluşan periodontal yükleri araştıran başka bir araştırmada eleman sayısı 2400 ve düğüm sayısı 2896'dır (259). Spazzın ve ark.'nın araştırmasında ise 109,141 eleman ve 133,681 düğüm içeren modeller kullanılmıştır (260), Bu değerler göz önünde bulundurulduğunda, araştırmamızda eleman ve düğüm sayılarının arttırılmasıyla, gerçeğe yakın sonuçlar elde edildiği görüşündeyiz. SEA'da her eleman ayrı bir denklem oluşturulur. Denklemler analiz edilerek düğüm noktasındaki değerlere ulaşılır. Yapılan analizler sonucunda farklı gerilmelere ilişkin veriler elde edilebilir. Analiz sonuçlarının değerlendirilmesinde; kırılgan materyaller için asal gerilim değerleri, metaller gibi çekilebilir materyaller için Von Mises stres (VMS) değerleri kullanılabilir (23). Bizim de araştırmamızda tüm gruplar için VMS ve asal gerilim değerlerinin değerlendirilmesi tercih edilmiştir. Buna ek olarak VMS dağılımlarının incelenmesi literatürde bulunan mevcut araştırmalarla karşılaştırma yapılabilmesine de olanak vermektedir. Kious ve ark. (261) simanların film kalınlıklarını değerlendirdikleri araştırmalarında, test edilen tüm simanların, karıştırıldıktan sonra 2 dakikaya kadar maksımum 25 µm film kalınlığında ve ISO standartlarına uygun olduğunu bulmuşlardır. Araştırmamızda da kron restorasyonların ve kırık diş parçalarının tekrardan yapıştırılmasında uygun film kalınlığını sağlamak amacıyla, 25 um kalınlığında siman modellendi. Araştırmamızda modellenen sıman materyalınde dikey kuvvetler karşısında yatay ve oblik kuvvetlere oranla daha düşük stres değerleri izlenmiştir. FIGK ile tamır edilen grupta siman materyalinde daha yüksek stres değerleri izlenmiştir. Oblik kuvvetler altında fiberle ile güçlendirilmiş kompozit ile tamir edilen grupta kron simantasyonun da adeziv başarısızlık riskinin daha yüksek olabileceği düşünülebilir. Nokar ve ark. yaptıkları araştırmada, farklı post ve kor materyallerinin sadece dentinde oluşturduğu stres dağılımını incelemek için oluşturdukları araştırma da keser dişlere 100 N kuvvet uygulaması belirlemişlerdir (262). Ho ve ark. (263) ile Holmes ve ark.'nın (264) tamamladıkları 3D SEA araştırmalarında da kuvvet büyüklüğü 100 N olarak seçilmiştir. Nahar ve ark. dört farklı post sistemini incelemek için oluşturdukları SEA'da kesici dişlere 100 N kuvvet uygulayarak modellemişlerdir(265). Joshi ve ark. (226) KKT'li üst kesici dişlerin mekanik özelliklerini incelemek için SEA planlamışlardır. Uygulanan modellere yatay, dikey ve oblik olmak üzere üç farklı noktadan 100 N kuvvet uygulamışlardır. Araştırmalarında geleneksel fiber postlara oranla dentinde daha yüksek stres değerleri oluşturduğunu bulmuşlardır. Bizim araştırmamızda da benzer şekilde, her üç yönde yapılan kuvvet yüklemesi için kuvvet büyüklüğü 100 N olarak belirlenmiştir. Araştırmamızda uygulanan kuvvetler karşısında oluşan stres değerleri literatürde benzer kuvvetler uygulanan araştırmalarla paralellik göstermektedir. Araştırmamızda kuvvet uygulanan noktalar üst keser dişine ağız içinde uygulanan sentrik okluzyon ve çığneme kuvvetlerini taklit etmek adına oblik ve dikey kuvvetler olarak seçilmiştir. Dişin uğrayabileceği travma kaynaklı kuvvetleri taklıt etmesi açısından, yatay kuvvet de modellenmiştir (226,266). Araştırmamızda dentinde izlenen en yüksek maksimum asal gerilim değerleri sırasıyla yatay, oblik ve dikey kuvvetlerde görülmüştür. Şahin'in tamamladığı, kron kırıklı üst keser dişlerin bulunduğu araştırmada yüksekten düşüğe doğru stres değer sıralaması yapıldığında yatay kuvvet, oblik kuvvet ve dikey kuvvet sonucu elde edilmiştir (267).Falakaloğlu'nun(268) araştırmasında oluşturulan modellere uygulanan kuvvetlerin dentin boyunca oluşturdukları stres değerleri karşılaştırıldığında, en yüksek değerlerin yatay kuvvetler uygulandığında oluştuğu belirtilmiştir. Bunu sırasıyla dikey kuvvet ve çiğneme kuvveti takip etmiştir. Araştırmamız ve Şahin'in araştırması arasındaki farkın, araştırmamız modellerinde oluşturulan VKK'ya bağlı olarak geliştiğini düşünüyoruz. Ko ve ark.(269) araştırmalarında, post uygulanmış dişlerde oluşan stres değerlerini incelemişlerdir. Dikey kuvvetler sonucunda post uygulanmayan dişlerde gerilimler kökün servikal üçlüsünde ve kökün dış sınırında yoğunlaşırken post uygulanan dişlerde kökün servikal üçlüsünde ve kök kanalına komşu dentin dokusunda yoğunlaşmıştır. Bizim de araştırmamızda modellere uygulanan dikey kuvvetler sonucu oluşan en yüksek VMS değerleri, kök dentinin servikal üçlüsünde yoğunlaşmıştır. Bu bulgumuz Sathorn ve ark.(274) SEA araştırmalarında kök kırıklarının dentinin en kalın kısmı olan labio-palatınal yön boyunca oluştuğunu belirttikleri araştırmaları ile uyumludur. Aynı zamanda yapılan in vitro araştırmada dentin tübüllerinin en yoğun şekilde kökün servikal üçlüsünde izlendiği belirtilmiştir. Buna bağlı olarak VMS değerlerinin kök servikal üçlüsünde yoğunlaştığından bahsedebiliriz. Kök dentinde gözlenen maksimum asal gerilim değerleri Grup 1 ve 4 te kökün apikal üçte bir bölgesinde izlenirken, fiber destekli gruplarda kökün servikal üçlüsünde tespit edilmiştir. Adanır ve Belli(270) üst keser dişe uygulanan 5 farklı post materyalini SEA kullanarak incelemiş ve dikey kuvvetler karşısında cam fiber postların olduğu gruplarda stres değerlerinin kökün servikal üçlüsünde yoğunlaştığını ifade etmişlerdir. Buna ilave olarak dikey kuvvetler karşısında cam fiber postların daha dengeli kuvvetler ortaya koyduğunu belirtmışlerdir. Bizim araştırmamızda cam fiber destekli grubun dentini üzerinde de benzer değerler izlenmiştir. Falakaloğlu'nun(268) tamamladığı tez araştırmasında daimi üst keser diş modeli üzerinde paslanmaz çelik post, cam fiber post ve biyolojik dentin post modellenmiştir. Oluşturulan modellere 100 N dikey kuvvet, çiğneme kuvveti ve yatay kuvvet uygulanmıştır. Araştırmanın sonucunda en fazla stres birikimi paslanmaz çelik postun kullanıldığı modellerde görülmüştür. Cam fiber post ve biyolojik dentin postun uygulandığı modellerde ise post materyalinin; diş dokusu ile monoblok bir yapı oluşturarak strese cevap verdiğini, diş ve post yüzeyinde aşırı stres birikimine neden olmadığını belirtmiştir. Şen ve ark.'nın (256) yaptıkları in vitro araştırmada VKK bulunan dişler hem ışıkla hem kiyasal sertleşen siman, polietilen fiber ve cam fiber desteklerle tamir edilmiştir. Tamır edilen modeller dikey kuvvetler altında kırılma testine tabi tutulmuştur. En yüksek kırılma dırencini polietilen fiberin bulunduğu modeller göstermiştir. Bizim araştırmamızda dikey kuvvetler karşısında kron dentininde izlenen maksimum asal gerilim değerlerinde belirgin bir fark izlenmemiştir. Kök dentininde fiber ile güçlendirilmiş kompozit ile tamir edilen grubun değerleri belirgin olarak daha düşük bulunmuştur. Daha sonra sırasıyla Grup 1, Grup 2 ve Grup 3 değerleri izlenmiştir. Araştırmamızda saptanan Grup 2 değerlerinin Grup 3 e oranla daha düşük olması in vitro araştırma ile korelasyon gösterirken Grup 1 değerlerinin Grup 2'den düşük olması in vitro araştırmanın sonuçlarına ters düşmektedir. Araştırmanın sonuç kısmında aynı içerikli farklı materyallerle farklı sonuçlar alınabileceği belirtilmiştir(256). Kavrut (271) tamamladığı in vitro tez araştırmasında dikey kuvvetler karşısında farklı fiber şeritlerle desteklenmiş geçici kronları kuvvet testine sokmuştur. Araştırmamıza paralel olarak polietilen fiber cam fibere oranla daha yüksek kırılma direnci göstermiştir. Araştırmamızda kullandığımız fiberler SEA değerleri çerçevesinde değerlendirilirken elastite modülü oldukça önem kazanmaktadır. Bunun yanı sıra liflerin kimyasal ve fiziksel özellikleri üretim özelliklerine göre hem kimyasal hem ışıkla sertleşen simanla olan etkileşimleri önem kazanmaktadır(272,273). Cam fiberin rezin siman ile birlikte uygulanmasında, rezin siman içerisinde kalan artık monomerin kırılma direncim düşürebileceği belirtilmiştir (273). Ayrıca cam fiber sistemlerinde SiO2-Aİ203-CaO-MgO temel bileşiğinden oluşmaktadır. (274). Asidik bileşiklere karşı fiberin direncini arttırmak için cam fiber bileşimine borik oksit (B203) eklenmiştir. Saf formunda sert ve camsı bir materyal olan B2O3 takviye edildikleri fiber ya da kompozit materyallerinin dayanıklılıklarını arttırır(275). Ancak materyalın sertliğinin artması sonucunda dentine iletilen stres miktarının artmasını ve dentinde oluşabilecek kırık ihtimalini artırmaktadır. V allittu (274) tarafından yapılan taramalı elektronik mikroskop araştırmasında da, diğer cam fiber sistemleri ile karşılaştırıldığında araştırmamızda kullandığımız Stick Nette B203 miktarının daha yüksek olduğu rapor edilmiştir. Araştırmamızda saptadığımız SEA stres değerleri sonuçlarını bu sonuçlarla birlikte değerlendirerek polietilen fiberde cam fibere oranla VKK bulunan dişlerde dentinde yeniden bir kırık oluşturma ihtimalinin daha düşük olduğunu söyleyebiliriz. FIG kompozit yapının bulunduğu grupta dentinde daha düşük stres değerlerinin izlenmesinin sebebi olarak; FIG kompozitin dentine daha yakın elastite modülüne sahip olmasını diğer gruplara oranla daha homojen monoblok yapı oluşturmasını öne sürebiliriz. Ancak FIG kompozitin VKK bulunan dişlerde kullanımının belirgin etkilerinin incelenmesi için ilerleyen dönemde gerçekleştirilmesi planlanan in vitro ve in vivo araştırmaların sonuçları izlenilmelidir. Garhnayak ve ark.(276) farklı post materyalleri uygulanan modeller için sonlu elemanlar analizi oluşturmuşlar. FIGK rezin ile oluşturulmuş post tasarımının bulunduğu modelde dikey kuvvetler karşısında oluşan stres dağılımları araştırmamıza benzer sonuçlar gözlenmıştır. Tamır simanında oluşan en yüksek maksımum asal gerilim değerleri Grup 4 de izlenmiştir. Tamir materyalinde görülen yüksek değerlere rağmen dentinde oluşan değerleri diğer gruplara oranla daha düşük bulunmuştur. Kısa fiber destekli kompozit rezin olan EverX Posteriorun (GC, Tokyo, Japonya) piyasaya sürülmesi, son zamanlarda restoratif bir materyal olarak dikkat çekmiştır ve yüksek stres taşıyan alanlarda kullanılması tavsiye edilmektedir(277). İçerik olarak kompozit rezine ek olarak baryum camı ve silanlı E-cam fiberlerinin bir kombinasyonundan yapılmış rastgele yönlendirilmiş kısa cam fiberlerden oluşur ve farklı yönde izotropik bir güçlendirme etkisi olduğundan bahseden araştırmalar vardır(278). Modellere uygulanan dikey kuvvetler karşısında FIG kompozitin uygulandığı modellerde dentinde tekrar VKK oluşma riskinin daha düşük olduğu varsayılabilir. Ancak rezin simanda oluşan stres değerleri daha yüksek olduğundan adeziv başarısızlık ihtimalinin yükselmiş olduğundan bahsedebiliriz. Araştırmamızda modellere uygulanan yatay kuvvetler sonucu oluşan V MS dağılımları kök boyunca izlenmiştır. Araştırmamızda modellere yatay kuvvet uygulandığında, kuvvetin kronda geldiği ilk alan dışında stres yoğunlaşmalarının dışın palatınal yüzey servikal kök bölgesi ile palatınal kuron yüzeyinde oluştuğu ve streslerin labio-palatınal yön boyunca yayıldığı gözlenmiştir. Şahin'in yatay kırıklı üst keser dişlerde yaptığı araştırmaya bu dağılım oldukça benzerdir.(267) Yine aynı araştırmayla uyumlu olarak en yüksek maksimum asal gerilim değerleri uygulanan yatay kuvvetler sonucunda oluşmuştur. Garhnayak ve ark.(276) farklı post modellemeleri üzerinde çalıştıkları araştırmada VMS belirgin olarak kök dentini boyunca izlenmiştir. Ancak araştırmamızdan farklı olarak maksimum asal gerilimler servikal üçlüde değil apikal üçlüde gözlemlenmiştir. Aynı zamanda FIGK rezin kor yapılı post yapısının bulunduğu örneklerde servikal dentinde oluşan değerler araştırmamıza oranla düşük bulunmuştur. Bu farklılıkların bizim oluşturduğumuz modellerde bulunan VKK' dan dolayı oluştuğunu söyleyebiliriz. Tamır edilen dişte kullanılan materyallerin elastisite modüllerinin dentinden farklı olması sebebiyle hem vertikal hem de sagital yönde oluşturdukları kama etkisinden dolayı sağlıklı dişlere oranla daha farklı stres dağılımlarının oluştuğundan bahsedebiliriz (267). Literatürde, VKK'nın üst kesici dişlerde çoğunlukla labio-palatınal yönde oluştukları belirtilmiştir(11, 45, 231, 279). Bu araştırmalar Sathorn ve ark.'nın (78), kök kırıklarının dentinin en kalın kısmı olan labio-palatınal yön boyunca oluştuğunu belirttikleri araştırmaları ile uyumludur. Yatay kuvvetler altında araştırmamızda dentinde en yüksek maksimum asal gerilim değerleri kök servikal üçlüde izlenmiştir. Araştırmamızdaki sonuçlar ışığında kök dentininde yeniden VKK oluşma riskinin en düşük olduğu grup olarak FIGK ve sadece rezin sımanla tamır edilen modelleri gösterebiliriz. Fiber şerit destekli gruplarda dikey kuvvette olduğu gibi polietilen fibere göre daha düşük maksimum asal gerilim değerleri üretmiştir. Daha önce yapılan in vitro araştırmada cam fiber ve polietilen fiberin kalınlıklarının farklı sonuçlara sebep olabileceği öne sürülmüştür (256). Bizim araştırmamızda şeritlerin kalınlıkları aynı hazırlanmasına rağmen polietilen fiber daha başarılı bulunmuştur. Yapılan diğer bir in vitro araştırmada polietilen ve cam fiber şerit destekler karşılaştırılmıştır(280). Yine daha başarılı bulunan polietilen fiber liflerin cam fiber liflerine oranla daha izotropik olduğu, daha sıkı yerleşimli olduğu ve daha sık yönelimli olduğu belirtilmiştir. Uygulanan fiber şerit için elastisite modülünün haricinde lif şeklinin ve yerleşimin de önemli olduğundan bahsedilebiliriz.(274) Hatta liflerin mimarisinin elastite modülünden ve lif şeklinden daha önemli olduğunu söyleyen araştırmalarda mevcuttur(281).Araştırmamızda polietilen fiber destekli grubun stres değerlerinin daha düşük olmasını bu sebeplere bağlayabiliriz. Tamir simanında oluşan değerler dikey kuvvetlerin aksine fiber destekli gruplarda daha düşük bulunmuştur. Yatay kuvvetler karşısında fiber destekli gruplarda adeziv başarısızlık oranın daha düşük olduğu söyleyebiliriz. İn vitro araştırmalarda polietilen fiber cam fibere ve rezin simanla yapıştırılan gruplara oranla daha başarılı bulunmuştur (256, 280). Karbharia ve Strassler fiber destekleri, tamir edilen yüzeyleri bir arada tutan ve daha fazla kırık oluşmasını önleyen bir zımbaya benzetmişlerdir (272). Polietilen fiberin kullanıldığı gruplarda hem kök dentinine uyumunun yüksek olması hem kimyasal hem de ışıkla sertleşen simana daha iyi bağlanmasından dolayı adeziv başarısızlık oranın daha düşük olduğundan bahsedebiliriz. Araştırmamızın stres sonuçlarını ve in vitro araştırmaların sonuçlarını birlikte değerlendirdiğimizde adeziv başarısızlık oranını düşürebilmek adına polietilen fiberin VKK bulunan dişlerde tamır materyali olarak önerilebileceğini söyleyebiliriz.(256, 280) — Araştırmamızda oblik kuvvetler karşısında kök dentininde oluşan VMS değerleri kök uzun aksı boyunca yayılım göstermişlerdir. Maksimum asal gerilim değerleri yine kökün servikal üçlüsünde izlenmiştir. Şahin'in(267) tez araştırmasında uygulanan oblik kuvvet sonucunda da kökün servikal üçlüsünde en yüksek maksimum asal gerilimler gözlemlenmiştir. Literatürdeki üst keser dişe oblik kuvvet uygulanan benzer araştırmalarda bizim araştırmamıza benzer bölgelerde gerilimler gözlemlenmiştir(282, 283). Aynı şekilde Ko ve ark.(269)kök kanal tedavili dişlerde yaptığı SEA araştırmasında oblik kuvvetler karşısında maksımum gerilim değerleri kökün servikal üçlüsünde izlenmiştir. Bu durumu kök dentinin servikal üçlüsünde dentinin bukko-palatınal olarak daha kalın olmasına ve dentin tübüllerinin servikal üçlüde daha yoğun bulunmasıyla ilişkilendirmişlerdir. Oblik kuvvetler karşısında da kök deninde Grup 1 ve 4'de fiber şerit destekli gruplara oranla daha düşük maksimum asal gerilim değerleri izlenmiştir. Garhnayak ve ark.'nın(276) SEA araştırmasında uygulanan post tıpleri arasından en az stres değerlerini fiber destekli kompozit kor bulunan modellerde gözlemlemişlerdir. Bu araştırmanın VMS dağılımı araştırmamızdakı dağılıma benzerdir. Ancak kök dentinin servikal üçlüsünde bizim araştırmamızda daha yüksek gerilim değerleri izlenmiştir. Bu duruma modellerimizde bulunan VKK'nın tamir edilmesinde kullanılan materyallerin oluşturduğu kama etkisinin sebep olduğunu varsayabiliriz. Polietilen fiber destekli grupta cam fiber uygulanan gruba göre dikey ve yatay uygulanan kuvvette olduğu gibi daha düşük maksimum asal gerilim değerleri izlenmiştir. Polietilen fiber hem dentine hem de kendi kendine sertleşen simana cam fibere oranla daha iyı yapışmaktadır. Bu duruma sebep olarak polietilen fiberin her yöne devamlı uzanan liflerinin ve lif yapısının daha yoğun olmasının sebep olduğundan bahsedebiliriz. Aynı zamanda cam fiberin yüzey yapısında bulunan ve hidrolitik bozulmaya sebep olan B203'ın etkili olduğundan bahsedilebilir. Adanır ve ark.(270) SEA araştırmalarında oblik kuvvetler karşında cam fiber post uygulanan modellerin diğer post uygulanan modellere oranla daha düşük gerilim değerleri gösterdiğini belirtmişlerdir. Ancak bu araştırmada polietilen yapılı bir materyal kullanılmamıştır. Toksavul ve ark'nın(285)SEA araştırmalarında uygulanan post modelleri arasında titanyum post ve cam fiber destekli post uygulanan modellerin KKT uygulanan dişe yakın gerilim değerleri gösterdiğini belirtmişlerdir. Bu araştırmada uygulanan post materyalleri arasında polietilen fiber yoktur. Eskitaşçıoğlu ve ark. (221) SEA ve in vitro deneylerden yararlandıkları araştırmalarında döküm ve polietilen fiber destekli laminaların kırılma dayanımını gözlemlemişlerdir. SEA de oluşan stresler ve kök kırığı oluşturma bakımından polietilen fiber destekli laminalar daha başarılı bulunmuştur. Ancak bu araştırmada da cam fiber destekli bir grup incelememiştir. Kılıç ve ark.(284) in vitro araştırmalarında polietilen fiber destekli restorasyonların kırılma direncini gözlemlemişler ve istatiksel olarak anlamlı bir fark bulamamışlardır. Ancak onarıla bilirlik olarak cam fiber destekli restorasyonları daha başarılı bulmuşlardır. Şen ve ark.'nın (256) in vitro araştırmalarında VKK bulunan dişlerin yeniden yapıştırılmasında hem ışıkla hem kimyasal sertleşen simanı politilen fiber ve cam fiber şeritlerle destekleyerek kullanmışlardır. Polietilen fiber kullanılan grubun daha yüksek kırılma direncı gösterdiğini belirtmişlerdir. Ancak kullanılan ürünün üretim özelliklerine göre sonuçların etkilenebileceğini ve daha fazla firmanın ürünüyle araştırmaların desteklenmesi gerektiğini belirtmişlerdir. Kron yapıştırma sımanında oblik kuvvetlere karşı izlenen maksimum asal genlim değerleri yatay ve dikey kuvvetlere göre daha yüksek izlenmıştır. Tamir simanında oblik kuvvetlere karşı izlenen değerler dentinde izlenen değerlerin aksine yatay kuvvete karşı izlenen değerlerden daha yüksektir. Oblik kuvvetlere karşı adeziv başarısızlık olma şansının daha yüksek olduğunu varsayabiliriz. Fiberlerin lif ve yüzey özelliklerinin yanı sıra fiber gruplarının elastite modülleri de gözlemlenen stres değerleri üzerinde çok önemli bir yere sahiptir. Elastisite katsayısı yüksek olan fiberlere uygulanan kuvvet ile diş üzerinde daha düşük stres değerleri gözlenirken, elastısıte katsayısı düşük olan fiberler ile daha yüksek stres değerleri oluşmaktadır. Bu durum yüksek elastisite katsayısına sahip, yani rijit yapıda olan fiber materyalinin, elastisite sınırları içerisinde oluşan kuvvetlerin sebep olduğu yer değiştirme ve bükülmelere daha dirençli olmaları ve gelen kuvvetleri kendi yapılarında yoğunlaştırarak dış yapısında daha az bükülmeye neden olarak diş üzerinde daha düşük stresler oluşturmasından kaynaklanmaktadır (6, 67, 69, 89). Bunun yanı sıra uygulanan materyalın, dentinin elastık modülüne yakın bir elastite modülüne sahip olması da önemlidir. Bizim araştırmamızda polietilen fiber destekli grupta dentinde daha düşük değerler izleniyor oluşu, araştırmamızda fiber postlara oranla daha ince bir fiber blok tasarlanabilmesi ve polietilen fiberin elastıte modülünün dentine daha yakın olmasına bağlı olabilir. Garhnayak SEA araştırmasında, dişlere gelen kuvvetlerin doğrultusunun, dikey konumdan yatay konuma doğru yaklaştıkça arttığı bildirilmiştir (276). Araştırmamızda da dentinde izlenen maksımum asal gerilim değerleri en yüksek yatay kuvvetlerde gözlemlenmiştir. Sırasıyla oblik ve dıkey kuvvetler karşısında oluşan maksımum asal gerilim değerleri gelmektedir. Araştırmamızda ki modellerde kök dentininde tekrardan kırık oluşturma riskinin en yüksek yatay kuvvetler karşısında olduğunu varsayabiliriz. Bu sonuç literatürdeki araştırmalarla benzerdir(221, 267, 269, 285, 286). Kök dentininde uygulanan tüm kuvvet tiplerinde en düşük maksimum asal gerilim değerlerini FIGK ile tamir edilen grupta gözlemlenmiştir. Grup 4'ü sırasıyla Grup 1 ve fiber destekli gruplar takıp etmiştır. Tamır simanında oluşan maksımum asal gerilim değerleri büyükten küçüğe oblik, yatay ve dikey kuvvetler uygulandığında oluşan değerler olarak sıralanabilir. Adeziv başarısızlık ihtımalinin en yüksek olduğu durumun dişe gelen oblik kuvvetler karşısında oluşabileceğini varsayabiliriz. Fiber destekli gruplarda tamır simanında daha düşük asal gerilim değerleri gözlemlenmiştir. Polietilen fiber ile desteklenen modeller cam fibere oranla daha düşük asal gerilim değerleri göstermiştir. Ancak bu verinin farklı şartlar altında daha fazla in vivo ve in vitro araştırma ile desteklenmesi gerektiğini düşünüyoruz. SEA analiz yöntemi, kök kanalına uygulanan materyallerin stres dağılımını değerlendirmek için kullanılan hızlı ve başarılı bir metodudur. Ancak gerçekte anizotropik olan diş ve periodonsiyumun, modellerde izotropik yapılar olarak kabul edilmesi bu yönteminin kısıtlamalarıdır. Dişler farklı fiziksel özelliklere sahip materyaller kullanılarak restore edildiğinde ve dişe uygulanan kuvvetin büyüklüğü, açısı ve uygulama alanı değiştirildiğinde oluşan stres dağılımlarının da etkilendiği bildirilmiştir (178, 282, 283,287,288). Bu sebepten ötürü, SEA analiz sonuçlarının in-vitro laboratuvar araştırmalarıyla da desteklenmesi gerektiğini düşünmekteyiz. ![](_page_0_Picture_1.jpeg) ## 11 ## 6. SONUÇ VE ONERİLER Vertikal kök kırığı bulunan üst kesici dişlerin farklı materyallerle tamir edilmesi sonucunda diş ve destek dokularda oluşan stres değerlerini inceleyen bu araştırmada 3 boyutlu sonlu elemanlar analizi neticesinde aşağıda belirtilen sonuçlar elde edilmiştir; 1.Tüm modellerde, dentin hariç tutulmak üzere; diş dokusu, restorasyon ve tamır materyallerinde oluşan stres değerleri oblik kuvvetler altında en yüksek, dikey kuvvetler altında ise en düşük derecede meydana gelmiştir. Dentinde en düşük stres değerleri yine dikey kuvvetler karşısında izlenirken en yüksek değerler ise yatay kuvvetler karşısında izlenmiştir. 2. Tamir materyallerinin elastisite modülü arttıkça kök dentini üzerinde oluşan stres değerleri artmaktadır. Tüm kuvvet yönlerinde, fiberle güçlendirilmiş kompozit ile tamır edilen modellerde daha düşük stres değerleri izlenmiştir. 3.Fiber ile desteklenmiş gruplar göz önüne alındığında, polietilen fiber cam fibere oranla daha düşük stres değerleri oluşturmuştur. Vertikal kök kırığının planlamış replantasyon tedavisinde şerit şeklinde fiber kullanılması planlanıyor ise, polietilen fiberin tercihi avantaj sağlayacaktır. 4.Tüm gruplarda, uygulanan kuvvetler karşısında stresler kron marjini ve kök dentinin servikal üçlüsünde yoğunlaşmıştır. Maksimum asal gerilim değerlerinin oluştuğu alanlar tüm modellerde kırık hattına komşu dentinde izlenmiştır. Uygulanacak materyallerin elastısıte modülü dentinin elatisite modülüne yakın seçilerek bu değer düşürülebilir. 5. Tamir materyalleri ve yapıştırma simanında oluşan stres değerleri yatay ve oblik kuvvetler karşısında tüm gruplarda benzerken dikey kuvvetler karşısında fiber şerit destekli gruplarda daha düşük bulunmuştur. Bu sonuca dayanarak vertikal kök kırığının planlarımış replantasyon tedavisinde fiber şeritlerin kullanılması adeziv başarısızlık ihtimalini düşürebileceği kanaatindeyiz. 6. Tez çalışmamızda analizler bilgisayar ortamında gerçekleştirilmiştir. Bunun sonucunda elde edilen sonuçlar matematiksel veriler normundadır. Bu nedenle klinik şartların birebir aynı senaryolar oluşturulamamıştır. Araştırmamızın bulguları ileride benzer materyallerle yapılacak in vivo ve in vitro araştırmalara ön veri sağlayabilir. Araştırmamızdan elde ettiğimiz bulgular ışığında, vertikal kök kırığı bulunan dişlerin tamirinde, dentinde oluşabilecek stres değerleri açısından fiberle güçlendirilmiş kompozitlerin kullanılması önerilebilir. Dişlerin tamirinden sonra oluşabilecek adeziv başarısızlığı önlemek adına polietilen fiber şerit ile desteklenmiş rezin siman kullanılabilir. Ilave olarak ağız içerisindeki çiğneme kuvvetlerini taklit eden oblik kuvvetlere karşı genel olarak daha yüksek stres değerleri oluşmuştur. Seçilecek materyalın oblik kuvvetler karşısında değerleri göz önünde bulundurulmalıdır. Elde ettiğimiz sonuçlar ileride gerçekleştirilecek in vivo ve in vitro araştırmalar ile desteklenmelidir. ![](_page_0_Picture_1.jpeg) - 68. Gutmann | LT | opd. The dentin-root complex: anatomic and biologic considerations in restoring endodontically treated teeth. 1992;67(4):458-67. - 69. Pilo R, Tamse AJTJopd. Residual dentin thickness in mandibular premolars prepared with gates glidden and ParaPost drills. 2000;83(6):617-23. - 70. Kamburoğlu K, Murat S, Yüksel SP, Cebeci ARI, Horasan SJOS, Oral Medicine, Oral Pathology, Oral Radiology, Endodontology. Detection of vertical root fracture using cone-beam computerized tomography: an in vitro assessment. 2010;109(2):e74-e81. - 71. Chavda R, Mannocci F, Andiappan M, Patel S]Joe. Comparing the in vivo diagnostic accuracy of digital periapical radiography with cone-beam computed tomography for the detection of vertical root fracture. 2014;40(10):1524-9. - 72. Corbella S, Del Fabro M, Tamse A, Rosen E, Tsesis I, Taschieri SJOs, oral medicine, oral pathology, et al. Cone beam computed tomography for the diagnosis of vertical root fractures: a systematic review of the literature and meta-analysis. 2014; 118(5):593-602. - 73. Metska ME, Aarman IHA, Wesselink PR, Özok ARJJoe. Detection of vertical root fractures in vivo in endodontically treated teeth by cone-beam computed tomography scans. 2012;38(10):1344-7. - 74. Chan C-P, Lin C-P, Tseng S-C, Jeng J-HJOS, Oral Medicine, Oral Pathology, Oral Radiology, Endodontology. Vertical root fracture in endodontically versus nonendodontically treated teethA survey of 315 cases in Chinese patients. 1999;87(4):504-7. - 75. Chai H, Tamse A]]oe. The effect of isthmus on vertical root fracture in endodontically treated teeth. 2015;41(9):1515-9. - 76. Onnink PA, Davis RD, Wayman BEJJoE. An in vitro comparison of incomplete root fractures associated with three obturation techniques. 1994;20(1):32-7. - 77. Saw L-H, Messer HH]||oE. Root strains associated with different obturation techniques. 1995;21(6):314-20. - 78. Sathorn C, Palamara D, Messer HH[]oe. Effect of root canal size and external root surface morphology on fracture susceptibility and pattern: a finite element analysis. 2005;31(4):288-92. - 207. Belli S, Çelik K, Akbulut MB, Güneşer MB, Eraslan O, Eskitaçcıoğlu G. Are dentin posts biomechanically intensive?: A laboratory and HEA study. Journal of Adhesion Science and Technology. 2014;28(24):2365-77. - 208. Geng JP, Tan KB, Liu GR. A pplication of finite element analysis in implant dentistry: a review of the literature. The Journal of prosthetic dentistry. 2001;85(6):585-98. - 209. Geramy A, Morgano SM. Finite element analysis of three designs of an implantsupported molar crown. The Journal of prosthetic dentistry. 2004;92(5):434-40. - 210. Shetty P, Hegde AM, Rai K. Finite element method--an effective research tool for dentistry. The Journal of clinical pediatric dentistry. 2010;34(3):281-5. - 211. Magne P. Efficient 3D finite element analysis of dental restorative procedures using micro-CT data. Dental materials : official publication of the Academy of Dental Materials. 2007;23(5):539-48. - 212. Çoğalan KY, Ulusoy mtd. Alt çene tam dişsizlik olgularında anterior bölgeye yerleştirilen implantlar üzerine uygulanan farklı protez tasarımlarının in vitro olarak kuvvet dağılımı yönünden incelenmesi: Ankara Universitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Protetik Diş Tedavis; 2011. - 213. Yamanel K, Caglar A, Gülsahi K, Ozden UA. Effects of different ceramic and composite materials on stress distribution in inlay and onlay cavities: 3-D finite element analysis. Dental materials journal. 2009;28(6):661-70. - 214. Çelik Köycü B, Imirzalioğlu P, Ozden UA. Three-dimensional finite element analysis of stress distribution in inlay-restored mandibular first molar under simultaneous thermomechanical loads. Dental materials journal. 2016;35(2):180-6. - 215. Dejak B, Młotkowski A. 3D-Finite element analysis of molars restored with endocrowns and posts during masticatory simulation. Dental materials : official publication of the Academy of Dental Materials. 2013;29(12):e309-17. - 216. Nelson S]. Wheeler's dental anatomy, physiology and occlusion-e-book: Elsevier Health Sciences; 2014. - 217. Köycü BÇ, Imirzalioğlu P, Oezden UAJDmj. Three-dimensional finite element analysis of stress distribution in inlay-restored mandibular first molar under simultaneous thermomechanical loads. 2016;35(2):180-6. VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR
118
703920
## T.C. FIRAT ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ ## İşletme Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi ## BAĞIMLILIK İÇERİKLİ AFİŞLERİN FARKINDALIK Başlığı: ETKİSİNİN EYE-TRACKİNG İLE İNCELENMESİ: YEŞİLAY ÖRNEĞİ Yazarı: Şeyma KAVAKLI Tez Önerisi 13.08.2020 Tarihi: Savunma 20.12.2021 ## TEZ ONAY I Fırat Universitesi Sosyal Bilimleri Enstitüsü tez yazım kurallarına göre hazırlanan bu tez aşağıda imzaları bulunan jüri üyeleri tarafından değerlendirilmiş ve akademik dinleyicilere açık yapılan savunma sonucunda OYBİRLİĞİ ile kabul edilmiştir. Danışman: İmza Onayladım ![](_page_0_Picture_11.jpeg) | Başkan: | Onayladım | |---------|-----------| | Üye: | Onayladım | | Üye: | Onayladım | | Üye: | Onayladım | | Uye: | Onayladım | Bu tez, Enstitü Yönetim Kurulunun - ....................... tarihli toplantısında tescillenmiştir. İmza Prof. Dr. Murat SUNKAR Enstitü Müdürü ## ÖZET ## BAĞIMLILIK İÇERİKLİ AFİŞLERİN FARKINDALIK ETKİSİNİN EY E-TRACKİNG İLE İNCELENMESİ: YEŞİLAY ÖRNEĞİ Şeyma KAVAKLI Yüksek Lisans Tezi FIRAT ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimleri Enstitüsü İşletme Anabilim Dalı Aralık 2021, Sayfa: ix +80 Bağımlılık kişinin zarar gördüğü halde madde kullanmaya devam etmesi, kullandığı maddeyi uzun süre bırakamaması, sürekli madde arayışı içinde olması, kullandığı madde dozunu giderek arttırması ile karakterize fiziksel, bilişsel ve davranışsal belirtilerle seyreden bir tablodur. Genel tanımıyla bağımlılık, haz veren ve içsel huzursuzluktan uzaklaşmayı sağlayan bir davranışın yaratmış olduğu olumsuz sonuçlara rağmen kontrolün kaybedilmesiyle birlikte sürekli olarak gerçekleştirilme halidir. Nöropazarlama; sinirbilimdeki ilerlemeleri kullanarak insan beyninin pazarlama uyaranlarına vermiş olduğu cevaplara güçlü bir bakış açısı kazandıran, hem akademisyenler hem de kendisini bir araç olarak kullanan şirketler tarafından yeni bir araştırma alanını tanımlamaktadır. Beyin aktiviteleri ve nöro tepkileri ölçülmesi Nörometrik ölçümler ile amaçlamaktadır. Bilişsel ve duygusal tepkileri anlamak üzere beyindeki nöral aktiviteleri ölçmektedir. Bu çalışmada; Yeşilay'ın bağımlılık içerikli afişlerinin farkındalık yaratma etkisinin ölçmek amacıyla Eye-tracking cihazı kullanılarak deneysel bir araştırma yapılmıştır. Araştırma; Fırat Universitesi Pazarlama ve Nöropazarlama Araştırma Merkezi kapsamında 30 gönüllü katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. YEŞİLAY tarafından hazırlanan bağımlılık içerikli afişlerin, ülkemizde yeni yeni kullanılmaya başlanılan nöropazarlama teknikleriyle değerlendirilecek olması pazarlama literatürüne zenginlik katacaktır. Bağımlılık içerikli afişlere karşı insanlarını bu yeni ve farklı yöntemle anlamaya çalışmak önemli bir yenilik sağlayarak kamu kaynaklarının daha etkin kullanılması için de fayda sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: Nöropazarlama, Bağımlılık, Yeşilay, Eye-tracking ## ABSTRACT ## INVESTIGATION OF THE AWARENESS EFFECT OF POSTERS WITH ADDICTIONS BY EYE-TRACKING: THE EXAMPLE OF YESILAY Şeyma KAVAKLI Master's Thesis FIRAT UNIVERSITY Graduate School of Social Sciences Business Administration and Management December 2021, Pages: ix +80 A ddiction continues to use the substance in a person's damaged state if the item cannot be used for a long time, constantly in search of the item that used to be the substance gradually the dose of art-climb characterized by physical, cognitive, and behavioral symptoms of a table. By its general definition, addiction is a state of continuous realization with the loss of control despite the negative consequences caused by a jun that gives pleasure and allows you to get away from inner restlessness. Neuromarketing defines a new field of research advocated by both academics and companies that use itself as a tool, giving a strong perspective on the responses of the human brain to marketing stimuli using advances in neuroscience. It aims to measure brain activities and neuro responses with neurometric measurements. It measures neural activities in the brain to understand cognitive and emotional responses. In this study, an experimental study was conducted using an eye-tracking device to measure the awareness-raising effect of Green Crescent's posters with addictive content. The research was carried out with 30 volunteer participants consisting of different groups in terms of demographic characteristics such as age, gender, profession, income level within the scope of the Marketing and Neuromarketing Research Center of Firat University. By revealing the effectiveness of addictive posters prepared by YESILAY with neuromarketing techniques, it will add richness to the marketing literature that the effectiveness of addictive posters will be evaluated using neuromarketing techniques that have just been started to be used in our country. Trying to understand people's behavior against addictive posters with this new and different method will provide an important innovation and will also benefit for more effective use of public resources. Keywords: Neuromarketing, Addiction, Yesilay, Eye-tracking ## 1. GİRİŞ Bağımlılık kişinin zarar gördüğü halde madde kullanmaya devam etmesi, kullandığı maddeyı uzun süre bırakamaması, sürekli madde arayışı içinde olması, kullandığı madde dozunu giderek artırması ile karakterize, fiziksel, bilişsel ve davranışsal belirtilerle seyreden bir tablodur. Genel tanımıyla bağımlılık, haz veren ve içsel huzursuzluktan uzaklaşmayı sağlayan bir davranışın yaratmış olduğu olumsuz sonuçlara rağmen kontrolün kaybedilmesiyle birlikte sürekli olarak gerçekleştirilme halidir. Bağımlığın birçok türü vardır. Alkol bağımlılığı, kumar bağımlılığı, madde bağımlılığı, sigara bağımlılığı ve teknoloji bağımlılığı bunlardan bazılarıdır. Yeşilay bu bağımlılıklar hakkında çalışma yapan, bağımlılıkla mücadelede ulusal ve uluslararası düzeyde öncü rol oynayan bir kurumdur. Nöropazarlama ise bir pazarlama mesajına karşı kişinin tepkilerinin ve duygusal durumunun nörobilim teknikleri vasıtasıyla incelenmesidir. Literatürde yeni bir kavram olan nöropazarlamanın gelecekte artık işletmelerin pazarlama taktiklerinin önemli bir parçasını oluşturacağı öngörülmektedir. Tüketici davranışlarını açıklamak için geleneksel yöntemlerle yapılan çalışmalarda katılımcılar bir şeyden hoşlanmadıklarını sözlü olarak kolayca dile getirebilseler de "neden" veya "ne kadar" gibi sorularak deneyimlerini rasyonelize etmeleri istendiğinde sorulan sorulara yanıt bulmakta güçlük çekilebilmektedir. Ayrıca geleneksel pazarlama yöntemlerinde tüketiciden alınan dönütlerin doğru olduğu hipoteziyle hareket edilmekte ve çalışmalar varsayım üzerine gerçekleştirilmektedir. Ancak son dönemde yapılan araştırmalar beyin faaliyetlerimizin %90 lık kısmının bilinçaltı düzeyde gerçekleştiğini ortaya koymuştur. Nöropazarlamanın temel amacı da geleneksel yöntemlerle ulaşılamayan bu bilinçüstü düzeye ulaşabilmektir. Bu çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde; bağımlılık türleri ve Yeşilay Kurumu hakkında temel bilgilere yer verilirken, ikinci bölümde; nöropazarlama kavramı, kullanım alanları ve nöropazarlamada kullanılan teknikler gibi konulara yer verilmiştir. Uçüncü bölümde ise Eye-tracking (göz izleme) yöntemi kullanılarak Yeşilay'ın bağımlılık içerikli afişlerinin farkındalık etkisi verileriyle, tespit edilmeye çalışılarak elde edilen veriler analiz edilip yorumlanmıştır. Çalışmada; Yeşilay'ın bağımlılık içerikli afişlerinin farkındalık yaratma etkisinin ölçmek amacıyla Eye-tracking cihazı kullanılarak deneysel bir araştırma yapılmıştır. Araştırma; Fırat Universitesi Pazarlama ve Nöropazarlama Araştırma Merkezinde 30 gönüllü katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Yeşilay tarafından hazırlanan bağımlılık içerikli afişlerin, ülkemizde yeni yeni kullanılmaya başlanılan nöropazarlama teknikleriyle bağımlılık içerikli afişlerin etkinliğinin değerlendirilecek olması pazarlama literatürüne zenginlik katacaktır. Bağımlılık içerikli afişlere karşı insanların davranışlarını bu yeni ve farklı yöntemle anlamaya çalışmak önemli bir yenilik sağlayarak kamu kaynaklarının daha etkin kullanılması için de fayda sağlayacaktır. ## 2. BAĞIMLILIK KAVRAMIVE TÜRLERİ ## 2.1. Bağımlılık Konuyla ilgili literatürde bağımlılıkla ilgili farklı tanımlara rastlanılmaktadır. Bazı tanımlara aşağıda yer verilmiştir. Bir maddenin belirgin bir etkiyi elde etmek için alınması sürecinde ortaya çıkan bedensel, ruhsal ya da sosyal sorunlara rağmen madde alımının devam etmesi; bırakma isteğine rağmen bırakılamaması, aynı etkiyi elde edebilmek için giderek alınan madde miktarının artırılması ve maddeyi alma isteğinin durdurulamaması durumudur (Darçın ,2014:2). Bağımlılık; kişinin zarar gördüğü halde madde kullanmaya devam etmesi, kullandığı maddeyi uzun süre bırakamaması, sürekli madde arayışı içinde olması, kullandığı madde dozunu giderek artırması ile karakterize fiziksel, bilişsel ve davranışsal belirtilerle seyreden bir tablodur (Dissiz,2015:91). Bağımlılık, bir maddeye veya davranışa bağımlılık olarak kendini gösteren kronik bir beyin hastalığıdır. Bu hastalık, olumsuz sonuçlara rağmen, meşguliyet ve istekle birlikte zorlayıcı bir davranışta bulunma ile karakterizedir. Bununla birlikte bağımlılığın ne olduğunu anlamaya çalışmak önemlidir, çünkü tedavi edilmezse, etkilenen kişinin ve çevresindekilerin zihinsel ve fiziksel sağlığı için oldukça zararlı olabilir. Bağımlılık, alkol veya uyuşturucu gibi bir maddeye veya kumar benzeri bir davranışa olabilir. Her türlü bağımlılık, bir kişinin beyin işlevini ve davramışını etkiler ve günlük yaşamının kontrolünü ele geçirir. Bağımlılık kronik bir beyin hastalığı olmasına rağmen ondan kurtulmak mümkündür (https://smarmore-rehab-clinic.com). Genel tanımıyla bağımlılık, haz veren ve içsel huzursuzluktan uzaklaşmayı sağlayan bir davranışın yaratmış olduğu olumsuz sonuçlara rağmen kontrolün kaybedilmesiyle birlikte sürekli olarak gerçekleştirilme halidir. Psikiyatride tanımlanan bağımlılık türleri madde kullanımına bağlı bağımlılık (alkol, tütün, kafein, uyuşturucu maddeler) ve kumar bağımlılığı olarak sınıflandırılmaktadır. Fakat günümüzde bağımlılığın farklı göstergelerle de ortaya çıktığı görülmektedir. Orneğin, bilgisayar oyunu, internet ve sosyal medya bağımlılık türleri de günümüzde sıklıkla görülmektedir (Atalay, http://www.altinbas.edu.b). Bağımlılık, kötü sonuçlarına rağmen bir şeyi tekrar yapmaktır. Kişi zarar görmesine rağmen bir şeyi yapmaktan kendini alamıyorsa ona bağımlılık yapıcı şeylerin ortak özellikleri kişiye zevk vermeleri, bağımlıların ortak özelliği ise kontrollerini kaybetmediklerini ve zarar görmediklerini iddia etmeleridir. Alkol ve uyuşturucu-uyarıcı maddelere olan bağımlılık dışındakilere "davranışsal bağımlılık" adı verilir (Yeşilay, 2014:5). Bağımlılık, zararlı sonuçlara rağmen devam eden madde kullanımı veya zorlayıcı eylemlerle karakterize edilen, genlerden ve çevreden etkilenen karmaşık, kronik bir beyin durumudur. Uzun bir süre boyunca bağımlılık, kontrol edilemeyen alkol veya diğer uyuşturucuları kullanma alışkanlığı anlamına geliyordu. Daha yakın zamanlarda, bağımlılık kavramı, kumar oynama gibi davramışların yanı sıra maddeler ve hatta egzersiz ve yemek yeme gibi sıradan ve gerekli faaliyetleri içerecek şekilde genişlemiştir (https://www.verywellmind.com). Bağımlılık kişinin kullandığı bir nesne veya yaptığı bir eylem üzerinde kontrolünü kaybetmesi ve onsuz bir yaşam sürememeye başlamasıdır. Yanı kullanım ve davranışta irade ortadan kalkar ve kişi istese de bağmılı kullanımı veya davranışı sürdürür. Bunun yanında bu kullanım ve davranış hayatının ciddi bir bölümünü kaplar, kişi yapmak zorunda olduğu işler ve ilişkiler dışında bütün ve fiziksel enerjisini büyük oranda bağımlı olduğu maddeye veya eyleme yatırır (TBM, 2017:2). Bireyin kullanmaya alıştığı herhangi bir ilaç ya da madde için karşı konulamaz bir şekilde fizyolojik ve psikolojik ihtiyaç duyması ve bu ihtiyaç sonucunda aldığı miktar ile alım sıklığının günden güne artması, nihayetinde bu ilaç veya maddeyi almadığında kişide birtakım yoksunluk belirtilerinin görülmesi ve yaşamsal aktivitelerinin alışılan ilaç ya da madde kullanılmadığında sekteye uğraması, bağımlılık olarak tanımlanmaktadır. Bağımlılık psikolojik, nörolojik ve kronik bir hastalıktır. Tedavi edilmediği takdırde bireyin psikolojik, sosyal ve ekonomik durumuna zarar vermesinin yanı sıra toplum yapısını da olumsuz etkilemektedir (https://insamer.com). Bağımlılık bir maddenin yaşamı ve sağlığı olumsuz etkilemesine rağmen kullanımına devam edilmesidir. Bağımlılığın bir özelliği de, kullanmaya başladıktan sonra kişinin kendisim durduramamasıdır. Bağımlılık bir beyin hastalığı olup, mutlaka tedavi edilmesi gerekmektedir. Bağımlılığın davranışsal, sosyal, biyolojik ve genetik nedenleri vardır, ancak hiçbir neden bağımlılığı tek başına açıklamaya yeterli değildir. Madde kullanımın bağımlılığa dönüşmesinde birçok etken olmasına rağmen, temelde biyolojik bir süreçtir. Kişinin ruhsal özellikleri, genetik yatkınlık, çevresel faktörler, maddeye ulaşılabilirlik, aile yapısı, toplumsal çevre ve kültürel özellikler kişinin madde kullanmaya başlaması ve bağımlılığa dönüşmesinde en önemli etkenlerdir (https://nptipmerkezi.com). Bağımlılık, beyin devreleri, gevre ve bireyin yaşam deneyimleri arasındaki karmaşık etkileşimleri içeren tedavi edilebilir, kronik bir tıbbi hastalıktır. Bağımlılığı olan kişiler, zararlı sonuçlara rağmen genellikle devam eden ve zorlayıcı hale gelen maddeler kullanır veya davranışlarda bulunur (https://www.asam.org). ## 2.2. Bağımlılığın Gelişimi Bağımlılık bir kısır döngüdür. Kişi önce maddeye karşı merak duyar, ama öte yandan da maddenin etkilerinden korkar. Eğer merak korkuyu yenerse, "bir kereden bir şey olmaz" diyerek madde kullanmaya başlayan kişi, bir kere denedikten sonra asla kullanmayacağını sanır. Fakat beklenen son bir türlü gelmez. Bundan sonraki aşamada kişi madde kullanımı ile ilgili sorununun olduğunu inkâr eder ve kontrolün kendi elinde olduğunu, maddeyi istediği zaman bırakabileceğini zanneder ve buna inanır. Etrafındaki kişilerin uyarısı, onun için evhamdan öte bir şey değildir. Madde bağımlılığı gelişen kişiler, bağımlısı olduğu maddeleri tasarladığından daha fazla almaya başlarlar. Bırakmak ya da kontrollü bir şekilde kullanmak için sürekli boşa çıkan bir çaba içine girerler. Kullandıkları maddeleri temin etmek, kullanmak ya da etkilerinden kurtulmak için çok fazla zaman harcarlar. Bunun sonucu olarak da rutin işlerini aksatırlar. Oğrenciler, okula devam sıkıntısı ve akademik performans düşüklüğü yaşarlar; aileleri ile çatışmaya girerler. Arkadaş grupları değişir; eve geç gelmeye, yalan söylemeye, zamanlarının büyük bir bölümünü odalarında geçirmeye başlarlar. Erişkinler işe iş yerlerinde sorun yaşamaya başlarlar; ailelerine yeterince zaman ayırmazlar ve onları ihmal ederler; onlarla sürekli çatışma hâlinde olurlar. Tüm bunlara ek olarak, fiziksel ve psikolojik sorunlarının olduğunu bildikleri hâlde madde kullanmaya devam ederler. Defalarca bırakmak için karar verirler; ancak bir türlü başaramazlar. Başaramadıkları için, suçluluk ve başarısızlık hislerine kapılırlar. Bu hislerden kurtulmak için daha fazla madde alırlar (https://npistanbul.com). ![](_page_0_Figure_1.jpeg) Şekil 1. Bağımlılık Döngüsü K aynak: https://www.yesilay.org.tr/tr/ ## 2.3. Bağımlılığı Ortaya Çıkaran Nedenler Bağımlılık genellikle bir kişinin genetiği ve çevresel etkileri de dâhil olmak üzere çok sayıda faktörün karmaşık bir etkileşiminin sonucudur. Aynı maddeye iki kişi bağımlı olabilir, ancak kullanım nedenleri çok farklı olabilir. Bağımlılık, orta ila yüksek oranda kalıtsal olarak kabul edilir, bu da genetiğin bağımlılıkta önemli bir rol oynadığı anlamına gelir. Başka bir deyişle, bağımlılık sorunu olan akrabaları olan kişilerin kendilerinin de bağımlılık geliştirme riski daha yüksektir. Bunun dışında bir kişinin çevresi veya maruz kaldığı insanlar, yerler ve şeyler de bir bağımlılığın gelişmediğini etkileyebilir. Bir kişinin çevresinin bağımlılığa neden olmada rol oynayabilecek yönleri akran baskısı, yetersiz ebeveyn denetimi, ebeveynin uyuşturucu kullanımı ve suç faaliyeti, evde ve/veya okulda uyuşturucu madde bulunması ve yoksul bir toplulukta yaşamak olarak sıralanabilir. Çevresel faktörler çocukları bağımlılık riski altına sokabilse de koruyucu faktörler bağımlılık riskini en aza indirebilir. İyi ebeveyn desteği, olumlu ilişkiler, topluluk duygusu ve okulda uyuşturucu karşıtı politikalarla büyüyen ve kendi kendini kontrol edebilen çocuklar, bağımlılık için bazı risk faktörlerinden korunabilir. Bağımlılığa neden olan bir diğer faktör ise travmalardır. Hem olumlu hem de olumsuz çocukluk deneyimleri, bir kişinin fiziksel ve duygusal sağlığı üzerinde önemli bir etkiye sahip olabilir. Olumsuz çocukluk deneyimleri, fiziksel ve duygusal zorluklara yol açabilecek stresli, travmatik olaylar olabilir. Olumsuz çocukluk deneyimlerine örnekler: fiziksel istismar, sözlü taciz, fiziksel veya duygusal ihmal, şiddete tanık olmak, akıl hastalığı olan bir aile üyesine sahip olmak, hapsedilmiş bir aile üyesine sahip olmak, uyuşturucu veya alkol bağımlısı bir aile üyesine sahip olmak, ebeveyn ayrılığı veya boşanma olarak sıralanabilir. Her olumsuz çocukluk deneyimi, ergenler arasında daha erken uyuşturucu kullanımı rıskini ve gelecekte bağımlılıkla ilgili sorunları artırır. Son olarak Bir kişinin ruh sağlığı ve bağımlılığı arasında güçlü bir bağlantı vardır. Depresyon bozukluğundan mustarip kişilerin, aynı zamanda bir madde kullanım bozukluğuna sahip olma olasılığı iki kat daha fazladır. Davranım bozukluğu veya antisosyal kişilik bozukluğu olanlarda alkol veya uyuşturucu bağımlılığı riski de yüksektir. Akıl sağlığı bozukluklarının tedavisi, gelecekte uyuşturucu kullanma olasılığını azaltabilir. Bazı durumlarda, madde kullanım bozukluklarının tedavisi, ruh sağlığı bozukluklarının azaltabilir (https://www.recovery.org). ## 2.4. Bağımlılığın Belirtileri Bağımlılığın belirtileri farklı şekillerde ortaya çıkabilir, bu belirtiler aşağıda maddeler halinde sıralanmıştır. - İstenen etkiyi elde etmek için bağımlılık yapan davranışa giderek daha fazla katılma ihtiyacı ve ya bağımlılık yapan maddeyi daha fazla kullanma isteği olan toleransın oluşması - Kişi maddeyi almadığında veya aktiviteye girmediğinde ve genellikle bağımlılık davranışının etkilerinin tersi olan hoş olmayan semptomlar yaşadığında geri çekilmenin yaşanması - Bağımlılık yapan davranışı azaltma veya kontrol etme zorluğu - · Belirli bir davranışın yapılmadığı ya da maddenin kullanılmadığı zamanlarda yoksunluk hissetmek - Davranışın gerçekleştirilmesinin ya da maddenin kullanımının ardından haz duyma ve rahatlama hissi yaşamak - Aşırı hızlı ruh hali değişiklikleri, artan kaygı, depresyon ve üzüntü seviyeleri - Strese karşı daha şiddetli reaksiyonlar - Vaktinin çoğunu bağımlılık geliştirilen davranışa veya maddeye ayırmak - Bağımlılık yapan davranıştan veya maddeden kurtulmaya çalışmak ve başarısız olmak - Kilo kaybı veya kilo alımı ● - Göz bebeklerinin normalden daha küçük veya daha büyük görünmesi - • Normalden çok daha fazla veya daha az veya günün veya gecenin farklı saatlerinde uyumak - Maddelerin veya davranışların kullanılmasıyla ilgili artıların ve eksilerin gerçekçı olmayan veya yetersiz değerlendirilmesi (https://www.verywellmind.com) Madde kullanan herkes için bağımlı olma riski vardır. Kullanımı emniyetli bir madde yoktur. Bununla birlikte dürtüsel, yenilik arayışı içinde olan, kolayca risk alan, çatışmalı bir aile ortamına sahip, ihmal edilmiş ergenler, stresle başa çıkma yöntemi olarak madde kullanan ve ailede madde kullanımının olduğu bireyler çok daha büyük risk altındadırlar (Üsküdar Üniversitesi, 2017: 6). ## 2.5. Bağımlılık Teşhisi Bağımlılığın teşhisinde bir kişinin 12 aylık bir süre içinde aşağıdaki kriterlerden ikisini göstermesi yeterlidir. - Amaçlanandan daha fazla miktarda veya planlanandan daha uzun bir süre boyunca düzenli olarak bir maddeyi tüketmek veya bir davranışı tekrar etmek - · Düzenli kullanılan madde veya düzenli tekrar edilen davranış azaltıldığında veya kesildiğinde güçlü bir isteğin ve yoksunluk belirtilerinin ortaya çıkması - · Bir maddeyi elde etmeye, kullanmaya veya kullanımdan kurtulmaya çalışmak için uzun - süreler harcamak - · Mesleki, eğitimsel ve ailevi yükümlülüklerini yerine getirememek - · Neden olabileceği veya daha da kötüleştirebileceği herhangi bir sosyal, duygusal veya kişisel soruna rağmen bir maddeyi düzenli olarak kullanmak veya bir davranışı düzenli olarak tekrar etmek - • Maddeyi fiziksel yaralanmaya neden olabilecek yerlerde veya durumlarda tüketmek - · Neden olabileceği herhangi bir fiziksel veya psikolojik zararın farkında olmasına rağmen bir maddeyi tüketmeye devam etmek veya bir davranışı düzenli olarak tekrar etmek Bir kişinin gösterdiği kriter sayısı, bağımlılığın ciddiyetini tanımlar. Bir kişi bu kriterlerden üçünden ikisini düzenli olarak yerine getiriyorsa, hafif madde kullanım bozukluğuna sahip olduğunu gösterirken, bu kriterlerden dördü veya beşini düzenli olarak yerine getiriyorsa orta derecede madde kullanım bozukluğuna sahiptir. Altı kriteri yenne getiriyorsa ciddi bir bağımlılığı gösterir. (https://www.medicalnewstoday.com) ## Bağımlılıktan Korunma 2.6. Bağımlılıktan korunmak için üç farklı yaklaşım vardır. ## • Birincil Koruyucu Yaklaşım Yaşamı boyunca hiç madde ile karşılaşmamış kişilerin bu maddeleri kullanmaya başlamasını engellemek amacı ile yapılan çalışmalardır. Bunlar Bilgilendirme toplantıları, konferanslar ve seminerlerdir. ## · Ikincil Koruyucu Yaklaşım Madde kullanmaya başlamış ancak bağımlı hale gelmemiş kişilerin bağımlı hale gelmesini önlemek amacı ile yapılan çalışmalar kişinin kendi durumunu değerlendirmesini, kendisine yardımcı olunabileceğini kavramasını sağlamak ve sağlık kurumlarına başvurabileceğini öğretmek gibi çalışmalar örnek verilebilir #### Uçüncül Koruyucu Yaklaşım . Belirli bir süre madde kullanarak madde bağımlısı haline gelmiş kişilerin tedavisinin sağlanarak geriye dönüşü olmayan sosyal ve tıbbi kayıplardan korumak, ölümü engellemek için yapılan çalışmalardır. Ayaktan ya da yatarak tedavi ve rehabilitasyon bu yaklaşıma uygundur. (Darçın ,2014:27). ### 2.7. Bağımlılık Türleri Bağımlılık türleri genel olarak alkol, kumar, uyuşturucu, sigara ve teknoloji başlıkları altında değerlendirilir. # 2.7.1. Alkol Bağımlılığı Alkol renksiz, kokulu ve acı bir sıvıdır. Çok yanıcı bir maddedir ve kuvvetli ısı verir. Bu nedenle, bazı füze motorlarında yakıt olarak kullanılır. Pek çok çeşidi olan alkolün etanol denilen türü içki olarak tüketilmektedir. Ancak dilimizde genel olarak sarhoşluk yapıcı ve alkol içeren bütün içeceklere alkol denilmektedir. İçki olarak tüketilen alkol birçok hastalığa neden olur. Bunun yanında alkol iradeyi zayıflatır, kişi kontrol kaybı yaşar ve uyuşturucu maddelere açık hâle getirir. Çok miktarda ve sıklıkla alkol tüketen, bedensel, ruhsal sağlığı bozulmasına rağmen alkol almak isteyen, tedavi edilmesi gereken kişiye alkol bağımlısı olarak tanımlanır (TBM, 2017:2). Alkol bağımlılığı, kendini çeşitli şekillerde gösterebilir. Bazı insanlar sorumlu bir şekilde içerken, diğerleri bunu kötü niyetli bir şekilde yapmaya başlar. Ara sıra aşırı içki içmek, aşırı içki içmek veya kişinin içki içmeyi genel olarak kontrol edememesi, alkol bağımlılığının belirtileridir. Diğer uyuşturucular gibi, alkol bağımlılığı da hem psikolojik hem de fiziksel yoksunluk belirtilerine neden olabilir (https://smarmore-rehab-clinic.com). Alkol alımının gerginliği azaltan, rahatlatan özellikleri gibi olumlu pekiştirici yanları ilk alkol alımından sonra bu davranışın sürmesine katkıda bulunur. Kişiler sıkıntı ve sorunlarla baş etmede zorlukları olduğunda alkole yönelirler ya da aldıkları alkol miktarını artırırlar böylece alkol alımı istismarı ve alkole kronik bağlılık gelişir (Yenigün M. ,2020). Bağımlılığın gelişimi genel olarak kontrollü içme davranışından kompulsif alkol kullanımına doğru gidiş, ya da keyif amacıyla kullanmadan madde olmadan yapamaz bir duruma geçiş süreci olarak tanımlanır. Alkol kullanımının erken aşamalarındaki kullanım motivasyonu daha çok pozitif pekiştirici etkiler iken, bağımlı olduktan sonraki motivasyon hem pozitif hem de negatif pekiştirici etkiler olmaktadır (Eşel ve Dinç, 2017:52). Alkol bağımlılığı, kişinin fiziksel, ruhsal sağılığında ve sosyal ilişkilerinde bozulmaya neden olan çok boyutlu bir hastalıktır. Kronik bir hastalık olan alkol bağımlılığı; kullanan kişiye ekonomik bir yük getirmekte, organizmayı olumsuz yönde etkilemekte ve sağlığa zarar vermektedir. Ayrıca yaşanan nüksler yaşamın birçok boyutunda kısıtlılıklara neden olarak yaşam kalitesim düşürmektedir (Dişsiz, 2015:91). Alkol bağımlılığı kışının alkol tüketimi üzerindeki kontrolünü kaybetmesi, alkol kullanmaya karşı yoğun istek ve sağlıkla ilgili ve sosyal zararlarının farkında olunmasına rağmen kullanımın sürdürülmesi ile giden, beyinde birçok nörobiyolojik karşılığı olan bir hastalıktır. Alkolün beynı yaygın olarak etkilediği bilinmektedir (Eşel ve Dinç, 2017:52). Alkol bağımlılığı kendini, içme isteği (İçmeye karşı duyulan güçlü istek, arzu), kontrol kaybı (Kişinin alkol alırken kendini sınırlayamaması), fiziksel bağımlılık (Üzun bir süre kullanımdan sonra bırakmak istediğinde kişide mide bulantısı, terleme, titreme ve anksiyete görülür. Ciddi bağımlılık durumlarında, alkol kullanımı bırakıldığında 8 -12 saat arasında nöbet geçirme gibi hayatı tehdit eden ciddi semptomlar görülebilir), tolerans ( Ilk kullanımlarda oluşan etki ve etki süresi, ilerleyen kullanımlarda gözlenemediği için giderek daha fazla miktarda alkol içme ihtiyacı) şeklinde gösterir(TBM, 2017:2) Uzun süre alkol kullanımına bağlı direnç artımı ve alınan alkol miktarının azaltılması ya da alkolün kesilmesinden sonra ortaya yoksunluk belirtilerinin çıkması, bunların giderilmesi için alkol alımının sürdürülmesi fizyolojik bağımlılığın temel göstergeleridir. Bunlarla birlikte son yıllarda bağımlılık gelişiminde "madde arama davranışı" üzerinde durulmaya başlanmıştır. Kullanılan maddeyi bulmak için gösterilen çabalar da bağımlılık için önemli bir ölçüttür (Yenigün M. 2020). ## Kumar Bağımlılığı 2.7.2. Türk Ceza Kanununda, "Kazanç kastı ile oynanan kâr ve zararı baht ve talihe (şansa) bağlı bulunan oyun" olarak tarif edilen kumar isteyerek riske girme temelinde, kazanan ve kaybeden tarafların olduğu ve her iki tarafta da bir üretim işi olmaksızın servetin yeniden dağılımına verilen addır. Günümüzde hoşça vakit geçirme, eğlence ve dinlenme aracı olarak sunulan, şans ve bahis oyunlarını da içine alan yaygın bir yelpazeye sahiptir. Kumar, kişiye, aileye ve topluma psikolojik, sosyolojik ve ekonomik çok büyük zararları olan bir bağımlılıktır (https://www.yesilay.org.tr). Kumar bağımlılığı sürekli, yineleyen ve uygunsuz kumar oynama davranışını içeren ve beyinde oluşan bağımlılık durumudur. Kumar bağımlılığı uzun yıllar, tıp camiası ve psikiyatılar tarafında bir dürtü ve kontrol bozukluğu olarak değerlendiriyordu. Ancak son yıllarda değişik görüntüleme teknikleriyle (MR,tomografi vb.) yapılan bilimsel çalışmalar ışığında uyuşturucu madde kullanımı ve kumar oynama davranışı sonrası beyinde benzer değişikliklerin meydana geldiği gözlemlenmiş, kumar oynama davranışının gerçek bir bağımlılık ve beyin hastalığı olduğu anlaşılmıştır (https://www.aligok.com.tr). Kumar bağımlılığı kişinin yaşamında neden olduğu tüm kayıplara rağmen kumar oynama dürtüsüne engel olamama durumu şeklinde tanımlanabilir. Her gelir grubunda görülebilen bu bağımlılık türü 40-50 yaş arası erkeklerde daha da yaygındır. Teknolojiyle birlikte gelen sanal oyunlar ile gençler arasında da yaygınlaşan kumar kadınlarda da azımsanmayacak derecede yaygınlık göstermiştir. Ahlaken hiçbir şekilde etik sayılmayan, olumlanması mümkün olmayan kumarın bu derece yaygınlık göstermesi ve bir kez oynayanın, kazansa/kaybetse dahi bir daha oynamasına karşılık kendini kontrol edememesi nasıl tehlikeli bir bağımlılık türünün var olduğunu gözler önüne sermektedir (Yeşilay, 2014:21). Kumar oynama bozukluğu, kişinin bireysel, ailevi veya mesleki işlevselliğinin bozacak şekilde kumar oynama davranın kontrol edilememesi ile karakterize, kalıcı ve tekrar eden istenmeyen kumar davranışları olarak tanımlanmaktadır (Çakmak ve Tamam., 2018: 79). Kumar bağımlıları, kumar oynadıkları anda duydukları büyük heyecanın etkisiyle her şeyi unutur ve o anda başka bir şey düşünemezler. Asıl bağımlılık yapan bu heyecan hissidir, kazanma ikinci derecede önemlidir. Bilinç düzeyinde ise kaybettiklerini geri kazanma hırsı vardır. Oysa arada kazanıp zararlarını geçici bir süre kapatsalar, hatta kara geçseler dahi artan miktarda oynamaya devam ederler. Oynama anındaki heyecanın bağımlılık yapması nedeniyle kişi, kaybetmesine rağmen oynamaya devam eder (Yeşilay, 2014:31). ## 2.7.3. Uyuşturucu Madde Bağımlılığı Madde bağımlılığı ilaç niteliğine sahip bir maddenin beyni etkilemesinden kaynaklanan, maddenin keyif verici etkilerini duyumsamak veya yokluğundan kaynaklanan huzursuzluktan sakınmak için, devamlı veya periyodik olarak madde alma arzusu ve bazı davranış bozukluklarıyla karakterize bir beyin hastalığı olarak tanımlanabilir (Yüksel E., 2017: 43). Madde bağımlılığı, maddenin kişinin yaşamında en önemli rol oynaması, bireyin madde kullanımı üzerinde kontrolünü kaybetmesi ve madde kullanımına bağlı olarak fiziksel, psikolojik ve toplumsal sorunların varlığı şeklinde tanımlanır (http://umudder.org). Madde bağımlılığı, vücudun bir ya da birden çok işlevini olumsuz yönde etkileyen maddelerin kullanılması, bu maddelerden zarar görülmesine rağmen bu maddelerin kullanımının bırakılamamasıdır. Madde bağımlısı, her durum ve koşulda maddeyi almak için engellenemeyen bir arzu ve istek duyar. Madde kullanımına ara verdiğinde yoksunluk belirtileri yaşar. Zamanla madde kullanımını ve dozunu artırır. Zamanının büyük bir dilimini madde arayarak geçirir (TBM,2017:2). Madde Bağımlılığı alışılmış olan herhangi bir ilaç veya maddenin, kişi için psikolojik ve fizyolojik bir ihtiyaç haline gelmesi, alınması için engellenmesi imkansız bir istek duyulması, alınan miktarın ve alınma sıklığının giderek artması, alınmadığı zaman yoksunluk belirtilerinin ortaya çıkması ve bu ilaç veya madde alınmadan günlük hayatın sürdürülmesinin imkansız hale gelmesidir (Tosun M., 2018:204). Maddeyi kullanan kişinin o maddeye karşı konulmaz bir istek ve arzu duyması, maddeyi vücuduna alamadığı zaman ciddi problemler doğurması hali madde bağımlılığına işaret etmektedir. Bazı maddelerin ilk kullanımı sonrasında, bazılarında ise seyreden kullanımlarda beyin, fonksiyonlarını yerine getirmek için bu maddelere tekrar ihtiyaç duymaktadır. Vücutta hissedilen bu açılı "yoksunluk" hissi uyandırmaktadır. Vücudun verdiği tepkileri hem psikolojik hem de bedensel olarak zor duruma düşürmekte ve yaşam kalitelerini olumsuz yönde etkilemektedir (Yüksel E.,2017:43). Madde kullanımı sırasında ortaya çıkan ve kişinin önceden değer verdiği davranışlarına öncelik kazanan birçok fizyolojik, davranışsal ve bilişsel değişiklerle belirli bir durumdur. Bağımlılık sendromunun ana tanımlayıcı karakteri (tıbben önerilmiş olsun olmasın) psikoaktif madde, alkol, tütün almak için arzu (sıklıkla güçlü, bazen önüne geçilmez) duymadır. Bir yoksunluk döneminden sonra maddeye tekrar dönüldüğünde bağımlılığı olmayan bireylere göre bağımlılık sendromu belirtilerinin daha çabuk çıktığı söylenir (Sağlık Bakanlığı, 2012:19). ## 2.7.4. Sigara Bağımlılığı Sigara bağımlığı, beyin hücresel yapısında ve fonksiyonunda kalıcı değişikliklerle giden, dürtüsel, önüne geçilemeyen, tekrarlayan sıgara kullanımı davranışı gösteren kronik beyin hastalığıdır. Tüm diğer kronik hastalıklar gibi tıbbi tedavi gerektirir ve tedavi edilmez ise ömür boyu sürebilir. Çeşitli çalışmalarda evlerin %60-80'inde sigara bağımlılığı olan en az bir kişinin olduğu ortaya konulmuştur. Halen tüm dünya nüfusunun %30'u sigara kullanmaktadır. Bunun sonucu olarak, tütün kullanımını en yaygın halk sağlığı sorunlarından ve önlenebilir erken ölüm nedenlerinde biri olarak tanımlamaktadır (Karakülah vd., 2014:285; https://npistanbul.com). Bağımlılık sigara kullanımın yol açtığı en önemli semptomlardandır ve içerdiği nikotin ile ilişkilendirilmiştir (Karakülah vd., 2014:1). İnsanlar sigaraya genç yaşlarda başlar ancak yaşlandıkça onu bırakmak zorlaşır. Gençlerin üçte biri sigarayı hayatları boyunca en az bir kez denemektedirler ve bunların yarısı sigara bağımılısı olma riski taşımaktadırlar. Hayatında yaktığı ilk iki sigarasını tamamen bitiren gençlerin % 85'i sigara bağımlısı olmaktadır. DSO 2020 yılı verilerine göre; Dünyada 1 milyarın üzerinde kişi sigara içmekte ve bu kişilerin yüzde 80'i az gelişmekte olan ülkelerde yaşmaktadır. Türkiye'de ise 15 milyondan fazla kişi sigara tüketmekte ve her yıl ortalama 100 bin kişi tütün kullanımına bağlı hastalıklar sebebiyle hayatını kaybetmektedir. Sigaraya bağlı ölümlerin çoğu, genellikle yoğun tütün endüstrisi müdahalesinin ve pazarlamasının hedefi olan düşük ve orta gelirli ülkelerde meydana gelmektedir. Yapılan bazı araştırmalarda, tütün kullanıcılarının sıgarayı bırakmak için yardıma ihtiyacı olduğu belirtmektedir. Bulgular, çok az sayıda sigara tüketicisinin tütün kullanımının getirdiği sağlık risklerini anladığını göstermektedir. Bununla birlikte sigara içenlerin çoğu, tütünün tehlikelerinin farkına vardığında sigarayı bırakmak istemekte ancak bu konuda gerekli desteğin alınamadığı durumlarda sigarayı bırakmak isteyenlerin yalnızca yüzde 4'ü başarılı olmaktadır. Tütün sadece içenler için değil sigara içmeyenler için de ölümcül olabilmektedir. Dünyada her yıl 8 milyondan fazla kişi tütün ürünü kullanımına bağlı hastalıklar sebebiyle hayatını kaybetmektedir. Bu ölümlerin 7 milyondan fazlası doğrudan tütün kullanımına bağlı iken, 1 milyondan fazla kişi ise tütün ürünü kullanmadığı halde sigara dumanına maruz kalmaktan kaynaklanan hastalıklar nedeniyle hayatını kaybetmektedir (https://www.aa.com.tr) Bu durum aynı zamanda çocuklar için de ciddi tehlike oluşturmaktadır. Dünyadakı çocukların yarısı sigara dumanın kirlettiği havayı solumakta ve buna bağlı olarak her sene 65 bin çocuk, sigara dumanına bağlı hastalıklardan ötürü hayatını kaybetmektedir. Hamilelerin sigara içmesi de bebekler için ömür boyu sıkıntısını çekeceği sağlık sorunlarına sebebiyet vermektedir. Tütün, bağımlılık yapması sebebiyle hane halkı gelirini de ciddi manada olumsuz etkilemekte ve sağlığı kötüleştirdiği gibi yoksullaşmaya da sebep olmaktadır. Tütüne olan talebi azaltmak için sigarayı bırakmayı teşvik eden "dumansız" yasalar, resimli sağlık uyarıları, tütün tüketimine ilişkin reklam ve promosyon yasakları ve tütün tüketimine ilişkin getirilecek vergiler gibi temel önlemler ön plana çıkmaktadır. Tütün fiyatlarında yüzde 10'luk bir artışın, yüksek gelirli ülkelerde yüzde 4, düşük ve orta gelirli ülkelerde yüzde 5 civarı tüketimi azaltacağı tahmin edilmektedir. En çok sigara tüketen ülkeler listesinin başında yüzde 47,4 ile Kiribati bu ülkeyi, Karadağ (yüzde 46), Yunanistan (yüzde 43,7), Doğu Timor (yüzde 42,2), Rusya (yüzde 40,9) ve Nauru (yüzde 40) ile takip etmektedir ( https://www.aa.com.tr). Dünya Sağlık Orgütü (WHO) bağımlılık yapıcı maddeleri bir kere bile kullanmanın bağımlı olmak için yeterli olduğunu ve bir kere denemenin bile diğer maddelere geçişte risk taşıyacağını söylemektedir (TBM, 2017:22). ## Teknoloji Bağımlılığı 2.7.5. Teknoloji bağımlılığı, bağımlılığın en modern şeklidir ve davranışsal bağımlılıklara aittir. Terim 1996 yılında ortaya çıkmış ve çok hızlı bir şekilde tüm dünyaya yayılmıştır (Kassianı K. vd., 2018:1). Internet ve teknoloji bağımlılığı diğer bağımlılıklarda olduğu gibi kişinin bağımlısı olduğu teknolojik ürüne ulaşamadığında yaşadığı bir durum olarak tanımlanmaktadır (https://www.yesilay.org.tr). Teknoloji ve internet günümüzde iletişimi, eğitimi ve eğlenceyi kolaylaştıran günlük yaşamın ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Aşırı internet kullanımının davranış örüntüsü, tolerans, geri çekilme, tekrar azaltma veya bırakmada başarısızlık ve günlük yaşamda bozulma gibi madde bağımlılığına benzerlik göstermektedir. Ancak aşırı madde kullanımında olduğu gibi aşırı internet kullanımına eşlik eden tutarlı bir fizyolojik değişiklik yoktur. Aşırı internet kullanıcılarının nörolojik ve nörogörüntüleme çalışmaları, prefrontal kortekste diğer bağımlılık sendromlarında benzer biyolojik değişiklikler göstermektedir (Kurmiasantı K.S. vd., 2019:1). Son yıllarda madde bağımlığının yanı sıra teknolojinin hayatımıza soktuğu yeni iletişim araçlarına bağımlılık da önemli bir sorun alanı olmaya başlamıştır. Madde bağımlılığında kullanılan madde veya ilacın beyinde oluşturduğu etkiye benzer bir fiziki ve manevi bağımlılık duygusu oluşturan teknolojik araçlar, kişide âdeta karşı konulamaz bir istek oluşturabilmektedir. Teknoloji bağımlılığında her ne kadar madde bağımlılığındaki gibi ağır travmatık belirtiler gözlenmese de ruhsal değişiklik, sosyal yaşantıyı etkileme ve depresyon belirtileri açısından ciddi benzerlikler görülebilmektedir. Diğer birçok bağımlılık çeşidinde olduğu gibi teknoloji bağımlılığında da birey, bağımlı olduğu herhangi bir teknolojik ürünü aşırı derecede kullanmakta, ulaşamadığında onun yoksunluğunu yaşamakta ve bu durumun olumsuz etkileri ile mücadele etmek zorunda kalmaktadır. İnternetin hayatımıza girmesi ile birçok alanda bilgiye erişimin kolaylaşması, alışverişin daha rahat ve hızlı yapılabilmesi söz konusu olmuştur. Ayrıca yoğun hayat temposunda sosyalleşmeye katkı sağlaması ve bireye oyunlar ile eğlenme imkâm tanıması da internetin cazibesini artıran unsurlardandır. Yaş ve cinsiyet ayrımı olmaksızın bireyler teknolojinin sağladığı imkânlardan faydalanabilmektedir. Bu sebeple teknolojiden başına bağımlılık yapan ve kötü bir gelişme olarak bahsetmek gerçeği yansıtmamaktadır. Bir başka ifadeyle teknolojiyi bir bağımlılık haline getiren bireyin kendisidir. Zira diğer bağımlılık çeşitlerinde olduğu gibi birey, teknolojik ürünlerin herhangi biri ile normalden daha fazla vakit geçirir, bu süre zarfında bazı sorumluluklarını aksatır ve engellendiğinde yoksunluk yaşar ise teknoloji bağımlılığı gelişebilir ve bu durum bireyi zamanla tedavi gerektiren bir safhaya getirebilir (https://insamer.com/tr). Teknolojik bağımlılıklar operasyonel olarak insan-makine etkileşimini içeren kimyasal olmayan (davranışsal) bağımlılıklar olarak tanımlanır. Pasif (örneğin televizyon) veya aktif (örneğin bilgisayar oyunları) olabilirler ve genellikle bağımlılık eğilimlerinin desteklenmesine katkıda bulunabilecek teşvik edici ve pekiştirici özellikler içerirler. Teknolojik bağımlılıklar, davranışsal bağımlılıkların bir alt kümesi olarak görülmekte ve bağımlılığın temel bileşenlerini içermektedir (Widyano L., Giffiths M. 2006:1). Teknolojinin insan hayatına sayısız faydaları olmakla beraber, kışının teknoloji kullanımı üzerinde kontrolünün kaybolması ve teknolojiyi ölçüsüz ve sınırsız kullanması çok ciddi zararlara sebep olabilir (https://www.yesilay.org.tr). ## 2.8. Bağımlılık ve Beyin Bağımlılık beyni birçok düzeyde etkilemektedir. Üyuşturucu maddeler beynin normal işleyişini bozarak beyni mekanikleştirir. Bazı maddeler beyin damarlarında tıkanmaya yol açar, felce sebep olur. Ayrıca beyin içinde sesler duyma ve akıl hastalıklarının başlaması da uyuşturucu maddelerin beyin üzerinde yarattığı etkilerdendir (https://hthayat.haberturk.com). Bağımlılık yapıcı maddelerdeki kimyasal bileşenler kullanımdan sonra beyne ve kan dolaşımına girer. Bir kimyasal beyne girdiğinde, insanların dürtülerinin kontrolünü kaybetmesine veya zararlı bir maddeyi istemesine neden olabilir. Bir bağımlılık geliştiğinde, beyin maddenin ödülünü ister. Bu, beynin ödül sisteminin yoğun uyarılmasından kaynaklanmaktadır. Buna karşılık, birçok kişi maddeyi kullanmaya devam ederek bir dizi coşkulu duygu ve garip davranışsal özelliklerin önünü açar. Uzun süreli bağımlılığın beyin hasarı gibi ciddi sonuçları olabilmekte hatta ölümle sonuçlanabilmektedir. Beyin, kullanılan maddenin türü, miktarı, kullanım sıklığı ve bağımlılığın aşaması gibi bir dizi faktöre bağı olarak bağımlılığa yanıt verir. Orneğin, bir kişi madde kullanırsa, bir coşku hissi fark edecektir. Bu, maddenin psikoaktif olması ve beynin zevki ve motivasyonu kontrol eden alanını etkilemesi nedeniyle oluşur. Bu nedenle, kısa ama güçlü bir dopamın patlaması yaşanır. Bu duygu o kadar yoğun olabilir ki, kullanmaya devam etmek için güçlü bir istek oluşabilir. Kimyasal beyni etkilediğinde, bireyler fiziksel semptomların yanı sıra kimyasalın sinir sistemi boyunca etkisini hissedebilirler. Bunlar, hızlı bir kalp atışı, paranoya, bulantı, halüsinasyonlar ve bireyin üzerinde çok az kontrol sahibi olduğu diğer rahatsız edici hisleri içerebilir (https://hthayat.haberturk.com). Aynı zamanda beynimiz, madde kullanımı dışında dopamin salgılamayı da reddediyor bununla beraber beyin hücreleri arasındaki fazla dopaminin geri alınmasını engelleyen bir işlevde bulunabilir. Bütün bu değişiklikler, kişinin eskiden zevk alınan şeylerden bile zevk alamaz hale gelmesine neden olmaktadır. Maddeyi kullanan kişi bu aşamadan sonra, aşırı neşe hissetmek için değil, normal bir insan gibi hissedebilmek, en azından birazcık bir şeyler hissedebilmek için madde kullanmaya, maddenin dozunu artırarak devam etmek zorunda kalmaktadır. Madde bağımlısı olan kişilerin yoğun bir depresif durum içerisinde olmalarının sebebi budur (https://www.rehalifeturkey.com). Beynin farklı bölgelerinde madde kullanımı nedeniyle oluşan olumsuz yönlü değişimler şu şekilde özetlenebilir: ## 2.8.1. Frontal (Ön) Lobda Ortaya Çıkan Değişimler On lob, duygulardan, bilinçli düşünmeden ve hareketlerden sorumludur. Madde kullanıldıktan sonra kullanıcı kendini rahatlamış, engellerden sıyrılmış hisseder. Bu durum, kullanıcının daha rahat konuşmasına, çılgınca ve ölçüsüzce davranmasına ya da sonrasında pışman olacağı saçma şeyler yapmasına sebep olur. Kişi madde kullanmaya devam ettikçe beyin yavaşlar ve konsantrasyon becerileri durumdaki kişinin doğru kararlar alması, duygularını ve dürtülerini kontrol etmesi zorlaşır. ## 2.8.2. Hipotalamusta Ortaya Çıkan Değişimler Hipotalamus, beynin hormon üretebilen özelleşmiş bir bölgesidir. Bağımılılık yapıcı maddeler, beynin böbreklere suyu emmesini söyleyen hormonu üretmesini engeller. Bu, daha fazla suyun atık olarak kaybedilmesi anlamına gelir. Beyin için uygun olan suyun azalması kullanıcıyı susuz bırakır. Bu durum ertesi gün yaşanabilecek baş ve vücut ağrılarının da sebebidir. ## 2.8.3. Beyincikte Ortaya Çıkan Değişimler Beyincik vücudun hareket ve denge merkezidir. Bağımlılık yapıcı maddelerin beyincikteki en açık etkisi dengenin kaybedilmesidir. Kullanıcı ayakta durmakta ya da yürümekte zorlanır, sık sık düşer. Bu nedenle uyuşturucu madde kullanan kişilerde sık beden yaralanmaları görülür. ## 2.8.4. Temporal (Şakak) Lobda Ortaya Çıkan Değişimler Temporal lob, yüzler, mekânlar gibi karmaşık uyaranların işlendiği ve söylenmek istenen kelimelerin organize edildiği yerdir. Bağımlılık yapıcı maddelerin kullanımı sonrasında temporal lobdaki hipokampus adlı bölge özellikle etkilenir. Bu bölge hafizamızda yeni anıların şekillenmesine olanak sağlar. Bağımlılık yapıcı maddeler bu süreçte kısa süreli bellekten uzun süreli belleğe bilgi aktarımını karıştırır. Dolayısıyla madde kullanımı sonrası geçici hafiza kaybı yaşanır. Bu durum, ertesi gün kişinin ne yaptığını ya da ne söylediğini hatırlamamasına neden olur (TBM, 2017:6). ## 2.9. Yeşilay Bu kısımda Yeşilay'ın tarihçesi, vizyon ve misyonu, temel değerleri, amacı ve faaliyetleri, kurumsal yönetim ilkeleri ele alınmıştır. ## 2.9.1. Yeşilay'ın Tarihçesi Yeşilay, Birinci Dünya Savaşı sırası ve sonrasında işgal güçlerinin toplumumuzda alkol ve uyuşturucu maddeleri yaygınlaştırmasını ve işgale karşı mücadele ruhunun yıkılmasını önlemek amacıyla dönemin Şeyhülislam'ı İbrahim Haydarizade'nin himayesinde, Dr. Mazhar Osman Uzman ve arkadaşları tarafından Sultan Vahdeddin'in izniyle 5 Mart 1920'de İstanbul'da "Hilal-i Ahdar" adıyla kurulmuştur. Yeşilay'ın kurulduğu 1 - 7 Mart tarihleri ülkemizde Yeşilay haftası olarak kutlanmaktadır. "Hilal-i Ahdar" ismi daha sonra "Yeşil Hilal" ve "Yeşilay" olarak değiştirilmiş, 1934 yılında Mustafa Kemal Atatürkün Cumhurbaşkanlığı, İsmet İnönü'nün Başbakanlığında, Bakanlar Kurulu kararıyla "kamuya yararlı dernek statüsü" verilmiştir. Kuruluşundan günümüze bağımlılık türleri arttıkça Yeşilay'ın da tüzüğünde çalışma alanları çeşitlenmiş, alkolden sonra sıgara, uyuşturucu madde, kumar ve yakın tarihte teknoloji bağımlılığı Yeşilay'ın mücadele alanına dahil olmuştur (https://www.yesilay.org.tr). ## 2.9.2. Yeşilay'ın Vizyon ve Misyonu Vizyonu bağımlılıkla mücadelede ulusal ve uluslararası düzeyde öncü rol oynayan bir kurum olmak olan Yeşilay'ın, mısyonu ise insan onurunu ve saygınlığını temel alan, toplumu ve gençliği ayrım gözetmeden zararlı alışkanlıklardan korumak için çalışan, milli ve ahlaki değerleri gözeterek ve bilimsel metotlar kullanarak tütün, alkol, uyuşturucu madde, teknoloji, kumar vo. bağımlılıklarla mücadele eden; önleyici ve rehabilite edici halk sağlığı ve savunuculuk çalışmaları yürüten bir sivil toplum kuruluşu olmasıdır. Şekil 2'de Yeşilay'ın bağımlılıkla mücadeledeki stratejik temaları yer almaktadır (https://www.yesilay.org.tr). ![](_page_0_Figure_9.jpeg) ## STRATEJİK TEMALAR ## 2.9.3. Temel Değerler Yeşilay'ın sahip olduğu temel değerler aşağıda özetlenmiştir. Insan Onuru İçin Bağımlılıklarla Mücadele; Yeşilay'ın amacı, bağımlılık doğurucu risk faktörlerine karşı insan sağlığının korunması ve insan onuruna saygı duyulmasının sağlanmasıdır. Yeşilay tüm çalışmalarında insanlar arasında karşılıklı anlayışı, kardeşliği, dostluğu, işbirliğini ve kalıcı barışı destekler. Yeşilay, her nerede olursa olsun bağımlılıklardan insan ıstırabını ulusal ve uluslararası kapasitesi dâhilinde önlemek için gayret sarf eder. Ayrım Gözetmemek; Yeşilay hizmetlerinde milliyet, ırk, dini inanç, sınıf veya siyası düşünce farkı gözetmez. Bağımlılıklardan kaynaklanan insan ıstırabını, en acıl ve zaruri ihtiyaçlara öncelik vererek kapasitesi nispetinde en etkin tedbirlerle dindirmeye odaklanır. Bağımsızlık; Yeşilay bağımsız bir sivil toplum kuruluşudur. Yeşilay, insani faaliyetlerinde kamu otoritelerinin yardımcısı olarak, Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından usulüne uygun olarak yürürlüğe konulmuş uluslararası sözleşmeler ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti kanunlarına tabi olup; bu çerçevede, faaliyet alanı ile ilgili uluslararası sözleşmeler yapma ve bunlara uygun hareket etme özerkliğine sahiptir. Hayır Kurumu Niteliği; Yeşilay, hizmetlerinde hiçbir şekilde kişisel ve kurumsal çıkar gözetmeyen gönüllü bir yardım kuruluşudur. Halk Sağlığı Kuruluşu Niteliği; Yeşilay, başta tütün, alkol ve madde bağımlılıkları olmak üzere her türlü bağımlılık doğurucu faktör ve sürece karşı kurumsal kapasitesi oranında önleyici mücadele programları oluşmuş bağımlılıklarla ilgili olarak ise kamu ve sivil toplumun sahip olduğu terapi ve tedavi hizmetlerinin etkin şekilde seferberliğine çalışan gönüllü bir sivil toplum kuruluşudur. Bilimsellik; Yeşilay bağımlılıklardan korunma, bağımlılıkları önleme, terapi ve tedavi aşamalarında bağımlılıklarla mücadele safhalarındaki davranış pekiştirme ve/veya davranış değişimi sağlama çalışmalarında kanıta dayalı araştırma, analız ve müdahale yaklaşımını benimser. Küresellik; bağımlılıklarla mücadele alanında başka ülke ulusal dernekleri ile eşit statiye sahip olan ve karşılıklı yardımlaşmada onlarla eşit sorumlulukları ve görevleri paylaşan Yeşilay, bağımlılıklarla dünya çapında mücadele edecek küresel bir organizasyon oluşturmayı, böyle bir organizasyonun parçası olarak meseleleri küresel ölçekte çörmeyi, küresel ölçekte çalışmayı, küresel standartlarda işlev görmeyi, etkili ve itibar sahibi olmayı ilke edinir. Toplumsallık; Yeşilay faaliyet gösterdiği her ülke toplumunun her kesiminde ve her yaşam alanında tabandan temsile, bireyden kamu kurumlarına dek her kademede halk sağlığı bilinci oluşturmak üzere örgütlenmeyi, toplumsal düzeyde katılımcı çalışmalar yürütmeyi kalıcı başarılar sağlamanın bir gereği olarak görür (https://www.yesilay.org.tr). ## 2.9.4. Yeşilay'ın Amacı ve Faaliyetleri Y eşilay Cemiyeti, yurdumuzda ahlâkî ve kültürel bir kalkınma atmosferi içınde; tütün, alkol ve madde bağımlılığı gibi toplumun ve gençliğin beden ve ruh sağlığını tahrip eden bağımlılıklar yanında, kumar, internet ve teknoloji bağımılığı gibi gençliğe ve topluma zarar veren bütün zararlı alışkanlıklarla mücadele etmek, milli kültürüne bağlı nesiller yetiştirmek amacı ile kurulmuştur. Cemiyet bu çerçevede bağımlılıklarla mücadele etmek üzere, toplumun bilinç, güç ve kaynaklarını harekete geçirir, insan onur ve saygınlığının korunması doğrultusunda her koşulda, yerde ve zamanda desteğe muhtaç insanlara yardım eder; toplumun bağımlılıklarla mücadele kapasitesinin geliştirilmesine sürekli katkıda bulunur. Bu amaç doğrultusunda ulusal ve uluslararası kamu, özel ve sivil toplum kuruluşlarıyla gerekli işbirliği ve ortak çalışma organizasyonlarını geliştirir. Yeşilay faaliyetlerinde ise kalite yönetiminde bir dünya standardı olan Mükemmeliyet Merkezi Modeli'ni esas alır. Toplumsal ihtiyaç ve beklentileri, üye, gönülü ve paydaşlarının taleplerini bu vizyonla karşılar. Bağımlılıklarla mücadelede bilimsel ve kanıta dayalı yöntemler kullanarak araştırma, geliştirme faaliyetleri yürütür ve aldığı sonuçlara göre projeler üretir ve uygular. Yeşilay bilimsel ve akademik çalışmaları da destekler. Dokümantasyon merkezi oluşturarak Yeşilay Yayınları aracılığı ile gazete, dergi, kitap ve bültenler yayınlar. Üye ve gönülü ağını güçlendirerek yurt içinde ve yurt dışında teşkilatlarına çalışmaları yaparak geniş kitlelere ulaşmayı amaçlar. Bağımlılıklarla mücadelede yazılı ve görsel medyayı, internet ve sosyal medya ağlarını aktif bir mücadele alanı olarak görür ve mesajların tüm kesimlerine aktarılması için çalışır. İlk ve ortaokullarda, lise ve üniversitelerde Yeşilay Kulüpleri kurarak eğitim kurumlarında yaygınlaşarak çocuklarda ve gençlerde Yeşilay bilinci ve bağımlılıklarla ilgili farkındalık oluşturur. Kamu kurum ve kuruluşlarıyla işbirliği içerisinde bağımlılıklarla mücadele amaçlı yaygın ve örgün eğitim kurumları için müfredat hazırlar, yüz yüze ve uzaktan eğitim içeriği oluşturur, bağımlılıklarla mücadelede eğitim mecralarında aktif olarak yer alır. Çalışma alanına uygun uluslararası teşkilatlarla işbirliği yapar. Yurt dışında Yeşilay'ların kurulmasına öncülük eder. Dünyada bağımlılıklarla mücadele eden uluslararası çatı kuruluşların oluşumunda yer alır veya oluşumuna önayak olur. Bağımlılıklarla mücadelede yasal mevzuatın geliştirilmesi için savunuculuk çalışmaları yaparak toplumsal farkındalığı arttırmaya çalışır. Ülke çapında faaliyet ve etkinlikler yoluyla bağımlılıklarla ilgili farkındalığı arttırmak için çalışma alanı ile ilgili kamu kurum ve kuruluşları ile ortak proje ve faaliyetler yürütür. Ülusal ve uluslararası birliklere, çatı kuruluşlara ve federasyonlara katılır; çalışma alanı ile ilgili tüm paydaşlarla etkili işbirliği geliştirir (https://www.yesilay.org.tr). ## 2.9.5. Yeşilay'ın Kurumsal Yönetim İlkeleri Yeşilay, uluslararası kurumsal yönetim ana ilkeleri olan ve aşağıda belirtilen prensiplere bağlı kalarak etik değerler çerçevesinde hizmet sunar: Gönüllü Profesyonellik; Yeşilay çalışanları tüm faaliyetlerini toplumsal faydayı gözeterek, profesyonel bakış açısı ve gönüllülük motivasyonu ile gerçekleştirirler. Etkin yönetim; Yeşilay sahip olduğu varlıklarını ve kaynaklarını iyi yönetimin ilkelerine uygun bir şekilde amaç ve hedefleri doğrultusunda etkin kullanır. Şeffaflık; Yeşilay, kurum ile ilgili malı, aynı ve iktisadi konularda yeterli, doğru ve kıyaslanabilir bilgiyi zamanında, somut ve anlaşılabilir bir şekilde açıklar. Hesap Verebilirlik; Yeşilay, yönetime ilişkin kural ve sorumluluklarını açık bir şekilde tanımlar ve toplumsal sorumluluk bilinciyle şeffaflık ve kamuoyuna açıklık ilkesini benimser. Sorumluluk; Yeşilay, faaliyet ve hizmetlerinin, üyesi bulunduğu hareketin temel ilkelerine, ulusal ve uluslararası ilgili mevzuata, kurum içi düzenlemelere, toplumsal ve etik değerlere uygunluğunu sağlar. Adalet ve Eşitlik; Yeşilay yönetimi; tüm faaliyetlerinde üçüncü şahıslara karşı eşit davranmayı ve önyargısız yaklaşmayı benimser. Sağlıklı Çalışma; Yeşilay, çalışanlarının iş yaşam dengesi başta olmak üzere fiziksel ve ruhsal sağlığının korunmasına destek verir. Sağlıklı çalışma yaklaşımı Yeşilay için önemli bir kazanım olarak görülür ve bu kavramı ülke genelinde yaygınlaştırmak için çalışmalar yapılır (https://www.yesilay.org.tr/tr/). ![](_page_0_Picture_1.jpeg) ## (1) [1] [1] [1] [1] [1] [1] [1] [1] [1] [1] [1] [1] [1] [1] [1] [1] [1] [1] [1] [1] [1] [1] [1] [1] [1] [1] [1] [1] [1] [1] [1] [1] [1] [1] [1] [1] [1] [1] [1] [1] [1] [1] [ 1 ## 3. NÖROPAZARLAMA KAVRAM VE ÇERÇEVESİ Bu bölümde nöropazarlama kavramı, kullanım alanları, nöropazarlama araştırmalarında kullanılan teknikler ve ülkemizde nöropazarlama alanında yapılan akademik çalışmalara yer verilmiştir. ## 3.1. Nöropazarlamanın Tanımı Günümüzde kavramların, süreçlerin, üretimin evrildiği gibi pazarlama da birtakım dönemlerden geçmiştir. Pazarlama 1.0 ile başlayan bu süreç pazarlama stratejilerinin tarihsel gelişimi ile birlikte sanayi devrimi esnasında üretim teknolojisine geçerek değişim göstermiş olup, bilgi teknolojileri ile Pazarlama 2.0'a dönüşmüştür. Günümüzde değişen pazar ortamı (tüketicinin kendisinin odak noktası olduğu) Pazarlama 3.0 in doğuşuna neden olmuştur. Ardından nöropazarlamanın pazarlama alanında kullanılmasıyla pazarlama 4.0 kavramını ortaya çıkarmıştır (Yücel ve Çubuk, 2014:222). Pazarlamanın yaşamda her alanda yer almasıyla, pazarlama sinirbilim olarak adlandırılan nöroloji alanında da kullanılabilir olması ve bu yöntemin pazarlamaya uyumlaştırılmasıyla beraber nöropazarlama kavramı doğmuş, pazarlama yöntemlerinden biri olarak pazarlama yazınına girmiştir. Nöropazarlama; psikoloji, sosyoloji ve pazarlama gibi farklı disiplinleri nöroloji ile bir araya getiren, tüketicinin satın alma karar sürecinde rasyonel olmayan kararlarını incelemektedir. Tüketici bu irrasyonel kararları duygusal, dürtüsel ve beş duyu organının algıladığı uyarıcılara göre vermektedir. Tüketici kararlarında sadece rasyonel etkilerinde bulunduğunu göstermek için beyin görüntüleme yöntemleri kullanılmaktadır (Olçü ve Tayfun, 2015:101). Adından da anlaşılabileceği gibi, nöropazarlama nörobilim ve pazarlama ana bilim dallarındaki yöntem ve uygulamaların birleştirilerek pazarlama alanında kullanılmasını ifade etmektedir. Temel olarak nöropsikolojinin, psikoloji bilimindeki yeri ile nöropazarlamanın, pazarlama bilimindeki yerini bağdaştırabiliriz. Nöropsikoloji, beyin ile insanın bilişsel ve psikolojik işlevleri arasındaki ilişkiyi incelerken, nöropazarlama da benzer şekilde tüketicinin davranışına beyin perspektifinden bakmayı sağlamaktadır (Morin, 2011:133). Nöropazarlama, çalışma alanı beynin yapısı ve işlevi olan nörobilimin alt dallarından birisidir. Nörobilimin çalışma alanı beynin yapısı ve işleviyle ilgilidir (Perrachione ve Perrachione, 2008:304). Tüketicinin satın alma davranışlarında etkili olan, tüketiciyi harekete geçiren uyarıcıların tüketicinin zihninde meydana getirdiği etkilerin analiz edilebilmesi için geliştirilen tekniklerin kullanılması ilk olarak 1990 yılının sonlarına doğru Harvard Universitesinde profesör olan Gerry Zaltman tarafından ortaya atılmıştır. Gerry Zaltman'a göre, bir manyetik rezonans cihazından destek alınarak insanlara farklı uyaranlar gösterildiğinde beynin hangi kısımlarının tepki verdiği ve bunların düzeyini gösteren harita sayesinde beyin taraması yapan cihazın (Fünctional Magnetic Resonance Imaging fMRI) pazarlama bilimine uygulanabileceğini ve pazarlama biliminde kullanılabileceğini çalışmalarıyla ortaya koymuştur (Zaltman, 2000: 83). Pazarlama yönetimi ve nöroloji birbirinden farklı yöntemler kullanarak insan davranışlarını tahmin etmeye çalışmaktadır. Pazarlama yönetimi gözlem, anket ve deney gibi yaygın tekniklerle tüketici davranışlarını tahmın etmektedir. Nöroloji ise psikolojik etmenler ve somatik değişkenlerle davranışı tahmin etmektedir. Nöropazarlama ise her iki disiplinin bir kombinasyonu olarak tüketici sinir sistemi ve karar verme arasındaki ilişkiyi ortaya çıkarmaya çalışmaktadır (Hubert ve Kenning, 2008). Tüketici davranışlarını anlamak için geleneksel yöntemlerle yapılan çalışmalarda katılımcılar bir şeyden hoşlanmadıklarını sözlü olarak kolayca dile getirebilseler de "neden" veya "ne kadar" gibi sorularak deneyimlerini rasyonelize etmeleri istendiğinde sorulara yanıt bulmakta güçlük çekilebilmektedir (Treutler, 2010: 243). Ayrıca Geleneksel pazarlama yöntemlerinde tüketiciden alınan dönütlerin doğru olduğu hipoteziyle hareket edilmekte ve çalışmalar varsayım üzerine gerçekleştirilmektedir. Ancak son dönemde yapılan araştırmalar beyin faaliyetlerimizin %90 lık kısmının bilinçaltı düzeyde gerçekleştiğini ortaya koymuştur. Bununla birlikte tüketicilerin satın alma davranışında da bilinçaltının rolünün büyük olduğu görülmüştür (Lindstorm,2009:28). Nöropazarlamanın temel amacı da geleneksel yöntemlerle ulaşılamayan bu bilinçüstü düzeye ulaşabilmektir. Konuyla ilgili literatürde Nöropazarlama hakkında birçok tanım yer almaktadır Nöropazarlama; insan beyninin nasıl çalıştığı ve karar verdiğini, bu kararları verirken kişinin irrasyonel yanı duyusal, dürtüsel ve beş duyu organının algıladığı uyarıcılara ve bu kararları etkileyen alt uyarıcılara (kelimeler, aksesuarlar) göre karar verdiği konusunda araştırma yapan ve bu araştırmaları pazarlama alanında kullanılabilir olmasını sağlayan bilim alanıdır (Çakar, 2017:2). Nöropazarlama, nörogörüntüleme yöntemleri sayesinde tüketicinin duygularının nasıl etkilendiği belirlenmesi ve elde edilen sonuçlar sayesinde daha iyi ve etkili reklam ve pazarlama faaliyetleri geliştirilmesi amacıyla yapılan pazarlama araştırmalarıdır (Tüzel, 2010: 164-165). Nöropazarlama; tüketicinin satın alma kararlarının yalnızca rasyonel olmadığını aynı zamanda rasyonel olmayan kararların alınabileceğini savunmakta ve tüketici satın alma kararlarının rasyonel olmadığını göstermekiçin de nörogörüntülerinden faydalanmaktadır (Yücel ve Çubuk,2013:174). Nöropazarlama, anlamakta ve aynı anlamı tekrar inşa etmekte kullanılmaktadır. Pazarlama literatüründe yeni yeni yerini almaya başlayan bu yaklaşım, hedef ürüne karşı tüketici beynin tepkilerini ölçerek tıbbi teknolojilerden yararlanmaktadır. Beynin değişik alanlarında kendini gösteren etkinliklerin değişimini ölçmek tüketicilerin o ürünü seçme nedenlerini ortaya koymakla beraber, aynı zamanda beyinin hangi alanının bu seçimde baskın olduğunu göstermektedir (Ural, 2008: 423). Nöromarketing, etkili pazarlama stratejileri planlamak için tüketicinin ürünlere ve marka adlarına içsel, bilinçaltı tepkisini belirlemek için teknolojiyi kullanan yeni bir pazarlama dalı olarak tanımlanmaktadır (Kumar, 2015:25) Nöropazarlama, anlamakta ve aynı anlamı tekrar inşa etmekte kullanılmaktadır. Pazarlama literatüründe yeni yeni yerini almaya başlayan bu yaklaşım, hedef ürüne karşı tüketici beynin tepkilerini ölçerek tıbbi teknolojilerden yararlanmaktadır. Beynin değişik alanlarında kendini gösteren etkinliklerin değişimini ölçmek tüketicilerin o ürünü seçme nedenlerini ortaya koymakla beraber, aynı zamanda beyinin hangı alanının bu seçimde baskın olduğunu göstermektedir (Ural, 2008: 423). Nörogörüntüleme, bireylerin beyinlerinin oldukça detaylı bir şekilde izlenmesine dayanmakta olup, bu görüntüleme teknikleri ile elde edilen veriler kişilerin satın almalarının beyinlerindeki kimi işlevleri takiben gerçekleştiğini ortaya koymuştur. Kışıler satın alma kararlarını verirlerken, beyindeki ilgili bölgeler ödül ve kayıpları değerlendirmekte ve bunun sonucunda bir karara ulaşmaktadırlar. Nöropazarlama çalışmaların dikkate alınmasını dikkate alınmasını ve tüketicileri etkileyerek ikna yöntemleri geliştirmeyi öneren tekniklerin benimsenmesini önerir (Baybars, 2016:208). Nöropazarlama diğer bir ifadeyle duygusal pazarlama Nöroloji, Tıp Sosyoloji, Ekonomi ve Psikoloji gibi birçok disiplinle çalışan bir alandır (Aytekin ve Kahraman, 2014:49). Nöropazarlama, nörobilim ile tüketici psikolojisini bütünlemeyi başaran yeni bir uygulamadır (Köylüoğlu 2019:26). ## 3.2. Nöropazarlama Kullanım Alanları Nöropazarlamanın çalışma alanı da oldukça geniştir. Etkili mağaza tasarımı, etkili reklam mesailarının oluşturulması, ürün yerleştirmenin etkinliği, tüketicilerin fiyat algısı ve fiyat-kalite arasındaki ilişkinin ortaya konması, reklam mesajlarına verilen tepkilerin ölçülmesi, medya araçlarının seçimi, reklamın hatırlanırlığının ölçülmesi, satış görüşmelerinin etkili bir şekilde gerçekleştirilmesi, tüketicilerin ürün ve marka seçimlerini etkileyen faktörlerin belirlenmesi, ürün tasarımı ve ambalajlama kararlarının verilmesi nöropazarlamanın araştırma konuları arasında yer almaktadır (Lee vd., 2007:201). Nöropazarlama disiplinin pazarlama literatüründe yerini almasıyla beraber birbirinden farklı pazarlama araştırmaları yapılmaya başlanmıştır. Faaliyet konusu nöro pazarlama olan Imgiltere'deki NeuroCo firmasının nöro pazarlama kapsamındaki hizmetleri şöyle sıralanmıştır (Şimşek, 2016: 40): - Televizyonlar için yapılmış anımasyonların hangilerinin tüketici nezdinde hatırlanabilir olduğu ve markaların tüketicilere olumlu düşünceler anımsatıla bilirliği belirlenebilir. - Reklamları izleyen izleyicilerden hangilerinin reklamda yer alan bilgileri ne seviyede analitik veya duygusal olarak işler sorusuna cevap verilebilir. - Firmaların ürünlerin farklı ambalaj çalışmalarına yönelik tüketicilerin bilinçaltı altı tepkilerinin ortaya konması - Eye-tracking cihazı ile bilboard ya da dergi reklamlarının daha çok hangi kısmının dikkat çektiğinin saptanması - Reklam çalışmasında kullanılan müziğin tüketiciye yönelik verilmek istenen mesaja ekstra olarak ne katkı yaptığı ya da olumsuz etkilerinin ortaya konması - Bir ürünün geliştirilmiş tasarımının, tüketicilerin hizmetine sunulmuş yeni model bir arabanın ya da yeni bir televizyonun tüketicinin zihninde neleri çağrıştırdığı - - Firmaların pazarlama çalışmalarında tüketicilerin daha çok görsel öğelere mi yoksa işitsel ola mesajlara mı daha çok tepki verdiğinin belirlenmesi - Tüketicilerin kullanımına sunulan yeni bir üründe hangi rengin daha fazla etkili olabileceğinin belirlenmesi - İşyerlerinin dekoratif çalışma seçeneklerinden hangisinin potansiyel müşterilerin daha fazla dikkatini çektiğinin belirlenmesi - Yeni bir renk, koku, tat, karışımın tüketicilerin zihninde oluşturduğu çağrışımların belirlenmesi - Hedef kitle çalışmaları veya geleneksel pazarlama araştırma yöntemlerinin etkinliğinin belirlenmesi ## 3.3. Nöropazarlama Araştırmalarında Kullanılan Teknikler Nöropazarlama araştırmalarında kullanılan teknikler 3 farklı şekilde sınıflandırılmaktadır. Bunlar nörometrik ölçümler, biometrik ve psikometrik ölçümlerdir (Varan vd., 2015:178; Ustaahmetoğlu, 2015: 159). ![](_page_0_Figure_3.jpeg) Şekil 3. Nöro Pazarlamada Kullanılan Teknik ve Araçlar (Bercea, M. D.(2013:2) ## 3.3.1. Nörometrik ölçümler Nörometrik ölçümler beynimizin bilişsel ve duygusal tepkilerini tespit edebilmek amacıyla beynimizdeki nöral aktivitelerin ölçülmesi için kullanılır. En çok kullanılan nörometrik ölçüm EEG ve fMRI cihazları ile yapılan ölçümlerdir. Nörometik ölçümleme cihazları şu şekildedir (Sarı vd., (2019:1135). - · fMRI (Fonksiyonel Manyetik Rezonans Görüntüleme) - · EEG (Elektro Ensefalografi) - · MEG (Manyetik Ensefalografi) - · PET (Pozitron Emisyon Tomografisi) gibi teknolojilerdir. ## 3.3.1.1. EEG (electroencephalography) Nörolojide yararlanılan bir hayli eski bir teknoloji olmasına rağmen hâlâ beyindeki elektriksel aktiviteyi ölçen etkili bir kılavuz olarak kabul edilmektedir. EEG,bilişsel etkileşimin biyolojik alt yapısından mesul hücreleri nöron olarak açıklamaktadır. Normal bir insan yaklaşık olarak yüz milyon cıvarında nörona sahiptır ve nöral sistemin zeminini sağlayan trilyonlarca sinaptık bağlantısı bulunmaktadır. Bu bağlantılar kişi bir uyarıcı ile etkileşim halinde olduğu durumda ufak elektrik akımları oluşturmaktadır. Bu elektrik akımları ise değişik uyarı durumlarıyla ilişkilendirilen ve beyin dalgaları olarak addedilen oldukça fazla frekansa sahiptir. Pazarlama araştırma çalışmalarımda bu teknikten yararlanıldığında EEG elektrotları baş bölgesine yerleştirilmektedir. Beyin dalgaları kısa zaman aralıklarıyla kayıt altına alınmaktadır. EEG bantlarından bazıları sadece bir saniyede on bin kez kayıt yapabilme kapasitesine sahiptir. Bu durum, bilginin düşünme hızı ve duyular vasıtasıyla elde edildiği göz önünde bulundurulursa oldukça önem arz etmektedir (Morin, 2011: 132). ![](_page_0_Picture_2.jpeg) Resim 1. EEG cihazı K aynak: https://www.amazon.com.tr EEG cihazlarında ölçümler, EEG cihazının ölçüm yapılacak kişinin kafa derisinin uygun noktalarına denk gelecek şekilde yerleştirilmesiyle ve akabinde alınan sinyallerin kaydedilmesiyle gerçekleştirilmektedir. Sinyallerin ölçülmesi ve kaydedilmesiyle birlikte ortaya çıkan analizlerin üç boyutlu gösterimi üzerine değerlendirmeler yapılabilir ve varsayımlarda bulunulabilir (Deitz vd., 2016: 220). Yapılan çalışmalarda EEG cihazının yetersiz kaldığı durumlar da söz konusu olabilmektedir. Orneğin; EEG cihazı yer tespitini her zaman hatasız bir şekilde gerçekleştiremeyebilir. Diğer bir deyişle EEG cihazından yararlanarak gerçekleştirilen ölçümlerde, beynin hangi noktasında yer alan nöronların aktif durumda bulunduğu tam olarak belirlenemektedir. Bu duruma deneğin baş bölgesine takılan elektrotların korteksin daha ötesinde bulunan unsurlardan yeterli seviyede elektrik sinyallerinin alınamaması sebep olmaktadır. Bununla birlikte beyin aktivitelerinin yaklaşık olarak %80'lik bir bölümü "dinlenme zamanı" ya da "varsayılan mod" halini devam ettirmek amacıyla kullanıldığından kaydedilen beyin dalgaları bir birinden farklı uyarıcıların etkisiyle oluşmaktadır. Dolayısıyla yapılan pazarlama çalışmalarının etkinliğinin ölçülmesinde bu yöntem kullanılarak elde edilen sonuçlara şüphe ile bakılmaktadır. EEG ile elde edilen bulgular bir pazarlama faaliyetinin değerlendirilmesinde yardımcı olmakla birlikte beynin hangi kısmının aktiviteyi uyardığı tam olarak belirlenememesi, EEG'nin bir diğer noksan yanı olarak görülmektedir. Tüm bu hususlara rağmen EEG yönteminin maliyetinin daha uygun olmasının etkisiyle son yıllarda nöropazarlama çalışmalarında çok daha fazla kullanılmaya başlanmıştır (Morin,2011:133). | | | | | Tablo 1. EEG'nin Kullanım Alanları, İncelenen Konular, EEG'nin Sağladığı Ustünlükler Ve Araştırma | | |--|--|--|----------------|---------------------------------------------------------------------------------------------------|--| | | | | Sınırlılıkları | | | | Olçülenler | Kullanım Alanları | |----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------|-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------| | Dikkat<br>Etkileşim/Sıkıntı<br>Heyecan/Arzu<br>Duygusal Ilişki<br>Kavrama<br>Hafiza Kodlama<br>Tanınırlık | · Reklamların geliştirilmesi ve etkilerinin<br>belirlenmesi<br>· Yeni kampanya çalışmalarının etkilerinin<br>belirlenmesi<br>filmlerinin fragmanlarının<br>· Sinema<br>etkilerinin belirlenmesi<br>· Bir video ya da reklamda yer alan önemli<br>kesitlerin tespit edilmesi<br>· Web<br>sitelerinin<br>tasarımı<br>ve<br>kullanılabilirliğinin ölçülmesi<br>· Mağaza deneyiminin ölçülmesi<br>· Reklam<br>sloganlarının<br>etkilerinin<br>belirlenmesi | | · Ustünlükler | Sınırlılıklar | | · fMRI tekniğine kıyasla kullanımı daha kolaydır<br>· Beyindeki elektriksel aktivitelerin frekansları<br>çıkarılabilir<br>· Zamansal olarak doğruluk oranı yüksek<br>tespitler yapabilir. Bu yüzden araştırmacılar,<br>beyin aktivitelerinde meydana gelen hızlı<br>değişimleri yakalama fırsatı elde eder.<br>· Araştırma esnasında beynin sağ ve sol<br>farklar belirlenerek sağlıklı değerlendirme<br>yapılmasını sağlar.<br>· Diğer yöntemlere kıyasla maliyet avantajı<br>sağlar<br>• EEG cihazı kolay taşınabilir niteliğe sahiptir.<br>· Bünyesinde İstatistiksel yazılım paketleri<br>mevcuttur.<br>TT | tespit edilerek aktif olan bölgeler ortaya Elektrik iletkenliği kişiden kişiye değişkenlik<br>gösterebilmektedir, ayrıca kayıt altına alınan<br>sinyallerin yerinin tespit edilmesi zorluklar<br>içerir.<br>· Beynin aktif olan bölgesinin belirlenmesi fMRI<br>yöntemine kıyasla güçlükler barındırır,<br>· Ölçeklendirilemez<br>rınıştırım<br>tespit edilebilir.<br>• Sonuçlar<br>araştırmanın gerçekleştirildiği<br>ortamından ve diğer hareketli değişkenlerden<br>etkilenir. | Kaynak: Bercea, 2013 ## 3.3.1.2. FMRI (Fonksiyonel Manyetik Rezonans Görüntüleme) FMRI günümüzün en ileri beyin tarama tekniğidir. Bu cihazla deneye farklı uyarıcılar gösterilerek zamanla beynin hangi bölgelerinin aktif hale geldiği tespit edilerek derecelendirilir ve harıta eşliğinde beyin taraması yapılır (Ural, 2008:423). Bugünün en ileri beyin tarama tekniği olan fMRI tüm vücuda oksijen taşıyan alyuvarlardaki hemoglobinin manyetik özelliklerini ölçmektedir. Bilindiği üzere, beyin özel bir görev üzerinde çalışırken daha fazla yakıt (oksijen ve glikoz) talep etmektedir. Bundan dolayı beynin bir bölümü ne kadar yoğun çalışırsa, yakıt tüketimi, dolayısıyla oraya oksijenli kan akışı o kadar artmaktadır. Buradan da anlaşıldığı gibi, fMRI taraması sırasında beynin hangı kısmı kullanılıyorsa, o bölge kıpkırmızı parıldamaktadır. Böylelikle nörologlar bu hareketliliği izleyerek, herhangi bir anda beyinde hangi alanların faaliyet halinde olduğunu saptayabilmektedir. fMRI testinde denekler uzun, dar ve çok güçlü mıknatıslara sahip bir cihaz içerisine uzanmaktadır. Bu mıknatısların aktifleşmesiyle birlikte elektriksel bir alan üretilmektedir. Bu sayede cihaz beyin fonksiyonlarını görüntüye dönüştürmektedir (Akıllıbaş ve Ceylan, 2019:50). ![](_page_0_Picture_3.jpeg) Resim 2. FMRI cihazı K aynak: http://umram.bilkent.edu.tr FMRI cihazı aracılığıyla beyinde ödül, haz, kaygı vb. hisler salgılayan alanlar ıncelenerek uyarıcının tüketicide hangi duygu ve düşünceleri harekete geçirdiği ölçümlenir. Kaliforniya Universitesi'nde (UCLA) yapılan bir araştırmada sıgara karşıtlığı içeriğine sahip olan üç farklı reklam filmi FMRİ yöntemiyle ele alınmıştır. İlk olarak katılımcılara bu reklam filmleri izletilmiş ve reklamın etkinliği ile ilgili olarak puan vermeleri deneklerden talep edilmiştir. Katılımcıların büyük kısmı kadının yarım kalan sıgarayı almak için camdan atladığı filmin kendilerince daha etkili olduğunu belirtmişlerdir. Fakat beyinleri FMRI cihazı ile incelendiğinde izletilen diğer reklam filminin daha etkili olduğu saptanmıştır. Farklı bölgelerde yayınlanan bu üç reklam filmi arasında FMRI sonuçlarına göre en etkili olduğu saptanan reklam filminin yayımlandığı bölgede diğer iki bölgeye göre %30 oranında daha yüksek geri dönüş olduğu belirlenmiştir (Zeytun, 2014). ![](_page_0_Picture_0.jpeg) Resim 3. FMRI Ölçüm Görseli K aynak: http://brainandmarketing.blogspot.com Yapılan araştırmalar tüketicinin bir ürünü satın alma kararı verirken 2,5 saniye kadar kısa bir sürede karar verdiğini göstermektedir. FMRI cihazıyla satın alma esnasında beynin satın alma merkezi aktifleşir. Beyin satın alma kararı verirken bu bölgelerde daha fazla miktarda kan akışı izlenir. Birey satın almaya karar verdiği zaman, beynin arka kısmında yer alan görsel korteks faaliyete geçer (Tüzel, 2010:167). Tablo 2. Nöropazarlama Araştırmalarında Kullanılan Fonksiyonel Manyetik Rezonans Görüntüleme (fMRI) Tekniğinin Genel Değerlendirilmesi: Ölçülenler, Kullanım Alanları, Avantajları ve Limitleri | Olçülenler | Kullanım Alanları | |--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------|------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------| | Hafiza kodlama<br>Duyusal algılama<br>Duygusal ilişki<br>Istek<br>Güvenilirlik<br>Marka sadakati ve bağlılığı<br>· Markaların tercih sebebi<br>· Markaların hatırlanabilirliği | · Yeni ürünlerin etkisinin ölçülmesi<br>• Yeni kampanyaların etkisinin ölçülmesi<br>· Reklamların geliştirilmesi ve etkilerinin<br>ölçülmesi<br>· Bir video ya da reklamda yer alan önemli<br>kesitlerin tespit edilmesi<br>· Ambalaj tasarımının etkisinin ölçülmesi<br>· Fiyat etkisinin ölçülmesi<br>Marka Konumlandırma<br>· Tercih tahminlerini belirleme<br>· Ihtiyaçların tespit edilmesi<br>Reklamlarda<br>kullanılması<br>ünlü<br>etkilerinin ölçülmesi. | | Ustünlükler | Sınırlılıklar | | · Beyin aktivitelerini mekansal olarak Yüksek<br>kalitedeki çözünülürlükle ölçme.<br>olusan psikolojik<br>durumların<br>· Beyinde | Çok yüksek maliyete sahiptir.<br>Araştırmaya<br>katılan<br>katılımcıların<br>sabit durması<br>süresince<br>araştırma | - yorumlanmasına imkân oluşturur. - Tüketicilerde satın alma sürecinde oluşan sinirsel işlemlerin yerini tespit eder. - · Bilişsel ve duygusal tepkilerin ölçülmesinde sağlıklı ve güvenilir veriler sunar. - · Beyinin kimyasal hızında oluşan gelişmeleri ve beyin sıvılarının akışındaki değişikliklerin ölçülmesi. - Anlık olarak gerçekleşen süreçleri ölçmede yetersiz kalması - Ölçeklenemez gerekir. - Gelişim aşaması tamamlanmamıştır. - Elde edilen verilerin değerlendirme aşaması oldukça karmaşıktır. - Kişisel verilerin korunamaması gibi riskler Kaynak: Bercea 2013 ## 3.3.1.3. Pozitron Emisyon Tomografi (Positron Emission Tomography- PET) PET olarak da kısaltılan positron emisyon tomografisi, 2000'li yıllardan itibaren tüm dünya ile paralel şekilde ülkemizde de kullanılmaya başlanmış olan bir tetkik yöntemidir. Bu yöntem ile insan vücudundaki organ ve dokuların aktivitesi ölçülebilmektedir. Bu yöntem, detaylı anatomik bilgiyi sağlayan ve CT veya BT denilen tomografi ile birleştirildiğinde ise, çeşitli enfeksiyon hastalıkları, sarkoidoz gibi akciğer hastalıkları ve alzheimer demans ayırımı gibi pek çok alanda oldukça faydalı bilgiler sağlamaktadır ancak halen tıpta en yaygın kullanım alanı, kanserlerdir. Yöntemin temel çalışma prensibi, kanserli hücrenin normal hücreden daha hızlı ve kontrolsüz çoğalmasına dayanır. Yüksek aktivite gösteren bu hücrelerin enerji ihtiyaçları da, normalden fazladır. Kanserli hücrelerin bu süreçte en sık kullandığı maddelerden biri olan gilkoz yani şeker, radyoaktif olarak işaretlendikten sonra uygun koşullarda hastaya verildiğinde, kanserli dokunun yeri saptanabilmektedir. Bugün için PET-CT, gerek akciğer organlardaki kanserin ilk teşhis aşamasında doğru yerden biyopsi alınması, tedavi öncesi kanserin yaygınlığının belirlenmesi ve hastalığın evrelendirilmesi tedavinin planlanması ve tedaviye yanıtın değerlendirilmesinde sıklıkla kullanılır (https://toraks.org.tr). Pozitron emisyon tomografi (PET) taraştırmacıların radyoaktif ligandları katılımcının kan dolaşımına enjekte ettikleri ve beyinde nasıl biriktiğini kaydettikleri bir yöntemdir. Bu yöntem, insan davranışını etkileyen maddelerin (dopamin, glikoz, serotonin vb.) beyinde nasıl dağıldığını anlamak için kullanılabilir ancak radyoaktif materyalın katılımcı sağlığı üzerinde olumsuz etkileri olabilir (Cosic, 2016: 141). ![](_page_0_Picture_2.jpeg) Resim 4. Pozitron Emisyon Tomografi Cihazı Kaynak:http://www.yeditepehastanesi.com.tr Kişiye çok zayıf bir radyoaktiviteye sahip şeker molekülü içeren çözeltiler damar yoluyla verilerek, vücuda dağılan bu pozitron parçacıkları cihaz yardımıyla tespit edilmektedir. Doku eğer diğerlerine göre daha aktifse ve daha fazla enerji tüketiyorsa hücreler kandan daha fazla şeker almaya başlar ve işaretli şekerlerden çıkan pozitronlar en fazla bu tip dokularda görüntülenmektedir (Canan, 2015: 340). ## Tablo 3. PET'in Kullanım Alanlar, PET'in Sağladığı Ustünlükler Ve Araştırma Sınırlılıkları | Olçülenler | Kullanım Alanları | |-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------|-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------| | · Duyusal Algılama<br>Duyusal Ilişki | · Yeni ürünleri test etme<br>• Reklamların etkilerini ölçme<br>· Ambalaj tasarımlarının etkilerini ölçme | | Ustiinlükler | Sınırlılıklar | | • Yüksek kalitedeki çözünürlükle ölçme<br>· Bilişsel ve duygusal tepkilerin güvenilir ve · fMRI cihazıyla benzerlik göstererek beyin<br>geçerli ölçülmesi<br>· Beyindeki metabolik aktivitelerin takip<br>edilmesi<br>· Beyinde yer alan kimyasal değişimleri ve · Yüksek maliyete sahip olması<br>meydana gelen değişikliklerinin ölçülmesi<br>sağlanır | · Radyoaktif materyallerin kullanılması ve<br>ömrünün kısa olması<br>zamansal<br>faaliyetlerinin<br>olarak<br>ölçülmesinde<br>veriler<br>elde<br>sağlıklı<br>edilememesi<br>beyinde mevcut olan sıvılarının akışında • Kişisel verilerin korunamaması gibi riskler<br>taşıması<br>· Radyoaktif maddelerin içerdiğinden ötürü<br>çevre dostu olmaması. | Kaynak: Bercea 2013 ## 3.3.1.4. Manyetik beyin grafisi (Magnetoencephalography-MEG) MEG cihazı, 1960'lı yılların ortalarında ortaya çıkmakla birlikte ve son dönemlerde beynin manyetik bölgelerinin ölçülmesi ve görüntülenmesi hususunda yaşanan gelişmeler sebebiyle adından söz ettirmiştir. Beyinde yer alan nöronlar arasında oluşan elektrokimyasal sinyaller sonucunda beyin aktiviteleri meydana gelmektedir (Morin,2011:134). Manyetoensefalografi, çok hassas manyetometreler kullanarak beyinde doğal olarak oluşan elektrik akımları tarafından üretilen manyetik alanları kaydederek beyin aktivitesini haritalamak için fonksiyonel bir nörogörüntüleme tekniğidir. (https://en.wikipedia.org) MEG; beyinde oluşan elektriksel aktivite kaynaklı, manyetik bölgelerdeki küçük değişikliklere karşı aşırı derecede hassas olan kafa derisi üzerine yerleştirilmiş birden fazla sensörü kullanan beyin görüntüleme metodudur. Bundan dolayı sınırsel aktivitenin ölçümü olarak tanımlanır (Hansen vd., 2010: 7). Manyetoensefalografi (MEG), beyni aktif olarak çalışırken kaydetmenin ve değerlendirmenin en yeni, en gelişmiş yöntemidir. Bu kayıt, normal nöronların devam eden fonksiyonunun doğrudan bir ölçümünü sağlar ve arızalı nöronların yerini saptayabilir. MEG, ya beynin spontan aktivitesini değerlendirmek (örn. epilepsi için) ya da belirli dış uyaranlara tepkisini kontrol etmek için (örn. motor ve duyusal alanların, dil, görme ve diğer işlevlerin haritalanması için) kullanılabilir. ![](_page_0_Picture_0.jpeg) Resim 5. Manyetik Beyin Grafisi (MEG) Cihazı K aynak: https://stbil.sdsu.edu Uç boyutlu olan M.E.G. zamana bağlı çözünürlüğü çok yüksek olan bir cihazdır. Yüksek maliyeti olduğu için nöropazarlama araştırmalarında çok sık kullanılmamaktadır. Bu cihaz sayesinde beyin hücreleri arasında gelen minik elektriksel akımlar okunabilmektedir. MEG cihazının taşınabilir olması ve daha düşük maliyetlerde uygulanması araştırmacılar tarafından daha çok tercih edilmektedir (Behremen, 2015:88). Beyin hücreleri (nöronlar), küçük elektrik voltajları üreterek birbirleriyle etkileşime girer. Elektrik akımının akışı, daha sonra hassas manyetik sensörler kullamılarak kaydedilebilen bir manyetik alan üretir. Beyin tarafından üretilen manyetik alanın gücü çok küçük olduğundan, sinyali almak için çok özel enstrümantasyon gereklidir. Bu algılama sistemleri, SQUID (süper iletken kuantum girişim cihazları) adı verilen cihazlarla birleştirilmiş küçük, yüksek çözünürlüklü bobinlerden oluşur. Bu özel sensörlerin 300'den fazlası bir kaskın içine yerleştirilmiştir ve yüksek çözünürlük yetenekleriyle tüm kafa kapsama alanı sağlar. Tüm bu sensörler tarafından kaydedilen sinyallerin kalıpları analiz edilerek kaynakların konumu, gücü ve yönü çıkarılabilir. MEG taraması noninvaziv ve ağrısızdır. Enjeksiyon, radyoaktivite veya güçlü manyetik alanlar içermeyen MEG, çocuklar ve yetişkinler için güvenlidir. Bazı görüntüleme testlerinin aksine, makine sessizdir ve neredeyse hiçbir zaman klostrofobi hissi yaratmaz. MEG testi sırasında, beyin aktivitesi normalde hem uyanıklıkta hem de uykuda kaydedilir (https://my.clevelandclinic.org/). ## Tablo 4. MEG'in Kullanım Alanlar, MEG'in Sağladığı Ustünlükler Ve Araştırma Sınırlılıkları | Olçülenler | Kullanım Alanları | |----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------|----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------| | Algı<br>●<br>Dikkat<br>Hafiza | · Yeni ürünlerin etkisinin ölçülmesi<br>Reklamların etkisinin ölçülmesi<br>●<br>• Urün ambalaj tasarımlarının etkisinin<br>ölçülmesi<br>İhtiyaçların belirlenmesi<br>●<br>Duyuların ölçülmesi<br>● | | Ustiinlükler | Sınırlılıklar | | · Iyi zamansal çözünürlüğü mevcuttur<br>· Bilişsel ve duygusal tepkilerin ölçülmesinde<br>sağlıklı ve güvenilir veriler sunar.<br>· Beyinin kimyasal hızında oluşan gelişmeleri<br>ve beyin sıvılarının akışındaki değişikliklerin<br>ölçülmesi. | Deneylerin<br>manyetik<br>alanının<br>●<br>yapılması<br>etkilemediği<br>yerde<br>gerekmektedir.<br>Beynin aktif<br>olan bölgesi EEG<br>yönteminden daha iyi olsa da tam olarak<br>tespit edilemez<br>Olçeklenemez<br>· Pahalı bir yöntemdir. Ekipmanları<br>maliyetlidir<br>· Kişisel verilerin korunamaması gibi<br>riskler<br>· Veri analiz süreci zorluklar barındırır. | ## Biyometrik Ölçümler 3.3.2. Biyometrik ölçümler biyolojik tepkilerin ölçümü için kullanılmaktadır. Bilinçaltı tepkiler, sinirler aracılığıyla beynin vücuda gönderdiği sinyallerle yüz kaslarındaki istem dışı kasılmalar, ciltteki elektrik yayılımı, nabız, göz bebeklerinin hareketleri, terleme ve solunum gibi biyometrik tepkilere dönüşmektedir. Biyometrik ölçümleme tekniklerini şu şekilde sırlamak mümkündür (Sarı vd., 2019:1136). - · Göz Izleme Tekniği (Eye-tracking) - · Yüz Okuma Tekniği (FacingCoding) - GSR (Galvanic Skin Response Galvanik Deri Tepkisi ## 3.3.2.1 Eye Tracking-Göz İzleme Tekniği Göz izleme, bir bilgisayarın veya başka bir cihazın bir kişinin nereye baktığını bilmesini sağlayan bir sensör teknolojisidir. Bir göz izleyici, kullanıcının varlığını, dikkatini ve odağını tespit edebilir. İnsan davranışına ilişkin benzersiz iç görüler sağlar ve çok çeşitli cihazlarda doğal kullanıcı ara yüzlerini kolaylaştırır. Gözleri kullanarak bir bilgisayarı kontrol etme yeteneği, konuşamayan veya ellerini kullanamayan insanlar için de hayati önem taşımaktadır. (https://www.tobii.com) Göz hareketlerini incelemek, neyin gerçekten dikkatimizi çektiğine ve hangi bilgileri işlediğimize dair benzersiz bilgiler sağlar ve bu bilgiler daha sonra davranışı, karar vermeyi ve duyguları neyin etkilediğini anlamak için kullanılır. Gözleri bir ekranda "işaretçi" olarak kullanarak, göz izleme, kullanıcı ellerini girdi biçimi olarak kullanamadığında veya kullanmak istemediğinde bilgisayarlar ve diğer cihazlarla etkileşimi kolaylaştırır (https://www.tobii.com). ![](_page_0_Picture_2.jpeg) ![](_page_0_Picture_3.jpeg) Resim 6. Eye- tracking Cihazı Kaynak: https://pazarlamailetisimi.com/ Eye-tracking aracılığıyla araştırmaya katılan katılımcının kendisine sunulan uyarıcıda, daha çok nereye ve ne kadar süre ile baktığı hususlar tespit edilmeye çalışılır. Olçme sonucunda elde edilen veriler değerlendirilmek amacıyla ilgili programlar vasıtasıyla somutlaştırılmakta vs. rapor haline getirilmektedir. Bununla birlikte katılımcı birden fazla uyarıcıyla karşı karşıya kaldığında hangisine daha fazla dikkat kesilmekte ya da hangisine daha az yoğunlaştığını belirlemek için de veriler elde edilmektedir (Baş ve Tüzün, 2014: 221). Göz izleme uzun yıllardır kullanılan önemli nörobilim yöntemlerindendir. Bu yöntem önceki yıllarda göz izleme cihazının taşınabilir olmaması nedeniyle yalnızca üniversitelere ait araştırma merkezlerinde kullanılmıştır. Fakat son yıllarda gelişen teknolojiler ile taşınabilir hale gelen ve kullanımı kolaylaşan göz izleme cihazları akademik alanlarla beraber ticari araştırmalar da kullanılmaya başlanmıştır (Maughan vd. 2007: 336). Duchowski, (2007) ve Zurawiki'nin (2010) açıkladığı gibi, Eye-tracking tekniğinde, katılımcıların göz hareketleri takip edilerek uyarıların okunma şekli, bakış dağılımı ve sürelerine dair analizler yapılmakta ve bu analizler ışığında, katılımcının ilgisini ve bilişselliğini nasıl etkilediğini gözlemlememize yardımcı olur. Ayrıca Eye-tracking tekniğinde kesintili ve sabit olmak üzere iki tip göz hareketi vardır. Bu metodolojinin sınırlamaları, diğer biyometrik olanlarla ortaktır. Göz izlemeyi destekleyen teori, gözbebeği genişlemesinin ve daha uzun göz kırpma aralığının, deneğin bilgiyi daha iyi işlemesine karşılık geleceğini belirtir (Sebastian, 2014:756). ![](_page_0_Picture_1.jpeg) Resim 7. Eye Tracking Uygulaması ## K aynak: https://sightcorp.com Göz izleme, bakış açımız olarak da bilinen nereye baktığımızı ölçme sürecini ifade eder. Bu ölçümler, gözlerin pozisyonunu ve yaptıkları hareketleri kaydeden bir göz takip cihazı tarafından gerçekleştirilir. Yakın kızılötesi ışık, gözlerin merkezine (göz bebeği) doğru yönlendirilir ve hem göz bebeğinde hem de korneada (gözün en dıştaki optik elemanı) algılanabilir yansımalara neden olur. Bu yansımalar – kornea ve göz bebeği arasındaki vektör – bir kızılötesi kamera tarafından izlenir. Bir kızılötesi ışık kaynağı (ve dolayısıyla algılama yöntemi), bakış yönü ölçümünün doğruluğu, gözbebeğinin net bir sınırına (ve saptanmasına) ve kornea yansımasının saptanmasına bağlı olduğundan gereklidir. Normal ışık kaynakları (sıradan kameralarla) çok fazla kontrast sağlayamaz, bu da kızılötesi ışık olmadan uygun miktarda doğruluğun elde edilmesinin çok daha zor olduğu anlamına gelir. Görünür spektrumdan gelen ışığın kontrolsüz aynasal yansıma oluşturması muhtemeldir, kızılötesi ışık ise göz bebeği ve iris arasında kesin bir ayrım yapılmasına izin verir - ışık doğrudan göz bebeğine girerken, sadece iristen "seker". Ayrıca kızılötesi ışık insanlar tarafından görülmediği için gözler takip edilirken herhangi bir dikkat dağınıklığına neden olmaz. (https://imotions.com/blog/eye-tracking-work/) ![](_page_0_Picture_0.jpeg) Resim 8. Gözbebeği merkezinin konumu, kornea yansımasındaki nispi fark ve bakış yönleri ## K aynak: https://imotions.com Pek çok farklı göz takip cihazı olsa da iki ana tipi vardır bunlar ekran tabanlı göz izleme ve göz izleme gözlükleridir. Çeşitli alanlarda ve araştırma alanlarında kullanılırlar, ancak nasıl kullanıldıkları ve sonuç olarak sağladıkları veriler farklılık gösterebilir. Ekran tabanlı göz izleyiciler ( masaüstü, sabit veya uzak olarak da adlandırılır ) ![](_page_0_Picture_0.jpeg) Resim 10. Göz izleme gözlüğü Kaynak: https://imotions.com Adından da anlaşılacağı gibi, mobil cihazlar gözlerin yakınına takılır (genellikle gözlük çerçevelerine monte edilir) ve katılımcıların serbestçe hareket etmesine izin verir. Açıkçası, çalışma tasarımınız görevlerin doğal bir ortamda yapılmasını gerektiriyorsa, bu bir artıdır. Olumsuz tarafı, büyük miktarda hareket varsa (sporda olduğu gibi) kayıt sırasında gözlük potansiyel olarak kayabilir (https://imotions.com). Göz izleme bakış noktasını ya da bir gözün başa göre hareketini ölçme işlemidir. Göz izleyiciler, görsel sistem araştırmalarında, psikodilbilimde, pazarlamada, insanbilgisayar etkileşimi için bir giriş aygıtı olarak kullanılır (https://en.wikipedia.org). Ozetle, göz takibi şunları ortaya çıkarabilir: - · Insanların ekranda veya gerçek dünyada neye baktığı - Belirli görsel öğelere dikkat edildiğinde - Her bir fiksasyonun ne kadar sürdüğü - Görsel öğelerin sabitlendiği sıra - Bir kişinin bakışı daha önce bakılan bir görsel öğeye dönerse Ancak göz takibi tek başına şunları ortaya çıkaramaz: - Bir kişi neden belirli bir görsel öğeye baktı? - Görsel bir sahneye baktıklarında nasıl hissettikleri Bilgisayar teknolojisinin gelişmesiyle birlikte, göz izleme, insanların nereye, ne zaman ve neye baktığını nesnel olarak izlediği için görsel dikkatin ölçülmesini sağlayan insan davranışı araştırmalarında müdahaleci olmayan, uygun fiyatlı ve kullanımı kolay bir araç haline gelmiştir. Uygulama ve ölçüm kolaylığı göz önüne alındığında, göz izleme teknolojisinin, hızla büyüyen çeşitli akademik ve ticari disiplinler arasında, yukarıda belirtilen konuların çok üzerinde ve ötesinde artan bir popülerlik bulması şaşırtıcı değildir (https://imotions.com/blog/eye-trackingwork/). ## • Göz İzleme Metrikleri ve Terimleri Göz izleme, insanların nereye, ne zaman ve neye baktığını nesnel olarak izlediği için görsel dikkatı ölçmeyi mümkün kılar. Göz izleme araştırmasında kullanılan çeşitli farklı metrikler vardır , ancak daha yaygın olanlardan bazılarına aşağıda genel bir bakış verilmiştir (Köylüoğlu; 2018:72). - · Bakış noktaları: Göz izleme literatüründe kesinlikle en belirgin metrikler. Bakış noktaları temel ölçü birimini oluşturur - bir bakış noktası, göz izleyici tarafından yakalanan bir ham örneğe eşittir. - Fiksasyonlar: Bir bakış noktası bir süre korunursa, bir sabitleme, gözlerimizin belirli bir nesneye kilitlendiği bir dönem haline gelir . - · Ilgi alanları (AOI): Analizi uyaran üzerindeki belirli bölgelere yoğunlaştırmak için bir AOI tanımlanabilir - bu, istenirse diğer AOI'lerle karşılaştırılabilecek bir bölgedir. - İsı Haritaları: Birısı haritası, belirli bir uyaran üzerinde bir kaplama olarak zaman . içindeki sabitleme konumlarının görselleştirilmesidir. Bunlar gruplar arasında veya katılımcılar arasında karşılaştırmak için toplanabilir. - Sabitleme sekansları: Sabitlemelerin gerçekleştiği sırayı ve yönü detaylandırarak, bir . - katılımcının dikkatini ilk neyin çektiğini ve uyarana nasıl bakıldığını görmek mümkündür. - Ilk Sabitleme Süresi (TTFF): Yukarıdakine benzer şekilde, uyaranın başlangıcı ile tanımlanmış bir bölgenin görüntülenmesi arasındaki süre, belirli bir AOI'nin ilk görüldüğü zaman hakkında bilgi sağlar. Bu, görsel bir sahnede neye dikkat edildiğini (ve neyin olmadığını) değerlendirmek için bilgilendirici olabilir. Bu göz izleme metrikleri genellikle görsel dikkatı izlemek için kullanılsa da, sadece dikkatin ötesine geçen, fizyolojik uyarılmanın bir temsilcisi olarak pupillometri (gözbebeği boyutunun bir ölçüsü) kullanmak da mümkündür. Katılımcı hakkında potansiyel olarak daha fazla bilgi sağlayabilecek diğer ölçümler arasında ekrana olan mesafe, oküler verjans ve yanıp sönmeler yer alır (https://imotions.com). davranışlarına karşı daha farkındalık ve hassasiyet de sağlayabilir. Bu tür beceriler psikoterapistler, görüşmeciler ve iletişim alanında çalışan herkes için faydalıdır (https://www.paulekman.com). Yüz duyguları yansıtmaktadır. Paul Ekman 1978 senesinde insanların gerçek duygularını tespit etmek için yüz okuma yöntemini ortaya atmış ve yöntemi Facial Action Coding System (FACS) olarak adlandırmıştır. Yüz okuma tekniğinde, genellikle uzmanlar insanların yüz ifadelerini video şeklinde, yavaşlatarak izleyip, mikro ifadeleri incelemektedirler. Nöropazarlama bu yöntemi etkin bir şekilde kullanmaktadır. Tüketici davranışları analizi olarak yüz okumayı yoğun bir şekilde kullanırlar Pratik açıdan deney kişileri temelde karşı karşıya almaktadır ve uyarıcı ile aynı zamanda yüz ifadelerini belirlemeye yorumlamaya ve analiz etmeye çalışır. Bu işlem sırasında, test edilen kişi gözlem altında tutulduğu gerçeğinin farkındadır (Yeşilot ve Dal, 2018: 43 ). | Upper Face Action Units | | | | | | |-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------|------------|------------|------------|--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------|-----------| | AU 1 | AU 2 | AU 4 | AU 5 | AU 6 | AU 7 | | | | | | | | | Inner Brow | Outer Brow | Brow | Upper Lid | Cheek | Lid | | Raiser | Raiser | Lowerer | Raiser | Raiser | Tightener | | *AU 41 | *AIJ 42 | *AU 43 | AU 44 | AU 45 | AU 46 | | | | | | | | | Lid | Slit | Eyes | Squint | Blink | Wink | | Droop | | Closed | | | | | Lower Face Action Units | | | | | | | AU 9 | AU 10 | AU 11 | AU 12 | AU 13 | AU 14 | | | | | | | 产品 | | Nose | Upper Lip | Nasolabial | Lip Corner | Cheek | Dimpler | | Wrinkler | Raiser | Deepener | Puller | Puffer | | | AU 15 | AU 16 | AU 17 | AU 18 | AU 20 | AU 22 | | ﺍﻟﻤﺴﺎﻋﺪ ﺍﻟﻤﺴﺘﻮﻯ ﺍﻟﻤﺴﺘﻮﻯ ﺍﻟﻤﺴﺘﻮﻯ ﺍﻟﻤﺴﺘﻮﻯ ﺍﻟﻤﺴﺘﻮﻯ ﺍﻟﻤﺴﺘﻮﻯ ﺍﻟﻤﺴﺘﻮﻯ ﺍﻟﻤﺴﺘﻮﻯ ﺍﻟﻤﺴﺘﻮﻯ ﺍﻟﻤﺴﺘﻮﻯ ﺍﻟﻤﺴﺘﻮﻯ ﺍﻟﻤﺴﺘﻮﻯ ﺍﻟﻤﺴﺘﻮﻯ ﺍﻟﻤﺴﺘﻮﻯ ﺍﻟﻤﺴﺘﻮﻯ ﺍﻟﻤﺴﺘﻮﻯ ﺍﻟﻤﺴﺘﻮﻯ ﺍﻟﻤﺴﺘﻮﻯ ﺍﻟﻤﺴﺘﻮﻯ ﺍﻟﻤﺴﺘﻮﻯ ﺍﻟﻤﺴﺘ | | | | an and the comments of the comments of the comments of the comments of the comments of the comments of the comments of the comments of the comments of the contribution of the | | | Lip Corner | Lower Lip | Chin | Lip | Lip | Lip | | Depressor | Depressor | Raiser | Puckerer | Stretcher | Funneler | | AU 23 | AU 24 | *AU 25 | *AU 26 | *AU 27 | AIJ 28 | | | | | | | | | Lip | Lip | Lips | Jaw | Mouth | Lip | | Tightener | Pressor | Part | Drop | Stretch | Suck | Resim 11. Facial Action Coding System Uygulaması K aynak: https://www.researchgate.net Yüz Kodlaması, bir bireyin yüz ifadelerinin gözlemlenmesine dayalı olarak duyguları ve yoğunluklarını tespit etmeyi ve nitelendirmeyi mümkün kılan bir tekniktir. Bu sistemde, yüz kası kasılmaları veya gevşemeleri, bir sayı ile tanımlanan "eylem birimlerine" (AÜ) bölümür. Her birim, bir veya daha fazla yüz kasının aktivasyonunu temsil eder. Orneğin, AU 0 nötr bir yüzü temsil eder ve AU 1 "kaşların iç kısmının kaldırılmasına" karşılık gelir. Bu nedenle, bir ifade birkaç eylem birimine karşılık gelebilir. Ifadenin yoğunluğu, A'dan E'ye bir ölçekte not edilir, E maksimum yoğunluktur. Böylece, örneğin 1C, kaşların iç kısmında belirgin veya belirgin bir artış gösterir, ancak çok yoğun değildir. Duyguların yüz-geribildirim teorisi, yüz ifadelerinin duyguları deneyimlemeyle nasıl bağlantılı olduğunun omurga duygu teorisidir. İki önemli savunucu, Charles Darwin ve William James, fizyolojik tepkilerin, yalnızca duygunun bir sonucu olmaktan ziyade, genellikle duygunun ortaya çıkması üzerinde doğrudan bir etkisi olduğunu kaydetti. Bu teorinin destekçileri, duyguların yüz kaslarındaki değişikliklere doğrudan bağı olduğunu öne sürmüşlerdir; örneğin, sosyal bir etkinlik sırasında hoş bir şekilde gülümsemeye zorlanan insanlar, muhtemelen, kaşlarını çatmış veya daha nötr bir yüz ifadesi taşımış olsalar bile, etkinlikte daha iyi vakit geçirirler. Son kırk yılda Yüz İfadesi Analizi alanında psikoloji, işletme, pazarlama ve suç gibi çeşitli alanlara katkıda bulunan çok sayıda araştırma yapılmıştır. Yüz kodlamasının doğru olması için, katılımcının yüzünün iyi ve dengeli bir aydınlatma ile net ve önden kaydı gereklidir (ışıktaki bir değişiklik, okumaları büyük ölçüde etkileyebilir). Bu, bir alışverişçi yolculuk değerlendirmesi sırasında olduğu gibi, katılımcının özgürce hareket ettiği gerçek dünya ortamlarında uygulamayı zorlaştırabilir. Bazı katılımcılar da diğerleri kadar duygu ifade etmezler. Doğal olarak hiçbir şey vermeyen ölü bir yüz ifadesine sahipler, tıpkı profesyonel bir poker oyuncusunun kazanan elini gizlemesi gibi, böylece araştırmacılara herhangi bir yararlı veri sunmayabilir. Bu noktada kullanılan yazılım da hataya açıktır ve ortaya koyduğu verilerdeki bağlamı veya daha ince duygusal ipuçlarını kaçırabilir. Bu nedenlerle (ve daha fazlası), mevcut tüm nöropazarlama teknikleri arasında yüz kodlamasının gelecekteki tüketici davranışlarını tahmin etmede en az etkili olduğu gösterilmiştir (https://www.thescienceofpersuasion.com ). Ancak, bunun birçok olumlu yönü var. Orneğin, yüz kodlama deneyleri müdahaleci değildir ve tek gereken iyi bir kamera olduğundan, aynı anda birden fazla katılımcıdan veri toplamak mümkündür. Karmaşık Yüz Ifadesi Analizi çalışmaları için bir uzman ideal olsa da, daha az sağlam veri toplama, mınımum eğitime sahip hemen hemen herkes tarafından gerçekleştirilebilir. Veri toplama da çoğunlukla otomatik olduğundan, diğer nöropazarlama yöntemlerine kıyasla maliyet oldukça düşükken, geri dönüş süresi nizlıdır. Yüz ifadeleri de evrenseldir - bir gülümseme neredeyse her yerde insanlarda aynı anlama gelir - bu nedenle kültürel farklılıkların hesaba katılmasına gerek yoktur. Genel olarak, Yüz Kodlaması mütevazı bir güvenilirliğe sahiptir ve duygusal ifadenin sağlam bir ölçüsüdür; özellikle ifade edilen duygunun niteliğini ve türünü sağlar. (https://www.thescienceofpersuasion.com ). Tablo 6. Facial Coding'in Kullanım Alanları, İncelenen Konular, EEG'nin Sağladığı Üstünlükler Ve Araştırma Sınırlılıkları | Olçümlenenler | Kullanım Alanları | |-------------------------------------------------------------------------|--------------------------------------------------------------------------------------| | · Bilinçsiz reaksiyonlar | | | 44 yüz kası | | | 23 eylem birimi | · Reklamların test edilmesi | | · 6 ana duygu (öfke, korku, üzüntü, · Film fragmanlarının test edilmesi | | | hoşlanmama, şaşırma, gülümseme- | | | gerçek veya sosyal) | | | Ustünlükler | Sınırlılıklar | | | · Yüz ifadeleri kendiliğinden gelişir ve · Bir eylemin ne zaman gerçekleştiğine veya | | doğaldır. | kodlamanın asgari gereklerini karşıladığına karar | | · Gerçek zamanlı veri sağlamaktadır. | vermede öznellik söz konusudur. | | Kaynak: Bercea, 2013 | | ## 3.3.2.3. (GSR)-Galvanik Deri Iletkenliği Galvanik cilt tepkisi (GSR, elektrodermal aktivite veya EDA şemsiye terimi altına girer), ter bezi aktivitesindeki, duygusal durumumuzun yoğunluğunu yansıtan, aksi takdirde duygusal uyarılma olarak bilinen değişiklikleri ifade eder. Hem pozitif ("mutlu" veya "neşeli") hem de olumsuz ("tehdit edici" veya "üzücü") uyaranların uyarılmada artışa ve cilt iletkenliğinde bir artışa yol açması dikkate değerdir. Bu nedenle GSR sinyali, duygunun türünü değil, yoğunluğunu temsil eder (https://imotions.com). Galvanik Cilt Tepkisi (GSR) Galvanik Cilt Tepkisi (GSR) - Teknolojiler Elektrodermal Aktivite (EDA) ve Cilt Iletkenliği (SC) olarak da adlandırılan Galvanik Cit Tepkisi (GSR), cildin elektriksel özelliklerindeki sürekli varyasyonların ölçüsüdür. , örneğin, insan vücudunun terlemesinin varyasyonunun neden olduğu iletkenlik. GSR analizinin geleneksel teorisi, cilt direncinin ciltteki ter bezlerinin durumuna göre değiştiği varsayımına dayanmaktadır. İnsan vücudunun terlemesi Otonom Sinir Sistemi ( ANS ) tarafından düzenlenir. Ozellikle, otonom sinir sisteminin sempatik dalı ( SNS ) çok uyarılmışsa, ter bezi aktivitesi de artar, bu da deri iletkenliğini artırır ve bunun tersi de geçerlidir. Bu şekilde, cilt iletkenliği, insan Sempatik Sinir Sistemi tepkilerinin bir ölçüsü olabilir. Böyle bir sistem, insanlarda duygusal davranışsal düzenlemeye doğrudan dahil olur (https://www.brainsigns.com). GSR sinyalinin kaydedilmesi çok kolaydır: genel olarak bir elin ikinci ve üçüncü parmaklarına konan sadece iki elektrot gereklidir. İki elektrot arasında uygulanan düşük voltajlı akımın değişimi, EDA'nın ölçüsü olarak kullanılır. Son zamanlarda, yeni ticari sağlık cihazları giderek daha fazla giyilebilir ve süslü (bilezikler, saatler) geliştirildi, bu nedenle bu tür ölçümler sinirbilim ve nöropazarlama alanındaki her araştırma faaliyetinde laboratuvarsız ortamlarda da kullanılabilir (https://www.brainsigns.com). ![](_page_0_Picture_0.jpeg) Resim 12. Galvanik Deri İletkenliği (GSR) cihazı K aynak: https://healthtechinsider.com Galvanik Deri iletkenliği psikolojik ya da fizyolojik uyarılmaya duyarlı el veya ayaktaki derinin elektriksel iletkenliğini ve değişimini ölçer. GSR cihazı çalışmalarda diğer nörobilim tekniklerinde alınan sonuçları desteklemek amacıyla kullanılan bir yöntemdir. Maliyetinin düşük olması, taşınabilir olması ve kolay uygulanabilmesi gibi nedenlerden ötürü diğer çalışma teknikleri desteklenmek istediğinde tercih edilmektedir (Banks vd., 2012;V aliyeva, 2015:83). Tablo 7. GSR' Nin Kullanım Alanları, Incelenen Konular, GSR' Nin Sağladığı Üstünlükler Ve Araştırma Sınırlılıkları | Olçülenler | Kıllanım Alanları | |---------------------------------------------------------------------------------------------------------------|--------------------------------------------------------------------------------------| | · Uyarılma seviyesi | · Pazarlama çalışmalarının etkinlığı | | Üstünlükler | Sınırlılıklar | | · Program gerçek ses ile gerçek<br>uyarılmayı ayrıt edebilmektedir<br>· Uyarılma seviyesinin ölçülebilmesi | · Stres, kaygı, panik gibi duyguların ayrımının<br>sağlıklı bir şekilde yapılamaması | | Kaynak: Bercea, 2013 | | ## 3.3.3.3. Psikometrik Olçümler Psikometrik ölçümler; "kişilerin zihinsel yeteneklerini ve davranış tarzlarını ölçmek amacıyla kullanılan standart ve bilimsel bir yöntemdir." Psikometrik testler ile bireylerin gerekli rol için kişilik özelliklerinin ve yeteneklerinin (ya da bilişsel yeteneklerinin) uygunluğunu ölçmek amacıyla kullanılmaktadır. İşverenlerin çoğu günümüzde, mülakat yaptıkları çalışan adaylarının açığa çıkmayan yönlerini bulmak için bu psikometrik test verilerini kullanmaktadırlar. Bir birey işe alınırken ilk şartları yerine getirenler daha sonra psikometrik testlere tabi tutulurlar. Buradaki asıl amaç adayın işin gereğini yerine getirmeyeceğini tespit etmek ve pozisyona uygun adayların seçimini daraltacak önlemleri devreye sokmaktır (www.psychometricinstitute.com). Nöropazarlama çalışmalarında psikometrik yöntemler de kullanılmaktadır. Psikometrik ölçümlerle beyin aktiviteleri dolaylı olsa da ölçülebilmektedir. Psikometrik ölçümlerin temeli olan örtük çağrışım testi ile uyarıcılara tepki anı ve uyarıcılara karşı oluşan davranışlar ölçümlenebilmektedir (Varan vd.,2015:178; Yücel vd., 2017:117). ![](_page_0_Picture_2.jpeg) ## 3.4. Ülkemizde Akademik Alanda Yapılan Teorik ve ve Uygulamalı Nöropazarlama Çalışmaları Ülkemizde akademik alanda yapılan teorik ve uygulamalı çalışmalar tablo 8'de yer almaktadır. | Y azarlar | Makale<br>T ez<br>Bildiri | l'eori/<br>Deneyse<br>1 | Kullanılan<br>Araç<br>Gereçler | Çalışmanın Konusu | Bulgular | |------------------------------------|---------------------------|-------------------------|-------------------------------------|------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------|-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------| | Ozdoğan,<br>Tolon ve<br>Eser, 2008 | Makale | Teorik | Literatür<br>Taraması | Nöropazarlama Uzerine<br>Kavramsal Bir Çalışma | Nöropazarlamanın 5-10 yıl<br>içerisinde işletmelerin pazarlama<br>stratejilerinin rutin bir parçasını<br>oluşturacağı sonucuna varılmıştır. | | Ural. 2008 | Makale | Teorik | Literatür<br>Taraması | Pazarlamada Y eni<br>Yaklaşım: Nöropazarlama<br>Uzerine Kuramsal Bir<br>Değerlendirme | Bu çalışma, çok<br>tartışılannöropazarlama<br>yaklaşımının gelecekteki<br>araştırmalar için sağlayacağı<br>yararları, olumsuz yanlarını ve<br>sınırlarını kuramsal temelde<br>irdelemeyi hedeflemiştir. | | Tüzel, 2010 | Makale | Teorik | Literatür<br>Taraması | Tüketicilerin Zihnini<br>Okumak: Nöropazarlama<br>ve Reklam | Nöropazarlama insan zihninde<br>olup bitenlere ışık tuttuğundan<br>gelecekte pazarlama yöneticileri<br>ve reklam verenler tarafından daha<br>yaygın bir biçimde kullanılacaktır. | | Çubuk, 2012 | l ez | Teorik | Betimleme<br>ve Kaynak<br>Taraması | Pazarlamada Uygulamaya<br>Yönelik Yeni Bir<br>Yaklaşım: Nöropazarlama | Nöropazarlamanın gündeme<br>gelmesiyle anket ve odak<br>çalışmalar sırasında deneklerin<br>yalan söyleme ihtimalini<br>nöropazarlama ortadan<br>kaldırmaktadır. | | Ütkutuğ ve<br>Alkibay,<br>2013 | Makale | Teorik | Literatür<br>Taraması | Nöropazarlama: Reklam<br>Etkinliğinin<br>Psikofizyolojik<br>Tekniklerle<br>Değerlendirilmesi Uzerine<br>Yapılmış Araştırmalarının<br>Gözden Geçirilmesi | Nöropazarlama araştırmaları<br>incelendiğinde, reklam etkinliğini<br>qeleneksel yaklaşımla<br>değerlendiren yöntemlerin açığa<br>çıkartamadığı tepkilerin tespit<br>edilebildiği görülmüştür. | | Giray ve<br>Girişken,<br>2013 | Bildiri | Deneysel | EEG | Gözün Bilinç Seviyesinde<br>Duyumsayamadığı<br>Uyaranları<br>Beynin Algılaması<br>Mümkün müdür?<br>Nöropazarlama<br>Yöntemi ile Olçümleme<br>Üzerine Deneysel Bir<br>Tasarım | Kişiler teknik olarak gözlerinin<br>önünden geçen objeleri görmeseler<br>bile bilinçdışında demografik<br>özellikleriyle tutarlı bir tepki<br>ortaya koyabilmektedir. İkinci<br>bulgu ise özellikle basılı ve görsel<br>pazarlama iletişim araçlarında<br>kadın ürünleri için kadın<br>mankenler kullanılacağı zaman iki<br>kere düşünmek gerekebilir | | Yücel ve<br>Çubuk, 2013 | Makale | Teorik | Literatür<br>Taraması | Nöropazarlama ve<br>Bilinçaltı Reklamcılık<br>Yaklaşımlarının<br>Karşılaştırılması | Bilinçaltı reklamcılık<br>veNöropazarlama kavramları<br>açıklanarak çeşitli örneklemelerle<br>kıyaslama yapılmakta böylece bu<br>iki alanın farklılıkları ortaya<br>konulmuştur. | | Aytekin ve<br>Kahraman,<br>2014 | Makale | Teorik | Literatür<br>Taraması | A New Research<br>A pproachMarketing: Neuro<br>marketing: Pazarlamada<br>Yeni Bir Araştırma<br>aklaşımı: Nöropazarlama | Pazarlamacılar için yeni ve farklı<br>bir yöntem olan nöropazarlamanın<br>kavramsal bir değerlendirmesi<br>yapılmış ve farklı amaçlar<br>doğrultusunda yürütülmüş | Tablo 8. Ülkemizde Akademik Alanda Yapılan Teorik ve Uygulamalı Nöropazarlama Çalışmaları | | | | | | nöropazarlama araştırmalarına<br>ilişkin örnekler verilmiştir. | |--------------------------------|---------|--------------------|-------------------------------|-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------|------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------| | Yücel ve<br>Çubuk, 2014 | Makale | Teorik | Literatür<br>Taraması | Nöropazarlama<br>Penceresinden Marka<br>Değeri | Marka değeri oluşum aşamaları<br>tüketici istekleri göz önüne<br>alınarak değerlendirilmiştir.<br>Ureticilerin bu istekler<br>doğrultusunda oluşturduğu<br>stratejiler ve planlamalar<br>çerçevesinde tüketici gözünde<br>marka değerinin oluşması çift<br>yönlü bir ilişkiyi detaylı bir<br>şekilde ortaya koymuştur. | | Yücel ve<br>Çubuk, 2014 | Makale | Deneysel | EEG | Bir Nöropazarlama<br>Araştırmasının Deneysel<br>Yolculuğu ve<br>Araştırmanın İlk İpuçları | EEG cihazı kullanımı sonucunda<br>dikkat edilmesi gereken kurallar<br>tespit edilmiştir. Bu kurallardan<br>herhangi birine uyulmadığında<br>deney sonucu hatalı<br>değerlendirilmektedir. | | Akın ve<br>Sütütemiz,<br>2014 | Makale | Uygulama | Mülakat | Nöropazarlama ve<br>Uygulamacıların<br>Perspektifinden Etik Yönü | Araştırma kapsamındaki<br>şirketlerden biri NMSBA'nın etik<br>kuralları hakkında bilgi sahibi<br>iken, diğerinin bilgi sahibi<br>olmadığı ortaya çıkmıştır.<br>Nöropazarlama çalışmaları<br>yürütecek şirketlerin NMSBA'nın<br>etik kurallarını benimsemelerine<br>ihtiyaç bulunduğu tespit edilmiştir. | | Bilgiç, 2014 | l ez | Teorik | Literatür<br>Taraması | A contemporary marketing<br>technique: neuromarketing<br>Çağımızın Pazarlama<br>Tekniği: Nöropazarlama | Herhangi bir reklamın etkisini<br>geleneksel pazarlama yaklaşımının<br>aksine nöropazarlama arttırır. | | Akın, 2014 | Tez | Uygulama | Betimsel<br>Analiz<br>Tekniği | Pazarlama Araştırmacıları<br>Perspektifinden<br>Nöropazarlama: Keşifsel<br>Bir Araştırma | Nöropazarlama teknikleriyle<br>yürütülen çalışmalar neticesinde<br>elde edilen bulgular, pazarlama<br>bileşenlerinin ve stratejilerinin<br>oluşturulmasında kullanılmıştır. | | Bozoklu,<br>Alkibay,<br>2014 | Bildiri | Deney,<br>Uygulama | Anket,<br>EMG | Nöropazarlama<br>Kapsamında Tv<br>Reklamlarına<br>Yönelik Duygulanım<br>Tepkilerinin<br>Değerlendirilmesi:<br>Yüz Kasları Analızı İle<br>Anket Yönteminin<br>Karşılaştırılması | Yüz kasları hareketi analızı ile<br>anket yönteminin aksine, duygu<br>değeri<br>ve uyarılma düzeyi açısından her<br>reklam tipi için hem daha detaylı<br>hem de istatistiksel anlamlılık<br>düzeyinde daha hassas sonuçlar<br>sağlanmıştır. | | Solmaz,<br>2014 | Tez | Uygulama | Anket<br>Yöntemi | Nöropazarlama<br>Faaliyetlerinde Bilinçaltı<br>Reklamcılık ve Tüketici<br>Algısı Üzerindeki Etkisi | Reklamlar artık tüketicide istek ve<br>ilgi uyandırmak için akıllıca<br>planlanmaktadır. En önemlisi de<br>isteklerinde ihtiyaçmış gibi<br>tüketicinin zihninde<br>konumlandırmalarını<br>sağlamaktadır. | | Yücel ve<br>Diğerleri,<br>2014 | Bildiri | Uygulama | Anket<br>Yöntemi | Customer Perception<br>Analysis of Stores Within<br>the Framework of<br>Empathic Mind | Katılımcıların satın alma<br>algılamaları ölçülerek algı ve<br>davranışlar arasındaki benzerlikler<br>ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. | | Çevik, 2015 | Tez | Uygulama | Anket<br>Yöntemi | An Awareness Research<br>For Neuromarketing That<br>is A New Scientific Way<br>of Doing Market Research<br>Pazar Araştırması<br>Y apmada Y eni Bir<br>Bilimsel Y ol Olan<br>Nöropazarlama İçin<br>Farkındalık Araştırması | Nöropazarlama yöntemini firmalar<br>kullanarak ürünlerinin dizaynını,<br>fiyatlandırmasını tüketicinin<br>gerçek isteğine bağlı olarak<br>yaparlar. | | V aliyeva,<br>2015 | Tez | Teorik | Literatür<br>Taraması | Tüketici Davranışlarını<br>Etkilemede Y eni Bir<br>İletişim Tekniği<br>Olarak Nöropazarlama<br>İletişimi | Pazarlamacıların değişen şartlara<br>ayak uydurması, tüketicilerin<br>istekleri doğrultusunda hareket<br>etmesi ve etkin şekilde<br>ihtiyaçlarını karşılaması<br>gerekmektedir. | |------------------------------|--------|----------------------------|---------------------------------------|------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------|---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------| | Ceylan ve<br>Ceylan,<br>2015 | Makale | Teorik | Betimlem<br>e<br>Araştırma<br>Yöntemi | Ambalaj Tasarımında<br>Bilinçaltı Mesaj<br>Oğelerinin ve<br>Nöropazarlama<br>Yaklaşımının<br>Kullanımlarının<br>Karşılaştırılması | Ambalajlarda bilinçaltı mesajlar<br>kullanılarak gerçekleştirilmek<br>istenen hiçbir ürünle rekabete<br>girmeden ürünün satın alınması<br>iken<br>nöropazarlama yaklaşımı muadil<br>ürünler ile en iyi şekilde rekabet<br>edebilmenin yolları aramaktır. | | Tayfun ve<br>Oçlü, 2015 | Makale | Uyqulama<br>ve<br>Deneysel | Anket<br>Yöntemi,<br>EEG | Yeşil Pazarlama<br>Uygulamasının Tüketiciler<br>Açısından Algılanmasının<br>Nöropazarlama Tekniği İle<br>Araştırılması | Yeşil pazarlama uygulamalarından<br>reklam filminde bahsetmenin<br>tüketicinin dikkatini çekmedeki<br>rolünün büyük olduğu tespit<br>edilmiştir. | | Göral, 2015 | Tez | Deneysel | FFG | Nöropazarlama<br>Çerçevesinde Farklı<br>Emosyonel Değerliğe<br>Sahip Uyaranların<br>Bellek Üzerindeki<br>Etkisinin Olaya İlişkin<br>Potansiyeller ve<br>Salınımlarla Araştırılması | Analizler sonucunda UDRS<br>resimlerine ilişkin salınımlarda<br>hatırlanan ve hatırlanmayan<br>sözcükler arasında belirgin fark<br>gözlenmezken, şematik yüzlerle<br>gerçekleştirilen deneylerde frontal<br>teta salınımlarının anlamlı<br>derecede farklılaştığı saptanmıştır. | | Ustaahmeto<br>ğlu, 2015 | Makale | Teorik | Literatür<br>Taraması | Nöropazarlama Uzerine<br>Bir Değerlendirme | Sağlıklı sonuçlar elde edebilmek<br>için nöro bilimsel çalışmalar<br>geleneksel veri toplama<br>yöntemleriyle elde edilen verilerle<br>birlikte değerlendirilmelidir. | | Yücel ve<br>diğerleri,<br>2015 | Bildiri | Uyqulama | İçerik<br>A nalizi | A Neuropolitic<br>Experiment on State<br>Leaders on the Grounds of<br>Power, Charisma, Trust<br>and Peacebility | Y apılan araştırmada; nörobılım,<br>nöromarketing ve nöropolitika<br>bağlamında; farklı ülkelerin<br>politik liderlerinin görsel<br>profillerinin- güç, karizma, güven<br>ve barışçıl -unsurlar açısından<br>nasıl algılandığı tespit edilmeye<br>çalışılmıştır. | |--------------------------------|---------|-----------------------|----------------------------------|-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------|------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------| | Yücel ve<br>diğerleri,<br>2015 | Bildiri | Deneysel | EEG | Coffee Tasting<br>Experiment From the<br>Neuromarketing<br>Perspective | Sonuçlar değerlendirilirken;<br>deneklerin sahip olduğu kahve<br>markasını belirleyebileceklerini<br>teyit ettiler. Ancak isimsiz<br>kahveler arasında seçilen kahveyi<br>bulamadıkları belirlendi. | | Yücel ve<br>diğerleri,<br>2016 | Bildiri | Deneysel | EEG | A Neuro-Experimental<br>Design On Cognition Of<br>Cities | Bu çalışmada şehirlerle ilgili<br>görsellerin nasıl algılandığı EEG<br>ile tespit edilmeye çalışılmıştır. | | Ozer, 2016 | Tez | Uygulama,<br>Deneysel | Göstergebil<br>im analiz,<br>EEG | Sigara Karşıtı Kamu<br>Spotlarının Bireyler<br>Üzerindeki Etkisinin<br>Nörogörüntüleme<br>Yöntemiyle Tespit<br>Edilmesi | Kamu spotlarının duygusal<br>bağlamda bireylere hitap etmesi<br>araştırmada elde edilen önemli bir<br>bulgudur. | | Şimşek,<br>2016 | Tez | Deneysel | FFG | Tüketicilerin Otomobil<br>Markaları Üzerindeki<br>Algılarının<br>Nöropazarlama Açısından<br>Olçülmesi. | Araştırmanın sonucunda,<br>tüketicilerin rasyonellikten<br>uzaklaştığı ve şık tasarım, kaliteli<br>hizmet, prestij gibi daha duygusal<br>ve soyut kavramların ön plana<br>çıktığı tespit edilmiştir. | | Bayır, 2016 | Tez | Uygulama,<br>Deneysel | Anket<br>Yöntemi.<br>EEG | Marka Kişiliği Algısının<br>Olçümünde Anket ve<br>Nöropazarlama | Turkcell marka operatörünün 5<br>marka kişiliği boyutundan ve 12<br>marka kişiliği sıfatından, | | | | | | (elektroensefalografi)<br>Yöntemi Üygulaması | görüntüleme yönteminin diğer<br>beyin görüntüleme yöntemlerine<br>daha önemli olduğu görülecektir. | |---------------------------------|------------|-----------------------|--------------------------------|---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------|----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------| | Demirtürk,<br>2016 | Tez | Uygulama,<br>Deneysel | Açık Üçlu<br>soru, EEG | Nöropazarlama Açısından<br>Bilgilenmiş Kullanıcıların<br>Karar Süreci Uzerinde<br>Koku Etkisinin<br>Olçümlenmesi | Kadın hastalıkları ve doğum<br>uzman hekimlerinden oluşan<br>bilgilenmiş kullanıcılara yönelik<br>ürün tanıtımlarında marka<br>kimliklendirme bileşeni olarak<br>koku duyusunun kullanılmasıyla,<br>Y ürününün doğallık vurgusu<br>akılda kalıcı ve ayırt edici şekilde<br>iletildiği gözlemlenmiştir. | | Kömürcüoğl<br>u, 2016 | Tez | Uygulama | Anket | Pazarlama Iletişim<br>Sürecinin Etkinliğini<br>Arttırmada<br>Nöropazarlama: Bir Alan<br>Araştırması | Kitle iletişim araçlarından ankette<br>sık kullanıma göre öncelik sırası<br>internet, televizyon, gazete ve<br>dergi ile radyo şeklinde olmuştur.<br>Yine araştırma sonuçlarına göre<br>en sık kullanılan kitle iletişim<br>aracı internet iken reklamın ikna<br>etme gücü olarak katılımcılara<br>sorulduğunda en yüksek değeri<br>televizyon almıştır. | | Köylüoğlu,<br>2016 | Tez | Uygulama<br>Deneysel | CAPI , Eye<br>tracking,<br>EEG | Nöropazarlamada<br>Davranışsal Deneylerle<br>Reklamın Tüketici<br>Uzerindeki Etkısının<br>Araştırılması | CAPI araştırmasına göre, reklam<br>filminin ürüne olan katkısı<br>düşüktür ancak markaya olan<br>katkısının yüksek olduğu açıkça<br>görülmüştür. | | Akgün ve<br>Ergün, 2016 | Makal<br>e | Teorik | Literatür<br>Taraması | Y eni Bir Pazarlama<br>Yaklaşımı Olarak<br>Nöropazarlama Uzerine<br>Kuramsal Bir Araştırma | Nöropazarlama ile ilgili genel<br>tanımlamalara, kullanılan<br>nöropazarlama araştırma<br>tekniklerine, nöropazarlama<br>kavramının etik boyutuna ve<br>nöropazarlama ile ilgili dünyada<br>ve Türkiye'de yapılmış olan<br>çalışma örneklerine yer<br>verilmiştir. | | Sadedil,<br>2016 | Tez | Uygulama,<br>Deneysel | Anket,<br>EEG,<br>LPP | Pazarlama Mesajlarının<br>Etkinliği Açısından<br>Geleneksel Pazarlama<br>Araştırmaları İle<br>Nöropazarlama<br>Araştırmalarının<br>Karşılaştırılması; "Sigara<br>Paketleri Üzerindeki<br>Caydırıcı Mesajların,<br>Sigara Kullanma<br>Alışkanlıkları Uzerindeki<br>Etkisi" | Geleneksel pazarlama<br>araştırmalarında katılımcıların<br>farklı beyanda bulunduğu, beyan<br>ve beyin görüntüleri<br>karşılaştırılarak ortaya konmuştur.<br>Yanlış beyan verilmesi ile<br>doğacak problemleri<br>nöropazarlama araştırmalarının<br>çözebileceği bu araştırma ile<br>ispatlanmıştır. | | Uyar, 2016 | Makal<br>e | Teorik | Literatür<br>Taraması | Pazarlamanın Yeni<br>Yaklaşımı:<br>Nöropazarlama<br>Uzerine Kuramsal Bir<br>Bakış | Nöropazarlama hakkında genel<br>bilgi verilerek araştırmacılara yol<br>göstermiştir. | | Yılmaz ve<br>diğerleri,<br>2016 | Bildiri | Uygulama | İçerik<br>Analizi | Nöropolitika Bağlamında<br>Ulke<br>Liderlerinin Algılanması<br>Uzerine<br>Deneyimsel Bir Çalışma | Yapılan araştırmada; nörobilim,<br>nöromarketing ve nöropolitika<br>bağlamında; farklı ülkelerin<br>politik<br>liderlerinin görsel profillerinin-<br>güç, karizma, güven ve barışçıl -<br>unsurlar açısından nasılalgılandığı<br>tespit edilmeye çalışılmıştır. | | Yücel,<br>Yılmaz,<br>2016 | Bildiri | Teorik | Literatür<br>Taraması | Sosyal Bilimlerde<br>Deneysel Çalışma Aracı<br>Olarak Nöromarketing ve<br>EEG Kullanımı | Nöropazarlama araştırmaları ve<br>kullanım alanları, Nöropazarlama<br>ölçümlerinde kullanılan teknikler<br>ve ölçme araçları, Nöropazarlama<br>ve EEG, Nöropazarlamanın etik<br>yönü ve yönteme getirilen<br>eleştiriler teorik olarak ele<br>alınmıştır. | |----------------------------------|---------|----------|-----------------------|----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------|-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------| | Tunalı,<br>Gözü ve<br>Ozen, 2016 | Makale | Teorik | Literatür<br>Taraması | Pazarlama ve Reklam<br>Araştırmalarında<br>Nöropazarlama Uzerine<br>Yapılmış Araştırmaların<br>Incelenmesi ve Etik<br>Boyutunun Tartışılması | Tüketicilerden geleneksel<br>yöntemlerden farklı içgörüler elde<br>etmeye yönelik, EEG ve göz<br>izleme başta olmak üzere, tüm<br>nöropazarlama araştırma<br>tekniklerinin piyasa ve pazar<br>araştırmalarında tek başlarına<br>kullanılmaları, yalnızca bu<br>araştırma sonuçlarına göre<br>planlama ve pazarlama<br>stratejilerinin oluşturulması riskli<br>görünmektedir | | Değirmen<br>ve Şardağı,<br>2016 | Makale | Teorik | Literatür<br>Taraması | Nöropazarlama<br>Üygulamalarının Etik<br>Bağlamında<br>Değerlendirilmesi | Araştırmada "Nöropazarlama etik<br>açıdan ne kadar uygun?",<br>"Bilimde kullanılan tekniklerin<br>pazarlama amaçlı kullanılması<br>doğru mudur?", "Nöromarketing<br>çalışmaları sonucunda elde edilen<br>bilgiler ne kadar güvenilir ve<br>tutarlıdır?," "Nöropazarlama<br>tekniklerinin pazarlama<br>alanında sağlayacağı avantajlar<br>nelerdir?" sorularına cevap<br>aranmaya çalışılmıştır. | | Coşkun ve<br>Yücel, 2017 | Bildiri | Teorik | Literatür<br>Taraması | Kültürel Turizmin<br>Gelişmesinde<br>Nöropazarlamanın<br>Etkisinin<br>Kuramsal Olarak<br>Incelenmesi | Nöropazarlamanın<br>kapsamını, kullanım alanlarını,<br>zorluklarını ve yapılan eleştirileri<br>değerlendirerek<br>nöropazarlamayı kavramsal olarak<br>inceleyerek kültürel turizmde<br>nöropazarlamayı etkin hale<br>getirmek için bilgi verilmiştir. | | Taş ve<br>Şeker, 2017 | Makale | Teorik | Literatür<br>Taraması | Nöropazarlama ve<br>Yönetim Bilişim Sistemler | Nöropazarlama alanında yapılan<br>çalışmaların<br>bilişim ve işletme bilgisine sahip<br>kişilerle yürütülmesi işlerin daha<br>verimli ve etkin yürütülmesini<br>sağlayacağı sonucuna varılmıştır. | | Tunç, 2017 | Tez | Deneysel | EEG | Reklamlarda Kullanılan<br>Görsellerin Farkındalık<br>Yaratma Etkisinin<br>Nöropazarlama Açısından<br>Incelenmesi | Diş macunu reklamlarının<br>tüketicilerin satın alma davranışı<br>üzerindeki etkileri ölçülmeye<br>çalışılmıştır. | | Üğur, 2017 | Tez | Deneysel | EEG | Retro Pazarlama<br>Üygulamalarının<br>Tüketicilerin Satın Alma<br>Davranışlarına Etkisinin<br>Nöropazarlama Açısından<br>Incelenmesi | Retro Pazarlama anlayışına<br>yönelik olarak yapılan<br>reklamlardaki mesajlara<br>tüketicilerin nasıl tepki verdikleri,<br>tüketicilerin satın alma<br>davranışlarını etkileme düzeyleri<br>ve tüketicinin bilinçaltındaki<br>düşünceleri belirlenmeye<br>çalışılmıştır. | | Yücel ve<br>Gündüz,<br>2017 | Bildiri | Deneysel | EEG | Bölgesel Kalkınmada<br>Girişimci Kadınların Rolü: | Gönüllü katılımcılara "Kadın<br>Girişimcilik" temalı kamu spotu<br>izlettirilecek ve EEG analiz<br>yöntemi kullanılarak bu kamu | | | | | | Başarılı Kadın Girişimci<br>Örneğinin Eeg Analiz<br>Yöntemi Ile Incelenmesi | spotuna karşı vermiş oldukları<br>tepkiler ile kamu spotunun<br>etkinliği tespit edilmiştir. | |-------------------------------------|---------|-----------------------|---------------------------------------|-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------|----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------| | Yücel.<br>Ozdemir ve<br>Gür, 2017 | Bildiri | Deneysel | EEG | Şehirlerin Algılanması<br>Uzerine<br>Nöro-Deneyimsel Bir<br>Tasarım | Deneyimsel olan bu çalışmada<br>araştırmaya katılan gönüllülere<br>şehirler ve o şehirlere ilişkin<br>kavramlar gösterilerek şehirlerle<br>ilgili duygusal algıların<br>belirlenmesi çalışılmıştır. | | Gündüz, Yüc<br>el, ve Atlı,<br>2017 | Bildiri | Deneysel | EEG | Nöropazarlama<br>Çerçevesinde Kadına<br>Yönelik Şiddet Temalı<br>Kamu Spotlarının Eeg<br>Analizi Yöntemi İle<br>Incelenmesi | Gönüllü katılımcılara "Kadın<br>Yönelik Şiddet" temalı kamu<br>spotu izlettirilmiş ve EEG analiz<br>yöntemi kullanılarak bu kamu<br>spotuna yönelik vermiş oldukları<br>tepkiler ile kamu spotunun<br>etkinliği tespit edilmiştir. | | Akan, 2017 | Tez | Uyqulama,<br>Deneysel | Yüzyüze<br>Görüşme<br>Tekniği,<br>EEG | Havayolu Marka Kişiliği<br>Algısının Yüzyüze<br>Görüşme ve<br>Nöropazarlama<br>Yöntemlerinden Eeg ile<br>araştırılması: Bir<br>Uygulama | Araştırmanın sonucunda; her iki<br>yöntemden elde edilen bulguların<br>büyük oranda farklılık gösterdiği<br>tespit edilmiştir. | | Yücel, 2017 | Bildiri | Teorik | Literatür<br>Taraması | Pazarlama ve Beynin<br>etkileşimi: Nöropazarlama<br>Deneysel çalışma<br>Ornekleri | Nöropazarlama yöntem<br>ve araçlarının kullanılarak<br>yapıldığı deneysel<br>çalışma örneklerine yer<br>verilmiştir. | | Bayır, Yücel,<br>ve Gündüz<br>2017 | Bildiri | Deneysel | Eye<br>Tracking | E-Devlet Portalı "nın Ana<br>sayfasının Kullanılabilirlik<br>Ve İşlevsellik Açısından<br>Değerlendirilmesi | Göz izleme cihazı<br>(eyetracker) vasıtasıyla<br>katılımcıların odaklanma<br>sayıları ve odaklanma<br>bölgeleri tespit edilmiştir.<br>Çalışma sonucunda; anket<br>ve göz izleme cihazı<br>(evetracker) ile elde<br>edilen veriler toplanarak<br>e-Devlet Portalı "nın<br>kullanılabilirlik ve<br>işlevsellikleri üzerine<br>araştırma bulguları ve<br>potansiyel çıkarımlar<br>mevcut literatür ışığında<br>karşılaştırmalı olarak<br>sunulmuştur. | | Bayır, Yücel,<br>ve Atlı, 2017 | Bildiri | Deneysel | Eye<br>Tracking<br>Anket | "Eye Tracking (Göz<br>Izleme) Yöntemi Ile Urün<br>Yerleştirmenin<br>Incelenmesi: Apple ve<br>Samsung Markalarının<br>Karşılaştırılması" | Çalışmada; Apple ve<br>Samsung markalarına ait<br>ürün yerleştirme<br>görselleri katılımcılara<br>gösterilerek ve ilgili<br>katılımcıların mevcut<br>görseller üzerindeki<br>odaklanma sayıları,<br>odaklanma süreleri ve 1sı<br>haritaları Eye Tracking | | Yücel, Gür<br>ve Coşkun,<br>2017 | Bildiri | Deneysel | EEG | Trafik Kazaları Temalı<br>Kamu Spotlarının<br>Nöropazarlama<br>Kapsamında EEG Analizi<br>Yöntemi İle İncelenmesi | (Göz Izleme)ile tespit<br>edilmiştir.<br>Yapılan bu çalışmaile<br>bundan sonra yapılacak<br>olan trafik kazaları temalı<br>kamu spotlarının<br>amacınaulaşmasında daha<br>etkili olması ve toplumsal<br>farkındalığın<br>arttırılması için yapılması<br>gerekenler hakkında<br>önerilerde bulunulmuştur. | |----------------------------------|---------|--------------------|---------------------------|------------------------------------------------------------------------------------------------------------------|----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------| | Yücel ve Gür<br>2017 | Bildiri | Deneysel | EEG | Beyin Müzik İlişkisi:<br>Tüketicilerin Reklam<br>Müziklerine Tepkilerinin<br>Nöropazarlama ile<br>Incelenmesi | EEG Yöntemi ile reklam<br>müziklerine tüketicilerine<br>olan tepkileri<br>değerlendirilmiş ve<br>katılımcıların gerçek<br>tepkileri ortaya<br>konulmuştur. Yapılan<br>çalışma ile bu reklam<br>müziğinin etkin olduğu ve<br>katılımcılar üzerinde<br>gerekli mesajları verdiği<br>tespit edilmiştir. | | Salman ve<br>Perker, 2017 | Makale | Nitel<br>Araştırma | Derinlemesi<br>ne Mülakat | Dünya'da ve Türkiye'de<br>Nöropazarlama<br>Çalışmalarının İncelenmesi<br>ve Değerlendirilmesi | Nöropazarlama uzmanları<br>ile<br>derinlemesine mülakat<br>yapılarak, reklamlar<br>üzerine yapılan<br>nöropazarlama çalışmaları<br>ve<br>bulgularına yer<br>verilmiştir. | | Akan, 2018* | Makale | Teorik | Literatür<br>Taraması | Yeni Bir Disiplinlerarası<br>Alan Olarak<br>Nöropazarlama Üzerine<br>Kavramsal Bir<br>Değerlendirme | Bu çalışmada yeni bir<br>disiplinler arası alan<br>olarak nöropazarlamanın<br>kavramsal olarak<br>değerlendirilmesi ve<br>nöropazarlama<br>çalışmalarında kullanılan<br>teknikler ve kullanım<br>alanları konusunda bir<br>inceleme yapılmıştır. | | Yücel ve<br>Şimşek,<br>2018* | Makale | Teorik | Literatür<br>Taraması | Tüketici Davranışlarını<br>Analiz Etmede<br>Nöropazarlama Yöntem ve<br>Araçlarının Kullanımı | Bu çalışmada;<br>nöropazarlamada<br>kullanılan cihaz ve<br>yöntemlerin ayrıntıları<br>üzerinde durularak,<br>pazarlama karması<br>unsurları nöröpazarlama<br>prensipleriyle birlikte ele<br>alınmıştır. | | Bayır vd.,<br>2018* | Makale | Teorik | Literatür<br>Taraması | Geleneksel Pazarlama<br>Karmasının Nöropazarlama<br>Perspektifinden<br>Değerlendirmesi | Bu çalışmada;<br>pazarlamakarması<br>elemanlarının,<br>nöropazarlama<br>araştırmaları<br>perspektifinden<br>uygulamaörnekleri<br>sunulmuştur. | |------------------------------------------|--------|----------|------------------------|----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------|---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------| | Oztürk vd.,<br>2018* | Makale | Deneysel | EEG | Beynimiz ve Dilimiz Aynı<br>mı Konuşuyor? Anket ve<br>EEG Yöntemlerinin<br>Karşılaştırılması | Bu çalışmada geleneksel<br>araştırma yöntemlerinden<br>olan ölçek aracılığı ile<br>toplanan veriler ile<br>nöropazarlama<br>araştırma yöntemlerinden<br>EEG aracılığı ile toplanan<br>veriler karşılaştırılmıştır. | | Sadedil ve<br>Tüzel<br>Üraltaş,<br>2018* | Makale | Teorik | Literatiir<br>Taraması | Nörobilim Araştırmalarında<br>Kullanılan Görüntüleme<br>Yöntemlerinin<br>Nöropazarlama Alanında<br>Kullanılmasına Yönelik<br>Kavramsal Bir Çalışma | Bu çalışmada,<br>nöropazarlama<br>araştırmalarında<br>kullanılan araştırma<br>yöntemleri ele alınmıştır.<br>Hangi pazarlama<br>araştırmalarında, hangi<br>nörobilim araştırma<br>yöntemlerinin<br>kullanılabileceği | açıklanmıştır. | Yağcı<br>vd.,2018* | Makale | Teorik | Literatür<br>Taraması | Nöropazarlama<br>Araştırmalarının<br>Bibliyometrik Bir Analizi | "Web of Science" veri<br>tabanından 351 endeksli<br>makale incelenmiştir.<br>Çalışma sonucunda, NP'ya<br>artan bir eğilimin olduğu,<br>Journal of<br>Marketing Research'un NP<br>çalışmalarının ana kaynağı<br>olduğu ve bu çalışmalarda<br>çoğunlukla birden fazla yazar<br>ile ortak araştırmaların<br>yapılmış olduğu sonuçlarına<br>ulaşılmıştır. | |-----------------------------|--------|----------|-----------------------|--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------|-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------| | S.<br>Sadedil,<br>2018* | Makale | Teorik | Literatür<br>Taraması | Literatürüne<br>Nöropazarlama<br>Etki<br>Nörobilim<br>Eden<br>Alanlarının ve Kavramlarının<br>Nöropazarlama Bakış Açısı<br>İle İncelenmesi | Nöropazarlama alanında<br>yapılan araştırmalarda bazı<br>beyin bölgelerinin ön plana<br>çıktığı sonucuna varılmıştır. | | Özüpek<br>ve<br>Ozer. 2018* | Makale | Deneysel | EEG | Kamu<br>Sigara<br>Karşıtı<br>Spotlarının<br>Bireyler<br>Üzerindeki<br>Etkisinin<br>Nörogörüntüleme Yöntemiyle<br>Tespit Edilmesi | Araştırma bulguları deneye<br>katılan grupta sigara içmeyen<br>bireylerin EEG analiz<br>sonuçlarına göre kamu<br>spotuna verdiği tepkiler<br>kadınlarda daha çok,<br>erkeklerde daha az; sigara<br>içen bireylerin EEG analiz | | | | | | | sonuçlarına göre kadınlarda<br>daha çok, erkeklerde daha az<br>olduğu görülmektedir.<br>Kadınların kamu spotlarını<br>izleme sırasında beyin<br>dalgalarındaki dalgalanma<br>çoğunlukla sağ temporal ve<br>sol frontal bölgede<br>görülmektedir.<br>Tüketicinin Zihni<br>Nöropazarlama ile | |--------------------------------------------------|-----------------|----------|-------------------------|-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------|-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------| | Yücel ve Gür,<br>2018* | Kitap<br>Bölümü | Teorik | Literatür<br>Incelemesi | Is Consumer Mind Readable<br>By Neuromarketing? | Okunabilirmi? Sorusuna<br>literatür çerçevesinde cevap<br>aranmaya çalışılmıştır. | | Akıllıbaş<br>ve<br>Ceylan, 2019* | Makale | Teorik | Literatür<br>İncelemesi | Nöropazarlama<br>Tüketici<br>Perspektifinden<br>Beynine Yapılan Yolculuk | Bu araştırmada<br>nöropazarlama hakkında<br>detaylı bir tanıma yer<br>verilmiş olup daha sonra<br>nöropazarlamanın tarihsel<br>gelişimi, nöropazarlama ve<br>beyin ilişkisi açıklanmış olup<br>son olarak da<br>nöropazarlamada kullanılan<br>yöntemlere yer verilmiştir. | | Yücel<br>ve<br>Şimşek,<br>2019* | Makale | Deneysel | EEG | Measuring Consumer Brand<br>Perceptions<br>in<br>Terms<br>of<br>Neuromarketing by Using The<br>EEG<br>Method:<br>An<br>Experimental Study on The<br>Automotive Industry | Bu çalışma ile araştırmacılar<br>tarafından belirlenen konfor,<br>güvenlik, yakıt tasarımı, şık<br>tasarım, kaliteli hizmet,<br>prestij, performans,<br>dayanıklılık ve kalite<br>değişkenlerine göre EEG<br>cihazı kullanılarak<br>tüketicilerin otomobil marka<br>algıları tespit edilmeye<br>çalışılmıştır. | | Yılmaz,<br>Gazeloğlu<br>ve<br>Altındiş,<br>2019* | Makale | Deneysel | EEG | Prediction of Preference and<br>Effect of Music on Preference:<br>Preliminary Study on<br>A<br>Electroencephalography from<br>Y oung Women | Bu çalışmada nöromarketing<br>uygulanarak yüksek ve ritmik<br>müziğin satın alama tercihi<br>tahmini aşamasında etkisi<br>incelenmiştir Araştımada<br>Eeg aracıkullanılmış olup<br>Burg metoduyla çalışılmıştır.<br>Çalışma s19-24 yaş<br>aralığındaki sağlıklıkadınlara<br>uygulanmıştır. Deneklere<br>müziksiz ve yüksek ve ritmik<br>müzik eşliğinde bir web<br>sitesine ait ayakkabı<br>görselleri gösterilmiştir.<br>Araştırmanın sonunda<br>müziğin olumlu karar alma<br>tercihlerini gözlemlenmiştir.<br>Yüksek ve ritmik müziğin<br>deneklerin olumsuz karar | | | | | | almalarında etkili olduğu<br>saptanmıştır | |-------------|--------------------------------------|-----------------|--------------------------------------------------------------------------------------------------------------|----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------| | Toker, 2019 | Doktora<br>Deneysel<br>l ezi | Eye-<br>Yöntemi | Seçilmiş Reklam Filmlerinin<br>Tracking/Anket Noropazarlama<br>Kapsamında<br>Göz Izleme Yöntemi Ile Analizi | çalışmada<br>filmlerinde<br>Bu<br>reklam<br>çekiciliklerinin,<br>kullanılan<br>reklam<br>reklamın dikkate çekme ve istenilen<br>mesajı iletebilme düzeyine<br>katkıları,<br>beğenisi,<br>tüketicilerin<br>reklam<br>hatırlanabilirlik, marka ve satın alma<br>etkilediği<br>niyetlerini<br>nasıl<br>ile<br>tüketicilerde oluşturduğu tepkileri tespit<br>edilmeye çalışılmıştır. | | Barik, 2020 | Yüksek<br>Deneysel<br>isans<br>Tezi | Eye-Tracking | Eye Tracking Analiz Yöntemi<br>ile<br>Gerilla<br>Pazarlama<br>Örneklerinin Görsel Etkisinin<br>Belirlenmesi | Bu çalışmada Türkiye'de tanınırlığı<br>yüksek 7 markaya ait gerilla reklam<br>tüketicilerin<br>uygulamalarına<br>karşı<br>tepkilerinin tespit edilmeye çalışılmıştır. | | Inan, 2020 | Yüksek<br>Deneysel<br>Lisans<br>Tezi | Eye- Tracking | Yeşil<br>Pazarlama<br>Uygulamalarına<br>Yönelik<br>Görsellerin Eye-Tracking ile<br>İncelenmesi | Bu çalışmada yeşil pazarlama reklam<br>uygulamalarına<br>yönelik<br>içecek<br>(Coca-Cola,<br>Pepsi,<br>markalarının<br>örneği)<br>Doğadan,<br>Lipton<br>marka<br>tepkileri<br>görsellerine<br>tüketici<br>incelenmiştir. | | Emül, 2020 | Yüksek<br>Lisans<br>Tezi | Deneysel | Eye-Tracking | Tüketim<br>Hedonik<br>Reklamlarının Nöropazarlama<br>Açısından Eye-Trackıng ile<br>Incelenmesi | Bu çalışmada, tüketicilerin haz alma<br>duygusu ile satın alma karar sürecine<br>beynin nasıl tepki verdiği belirlenmek<br>isteniştir. Çalışmada Algida Magnum<br>örneği incelenmiştir.<br>Urünün arka<br>planda kaldığı, haz vurgusunun ve görsel<br>etkinin daha çok dikkat çektiği sonucuna<br>varılmıştır. | |-------------|--------------------------|----------|--------------|----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------|---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------| | Delen, 2020 | Yüksek<br>Lisans<br>Tezi | Deneysel | Eye-Tracking | An Analysis of Consumer's<br>Gaze Points And Duration Of<br>Attention To The Usage of<br>Human Images On Websites: A<br>Neuromarketing Application | Tezi Bu çalışmada ana ürünlerle birlikte<br>reklamlarda insan imajının kullanımının<br>müşteri için fark yaratıp yaratmadığını<br>belirlemektir. Web<br>reklamları<br>sitesi<br>örneği incelenmiştir. | | Sen, 2020 | Yüksek<br>Lisans<br>Tezi | Deneysel | Eye-Tracking | Gazlı<br>İçecek<br>Markalarının<br>Görsel<br>Etkilerinin<br>Eye-<br>Tracking<br>Incelenmesi<br>ile<br>Uzerine Deneysel Bir Çalışma | çalışmada<br>tüketicilerin<br>Bu<br>genç<br>ihtiyaçlarını tatmin etmek amacı ile<br>tükettikleri gazlı içecekler (Coca-Cola ve<br>Pepsi örneği) için sahip oldukları marka<br>Çalışılmıştır.<br>algıları<br>belirlenmeye<br>Sonuçlar değerlendirildiğinde "Pepsi"<br>markası katılımcılar tarafından daha çok<br>tercih edilmektedir. Toplumda Coca-<br>Cola markasının daha ön planda olduğu<br>düşünülürken<br>yapılan<br>araştırma | sonucunda "Pepsi" markasının daha çok tercih edildiği tespit edilmiştir. | Aydın, 2020 | Yüksek<br>Lisans<br>Tezi | Deneysel | EEG | İktisadi Karar Alma Sürecinde<br>Nöroiktisat: EEG ile Deneysel<br>Bir Çalışma | Bu çalışmada nörobilimsel teknikler<br>kullanarak tüketicilerin iktisadi satın<br>alma davranışlarının ve karalarının tespit<br>edilip<br>edilemeyeceği<br>anlaşılmaya<br>çalışılmıştır. | |-------------|--------------------------|----------|--------------|------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------|--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------| | Çınar,2021 | Yüksek<br>Lisans<br>Tezi | Deneysel | Eye-Tracking | Ürün<br>Filmlerinde<br>Sinema<br>Uygulamalarına<br>Yerleştirme<br>Yönelik<br>Görsellerin<br>Eye-<br>Tracking ile Incelenmesi | Bu çalışmada sinema filmlerinde yer alan<br>ürün yerleştirme uygulamalarına yönelik<br>katılımcıların tepkileri tespit edilmeye<br>çalışılmıştır. Tanınmış kişinin varlığının<br>marka, amblem ve logodan daha fazla<br>dikkat<br>çektiği, yazının puntosunun<br>önemli<br>olduğu ve görsellerin göz<br>hizasına yerleştirilmesinin odaklanmada<br>daha etkili sonuçlar meydana getirdiği<br>sonucuna varılmıştır. | Kaynak: Yücel ve Coşkun (2018:7-15). (\*) ile belirtilen kaynaklar sonradan tarafımızca eklenmiştir. ## 1 1 ## 4. YEŞİLAY BAĞIMLILIK İÇERİKLİ AFİŞLERİN DEĞERLENDİRMESİ Bu bölümde Yeşilay'ın bağımlılık içerikli afişlerinin farkındalık yaratma etkisinin nöropazarlama yöntem ve araçları kullanılarak tespit edilmesi ve nöropazarlama açısından incelenmesi üzerine yapılan deneysel çalışma yer almaktadır. İlk olarak araştırmanın amacı, önemi, araştırmanın yöntemi ve örneklemi ile araştırmanın kapsamı hakkında bilgi verilmekte daha sonra araştırmada kullanılan yöntem ve teknikler, ölçüm araçları, araştırma soruları ve bulgular açıklanmaktadır. ## 4.1. Araştırmanın Amacı Bu çalışmanın amacı; YEŞİLAY kurumu tarafından hazırlanan bağımlılık (alkol, kumar, madde, sigara, teknoloji) içerikli afişlerin çağrışım unsuru olarak insanlar üzerindeki farkındalık etkisini nöropazarlama araştırma yöntemlerinden biri olan Eye-tracking (Göz izleme) yöntemi kullanılarak tespit etmeye çalışmaktır. Böylece bu kurum tarafından yapılan bu tür faaliyetlerinin hedef kitleye ulaşma, etkinlik sağlama, verilen mesajla insanlar tarafından algılan mesajın karşılaştırması imkânı elde edilecektir. Elde edilecek sonuçlar kurumların bu tür faaliyetlerinde daha etkin yöntemler kullanması için rehberlik edecektir. ## 4.2. Araştırmanın Onemi Ulkemizde YEŞİLAY bağımlılıkla ilgili olarak afişler, tanıtım filmleri, kısa filmler vb. yollarla geniş kitlelere ulaşmaktadırlar. Planlanan amaçlarla gerçekleşen amaçların ya da verilmek istenen mesajlarla hedef kitlenin algıladığı mesajların, yarattığı etkinin boyutun tespit etmek bu çalışmanın en önemli beklentisidir. YEŞİLAY tarafından hazırlanan bağımlılık içerikli afışlerin etkinliğinin nöropazarlama teknikleri ile ortaya konulmasıyla, ülkemizde yeni yeni kullanılmaya başlanılan nöropazarlama teknikleri kullanılarak, bağımılılık içerikli afişlerin etkinliğinin değerlendirilecek olması pazarlama literatürüne zenginlik katacaktır. Bağımlılık içerikli afişlere karşı insanların bu yeni ve farklı yöntemle anlamaya çalışmak önemli bir yenilik sağlayarak kamu kaynaklarının daha etkin kullanılması içinde fayda sağlayacaktır. Ulkemizde konuyla ilgili literatür incelendiğinde, bağımlılık ve nöropazarlama üzerine yapılmış çalışmalar mevcuttur. Ancak bu çalışmada bağımlılık konusu nöropazarlama açısından ele alınıp deneysel çalışma ile incelenmiş olması sebebiyle bu alandaki ilk deneysel çalışmalardan biri olma özelliği taşımaktadır. ## 4.3. Araştırmanın Kapsam ve Sınırlıkları Araştırmada; Eye-tracking (Göz İzleme) cihazı kullanılmıştır. Araştırmanın kapsamını YEŞİLAY Kurumu tarafından bağımlılık (alkol, kumar, madde, sigara, teknoloji) içerikli afişler oluşturmaktadır. Araştırma 30 kişi üzerinde ve Elazığ ilinde yapılmış olması araştırmanın diğer sınırlılıklarını oluşturmaktadır. Bununla birlikte; bu alanda yapılan çalışmaların sayısının azlığı başka çalışmaların sonuçlarıyla karşılaştırma imkânı vermemesi de bir sınırlılık oluşturmaktadır. ## 4.4. Araştırma Soruları Bu çalışmada nöropazarlama tekniklerinden Eye-tracking (Göz izleme) yöntemi kullanılarak Yeşilay'ın bağımlılık içerikli afişlerinin insanlar üzerindeki farkındalık etkisi belirlenmeye çalışılmıştır. Bu bilgiler doğrultusunda aşağıdaki sorulara da cevap aranmıştır; YEŞİLAY tarafından hazırlanan: -Bağımlılık içerikli afişler insanları nasıl etkiliyor? - Bağımlılık içerikli afişlere insanlar nasıl tepki vermektedir? - Bağımlılık içerikli afişlerde verilen mesajları insanlar nasıl algılıyor? ## 4.5. Araştırmanın Yöntem ve Örneklemi Araştırmada; nöropazarlama araştırma yöntemlerinden biri olan Eye-tracking (Göz İzleme) yöntemi kullanılmıştır. Biyometrik ölçümlerde sıkça kullanılan Eye-tracking tekniğinde, katılımcının göz hareketleri takip edilerek nereye, ne kadar süreyle baktığı kaydedilmekte; pazarlama uyaranının, katılımcının dikkatini çekip çekmediği, uyarana ilgi gösterip göstermediği belirlenmektedir. Gözbebeği hareketlerinin ve gözbebeğinin büyüyüp küçülme derecelerinin kaydedildiği bu yöntemde, gözbebekleri min. 60 Hz hızında, kızılötesi ışınla takip edilerek kayıt altına alınmaktadır (Raney vd., 2014). Eye-tracking katılımcının baktığı ilk nokta, odaklandığı alanlar, bu alanlara bakma süreleri vb. veriler sunmaktadır. Bakış haritaları, araştırmacıya; tüketicinin uyarıcılara hangi sırayla, ne kadar süreyle ve kaç kere baktığı konusunda bilgilendirirken sıcaklık haritaları, tüketicilerin en çok nereye odaklandıklarının, farklı yerlere bakıp bakmadıklarının belirlenmesini sağlamaktadır. Araştırma; Firat Üniversitesi Pazarlama ve Nöropazarlama Araştırma Merkezi kapsamında 30 gönüllü katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Deneysel çalışmalarda (Orneğin EEG analiz yöntemi ile) 30-40 kişi arasındaki grupların, %1'den daha düşük bir hata payı ile en optimum ve tutarlı örneklem sayısı olduğu belirlenmiştir (Sands, 2009).Katılımcılar gönüllülük esasına göre belirlenmiş ve çalışmadan önce katılımcıların her birine çalışma ile ilgili gerekli bilgilendirmeler yapılmıştır. Gönüllü katılımcıyı bilgilendirmek amacıyla Eye-tracking çekimi sırasında dikkat etmesi gereken hususlar hakkında bilgi verilmiştir. Araştırmanın ilk aşamasında; katılımcılara kişisel bilgilerini içeren ve açık uçlu soruları kapsayan Gönülü Katılım Formu doldurulmuştur. Bu form tamamlandıktan sonra katılımcılara araştırma beyan formu doldurtularak, araştırmaya gönüllü olarak katıldıklarını beyan etmeleri istenmiştir. Araştırmaya daha sonra Eye-tracking ölçümü ile devam edilmiştir. Katılımcılara araştırma öncesinde deney ile ilgili herhangi bir bilgi verilmemiş ve Yeşilay Kurumu tarafından hazırlanan çeşitli bağımlılık (alkol, kumar, madde, sigara, teknoloji) konularında hazırlanan afişler katılımcılara her biri 5'er saniye olmak üzere izlettirilmiştir. Araştırmada; her bir katılımcı çalışmaya tek tek alınmış ve her bir katılımcının verileri tek tek kayıt edilmiştir. Çalışma bittikten sonra elde edilen veriler; Lisanslı Tobii Pro Lab programından alınmıştır. Lisanslı Tobii Pro Lab programı; Eye-tracking (Göz İzleme) cihazını çalıştıran ve verileri kayıt eden bir programdır. Araştırma için Fırat Universitesi etik kurulundan izin alınmıştır. Eye-tracking yöntemi kullanılarak, Yeşilay Kurumu tarafından hazırlanan çeşitli bağımlılık (alkol, kumar, madde, sigara, teknoloji) konularında hazırlanan afişler ısı haritası verileriyle tespit edilmeye çalışılarak, elde edilen veriler analiz edilip yorumlanmıştır. ## 4.6.1. Gönüllü Katılımcılara Ait İsı Haritaları (Heat Maps) Araştırmada, katılımcılara slayt halinde gösterilen afişlerin görsel etkilerini belirleyebilmek amacıyla daha önce de belirtildiği gibi Eye-tracking cihazı kullanılmıştır. Görseller 5'er saniye aralıklarla izlettirildikten sonra katılımcılara ait göz bebeği hareketlerinin ısı haritaları Tobii Pro lab v.1.111 programı yardımıyla kaydedilmiştir. 15 kadın ve 15 erkek katılımcı ayrı ele alınıp daha sonra 30 katılımcının verileri birlikte değerlendirilip, göz bebeği hareketlerinin ısı haritaları her bir katılımcı için ayrı alt başlıklarda yorumlanmıştır. İsı haritasında yer alan renkler göz bebeği hareketlerinin yoğunluk seviyesini ifade etmektedir. Hareket yoğunluk seviyesi büyükten küçüğe doğru kırmızı, sarı ve yeşil renkler ile sıralanmaktadır. Bir başka ifadeyle ısı haritasında yer alan kırmızı renk hareket yoğunluğunun en fazla, sarı renk orta ve yeşil renk hareket yoğunluğunun düşük olduğu bölgeleri ifade etmektedir. ## 4.6.1.1. Alkol Bağımlılığı Temalı Afiş Görselindeki Kadın ve Erkek Katılımcılara Ait Isı Haritası Verileri Araştırmada birinci görsele ait 15 kadın ve 15 erkek katılımcıdan elde edilen ısı haritası verilerinde odaklanma bölgelerinde fark oluşturan bölgelere rastlanılmaktadır. ![](_page_0_Picture_5.jpeg) ## KADIN ## ERKEK Resim 19. Araştırmada Kullanılan Yeşilay Kurumuna Ait Bağımlılık İçerikli Afiş Görseli 1 Kadın ve Erkek Katılımcı İsı Haritası Alkol tüketiminin zararlarını vurgulamak amacıyla tasarlanan bu afişle ilgili katılımcıların verileri incelendiğinde; afişin üst kısmında yer alan "Alkol önlenebilir ölüm ve yaralanmaların üçüncü temel nedenidir" mesajına daha yoğun odaklandığı tespit edilmiştir. Bununla birlikte, afişin orta kısmında yer alan alkol dolu kavanozun içine hapsolmuş erkek katılımcılarda kadın katılımcılara göre daha fazla odaklanma olduğu görülmüştür. Ayrıca afışın alt kısmında yer alan bilgilendirme bölümünde ve bu bölümün üzerinde yer alan "YEŞİLA Y" yazısına ise kadın katılımcılarda düşük, erkek katılımcılarda orta ve yüksek düzeylerde odaklanmalar olduğu tespit edilmiştir. Afişin sağ alt kısmında bulunan bağış kutucuğuna ise kadın katılımcılarda da erkek katılımcılarda da herhangi bir odaklanma olmamıştır. ## 4.6.1.2. Kumar Bağımlığı Temalı Afiş Görseldeki Kadın ve Erkek Katılımcılara Ait Isı Haritası Verileri Araştırmada ikinci görsele ait 15 kadın ve 15 erkek katılımcıdan elde edilen ısı haritası verilerinde odaklanma bölgelerinde fark oluşturan bölgelere rastlanılmaktadır. ![](_page_0_Picture_3.jpeg) ## KADIN ## ERKEK Resim 20. Araştırmada Kullanılan Yeşilay Kurumuna Ait Bağımlılık İçerikli Afiş Görseli 2 Kadın ve Erkek Katılımcı İsı Haritası Kumar bağımlılığının zararlarını vurgulamak amacıyla tasarlanan bu afişle ilgili katılımcıların verileri incelendiğinde; afişin üst kısmında yer alan " Kumar oynayan geleceğiyle oynar" mesajına kadın ve erkek katılımcıların neredeyse eşit düzeyde odaklandığı görülmüştür. Afişin orta kısmında bulunan kavanozun içindeki erkek katılımcılar kadın katılımcılara oranla daha fazla odaklanmıştır. Bununla birlikte afişin alt kısmında yer alan bilgilendirme bölümüne kadın ve erkek katılımcılar orta ve az düzeyde odaklanmıştır. Afişin sağ alt kısmında bulunan bağış kutucuğuna ise erkeklerde düşük bir odaklanma görülürken kadınlarda herhangi bir odaklanma görülmemiştir. ## 4.6.1.3. Görseldeki Kadın ve Erkek Katılımcılara Ait İsi Haritası Verileri Araştırmada üçüncü görsele ait 15 kadın ve 15 erkek katılımcıdan elde edilen ısı haritası verilerinde odaklanma bölgelerinde fark oluşturan bölgelere rastlanılmaktadır. ![](_page_0_Picture_3.jpeg) ![](_page_0_Picture_4.jpeg) KADIN ERKEK Resim 21. Araştırmada Kullanılan Yeşilay Kurumuna Ait Bağımlılık İçerikli Afiş Görseli 3 Kadın ve Erkek Katılımcı İsı Haritası Uyuşturucu tüketiminin zararlarını vurgulamak amacıyla tasarlanan bu afişle ilgili katılımcıların verileri incelendiğinde; Kadın katılımcıların afişin üst kısmında bulunan "Bağımlılık aklı ve iradeyi çalışmaz hale getirir" mesajına erkek katılımcılara oranla daha çok yoğunlaştığı görülmektedir. Ayrıca kadın katılımcılar afış görselindeki bağımlılık yazısına odaklanırken erkek katılımcılar irade yazısına odaklanmıştır. Afişin orta kısmında bulunan uyuşturucu temalı, kavanozun içindeki erkek görseline kadın ve erkek katılımcılarda yoğun olamamakla birlikte odaklanma olmuştur. Bununla birlikte afiş görselinin alt kısmında bulunan bilgilendirme bölümüne erkek ve kadın katılımcılarda az ve orta odaklanmalar gözlemlenmiştir. Afişin sağ alt kısmında bulunan bağış kutucuğuna ise erkeklerde düşük bir odaklanma gözlemlenirken kadınlarda herhangi bir odaklanma gözlemlenmemiştir. ## 4.6.1.4. Görseldeki Kadın ve Erkek Katılımcılara Ait İsı Haritası Verileri Araştırmada dördüncü görsele ait 15 kadın ve 15 erkek katılımcıdan elde edilen ısı haritası verilerinde odaklanma bölgelerinde fark oluşturan bölgelere rastlanılmaktadır. ![](_page_0_Picture_2.jpeg) ## KADIN ## ERKEK Resim 22. Araştırmada Kullanılan Yeşilay Kurumuna Ait Bağımlılık İçerikli Afiş Görseli 4 Kadın ve Erkek Katılımcı İsı Haritası Sigara tüketiminin zararlarını vurgulamak amacıyla tasarlanan bu afişle ilgili katılımcıların verileri incelendiğinde; afşin üst kısmında yer alan "Sigaraya bağlı nedenlerden dolayı her 10 saniyede 1 kişi hayatını kaybediyor" mesajına kadınların katılımcıların erkek katılımcılara oranla daha çok odaklandığı görülürken, afişin orta kısmında bulunan sigara bağımılılığı temalı kavanozun içindeki kadın görseline erkek katılımcılar daha çok odaklanmıştır. Bununla birlikte afişin alt kısmında bulunan bilgilendirme bölümün bulunduğu kısımlarda kadın katılımcılarda düşük, erkek katılımcılarda orta düzeyde odaklanma olduğu tespit edilmiştir. ## 4.5.1.5. Görseldeki Kadın ve Erkek Katılımcılara Ait İsı Haritası Verileri Araştırmada beşinci görsele ait 15 kadın ve 15 erkek katılımcıdan elde edilen ısı haritası verileri incelendiğinde; odaklanma bölgelerinde fark oluşturan bölgelere rastlanılmaktadır. ![](_page_0_Picture_2.jpeg) ## KADIN ## ERKEK Resim 23. Araştırmada Kullanılan Yeşilay Kurumuna Ait Bağımlılık İçerikli Afiş Görseli 5 Kadın ve Erkek Katılımcı İsı Haritası Teknoloji bağımlılığının zararlarını vurgulayan bu afişle ilgili katılımcıların verileri incelendiğinde, afişin üst kısmında yer alan "Bağlan ama bağımlı olma" yazılı mesaja erkeklerin kadınlara göre daha fazla odaklandığı görülmektedir. Ust kısımdaki yazıda olduğu gibi afişin orta kısmında bulunan bilgisayar kullanan erkek görseline de erkek katılımcılarda yüksek düzeyde bir odaklanma görülürken, kadın katılımcılarda düşük ve orta düzeyde bir odaklanma gözlemlenmiştir. Afişin alt kısmında bulunan bilgilendirme bölümünü incelediğimizde afişin genelinde olduğu gibi erkeklerde yüksek ve orta odaklanma, kadınlarda ise düşük ve orta odaklanma gözlenmiştir. ## 4.5.1.6. Görseldeki Kadın ve Erkek Katılımcıların Toplam İsı Haritası Verileri Alkol bağımlılığının zararlarını vurgulayan bu afişle ilgili gönülü kadın ve erkeklerden oluşan 30 katılımcıdan elde edilen ısı haritası verileri incelendiğinde; ![](_page_0_Picture_2.jpeg) ## Resim 24. Araştırmada Kullanılan Yeşilay Kurumuna Ait Bağımlılık İçerikli Afiş Görseli 1 Kadın ve Erkek Katılımcı Toplam İsı Haritası Afışte bulunan "Alkol önlenebilir ölüm ve yaralanmaların üçüncü temel nedenidir" mesajına, alkol kelimesine yoğun olmakla beraber odaklanmalar görülmüştür. Ayrıca afişin orta kısmında bulunan kavanozun içine hapsolmuş erkek görseline yüksek, afişin alt kısmında bulunan açıklama bölümüne ise düşük odaklanmalar gözlemlenmiştir. ## 4.5.1.7. Görseldeki Kadın ve Erkek Katılımcıların Toplam İsı Haritası Veriler Kumar bağımlılığının zararlarını vurgulayan bu afişle ilgili gönüllü kadın ve erkeklerden oluşan 30 katılımcıdan elde edilen ısı haritası verileri incelendiğinde; ![](_page_0_Picture_2.jpeg) Resim 25. Araştırmada Kullanılan Yeşilay Kurumuna Ait Bağımlılık İçerikli Afiş Görseli 2 Kadın ve Erkek Katılımcı Toplam İsı Haritası Afişte bulunan " Kumar oynayan geleceğiyle oynar." Mesajına odaklanmalar gözlemlenmiştir. Bununla birlikte afişin orta kısmında bulunan kavanozun içindeki erkek görselden başlayarak alt tarafındaki Yeşilay yazısına kadar devam eden yoğunlukla sol tarafta bulunan odaklanmalar görülmüştür. Afişin alt kısmında bulunan bilgilendirme bölümüne ise orta ve az düzeyde odaklanmalar olmuştur. ## 4.5.1.8. Görseldeki Kadın ve Erkek Katılımcıların Toplam İsı Haritası Verileri Uyuşturucu bağımlılığının zararlarını vurgulayan bu afişle ilgili gönülü kadın ve erkeklerden oluşan 30 katılımcıdan elde edilen ısı haritası verileri incelendiğinde; ![](_page_0_Picture_2.jpeg) ## Resim 26. Araştırmada Kullanılan Yeşilay Kurumuna Ait Bağımlılık İçerikli Afiş Görseli 3 Kadın ve Erkek Katılımcı Toplam İsı Haritası Afışte bulunan " Bağımlılık aklı ve iradeyi çalışmaz hale getirir." Mesajına yoğun odaklanmalar olmuştur. Afişin orta kısmında bulunan kavanozdaki erkek görseline noktasal yoğun odaklanmalar olurken, alt kısımda bulunan bilgilendirme kısmında düşük odaklanma gözlemlenmiştir. ## 4.5.1.9. Görseldeki Kadın ve Erkek Katılımcıların Toplam Isı Haritası Verileri Sigara bağımlılığı temalı afişle ilgili 30 katılımcıdan elde edilen ısı haritası verileri incelendiğinde; ![](_page_0_Picture_2.jpeg) Resim 27. Araştırmada Kullanılan Yeşilay Kurumuna Ait Bağımlılık İçerikli Afiş Görseli 4 Kadın ve Erkek Katılımcı Toplam İsı Haritası Afişin üst kısmında yer alan "Sigaraya bağlı nedenlerden dolayı her 10 saniyede 1 kişi hayatını kaybediyor" mesajına, her iki grubunda yoğun bir şekilde odaklandığı tespit edilmiştir. Bununla birlikte, afişin orta kısmında yer alan kavanoz sembolüne çok az seviyede yoğunlaşma olduğu ve afişin alt kısmında yer alan YEŞILAY" ve açıklama bölümüne ise orta ve az düzeyde yoğunlaşma görülmüştür. ## 4.5.1.10. Görseldeki Kadın ve Erkek Katılımcıların Toplam Isı Haritası Verileri Teknoloji bağımlılığı ile ilgili bu afişle ilgili tüm katılımcılardan elde edilen ısı haritası verileri incelendiğinde; ![](_page_0_Picture_2.jpeg) ## Resim 28. Araştırmada Kullanılan Yeşilay Kurumuna Ait Bağmılılık İçerikli Afiş Görseli 5 Kadın ve Erkek Katılımcı Toplam İsı Haritası Afışın üst kısmında yer alan "Bağlan Ama Bağımlı Olma" mesajına yüksek düzeyde odaklanma olduğu tespit edilmiştir. Bununla birlikte, afişin orta kısmında yer alan kavanoz sembolüne yüksek ve orta düzeyde odaklanma olduğu görülmekle birlikte afişin alt kısmında yer alan "YEŞILAY" ve açıklama kısmına ise düşük seviyede odaklanma olduğu tespit edilmiştir. ## 5. SONUÇLAR Genel tanımıyla bağımlılık, haz veren ve içsel huzursuzluktan uzaklaşmayı sağlayan bir davranışın yaratmış olduğu olumsuz sonuçlara rağmen kontrolün kaybedilmesiyle birlikte sürekli olarak gerçekleştirilme halidir. Psikiyatride tanımlanan bağımlılık türleri madde kullanımına bağlı bağımlılık (alkol, sigara, uyuşturucu maddeler) ve davranışsal bağımlılık (kumar, teknoloji) olarak sınıflandırılmaktadır. Fakat günümüzde bağımlılığın farklı göstergelerle de ortaya çıktığı görülmektedir. Orneğin, bilgisayar oyunu, internet ve sosyal medya bağımlılık türleri de günümüzde sıklıkla görülmektedir. Bir tek davranış veya hayat biçimi ile bağımlılığın ortaya çıkması elbette beklenmez; ancak, özellikle çocukluk çağında aile bireylerinin tutumu, verilen eğitim, dini inanışlar ve tutumların bağımlılığın ortaya çıkmasında etkili olduğu bilinen bir gerçektir. Yaşamı boyunca hiç madde ile karşılaşmamış kişilerin bu maddeleri kullanmaya başlaması, madde kullanmaya başlamış ancak bağımlı hale gelmemiş kişilerin bağımlı hale gelmesinin engellenmesi ve belirli bir süre madde kullanarak madde bağımlısı haline gelmiş kişilerin tedavisinin sağlanarak geriye dönüşü olmayan sosyal ve tıbbi kayıplardan korumak, ölümü engellemek için yapılan birçok çalışma vardır. Ülkemizde 5 Mart 1920 den beri bu çalışmaların büyük bir kısmı Yeşilay tarafından yapılmaktadır. Yeşilay, Birinci Dünya Savaşı sırası ve sonrasında işgal güçlerinin toplumumuzda alkol ve uyuşturucu maddeleri yaygınlaştırmasını ve işgale karşı mücadele ruhunun yıkılmasını önlemek amacıyla kurulmuştur. Nöropazarlama; sinirbilimdeki ilerlemeleri kullanarak insan beyninin pazarlama uyaranlarına vermiş olduğu cevaplara güçlü bir bakış açısı kazandıran, hem akademisyenler hem de kendisini bir araç olarak kullanan şirketler tarafından yeni bir araştırma alanını tanımlamaktadır. Nöropazarlama tüketiçinin satın alma kararlarının yalnızca rasyonel olmadığını aynı zamanda rasyonel olmayan kararların alınabileceğini savunmakta ve tüketici satın alma kararlarının rasyonel olmadığını göstermek için de nörogörüntüleme tekniklerinden faydalanmaktadır. Bu çalışmada; nöropazarlama tekniklerinden Eye-tracking (Göz izleme) tekniği kullanılarak Yeşilay'ın bağımlılık içerikli afişlerinin insanlar üzerindalık etkisi belirlenmeye çalışılmıştır. Böylece Yeşilay tarafından bağımlılık içerikli afişlere (alkol, kumar, madde, sigara, teknoloji) katılımcıların nasıl tepki ve bu mesajları nasıl algıladığı tespit edilmeye çalışılmıştır. Deneysel çalışma sonucunda elde edilen ısı haritası verileri analız edilmiştir. 15 kadın ve 15 erkek katılımcıya ait veriler ayrı ayrı ele alınıp daha sonra 30 katılımcının verileri birlikte değerlendirilip, göz bebeği hareketlerinin ısı haritaları her bir katılımcı için ayrı alt başlıklarda yorumlanmıştır. İsı haritasında yer alan renkler göz bebeği hareketlerinin yoğunluk seviyesini ifade etmektedir. Hareket yoğunluk seviyesi büyükten küçüğe doğru kırmızı, sarı ve yeşil renkler ile sıralanmaktadır. Bir başka ifadeyle isı haritasında yer alan kırmızı renk hareket yoğunluğunun en fazla, sarı renk orta ve yeşil renk hareket yoğunluğunun düşük olduğu bölgeleri ifade etmektedir. Araştırmada kullanan bağımlılık içerikli afiş görsellerine ait 15 kadın ve 15 erkek katılımcıdan elde edilen ısı haritası verileri incelendiğinde aşağıdaki sonuçlar elde edilmiştir. Genel olarak kadın ve erkek katılımcıların odaklanma bölgelerinde fark oluşturan bölgelere rastlanılmıştır: - · Birinci görselde mesaja yoğun bir odaklanma tespit edilmiştir. Erkek görseline erkek katılımcıların kadın katılımcılara oranla daha fazla odaklandığı, Yeşilay yazısına ise kadın katılımcılarda daha düşük odaklanma gözlemlenmiştir. - · İkinci görselde ise mesaja kadın ve erkek katılımcıların eşit düzeyde odaklandığı görülmüştür. Erkek görseline birinci görselde olduğu gibi erkek katılımcılar kadın katılımcılara oranla daha fazla odaklanmıştır. - Uçüncü görselde kadın katılımcıların erkek katılımcılara oranla mesaja daha fazla odaklandığı tespit edilmiştir. Ayrıca kadın katılımcılar bağımlılık yazısına odaklanırken erkek katılımcılar daha çok irade yazısına odaklanmıştır. Afişteki erkek görseline hem kadın hem de erkek katılımcılar açısından yoğun bir odaklanma görülmemiştir. - Dördüncü görselde afişteki mesaja kadınların erkeklere göre daha çok odaklandığı, afişteki kadın görseline ise erkek katılımcıların daha çok odaklandığı tespit edilmiştir. - · Beşinci görselde hem mesaja hem de bilgisayar kullanan erkek görseline erkeklerin kadınlara oranla daha fazla odaklandığı gözlemlenmiştir. Araştırmada kullanan afiş görsellerine ait 15 kadın ve 15 erkek katılımcıdan elde edilen toplam ısı haritası verileri incelendiğinde aşağıdaki sonuçlar elde edilmiştir; - · Birinci afiş görselinde mesajdaki alkol kelimesine daha yoğun bir odaklanma görülmüş, erkek görseline yüksek, açıklamalara ise düşük odaklanmalar tespit edilmiştir. - · İkinci afiş görselinde mesaja yoğun odaklanma görülmüş, erkek görseline ve yazılara ise düşük ve orta düzeyde odaklanmalar gözlemlenmiştir. - · Üçüncü afiş görselinde mesaja yoğun odaklanma, erkek görseline noktasal yoğun odaklanma açıklama kısmına ise düşük odaklanmalar tespit edilmiştir. - · Dördüncü afiş görselinde mesaja yoğun odaklanmalar gözlemlenirken kadın görseline ve açıklama bölümüne düşük düzeyde odaklanmalar gözlemlenmiştir. - · Beşinci afiş görselinde mesaja yüksek düzeyde odaklanma, erkek görseline ve açıklama bölümüne ise düşük düzeyde odaklanma tespit edilmıştır. Çalışmanın ısı haritası verileri incelendiğinde ortaya çıkan özet şudur; Erkek ve kadın katılımcılara ait ısı haritası verileri ayrı incelendiğinde mesaja bir ve ikinci görsellerde eşit odaklanma, üçüncü ve dördüncü görsellerde kadınlar katılımcılar, beşinci görselde ise erkekler katılımcılarda yoğun odaklanmalar gözlemlenmiştir. Erkek ve kadın katılımcılara ait ısı haritası verileri toplu olarak incelendiğinde birinci görselde alkol kelimesine yoğun olmakla beraber mesaja yüksek, görsel ve açıklamalara düşük düzeyde odaklanmalar tespit edilmiştir. İkinci, üçüncü ve beşinci görsellerde de benzer sonuçlara ulaşılmıştır. Mesajlara yoğun odaklanmalar ön plana çıkarken görseller ve açıklamalarda ise düşük ve orta düzeyde odaklanmalar tespit edilmiştir. Elde edilen bu veriler ışığında, mesajların, görsellerin ve açıklamaların bir arada kullanıldığı afişlerin dağınık odaklanmalara yol açtığı tespit edilmiştir. Afişlerde bu üç unsurun bir arada kullanılması verilmek istenen mesajın hedef kitleye istenildiği gibi aktarılamamasına ve dikkat dağınıklığına neden olmaktadır. Ayrıca afiş görsellerinin sol üst tarafında bulunan bulanıklaştırılmış yansıma görsele odaklanılmasını güçleştirmiştir. İncelediğimiz bağımlılık içerikli afişlerde mesai, görsel ve açıklamalar bir arada kullanılmıştır ancak bu yoğun mesaj iletme çabası odaklanma problemleri nedeniyle istenilen elde edilememesine neden olmaktadır. Bu üç unsur birlikte kullanılmasına rağmen mesaj kısmında istenilen sonuç elde edilirken görsel ve açıklamalarda aynı etki görülememiştir. Afişlerin daha yalın içerikli olması verilen mesajın hedef kitleye ulaşma etkinliğini arttıracaktır. Bu çalışmada; kurum tarafından yapılan bu tür faaliyetlerin hedef kitleye ulaşma, etkinlik sağlama, verilen mesajla insanlar tarafından algılanan mesajın karşılaştırması imkânı elde edilecek sonuçlar kurumların bu tür faaliyetlerinde daha etkin yöntemler kullanması için rehberlik edecektir. Araştırmada elde edilen bulgular incelendiğinde; Yeşilay'ın hazırlamış olduğu bağımlılık içerikli afişler verilen mesajlar açısında amacına ulaşmıştır. Gönüllü Katılımcıların verilmek istenen mesajların yer aldığı bölgelere odaklandığı görülmektedir. Ote yandan afişlerde yer alan görseller ve alt kısımlarında yer alan açıklamaların fazla olmadığı bu bölgelere ilişkin düzenlemelerin yapılması katılımcıların ilgi düzeylerinin arttırılması ve daha etkili görsel oluşturulması açısından önem arz edeceği düşünülmektedir. Araştırmanın genel sonuçları; araştırma disiplinler arası bir çalışma olduğu için özellikle Türkiye'de yapılacak pazarlama araştırmalarına yeni bir bakış açısı getirerek bu tarz çalışmaların önünü açacak ve sosyal bilimlerde deneysel çalışmaların yapılabilirliğini artıracaktır. Bu sayede nöropazarlamanın daha iyi anlaşılması sağlanacak ve hedef kitleye bir adım daha yaklaşmada uygulamalı bir çalışma olarak sunulmuş olabilecektir. Araştırma nöropazarlama alanında yapılacak deneylere farklılık ve özgünlük kazandırılarak, bu tür çalışmaların yapılması ve yaygınlaştırılması açısından da önemli bir işlevi de yerine getirebilecektir. Farklı disiplinleri bir araya getirerek, yeni alanlar doğmasına ve bu alanlarda yeni çalışmalar yapılmasına yardımcı olabilecektir. - Yücel, A., ve Çubuk, F., (2014). "Bir Nöropazarlama Araştırmasının Deneysel Yolculuğu Ve Araştırmanın Ilk Ipuçları". Fırat Universitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 24(2), 133-149. - Yücel, N., ve Çubuk, F., (2013). "Nöropazarlama Penceresinden Marka Değeri". The Journal of Academic Social Science Studies, 25(1), 221-233. - Yücel, A., Ozdemir, F., Gür, Y. E. (2017), "Şehirlerin Algılanması Uzerine Nöro-Deneyimsel Bir Tasarım", Uluslararası Mardin Kültür Ve Medeniyet Kongresi, 7-10 Aralık 2017, s. 111-134. - Yüksel, E. (2017), "Ne Demek Lazım; Uyuşturucu Mu Madde Bağımlılığı Mı? Uyuşturucuyla Mücadelenin Temel Kavramlarına Yönelik Uygulama ve Tartışmalar", Anadolu Universitesi İletişim Bilimleri Fakültesi Uluslar Arası Hakemli Dergisi, Cilt.25, sayı:2, Nisan-2017. Zaltman, G. (2000). "Consumer Researchers:Take A Hike?", Journal of Consumer Research, 26(3), 423. Zeytun, D., (2014). "Nöropazarlama: Duygular > Rasyonalite, Beyinde gerçekten bir satın alma düğmesi var mı?" http://bigumigu.com/haber/noropazarlama-duygular-rasyonalite/ ## Internet Kaynakları http://umudder.org/madde-bagimliligi-nedir E.T. 04.04.2021 http://www.tcmb.gov.tr/wps/wcm/connect/TR/TCMB+TR/Main+Menu/Banka+Hakkinda/Genel+Bakis, E.T. 12.04.2021 http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com\_gts&arama=qts&guid=TDK.GTS.5bd4a9fa464683.56176482 E.T. 11.04.2021 https://insamer.com/tr/teknoloji-bagimliligi- 1907.html E.T. 21.04.2021 https://www.yesilay.org.tr/tr/ E.T 07.05.2021 https://www.yesilay.org.tr/tr/bagimlilik/bagimlilik-nedir E.T. 19.04.2021 https://www.yesilay.org.tr/tr/bagimlilik/kumar-bagimliligi E.T. 04.04.2021 http://www.altinbas.edu.tr/Files/users/sks\_user/Ba%C4%9F%C4%B1ml%C4%B1k.pdfE.T. ## 21.05. 2021 https://toraks.org.tr/site/news/3261 E.T. 12.06.2021 https://npistanbul.com/amatem/bagimlilik-nedir E.T 09.05.2021 https://npistanbul.com/amatem/bagimlilik-nasil-gelisir E.T. 12.04.2021 https://www.aligok.com.tr/kumar-bagimliligi-patolojik-kumar-oynama/ E.T. 05.06.2021 https://npistanbul.com/amatem/sigara-bagimliligi E.T. 17.04.2021 https://my.clevelandclinic.org/health/diagnostics/17218-meg-test E.T. 19.07.2021 https://en.wikipedia.org/wiki/Eye tracking E.T. 14.06.2021 https://www.tobii.com/group/about/this-is-eye-tracking/ E.T. 15.05.2021 https://imotions.com/blog/eye-tracking-work/ https://www.thescienceofpersuasion.com/single-post/2019/07/12/getting-to-know-neuromarketing-facial- coding E.T. 27.05.2021 https://imotions.com/blog/facial-action-coding-system/ E.T. 14.06.2021 https://www.paulekman.com/facial-action-coding-system/ https://www.thescienceofpersuasion.com/single-post/2019/07/12/getting-to-know coding E.T. 16.06.2021 ## https://imotions.com/blog/gsr/ E.T. 11.06.2021 https://www.brainsigns.com/en/science/s2/technologies/gsr E.T. 13.06.2021 https://www.thescienceofpersuasion.com/single-post/2019/07/12/getting-to-know-neuromarketing-facial- coding 30.05.2021 https://smarmore-rehab-clinic.com/help-advice/what-addiction E.T. 01.06.2021 https://www.verywellmind.com/addiction-4157312 E.T. 06.06.2021 https://www.asam.org/Quality-Science/definition-of-addiction E.T 12.07.2021 https://www.recovery.org/addiction/causes/ E.T. 25.06.2012 https://www.verywellmind.com/symptoms-of-addiction-22244 E.T. 17.06.2021 https://www.medicalnewstoday.com/articles/323487#criteria E.T. 14.07.2021 https://www.aa.com.tr/tr/saglik/dunyada-her-yil-1-milyondan-fazla-kisi-sigara-icmemesine-ragmen-dumani- ## nedeniyle-oluyor/2138537 E.T. 15.06.2021 https://hthayat.haberturk.com/yazarlar/elif-eker/1072228-madde-bagimiligi-degisim https://www.rehalifeturkey.com/genel-tr/bagimlilik-beyne-ne-yapar/ E.T. 18.07.2021 https://www.psychometricinstitute.com.au/PsychometricGuide/Introduction to Psychometric Tests.html https://www.amazon.com.tr E.T. 07.07.2021 http://umram.bilkent.edu.tr/index.php/tr/ekipman/ E.T. 05.07.2021 http://brainandmarketing.blogspot.com/2015/11/que-es-fmri.html E.T. 17.06.2021 http://www.yeditepehastanesi.com.tr/pet-pozitron-emisyon-tomografi-tomografi https://stbil.sdsu.edu/methods.html E.T. 12.06.2021 https://pazarlamailetisimi.com/noropazarlama-nedir/ E.T. 11.06.2021 https://sightcorp.com/knowledge-base/eye-tracking-software/ E.T. 09.05.2021 https://www.researchgate.net/figure/Facial-Action-Coding-System-FACS-5-OUR-PROPOSED-WORK-In- this-study-a-fusion fig3 313584884 E.T. 20.06.2021 https://healthtechinsider.com/2017/07/24/wearable-measures-skin-conductance-assess-emotions/E.T. 18.07.2021 VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR
83
302248
## TEŞEKKÜR Yönlendirmeleri ve desteği ile çalışmalarıma katkıda bulunan, bilgisini esirgemeden sunan Tez Danışmanım Sayın Prof.Dr. Berna ALPAGUT'a, çalışmamın her aşamasında destek olan büyük bir sabır ve çaba ile bana sürekli güç veren, çok yönlü bakış açısıyla her konuda yaşamıma yepyeni boyutlar katan, kendisini tanımaktan büyük onur duyduğum Sayın Doç.Dr. Ergin DUYGU'ya, Bu konuda çalışmamı teşvik eden, değerli görüş ve önerileriyle beni yönlendiren ve yanımda hissettiren Genel Müdürüm Sayın Fevzi IŞBILIR'e, Benim geçtiğim bu zorlu süreci daha önce başarıyla tamamlayan, bu yola birlikte girdiğim Sevgili arkadaşım Dr. Fidan Fırat BOZKURT, Dr. A.Çağatay DIKMEN'e yardımlarını esirgemeden sunan çalışma arkadaşlarım Tuncay DEMIR, Ibrahim AKBULUT, Ahmet MALKOÇ, Metin GURCU, Ceren Uncu AGAÇDIKEN ile tüm mesai arkadaşlarıma ve Mete YÜKSEL'e Başladığım bu yolda gücünü ve maneviyatını hep yüreğimde taşıdığım, rahmetli babam Mustafa SATIR'a, sabırla verdiği tüm katkı ve destekleri için kardeşim Özlem SATIR'a, zorlu ve uzun soluklu tüm öğrenim sürecim aşamasında kendi ışığı ve yaşam felsefesi ile yolumu, yaşamımı ve dünyamı aydınlatan annem Dilber SATIR'a, teşekkürlerimi sunarım. ## GİRİŞ Çevre politikaları ve hem ürünü, hem de aracı olan çevre yasaları 1970'li yıllardan itibaren A.B.D.de ve kısa bir süre sonra da birçok Avrupa ülkesinde geliştirilmeye başlanmıştır'. Bunun yanı sıra, aynı dönemde çevre konusunda kamunun bilinçlenmesine paralel olarak çevresel bilgiye erişim talebi de hızlı bir artış göstermiştir. Politika üretilmesi, yeni çevresel düzenlemelerin yapılması, ya da mevcut çevresel düzenlemelerin geliştirilmesi için de duruma dayalı ve teknik olmayan bilgilere olan talep ortaya çıkmıştır". Kamu yararı açısından ise, kirleticilerden kaynaklanan riskler ve etkileri öğrenmek için teknik olmayan bilginin derlenerek geliştirilmesi talebi doğmuştur. Ozellikle 1980'li yılların başında çevresel göstergelere olan ihtiyacın artması ile birlikte hem de uluslararası alanda, çevresel göstergelerin geliştirilmesine yönelik çalışmalara başlanmıştır" 4. Günümüzde ise, çevresel göstergeler çevresel politikaların geliştirilmesinin ve çevre durumunun raporlanmasının önemli bir parçası olmuştur. Çevresel konularda kamu bilincinin arttırılması ve çevre politikalarının sonuçlarını izlenmesini desteklemek <sup>1</sup>W. Kowarik, "Environmental History Timeline", www.runet.edu/~wkovarik/hist1/ timeline.new.html, (Erişim Tarihi: 11.05.2010). <sup>2</sup> A.Nahyan, "Quality Environmental Data For All", http://www.unep.org/ourplanet/imgversn/ 132/nahyan.html, (Erişim Tarihi:12.05.2010). <sup>3</sup> Environmental Statement Regulation 19 Further Information," Impact Assessment (EIA) Non Technical Summary (NTS)", Volume:5, 2007 http://www.london2012.com/documents/odaplanning/planning-applications/environmental-statement-non-technical-summary.pdf, (Erişim Tarihi:20.04.2011). <sup>4</sup>European Commission, "Guidance on EIA Scoping: A Non-Technical Summary On Impacts To Be Investigated And Reported In The Environmental Information", 2001 http://ec.europa.eu/ environment/eia/eia-guidelines/g-scoping-full-text.pdf, (Erişim Tarihi: 20.04.2011) amacı ile göstergeler son yıllarda birçok ülkede ulusal ve bölgesel ölçekte olduğu gibi uluslararası kuruluş tarafından kullanılmaktadır. Çevresel gösterge seti çevre politikalarının üretilmesi, çevre durumunun raporlanması, çevresel performansın ölçülmesi ve refah düzeyi ile sürdürülebilir kalkınmanın izlenmesi ve raporlanması için kullanılan bir araçtır". Bunun yanı sıra, göstergeler kamunun çevresel bilgiye erişiminde ve çevre ile ilgili konularda kamu bilincinin arttırılmasında da bir araç olarak kullanılmaktadır. Son yıllarda birçok ülke tarafından çevre konularında bilincin arttırılması ve çevresel politikaların sonuçlarının izlenmesini desteklemek amacı ile de ulusal ve bölgesel ölçekte olduğu gibi uluslararası kuruluşlar tarafından ülkeler arası düzeyde kullanılmaktadır. OECD tarafından Türkiye için Çevresel Başarı Raporu hazırlanarak 1999 yılında yayınlanmıştır. OECD bu raporda çevresel izlemede önemli gelişmeler olması ve çevre ile ilgili birçok kurumda çevresel bilgi birikiminin sağlanmış olmasına karşın kapsamlı ve düzenli çevresel veri ve göstergelerin bulunmaması sorununun altını çizmektedir6 7 8. SWorld Bank, "Expanding the Measure of Wealth: Indicators of Environmentally Sustainable Development", s. 99-109, USA, 1997. YOECD, "OECD Environmental Performance Reviews: Turkey", 2008, http://www.undp.org.tr/ publicationsDocuments/OECD-Environment-Turkey202008.pdf, (Erişim Tarihi:28.11.2010) . <sup>&#</sup>x27;OECD Ilibrary, "OECD Environmental Performance Reviews: Turkey", http://www.oecdilibrary.org/environment/oecd-environmental-performance-reviews 19900090, (Erişim Tarihi:28.11.20 10) . <sup>80</sup>ECD Environment Directorate, "OECD Environmental Performance Reviews: Turkey", http://www.oecd.org/document/3/0,3343,en 2649 34307 41441084 1 1 1 1,00.html, (Erişim Tarihi: 28.11.2010). Bilindiği üzere AB ile müzâkere sürecinde büyük sorun olarak görülen konulardan biri de çevre ile ilgili olanlardır. Çevresel göstergeler ise çevre politikalarının üretilmesi, çevre durumunun raporlanması, çevresel performansın ölçülmesi ve sürdürülebilir kalkınmanın izlenmesinin raporlanması için kullanılan bir araçtır ve beklendiği üzere AB tarafından da kullanılmaktadır910 11. Sürdürülebilir Kalkınma kavramı, 1987 Brundtland raporunda "Bugünün ihtiyaçlarını, gelecek kuşakların kendi ihtiyaçlarını karşılama kabiliyetlerinden ödün vermeden karşılamak" olarak tanımlanmıştır. 2001 Göteborg Avrupa Konseyi toplantısında AB Uyesi Ulkeler, "Daha İyi Bir Dünya İçin Sürdürülebilir Bir Avrupa: Sürdürülebilir Kalkınma için bir Avrupa Stratejisi" konusunu ele alarak sürdürülebilir kalkınmayı AB genelinde bir hedef haline getirmişlerdir'2. Sürdürülebilir kalkınmanın ön koşullarından olan çevresel sürdürülebilirliğin gerçekleştirilebilmesi için geliştirilmesi şart olan bilgi birikimindeki eksikliklerin yarattığı sorunun çözülememesinin bedeli giderek ağırlaşmaktadır, ve ağırlaşmasını sürdüreceği de açıktır13. 10M.Peker, "AB Çevre Politikaları ve Türkiye", http://mehmetpeker.com/kultursanat/yazilarim/59avrupabirlii.html, (Erişim Tarihi: 20.04.2011) 1 Türkiye Avrupa Vakfı (TAV), "Avrupa Birliği ve Türkiye'de Çevre Koruma Politikaları", Avrupa Toplulukları Araştırma ve Uygulama Merkezi Araştırma Dizileri Yayını, http://www.turkiyeavrupavakfi.org/.../1420-avrupa-brl-ve-tuerkyede-cevre-koruma-poltkalari.html -, (Erişim Tarihi: 20.04.2011). 12 European Commission, "Sustainable Development History", http://ec.europa.eu/ sustainable/ history/index en.htm, ( Erişim Tarihi:12.10.2009). 13C.Hey, M.Janicke, H.Jörgens, "Environmental Governance In the European Union", 2003 http://www.essex.ac.uk/ecpr/events/generalconference/marburg/papers/8/5/hey.pdf, (Erişim Tarihi: 20.04.2011). YF.Mazı; U.Yıldırım, "Çevre Politikası Bağlamında AB-Türkiye İlişkilerindeki Son Gelişmeler", http://www.e-akademi.org/makaleler/fmazi-uyildirim-1.htm, (Erişim Tarihi: 20.04.2011). İklim değişimi, etkileri bakımından şu anda en önemli çevresel, sosyal ve ekonomik tehdidi oluşturmaktadır; çünkü su kaynakları, erozyon ve çölleşme, tarım, ormanlar, biyolojik çeşitlilk, kıyılar, göç ve altyapı sistemleri, bölgeler olmak üzere çevre başlığı altındaki önemli değişkenlerin büyük çoğunluğunu etkilemektedir44. Üyesi olduğumuz AK de İklim Değişimi Konusunda Hükümetlerarası Panel (IPPC) projesi, sera gazı emisyonlarını düşürmek için daha fazla ve daha etkin eylem gerçekleşmesi gereğinden yola çıkarak küresel ölçekte yüzey ortalama sıcaklığının 1.8-4.0ºC'den daha çok artması, hattâ daha kötü bir senaryo ile 6.4 ºC'ye çıkması olasılığına ve sonuçlarına dikkat çekmiş olmasının önemini vurgulamaktadır 15. Avrupa Birliği'nde, 1973'ten günümüze 5 adet Çevre Eylem Planı (ÇEP) tamamlanmış; 2001 yılında açıklanan ve 2001-2010 dönemini kapsayan 6. ÇEP ise, çevre alanında AB'nin önümüzdeki on yıllık dönem için hedeflerini ortaya koymuştur. "Çevre 2010: Geleceğimiz, Tercihimiz" başlıklı Program'da dört ana konu öncelikli hedef olarak belirlenmiştir: İklim Değişimi, Doğa Koruma ve Biyolojik Çeşitlilik, Çevre ve Sağlık Başlıkları ile Doğal Kaynaklar ve Atık konularıdır 16. Ülkemizde Devlet Planlama Teşkilatı 9. Kalkınma Programı kapsamındaki Çevrenin Korunması ve Kentsel Altyapının Geliştirilmesi başlığı altında; Birleşmiş Milletler <sup>14</sup>The Nature Conservancy, " Climate Change Impacts and Threats", http://www.nature.org/ ourinitiatives/urgentissues/climatechange/threatsimpacts/index.htm, (Erişim Tarihi: 20.04.2011), <sup>15</sup> European Commisison, "Climate Change", http://ec.europa.eu/environment/climat/home en.htm, (Erişim Tarihi:12.05.2010) <sup>16</sup>Çevre 2010: Geleceğimiz Seçimimiz, "Altıncı Çevresel Eylem Programı", Avrupa Parlamentosu, Ekonomik ve Sosyal Komite ve Bölgeler Komitesi, 2001, Final. Iklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nin (IDÇS) TBMM tarafından onaylanması ile 24 Mayıs 2004 tarihi itibarıyla İDÇS'ne taraf olmuştur17. Bu kapsamda da çevresel izleme, denetim ve raporlama sisteminin altyapısının geliştirilerek uygulamaların etkinleştirilmesi, ilgili kuruluşlar arasında bilgi akışının ve paylaşımının bütüncül bir sistemle sağlanması ihtiyacı devam etmektedir. Ulusal göstergelerin gelişimini süregelen bir süreç olarak takip etmek de önemlidir. Ancak ulusal çevre politikalarında ve sürdürülebilir kalkınma stratejisinde göstergeleri amaçlara, hedeflere ve teşebbüslere bağlamak gerekmektedir18. Bilindiği gibi Türkiye, Avrupa Birliği'ne aday bir ülke olup, 3 Ekim 2005 tarihinde Avrupa Birliği'ne tam üyelik müzakereleri başlamıştır". Bu süreçte, Türkiye'nin Avrupa Birliği'nin çevresel bilgilere erişimi ile raporlama yönetmeliklerine uyum sağlaması kapsamında, çevresel veri toplanması, gösterge oluşturulması ve raporlamaya yönelik çalışmaların yapılması gerekmektedir. Türkiye'de göstergelerin üretimini ve gelişimini destekleyecek verilerin toplanması için, ilgili kurumların teknik altyapılarının geliştirilmesine ihtiyaç duyulmaktadır. <sup>17 .</sup>C Çevre ve Orman Bakanlığı, "Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi", http://www.iklim.cob.gov.tr/iklim/AnaSayfa/BMIDCS.aspx?sflang=tr, (Erişim tarihi: 20.04.2011). l8 T. Burke.; N. Mabey, "Küreselleşen Dünyada Avrupa Güvenlik ve Refah için Seçenekler", 2008 , s.44-London . <sup>19</sup> Avrupa Birliği Genel Sekreterliği (ABGS), "Müzakere Süreci ve Türkiye", http://www.abgs. gov.tr/tarama/Ozet.htm, (Erişim Tarihi: 20.04.2011). ## A.Tezin Amacı ve Onemi Tezin genel amacı, Türkiye'de güvenilir ve güncel çevresel bilgiye erişimi sağlamak için veri toplama sistemlerini geliştirmeye çalışmak, karşılaşılan zorlukları irdelemek, ulaşılabilen verilerle bir sistem içerisinde ve karşılaştırılabilir özellikte bilgi sunabilecek yöntem araştırmaktır. Ozel amacı da Avrupa'da ve Dünya'da birçok çevresel soruna temel teşkil eden küresel ısınma ve sonucu olan ıklım değişimi konusunu da irdeleyerek Türkiye'nın uluslararası çevresel gösterge setlerine ilişkin mevcut durumunu tespit etmek, ilgili literatürdeki bilgileri de değerlendirerek anahtar çevresel gösterge seti önerisinde bulunmaktır. Bu düşünceler doğrultusunda iklim değişimi konusunda değerlendirmeler yapmak üzere, geçmişle ilgili ve güncel gözlemsel veriler aracılığı ile bilgilerin derlenmesi ve yönetilmesi ile paylaşılmasını, erişilebilirliğini ve kullanılmasını sağlayabilecek sistem önerisi geliştirmek de amaçlanmaktadır. Türkiye'nin adaylık sürecinde AB çevre müktesebâtındaki gelişmeler göz önünde bulundurulduğunda ulusal mevzüata aktarılan AB direktiflerinin sayısının sürekli arttığı görülmektedir 20. Yalnızca üye ülkeler çevre müktesebâtının uygulanmasının izlenmesi amacıyla Avrupa Komisyonu'na raporlama yapmakla yükümlü olduklarından, Türkiye Avrupa <sup>20</sup>T.C Çevre ve Orman Bakanlığı, " Türkiye'de Çevre Yönetimi", AB adaylık Sürecinde Ulusal Mevzuata Aktarılan Yönetmelikler, 2010, Ankara, http://cembit.dmi.gov.tr/FILES/doc/cevreyonetimi/cevre yonetimi tr-TR.pdf, (Erişim Tarihi: 20.04.2011) Birliği üyesi oluncaya dek raporlama yükümlülüğe girmeyecektir2'. Ancak, Türkiye Avrupa Birliği'ne katılım sürecinde iken, 2003 yılında, Avrupa Çevre Ajansı'na (AÇA) üye olmuş, AÇA faâliyetlerinin yerine getirilebilmesi ve raporlama zorunluluklarının gerçekleştirilebilmesi amacıyla ulusal düzeyde Avrupa Çevre Bilgi ve Gözlem Ağı (Environment Information and Observation Network-EIONET) oluşturulmuştur". Bu yapı içerisinde yer alan önemli çıktılar arasında da çevresel verilere erişim ve göstergelerin izlenmesi bulunmaktadır. Bu araştırmada hedeflenen, Türkiye için oluşturulacak olan çevresel gösterge setleri önerileri ve değerlendirmeleri ile politika sağlayıcılar için uzun vâdede ve ileri seviyede çevre koruma faâliyetlerine temel oluşturabilecek veri ve bilgilerin ortaya konulmasıdır. Bu şekilde bilgiye dayalı yaklaşım gereksinimini giderme sürecinin desteklenmesinin de sağlanabileceği ileri sürülebilir. Kamuoyunun kolayca anlaşılır ve değerlendirilerek kullanılabilir çevresel bilgiye ulaşmasını sağlayabilecek yöntem araştırması ile çevre koruma için gerekli ön şartlardan olan çevre konularında kamu bilinci ve ilgisinin arttırılmasına da katkıda bulunulacaktır. Düzenli çevresel bilgi alışverişi ile ulusal politikaları belirlemek, çevre yönetimi, doğal kaynak yönetimi, çevresel izleme faâliyetlerinin güçlendirilmesi ve böylece <sup>21 &</sup>quot;Reporting Obligation For: Reporting Obligation For Council Directive-91/692/EEC", http://rod.eionet.europa.eu/obligations/567, (Erişim Tarihi: 29.11.2010) <sup>22</sup>T.C Çevre ve Orman Bakanlığı, "Avrupa Çevre Bilgi ve Gözlem Ağı (EIONET)", http://aca.cevreorman.gov.tr/sayfalar/eionet hakkinda.html 0, (Erişim Tarihi: 29.11.2010) Türkiye'de geçerli Çevre Müktesebâtının uyumu uygulamalarının hızlandırılması açısından da önem taşımaktadır. ## TEZİN KAPSAMI: Yukarıda da değinildiği gibi iklim değişimi değişkeni etkileri bakımından gıda güvencesinden biyolojik çeşitliliğe, kıyılardan göç ve alt yapı sistemlerine kadar etkili olduğundan çevresel veri toplama sistemleri incelenirken çevresel verileri bir grup altında toplayarak iklim değişimi altında birleştirmek gerekmektedir. Türkiye'de birçok farklı kurum ve kuruluş kendi uzmanlık alanları içerisinde kurumsal, ulusal ve uluslararası ihtiyaçlara cevap verebilmek üzere veri sağlayarak raporlama süreçlerine dâhil olmaktadır. Bu araştırmada ülkemiz için önerilecek gösterge setleri ve değerlendirmeleri ile, politika yapıcılar, karar vericiler için çevre koruma faaliyetlerine uzun erimli ve ileri seviyede katkı sağlayacak, bilgiye dayalı yaklaşım ile ortaya bilimsel altyanı konulmasına çalışılacaktır. B. Yöntem ## 1. Kavramsal Çerçeve Bu bölümde tezin dayandığı temel kavramlar, yaklaşımlar ve varsayımlar verilmektedir. Çevresel Etki: Insan faâliyetleri sonucunda canlı varlıkların hemen, ya da uzunca bir süre içerisinde, dolaylı ya da dolaysız şekilde etkilenmelerine neden olabilecek fiziksel, kimyasal, biyolojik ve toplumsal etkenlerin belirli bir zaman dilimindeki toplamıdır 23. Çevre Hakkı: Kollektif hakları tanımlayan üçüncü kuşak haklar içerisinde yer almaktadır. Bu hak, insancıl bir toplum yaşamı düşüncesinin anlatımı olduğundan, aynı zamanda hem bireylere hem de toplumun tümüne aittir. Gerçekleşmeleri için de tüm toplumsal aktörlerin, yanı devletlerin, kamu ve özel ve tüzel kişilerinin, bireylerin yalnız pasif değil, aktif olarak katılımları gereklidir 44. Çevreye Ilişkin Bilgi: Su, hava, toprak, canlı varlığı ile bunları olumsuz olarak etkileyen veya etkileme ihtimâli bulunan faâliyetler ve alınan idâri ve teknik önlemlere ilişkin olarak mevcut bulunan her türlü yazılı, sözlü veya görüntülü bilgi veya veriyi içerir25. Çevresel Gösterge: Çevre politikalarının üretilmesi, çevre durumunun raporlanması, çevresel performansın ölçülmesi ve sürdürülebilir kalkınmanın çevresel boyutunun raporlanması için kullanılan araçtır20. <sup>23</sup> R.Keleş ve C.Hamamcı, "Çevre Politikası", İmge Kitapevi, 5.Baskı, 2005. <sup>24</sup> C.Hamamcı, "Çevre Hakkı Üzerine Düşünceler", İnsan Hakları Yıllığı, TODAIE, 1991, s.171-180. <sup>2542872</sup> sayılı Cevre Kanunu" (5491 sayılı kanunla degisiklikler) Yayımlandığı Resmi Gazete Tarihi: 11.8.1983, Say: 1832 , http://teach.immib.org.tr/web/dokumanlar/CEVRE%205491.pdf, (Erişim Tarihi: 29.11.2010) <sup>20</sup>T.C Çevre ve Orman Bakanlığı, "Çevresel Göstergeler Raporu", Türkiye Veri Değişim Ağı'nın Kurulması için Teknik Yardım Projesi, Report 20100405 Env.Indicators 2.0 TR,2010. Dışsallık: Dışsallık, ekonomik bir faâliyet sonucu ortaya çıkan fayda ve mâliyetlerin bu faâliyet ile ilgili olmayan kişiler üzerindeki etkisidir. Piyasa ekonomisinde bu durum, genellikle bir kişinin veya firmanın faâliyetlerinin doğrudan bir başka kışı veya firmayı, piyasa fiyatları dışında etkileyerek dıştan gelen etkiye neden olmaları ile açıklanmaktadır-'. Doğal Kaynak: Doğal yollarla oluşan, ancak görece değişikliğe uğramamış hâli kıymetli olarak kabûl edilen, canlı ya da cansız varlıklar için kullanılan tanımlamadır". Doğal kaynak olarak kabûl edilebilmesi için maddenin ortaya çıkarılışında uygulanan işlemlerin çıkartma, zenginleştirme ya da ayrıştırma ile sınırlı olması gereklidir. Bir üretim süreci sonunda ortaya çıkan madde artık doğal kaynak olarak değerlendirilemez. Sürdürülebilir Çevre: Gelecek kuşakların ihtiyaç duyacağı kaynakların varlığını ve kalitesini tehlikeye atmadan, hem bugünün hem de gelecek kuşakların çevresini oluşturan tüm çevresel değerlerin sosyal, ekonomik, fizikî vbg. tüm alanlarda korunması, ıslâhı ve geliştirilmesi sürecini tanımlar29. Sürdürülebilir Kalkınma: Bugünün gereksinimlerini, gelecek kuşakların da kendi gereksinimlerini karşılama olanaklarını ellerinden almadan karşılamaktır30. <sup>27</sup>http://www.gazikitabevi.com.tr/iktisadagiris/bolum 10.pdf., (Erişim tarihi: 19.03.2008). <sup>28</sup> S.Erdoğan, "Çevrenin Siyasallaştırılması ve Ramsar Sözleşmesi Örneği", AÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayımlanmamış Doktora tezi, 2008, s.6. <sup>20</sup>http://tr.wiktionary.org/wiki/s%C3%BCrd%C3%BCr%C3%BClebilir %C3%A7evre, (Erişim Tarihi: 28/11/2010) <sup>30</sup>R.Keleş,C.Hamamcı, A.Çoban, "Çevre Politikası", İmge Kitapevi, 6.Baskı, Eylül 2009 ## 2. Temel Varsayımlar Yaşamdaki sürdürülebilir kalkınma performansını ortaya koyan ölçüt çevresel göstergelerin durumudur. Bu anlayış içerisinde çevre konusunda iklim değişimi göstergelerinin irdelenmesi, hem çevreye olan etkilerinin ortaya konulması, hem de çevresel göstergeleri sistematik çerçevede ortaya koymak açısından önem taşımaktadır. Sürdürülebilir kalkınma anlayışının çevresel, sosyal ve ekonomik olmak üzere üç boyutu bulunmaktadır. Çevre politikalarını oluşturabilmek için sosyal ve ekonomik boyutu göz önünde bulundurulmalı alınacak önlemlerin politikalara yansıtılabilmesi izleme sistemlerinin oluşturabilmesi ile mümkün olabilmektedir31. Çevresel politikaların geliştirilmesi kapsamında, karar vericiler herhangi bir eyleme ilişkin riskleri yönetirken ve potansiyel faydaları ve politikaların maliyetlerini ölçerken bilgiye ihtiyaç duymaktadır. İklim değişiminin merkezî önem taşıyan bir konu haline gelmesinden bu yana, analizlerde kullanılan verilerin güvenilirliğine ilişkin şüpheler de haklı olarak artmıştır. Uzun süreli birçok klimatolojik zaman serisine ilişkin değişim ve eğilimlerin yalnızca hava durumları ve iklimde meydana gelen değişikliklerden <sup>31</sup> Office of the Auditor General Of Canada, "Performance Measurement For Sustainable Development Strategies", 1998, http://www.oag-bvg.gc.ca/internet/ English/ parl cesd 199805 08 e 9348.html, (Erişim tarihi: 21.04.2011). Iklim değişimi ve etkileri bakımından ele alınacak göstergeler ve veriler çevre konusunda tüm başlıkları doğrudan ve dolaylı olarak etkileyecek bulguları ve sorunları içermektedir43. Bazı göstergeler için veri ve bilgi yetersizliği göstergelerin üretilmesi ve bilgilerin izlenmesi açısından da sıkıntı yaratmaktadır. İklim değişimi göstergeleri daha etkin bilgi ve veri toplama anlayışı ile sistemlerin duyarlılığı ve mâruz kalınan sonuçların değerlendirilmesi açısından da önem taşımaktadır. ## 4. Hipotezler Çevrenin izlenmesinde ve çevresel bilgiye erişimde Türkiye İstatistik Kurumu gibi çevre ile doğrudan ilgisi olmayan kurumların katkılarıyla belli düzeydeki bir ilerleme kaydedilmesine rağmen, çevresel veriler tek elden toplanarak tutulmamakta ve değerlendirilmemektedir. Ayrıca veri toplama yöntemleri standardizasyonu ve güvenilirliği sorunu vardır. Sonuç olarak çevresel göstergeler veya ülke çevre durum raporları çeşitli yönlerden yeterli değildir44. Sürdürülebilir Kalkınma anlayışının çevresel, sosyal ve ekonomik olmak üzere üç boyutu bulunmaktadır. Çevre politikalarını sürdürülebilir kalkınma anlayışı içerisinde belirlemek ancak sosyal ve ekonomik boyutunun göz önüne alındığı izleme sistemlerinin oluşturulması ile mümkün olabilecektir. <sup>4</sup> European Environment Agency, Impacts Of Europe's Changing Climate, 2004, http://www.eea.europa.eu/publications/climate\_report\_2\_2004, published\_(Erişim Tarihi: 12.05.2010) <sup>44</sup>T.C Çevre ve Orman Bakanlığı, Çevresel Kirlilik İzleme Rehberi, s:12-18, 2007, Ankara, http://www.cygm.gov.tr/CYGM/Files/yayinlar/kitap/izleme-rehberi.pdf, (Erişim Tarihi: 22.04.2011) ## C. Yöntem Sürdürülebilir Kalkınma ve iklim değişimi arasındaki ilişki ortaya konularak değerlendirme sistemleri içerisinde açıklanmıştır. İklim değişimine neden olan ya da sonucu olan çevre alt konu başlıklarında yer alması gereken göstergelere ilişkin veri analizleri gerçekleştirilmiştir. Avrupa Birliği Sürdürülebilir Kalkınma Göstergeleri'nin Çevre Başlığı altında yer alan göstergeler (9.2.2005 tarih ve SEC(2005) 161 no'lu Avrupa Birliği Komisyon kararı) incelenmiştir. Uluslararası raporlama gereksinimleri dikkate alınarak, verilerin sağlanması, yenilerinin üretilmesi için ülkemizdeki boşluklar ortaya konulmuş, mevcut durumun ortaya konulması açısından ise kurum analizleri gerçekleştirilerek resmi yazışmalar ve anketler yoluyla tespit edilen göstergelere yönelik hangi kurumda hangi çevresel verinin bulunduğu analiz çalışması ile gerçekleştirilmiştir. Yapılan çalışmalar neticesinde iklim değişimi konusunda göstergelerin belirlenmesi sadece veri varlığına dayanarak değil aynı zamanda üretilmesi ve geliştirilmesi gerekli bulunan göstergeler tespit edilerek gösterge seti önerisinde bulunulmuştur. Veri ve bilgi elde etme, toplamada ve izlenmesinde standardizasyon, güvenilirlik açısından giderilmesi gereken sorunlar da uluslar arası literatürün değerlendirilmesi ile irdelenmeye çalışılmıştır. ## Ç. İçerik Tezin Birinci Bölümü içerisinde sürdürülebilir kalkınma kavramı ve sosyoekonomik boyutu irdelenmiştir. Ekonomik faâliyetler sürdürülemez bir üretim ve tüketim yapısına dayandığında çevresel bozulmaya neden olmakta, çevre üzerindeki negatif dışsallıklar da üretim ve fiyatlandırma kararlarında dikkate alınmadığında piyasa yapısının bozulmasına neden olduğundan çevre tahribâtını hızlandırarak kısırdöngü yaratmakta olduğu savı irdelenmiştir. Sürdürülebilir kalkınma stratejileri ve çevre politikaları arasındaki ilişki de bu bölümde incelenmiştir. Ekonomik ve doğal çevrenin karşılıklı bağımlılığının kalkınma politikalarında alınmasına gereksinim olduğuna dair ilk kapsamlı uyarı olan ünlü Roma Kulübü'nün "Büyümenin Sınırları" başlıklı raporundan bu yana geliştirilen doğal kaynak ve çevre sorunlarının incelenmesi ve çözümünde egemen yöntemlerin "sürdürülebilir kalkınma" başlığı altında toplanmış olduğu göz önüne alınmıştır. Amacın gelecek nesillerin ihtiyaçlarını tehlikeye düşürmeden bugünkü neslin ihtiyaçları olarak tanımlanan taleplerini karşılayan bir kalkınma modeli olması gerektiği, fakat çevresel kısıtların ekonomik büyümeyi sınırlandırmaya başladığı, daha da kısıtlayabileceği için çevre ile ilgili risklerden kaçınmayı öneren görüşlere de yer verilmiştir. İklim Değişimi ve etkileriyle sürdürülebilir kalkınma ilişkileri; sürdürülebilirlik için, başta toplumsal, ekonomik ve siyasal alanlarda olmak üzere, insan yaşamının her alanında yeni düzenlemeler yapılması gerekliliğini ortaya koyan, modern toplumlarda sürdürülebilirlik arayışlarına nüfus artışı ve yoğunlaşması ile sanâyıleşme ve iklim değişiminin sonuçlarına da yol açan nedenlerin üzerinde durulmuştur. Sürdürülebilir kalkınma ve iklim değişimi ilişkilerini ortaya koyan değerlendirmeler arasında 'Ekolojik Ayakizi' (EA) ve 'Çevresel Sürdürülebilirlik Endeksi' (ÇSE) çalışmalarına da yer verilmiştir. Bu hesaplamalar sonuçta veri gereksinimine duyulan intiyacı bir kez daha ortaya koymakta olduğu gibi gerekli veriler ile değerlendirme kriterleri konularında da yol göstermektedir. Çevre, ekonomi ve toplum özelliklerini içeren ÇSE; işsizlik ve fakirlik ile bağlantılı olan suç oranı, huzur ve etkilediği verimlilik ile kârlılık yanında hava ve su kalitesi, toprak ve ekosistem sağlığına etkilerine ek olarak kirliliğin tasfiyesi için yatırımlar, sağlığı bozan etkenlerin tıbbî giderler yanısıra işgücü kayıpları gibi zararları geniş bir bakış açısıyla ve gelecekteki etkileşimler de göz önüne alınarak hesaplandığının ortaya konulmasına çalışılmıştır. Tüm bu açılardan örnek olarak Finlandiya ülkesi ele alınmış, bu ülkeye ait sürdürülebilir performans değerleri irdelenmiştir. Ekojik ayakizi hesabı "sürdürülebilir kalkınma" amacının gerçekçiliğini de çevresel etkilerin zaman içinde giderebilme kapasitesi içinde sorgulamaktadır43. Tezin İkinci Bölümü içerisinde de 'Çevresel Göstergeler' (ÇG) kavramı içerisinde gösterge seçimi ve gösterge sistemleri ile bu göstergelerin uluslar arası düzeyde temsil durumu irdelenmiştir. <sup>45</sup> A.E.Duygu,Sürdürülebilir Kalkınma ve Çevrenin Önemi, , Çevre El Broşürü, Çankaya Belediyesi, s. 212, 2007, Ankara Çevresel Göstergelerin uluslararası düzeydeki gelişimi incelenmiş, Kanada Hükümeti'nin 'Oncü Çevresel Sürdürülebilirlik Göstergeleri' ile 'OECD Gösterge Setleri', 'Avrupa Çevre Ajansı Gösterge Setleri', 'Avrupa Birliği Çevre Göstergeleri' ve 'Yapısal Göstergeler', Birleşmiş Milletler Çevre Programı'nın 'UNEP-GEO Veri Portalı Göstergeleri'ile 'Sürdürülebilir Kalkınma Komisyonu Gösterge Sistemleri' incelenmiştır. 'Kanada Çevresel Sürdürülebilirlik Endeksi' (CESI) aracılığı ile çevresel bilgi ve veriler hem federal, hem de bölgesel düzeyde sunulmakta, Kanada Hükümeti çevresel yönetim planlamasında sorumlulukları paylaşmaktadır. Göstergelerin ölçümünün geçerli, doğru, mekân açısından ve zaman serileri biçiminde ortaya konulması ile öngörülerde bulunulabilecek düzeyde kapsamlı olarak ortaya konulan göstergeler ile karşılaştırma yapma olanağı sağlanmıştır. Uluslar arası gösterge setleri içerisinde Ulke'miz ile ilgili olan göstergeler ise raporlama zorunlulukları çerçevesinde raporlamada yer alan göstergelerdir. Tezin Uçüncü Bölümünde ise İklim Değişikliği ve Etkileri Göstergeleri başlığı altında Avrupa Çevre Ajansı, OECD, Eurostat, JRC, UNEP olmak üzere Avrupa ve küresel uluslararası kuruluşların Sürdürülebilir Kalkınma yaklaşımında yer alan iklim değişimi göstergeleri konusundaki inceleme ve değerlendirmeleri içermektedir. Ulkemiz için sürdürülebilir kalkınma göstergeleri (SKG) ile iklim değişimi göstergeleri (İDG) incelenmiş, veri varlığı ile yeterliliği sorgulanmıştır. Seçim kriterleri sadece veri varlığı göz önüne alınarak değil, geliştirilmesi önerilen gösterge tespitine çalışılmıştır. Ülusal ihtiyaçlar, uluslar arası gösterge setleri ile Türkiye'nin raporlama yükümlülükleri de dikkate alınarak iklim değişimi ve sürdürülebilir kalkınma yaklaşımı üzerine gösterge seti önerisinde bulunulmuştur. ## BÖLÜM I. SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA KAVRAMI VE ÇEVRESEL GÖSTERGELER ARASINDAKİ İLİŞKİ Uzunca süredir bilindiği gibi iktisâdi büyüme, bir yandan refâhı artırıp çevresel hedeflerin finansmanı için ek kaynaklar sağlarken; öte yandan, çevresel ve doğal kaynakların aşırı ölçüde bozulmasına neden olabilmektedir. İktisâdi kalkınmanın uzun vâdede sürdürülebilmesi, temel ekosistem hizmetlerinin sürdürülebilmesine, yaşam kalitesini muhafaza edecek sağlıklı bir ortamın varlığına ve bu iki hedefe ulaşılmasını temin edecek düzeyde bir uluslararası işbirliğinin gerçekleştirilmesine bağlıdır . Oysa bu kaynakta da belirtildiği gibi ekonomik ve demografik göstergeler iktisâdi kalkınma ile eko-sistem arasındaki bu önemli bağlantının sürdürülmesini zora sokan ciddî tehditlerin mevcut olduğunu ortaya koymaktadır ve ilki de Dünya nüfusundaki önemli artıştır. Dünya nüfusu son 50 yılda üç kat artmıştır ve gelecek 50 yılda % 25-75 arasında artması öngörülmekte, çevresel hedeflerin finansmanına kaynak sağlayabilecek ülkelerde sürdürülebilir kalkınma türleri ortaya çıksa bile üretim ve tüketime yönelik aşırı talep nedeniyle çevre üzerindeki baskının sürekli artış göstereceği düşünülmektedir2. <sup>&#</sup>x27;H. Demir, "İklim Değişikliği ve Sürdürülebilir Kalkınma", Bildiri, s.1, Uludağ Üniversitesi Dış Ticaret-2. <sup>2</sup>Paul R. Ehrlich; John P. Holdren, "Impact of Population Growth", Complacency Concerning this Component of Man's Predicament is Unjustified and Counterproductive, 1971, Science 171, s. 1212-1217, http://faculty.washington.edu/stevehar/Ehrlich.pdf, (Erişim Tarihi: 10.03.2011), ## A. Kuramsal Çerçeve ## 1. Dışsal Mâliyet ve Sürdürülebilir Kalkınma Çevre malları olarak adlandırılan serbest mallar ya da sosyal mallar olarak da ifade edilen kamusal ya da uluslararası mallara en iyi örnek hava, okyanus ve denizler, akarsu ve göller ile toprak gibi çevre sorunlarına konu olan varlıklar gösterilebilir". Aynı kaynakta da belirtildiği gibi Çevre sorunları, çevrenin mevcut doğal dengesini insanlar ve yararlı görülen canlılara yaşam ortamı sağlayan özellikleri kısıtlayarak bozan olumsuzluklardır. Verilen bilgiler ve getirilen yorumlar özetlenirse çevre sorunları esasında olumsuz dışsal etkilerdir. Bu olumsuz dışsallıkların ortaya çıkmasında toplumlar, toplumsal katmanlar, devletler ve işletmelerin kıt kaynaklardan sağladıkları kazançlarını olası en yüksek değere ulaştırma çabası, yâni en düşük mâliyet ilkesi gereğince ucuz üretim faktörlerinden daha çok yararlanarak, bu kaynakların tüketimine gidilmesi etkin ekonomisinin dışsal mâliyetleri ise oldukça yüksektir, hattâ geri dönüşsüz olduğundan ölçülemeyecek kadar yüksek olabilmektedir. Ozellikle sanâyileşme ve teknolojik gelişmelerle nüfus artışı, kentleşme ile nüfusun yoğunlaşması, üretim ve tüketimin hızla artması sonucu hava, su ve toprak hızla kirlenmeye, doğal kaynaklar tükenmeye başlamış, doğanın kendi kendini yenileme niteliği zarar görmüştür. Ekonominin küreselleşmesi ve ekonomik büyüme tutkusu bu zararları da küreselleştirmiştır. d.Toprak, "Sürdürülebilir Kalkınma Çerçevesinde Çevre Politikaları ve Mali Araçlar", Süleyman Demirel Universitesi, 2006, Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Cilt:2 Sayı 4, s.5. Toprak'ın da belirttiği gibi gelişmekte olan ülkelerin temel hedefi ekonomik büyüme ve bu büyüme yeterli artı değer sağlıyorsa kalkınmadır, çevre politikaları uygulayarak bu hedefi tehlikeye atmaktan ve yabancı sermâyeyi kaçırmaktan korkmaktadırlar. Tüm bu sayılan etmenler kirli endüstriler ve faâliyetlerin gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan ülkelere kaymasına neden olmaktadır". Çevresel düzenlemeleri katı bir biçimde uygulayan ülkelerle uygulamayan ülkeler arasında üretim mâliyetleri nedeniyle rekabet sorunları ortaya çıkacağı da öngörülmektedir. Kyoto protokolu'nun Amerika Birleşik Devletleri (A.B.D.), Avusturya, Çin, Brezilya, Güney Kore, Endonezya, Hindistan gibi ülkelerce imzalanmamasının nedeni de budur denmekte, böylelikle önlem alan ülkeler dışsal mâliyetleri karşılarken, diğerleri bedavacı olarak pozisyon almakta, üretim düşük ücretler, ekonomik teşvikler yanında düşük çevresel mâliyetler nedeniyle özellikle Çin, Brezilya, Hindistan gibi ülkelere kaymaktadır5. ## 1.1 Dışsallıklar Teorisi Kamusal mallardan elde edilen faydanın bölünemezliği nedeniyle bu mallara bir fiyat biçilememesi ile ilgili dışsallık olgusunun ortaya çıkması kaçınılmaz olmaktadır. Çünkü "Dışsallık, belirli bir birey veya bireyler grubunun, aralarında herhangi bir anlaşma ya da ticâri ilişki olmaksızın irâde dışında, bir başka birey veya bireyler <sup>4</sup>D.Toprak, a.g.e. <sup>5</sup> A.Mutlu,"Küresel Kamusal Mallar Baglamında Saglık Hizmetleri ve Çevre Kirlenmesi: Üretim, Finansman ve Yönetim Sorunları", 2006, 21.Türkiye Maliye Sempozyumu: Kamu Maliyesinde Güncel Gelismeler, s. 18-19. grubunun herhangi bir eyleminden ötürü bir fayda ya da mâliyetle karşılaşmasıdır". Dışsallıklar, dış etkiler ya da dış ekonomiler, ilk defa Alfred Marshall tarafından ortaya atılan bir kavramın farklı adlarıdır'. Diğer bir ifâdeye göre, "Dışsal ekonomiler, başkalarının etkinliklerinin bir sonucu olarak, herhangi bir toplumsal grubun ödemek zorunda kaldığı dışsal mâliyet, ya da elde ettiği dışsal fayda" olarak tanımlanmaktadır. Bu tanımlardan da anlaşıldığı üzere dışsallıklar etkileri bakımından iki türe ayrılmaktadır. Ureticiler üzerinde olumsuz bir etki yaratanlar "dışsal mâliyetler" veya "negatif dışsallık" olarak adlandırılırlar. Ureticilerin ya da tüketicilerin, faâliyetleri sonucunda bir fayda meydana geliyorsa "dışsal fayda" veya "pozitif dışsallık" olarak nitelendirilirler. Marshall, ilk kez 1890 yılında yayımlanan " Ekonominin Ilkeleri" adlı kitabında, İngiltere ve diğer sanâyileşmiş ülkelerdeki ekonomik büyümeyi incelemiş, kişi başına üretkenlik ile kaydedilen artışı açıklamaya çalışmıştır. İçsel ekonomiler yanında dışsal ekonomiler üzerinde de durmuştur. Marshall'a göre "Sanâyileşme ortamında kaydedilen genel ilerlemeden kaynaklanan dışsal ekonomilerle karşılaştırıldığında, her kuruluşun kendi başına gerçekleştirdiği içsel ekonomiler çok zayıf kalmaktadır" ve bilgi artışına ve teknik ilerlemeye bağlı F. Altuğ, "Çevre Sorunları", 1990, Uludağ Üniversitesi Güçlendirme Vakfı Yayını, No:41, s.152, Uludağ Üniversitesi Basımevi. <sup>&#</sup>x27;N.Berberoğlu,"Ekonomik Açıdan Çevre Kirliliği Sorunu", 1982, Eskişehir İktisadi ve Ticari Ilimler Akademisi Dergisi, C.18 s.216-236. <sup>81.</sup>Güneş, "Dışsallıklar, Kamunun Düzenleyici Rolü: Enerji Sektöründe Bir Uygulama", 2000, Çukurova Universitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayınlanmamış Doktora Tezi, s.142. ekonomiler medenî toplumların tümünde temel olarak üretimin toplam hacmine bağlıdır". Marshall dışsal faydayı ise "Herhangi bir mal veya hizmet piyasasında sanâyi yoğunlaşması sonucunda sanâyiye giren firmanın, önceki firmaların ortalama üretim mâliyetlerinin de azalmasına neden olması" durumunda ortaya çıkan fayda olarak tanımlamaktadır10 Marshall'ın ortaya koyduğu dışsallık kavramı, Pigou tarafından yeniden ele alınmış ve gönenç ekonomisi ile dışsal ekonomi arasındaki bağ kurulmuştur. Pigou'nun en önemli vurgusu, eksik rekâbet piyasasının hüküm sürdüğü durumda gönenç artışı için devlet müdâhalesinin gerekliliğidir11. Pigou, Marshall'dan farklı olarak sadece pozitif dışsallıkları ele almamış, negatif dışsal ekonomiler (external diseconomies) üzerinde de durmuştur. Sonat'a göre, Pigou'nun dışsallıklar teorisine katkısı, dışsallıkları toplumsal gönenç açısından ortaya koymasıdır-2. "C.Pigou, "The Economics of Welfare", Part III-National Dividend, 1932, s.5, http://www.econlib.org/library/NPDBooks/Pigou/pgEW.html,(Erişim Tarihi: 01.06.2010). 12A. Sonat, "Çevre Programlarının Ekonomik Açıdan Değerlendirilmesi ve Türkiye İçin Bir Model Denemesi", 1988, Ankara Universitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayımlanmamış Doktora Tezi, s.299. <sup>9</sup> A.Marshall, "Principles of Economics An Introductory", Cilt:8, http://www.econlib.org/library/Marshall/marP.html, (Erişim Tarihi: 21.03.2010). <sup>10</sup> A.Ç.Dikmen, 2009, "Sürdürülebilirlik Çerçevesinde Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Türkiye'nin Geleceğindeki Yeri", Ankara Universitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü , Doktora Tezi Nath ise dışsallığı tanımlarken, "Mevcut sosyal ve ekonomik kurumların niteliği nedeniyle, karşılığı ödenmeden başkalarına mâliyet yüklendiğinde, ya da karşılığı alınmadan başkalarına fayda sağlandığında bir dışsallık olayı ile karşı karşıyayız" ifâdesini kullanmaktadır". Nath, dışsallıkların iki temel özelliğinden hareketle bu tanımı yapmaktadır. Nath'a göre; -Herhangi bir karar birimi tarafından bir diğerine fayda veya mâliyetin yüklenmesi gerekir, -Oluşan bu fayda veya mâliyet karşılığında bedelin alınabileceği, ya da tazminâtın ödeneceği piyasa bulunmamalı ve bir müdâhale olmaksızın ödemede bulunulmamalıdır". Nath'a göre, "Dışsallık; üretici ya da tüketiciler davranışlarının bütün sonuçlarına katlanmadıkları ve ne üreteceklerine ya da tüketeceklerine karar verirken başkaları üzerindeki etkileri hesaba katmadıkları zaman ortaya çıkar". Meade in dışsallık tanımı ise şu şekildedir; "Bir fırmanın ürünü yalnızca bu fırmanın kullandığı üretim girdilerine değil, bir diğer firma ya da grubun ürününe ve üretim faktörü kullanımına da bağlı ise dışsallıklar vardır." Meade, marjınal mâliyet ve fiyat arasındaki farklılıkların yanı sıra tekelci öğelerin ve vergilerin de dışsallığın kaynağı olabileceğini öne sürmüş, marjinal mâliyetler ve faydalar arasında büyük sapmaların olması durumunda, "Tüm diğer <sup>13.</sup>K.Nath, "A Perspective of Welfare Economics", 1973, Macmillan Press, s.44. değişkenler sâbitken, bu sapmalardan birinin azaltılması, ekonomik gönenci arttırmaz, hatta azaltabilir" sonucuna varmıştır. Holterman'a göre ise "Dışsallığın olabilmesi için tüm girdi ve çıktıların üretim faaliyeti vektöründe yer alması ve bir ekonomik birimin çıktısının diğer bir birimin üretim ve tüketim vektöründe girdi olarak yer alması gerekir." Bunlara ek olarak Holterman devletin müdâhalesi dışında hiç bir birimce tazmîne başvurulmaması durumunda dışsallıkların olduğunu savunmaktadır 4. Bator, dışsallıkların kurumsal ya da teknik nedenler ve ortak malların varlığı sonucu ortaya çıktığını öne sürerken, dışsallıkların tazmınındeki sorunları araştırmış, "Fiyat sisteminin otomatik olarak tazmîn edemediği dışsallıklar fiyat sisteminin işleyişindeki aksaklıklar nedeniyle ortaya çıkmaktadır" sonucuna varmıştır 15. Tüm bu tanımlar ve değerlendirmeler mikroekonomiktir ve günümüzdeki küresel çevre sorunlarının irdelenmesi ve çözümü açısından yeterli olduklarını ileri sürmek zordur. ## 1.2. İklim Değişimi, Değişikliği ve Sosyoekonomik Mâliyetleri İklim değişiminin değişiklik aşamasına geçişi, insanların her türlü faâliyeti üzerinde ciddî değişiklikler meydana getirme potansiyeline sahiptir. Dünyanın hemen her <sup>14</sup>S.Holterman, "Alternative Tax Systems to Correct For Externalities And The Efficiency Of Paying Compensation", 1976, Economica(43), s.1-16. <sup>15</sup>F. M.Bator, "The Anatomy of Market Failure", The Quarterly Journal of Economics, 1958, Citt: 72, Sayı 3, s. 351-379. bölgesinde doğal kaynakları ve geçim kaynakları üzerinde esaslı değişikleri meydana getirebilmekte küresel isınma birçok sosyoekonomik sorunu da beraberinde getirmektedir 6. İklim değişiminin doğrudan ve parasal olarak ölçülebilen zararları Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) tarafından daha 2002'de Johannesburg Zirvesinde yayınlanmıştır". Zirve sonrasındaki değerlendirme raporunda 20. asırdaki iklimsel âfetlerin yılda %10 hızla şiddetlenip sıklaştığı belirtilerek, 1987-2002 döneminde ödenen hasar tazminatlarının 1 trilyon \$ düzeyine eriştiği ve 2002 zararının 150 milyar \$ olduğu belirtilmektedir. İklim âfet envanterinin 2012 yılında 2.5 trilyon \$ olacağı, hasarların sıgorta sektörünü çökertebileceği gibi sosyoekonomik kaosa neden olabileceği vurgulanmıştır. Emisyon azaltımı ve emilim kapasitesinin geliştirilmesi için karbon ticareti yatırım hacminin 2020 yılına kadar 4 trilyon \$ olması gerektiği belirtilmiştir. İklim değişimi ve etkileri konusunda başka bir çalışma da 2005 yılında Britanya Sigortacılar Birliği tarafından yayınlanmıştır. Güncel durum yanında projeksiyonlar, tarım ile ormancılık yanında sağlık üzerindeki zararlı etkileri de hesâba katan bu raporda da yine AB, A.B.D ve Japonya verilerine dayanarak emisyon l M. Yazıcı, "İklim Değişikliğinin Türkiye İhracatına Etkileri", Ankara Üniversitesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi, İktisat Bölümü, 2007. <sup>17</sup> United Nations Environment Programme, "Financial Sector, Governments and Business Must Act on Climate Change or Face the Consequences", 2002, http://www.unep.org/ Documents.Multilingual/Default.asp?ArticleID=3140&DocumentID=266, (Erişim Tarihi:05.06.2010). kısıtlamalarının en üst düzeyde olduğu senaryolarda dahî hasarların yüksek artış hızına göre Kyoto Protokolü kısıtlamalarının yetersiz kalacağı belirtilmiştir38. Fakat gelişmiş ülkelerin emisyonları Çin ve Hindistan gibi kalabalık ve iç pazarı hızlı büyüyen, ucuz işçilik yanısıra ucuz enerji kaynağına dayalı, rekabetçi ve sanâyileşme ile hızlı kalkınan ülkelerin katılımı sonucunda iklim değişiminin yavaşlatılmasının nasıl sağlanabileceği konusuna yer verilmemiştir. Ayrıca küreselleşen ekonomi, ticâret ve turizmin fosil yakıt tüketen taşımacılık sektörüne etkisi, askerî araçlar ve savaşların etkileri de çerçeve dışında kalmıştır" . Ote yandan diğer sera gazlarından floraklorkarbonlar (fkk) metan ve azot oksitleri kıyaslandığında, karbondioksitin kümülatif sera etkisi yaratma ve iklim değişimi üzerindeki payı %50 dir29. Ayrıca karbondioksit konsantrasyonunun iki katına çıkması durumunda oluşacak maddî zararın Dünya GSMH değerinin % 1,4-1,9'u arasında olacağı tahmin edilmektedir. Kalkınmış ülkelerde bu zarar oranı %1-1,5 olurken, kalkınamamış ülkelerin zarar oranının %2-ila %9'u arasında olacağı tahmin edilmektedir". 2008 yılında artık Kyoto Protokolu'na karşı çıkması ile tanınan A.B.D. de iklim değişiminin ekonomik zarar hesabını yapmaya başlamıştır22. 2008 <sup>18</sup> Association of British Insurers, "Financial Risks of Climate Change", Paper:19, 2009, www.abi.org.uk/content/contentfilemanager.aspx?contentid=45255, (Erisim Tarihi: 05.06.2010). <sup>19</sup> EuropaWorld, Accelaration of Global Warming Rings Alarm Bells", 2001, http://www.europaworld.org/issue19/accelerationofglobalwarming26101.htm, (Erişim Tarihi: 04.06.2010). <sup>20</sup>TMMOB, "İklim Değişiminin Neden Olduğu Sorunlar ve Oluşturacağı Riskler", 2007, http://www.meteoroloji.org.tr/duyurular/Iklim\_degisimi\_Meclis\_arastirmasi\_RAPOR19042007.htm, (Erişim Tarihi: 05.06.2010). <sup>2</sup>TMMOB, a.g.e. <sup>2</sup> Japan Times, "Climate Change Symposium: U.S. Begins To Count Cost Of Global Warming", 2008, http://search.japantimes.co.jp/cgi-bin/nb20080218d1.html, (Erişim Tarihi: 05.06.2010) . yılında Kyoto Protokolu'na karşı çıkması ile tanınan A.B.D' de iklim değişiminin ekonomik zarar hesabını yapmaya başlamıştır. Fakat 2008 sonundaki oylamada yine salımları azaltmanın ekonomiye getireceği yük ve mâli kriz nedeniyle önlem alınması konusu yasal açıdan bir sonuca ulaşamamıştır-3. İklim değişimi ile ilgili gerekli önlemler alınmadığı takdirde, küresel ısınmanın dünya ekonomisine 2100 yılına kadar birikimli mâliyetinin 2 katrilyon \$ civarında olacağı öngörülmektedir. Bu büyüklük dünya üretiminde yıllık % 6-8 oranında bir küçülmeye işaret etmektedir. Ortalama 4 derecelik bir sıcaklık artışının yalnızca yıyecek sektöründe olmak üzere ve yılda 9,9 milyar €, akaryakıt sektöründe 5,9 milyar € ve bankacılık sektöründe 8,9 milyar € sermayeyi riske atacağı tahmin edilmektedir. Ayrıca küresel isınmanın çeşitli etkileriyle doğrudan insan sağlığı üzerinde de tehdit oluşturduğu ve artan sayıda ölümlere neden olduğu da ortaya konulmaktadır24. Birleşmiş Milletler tarafından iklim değişiminin neden olduğu zarar ve hasarların bedelinin yılda ortalama olarak %10-15 hızla arttığı bildirilerek artış toplamının trilyon dolar düzeyinde olduğu açıklanmıştır. Ayrıca reasürans sektörünün tazminat ödemelerine de dayanmaktadır ve bu sektörde kalkınan ülkelerin pazar payı %30 oranındadır. Neticede Çin, Hindistan, Brezilya'daki 100 yılın en büyük sel <sup>23</sup> U.S Environment Protection Agency (EPA), "The True Costs of EPA Global Warming Regulation", 2008, http://www.heritage.org/Research/Reports/2008/11/The-True-Costs-of-EPA-Global-Warming-Regulation, (Erişim Tarihi: 05.06.2010) . <sup>44</sup>Science Daily, "Death Rates Will Rise Because Of Global Warming, Researchers Warn", 2007, http://www.sciencedaily.com/releases/2007/07/0702145431.htm, (Erişim Tarihi: 04.06.2010). felâketlerini, Karayipler ve Çin'deki tayfunları, kasırgaları, Bulgaristan ve Türkiye gibi ülkelerde giderek sıklaşan yerel selleri ve kuraklıkları kapsamamaktadır25. Ayrıca 2002 yılında AB tarımındaki ozon tabakası incelmesinin sonucu olan mor ötesi stresinin 1.1 milyar € zarara neden olduğu belirtilmektedir26. Ortalama sıcaklıkta meydana gelecek 2 derecelik bir artışın, âfetlerle birlikte dünya toplam üretimini yılda %1,9 oranında olumsuz olarak etkileyebileceği öngörülmektedir27. Diğer bir önemli husus; iklim koruma çalışmalarına 2025 yılından önce tedbir alınmama durumunda, küresel isınma artışının 2 derece ile sınırlı tutulamayacağı, Dünyadaki tüm ekonomik ve siyâsi aktörlerin işbirliği içerisinde hayata geçirebileceği koruma önlerinin, geç alınması durumunda mâliyetlerin artacağı ve korumaya yönelik 3 trilyon \$ ayrıldığında, küresel ısınmanın yıllık mâliyetinin 12 trilyon \$ azalacağı yönünde yapılan öngörülerdir". Uluslararası fiyat rekâbeti, ucuz enerji kaynağı olan kömür tüketimini teşvik etmektedir. Yüksek büyüme hızının gerektirdiği demir-çelik ve çimento da kömür enerjisiyle üretilmektedir. Orneğin; Çin'in artan talebi dünya ağır sanâyi kapasitesini zorlayarak uluslararası fiyatların artışına neden olmaktadır ve bu eğilimin süreceği 20 A.E. Duygu, a.g.e. 28M. Yazıcı, a.g.e. <sup>25</sup> A.E.Duygu, "Küreselleşme ve Çevresel Etkileri", Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Anabilim Dalı, Ankara, http://www.emo.org.tr/ekler/56a18e0eacdf51a ek.pdf, (Erişim Tarihi: 23.04.2011) . <sup>27</sup> M. Yazıcı, "İklim Değişikliğinin Türkiye İhracatına Etkileri", Ankara Üniversitesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi, İktisat Bölümü, 2007. tahmin edilmektedir29. Salımların %27'sinden sorumlu teknoloji lideri A.B.D'de dahî kömürün elektrik enerjisi içerisindeki payı %60 iken, yenilenebilir enerji içerisindeki payı %5 oranındadır. Kyoto Protokolü'ne duyarlı OECD ülkelerinde kömür % 23, yenilenebilir enerji ise % 8 paya sahiptir 0. Kalkınmış ülkeler, dünya kaynaklarının %70'ini kullanarak ve %75 oranında sera gazı emisyon salımı gerçekleştirerek 1 milyarlık nüfuslarının büyük bir kısmının yaşam standartlarını koruyabilmektedirler". Küreselleşen ekonominin rekâbet koşulları içinde ucuz üretim ve düşük mâliyet, yüksek ciro ve kâr kaygısı güden Çin, Hindistan gibi nüfus devleri hızla kalkınma amacı ile büyük pazarlara girmektedirler. Ucuza satılabilir ürünlerle kar sağlanırken fakir halka kısa vadeli yarar sağlanmakta, ürünlerin üretiminde tüketilen fosil yakıtlar ve sera gazı salımı farklı olmadığından küresel ısınma gözardı edilmektedir. İklim değişimi ile etkileşim içindeki ısınma ve kuraklaşma ile erozyon ve çölleşme, kentleşme ve sanâyileşme sonucu su kaynaklarının ve verimli toprakların kısıtlanmasına karşılık nüfus artışı süren ülkeler de durum daha ciddidir. A.B.D'nin ünlü Kolumbiya Universitesi Uluslararası Yerküre Bilim Enformasyonu Ağı (CIESIN), Yale Üniversitesi Çevre Hukuğu ve Politikası Merkezi İsviçre'de olan Dünya Ekonomik Forumu (WEF) ve AB komisyonu Bileşik Araştırma Merkezi (JRC) tarafından, Sosyoekonomik Veri ve Uygulamalar Merkezi (SEDAC) ile <sup>27.</sup> Yinsong, "Steel Exports Plunge as Imports Increase China Daily", 2002 http://www.china.org.cn/english/BAT/30849.htm, (Erişim Tarihi: 04.06.2010) . <sup>30</sup> International Energy Agency (IEA), " World Energy Outlook 2010", http://www.worldenergyoutlook.org/, (Erişim Tarihi: 05.06.2010). <sup>312002</sup> Africa Agriculture Climate, "Climate Change and Agriculture In Africa", http://www.ceepa.co.za/Climate Change/library.html, (Erişim Tarihi: 04.06.2010) . NASA arasındaki işbirliğinden yararlanarak gerçekleştirilen çevresel Sürdürülebilirlik Endeksinin önemi üzerinde durulmaktadır32. ## 2. Sürdürülebilir Kalkınma Stratejileri ve Çevre Politikaları Refah seviyesinin tüketimle ölçüldüğü modern toplumların yol açtığı çevresel ve sosyal etkiler, ulaşılan boyutun ciddiyeti açısından küresel düzeyde yeni politikaların geliştirilmesi ihtiyacını ortaya çıkarmıştır". Sürdürülebilir kalkınma anlayışı, 1970'lerin hâkim düşüncesi olan çevreye duyarlılık ve ekonomik büyüme paradoksunun tezlerini bir sentez haline getirmiştir. Sürdürülebilir kalkınmanın ekonomik kalkınmada bir araç olabileceği, çevreye karşı duyarlı üretim politikaları yaparak da kalkınmanın mümkün olduğu ve bu ikilinin birbirini tamamlaması gerektiği öne sürülmektedir34. Bu görüşe göre sürdürülebilir kalkınma kavramı iki kısımda ele alınabilir. Birinci kısımda "ihtiyaçlar", ikinci kısımda ise çevrenin günümüzde ve gelecekteki talepleri karşılayabilme gücüne teknolojiden kaynaklanan "sınırlamalar" bulunmaktadır. 3 A.Satır, "Sürdürülebilir Tüketim ve Üretim", T.C Çevre ve Orman Bakanlığı, Çevre ve İnsan Dergisi, Sayı:76, s:34-38, 2009/1, Ankara. 34 A.Hulthen, European Parliament, "Report on Environment Policy and Sustainable Development: Preparing for the Gothenburg European Council", 2001, Final A5-0171/2001, s.15. <sup>32</sup>CIESIN Columbia University, "World Data Center For Human Interactions in the Environment" http://sedac.ciesin.columbia.edu/wdc/geonetSearch? geonetService=wdc.theme& wdctheme=Sustainability, (Erişim Tarihi:05.06.2010). Diğer bir deyişle sürdürülebilir kalkınma, insan sağlığını ve doğal dengeyi koruyarak sürekli bir ekonomik kalkınmaya imkân verecek şekilde doğal kaynakların akılcı bir şekilde yönetimini sağlamak ve gelecek nesillere yakışır bir doğal, fizîki ve sosyal çevre bırakmak yaklaşımıdır. Böyle bir yaklaşım kalkınmanın her aşamasında küresel anlamda ekonomik ve sosyal politikaların çevre politikaları ile birlikte ele alınmasını gerektirmektedir. Sürdürülebilir Kalkınma; toplum için düşünüldüğünde sosyal, ekonomik ve kültürel açıdan, doğal kaynaklar kapsamında düşünüldüğünde ise ekolojik açıdan önem kazanmaktadır35. Küresel ısınma; ozon tabakasındaki seyrelme, biyoçeşitlilik azalması, çölleşme, hava, su ve toprak kirliliğinin yaygınlaşmasının olumsuz sonuçlarının gözlemlenmesi ve hızlanması, küresel boyut kazanması 1960'larda çevre ekonomisi bilim dalının gelişmesi ile bu iki konunun etkileşimini, birlikte değerlendirilmesi gereğini somutlaştırmıştır. Ekonomik ve doğal çevrenin karşılıklı bağımlılığının kalkınma politikalarında alınmasına gereksinim olduğuna dair ilk kapsamlı uyarı ise ünlü Roma Kulübü'nün "Büyümenin Sınırları" başlıklı raporunda bahsedilmiştir. Bilindiği gibi doğal kaynak ve çevre sorunlarının incelenmesinde egemen yöntemin "sürdürülebilir kalkınma" olduğu, amacın gelecek nesillerin ihtiyaçlarını tehlikeye düşürmeden bugünkü neslin ihtiyaçlarını karşılayan bir kalkınma modeli olması gerektiği, fakat çevresel kısıtların ekonomik büyümeyi <sup>35</sup>D.Altunbaş, "Uluslarası Sürdürülebilir Kalkınma Ekseninde Türkiye'deki Kurumsal Değişimlere Bir Bakış", 2006, s.1-2. sınırlandıracağı için çevre ile ilgili risklerden kaçınmayı öneren görüşlere de yer verilmiştir36. Bilindiği ve aşağıda özetlendiği gibi bu yaklaşım hem etkili olmuş, hem de tepki çekmiştir. Birleşmiş Milletler Çevre Konferansı ekoloji ve kalkınma arasındaki dengeyi ön plana çıkaran "eko kalkınma" politikası çerçevesinde sürdürülebilir kalkınmanın iki temel öğesi olan "insan merkezlilik" ve "gelecek nesillerin kaynaklarının korunması" konularını gündeme getirmiştir. Ancak sürdürülebilir kalkınmanın küresel çapta aktif bir politika hâline dönüşmesi 20 yıllık bir gecikme ile, 1992 Rio Zirve'sinden sonra mümkün olmuştur". 1987 Brundtland Raporu'nda "bugünün ihtiyaçlarını, gelecek kuşakların kendi ihtiyaçlarını karşılama kabiliyetlerinden ödün vermeden karşılamak" olarak tanımlanmıştır. Doğal sermâye ile üretim sermâyesi dengeli olmalıdır, çünkü çevre kirlenmesi ya da doğal kaynak tükenmesinin giderilemez mâliyetleri vardır ve gelecek kuşaklara taşınmamalıdır denilmiştır. Gelecek kuşakların haklarının savunulmasının yanı sıra, çevre mâliyetlerinin aynı kuşak içindeki dağılımı ve yoksulların gereksinimlerinin de sürdürülebilir kalkınma kavramının önemli bir <sup>36</sup>S. Batie, "Sustainable Devolepment ; Challenges to the Profession of Agricultiral Economics", American Journal of Agricultural Economics, 1989, Vol. 71. December, s.1086. <sup>37</sup> M.Ali Dulupçu, "Sürdürülebilir Kalkınma Politikasına Yönelik Gelişmeler", 2000, Dış Ticaret Dergisi, Sayı 20, s. 46-70. parçası olduğu belirtilmiştir. Ülusal ve uluslararası düzeyde yoksulluğun ortadan kaldırılması, gelir dağılımında, doğal kaynaklara erişimde eşitliğin sağlanması gerektiği benimsenmesine rağmen, bekleneceği üzere izlenmesi gereken yol konusunda farklı yaklaşımlar söz konusu olmuştur. Orneğin, Bruntland Raporu'nda büyümenin rolü üzerinde durulurken, yeniden gelir dağılımı ya da doğrudan kaynak aktarımına gidilmesi gerektiğini vurgulayan yaklaşımlar da olmuş ve kalkınan ülkelerce de desteklenmiştir 38. 1992 yılında Rio'da gerçekleştirilen BM (Birleşmiş Milletletler) Çevre ve Kalkınma Konferansı'nda sunulan raporda; sürdürülebilir kalkınmanın uygulanabilir olması için gerekli tüketim ve üretim alışkanlıkları bakımından ilgili değişimler öncelikli olarak ortaya konulmuştur. 1997 yılında Amsterdam Antlaşması Avrupa Birliği bünyesinde Sürdürülebilir Kalkınmayı öncelikli hedeflerden biri haline getirmiştir. 2002 yılında Johannesburg'ta gerçekleştirilen Dünya Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi'nde ise Sürdürülebilir Tüketim ve Üretim(STÜ) Sürdürülebilir Kalkınma'nın ön koşulu olarak kabul edilmiştir39. STU yaklaşımında, çevresel sınırlar göz önüne alınarak, doğal hayata verilen zararı en aza indiren yollar aranırken, dünyanın kaynaklarını sürdürülebilir bir şekilde kullanan ekonomik büyümeyi sağlamak olgusu yatmaktadır. Tüketim hem ürün ve <sup>30</sup>M.Türkeş, "Re-Evaluation Of Trends And Changes In Mean, Maximum And Minimum Temperatures Of Turkey For The Period 1929-1999", 2002, Int. J. Climatol, Cilt: 22, s.947-77. <sup>39</sup> A.Satır, "Sürdürülebilir Tüketim ve Üretim", T.C Çevre ve Orman Bakanlığı, Çevre ve İnsan Dergisi, Sayı 76, s:34-38, 2009/1, Ankara. hizmetlerin kullanımını hem de doğal kaynakların; suyun, enerjinin, toprağın etkin kullanımını kapsamaktadır40. Bruntland Raporu'nun temelinde iki önemli nokta bulunmaktadır: Yoksulların temel gereksinimleri önceliklidir ve sürdürülebilir kalkınmada teknoloji, toplumsal örgütlenme yapısı ve ekosistemin çevresel etkiyi giderme kapasitesi kısıtlayıcı niteliktedir. Ekonomik faâliyetler sürdürülemez bir üretim ve tüketim yapısına dayandığında çevresel bozulmaya neden olmakta, çevre üzerindeki negatif dışsallıkların üretim ve fiyatlandırma kararlarında dikkate alınmadığında piyasa yapısının bozulmasına neden olmakta, bu durum da çevre tahribatını hızlandırarak kısırdöngü yaratmaktadır41. Insanlığın ekonomik sistemiyle dünyanın biyofiziksel ekolojik sistemi aslında birbirine ayrılmaz şekilde bağlıdır. Bir görüşe göre ekolojik sistemin dikkatle yönetilmemesi halinde ekonomik sistem çöker ve bu durumun tersi de geçerlidir, başarısız bir ekonomik sistem, çaresizliğe düşmüş insanların ekolojik sistemi mahvetmesine yol açmaktadır24. Bu genellemenin örneğin; Amerika kıtasının beyazlarca keşfinden önce ve sonraki ekolojik tablo değişimini açıklayamayacağı da kesindir. 40 A.Satır, a.g.e. <sup>41</sup> D.Seymen, "Dış Ticaret-Çevre İlişkilerinin Dengelenmesi: Sürdürülebilir Ticaret, Teori ve Türkiye Değerlendirmesi", D.E.U. Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Cilt:7, Sayı 3, 2005, s.104. <sup>44</sup> A.Davidson, "Gayrisafi Milli Hasılayı Yiyemezsiniz-Çevrenin Önemli Olduğunu Varsayan Ekonomi", Türkiye Çevre Vakfı Yayını, s.6, Mart 2004. Küresel kamu malı niteliğine sahip çevre, bu yüzyılın önemli sorunlarından birisinin de "fakirlik" olduğunun kabul edilmesini sağlamıştır. Fakirlik yüzünden insanlar çevreye daha az duyarlı hale gelmekte, birincil amaç ekonomik kalkınma olarak algılanmaktadır. "Çevreye zarar vermemek adına üretimden vazgeçmek mi" yoksa "ne olursa olsun kalkınmak ve bu konuda çevreye zarar vermeyi göz ardı etmek mi" şeklinde ortaya çıkan bu ikilemi, kısır döngünün kırılması gereken zincirinin çevreye duyarlı kalkınma olduğu da ihmâl edilemez bir gerçekliktir 43. Bu tartışmada göz önüne alınması gereken başka değişkenler de olduğu açıktır, çünkü kişi başına gelir düzeyi, kişi başına elektrik tüketimi gibi gelişmişlik göstergeleri bakımından örnek gösterilen ülkelerde, gene kendi kurumlarınca gerçekleştirilen çevresel sürdürülebilirlik endeksi gibi değerlendirmelerde iyi konumlara sâhip değildirler 44 45. Yoksullukla savaşım, doğal kaynaklardan yararlanma adâleti, nüfus denetimi ve çevre dostu teknolojilerin geliştirilmesi sürdürülebilir kalkınma ile doğrudan ilişkilidir. Buna karşılık teknolojik kısıtlar irdelenmemiş, çevre kalitesi, ekosistem dengeleri, biyolojik çeşitlilik açıkça yer almamış, ancak 1992 Rio Zirvesi'nde ayrıntılı olarak ele alınmıştır. 1992 Rio Zirvesi, B.M. Çevre ve Kalkınma Konferansı'nda toplumsal, ekonomik ve çevresel öğelerin etkileşimi kabul edilerek; uzun vadede sürdürülebilir sonuçlar için bu dengelerin gözetilmesi <sup>43</sup> Acar, "Vergilendirmede Tahsis İlkesinin Çevre Vergileri Açısından Değerlendirilmesi", 2006, S.D.U.I.I.B.F. Dergisi, Cilt 11, Sayı 1, s.222. <sup>44</sup> Environmental Sustainability Index, "The Macro Data Guide", http://www.nsd.uib.no/ macrodataguide/set.html?id=14&sub=1, (Erişim Tarihi: 01.10.2010) <sup>45</sup> Environmental Sustainability Index, " Yale Center For Environmental Law & Policy - Home", http://envirocenter.research.yale.edu/, (Erişim Tarihi: 01.10.2010). gereği vurgulanmış ve bilimin, insanlığın hizmetinde kullanılması ve artan hızla yoğunlaşan sorunların ağırlığı ele alınmıştır46 47. Bu kaynaklarda da yer verildiği gibi Rio Konferansında, Gündem 21 ve diğer dört uluslararası belge kabul edilmiş, Gündem 21 eylem planı niteliğiyle önem kazanmıştır. Gerekli politika ve stratejilerin uygulanması; yoksul bölgelere yönelik sağlıklı ve sürdürülebilir çevre yönetimi için kaynak yaratılması, yoksulluğun 2015 yılına kadar yarıya indirilmesi ve ortadan kaldırılması, istihdam ve gelir yaratılmasını hedefleyen bütünleşik programlar geliştirilmesi; ulusal kalkınma planları ve bütçelerinde insan gücüne yatırımlara ağırlık verilmesi ve kırsal alanlara, kentli yoksullara, kadınlara ve çocuklara yönelik politikalar ve programlar geliştirilmesi öngörülmüştür48. Gündem 21'in küresel iklim değişimi ve ekolojik koşulların bozulmasına karşı gerçekleştirilmesi ise ancak çok hızlı bir şekilde enerji ve üretim yöntemlerinin yenilenebilir enerjilere, sürdürülebilir tarım ve ormancılık ile ekolojik kentleşmeye, temiz üretim teknolojilerine geçiş ile gerçekleştirilebilirse de bu konuda dünya ölçeğinde hızlı bir dönüşüm görülmemekte ve örneğin gelişen ülkelerdeki 48 United Nations, "Sustainable Development, United Nations Conference on Environment & Development", Rio de Janerio, Brazil, 3 to 14 June 1992, Agenda 21, http://www.un.org/esa/sustdev/documents/agenda21.pdf, (Erişim Tarihi: 01.06.2010). <sup>40</sup> United Nations Conference on Environment and Development (UNCED), "The Earth Summit", Rio de Janeiro, 3-14 June 1992, http://www.un.org/geninfo/bp/enviro.html, (Erişim Tarihi: 01.101.2010). <sup>47</sup> United Nations, "Sustainable Development, United Nations Conference on Environment & Development", Rio de Janerio, Brazil, 3 to 14 June 1992, Agenda 21, http://www.un.org/esa/ sustdev/documents/agenda21/english/Agenda21.pdf, (Erişim Tarihi: 01.06.2010). yatırımlarda fosil yakıt tüketimine dayandırılmaktadır 30. Gündem 21'de sürdürülebilir olmayan üretim ve tüketim alışkanlıklarına dikkat çekilmesi, uluslararası yaklaşımın benimsenmesi, veri toplanması ve araştırmalar yapılması, sürdürülebilir ekonomik büyümeye ilişkin yeni kavramlar geliştirilmesi alt başlıkları; demografik eğilimlerle sürdürülebilir gelişme ile ilgili bilgi birikiminin geliştirilmesi ve yayılması; sera gazlarının azaltılması, ozon tabakasındaki incelmenin önlenmesi; toprak, arazı, su, ormanlar ve tüm ürünlerinin sürdürülebilir kullanımı gereken etkinlikle sağlanamamaktadır sonucuna varılmıştır". Görüldüğü gibi günümüze kadar da tablo pek değişmemiştir. Gündem 21'de çölleşme ve kuraklık etkisindeki ekosistemlerin izlenmesi veri tabanlarının geliştirilmesi, değerlendirilmesi, sürdürülebilir temiz su ve besin üretimi, sürdürülebilir kırsal gelişme için sulama; genetik kaynakların korunması ve sürdürülebilir kullanımı; bitki ve hayvanların sürdürülebilir şekilde beslenmesi ve üretkenliğin arttırılması, kırsal enerji kullanımının artırılması; ozon tabakasının incelmesiyle artan UV etkisinin bitki ve hayvanlara etkilerinin değerlendirilmesi, biyolojik çeşitliliğin korunması ve kaynaklarının sürdürülebilir kullanımı için araştırmalar; geleneksel yöntem ve bilgilerin geliştirilmesi, kadınların rolünün <sup>4&</sup>quot;Renewable Energy Focus, " Global Clean Energy Investment: US\$145bn", 9 February 2010, http://www.renewableenergyfocus.com/view/7166/global-clean-energy-investment-us145bn/, (Erişim Tarihi: 02.10.2010). <sup>30</sup>http://www.enerjienergy.com-"China Leads G-20 Members In Clean Energy", http://www.enerjienergy.com/haber\_id=386&print=1 ... , (Erişim Tarihi:02.10.2010). <sup>54</sup> United Nations, "Sustainable Development, United Nations Conference on Environment & Development", Agenda 21 , http://www.un.org/esa/sustdev/documents/agenda21.pdf, (Erişim Tarihi: 01.06.2010). arttırılması; biyoteknolojinin sürdürülebilirlik yönünde geliştirilmesi ve transferinin arttırılması; genetik kaynakların yapısında bulunan ya da bu kaynakları sağlayan ülkelerin haklarının etkin şekilde korunması, ulusal denizlerdeki canlı kaynakların sürdürülebilir kullanımı ve korunması; su kaynaklarının, kalitesinin ve tatlısu ekosistemlerinin korunması; zehirli maddeler ve kimyasal riskler konusunda bilgi alışverişi; tehlikeli atıkların en aza indirilmesi; tehlikeli atık hareketlerinin yönetiminde uluslararası işbirliğinin desteklenerek güçlendirilmesi; atıkların sağlıklı biçimde yeniden kullanımı ve geri kazanımı; hükümetler, uluslararası kuruluşlar ve hükümet dışı kuruluşların çevreye duyarlı ve sürdürülebilir gelişmede rol ve haklarını geliştirebilecekleri etkin olabilecekleri mekanizmaların geliştirilmesi; ulusal düzeyde devlet kuruluşları ile hükümet dışı kuruluşlar arasında çevreye duyarlı, sürdürülebilir gelişme sürecindeki rollerinin tanınması ve güçlendirilmesi için diyalog geliştirilmesi; Gündem 21 uygulamalarının izlenmesi için resmî mekanizmalar ve kurumsal işlemlerin tasarlanıp oluşturulması, hükümet dışı kuruluşların katılımının desteklenmesi; tüm kalkınma faaliyetlerinde eksiksiz, eşit ve kendilerine yararlı şekilde yer almalarını sağlayacak plan ve anlaşmaların benimsenmesi gereği vurgulanmıştır32. Çevre koruma sosyo ekonomik sosyal gelişimin desteklenmesinde gençliğin rolünün arttırılması, etkin katılımlarının sağlanması, görüşlerinin alınması, eğitim ve işsizlik sorunlarına çözüm getirilmesi, Birleşmiş Milletler (BM) süreçlerinde temsil edilmeleri ve insan hakları ihlallerinden korunmaları hedeflenmiştir. Yerel <sup>32</sup> United Nations, a.g.e. yönetimlerin halkla birlikte yürütecekleri katılımcı bir Yerel Gündem 21'de görüş birliği öngörülmekte, uluslararası topluluğun yerel yönetimlerle işbirliğini arttırması için uluslararası işbirliği ve koordinasyon; güvenli, temiz ve sağlıklı bir ortam için yoksullukla savaşım, tam ve sürdürülebilir istihdam, işçı sendikalarının Gündem 21 uygulamaları ve değerlendirmelerine etkin katılımlarının önemi vurgulanmaktadır. Sorumlu girişimcilik anlayışıyla doğal kaynakların kullanımında emanetçilik bilincinin geliştirilmesi ve sürdürülebilir politikaları benimseyen girişimcilerin desteklenmesi; bilimsel ve teknolojik, karar vericiler ve halk arası iletişim ve işbirliğinin geliştirilmesi; bilim ve teknolojik meslek ilkeleri ve kuralların geliştirilmesi, özendirilmesi vurgulanmaktadır. Sürdürülebilirliğin gereği olarak bilimsel ve teknolojik bilgilerin en yaygın şekilde değerlendirilmesi ve çevreye duyarlı teknoloji kullanımın özellikle gelişen ülkelerin yararına sunulması; çevreye duyarlı teknolojilerin gelişmekte olan ülkelere uygun koşullarla transferi; gözardı edilmiş veya terk edilmiş çevreye duyarlı yerel teknolojilerin özendirilmesi; kalkınan ülkelerde çevreye duyarlı teknoloji yönetimi kapasitesinin geliştirilmesi ve bu tür duyarlı teknolojileri kullanan potansiyel kullanıcılar arasında teknolojik ortaklığın özendirilmesi, Sürdürülebilir yönetim için bilimsel tabanın güçlendirilmesi; bilimsel anlayışın zenginleştirilmesi; bilimsel değerlendirmelerin iyileştirilmesi; bilimsel kapasite ve yeteneğin geliştirilmesi yer almıştır33. Gündem 21'in son bölümünde de her düzeyde bilgi gereksinimi ve kararların sağlıklı bilgiye dayandırılması için iki alan belirlenmiştir: Veri boşluğunun doldurulması, sürdürülebilir kalkınma göstergelerinin geliştirilmesi, bu göstergelerin küresel 53United Nations, a.g.e. düzeyde kullanımın desteklenmesi, veri toplama ve değerlendirilmesi, bilgi çerçevesinin oluşturularak kapasitesinin güçlendirilmesi konularıdır. Bilgi üretiminin iyileştirilmesi kapsamında karar verme sürecinde kullanılabilir bilgi üretimi, kullanım standartları ve yöntemlerinin geliştirilmesi, bilgi belgelerinin, elektronik ağ kapasitelerinin güçlendirilmesi ve ticari kaynaklardan yararlanılabilmesi konusudur 54. 2001 Gothenburg Avrupa Konseyi toplantısında AB Uye Ulkeleri, "Daha iyi bir dünya için Sürdürülebilir bir Avrupa : Sürdürülebilir Kalkınma için bir Avrupa Stratejisi" konusunu ele alarak sürdürülebilir kalkınmayı AB genelinde bir hedef haline getirmişlerdir33. ## 2.1. Üluslararası Çalışmalar Sürdürülebilir kalkınma kavramın doğuşu ve gelişiminin gecikmesinde birçok faktör etkili olmak ile birlikte, Keynesyen ekonomisinin ve II. Dünya Savaşı sonrası dünya çapındaki yeniden yapılanma sürecinin rolü büyüktür. Çünkü Keynesyen teori geleneğinin uzantısı bağlamında, yırmıncı yüzyılın ikinci yarısından itibaren, ekonomilerin gündemini ekonomik kalkınmanın hızlandırılması, işsizliğin önlenmesi <sup>54</sup> United Nations, "Report of the United Nations Conference on Environment and Development", Rio de Janeiro, 3-14 June 1992, http://www.un.org/documents/ga/conf15126-1annex1.htm, (Erişim Tarihi: 04.06.2010). <sup>55</sup> Sustainable Development Together For Tomorrow, "Sustainable Development-History", http://ec.europa.eu/sustainable/history/index\_en.htm, (Erişim Tarihi: 04.06.2010). veya enflasyonun kontrol alınması gibi kısa dönemli politik öncelikler işgal etmiştir56. II. Dünya Savaşı sonrasında Batı'da salt refah ekonomisine dayanan büyüme sonucunda ilk kez büyüme ve bolluğun sorgulandığı bir kültürel ortam da oluşmuştur. Sadece tüketim değeri hedeflerinin yeterli olmadığı nitel kültür hedeflerinin de dikkate alınmasının gerekliliği üzerinde durulmuştur. Ancak iktisâdî büyümenin dünyanın ekolojik dengesini bozacağı yönünde bir sorunsal gündemde değildir, doğanın insanın emrinde olduğu düşünülmektedir. Bu düşüncelerin ifâde edilmesinden yaklaşık on yıl sonra, dünyadaki iktisadî büyüme süreçlerinin bir bütün olarak fizîki ve biyolojik sınırlara dayanmaya başladığı öne sürülmüştür"?. Bu konudaki dönüm noktasını oluşturan çalışmalar; Meadows ve arkadaşlarının "Ekonomik Büyümenin Sınırları" diğeri ise Mesarovic ve Pestel'in "Dönüm Noktasında İnsanlık" adlı çalışmalarıdır. Roma Kulübü için yazıldığı gözönüne alındığında, gelişmiş ülkelerin dünyayı ve doğal kaynaklar ile kalkınma arasındaki ilişkinin değerlendirilmekte, çevresel krizlerin önlenmesi için ekonomik büyümenin yavaşlatılması gerekliliği ortaya 5/Y. S.Tezel, İktisadi Büyüme, Basılmamış Çalışma , s:51-52 ,1989, Ankara. <sup>5</sup> Paul A. David ; G. Wright, "Early Twentieth Century Productivity Growth Dynamics: An Inquiry into the Economic History of Our Ignorance", 1999, Oxford Univ. Discussion Papers in Economic and Social History, Say: 33 http://www.nuffield.ox.ac.uk/economics/history/ paper31/ a4.pdf, (Erişim Tarihi: 09.03.2011). konularak az gelişmiş ülkelerde eğer Batı benzeri bir büyüme görülürse dünyanın bunu kaldıramayacağı öne sürülmektedir38. Diğer çalışmada ise, dünyanın kültür, gelenek ve ekonomik gelişmeden kaynaklanan farklarla değerlendirilebileceği, birbirleriyle karşılıklı etkileşim halinde olan bölgeler sistemi olarak görülmesi gerektiği fikri bulunmaktadır. Bütün dünyayı kapsayan çözüm, farklılaştırılmış büyümenin gerçekleştirilmesidir. Farklılaştırılmış büyüme değerlendirilmesi ise, azgelişmiş ülkelerin gelişmiş ülkelere benzer bir büyüme yolu izlemesine dünya kaynaklarının yetmeyeceği gerçeğidir. Dünya'da yaşanan ekonomik çalkantılara karşın büyüyen çevre sorunları yirmincı yüzyılın ikinci yarısında farklı eylem ve faâliyetler yolu ile öncelikle anlaşılmaya çalışılmış, önlemek için de bâzı küçük girişimler olmuştur. Bu sürecin temel taşları Duygu'nun "Küreselleşme ve Çevresel Etkileri" adlı çalışması kullanılarak aşağıda özetlenmiştir39: "Üluslarası Sürdürülebilir Kalkınma Enstitüsü (İİSD) tarafından belirtilmek üzere 1962'de tarımda kimyasal kullanımın risklerine dikkat çekilmiş ve 1968'de ÜNESCO tarafından düzenlenen Hükümetler arası Biyosferin Rasyonel Kullanımı ve Korunması Konferansı ekolojik olarak Sürdürülebilir Kalkınma kavramı geliştirilmiştir, 1968'de Ehrlich Nüfus Bombası raporuyla Malthus'un öngörüsünü bilimsel şekilde irdeleyerek nüfusla kaynak tüketimi ve çevresel etkileri sorununa dikkat çekmiştir. 1969'da ABD, Ülusal Çevresel Politika Yasası ile Çevre Kalitesi konseyini kurarak ulusal çevre politikası uygulamalarını başlatmış, 1970'de de Ülusal Kaynaklar Koruma Konseyi'ni kurarak kapsamlı çalışmaları kurumlaştırmıştır. 1971'de İsviçre'de Founeks Raporu'nda yayını ile kalkınma ve çevre konularının bütünleştirilmesi Avrupa'nın gündemine taşınmış ve OECD Konseyi tarafından kapitalist ekonomik bir araç olarak 'Kırleten Oder' prensibi düşünülmüş, Britanya'da Uluslararası Çevre ve Kalkınma Enstitüsü kurulmuştur. Aynı yıl Dubois ile Ward insanlığın <sup>58</sup>R.A.Aslanoglu, a.g.e. <sup>59</sup> A.E.Duygu, "Küreselleşme ve Çevresel Etkileri", TMMOB V. Enerji Sempozyumu Bildiriler Kitabı, Şafak Matbacılık, 2005, s.435-451. biyosfer üzerindeki baskılarına dikkat çeken kitabı yayınlamıştır. 1972'de BM tarafından Stokholm'de düzenlenen Insan Çevresi Konferansı ile UNEP kurulmuş, Roma Kulübü 'Büyümenin Sınırları' ile ekonomik büyüme ile sürdürülebilirlik arasındaki çelişkiyi vurgulamıştır. Gelişmiş ülkeler ile gelişmekte olan ülkeleri karşıya getiren Stockholm Konferansı'nda gelişmekte ülkelerin savunduğu tezler ağırlıkla benimsenmiş ve azgelişmişliğin en büyük çevre sorunu olduğu, azgelişmiş ülkelerin hiçbir şekilde gelişme çabalarından ödün vermemeleri gerektiği anlayışı egemen olmuştur." 1973'de ABD, biyosfer üzerindeki baskıların göz ardı edilemeyeceğini kabul eden Tehlikedeki Türler Yasası'nı yürürlüğe sokmuştur. Aynı yıl Hindistan'da ormansızlaşma ve çevre kalitesi kaybına dikkat çeken Çipko Hareketi doğmuş, OPEC petrol krizi enerji güvenliğini gündeme taşımıştır. 1975'te Dünya Gözlem Enstitüsü küresel tehditleri izleyerek kamuoyunu uyarma görevini üstlenmiştir. 1976 Habitat Toplantısı küresel ölçekte insan yerleşimlerinin çevreye etkilerini tartışmaya açmıştır. 1977'de Kenya'daki Yeşil Kuşak hareketi çölleşmeye karşı ağaçlandırma girişimine öncülük etmiş, BM Çölleşme Konferansı gerçekleştirilmiştir" " Aynı kaynakta aktarıldığına göre 1980 yılında ABD Başkanı Carter tarafından biyoçeşitliliğin dünya ekosisteminin sürdürülebilirliğindeki önemini vurgulayan ve tür kaybının sonuçlarına dikkat çeken 'Küresel 2000' başlıklı rapor yayınlanmıştır. 1981 yılında ise Dünya Sağlık Genel Kurulu 2000 yılına kadar tüm Dünya nüfusunun sosyo-ekonomik açıdan üretken olabileceği sağlık hizmetlerinin Dünya Sağlık Orgütü eşgüdümüyle sağlanması gereğine işaret eden karârı yayınlanmıştır. 1980 yılında, Dünya Bankası az gelişmiş ülkelerin sorunlarına yönelik olarak Almanya eski Başbakanı Willy Brandt başkanlığında bir komisyona, "Kuzey-Güney: Yaşam Savaşı İçin Bir Program" başlığı ile bir rapor hazırlatmıştır ". Rapor kuzey ve güney ülkeleri arasında giderek artan oranda bir gelişmişlik farkı vardır ve zengin kuzey ülkeleri fakir güney ülkelerine yardım etmelidir diyerek az gelişmiş ülkelerin kalkınma çabalarının başarıya ulaşması için bu ülkelerdeki açlık ve yoksulluğun 60 A.E.Duygu, a.g.e. <sup>61</sup> Share The World's Resources Sustainable Economics To End Global Poverty, "The Brandt Report", http://www.stwr.org/special-features/the-brandt-report.html, (Erişim Tarihi.04.05.2010). giderilmesi amacıyla az gelişmiş güney ile kalkınmış kuzey arasında işbirliği oluşturmaya çalışmıştır. 1982 yılında, BM Doğa İçin Dünya Sözleşmesi yayını ile -insan hakları ve insanlığın doğal kaynaklara bağımlılığını vurgulayan, kullanımlarını düzenlemeye yönelik denetimi içeren yaklaşımı resmileştirmıştır. BM Genel Kurulu'nun 28 Ekim 1982 tarihinde kabul ettiği Dünya Doğa Şartı'nda (World Charter for Nature) ise, sürdürülebilir kalkınma kavramı yer almamakla birlikte, sürdürülebilirlikten söz edilmektedir. Şart'ın dördüncü ilkesinde, insanların yararlandığı ekosistemlerin ve organizmaların ve çeşitli doğal kaynakların sürdürülebilirliğini sağlamak gereğinin vurgulandığı aktarılmaktadır62. Diğer bir kaynakta ise şu bilgilere yer verilmiştir: "1983 yılında ise bir ilki gerçekleştiren Hindistan kalkınma alternatifleri, bireyler, teknoloji ve çevre arasındaki ilişkileri sürdürülebilir kalkınma amacıyla düzenleyen adımı atan gelişen ülke olmuşsa da, 1984'teki toksik kimyasal kaçağının yarattığı katliamı önleyememiştir. Aynı yıl tüketiciler konfederasyonu tarafından Uçüncü Dünya Ağı kurularak güney ülkelerinin kalkınma ve çevre konularında etkinleştirilmesi adımı atılmaya çalışılmıştır. 1985'de ise ilk uyarı raporunun Arrhenius tarafından 1894'te yayınlanmasından tam 91 yıl sonra UNEP, Uluslar arası Bilim Sendikaları Konseyi ile Dünya Meteoroloji Orgütü'nün girişimiyle Avusturya'da ilk İklim Değişimi Konferansı toplanarak küresel ısınmayı <sup>62</sup> A.Mengi ; N.Algan, "Küreselleşme Çağında Bölgesel Sürdürülebilir Gelişme-AB ve Türkiye Orneği", s.309. Siyasal Kitabevi, 2003, Ankara. tartışmıştır. Aynı yıl bir Japon bilim adamının ileri sürdüğü ozon tabakasının incelmesi sorunu da Amerikalı ve İngiliz bilimcilerce Antarktika üzerinde teyit edilmiştir" 63. 1987 yılında 'Ortak Geleceğimiz' başlığını taşıyan, Norveç Başbakanı Gro Harlem Brundtland başkanlığında hazırlanan, çevre konusunda bir dönüm noktası olarak kabul edilen, "Sürdürülebilir Kalkınma" terimini geniş kitlelere ulaştıran rapor yayınlanmıştır. Bu rapor güncel ekonomik kalkınma politikalarının doğal çevre üzerinde yaptığı tahribata vurgu yaparak, bu politikaların gelecek nesillerin gönencini azaltabileceği mesajını vermiştir. Sürdürülebilir Kalkınmanın "İnsanların hem üretim potansiyelini arttırarak, hem de herkese eşit fırsat tanınmasını garantı altına alarak" sağlanabileceği vurgulanmaktadır. Ancak toplumsal eşitsizliğin, adâletsizliğin kaynağın ve üretimin örgütlenmesinden kaynaklandığı sonucunu çıkarmak mümkün değildir. Kapitalist ekonominin genel eğilimi olan sınırsız büyüme ekseninden kopmayan rapor, bu büyümenin sağlanabilmesi içinde toplumun asgari ihtiyaçlarının karşılanması gerekliliğini vurgulamaktadır. Brundtland, raporundaki sürecin işleyişi, temel taşları Demir'in "İklim Değişimi ve Sürdürülebilir Kalkınma" adlı çalışması kullanılarak aşağıda özetlenmiştir. "Temel ihtiyaçlar olarak nitelendirilen kavram raporda açık değildir. Nasıl bir beslenme, nasıl bir giyecek, nasıl bir barınak ya da nasıl bir iş sorularının yanıtına cevap verememektedir. Temel ihtiyaçlar yaklaşımı klasik liberal ekonomide "kıt kaynaklara karşı sınırsız ihtiyaçlar" anlayışından türetilmiştir. İnsanların sınırsız ihtiyaçları olduğu, buna karşı kaynakların sınırlı olduğu varsayımına dayanan sürdürülebilir kalkınma yaklaşımı, geçim kaynakları ve gelecekleri hakkında karar verme yetkisine sahip olmayan insanlara, yeni ürünler sunarak malların tüketicisi konumuna getirmektedir. Her defasında bir 64 Report of the United Nations Conference on Environment and Development, a.g.e. 6 H.Demir, "İklim Değişikliği ve Sürdürülebilir Kalkınma", Bildiri, s.1 , Uludağ Üniversitesi, Dış Ticaret-2 <sup>6</sup> A.E.Duygu, "Küresel Isınma ve Küreselleşme Çağında Türkiye", Mülkiye Dergisi, Cilt:32, Sayı:259, s.68 , 2009, Ankara. öncekinden daha fazla tüketilecek şey vardır. Bu da aynı zamanda insanlarda yoksulluk algısının üretilmesine ve pekiştirilmesine hizmet etmektedir. Yoksulluğun, kişilerin geçim araçlarından koparılmış olması ve bunun sonucunda da bu kişilerin üretim sürecinde neyin, nasıl, ne kadar ve kimin için üretileceğine, kendi gelecekleri üzerinde karar verecek koşullardan ve araçlardan yoksunluk biçiminde anlaşılmadığı raporda dikkat çekmektedir. Geçim araçlarından yoksun olanlar için ise "geçim araçlarına sahiplik" koşullarının yaratılmasını gerektiren tam bir eşitlik anlayışı yerine kişilere "temel ihtiyaçlarını" karşılamak için "fırsat eşitliği" tanınmaktadır. Fırsat eşitliği yaklaşımı da tam rekabet edebilen bir toplumsal yaşam gerektirir. Fırsat eşitliği yaklaşımına göre, önemli olan kişilere geçim aracı sağlayacak ve yoksulluğu ortadan kaldıracak bir eşitlik değil; onların geçimlerini sağlayacakları ücretleri ve şartları hukuken sağlayacak ve onların yoksulluklarını yenmelerinde fırsatlar yaratacak ve bu konuda bir şans tanıyacak eşitlik anlayışı esastır" 66. Ayrıca OECD tarafından çevre ve kalkınma için ikili yardım kılavuzu hazırlanmış ve ozon tabakasını etkileyen kimyasalların kullanımını kısıtlayan Montreal Protokolü imzalanmıştır". 1988 yılında Hükümetler Arası İklim Değişimi Paneli tarafından bu değişimin bilimsel, teknik ve sosyo-ekonomik yönden araştırılmasına başlanmıştır. 1989 yılında bağımsız Stockholm Çevre Enstitüsü kurularak küresel ve bölgesel araştırmalara , 1990 yılında da bağımsız Orta ve Doğu Avrupa Bölgesel Çevre Merkezi (REC) kurularak demokratik ve sürdürülebilir toplumda kuruluşların sorumluluklarını yerine getirmeleri, işlevlerinin gerçekleştirilmesi ile ilgili konuların desteklenmesine başlanmıştır69. 60H.Demir , a.g.e. <sup>67</sup>UNEP, Ozone Secretariat United Nations Environment Programme, "The Montreal Protocol on Substances that Deplete the Ozone Layer", (2000), http://www.unep.org/ozone/pdfs/montrealprotocol2000.pdf, (Erişim Tarihi:13.03.2010). <sup>68</sup> Stocholm Environment Institute (SEI), "SEI At a Glance", http://sei-international.org/-press/1, (Erişim Tarihi:13.03.2010). <sup>69</sup> Regional Environment Center (REC), http://archive.rec.org/REC/Introduction/intro.html, (Erişim Tarihi:13.03.2010). 1990 yılında Berthoux ve arkadaşları tarafından Batı Akdeniz'de derin su sıcaklıklarında artış belirlenerek rapor edilmiştir". Aynı yıl BM Çocuklar Zirvesi gerçekleştirilerek çevre sorunlarının gelecek nesillere etkileri tartışılmış", ayrıca Kanada'da Uluslararası Sürdürülebilir Kalkınma Enstitüsü kurularak Yerküre Tartışmaları Bültenleri serisinin yayınlanmasına başlanmıştır 72. 1992 yılında Rio'da toplanan Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı (UNCED) sonucunda iki bağlayıcı ve üç bağlayıcılığı olmayan belge oluşturulmuştur: Bağlayıcılığı olmayanlar Rio Çevre ve Kalkınma Bildirgesi, UNCED Orman İlkeleri ve Gündem 21'dir"3. Bu belgelerin çevre yönetimi açısından en önemlisi ise Rio Çevre ve Kalkınma Bildirgesi'dir. Bildirge'de Stockholm Bildirgesi'nde anılan ilkelerin bazıları aynen yer almış ve rehber ilkeler benimsenmiştir. Bu ilkeler devletlerin kalkınma hakları ve çevre koruma sorumluluklarına ilişkin, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasında bir denge oluşturmaya çalışmıştır. Gündem 21 adı altında ise, yukarıda da değinildiği gibi bir eylem planı oluşturulmuştur. Gündem 21 kapsamında "Sürdürülebilir Kalkınmayı sağlamak için ulusal stratejilerin; ülke içinde geçerli olan sektörel, ekonomik, çevre politikaları ve planlar doğrultusunda hazırlanması" kabul edilmiştir. Bağlayıcılığı 7-International Institute for Sustainable Development (IISD), 1990, http://www.iisd.org/, www.facebook.com/pages/International...IIISD/72656094247?v...(Erişim Tarihi: 02.10.2010) . 73 United Nations Conference on Environment and Development, (1992), "Earth Summit", http://www.un.org/geninfo/bp/enviro.html, (Erişim Tarihi:03.06.2010) . <sup>70</sup> Bethoux, J.P., Gentili, B., Raunet, J. & Tailliez, D. 1990, " Warming Trend in the Western Mediterranean Deepwater", Nature, 347: 660-662. <sup>71</sup> United Nations , "Global Challenge Global Opportunity Trends In Sustainable Development", Populations, 2002, Johannesburg, s.2 http://www.un.org/jsummit/html/media info/ pressreleases\_factsheets/1308\_critical\_trends\_report.pdf, (Erişim Tarihi: 02.10.2010) . olan iki belge ise Biyolojik Çeşitlik Sözleşmesi ve BM İklim Değişimi Çerçeve Sözleşmesi'dir. Duygu'nun "Küreselleşme ve Çevresel Etkileri" adlı çalışması kullanılarak bu konudakı bazı bilgiler aşağıdaki gibi aktarılabilir: "1992 yılında Kosta Rika'da kurulan Yerküre Konseyi'de zirve kararlarını ve antlaşmalarını izleme ve ulusal sürdürülebilir kalkınma konseylerinin eşgüdümünü sağlama görevini üstlendiği belirtilmiştir. 1993'te ABD Başkanı Clinton, Başkanlık Sürdürülebilir Kalkınma Konseyini kurmuş ve "Sürdürülebilir Amerika: 1996 Ötesi için Yeni Saygınlık, Fırsatlar ve Sağlıklı Çevre Üzlaşması" kitabı yayınlanmıştır. BM ise ilk BM Sürdürülebilir Kalkınma Komisyonu kuruluş toplantısı ile UNCED kararları ile ilgili uluslararası işbirliği ve karar alma kapasitesinin akılcı şekilde yürütülmesini sağlama yolunda adım atmıştır. 1994'te kalkınan ülkelere küresel çevre koruma ve geliştirme etkinliklerinin desteklenmesi için BM tarafından Küresel Çevre Fonu kurulmuştur. Aynı yıl Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması (NAFTA) yürürlüğe girmiş, Çevre İşbirliği Komisyonu (CEC) kuruluşu ile bu konuda işbirliğini amaçlamıştır 74''. 1995 yılında Kopenhag'da gerçekleştirilen Dünya Sosyal Kalkınma Zirvesi ise ilk kez gelişmiş ülkelerin mutlak yoksulluğu azaltma yönünde kararlılık sergiledikleri etkinlik olmuştur''s. Yukarıda belirtilen kaynakta Duygu'nun aktardığına göre Kyoto Protokolu'nun gelişmiş ülkeler için çeşitli esneklik mekanizmaları ve iklim değişimi felâketini durduramayacak sınırlamaları ile gündeme girdiği 1997 yılında, Asya ekolojik krizi ve bunun mâli zararı ile karşılaşılmıştır. Genelde pek anımsanmayan ve El Nino sonucu olan âfetin etkileri kuraklık ve tayfunlar tarafından büyütülerek yaygınlık <sup>74.</sup>E.Duygu, "Küresel Isınma ve Küreselleşme Çağında Türkiye", Mülkiye Dergisi Sayıları, Mülkiye Dergisi, Cilt:32, Sayı 259, s.66-75 , 2009, Ankara. <sup>7</sup> United Nations, "The Copenhagen Declaration and Programme of Action: World Summit for Social Development", 6-12 Mart 1995, http://www.un.org/esa/socdev/wssd/agreements/index.html, (Erişim Tarihi:13.03.2010). kazanan çayır ve orman yangınlarının neden olduğu 1,4 milyar ABD doları kadar maddî hasar pazarların çöküşüyle ekonomik reform gereksinimini ortaya çıkartmış olduğu, aynı yıl Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun, Rio+5 Toplantısı ile Gündem 21 dâhil Rio sonuçlarını irdeleyen, fakat somut sonuç çıkmayan değerlendirmesini yapmış olduğu da eklenerek şu bilgiler verilmiştir: "1998'de genetiği değiştirilmiş organizmalar konusu gündeme gelmiş ve küresel düzeyde çevre etkileriyle gıda güvenliğine etkileri, Avrupa Birliğinin dışalımı yasaklamasına, kalkınan birçok ülkenin de tohum bağımlılığı yaratması nedeniyle karşı çıkması sonucu ABD başta olmak üzere üreticileriyle aralarında çelişkiye neden olmuştur. Aynı yıl Güney Asya, özellikle Çin ve Bangladeş iklim değişiminin sonucu olan sellerden, taşkınlardan zarar görmüştür. Miç Kasırgası Orta Amerika'yı vurmuş, 54 ülke sellerden, 45 ülke de kuraklıktan etkilenmiş ve kayıtlı en yüksek küresel sıcaklık ortalamaları etkili olmuştur. Buna karşılık aynı yıl "çok taraflı yatırım sözleşmesi" (MAI) ile ekonominin küreselleşmesi ve ABD Ulusal Kuraklık Politikası Yasası da gündemde yerini almıştır. 1999 yılında, Bağımsız Dünya Ormanlar ve Sürdürülebilir Kalkınma Komisyonu "Ormanlarımız-Geleceğimiz" raporunu yayınlamış, raporda sürdürülebilir ormancılığın önemi vurgulanmıştır. Aynı yıl Dow Jones Sürdürülebilirlik Grubu Endeksleri adı verilen endeksleme yoluyla şirketlerin sürdürülebilirlik prensiplerini uygulamasının borsa oyuncularınca denetlenmesi yolu açılmıştır" . " Bütün bu zirvelere ve raporlara karşın küresel sorunlar yumağı büyümesini sürdürürken, 2000 yılında geniş bir lider kadrosunun katıldığı BM Binyıl Zirvesi yapılmış, sonuç bildirgesinde, 2000 yılında dünya nüfusunun yarısına yakın kısmının kıtaların yalnızca % 2'sini kapsayan kentlerde yoğunlaştığı ve bu yerleşimlerin dünya kaynaklarının % 75'mi tüketmekte olduğu ve bu eğilimin sürdürülebilirliği sorgulanmıştır. Öncelikli alanlarda değerler ve prensipleri içeren bildirgede küreselleşme devrinde daha adil dünya ekonomisi ile aşırı fakirliğin azaltılması konusunda uzlaşma sağlandığı açıklanmıştır". Zirve sonunda Binyıl Kalkınma Hedefleri olarak anılan toplam sekiz hedef ortaya konulmuştur. Bu hedeflerin hemen <sup>6</sup> A.E.Duygu, a.g.e. <sup>77</sup>BM Ankara Enformasyon Merkezi , "Birleşmis Milletler Binyıl Bildirgesi" , 2000, http://www.belgenet.com/arsiv/binyilzirve 02.html, (Erişim Tarihi: 27.03.2010). hepsinin gerçekleşmesi yeterli, güvenilir, mâliyet etkin bir şekilde elde edilen yenilenebilir, temiz enerjinin varlığına bağlıdır denerek "Çevresel Sürdürülebilirliğin Sağlanması" başlıklı yedinci hedefin gerçekleşebilmesi için enerji ile ilgili somut adımların atılması gerektiği vurgulanmıştır. Bu kapsamda her ülke için; kişi başı alım gücü paritesi başına enerji kullanımı, kişi başı CO2 salımı, katı yakıt kullanan nüfusun oranı gibi göstergelerin hesaplanması hedeflenmiştir. 2000 yılında IUCN tarafından 11046 türün tehdit altında olduğunu bildiren kırmızı kitap yayınlanmıştır". Aynı yıl Hollanda'da toplanan 2. Dünya Su Forumu'nda ise Lahey Bildirgesi ve 21. Yüzyılda Su Güvencesi Üzerine Dünya Su Vizyonu yayınlanarak su kaynaklarının sürdürülebilir şekilde kullanımının önemi vurgulanmıştır". Iklim Değişimi Çerçeve Sözleşmesi'nin Marakeş'te yapılan Taraflar Konferansında ise Kyoto Protokolu'nun işlerliğinin sağlanması sorunu tartışılmış, bu konuda Türkiye'nin özel şartları olduğu kabûl edilmiştir 0. 2002 Johannesburg Sürdürülebilir Kalkınma Dünya Zırvesi'ne sunulan "Küresel Meydan Okuma Küresel Fırsat (Global Challenge Global Opportunity)" adlı rapor, sürdürülebilir kalkınma konusundaki var olan koşulları, eğilimleri ve geleceğe ilişkin <sup>18 &</sup>quot;The International Union for Conservation of Natural Resources" (IUCN), http://www.iucnredlist.org/static/programme, (Erişim tarihi: 28.03.2010). <sup>79</sup> S.Salihoğlu, "Dünya Su Konseyi, Su Forumları ve İstanbul 2009", http://www.zmo.org.tr/ resimler/ekler/60678e8f2ba9c54 ek.pdf?dergi, (Erişim Tarihi: 03.10.2010). <sup>80</sup> Orman Genel Müdürlüğü, "Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Taraflar Konferansı (Cop 14) Yurtdışı Görev Raporu", (2009), s.8, www.ogm.gov.tr/iklim/cop14 rapor.doc, (Erişim Tarihi: 03.10.2010). öngörüleri yansıtmaktadır". Bu raporda, "tüm dünyada küresel ısınma sonucu deniz seviyesinin yükseldiği, hava kirliliği nedeniyle her yıl 3 milyon insanın öldüğü, fosil yakıt kullanımının ve karbon gazı üretiminin 1990'lı yıllar boyunca özellikle Asya ve Kuzey Amerika'da arttığı, bunun sonucunda iklim değişimine bağlı olarak Asya ve Afrika'nın bazı bölgelerinde kuraklık başladığı" bildirilmiştir . Zirve'de kabul edilen Johannesburg Sürdürülebilir Kalkınma Politik Bildirgesi 32 ilkeden oluşmaktadır ve sürdürülebilir kalkınmanın üç temel direği olarak nitelendirilen ekonomik kalkınma, sosyal kalkınma ve çevrenin korunmasına ilişkin sorumlulukların yerel, ulusal, bölgesel ve küresel düzeylerde gerçekleştirilmesinde de ortak bir sorumluluk taşındığı vurgulanmıştır. Tüketim ve üretim kalıplarının değiştirilmesi, yoksulluğun ortadan kaldırılması, doğal kaynakların korunması ve yönetimi konularındakı ortak yükümlülükler de bildirgede yer almıştır. Çevresel yönetişim süreçlerine dâhil edilmiş üretim ve tüketim süreçlerinin her aşamasında, en etkin aktörlerden birisi olarak koruma-kullanım dengesi oluşturulmasında kendisini dışarıda tutamayacağı ve üzerine düşen sorumluluğun gereğini yerine getirmesinin önemi vurgulanmıştır. Zirve, uygulama planında "Su, Enerji, Sağlık-Hijyen, Tarım ve Ormancılık-Biyolojik Çeşitlilik (WEHAB)" öncelikli beş konu olarak belirlenmiş, özellikle bu alanlarda mâli desteğin artırılmasını sağlayabilmek amacıyla ortaklıklar geliştirilmesinin <sup>84</sup> United Nations Department of Public Information , "On Eve of World Summit, New UN Report Warns that, Current Patterns of Development Compromise Long-term Security", UN Calls on World Leaders to Commit to a Sustainable Future at Upcoming Johannesburg Summit, http://www.unis. unvienna.org/unis/pressrels/2002/envdev666.html, (Erişim tarihi: 28.03.2010). <sup>82</sup> United Nations, "Report of the World Summit on Sustainable Development", Johannesburg, South Africa, 26 August-4 September 2002, s.2-5. gereği vurgulanmış, Uygulama planında; "Sürdürülebilir kalkınmaya zararlı enerji kaynaklarına verilen desteklerin kaldırılması, enerji verimliliğinin artırılması amacıyla teşvik sağlanması, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımının artırılması, uluslararası, bölgesel ve ulusal düzeyde hava kirliliğinin azaltılması için işbirliğinin geliştirilmesi, ülkelerin Kyoto Protokolü'nü onaylamaya teşvik edilmesi" kararları alınmıştır 83. Romanya'nın bu konudaki çabaları ile örnek ülke olarak desteklendiği, sırada başka ülkelerin olduğu bildirilmiştir°4. Sürdürülebilir Kalkınmayı önemseyen ülkeler kendi ulusal stratejilerini oluşturmuşlardır veya oluşturmaya devam etmektedirler; BM tarafından 2005 yılında başlatılan bir uygulama ile ülkelerin ulusal sürdürülebilir kalkınma stratejileri belirlenmiştir. 85 Örneğin AB'nin büyük bir kısmı, Rusya, Avustralya, Çin ve daha küçük bazı ülkeler kendi ulusal stratejilerini oluşturmuşlardır. Kanada da oluşturmuşsa da geliştirmektedir, ve Güney Afrika Cumhuriyeti ise bu yönde çalışmalarını sürdürmektedir. Burada dikkat çeken bir husus ise; dünya kaynaklarını en çok tüketen ABD'nin ulusal sürdürülebilir kalkınma stratejisi bulunmamasıdır86. Johannesburg Zirvesi'nden sonra özellikle fosil enerji kaynaklarına bağımlılıktan kurtulmak, dünya iklimindeki sera etkisini azaltmak, enerji kaynaklarının politik araç <sup>8</sup> Çevre ve Orman Bakanlığı , "Dünya Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi Johannesburg Uygulama Planı", Çevre ve Orman Bakanlığı Yayını, 2004. s.19. <sup>844</sup> Johannesburg 2002 Partnerships", www.iisd.ca/wssd/partnerships.html, (Erişim Tarihi: 03.10.2010). <sup>85</sup> Birleşmiş Milletler, "Birleşmiş Milletler Ulusal Sürdürülebilir Kalkınma Stratejileri", http://www.un.org/esa/sustdev/natlinfo/nsds/nsds\_map2008.pdf, (Erişim tarihi: 28.03.2010). <sup>86</sup> Center For American Progress, "A National Strategy For Global Development" , www.americanprogress.org/.../security development.html, (Erişim Tarihi:03.10.2010). olarak değerlendirilebilirse de uygulama başarısı önemlidir. Belirtildiğine göre dördüncü konferans ise 2010 yılında Hindistan'da yapılmıştır". 2008 yılında Pekin'de gerçekleştirilen Yedinci Asya-Avrupa Zirvesi'nde ise sürdürülebilir kalkınma üzerine Beijing Bildirgesi yayınlanmış, zirve üyelerinin enerji güvenliği, iklim değişimi ile savaş ve toplumsal uyumun sağlanması konularındaki işbirliklerini artırması gerekliliği vurgulanmıştır 2. Ayrıca bildirgede "Küresel nüfusun büyüklüğü, çevrenin ve ekolojik dengenin bozulmaya başlaması, ekolojik dengenin giderek bazı ülke ve bölgelerde daha da kötüleşmesi gibi sorunlarla mücadele için tüm insanlık sürdürülebilir kalkınma konusunda daha da etkin olmalıdır. Zirve ortakları bu alanlarda aralarındaki işbirliğini güçlendirmeyi taahhüt etmektedir" ifadesi de yer almıştır 93. Lizbon Stratejisi ve Sürdürülebilir Kalkınmaya Ilişkin Avrupa Stratejisi belgesinde bu stratejinin AB için hedefi ortaya konulmaktadır: "Dünya'nın en rekâbetçi ve en dinamik, bilgiye dayalı ekonomisi haline gelmek"94 Öte yandan, Lizbon Stratejisi'nin büyüme boyutu, AB'nin Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi için bir güçlük olarak ortaya çıkabileceğinden Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi'ne çevresel bir taahhüte 93 Asia Europe Meeting Conference (ASEM), a.g.e. <sup>91</sup> Delhi International Renewable Energy Conference (DIREC) 2010, "Host of the 4th International Renewable Energy Conference in 2010", http://www.direc2010.html, (Erişim Tarihi: 10.03.2011). <sup>926</sup> Asia Europe Meeting Conference (ASEM), "Towards Sustainable Development", Manila, Philippines, http://www.aseminfoboard.org/content/090413 Sustainable-Dv1p-Conf PR PH.pdf, (Erişim Tarihi:03.06.2010). <sup>94</sup>EU Turkey Review, "Sustainable Development", A Periodical of The Delegation of The European Commision To Turkey, Issue 12, s.2, 2008, http://www.avrupa.info.tt/ Files/ REVIEW12web.pdf, (Erişim Tarihi:03.06.2010) . dayanan kurulma ve gerçekleştirilme hedefi konulmuştur; çünkü stratejinin temelinde uzun vâdede ekonomik büyüme, sosyal uyum ve çevre korumanın birlikte izlenmesi gerektiği düşüncesi yatmaktadır. Avrupa'da sürdürülebilir kalkınmaya tehdit oluşturabilecek başlıca altı alan bulunmaktadır 95. 1.Insan faâliyetlerinin giderek artması sonucunda alınan sera gazlarının neden olduğu küresel ısınma. 2.Tehlikeli kimyasallardan kimi antibiyotiklere ve dirençli yeni hastalık türlerine kadar çeşitlilik gösteren halk sağlığına yönelik ciddî tehditler. 3.Her altı Avrupalı'dan birini etkileyen yoksulluğun bireyler üzerindeki sağlığının bozulması, intihar ve sürekli işsizlik gibi birçok olumsuz etkileri. 4.Düşük doğum oranı ile birlikte yaşlanan nüfus ekonomik ve sosyal büyüme hızında bir yavaşlama tehdidi doğurmaktadır. Biyoçeşitliliğin kaybı ise balık rezervleri ve kullanılabilir tarımsal alanlar gibi önemli kaynakları tehdit etmektedir. 5.Doğal kaynakların çok daha sorumlu bir yaklaşımla yönetilmesi ve korunması gereği. 6.Kent merkezlerinde görülen yozlaşma, genişleyen ve sosyal dışlanma nedeniyle özellikle kentsel alanlar için büyük bir sorun olarak ortaya çıkan ulaşım problemi. Küresel İsınmada Üluslararası Çözümler: Çözüm arama konusunda atılan ilk önemli adım, 1988 yılında gerçekleştirilen Birleşmiş Milletler Çevre Programı ve Dünya <sup>95</sup>EU Turkey Review, Sustainable Development, a.g.e. Meteoroloji Orgütü'nün desteğiyle kurulan "Hükümetlerarası Iklim Değişimi Paneli (IPCC)"dir. Yukarıda da değinildiği gibi bu panel, insan kaynaklı iklim değişiminin anlaşılması konusuna ilişkin çeşitli bilimsel bilgilerin oluşturulmasını amaçlamaktadır. 1992 Rio Zirvesi, insan kaynaklı iklim değişiminin neden olduğu sorunların anlaşılması ve bu sorunlara ilişkin çeşitli önlemlerin alınması gerektiği üzerinde görüş birliğine varılması açısından diğer bir gelişmedir. Rio'daki Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı'nda "İklim Değişimi Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC)" imzaya açılmış, ve 50 ülkenin imzasıyla yürürlüğe giren bu sözleşme, "ortak farklılaştırılmış sorumluluk" ilkesi ile ulusal ve bölgesel farklılıkları hesaba katarak tüm taraflarına insan kaynaklı seragazı salımlarının azaltımı konusunda çeşitli yükümlülükler getirmiştir". Atmosferde tehlikeli boyutlara ulaşan insan kaynaklı sera gazı salımlarının iklim sistemi üzerindeki olumsuz etkisini önlemek ve belli bir seviyede tutmak amacıyla 20 Haziran 1992 tarihinde imzaya açılan ve 21 Mart 1994 tarihinde yürürlüğe giren İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (İDÇS) olarak adlandırılan sözleşme bugüne kadar yaklaşık ikiyüz ülke ve Avrupa Birliği tarafından onaylanmıştır 97. Sözleşme, kararların yer aldığı 26 maddeye ilâve olarak iki ek madde içermektedir. Ek-I olarak adlandırılan birinci listede, sözleşmenin imzaya açıldığı tarih olan 1992 yılında Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Orgütü'ne (OECD) üye 24 ülke ile Avrupa Birliği, ayrıca pazar ekonomisine geçiş süreci yaşayan Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri <sup>96.</sup>Ulueren, "Küresel Isınma BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ve Kyoto Protokolü", 2001, http://www.mfa.gov.tr/turkce/grupe/ues-3/KureselIsinmaBMIklimveKYTO.htm, (Erişim Tarihi: 04.06.2010). <sup>97</sup> United Nations, "Report of the Preparatory Committee For the International Conference on Financing For Development", Fifty-Sixth Session Supplement No: 28, http://www.un.org/ documents/ga/docs/56/a5628.pdf, (Erişim Tarihi:01.03.2010). ile Eski Sovyetler Birliği'nden ayrılan bazı ülkeler, Ek-2 listesinde ise gelişmiş olarak nitelendirilen 24 OECD ülkesi ile AB yer almaktadır". IDÇS'nin nihâi amacının, atmosferdeki sera gazı birikimlerini iklim sistemi üzerinde tehlikeli düzeyde etkili olan insan kaynaklı salımları önleyecek bir düzeyde durdurmayı başarmak olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla Sözleşme, bu amaca ulaşılması için, ekosistemlerin iklim değişimine doğal uyumun gerçekleşmesine izin verecek, gıda üretiminin tehdit altına girmemesini sağlayacak ve ekonomik kalkınmanın sürdürülebilir bir şekilde devamına izin verecek bir zaman diliminde ulaşılması gerekliliğini vurgulamaktadır. Sözleşme'nin 5. Maddesi'nde, farklı yükümlülüklere göre ülkeler üç gruba ayırılmıştır. Buna göre; EK-I Tarafları (EIT) 1992 yılında OECD (Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Orgütü) üyesi olan sanâyileşmiş ülkeler ile, Rusya Federasyonu, Baltık Devletleri ile Orta ve Doğu Avrupa'daki kimi devletler dâhil olmak üzere ekonomileri geçiş sürecinde olan ülkeleri kapsamaktadır. EIT için geçerli olan temel emisyon yükümlülüğü, bu ülkelerin 2000 yılında sera gazı salım düzeylerini 1990'daki düzeye indirmelerini sağlamak üzere iklim değişimi ile bağlantılı yeni politikalar benimsemeleri ve gerekli önlemleri almalarıdır. Bu düzenleme, bu ülkelerin iklim değişimiyle mücâdele konusunda kararlı bir tutum almaya zorlama amacını taşımaktadır 9. <sup>98</sup>F.Mazı., "Küresel Isınma, Avrupa Birliği ve Türkiye", Doktora Tezi, Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi, 2003. <sup>99</sup>Bölgesel Çevre Merkezi (REC), "Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ve Kyoto Protokolü", Nisan 2006, Ankara. Sözleşme, EİT grubu ülkelerde rejim değişiminden sonraki dönemde yaşanan ekonomik ve siyasal sorunları dikkate alarak, yükümlülüklerini yerine getirmelerinde "belirli bir esneklik" tanımıştır. Bu ülkelerden kimileri tanınan esneklikten, 1990 yılı yerine bir başka yılı temel yıl alarak, ve bu sayede ekonomideki son değişikliklerin sera gazı emisyonlarında kendiliğinden meydana getirdiği büyük azalmayı da hesaba katarak yararlanmışlardır. EK-II Taraf'ları, OECD üyesi diğer Ek-I ülkelerinden EIT dışında kalanlardan oluşmaktadır. Sözleşme uyarınca bu ülkeler, gelişmekte olan ülkelere Sözleşme çerçevesinde emisyon azaltma çalışmalarında finansman kaynağı sağlamak ve iklim değişiminin olumsuz sonuçlarına uyum sağlamaları konusunda yardımcı olmakla yükümlüdürler. Bu ülkeler ayrıca çevre dostu teknolojilerin geliştirilmesi ve bu teknolojilerin EIT Taraf'larıyla gelişmekte olan ülkelere transferi için "pratik bütün adımları atmak" zorundadırlar. Ek-II Taraf'larınca sağlanan finansmanın transferinin çoğunlukla Sözleşme'nin kendi finansal mekanizması aracılığıyla sağlanması öngörülmektedir 100. EK-I Dışı Taraf ülke olarak adlandırılanlar ise çoğunlukla gelişmekte olan ülkelerdir. Sözleşme, gelişmekte olan ülkelerden oluşan belirli grupları, iklim değişiminin etkilerine özellikle açık ülkeler olarak tanımlamaktadır. Bunların arasında alçak kıyı alanları olan, çölleşme ve kuraklığa yatkın ülkeler de yer almaktadır. Diğer ülkeler ise örneğin fosil yakıt üretiminden ve dış ticâretinden sağlanacak gelirlere aşırı bağımlı durumda olanlar gibi iklim değişimine karşı alınacak önlemlerin ekonomik etkilerini çok daha fazla hissedecek olanlardır. Bu nedenle Sözleşme, bu tür etkilere <sup>100</sup>Bölgesel Çevre Merkezi (REC), a.g.e. açık ülkelerin yatırım, sigorta ve teknoloji transferi gibi özel gereksinimlerine ve duyarlılıklarına yanıt oluşturacak girişimlere vurgu yapmaktadır101. Sözleşme'nin temel ilkeleri ise iklim sisteminin eşitlik temelinde, ortak farklı sorumluluk alanına uygun olarak korunması, iklim değişimi ve değişiminden etkilenecek olan gelişme yolundaki ülkelerin ihtiyaç ve özel koşullarının dikkate alınması, iklim değişimi ve izleyebilecek olan âni değişikliklerin önlenmesi için alınacak tedbirlerin etkin ve en az mâliyetle yapılması, sürdürülebilir kalkınmanın desteklenmesi ve alınacak politikalarla önlemlerin ulusal kalkınma programlarına entegre edilmesi, alınan karşı önlemlerin keyfi, haksız, ayrımcı veya uluslararası ticârette gizli bir kısıtlama oluşturmayacak nitelikte olmasıdır 10°. Ulkemizde iklim değişimi yaklaşımları içerisinde gündeme yeterli ölçüde gelmeyen bir konu ise değişimin etkilerine uyum stratejileridir ve uyumun da en az sera gazı, mikrotanecik salımlarını azaltmak konusunda olduğu gibi büyük sosyo ekonomik sonuçlarının olacağı açıktır. Kyoto Protokolu, 21 Mart 1994 tarihinde yürürlüğe giren Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMIDCS), 1992 yılında gerçekleştirilen Rio Zirvesi'nde anılarak "Rio Sözleşmeleri" olarak adlandırılan Biyolojik Çeşitlilik ve Çölleşme ile Mücadele Sözleşmesi ile birlikte, sürdürülebilir kalkınmanın kurumsal çerçevesini oluşturan en önemli yapı taşları arasında yer almaktadır. 1997 yılında <sup>101</sup>Bölgesel Çevre Merkezi (REC), a.g.e. <sup>102</sup>Global Issues, Social, Political, Economic and Environmental Issues That Affect Us All, "UN Framework Convention on Climate Change", Recognizing Rich Countries Have More Obligation to Emission Reduction,2004,http://www.globalissues.org/print/article/521,(Erişim Tarihi:04.06.2010). Japonya'nın Kyoto kentinde gerçekleştirilen BMİDÇS 3. Taraflar Konferansı'nda (COP3) kabul edilmiştir. Kyoto Protokolü ise, Sözleşme'nin nihai amacına ulaşması için kurgulanan ilk somut adım olarak 16 Şubat 2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir 103. Protokolun uygulamaya geçirilmesi konusunda daha net bir aşama, 1998 yılı Kasım ayında Buenos Aires'te yapılan COP'4 müzâkerelerinde (UNFCC 1998) ortaya çıkmıştır. Buenos Aires Eylem Planı adını taşıyan iddialı bir çalışma programına dayanan bu plan Protokol'da yer alan kurallara ilişkin müzâkerelerle finansman ve teknoloji transferi gibi uygulamaya ilişkin müzâkereler arasındaki bağlantıyı Sözleşme şemsiyesi altında kurmaktadır. Buenos Aires Eylem Planı kapsamındaki müzâkereler için son târih, 2000 yılı sonlarında Lahey'de yapılan COP 6'da belirlenmiştir 104 . COP'6'nın devâmı niteliğindeki toplantılar 2001 yılında Bonn'da başlamış ve hükümetler burada Buenos Aires Eylem Planı'nın tartışmalı yönlerine ilişkin olan Bonn Andlaşması adını alan bir anlaşmaya varmıştır". Aynı zamanda IPPC tarafından yayınlanan üçüncü rapor da, dünyâdaki ısınmayla ilgili ve o güne dek en somut kanıtları ortaya koyarak müzâkereler için olumlu bir hava oluşturmuştur 106. 105 REC, a.g.e. <sup>100</sup> Bölgesel Çevre Merkezi (REC), "Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ve Kyoto Protokolu", s.6, Nisan 2006, Ankara. <sup>104</sup> UNFCCC, "The Sixth Session of the UNFCCC Conference of the Parties", Netherlands, 2000, http://unfccc.int/cop6/, (Erişim Tarihi: 04.06.2010). <sup>106</sup> World Meteorological Organization-United Nations Environment "16 Years of Scientific Assessment in Support of the Climate Convention", s.5, December 2004, http://www.ipcc.ch/pdf/10th-anniversary/anniversary-brochure.pdf, (Erişim Tarihi:03.10.2010). Sonrasında Fas'ın Marakeş kentinde yapılan COP'7 sırasında Bonn Anlaşmaları'ndan yola çıkılarak kapsamlı kararlar paketine ulaşılmıştır"07. Marakeş Anlaşması olarak bilinen bu belge Kyoto Protokolu'na göre daha ayrıntılı kurallar içermektedir. Protokol'un yürürlüğe girebilmesi için Sözleşme Taraflarından en az 55'nin bu belgeye taraf olması gerekmektedir. Ayrıca bunların arasındaki Ek-I taraflarının, bu grubun 1990 yılı karbondioksit emisyonlarının %55'ni temsil edebilecek nitelikte olması gerekmektedir. Rusya Federasyonu'nun 18 Kasım 2004 târihinde sözkonusu kararını Birleşmiş Milletler'e iletmesiyle her iki koşulun gereklilikleri yerine getirilerek bu çerçevede Kyoto Protokolu 16 Şubat 2005 târihinde yürürlüğe girmiştir. Bilindiği üzere de 189 ülke tarafından imzalanmıştır. İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (İDCS) kapsamındakı Kyoto Protokolu, enerji verimliliğini, sera gazları emisyonlarının azaltılmasında anahtar niteliğinde önlem ve politikalar belirleyerek, iklim değişimi etkilerini azaltmayı amaçlamaktadır 108. Protokol'de Ek-A ve Ek-B olmak üzere iki ek liste yer almakta, Ek-A listesinde emisyonların azaltılması gereken 6 temel sera gazı ve kaynaklandığı sektörler ile Ek-B listesinde yer alan ülkelere ait sayısal sera gazı emisyon indirim hedefleri yer almaktadır'199. Kyoto Protokolu gelişmiş ülkelerin sera gazı emisyonlarını azaltma yükümlülüklerini daha katı hale getirmekte, ve 3. Madde ile de bu indirimin belirli zaman dilimleri içinde gerçekleşmesini öngörmektedir. Kyoto Protokolu Sözleşme'yi <sup>107</sup> Depledge. J, "United Nations Tracing The Origins Of The Kyoto Protocol", 2000, http://en.wikipedia.org/wiki/Kyoto Protocol, (Erişim Tarihi: 04.06.2010). <sup>10°</sup>iklim Değişikliği Koordinasyon Kurulu, "Enerji Sektöründe Sera Gazlarının Azaltımı Çalışma Grubu Raporu", 2005. <sup>109</sup>Mazı.F, "Küresel Isınma, Avrupa Birliği ve Türkiye", Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi, Doktora Tezi, Ankara 2003. tamamlayan ve güçlendiren bir belgedir. Protokol'a taraf olabilmek için Sözleşme'ye taraf olunması gerekmektedir". Protokol, Sözleşme ile aynı temelleri ve nihâi hedefi paylaşmaktadır. Ayrıca, Protokol'de ülkeleri Ek-I, Ek-II ve Ek-I Dışı taraflar olarak gruplara ayırmaktadır. Aynı şekilde, iki yan organı ve Sekretaryası dâhil Sözleşme organları da aynı zamanda Protokol çerçevesinde de hizmet vermektedir. Protokol ile belirlenen 2008-2012 yıllarını kapsayan dönemde Sözleşme'nin Ek-I listesinde yer alan ülkeler, doğrudan sera etkisi yaratan CO2. CH4, N2O, HFCS, PFCS ve SF6 gazlarının toplam emisyonunu, 1990 yılındaki seviyesinin en az %5 altına çekeceklerdir". Son üç gazın toplam emisyonlardaki payı çok az olduğu için, ülkeler baz yıl olarak sadece bu üç gaz için 1995 yılını da seçebileceklerdir. CFCs (Chlorofluorocarbons) Ozon Tabakasını Incelten Maddelere Dâir Montreal Protokolü ile denetim altına alındıkları için Kyoto Protokolu kapsamına alınmamıştır'12. Emisyon hedeflerine, ilk yükümlülük dönemi olan 2008-2012 tarihlerinde ortalama olarak ulaşılması gerekmektedir. Ekonomik farklılıklar, hava koşulları gibi önceden kestirilemeyecek etmenlerin emisyonlarda yol açabileceği dalgalanmaların etkisini azaltabilmek amacıyla tek bir yıl yerine beş yıllık bir dönem esas alınmıştır 113. Buna göre Ek-I Taraf'larından her biri, kendi emisyonlarını, kota ile ayırılmış miktar olarak bilinen bir düzeyde kalacak biçimde azaltmak ya da sınırlandırmak durumundadır. Yükümlülük dönemi 11 Bölgesel Cevre Merkezi (REC), s.46, a.g.e. 112 F. Mazı, 2003, a.g.e. 113 UNFFCC,2003,a.g.e. <sup>110</sup> United Nations,"Kyoto Protocol To The United Nations FrameworkConvention On Climate Change", 1998 , http://unfccc.int/resource/docs/convkp/kpeng.pdf, (Erişim Tarihi: 04.06.2010). başlamadan önce, Ek-I Taraf'larından her birine, kendileri için geçerli olacak ayrılmış miktarın hesaplanabilmesi amacıyla, temel alınan yıl itibarıyla kendi emisyonlarını bildirmek zorunluluğu altında, belirlenen hedefin altında kalıyorsa belirli sınırlar içinde kalmak koşuluyla aradaki farkı 2012 ötesinde yeni bir yükümlülük dönemine aktarabileceği belirtilmiştır. Protokol, iklim politikalarından sonuç alınmasına yönelik hükümetlerarası işbirliğinin kapılarını açmakta, Taraf'lara iklim değişimine yol açan etmenleri azaltacak uygulamalardan edinilen deneyim ve dersleri birbirleriyle paylaşmaları çağrısında bulunmaktadır. Kyoto Protokolu karbon ticareti gibi "elastik" çözümleri içermekte, fakat iklim değişimini durdurabilecek hedefleri kapsamamakta olduğu gibi gelişmiş ülkelerin üretimlerini kaydırdıkları Hindistan ve Çin'in Protokol dışında kalmış olmaları da dikkat çekicidir'14. Protokol'un Esneklik Mekanizmalarında; Protokolde Emisyon Ticâreti, Ortak Uygulama ve Temiz Kalkınma Mekanizması başlıkları altında esneklik mekanizmalarına yer verilmiştir: Emisyon Ticâreti: Protokolun 12. Maddesine göre; Ek-1 listesinde yer alan herhangı bir taraf ülke, Ek-B de belirlenmiş olan emisyon azaltım miktarının bir bölümünün ticâretini yapabilmektedir diğer bir ifâde ile, taahhüt edilen emisyon miktarından <sup>114</sup> A.E. Duygu, "Küreselleşme ve Çevresel Etkileri-İklim Değişikliği", Ankara, 2004 daha fazla azaltım yapan taraf ülke, emisyonundaki bu ilâve azaltımı bir başka Ek-1 ülkesine satabilmektedir 115 Ortak Uygulama: Protokolun 6. Maddesine göre; Ek-1 ülkeleri arasında gerekli şartların sağlanması koşuluyla, insan kaynaklı sera gazı emisyonlarının azaltılmasını veya sera gazlarının yutaklar yoluyla uzaklaştırılmasını amaçlayan projelerden elde edilen emisyon azaltım birimlerini diğer taraf ülkeye verebilir veya ondan alabilir'116. Temiz Kalkınma Mekanizması (Clean Development Mechanism)'na göre ise; emisyon hedefi belirlemiş bir ülke bu hedefini belirlememiş ve kendinden az gelişmiş bir ülke ile işbirliğine giderek, o ülkede seragazı emisyonları azaltımına yönelik projeler yaparsa "Sertifikalandırılmış Emisyon Azaltma Kredisi (Certified Emission Reductions)" kazanır ve toplam hedeften düşülür. Kyoto Protokolu'nda yer verilen son mekanizma ise "Emisyon Ticâreti (Emission Trading)"dir". Karbon vergisi; emisyonla çevre kirliliğine neden olan bir iktisadi birimin salmış olduğu emisyon miktarı üzerinden vergilendirilmesi olup, emisyon oranı yüksek yakıtların fıyatlandırılmasını da amaçlamaktadır. Ticâret konusu permiler ise, kota hakkının altında bir kirletme gerçekleştirmiş olan firmaların kota sınırını aşmış fırmalara bu haklarını sağlamaktadır. Karbon vergisi bir fiyat belirleyip emisyon miktarını ona göre ayarlamaya zorlamakta iken, kirletme permileri emisyon <sup>115</sup>REC, 2006,s 41 , a.g.e. <sup>116</sup>REC, 2006, s.36 , a.g.e. lı E.Karakaya, M.Özçağ, "Sürdürülebilir Kalkınma ve İklim Değişikliği: Uygulanabilecek İktisadi Araçların Analizi", s.3, Adnan Menderes Universitesi, Nazilli İktisadi ve Idari Bilimler Fakültesi. miktarını belirlenmiş kota ile sınırlamakta ve permiler için oluşacak arz ve talep koşullarına göre fiyatın oluşumunu pıyasaya bırakmaktadır. Bu iktisâdi araçlardan hangisinin kullanılacağı ise kazançların ve kayıpların karşılaştırılmasıyla seçilebilmektedir. ## 3. Sürdürülebilir Kalkınma, İklim Değişimini Yavaşlatma Stratejisi ve Türkiye 1969 yılında Birleşmiş Milletler (BM) Türkiye adına üyesi olduğu ve iklim değişimi konusunda eşgüdüm görevi verilmiş olan Dünya Meteoroloji Orgütü (World Meteorological Organization - WMO) ile B.M. Çevre Programı (UNEP) tarafından 1988 yılında kurulan Devletlerarası İklim Değişimi Paneli (The Intergovernmental Panel on Climate Change -IPCC) insan etkisiyle meydana gelen iklim değişimlerinin bilimsel, teknik ve sosyoekonomik etkileri alınacak önlemler konularında bilimsel ve teknik eşgüdümü üstlenmiştir'18. Ekolojik dengenin baskı altına girmesi ile fosil yakıt emisyonlarının kısıtlanması konusunda 1992 yılında Kyoto'da BM İklim Değişimi Sözleşmesi'ne Protokol (Kyoto Protocol to the United Nations Framework Convention on Climate Change-UNFCCC) imzalanmıştır119. <sup>118</sup> Union of Concerned Scientist Citizens and Scientist for Environmental Solutions, "The Intergovernmental Panel on Climate Change (IPCC) Union of ... IPCC History and Mission -The First Three Assessments", http://www.ucsusa.org/global warming/science and impacts/ science/ipcc- backgrounder.html#IPCC History and Mission, (Erişim Tarihi:04.10.2010). <sup>119</sup> intergovernmental Panel on Climate Change (IPCC), "The IPCC Assesment Reports", http://www.ipcc.ch/pdf/supporting-material/econ-impacts-mitigation-1999.pdf, C (Erişim 03.06.2010). T.C.'nin de, 186 ülkede olduğu gibi, taraf olması konusunda 29 Ekim-9 Kasım 2001 Marakeş COP'7 toplantısında israrla yapılan teklife, kişi başına düşen CO2 miktarının OECD ülkelerinin ortalamalarının altında kalması ve ekonomik kriz gerekçesi ile karşı çıkarak ertelenmiş olsa da temiz enerji kaynaklarından yararlanarak Küresel İklim Güvenliği'ne katkı ve enerji kullanımının çevresel etkilerini azaltmaya hazır olduğu kayda geçirilmiştir20- Fakat CO2-e göre özgül kızılötesi ısı ışını soğurması 23 kat daha yüksek olan metan, Çevre Yönetmeliği'nde Hava Kırlılığınde belirtilen özgül kızılötesi soğurması yüksek aldehit salımı olan fosil doğal gazın tüketimi öngörülmüştür121. COP'7 toplantısında Türkiye adına yenilenebilir enerjilerden yalnızca hidrolik ve rüzgâr enerjisi kapasitesinin arttırılması konusunda niyet ortaya konulmuş, güneş ve biyokütle gibi diğer temiz ve yenilenebilir enerji kaynaklarından ise hiç söz edilmemiştir. Bilindiği gibi birçok eksikleri nedeniyle eleştirilen "Yenilenir Enerji Yasası Tasarısı" ise 2010 yılı sonunda yasalaştırılabilmiştir. Ancak Dış İşleri Bakanlığı tarafından Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'na yenilenir enerji potansiyelinin değerlendirilmesi konusunda etkinlik gösterilmesi için toplam 202.030.000 \$ tutarında ve tam 10 yıl süreli kredi verilmiş ve 483,000 \$ tutarındaki Proje 30 Temmuz 2004 tarihinde yürürlüğe girmiştir". <sup>120</sup> Earth Negotiations Bulletin, "Seventh Conference of The United Nations Framework Convention On Climate Change", 29 October To 9 November 2001, http://www.iisd.ca/vo112/enb12178e.html, (Erişim Tarihi: 03.06.2010). ²-H. Bayram, "Türkiye'de Hava Kirliliği Sorunu: Nedenleri, Alınan Önlemler ve Mevcut Durum", Cilt 6, Sayı 2, S:159-165 Türk Toraks Dergisi, 2005 http://www.toraks.org.tr/ journal/ text.php3?id=442, (Erişim Tarihi:04.10.2010). <sup>12</sup> Politika Dergisi, " Dünya Bankası ve Türkiye", http://www.politikadergisi.com/makale/dunyabankasi-ve-turkiye, (Erişim Tarihi: 03.06.2010). 2004 yılında ise; Avrupa Çevre Ajansı (EEA) tarafından yalnızca ilk 15 AB üyesini içeren ve enerji sübvansiyonlarının, özellikle de yenilenir enerji için yüksek tutulan sübvansiyonların öneminin özetlendiği bir rapor yayınlanmıştır 23. Kyoto Protokolu kamuya mâl olmuş olan yönüyle sera gazı emisyonlarının azaltımında işbirliği ve otokontrol önlemleri arasında ülkemizde gündeme pek sık gelmeyen bir yöne sahiptir: Sera gazlarını temizleyici mecra ve rezervuarların önemi, iklim değişimi sorununu göz önüne alan sürdürülebilir ormancılık uygulamalarıyla orman varlığını koruma, ağaçlandırma, sürdürülebilir tarım, CO2 ve diğer sera gazlarını özümleyerek azaltacak, çevreyi koruyacak yeni ve yenilenebilir enerji kaynaklarının geliştirilmesi, yaygınlaştırılması, arâzi kullanımının düzenlenmesini de karara bağlamıştır. Protokol'de, arâzi kullanımı ve ormancılığın 2008-2012 yılları arasında net emisyonların 1990 yılı seviyesine kadar indirilmesi için yeterli özümleme kapasite artış hedeflerine ulaşabilecek biçimde düzenlenmesi hedeflenmiştir. Türkiye Cumhuriyeti'nin bu konuda yeterli önlem alması gerekeceği, bu önlemlerden daha uzun bir süre kaçınamayacağı açıksa da Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından örneğin COP'7 toplantısında CO2 özümleme kapasitesine değinilmemiştir124. Aynı kaynakta da belirtildiği gibi Protokol'da taraflardan AB gibi birlikler halinde hareket edenlerin yeni üyeler ile genişlemesi halinde de belirlenmiş olan emisyon <sup>14</sup> EA Briefing 2/2004, "Energy Subsidies and Renewables", N: 2/2004, http://www.eea.europa.eu/publications/briefing\_2004\_2\_(Erişim Tarihi: 03.06.2010). <sup>124</sup> A.E. Duygu, "İklim Değişikliği, Kuraklaşma ve Çölleşme İle Savaşımın Önemi ve Bazı Örnekler", TMMOB Su Politikaları Kongresi, http://www.e-kutuphane.imo.org.tr/pdf/9130.pdf, (Erişim Tarihi:03.06.2010) . kotası hedeflerine ulaşmasının gerektiği vurgulanmış, ulusal kapasitelerin gerektiği gibi arttırılması ve ikili, bölgesel ve diğer düzeylerde işbirliği yapılması istenmiştir. Sera gazı kaynakları olarak katı fosil yakıtlar, petrol ve doğal gaz, enerji santralları, üretim endüstrileri ve inşaat ile yakıtlar, ulaşım, entansıv tarım ve tarım toprakları, tarımsal artıkların açıkta yakılması, pirinç yetiştiriciliği, enterik fermentasyon da sayılmıştır. Protokol konusunda tavrını sürdüren, fakat kendi yapısı içinde konuyu değerlendiren ve kendi ölçülerine göre önlem almaya çalışan 25 ABD'de, NASA ancak 2004 yılında "Arâzi örtüsü değişimleri ABD yaz iklimini etkilemektedir" başlıklı resmî rapor ile Kyoto Protokolu'nda da yer alan yeşil örtünün korunması ve geliştirilmesinin önemini kabûl ettiği gibi "İklim değişimi konusunda CO2 ve diğer sera gazı emisyonları, aerosoller ve diğer etmenler yanında bu etkenin önemi de göz önüne alınarak planlama yapılmalıdır" demiştir". Fakat planlama için Dünya ölçeğinde çok geç kalındığı açıktır. Çünkü bu konu ancak kuzey kutbu buzullarının en geç 2070 yılında tümüyle ortadan kalkacağı'27, "Gulf " akıntısının durmasıyla sıcak suların güneyden kuzeye taşınması ile Kuzey Denizi ve Kuzey Avrupa'ya ısı akımının duracağı ve kuzey ülkelerinde sıcaklık ortalamalarının önemli derecede düşeceği belirtilmektedir 228. Bu durum birçok bölgede kuraklaşmanın başladığını, 126 A.E.Duygu, a.g.e. <sup>125</sup> Hauser Global Law School Program, "Global Warming: A Comparative Guide to the E.U. and the U.S. and Their Approaches to the U.N. Framework Convention on Climate Change and the Kyoto Protocol", February 2009, http://www.nyulawglobal.org/globalex/ Climate Change Kyoto Protocol.htm# The United States, (Erişim Tarihi: 03.06.2010). <sup>127</sup> Pulse of the Planet, "Threatened Species", www.pulseplanet.com/archive/Feb05/3390.html, (Erişim Tarihi: 29.03.2010). <sup>128</sup> Environmental Science Published for Everybody Round the Earth , "Climate Up to Date" http://www.atmosphere.mpg.de/enid/2gs.html, (Erişim Tarihi: 04.06.2010) . iklimsel âfetlerin sıklaşarak şiddetini arttırdığını, dünya sıcaklık ortalamalarının yükselişiyle ekosistemlerin yazları sıcak stresine mâruz kalarak zayıfladığını ve seyrek fakat aşırı yoğun yağışlarla ormansızlaşmış bölgelerde heyelân ve sellerle, ayrıca deniz yükselmesiyle nehirlerin geri teperek taşmasına neden olacağını, orman kuşaklarının kutuplara doğru çekileceği129 gibi felâket senaryolarının kesinleştirildiği dönemde gündeme gelebilmiştir. 22 Mart 2007 tarihinde gerçekleştirilen Nehir Havzaları Yönetimi çerçevesindeki projeksiyonlarda Ortalama yıllık yağış 501 milyar m³, buharlaşma ile geri dönen miktar 274 milyar m³, tüketilebilir yer altı ve üstü suları miktarı 112 milyar m³ iken kişi başına miktar 1830 m³'dür. Kullanılabilen, değerlendirilebilen toplam su miktarı ise 40.1 milyar m3, kişi başına su miktarı 650 m³'dür. Küresel olarak hesaplanan tarımsal üretim için gerekli su miktarının yağışa oranı %70-75 iken tarımsal sulamada kullanılan miktar 29.6 milyar m², içme kullanım suyu miktarı 6.2 milyar m², sanâyide kullanım miktarı 4.3 milyar m³ dür. Su sıkıntısı çeken havza sayısı 6 'dır. 2020 yılı için Dünya Bankası projesiyonunda; nüfus artışı, kuraklaşma ile kişi başına 950 m³ ve su sıkıntısı çeken havza sayısı ise 16 dır 30. "Hadley Centre" iklim modeline göre Türkiye'nin iklim değişiminden etkilendiği, yıllık sıcaklık ortalamasının 2050 yılına kadar 1.5℃ artacağı, Avrupa için yapılan projeksiyonlarda yağışların yoğunlaştığı kış aylarında önemli oranda azalma, kurak dönemleri izleyen <sup>1296.</sup> Wang, A.Davidson, R. Latifovic, A.Trishchenko, "Impact of Drought on Land Surface Albedo", http://ess.nrcan.gc.ca/2002 2006/rcvcc/pdf/j28 albedodrought.pdf, (Erişim Tarihi: 04.06.2010). <sup>130</sup> A.E.Duygu, "İklim Değişikliği, Kuraklaşma ve Çölleşme İle Savaşımın Önemi ve Bazı Örnekler", http://www.e-kutuphane.imo.org.tr/pdf/9130.pdf, (Erişim Tarihi: 07.06.2010). kısa süreli ve şiddetli yağışlar sonucu sellerdeki artış yanında kurak bölgelerin çölleşmesinin beklendiği aktarılmaktadır131. Küresel ısınma konusunda temel bilimsel bulgular, veriler ve hesaplamalara dayanılarak yapılan uyarılar bilimsel dergiler, konferans ve sempozyumlarda dile getirilmişse de uzun süre kamuoyunda ve politik arenada ilgi uyandırmamıştır. Daha sonra da alınacak önlemlerin bedellerini ödeme konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle sorunlara önerilen çözümlerin yeterliliği tartışılır duruma gelmiştir 132. Alınması gereken önlemlerin geciktirilmesi ödenecek bedeli çok ağırlaşmıştır, insanlık özellikle gelişmiş ülkelerin bugüne kadar geliştirdiği fosil yakıtlara dayalı enerji ve ulaşım ile sera gazları salımına duyarsız teknolojilerinden vazgeçmenin bedeli arasında sıkışmış durumdadır. Bedeller on trilyon dolarların katları düzeyinde hesaplanmaktadır133. Tarım sektörü ortalama olarak %75 ile en çok su kullanan sektör olarak ormansızlaşma, aşırı otlama ve gübre kullanımı, yüzey sulaması ile sanâyileşme, kentleşme ve turizmle birlikte doğal kaynakları zorladığı belirtilmekle birlikte Türkiye'nin Bonn Konvansiyonu dışındaki doğa koruma sözleşmelerini imzalayarak <sup>131</sup>A.E.Duygu, "Çevre El Broşürü", Çankaya Belediyesi , 2007, s.219. <sup>132</sup> Science and Development Network, "Trade Tactic Could Unlock Climate Negotiations", World Conference of Science Journalists, 2009, http://www.scidev.net/en/opinions/trade-tactic-couldunlock-climate-negotiations.html, (Erisim Tarihi: 04.06.2010). <sup>133</sup>F. Ackerman, E.Stanton , "Climate Change the Costs of Inaction", Global Development and Environment Institute, http://www.ase.tufts.edu/gdae/Pubs/rp/Climate-CostsofInaction.pdf, (Erisim Tarihi: 05.06.2010). doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımı konusunda ilgili kurumların bilinçlenmesini sağladığı öne sürülmüştür 134. Aynı kaynaktaki bilgilere göre 2002 yılında gerçekleştirilen Birleşmiş Milletler-FAO-Italya Çölleşme ile Savaşım Konvansiyonu Gereklerinin Yerine Getirilmesi 1. Komite Toplantısı'nda Türkiye adına bildiri sunulmamıştır. Kuzey, Orta ve Doğu Akdeniz ülkeleri delegeleri ise iklim değişimi etkisiyle hızlanan kuraklaşma ve çölleşme ile savaşım için alınması gereken önlemler konusunda görüş ve deneyim alışverişinde bulunmuşlardır. Bu görüşlerde yeterli önlemlerin genelleştirilememesi durumunda genel tablonun karamsarlığa sürükleyici bir tutum alacağı yönünde bir sonucuna varılmıştır. Bu çerçevede Kuzey Akdeniz için Bölgesel uygulama ekinde Kuzey Akdeniz bölgesindeki özel koşulların ışığında geniş alanları etkileyen yarıkurak iklim şartları, mevsimsel kuraklıklar, çok yüksek düzeydeki yağış değişkenliği, ani ve yoğun yağışlar, yüzeyde kabuk oluşturmaya yatkın, fakir ve erozyona çok müsait topraklar, dik yamaçlı profiller ve çok değişken arâzi yapıları, sık çıkan orman yangınları ve yaygın orman örtüsü kayıpları, tarımda kriz koşulları sonucunda arâzilerin terkedilmesi, toprağın ve su koruma yapılarının bozulması, su kaynaklarının sürdürülmez biçimde işletilmesi sonucu akiferlerde kimyasal kirlenme, tuzlanma ve tükenme, ciddi çevre hasarları ve sulu tarım sonucunda ekonomik faâliyetlerin sâhil bölgelerinde yoğunlaşması sorunları sıralanmaktadır '35. <sup>134</sup> nternational Institute for Environment and Development , "Climate Change and Development, Consultation on Key Researchable Issues", Turkey Baseline Report on Climate Change. <sup>135</sup> A.E.Duygu, a.g.e. Bölge ülkelerinin Ülusal Eylem Program'larında arâzi kullanım biçimleri, su kaynaklarının yönetimi, toprağın korunması, ormacılık, tarımsal faaliyetler, doğal hayatın ve diğer biyolojik çeşitlilik biçimlerinin yönetimi ve korunması, orman yangınlarından korunma ve önleme, alternatif yaşam biçimlerinin teşviki ve eğitim ve toplum bilinci ile ilgili önlemleri dâhil edebilecekleri de belirtilmektedir. Türkiye ise %20 oranında bitki örtüsünü kaybetmiş, çölleşmiş topraklarla kaplı, %35 oranında stepleşmiş, kuraktan kaçan otsularla örtülü alana sahiptir. Erozyonun birim alandaki hızı A.B.D'den 17, Afrika'dan 22 kat daha yüksektir. Yorulmuş, erozyon etkisinde tarım baskısı altında veya terk edilmiş arazisi 6-10 milyon ha.dır. Kişi başına tarım arazisi %45/50 yıl oranında azalmıştır. Yıllık toprak kaybı toplam 11.5 milyar ton, akarsulara karışan sediman 0.5 milyar tondur. Erozyonla kaybedilen toprak miktarı çok daha geniş olan A.B.D., Afrika kıtasının toplamı düzeyindedir. Orman alanı %27.9 (20.7 mil.ha) dır, %9.3 oranında verimli orman alanına sahiptir. Verimli Toplam Orman Alanı toplamın :%34.5°u (7.25 mill.ha), kişi başına orman alanı ise 0.15 ha.dır. Kişi başına orman alanı dünya ortalamasının yarışıdır ki bu değerler Avrupa'da 0.26, A.B.D de 0.78 ha. dır ve dünya ortalaması 0.64 ha. dır. Nüfusun %15'ni oluşturan ve fakir kesime dahil olan 9 milyondan fazla orman köylüsünün kaçak kesim gibi zararlı etkilerinin envanteri yoktur ve orman ürünü olan 5 cm den ince dallar değerlendirilememektedir 136. l36M.Konukçu, "Ormanlar ve Ormancılığımız Faydaları, İstatitiki Gerçekler,Anayasa Kalkınma Planları, Hükümet Programlarda Ormancılık", Devlet Planlama Teşkilatı, Yayın No:2630, Eylül 2001. Sürdürülebilirlik için, başta toplumsal, ekonomik ve siyasal alanlarda olmak üzere, insan yaşamının her alanında yeni düzenlemeler yapılmalıdır. Modern Toplumda Sürdürülebilirlik Arayışlarına Sanâyileşme ve İklim Değişimi sonuçları da yol açan nedenler arasındadır.15. Bu süreç S.Kılıç'ın çalışmasında aşağıdaki gibi özetlenmiştir: "Sanâyileşme ile birlikle ortaya çıkan fosil yakıtların kullanılma süreci atmosfer üzerinde önemli değişikliklere neden olmuştur. Karbondioksit, metan, azotoksit türevi gazlar ile birlikte atmosfere bırakılan flor, klor ve karbon miktarı hızla artmıştır. Ortaya çıkan bu gazlar, güneş ışıklarının yeryüzüne ulaşmasına engel olduğu gibi, aynı zamanda dünya üzerinde ortaya çıkan ısı dalgalarını da büyük oranda emmektedir. Bu gelişmeler, atmosferde sıcaklığın artmasına ve sonuçta önemli iklimsel değişikliklere yol açmaktadır. Miktarı atmosferde her geçen gün daha çok artan sera gazlarının, dünya genelinde, fırtınaların artmasına ve iklimlerin kaymasına neden olduğu saptanmıştır. İklim değişiminin diğer önemli bir sonucu da, dünyadaki flora ve faunanın varlığını tehdit etmesidir. Bu farklılaşma pek çok bölgedeki bitki örtüsünün yapısını değiştirerek, doğada telafi edilemez zararlara yol açmaktadır |38, . Sanâyileşmiş ülkeler emisyon miktarlarını azaltabilmek için gerekli finansal ve teknolojik imkânlara sâhip ve emisyon miktarlarındaki birikimin büyük çoğunluğundan sorumludurlar bu sorumluluğu üstlenmelidirler. Güçlü sanayileşmiş ülkeler, âdil bir uygulama için en çok baskı oluşturacak kesimdir ve kalkınmaları için gelişmekte olan ülkelere tanınacak emisyon miktarı için de birkaç tane dünya olması gerektiğini iyi bilmektedirler 139. Her ne şekilde olursa olsun sürdürülebilir kalkınma ve küresel ısınma arasında da diğer çevre sorunlarının çoğunda olduğu gibi çözümü kolay olmayan bir açmaz söz l37 S.Kılıç, "Yeni Toplumsal Arayışlar Sürecinde Sürdürülebilir Kalkınma" , Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi 8/2 , 2006, s.88. <sup>138</sup>S.Kılıç, a.g.e. <sup>139</sup> Global Footprint Network, "Ecological Footprint", http://www.footprintnetwork.org/en/ index.php/GFN/, (Erişim Tarihi: 04.10.2010) . konusudur. Bu yüzden günümüzdeki gelişmeler dikkate alındığında iklim değişimi ile kalkınmanın sürdürülemez bir ilişki içinde söylemek mümkündür. Ayrıca küresel ölçekli değişikliklere gereksinim duyulmaktadır. Orneğin son yıllarda iklim değişiminin yeni bir etkisi ortaya çıkmış; baca ve trafik ile orman ve çayır yangınları kaynaklı hidrokarbonların neden olduğu sera etkisi artışı ve ozon kirliliğinin, sağlık üzerindeki etkisi ile iklim değişimi arasındaki ilişki konusunda çalışmalar yapılmış ısınma ve kuraklaşmanın sorunu büyüttüğü gösterilmiştir. Sonuç olarak, çok çeşitli zincirleme etkiler ve kısırdöngüler söz konusudur. Küresel ısınma ile sürdürülebilir kalkınmanın üç ana unsuru olan ekonomi, sosyal ve çevresel sürdürülebilirlik arasında yakın bir ilişki sözkonusudur. İlk olarak; İktisadi kalkınma ile insanların refah ve mutluluğu küresel ısınma tarafından tehdit edilmektedir. Sürdürülebilir kalkınma için küresel kaynakların kullanılması sonucu ortaya çıkan net fayda azamıleştirilerek ekonomik verimliliğin sağlanması gerekmektedir. Küresel ısınma, küresel kaynakların bir çoğunun yok olmasına, bir kısmının ise istenilen etkinlikte kullanılmamasına neden olarak ekonomik verimliliği engellemektedir. İkinci olarak, iklim değişimi sonucu sosyal refah ve adalet zayıflamakta ve bozulmaktadır. Yoksul ülkeler ile bütün ülkelerde dezavantajlı durumda olan ülkeler iklim değişimi karşısında daha güçsüz ve daha savunmasız olduklarından, iklim değişikliklerinin olumsuz etkilerinden korunmak için yürürlüğe konan <sup>14</sup> NASA, Goddard Institute for Space Studies, "Tango in the Atmosphere: Ozone and Climate Change", 2004, http://www.giss.nasa.gov/research/features/200402 tango/, (Erişim Tarihi: 04.06.2010). uygulamalardan adil bir biçimde yararlanamamakta ve nesiller içi ve nesiller arası gelir dağılımı ile eşitsizlik artış göstermektedir. Bu durum, uzun vadede toplumsal dayanışmayı ortadan kaldırıp kıt kaynaklar şiddetlendireceğinden sürdürülebilir değildir. Ote yandan, bu gelişmeler sonucu toplumu bir arada tutan sosyal sermâyenin bozulması ile hızlı teknolojik gelişmeler nedeniyle baskı altında olan sosyal değerler ve kurumların daha da güçsüz ve savunmasız kalması, iklim değişiminin olumsuz etkilerini arttıracaktır 141. Küresel ısınmaya karşı tüm dünya toplumlarının ortak hedefler altında birleşip, ülkeler arası imzalanacak protokollar, eylem planları ve hedefler ortaya konulmalıdır. Sâdece sanâyinin yarattığı olumsuz çevre etkilerinin giderilmesi yanında toplumun bilinçlenmesi, tasarruflu ampuller, temiz yakıtlar, suyun tasarruflu kullanımı ve çevre dostu ürünler kullanımı gibi bireysel adımlara ihtiyaç duyulmaktadır. Bu adımlar ancak toplumun eğitim ve refah seviyesini yükselterek yakalanabilir gelişmelerdir. Tüm dünya toplumları olarak alışkanlıklarımızı değiştirip bireysel önlemler almaya yönelmek gerekmektedir. Sürdürülebilir kalkınma; yaşama saygı duymak, insanoğlunun yaşam kalitesini artırmak, yeryüzündeki yaşamın çeşitliliğini korumak, yenilenemeyen kaynakların tüketimini en aza indirmek, yeryüzünün taşıma kapasitesinin üzerine çıkmamak, alışkanlıklarımızı değiştirmek, herkesin kendi yöresine sahip çıkmasına olanak tanımak ve en önemlisi kalkınma ve çevreyi bütüncül politikalar çerçevesinde ele almakla mümkün olacaktır. <sup>14-</sup>H.Demir, "İklim Değişikliği ve Sürdürülebilir Kalkınma", Bildiri s.5 , Uludağ Üniversitesi, Dış Ticaret-2 . ## B. Değerlendirme Sistemleri ## 1. Taşıma Kapasitesi ve Ekolojik Ayakizi İlk olarak 1996 yılında Kanadalı ekoloji bilimcilerinden William Rees ile öğrencisi Mathis Wackernagel tarafından ortaya atılmış olan bu kavram, bir insan veya topluluğu, ülke hatta insanlık ölçeğinde ekolojik baskı ölçütü olarak ortaya koymuştur. Onemi nedeni ile "Ecological Footprint Network" adını taşıyan örgütlenme doğmuştur 142. Ekolojik ayakizinin hesabı bireyden topluluklara, ülkelere ve insanlığa kadar geniş bir ölçek aralığında olmak üzere, doğal kaynak tüketiminin ve atık ile artık üretiminin en ilkelden en gelişmişe kadar kullanabildiği teknoloji ile kendi kendine sürdürülebilirliğinin ölçülebilir şekilde değerlendirilmesini sağlamaktadır. Günümüzde küresel olarak benimsenmiş olan bu hesaplama yöntemı; çevre eğitimi, adâlet ve eşitlik düzeyi, çevre üzerindeki etkiler, biyolojik çeşitlilik ve üzerindeki baskılar, su, ormanlar, enerji üretimi ile dağılımının homojenitesi ve çevresel etkileri gibi 60 kadar değişkeni ve ilişkilerini hesaba katarak değerlendirme yapmaktadır. Ekojik ayakizi hesabı "sürdürülebilir kalkınma" amacının gerçekçiliğini de çevresel etkilerin zaman içinde giderebilme kapasitesi içinde sorgulamaktadır 43. <sup>142</sup>Dow Jones Sustainability Indexes, Corporate Sustainability Assessment Criteria, http://www.sustainability-index.com/07 htmle/assessment/criteria.html, (Erişim Tarihi: 04.06.2010). <sup>143</sup> A.E. Duygu, "Çevre El Broşürü"., Çankaya Belediyesi , 2007, s.212. Ekolojik ayakizi hesabına temel gereksinim kalemleri olan tüm birincil ürünler ile onlardan elde edilebilen ikincil ürünler ve türevleri, üretimle ilgili emisyon, salım ve diğer atıklar ile artıklar girmektedir. Bu çevresel etkilerin giderimi için gereken biyolojik olarak etkin alanı, hacmin mevcut teknoloji ile ilişkili, doğal kapasitesini inceleyerek hesaplama sonucu elde edilmektedir. Günümüzde doğal olarak etkin, yani çevresel etkiyi, baskıyı giderebilecek arazinin küresel ortalamasının kişi başına 12 ha.a kadar inmiş olması değerlendirilmektedir. Biyosferin toplam ve heterojen olarak dağılmış olan yıllık biyolojik varlık tüketiminı yeniden üreterek karşılayabilmesi için yılda 12 değil 16 aylık süreye gerek göstermesi hesâbı ile doğal giderme stoğunun hızla ve artan ivme ile yok edildiği sonucuna ulaşılmaktadır144. Ekonomik küreselleşme ile üretimin doymuş gelişmiş ülke pazarlarından ucuz ışgücü ve tüketim açlığı olan "gelişen pazar" ülkelerine yönelmesi, gelişmiş ülkelerin ekolojik ayak izlerinin de beraber taşınmasına neden olduğu gerçeğini ortaya çıkarmaktadır. Sürdürmezlik göstergesi olan, ve eksi sayı olarak verilen "ekolojik ayakizi açığı" verilerinin değerlendirilmesi, sorunun gelişen pazarlara, kalkınan ülkelere onların gönüllülüğü ile aktarılmakta olduğunu düşündürtmektedir. Fakat alıcı durumdaki ülkeler açıklarını kapatabilecek, kaynaklarının geleceğini de kurtaracak yatırımgücü ve bilgi birikimine sâhip değildirler. Gelişmiş ülkelerin çok uzun süre yaptıkları gibi, yabancı sermâye çeken bu ülkelerin büyük çoğunluğu fakir ve yoğunlaşmış, iletişimdeki gelişmelerle tüketime dayalı nüfus yükü ve bu nüfüsun <sup>144</sup> A.E. Duygu, a.g.e. kentlerdeki yoğunluğu nedeniyle günü kurtarma kaygısıyla hareket etmekte, mevcut ekolojik ayakizi açıklarını büyütmektedir. Gelişmiş ülke sermayesinin akışı ile gelişen pazarlarda ucuz mal üretimine yönelmeleri alım gücü düşük kitlelere göreceli olarak refah ve hizmet artışı sağlamaktadır. Fakat uluslararası sermâyenin bu yatırımların karşılığını verebilecek ciro ve kâr için gerekli yüksek üretım hacmine paralel olarak fosil kaynaklı enerji tüketimi ve endüstriyel atık miktarı da yükselmektedir. Çünkü az sayıda pahalı mal üretimine göre çok sayıda üretilen, ucuza mal edilerek sürümden kazanç sağlayan malların birim üretim kirleticilikleri arasında önemli bir fark yoktur. Genellikle gelişen ülkelerin çevre koruma standartları ve denetim mekanizmaları da gelişmiş ülkelerden daha gevşektır ve bir çoğunda çevre koruma yatırımları da lüks olarak görülebilmektedir145. Bu hesaplama sonuçları şu şekilde değerlendirilebilir. Ekonomik küreselleşme olgusunun "Küreselleşmiş Sürdürülebilirlik Sorunu" üzerindeki diğer bir baskısı ise tümüyle fosil yakıt kullanan hava, kara ve deniz taşımacılığı sektörlerinin artan hızla tüm dünyada büyümesidir. Yoğunlaşmış nüfüsun yüksek günlük yaşam ve ulaşım temposunun, kent içi hareketlilik ve trafik tıkanıklıklarının artışı yanında kentlerin kırsal alanla ticâretinin hızlanması ve büyümesi gibi olumsuz çevresel etkileri doğurmaktadır. <sup>145</sup> A.E.Duygu, a.g.e. Geri kalmış ve gelişen ülke gruplarında kişi başına gelir düşüklüğü yanında gelir dağılımının bozukluğu bu ülkelerin eski teknoloji ürünü ve daha kırletici araç gerece yönelmesine neden olarak yerel ve küresel çevre sorunlarının hızla büyümesine yol açmaktadır. Kalkınan ülkelerde, hattâ gelişmiş ülkelerde dahî ekonomik etkinliğin önemli bir ayağını oluşturan ve çok yanlış olarak "bacasız sanâyı" adı verilen atık ve artıkları, zengin ülke ve gelişen ülkelerin üst gelir gruplarının vatandaşlarının ekonomik ve yeni ülkeleri gezerek görme, tanıma amaçlı kitle turizmi ile katılması, birbirinden çok uzak olabilen tüm ticâri metropoller arasındaki sürekli yolcu ve kargo taşımacılığının yaygınlaşarak artması gibi modern gelişmelerin hepsi emisyon ve kirletici kaynağı olarak insanlığın ekolojik ayakizini büyütmektedir. Metropolleşme ve kentleşme de ister istemez genişleyerek kırsal alandan günlük tarım ürünü akışını, ters yönde ve hammadde akışı taşımını arttırmaktadır. İnsanlık giderek enerji ve kirletici yoğun üretim ve yaşam şekline yönelmekle de "Dünya Ekolojik Ayakizi" açığına katkıda bulunmaktadır. Günümüzde insanlığın ortalama ekolojik ayakizi 2.9 ha., bir Alman 'ın 6.0, bir Amerikalı'nınki ise 12.5 ha. olarak hesaplanmıştır. Bu durumda günümüz Dünya nüfüsunun, hiç nüfus artışı olmadan A.B.D. ulusu düzeyinde yaşam ve tüketim standardına erişebilmesi için "Uç Dünya'ya Daha Gerek Olduğu" hesâbı aktarılmaktadır 146. <sup>146</sup>A.E. Duygu,"Çevre El Broşürü", Çankaya Belediyesi , 2007, s.213. "Küresel düşün Yerel Hareket Et" prensibine uygun olarak Türkiye ile ilgili hesap sonuçlarını dile getiren ilgili kaynakta Türkiye'nin ekolojik açığa sahip olan A.B.D'nin -4.1 olan açığının %44 'ü kadar, -1.8 olarak verilmektedir. Halbuki kişi başına gelir düzeyi ve üretimi çok daha düşüktür' 47. Diğer bir yandan AB üyesi gelişmiş ülkelerin neredeyse hepsinin ekolojik ayakizi açığı da Türkiye'den yüksektir. Dünya ortalamasının -0.4 olmasına karşın Türkiye'nin açığı -1.8 iken Avusturya'nın -2.0, Danimarka'nın -2.3, Fransa'nın -2.4, Almanya'nın -3, Birleşik Krallığın -3.4 , ancak Holanda'nın -0.4 'dür'48. Sonuç olarak da 2002 yılı Davos Toplantısı'nda gelişen ülkelerin sürdürülebilirlik sorununu çözmeye ve sürdürülebilirlik endeksindeki durumlarını düzelterek, en azından koruyarak kalkınmaya güçlerinin yetip yetmeyeceği de tartışma konusu olmuştur 49. Fakat bu tablonun Davos'da temsilcileri bulunmasına karşın ülkemiz kamuoyunun dikkatini çektiği söylenemez. Türkiye ekonomisinin "büyümesi" ile elde edilen parasal kazancın çevresel, negatif dışsal mâliyeti gözönüne alındığında elde edilecek olan bilançonun sürdürülebilirlik açısından ne kadar kâr veya zarar gösterdiğinin ayrıca hesâbı gerekmektedir. Küresel iklim değişimi konusunda Türkiye dâhil Akdeniz havzası ülkelerindeki yanlış uygulamalarla şiddetlenen ve artık âfet düzeyine yaklaşan kuraklık ve çölleştirme <sup>147</sup> A.E. Duygu, a.g.e. <sup>148</sup> Global Footprint Network Advancing the Science of Sustainability, "Results", http://www.footprintnetwork.org/gfn\_sub.php?content=footprint\_hectares, (Erişim Tarihi:04.06.2010). <sup>149</sup> Earth Day Network and the Environmental Education Program, "About the Ecological Footprint", 2005, http://www.earthday.net./goals/footprint.stm, (Erisim tarihi:04.05.2010). zararları da eklendiğinde daha kötü bir "sürdürülebilir kalkınma" bilançosu ile karşılaşma olasılığı da oldukça yüksek görünmektedir199. Türkiye gündemine 2007 yılında giren kuraklaşma konusu; IPCC,UNEP, Akdeniz Eylem Planı, AB-MEDALUS gibi geniş kapsamlı araştırmalar sonucunda ulaşılan sonuçlar şöyle özetlenmektedir: "Doksanların başında şiddetlenen kuraklıkların - kalkınma - çabalarının sürdürülebilirliğinin sorgulanmasına yol açtığı, araştırmaların çölleşmenin hızlanacağı ve su sıkıntısı, halk sağlığı, tarım ekosistemler ve ekonomileri zorlanacağını göstermekte ve en çok Kuzey Afrika ile Doğu Akdeniz'in etkileneceği bildirilmiştir. Projeksiyonların küresel ortalamadaki 1ºC artış yanında yaz aylarında havanın bağıl nem oranının azalmasıyla şiddetleneceği, kış aylarının artışına karşılık yaz yağışları ve yıllık yağış ortalamalarının düşeceği bildirilmiştir. Türkiye'nin 38-42 arasındaki riskli bölgede olduğu, ısınma ve evapotranspirasyon artışıyla daha da kuraklaşacak, arazi kullanım yanlışlarıyla erozyon ve tuzlanma, çoraklaşma artışının çölleşmeyi tersinmez şekilde hızlandıracağı ve salgınlar nedeniyle verimliliğin daha da düşeceği ortaya konulmaktadır. Sonuç olarak; "Türkiye'deki kuraklık ve kuraklaşma geçici değil, sürekli ve ciddi önlemler gerektiren bir sorundur ve artık acil önlemler alınmasını gerektirmektedir''>''. <sup>150.</sup> Karas, 1998, "Climate Change and Mediterranean Region", Mediterranean Desertification and Land Use. Chichester". www.greenpeace.org/raw/.../climate-change-and-the-mediter.pdf . (Erisim tarihi:04.05.2010). <sup>151</sup> A.E.Duygu, "Küresel Isınma ve Küreselleşme Çağında Türkiye", Mülkiye Dergisi Sayıları, Mülkiye Dergisi, Cilt:32, Sayı:259, s.71, 2009, Ankara. Günümüz Dünyasında günde 3 türün târihe karışmakta ve 11.000 türün tehdit altında olup, hesaplara göre son 100 yıldaki tür kaybının 4 milyar yılda kaybolmuş olanların sayısına yakın olduğu, yalnızca biyoçeşitlilik kaybının dahî özellikle geri ve kalkınan ülkelerde fakirlik ve fakirleşme ile kısırdöngü ilişkisi içinde olduğudur 132. Araştırmalar sonucunda dünyadaki biyolojik üretkenlik %40 azalırken, nüfusun ve sürdürülemez etkilerin artışını sürdürdüğü görülmektedir. Birleşmiş Milletler'in "Küresel Düşünce, Yerel Hareket" Ornekleri içerisinde Kanada Hükümeti tarafından A.B.D'deki hidrolojik enerjiden sonra en yüksek yenilenir enerji payı biyokütle enerjisine ait olan ve nüfüsa oranla yüzölçümünün büyüklüğü avantajı olan ülke olarak Kanada Hükümeti tarafından "İklim Değişimi Etkileri ve Uyum Programı, Genel Durum İklim Değişimine Nasıl Uyum Sağlayabiliriz?" başlığını taşıyan uyum planı yayınlanmıştır133. Kanada Hükümeti tanımlanan riskler doğrultusunda uyum önlemlerini 5 ana grupta toplamıştır: Kayıp, zarar azaltımı veya mâliyet çok yüksekse azaltmaya ve önlemeye çalışmadan tolerans göstermek; sürdürülemez etkinliklerden vazgeçmek ve alternatif geliştirmek; uyumun mâliyetini azaltacak coğrâfî bölge ve sosyal yapıyı belirlemek, saydam ve katılımcı etkinliklerle toplumu harekete geçirmek; ekonomik, toplumsal ve çevresel bedeli en aza indirmek gibi önlemlerdir. <sup>132</sup>TUCN, "The Biodiversity Commons": "Past Experience, Current Trends And Potential Future Directions", 2004, www. conservationcommons.org/media/document/docu-h0xjc6.doc, (Erisim Tarihi: 05.06.2010) . <sup>153</sup> Environmental Sustainability Index, "World Economic Forum Annual Meeting", Davos Switzerland, 2001, http://www.ciesin.org/ gsasearch/search? q=cache:cPbfblYRcCgJ:sedac.ciesin. columbia.edu/ es/esi/ESI 01.ppt+transparent&access=p&output=xml no dtd&ie=UTF-&client= default web&site=CIESIN&proxystylesheet=default web&oe=UTF-8\_(Erişim Tarihi: 07.06.2010). Bu belgede uyum önlerinin bireylerden yerel, ulusal ve küresel planlama politikalarına, altyapı yatırımlarına kadar tüm teknolojik, kurumsal, davranışsal değişimler içerdiği belirtilmektedir. Araştırmalar sera gazlarını azaltıcı, sürdürülebilir kalkınma kriterlerine uygun teknoloji geliştirme uygulamasını sağlama yönünde yönlendirilmektedir 154. Tunus ise; iklim değişimi ve çölleşme etkilerini azaltmak için turizimi koruma amacı ile birlikte aldığı önlemler ile Avrupa Birliği'nin ilgili toplantılarında örnek gelişen ülke olarak önemli bir yere sahip olmuş, 4. Uluslarararası Yuvarlak Masa Toplantısı'nda konu ile ilgili stratejik uygulama planı sonuçlarını tartışmaya açmıştır 155. Güney Afrika Cumhuriyeti, Sudan, Cibuti, Etyopya, Kenya, Uganda, Tanzanya, Ruanda ve Burundi gibi onbir ülkenin kuraklığın ekonomik büyüme ve sosyal yaşam ile turizm ve doğal ortam üzerindeki etkilerini azaltmak üzere düzenlenen ayrıntılı planlamayı içeren rapor özet olarak aşağıdaki başlıkları içermektedir.156. -Turizm sektörünün ülke ekonomisindeki yeri, sektörler arasındaki oransal büyüklükleri, desteklediği ekonomik parametreler, turizmde yabancı ülke gruplarının payları, <sup>154</sup>A.E.Duygu, "Çevre El Broşürü"., Çankaya Belediyesi , 2007, s.216. <sup>155</sup> Natural Resources of Canada, "Climate Change Impacts and Adaptation Program", http://www.nrcan.gc.ca/com/index-eng.php, (Erişim Tarihi: 07.06.2010). <sup>156</sup> A.E.Duygu, "İklim Değişikliği Kuraklaşma ve Çölleşme ile Savaşımın Önemi ve Bazı Örnekler", 2004, Ankara. -İklim konusu ile turizm sektörü arasındaki ilişki: Doğal yaşam, doğal kaynaklar, kıyılar, rekreasyon alanlarındaki su kaynakları, -İklim değişimine adaptasyon ve olumsuz gelişmeler: seller ve kurak dönemler gibi ekstrem durumların su kaynakları yönetimi, tarım, sağlık, hidroelektrik, turizm ve altyapıya zararları, -Kuraklığın iklim ve doğal yaşam üzerindeki etkileri; habitatlar üzerindeki baskılar ve baskın tür değişiklikleri, besin zincirleri ve göçler üzerindeki etkiler, Bitki örtüsündeki azalma ve kompozisyon değişikliklerinin yarattığı sorunlar, hayvan populasyonları üzerindeki etkiler, göçler ve toplu ölümler, -Toprak nemindeki azalmanın yarattığı sorunlar; Kuraklık etkilerinin azaltılması, doğal yaşamı koruma ile ilgili entegre etkinlikler kapsamında, çölleşme ile mücadele ve kuraklık etkilerini azaltma sözleşmesi uyarınca alınacak önlemler, -Hükümetler arası Müzâkere Komitesi (INC) ve Gündemi kapsamında durum tespiti ve nedensel etmenlerin, ilgili diğer gelişmelerin belirlenmesi yoluyla çölleşme ile mücâdele ve kuraklık etkilerinin azaltılması, -Fakirliği azaltma stratejileriyle çölleşme ile mücâdele çabalarının, çevre koruma ile arâzi ve su koruma etkinliklerinin entegrasyonu; ulusal düzeydeki etkinliklerin, sorumlulukların hükümetler yanında yerel yönetimler, topluluklar ve arâzi ile kaynak kullanıcılarıyla paylaşımının programlanması ve yürütülmesi, -Hazırlanacak programlarda arâzi degradasyonunun önlenmesinin öneminin vurgulanması ve kuraklık uyarı sistemlerinin geliştirilmesi, kuraklığa karşı hazırlıklı olmayı sağlayacak planların mevsimsel ve yıllık dalgalanmaları gözününe alınarak hazırlanması, İnsanların kuraklık baskısı altında doğal yaşam üzerinde uygulamak zorunda kaldıkları baskıyı önleyecek gıda stoklarının hazırlanması; -Sürdürülebilir hayvancılık ve tarımsal sulama sısteminin kurularak geliştirilmesi sürdürülebilir şekilde doğal kaynaklarla doğal yaşam ve bitki örtüsünün yönetimi için entegre sistem geliştirilmesi, -Güneş rüzgâr ve biyogaz enerjisi gibi cazip yenilebilir enerji alternatiflerinin geliştirilerek teşvik edilmesi ve uygun teknoloji seçimi, adaptasyonu ile duyarlı doğal kaynaklar üzerindeki baskıların asgarîye indirilmesi gibi konulara değinilmiştir. Türkiye 'deki çalışmalar kapsamında Birleşmiş Milletler UNDP ve GEF desteğiyle 1. İlerleme Raporu'nun hazırlanması için çok yönlü çalışmalar başlatılmış, birçok etkinlikler düzenlenmiş, yayınlar yapılmıştır. 3 Ocak 2007 târihinde İklim Değişikliği Koordinasyon Kurulu oluşturulmuş 23 Mart 2007 tarihinde İklim Değişikliği Çerçeve sözleşmesi ile ilgili olarak hazırlanmış olan Ulusal İlerleme Raporu kamuoyuna resmen açıklanmıştır158. <sup>157 .</sup>C Çevre ve Orman Bakanlığı, "İklim Değişikliği Koordinasyon Kurulu Grup Raporları", 2007, www.iklim.cevreorman.gov.tr/belgeler/id strateii.doc, (Erişim Tarihi: 19.03.2010). <sup>138</sup> REC Türkiye İklim Değişikliği Bülteni, "Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi", Cemre Dergisi, Nisan 2006, Ankara, http://www.iklimplatformu.org/ files/ CEMRE 2.pdf, (Erişim Tarihi: 25.05.2011). ## 2. Çevresel Sürdürülebilirlik Endeksi Ekonomik büyüme; toplam ve kişi başına gelir artışı, kalkınma ise; yatırım artışı yanında üretim verimliliği artışı ile ölçüldüğünden, kalkınma bireylere yapılan yatırımlar ve yaşam düzeyinin gelişmesiyle ilgili olup, ülke ekonomisinin gelişiminden çok eğitim, sağlık, sosyal güvenlik ve çevre koruma gibi geliştirme ve teknolojik yatırımlara ayrılan pay ile ilgilidir 159. Bu değişkenler de bir ülkenin dengeli sürdürülebilir büyüme süreci için gerekli faktörleridir. Gelir dağılımı bozuksa, eğitim ve sağlık hizmetleri yaygınlaşıp, kalitesi yükselmiyorsa, konut ve sosyal güvenlik hizmetleri gelişmiyorsa, ulusal gelir artsa da kalkınma yok demektir. Bu nedenle gerçek kalkınma ancak bugünkü kriterler yanında geleceğe dönük yatırım miktarı ile ölçülebilir. Eğer bu koşulların hepsi sağlanmışsa o ülke, ya da topluluk kalkınmış demektir. Sürdürülebilirlik için ise bunlara ilave olarak çevre korumaya yönelik önlemler ve yatırımlar değerlendirilmektedir 160 16' . Örneğin 26 Şubat 2005 günü Davos Dünya Ekonomik Forumu tarafından gerçekleştirilen ve 146 ülkeyi içeren inceleme sonunda A.B.D.in Yale ve Kolumbiya üniversitelerince Finlandiya Çevresel Sürdürülebilirlik Endeksi <sup>159</sup> E. Colombatto, The Review of Austrian Economic Growth And Development", Cilt:19 , Say:4, 2006, http://www.springerlink.com/content/q499hq2n03k2553u/, (Erişim Tarihi: 05.06.2010). l60 Environmental Tarihi:05.10.2010). <sup>16</sup> Socioeconomic Data and Applications Center (SEDAC), "2010 Environmental Performance Index", http://sedac.ciesin.columbia.edu/es/epi/, (Erişim Tarihi: 05.10.2010). (ESI) kriterlerine göre birinci ülke olarak ilan edilmiştir.162. 2010 yılında ise bu ünvanı İzlanda ele geçirmiştir 163 164 2005 yılındaki Davos toplantısında yer alan ve katılımcılar arasında Türkiye'nin de yer aldığı "Yarının Çevre Görevi Gücünün Küresel Liderleri Girişimi" bölümünde Pilot Çevresel Sürdürülebilirlik Endeksi "Pilot Environmental Sustainability Index-ESI" önerisi raporu değerlendirip, tartışılarak kabul edilmiştir. A.B.D'nin Yale Universitesi Hukuk ve Çevre Politikaları Merkezi (YCLEP) ile Columbia Universitesi Uluslararası Dünya Bilimi Enformasyon Ağı (CIESIN) işbirliğine ilaveten Kanada, ABD, Birleşik Krallık, Fransa, Isviçre, Avustralya, Venezuella, Güney Afrika, Paraguay, Hindistan'dan katılan bilimcilerin hazırladığı bu raporda endeksin gerekliliği şöyle özetlenmektedir165. Onerilen pilot endeksin kısa sürede geliştirilerek ekonomilerin çevresel olarak sürdürülebilir kalkınmaya ulaşma potansıyelleri ve başarılarının ölçütü olabileceği belirtilmiştir. Endeksin, çevresel sürdürülebilirliğin temel bileşenleri olan 64 göstergeyi esas alarak hazırlanmasına karar verilmiş, ön denemeler iyi ve anlaşılır sonuçlar vermekte olduğu görülmüştür. Ayrıca endeksin Ekonomik Rekabet gücü <sup>1024</sup> Global Warming.org", http://www.globalwarming.org/article.php?uid=139, (Erişim Tarihi: 04.06.2010). <sup>163</sup> Yale Center for Environmental Law and Policy Yale University-Center for International Earth Science Information Colombia University, "2010 Environmental Performance Index Summary for Policymakers", s: 4, http://www.ciesin.columbia.edu/repository/epi/data/ 2010EPI summary. pdf, (Erişim Tarihi: 05.10.2010) . <sup>164</sup>Yale Office of Republic Affairs and Communications, "Iceland Ranks at Top of 2010 Environmental Performance Index", 27.01.2010, http://opa.yale.edu/news/article.aspx?id=7244, (Erişim Tarihi: 05.10.2010). <sup>165</sup>World Economic Forum, "Sustainability Index Annual Meeting 2000", Davos, Switzerland, http://sedac.ciesin.columbia.edu./es/esi/ESI\_00.pdf, (Erişim Tarihi: 05.06.2010). Endeks ve diğer ekonomik endekslerle birlikte değerlendirilmesinin ekonomik hedeflerle çevresel etki değerlendirmelerinin birleştirilmesi, çelişkilerin ortaya çıkarılmasını sağlamakta olduğu saptanmıştır (66). Orta ve uzun vadede, çevresel sürdürülebilirliğin kısa dönemdeki ekonomik büyüme başarılarını yok edebileceği veya tersine çevrilebileceği gerçeğinin kavranmasının önemi vurgulanmıştır. Araştırmacıların üzerinde önemle durdukları bir konu da, birçok ülkede kullanılan istatistiklerin hepsinin ekonomik büyüme ve kalkınma ile ilgili olmasına karşın çevresel sürdürülebilirlik endeksinin hesaplaması için gerekli kirlilik ve doğal kaynak verileri gibi bilgilerin toplanmasının yetersizliği ve güvenilir olmayışının getirdiği kısıtlamadır. Ulkelerin zaman içindeki çevresel, dolayısı ile ekonomik gelişmelerinin ve Dünya'nın geleceği ile ilgili öngörülerin yapılmasında zorluk oluşmuştur. Orneğin "tehlikeli" nükleeer santral sayısı, uluslararası çevre programlarının parasal destekleri, tarım arâzisi ve sulak alan kayıpları, toprak kirlenmesi, hükümetlerin çevre yatırım projelerine katkıları gibi bilgilere ulaşma sıkıntıları da dile getirilmiştir 167. Çevre ekonomi ve toplum özelliklerini içeren Çevresel Sürdürülebilirlik Endeksi, işsizlik ve fakirlik ile bağlantılı olan suç oranı, huzur ve etkilediği verimlilik ile <sup>166</sup>A. E. Duygu, "Çevre El Broşürü", Çankaya Belediyesi , 2007, s.211. <sup>167</sup> A.E. Duygu, a.g.e. kârlılık yanında hava ve su kalitesi, toprak ve ekosistem sağlığı ile insan sağlığına etkilerini göz önüne almaktadır. Bunların yanında kirliliğin tasfiyesi için yatırımlar, sağlığı bozan etkenlerin tıbbî giderlere ilerideki etkileri ve işgücü kayıpları gibi geniş bir bakış açısıyla ve gelecekteki etkileşimler göz önüne alınarak hesaplanmakta olduğu belirtilmektedir. Tüm bu açılardan Finlandiya'nın sürdürülebilirlik performans birinciliği açıklanmıştır. Yukarıda da değinildiği gibi bu tür kriterlere dayanarak yapılan hesaplamalarda birçok ülkede zorluklarla karşılaşıldığı, nedeninin ülkelerin yıllık parasal harcama büyüklüğüne dayanan ulusal gelir hesabına yarayan istatistiklere sahip olmaları, sürdürülebilirlik kavramını göz ardı etmeleri olarak açıklanmıştır. Orneğin kitlesel hastalıklara neden olacak kirleticiliği yüksek bir üretim tesisinin devreye sokulması ulusal gelir hesâbında klasik olarak kalkınmaya katkı olarak ele alınırken sürdürülebilir kalkınma endeksine negatif etki yapmakta olduğuna dikkat çekilmiştir. Topluluklar ve halkların çevresel baskılara ve âfetlere karşı korumasız olmalarının derecelendirilmesi, yönetsel sistemleri de içermek üzere bu baskı ve olaylar ile başa çıkma konusundaki kurumsallaşma, örgütlenme, küresel yardımlaşma ilişkileri yanında toplumların tüketim ve yardımlaşma normlarının da göz önüne alındığı belirtilmiştir. Onerilen model 1993-1999 aralığında izlenen 56 ekonomik veri kullanımı ile gerçekleştirilmiştir ve kullanılan değişkenler arasında hava kalitesi ile kirleticileri azaltma kapasitesi, su miktarı ve kalıtesı, dışarı giden ve dışarıdan gelen kirletici miktarları, susuzluk baskısına direnme, etkisini azaltma kapasitesi biyoceşitlilik, orman varlığı, karasal sistemlerin baskıya direnci, baskıyı azaltma kapasitesi, atık ve tüketim baskıları ile azaltma potansiyelinden özel sektörün duyarlılığı ile enerji verimliliğine kadar bir çok konu yer almaktadır. ## BÖLÜM II. ÇEVRESEL GÖSTERGELER Bilindiği gibi birçok Avrupa ülkesinde ulusal çevre politikalarının ve yasalarının gelişim ve formülasyon süreçleri 1970'li yıllarda başlamıştır. Aynı dönem boyunca halkın çevreye olan ilgisi önemli oranda artmıştır. Bunun bir sonucu olarak halkın çevresel bilgiye erişebilme talebi de artış göstermiştir 108. Çevresel göstergeler, çevresel politika üretimi ve raporlama sürecine 1980'lerde girmiştir. O zamandan bu yana göstergelerin değerleri ve kullanımları önemli ölçüde artış göstermiştir. Günümüzde de bu göstergeler çevre politikalarının ve çevre durumu hakkında verilen raporların gelişimlerinin ayrılmaz bir parçası olmuştur. Aynı dönemdeki bilinçlenme ile kamunun çevresel bilgiye erişime olan talebi de hızla artmıştır. Politika üretilmesi açısından ise, yeni çevresel düzenlemelerin geliştirilmesi, ya da mevcut çevresel düzenlemelerin düzeltilmesi için duruma dayalı ve teknik olmayan bilgilere olan talep ortaya çıkmıştır. Kamu açısından ise, çevre üzerindeki kirleticilerden kaynaklanan riskleri öğrenmek için teknik olmayan bilginin geliştirilmesi talebi doğmuştur. <sup>168</sup>W.Kowarik, "Environmental History Timeline", www.runet.edu/~wkovarik/hist1/ timeline.new.html, (Erişim Tarihi: 11.05.2010). Çevrenin, ve çevre sağlığının etkili şekilde korunması, kalkınmanın sürdürülebilirliğinin sağlanabilmesinin ancak çevre ile ilgili verilerin birçok kurum tarafından izlenerek, toplanan veri ve bilgilerin etkili bir sistem çerçevesinde değerlendirilmesi ile sağlanabileceği konusunda da uluslararası fikir birliği oluşmuştur 169. Geleneksel olarak çevresel veriler uzmanlar tarafından tanımlanmakta, toplanmakta ve kullanılmaktadır. Ancak hem politik hem de kamusal kullanıcı gruplarının çevresel konulara daha güçlü şekilde odaklanması ile daha kolay anlaşılır ve daha az teknik olan bilgi talebi gelişmiştir' ". Bu kaynakta belirtildiğine göre her ülke için şevresel gösterge setleri, kaynakların ya da faaliyetlerin seviyesine uygun olarak geliştirilmektedir. Ancak, çevresel konuların izlenmesinde çok sayıda gösterge kullanılması verimli olmamaktadır. Dolayısı ile hem uluslararası hem de ulusal kapsamda, büyük gösterge setleri içinden hedefe uygun olarak çevresel gösterge setleri seçilmektedir. Bu gösterge setlerine de, "çekirdek" ve "anahtar" göstergeler denilmektedir. Anahtar gösterge setleri, genellikle karar vericilere ve halka yöneliktir. Daha büyük çevresel gösterge havuzlarının ve çekirdek setlerinin hedef grubunu ise profesyoneller, uzmanlar ve yöneticiler oluşturmaktadır. Uç düzeydeki gösterge setlerinde, gösterge seti küçüldükçe, kullanıcı ve hedef grup kitlesi genişlemektedir. 170W.Kowarik, a.g.e. <sup>109 &</sup>quot;Quality Environmental data for all"/, www.unep.org/ourplanet/imgversn/132/nahyan.html, (Erişim Tarihi: 10.05.2010). Olçümler ve parametreler belirli bir durumu tam olarak yansıtsa da, politika süreçlerinde kullanım açısından genelde daha teknik ve kapsamlı kalmaktadır; dolayısı ile de bilimsel bilginin daha basit ve anlaşılabilir şekle dönüştürülmesi gerekmektedir. Görsel veriler, kapsamlı ve teknik verilere göre çevresel durumu daha anlaşılır kılmaktadır. Bu amaçla göstergeler, hem uzmanlar hem de politika sağlayıcıların kullanacağı ortak bir dil sağlamaktadır. Göstergeler ile teşviklerin ve hedeflerin gelişimi üzerindeki iletişim daha kısa ve duruma dayalı bir biçimde gösterilebilir şekle dönüştürülebilmektedir'''. Kamunun çevresel bilgiye talebinin ve bilgiye dayalı politika üretiminde karar vericilerin talebindeki artışın bir sonucu olarak teknik dil kullanımının uzman olmayanlar ve politikacılar için anlaşılabilir bir dile çevrilmesi gerekliliği ortaya çıkmıştır. Karmaşık verilerin ve veri serilerinin daha basit verilere dönüştürülmesi sürecinin başlaması ile birlikte, kapsamlı fakat kolay değerlendirilebilir çevresel gösterge seti oluşturulmuştur". ## A. Çevresel Göstergelere Ilişkin Kuramsal Çerçeve Çevresel göstergeler çevre politikaları üretimi ve raporlama sürecine 1980'lerde girmiştir. O zamandan bu yana göstergelerin değerleri ve kullanımları önemli ölçüde <sup>17</sup> Kuik,O.;Verbruggen,H.,(1991), "In Search of Sustainable Development", Netherlands :Kluwer Academic Publishers, s.1-27. <sup>17</sup> Rasmussen, M. ; La Cour, J ., (2005) "Technical Report on Environmental Indicators", Ankara. artış göstermiş ve günümüzde bu göstergeler çevre politikalarının ve çevre durum raporlarının geliştirilmesinin ayrılmaz bir parçası olmuştur. Ote yandan, çevresel göstergeler, kamunun çevre durumu hakkında bilgilendirilmesi ve kamusal çevre bilincinin geliştirilmesi açısından da bir araç olarak kullanılmaktadır. Göstergelerin; karmaşık gerçeklerin sadeleştirilmiş halinde olması, bu basit mesajların daha geniş bir hedef kitleye, daha büyük potansiyel bir etki ile ulaşmasını sağlayabilmektedir. Genellikle, çevresel veriler uzmanlar tarafından tanımlanmakta, toplanmakta ve kullanılmaktadır. Ancak, çevresel konulara olan ilgilerinin artması sonucunda özellikle politika üreticiler ve kamu kullanıcıları tarafından daha basit ve kolay anlaşılır çevresel bilgi ihtiyacı duyulmaya başlanmıştır. Çevresel göstergelerin belirlenmesi süreci; mevcut verinin tespiti ve bu verilere göre çevresel göstergelerin belirlenmesi şeklinde olabildiği gibi, teorik olarak en iyi göstergelerin belirlenmesi ve buna göre ihtiyaç duyulan verinin teminine gidilmesi şeklinde de olabilmektedir. Her iki yaklaşımın da, doğal olarak avantaj ve dezavantajları bulunmaktadırı''3. <sup>173.</sup>C Çevre ve Orman Bakanlığı , "Çevresel Göstergeler Raporu" , Türkiye İçin Çevre Alanında Kapasite Geliştirme Projesi (TEIEN), s.5, 07.05.2010, Ankara . Çevresel politikaların geliştirilmesi kapsamında, karar vericiler herhangi bir eyleme ilişkin riskleri yönetirken ve potansiyel faydaları ve politikaların mâliyetlerini ölçerken bilgiye ihtiyaç duymaktadır. Politika geliştirmeyle ilişkili olarak, çevresel göstergeler dört önemli amaç için kullanılmaktadırı'74: 1. Çevresel problemlere teknik olmayan bilgileri sağlamak; politika sağlayıcılar için mevcut politikaların etkinliğini ve uygunluğunu değerlendirmelerini sağlamak için, 2. Çevre üzerinde baskıya neden olan anahtar etkenlerin belirlenmesinde, politika geliştirilmesini ve önceliklerin desteklenmesinde, 3. Politikaların etkilerinin izlenmesinde, 4. Durumlar üzerindeki tartışmalara odaklanmak için (Çok durum-az varsayım). Kamu tarafından çevresel bilgiye olan talebin ve bilgiye dayalı politika üretimindeki talebe olan artışın sonucu olarak, teknik verinin ve teknik dil kullanımının uzman olmayanlar ve politikacılar gibi karar vericiler için anlaşılabilir bir dile çevrilmesi gerekliliği ortaya çıkmıştır. Karmaşık verilerin ve veri serilerinin daha basit verilere dönüştürülmesi sürecinin başlaması ile birlikte, kapsamlı çevresel gösterge seti oluşturulmuştur">. <sup>174</sup>M.Rasmussen, J. La Cour, (2005), "Technical Report on Environmental Indicators", Kurumsal Yapılandırma ve Çevresel Bilgiye Erişim Projesi, Ankara. <sup>175</sup>M.Rasmussen, J. La Cour, a.g.e. ## 1.Gösterge Seçimi ve Seçim Kriterleri Karmaşık veri veya veri setlerini temel alan çevresel göstergelerin seçimi; Hem uzman hem de uzman olmayan kişilerin kullanabileceği nitelikte rafine bilgi sağlamak ve daha az veri ile çevrenin durumunu ortaya koymak kriterleri gözönünde bulundurularak yapılmalıdır. Göstergeler: Çevre politikaları ile ilintili olmalı, belirlenmiş hedeflere ne derece ulaşıldığını ölçebilmeli, tercihen mevcut veri ile kolay hesaplanabilir olmalı, anlaşılır ve basit olmalı; bilimsel olarak doğru olmalı, zamansal değişimi göstermeli, "erken uyarı" niteliğinde bilgi sağlamalı biçimindeki kriterleri sağlanmalıdır.'76. Avrupa Çevre Ajansı tarafından yayınlanan bir yayında iyi bir göstergenin aşağıdaki özelliklere sâhip olması gerektiği belirtilmektedir' 7. - · geniş bir hedef kitleye hitap edebilmelidir, - ulaşılabilir olmalıdır, ● - kolay değerlendirilebilir olmalıdır, - · ilgi alanı ya da konuda temsili olmalıdır, - · zamansal değişimi gösterebilmelidir, - · zamansal değişimi gösterebilmek için referans değer içermelidir, - · eğilimlerin gerisindeki nedenleri açıklayabilmelidir, <sup>176.</sup>C Çevre ve Orman Bakanlığı, "Çevresel Göstergeler Raporu", Türkiye İçin Çevre Alanında Kapasite Gelistirme Projesi (TEIEN), s.5, 07.05.2010, Ankara . <sup>177.</sup> Gabrielsen, P. Bosch , "Environmental Indicators: Typology and Use in Reporting", European Environment Agency, August 2003. beklentinin karşılanabilmesi ise, belirli bir hassasıyet düzeyi ile mümkün olabilmekte; gerçekleşmesi halinde ise sadece mevcut durumu değil, gelecekte söz konusu olabilecek baskıları haber verebilmektedir'19. Mâliyet, gösterge seçiminde diğer bir önemli husustur. Ana hedef en düşük mâliyetle en kapsamlı bilginin sağlanabilmesidir. Düşük mâliyet ya da ekonomik açıdan en uygunluk, deneyimli personel mevcudiyeti ve verinin tüm lokasyonlarda mevcut olup olmaması ile ilintilidir. Veri temininde gözönünde bulundurulması gereken bir önemli husus, veri toplanması sırasında çevreye en az zararın veriliyor olması gereğidir. Gösterge seçiminde, değerlendirme programının amaçları önemli bir faktördür. Göstergelerin belirlenmesine yönelik örnekleme ve analiz programları, cevaplandırılacak sorular etrafında yapılandırılmalıdır. Eğer bir değerlendirme programı çerçevesinde seçilen göstergeler için mevcut imkanlarla doğru veri temin edilemiyorsa, o gösterge kullanılmaması yeniden değerlendirilmelidir. Bir başka önemli görüş ise; elde edilen bilginin kolaylıkla halka aktarılabilmesidir. Bilginin, karar vericiler, bilim adamları ya da diğer uzmanlaşmış hedef kitleye sunulması zorunlu olmasının yanı sıra, kamu yararına cevap verici olmak amacıyla genel halka da açık bir şekilde aktarılması ve özetlenmesi gerekmektedir. Gösterge seçim kriterleri genel bir çerçevede özetlenerek Tablo1.'de gösterilmektedir. <sup>1795.</sup>Morse, a.g.e. | Kriter/Özellik | Tanım | |--------------------------------------|-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------| | Bilimsellik | Teknik hususlar | | Olçülebilir | içerisinde<br>ölçülebilen<br>Zaman<br>çevre<br>özelliği;<br>tanımlanmış<br>sayısal<br>ölçeğe<br>sahiptir ve basitçe ölçülebilmektedir. | | Hassasiyet | Uygun bir zaman çerçevesi ve coğrafi<br>ölçek içerisindeki farklı koşullara ya da<br>karışıklığa<br>verir;<br>cevap<br>değerlendirilmekte<br>olan<br>potansiyel<br>etkilere duyarlıdır. | | Ayrışma / ayırt edici güç | derecesi<br>(yüksek<br>Yüksek<br>ayrışma<br>gürültü-sinyal<br>ile<br>oranı)<br>çevresel<br>koşuldaki anlamlı farklılıkları ortaya<br>koyma kabiliyeti. | | Etkileri/etkilenmeleri bütünleştirme | Zaman ve mekân üzerinden etki ve<br>etkilenmeleri bütünleştirir. | | Geçerlilik/doğruluk | Parametre, mevcut bilimin kısıtlamaları<br>altında bazı çevresel koşulların doğru<br>ölçümüdür. Değerlendirme sürecindeki<br>son noktaya açık bir biçimde bağlı ve<br>ilintilidir. | | Tekrarlanabilir | Zaman ve mekân üzerinden veri toplama<br>için tanımlanan ve kabul edilen sınırlar<br>içerisinde tekrarlanabilir. | | Temsil edici | Parametre/türlerdeki değişiklikler, temsil<br>seçildikleri<br>diğer<br>için<br>etmek<br>parametrelerdeki eğilimleri gösterir. | | Kapsam/uygulanabilirlik | Amaç ya da konuya uygun coğrafi ve<br>mekansal ölçekte değişikliklere cevap | Tablo 1. Bazı Gösterge Seçim Kriterlerinin Özeti180. <sup>180</sup>USEPA/Office of Policy, Planning and Evaluation (OPPE), "Environmental Monitoring and Assessment Program", U.S. Forest Service (USFS), U.S.Fish and Wildlife Service (USFWS), EPA, "USEPA Region Region 2/Lake Ontario Stewardship Indicators", New York http://acwi.gov/appendixes/TableE1.pdf, (Erişim tarihi: 13.05.2010). | Kriter/Özellik | Tanım | |------------------------------|-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------| | | verir. | | Referans değer | gelişimi<br>ölçmek" karşısında<br>"Hangi<br>referans koşulu ya da temel ölçütü<br>vardır. | | Veri karşılaştırılabilirliği | Mevcut veri setleri/geçmiş koşullarla<br>karşılaştırılabilir. | | Ileriye yönelik | hakkında erken<br>Değişiklikler<br>uyarı<br>sağlar. | | Pratik hususlar | | | Mâliyet/Uygun mâliyetli | Bilgiler mâkûl bir mâliyet/çaba ile elde<br>edilebilir ya da mevcuttur. Mâliyet<br>başına yüksek bilgi geri dönüşü. | | Zorluk derecesi | İzlemek için uzmanlığa sahip<br>olma<br>kabiliyeti.<br>Kimyasal<br>parametreler,<br>habitat<br>biyolojik<br>türler<br>da<br>ya<br>bulma,<br>tanımlama<br>parametresini<br>ve<br>yorumlama kabiliyeti.<br>Kolayca bulunabilir.<br>Geçerli, genel olarak kabul edilen<br>yöntem mevcuttur. Örnekleme, asgari<br>çevresel etki üretir. | | Programa dayalı hususlar | | | Ilgi | Istenilen<br>konu<br>amaç,<br>ya<br>ajans<br>da<br>göreviyle<br>tüketim<br>ilgili;<br>örneğin<br>danışmanları<br>balık<br>filolaları:<br>için<br>rekreasyonel ya da<br>ticari değeri olan<br>türler. | | Program kapsamı | beklenen çevresel koşullar<br>Program,<br>kapsamı üzerinden ekosistemin başlıca<br>unsurlarını çevreleyen bir takım gösterge<br>kullanır. | | Anlaşılır | Gösterge, hedef kitlenin anlayabildiği<br>formata çevrilebilir ya da o formattadır; | ## 2.Gösterge Sistemleri Dünya'da, çevresel göstergelerin geliştirilmesine yönelik olarak farklı yaklaşımlar uygulanmakta, farklı kavramsal çerçeveler ya da modeller dahilinde gösterge setleri oluşturulmaktadır. Kavramsal çerçevelerin esasını; çevresel problemlere bakış açısı, çevresel değerleri algılama biçimi oluşturmaktadır. Çevresel göstergelerin geliştirilmesinde temel alınan ve en çok uygulanan üç çerçeve PSR (baskı, durum, tepki) çerçevesi, DPSIR (itici güç, baskı, durum, etki ve tepki) çerçevesi, DSR Çerçevesidir (itici güç, durum, tepki) 181. ## Baskı-Durum-Tepki Çerçevesi: Kanadalı istatistikçi, Anthony Friend tarafından 1970 yılında geliştirilmiş olan "Baskı-Durum-Tepki" (PSR) çerçevesi102, 1994 yılında OECD tarafından çevresel politikalar ve raporlama çalışmalarına temel teşkil etmek üzere geliştirilmiş ve bu çerçevede kapsamlı bir gösterge sistemi oluşturulmuştur. Bu çerçevenin ana anlayışını; beşerî faaliyetlerin çevre üzerinde uyguladığı "baskı", bu baskının doğal kaynakların kalite ve miktarı üzerindeki etkisi "durum" ve toplumun bu değişimlere çevresel-ekonomik-sektörel politikalar ve toplumsal bilinç ve davranış olarak nasıl "tepki" verdiğinin değerlendirilmesi oluşturmaktadır ve Şekil 2'de gösterilmektedir. Bu yüzden, PSR çerçevesi, beşeri faaliyetlerin çevre üzerinde yarattığı baskı konusunda bir neden sonuç ilişkisini temel almaktadır. <sup>181</sup>T.C Çevre ve Orman Bakanlığı , "Çevresel Göstergeler Raporu", Türkiye İçin Çevre Alanında Kapasite Gelistirme Projesi (TEIEN), s.26, 07.05.2010, Ankara. <sup>182</sup> A European System of Environmental Pressure Indicators, Functions of Indicators And Indices", http://esl.jrc.it/envind/theory/handb 03.htm#Heading5, (Erisim Tarihi:14.05.2010). ![](_page_0_Figure_0.jpeg) Toplumsal Tepkiler (Kararlar-Eylemler) Şekil-2. Baskı Durum Tepki (PSR) Çerçevesi 183 . PSR çerçevesi içerisinde üç gösterge tipi tanımlanmaktadır. Bunlar; baskı göstergeleri, durum göstergeleri ve tepki göstergeleridir. Çevresel baskı göstergeleri, üretim ve tüketim eğilimlerinin çevre üzerinde yarattığı baskıyı genellikle emisyonlar ve doğal kaynak tüketimi ve bunların zamansal196değişimleri ile ifade etmektedir. Örnek olarak; sera gazı emisyonları, NOx ve SOx emisyonları verilebilir185. <sup>18°</sup>UNECA, UNSD, UNEP, "Core List of Environmental Indicators", Workshop of Environmental Indicators,s.10, 2007, Ethiopia, http://www.uneca.org/statistics/docs/envstat07/CoreListEnvironmentalIndicators.pdf, (Erişim Tarihi: 13.03.2010). <sup>18</sup> M.Linster, "OECD Work on Environmental Indicators", Functions and Definitions of Indicators, s.3, http://www.inece.org/indicators/proceedings/04 oecd.pdf, (Erişim Tarihi: 13.03.2011). <sup>185</sup> A European System of Environmental Pressure Indicators, Functions of Indicators and Indices", http://esl.jrc.it/envind/ theory/handb 03.htm#Heading5, (Erişim Tarihi:14.05.2010). Çevresel durum göstergeleri; çevre ve doğal kaynakların mevcut durumunu ortaya koyan, çevresel politikaların hedefini yansıtan göstergelerdir. Bu göstergelerin, çevre ve doğal kaynakların durumuna ilişkin zamansal gelişim trendlerini ortaya koyması hedefli olarak geliştirilmektedir. Sera gazlarının atmosferdeki konsantrasyonları; Küresel ortalama sıcaklık; Yer seviyesi UV-B radyasyonu, Stratosferdeki ozon seviyesi, ana yollara yakın gürültü seviyeleri örnek göstergeler arasındadır 86. Toplumsal tepki göstergeleri; toplumun olumsuz veya istenmeyen çevresel değişimlere ne derecede bireysel ya da toplumsal tepki gösterdiğini ölçmektedir. Enerji yoğunluğu (GSYIH birim başına yada kişi başına toplam birincil enerji temini), Ekonomik ve mâli araçlar: fiyatlar ve vergiler, harcamalar; CFC geri kazanım oranı, katalıtık konvertörlü araç sayısı; otomobiller için izin verilen maksimum gürültü seviyeleri, petrol fiyatları, güneş enerjisi araştırmaları için harcanan bütçe örnek olarak verilebilmektedir 187. <sup>186</sup>A European System of Environmental Pressure Indices, a.g.e. <sup>187</sup>UNCSD, "Driving Force Indicators Represent Human Activities, Processes And Patterns That İmpact On Sustainable Development", http://esl.jrc.it/envind/theory/handb 03.htm#fn1, (Erişim Tarihi:13.05.2010). olmayan etkiler düşünülebilir. Ancak, bu göstergeler "cevap nitelikli, elastık" değildir. Bununla birlikte, itici güç göstergeleri; pek çok baskı göstergesinin hesaplanmasında, karar vericilere gelecekteki problemleri (baskılar) önlemelerine yönelik plan kararları almalarına yardım etmek üzere ve uzun dönemli planların hazırlanmasında kullanılırlar189. Baskı Göstergeleri ; Çevresel sorunlara neden olan ya da olabilen değişkenleri tanımlamaktadır.Toksik emisyonların neden olduğu CO2 emisyonları, karayolu trafiğinin yol açtığı gürültü bu göstergeleri açıklamak üzere örneklendirilebilir.199. Baskı göstergeleri doğrudan problemlerin kaynakları üzerinde yoğunlaşan göstergelerdir. Durum Göstergeleri ; Çevrenin mevcut durumunu ortaya koymaya yönelik göstergelerdir. Ana karayol güzergahında tespit edilen gürültü seviyeleri, ortalama sıcaklık değeri gibi mevcut durumu belirten göstergelerdir. Bu göstergeler "yavaş" tır. Örneğin, orman alanlarındaki toprağın asiditesinin nedeni, on yıllık dönemdeki NOx ve SO2 emisyonlarıdır. Dolayısıyla, bu duruma yol açanlar, bu on yıllık süre zarfında emekli olmuş olabilirler. Ancak, bu göstergeler; orman alanlarındaki toprağın durumun ilk değerlendirmesi amacıyla kullanılabilirler. Bu nedenle, bu <sup>189</sup> A European System of Environmental Pressure Indices, "Functions Of Indicators And Indices Main Properties And Functions Of Indicators in The DPSIR Framework", http://esl.jrc.it/envind/theory/handb 03.htm#Heading5\_(Erişim tarihi:13.05.2010). <sup>190</sup>A European System of Environmental Pressure Indices, a.g.e. kategorideki göstergeler, doğal ortamın yeniden tesis edilmesi ve temizleme faaliyetleri için uygun araçlar niteliğindedir191. Etki göstergeleri ; Çevresel değişikliklerin neden olduğu en uç noktadaki etkileri ortaya koyan göstergelerdir. Gürültüden kaynaklanan kalp krizi kaynaklı ölümler, iklim değişiminin yol açtığı kıtlık nedeniyle yaşanan yoksulluk sayılabilir. Durum göstergelerinden de daha yavaş olarak nitelendirilen etki göstergeleri, daha çok neden ve etki ilişkisini belirlemek ve gelecekteki olası olumsuz etkileri önlemeye yönelik değerlendirmeleri ortaya koymak üzere kullanılırlar. Yavaş olduklarından, genelikle; baskı, durum ve etkiler arasında istatistiksel bir korelasyon (ilişki) kurulamamaktadır 192 Tepki göstergeleri: Cevap göstergeleri oldukça hızlı seyreden göstergelerdir.Bu sebeble, bu göstergelerin ölçümlerinin izlenmesi yavaş seyreden sosyo-ekonomik sistemin durumunu ortaya koymak için cevap olabilecek niteliktedir. Ölçümlerin tüm etkileri; azalan enerji kullanımı ve CO2 emisyonlarının durumu, teknolojik ve diğer uyarlamalar 5 ila 10 yıl sonrası olarak belirtilirken ani olarak hissedilen enerji fıyatlandırması nedeniyle ortaya çıkan enerji ücretlerindeki artış tepki göstergesini ortaya koymaktadır 193. Tepki göstergesi için olası bir teminat sözkonusu değildir. Fakat politik cevapları içermesi : faaliyetler, ölçümler, araçlar, bütçe artışları gibi sonuçlar faydalı ve etkili <sup>191</sup> A European System of Environmental Pressure Indices, a.g.e. <sup>192</sup>A European System of Environmental Pressure Indices, a.g.e. <sup>19°</sup>E.U.Weizsacker and J. Jesinghaus, "Ecological Tax Reform : A Policy Proposal For Sustainable Development", London (ZED), 1992. olabildiği sonucuna varılmaktadır. Tepki göstergeleri için, sonuçların izlenmesi baskı ve durum göstergeleri aracılığı ile ortaya konabilecektir194. ## DSR Cerçevesi (İtici Güç-Durum-Tepki): Diğer bir gösterge yaklaşımı olan DSR (Itici Güç-Durum-Tepki) modeli, Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Komisyonu tarafından, 1990'lı yılların ortalarında Sürdürülebilir Kalkınma Göstergeler setinin metodolojik temeli olarak geliştir. "İtici güç" terimi, çevre durumu üzerinde etkisi olacak insan faaliyetlerini ve süreçleri tanımlamaktadır199. Sürdürülebilir Kalkınma Komisyonu tarafından kullanılmakta olan DSR yaklaşımı, her düzeydeki karar vericilerin kolay ve basit anlamasını sağlayan ve sürdürülebilir kalkınmaya ilişkin her konuyu kapsayan bir modeldir. Ancak, DSR yaklaşımı, sürdürülebilir kalkınmaya ilişkin birçok konuda, göstergeler arası karşılıklı ilişkinin belirlenmesini sağlayamamaktadır. Söz konusu yaklaşıma diğer bir kritik de çok statik bir model olmasıdır 196. <sup>194</sup> A European System of Environmental Pressure Indicators, Functions of Indicators And Indices, DPSIR Framework", http://esl.jrc.it/envind/theory/handb 03.htm#Heading5\_(Erisim Tarihi:14.05.2010). <sup>195</sup> Çevre ve Kalkınma Girişimi, "Environmental Indicators", http://lead.virtualcentre.org/en/ dec/ toolbox/Refer/EnvIndi.htm #psr : (Erişim Tarihi: 14.05.2010). <sup>196</sup>Çevre ve Kalkınma Girişimi, a.g.e. ## B. Çevresel Göstergelerin Üluslararası Düzeydeki Gelişimi Son yıllarda, çevre durumun yoğun bir şekilde izlenmesi ve göstergelere olan talebin artması sonucunda, çok sayıda gösterge geliştirilmekte ve çoğu zaman, belirli bilimsel, politika ya da iletişim amaçlarına cevap verebilecek nitelik taşımaktadır. Genellikle bu gösterge setlerine, "gösterge havuzu" denilmektedir. Göstergelerin raporlanmasında daha sabit ve yürütülebilir bir temel sağlanması amacıyla, kurum ve kuruluşlar çevreye ilişkin konuların her birinde geniş gösterge setlerini kullanmaktadırlar 197. Gösterge havuzu yüzlerce göstergeyi içerebilir. Havuzun içerdiği birçok gösterge, belirli ulusal ve uluslararası hedefler doğrultusunda kullanılmak amacıyla geliştir. Gösterge havuzu, genellikle bilimsel amaçlar için kullanılmakta ve kullanıcı grubunu araştırmacılar ve yöneticiler oluşturmaktadır. Örneğin, Danimarka Çevre Bakanlığı'nca oluşturulan gösterge havuzunda, yüzden fazla gösterge bulunmaktadır. Talep ve amaç doğrultusunda, bu gösterge havuzundan göstergeler seçilmektedir 198. Gösterge havuzu" genellikle belirli ulusal ya da uluslararası ihtiyaçlara hizmet etmek amacı ile geliştirilmektedir. Havuzda, uluslararası karşılaştırılabilirlik kriteri her ne kadar önemli de olsa, en önemli kriter değildir. <sup>1970</sup>ECD, "OECD Environmental Indicators: Development, Measurement and Use", Reference Paper, 2003. <sup>1981.</sup> Rasmussen, J. La Cour, "Technical Report on Environmental Indicators", 2005, Ankara . "Çekirdek gösterge setleri" ise göstergelerin uluslararası karşılaştırılabilirliğine göre geliştirilmekte ve veri akışlarını detaylı içermektedir. Çekirdek gösterge setleri, genellikle yaklaşık olarak 20 ile 100 arasında göstergeden oluşmaktadır "". Anahtar gösterge setlerinde yer alan göstergelerin sayısı ise genel olarak, 10-25 arasında değişmektedir. Bu göstergeler, daha kapsamlı bir gösterge setinden çıkarılarak, özellikle politika izlemeye yönelik geliştirilen göstergelerdir. Anahtar ya da başlık göstergeleri, önemli konularda odaklanmaya ve konuya ilişkin özet bilgi vermeye yöneliktir. Bu gösterge seti, çekirdek gösterge setine kıyasla daha etkili olup, anahtar işaretler sağlamaktadır. Uluslararası düzeydeki göstergelerde önemli rol oynayan kuruluşlar; A.B.D Çevre Koruma Ajansı (EPA), OECD, Avrupa Komisyonu Istatistik Ofisi (EUROSTAT), Avrupa Çevre Ajansı (AÇA), Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Komisyonu ve Dünya Bankası gibi uluslar arası kuruluşlar sayılabilmektedir. ## 1. A.B.D. Çevre Koruma Ajansı (EPA) A.B.D. Çevre Koruma Ajansı, çevre ve çevresel kirlilik konusuna olan duyarlılığın artmasıyla, çevresel korumaya katkıda bulunmak, uygulamaya yönelik çalışmaların <sup>190</sup>ECD, "OECD Environmental Indicators: Development, Measurement and Use", Reference Paper, OECD: 6, (2003). izlenmesi, federe düzeyde araştırmaları artırmak çalışmaları güçlendirmek üzere tek bir ajans altında 2 Aralık 1970 tarihinde kurulmuştur200. Ajans tarafından kurulan Çevresel Etki Laboratuar Ağı (ERLN) aracılığı ile ise, verilerin güvenirliğini test etmek üzere yeni, rasyonel, sayısal ve analizlere dayanan radyolojik ve kimyasal yöntemler ortaya konulmaktadır. Analitik laboratuarların ürettiği verilerin güncel olması kriterlerini dikkate alarak yöntemsel farklılıkları test edip uygulanan yöntemlerin performansını da ölçmektedir. Laboratuarlarda çıkan test sonuçları ile analıtık sonuçların güvenirliği, ölçüme dayalı veri ve analiz yöntemleri ile sonuçlara yansıtılmakta bu sayede karar vericiler tarafından politikalara yansıtılmaktadır201. ERLN kamu ve mesleki konuları kapsayan çevresel laboratuar niteliğindedir. Bu laboratuar kimyasal, biyolojik, toksinler ve radyo kimyasal faktörlerin çevresel matriste analiz örneklemlerini gerçekleştirebilmek üzere yapılandırılmıştır. ERLN Amerika Birleşik Devletleri'nin gereksinimlerini analitiksel hesaplamalar ile desteklemektedir. EPA âcil durumlarda cevap, imha, âfet türünden olaylarda uygun projeler yardımıyla uzun dönemi kapsayan zaman serileri biçiminde ortaya koyarak çıkan sonuçların doğru şekilde yorumlanmasına katkı sağlamaktadır-02. 2011. S. A. Environment Protection Agency (EPA), "Requirements For Environmental Response Laboratory Network (ERLN) Data Submissions", s:16-22, 2011, http://www.epa.gov/oemerln1/app\_docs/reqs\_data\_submissions.pdff\_(Erişim Tarihi: 26.04.2011). 2020. S. A. Environment Protection Agency (EPA), "Requirements For Environmental Response Laboratory Network (ERLN) Responsibility", s:3-4, http://www.epa.gov/oemerln1/ app docs/reqs data submissions.pdf, (Erişim Tarihi: 27.04.2011). <sup>200 .</sup> S. A. Environment Protection Agency (EPA), "History", http://www.epa.gov/history/, (Erişim Tarihi: 26.04.2011). ERLN'deki üyeler EPA tarafından belirlenmiştir ve laboratuar analizlerinin niteliklerini belirleme, denetleme, gerekli nitelikleri devam ettirme amacını gütmektedir. Laboratuarlar ERLN'nin bir parçası olabilmek için bu gerekliliklere bağlı kalmalıdır. Verilerin rasyonel olması ise deneysel bakımdan çözümsel sonuçlara ve bağımsız yöntemlerin uygulamaya yatkın olması bakımından önem taşımaktadır. Uygulanan analiz yöntemleri ise bir ya da daha çok radyoaktif izotop metotlarını kullanan çözümsel yöntemler mevcut analız yöntemlerinin eşdeğer yöntemlerinin eşdeğer yöntemi biçiminde tanımlanmaktadır203. Laboratuarlara üç farklı yöntem sunulmakta ve uygun bulunan analiz yöntemleriyle elde edilen sonuçlar yeniden değerlendirilmektedir. Uç aşamada gerçekleştirilen kontrol mekanizması çerçevesinde Çevre Koruma Ajansı'na, veri değerlendirme yöntemlerinin ayrıntılı biçimde denetimini sağlamak üzere eksiksiz raporlar sunulmaktadır. Üç aşamada elde edilen veriler, yeniden hesaplanmak üzere laboratuarlara gönderilerek onaylanmakta, ilgili verilerin doğruluğu ve kesinliğinin test edilmesi sağlanmaktadır204. <sup>203 .</sup> S. A. Environment Protection Agency (EPA), "Requirements for Environmental Response Laboratory Network (ERLN) Data Submissions'', a.g.e. <sup>2040.</sup> S. A. Environment Protection Agency (EPA), Requirements For Environmental Response Laboratory Network (ERLN), "Type Two Data Submissions, Data Requirements", s:26-27, http://www.epa.gov/oemerln1/app\_docs/reqs\_data\_submissions.pdf, (Erişim Tarihi: 27.04.2011). Sunulan verilerde birtakım koşullar aranmaktadır: Verilerin teslimi için tüm ilgili değişkenler ve bileşenleri içermesi ve ilgili başka türdeki veriler arasındaki ilişkinin de ortaya konulduğu analiz yöntemlerinin uygulanması gerekmektedir. Laboratuarlar sadece veri unsurları olan göstergelerin kaliteli şekilde ölçümleriyle ilişkilidir. Veri gereksinimleri ise ERLN'de veri değişim tabloları içerisinde yer alan, ulaşılabilen türde belirli format da olan veri unsurlarını kapsamaktadır. Ozel biçimde sunulan ya da gizlilik unsurlarını içeren veri türleri de bu türdeki veri grubuna aittir. 3. Tür veri sunumlarının kapsamı: Laboratuardan alınmış ve üretilmiş örneklemler ile uzmanlık alanında ortaya konulan tüm sonuçları içermekte, kalibrasyona ilişkin performans kontrolleri ile ilgili araçları da kapsamaktadır. ERLN Laboratuan'nda pozitif ve negatif örneklemler biçiminde adlandırılan örneğin Laboratuar Kontrol Orneği (LCS) gibi boş örnekler de üretilmekte, göstergelerin kaliteli şekilde ölçümlerinde kullanılmakta, analız sonuçlarında ve gösterge hesaplamalarında ortaya konulmaktadır. Bu araçlar temel sonuçları hesaplamak için de kullanılmakta, sınır değeri belirtilmemiş maddelerin ölçümlerinin kalite kontrolünü de sağlayarak ve deneme niteliğinde olarak da kirletici bileşiklerin tanımlanması ve metodolojilerin belirlenmesinde fayda sağlamaktadır". Bu şekilde <sup>2051.</sup> S. A. Environment Protection Agency (EPA), Requirements for Environmental Response Laboratory Network (ERLN), "Type Three Data Submissions-Data Requirements", s:32-34, http://www.epa.gov/oemerln1/app\_docs/reqs\_data\_submissions.pdf, (Erişim Tarihi: 27.04.2011). özel, akredite Sözleşmeli Laboratuarlar (Contract Laboratory) kurulmakta ve EPA'nın Sözleşmeli Laboratuar Programı (CLP) içine alınmaktadır-06. Kurulan bir Sözleşmeli Laboratuar ERLN akredite laboratuarı haline gelmişse, EPA veri kullanıcılarından çözüme dayalı hizmetler sağlamak, özel projeler alabilmek konusunda bu laboratuar, belirli düzen içinde seçilebilir nitelikte sayılmaktadır. Sonuç olarak laboratuar, proje uygulamalarında ölçümlerdeki kalite hedeflerini ve yöntemleri de içeren proje bilgisini kabul edecek nitelik kazanmış olmaktadır. ERLN'de Kalite Olçüm Hedefleri (MPQ); Veri çeşitlerinin çözümsel nitelik taşıması ve kalite kontrolünün yapılması ile ortaya konulmaktadır. MPQ, göstergeler için örnekleme yöntemlerinde duyarlılık, yanlılık gibi şartlar başta olmak üzere analiz yöntemlerinde özel bir performans kriteri olarak tanımlanmaktadır. Bu kriterler, Kalite Olçümlerinin Çevresel Etki Laboratuar Ağı için gerekli seviyedeki verileri belirlemek açısından önem tasımaktadır". Kalite ölçüm hedeflerinde özel bir çevresel matrisin örneklemleri ile kriterler belirlenmiş, belirli bir analitiksel yöntem altında işleme tabi tutulmuş ve değerlendirilmiştir. MPQ'lar ayrıca kullanıcılar için ne tür bilgiye ihtiyaç duyulduğunu tespit etmek üzere laboratuarlardan temin edilmektedir. Buna ilaveten <sup>2000 .</sup>S.A Environmental Protection Agency, "USEPA Contract Laboratory Program National Functional Guidelines", s:1-3, October 1999, Washington, http://www.epa.gov/superfund/ programs/clp/download/fgorg.pdf, (Erişim Tarihi: 02.05.2011). <sup>207</sup> U. S. A. Environment Protection Agency (EPA), "Performance Characteristics and Measurement Quality Objectives (MQOs)", www.epa.gov/…/html/measurement quality objectives.html, (Erişim Tarihi: 27.04.2011). raporlama zorunluluğu olan veriler için gerekli bilgilerin amaçları doğrultusunda da göstergeleri yorumlamak açısından karar vericilere fayda sağlamaktadır. Kalite Olçüm Hedeflerinin kullanımı laboratuarlarda kesin, doğru ve kalite kontrolu yapılmış veriler için bir kontrol mekanizması biçiminde çalışmaktadır. Laboratuar kendi kalite ölçüm hedeflerini, Analitiksel set talepleri (ASR) ile almakta ve teslim şartları arasında kalite ölçüm şartlarını geçen ilgili verileri raporlamaktadır208. ## 2.Sürdürülebilir Kalkınma Kavramı İçeriğinde Çevresel Göstergeler Geçtiğimiz on yılda çevresel konulara artan ilgi ile güvenilir çevresel bilgilere ve daha kapsamlı bilgilere olan ihtiyaç artmıştır. Ayrıca birçok ülkenin çevre durumu hakkında çabalarının ortaya konulması ve bir takım uluslararası organizasyonlarda Birleşmiş Milletler Çevre Programında sunulması, analiz edilmesi ve bilimsel olarak çevresel bilgi üzerine raporlar ortaya konulması gerekmektedir. Hâlâ ne karar vericiler, ne de kamuoyu tarafından güncel çevresel verilerin kolayca geniş ölçekte yorumlanması mümkün olamamaktadır. Kanada Hükümeti çevresel göstergeler kavramını geliştirmeye 1980 yılının sonlarında başlamıştır. 1987 yılında Hollanda Hükümeti tarafından benzer çalışmalar yürütülmüş ve 1989 yılında G-7 Ekonomik zirvesinden sonra yedi ekonomik güç tarafından OECD çevresel göstegeleri <sup>208</sup> U. S. A. Environment Protection Agency (EPA), "Performance Characteristics and Measurement Quality Objectives (MQOs)", www.epa.gov/…/html/measurement quality objectives.html,/ (Erişim Tarihi: 27.04.2011). geliştirmek konusunda taleplerini ortaya koymuşlardır. Kanada ve Hollanda hükümetleri öncülüğünde ve OECD tarafından da devam edilmiştir 209 210 211 Çevre konusu uluslararası boyutlarda 1992 yılındaki Rio de Janerio Zirvesi'nde, Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı'nda en üst noktaya ulaşmıştır. Zirve'de ana tema olan Çevre ve Kalkınma konusunda sunulan bildirim çevresel göstergelerin sürdürülebilirlik ve çevresel korumanın önemli presipleri bakımından gerekliliğini ortaya koymuştur212. Dünya Kaynakları Enstitüsü'nün (WRI) çevresel göstergeler konusundaki çalışmaları 1980 sonlarında başlamıştır. 1990'lı yıllarda çok sayıda konferans, bilimsel çalışma ve araştırmalara yer verilmiştir. O tarihlerde daha az sayıda gerçekleştirilen "Çevre ve Sürdürülebilir Kalkınma Göstergeleri" konusundaki çalışmalar ulusal ve uluslararası boyutlarda ortaya konulmuştur". <sup>20%</sup> S.E.Serafy, Et al., (1989) "The Proper Calculation of Income from Depletable Natural Resources", Environmental Accounting for Sustainable Development , World Bank, Washington. <sup>20</sup> M. A. Freeman III, "The Measurement of Environmental and Resource Values: Theory and Methods", Resources for the Future, Washington, D.C., 1993. <sup>21</sup> M. Berman, E. Larson, and B. Tuck, "Natural Resource Depletion and Social Income Accounting: Sustainable Income in Petroleum-Dependent Economies", Paper Presented at The First Opec/Alaska Conference on Energy Issues in the 1990s, 1992. <sup>212</sup> A.Almond, A.Adriaanse, E.Rodenburg Dirk, B.Richard, "Environmental Indicators: A Systematic Approach to Measuring and Reporting on Environmental Policy Performance In the Context of Sustainable Development" s:2-5, May 1995. <sup>213</sup> M. Anielski, "Natural Resource Accounting: Alberta's Forest Account in 1991", Alberta Environmental Protection, Edmonton, 1993, Yayınlanmamış Baskı. Birleşmiş Milletler İstatistik Bölümü (UNSTAT) ve Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) Çevre ve Sürdürülebilir Kalkınma Göstergelerinde Cenevre' de bir uzman grup eşliğinde birçok organizasyona gösterge geliştirmek konusunda imza atmıştır. 1994 yılında çevre ve sürdürülebilir kalkınma göstergeleri konusunda çalışmalar hız kazanmış, organizasyon ve toplantıların sayısında artış görülmüştür. Devamında Sürdürülebilir Kalkınma Gösterge çalışması ulusal ve bölgesel girişimler Avrupa Komisyonu tarafından başlatılmıştır. Dikkate değer çalışmalar arasında Dünya Bankası tarafından düzenlenen teknik toplantılar 1994 yılının sonunda gerçekleştirilerek 1995 yılı başlarında sürdürülebilir kalkınma göstergeleri yaklaşımları konusunda ortak bir zemin oluşturulmuştur. Uluslararası politikaların ortaya konulduğu toplantı Belçika ve Kosta Rika Hükümetlerinin UNEP ile Çevre problemleri konusunda Bilimsel Komite (SCOPE) işbirliği ile uluslararası göstergelerin kullanımını sağlamak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Komisyonu (UNCSD) 1995 yılının 3. Döneminde Sürdürülebilir Kalkınma konusunda işbirliği çalışmalarını başlatmıştır. Bu çabalara paralel olarak Gayri Safi Milli Hasıla (GDP) ve diğer ekonomik göstergeler ve çevresel farkındalık anlamında çalışmalar başlatılmıştır. Dünya Kaynakları Enstitüsü öncülüğündeki çalışmalar ve Dünya Bankası tarafından çevre konusunda yeşil ulusal hesaplamalar ve doğal kaynak hesaplamaları gündeme gelmiş244 ulusal ekonomik hesaplamalar yapılırken kirlilik fiyatlarını yansıtmak ve doğal kaynakların tükenmesini ortaya koymak açısından faydalı olmuştur. Yeşil ulusal hesaplamalarda temel fikir doğanın bir merkez olarak tükenmesi biçiminde değerlendirilmesidir. Doğal kaynakların çevresel değer olarak hesaba katılması, toplumsal açıdan reel bir mâliyete sâhip olduğundan ulusal hesaplamalarda ekonomik sermâye değerlerinin tükenmesi biçiminde ele alınması gerekmektedir. ## 2.1 Kanada Hükümetinin Oncü Çevresel Sürdürülebilirlik Göstergeleri Kanada Hükümeti Çevre Durum Raporları'nı ve Çevresel Göstergeleri ulusal ölçekte en üst düzeyde açıklamakta, ve 1990 yılından 2003 yılına kadar olan değerlendirmeleri bültenler ve raporlar biçiminde yayınlamıştır. Aşağıda özetlendiği gibi çevresel göstergeler çevre konusunda karmaşık bilgilerin iletilmesinde daha kolay bir yol sunduğundan; net yerel üretimler, tüketici fiyat indeksi ve ekonomi içerisindeki işsizlik düzeyi gibi bilgiler de özetlenerek sunulmaktadır. Çevresel Sürdürülebilirlik Göstergeleri'nin hazırlanmasında Avrupa Çevre Ajansı ve Kanada içindeki uluslararası kuruluşlara da yer verilmektedir. Kanada Çevresel Sürdürülebilirlik İndeksi (CESI) aracılığı ile çevresel bilgiler ve veriler federal ve bölgesel düzeyde sunulmakta, Kanada da çevresel yönetim planlamasında sorumluluklar paylaşılmaktadır. CESİ'nin Sağlık ve İstatistik konusunda veri ve bilgi paylaşımı yapan bağlı kuruluşları bulunmakta il düzeyinde <sup>214</sup> A. Born, "Development of Natural Resource Accounts: Physical and Monetary Accounts For Crude Oil and Natural Gas Reserves in Alberta", National Accounts and Environment Division, Statistics Canada, 1993. bölgesel düzeyde katkılar ile desteklenmektedir. Bu konuda paydaş kurum ve kuruluşlar Birleşik Krallık, yerel ve bölgesel uzmanların katkılarıyla veri ve bilgilere ulaşabilmekte bu sayede karar vericilere kolaylık sağlamaktadır. 2009 yılı sonu itibari ile CESI Entegre Sürdürülebilir Kakınma Stratejisi'nin önemli bir bileşeni olacağını açıklamış gösterge tabanlı yapılan çalışmada iklim değişimi ve hava kalitesini önceliklendirmiş, su kalitesi ve varlığı ile doğa koruma konuları önemli bileşenler olarak ön plana çıkarılmıştır-215. Kanada Çevresel Sürdürülebilirlik Göstergeleri; Hava Kalitesi, Sera Gazı Emisyonları, Su Kalitesi, Su seviyesi, Korunan Alanlar gibi konularda hazırlanmaktadır. Bu göstergeler aracılığı ile Kanada Hükümeti açısından önemli çevresel konular uzun vâdede ortaya konularak Federal Hükümet raporları hazırlanmaktadır216 ## Kanada Hükümeti Hava Kalitesi Göstergeleri Hava kalitesi göstergeleri; toprakdan îtibâren solunum seviyesindeki ozon derişimi ve 2.5um ve altındaki solunabilir partikül maddeleri (PM2.5) de içermekte, Kanada ve çevresinde yaşan halkın soluduğu havanın kalite verilerini değerlendirmektedir. Ulusal seviyede hava kalitesi göstergeleri; 1990 ve 2007 yılları arasında Kanada'daki yaygın ölçüm ağının Nisan-Eylül ayları için verdiği günlük ortalama <sup>215</sup>Statistic Canada, "Canadian Environmental Sustainability Indicators", http://www.statcan.gc.ca/pub/16-251-x/16-251-x2005000-eng.htm, Erişim Tarihi: 26.09.2010). <sup>216</sup> Environment Canada, "Measuring Sustainability: Canadian Sustainability Indicators-Air Quality", http://www.ec.gc.ca/indicateurs-indicators/default.asp?lang=En&n=4B5631F9-1, (Erişim Tarihi:17.10.2010). derişimlerin %90 güvenirlikle değerlendirilmesi ile elde edilmiştir. 2000-2002 döneminde kirlilikte önemli artış görülmüşse de 2007 yılında başlangıç düzeyine çekilmiştir (Şekil 4). Bölgesel seviyede, 1990-2007 yılları arasında Doğu Bölgesini içine alan iller için partikül madde %12 oranında ortalama seviyenin üzerinde ne kadar çıktığını göstermektedir. Aynı zaman serisi içerisinde Kuzey Ontaria bölgesinde %17 düzeyinde artış görülmekte, Atlantik bölgede havadaki saf partikül madde seviyesi 200-2007 yılları arasında azalma göstermektedir. Diğer kesin veriler yeryüzü ozon seviyesinde ya da saf partiküler madde için bölgesel bazda değişiklikler bulunmadığını ortaya koymaktadır217. Kanada'nın en büyük şehirleri Calgary, Montreal, Toronto ve Vancouer ile diğer ülkelerin büyükşehirleri karşılaştırıldığında hava kalitesi bakımından benzerlik göstermekte olduğu görülmüştür. <sup>217</sup> Statistic Canada, " Canadian Environmental Sustainability Indicators", http://www.ec.gc.ca/ indicateurs-indicators/default.asp?lang=En&n=4B5631F9-1, (Erişim Tarihi: 20.10.2010). Şekil 4. 1990-2007 yılları arasında Kanada'da yer seviyesindeki ozon göstergeleri ve ulusal ölçüde saf partikül madde (PM2.5)'yi göstermektedir-18. ![](_page_0_Figure_1.jpeg) \*\*Ozon Göstergesi (1 Nisan-30Eylül) Kanada da yer alan hava ölçüm istasyonlarında kaydedilen maksiumum yoğunluğu günde ortalama 8 saat ölçülerek hesaplanmıştır. PM25 göstergeleri ise (1 Nisan 30 Eylül) tarihleri arasındaki Kanada daki izleme istasyonlarında günde ortalama 24 saat boyunca kaydedilen konsantrasyonları göstermektedir. Şekillerde de ifâde edildiği gibi 1990-2007 yılları arasında yeryüzü düzeyindeki ozon derişiminde ortalama %13 düzeyinde artış görülmekte, fakat seviyeler yıllara göre salınım göstermekte, tam olarak düşme ya da yükselmeden söz edilememektedir. <sup>218</sup>National Air Pollution Surveillance (NAPS) Network and the Canadian Air and Precipitation Monitoring Network (CAPMON), "Indicators", http://www.ec.gc.ca/indicateurs-indicators/ default.asp? lang=en&n=89B1C598-1, (Erişim Tarihi: 20.10.2010) . ## Kanada Hükümeti Sera Gazı Emisyonları Göstergeleri Geçtiğimiz ikiyüz yıl boyunca insan faaliyetleri sonucunda atmosfere yayılan sera gazı emisyonları ile fosil yakıtların yanması, arazi örtüsü bakımından tehlike yaratmıştır. Doğal sonucu olarak daha fazla ısı tutulmuş ve gezegendeki sıcaklık ortalamaları yükselmiştir. Deniz seviyesi Arktik buzulların erimesi ile yükselme göstermiş, iklim değişimi, fırtınalar ve sıcak dalgaları gibi hava değişimleri meydana getirerek çevre, insan sağlığı ve ekonomiyi etkilemiştir". Bu kaynakta vurgulandığı üzere iklim değişimi Kanada Hükümeti tarafından ciddî sonuçlara neden olması nedeniyle oldukça önemsenen, küresel bir başlık olarak ele alınmıştır ve sera gazı emisyonları 6 sera gazı kapsamında izlenmektedir. Bu göstergenin üretilmesi sera gazlarının izlenmesinde ve ortaya konan stratejiler ile emisyonları azaltmak için kullanılmakta ve gereğince geliştirilebilmektedir. Kanada Hükümeti'nin 2008 yılı için sera gazı emisyonları 2007 yılına göre %2.1 düzeyine gerilemiş, toplam sera gazı emisyonları tüm bölgesel ve il düzeyinde; Prince Edward İsland, Quebec and Yukon dışında 1990-2008 yılları arasında artmıştır. Alberta ve Ontaria gibi kentler 2008 yılında en yüksek emisyon değerine sahip olmuştur. Kanada'nın Kuzeyindeki Alberta Eyâletı tek başına ülke toplamına <sup>219</sup> Statistic Canada, "Canadian Environmental Sustainability Indicators, Greenhouse Gas Emissions", http://www.ec.gc.ca/indicateurs-indicators/default.asp?lang=En&n=FBF8455E-1, (Erişim tarihi: 20.10.2010). oranla %33.4 kadar emisyon üretmiştir. Merkez Ontario da ise bu oran %26 düzeyindedir220. Şekil 5. Kanada Hükemeti için Ulusal Sera Gazı Emisyonları 1990-2008 221. ![](_page_0_Figure_2.jpeg) ## 1992 1994 1998 1998 2000 2002 2004 2006 2006 1 2590 Şekilde de görüldüğü gibi 2008 yılındaki toplam sera gazı emisyonlarının hesaplanan karbondioksit eşdeğeri (CO2eq) 734 megatondur. Kanada'nın 2008 yılındaki seragazı emisyonları 2007 yılına göre %2.1 oranında azalmıştır. 2008 yılında başlayan ekonomik gelişme nedeni ile kısmen azaldığına dikkat çekilmekte, hidroelektrik enerjinin kullanımında da artış görülmektedir. Bu gelişme eğilimi ise <sup>20</sup> Environment Canada, "Greenhouse Gas Emissions", http://www.ec.gc.ca/indicateurs-indicators/ default.asp?lang=en&n=FBF8455E-1 , (Erişim Tarihi: 17.10.2010). <sup>22</sup> Environment Canada, "The National Inventory Report 1990–2008: Greenhouse Gas Sources and Sinks in Canada", 2010, http://www.ec.gc.ca/ges-ghg/default.asp?lang=En&n=0590640B-1#section1, (Erişim Tarihi: 20.10.2010) geçtiğimiz yıllarda düşmüş ve 2003 yılından bu zamana kadar %0.8 oranında net azalma görülmüştür222 . Şekil-6. 1990-2008 Yılları Kanada'da Kişi Başına Düşen Sera Gazı Emisyonları ve milyar \$ GSMH Başına Oranları223 ![](_page_0_Figure_2.jpeg) \*\*Sera gazı emisyonları gerçek enflasyon değerleri kullanılarak hesaplanmış gayri safi milli hasılaya uyarlanmıştır. Bu grafik ile 1990 yılındaki Gayri Safi Milli Hasıla değerleri ile karşılaştırılmakta ve kişi başına düşen sera gazı emisyonlarının değerlerindeki değişiklikleri ortaya koymaktadır. <sup>222</sup>Environment Canada, a.g.e. <sup>223</sup> Environment Canada, "The National Inventory Report 1990–2008: Greenhouse Gas Sources and Sinks in Canada", a.g.e. Sera gazı emisyonlarının izlenmesinde kullanılan yollardan biri kişi başına ne kadar sera gazının yayıldığı, diğeri ise Gayri Safi Milli Hasıla (GSMH) artışına oranla hesaplandığı göstergelerdir. Bu her iki gösterge de; ortaya çıkan sera gazı emisyon miktarlarını ve Kanada nüfusu içerisindeki paylarını ortaya koymaktadır24. 1990 yılından 2008 yılına kadar emisyonlar birim Gayri Safi Milli Hasıla (GDP) başına temelinde %22.5 düzeyinde azalmıştır. GSMH birim başına düşen sera gazı emisyonları 1992 yılında en üst seviyesindedir. 2008 yılında 0.74 megaton karbondioksit eşdeğeri bir milyar dolar başına GDP üzerinden yaklaşık olarak 0.56 megatondur. Bunun anlamı ise 2008 yılında ekonomik faâliyetlerin salımı azaltma etkinliklerinden çok daha fazla olduğudur. 1992 yılı ile karşılaştırıldığında sera gazı salımı her bir ton için 2008 yılında daha fazla ekonomik faâliyet yapıldığı anlamını taşımaktadır. 1990 yılından 2008 yılına kadar Kanada'da kişi başına sera gazı emisyonları miktârında %3 oranında bir artış görülmekte, 2008 yılında ise 22 ton Karbondioksit eşdeğeri üretilmiş olduğu görülmektedir. <sup>224</sup>Environment Canada, "Greenhouse Gas Emissions", a.g.e. ## Kanada Hükümeti Su Kalitesi Göstergeleri Kanada'nın farklı bölgelerindeki suların koşulları ayrıntılı ölçümlerle izlenmektedir. Raporlar su örneklerinde bulunan kirletici olan ve olmayan maddelerin geniş aralıklardaki ölçümlerini içermektedir225. Bu göstergeler hayvanlar, bitkiler için uygun olan suyun nasıl olması gerektiği üzerine odaklanmakta, kirliliğe duyarlı su ekosistemlerinin genel sağlığı üzerine etkileri ve yansımaları biçiminde değerlendirilmektedir. Ulusal düzeyde su kalitesi ölçümleri ile Kanada'da nehirler ve göllerin su kalitesi %39'unda izlenerek kötü, marjinal düzeyde, yeterli, iyi ya da daha iyi ve mükemmel olarak sınıflandırılmaktadır (Şekil 7). Çevre Su Kalitesi Kanada Bakanlık Konseyi verilerine dayanılarak elde edilmiş, ve %43 oranında marjınal ve yeterli ya da %18 oranında zayıf olarak değerlendirilmiştir. Fosfor, Su Kalitesi Endeksinde etkili olan bir bitki besini ve Kanada Hükümetince temiz su kalitesinde kullanılmaktadır. Bölgesel düzeyde, tüm havzalar içerisindeki suların büyük çoğunluğunun su kalitesi izlenmektedir. Kanada Hükümeti Çevresel Performans Indeksi sonuçlarına dayanılarak endüstriyelleşmiş ülkelerin 10 lideri arasında en iyi su kalitesine sâhip ikinci ülke olduğu açıklanmıştır 226. <sup>225</sup> Environment Canada, "Water Quality", http://www.ec.gc.ca/indicateurs-indicators/default.asp? lang=En&n=68DE8F72-1, (Erişim Tarihi: 19.10.2010). <sup>226</sup>Environment Canada, Water Quality, a.g.e. Şekil-7. 2005-2007 yılları arasında Kanada Hükümeti'nce sucul yaşamın korunması için kurulmuş izleme merkezlerinde temiz su kalitesinin durumu22'. ![](_page_0_Figure_1.jpeg) \*\*Su kalitesi: Kanada Hükümeti Çevre Su kalitesi Bakanlar Konseyi tarafından değerlendirilmiştir. Yukarıdaki Şekil'de 153 nehirden izleme merkezindeki veriler seçilmekte Kanada'nın 16 nehir havzasından numune almak üzere insan faaliyetlerinin daha yoğun olduğu bölgeler seçilmiştir. Kaynak: Veriler federal, il, bölgesel ve su kalitesi izleme programlarından elde edilmiştir. Sonuç olarak Su kalitesi 2005-2007 yılları arasında 10 merkezde, yâni %7 oranında sucul hayatın korunması için "en iyi" seviyesindedir. Bu oran 49 merkezde (%32) "iyi" , 66 merkezde (%43) orta, 22 merkezde (%14) "marjinal"ve 6 merkezde ise (%4) zayıf olarak belirtilmektedir. <sup>22</sup> Environment Canada , "Water Levels", http://www.ec.gc.ca/indicators/default.asp? lang=en&n=7FAFC303-1, (Erişim Tarihi: 03.03.2011). Daha düşük olan marjınal ve zayıf kalıte ise beklendiği gibi genellikle yoğun insan faâliyetleri nedeniyle ortaya çıkmaktadır. Bu faâliyetler tarım, endüstri ve zayıf atıksu arıtmalardan kaynaktadır. Fakat doğal olarak ortaya çıkan maddelerin bazılarının seviyesinin yükselmesi kaliteyi de düşürmektedir. Orneğin; kirletici mineraller ve organikler kayaları ve toprak ile yer altı sularında yerleşmektedir. ## Kanada Hükümeti Su Seviyesi Göstergeleri Dünya'daki yenilenebilir tatlı suyun %7 si nehirlerden ve göllerden oluşmaktadır. Bu açıdan Kanada su zengini bir ülkedir. Yenilenebilir tatlı su ölçümü Kanada'da mevcut tatlı su miktarı içerisindeki içilebilir kalitedeki, ve yağışla düşen miktardan buharlaşma ile kaybedilen su miktarı farkı olarak elde edilmektedir. Doğal su temini yoluyla halkın talebini karşılayamayan bölgelerde ciddî miktarda su kıtlığına neden olmaktadır. Sıcaklıkdaki doğal değişiklikler ve yağış dengesi yıl boyunca nehirlerdeki, göllerdeki su depolarında değişikliklere neden olmaktadır228. Yanlış arâzi kullanımı gibi insan faâliyetleri rezervuar hacmi azalışı, suyun yön değişimi ve çekilmesi gibi sonuçları doğurmaktadır. Termal güç istasyonları, endüstri, tarım, hanehalkları ve mâdenler Kanada'daki göller ve nehirlerden her yıl hemen hemen 44 milyar m' çekilmesine neden olmaktadır. Suyun çekilmesi <sup>228</sup> Environment Canada , "Water Levels" , a.g.e. nedeniyle yaklaşık olarak 5.5 milyar m³ su nehir merkezine ya da göllerine dönememektedir229. Ulusal düzeyde su seviyesi 1998-2007 yılları arasındaki 10 yıllık değişimleri, daha önceki 30 yıllık süre içindeki su seviyeleri ile karşılaştırıldığında büyük ölçüde farklılık gözlenmemiştir. Uluslararası düzeyde incelendiğinde Kanada Hükümeti endüstriyelleşmiş ülkeler arasında ikinci sırada yer almaktadır. Kanada yenilenebilir su ve kişi başına düşen yenilenebilir su miktarları açısından en üst düzeyde, yenilenebilir suyun toplam miktarında ise ikinci sırada yer almaktadır. <sup>229</sup>Environment Canada , "Water Levels", a.g.e. Sekil-8. 1998-2007 yılları arası Kanada Drenaj Bölgelerindeki Su Seviyesi Koşulları230. ![](_page_0_Figure_1.jpeg) 1998-2007 yılları arasındaki on yıllık periyodda, su seviyesi koşulları geçen 30 yıl ile karşılaştırıldığında çoğu drenaj bölgelerinde de normal düzeyde gözlenmiş, en az bir bölgede de normal seviyeden daha yüksek olduğu saptanmıştır. 2005 yılında 11 bölgede yüksek su seviyesi gözlenmiş, merkezî Kanada'da ise yağışlı bir yıl tespit edilmiştir. <sup>230</sup>Water Survey of Canada, "Environment Canada", http://www.ec.gc.ca/rhc-wsc/default.asp? lang=En&n=4EED50F1-1, (Erişim Tarihi: 20.10.2010). Şekil -9. 2007 Yılı Kanada Için Yüksek, Normal ve Düşük Su Seviyesindeki Drenaj Bölgeleri231. ![](_page_0_Figure_1.jpeg) Kaynak : Water Survey of Canada, Environment Canada. \*\*2007 yılında 3 merkez bölge içerisinde ve bir Kuzeybatı drenaj bölgesinde normalden biraz daha yüksek su seviyesi gözlenmiştir. 2007 yılı bahar aylarının Manitoba ve Saskatchewan'da, Kuzeybatı Bölgeleri ve Yukon Bölgesi'nin kuzey parçasında genelden daha yağışlı geçtiği gözlenmiştir. Diğer tüm bölgeler için 2007 yılında normal su seviyesi gözlenmiştir. Bu verilerin çoğu geçen 30 yıla göre daha kapsamlı olarak alınmış verilerdir. <sup>231</sup> Water Survey of Canada, "Environment Canada" , http://www.ec.gc.ca/indicateurs-indicators/ default.asp?lang=en&n=7FAFC303-1, (Erişim Tarihi: 20.10.2010). ## Kanada Hükümeti Korunan Alanlar Göstergeleri Korunan Alanlar tanımına giren alanların insan doğa ve toplum için bir çok faydası bulunmakta, temiz hava ve su gibi biyoçeşitlilikde yer alan ilgili tüm türler için hayatın temelini oluşturmaktadır. Korunan alanlar iklim ve yaşayan türlerin devamlılığını sağlamakta, iklim koşullarını düzenlemeye de yardımcı olabilmekte, yenilenebilir doğal kaynaklara, bilimsel gerçeklere, buluşlara ve eğitime de katkıda bulunmaktadır. Kanada ve çevresi için de korunan alanlar oldukça önem taşımakta olduğundan çevresel sürdürülebilirlik göstergeleri arasındaki öncü göstergeler arasında yer almaktadır. Korunan alanlara ait göstergeler incelendiğinde, Kanada'nın doğal kaynaklar konusundaki gelişimi değişiklik göstermekte, Ulusal ve bölgesel düzeydeki korunan alanların bozulmuş olduğu belirtilmektedir. Bu göstergenin tanımı Uluslararası Doğa Koruma Birliği'nce (IUCN) uluslar arası bir kabule dayandırılmaktadır 33. Istatistiki bilgilere göre 2009 yılında Kanada'daki arâzinin % 9.4'ü korunmakta iken 1990 yılından beri Kanada'da korunan alanlar toplamı yaklaşık olarak % 81 oranında artış göstermiştir. <sup>232</sup> Environment Canada : "Protected Areas", http://www.ec.gc.ca/indicators/default.asp? lang=En&n=478A1D3D-1, (Erişim Tarihi: 20.10.2010). Ekolojik açıdan korunan alanlar bölgesel ve il düzeyinde değişiklik göstermiştir. Korunan alanların, Columbia ve Alberta eyaletlerinde korunan alanların %15 ila %12 olmak üzere düzeyi ile en yüksek orana sâhip oldukları tespit edilmiştir 233. Kanada Hükümeti toplam korunan alanlar açısından 10 endüstriyelleşmiş ülke arasında dördüncü sırada yeralmaktadır. Kanada diğer ülkeler ile karşılaştırıldığında çok daha büyük olduğundan daha küçük ülkeler ve o ülkelerin toplam bölgelerine göre daha fazla korunan alana sâhip bulunmaktadır. <sup>233</sup> Environment Canada : "Protected Areas", http://www.ec.gc.ca/indicateurs-indicators/default.asp? lang=En&n=478A1D3D-1, (Erişim Tarihi: 20.10.2010). Şekil-10. Her iki grafik de 1990-2009 aralığını kapsamakta, ilki Kanada'da korunan alanların yüzdesini gösterirken, diğeri korunan kıyı bölgelerinin yüzdesini göstermektedir234. ![](_page_0_Figure_1.jpeg) ![](_page_0_Figure_2.jpeg) Kanada'nın 2009 yılı ortası verilerine göre %9.4 ü korunmakta, bu alanlar içerisinde federal, bölgesel ve il düzeyindeki sınırlar içinde kalan toprak ve su bileşenleri de önemli ölçütler olarak ele alınmaktadır. Uluslararası düzeydeki tanımlamalarda korunan alanlar biyolojik çeşitliliği sürdürmek ve kültürel kaynakları koruma seviyesine göre sınıflandırılmaktadır. <sup>234</sup> Canadian Council on Ecological Areas (CCEA), "Conservation Areas Reporting and Tracking System"(CARTS), 2009, http://www.ccea.org/en\_cartsintro.html, (Erişim Tarihi:17.10.2010). ## 3. OECD Gösterge Setleri Çevresel göstergeler konusundaki OECD programı ilk olarak 1989-1990 yılları arasında başlamıştır. OECD çalışma prensibi, belirli amaçlar ve kullanımlar doğrultusunda hazırlanan birkaç seti kapsamaktadır. Bu setler sırasıyla; çevresel performansı ve gelişmeleri izlemek için kullanılan çekirdek göstergeler ile çekirdek set içerisinden seçilen anahtar göstergelerdir. OECD halk ile iletişim içerisinde olmayı ve çevresel konulara dikkat çekmeyi amaçlamaktadır. Göstergeleri de karar verici ve politika sağlayıcılara sektörel boyutta çevresel konuların entegrasyonunu sağlamak ve izlemek üzere sektörel düzeyde hazırlanan göstergelerden oluşmaktadır. Ayrıca doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımı ve yönetimi için ekonomik politikalara çevresel yatırımları dâhil etmek, etkileşimlerin sağlanıp, izlendiği çevresel hesaplamalardan türetilen göstergelerdir233. Çevresel göstergeler konusunda OECD; Ortak bir yaklaşım ve kavramsal çerçeve geliştirerek üye ülkelerin çevresel gösterge alanlarındakı bireysel girişimlerinin uyumlaştırmasına katkıda bulunmayı, OECD ülkelerinde kullanılan çevresel göstergelerin daha fazla gelişimi ve kullanımına yardımcı olmayı ve ilgili deneyimlerin üye olmayan ülkeler ile diğer uluslar arası kuruluşlarla paylaşımının desteklenmesi amaçlanmaktadır. OECD'nin politika analizini ve değerlendirmelerini desteklemek için güvenilir, ölçülebilir ve politika tabanlı ilgili çevresel göstergelerin çekirdek setlerinin <sup>235</sup> OECD Environment Indicators, "Compendium: A Global Directory To Indicator Initiatives", http://www.iisd.org/measure/compendium/, (Erişim Tarihi:14.05.2010). geliştirmesi; çevresel gelişim ve performansın ölçülmesi, politika entegrasyonunun sağlanması ve etkin uluslararası karşılaştırmalara izin verilmesi gerekmektedir336. OECD tarafından 1989 yılında başlatılan çevresel göstergelerle ilgili çalışma, Şekil 11'de gösterildiği gibi, her biri belli bir amaç ve çerçeveye karşılık gelen, birçok gösterge kategorisini içermektedir. Şekil-11. OECD Çevresel Gösterge Setleri23'. ![](_page_0_Figure_3.jpeg) <sup>236</sup>T.C Çevre ve Orman Bakanlığı, "Çevresel Göstergeler Raporu", Türkiye için Çevre Alanında Kapasite Geliştirme Projesi (TEIEN), s.31, 07.05.2010, Ankara. <sup>237</sup>OECD, "OECD Environmental Indicators: Development, Measurement and Use", Reference Paper, OECD: 6, (2003). OECD Çekirdek Göstergeleri: Çevresel gelişme ve performansın izlenmesi amacıyla ortaya konan gösterge tipi olarak tanımlanmakta, çevresel gelişimi ve içerdiği faktörleri izlemek, çevresel politikaları analiz etmek amacıyla tasarlanmıştır. OECD Çekirdek Seti, OECD ülkeleri tarafından, ortak anlaşma ile kullanımı sağlanan bir settir. Düzenli olarak yayınlanmakta olup, yaklaşık olarak 50 gösterge içeren 'Çekirdek Set', OECD ülkelerindeki ana çevresel sorunları yansıtan konuları içermektedir. Sektörel setlerden ve çevresel hesaplamalardan kaynaklanan göstergelerin entegrasyonunu sağlamakta, PSR modeline göre sınıflandırılmaktadır. Doğrudan, ya da dolaylı olarak etkili olan çevresel baskı; çevresel koşul göstergeleri toplumun tepkileri ile ilgili göstergeleri de içermektedir239. Tablo'2 de belirtilen temalar için OECD tarafından ana başlıklar altında tanımlanmış olan çekirdek göstergeler ve bu göstergelerin gösterge sistemleri içerisindeki durumu değerlendirilmektedir. <sup>238</sup>V.White, G. McCrum, K.L.Blackstock, A.Scott, "Indicators of Sustainability&Sustainable Tourism Some Example Sets" The Macaulay Institute, (2006), s.8-11 http:// www.oecd.org/ dataoecd/7/47/24993546.pdf, (Erişim Tarihi:14.05.2010). ## Tablo 2: OECD Çekirdek Gösterge Seti239. | Konu | Baskı | Durum | Tepki | |-----------------------------------|----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------|-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------|-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------| | İklim değişimi | emisyonları<br>Sera<br>gazı<br>indeksi<br>• CO2 emisyonları<br>· CH4 emisyonları<br>• N2O emisyonları<br>· CFC emisyonları | Sera gazlarının atmosferik<br>konsantrasyonları; Küresel<br>ortalama sıcaklık | Enerji verimliliği<br>Enerji<br>yoğunluğu<br>(GSYIH birimi başına ya<br>kişi<br>başına<br>düşen<br>da<br>birincil<br>toplam<br>enerji<br>temini)<br>Ekonomik ve mâli araçlar<br>(örneğin<br>ücretler<br>ve<br>vergiler, harcamalar) | | Ozon<br>tabakasının<br>seyrelmesi | Ozon inceltici maddelerin<br>görünen<br>(ODP)<br>tüketim<br>indeksi (ODP)<br>· CFClerin ve halonların<br>görünen tüketimi | ODP'nin<br>atmosferdeki<br>konsantrasyonları<br>Yer seviyesindeki<br>UV-B<br>radyasyonu<br>· Stratosferik<br>ozon<br>seviyeleri | CFC geri kazanım oranı | | Otröfikasyon | Su ve topraktaki N ve P<br>emisyonları<br>· Gübre kullanımından ve<br>çiftlik<br>hayvanlarından<br>kaynaklanan N ve P | • İç<br>sulardaki,<br>marina<br>sularındaki BOD/ÇO<br>• Iç<br>sularda,<br>marina<br>sularındaki<br>&<br>N<br>P<br>Konstantrasyonu | Kimyasal<br>ve/veya<br>tesisine<br>biyolojik arıtma<br>bağlı nüfus (Mil.)<br>• Evsel<br>atıksu<br>arıtma<br>tesisine bağlı nüfus<br>• Atıksu<br>arıtımı<br>için<br>kullanıcı bedeli<br>· Fosfatsız<br>deterjanların<br>pazar payı | | Asitleşme | Asitleşen madde indeksi<br>· NOx ve SOx koşullarının<br>emisyonları | ve topraktaki<br>pH'ın<br>Su<br>kritik yüklerinin aşılması<br>Asit<br>●<br>yağmurundaki<br>konsantrasyonlar 1 | dönüştücüsü<br>• Katalitik<br>olan<br>araba<br>filosunun<br>%'si<br>• Sabit kaynakların<br>SOx<br>NOx<br>azaltma<br>ve<br>cihazlarının<br>asitleşme<br>kapasitesi | | Toksik etmenler ve<br>zehirlenme | · Ağır metallerin emisyonu<br>· Organik<br>bileşiklerin<br>emisyonu<br>• Zirâi ilaçların tüketimi | Çevre<br>ortamındaki<br>ve<br>yaşayan türlerdeki organik<br>bileşik<br>ağır<br>metal<br>ve | Ürünlerdeki<br>üretim<br>ve<br>süreçlerindeki<br>toksik<br>içeriklerin değişimleri | <sup>239</sup>V.White, G. McCrum, K.L.Blackstock, A.Scott, s.8-11, a.g.e. | Konu | Baskı | Durum | Tepki | |------------------------------|----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------|--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------|----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------| | | | konsantrasyonları<br>Nehirlerdeki ağır metal<br>konsantrasyonları | benzinin<br>Kurşunsuz<br>●<br>pazar payı | | Kentsel<br>Cevre<br>Kalitesi | Kentsel hava emisyonları<br>(SOx, NO2, VOC)<br>• Kentsel trafik yoğunluğu<br>· Kentlerde<br>otomobil<br>mülkiyeti<br>· Şehirleşme derecesi (kent<br>nüfusunun<br>gelişim<br>oranları, kentsel arazi) | · Hava<br>kirliliğine,<br>gürültüye<br>mâruz<br>kalan<br>nüfus<br>Hava<br>kirleticilerinin<br>konsantrasyonları<br>· Kentsel<br>alanlardaki<br>ortam, su koşulları | · Yeşil<br>alan<br>(Kentsel<br>gelişimden<br>korunan<br>alanlar).<br>Ekonomik,<br>mâli<br>düzenleyici<br>ve<br>araçlar<br>· Kentsel çevre kalitesi<br>· Su<br>arıtımı ve<br>gürültü<br>azaltma harcaması | | Biyoçeşitlilik | Daha<br>fazla<br>geliştirilmek<br>arazinin<br>doğal<br>üzere<br>durumundan<br>sapma,<br>farklılaşma<br>habitat<br>ve<br>değişimi baskıları (örneğin<br>yol<br>yoğunluğu,<br>ağı<br>erozyon, arâzi örtüsündeki<br>değişiklik vb.) | Bilinen toplam<br>türler<br>icinde<br>tehlike<br>altında<br>olan,<br>da<br>nesli<br>ya<br>tükenen türlerin payı<br>Anahtar ekosistemlerin<br>alanı | Ulusal<br>bölgenin<br>ve<br>0/0<br>ekosistem<br>türünün<br>olarak oranı.<br>Koruma<br>altındaki<br>alanlar ve türler | | Kültürel peyzaj | sonra geliştirilecek<br>Daha<br>göstergeler; örneğin yapay<br>unsurların varlığı,<br>tarihi.<br>kültürel<br>da<br>estetik<br>ya<br>nedenlerden dolayı koruma<br>altındaki alanlar | | | |------------------|-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------|--------------------------------------------|-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------| | Atık | Atık<br>(belediye,<br>oluşumu<br>sanâyi, tehlikeli, nükleer)<br>• Tehlikeli<br>atıkların<br>hareketleri | | Atık<br>azaltma<br>(geliştirilecek)<br>· Geri kazanım oranları<br>· Ekonomik<br>mâli<br>ve<br>araçlar, harcamalar | | Su kaynakları | Su kaynaklarının kullanım<br>yoğunluğu<br>• Çekim/mevcut kaynaklar | Su kıtlığının sıklığı, süresi<br>ve boyutu | Su<br>fiyatları<br>ve<br>kanalizasyon arıtımı için<br>kullanıcı bedelleri | | Orman Kaynakları | Orman<br>kaynak<br>kullanımının<br>yoğunluğu<br>(gerçek<br>kullanım/üretken<br>kapasite) | Alan; ormanların hacmi ve<br>yapısı | Orman alanı yönetimi ve<br>koruması (örneğin, toplam<br>alanı<br>içindeki<br>orman<br>korunan orman alanı %'si;<br>ağaçlandırılmış<br>başarıyla | .. .. | Konu | Baskı | Durum | Tepki | |-------------------------------------------------------|--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------|------------------------------------|-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------| | | | | veya yeniden oluşturulmuş<br>alan %'si) | | Balık Kaynakları | Balık yakalama | Yumurtlayan<br>stokların<br>boyutu | Balıkçılık kontenjanları | | Toprak<br>Bozulması<br>(Çölleşme<br>ve<br>Erozyon) | Erozyon riskleri:<br>arâzinin<br>potansiyeli<br>tarım<br>ve<br>gerçek kullanım şekli<br>kullanımındaki<br>· Arâzi<br>değişiklik | Üst toprak kaybı derecesi | İyileştirilmiş alanlar | | Malzeme<br>kaynakları | Malzeme<br>kaynakları<br>kullanımının yoğunluğu<br>(Geliştirilecek göstergeler,<br>Malzeme<br>Akış<br>Hesaplamasına bağlantı) | | | | Sosyoekonomik,<br>Sektörel ve<br>Genel<br>Göstergeler | • Nüfus<br>gelişimi<br>હ્ય<br>yoğunluğu<br>• GSYİH'nın gelişimi<br>ve<br>yapısı<br>· Özel<br>&<br>devlet<br>nihai<br>tüketim harcaması<br>• Endüstriyel üretim<br>· Enerji teminin yapısı<br>· Yol trafik hacimleri;<br>· Yol taşıtları stoğu<br>· Tarımsal üretim | | · Çevresel harcamalar<br>azaltılması ve<br>· Kirlilik<br>kontrol harcaması<br>· Resmi Gelişim Yardımı<br>performans<br>(cevresel<br>tecrübesi<br>incelemesi<br>eklenen<br>bazında<br>gösterge)<br>· Kamuoyunun ilgisi | Çekirdek göstergelerin büyük bir bölümü, OECD Sekreteryası tarafından, çevre durumuna ilişkin anketler aracılığı ile; ülkelerden ve OECD ve diğer uluslararası kuruluşlardan düzenli toplanan çevresel veri ve bilgiler ile hesaplanmaktadır. Söz konusu veriler, ülkeler işbirliği ile sağlanmakta, uyumlaştırılmakta ve kalite kontrolu yapılmaktadır240. Bu yüzden çekirdek gösterge seti, ortak politika hedeflerini belirlemede yararlı olmakta ve karşılaştırılabilir bilginin temelini oluşturmaktadır"41. ## OECD Anahtar Çevresel Göstergeler Seti OECD Anahtar çevresel gösterge seti, belirli amaçlara yönelik olarak, OECD çekirdek gösterge setinden seçilen sayısı azaltılmış gösterge setleridir. Bu göstergeler, kamuyu genel olarak bilgilendirmek ve politika sağlayıcılara anahtar işaretler sağlamakta kullanılmaktadır. Yaklaşık 50 göstergeden oluşan bu çekirdek set, OECD ülkelerinde çevresel politikaların ve çevresel performansın analizi için temel araç niteliğindedir. Bu set, üye ülkelerin anahtar eğilimleri yakalamak ve kamunun dikkatini ortak ilgi alanlarına çekmek için seçilen azaltılmış sayıda göstergelerden oluşmakta olup Mayıs 2001'de OECD ülkeleri Çevre Bakanları tarafından, OECD içindeki iletişimde ve politik çalışmalarda sistematik olarak kullanılmak üzere onaylanmıştır242. 241OECD, a.g.e. 242OECD, a.g.e. <sup>240</sup>ECD, "OECD Environmental Indicators: Development, Measurement and Use", Reference Paper, s.8, OECD: 6, (2003) ## Tablo 3: OECD Anahtar Göstergeler Seti243 | Kirlilik Konuları | | | |-----------------------------------|----------------------------------------------------------------|-----------------------------------------------------------------------------| | | Mevcut Göstergeler | Orta Dönem Göstergeler2 | | İklim değişimi | CO2 emisyon yoğunlukları | Sera gazı emisyonları indeksi | | tabakasının<br>Ozon<br>seyrelmesi | Ozon seyreltici maddelerin (ODS)<br>görünen tüketim indeksleri | Aynısı, ek olarak ODS'nin görünen<br>tüketiminin tek bir indekse toplanması | | Hava kalitesi | SOx ve NOx emisyon yoğunlukları | Hava kirliliğine maruz kalan nüfus | | Atık oluşumu | Belediye<br>atıklarının<br>oluşum<br>yoğunlukları | Toplam atık oluşum yoğunlukları, | | | | Malzeme<br>akışından<br>elde<br>edilen<br>göstergeler | | Tatlı su kalitesi | Atık su arıtımı bağlantı oranları | Alıcı su ortamlarındaki kirlilik yükleri | | Doğal Kaynaklar ve Değerler | | | | Tatlısu kaynakları | kullanımının<br>kaynaklarının<br>Su<br>yoğunluğu | Aynısı, ek olarak alt-ulusal analiz | | Orman kaynakları | kaynaklarının<br>kullanım<br>Orman<br>yoğunluğu | Aynısı | | Balık kaynakları | kaynaklarının<br>Balık<br>kullanım<br>yoğunluğu | Aynısı, ek olarak mevcut kaynaklara<br>olan yakın bağlantı | | Enerji kaynakları | Enerji kullanım yoğunluğu | Enerji verimlilik indeksi | | Biyoçeşitlilik | Tehlike altındaki türler | habitat<br>Türler<br>ekosistem<br>ve<br>ya da<br>çeşitliliği | | | | Anahtar ekosistemlerin alanı | Anahtar göstergelerin çoğu, OECD Sekreteryası tarafından anketler yoluyla üye ülkelerden ve OECD ile diğer uluslararası kaynaklardan düzenli olarak toplanan <sup>243</sup> Organization For Economic Development and Co-operation, "OECD Key Environmental Indicators" , OECD Environment Directorate s.8, 2008, France, çevresel veriler temel alınarak hesaplanabilmektedir. Bu veriler; ülkelerle birlikte işlenmekte, harmonize edilmekte ve kalite kontrolden geçirilmektedir 244. ## OECD Sektörel Çevresel Göstergeler (SEI) OECD, çevresel konuların sektörel politikalara entegrasyonunu geliştirmek için sektörel göstergeler setini kullanmaktadır. Bu konu, sektörel bazda karar sağlayıcı mekanizmalara önemli bir donanım sağlamaktadır. Belirli bir sektör seçilerek sınırlandırılmakta ve çevreyle ilgili etkileşimler söz konusu olduğunda genellikle daha fazla sayıda çekirdek gösterge üretilmektedir. Deneyimlerden yola çıkılarak az sayıda düzenlenen çekirdek göstergeler tipik OECD çekirdek çevresel gösterge setini temsil etmektedir245 Sektörel göstergeler seti çevresel göstergeler ile sınırlı tutulmaz, çevre ve ekonomi arasındaki bağlantı da göz önüne alınır. Bu göstergeler, sürdürülebilir kalkınma çalışmaları ve değerlendirmeleri içerisinde yer almaktadır. Kirlilik emisyonları gibi çevresel göstergeler ile sektörel çıktılar, fıyatlar, vergiler, ödenekleri gibi ekonomik ve sosyal göstergeleri de içerebilmektedir246. 245OECD, a.g.e. 246OECD, a.g.e. <sup>240</sup>ECD, "OECD Environmental Indicators: Development, Measurement and Use, Reference Paper" ,s.10, (2003). ## Çevresel Muhasebeden Türetilmiş Göstergeler Çevresel muhasebeden türetilen göstergeler, çevresel konuların ekonomik ve kaynak politika entegrasyonuna katkıda bulunmak amacıyla geliştirilmektedir447. Çevresel harcama hesapları, doğal kaynakların sürdürülebilir yönetimi konusunda fiziksel doğal kaynak hesapları, kaynak kullanımına ilişkin verimlilik ve üretkenlik ile fiziksel materyal akış hesapları üzerinde odaklanmaktadır. ## 4. Avrupa Çevre Ajansı Gösterge Setleri Avrupa Çevre Ajansı (AÇA), 1210/90 AB Konsey Tüzüğü ile 1990 yılında resmen kurulmuş ve 1994 yılında Danimarka'nın Kopenhag kentinde AÇA'nın merkezi olarak belirlenmiştir. AÇA, çevre ile ilgili sağlıklı, bağımsız bilgiler vermekle görevli bir Avrupa Birliği (AB) kurumudur248. Avrupa Çevre Ajansı çevresel politika uygulamalarını desteklemek amacı ile çevresel göstergelere dayalı değerlendirmeler yapmaktadır. AÇA tarafından yayınlanan raporların yanı sıra Ajans, analıtik metodoloji ve veri desteği ile de hizmet vermektedir. AÇA'nın başlıca yararlanıcıları arasında politika üreten ajanslar ve Avrupa Komisyonu, Avrupa Parlamentosu, Konsey ve Üye ülkelerde görevli AB düzeyindeki politika sağlayıcılar bulunmaktadır249. <sup>247</sup>OECD, a.g.e <sup>248</sup> T.C Çevre ve Orman Bakanlığı, "Avrupa Çevre Ajansı 2008 Yılı Faaliyetleri Broşürü", Ankara, 2009. <sup>24</sup> European Environment Agency, http://www.eea.europa.eu/about-us/who, (Erişim Tarihi: 26.05.2011). Göstergelerin politika belirleme sürecinde kullanımı sonucunda, gösterge havuzundan seçilenlerle "Çekirdek Gösterge Seti" oluşturulmuştur. Ajans, 2003 yılında, 37 göstergeden oluşan çekirdek gösterge seti çalışmasını sonlandırmıştır". Çekirdek gösterge seti, 2004 yılında kullanılmaya başlanmış, 2005 yılında güncellenmek üzere gözden geçirilmiştir. AÇA'nın gösterge geliştirme yaklaşımında, çekirdek gösterge setinin sâbit olması, ancak statik bir set de olmamasına dikkat edilmektedir. Orneğin hazırlanan gösterge seti; üye ülkelerin gürültü, kimyasallar, sağlık ve biyoçeşitlilik ve su gibi konularda daha çok sayıda göstergenin olması yönündeki taleplerine hizmet edebilmelidir". Çekirdek set içerisinde her gösterge, DPSIR çerçevesine yerleştirilebilir, (D = itici kuvvetler, P = baskılar, S = durumlar, I = etkiler, R = tepkiler) Çekirdek setle amaçlanan birinci hedef, önceliklere odaklanmak ve politika tabanlı olmaktır; DPSIR yoluyla entegre değerlendirmeler yapmak için temel oluşturmak değildir. Göstergeler, türlerine göre A: tanımlayıcı göstergeler, B: performans göstergesi, C : eko-verimlilik göstergesi, D: politika etkinliği göstergesi, E: toplam refah göstergesi olmak üzere de sınıflandırılmaktadır252. Avrupa Çevre Ajansı'nda çekirdek göstergelerin seçimi dinamik bir süreçtir: Avrupa Çevre Ajansı tarafından oluşturulan çekirdek setin seçim kriterleri, AÇA ihtiyaçları <sup>250</sup>European Environment Agency, Environmental Indicators, a.g.e. <sup>251</sup> European Environment Agency, Environmental Indicators, a.g.e. <sup>252</sup>EEA, "Indicators About Europe's Environment", http://themes.eea.eu.int/indicators/ all indicators box? sort by=theme, (Erişim Tarihi: 14.05.2010). ve yönetim uygulamalarına uygun olarak Avrupa Birliği, OECD ya da başka kuruluşlar tarafından yaygın kullanılan kriterler dikkate alınarak tasarlanmaktadır. AÇA Çekirdek Göstergeler Seti oluşturulurken seçim kriterleri bakımından 5 husus dikkate alınmaktadır253. Politika uygunluğu: AB ya da diğer uluslararası kuruluşların politikaları ile diğer ülkelerin görüş ve önerileri doğrultusunda belirlenmiş konular, geçerli politikalar gözönünde bulundurularak değerlendirilir254. Ilerleyen ve gelişim gösteren hedefler: Bu kriter nicel ya da nitel hedeflerin içeriklerine göre entegrasyonlarını sağlarken politik argumanlar hâline getirmektedir. Mevcut ve Sürekli Toplanan Veri: Bu kriter, ülkeler arasında yapılan antlaşmalar ve raporlama zorunlulukları çerçevesinde gerekli olan verilerin temini, ya da rutin olarak toplanması esasına dayanmaktadır. Yasal ya da yasal olmayan zorunluluklar dikkate alınmakta, aynı zamanda veri akışının temin edilmesiyle göstergelerin düzenli olarak güncellenmesi sağlanmaktadır233. Mekâna Ilişkin ve Geçici Kapsam: Bu kriter hedefler kapsamına göre değerlendirildiğinde raporlanan verilerin güncel içeriğine dayanmakta olduğu görülmektedir. Göstergelerin odaklandığı konular birbirinde çok farklı olmadıkça <sup>233</sup> EEA, "EEA Core Set of Indicators Guide", EEA Technical Report No:1/2005-ISSN 1725-2237, Luxembourg: Office for Official Publications of the European Communities, s.10, Copenhagen, 2005 <sup>254</sup>EEA, "EEA Core Set of Indicators Guide", a.g.e. <sup>255</sup>EEA, "EEA Core Set of Indicators Guide", a.g.e. AÇA'nın amacı 31 üye ülkenin tamamını içeren yapılandırılmaların gerçekleştirilmesidir. Ornegin, AB-25 ülkesi içerisinde direktiflerin uygulamaları göstergelere dayandırıldığında zaman serilerine uygulanabilen değerlendirmeler yapılabilmektedir256. Ulusal Olçekte Temsil Edebilir Veri: Bu kriter ülkelerin tek tek performans kriterlerini ortaya koymaktadır. Bu yüzden göstergelerin hesaplanması kullanılan kaynaklar ve metodolojiler üzerinde yaygın bir anlayış gerektirmektedir-57. Göstergelerin Anlaşılabilirliği: Bu kriter göstergelerin açıkça tanımlanması, uygun değerlendirme ve temsil edilebilirliği üzerine odaklanmaktadır. Buna göre de göstergeler karşıt mesajlardan oluşmamalı ve oluşturulan çekirdek set üzerinden doğrulamalar yapılmalıdır. Bu ölçütler dikkate alınarak sağlaması yapılan göstergeler tespit edilerek çekirdek gösterge seçimi yapılmaktadır-38. Kriterler dikkate alınarak göstergelerin değerlendirilmesi, çekirdek setin sonraki aşamalarında kalite kontrolunun yapılması açısından önem taşımaktadır. Çevresel konular dikkate alındığında; biyolojik çeşitlilik, toprak, kimyasallar, gürültü, ekolojik su kalitesi gibi konularda hala gelişmelere ihtiyaç duyulduğu, bireysel göstergeler arasından; yolcu taşıma talepleri, göstergelerin mekân açısından kapsamı ve ozon <sup>256</sup>EEA, "EEA Core Set of Indicators Guide", a.g.e. <sup>257</sup>EEA, "EEA Core Set of Indicators Guide", a.g.e. <sup>258</sup> EEA, "EEA Core Set of Indicators Guide", a.g.e. tabakasını seyrelten maddelerin üretimi gibi konuların hâlâ zayıf kaldığı tespit edilmiştir 259. Göstergeler konusunda verilerin temini ve raporlama zorunlulukları AÇA veri sağlayıcılarınca temin edilmektedir. Bu sistem tabanı ülkeler tarafından temin edilen veriler ile direkt olarak bağlantılı olan bir yaklaşım olmakla birlikte Avrupa seviyesindeki son durum konusunda etkili bilgi akışını sağlamak ve veri kalitesinin izlenmesi bakımından da etkili olmaktadır260. Gösterge Yönetim Sistemi (IMS) 2005 yılı sonunda aktif hale gelmiştir. IMS aracılığı ile ülkelerarası veri akışı sağlanmakta, kalite kontrolleri yapılmakta ve çekirdek set içerisindeki göstergeler yayımlanmaktadır. Düzenli yapılan görüşmeler ve değerlendirmeler neticesinde gösterge çıktıları konusunda fikir alışverişinde bulunulmaktadır. Çekirdek gösterge setinin yönetimi konusunda sözlük hazırlanmakta, uygun rehberler doğrultusunda erişim sağlanabilmektedir. INSPIRE direktifi temel alınarak modülleri oluşturulan GMES, (Küresel Çevre Izleme Sistemi) 2008 yılında kurularak çevrenin küresel boyutta izlenmesi ve güvenliği için kurulan yeni izleme sistemleri ile çevresel veri ve bilgilere erişim sağlanmaktadır261. <sup>259</sup>EEA, EEA Core Set of Indicators Guide, a.g.e. <sup>260</sup> EEA, EEA Core Set of Indicators Guide, a.g.e. <sup>261</sup>EEA, EEA Core Set of Indicators Guide, a.g.e. ## 5. Avrupa Birliği Çevre Göstergeleri ve Yapısal Göstergeler ## 5.1. Avrupa Birliği Sürdürülebilir Kalkınma (SD), 1987 yılında ilk olarak Brundland Raporunda anılmış ve Avrupa Topluluğunun açık bir amacı olarak tanıtılmıştır. Tüm Avrupa Birliği politikalarına entegre edilen çevresel hususlarla ilgili gereksinim, 1992 Maastricht Avrupa Birliği Anlaşması'na eklenmiş ve 1997 yılında Amsterdam Anlaşması ile pekiştirilmiştir. 1998 yılında Cardiff Avrupa Konseyi, birçok Konsey oluşumundan, çevresel konuların kendi politikalarına da entegre edilmesi konusunda atılan adımları rapor etmesini istemiş ve gelişimi izlemek için gösterge üretme koşulunu da ortaya koymuştur. Helsinki'deki Avrupa Komisyonu Haziran 2001 tarihinde, Avrupa Konsey'ne sunmak üzere ekonomik, sosyal ve ekolojik açıdan sürdürülebilir kalkınma için uzun vadeli stratejiye uyum politikasıyla ilgili bir teklif hazırlamaya çağırmıştır262. Sonrasında Avrupa Komisyonu, SD için bir AB stratejisi teklifi sunan bir iletişim formu üretmiş, Avrupa Konseyi tarafından Gothenburg'daki zirvede dikkate alınmıştır-66. Elde edilen çıktıda, Avrupa Birliğinin SD Stratejisinin, tüm politikaların ekonomik, sosyal ve çevresel etkilerini koordineli bir şekilde incelemesi ve karar verme aşamasında dikkate alınması gerektiği prensibine dayanacağı vurgulanmıştır. Sürdürülebilir kalkınma konusunda, AB'nin ekonomik ve sosyal <sup>200</sup> Member States Experiences With Sustainable, "The Evolution of Sustainable Development within EU Policy", p.12, European Comminities, 2004. <sup>263</sup> Commission of the European Communities, "A Sustainable Europe For a Better World: A European Strategy for Sustainable Development: COM", (2001) 264 Final, Brussels. yenilenmesiyle ilgili politika taahhüdünü tamamlamış ve politika oluşturmaya yönelik yeni bir yaklaşımı kurması için Lizbon stratejisine çevresel boyutu eklemiş olan bir strateji üzerinde anlaşmaya varılmıştır. Avrupa Komisyonu, Avrupa Konseyi için hazırlanacak ve zamanı geldiğinde Konsey tarafından karar verilecek olan temel göstergelerin yıllık sentez raporunda da AB Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi belgesinin dikkate alınacağını ortaya koymuştur. Ilk adım olarak da Avrupa Birliği, gelecekteki göstergeler kümesini içeren politikaları geliştirmek için ilgili dört öncelik alanı belirlemiştir. Bu konular: İklim değişimi, Ulaşım, Halk Sağlığı ve Doğal kaynaklar'dır264. Avrupa Konseyi toplantısında Gothenburg'da, dört politika alanı belirlenerek 15-16 Mart 2002 tarihinde aşağıda belirtilen başlıklar altında göstergeler belirlenmiştir: Iklim değişimi ile mücâdelede yararlanılacak araçlar, ve gerekli envanter belirleme: 1.Sera gazlarından altısının emisyonları, Kyoto hedefi çerçevesinde ve kesin ifâdelerle 2.Elektrik tüketiminde yenilenebilirlerin payı. Sürdürülebilir ulaşım sağlama: 3. GSYIH'e karşı ulaşım hacmi (yolcular/km, ton/km cinsinden yük); ve 4. Ulaşımın şekilsel ayrımı (yolcular/ km, ton/km cinsinden yük) <sup>264</sup>EU Member States Experiences With Sustainability, a.g.e Halk sağlığını tehdit eden unsurları belirleme: 5. Hava kirliliğine mâruz kalan şehir nüfusu Doğal kaynakları daha çok sorumlulukla yönetme: 6. Toplanan, depolanan ve yakılan belediye atıkları miktârı (kg/yerleşik halk) Genel ekonomik geçmiş: 7. Ekonominin enerji yoğunluğu (Enerji tüketimi / GSYIH). Bu göstergelere alt göstergeler de dahil edildiğinde 13 gösterge, 42 yapısal gösterge olmak üzere Laeken Avrupa Konseyi'nde karar verilmiştire 65. ## 5.2 Avrupa Birliği'nde Çevre Konusundaki Temel Göstergeler Avrupa Birliği'nin çevre konusundaki göstergeleri, Avrupa Komisyonu Çevre Genel Müdürlüğünce,"Ana Çevresel Sorunlardaki Eğilimleri Değerlendirmek" başlığı altında yeralmaktadır. Kullanılan göstergeler, temel olarak EUROSTAT verilerine dayanmakta, Tablo 4'de belirtildiği gibi 10 gösterge üzerinden AB'nin çevresel performansı özetlenmektedir 266. <sup>265</sup>EU Member States Experiences With Sustainable, a.g.e. <sup>266</sup> European Commisions , "EU Environment Related Indicators 2009", Assesing Trends Towards Key Environmental Challenges Introduction. Tablo: 4. Avrupa Birliği Çevre Göstergeleri267. | Gösterge no. | Gösterge adı | |--------------|------------------------------------------------------------------------| | | | | 1. | İklim Değişimi (Sera Gazı Emisyonları) | | 2. | Ulaştırma (Yolcu Ulaştırma, Nakliye Ulaştırma, GSYIH) | | 3. | Enerji Yoğunluğu (Enerji / 1000 Euro) | | 4. | Yenilenebilir Kaynaklardan Elektrik (AB elektriğinde % ) | | న్. | Biyoçeşitlilik, Kuş nüfusu (Tarım arazisi, Ağaçlık arazi, Sulak arazi) | | 6. | Balıkçılık (Güvenli limitlerin dışında yakalama) | | 7. | Organik Tarım | |-----|-----------------------------------------------------| | 8. | Kentsel Atık | | 9. | Hava Emisyonları (SO2, NOx) | | 10. | Kentsel Hava Kalitesi (Partiküler madde PM10, Ozon) | --------- <sup>267</sup>http://ec.europa.eu/environment/indicators/pdf/leaflet\_env\_indic\_2009.pdf, (ErişimTarihi: 26.10.2010). ## 5.3 Avrupa Birliği Yapısal Göstergeler 2000 yılındaki Lizbon Avrupa Konseyi'nde; Avrupa Birliği tarafından sonraki on yıllarda sürdürülebilir ekonomik kalkınma ve daha fazla toplumsal tutarlılık ihtiyacından yola çıkılarak, dünyada "en rekabetçi olma ve dinamik bilgi tabanlı ekonomi" stratejik hedefi konulmuştur208. Ayrıca Konsey tarafından Komisyonun, Lizbon stratejilerine yönelik gelişimlerini yapısal göstergeler temelinde aktarmak üzere yıllık sentez raporunun hazırlanması talep edilmiştir. 2006 yılında, yenilenen Lizbon Stratejisi'nin köşe taşları olarak dört konu başlığı belirlenmiştir: İklim değişimi ve Enerji, Bilgi ve Yeniliğe Yatırım, İş Potansiyelini Değerlendirmek, Insana ve Modernize Iş Piyasalarına Yatırımdır. Bu konularda belirlenen yapısal göstergeler Tablo 5'de yer almaktadır269. Yapısal göstergelerin çevre başlığı altında yer alan kısmı ise, Tablo 5.1 'de belirtildiği gibi toplam 18 göstergeyi içermektedir. <sup>268</sup> European Commisison, "Eurostat Structural Indicators Introduction", http://epp.eurostat.ec. europa.eu/portal/page/portal/structural indicators/introduction, ( Erişim Tarihi: 17.05.2010). <sup>269</sup>European Commisison, a.g.e. Tablo 5: Yapısal Göstergeler Kısa Listesi270. | KONU | GÖSTERGE | |-----------------|----------------------------------------------------------------------| | | | | Genel Ekonomi | Satın alma gücü paritesine göre kişi başı GSYIH | | | | | | İşçi üretkenliği | | | | | | Yenilik ve Araştırma Cinsiyete göre gençlerin eğitim alma seviyesi | | | AR-GE'deki gayri safi yurt içi harcama | | | | | Ekonomik Reform | Karşılaştırmalı ücret seviyeleri | | | | | | İş yatırımı | | | | | Istihdam | Cinsiyete göre istihdam oranı | | | Cinsiyete göre yaşlı işçilerin istihdam oranı | | Sosyal Uyum | Cinsiyete göre sosyal transferler sonrası yoksulluk riskindeki oran | | | Cinsiyete göre uzun dönemli işsizlik oranı | | | Cinsiyete göre bölgesel istihdam oranlarının dağılımı | | Çevre | Sera gazı emisyonları | | | Ekonominin enerji yoğunluğu | | | GSYIH'e göre yük taşıma hacmi | | | | Kaynak: Avrupa Komisyonu Eurostat Ofisi,Yapısal Göstergeler Kısa Listesi. <sup>270</sup> European Commisison, a.g.e. Tablo 5.1 Bütün set içerisinden Yapısal Göstergelerin Çevre Kısmı271. | | Gösterge Adı | Tanımı | |-----|------------------------------------------------------------------------------------------|--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------| | | | | | 1. | tsien010 - Sera gazı emisyonları | Sera gazı emisyonları indeksi ve hedefler, CO2 eşdeğeri | | | | (Gerçek baz yıl = 100) | | 2. | —Ekonominin<br>enerji<br>tsien020 | Ulke içinde brüt tüketilen enerjinin GSYİH'ya bölünmesi | | | yoğunluğu | (1000 Avro başına kilogram petrol eşdeğeri) | | | 3. tsien030 - Kombine ısı ve güç<br>oluşumu | Brüt elektrik üretiminin yüzdesi | | 4. | tsien040 – Enerjide örtülü vergi | Enerji vergi gelirlerinin nihai enerji tüketimine oranı,<br>indirilmiş | | న్. | tsien050<br>Yenilenebilir<br>kaynaklardan elektrik üretimi | Brüt elektrik tüketiminin yüzdesi | | 6. | tsien060 - GSYIH'e göre yük<br>taşıma hacmi | GSYIH'e göre ülke içinde yük taşıma hacmi indeksi<br>(2000=100) | | 1. | tsien070 - GSYİH'e göre yolcu<br>taşıma hacmi | GSYIH'e göre ülke içinde yolcu taşıma hacmi indeksi<br>(2000=100) | | 8. | Ulke<br>içi<br>yük<br>tsien080<br>taşımacılığında karayolunun payı | ton-km'nin yüzdesi | | 9. | Ülke içi<br>tsien090<br>yolcu<br>taşımacılığında otomobilin payı | yolcu-km'nin yüzdesi | | | 10. tsien100<br>Kentsel nüfusun<br>havadaki ozona maruz kalması | Belli bir eşik değerin üzerindeki günlük maksimum 8 saatlık<br>ortalama ozon konsantrasyonlarının nüfus ağırlıklı yıllık<br>toplam1. | | | nüfusun<br>11. tsien110<br>Kentsel<br>partiküler<br>havadaki<br>maddeye<br>maruz kalması | ağırlıklı<br>yıllık<br>Partıküler maddenin<br>nüfus<br>ortalama<br>konsantrasyonu | | | 12. tsien120<br>Belediye<br>atıkları<br>-<br>üretimi | Kg/kişi/yıl | | | 13. tsien130 - Arıtma türüne<br>göre<br>belediye atıkları | Kg/kişi/yıl | | | 14. tsien140 - Kaynak verimliliği | Brüt yurtiçi hasılanın yurtiçi malzeme tüketimine oranı | | | 15. tsien150 - Stoklardan 'güvenli | Stoklardan 'güvenli biyolojik sınırlar' dışında tutulan balık | ²71 Avrupa Komisyonu Eurostat Ofisi, Yapısal Göstergeler Listesi. | biyolojik sınırlar' dışında balık yüzdesi<br>tutulması | | |-------------------------------------------------------------------------------------------|-------------------------------------------------------------------| | 16. tsien160 - AB Habitat direktifi %<br>altındaki<br>alanların<br>korunan<br>yeterliliği | | | 17. tsien170 - Tarla kuşu indeksi | (Indeks 1990=100) | | 18. tsien180<br>Cinsiyete<br>-<br>doğumda beklenen sağlıklı yaşam<br>sures1 | göre Bir insanın doğumda yaşaması beklenen sağlıklı yıl sayısı. | Lizbon Stratejisi AB için stratejik bir hedef ortaya koymaktadır: "Dünyanın en rekabetçi ve en dinamik, bilgiye dayalı ekonomisi haline gelmek düşüncesi yer alırken büyüme boyutunda, Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi bakımından güçlüklere neden olmaktadır. Bu yüzden Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi, çevresel bir taahhüt üzerinden kurulmayı ve gerçekleştirmeyi hedeflemektedir. Lizbon stratejisi altında yatan mantık uzun vadede, ekonomik büyüme, sosyal uyum ve çevre koruma faaliyetlerinin birlikte ilerlemesi gerektiği üzerinde yoğunlaşmaktadır 272. "Avrupa için Çevre" başlığı altında Kiev'de gerçekleştirilen bir konferans sonrasında, St. Petersburg'da Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu (ÜNECE) Çevre Gözlem ve Değerlendirme Çalışma Grubu (WGEMA) toplantısı yapılmış ve bu toplantıda Doğu Avrupa, Kafkaslar ve Merkezi Asya (EECCA) ülkeleri için bir çevresel strateji benimsenmiştir. Bu toplantıda, EECCA ülkelerinin temsilcileri ile, çevresel politika ve ekonomik sektörlere ilişkin öncelikli alanlar <sup>27</sup> EU Turkey Review, "Sustainable Development", Issue 12, 2008, http://europa.eu/eurlex/en/com/cnc/2001/com 2001 0264en01.pdf, (Erişim Tarihi: 19.05.2010). belirlenmiş, EECCA çekirdek seti için en uygun 118 gösterge seçilmiştir. Konu başlıkları ise sırasıyla: Atmosfer, İklim değişimi, Atık, Su, Biyoçeşitlilik, Arâzi kaynakları ve Toprak, Tarım, Enerji, Ulaştırma konuları üzerinedir273. Tablo 5.2. Doğu Avrupa, Kafkas ve Merkezi Asya Ülkeleri için Çekirdek Çevresel Göstergeler Listesi. | TEMA | GÖSTERGE | |-------------------------------------|--------------------------------------------------------------------------------------------| | 1. Hava Kirliliği | Seçilmiş ağır metallerin emisyonları (sektör başına toplam civa,<br>kurşun, kadmiyum) | | | Kentsel alanlardaki, düzenli gözlemlerle SO2 aşım günleri | | 2. İklim Değişimi | Anahtar kaynak sektörlerin SG emisyonları (enerji, ulaştırma, sanâyi,<br>tarım, atık) | | 3. Su | Tekrar kullanılan su payı | | 4. Arazi Kaynakları<br>ve<br>Toprak | Rüzgar erozyonu ve suyla aşınma riski altındaki tarımsal arazi oranı | | 5. Biyoçeşitlilik | Fauna tür gruplarının eğilimleri (etçiller, yırtıcılar, ekonomik ilgi<br>altındaki türler) | | 6. Atık | Atık geri kazanımı | | | Atık arıtma kapasitesi | | 7. Enerji | Brüt elektrik tüketimindeki yenilenebilir elektrik payı | | 8. Ülaştırma | Türe göre ulaştırma son enerji tüketimi | | 9. Enerji | Bütün elektrik içerisinde yenilenebilir enerjinin payı | <sup>273</sup> UNECE Working Group on Environmental Monitoring and Assessment, "Environmental Monitoring and Assessment: Eastern Europe, the Caucasus and Central Asia", http://www.unece.org/env/europe/monitoring/Indicators/Application%200f%20Indicators.en.pdf, (Erişim tarihi:17.05.2010) ## 6. Birleşmiş Milletler Göstergeleri Birleşmiş Milletler bünyesinde, Birleşmiş Milletler İstatistik Ofisi (UNSTAT) olarak adlandırılan ve birçok alanda veri toplayan bir istatistiksel birim mevcuttur274. İstatistik Birimi, küresel boyutta istatistiksel bilgileri toplamakta, paylaşmakta ve istatistiksel uygulamalar için standartlar ve normlar geliştirmektedir. Ülusal istatistik sistemlerini güçlendirmek üzere ülkelere özgü çalışmalar desteklenmektedir. Küresel istatistik sistemindeki en üst birim olan Birleşmiş Milletler İstatistik Komisyonu'nun işlevi desteklenmektedir275. Birleşmiş Milletler İstatistik Bölümü'nün (UNSD) Çevre İstatistikleri Birimi, çevresel istatistikler ve göstergeler uzmanlık alanında; metodolojilerin belirlenmesi veri toplama yöntemleri, teknik işbirliği ve koordinasyonun sağlanması gibi konularda faaliyetler göstermektedir276. Yöntemsel faaliyetler bakımından, ulusal ve uluslar arası istatistiklerin gelişimi ve çerçevelerin, kavramların, yöntemlerin, tanımların ve veri toplama rehberlerinin geliştirilmesi iş tanımları arasında yer almaktadır-''. <sup>274</sup> United Nations Statistics Division, http://unstats.un.org/unsd/, (Erişim Tarihi: 17.05.2010) <sup>275</sup>United Nations Statistics Division,a.g.e. <sup>276</sup>United Nations Statistics Division,a.g.e. <sup>277</sup>United Nations Statistics Division,a.g.e. Verilerin toplanması iki yılda bir gerçekleştirilen anketler, 1999, 2001, 2006 ve 2008 yılları arasında zaman serileri dikkate alınarak, Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Komisyonu çevresel göstergeleri üzerinde uygulanmaktadır. Tablo 5.3'de UNSD tarafından kullanılan göstergeler yer almaktadır. Tablo 5.3 Birleşmiş Milletler Tarafından Kullanılan Çevresel Göstergeler-78. | KONU | GÖSTERGE | |-------------------|--------------------------------------------------------------------| | | | | 1. Hava Kirliliği | | | SO2 emisyonları | Yakıt yanmasından oluşan SO2 emisyonları | | | 1990'dan itibaren olan % değişiklik oranı | | | Kişi başına düşen yakıt yanmasından kaynaklanan<br>SO2 emisyonları | | NOx emisyonları | Yakıt yanmasından oluşan NOx emisyonları | | | 1990'dan itibaren olan değişiklik %'si | | | Kişi başına düşen yakıt yanmasından kaynaklanan<br>NOx emisyonları | | 2. Su | | | Su kaynakları | Yağış | | | İç kış | | | Ulkeye giren yüzey ve yer altı sularının gerçek<br>akışı | | | Toplam yenilenebilir tatlı su kaynakları | | | Kişi başına düşen toplam yenilenebilir tatlı su<br>kaynakları | | Halk su temini | Su temin sanâyisinden kişi başına elde edilen net | <sup>278</sup> United Nations Statistics Division,a.g.e. | KONU | GÖSTERGE | |-----------------------------------------|---------------------------------------------------------| | | tatlı su | | | Su temin sanâyisinden su hizmeti alan nüfus<br>yüzdesi | | Atıksu | Atık su toplama (kanalizasyon) sistemine bağlı<br>nüfus | | | Atık su arıtma sistemine bağlı nüfus | | 3. İklim Değişimi | | | Sera gazı emisyonları | Toplam GHG emissyonu (CO2 eşdeğeri) | | | 1990'dan itibaren değişiklik %'si | | | Kişi başına GHG emisyonları | | CO2 emisyonları | CO2 emisyonları | | | 1990'dan itibaren değişiklik %'si | | | Kişi başına CO2 emisyonları | | | km² başına CO2 emisyonları | | Sera<br>Gazları<br>Diğer<br>Emisyonları | CH4 emisyonları | | | Kişi başına düşen CH4 emisyonları | | | 1990'dan itibaren değişiklik %'si | | | N2O emisyonları | | | Kişi başına düşen N2O emisyonlar | | | 1990'dan itibaren değişiklik %'si | | 4. Atık | | | Atıklarının<br>Belediye<br>toplanması | Toplanan belediye atığı | | | Belediye atık toplama hizmeti verilen nüfus | | | Hizmet edilen kişi başına toplanan belediye atığı | | KONU | GÖSTERGE | |------------------------|------------------------------------------------| | | | | Belediye<br>arıtılması | Toplanan belediye atığı | | | atıklarının Düzenli depolanan belediye atığı | | | Yakılan belediye atığı | | | Geri dönüştürülen belediye atığı | | Tehlikeli atıklar | Tehlikeli atık oluşumu | | 5. Arazi kullanımı | | | Ülke alanı | Toplam alan | | Orman alanı | 1990 yılındaki orman alanı | | | 2005 yılındaki orman alanı | | | 1990'dan itibaren değişiklik %'si | | | 1990 yılında ormanla kaplı olan arazi %'si | | | 2005 yılında ormanla kaplı olan arazi %'si | | Tarım alanı | Tarımsal alan | | | 1990'dan itibaren değişiklik %'si | | | Toplam arazi alanının %'si | | | Ekilebilir arazi | | | Devamlı mahsül veren arazi | ## Birleşmiş Milletler UNEP - GEO Veri Portalı Göstergeleri Küresel Çevreye Bakış (GEO) göstergeleri, değerlendirme ve rapolama süreçlerinde küresel ve bölgesel düzeyde çevresel eğilimleri yansıttığından, seçilmiş - nicel parametrelerden oluşan yoğun bir set olarak adlandırılabilir?". Birleşmiş Milletler Çevre Programı kapsamında Küresel Çevreye Bakış (UNEP/GEO) Çekirdek Göstergeleri Tablo 5.4 'de gösterilmektedir. 'Küresel Çevreye Bakış Göstergeleri' çevresel konuların tâkibini kolaylaştırmakta, yıllık bazda küresel ve bölgesel düzeylerde ele alınan çevresel eğilimleri güncel ve tutarlı genel bir bakış açısıyla sunmayı amaçlamaktadır" " Konu başlıkları içerisinde; önemli, uygun ve güvenilir bulunan göstergeler her yıl belirlenirken göstergelerin Çekirdek Seti'nin güncellenmiş hali 'GEO Göstergeleri' olarak Küresel Çevreye Bakış yıllığına dâhil edilmektedir281. | Actomer | |-------------------------------------| | Brüt Yurtici Hasıla Basına<br>HAAMI | Tablo 5.4 Küresel Cevreye Bakış (GEO) Göstergeleri282. | Enerji | | |----------------|-------------------------------------------------| | | Yenilenebilir Enerji Temin Indeksi | | | Enerji Kullanımı | | Atmosfer | Karbondioksit Emisyonları | | | Klorofloro karbon (CFC) Tüketimi | | Biyoçeşitlilik | Korunan Alanlar – Toplam Karasal Alanın Yüzdesi | <sup>27</sup>YUnited Nations Environment Programme, "Global Environment Outlook", http://www.unep.org/ geo/, (Erişim Tarihi:18.05.2010). 281 United Nations Environment Programme, a.g.e. <sup>280</sup> United Nations Environment Programme, "Global Environment Outlook, GEO Data Portal", http://geodata.grid.unep.ch/, (Erişim Tarihi:18.05.2010). <sup>28</sup> United Nations Environment Programme, "Global Environment Outlook, GEO Data Portal" , http://geodata.grid.unep.ch/, (Erişim Tarihi:18.05.2010). | Tema | Gösterge | |---------------------------------------------------|-----------------------------------------------------------------------------------------------| | | Kuşlarla İlgili Kırmızı Liste İndeksi | | Stratosferde<br>Tabakasının İncelmesi<br>Ormanlar | Ozon İnceltici Maddelerin Tüketimi - Kloroflorokarbonlar<br>(CFC) | | | Ozon İnceltici Maddelerin Tüketimi | | | Hidrokloroflorokarbonlar (HCFC) | | | Ozon Inceltici Maddelerin Tüketimi – Metil Bromür | | | Ormanla Kaplı Arazi Alanlarının Oranı | | | Orman Hasat Oranı | | | FSC-Akredite Onay Organları Tarafından Onaylanan<br>Ormanlar | | Doğal Afetler | Doğal Afetlerden Etkilenen Kişi Sayısı | | | Olen Kişi Sayısı | | | Etkilenen Kişi Sayısı | | Kentsel Alanlar | Büyük Şehirlerde SO2 ve NOx Konsantrasyonları | | Tatlı Su | Nehirler, Göller ve Yeraltı Sularındaki Biyokimyasal Oksijen<br>İhtiyacı (BOD) Konsantrasyonu | | | Nehirler, Göller ve Yeraltı Sularındaki Azot Konsantrasyonu | | | Geliştirilmiş İçme Suyu Kapsamı-Toplam Nüfus | | | Geliştirilmiş Temizlik Kapsamı-Toplam Nüfus | | Kıyı ve Deniz Alanları | Balık<br>("Balık,<br>Kabuklular<br>Yakalama-Marina<br>ve<br>Yumuşakçalar Yakalama-Marina") | | | Dünya Balıkçılığı Stok Azalması | | Uluslararası Girişimler | Çok Taraflı Çevresel Anlaşmalara Taraf Olanların Sayısı,<br>(1971-2006) | ## 7. Sürdürülebilir Kalkınma Komisyonu Gösterge Sistemleri Bilindiği gibi 'Sürdürülebilir Kalkınma' kavramı, 1987 Brundtland raporunda "Bugünün ihtiyaçlarını gelecek kuşakların kendi ihtiyaçlarını karşılama kâbiliyetlerinden ödün vermeden karşılamak" olarak tanımlanmıştır. 2001 Gothenburg Avrupa Konseyi toplantısında Avrupa Birliği Üye Ülkeleri, "Daha iyi bir Dünya için Sürdürülebilir bir Avrupa , Sürdürülebilir Kalkınma için bir Avrupa Stratejisi" konusunu ele alarak sürdürülebilir kalkınmayı AB genelinde bir hedef hâline getirmişlerdir283. Avrupa'da sürdürülebilir kalkınmaya tehdit oluşturabilecek alanlar da belirlenmiştir284. -Insan faâliyetlerinin giderek artması sonucunda salınan sera gazlarının neden olduğu küresel ısınma. -Tehlikeli kimyasallardan etkisizleşen antibiyotiklere ve dirençli yeni hastalık türlerine kadar çeşitlilik gösteren halk sağlığına yönelik ve ciddî tehditler. -Her altı Avrupalı'dan birini etkileyen yoksulluğun bireyler üzerinde etkisi: Sağlık kaybı, intihar ve sürekli işsizlik gibi olumsuz etkiler. <sup>283</sup> European Commission, "SustainableDevelopment Together For Tomorrow", http://ec.europa.eu/sustainable/history/ index en.htm, (Erişim Tarihi: 19.05.2010). <sup>284</sup>EU Turkey Review, "Sustainable Development", A periodical of the Delegation of the European Commission to Turkey, Issue 12, 2008, http://europa.eu/eur-lex/en/com/cnc/2001/com 2001 0264en01.pdf, (Erişim Tarihi: 19.05.2010). -Düşük doğum oranı ile birlikte yaşlanan nüfus, ekonomik ve sosyal büyüme hızında bir yavaşlama tehdidi. - Biyolojik çeşitliliğin kaybı, balık rezervleri ve kullanılabilir tarımsal alanlar gibi önemli kaynakların kaybı tehdidi. -Doğal kaynakların çok daha sorumlu bir yaklaşımla yönetilmemesi ve korunması. -Kent merkezlerinde görülen yozlaşma, genişleyen ve sosyal dışlanma nedeniyle özellikle kentsel alanlar için büyük bir sorun olarak ortaya çıkan ulaşım problemi. Sürdürülebilir Kalkınma Komisyonu (CSD) Gösterge Yaklaşımı 2001 yılında bugünkü şeklini alarak oluşturulmuştur. CSD göstergeleri, 58 sürdürülebilir kalkınma göstergesinden oluşan bir listeye dayanmakta ve çevre, sosyal konular, ekonomi ve kurumsal konuları kapsamaktadır. Çekirdek gösterge seti, 134 göstergeden oluşan çalışma listesine ve Nisan 1995 yılında Sürdürülebilir Kalkınma Komisyonu tarafından düzenlenen ilgili metodoloji föylerine dayanmaktadır. 85. 2001 yılında EUROSTAT tarafından Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma gösterge seti Avrupa Birliği'ne Uye Ulkeler için test edilmiştir. Sonuçlar göstergelerin yaklaşık yarısının Tablo: 5.5'de belirtildiği gibi Avrupa Birliği gösterge yaklaşımına doğrudan uygun olduğu yönündedir. <sup>285</sup> United Nations, Economics and SocialAffairs , "Indicators of Sustainable Developments Guidelines and Methodologies", Third Edition, October 2007, http://www.un.org/esa/sustdev/ natlinfo/ indicators/guidelines.pdf, (Erişim Tarihi:19.05.2010) Tablo 5.5 Çevre Başlığında Sürdürülebilir Kalkınma Göstergeleri286 | ÇEVRE | | | |---------------------------------------|----------------------------------|-----------------------------------------------------------------------------------------------| | | İklim Değişimi | Sera Gazı Emisyonu | | Atmosfer | Tabakasının<br>Ozon<br>Incelmesi | Ozon Tabakasını İncelten Madde Tüketimi | | | Hava Kalitesi | Kentsel Alanlarda Hava Kirleticilerin Dış<br>Çevre Konsantrasyonu | | Arâzi | Tarım | Ekilebilir ve Daimi Ekin Arâzi Alanı | | | | Gübre Kullanımı<br>Tarımsal Pestisit Kullanımı | | | Ormanlar | Arazi Alanının yüzdesi olarak Orman Alanı<br>Ağaç Hasat Yoğunluğu | | | Çölleşme | Çölleşmeden Etkilenen Arazi | | | Kentleşme | Resmî ve Gayrı Resmî Kentsel Yerleşim<br>Alanı | | Okyanuslar,<br>Denizler<br>ve Kıyılar | Kıyı Bölgesi | Kıyı Sularındaki Su Yosunu Konsantrasyonu<br>Kıyı Alanlarında Yaşayan Toplam Nüfus<br>Yüzdesi | | | Balıkçılık | Ana Türlere Göre Yıllık Yakalama | <sup>286</sup> United Nations, Economics and SocialAffairs, a.g.e | Tatlı Su | Su Miktarı | Çekilen Yıllık Yeraltı ve Yüzey Suyunun,<br>Mevcut Toplam Su Içindeki Yüzdesi | |-------------------------------------|-------------------------------------|-------------------------------------------------------------------------------| | | Su Kalitesi | Sulardaki BOD<br>Koliform<br>Tatlı<br>Sulardaki<br>Fekal | | | | Konsantrasyonu | | Biyoçeşitlilik | Ekosistem | Seçilen Anahtar Ekosistemlerin Alanı | | | | Toplam Alanın %'si olarak koruma altındaki<br>alanlar | | | Türler | Seçilen Anahtar Türlerin Çokluğu | | EKONOMİK (Çevre Kısmı ) | | | | Üretim<br>Tüketim ve<br>Malzemeleri | | Malzeme Tüketimi Malzeme Kullanım Yoğunluğu | | | Enerji Kullanımı | Kişi Başına Yıllık Enerji Tüketimi | | | | Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Tüketim<br>Pay1 | | | | Enerji Kullanım Yoğunluğu | | | Üretimi<br>Atık<br>ve i<br>Yönetimi | Sanâyide ve Belediyelerde Katı Atık Uretimi | | | | Tehlikeli Atık Üretimi | | | | Radyoaktif Madde Tüketimi | | | Ülaştırma | Ulaştırma Türüne Göre Kişi Başına yol alınan<br>Mesafe | ## III.BÖLÜM: İKLİM DEĞİŞİMİ GÖSTERGELERİ VE ETKİLERİ ## A.Uluslararası Boyutta Sürdürülebilir Kalkınma Anlayışı ve İklim Değişimi ## 1. İklim Değişimi ve Etkileriyle Sürdürülebilir Kalkınma İlişkileri Bilindiği üzere çevre sorunlarının çözümü kavramının uzun dönemli strateji ve politikaları kapsaması nedeniyle, Sürdürülebilir Kalkınma 1987 yılında Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonu'nca hazırlanan Brundtland Raporu'nda "Bugünün gereksinimlerini, gelecek kuşakların gereksinimlerini karşılama yeteneğinden ödün vermeden karşılayan kalkınma" olarak tanımlanmış ve bu tarihten başlayarak, çok yaygın kullanılan bir kavram olmuştur 28'. Sürdürülebilir kalkınma anlayışında temel sorun ekolojik, ekonomik ve kültürel anlayışta ortaya çıkan çelişkilerin giderilmesidir. Sürdürülebilirlik, söz konusu bu üç unsur arasında kurulacak denge ile sağlanabilmektedir208. Bu dengenin kurulabilmesi, özellikle gelişmiş ülkelerdeki yaşam biçiminin ve ekonomik anlayışın değiştirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Sürdürülebilirlik anlayışı sadece ülke içinde değil; ülke dışında da akılcılığa dayalı adâletli bir paylaşımın etik ve normatif kurallar temelinde yapılmasını öngörmektedir, Gelecek kuşakların varlığını <sup>287</sup>G.H.Brundtland, "Our Common Future: The World Commission on Environment and Development", http://www.nhbs.com/our common future tefno 25830.html&tab tag=album (Erişim Tarihi: 04.06.2010). <sup>200</sup> Harenberg, "Competences And Competence-Based Learning For Sustainable Development", 1999,s.106,http://dspace.ou.nl/bitstream/1820/2409/1/Crossing%20Boundaries Chapter05.pdf, (Erişim Tarihi:28.11.2010) . koruması, doğal kaynakların adıl bir şekilde paylaşımının sağlanmasına ve bunun için yeni yapısal düzenlemeler yapılmasına bağlıdır. Sürdürülebilir kalkınma kavramı, yaşam kalitesini sürdürülebilir bir biçimde arttırmayı hedefleyen insan odaklı bir kavramdır. Yaşam kalitesi arttırılırken, aynı anda doğanın kaynak ve yaşamını destekleyen hizmetler sunma kapasitesinin de arttırılmasını içerir. Bu anlamda, sürdürülebilir kalkınma ile ekosistemlerin ekonomik, sosyal ve doğal yaşamı destekleme kapasitesi korunurken yaşam kalitesinin arttırılmasını ifâde eder289. 1992 yılında Rio de Janeiro'da düzenlenen Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı, amaçları ve katılım açısından Birleşmiş Milletler Konferansları arasında önemli bir yer tutmaktadır. Rio Konferansı'nı çevresel sorunların ortaya konulduğu ilk toplantı olan 1972 Stockholm Konferansı'ndan ayıran en belirgin özellik Rio'da Stockholm Konferansından farklı olarak sivil toplum kuruluşlarının geniş katılımıdır". 1992 Rio Konferansı, insan hakları, nüfus, sosyal gelişme, kadınlar ve yerleşimler konularından sonra yapılan tüm Birleşmiş Milletler toplantılarını etkilemiştir. 1992 Rio Çevre ve Kalkınma Konferansı'nda Birleşmiş Milletler, hükümetlerin kalkınma üzerinde tekrar düşünmesini ve doğal kaynakların tüketimi ile kirliliğin önlenmesi için çözümler üretmesini amaçlamıştır. Konferans'ın "gerekli değişikliklerin <sup>28°</sup>H.Demir, "İklim Değişikliği ve Sürdürülebilir Kalkınma", Bildiri s.4 , Uludağ Üniversitesi, Dış Ticaret-2 . <sup>200</sup>F.Toksöz, "Dünya Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi'nin Ardından Ulusal Çevre ve Kalkınma Programı", 2002. gerçekleşebileceği" mesajı, dünyanın karşıya bulunduğu sorunun cıddiyetini yansıtmakta, yoksulluğun yanında gelişmiş ülkelerdeki aşırı tüketimin de çevre üzerinde olumsuz etkileri olduğunu vurgulamaktadır291. Rio Konferansı'nda, ancak çevre ve kalkınma arasındaki dengenin gözetilmesiyle gelecekte temel ihtiyaçların, herkes için daha iyi standartların, daha korunmuş bir ekosistem ve daha güvenli bir geleceğin sağlanabileceği konusunda anlaşmaya varılmış olup, sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ise ancak küresel ortaklıklar ile ulaşılabileceği görüşünün savunulduğu belirtilmektedir"2. Bu kaynağa göre Rio Konferansı'na 108'i devlet ve hükümet başkanı düzeyinde olmak üzere 179 ülke katılmış, hükümetler geleneksel kalkınma anlayışını değiştirmeyi amaçlayan üç önemli anlaşmaya imza atmıştır. Sürdürülebilir kalkınmanın her aşamasını kapsayan bir eylem planı olan Gündem 21, devletlerin hak ve yükümlülüklerini belirleyen bir dizi ilkeyi içeren Rio Bildirisi ve küresel ölçekte sürdürülebilir orman yönetimini amaçlayan Orman Prensipleri Raporu'dur. Bunlara ilâveten Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ve Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi'nin de imzaya açılmış olduğu aktarılmaktadır. Türkiye'nin Zirve'ye sunmuş olduğu Ulusal Rapor, 1992 Rio Zirvesi'nden on yıl sonra 2002 yılında ülkemizin sürdürülebilir kalkınmaya bakış açısıyla bir değerlendirmesini yapmaktadır. Ulusal Rapor katılım sürecinde hazırlanmış Türkiye'nin sosyal ekonomik ve çevresel durumunu altı tema çerçevesinde 291F.Toksöz, a.g.e. 292F.Toksöz, a.g.e. değerlendirmektedir: İklim Değişikliği ve Sürdürülebilir Kalkınma, Biyolojik Çeşitliliğin Korunması ve Sürdürülebilir Kalkınma, Sürdürülebilir Kalkınma için Yönetişim, Yoksullukla Mücâdele ve Sürdürülebilir Kalkınma, Sürdürülebilir Kalkınmada İş Dünyası ve Sanâyi, Sürdürülebilir Kalkınma için Bilgi ve İletişim konularıdır. İklim Değişikliği ve Sürdürülebilir Kalkınma bölümünde Türkiye'de enerji, enerji verimliliği, yenilenebilir enerji kaynakları, sera gazı salımları, kapasite geliştirme ve politikalar üzerinde durulmuş, mevcut durum analizi yanında öneriler de yer almıştır". Görüldüğü kadarı ile bu Rapor bilimsel yaklaşımın politik kaygılarla sınırlandırıldığı bir çalışma olmuştur. Rio sonuç belgelerinin en kapsamlısı olan Gündem 21, 1992 yılı sorunlarını değerlendirerek Dünya'yı 21. yüzyıla hazırlamayı amaçlamıştır. Bu amaçla sosyal ve ekonomik alandaki yoksullukla mücadele ve tüketim biçimlerinin değiştirilmesi gibi eylemlerin yanısıra doğal kaynakların korunup işletilmesi konusunda detaylı öneriler sunmaktadır. Uygulanabildiği takdirde de en etkili eylem programı olarak görülen Gündem 21 hâlen sürdürülebilir kalkınmanın anahtarı olarak görülmektedir. Fakat uygulamaları değerlendiren komisyon çok sayıdaki ülkelerin uygulama açısından gereken başarıyı sağlayamadığını bildirerek, önemli engeller arasında yasal ve bürokratık yapıdaki uyumsuzluğu ortaya koymuştur224. Bu etkenlere günlük politik kaygılar, hesaplar ile ekonomik büyüme ve kalkınmaya yönelik beklentiler ve zihniyet eklenebilir. <sup>293</sup>K.Kavas, S.Sezer, "Johannesburg Dünya Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesiénin Ardından" Türk Idare Dergisi, Aralık 2002, Sayı 437,s.8. <sup>24</sup>GDISC Commission Consultation Meeting 21, "A Number Of Shortcomings Have Been Identified In These Legislatives Measures", 2008 http://www.gdisc.org/uploads/ tx\_gdiscdb/ GDISC -, (Erişim Tarihi:21.03.2010). Bir yandan sanâyileşme, nüfus artışı ve "daha çok tüketim" ve bunu karşılayacak üretim eğilimi, diğer yandan gerekli sanâyi ve hizmet sektörlerinin enerji ve hammadde gereksinimleri, tüketicilerin yaşam standartlarını yükseltecek gereksinimlerini garanti altına alabilme çabası ile sonucu olarak askerî yatırımlar, öte yandan da doğal kaynakların, enerjinin gelecek nesillerin ihtiyâcını karşılayabilecek şekilde dengeli kullanımı sorunsalı "çevre" ve "kalkınma" konularını genellikle birbirlerinin alternatifi durumuna getirmiştir. Bu karşılıklı bağımlılık da kalkınmanın bütün unsurlarının çevresel faktörlerle ilişkisini incelemeyi gerektirmiştir295 Bu noktada bir kısırdöngüden söz etmek yanlış olmayacaktır. İnsan kaynaklı seragazlarının yol açtığı en büyük küresel sorun olarak karşımıza çıkan küresel ısınma ve sonucu olan iklim değişimlerinin mâliyeti sözkonusu sera gazı emisyonlarının azaltımının gerçekleşmesinde büyük önem taşımaktadır"96. Kyoto'da düzenlenen Protokol gereği, özellikle gelişmiş ülkelerin seragazı emisyonlarını, 2008-2012 yılları arasını kapsayan dönemde 1990 yılı seviyelerinin en az %5 altına indirmeleri öngörülmektedir. Sözkonusu protokolun Dünya çapında geçerlilik kazanması için gerekli olan önkoşul ise, küresel düzeyde seragazı emisyonunun %55'ine tekabül eden ve EK-l'e dahil olan en az 55 ülkenin bu yükümlülük altına girmesidir. Günümüzde toplamda Çin Halk Cumhüriyeti'nden sonra ikinci, fakat kişi başına açık ara ile en fazla seragazı salımına yol açan A.B.D. Yönetimi'nın Protokol'a imza atmaması yüzünden protokol uzun süre yürürlüğe <sup>295.</sup>Eser, "Çevre, Sürdürülebilir Kalkınma ve Fakirlik", Panel Bildirisi, İstanbul Soroptimist Kulübü, Dedeman Oteli, Istanbul, 2002. <sup>27</sup> E.Karakaya, M.Özçağ, "Türkiye Açısından Kyoto Protokolü nün Değerlendirilmesi ve Ayrıştırma (Decomposition) Yöntemi ile CO2 Emisyonu Belirleyicilerinin Analizi", VII. ODTU İktisat Konferansı, 6-9 Eylül 2003, Ankara. girememiştir. İklim değişiminin önlenmesi bağlamında Kyoto Protokolu ile birlikte ortaya çıkan ve "Esneklik Mekanizmaları" olarak adlandırılan uygulamalarla Ek İ ülkeleri, kendi uygulayacakları ulusal politikalar dışında seragazı emisyonu azaltım hedeflerine ulaşabileceklerdir. Esneklik mekanızmaları, sürdürülebilir kalkınmanın gerçekleştirilmesinde iklim değişimini yavaşlatma ve önlemede kullanılabilecek önemli araçlar olarak gösterilmektedir. Bununla birlikte, piyasa tabanlı iktisâdi uygulamalardan biri olan Karbon Vergisi'nin de seragazı emisyonlarının azaltılmasında büyük rol oynamakta olduğu ileri sürülmektedir"?". Fakat sera gazı salımlarının seyri bu beklentinin gerçekliğini sorgulamamıza neden olmaktadır"98 299. Dünya nüfüsunun çok büyük kısmını oluşturan yoksul ülkeler yanında gelişmış ülkelerdeki yoksul nüfusun yaşam standartlarını arttırmak için çok büyük miktarlarda üretim artışı gerekmektedir-300 301 302 303 297E.Karakaya, M. Özçağ, M. "Sürdürülebilir Kalkınma ve İklim Değişikliği": Uygulanabilecek İktisadi Araçların Analizi, Adnan Menderes Universitesi, Nazilli İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi. 298 Environmental Defense Fund (EDF), "Science of Global Warming-Global Warming Facts", 19 May 2010, http://www.edf.org/page.cfm?tagID=54192, (Erişim Tarihi:04.10.2010). 299The Washington Post , "MIT Group Increases Global Warming Projections Report: High Odds Of Warming Over 5°C (9°F) If No Action", http://voices.washingtonpost.com/ capitalweathergang/2009/02/new research from mit scientis.html, (Erisim Tarihi: 04.10.2010). 300 J.S Census Bureau , "Poverty", 16 September 2010, www.census.gov/hhes/www/poverty.html, (Erişim Tarihi: 04.10.2010). 30 Sustanaible Institute ( The Donella Meadows Archive Voice of a Global Citizen), "Poverty Causes Population Growth Causes Poverty", http://sustainer.org/dhm archive/index.php? display article=vn126manupured, (Erişim Tarihi:04.05.2010) . 302 Brookings Institution The Suburbanization of Poverty : "Trends in Metropolitan America, 2000-2008" , http://www.brookings.edu/papers/2010/0120 poverty kneebone.aspx, (Erişim Tarihi:04.10.2010). 303N Majid, "The Size Of The Working Poor Population In Developing Countries-Poverty", Employment Sector-Employment Strategy Department, s.4, 2001, http://www.ilo.org/wcmsp5/ groups/public/---ed\_emp/documents/publication/wcms\_142342.pdf, (Erisim Tarihi:04.10.2010). Gereken ucuz mal ve hizmetlerin üretimi ise iklim değişimine etkileri, kaynakların sürdürülebilir kullanımına olumsuz yönde etki edebilmektedir 94. Ekonomik büyümesini büyük oranda tamamlamış ülkeler ise, bugünkü yaşam standartlarını borçlu oldukları etmenler arasında dünya kaynaklarını önemli ölçüde ve ucuz şekilde kullanmaları, paralelinde de sera gazları salımı ile kuraklaşma, çölleşme, fakirleşme gibi sorunlara yol açmışlardır. Fakırleşme ve fakir nüfus yoğunlaşması da yaşamı sürdürebilmek gibi en temel güdü sonucu çevredeki kıt kaynakların yok edilmesine neden olmakta, ayrıca bol miktarda üretilerek fakir nüfusa sunulan ucuz malların birim çevresel mâliyeti ile pahalı eşdeğerleri arasında ya bir fark olmaması, ya da çevre duyarlılığının ve standartlarının düşüklüğü nedeniyle çevresel mâliyetleri daha yüksek olmaktadır 30. Örneğin Çin'in yüksek rekâbet gücünün bir kısmı da enerji fiyatlarının düşüklüğünden kaynaklanmakta, Çin ve Hindistan'da da A.B.D gibi en çok kullanılan endüstriyel enerji kaynağı ucuz ve bol olan kömürdür. Demir çelik ve çimento da kömür yakıtı ile üretilmektedir306. Bilindiği gibi günümüzdeki CO2 konsantrasyonu son 400 bin yılın en yüksek seviyesindedir ve insan kaynaklı tüm sera gazı emisyonları sıfırlansa bile etkileri CO2'nin atmosferde kalma süresi nedeniyle ancak, en erken olarak 50 ila 200 yıl sonra görülebilecektir307. 305 A.E.Duygu, a.g.e. 306 A.E.Duygu, a.g.e. 307 Parliament of Australia Parliamentary Library, "Greenhouse Gases", http://www.aph.gov.au/ library/ pubs/climatechange/theBasic/greenhouse.htm, (Erişim Tarihi: 04.10.2010) . <sup>304</sup> A.E.Duygu, "İklim Değişikliği, Kuraklaşma ve Çölleşme İle Savaşımın Önemi ve Bazı Ornekler", 2005. Küresel ısınmanın andropojenik olması yanında insan yaşamına olumsuz etkisi ve bu kısırdöngünün giderek hızlanarak şiddetlenmesi kalkınmanın sürdürülebilirliği sorununu ortaya çıkartmaktadır. Sürdürülebilir kalkınma, bir yandan ekonomik, sosyal ve çevresel politika ve hedefler arasında işleyebilir bir dengenin kurulmasını; öte yandan, mevcut nesillerin talep ve ihtiyaçlarının, gelecek nesillerinin ihtiyacını azaltmaksızın, karşılanmasını gerektirir. İklim değişimi ile sürdürülebilir kalkınma arasında yakın bir ilişki söz konusudur. Üretim, tüketim ve iktisâdi kalkınmanın gelecekteki yapısı iklim değişimine neden olan emisyon miktarını ve doğal olarak da iklim değişimi yoğunluğunu da büyük ölçüde belirleyecektir. Gelecekte meydana gelecek iklim değişiklikleri ise kalkınma politikalarını ve sürdürülebilirliğini önemli ölçüde etkileyecektir308. ## 2. Sürdürülebilir Kalkınma ve İklim Değişimi Uzerine Çevresel Göstergeler Temel Sürdürülebilir Kalkınma Göstergeleri (Core Set of Indicators-CSD) de iklim değişimi göstergeleri ve belirli diğer bâzı gösterge setlerinde olduğu gibi geliştirilebilir özellikteki konularda kullanılmaktadır. Sürdürülebilir Kalkınma konusunda karar vericiler için önemli bir araç olan CSD göstergeleri ile; yerel, bölgesel ve ulusal düzeyde farklı prensipler uygulanmakta, ülkelere özgü koşullar altında ulusal gösterge setlerinin gelişmesinde katkıda bulunmakta ve bu sebeple özellikle üretilmektedir. CSD göstergeleri ulusal gösterge setleri için bir planlamadan <sup>308</sup> H.Demir, "İklim Değişikliği ve Sürdürülebilir Kalkınma", s.4 , Uludağ Üniversitesi, Dış Ticaret-2 , Bildiri. çok ulusal koşullar ve öncelikler dikkate alınarak üzerinde çalışılan çeşitli ülkelere özgü göstergelerdir309. Çekirdek Sürdürülebilir Kalkınma Göstergeleri; Birçok ülkede sürdürülebilir kalkınma icin gerekli konuları, diğer göstergelerden elde edilemeyen kritik bilgileri ve mâkûl fiyatlarda elde edilebilecek ya da kolayca edinilebilecek verileri hesaplayabilmek gibi temel kriterleri kapsamaktadır. Sürdürülebilir Kalkınma göstergeleri ise sürdürülebilir kalkınma konusunda tüm konuları ele almakta ve 44 alt tema ve 14 konu başlığını içeren tematik konuları içermektedir. CSD Gösterge temaları: Yoksulluk,Yönetim, Sağılk, Eğitim, Demografi, Doğal Tehlikeler, Atmosfer, Arazi, Okyanuslar, Denizler ve Kıyılar, Temiz Sular, Biyolojik çeşitlilik, Temiz sular, Ekonomik gelişmeler, Küresel Ekonomik Ortaklık ve Sürdürülebilir Uretim ve Tüketim örnekleri konularını içermektedir. Ulusal Sürdürülebilir Kalkınma Ulusal Stratejisi (National Strategy for Sustainable Development-NSDS) belgesinde belirtildiği gibi ulusal sürdürülebilir kalkınma öncelikleri ile uyum içerisinde kalmak üzere tematik konuların sık sık sınırlandırılıyor olmasına rağmen CSD göstergeleri ulusal gösterge setleri için baskın <sup>309</sup> United Nations Division For Sustainable Development Expert Group Meeting, "Climate Change and Sustainable Development The Role of Indicators", New York, 15-16 October 2008. yapıda bir çerçeve oluşturmaktadır. 10. Bunun asıl nedeni, bu göstergelerin politik hedefleri ve yöntemleri açıklayabilmesidir. Kamuoyunda farkındalığı sağlamak ve iletişimi güçlendirmek için karar vericilere direkt mesaj vermektedir. Göstergeler için tematik bir çerçeve aynı zamanda konuları belirlemek sürdürülebilir kalkınma stratejileri içerisinde hedeflere ulaşmak için bir çerçeve sunmaktadır. Bu çerçeveler aynı zamanda değişen önceliklere göre yeniden gruplandırılan göstergelere esneklik sağlamaktadır. Dikkate alınması gereken husus, alt temalardaki göstergelerin görevleri ve entegre doğal sürdürülebilir kalkınmadan kaynaklanan bazı keyfilikleri sınırlandırıyor olmasıdır. ## 2.1. İklim Değişimi Göstergelerinin Çerçevesi Sürdürülebilir kalkınma konusundaki çalışmalarda bu konuda etkili iklim değişimi göstergelerini belirlemek oldukça zordur: Çünkü, Sürdürülebilir Kalkınma Göstergeleri ile iklim değişimi göstergeleri birbirlerini karşılıklı olarak tetiklemektedir". Sürdürülebilir Kalkınma Göstergeleri çevre konusunu ilgilendiren konu başlıklarının büyük bölümünü içine almakta iken iklim değişimi göstergeleri ise, etkilenen bakımından değerlendirildiğinde, karşımıza <sup>310</sup> United Nations, "Indicators of Sustainable Development: Guidelines and Methodologies", Second Edition (New York, 2001), http://www.un.org/esa/sustdev/publications/ publications. htm#indicators, (Erişim Tarihi: 10.03.2010). <sup>311</sup> Department of Economic and Social Affairs, Division for Sustainable Development, "Climate Change And Sustainable Development, The Role Of Indicators", 2008, http://www.un.org/esa/sustdev/natlinfo/indicators/15Oct\_2008/Programme\_final\_presentation.pdf, (Erişim Tarihi: 06.04.2011). çevre boyutunun tüm konularının doğal sonucu olarak çıkmaktadır. Bu etkileşimi kolaylaştırmak için CSD göstergelerinde kullanılan çerçeveler gibi konu merkezli ya da politika merkezli olmak üzere seçimler yapılabilmektedir. İki katmanlı bir çerçeve oluşturmak için de iyi bir seçim yapmak gerekebilmektedir. İklim değişimi etkilerinin azaltılması, değişimine uyum sağlanması, iklim değişimine uyumun ve yavaşlatılmasının finansmanı ile gerekli teknolojilerin geliştirilmesi ve tanıtılıp yaygınlaştırılması gibi ana konular Bali Eylem Planı kapsamında birbirinden ayırılarak yol gösterici bir nitelik kazandırılmıştır. İklim değişimi etkilerinin azaltılması ve değişime uyum sağlanması konusunda yapılacak ayırım oldukça önemlidir. Uyum konusunda ilgili İPPC direktifini tâkip etmek, değişimin etkilerine hassâsiyeti içeren UNFCCC kılavuzlarını izlemek gerekmektedir. Finansal ve teknolojik boyutlar ise iklim değişimi ve uyum konularına bağlı olarak değişmektedir, fakat birçok gösterge ile kurumsal kapasitenin geliştirilmesi, uyum hedefleri, sermâye ya da katkı gibi alanlar da benzerlikler göstermektedir312. Farklı mâli kaynaklar ve farklı teknolojiler sadece önemli uluslararası politikalarda yer alan gösterge setlerine değil, aynı zamanda daha fazla etkiye sâhip, ve bu yüzden de daha yönetilebilir göstergelere dayanmaktadır. <sup>312</sup> United Nations Division For Sustainable Development Expert Group Meeting , " Climate Change and Sustainable Development The Role of Indicators" s:6-8, 2008, New York, http://www.un.org/esa/sustdev/natlinfo/indicators/15Oct\_2008/Background\_paper\_final.pdf, (Erişim Tarihi: 23.10.2010) . İklim değişimi konusunda finansman ve teknoloji birçok bakımdan üst üste çakışmaktadır. Çünkü teknoloji transferi uluslararası finansal akışı gerektirmekte bu yüzden iklim değişimi konusunda finansal ve teknoloji kavramları birbirlerinden ayrılmadan birlikte değerlendirilmektedir. İklim değişimi etkilerinin azaltılması konusunda en önemli bileşen seragazı emisyonları olup diğer emisyonlar ile de ilişkilidir. Göstergeler, sürdürülebilir kalkınma kavramı sınırları içerisinde bulunan yenilenebilir enerji veya sürdürülebilir orman yönetimi göstergeleri gibi iklim değişiminin yavaşlatılması ile ilişkili olarak IPPC 2006 önerileri çerçevesinde planlanmaktadır. 13. Örneğin; Enerji, Endüstri ve Urün Kullanımı; Tarım, Orman ve Diğer Arazi Kullanımı ve Atık konuları yer alan başlıklar arasındandır. 1996 IPPC rehberini izleyen bu kılavuz, ürün kaynaklı endüstrilerin yanısıra diğer arâziler, ormanlardan ayırılan tarım arâzileri gibi konuları içermektedir. Ürün kullanımı gibi önemli bir konuda ilgili sürdürülebilir kalkınma göstergelerini belirlemek zor olabilmekte, iklim değişimini yavaşlatmak için öncelikli olan politik önlemlere dayanarak sürdürülebilir ormanları bir alt konu başlığı altında değerlendirmek gerekmektedir. Aşağıdaki Tablo iklim değişimi ile mücâdele konusunda 18 alt tema ve 3 etkisi dikkate alınarak oluşturulmuştur. Dikkate alınması gereken husus ise konularına göre ayrılan tema tabanlı 3 bileşen çerçevesinde, ülkelere özgü koşullar ve veri varlığına dayalı alt başlıkların yeniden şekillendirilmesi ile mümkün olabileceğidir. <sup>313.</sup> Eggleston, 2006 , "IPCC Guidelines For National Greenhouse Gas Inventories", Cilt: 1-5, http://www.ipcc-nggip.iges.or.jp/public/2006gl/index.html, (Erişim Tarihi: 19.09.2010). Tablo 6. Sürdürülebilir Kalkınma Anlayışında İklim Değişimi Göstergelerinin Çerçevesi 314 . | Konular | Azalma | Uyum | Finans ve Teknoloji | |----------------|-----------------------------------------------|---------------------------------------------------------|-------------------------------------------------| | Alt<br>Konular | Seragazı emisyonları | Sıcaklık Yada Yağış Miktarı Kamuoyu<br>Değişiklikleri | tarafından<br>edilmiş<br>garanti<br>transferler | | | Enerji | Normal Hava Değişimi | Yatırım | | | Endüstri ve ürün kullanımı | Temiz Su | Ticaret | | | Tarım, Ormancılık Ve Diğer<br>Arazi Kullanımı | Tarım | Teknoloji Gelişimleri | | | Atıklar | Sağlık | | | | | Kıyı alanları, Deniz ve Çevre | | | | | Biyolojik<br>Çeşitlilik<br>ve | | | | | Karasal Ekosistemler | | | | | Ekonomik Gelişmeler | | | | | Uyum kapasitesi | | <sup>314</sup> United Nations Division For Sustainable Development Expert Group Meeting on Climate Change and Sustainable Development , "The Role of Indicators", s:8 , New York, 15-16 October 2008, http://www.un.org/esa/sustdev/natlinfo/indicators/15Oct\_2008/Background\_paper\_final.pdf} (Erişim Tarihi: 25.10.2010) . ## 3.Sürdürülebilir Kalkınma Gösterge Setlerinin Konularına Göre Gelişimi İklim değişimi ve sürdürülebilir kalkınma konularında ülkelerin ilerlemelerini ortaya koyabilmek açısından üretilen ve kullanılan göstergeler önem taşımaktadır. Enerji35 ve Biyolojik Çeşitlilik316 konuları sürdürülebilir kalkınma konusundaki uluslararası gösterge setleri arasında yer almaktadır. Sürdürülebilir kalkınma konusundaki entegrasyon, ulusal sürdürülebilir kalkınma hedefleri açısından farklı uzmanlık alanlarındaki gelişmeleri açıklayıcı nitelik kazanmıştır. Orneğin enerji yetersizliğini ortaya koyan göstergeler, birçok genel sürdürülebilir kalkınma gösterge setlerinde de enerji gösterge setlerinde olduğu gibi potansiyel çerçevesinde tartışılan bir olguyu da içine almaktadır. Benzer şekilde, ormanlar konusundaki gösterge iklim değişimi ve biyolojik çeşitlilik konularını da içine alan genel sürdürülebilir kalkınma göstergeleri içerisinde yer almaktadır. Bu yaklaşımlar ile birçok avantaj sağlanmıştır: Örneğin genel sürdürülebilir kalkınma gösterge setlerinin iklim değişimi ve diğer ilgili konularda önemli ilişkileri ortaya koyacak değişkenleri içermesi, genel gösterge setlerinin sürdürülebilir kalkınma kapsamındaki ayrıntıları ortaya koyması da bu avantajları somutlaştırmaktadır. İkinci olarak da belirli gösterge setleri içerisindeki farklı <sup>315</sup> International Atomic Energy Agency, United Nations Department Of Economic And Social Affairs, International Energy Agency, Eurostat And European Environment Agency, International Atomic Energy Agency, Vienna, (2005), "Energy Indicators For Sustainable Development: Guidelines And Methodologies", s.11., http://www-pub.iaea.org/ MTCD/publications/PDF/ Pub1222 web.pdf, (Erişim Tarihi: 26.10.2010). <sup>316</sup> Jnep/Cbd/Cop/7/21, "Decisions Adopted By The Conference Of The Parties To The Convention On Biological Diversity At It's Seventh Meeting", s.177, http://www.cbd.int/ doc/decisions/COP-07-dec-en.pdf, (Erişim Tarihi: 26.10.2010) . konular genel gösterge setleri içerisinde değerlendirildiğinde gösterge setleri içerisindeki tutarlılığın artmasının iletilen mesajların farklılığından kaynaklanan riski azaltmaktadır. Uçüncüsü, aynı göstergenin iki kere üretilmesinden kaçınmaya yardımcı olmaktadır, çünkü bu kaynakların gelişmesi için gereklidir ve göstergelerin hesaplanması ve yorumlanması birçok amaca hizmet etmektedir. Dördüncüsü; eğer gösterge setleri spesifik konularda aynı ulusal zorunluluklara sâhip ise konu ile ilgili kurumlararası raporlama yükümlülüklerinin azaltılması bakımından fayda sağlamaktadır31 '. Bâzı değerlendirmeler Genel Sürdürülebilir Kalkınma Gösterge setleri için yapılabilmekte ve ülkeler kendi ulusal gösterge setlerini kendi öncelikleri ve verdikleri önem düzeyine göre hazırlamaktadırlar. Ülusal gösterge setlerini kullanmalarının yanısıra CSD göstergeleri ve Millenium Gelişme Hedef Göstergeleri318, ilgili bölgesel gösterge setleri içinde Avrupa Birliği Sürdürülebilir Kalkınma Göstergeleri39, Sürdürülebilir Kalkınma Anlayışında Akdeniz ülke stratejilerini içeren göstergeler30, Ya da Latin Amerika ve Karayipler için Birleşmiş <sup>317</sup> United Nations Division for Sustainable Development Expert Group Meeting on Climate Change and Sustainable Development, "The Role of Indicators", s:9 , New York, 15-16 October 2008, http://www.un.org/esa/sustdev/natlinfo/indicators/15Oct\_2008/Background\_paper\_final.pdf, (Erişim Tarihi: 26.10.2010) . <sup>318</sup> The Official United Nations Site for the MDG Indicators, "Millenium Development Goals Indicators", http://mdgs.un.org/unsd/mdg/Default.aspx, (Erişim Tarihi: 26.10.2010). <sup>319</sup> European European Commisisons, "Statistical Requirements Compendium", 2008 http://epp.eurostat.ec.europa.eu/portal/candidate and potential candidate countries/docu ments/en/STATISTICAL%20REQUIREMENTS%20COMPENDIUM%20-%202008%20EDITION%20(WEB.PDF, (Erişim Tarihi: 26.10.2010). <sup>300</sup>Plan Bleu-Regional Activity Centre, "Indicators Follow Up of the Mediterranean Strategy For Sustainable Development", http://www.planbleu.org/methodologie/indicateursSmddUk.html, (Erişim Tarihi: 26.10.2010). Milletler Ekonomik Komisyonu'nun Sürdürülebilir Gelişme Göstergeleri321 de taraflarınca kullanılmaktadır. Ulkeler ulusal gösterge setini bilgilere ek bir kaynak olarak da değerlendirmekte ve kullanmaktadır. Belirli konularda gösterge setlerini kullanırken sürdürülebilir kalkınma ve enerji göstergeleri, ya da sürdürülebilir kalkınma ve biyolojik çeşitlilik göstergelerinin değerlendirilmesi gibi ilişkilendirilmiş konularda GAP analizleri (boşluk analizleri) yapmaktadırlar. 3.1. Sürdürülebilir Kalkınma ile İklim Değişimi Politika ve Analizleri Üzerine Başlangıç Düzeyindeki Göstergeler Politika tabanlı göstergeler oluşturulurken boşluk analizleri gerçekleştirmek üzere tanımlanarak kullanılan CSD göstergeleri ve diğer göstergelerdir. <sup>32</sup> Badesalc, "Sustainable Development and Human Settlements", http://websie.eclac.cl/sisgen/ ConsultaIntegrada.asp?idAplicacion=5, (Erişim Tarihi: 26.10.2010). Tablo7. İklim değişimi etkilerinin azaltılması yönünde üretilen göstergeler 22. | Alt konu | CSD Gösterge | Diğer gösterge | İlgili CSD Göstergeleri | |-------------|------------------------|------------------------|------------------------------| | | Karbondioksit | | | | | emisyonları<br>(sektör | | | | | olarak tamamı) | | | | | Sera gazları (toplam | | | | | ve GHG olarak ) | | | | Sera Gazı | Ozon<br>tabakasını | | | | | incelten maddeler | | | | Emisyonları | | | | | | | CO2/GHG emisyonları | : Karbondioksit emisyonları | | | | kişi başına (MDG | Sera gazı emisyonları | | | | göstergeleri) | | | | | CO2/GHG'nın ekonomi | Karbondioksit emisyonları | | | | içinde payı (toplam ve | Sera gazı emisyonları | | | | sektör başına) (MDG | | | | | Göstergeleri) | | | | | Tüketim tabanlı GHG | Sera gazı emisyonu | | | | emisyonları | | | | | | | Sera gazı emisyon envanterleri UNFCCC'de ulusal raporlamanın bir parçasıdır. Bu yüzden emisyon göstergeleri için envanterler oluşturulmuştur. Karbondioksit emisyonlarını da içine alan CSD göstergeleri, karbondioksit emisyonlarının değerlendirilmesinin önemli bir bileşenidir. Çünkü gelişmiş ülkelerdeki sera gazı emisyonları ile diğer ülkelerin envanterleri karşılaştırılmakta, bu da politik açıdan önem arz etmektedir. Çünkü belirli ozon tabakasını incelten maddeler (ODS) ve <sup>324</sup> Inited Nations Division For Sustainable Development Expert Group Meeting on Climate Change and Sustainable Development , "The Role of Indicators", a.g.e. yerlerine kullanımı teşvik edilenler de sera gazları olmasına rağmen UNFCCC içinde raporlanan ulusal emisyon envanterleri içerisinde yer almamaktadır333. Ulkelerin kişi başına düşen emisyon miktarı verilerini karşılaştırabilmek ve CO2 ile toplam seragazı emisyonlarını hesaplamak uluslararası platformlarda önerilmektedir. Buna karşılık Akdeniz Ulkeleri Sürdürülebilir Kalkınma Göstergeleri (MDG) içerisinde sadece CO2 verilerini içeren göstergeler yer almaktadır34. Ulkelerde performans ölçümleri genellikle; ekonomi içerisinde karbon yoğunluğu payını, yâni GSMH'den ayrılan toplam CO2 emisyonları azaltım harcamaları payı ve bir madde içerisindeki karbonu giderme hedefleri biçiminde tanımlanmaktadır. Bu tür göstergeler Millenyum Kalkınma Gösterge (MDG) setleri içerisinde ve UNFCCC ülkeleri arasında Ek-1 kapsamında giren ülkeler için hazırlanmıştır. Ekonomi içerisinde sera gazı yoğunluğu sık kullanılan bir gösterge olmakta, fakat sera gazı, GHG yoğunluk göstergeleri üretilirken karbon yoğunluğu için değişik ölçümler sergileyebilmektedir. Bu yüzden ülkeler endüstrileşme aşamasında kendi gelişim yörüngelerini CO2 yoğunluğundaki bir artışa bakarak gözlemleyebilmekte ve üretim yöntemleri açısından bir sıkıntının ortaya çıkması hâlinde endüstriyel faâliyetler açısından enerji ve karbon bağımlı girdilerden çok tarım ve işgücü faâliyetlerinin gerekliliğini ortaya koymaktadırlar 10. <sup>323</sup> UNFCCC, "Ozone Layer Depletion And Global Warming", http://unfccc.int/cop3/fccc/kids/ sikumi/ozon/index-e.htm, (Erişim Tarihi: 06/04/2011). <sup>324</sup>Regional Activity Center For Cleaner Production, 2008, "Innovative Approaches to Sustainable Consumption And Productions", s.101-110, http://www.cprac.org/docs/RACCP7.pdf, (Erişim Tarihi: 06/4/2011). Tersine olarak daha fazla emeğin yoğun olduğu ulusal ekonomilerde üretim yöntemleri ve tüketim kalıpları daha az karbon salar hâle gelmişse bile CO2 yoğunluğunda bir azalma görülmeyebilmektedir. Sektörel bakımdan karbon yoğunluğu göstergeleri incelendiğinde sektörlerdeki karbon yoğunluğunun değişmesinden kaynaklanan UNFCCC hedefleri için sektörel kullanımdan çok standart ekonomik sınıflandırmalara dayanan emisyon verilerinin tercih edildiği görülmektedir. Jeografik kapsam bakımından, göstergeler ekosistem içerisinde geçerli prensiplere dayanmaktadır. Tüketim bazındaki emisyonlar üretim bazlı emisyonlar ile eşdeğerdir ve bu emisyonlar ithâlât içerisinde uluslararası taşımacılıkdan kaynaklanan negatif emisyon ihracatını da içine almaktadır. Tüketim tabanlı emisyon envanterlerinin temelinde; iç ekonomi ve ticari paydaşlar açısından üretim tüketim tabloları ve emisyon envanterlerinin yapılandırılması ile emisyon verilerinin ulusal harcamalar içerisinde evsel tüketimden kaynaklanan emisyonlar biçimine dönüştürülmesi önerilmektedir. Uretim ve tüketim tabloları içerisinde sınırlı envanter'den kaynaklanan farklı tahmin teknikleri geliştirilmektedir. Birçok metodolojik eksiklikler bulunmasına rağmen ülkeler açısından üretim ve tüketim tabanlı göstergeleri kullanmak faydalı ve önemsenen bir yaklaşım olarak değerlendirilmektedir. | Alt<br>konu | CSD göstergeleri | Diğer göstergeler | İlgili CSD göstergeleri | |-------------|------------------------------------------------------------------------------|------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------|--------------------------------------------------| | | | | | | | Yıllık enerji tüketimi,<br>(Toplam ve asıl<br>kullanıcılar<br>kategorisinde) | | | | | Enerji kullanım miktarı<br>(Toplam ve ekonomi<br>içerisinde payı) | | | | | Toplam enerji<br>kullanımında<br>yenilenebilir enerji<br>kaynaklarının payı. | | | | Enerji | | Enerji kullanımında karbon yoğunluğu<br>miktarı. | Karbondioksit<br>Emisyonları /Enerji<br>tüketimi | | | Taşımacılıkta Enerji<br>yoğunluğu (Her bir km<br>'de enerji yoğunluğu) | | | | | Yolcu taşımacılığının<br>tipik parçalanması | | | | | Navlun taşımacılığının<br>tipik parçalanması | | | | | | Hanehalkı enerji yoğunluğu (Herbir<br>hane halkı içerisinde Enerji kullanımı<br>ve/veya her katta ve alanda)<br>(Sürdürülebilir Kalkınma- Enerji<br>Yoğunluğu) | | Tablo 8. İklim değişimi etkilerinin azaltılması yönünde üretilen göstergeler35. <sup>32-</sup>United Nations Division For Sustainable Development Expert Group Meeting on Climate Change and Sustainable Development, "The Role of Indicators", a.g.e. Enerji tüketimi, eneri tasarrufu ölçümleri bakımından önemli bir göstergedir. Bu gösterge, sera gazı emisyonlarını azaltmak, sürdürülebilir üretim örneklerinin kullanımını geliştirmek, enerji güvenliğinin artırılması gibi çoğu hedeflere birçok katkı sağlamaktadır. Enerji yoğunluğu ayrıca artan enerji ihtiyacının hedeflere ulaşması bakımından değerlendirildiğinde önemli bir göstergedir. Gelinen noktada karbon yoğunluğu göstergesi ekonomi içerisinde çoğu zaman daha az dikkate alındığından sektörel bozulmalar doğal bir sonuç olarak karşımıza çıkmaktadır. Benzer şekilde, artan enerji güvenliği arzı ve sera gazı emisyonlarının azaltılması ve yenilenebilir enerji kaynaklarının ilerlemesi önemli bir hedeftir. Bu yüzden sürdürülebilir kalkınma anlayışında, "yenilenebilir enerji kaynakları" iklim değişimi konusunda gerekli bir göstergedir. Taşımacılık özellikle yol taşımacılığı sera gazı emisyonlarının önemli bir parçasını oluşturmakta, enerji yoğunluğu ile artan ulaştırma sorunları gösterge üretmek üzere ölçüm sonuçlarını ortaya koymaktadır. Su ve demiryolu taşımacılığı arasında daha az çevresel etki, benzer ekonomik ve sosyal fayda içeren çevresel faktör bulunmaktadır. Buna ilaveten yolcu ve yük taşımacılığı ile düşük dış piyasa mâliyetlerinde ulaşım mâliyetlerindeki ölçümlerini ortaya koyan gerekli göstergeler arasındadır. Birçok ülke uzun vadede ekonomik faydaya ulaşmak için seragazı emisyon kaynaklarını düşürmekte ve hane halkı için bu emisyonları tanımlamaktadırlar. Tablo 9. İklim değişimi etkilerinin azaltılması yönünde üretilen göstergeler"26. | Alt-konu | CSD göstergeleri | Diğer göstergeler | |------------------------------|-------------------------------------------|-------------------| | Endüstri ve üretim kullanımı | Ekonomide madde yoğunluğu | | | | Iç Madde Tüketimi | | | Atık | Atık Kompozisyonu | | | | Atık Kompozisyonu ve Imha Etme | | | | Atık Su Arıtma | | | | Kentsel Alanlarda Hava Kirlilik Yoğunluğu | | Sera gazı emisyonları endüstriyel faaliyetlerde, demir, çelik, çimento, aliminyum ya da gübre gibi üretimlerde ve belirli sektörlerde yoğun olarak karşımıza çıkmaktadır. Fakat göstergeler bakımından sektörel sera gazı emisyonları ve yoğunluğu incelendiğinde, yukarıda verilen tabloda olduğu gibi, sera gazı emisyonları alt teması, sürdürülebilir kalkınma kavramında endüstriyel emisyonlar açısından önemli bilgiler sağlamaktadır. Fakat ekonomik gelişme açısından bâzı ülkeler için önem taşımakta ve bu yüzden CSD göstergeleri, iç madde tüketimi ve madde yoğunluğu açısından iklim değişimi perspektifi ile yakından ilgili olmaktadır. Özellikle madde yoğunluğu olan sektörler emisyon kirlilikleri açısından önemli sayılmaktadır. <sup>320</sup> United Nations Division For Sustainable Development Expert Group Meeting on Climate Change and Sustainable Development, "The Role of Indicators", s.12, 2008, http://www.un.org/esa/sustdev/natlinfo/indicators/15Oct\_2008/Background\_paper\_final.pdf, (Erişim Tarihi: 27.12.2010). Atıklardan kaynaklanan sera gazı emisyonları çoğunlukla, atık depolama alanlarından ve atık sudan metan emisyonları formunda görülen nitrik asit emisyonlarından kaynakladır. Bu gösterge atık kompozisyonu üzerine ölçüm sonuçlarına göre atığın yeniden kullanımı ve azaltılması yönünde bilgi vermektedir. Doğal olarak iklim değişimi konusunda karşılıklı fayda sağlamaktadır. 27. Atık arıtma konusundaki gösterge iklim konusu ile de bağlantılı olarak atık yakma ve geri dönüşümü konusunda bilgi sağlamaktadır. İklim değişimi konusunda negatif etki yaratmayacak gösterge atık depolama alanında üretilen göstergedir. Bu yüzden iklim değişimi hedefleri arasında atık göstergesi ile ilişkilendirilmiş sera gazı emisyonu göstergeleri birlikte düşünülmüştür. Atık arıtma işlemi, çevre ve sağlık konusunda fayda sağladığı gibi sera gazı emisyonlarını azaltma konusunda da yarar sağlamaktadır. Temiz teknoloji uyumu ve azalan hava kirliliği iklim değişimi açısından da fayda sağlamakta partiküler madde gibi kirleticiler, endüstriyel yöntem ve enerji tüketimi birbirlerini tamamlamaktadırlar. Buna ilâveten, nitrojen oksitleri (NOx) gibi kirleticiler, karbonmonoksit ve hava kirliliği konusunda CSD göstergeleri içerisinde yer alan metan olmayan uçucu organik bileşenler indirekt seragazı emisyonlarıdır. Buna karşın hava kirleticileri arasında yaygın kullanım tanımlamalarında atıklar yer almamaktadırlar. <sup>327</sup> United Nations Division For Sustainable Development Expert Group Meeting on Climate Change and Sustainable Development, "The Role of Indicators", a.g.e. Tablo10. İklim değişimi etkilerinin azalması yönünde üretilen göstergeler328. | Alt konu | CSD göstergeleri | Diğer göstergeler | İlgili CSD göstergeleri | |-----------------------------------------------|-----------------------------------------------------------------------|-------------------------------------------------------------------------|------------------------------------| | | Kullanım<br>Gübre<br>Eksikliği | | | | | Organik<br>Tarım<br>Altındaki alan | | | | | Orman<br>Alanları<br>İçerisinde<br>Arazi<br>Kullanım Oranı | | | | Tarım,<br>Ormancılık ve<br>Arazi<br>kullanımı | | Bozulma oranı | Arazi<br>Kullanım<br>Farklılıkları | | | Sürdürülebilir<br>Yönetimi<br>Orman<br>içerisinde Ormanlık<br>Alanlar | | | | | | Ekolojik<br>hizmetler<br>tablosunda<br>(PES)<br>ödemelerindeki alanlar. | | | | Arazi Kullanım<br>Farklılıkları | | | | | Arazi Verim Kaybı | | | Tarımsal sektörde, karbon tutulması ve metan gazının azaltılması, nitrik asit emisyonları sera gazı emisyonlarını azaltmak açısından asıl seçenek olarak <sup>328</sup> United Nations Division for Sustainable Development Expert Group Meeting on Climate Change and Sustainable Development, The Role of Indicators, a.g.e. görülmektedir.Gübre kullanımı eksikliği göstergesi gerçekte kullanılan gübrelerin kullanım verimliliğini ölçmeye yaramaktadır. Nitrojen miktarı üründen alınmadığında nitrik asit emisyonları açısından önemli bir kaynak sayılmakta ve bu gösterge iklim değişimi hedefleri arasında önem taşımaktadır. Organik tarım, geliştirilmiş toprak koruma uygulaması ile ilgili olup "Sürdürülebilir Tarım Yönetimi Üygulamaları" açısından göstergelere yeni anlayış getirmektedir. Tarım sektörü konusundaki diğer bir yol ise; bioyakıt üretimi konusundaki arâzi kullanımı ile ilgili olan göstergelerdir. Orneğin şeker kamışı gibi ürünlerin üretimi "bioyakıt göstergelerinin" gelişmesi ve uygulanması açısından önem taşımaktadır. Sürdürülebilir kalkınma anlayışının faydaları ve bioyakıt mâliyetleri üretim metodları ve gıda güvenliği tehditleri gibi faktörler dikkate alındığında önemli bir gösterge olarak değerlendirilmektedir. Ormanların tarımsal arâziye dönüştürülmesi ile sera gazı emisyonlarına tarımın katkısı "arâzi kullanım farklılıkları" göstergelerini kapsamaktadır. Ormancılık ilin değişiminin azalması açısından anahtar bir sektördür. Ağaçlandırma yapılarak karbon tutulumları genişletilmiş, sürdürülebilir orman yönetimi ormansızlaştırmanın azaltılması yoluyla ilerlemeler sağlanmıştır. Ormancılık kapsamında değerlendirilen göstergeler iklim değişiminin azalması yönünde ormanların bütününde ele alınması gereken konulara önemli roller yüklemektedir329. Sürdürülebilir orman yönetimi sadece emisyonları azaltmak açısından değil aynı zamanda ekolojik hizmetlerdeki harcamalar, karbon tutulumu gibi konularda ormanların payını ortaya koyan bir anlayıştır. Tarımsal arâzi içerisinde otlak alanları ve ekilebilir alanlar artan yapılanma ve sera gazı emisyonları içerisinde önemli sayılmakta ve "Arâzi Kullanımı" göstergesi iklim değişimi konusunda önemli bilgiler sağlamaktadır. Ozellikle ormanlarda ve ekilebilir arâzi kullanımından doğan verim kaybı emisyonlar ve karbon tutulumu açısından kapasite kaynağı olarak önem taşımaktadır. Bu yüzden "arâzide verim kaybi" göstergesi sorunla oldukça ilişkili bulunmakta, fakat arâzideki verim kaybı verileri temîni ve uzun vâdeli metodoloji eksikliği yüzünden her ikisine de engel teşkil etmektedir. <sup>327</sup> United Nations Division For Sustainable Development Expert Group Meeting on Climate Change and Sustainable Development, "The Role of Indicators", a.g.e. | Alt Konular | Çekirdek<br>Sürdürülebilir<br>Kalkınma<br>Göstergeleri | Diğer Göstergeler | İlgili<br>Sürdürülebilir<br>Kalkınma<br>Göstergeleri | |----------------------------------|------------------------------------------------------------------------------|-----------------------------------------------------------------|------------------------------------------------------| | Sıcaklık ve yağış<br>değişimleri | | Yıllık ortalama ve<br>maksimum, minimum<br>sıcaklık değişimleri | | | Doğal hava<br>değişimleri | Tehlikeli ve eğimli<br>alanlarda yaşayan<br>nüfusun yüzdesi | | | | | Doğal âfetler yüzünden<br>yaşanan insan<br>kayıpları ve ekonomik<br>bedeller | | | Tablo 11. İklim Değişimine Uyum Göstergeleri Kapsamında Üretilen Göstergeler 330. İsı ve yağış değişimleri iklim değişimi açısından önemli bir başlık sayılmakta, temel görünümü ortaya koymakta ve uyum gereklilikleri ile duyarlılık kapsamında değerlendirilmektedir. Bu yüzden, iklim değişimi altındaki göstergeler arasında yer almaktadır. Duyarlılık ve uyum ihtiyaçları gelecekte kritik olarak değerlendirilmesi gereken göstergeler arasındadır331. Aşağıda alt konular içerisinde iklim değişimine uyum kapsamındaki göstergeler ile ilgili sürdürülebilir kalkınma göstergeleri yer almaktadır. <sup>330</sup> United Nations Division For Sustainable Development Expert Group Meeting on Climate Change and Sustainable Development , a.g.e. <sup>33</sup> United Nations Division For Sustainable Development Expert Group Meeting on Climate Change and Sustainable Development, a.g.e. Tablo 11. İklim Değişimine Uyum Göstergeleri Kapsamında Üretilen Göstergeler"2. | Alt<br>Konular | Cekirdek Sürdürülebilir<br>Kalkınma Göstergeleri | Diğer Göstergeler | İlişkili<br>Sürdürülebillir<br>Kalkınma Göstergeleri | |----------------|--------------------------------------------------|----------------------------------------------------------------|-----------------------------------------------------------| | Tarım | | Tarımda arâzi verimliliği | | | Sağlık | | Tarımsal verimlilik<br>indeksi | Ekilebilir ve sürekli verimli<br>arazı | | | | Astım ve humma gibi bir<br>taşıyıcı ile yayılan<br>hastalıklar | HIV/AIDS, Sıtma,<br>Tüberkülos gibi önemli<br>hastalıklar | İklim değişiminin önemli bir etkisi, su varlığının azalmasıdır. Su kaynaklarının oranı su basıncının ölçülmesi için standart nitelikte bir göstergedir. Su kullanım yoğunluğunun azalması, su basması kaynaklı tehlike altındaki alanların ölçümü sürdürülebilir kalkınma anlayışı ile parallellik göstermektedir. Tarım başlığı, iklim değişimine etkisi açısından değerlendirildiğinde önemli bir etkendir. Tarımsal verimliliğin azalması iklim değişiminde ülkeler açısından daha ılıman iklim kuşağında beklenmektedir. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Kuruluşu (FAO) gibi kurumlarca düzenli olarak raporlanan ya da hesaplanan değerler bakımından arâzi verimliliği her bir hektar mahsûlde verimlilik ölçümü ile değerlendirilmektedir. İklim değişiminin gıda eldesindeki etkisi konusundaki temel göstergenin niceliği ve tarımsal verimliliğin değeri üzerinde yoğunlaşılmıştır. Tarımsal verimlilik önemli bir uyum stratejisi olmamasına rağmen aynı zamanda iklim değişimi üzerinde hassasiyeti de ortaya koymaktadır. Verimlilik indeksi arâzi üzerinde her bir ürün için verimlilik payını ölçen indekse dayanmaktadır. <sup>332</sup> United Nations Division for Sustainable Development Expert Group Meeting on Climate Change and Sustainable Development, "The Role of Indicators", a.g.e. İklim değişimi etkileri bakımından ele alındığında özellikle sağlık alanında, astım ve sıtma gibi bulaşıcı hastalık yoluyla geçen önemli bir tehdîdi de beraberinde getirmektedir. İklim değişimi konusunda diğer bir ilişki ise sıcaklık artışından kaynaklanan ve soğuk algınlığı nedeniyle yaşanan ölümlerin azalmış olmasıdır. Sağlık konusunda ilgili göstergelerin, uyum kapasitesi alt konusunda doğal hava değisimlerini içeren göstergeler ile ilişkisi yukarıda listelenmektedir 33. | Alt Konular | Cekirdek Sürdürülebilir Kalkınma | Diğer | İlgili Çekirdek | |------------------|--------------------------------------|-------------|--------------------------| | | Göstergeleri | göstergeler | Sürdürülebillir Kalkınma | | | | | Göstergeleri | | | | | | | Kıyı alanları ve | Kıyı alanlarında yaşayan toplam | | | | Deniz Çevresi | nüfus oranı | | | | | | | | | | Korunan kıyı alanları oranı | | | | | ekosisteminde<br>Deniz<br>mercan | | | | | kayalıkların<br>alanı<br>canlı<br>ve | | | | | yüzdesi. | | | | | | | | Tablo 12. İklim Değişimine Uyum Göstergeleri Kapsamında Üretilen Göstergeler. Kıyı alanları ve çevresi göstergesi benzer biçimde, korunan alanlar da hesâba katıldığında karasal ekosisteme etkisi bakımından bilgi sağlamakta ve türlerin yok oluşu, biyolojik çeşitlilik azalması alanında iklim değişiminin diğer bir potansıyel etkisini ortaya koymaktadır. İklim değişimi aynı zamanda yabancı, ekzotik türler açısından biyolojik çeşitliliği tehdit etmektedir. Bu yüzden bu gösterge istilâcı yabancı türlerin artması bakımından iklim değişimi göstergesinin etkin bir fonksiyonu olarak düşünülmektedir. <sup>333</sup> United Nations Division for Sustainable Development Expert Group Meeting on Climate Change and Sustainable Development, "The Role of Indicators", a.g.e. Arâzi bozulumu sadece iklim değişimini etkilememekte, aynı zamanda bir sonucu da olabilmektedir. Azaltım ve uyum konusunda çekirdek sürdürülebilir kalkınma göstergelerinin her ikisi de aynı olabilmektedir. Fakat, CSD göstergesi metodolojik çalışmayı gerektirmekte olduğundan bu göstergelerin farklı ölçümleri uyum ve azaltım için seçilebilmektedir. | Tablo13. İklim Değişimine Uyum Göstergeleri Kapsamında Uretilen Göstergeler"-" | | | |--------------------------------------------------------------------------------|--|--| | | | | | | | | | | | | | Alt Konular | Çekirdek Sürdürülebilir Kalkınma Göstergeleri | | |-------------|--------------------------------------------------|--| | Ekonomik | | | | Gelişmeler | | | | Uyum | Ülusal yoksulluk çizgisinde yaşayan nüfus | | | Kapasitesi | | | | Alt Konular | Kullanılan gelişmiş su kaynaklarında nüfus oranı | | | | 5 yaş altındaki ölüm oranı | | | | Kişi başına düşen bütün evsel ürünler | | Deniz seviyesinin yükselmesi uzun vâdede iklim değişiminin bir sonucu olarak karşımıza çıkmakta, bu göstergenin değerlendirilmesi kıyı alanlarında yaşayan nüfus tespitinde ve deniz çevresinde mercan kayalıkların oranının ölçümünde önemli etkiler yaratmakta, yaşayan kayalık mercan ekosistemine kadar uzanmaktadır. Etkin korunan alanların varlığı ekosistemin korunması için önemsenmektedir. Kıyı alanları <sup>334</sup> United Nations Division for Sustainable Development Expert Group Meeting on Climate Change and Sustainable Development, "The Role of Indicators", a.g.e. üzerinde korunan alanların oranını ortaya koyan bu gösterge iklim değişimine uyum açısından önemli bir göstergeyi ifade etmektedir. | Alt Konular | CSD Gösterge | Diğer Göstergeler | İlgili Sürdürülebilir<br>Kalkınma (CSD) göstergeleri | |-------------|------------------------------------------------------|-----------------------------------------------------|--------------------------------------------------------| | Temiz su | Kullanılan<br>Toplam<br>Su<br>Kaynaklarının<br>oranı | | | | | Ekonomik.faâliyetler<br>ile su kullanım<br>yoğunluğu | | | | | | Tarımda arâzi verimliliği | | | Tarım | | Tarım değişiklikleri<br>indeksi | Kalıcı ve sürekli verimli<br>arâziler | | Sağlık | | Sıtma ve humma gibi<br>bulaşıcı ve ağrılı hastalık | HIV/AIDS, sıtma, tüberkülos<br>gibi önemli hastalıklar | Tablo 14. İklim Değişimine Uyum Göstergeleri Kapsamında Üretilen Göstergeler. Sonuç olarak; Sürdürülebilir Kalkınma Göstergeleri iklim değişimi politikalarını ortaya koymak bakımından etkili bir bir araç olarak nitelendirilmektedir. İklim değişimi konusunda karar vericilere iklim değişimi politikalarını ortaya koymak ve izleme sistemlerini geliştirmek açısından fayda sağlamaktadır. ## B. Ulusal Boyutta Sürdürülebilir Kalkınma Anlayışı ve İklim Değişimi Göstergeleri ## 1.Türkiye'de Sürdürülebilir Kalkınma ve İklim Değişimi Göstergeleri Çevreye saygı, 21.yüzyılda uluslararası ilişkiler içerisinde en gerekli temel değerlerden biri olarak sayılmakta, Birleşmiş Milletler Bin Yıl Bildirgesi'nde de "Tüm insanlığı, özellikle de çocukları, insan eliyle geri dönülmez biçimde bozulmuş ve kaynakları artık ihtiyaçları karşılamaya yetmeyecek ölçüde azalmış bir Dünya'da yaşama tehdidinden kurtarmak için hiçbir çabayı esirgeyemeyiz." şeklinde dile getirilmiştir33. Binyıl Bildirgesi, Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı'nda (UNCED) kararlaştırılan sürdürülebilir kalkınma ilkelerini, Gündem 21'de belirlenen hususlar dahil olmak üzere, desteklemeyi teyit etmekte, çevreyi ilgilendiren tüm faâliyetlerde yeni bir koruma etiği ve yönetimini benimseme konusunda ilke kararlarını ortaya koymaktadır. Sekiz alanda izlenen Binyıl Kalkınma Hedefleri'nden "Çevresel Sürdürülebilirliğin Sağlanması Hedefi", sürdürülebilir kalkınma ilkelerinin ülke politika ve programlarına stratejik hedef olarak entegrasyonu, doğal kaynakların kaybının durdurulmasıyla ulaşılacağı biçiminde belirtilmektedir. Bu kalkınma hedefi aynı zamanda, 2010 yılına kadar sürmüş olan biyolojik çeşitlilik kaybını fark edilebilir bir oranda azaltmayı, temiz içme suyuna erişimi olmayan insanların oranını 2015 yılına kadar yarıya indirmeyi ve 2020 yılına kadar en az 100 milyon yoksul ve <sup>335</sup> Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye,"Çevre ve Sürdürülebilir Kalkınma", http://www.undp.org.tr/Gozlem3.aspx?WebSayfaNo=325, (Erişim Tarihi: 07.11.2010). derme çatma damaltlarında yaşayan insanların hayatlarında önemli bir ilerleme kaydetmelerinin sağlanmış olacağını öngörmektedir. Türkiye'nin hassas ekosistemleri hızlı nüfus artışı, artan gelir ve enerji tüketimi gibi nedenlerle yoğun bir baskıya mâruz bırakılmakta, artan kentleşme ve turizmdeki gelişmelerden kaynaklanan yoğun büyüme ve kalkınma çabaları ise diğer bir baskı unsuru olarak karşımıza çıkmaktadır. Akdeniz Havzası'nda yer alan Türkiye, aşağıda ayrıntılarına yer verileceği üzere Birleşmiş Milletler İklim Değişimi Çerçeve Sözleşmesi (ÜNFCCC) kapsamında yapılan öngörülere göre, iklim değişimine karşı yüksek derecede hassas bölgeler içinde yer almaktadır. Sürdürülebilir Kalkınma, küresel bir sorun haline gelirken, Türkiye'deki politika tartışmalarına da giderek daha çok yansımıştır. 1991 yılından bu yana Türkiye'nin Beş Yıllık Kalkınma Planlarında çevresel stratejilere yer verilmektedir; bugün de Ulkemizde 9. Beş Yıllık Kalkınma Planı (2007-2013) uygulanmaktadır. UNDP, Avrupa Birliği'nin 6. Çevresel Eylem Planı doğrultusunda sürdürülebilir kalkınma ilkelerinin ulusal ve bölgesel kalkınma planlarına entegre edilmesini sağlayacak yeni girişimleri desteklemek için hükümetlerle işbirliği halinde çalışmak gerekliliğini ortaya koymaktadır. UNDP bu bağlamda, Türkiye'ye küresel çevre konularında iklim değişimi, biyolojik çeşitlilik kaybı gibi taahhütlerini ulusal ve bölgesel planlamaya entegre etme çalışmalarında destek vermektedir. Birleşmiş Milletler Çevre Programında Çevre ve Sürdürülebilir Kalkınma için Oncelikli Alanlar: Sürdürülebilir Kalkınma, Su Yönetimi, Enerji, Toprak Yönetimi, Biyolojik Çeşitlilik, Kimyasallar, İklim Değişimi konuları belirlenmiştir 336. 18 Aralık 2006 târihinde Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) kapsamında Binyıl Kalkınma Hedefleri ve ilgili diğer kalkınma hedeflerine ulaşmak için, gelecek dört yıl boyunca UNDP üzerinden toplam 528 milyon Euro karşılığı anlaşma imzalamış olan 57 uygun ülkeden biri olan Türkiye'ye 7 milyon dolar verilmiştir. Ortak Program, topluma dayalı uyum ilke ve yaklaşımları tanıtmak ve uygulamak, kırsal alanlarda kapasıte geliştirmektir. Program, Türkiye'nin 2007 Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi kapsamında hazırladığı Birinci Ülusal Bildirimi çerçevesinde yürütülen ön çalışmaları geliştirerek iklim değişimi göz önüne alındığında en savunmasız bölge olarak belirlendiği belirtilen Seyhan Nehir Havzası'na odaklanacağını ortaya koymaktadır' 6 . Türkiye'de Sürdürülebilir Kalkınma (Rio + 10) Ulusal Hazırlık Süreci, Çevre ve Orman Bakanlığı, Dışışleri Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Devlet Planlama Teşkilatı ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) temsilcilerinden oluşan bir Ulusal Koordinasyon Gurubu'nun (UKG) desteği ve tam rehberliği altında gerçekleştirilmiştir338. <sup>336</sup> Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye, a.g.e. <sup>33</sup> MDGF-TR:Binyıl Kalkınma Hedefleri, "Türkiye'nin İklim Değişikliğine Uyum Kapasitesinin Geliştirilmesi", http://www.mdgf-tr.org/index.php?ID=191&LNG=1,(Erişim Tarihi: 8/11/2010). <sup>338</sup> Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı, "İklim Değişikliği ve Sürdürülebilir Kalkınma Ulusal Değerlendirme Raporu", 2002, Ankara, http://www.ttgv.org.tr/content/docs/ikligi-vesurdurulebilir-kalkinma.pdf, (Erişim Tarihi:29.10.2010) . Sürdürülebilir Kalkınma Dünya Zirvesi için hazırlanan Türkiye Ulusal Raporu, İklim Değişikliği ve Sürdürülebilir Kalkınma, Biyolojik Çeşitliliğin Korunması ve Sürdürülebilir Kalkınma, Yönetişim ve Sürdürülebilir Kalkınma, Yoksullukla Savaşım ve Sürdürülebilir Kalkınma, Sürdürülebilir Kalkınmada İş Dünyası ve Sanâyi, Sürdürülebilir Kalkınma için Bilgi ve İletişim konuları gibi temel konuları içermektedir. Bu çerçevede, 1992 Rio Konferansı'nda kabul edilen yükümlülüklerin yerine getirilmesi için, Türkiye'de daha etkin bir sürdürülebilir kalkınma stratejisinin nasıl oluşturulabileceği konusunda bir değerlendirme çalışması öngörülmüştür. Sürece; özellikle artan bilinçlenme ve katılım ile ulusal ve yerel düşüncelerin harekete geçirilmesinin bir aracı olarak önem verildiği belirtilmektedir. Türkiye'de Avrupa Birliği tarafından finanse edilen "Sürdürülebilir Kalkınmanın Sektörel Politikalara Entegrasyonu Projesi" Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı tarafından projenin faydalanıcı kuruluşu olan Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı koordinasyonunda 2006 yılı Mart ayından itibaren yürütülmeye başlanmış olup, 2008 yılında tamamlanması öngörülmüştür. Projenin genel amacı Türkiye'de çevre ve doğal kaynakların yönetimi konusunda ulusal kapasitenin geliştirilmesi, ulusal çapta yoksulluğu azaltma stratejisi ve kalkınma çabalarına çevre ve enerji boyutlarının entegrasyonu ve sürdürülebilir kalkınmanın yaygınlaştırılmasında sivil toplum kuruluşu, özel sektör ve yerel yönetimlerin rollerinin güçlendirilmesidir339. Sürdürülebilir Kalkınma Anlayışını hayata geçirmek için Projenin üç temel bileşeni kapsamında faâliyetlerin yürütülmesi amaçlanmıştır: İ. Bileşen Ülusal Kapasite'nin Geliştirilmesidir: Bu kapsamda kamu kurumlarında sürdürülebilir kalkınma göstergelerine dayanarak planlama ve karar verme kapasitelerinin geliştirilmesine yönelik teknik destek sağlanması, planlamaya yönelik politika seçeneklerinin oluşturulması amacıyla, sosyal ve iktisâdi sektörler önceliklendirilerek, enerji, bilim ve teknoloji, balıkçılık, ormancılık ve kentleşme sektörlerinde "Tematik Çalışma Grupları (TÇG)" oluşturulmuştur. TÇG ile üretilen "Sektörel Sürdürülebilir Kalkınma Politika Belgeleri" birleştirilerek tek bir "Ulusal Sürdürülebilir Kalkınma Politika Seçenekleri" belgesi hazırlanmıştır. Ayrıca, sürdürülebilir kalkınmanın izlenmesi amacıyla gösterge seti geliştirilmesine yönelik pilot bir çalışma gerçekleştirilerek, taslak bir gösterge seti hazırlanmıştır. II. bileşen kapsamında, toplumsal ve yerel düzeyde, sürdürülebilir kalkınmaya örnek oluşturmak üzere sivil toplum, özel sektör ve yerel yönetimler tarafından 18 ilde yürütülen 23 proje desteklenmiştir. Hibe programı kapsamında desteklenen 23 projede enerji tasarrufu, yenilenebilir enerji, doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımı, ekoturizm, organik tarım, atık yönetimi, çevre koruma ve iyi yönetişim gibi konularda ilgili paydaşlara eğitimler verilmiş, sürdürebilir kalkınma konusunda <sup>39</sup> R.Fikret Yılmaz, "Sürdürülebilir Kalkınmanın Sektörel Politikalara Entegrasyonu Projesi", Kişisel ilişkiler, Devlet Planlama Teşkilatı, Ekim 2010. bilinç artırmaya yönelik çalışmalar yürütülmüştür. Yürütülen bu projelerin birçoğu sürdürülebilir kalkınmaya ilişkin eğitim projeleridir-340. III. bileşen kapsamında "Sürdürülebilir Kalkınma" kavramının kamuoyuna ve bireylere anlatılması ve toplumda bu konuda bilinç oluşturulması amacıyla çeşitli tanıtım kampanyaları düzenlenmiş, yazılı ve görsel basında yayınlar yapılmıştır. Poster, broşür ve promosyon çalışmalarının yanı sıra, proje kapsamında hazırlanan internet sitesi, (www.ortakgelecek.net) daha geniş kitlelere ulaşılmak hedeflenmiştir. Bu amaçla; Sürdürülebilir kalkınma konusunda kamuoyu bilincinin ortaya konularak bilincin artırılmasına yönelik iletişim faâliyetlerinin belirlenmesi, Türkiye Radyo Televizyon Kurumu tarafından "Sürdürmek Mümkün" isimli bir belgesel hazırlanmış, Sürdürülebilir Kalkınma konusunda kısa film yarışması düzenlenmiştir. Söz konusu yarışmada seçilen 5 kısa film 2007 yılı Kasım ayında düzenlenen "19. Uluslararası İstanbul Kısa Film Festivali"nde gösterime sunulmuştur. 18-19 Mart 2008 tarihlerinde Ankara'da geniş bir katılımla "Sürdürülebilir Kalkınma Günleri" etkinliği gerçekleştirilmiştir Ulkemizde Türkiye İstatistik Kurumu tarafından gösterge çalışmaları yapılmakta, Sürdürülebilir Kalkınma Göstergeleri çalışması ise Çevre İstatistikleri uzmanlık alanı 340R.Fikret Yılmaz, a.g.e. içerisinde değerlendirilmektedir. Son olarak 2010 yılı Eylül ayında Sürdürülebilir Kalkınma Göstergeleri Türkiye İstatistik Kurumu tarafından yayımlanmıştır341. Bu kapsamdaki gelişmeler değerlendirildiğinde ise 2008 yılında toplam seragazı emisyon miktârının %96 oranında artış gösterdiği, 2005 yılında tarım alanları içerisinde organik tarım yapılan alan %0,49 iken, bu rakamın 2008 yılında ancak %0,43 olarak gerçekleşmiş olduğu, korunan alanların da 2005 yılında 4,4 milyon hektar iken, bu rakamın 2008 yılında 4,1 milyon hektara düşmüş olduğu görülmektedir. Ulkemizde 2005, 2006, 2007 ve 2008 yıllarını içeren Sürdürülebilir Kalkınma Göstergeleri Tablo 15 ifade edildiği gibi Türkiye İstatistik Kurumu tarafından belli göstergeler çerçevesinde izlenerek hesaplanmıştır. <sup>341«</sup>Türkiye İstatistik Kurumu Haber Bülteni", Sayı: 169, Eylül 2010 http://www.tuik.gov.tt/ PreHaberBultenleri.do?id=6333, (Erişim Tarihi: 09.01.2011). | Gösterge | Birim | 2005 | 2006 | 2007 | 2008 | |---------------------------------------------------------------------------------|----------------------------------------|------|------|------|------| | Kişibaşı<br>Büyüme<br>GSYH<br>Oranı | 0/0 | 7,1 | 5,6 | 3,4 | -0,5 | | Gayri Sâfi Sâbit Sermâye<br>Oluşumu (Yatırım) | % GSYH | 21,0 | 22,3 | 21,4 | 19,9 | | Toplam Ar-Ge harcamaları | % GSYH | 0,58 | 0,60 | 0,71 | 0,73 | | İşsizlik Oranı | % | 10,7 | 10,3 | 10,3 | 11 | | Kadın İstihdam Oranı | 0/0 | 22,3 | 22,7 | 22,8 | 23,5 | | Yaşlı<br>Çalışanlar<br>İçin<br>İstihdam Oranı | 0/0 | 27,9 | 27,6 | 27,1 | 27,4 | | Beklenen<br>ર્ણ રિ<br>Yaşında<br>Omür | Yıl | 14,7 | 14,8 | 14,8 | 14,9 | | Doğumda Beklenen Yaşam<br>Süresi | Yıl | 72,9 | 73,2 | 73,4 | 73,6 | | Toplam Doğurganlık Hızı | Kadın Başına<br>Çocuk | 2,20 | 2,17 | 2,15 | 2,14 | | İntihar Hızı | 0/0000 | 3,94 | 4,08 | 3,98 | 3,96 | | Ciddî İş Kazaları | 1998=100 | 63,3 | 60,1 | 57,1 | 49,7 | | Nihâi Enerji Tüketimi | Milyon Tep<br>(Ton petrol<br>eşdeğeri) | 72 | 77 | 83 | 80 | | Enerji Bağımlılığı | 0/0 | 73,9 | 73,5 | 74,9 | 72,5 | | Yenilenebilir Enerji<br>Kaynaklarının Yurtiçi Brüt<br>Enerji Tüketimindeki Payı | 0/0 | 11,1 | 10,4 | 8,9 | 8,8 | | Biyoyakıtların Ulaştırmada<br>Tüketilen Yakıtlar<br>İçerisindeki Payı | 0/0 | 0,00 | 0,01 | 0,07 | 0,41 | Tablo 15. Seçilmiş Sürdürülebilir Kalkınma Göstergeleri (2005-2008)343. 342 Türkiye İstatistik Kurumu Haber Bülteni, a.g.e. | Yenilenebilir Enerji<br>Kaynaklarından Uretilen<br>Elektrik | % | 24,6 | 25,3 | 19,1 | 17,4 | |----------------------------------------------------------------------------------|---------------|-------|-------|-------|-------| | Toplam Seragazı<br>Emisyonları (CO2 eşd.) | 1990=100 | 176,4 | 186,9 | 203,2 | 196,0 | | Kişibaşı CO2 Emisyonu | Metrik Ton | 3,79 | 3,99 | 4,38 | 4,18 | | Toplam Kullanılabilir<br>Tarım Alanı İçerisinde<br>Organik Tarım Yapılan<br>Alan | % | 0,49 | 0,48 | 0,44 | 0,43 | | Korunan Alanlar | Milyon Hektar | 4,4 | 4,0 | 4,0 | 4,1 | Görüldüğü gibi yukarıdaki kaynaklarda belirlenmiş olan hedeflere ulaşma konusunda belirgin bir sıkıntı vardır. 2. Çevresel Performans Endeksi Çalışmasında Türkiye'nin Çevreye İlişkin ## Göstergelerinin Diğer Ülkelerin Göstergelerine İlişkin Durumu Yale Center for Environmental Law & Policy tarafından gerçekleştirilen Pilot 2006 Environmental Performance Index (2006 Pilot Çevresel Performans Endeksi) çalışmasında, Avrupa Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkelerinin çevreye ilişkin göstergeleri karşılaştırmalı olarak sunulmaktadır"44. Bu çalışmadaki bâzı çevresel <sup>345</sup>D.C.Esty, M.A. Levy, T. Srebotnjak, A. de Sherbinin, C. H. Kim, and B. Anderson 2006, http://sedac.ciesin.columbia.edu/wdc/geonetService=wdcmetadata.show&id=2410&cur rTab=simple, (Erişim Tarihi: 20.11.2010). göstergelerin Türkiye'nin Avrupa ülkeleriyle karşılaştırması sonucu ortaya çıkan sonuçları şöyledir344. Kapalı mekân kirliliği, katı yakıt kullanan hane halkı oranına ilişkin göstergede, ideal düzeyin % 0 olduğu, Türkiye'nin ideal düzeye yaklaşan en düşük % 20'lik dilimde yer aldığı, Avrupa ülkelerinin büyük çoğunluğunda hedeflenen % 0'lık düzeyin elde edildiği; İçmesuyu erişim oranı göstergesi incelendiğinde, Türkiye'nin hedeflenen düzeye yakın olan en üst % 20'lik dilimde yer aldığı; fakat Avrupa ülkeleri düzeyine henüz erişilmediği, Avrupa ülkelerinin çoğunda bu oranın % 100 olduğu; Yeterli Halk Sağlığı Hizmeti Sunumu konusunda ideal değerin % 100 olduğu, Türkiye'de bu oranın % 80 civârında bulunduğu, Avrupa ülkelerinin neredeyse tamamında hedeflenen düzey olan % 100'e ulaşıldığı; Kentsel partikül (toz, duman) oranında hedeflenen ideal düzey % 10 iken, bu oranın Türkiye için % 50'ler civârında, Avrupa ülkelerinin çoğunda % 50'nin altında olduğu; Türkiye'nin bu gösterge açısından konumunun Avrupa ülkelerinden göreli olarak olumsuz düzeyde bulunduğudur. Ozon konsantrasyonu açısından hedeflenen düzeyin % 15 olduğu, bu oranın Avrupa ülkelerinin hiç birinde yakalanamayıp % 40-50 civarlarında seyrettiği, Türkiye için <sup>344</sup> Sürdürülebilir Kalkınmanın Sektörel Politikalara Entegrasyonu Projesi, "Sürdürülebilir Kentleşme Bakış Açısı İle Türkiye'de Kentleşme Sektörüne Ilişkin Tespit ve Değerlendirmeler", Kentleşme Tematik Grubu 1. Raporu, Kasım 2007 . de bu göstergenin Avrupa ülkelerine benzer şekilde % 45 düzeyinde bulunduğu; Yüzey sularına nitrojen (azot) yüklenmesi ile belirlenen kirlenme için hedef değerin 1 olduğu, Avrupa ülkelerinin büyük çoğunluğunun bu hedefe yaklaştığı, benzer şekilde Türkiye için de bu göstergenin 1 civarlarında seyrettiği; Aşırı tüketilen su kaynakları içeren arâzi oranı için hedef değer % 0 iken, Türkiye için bu değerin % 15 civarında olduğu, Avrupa ülkelerinin yaklaşık yarısı için bu gösterge değerinin, hedef değere yakın olduğu, fakat Almanya, İtalya, Hollanda, Macaristan, İspanya ve Belçika için değerlerin Türkiye'den daha olumsuz olduğu; Korunan el değmemiş alan oranı göstergesi için karşılaştırma yapılan tüm ülkelerin ideal düzeyin çok altında değerlere sâhip olduğu, hedef düzey % 90 iken, Türkiye için de bu değerin % 5 civarında olup, Avrupa ülkelerinde % 0-30 arasında seyrettiği; Ekolojik bölge koruma konusunda hedef değer 1 iken, Avrupa ülkelerinin çoğunda değerlerin hedef değerin altında olduğu, Türkiye için de 0.2'nin biraz üstünde, ancak hedef değerin çok altında bulunduğu; Kereste hasat oranlarına bakıldığında hedef değerin 4 olduğu, Avrupa ülkelerinde ve Türkiye'de bu orana çok yaklaşıldığı; Tarımsal destek oranı tarımsal GSYİH için hesaplandığında hedef olan % 0 değerine Avrupa ülkelerinin yaklaşık yarısında ve Türkiye'de çok yaklaşıldığı; İsviçre, Norveç ve İzlanda'nın bu gösterge değerlerinin, hedef düzeyin uzağında, % 20'lerin üzerinde kaldığı; Balıkçılık alanında avlanma göstergesinde hedef skorun 1, en kötü skorun 7 olduğu, bu skorun Avrupa ülkelerinden İzlanda, Norveç ve Slovenya'da en kötü düzeyde seyrettiği, Türkiye için de skorun 6 ile istenmeyen düzeye yakın olduğu; Enerji verimliliği tablosuna bakıldığında hedef değerin 1.650 terajul/milyon dolar GSYIH olduğu, Türkiye'nin bu gösterge açısından Avrupa ülkelerinin çoğuna yakın bir değer sergilediği, ancak hedef değere erişemediği; Yenilenebilir enerjinin toplam enerji tüketimine oranının % 100'ü bulmasının hedeflenen değer olduğu, bu değere en çok yaklaşan ülkelerin İzlanda (yaklaşık % 70) ve Norveç (% 60) olduğu, Türkiye'ye ait değerin ise % 10 civarında, Avrupa ülkelerinin çoğu için de olduğu gibi istenen değerin çok uzağında kaldığı, Türkiye için göstergelerin büyük bölümünde hedef değerlere % 70'in üzerinde yaklaşıldığı, buna karşılık bölgesel ozon, el değmemiş doğayı koruma, ekobölge koruma, aşırı balık avlama ve yenilenebilir enerji göstergeleri konusunda Türkiye'ye ât değerlerin hedef değerden uzak olduğu, Avrupa ülkelerinin pek çoğunda da aynı göstergeler açısından hedef düzeye erişilmediği sonucuna varılmaktadır343. 2006 Çevresel Performans Endeksi, bâzı politikaları ve sonuçlarını gündeme getirmiştir: Herhangi bir ülkenin refah durumu, çevresel sonuçlar açısından önemli bir belirleyici olmaktadır. Ancak, hangi gelişmişlik düzeyinde olursa olsun, kendilerine benzer ülkelere göre üstün performans sergileyen ülkeler de vardır ve sonuç da o ülkelerdeki politika seçeneklerinin doğru üretildiğidir. Bu endeks, etkili politika oluşturmanın başarılı şekilde kirlilik kontrolü yapmada ve doğal kaynakları yönetmede önemli bir etken olduğunu ortaya koymaktadır346. <sup>345</sup>Sürdürülebilir Kalkınmanın Sektörel Politikalara Entegrasyonu Projesi, a.g.e. <sup>346</sup>Sürdürülebilir Kalkınmanın Sektörel Politikalara Entegrasyonu Projesi, Kentleşme Tematik Grubu 1. Raporu, "Sürdürülebilir Kentleşme Bakış Açısı İle Türkiye'de Kentleşme Sektörüne Ilişkin Tespit ve Değerlendirmeler", Kasım 2007 . ## 2.1. Türkiye'nin Çevresel Performans Endeksi 2010 sıralamasında Türkiye 60,4 puanla 163 ülke arasında 77. sırada yer almaktadır. Ülkemizin detaylı bir değerlendirmesi Tablo 2'de verilmiştir. 2008 yılında ise Türkiye 75,9 puanla 72. sırada yer almakta, 2008 yılından 2010 yılına gelindiğinde Türkiye'nin çevresel performansının düştüğünü göstermektedir347. | TÜRKİYE<br>PIJANI AR<br>VE<br>HAM | Puan | Ham | Ham değer hedefi ve | |-------------------------------------------------------|-------------------------|---------|------------------------------------------------------------| | VERİSİ | (Hedefe yakınlık,<br>%) | değer | birim | | ÇEVRESEL SAĞLIK | 74.45 | | | | Su (İnsan Üzerindeki Etkileri) | 90.68 | | | | Sıhhi tesisata erişim | 86.532 | 88.0 | Nüfusun %100.0'ünün<br>erişimi | | Suya erişim | 94.8276 | 97.0 | Nüfusun %100.0'ünün<br>erişimi | | Üzerine<br>Hava Kirliliği (Insan Sağlığı<br>Etkileri) | 76.13 | | | | Kapalı Ortam Hava Kirliliği | 88.4211 | 11.0 | Nüfusun %0.0'nın maruz<br>kalması | | Dış Ortam Hava Kirliliği | 63.8371 | 39.7178 | 20.0 ug/m3 | | Hastalığın Çevresel Yükü | 65.5 | | | | Hastalığın Çevresel Yükü | 65.5 | 29.0 | 1000 kişi başına engelli/<br>ayarlanmış 10.0 yaşam<br>yılı | | EKOSİSTEM CANLILIĞI | 55.64 | | | | Ormancılık | 100.0 | | | | Orman örtüsü değişimi | 100.0 | 0.2 | Orman örtüsünde 0.0<br>azalma | Tablo 16. Türkiye'nin 2010 yılı Çevresel Performans Değerlendirmesi 348. <sup>34</sup> EPI Press Release, "2010 Environmental Performance Index", http://sedac.ciesin.columbia.edu/ es/epi/, ( Erişim Tarihi:20.11.2010) . <sup>348</sup>Environment Performance Index, http://epi.yale.edu/Countries/Turkey, (Erişim Tarihi: 20.10.2010). | Büyüyen stok değişimi | 100.0 | 1.0207 | Büyüyen stokta zaman 2<br>ile zaman 1 arasında 1.0<br>oranı | |---------------------------------------------------------------|---------|-----------|----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------| | Balıkçılık | 55.63 | | | | Deniz Trafik Endeksi | 76.8866 | -0.007875 | 0.0 azalma | | Trol Ağı Yoğunluğu | 34.3676 | 65.6324 | Trol avcılığı yapılan<br>harici ekonomik alanın<br>%0.0'1 | | l'arım | 64.13 | | | | Tarımsal Su Yoğunluğu | 86.8699 | 13.85 | Bütün su kaynaklarının<br>%10.0'u | | Tarımsal Destekler | 4.33288 | 0.265757 | 0.0 destek | | Pestisit Yönetmeliği | 90.9091 | 20.0 | 22.0 puan | | İklim Değişimi | 53.62 | | | | Kişi başı Sera gazı Emisyonları | 74.5777 | 5.70793 | 2.5 Mt CO2 eşdeğeri<br>(Küresel sera gazı<br>emisyonlarında 2050<br>yılında kadar 1990<br>seviyesine göre %50<br>oranında azaltım ile ilgili<br>tahmin edilen değer) | | Uretilen elektrik başına CO2 Emisyonları | 14.5766 | 478.21 | kWh başına 0.0 g CO2 | | Endüstriyel<br>Sera<br>Emisyonları<br>gazı<br>Yoğunluğu | 50.7522 | 101.915 | Endüstriyel<br>GSYIH'nın<br>(\$) fabrika başına (ABD,<br>2005, PPP) 36.3 ton CO2<br>(Küresel<br>sera<br>gazı<br>2050<br>emisyonlarında<br>1990<br>yılında<br>kadar<br>seviyesine<br>%50<br>kıyasla<br>azalma<br>ile ilgili tahmin<br>edilen değer) | | Üzerine<br>Kirliliği<br>(Ekosistem<br>Hava<br>Etkileri) | 46.21 | | | | Azot Oksit Emisyonları | 46.7755 | 1.56154 | Gg/km2<br>yerleşilen<br>0.01<br>arazi alanı | | Ekosistem Ozonu | 38.7379 | 189136.0 | 3000.0 AOT40 | | Kükürt Dioksit Emisyonları | 49.3357 | 1.30661 | Gg/km²<br>yerleşilen<br>0.01<br>arazi alanı | | Metan<br>Üçucu<br>Olmayan<br>Organik<br>Bileşiklerin Emisyonu | 43.7261 | 1.65099 | 0.01 Gg/ km2<br>yerleşilen<br>arazi alanı | | Su (ekosistem üzerine etkiler) | 62.83 | | | |--------------------------------|---------|---------|-----------------------------------------------------------| | Su kalitesi endeksi | 57.8701 | | 100.0 puan | | Su stres endeksi | 35.5618 | 13.9 | Su stresi altındaki<br>bölgenin %0.0'ı | | Su kıtlığı endeksi | 100.0 | 0.0 | Suyun aşırı kullanımının<br>%0.011 | | Biyoçeşitlilik & Habitat | 17.14 | | | | Biyom Koruma | 18.747 | 1.8747 | Korunan biyomların<br>ağırlıklı ortalamasının %<br>10.0'u | | Kritik Habitat Koruma | 0.0 | 0.0 | kritik<br>Korunan<br>habitatların %100.0'ü | | Deniz Koruma | 31.063 | 1.10614 | Ulkenin korunan harici<br>ekonomik alanının<br>%10.0'u | ## 3. Türkiye'nin Üluslararası Gösterge Setlerindeki Temsil Durumu Türkiye, çeşitli ulusal ve uluslarası yükümlülükleri çerçevesinde, birçok çevresel verileri toplamakta ve izlemektedir. Bu veriler; ulusal çevre değerlendirmelerinde kullanılmakta, bunun yanısıra aynı amaçlı uluslararası raporlama zorunluluklarını karşılamak için uluslararası organizasyonlara raporlanmaktadır. Uluslararası gösterge setlerinde kullanılacak yeni ve özel alan verilerinin alınması Türkiye için de kaçınılmazdır. Türkiye'de Çevresel Bilgi Uzerine Uluslararası Yorumlar ise şöyledir: Türkiye 1960 yılından beri OECD'ye üye olan bir ülkedir. 1999 ve 2008 yıllarında Türkiye Çevresel Performans değerlendirmesi yapılmıştır. 1999 OECD değerlendirme raporu çevresel bilginin kullanım durumu açısından "Çevrenin izlenmesi konusundaki önemli ilerleme ve çevre ile ilgili olan ve olmayan TÜİK ve DPT gibi bir çok kurum tarafından sağlanan çevre konusunda bilgilere rağmen, düzenli ve kapsamlı çevresel veri, çevresel gösterge ve çevre durum raporları gibi çevresel yayınlar mevcut değildir. Bir çevre gözlem evinin ve ulusal düzeyde bir çevre bilgi stratejisi ve eylem planının oluşturulması için incelemeler hâlâ sürmektedir." biçiminde yorumlanmaktadır349. 1999 OECD Çevresel Performans Değerlendirme raporunda yer alan öneriler ise, çevresel bilgiye erişimi sağlamak, halkın çevre ile ilgili karar verme sürecine katılımının sağlanması, çevre bilgi sistemlerinin politik tasarım ihtiyacını karşılayabilmeleri ve toplumun bütün sektörlerindeki çevre bilincimi artırabilmeleri amacıyla çevre durumu hakkında dönemsel raporlar verilmesi, çevresel göstergelerin geliştirilmesi ve çevresel harcamaların arttrılması biçiminde olmuştur30. 1999 yılından bu yana toplanan çevresel veriler konusundaki gelişme Türkiye'nin artık OECD ve EUROSTAT'a düzenli olarak raporlamalarını gerçekleştirmekte olduğudur. OECD 2008 yılı performans değerlendirmesinde çevresel bilgiye erişim şöyle yorumlanmaktadır: "Kamunun genel olarak bilgiye ve özellikle çevresel bilgilere erişimini arttırmak için önemli çalışmalar gerçekleştirilmektedir. Il seviyesindeki yıllık çevre durumu raporları ülke çapında derlenen raporlarla desteklenmektedir"351. <sup>349</sup> T.C Çevre ve Orman Bakanlığı," Türkiye Çevre Veri Değişim Ağı'nın Kurulması için Teknik Yardım Projesi" (TEIEN), "Çevresel Göstergeler Final Raporu", EUROPEAID/125541/D/SER/TR, s.63, 2010. <sup>350</sup> Türkiye Çevre Veri Değişim Ağı'nın Kurulması için Teknik Yardım Projesi" (TEIEN), ag.e. <sup>351</sup>Türkiye'de Çevresel Veri Değişim Ağı'nın Kurulması için Teknik Yardım Projesi, a.g.e. 1999 ve 2008 yılları arasında ülkemizin çevresel bilgilere erişim konusunda gösterdiği ilerleme, bu OECD değerlendirme raporlarından açıkça anlaşılmaktadır. OECD 2008 performans değerlendirme raporunda çevresel bilgiye erişim konusunda "Çevresel konularda bilgiye erişim ve mahkemelere erişim hakkının izlenmesine devam edilmeli ve gerekli düzeltmelerin gerçekleştirilmesi " önerisi yer almaktadır. Bu noktada değinilmesi gereken önemli bir konu da elde edilen çevresel analiz ve değerlendirme verilerinin, bulgularının duyarlılığı, doğruluk ve kesinliği ile güvenilirliğidir. Bu konunun uzman personel, altyapı ve donanım yatırımı gereksiniminin yüksekliğine dikkat çekilmektedir352. ## 3.1. EUROSTAT Yapısal Göstergeler'de Türkiye'nin Temsil Durumu Eurostat Yapısal göstergeler, biri çevre olmak üzere toplam altı tematik gruba ayrılmaktadır. Çevre grubu, 18 çevresel gösterge içermektedir. Türkiye'nin Eurostat yapısal göstergelerindeki temsil durumu Tablo 17'de ifade edilmektedir. Görüldüğü üzere, Türkiye toplam 18 göstergenin 10 tanesinde temsil edilmektedir. Eurostat web sayfasında yapılan araştırmaya göre, ülkemizin eksik olduğu göstergeler; enerjide örtülü vergi oranı, kentsel hava kirliliği, kaynak verimliliği, AB Habitat Direktifi altında korunan alanların yeterliliği, tarla kuşu indeksi ve doğumda beklenen sağlıklı yaşam süresidir. <sup>32</sup> A.Ralph.Luken; L.Clark, "How Efficient are National Environmental Standards? A Benefit Analysis of The United States States - Experience", 1991, s.385-413, Cost Cost http://ideas.repec.org/a/kap/enreec/v1y1991i4p385-413.html, (Erişim Tarihi: 11/04/2011). Tablo 17. Eurostat Yapısal Gösterge Seti (Çevre Kısmı)'nda Türkiye'nin Temsil Edilme Durumu353. | Gösterge Adı | Türkiye | |---------------------------------------------------------------------------------------------|-----------------------| | tsien010 - Sera gazı emisyonları<br>1. | V | | tsien020 – Ekonominin enerji yoğunluğu<br>2. | | | 3.<br>tsien030 - Birleşik ısı ve güç üretimi | 1 | | tsien040 - Enerjide örtülü vergi oranı<br>4. | X | | tsien()50 - Yenilenebilir kaynaklardan elektrik üretimı<br>5. | 1 | | tsien060 - GSYIH'e göre yük taşımacılığı hacmi<br>6. | | | tsien070 - GSYIH'e göre yolcu taşımacılığı hacmi<br>7. | | | tsien080 - Ulke içi yük taşımacılığında karayolu payı<br>8. | V | | tsien090 - Ulke içi yolcu taşımacılığında otomobil payı<br>9. | V | | 10. tsien100 - Kentsel nüfusun havadakı ozona maruz kalması | X | | 11. tsien110 - Kentsel nüfusun havadakı partiküler maddeye maruz kalması | X | | 12. tsien120 - Belediye atıkları üretimi | 1 | | 13. tsien130 - Arıtma türüne göre belediye atıkları | > | | 14. tsien140 - Kaynak verimliliği | X | | 15. tsien150 - Stoklardan 'güvenli biyolojik sınırlar' dışında balık tutulması | Ulke<br>belirtilmemiş | | 16. tsien160 - AB Habitat direktifi altındaki korunan alanların yeterliliği | X | | 17. tsien170 - Tarla kuşu indeksi | X | | 18. tsien180 - Cinsiyete göre doğumda beklenen sağlıklı yaşam süresi | X | | Türkiye'nin Eurostat Yapısal Gösterge Setinde (Çevre Kısmı) Temsil Edildiği Gösterge Sayısı | 10 | <sup>333</sup> European Commission, EUROSTAT, "Environment", http://epp.eurostat.ec.europa.eu/portal/ page/ portal/structural\_indicators/indicators/environment, (Erişim Tarihi: 20.10.2010). ## Avrupa Çevre Ajansı'na Raporlama 3.2. Türkiye, 2003 yılında Avrupa Çevre Ajansı'nın (AÇA) üyesi olmuştur, ve veri sağlayıcı olarak ajansın var olan raporlama sistemi içinde yer almaktadır34. Bu kapsamdaki çekirdek set, ülkelerin AÇA'ya raporlamak zorunluluğu çerçevesinde 17 öncelikli veri akışına dayandırılmaktadır. Türkiye 2005 yılı itibarı ile AÇA'ya düzenli olarak rapor sunmaya başlamıştır. Tablo 18'de ifade edildiği gibi Türkiye'nin 37 göstergeden oluşan çekirdek set içinde temsil edildiği gösterge sayısı 20'dir. AÇA web sayfasında yapılan araştırmaya göre Türkiye'nin eksik olduğu göstergeler; kentsel alanlarda hava kalitesi sınır değerlerinin aşılması, ekosistemlerin asitleşmeye, ötrofikasyona ve ozona mâruziyeti, tehlike altındaki ve korunan türler, tür çeşitliliği, doğal arazinin yapılaşmaya açılması, kirlenmiş alanların yönetiminde gelişme, ambalaj atıkları üretimi ve geri dönüşümü, kıyı ve deniz sularında besı maddeleri, yüzme suyu kalitesi, birincil üretkenlik göstergesi olan klorofil, deniz balıkları stok durumu ve balık avlama filosu kapasitesidir. Türkiye'nin, AÇA'ya yaptığı raporlamalardan aldığı puan, 2005 yılında %19 iken, 2008 yılında %47'ye, 2009 yılında ise %59'a çıkmıştır. Alınan puanda artış olması olumlu değerlendirilmekle birlikte, Türkiye AÇA'ya üye ülkeler arasında halen son sıralarda yer almaktadır. Avrupa Çevre Ajansı tarafından 5 yılda bir hazırlanan Avrupa Çevre Durum Raporları üye ülkelerin katkılarıyla gerçekleştirilmekte, AÇA Çekirdek Göstergeleri'nin hesaplanabilmesi için veri gönderilmektedir. 2005 ve 2010 yıllarına <sup>354</sup> Avrupa Çevre Ajansı (AÇA), "Avrupa Çevre Ajansı Hakında", http://www.eea.europa.eu/tr/ about-us/who, (Erişim Tarihi:11/04/2011). ait raporlarda Türkiye'nin temsil edildiği göstergeler Tablo'18 de ifade edildiği gibidir. Gösterge sayısı 2005 yılında 8 iken, 2010 yılında 12'ye çıkarılmıştır. | Gösterge | Tema | Türkiye | |--------------------------------------------------------------------------------------------------|----------------------------------------------------------------------------------------|---------| | CSI001- Asitleştirici maddelerin<br>emisyonu | Tarım, Hava, İklim değişimi, Endüstri, Toprak,<br>Ülaştırma, Su | V | | CSI 002 – Ozon öncüllerinin emisyonu | Tarım, Hava, İklim değişimi, İnsan, Endüstri,<br>Ülaştırma | V | | CSI 003 - Birincil partiküler maddelerin<br>ve ikincil partiküler madde öncüllerinin<br>emisyonu | Hava, İklim değişimi, İnsan, Endüstri,<br>Ulaştırma | V | | CSI 004 - Kentsel alanlarda hava kalitesi<br>sınır değerlerinin aşılması | Hava, Hava kalitesi | X | | CSI 005 - Ekosistemlerin asitleşmeye,<br>ötrofikasyona ve ozona maruziyeti | Asitleşme, Hava,<br>Hava kalitesi, Biyoçeşitlilik, Bölgeler,<br>Senaryolar, Toprak, Su | X | | CSI 006 - Ozon tüketen maddelerin<br>üretimi ve tüketimi | İklim değişimi, Ozon seyrelmesi | V | | CSI 007 - Tehlike altındaki türler ve<br>korunan türler | Doğal kaynaklar, Biyoçeşitlilik | X | | CSI 008 - Korunan alanlar | Biyoçeşitlilik, Doğal kaynaklar, Doğa, Politika | V | | CSI 009 - Tür çeşitliliği | Biyoçeşitlilik, Doğa, Nüfus | X | | CSI 010 - Sera gazı emisyon eğilimleri | İklim değişimi | V | | CSI 011 - Sera gazı emisyon tahminleri | İklim değişimi | X | | CSI 012 – Küresel sıcaklık ve Avrupa<br>sıcaklığı | İklim değişimi | V | Tablo 18. AÇA Çekirdek Gösterge Setinde Türkiye'nin Temsil Edilme Durumu355. <sup>35</sup> European maps/indicators#c7=all&c5=&c0=10, (Erişim Tarihi: 20.11.2010) . | Gösterge | Tema | Türkiye | |--------------------------------------------------------------|----------------------------------------------------------------|-----------------------| | CSI 013 - Atmosferdeki sera gazı<br>konsantrasyonları | İklim değişimi | Ülke<br>belirtilmemiş | | CSI 014 – Doğal arazinin yapılaşmaya<br>açılması (land take) | Arâzi kullanımı, Doğal kaynaklar, Doğa,<br>Nüfus, Toprak, Kent | X | | CSI 015 — Kirlenmiş alanların<br>yönetiminde gelişme | Kimyasallar, Endüstri, Toprak,<br>Atık, Su | X | | CSI 016 - Kentsel atık üretimi | Atık, Hane halkı, Nüfus, Kentsel | V | | CSI 017 – Ambalaj atıkları üretimi ve geri<br>dönüşümü | Atık | X | | CSI 018 — Tatlı su kaynaklarının<br>kullanımı | Su | V | | CSI 019 – Nehirlerde oksijen tüketen<br>maddeler | Su | X | | CSI 020 - Tatlı sularda besi maddeleri | Su | X | | CSI 021 - Geçiş, kıyı ve deniz sularında<br>besi maddeleri | Kıyı ve deniz, Su | X | | CSI 022 - Yüzme suyu kalitesi | Kıyı ve Deniz, Su | X | | CSI 023 - Geçiş, kıyı ve deniz sularında<br>Klorofil | Kıyı ve Deniz, Su | X | | CSI 024 - Kentsel atıksu arıtımı | Su | V | | CSI 025 - Brüt besi maddesi dengesi | Su, Tarım | X | | CSI 026 – Organik tarım yapılan alan | Tarım, Biyoçeşitlilik | V | | CSI 027 - Sektörlere göre nihâi enerji<br>tüketimi | Enerji | V | | CSI 028 - Toplam birincil enerji<br>yoğunluğu | Enerji | V | | CSI 029 - Yakıta göre birincil enerji<br>tüketimi | Enerji | V | | Gösterge | Tema | Türkiye | |------------------------------------------------------------------|---------------------------|---------| | CSI 030 — Yenilenebilir birincil enerji<br>tüketimi | Enerji | V | | CSI 031 - Yenilenebilir elektrik tüketimi | Enerji | V | | CSI 032 - Deniz balıkları stok durumu | Kıyı ve Deniz, Balıkçılık | X | | CSI 033 - Su ürünleri üretimi | Kıyı ve Deniz, Balıkçılık | V | | CSI 034 — Balık avlama filosu kapasitesi | Kıyı ve Deniz, Balıkçılık | X | | CSI 035 - Yolcu taşımacılığı | Ülaştırma | V | | CSI 036 - Yük taşımacılığı | Ülaştırma | V | | CSI 037 – Temiz ve alternatif yakıt<br>kullanımı | Ülaştırma | V | | Türkiye'nin AÇA Çekirdek Setinde Temsil Edildiği Gösterge Sayısı | | 20 | ## 3.3 OECD'ye Raporlama Türkiye'nin OECD Anahtar Gösterge Seti'nde 2008 yılında temsil edilme durumu için Tablo 19'da belirtilmektedir. Görüldüğü üzere, Türkiye toplam 10 tema altında yer alan 13 anahtar göstergeden 12 tanesinde temsil edilmektedir. Tablo 19. Türkiye'nin OECD Anahtar Gösterge Seti'nde temsil edilme durumu (2008)356. | | Tema | Gösterge Adı | Türkiye'nin<br>Durumu | Temsil | |----------------------------------------------------|--------------------|---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------|-----------------------|--------| | 1. | İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ | Sera gazı emisyonları (GSYIH başına CO2<br>emisyonu (ton CO2 eşdeğeri/\$1000) | V | | | | | Sera gazı emisyonları (Kişi başına CO2 emisyonu<br>(ton CO2 eşdeğeri/\$1000) | | | | | | Enerji kullanımından kaynaklanan kişi başına<br>CO2 emisyonu (ton/kişi) | > | | | 2. | OZON TABAKASI | Ozon tüketen maddeler | X | | | 3. | HAVA KALİTESİ | GSYIH başına SOx emisyonu | V | | | | | GSYIH başına NOx emisyonu | | | | বা | ATIK ÜRETİMİ | Kişi başına kentsel atık (kg/kişi) | | | | 5. | TATLI SU KALİTESİ | Atıksu arıtma tesisine bağlı nüfusun yüzdesi | | | | 6. | | TATLI SÜ KAYNAKLARI - Brüt tatlı su çekimi (kişi başı kullanım; toplam<br>kaynakların yüzdesi olarak; dahili kaynakların<br>yüzdesi olarak) | | | | 7. | ORMAN KAYNAKLARI | Orman kaynaklarının kullanım yoğunluğu | | | | 8. | BALIK KAYNAKLARI | Balıkçılık (yakalama) | | | | 9. | ENERJI KAYNAKLARI | Enerji temin yoğunluğu (kişi başı, GSYIH başı) | > | | | | 10. BİYOÇEŞİTLİLİK | Tehlike altındaki türlerin toplam tür sayısına oranı<br>(memeli, kuş, damarlı bitki) | V | | | Türkiye'nin Temsil Edildiği Toplam Gösterge Sayısı | | | 12 | | <sup>3560</sup>ECD Environment Directorate, "OECD Key Environmental Indicators", France, 2008, http://www.oecd.org/dataoecd/20/40/37551205.pdf, (Erişim Tarihi: 20.10.2010). ## 4. Avrupa Komisyonu'nca Tanımlanan Hükümetlerarası Sürdürülebilir Kalkınma Stratejilerinin İle Karşılaştırılması Avrupa Komisyonu tarafından ülkelerin sürdürülebilir kalkınma stratejilerini ortaya koymak üzere Avrupa Birliği Komisyonu üyeleri, 'Sürdürülebilir Kalkınma Stratejileri ve Sürdürülebilir Kalkınma Göstergeleri' konusunda Şubat 2005 tarihinde 161 sayılı Raporu sunulmuştur. Avrupa Birliği Sürdürülebilir Kalkınma Stratejileri'nin uygulamalarını izlemek ancak mümkün göstergeler ile açıklanabilmekte, gösterge setlerinin kavramsal alt yapısı târif edilmektedir. 2005 yılında bu stratejinin revizyonunu sağlamak amacıyla ortaya konan belge önemli bir çalışma niteliğindedir37'. Avrupa Birliği Komisyonu tarafından gerçekleştirilen ve ülkelerin ulusal uzman gruplarından oluşan bir çalışma Sürdürülebilir Kalkınma Göstergeleri konusunda olmuştur ve Sürdürülebilir Kalkınma Stratejileri'nin politik önceliklerine dayandırılmıştır. OECD göstergeleri, yapısal göstergeler, zayıf göstergeler, Cardiff süreci içerisinde tarım, enerji, ulaşım göstergeleri ile Avrupa Çevre Ajansı'nın çekirdek göstergeleri dikkate alınmıştır. <sup>357</sup> Commission of the European Communities, Communication From Mr. Almunia to the Members of the Commission, "Sustainable Development Indicators to Monitor the Implementation of the EU Sustainable Development Strategy", 2005, SEC (2005)/161. Komisyonda yer alan Avrupa İstatistik Sistemi de yeni göstergeleri geliştirmek konusunda olduğu kadar aşağıda karşılaştırmaları yapılan göstergelerin kalitesini güçlendirmek açısından da fayda sağlamaktadır358. Aşağıda Tablo 20'de Avrupa Komisyonu tarafından tanımlanan Sürdürülebilir Kalkınma Stratejilerinin Türkiye'nin Dokuzuncu Plan Hedefleri ile karşılaştırılmasına yer verilmektedir. Tablo 20. Avrupa Komisyonu (EC) Sürdürülebilir Kalkınma Stratejilerinin Türkiye'nin Dokuzuncu Plan Hedefleri ile Karşılaştırılması 35°. | | Avrupa Birliği'nin Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi'nin Ana Amaçları (EU-SDS). | |---|----------------------------------------------------------------------------------| | | | | 2 | Avrupa Konseyinin Başkanlık Sonuçları (EC). | | | Dünya Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi'nin Uygulama Planı (POI). | | এ. | Altıncı Çevre Eylem Programı (6EAP). | |-----|---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------| | ട്. | Bin Yıl Kalkınma Hedefleri. | | 6. | Avrupa Komisyonu Lizbon Stratejisi (EC Lisbon Strategy) 2000 (1): Onümüzdeki Yıllar için üye ülkelere<br>ortalama %3 oranında Ekonomik Büyüme Hızı (Plan Madde No: 326, 357) öngörülmüştür. Bir üye<br>ülkenin enflasyon hızı, Fiyat İstikrarı (Plan Madde No: 330, 361) açısından en iyi gelişme gösteren üç<br>üye ülkenin enflasyon hızını göstermektedir. | | 7. | Avrupa Birliği Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi EU SDS(2): Avrupa Mekansal Gelişme Perspektifi<br>tarafından tavsiye edildiği gibi kırsal ve kentsel toplulukların yaşamlarını sürdürerek ve ekonomik<br>faaliyetler arasındaki farklılığı azaltarak daha dengeli bölgesel kalkınmayı teşvik etmek. (Plan Madde | <sup>338</sup> Commission of the European Communication From Mr. Almunia to the Members of the Commission, ", a.g.e . <sup>359</sup> Avrupa Birliği Komisyonu, Sec(2005) 161, 2005. | EC Lisbon 2000(3): Insan Kaynakları (Plan Madde No: 478, 561, 582) konusunda kişi başına<br>yatırımlarda önemli yıllık artış sağlanması. Bilgi Teknolojileri Becerileri (Plan Madde No: 476) Yabancı | |------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------| | | | | | | | | | | | | | | | EC Barcelona 2002(4): 2010 yılına kadar araştırma-geliştirme ve yenilik harcamalarının Gayri Safi Yurt | | | | | | EC Lisbon 2000, EU-SDS(5): Avrupa Birliği ülkelerinde istihdamdakı artış hızı (Plan Madde No: 327, | | | | 561, 562, 564 ) 2005 yılı Ocak Ayına kadar %67 ye ve 2010 yılına kadar %70 'e yükseltir. | | | | | | EC Lisbon 2000, EU-SDS(6) Yoksulluğun tamamen yok edilemesi için kararlı bir etki yapma ve daha | | | | | | | | EC Barcelona2002(7): 2010 yılına kadar yoksulluk riski ve sosyal dışlanma riski altındaki kişi sayısında | | | | | EC Barcelona2002(8): Binyıl Kalkınma Hedeflerini gerçekleştirmek için geçerli finansal kaynakların 13. | sağlanması (Planda Kapsanmamıştır) GP 2002(11): Uluslararasi Kalkınma Hedefleri ve Bin Yıl Kalkınma Hedeflerini başarmak için yetrli mâli desteğin sağlanması (Planda bu şekilde belirtilmiş bir madde yok fakat yoksullukla mücadele 14. | kapsamında 7.3.3 de ele alınmıştır.) EU-SDS(12): İstidam hızını artırmayı (Plan Madde No: 564), kamu borçlarını azaltınayı (PLAN MADDE NO:364) , emeklilik sistemini kapsayan sosyal koruma sistemlerini geliştirmeyi hedefleyen 15. | demografik iyileştirmeleri adresle (Plan Madde No: 629). EU-SDS(14): Ortalama Avrupa Birliği yaşlı kadın ve erkek (55-64) istihdam hızım 2010 yılına kadar %50 16. | oranında artırılması.(Planda Kapsanmamıştır) EC Barcelona 2002(15): Avrupa Birliği üye ülkelerinde çalışma yaşamlarını sonladıran kişilerin ortalama aktif çalışma yaşamlarını durdurma (emeklilik) yaşını yaklaşık 5 yıl artırmanın yollarını 2010 yılına kadar 17. | araştırılması. (Planda Kapsanmamıştır) Cardiff1998(16): Kamu sektör bütçe açığı GSYIH' nın %3 ünden daha az olacak ve brüt borç GSYIH nın 18. | %60 ından az olacaktır. (Plan Madde No: 333, 363, 364) EU-SDS(17): Nesillerarası dayanışma ve kamu fınanmanının sürdürülebilirliği sağlanırken emeklilik sisteminden, sağlık koruma sisteminden ve yaşıları koruma sisteminden emin olunması. (Plan Madde No: 629) 19. EU-SDS(18): Enfeksiyon hastalıklarının baş göstergesi ve antibiyotiklere karşı dirençin kırılması ile ilişkili 20. | konularla mücadele edilmesi. (Plan Madde No: 611) Pol2002(19): 2010 yılına kadar küresel ölçekte gelişmiş sağlık ilkelerini başarma amacıyla saglık eğitimini geliştirilmesi. (Plan Madde No: 604) 21. EU-SDS(20): Gıda güvenliği ve kalitesi besin zincirindeki tüm faktörlerin gözden geçirilmesi. (Plan 22. Madde No:494, 505, 512) > EAP (21): Insan sağlığı ve çevre üzerinde zirai mücade ilaçlarının etkisinin azaltılması, zirai mücade ilaçlarının daha sürdürülebilir kullanımın, önemli derece kullanım miktarında azalmayı ve gerekili ürün 23. | üretimi ile uyumlu zirai mücadele ilaç kullanımının yaygınlaştırılması.(Plan Madde No: 505) EU-SDS (22): 2020 yılına kadar kimyasalların insan sağlığı ve çevreyi önemli derecede tehdit etmeyecek 24. | yöntemlerle üretidiğinden ve kullanıldığından emin olmak. (Plan Madde No: 519) 6EAP(23): Tehlikeli kimyasallar (özellikle PBTler) insana ve çevreye risklerini azaltmak amacıyla ikame edilmelidir.(Alternatif maddeler kullanılmalıdır-Yer altı ve yüzey suyu ve hava kalitesi) (Planda ## 25. Kapsanmamıştır) 6EAP(24):Çevre ve insan sağlığı üzerinde önemli negatif etkileri artırmayacak hava kalitesi seviyesinin ## 26. | yükseltilmesi. (Planda Kapsanmamıştır) EU-SDS(27): 2002 yılına kadar enerji ürünleri vergisi geliştirilmesi ve dışsal mâliyetlerin tamamen içseleştirilmesinde amaç edinilen enerji vergi sistemi için çevresel hedeflerin teklif edilmesi ve bu verginin 27. | minumum seviyede en az enflasyon oranınada gerçekleştirilmesi. (Planda Kapsanmamıştır) EC Brussels 2003(28): Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi amacı içerisinde Avrupa Birliği yenilenebilir 28. enerji hedefleri (Plan Madde No: 407) olarak 2010 yılına kadar birincil enerji ihtiyacının %12 sinin ve elektirik ihtiyacının %21'nin yenilebilir enerji kaynaklarından sağlanması. EC Barcelone 2002 (29): 2010 yılına kadar önemli derecede enerji verimliliğinin sağlanması. (Plan Madde No :405) 6EAP(30): Avrupa Topluluğu içerisinde birleştirilmiş ısı ve gücün genel payının iki katına çıkarılması. Yani bütün olarak toplam brüt elektirik üretiminin en fazla %18 oranında artırılması. (Planda Kapsanmamıştır) GP 2002 (31): Uluslararasi Kalkınma Hedefleri ve Bin Yıl Kalkınma Hedeflerine ulaşmak için yeterli mâli desteğin sağlanması. (Planda Bu Şekilde Belirtilmiş Bir Madde Yok Fakat Yoksullukla Mücadele 31. | Kapsamında Madde: 7.3.3'de Ele Alınmıştır.) 29. 30. EU-SDS (32): Daha güvenilir nükleer enerji konusunda (özellikle nükleer atıkların yönetimi konusunda) 32. | teknoljinin geliştirilmesi ve yaygınlaştırılmasına destek sağlanmalıdır. (Plan Madde No:412) EU-SDS (33): Ekonomik büyüme, kaynak kullanımı ve atıklar arasındaki ilişkiyi kırmak ("decoupling" tanımı) (PLAN MADDE NO:453, 463) ve 2003 yılına kadar uygulama geçilecek kaynak verimlilik ölçüm 33. | sistemlerinin teklif edilmesi. (Planda Kapsanmamıştır) 6EAP (34): Hava, Su ve Toprağa yapılacak emisyonları artırmaksızın yaratılan ve bertaraf edılen Atık 34. | veya Tehlikeli Atığın hacminde önemli bir azalmanın sağlanması. (Plan Madde No: 463, 470, 471) Pol2002 (35): Sürdürülebilir Uretim ve Tüketime doğru geçişi hızlandırmak için 10 yıllık program 35. | çerçevesinde gelişimi hızlandırmak.(Planda Kapsanmamıştır) EU-SDS (36): Tüketici davranışları ve işbirliği konularında kurumsal reform ve değişikliklerin yapılması. (Planda Kapsanmamıştır) Satınalma niteliklerinde çevresel faktörleri içine dahil etmek üzere özel sektör 36. | teşebbüslerini cesaretlendirmek. (Planda Kapsanmamıştır) Pol2002 (37): Insan sağlığı ve güvenliği konularını kapsayan sürdürülebilir üretim ve tüketim konularıyla ilgili bilgileri temin etmek için etkili, şeffaf, doğrulanabilir, yolgösterici ve ayırımcılık yapmayan tüketici 37. | bilgi araçlarını oluşturmak ve geliştirmek. (Planda Kapsanmamıştır) EU-SDS (38): CA(agriculture) P (production) Uretim, yenilenebilir hammaddeler ve biyoçeşitliliğin 38. korunmasını içeren sağlıklı, yüksek kaliteli ürünler, çevresel olarak sürdürülebilir üretim metodlarını teşvik | | etmek ve sürdürülebilir kalkınma anlayışına katkı sağlamak amacını taşımaktadır. (Plan Madde No:494) | |-----|--------------------------------------------------------------------------------------------------------------| | | SDS (39): Ekonomik, Çevresel ve Sosyal kriterler dikkate alınarak şirketlerin performansının ölçülmesi | | | ve yıllık olarak yayınlamak üzere AB işlerinin OECD nin çok uluslu şirketleri konulu rehberi ve diğer | | 39. | kıyaslanabilir rehberlere göre işlerlik getirilmesi. | | | | | | EC Lisbon2000 (40): Sirketlerin sosyal sorumluluk duygusuna yaşam boyu öğrenme, iş organizasyonu, | | | eşit fırsatlar ve sürdürülebilir kalkınma konularında bugüne kadar yapılmış en iyi çalışmaların dikkate | | 40. | alınarak faaliyete geçirilmesi. (Planda Kapsanmamıştır). | | | | | | Pol2002 (41): Hükümetlerarası antlaşmalar, ölçümler, uluslararası yenı başlangıçlar, kamu-özel | | | işbirliği, ve ulusal yönetmelikler kapsamında sorumluluk ve hesap verilebilirliğin geliştirilmesi. (Planın | | 41. | 5.Temel İlkesidir, S:11). | | | EU-SDS (42): 2010 yılına kadar biyoçeştililk kaybının durdurulması ve doğal sistemler ile habitatların | | 42. | korunması. (Plan Madde No:459). | | | | | | 6EAP (43):Habitat bozulmasını önleme düşüncesi ile habitat ve türlerin korunması. Kaynakların tüketimi | | | ve onların ilişkili etkilerinin çevrenin taşıma kapasitesini aşmadığından emin olmak.(Planda | | 43. | Kapsanmamıştır). | | | GP 2002 (44): Uluslararasi Kalkınma Hedefleri ve Bin Yıl Kalkınma Hedefler'ine ulaşmak için yeterli | | | mâli desteğin sağlanması (Planda bu şekilde belirtilmiş bir madde yoksullukla mücâdele | | 44. | 7.3.3'de ele alınmıştır.) | | | | | | EC Gothenburg 2001 (45): Avrupa Birliği balıkçılık çabalarının mevcut kaynaklar seviyesine | | | uyarlıyarak, aşırı avlanmayı yasaklayacak sosyal etkileri ve ihtiyaçları hesaba katarak tüm balıkçılık | | 45. | baskılarını kapsamaktadır. | | | 6EAP (46): Deniz çevresi, kıyılar ve sulak alanların sürdürülebilir kullanımı ve uygun planlanması ve | | 46. | korunması (Planda Kapsanmamıştır.) | | | | | | Pol2002 (47): Acil olarak, 2015 yılına kadar mümkün olan yerde, azalan balık stoklarını maksımum | | 47. | sürdürülebilir alanlarda yaygınlaştırmak. (Plan Madde no:507) | | | | | 49. | Pol2002 (49): 2005 yılına kadar entegre su kaynakları yönetimi ve su verimlilik planlarının geliştırilmesi. | (Plan Madde no: 467,468,469, 497) GP 2002 (50): Uluslararasi Kalkınma Hedefleri ve Bin Yıl Kalkınma Hedefleri'ne ulaşmak için yeterli mâli desteğin sağlanması.(Planda bu şekilde belirtilmiş bir madde yok fakat yoksullukla mücâdele 7.3.3 de ele alınmıştır.) 6EAP (51): Verimli ve hassas alanları da içine alacak şekilde önemli kırsal alanların planlanması ve 51. | korunması. (Planda Kapsanmıştır) EU-SDS (53): Ulaştırmadan kaynaklanan negatif etkileri azaltacak şekilde ulaştırma sektörünün büyüme oranının GSYIH'nın büyüme oranı içindeki payının azaltılması hedeflenmektedir. (Planda 52. Kapsanmamıştır) 50. EU-SDS (54): 2010 yılındaki karayolu ulaşımının (Plan Madde No: 437) seviyesini 1998 deki seviyeden yüksek olmamak kaydıyla ulaşımı karayolundan demiryolu (Plan Madde No:415, 423), denizyolu (Plan 53. | Madde No: 418, 425, 427) ve toplu taşımacılığa yönlendirilmesi. (EC Gothenburg'da Güncellenmiştir - 2001) (55): Sürdürülebilir Ulaştırma politikası sosyal ve çevresel mâliyetlerin tamamiyle içselleştirilerek ve ulaştırmanın daha çevre duyarlı kulanımının sağlanması. (Plan Madde no:443) 54. > EU-SDS (56): Politika tutarlılığının geliştirilmesi konusundadır. Sürdürülebilir kalkınma bütün politikaların ortak politikası olmak zorundadır. Özellikle bundan böyle ortak politikalar gözden geçirilirken sürdürülebilir kalkınmaya nasıl katkı sağlanabileceğine dikkat etmek zorunluluğu vardır. (Planın 10)uncu 55. | Temel ilkesi sayfa 11, 453, 454) çok önemlidir. (Barcelona 2002-gözden geçirilmiş maddesi) (57): Bütün ana iç ve dış politika tekliflerinin Çevresel Etki 56. | Değerlendirme kriterini karşıladığından emin olmak gerekmektedir. (Planda Kapsanmamıştır) EU-SDS (58): Tüketici temsilcileri ile özel olarak daha erken ve daha fazla sitematik diyalog 57. gerçekleştirilmelidir. Bu konuda Avrupa Birliği'nin dışındaki görüşler de araştırılmalıdır. (Planda Kapsanmamıştır.) EC Lisbon2000 (59): Bilgiyi mümkün olduğu kadar erişilebilir yapmak amacıyla her seviyedeki kamu 58. | idaresi yeni teknolojilerin kulllanılmasına gayret sarfetmek zorundadır. (Plan Madde No: 486, 492) EC Gothenburg 2001(60): Avrupa Birliği'ne modern, açık ve vatandaş merkezli enstitülerce hizmet verilmek zorundadır. Dökümanlara erişme konusunda kamu hakları ile ilgili yeni kuralların belirlenmesi 59. gerekir. GP 2002 (61) : Küreselleşmenin sürdürülebilir kalkınmaya katkı sağladığından emin olunması. (Planda 60. Kapsanmamıştır) EC Barcelona 2002(62): Doha Kalkınma Gündemi uygulamaları kapsamında gelişmekte olan ülkelerin Dünya ekonomik sistemi içine entegre edilmesi ve yatırım akışının akışının sürdürülebilir 61. | kalkınmaya katkıda bulunması amaçlanmaktadır. 6EAP(63): Ticâret ve çevre politika ölçümleri karşılıklı olarak birbirini destekleyici olmalıdır.(Planda 62. Kapsanmamıştır.) > Pol2002(64): 2010 yılına kadar gelişmekte olan ülkelerin ozon delici maddelerin alternatiflerine erişiminin geliştirilmesi. Montreal Protokolü kapsamındaki aşamalarla uyumlu olarak çalışmaların sürdürülmesi. ## 63. (Planda Kapsanmamıştır) GP 2002(65): Uluslararasi Kalkınma Hedefleri ve Bin Yıl Kalkınma Hedefleri'ne ulaşmak için yeterli mâli | | desteğin sağlanması.(planda bu şekilde belirtilmiş bir madde yoksa da yoksullukla mücadele 7.3.3. de | |-----|-------------------------------------------------------------------------------------------------------------| | 64. | ele alınmıştır.) | | | | | | | | | EC Barcelona 2002 (66): Brüt Milli Gelir için %0.7 olan Birleşmiş Milletler hedeflerine ulaşmak. (yalınız | | 65. | AB üye ülkeleri için geçerlidir turkiye ıcın gecersiz bir konu ve planda yer almamaktadır) | | | | | | EC Barcelona2002 (67): Gelişmekte olan ülkelerdeki sürüürülebilir olan doğrudan yabancı yatırımları | | 66. | | | | [Foreign Direct Investment (FDI) ve sürdürülebilir kalkınma ile uyumlu ihrâcat kredilerinin teşvik | | | edilmesi. (Planda Kapsanmamıştır) | | | | | | | | | GP2002(68): Çevresel kaynakların tahribâtında mevcut eğilimin 2015 yılına kadar ulusal ve küresel | | | seviyede etkin olarak tersine çevrilmesi ve su, arâzı ve toprak, enerji ve biyoçeşitlilik gibi bazı anahtar | | | | | 67. | sektörlerde sektörel ve ara seviyede amaçların geliştirilmesi. (Plan Madde No: 453) | | | | | | 6EAP (69): Çevrenin Küresel ölçekteki taşıma kapasıtesine dikkat çekilerek çevresel politikaların | | | uluslararası seviyede izlenmesi ve sürdürülebilir üretim ve tüketim kalıplarının da bu seviyede daha fazla | | | | | 68. | teşvik edilmesidir. (Planda Kapsanmamıştır) | | | | ## 5.Türkiye'de Sürdürülebilir Kalkınma ve İklim Değişimi Göstergeleri 5.1.Sürdürülebilir Kalkınma ve İklim Değişimi Göstergelerinin İzlenmesi Türkiye için sürdürülebilir kalkınma ve iklim değişimi üzerine bir gösterge seti önerisi geliştirilmesi amaçlanmıştır. Bu amaca ulaşmak için de ulusal ihtiyaçlar, uluslararası çevresel gösterge setlerinde ve çeşitli ülkelerde kullanılan göstergeler ile Türkiye'nin raporlama yükümlülükleri göz önüne alınarak hareket edilmiştir. Gösterge setleri önerileri şekillendirilirken ise, aşağıdaki kriterler kullanılmıştır: . Ulusal İhtiyaçları Yansıtma Belirtildiği gibi göstergeler ulusal ihtiyaçları yansıtacak şekilde seçilmiştir. . Politika Uyumluluğu Türkiye'nin mevcut çevre politikalarını desteklemek amacıyla önerilen gösterge seçimleri, UÇEP için hazırlanan ilgili taslak göstergeler ve halen kullanılmakta olan göstergeler baz alınarak yapılmıştır. . Üluslararası Standartlar Uluslararası gösterge setleri ile benzeşen setler oluşturabilmek amacıyla; AB, OECD, Dünya Bankası, Avrupa Birliği Sürdürülebilir Kalkınma Göstergeleri, ve diğer ülkelerin çevresel göstergeleri dikkate alınarak seçim kriterleri belirlenmeye çalışılmıştır. Bu sırada, Türkiye'nin raporlama gereksinimlerine karşılık gelen göstergelerin seçilmesine de özen gösterilmiştir. Çevresel Sektörleri Kapsama: Çevre ve Orman Bakanlığı'nca hazırlanan çevre durum raporu format önerisi, Türkiye İstatistik Kurumu tarafından ve yayımlanan Sürdürülebilir Kalkınma Göstergeleri, Devlet Planlama Teskilatı tarafından henüz yayımlanmayan fakat kaynak olarak ışık tutan özellikteki "Sürdürülebilir Kalkınma'nın Sektörel Politikalara Entegrasyonu Projesi" için hazırlanan çevre sektörü bölümünde yer alan göstergeler dikkate alınarak geliştirilen göstergeler, Tablo 21'de verilen temalar altında belirlenmiştir Tablo-21: Seçilen Göstergelerin Kapsadığı Temalar360. | TEMALAR | | |--------------------|-------------------------------| | 1. Genel Bilgiler | | | 1.1. | Nüfus | | 1.2. | Ekonomi | | 1.3. | Sağlık | | 2. | Çevresel Konular ve Sektörler | | 2.1. | İklim Değişimi | | 2.2. | Hava Kalitesi | | 2.3. | Su | | 2.4. | Atık | <sup>360</sup> R.Fikret Yılmaz, "Sürdürülebilir Kalkınmanın Sektörel Politikalara Entegrasyonu Projesi", Kişisel ilişkiler, Devlet Planlama Teşkilatı, Ekim 2010. | 2.5. | Arazi Kullanımı | |--------|------------------------------------------------| | 2.6. | Doğa Koruma ve Biyoçeşitlilik | | 2.7. | Enerj1 | | 2.8. | Tarım | | 2.9. | Sanâyi | | 2.10. | Turizm | | 2.11. | Ulaştırma | | | 2.12. Çevresel Kaliteye Ilişkin Diğer Hususlar | | 2.12.1 | Balıkçılık | | | 2.12.2 Madencilik | | | 2.12.3 Gürültü | | | 2.12.4 Teknolojik ve Doğal Afetler | ## Veri Mevcûdiyeti Verinin mevcut olduğu göstergelerin seçilmesi temel bir kriter olmasına rağmen gösterge geliştirmek ve daha önemlisi çevresel politikalara ışık tutmak, ileriye yönelik tedbir almak açısından veri mevcûdiyetinin bir temel kriter olarak değerlendirilmesi yanlıştır. Temalar altında seçilen göstergeler için gerekli verinin mevcut olup olmadığı, mevcut ise hangi kurumda bulunduğu bilgisi ilgili tablolarda ayrı bir kolonda belirtilmektedir. Önerilen bir gösterge için veri mevcut olmasa dahî, o verinin derlenmesi ya da mevcut hale getirilmesi için çalışmalar yapılabileceği öngörülmektedir. ## 5.2.Türkiye için Onerilen Gösterge Seti Göstergeler temel olarak ÖECD, AÇA, EUROSTAT, DB, BM ve diğer ülkelerin göstergeleri göz önünde bulundurularak belirlenmiş, Türkiye'nin raporlama gereksinimleri de diğer bir önemli kriter olarak ele alınmıştır. Ayrıca Çevre ve Orman Bakanlığı'nın halen kullanmakta olduğu ve kullanmayı planladığı gösterge seti de göz önünde bulundurulmuştur. Paralel olarak, Avrupa Birliği Sürdürülebilir Kalkınma Göstergeleri'nin Çevre başlığı altında yer alan göstergeler (9.2.2005 ve SEC(2005) 161 no'lu Avrupa Birliği Komisyon kararı36') incelenmiştir. Bu listede yer alan çevresel sürdürülebilir kalkınma göstergelerinin 17 adedinin Türkiye için önerilen gösterge setini kapsamakta olduğu tespit edilmiştir. Bu 17 gösterge, Tablo 22'de verilen listede işaretlenmiştir. Bu çerçevede, çalışmalar sırasında, her tema için tablolar hazırlanmıştır. Bu tablolarda, yukarıda sözü edilen her kategoride yer alan göstergeler listelenmiştir. Buna ilaveten, diğer ülkelerin göstergeleri de sürekli göz önünde bulundurulmuş, temel olarak veri mevcûdiyeti öncelikli bir kriter olarak alınmamıştır. Bir göstergenin kullanımına, ya da kullanımının önerilmesine karar verildikten sonra o gösterge için gerekli verinin mevcut olup olmadığına bakılmıştır. Bu sırada diğer bir öncelik, Avrupa Birliği ve diğer bağlı olduğumuz uluslararası kuruluşlara raporlama yükümlülüklerimiz dikkate alınmıştır. Seçilen göstergelere yönelik seçim metodolojisi Ek-1 'de belirtildiği gibidir. <sup>36</sup> Commission of the European Communities, "Sustainable Development Indicators to monitor the Implementation of the EU Sustainable Development Strategy", Communication, Brussels, 9.2.2005, SEC(2005) Final. Tablo 22. Türkiye için Önerilen Çevresel Gösterge Seti 362. | BÖLÜM<br>KONU | ÖNERİLEN GÖSTERGE | | SKG363<br>setinde<br>kapsanma<br>durumu | TÜRÜ | |---------------|-------------------|------------------------------------------------------------------|-----------------------------------------|--------------| | Nüfus | TR 001 | Kentsel nüfus oranı (%) | | itici<br>GÜÇ | | | TR 002 | Nüfus artış hızı (%) | | İTİCİ<br>GÜÇ | | | TR 003 | Nüfus yoğunluğu (kişi/km2) | | DURUM | | | TR 004 | Net göç hızı (%0) | | İTİCİ<br>GÜÇ | | Ekonomi | TR 005 | GSYIH dağılımı (Tarım, Endüstri,<br>Hizmet) (%) | | DURUM | | | TR 006 | Kamu ve özel kuruluşların toplam<br>çevre harcamaları (TL/yıl) | | ТЕРКİ | | | TR 007 | İstihdâmın sektörel dağılımı (%) | | DURUM | | | TR 008 | Çevre<br>koruma<br>alanında<br>çalışan<br>personel sayısı (Sayı) | | ТЕРКİ | | | TR 009 | Kişi başına GSYİH (TL/kişi) | V | itici<br>GÜÇ | | | TR 010 | İşsizlik oranı (%) | V | İTİCİ<br>GÜÇ | | Sağlık | TR 011 | Doğuşta beklenen yaşam süresi (yıl) | | İTİCİ<br>GÜÇ | | | TR 012 | Güvenilir içme suyuna erişim (%) | | İTİCİ<br>GÜÇ | | | TR 013 | Gıda ürünlerinde pestisit kalıntısı | | ETKI | | | TR 014 | Su kaynaklı salgın hastalık oranı<br>(%) | | ETKİ | <sup>364</sup> Türkiye'de Çevresel Veri Değişim Ağı'nın Kurulması için Teknik Yardım Projesi(TEIEN) ,"Çevresel Göstergeler Final Raporu", EUROPEAID/125541/D/SER/TR, 07.05.2010, Ankara . <sup>363</sup> Avrupa Birliği Sürdürülebilir Kalkınma Göstergeleri. | BÖLÜM | ÖNERİLEN GÖSTERGE | | SKG363<br>setinde<br>kapsanma<br>durumu | TÜRÜ | |----------------|-------------------|--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------|-----------------------------------------|--------------| | KONU | | | | | | İklim Değişimi | TR 015 | Toplam Sera Gazı (SG) Emisyonu<br>ve Sektörel Dağılımı (1000 Ton<br>CO2 Eşdeğeri /yıl) | | DURUM | | | TR 016 | Ortalama sıcaklık (°C ) | | DURUM | | | TR 017 | Ozon tabakasını incelten maddelerin<br>(ODS) tüketimi (Ton/yıl) | | BASKI | | | TR 018 | Yağış (mm) | | | | | TR 019 | Kişi başına CO2 emisyonu (Ton<br>CO2/kişi) | | BASKI | | | TR 020 | Karayolu taşımacılığında kişi başına<br>yakıt tüketimi (Litre) | | İTİCİ<br>GÜÇ | | | TR 021 | Deniz suyu yüzey sıcaklığı (°C) | | | | | TR 022 | riski<br>Çölleşme<br>altındaki<br>alanlar<br>(km²) | | DURUM | | Hava Kalitesi | TR 023 | Asitleşmeye neden olan maddelerin<br>emisyonu<br>(1000<br>asitleşme<br>ton,<br>eşdeğeri) | | BASKI | | | TR 024 | Ozon öncülleri emisyonu [1000 ton,<br>NMVOC<br>(Metandışı<br>organik<br>bileşik) eş değeri] | | BASKI | | | TR 025 | Birincil ve ikincil partiküler madde<br>öncüllerinin emisyonu (1000 ton,<br>partikül oluşturma potansiyeli) | | BASKI | | | TR 026 | Kentsel alanlarda standart limitleri<br>aşan miktarlarda hava kirleticilerine<br>maruz kalma (% SO2 ) | | DURUM | | | TR 027 | Kentsel alanlarda standart limitleri<br>aşan miktarlarda hava kirleticilerine<br>maruz kalma, Partiküler Madde (%) | | DURUM | | | TR 028 | Kentsel alanlarda standart limitleri<br>aşan miktarlarda hava kirleticilerine<br>maruz kalma, NO2(%) | | DURUM | | | TR 029 | Hava kirliliği kaynakları (Ton/yıl) | | BASKI | | | TR 030 | Seçilen alanlardaki kurşun, benzen,<br>CO, ozon, arsenik, kadmiyum, civa,<br>nikel ve PAH (Polisiklik aromatik | | DURUM | | BÖLÜM<br>KONU | ÖNERİLEN GÖSTERGE | | SKG363<br>setinde<br>kapsanma<br>durumu | TÜRÜ | |---------------|-------------------|-------------------------------------------------------------------------------------------|-----------------------------------------|-------| | | | hidrokarbonlar)<br>konsantrasyonları<br>(Mikrogram/m3) | | | | | TR 031 | Kentsel<br>alanlardaki<br>hava<br>kirleticileri,<br>SO2,<br>NOx,<br>PM<br>(Mikrogram/m3) | | DURUM | | | TR 032 | Ulaştırmadan<br>kaynaklanan<br>hava<br>kirletici emisyonları (-) | | | | Su | TR 033 | Yıllık yenilenebilir kaynaklardan su<br>kullanım yüzdesi (%) | V | BASKI | | | TR 034 | Kişi başı su kullanımı (m³/yıl) | | BASKI | | | TR 035 | kaynaklarında<br>Tatlı<br>besi<br>su<br>maddeleri<br>(mikrogram<br>Nitrat/L,<br>Fosfor/L) | | DURUM | | | TR 036 | Nehir<br>sularında<br>oksijen<br>tüketen<br>(mg O2/L, mikrogram<br>maddeler<br>Azot/L) | | DURUM | | | TR 037 | Atıksu arıtma tesislerine bağlı nüfus<br>(%) | > | TEPKİ | | | TR 038 | Yüzme suyu kalitesi (%) | | DURUM | | | TR 039 | Kıyı<br>deniz<br>sularında<br>besi<br>ve<br>maddeleri (mikrogram/L) | | DURUM | | | TR 040 | Kıyı ve deniz sularında klorofil-A<br>(Mikrogram/L) | | DURUM | | | TR 041 | Belediyelerde içme ve<br>kullanma<br>suyu kaynakları (%) | | BASKI | | Atık | TR 042 | Kentsel katı atık üretim miktarı<br>(Kg/kişi-yıl) | | BASKI | | | TR 043 | Toplanan kentsel katı atık miktarı<br>(Ton/yıl) | | TEPKİ | | | TR 044 | Düzenli<br>kentsel<br>depolanan<br>katı<br>atıklar (%) | | TEPKI | | | TR 045 | Atık geri dönüşüm oranı (Kg/kişi) | | TEPKİ | | | TR 046 | Ambalaj atıklarının üretimi ve geri | | TEPKI | | BÖLÜM<br>KONU | ÖNERİLEN GÖSTERGE | | SKG363<br>setinde<br>kapsanma<br>durumu | TÜRÜ | |-------------------------------------|-------------------|-----------------------------------------------------------------------------------|-----------------------------------------|--------------| | | | kazanımı (kg/kişi, %) | | | | | TR 047 | olarak toplanan<br>tıbbî<br>Ayrı<br>atık<br>(Ton/yıl) | | TEPKİ | | | TR 048 | Bertaraf yöntemlerine göre katı atık<br>(%-Ton) | V | TEPKİ | | | TR 049 | Kentsel katı atık kompozisyonu (%) | | | | Arazi<br>Kullanımı | TR 050 | Genel arazi örtüsü dağılımı (%) | V | DURUM | | | TR 051 | Erozyon tehlikesi altındaki tarım<br>alanları (% veya km²) | | DURUM | | | TR 052 | Kişi başına yeşil alan (km²/kişi) | | DURUM | | | TR 053 | Amaç dışı tarım arâzisi kullanımı<br>(ha.) | | ETKİ | | | TR 054 | nedeniyle<br>kaybedilen<br>Erozyon<br>toprak (km²) | | DURUM | | Doğa<br>Koruma<br>ve Biyoçeşitlilik | TR 055 | Tehdit altındaki türlerin<br>toplam<br>sayısının toplam tür sayısına oranı<br>(%) | | ETKİ | | | TR 056 | Biyolojik<br>çeşitlilik<br>için<br>korunan<br>alanlar (%, km²) | | TEPKİ | | | TR 057 | Kuş popülasyonu değişimi | V | DURUM | | | TR 058 | Endemizm oranı (%) | | DURUM | | | TR 059 | Korunan türler ve sayıları (Sayı) | | TEPKI | | | TR 060 | Orman ağaç türleri (Sayı, %) | | DURUM | | | TR 061 | Toplam orman alanı (ha) | | DURUM | | | TR 062 | alanlarının<br>Orman<br>ağaç<br>tür<br>ve<br>yaşlarına göre dağılımı (%) | | DURUM | | | TR 063 | Fonksiyonel ormancılık (%) | | | | Enerji | TR 064 | Yakıta göre Birincil enerji tüketimi<br>(%) | | itici<br>GÜÇ | | | TR 065 | Kişi başına birincil enerji tüketimi | | İTİCİ | | BÖLÜM<br>KONU | ÖNERİLEN GÖSTERGE | | SKG363<br>setinde<br>kapsanma<br>durumu | TÜRÜ | |---------------|-------------------|---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------|-----------------------------------------|--------------| | | | | | GÜÇ | | | TR 066 | Sektörel enerji tüketimi (1000 tep) | | İTİCİ<br>GÜÇ | | | TR 067 | Yenilenebilir<br>enerji<br>tüketiminin<br>toplam enerji tüketimi içindeki payı<br>(%) | V | TEPKİ | | | TR 068 | Elektrik<br>içerisindeki<br>tüketimi<br>yenilenebilir elektrik payı (%) | | TEPKİ | | | TR 069 | göre birincil enerji<br>Kaynaklarına<br>üretimi (%) | | İTİCİ<br>GÜÇ | | Tarım | TR 070 | Organik<br>toplam<br>tarım<br>alanı<br>ve<br>üretim (ha, %) | V | TEPKI | | | TR 071 | Kişi<br>ekilebilir<br>başına<br>arazı<br>(Km²/kişi) | | DURUM | | | TR 072 | Tarımda verimlilik (TL/tarım işçisi<br>sayısı veya TL/tarım alanı) | | TEPKİ | | | TR 073 | Tarım sektöründe<br>tüketilen<br>sunî<br>gübre miktârı (ton/yıl) | | BASKI | | | TR 074 | Toplam<br>ilacı<br>kullanımı<br>tarım<br>(Ton/yıl) | | BASKI | | | TR 075 | Besi maddesi dengesi (Kg/ha) | | BASKI | | Sanâyi | TR 076 | Bertaraf edilen ve geri kazanılan<br>endüstriyel tehlikeli ve<br>tehlikesiz<br>miktarı<br>atık<br>toplam<br>katı<br>(ton/GSYİH) | | TEPKI | | | TR 077 | Yönetim Sistemine sahip<br>Çevre<br>sanâyi kuruluşu sayısı (Sayı veya<br>%) | V | TEPKİ | | | TR 078 | Organize Sanâyi Bölgelerinde elde<br>edilen<br>üretimin<br>toplam<br>sanâyi<br>üretimindeki payı (%) | | TEPKİ | | Turizm | TR 079 | Yılda, km olarak kıyı şeridi başına<br>ve km² olarak kıyısal alan başına<br>yabancı turist geceleme sayısı (gece | | BASKI | | BÖLÜM<br>KONU | ÖNERİLEN GÖSTERGE | | SKG363<br>setinde<br>kapsanma<br>durumu | TÜRÜ | |---------------|-------------------|----------------------------------------------------------------------------------------|-----------------------------------------|--------------| | | | sayısı/km veya gece sayısı/km2) | | | | | TR 080 | Turizmi geliştirmeye yönelik toplam<br>harcamalar (TL/yıl) | | BASKI | | | TR 081 | 100 yerleşik kişi başına yabancı<br>turistlerin geceleme sayısı (Sayı) | | BASKI | | | TR 082 | 100 yerleşik kişi başına yatak sayısı<br>(Sayı) | | BASKI | | | TR 083 | Mavi bayraklı plaj ve marina sayısı<br>(Sayı) | | DURUM | | | TR 084 | Giriş yapan ziyaretçi sayısı (Sayı) | | BASKI | | | TR 085 | Turizm geliri (TL/yıl) | | BASKI | | Ülaştırma | TR 086 | Yük Taşımacılığı Talebi (Ton-km,<br>%) | | itici<br>GÜÇ | | | TR 087 | Yolcu Taşımacılığı Talebi (yolcu-<br>km) | | İTİCİ<br>GÜÇ | | | TR 088 | Karayolu Taşımacılığında alternatif<br>yakıtların kullanımı (ton ve %) | | TEPKİ | | | TR 089 | filosu<br>Taşıt<br>ortalama<br>yaşı<br>ve<br>kompozisyonu (yıl ve %) | | BASKI | | | TR 090 | Yol ağ yoğunluğu (km/km²) | | BASKI | | | TR 091 | Ulaştırma türüne göre sera<br>gazı<br>(1000<br>emisyonu<br>CO2<br>ton<br>eşdeğeri/yıl) | | BASKI | | | TR 092 | Yolcu-km<br>ton-km<br>başına<br>ve<br>emisyonlar | V | BASKI | | | TR 093 | Türüne<br>yolcu<br>taşımacılığı<br>göre<br>(yolcu-km) | > | itici<br>GÜÇ | | | TR 094 | Türüne göre yük taşımacılığı (ton-<br>km) | V | itici<br>GÜÇ | | | TR 095 | Trafik kazalarında ölüm (Sayı) | V | DURUM | | Balıkçılık | TR 096 | Ana balık grupları başına balıkçılık<br>üretimi (yakalama) (ton) | | BASKI | | BÖLÜM<br>KONU | ÖNERİLEN GÖSTERGE | | SKG363<br>setinde<br>kapsanma<br>durumu | TÜRÜ | |-----------------------------------|-------------------|-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------|-----------------------------------------|-------| | | TR 097 | Su ürünleri üretimi (ton/km2) | | BASKI | | | TR 098 | Balıkçılık filosunun kapasitesi (kW<br>ve ton) | | BASKI | | Madencilik | TR 099 | Gruplarına göre maden ocağı ve<br>tesisi sayısı ve alanları (Sayı, ha) | | BASKI | | | TR 100 | Işletildikten sonra rehabilite edilen<br>maden ocağı ve tesisi sayısı ve<br>alanının toplam maden ocağı ve<br>tesisi sayısı ve alanına oranı (Sayı,<br>%) | | TEPKİ | | | TR 101 | Madenciliğin GSYIH'ya katkısı (%) | | BASKI | | Gürültü | TR 102 | gürültüsüne<br>Trafik<br>kalan<br>maruz<br>nüfus oranı (%) | | ETKI | | | TR 103 | 55 dB'den yüksek düzeyde farklı<br>gürültü kaynaklarına maruz kalan<br>nüfus oranları (%) | | ETKI | | Teknolojik<br>ve<br>Doğal Afetler | TR 104 | Yangın<br>kaybedilen<br>ile<br>orman<br>alanları ve yangın nedenleri (ha/yıl) | | DURUM | | | TR 105 | göre doğal<br>Türlerine<br>afetler<br>ve<br>sonuçları (Sayı, TL) | | ETKİ | | | TR 106 | Türlerine göre teknolojik kazalar ve<br>sonuçları (Sayı) | | BASKI | Önerilen gösterge seti için gerekli verinin çok büyük bir kısmının mevcut olduğu tespit edilmiştir. Tablo 22'de önerilen bütün göstergeler için gerekli verinin mevcut olup olmadığı aşağıdaki gibi işaretlenmiştir: √ Biyoçeşitlilik, Enerji, Tarım, Sanâyi, Turizm, Ulaştırma, Balıkçılık, Madencilik, Teknolojik ve Doğal Afetler) - x : Veri yok (Gürültü, Teknolojik ve Doğal Äfetler) - v × : Veri kısmen var (Iklim Değişimi, Hava Kalitesi, Doğa Koruma ve Biyoçeşitlilik, Sanâyi, Balıkçılık) Yapılan değerlendirmeye göre, önerilen 106 göstergeden 87 tânesinin hesaplanması için gerekli olan veri çeşitli kurumlarda mevcuttur. Onerilen 16 gösterge için gerekli olan veriler kısmen mevcut olup, 3 adet gösterge için ise hâli hazırda veri mevcut değildir. ## 6.Sürdürülebilir Kalkınma Anlayışının Genel Değerlendirmesi Çevre sorunlarının bir "sorunsal" haline gelmesi ve gelişmiş ülkeler ile az gelişmiş ülkeler açısından farklı niteliğe bürünmesinin nedeni kapitalist düzen içerisinde gerçekleşmekte olan iktisâdi büyüme konusunda doğal kaynaklar ile kalkınma arasındaki ilişkide kaynakların sınırsız olmadığının fark edilmesinin bir sonucudur. Bu da kalkınma yaklaşımında sürdürülebilir kalkınmanın kavram haline gelmesine zemin oluşturmuştur. Sürdürülebilirlik kavramı ile ilgili ilk olarak 1713 yılında Saksonya'da sürdürülebilir ormancılık kavramından söz edilmiştir. Ormancılıktan başlayarak ortaya çıkan bu anlayış, 18. Yüzyılın sonunda Almanya'daki bütün ormanlarda uygulanabilmesi için yasa haline dönüştürülmüş ve sürdürülebilirlik kavramı, maksimum faydayı sürdürebilme düşüncesiyle birlikte 20. yüzyılın başlarında balıkçılığın korunmasında da kullanılmaya başlamıştır364. 1960'ların sonunda ve 1970'lerin başında kaynak sorununun yeniden önem kazanması ile birlikte, özellikle sanâyi alanında da sürdürülebilirlik tartışmalarının giderek arttığı görülmektedir. Bilindiği gibi Roma Klubü'nün bu dönemde yapmış olduğu "Sıfır Büyüme" adlı çalışma, kaynak sorununun gelecek kuşaklar için ne kadar önemli olduğuna dikkat çekmek istemiştir.365. 1970 'lerde hava kirliliği, gürültü gibi çevre sorunlarının artması, sürdürülebilirlik tartışmalarının ve çevreci yaklaşımların ağırlığını arttırmıştır. Ancak 1970'li yıllarda Stockholm Konferansı Birleşmiş Milletler Çevre Eylem Planı kurulması gibi olumlu gelişmelere rağmen, sürdürülebilirlik kavramı istenen uygulama düzeyine ulaşmamıştır366. Birleşmiş Milletler tarafından ilk Çevre konferansı 1972 yılında yapılmış olsa da sürdürülebilir kalkınma açısından 1992 yılı bir dönüm noktası olarak kabul edilmektedir. 1992 yılında Rio de Jenerio'da düzenlenen Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı amaçları ve katılım açısından Birleşmiş Milletler konferansları arasında önemli bir yer tutmaktadır. <sup>364</sup> S.Kılıç, "Yeni Toplumsal Arayışlar Sürecinde Sürdürülebilir Kalkınma", Gazi Üniversitesi İktisadi ve Idari Bilimler Fakültesi Dergisi 8/2 , 2006, s.81-101. <sup>365</sup>R.Keles, C.Hamamcı, "Çevrebilim"İmge Kitabevi, 1993, Ankara. <sup>366.</sup>Kılıç, "Yeni Toplumsal Arayışlar Sürecinde Sürdürülebilir Kalkınma" , Gazi Üniversitesi İktisadi ve Idari Bilimler Fakültesi Dergisi 8/2 , 2006, s.85. 1992 Rio Konferansı'nda Birleşmiş Milletler, hükümetlerin "kalkınma sorunu" üzerinde tekrar düşünülmesini ve doğal kaynakların tüketimi ile kirliliğin önlenmesi için ortak politikalar üretmelerini amaçlamıştır. Konferans'ta verilen mesaj "Gerekli değişikliklerin ancak alışkanlık ve davranışların değişmesiyle gerçekleşebileceği" şeklinde yorumlanarak dünyanın karşı karşıya bulunduğu sorunun ciddiyetini yansıtmakta, yoksulluğun yanında gelişmiş ülkelerdeki aşırı tüketimin de çevre üzerinde olumsuz etkileri olduğunu vurgulamaktadır". Johannesburg Zirvesi tek bir başlık altında toplanmış olmasına rağmen katılımcıların birbirlerinden oldukça farklı beklentileri ve bu beklentilerin ortak payda gruplarını barındırmıştır. Sanâyileşmiş ülkeler, henüz sanâyileşmemişler, veya yeni sanâyıleşmişler, geri kalmış ülkeler veya az gelişmiş ülkeler gibi yerel otoritelere, sivil toplum kuruluşları, gençler, kadın hakları savunucuları, çeşitli ülkelerin azınlık grupları bulunmaktadır. Zirve'de devlet ve hükümet başkanı düzeyinde katılmayan tek ülke olan ABD konu ile ilgili sorunların çözümünde çok taraflı antlaşmalar ve uluslararası yönetim yerine ülkelerin kendi yönetimlerinin rolü üzerinde durarak Birleşmiş Milletler'in rolünün hafifletilmesini istemiştir368. Zirve'de Sivil Toplum Kuruluşları A.B.D.den daha çok AB'yi eleştirmektedir. AB'nin sürdürülebilir kalkınma konusundaki yaklaşımı, herşeyin serbest ticâret kuralları çerçevesinde çözümlenmesi, bu kuralların da tıpkı A.B.D.de kendine göre uygulanan serbest ticâret kuralları olmasıdır. Yâni, A.B.D.serbest ticâret kurallarını <sup>367</sup>K.Kavas, S.Sezer, "Johannesburg Dünya Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesinin Ardından", Türk Idare Dergisi, Sayı 437,s.2, Aralık 2002. <sup>368</sup> F.D.Güner, "Johannesburg Zirvesi: Dağ Fare Doğurdu, Ama Kimse Şaşırmadı", Birikim Dergisi, Sayı:162, 2002 . savunurken bir yandan da kendi pazarını korumayıp iç pazarını gelişmekte olan ülkelere açacak adımlardan kaçınmış olmasıdır369. Zirve esas olarak iki temel dökümanın hazırlanması üzerine yoğunlaşmıştır: Yer almış olan Siyâsi Deklarasyon ve Uygulama Planı 10 gün süren zirve sonunda plandan çok temennilerin yer aldığı bir metin olmuştur. Temenniler arasında olumlu sayılabilecek bir iki unsur olduğu, ancak yapılmayanların, ya da taslaklardakilerden farklı olan ifâdelerin olumlu unsurları gölge bıraktığı düşünülmektedir.370. Zirve'de alınan kararlar arasında "temiz fosil yakıtlarının" kullanılmasını teşvik eden ifadeler de yer almaktadır. Sözkonusu maddede, güneş veya rüzgâr gibi yenilenebilir enerji hedefleri yerine "daha temiz fosil yakıtların kullanılması ve büyük hidroelektrik projelerinin desteklenmesini" önermektedir. Dolayısıyla petrol, kömür ve gaz gibi fosil yakıtlar problemin bir parçası olmaktan çıkartılıp çözümün bir parçası adayı olarak sunulmaktadır. Böyle bir karar alındıktan sonra, fosil yakıtların kullanılması sonucu ortaya çıkan altı zehirli gaz (Karbondioksit, Metan, Hidroflorokarbon, Perflorokarbon, Sülfür Heksaflorid) için önemli sınırlamalar getiren Kyoto Protokolu anlamsızlaşmakta, Johannesburg Zirve'sinin yüz karası olarak târih sayfalarında yer almaktadır. Bu maddede yer alan hidroelektrik projelerinin de bazı bölgelerin su ile ilgili problemlerini unutulmuş olduğu açıktır. Bu durum hükümetlerin su konusunda hâlâ 369F.D.Güner, a.g.e. 37F.D.Güner, a.g.e. bir kamu malı olarak saymadığını, su ile ilgili özelleştirmelere yol verdiğini göstermektedir371. Johannesburg Zirvesi'nde üzerinde mutâbakat sağlanan eylem planı yoksulluğun önlenmesi, sürdürülebilir olmayan tüketim ve üretimin değiştirilmesi, ekonomik ve sosyal gelişimin doğal kaynakların yönetimi ve korunması, küreselleşen Dünya'da sürdürülebilir kalkınma, sağlık ve sürdürülebilir kalkınma gibi konuları kapsamaktadır372. Dünya'daki "sürdürülemez" kalkınmanın önündeki engellerin başında yoksulluk, nüfus artışı ve yoğunlaşması yanında etkin olmayan kaynak kullanımı ile zengin ve gelişen ülkelerdeki üst gelir gruplarının isrâfa kaçan tüketim yatmaktadır. Yeşil alanların ve besin gereksinimi sağlayan verimli arâzinin giderek azalması, hava kirliliğinin artması, ozon tabakasının delinmesi, iklim değişimi ve ekolojik dengenin bozulması gibi sorunlar, uluslararası ortak önlemler almaya zorlamaktadır373 Çevre ve kalkınma süreçleri arasında karmaşık bir bağlantı bulunmaktadır. Ekonomik büyüme ve kalkınma süreci ile sonuçları çevrenin ve ekolojik sistemin aleyhine işlemektedir. Çevrenin mahvoluşu önüne geçilmez boyutlara ulaşmadan 3/F.D.Güner, a.g.e. <sup>372</sup>T.S.Uyar, "Sürdürülemez Yoksulluk Zirvesi", Gelecek Dergisi, Sayı:6 , s.32, 2002. <sup>373</sup>M.Öğütçü,"Küreselleşmede Nereye Gidiyoruz", Finans Dünyası, Şubat 2004 Sayı: 170,s.14 . çevresel zararların gerçekçi bir değerlendirmesi yapılmalıdır" 4. İnsanlığın geleceği, temel gereksinimleri karşılamayı ve yaşam standardını yükseltmeyi vâdeden kalkınma sürecinin bizzat kendisi tarafından tehlikeye sokulmaktadır. Bir ilâç olarak sunulan 'Sürdürülebilir Kalkınma' kavramının kendisi çelişkili bir temele oturtulmuştur: Bir yandan doğanın insan gereksinmeleri karşısında sınırlılığını ortaya koyarken, diğer yandan da doğadaki sınırlarla kilitlenmiş olan insanlığın maddi gelişmesinin potansiyeli ile de ilgilenmektedir375. Sürdürülebilir Kalkınma kavramı çok belirsiz ve aynı zamanda da çok esnek, isteyenin istediği şekilde yorumlayabildiği bir kavramdır. Bu nedenle uluslararası örgütlerden devletlere, finans kuruluşlarından yardım örgütlerine kadar birçok kişi ve kuruluş bu terimi kullanmaktadır. Kullanana bir kolaylık ve esneklik sağlamasına rağmen sırf bu esnekliğinden dolayı kavram, bilimsel ve çözümsel bir değerden yoksundur. Kavram konusunda en büyük yanlış, mevcut yerleşmiş sistemin doğurduğu sorunları, sistemin yapısını sorgulamadan çözmeye kalkışmış olmasıdır. Sürdürülebilir kalkınma konusundaki düşünce, ekonomik büyümeyi tehdit oluşturmayan bir süreç olarak görmesidir. Büyüme, ileri sürülen stratejiler içerisinde en önemli yeri oluşturmakta ve sürdürülmesi yatmaktadır. Yoksullukla mücadele konusunda ekonomik büyüme en büyük unsur olarak görülmekte, dolayısıyla da çevre ve kalkınma ikilisinin hedefe <sup>374</sup> Z.Aydın, "Sürdürülebilir Kalkınma ve Çevre Sorunu", Akademik Türkiye Günlüğü 43, Aralık 1996. <sup>375</sup>M.Redclift, "The Multiple dimensions of Sustainable Development", Georgraphy, 76 (1). ulaşmasının en etkin aracı olarak görülmektedir. Bu ilişki içerisinde az gelişmiş ülkelerdeki yaygın yoksulluğu önemli bir etki olarak görmekte, yaygın yoksulluk, toprak kaynaklarının yoğun kullanılmasına yol açmakta; bu da toprak erozyonu, çölleşme ve ormansızlaşma biçiminde kendini gösteren çevresel mahvoluşu doğurmaktadır. Mahvolan bir çevre de ekonomik kalkınmayı sınırlamaktadır. Kavramın şekillenmesinde yoksulluk, tüm çevresel sorunların ve kalkınmanın sürdürülebilmesinin temelini oluşturmaktadır. Yoksulluk çevresel sorunların hem bir nedeni hem de bir sonucu olarak algılanmaktadır-16. Esasında sürdürülebilir kalkınma konusundaki görüş; yoksulluk, eşitsizlik, yaşam standardı gibi konularda bir çok moral değerden oluşmakta, ama bir kalkınma kuramı olarak algılanması imkânsız olarak görülmektedir. Bu durumda ulusal ve uluslararası ekonominin işleyişini irdelemekten çok uzak görülmektedir. Yıllar önce yaşanan petrol krizi sonrasında, fosil yakıtlara bağımlılığın azaltılmasını hedefleyen endüstrileşmiş ülkelerde enerjinin etkin kullanımı ve yenilenebilir enerji teknolojilerinin geliştirilmesi ile ilgili araştırma başlatılmıştır. 2002 Johannesburg Zirvesi'nde Cumhurbaşkanları tarafından da imzâlanan eylem planı üzerinde mutâbakat sağlamak üzere görüşmelerin yapıldığı toplantılar bu yaklaşıma tanık olmuştur. Çöp teknolojilerin diğer ülkelere aktarılabilmesi için serbest ticâretin istendiği ülkelerde, ulusal stratejik planlamanın olmaması kolaylaştırıcı bir işlev sağlamaktadır. Orneğin gelişmiş ülkelerde artık pazarlanamayan eski nesil nükleer <sup>376</sup>Z.Aydın, a.g.e. güç santralları, Almanya'dan sökülüp Türkiye'ye yarı fiyatına satılan ama birim ürün başına on misli fazla elektrik tüketen tekstil makineleri, gelişmiş ülkelerde kullanımı yasaklanan gübreler veya insan sağlığı ve doğal çevreye yaptığı tahribat nedeniyle Avrupa'nın dışına atılan çimento fabrikaları aynı kapsamda değerlendirilebilir"?". Kapitalist gelişimde doğal kaynakların tüketimi ve çevre sorunlarının ortaya çıkışı paralelinde değerlendirilmesi, sorunlarının çok boyutlu niteliğini göstermektedir. Sürdürülebilir kalkınma kavramın değerlendirilmesi; gelişmiş dünya açısından bakıldığında farklı, azgelişmiş dünya açısından irdelendiğinde ise daha farklı görülmektedir. Bu farklılığın niteliğinin ortaya konması ve sürdürülebilir kalkınmanın evrensel bir kalkınma paradığması olup olmadığının yanıtlanması için ise kapitalist gelişim açıklama olarak sunulmaktadır 378. Az gelişmiş ülkelerdeki çevre sorunları; yoksulluk, açlık, nüfus artışı, dengesiz toprak dağılımı, doğal kaynakların tüketimi; gelişmiş ülkelerde ise endüstriyel kirlenme, katı atıklardaki artış, sınırsız tüketim olarak görülmektedir". Sözkonusu sorunların açıklanması gelişmiş ülkelerde yaşananların sanâyileşme ve kalkınma sonrasında yaşanan sorunlar olduğunu, azgelişmiş ülkelerde yaşanan sorunların görünürdeki önemli bir kısmının ise belirli bir gelişme aşamasından sonra ortadan kalkacak bir niteliğe sahip olduğunu göstermektedir. Bu durum ise iktisâdi büyüme olgusunda kalkınma ve doğal kaynakların tüketilmesi arasındaki ilişkinin 379C. Merchant, "Radical Ecology", Routledge, 1992. <sup>377</sup>T.S.Uyar,"Sürdürülemez Yoksulluk Zirvesi", Gelecek Dergisi, Sayı:6 , s.33, 2002. <sup>378.</sup>A.Aslonoglu, "Sürdürülebilir Kalkınmaya Eleştirel Bakış", Ekoloji İnsan ve Toplum, Birkim Yayınları, s.39, 1994. tartışılmasını gündeme getirmektedir". Esâsında Dünya'da çevre sorunları için yapılan değerlendirmede sorunun iki boyutlu etkisinin devâm ettiği gerçeği ile karşılaşılmaktadır. Bir yandan hızlı iktisâdi büyümeden kaynaklanan sorunlar ile, diğer yandan da yoksulluktan kaynaklanan sorunlar bulunmakta ve sürmektedir. Kalkınmanın çözüm değil problem olacağı yönünde eleştiriler de bulunmaktadır. Çünkü günümüzde geçerli olan, sosyal ve çevresel açıdan yıkıcı bir yapıya sahip kalkınma biçimi; Batı'da ortaya çıkan ve sermâye birikimini arttırmak için kâr arayışı ile desteklenen kalkınma biçimi olarak da değerlendirilebilir. Ayrıca kapitalizmin bu kalkınma biçimini tüm ülkelere zorla kabul ettirerek kitlesel bir kültürsüzleşme yaratması zenginliklerin bir kutupta birleşmesine, diğer kutupta bulunan ve kültürel kökleri yavaş yavaş yok olan milyarlarca insana da ulaşamadıkları bolluğu parlak biçimde sunma çabası olarak da değerlendirilebilir 38 . Gelişmiş ülkeler açısından bakıldığında ise sürdürülebilir kalkınmanın, gelecek kuşakların gereksinimlerini gözönüne alan, kaynakların sınırlılığını gözeten, çevreye duyarlı bir kalkınma biçiminde değerlendirilmektedir. Gelecek kuşakların gereksinimlerini dikkate alan bir yaklaşımın ise daha az tüketme gibi etiksel, çevreye duyarlı kalkınma gibi ekonomik değişkenlerin sınırladığı bir çerçeveye oturması gerekmektedir382. <sup>380</sup>R.A.Aslanoglu, a.g.e. <sup>38</sup> J.M.Harribay,"Büyüme ve Kalkınmada Sürdürülebilir Çelişki", Le Monde Diplomatique Türkiye, Sayı: 9, 2002-2003. <sup>382</sup>C.Tisdell, "Project Appraisal, The Environment and Sustainability For Small Islands", World Development, Cilt : 21, No: 2, 1993. Sürdürülebilir Kalkınma sorunsalının az gelişmiş ülkeler açısından değerlendirilme çabası ise kimi soruların yanıtlanmasını beraberinde getirmektedir: Sürdürülebilirlik ve Kalkınma gibi birbirleriyle çelişen kavramların birarada kullanılmasının hangı koşullarda mümkün olacağı ve tek bir Dünya olduğundan yola çıkan "Sürdürülebilir Kalkınma" kavramı içinde ekolojik bütünlük hedefinin kapitalist ekonomi içinde nasıl gerçekleşeceği, ya da bu ekonominin alternatifinin ne olacağı sorunsalıdır. Kalkınma ve sürdürebilirlik arasındaki paradoks, azgelişmiş ülkelere uyarlandığında farklı bir tablo ile karşılaşılmaktadır. Az gelişmiş ülkelerde çevre sorunlarının yoksulluk kaynaklı olduğu bilinmektedir. Çevresel bozulma olarak adlandırılabilecek su ve toprak kalitesindeki bozulma, kentsel ve endüstriyel çöplerin toplanamaması, kötü yaşam koşulları gibi sorunlar azgelişmiş ülkelerde milyonlarca insanı etkilemektedir. Yoksulluk çevresel bozulmaya yol açmaktadır" 33. Kısa vâdede, yaşamak için kaynakların tüketilmesi gerekmektedir. Çevre sorunlarının birbirleriyle ilişkili doğası çevresel nitelikteki bu sorunların tüm Dünya'da etkili olacağını göstermektedir; fakat bu durumdan yoksul ülkeler daha fazla zarar görmektedir ve görebilecektir 384. <sup>383</sup>R.A.Aslanoglu,a.g.e. <sup>36</sup> M.S Lele, "Sustainable Development. A. Critical Review", World Development, Cilt 19, No.: 6, 1991. ## SONUÇ VE DEĞERLENDİRME Küresel ısınma ve sonucu olan iklim değişimi, Dünya'nın karşılaştığı en büyük piyasa başarısızlıklarından biridir. Bu sorun diğer çevre sorunları ve geniş çapta da sosyal ve ekonomik gelişmeler ile ilişkilidir. Bu yüzden hem azaltım hem uyum yoluyla, iklim değişimine yanıt verilmesi, hem de bu etkinliğin diğer sorunlardan arındırılarak gerçekleştirilmesi zordur. Şüphesiz ki diğer çevre sorunlarını da doğrudan ve dolaylı olarak etkilemektedir. Iklim değişimi etkilerini azaltım önlemlerinin çoğu, fosil yakıtların kullanılmasından kaynaklanan hava kirleticilerin emisyonlarındaki azalmalar gibi, çevre sorunları açısından çok yönlü fayda sağlamaktadır. İklim değişimi ile mücâdele önlemlerinin uygulanması ile 2030 yılına kadar hava kirliliğinin azaltılmasına önemli katkı sağlanacağı düşünülmekte, hava kirletici emisyonlarını kontrol altında tutmanın toplam mâliyetinin yılda yaklaşık 10 milyar Avro'ya düşmesi ve kamu sağlığı ile ekosistemlerin uğradığı zararların azalması tahmın edilmektedir385. Bu azaltımlar özellikle Azot oksitler (NOx), Sülfürdioksit (SO2), ve havanın içerdiği parçacıklar anlamında dikkate değer miktardadır. Ayrıca fosil yakıtların ve biyolojik yakıtların kullanılmasından kaynaklanan siyah karbon parçacıklarının emisyonlarındaki azalma, hava kalitesinin iyileştirilmesinde ve ısınma etkisinin sınırlandırılmasında fayda sağlamaktadır. Avrupa ülkelerindeki siyah karbon emisyonları, Kuzey Kutup Bölgesinde buz ve karlar üzerinde karbon birikmesini arttırmakta, sonuçta buz tabakalarının erimesini hızlandırmakta ve iklim değişiminin etkilerini artırmaktadır 36. Ayrıca Afrika'da olduğu gibi yağış rejimini de bozarak kuraklık şiddetini arttırarak süresini uzatabilmektedir. Yağış düzenlerindeki değişiklikler, küresel ortalama deniz seviyesinin yükselmesi, buzulların çekilmesi ve Kuzey Kutbu'nda deniz üzerindeki buz tabakasındaki azalma iklim değişimi etkileri arasındadır. Ayrıca, birçok örnekte, yüzey suyunun ırmakları besleme şekli ve miktârında da değişme gözlenmiş ve özellikle kar veya buzullarla beslenen ırmaklarda kendini göstermiştir38'. Küresel iklim değişimi ile mücâdele konusunda en önemli yasal düzenleme, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMIDÇS) ve onun uygulama belgesi olan Kyoto Protokolu'dur. 2005 yılında yürürlüğe giren protokol, <sup>385</sup> European Environment Agency (EEA), 2006, "Air Quality And Ancillary Benefits Of Climate Change Policies", EEA Technical Report No: 4/2006, Copenhagen. <sup>38</sup> Avrupa Çevre Ajansı, 2010, "SOER 2010 Avrupa 'da Çevre , 2010 Durum ve Genel Görünüm Sentez", 2010 , Kopenhag Danimarka. <sup>38</sup> EEA-JRC-WHO, 2008, "Impacts of Europe's Changing Climate 2008 Indicator-Based Assessment", Joint EEA-JRC-WHO Report, Office For Official Publications of the European Communities, Luxembourg. içerdiği esneklik mekanizmalarıyla bir yandan küresel sera gazı emisyonlarının azaltılmasını hedeflerken; diğer yandan küresel sermâye hareketlerine ve teknoloji transferine; dolayısıyla başta yenilenebilir enerji kaynakları olmak üzere birçok alanda yeni istihdam olanakları yaratılmasını öngörmektedir. Ulkemiz her iki uluslararası sözleşmeye de taraf olmuştur. 2001 yılında BMİDÇS kapsamında alınan 26/COP'7 sayılı kararı ile Sözleşme'nin Ek-1 'inde bulunan diğer ülkelerden farklı özgün bir konumda olduğu tanınmıştır. Protokol çerçevesinde ise, Ek-B listesinde yer almadığı için sera gazı azaltımına yönelik sayısal bir hedefi bulunmamaktadır. Ancak bu durum, onun Kyoto Protokolü kapsamında yer alan esneklik mekanizmalarından yararlanamamasına yol açmaktadır. İklim değişimi ile ilgili politikalara bakıldığında, Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı'ndaki sektörel politikalar arasında yer aldığı görülmektedir. Dokuzuncu Kalkınma Planı'nda ise doğrudan, Ulusal İklim Değişikliği Eylem Planı'nın hazırlanması gündeme getirilmektedir. Ayrıca, uluslararası yükümlülüklerin karşılanmasının, sürdürülebilir kalkınma ve ortak farklılaştırılmış sorumluluk ilkeleri çerçevesinde yerine getirileceği belirtilmektedir. Ulkemizin Ulusal İklim Değişikliği Strateji Belgesi 2010 yılı Mayıs ayında yürürlüğe girmiştir. Fakat bu temel strateji dokümanında sera gazı emisyonlarının azaltılmasına yönelik doğrudan sayısal hedefler bulunmamaktadır. Bu konuda Ülke'mizin ekonomik ve sosyal politikaları ile çevre politikaları örtüşmediğinden, birbirleriyle çelişen politikalar benimsenebilmekte; bu da kalkınmanın sürdürülebilir olması açısından tehlike yaratmakta ve doğal olarak iklim değişimine duyarlı kalkınma modelleri benimsenememektedir. Ulkemiz Kyoto Protokolü'nün esneklik mekanizmalarından yararlanamamakta ve seçenek olarak gönüllü karbon piyasaları görülmektedir. Bu konuda özel teşebbüs uygulamaları bulunmakla birlikte, henüz yürürlüğe girmiş bir yasal düzenleme ve sistem olmadığından, Türkiye'nin emisyon sertifikalarının piyasa değeri düşük kalmaktadır. Bunun dışında sera gazı emisyonu azaltımını doğrudan teşvik eden veya emisyonları vergilendiren yenilikçi ekonomik araçlar da bulunmamaktadır. BMIDÇS'nin yükümlülükleri arasında yer alan Ülusal Sera Gazı Envanteri'nin hazırlanmasından ve raporlanmasından Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) sorumludur. Ayrıca bu süreçte koordineli olarak çalışılması gereken özel sektörün verilerini bildirme zorunluluğunun bulunmaması; ulusal düzeyde sera gazı emisyonu hesaplamalarında kapasitenin yetersiz kalması, verilerin yetersiz olması; verilerin kalite kontrolünün etkin olarak yapılamaması sadece sera gazı emisyonları açısından değil Ülkemizdeki çevresel verilere ulaşma konusundaki eksiklikleri de ortaya koymaktadır388. Ekolojik krizin küresel boyutlarının kalkınma ve sürdürülebilirlik kapsamında algılanması ve çözüm önerilerinin geliştirilmesinde disiplinlerarası yaklaşımlar ile mümkündür. Çünkü Dünyada insan yaşamının biofiziksel sınırları bulunmakta sosyokültürel gerçeklik onu desteklemektedir. <sup>388</sup> A.Satır, "AB Çevresel Bilgiye Erişim Direktifi'nin Uyumlaştırılması ve Sivil Toplum Kuruluşlarının Rolü", Çevre Alanında Kapasite Geliştirme Projesi, 2009, İstanbul. Mevcut sürdürülebilir kalkınma uygulamaları, sürdürülebilir kalkınma kavramının gelişmiş kuzey ülkelerinin ayrıcalıklarını sürdürmek için kullanmaktan öteye gitmediğini göstermektedir. Diğer bir yandan Güney Ulkeleri içinde kendi varlıklarını sürdürebilmek açısından dünyayı değerlendirme yolunda çaba harcamaları ile mümkün olabilmektedir. Türkiye'nin ekonomik, sosyal ve sera gazlarına ilişkin göstergelerine bakıldığında; gerek ekonomik kalkınmışlık düzeyi, gerekse sera gazı emisyonları açısından BMİDÇS Ek-1 'de yer alan gelişmiş ülkelerle benzer durumda olmadığı görülebilir. Diğer bir taraftan, Türkiye'de GSYIH, 1990 ile 2007 yılları arasında %85 oranında artarken, toplam sera gazı emisyonları, %119 oranında artmıştır. Sonuç olarak, kişi başına sera gazı emisyonlarının artışı (%77), kişi başına GSYIH artışından (%44) çok daha fazla olmuştur. Aynı dönemde toplam elektrik üretiminin % 233 oranında, ekonominin karbon yoğunluğunun % 294 oranında artması, kalkınmanın giderek artarak enerji yoğunluğu bakımından fosil yakıtlara dayandırıldığı biçiminde yorumlanabilmektedir. İklimdeki değişiklikler ve sıcaklık artışları, çok çeşitli potansıyel etkiler ile ilişkilendirilmeli, ısınmanın, son otuz yıl boyunca küresel ölçekte zaten insan sistemleri ve doğal sistemler üzerinde gözlemlenen fark edilebilir etkileri olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Avrupa Birliği Kalkınma Stratejilerinde de görüldüğü üzere, hava kirilliğinin iklim değişimi üzerindeki etkilerinin hava kalitesi stratejilerine dâhil edilmesinin, CO2 ve diğer uzun ömürlü sera gazı emisyonlarının hedef alınmasına ilâve olarak partikül maddelerin ve ozon öncüllerinin azaltılması yoluyla, önemli verimlilik artışları getirdiği görülmektedir. İklim değişimiyle mücâdele ile diğer çevre sorunlarına çözüm getirmek arasında karşılıklı fayda bulunmaktadır. Farklı yenilenebilir enerji türlerinin yaygınlaşması ile çevresel gelişim arasında denge bulunmaktadır. Orneğin, hidroelekrik enerji üretimi ile Su Çerçeve Direktifi'nin hedefleri arasında karşılıklı etkileşim39, biyoenerji üretiminin arâzi kullanımından kaynaklanan dolaylı etkilerinin karbon yutaklarını büyük ölçüde azaltabilmesi, rüzgar tirbünlerinin ve barajların deniz yaşamı ve kuşların yaşamı üzerinde etkilerini azaltmak konusunda duyarlı yerleştirilmesi gibi örnekler verilebilir. Kalkınma kavramı ve bir parçası olan büyüme kavramı birlikte değerlendirilmelidir. Bu durumda üretim kalitesi ve ihtiyaçlar doğrultusunda önceliklerin belirlenmesi yoksullar için büyümenin yolunu açarken zenginler için bunu yavaşlatmaya yönelik farklı bir hedefi olan bir kalkınma kavramının geliştirilmesi çözüme yönelik arayış olarak değerlendirilmelidir. Avrupa Birliğinin temel yapısı "Çevre ve Sürdürülebilirlik" esasına dayanmakta ve artık çevre endişesi taşımayan hiçbir gelişim kabul görmemektedir. Avrupa Birliği tarafından altyapı sorunlarının çözümünde bir yönetim biçimi tanımlanmakta ve bu yönetim biçimine de uyma zorunluluğu getirilmektedir. Türkiye'de ise böylesine hassas bir konuda duyarsız bir tablo ile niteliksiz kamu projeleri, gerçekleşmeyen <sup>389</sup> European Commission, 2000, Directive 2000/60/EC of the European Parliament and of the Council of 23 October 2000,"Establishing A Framework For Community Action In The Field of Water Policy". vaatler ve çevre kirliliğinin korkunç boyutları ile karşılaşılmaktadır. Elektrik üretimi yüzünden değerli bir çok koylarımız bozulmakta, ormalarımız yok olmakta erezyon tehlikesi giderek büyümektedir. Oysa Ulkemiz Birleşmiş Milletler'in Habitat toplantılarına katılarak Çevre zirveleri'nde sözler vermekte fakat sürdürülebilirlik notumuz sıfır seviyesinde kalmaktadır390. Çalışmalar sonucunda, Gösterge Seti Onerisi'nin Kalkınma Planları dikkate alınarak hazırlanan Ulusal Sürdürülebilir Politika Tabanlı Gösterge Listesi ile Avrupa Birliği Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi, Dokuzuncu Kalkınma Planı karşılaştırmaları sonucunda eksik tematik alt konular ve yeni gösterge isimleri ve tanımlamalarının yapılmasının gerekli olduğu tespit edilmiştir. Yapılan çalışmalar irdelendiğinde Çevresel Gösterge Seti Önerisi'nin; Kalkınma Planları ile dikkate alınarak hazırlanan Ulusal Sürdürülebilir Politika Tabanlı Gösterge Listesi ve Avrupa Birliği Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi ve Dokuzuncu Kalkınma Planı eşleştirmesi çalışması ile de, eksik tematik alt konu ve yeni gösterge baslıkları tespit edilmiştir. Ülusal bir çalışma çevrenin küresel sorunu olan İklim Değişimi konusunu tek başına ele alsa dahi çevreye karşılıklı etki ve etkilenebilirlik çerçevesinde düşünüldüğünde tüm gösterge isimlerini içermektedir. Küresel bir konu olan iklim değişimi aynı olumsuzluklardan etkilenenlerle birlikte değerlendirip, dünyaya daha fazla zarar verilmesi önlenebilir. Çözüm yolu ise stratejik planlamayı zorunlu kılmaktadır. <sup>390</sup>H. Konyar, "Çevre ve Sürdürülebilirlik'ten Sınıfta Kaldık", TURSAB Dergisi, www.tursab.org.tr/yayin/14/276-14-3239786.pdf, (Erişim Tarihi: 22.09.2010). Çevre ve Sürdürülebilir Kalkınma konularında çevresel gösterge çalışması; Devlet Planlama Teşkilatı koordinasyonunda Türkiye İstatistik Kurumu işbirliği içerisinde 2006 yılında başlatılan "Sürdürülebilir Kalkınma'nın Sektörel Politikalara Entegrasyonu" projesi ile geliştirmek üzere başlatılmıştır. Fakat 2008 yılında tamamlanması taahhüt edilen Proje'nin çıktıları bugün halen paylaşılmamış bu kapsamda hazırlanan Ulusal Sürdürülebilir Politika Tabanlı Gösterge Listesi kişisel iletişim yoluyla sağlanmış gösterge seçim kriterlerinde dikkate alınmıştır. Bu çalışmaya ilaveten, Avrupa Birliği Katılım öncesi Mâli İşbirliği 2006 Finansman Anlaşması kapsamında, "Türkiye'de Çevresel Veri ve Paylaşım Ağı'nın Kurulması" (TEIEN) başlatılmış bu kapsamda Ülkemiz için öncelikle veri analizi çalışması yapılmıştır. Fakat veri varlığı ilk kriter olarak dikkate alınmamış Ulkemiz öncelikleri, hedefleri ve raporlama zorunlulukları dikkate alınarak gösterge çalışmasında iklim değişimi ve sürdürülebilir kalkınma ilişkisinin ortaya konulduğu ## (Tablo 22) çevresel gösterge seti önerisinde bulunulmuştur Bu çalışmalar neticesinde, Avrupa Birliği Sürdürülebilir Kalkınma listesinde yer alan Çevresel Sürdürülebilir Kalkınma göstergelerinin 17 adedinin Türkiye için önerilen gösterge setini kapsamakta olduğu tespit edilmiştir. Entegre edilmiş doğal Sürdürülebilir Kalkınma nedeniyle, göstergeler ulusal sürdürülebilir kalkınma hedefleri karşısında farklı konularda tüm gelişmeler için açıklayıcı niteliktedir. Orneğin enerji eksikliği göstergeleri, birçok genel sürdürülebilir gelişme gösterge setlerinde, enerji gösterge setlerinde, potansiyel çerçevede tartışılan bir olguyu da içine almaktadır. Benzer şekilde, ormanlar konusundaki gösterge iklim değişikliği ve biyolojik çeşitlilik konuları içerisinde genel sürdürülebilir göstergeler içinde yer almaktadır. Çalışmam içerisinde, "Sürdürülebilir Orman Yönetimi" gibi İklim Değişimi etkileri ve nedenleri açısından kacınılmaz bir gösterge seti önerisine dahil edilmektedir. Küresel İsınma ve sonucu olan iklim değişimi, Dünya'nın karşılaştığı en büyük sorunlardan biridir. Bu sorun diğer çevre sorunları ile sosyal ve ekonomik gelişmelerle ilgilidir. Bu yüzden hem azatım hem uyum ile, iklim değişimine yanıt verilmesi, hem de bu etkinliğin diğer sorunlardan arındırılarak gerçekleştirilmesi zorluğu iklim değişimi göstergelerinin tespitinde de karşılaşılaşılmıştır. Sadece Avrupa Ulkeleri için değil, Ulkemiz için de enerji, ekonomi, çevre entegre enerji sektörü için karar destek sistemleri oluşturulmalı sorunların tanımlanıp uygulanabilir çözümlerin bulunabilmesi için küresel gelişme, tehdit ve kısıtların da farkında olunup değerlendirmelerin göz önüne alınması gerekmektedir. Burada en temel ihtiyaç çevresel veriye olan gereksinimdir. Çünkü Karar destek sistemleri kurulan model içerisinde veri ile beslenmekte doğru göstergenin sistemde tanımlanması karar vericiler için ileriye yönelik projeksiyon yapmalarına katkıda bulunmaktadır. Küresel bir konu olan iklim değişimi aynı olumsuzluklardan etkilenenlerle birlikte değerlendirilip, dünyaya daha fazla zarar verilmesi önlenebilir. Çözüm yolu ise stratejik planlamayı zorunlu kılmaktadır. Bu nedenle de iklim değişimi konusundaki çevresel göstergelerin gerek küresel, gerekse de ülkelere ait özelliklerin göz önüne alınarak seçilmesi, gereken titizlikle ölçülerek izlenmesi, aralarındaki etkileşimlerle birlikte değerlendirilip politika geliştirilmesi gerekmektedir. Uyum önlemleriyle azaltım önlemleri arasında sinerjiler kurulmalı uyum, diğer çevre sorunlarına karşı mücadele etmeyi kolaylaştırmaktadır. Uzun vadede politika hedefleri ile çatışan önlemler gibi azaltım hedeflerine zararlı, yapay kar üretimi gibi yanlış uyum yöntemlerinden kaçınılmalıdır. Sürdürülebilir Kalkınma anlayışının toplumda genel kabul görmesi için birbirinden farklı araçlardan yararlanılabilir. Ancak bu araçların etkili olarak kullanılabilmesi, aralarında sıkı bir ilişki kurulması ve verimlilik yönünden değerlendirme yapılmasına bağlıdır. Gerçek anlamda doğanın taşıma kapasitesinin tam olarak saptanması günümüz teknolojisi ile olanaksız olması sebebiyle belirlenen ekolojik hedefler ve araçlar arasındaki ilişki "izleme sistemleri" geliştirmenin önemini ortaya koymaktadır. Ancak bütün ekolojik yaklaşımların kabul edilebilir olup olmadığı bunların uygulama alanı bulup bulamayacağı, siyasal iktidarın gücü ve onların bu konudaki duyarlılıkları ile de yakından ilgilidir. Sürdürülebilir Kalkınmanın geniş ölçekli olmasının koşulu bugün devlet politikası hâline gelmesindendir. Gerçekçi bir sürdürülebilirlik yaklaşımı üretim ve tüketim biçimleriyle ilişkili olmalı, bu sürecin gelişmesi için bireylerin eşit katılımı sürdürülebilirliğin olmazsa olmaz bir parçası olarak düşünülmelidir. Sonuç olarak, sürdürülebilirlik mevcut üretim sisteminin yeniden şekillenmesini gerekli kılmaktadır. Bu durum gelişmiş ülkelerde bir dereceye kadar olmak üzere, nüfus artışının düşüklüğü, üretimin diğer ülkelere kaydırılmasının da katkılarıyla tüketim dürtüsünü frenleme, zengin ile fakir arasındaki uçurumu kapatma ve doğal döngüyü bozmayacak bir dönüşümle gerçekleşebilmektedir. Fakat gene de daha önce değinildiği gibi çevresel sürdürülebilirlik, ekolojik ayakizi değerlendirmelerinde durumları pek parlak değildir. Bu dönüşümün başarısı olmadan ekonomik sistemin çevre değerlerini gözeten bir yapıya dönüştürülmesi de imkânsızdır. Toplumdaki bireylere yeni bir yaşam felsefesi benimsetilemezse sürdürülebilir kalkınma arayışları, gerçeği olmayan içi boş umutlar olarak kalmaya mahkûm olacaktır. Bu nedenle de iklim ve diğer çevresel göstergelerin gerek küresel, gerekse de ülkelerin özelliklerini göz önüne alarak seçilmesi, gereken titizlikle ölçülerek izlenmesi, aralarındaki etkileşimler ile birlikte değerlendirilerek politika geliştirilmesinde temel alınması gerekir. Tüm bu etkinlikler için gerekli zihniyet ve fınansal araçların yeterliliği ise ayrı bir sorun olarak karşımızda durmaktadır. http://epp.eurostat.ec.europa.eu/guip/countryAction.do, (Erişim Tarihi: 04.11.2010) http://www.ttgv.org.tr/content/docs/iklim-degisikligi-ve-surdurulebilir-kalkinma.pdf, (Erişim Tarihi:29.10.2010) http://ec.europa.eu/environment/indicators/pdf/leaflet env indic 2009.pdf, (Erişim Tarihi: 26.10.2010) 2872 Sayılı Cevre Kanunu (5491) Sayılı Kanunla Degisiklikleri islenmistir), Yayımlandığı Resmi Gazete Tarihi: 11.8.1983, Sayı: 1832 , http://reach.immib.org.tr/web/dokumanlar/CEVRE%205491.pdf, (Erişim Tarihi: 29.11.2010) http://cembit.dmi.gov.tr/FILES/doc/cevre-yonetimi/cevre yonetimi tr-TR.pdf, (Erişim Tarihi: 20.04.2011) http://www.enerjienergy.com-China Leads G-20 Members In Clean Energy, http://www.enerjienergy.com/haber.php?haber\_id=386&print=1...,(Erişim tarihi:02.10.2010) http://www.gazikitabevi.com.tr/iktisadagiris/bolum 10.pdf., (Erişim 19.03.2008). http://tr.wiktionary.org/wiki/s%C3%BCrd%C3%BC1%C3%BClebilir %C3%A7evre (Erişim Tarihi: 28/11/2010) http:// www.turkiyeavrupavakfi.org/ ... / 1420-avrupa-brlve-tuerkyede-cevre-koruma-poltkalari.html -, (Erişim Tarihi: 20.04.2011) ## ÖZET Son zamanlarda çevre bilincinin artmasına paralel olarak güvenilir çevresel bilgilere olan ihtiyaç da artmıştır. Sürdürülebilir kalkınmanın ön koşullarından olan çevresel sürdürülebilirliğin gerçekleştirilebilmesi için birikimi şarttır. Buradaki eksikliklerin yarattığı sorunun çözülememesinin bedeli giderek ağırlaşmaktadır. Hâlâ ne karar vericilerin, ne de kamuoyunun güncel çevresel durum hakkında yorum yapabilmesi için gereken çevresel veri bulunmamaktadır. Ote yandan Kanada çevresel göstergeler kavramını geliştirmeye 1980 yılının sonlarında başlamıştır. Çevresel gösterge seti, çevre politikalarının üretilmesi ile çevre durumunun raporlanması, çevresel performansın ölçülmesi yanında refah düzeyi ile sürdürülebilir kalkınmanın izlenmesi ve raporlanması için kullanılan bir araçtır. Bunlara ek olarak göstergeler, kamunun çevresel bilgiye erişiminde ve ilgili konularda kamusal bilincin arttırılmasında araç olarak kullanılmaktadır. Son yıllarda, birçok ülke tarafından, gerek çevre konularında bilincin arttırılması, gerekse de çevresel politikaların sonuçlarının izlenmesini desteklemek amacı ile , ulusal ve bölgesel ölçekte olduğu gibi, uluslararası kuruluşlar tarafından ülkeler arası düzeyde kullanılmaktadır. İklim Değişimi ve Sürdürülebilir Kalkınma konularında ilerlemeleri değerlendirebilmek için kullanılabilecek göstergeleri belirlemek bu değişim ve etkilerini belirleyerek ortaya koymak açısından önem taşımaktadır. İklim değişimi değişkeni; etkileri bakımından, gıda güvencesinden biyolojik çeşitliliğe, kıyılardan göç ve alt yapı sistemlerine kadar etkili olduğundan, çevresel veri toplama sistemleri incelenirken çevresel verileri bir grup altında toplayarak iklim değişimi altında birleştirmek gerekmektedir. Bu tez kapsamında sürdürülebilir kalkınma anlayışı da irdelenerek iklim değişimi ile ilişkisi göz önüne alınmıştır. Türkiye için oluşturulacak ulusal gösterge havuzunun seçimi ve öncelikli göstergelerin belirlenmesi açısından temel oluşturacağı düşünülerek ülkede hâlen kullanılmakta olan çevresel göstergelerin genel bir değerlendirmesi yapılmıştır. Aynı amaçla uluslararası temel çevresel gösterge setleri de gözden geçirilerek değerlendirilmiş, uluslararası gösterge setlerinde Türkiye'nin temsil durumu ve üretilen yerli göstergelerin, küresel ısınma ve iklim değişimiyle etkileşimleri değerlendirilerek boşluk analızleri de yapılmıştır. Sonuçta da Türkiye için yararlı olacağı düşünülerek oluşturulan bir gösterge seti önerisinde bulunulmuştur. Anahtar Sözcükler: Sürdürülebilir Kalkınma, İklim Değişimi, Çevresel Göstergeler, Çevresel Sürdürülebilirlik, Ekolojik Ayakizi, Çevre ## ABSTRACT Demand for reliable environmental information has increased lately in parallel to raised environmental awareness. Environmental knowledge, which constitutes a must in order to realise environmental sustainability as one of the preconditions of sustainable development. The price of not being able to solve the constraints caused by lack of environmental knowledge is increasing day by day. Environmental data needed by decision makers and the public for assessing and commenting on the existing situation of the environment is still lacking. On the other hand, Canada has initiated the studies concerning environmental indicators concept in late 1980s. Environmental indicator sets is a tool for developing environmental policies, reporting state of environment, assessing environmental performances, besides it's also used for monitoring and reporting welfare state and sustainable development. In addition to these, indicators are tools for public access to environmental information and awareness rising. Indicators are being used by many countries in order to environmental awareness rising and monitoring the results of environmental policies and they are developed at national, regional and international levels. It's important to identify the indicators to be used for monitoring the progress on climate change and sustainable development and addressing the change and its effects. Since the variable for climate change has influences on many topics from food security to biodiversity and migration from coastal areas and infrastructure systems, it will be important and necessary to gather the environmental data under climate change topic when environmental data gathering systems are studied. Understanding of sustainable development and its relation with climate change has been studies in the scope of this thesis study. A general assessment of the existing environmental indicators has been undertaken considering that this would constitute the basis for national indicator pool for Turkey and identification of their priority status. Besides, the study also covers an assessment of basic international environmental indicators and Turkey's representation status; as well as that; interactions between national indicators and climate change and global warming has been assessed and a gap analysis has been carried out. In conclusion, an indicator set for Turkey has been proposed considering that it would be beneficial for Turkey. Satır, Ayşen, Climate Change Indicators and Effects in the Frame of Sustanability of Development in Life in Turkey and the World, Phd Thesis, Advisor: Prof.Berna Alpagut, 286 p. ## ABSTRACT Demand for reliable environmental information has increased lately in parallel to raised environmental awareness. Environmental knowledge, which constitutes a must in order to realise environmental sustainability as one of the preconditions of sustainable development. The price of not being able to solve the constraints caused by lack of environmental knowledge is increasing day by day. Environmental data needed by decision makers and the public for assessing and commenting on the existing situation of the environment is still lacking. On the other hand, Canada has initiated the studies concerning environmental indicators concept in late 1980s. Environmental indicator sets is a tool for developing environmental policies, reporting state of environment, assessing environmental performances, besides it's also used for monitoring and reporting welfare state and sustainable development. In addition to these, indicators are tools for public access to environmental information and awareness rising. Indicators are being used by many countries in order to environmental awareness rising and monitoring the results of environmental policies and they are developed at national, regional and international levels. It's important to identify the indicators to be used for monitoring the progress on climate change and sustainable development and addressing the change and its effects. Since the variable for climate change has influences on many topics from food security to biodiversity and migration from coastal areas and infrastructure systems, it will be important and necessary to gather the environmental data under climate change topic when environmental data gathering systems are studied. Understanding of sustainable development and its relation with climate change has been studies in the scope of this thesis study. A general assessment of the existing environmental indicators has been undertaken considering that this would constitute the basis for national indicator pool for Turkey and identification of their priority status. Besides, the study also covers an assessment of basic international environmental indicators and Turkey's representation status; as well as that; interactions between national indicators and climate change and global warming has been assessed and a gap analysis has been carried out. In conclusion, an indicator set for Turkey has been proposed considering that it would be beneficial for Turkey. Key Words: Sustainable Development, Climate Change, Environmental Indicators, Environmental Sustainability, Ecological Footprint, Environment. Satır, Ayşen, Ulkemizde ve Dünya'da Yaşamdaki Kalkınmanın Sürdürülebilirliği Çerçevesinde İklim Değişikliği Göstergeleri ve Etkileri, Doktora Tezi, Danışman: Prof.Dr.Berna Alpagut, 286 s. ## ÖZET Son zamanlarda çevre bilincinin artmasına paralel olarak güvenilir çevresel bilgilere olan ihtiyaç da artmıştır. Sürdürülebilir kalkınmanın ön koşullarından olan çevresel sürdürülebilirliğin gerçekleştirilebilmesi için bilgi birikimi şarttır. Buradaki eksikliklerin yarattığı sorunun çözülememesinin bedeli giderek ağırlaşmaktadır. Hâlâ ne karar vericilerin, ne de kamuoyunun güncel çevresel durum hakkında yorum yapabilmesi için gereken çevresel veri bulunmamaktadır. Öte yandan Kanada çevresel göstergeler kavramını geliştirmeye 1980 yılının sonlarında başlamıştır. Çevresel gösterge seti, çevre politikalarının üretilmesi ile çevre durumunun raporlanması, çevresel performansın ölçülmesi yanında refah düzeyi ile sürdürülebilir kalkınmanın izlenmesi ve raporlanması için kullanılan bir araçtır. Bunlara ek olarak göstergeler, kamunun çevresel bilgiye erişiminde ve ilgili konularda kamusal bilincin arttırılmasında araç olarak kullanılmaktadır. Son yıllarda, birçok ülke tarafından, gerek çevre konularında bilincin arttırılması, gerekse de çevresel politikaların sonuçlarının izlenmesini desteklemek amacı ile , ulusal ve bölgesel ölçekte olduğu gibi, uluslararası kuruluşlar tarafından ülkeler arası düzeyde kullanılmaktadır. İklim Değişimi ve sürdürülebilir kalkınma konularında ilerlemeleri değerlendirebilmek için kullanılabilecek göstergeleri belirlemek bu değişim ve etkilerini belirleyerek ortaya koymak açısından önem taşımaktadır. İklim değişimi değişkeni; etkileri bakımından, gıda güvencesinden biyolojik çeşitliliğe, kıyılardan göç ve alt yapı sistemlerine kadar etkili olduğundan, çevresel veri toplama sistemleri incelenirken çevresel verileri bir grup altında toplayarak iklim değişimi altında birleştirmek gerekmektedir. Bu tez kapsamında sürdürülebilir kalkınma anlayışı da irdelenerek iklim değişimi ile ilişkisi göz önüne alınmıştır. Türkiye için oluşturulacak ulusal gösterge havuzunun seçimi ve öncelikli göstergelerin belirlenmesi açısından temel oluşturacağı düşünülerek ülkede hâlen kullanılmakta olan çevresel göstergelerin genel bir değerlendirmesi yapılmıştır. Aynı amaçla uluslararası temel çevresel gösterge setleri de gözden geçirilerek değerlendirilmiş, uluslararası gösterge setlerinde Türkiye'nin temsil durumu ve üretilen yerli göstergelerin, küresel ısınma ve iklim değişimiyle etkileşimleri değerlendirilerek boşluk analızleri de yapılmıştır. Sonuçta da Türkiye için yararlı olacağı düşünülerek oluşturulan bir gösterge seti önerisinde bulunulmuştur. Anahtar Sözcükler: Sürdürülebilir Kalkınma, İklim Değişimi, Çevresel Göstergeler, Çevresel Sürdürülebilirlik, Ekolojik Ayakizi, Çevre VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR
273
612172
İREM KESER' in hazırladığı "MİKROFİLTRASYON İŞLEMİNİN SÜTÜN REOLOJİK ÖZELLİKLERİ ÜZERİNE ETKİSİ" başlıklı bu tez, tarafımızca okunmuş, kapsam ve niteliği açısından Gıda Mühendisliği Anabilim Dalında bir Yüksek lisans tezi olarak kabul edilmiştir. Jüri Üyeleri (Unvan, Ad, Soyad): Dr. Öğr. Üyesi Abdullah AKGÜN Prof. Dr. Hacı Ali GÜLEÇ Dr. Öğr. Üyesi Bayram ÇETİN Imza - Tez Savunma Tarihi: 16/01/2020 Bu tezin Yüksek Lisans tezi olarak gerekli şartları sağladığını onaylarım. Imza Dr. Oğr. Uyesi Abdullah AKGÜN Tez Danışmanı 1 Trakya Universitesi Fen Bilimleri Enstitüsü onayı Prof. Dr. Murat YURT CAN 7 . Fen Bilimleri Enstitüsü Müdürü ## T.Ü.FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ GIDA MÜHENDİSLİĞİ ANA BİLİM DALI YÜKSEK LİSANS PROGRAMI DOĞRULUK BEYANI Trakya Universitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, tez yazım kurallarına uygun olarak hazırladığım bu tez çalışmasında, tüm verilerin bilimsel ve akademik kurallar çerçevesinde elde edildiğini, kullanılan verilerde tahrifat yapılmadığını, tezin akademik ve etik kurallara uygun olarak yazıldığını, kullanılan tüm literatür bilgilerinin bilimsel normlara uygun bir şekilde kaynak gösterilerek ilgili tezde yer aldığını ve bu tezin tamamı ya da herhangi bir bölümünün daha önceden Trakya Üniversitesi ya da farklı bir üniversitede tez çalışması olarak sunulmadığını beyan ederim. 16/01/2020 Irem KESER scell. Yüksek Lisans Tezi Mikrofiltrasyon Işleminin Sütün Reolojik Ozellikleri Uzerine Etkisi Trakya Universitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Gıda Mühendisliği Anabilim Dalı ## ÖZET Bu çalışmanın amacı yağsız süte uygulanan mikrofiltrasyon (MF) işlemi sonucu elde edilen retentatların reolojik özelliklerini ve bu özelliklere çeşitli işlem koşullarının etkisini belirlemektir. Bu amaç doğrultusunda yağsız süte 0.2 um gözenek boyutuna sahip polietersülfon yapıdaki membran kullanılarak MF işlemi uygulanmıştır. İşlem 4 farklı konsantrasyon faktöründe (2.5, 3.5, 4.5 ve 5.5) gerçekleştirilmiştir. İşlem sonucunda elde edilen retentatların reolojik analizleri yapılmıştır. Çalışma kapsamında ayrıca besleme, retentat ve permeat örneklerinin kimyasal bileşimleri ile renk özellikleri incelenmiştir. Reolojik analızler iki farklı yöntem kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Birinci yöntemde 20±1 °C'de 6.05-200 s- kayma hızı aralığında viskozite değerleri ölçülerek kayma hızmın viskoziteye etkisi incelenerek akış davranış biçimleri belirlenmiştir. Orneklerin akış davranışı kullanılan reometre cihazının yazılım programı ile modellenmiştir. İkinci yöntemde ise 7 farklı sıcaklıkta (20, 30, 40, 50, 60, 70, 80±1 °C) 200 s² kayma hızında viskozite değerleri ölçülerek sıcaklığın viskoziteye etkisi belirlenmiş ve konsantrasyon faktörünün etkisi incelenmiştir. Besleme ve konsantrasyon faktörü 2.5 olan retentat örneği Newton tipi davranış, konsantrasyon faktörü 3.5, 4.5 ve 5.5 olan retentat örnekleri ise Newton tipi olmayan psödoplastik davranış sergilemiştir. Konsantrasyon faktörü arttıkça örneklerin akış davranışı değişmiş ve viskozite değeri artmıştır. Sıcaklık artıkça da örneklerin viskozite değeri azalmış ve konsantrasyon faktörü arttıkça bu azalış daha belirgin hale gelmiştir. Yıl : 2019 : 63 Sayfa Sayısı Anahtar Kelimeler : Membran filtrasyon, konsantrasyon faktörü, viskozite, akış davranışı ## BÖLÜM 1 ## GİRİŞ Sıvılardan çeşitli maddelerin ayrılması için kullanılan yöntemler gıda endüstrisinde geniş bir uygulama alanına sahiptir. Bu yöntemlerden biri de membranlı ayırma işlemleri olup yetmişli yıllardan beri endüstride kullanılmaktadırlar. Membranlı ayırma işlemlerinin mikrofiltrasyon (MF), ultrafiltrasyon (UF), nanofiltrasyon (NF) ve ters ozmos (TO) olmak üzere farklı çeşitleri vardır (Yetişmeyen ve Yıldız, 2006). MF işlemi özellikle süt endüstrisinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu teknikte uygun gözenek boyutuna sahip membranların kullanılması ile sütün içindeki serum proteinlerinden kazein miselleri ayrıştırılabilmektedir. Bu amaç doğrultusunda süte uygulanan MF işlemi ile elde edilen permeat serum proteinleri açısından zengin olup ideal peynir altı suyu olarak, retentat ise kazem açısından zengin olup kazein konsantreleri olarak adlandırılmaktadır. MF serum proteinleri ve kazein misellerinin yapısını bozmadığı için avantajlı bir işlem olarak görülmektedir (Lawrance vd., 2008; Beckman ve Barbano, 2013). Kazeın konsantreleri olarak bilinen retentatlar süt endüstrisinde peynir ve yoğurt başta olmak üzere çeşitli süt ürünlerinin üretiminde kullanılmaktadır (Beckman ve Barbano, 2013; Jørgensen vd., 2017). Retentatlar reolojik özellikleri ve üründe sağladıkları avantajları nedeniyle endüstride ilgi görmektedir. Retentatların reolojik özelliklerine ait bilgiler, kullanıldıkları ürünlerin kalite kontrolü ve üretimi sırasında gerekli olan mühendislik hesaplamaları için önemlidir. Ozellikle; basınç düşüşlerinin hesaplanması, pompalama sistemlerinin güç tüketimi, boruların boyutlandırılması, hacımsel oranların belirlenmesi ve genel süreç ekonomisi için reolojik özellikler ortaya konulmalıdır. Reolojik özelliklerin bilinmesi endüstri için önemli bir konu olmasına rağmen literatür incelendiğinde bu konuda az sayıda çalışma olduğu görülmektedir. Bu nedenle çeşitli işlem koşulları altında elde edilen retentatların reolojik özellikleri daha çok araştırılmalıdır (Solanki ve Rizvi, 2001; Sauer vd., 2012). Bu çalışmanın temel amacı, sütün mikrofiltrasyonu ile elde edilen retentatların reolojik özelliklerini ve bu özelliklere çeşitli işlem koşullarının etkisini belirlemektir. Bu amaca yönelik olarak, yağsız Süte farklı konsantrasyon faktörlerinde MF işlemi uygulanarak retentat örnekleri elde edilmiş ve örneklerin reolojik analizleri yapılmıştır. Çalışma kapsamında besleme, retentat ve permeat örneklerinin kimyasal bileşimleri ve renk özellikleri de belirlenmiştir. Böylece mikrofiltrasyon işleminin sütün kimyasal bileşimine, rengine ve reolojik özellikleri üzerine etkisi incelenmiştir. ## BÖLÜM 2 ## LİTERATÜR ÖZETİ ## 2.1. Sütün Bileşim Ozellikleri Süt kimyasal bileşimi ve özellikleri nedeniyle son derece besleyici bir gıdadır. Sütün kimyasal bileşimi; hayvanın türü ve ırkı, yaşı, kalıtımı ve yetiştirilmesi, geçirdiği hastalıklar, laktasyon dönemi, sütün üretim koşulları gibi etmenlere bağlı olarak değişir (Üçüncü, 2005). 2018 yılı verilerine göre ülkemizde inek, koyun ve keçi sütü üretim mıktarı yaklaşık 22 milyon ton olup bunun 20 milyon tonu inek sütüdür (Anonim, 2019). Inek sütünün kimyasal bileşimi ve bileşenlerin kuru madde içerisindeki oranları Çizelge 2.1'de verilmiştir. Buna göre inek sütünün yaklaşık %87.1'i su, geriye kalan %12.9'luk kısmı ise kuru maddedir. Karbonhidrat, yağ ve protein gibi temel kimyasal bileşenler kuru maddenin büyük kısmını oluşturur. Diğer bileşenlerin miktarı ise oldukça azdır ama sütün özelliklerine önemli katkıları vardır. Orneğin; vitaminler besin değerin artırır, enzimler çeşitli reaksiyonları katalize eder ve bazı kimyasal bileşenler sütün duyusal özelliklerini etkiler (Walstra, 1999). Süt polidispers bir gıda olup bileşiminde bulunan yağ, emülsiyon; protein, kolloidal dispersiyon; laktoz ve mineral maddeler ise gerçek çözelti halindedir (Üçüncü, 2005). | Bileşen | Sütteki ortalama<br>miktarı<br>(q/100q) | Değişim aralığı<br>(q/100q) | Kuru maddedeki<br>ortalama miktarı<br>(g/100g) | |-------------------|-----------------------------------------|-----------------------------|------------------------------------------------| | Su | 87.1 | 85.3-88.7 | | | Yağsız kuru madde | 8.9 | 7.9-10 | | | Kuru maddede yağ | 31 | 22-38 | | | Laktoz | 4.6 | 3.8-5.3 | 36 | | Yağ | 4 | 2.5-5.5 | 31 | | Protein | 3.25 | 2.4-4.4 | 25 | | Kazein | 2.6 | 1.7-3.5 | 20 | | Mineral maddeler | 0.7 | 0.57-0.53 | 5.4 | | Orqanik asitler | 0.17 | 0.12-0.21 | 1.3 | | Diğer | 0.15 | | 1.2 | Çizelge 2.1. İnek sütünün kimyasal bileşimi ve bileşenlerin kuru madde içerisindeki oranları (Walstra, 1999). Laktoz, sütün içindeki temel karbonhidrat olup glikoz ve galaktoz olmak üzere iki monosakkaritten oluşan bir disakkarittir (Walstra, 1999). Doğada yüksek miktarda sadece sütte bulunan laktozun sütteki ortalama miktarı %4.6 olup sütün kuru maddesinin yaklaşık 1/3 'ünü oluşturur (Üçüncü, 2005). Süt yağı sütün en önemli bileşenlerinden biri olup, süte özel bir yapı ve aroma kazandırır. Ayrıca esansiyel yağ asitleri, yağda eriyen vitaminler ve enerji açısından önemli bir kaynaktır (Hurşit & Akgün, 2013). Sütte yaklaşık %4 süt yağı bulunur. Bu yağ, çapı 0.1-20 µm arasında değişen kürecikler halindedir ve yağ globüllerinin etrafı fosfolipid-protein kompleksinden oluşan bir membran ile kapıldır. Süt yağının %98-99'u trigliseridlerden oluşur. Kalan %1-2'lik kısmı ise; mono ve diğliseridler, serbest yağ asitleri, steroller, karotenoidler ve A, D, E, K vitaminlerinden oluşur. Süt yağında 400'den fazla yağ asıdı tespit edilmiştir. Bu yağ asıtlerinden sadece 10 tanesinin miktarları ve yağın fiziksel özellikleri üzerine yaptıkları etkiler nedeniyle önemli olduğu kabul edilir (Üçüncü, 2005). Sütte bulunan azotun yaklaşık % 95'i protein yapıdadır. Proteinlerin %78.5'i kazein, % 19'u serum proteinleridir. Geriye kalan %2.5'lik kısmı ise yağ globül membran proteinleri oluşturur (Walstra, 1999). Kazeinlerin αऽ१, αऽ२, β νε κ-kazeın olmak üzere dört temel alt grubu vardır ve sütte çapları 10-300 nm arasında değişen, misel adı verilen parçacıklar halinde bulunurlar (Samuelsson, Deimek, Trägårdh & Paulsson, 1997). Kazein misellerinin %93'ü kazein, geriye kalan %7'si kalsiyum, magnezyum, sodyum, potasyum, fosfat ve sitrat gibi maddelerdir. Bu maddelerden kalsiyum ve fosfatın miktarı diğerlerine göre yüksektir ve genellikle kolloidal kalsiyum fosfat halinde bulunurlar. Kazeinler kolloidal kalsiyum fosfat ile birleşerek kalsiyum kazeinat-fosfat veya kalsiyum-fosfokazeinat olarak adlandırılan bir kompleks oluştururlar. Bu durum nedeniyle kazein bir fostoprotein olarak kabul edilir. (Uçüncü, 2005). Kazeinler sıcaklığa dayanıklı, pH değişimine karşı ise son derece hassas bileşenlerdir. (Çınar, 2015). Peynir altı suyu (PAS) olarak da bilinen serum proteinlerinin ise albumin (laktoalbumin), globülin (immunglobulinler) ve proteaz-peptonlar olmak üzere üç farklı grubu vardır. Serum proteinleri kazeinlerin aksine sıcaklığa karşı oldukça hassas bileşenlerdir ve 60 °C' nin üzerindeki sıcaklıklardan etkilenirler (Üçüncü, 2005). Süt, ayrıca anyon ve katyonlardan oluşan birçok mineral madde içerir. İçerdiği mineral maddeler miktarlarına göre makro ve iz elementler olarak iki gruba ayrılır. Sodyum, potasyum, kalsıyum, magnezyum, klor ve fosfor sütteki makro elementlere örnek olup sütün temel mineral maddeleri olarak kabul edilir. Miktarı az olan bakır, demir, çinko. mangan ve alüminyum ise sütteki iz elementlere örnektir. Sütün makro ve mikro element içeriği Çizelge 2.2'de verilmiştir. Mineral maddelerin bir kısmı gerçek ve kolloidal çözelti, bir kısmı da yağ küreciklerinin çevresine bağlanmış olarak bulunur (Uçüncü, 2005). Mineral maddeler; beslenme fizyolojisi, süt proteinlerinin fiziksel stabilitesi ve tepkimelerdeki katalıtık etkileri açısından önemli bileşenlerdir (Hurşıt & Akgün, 2013), | Makro elementler | Sütteki ortalama miktarı<br>(mq/100 ml) | Değişim aralığı<br>(mq/100 ml) | |------------------|-----------------------------------------|--------------------------------| | Kalsiyum | 120 | 60-200 | | Fosfor | 95 | 50-150 | | Sodyum | 50 | 20-90 | | Potasyum | 150 | 100-200 | | Magnezyum | 13 | 5-24 | | Klor | 1 06 | 60-180 | | Mikro elementler | Sütteki ortalama miktarı<br>(µq/l) | Değişim aralığı<br>(µq/l) | | Bakır | 110 | 0-1200 | | Demir | 600 | 100-2400 | | Cinko | 3370 | 220-18700 | | Mangan | 50 | 5-370 | | Alüminyum | 750 | 100-2100 | Çizelge 2.2. Sütün makro ve mikro element içeriği (Demirci, 1981). ## 2.2. Süt Endüstrisinde Kullanılan Membranlı Ayırma İşlemleri Ayırma işlemleri, bir karışımı bileşenlerine ayırmak veya karışımdaki bir bileşeni diğerlerinden ayırmak için kullanılan yöntemlerden biri de membranlı ayırma işlemleridir (Çınar, 2015). Membranlı ayırma işlemlerinde diğer ayırma işlemlerinden farklı olarak seçici geçirgen bir membran kullanılır. Kullanılan membran sayesinde besleme akımı permeat ve retentat olarak adlandırılan iki akıma ayrılır. Membrandan geçen akıma permeat, membrandan geçemeyen akıma ise retentat adı verilir (Salt & Dinçer, 2006). Membranlı ayırma işlemlerinde ayrımın gerçekleşmesi için bir sürücü kuvvetin uygulanması gerekir. Sürücü kuvvet membran özelliğine ve ayrılmak istenen bileşenlerin özelliğine bağlı olarak değişir. Yaygın olarak kullanılan sürücü güçler; basınç farkı, derişim farkı, elektriksel potansiyel farkı ve sıcaklık farkıdır (Aslan, 2016). Membranlı ayırma işlemleri dik akış filtrasyon ve çapraz akış filtrasyon olmak üzere iki farklı şekilde uygulanır. Dik akış ve çapraz akış filtrasyonun şematik gösterimleri ile zamana bağlı akı ve kalıntı birikimi eğrileri Şekil 2.1'de verilmiştir. Dik akış filtrasyonda besleme akımı membran yüzeyine dik olarak verilir ve ayrılan parçacıkların tümü membran yüzeyinde birikerek kalıntı oluşumuna neden olur. Oluşan kalıntı işlem sonunda bir cihaz yardımıyla sistemden boşaltılır. Ancak işlem sırasında kalıntının zamanla artması membrandan geçiş hızını azaltır ve bu istenmeyen bir durumdur (Davis & Grant, 1992). Çapraz akış filtrasyonda ise besleme akımı membran yüzeyine paralel olarak verilir. Beslemenin bir kısmı membrandan geçerek permeatı oluştururken bir kısmı da membrandan geçemeyerek arkadan gelen besleme tarafından sürüklenerek uzaklaştırılır ve retentatı oluşturur. Çapraz akış filtrasyon membran üzerinde kalıntı birikimini en aza indirerek yüksek permeat akılarının elde edilmesini sağlar. Bu nedenle süt endüstrisi için yapılan çalışmalarda genellikle çapraz akış filtrasyon tercih edilir (Aslan, 2016; Davis & Grant, 1992). ![](_page_0_Figure_1.jpeg) ![](_page_0_Figure_2.jpeg) Şekil 2.1. Dik akış filtrasyon (a) ve çapraz akış filtrasyon (b) (Davis & Gram, 1992). Gıda endüstrisinde yaygın olarak kullanılan membranlı ayırma işlemleri; MF, UF, NF ve TO'dur (Davis & Grant, 1992). Bu ayırma işlemlerinin ortak özelliği basıncın sürücü güç olarak işlev görmesidir. İşlemler arasındaki farklar ise membran özellikleri, gözenek büyüklükleri ve uygulanan basınç değerleridir (Çınar, 2015). Süt endüstrisinde kullanılan membranlı ayırma işlemlerinden elde edilen permeat ve retentat hatlarının bileşimi ile işlemler sırasında kullanılan membranların gözenek boyutu ve sürücü güç olarak uygulanan basınç değerleri Şekil 2.2'de verilmiştir. Buna göre MF' den TO'ya doğru gidildikçe kullanılan membranın gözenek boyutu küçülmekte ve basıncın değeri artmaktadır (Bylund, 2003). Membranlı ayırma işlemlerinin kullanımının genel olarak saflaştırma, zenginleştirme ve fraksiyonlarına ayırma gibi üç farklı amacı vardır (Salt & Dinçer, 2006). Bu amaçlar doğrultusunda yapılan membranlı ayırma işlemleri özgün özelliklere sahip yeni ürünlerin geliştirilmesine olanak sağlar (Lipnizki, 2010). MF, süt endüstrisinde genel olarak bakteri yükünün azaltılmasında ve proteinlerin ayrıştırılmasında, UF protein moleküllerinin ayrılmasında, NF laktozun ayrılması ile laktoz oranı düşük ürünlerin üretilmesinde ve TO suyun uzaklaştırılması ile sütün konsantre edilmesinde kullanılır (Atra, V atai, Bekassy-Molnar & Balint, 2005; Bylund, 2003; Yetişmeyen & Yıldız, 2006). ![](_page_0_Figure_0.jpeg) Şekil 2.2. Membranlı ayırma işlemlerinin prensipleri (Bylund, 2003). ## 2.3. Süt Endüstrisinde Mikrofiltrasyon İşlemi Membranlı ayırma işlemlerinden biri olan MF, özellikle süt endüstrisinde yaygın olarak kullanılır (Yetişmeyen & Yıldız, 2006). İşlem sırasında uygulanan basınç 1 bar' ın altında olup diğer ayırma işlemlerine göre oldukça düşüktür (Bylund, 2003). Molekül ağırlığı 200 kDa' dan büyük olan parçacıkları seçici olarak ayırabilme yeteneğine sahip MF membranlarının gözenek boyutu 0.1-10 µm arasında değişir. Son teknolojiler ile üretilen MF membranlarında ise gözenek boyutu 0.05-1.0 µm aralığına çekilmiştir (Çınar, 2015). Sütün bileşiminde bulunan bileşenlerin parçacık boyutu dikkate alındığında süt endüstrisinde MF işlemi, bakteri ve diğer mikroorganizmalar gibi biyolojik orijinli maddeleri, kazein miselleri gibi kolloidal parçacıkları ve yağ globüllerini ayırmak için kullanılabilir (Yetişmeyen & Yıldız, 2006). Bazı süt bileşenlerinin parçacık boyutu Çizelge 2.3'te verilmiştir. | Bileşenler | Parçacık boyutu çap (nm)* | |---------------------|---------------------------| | Su | 0.3 | | Laktoz | 0.8 | | Yağ | 100 - 10000 | | Kazein Miselleri** | 10-300 | | Serum Proteinleri** | 1-6 | Çizelge 2.3. Bazı süt bileşenlerinin parçacık boyutu (Samuelsson vd., 1997; Walstra, 1999), \*Moleküller küresel olarak kabul edilmektedir. \*\*Protein olmayan azot bileşenleri dâhil değildir. Süte uygulanan MF işlemi genellikle 50 ile 55 °C'de gerçekleştirilir. Bu sıcaklık ile sütün bileşiminde bulunan serum proteinleri denatüre olmadan istenilen sonuçlar elde edilebilir. Ancak son zamanlarda MF işlemine sıcaklığın etkisini araştırmak amacıyla birçok çalışmada daha düşük sıcaklık dereceleri de kullanılmıştır (Govindasamy-Lucey, laeggi, Johnson, Wang & Lucey, 2007; Samuelsson vd., 1997). Işlem sırasında düşük sıcaklıkların kullanılmasının çeşitli avantaj ve dezavantajları vardır. Düşük sıcaklıkların kullanımı serum proteinlerinin denatürasyon olasılığını ve işlem sırasında oluşabilecek mikrobiyal gelişmeyi azalttığı için avantaj olarak kabul edilir (Govindasamy-Lucey vd., 2007). Düşük sıcaklıkların kullanımı, elde edilen permeat akısında azalmaya ve permeata geçen kazein miktarında artışa neden olur. Permeata geçen kazein miktarının artması düşük sıcaklıklarda kazeinin ayrışmasına bağlanmaktadır ki bu durum da işlem için dezavantaj olarak kabul edilir (Samuelsson vd., 1997). Membranlar çok sayıda farklı materyalden üretilebilir. Temel olarak üretildikleri materyale göre organik olarak iki gruba ayrılırlar (Aslan, 2016). Sütün MF işlemi için genellikle polimerik (organik) ve seramik (inorganik) membranlar kullanılır. Geçmiş yıllarda yapılan çalışmalar incelendiğinde genellikle bu işlem için seramik membranların kullanıldığı görülür. Bunun nedeni; polimerik membranın akı, seçicilik, mekanik, ısı ve kimyasal stabilite açısından seramik membranlar kadar iyi olmadığının düşünülmesidir. Ancak son zamanlarda yapılan çalışmalarda sütün MF işlemi için polimerik membranların kullanılabileceği anlaşılmış ve günümüzde polimerik membranların kullanımı yaygınlaşmıştır (Beckman & Barbano, 2013; Lawrence, Kentish, O'Connor, Barber & Stevens, 2008). Seramik ve polimerik membranlar farklı özelliklere sahiptir. Bu özellikleri de onlara bazı avantaj ve dezavantajlar kazandırır (Aslan, 2016). Polimerik membranların sermaye maliyeti seramik membranlardan çok daha düşüktür. Bu durum birçok küçük süt işletmesi için önemli bir avantajdır (Beckman & Barbano, 2013; Lawrence vd., 2008). Seramik membranlar ise polimerik membranlara göre yüksek sıcaklık değerlerine dayanıklılık, yüksek mekanik stabilite, iyi tanımlanmış stabil gözenek yapısı, solvent ve aşındırıcı kimyasallara karşı yüksek direnç gösterme gibi avantajlara sahiptirler. Polimerik membranlar 10-300 ℃, seramik membranlar ise 300-1000 ℃ sıcaklık aralıklarında kullanılabilirler (Aslan, 2016). Sütün MF işlemi için kullanılan sıcaklığın genellikle 50-55 ℃ olduğu düşünüldüğünde, polimerik membranlar bu işlem için uygundur ve optimum koşullarda çalışıldığı taktirde yüksek akı değerleri elde edilerek istenilen sonuçlara ulaşılabilir (Govindasamy-Lucey vd., 2007; Lawrence vd., 2008). Sütün mikrofiltrasyonu amacıyla yapılan çalışmalarda yaygın olarak kullanılan polimerik membranlar; poliviniliden florid (PVDF) membranlar ve polietersülfon (PES) membranlardır. Her iki membran tipide hidrofobik özellik gösterir ve aşırı kimyasallara karşı dirençlidir (Aslan, 2016). MF, süt endüstrisinde, öncelikli olarak bakteri ve sporları ayırıp sütün bakteri yükünü azaltmak amacıyla kullanılır. Bu işlem, düşük sıcaklıklarda gerçekleştiği için ısıl işlemin neden olduğu denatürasyon gibi olumsuz etkileri önler ve daha iyi sonuçlar verir (Lawrence vd., 2008). Mikrobiyel yükün azaltılması için kullanılan MF membranlarının gözenek çapları 0.8-1.4 um arasında değişir (Çınar, 2015). MF işleminden sonra süte uygulanan pastörizasyon işlemi ile daha kalıteli ve güvenli içme sütü üretildiği düşünülmektedir. Bu nedenle MF, pastörizasyon yanında kullamlabilecek ısıl olmayan alternatif bir işlem olarak kabul edilebilir (Tomasula vd., 2011). Süt endüstrisinde MF, uygun gözenek boyutuna sahip membranların kullanımı ile süt içindeki serum proteinlerinden kazein misellerinin ayrıştırılması için de kullanılır. Asitlendirme ve pıhtılaştırma gibi geleneksel yöntemlerden farklı olarak kazein misellerinin yapısını bozmadığı için de avantajlı bir işlemdir (Lawrence vd., 2008). Süte uygulanan MF işlemi ile elde edilen permeata genellikle 'ideal' PAS denir (Lawrence vd., 2008). İdeal PAS' ta kazeinomakropeptidler, peynir starterleri ve kimozin gibi maddeler bulunmaz (Lipnizki, 2010). Ayrıca permeat kısmına geçen PAS proteinleri ısıl işleme tabi tutulmadıkları için denatüre de olmaz. Bu nedenlerden dolayı normal P AS' a göre fonksiyonel bileşenlerce zengin, özellikleri ve lezzeti daha iyi olan bir PAS elde edilir (Çınar, 2015; Samuelsson vd., 1997). Günümüzde özelliklerinden dolayı ideal PAS' a ilgi artmış olup sporcu besinlerinin ve bebek mamalarının üretiminde kullanılmaya başlanmıştır (Lipnizki, 2010). Süte uygulanan MF işlemi ile elde edilen retentat ise kazein açısından zengin olup genellikle kazein konsantreleri olarak adlandırılır. Kazein konsantreleri süt endüstrisinde peynir ve yoğurt başta olmak üzere çeşitli ürünlerin üretiminde kullanılır (Beckman & Barbano, 2013; Jørgensen, Abrahamsen, Rukke, Johansen & Skeie, 2017). Peynir üretiminde ilk olarak membranlı ayırma işlemlerinden UF kullanılmıştır. Ancak elde edilen retentatlarda PAS proteinlerinin ve kalsıyumun fazla miktarda olması, sert ve yarı sert peynırlerin üretiminde problemler ortaya çıkarmıştır. Randımanda artış olmasına rağmen istenilen kalite standartlarına ulaşılamadığı için peynir üretiminde UF yerine MF işlemi kullanılmaya başlanmıştır (Çınar, 2015; Solanki & Rizvi, 2001). MF ile sütün kazein içeriğinin artırılması, sütün rennet enzimi ile pıntılaşabilme yeteneğini ve peynır işletmelerinin randımanını artırır (Yetişmeyen & Yıldız, 2006). PAS proteinleri yüksek oranda uzaklaştığı için peynirin olgunlaşması sırasında neden oldukları olumsuz etkiler de engellenir (Samuelsson vd., 1997). Böylece duyusal ve tekstürel özellikleri geleneksel yöntemlerle üretilen peynirlere daha yakın ve istenilen kalite standartlarına uygun peynirler üretilebilir (Çınar, 2015; Solanki & Rizvi, 2001). ## 2.4. Reoloji Reoloji, mekanik kuvvet uygulanan bir maddenin akış ve deformasyonunu inceleyen bilim dalıdır (İbarz & Barbosa-Cánovas, 2002; Steffe, 1996). Yunanca rheo (akış) ve logy (bilim) kelimelerinden türetilen reoloji terimi ilk kez Indiana Universitesi profesörü Eugene C. Bingham tarafından 1929 yılında Amerika'da düzenlenen bir toplantıda kullanılmıştır. Bu toplantıda Amerikan Reoloji Topluluğu kurulmuş ve reoloji alanında ki çalışmaların yaygınlaşması için ilk adım atılmıştır (Bildır, Demircan, & Oral, 2018). Günümüzde gıda endüstrisi, eczacılık, kozmetik, beton teknolojisi, toprak mekaniği, plastik işleme, boya akışı ve pigment dispersiyonu gibi birçok alanda reolojik çalışmalar yapılmakta ve elde edilen veriler çeşitli amaçlar için kullanılmaktadır (Çelebi, 2009; Steffe, 1996). Gıda endüstrisinde yapılan reolojik çalışmalar incelendiğinde süt ve süt ürünleri üzerine çeşitli çalışmaların olduğu görülmektedir. Bu çalışmalarda genel olarak sütten MF ya da UF işlemi ile elde edilen retentatların ve yoğurt, peynir, ayran, tereyağı, krema, dondurma gibi birçok süt ürününün reolojik özellikleri ile bu özelliklere çeşitli işlem koşullarının etkisi araştırılmıştır (Düşünen, 2018; Mun, Hsieh, Tiu, & Sutherland, 1999; Solanki & Rizvi, 2001). Gıda endüstrisinde reolojik verilerin kullanım amaçları şöyle sıralanabilir: · Boru hatları, pompa, karıştırıcı, ısı değiştirici ve homojenizatör gibi ekipmanların tasarımı ile üretim sırasında gerekli olan diğer mühendislik hesaplamaları - · Urünlerin kalite kontrolü, - · Duyusal özelliklerin değerlendirilmesi, - · Raf ömrü testleri, - Urün geliştirmede bileşenlerin ürüne kazandırdığı özelliklerin belirlenmesi (Steffe, 1996). Akışkanların reolojik davranışları kayma gerilimi ile kayma hızı arasındaki ilişkiye ve zamana bağlı olarak sınıflandırılır (Bıldır vd., 2018; Sökmen, 2005). Akışkanların reolojik davranışları, "Newton tipi" ve "Newton tipi olmayan" davranış olmak üzere iki ayrı bölümde incelenir. Newton tipi olmayan davranışlar da zamana bağımlı ve zamandan bağımsız olarak ikiye ayrılır. Zamana bağımlı Newton tipi olmayan davranış biçimleri reopektik ve tiksotropik; zamandan bağımsız Newton tipi olmayan davranış biçimleri ise Herschel-Bulkey, Bingham, dilatant ve psödoplastiktir. Akışkanların reolojik davranışlarının sınıflandırılması Şekil 2.3'te verilmiştir. ![](_page_0_Figure_1.jpeg) Şekil 2.3. Akışkanların reolojik davranışlarının sınıflandırılması (Singh & Heldman, 2013). Urünlerin reolojik özellikleri toplam katı madde konsantrasyonu ve sıcaklık gibi temel faktörlerden etkilenmektedir. Akışkan bir maddenin toplam katı madde konsantrasyonu arttıkça viskozitesi, kıvam katsayısı ve akma gerilimi artar. Akış davranış indeksi ise genellikle konsantrasyon değişimlerinden etkilenmez. Yapılan bazı çalışmalar konsantrasyonun belirli bir değerin altına düşmesi ile akma geriliminin ortadan kalktığını göstermiştir. Kivi suları üzerine yapılan bir çalışmada konsantrasyonun azalması ile akma geriliminin azalıp kaybolduğunu ve akış davranış biçiminin Bingham davranıştan psödoplastik davranışa geçtiği belirtilmiştir (Arıkan, 2009; İbarz & Barbosa-Cánovas, 2002). Viskozite sıcaklığa bağlıdır ve yapılan birçok çalışma viskozitenin sıcaklık değişimlerinden büyük ölçüde etkilendiğini gösterir (Schramm, 1994). Genel olarak sıcaklık arttıkça viskozitenin azaldığı bilinmektedir. Yapılan çalışmalarda sıcaklıkta meydana gelen 1°C'lik artışın mineral yağların viskozitesinde %10 azalmaya neden olduğu görülmüştür (İbaz & Barbosa-Cánovas, 2002; Schramm, 1994). Bunun nedeni viskozitenin moleküler hareketi engelleyen kuvvetlerin bir fonksiyonu olmasıdır. Bu kuvvetler sıcaklık değişimlerinden etkiler arası boşluğa bağlıdır ve sıcaklık arttıkça boşluk artığı için viskozite azalmaktadır (Bakshi & Smith, 1984). Gıdaların da üretim, depolama, nakliye, satış ve tüketim sırasında farklı sıcaklıklara maruz kaldığı düşünülürse viskozitenin sıcaklığın bir fonksiyonu olarak ifade edilmesi gıda endüstrisi için önemlidir. Sıcaklık, viskozite dışında kıvam katsayısı, akma gerilimi ve akış davranış indeksi gibi diğer reolojik parametreler üzerine de etki eder. Sıcaklık arttıkça kıvam katsayısı ve akma gerilimi azalır, akış davranış indeksi artar. Ancak akış davranış indeksindeki bu değişim diğer parametrelerdeki değişim kadar belirgin olmayabilir (İbarz & Barbosa-Cánovas, 2002). Saenz ve Ibáñez (1986), limon suları için yaptıkları çalışmada sıcaklık artışının akma geriliminde azalmaya neden olup meyve sularının psödoplastik davranıştan Newton tipi davranışa geçtiğini belirtmişlerdir. İbarz ve Pagan (1987), yaptıkları çalışmada sıcaklık arttıkça akış davranış indeksinin arttığını ve bu nedenle örneklerin psödoplastik davranıştan Newton tipi davranışa geçtiğini belirtmişlerdir. ## 2.4.1. Newton Tipi Davranış Newton tipi davranışta kayma hızı ile kayma gerilimi arasında doğru orantı vardır. Kayma hızına karşı kayma gerilimi grafiği çizildiğinde orijinden geçen düz bir doğru elde edilir ve bu doğrunun eğimi viskozite değerini verir (Singh & Heldman, 2013). Viskozite, kayma hızından bağımsız ve sabittir. Bu nedenle kayma hızma karşı viskozite grafiği çizildiğinde elde edilen doğru üzerindeki herhangi bir nokta tüm akış durumunu temsil eder (Bıldır vd., 2018). Newton tipi davranış için akış ve viskozite eğrileri Şekil 2.4'te verilmiştir. ![](_page_0_Figure_5.jpeg) Şekil 2.4. Newton tipi davranış için akış ve viskozite eğrileri (Steffe, 1996). Newton tipi davranış için kayma hızı ile kayma gerilimi arasındaki ilişki Denklem 2.1'de verilmiştir. $$ \sigma = \eta \chi \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \text{Denklem 2.1} $$ Bu denklemde σ kayma gerilimini (Pa), η viskoziteyi (Pa.s) ve γ kayma hızını (s-) ifade eder (Rao, 1999). Şeker gibi düşük molekül ağırlığına sahip bileşenleri içeren ve pektin, protein, nişasta gibi çözünmüş polimerler ile çözünmeyen katıları yüksek miktarda içermeyen gıdalar Newton tipi davranış gösterir (Rao, 1999). Newton tipi davranış gösteren gıdalara örnek olarak su, süt, filtre edilmiş meyve suyu, gazlı içecekler, bira, şarap, çay, kahve, bal, bitkisel yağlar ve şeker çözeltileri verilebilir (İbarz & Barbosa-Cánovas, 2002; Rao, 1999; Steffe, 1996). ## 2.4.2. Newton Tipi Olmayan Davranışlar Newton tipi olmayan davranışlarda kayma hızı ile kayma gerilimi arasındaki ilişki doğrusal değildir. Viskozite kayma hızından ve/veya zamanla meydana gelen değişimlerden etkilenir. Sabit bir viskoziteden söz etmek mümkün olmadığı için de viskozite yerine tek bir kayma hızındaki görünür viskoziteden bahsedilir. Görünür viskozite (n) kayma geriliminin kayma hızına bölümmesiyle elde edilir (Arıkan, 2009; Bıldır vd., 2018). Bu oran Denklem 2.2'de verilmiştir. $$ \eta\_a = f(\chi) = \sigma/\chi \tag{2.2} $$ Bu denklemde na görünür viskoziteyi (Pa.s), o kayma gerilimini (Pa) ve y kayma hızını (s-) ifade etmektedir (Steffe, 1996). ## 2.4.2.1. Zamandan Bağımsız Newton Tipi Olmayan Davranışlar ## 2.4.2.1.1. Psödoplastik Davranış Psödoplastik davranışta kayma hızı arttıkça görünür viskozite azalır. Bu davranışı sergileyen akışkanlara kayma ile incelen akışkanlar da denir (Singh & Heldman, 2013), Viskozitedeki azalma zamandan bağımsız olarak geri dönüşümlüdür (Bildır vd., 2018). Psödoplastik davranış gösteren akışkanların çoğu düşük kayma hızlarında Newton akışkan gibi davranır ve belirli bir kayma hızından sonra psödoplastik davranış göstermeye başlar (Rao, 1999). Psödoplastık davranış için akış ve viskozite eğrileri Şekil 2.5'te verilmiştir. ![](_page_0_Figure_1.jpeg) Şekil 2.5. Psödoplastik davranış için akış ve viskozite eğrileri (Steffe, 1996). Psödoplastik davranış üslü yasa (power law) ile modellenir ve matematiksel model Denklem 2.3'te verilmiştir. $$ \sigma \equiv \text{Ky}^{\text{n}} \qquad \qquad \text{(\$\mathbb{O}\$:q\$:1)} \qquad \qquad \qquad \text{Denklem 2.3} $$ Bu denklemde o kayma gerilimini (Pa), K kıvam katsayısını (Pa.sª), y kayma hızını (S +) ve n akış davranış indeksini ifade eder. Akış davranış indeksi olan n değeri boyutsuz olup Newton tipi davranışa yakınlığı gösterir (Rao, 1999). Newton tipi olmayan gıdaların çoğu psödoplastik davranış gösterir. Psödoplastik davranış gösteren gıdalara örnek olarak çıkolata şurubu, salata sosları, bazı sebze çorbaları, konsantre meyve ve sebze püreleri verilebilir (Bıldır vd., 2018; Ibarz & Barbosa-Cánovas, 2002; Rao, 1999; Steffe, 1996). ## 2.4.2.1.2. Dilatant Davranış Dilatant davranışta kayma hızı arttıkça görünür viskozite artar. Bu davranışı sergileyen akışkanlara kayma ile kalınlaşan akışkanlar da denir (Singh & Heldman, 2013). Dilatant davranış için akış ve viskozite eğrileri Şekil 2.6'da verilmiştir. gösteren ketçap, hardal, domates salçası ve elma sosu yüksek kayma hızlarında Herschel-Bulkey davranış gösterir (Bıldır vd., 2018). ## 2.4.2.2. Zamana Bağımlı Newton Tipi Olmayan Davranışlar Zamana bağımlı reolojik davranışlar reopektik ve tiksotropik olmak üzere ikiye ayrılır. Sabit kayma hızı uygulanan akışkanın görünür viskozitesi zamanla artıyorsa reopektik, zamanla azalıyor ise tiksotropik davranış olarak tanımlanır. Başka bir ifadeyle reopektik davranış zamana bağımlı kalınlaşma, tiksotropik davranış zamana bağımlı incelmedir (Steffe, 1996). Her iki davranış biçimi de geri dönüşümlüdür ve uygulanan kuvvet ortadan kaldırıldığında maddeler başlangıçtaki reolojik özelliklerini kısmen ya da tamamen geri kazanır (Arıkan, 2009; Bıldır vd., 2018; Steffe, 1996). Zamana bağımlı Newton tipi olmayan davranışlar için akış eğrisi Şekil 2.9'da verilmiştir. > Tiksotropik Reopektik ![](_page_0_Figure_4.jpeg) Şekil 2.9. Zamana bağımlı Newton tipi olmayan davranışlar için akış eğrisi (Steffe, 1996). Reopektik davranış gıdalarda çok görülmese de hassas ölçüm yapabilen reometrelerin üretilmesi ile bazı ürünlerde gözlemlenmiştir (Rao, 1999). Reopektik davranış gösteren gıdalara örnek olarak mısır nişastası, %25 tahin - %75 pekmez karışımı, sulu çemen çözeltisi, çırpılmış yumurta akı ve krema verilebilir. Tiksotropik davranış gösteren gıdalara örnek olarak ise nışasta ile kalınlaştırılmış yoğurt ve bebek maması, ketçap, mayonez, çeşitli soslar, yumurta beyazı ve yumuşak peynir verilebilir (Bıldır vd., 2018; Steffe, 1996). ## BÖLÜM 3 ## MATERYAL VE YÖNTEM 3.1. Materyal ## 3.1.1. Hammadde Mikrofiltrasyon işleminde besleme olarak kullanılan yağsız ultra yüksek sıcaklık (UHT) süt Edirne piyasasındaki yerel marketlerden temin edilmiştir. ## 3.1.2. Mikrofiltrasyon Sistemi MF sistemi temelde sıcak su banyosu (Precision GP02, Thermo Scientific, ABD), peristaltik pompa (Masterflex, ABD), membran modülü, basınçölçer ve 0.1 g duyarlılıktaki analitik teraziden (OHAUS Explorer, Nänikon, İsviçre) oluşmaktadır. Retentat çıkışına transmembran (TMP) basıncını ayarlamak için kullanılan bir basınç vanası eklenmiştir. MF sisteminin şematik gösterimi Şekil 3.1'de verilmiştir. MF işlemi için kullanılan membran modülü 0.2 µm gözenek boyutuna sahip, PES yapıda, laboratuvar ölçekli, çapraz akışlı, düz tabakalı membran filtrasyon modülü olup (Vivaflow 50, Sartorius, Almanya) modüle ait bilgiler Çizelge 3.1'de verilmiştir. | Vivaflow 50 | |----------------| | 107 84 25 mm | | 15 mm 0.3 mm | | 50 cm2 | | 1.5 ml | | < 10 ml | | < 0.5 ml | | Vivaflow 50 | | 200—400 ml/dk | | 3 bar (45 psi) | | 60°C | | Vivaflow 50 | | Polikarbonat | | TPX (PMP) | | TPX (PMP) | | | ## Çizelge 3.1. Membran modülüne ait bilgiler ﺍﻟﺘﻲ ﺍﻟﻤﺮﺍﺟﻊ | Contalar | Silikon | |--------------------|--------------------------| | Basınç Göstergesi | Polipropilen, SS Spiring | | Akış Kısıtlayıcı | Polipropilen | | Bağlantı Parçaları | Naylon | | Borular | PVC | ## 3.1.3. Kimyasal Maddeler Tez kapsamında yapılan analizlerde ve mikrofiltrasyon sisteminin temizlenmesinde kullanılan analizler kimyasal maddelere ait bilgiler Çizelge 3.2'de verilmiştir. Çizelge 3.2. Mikrofiltrasyon sisteminin temizliği ve analizler için kullanılan kimyasal maddelere ait bilgiler | Kimyasal Madde | Alındığı Firma | Katalog Numarası | Kullanım Amacı | |-----------------------------|----------------|------------------|--------------------------| | K2S04 | Merck | 1.05153.1000 | Kjeldahl protein analizi | | H2SO4 | Sigma-Aldrich | 30743 | Kjeldahl protein analizi | | NaOH | Sigma-Aldrich | 06203 | Kjeldahl protein analizi | | H3BO3 | Himedia | RM 325 | Kjeldahl protein analizi | | Folin-Ciocelteu fenol ajani | Sigma-Aldrich | F9252 | Lowry protein analizi | | BSA | Sigma | A2153-500 | Lowry protein analizi | | Naz CO3 | Sigma-Aldrich | 13418 | Lowry protein analizi | | Na/K tartarat | Tekkim | TK 200230.01002 | Lowry protein analizi | | Etil alkol | Tekkim | TK .200650.02501 | MF sisteminin temizliği | ![](_page_0_Figure_4.jpeg) ## 3.2. Yöntem ## 3.2.1. Mikrofiltrasyon İşlemi Tez kapsamında MF sistemi kurulduktan sonra yapılan ön denemeler ile membran modülünün kararlı hale gelmesi sağlanmış, esas denemelerde kullanılacak parametrelere karar verilmiştir. Ayrıca bu çalışmalar sonucunda MF işlemi sırasında kullanılacak parametrelerin değerlerine karar verilmiştir. Buna göre esas denemelerde MF işlemi 55 °C'de, 4 psi TMP ile gerçekleştirilmiştir. MF işleminde konsantrasyon faktörü değişken parametre olarak kabul edilmiştir. Konsantrasyon faktörü olarak da ağırlık azalma faktörü (WRF) kullanılmıştır. WRF değeri besleme olarak kullanılan sütün ağırlığının işlem sonucunda elde edilen retentatın ağırlığına bölünmesi ile hesaplanmıştır. MF işleminde 4 farklı WRF değeri (2.5, 3.5, 4.5 ve 5.5) ile çalışılarak permeat ve retentat örnekleri elde edilmiştır. Her WRF değeri için 2 tekerrür olacak şekilde işlem yapılmıştır. Elde edilen örnekler kimyasal ve fiziksel analizleri yapılana kadar -25 °C'de muhafaza edilmiştir. MF işlemi sırasında permeat akımı bir kapta toplanmış ve miktarı her 10 dakıkada bir 0.1 g duyarlılıktaki hassas terazi (OHAUS Explorer, Nänikon, İsviçre) ile ölçülmüştür. Alınan ölçümler sonucunda permeat akısı hesaplanarak sistemin kirliliği kontrol edilmiştir. Membran modülü her çalışmadan sonra ilk olarak oda sıcaklığındaki saf su ile daha sonra da sırasıyla 60 dakika 0.5 M HCl, 30 dakıka %70' lik etil alkol ve 10 dakika %10' luk etil alkol ile yıkanmıştır. Kimyasal maddeler arasında sistemden birer kez hızlıca oda sıcaklığında saf su geçirilmiştir. Modül diğer çalışmaya kadar içinde %10' luk etil alkol ile bekletilmiştir. ## 3.2.2. Kimyasal Analizler ## 3.2.2.1. pH Tayini Örneklerin pH ölçümü 0.01 birim hassasiyetteki dijital pH metre (Seven2Go, Metter Toledo, Isviçre) ve elektrot (InLab Expert Pro-ISM-IP67, Metter Toledo, Isviçre) kullanılarak 21.5±0.1 ℃'de yapılmıştır. ## 3.2.2.2. Kuru Madde Tayini Kuru madde tayını için kullanılan nikel kaplar, 103±2 °C'lik etüvde (Ecocell 55-Comport, MMM Group, Çekya) 2-3 saat bekletilerek sabit tartıma getirilmiş ve etüvden alınan kaplar desikatörde 15-30 dakıka bekletilerek soğutulmuştur. Soğuyan kapların daraları alınıp içlerine homojen hale getirilen örneklerden 3-5 g konulmuştur. İçinde örnek bulunan kaplar 103±2 ℃ lik etüvde 4-6 saat kurutulmuş, desikatörde 15-30 dakika bekletilip soğutulmuş ve tartımları yapılmıştır. Bu işleme sabit tartım alınana kadar sürdürülmüştür. Tartım işlemleri 0,0001 g duyarlılıktaki hassas terazi (ED224S, Sartorius, Almanya) kullanılarak yapılmıştır. Yüzde kuru madde miktarı aşağıda verilen formüle göre hesaplanmıştır (AOAC, 2000) $$\% \text{Kuru Mdde} = \frac{\text{Kuru örnek (g)}}{\text{örnek miktarı (g)}} \ge 100$$ ## 3.2.2.3. K jeldahl Protein Tayini Besleme ve retentat örneklerinin toplam protein tayını Kjeldahl yöntemine göre yapılmıştır. Buna göre protein tüpüne homojen hale getirilen örnekten 1 g tartılıp üzerine 2.2 g karışık katalizör (2 g K2SO4 +0.2 g Cu2SO4) ve 10 ml %93-98' lik H2SO4 eklenerek tüp yakma düzeneğine (Kjeldatherm Digestion Systems KB8S, Gerhardt, Almanya) yerleştirilmiştir. Yakma işlemi, kademeli olarak gerçekleştirilip 400 °C'de açık yeşil renk elde edildikten sonra 30 dakika daha bekletilerek sona erdirilmıştır. Tüpler soğuduktan sonra otomatik destilasyon düzeneğine (Vapodest VAP 20s, Gerhardt, Almanya) yerleştirilmiştir. Destilasyon işlemi otomatik düzenek aracılığıyla tüplere 40 ml saf su ve 70 ml % 30'luk NaOH, destilat toplama erlenine ise 10 ml % 4'lük H3BO3 eklenerek gerçekleştirilmiştir. Elde edilen destilata 1-2 damla 1:1 oranında hazırlanmış metilen mavisi metil kırmızısı karışık indikatörden eklenerek 0.1 N HCI ile titre edilmiştir. Ornekteki toplam azot miktarı aşağıda verilen formüle göre hesaplanmıştır. Yüzde protein miktarı ise, toplam azot miktarının, süt ürünleri için geçerli olan 6.38 protein faktörü ile çarpılmasıyla hesaplanmıştır (AOAC, 2000) %Toplam Azot = - (V1 -- V2) x N x 0.014 %Toplam Azot = -- -- -- Örnek miktarı (g) %Protein = %Toplam Azot x Faktör (6.38) - V 1 = Titrasyonda harcanan 0.1 N HCl miktarı (ml) - V2 = Kör için harcanan 0.1 N HCl miktarı (ml) - N = Titrasyonda kullanılan HCl'nin normalitesi (0.1 N) ## 3.2.2.4. Lowry Protein Tayini Permeat örneklerinin protein tayını mikro protein yöntemine göre yapılmıştır. Analiz için örnekler 10 kat seyreltilen örnekten deney tüpüne 500 µl alınarak üzerine 2500 µl C reaktifi eklenmiş ve vortekslenerek oda sıcaklığında 10 dakıka bekletilmiştir. 250 ul folin ayıracı eklenip hızlıca vortekslenmiştir. Deney tüpleri 30 dakika karanlıkta bekletildikten sonra absorbans değerleri spektrofotometre (UV-1800 240V, Shimadzu Corporation, Japonya) ile 595 nm² de okunmuştur. Absorbans değeri ölçülen örneklerin protein miktarı, farklı konsantrasyonlarda hazırlanan sığır serum albümin (BSA) stok çözeltilerinin (10, 20, 30, 40 50 mg/l) absorbans değerlerinden elde ve b\* olmak üzere üç farklı eksen bulunmaktadır. L\* eksenine ait değer rengin parlaklığının göstergesi olup 0 (siyah) ile 100 (beyaz) aralığındadır. a\* eksenine ait değer rengin kırmızılık ve yeşilliğinin göstergesidir. Değerin pozitif yönde olması kırmızı, negatif yönde olması yeşil rengin ağırlık kazandığını göstermektedir. b\* eksenine ait değer sarılık ve maviliğin göstergesidir. Değerin pozitif yönde olması sarı, negatif yönde olması mavi rengin ağırlık kazandığını göstermektedir. Besleme ve retentat örneklerinin renk ölçümünde opak ve çok az transparan ürünler için kullanılan tüp hücre (CR-A502) ile hedet maskesi (CM-A195) kullanılmıştır. Permeat örneklerinin renk ölçümünde ise normal optik yoğunluklu sıvılar için kullanılan dikdörtgen hücre (CM-A98) kullanılmıştır. ## 3.2.3.2. Reolojik Analizler Besleme ve retentat örneklerinin reolojik analizleri reometre cihazı (HAAKE Mars III, Thermo Scientific, Almanya) kullanılarak yapılmıştır. Kullanılan reometre cihazının fotoğrafı Şekil 3.4'te verilmiştir. Analizlerde ölçüm geometrisi koaksiyel silindirik olan rotor (CC25 DIN Ti, Thermo Scientific, Almanya) ve bu rotora uyumlu kap (CCB25 DIN, Thermo Scientific, Almanya) kullanılmıştır. Rotor ve kaba ait bilgiler Şekil 3.5'te verilmiştir. Rotor ile kap arasındaki boşluk 5.3 mm olarak ayarlanmıştır. Analizler için 16.1 ml örnek kullanılmıştır. Orneklerin sıcaklığı silindirik ölçüm geometrilerine uygun Peltier sıcaklık modülü (TM-PE-C) (Thermo Scientific, Almanya) ile ayarlanmıştır. Reolojik analizler, kayma hızının ve sıcaklığın etkisini belirlemek için iki farklı yöntem kullanılarak yapılmıştır. Analizlerden elden edilen sonuçlara konsantrasyon faktörünün etkisi incelenmiştir. Birinci yöntemde örneklerin 20±1 °C'de 6.05-200 s² kayma hızı aralığında viskozite değerleri ölçülmüştür. Bu ölçüm 116.4 saniye sürmüş ve 97 tane viskozite değeri elde edilmiştir. Olçüm sonucunda elde edilen veriler ile kayma hızıviskozite grafikleri çizilmiştir. Orneklerin gösterdiği reolojik davranışı belirlemek için de bu veriler matematiksel modeller üzerinde denenerek determinasyon katsayıları (R-) hesaplanmış ve uygun model belirlenmiştir. Matematiksel modelleme reometre cihazının yazılım programı (HAAKE RheoWin 4.41.0000) kullanılarak yapılmıştır. İkinci yöntemde ise örneklerin 7 farklı sıcaklıkta (20, 30, 60, 70, 80 ± 1 ℃), 200 skayma hızında görünür viskozite değerleri ölçülmüştür. Bu ölçüm toplam 861 saniye sürmüştür. Sıcaklığın düzgün artması için örnek her sıcaklıkta 120 saniye bekletilmiş ve bu sürenin ardından 3 saniye içerisinde viskozite değeri alınmıştır. Olçüm sonucunda elde edilen veriler ile sıcaklık-viskozite grafiği çizilerek sıcaklığın viskozite üzerindeki etkisi belirlenmiştir. ## BÖLÜM 4 ## BULGULAR VE TARTIŞMA ## 4.1. Kimyasal Analiz Sonuçları Çalışma kapsamında kullanılan süt ve elde edilen permeat ve retentat örneklerine ilişkin kimyasal analiz sonuçları Çizelge 4.1'de verilmiştir. Buna göre MF işleminde besleme olarak kullanılan yağsız UHT sütün pH değeri 6.65 ± 0.00, % kuru maddesi 8.73 ± 0.00, % protein miktarı 3.40 ± 0.08 ve % laktoz miktarı 4.70 ± 0.00 olarak beklenen aralıkta bulunmuştur. | Ornek | WRF | pH | Kuru madde (% ) | Protein (% ) | Laktoz (% ) | |----------|-----|-------------|-----------------|--------------|-------------| | Süt | | 6.65 ± 0.00 | 8.73 ± 0.00 | 3.40 ± 0.08 | 4.70 ± 0.00 | | Retentat | 2.5 | 6.59 ± 0.01 | 11.72 ± 0.54 | 6.07 ± 0.08 | 3.87 ± 0.09 | | Retentat | 3.5 | 6.59 ± 0.00 | 16.33 ± 0.13 | 10.71 ±0.19 | 3.64 ± 0.15 | | Retentat | 4.5 | 6.51 ± 0.04 | 18.49 ±0.28 | 12.74 ± 0.25 | 3.17 ± 0.01 | | Retentat | 5.5 | 6.50 ± 0.00 | 21.33 ± 0.02 | 16.79 ± 0.19 | 2.98 ± 0.00 | | Permeat | 2.5 | 6.57 ± 0.02 | 5.21 ± 0.13 | 0.17 ± 0.02 | 3.43 ± 0.11 | | Permeat | 3.5 | 6.58 ± 0.01 | 5.43 ± 0.06 | 0.14 ± 0.01 | 3.68 ± 0.02 | | Permeat | 4.5 | 6.56 ± 0.04 | 5.30 ± 0.10 | 0.12 ± 0.04 | 3.61 ± 0.07 | | Permeat | 5.5 | 6.56 ± 0.00 | 5.46 ± 0.00 | 0.14 ± 0.02 | 3.52 ± 0.21 | Çizelge 4.1. Süt, retentat ve permeat örneklerinin kimyasal analiz sonuçları Besleme ile MF işleminden elde edilen retentat ve permeat örneklerinin kimyasal analız sonuçları karşılaştırıldığında laktoz hariç tüm bileşenlerin retentat örneklerinde zenginleştiği görülmektedir. Brandsma ve Rizvi (1999), yaptıkları çalışmada MF işleminde besleme olarak kullandıkları yağsız süt ile işlemden elde ettikleri retentat ve permeat örneklerine ait kimyasal analız sonuçlarını karşılaştırarak bu çalışmada olduğu gibi laktoz hariç tüm bileşenlerin retentatta zenginleştiğini bildirmişlerdir. Retentat örneklerinin pH değeri 6.51 ile 6.59 arasında değişim göstermiştir. WRF 2.5 ve 3.5 olan retentat örneklerinde aynı pH değeri ölçülmüştür. Permeat örneklerinin pH değeri ise 6.56 ile 6.58 arasında değişim göstermiştir. WRF 4.5 ve 5.5 olan permeat örneklerinde de aynı pH değeri ölçülmüştür. Bu sonuçlara göre örneklerin bileşim farkı ve konsantrasyon faktörünün pH üzerinde çok belirgin bir etkisi tespit edilememiştir. Çınar (2015), yaptığı çalışmada beyaz peynir üretiminde kullanmak üzere günlük pastörize sütü 5 farklı zenginleştirme faktörü (1.59, 1.71, 1.85, 1.93 ve 1.24) kullanarak MF işlemi ile zenginleştirmiştir. İşlem sonunda elde ettiği retentat ve permeat örneklerinin pH değerlerinin zenginleştirme faktöründen etkilenmediğini bildirmiştir. Çalışmamızda elde ettiğimiz retentat örneklerinin kuru madde miktarı permeat örneklerinin kuru madde miktarından yüksektir. Bu sonuca göre kuru maddenin konsantrasyon faktöründen bağımsız olarak retentatta zenginleştiği söylenebilir. Konsantrasyon faktörü arttıkça retentat örneklerinin kuru madde miktarı da artmıştır. Permeat örneklerinin kuru madde miktarı ise birbirine yakın olup düzenli bir artış ya da azalış göstermemiştir. Svanborg, Johansen, Abrahamsen ve Skeie (2014), yaptıkları çalışmada yağsız sütün mikrofiltrasyonu ile hacım azalma faktörü (VRF) 2.5 olan retentat ve permeat örnekleri elde etmişler ve besleme ile retentat ve permeat örneklerinin kuru maddesini sırayla 9.1, 12.8 ve 6.1 olarak bildirmişlerdir. Bu değerler çalışmamızda besleme ve WRF 2.5 olan örnekler için elde ettiğimiz değerler ile oldukça yakındır. Ardısson-Korat ve Rizvi (2004), yaptıkları çalışmada yağsız sütün mikrofiltrasyonu ile W RF 6, 7, 8 ve 9 olan retentat örnekleri elde etmişler ve örneklerin kuru madde miktarını sırayla 22.84, 25.09, 27.34 ve 30.27 olarak bulmuşlardır. Konsantrasyon faktörünün artması ile retentat örneklerinin kuru madde miktarının artışına ilişkin sonuçlar, elde ettiğimiz sonuçlara benzerdir. Retentat örneklerinin protein miktarı konsantrasyon faktörü arttıkça artmıştır. Permeat örneklerinin protein miktarında ise düzgün bir artış ya da azalış olmamıştır. Beckman ve Barbano (2013), yaptıkları çalışmada WRF 1.5, 2.25 ve 3.00 olan retentat örneklerinin % protein miktarını sırayla 4.67, 6.51 ve 7.87 olarak bulmuşlardır. Bu değerlere göre de artan konsantrasyon faktörü ile protein miktarının arttığını belirtmişlerdir. Permeat örneklerinin % protein miktarını ise 0.36, 0.44 ve 0.51 olarak bulmuşlardır. Elde ettiğimiz sonuçlardan farklı olarak konsantrasyon faktörü artışı ile permeat örneklerinin de protein miktarının arttığını belirtmişlerdir. Bu farklılığın kullanılan membranın ve işlem koşullarının farklı olmasından kaynaklandığı söylenebilir. Ayrıca retentatta kazeinın, permeatta serum proteinlerinin zenginleştiğini ve konsantrasyon faktörü arttıkça miktarlarının artığını bildirmişlerdir. Retentat ve permeat örneklerinin laktoz miktarı karşılaştırıldığında sonuçların birbirine yakın olduğu ve iki akım arasında ayırt edici bir fark olmadığı görülmektedir. Retentat örneklerinin laktoz miktarı konsantrasyon faktörü arttıkça azalmıştır. Permeat örneklerinin laktoz miktarında ise konsantrasyon faktörüne bağlı düzgün bir artış ya da azalış olmamıştır. Beckman ve Barbano (2013), yaptıkları çalışmada yağsız sütün % laktoz miktarını 4.74 bulmuşlardır. WRF 1.5, 2.25 ve 3.00 olan retentat örneklerinin % laktoz miktarını ise sırasıyla 4.68, 4.57 ve 4.47 olarak bulmuşlardır. Bu değerlere göre laktozun retentatta zenginleşmeyen ve konsantrasyon faktörü arttıkça miktarı azalan tek bileşen olduğunu ifade etmişlerdir. Tüm permeat örneklerinin % laktoz miktarını da 4.9 olarak bulmuşlar ve permeat akımının laktoz miktarının konsantrasyon faktöründen etkilenmediğini belirtmişlerdir. ## 4.2. Mineral Madde Analiz Sonuçları Çalışma kapsamında kullanılan süt ve elde edilen permeat ve retentat örneklerine ilişkin mineral madde analız sonuçları Çizelge 4.2'de verilmıştır. Besleme süt için mineral maddelerin miktar yönünden sıralaması potasyum (1629.17 mg/kg), kalsiyum (1139.33 mg/kg), fosfor (819.15 mg/kg), magnezyum (105.66 mg/kg), çinko (4.00 mg/kg), demir (1.75 mg/kg) ve bakır (0.05 mg/kg) olarak tespit edilmiştir. Besleme ile MF işleminden elde edilen retentat ve permeat örneklerinin mineral madde sonuçları karşılaştırıldığında mineral maddelerin retentat örneklerinde zenginleştiği görülmektedir. | Ornek | WRF | Kalsiyum<br>(Ca) | Fosfor<br>(b) | Potasyum<br>(K) | Magnezyum<br>(Mg) | Bakır<br>(Cu) | Demir<br>(Fe) | Çinko<br>(∠n) | |----------|-----|------------------|---------------|-----------------|-------------------|---------------|---------------|---------------| | Süt | | 1139.33 | 819.15 | 1629.17 | 105.66 | 0.05 | 1.75 | 4.00 | | Retentat | 2.5 | 1745.54 | 1171.05 | 1724.15 | 132.75 | 4.64 | 1.02 | 9.03 | | Retentat | 3.5 | 3210.91 | 2112.87 | 1737.48 | 214.41 | 5.92 | 1.51 | 17.29 | | Retentat | 4.5 | 4296.74 | 2878.04 | 1764.65 | 262.67 | 6.15 | 2.53 | 24.02 | | Retentat | 5.5 | 4476.49 | 2974.28 | 1788.07 | 264.50 | 9.84 | 3.00 | 26.20 | | Permeat | 2.5 | 319.42 | 328.55 | 1479.28 | 67.92 | 0.16 | 1.13 | 0.51 | | Permeat | 3.5 | 357.69 | 397.03 | 1783.73 | 81.55 | 0.07 | 1.29 | 0.68 | | Permeat | 4.5 | 312.42 | 336.05 | 1564.16 | 74.33 | 0.05 | 0.69 | 0.33 | | Permeat | 5.5 | 307.32 | 339.69 | 1531.09 | 75.56 | 0.07 | 0.48 | 0.38 | Çizelge 4.2. Süt, retentat ve permeat örneklerinin mineral madde analız sonuçları (mg/kg) Konsantrasyon faktörü arttıkça mineral maddelerin retentat örneklerindeki miktarı artmıştır. Bu artış özellikle kalsiyum elementinde oldukça belirgin olmuştur. Bunun nedeni, kazein miktarında meydana gelen artışa bağlı olarak kolloidal kalsiyum fosfat miktarının artmasıdır. Jørgensen vd. (2017), yaptıkları çalışmada VRF 2.5 olan retentat örnekleri elde ederek örneklerin mineral madde analizini yapmışlardır. Kalsiyum, fosfor, potasyum ve magnezyum elementlerinin miktarını sırasıyla 1.87+0.06, 1.52±0.07, 1.73±0.06, 0.15±0.00 g/kg olarak bulmuşlardır. Bu değerler çalışmamızda WRF 2.5 olan örnekler için elde ettiğimiz değerlere oldukça yakındır. Svanborg vd. (2014), yaptığı çalışmada yağsız süt ile VRF 2.5 olan retentat ve permeat örneklerinin mineral madde miktarlarını belirlemişlerdir. Yağsız süt için buldukları kalsiyum, potasyum, magnezyum ve fosfor miktarları sırasıyla 1276.9±4.2, 1845±20.7, 133±0.5 ve 1029.0±11.6 mg/kg'dır. Bu çalışmadan farklı olarak MF işlemi sonucunda kalsiyum ve fosforun retentatta, diğer mineral maddelerin ise permeatta zenginleştiğini belirtmişlerdir. Elde ettikleri sonuçlara göre kalsiyumun retentattaki miktarı 1794.3±28.5 mg/kg, permeattaki miktarı ise 542.9 ± 11.8 mg/kg dır. Fosforun retentattaki miktarı 1278.8±12.0 mg/kq, permeattaki miktarı ise 675.8 ±16.0 mg/kg'dır. Bu değerlerde çalışmamızda elde edilen değerlere oldukça yakındır. ## 4.3. Renk Analiz Sonuçları Süt, ışığı geçirmeyen kalsiyum kazeinat gibi kolloidal maddeler ve ışığı yansıtan süt yağının etkisi ile porselen beyazı rengindedir. Sütün rengine yapısında bulunan bileşenler etki ettiği için bileşiminde meydana gelen değişimler renginin değişmesine de neden olmaktadır. Orneğin; kazein miselleri ayrıldıktan sonra kalan PAS yeşilimsi sarı renkte, yağ miktarı azaltılan süt ise hafif maviye dönük beyaz renkte görünmektedir (Unal & Besler, 2008). Peynir altı suyunun yeşilimsi sarı renkte olmasının en önemli nedeni de yüksek riboflavin içeriğidir (Misawa, Barbano & Drake, 2016). Orneklerin renk analizi, CIE (L\* a\* b\*) renk sistemine göre yapılmış ve elde edilen sonuçlar Çizelge 4.3' te verilmiştir. | Ornek | WRF | ] * | ax | 10% | |----------|-----|--------------|--------------|--------------| | Süt | | 90.26 ± 0.02 | -1.76 ±0.01 | 11.07 ± 0.13 | | Rotontat | 05 | 89 58 + 0 71 | -1 86 - 0 01 | 6 66 + 0 05 | | Çizelge 4.3. Renk analiz sonuçları | | | | | | | |------------------------------------|--|--|--|--|--|--| |------------------------------------|--|--|--|--|--|--| | Retentat | 3.5 | 89.71 ± 0.10 | -1.96 ± 0.02 | 7.95 ± 0.00 | |----------|-----|--------------|--------------|-------------| | Retentat | 4.5 | 89.38 ± 0.42 | -2.62 ± 0.01 | 8.27 ± 0.02 | | Retentat | 5.5 | 89.36 ± 0.25 | -3.03 ± 0.14 | 9.15 ± 0.01 | | Permeat | 2.5 | 99.68 ± 0.04 | -0.79 ± 0.09 | 3.22 ± 0.32 | | Permeat | 3.5 | 99.63 ± 0.05 | -1.14 ±0.11 | 4.51 ± 0.20 | | Permeat | 4.5 | 99.62 ± 0.04 | -1.20 ± 0.30 | 4.62 ± 0.72 | | Permeat | 5.5 | 99.58 ± 0.08 | -1.22 ± 0.01 | 4.66 ± 0.04 | Popov-Raljić, Lakić, Laličić-Petronijević, Barać, ve Sikimić (2008), UHT sütlerin depolama sırasındaki renk değişimlerini incelemek amacıyla yaptıkları çalışmada %3.2 ve %1.6 yağ oranına sahip sütlerin renk özelliklerini CIE (L\* a\* b\*) renk sistemine göre belirlemişlerdir. Depolama öncesinde %3.2 yağ oranına sahip sütün L\* değerini 89.88, a\* değerini -3.26 ve b\* değerini 9.27 olarak bulmuşlardır. %1.6 yağ oranına sahip sütün ise L\* değerini 88.02, a\* değerini -3.70 ve b\* değerini 7.54 olarak bulmuşlardır. Yağ mıktarı azaldıkça sütün daha az beyaz, daha çok yeşil ve mavi göründüğünü ifade etmişlerdir. Tez çalışmasında kullanılan besleme yağsız UHT sütün de bulduğumuz L\* değeri 90.26 ± 0.02, a\* değeri -1.76 ± 0.01 ve b\* değeri 11.07 ± 0.13 olup örnek verilen çalışmadaki değerlere yakındır. Retentat örneklerinin tümü besleme süte göre daha az beyaz, daha yeşil ve daha az sarıdır. Konsantrasyon faktörü arttıkça retentatların a\* değeri azalırken, b\* değeri artmıştır. L\* değerinde ise düzgün bir artış ya da azalış olmamıştır. Ayrıca L\* değerleri beslemenin L\* değerine oldukça yakın gelmiştir. Bu durumda konsantrasyon faktörü arttıkça retentat örneklerinin aynı beyazlıkta, daha sarı olduğu söylenebilir. Misawa vd. (2016), %1 ve %2 yağ oranına sahip sütlerin renk ve tekstür özelliklerini belirlemek amacıyla yaptıkları çalışmada MF işleminden elde edilen retentatların L\*, a\*, b\* değerlerinin toplam protein ve toplam proteindeki kazein miktarı değişiminden etkilendiğini belirtmişlerdir. Elde ettikleri retentatların toplam proteindeki kazein miktarının artması ile daha yüksek L\* değeri, daha düşük a\* değeri ve daha düşük b\* değeri elde etmişlerdir. Bu nedenle de örneklerin gittikçe daha beyaz, daha yeşil ve daha az sarı olduğunu belirtmişlerdir. Permeat örneklerinin tümü besleme süte ve retentat örneklerine göre daha beyaz, daha az yeşil ve daha az sarıdır. Konsantrasyon faktörü arttıkça permeat örneklerinin L\* değeri ve a\* değeri azalırken b\* değeri artmıştır. Bu durumda konsantrasyon faktörü arttıkça permeat örneklerinin daha az beyaz, daha yeşil ve daha sarı olduğu söylenebilir. Ancak L\* değerleri birbirine çok yakın olduğu için önemli bir fark tespit edilmemiştir. Konsantrasyon faktörü arttıkça rengin daha sarı olmasının nedeni, kazein miktarının azalması ve riboflavın mıktarımın artması ile ışığın daha çok emilmesidir. Bu bilgi doğrultusunda, permeat örneklerinin besleme ve retentat örneklerinden daha sarı olması beklenmektedir. Ancak analiz sonuçları bu durumu desteklememekte ve örneklerin renk bileşenleri açısından değerlendirilmesi gerekmektedir. ## 4.4. Reolojik Analiz Sonuçları ## 4.4.1. Kayma Hızının Reolojik Ozelliklere Etkisi Besleme süt ve retentat örneklerinin viskozite değerleri 20±1 °C'de 6.05-200 s - kayma hızı aralığında ölçülmüş ve 97 viskozite değeri elde edilmiştir. Elde edilen değerler ile kayma hızı-viskozite eğrileri çizilmiştir. Besleme olarak kullanılan yağsız UHT sütün viskozitesi kayma hızından bağımsız davranarak artan kayma hızı ile sabit kalmıştır. Bu durum besleme sütün Newton tipi davranış sergilediğinin göstergesidir. Akış davranışının modellenmesi için Newton denklemi kullanıldığında elde edilen determinasyon katsayısı da (R2 = 1.00±0.00) bu durumu desteklemektedir. Modelleme sonucunda besleme sütün viskozite değeri 2.1 mPa.s olarak belirlenmiştir. Besleme süt için viskozite eğrisi Şekil 4.1'de verilmiştir. ![](_page_0_Figure_1.jpeg) Kayma hızı (s-1) ## Şekil 4.1. Besleme süt için viskozite eğrisi Sütün viskozite değerinin suyun yaklaşık iki katı olduğu bilinmektedir. Bu fark emülsiyon haldeki süt yağı ve kolloidal haldeki proteinin sürtünmesinden kaynaklanmaktadır. Sütün viskozitesine özellikle kazein bileşeni etki etmektedir. Serum proteinleri, laktoz ve mineral maddeler viskozite üzerinde önemli bir etkiye sahip değildir. Kısacası sütün kimyasal bileşimi viskozite değerini etkilemektedir. Yağsız sütün 20 °C'deki viskozite değeri 1.79 mPa.s olarak belirtilmiştir (Üçüncü, 2005). Bu değerin çalışmamızda elde edilen viskozite değerinden biraz yüksek olması sütlerin kimyasal bileşiminin farklı olması ile açıklanabilir. Solanki ve Rizvi (2001), yaptıkları çalışmada MF işleminde besleme olarak kullandıkları yağsız sütün reolojik ölçümlerini 50±0.5 °C'de 0-2700 s- kayma hızı aralığında yapmışlardır. Olçüm sonucunda yağsız sütün viskozitesini 1.30 mPa.s olarak bulmuşlar ve Newton tipi davranış gösterdiğini belirtmişlerdir. Çalışmamızda Sıcaklığın viskoziteye etkisini belirlemek için yapılan reolojik analizlerde 50 °C' deki beslemenin viskozitesi 1.65 mPas olarak belirlenmiştir. Çalışmamızda elde edilen viskozite değerinin yüksek olması sütlerin kuru madde oranı ve protein oranından kaynaklanabilir. Çünkü çalışmamızda kullanılan sütün kuru madde oranı (8.73) söz konusu çalışmadan (8.61) daha yüksektir. % protein miktarı ise örnek verilen çalışmada 3.11, çalışmamızda 3.40 olarak bulunmuştur. MF işlemi ile retentat örneklerinin kuru madde ve protein miktarları ile viskozite değerleri ve akış davranışları karşılaştırıldığında aralarında anlamlı bir ilişki olduğu görülmektedir. Yağsız sütün viskozitesi üzerine, kazeinin etkisinin diğer bileşenlerden daha fazla olduğu bilinmektedir. Yağsız sütün toplam kuru madde miktarı özellikle de kazein miktarı arttıkça, kazein miselleri arasındaki mesafe azalır ve bu durum elektrostatik itme artışına neden olur. Aynı yüke sahip iki parçacık birbirinden kaçmaya çalışırken akış yollarını değiştirir. Bu durumda da askıya alındıkları sıvının akışa karşı gösterdiği direnci arttırırlar ve viskozitenin artmasına neden olurlar. Serum proteinleri, laktoz ve mineral madde gibi bileşenlerin ise viskozite üzerinde çok etkisi yoktur ancak kazein misellerinin birbirleri ile olan etkileşimine müdahale ederek viskozitenin azalmasına neden olabilirler (Sauer, Doehner, & Moraru, 2012). Bu nedenle MF işlemi ile elde edilen ve bu bileşenlerin ayrıldığı, toplam kuru madde miktarı özellikle de kazein miktarı yüksek olan retentat örneklerinin viskozite değerinin besleme sütten yüksek olması beklenmektedir. W RF 2.5 olan retentat örneğinin viskozite değeri düşük kayma hızlarında azalış gösterse de daha sonra kayma hızı arttıkça sabit kalmıştır. Bu nedenle örneğin neredeyse Newton tıpı davranış sergilediği söylenebilir. Akış davranışının modellenmesi için Newton denklemi kullanıldığında elde edilen determinasyon katsayısı (R2 = 1.00±0.00) da bu durumu desteklemektedir. Modelleme sonucunda örneğin viskozite değeri 3.33 mPa.s olarak belirlenmiştir. Düşük kayma hızlarında viskozite değerindeki azalış nedeniyle Newton tipi olmayan psödoplastik davranışı incelemek için üslü yasa denklemi kullanıldığında ise yüksek bir determinasyon katsayısı (R2 = 1.00±0.00) elde edilirken n değeri 1.02 olarak bulunmuştur. n değerinin 1'e çok yakın olması ve 1'den küçük olmaması örneğin Newton tipi davranış sergilediğini göstermektedir. WRF 2.5 olan retentat örneği için viskozite eğrisi Şekil 4.2'de verilmiştir. ![](_page_0_Figure_1.jpeg) Şekil 4.2. WRF 2.5 olan retentat örneği için viskozite eğrisi Besleme süt ile WRF 2.5 olan retentat örneğini karşılaştırdığımızda ikisinin de Newton tipi davranış sergilediği ancak viskozite değerlerinin farklı olduğu görülmektedir. WRF 2.5 olan retentat örneğinin kuru madde ve protein miktarı (%11.72±0.54 ve %6.07±0.08) besleme sütün kuru madde ve protein miktarından (%8.73±0.00 ve %3.40±0.08) daha yüksektir. W RF 3.5, 4.5 ve 5.5 olan retentat örneklerinin viskozite değeri kayma hızı ile değişmiş ve kayma hızı arttıkça viskozite değerleri azalmıştır. Bu nedenle örneklerin Newton tipi olmayan psödoplastik davranış sergilediği söylenebilir. Konsantrasyon faktörü arttıkça da psödoplastik davranış daha belirgin hale gelmiştir. WRF 3.5, 4.5 ve 5.5 olan retentat örnekleri için viskozite eğrisi Şekil 4.3, 4.4 ve 4.5'te verilmiştir. Ayrıca tüm örneklerin viskozite eğrileri karşılaştırma amaca ile Şekil 4.6'da verilmiştir. Psödoplastik davranış süt ürünleri de dâhil Olmak üzere birçok gıdada görülen bir reolojik davranıştır. Bu davranışın kazein oranı yüksek ürünlerin hem yapısını açıklamaya hem de üretim aşamalarında gerekli olan bilgilerin elde edilmesine yardımcı olduğu düşünülmektedir (Sauer vd., 2012; Vélez-Ruiz & Barbosa-Cánovas, 1998), Solanki ve Rizvi (2001), yaptıkları çalışmada WRF 2 ve 4 olan retentat örneklerinin yağsız süt gibi Newton tipi davranış sergilediğini ve viskozite değerinin arttığını belirtmişlerdir. WRF 6 ve 8 olan retentat örneklerinin ise Newton tipi olmayan psödoplastik davranış sergilediğini, WRF arttıkça da bu davranışın belirgin hale geldiğini bildirmişlerdir. Psödoplastik davranış gösteren örneklerin akış davranışlarının modellemesi için üslü yasa denklemi kullanılmıştır. Denklemden elde edilen 200 s- kayma hızındaki görünür viskozite değerleri, kıvam katsayıları, akış davranış indeksleri ve determinasyon katsayıları Çizelge 4.4'te verilmiştir. Çizelge 4.4. Örneklerin görünür viskozite (1200), kıvam katsayısı, akış davranış indeksi ve determinasyon katsayısı değerleri | Ornek | 200 (mPa.s) | K (Pa.s") | n a visa and | R = | |---------|-------------|---------------|--------------|-----------| | Süt | | 0.0015=0.0000 | 1.07±0.00 | 1.00±0.00 | | WRF 2.5 | | 0.0030±0.0001 | 1.02±0.00 | 1.00±0.00 | | WRF 3.5 | | 13.72±0.24 | 0.87±0.00 | 1.00±0.00 | | WRF 4.5 | 21.49±1.38 | 0.0607±0.0097 | 0.80±0.02 | 1.00±0.00 | | | | WRF 5.5 | | 1.00±0.00 | WRF 3.5, 4.5 ve 5.5 olan retentat örneklerinin akış davranış indekslerinin 1'den küçük olması psödoplastik davranış sergilediklerinin bir göstergesidir. Determinasyon katsayılarının da 1 olması bu durumu desteklemektedir. Konsantrasyon faktörü arttıkça örneklerin görünür viskozite değerleri artmıştır. Bu durum artan kuru madde ve protein miktarı ile açıklanabilmektedir. Konsantrasyon faktörü arttıkça örneklerin kıyam katsayı da artmıştır. Akış davranış indeksi ise azalmış ancak son örnekte artış göstermiştir. Solanki ve Rizvi (2001), yaptıkları çalışmada konsantrasyon faktörü artışı ile örneklerin kıvam katsayısının artığını, akış davranış indeksinin ise azaldığını ve bu durumun örneklerin daha belirgin psödoplastik davranış sergilediğinin bir göstergesi olduğunu belirtmişlerdir. Bu nedenle çalışmada elde edilen sonuçlara göre de konsantrasyon faktörü arttıkça örneklerin daha belirgin psödoplastik davranış sergilediği söylenebilir. ## 4.4.2. Sıcaklığın Reolojik Özelliklere Etkisi Besleme ve retentat örneklerinin 200 s- kayma hızındaki görünür viskozite değerleri 7 farklı sıcaklıkta (20, 30, 40, 50, 60, 70, 80 ± 1 °C) ölçülmüştür. Elde edilen değerler ile örneklerin sıcaklık-görünür viskozite eğrileri çizilmiş ve sıcaklığın viskoziteye etkisi belirlenmiştir. Örneklere ait sıcaklık-görünür viskozite eğrileri de Şekil 4.7'de verilmiştir. ![](_page_0_Figure_3.jpeg) Şekil 4.7. Orneklerin sıcaklık-viskozite eğrileri Analız sonuçlarına göre sıcaklık artışı ile beklenen şekilde tüm örneklerin viskozite değeri azalmıştır. Sıcaklığın viskozite değerine etkisi, yüksek konsantrasyon faktörüne sahip retentat örneklerinde daha fazla olmuştur. Örneğin; WRF 2.5 olan retentat örneğinin viskozite değeri 3.19'dan 1.51'e, WRF 4.5 olan retentat örneğinin viskozite değeri ise 21.75'ten 3.82'ye düşmüştür. Bakshi ve Smith (1984), yaptıkları çalışmada farklı yağ oranına sahip sütlerin 0 ile 30 ℃ arasında viskozite değerlerini ölçerek sıcaklık artışı ile örneklerin viskozite değerinin azaldığını bildirmişlerdir. Sauer vd. (2012), MF işlemi ile elde edilen misel kazein konsantrelerinin reolojik özelliklerini belirlemek amacıyla yaptıkları çalışmada yağsız sütten %95 serum ayrılması ile elde ettikleri retentatın farklı konsantrasyonlarda örneklerini hazırlamışlar ve örneklerin 5 farklı sıcaklıkta (0, 20, 60 ve 80°C) viskozite değerini ölçmüşlerdir. Yaptıkları ölçüm sonuçlarına göre de örneklerin viskozite değerinin artan sıcaklık ile azaldığını ifade etmişlerdir. Zuritz vd. (2005), yaptıkları çalışmada sıcaklığın viskoziteye etkisinin katı madde konsantrasyonu ile ilgili olduğunu ve konsantrasyondaki artışın sıcaklığın viskozite üzerindeki etkisini arttırdığını belirtmişlerdir. Elde edilen sonuçlar incelendiğinde, düşük sıcaklıklarda viskozite değerindeki azalışın daha fazla olduğu görülmektedir. Tüm örneklerin viskozite değerinde 20 ile 50 °C arasında büyük bir azalma olmuştur. Orneğin; WRF 4.5 olan retentat örneğinin viskozite değeri 20, 50 ve 80 ℃' de sırasıyla 21.75, 7.58 ve 3.82 mPa.s olarak ölçülmüştür. Bu değerlere göre azalışın 20 ile 50°C arasında daha fazla, 50 ile 80 °C arasında ise daha az olduğu söylenebilir. Fernandez-Martin (1972), yaptığı çalışmada yağsız sütün 0 ile 80 °C arasında her 5 °C' de bir viskozite değerini ölçerek artan sıcaklık ile birlikte viskozite değerinin azaldığını ve azalışın sıcaklık aralığının ilk yarısında ikinci yarısından daha tazla olduğunu belirtmiştir. ## BÖLÜM 5 ## SONUÇ VE ÖNERİLER Bu çalışmada, yağsız sütün mikrofiltrasyonu sonucu elde edilen retentatların reolojik özellikleri ve bu özelliklere MF işleminde değişken parametre olarak kabul edilen konsantrasyon faktörünün etkisi belirlenmiştir. Çalışma kapsamında yapılan kimyasal analizlerin sonucunda MF işleminde besleme olarak kullanılan yağsız sütün pH değeri ile kuru madde, protein, laktoz ve mineral madde miktarları literatürde verilen standart değerlere uygun bulunmuştur. MF işleminden sonra laktoz hariç tüm maddeler retentat örneklerinde zenginleşmiştir. Konsantrasyon faktörü arttıkça da retentat örneklerinin kuru madde, protein ve mineral madde miktarı artmış, laktoz miktarı azalmıştır. Kimyasal bileşimde meydana gelen bu değişimler örneklerin renk özelliklerini ve reolojik özelliklerini etkilemiştir. Renk analizi sonucunda beslemenin L\* değeri 90.26 ± 0.02, a\* değeri -1.76 ± 0.01 ve b\* değeri 11.07 ± 0.13 olarak bulunmuştur. Elde dilen retentat örneklerinin de besleme süte göre daha az beyaz, daha yeşil ve daha az sarı olduğu belirlenmıştır. Konsantrasyon faktörü arttıkça da örneklerin a\* değeri azalırken b\* değeri artmış ve L\* değeri birbirine çok yakın olup düzgün bir artış ya da azalış göstermemiştır. Bu nedenle örnekler aynı beyazlıkta, daha yeşil ve daha sarı olmuştur. Reolojik analizler, kayma hızının ve sıcaklığın etkisini belirlemek için iki ayrı yöntem kullanılarak yapılmıştır. Besleme ve WRF 2.5 olan retentat örneği Newton tipi davranış sergilemiştir. Viskozite değerleri de sırasıyla 2.1 mPa.s ve 3.33 mPa.s olarak bulunmuştur. WRF 3.5, 4.5 ve 5.5 olan retentat örnekleri ise Newton tipi olmayan psödoplastik davranış sergilemiştır. Bu nedenle örneklerin matematiksel modellemesi üslü yasa denklemi ile yapılmıştır. Modelleme sonucunda örneklerin 200 s-1 kayma hızındaki görünür viskozite değerleri, kıvam katsayıları, akış davranış indeksleri ve determinasyon katsayıları elde edilmiştir. Tüm örneklerin determinasyon katsayısı 1±0.00 olarak bulunmuştur. Orneklerin n200 değerleri de sırasıyla 13.72±0.24, 21.49±1.38 ve 30.69±0.09 mPa olarak bulunmuştur. Değerler incelendiğinde MF işlemi ve konsantrasyon faktörü artışı ile örneklerin viskozite değerinin arttığı görülmüştür. Bunun yanında psödoplastik davranış gösteren örneklerin kıvam katsayısı da artmıştır. Bu da örneklerin artan konsantrasyon faktörü ile daha belirgin psödoplastik davranış sergilediklerinin bir göstergesidir. Akış davranış indeksi için elde edilen değerler ise birbirine çok yakın olup önce azalış sonra artış göstermiştir. Bu nedenle akış davranış indeksinin konsantrasyon faktörü değişiminden önemli derecede etkilenmediği söylenebilir. Sıcaklık arttıkça tüm örneklerin viskozite değeri azalmış ve konsantrasyon faktörü arttıkça örnekler sıcaklıktan daha çok etkilendiği için viskozite değerindeki azalış daha belirgin hale gelmiştir. Ayrıca viskozite değerindeki azalma, düşük ölçüm sıcaklıklarında (20 ile 50 ℃ arasında) daha fazla olmuştur. Çalışma sonunda, süt ve süt ürünleri endüstrisinde ürünlerin kalite kontrolü ve mühendislik hesaplamaları için kullanılabilecek önemli reolojik veriler elde edilmiştir. Ayrıca MF işleminin sütün kimyasal bileşimine yaptığı etki ve kimyasal bileşimin renk özellikleri ile reolojik özelliklere etkisi belirlenmiştir. Bu konunun biraz daha aydınlatılması için MF işlemi sırasında sıcaklık, akış hızı ve pH gibi farklı değişken parametreler kullanılarak elde edilen retentatların reolojik özelliklerinin daha geniş bir kayma hızı aralığında ve farklı sıcaklıklarda belirlenmesi önerilmektedir. VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR
54
619520
## TEŞEKKÜR Yüksek lisans eğitimimde; akademik bilgi, beceri, pratik ve teorik anlamda yetişmemi sağlayan, tez çalışmalarım sırasında gerekli her türlü desteği, yardımı ve fedakârlığı esirgemeyen değerli danışman hocam Doç. Dr. Mustafa UGURLU'ya; Lisansüstü Oğrenimim süresince bilgi ve deneyimleriyle bana yol gösterici olan Ondokuz Mayıs Universitesi Zootekni Anabilim Dalı Oğretim üyeleri Prof. Dr. Filiz AKDAĞ, Doç. Dr. Bülent TEKE hocalarıma ve Zootekni Hayvan Besleme Bölümü akademik personeline; Tez çalışmasının temelini teşkil eden verilerin toplandığı Ordu Ili İkizce İlçesi'nde faaliyet gösteren işletmenin sahibi Ramazan GENÇ'e ve verilerin elde edilmesinde emeği geçen işletme çalışanlarına; Desteğini hiçbir zaman benden esirgemeyen değerli İlçe Müdürüm Erdal EKINCİ ile her zaman yanımda olan çok değerli çalışma arkadaşlarım Yusuf ÇOLAK ve Gizem ## ÜÇÜNCÜ'ye; Ayrıca ilkokul yıllarımdan bugüne kadar yetişmemde emeği geçen tüm hocalarıma, maddı ve manevi desteklerini esirgemeyen aileme ve her zaman yanımda olan sevgili eşime teşekkür etmekten büyük mutluluk ve onur duyarım. ÖZET ## ROMANOV KOYUN IRKINDA DOL VERİMİ ÖZELLİKLERİ, BUYUME, YAŞAMA GÜCÜ VE BAZI VÜCUT ÖLÇÜLERİ Amaç: Bu araştırma, Romanov koyun ırkının Karadeniz Bölgesi koşullarında halk elindeki bir sürüde döl verimi özellikleri, büyüme, yaşama gücü ve bazı vücut ölçülerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metot: Araştırmanın materyalını, 2 ve 3 yaşındaki 78 baş Romanov koyunu ve bu koyunlardan doğan 52 baş kuzu oluşturmuştur. Döl verimi özellikleri ve kuzuların doğum ağırlığı, sütten kesim yaşına (90 gün) kadar olan yaşama gücü oranı, canlı ağırlık ve vucut olçusu verileri tartı ve şerit metre ile tespit edilmiştir. Canlı ağırlık ve vücut ölçülerine ait verilerin 15.,30., 60., 75. ve 90.gündeki değerleri doğrusal interpolasyon yöntemi ile hesaplanmıştır. Verilerin istatistiksel değerlendirmesinde yaşama gücü için kı-kare testi, canlı ağırlık ve vücut ölçüleri için ise En Küçük Kareler Metodu kullanılmıştır. Bulgular: Romanov ırkı koyunlarda doğum oranı %89,74, bir doğuma düşen kuzu sayısı 1,71 ve sütten kesilen kuzu oranı %132,05 olarak belirlenmiştir. Kuzuların doğum ağırlığı, sütten kesim ağırlığı ve yaşama gücü oranı ortalamaları sırasıyla 3,12 kg, 11,42 kg ve %93,60 olarak bulunmuştur. Sütten kesim yaşındakı cidago yüksekliği, göğüs çevresi, incik çevresi, göğüs derinliği, göğüs genişliği ve vücut uzunluğu sırasıyla 44,12cm, 53,41cm, 7,78cm, 20,61cm, 16,49cm ve 43,14cm olarak belirlenmiştir. Ana yaşı, doğum tipi ve cinsiyet özelliklerinin sütten kesim yaşında canlı ağırlık, göğüs çevresi, incik çevresi, göğüs genişliği ve vücut uzunluğu üzerine etkisinin istafıstıksel olarak önemli (P<0,05) olduğu belirlenmiştir. Sonuç: Bu araştırmada, Karadeniz Bölgesinde yetiştirilen Romanov ırkı koyunların ikiz kuzulama oranının yüksek olduğu ve sütten kesim yaşındaki yaşama gücü oranının kabul edilebilir düzeyde olduğu belirlenmiştir. Kuzuların sütten kesim yaşındaki canlı ağırlıklarının beklenenden düşük olmasına rağmen büyüme kriterleri açısından problem oluşturmadığı söylenebilir. Anahtar kelimeler: Büyüme; Kuzu; Romanov; Vücut ölçüleri; Yaşama gücü Mevlüt ŞEN (Yüksek Lisans Tezi) Ondokuz Mayıs Universitesi-Samsun, Ocak-2020 ## ABSTRACT ## REPRODUCTIVE TRAITS, GROWTH, SURVIVABILITY AND SOME BODY MEASUREMENTS IN ROMANOV SHEEP A im: This researh was to determined reproductive traits, growth, survivability and some body measurements characteristics of Romanov lambs in Black Sea Region conditions. Material and Method: The material of study consisted of 78 Romanov sheep, 2-3 years old and pregnant, and their 52 lambs was born in 2019 year. The reproductive traits, lamb birth weight, survivability of weaning age and growth period traits were determined with weight and tapemeasure. Data of 15., 30., 60., 75. ve 90.days belong to live weight and body measurements were calculated with linear interpolation method. Instatistical evaluation of data; khi-square test wasused for survivability while least square analyze wasused for live weight and body measurements. Results: Birth rate, the number of lambs perone birth and the rate of weaning lambs were determined to be 89,74%, 1,71 and 132,05% respectively. Birth weight, weaning weight and survivability for lamb were determined to be 3,12 kg, 11,42 kg and 93,60% respectively, Height at withers, chest circumference, cannon-bone circumference, chest width and body lenght during weaning period (90 days) were 44,12, 53,41, 7,78, 20,61, 16,49 and 43,14 cm. Maternal age, birth type and gender characteristics were found to have an effect (P<0,05) on chest circumference, cannon-bone circumference, chest width and body lenght for weaning age. Conclusion: In this study, it was determined that the twin lambing rate of Romanov sheep was high and their lambs survivability for weaning age was accepteble. However, although lamb weights for weaning age are lower than expected, it can be say that they are not a problem in terms of growth criteria. Key Words: Body measurements; Growth; Lamb; Romanov; Survivability; Mevlüt ŞEN (Master Thesis) Ondokuz Mayis University-Samsun, January-2020 ## 1. GİRİŞ Dünya'da yaklaşık 1.202.430.935 baş koyun bulunmakta ve 9.498.356 ton kuzu eti üretimi yapılmaktadır. Dünya'daki toplam kırmızı et üretiminde kuzu eti uretiminin payı %4.60'dir. Avrupa Birliği'nde yaklaşık 99.387.487 baş koyun bulunmakta ve 876.175 ton kuzu eti üretimi yapılmaktadır. Avrupa Birliği'nde toplam kırmızı et üretiminde kuzu eti üretiminin payı ise % 2.69'dur. Türkiye'de ise yaklaşık 30.983.933 baş koyun bulunmakta ve 333.000 ton koyun eti üretimi yapılmaktadır. Türkiye'de toplam kırmızı et üretiminde kuzu etinin payı ise yaklaşık % 24.86'dır (FAO, 2019). Türkiye koyun varlığı yönünden dünya ülkeleri arasında 10. sırada yer almaktadır (FAO, 2019). Ancak hayvan başına elde edilen verim düzeyi nüfus artışına paralel olarak artırılamadığı için kişi başına düşen üretim düzeyi yönünden gen sıralarda yer kalmaktadır. Türkiye'deki yerli koyun ırkları ıslahı halihazırda devam ettiği için üretim özelliklerinin kültür ırkı koyunlara göre daha düşük olduğu bilinmektedir. Koyun yetiştiriciliğinde; koyunlarda üreme özellikleri, kuzularda büyüme ve yaşama gücü özellikleri başarıyı belirleyen en önemli değerlendirme ölçütleri arasında yer almaktadır. Bu durum göz önünde bulundurularak Türkiye'de ıslah çalışmalarının (Yılmaz ve ark., 2002; Unal ve ark., 2006) yanı sıra döl verimi yüksek ırkların ithalatı yapılarak kuzu eti üretimindeki etkinliğin artırılmasına yönelik çalışmalar yapılmıştır (Kul ve Akcan, 2002; Urüşan ve Emsen, 2010; Kopuzlu ve Sezgin, 2017; Aslan ve Emsen, 2017). Büyüme; zigotun oluşumundan itibaren ergin canlı ağırlığa ulaşana kadar canlının ağırlık kazanması olarak ifade edilen ve hayvan yetiştiriciliğinde pratik ve ekonomik önemi olan fizyolojik özelliklerden birisidir. Büyüme, doğum öncesi (prenatal) ve doğum sonrası (postnatal) olmak üzere iki dönemde incelenir. Doğum öncesi dölyatağı(uterus)'ndaki büyüme, doğumla birlikte canlının doğum ağırlığı olarak sonuçlanmaktadır. Doğum sonrası büyüme ise ergin canlı ağırlık ve vücut ölçülerine ulaşıncaya kadar devam etmektedir (Akçapınar ve Ozbeyaz, 1999). Canlı olarak dünyaya gelip belli bir yaşa kadar hayatta kalabilme yeteneği olarak tanımlanan yaşama gücü prenatal ve postnatal olmak üzere iki dönemde incelenir. Prenatal yaşama gücü tötüsun normal gelişimini tamamlayarak sağlıklı ve canlı olarak doğmasını ifade eder. Doğum sonrası dönemi kapsayan postnatal yaşama gücü ise koyun başına sütten kesilen yavru sayısı ile belirlenen ve işletmenin kârlılığı bakımından da önemli olan bir özelliktir (Akçapınar ve Özbeyaz, 1999). Hayvan yetiştiriciliğinde belirli dönemlerde tespit edilen canlı ağırlık ve vucut ölçüleri büyümenin takibi ve ırk özelliklerinin tanımlanması bakımından önemlidir. Vücut ölçülerinden cidago yüksekliği, göğüs çevresi, göğüs derinliği, göğüs genişliği, incik çevresi ve vücut uzunluğu gibi özellikler hayvanın büyüme ve gelişiminin değerlendirilmesi için gereklidir. Daha önce yapılan çeşitli çalışmalarda hayvanın vücut yapısını bilimsel olarak tanımlayabilmek için doğum ağırlığı, belirli aralıklarla veya belirli zamanlarda canlı ağırlık ve bazı vücut bölgelerinin ölçüleri alınarak yapılan çalışmalar bulunmaktadır (Tekerli ve ark., 2002; Erol ve Akçadağ, 2009; Yakan ve ark., 2012; Aktaş ve ark., 2016). Son yıllarda anavatanı Rusya olan Romanov koyunu Türkiye'ye ithal edilen ırklar arasında yerini almıştır. Romanov ırkı koyunlar döl verimi yüksek, kurk verimiyle öne çıkan bir ırk olarak tanınmaktadır. Vücut siyah-gri, baş, bacaklar ve kuyruk siyah, parlak ve kısa kıllarla örtülüdür. Baş geniş ve uzun, burun üstü kemerlidir. Vücut orta irilikte, anaç dişilerin canlı ağırlığı 45-48 kg civarındadır (Akçapınar, 2000). Bir ırkın yeni bir çevreye uyum sağlaması, o ırkın yeni bölgede biyolojik yapısının ve fonksiyonlarının denge halinde olması, verim özelliklerinin normal olması ve kalıtsal gücünün gerektirdiği verimi ortaya koymasıdır. Çiftlik hayvanlarında çevreye uyum kabiliyetini ortaya koyabilmek için yetiştirildiği bölgedeki (doğal yaşam alanı) ve götürüldüğü bölgedeki yaşama gücü ve verim özelliklerini ortaya koymak ve karşılaştırmak gerekmektedir (Akçapınar ve Özbeyaz, 1999). Irkların farklı bölgelerdeki adaptasyon kabiliyetlerinin belirlenmesi, o ırklardan daha verimli yararlanılması bakımından önem taşımaktadır. Adaptasyon kabiliyetinin belirlenmesinde öncelikli olarak döl verimi ve yaşama gücü daha sonra büyüme ve vücut özellikleri gibi özellikler ön planda tutulmaktadır. Türkiye'de Romanov koyunlarının anavatanının koşullarına yakın iklim koşullarına sahip olan Erzurum ili ve çevresinde saf yetiştirilen Romanov koyunları ve Komanov koyunlarının yerli ırk koyunlarla melezlenmesi ile oluşan kuzularda büyüme ve vücut ölçüleri ile ilgili araştırmalar yapılmıştır (Kopuzlu ve Sezgin, 2017; Aslan ve Emsen,2017). Bununla birlikte Romanov ırkı kuzuların Türkiye içerisinde yetiştirildikleri diğer yerlerdeki büyüme ve yaşama gücü gibi yetiştiricilik açısından önemli olan özelliklerinin belirlenmesi gerekmektedir. Bu araştırma, Ordu ili İkizce ilçesinde bulunan bir aile işletmesinde yetiştirilen Romanov kuzularda büyüme, yaşama gücü ve bazı vücut ölçülerinin belirlenebilmesi amacıyla yapılmıştır. ![](_page_0_Picture_2.jpeg) ## 1 1 1 1 1 1 1 ## 2. GENEL BİLGİLER ## 2.1 Romanov Irkı Romanov irkı koyunlar Rusya'nın Volga bölgesinde özellikle Tutayev kesminin dağlık kısımlarında yetiştirilen yüksek döl verimi kabiliyetine sahip bir ırk olarak tanımlanmaktadır. Bu ırkın yetiştirildiği bölgede deri, yapağı ve döl verimi yönünden yapılan seleksiyon çalışmaları ile elde edildiği sanılmaktadır. Vucut siyah-gri, baş-bacaklar ve kuyruk siyah parlak ve kısa kıllarla örtülüdür. Baş geniş ve uzun, burun üstü kemerlidir. Her iki cinsiyet boynuzlu veya boynuzsuz olabilir. Ağızda beyaz örtücü kıllar ve kılsız yerler görülür. Bacaklarda ve kuyruk ucunda beyaz lekeler görülür. Vücudu örten kıllar kaba karışık özellik göstermektedir. Derisi kürk olarak kullanılmaktadır. Kuyruk kısa, kuyruk omuru sayısı 11-14 arasındadır. Vücut orta irilikte, ergin canlı ağırlık 45-48 kg, yapağı verimi 1,5-2 kq, yapağı inceliği 28-58 mikron arasındadır. Süt ve döl verimi yüksek olup, ikiz, üçüz ve dördüz doğumların oranı yüksektir (Akçapınar, 2000). ## 2.2 Döl Verimi Ozellikleri Döl verimi, hayvan yetiştiriciliğinde kullanılan bir terim olup bir yetiştirme döneminde anaç sürüden elde edilen yavru sayısı veya yavru oranı olarak ifade edilir. Hayvan yetiştiriciliğinde başarılı olmanın şartlarından birisi hayvanlarda düzenli olarak döl alınmasının sağlanmasıdır. Hayvanların döl verimindeki artış; sürü büyüklüğünün devam ettirilmesi, sürüde ayıklama ve seleksiyon işlemlerinin etkili şekilde yapılması, sürüde verimliliğin sağlanması yönünden önemlidir. Koyun ırkları içerisinde genetik özelliklerinden dolayı döl verimi kabiliyeti yüksek olan ırklar bulunmaktadır. Bununla birlikte, döl veriminin kalıtım derecesi düşük olduğundan dolayı yaş, bakım-besleme, damızlıkta kullanma yaşı, vücut yapısı, kondisyon gibi çevre şartları döl verimi özellikleri üzerine daha etkilidir (Akçapınar ve Ozbeyaz, 1999). Afyon koşullarında aynı koşullarda farklı yıllardaki doğum oranları Akkaramanlarda %80, 100 ve 88,89 Dağlıçlarda %60, 93,75 ve 76,19 Sakızlarda %86,60, 77,78 ve 61,54 Ivesilerde %100, 100 ve 94,44 olarak tespit edilmiştir. Aynı araştırmada bir doğumdaki ortalama kuzu sayısı Akkaramanlarda 1,33, 1,38 ve 1,38 Dağlıçlarda 1,00, 1,06 ve 1,31 Sakızlarda 1,46, 2,14 ve 2,50 Ivesilerde 1,20, 1,08 ve 1,47 olarak tespit edilmiştir (Tekerli ve ark., 2002). Marmara Hayvancılık Araştırma Enstitüsünde farklı yıllarda aynı koşullarda yetiştirilen Ramlıç ırkı koyunlarda ortalama doğum oranı %69,40 bir doğumdaki ortalama kuzu sayısı 1,13 olarak bildirilmiştir (Ceyhan ve ark., 2010). Tokat ilinde bir aile işletmesinde yetiştirilen Gıcık koyunlarında doğum oranı %89,91 abort oranı %3,67 olarak belirlenmiştir. Karayaka ve Bafra (Sakız × Karayaka Gı) koyunlarda sırasıyla doğum oranı %92,30 ve 93,70 bir doğuma düşen kuzu sayısı 1,08 ve 1,78 olarak tespit edilmiştir (Unal ve ark., 2003). ## 2.3 Yaşama Gücü Yaşama gücü, canlının hayatta kalabilme yeteneğidir. Yaşama gücü; genotip, cinsiyet, ana yaşı ve ana tarafından uterusta ve süt emme döneminde sağlanan besleme, doğum tipi, bir doğumdaki yavru sayısı ve doğum ağırlığı, iklim şartları, hastalıklar gibi faktörlerden etkilenmektedir. Yaşama gücü, prenatal yaşama gücü olarak ikiye ayrılmaktadır. Prenatal yaşama gücü fötüsün normal gelişmesini ve yavrunun canlı ve sağlıklı doğmasını, postnatal yaşama gücü ise kuzularda sütten kesim yaşındaki yaşama gücü olarak ifade edilmektedir. Kuzularda sütten kesim yaşındaki (90.gün) yaşama gücü işletmenin kârlılığı ve devamlılığı için önemlidir (Akçapınar, 2000). Genotipin yaşama gücü üzerine etkisi bir doğuma düşen yavru sayısı fazla olan koyun ırklarında; kuzu doğum ağırlığının düşük olması(Tekerli ve ark. 2002) ve analık içgüdülerine bağlı olarak koyun yavru ilişkisindeki zayıflık nedeniyle kuzuların yaşama gücünü olumsuz etkileyebilmektedir (Nowak ve Poindron, 2006). Kuzu yaşama gücünün ana yaşına bağlı olarak varyasyon gösterdiği ve ilk kuzusunu 2-5+ yaşları arasında doğuran koyunların kuzularındaki yaşama gücunun, aynı yaşlarda ikinci ve daha çok doğum yapan koyunların kuzularının yaşama gücünden önemli derecede düşük olduğu bildirilmiştir (Sawalha ve ark, 2007). Ana yaşı 5+ olan koyunların yavru bakım kabiliyetlerinin azalmasına bağlı olarak kuzu yaşama gücünde azalmaların oluşabileceği bildirilmektedir (Morris ve ark. 2000, Sawalha ve ark. 2007), Bir koyun sürüsünde ikiz doğumların artması teorik olarak döl veriminin artması anlamına gelmektedir. Ancak çoklu doğumlarda özel bakım ve besleme uygulanmadığı takdirde koyunlarda yavru kaybı ve ölü doğumlar oluşabilmektedir. Doğum sonrası ikiz ve üçüz doğan kuzularda tek doğanlara göre ölüm oranı daha yüksek olmaktadır. Çoklu doğumlarda doğum ağırlığı düşük olmakta ve buna bağlı olarak ilk hafta kuzu ölümleri artmaktadır(Akçapınar ve Ozbeyaz 1999). Akkaraman ve Sakız × Akkaraman Fı koyunlarda yapılan bir araştırmada kuzuların yaşama gücü oranı 30. günde sırasıyla %97,83 ve 98,00; 90. günde ise %91,30 ve 92,00 olarak tespit edilmiştir. Yaşama gücü erkek ve dişi kuzularda sırasıyla 30. günde %96,08 ve 100,00; 90. günde %86,27 ve 97,78, 2-5+ yaşları arasındaki analardan doğan kuzularda 30. günde %95,75-100,00; 90. günde %82,35-97,06 olarak tespit edilmiştir (Unal, 2002). Ivesi, Ost-Friz × Ivesi melezi (F1) koyunlarda yapılan bir çalışmada kuzuların yaşama gücü oranı 105. günde sırasıyla %82,61 ve 86,96 olarak bildirilmiştir (Kul ve Akcan, 2002). Afyon koşullarında Akkaraman, Dağlıç, Sakız ve İvesi koyunlarının verim özelliklerinin araştırıldığı bir çalışmada kuzuların 30. ve 90. gündeki yaşama gücü oranı sırasıyla %100,00 ve %100,00; 96,55 ve 96,55; 71,43 ve 71,43; 96,55 ve 89,66 olarak tespit edilmiştir (Tekerli ve ark., 2002). Karayaka ve Bafra (Sakız × Karayaka G1) koyunlarda yapılan bir araştırmada kuzuların yaşama gücü oranı genotiplere göre 30. ve 90. günde sırasıyla %97,20; 93,30 ve %93,60; 91,90 olarak belirlenmiştir. Aynı araştırmada yaşama gücü oranı genotiplere göre erkek ve dişi kuzularda sırasıyla %95,00; 92,50 ve %93,10; 91,90, tekiz, ikiz, üçüz ve dördüz kuzularda %98,10; 96,00, %93,20; 91,90; %93,00; 90,40 ve%71,10; 67,10 olarak belirlenmiştir (Unal ve ark, 2003). Halk elinde yetiştirilen Karagül koyun sürülerinde yapılan bir araştırmada kuzuların yaşama gücü oranı erkek ve dişi kuzularda sırasıyla %88,00 ve 92,00 olarak belirlenmiştir (Erol ve Akçadağ, 2009). Saf yetiştirilen Ivesi, Morkaraman, Tuj ve bu ırkların Romanov koyun ırkı ile yapılan melezlemeleri sonucunda saf ırklar ve Romanov melezi kuzularda 60. gündeki yaşama gücünün sırasıyla %100,00 ve 100,00, tekiz, ikiz ve üçüz kuzularda %100,00, 100,00 ve 90,00 erkek ve dişi kuzularda ise %100,00 ve 100,00 olduğu bildirilmiştir (Ürünşan ve Emsen, 2010). Van ve yöresinde yetiştirilen Hamdanı koyunlarında yapılan bir araştırmada kuzuların ortalama yaşama gücü oranı 90. günde %95,05 olarak tespit edilmiştir. Araştırmada 30., 60. ve 90. günlerdeki yaşama gücü sırasıyla tekiz kuzularda %100,00, 96,55 ve 96,55 ve ikiz kuzularda %92,86, 92,86 ve 85,71 erkek kuzularda %100,00, 95,83 ve 93,75 dişi kuzularda %98,11, 96,04 ve 95,05 oranlarında bulunmuştur (Üztürk ve Odabaşıoğlu, 2011). Ankara şartlarında Akkaraman, İvesi ve Kıvırcık koyun ırkları üzerinde yapılan bir araştırmada kuzuların 30. ve 90. günlerdeki yaşama gücü oranı sırasıyla %100, 92,59; 95,45 ve %97,67, 88,88, 90,90 2-4 yaşlarındaki koyunlardan doğan kuzularda %95.55-100.00 ve 93,10-95,55 aralığında, erkek ve dişi kuzularda ise %95,83; 97,72 ve %91,66; 95,45 tekiz ve ikiz kuzularda %95,83; 97,05 ve %87,50; 95,58 olarak bildirilmiştir (Yakan ve ark, 2012). Doğu Anadolu Bölgesinde Romanov ve Morkaraman x Romanov Hi ve Morkaraman x Romanov G1 melezi kuzularda yapılan bir araştırmada yaşama gücü sırasıyla %73,00, 91,00 ve 88,00 erkek ve dişi kuzularda 78,00 ve 86,00 tekiz, ikiz, üçüz ve dördüz kuzularda %88,00, 84,00, 74,00 ve 83,00 olarak bildirilmiştir (Kutluca Korkmaz ve Emsen, 2016). Eskişehir ilindeki bir işletmede yetiştirilen Orta Anadolu Merinosu ırkı koyunlarda yapılan bir araştırmada kuzuların 75. gündeki genel yaşama gücü oranı %90,80 olarak tespit edilmiştir (Aktaş ve ark, 2016). ## 2.4 Büyüme Büyüme, zigotun oluşumundan itibaren ergin ağırlığa ulaşana kadar canlının ağırlık kazanması olarak tanımlanmaktadır. Büyümenin devam ettiğinin göstergesi olan canlı ağırlık artışının büyümenin ilk dönemlerinde düşük, ilk dönem ile ergin çağ arasındaki dönemde yüksek, ergin çağa yaklaşılan dönemde ise azalma ve durma eğiliminde olduğu ifade edilmiştir. Büyümenin, yanı kas, kemik ve organlardakı doku ve ağırlık artışının, belirlenmesinin ekonomik önemi çok büyüktür. Büyüme hızı, doğum ağırlığının iki misli olana kadar geçen süre ile tanımlanır. Bu sürenin koyun türü için 20-30 gün olduğu bilinmektedir. Büyüme doğum öncesi ve doğum sonrası dönem olmak üzere ikiye ayrılır. Doğum öncesi büyümenin kriteri doğum ağırlığı olarak ifade edilmektedir. Doğum ağırlığı üzerine genotip, cinsiyet ve ana yaşının etkili olduğu bilinmektedir (Akçapınar, Ozbeyaz, 1999). Doğum sonrası büyüme doğumla başlayan ve ergin çağa kadar devam eden bir zaman aralığıdır. Doğum sonrası büyümenin ilk aşaması olan süt emme dönemindeki buyumeye doğum ağırlığı, genotip, cinsiyet, doğum tipi, ana yaşı gibi bireye at özellikler olduğu gibi, bireye bağlı olmayan iklim, yıl, mevsim, bakım ve besleme gibi birçok çevresel faktörün etkili olduğu bildirilmiştir (Akçapınar ve Ozbeyaz, 1999; Akçapınar 2000; Kul ve Akcan, 2002; Atasoy ve ark 2003, Ceyhan ve ark 2013). ## 2.5 Doğum Ağırlığı Doğum ağırlığı, kuzuların doğum sonrası büyüme dönemindeki hızına etkisi olması bakımından önem taşımaktadır. Doğum ağırlığı; genotip, cinsiyet, anayaşı ve doğum tipi gibi çeşitli çevresel faktörlerin ortak etkisiyle şekillenmektedir. Kuzularda doğum ağırlığı yaklaşık 3,5-5,5 kg aralığında olduğu zaman normal sınırlar içerisinde olduğu kabul edilmektedir (Dalton ve ark., 1980). Erkek kuzular dişi kuzulara göre daha yüksek doğum ağırlığına sahiptirler. Erkek kuzuların doğum ağırlığının fazla olmasının gebelik süresinin uzun olmasına bağlı olduğu belirtilmektedir. Genç anaların yavruları yaşlı anaların yavrularına göre daha düşük doğum ağırlığına sahip olduğu bu durumun genç anaların ergin çağdakı analara göre yavrulara sağladığı anasal şartların yetersiz olmasından kaynaklandığı belirtilmektedir (Akçapınar ve Ozbeyaz, 1999). Akkaraman ve Sakız × Akkaraman F1 kuzularda yapılan bir araştırmada düzeltilmiş doğum ağırlıkları sırasıyla genotiplerde 4,38 ve 4,32 kg, erkek ve dişi kuzularda 4,47 ve 4,23 kg, 2 yaş üstü analardan doğan kuzularda 4,01-4,64 kg ve doğum tipi bakımından tekiz ve ikiz kuzularda 4,56 ve 4,14 kg olduğu belirlenmiştir (Unal, 2002). Ivesi ve Ost-Friz × Ivesi (F1) kuzularda yapılan bir araştırmada doğum ağırlığı sırasıyla genotiplerde 4,15 ve 4,64 kg, erkek ve dişi kuzularda 4,25 ve 3,99 kg, doğum tipi bakımından ise 4,30 ve 3,73 kg olarak tespit edilmiştir (Akcan ve Kul, 2002). Karayaka ve Bafra (Sakız × Karayaka G1) koyunlardan elde edilen kuzularda yapılan bir araştırmada doğum ağırlığı sırasıyla genotiplerde 3,80 ve 3,90 kg, erkek ve dişi kuzularda 3,90; 4,00 kq ve 3,70 ve 3,80kg, tekiz kuzularda 3,90; 4,50 ve 3,20; 4,00 olarak bildirilmiştir (Unal ve ark. 2003). Halk elinde yetiştirilen Karagül koyun sürülerinde yapılan bir araştırmada ortalama doğum ağırlığı 3,13 kg, sırasıyla erkek ve dişi kuzularda 3,03 ve 3,23 kg ve 2-5+ yaşındaki analardan doğan kuzularda 3,08-3,16 kg arasında olduğu belirlenmiştir (Erol ve Akçadağ, 2009). Urüşan ve Emsen (2010)'in yaptığı bir araştırmada saf yetiştirilen İvesi, Morkaraman, Tuj ırkların Romanov koyun ırkı ile yapılan melezlemeleri sonucunda Romanov melezi kuzularda doğum ağırlığının (4,4 kg) yerli ırk kuzuların doğum ağırlığından (4,0 kg) 0.4 kg daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Van bölgesinde Hamdani koyunlarının verimlerinin ve morfolojik özelliklerinin araştırıldığı bir çalışmada ortalama doğum ağırlığının 4,48 kg olduğu, erkek ve dişi kuzularda ortalama doğum ağırlığının ise sırasıyla 4,60 ve 4,37 kg, tekiz ve ikiz kuzularda 4,90 ve 4,06 kg, 2-4+ yaşındaki analardan doğan kuzularda 4,27-4,89 kg aralığında olduğu bildirilmiştir (Öztürk ve Odabaşıoğlu, 2011). Ankara şartlarında Akkaraman, İvesi ve Kıvırcık ırkı kuzularda yapılan bir araştırmada doğum ağırlığı sırasıyla 4,50; 4,50 ve 4,34 kg, erkek ve dişi kuzularda 4,65 ve 4,19 kg, tekiz ve ikiz kuzularda 4,71 ve 3,64 kg, 2-4 yaşındakı analardan doğan kuzularda 4,17-4,86 kg olarak tespit edilmiştir (Y akan ve ark., 2012). Doğu Anadolu Bölgesinde Romanov ve Morkaraman x Romanov Hi ve Morkaraman × Romanov G1 melezi kuzularda yapılan bir araştırmada doğum ağırlığı sırasıyla 2,50, 4,30 ve 4,10 kg, erkek ve dişi kuzularda 3,80 ve 3,50 kg, tekiz, ikiz, içüz ve dördüz kuzularda 4,40, 3,00, 2,40 ve 1,50 kg olarak bildirilmiştir (Kutluca Korkmaz ve Emsen, 2016). Yetiştirici şartlarında Orta Anadolu Merinos kuzularda yapılan bir araştırmadadoğum ağırlığı genel ortalamasının 4,26 kq, sırasıyla erkek ve dişi kuzularda 4,39 ve 4,14 kg, tekiz ve ikiz kuzularda 4,71 ve 3,81 kg, 2-7 yaş aralığındaki analardan doğan kuzularda ise 4,00-4,34 kg aralığında olduğu belirlenmiştir (Aktaş ve ark. 2016). Erzurum koşullarında yetiştirilen Morkaraman, Morkaraman x Akkaraman ve Romanov x Morkaraman melezi kuzuların büyüme özellikleri üzerine yapılan bir araştırmada doğum ağırlıkları sırasıyla 3,97, 3,87 ve 3,47 kg, erkek ve dişi kuzularda 4,00 ve 3,54 kg, tekiz ve ikiz kuzularda 4,11 ve 3,43 kg, 2-4 yaş aralığındaki analardan doğan kuzularda 3,41-4,13 kq olarak bildirilmiştir (Kopuzlu ve Sezgin, 2017). ## 2.6 Canlı Ağırlık Akkaraman ve Sakız × Akkaraman F1 kuzularda yapılan bir araştırmada 45. ve 90.gündeki düzeltilmiş canlı ağırlık ortalamaları sırasıyla genotiplerde 16,22 ve 16,11, 26,37 ve 25,48kg, erkek ve dişi kuzularda 17,21 ve 15,12 kg, 27,43 ve 24,43 kg, 2-5+ yaşındaki analardan doğan kuzularda 14,49-18,26 kg ve 24,26-28,03 kg, doğum tipi bakımından tekiz ve ikiz kuzularda 17,42 ve 14,91, 26,95 ve 24,90 olduğu belirlenmiştir (Unal, 2002). İvesi ve Ost-Friz × İvesi (Fi) kuzularda yapılan bir araştırmada 45. ve 90. gündeki canlı ağırlık ortalamaları sırasıyla genotiplerde 10,02 ve 12,13 kg, 14,04 ve 16,43 kg, erkek ve dişi kuzularda 10,13, 11,65, 9,95, 12,95 kg ve 14,44, 15,42, 13,75, 17,35 kg, tekiz ve ikiz kuzularda 10,55, 13,51, 8,54, 9,37 ve 14,59, 18,17 ve 12,50, 12,08 kg olarak tespit edilmiştir (Kul ve Akcan, 2002). Karayaka ve Bafra (Sakız × Karayaka Gı) koyunlardan elde edilen kuzularda yapılan bir araştırmada 45. ve 90. gün canlı ağırlığı sırasıyla genotiplerde 11,4 ve 19,50 kg, 13,60 ve 22,50 kg, erkek ve dişi kuzularda 13,30 ve 23,00 kg, 11,70 ve 19,00 kg, tekiz ve ikiz kuzularda 15,60, 25,60 kg ve 13,70, 23,30 kg olarak tespit edilmiştir (Unal ve ark. 2003). Halk elinde yetiştirilen Karagül koyun sürülerinde yapılan bir araştırmada 120. ve 180. gün ortalama canlı ağırlık sırasıyla 22,66 ve 24,62 kg, erkek ve dişi kuzularda 23,31, 25,46 ve 21,98, 23,88 kq, 2-5+ yaşındakı analardan doğan kuzularda 21,90-24,13 ve 23,68-25,90 kg arasında belirlenmiştir (Erol ve Akçadağ, 2009). Van bölgesinde Hamdani koyunlarının verimlerinin ve morfolojik özelliklerinin araştırıldığı bir çalışmada 30. ve 90. gündeki ortalama canlı ağırlık sırasıyla 10,71 ve 21,59 kg, erkek ve dişi kuzularda 10,78, 21,90 ve 10,63, 22,05 kg, tekiz ve ikiz kuzularda 10,72, 21,38 ve 10,89, 22,59 kg, 2-4+ yaşındaki analardan doğan 10,44-11,12, 21,84-22,07 kg olarak bildirilmiştir (Oztürk ve Odabaşıoğlu, 2011). Ankara şartlarında Akkaraman, İvesi ve Kıvırcık ırkı kuzularda yapılan bir araştırmada 30. ve 90. günde canlı ağırlık değerleri sırasıyla 12,31, 12,59 ve 23,79, 25,19, 25,85, erkek ve dişi kuzularda 12,87, 26,83 ve 11,96, 23,46 kg, tekiz ve ikiz kuzularda 12,89, 25,90 ve 11,10, 22,96 kg, 2-4 yaşındakı analardan doğan kuzularda 11,95-12,94 ve 24,54-25,84 kg aralığında tespit edilmiştir (Yakan ve ark., 2012). Yetiştirici şartlarında Orta Anadolu Merinos kuzularda yapılan bir araştırmada büyüme döneminde 75. ve 120. gün canlı ağırlığı erkek ve dişi kuzularda sırasıyla 19,20, 29,50 ve 18,00, 27,00 kq, 2-7 yaş aralığındaki analardan doğan kuzularda 17,70-19,10 ve 27,40-28,90 kg, tekiz ve ikiz kuzularda 20,30,30,30 ve 16,90, 26,20 kg olarak belirlenmiştir (Aktaş ve ark, 2016). ## Vücut Olçüleri 2.7 Vücut ölçüleri hayvanların morfolojik yapısı hakkında bilgi vermesi bakımından önemlidir. Hayvan yetiştiriciliğinde, vücut ağırlığı ve vücut ölçüleri arasında sıkı bir ilişki olduğu bilinmektedir. Vücut ağırlığı ile et verimi arasında yakın bir ilişki olduğu bilinmektedir. Koyun yetiştiriciliğinde yüksek yapılı, bedeni uzun, geniş ve derin olan hayvanlar damızlıkta kullanılarak et üretiminde artış sağlanabilmektedir. Vücut ölçüleri, buzağıların büyüme ve gelişmesini takip etme ayrıca ilk kez damızlıkta kullanma zamanını belirlemek açısından da önem taşımaktadır (Unal, 2002). Ankara Universitesi Veteriner Fakültesi Eğitim Uygulama ve Araştırma Çiftliği'nde Akkaraman ve Sakız × Akkaraman Fi koyunlar üzerinde yapılan bir araştırmada sütten kesim çağındaki (90. gün) kuzuların sırasıyla cidago yüksekiği 54,80 ve 55,51 cm, vücut uzunluğu 53,61 ve 54,42 cm, göğüs çevresi 69,64 ve 68,26 cm, göğüs derinliği 24,52 ve 24,91 cm, incik çevresi 7,17 ve 7,11 cm olarak tespit edilmiştir (Unal, 2002), İvesi, Ost-Friz × İvesi melezi (Fı) koyunlarda yapılan bir çalışmada kuzuların sütten kesim yaşındaki (105. gün) bazı vücut ölçülerinden sırasıyla cidago yüksekliği 48,00, 50,27 cm, vücut uzunluğu 45,18, 48,36 cm, göğüs çevresi 63,36, 62,73,göğüs derinliği 20,45, 21,45, göğüs genişliği 15,82, 15,73 olarak tespit edilmiştir (Kul ve Akcan, 2002). Charollais × Romanov × Akkaraman F¡ ve Charollais × Romanov × Morkaraman Fı melezi ilkbahar mevsiminde doğan kuzularda 150. gün bazı vücut ölçüleri sırasıyla cidago yüksekliği 58,27 ve 56,90 cm, vücut uzunluğu 53,86 ve 53,60 cm, göğüs çevresi 102,21 ve 101,16 cm, incik çevresi 9,38 ve 9,04 cm, erkek ve dişi kuzularda sırasıyla cidago yüksekliği 57,64 ve 57,53 cm, vücut uzunluğu 56,55 ve 50,91 cm, göğüs çevresi 97,94 ve 105,43 cm, incik çevresi 9,23 ve 9,19 cm, tekiz, ikiz ve üçüz kuzularda cidago yüksekliği 58,62, 56,99 ve 57,14 cm, vücut uzunluğu 55,96, 54,68 ve 50,55 cm, göğüs çevresi 103,53, 101,74 ve 99,78 cm, incik çevresi 9,48, 9,03 ve 9,12 cm olarak bildirilmiştir (Kutluca Korkmaz ve Emsen, 2016). ## 3. MATERYAL VE METOT ## 3.1 Materyal Bu araştırma, Ordu ilinin İkizce ilçesi Şentepe köyündeki bir aile işletmesinde yürütülmüştür. Araştırmanın canlı materyalını, işletmeye 2018 yılı Eylül ayında gebe olarak getirilen 2 ve 3 yaşındaki 78 baş Romanov koyun ve bu koyunlardan doğan 52 baş kuzu oluşturmuştur. Araştırma materyalını oluşturan koyunlardan elde edilen dol verimi özellikleri ve kuzularının doğum ağırlığı, sütten kesim yaşına (90 gün) kadar olan yaşama gücü oranları, canlı ağırlık ve vücut ölçüleri verileri değerlendirilmıştır. ## 3.2 Metot ## 3.2.1 Anaç Koyun ve Kuzuların Bakım ve Beslenmesi Araştırma kapsamına alınan koyunlar dol verimi, kuzularda yaşama gücü, doğum ağırlığı, büyüme performansı ve vücut ölçüleri kayıtlarının düzenli alınabilmesi için plastik kulak küpeleriyle numaralandırılmıştır. Araştırma süresince işletmede uygulanan bakım ve beslenme koşullarında her hangi bir değişiklik yapılmamış ve işletme koşulları aynen uygulanmıştır. Araştırma kapsamına alınan koyun sürüsüne, işletmenin rutininde de olduğu gibi, antiparazıter ilaç uygulaması ile enterotoksemi aşısı yapılmıştır. Anaç koyunlar ve kuzuları bakım ve beslenmesi barındırıldıkları alanlara kaba ve kesif yem için yemlikler konularak ağılda yapılmıştır. Koyun ve kuzuların beslenmesinde kullanılan konsantre yem ve kuru otun ham besin madde miktarları AOAC(2000)'de bildirilen analiz metotlarına göre Ondokuz Mayıs Universitesi Veteriner Fakültesi Hayvan Besleme ve Beslenme Hastalıkları Anabilim Dalı laboratuvarında belirlenmiştir. Metabolik enerji düzeyleri ise konsantre yem için (1'SE, 1991), kaba yem için Kirchgessner ve Kellner (1981)'in hesaplama yöntemi ile belirlenmiştır. Konsantre ve kaba yemin analız sonucunda elde edilen besin madde değerleri de Tablol'de verilmiştir. Koyunların ve kuzuların onunde her zaman temiz su bulundurulmuştur. | Besin Madde İçeriği | Konsantre yem | Kaba yem (Kuru ot) | |------------------------------|---------------|--------------------| | Kuru madde (%) | 90,34 | 91,40 | | Ham protein (%) | 15,66 | 8,58 | | Ham selüloz (%) | 10,16 | 36,40 | | Ham yağ (%) | 2,30 | 2,11 | | Ham kül (%) | 8,26 | 12,40 | | ADF (%) | | 38,15 | | NDF (%) | | 59,42 | | Metabolik Enerji (kcal / kq) | 2680 | 2158 | Tablo 1. Besi süresince kuzulara verilen kesif ve kaba yeme ait besin madde içerikleri A DF: A sit deterjan fiber NDF: Nötral deterjan fiber ## 3.2.2 Döl Verimi Ozellikleri Araştırmada, işletmeye gebe olarak getirilen 78 baş Romanov koyununun bir üretim dönemindeki döl verimi özelliklerinin belirlenmesi için doğum oranı, abort oranı, tek doğum oranı, ikiz doğum oranı, kuzu oranı, bir doğuma düşen kuzu sayısı ve sütten kesilen kuzu oranı gibi döl verim özellikleri belirlenmiştir (Erol ve ark., 2017). Damızlık sürü için döl verimi özellikleri aşağıdaki şekilde hesaplanmıştır (Akçapınar, 2000). Doğum oranı: (doğuran koyun sayısı / koç altı koyun sayısı) × 100 Abort oranı: (abort yapan koyun sayısı / gebe kalan koyun sayısı) × 100 Tek doğum oranı: (tek doğuran koyun sayısı / doğuran koyun sayısı) × 100 İkiz doğum oranı: (ikiz doğuran koyun sayısı/ doğuran koyun sayısı) × 100 Kuzu verimi: (doğan kuzu sayısı / koç altı koyun sayısı) × 100 Bir doğuma düşen kuzu sayısı: Doğan kuzu sayısı / doğuran koyun sayısı Sütten kesilen yavru oranı: Sütten kesilen kuzu sayısı / koç altı koyun sayısı ## 3.2.3 Kuzularda Yaşama Gücü Araştırmada kuzularda postnatal yaşama gücü düzeyinin belirlemek için doğan kuzuların numaralandırılması yapılmış ve sütten kesime kadar günlük takip edilmişlerdir. Ayrıca, damızlık sürünün tamamında 90 günlük sütten kesim yaşına kadar doğan tüm kuzuların günlük takibi yapılarak ölen kuzuların ölüm tarihleri ve cinsiyetleri kaydedilmiştir (Y akan ve ark., 2012). ## 3.2.4 Doğum Ağırlığı ve Büyüme Dönemi Canlı Ağırlık İşletmedeki 78 baş damızlık Romanov koyundan 35 baş koyun tesadüfi olarak seçilerek doğumları takip edilmiş ve doğan 52 baş kuzu doğumdan sonra vücutları tamamen kuruduktan sonra kulak küpesi ile numaralandırılmıştır. Kuzuların numaralandırılmasından sonra annelerinin yaşı (2 ve 3 yaş), doğum tipi (tek veya ikiz) ve cinsiyeti (dişi ve erkek) kaydedilmiş ve bu işlemleri takiben 50 grama hassas dijital terazi kullanılarak doğum ağırlıkları tartılmıştır. Ayrıca, kuzuların 90 günlük sütten kesime kadar olan büyüme performanslarının belirlenmesi için periyodik olarak 15 günlük aralıklarla kuzular sabah aç karnına iken tartımları yapılmıştır. Kuzuların 15., 30., 60., 75. ve 90. gündeki canlı ağırlık değerleri tartımlarından elde edilen değerlerin doğrusal interpolasyonu ile hesaplanmıştır (Ekiz, 2000). ## 3.2.5 Kuzularda Vücut Olçüleri Kuzularda sütten kesim yaşına kadar bazı vücut ölçülerinin belirlenmesi için, tartımların yapıldığı gün ile aynı günde olmak üzere, 15 günlük aralıklarla ölçümler yapılmıştır. Vücut ölçülerinden cidago yüksekliği, göğüs derinliği, göğüs genişliği ve vücut uzunluğu ve ölçü bastonu, incik çevresi ise ölçü şeridi kullanılarak ölçülmüştür. Vücut ölçülerinden; cidago yüksekliği: yer ile cidagonun en üst noktası arasındakı dikey mesafe; göğüs çevresi: cidago ve cristastemi arasındakı kısmın çepeçevre ölçülmesi, göğüs derinliği: cıdago ile cristastemi arasındaki dikey mesafe (Atasoy ve ark., 2003); göğüs genişliği: iki kaput humeri arasındaki mesafe; incik çevresi: sağ ön ayakta metatarsusun en ince kısmının çepeçevre ölçülmesi ve vücut uzunluğu: art. humeri ile tuberichii arasındaki mesafe olarak belirlenmiştir. Kuzuların 15., 30., 60., 75. ve 90. gündeki vücut ölçüleri, ölçümlerde elde edilen değerlerin doğrusal interpolasyonu ile hesaplanmıştır (Sarı ve ark,2014). ## 3.2.6 Verilerin İstatiksel Değerlendirilmesi Bu araştırmada, kuzuların yaşama gücü değerlerinin karşılaştırılmasında khikare testinden yararlanılmıştır. Kuzuların doğum ağırlığı ve 90 günlük sütten kesim yaşına kadar olan canlı ağırlık ve vucut ölçülerinin 15., 30., 60., 75. ve 90.gündeki değerleri doğrusal interpolasyon yöntemi ile hesaplanmıştır (Sarı ve ark, 2014). Bu özelliklere etki eden faktörlerin (ana yaşı, doğum tipi ve cinsiyet) hesaplanmasında "En Küçük Kareler Metodu" kullanılmıştır (Ekiz, 2000). İstatistiksel hesaplamalar SPSS ### 4. BULGULAR #### Döl Verimi Özellikleri 4.1 - Araştırmanın yapıldığı aile işletmesine 2018 yılı Eylül ayında gebe olarak getirilen 78 baş damızlık Romanov irkı koyunun bir üretim dönemindeki döl verimi özellikleri Tablo 2'de verilmiştir. Romanov ırkı koyun sürüsünde doğum oranı % 89,74, abort oranı %10,25 bir doğuma düşen kuzu sayısı 1,71 ve sütten kesim zamanındaki kuzu oranı %132,05 olarak tespit edilmiştir. | O zellikler | Sayı (n) | Oran (% ) | | |-----------------------------|----------|-----------|--| | Doğum oranı | 70 | 89,74 | | | Abort oranı | 8 | 10,25 | | | Tek doğum oranı | 23 | 32,85 | | | İkiz doğum oranı | 47 | 67,14 | | | Bir doğum düşen kuzu sayısı | 120 | 1,71 | | | Kuzu verimi | 120 | 153,84 | | | Sütten kesilen kuzu oranı | 103 | 132,05 | | | | | | | Tablo 2.Romanov koyun ırkında bazı döl verimi özellikleri # 4.2 Kuzularda Yaşama Gücü Romanov kuzularında 90 günlük sütten kesim yaşına kadar olan çeşitli büyüme dönemlerine ait yaşama gücü oranları Tablo 3'de verilmiştir. Bu araştırmada dişi kuzuların yaşama gücü oranının erkek kuzuların yaşama gücü oranından yüksek olduğu tespit edilmiştir. Bununla birlikte yaşama gücü oranı bakımından cinsiyet grupları arasında 15., 30., 60. ve 90.günlerdeki yaşama gücü oranları arasındaki farkın istatistiksel olarak önemsiz (P>0,05) olduğu belirlenmiştir. Sürüde sütten kesim zamanındaki yaşama gücü ortalamasının %93,60 olduğu tespit edilmiştir. ### 4.3 Büyüme ## 4.3.1 Doğum Ağırlığı Romanov kuzularında doğum ağırlığına ait ortalama değerler ve standart hataları Tablo 4'te verilmiştir. Romanov kuzularında ortalama doğum ağırlığının 3,12 kg olduğu belirlenmiştır. Doğum ağırlığının ana yaşı artışı ile artma eğiliminde olduğu, tekiz kuzuların ikiz kuzulardan ve erkek kuzuların dişi kuzulardan daha ağır olduğu belirlenmiştir. Bununla birlikte ana yaşının, doğum tipinin ve cinsiyetin doğum ağırlığına etkisinin istatistiksel olarak önemsiz (P >0,05) olduğu tespit edilmiştir. Tablo 3. Romanov kuzularında sütten kesim yaşına kadar çeşitli büyüme dönemlerindeki yaşama gücü değerleri (%) | Gün | Cinsiyet | | Genel | |-------------------|----------|-------|-------| | | Dişi | Erkek | | | Doğan kuzu sayısı | 56 | 64 | 120 | | 15. gün | | | | | N | 56 | 63 | 119 | | % | 100,00 | 98,43 | 99,16 | | X 2 | 0,88 | | | | 30. gün | | | | | N | 55 | 60 | 115 | | % | 98,21 | 95,23 | 96,60 | | X2 | 0,80 | | | | 60. gün | | | | | N | 54 | 56 | 110 | | % | 98,20 | 93,30 | 95,70 | | X 2 | 1,62 | | | | 90. gün | | | | | N | 53 | 50 | 103 | | 96 | 98,10 | 89,30 | 93,60 | | X 2 | 3,62 | | | ## 4.3.2 Canlı Ağırlık Romanov kuzularında 15.,30., 45., 60., 75. ve 90. günlerdeki kuzuların canlı ağırlık değerleri ve standarı Tablo 4'te sunulmuştur. Kuzuların büyüme dönemindeki canlı ağırlıkları üzerine ana yaşı, doğum tipi ve cinsiyetin, 90. gündeki doğum tipi (P<0,05) hariç, etkisinin önemsiz olduğu belirlenmiştir. ## 4.4.V ücut Ölçüleri Romanov kuzularda büyüme dönemindeki bazı vücut ölçülerine (cidago yüksekliği, göğüs çevresi, incik çevresi, göğüs genişliği ve vücut uzunluğu) ait değerler Tablo 5, Tablo 7, Tablo 8, Tablo 9 ve Tablo 10'da sunulmuştur. Cidago yuksekliği üzerine ana yaşı, doğum tipi ve cinsiyetin etkisinin,15. günde cinsiyetin etkisi (P<0,05) hariç, sütten kesim yaşına (90 gün) kadar olan büyüme döneminde istatistiksel olarak önemsiz olduğu saptanmıştır. Bu araştırmada, Romanov kuzularda sütten kesim yaşındaki ortalama cidago yüksekliği 44,12 cm olarak belirlenmiştir (Tablo 5). Göğüs çevresi üzerine ana yaşı, doğum tipi ve cinsiyetın etkisinin, 90. günde doğum tıpı (P<0,01) hariç, sütten kesim yaşına kadar olan süre (90 gün) içerisinde istatistiksel olarak önemsiz olduğu saptanmıştır. Araştırmada, Romanov kuzuların sütten kesim yaşındaki ortalama göğüs çevresi 53,41 cm olarak tespit edilmiştir (Tablo 6). Incik çevresi üzerine ana yaşı, doğum tipi ve cinsiyet etkisinin, 60. (P<0,05) ve 90. günde doğum tipi (P<0,05) hariç, sütten kesim yaşına kadar olan dönem (90 gün) içerisinde istatistiksel olarak önemsiz olduğu saptanmıştır. Kuzuların sütten kesim yaşındaki ortalama incik çevresi 7,78 cm olarak tespit edilmiştir (Tablo 7). Göğüs derinliği üzerine ana yaşı, doğum tipi ve cinsiyet etkisinin doğumdan sütten kesim yaşına kadar olan periyot (90 gün) içerisinde istatistiksel olarak önemsiz olduğu saptanmıştır. Kuzuların sütten kesim yaşındaki ortalama göğüs derinliği 20,61 cm olarak tespit edilmiştir (Tablo 8). Göğüs genişliği üzerine ana yaşı, doğum tipi ve cinsiyet etkisinin, 60. ve 90. günde doğum tipi (P<0,05) hariç, istatistiksel olarak önemsiz olduğu saptanmıştır. Kuzuların sütten kesim yaşındaki ortalama göğüs genişliği 16,49 cm olarak tespit edilmiştir (Tablo 9). Vücut uzunluğu üzerine ana yaşı, doğum tipi ve cinsiyet etkisinin, 75. (P<U,U5) ve 90, günde doğum tipi (P<0,05) hariç, istatistiksel olarak önemsiz olduğu saptanmıştır. Kuzuların sütten kesim yaşındaki ortalama vücut uzunluğu 43,14 cm olarak tespit edilmiştir (Tablo 10). | Incelenen ozellikler | N | 15. gün | n | 30. gün | n | 45. gun | n | 60. gün | n | 75. gün | n | 90. gün | |----------------------|----|--------------|-----|------------|----|------------|------|------------|------|------------|----|------------| | A na yaşı | | | | | | | | | | | | | | 2 | 29 | 37,90±0,65 | 27 | 39,65±0,60 | 27 | 41,63±0,71 | 24 | 42,93±0,66 | 24 | 43,5940,67 | 24 | 44,49±0,70 | | 3 | 22 | 39,9940,67 | 20 | 40,04±0,75 | 18 | 41,3740,91 | 18 | 42,23±0,69 | 18 | 43,23±0,70 | 18 | 43,75±0,72 | | Doğum tipi | | | | | | | | | | | | | | Tek | 10 | 37,6640,84 | இ | 40,32±0,88 | 9 | 41,34±1,04 | / | 43,52±0,87 | | 43,67±0,89 | | 44,85±0,92 | | İkiz | 41 | 38,72±0,41 | 38 | 39,3740,39 | 36 | 41,66±0,49 | 35 | 41,64±0,38 | 35 | 43,16±0,38 | 35 | 43,39±0,40 | | Cinsiyet | | * | | | | | | | | | | | | Dişi | 26 | 36,91 =0,663 | 23 | 40,17±0,61 | 24 | 41,0640,93 | 23 | 42,0940,66 | 23 | 42,71±0,68 | 23 | 43,34±0,70 | | Erkek | 25 | 38,9840,66p | 24 | 39,5240,74 | 21 | 41,94±0,75 | 19 | 43,07±0,68 | 19 | 44,12±0,70 | 19 | 44,91±0,72 | | Genel | 51 | 37,94±0,46 | 4 / | 39,84±0,48 | 45 | 41,50±0,47 | 43 - | 42,58±0,47 | 43 - | 43,41±0,48 | 43 | 44,12±0,50 | Tablo 5. Kuzuların çeşitli büyüme dönemlerine ait ortalama cidago yüksekliği ve standart hataları (cm) (x±Ş: ) a,b; aynı sütunda aynı özellik için farklı harflerle gösterilen değerler arasındaki fark önemlidir (P<0,05) | Incelenen özellikler | n | 15.gun | n | 30.gun | n | 45.gün | n | 60.gün | N | 75.gün | n | 90.gün | |----------------------|----|------------|----|------------|----|------------|----|-------------|----|------------|----|-------------| | Ana yaşı | | | | | | | | | | | | | | 2 | 29 | 11,8340,51 | 27 | 15,20±0,55 | 25 | 15,50±0,66 | 25 | 16,94±0,77 | 25 | 17,03±0,79 | 25 | 16,75±0,64 | | 3 | 22 | 13,0940,53 | 20 | 15,0000,68 | 18 | 15,77±0,84 | 18 | 16,17±0,80 | 18 | 16,83±0,82 | 18 | 16,23±0,66 | | Doğum tipi | | | | | | | | 水 | | | | 水 | | Tek | 10 | 12,59±0,62 | 9 | 15,82±0,80 | 8 | 16,17±0,96 | 8 | 17,90±1,02p | 8 | 18,00±1,04 | 8 | 17,61±0,85p | | İkiz | 41 | 12,3840,33 | 38 | 14,39±0,36 | 35 | 15,20±0,46 | 35 | 15,21±0,44ª | 35 | 15,86±0,45 | 35 | 15,37±0,37a | | Cinsiyet | | | | | | | | | | | | | | Dişi | 25 | 12,40±0,52 | 24 | 14,83±0,67 | 24 | 15,4240,81 | 24 | 16,50±0,78 | 24 | 16,48±0,79 | 24 | 16,28±0,66 | | Erkek | 26 | 12,59±0,53 | 23 | 15,37±0,56 | 19 | 15,85=0,69 | 19 | 16,61±0,80 | 19 | 17,38±0,81 | 19 | 16,70±0,64 | | Genel | 51 | 12,48±0,37 | 47 | 15,10±0,44 | 45 | 15,63±0,53 | 43 | 16,55±0,56 | 43 | 16,9340,57 | 43 | 16,49±0,46 | | | | | | | | | | | | | | | Tablo 9. Kuzuların çeşitli büyüme dönemlerine ait ortalama göğüs genişliği ve standart hataları (cm) (x± Şç ) a,b; aynı sütunda aynı özellik için farklı harflerle gösterilen değerler arasındaki fark önemlidir (P<(1,05) | Incelenen özellikler | n | 15.gun | n | 30.gun | n | 45.gun | N | 60. gun | n | 75.gun | N | 90. gun | |----------------------|----|------------|----|------------|----|-------------|------|------------|-----|-------------|----|-------------| | Ana yaşı | | | | | | | | | | | | | | 2 | 29 | 33,4940,80 | 24 | 36,69±0,52 | 27 | 38,41 #0,55 | 25 | 39,7240,67 | 25 | 41,75±0,83 | 25 | 43,38±0,64 | | 3 | 22 | 34,45±0,83 | 17 | 36,60±0,65 | 18 | 39,43±0,71 | 18 | 40,56±0,70 | 18 | 42,03±0,86 | 18 | 42,90±0,67 | | Doğum tipi | | | | | | | | | | 米 | | 水 | | Tek | 10 | 34,07±1,03 | ப | 37,47±0,76 | இ | 39,6040,81 | 8 | 41,1140,80 | 8 | 43,19±1,10b | 8 | 44,36±0,85p | | Ikiz | 41 | 33,8740,51 | 38 | 35,8340,34 | 36 | 38,24±0,38 | 35 | 39,1540,38 | 35 | 40,60±0,47ª | 35 | 41,92±0,37ª | | Cinsiyet | | | | | | | | | | | | | | Dişi | 26 | 33,9540,81 | 24 | 36,41±0,53 | 24 | 38,9740,58 | 24 | 40,35±0,67 | 24 | 41,89±0,86 | 24 | 42,61±0,66 | | Erkek | 25 | 34,0000,82 | 23 | 36,88±0,64 | 21 | 38,97 ±0,68 | 19 | 39,91±070 | 1 ਰ | 41,90±0,83 | 19 | 43,67±0,64 | | Genel | 51 | 33,97±0,57 | 47 | 36,65±0,41 | 45 | 38,9240,45 | 43 - | 40,1340,48 | 43 | 41,6840,60 | 43 | 43,14±0,46 | Tablo 10. Kuzuların çeşitli büyüme dönemlerine ait ortalama vücut uzunluğu ve standart hataları (cm) (x± Şç ) a,b; aynı sütunda aynı özellik için farklı harflerle gösterilen değerler arasındaki fark önemlidir (P<(1,05) ## 5. TARTIŞMA ## Döl Verimi Özellikleri 5.1 Bu araştırmanın yürütüldüğü Karadeniz Bölgesi'nde yer alan Ordu ilinin Ikizce ilçesine bağlı Şentepe köyündeki bir aile işletmesine gebe olarak getirilen Romanov koyunlarının döl verimi özellikleri incelendiğinde; doğum oranının %89,74 abort oranının %10,25 bir doğuma düşen kuzu sayısının 1,71 olduğu belirlenmiştir (Tablo 2).Türkiye'de yetiştirilen koyun ırklarında yapılan araştırmalarda Ramlıç ırkı için ortalama doğum oranı %69,40 ve bir doğuma düşen kuzu sayısı 1,13 (Ceyhan ve ark., 2010), Karagül ırkı için doğum oranı %91,00 ve bir doğuma düşen kuzu sayısı 1,04 (Erol ve Akçadağ, 2009), Gıcık koyunları için ortalama doğum oranı %89,91 abort oranı %3,67, tekiz doğum oranı %94,90 ve ikiz doğum oranı %10,20 (Çimen ve ark.,2003) olarak bildirilmiştir. Bu araştırmada, Romanov ırkı kuzulardan belirlenen doğum oranının (%89,74), Ramlıç ırkı hariç diğer ırklara ait doğum oranının altında olduğu, bir doğuma düşen kuzu sayısının (1,71) ise diğer ırkların üzerinde olduğu belirlenmiştir. Abort oranı (%10,25) ise Çimen ve ark.(2003)'nın Gicık koyunlarında belirlenen abort oranı (%3,67)'ndan yüksek bulunmuştur. Bu araştırmada Romanov ırkı koyunları için belirlenen döl verimi özelliklerinin genelde düşük olması araştırmanın koyunların işletmeye getirildiği ilk yıl içinde yapılmış olması sebebiyle koyunların adaptasyon döneminin tamamlanmamış olması ve bakım-besleme koşullarındaki eksiklikten kaynaklanmış olabilir. Nitekim, iklimsel değişiklikler, bakım ve idare hataları gibi faktörlerin dölverimi üzerine etkili olduğu bildirilmektedir (Akçapınar ve Ozbeyaz, 1999). ## Yaşama Gücü 5.2 Yaşama gücü, canlının hayatta kalabilme yeteneğidir. Yaşama gücü; genotip, cinsiyet, ana yaşı ve ana tarafından uterusta ve süt emme döneminde sağlanan besleme, doğum tipi, bir doğumdaki yavru sayısı ve doğum ağırlığı, iklim şartları, hastalıklar gibi taktorlerden etkilenmektedir. Kuzularda sütten kesim yaşındaki (90-140 gün) yaşama gücü işletmenin kârlılığı ve devamlılığı için önemlidir (Akçapınar, 2000). Türkiye'de yetiştirilen koyun ırklarında yapılan araştırmalarda sutten kesim zamanında kuzuların ortalama yaşama gücü oranları Akkaraman ırkı için 105 gunluk sürede % 68,96 (Esen ve Yıldız, 2000), 90 günlük sürede % 91,67 (Ünal, 2002) ve % 97,67 (Yakan ve ark, 2012), İvesi ırkı için 105 günlük sürede % 82,61 (Kul ve Akcan,2002), 90 günlük sürede % 88,88 (Yakan ve ark., 2012), Kıvırcık ırkı için 90 günlük sürede % 90,90 (Yakan ve ark, 2012), Hamdani kuzuları için 90 günlük sürede % 95,05 (Oztürk ve Odabaşıoğlu, 2011), Orta Anadolu Merinosu ırkı nıçın 120 günlük sürede % 90,80 (Aktaş ve ark, 2016) olarak bildirilmiştir. Doğum ağırlığı 1,7 kg'ın altında olan kuzularda yaşama gücü oranı %6,00 iken, ortalama 3,4 kg doğum ağırlığına sahip kuzularda %91,90 olarak bildirilmiştir (Maud ve Duffell, 1977). Ayrıca, en yüksek yaşama gücü oranının ortalama 4,5 kg doğum ağırlığına sahip kuzularda görüldüğü belirtilmektedir (Oldham ve ark, 2011). Bu araştırmada 90 günlük sütten kesim donemindeki ortalama yaşama gücü 93,60 olarak tespit edilmiştir. Araştırmada, Romanov ırkında bir doğuma düşen kuzu sayısı (1,70)'nın yüksek olması ve kuzuların doğum ağırlığı (3,12 kg)'nın Türkiye'de yetiştiriciliği yapılan ırkların doğum ağırlığı altında olmasına rağmen yaşama gücü yüksek sayılabilecek bir seviyededir. Bu araştırmada cinsiyet grupları bakımından sütten kesim yaşında (90 gün) dişi kuzuların yaşama gücü oranı (%98,10)'nın erkek kuzuların yaşama gücü oranı (%89,30)'ndan yüksek olduğu ve dişi kuzuların yaşama gücünün erkek kuzuların yaşama gücünden 1,1 kat daha fazla olduğu tespit edilmiştir. Nitekim, dişi kuzuların hayatta kalma oranının erkek kuzuların 1,3 katı olduğu bildirilmiştir (Koyuncu ve Duymaz, 2017). Bu araştırmada elde edilen değerler bu bilgi ile uyumludur. ## 5.3 Büyüme ## 5.3.1 Doğum Ağırlığı Doğum ağırlığı, kuzuların doğum sonrasındakı büyüme dönemindeki hızına etkisi olması bakımından önem taşımaktadır. Kuzularda doğum ağırlığının ırk farklılıklarına göre yaklaşık 3,5-6,0 kg aralığındaki değişiminin ideal sınırlar içerisinde olduğu kabul edilmektedir.Türkiye'de yetiştirilen koyun ırklarında yapılan araştırmalarda ortalama kuzu doğum ağırlığı Akkaraman ırkı için 3,73 kg (Esen ve Yıldız, 2000), 4,56 kg (Ünal,2002), 4,50 kg (Y akan ve ark, 2012), Ivesi ırkı için 4,15 kg (Kul ve Akcan, 2002), 4,40 kg (Yakan ve ark, 2012), Kıvırcık ırkı için 2,81 kg (Altın ve ark, 2003), 4,34 kg (Y akan ve ark, 2012), 4,49 kg (Alarslan ve ark, 2019), Karagül ırkı için 3,13 kg (Erol ve Akçadağ, 2009), Hamdanı kuzuları için 4,48 kg (Oztürk ve Odabaşıoğlu, 2011), Karacabey Merinosu ırkı için 3,69 kg (Sezenler ve ark., 2013), Orta Anadolu Merinosu ırkı için 4,26 kg (Aktaş ve ark., 2016). Ramlıç genotipi için 4,42 kg (Ceyhan ve ark., 2010), Karayaka ve Bafra ırkı kuzular için sırasıyla 3,80 kg olarak bildirilmiştir. Bu araştırmada bulunan ortalama kuzu ağırlığının (3,12 kg) kuzu doğum ağırlığı için kabul edilen (3,5-6,0 kq) ve Türkiye'de yetiştirilen koyun ırklarının kuzularının doğum ağırlıklarının altında olduğu belirlenmiştir. Bununla birlikte, Türkiye'nin Doğu Anadolu Bölgesinde yetiştiriciliği yapılan Romanov kuzularda büyüme özelliklerinin araştırıldığı bir araştırmada bildirilen doğum ağırlığı (2,5 kg), bu araştırmada tespit edilen doğum ağırlığının altında bulunmuştur. Doğum ağırlığı; genotip, cinsiyet, anayaşı ve doğum tipi ile birlikte çeşitli çevresel faktörlerin bir araya gelmesi sonucu şekillenmektedir. Genç anaların yavrularının yaşlı anaların yavrularına göre daha düşük doğum ağırlığına sahip olduğu ve bu durumun genç anaların ergin çağdaki analara göre yavrulara sağladığı anasal şartların yetersiz olmasından kaynaklandığı belirtilmektedir (Akçapınar ve Ozbeyaz, 1999). Romanov ırkı koyunlarda çoklu doğum oranının yüksek olduğu bilinmektedir. Nitekim bu araştırmada ikiz doğum oranı tekiz doğum oranına göre yüksek bulunmuştur. Koyunlarda ergin yaşın 4-5 yaş olarak kabul edilmekte ve ana yaşı artışı ile doğum ağırlığının arttığı da bilinmektedir. Bu araştırmadaki koyunların 2-3 yaşlı olmasının kuzu doğum ağırlığı üzerine etkili olduğu düşünülebilir. Dolayısıyla doğum ağırlığının düşük olması ikiz doğum oranı ve sürünün genç analardan oluşması ile açıklanabilir. ## 5.3.2 Kuzuların Büyüme Döneminde Canlı Ağırlığı Hayvan yetiştiriciliğinde belirli dönemlerde canlı ağırlık takibi ile büyümenin yanı ağırlık artışının belirlenmesi ekonomik açıdan önemlidir. Büyüme hızı, doğum ağırlığının iki katı olana kadar geçen süre ile tanımlanır. Bu süre koyun türü için 20-30 gün olarak belirlenmiştir (Akçapınar ve Özbeyaz, 1999). Bu araştırmada, Romanov ırkı kuzuların doğum ağırlığı ortalamasının 3,12 kg, 30. gün ortalama canlı ağırlığının 6,25 kg olduğu tespit edilmiştir. Dolayısıyla büyüme hızının koyun türü için belirlenmış olan zaman aralığı içerisinde olduğu söylenebilir. Koyun yetiştiriciliğinde genellikle doğal büyütme metodunda ana yanında ve normal süt emdirilerek büyütme metodu uygulanmaktadır. Bu büyütme şeklinde kuzular 90-140 gün kadar analarının yanında tutulurlar. Bu süre içerisinde hem ana sütü emerler hem de yem tüketip süre sonunda da sütten kesilerek sadece yemle beslenerek büyütmeye devam edilir (Akçapınar, 2000). Bu araştırmada 90 günlük süre sonunda sütten kesim uygulanmıştır. Türkiye'de yetiştirilen koyun ırklarında yapılan araştırmalarda sütten kesim zamanında kuzuların ortalama canlı ağırlığı Akkaraman ırkı için 105 günlük sürede 17,42 kg (Esen ve Yıldız, 2000), 90 günlük sürede 26,11 kg (Ünal, 2002) ve25,85 kg (Y akan ve ark, 2012). Ivesi ırkı için 105 günlük sürede 15,39 kg (Kul ve Akcan, 2002), 90 günlük sürede 22,38 kg (Yakan ve ark., 2012). Kıvırcık ırkı için 117 günlük sürede 20,34 kg (Altın ve ark., 2003), 90 günlük sürede 23,79 kg (Yakan ve ark., 2012). Hamdani kuzuları için 90 günlük sürede 21,59 kg (Oztürk ve Odabaşıoğlu, 2011). Karacabey Merinosu ırkı için 90 günlük sürede 27,13 kg (Sezenler ve ark,, 2013). Orta Anadolu Merinosu ırkı için 120 günlük sürede 28,30 kg (Aktaş ve ark,2016). Ramlıç genotipi için 90 günlük sürede 30,25 kg (Ceyhan ve ark, 2010) olarak bildirilmiştir. Bu araştırmada bulunan ortalama kuzu ağırlığının (11,42 kg) kaynaklarda bildirilen 90. günde sütten kesilen kuzuların canlı ağırlıklarının altında olduğu belirlenmiştir. Kuzuların sütten kesilebilecekleri zaman kriteri dışında kuzuların canlı ağırlığının 12-13 kg'a veya doğum ağırlıklarının 3-4 katına ulaşınca da sütten kesilebileceği bildirilmiştir (Kaymakçı ve Sönmez, 1996). Bu araştırmada elde edilen sütten kesim ağırlığı bu kriter ile uyum göstermektedir. Bununla birlikte, sütten kesim çağındaki (90 gün) Romanov ırkı kuzuların canlı ağırlığının kaynaklarda çeşitli koyun ırkları için bildirilen değerlerin altında olmasının; doğum ağırlığının düşük olması ve bakım-beslemenin eksik uygulanmasından kaynaklanmış olabileceği düşünülebilir. ## 5.4 Vücut Olçüleri Vücut ölçüleri hayvanların morfolojik yapısı hakkında bilgi vermesi bakımından önemlidir. Hayvan yetiştiriciliğinde, vücut ağırlığı ve vücut ölçüleri arasında sıkı bir ilişki olduğu bilinmektedir. Vücut ağırlığı, damızlıkta ilk kullanma zamanının belirlenmesi ve et verimi ile yakın ilişkisi nedeniyle yetiştırıcılık bakımından önemli bir özelliktir. Koyun yetiştiriciliğinde yüksek yapılı, bedeni uzun, geniş ve derin olan hayvanlar damızlıkta kullanılarak et üretiminde artış sağlanabilmektedir. Bu nedenle büyüme dönemindeki; cidago yüksekliği, vücut uzunluğu, göğüs derinliği ve göğüs genişliği gibi vücut ölçülerindeki değişim önemli olmaktadır. Ayrıca, vücut ölçüleri, hayvanların büyüme ve gelişmesini takip etme ayrıca ilk kez damızlıkta kullanma zamanını belirlemek açısından da önem taşımaktadır (Ünal, 2002). Türkiye'de yetiştirilen koyun ırklarında yapılan araştırmalarda sütten kesim zamanında Akkaraman ırkı için 90 günlük sürede cidago yüksekliği 52,13 cm, vücut uzunluğu 50,56 cm, göğüs çevresi 64,84 cm, göğüs derinliği 23,67 cm, incik çevresi 7,01 cm (Akçapınar ve ark, 2000). Akkaraman ırkında yapılan diğer bir araştırmada 90 günlük sürede canlı ağırlık 26,37 kg, cidago yüksekliği 54,80 cm, vücut uzunluğu 53,61 cm, göğüs çevresi 69,64 cm, göğüs derinliği 24,52 cm, incik çevresi 7,17 cm (Unal, 2002). İvesi ırkı için 90 günlük sürede canlı ağırlık 14,04 kg, cidago yüksekliği 48,00 cm, vücut uzunluğu 45,18 cm, göğüs çevresi 63,36 cm, göğüs derinliği 20,45 cm (Kul ve Akcan, 2002). Kıvırcık ırkı için 90 günlük sürede canlı ağırlık 21,50 kg, cidago yüksekliği 55,48 cm, vücut uzunluğu 54,95 cm, göğüs çevresi 66,57 cm, göğüs derinliği 21,44 cm, göğüs genişliği 14,53 cm (Alarslan ve Aygün, 2019) olarak bildirilmiştir. Bu araştırmada Romanov ırkı kuzularda 90 günlük sürede belirlenen canlı ağırlık (11,42 kg), cidago yüksekliği (44,12 cm), göğüs çevresi (53,41 cm), incik çevresi (7,78 cm) göğüs derinliği (20,61 cm), göğüs genişliği (16,49 cm) ve vücut uzunluğu (43,14 cm) değerlerinin Türkiye'de yetiştirilen koyun ırklarının kuzularında aynı dönem için belirlenen vücut ölçüleri ve canlı ağırlıkların altında olduğu belirlenmiştir. Vücut ağırlığı arttıkça vücut ölçülerinin de arttığı bilinmektedir. Dolayısıyla, bu durumun canlı ağırlık ile ilişkili olduğu düşünülebilir. ## 6. SONUÇ VE ÖNERİLER Bu araştırmanın sonucunda, Romanov koyunlarında doğum oranı %89,74 olarak belirlenmiştir. Koyun yetiştirmede pratikte oldukça önemli olan döl verimi özelliklerinden bir doğuma düşen kuzu sayısının 1,71 ve sütten kesilen kuzu oranının %132,05 olduğu tespit edilmiştir. Romanov kuzularında ortalama doğum ağırlığı 3,12 kg, 90 günlük sütten kesim yaşında ortalama yaşama gücü oranı ise %93,60 olarak belirlenmiştır. Ayrıca, ana yaşı, doğum tipi ve cinsiyetin gibi özelliklerin canlı ağırlık ve vücut ölçüleri üzerine, 90. gün canlı ağırlık, göğüs çevresi, göğüs genişliği ve vücut uzunluğu hariç, etkisinin olmadığı belirlenmiştir. Bu araştırmada, Karadeniz Bölgesinde yer alan Ordu ilini İkizce ilçesindeki aile işletmesine getirilen Romanov irkı koyunlarda bazı döl verimi özellikleri, kuzularında ise yaşama gücü, büyüme performansı ve vücut ölçüleri tespit edilmiştir. Bununla birlikte söz konusu bölge için Romanov koyun ırkının diğer verim özellikleri (karkas randımanı, et kalite özellikleri, süt verimi ve kalitesi) hakkındaki bilgilerin tamamlanması gerekmektedir. ## ÖZ GEÇMİŞ Adı Soyadı: Mevlüt ŞEN Doğum Yeri: Eskişehir Doğum Tarihi: 21.01.1989 Medeni hali: Evli Bildiği Yabancı Diller: İngilizce Eğitim Durumu (Kurum ve Yıl): Lisans eğitimini 2008-2013 yılları arasında Afyon Kocatepe Universitesi Veteriner Fakültesinde tamamlamıştır. Çalıştığı Kurum/Kurumlar ve Yıl: 2013-2016 yılları arasında Aybastı İlçe Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü'nde Veteriner Hekim olarak çalışmıştır. ![](_page_0_Picture_10.jpeg) 2016 yılından itibaren İkizce İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü'nde Veteriner Hekim olarak çalışmaktadır. e-posta: mevlutsen\_ 26@hotmail.com VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR
37
706046
## OZET ## SİVAS İLİNDE EVİNDE KEDİ BESLEYENLERDE VE BESTEMENTERDE TOXOPLASMA GONDII SEROPREVALANSININ ARAŞTIRILMASI İbrahim ÖZMEN Yüksek Lisans Tezi Tıbbi Parazitoloji Ana Bilim Dalı Danışman: Doç. Dr. Ahmet Duran ATAŞ 2021 Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre insanlarda viral, bakteriyel ve paraziter hastalıkların pek çoğu zoonotik enfeksiyonlardır. Toxoplasma gondii, multisistemik sonuçlar doğurabilen toksoplazmoz etkeni bir protozoon olup; tüm dünyada insanların %30,0'unun bu etkeni taşıdığı bildirilmektedir. Toksoplazmozun oluşmasında kedilerin hem ara konak, hem son konak olması, kedi dışkısıyla milyonlarca ookist atılması; evinde kedi besleyen, kedilerle yakın ilişki içerisinde olan kişilerin, enfeksiyona yakalanma yönünden daha fazla risk altında olduğunu düşündürmektedir. Hastalığın dağılımı beslenme alışkanlıklarına, sosyo-ekonomik duruma, iklim ve çevre şartlarına, kedilerle temasın sıklığına göre değişmektedir. Birçok araştırmada çiğ et, sebze ve süt tüketiminin toksoplazmoz oluşumunda kedi ile temasa göre daha riskli olduğu ortaya konulmuş, kedi bulunmayan bölgelerde de toksoplazmoz vakalarına rastlanılmıştır. Yaptığımız araştırmanın amacı, evinde kedi besleyen ve evinde kedi beslemeyen kişilerde, anti-toxo İgM ve anti-toxo İgG seropozitifliğinin ELİSA yöntemiyle araştırılması; evinde herhangi bir nedenle uzun süredir kedi besleyen/temas eden kişiler ile toksoplazmoz arasındaki olası ilişkisinin ortaya konulmasıdır. Mart-Hazıran 2021 tarihleri arasında Sivas ilinde, evinde en az bir yıldır kedi besleyen 91 ve evinde hiç kedi beslememiş, kedi teması olmayan 91 kişiden kan örnekleri alınmış; serum örneklerinde, ELİSA yöntemi ile, anti-toxo İgM anti- toxo İgG antikoru araştırılmıştır. Yaş, cinsiyet ve diğer sosyodemografik kriterler göz önünde bulundurulamamıştır. Yapılan çalışma sonucunda, her iki grupta anti-toxo lgM negatif olarak tespit edilmiştir. Evinde kedi besleyenlerin 20'sinde (%22,0) ve evinde kedi beslemeyenlerin 40'ında (%44,0) anti-toxo İgG seropozitifliği saptanmıştır. Her iki grup arasında da antı-toxo IgM seropozitifliği yönünden istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamazken; anti-toxo IgG seropozitifliği (p=0,002), istatistiksel olarak anlamlı çıkmıştır (p<0.01). Mevcut bilgilere göre, kedi beslemenin T.gondii seropozitifliğini artırması tahmin edilebilirken; çalışma sonucunda, evinde kedi beslemeyen/temas etmeyenlerde anti-toxo IgG pozitifliği daha fazla saptanmış ve istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Evinde kedi beslemeyenlerde seropozitifliğin fazla çıkmasının nedeninin, toksoplazmoz oluşumundaki etkenin sadece kedilerden atılan ookistlerin olmayabileceğini, kediler dışındaki diğer bulaş yollarıyla bulaşmanın da hala önemli olabileceğini akla getirmektedir. Anahtar Kelimeler: Toxoplasma gondii, Toksoplazmoz, ELISA, Kedi Besleyen, IgM, IgG ## ABSTRACT ## INVESTIGATION OF TOXOPLASMA IN PERSONS KEEPING CATS AND NOT KEEPING CATS AT THEIR HOME IN SIVAS İbrahim ÖZMEN Master Thesis Department of Medical Parasitology Advisor: Doç. Dr. Ahmet Duran ATAŞ 2021 According to World Health Organization (WHO) data, most of the viral, bacterial and parasitic diseases in humans are zoonotic infections. Toxoplasma gondii is a protozoan that can cause multisystemic consequences, and it is reported that 30.0% of people all over the world carry this agent. In the formation of toxoplasmosis, cats are both intermediate and final hosts, and millions of oocysts are excreted with cat feces. It suggests that people who have cats at home and who are in close contact with cats are at higher risk of transmission of toxoplasmosis. The distribution of the disease varies according to nutritional habits, socio-economic status, climatic and environmental conditions, and frequency of contact with cats. Many studies have shown that consumption of raw meat, vegetables and milk is more risky in the development of toxoplasmosis than contact with a cat. However, cases of toxoplasmosis have also been found in areas where there are no cats. The aim of the study is to investigate the anti-toxo IgM and anti-toxo IgG seropositivity in people who have cats at home and those who do not have cats at home, by the ELISA method and to determine the possible relationship between toxoplasmosis and people who have been feeding / contacting cats for a long time for any reason at home. Between March-June 2021, blood samples were taken from 91 people who have had cats in their homes for at least one year and from 91 people who have never had a cat in their home and had no contact with cats, in Sivas province. Anti-toxo IgM anti-toxo IgG antibody was investigated in serum samples by ELISA method. Age, gender and other sociodemographic criteria could not be taken into account. As a result of the study, anti-toxo IgM was found to be negative in both groups. Anti-toxo lgG seropositivity was found in 20 (22.0%) of those who had cats at home and 40 (44.0%) of those who did not have cats at home. No statistically significant difference was found between both groups in terms of antitoxo IgM seropositivity. Anti-toxo IgG seropositivity was found to be statistically significant (p=0.002) (p<0.01). Based on available information, it is predicted that keeping/having cats at home will increase T.gondii seropositivity. However, as a result of the study, antitoxo IgG positivity was found to be higher in those who did not feed/contact cats at home, and it was found to be statistically significant. The reason for the excessive occurrence of seropositivity in those who do not feed / have no cats in their home suggests that the causes of toxoplasmosis may not only be oocysts excreted from cats, but also transmission by other means of transmission other than cats may still be important. Key words: Toxoplasma gondii, Toxoplasmosis, ELISA, Cat feeder/ having a cat at home, IgM, IgG ## KISALTMALAR / SİMGELER DİZİNİ - DSÖ : Dünya Sağlık Örgütü - IgM : Immünglobulin M - IgG : Immünglobulin G - IgA : Immünglobulin A - IgE : Immünglobulin E - Acquired İmmüne Deficiency Syndrome (Kazanılmış Bağışıklık AIDS: Yetmezliği Sendromu) - ELISA : Enzyme Linked Immuno Sorbent A ssay - Mikrometre um : - BAL : Bronkoalveolar lavaj - BOS: Beyin omurilik sıvısı - Nova Tec Units NTU: - SF : Sabin-Feldman - SFDT : Sabin-Feldman Dye Testi - IFAT : Indirekt Fluoresan Antikor Yöntemi - DA : Direkt Aglütinasyon Yöntemi - LAT : Lateks A glütinasyon Testi İSA GA-İgM : Immünosorbent Ağlütinasyon Testi Immünglobulin M - MAT : Modifiye Edilmiş Aglütinasyon Testi - PC R Polymerase Chain Reaction . • ## 1. GİRİŞ Parazit kelimesi Yunanca yanında anlamındaki "para" ile gıda anlamındaki "sitoz" kelimelerinin birleşmesinden oluşmuştur. Parazit canlı vücudunun içerisinde veya üzerinde, zarar vererek yaşamını sürdüren organizmaya verilen isimdir. Parazitlerin sebep olduğu hastalıklara ise "parazitoz" denilmektedir. Ideal parazitin konağının ölümüne kısa sürede sebep olmayacağı görüşü hakimdir. Bu görüşün dışında kalıp konağını kısa sürede öldürebilen parazitler de bulunmaktadır. Saygı ise ideal parazitlere örnek olarak Toxoplasma gondii'yi vermektedir (1). Dünya Sağlık Orgütü'ne göre son on yılda insanları etkileyen ve yeni tanımlanan enfeksiyon etkenlerinin %60,0 dan fazlası, hayvanlardan veya hayvansal kaynaklı ürünlerden kaynaklanmaktadır (2,3). Bu ürünlerle bulaşan parazitler, virüsler, bakteriler ve prionlar gibi hastalık etkenleri ile enfeksiyonlar oluşmaktadır. Dünya'da en çok görülen paraziter hastalıkların içinde toksoplazmozun yer aldığı bilinmektedir. Zorunlu hücre içi bir parazit olan T.gondii tarafından oluşturulan toksoplazmoz, insanlara birçok yolla bulaşabileceği bildirilmektedir (2). Kedilerin dışkıları ile atılan olgunlaşmış ookistlerin alınması, bradizoit formları içeren etlerin çiğ veya az pişmiş olarak yenilmesi en önemli bulaş yolu olarak kabul edilmektedir (4-7). Ancak sadece kedi teması ya da az pişmiş gıdalar değil, kedilerin dışkılarıyla temas halinde olan su kaynaklarının salgınlarda önemli rol oynadığı da yapılan çalışmalarla gösterilmektedir (8,9). Toksoplazmozun yaşanılan coğrafya ve kültürlere göre prevalansı değişmektedir. Ulkemizde yeme alışkanlıkları, hayvanlarla temas oranları, çevre ve altyapının düzenine ve bölgelere göre T.gondii seroprevalansı %17,3-78,0 oranında değişmektedir (3,4,10). Mevcut dünya nüfusunun ise tahmini %25,0-30,0 unun T.gondii ile enfekte olduğu düşünülmektedir (11). Kedilerde toksoplazmoz, dünya çapında %60,0-90,0 arasında değişen seroprevalanslarda bildirilmektedir (2). T.gondii ile enfekte kedilerin 4 haftaya kadar dışkısıyla ookist atıldığı ve bu ookistler ile 2 km²'lik bir alana yayılabileceği düşünülmektedir (12). Primer toksoplazmoz, sağlıklı erişkinlerde genellikle asemptomatik seyrederken; nadiren ateş, halsizlik, boğaz ağrısı, baş ağrısı, makülopapüler döküntü ve lenfadenopati ile karakterize bir tablo oluşturmaktadır (4,7,10). Toksoplazmozun tanısı serolojik, histolojik veya moleküler yöntemler kullanılarak konulabilmektedir. Serolojik tanı yöntemleri "l.gondii'ye özgü antikorların saptanması esasına dayanan ve toksoplazmoz tanısında en sık kullanılan yöntemler olarak belirtilmiştir (7,10). Toxoplasma ile enfekte olduktan sonra ilk çoğalan antikorlar İğE ve İgA, İgM'dır. Birinci ayın sonunda İgE ve İgA negatifleşirken; İgM pozitif kalmaya devam etmektedir. İgM birkaç ay sonra negatifleşirken, İgG hayat boyu pozitif kalmaktadır (13,14). Son 20 yılda pet hayvancılığının gelişmesiyle birlikte, evlerde kedi besleme alışkanlıkları artmaktadır. Hayvanseverlere göre, evcil hayvanları, evin bir üyesi olarak görülmektedir ve duygusal ilişki beraberinde fiziksel teması da kaçınılmaz kılmaktadır (6). ABD'de yapılan bir çalışmada, yeni kedi sahiplenen hayvanseverlerde %18,0, uzun süreli kedi sahiplerinde ise %41,0 oranında, kedilerini ailenin bir üyesi olarak gördüğü bildirilmektedir (15). Bu tür ilişkiler beraberinde bazı riskleri de getirmektedir. Evde beslenen evcil hayvanların vücut sıvılarının gıda maddeleriyle teması, direkt olarak hayvanın lezyonlu bölgesiyle temas edilmesi, ısırılma veya tırmalama gibi davranışların neticesinde hayvan sahipleri farklı etkenlerle enfekte olabilmektedir (16,17). Risk faktörlerinden biri de, enfekte hayvanların evde olup-olmadıklarına bakılmaksızın, insanların kedileriyle paylaştıkları yaşam koşullarıdır (6). ## 1.1. Araştırmanın Amacı Ozellikle son yıllarda şehirleşme ile birlikte, evlerde, evin bir bireyi gibi hayvan (kedi, köpek, kuş, balık vb.) besleme alışkanlıklarında büyük artışlar olmuştur. Bu tür alışkanlıklar beraberinde bir kısım zoonotik hastalıkların insanlara bulaşmasında kolaylıklar sağlayabilmektedir. Bu çalışmanın amacı, Sivas ilinde evinde en az bir yıldır kedi besleyenler, ile hiç kedi beslemeyenler (veteriner kliniği, hayvan hastanesi, barınak gibi kedi teması olabilecek yerlerde bulunmamış, kedileri sevmeyen/korkan...) arasındaki T.gondii seroprevalansı farklılığının belirlenmesidir. Ayrıca, kedi beslemenin (kedilerle sıkı/yakın temasta olmanın, evlerinde bulundurmanın ...) toksoplazmoz yönünden etkisinin olup-olmadığını ortaya koymak; elde edilen verileri irdeleyerek, diğer yapılan çalışmalarla karşılaştırıp, bilimsel literatüre yeni katkılarda bulunmaktır. ![](_page_0_Picture_1.jpeg) ## 1 / 11 1 1 ## 2. GENEL BİLGİLER ## 2.1. Tarihçe Toxoplasma protozoonların Apicomplexa grubunda yer alan bir parazittir. Toxoplasma'nın memeliler ve kanatlı hayvanlarda hastalık oluşturabilen tek türü T.gondii'dir. T.gondii'yi Nicolle ve Manceaux, önce bir Leishmania türü olduğunu düşünmüşler, 1908 yılında Ctenodactylus gundii adındaki bir kemirgende tespit edip literatüre girmesini sağlamışlardır. T.gondii adı "toxo" yay ve "plasma" yaşam anlamına gelen kelimelerden oluşmaktadır. Toxoplasma'nın oluşturduğu enfeksiyona ise 'Toksoplazmoz'ya da 'Toxoplasmosis' ismi verilmektedir (18,19). Ulkemizde toksoplazmoz vakası ilk olarak 1953 yılında Unat ve arkadaşları tarafından tespit edilmiştir (7). Bu parazıtın yaşam döngüsünün aydınlığa kavuşması 1960'lı yılları bulmuştur. Yapılan çalışmalar göstermiştir kı, Toxoplasma'nın son konağı kedi ve kedigiller, ara konağı ise kedileri de kapsayacak biçimde tüm memeliler ve kanatlılardır. Toxoplasma, ara konaklarda eşeysiz üreme kabiliyetine sahip olsa da, son konakta hem eşeyli hem eşeysiz üreyebilmektedir (1). Yirminci yüzyılın başlarında konjenital bulaş ile çocuklarda meydana gelen hidrosefalı, retinokoroidit ve ensefalit belirtilerini taşıyan çocuklarda, Toxoplasma'nın patojenik yönü, tespit edilmiştir. Yine, 20.yy. ortalarında Yeni Zelanda'da, koyunlarda abortun sebeplerinden biri olarak ortaya konulmuştur. Nihayet 1960'lı yıllarda T.gondii'nin yaşam döngüsünde kedilerin son konak olduğu tespit edilmiştir (20). T.gondii'nin teşhisine yardım edecek antikor ölçümü, 1948 yılında Sabin-Feldman boyamasıyla yapılmıştır (7). Fakat kedilerin dışkısıyla atılan çevre şartlarına son derece dayanıklı bir ookistinin olduğu 70'lı yıllarda ortaya konulabilmiştir (18). ## 2.2. Morfolojisi T.gondii, ara konaklardaki yalancı kistlerin içinde takizoit denilen trofozoitler şeklinde, hakiki kistlerin içinde de bradizoitler olarak görülmektedir. Ayrıca son konak olan kedigillerin dışkısında da ookistler bulunmaktadır (1), Takizoitler : Trofozoit formu yay şeklinde, ortalama uzunluğu 4-8 µm; eni ise 2-3 µm'dir. Bir ucu diğerine göre daha küttür (Şekil 1)(1). Bu görüntüye konoid adı verilmektedir (21). Giemsa boyasıyla sitoplazması mavi, çekirdek kırmızı renkte boyanır. Takizoitler kayarak hareket edebilir. Tüm ökaryotik canlıların sahip olduğu gibi çekirdek, mitokondri ve golgi aygıtı içermektedir. Tekrarlanan bölünmeler neticesinde rozet görünümü ortaya çıkmaktadır (22). Bradizoitler : Enfekte konak içerisinde parazitin çoğalması ile konak hücresi takizoitlerle dolar. Konak tarafından etrafı vakuolle çevrilen bu döneme doku kisti denilmektedir. Kist içerisinde kalan takizoitler uzun dönemde bradizoitlere dönüşmektedir. Bradizoitler morfolojik olarak takizoitlere benzer (11). Ancak beyindekiler daha yuvarlak iken kas liflerindekilerin ise daha uzun olduğu bilinmektedir. Kistin etrafında oluşan iki katlı çeperden dıştaki konak tarafından oluşturulurken içteki parazit tarafından oluşturulmaktadır (23). Ookistler : Son konak olan kedi ve kedigillerin bağırsağında oluşan ookistlerin iki tabakalı çeperleri bulunmaktadır ve akut dönemdeki büyüklüğü 10x12 um'dir. Kedigillerde merozoit ve eşeyli çoğalma döneminde gamet ve gametositler görülmektedir (1). Ookistler sporlandığında dörder sporozoit taşıyan 8.5x6 um büyüklüğünde iki sporokist içermektedir (11). ![](_page_0_Picture_0.jpeg) Şekil 1. Toxoplasma gondii'nin takizoit mikroskop görüntüsü (100x)(24) ## 2.3. Sınıflandırma T.gondii protista aleminde Apicomplexa şubesinde yer alan koksidiyan bir parazittir. Memeliler ve bazı kanatlılarda toksoplazmoza sebebiyet vermektedir. Amerika'da B kategori patojen olarak sınıflandırılmaktadır. Ara konaklarda eşeysiz, son konağın bağırsak hücrelerinde takip eden dönemler halinde hem eşeyli hem de eşeysiz olarak çoğalmaktadır. Kedi ve kedigiller hem ara hem son konaktır (11). Alt alem : Protozoa Şube : Apicomplexa Sınıf : Sporozoa Alt sınıf : Coccidiida Takım : Eucoccidiida Alt takım : Eimeriina Aile : Toxoplasmatidae Cins : Toxoplasma Tür : Toxoplasma gondii (25,26) ## 2.4. Yaşam Döngüsü T.gondii'nin ara konakları kedigiller dahil tüm memeliler ve bazı kanatlılardır. Son konak ise kedigillerdir. Son konak kedi ve kedigillerde, hem ince bağırsak epitel hücrelerinde (enteroepitelial siklus = şizogoni ve gametogoni), hem de bağırsaklardaki gelişme ile eş zamanlı olarak, ara konaklarda olduğu gibi (nöronlar, mikroglia, endotel hücreleri, karacığer parankim hücreleri, akciğer ve bez epitel hücreleri, kalp ve iskelet kası hücreleri, yavru zarları, lökositler (makrofajlar) ve diğer pek çok hücrede) gelişin, çoğalırlar (ekstraenteroepitelyal siklus). Bu özelliğinden dolayı, kedi ve kedigiller T.gondi'nin hem ara konağı, hem de son konağıdır (1,27,28). Gametogoni yalnızca kedigillerde görülmektedir (Şekil 2,3)(29). Proliferatif form, doku kisti ve sporozoit form olmak üzere üç evresi vardır: Sporozoitler: Bradizoit veya takizoit halindeki parazitler kedilerin bağırsak epitel hücrelerinde sırasıyla şizogoni ve sporogoni ile çoğalmaktadır. Bu çoğalma olgunlaşmamış ookistlerin oluşmasıyla sonuçlanmaktadır. Son konağın dışkısı ile ookistler atılmaktadır (1). İsı, nem ve oksijen miktarına göre bu ookistlerin içerisinde 1-5 gün arasında iki adet sporokist oluşur, sporokistlerin her birinde dörder tane sporozoit bulunmaktadır. Bu noktada ookist artık olgunlaşmıştır (1). Ookistlerin dışkı ile atıldıktan sonraki bu geçirdiği sathalara sporulasyon denir. Sporulasyon için 4°C'nin altı ve 37°C'nin üstü uygun değildir. Nem ve oksijen varlığının uygun olduğu 24°C'de sporulasyon 3 gün, 15°C'de 5-8 gün, 11°C'de 14-21 günde gerçekleşmektedir. Ookistlerin nemli toprakta 18 ay boyunca enfektif özelliklerini kaybetmedikleri tespit edilmiştir (23). Kedigillerin dışkısı ile atılan ookistlerin toprak yüzeyinde yetişen gıdaları, su kaynaklarını kontamine etmesi ile rüzgarın veya mekanik vektörlerin vasıtasıyla solunum yolu ile alınması da bulaşa neden olabilir (30,31). Proliferatif form: endozoit, takizoit, trofozoit olarak da isimlendirilir (27). Ara konak tarafından ağızdan alınan sporlanmış ookist ince bağırsakta açılır ve sporokistlerin içindeki sporozoitler serbestleşmektedir. Sporozoitler birer hücre içine girerek endodiyogeni ile çoğalmaktadır (1). Tekrarlanan bölünmeler rozet görüntüsünü ortaya çıkarmaktadır. Bu form literatürde daha önce trofozoit ya da endozoit olarak adlandırılsa da günümüzde takizoit ismi kullanılmaktadır. Takizoitlerin bir araya gelmesiyle meydana gelen topluluğa yalancı kist denilmektedir. Enfekte konağın tükürük, seminal sıvı, burun akıntısı, göz yaşı gibi doğal salgılarında takizoitlerin izole edildiği bildirilmektedir (23). Bradizoit (=kistozoit); yavaş bir şekilde çoğalır. Trofozoit = takizoit formu, akut enfeksiyona; bradizoit formu (=kistozoit), doku kisti içerisinde uzun süre ve yavaş bir şekilde üreyerek, latent=subklinik enfeksiyona neden olurlar. Bradizoitler enfeksiyonun taşınmasında önemli paya sahiptirler (1,27). Bir başka ifade ile konağın bağışıklık sisteminden kaçmak ve yaşam ihtiyaçlarını azaltmak için kist içinde daha yavaş çoğalan formlara dönüşen takizoitlere bradizoitler denilmektedir. Doku kistlerinin içerisinde birkaç bradizoitden binlerce bradizoite kadar bulunup 200 um büyüklüğüne ulaşabilmektedir. Kistlerin bütün dokulara yerleşebildiği ama beyin iskelet ve kalp kasında daha çok görüldüğü bildirilmektedir. Bu kistler 66°C'nin üzerinde ve -12°C'nin altında enfeksiyon oluşturma kabiliyetini kaybetmektedirler. 4°C'de ise 2 aya kadar enfektif olabilmektedirler (23). Bununla birlikte kedilerin enfeksiyonu parazitin hangi formu ile aldığına göre ookist atılımına kadar geçen süre farklılık göstermektedir. Kediler paraztın takizoit formunu almış ise 19-48 gün; doku kisti formunu almış ise 3-10 gün; ookist olarak almışlar ise 21-40 gün sonra dışkıları ile ookist atımına başladıkları bildirilmektedir (23). ## 2.5. Türkiye ve Dünya'da Toxoplasma Toksoplazmoz Dünya'daki tüm coğrafyalarda görülebilmesine rağmen iklim, mutfak alışkanlıkları, gıdaların muhafaza şekli, kişisel hijyen ve kedigillerin popülasyonuna göre seroprevalansı değişebilmektedir (l'ablo 1,2) (23). T.gondi'nin Türkiye'de görülme sıklığı bazı çalışmalarda, toplumun %17,3-78,0 arasında (3,4,10); bazı araştırmalarda ise %11,0-60,0 arasında bildirilmektedir (33). Fırat Universitesi Pırazitoloji Ana Bilim Dalında Toxoplasma yönünden risk taşıyan 4908 hastada yapılan çalışmada, hastaların %31,01'de anti-toxo IgG, %0,77'sinde de anti-toxo IgM antikorları tespit edilmiştir (34). Toksoplazmoz ile ilgili hiçbir semptom ya da anamnezi olmayan 150 hastada Kuman ve arkadaşlarının yaptıkları çalışmada ise %42,6 oranında antı-toxo IgG ve anti-toxo IgM antikorları tespit edilmiştir (35). 2001-2005 dönemi içerisinde toksoplazmoz şüphesi ile İnönü Universitesi Tıp Fakültesi'ne başvuran hastalardakı antı-toxo lgG ve anti-toxo İgM antikorları İFAT ve ELİSA yöntemiyle araştırılmıştır. Parazitoloji Ana Bilim Dalında yapılan bu çalışmada hastaların %37,0'sinde anti-toxo İgG antikorları pozitif ve %0,9'unda anti-toxo lgM antikorları pozitifliği tespit edilmiştir (36). Hatay yöresinde ELISA yöntemiyle T.gondii antikorlarının araştırılmasına yönelik yapılan çalışmada 329 kişinin 137'sinde (%41,64) anti-toxo İgG antikorları pozitif olarak tespit edilmiştir (37). Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ne başvuran 20-45 yaş aralığındaki 1253 gebe kadında yapılan çalışmada %34,19 oranında antı-toxo İgG ve %0,24 oranında anti-toxo IgM antikorları tespit edilmiştir (38). Adnan Menderes Universite'ne başvuran toksoplazmoz şüpheli 438 kişide IFAT ve ELISA yöntemiyle yapılan çalışmada antı-toxo İgG antikorları %30,0 oranında ve anti-toxo İgM antikorları %2,6 oranında tespit edilmiştir (39). Dünya nüfusunun ise %40,0'ında T.gondii enfeksiyonuna yakalandığı bildirilmektedir. Avrupa ve Amerika'da bu oran %50,0'sinde kadar çıkmaktadır. Fransa ise %80,0 ile en başlarda gelmektedir. Sırasıyla Belçika %29,0, Çekya %51,0, İsrail %26,0, İngiltere %20,0; doğu komşumuz İran'da ise her iki kişiden birinin enfekte olduğu bildirilmektedir (33). Tablo 1. Dünyanın farklı yerlerinde, kedi ve köpeklerde T.gondii seroprevalansı üzerine yapılan araştırmalardan örnekler (40-70) | Çalışma yeri | Çalışma popülasyonu | T.gondii | Kaynak | |-----------------------|------------------------------------------------------------------|----------------------|-------------------------------------------------------------| | | | seroprevalansı | | | ABD, Rode Island | 84 barınak kedisi | (%)<br>42,0 | DeFeo ML ve | | USA, Pennsylvania | 116 hastaneye kayıtlı kedi<br>210 ev kedisi | 19,5 | diğerleri; 2002 (41)<br>Dubey JP ve<br>diğerleri; 2009 (42) | | USA, Fort Collins, CO | Klinik olarak hasta<br>12,628 sahipli kedi | 31,6 | Vollaire MR ve<br>diğerleri; 2005 (43) | | Meksika, Durango City | 105 ev kedisi | 21,0 | Alvarado-Esquivel<br>C ve diğerleri ;<br>2007<br>(44) | | Belçika | 346 sokak kedisi | 70,2 | Dorny P ve<br>diğerleri; 2002 (45) | | Ispanya | Total | 32,3 | Miró G ve | | | Sokak kedisi | 36,9 | diğerleri; 2004 (46) | | | Ciftlik kedisi<br>Ev kedisi | 33,3 | | | | | 25,5 | | | Portekiz, Lizbon | Sokak kedisi | 24,2 | Duarte A, ve<br>diğerleri; 2010 (47) | | Macaristan | Kırsal ve kentsel alanlarda<br>yaşayan sokak kedileri<br>(n=330) | 47,6 | Homok S, ve<br>diğerleri; 2008 (48) | | Polonya, Olsztyn | 135 ev kedisi | 65,9 | Michalski MM, ve<br>diğerleri; 2010 (49) | | UK, Manchester | 200 ev faresi | 59,0 | Murphy RG, ve<br>diğerleri; 2008 (40) | | Brezilya | Sao Paulo'da 430 | 26,7 | Silva JC, ve | | Sao Palo<br>Guanulhas | sokak kedisi,<br>Guaulhas'da 40<br>sokak kedisi, | 10,0 | diğerleri; 2002 (50) | | | Sao Paulo'da | 40,6 | | | Brezilya, Amazonlar | 32 ev kedisi<br>129 köpek | 69,8 | V aladas S, ve<br>diğerleri ; 2010<br>(51) | | West Indies, Grenada | 71 ev kedisi<br>101 sokak kedisi | 30,6<br>27,7 | Dubey JP, ve<br>diğerleri; 2009 (52) | | Trinidad Tobago | 250 köpek | 32,0 | Ali CN, ve | | | Sokak köpeği | 60,5 | diğerleri; 2003 (53) | | | Ev köpeği | 25,5 | | | Iran, Tahran | 100 kedi<br>Sokak kedisi<br>Ev kedisi | 63,0<br>90,0<br>36,0 | Haddadzadeh HR<br>ve diğerleri, ; 2006<br>(54) | | Çalışma Yeri | Çalışma popülasyonu | T.gondii<br>seroprevalansı | Kaynak | |--------------------|----------------------|----------------------------|----------------------| | | | (% ) | | | Iran, Kerman | Sokak ve ev kedileri | 32,1 | A khtardanesh B, ve | | | | | diğerleri; | | | | | 2010 (55) | | Iran, Şam | Sokak kedileri | 40,0 | Sharif M, ve | | | | | diğerleri; 2009 (56) | | Türkiye, Ankara | Ev ve sokak kedileri | 40,3 | Ozkan AT ve | | | | | diğerleri; 2008 (57) | | Türkiye, Kocaeli | Ev köpekleri | 62,5 | Şimşek S ve | | | Sokak köpekleri | 71,7 | diğerleri ; 2006 | | | (n=116) | | (58) | | Türkiye, Ankara | 116 köpek | 62,06 | Aslantaş O ve | | | | | diğerleri; 2005 (59) | | Israil | Ev ve sokak kedileri | 16,8 | Salant ve Spira; | | | | | 2004 (60) | | Mısır, Nil Deltası | Sokak kedileri | 9,0 | Khalafalla RE; | | | | | 2011 (61) | | Tayland, Bangkok | 1,490 sokak kedisi | 4,8 | Jittapalapong S, ve | | | | | diğerleri; 2010 (62) | | Tayland, Bangkok | 230 sokak köpeği | 10,9 | Jittapalapong S, ve | | | | | diğerleri; 2009 (63) | | Tayvan, Taipei | Sokak köpekleri | 20,1 | Tsai Y J, ve | | | | | diğerleri; 2008 (64) | | Sri Lanka | 86 kedi | 30,2 | Kulasena VA, ve | | | | | diğerleri; 2011 (65) | | Kore, Seul | 72 kedi | 38,9 | urgerient, 2011 (UJ)<br>Lee SE, ve<br>diğerleri; 2010 (66) | |-----------------|-------------------------------------------------|----------------------|------------------------------------------------------------| | Kore, Gyeogindo | Dişi sokak kedileri<br>Erkek sokak kedileri | 29,2<br>24,0 | Kim HY , ve<br>diğerleri; 2008 (67) | | Çin | 231 sokak köpeği<br>Kentlerde<br>Kırsal bölgede | 40,3<br>38,7<br>41,0 | Yan C, ve diğerleri;<br>2012 (68) | | Çin | 150 sokak ve ev köpeği | 33,3 | Zhang H, ve<br>diğerleri; 2010 (69) | | Çin, Lozhou | Ev kedileri<br>Sokak kedileri | 15,6<br>45,2 | Wu SM, ve<br>diğerleri; 2011 (70) | Tablo 2. Türkiye'de küçük hayvanlarda T.gondii prevalansı üzerine yapılan bazı araştırmalar (58,59,71-82) | Şehir | Hayvan Türü | Sayı<br>Ornekleri | Yaygınlık<br>(% ) | Bilimsel Kaynak | |-------------------------|-----------------------------------|-------------------|-------------------|-------------------------------------| | İzmir | Sokak kedisi | 1121 | 34,2 | Can ve diğerleri,<br>2014 (71) | | A nkara ve<br>Kırıkkale | K edi | 102 | 48,03 | Duru ve diğerleri,<br>2017 (72) | | Niğde | Kedi | 72 | 76,4 | Karatepe ve<br>diğerleri, 2008 (73) | | Niğde | Yerli güvercin<br>Yabani güvercin | 105<br>111 | 0,95<br>0,90 | Karatepe ve<br>diğerleri, 2011 (74) | | Niğde | Sincap | 105 | 11,4 | Karatepe ve<br>diğerleri, 2004 (75) | | Kocaeli | Sahip olunan<br>köpek | 116 | 69,8 | Şimşek ve diğerleri,<br>2006 (58) | | Şanlıurfa | Barınak köpeği | 80 | 97,5 | Babür ve diğerleri,<br>2007 (76) | | Eskişehir | Sokak köpeği | 185 | 54,1 | Doğan ve diğerleri,<br>2014 (77) | | Kars | Sahip olunan<br>köpek | 179 | 96,1 | Gıcık ve diğerleri,<br>2010 (78) | | Diyarbakır | Sahipsiz köpek | 100 | 94,0 | Içen ve diğerleri,<br>2010 (79) | | A nkara | Sokak köpeği | 116 | 62,06 | Aslantaş ve diğerleri,<br>2005 (59) | | Ankara | Sokak köpeği | 107 | 54,0 | Şahal ve diğerleri,<br>2009 (80) | | Istanbul | Sokak köpeği | 100 | 19,0 | Uysal ve diğerleri,<br>2017 (81) | | Sivas | Köpek | 120 | 95,8 | Altay ve diğerleri,<br>2013 (82) | ## 2.6. Klinik Görünüm T.gondii'nin yol açtığı toksoplazmoz hastalığının klinik görünümü 4 temel başlık altında incelenmektedir. ## 2.6.1.Toksoplazmozun Bağışıklık Sistemi Normal Olan Kişilerdeki Klinik Görünümü Toksoplazmozun, bağışıklık sistemi sağlam kişilerde organ yayılımı latent bir seyir gösterir ve genellikle klinik bulgu oluşturmamaktadır. Bu dönemde bazı organ ve dokularda doku kistleri bulunabilmektedir. Kistlerin açılması ve bradizoitlerin serbestleşmesi ile bağışıklık sistemi devreye girip enfeksiyonu kontrol altına aldığı bildirilmektedir (31). Asemptomatik seyreden toksoplazmoz olguları genellikle geçici boyun ve göz lenf düğümlerinde lenfadenopatiyle seyretmektedir (83). ## 2.6.2. Toksoplazmozun Oküler Formundaki Klinik Görünümü Toksoplazmoz yetişkinlerde fokal nekrotizan retinit denilen ve bir göz problemi olan üveitlere de sebep olabilmekte (84-88); Koryoretinit oluşumuyla meydana gelen görme bozuklukları konjenital olabileceği gibi edinsel olarak da ortaya çıkabilir. Toksoplazmozun oküler formunun oluşumunu etkileyen unsurlar yaş, cinsiyet, ırk gibi endojen faktörlere bağlı olabileceği gibi iklim, diyet, besleme ve suş farklılıklarına göre de değişebilmektedir (83,89). ## 2.6.3. Toksoplazmozun Hamilelik ve Konjenital Bulaş Ile Oluşturduğu Klinik Görünümü Toksoplazmozun, çoklu organ yetmezliklerine neden olabildiği; enfeksiyonun oluştuğu dönemin gebeliğin hangı dönemine denk geldiğiyle ve annenin immun sistemine bağlı olarak abortlara neden olabildiği de bildirilmektedir (90). Gebeliğin son dönemlerinde oluşan toksoplazmoz olgularında, fetüsün enfekte olabilme ihtimali artarken, oluşan hastalığın tahribatının azaldığı gözlemlenmiştir (91). Gebeliğin ilk ve ikinci trimesterinde oluşan enfeksiyonun göbek kordonu aracılığıyla konjenital toksoplazmoza yol açtığı ve abort ile sonuçlanmaya neden olduğu bildirilmiştir. Gebeliğin son döneminde ise oluşan enfeksiyonla doğan bebekler genellikle asemptomatiktir (89). Konjenital toksoplazmoz vakalarının oluşumu ve yol açabileceği tahribat konağın bağışıklık sistemine ve parazitin miktar ve virulansına göre değişmektedir (91). Buna rağmen fetüsun konjenital bulaşma yolu ile toksoplazmoz yönünden risk altında bulunduğu bildirilmektedir (91). Hastalığın seyrine göre hidrosefali, beyinde kalsifikasyon, sarılık ve hepatomegali görüldüğü tespit edilmiştir (92). Toksoplazmoz ile doğan bebeklerde daha sonra görme bozuklukları ortaya çıktığıda bildirilmiştir (93). ## 2.6.4. Toksoplazmozun Bağışıklık Sistemi Baskılanmış Kişilerdeki Klinik Görünümü Bağışıklık sistemi enfeksiyon hastalıkları ya da otoimmun hastalıklarla baskılanmış kişilerde oluşan toksoplazmoz olgularında ise, önceden geçirilen enfeksiyonun nüks etmesi ile hayatı risk söz konusu olabilmektedir. Bağışıklık sistemi bakılanmış kişilerde serbestleşen bradizoitler takizoitlere dönüşerek kontrolsüz bir biçimde çoğalarak dokularda hipoksi ve tahribat yapmaktadır. Parazitlerin kan yoluyla beyin, akciğer, kalp, karaciğer, pankreas, göz gibi organlarda doku nekrozu oluşturabildiği tespit edilmiştir. Ancak bu bireyler arasında farklılıklar görülmektedir (13,94,95). Bu hastaların %76,0'sında merkezi sinir sistemi, %38,0'inde miyokardıyal, %23,0 ünde pulmoner toksoplazmozun oluştuğu bildirilmektedir. Tedavi edilmediği takdırde bu vakaların %99,0'unun ölümle sonuçlandığı bildirilmiştir (96). AIDS sebebi ile bağışıklık sistemi baskılanmış bireylerde ise bulaş ihtimalinin daha kolay olduğu bilinmektedir (97). Toksoplazmoz AIDS hastaları için hayatı önemi olan sekonder bir enfeksiyondur (98). AIDS'li bireylerde toksoplazmozun özellikle beyin, akciğer ve göz hasarına yatkınlık sağladığı bildirilmektedir. AIDS'li bireylerde Toksoplazmik ensefalitis toksoplazmozun en çok görülen formudur ve AIDS'li bireylerdeki merkezi sinir sistemi lezyonları içerisinde ilk sıradadır. Toksoplazmik ensefalitislerde letani, paralız, duyu kusurları, davranış bozuklukları, nöropsikiatrik bozukluklar, serebellar bozukluklar en çok rastlanan semptomlardır (99). Hidrosefali ise Foramen Monro ve Sylvius kanalının tıkanıklığı neticesinde meydana gelmektedir (11). Toksoplazmoz AIDS'li bireylerde çoğunlukla subakut seyretmektedir. Genellikle hemiparezi ve/veya konuşma bozukluğu görülmektedir. Kranial sinir lezyonlarının olduğu durumlarda mental durum değişiklikleri ve koma görülebilmektedir (99). AIDS'li vakalarda toksoplazmozun pulmoner tutulumu daha fazla görülmekte olup bu durum genellikle anti-HIV tedavisi almayanlarda görülmektedir. Tedavi gören vakalarda ise ölüm riski %35,0 olarak bildirilmiştir (100). ## 2.7. Tanı Toksoplazmoz asemptomatik seyredebilen bir hastalık olmakla beraber görülen klinik bulgular kendine özgü değildir. Toksoplazmozda oluşan koryoretinit, hidrosefali, mikrosefali gibi semptomlar hastalığa işaret edebilmektedir. Ancak kesin tanı laboratuvar sonuçlarına göre konmaktadır (1). Toksoplazmozun teşhisinde farklı tanı materyalleri kullanılmaktadır. Bunlar kan, bronkoalveolar lavaj (BAL), beyin omurilik sıvısı (BOS), periton sıvısı, gebelerde amniyon sıvısı, kas dokusu, lenf bezi, kemik iliği, deri lezyonlarından alınan örnek, otopsi materyalleri ve gözyaşı olarak sıralanmaktadır. Ookist varlığını belirlemek üzere T.gondii için ara konak olmanın yanı sıra son konakta olan kedi ve kedigillerin dışkılarıda tanıda kullanılmaktadır. Bu numunelerde direkt parazitin kendisi ya da oluşan antikorların serolojik yöntemler ile tespiti yapılarak teşhise gidilebilmektedir (1,101). Direkt parazitin varlığının araştırılması alınan materyallerin mikroskobik muayenesi, deney hayvanlarının periton sıvılarında ya da beyin dokularında parazitlerin çoğaltılması ile tespit edilebilmektedir (1). Serolojik yöntemler ise T.gondii'ye karşı bağışıklık sisteminin oluşturduğu antikorların tespit edilmesi ile toksoplazmoz tanısının konulması esasına dayanmaktadır. Bu antikorlar araştırıldığında dünya nüfusunun birçoğunda yüksek olduğu bildirilmektedir. Ancak enfeksiyonun oluşma zamanına vücuttaki lokalızasyonuna ve kişilerin immun yanıtlarına göre değişkenlik gösteren antıkor tıtrelerinin değerlendirilmesinin sorun oluşturduğu bildirilmektedir (102-105). ## 2.7.1. Sabin-Feldman Boya Testi (SF) Bu test diğer yöntemlere göre toksoplazmoz tanısı için referans yöntem olarak kullanılmaktadır. Hasta serumunda antikor bulunduğunda T.gondii takizoitlerinin erimesi ile pozitif sonuç verir. Bu yöntemde anti-toxo İgG antikorları aranmaktadır. Yöntemde canlı T.gondii parazitleri üzerinde çalışıldığından laboratuvar personeline bulaş riski olduğu bildirilmektedir. Yöntem negatif sonuç vermesine rağmen daha önce Toksoplazmik ensefalitis ve korioretinitis geçirdiği bildirilen olgular bulunmaktadır (106). ## 2.7.2. Indirekt Fluoresan Antikor Yöntemi (IFAT) Birçok parazitoloji laboratuvarında tercih edilen ve canlı T.gondii parazitleri gerekmeyen bu test anti-toxo İgG ve İgM antikorlarını aramak için kullanılmaktadır. Serumdaki antinükleer antikorlar ve romatoid faktör sebebi ile hatalı pozitif sonuç alınabileceği gibi hastadaki anti-toxo İgG antikorları düşük seviyede ise hatalı negatif sonuç alınabilmektedir (107). T.gondii'ye özgü antikorların tespiti için 2 kedi grubunda ELISA ve IFAT yöntemlerinin kullanıldığı bir çalışmada ELISA testinin duyarlılığı ve özgüllüğü sırasıyla %92,6 ve %96,5 iken, IFAT testinin duyarlılığı ve özgüllüğü %81,0 ve %93,8 olduğu bildirilmiştir (108). ## 2.7.3. Direkt Aglütinasyon Yöntemi (DA) Bu yöntemde sadece anti-toxo IgG antikorlarının aranması önerilmektedir. Direkt aglütinasyon yöntemi T.gondii'ye özgün olmayan İgM antikorlarına karşı çok duyarlı davranıp yanlış pozitif sonuç verebileceği bildirilmektedir. Bunun yanında yöntemin çok basıt ve anti-toxo İgG antikorları bakımından güvenilir olduğu düşünülmektedir. Sabin-Feldman boya testine oranla hassasiyetinin %96,0 olduğu bildirilmektedir (106). ## 2.7.4. Enzime Bağlı Antikor Yöntemi (ELISA) ELİSA yönteminin toksoplazmoz tanısında özellikle de anti-toxo İgG antıkorlarının taranmasında günümüzde en çok kullanılan yöntem olduğu bildirilmektedir. ELISA yöntemi antı-toxo IgM antikorlarının aranmasında IFAT yönteminde olduğu gibi romatoid faktör ya da antınükleer antikorları sebebi ile hatalı pozitif sonuç verebileceği ifade edilmektedir (109,110) İgG, İgM ve İgA ELİSA testleri ile hastalığın hangi dönemde olduğunu tayin etmede eksik olması sebebi ile birincil enfeksiyon oluşum zamanının belirlenmesinde özgün İgG avidite testinden faydanılmaktadır. Avidite testi İgG antikorlarının T.gondii antijenine bağlanma gücüne göre belirlenmektedir. Avidite sonuçları üre ile işlenebilen veya işlenemeyen materyallerdeki antikor sonuç oranlarını değerlendirerek tespit edilmektedir. Avidite testinin tek başına kullanılması önerilmemektedir (111-114). ## 2.7.5. Lateks Aglütinasyon Testi (LAT) T.gondii takizoitlerinin parçalanması ile elde edilen antijenler ile kaplanmış lateks partiküllerinin kan serumu ile inkübe edilerek aglütinasyon oluşturup oluşturmaması esasına dayanan tanı yöntemidir. Bu testin Sabin-Feldman boya testine göre hassasıyetinin %99,0 olduğu bildirilmektedir (106). ## 2.7.6. Immünosorbent Aglütinasyon Testi (ISAGA-IgM) Serumda muhtemel olabilecek anti-toxo IgM antikorlarının plaklar içine kaplanmış anti-insan İgM-Mka (monoklon antikorları) antikorları tarafından yakalanması prensibine dayanmaktadır. İSAGA-İgM testi, İgM aranmasında kullanılmakla beraber anti-toxo İğE ve anti-toxo İgA antikorlarının tespitinde kullanılmaktadır (106). ISAGA-IgM testinin, IgM antikorlarının tespitinde ELİSA ve İFAT yöntemlerine göre daha hassas olduğu hatalı pozitif sonuçlara raslanmadığı bildirilmektedir. Fakat hamilelikte ISAGA-IgM testi pozitif çıkan annenin toksoplazmoza hamilelikten önce yakalanmış olma ihtimalınden dolayı ELİSA veya IFAT yöntemleri ile de anti-toxo İgM antikorlarının aranmasının doğru olacağı ifade edilmektedir (115). Toksoplazmoz yoğunluğunu belirlemek için çoğunlukla T.gondii İgG ve İgM antikorlarının ELISA metoduyla tespiti tercih edilmektedir (34). Antikor varlığını araştıran testler farklı ticarı markalar tarafından üretilmektedir. Test kitleri bünyesinde T.gondii'nin doğal antijenlerini barındırır (116). Toksoplazmozun teşhis edilebilmesi, T.gondii'nin genotipi ile ilgili çalışmalar, Toxoplasma enfeksiyonlarının önlenmesi ve sınırlandırılabilmesi açısından önem arzetmektedir (117). ## 2.8. Tedavi Toksoplazmoz tedavisinde etkili olan ilaç sayısı sınırlı olmasına rağmen hekimlerin tedavide kullanacakları ilaçlarla ilgili kararsızlık yaşadıkları bildirilmektedir. Hastalığın genellikle asemptomatik seyretmesi ve vakaların çoğunluğunun kendiliğinden iyileşmesi bu kararsızlığı artırmaktadır. Bununla beraber hamilelikte geçirilen toksoplazmoz, bağışıklığı bir sebeple baskılanmış ve Toksoplazmik ensefalitli hastalar ile organ nakli olanlarda tedavi çok daha fazla önem taşıdığı bildirilmektedir (118). Doku kistleri oluşan enfekte kişilerde etkili bir tedavi olmamakla beraber, T.gondii'nin bugün yalnızca takizoit formları üzerine etkili ilaçlar bulunmaktadır (119). Toksoplazmoz tedavisi denildiğinde akut enfeksiyon tedavisi ile enfekte kişilerin bağışıklık sistemi üzerine yapılan tedaviler, hamileler ve yeni doğan tedavileri ayrı olarak düşünülmektedir (92). ## 2.8.1. Bağışıklık Sistemi Sağlam Kişilerde Tedavi Asemptomatik vakalarda genellikle tedaviye ihtiyaç olmamakla birlikte ateş yükselmesini engellemek için 2-4 haftalık tedavilerin verilebileceği bildirilmektedir (31). Akut enfeksiyon tedavisinde şu an önerilen ilaçlar; sülfadiazin, pirimetamin, folinik asittir (91). ## 2.8.2. Bağışıklık Sistemi Baskılanmış Kişilerde Tedavi Bu gruptaki hastalar genellikle latent veya kronik enfeksiyonun tekrar şekillenmesi şeklinde görülmektedir. En önemli tablo Toksoplazmik ensefalıt olmakla beraber pulmoner toksoplazmoz gibi yaygın organ hasarlarına neden olabilmektedir. Akut enteksiyonda kullanılan ilaçlara ilaveten dapsone, fansidar, doksisiklin önerilmektedir. AIDS hastalarında genellikle eski enfeksiyonun nüks etmesi şeklinde görüldüğü için idame tedavisi önerilmektedir (120). ## 2.8.3. Hamilelikte Tedavi Toksoplazmozlu gebelerde önceliğin annenin tedavisinin olması; doğan bebeklerde İgM antikorları görülmeyene dek koruyucu amaçlı tedavinin sürdürülmesi önerilmektedir (121,122). Primetamin, gebeliğin ilk 1/3'inde oluşturabileceği komplikasyonlar nedeniyle önerilmemektedir (121,123). Primetaminin kemik iliğini baskıladığı bulgular sebebi ile çoğu hastada tercih edilmemektedir (122). Spiramisin'in hastalığı tedavi etmediği, ancak gebelerde konjenital bulaşın önüne geçtiği bilinmektedir (123). ## 2.8.4. Oküler Toksoplazmoz'da Tedavi Klasik tedavi kombinasyonlarına ilaveten klindamisin tedavisinin en etkili yöntem olduğu bildirilmektedir (23,124,125). Bu formda oluşan koryorenititte steroit tedavisi önerilmektedir. Steroitlerin tedaviye eklenmesinin nedeni, oluşan yangısal cevabı azaltmak, parazit antijenlerine karşı immunitenin hasar oluşturabilecek aşırı reaksiyonlarını engellemektir (126,127). Dams ve arkadaşları, klindamisin-sulfametoksidiazin ikilisinin tedavide en iyi sonucu verdiğini bildirmektedirler (128). ## 3. GEREÇ VE YÖNTEM ## 3.1. Araştırmanın Orneklemi ve Etik Onay Bu çalışmada örneklem sayısı α=0,05, β=0,10(1-β)=0,90 alındığında, her bir gruba 91 birey alınmasına karar verilmiş olup; yapılan istatistiksel hesaplama ile testin gücü (p=0,90950) olarak bulunmuştur. Araştırmanın çalışma grubunu, Sivas ilinde, en az bir yıldır kedi besleyen, aynı evde yaşayan, 18 yaşından büyük, cinsiyet ayrımı yapılmamış, veteriner kliniğine kayıtlı kedilerin sahibi olan 91 kişi oluşturmaktadır. Araştırmanın kontrol grubunu ise, yine Sivas ilinde yaşayan, yaşamı boyunca evinde hiç kedi beslememiş, barınak, veteriner kliniği, hayvan hastanesi, pet shop gibi kedi ile uzun süre temasının olabileceği yerlerde çalışmamış/bulunmamış, 18 yaşından büyük, cinsiyet ayrımı olmaksızın seçilen 91 kişi oluşturmuştur. Araştırma için, Sivas Cumhuriyet Universitesi Klinik Araştırmalar Etik Kurulu tarafından 2021-03/01 karar numarası ile etik onay alınmıştır. Çalışmaya alınan tüm bireylere, onay formu okutularak, onaylatılmış ve kayıt altına alınmıştır. ## 3.2. Anti-Toxoplasma IgG ve Anti-Toxoplasma IgM antikorlarının belirlenmesi ## 3.2.1. Araştırmada Kullanılan Malzemeler a. Araştırmada kan alma işlemi için - Enjektör - Jelli biyokimya tüpü - Turnike - Alkol - Eldiven - b. Kan serumu hazırlama işlemi için - Santrifüj cihazı - Eppendorf tüpleri - - Mikropipet c. ELISA testleri için - Mikropipetler - Eppendorf tüpleri - - Eldiven - Mezür - Distile su - ELISA cihazı - V ortex - Anti-toxo İgM ve İgG antikorlarını belirlemek için NOVATEC immünodiagnostica firmasının Novalisa® Toxoplasma gondii İgG ve İgM ELİSA test kiti (Waldstraße 23 A6 63128 Dietzenbach, Germany) kullanılmıştır. ## 3.2.2. Kan Orneklerinin Toplanması Araştırma ve kontrol grubunda bulunan kişilere, farklı gün ve saatte randevular verilerek, klinişe davet edilmişlerdir (Şekil 4). Gönüllülük esasına dayanan bu çalışma hakkında ön bilgilendirme yapılıp, ilgili açıklayıcı formu okumaları ve gönüllülük esasına göre onaylamaları istenmiştir. Katılımcılardan, bir hemşire tarafından 5 mL kan alındıktan sonra, 1500 devirde 5 dakika santrifüj edilerek, serumları ayrılmış ve analiz edilinceye kadar 2 mL'lik eppendorf tüpler içerisinde -20 °C'de saklanmıştır. ![](_page_0_Picture_0.jpeg) Şekil 4. Klinikte kan alma işlemi ## 3.3. Testlerin Yapılması -20 °C'de saklanan serum örnekleri, önceden planlanan sıralama dahilinde, Novalisa ticari markasının anti-toxo İgG ve anti-toxo İgM ELİSA test kitlerinin uygulama prosedürü takip edilerek aşağıda özetlendiği şekilde parazıte özgü antikorlar aranmıştır. ## 3.3.1. IgG Testleri ## a. Dilüsyon Aşaması (Pipetleme) -20 °C'de saklanan serumlar, oda ısısında çözdürülmüş; ardından, önceden kimliklendirmesi yapılmış olan 91 adet eppendorf tüpüne mikropipet aracılığıyla, 10'ar µL sırasıyla aktarılmıştır. Bu tüplerin üzerlerine, ticarı ELİSA kitinin içerisinde bulunan IgG dilüenti, 990 µL miktarında eklenerek, numunenin 100 kat sulanması sağlanmıştır. Her sulandırma işlemi sonrasında eppendorf tüpleri vortekslenmiştir. ## b. Mikropleyte Aktarma ELISA test kitinden çıkan 96 kuyucuklu mikropleyt kabının, A1 Sıra bloğu, test kontrolü için boş bırakılmıştır. B1, C1, D1 ve E1 kuyucuklarına ise test kitinin içerisinden çıkan, yine sırasıyla A, B, C, D standart solusyonlarından 100'er ul doldurulmuştur. Geri kalan ve F1 ile başlayan kuyucuklara ise kimliklendirmesini ve dilüsyonları yaptığımız numunelerimiz sırasıyla 100'er uL aktarılarak, vortekslenerek doldurulmuştur (Şekil 5). ## c. Inkübasyon Aşaması Mikropleytin ağzı kapatılarak, serumlardaki olası antikorların kuyucuklara emdirilmiş antijenler ile birleşmesini sağlamak için, 60 dakika süresinde 37°C'de inkübatörde bekletilmiştir. ## d. Yıkama Aşaması Bu aşamaya başlamadan, ticarı test kitlerinin içerisinden çıkan buffer solüsyonu (50mL), 20 kat (950mL) sulandırılarak sonraki aşamalarda kullanılabilmek için hazırlanmıştır. Inkübatörde 1 saatlık bekleme süresi dolan kitimizin üzerindeki bant çıkartılarak, tek hamlede tüm kuyucuklar, boşaltılabilecek biçimde baş aşağı edilmiştir. Bu işlem kuyucuklarda numune ve standart solüsyonlar kalmayacak şekilde üçer kez tekrar edilmiştir. Kuyucukların içerisinde numune kalmaması için, 3 defa daha, her kuyucuğa 200 µL gelecek şekilde, önceden hazırlanan buffer solüsyonuyla muamele edilerek yıkanılmıştır. ## e. Konjugat Aşaması Mikropleytin kuyucuklarına, A1 boşta kalacak şekilde, test kitindeki konjugattan 100'er µL, Sırasıyla dolduralarak; mikrolpeytin ağzı tekrar bant ile kapatılıp, karanlık ortamda ve oda ısısında 30 dk bekletilmiştir. ## f. Yıkama Aşaması Kit üzerindeki bant çıkartılarak, tek hamlede tüm kuyucuklar boşaltılabilecek biçimde baş aşağı edilmiş; bu işlem kuyucuklarda konjugatlar kalmayacak şekilde 3 kez tekrar edilmiştir. Kuyucukların içerisinde konjugat kalmaması için 3 defa daha her kuyucuğa 200 µL gelecek şekilde önceden hazırlanan buffer solusyonuyla muamele edilerek yıkanılmıştır. ## g. Substrat Aşaması Mikropleytin tüm kuyucuklarına test kitindeki substrattan 100'er uL sırasıyla doldurularak; mikropleytin ağzı tekrar bant ile kapatılıp, karanlık ortamda ve oda ısısında 15 dk bekletilmiştir. Bu aşama sonrasında kuyucuklardaki serumlarda muhtemel pozitif olanlarında mavi renk oluşmuştur. ## h. Durdurma Aşaması Mikropleytin ağzındaki bant çıkarılarak, reaksiyonu durdurmak için, tüm kuyucuklara 100'er uL stop solusyonu eklenmiştir. ## ı. Okuma Testin doğru yapıldığının anlaşılabilmesi için, değerlendirme aşağıdaki kriterlere göre yapılmıştır; A1 blank (boş kuyucuk) <0.100 B1 standart A solusyonu <0.200(0 antijen) C 1 standart B solusyonu >0.300(50 antijen) D1 syandart C solusyonu >0.500(100 antijen) E1 standart D solusyonu >1000(200 antijen) Standart A <standart B >standart C >standart D ## i. Hesaplama Absorbans değerleri; Y=0,0083x+0,1688(y=grafikteki absorbans değerleri) X=testin yanılma payı hesaplanarak ortaya çıkan son değer ünite/ml cinsinden. X = = 0,1688 = ünite/ml Şeklinde hesaplanarak 35< pozitif(+) 30>negatif(-) 30-35= EQUIVOCAL(muallak) olarak değerlendirilir. # 3.3.2. İgM Testlerinin Uygulanmasındaki Farklılıklar ### a. Mikropleyte Aktarma ELİSA test kitinin içerisindeki mikropleytin üzerinde 96 numune kuyucuğu bulunmaktadır. Bu kuyucuklardan A1'in boş bırakılması, yapılacak test kontrolü için gereklidir. B1, C1, D1 kuyucuklarına sırasıyla kontrol poziti(+), kontrol negatif (-), cut off solusyonlarından 100'er µL doldurulmuştur. Geri kalan ve E1 ile başlayan kuyucuklara ise kimliklendirmesini ve dilüsyonları yaptığımız serum örneklerimizi sırasıyla 100'er µL vortekslenerek doldurulmuştur. #### b. Konjugat Aşaması Mikropleytin kuyucuklarına Al boşta kalacak şekilde test kitindeki konjugatları 100'er uL sırasıyla aktarılmıştır. Ardından mikropleytin ağzı tekrar bant ile kapatılıp, karanlık ortamda ve oda ısısında 60 dk bekletilmiştir. ## c. O kuma Testin doğru yapıldığının anlaşılabilmesi için değerlendirme aşağıdaki kriterlere göre yapılmalıdır; Substrat blank absorbans değeri <100 Negatif kontrol absorbans değeri <cut off Cut off değeri 0.150-1.300 Pozitif kontrol değeri >cut off # d. Hesaplama Absorbans (örnek)değeri x 10 =NTU (Nova Tec Units) Cut off Sonuçları Yorumlama Pozitif : 11 NTU'dan büyük değerler Negatif : 9 NTU'dan küçük değerler Equivocal (Muallak): 9-11 NTU arası değerler ![](_page_0_Picture_0.jpeg) Şekil 5. Çalışılan mikropleytlerin görüntüsü ## 3.4. İstatistiksel Analiz ## 1 1 Çalışmamızdan elde edilen veriler SPSS (ver.22,0) programına yüklenerek, verilerin değerlendirilmesinde 2\*2 düzenlerde Ki-kare testi ve çok gözlü düzenlerde Ki-kare testi kullanıldı ve yanılma düzeyi <0,05 olarak alınmıştır. ## 4. BULGULAR Yapılan araştırmada, çalışma grubunu oluşturan, evinde kedi besleyen 91 kişi ile, kontrol grubumuzu oluşturan evinde kedi beslemeyen 91 kişiden alınan serum örneklerinde, anti-toxo İgM ve İgG antikorları varlığı araştırılmıştır. Araştırmaya katılan kişilerin cinsiyet, yaş, sosyodemografik özellikler yönünden ayrımı yapılmamıştır. Bu kişilerin hiçbiri daha önce toksoplazmoz tanısı almadıklarını ve ilgili testleri daha önce yaptırmadıklarını bildirmişlerdir. Cut-off değerinin üzerinde absorbans veren serum örneklerinde anti-toxo İgM antikorları pozitif olarak kabul edilmiştir. Antı-toxo İgM antikorları çalışma ve kontrol grubunun serum örneklerinin hiçbirinde pozitif değer olarak kabul edilen 11 NTU'dan büyük değildir (Tablo 3,4,5). Tablo 3. Evinde Kedi Besleyen ve Beslemeyen Bireylerde, Anti-toxo IgM ELISA Seropozitiflik Sonuçları ## Anti-toxo IgM ELISA | Çalışma<br>Grupları | (+) | | (-) | | Toplam | | |----------------------------------|-----|---|-----|-----|--------|-----| | | n | % | n | % | n | 0/0 | | Evinde Kedi<br>Besleyenler | 0 | 0 | 91 | 100 | 91 | 100 | | Evinde Kedi<br>Beslemeyenler | 0 | 0 | 91 | 100 | 91 | 100 | | +)· Pozitif (-)· Negatif n: Savı | | | | | | | Araştırmamızda kontrol grubu ve çalışma grubuna dahil olan 182 kişinin hiçbirinde anti-toxo İgM antikoru tespit edilmemiştir. Tablo 4. Çalışma grubu (Kedi besleyen) anti-toxo IgM ELISA absorbans ve NTU (Nova Tec Units) değerleri | | | | 3 | 4 | 5 | 6 | | 8 | 9 | 10 | 11 | 12 | |---|-------|-------|-------|-------|-------|-------|-------|-------|-------|-------|-------|-------| | A | 0,048 | 0,064 | 0,078 | 0,064 | 0,064 | 0,064 | 0,061 | 0,054 | 0,059 | 0,06 | 0,095 | 0,06 | | B | 1,38 | 0,095 | 0,06 | 0,27 | 0,076 | 0,06 | 0,165 | 0,073 | 0,316 | 0,064 | 0,084 | 0,065 | | C | 0,051 | 0,192 | 0,075 | 0,064 | 0,066 | 0,246 | 0,059 | 0,09 | 0,058 | 0,062 | 0,242 | 0,062 | | D | 0,52 | 0,089 | 0,063 | 0,082 | 0,115 | 0,066 | 0,07 | 0,076 | 0,063 | 0,066 | 0,117 | 0,078 | | E | 0,074 | 0.069 | 0,075 | 0,065 | 0,055 | 0,082 | 0,062 | 0,075 | 0,091 | 0,06 | 0,062 | 0,465 | | | 0,08 | 0,055 | 0,074 | 0,061 | 0,103 | 0,049 | 0,055 | 0,06 | 0,08 | 0,309 | 0,06 | 0,059 | | G | 0,066 | 0,139 | 0,072 | 0,06 | 0,066 | 0,095 | 0,068 | 0,068 | 0,225 | 0,058 | 0,064 | 0,062 | | H | 0,062 | 0,064 | 0,072 | 0,052 | 0,081 | 0,051 | 0,064 | 0,07 | 0,11 | 0,061 | 0,07 | 0,088 | Cut-off 0,92307 1,230769 1,5 1,230769 1,230769 1,230769 1,173077 1,038462 1,134615 1,153846 26,53846 1,826923 1,153846 5,192308 1,461538 1,153846 3,173077 1,403846 6,076923 1,615385 1,25 0,980769 3,692308 1,442308 1,26921 4,730769 1,134615 1,730769 1,115385 1,192308 4,653846 1,192308 10 1,711538 1,211538 1,576923 2,211538 1,269231 1,346154 1,461538 1,211538 1,269231 2,25 1,5 | 1,423077 1,326923 1,42308 1,25 1,057692 1,57692 1,192308 1,75 1,153846 1,192308 8,942308 | | | | | | | |---------------------------------------------------------------------------------------------------|--|--|--|---------------------------------------------------------------------------|--|--| | 1,58462 1,057692 1,42307 1,17307 1,980769 0,942308 1,057692 1,53846 1,53846 1,134615 | | | | | | | | 1,269231 2,673077 1,384615 1,153846 1,26923 1,307692 4,307692 4,326923 1,115385 1,230769 1,192308 | | | | | | | | 1,192308 1,230769 1,384615 | | | | 1 1,557692 0,980769 1,230769 1,346154 2,115385 1,173077 1,346154 1,692308 | | | | | | | | Tablo 5. Kontrol grubu (Kedi beslemeyen) anti-toxo IgM ELISA absorbans ve | | | | | | | |--------------------------------|--|--|--|---------------------------------------------------------------------------|--|--|--|--|--|--| | NTU (Nova Tec Units) değerleri | | | | | | | | | | | | | | 2 | 3 | ব | 5 | 6 | | 8 | 9 | 10 | 11 | 12 | |---|-------|-------|-------|-------|-------|-------|-------|-------|-------|-------|-------|-------| | | 0.045 | 0.317 | 0.146 | 0.07 | 0.059 | 0.092 | 0.056 | 0.059 | 0.068 | 0.063 | 0.053 | 0.065 | | B | 1.147 | 0.085 | 0.064 | 0.079 | 0.216 | 0.072 | 0.076 | 0.056 | 0.069 | 0.065 | 0.068 | 0.068 | | C | 0.055 | 0.143 | 0.07 | 0.073 | 0.065 | 0.086 | 0.068 | 0.068 | 0.066 | 0,063 | 0.325 | 0,094 | | D | 0.424 | 0.062 | 0.074 | 0.097 | 0.067 | 0.053 | 0.057 | 0.095 | 0.06 | 0.092 | 0.067 | 0.207 | | | 0.059 | 0.063 | 0.057 | 0.084 | 0.067 | 0.117 | 0.13 | 0.067 | 0.054 | 0.148 | 0.064 | 0.077 | | | 0.075 | 0.068 | 0.128 | 0.131 | 0.061 | 0.065 | 0.069 | 0.062 | 0.065 | 0.083 | 0.065 | 0.061 | | G | 0.087 | 0.076 | 0.09 | 0.072 | 0.071 | 0.056 | 0.07 | 0.073 | 0.063 | 0.054 | 0.053 | 0.069 | | H | 0.057 | 0.065 | 0.056 | 0.07 | 0.077 | 0.055 | 0.059 | 0.069 | 0.077 | 0.073 | 0.061 | 0.058 | Cut - off 0,424 1,061321 7,476415 3,44336 1,650943 1,391509 2,169811 1,30755 1,391509 1,603774 1,485849 1,55 1,533019 27,05189 2,004717 1,509434 1,663208 5,09434 1,698113 1,627358 1,533019 1,603774 1,603774 1,2917 3,372642 1,650943 1,721698 1,533019 2,028302 1,60374 1,60374 1,65660 1,655094 2,16981 1,462264 1,745283 2,287736 1,580189 1,25 1,34434 2,240566 1,415094 2,169811 1,580189 4,882075 1,391509 1,485849 1,981132 1,580189 2,759434 3,066038 1,773585 3,490566 1,509434 1,816038 1,76868 1,60374 3,018868 3,089623 1,438679 1,533019 1,627358 1,462264 1,533019 1,937547 1,533019 1,438679 2,051887 1,792453 2,122642 1,69813 1,674528 1,320755 1,650943 1,721698 1,485849 1,273585 1,627358 1,34434 1,533019 1,32075 1,650943 1,816038 1,29717 1,391509 1,627358 1,816038 1,721698 1,438679 1,367925 İstatistiksel olarak Ki-kare testinin uygulandığı çalışma sonuçlarına göre; antı-toxo İgG seropozitifliği, çalışma grubu ile kontrol grubu karşılaştırıldığında anlamlı sonuca ulaşılmıştır. (P = 0,002, P< 0,01, Pearson Ki-Kare değeri: 9,945) Evlerinde kedi besleyenlerden 20 kişide saptanan anti-toxo lgG oranı (%22,0); evinde kedi beslemeyenlerde saptanan 40 kişilik pozitif gruba (%44,0) göre daha düşük saptanmıştır. Sivas ilinde yaşayan, yaşamı boyunca hiç evinde kedi beslememiş, barınak, veteriner kliniği, hayvan hastanesi, pet shop gibi kedi ile uzun süre temasının olabileceği yerlerde çalışmamış/bulunmamış, 18 yaşından büyük, cinsiyet ayrımı olmaksızın seçilen 91 kişide daha yüksek oranda anti-toxo İgG seropozitifliğine raslanılmıştır (Tablo 6,7,8) (Şekil 6,7). Tablo 6. Evinde Kedi Besleyen ve Beslemeyen Bireylerde, Anti-toxo IgG ELISA Seropozitiflik Sonuçları | | Anti-toxo IgG ELISA | | | | | | | | | | |--------------------------------------|---------------------|------|------|------|--------|-----|--|--|--|--| | Çalışma | | (+) | | (-) | Toplam | | | | | | | Grupları | n | % | n | % | n | % | | | | | | Evinde Kedi<br>Besleyenler | 20 | 22,0 | 71 | 78,0 | 91 | 100 | | | | | | Evinde Kedi<br>Beslemeyenler | 40 | 44,0 | 51 4 | 56,0 | 91 | 100 | | | | | | (+): Pozitif (-): Negatif<br>n: Say1 | | | | | | | | | | | Tablo 7. Çalışma grubu (Kedi besleyen) anti-toxo IgG ELISA absorbans ve antikor değerleri ![](_page_0_Figure_3.jpeg) | A | 0,056 | 0,102 | 0,099 | 0,091 | 0,083 | 0,09 | 0,126 | 0,102 | 1,121 | 0,115 | 0,106 | 0,113 | |---|-------|-------|-------|-------|-------|-------|-------|-------|-------|-------|-------|-------| | B | 0,054 | 1,157 | 1,786 | 0,268 | 0,085 | 0,081 | 0,333 | 0,081 | 0,133 | 1,525 | 0,095 | 0,076 | | | 0,584 | 1,213 | 0,077 | 1,494 | 0,086 | 0,091 | 0,099 | 0,099 | 0,135 | 0,96 | 0,095 | 0,107 | | D | 0,404 | 2,437 | 0,092 | 0,086 | 1,356 | 1,027 | 0,081 | 0,094 | 2,365 | 0,139 | 0,093 | 0,096 | | | 1,597 | 0,12 | 0,101 | 0,088 | 1,311 | 0,125 | 0,102 | 0,105 | 0,087 | 0,086 | 0,1 | 1,336 | | | 0,114 | 0,097 | 2,066 | 2,187 | 0,153 | 0,696 | 0,116 | 0,111 | 0,095 | 0,109 | 1,489 | 0,104 | | G | 0,083 | 0,082 | 0,105 | 0,094 | 0,1 | 0,093 | 0,1 | 0,083 | 0,092 | 0,135 | 0,987 | 0,14 | | H | 0,115 | 0,08 | 0,13 | 0,123 | 0,115 | 0,08 | 0,105 | 0,145 | 0,093 | 2,158 | 0,136 | 1,502 | | Conc | Absorbanre | | | | | | |------|------------|--|--|--|--|--| | 0 | 0.054 | | | | | | | 50 | 0,584 | | | | | | | 200 | 1,597 | | | | | | | -8,61333 -2,48 -2,88 -3,01333 | | | | | | | | |-------------------------------------------------------------------------------------------------|--|-------------------------------------------------------------------------------------------|--|--|--------------------------------------------------------------------|--|--| | | | -8,88 138,1867 22,0533 19,6533 -4,74667 -5,28 28,32 -5,28 1,65333 187,2533 -5,94667 | | | | | | | 61,78667 145,6533 -5,8133 18,12 -4,61333 -3,94667 -2,88 | | | | | | | | | 37,78667 308,8533 -3,81333 -4,61333 - 164,72 120,8533 - - 5,28 -3,54667 299,2533 - 3,68 - -3,28 | | | | | | | | | 196,8533 | | | | | | | | | | | -0,88 -3,14667 259,3867 | | | -1,28 -3,41333 -1,54667 182,4533 -2,21333 | | | | | | -5,01333 -5,14667 -2,08 -3,54667 -2,74667 | | | -3,68 -2,74667 -5,01333 -3,81333 -3,81333 - 1,92 - 115,52 2,586667 | | | | | | -0,74667 -5,41333 1,253333 | | | | | | | | | | | | | | | Y=0,0083x+0,1688(y=grafikteki absorbans değerleri) X=testin yanılma payı hesaplanarak ortaya çıkan son değer unite/ml cinsinden. y — 0,1688 = X 0,0083 Buna göre çalışma grubunun serum örneklerinin sonuçlarına göre 91 kişinin 20'si 35 ünite/ml antikor seviyesinin üzerinde olduğundan, pozitif(+) olarak değerlendirilmiştir. ![](_page_0_Figure_2.jpeg) Şekil 6. Çalışma grubu anti-toxo İgG grafik sonucu Kesintisiz çizgi: Çalışma grubu eğilim Noktalı çizgi: Standart hesaplama | | | | 3 | 4 | 5 | 6 | | 8 | O | 10 | 11 | 12 | |---|-------|-------|-------|-------|-------|-------|-------|-------|-------|-------|-------|-------| | ( | 0.049 | 0.107 | 0.109 | 0.117 | 0,129 | 0.157 | 0.106 | 0.946 | 0,083 | 2,2 | 0,076 | 0.085 | | B | 0.056 | 0,23 | 0.086 | 0.139 | 1,113 | 0.724 | 0,19 | 0,11 | 1,417 | 1,913 | 0,073 | 0,106 | | | 0,609 | 1,989 | 1,447 | 2,023 | 0,681 | 0,143 | 0,099 | 0,099 | 1,602 | 1,563 | 0,757 | 2,138 | | D | 1,182 | 0,09 | 1,408 | 0,086 | 1,364 | 1,618 | 1,455 | 1,441 | 0,094 | 1,762 | 0,18 | 0,142 | | E | 1,724 | 1,154 | 0,095 | 0,099 | 1,582 | 0,335 | 0,128 | 0,101 | 1,863 | 0,107 | 1,555 | 0,61 | | | 2,3 | 0,765 | 0,994 | 1,366 | 0,123 | 0,105 | 0,111 | 0,106 | 0,678 | 0,096 | 0,111 | 0,151 | | G | 1,953 | 0,085 | 0,098 | 0,1 | 0,082 | 1,532 | 0,962 | 1,771 | 0,092 | 1,095 | 0,097 | 0,067 | | H | 1,329 | 0,111 | 0,707 | 1,369 | 0,148 | 0,073 | 0,098 | 0,086 | 1,738 | 0,075 | 0,293 | 0,692 | Tablo 8. Kontrol grubu (Kedi beslemeyen) anti-toxo IgG ELISA absorbans ve antikor değerleri | Concentrat Adsorbance | | | | | | | |-----------------------|-------|--|--|--|--|--| | | 0.056 | | | | | | | 50 | 0.609 | | | | | | | 100 | 1,182 | | | | | | | 200 | 1,724 | | | | | | -7,44578 -7,20482 -6,24096 -4,79518 -1,42169 -7,56627 93,63855 -10,3373 244,7229 -11,1807 -10,0964 -14,4337 7,373494 -9,9759 -3,59036 -113,759 66,89157 2,554217 -7,08434 150,3855 210,1446 -11,5422 -7,56627 -13,5904 219,3012 154 223,3976 61,71084 -3,10843 -8,40964 -8,40964 172,6747 167,9759 70,86747 237,253 53,03614 -9,49398 149,3012 -9,9759 144 174,6024 154,9639 153,2771 -9,01205 191,9518 1,349398 -3,2892 122.0723 118,698 -8,89157 -8,40964 170,2651 20,0241 -4,91566 -8,16867 204,1205 -7,44578 167,012 53,15663 8/3/35 256,7711 71,83133 99,42169 144,241 -5,51807 -7,68675 -6,96386 -7,56627 61,3494 -8,71108 -6,96386 -2,14458 214,9639 -10,0964 -8,53012 -8,28916 -10,4578 164,241 95,56627 193,0361 -9,25301 111,5904 -1,6506 -12,2651 139,7831 -6,96386 64,84337 144,6024 -2,50602 -11,5422 -8,53012 -9,9759 189,0602 -11,3012 14,96386 63,03614 Y=0,0083x+0,1688(y=grafikteki absorbans değerleri) X=testin yanılma payı hesaplanarak ortaya çıkan son değer unite/ml cinsinden. $$\mathbf{X} = \frac{\mathbf{y} - 0.1688}{0.0083}$$ Buna göre kontrol grubunun serum örneklerinin sonuçlarına göre 91 kişinin 40'ı, 35 ünite/ml antikor seviyesinin üzerinde olduğundan pozitif(+) olarak değerlendirilmiştir. ![](_page_0_Figure_0.jpeg) ![](_page_0_Figure_1.jpeg) Noktalı çizgi: Standart hesaplama ## 1 1 11 ## 5. TARTIŞMA Dünya Sağlık Orgütü verilerine göre insanları etkileyen enfeksiyon etkenlerinin çoğu hayvanlardan kaynaklanmaktadır (2,3). Hayvanlardan insanlara bulaşabilen tüm enfeksiyonlara zoonoz enfeksiyonlar adı verilmektedir (129). Bu enfeksiyon etkenleri içerisinde ise parazitler önemli bir yer almaktadır. T.gondii, protozoonların Apicomplexa şubesinde yer alan zoonotik bir parazittir (18,19). Toksoplazmoz, dünyada en çok görülen paraziter hastalıklardandır ve toplum sağlığını tehdit etmektedir (130,131). Toksoplazmozun dünya üzerindeki dağılımı bölgesel beslenme alışkanlıklarına sosyo-ekonomik seviyeye, iklim ve çevre şartlarına, kedilerle temasın sıklığına bağlı olarak değiştiği bildirilmektedir (132,133,134). Dünya nüfusunun yaklaşık %30,0'unun toksoplazmoz etkenini taşıdığı ifade edilmektedir (135,136). Brandon-Mong ve ark.'larının Malezya'da yaptıkları çalışmada toksoplazmoz seroprevalansı veteriner hekimlerde %18,40, veteriner teknisyenlerinde %33,30, veteriner öğrencilerinde %14,90 ve evcil hayvan sahiplerinde %31,40; toplam katılımcıların ise %19,90'ında belirlenmiştir. Bu araştırmada evcil hayvan sahiplerinde, bizim çalışmamızda olduğu gibi evinde kedi besleyenler ve beslemeyenler şeklinde bir veri kullanılmamıştır (5). Malezya, yıllık ortalama 27.8℃ ısısı ile çalışmamızı yaptığımız Sivas iline göre T.gondii ookistlerinin sporlanması için daha elverişlidir (23,137). Hindistan'da, farklı grupların toksoplazmoz yönünden araştırıldığı çalışmada ise veteriner hekimler %10,25, çıftçiler %13,33, evcil hayvan sahipleri %17,39, köpek sahipleri %8,33, kedi sahipleri %27,27 ve diğerleri %6,36 şeklinde sonuçlanan verilerde, belirtilen oranlar saptanmıştır. Toplam katılımcıların ise %9,54'ünde seropozitiflik belirlenmiştir. Fakat bu çalışmaya katılan kedi sahipleri 14 kişiyle sınırlandırılırken, "diğer" adı altındaki grup 117 kişiden oluşmuştur. Araştırmalarda kullanılan örnek sayısının sonuçları etkilediği de bildirilmiştir (138). Shahzad ve ark.'larının Lahor'da (Pakistan) kedi, köpek ve sahiplerinde toksoplazmoz üzerine sero-epidemiyolojik ve hematolojik olarak yapmış oldukları çalışmalarında, araştırmaya katılan kışı sayıları denk tutulmadan örneklendirme yapılmıştır. Çalışmada en yüksek seropozitifliğin sırasıyla; kedi sahiplerinde %32,0, köpek sahiplerinde %26,0, üniversite çalışanlarında %20,0 ve en düşük seropozitifliğin %14,0 ile köpek ve kedilerle teması olmayan kişilerde gözlendiği belirtilmiştir. Katılımcı sayıları ise köpek sahipleri 50, kedi-köpek teması olmayanlar 50, kedi sahipleri ise 25 kişi olarak belirtilmiştir (139). Bizim çalışmamızda ise, bu çalışmanın aksine kedi ile teması olmayan veya en az olan kişilerde daha fazla oranda; uzun süredir kedilerle teması olan kişilerde ise daha az seropozitiflik saptanmıştır. Pakistan'daki bu araştırma, çalışmamıza göre daha az örnek sayısına ulaşılarak yapılmıştır. Çin'de evcil hayvanlarda ve sahiplerinde l'.gondli'ye karşı oluşan antikorların araştırıldığı çalışmada, 460 hayvan sahibinin %17,17'sinde İgG ve %0,87'sinde İgM antikorları tespit edilmiştir. Bu hayvan sahiplerinin toplam %18,04'ünün T.gondii için seropozitif olarak sonuçlandığı bildirilmekte ve bu sonuç dünya toksoplazmoz ortalamasının altında olmasına rağmen, kedi beslemeyle toksoplazmoz risk artışı arasında ilişki olduğu bildirilmektedir. Yine bu çalışma, kadın evcil hayvan sahiplerinin (%24,39, 60/246), erkek evcil hayvan sahiplerine göre daha yüksek seroprevalansa sahip olduğunu belirtmekte ve bu durum, kadınların temizlik, gıda hazırlama ve hayvansal ürünlerle daha çok alakadar olmasına bağlanmaktadır. Araştırmada vurgulandığına göre, evcil hayvan dışkısını çıplak elle temizleyen evcil hayvan sahiplerinin (%18,97), eldiven ile temizleyenlere göre (%12,86) daha yüksek seroprevalansa sahip olduğu bulunmuştur. Fakat sonuçların istatistiksel olarak anlamlı çıkmadığı bildirilmiştir (140). Toksoplazmozun evrensel bir dağılımı vardır ve kedi bulunmayan bölgelerde de görülebilen bir parazitozdur (1). Her ülkede toksoplazmoz görülmesine rağmen bazı ülkelerde seroprevalans açısından büyük farklılıklar bulunmaktadır. Fransa'da bu durumun muhtemel sebepleri arasında az pişmış et yeme alışkanlığı gösterilmiştir (31). Alınan tedbirler ile yıllar içerisinde toksoplazmoz seroprevalansındaki düşüşün en bariz olduğu ülke de Fransa'dır. 1965'de %83,0, 1995'de %54,0, 2003'de %44,0 ve 2010'da %37,0'dir (11). Buna rağmen Fransa'dakı evcil kedi sayısı son 10 yılda %50,0 oranında artmıştır. Fransa kedi sahibi olmanın en yaygın olduğu ikinci Avrupa ülkesidir (141). Kışı başına düşen kedi sayısı eşit olmasına rağmen diğer Avrupa ülkelerinden Romanya'da toksoplazmoz seroprevelansı %57,6 iken, İsviçre'de %8,2'dir (142,143). Yunanistan'da yapılan çalışmada ise toksoplazmoz seroprevalansının %46,0'ya kadar çıktığı gösterilmiş bunun nedeni olarak çiğ sebze ve salatanın, tütsülenmiş domuz eti ve bazı sosların Yunan mutfağında sıkça tüketilmesi gösterilmiştir (144). Ülkemizde, insanlardaki toksoplazmozun prevalansı ise, yeme alışkanlıkları, hayvanlarla temas oranları, çevre ve altyapının düzenine ve bölgelere göre %17,3-78,0 oranında değişmektedir (3,4,10). Şanlıurfa'da 2586 kadında T.gondii antikorları aranmış ve %3,0'ünde antitoxo IgM antikoru, %69,5'inde anti-toxo IgG antikoru tespit edilmiştir. Çalışmada elde edilen bu yüksek seropozitifliğin nedeni olarak bölgede çığ köfte gibi gıda alışkanlıkları gösterilmiştir (145). Toksoplazmozun insan ve hayvanlardaki görülme sıklığı ve olası tehlikeli sonuçları sebebiyle, prevalansı üzerine birçok çalışma yapılmıştır. Fırat Universitesinde, 4908 hastada yapılan çalışmada, hastaların %31,01'de anti-toxo İgG antikorları; %0,77'sinde ise anti-toxo İgM antıkorları tespit edilmiştir (34). Gaziantep Universitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum polikliniğine başvuran 15-45 yaş arasındaki 100 hamile kadında toksoplazmoz seroprevalansının tespit edilmesi amacıyla yapılan çalışmada ise anti-toxo IgG antikoru %13,0 anti-toxo IgM antikoru pozitifliği %11,0 olarak belirlenmiştir (146). Trabzon ilinde 20 yaş ve üzeri bireylerde yapılan bir çalışmada 1502 katılımcıya ulaşılmış ve bu katılımcıların %58,80 inde antı-toxo İgG, %2,30 unda antı-toxo İgM seropozitifliği (14/); Kılıs Devlet Hastanesi Kadın Doğum Polikliniğine başvuran kadınlarda yapılan çalışmada, 322 kadından alınan kan örneklerinin %63,40'ında anti-toxo İgG, %4,0 "ünde anti-toxo İgM saptanmıştır (148). Ankara Universitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü öğrencilerinde, ELISA yöntemiyle toksoplazmoz prevelansının araştırıldığı bir çalışmada, 66 kız öğrencinin 18'inde (%27,2) anti-toxo IgG, 5'inde (%7,5) anti-toxo IgM seropozitifliği tespit edilmiştir (149). Ulkemizde, toksoplazmoz prevalansını ortaya koymak için yapılan çalışmaların bir kısmından da görülebileceği gibi, farklı bölgelerde, farklı iklim, coğrafya, yaşam şekli ve özellikle çiğ köfte, çiğ ve/ya az pişmiş et'le, çiğ sebze ile beslenme alışkanlıklarına göre, farklı prevalanslar gözlenebilmektedir. Kediler, çiftlik hayvanları, uygun sıcaklık ve nem, ookistlerin sporlanması için ortamın potansiyeli gibi etkenler de prevalansı etkileyebilmektedir (1). Yurdumuzda yapılan bu çalışmalarda toksoplazmozun yaygınlığı görülse de, toksoplazmoz enfeksiyonunun istatistiksel olarak bulaş şekline dair öne çıkan ipuçları verilmemektedir. Oysa dünya nüfusunun üçte birini enfekte edebilen T.gondii'nin evlerde sıkça bakılan kedilerin, enfeksiyonun yayılmasında önemli bir rolü olduğu düşünülmektedir (40,150,151). Yaş, cinsiyet ve diğer sosyodemografik kriterler vb. konusunda çalışmamızda sorular sorulmadığı için diğer çalışmalarla bir karşılaştırma yapılamamaktadır. Fakat evlerinde kedi besleyenlerin potansiyel T.gondii enfeksiyonunun farkında olmaları, kediler ile temas ettikleri için hijyene daha fazla dikkat etmeleri, evin bir bireyi gibi gördükleri kedilerinin tüm aşı ve antiparaziter önlemlerini almaları, pişmemiş eti tüketirken önlem almaları, çiğ tüketilen meyva-sebze gibi ürünleri yıkayarak yemeleri daha düşük protozoa yükü sunabileceği kanaatine varılabilmektedir (152-154). Hastalığın hem ara konağı, hem son konağı olan kedilerde toksoplazmozun, dünya çapında %60,0-90,0 arasında değişen prevalansta olduğu bildirilmektedir (2). Ulkemizdeki kedi ve köpek popülasyonunda toksoplazmoz seroprevalansı %40,3-%71,7 arasında seyretmektedir (57-59). Yurdumuzun farklı bölgelerinde kedilerdeki toksoplazmoz seroprevalansını belirlemek üzere yapılan çalışmalarda Elazığ'da %55,5 (155), Sivas'ta %78,0 (156), Kırıkkale'de %69,0 (157), Niğde'de %76,4 (73), Kars'ta %44,1 (158) gibi oranlar tespit edilmiştir. Elazığ'da toksoplazmoz seroprevalansını belirlemek üzere 36 kedi üzerinde Sabin-Feldman boya testi (SF) ile yapılan çalışmada kedilerin 20'sinde (%55,5) anti-toxo İgG ve İgM antıkoru tespit edilmesine rağmen dışkı muayenesinde hiçbir kedide T.gondii ookistine rastlanmamıştır (155). Niğde'de 72 sokak kedisi üzerinde Sabin-Feldman Dye testi (SFDT) ile yapılan çalışmada ise kedilerin 55'inin (%76,4) T. gondii'ye karşı antikorlara sahip olduğu tespit edilmiştir. Bu çalışmada da kedilerin dışkılarında T.gondii ookistleri aranmış fakat hiçbirinde tespit edilememiştir (73). Ozcel ve Karaca'nın 1979 yılında 106 kedi üzerinde yaptıkları çalışmada kedilerin %36,0 oranında enfeksiyonu taşıdıkları ve ookist çıkardıkları saptanmıştır (159). Çelebi ve ark.'larının 2005 yılında SFDT ve İFAT yöntemlerini kullanarak yalnızca ev kedileri üzerinde yaptıkları araştırma sonucunda ise seropozitivite %2,0 olarak tespit edilmiştir (160). Yapılan araştırmalarda dünya kedi nüfusunun yaklaşık %1,0'nin dışkılarında T.gondii ookistlerinin olabileceği belirtilmektedir (31). Tahran'da sokak ve ev kedileri üzerinde Dolaylı Floresan Antikor Testi (IFAT) ile yapılan antı-toxo İgG ve İgM antikorları araştırmasında tüm kedilerdeki enfeksiyon oranı %63,0 olarak bildirilmiştir. Sokak kedilerindeki toksoplazmoz seroprevalansı %90,0 iken, ev kedilerinde %36,0 olarak tespit edilmiştir (54). Seul'de ELİSA ve nested PCR yöntemleri ile 80 ev ve 72 sokak kedisi üzerinde toksoplazmoz seroprevalansını belirlemek üzere yapılan çalışmada sokak kedilerinin ELİSA sonuçlarına göre, %15,3'ü PCR sonuçlarına göre %30,6'sı seropozitif olarak bildirilmiştir. Ancak ev kedilerinin hiçbirinde T.gondii için spesifik antikor tespit edilememiştir (66). 2010-2011 yılları arasında Çin'in Lanzhou şehri hayvan hastanelerine getirilen sağlıklı 179 ev kedisinin ve 42 sokak kedisinin Modifiye Edilmiş Aglütinasyon testi (MAT) kullanılarak yapılan çalışmada ev kedilerinin %15,6 sı sokak kedilerinin ise %45,2'si seropozitif olarak tespit edilmiştir. Genel enfeksiyon oranı %47,0 olarak saptanmıştır (70). T.gondii'nin doku kistleri aracılığıyla ara konaklar arasındaki geçişi son konaklar olmadığında, ookistler aracılığıyla da son konaklar arasındakı geçişi ara konaklar olmadığında sınırsız olarak devam edebildiği bildirilmiştir (161). Elmore ve ark. larının bildirdiğine göre kedilerin titiz olmaları ve ookist dökülme sürelerinin kısa olması sebebi ile kedilerle temasın insanda toksoplazmoz oluşumu için öncelikli risk olmadığı düşünülmektedir (162). Torda, toprak yoluyla kontamine olmuş ellerden ookist yutulma ihtimaline göre kedilerle doğrudan temasın daha az riskli olduğunu bildirmiştir (163). T.gondii'nin, kedi besleyenler üzerindeki etkisini ortaya koymak bakımından yapılan çalışmalar yeterli ya da güncel değildir. Bu bakımdan araştırmamızın literatüre katkı sağlayan bir çalışma olduğu kanaatındeyiz. Kedilerin bradizoit içeren dokuları yemesi enfeksiyonun oluşması için en etkili yoldur ve bu yol ile oluşan enfeksiyondaki ookist çıkışı diğer yollarla oluşan enfeksiyon sonucu ookist çıkışına göre daha fazla sayıda olduğu bildirilmektedir. Kedilerde konjenital toksoplazmoz oluşumu ise nadirdir ve enfeksiyonun akabinde kediler yalnızca bir iki hafta dışkılarıyla ookist atarlar (29). Ozcel'in bildirdiğine göre T.gondii ooskistleri kediler için daha düşük enfeksiyon oluşturabilme potansiyeline sahiptir ve doku kistleri ile enfekte olan kedilerin hepsi dışkılarıyla ookist atarken, trofozoit veya ookistlerle enfekte olanlarda ookist atılımın %30,0'unun altına düştüğü bildirilmektedir (164). Bununla birlikte kedilerin dışkı muayenelerinde tespit edildiği düşünülen T.gondii ookistlerinin İsospora felis, Hammondi ooksitleri ile çok benzer olmasından mütevellit kesin bilgi vermediği Özcel tarafından ifade edilmiştir (92). Demirören ve ark.'larının T.gondii'nin insanları enfekte edebilmesinin nedenleri ile ilgili yaptığı sıralamaya göre; 1) Enfekte etlerin çığ veya yeterince pışmeden yenmesi, 2) ookistler ile kontamine olmuş gıdaların tüketilmesi, 3) organ ya da kan nakli, 4) konjenital olarak anneden fetusa geçiş, 5) takizoitlerin inokülasyonu olarak bildirilmiştir (152-154). Jones ve ark.'larının 148 vaka ve 413 kontrol hastasında toksoplazmoz risk faktörleri araştırılmış, çalışmada atfedilebilir risk oranı kurutulmuş veya tütsülenmiş et yemede %22,0, kuzu eti yemede %20,0, çığ istiridye veya midye yemek %16,0, üç veya daha fazla yavru kediye sahip olmak %10,0, etle çalışma %5,0, keçi sütü içmek %4,0 olarak tespit edilmiştir (165). 2001-2005 yılları arasında Sırbistan'da 765 kadın üzerinde yapılan çalışmada özellikle akut enfeksiyonun tek belirleyicisinin az pişmiş et tüketimi olduğu ve az pişmiş et tüketiminin toksoplazmoz oluşma ihtimalini 11 kat artırdığı bildirilmiştir (166). Stalheim'in 4302 sığır eti üzerinde yaptığı çalışmada etlerin %5,0'inde parazitin izole edildiği bildirilmektedir (167). Giza'da 121 serbest dolaşan tavukta ve 19 ördekte Modifiye Edilmiş Aglütinasyon testi ile (MAT) yapılan çalışmada tavukların 49'unda (%40,4) T.gondii antikorları tespit edilmiştir (168). Zimbabwe'nin farklı bölgelerinde yetişen 355 keçi ve koyunda 'T.gondii antikorlarının belirlenmesine yönelik yapılan çalışmada 225 (%67,9) örneğin pozitif olduğu belirlenmiştir (169). Yurdumuzda yapılan çalışmalardan Beyhan ve ark. 'larının Kilis ve Halep keçilerinde T.gondii seroprevalansını tespit etmek için Sabin-Feldman Dye testi (SFDT) ile 105 keçide yaptıkları çalışmada %95,24 oranında seropozitiflik tespit edilmiştir (170). Bu çalışmaların yanı sıra Güney Brezilya'da eti gıda olarak tüketilmeyen köpeklerle ve sahipleri ile ilgili antı-toxo antikorlarının araştırıldığı çalışmanın sonucunda Benitez ve ark.'ları kedilerin kesin konakçı olmasına rağmen parazitin yaşam döngüsünde köpeklerin epidemiyolojik katılımının şüpheli ve tartışmalı olduğu sonucuna vardıklarını ifade etmektedirler (171). Bu bağlamda toksoplazmoz şüpheli hastaların kedilerle ilişkisinin sorulmasıda tanı için yeterli ipucunu vermemektedir. Toksoplazmoz oluşumunda kedi ile yakın temasa nispeten doğru yıkanmamış sebze ve meyvaların, çiğ veya yeterince pışmemiş et, süt ve yumurtanın tüketilmesinin daha büyük risk oluşturduğu bildirilmiştir (92). Şüpheli olduğu düşünülen etlerin pişirilmesinde, ulaşılması gereken ısının 73.9 ℃ üzerinde olması gerektiği vurgulanmıştır (11). Türkiye'de, evde en çok beslenen hayvan türlerinin balık ve kuş olduğu; fakat özellikle büyük şehirlerde evde kedi ve köpek sahibi olmanın, yıne sokak hayvanlarının beslenmesi alışkanlığının hızla arttığı, farklı kaynaklarda belirtilmektedir (172,173). Yaptığımız çalışmayla T.gondii'nin, evde kedi beslemeyle bulaş riskinin ilişkisi olup olmadığının araştırılması amaçlanmıştır. Zira evinde kedi besleyen birçok insan bu ve benzeri endişeleri yoğun olarak yaşayabilmektedir. Araştırmamıza göre, 182 kişilik (çalışma ve kontrol grubu toplam) katılımcı grubunun %32,90'mda, yani 60 kişide anti-toxo lgG antikoru saptanmıştır. Bu sonuç toksoplazmoz seroprevalansı yönünden yukarıda da belirttiğimiz gibi %30,0 olan dünya ortalamasıyla uyumlu olduğu görülmektedir (135,136). Çalışmamızda beklentilerin aksine, evinde uzun süre kedi besleyenlerde daha düşük seroprevalans, beslemeyenlerde ise daha yüksek seroprevalans saptanmıştır. Araştırmamızdaki 91 kişilik çalışma grubuna yaptığımız ELİSA testi sonuçlarına göre; antı-toxo lgG pozitif antikor sayısı 20 kişi ile çalışma grubunun %22,0'sınde, 91 kişilik kontrol grubunun anti-toxo lgG pozitif antikor sayısı ise 40 kişi ile %44,0 ünde ifade etmektedir. Çalışılan serumların hiçbirinde, anti-toxo İgM antikoru saptanamamıştır. Yapılan çalışmada ELİSA testi kullanılarak seropozitiflik araştırılmış olup gerek ülkemizde, gerekse ülke dışında yapılan çalışmalarda, ".gondii pozitifliğini saptamak için farklı yöntemler kullanılmıştır (2,5,6,14,97,115,119,122,123,139, 144,146-149) Mevcut imkanlar doğrultusunda yapılan bu çalışmaya, örnek sayısının artırılmasıyla ve daha geniş bölgeleri kapsayacak şekilde yapılabilecek yeni çalışmalarla daha anlamlı veriler katılabilecektir. Beklenenin aksine, evinde kedi beslemeyenlerde daha fazla oranda T.gondii antikorlarının tespit edilmesinin olası nedenleri; evlerde beslenen kedilerin devamlı kontrollerinin yaptırılması, antiparaziter ilaçların kullanılması, beslenmelerinde özel mamaların kullanılması, hijyen şartlarına daha dikkat edilmesi, dışkılarını yaptıkları kumların ookistlerin sporlanması için yeterli süre dolmadan imha edilmesi olabileceğini düşünmekteyiz. Evinde kedi beslemeyenlerde seropozitifliğin fazla çıkmasının nedeninin ise, toksoplazmoz oluşumundakı etkenin sadece kedilerden atılan ookistlerin olmadığı, kediler dışındakı diğer bulaş yollarıyla bulaşmanın da hala önemli olduğunu göstermektedir. Evlerimizde beslediğimiz hayvanların korunması, kontrollerinin yapılması/yaptırılması ve zoonotik hastalıkların bulaşmasını engelleyebilecektir. Yapılmış bir kısım çalışmalarda evcil hayvan sahibi olmanın olumlu etkileri ortaya konulmuştur. Köpek sahiplerinin %8,0 oranında daha az tıbbi yardıma ihtiyaç duyduğu, evcil hayvan sahibi olan çocukların immun sistemlerinin daha güçlü ve okul devamsızlıklarının daha az olduğu, alerjik rinitis, astım riskini azalttığı, empati yeteneği ve duygusal gelişimi artırdığı bildirilmiştir. Yetişkinlerde evcil hayvan sahibi olmanın stresi azalttığı, tansiyon, trigliserid ve kolesterol seviyelerini düşürdüğü tespit edilmiştir (174-179). Evinde kedi beslemeyen/teması olmayan insanlarda, daha fazla oranda anti-toxo IgG antikorlarının görülmesi, "kedi ile temas etmediğim için bana T.gondii bulaşmaz" düşüncesinin yanlış olacağını fakat bilinçli evcil hayvan (kedi vb.) beslemenin, hayvanlardan bulaşabilecek birçok hastalığın bulaşmasını engelleyebileceğini de göstermektedir. ## 6. SONUÇ T.gondii'nin yaşam döngüsünde kedigillerin önemli bir yeri olduğu bilimsel bir gerçektir. Buna rağmen kedigillerin T.gondii'nin bulaşında öncelikli sorumlu olduğuna dair tartışmalar mevcuttur. Bu tartışmaların cevabına katkıda bulunabilmek amacıyla yapılan çalışmanın sonuçları kedi besleyen insanların, kedi beslemeyenlere oranla toksoplazmoz yönünden daha fazla riskli olmadığını da göstermektedir. Değişen yaşam koşulları, evcil hayvanların beslenme şekli, bilhassa kedilerin tuvalet ihtiyaçlarının giderilmesinde kullanılan yüksek teknolojik kumlar, evcil hayvan bakımını kolaylaştırabilmekte ve zoonotik hastalıkların bulaşma riskini azaltabilmektedir. Bu gibi nedenlerle bir kısım klasik bilimsel bilgilerimiz, yapılacak yeni çalışmalarla yön değiştirebilecektir. Çalışmada sosyodemografik yapı, kişilerin yaşam biçimleri vb. kriterler ele alınamamış olup bilime katkıda bulunabileceğini düşündüğümüz bir araştırma olduğu kanaatindeyiz. Ornek sayısı ve coğrafyanın büyüklüğünün artırılması, yaşam koşullarının irdelenmesi gibi bir kısım verilerin de eklenmesiyle daha farklı sonuçlar ortaya konulabilecektir. Ancak araştırmadan elde edilen veriler, bilinçli bir şekilde kedi ile yaşamanın toksoplazmoz riskini artırmadığını göstermektedir. - 43. Vollaire, M.R., Radecki, S.V., Lappin, M.R. (2005). Seroprevalence of Toxoplasma gondii antibodies in clinically ill cats in the United States. Am J V et Res, 66(5):874-7. - 44. Alvarado-Esquivel, C., Liesenfeld, O., Herrera-Flores, R.G., et al. (2007). Seroprevalence of Toxoplasma gondii antibodies in cats from Durango City, Mexico. J Parasitol, 93(5):1214-6. - 45. Domy, P., Speybroeck, N., Verstraete, S., et al. (2002). Serological survey of Toxoplasma gondii, virus in urban stray cats in Belgium. V et Rec, 151(21):626-9. - 46. Miró, G., Montoya, A., Jiménez, S., Frisuelos, C., Mateo, M., Fuentes, I. (2004). Prevalence of antibodies to Toxoplasma gondii and intestinal parasites in stray, farm and household cats in Spain. Vet Parasitol, 126(3):249-55. - 47. Duarte, A., Castro, I., Pereira da Fonseca, I.M., et al. (2010). Survey of infectious and parasitic diseases in stray cats at the Lisbon Metropolitan Area, Portugal. J Feline Med Surg, 12(6):441-6. - 48. Hornok, S., Edelhofer, R., Joachim, A., et al. (2008). Seroprevalence of Toxoplasma gondii and Neospora caninum infection of cats in Hungary. Acta V et Hung, 56(1):81-8. - 49. Michalski, M.M., Platt-Samoraj, A., Mikulska-Skupień, E. (2010). Toxoplasma gondii antibodies in domestic cats in Olsztyn urban area, Poland. Wiad Parazytol, 56(3):277-9. - 50. Silva, J.C., Gennari, S.M., Ragozo, A.M., et al. (2002). Prevalence of Toxoplasma gondii antibodies in sera of domestic cats from Guarulhos and São Paulo, Brazil. J Parasitol, 88(2):419- 20. - 51. Valadas, S., Minervino, A.H., Lima, V.M., Soares, R.M., Ortolani, E.L., Gennari, S.M. (2010). Occurrence of antibodies anti- Neospora caninum, anti-Toxoplasma gondii, and anti-Leishmania chagasi in serum of dogs from Pará State, Amazon, Brazil. Parasitol Res, 107(2):453-7. - 52. Dubey, J.P., Lappin, M.R., Kwok, O.C., et al. (2009). Seroprevalence of Toxoplasma gondii and concurrent Bartonella spp., feline immunodeficiency virus, and feline leukemia virus infections in cats from Grenada, West Indies. J Parasitol, 95(5):1129-33. - 53. Ali, C.N., C.N., Harris, J.A., Watkins, J.D., Adesiyun, A.A. (2003).Seroepidemiology of Toxoplasma gondii in dogs in Trinidad and Tobago. Vet Parasitol, 113(3-4):179-87. - 54. Haddadzadeh, H.R., K.hazraiinia, P., A.slani, M., et al. (2006). Seroprevalence of Toxoplasma gondii infection in stray and household cats in Tehran. Vet Parasitol, 138(3-4):211-6. - 55. Akhtardanesh, B., Ziaali, N., Shanfi, H., Rezaei, S. (2010). Feline immunodeficiency virus, feline leukemia virus and Toxoplasma gondii in stray and household cats in Kerman-Iran: seroprevalence and correlation with clinical and laboratory findings. Res Vet Sci, 89(2):306-10. - 56. Sharif, M., Daryani, A., Nasrolahei, M., Ziapour, S.P. (2009). Prevalence of Toxoplasma gondii antibodies in stray cats in Sari, northern Iran. I'rop Anim Health Prod, 41(2):183-7. - 57. Ozkan, A.T., Çelebi, B., Babür, C., Lucio- Forster, A., Bowman, D.D., Lindsay, D.S. (2008). Investigation of anti-Toxoplasma gondii antibodies in cats of the Ankara region of Turkey Using the Sabin-Feldman dye test and an indirect fluorescent antibody test. J Parasitol, 94(4):817-20. - 58. Şimşek, S., Ütük, A.E., Babür, C., Köroğlu, E. (2006) Kocaeli ilinde köpeklerde Toxoplasma gondii Seroprevalansı. Türkiye Parazitol Derg, 30(3):171-4. - 59. Aslantaş, O., Ozdemir, V., Kılıç, S., Babür, C. (2005). Ankara, Türkiye'deki köpeklerde leptospirosis, toksoplazmoz ve leishmaniosis seroepidemiyolojisi. V eteriner Parazitol, 129(3-4):187-91. - 121. Ozdemir, B. (2006). Toxoplasma enfeksiyonunun tanısında toxoplasma ıgg avidite testinin yeri. Gaziantep Universitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı. (Yüksek lisans Tezi), 71s, Gaziantep. - 122. Kıyıldı, S.N. (2006). Afyon bölgesindeki anne ve yeni doğanlarda toxoplasma antikor profilinin farklı yöntemlerle araştırılması. Afyon Kocatepe Universitesi Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı. (Tıpta Uzmanlık), 95s, Afyonkarahisar. - 123. Yücel, T.M. (2008). Düşük yapan hastalarda toksoplasma gondii antikorları dağılımın makroelisa tekniği ile araştırılması. Harran Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Mikrobiyoloji Anabilimdalı. (Yüksek Lisans Tezi), 92s, Şanlıurfa. - 124. Ho-Yen D.O., Joss, A.W.L. (1992). Human Toxoplasmosis, Oxford Medical Publishing. - 125. Montoya, J.G., Liesenfeld, O. (2004). Toxoplasmosis. Seminar. Lancet 363:1965-1976. - - 126. Albert, D.M., Jacobiec, F.A. (1994). Principles and practise of ophthalmology. Clinical practise. W.B. Sanders Co;929-34. - 127. Jong, P.T.V.M. (1989). Congenital toxoplasmosis: Common and rare symptoms and signs. Int Ophthalmol, 13:391-7. - 128. Delair, E., Monnet, D., Grabar, S., Camet, J.D., Yera, H., Brezin, A.P. (2008). Respective roles of acquired and congenital infections in presumed ocular toxoplasmosis. Am J Ophthalmol,146:851-5. - 129. Acha, P.N., Szyfres, B. (2002). Zoonoses and Communicable Diseases Common to Man and Animals, 3rd edn. Washington, DC: Pan American Health Organisation, vol. 1, p. ix. - 130. Akyar, 1. (2011). Türkiye'de Doğurganlık Çağındaki Kadınlarda Toxoplasma gondii Seroprevalansı ve Koenfeksiyonları. İran J Halk Sağlığı, 40(1):63-7. - 144. Antoniou, M., Tzouvali, H., Sifakis, S., Galanakis, E., Georgopoulou, E., Tselentis, Y. (2007). Toxoplasmosis in pregnant women in Crete. Parassitologia, 49(4):231-3. - 145. Tekay, F., Ozbek, E. (2007). Çiğ köftenin yaygın tüketildiği şanlıurfa ilinde kadınlarda Toxoplasma gondii seroprevalansı. Türkiye Parazitol Derg, 31(3):176-79. - 146. Janoudi, A. (2019). 15-45 Yaş Hamile Kadınlarda Toxoplasma Seroprevalansının İndirekt Hemaglutinasyon Yöntemiyle Araştırılması. Gaziantep Universitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Tıbbi Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı. (Yüksek Lisans Tezi), 60s, Gaziantep. - 147. Karakullukçu, S. (2018). Trabzon Ilinde 20 Yaş Ve Üzeri Bireylerde Toxoplasma gondlı Seroprevalansı. Karadeniz Teknik Universitesi Tip Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı. (Tıpta Uzmanlık), 146s, Trabzon. - 148. Demiroğlu, T. (2014). Kilis Devlet Hastanesi Kadın Doğum Polikliniğine başvuran doğurgan çağdaki kadınlarda toxoplasma-LGG ve LGM prevelansının ve seropozitifliğe etki eden risk faktörlerinin araştırılması. Cumhuriyet Universitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Parazitoloji Ana Bilim Dalı. (Yüksek Lisans), 78s, Sivas. - 149. Ateşalp, I. (1995). Universite Oğrencilerinde Toksoplazma Prevelansının Araştırılması. Ankara Universitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü (Yüksek Lisans), 38s, Ankara. - 150. Dubey, J., Miller, N., Frenkel, J. (1970). Toxoplasma gondii in cats: fecal stages identified as coccidian oocysts. Science, 132:636-62. - 151. Elsheikha, H.M. (2008). Congenital toxoplasmosis: priorities for further health promotion action. Public Health, Apr, 122(4):335-53. - 152. Demirören, T., Yüksel, A. (2001). Gebelikte Enfeksiyonlar (Toksoplazmozis, Rubella, Sitomegalovirus,Herpes Simpleks, Viral Hepatitler, Varisella, AIDS). Türkiye Klinikleri J Gynecol Obst., 11(6):425-40 VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR
57
76890
## ÖZET [2.2.1], 2.2.2], 3.2.2| Köprüleşmiş bisiklik alkenlerin KMnO4-CuSO4.5H2O ile heterojen faz yükseltgenme reaksiyonları incelendi. [2.2.1] Köprüleşmiş alkenler olan norbornen (13), norbornadien (57), bisiklo[2.2.1]hept-5-en-2-on etilen ketal (70), endo,endo-5,6-dikarboksimetil-bisiklo12.2.11-hept-2-en(73), endo,exo-5,6-dikarboksi metil-bisiklo[2.2.1]-hept-2-en (74), benzonorbornadien (97) ve ve 7-oksabenzonorbornadien (99)un yükseltgenme sonucu ilgili dialdehit ürünleri a,a-1,3diformil-siklopentan (14), a,a-1,4-diformil-2,3-benzo-siklopenten (98), a,a-2,4-diformil siklopentanon etilen ketal (92), a,a,a,a-1,4-diformil-2,3-dikarboksimetil siklopentan (95), a,a,b,a-1,4-diformil-2,3-dikarboksimetil siklopentan (96) ve a,a-2,5-diformil-3,4benzo-2,5-dihidrofuran (100)'ü verdiği belirlendi. [2.2.1 | Köprüleşmiş bisiklik alkenlerin aksine [2.2.2] sistemlerinden endo,endo-4,5dikarboksimetil-bisiklo[2.2.2]okt-2-en (89) endo,endo-5,6-dikarboksimetil-3-hidroksibisklo[2.2.2]okt-2-on (101)'e yükseltgemirken, endo,endo-5,6-Dikarboksimetil- bisiklo|3.2.2|non-2-en (91) de endo,endo-5,6-Dikarboksimetil-bisiklo|3.2.2|nona-2,3dion (102) ye yükseltgendi. Buna karşın [2.2.1]bisiklik alkenlerden siklopentadien-maleik anhidrit endo-katılma ürünü 72, 5,5,6,6,6-tetrasiyano bisiklo[2.2.1]hept-2-en (79), siklopentadien-p-benzokinon katılma ürünleri 81 ve 82 ve siklopentadien-1,4-naftokinon katılma ürünü 84 muhtemelen sterik etkiden dolayı reaksiyon vermediler. exo, exo-5,6-Dikarboksimetil-7oksa-bisiklo (2.2.1 hept-2-en ( 77 ) ise çok hızlı bir şekilde polimerleşme reaksiyonu verdi. ## SUMMARY The heterogeneous reactions of [2.2.1], [2.2.2], [3.2.2] bridged bicyclic alkenes with KMnO4-CuSO4.5H2O were studied. Norbornene (13), norbornadiene (57), bicyclo[2.2.1]hept-5-en-2-one ethylene ketal (70), endo,endo-5,6-dicarboxymethylbicyclo[2.2.1]hept-2-ene(73), endo,exo-5,6- dicarboxymethyl-bicyclo[2.2.1]hept-2-ene (74 ), benzonorbornadiene (97) and 7-oxa-benzonorbornadiene (99) gave the corresponding dialdehyde product: a,a-1,3-diformyl-siklopentane (14), a.,a-1,4-diformyl-2,3-benzocyclopentene (98), a,a-2,4-diformyl cyclopentanone ethylene ketal (92), a.,a,a,a-1,4diformyl-2,3-dicarboxymethyl-cyclopentane (95), a,a,8,a-1,4-diformyl-2,3-dicarboxy methyl cyclopentane ( 96 ) and a,a-2,5-diformyl-3,4-benzo-2,5-dihydrofuran ( 100 ), respectively. While [2.2.2] endo,endo-4,5-dicarboxymethyl-bicyclo[2.2.2]okt-2-ene (89), [2.2.2] bridged alkene, converts to endo,endo-5,6- dicarboxymethy1-3-hdyroxy - bicyclo[2.2.2|oct-2-one (101), a hdyroxy ketone, endo,endo-5,6-dicarboxymethyl-bicyclo[3.2.2]non-2-ene (91) afforded endo,endo-5,6-dikarboxymethyl-bicyclo[3.2.2]nona-2,3-dione (102). ## TEŞEKKÜR Yüksek lisans tezi olarak sunduğum bu çalışma Prof. Dr. Yaşar SUTBEYAZ yöneticiliğinde gerçekleştirilmiştir. Çalışmalarımın her aşamasında maddi manevi desteğini gördüğüm danışman hocam sayın Prof. Dr. Yaşar SÜTBEYAZ'a Laboratuvar çalışmalarımda, kütüphanede abstrakt taramasında ve yurt dışında olduğu dönemde e-mail ile çalışmalarıma yardımcı olan sayın hocam Yrd. Doç. Dr. Ramazan ALTUNDAŞ'a Sentez ve yapı çözümünde yardımlarını gördüğüm, kimya bilgisinden her zaman istifade ettiğim, tezin yazımı esnasında yol gösteren sayın hocam Prof. Dr. Hasan SECEN'e, Bölümün bütün imkanlarından yararlanmamı sağlayan hocam Prof. Dr. Nihat AKBULUT'a, Laboratuvarda yardımlarını gördüğüm Dr. Ahmet MARAŞ'a, Arş. Gör. Hamdullah KILIÇ'a, Yrd. Doç. Dr. Arif DAŞTAN'a, Arş. Gör. M. Serdar GÜLTEKIN'e, NMRspektrumlarını alan Arş. Gör. Cavit KAZAZ'a, IR-spektrumlarını alan Arş. Gör. Duygu EKINCI'ye ve Kimya Bölümdeki bütün hocalarıma, arkadaşlarıma ve aileme teşekkürü borç bilirim. > Süleyman GÖKSU Ağustos 1998 | 3.4.5. Bisiklik Alkenlerin KMnO4-CuSO4 Oksidasyonu Için Genel Yöntem (0,0-2,4- | |-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------| | Diformil Siklopentanon Etilen Ketal 92'nin Sentezi) | | 3.4.6. α,α-1,3-Diformil-siklopentan ( 14 )'ün Eldesi | | 3.4.7. x,α-1,3-Diformil-Siklolopentan Tetraasetat ( 93 )'ün Eldesi | | 3.4.8. α.,α-1,4-Diformil-Siklopent-2-en ( 94 )'ün Eldesi | | 3.4.9. x-1,4-Diformil-2,3-benzo-siklopenten ( 98 )'in Eldesi | | 3.4.10. 2,3-Dikarboksimetil bisiklo[2.2.1]hepta-2,5-dien'in Eldesi | | 3.4.11. Siklopentadien-Maleik Anhidrit Katılma Urünü 72'nin Eldesi | | 3.4.12. endo, endo-5,6-Dikarboksimetil-bisiklo[2.2.1]hept-2-en (73)"in Eldesi | | 3.4.13. a.,a.,a.,a.,a.,a.,a.,a.,a.,a.,a.,a.,a.,a.,a.,a.,a.,a.,a.,a.,a.,a., | | 3.4.14. 5,5,6,6-Tetrasiyano bisiklo[2.2.1]hept-2-en (79)'un Eldesi | | 3.4.15. Siklopentadien-p-Benzokinon Katılma Urünleri 81 ve 82'nin Eldesi | | 3.4.16. Siklopentadien-Naftokinon Katılma ürünü 84'ün Sentezi | | 3.4.17. endo, exo-5,6-dikarboksimetil-bisiklo[2.2.1]hept-2-en (74)'ün Sentezi | | 3.4.18. 0.,8,0,0,0-1,4-Diformil-2,3-dikarboksimetil Siklopentan (96)'nın Sentezi 75 | | 3.4.19. Furan-Maleik Anhidrit Katılma Ürünü 75'in Sentezi | | 3.4.20. exo,exo-5.6-Dikarboksimetil-7-oksa-bisiklo 2.2.1 hept-2-en (77)'nin Eldesi 76 | | 3.4.21. Siklohekzadien-Maleik Anhidrit Katılma Urünü 86'nın Sentezi | | 3.4.22. endo,endo-5,6-Dikarboksimetil-bisiklo[2.2.2]okt-2-en (87)'nin Eldesi | | 3.4.23. endo,endo-5,6-Dikarboksimetil-3-hidroksi-bisklo[2.2.2]oktan-2-on (101)'in | | 77<br>Eldesi | | 3.4.24. 1,3-Skloheptadien ( 89 )'un Sentezi | | 3.4.25. Sikloheptadien-Maleik Anhidrit Katılma Ürünü 90'ın Sentezi | | 3.4.26. endo,endo-5,6-Dikarboksimetil-bisiklo[3.2.2]non-2-en (91)'in Eldesi | | 3.4.27. endo, endo-5,6-Dikarboksimetil-bisiklo[3.2.2]nona-2,3-dion (102)'nin Sentezi. | | …………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………… | | 3.4.28. BDAK-HCl Tuzunun Sentezi | | 3.4.29. 7-Okzabenzonorbornadien ( 99 )'un Eldesi | | 3.4.30. a,a-2,5-Diformil-3,4-benzo-2,5-dihidrofuran ( 100 )'ün Eldesi | | | | ## 1. GIRİŞ VE ÇALIŞMANIN AMACI Potasyum permanganat organik kimyada pek çok amaçla yaygın olarak kullanılan bir yükseltgeyicidir. Olefinlerin etkin bir şekilde hidroksillenmeleri için en yaygın olarak kullanılan metotlardan biri potasyum permanganat ile oksidasyondur. Potasyum permanganat olefinleri birkaç yolla yükseltgeyebilmektedir. İlk yükseltgenme ürünü olarak glikoller oluşmaktadır. Ancak glikollerin daha ileri oksidasyona uğraması, veya asit veya baz katalize izomerleşmeye uğraması ile karbon-karbon bağının parçalandığı ürünleri elde etmek de mümkün olahilmektedir. Permanganat iyonu ile alkenlerin oksidasyonundan cis-hidroksilasyon ürünlerinin elde edildiği çok iyi bilinmesine rağmen, reaksiyonun mekanizması detaylı ve çok açık olarak bilinmemektedir. Böeseken tarafından özenle hazırlanarak teklif edilen ve daha sonra yaygın bir kabul gören mekanizmada, ilk olarak halkalı bir geçiş kompleksinin meydana geldiği, bu ürünün de hidroliz edilmesi ile cis-glikollerin oluştuğu düşünülür (şema-1). O- Hidroliz Oksidasyon 1 ![](_page_0_Figure_5.jpeg) Şema-1 Wiberg ve Saegebarth2, 190 ile işaretli permanganat kullanarak glikol oksijenlerinin her ikisinin de yükseltgeyici reaktiften geldiğini göstermişlerdir. Glikol elde etmek için genel yöntem olarak seyreltik sodyum karbonat veya hidroksit içinde çözünmüş olan olefin oda sıcaklığı veya daha düşük sıcaklıklarda hafif aşırı permanganat çözeltisiyle muamele edilir. Reaksiyon tamamlandığında, çökmüş olan mangan dioksit süzme yoluyla veya kükürt dioksit ile muamele etmek suretiyle uzaklaştırılır. Daha sonra glikol, uygun bir çözücü ile birkaç defa ekstrakte etmek suretiyle sulu fazdan ayrılır. Asitler mangan dioksit ile kuvvetli bir şekilde adsorbe edildikleri için, bu durumlarda suda çözünmeyen mangan dioksitin çözünürleştirilmesi benzen içinde çözünmüş KMnO4 ile yapılan bu yükseltgemelerde çok iyi verimler elde edilebilemektedir". Krown eter, Kt iyonu ile koordine olarak potasyum permanganatın benzende çözünmesini sağlamaktadır. ![](_page_0_Figure_1.jpeg) Cope ve grubunun' yaptığı araştırmalarda cis-siklookten (21)yalnızca %7 verimle cis- 1,2-oktandiole (22) dönüştürülebilmiştir. Weber ve Shepherd'' , faz transfer katalizörü olarak benzil trietilamonyum klorür kullanarak %50 verimle bu dönüşümü yapmayı başarmışlardır. ![](_page_0_Figure_5.jpeg) Ogino ve Mochizuki12 benziltrietilamonyum klorürü eşdeğer miktarda kullanarak, pH'ya bağlı olarak, metilen klorür içinde endo-disiklopentadien 23'ün hem diol 24 ve hem de dialdehit 25'e dönüşebileceğini göstermişlerdir. Homojen reaksiyon karışımı azot atmosferi altında %3'lük NaOH çözeltisiyle muamele edildiğinde diol 24 ürünü, pH=3 olan asetik asit-sodyum asetat çözeltisiyle muamele edildiğinde ise dialdehit 25 elde edilmektedir. Ilginç bir nokta olarak, reaksiyon karışımı, pH=5 olan sulu çözeltide Bakır sülfatın fonksiyonu tam olarak bilinmemesine karşın, elektron transferinde yer alabileceği ve moleküller siev'de olduğu gibi su kaynağı olarak ta düşünülmektedir. Bakır sülfattaki hidrate su molekülleri etkili bir faktördür. Çünkü bu katı karışım Pols üzerinden kurutularak oksidasyon yapıldığında 2-oktanolün aynı süre içinde yükseltgenmesinden ancak %21'lik bir verimle 2-oktanon elde edilebilmektedir. Tablo-7 de görüldüğü gibi sekonder alkollerden çok iyi verimlerle ilgili keton bileşikleri oluşmasına rağmen, primer alkol olarak kullanılan 1-oktanol KMnO4-CuSO4 ile yavaş reaksiyon vermesinin yanısıra reaksiyondan da çok düşük verimle (<%20) aldehid-asit karışımı ürünler oluşmaktadır. Magner ve Lee'ye göre bunun muhtemel nedeni ortamda oluşan oktanoik asitin, katı yükseltgen sistemini inhibe etmesidir. | Alkol, mg | Sıcaklık, "C | | KMnO4, g CuSO4, g | Reaksiyon<br>süresi,saat % Verim | | |--------------------------------|--------------|------|-------------------|----------------------------------|-----| | 2-Oktanol (50) | 70 | 0.25 | 0.25 | ধ | de | | 2-Hekzadekanol (2400) | 70 | 10 | 10 | 3 | 100 | | Benzhidrol (180) | 70 | 0.5 | 0.5 | য | 100 | | 3-Metilsiklohekzanol (120) 25 | | 0.5 | 0.5 | 2 | 97 | | 1 altono (120) | t | | CE | C | C | 1-08-2017 (19V) 40 . 1.0 201 ## Tablo-7. KMnO4.CuSO4 ile Çeşitli alkollerin ilgili karbonîl bileşiklerine yükseltgenmesi Destek materyali olarak silikajel kullanılmak süretiyle olefinler KMnO4 ile yükseltgenerek ilgili asit yada ketonlara parçalanırlar. Cruz ve çalışma arkadaşları" tarafından geliştirilen bu yöntemin birçok avantajlı yönleri vardır. Bu avantajlar yazarlar tarafından (i) reaksiyonun oda sıcaklığında yapılması, (ii) bu metotla terminal, sekonder, tersiyer ve elektron çekici grupların bağlı olduğu çift bağların kolaylıkla yarılmaya uğradığı (iii) optikçe aktif alkenlerden çıkıldığında, asimetrik merkezlerin korunduğu türevlerin elde edilmesi, (iv)klasik metotlarla yükseltgenemeyen alken (31) bileşiğinin orta bir verimle yükseltgenebilmesi olarak kaydedilmektedir. Gerilimli bisiklik 31 bileşiğinin Silikajel-KMnO4 ile diasit 32'ye parçalandığı bu reaksiyonda, siklohekzen adipik asit 34'e, sübstitüent ihtiva eden 35 keton ve asit içeren 36 bileşiğine, sinnamik asit ( 37 )'nin ise benzoik asit ( 38 )'e iyi verimlerle yükseltgenmektedirler ( Tablo-8 ). Bakır sülfat pentahidrat destek materyali içeren permanganat, alkollerin ilgili karbonil bileşiklerine', diollerin laktonlara2, sülfidlerin sülfonlara23 oksidasyonunda kullanılmıştır. Chandrasekaran ve çalışma grubu çok ilıman şartlarda olefinlerin KMnO4-CuSO4 ile doğrudan oksidasyonu sonucunda a-diketon ve ce-hidroksi ketonların sentezlendiğini göstermişlerdir24. Olefinler, oda sıcaklığında katalitik miktarda tert-butil alkol/su içeren dikloro metan içinde iyice karıştırılmış olan katı KMnO4CuSO4.5H2O ile muamele edildiklerinde gayet iyi verimlerle α-diketon veyahut α-hidroksi keton verirler. Bu metodolojinin bir çok ilginç yönü vardır. Olefinlerden a-diketon sentezlemek için en Sharpless yöntemi yaygın olarak kullanılmakla beraber 6 bu yöntemle küçük halkalı olefinlerden kayda değer miktarlarda a-diketon sentezi başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Burada en küçük halkalı olefin olarak cis-siklookten alınmış ve ancak % 23 verimle diketon sentezlenebilmiştir. Oysa Chandrasekaran ve arkadaşları siklohekzen dahil olmak üzere çeşitli olefinlerden yüksek verimlerle bunu gerçekleştirmişlerdir. Elde edilen sonuçlar Tablo-10 da özetlenmiştir. Tablo-10'dan da görüldüğü gibi olefinlerin oksidasyonları gayet iyi verimlerle gerçekleştirilmiştir. cis-Siklookten (21)'in yükseltgenmesinde ilginç bir durum gözlenmektedir: Şayet oksidant olarak KMnO4 / CuSO4.5H2O kullamlırsa %50 verimle hidroksi keton oluşurken, KMnO4CuSO4. 5H2O ve Cu(OAc)2.H2O birlikte kullanıldığında %48 lik verimle Diketon 42'nin oluştuğu gözlenmiştir. Burada asıl önemli olan husus ise ara kademede hidroksi ketonun meydana geldiği ve bunun da 1,2diona yükseltgendiğidir. Siklododeken (43) bileşiğinin de aynı şartlarda yükseltgendiğinde yine bir diketon yapısındaki 44'ü oluşturduğu görülmektedir. Terpen 45 'in oldukça yüksek bir verimle hidroksi keton 46'ya yükseltgendiği görülmektedir. Benzer reaksiyonlar asiklik olefinler üzerinde denendiğinde bu anlatılanların aksine daha çok asit oluştuğu ve bunlardan sadece trans-stilben 48° in aldehid verdiği gözlenmiştir. Ayrıca burada suyun ve tersiyer butanolünde reaksiyonun oluşumu için önemli olduğu özellikle vurgulanmaktadır. Çünkü su veya tersiyer butanolün olmaması durumunda reaksiyonun gerçekleşmediği gözlenen bir husustur. Su ve tert-butil alkolün önemini şu şekilde izah edilmektedir. Liotta", benzil halojenürlerin 18-Crown-6 katalizörlüğünde siyanür iyonuyla sübstitüsyon reaksiyonlarını incelerken az miktardaki suyun ilavesiyle verimin oldukça arttığını gözlemiştir. Bu pek klasik olmayan faz transfer katalizörlerinden Ω-faz katalizörü olarak bilinmektedir. Su ve tert-butil alkol reaksiyon ortamında Q2-faz katalizörü gibi inorganik katı kısmı sararak reaksiyon ortamında üçüncü bir faz oluştururlar ki oksidasyon reaksiyonunun bu sayede olduğu düşünülmektedir. Görülüyor ki potasyum permanganat, çalışılan pH'ya, çözücü muhtevasına, katı destek materyaline bağlı olarak pekçok tipte reaksiyon vermektedir. Bu reaksiyonların en ilginçlerinden biri KMnO4CuSO4.5H2O sistemidir. Çünkü burada hidroksi keton, diketon, epoksit, aldehit, asit moleküllerinin hepsi oluşabilmektedir. Bu çeşitliliğe etki edebilecek faktörlerden biri halka gerilimi olabilir. Bu çalışmada [2.2.1], [2.2.2], [3.2.2] bısıklık sistemlere sahip alkenler sentezlenerek, bunların KMnO4CuSO4.5H2O ile yükseltgenmesi reaksiyonlarından oluşan ürünlerin belirlenecek ve halka geriliminin reaksiyonu hangi tarafa yönlendirdiği tespit edilecektir. ![](_page_0_Picture_3.jpeg) ## 2.MATERYAL VE YÖNTEMLER ## 2.1.[2.2.1], [2.2.2] ve [3.2.2] Köprüleşmiş Bisiklik Alkenlerin Sentezi 2.1. 1. Genel Yöntem Bisiklik [2.2.1], [2.2.2] ve [3.2.2] sistemlerin sentezi için en uygun yöntem, siklik bir dienle bir dienofili muamele etmektir ( Şema-9 ). ![](_page_0_Figure_3.jpeg) Bu yöntemle ilk olarak Diels ve Alder tarafından, butadien ve etilenin yüksek sıcaklık ve basınçta muamele edilmesi suretiyle siklohekzen sentezlenmiştir". Konjuge dienler C-C çift veya üçlü bağ ihtiva eden bileşiklerle ( dienofillerle ) reaksiyon verirler27. Bu reaksiyonlar, her bir bileşikteki n elektronlarının [ 4+2 ] katılması olarak düşünülür. Reaktantlar doğrudan ya da inert bir çözücü içinde ısıtılarak katılma gerçekleştirilir. Reaksiyonlar çıkış maddesinin yapısına bağlı olarak farklı sıcaklıklarda gerçekleştirilir ( Şema- 10 ). ![](_page_0_Figure_7.jpeg) ![](_page_0_Figure_0.jpeg) 17 ![](_page_0_Figure_1.jpeg) 49 ![](_page_0_Figure_3.jpeg) ![](_page_0_Figure_4.jpeg) ![](_page_0_Figure_5.jpeg) 150 ℃ ![](_page_0_Figure_6.jpeg) ![](_page_0_Figure_7.jpeg) ![](_page_0_Figure_8.jpeg) + ![](_page_0_Figure_9.jpeg) ![](_page_0_Picture_10.jpeg) 56 57 ## Sema-10 Butadien ve etilen arasındaki reaksiyon düşük verimle olur. Buna karşın basit alken ya da alkinlerle yapılan reaksiyonlar tatmin edici sonuçlar vermez. Ancak dienofile çift bağla konjuge karbonil, nitro ya da siyan grupları bağlandığında reaksiyonun çok ılıman şartlarda bile meydana geldiği gözlenir. Çünkü elektron çekici gruplar, dienofilin LUMO enerji düzeyini düşürür ve dienin HOMO'suyla geçiş halinde daha kolay bir etkileşme olur. Şayet BF3 gibi Lewis asitlerinin olduğu ortamda reaksiyon yapılırsa reaktivite artar. Burada Lewis asidi dienofildeki elektron çekici gruplara bağlanıp kompleks oluşturur ve bu şekilde çift bağ elektronlarının enerji düzeyini değiştirir. Böylece reaksiyonlar oda sıcaklığında hatta daha düşük sıcaklıklarda bile meydana gelir. Reaksiyonun olabilmesi için dienin, altılı halkanın oluşumunu gerektiren cis konformasyonda olması gerekir. Bu asıklık sistemlerde her zaman mümkündür. Ancak her bir çıkış maddesinde reaktivite farklıdır. Orneğin cis-1-sübstitüe butadien trans izomerinden daha az reaktiftir. Çünkü diene uç noktalardan bağlı olan sübstitüentler aktifleşme enerjisinin yüksek olduğu cıs konformasyonda sterik etkiye neden olurlar. Asiklik dienlere karşın siklik dienler sadece cis yapıda katılma reaksiyonu verirler. Dienofilin LUMO'suyla dienin HOMO'sunun enerji uyumu ve reaktivitesi yapıdaki elektron çekici yada elektron verici gruplarla da artar. Genel olarak dienofile elektron çekici gruplar diene de elektron verici grupların bağlı olması yeğlenir. Tiyofen çok kararlı olduğundan inerttir. Pirrol maleik anhidritle Diels Alder katılma reaksiyonunu direk vermez. Reaksiyon verebilmesi için aromatikliğinin azaltılması gerekir. Bu da pirrol azotuna elektron çekici bir grubun bağlanmasıyla yapılmaktadır. [ 4+2 ] katılma reaksiyonları stereospesifik reaksiyonlardır. Orneğin dimetil maleat, daima karboksilat gruplarının birbirine göre cis olduğu katılma ürünleri verirken, dimetil fumarat, daima karboksilat gruplarının trans olduğu katılma ürünleri verir ( Şema-11 ). ![](_page_0_Figure_6.jpeg) Sema-11 Şema-11'den görüleceği gibi reaksiyon concerted mekanizma üzerinden yürür. Diels-Alder reaksiyonlarında reaksiyonlar düşük sıcaklıklarda gerçekleştirilirse ikincil orbital etkileşmesinden dolayı endo katılma ürünleri ana ürün olarak oluşurken, yüksek sıcaklıkta çalışıldığında exo katılma ürünleri ana ürün olarak oluşur (Şema-12). ![](_page_0_Figure_1.jpeg) ![](_page_0_Figure_2.jpeg) ![](_page_0_Figure_4.jpeg) Şema-12 ## 2.1.2.3. Bisiklo[2.2.1]hept-5-en-2-on (69)'un Sentezi 6-Kloro-6-siyano-bisiklo[2.2.1]hept-2-en (68)in oda sıcaklığında ve DMSO içinde KOH ile hidrolizi ve buhar destilasyonuyla saflaştırılması sonucunda bir dehidro kanfor türevi olan bisiklo[2.2.1]hept-5-en-2-on (69) literatürde izah edildiği şekilde elde edildi28. ![](_page_0_Figure_2.jpeg) ## 2.1.2.4. Bisiklo[2.2.1]hept-5-en-2-on Etilen Ketal (70)'in Sentezi Bisiklo[2.2.1]hepta-5-en-2-on (69) KMnO4-CuSO4 ile reaksiyon vermediğinden, ketalleme yapıldı. Ketalleme, benzende p-TsOH katalizörlüğünde bisiklo [2.2.1] hepta-5-en-2-on ( 69 )un etilen glikolle 8 saat muamelesinden ve oluşan suyun azeotropik olarak destilasyonu sonucunda bisiklo[2.2.1]hept-5-en-2-on etilen ketal (70) sentezlendi29 ![](_page_0_Figure_6.jpeg) Bisiklo[2.2.1]hept-5-en-2-on etilen ketal (70)'in 200 MHz 'H-NMR spektrumunda olefinik protonlar AB sistemi vermektedir. AB sisteminin A kısmı 8 6.28 ppm'de dubletin dubleti olarak rezonans olurken (J=5.8 ve 2.9 Hz), AB sisteminin B kısmı da S 6.05 ppm'de yine dubletin dubletine rezonans olur (J=5.8,3.2 Hz). Ketalin etilenik protonları 8 3.86 ppm'de multiplet, köprü başı protonlarından biri 8 2.7 ppm'de multiplet, diğeride 8 2.6 ppm' de yine multiplet olarak rezonans olur. Ketalin oprotonları ise AB sistemi vermektedir. Protonlardan biri AB sisteminin A kısmını o 1.81 ppm'de dubletin dubleti olarak (J=12.3 ve 3.8 Hz), diğeride 8 1.40 ppm'de AB sisteminin B kısmını, yine dubletin dubleti olarak verir (J=12.3-3.3 Hz). Diğer protonlar da ( H7a ve H7b ) AB sistemi verir, protonlardan biri AB sisteminin A kısmını 8 1.70 ppm'de geniş dublet olarak verirken ( J=8.5 Hz ), diğer proton 8 1.62 ppm'de AB sisteminin B kısmını dubletin multipleti olarak verir ( J=8.5 Hz ). Şekil-2.1.1. ![](_page_0_Figure_2.jpeg) Şekil-2.1.1. Bisiklo[2.2.1]hept-5-en-2-on Etilen Ketal (70)'in 200 MHz 'H-NMR Spektrumu (CDCl3) ![](_page_0_Figure_0.jpeg) ## 2.1.2.6. endo, endo-5,6-Dikarboksimetil-bisiklo[2.2.1]hept-2-en ( 73 )'ün Sentezi Maleik anhidrit katılma ürünü 72'nn metanol içinde p-toluensülfonik asit katalizörlüğünde refluks edilmesi suretiyle 8 saatte endo, endo-5,6-dikarboksimetil bisiklo 2.2.1 Jhept-2-en ( 73 ) sentezlendi. h ![](_page_0_Figure_5.jpeg) endo, endo-5,6-Dikarboksimetil-bisiklo[2.2.1]hept-2-en (73)'ün 200-MHz 'H-NMR spektrumunda olefinik protonlar 8 6.23 ppm'de multiplet verirlerken ester metillerinin protonları ise ö 3.58 ppm'de singlet verirler. Buna karşın köprü başı protonları ö 3.25 ppm'de multiplet , a-protonlarının da δ 3.127 ppm'de yine multiplet verdiği gözlenmektedir. 7a ve 7b protonlarının da AB sistemi verdiği aşıkardır. 8 1.46 ppm'de AB sisteminin A kısmı dubletin tripletine yarılır ( J=8.6 ve 1.8 ). B kısmı ise 8 1.28 ppm'de dubletin multipletine yarılmaktadır (Şekil-2.2). 50 MHz "C-NMR spektrumunda yapıdaki simetriden dolayı 6 sinyal gözlenmektedir. Ester karbonil karbonları 8 174.8 ppm'de, olefinik karbonlar 8 136.9 ppm'de, ester metillerine ait ## 2.1.2.7. endo, exo-5,6-Dikarboksimetil-bisiklo[2.2.1]hept-2-en ( 74 )'ün Sentezi Dimetil maleat 1,3-dienlere katıldığında cis katılma ürünleri sentezlenmektedir. Buna karşın aynı dienlere dimetil fumarat katıldığında ise trans katılma ürünleri sentezlenir.311 32 Dimetil fumaratın oda sıcaklığında metilen klorürde 1,3-siklo pentadiene katılması sonucunda 12 saatte endo, exo-5,6-dikarboksimetil-bisiklo[2.2.1]hept-2-en (74) sentezlendi. Ortamda reaksiyona girmeyen dimetil fumarat kaldığından kristallendirilerek saflaştırma yapıldı. ![](_page_0_Figure_2.jpeg) 60 56 74 endo, exo-5,6-Dikarboksimetil-bisiklo[2.2.1]hept-2-en (74)ün 200 MHz 'H-NMR Spektrumunda olefinik protonlar AB sistemi verirler. AB sisteminin A kısmı 8 6.22 ppm'de dubletin dubletini verirken (Ji=5.6 Hz, J2=3.2 Hz), B kısmının da 6.01 ppm'de dubletin dubletini verdiği gözlenir (J=2.7 Hz). Yapı simetrik olmadığından ester metillerinin de farklı yerlerde sinyal verdiği görülür. Metillerden biri ö 3.66 ppm'de diğeri de 8 3.59 ppm'de singlet verir. Köprü başı protonları AB sistemi verirler. AB sisteminin A kısmı 8 3.32 ppm'de dubletin dubletini verir (J=4.5 Hz, J2=3.7 Hz). H5 ve Ho dan biri 8 3.20 ppm'de multiplet diğeri de 8 3.06 ppm'de yine multiplet vermesine karşılık, AB sisteminin B kısmının bunlardan sonra 8 2.62 ppm'de dubletin dubleti olarak sinyal verdiği görülür (Jı=4.5 Hz, J2=1.7 Hz). 7 nolu karbondaki Ha ve Hb de AB sistemi verir. AB sisteminin A kısmı 8 1.56 ppm'de geniş dublet (J=8.8 Hz), B kısmı da dubletin kuartetini verir (Jı=8.8 Hz, J2=1.7 Hz). Şekil-2.3. 50 MHz 13C- NMR spekrumunda 11 sinyal görülmektedir. Karbonillerden biri 8 176.7 ppm'de diğeride 8175.5 ppm'de rezonans olmaktadır. Olefinik protonlardan biri 8 139.5 ppm'de diğeri 8 137.1 ppm'de, ester metillerinin 8 53.9 ve 8 53.7 ppm'de ve diğer alifatik karbonların da sırasıyla 8 49.8, 49,3, 49,0 ve 47.6 ppm'de rezonans olması yapıyı doğrulamaktadır ( Şekil-2.3). ## 2.1.2.8. exo,exo-5,6-Dikarboksimetil-7-okza-bisiklo[2.2.1]hept-2-en ( 77 )'nin Sentezi Bunun sentezi için literatürde izah edildiği şekilde furana maleik anhidrit katıldı39, 33, 34 Maleik anhidritin iki katı kadar furan alındı ve metilen klorür içerisinde 12 saat karıştırıldı. Maleik anhidrit katılma ürünü 75 sentezlendi. Bu ürün KMnO4-CuSO4 ile oksidasyon vermediğinden exo-5,6-dikarboksimetil-7-okza-bisiklo[2.2.1]hept-2-en (77), maleik anhidrit katılma ürünü 75'in metanolle p-toluen sülfonik asit katalizörlüğünde refluks edilmesi süretiyle sentezlendi. Karışım safsızlık içerdiğinden dolayı önce metilen klorürle ekstrakte edildi. Daha sonrada metilen klorür-hekzanla kristallendirilerek saflaştırma yapıldı. ![](_page_0_Figure_5.jpeg) exo,exo-5,6-Dikarboksimetil-7-okza-bisiklo[2.2.1]hept-2-en (77)'nin 200 MHz 'H-NMR spektrumunda olefinik protonlar 8 6.39 ppm'de multiplet, köprü başı protonları o 5.17 ppm'de multiplet, esterin metil protonları 8 3.53 ppm'de singlet ve 8 5,6 nolu protonlar da δ 2.73 ppm'de multiplet vermektedir ( Şekil-2.4 ). ![](_page_0_Figure_1.jpeg) ![](_page_0_Figure_3.jpeg) Şekil-2.4. exo,exo-5,6-Dikarboksimetil-7-okza-bisiklo[2.2.1]hept-2-en (77)'nin 200 MHz 'H-NMR ve 50 13C-NMR spektrumları ( CDCl3 ) ## 2.1.2.11. Siklopentadien-p-Benzokinon Katılma Ürünü 82'nin Sentezi p-Benzokinon ve 1,3-siklo pentadien 1:1 oranında alınıp metilen klorür içinde çözüldü 12 saat karıştırmak süretiyle katılma ürünü 82 sentezlendi37,38. ![](_page_0_Figure_2.jpeg) 82 bileşiğinin 200-MHz 'H-NMR spektrumunda olefinlerden birinin protonları 8 6.53 ppm'de singlet verirken diğer olefinik protonlar 8 6.02 ppm de multiplet verir. Köprü başlarından birinin protonları 8 3.49 ppm de diğeri de 8 3.17 ppm'de multiplet verir. Diğer protonlar ise ( 7Ha-7Hb ) AB sistemi verir. AB sisteminin A kısmı 8 1.50 ppm de dubletin tripletini verirken ( J1=8.4, J2=1.6 ), B kısmı da 8 1.39 ppm'de geniş dublet vermektedir ( Şekil-2.7 ). 50 MHz 13C-NMR spektrumunda yapıdaki simetriden dolayı 6 tane sinyal görülür. Karbonil karbonları 8201.3 ppm'de, olefinlerden birinin karbonları 8 144.0 ppm'de, diğeri de 8 138.3 ppm'de rezonans olmaktadır. Diğer karbonlar da 8 50.7, 50.6 ve 8 50.3 ppm'de rezonans olurlar ( Şekil-2.7 ). ## 2.1.2.13. Diğer [2.2.1] Köprüleşmiş Bisiklik Alkenler Diğer [2.2.1] bisiklik sistemlerinden, Balcı ve grubu tarafından sentezlenen benzo norbornadien (97) kullanıldı. Ote yandan 7-oksa-benzonorbornadien (99) literatürde de izah edildiği gibi furan (62)'ye benzin tuzu katılarak sentezlendi40. Merck tarafından üretilen norbornen (13) ve norbornadien (57) de sentezlerimizde ilave bir saflaştırma yapılmaksızın kullanıldı. ## 2.1.3. [2.2.2] ve [3.2.2] Köprüleşmiş Bisiklik Alkenlerin Sentezi Bu bileşiklerin sentezinde de Diels-Alder katılma reaksiyonlarından faydalanıldı. ## 2.1.3.1. Siklohekzadien-Maleik Anhidrit katılma Ürünü 86'nın Sentezi [2.2.1] bisiklik alkenlerin sentezinde olduğu gibi [2.2.2] bisiklik alkenlerin sentezinde de Diels-Alder katılma reaksiyonlarından faydalanıldı. Metilen klorür içinde maleik anhidrit ve 1,3-siklohekzadien (85) 1:1.2 oranında çözülerek oda sıcaklığında 12 saat karıştırılmak suretiyle maleik anhidrit katılma ürünü 86 sentezlendi. ![](_page_0_Figure_7.jpeg) Bu tür sistemlerin sentezi için de maleik anhidrit katılmasından faydalanıldı. Bunun diğer katılmalardan tek farkı reaksiyonun kapalı tüpte yapılmasıdır. Oda sıcaklığında, benzende refluks edilerek ve ultrasonik banyoda yine refluks edilerek katılma gerçekleşmediğinden, kapalı tüpe toluen, maleik anhidrit ve maleik anhidritin 1.2 katı kadar 1,3-sikloheptadien (89) alınarak 130 ℃ de reaksiyon yapıldı. 50 saat sonra reaksiyon tüpü oda sıcaklığına soğutuludu. Toluen uzaklaştırılmak süretiyle katılma ürünü 90 elde edildi. ![](_page_0_Picture_1.jpeg) ![](_page_0_Figure_3.jpeg) ## 2.1.3.4. endo,endo-5,6-Dikarboksimetil-bisiklo|3.2.2|non-2-en (91)'in Sentezi 90 bileşiği metanolde çözündü p-toluen sülfonik asit katalızörlüğünde 8 saat refluks edilmek süretiyle endo,endo-5,6-dikarboksimetil-bisiklo|3.2.2]okt-2-en (91) sentezlendi ve kristallendirilerek saflaştırıldı. ![](_page_0_Figure_6.jpeg) ## 2.2. Bisiklik Alkenlerin KMnO4-CuSO4 Oksidasyonu İçin Genel Yöntem Çeşitli alkenler heterojen fazda KMINO4-CuSO4 ile oksidasyona tabi tutuldu. Oksidasyon için genel olarak 1 mmol alken, 2 mmol CuSO4, 4 mmol KMnO4 ve katalıtik miktarda t-BuOH ile H2O alınmak süretiyle metilen klorür içerisinde reaksiyon, Chandrasekaran ve arkadaşları2 tarafından belirtildiği şekilde yapıldı. Reaksiyon süresi alkenlerin yapısına bağlı olarak değişmektedir. Bu yöntemin en avantajlı yönü ise reaksiyonların oda sıcaklığı gibi ilıman şartlarda olmasıdır. Burada CuSO4.5H2O kullanılmasının sebebi elektron alış verişini kolaylaştırması, KMnQ4'ün organik çözücülerde daha rahat çözünmesini sağlaması ve daha ılıman şartlarda ( nötral ortam ve oda sıcaklığı gibi düşük sıcaklık ) reaksiyonların olmasından kaynaklanmaktadır. Katalitik miktarda suyun kullanılmasının büyük bir önemi vardır. Ayrıca KMnO4 ile CuSO4ün bulamaç haline getirilmesinde de su kullanılır. Yine katalıtık miktarda t-BuOH'ın kullanılmasının sebebi de faz transfer katalizörü olarak görev almasındandır. t-BuOH ile H2O birlikte üçüncü bir faz oluşturmaktadır. Dolayısıyla oluşan bu üçüncü faz anorganik kısmın etrafını sararak daha kolay organik çözücülerde çözünme gerçekleşmektedir. ## 2.2.1. x,x-2,4-Diformil Siklopentanon Etilen Ketal ( 92 )'nin Sentezi Katı KMnO4 ve CuSO4 karışımına katalıtik miktarda su ilave edilmek süretiyle karışım oluşturuldu, bu bulamaçla bisiklo|2.2.1 |hept-5-en-2-on etilen ketal (70) metilen klorürde ve katalitik miktardaki t-BuOH'da çözülerek, oda sıcaklığında reaksiyon nötral ortamda yapıldı. İnce tabaka ile kontrol edildi ve 3 saat sonra karışım süzüldü, suyla yıkanıp CH2Cl2 ile ekstrakte edildi. Kurutulup çözücü uçuruldu ve %70 verimle α,α-2,4-diformil siklopentanon etilen ketal (92).sentezlendi. ![](_page_0_Figure_0.jpeg) 200-MHz 'H-NMR spektrumunda iki tane aldehit protonu 8 9.58 multiplet vermektedir. Öte yandan ketalin etilen protonları da 8.92 ppm'de yine multiplet vermektedir. Aldehite bağlı α protonlarından biri (Hz) δ 2.90 ppm'de geniş triplet verirken (J=8.3 Hz), diğer α protonu ise (H4) δ 2.81 ppm'de geniş kuarted vermektedir (J=8.3 Hz). Η3A 8 2.38 ppm'de dubletin tripletine yarılır (Jı=13.7 Hz, Jz=7.6 Hz). Diğer protonlar da ( H3B, H5A ve H5B ) 8 2.03 ppm'de multiplet verirler ( Şekil-2.9 ). 42 ![](_page_0_Figure_4.jpeg) karbonlar sırasıyla 8 53.1, 28.0, 27.7 ppm'de rezonans olurlar. IR spektrumları da yapıda asit veya hidroksit olmadığını göstermektedir ( Şekil.2.10). ## 2.2.3. α,α-1,3-Diformil-siklopentan tetraasetat (93)'ün Sentezi Li ve çalışma grubu12 tarafından belirtilen grafit bisülfat katalızörlüğünde asetik anhidritle aldehitlerin asetatlanması yapılmış ve gayet iyi sonuçlar alınmıştır. Buradan hareketle α.α-1,3-diformil siklopentan (14)ün yapısını aydınlatmak amacıyla grafit bisülfat katalizörlüğünde asetik anhidritle asetatlama yapıldı. α,α-1,3-Diformil siklopentan (14) CCl4 içinde çözündükten sonra ekivalent miktarda Ac2O ve katalitik miktarda da grafit bisülfat alınarak oda sıcaklığında 3 saat karıştırıldı. Ortama bir kaç ml eter ilave edilip süzüldü, kalıntı eterle yıkandıktan sonra eter fazı önce %5 lik HCl ile bunu müteakiben de %5 lik NaHCO3 ile yıkandı, kurutulup çözücü uzaklaştırıldı ve % 50 verimle α,α-1,3-diformil-siklopentan tetraasetat ( 93 ) sentezlendi. ![](_page_0_Figure_6.jpeg) o.,cx-1,3-Diformil-siklopentan tetraasetat (93)'ün 200 MHz - H-NMR spektrumunda asetillerin bağlı olduğu karbondaki protonlar o 7.13 ppm'de dublet verirlerken ( J=5.9 ), α-protonları ( Hı, H3 ) δ 2.74 ppm'de multiplet vererek rezonans olurlar. Asetillerdeki metil protonları da 2.46 ppm'de singlet verir. 4 adet proton (H4, H5 ) ise AA'BB' sistemi verirler sisteminin BB' kısmı rezonans olmaktadır. Diğer 2 proton da 1.78 ppm'de multiplet vererek rezonans olmaktadır ( Şekil-2.11 ). ## 2.2.5. a., a., a., c., c., dikarboksimetil siklopentan (95) 'in Sentezi endo,endo-5,6-Dikarboksimetil-bisiklo[2.2.1]hept-2-en (73)jün KMnO4-CuSO4 ile reaksiyonu sonucunda %70 verimle 3 saatte α,α,α,α-1,4-diformil-2,3-dikarboksimetil siklopentan (95) elde edildi. ![](_page_0_Figure_2.jpeg) o.,a.,a.,a.,a.,i.,a-Diformil-2,3-dikarboksimetil siklopentan (95)'in 200 MHz 'H-NMR spektrumunda aldehit protonları 8 9.71 ppm'de dubletini verir (J=1.8 Hz). Metil esterin protonları 8 3.67 ppm'de singlet vermektedir. Aldehite komşu a- protonlarıyla, ester karboniline komşu a- protonları aynı yerde gelmektedir. Bu 4 adet proton AA'BB' sistemi verirler. AA'BB' sisteminin AA' kısmı 8 3.51 ppm de gelirken, BB' kısmı da 8 3.15 ppm'de gelir. Geriye kalan 2 adet proton AB sistemi verir. AB sisteminin A kısmı 8 2.55 ppm'de dubletini (Jr=13.9 Hz, Jz=8.5 Hz), B kısmı da dubletin dubletini vermektedir (J1=13.9 Hz, J2=9.1 Hz). ( Şekil-2.13 ). 50 MHz 14C-NMR spektrumunda yapıdaki simetriden dolayı 5 adet sinyal gözlenmesi beklenir. 8 201.6 ppm'de aldehitlerin karbonil karbonu, 8 173.2 ppm'de ester karbonil karbonları ve diğer alifatik karbonlar da 6 54.2, 8 53.3, 8 50.1 ve 8 26.9. ppm'de rezonans olmaktadır ( Şekil-2.13 ). ![](_page_0_Figure_0.jpeg) endo,exo-5,6-Dikarboksimetil-bisiklo[2.2.1]hept-2-en (76)'nın KMnO4-CuSO4 ile reaksiyonu sonucu a,a,B,a-1,4-diformil-2,3-dikarboksimetil siklopentan (96) %72 verimle 12 saatte sentezlendi. ![](_page_0_Figure_2.jpeg) 0,0,0,0,0,0,0,0,0,0,0,0,dikarboksimetil siklopentan (96)'nın 200 MHz 'H-NMR spektrumunda aldehit protonları yapıdaki asimetriden dolayı farklı yerlerde \*\* gelmektedir. Aldehit protonlarının komsu protonlarla etkileşmeden singlet verdiği örnekler literatürde bilinmektedir44. Bu nedenle de her bir aldehit protonu singlet vermektedir. 8 9.66 ppm'de aldehit protonlarından biri singlet verirken, diğeri de 8 9.63 ppm'de yine singlet vermektedir. Metil protonları da farklı bölgelerde gelmektedir. Metillerden birinin protonları 8 3.74 ppm'de, diğerininki de 8 3.67 ppm'de singlet vermektedir. Ester karboniline komşu a- protonlarından biri 8 3.62 ppm'de multiplet verirken digeride 8 3.07 ppm'de yine multiplet vermektedir. Aldehitin komşu aprotonları ise 8 3.53-3.23 arasında multiplet vermektedir. Diğer iki proton da AB sistemi verirler. Protonlardan biri , AB sisteminin A kısmını 8 2.45 ppm'de dubletin tripleti olarak verirken ( Ji=13.8 Hz, Jz=5.7 Hz), diğeride B kısmını 8 2.21 ppm'de dubletin dubletinin dubleti olarak vermektedir ( J=13.8 Hz, Jz= 9.9 Hz, J3=8.1 Hz) (Şekil-2.14). ## 2.2.9. endo,endo-5,6-Dikarboksimetil-3-hidroksi-bisiklo[2.2.2]oktan-2-on (101)'in Bidesi endo,endo-5,6-Dikarboksimetil-bisiklo[2.2.2]okt-2-en (86)'nın KMnO4-CuSO4 ile oksidasyonu sonucunda endo,endo-5,6-dikarboksimetil-3-hidroksi-bisklo [2.2.2] oktan-2-on (101) sentezlendikten sonra kristallendirilerek saflaştırıldı. Reaksiyon verimi %75 olup reaksiyon 12 saat devam ettirildi (E.N 117-118 °C). ![](_page_0_Figure_2.jpeg) endo,endo-5,6-Dikarboksimetil-3-hidroksi-bisiklo[2.2.2]oktan-2-on (101)'in 200 MHz 'H-NMR spektrumunda hidroksitin bağlı olduğu karbondaki proton 8 4.55 ppm'de singlet verir. Yapı asimetrik olduğundan ester metillerinin protonları da farklı yerlerde gelir. Buna göre metillerden birinin üç protonu 8 3.65 ppm'de singlet verirken diğer metilin protonları da 8.61 ppm de yine singlet verir. 8 3.27 ppm'de bir proton AB sisteminin A kısmını oluşturur ve dubletini verir (J)=11.5 Hz, J2= 3.2 Hz). 8 3.10 ppm'de ise diğer proton AB sisteminin B kısmını oluşturur ve bu da dubletin dubletini verir ( J = 1.5 Hz, J2= 1.7 Hz). Iki proton ise 8 2.59 ppm'de multiplet verir. Diğer dört proton da 8 1.85 ppm'de yine multiplet vermektedir ( Şekil-2.17 ). endo,endo-5,6-Dikarboksimetil-3-hidroksi-bisklo/2.2.2]oktan-2-on (101)'in 50 MHz 19 C-NMR spektrumunda 8 216.4 ppm'de ketonun karbonu, 8 174.6 ve 173.0 ppm'de esterlerin karboniları rezonans olurken, hidroksitin bağlı olduğu karbon 8 73.8 ppm'de, esterlerdeki metiller 8 53.5 ve 53.2 ppm'de diğer karbonlar da 8 46.1, 45.5, 43.9, 37.9, 26.9 ve 19.9 ppm'de rezonans olmaktadırlar ( Şekil-2.17 ) ## 2.2.10. endo,endo-5,6-Dikarboksimetil-bisiklo|3.2.2|nona-2,3-dion (102)'nin Sentezi endo,endo-5,6-Dikarboksimetil-bisiklo[3.2.2]non-2-en (91) 12 saat süre ile KMnQ4-CuSO4 ile oksidasyona tabi tutuldu. Karışım süzülüp, suyla yıkanıp, ekstrakte edildikten sonra safsızlık ihtiva ettiğinden %20 etil asetat-hekzanla silikajel kolondan satlaştırıldı. Elüatlar ince tabaka ile kontrol edildi aynı yürüyenler birleştirildi. Çözücü uzaklaştırılarak %60 verimle E.N 135-137 °C olan. endo,endo-5,6-dikarboksimetil bisiklo [3.2.2] nona-2,3-dion ( 102 elde edildi. ![](_page_0_Figure_2.jpeg) 91 102 endo,endo-5,6-Dikarboksimetil-bisiklo[3.2.2]nona-2,3-dion (102)'nin 200 MHz - H-NMR spektrumunda ester metillerinin tümü yapıdaki simetriden dolayı 8 3.68 ppm'de singlet vermektedir. İki adet köprü başı protonu 8 3.44 ppm'de multiplet vermesine karşın esterin karboniline komşu iki proton 8 3.40 ppm'de geniş singlet vermektedir. Geriye kalan altı protonun ikisi 8 2.20 ppm'de, diğer ikisi de 6 1.90 ppm'de ve protonlar da 8 1.60 ppm'de multiplet vermektedirler (Sekil-2.18). Yapı simetrik olduğundan 50 MHz 13C-NMR spektrumunda 7 adet sinyalin gözlenmesi gerekir. Dolayısıyla 8 195.7 ppm'de ketonun karboniları rezonans olur. Esterin karbonil karbonları ise 8 174.2 ppm'de rezonans olmaktadır. Metoksitlerdeki karbonlar 8 54.4 ppm'de, diğer alifatik karbonlar da 6 49.7, 47.5, 33.9 ve 22.8 ppm'de rezonans olurlar ( Şekil-2.18 ). ## 3.4. Deneyler ## 3.4.1. 6-Siyano-bisiklo[2.2.1]hept-2-en (67)2nin Sentezi 24 g (8,62 mmol) 1,3-sikloheptadien (56) 120 ml kloroformda çözüldükten sonra 18 g ( 8,62 mmol ) akrilonitril ilave edildi ve ba nun ağzına bir kurutucu takılarak oda sıcaklığında 12 saat manyetik olarak karıştırıluı. Kloroform evaporatörde (25°C, 20 mm Hg )'de uzaklaştırıldı, 30 g endo ve ekzo karışımı 6-siyano bisiklo[2.2.1]hept-2-en (67) elde edildi. ## 3.4.2. 6-Kloro-6-siyano-bisiklo[2.2.1] hept-2-en ( 68 )'in Sentezi 11t Kloroform, 250 ml piridin ve 410 g fosfor pentaklorür yağ banyosunda ısıtıldı. Başka bir kapta 189 g 6-siyano bisiklo[2.2.1]hept-2-en (67) 120 ml kloroform ve 20 ml piridinde çözüldü. Hazırlanan nitril çözeltisi ısıtılmakta olan karışıma ilave edildi ve azot atmosferinde 2 gün refluks edildi. Karışım buz banyosunda soğutulduktan sonra buz ilave edilerek ekstrakte edildi. Birleştirilen kısımlar sodyum bikarbonat ve sodyum klorür çözeltisiyle yıkandı, magnezyum sülfatla kurutuldu, süzüldü ve çözücü (25°C, 20 mm Hg )'de uzaklaştırıldı. Vakum destilasyonu sonucunda 185 g saf 6-kloro-6-siyanobisiklo[2.2.1 hept-2-en (68) elde edildi. K.N:114,8 °C. ## 3.4.3. Bisiklo|2.2.1 |hept-5-en-2-on ( 69) 'un Sentezi 6-Kloro-6-siyano-bisiklo[2.2.1]hept-2-en (68)den 32 g alınarak 180 ml DMSO içerisinde çözüldü ve manyetik karıştırılırken 42,6 g KOH'un 11 ml sudaki çözeltisinin ilavesini müteakiben 36 saat oda sıcaklığında karıştırıldı, kıvamlı edildi. 330 mL tersiyer butanol ilave edildikten sonra oda sıcaklığında karıştırıldı. İnce tabaka ile reaksiyonun bitip bitmediği takip edildi. 4 saat sonra karışım süzgeç kağıdından süzüldü, bir miktar daha metilen klorür ilavesinden sonra suyla iyice yıkanarak ekstrakte edildi, magnezyum sülfat üzerinden kurutuldu ve metilen klorür uzaklaştırıldı. İleri bir saflaştırma için kromatografisi yapılan ürünün silikajel kolonda bozunduğu, florosil kolonda da izomerleştiği belirlendi. Bu yüzden ekstraksiyon esnasında suyla bolca yıkandı ve %70 verimle 0,42 g yağımsı α,α-2,4-diformil siklolopentanon ethilen ketal (92) sentezlendi. 'H-NMR ( 200 MHz, CDCl3 ) & 9.58 ( m, 2H ), 3.92 ( m, 4H ), 2.90 ( bt, 1H, J=8.3 Hz ), 2.81 ( bq, 1H, J=8 Hz ), 2.38 ( dt, 1H, J1=13.7 Hz, J2=7.6 Hz ), 2.03 ( m, 3H ), 13 C-NMR ( CDCl3, 50 MHz ) 8 203.11, 201.56, 118.94, 67.0, 66. 76, 59.04, 48.77,38.46, 25.26. IR 2978,2902, 2851, 2748, 1727, 1395, 1319, 1242, 1114, 1038,961. ![](_page_0_Figure_5.jpeg) ## 3.4.7. x,x-1,3-Diformil-Siklolopentan Tetraasetat (93)'ün Eldesi 0,1 g ( 2,3 mmol ) α,α-1,3-diformil siklopentan (14) 5 ml karbon tetraklorür içerisinde çözülüp 0,23 g ( 6,9 mmol ) asetik anhidrit ve 20 mg grafit bisülfat ilave edildi. Oda sıcaklığında 3 saat karıştırıldıktan sonra ortama eter ilave edildi ve süzüldü, kalıntı eterle yıkandı. Eter fazı %5 lik HCl ve %5 lik NaHCO3 ile yıkandı 2 x 20 ml eterle ekstrakte edildi, magnezyum sülfatla kurutulup eterin uzaklaştırılmasıyla %50 verimle 0,13 g α,α-1,3-diformil-siklolopentan tetraasetat (93) elde edildi. 'H-NMR ( 200 MHz, CDCl3 ) 8 7.13 ( d, 2H, J= 5.9 Hz ), 2.74 ( m, 2H ), 2.31-1.89 ( AA'BB' sistemi, 4H ), 1.78 ( m, 2H ); 13C-NMR (CDCl3, 50 MHz) δ 171.0, 93.5, 44.430.1, 28.0, 22.8 ; IR 2978, 2927, 2876, 1778, 1446, 1393, 1268, 1217, 1089, 1063, 1012, 987. ![](_page_0_Figure_6.jpeg) 'H-NMR ( 200 MHz, CDCl3 ) 8 6.83 ( m., 2H ), 3.84 ( m, 2H ), 3.69 ( s, 6H ), 2.20 ( dt, AB sisteminin A kısmı, 1H, J=6.8, 1.5 Hz ), 2.03 ( dt, AB sisteminin B kısmı, 1H ), 13C-NMR ( CDC]3, 50 MHz ) 8 166.9, 154.2, 144.3, 74.8, 55.4, 53.7. ## 3.4.11. Siklopentadien-Maleik Anhidrit Katılma ürünü 72'nin Eldesi 1 g ( 10,2 mmol ) maleik anhidrit 20-30 ml metilen klorür içinde çözüldükten sonra üzerine 0,8 g ( 12,24 mmol ) 1,3-siklopentadien damlatıldı. Oda sıcaklığında 12 saat karıştırıldıktan sonra çözücünün uzaklaştırılmasıyla 1,6 g maleik anhidrit katılma ürünü 72 sentezlendi. ## 3.4.12. endo,endo-5,6-Dikarboksimetil bisiklo[2.2.1]hept-2-en ( 73 )'ün Eldesi 1 g maleik anhidrit katılma ürünü 72 30 ml metanolde çözüldükten sonra 30 mg ptoluen sülfonik asit ilavesini müteakiben 8 saat refluks edildi. Metanol uzaklaştırıldıktan sonra metilen klorürle ekstrakte edildi, çözücü MgSO4 üzerinden kurutuldu, uzaklaştırıldı ve 1,3 g yağımsı endo,endo-5,6-dikarboksimetil bisiklo[2.2.1]hept-2-en (73) elde edildi. 4H-NMR ( 200 MHz, CDCl3 ) 8 6.23 ( m., 2H ), 3.58 ( s, 6H ), 3.25 ( m, 2H ), 3.127 (m, 2H ), 1.46 ( dt, AB sisteminin A kısmı,1H, J=8.6, 1.8 Hz ), 1.28 ( dd, AB sisteminin B kısmı, 1H, J=8.6 Hz ) 10C-NMR (CDCl3, 50 MHz) 8 174.8,136.9, 53.4, 50.7, 50.1, 48.2. 3.4.13. α,α,α-1,4-Diformil-2,3-dikarboksimetil siklopentan (95)'in Eldesi kristallendirilmesi ile saf. 1,5 g saf 5,5,6,6-tetrasiyano-bisiklo[2.2.1]hept-2-en (79) elde edildi. 'H-NMR ( 200 MHz, CDCl3 ) 8 6.69 ( m, 2H ), 4.03 (m, 2H ), 2.22 ( m, 2H ) 13C-NMR ( CDC13, 50 MHz ) & 138.8, 112.9, 112.2 , 77.6, 57.3 , 48.0. ## 3.4.15. Siklopentadien-p-Benzokinon katılma Urünleri 81 ve 82'nin Sentezi Mevcut p-benzokinon saf olmadığından hekzandan kristallendirilerek saflaştırıldı. Bu kristallerden 1 g ( 9,26 mmol ) alındı, 20 ml metilen klorürde çözündü ve üzerine 0,74 g ( 11,25 mmol ) 1,3- siklo pentadien (56) damlatıldıktan sonra oda sıcaklığında 8 saat karıştırıldı. Metilen klorür çektirildi, etil asetat:hekzandan kristallendirildi ve 0,7 g ikinci katılma ürünü 81 sentezlendi. Tek katılma ürününü sentezlemek istediğimizden dolayı başka bir denemede benzokinon ve siklopentadien mole mol alınarak reaksiyon yapıldı, 1 g p-benzokinondan 1,6 g saf tek katılma ürünü 82 elde edildi. İkinci katılma ürünü 81'in NMR'ı; 'H-NMR ( 200 MHz, CDCl3 ) 8 6.16 ( m, 4H ), 3.34 ( m, 4H ), 2.84 ( m, 4H ), 1.47 ( AB sisteminin A kısmı, dt, 2H, J=8.7, 1.6 Hz ), 1.28 ( AB sisteminin B kısmı, brd, 2H, J=8.7 Hz ) 13C-NMR ( CDC13, 50 MHz ) 8 213.4, 138.3, 55.0, 51.5, 50.2, Tek katılma ürünü 82'nin NMR'ı ise; 'H-NMR ( 200 MHz, CDCl3 ) & 6.53 ( s, 2H ), 6.02 ( m, 2H ), 3.49 ( m, 2H ), 3.17 ( m, 2H ), 1.50 ( AB sisteminin A kısmı, dt, 1H, J-8.4, 1.6 Hz ), 1.39 ( AB sisteminin B kısmı, brd, 1H, J=8.4 Hz ). 13C-NMR ( CDCl3, 50 MHz ) 8 201.3, 144.0, 137.3, 50.7, 50.6, 50.3. ## 3.4.16. Siklopentadien-Naftokinon katılma ürünü 84'ün Sentezi Hekzanla kristallendirilmiş olan naftokinondan 1 g ( 6,33 mmol ) alınıp metilen klorürde çözüldükten sonra üzerine 0, 418 g ( 6,33 mmol ) siklopentadien (56) damlatıldı. Oda sıcaklığında 8 saat karıştırıldı, metilen kolrür uzaklaştırıldı, etil asetathekzandan kristallendirildi ve 1,4 g saf naftokinon katılma ürünü 84 elde edildi. 'H-NMR (200 MHz, CDCl3) 8 7.99 ( AA'BB' sisteminin AA' kısmı, 2H ),7.66 ( AA'BB' sisteminin BB' kismı,2H ), 5.96 ( m, 2H ), 3.63 ( m, 2H ), 3.44 ( m, 2H ), 1.53 ( m, 2H ). 14C-NMR ( CDCl3, 50 MHz ) 8 197.6, 136.1, 135.7, 134.1, 126.9, 48.7, 49.6, 49.3. 3.4.17. endo, exo-5,6-Dikarboksimetil bisiklo 2.2.1]hept-2-en (74)'ün Sentezi l g (6,94 mmol) dimetil fumarat alındı ve 20 ml metilen klorürde çözüldü. 0,55 g (8,33 mmol) siklopentadien (56) damla damla reaksiyon karışımına verildikten sonra 12 saat oda sıcaklığında karıştırıldı. Çözücü uzaklaştırıldı, etil asetat- hekzandan kristallendirildi ve 1,45 g saf katılma ürünü endo,exo-5,6-dikarboksimetil bisiklo 2.2.1 |hept-2-en (74) elde edildi. 'H-NMR (200 MHz, CDCl3) 8 6.22 (dd, AB sisteminin A kısmı, 1H, J=5.6, 3,2 ), 6.01 ( dd, AB sisteminin B kısmı, 1H, J=5.6, 2.7 Hz ), 3.66 ( s,3H), 3.59 (s, 3H), 3.32 ( dd,1H, J1=4.5, J2=.3.7 Hz ), 3.2 ( m, 1H ), 3.06 ( m, 1H ), 2.62 ( dd, 1H, J (=4.5, J2=1.7 Hz ), 1.56 ( bd, AB sisteminin A kısmı, 1H, J=8.8 Hz ), 1.39 ( dq, AB sisteminin B kısmı, 1H, J1=8.8, J2=1.7 Hz ) 13C-NMR ( CDCl3, 50 MHz ) & 176.7, 175.5, 139.5, 137.1, 53.9, 53.7, 48.8, 49.6, 49.3, 49.0, 47.6. ## 3.4.18. 0,0,8,0-1,4-Diformil-2,3-dikarboksimetil Siklopentan (96)'nın Sentezi Reaksiyon 3.4.5'te tanımlandığı şekilde yapılarak 12 saatte %72 verimle yağımsı a, a, 3, c-1, 4-diformil-2, 3-dikarboksimetil siklopentan (96) elde edildi. 'H-NMR ( 200 MHz, CDCl3 ) 8 9.66 ( s, 1H ), 9.63 ( s, 1H ), 3.74 ( s, 3H ), 3.67 ( s, 3H ), 3.62 ( m, 1H ), 3.53-3.23 ( m, 2H ), 3.07 ( m, 1H ), 2.45 ( AB sisteminin A kısmı, dt, 1H, J=13.8, 5.7 Hz ), 2.21 ( AB sisteminin B kısmı, ddd, 1H, J=13.8, 9.9, 8.1 Hz ). 13C-NMR ( CDCl3, 50 MHz ) 8 201.7, 201.2, 175.1, 173.5, 55.1, 54.7, 54.4, 54.3, 50.2, 47.8, 27.6. IR 2953, 2902, 1753, 1446, 1319, 1317, 1191, 1038. ![](_page_0_Figure_7.jpeg) ## 3.4.19. Furan-Maleik Anhidrit Katılma Ürünü 75'in Sentezi 1 g ( 11 mmol ) maleik anhidrit 30 ml metilen klorürde çözüldükten sonra 2,8 g ( 44 mmol ) furan (62) ilave edildi ve oda sıcaklığında 12 saat karıştırıldı. Metilen klorür uzaklaştırıldı. 1,5 g kristalın maleik anhidrit katılma ürünleri %80 exo 75 ve % 20 endo 76 ürün karışımı sentezlendi. ## 3.4.20. exo, exo-5,6-Dikarboksimetil-7-oksa bisiklo|2.2.1| hept-2-en ( 7 ) Eldesi 1,3 g ( 7,83 mmol ) furan-maleik anhidrit katılma ürünü 75 30 ml metanolde çözüldü, 30 mg p-toluen sülfonik asit ilave edildikten sora refluks edildi. 8 saat sonra karışım oda sıcaklığına soğutuldu metanol evaporatörden uzaklaştırıldı ve etil asetatla ekstrakte edildi, 3x20 ml suyla yıkandı, magnezyum sülfat üzerinden kurutuldu ve etil asetat uzaklaştırıldı. Ortamda reaksiyona girmeyen maleat esteri de olduğundan metilen klorür-hekzandan kristallendirildi ve 0,8 g saf kristalin exo,exo-5,6-dikarboksimetil-7- oksa bisiklo[2.2.1]hept-2-en (77) elde edildi. 'H-NMR ( 200 MHz, CDCl3 ) 8 6.39 ( m., 2H ), 3.58 ( s, 6H ), 5.17 ( m, 2H ), 3.53 ( s, 6H ), 2.73 ( m, 2H ) 15C-NMR (CDCl3, 50 MHz) 8 173.2, 138.6, 82.3, 53.9, 48.8. ## 3.4.21. Siklohekzadien-Maleik Anhidrit Katılma Ürünü 86'nın Sentezi 1 g ( 12,5 mmol ) 1,3-siklo hekzadien (85) alındı ve 30 ml metilen klorürde çözüldü. 1,2 g (12,2 mmol) maleik anhidrit ilave edildikten sonra 12 saat oda sıcaklığında karıştırıldı, çözücünün uzaklaştırılmasıyla 1,4 g saf maleik anhidrit katılma ürünü 86 elde edildi. ## 3.4.22. endo,endo-5,6-Dikarboksimetil bisiklo[2.2.2]okt-2-en ( 87 )'nin Eldesi 0,67 g ( 3,76 mmol ) maleik anhidrit katılma ürünü 86 30 ml metanolde çözüldü.25 mg PTSA ilave edildikten sonra refluks edildi. 8 saat sonra karışım oda sıcaklığına soğutuldu ve metanol evaporatörde uzaklaştırıldı. Metilen klorürde çözüldü sodyum bikarbonat ve suyla ekstrakte edildi. Magnezyum sülfat üzerinden kurutulduktan sonra metilen klorürün uzaklaştırılması neticesinde 0,7 g endo,endo-5,6-dikarboksimetil bisiklo 2.2.2 (okt-2-en (87) elde edildi. ## 3.4.23. endo,endo-5,6-Dikarboksimetil-3-hidroksi bisklo|2.2.2|oktan-2-on (101)'in Eldesi 3 g potasyum permanganat, 1,5 g bakır sülfat pentahidrat ve150 ml su alınıp iyice karıştırıldıktan sonra 30 ml metilen klorür ilave edildi. 5-10 ml metilen klorürde çözülmüş olan 0,6 g ( 3 mmol ) endo-5,6-dikarboksimetil bisiklo [2.2.2] okta-2-en ( 87 ) ilave edildi ve 750 ml tert-butanol ilave edilerek oda sıcaklığında 12 saat karıştırıldı. Karışım suzuldu, çözücü rotaride çektirildi, metilen klorür-hekzanla kristallendirildi ve 0,51 g endo,endo-5,6-dikarboksimetil-3-hidroksi bisklo[2.2.2]oktan-2-on (101) %75 verimle elde edildi.E.N:117-118 °C. 'H-NMR (200 MHz, CDCI3) 8 4.55 (s, 1H), 3.65 (s, 3H ), 3.61 ( s, 3H ), 3.27 ( AB sisteminin A kısmı, dd, 1H, J=11.5, 3.2 Hz ), 3.10 ( AB sisteminin B kısmı , dd, 1H, J=11.5, 1.7 Hz ); 14C-NMR ( CDCI3, 50 MHz ) & 216.4, 174.6, 173.0, 73.8, 53.5, 53.2, 46.1, 45.5, 43.9, 37.9, 26.9, 19.9; IR (KBr) 3514, 3055, 3029, 2953, 2927, 2876, 1753, 1702, 1446, 1395, 1344, 1293, 1242, 1217, 1089, 1038. ![](_page_0_Picture_8.jpeg) ![](_page_0_Figure_0.jpeg) ## 3.4.24. 1,3-Sikloheptadien ( 89 )'un Sentezi 9,2 g ( 0,4 atom-gram ) sodyum ince kesilmiş şekilde 18,4 g siklo heptatrien (88)'in 250 mı dietileterdeki çözeltisine verildi. 1 İt lik iki boyunlu balonun bir boynuna geri soğutucu diğer boynunada damlatma hunisi ve geri soğutucunun tepesine de azot gazı ihtiva eden balon takıldı. Damlatma hunisine 43 g ( 0,4 mol ) N-metil anilin kondu ve damlatma hunisinin ağzı bir kapakla kapatıldı. Vakumla ortamın havası alındıktan sonra eter refluks edilmeye başlandı. Eter tam refluks olduğu anda 20 dakika. içinde Nmetil anilin damla damla ortama gönderildi. Reaksiyon başlarken karışım kahve rengine daha sonrada yeşil renge, yeşil renkten de tekrar kahve rengine dönüştü. Damlatmadan sonra 1-1,5 saat karıştırıldıktan sonra karışım aynı hacımdaki suyun üzerine süzüldü, ekstrakte edildi, kurutuldu, soğukta eter uçuruldu. Fraksiyonlu destilasyon yapılarak 90-108 °C arasında gelen fraksiyonlar alındı, %3-4 lük HCl ile yıkandı ve eterle ekstrakte edildi, 4 g saf 1,3-sikloheptadien (89) elde edildi. ## 3.4.25. Sikloheptadien-Maleik Anhidrit Katılma Urünü 90'ın Sentezi: Kapalı tüpe P2O5 üzerinden destilenen toluenden 30 ml ilave edildikten sonra 1 g ( 10,2 mmol ) maleik anhidrit ve 1,2 g ( 13,3 mmol ) 1,3-sikloheptadien (89) ilave edildi ve tüpün kapağı iyice sıkıldı. 150 ℃ de reaksiyon 50 saat devam ettirildikten sonra oda sıcaklığına soğutuldu ve buz banyosunda iyice soğutuldu, toluen uzaklaştırıldı, yaklaşık 1,6 g maleik anhidrit katılma ürünü 90 elde edildi. Bu katılma oda sıcaklığıda, benzenin refluks sıcaklığında ve ultrasonik banyoda gerçekleştirilemedi. ## 3.4.26. endo,endo-5,6-Dikarboksimetil-bisiklo[3.2.2] non-2-en (91) Eldesi 1,6 g ( 8,33 mmol) Maleik anhidrit katılma ürünü 90 30 ml metanolde çözüldü, 30 mg pTSA ilave edildikten sonra refluks edildi. 12 saat sonra karışım oda sıcaklığına soğutuldu, metanol çektirildi, etil asetatla ekstrakte edildi. 2x20 ml suyla yıkandı, organik faz magnezyum sülfat üzerinden kurutuldu ve etil asetat uzaklaşırıldı. Katı karbon tetraklorürden kristallendirildi. 1 g saf endo,endo-5,6-dikarboksimetil bisiklo[3.2.2]non-2-en (91) elde edildi. ## 3.4.27. endo,endo-5,6-Dikarboksimetil bisiklo|3.2.2|nona-2,3-dion ( 102 )'nin Sentezi 1,34 g KMnO4, 0,67 g CuSO4.5H2O ve 67 mg H2O alındı ve iyice karıştirildiktan sonra 20 ml CH2Cl2 ilave edildi. Bu karışıma 5 ml CH2Cl2 de çözülmüş olan 0,32 g ( 1,34 mmol ) endo,endo-5,6-dikarboksimetil bisiklo[3.2.2]non-2-en ve 0,34 ml t-BuOH llave edildi, oda sıcaklığında 12 saat karıştırıldı, karışım süzüldü, 20 ml suyla iki kez yıkandı, magnezyum sülfat üzerinden kurutuldu, çözücü uzaklaştırıldı. Elde edilen katı madde saf olmadığından kristallendirilemedi. Bu yüzden %20 etil asetat-hekzanla kolon yapıldı. Kolondan gelen fraksiyonlar ince tabaka ile kontrol edildi, aynı yürüyenler saat karıştırıldıktan sonra 300 ml soğuk eter katıldı ve 1 saat daha karıştırıldı. Çökelek vakumda nuçeden hızlıca süzüldü, 100 ml soğuk eterle yıkandı. İçinde kalsıyum klorür ve fosfor penta oksit bulunan bir desikatörde, çökelek vakum yapılarak kurutuldu. 16 g BDAK-HCl tuzu sentezlendi. ## 3.4.29. 7-Okza benzonorbornadien (99)'un Eldesi 12 g Propilen oksit, 9 g furan (62) 200 ml etilen diklorürde çözundü ve üzerine 8 g benzin tuzu ilave edilerek refluks edildi. 3 saat sonra karışım soğutuldu, çözücü çektirildi ve 150 ml lik eterle edildi. Sodyum bikarbonat ve suyla yıkandı. Magnezyum sülfat üzerinden kurutuldu, eter uzaklaştırıldıktan sonra eterle iki kez kristallendirildi ve 12,26 g saf katılma ürünü olan 7-okza benzonorbornadien (99) elde edildi ## 3.4.30. c.,c.-2,5-Diformil-3,4-benzo-2,5-dihidro-furan ( 100 )'ün Eldesi 3.4.5'te olduğu gibi reaksiyon yapılarak 1.5 saatte % 67 verimle katı kristalin bir madde olan a,a-2,5-diformil-3,4-benzo-2,5-dihidrofuran (100)'den 0.45 g elde edildi. Yüksek sıcaklıkta polimerleştiği için E.N bakılamadı . H-NMR (200 MHz, CDCl3 ) 8 10.54 (s, 2H), 7.99 (AA'BB' sisteminin AA' kısmı, 2H), 7.77 ( AA BB' sisteminin BB' kısmı, 2H ), 5.2 ( br.s, 2H ). 14C-NMR (CDCl3, 50 MHz) 8 194.2, 135.7, 133.1, 129.7, 122.5. IR (CHCl3) 3076, 2970, 2810, 1772, 1704, 1583, 1574, 1465, 1306, 1206, 1168, 1088. ![](_page_0_Figure_0.jpeg) Tablo-4.I'den de görüleceği gibi ikincil orbital etkileşmesiyle meydana gelmiş olan bazı [2.2.1]bisiklik alkenlerin ise moleküldeki sterik etkiden dolayı oksidant reaktifiyle reaksıyon vermediği görüldü. Buna karşın exo,exo-5,6-dikarboksimetil-7-oksa-bisiklo [2.2.1]hept-2-en (77)'nin de çok hızlı bir şekilde polimerleşme reaksiyonu verdiği gözlendı. Halbuki [2.2.2] köprüleşmiş bisiklik alkenlerin de KMnO4-CuSO4.5H2O ile oksıdasyonu sonucunda [2.2.1]bisiklik alkenlerde olduğu gibi dialdehit ürünlerine rastlanmadı ve ürün olarak sadece a-hidroksi keton sentezlendi. Tablo-4.1'den de görüleceği üzere bu köprü sistemine sahip endo,endo-5,6-dikarboksimetil bisiklo 2.2.2 okt-2-en (87)'nin oksidasyonu sonucunda endo, endo-5.6-dikarboksimetil- 3-hidroksi bisiklo[2.2.2]oktan-2-on (101) %75 gibi gayet iyi bir verimle sentezlenerek yapısı karekterize edildi. Reaksiyon şartları değiştirilmeksizin [3.2.2] bisiklik olefinlerden endo,endo-5,6-dikarboksimetil-bisiklo[3.2.2]non-2-en (91)'in reaksıyonu sonucuda da [2.2.1] ve [2.2.2] bisiklik alkenlerin aksine endo,endo-5,6dikarboksimetil bisiklo[3.2.2]nona-2,3-dion (102) sentezlendi. Tablo-4.1'den de görüleceği üzere KMnO4-CuSO4.5H2O ile [2.2.1] bisiklik alkenlerin reaksiyonları neticesinde sürekli dialdehitlerin oluşmasından dolayı bu reaktif gerilimli [2.2.1] bisiklik alkenler için alternatif ozonoliz reaktifi olarak önerilebilir. Çünkü halka genişledikçe veya gerilim ortadan kalktıkça ürünler de değişmektedir. Özellikle [2.2.1] bisiklik alkenlerden daha az gerilime sahip olan [2.2.2] bisiklik alkenlerin o -- hidroksi keton vermeleri, gerilimin hiç olmadığı veya çok az olduğu [3.2.2] bisiklik alkenlerin de 1,2-diketon vermeleri bizi bu sonuca götürmektedir. ## 5. KAYNAKLAR - 1. Böeseken, J., 1922, Rev. Trav. Chim., 41, 199. - 2. Wiberg, K.B., Sagebarth, K.A., 1957, J. Am. Chem. Soc., 79, 2822. - 3. Gunstone, F.D., 1960, Hydroxylation Methods, in Advance in Organic Chemistry, Vol. I, Interscience Publications, New York, s. 103. - 4. Morgan, E.D., Polgar, N., 1957, J. Chem. Soc., 3780. - 5. Lapworth, A., Mottram, E.N., 1925, J. Chem. Soc., 1628. - 6. Coleman, J.E., Ricciuti, C., Swern, D., 1956, J. Am. Chem. Soc., 78, 5342. - 7. Smith, M.B., 1993, Organic Synthesis, McGraw-Hill, New York, p.283. - 8. a)Starks, S.M., 1971, J. Am. Chem. Soc. 93, 195. b) Lee, D.G., Lamb, S.E., Chang, V.S., 1990, Org. Synth. Coll. Vol. VII, 397. - 9. Sam, D.J., Simmons, H.E., 1972, J. Am. Chem. Soc. 94, 4024. - 10. Cope, A.C., Fenton, S.W., Spencer, C.F., 1952, J. Am. Chem. Soc. 74, 5884. - 11. Weber. W.P., Shepherd, J.P., 1972, Tetrahedron Lett., 4907. - 12. Ogino, T., Mochizuki, K., 1979, Chem. Lett., 443. - 13. Herriott, A.W., Picker, D., 1974, Tetrahedron Lett., 1511. - 14. Lemieux, R.U., von Rudloff, E., 1955, Can. J. Chem., 33, 1701. - 15. Carruthers, W., Some Modern Methods of Organic Chemistry, 3th ed., 1986, Campridge University Press, London, 391. - 16. Sharpless, K.B., Lauer, R.F., Repic, O., Teranishi, A. Y., Williams, D.R., 1971, J. Am. Chem. Soc., 93, 3303. - 17. Fatiadi, A. J., 1987, Synthesis, 85. - 18. Regen. S.L., Koteel, C., 1977, J. Am. Chem. Soc., 99, 3837. - 19. Menger, F.M., Lee, C., 1979, J. Org. Chem., 44, 3446. - 20. Ferreira, J. T. B., Cruz, W. O., Vieira, P. C., Yonashiro, M., 1987, J. Org. Chem. 52, 3698. - 21. Wolfe, S., Ingold, C. F., 1983, J. Am. Chem. Soc., 105, 7755. - 22. Jefford. C. W., Wang, Y., 1988, J. Chem. Soc. Chem. Commun., 634. VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR
89
212538
ÖZ ## DOKTORA TEZI ## ELASTODİNAMİK YAPI-ZEMİN ETKİLEŞİMİ PROBLEMLERİNİN SINIR ELEMAN METODU İLE FORMÜLASYONU Ibrahim Ozgür DENEME ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ İNŞAAT MÜHENDİSLİĞİ ANABİLİM DALI Danışman : Doç. Dr. Hüseyin R. YERLI Yıl : 2007, Sayfa: 152 Jüri : Doç. Dr. Hüseyin R. YERLI Prof. Dr. A. Kamil TANRIKULU Yrd. Doç. Dr. S. Seren GUVEN Yrd. Doç. Dr. A. Hamza TANRIKULU Yrd. Doç. Dr. M. Hakan SEVERCAN Bu çalışmada, elastodinamik yapı-zemin etkileşimi problemlerinin çözümü için eğri eksenli süreksiz kuadratik sınır eleman formülasyonu yapılmıştır. Fourier dönüşüm uzayında yapılan formülasyonda, integral denklemlerin çözümü Gauss sayısal integrasyon yöntemi ile yapılmaktadır. P sabit ve Q hareketli noktalarının aynı eleman üzerinde olması halinde ortaya çıkan, 1/r tekilliği kaldırılarak, Ln(1/1) tekilliği ise uygun logaritmik ve standart Gauss yöntemlerinin kullanılmasıyla giderilmiştir. Yapılan formülasyonlara dayalı, iki boyutlu elastostatik ve elastodinamik analizler için genel amaçlı iki adet bilgisayar programı hazırlanmıştır. Fourier dönüşüm uzayında elastodinamik analiz yapan program ile frekansa küçük değerler verilerek elastostatik analiz de yapılabilmektedir. Programlar, çeşitli veri türetme imkanlarına sahiptir. Hazırlanan programlar ile dört adet elastostatik ve yedi adet elastodinamik problem çözülmüş ve elde edilen sonuçların, literatürde verilen sonuçlarla uyum içinde olduğu gözlenmiştir. Anahtar kelimeler: Sınır Eleman Yöntemi, Süreksiz Kuadratik Sınır Eleman, Eğri Eksenli Eleman, Elastostatik, Elastodinamik Yapı-Zemin Etkileşimi. ## ABSTRACT Ph. D. THESIS ## FORMULATION OF ELASTODYNAMIC SOIL-STRUCTURE INTERACTION PROBLEMS WITH BOUNDARY ELEMENT METHOD Ibrahim Ozgür DENEME DEPARTMENT OF CIVIL ENGINEERING INSTITUTE OF NATURAL AND APPLIED SCIENCES UNIVERSITY OF CUKUROVA > Supervisor : Assoc. Prof. Dr. Hüseyin R. YERLI Year : 2007, Pages: 152 > > Jury : Assoc. Prof. Dr. Hüseyin R. YERLI Prof. Dr. A. Kamil TANRIKULU Assist. Prof. Dr. S. Seren GUVEN Assist. Prof. Dr. A. Hamza TANRIKULU ## Assist. Prof. Dr. M. Hakan SEVERCAN In this study, discontinuous curved quadratic boundary element formulation is presented for the elastodynamic soil-structure interaction analysis. In the formulation, which is performed in Fourier transform space, the integral equations are solved numerically by Gaussian quadratures. 1/r and Ln(1/r) singularities that exist when source point P and varied point Q are within same element either removed or manipulated by using logarithmic and standard Gaussian quadratures. Based on the formulation presented in this study, two general purpose computer programs are developed, for two dimensional elastostatic and elastodynamic analysis. The programs perform the analysis in Fourier transform space and the program which is developed for elastodynamic analysis can also be used for elastostatic analysis by assigning a small value to the frequency. The programs have some data generation capabilities which facilitate the preparation of input data. Using the programs, four elastostatic and seven elastodynamic problems are solved, and the results obtained using the programs are compared with those in the literature. Keywords: Boundary Element Method, Discontinuous Quadratic Boundary Element, Curved Element, Elastostatics, Elastodynamic Soil-Structure Interaction. ## TEŞEKKÜR Doktora eğitimim süresince, değerli bilgi ve yardımlarını esirgemeyen ve bana her türlü desteği sağlayan, danışman hocam, sayın Doç. Dr. Hüseyin R. YERLI'ye en içten teşekkürlerimi sunarım. Çalışmalarım süresince, değerli bilgi ve yardımlarını esirgemeyen sayın Prof. Dr. Yalçın MENGI'ye en içten teşekkürlerimi sunarım. Tez çalışmalarım sırasında ilgisini esirgemeyen ve her konuda bana destek olan sayın Yrd. Doç. Dr. Ali Hamza TANRIKULU ve Yrd. Doç. Dr. Metin Hakan SEVERCAN'a teşekkür ederim. Doktora eğitimime başladığım ilk günden itibaren gösterdikleri ilgi ve yardımlarından dolayı, Ç.U. Inşaat Mühendisliği Bölümü öğretim üye ve yardımcılarına teşekkür ederim. Manevi desteklerine her zaman ihtiyacım olan ve bu desteklerini benden hiçbir zaman esirgemeyen, sevgili aileme minnettarım. Şekil 6.21. Zemin üzerinde rijit şerit temel................................................................................................................................. Şekil 6.22. Problemin çözümünde kullanılan süreksiz kuadratik sınır eleman ağı ... 69 Şekil 6.23. Rijit şerit temel problemi için veri dosyası...................................................................................................................... Şekil 6.24. Yatay kompleyansın (Cı1) reel kısmının frekansla değişimi .............................................. 72 Şekil 6.25. Yatay kompleyansın (Cıı) imajiner kısmının frekansla değişimi............ 72 Şekil 6.26. Düşey kompleyansın (C22) reel kısmının frekansla değişimi ................. 73 Şekil 6.27. Düşey kompleyansın (C2) imajiner kısmının frekansla değişimi .......... 73 Şekil 6.28. Dönme kompleyansının (C33) reel kısmının frekansla değişimi.............. 74 Şekil 6.29. Dönme kompleyansının (C33) imajiner kısmının frekansla değişimi ...... 74 Şekil 6.30. Girişimli kompleyansın (C13) reel kısmının frekansla değişimi ............. 75 Şekil 6.31. Girişimli kompleyansın (C13) imajiner kısmının frekansla değişimi....... 75 Şekil 6.32. AB boyunca yatay gerilme dağılımının reel kısmı ( ω=0.1) ............................................................................................. 77 Şekil 6.33. AB boyunca yatay gerilme dağılımının imajiner kısmı (ω=0.1) ........... 77 Şekil 6.34. AB boyunca yatay gerilme dağılımının reel kısmı ( ω=0.5) .......................................................... 78 Şekil 6.35. AB boyunca yatay gerilme dağılımının imajiner kısmı ( 0=0.5) ........... 78 Şekil 6.36. AB boyunca yatay gerilme dağılımının reel kısmı(ω=1.0) ............................................................................................... 79 Şekil 6.37. AB boyunca yatay gerilme dağılımının imajiner kısmı ( ω=1.0) ........... 79 Şekil 6.38. AB boyunca yatay gerilme dağılımının reel kısmı ( ω=1.5) ......................................................................................................... Şekil 6.39. AB boyunca yatay gerilme dağılımının imajiner kısmı (ω=1.5) ........... 80 Şekil 6.40. Zemin yüzeyi boyunca yatay deplasman dağılımının reel kısmı (ω=0.1) ...................................................................................................................................................................... Şekil 6.41. Zemin yüzeyi boyunca yatay deplasman dağılımının imajiner kısmı (ω=0.1) ...................................................................................................................................................................... Şekil 6.42. Zemin yüzeyi boyunca yatay deplasman dağılımının reel kısmı (ω=0.5) ...................................................................................................................................................................... Şekil 6.43. Zemin yüzeyi boyunca yatay deplasman dağılımının imajiner kısmı (ω=0.5) ...................................................................................................................................................................... Şekil 6.44. Zemin yüzeyi boyunca yatay deplasman dağılımının reel kısmı (ω=1.0) ...................................................................................................................................................................... ## 1.GİRİŞ Son yıllarda, deprem tehlikesinin daha iyi anlaşılmış olması, yapı dinamiğini inşaat mühendisliğinin en önemli konularından biri haline getirmiştir. Bununla birlikte bilgisayar teknolojisindeki gelişmeler dinamik analizler için gerekli olan karmaşık hesapların kısa sürede yapılabilmesini mümkün hale getirmiştir. Dinamik problemlerin önem kazanmasıyla birlikte, yapı-zemin etkileşimi problemleri de önemli ilgi toplayan bir konu haline gelmiştir. Ozellikle nükleer enerji santralleri, limanlar ve barajlar gibi ağır ve rijit yapıların dinamik analizinde yapı ile zeminin etkileşiminin gözönüne alınması gerekmektedir. Çünkü, bu tip yapılar genellikle kendilerine göre daha az rijit ve yumuşak zemin üzerine oturtulmakta ve dinamik etki sırasında temel sisteminde önemli deformasyonlar meydana gelmektedir. Yapı sistemlerinin analizi yapılırken genellikle yapı ile zemin arasındaki etkileşim gözönüne alınmadan, sadece yapı sistemleri incelenmektedir. Yapıların dinamik analizi için geliştirilmiş genel amaçlı bilgisayar programları bulunmakla birlikte, bu tip programlarda yapının rijit bir temel üzerine oturduğu ve depremin belirli bir mesnet hareketi olduğu kabul edilerek çözüme gidilmektedir. Yapılan çalışmalar göstermiştir ki, ağır ve rijit yapıların dinamik analızlerinde bu kabul geçerliliğini yitirmektedir. Dolayısıyla bu tip yapıların analızlerinde, zeminin mevcudiyetinin yapıya olan etkisinin mutlaka gözönüne alınması gerekmektedir. Son yıllarda pek çok sayıda yeraltı yapısının ve nükleer santrallerin yapılması yapı-zemin etkileşimi konusunu oldukça popüler hale getirmiştır. Yapı-zemin etkileşimi problemleri, 1950'li yıllardan sonra önem kazanmaya başlamış ve dinamik halde ilk olarak analitik yöntemler kullanılmıştır. İnşa edilen yapıların boyutlarının büyümesi ve yapıların deprem anındaki davranışlarının incelenmeye başlanması, yapı-zemin etkileşimi problemlerinin önemini artırmıştır. Gelişen teknoloji ile birlikte daha yüksek yapıların inşa edilmesine bağlı olarak dinamik etkilerin sistem üzerinde oluşturdukları deformasyonlar da artmaktadır. Bu yüzden özellikle yüksek yapılarda dinamik analiz ve dinamik yapı-zemin etkileşimi önem kazanmaktadır. Deprem mühendisliği açısından, yapı ile zemin arasındaki etkileşim önemli bir konuyu teşkil etmektedir. Yeraltında meydana gelen depremler veya patlamalar gibi olaylardan dolayı yeryüzündeki yapılarda oldukça önemli etkiler oluşmaktadır. Ayrıca yeryüzündeki dinamik yüklerden (dinamik makine yükleri, trafik yükü, rüzgar yükü vb.) dolayı yeraltında bulunan yapıların (tünel, metro vb.) ne ölçüde etkilendiğinin hesaplanması gerekmektedir. Sonsuz ortamın dışından veya içinden etkimekte olan dinamik yüklere ve sismik dalgalara karşı, yapıların emniyetli bir şekilde tasarlanmaları gerekmektedir. Yapı-zemin etkileşimi problemlerinin çözümünde, direkt yöntem (direct method) ve alt yapılara ayırma yöntemi (substructure method) olmak üzere iki farklı yaklaşım kullanılmaktadır (Wolf, 1988; Clough ve Penzien, 1993). Alt yapılara ayırma yönteminde, önce yapı ile sonsuza uzanan zemin arasındaki impedans ilişkisi kullanılarak etkileşim kuvvetleri bulunmakta ve sonlu bir boyuta sahip yapının analizi, belirlenen etkileşim kuvvetleri gözönüne alınarak gerçekleştirilmektedir. Mühendislik mekanığınde herhangı bir problemin çözümü, genel olarak, iki adımda yapılabilmektedir. Birinci adımda, probleme ait diferansiyel denklemler elde edilmekte, ikinci adımda ise, problemin başlangıç ve sınır şartları göz önüne alınarak, elde edilen denklemler çözülmektedir. Ancak, çözümü yapılacak olan problemin geometrisi ve malzeme özellikleri genellikle karmaşık bir yapıya sahip olduğundan, çoğu zaman analitik bir çözüm yapmak mümkün olamamaktadır. Bu nedenle, problemin yaklaşık bir çözümünü bulabilmek amacıyla, sayısal yöntemler kullanılmaktadır. Bu yöntemlerden sonlu farklar, sonlu elemanlar ve sınır eleman yöntemleri literatürde en çok kullanılan sayısal yöntemler olarak görülmektedir. Bilgisayar teknolojisindeki gelişmelerle birlikte, sayısal yöntemlerin etkinliği gün geçtikçe artmaktadır. Sonlu farklar yönteminde, probleme ait diferansıyel denklem sistemlerinde yer alan türevli terimler, sonlu farklar yardımıyla ifade edilerek diferansiyel denklemler cebrik denklem sistemine dönüştürülmektedir. Elde edilen cebrik denklem sisteminin çözülmesiyle, problemin yaklaşık çözümü hesaplanmaktadır. Sonlu farklar yöntemi, özellikle isı transferi ve akışkanlar mekanığı problemlerinde yaygın olarak kullanılmakta olup, düzensiz geometrisi olan problemler için uygun bir yöntem değildir. Sonlu elemanlar yönteminde, ele alınan problemin çözüm bölgesi küçük elemanlara bölünmektedir. Her bir eleman üzerinde, probleme ait diferansıyel denklemler yazılarak uygun şekil fonksiyonları yardımıyla, eleman denklemleri elde edilmektedir. Süreklilik şartları sağlanacak şekilde eleman denklemlerinin birleştirilmesiyle elde edilen cebrik denklem sistemi, problemin sınır şartları göz önüne alınarak çözülmektedir. Sonlu farklar yönteminin aksine, karmaşık geometriye sahip problemler sonlu elemanlar yöntemi kullanılarak kolayca çözülebilmektedir. Sonlu elemanlar yönteminde çözüm bölgesinin daha çok elemana bölünmesiyle, elde edilen sonuçların iyileştirilmesi mümkün olabilmektedir. Fakat, eleman sayısının artmasıyla denklemlerdeki bilinmeyen sayısı da artacağı için, çözüm zorlaşmaktadır. Yapı-zemin etkileşimi problemlerinin analizinde, sonlu elemanlar yöntemi oldukça yaygın olarak kullanılmaktadır. Fakat sonsuza uzanan zeminin, sonlu elemanlar yöntemi kullanılarak modellenmesi önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Analiz sırasında sonsuza uzanan zeminin ne kadarının gözönüne alınacağı ve alınan bu zemin parçasının sınırları oldukça önemlidir. Çünkü, zemin içerisinde dinamik etkiye yol açan dalgalar geometri ve malzemenin sahip olduğu sönüm nedeniyle kaynaktan uzaklaştıkça azalmaktadırlar. Sonsuza uzanan ortamın, belirli bir kısmının gözönüne alınmasıyla, zemin için yapay bir sınır belirlenerek sonsuza uzanan zemin sonlu bir bölge gibi modellenmektedir. Bu da zemin içerisinde yayılan dalgaların sonlu bölgede hapsedilmesine neden olmaktadır. Bu davranış, gerçek dalga hareketini idealize etmediği için, gerçekçi olmayan sonuçlar elde edilmektedir. Daha gerçekçi sonuçlar elde etmek için seçilen sonlu bölgenin sınırlarında, dalgaların yayılma şartlarını sağlayacak bir model uygulanmalıdır. Bundan dolayı sonlu elemanlar kullanılarak modellenen yapı-zemin etkileşimi problemlerinde, yapay sınırdan enerji geçişi matematiksel olarak gerçekçi bir şekilde ifade edilmelidir. Yapı-zemin etkileşimi problemlerinde bu şartları sağlayan farklı modeller kullanılmaktadır. Zemin için seçilen sonlu bölgenin sınırlarına geçirgen yapay sınırlar kullanılması bu yöntemlerden bir tanesidir. Geçirgen yapay sınırların kullanılmasıyla dalga geçirimliliği mükemmel olamamakla birlikte, belirli durumlarda yeterli bir çözüm sağlanabilmektedir. Yapay sınırlar kaynaktan ne kadar uzakta seçilirse o kadar iyi sonuçlar elde edilmektedir. Ayrıca uzak bölgenin yapay sınırlarla modellenmesi durumunda yakın bölgenin modellenmesi için çok sayıda sonlu elemana ihtiyaç duyulduğundan bilinmeyen sayısı çok artmakta ve sistemin çözümü zorlaşmaktadır. Yapı-zemin etkileşimi problemlerinin çözümünde kullanılan etkili bir yöntem de sonlu ve sonsuz elemanların birlikte kullanılmasıdır. Bu yöntemde, yakın bölge için sonlu elemanlar, sonlu eleman ağının bittiği uzak bölge için sonsuz elemanlar kullanılmaktadır. Burada kullanılan sonsuz elemanlar, zeminde yayılan ve sonsuza giden dalgaları idealize edecek şekilde seçilmelidir (Yerli, 1998). Yapı-zemin etkileşimi problemleri zaman uzayında uygulandığı gibi, dönüşüm teknikleri (Laplace ve Fourier) kullanılarak dönüşmüş uzayda da ele alınmaktadır. Ele alınan problemler genel olarak harmonik yük etkisi altında incelenmektedir. Harmonik yükleme durumunda yapılan analızler aynı zamanda kompleyans ve impedans analizine karşılık gelmektedir (Kompleyans, herhangi bir noktada birim yükten dolayı meydana gelen deplasmanı, impedans ise herhangi bir noktada birim deplasmandan dolayı meydana gelen kuvvetleri ifade etmektedir). Harmonik yükleme durumundan farklı olarak keyfi dinamik yükleme durumunda ve deprem etkisi altında yapı-zemin etkileşimi problemlerinin çözümleri de bu yöntemle yapılabilmektedir. 1970'li yıllardan sonra mekanık problemlerinin çözüm yöntemleri arasına yarı analıtik bir yöntem olan sınır eleman yöntemi de katılmıştır (Beskos, 1987; Brebbia ve Dominguez, 1989; Becker, 1992; Banerjee, 1994; Aliabadi, 2002). Smir eleman yönteminde, ele alınan cismin davranışını idare eden diferansiyel denklem, cismin sınırları üzerinde tanımlanan integral denkleme dönüştürülerek, yalnızca çözüm bölgesi sınırının elemanlara (sınır elemanı) bölünmesi yeterli olmaktadır. Böylece, çözülecek denklem sayısı önemli ölçüde azalmaktadır. Bu yüzden sınır eleman yöntemi mühendislik problemlerinin analizinde klasik hesaplamalı yöntemlere alternatif hale gelmiştir. İntegral ifadelerin içinde yer alan temel çözümlerin, analıtık olarak hesaplanmasından dolayı yarı analıtık bir yöntemdir. Yarı analıtık bir yöntem olması, diğer sayısal yöntemlerle elde edilen sonuçlara göre daha iyi sonuçlar elde edilebilmesini sağlamaktadır. Sınır eleman yöntemi, özellikle sonsuza uzanan çözüm bölgeleri ve lineer problemler için frekans ve zaman uzaylarında yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Yaygın kullanımına sebep olarak da, bu yöntemin kullanılması ile problemin boyutlarının indirgenmesi, sonuçlardakı yüksek kesinlik ve sonsuzda yayılma şartlarının dolaylı olarak hesaba katılması gösterilmektedir (Brebbia ve ark., 1984). Ayrıca, sınır eleman yönteminde sadece sınırın elemanlara bölünmesinden dolayı, sonlu eleman yöntemine göre veri türetme işlemi daha kolay gerçekleşmektedir (Wrobel, 2002). Sınır eleman yönteminin, sonlu eleman yöntemine göre bazı önemli üstünlükleri; sınır eleman yönteminin yarı analitik bir yöntem olması, sınır eleman yönteminde, yalnızca cısmın sınırı küçük elemanlara bölünmesiyle sonlu eleman yöntemine göre çok daha az sayıda bilinmeyenin (özellikle üç boyutlu problemlerde) hesaplanması ve sonsuza uzanan çözüm bölgelerindeki dalga yayılma şartlarının, sınır eleman yönteminde otomatik olarak göz önüne alınması olarak sayılabilir. Oysa sonlu eleman yönteminde bu şartlar, yapay sınır şartları veya sonsuz eleman yardımı ile, yaklaşık olarak göz önüne alınmaktadır. Sınır eleman yönteminin bu özelliği, özellikle yapı-zemin etkileşimi problemleri için, sınır eleman yöntemini çok daha uygun hale getirmektedir. Buna karşılık, özellikle nonlineer problemler ve homojen olmayan ortamlar için sonlu eleman yöntemi, daha uygun bir yöntemdir. Bir diğer yöntem ise sonlu ve sınır eleman yönteminin birlikte kullanılmasıdır. Bu yöntemde yakın bölge ve yapı için sonlu eleman yöntemi, uzak bölge için ise sınır eleman yöntemi kullanılmaktadır. Sonlu eleman ve sınır eleman yöntemlerinin birlikte uygulanması ile sonlu eleman yöntemi ve sınır eleman yönteminin birbirine göre avantajlı yanları kullanılmakta, böylece çok küçük bir zemin bölgesinin sonlu elemanlarla modellenmesi ile istenilen hassasiyette sonuçlar elde edilebilmektedir. Sonlu eleman ve sınır eleman yöntemlerinin üstün oldukları özellikler göz önüne alındığında, bu iki yöntemin birlikte kullanılması, ideal bir çözüm olarak ortaya çıkmaktadır (Beer ve Watson, 1994). Orneğin, yapı-zemin etkileşim analizinde; yapı ve çevresindeki zemin (yakın bölge) sonlu eleman yöntemi ile, sonsuza uzanan ve dalga yayılmasını içeren zemin (uzak bölge) ise sınır eleman yöntemi ile modellenebilmektedir. Sınır eleman yönteminde, sürekli ya da süreksiz sınır elemanları kullanılabilmektedir. Sürekli sınır elemanlarında ele alınan düğüm noktaları eleman uç noktalarında bulunmakta ve formülasyonda elemanlar arası süreklilik denklemlerinin sağlanması gerekmektedir. Süreksiz sınır elemanlarında ise düğüm noktaları eleman uç noktalarından içerde bulunmakta ve formülasyonda süreklilik denklemlerinin dikkate alınmasına gerek kalmamaktadır. Süreksiz sınır eleman yönteminde en yaygın sınır elemanı olarak sabit eleman kullanılmaktadır. Süreksiz sınır elemanlarında, sınır büyüklüklerinin eleman boyunca değişken kabul edilmesi halinde, yüksek dereceli sınır elemanlarının kullanılması gerekmektedir. Bu tip sınır elemanlarında eleman üzerinde seçilen nokta sayısına bağlı olarak, sınır büyüklükleri için lineer, kuadratik vb. değişim kabulü mümkün olabilmektedir (Severcan, 2004). Bu çalışmada, iki boyutlu elastostatik ve elastodinamik problemlerinin çözümü için eğri eksenli süreksiz kuadratik sınır eleman formülasyonu yapılmıştır. Yapılan formülasyon statik ve dinamik halde literatürde verilen problemlere uygulanmıştır. Fourier dönüşüm uzayında yapılan formülasyonda, sabit noktanın ve integrasyon noktasının aynı sınır elemanı üzerinde bulunmasından dolayı oluşan Ln(1/r) ve 1/r tekillik durumları göz önüne alınmaktadır. Yapılan formülasyona dayalı olarak, iki boyutlu analiz için statik ve dinamik olmak üzere genel amaçlı FORTRAN77 dilinde iki adet bilgisayar programı hazırlanmıştır. Hazırlanan programlar, eleman tarifleri, koordinatlar ve sınır şartları ıçın veri türetme imkanına sahiptir. Ayrıca Fourier uzayında elde edilen sonuçların zaman uzayına çevrilebilmesi için FFT (Fast Fourier Transform) algoritmasının kullanıldığı yardımcı programlar kullanılmıştır. Yapılan formülasyon ve hazırlanan programların doğruluğunu kontrol etmek amacıyla, bazı düzlemsel problemler, hazırlanan programlar ile çözülmüştür. Elde edilen sonuçlar, literatürde verilen sonuçlarla karşılaştırılarak bu çalışmada hazırlanan programların güvenle kullanılabileceği anlaşılmıştır. Bu tez çalışmasının ikinci bölümünde, konu ile ilgili önceki çalışmalar kısaca tanıtılmaktadır. Uçüncü bölümde, elastodinamik sınır eleman formülasyonu ile ilgili genel ifadeler yer almaktadır. Dördüncü bölümde, yüksek dereceli elemanların genel formülasyonu ve eğri eksenli süreksiz kuadratik sınır elemanı kullamılarak hazırlanan formülasyon verilmektedir. Beşinci bölümde, yapı-zemin etkileşimi problemlerine ait impedans matrisinin elde edilmesi ile ilgili ifadeler sunulmaktadır. Altıncı bölümde, bu çalışmada hazırlanan bilgisayar programları yardımıyla çözülen statik ve dinamik haldeki problemlerin çözümü ve elde edilen sonuçların literatürde verilen sonuçlarla karşılaştırılması yer almaktadır. Yedinci bölümde ise sonuçlar ve öneriler başlığı altında çalışmanın genel bir değerlendirmesi yapılmaktadır. Ekler kısmında ise hazırlanan bilgisayar programlarının tanıtımı ile ilgi bilgiler bulunmaktadır. ## 7 ## 2. ONCEKİ ÇALIŞMALAR Elastodinamik yapı-zemin etkileşim problemlerinin analizinde, ilk olarak analitik yöntemler kullanılmıştır. Harmonik yükleme etkisi altında, yarı sonsuz zemin üzerinde rijit, kütlesiz temel sistemleri ele alınarak zemine ait impedans sabitlerinin hesaplanmasına çalışılmıştır (Bycroft, 1956). Yapı-zemin etkileşim problemlerinin analitik olarak çözümünde oluşan zorluklardan dolayı, sadece basit ve düzenli geometriye sahip homojen ve izotrop ortamlar ele alınmıştır. Rijit temel olarak dikdörtgen (Thomson ve Kobori, 1963), dairesel (Luco ve Westman, 1971) ve uzun şerit (Luco ve Westman, 1972) temel tipleri incelenmiştir. Yarı sonsuz zemin malzemesinin homojen, lineer elastik ve/veya viskoelastik olması (Veletsos ve Verbic, 1973) ve homojen ve/veya tabakalı olması (Luco, 1974) durumları da incelenmiştir. Yapı-zemin etkileşim problemlerinin analitik olarak incelenmesinde karşılaşılan en önemli sorun, sonsuza uzanan zeminin modellenmesi olduğundan 1970'li yıllardan itibaren sayısal yöntemlerin kullanılmasına başlanmıştır. Sayısal yöntemler kullanılırken yarı sonsuz zemin belirli yerlerden kesilerek geçirgen yapay sınırlar oluşturulmaktadır. Yapı-zemin etkileşim problemlerinin analizi sonlu farklar metodu ve geçirgen yapay sınırlar kullanılarak gerçekleştirilmiştir (Tseng ve Robinson, 1975). Sonlu elemanlar yönteminin gelişmesiyle, bu yöntem elastodinamik yapı-zemin etkileşim problemlerine yine geçırğen yapay sınırlar kullanılarak uygulanmıştır (Lysmer ve Kuhlemeyer, 1969; Murakami ve ark., 1981). Sonsuz elemanlar sonsuza uzanan zeminlerin davranışına daha uygun olduğundan geçirgen yapay sınırlardan daha gerçekçi bir yaklaşım olarak geliştirilmiştir (Bettess, 1977). İki boyutlu harmonik yükleme problemleri sonlu eleman yaklaşımı ve sonsuz elemanlar birlikte kullanılarak ele alınmıştır (Chuhan ve Chongbin, 1987). Zamanla değişimi keyfi olan yüklemenin ve harmonik yüklemenin etkisindeki tek ve çok dalgalı modellerle iki ve üç boyutlu dinamik yapı-zemin etkileşim problemlerinin sonlu ve sonsuz elemanlar kullanılarak analızı yapılmıştır (Yerli, 1998; Yerli ve ark., 1998; Yerli ve ark., 1999). Yapı-zemin etkileşim problemlerinde sonlu eleman yöntemiyle yapılan çalışmaların yanı sıra son yıllarda sınır eleman yöntemi kullanılmaya başlanmıştır. Sınır eleman yöntemi, 1970'li yılların başından itibaren çeşitli mühendislik problemlerinin (elastodinamik, akışkanlar mekanıği, kırılma mekaniği, akustik vb.) çözümünde yaygın olarak kullanılmaktadır (Banerjee ve Watson, 1986; Mackerle ve Brebbia, 1988; Manolis ve Beskos, 1988; Brebbia ve Connor, 1989; Cheng ve ark., 1990; Tanaka ve ark., 1990; Trevelyan, 1994; Bonnet, 1995; Aliabadi, 2002; Wrobel, 2002; Beskos ve Maier, 2003). Sınır eleman yönteminin temelini oluşturan sınır değer problemlerinin integral denklemler yardımıyla çözülmesi (bu yönteme "Green's function" yöntemi de denmektedir), yaklaşık olarak yırmıncı yüzyılın başından bu yana bilinmektedir. Sınır eleman yönteminde integral denklemlerin çözümünde kullanılan büyüklüklere bağlı olarak direkt sınır eleman yöntemi ve direkt olmayan sınır eleman yöntemi olmak üzere, iki farklı yaklaşım yapılmaktadır (Beskos, 1987). Direkt olmayan sınır eleman yaklaşımında integral denklemler, fiziksel anlamı olmayan büyüklükler kullanılarak çözülüp, deplasman ve gerilme gibi sınır büyüklükleri belirlenmektedir. Buna karşılık, daha yaygın kullanılan direkt yaklaşımda ise, integral denklemler doğrudan sınır büyüklükleri cinsinden yazılıp, bilinen ve bilinmeyen sınır büyüklükleri birbirine bağlanmaktadır. Bu tez çalışmasında formülasyon, direkt sınır eleman yöntemi ile yapılmıştır. Direkt sınır eleman yönteminde, probleme ait diferansiyel denklemler integral denklemlere dönüştürülmektedir. Bu integral denklemler, çözüm bölgesinin sınırında tanımlanan integrallerden oluşmaktadır. Problemde hacım kuvvetlerinin bulunması durumunda, integral denklemler hacım integrallerini de içermektedir. Böyle bir durumda, hacım integralleri de sınır integraline dönüştürülerek (Partridge ve ark., 1992) integral denklemlerin tamamı sınır üzerinde tanımlanabilmektedir. İntegral denklemlerin içinde yer alan temel çözümler, sonsuz ortamda birim yükleme yöntemiyle analitik olarak elde edilebilmektedir (Mengi ve ark., 1994). İntegral denklemler oluşturulduktan sonra ikinci adımda, çözüm bölgesinin sınırı küçük elemanlara (sınır elemanlarına) bölünmekte ve probleme ait bilinmeyen sınır büyüklükleri integral denklemlerin sayısal integrasyonu ile hesaplanmaktadır. Son olarak, çözüm bölgesi içinde yer alan noktalarda hesaplanması istenilen deplasman ve gerilme gibi büyüklükler sayısal olarak elde edilmektedir. İntegral denklemlerin sayısal çözümünde yalnızca çözüm bölgesinin sınırının küçük elemanlara bölünmesi, göz önüne alınan problemdeki bilinmeyen sayısını önemli ölçüde azaltmaktadır. Sınır eleman yönteminde, çeşitli tipte sınır elemanı kullanılabilmektedir. Bu elemanlar; sabit eleman, sürekli lineer eleman, sürekli kuadratik eleman, süreksiz lineer eleman, süreksiz kuadratik eleman ve daha yüksek dereceli elemanlardır (Brebbia ve Dominguez, 1989; Zeng ve Cai, 1990; Tadeu ve ark., 1999; Beer, 2001; Zhang ve Zhang, 2003). Sabit eleman formülasyonunda, her bir sınır elemanı üzerindeki sınır büyüklüklerinin sabit (uniform) olduğu kabul edilmektedir. Yüksek dereceli elemanların kullanılması durumunda, eleman üzerindeki sınır büyüklüklerinin değişimi şekil fonksiyonları yardımıyla yapılan yaklaşımlarla belirlenmektedir. Yüksek dereceli elemanların kullanılmasıyla, elde edilen yaklaşık çözümün hassasiyeti arttırılabilmektedir. Direkt olmayan sınır eleman yaklaşımında ya birinci temel çözümün ya da ikinci temel çözümün süperpozisyonları kullanılır. İkinci temel çözüm (traction) kullanılarak yapılan çözümleme, deplasman süreksizliği olarak bilinmektedir (Siebrits ve Crouch, 1994). Direkt ve direkt olmayan yöntemlerin her ikisinde de tekil integrallerin çözülmesi gerekmektedir. Zaman uzayında direkt olmayan yaklaşım kullanılarak iki boyutlu elastodinamik problemler için analitik çözüm incelenmiştir (Shen, 2003). Formülasyonda taban (base) olarak adlandırılan özel çözümlerin lineer kombinasyonları kullanılarak formülasyon gerçekleştirilmiştir. Formülasyonda Lame'nin deplasman potansiyelleri çözülerek bu baz çözümler deplasman ve gerilme kaynakları için analıtık olarak türetilmiştir. Elastodinamik problemler için direkt sınır eleman yöntemi kullanılarak zaman uzayında yeni bir formülasyon önerilmiştir (Frangı, 1999). Formülasyonda integraller parçalara ayrılarak analitik olarak çözümlenmesi tasarlanmıştır. Dinamik haldeki tekillik problemi, statık haldeki temel çözümlerde görülen tekillik problemi ıçın geliştirilen formülasyonun dinamik haldeki temel çözümlere ekleme ve çıkartma işlemi yapılarak hesaplanmıştır. İntegrallerin parçalara ayrılması işlemi ilk olarak statik haldeki çatlak mekanığıne uygulanmıştır (Bui, 1977; Sladek ve ark., 1986). Bu yöntemle yüksek dereceli tekillik problemlerinin (hypersingular) derecesinin düşürüldüğü belirtilmiştir (Krishnasamy ve ark., 1991). İzotropik elastisite için tamamen farklı bir yaklaşım kullanılarak aynı yüksek dereceli tekillik problemlerinin (hypersingular) düzenlenmesi için değişik formülasyon gerçekleştirilmiştir (Nedelec, 1982). Bu teknik daha sonra elastodinamik problemler için genişletilmiştır (Nishimura ve Kobayashi, 1989). Elastostatik problemlerdeki tekillik problemlerinin çözümünde, düz çızgı yaklaşımı sürekli kuadratik elemanlar için kullanılmıştır (Howell ve Doyle, 1982). Sabit nokta ve integrasyon noktasının aynı eleman üzerinde olması durumunda sabit nokta elemanın hemen dışında alınarak hazırlanan integrasyon yönteminin kullanılmasıyla sayısal zorluklar önlenmiştir (Kane, 1986). Seabra Pereira ve ark. (1981) tarafından uygun bir logaritmik hesaplama yöntemi ile Ln(1/r) tekillik sorununu giderilmiştır. Ancak ifadelerdeki 1/1 tekillik hali kaldırılmamıştır. Temel çözümlerin şekil fonksiyonlarıyla çarpılması sonucu bulunan ifadelerin tekil olmadığı anlaşılarak, uygun hesaplama yöntemi ile integrasyon işlemi yapılmıştır. Kabul edilebilir bir yaklaşım olmasına rağmen 1/r tekilliğinin kaldırılması ile daha doğru sonuçlar elde edilebilmektedir. Simetrik olmayan problemler için uygun logaritmik hesaplamalarla Ln(1/r) tekilliği hesaplanmış, fakat 1/r tekilliği olan ifade kaldırılmamıştır (Bakr, 1986). Potansıyel ve elastostatik problemler için sürekli ve süreksiz sınır elemanları kullanarak sabit nokta ve integrasyon noktasının aynı eleman üzerinde olması durumundaki tekillik problemleri incelenmiştir (Dyka ve Millwater, 1989). Sınır elemanı üzerinde gerilme vektörü bileşenlerinin sabit, deplasman vektörü bileşenlerinin lineer değiştiği ve gerilme vektörü bileşenlerinin lineer, deplasman vektörü bileşenlerinin kuadratik değişim gösterdiği süreksiz karma sınır elemanlar kullanarak elastostatik problemler için sınır eleman formülasyonu gerçekleştirilmiştir (Severcan ve ark., 2005). Doğrusal izoparametrik süreksiz kuadratik sınır eleman kullanılarak sabit nokta ile integrasyon noktasının aynı sınır elemanı üzerinde bulunmasından kaynaklanan tekillik durumları standart sayısal yaklaşımlar ile hesaplanmıştır (Severcan ve ark., 2004) Sınır eleman yöntemi, üç boyutlu elastik yarım uzayda gömülü temelin (şekilden bağımsız) dinamik davranışına zaman uzayında uygulanmıştır (Karabalis ve Beskos, 1986). İki ve üç boyutlu haldeki gömülü rijit temellerdeki zemin rijitliği incelenmiştır. Green fonksiyonlarının kullanıldığı formülasyon frekans uzayında gerçekleştirilerek temas yüzeyi olarak yapı ile zemin temas yüzeyi değil bütün zemin yüzeyi alınmıştır (Dominguez, 1978a; Dominguez, 1978b). Frekans uzayındaki Green fonksiyonları kullanılarak tabakalı viskoelastik yarım uzayda bulunan gömülü rijit temel için gerekli olan formülasyon nümerik olarak gerçekleştirilen çalışmada sadece yapı ile zemin temas yüzeyi modellenmiştır (Apsel, 1979). İki boyutlu haldeki gömülü temellerin tabakalı yarım uzaydaki davranışı frekans uzayında incelenmiştir (Wolf ve Dabre, 1984a-c). Sınır eleman yöntemi, viskoelastik yarım uzaya gömülü ya da yüzeysel rijit dairesel temellerin impedans sabitlerinin hesaplanmasında başarılı bir şekilde uygulanmıştır (Chapel, 1987). Ahmad ve Banerjee (1988) çalışmalarında çok tabakalı halde bulunan iki boyutlu elastodinamik problemleri elastik ortamlarda incelemiştir. Çalışmada laplace frekans uzayı kullanılmış ve daha sonra ele edilen sonuçlar zaman uzayına çevrilmiştir. Çalışmalarında yeni bir eleman olarak çevreleyen eleman (enclosing element) tanımlanmıştır. Çalışma kapsamında ele alınan örneklerde sadece problem sınırı değil yarım uzay olarak tarif edilen bölgeler de elemanlara bölünmüştür. Von Estorff ve ark. (1990) çalışmalarında sınır eleman yönteminin üç farklı uygulaması olan, i) ayrık (discrete) sınır eleman yöntemini frekans uzayında ii) sürekli sınır eleman yöntemini zaman uzayında iii) sonlu eleman yöntemi ile sınır eleman yönteminin birlikte kullanılması durumunda oluşan hataları araştırmıştır. Bu uygulamalar elastık veya tabakalı yarım uzaylar üzerine etkiyen dınamik yükler için yapı-zemin etkileşim problemlerinde karşılaştırılmıştır. Sıkıştırılamayan zeminler üzerinde veya gömülü kare temellerin impedans fonksiyonları başarılı bir şekilde hesaplanmıştır (Bu, 1998). Uç boyutlu haldeki yapı zemin etkileşim problemleri tabakalı zeminler için direkt sınır eleman yöntemi kullanılarak impedans sabitleri hesaplanmıştır (Pak ve Guzina, 1999; Tanrıkulu ve ark., 2001). Elastostatik ve elastodinamik (yapı-zemin etkileşimi gibi) problemlerinin izoparametrik (lineer, doğru eksenli kuadratik ve karma) sınır elemanları kullanılarak frekans uzayında incelendiği çalışmada karma sınır elemanı olarak deplasman şekil fonksiyonlarının bir derece düşüğü alınarak tanımlanan yeni bir eleman tipi için formülasyon geliştirilmiştir (Severcan, 2004). İzotropik ve lineer elastik ortamlarda gömülü halde bulunan temellerdeki titreşimlerden dolayı oluşan impedans fonksiyonları, üç boyutlu hal için frekans uzayında sabit eleman kullanılarak hesaplanmıştır (Çelebi ve ark., 2006). Ayrıca son yıllarda elastodinamik problemler ile yapı-zemin etkileşimi problemlerinde sonlu eleman ve sınır eleman yöntemleri birlikte kullanılmaktadır (Yazdchi ve ark., 1999; Rizos ve Wang, 2002). Bu çalışmada, eğri eksenli süreksiz kuadratik sınır elemanları kullanılarak elastostatik ve elastodinamik problemler için sınır eleman formülasyonu yapılmıştır. Yapılan bu formülasyonlara dayalı, FORTRAN77 programlama dili kullanılarak genel amaçlı bilgisayar programları hazırlanmıştır. Hazırlanan bilgisayar programları kullanılarak literatürde verilen problemlerin statik ve dinamik analizi yapılmıştır. ## 3. ELASTODİNAMİK PROBLEMLER İÇİN SINIR ELEMAN FORMULASYONU Bu bölümde elastodinamik problemlerin sınır eleman yöntemi ile formülasyonu genel olarak anlatılmaktadır. ## 3.1. Elastodinamik Problemler için Sınır Eleman Denklemi Elastodinamik problemler için sınır eleman denkleminin elde edilmesi, literatürde detaylı olarak verilmektedir (Brebbia ve Dominguez, 1989; Banerjee, 1994; Manolis ve Beskos, 1988; Mengi ve ark., 1994). Hacim kuvvetleri ihmal edilerek, iki boyutlu bir cismin elastodinamik analizi için sınır eleman denkleminin matris formu, $$\underline{\mathbf{c}}\,\underline{\mathbf{u}}(\mathbf{P}) = \int\_{\mathcal{S}} \underline{\mathbf{G}}(\mathbf{P}, \mathbf{Q})\underline{\mathbf{t}}(\mathbf{Q})\,\mathrm{d}\mathbf{S} - \int\_{\mathcal{S}} \underline{\mathbf{H}}(\mathbf{P}, \mathbf{Q})\underline{\mathbf{u}}(\mathbf{Q})\,\mathrm{d}\mathbf{S} \tag{3.1}$$ şeklindedir. (3.1) ifadesinde görülen S cismin sınırını, integralli terimlerde görülen G ve H (2]2) boyutunda matrisler olup elastodinamik problemleri için elde edilmiş olan birinci ve ikinci temel çözümleri, u ve t ise (2||) boyutunda deplasman ve gerilme vektörlerini, P ve Q noktaları ise integral işlemlerinde kullanılan sabit noktayı ve integrasyon noktasını temsil etmektedir. (3.1) denklemi, Şekil 3.1'de görülen P noktasında oluşan deplasmanları sınır yüzeyi (S) üzerinde tanımlanan integral ifadelerine bağlamaktadır. (3.1) denkleminin sol tarafında görülen (272) boyutundaki c matrisinin değeri P noktasının konumuna bağlı olarak değişmektedir. ## 3. ELASTODİNAMİK PROBLEMLER İÇİN SINIR ELEMAN FORMÜLASYONU Ibrahim Ozgür DENEME ![](_page_0_Figure_1.jpeg) ![](_page_0_Figure_2.jpeg) P noktası Şekil 3.1'de görüldüğü gibi cismin içerisinde ise ç matrisi, P noktası cismin dışında ise ç matrisi, $$\mathbf{c} = \mathbf{0} \tag{3.3}$$ P noktası sınır yüzeyi (S) üzerinde bir nokta ise ç matrisi, $$\underline{\mathbf{c}} = \frac{1}{2}\,\mathrm{I} \tag{3.4}$$ olarak tanımlanmaktadır. (3.2) ve (3.4) ifadelerinde görülen I ifadesi (202) boyutunda birim matrisi temsil etmektedir. P noktasının köşe noktası olması durumunda (3.4) eşitliği geçerli değildir. Bu durumda ç matrisinin değeri, P noktasındaki köşe açısına bağlı olarak verilmelidir (Brebbia ve Dominguez, 1989). $$\mathbf{c}\_s = \sqrt{\frac{\mu}{\rho}} \tag{3.7a}$$ $$\mathbf{c}\_{p} = \sqrt{\frac{2(1-\mathbf{v})}{1-2\,\mathrm{v}}} \mathbf{c}\_{s} \tag{3.7b}$$ $$\frac{\partial \mathbf{r}}{\partial \mathbf{n}} = \mathbf{r}\_i \,\mathbf{n}\_i\tag{3.7c}$$ Indisli notasyonda yazılan (3.5), (3.6) ve (3.7c) eşitliklerindeki ℓ , k ve i gibi indisler, 1 ve 2 değerlerini almaktadır. (3.5) ve (3.6) denklemlerinde görülen Y ve χ fonksiyonları r uzaklığına bağlı olarak değişmektedir. Bu fonksiyonlar iki boyutlu analizde, $$\Psi = \mathbf{K}\_0 \left( \mathbf{a}\_s \right) + \frac{1}{\mathbf{a}\_s} \left[ \mathbf{K}\_1 \left( \mathbf{a}\_s \right) - \frac{\mathbf{c}\_s}{\mathbf{c}\_p} \mathbf{K}\_1 \left( \mathbf{a}\_p \right) \right] \tag{3.8}$$ $$\chi = \mathbf{K}\_2 \left( \mathbf{a}\_s \right) - \frac{\mathbf{c}\_s^2}{\mathbf{c}\_p^2} \mathbf{K}\_2 \left( \mathbf{a}\_p \right) \tag{3.9}$$ olarak verilmektedir. (3.8) ve (3.9)'da görülen aş ve ap değerleri, $$\mathbf{a}\_s = \frac{\mathbf{i}\,\mathbf{o}\,\mathbf{r}}{\mathbf{c}\_s} \tag{3.10a}$$ $$\mathbf{a}\_s = \mathbf{a}\_s$$ $$\mathbf{a}\_p = \frac{1001}{\mathbf{c}\_p} \tag{3.10b}$$ ifadeleri ile tanımlanmaktadır. (3.8) ve (3.9) denklemlerindeki Ko, Kı ve K2, ikinci tip modifiye Bessel fonksiyonlarını ve (3.10) ifadelerindeki ω ise açısal frekansı göstermektedir. Düzlem gerilme problemlerinde Poisson oranı (v) yerine, efektif Poisson oranı ( v ) kullanılmalıdır. Efektif Poisson oranı, $$\overline{\mathbf{v}} = \frac{\mathbf{v}}{1 + \mathbf{v}}\tag{3.11}$$ olarak tanımlanmaktadır. (3.5) ve (3.6) ifadelerinde görülen Gn ve Hyk gibi indisli terimler kullanılırsa (3.1) denklemi indisli notasyonda, $$\mathbf{c}\_{\ell\text{k}}\,\mathbf{u}\_{\text{k}}(\mathbf{P}) = \int\_{\mathcal{S}} \mathbf{G}\_{\ell\text{k}}(\mathbf{P}, \mathbf{Q})\mathbf{t}\_{\text{k}}(\mathbf{Q})\,\mathrm{d}\mathbf{S} - \int\_{\mathcal{S}} \mathbf{H}\_{\ell\text{k}}(\mathbf{P}, \mathbf{Q})\mathbf{u}\_{\text{k}}(\mathbf{Q})\,\mathrm{d}\mathbf{S} \tag{3.12}$$ ifadesine dönüşür. ## 3.2. Sınır Eleman Denkleminin Çözümü (3.12) eşitliği ile verilmiş olan sınır eleman denklemi cisim sınırının elemanlara bölünmesiyle sayısal olarak çözümlenerek, sınır üzerindeki bilinmeyen deplasman ve gerilme vektörü bileşenleri hesaplanır. Eğer bir problem analitik olarak çözülemiyorsa o problem için sayısal çözüm yapılır. Sayısal çözümde, sınır elemanları üzerinde düğüm noktaları tarif edilerek bu eleman üzerindeki sınır büyüklüklerinin değişimi şekil fonksiyonları yardımıyla düğüm noktalarındaki sınır büyüklükleri cinsinden yaklaşık olarak bulunmaktadır. Böylece, düğüm noktalarındaki sınır büyüklüklerine bağlı cebrik bir denklem takımı elde edilir. Sınır elemanları üzerinde seçilen düğüm noktası sayısı şekil fonksiyonunun ve formülasyonun mertebesini belirlemektedir. Her elemandaki düğüm noktası sayısının bir olması durumunda sabit eleman formülasyonu yapılarak o eleman boyunca sınır büyüklüklerinin sabit olduğu kabul edilir. Elemandaki düğüm noktası sayısının iki olması durumunda lineer şekil fonksiyonları kullanılarak o eleman boyunca sınır büyüklüklerinin lineer değiştiği kabul edilir ve lineer eleman formülasyonu yapılır. Elemandaki düğüm noktası sayısı üç ise kuadratik şekil fonksiyonları kullanılarak o eleman boyunca sınır büyüklüklerinin kuadratik olarak değiştiği kabul edilir ve kuadratik eleman formülasyonu yapılır. Seçilen düğüm noktalarının konumuna göre sınır elemanları sürekli veya süreksiz sınır elemanı olarak adlandırılmaktadır. Düğüm noktalarının elemanın uç noktalarında seçilmesi halinde sürekli sınır elemanı söz konusu olmaktadır. Uç noktalarında seçilen düğüm noktaları komşu elemanlar için ortak düğüm noktaları olduğundan bu noktalarda sınır büyüklükleri için süreklilik şartlarının sağlanması gerekecektir. Düğüm noktalarının elemanın iç bölgesinde seçilmesi halinde ise elemana süreksiz sınır elemanı denilmekte ve elemanlar arası süreklilik koşullarına ihtiyaç duyulmamaktadır. Bu çalışmada, süreksiz kuadratik sınır elemanı kullanılarak, yüksek dereceli süreksiz sınır eleman formülasyonu elde edilmiştir. Sabit nokta ve hareketli noktaların aynı elemanda olması durumunda integrasyon işlemi sırasında ortaya çıkan tekillik problemlerinin çözümünde ise analitik çözüm mümkün olmadığından uygun değişken dönüşümleri yapılarak sayısal çözüm yöntemi olan logaritmik Gauss ve standart Gauss integrasyon yöntemleri kullanılmıştır. ## 4. YÜKSEK DERECELİ SÜREKSİZ SINIR ELEMAN FORMÜLASYONU Ibrahim Ozgür DENEME $$\mathbf{u}\_{\rm i} = \sum\_{\rm k=l}^{q} \boldsymbol{\phi}\_{\rm k}(\boldsymbol{\xi}) \mathbf{u}\_{\rm i}^{\rm k} \tag{4.2a}$$ $$\mathbf{t}\_{\mathrm{i}} = \sum\_{\mathrm{k}=1}^{q} \boldsymbol{\phi}\_{\mathrm{k}}(\boldsymbol{\xi}) \mathbf{t}\_{\mathrm{i}}^{\mathrm{k}} \tag{4.2b}$$ ifadeleri ile tanımlanmaktadır. Bu ifadelerde, xı Q integrasyon noktasının koordinatlarını, x elemana ait k'inci düğüm noktasının koordinatlarını, uç ve t; k düğüm noktasındaki sınır büyüklüklerinin değerlerini, фк şekil fonksiyonlarını, ξ ise noktanın boyutsuz koordinatını temsil etmektedir. Şekil 4.1'de görülmekte olan m'inci elemanın P. sabit noktası için (3.1) denklemi, $$\mathbf{c}\_{\mathbf{m}}^{k}\underline{\mathbf{u}}(\mathbf{P}\_{\mathbf{m}}^{k}) = \int\_{\mathbf{s}} \underline{\mathbf{G}}(\mathbf{P}\_{\mathbf{m}}^{k}, \mathbf{Q}) \underline{\mathbf{t}}(\mathbf{Q}) d\mathbf{S} \cdot \int\_{\mathbf{s}} \underline{\mathbf{H}}(\mathbf{P}\_{\mathbf{m}}^{k}, \mathbf{Q}) \underline{\mathbf{u}}(\mathbf{Q}) d\mathbf{S} \tag{4.3}$$ şeklinde ifade edilmektedir. Yüksek dereceli süreksiz sınır eleman formülasyonunda, köşe noktaları eleman iç bölgesinde kalmayacak şekilde elemanlara bölme işlemi yapıldığından ve düğüm noktaları eleman uç noktalarında seçilmediğinden dolayı, $$\underline{\mathbf{c}} = \frac{1}{2}\underline{\mathbf{I}}\tag{4.4}$$ olarak alınmaktadır. Cisim sınırının N adet elemana bölünmesi halinde (4.3) denklemi, $$\mathbf{c}\_{\mathbf{m}}^{k}\underline{\mathbf{u}}(\mathbf{P}\_{\mathbf{m}}^{k}) = \sum\_{\mathbf{n}=1}^{N} \int\_{\mathcal{S}\_{\mathbf{t}}} \underline{\mathbf{G}}(\mathbf{P}\_{\mathbf{m}}^{k}, \mathbf{Q}) \underline{\mathbf{t}}(\mathbf{Q}) \mathrm{d}\mathbf{S} \cdot \sum\_{\mathbf{n}=1}^{N} \int\_{\mathcal{S}\_{\mathbf{t}}} \underline{\mathbf{H}}(\mathbf{P}\_{\mathbf{m}}^{k}, \mathbf{Q}) \underline{\mathbf{u}}(\mathbf{Q}) \mathrm{d}\mathbf{S} \tag{4.5}$$ şeklinde ifade edilmektedir. (4.5) denkleminde görülen SK, n'inci elemanın sınırını temsil etmektedir (Şekil 4.1). ## 4. YÜKSEK DERECELİ SÜREKSİZ SINIR ELEMAN FORMÜLASYONU İbrahim Özgür DENEME $$ \widetilde{\underline{\mathbf{G}}} = \left( \underline{\underline{\mathbf{G}}}^{\mathrm{min}} \right) \tag{4.14a} $$ $$ \widetilde{\underline{\mathbf{H}}} = \left( \underline{\underline{\mathbf{H}}}^{\mathrm{min}} + \frac{1}{2} \mathrm{I} \delta\_{\mathrm{min}} \right) \tag{4.14b} $$ $$ \widetilde{\underline{\mathbf{u}}} = \left( \underline{\underline{\mathbf{u}}}^{\mathrm{v}} \right) \tag{4.14c} $$ $$ \widetilde{\underline{\mathbf{t}}} = \left( \underline{\mathrm{t}}^{\mathrm{n}} \right) \tag{4.14d} $$ olarak verilmektedir. (4.13) eşitliği, sınır eleman yöntemine ait sistem denklemini temsil etmektedir. Bilinen sınır şartları, (4.13) sistem denkleminde yerine konularak, bilinmeyenler denklemin sol tarafında toplanırsa bu denklem, $$\underline{\mathbf{A}}\,\underline{\mathbf{X}} = \underline{\mathbf{B}}\,\underline{\mathbf{Y}}\tag{4.15}$$ TTT formunda elde edilebilir. Burada, X ve Y sırasıyla, bilinmeyen ve bilinen sınır büyüklüklerini temsil etmektedir. A ve B matrisleri ise; tüm bilinmeyenler denklemin sol tarafında toplanacak şekilde, H ve G matrislerinin ilgili kolonlarının yer değiştirilmesiyle elde edilmektedir. Son olarak, $$ \underline{\mathbf{F}} = \underline{\mathbf{B}} \underline{\mathbf{Y}} \tag{4.16} $$ tanımlaması yapılarak (4.15) denklemi, $$\underline{\mathbf{A}}\,\underline{\mathbf{X}} = \underline{\mathbf{F}}\tag{4.17}$$ ## 4. YÜKSEK DERECELİ SÜREKSİZ SINIR ELEMAN FORMÜLASYONU Ibrahim Ozgür DENEME denklemi ile, sınır elemanı üzerindeki sınır büyüklükleri ise, $$\mathbf{u}\_{i} = \sum\_{\mathbf{k}=1}^{3} \boldsymbol{\phi}\_{\mathbf{k}}(\boldsymbol{\xi}) \mathbf{u}\_{i}^{\mathbf{k}} \tag{4.19a}$$ $$\mathbf{t}\_{\mathrm{i}} = \sum\_{\mathrm{k}=\mathrm{l}}^{3} \boldsymbol{\phi}\_{\mathrm{k}}(\boldsymbol{\xi}) \mathbf{t}\_{\mathrm{i}}^{\mathrm{k}} \tag{4.19b}$$ ifadeleri ile verilmektedir. Yukarıdaki ifadelerde yer alan xı Q integrasyon noktasının koordinatlarını, x. elemana ait k. düğüm noktasının koordinatlarını, uf ve t; k düğüm noktasındaki sınır büyüklüklerinin değerlerini, dk şekil fonksiyonlarını ve ç ise Q noktasının boyutsuz koordinatını temsil etmektedir. (4.18) ve (4.19) ifadelerinde verilen şekil fonksiyonları süreksiz kuadratik eleman için boyutsuz koordinatlarda, $$\phi\_1(\xi) = \frac{1}{2}\frac{\xi}{\alpha} \left(\frac{\xi}{\alpha} - 1\right) \; ; \; \phi\_2(\xi) = 1 - \left(\frac{\xi}{\alpha}\right)^2 \; ; \; \quad \phi\_3(\xi) = \frac{1}{2}\frac{\xi}{\alpha} \left(\frac{\xi}{\alpha} + 1\right) \tag{4.20}$$ şeklinde tanımlanmaktadır (-1≤≤1 ve 0<α<1). Süreksiz eleman için 1 ve 3 no'lu düğümlerin konumları simetrik olarak değişmektedir. Bu simetriklik a parametresi kullanılarak belirlenmektedir. o parametresi 1 ve 3 numaralı düğüm noktaları arası mesafenin eleman boyuna oranını temsil etmektedir. α=0.5 olduğunda düğüm noktasının eleman orta noktası ile eleman son noktasının ortasında olması anlamını taşımaktadır. «=1.0 olması sürekli sınır elemanı durumuna karşılık gelmektedir. Eleman üzerindeki sınır büyüklüklerinin şekil fonksiyonlarına bağlı olarak değişim gösterdiği kabulüne göre, (4.19) eşitliklerinde verilen sınır büyüklükleri ile ilgili ifadeler, (4.5) denkleminde yerine yazılır ve dS=J(ğ) dç eşitliği kullanılarak, integrasyon parametresi dS, (-1, +1) aralığında değişen dö'ye dönüştürülürse, gerekmektedir. Sınır şartları olarak, her bir düğüm noktası üzerinde x; (i=1,2) doğrultusunda tı veya u; bileşenlerinden birinin bilinmesi gerekmektedir. (4.27) eşitliği, sınır eleman yöntemine ait sistem denklemini temsil etmektedir. Böylece, bilinen sınır şartları, (4.27) sistem denkleminde yerine konularak, bilinmeyenler denklemin sol tarafında toplanırsa bu denklem, $$ \underline{\mathbf{A}} \, \underline{\mathbf{X}} \underline{\mathbf{B}} \, \underline{\mathbf{Y}} \tag{4.29} $$ formunda elde edilmektedir. Burada, X ve Y sırasıyla, bilinmeyen ve bilinen sınır büyüklüklerini temsil etmektedir. A ve B matrisleri ise; tüm bilinmeyenler denklemin sol tarafında toplanacak şekilde, H ve G matrislerinin ilgili kolonlarının yer değiştirilmesiyle elde edilmektedir. Son olarak, $$ \underline{\mathbf{F}} = \underline{\mathbf{B}} \,\underline{\mathbf{Y}}\tag{4.30} $$ tanımlaması yapılarak (4.31) denklemi, $$\underline{\mathbf{A}}\,\underline{\mathbf{X}} = \underline{\mathbf{F}}\tag{4.31}$$ şeklinde yazılabilir. (4.31) denklemi çözülerek, cismin üzerindeki bilinmeyen sınır büyüklükleri hesaplanmaktadır. ## 4.2.1. İç Noktalarda Deplasman ve Gerilmelerin Belirlenmesi (4.31) denkleminin çözülmesiyle elde edilen sınır büyüklüklerini kullanarak, Şekil 4.1'de gösterilen A noktasındaki deplasman ve gerilme değerleri elde edilebilmektedir. Bu değerlerin sayısal olarak hesaplanması, gerilme ve deplasmanlar için ayrı ayrı olmak üzere, aşağıda açıklanmıştır. şeklinde yazılabilir. Burada, Tij (i, j=1, 2) gerilme bileşenlerini göstermektedir. Elastik Cijse katsayıları, izotropik malzemeler için, $$\mathbf{c}\_{\rm j\bar{\rm j}\ell} = \mathfrak{u} (\delta\_{\rm j\bar{\rm s}} \delta\_{\rm j\ell} + \delta\_{\rm i\ell} \delta\_{\rm j\bar{\rm s}}) + \lambda \delta\_{\rm j\bar{\rm s}} \delta\_{\rm s\ell} \tag{4.35}$$ olarak verilmektedir. Bu eşitlikte 2 Lamé sabitini ve µ ise kayma modülünü göstermektedir. Lamé sabiti, kayma modülü ve Poisson oranı cinsinden, $$ \lambda = \frac{2\,\text{v}\,\mu}{\left(1 - 2\,\text{v}\right)}\tag{4.36} $$ şeklinde tanımlanmaktadır. (4.34) denkleminde görülen aş (s=1, 2) A noktasının koordinatlarını göstermektedir. Buna göre, (4.32) denkleminin aş'ye göre türevinin alınmasıyla elde edilen değerler, (4.34) denkleminde yerine yazılırsa, A noktasındaki gerilme bileşenleri için, $$\pi\_{\rm ij}(\mathbf{A}) = \int\_{\rm s} \mathbf{D}\_{\rm kij}(\mathbf{A}, \mathbf{Q}) \mathbf{t}\_{\rm k}(\mathbf{Q}) d\mathbf{S} - \int\_{\rm s} \mathbf{S}\_{\rm kij}(\mathbf{A}, \mathbf{Q}) \mathbf{u}\_{\rm k}(\mathbf{Q}) d\mathbf{S} \tag{4.37}$$ eşitliği elde edilir. Burada, $$\mathbf{D}\_{\rm kj}(\mathbf{A}, \mathbf{P}) = \mathbf{c}\_{\rm jsi} \frac{\partial \mathbf{G}\_{\rm ik}(\mathbf{A}, \mathbf{P})}{\partial \mathbf{a}\_{\rm s}} \tag{4.38a}$$ $$\mathbf{S}\_{\rm kj}(\mathbf{A}, \mathbf{P}) = \mathbf{c}\_{\rm jis} \frac{\partial \mathbf{H}\_{\prime \rm k}(\mathbf{A}, \mathbf{P})}{\partial \mathbf{a}\_s} \tag{4.38b}$$ eşitlikleri kullanılmıştır. (4.38) eşitliklerinde verilen Dkij ve Skij terimleri, temel çözümlerin A noktasının koordinatlarına göre türevlerini içermektedir. Temel çözümlerin türevleri alınarak elde edilen Dkij ve Skij terimleri, Ek-B' de verilmiştir. (4.37) denkleminin Gauss sayısal integrasyon yöntemi ile çözülmesiyle A noktasındaki gerilmeler bulunmaktadır. Bu amaçla, cismin sınırı N adet sınır elemana bölünmekte ve süreksiz kuadratik sınır eleman formülasyonu kullanılarak (4.37) denklemi, $$\tau\_{\rm ij}(\mathbf{A}) = \sum\_{\mathbf{n}=1}^{N} \sum\_{\mathbf{s}=1}^{3} \mathbf{D}\_{\mathbf{k}\mathbf{j}}^{\rm ns} \mathbf{t}\_{\mathbf{k}}^{\rm ns} - \sum\_{\mathbf{n}=1}^{N} \sum\_{\mathbf{s}=1}^{3} \mathbf{S}\_{\mathbf{k}\mathbf{j}}^{\rm ns} \mathbf{u}\_{\mathbf{k}}^{\rm ns} \tag{4.39}$$ şeklinde yazılmaktadır. Burada, (s) düğüm noktasının numarasını belirtmektedir. Ayrıca, (4.39) denkleminde görülen uç ve te sırasıyla, n'ıncı elemanın (s) düğüm noktasındaki deplasman ve gerilme vektörü bileşenlerini göstermektedir. Yukarıdaki denklemlerde yer alan k, i ve j indisleri, 1 ve 2 değerlerini almaktadır. ## 4.2.2. Tekillik (4.27) sistem denkleminde bulunan G ve H sistem matrislerinin köşegen elemanlarını oluşturan Guller matrisleri için, $$\underline{\mathbf{G}}\_{\rm ks}^{\rm mn} = \int\_{\rm s} \underline{\mathbf{G}}(\mathbf{P}\_{\rm m}^{k}, \mathbf{Q}) \underline{\phi}\_{\rm s} \, \mathrm{d}\mathbf{S} \tag{4.40a}$$ $$\underline{\mathbf{H}}\_{\rm ks}^{\rm mm} = \int\_{\rm s} \underline{\mathbf{H}}(\mathbf{P}\_{\rm m}^{k}, \mathbf{Q}) \underline{\phi}\_{\rm s} \, \mathrm{d}\mathbf{S} \tag{4.40b}$$ eşitlikleri yazılabilmektedir. Burada k, sabit düğüm nokta numarasını, s ise şekil fonksiyon numarasını göstermektedir. Bu eşitliklerde, integral işlemlerinde kullanılan sabit nokta P., ve integrasyon noktası Q. aynı sınır elemanı (Sm) üzerinde bulunmaktadır (Şekil 4.4). Ayrıca, bu eşitlikler, Cauchy kuralına göre yazılmakta ve dolayısıyla, Ph ve Q noktalarının çakışmadığı kabul edilmektedir (Mengi ve ark., 1994). Ancak, P. ve Q noktaları aynı eleman üzerinde bulunması durumunda, bu iki nokta arasındaki uzaklık (r), sıfıra yakın değer alacaktır. Bu durumda, temel $$\mathbf{r}^{\mathfrak{p}} = \mathbf{L}\_{\mathbf{x}} \left( \mathbf{a}^{\mathfrak{T}} \tilde{\boldsymbol{\xi}}^{\mathfrak{T}} \right) \mathbf{i} + \mathbf{L}\_{\mathbf{y}} \mathcal{Q} \left( \mathbf{a} + \tilde{\boldsymbol{\xi}} \right) \mathbf{j} \tag{4.51}$$ ifadeleri bulunur. P ve Q noktalarının aynı eleman üzerinde olması durumunda Şekil 4.5'de gösterildiği gibi rº ifadesi re= ti-ra ifadesinden hesaplanır. Benzer yöntem kullanılarak sabit noktanın 2. ve 3. düğümde olduğu hallerdeki r" ifadeleri bulunur. Sabit noktanın 1., 2. ve 3. düğümde olduğu hallerdeki rº ifadeleri (4.52a), (4.52b) ve (4.52c) eşitliklerinde verilmektedir. $$\mathbf{r}^{\mathfrak{g}}(\xi) = (\alpha + \xi) \left( (\alpha \cdot \xi)^{\mathfrak{Z}} \mathbf{L}\_{\mathbf{x}}^{\mathfrak{Z}} + \mathbf{L}\_{\mathfrak{Y}}^{\mathfrak{Z}} / 4 \right)^{1/2} \qquad \qquad \mathbf{p} = \mathbf{l} \tag{4.52a}$$ $$\mathbf{r}^{\mathbb{P}}(\xi) = (\xi) \left(\xi^2 \mathbf{L}\_{\mathbb{x}}^{\mathbb{Z}} + \mathbf{L}\_{\mathbb{y}}^{\mathbb{Z}}/4\right)^{1/2} \qquad\qquad\qquad\qquad\qquad\qquad\qquad\qquad\qquad\qquad\qquad\qquad(4.52b)$$ $$\mathbf{r}^{\mathfrak{p}}(\xi) = (\alpha \cdot \xi) \left( (\alpha + \xi)^2 \mathbf{L}\_{\mathbf{x}}^{\mathfrak{p}} + \mathbf{L}\_{\mathbf{y}}^{\mathfrak{p}} / 4 \right)^{1/2} \qquad \qquad \mathfrak{p} = 3 \tag{4.52c}$$ Aynı eleman üzerinde integral işlemi yapılırken (α+ξ), (ξ) ve (α-ξ) büyüklükleri sıfıra yaklaştığında tekillik problemi ortaya çıkar. G- ifadesi eşitlik (4.47)'de verilen temel çözümü gösteren G " ifadesinden dolayı doğal logaritma formunda zayıf tekillik içermektedir. Eşitlik (4.45) ifadesi eşitlik (4.53) formuna dönüştürülerek logaritmik Gauss sayısal integrasyon yöntemi kullanılabilir (Press ve ark., 1986). $$\int \ln(1/\eta) \, \mathbf{f}(\eta) \, d\eta = \sum \mathbf{f}(\eta\_i) \, \mathbf{w}\_i \tag{4.53}$$ Burada n bağımsız değişken, f(η) η ոın fonksiyonu ve w; ağırlık fonksiyonudur. (4.47) ifadesi eşitlik (4.45)'de yerine yazılırsa, $$\mathbf{G}^{\rm PQ} = \int \frac{1}{8\pi\mu(1-\mathbf{v})} \left[ (\mathbf{\hat{3}} - 4\mathbf{v}) \ln \left( \frac{1}{\mathbf{r}^{\rm p}} \right) \mathbf{\hat{8}}\_{\ell\mathbf{k}} + \frac{\mathbf{r}\_{\rm c}}{\mathbf{r}^{\rm p}} \frac{\mathbf{r}\_{\rm k}}{\mathbf{r}^{\rm p}} \right] \boldsymbol{\phi}\_{\rm Q}(\boldsymbol{\xi}) \mathbf{J}(\boldsymbol{\xi}) d\boldsymbol{\xi} \tag{4.54}$$ ifadesi bulunur. (4.54) eşitliğinde yer alan Ln -- ifadesini içeren terim (4.53)'deki forma dönüştürülerek logaritmik Gauss sayısal integrasyon yöntemi $$\begin{array}{cccc}\text{yardmulya} & \text{hesaplama} & \text{yaplabilir} & \text{Ln} \begin{pmatrix} 1 \\ \text{r}^{\mathbb{P}}(\xi) \end{pmatrix} & \text{ifadesini} & (4.53) \text{'deki} & \text{formula} \end{array}$$ dönüştürme işlemi, eşitlik (4.52)'deki rº(ξ) ifadeleri kullanılarak ve uygun değişken dönüşümleri yapılarak gerçekleştirilmiştir. Bulunan ifadeler; G- için, P sabit nokta ve Q hareketli nokta olmak üzere düğümlerin (0≤α≤1) herhangi bir konumu için kapalı formda yazılırsa; $$\mathbf{G}^{\rm IQ} = (1 + \alpha) \int \ln(1/\rho) \phi\_{\rm Q}(\mathbf{p}(\xi)) \mathbf{J}(\mathbf{p}(\xi)) d\boldsymbol{\uprho} \tag{4.55a}$$ $$+(1-\alpha)\Big[\ln(1/\mathfrak{t})\phi\_{\mathbb{Q}}(\mathfrak{t}(\xi))\mathcal{J}(\mathfrak{t}(\xi))\,\mathrm{d}\mathbf{t}\tag{4.55b}$$ $$+\int \left[-\ln(1+\alpha) - 1/2\ln\left\{\left((\alpha-\xi)^{2}\operatorname{L}\_{\operatorname{x}}^{\operatorname{\,2}}+\operatorname{L}\_{\operatorname{y}}^{\operatorname{\,2}}/4\right)\right\}\right]\phi\_{\operatorname{Q}}(\xi)\operatorname{J}(\xi)d\xi \quad (4.55c)$$ $$+1/2\left(1-\alpha\right)\ln\left\{\left(1+\alpha\right)/\left(1-\alpha\right)\right\}\int \phi\_{\rm{Q}}\left(\mathbf{z}(\boldsymbol{\xi})\right)\mathbf{J}\left(\mathbf{z}(\boldsymbol{\xi})\right)d\mathbf{z}\tag{4.55d}$$ Burada, $$\begin{aligned} \mathsf{p} &= \frac{(\alpha - \xi)}{(-1 - \alpha)} \\\\ \mathsf{t} &= \frac{(\alpha - \xi)}{(\alpha - 1)} \\\\ \mathsf{z} &= 2 \frac{(\alpha - \xi)}{(\alpha - 1)} - 1 \end{aligned}$$ şeklinde tanımlanmaktadır. $$\mathbf{G}^{\mathcal{Q}} = \int \ln(\mathbf{l}/\xi) \left[\boldsymbol{\phi}\_{\mathcal{Q}}(\xi) + \boldsymbol{\phi}\_{\mathcal{Q}}(-\xi)\right] \mathbf{J}(\xi) \,\mathrm{d}\xi \tag{4.56a}$$ $$-\mathbf{1}/2 \int \ln(\xi^2 \mathrm{L}\_{\mathrm{x}}{}^2 + \mathrm{L}\_{\mathrm{y}}{}^2/4) \boldsymbol{\phi}\_{\mathcal{Q}}(\xi) \mathbf{J}(\xi) \,\mathrm{d}\xi \tag{4.56b}$$ ## 4. YÜKSEK DERECELİ SÜREKSİZ SINIR ELEMAN FORMÜLASYONU Ibrahim Ozgür DENEME $$\mathbf{G}^{3\mathbb{Q}} = (\mathbf{1} + \alpha) \int \ln(\mathbf{1}/\mathbf{\rho}) \phi\_{\mathbb{Q}}(\mathbf{\rho}(\xi)) \mathbf{J}(\mathbf{\rho}(\xi)) \, \mathrm{d}\boldsymbol{\rho} \tag{4.57a}$$ $$+ (\mathbf{1} - \alpha) \int \ln(\mathbf{1}/\mathbf{\mathbf{t}}) \phi\_{\alpha}(\mathbf{t}(\xi)) \mathbf{J}(\mathbf{t}(\xi)) \, \mathrm{d}\mathbf{t} \tag{4.57b}$$ $$+\int \left[-\ln(1+\alpha) - 1/2\ln\left\{\left(\left(\alpha+\xi\right)^{2}\mathbf{L}\_{\mathbf{x}}\,^{2}+\mathbf{L}\_{\mathbf{y}}\,^{2}/4\right)\right\}\right] \phi\_{\mathbf{Q}}(\xi)\mathbf{J}(\xi)d\xi\qquad(4.57c)$$ $$+1/2\left(1-\alpha\right)\ln\left\{(1+\alpha)/(1-\alpha)\right\}\int\phi\_{\mathbb{Q}}\left(\mathbf{z}(\xi)\right)\mathbf{J}\left(\mathbf{z}(\xi)\right)d\mathbf{z}\tag{4.57d}$$ Burada, $$\begin{aligned} \mathbf{p} &= \frac{(\alpha + \xi)}{(1 + \alpha)} \\\\ \mathbf{t} &= \frac{(\alpha + \xi)}{(1 - \alpha)} \\\\ \mathbf{z} &= 2 \frac{(\alpha + \xi)}{(1 - \alpha)} - 1 \end{aligned}$$ şeklinde tanımlanmaktadır. Eşitlik (4.20) ve (4.43)'de verilen şekil fonksiyonları ve Jacobian terimleri; p, t veya z ye bağlı integrasyon parametreleri olarak değerlendirilmelidir. (4.55a), (4.55b), (4.56a), (4.57a) ve (4.57b) integralleri tekil integraller olup logaritmik Gauss sayısal integrasyon yöntemi ile hesaplanmaktadır. (4.55c), (4.55d), (4.56b), (4.57c) ve (4.57d) integralleri ise tekillik bulunmadığından dolayı standart Gauss sayısal integrasyon yöntemi ile hesaplanmaktadır. (4.52)'deki ifadeler (4.54)'de yer alan r, /rº ve rk/rº terimlerinde yerine yazılırsa ilave bir işleme gerek kalmadan bu terimlerdeki tekillik sorunu çözülmüş olmaktadır. Böylece, G-° ifadesi o'nın herhangi bir değeri için hesaplanabilmektedir. Tekil integraller içeren formülasyon, standart Gauss ve logaritmik Gauss sayısal integrasyon yöntemlerinin kullanılmasıyla çözülmektedir. (4.48)'de verilen, ikinci temel çözümleri içeren H20 matrisinin elemanları, sabit nokta ve hareketli noktanın aynı düğüm noktası olması (P=Q) durumunda rijit cisim hareketi yöntemi yardımıyla, ## 4. YÜKSEK DERECELİ SÜREKSİZ SINIR ELEMAN FORMÜLASYONU Ibrahim Ozgür DENEME $$\underline{\mathbf{H}}\_{\text{PP}}^{\text{mm}} = -\sum\_{\text{n}=1}^{\text{N}} \sum\_{\text{O}=1}^{\text{J}} \underline{\mathbf{H}}\_{\text{PQ}}^{\text{mn}} \tag{\text{m} \neq \text{n} \ \text{ve P} \neq \text{Q} \ \text{iqin} \tag{4.58}$$ eşitliği kullanılarak çözülmektedir (Brebbia ve Dominguez, 1989). ## 4.2.2.2. Dinamik Hal Dinamik durumda ortaya çıkan tekillik problemi, (4.59) ifadesinde verilen integrallerin çözülerek G ve H matrislerinde ilgili yerlere yerleştirilmesi şeklinde ele alınmaktadır. $$\int \text{O}^{\text{Dinaik}} \text{ dS} = \int \text{O}^{\text{Staik}} \text{ dS} + \int \text{[I]}^{\text{Dinaik}} - \text{(O}^{\text{Staik}} \text{]} \text{dS} \tag{4.59}$$ (4.59) ifadesi kapalı formda her iki temel çözüm için yazılırsa, $$ \underline{\mathbf{G}}\_{\rm D} = \underline{\mathbf{G}}\_{\rm S} + \left(\underline{\mathbf{G}}\_{\rm D} - \underline{\mathbf{G}}\_{\rm S}\right) \tag{4.60a} $$ $$ \underline{\mathbf{H}}\_{\rm D} = \underline{\mathbf{H}}\_{\rm S} + \left(\underline{\mathbf{H}}\_{\rm D} - \underline{\mathbf{H}}\_{\rm S}\right) \tag{4.60b} $$ şeklinde iki terimin toplamı olarak ifade edilebilmektedir. Burada, GD ve HD, dinamik analız için temel çözümleri, Gs ve Hs ise statik analiz için temel çözümleri göstermektedir. Buna göre, (4.60) denklemlerinin sağ tarafında bulunan ve statik temel çözümleri gösteren birinci terimler, aynı zamanda dinamik temel çözümlerin tekil olan kısımlarını temsil etmektedir. Bu terimler, statik durumdaki tekilliğin kaldırılması için yapılan formülasyon ile hesaplanabilmektedir. (4.60) denklemlerinin sağ tarafındakı ikinci terimlerde, tekil olan kısım bulunmadığından, bu terimler, standart Gauss integrasyon yöntemi ile belirlenebilmektedir. Ho ifadesi için (4.60)'da belirtilen yöntemle tekillik ifadesi kalkıyorsa da bu çalışmada, dinamik haldeki tekillik durumu için de statik halde kullanılan rijit cisim hareketi yöntemi kullanılmıştır (Ek-C). Literatürde rijit cisim hareketi yalnız statik hal için geçerli olarak bilinmesine rağmen dinamik hal için de rijit cisim hareketi kullanılabilmektedir (Mengi ve ark., 1994; Manolis ve Beskos, 1988). Böylece dinamik halde de (4.58) denklemi kullanılarak, H matrisinde bulunan, tekil terimler hesaplanmaktadır. ## 4.2.3. Bileşke Kuvvetlerin ve Momentin Belirlenmesi Sınır elemanı üzerindeki her bir düğüm noktasında, (4.27) eşitliğinde verilen sistem denklemi kullanılarak gerilme vektörü bileşenleri t; (i=1, 2) elde edilmektedir. Düğüm noktalarında elde edilen gerilme vektörü bileşenleri kullanılarak, herhangı bir ξ koordinatındaki gerilme vektörü bileşeni (4.19) eşitliğini kullanarak, $$\mathbf{t}\_{\mathbf{i}}(\boldsymbol{\xi}) = \boldsymbol{\phi}\_{\mathbf{i}}(\boldsymbol{\xi})\mathbf{t}\_{\mathbf{i}}^{1} + \boldsymbol{\phi}\_{\mathbf{i}}(\boldsymbol{\xi})\mathbf{t}\_{\mathbf{i}}^{2} + \boldsymbol{\phi}\_{\mathbf{i}}(\boldsymbol{\xi})\mathbf{t}\_{\mathbf{i}}^{3} \tag{4.61}$$ ## şeklinde elde edilebilmektedir. ## 4.2.3.1. Bileşke Kuvvetlerin Belirlenmesi Gerilme vektörü bileşenleri kullanılarak, eleman üzerindeki toplam kuvvet, $$\mathbf{F}\_{\rm i}^{\rm m} = \int\_{\rm s\_{\rm m}} \mathbf{t}\_{\rm i} \mathbf{dS} \tag{4.62}$$ olarak hesaplanmaktadır. Burada, dS-Jdç integrasyon parametresi dönüşümü yapılırsa, (4.61) ifadesi kullanılarak eleman üzerindeki toplam kuvvet, $$\mathbf{F}\_{\mathbf{i}}^{\mathrm{m}} = \int\_{-1}^{1} \left[ \phi\_{1}(\xi)\mathbf{t}\_{\mathrm{i}}^{1} + \phi\_{2}(\xi)\mathbf{t}\_{\mathrm{i}}^{2} + \phi\_{3}(\xi)\mathbf{t}\_{\mathrm{i}}^{3} \right] \mathbf{J}(\xi) d\xi \tag{4.63}$$ eşitliğinin Gauss sayısal integrasyon yöntemi ile çözülmesiyle elde edilmektedir. Tüm sınır üzerinde bileşke kuvvet ise, ## 5. İKİ BOYUTLU YAPI-ZEMİN ETKİLEŞİM PROBLEMLERİNİN ANALİZİ Ibrahim Ozgür DENEME ## 5. İKİ BOYUTLU YAPI ZEMİN ETKİLEŞİM PROBLEMLERİNİN ANALİZİ 5.1. Giriş Bu bölümde elastodinamik yapı zemin etkileşimi problemlerinin iki boyutlu analizi anlatılmaktadır. İki boyutlu problemler olarak düzlem gerilme ve düzlem şekil değiştirme problemleri incelenmektedir. Şekil 5.1'de görülen sonsuza uzanan bir zeminde kısmen gömülü olarak bulunan, dinamik yüke maruz yapı ve zeminin dinamik davranışı, yapı-zemin etkileşimi kullanılarak belirlenebilmektedir. ![](_page_0_Figure_5.jpeg) Şekil 5.1. Yarı sonsuz zeminde gömülü yapı Ust yapının temel; ele alınan yapı-zemin etkileşim problemlerinin analizinde kullanılan malzemelerin homojen, izotrop ve lineer elastik olduğu kabul edilmektedir. Sonsuza uzanan zeminin modellenmesinde süreksiz kuadratik sınır elemanları kullanılarak, sonsuza uzanan çözüm bölgelerinde herhangi bir sınır şartına gerek kalmadan dalga yayılma şartları sağlanmaktadır. Yapı-zemin etkileşim problemlerinin analizinde iki yöntem kullanılmaktadır. Bunlardan birincisi olan altyapı yönteminde zemin ve yapı ayrı ayrı ele alınmakta ve bu yöntemle yapı zemin etkileşim analizi yapmak için impedans matrısinin bilinmesi gerekmektedir. İkinci yöntem ise yapı ve zeminin beraber ele alındığı direkt yöntemdir. Bu çalışmada, sınır eleman formülasyonu için uygun olan alt yapı yöntemi kullanılarak süreksiz kuadratik sınır elemanları ile yapı-zemin etkileşim analizi yapılmaktadır. ## 5.2. İmpedans Matrisinin Elde Edilmesi Bu kısımda, Şekil 5.2'de görülen elastik bir yarım uzay üzerinde bulunan 2b genişliğinde kütlesiz rijit şerit temel ele alınarak impedans matrisi tanımlanmış ve elde edilmiştir. ![](_page_0_Figure_6.jpeg) Şekil 5.2. Elastik yarım uzay üzerinde rijit şerit temel Şekil 5.2'de görülen F1, F2 ve M3 ifadeleri sırasıyla etkileşim kuvvetlerini ve temele etki eden momenti, temsil etmektedir. Rijit şerit temel için impedans ilişkisi, ## 5. İKİ BOYUTLU YAPI-ZEMİN ETKİLEŞİM PROBLEMLERİNİN ANALİZİ İbrahim Özgür DENEME yapıldıktan sonra bulunan değerler bir matriste toplanarak impedans matrisi elde edilmektedir. ## 5.3. Üst Yapının Analizi Altyapı yönteminin son aşamasında, elde edilen impedans ilişkisi kullanılarak, etkileşim kuvvetleri yapının altına yerleştirilip analiz gerçekleştirilmektedir. ## 6. SAYISAL UYGULAMALAR Bu bölümde, iki boyutlu problemlerin süreksiz kuadratik sınır eleman formülasyonu kullanılarak hazırlanan bilgisayar programları ile statik ve dinamik çözümleri incelenmektedir. Bu çalışmada önerilen formülasyonla elde edilen sonuçlar ile literatürde verilen sonuçlar karşılaştırılmaktadır. ## 6.1. Statik Problemler ## 6.1.1. Dairesel Disk Problemi Şekil 6.la'da görülen a yarıçaplı, P eksenel basınç kuvvetine maruz bir dairesel disk gözönüne alınmaktadır. İzotropik elastik malzemeden yapılmış olan disk, orijini diskin merkezinde olan x1-x2 koordinat sistemine kıyaslanmıştır. P kuvvetinin uygulandığı C ve D noktaları hariç diskin sınırında gerilme yoktur. Simetri şartlarından dolayı Şekil 6.1b'de görüldüğü üzere problem yarıya indirgenmiş ve dolayısıyla AB yatay sınırı boyunca düşey deplasman ve yatay gerilme vektörü bileşeni sıfır olarak alınmıştır. ![](_page_0_Figure_9.jpeg) Şekil 6.1. P eksenel basınç kuvvetine maruz dairesel disk ![](_page_0_Figure_2.jpeg) Şekil 6.2. Dairesel disk problemi için süreksiz kuadratik sınır eleman ağı Problemin analizinde, süreksizliğin sağlanması için boyutsuz düğüm noktası koordinatları (Ej=-0.75, Ez=0., E3=0.75 ve α=0.75) olarak seçilmiştir. Bu problemin çözümü için hazırlanan veri dosyası Şekil 6.3'de verilmektedir. Hazırlanan bu veriler kullanılarak dairesel disk problemi bilgisayar programı ile çözülerek AB yatay sınırı boyunca düşey gerilme ve yatay deplasman değerleri elde edilmiştir. Elde edilen yatay deplasman değerleri Mengi ve ark. (1994) tarafından sabit eleman formülasyonu kullanılarak elde edilen değerler ile karşılaştırılmıştır. Yapılan karşılaştırmalar Şekil 6.4'te verilmektedir. Şekillerde görülen boyutsuz yatay deplasman, $$\mathbf{u}\_i = \frac{\mathbf{u}\_i}{\mathbf{d}} \tag{6.3}$$ bağıntısı ile tanımlanmaktadır. ![](_page_0_Figure_2.jpeg) Şekil 6.5. AB sınırı boyunca düşey gerilme dağılımı Şekil 6.5'te görüldüğü gibi AB yatay sınırı boyunca elde edilen boyutsuz düşey gerilme değerlerinin sabit eleman formülasyonu ile elde edilen değerlere kıyasla özellikle daire merkezinde ve uç noktalarda kesin sonuçla daha uyumlu oldukları görülmektedir. ## 6.1.2. Rijit Şerit Temel Problemi Bu problemde, Şekil 6.6'da görülen izotrop ve elastik yarım uzay üzerinde bulunan 2b genişliğindeki rijit şerit temel göz önüne alınmaktadır. Düzlem şekil değiştirme problemi olarak ele alınan örneğin analizinde rijit şerit temel x3 ekseni boyunca düşey yönde üniform çizgisel P yükü etkisi altındadır. Zemin üzerinde serbest yüzey olarak tanımlanan bölgede gerilme olmadığı kabul edilmektedir. Rijit şerit temel probleminin çözümüyle Şekil 6.6'da görülen ve temel altındaki temas bölgesi olarak tanımlanan AB yatay sınırı boyunca meydana gelen düşey gerilme değerleri ve zeminin üst yüzeyinde meydana gelen düşey deplasman değerleri incelenmektedir. Problemin hazırlanan bilgisayar programı ile çözümü için hazırlanan veri dosyası Şekil 6.8'de verilmektedir. Süreksizliğin sağlanması için boyutsuz düğüm noktası koordinatları (ğı= -0.75, ğ2=0.75 ve α=0.75) olarak seçilmiştir. ![](_page_0_Figure_3.jpeg) ![](_page_0_Figure_4.jpeg) Şekil 6.7. Rijit şerit temel problemi için süreksiz kuadratik sınır eleman ağı Hesaplamalarda Poisson oranı (v) için, 0.25 değeri alınmaktadır. Ayrıca, sınır şartları olarak temelin dışında kalan zemin üst yüzeyinde bulunan kısımlarda gerilme bileşenleri sıfır olarak alınmakta ve temas bölgesinde rijit temele x2 (düşey) yönünde birim deplasman uygulanmaktadır. Zemin üst yüzeyinde bulunan kısımlarda yatay deplasman, on birim derinlikteki yapay sınırda ise yatay ve düşey deplasman tutulmaktadır. Hazırlanan bilgisayar programı yardımıyla rijit şerit temel problemi analiz edilerek temas bölgesinde oluşan düşey gerilme bileşenleri ve zemin üst yüzeyinde oluşan düşey deplasmanlar elde edilmiştir. Temel altındaki gerilmelerin normalize edilebilmesi için, $$ \overline{\mathbf{\tau}}\_{22} = -\frac{\overline{\mathbf{t}}\_2}{\overline{\mathbf{P}}} \tag{6.7} $$ ifadesi kullanılmalıdır. Burada P düşey gerilme bileşenlerinin oluşturduğu bileşke kuvveti göstermektedir. Temel altı düşey gerilme değerleri analitik olarak Saada (1974) tarafından verilen, $$\pi\_{22} = \frac{\mathbf{P}}{\pi \sqrt{\mathbf{b}^2 - \mathbf{x}\_1^2}} \tag{6.8}$$ ifadesi ile bulunmaktadır. Temel altındakı temas bölgesi boyunca süreksiz kuadratik sınır eleman formülasyonu ile bulunan düşey gerilme değerleri, Mengi ve ark. (1994)'nın sabit eleman formülasyonu kullanarak elde ettiği sonuçlarla ve Saada (1974) tarafından (6.8) ifadesi ile verilen kesin sonuçlarla Şekil 6.9'da karşılaştırılmaktadır. Şekil 6.9 incelendiğinde süreksiz kuadratik sınır eleman formülasyonu ile bulunan sonuçların, sabit eleman formülasyonu ile elde edilen değerlerle ve kesin sonuçlarla uyumlu olduğu görülmektedir. Rijit şerit temelin düşey yönde birim deplasmana maruz kalması ile elastik yarım uzay üzerindeki sınır boyunca oluşan düşey deplasman değerleri ile Mengi ve ark. (1994) tarafından elde edilen değerlerin, Şekil 6.10'daki karşılaştırılması sonucunda bulunan sonuçların uyumlu oldukları görülmektedir. ## 6.1.3. Dairesel Boşluklu Plak Problemi Bu örnekte, Şekil 6.11'de görülen içerisinde 1m. yarıçaplı dairesel boşluk bulunan bir plak gözönüne alınmıştır. İzotropik elastik malzemeden oluşan plak, orijini dairesel boşluğun merkezi ile çakışan xı-X2 koordinat sistemine kıyaslanmaktadır. Plak x2 doğrultusunda sonsuz uzunlukta ve x1 doğrultusunda ise 20 metre uzunluğundadır. Plak xı yönünde o büyüklüğünde üniform çekme gerilmesine maruz bırakılmıştır. Uniform çekme gerilmesinin bulunduğu kısım dışında kalan sınırlarda gerilme yoktur. Simetriden dolayı plağın dörtte biri ele alınarak plak içerisinde bulunan dairesel boşluktan dolayı boşluğa yakın bölgelerde maksimum gerilmelerin oluştuğu x2 ekseni boyunca meydana gelen gerilmelerdeki değişim ve xı ekseni boyunca oluşan deplasman dağılımı incelenmiştir. X2 ![](_page_0_Figure_6.jpeg) Şekil 6.11. Oo çekme gerilmesine maruz dairesel boşluklu plak Simetriden dolayı dairesel boşluklu plağın dörtte biri alınarak statik analiz için hazırlanan bilgisayar programı kullanılmıştır. Şekil 6.12'de görüldüğü gibi AB noktaları arasında kalan yay sınırı 6 adet, BC sınırı 15 adet, CD sınırı 12 adet, DE sınırı 40 adet, FG sınırı 32 adet ve gerilme değişiminin hızlı olması beklenen GA sınırı 15 adet olmak üzere toplam 120 adet sınır elemanı kullanılarak sınır eleman ağı oluşturulmuştur. Şekil 6.12'de daire içerisinde verilen rakamlar formülasyonda kullanılan düğüm noktalarını tanımlamaktadır. Bu örnek için hazırlanan veri dosyası Şekil 6.13'de görülmektedir. ![](_page_0_Figure_3.jpeg) ![](_page_0_Figure_4.jpeg) Şekil 6.12. Dairesel boşluklu plak için süreksiz kuadratik sınır eleman ağı Problemde malzeme özellikleri olarak Poisson oranı v=0.3 ve kayma modülü ise µ=0.3846 N/m² alınmaktadır. xı yönünde uygulanan üniform çekme gerilmesi ise 00=1 N/m2 dir. Problemin analizinde kullanılan süreksiz kuadratik sınır eleman formülasyonunda boyutsuz düğüm noktası koordinatları (ξι= -0.75, ξρ=0.75 ve α=0.75) olarak seçilmiştir. Hazırlanan bu veriler kullanılarak dairesel boşluklu plak problemi bilgisayar programı ile çözülerek Şekil 6.12'de görülen GA düşey sınırı boyunca teğetsel gerilme ve BD yatay sınırı boyunca radyal deplasman değerleri elde edilmiştir. Elde edilen radyal deplasman değerleri, Mengi ve ark. (1994) tarafından geliştirilen sabit eleman formülasyonu kullanılarak elde edilen değerler ve kesin sonuçlar ile karşılaştırılmıştır. Yapılan karşılaştırmalar Şekil 6.14'de verilmiştir. Şekil 6.14'de görülen radyal deplasmanın kesin değerleri Timoshenko ve Goodier (1970) tarafından verilen gerilme ve şekil değiştirme ifadeleri yardımlarıyla elde edilen $$\mathbf{u} = \frac{-\mathbf{a}^4 \left(\mathbf{l} + \mathbf{v}\right) + \mathbf{a}^2 \left(\mathbf{S} + \mathbf{v}\right) \mathbf{x}^2 + 2\mathbf{x}^4}{2\mathbf{E}\mathbf{x}^3} \tag{6.9}$$ ifadesi kullanılarak hesaplanmaktadır. Burada, a dairesel boşluğun yarıçapını, v Poisson oranını, x orijinden olan yatay mesafeyi göstermektedir. Elastisite modülü E=1 N/m2 alınmaktadır. Şekil 6.14 incelendiğinde elde edilen radyal deplasman değerlerinin sabit eleman formülasyonu ile elde edilen sonuçlar ve kesin sonuçlarla belirli bir uyum içerisinde oldukları görülmektedir. ![](_page_0_Figure_2.jpeg) Şekil 6.14. BD yatay sınırı boyunca elde edilen radyal deplasman dağılımı Analiz sonucunda hesaplanan x2 ekseni boyunca oluşan teğetsel gerilme değerleri, Mengi ve ark. (1994) tarafından geliştirilen sabit eleman formülasyonu kullanılarak elde edilen değerler ile Timoshenko ve Goodier (1970) tarafından verilen, (6.10) eşitliği kullanılarak hesaplanan kesin sonuçlar ile karşılaştırılmıştır. Burada a, boşluğun yarıçapımı, r ise x2 yönünde daire merkezinden olan uzaklığı belirtmektedir. Yapılan karşılaştırmalar Şekil 6.15'te verilmektedir. Şekil 6.15 incelendiğinde süreksiz kuadratik sınır eleman formülasyonu ile elde edilen sonuçların kesin sonuçlar ve sabit eleman formülasyonu ile elde edilen sonuçlarla uyum içerisinde oldukları ancak x2/a oranının 1'e çok yakın olduğu kısımda sonuçlarda sapma oluştuğu görülmektedir. ![](_page_0_Figure_2.jpeg) Şekil 6.15. GA düşey sınırı boyunca teğetsel gerilme dağılımı ## 6.1.4. Kare Delikli Plak Şekil 6.16'da görülen düzlem gerilme problemi olan örnekte, içerisinde 2a 2a boyutlu kare delik bulunan ve kenar uzunluğu 10a olan kare plak gözönüne alınmıştır. İzotropik elastik malzemeden oluşan plak, orijini kare deliğin merkezinden geçen xı-x2 koordinat sistemine kıyaslanmaktadır. Plak düşey kenarları boyunca Şekil 6.16'da görülen xı yönünde oo büyüklüğünde üniform çekme gerilmesi etkisi altındadır. Plak içerisinde bulunan kare delikten dolayı boşluğa yakın bölgelerde maksimum gerilmelerin oluştuğu x2 ekseni boyunca meydana gelen yatay gerilme ve xı ekseni boyunca oluşan yatay deplasman dağılımı incelenmiştir. ![](_page_0_Figure_2.jpeg) Şekil 6.16. Çekme gerilmesine maruz kare delikli plak Simetriden dolayı kare boşluklu kare plağın dörtte biri alınarak plağın statik analizi süreksiz kuadratik sınır elemanı formülasyonu kullanılarak hazırlanan bilgisayar programı ile gerçekleştirilmiştir. Şekil 6.17'de görülen EA noktaları arasında kalan kare boşluğa ait sınır 10 adet, gerilme değişiminin hızlı olması beklenen AB yatay sınırı ve DE düşey sınırı 20'şer adet, BC ve CD sınırları 25'er adet olmak üzere toplam 100 adet sınır elemanı kullanılarak sınır eleman ağı oluşturulmuştur. Şekil 6.17'de daire içerisinde verilen rakamlar süreksiz kuadratik sınır eleman formülasyonunda kullanılan düğüm noktalarını göstermektedir. Analızde, aşağıda görülen boyutsuz değişken ve parametreler kullanılmaktadır. Yukarıda geometrisi ve yüklemesi tanımlanan kare boşluklu plak problemi hazırlanan bilgisayar programı ile çözülerek Şekil 6.17'de görülen DE düşey sınırı boyunca yatay gerilme ve AB yatay sınırı boyunca yatay deplasman değerleri elde edilmiştir. Elde edilen değerler, Mengi ve ark. (1994) tarafından geliştirilen sabit eleman formülasyonu kullanılarak elde edilen değerler ile karşılaştırılmıştır. Yapılan karşılaştırmalar Şekil 6.19 ve Şekil 6.20'de verilmiştir. ![](_page_0_Figure_3.jpeg) ![](_page_0_Figure_4.jpeg) Şekil 6.19. AB yatay sınırı boyunca yatay deplasman dağılımı ![](_page_0_Figure_6.jpeg) Şekil 6.20. DE düşey sınırı boyunca yatay gerilme dağılımı Şekil 6.19 Şekil 6.20 incelendiğinde süreksiz kuadratik sınır eleman formülasyonu kullanılarak hazırlanan bilgisayar programı ile elde edilen sonuçların sabit eleman formülasyonu ile elde edilen sonuçlarla uyumlu oldukları görülmektedir. ## 6.2. Dinamik Problemler ## 6.2.1. Rijit Şerit Temel Problemi Şekil 6.21'de görülen, izotropik elastik yarım uzay olarak kabul edilen zemin üzerinde 2b genişliğinde rijit şerit temel göz önüne alınmaktadır. Rijit şerit temele ait Fourier dönüşüm uzayındaki kompleyans değerlerinin frekansla değişimi incelenmektedir. Rijit şerit temele ait Fourier dönüşüm uzayındaki impedans ilişkisi, (6.12) ![](_page_0_Figure_11.jpeg) şeklinde tanımlanmaktadır. Burada, K impedans matrisini göstermektedir Şekil 6.21. Zemin üzerinde rijit şerit temel Hazırlanan bu veriler kullanılarak rıjit şerit temel problemi süreksiz kuadratik sınır eleman formülasyonu kullanılarak hazırlanan bilgisayar programı yardımıyla analiz edilerek, temas bölgesine etki eden bileşke kuvvetler Fourier dönüşüm uzayında ve 0.1 ile 1.5 aralığında bulunan boyutsuz açısal frekans değerleri için elde edilmiştir. Bu şekilde elde edilen bileşke kuvvetler impedans matrısının birincı kolonunu oluşturmaktadır. Ayrıca sınır şartı olarak rijit şerit temele düşey yönde birim deplasman hareketi verilerek elde edilen bileşke kuvvetler ile impedans matrisinin ikinci kolonu ve şerit temele birim dönme uygulamak üzere (6.14) ifadelerinde verilen temas bölgesine ait sınır şartları kullanılarak elde edilen bileşke kuvvetlerle impedans matrisinin üçüncü kolonu oluşturulmaktadır. $$\begin{aligned} \overline{\mathbf{u}}\_1 = \mathbf{0} & \quad \overline{\mathbf{u}}\_2 = \mathbf{1} \; \mathbf{x}\_1 \end{aligned} \tag{6.14}$$ 0.1 ile 1.5 aralığında boyutsuz açısal frekans değerleri için elde edilen impedans matrislerinin tersleri alınarak kompleyans matrisleri elde edilmiştir. Elde edilen sonuçlar Şekil 6.24-6.31'de Luco ve Westman (1972) tarafından verilen kesin değerler ve Mengi ve ark. (1994) tarafından sabit eleman formülasyonu kullanılarak elde edilen değerler ile karşılaştırılmıştır. Şekillerde verilen boyutsuz kompleyans değerleri, (6.15) bağıntıları ile tanımlanmaktadır. Şekil 6.24-6.31'de sırasıyla, süreksiz kuadratik sınır eleman formülasyonu ile elde edilen yatay kompleyans, düşey kompleyans, dönme kompleyansı ve girişimli kompleyans değerleri reel ve imajiner kısım olmak üzere karşılaştırılmaktadır. Şekil 6.24-6.31 incelendiğinde sonuçların uyumlu oldukları söylenebilir. Dönme kompleyansının imajiner kısmındaki eğrilerin birbirleriyle şekil olarak benzeşmesine rağmen değerler arasında farklılıklar görülmektedir. Girişimli kompleyans değerlerinde diğer kompleyans değerlerine kıyasla daha çok farklılıklar oluştuğu gözlenmiştir. Bu farklılıkların süreksiz kuadratık sınır elemanının eğri eleman seçilmesine bağlı olduğu düşünülmektedir. Bu örnekte ayrıca temele yatay yönde birim deplasman hareketi verilerek rijit şerit temel probleminin çözümüyle 0.1, 0.5, 1.0 ve 1.5 boyutsuz açısal frekans değerleri için zemin yüzeyi boyunca meydana gelen deplasman ve temas bölgesi boyunca oluşan gerilme değerleri incelenmektedir. Problemin çözümü için Şekil 6.23'de verilen veri dosyası kullanılmıştır. Elde edilen gerilme ve deplasman değerleri, Mengi ve ark. (1994) tarafından geliştirilen sabit eleman formülasyonu kullanılarak elde edilen sonuçlarla karşılaştırılmıştır. Şekil 6.32-6.39'da, sırasıyla, süreksiz kuadratik sınır eleman formülasyonu ile dört frekans değeri için elde edilen yatay gerilme değerleri reel ve imajiner kısım olarak Mengi ve ark. (1994) tarafından geliştirilen sabit eleman formülasyonu kullanılarak elde edilen sonuçlarla karşılaştırılmıştır. Şekil 6.40-6.47'de ise sırasıyla, süreksiz kuadratik sınır eleman formülasyonu ile dört frekans değeri için elde edilen yatay deplasman değerleri reel ve imajiner kısım olarak Mengi ve ark. (1994) tarafından geliştirilen sabit eleman formülasyonu kullanılarak elde edilen sonuçlarla karşılaştırılmıştır. ![](_page_0_Figure_2.jpeg) Şekil 6.46. Zemin yüzeyi boyunca yatay deplasman dağılımının reel kısmı ( ω=1.5) ![](_page_0_Figure_4.jpeg) Şekil 6.47. Zemin yüzeyi boyunca yatay deplasman dağılımının imajiner kısmı (ω=1.5) Şekil 6.32-6.47 incelendiğinde dört adet boyutsuz açısal frekans değeri için süreksiz kuadratik sınır eleman formülasyonu ile elde edilen sonuçların, sabit eleman formülasyonu ile elde edilen değerler ile uyum içerisinde oldukları görülmektedir. ## 6.2.2. Harmonik Şerit Yüklü Viskoelastik Zemin Bu örnekte harmonik üniform şerit yük altında viskoelastik yarı sonsuz bir ortamda kompleyans değerleri aranmaktadır. Bu örnek, bir düzlem şekil değiştirme problemi olup probleme ait yükleme durumu Şekil 6.48'de, süreksiz kuadratik sınır eleman ağı ise Şekil 6.49'da görülmektedir. Şekil 6.49'da daire içerisinde verilen rakamlar formülasyonunda kullanılan düğüm noktalarını göstermektedir. Zemine ait malzeme sabitleri olarak, boyutsuz kayma modülü μ = 1, Poisson oranı v=1/3, boyutsuz kütlesel yoğunluk p = 1 ve histeretik sönüm oranı z=0.125 olarak verilmektedir. Histeretik sönüm oranı, Fourier uzayında elastikviskoelastik analojisi ile gözönüne alınmaktadır (Yerli, 1998). Kayma modülü yerine u(1+2iz) ifadesinin kullanılması ile yapılmaktadır. Uniform şerit yük, boyutsuz B = 1 genişliği üzerine etkimekte olup boyutsuz genliği q = 1 dir. $$\mathbf{x}\_2$$ $$\|$$ ![](_page_0_Figure_5.jpeg) Şekil 6.48 Harmonik şerit yüklü viskoelastik zemin Bu uygulamada, ao=ωΒ/cs olarak tarif edilen boyutsuz frekansın, aç=0.5 ve aç=1.0 değerleri için Şekil 6.48'de gösterilmiş olan, zemin yüzeyindeki 8 adet noktada düşey ve yatay kompleyans değerleri hesaplanmaktadır. ![](_page_0_Figure_2.jpeg) ![](_page_0_Figure_3.jpeg) Kesin sonuçlar ile karşılaştırma yapmak amacıyla, yatay ve düşey kompleyans değerleri aşağıdaki gibi tarif edilmektedir. $$\mathbf{F\_m^{xx}} = \frac{1}{\mathbf{G}} \left[ \mathbf{f\_m^{xx}} \left( \mathbf{a\_0} \right) + \mathbf{i} \, \mathbf{g\_m^{xx}} \left( \mathbf{a\_0} \right) \right] \tag{6.16a}$$ $$\mathbf{F}\_{\rm m}^{\rm yr} = \frac{1}{\rm G} [\mathbf{f}\_{\rm m}^{\rm yr}(\mathbf{a}\_0) + \mathbf{i}\,\mathbf{g}\_{\rm m}^{\rm yr}(\mathbf{a}\_0)] \tag{6.16b}$$ Yukarıdaki tarifte, F. yatay ve F... düşey kompleyansları gösterirken, G zeminin kayma modülünü ve m ise viskoelastik zemin üzerindeki noktaları temsil etmektedir. (6.16) ifadelerinde görülen f ... g .. f .. ve g .. sembolleri sırasıyla xı ve x2 yönündeki kompleyansların (yatay ve düşey) reel ve imajiner kısımlarını göstermektedir. Problemin çözümünü süreksiz kuadratik sınır eleman formülasyonu kullanılarak hazırlanan bilgisayar programı ile yapabilmek amacıyla problem sınırı 15 adet sınır elemana bölünmüştür. Hazırlanan bilgisayar programında kullanılan örnek veri dosyası aç=0.5 hali için Şekil 6.50'de görülmektedir. ![](_page_0_Figure_2.jpeg) Şekil 6.57. aç=1.0 için düşey kompleyansın reel bileşeni ![](_page_0_Figure_4.jpeg) Şekil 6.58. aç=1.0 için düşey kompleyansın imajiner bileşeni Şekil 6.51-6.58 incelendiğinde, süreksiz kuadratik sınır eleman formülasyonu ile elde edilen sonuçların, Yerli (1998)'den alınan sonlu-sonsuz eleman ortak kullanımından elde edilen, Mengi ve ark. (1994) tarafından geliştirilen sabit eleman formülasyonu kullanılarak elde edilen ve kesin sonuçlarla uyumlu olduğu görülmektedir. Bu bölümde ise harmonik yükleme etkisindeki viskoelastik zemin problemindeki büyüklüklerden farklı olarak histeretik sönüm oranı z=0 alınmıştır. Şekil 6.48'de görülen 1-8 istasyonları için, ao=0.5 ve aç=1.0 boyutsuz frekans değerlerine karşılık gelen yatay kompleyans değerleri Şekil 6.59-6.62'de, düşey kompleyans değerleri ise Şekil 6.63-6.66'da görülmektedir. ![](_page_0_Figure_3.jpeg) | + Nuduralik | A SOHIU-SOHSUZ Eleman | |-------------|-----------------------| | | | Şekil 6.59. aç=0.5 için sönümsüz haldeki yatay kompleyansın reel bileşeni ![](_page_0_Figure_6.jpeg) Şekil 6.60. aç=0.5 için sönümsüz haldeki yatay kompleyansın imajiner bileşeni Şekil 6.59-6.66 incelendiğinde, süreksiz kuadratik sınır eleman formülasyonu ile elde edilen sonuçların, Yerli (1998) tarafından sonlu-sonsuz eleman ortak kullanımı formülasyonu ile elde edilen sonuçlarla ve Mengi ve ark. (1994) tarafından geliştirilen sabit eleman formülasyonu kullanılarak elde edilen sonuçlarla oldukça uyumlu olduğu görülmektedir. ## 6.2.3. Adım Tipi Yükleme Etkisindeki Dikdörtgen Plak Bu örnekte, Şekil 6.67'de görülen, üniform P çekme kuvvetine maruz dikdörtgen plak problemi göz önüne alınmıştır. Problem, zamanla değişimi Şekil 6.68'de görülen adım tipi P çekme kuvvetine maruz bırakılmıştır. Şekil 6.67'de görülen A noktasında P çekme kuvvetinden dolayı meydana gelen düşey deplasmanın zamanla değişimi incelenmektedir. ![](_page_0_Figure_6.jpeg) Şekil 6.67. Adım tipi yükleme etkisindeki dikdörtgen plak ![](_page_0_Figure_2.jpeg) Şekil 6.68. P yükünün zamanla değişimi Hesaplamalarda Poisson oranı v=0, kayma modülü µ=40 kPa, kütlesel yoğunluk p=1.0 kg/m3, ve Po=1 kN/m alınmıştır. Bir düzlem gerilme problemi olarak ele alınan örneğin analizinde, süreksiz kuadratik sınır elemanı formülasyonu için hazırlanan bilgisayar programı kullanılmaktadır. Seçilen 4m]2m'lik dikdörtgen plak Şekil 6.69'da görüldüğü gibi alt ve üst sınırlarda 3'er sağ ve sol kenarlarda ise 6'şar eleman olmak üzere toplam 18 adet süreksiz kuadratik sınır elemanına bölünmektedir. Şekil 6.69'da daire içerisinde verilen rakamlar formülasyonunda kullanılan düğüm noktalarını göstermektedir. ![](_page_0_Figure_7.jpeg) Şekil 6.69. Dikdörtgen plak için süreksiz kuadratik sınır eleman ağı eleman formülasyonu kullanılarak elde edilen sonuçlarla Şekil 6.71'de karşılaştırılmaktadır. Şekil 6.71 incelendiğinde süreksiz kuadratik sınır elemanları ile bulunan sonuçların, kesin ve sabit eleman formülasyonu ile bulunan sonuçlarla uyumlu oldukları görülmektedir. ![](_page_0_Figure_3.jpeg) Zaman (sn) ം Sabit + Kuadratik Kesin Şekil 6.71. A noktasındaki düşey deplasmanın zamanla değişimi ## 6.2.4. Üçgen Yükleme Etkisindeki Dikdörtgen Plak Bu örnekte, Şekil 6.72'de görülen üniform P çekme kuvvetine maruz dikdörtgen plak problemi göz önüne alınmıştır. Problemde incelenen plak zamanla değişimi Şekil 6.73'de görülen üçgen tipi P çekme kuvvetine maruz bırakılmıştır. Şekil 6.72'de görülen A noktasında P çekme kuvvetinden dolayı meydana gelen düşey deplasmanın zamanla değişimi incelenmektedir. Hesaplamalarda Poisson oranı v=0, kayma modülü µ=40 kPa, kütlesel yoğunluk p=1.0 kg/m², ve Po=1 kN/m alınmıştır. ![](_page_0_Figure_2.jpeg) Şekil 6.72. Üçgen yükleme etkisindeki dikdörtgen plak P(t) ↑ ![](_page_0_Figure_5.jpeg) Şekil 6.73. P Yükünün zamanla değişimi Bir düzlem gerilme problemi olarak ele alınan örneğin analizinde süreksiz kuadratik sınır elemanı formülasyonu için hazırlanan bilgisayar programı kullanılmaktadır. Seçilen 4m]2m'lik dikdörtgen plak, Şekil 6.74'de görüldüğü gibi alt ve üst sınırlarda 3'er sağ ve sol kenarlarda ise 6'şar olmak üzere toplam 18 adet süreksiz kuadratik sınır elemanına bölünmektedir. Şekil 6.74'de daire içerisinde verilen rakamlar formülasyonunda kullanılan düğüm noktalarını göstermektedir. Problemin analizinde, süreksizliğin sağlanması için boyutsuz düğüm noktası koordinatları, (ξı= -0.75, ξ2=0., ξ3=0.75 ve α=0.75) olarak seçilmiştir. ![](_page_0_Picture_2.jpeg) Şekil 6.74. Dikdörtgen plak için süreksiz kuadratik sınır eleman ağı A noktasında elde edilen düşey deplasman değerleri, Chien ve Wu (2001)'den alınan kesin sonuçlarla ve Mengi ve ark. (1994) tarafından geliştirilen sabit eleman formülasyonu kullanılarak elde edilen sonuçlarla Şekil 6.75'de karşılaştırılmaktadır. ![](_page_0_Figure_5.jpeg) Şekil 6.75. A noktasındaki düşey deplasmanın zamanla değişimi ## 6.2.5. Üçgen Yatay Yükleme Etkisindeki Dikdörtgen Plak Bu örnekte, Şekil 6.77'de görülen üniform P yatay kuvvetine maruz dikdörtgen plak problemi göz önüne alınmıştır. Problemde incelenen plak, zamanla değişimi Şekil 6.78'de görülen üçgen tipi P yatay kuvvetine maruz bırakılmıştır. Şekil 6.77'de görülen A noktasında P yatay kuvvetinden dolayı meydana gelen yatay deplasmanın zamanla değişimi incelenmektedir. ![](_page_0_Figure_5.jpeg) ![](_page_0_Figure_6.jpeg) Şekil 6.77. Üçgen yükleme etkisindeki dikdörtgen plak ![](_page_0_Figure_8.jpeg) Şekil 6.78. P Yatay yükünün zamanla değişimi Hesaplamalarda Poisson oranı v=0.3, kayma modülü μ=40 kPa, kütlesel yoğunluk p=1.0 kg/m3, ve Po=1 kN/m alınmıştır. Bir düzlem gerilme problemi olarak ele alınan örneğin analizinde, süreksiz kuadratik sınır elemanı formülasyonu için hazırlanan bilgisayar programı kullanılmaktadır. Seçilen 4m]2m'lik dikdörtgen plak, Şekil 6.79'da görüldüğü gibi alt ve üst sınırlarda 3'er sağ ve sol kenarlarda ise 6'şar olmak üzere toplam 18 adet süreksiz kuadratik sınır elemanına bölünmektedir. Şekil 6.79'da daire içerisinde verilen rakamlar formülasyonunda kullanılan düğüm noktalarını göstermektedir. ![](_page_0_Figure_4.jpeg) ![](_page_0_Figure_5.jpeg) Şekil 6.79. Dikdörtgen plak için süreksiz kuadratik sınır eleman ağı Problemin analizinde, süreksizliğin sağlanması için boyutsuz düğüm noktası koordinatları, (ğı= -0.75, ξ2=0., ξ3=0.75 ve α=0.75) olarak seçilmiştir. Problemin çözümünde kullanılan veri dosyası Şekil 6.80'de verilmektedir. ![](_page_0_Figure_2.jpeg) Şekil 6.81. A noktasındaki yatay deplasmanın zamanla değişimi ## 6.2.6. Kare Boşluklu Sonsuz Levha Problemi Bu örnekte, Şekil 6.82'de görülen ve içerisinde 2b 2b boyutunda kare boşluk bulunan sonsuz levha göz önüne alınmıştır. İzotropik elastik malzemeden oluşan levha, orijini kare boşluğun merkezinden geçen xı-x2 koordinat sistemine kıyaslanmaktadır. Kare boşluğun iç yüzeyi zamanla değişimi Şekil 6.83'de görülen üniform P basıncına maruz bırakılmıştır. P basıncının etkisiyle Şekil 6.82'de görülen A noktasında meydana gelen yatay deplasmanın zamanla değişimi incelenmektedir. Problemin analizinde, süreksizliğin sağlanması için boyutsuz düğüm noktası koordinatları, (ξı= -0.75, ξ2=0., ξ3=0.75 ve α=0.75) olarak seçilmiştir. ![](_page_0_Figure_2.jpeg) Şekil 6.86. A noktasındaki yatay deplasmanın zamanla değişimi ## 6.2.7. Üniform Yüklü Sonsuz Şerit Problemi Bu örnekte, Şekil 6.87'de görülen üniform P çekme kuvvetine maruz sonsuz şerit problemi göz önüne alınmıştır. Şekil 6.88'de görülen sonsuz bölge içinden seçilen bölgede bulunan A noktasında P çekme kuvvetinden dolayı meydana gelen düşey deplasmanın zamanla değişimi incelenmektedir. Problem zamanla değişimi Şekil 6.89'da görülen adım tipi P çekme kuvvetine maruz bırakılmıştır. ![](_page_0_Figure_2.jpeg) Şekil 6.89. P Yükünün zamanla değişimi Hesaplamalarda Poisson oranı v=0.25, kayma modülü µ=40 kPa, kütlesel yoğunluk p=1.0 kg/m³, P dalga hızı c =346.41 m/sn, S dalga hızı c =200 m/sn ve Po=1 Pa alınmıştır. Bir düzlem gerilme problemi olarak ele alınan örneğin analizinde süreksiz kuadratik sınır elemanı formülasyonu için hazırlanan bilgisayar programı kullanılmaktadır. Sonsuz bölge içinden seçilen 4m[]2m'lik bölge, Şekil 6.90'da görüldüğü gibi alt ve üst sınırlarda 3'er sağ ve sol kenarlarda ise 6'şar olmak üzere toplam 18 adet süreksiz kuadratik sınır elemanına bölünmektedir. Şekil 6.90'da daire içerisinde verilen rakamlar formülasyonunda kullanılan düğüm noktalarını göstermektedir. ![](_page_0_Figure_7.jpeg) Şekil 6.90. Süreksiz kuadratik sınır eleman ağı X1 süreksiz kuadratik sınır elemanları ile bulunan sonuçların kesin sonuçlarla uyumlu oldukları görülmektedir. ![](_page_0_Figure_3.jpeg) Şekil 6.92. A noktasındaki düşey deplasmanın zamanla değişimi ## 7. SONUÇLAR VE ÖNERİLER Bu çalışmada, iki boyutlu elastodinamik yapı-zemin etkileşim problemlerinin çözümü için sınır eleman formülasyonu yapılmıştır. Fourier dönüşüm uzayında yapılan formülasyonda, yüksek dereceli süreksiz sınır eleman yaklaşımı kullanılmıştır. Formülasyonda, yüksek dereceli süreksiz sınır eleman olarak, kuadratik eleman kullanılmıştır. Yapılan formülasyonda, integral işlemlerinde kullanılan sabit nokta ve integrasyon noktasının aynı sınır elemanı üzerinde bulunmasından kaynaklanan tekillik durumlarının giderilebilmesi için, logaritmik tekillik durumunda değişken dönüşümü uygulayarak logaritmik ve standart Gauss sayısal integrasyon yöntemi kullanılmıştır. 1/r tekilliğini içeren kısım ise bulunan r ifadesinin kullanılmasıyla tekillik problemi kaldırılarak standart Gauss integrasyon yöntemi ile hesaplanmıştır. Formülasyon aşamasında, çözüm bölgesi içinde yer alan noktalarda gerilme ve deplasman hesabının nasıl yapılacağı açıklanmıştır. Sözü edilen noktaların sınırlara çok yakın olması halinde, tekillik durumları oluşacağından bu noktalarda hatalı sonuçlar elde edilecektir. Söz konusu tekillik durumlarının giderilmesi ayrı bir araştırma konusu olarak düşünülebilir. Formülasyonda kullanılan süreksiz kuadratik sınır elemanda ele alınan düğüm nokta sayısı sabit eleman formülasyonundaki düğüm nokta sayısının üç katı olmasından dolayı hesaplanması gereken bilinmeyen sayısı da üç kat artmaktadır. Fakat bu artış bilgisayar teknolojisindeki gelişmelerden dolayı zaman ve hafiza açısından bir problem oluşturmamaktadır. Formülasyonların kullanıldığı, iki boyutlu statik analiz için D2SQ ve dinamik analiz için D2DQ isimli iki adet bilgisayar programı hazırlanmıştır. Programların hazırlanmasında FORTRAN77 dili kullanılmıştır. Programlarda, eleman tarifi ve koordinatlar gibi verilerin hazırlanmasında kolaylık sağlayan çeşitli veri türetme imkanları mevcuttur. Hazırlanmış olan programlar yapı-zemin etkileşim problemlerinin çözümünde kullanılmasının dışında, elastostatik ve elastodinamik problemlerin çözümü için de kullanılabilmektedir. Bu çalışma kapsamında hazırlanan programlarla, dört adet iki boyutlu statik analiz ve yedi adet iki boyutlu dinamik analiz içeren toplam onbir adet problem çözülmüştür. Birinci problemde, P eksenel basınç kuvvetine maruz bir dairesel disk gözönüne alınarak statik analizi yapılmıştır. İkinci problemde, yarı sonsuz zemin üzerine buluna rijit şerit temel gözönüne alınmış ve temele birim düşey deplasman hareketi verilerek temas bölgesinde oluşan düşey gerilmeler, zemin üst yüzeyindeki yatay sınır boyunca meydana gelen düşey deplasmanlar incelenmiştir. Uçüncü problemde, dairesel boşluklu plak incelenerek analizi sonucunda dairesel boşluktan dolayı boşluk çevresinde oluşan gerilme yoğunluğunu belirlemek için boşluk civarındaki düşey eksen boyunca yatay gerilme dağılımı ve yatay eksen boyunca yatay deplasman değerleri incelenmiştir. Statik haldeki dördüncü ve son problemde, içerisinde dairesel boşluk bulunan problemdeki boşluk çevresinde oluşan gerilme yığılmasını belirlemek için boşluk civarındaki düşey eksen boyunca yatay gerilme dağılımı ve yatay eksen boyunca yatay deplasman değerleri incelenmiştir. Dinamik haldeki ilk uygulama olan beşinci problemde ise yarım uzaydan oluşan zemin üzerine bulunan rijit şerit temele ait yatay kompleyans, düşey kompleyans, dönme kompleyansı ve girişimli kompleyans değerleri incelenmiştir. Bunlara ilave olarak temele uygulanan çeşitli frekanslardaki birim yatay deplasman hareketiyle temas bölgesinde oluşan gerilme ve zemin üst yüzeyinde oluşan deplasman dağılımları incelenmiştir. Altıncı problemde, üzerinde harmonik yük bulunan viskoelastik zemin probleminde harmonik yükün etkidiği mesafeden belirli bir uzaklıktaki noktaya kadar oluşan yatay ve düşey kompleyans değerleri 0.5 ve 1.0 boyutsuz frekans değerleri için incelenmiştir. Ayrıca, sönümsüz olarak yine aynı noktalarda oluşan yatay ve düşey kompleyans değerleri 0.5 ve 1.0 frekans değerleri için incelenmiştir. Yedinci problemde, adım tipi çekme kuvvetine maruz kalan dikdörtgen plağın üst kenarının tam orta noktasında oluşan düşey deplasmanın Fourier uzayındaki değerleri bulunmuştur. Fourier uzayında bulunan bu deplasman değerleri FFT algoritması kullanılarak zaman uzayına çevrilip plakta oluşan düşey deplasman değerlerinin zamanla değişimi incelenmiştir. Sekizinci problemde, üçgen tipi çekme kuvvetine maruz kalan dikdörtgen plağın üst kenarının tam orta noktasında oluşan düşey deplasmanın Fourier uzayındaki değerleri bulunmuştur. Fourier uzayında bulunan bu deplasman değerleri FFT algoritması kullanılarak zaman uzayına çevrilip plakta oluşan düşey deplasman değerlerinin zamanla değişimi incelenmiştir. Dokuzuncu problemde, üçgen tipi yatay yüke maruz kalan dikdörtgen plağın üst kenarının tam orta noktasında oluşan yatay deplasmanın Fourier uzayındaki değerleri bulunmuştur. Fourier uzayında bulunan bu deplasman değerleri FFT algoritması kullanılarak zaman uzayına çevrilip plakta oluşan yatay deplasman değerlerinin zamanla değişimi incelenmiştir. Onuncu problemde, elastik sonsuz bir levha içinde iç basınca maruz kare boşluk ele alınarak kare boşluğun sağ kenarının ortasında bulunan bir noktadaki yatay deplasmanın Fourier uzayındaki değerleri bulunmuştur. Fourier uzayında bulunan bu deplasman değerleri FFT algoritması kullanılarak zaman uzayına çevrilip seçilen bölgede oluşan yatay deplasman değerlerinin zamanla değişimi incelenmiştir. Son uygulama olan on birinci problemde, üniform yüklü sonsuz şerit içinden seçilen bölgenin üst kenarının tam orta noktasında adım tipi çekme kuvveti etkisinde oluşan düşey deplasmanın Fourier uzayındaki değerleri bulunmuştur. Fourier uzayında bulunan bu deplasman değerleri FFT algoritması kullanılarak zaman uzayına çevrilip seçilen bölgede oluşan düşey deplasman değerlerinin zamanla değişimi incelenmiştir. Problemlerin çözümünde kullanılan süreksiz kuadratik sınır eleman formülasyonunda; seçilen eleman boyu, boyutsuz düğüm noktası koordinatları ve sayısal integrasyon yönteminde ele alınan Gauss nokta sayısı önem kazanmaktadır. Bu yüzden bütün sayısal uygulamalarda süreksizliğin sağlanması için boyutsuz düğüm noktası koordinatları (ğı= -0.75, ξ2=0.75 ve α=0.75) olarak belirlenmiştır. Gauss nokta sayısı olarak da 4 noktalı ve 10 noktalı Gauss değerleri kullanılmıştır. ## ÖZGEÇMİŞ 1977 yılında Kayseri'de doğdum. İlk ve orta öğrenimimi Kayseri'de tamamladım. 1995 yılında, Erciyes Üniversitesi Mühendislik Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümü'ne başladım ve 1999 yılında mezun olarak Niğde Universitesi Aksaray Mühendislik Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümü'nde Araştırma Göreviisi oldum. 1999-2000 öğretim yılında Niğde Universitesi Fen Bilimleri Enstitüsü'nde yüksek lisans öğrencisi olarak lisansüstü eğitimime başladım ve 2001 yılında enstitünün Inşaat Mühendisliği Anabilim dalından, "Depremde Hasar Gören Yapıların Güçlendirilmesi" isimli yüksek lisans teziyle mezun oldum. 2002 yılında Çukurova Universitesi Fen Bilimleri Enstitüsü'ne doktora öğrencisi olarak kabul edildim. Halen, Çukurova Universitesi Inşaat Mühendisliği Bölümü'nde yüksek öğretim kanunun 35-b maddesi uyarınca Aksaray Üniversitesi adına Araştırma Görevlisi olarak çalışmaktayım. Evli ve bir çocuk babasıyım. ## Ek-A. BİLGİSAYAR PROGRAMLARI Bu bölümde, önceki bölümde anlatılan süreksiz kuadratik sınır eleman formülasyonu ve sayısal yöntemler kullanılarak, FORTRAN77 dili ile genel amaçlı iki adet bilgisayar programı hazırlanmıştır. Bunlardan D2SQ, iki boyutlu elastostatik problemlerin analizinde; D2DQ ise, iki boyutlu elastodinamik problemlerin analizinde kullanılmaktadır. Bu programlar ile ilgili bilgi aşağıda sunulmaktadır. Programlarda eleman tarifi, koordinatlar vb. gibi verilerin hazırlanmasında kolaylık sağlayan veri türetme yöntemleri kullanılmaktadır. Ayrıca dosyadan veri okunması sırasında serbest format kullanılmıştır. ## A.1. Programların Çalışma Düzeni ## A.1.1. Statik Analiz ile Ilgili Program Bu kısımda D2SQ programının çalışma düzeni ile ilgili bilgiler verilerek, Programda kullanılan işlem sırası aşağıda özetlenmektedir. D2SQ programının akış diyagramı Şekil A.l'de görülmektedir. Problemle ilgili verilerin okunması: Bu adımda, analizi yapılacak olan problemde göz önüne alınan cismin sınırları ile ilgili bilgiler okunmaktadır. Ayrıca düğüm noktalarının boyutsuz koordinatları da bu bölümde belirlenmektedir. Problemin çözümü için lineer denklem sisteminin elde edilmesi: Bu adımda, (4.27) denkleminde görülen matrısleri oluşturmaktadır. Bu matrıslerin elde edilmesinde tekil elemanlar için (4.55-4.58) denklemlerinde verilen ifadeler kullanılmakta olup, diğer elemanlar için ise Gauss sayısal integrasyon yöntemi uygulanmaktadır. Ayrıca matrisler arasında gerekli kolon değişiklikleri yapılarak (4.31) denklemi elde edilmektedir. Elde edilen denklem sisteminin çözümü: Bu adımda, (4.31) eşitliği ile verilen denklem sistemi Gauss eliminasyon yöntemi kullanılarak cismin sınırındaki bilinmeyenler için çözülmektedir. İç noktalardaki deplasman ve gerilmelerin bulunması: Önceki adımda elde edilen sınır büyüklükleri kullanılarak koordinatları verilen iç noktalardaki gerilme ve deplasmanlar hesaplanmaktadır. Cismin sınırları üzerine etki eden bileşke kuvvet ve momentin hesabı: Son adım olarak, cismin sınırları üzerindeki gerilme vektörlerinin bileşkesi ve belirli bir noktaya göre toplam moment hesaplanmakta ve elde edilen sonuçlar bir çıktı dosyasına yazdırılmaktadır. D2SQ programında kullanılan alt programlar Şekil A.2'de görülmektedir. Bu alt programların işlevleri aşağıda kısaca açıklanmıştır. - MAIN : Alt programların çağırılış sırasını ve programın genel akışını düzenlemektedir. - İNPUT : Veri dosyasını okumakta ve veri türetme işlemleri için gerekli alt programları çağırmaktadır. - :Herhangi bir veri satırında kaç adet veri bulunduğunu NG hesaplamaktadır. - SYSGH :(4.27) denkleminde görülen sistem matrislerini oluşturmaktadır. Ayrıca sistem matrislerinde kolon değişikliği yaparak (4.29) eşitliğinde verilen A ve B matrislerini oluşturmaktadır. - LOCH - EXTGH :(4.23) denkleminde verilmiş olan integralleri Gauss sayısal integrasyon yöntemiyle hesaplayarak Gmn (m ≠ n) matrisini elde - etmektedir. - LOCG - SOL SOL :Lineer denklem sistemi çözülerek bilinmeyen sınır büyüklükleri elde etmektedir. - INTDS :(4.33) ve (4.39) denklemlerini kullanarak, iç noktalardaki deplasman ve gerilmeleri hesaplamaktadır. - DS :Ek-B'de verilen eşitlikler yardımıyla, D ve S matrıslerini elde etmektedir. Bu eşitliklerde görülen integraller Gauss sayısal integrasyon yöntemi kullanılarak hesaplanmaktadır. - :Sınır üzerindeki düğüm noktalarında gerilme vektörü ve OUT deplasmanları iç noktalarda hesaplanmış olan deplasman ve gerilme değerlerini bir çıktı dosyasına yazmaktadır. Ayrıca sınır elemanları üzerinde bulunan gerilme vektörlerinin bileşkesini ve tüm sınır üzerindeki belirli bir noktaya göre hesaplanan toplam momenti aynı dosyaya yazmaktadır. ## A.1.2. Dinamik Analiz ile Ilgili Program D2DQ programında, statik analiz yapan D2SQ programında bulunan alt programlara ilave olarak, modifiye edilmiş Bessel fonksiyonları olan Kıy, Ko, Kı3, 10 ve 171e ilgili BESK, BESSKO, BESSK1, BESS10 ve BESS11 alt programları bulunmaktadır. Statik analiz programında verilen gerçel sayı değerlerine sahip terimler kompleks sayı halini almıştır. ## A.2. Programlar için Veri Dosyası Hazırlanması Yukarıda genel hatlarıyla çalışma düzeni anlatılan programlarda, analizi yapılan problemle ilgili bilgiler bir veri dosyasından okunmakta ve elde edilen sonuçlar bir çıktı dosyasına yazılmaktadır. Her iki programda dosyanın isimleri, programın çalışması sırasında bilgisayara klavye yardımıyla kullanıcı tarafından girilmektedir. Aşağıda sırasıyla, statik ve dinamik analiz programlarında kullanılan veri dosyasının hazırlanmasıyla ilgili bilgiler detaylı olarak verilerek çıktı dosyasının içeriği de tanıtılacaktır. ## A.2.1. Statik Analiz Programı için Veri Dosyası Hazırlanması D2SQ programında veri dosyası on bölümden oluşmaktadır; - 1) Başlangıç satırı - 2) Düğüm noktası koordinatları satırı - 3) Problemi oluşturan sınırlarla ilgili bilgiler satırı - 4) Malzeme özellikleri satırı - 5) Bileşke kuvvetlerin hesabı için gerekli bilgiler satırı - 6) Eleman tarifleri bölümü - 7) Sınır üzerindeki eleman uç noktaları için koordinatlar bölümü - 8) Düğüm noktası tarifleri bölümü 9) Sınır şartları bölümü 10) İç noktalar için koordinatlar bölümü Bu bölümlerin nasıl hazırlanacağı, aşağıda detaylı olarak anlatılmıştır. ## Başlangıç satırı Veri dosyasının ilk satırı, ## PROBLEMİN ADI formatında bir satırdan oluşmaktadır. Bu satırda kullanıcı tarafından belirlenen ve analizi yapılan problemi tanıtan bir cümle kullanılmalıdır. Bu cümle en fazla 80 karakter uzunluğunda olmalıdır. ## Düğüm noktası koordinatları satırı Veri dosyasının ikinci satırı, D2 ALFA D1 şeklinde üç adet bilgi içeren bir satırdır. Bunlar: - D1 : Eleman üzerinde belirlenen birinci düğüm noktası boyutsuz koordinatını (ğı) göstermektedir (Şekil A.3). - D2 noktası boyutsuz koordinatını (53) göstermektedir. - ALFA : Düğüm noktaları arası mesafenin eleman boyuna oranını göstermektedir. ## Sınır üzerindeki eleman uç noktaları için koordinatlar bölümü Bu bölümde sınır üzerindeki elemanları tarifleyen uç noktaların koordinatları verilmektedir. Eleman uç nokta numarası ve koordinatları, $$\begin{array}{ccccc} \text{I} & \text{XI} & \text{YI} & \begin{bmatrix} \text{XC} & \text{YC} & \text{I} \end{bmatrix} \end{array} \tag{A.2}$$ formatında verilen satırlardan oluşmaktadır. Burada köşeli parantez içinde bulunan bilgiler koordinatlar için dairesel türetme yapılacağı zaman verilmelidir. Eğer dairesel türetme yapılmayacaksa, (A.2) satırında bu bilgiler bulunmamalıdır. Bu satırda, | | : Koordinatları verilecek olan noktanın numarasını, | |--------|------------------------------------------------------------------| | XI. YI | : I noktasının xı ve x2 koordinatını, | | XC. YC | : Koordinatları dairesel türetme ile türetilecek olan noktaların | | | | - oluşturduğu çemberin merkezinin xı ve x2 koordinatını, - IY : Üzerinde dairesel türetme yapılacak olan çemberin dönüş yönünü belirleyen tamsayıyı, temsil etmektedir. Buna göre, üzerinde dairesel türetme yapılacak olan çemberin merkezinden bakıldığında çember üzerinde bulunan noktaların numaralanması o yönünde ise (Şekil A.5) IY değeri '0' olacak, aksi takdirde bu değer için '1' yazılacaktır. Formatı (A.2) ifadesinde görülen veri satırları koordinatları verilecek olan nokta numaralarının (1) artış sırasında yazılmalıdır. Birbirini izleyen iki satırda verilen nokta numaraları arasındaki fark 1'den büyükse, verilen iki nokta arasında kalan noktaların koordinatları program içerisinde dairesel ya da doğrusal türetme ile belirlenmektedir. Dairesel türetmenin yapılabilmesi için köşeli parantez içindeki bilgilerin yazılması gerekmektedir. Eğer bu bilgiler (XC, YC, IC) bulunmuyorsa, doğrusal türetme yapılacak demektır. Doğrusal türetme ya da dairesel türetme ile Düğüm noktası numaralama işlemi, eleman numaralamada olduğu gibi, Şekil A.4.'te görülen, x1 ekseninden x2 eksenine doğru tanımlanan a dönüş yönü ve elemana bakış yönü kullanılarak yapılmalıdır. Formatı (A.3) ifadesinde görülen veri satırları, eleman numarasının (1) artış sırasında yazılmalıdır. Eğer birbirini izleyen iki satırda verilen eleman numaraları arasındaki fark l'den büyükse, verilen iki eleman arasında kalan elemanların üzerindeki düğüm noktası tarifleri program içerisinde veri türetme yoluyla yapılmaktadır. Düğüm noktası numaralandırılmasının türetme ile yapılabilmesi için, türetilecek olan düğüm noktalarının bulunduğu eleman numaralarının birer birer artması ve düğüm noktası numaralarının da aynı şekilde birer birer artması gerekmektedir. Ornek olarak, Şekil A.5'te görülen sınır için düğüm noktası tarifleri, $$\begin{array}{cccc} 1 & 1 & 2 & 3 \\ 20 & 58 & 59 & 60 \\ \end{array}$$ şeklinde verilebilmektedir. Böylece 2-19 no'lu elemanların düğüm noktası numaraları program içerisinde türetme yoluyla yapılmaktadır. ## Sınır şartları bölümü Sınır üzerinde bilinen sınır büyüklükleri aşağıdaki gibi verilmektedir. K2 A2 [XC YC] 一 K1 A1 (A.4) Burada, - I : Üzerinde sınır şartı yazılacak olan düğüm noktası numarasını, - A1, A2 gerilme değerlerini, - K1, (K2) deplasman bileşeni ise K1 (K2) için '0', A1 (A2) gerilme bileşeni ise K1 (K2) için '1' yazılmalıdır) XC, YC merkezinin x1 ve x2 koordinatını göstermektedir. Eğer dairesel türetme yapılmayacaksa, (A.4) satırında köşeli parantez içindeki bilgiler yazılmamalıdır. (A.4) ifadesinde formatı görülen veri satırları düğüm noktası numarasının (1) artış sırasında yazılmalıdır. Birbirini izleyen iki satırın düğüm noktası numaraları arasındaki fark 1'den büyükse, bu durumda, verilen iki düğüm noktası arasında kalan noktalar için sınır şartları, program içerisinde doğrusal ya da dairesel türetme ile belirlenmektedir. Veri satırlarında tanımlanacak olan A1 ve A2 değerleri, sırasıyla, xı ve x2 eksenleri doğrultusundaki gerilme ve/veya deplasman bileşenleri olmalıdır (Şekil A.6a). Eğer dairesel türetme yapılacaksa, A1 ve A2 değerleri sırasıyla, radyal ve teğetsel (α yönünde) doğrultudaki gerilme ve/veya deplasman bileşenleri olarak verilmelidir (Şekil A.6b). Dairesel türetmenin başladığı satırda köşeli parantez içinde görülen bilgiler (XC, YC) yazılmalıdır. Ayrıca dairesel ya da doğrusal türetmenin yapıldığı sınır boyunca K1 ve K2 kod numaralarının değişmemesi gerekmektedir. Ornek olarak Şekil A.5'te görülen S sınırı için sınır şartları, | t1=0 : t2=0 | : 1-6 ve 23-40 no'lu düğüm noktaları üzerinde | |-----------------|------------------------------------------------| | t1 = 0 : u2 =0 | : 7-12 ve 21-22 no'lu düğüm noktaları üzerinde | | tr = 1 = to = 0 | : 13-20 no'lu düğüm noktaları üzerinde | şeklinde verilmiş olsun. Burada, t; ve u; (i = 1, 2), t ve u vektörlerinin kartezyen koordinatlardaki (xi) bileşenlerini; t, ve to ise t vektörünün, sırasıyla, radyal ve teğetsel bileşenlerini göstermektedir. ![](_page_0_Figure_0.jpeg) Şekil A.6b. Gerilme ve deplasman bileşenleri için pozitif yönler (dairesel türetme var) ## Iç noktalar için koordinatlar bölümü Analizi yapılan problemde, iç noktalarda gerilme ve deplasman hesabı isteniyorsa, sözü edilen noktaların koordinatları bu bölümde verilmektedir. Bu bölümde veri satırı ## I XI YI formatında verilmiştir. Buna göre ifadede görülen I gerilme ve deplasman hesabı istenen iç nokta numarasını göstermektedir. XI ve YI ise sırasıyla, iç noktanın xı ve x2 yönündeki koordinatlarını göstermektedir. Yukarıda sınır üzerindeki noktalar için anlatılan türetme imkanları iç noktalar için de aynı şekilde kullanılabilmektedir. Eğer herhangi bir iç noktada gerilme ve deplasman hesabı istenmiyorsa veri dosyasında bu bölüm bulunmayacaktır. ## A.2.2. Dinamik Analiz Programı için Veri Dosyası Hazırlanması Bu kısımda dinamik analiz yapan program için veri dosyası açıklanacaktır. Programda veri dosyası on bölümden oluşmaktadır: - 1) Başlangıç satırı - 2) Düğüm noktası koordinatları satırı - 3) Problemi oluşturan sınırlarla ilgili bilgiler satırı - 4) Malzeme özellikleri satırı - 5) Bileşke kuvvetlerin hesabı için gerekli bilgiler satırı - 6) Eleman tarifleri bölümü - 7) Sınır üzerindeki eleman uç noktaları için koordinatlar bölümü - 8) Düğüm noktası tarifleri bölümü - 9) Sınır şartları bölümü - 10) Iç noktalar için koordinatlar bölümü Bu bölümler içerisinde sadece statik programlardan farklı veriler içeren bölümler aşağıda detaylı olarak anlatılmıştır. Diğer bölümler statik programlarla aynı tip veriler içermektedir. ## Malzeme özellikleri satırı Veri dosyasının bu satırında, malzeme özellikleri ile ilgili bilgiler verilmektedir. Bu bilgiler, GE XNU RO W formatındadır. Burada, | (TE | : Kayma modülünü (µ) | |-----|------------------------| | XNU | : Poisson oranını (v) | | RO | : Kütlesel yoğunluğunu | | | | W : Açısal frekans değerini göstermektedir. ## Sınır şartları bölümü Bu bölümde veriler, statik analizle aynı olacak şekilde (A.4) satırında verilen formatta yazılmaktadır. Eğer istenirse, sınır şartları, kompleks sayılar kullanılarak verilebilmektedir. Bu durumda, (A.4) satırında görülen A1 ve A2 değerleri, ## (a, b) formatında yazılmalıdır. Burada a ve b, A1 ya da A2'nin, sırasıyla, reel ve imajiner kısımlarını göstermektedir. ## A.2.3. Çıktı Dosyası Statik ve dinamik analiz yapan programlar için yapısı aynı olan çıktı dosyası, aşağıdaki bölümlerden oluşmaktadır. ## Verilen bilgiler bölümü Çıktı dosyasının bu bölümünde ilk olarak, analızı yapılan problemle ilgili genel bilgiler (malzeme özellikleri, kullanılan eleman sayısı, dinamik analiz için farklı olarak frekans vb. gibi) listelenmektedir. Daha sonra problemde kullanılan sınır için; eleman tarifleri, sınır üzerindeki noktaların koordinatları, düğüm noktası tarifleri, ve son olarak bilinen sınır şartları yazdırılmaktadır. Türetme ile elde edilen bilgileri de içeren bu bölüm problemle ilgili bilgilerin veri dosyasına hatasız olarak girilip girilmediğini kontrol etmek amacıyla yazdırılmaktadır. ## Cismin sınırı üzerinde elde edilen sonuçlar bölümü Bu bölümde, göz önüne alınan cismi oluşturan sınır için sınır elemanları üzerinde verilen düğüm noktası koordinatları yazdırılmaktadır. Düğüm noktalarında elde edilen gerilme bileşenleri ve deplasman değerleri düğüm nokta numarası artış sırasıyla yazdırılmaktadır. ## İç noktalar için elde edilen sonuçlar bölümü Çıktı dosyasının bu bölümünde iç noktalar için elde edilen gerilme ve deplasman değerleri yazdırılmaktadır. ## Hesaplanan bileşke kuvvetler bölümü Son olarak çıktı dosyasının bu bölümünde, S sınırı üzerinde belirlenen bölgelerde hesaplanan NN1 ve NN2 no'lu elemanlar arası, sınır üzerine etki eden bileşke kuvvetler yazdırılmaktadır. ## Ek-C. Dinamik Halde Rijit Cisim Hareketinin Çıkarılması Eşitlik (4.58)'in statik ve dinamik hallerde geçerli olduğu 4. bölümde belirtilmiştir. Bu eşitlik yarı sonsuz ortamlarda statik hal için yeniden yazılırsa, $$\mathbf{\underline{H}}\_{\text{PP}}^{\text{mm}} = \mathbf{I} - \sum\_{\mathbf{n}=1}^{N} \sum\_{\mathbf{Q}=1}^{3} \mathbf{\underline{H}}\_{\text{PQ}}^{\text{mm}} \tag{\text{m} \neq \text{n} \text{ ve } \mathbf{P} \neq \mathbf{Q} \text{ için}} \tag{\text{C.1}}$$ bağıntısı elde edilir. (C.1) eşitliğinin dinamik hal içinde edilebilmesi için, öncelikle (C.2) eşitliğinin temel çözümleri sağlaması gerekmektedir. $$ \left\|\left.\boldsymbol{\mathcal{O}}\_{\mathrm{j}}\right\|\_{\mathrm{ji}}^{\ast} + \mathsf{p}\mathrm{o}\boldsymbol{\mathcal{O}}^{2}\mathbf{u}\_{\mathrm{i}}^{\ast} + \mathsf{\delta}\_{\mathrm{il}}\Delta(\mathbf{P}, \mathbf{Q}) = 0 \qquad (\mathrm{l} = \mathrm{l} - \mathbf{\mathcal{I}})\tag{\mathrm{C}.2} $$ Burada, $$ \Delta(\mathbf{P}, \mathbf{Q}) = \delta(\mathbf{x}\_1 - \mathbf{p}\_1)\delta(\mathbf{x}\_2 - \mathbf{p}\_2)\delta(\mathbf{x}\_3 - \mathbf{p}\_3) \tag{C.3} $$ şeklindedir. (C.2) ifadesi dinamik etkiler olmadan P noktasını kapsayan bir bölge için integre edilirse, $$\int\_{S} \underline{\mathbf{H}}(\mathbf{P}, \mathbf{Q}) \, \mathrm{d}\mathbf{S} + \mathrm{I} = \mathrm{0} \tag{\text{C.4}}$$ H ifadesi ikinci temel çözüm olmak üzere, $$\underline{\mathbf{H}} = \begin{pmatrix} \mathbf{t}\_{\mathrm{li}}^{\star} \\ \end{pmatrix} \tag{C.5}$$ şeklinde tanımlanır. S sınırı ise P noktasını kapsayan kapalı bir sınırı ifade etmektedir. Eğer cisim xı doğrultusunda taşınırsa, S sınırındaki traction vektörü olan t" taşıma sırasında yok olacaktır. Böylece aşağıdaki VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR
148
217469
## ÖZET Bu çalışmanın amaçları ilköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinin çıraklık eğitimini tercih etme ve etmeme yüzdelik değerlerini, ilköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinden çıraklık eğitimini tercih etme nedenlerini belirlemek ve ilköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinin çıraklık eğitimine ilişkin olumsuz görüş düzeylerini düşürmede mesleki grup rehberliği programının etkili olup olmadığını incelemektir. Bu araştırma, kontrol gruplu ön-test ve son-test modele dayalı deneme modeline dayalı bir çalışmadır. Araştırma 2006-2007 öğretim yılında Konya ili Zeliha Lütfi Kulluk Ilköğretim Okulunda öğrenim gören ilköğretim sekizinci sınıf öğrencileri üzerinde yapılmıştır. Araştırmanın deney grupları ve kontrol gruplarının her biri 11'i kız ve 14'ü erkek olmak üzere toplam 25'er öğrenciden oluşmuştur. Deney grubundaki öğrencilerle 9 hafta süreli haftada bir oturum olmak üzere mesleki grup rehberliği yapılmıştır. Deney ve kontrol grubundaki öğrencilerin çıraklık eğitimine yönelik olumsuz görüşleri ön-test ve son-test aşamalarında Çıraklık Eğitimi Değerlendirme Formu-B ile (ÇEDF-B) ölçülmüştür. Bu araştırmada denenen mesleki grup rehberliği programı Çıraklık Eğitimi Değerlendirme Fromu-B ile ölçülebilen görüşleri içermektedir. Mesleki grup rehberliğinde bu mesleki görüş ve davranışlar kazandırılırken grup tartışması, bilgi ve ev ödevi verme teknikleri kullanılmıştır. Deneysel işlem sonrasında deney ve kontrol gruplarının ÇEDF-B'nin öntest-son-test puanları arasındaki farkın anlamlılığını ortaya koymak amacıyla ilişkisiz örneklemler için t testi kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda deney ve kontrol gruplarının ÇEDF-B'nin ön-test-son-test fark puan ortalamaları arasında, deney grubunun lehine olmak üzere, 0.01 düzeyinde anlamlı farklılık bulunmuştur. Bu bulgu, araştırmada denenen mesleki grup rehberliği yönteminin ilköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinin çıraklık eğitimine yönelik olumsuz görüşlerini düşürmede etkili olduğunu ortaya koymuştur. Bu araştırmanın bulgularına dayanarak geliştirilen mesleki grup rehberliği programının ilköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinin çıraklık eğitimine yönelik olumsuz görüşlerini düşürmeyi amaçlayan meslek rehberliği ve danışmanlığı hizmetlerinde okul psikolojik danışmanları tarafından uygulanabileceği önerilebilir. ## ABSTRACT The aims of this research are to determine the reasons of the 8th year students' to choose or not to choose aprenticeship education and their per cents and to observe the effect of vocational group guidance to 8th grade elementary students' ideas towards apprenticeship education. This research is a control group pre-test post-test experimental research. Research was conducted to students who were enrolled Konya Province Zeliha Lütfi Kulluk Elementary School. While research's experimental group was constituted of 11 female and 14 male students (total: 25 students), control group was constituted of 11 female and 14 male students (total: 25 students). Vocational group guidance was conducted to experimental group for 9 weeks once a week. The ideas of experimental and control group students towards apprenticeship education were measured by Apprenticeship Training Evaluation Form-B (ATEF-B) at pre-test post-test phases. In this research applied vocational group guidance program includes ideas and behaviours which can be measured by Appprenticeship Education Evaluation Form-B. Group discussion and homework techniques were used to gain vocational ideas and behaviours in vocational group guidance. After experimental procedure independent samples t test was used in order to make clear the significance difference between ATEF-B's pre-test post-test scores. After analysis there was a significant difference between experimental and control groups' ATEF-B pre-test post-test average scores at 0.01 level. Findings showed that vocational group guidance method had a positive effect against negative ideas to apprenticeship education. According to findings, vocational group guidance method is effective to change 8th year elementary school students' negative ideas towards apprenticeship education to positive manner. This program is compatible in order to be used in vocational guidance activities of 8th year elementary school students. ## ŞEKİLLER VE TABLOLAR | Şekil.1 Türk Milli Eğitim Sistemi | |------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------| | Şekil.2 Mesleki Eğitim Sistem | | Tablo 1.1.Türkiye Geneli Mesleki Eğitim Merkezlerine ait 2005–2006 Oğretim | | Yılı Verileri | | Tablo 2.1- Araştırmada Uygulanan Deneysel Desen | | Tablo 2.2- Ilköğretim sekizinci sınıf Oğrencilerinin Okullarına ve Cinsiyetlerine | | Göre Dağılımı | | Tablo 2.3- Mesleki Grup Rehberliği Uygulamasında Deney ve Kontrol Gruplarını | | Oluşturan Oğrencilerin Cinsiyetlerine Göre Dağılımı | | Tablo 2.4- Deney ve Kontrol Grubunu Oluşturan Oğrencilerin ÇEDF-B On-test | | Puanlarına göre, Aritmetik Ortalama, Standart Sapma ve t Değerleri 41 | | Tablo 3.1- İlköğretim Sekizinci Sınıf Oğrencilerinin Çıraklık Eğitimini Tercih | | Etme ve Etmeme Durumlarına Ilişkin Vermiş Oldukları Cevapların | | Cinsiyetlere Göre Dağılımı | | Tablo 3.2- Ilköğretim Sekizinci Sınıf Oğrencilerinin Çıraklık Eğitimine Gitmek | | Isteme Nedenlerine Ilişkin Yüzdelik Değerleri | | Tablo 3.3- Ilköğretim Sekizinci Sınıf Oğrencilerinin Çıraklık Eğitimine Gitmek | | Istememe Nedenlerine Ilişkin Yüzde Değerleri | | Tablo 3.4- ÇEDF-B On-test – Son-test Puanlarının Ortalama ve Standart Sapma | | Değerleri | | Tablo 3.5- ÇEDF-B Fark Puanlarının Ortalama ve Standart Sapmaları ile t Değeri | | //////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////// | ## ÖNSÖZ Eğitim süreci içinde rehberlik hizmetlerinden beklenen en önemli işlev, öğrencilerin yetenek, ilgi ve potansiyellerinin doğru belirlenip, eğitim sisteminin temel amaçları doğrultusunda, öğrencilerin ilgi, yetenek ve potansiyellerine uygun üst eğitim kurumlarına ve mesleki eğitim kurumlarına yönlendirilmesini sağlamaktır. Oğrencileri yaşama hazırlarken hedeflenen amaçlardan en önemlisi, kendilerini tanıyan, sahip oldukları potansiyellerine güvenen, olumlu ve olumsuz yönlerini birlikte kabul eden bireyler olmalarının yanı sıra, hayatlarını olumlu sürdürebilecekleri ve kendi potansiyellerini kullanabilecekleri bir meslek sahibi olmalarını sağlamaktır. Yetenekleri ve ilgileri doğru tespit edilemeyen ve yüksek beklentilere motive edilen öğrenciler yıllarının boşa harcanmasının yanı sıra niteliksiz bir iş gücü olarak topluma katılmaktadırlar. Bu araştırmada bir mesleki grup rehberliği programıyla ilköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinin çıraklık eğitimine yönelik olumsuz görüşlerini olumluya çevirmede etkili olup olmayacağı incelenmiştir. Araştırma sonucunda özellikle psikolojik danışma ve rehberlik alanına yönelik önemli bulgular ortaya çıkmıştır. Bu çalışmanın gerçekleşmesinde bilimsel öneri ve katkılarıyla beni yönlendiren, danışmanım Sayın Yrd. Doç. Dr. Nurten SARGIN'a teşekkür eder, saygılarımı sunarım. Çalışmalarım süresince eleştiri ve fikirleriyle bana rehberlik eden, değerli katkılarıyla beni yönlendiren saygıdeğer hocalarım Sayın Prof. Dr. Yıldız KUZGUN'a, Sayın Prof. Dr. Omer URE'ye, Sayın Doç. Dr. Feride BACANLI'ya, Sayın Doç. Dr. Ali Murat SUNBUL'e ve Sayın Yrd. Doç. Dr. Vicdan ALTINOK'a teşekkürlerimi sunarım. Araştırmanın gerçekleştirilmesi sürecinde doğrudan ya da dolaylı yardımlarını gördüğüm tüm sayın hocalarıma ve araştırmaya katılan öğrencilere teşekkür ederim. Çalışma boyunca desteğini esirgemeyen eşim Fahriye ve kızım Zeynep'e en içten sevgilerimi sunarım. ## Abdullah İŞİKLAR ## BÖLÜM I ## Giriş Çağımızın önemli bir niteliği haline gelen hızlı teknolojik gelişmeler, insan yaşamını derinden etkilemekte ve ortaya çıkan yeni gereksinimleri karşılamada mevcut toplumsal yapılanmalar yetersiz kalmaktadır. Bilimsel buluşlar teknoloji yoluyla üretim biçimini hemen etkilemekte, çalışma yaşamı da bu etkinin en hızlı ve yaygın hissedildiği bir alan olagelmektedir. Çağdaş insanın öğrenmesi gereken bilgi miktarı sürekli artmaktadır. Ulkemizde önceleri modernleşme olarak tanımlanan giderek sanayıleşme ve kalkınma olarak daha açık bir biçimde ifade edilen hedefin gerçekleştirilebilmesi ve ülkemizin gelişmiş ülkeler içerisinde yerini alabilmesi, gelişen teknolojiyi iş alanlarında uygulayabilen bilgili ve becerili insan gücünün yetiştirilmesine bağlıdır. Çünkü günümüzde iş yaşamı, vasıfsız işlerde çalışabilecek mesleksiz elemanlara değil, doğrudan üretim sürecine girebilecek, vasıflı elemana ihtiyaç duymaktadır. Günümüzde bilgi ve bilgili insan, ekonominin en önemli girdileri haline gelmiştir. Başka bir ifadeyle bilim, teknolojiye dayalı eğitimle sağlanan iyi yetişmiş insan kaynağı, artık başta gelen üretim faktörleri arasında sayılmaktadır. Bu üretim faktörlerinden faydalanarak yüksek kalite ve düzeyde üretim yapmak bir ülkenin gelişimi için esastır. Teknolojiden faydalanma, insan gücünün bu alanda iyi yetiştirilmesine bağlıdır. Bu nedenle eğitim ekonominin ihtiyaç duyduğu nitelikli insan gücünü yetiştirme çabası içindedir. Çünkü eğitim ile kalkınma arasında yakın bir ilişki vardır. Gelişmiş ülkeler, dünya platformundaki yerlerini sağlamlaştırmak, bilimsel ve teknolojik açıdan ilerlemek için birçok alanda olduğu gibi eğitim alanında da yenileşmeye gitmiştir. Ulkelerin kalkınmışlık düzeyini belirlemek için kullanılan ölçütler arasında önemli bir yeri olan teknoloji, kendisinden faydalanılması için beraberinde nitelikli insan gücünün yetiştirilmesini de zorunlu kılmış ve çağımızda yaşanan bilgi patlamasıyla birlikte bazı meslekler ortadan kalkarken, bazıları da sürekli eğitim almayı gerektirir hale gelmiştir. Artık başlangıçta öğrenildiği biçimiyle yaşam boyu değişmeden süren hiçbir meslek kalmamıştır. Bu nedenle, bireyleri yetiştirirken, onların çağdaş gelişmeleri yakından izleyip kendi yaşamlarında gerekli uyarlamaları yapabilmelerini kolaylaştıracak bilgi, tutum ve becerilerle donatılmaları gerekmektedir. Bu yeterliklerin başlıcaları uyum sağlama, iletişim kurma, doğru bilgiye ulaşma, karar verme, sorumluluk alma, yaratıcılık gösterme, işbirliği yapma, sorun çözme, karmaşık sistemleri algılama ve kendini geliştirmedir. Tüm çalışma alanları için geçerli olan bu yeterliklere sahip olmayan bireylerin bilgi toplumunun gereklerini yerine getirebilmeleri olanaklı değildir (Brennan ve diğ., 1993). Ingiltere, Kanada gibi gelişmiş ülkelere bakıldığında teknolojiyi üretebilecek ve kullanabilecek gerekli insan gücünün istenen nitelik ve nicelikte yetiştirilmesi kaygısıyla gerekli eğitim sistemleri oluşturdukları görülmektedir. Türkiye'de çocuklarını bir dünya yurttaşı olarak, onlarla birlikte çalışabilecek ve yarışabilecek bir biçimde eğitmek zorundadır. "Ne iş olsa yaparım" diyen insanların sayısını en aza indirmenin en etkili yolu bireysel özelliklerin, uyarıcı çevre olanaklarıyla, bedensel, zihinsel, duygusal ve toplumsal yönden gelişmesini sağlayacak düzenli, sistemli ve programlı bir mesleki ve teknik eğitim sisteminin uygulamaya konulmasıdır. Günümüzde, Türkiye'nin gündemindeki en önemli sorun işsizlik sorunudur. Her yıl, çalışma çağındaki nüfus yaklaşık bir milyon artmakta ve işgücü piyasasına 800 bin genç girmektedir. Devlet İstatistik Enstitüsü (DIE) verilerine göre 2000 yılı ikinci çeyreğinde 1 milyon 456 bin olan işsiz sayısı 2005 yılı ikinci çeyreğinde 2 milyon 294 bine ulaşmıştır. Genç nüfus arasındaki işsizlik oranı ise yüzde 17,6'dır. İstatistiklere yansıyan işsizlik rakamları bu kadar yüksek iken meslek kuruluşları ve işverenler çeşitli platformlarda, ağız birliği etmişçesine, işgücü eksikliğinden yakınmaktadırlar. Çalışmak isteyen ancak iş bulamayan çok sayıda işsizin yanı sıra belli nitelikte işgücü bekleyen açık işler söz konusudur (Erbesler, 1987). İşletmelerin, özellikle elektrik teknisyeni, tornacı, kaynakçı vb. yetiştiren endüstriyel okul mezunu nitelikli işgücünü bulmakta güçlük çektiği işveren temsilcilerince dile getirilmektedir. Bu noktada eğitim kurumlarına büyük görev düşmektedir. Eğitim kurumları işsizlik problemlerine gerekli hassasiyeti göstererek niteliksiz ve üretime katkıda bulunmayan nüfus oluşumuna engel olabilmelidir. Burada mesleki ve teknik eğitim nitelikli insan gücü yetiştirerek hem istihdam sorununa hem de sektörler arasındaki dengenin sağlanmasına katkıda bulunabilecektir (Kazu ve Demirli, 2002). Mesleki ve teknik eğitim esasında, eğitimin bilimsel, teknolojik ve uygulamalı yönlerini belirli bir bütünlük içinde ele alan ve belli bir mesleğin gerektirdiği yeteneklere ağırlık veren bir eğitimdir. Kavram olarak ise, bireysel ve toplumsal yaşam için zorunlu olan bir mesleğin gerektirdiği bilgi, beceri ve pratik uygulama yeteneklerini kazandırarak, bireyi zihinsel, duygusal, sosyal ve ekonomik, kişisel ve fiziksel yönleriyle geliştirme sürecidir. Bu eğitimin temel işlevi, bireyleri sosyal ve ekonomik yönden yararlı, bireysel yönden kazançlı meslek alanlarına hazırlamak ve başarılı olmalarını sağlamaktır (Alkan, 1999). Sanayileşmede en önemli unsurlardan biri bilgi, beceri ve iş alışkanlıklarına sahip, yüksek verimi gerçekleştirecek insan gücünün yetiştirilmesi olduğundan, sanayinin gelişmesinde bir alt yapı yatırımı olan meslekî ve teknik eğitime gerekli önemin verilmesi ve bu sistemin etkinliğinin artırılması önemli bir zorunluluktur. Mesleki ve teknik eğitim, geniş bir sınıflama içinde ele alındığında "çıraklık eğitimine dayalı", "okula dayalı" ve "hem okula hem işletmeye dayalı, ikili" sistem şeklinde düşünülmektedir (Şahinkesen, 1992). Ulkemizde de mesleki ve teknik eğitim, Cumhuriyet Döneminin başından beri önemsenen ve toplumsal yapının ve ekonominin amaçlanan hedeflerine paralel olarak ele alınan bir konu ola gelmiştir. Ozellikle Cumhuriyetin ilk dönemlerinde kırsal ve kentli nüfusun asgari bir eğitim alabilmesi sorunu, kuşkusuz öncelikli bir sorun olarak görülmüş ve bu sorunu çözmeye yönelik çalışmaların başarıyla sonuçlanması önceliğin mesleki ve teknik eğitime kaymasını sağlamıştır. Cumhuriyetin ilk dönemlerinde, mesleki ve teknik eğitim sistemi, sermayenin yetersiz olması nedeni ile yavaş ve devlet eliyle gerçekleştirilen sanayileşme politikasına uyacak bir biçimde kurulmuştur. Bu dönemde yapılan seçim, meslek eğitiminin bir okul eğitimi olarak tanımlanması ve kentlerde öncelikle erkekler için, ama gecikmeden kızlar için de meslek eğitimi okullarının kurulması olmuştur. Çıraklık, tamamen eğitim sisteminin dışında bırakılmış ve uzun yıllar boyunca görmezden gelinmiştir. Mesleki ve teknik eğitim için okul sistemi en pahalı sistemdir ve Türkiye gibi kaynaklarını tasarrufa ve etkinliğe önem vererek kullanmak için kritik seçimler yapmak zorunda olan bir ülke için uygun bir seçim değildir. Nitekim ülkemizde yapılan çeşitli araştırmalarda mesleki ve teknik eğitim okullarında yapılan eğitimin daha çok kuramsal olduğu ve araç-gereç gereksinmelerinin karşılanamadığından dolayı uyumlarının zaman aldığı ve uzun süre verim sağlanamadığı ileri sürülmektedir (DPT 1983; Düzenli 1986). Mesleki eğitimde okul sistemi hem kamuya bir yük getirmekte, hem işgücü piyasanın taleplerini karşılayamamakta, hem de mezunlarını (okulda yeterli beceri ve bilgileri edinemedikleri için) tehdit eden işsizlik karşısında çaresiz kalmaktadır. Genel ortaöğretime oranla maliyetleri daha yüksek olan mesleki ve teknik eğitim okulları hedeflerinin gerisinde kalınmasının yanı sıra, üzerinde durulması gereken bir diğer önemli sorun da, mezunlarının önemli bir bölümünün mesleğine uygun bir işte çalışmaması ya da işsiz olmasıdır (Adem, 1982, 1983). Meslek okulu mezunları çok daha pahalı bir ortaöğretim yaptıkları halde, meslek okulunda aldıkları eğitimi bütünüyle genel eğitim ile eşitlemektedirler (Akkutay, 1991) . Yani, mesleki ve teknik eğitim için kullanılmış kamu bütçesi, büyük ölçüde israf edilmiş olmaktadır. Bu durumun, ne kamu, ne özel sektör (iş dünyası), ne de sivil toplum ve bireyler yararına olduğunu söylemek mümkün değildir. Türkiye'de istenilen ölçüde başarıya ulaşılamamasına karşın, dünyada mesleki ve teknik eğitim okullarını temel alan modelin başarıyla uygulandığı ülkeler bulunmaktadır. Orneğin örgün ya da okul içi eğitim yoluyla çağ nüfusuna meslek eğitimi kazandırabilen ve eğitim için çok yüksek düzeyde kaynak ayırabilecek durumda olan Hollanda, İsveç gibi Kuzey Avrupa ülkeleri vardır (Baloğlu 1992). Bu nedenle, mesleki eğitimde seçilen modelin, eğitime ayrılabilecek kaynaklarla uyumlu olması önem taşımaktadır. Akkutay (1991)'e göre, teknisyen seviyesine kadar meslek elemanları çıraklık sistemiyle, teknisyen ve daha üst seviyedeki elemanlar ise okul sistemiyle yetiştirilmelidir. Çıraklık sistemiyle yapılmakta olan meslek eğitimi, okul sistemine göre yapılan meslek eğitiminden daha ucuza mal olmaktadır. Ekonomik yapıları çok güçlü olan bazı ülkelerin yetkilileri, meslek eğitimini öngören eğitimle (okul sistemiyle) yapacak kadar zengin olmadıklarını belirtmektedirler. Yurdumuzdaki vasıflı ara insan gücü açığının fazlalığı, düzenli çıraklık eğitimi (ikili eğitim sistemi) ile kalıfıye meslek elemanı yetiştirmeyi zorunlu kılmaktadır. Türkiye' de çıraklık eğitimi ulusal eğitim sistemi içindeki yerini ilk kez 1977 yılında çıkartılan 2089 sayılı yasayla almıştır. Bunun ardından, çıraklık, örgün ve yaygın eğitimi tek bir sistem içinde bütünleştirmek amacıyla 3308 sayılı Çıraklık ve Mesleki Eğitim Yasası çıkartılmıştır. 1986 yılında kabul edilen 3308 sayılı yasa ile mesleki ve teknik eğitim sistemi yeniden yapılandırılmaya çalışılmıştır. Yeni sistemde becerili işgücü yetiştirmede çıraklık eğitimine öncelik verilmektedir. Ancak, bu güne değin çıraklık eğitiminde beklenen gelişmelerin sağlanabildiğine yönelik önemli bir bulguyla karşılaşılmamaktadır. Çıraklık eğitimiyle ilgili çabaların en iyi sonucu, hiç kuşku yok ki, çıraklık eğitimin Türk Milli Eğitim sistemi içerisindeki yerini almasıdır. Çıraklık eğitim sisteminde, iş hayatının becerili insan gücü gereksinimini karşılamak amacı ile okul-işyeri ve sanayının ortaklaşa yetki ve sorumluluk aldıkları bir mesleki eğitim öngörülmektedir. Çıraklık eğitiminde, meslek becerisinin iş yerlerinde, meslek bilgisinin ise çıraklık eğitim merkezlerinde ya da iş yerlerinin bu amaçla açtığı eğitim ünitelerinde öğretilmesi esas alınmaktadır (Ekinci, 1990; Sezgin, 1990). 3308 sayılı yasa kapsamına giren 110 mesleki eğitim ve öğretim ve öğretim faaliyetlerinin yürütülmesinden Milli Eğitim Bakanlığı sorumludur. Çıraklık eğitimi, zorunlu temel eğitimi tamamlayıp bir işyerinde çalışan gençlerin belirli bir işi ve mesleği öğrenmelerini amaçlayan kuramsal ve pratik eğitimi içermektedir. Bu gençlerin en az 14 yaşında olmaları gerekir. 19 yaşından küçük olanlar, işçi ve işveren arasında bir çıraklık sözleşmesi yapılmadan işyerlerinde çalışamazlar (MEB, 2006). Çıraklık eğitiminde dört aşama vardır: Çırak adaylığı, çıraklık, kalfalık ve ustalık. Çırak adayları, temel eğitimini tamamlayan, ancak henüz 14 yaşından küçük kişilerdir. Çırak adayları ve çıraklar öğrenci statüsünde kişilerdir ve öğrencilere tanınan bütün haklardan yararlanırlar. Aday çırak ve çırak öğrenciler, iş saatleri içinde mesleğin özelliklerine göre haftada 8 saatten az olmamak üzere 10 saate kadar teorik genel ve mesleki eğitim görmektedirler. Aday çırak öğrenciler teorik eğitimlerini çıraklık eğitim merkezlerinde (CEM) ya da işletmelerce temin edilen eğitim yerlerinde görmekte; pratik eğitimlerini ise işyerlerinde yapmaktadırlar. Çıraklık dönemini teorik eğitim programlarının yaklaşık % 30 "u genel bilgi dersleri % 70 "i ise meslek bilgisi derslerinden oluşmaktadır. Kamuya yükü yok denecek düzeyde olduğu ve özellikle yoksul kesimlerin yaşam stratejilerine uygun düştüğü halde piyasanın işgücü talebine tam uyum gösteren çıraklık eğitiminde mevcut durum hiç de iç açıcı değildir. 2005-2006 öğretim yılında 300 çıraklık eğitim merkezine kayıtlı 183200'ü aday olmak üzere 120.026 çırak eğitim görmektedir (MEB, 2006). Kuşkusuz bu sayı çıraklık yasasına göre eğitim görmesi gereken birey sayısının çok gerisindedir. Gerek çıraklık eğitiminin, gerekse örgün mesleki ve teknik eğitim sisteminin işlevini yerine getirmesini engelleyen temel faktörlerden biri mesleki rehberlik ve danışmanlık hizmetlerinin yetersizliğidir. 3308 sayılı Kanunda, çırak adaylarının ilgi, istek, yetenek ve yeterlilikleri ölçüsünde ve doğrultusunda başarılı olabilecekleri en uygun mesleği seçmelerine yardımcı olmayı amaçlayan bu hizmetlere ilişkin herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Çırak öğrenci olmak için izlenen süreç de böyle bir desteğe imkân vermemektedir. Çünkü genç önce çalışacağı işyerini bulmakta, daha sonra sözleşme imzalayarak çırak öğrenci statüsünü kazanmaktadır. Bunun sonucu olarak da çıraklık eğitim merkezine devam etmesi hedeflenen öğrenci sayısının çok gerisinde bir sayıda öğrencinin çıraklık eğitime devam etmesi söz konusu olmaktadır. Oğrencilerin bu eğitime başlamadan, en üst düzeyde başarılı olabilecekleri kendilerine en uygun mesleği seçmeleri gerekmektedir. Bu konuda öğrenciye gerekli mesleki yönlendirmeyi yapma görevi ilköğretim kurumlarına ve bu kurumlarda görev yapan psikolojik danışmanlara düşmektedir. Kuzgun (2000)'a göre ilköğretimin sekizinci sınıfta öğrenciler akademik eğitime veya mesleki eğitime ya da eğitime devam etmeyip çalışma yaşamına girme tercihi yapma durumundadırlar. Bu nedenle ilköğretimdeki rehberlik hizmetleri önemli kararların alındığı kritik bir döneme rastlamaktadır. Oğrencilerin, ilköğretimde eğilimleri belirlenip yetenekleri doğrultusunda yönlendirilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu öğrencilerin önündeki belirsizliği kaldırmak ve insan kaynaklarının verimli bir şekilde kullanılmasını sağlayacaktır. Bu tür bir yönlendirme çocukların üzerinde oluşabilecek meslek sahibi olma baskısını da azaltacak ve eğitimdeki verimliliğin artmasını sağlayacaktır. Oğrencilerin yönlendirilmesi, Millî Eğitim Temel Kanunu'nun hem amaç hem de ilkeler kısmında belirtilmiştir. Amaç kısmında: "İlgi, istidat ve kabiliyetlerini geliştirmek için gerekli bilgi, beceri ve davranışlar ve birlikte iş görme alışkanlığı kazandırmak suretiyle hayata hazırlamak ve onların, kendilerini mutlu kılacak ve toplumun mutluluğuna katkıda bulunacak bir meslek sahibi olmalarını sağlamak", ilkeler kısmında ise: "Fertler eğitimleri süresince ilgi, istidat ve kabiliyetleri doğrultusunda çeşitli programlara veya okullara yöneltilerek yetiştirilirler." ibaresi bulunmaktadır (MEB, 1973). Türkiye'de ilköğretimde yönlendirme çalışmaları bilimsel anlamda ilk kez 2003 yılında İlköğretimde Yönergesi'yle başlamıştır. Yönerge, yöneltmenin amaçlarını, ilkelerini, usul ve esaslarını net bir şekilde ortaya koymaktadır. Hatta uygulanan testler ile öğrencinin ilgi, istek, yetenek ve kişilik özelliklerini tespit edecek testler detaylı bir şekilde hazırlandığı görülmektedir. Yöneltmenin en belirgin ilkesi; "yöneltme, zorlayıcı değil, kişinin kararının doğru ve gerçekçi olması yönünde yol göstericidir. Oğrenci kendi geleceğini planlama ve geleceğine yönelik karar verme hakkına sahiptir, aldığı kararların sorumluluğunu taşır ifadesi ile açıklanmaktadır (MEB, 2003). Ancak eğitimdeki mevcut uygulamalar gözden geçirildiğinde, özellikle ilköğretimdeki yönlendirme hizmetlerinin gereği gibi yapılmadığı faktörü dikkati çekmektedir. Ulkemizde çıraklık eğitimi ve mesleki ve teknik eğitim sisteminin işlevini yerine getirmesini engelleyen önemli faktörlerden bir diğeri ise çocukların ve ailelerin çıraklık ve mesleki eğitime yönelik yanlış tutum ve değer yargılarına sahip olmalarıdır. Kuzgun (2006)'a göre bu yanlış inançların başında iyi bir meslek yüksek öğrenim görmekle elde edinilir inancı gelmektedir. Türk insanı eğitime büyük önem vermektedir. Eğitime verilen bu önemin nedeni ise bilgi ve kültür edinmekten çok bir diploma sahibi olma ve bu yolla garantılı bir meslek sahibi olma anlayışıdır. Bunun sonucu olarak da gençlerin büyük çoğunluğu tercihlerini mesleki eğitimden daha çok genel eğitimden ve yüksek öğrenimden yana yapmaktadırlar. Diğer yandan meslek liselerinin üniversiteye giriş şartlarının ağırlaştırılması sonucunda meslekî eğitimden uzaklaşma daha belirgin olarak yaşanmaktadır. Bu uzaklaşma içerisinde olan gençlerin çoğu vasıfsız işçi olarak çalışmak zorunda kalmaktadırlar. Üniversiteye giremeyen gençlerin hiçbir vasıf sahibi olmaksızın çalışmaya başlaması üretimin hem hacmini hem de kalitesini düşürmektedir. Bu durum ulusal sanayımızın dünya ülkeleri sanayileri ile rekabet şansı açısından da olumsuz sonuçlar doğurmaktadır (Tisk, 1997). Eğitim kurumlarında görev yapan psikolojik danışmanların görevlerinin en önemlisi, öğrencilerin çıraklık ve mesleki eğitime yönelik olası yanlış görüş ve ön yargılarının düzeltilmesine, kendilerine uygun iş ve mesleklere yönelmelerine yardımcı olmaktır. Ozellikle ilköğretim yılları, bireylerin olası yanlış görüş ve değer yargılarının düzeltilmesinde çok önemlidir. Çünkü bu yıllar, çocukların kişilik gelişimi açısından kritik bir dönemi oluşturur. Kişinin kendine olan güveni, kendini kabul, benlik tasarımı, içsel denetiminin gelişmesi gibi kişilik boyutları bu dönemde gelişir. Çocukluk döneminde oluşan görüşler, tutumlar, değerler ve algılar eğitsel ve mesleki gelişim açısından da çok önemlidir. Oğrenciler temel eğitimin ikinci yarısında sağlıklı bir yönlendirme sürecinden geçmelidirler. Ancak bu yöneltme, öğrenciye belli bir alanı ya da mesleği empoze etmek biçiminde değil, öğrencinin gizil güçleriyle çalışma yaşamının gerekleri arasında bir eşleme yapmaya dönük olmalıdır. Dolayısıyla, özellikle temel eğitimin ikinci yarısında çocuklara meslekler hakkında kapsamlı bir bilgilendirme yapılmalıdır. Bu bilgilendirme, kısa bir seminer ya da konferans biçiminde olmamalı ve ders kapsamında yıl boyu süren öğrenme etkinlikleri olarak düzenlenmelidir. Bölüm ya da meslek alanı seçerken, öğrenci adına öğretmen ya da anne-babanın değil, öğrencinin kendisinin karar vermesi ve bu kararın da bilgilendirmeye dayalı bir karar olması gerekir Kuzgun (2006)'a göre çırak olarak meslek öğrenmekte olan gençlerin önemli bir kısmı 3308 sayılı yasa kapsamında olmadığı için merkezlerinde teorik eğitim alamamakta ve yasanın verdiği haklardan yararlanamamaktadırlar. Bu nedenle ilköğretim okulu son sınıf öğrencilerine İş Kurumu meslek danışmanları ile okul yöneticilerinin ve varsa psikolojik danışmanlarının işbirliği yaparak çıraklık eğitimini tanıtıcı programlar düzenlemesi çok önemli bir hizmet olacaktır. Bu durumda, ilköğretim düzeyindeki öğrencilerin çıraklık eğitimine yönelik olumsuz görüşlerinin belirlenip ölçülmesi ve mesleki grup rehberliğinin bu öğrencilerin çıraklık eğitimine yönelik olumsuz görüşlerinin olumluya dönüştürmede etkili olup olmadığının incelenmesi araştırmanın problemini oluşturmuştur. ## Araştırmanın Amacı Bu araştırmanın üç amacı vardır. Birincisi ilköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinin çıraklık eğitimini tercih etme yüzdelik değerlerini belirlemek. lkincisi ilköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinden çıraklık eğitimini tercih etme ve etmeme nedenlerini belirlemek ve üçüncüsü ise, ilköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinin çıraklık eğitimine ilişkin olumsuz görüş düzeylerini düşürmede mesleki grup rehberliği programının etkili olup olmadığını incelemektir. Bu amaçlara ulaşabilmek için aşağıdaki sorulara cevap aranacak ve bir denence sınanacaktır. - 1. İlköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinin çıraklık eğitimini tercih etme ve etmeme değerleri nasıldır? - 2. İlköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinin çıraklık eğitimini tercih etme ve etmeme nedenleri nelerdir? ## Araştırmanın Denencesi 1. İlköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinin olumsuz görüş düzeylerini düşürmede mesleki grup rehberliği programı etkilidir. ## Araştırmanın Önemi Yurt dışında çıraklık eğitimi ile ilgili pek çok farklı konuda çalışma yapılmıştır. Yurt dışında yapılan bu çalışmalar daha çok mesleki eğitim merkezlerinin niteliklerini arttırmaya yöneliktir (Madsen, 1999; Dockery ve diğ, 1997; CLBC, 2002; Hassed ve John, 2003; Kilpatrick ve diğ. 2004; Saunders, 2001, Cannin ve Lang, 2004; Morley, 1986; Scharfenberg, 2000; Retzer, 1998 Viswanathan, 2002; Sweet ve Gallagher, 1997; Ball ve Freeland, 2001). Yurt dışında yapılan bu çalışmalarda ilköğretim öğrencilerinin mesleki eğitime yönlendirilmesiyle doğrudan ilgili olabilecek bir araştırma bulunamamıştır. Ulkemizde de çıraklık eğitimiyle ilgili pek çok çalışma olmasına rağmen mevcut çalışmalar çıraklık eğitiminin yapısal özellikleri üzerine toplanmaktadır (Gürer ve ark. 2005; Abay, 2002; Mangır ve ark. 1993; Aral ve Köksal, 1994; Arslan, 1995; Köksal, 1992; Ozyılmaz, 2006). Ülkemizde mesleki eğitim merkezlerini ilköğretim okullarında tanıtacak, öğrencilerin gelecekteki eğitim yaşantılarında bu okulları da alternatif olarak gösterebilecek herhangi bir çalışma yapılmamıştır. İlköğretim yöneltme yönergesinde (MEB, 2003) ilköğretimin amaçlarından birisinin öğrencilerinin ilgi alanlarının, yetenek düzeylerinin, kişilik özelliklerinin ön plana çıkartılarak öğrencilerin mesleklerin özelliklerini tanıyarak, gelecekteki hayatında seçeceği okulu, seçeceği mesleği daha bilinçli ve bilgi sahibi olarak yapmasını istemektedir. Ancak Milli Eğitim Bakanlığı (MEB, 2006) tarafından yenilenen rehberlik yıllık çalışma planında, yapılacak olan etkinliklerde ve elde edilecek kazanımlarda mesleki eğitim merkezlerinden bahsedilmemektedir. Ayrıca ilköğretim rehberlik programının muhtevasında mesleki rehberlikle ilgili çalışmalar olmasına rağmen, çıraklık eğitim merkezleri hakkında bireylerin bilgi sahibi olacakları çalışmalar bulunmamaktadır. Bu açıdan da bakıldığı zaman Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yayınlanan Rehberlik Hizmetleri Yönetmeliğinde mesleki rehberlik ile ilgili çalışmalarda mesleki eğitim merkezlerine yer verilmemesi (MEB, 2001) ve yine 2006-2007 eğitim-öğretim yılında Milli Eğitim Bakanlığı (MEB, 2006) tarafından çıkarılan ilköğretim rehberlik çalışma çerçeve planına dahil edilmemesi, mesleki eğitim merkezlerine ilköğretim okullarının rehberlik servislerinde yeteri kadar önem verilmeyeceğinin bir göstergesidir. Okullarda çalışan psikolojik danışmanların görevi, bireylerin olası yanlış görüş, tutum ve değer yargılarının düzeltilmesine, kendilerine uygun iş ve mesleklere yönelmelerine yardımcı olmaktır (Sargın, 2003). Ozellikle ilköğretim yılları, bireylerin olası yanlış tutum ve değer yargılarının düzeltilmesinde çok önemlidir (Ozgüven, 2003). Çünkü bu yıllar, çocukların kişilik gelişimi açısından kritik bir dönemi oluşturur. Çocukluk döneminde oluşan tutumlar, değerler, algılar ve görüşler eğitsel ve mesleki gelişim açısından da çok önemlidir. Bu nedenle ilköğretim kademesindeki öğrencilerin meslek yaşamına ilişkin doğru görüşler benimsemelerini sağlamak açısından onlara yönelik verilecek grup rehberliği programları önem arz etmektedir. Ulkemizdeki ilköğretim kurumlarındaki rehberlik anlayışı ve rehberlik ile ilgili yönetmelik, program ve etkinliklere bakıldığı zaman, mesleki eğitim kurumlarının göz önüne alınmadığı ve bu alanda eğitim alabilecek öğrencilere seçenek olarak sunulmadığı görülmektedir. Bu araştırmanın alandaki bu eksikliği bir ölçüde gidereceği umulmaktadır. Ayrıca, bu araştırma sonunda elde edilen bulguların, mesleki rehberlik hizmetlerini yürütürken rehber öğretmenlere çıraklık eğitimine yönelik öğrencilerin ## İlgili Yayınlar Bu bölümde çıraklık eğitimin genel eğitim sistemi içerisindeki yapılanması ve çıraklık eğitimle ilgili yapılmış araştırmalara yer verilmiştir. ## Türk Milli Eğitim Sisteminin Yapısı ve Çıraklık Eğitimi Toplumsal kalkınmayı gerçekleştirebilecek nitelikli insan gücünün yetiştirilmesi büyük ölçüde eğtim sisteminin görevidir. Eğitim sistemi bu görevini yerine getirirken, öğrencileri üretken birer yurttaş olarak görür ve onları toplum yaşamına, meslekler dünyasına ya da ileri eğitime hazırlar. Bu görevlerin her biri, eğitim sisteminin değişik aşamalarında gerçekleşir (Şimşek, 1999). 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu'nda Türk Milli Eğitiminin amacı; bireyleri, Türk ulusunun değerlerini benimsemiş, ülkesine karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış haline getirmiş, bilgi üreten, üretilen bilgi ve teknolojiyi kullanabilen, insan haklarına saygılı demokratik yurttaşlar olarak yetiştir şeklinde ifade edilmiştir. Ayrıca bireyleri geleceğe hazırlamak, kendilerinin ve toplumun mutluluğuna katkıda bulunacak bir meslek sahibi olmalarını sağlamak Türk Milli Eğitim Sisteminin başlıca amaçları arasında yer almaktadır. Türk Milli Eğitim Sistemi, 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu'ndaki amaçları gerçekleştirme ve ülkenin ihtiyacı olan nitelikli insan gücünü yetiştirmek üzere aynı kanunu temele alan bir sistem yapısı içinde örgütlenmesini tamamlamıştır. Eğitim sistemi aynı zamanda; uygulamada, eğitimin her kademesi için geçerli olmak üzere toplumun kendi iç dinamik, gereksinim ve yönlendirmelerinden soyutlanmış; devletsiyaset-bürokrasi üçlüsünce düzenlenip yürütülen ve bunların geçirdiği değişimin etkisiyle yön ve söylemini gelişmelere göre değiştiren (DPT, 2000) bir anlayışa göre yapılandırılmış bir sistemdir. Türk Milli Eğitim Sisteminin mevcut yapısı şekil.1'de verilmiştir. Şekil 1. görüldüğü gibi Türk Milli Eğitim Sisteminde en üst düzey yapılanmalardan birisini de Mesleki Eğitim Kurulu oluşturmaktadır. Milli Eğitim Bakanlığı'nın mesleki eğitime önemli bir işlev olarak görmesinden dolayıdır. Türk Milli Eğitim Sistemi yapı olarak; Orgün Eğitim ve Yaygın Eğitim olmak üzere iki ana bölümden meydana gelmektedir. Orgün Eğitim: Orgün eğitim, kişilerin yaşama atılmadan diğer bir değişle iş ve meslek kollarında çalışmaya başlamadan önce okul ya da okul niteliği taşıyan kurumlarda yetişmelerini sağlamak amacıyla belli yasalara göre düzenlenen eğitimdir. Orgün eğitim, okul öncesi eğitimden başlayıp üniversitenin sonuna kadar yapılan eğitim süresini kapsamaktadır. Bu eğitim, belirli yıllara, sömestirlere ayrılmakta ve bu dönemleri başarıyla bitiren öğrencilere bir diploma ya da akademik bir derecede verilmektedir. Orgün eğitim kurumları, okul öncesi, ilköğretim, ortaöğretim ve yükseköğretim kurumlarından oluşmaktadır. Okul öncesi kurumlar içinde kreşler, anaokulları, ilköğretim okulları, orta öğretim kurumları içinde de genel, mesleki ve teknik liseler, yükseköğretim kurumları içinde de üniversitelere bağlı fakülte, enstitü ve yüksek okullar yer almaktadır (Demirel ve Kaya, 2003). Yaygın Eğitim: Yaygın eğitim, toplumun ihtiyaçlarına, fertlerin ilgi ve isteklerine ve hizmet anlayışlarına göre farklı yönlerden dinamik hale getirmek amacıyla onlara belli programlar halinde sunulan bir eğitim faaliyetidir. Yaygın eğitimin başlıca özellikleri şunlardır: - Yaygın eğitimin yapısı örgün eğitim gibi hiyerarşik değildir. İhtiyaç olan alanlarda düzenlenir. - · Zaman ve yaş sınırlaması yoktur. - · Yaygın eğitim kurumlarında görev yapan eğitimciler, mesleki ve teknik eğitim alanında uzman kişilerden oluşmaktadır. - · Toplumun tüm üyelerine açıktır. - · Orgün eğitim sisteminin dışındaki tüm eğitsel faaliyetleri düzenler vb.(BYGEM, 2006; MEB, 2005). ## Yaygın Eğitim Sürecinde Çıraklık Eğitimi "Orgün eğitim faaliyetleri dışında kalmış bireylere meslek edindirmek ve onların toplumun ihtiyacı olan faydalı fertler haline getirebilmek için örgün eğitim faaliyetleri dışında verilen mesleki eğitim çalışmalarıdır. Ülkemizde 3308 sayılı kanunla çıraklık eğitimi Milli Eğitim Sistemi içerisine aktif ve önemli bir parçası haline getirilmiştır (MEB, 1992). ## Mesleki Eğitim Sisteminin Bazı Özellikleri: Katılımcı Yönetim Yapısı: Ülke genelinde mesleki eğitimin planlanması geliştirilmesi ve değerlendirilmesi konusunda tavsiye kararları almak ve görüş bildirmek üzere, bütün ilgili kurum ve kuruluşların üst düzeyde temsilcilerinden bir kurul kurulması öngörülmüştür. Bu kurula "Mesleki Eğitim Kurulu" adı verilmiştir (MEB, 1992). ## Kurul Üyeleri: - · MEB ilgili Genel Müdür, - · Maliye Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı, - · Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı, - · Çalışması ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı, - · Devlet Planlama Teşkilatı Sosyal Planlama Başkanı, - · Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu Temsilcisi, - Türkiye Ticaret, Sanayi ve Deniz Ticaret Odaları ve Ticaret Borsaları Birliği Temsilcileri, - · En çok işvereni temsil eden İşveren Sendikaları Konfederasyonu Temsilcisi, - · En çok işçiyi temsil eden İşçi Sendikaları Konfederasyonu Temsilcisi, - · Yüksek Oğretim Kurulu Temsilcisi. Yukarıdaki makro örgütleme ve planlama faaliyetleri dışında iller düzeyinde bölgesel "Il Mesleki Eğitim Kurulu" oluşturulmaktadır (MEB, 1992). # Uygulama Kapsamının Belirlenmesi: Mesleki eğitimi uygulamalarının belirlenmesinde, ildeki sanayıleşme durumu, çırak potansiyeli, alt yapı durumu ile ilgili kurum ve esnafın hazır oluşu göz önünde bulundurulacaktır (MEB, 1992). ## Araştırma-Geliştirme Çalışmaları: Mesleki ve Teknik Eğitim konularında bakanlıkça ihtiyaç duyulan planlama, araştırma, geliştirme ve üretim hizmetlerini yapmak ve yaptırmak amacıyla bir araştırma geliştirme merkezi kurulmuştur (MEB, 1992). #### Denklik: Bu hüküm gereğince aday çırak, çırak, kalfa ve ustaların eğitimleri sırasında kazandıkları bilgi ve beceriler meslek liselerine geçişte değerlendirilmektedir (MEB, 1992). #### Kazanılmış Hakların Korunması: Kanun, çıraklık eğitimi uygulama kapsamına alınan iş ve meslek dallarında kapsamına alınış tarihinde çalışmakta olanların kazanılmış haklarını saklı tutmuştur (MEB, 1992). ## Teşvik Edici Tedbirler: Kanun mesleki eğitimin kamuoyu tarafından benimsenmesi ve daha etkili bir şekilde uygulanmasını temin amacıyla çırak ve işverenlere bir takım haklar vermiştir (MEB, 1992). # Mesleki Eğitimin Tanımı, Önemi, Tarihi Gelişimi ve Uygulama Alanları: Çıraklık Eğitimi: Oz olarak çırak, kalfa ve ustaların meslek edindikleri eğitim kurumlarıdır. Ayrıca sosyal hayat içerisinde hizmet veren ara işgücüne gerekli hizmet içi eğitim veren kurumdur (MEB, 1992: MEB, 2006). Çıraklık Eğitiminin Önemi, Amacı ve Gereği: Hızla kalkınan ve sanayileşen ülkemizde eğitim kalkınmanın en etkili ve temel araçlarından birisi olarak kabul edilmiştir. Sanayileşmede en önemli unsurlardan biride bilgi beceri ve iş alışkanlıklarına sahip yüksek verimi gerçekleştirecek insan gücünün yetiştirilmesidir. Bu sebeple sanayinin gelişmesinde bir alt yapı yatırımı olan mesleki ve teknik eğitime gerekli önemin verilmesi ve bu sistemin etkinliğinin arttırılması zorunlu bulunmaktadır (MEB, 1992). Çıraklık sistemi ile yapılan meslek eğitimi okul sistemine göre yapılan meslek eğitimden daha ucuza mal olmaktadır (Akkutay, 1991). Ulkemizde vasıflı ara insan gücü açığının fazlalığı düzenli çıraklık eğitim sistemi ile kalifiye meslek elemanı yetiştirmeyi zorunlu kılmaktadır. Yukarıda bahsedilen vasıflı ara insan gücü açığının fazlalığı; hiçbir mesleki eğitim görmeden iş hayatına atılan gençlerimizin, çıraklık eğitim sistemi ile yetiştirilerek becerili iş gücü haline getirilmeleri sayesinde azaltılabilir (MEB, 1992; MEB, 2005). ## Çıraklık Eğitiminin Tarihi Gelişimi ## Çıraklığın Dünya Tarihindeki Yeri: Çıraklık eğitiminin dünya ülkelerindeki tarihi uygulamaları ülkemizdeki tarihi uygulamalarından oldukça farklılıklar göstermektedir. Çıraklık eğitiminin dünyadaki tarihi gelişi incelendiğinde, resmi olarak ilk kez Amerika'nın keşfinden 2 yüzyıl. sonra dile getirilmiştir. Çıraklık kavramı 1640 yılında yapılan bir sözleşmede tanımlanmıştır. Bu sözleşmede New England yakınlarındaki bir işletmede işe alınanların iş tanımları çıraklık olarak belirlenmiştir (www.lni.wa.gov, 2006). O günlerde yapılan sözleşmeler modern çıraklık anlaşmalarının ilk halleridir. Günümüzde bir çırağın durumu yukarıda anlatılan çıraklık sözleşmelerindeki çıraklarınki gibi değildir. Çıraklar bu eski sözleşmelerde belirtildiği gibi hem ruhen hem de bedenen işverenlerine ait değildirler. Ayrıca işverenleriyle birlikte çok az bir yiyecek ve çok az bir para karşılığında yaşamamaktadırlar (www.lni.wa.gov, 2006). Günümüzde çıraklar üretim gücünün bir parçasıdırlar. Düzenli maaşları olur düzenli çalışma saatlerine sahiptirler. Fakat 1640'larda durum tamamen farklıydı. Hiçbir sosyal hakları olmadan çok az paraya yada hiç para almadan çalıştırılırlardı. Çıraklık sözleşmeleri iş süreçlerine göre tanımlanmazdı ve çıraklıklarının sonunda günümüzdeki çıraklar gibi herhangi bir sertifika almazlardı (www.lni.wa.gov, 2006). Zamanda daha da geriye gidecek olursak; dört bin yıl önce Babil'de Hamurabi kanunlarında ustaların zanaatlarını yanlarında çalıştırdıkları çıraklara öğretmek zorunda olduklarından bahsetmektedir. Ek olarak Mısır, Yunan ve Roma kayıtlarında da benzer yorumlara rastlanmaktadır. O zamanlarda ustalarının yanında belirli yılları geçiren çıraklar ustalıklarını aldığı zaman toplumda çok saygın bir pozisyona gelirlerdi. Orneğin İngiltere'de yüzyıllar önce bir çırağın usta olduktan sonra prestijini arttığını gösteren bulgulara rastlanmaktadır. Modern zamanlara dönülecek olursa Amerika'ya ilk yerleşildiğinde Avrupa'dan Amerika'ya göç eden zanaatkârlar usta-çırak ilişkilerini düzenleyen sözleşme alışkanlıklarını da birlikte getirmişlerdir. Bu sözleşmeler içeriklerini İngiliz pratiklerinden çıraklık formları olarak almışlardır. Bu tür sözleşmeler çıraklara ustalarıyla yaptıkları anlaşma sonucunda verilmiştir. Günümüzde çıraklar eğitimlerine 14 yaşlarında başlarlar. Ayrıca çıraklık sözleşmesi işverenle birlikte imzalanır eğer çırağın yaşı küçükse velinin imzası gerekmektedir. Fakat durum 1640'larda tamamen farklıydı. Çıraklık daha küçük yaşlarda başlanır ve sözleşme tek taraflı olarak imzalanırdı. New England kolonisinde ailesi tarafından geçimleri sağlanamayan 10 yaşından küçükler kendilerine ticaret öğreten ustalara çırak olarak verilirlerdi. Bu uygulama "fakir kanunları" isimli kanunla resmileştirilmişti (www.lni.wa.gov, 2006). Ingiltere'de çırakların çıraklık sürecini tamamlamak için bir sınavdan geçmeleri gerekmekteydi. Bu sınavın geçerliliği için bir grup ustanın veya lonca teşkilatından bir grubun onayı gerekmekteydi. Orneğin tekstil sektöründe çıraklar belgelerini almak için çok sayıda ürün yapmak zorundaydılar. Ayakkabıcı çırakları ise çeşitli sayıda ve ebatta ayakkabı yaptıklarında belge alabiliyorlardı (www.lni.wa.gov, 2006). ## Selçuklu Döneminde Çıraklık Eğitimi: Selçuklular devrinde yetişmiş olan Ahi Evren (1171- 1261), güçlü bir ilim ve fikir adamıdır. Ahi Evren'in teşkilatçı düşüncelerinin devlet tarafından himaye edilmesi, Ahi teşkilatının kurulmasına vesile olmuştur. Ahi Evren, "Sultanlara Oğüt" adlı kitabında, "Allah insanları yemek, içmek, evlenmek, meslek edinmek gibi çok şeylere muhtaç olarak yaratmıştır. Hiç kimse kendi başına bu ihtiyaçları karşılayamaz. Durum böyle olunca demircilik, marangozluk gibi çeşitli meslekleri yürütmek için çok insan gerekli olduğu gibi demircilik, marangozluk ve diğer bütün meslekler ve sanatlar da bir takım alet ve edevatla yapılabileceği için, bu alet ve edevatı tedarik için de ayrıca çok sayıda insana ihtiyaç vardır. Bu bakımdan insan toplum için gerekli olan bütün sanat kollarının yaşatılması ve bu işe yeterli miktarda insanı yönlendirmek lüzumludur." Şeklinde devrin sultanına öğüt vermiştir (Bayram, 1986; Akt. Arslan, 1995). Bu ifadelere göre Ahi Evren, toplumun mutluluk ve refahı için bütün sanat kollarını gerekli olduğunu savunmuştur. Ahi Evren, bütün sanat kollarının toplumda yaşaması ve her sanat kolunun teşvik ve himaye edilmesi gerektiğini belirtmekle de yetinmemiş, bütün sanat erbabının belli bir yere toplanmaları ve orada sanatlarını icra etmelerini yanı eş kooperatifleşmelerini öğütlemiştir (Bayram, 1986; Akt. Arslan, 1995; MEB, 2005). ## Osmanlı Döneminde Çıraklık Eğitimi: Ahı birlikleri görevlerini Osmanlı Devleti zamanında da devam ettirmiş ve son dönemlerde Lonca biçiminde örgütlenerek aynı fonksiyonlarını sürdürmüştür. Loncalar dini, iktisadi ve eğitsel bir nitelik arz eden kuruluşlardı. Bu kuruluşlar bazı iktisadi ve toplumsal sorunların kendi içinde çözüyor, esnaf ve zanaatkârları sıkı bir disiplinin altında tutuyordu. Loncalar, iş ve ticaret ahlakını koruyor, usta işçi yetiştiriyor, işçiyi himaye ediyor ve iş sahibi yapıyordu. Ayrıca üretime standart ve kalite getiriyor, haksız kazancı önlüyor, ürünü değerlendiriyor ve mevcut değerini koruyordu (Akar, 2006). ## Cumhuriyet Döneminde Çıraklık Eğitimi: Kökü Orta Asya'ya kadar dayanan ahilik Osmanlı Devletinin kuruluş döneminde yaygınlaşan Türklere has özelliklere sahip bir esnatkâr teşkilatıdır. Bu teşkilat Cumhuriyet döneminde de ara insan gücünün yetiştirilmesinde bir kaynak olma özelliğini korumuştur. Ulkelerin kalkınmasındaki en önemli faktörler tabi kaynaklar, emek, sermaye ve girişimciliktir. Yüksek verim gerçekleştirmenin en etkili yolu iyi eğitilmiş iş gücünden geçmektedir. Böylece Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulduğu yıllarda karşılaşılan en önemli problemlerden biri yetişmiş becerili insan gücünün yetersizliği olmuştur. Bu problemin çözümü için Ülu Onder Atatürk özel ilgi göstermiş ve ilgilileri uyarmıştır. Buna bağlı olarak 1920'li yıllarda mesleki ve teknik eğitiminin temel kavram, politika ve ilkelerin oluşturulduğu ülkemizde becerili insan gücünün yetiştirilmesi konusunda önemli çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışmalardan bazıları 1923 yılında toplanan İzmir İktisat Kongresinde çırak okullarının açılması teklifi, 1925 yılında yurt dışı kaynaklı çıraklık eğitimi ile ilgili olan bir raporun hazırlanması ve 1942 yılında devlet demiryolları işletmesinin Eskişehir'de ilk çıraklık okulunu açması söylenebilir (MEB, 1992). Türkiye Cumhuriyetin ilk döneminde orta ve büyük sanayinin kuruluşu sermaye birikimi ve küçük sanatkârların büyümesi yoluyla değil büyük ölçüde devlet desteği ile ortaya çıktığında çıraklık eğitimi geleneklerinin yeni ve büyük fırmalara geçmesi mümkün olmamıştır. Bu yüzden insan gücünün nitelik ve nicelik yapısı tam zamanlı okul sistemine dayalı bir meslek ve teknik eğitim sisteminin kurulmasını zorunlu kılmıştır. Buna bağlı olarak sanayi ve işyerlerinde çıraklık eğitimi düzenleyecek bir kanunun çıkartılmasıyla ilgili teşebbüslere 1960 yıllarında başlanmıştır (MEB, 1992). Ulkemizin planlı kalkınma dönemine girdiği 1963 yılından itibaren kalkınma planlarında sanayileşmeye öncelik verilmiş ve sanayinin ihtiyaç duyduğu mesleki ve teknik insan gücünün yetiştirilmesi gereği üzerinde durulmuştur. 1963 yılından itibaren yapılan bu çalışmalar nihayetinde 05.07.1977 tarihinde resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 2089 sayılı çırak, kalfa ve ustalık kanunu ile temel esaslara bağlamıştır. Bu kanun 9 yıl süreyle yürürlükte kalıp uygulamalarının yapılmasına rağmen istenilen sonuçlara ulaşılamamıştır. Istenilen sonuçlara ulaşılamamanın sebepleri arasında çıraklık eğitimi sistemin yeterli tanıtılamaması, işletmelerin sözleşmeli çırak çalıştırmalarını temin amacıyla yeterli teşvik tedbirlerinin bulunmayışı ve toplum olaylarından kaynaklanan problemler sebebiyle işletmelerin çırak almadaki isteksizliği sayılabilir. Aynı yıllarda meslek ve teknik eğitimin uygulamaları ve çıraklık eğitiminin yeniden düzenleme çabaları 19.06.1986 tarihinde 3308 sayılı Çıraklık ve Meslek Eğitim Kanunun yürürlüğe konması ile sonuçlanmıştır. Bu kanunla çıraklık ve meslek eğitimini günümüz şartlarına göre bir sistem bütünlüğü içinde düzenlenmesi amaçlanmıştır. 3308 sayılı kanunda, çıraklık ve mesleki eğitim üç yaklaşım belirlenmiştir. Bu yaklaşımlar: Çıraklık eğitimi, tam ve yarı zamanlı okul sistemi ve yaygın meslek eğitim olarak tanımlanmıştır. Ayrıca 3308 sayılı kanun, çıraklık eğitimini yeniden düzenleyerek, bu kurumlarda verilen eğitimin standartlarını şu şekilde belirlenmiştir: a. Aday Çırak ve Çırakların Statüleri: Aday çırak ve çırak; öğrenci statüsünde olup, öğrencilik haklarından yararlanır. Bunlar, işyerinde çalışan sayısına dahil edilmezler (MEB, 2006). b. Eğitim ve Çalışma: Aday çırak ve çıraklar, mesleğin özelliğine göre haftada 8 saatten az olmamak üzere, genel ve meslekî eğitim görürler. Bu eğitime katılmaları için aday çırak ve çırak öğrencilere ücretli izin verilir. Mevsime göre özellik arz eden mesleklerde teorik ve pratik eğitim belirli aylarda bloklaştırılmış olarak yapılabilir (MEB, 2006). c. Aday Çırak ve Çıraklar Pratik Eğitimleri: İş yerlerinde, eksik kalan pratik eğitimleri ile teorik eğitimlerini, meslekî ve teknik eğitim okul ve kurumlarında veya bakanlıkça uygun görülen iş yerlerinin eğitim birimlerinde yapılır. Teorik ve pratik eğitim, birbirlerini tamamlayacak şekilde plânlanır ve yürütülür (MEB, 2006). Pratik eğitim, hazırlanmış eğitim programlarına göre, işyerinin ve mesleğin özelliklerine uygun olarak usta öğreticinin gözetiminde yapılır. Pratik eğitimde 1475 sayılı İş Kanunu'nun 69.uncu maddesi hükmü göz önünde bulundurularak eğitiminin esas ve usulleri yönetmelikle düzenlenir. d. İş ve Mesleklerin Kapsamı: Çıraklık eğitimi uygulama kapsamına alınacak veya çıkarılacak meslekler, Valiliklerden gelen teklifler değerlendirilerek Çıraklık ve Mesleki Eğitim Kurulu tarafından belirlenmekte ve Milli Eğitim Bakanı'nın onayına sunulmaktadır (MEB, 1992; MEB, 2005). Şekil.2'de Milli Eğitim Bakanlığı'nın mesleki eğitim kurumlarının işleyiş yapısı verilerek mesleki eğitim yoluyla meslek sahibi olmak isteyen bireylerin hangi yaş grubunda nasıl bir eğitim verileceği gösterilmektedir. ![](_page_0_Figure_5.jpeg) ## Şekil.2 Mesleki Eğitim Sistem Şekil. 2 incelendiği zaman ilköğretim okullarından mezun olan öğrenciler ya da herhangi bir ortaöğretim kurumundan ayrılmış olan öğrencilerin bir meslekte çalışmaya başladıkları zaman iş yerlerinin yönlendirmesi ile Mesleki Eğitim Kurumlarına kayıtları yapılmaktadır. İş yerlerinde meslek öğrenen bireyler, diğer yandan Mesleki Eğitim Merkezlerinde de sosyal hayata yönelik beceriler kazanmakta ve mesleklerindeki bilimsel gelişmelerden de haberdar olmaktadırlar. Ayrıca herhangı ortaöğretim kurumundan ayrılmış öğrencilerde Mesleki Eğitim Merkezlerinde eğitim alabilmektedirler. Milli Eğitim Bakanlığı'nın öğrencilerin mesleklere yönlendirilmesinde karşılaşmış olduğu zorluklar vardır. Ülkemizde temel eğitimin kesintisiz 8 yıla çıkarılması ile birlikte, gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, ülkemizde de bireylerin meslek kazanmalarına ilişkin çalışmalara hız kazanmıştır. Bu amaçla; 4036 sayılı yasa ile zorunlu temel eğitim 8 yıla çıkarılması ile birlikte, öğrencilerin ilgi ve yeteneklerine göre çeşitli meslek alanlarında öğrenim görmeleri için, ilköğretim ikinci kademesinde yönlendirme sistemine işlerlik kazandırılması amaçlamıştır (Güler, 2007). Yönlendirme faaliyetleri öğrencinin eğitim süreci içerisinde bireysel ve toplumsal ihtiyaçları çerçevesinde yönelmesine yardımcı olmak, kendisini bütünlüğü içerisinde tanımasına, mesleki gelişimine ilişkin davranışları kazanmasına, kararlar vermesine ve geleceğini planlamasına yönelik bilimsel hizmetleri, süreklilik içinde öğrenciye verme çalışması olarak tanımlanmıştır (MEB, 1990). Kuzgun'a (2000) göre orta öğretimde sağlıklı bir yönelme veya yönlendirmenin yapılabilmesi için öğrencinin çok erken yaşlarda meslekleri tanıma ve her mesleğe olumlu yaklaşma konularında eğitilmesi gerekir. Bu hedef ise ilköğretimin ilk yıllarından itibaren öğretim ve rehberlik hizmetlerinin birbirlerini bütünleyici şekilde uygulanması ile gerçekleşebilir. Ozellikle ilköğretimin son yılında öğrenciler genel, akademik veya mesleki eğitime ya da eğitime devam etmeyip çalışma yaşamına erken girme tercihi yapmak durumundadırlar. Bu nedenle ilköğretimdeki rehberlik hizmetleri önemli kararların alındığı kritik bir döneme rastlamaktadır. İlköğretim döneminde yapılacak yöneltme ve yönlendirme çalışmalarında, yakın çevrenin olanakları, öğrencinin yeteneği, ilgisini, kişilik özellikleri ülkenin ekonomik koşulları ve olanakları göz önünde bulundurularak, olabildiğince meslek seçiminin önemini kavramaları, kendi potansiyelleri doğrultusunda uygun meslekler hakkında bilgilenmeleri, sağlanmalıdır. Mesleki rehberlik ve yöneltme, sadece bireyin yetenek ve ilgilerini işin gereklerine uydurmaktan ve bireyin özelliklerini ortaya çıkararak hangı mesleğe uygun olduğunu belirlemekten daha fazla çaba gerektirmektedir. Çünkü bireyin mesleki gelişim sürecinde yaşadığı problemler, sadece yeteneklerini bilmemesi ve iş dünyası hakkında yeterince bilgi sahibi olmamasından kaynaklanmaz. Oğrencinin kendisinin potansiyelini doğru keşfedip uygun mesleğe seçmesi için bilgi verilmesi gerekmektedir. Bireylerin içinde bulundukları koşulların sürekli değişmesi, onların yaşantılarını zenginleştirdiği gibi geleceği kestirmelerini de güçleştirmektedir. Bu da bireylerin yaşam biçimlerini, kendileri hakkındaki düşüncelerini ve mesleki amaçlarını değiştirebilmektedir. Bireylerin kendi ihtiyaçlarına uygun meslekler seçebilmesi onların meslekleri ve meslek eğitimi veren kurumları doğru tanımalarına bağlıdır. Ülkemizde ortaöğretim ve yaygın eğitim düzeyinde bireylere meslek eğitimi Endüstri Meslek Liseleri ve Mesleki Eğitim Merkezleri tarafından verilmektedir. 4306 Sayılı 8 Yıllık Kesintisiz Temel Eğitim Kanunu ile Çıraklık Eğitimi ve Meslekî Teknik Eğitimin birbirine yaklaştırıldığı görülmektedir. 4306 Sayılı kanunla birlikte ilköğretim okullarından mesleki eğitim merkezlerine öğrenci yönlendirmeleri daha sağlıklı ve profesyonel olarak yapılmaya başlanmış ve mesleki eğitim merkezlerindeki öğrenci sayıları giderek artmıştır. İlköğretim okullarındaki mesleki yönlendirme çabaları sonucunda mesleki eğitim merkezine devam eden aday çırak, çırak ve kalfa sayısı 183200'e, mesleki eğitim merkezlerinden belge almaya hak kazanan öğrenci sayısı 107454 ulaşmıştır (MEB, 2006). Gelişmiş ülkelerden İngiltere'de mesleki eğitim alan öğrenci sayısı yılda ortalama 1000000 kişiye ulaşmaktadır (Apprenticeship Organisation, 2005). Tablo 1.1. Milli Eğitim Bakanlığı'nın 2005-2006 eğitim-öğretim yılına ait Mesleki Eğitim Merkezlerine ilişkin istatistiklere yer verilmiştir. ## Tablo 1.1.Türkiye Geneli Mesleki Eğitim Merkezlerine ait 2005-2006 Oğretim Yılı Verileri | Kapsamdaki Il Sayısı | 81 | |----------------------------------|--------| | Kapsamdaki Meslek Sayısı | 113 | | Mesleki Eğitimdeki (MEM) Sayısı | 270 | | EML bünyesindeki (MEM) Sayısı | 22 | | HEM Bünyesindeki (MEM) Sayısı | 8 | | Toplam (MEM) Sayısı | 300 | | Oğretmen Sayısı | 4532 | | Usta Oğretici Sayısı | 251 | | Aday Çırak-Çırak ve Kalfa Sayısı | 183200 | | Belge Alanların Sayısı | 107454 | Tablo 1.1'deki veriler incelendiği zaman ülkemizdeki tüm il merkezlerinde ve pek çok ilçesinde 270 Mesleki Eğitim Merkezi bulunmaktadır. Bu Mesleki Eğitim Merkezlerinde 113 meslek dalında, 4532 öğretmen, 251 usta öğretici kadrosuyla yaklaşık 183200 öğrenciye eğitim-öğretim hizmeti verilmektedir. Bu sayı İngiltere'deki sayıyla karşılaştırıldığı zaman oldukça yetersiz olduğu görülmektedir. Ulkemizde çıraklık eğitim merkezilerine yönelik çalışmalar incelendiğinde; Gürer ve arkadaşlarının (2005) Kesintisiz Zorunlu Temel Eğitim Kanununun Çıraklık Eğitimine Etkileri isimli çalışmalarında, sekiz yıllık kesintisiz temel eğitimin mesleki eğitim üzerindeki olumsuz ve olumlu etkilerini araştırmışlardır. Araştırmacıların elde etmiş oldukları bulgular aşağıda özetlenerek sunulmuştur. Sekiz yıllık kesintisiz zorunlu eğitimin çıraklık eğitimine olumsuz etkileri araştırmacılar tarafından şu şekilde belirtilmiştir: Çıraklık eğitimi sisteminin, sanayi sektöründe faaliyet gösteren mesleklerde 3-4 yıl sonra çırak bulmayı güçleştireceği ve bunun da sanayi sektöründe verimi azaltacağı yönündedir. Bununla beraber 4306 sayıl sekiz yıllık kesintisiz zorunlu eğitim kanunuyla, 3308 sayılı çıraklık ve meslekî eğitim kanununun 35. maddesi olan belge ve diplomaların değerlendirilmesi sürecinde yönetmelikle bir takım çelişkili durumların ortaya çıktığı görülmüştür (Gürer ve ark. 2005). Ayrıca ilköğretim okulu mezunu öğrenciler çıraklık eğitim merkezine kayıt yaptırdığında, mesleğinin durumuna göre 3-4 yıl sonra, kalfalık imtihanlarına girmeye hak kazanabilmektedir. Kalfalık belgesini alanlar, 3308 sayılı çıraklık ve meslekî eğitim kanununun 28. maddesi gereğince düzenlenecek olan ustalık eğitimine katılarak başarılı olurlarsa ustalık imtihanlarına girmeye hak kazanmaktadırlar. Endüstri Meslek Lisesi mezunu bir öğrencinin 4 yılda ustalık imtihanlarına girmeye hak kazandığı görülürken, çıraklık eğitim merkezinde eğitim gören bir öğrencinin 6-8 yılda ustalık imtihanlarına girmeye hak kazanacağı anlaşılmaktadır. Bu konudaki farklılığın çıraklık eğitiminin cazibesini olumsuz yönde etkileyeceği düşünülmektedir (Gürer ve ark. 2005). Sekiz yıllık kesintisiz zorunlu eğitimin çıraklık eğitimine olumlu etkileri araştırmacılar tarafından şu şekilde belirtilmiştir: 21.yüzyılda üretimde ara teknik eleman olarak görev yapacak iş gücünde aranacak başlıca nitelikler şunlar olacaktır; - · Farklı koşullara kısa sürede uyum sağlayabilme, - İletişim kurabilme, . - · Problemleri anında çözebilme, - · Ekip hâlinde çalışma olanaklarını sağlayabilme, - · Uretimi yapılan mal ve hizmetin kalitesinin geliştirilebilmesi için sorumluluk alma yönünde karar verebilme. Belirtilen niteliklerde çırak öğrenci yetiştırmenin iyi bir temel eğitimden sonra verilecek iyi bir meslekî eğitimle gerçekleşeceği tüm açıklığı ile görülmektedir. Ayrıca Gürer ve arkadaşları (2005) araştırmalarında, ilkokul mezunu öğrencilerin meslek seçiminde öğrenci velilerinin etkili olduğunu, öğrencilerin mesleklerle ilgili herhangi bir ön araştırma yapmadığını, meslek seçimlerini rasgele yaptıklarını gözlemişlerdir. Ortaokul mezunu öğrencilerin ise; meslek seçiminde kendi seçimlerinin etkili olduğu ve seçtikleri tanıdıkları sonucuna ulaşmışlardır. Aral ve Köksal (1994)'ın çıraklar üzerinde yapmış oldukları bir araştırmada; çırakların %88.8'inin ilkokul mezunu olduğunu, %35'inin 17 yaş ve altında olduğunu ve % 33.4'ünün ise 18 yaş ve üstünde olduğunu bulmuşlardır. Ayrıca bu çalışmada; çıraklık eğitimine devam eden öğrencilerin bazı sorunları da belirlenmiştir. Araştırma katılan çırakların sorunları sırasıyla; çoğunlukla ders çalışmaya zaman bulamama %16.1, aynı zamanda çalışıyor olma %12.2, araç-gerecin yeterli olmaması %12.2 gibi eğitimleri sürecinde sorunlarla karşılaştıklarını belirtmişlerdir. Çıraklar bu sorunlarının yanı sıra ders kitaplarını bulamama, okulda yemek verilmemesi, öğretmenlerin iyi davranmaması ve okula sürekli devam edememe gibi sorunlarının da olduğunu belirtmişlerdir. Bu çalışmaya paralel olarak görülebilecek bir başka çalışmada Demiralp (1986) çırakların çoğunluğunun ders çalışmak için zaman bulamama, aynı zamanda işte çalışıyor olma, okulda yemek verilmemesi ve okulun işyerinden uzak olması gibi sorunlarla karşılaştıklarını belirtmiştir. Mangır ve arkadaşları (1992) çalışan çocukların çalışma nedenlerini araştırmışlardır. Araştırmanın sonuçları çocukların çalışma nedenlerin temelinde yoksulluk yattığı yönündedir. Ayrıca araştırma sonucunda; çıraklık eğitim merkezinde metal, döşeme ve mobilya iş kollarına devam eden çocukların çalışma nedenleri, gelirlerini değerlendirme biçimleri, gelecekte çalışmayı düşündükleri iş türleri, gelecekte iş bulmalarında etkili olacağını düşündükleri etkenleri ve geleceğe güvenle bakıp bakmadıkları konularında incelemeler yapılmıştır. Oğrencilerin mesleki eğitim merkezini seçme nedeni olarak hayat şartları olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Abay (2002)'ın araştırmasına katılan bireyler ise; mesleki eğitimi seçme nedenlerini şöyle sıralamışlardır: Bireylerin %35,9'u mesleği sevdiği için, %27.5'i kısa sürede meslek edinmek için, %13,7'si okumak istemediği için, %13'ü okul başarısızlığından ötürü, %5'i de ailesine maddi katkı sağlamak için mesleki eğitimini seçtiklerini ifade etmişlerdir. Araştırmaya katılan bireylerin %78,7'sinin 15 yaşın üzerinde olduğunu düşündüğümüzde, %49,6'sının mesleği sevmek ve meslek edinmek doğrultusunda cevap vermeleri yaptıkları işin bilincinde olduklarını vurgulamıştır. Ayrıca bireylerin sadece %5'inin ailesine maddi katkı sağlamak için mesleki eğitimi seçmeleri dikkati çeken bir bulgudur. Bu araştırmanın bulguları genel olarak değerlendirildiğinde; kesintisiz zorunlu ilköğretim eğitiminin bireylerin meslek seçimini daha bilinçli yapmalarında olumlu bir etki yaptığı şeklinde yorumlanabilir. Türkiye'de çıraklık eğitimi, Çıraklık ve Mesleki Eğitim Kanunu'na göre düzenlenmektedir. Küçük yaşlarda ekonomik yoksunluk, okuyamama, gibi nedenlerden dolayı eğitimin herhangi bir eğitim basamağından ayrılıp çalışma yaşamına katılan öğrencilerin bu eğitimden etkili bir şekilde yararlanabilmeleri için hem çıraklık eğitiminin yaygınlaştırılması hem de niteliğinin arttırılması önerilmektedir. Ayrıca çıraklık eğitimine işlevsellik kazandırabilmek için öncelikle çıraklık eğitim merkezlerinin yaygınlaştırılması, araç-gereç donanımı açısından geliştirilmesi ve özellikle de bu eğitimde rol alacak öğretmenlerin yetiştirilmesi gerekmektedir (Mangır ve ark., 1992). Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde çıraklık eğitimini seçme sebepleriyle gelişmiş ülkelerdeki bireylerin çıraklık eğitimini seçmeleri arasında farklılıklar elbette ki benzer olmayacaktır. Gelişmiş ülkelerden Kanada'daki meslek danışmanları öğrencileri meslek seçimine yöneltirken, ülkelerinin ihtiyacı olan ara eleman ihtiyacını göz ardı etmeden yönlendirme çalışmaları yapmaktadırlar (CLFDB, 1994). Fakat mesleki yönlendirme çalışmaları tamamen sorunsuz olarak yapılamamaktadır. Mesleki yönlendirmede yapan gelişmiş ülkelerdeki danışmanlar da, bizim ülkemizdeki danışmanlar gibi, bazı sorunlarla yüz yüze gelmektedirler (CAF-FCA, 2004). Fakat gelişmiş ülkelerdeki meslek danışmanları ve eğitimciler mesleki eğitim önündeki engelleri aşmak için sürekli bir çaba içerisindedirler. Gelişmiş ülkelerdeki meslek danışmanları tarafından mesleki eğitim merkezine yönelik yapılan yönlendirme hizmetlerinde karşılaşılan genel engelleri şu şekilde sıralanmaktadırlar; - · Mesleki eğitimin ve yeterince güçlü olmayan ticari imajına karşı ortaya çıkan negatif tutumlar, - · Mesleki eğitim ile ilgili bilgi ve farkındalık eksikliği, - · Mesleki eğitim yerleriyle ilgili önyargılar, - Bireyler, işverenler ve sendikalar için mesleki eğitimin pahalıya mal olduğu düşüncesi, - Mesleki eğitimin geleceğiyle ilgili ekonomik faktörler bakımından ortaya çıkan endişeler, - · Mesleki eğitim desteklenmesi için gerekli olan kaynak eksikliği ile ilgili endişeler, - · Mesleki eğitimin temel ve yapısal becerileri ilgili endişeler, - · Çalışma yerleri ve teknik çalışma ile ilgili yetersizlikler, · Mesleki eğitim düzenlemeleri ile ilgili konular (CAF-FCA, 2004). Sweet ve Gallagher (1997) tarafından yapılan bir araştırmada, mesleki eğitim için danışmanların ve devlet kurumlarının yeterli olmadıkları sonucuna ulaşılmıştır. Danışmanların mesleki eğitime yönlendirmede yetersiz olduğu sonucu ortaya çıkmıştır. Yine aynı çalışmada öğretmenler ve danışmanların mesleki eğitimi ile ilgili görüşleri şöyle sıralanmıştır; - · Mesleki eğitimle kazanılan mesleklerin çalışma koşullarının kız öğrenciler için elverişli olmadığı, - · Universite diploması olmadan mesleki eğitime gitmenin çok zor olduğu, - · Mesleki eğitimle kazanılan mesleklerin çalışma koşullarının öğrenciler için uygun olmadığı, - Mesleki eğitimde kazanılan mesleklerden elde edilen ücretin düşük olduğu, - · Mesleki eğitimde çok yoğun bir hazırlık aşaması var olduğu düşüncesi, - · Mesleki eğitim merkezine yönelik negatif bakış açıları (Sweet ve Gallagher, 1997). Bir başka araştırmada, danışmanların mesleki eğitimle elde edilen mesleklerin sıradan olduğu şeklinde negatif düşünce ve tavırlara sahip oldukları bulunmuştur (WITT Alberta ve WITT-NN, 2000). Mesleki eğitim mesleklerin tanıtımı maalesef ya çok geç ya da yetersiz olarak yapıldığı için öğrencilerin seçimleri bu yönde olmamaktadır. Bu tip seçimleri yaptıran merciler öğrencilerin mesleki eğitimi seçmelerinde önemli bir engeli teşkil etmektedirler (Sussman, 2002). Diğer bir araştırmada, danışmanlar okullarındaki akademik açıdan yetersiz gördükleri öğrencileri mesleki eğitimine yönlendirmekte, daha başarılı olanları üniversiteye hazırlayan ortaöğretim kurumlarına gitmeleri konusunda faaliyetlerde bulunmaktadırlar. Bu görüş mesleki eğitim ile ilgili öğrencilerde yetersiz ve yanlış bir düşünce oluşmasına sebep olmaktadır. Sonuç olarak öğrenciler mesleki eğitimi ikinci sınıf olarak görmeye başlamaktadırlar. Mesleki eğitime yönlendirme yapacak danışmanlar ve mesleki eğitim yöneticileri arasındaki koordinasyon eksikliği bu tip sonuçların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bu iki birim aralarında belirli bir koordinasyonu kurarlarsa öğrencilerin yanlış anlamaları ve eksik bilgilenmeleri giderilmeye başlanacaktır. Mesleki eğitime yönlendirme konusunda başarılı örneklerin var olmasına rağmen, eğitim sistemi öğrencilerin mesleki eğitimi ile ilgili bilgileri edinmelerinde ve mesleki eğitim ile ilgili programları seçmelerinde engel oluşturmaktadır. Birçok durumda okul çalışanlarının algısı ve eğitim müfredat bu durumu desteklemektedir (Atlin ve Pond-White, 2000). Dancey (2002) danışmanların, öğretmenlerin, öğrencilerin ve ailelerin mesleki eğitimle ilgili gelişmeler ve bilgilerden uzak olduğunu ortaya koymuştur. Genel olarak toplum mesleki eğitime az ilgi göstermekle kalmayıp, bu konuyla ilgili bilgi edinme konusunda da isteksiz davrandıkları sonucuna ulaşmıştır. Bu olumsuz tutumlar toplumun üniversite eğitimini mesleki eğitime göre daha çok tercih etmeleriyle belirginleşmektedir. Mesleki eğitime yönelik bu olumsuz tutumların oluşmasında bilgi eksikliği, ilgisizlik, okullarda geliştirilen olumsuz tutumlar, ailelerin geliştirdiği olumsuz tutumlar ve genel olarak da toplum geliştirdiği olumsuz tutumlar önemli roller oynamaktadırlar (Rubenson ve Schuetze, 2000). Oğrenciler genellikle mesleki eğitimi iş bulma yolunda bir seçenek olarak görmemektedirler. Bu sebepten dolayı mesleki eğitimi tercih etmeyen öğrenciler Çıraklık nedir? Ne kadar ücret alır? Ne kadar hızlı bir şekilde meslek sahibi olur? gibi soruların cevaplarını bilmemektedirler. Oğrencilere mesleki eğitim ile ilgili bilgileri genellikle ilköğretim son sınıflarda almalıdırlar. Çünkü farklı zamanlarda yapılan bilgilendirme faaliyetlerine ve kampanyalarına rağmen mesleki eğitimi ile ilgili bilgiler potansiyel mesleki eğitim adaylarına yeteri kadar ulaşamamaktadır (Dancey, 2002). Mesleki eğitim merkezlerine yönelik öğrencilerin olumsuz bakış açılarının bir boyutunu da aileler oluşturmaktadır. Ailelerin mesleki eğitimi ikinci sınıf bir meslek olarak görmesi, öğrenciler üzerinde mesleki eğitime yönelik negatif görüşlerin oluşmasına neden olmaktadır (Hypatia Project, 2002). Ayrıca aileler çocuklarının mesleki eğitim merkezlerinden çok üniversite eğitimi almalarını istemektedirler. Aileler mesleki eğitimi başarısızlık, yeteneksizlik olarak değerlendirmektedirler (MacCulloch ve Henley, 2002). Yapılan bir başka araştırmada ailelerin mesleki eğitime yönelik olumsuz görüşleri şu şekilde belirlenmiştir; - · İyi bir mesleki eğitim merkezi bulma zorluğu, - · Başka iş kollarının gençlere daha iyi imkanlar sunma olasılığı, - · Mesleki eğitimi ilgili malzemelerin maliyet yüksekliği, - · Mesleki eğitimde çocuklarının iyi eğitilemeyeceği düşüncesi, - · 40-45 yaşlarından sonra bu mesleklerin fiziksel açıdan zor olacağı görüşü, - Mesleki eğitim merkezlerinde kazanılan meslekleri ikinci sınıf meslekler olarak görmeleri, - · Mesleki eğitimle kazanılan mesleklerde iş yerlerinin teknolojiden uzak kalması şeklinde, olumsuz görüşleri geliştirmişlerdir (Hypatia Project, 2002). CLFDB (1994) tarafından yapılan araştırmada da mesleki eğitime yönelik velilerin ve öğrencilerin güçlü olumsuz görüşleri sahip oldukları bulunmuştur. Bu negatif tutumlar; - · Mesleki eğitim yoluyla elde edilen mesleklerin mevsimlik iş olarak görülmesi, - · Ailelerin mesleki eğitimin sahip olduğu olumsuz imaj nedeniyle çocuklarını bu okullara göndermekten çekinmesi, - · Mesleki eğitimin akademik olmadığı düşüncesi, - · Mesleki eğitimle kazanılan mesleklerin öğrenciler tarafından prestijli meslekler olmadığı düşüncesi, - Oğrencilerin mesleki eğitimle kazanılan mesleklerin teknolojiden ve bilimden uzak olduğu düşünceleri, • Aileler ve öğrencilerin diğer ön yargıları mesleki eğitime yönelik olumsuz görüşleri olarak tespit edilmiştir (CLFDB, 1994). Diğer araştırmalarda da, öğrencilerin ve ailelerinin mesleki eğitim ve mesleki eğitimde öğrenim gören öğrencilerin kariyerleri konusunda yeterli bilgiye sahip olmadıkları sonucuna ulaştırmıştır. Bu sorunun giderilmesi için okullara büyük bir görev düşmektedir. İlköğretim okullarında mesleki eğitim ile ilgili öğrenci ve velilere daha fazla bilgi verilmelidir. Bu bakış açısı mesleki eğitimi ile ilgili farkındalığı daha da ön plana çıkartacak öğrenci ve velilerin mesleki eğitim ile ilgili daha fazla bilgi sahibi olmasını sağlayacaktır (Viswanathan, 2002; Sweet ve Gallagher, 1997; Ball ve Freeland, 2001). Bu konuda yapılmış bir başka çalışmada da benzer sonuçlara ulaşılmıştır. Dancey (2002) öğrencilerin, öğretmenlerin, danışmanların ve ailelerin mesleki eğitimle ilgili gelişmeler ve bilgilerden uzak olduğunu ortaya koymuştur. Genel olarak toplum mesleki eğitime az ilgi göstermekle kalmayıp, bu konuyla ilgili bilgi edinme konusunda da isteksiz davrandıkları sonucuna ulaşmıştır. Mesleki eğitimle ilgili yapılan bir başka araştırmada; erkek mesleği kadın mesleği ön yargılarının varlığı, kız öğrencilerde eğitimlerine devam etmek ve meslek seçmek için mesleki eğitim merkezlerine negatif bir bakış açısı geliştirmelerine neden olmuştur. Mesleki tercihlerde en çok karşılaşılan önyargı, bazı mesleklerin erkeklere bazılarının ise kızlara ilişkin olduğu düşüncesidir. Mesleki eğitime bir cinsiyet kazandıran bu kavram sadece iyi bir mesleki eğitim alabilecek kız öğrencileri etkilemekle kalmaz aynı zamanda kız öğrencilere meslek seçimi yaptıracak olan meslek danışmanlarını da etkileyecektir (Federal-Provincial-Territorial Joint Working Group of Status of Women and Labour Market Officials on Education and Training, 1994). Cinsiyetler arasında oluşturulmuş bu olumsuz bakış açısı kız öğrencilerin eğitimlerinin devamı için mesleki eğitim merkezlerini seçmemelerine neden olmaktadır. Çünkü ister kız öğrenciler mesleki eğitim merkezlerine gitmemeyi düşünsün ister eğitimsel ihtiyaçları onları bu karara zorlasın, sonuç olarak mesleki eğitim kız öğrenciler tarafından tercih edilmemektedir. Bu anlayışı ailesi, arkadaşları, rehber öğretmenleri ve diğer branş öğretmenleri tarafından da pasif olarak desteklenmektedir. Bu sebeple kız öğrencilerin sahip oldukları bu önyargılardan nasıl kurtulacakları daha sistematik bir yaklaşımla ortaya çıkarılabilir (Kerka, 1999). Steedman ve arkadaşlarının (1998) araştırmasında, kız öğrenciler mesleki eğitim ile ilgili karşılaştıkları sorunları şöyle sıralamışlardır. Cinsiyete ilişkin önyargılar, meslek okullarının fiziksel yetersizliklerine ilişkin olumsuz tutumlar ve işverenlerin cinsiyet ayrımcılığıdır. Kanada Kadın Araştırmalarını Geliştirme Derneği'nin (Women in Resource Development Committee, 2002) yaptığı araştırmada, bazı mesleklerin kadınlara bazılarının ise erkeklere özgü olduğuna ilişkin ön yargıların olduğunu, işverenlerin kadın işçileri erkeklerin içra ettikleri işlere alırken önyargılı davrandıklarını bulmuşlardır. Orneğin Kanada'da işverenler bir kadın makinistin hamileliği nedeniyle işten ayrılması üzerine kadın makinistlere iş vermeyi durdurmuşlardır. İşverenlerin cinsiyete ilişkin bu ayrımcı olumsuz tutumlarının çıraklık eğitimini seçme yönelimlerini bir yandan olumsuz etkilerken diğer yandan da kadınların çıraklık eğitimine kabul edilmelerini de zorlaştırmaktadır. Madsen' e göre (1999) mesleki eğitimdeki sorunları belirlemeye yönelik bu modele ebeveynlerini rol olarak benimseyen kız öğrencilerin bakış açıları da eklenmelidir. Ebeveynlerini model alma meslek seçimi sürecindeki kız öğrencilerin mesleki eğitimi seçmemelerine neden olmaktadır. Ayrıca işverenlerin kızlara ilişkin ön yargılarının ve olumsuz tutumlarının kızlarla aynı okulda öğren erkek öğrencilerde de olduğu görülmüştür. Erkek öğrenciler kız öğrencileri çalışma yerlerinde görmek istemediklerini belirtmişlerdir. lşverenler, mesleki eğitim alan erkek öğrencilerin yanısıra ailelerinde kız çocuklarının mesleki eğitim görmelerine ilişkin olumsuz önyargı ve tutumlarının olduğu dikkatı çekmektedir. Aileler mesleki eğitimin kız öğrenciler için geleneksel bir iş kolu olmadığını ve toplum tarafından kabul görmeyeceğini, kız çocuklarına kabul ettirmeye çalışmaktadırlar. Bu çabanın sonucu olarak birçok kız çocuğu meslek sahibi olmadan hayata atılmak ve bulduğu bir işte çalışmak zorunda kalmaktadır. Bazı erkek öğrenciler ise tam tersi bir durumla karşılaşılmakta, bu çocuklar kendilerini ailenin babadan sonraki reisi olarak görmekte ve mesleki eğitimin erkek çocuklara daha uygun bir okul olduğu kabul etmektedirler (Madsen, 1992). Mesleki eğitime yönelik engellerden birisini de işverenlerin mesleki eğitim merkezilerine ve bu merkezlerden mezun olan öğrencilere yönelik olumsuz bakışları oluşturmaktadır. İşverenler üzerinde yapılan bu çalışmada mesleki eğitim sisteminin esnek olmayan tarafı ortaya konmuştur. Ayrıca teknolojinin mesleki eğitime uzak kalması da diğer bir esnek olmayan unsurdur. Çoğu tekstilci mesleki eğitimdeki bu problemin üstesinden gelinmesi gerektiğine inanmış ve üniversitelerle bazı ortaklıklar kurarak mesleki eğitimlerine katkıda bulunmaya çalışmışlardır (O'Grady, 1997). Mesleki eğitim merkezinde öğrenim gören öğrenciler işyerlerinde çalışmaya başladıkları ilk zamanlar işyerlerinden rahatsız olduklarını belirtmişlerdir. Bu durumun sebebi olarak işverenlerin sözel tacizleri, elverişsiz çalışma ortamı, çalışma saatlerini bu durumun nedenleri olarak göstermişlerdir. Birçok mesleki eğitim öğrencisi de bu durumu çalışma ortamı ve işverenlerin kendilerine arkadaşça yaklaşmamaları şeklinde belirterek bu olguyu açıklamaya çalışmışlardır. Mesleki eğitim öğrencileri tarafından belirtilen bu deneyimler, mesleki eğitimi sürecinde öğrencilerin yaşayabilecekleri doğal sorunlar olarak belirlenmiştir (Steedman ve ark., 1998). Mesleki eğitim alanında öğrenim gören öğrenciler, mesleki eğitimi işverenlerin desteklemediklerini belirtmişlerdir. Oğrenciler bu kuruluşlarda iş bulabilmenin ancak informal bağlantılar ile mümkün olabileceğini belirtmişlerdir (Rubenson ve Schuetze, 2000). İşverenler mesleki eğitim öğrencilerinin kişisel tutumlarının doğasıyla ilgili endişeye sahip olduklarını belirtmişlerdir. Çoğu işveren çırak adaylarının yeterli olmayan temel becerilerinin, okuma yazma eksikliklerinin ve matematik bilgi eksikliklerinin sorun olduğunu söylemişlerdir. Bir diğer işveren grubu ise; mesleki eğitim merkezi öğrencilerinin yetersiz iş ahlakı, yetersiz öğrenme merakı, işyeri disiplinini kavrayamama ve kendine güven konusundaki endişelerini dile getirmişlerdir (Robertson, 2002). Bir başka araştırmada mesleki eğitim mezunları, işverenler için şu problemleri ön plana çıkartmışlardır; - · Mesleki eğitim mezunu çalışanların bilgi yoksunluğu olduğu düşüncesi, - · Mesleki eğitim mezunlarını işyerinde daha niteliksiz yerlere verme, - · Mesleki eğitim mezunlarına iş ararken ayrımcılık yapma, - · Mesleki eğitim mezunların okuma yazma ve matematik bilgilerinde eksiklikler, - Mesleki eğitime destek sağlayan toplumsal kuruluşlarda kaynak eksikliği, - · Mesleki eğitim sistemindeki yapısal engeller, - · Mesleki eğitim sistemindeki ekonomik dezavantajlar, - · Sosyal olarak dışlanma olarak belirtilmişlerdir (SPR Associates, 2002). Çoğu işveren mesleki eğitim öğrencileri için gerekli becerilerin (kişiler arası ve müşteri ile olan ilişkiler, takım çalışması) öneminden bahsederek mesleki eğitim merkezi öğrencilerinin bu becerilerden yoksun olduklarını belirtmişlerdir. Yine işverenlere göre, mesleki eğitim merkezi öğrencileri işlerine ciddi yaklaşmayarak gerçekçi olmayan hayallere dalmaktadırlar. Eğitimciler işverenlerin bu düşüncelerine katılarak çırakların sahip olduğu düşük eğitim seviyesi, okuma yazma sorunu ve temel matematik bilgi eksikliği gibi sorunlara sahip olduklarını söylemişlerdir. Orneğin bir marangoz çırağı yeterli geometri bilgisine sahip olmaksızın işinde sorunlar yaşayabileceğini belirtmişlerdir (Martino ve Holden, 2001). Ulkemizde yapılan bir çalışmada; bazı işverenler kendilerini eleştirerek değerlendirme yapmak için sistematik değerlendirme süreçlerine sahip olmadıklarını belirtmektedirler. Küçük ölçekli işyerlerinde bu değerlendirme sistemlerinin olmamasının yanı sıra bu tip değerlendirme sistemlerinin varlığından bile haberdar olunmamaktadır. Bu süreç mesleki eğitim öğrencilerinin kalifiye iş gücü olmaları konusunda önlerinde engel teşkil etmektedir (Abay, 2002). Mesleki eğitim merkezleri ile ilgili Lennan (1993) tarafından yapılan araştırmada ise; mesleki eğitim alan öğrencileri koruyan yasaların yetersiz olması ve uygulamada sorunlar yaşanması nedeniyle öğrencilerin yeteri kadar denetlenemediğini belirtmiştir. Lennan (1993)'a göre, yasaların çalışan çocukların çalışma sürelerini, sağlıklarını, güvenliklerini, aile yaşamlarını, eğitimlerini ve ahlak gelişimlerini koruması gerekmektedir. Bu yasaların uygulanması için denetleme organlarının işlerliği artırılmalı ve toplumsal anlamda bireyler yetiştirilerek çalışan çocukların hakları konusunda, eğitim çalışmaları yapmaları gerekmektedir. Ulkemizde Çakmak (2006) tarafından yapılan mesleki eğitime devam eden öğrencilerin yaşamış oldukları sorunları inceleyen araştırmada ise; mesleki eğitim ile ilgili sorunları birkaç başlık altında toplamıştır. Ulkemizde her ne kadar mesleki eğitim gören öğrenci sayısı artsa da ihtiyaçların oldukça altındadır. Sanayi alanında ara eleman sıkıntısı yaşanmakta ve mevcut eğitim sistemi bu ihtiyaca cevap verememektedir. Fakat bir yandan da her alanda sayıları çok fazla olan çeşitli üniversitelerden mezun olmuş öğrenci bulunmaktadır. Buradaki çarpıklık kontenjanların gerçek ihtiyaçlara göre belirli bir planlama ile belirlenmesidir. Buna bağlı olarak çıraklık eğitimi ve devamında mesleki eğitimin iyileştirilmesi için bir takım önlemlerin alınması gerekmektedir. Başka bir deyişle meslek tanımları ve içeriklerinin açık bir biçimde belirlenmesi ve bu belirleme yapılırken ihtiyaç ve yeteneklere göre yönlendirmenin yapılması hayati bir önem taşımaktadır. Ancak ekonominin gelişmesi eğitimin gelişmesi ile mümkün olmaktadır. Eğitim ile ekonomi arasında sıkı bir ilişkinin varlığı bilinen bir gerçektir. Bu açıdan bakıldığında eğitimin iki özelliği vardır. Birisi yatırım, diğeri de tüketim özelliğidir. Ekonomik yatırımların kârlı olanı kısa sürede geri dönüşümü olan yatırımlardır. Eğitim ise dönüşü en uzun sürede olan yatırımlardandır. Eğitimin tüketim özelliği ise eğitim süresince yapılan masraflardır. Yani eğitim pahalı ve masraflı bir ekonomik faaliyettir. Eğitim yatırımları için gerek devlet bütçeleri ve gerekse aile bütçeleri açısından uzunca bir süre tüketime karşı mukavemet gücü geliştirmektedir. İşte bu gücü gösteremeyen az gelişmiş ülkelerde ve dar bütçeli ailelerin çocukları erken yaşta çalışma hayatına katılmaları kaçınılmaz olmaktadır (Abay, 2002). Meslek okullarının faaliyet alanlarını, hedeflerini ve varmak istediği temel hedefleri iyi bir şekilde belirlemek gerekmektedir. Sanayi, hizmet ve bilişim sektörlerinde kendini yetiştirmiş, deneyimli yöneticilerin, hem bilgi ve becerilerinden yararlanmak, hem de onların bu okullarda beklentilerini ilk elden almak amacıyla ders vermeleri sağlanmalıdır (Ozyılmaz, 2006). Mesleki eğitim okullarına devam etmek isteyen öğrenciler için işverenlerle ilişki kurabilecekleri profesyonel merkezlerin olmayışı mesleki eğitim merkezlerinde eğitim almak isteyen adaylar için engel olarak ortaya çıkmaktadır. İlköğretim okulları ve işverenler arasındaki iletişimin olmayışı mesleklerin tanıtılmasının eksik yada gerçeğe uygun olarak yapılamadığı sonucunda ulaştırmaktadır. Mesleki eğitim sürecinin karmaşıklığı öğrencilerin kafalarının karışmasına neden olmaktadır. Oğrenciler nasıl bir mesleki programına gidecekleri konusunda zorluklar yaşamaktadırlar (Dancey, 2002). Ulkemizde meslek eğitime yönelik mesleki rehberlik alanında karışıklıklar yaşanmaktadır. Bu karışıklıkları önlemek için Milli Eğitim Bakanlığı ilköğretim süreci içerisinde yönlendirmeyi; - · Ana sınıfından başlayan bir süreç, - · Eğitim-öğretim etkinliklerinin merkezinde öğrencinin yer aldığı, öğrencinin ilgi, istek, yetenek ve kişilik özelliklerinin ortaya çıkması için öğrencinin etkin olabilmesi için koşulları sağlanacağı, - Oğrencilerin tümüne fırsat eşitliği sağlanacağı ve her öğrencinin başarılı ve mutlu olabileceği bir programa girmesinin amaçlandığı şeklinde tanımlamıştır (MEB, 2003). Yönlendirmenin zorlayıcı değil, kişinin kararının doğru ve gerçekçi olması yönünde yol gösterici olacağı, şeklinde amaçlar belirlemiştir (MEB, 2003). Fakat uygulamada çokta işlevsel olmayan yönlendirme çalışmaları bazı aksaklıkları da beraberinde getirmektedir. Ülkemizde yönlendirme süreci içerisindeki bireyler meslek okullarından daha çok normal eğitim veren orta öğretim kurumlarını tercih etmektedirler. Bu durum ülkemizin ihtiyacı olan nitelikli iş gücünün yetişmesinde önemli kayıplara yol açmaktadır. Oğrencilere meslek okullarını tercih etmek yerine normal eğitim veren ortaöğretim kurumlarını daha çok tercih ettikleri için zaman, maddi kayıp ve hayata niteliksiz iş gücü olarak başlamak gibi durumlarla karşı karşıya gelmektedirler. Okullarda görev yapan psikolojik danışmanlar, öğretmenler, öğrenciler, okul dışında öğrencilerle birebir ilişki içinde olan aileler, işverenler ve sosyal çevrenin mesleki eğitim hakkında bilgilenmesi ülkemiz kaynaklarının boşa harcanmasını engelleyecek, öğrencilerin kendi yetenekleri doğrultusunda ki okulları tanıyarak daha doğru meslek seçim sürecine girmelerini sağlayacaktır. ## BÖLÜM II ## YÖNTEM Bu bölümde önce araştırmanın deseni, deney ve kontrol gruplarının oluşturulması, veri toplama araçlarının geliştirilme aşamaları, mesleki grup rehberliği programının amaçları, mesleki grup rehberliği programının genel nitelikleri, grup rehberliği için genel ilkeler, uyulması gereken kurallar, mesleki grup rehberliği programının uygulanması, işlem basamakları ve verilerin analizine ilişkin bilgiler verilmiştir. ## Araştırmanın Modeli Mesleki grup rehberliğinin, ilköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinin çıraklık eğitimine yönelik olumsuz görüşlerine etkisinin incelendiği bu araştırma, iki aşamada gerçekleştirilmiştir. Birinci aşamada öğrencilerin çıraklık eğitimine yönelik görüşlerini betimlemek amacıyla genel tarama yapılmıştır. Ikinci aşamada ise; ilköğretim 8.sınıf öğrencilerinin çıraklık eğitimine yönelik olumsuz görüşlerini düşürmek amacıyla geliştirilen mesleki grup rehberliği programının etkililiğini test etmek için ön-test son-test kontrol gruplu deneme modeli kullanılmıştır. Araştırmanın bu aşamasında öğrencilere uygulanan mesleki grup rehberliği programı bağımsız değişken, öğrencilerin çıraklık eğitimine yönelik görüşleri ise bağımlı değişken olarak ele alınmıştır. Araştırmanın ikinci aşamasında kullanılan araştırma deseni tablo 2.1'de gösterilmiştir. | Gruplar | On-test | lslem | Son-test | |---------|---------|-------------------------|----------| | Denev | E | Meslekı Grup Kehberliği | f | | Kontrol | E | İslem yok | f | Tablo 2.1- Araştırmada Uygulanan Deneysel Desen Deneme modelinde görüldüğü gibi mesleki grup rehberliği programı sadece deney grubunda uygulanmıştır. Çıraklık eğitimine gitmek istiyor musunuz? Sorusundan sonra deneklere ön-test (T1) olarak "Çıraklık Eğitimi Değerlendirme Formu-A" (ÇEDF-A) (Evet çıraklık eğitimine gitmek istiyorum) ve "Çıraklık Eğitimi Değerlendirme Formu-B" (CEDF-B) (Hayır çıraklık eğitimine gitmek istemiyorum) formları uygulanmıştır. Deney ve kontrol grubu, ÇEDF-B'yi (Hayır çıralık eğitimine gitmek istemiyorum) işaretleyen öğrencilerden oluşturulmuştur. ÇEDF-B deneme uygulamasının sonunda deney grubuna ve kontrol grubuna son-test olarak verilmiştir. Deney grubuna seçilen öğrencilere geliştirilen grup rehberliği programı uygulanmıştır. Kontrol grubuna ise okul rehberlik hizmetleri çerçeve programındaki konulara uygun olarak rehberlik faaliyetleri gerçekleştirilmiştir. ## Araştırmanın Örneklemi Araştırmanın birinci aşamasında 2006-2007 öğretim yılı birinci sömestrinde Konya Ili Selçuklu Ilçesi Zeliha ve Lütfi Kulluk Ilköğretim Okulu, Abidin Saniye Erçal Ilköğretim Okulu, Karatay İlçesi Yaşar Doğu İlköğretim Okulu ve Meram Mümtaz Koru İlköğretim Okulunda öğrenim görmekte olan sekizinci sınıf öğrencileri üzerinde tesadüfi küme örnekleme yöntemi ile seçilen 452 öğrenciye araştırmanın veri toplama araçları uygulanmıştır. Bu okulların seçilmesinin nedenleri bu okullara devam eden öğrencilerin ailelerinin alt ve orta sosyo-ekonomik düzeyden olması ve okulların çıraklık eğitimi verilen sanayi kuruluşlarına yakın olmasıdır. Araştırmanın birinci aşamasına katılan öğrencilerin, okullarına ve cinsiyetlerine göre dağılımları tablo 2.2.'de verilmiştir. | | | CİNSİYET | | | |----------------------------|----|----------|-------|--------| | | | Erkek | Kız | Toplam | | Abidin Saniye Erçal IOO | n | 49 | 51 | 100 | | | 90 | 49.0 | 51.0 | 100 | | Yaşar Doğu IOO | n | 64 | 57 | 121 | | | 90 | 52.9 | 47.1 | 100 | | Mümtaz Koru IOO | n | ર્સ્ટ | રિર્દ | 120 | | | 90 | 45.8 | 54.2 | 100 | | Zeliha ve Lütfi Kulluk İÖO | n | 61 | 50 | 111 | | | 90 | 55.0 | 45.0 | 100 | | Toplam | n | 229 | 223 | 452 | | | 90 | 50.7 | 49.3 | 100 | ## Tablo 2.2- İlköğretim sekizinci sınıf Oğrencilerinin Okullarına ve Cinsiyetlerine Göre Dağılımı ## Deneme Grubunun Oluşturulması Araştırmanın ikinci aşamasında "Çıraklık eğitime gitmek istiyor musunuz?" sorusuna "Hayır" cevabı veren, Zeliha ve Lütfi Kulluk İlköğretim Okulunda öğrenim gören öğrencilerden 50 kişilik bir grup seçilmiştir. Seçilen 50 kişilik bu gruptan 25 öğrenci deney grubuna 25 öğrenci de kontrol grubuna yansız bir şeklide atanmıştır. Zeliha ve Lütfi Kulluk İlköğretim okulunun deneme modeli çalışması için seçilme nedenleri aşağıda açıklanmıştır: - a) Bu ilköğretim okulunda, bir rehberlik ve psikolojik danışma servisi ve rehber öğretmen bulunması nedeniyle, öğrenciler rehberlik uygulamalarını bilmektedirler. Dolayısıyla bu okulda çalışmaların daha verimli ve kurallarına uygun olarak yürütülebileceği düşünülmüştür. - b) Yapılacak etkinlikler için okulda her zaman boş bir sınıfının bulunabilmesi. Denekler 11 kız, 14 erkek öğrenciden oluşan 25'er kişilik iki gruba ayrılmışlardır. Birinci grup deney grubu, ikinci grup ise kontrol grubu olarak seçilmiştir. Deney ve kontrol grubunu oluşturan öğrencilerin cinsiyetlerine göre dağılımı tablo 2.3'de sunulmuştur. | Cinsiyet | | Deney grubu Kontrol grubu | Toplam | |----------|----|-----------------------------|--------| | Kız | | | 22 | | Erkek | 4 | 4 | 28 | | Toplam | 25 | 25 | 50 | ## Tablo 2.3- Mesleki Grup Rehberliği Uygulamasında Deney ve Kontrol Gruplarını Oluşturan Oğrencilerin Cinsiyetlerine Göre Dağılımı Deney grubunu oluşturan öğrencilerle, kontrol grubunu oluşturan öğrencilerin "ÇEDF-B" ön-test uygulamalarından aldıkları puanlar arasında önemli bir fark olup olmadığını saptamak amacıyla her iki grup öğrencilerinin puanları bağımsız t testi ile analiz edilmiştir. Bu analize ilişkin istatistiksel değerler Tablo 2.4'de verilmiştir. | Gruplar | n | X | દિવે | | | |---------|----|------------|------|-------|-------| | Denev | 25 | 71.68 | 9.96 | 0.933 | 0.355 | | Kontrol | | 25 69.28 | 8.12 | | | ## Tablo 2.4- Deney ve Kontrol Grubunu Oluşturan Oğrencilerin ÇEDF-B On-test Puanlarına göre, Aritmetik Ortalama, Standart Sapma ve t Değerleri Tablo 2.4'de görüldüğü gibi her iki grubun ÇEDF-B ön-test uygulamalarına ilişkin aritmetik ortalamaları anlamlı bir fark göstermemektedir. Hesaplanan bu değerler deney ve kontrol gruplarına alınan öğrencilerin ÇEDF-B ön-test puanlarının birbirine benzediğini göstermektedir. ## Veri Toplama Aracı Bu bölümde, çıraklık eğitimine yönelik görüşlerinin ölçülmesi amacıyla geliştirilen Çıraklık Eğitimi Değerlendirme Formu-A (ÇEDF-A) (Evet çıraklık eğitimine gitmek istiyorum) ve Çıraklık Eğitimi Değerlendirme Formu-B'nin (CEDF-B) (Hayır çıraklık eğitimine gitmek istemiyorum) geliştirilme aşamaları aşağıda açıklanmıştır. ## Çıraklık eğitimi değerlendirme formlarının geliştirilmesi Bu araştırmada amaç ilköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinin mesleki eğitim merkezine yönelik olumsuz görüş düzeylerini, uygulanan mesleki grup rehberliği programı ile düşürülmesidir. Oğrencilerin mesleki eğitim merkezine yönelik olumsuz görüşlerini belirlemede ilköğretim öğrencilerinin için araştırmacı tarafından geliştirilen Çıraklık Eğitimi Değerlendirme Formu-A "ÇEDF-A" (Evet çıraklık eğitimine gitmek istiyorum) ve Çıraklık Eğitimi Değerlendirme Formu-B "ÇEDF-B" (Hayır çıraklık eğitimine gitmek istemiyorum) ölçme araçları kullanılmıştır. Çıraklık Eğitimi Değerlendirme Formu-A, öğrencilerin çıraklık eğitimine gitmek istemelerine ilişkin görüşlerini belirleyeme yönelik 22 maddeden oluşmaktadır. Çıraklık Eğitimi Değerlendirme Formu-B ise ilköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinin çıraklık eğitimine gitmek istememelerine ilişkin görüşlerini belirlemeye yönelik 24 maddeden oluşmaktadır. Her iki ölçme aracının da ortak bir yönergesi bulunmaktadır. Bu yönergede öğrencilerin işaretlemeleri nasıl yapacakları 2 örnek maddede işaretlenerek gösterilmektedir. Ayrıca yönergenin alt kısmında "Çıraklık eğitimine gitmek istiyor musunuz?" "EVET ( ) HAYIR ( )" sorusu sorularak öğrencilerden bu soruya evet seçeneğini işaretleyenler "Çıraklık Eğitimi Değerlendirme Formu-A" ya, hayır seçeneğini işaretleyenler ise, "Çıraklık Eğitimi Değerlendirme Formu-B" ye yönlendirilmektedir. Araştırmada Çıraklık Eğitimi Değerlendirme Formu-A ve Çıraklık Eğitimi Değerlendirme Formu-B'de "önemsiz seçeneği 1 puan", "biraz önemli seçeneği 2 puan", "önemli seçeneği 3 puan", "çok önemli seçeneği 4 puan" olacak biçimde, dört dereceli Likert tipi puanlama yöntemi kullanılmıştır. ## Çıraklık Eğitimi Değerlendirme Formu-A ve Çıraklık Eğitimi Değerlendirme Formu-B'nin Geliştirilme Aşamaları Çıraklık Eğitimi Değerlendirme Formu-A ve Çıraklık Eğitimi Değerlendirme Formu-B, geliştirilmeden önce, Zeliha ve Lütfi Kulluk İlköğretim Okulu sekizinci sınıf öğrencilerinden 150 kişiye çıraklık eğitimi hakkındaki olumlu ve olumsuz görüşlerini içeren bir komposizyon yazdırılmıştır. Bu kompozisyonların değerlendirilmesi sonucunda, çıraklık eğitimine ilişkin olumlu görüşlerini içeren 80 madde ve olumsuz görüşlerini içeren 110 maddelik iki ayrı soru listesi elde edilmiştir. Ayrıca çıraklık eğitim merkezinde öğrenim gören 80 öğrenciye, çıraklık eğitimine yönelik görüşlerine yönelik bir başka kompozisyon yazdırılmış ve elde edilen maddeler olumlu ve olumsuz olarak değerlendirilerek soru listelerine eklenmiştir. Eklenen bu maddelerle birlikte olumlu görüşleri içeren soru sayısı 100'e, olumsuz görüşleri içeren soru sayısı ise 130'a çıkarılmıştır. Toplam soru sayısı 230 olmuştur. Elde edilen soru listeleri, 30 kişilik ilköğretim sekizinci sınıf öğrencilerine denemeye yönelik olarak uygulanmıştır. Uygulama sonucunda anlaşılmayan ve belirsiz maddeler ölçme araçlarından çıkartılmıştır. Bazı maddeler üzerinde dil, anlatım ve yazım kontrolleri yeniden yapıldıktan sonra, Çıraklık Eğitimi Değerlendirme Formu-A (Evet çıraklık eğitime gitmek istiyorum) 42 maddeye ve Çıraklık Eğitimi Değerlendirme Formu-B (Hayır çıraklık eğitime gitmek istemiyorum) 46 maddeye indirilerek uzman görüşüne sunulmak üzere hazırlanmıştır. ## Çıraklık Eğitimi Değerlendirme Formu-A ve Çıraklık Eğitimi Değerlendirme Formu-B'nin Geçerlik Çalışmaları Çıraklık Eğitimi Değerlendirme Formu-A ve Çıraklık Eğitimi Değerlendirme Formu-B'nin geçerlikleri uzman görüşüne başvurularak sağlanmıştır. On uygulamalardan elde edilen Çıraklık Eğitimi Değerlendirme Formu-A'daki (Evet çıraklık eğitime gitmek istiyorum) 42 madde ve Çıraklık Eğitimi Değerlendirme Formu-B' de yer alan (Hayır çıraklık eğitime gitmek istemiyorum) 46 madde olarak, altı alan uzmanına sunulmuş ve alan uzmanlarının görüşleri doğrultusunda, "ÇEDF-A" 22 maddeye, "ÇEDF-B" 26 maddeye indirilmiştir. Alan uzmanları tarafından yapılan incelemeler sonucunda, ölçme araçlarının, ilköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinin çıraklık eğitimine yönelik olumlu ve olumsuz görüşlerini ölçebilecek nitelikte olduğu sonucuna varılmıştır. ## Çıraklık Eğitimi Değerlendirme Formu-A ve Çıraklık Eğitimi Değerlendirme Formu-B'nin Güvenirlik Çalışması Çıraklık Eğitimi Değerlendirme Formu-A (Evet çıraklık eğitimine gitmek istiyorum) ve Çıraklık Eğitimi Değerlendirme Formu-B' nin (Hayır çıraklık eğitimine gitmek istemiyorum) güvenirliği, test tekrar test güvenirlik sağlama yöntemiyle hesaplanmıştır. Bu amaçla Zeliha ve Lütfi Kulluk İlköğretim Okulu'nda 2005-2006 eğitim-öğretim yılında öğrenim gören ilköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinden seçilen 200 kişilik gruba, 21 gün arayla, iki defa uygulanmıştır. Uygulamaya katılan 200 öğrenciden test tekrar test uygulamalarının her ikisinde de ÇEDF-A (Evet çıraklık eğitimine gitmek istiyorum) bölümünü işaretleyen 85 öğrencı değerlendirmeye alınmıştır. ÇEDF-A'yı işaretleyen öğrencilerin puanları arasındaki korelasyon katsayılarının r= .97 ile r= .77 (p< 0,05) arasında değiştiği görülmüştür. Elde edilen bu değerler ÇEDF-A (Evet çıraklık eğitimine gitmek istiyorum) bölümünde hesaplanan güvenirlik katsayısı, bu ölçme aracının ilköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinin çıraklık eğitimine gitmek istemelerine ilişkin görüşlerini kararlı bir şekilde ölçebildiğini göstermiştir. ÇEDF-B'nin (Hayır çıraklık eğitimine gitmek istemiyorum) bölümünü işaretleyen 90 öğrencinin yanıtları çözümlendiğinde öğrencilerin puanları arasındaki korelasyon katsayılarının r= .49 ile r= .25 (p<0.05) değerleri arasında değişen bir ilişkiye sahip olduğu bulunmuştur. Ancak korelasyon sonuçları düşük çıkan 18. madde (r=.031, p>0.05) "Çıraklık eğitiminde kravat takamayacağım için" ve 24. madde (r= .077 p>0.05) "Çıraklık eğitimine kızların gitmemesi" maddeleri ölçme aracından çıkartılmıştır. Diğer taraftan 2. madde (Okulda başarılı olma), "Okulda başarılı bir öğrenci olmam" şeklinde; 9. madde (Çıraklık eğitiminde birilerinin beni sürekli denetleyecek olması), "Çıraklık eğitiminde ustaların, çırakların yaptıkları işi sürekli denetlemesi" olacak biçimde, alan uzmanlarının görüşü alınarak yeniden düzeltilmiştir. Elde edilen bu değerler testin tekrarı yöntemiyle sağlanmış olup maddelerin kararlı ölçme yapma derecelerini göstermektedir. Elde edilen sonuçların ilköğretim sekizinci sınıf öğrencilerin çıraklık eğitimine gitmek istememelerine ilişkin görüşlerin kararlı bir şekilde ölçebileceği sonucuna varılmıştır. ## Mesleki Grup Rehberliği Programının Genel Nitelikleri Bu araştırmada kullanılan mesleki grup rehberliği programı geliştirilirken, araştırmanın birinci aşamasında çıraklık eğitimine yönelik olumlu ve olumsuz görüşlerin nedenlerini belirlemek amacıyla kullanılan ÇEDF-B ve ÇEDF-A'dan elde edilen bulgulardan yararlanılmıştır. "Çıraklık eğitimine gitmek istiyor musunuz?" sorusuna hayır cevabı veren öğrenciler tarafından doldurulan ÇEDF-B formundan elde edilen bulgular incelendiğinde olumsuz görüşlerin en önemli nedeninin çıraklık eğitiminin öğrenciler tarafından yeterince ve doğru bir şekilde bilinmediği sonucuna varılmıştır. Program geliştirilirken de "Çıraklık eğitiminin" tanıtılması temel amaç olarak alınmıştır. Mesleki grup rehberliği programında öğrencilerin çıraklık eğitim merkezlerini doğru şekilde tanımalarına yardımcı olmak amacıyla bilgi verme, grup tartışması ve ev ödevi verme teknikleri kullanılmıştır. ## Hedef Davranışlar: - · Araştırması yapılan meslekleri bilme, - Araştırması yapılan meslekleri icra eden bireylerin yaşam standartlarını bilme, - · Araştırması yapılan mesleklerin sosyal statüsünü bilme. #### Hedef 4: Meslek ve Çalışma Saatleri Hedef: Deneklerin, ortaöğrenim ve üniversite öğretimi gerektiren mesleklerin çalışma saatlerini, gelir düzeylerini ve öğrenim sürelerini karşılaştırabilme. ## Hedef Davranışlar: - · Ortaöğrenim gerektirmeyen meslekler ile ortaöğrenim ve üniversite öğrenimi gerektiren mesleklerin günlük çalışma saatlerini karşılaştırma, - · Bir mesleğin icra edilmesi için ayrılan süre ile gelir düzeyini karşılaştırma, - · Mesleklerin gelir düzeylerini, çalışma ve eğitim sürelerini ## karşılaştırma. Hedef 5: Meslek ve Teknoloji Hedef: Deneklerin, mesleklerin teknolojik gelişimleri hakkında bilgi sahibi olmalarına ve bir meslek elemanından, mesleği ile ilgili teknolojik gelişmeler hakkında bilgi almalarına yardımcı olma. # Hedef Davranışlar: - · Mesleklerin teknolojik boyutlarını bilme, - · Ortaöğrenim gerektirmeyen mesleklerin teknolojik gelişimlerini inceleme. ### Hedef 6: Meslek ve Kültür Hedef: Deneklerin, kültür kavramının özelliklerini açıklayarak, meslekkültür ilişkilerini anlamalarına yardımcı olma. ### Hedef Davranışlar: - · Kültür kavramının tanımını söyleme, - · Bir insanın kültürlü olabilmesinin yollarını bilme, - · Kültür kazandıran araçları tanıma. # Hedef 7: Mesleki Eğitim Mezunu Bir İşletme Sahibinin Gruba Davet Edilip Bilgi Vermesinin Sağlanması Hedef: Deneklerin, Mesleki Eğitim Merkezi mezunlarının sosyal hayatta mesleklerini nasıl yürüttükleri, mesleklerin toplumsal statüleri, insan hayatındaki önemi hakkında bilgi sahibi olmalarına yardımcı olma. ## Hedef Davranışlar: - · Sosyal hayat içerisinde mesleklerin nasıl yürütüldüğünü anlama, - · Mesleğin insan ilişkilerindeki rolü hakkında bilgi sahibi olma, - · Mesleğin bireyin hayatındaki önemini kavrama, # Hedef 8: Universite Mezunu Bir Işletme Sahibinin Gruba Davet Edilip Bilgi Vermesinin Sağlanması Hedef: Deneklerin, üniversite mezunu işletme sahibinin Mesleki Eğitim Merkezi mezunlarına ilişkin görüşlerini almalarına yardımcı olma. ## Hedef Davranışlar: - · Mesleki Eğitim Merkezi mezunlarının yeterliliklerini öğrenme, - Uygulamada çırak, kalfa ve ustaların işletme açısından önemini öğrenme, - Endüstri Meslek Lisesi mezunları ile Mesleki Eğitim Merkezi mezunlarının yetkinliklerini karşılaştırma, - · Çalışanların sosyal haklarını öğrenme. ## Mesleki Grup Rehberliği Programının Uygulanması Mesleki grup rehberliğinde uygulanacak program planlanırken, önce araştırmanın bağımsız değişkenine (mesleki grup rehberliğine) başka değişkenlerin etkisini kontrol altına alabilmek için deney grubunun oluşturulacağı okulun "Rehberlik Programı" incelenerek grup rehberliğinin yapılacağı tarihler arasında meslek seçimiyle ilgili etkinliklere yer verilmemesi sağlanmıştır. Okulun yıllık rehberlik planıyla uygulanacak grup rehberlik planının benzerlikleri ortadan kaldırılmıştır. Araştırmada, deney grubuna 9 hafta süre ile haftada 60'ar dakıkalık bir oturum olmak üzere 9 oturumdan oluşan grupla mesleki rehberlik programı uygulanmıştır. Oturumlar, adı geçen ilköğretim okulunda araştırmacı tarafından yürütülmüştür. Programın uygulanmasında; grup tartışması, bilgi verme, ev ödevi verme teknikleri kullanılmıştır. Araştırma sürecinde aşağıdaki mesleki grup rehberliği ilkelerine uyulmuştur. ## Mesleki Grup Rehberliği Için Ilkeler - · Mesleki grup rehberliğinin programı araştırmacı tarafından hazırlanmıştır. Ancak bu programın grup içinde uygulanması grup lideri(araştırmacı) ve grup üyelerinin katılımıyla gerçekleştirilecektir. - · Mesleki grup rehberliği programının uygulanmasında, rehberliğin amaç ve ilkeleri daima göz önünde bulundurularak demokratik bir ortam sağlanmaya çalışılacaktır. - · Programın uygulanması sırasında, her öğrencinin düşüncesine saygı gösterilerek, öğrencilerinde birbirlerinin düşüncesine saygılı ve hoş görülü davranmaları sağlanacak ve grup lideri (araştırmacı) bu konuda davranışlarıyla örnek olmaya çalışacaktır. - · Programın yürütülmesinde, birinci derecede öğrencilere sorumluluk verilecektir. - · Çalışmalar grup liderinin (araştırmacının) gözetiminde yürütülecektir. - Grupta kullanılacak dil öğrencilerin rahatlıkla anlayabileceği düzeyde olacaktır. - Grup uygulamasında katılımcıların kırılmasına yol açacak bir dil kullanılmayacaktır. - · Herkes duygu ve düşüncelerini istediği gibi ifade etmekte özgürdür. ## Mesleki Grup Rehberliğinde Uyulması Istenen Kurallar - Grup üyeleri çok zorunlu durumlar dışında her oturuma katılacaklardır. - · Katılamayacak üyeler önceden izin alacaklardır. - · Grup tartışmalarında grup lideri ve üyeler birbirlerine saygılı davranacaklardır. - · Grup üyeleri izin alarak konuşacaktır. - · Her katılımcı gruptaki etkinliklere katılacaktır. - Grup oturumlarında etik kurallara dikkat edilecektir. - · Grup tarafından seçilen temsil kurulu görevini aksatmadan yerine getirecektir. ## İşlem Basamakları • Mesleki grup rehberliği başlatılmadan bir hafta önce araştırmacı grup rehberliğine katılacak 25 öğrenciyle (deney grubu), bir toplantı yapmıştır. Bu toplantıda öğrencilere grubun amacı, ilkeler, grupta uyulması gereken kurallar, üyelerin sorumlulukları ve bu süreçten en etkili biçimde nasıl yararlanılabileceği ile ilgili açıklama yapılmıştır. - · Aynı hafta içinde grup lideri, okul yöneticileriyle işbirliği yaparak, gruba katılacak öğrencilerin velilerine, öğrencilerin gruba katılmalarına ilişkin izin yazıları göndermiştir. Yine aynı hafta içinde bu 25 öğrencinin velisi öğrencilerin gruba katılmalarına izin verdiklerine ilişkin yazıyı okul idaresine göndermişlerdir. - Grup rehberliği uygulaması 27 Eylül 2006–29 Aralık 2006 tarihleri arasında Zeliha ve Lütfi Kulluk İlköğretim okulunda her hafta çarşamba günü öğleden sonraları rehberlik odasında yapılacaktır. - · Grup rehberliğinde her oturumda yapılan etkinlikler Ek 2'de verilmiştir. ## Verilerin Analizi Araştırmanın birinci aşamasındaki verilerin analizinde frekans dağılımı verilmiştir. Araştırmanın ikinci aşamasında deney ve kontrol grubundan elde edilen verilerin analizinde ilişkisiz örneklemler için ortalamalar arasındaki farkını test etmede (X2-X1)-(X4-X3) "t" testi kullanılmıştır (Kaptan, 1998). On-test son-test kontrol gruplu deneme modelinde deneysel işlemin etkililiğini test etmek için hesaplama ve yorumlama bakımından anlaşılır bir teknik olması nedeniyle bu yola başvurulmuştur. İki grubun ön-test son-test fark puanlarına ait ortalama puanları arasında "t" testi tekniği kullanılmasının diğer bir nedeni de deney grubu için ön-test ve son-test arasında, kontrol grubu içinde ön-test ve son test ortalaması arasında "t" testi yapılmasının 1. tür hata üretme olasılığının olmasıdır (Balcı, 2000). Bu nedenle analizde öncelikle son-test puanlarından ön-test puanları çıkartılarak fark puanları bulunmuş, daha sonra deney ve kontrol gruplarının fark puanlarına ilişkin ortalama puanları arasındaki fark ilişkisiz gruplar için "t" testi ile test edilmiştir. ## BÖLÜM III ## BULGULAR Araştırmanın bu bölümünde alt problemleri ve araştırma denencesinin test edilmesine ilişkin istatistiksel işlemler ve bu işlemler sonucunda ortaya çıkan bulgulara yer verilmiştir. 1. İlköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinin çıraklık eğitimini tercih etme ve etmeme yüzdelik değerleri Araştırmanın birinci aşamasında araştırmaya katılan ilköğretim sekizinci sınıf öğrencilerine "Çıraklık eğitimine gitmek istiyor musunuz?" sorusu sorulmuştur. Bu soru ile ilköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinin çıraklık eğitimini tercih etme ve etmeme durumları belirlenmeye çalışılmıştır. Oğrencilerin bu soruya vermiş oldukları cevabın cinsiyetlerine göre frekans dağılımı tablo 3.1'de verilmiştir. Tablo 3.1- İlköğretim Sekizinci Sınıf Öğrencilerinin Çıraklık Eğitimini Tercih Etme ve Etmeme Durumlarına Ilişkin Vermiş Oldukları Cevapların Cinsiyetlere Göre Dağılımı | | Çıraklık eğitimine gitmek istiyor musunuz? | | | | | | |--------|--------------------------------------------|------|-------|------|--------|-----| | | Evet | | Hayır | | Toplam | | | | n | 90 | n | % | n | % | | Erkek | 26 | 11.4 | 203 | 88.6 | 229 | 100 | | Kız | રે રે | 23,8 | 170 | 76.2 | 223 | 100 | | Toplam | 79 | 17,5 | 373 | 82,5 | 452 | 100 | Tablo 3.1 incelendiğinde araştırmanın birinci aşamasında örnekleme alınan toplam 452 ilköğretim sekizinci sınıf öğrencisinden 223'ünün kız, 229'unun erkek öğrenciden oluştuğu görülmektedir. Bu öğrencilerin "Çıraklık eğitime gitmek istiyor musunuz!" sorusuna vermiş oldukları cevaplara bakıldığında, 229 erkek öğrenciden 26'sı (%11,4) evet cevabını verirken 203'ü (%88,6) hayır cevabı vermişlerdir. 223 Kız öğrencinin 53'ü (%23,8) evet cevabını verirken 170'i (%76,2) hayır cevabı vermiştir. Buna göre araştırmaya katılan öğrencilerden 79'u (%17,5) çıraklık eğitime gitmek istiyorum derken 373'ü (%82,5) çıraklık eğitimine gitmeme yönünde görüş bildirmişlerdir. ## 2. İlköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinden çıraklık eğitimine gitmek isteyenlerin çıraklık eğitimini tercih etme ve etmeme nedenleri Araştırmaya katılan ilköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinden Çıraklık eğitimine gitmek istiyor musunuz? sorusuna "Evet" cevabı veren öğrencilerin ÇEDF-A'daki maddelere ilişkin görüşlerinin dağılımı tablo 3.2'de verilmiştir. | CEDF-A (EVET) | Onemsiz | | Biraz | | Onemli | | Çok | | Toplam | | |-----------------------------------------------------------------------|---------|------|--------|------|--------|------|--------|------|--------|-----| | | | | Önemli | | | | Onemli | | | | | | n | 00 | n | 00 | n | 00 | n | 00 | n | 00 | | 1-Çıraklık eğitimi mezunu olduktan sonra | 11 | 13,9 | 16 | 20,3 | 24 | 30,4 | 28 | 35,4 | 79 | 100 | | Avrupa'da çalışabilme | | | | | | | | | | | | 2-Çıraklık eğitimi yoluyla erken yaşta meslek<br>sahibi olabilme | 2 | 2,5 | 13 | 16,5 | 26 | 32,9 | 38 | 48,1 | 79 | 100 | | 3-Cırak olarak meslek öğrenirken paranın | | | | | | | | | | | | değerini erken yaşta öğrenebilme | 9 | 11,4 | 13 | 16,5 | 22 | 27,8 | 35 | 44,3 | 79 | 100 | | 4-Çıraklık eğitimi sırasında sorumluluk | 7 | 8,9 | 10 | 12,7 | 20 | 25,3 | 42 | 53,2 | 79 | 100 | | öğrenebilme | | | | | | | | | | | | 5-Çıraklık eğitimiyle boş zamanları ve tatilleri<br>değerlendirebilme | 9 | 11,4 | 13 | 16,5 | 33 | 41,8 | 24 | 30.4 | 79 | 100 | | 6-Çıraklık eğitimi yoluyla el becerisini daha iyi | | | | | | | | | | | | kullanabilme | 7 | 8,9 | 5 | 6,3 | 29 | 36,7 | 38 | 48,1 | 79 | 100 | | 7-Çıraklık eğitimi bitmeden işin hazır olması | 5 | 6,3 | 14 | 17,7 | 28 | 35,4 | 32 | 40,5 | 79 | 100 | | 8- Çıraklık eğitiminden sonra iş yeri açabilme | 3 | 3,8 | 7 | 8,9 | 27 | 34,2 | 42 | 53,2 | 79 | 100 | | | | | | | | | | | | | | 9-Cıraklık eğitimiyle erken yaşta sağlık sigortalı<br>olma | 3 | 3,8 | 12 | 15,2 | 25 | 31,6 | 39 | 49,4 | 79 | 100 | | 10-Çıraklık eğitimiyle çalışma koşullarını daha | | | | | | | | | | | | iyi öğrenebilme | 9 | 11,4 | 13 | 16,5 | 31 | 39,2 | 26 | 32,9 | 79 | 100 | | 11-Cıraklık eğitimiyle kötü arkadaş | 5 | | 8 | | | | 48 | | 79 | 100 | | ortamlarından uzak kalabilme | | 6,3 | | 10,1 | 18 | 22,8 | | 60.8 | | | | 12- Çıraklık eğitimiyle geleceğe güvenle | 8 | 10,1 | 9 | 11,4 | 19 | 24,1 | 43 | 54.4 | 79 | 100 | | bakabilme | | | | | | | | | | | | 13-Aileme erken yaşta ekonomik destekte | 6 | 7,6 | 19 | 24,1 | 21 | 26,6 | 33 | 41,8 | 79 | 100 | | bulunabilme | | | | | | | | | | | | 14-Çıraklık eğitimi yoluyla kızların da meslek<br>sahibi olması | 10 | 12,7 | 14 | 17,7 | 26 | 32,9 | 29 | 36,7 | 79 | 100 | | 15-Çıraklık eğitimi yoluyla bağımsız çalışma | | | | | | | | | | | | fırsatı bulma | 4 | 5,1 | 17 | 21,5 | 29 | 36,7 | 29 | 36,7 | 79 | 100 | | 16- Çıraklık eğitimi yoluyla aile işimizi devam | 16 | 20,3 | 10 | 12,7 | 31 | 39,2 | 22 | 27,8 | 79 | 100 | | ettirebilme | | | | | | | | | | | | 17- Ticaret yapabilme | 5 | 6,3 | 17 | 21,5 | 27 | 34,2 | 30 | 38,0 | 79 | 100 | | 18-Çıraklık eğitimi yoluyla hayatımı düzene | 3 | 3,8 | 10 | 12,7 | 28 | 35,4 | 38 | 48,1 | 79 | 100 | | koyabilme | | | | | | | | | | | | 19-Çıraklıkla eğitimiyle elde edilen mesleklerin | 5 | 6,3 | 8 | 10,1 | 30 | 38.0 | 36 | 45.6 | 79 | 100 | | kazancının yüksek olması | | | | | | | | | | | | 20-Tüm öğrenci haklarına sahip olma | 5 | 6,3 | 9 | 11,4 | 24 | 30,4 | 41 | 51,9 | 79 | 100 | | 21-Askerliği tecil ettirebilme | 11 | 13,9 | 8 | 10,1 | 27 | 34,2 | 33 | 41,8 | 79 | 100 | | | | | | | | | | | | | | 22-Ozel sektörde değerli olma | 4 | 5,1 | 6 | 7,6 | 27 | 34,2 | 42 | 53,2 | 79 | 100 | Tablo 3.2- İlköğretim Sekizinci Sınıf Öğrencilerinin Çıraklık Eğitimine Gitmek İsteme Nedenlerine İlişkin Yüzdelik Değerleri Araştırma örneklemine alınan toplam 452 ilköğretim sekizinci sınıf öğrencisinin, %17,5'i (79 öğrenci) "Çıraklık eğitimine gitmek istiyor musunuz!" sorusuna evet yanıtını vermişlerdir. Çıraklık eğitimine gitmek istiyorum diyen öğrencilerden, %84,8 i "Çıraklık eğitimi yoluyla el becerisini daha iyi kullanabilme" maddesini önemli ve çok önemli olarak belirtmişlerdir. Bu madde, çıraklık eğitimine gitmek isteme nedenleri arasında öğrenciler tarafından, en önemli maddelerden birisi olarak görülmüştür. Aynı zamanda çıraklık eğitimine gitmek istiyorum diyen öğrencilerin, %87.4'ü "Çıraklık eğitiminden sonra iş yeri açabilme" maddesini, %83.5' "Çıraklık eğitimi yoluyla hayatımı düzene koyma" maddesini, %83.6'sı "Çıraklık eğitimi yoluyla kötü arkadaş ortamlarından uzak kalabilme" maddesini, %78.5'i "Çıraklık eğitimiyle geleceğe güvenle bakabilme" maddesini, %68.4'ü "Aileme erken yaşta ekonomik destekte bulunabilme" maddesini, %69.6' sı "Çıraklık eğitimi yoluyla kızların da meslek sahibi olması" maddesini, %73.4' ü "Çıraklık eğitimi yoluyla bağımsız çalışma fırsatı bulma" maddesini, %72.2'i "Ticaret yapabilme" maddesini, %83.6'sı "Çıraklıkla eğitimiyle elde edilen mesleklerin kazancının yüksek olması" maddesini önemli ve çok önemli olarak yüksek düzeyde tercih etme nedeni olarak göstermişlerdir. Çıraklık eğitimine yönelik olumlu tutuma sahip öğrencilerin yüksek düzeyde bu maddelere katılarak çıraklık eğitimini kendi meslek seçimlerinde bir alternatif olarak gördükleri sonucuna ulaşılabilmektedir. Diğer taraftan "Çıraklık eğitime gitmek istiyor musunuz?" sorusuna evet cevabı veren ilköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinden "Çıraklık eğitimi mezunu olduktan sonra Avrupa'da çalışabilme" maddesini %34.2'i, "Çırak olarak meslek öğrenirken paranın değerini erken yaşta öğrenebilme" maddesini %27.9'u, "Çıraklık eğitimiyle çalışma koşullarını daha iyi öğrenebilme" maddesini %27.9'u, "Askerliği tecil ettirebilme" maddesini %24.0'ı, önemsiz ve biraz önemli olarak tercih etmişlerdir. Çıraklık Eğitimi Değerlendirme Form-A'yı işaretleyerek çıraklık eğitimine gitmek isteyen öğrencilerin çıraklık eğitimine yönelik olumlu görüşlere sahip oldukları görülmektedir. Araştırmaya katılan ilköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinden Çıraklık eğitimine gitmek istiyor musunuz? sorusuna "Hayır" cevabı veren öğrencilerin ÇEDF-B'deki maddelere ilişkin görüşlerinin dağılımı tablo 3.3'de verilmiştir. | CEDF-B (HAYTR) | Onemsiz | | Biraz<br>Onemli | | Onemli | | Cok<br>Onemli | | Toplam | | |-----------------------------------------------------------------------------------------------|---------|------|-----------------|------|-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------|------|---------------|------|--------|-----| | | n | 00 | n | 00 | n | 00 | n | 00 | n | 00 | | 1. Çıraklık eğitiminde bir mesleği öğrenmenin<br>meslek lisesi eğitiminden daha uzun sürmesi | 208 | 55,8 | 03 | 24,9 | રેડિયા સુરત દિવેલી છે. આ ગામનાં લોકોનો મુખ્ય વ્યવસાય ખેતી, ખેતમજૂરી તેમ જ પશુપાલન છે. આ ગામનાં મુખ્યત્વે ખેતી, ખેતમજૂરી તેમ જ પશુપાલન છે. આ ગામનાં મુખ્યત્વે ખેતી, ખેતમજૂરી ત | 14,2 | 19 | 5,1 | 373 | 100 | | 2. Çıraklık eğitimine okulda başarılı<br>olmayanların gitmesi | 24 | 6,4 | 35 | 9,4 | 107 | 28.7 | 207 | 55,5 | 373 | 100 | | 3. Küçük yaşta çalışma zorunluluğu | 189 | 50,7 | 72 | 19,3 | 67 | 18,0 | 45 | 12,1 | 373 | 100 | | 4. İşçi tulumu giyme zorunluluğu | 232 | 62,2 | 64 | 17,2 | 47 | 12,6 | 30 | 8,0 | 373 | 100 | | 5-Cıraklık eğitiminde edineceğim mesleğe saygı<br>duyulmayacağı için | 122 | 32,7 | 101 | 27,1 | 88 | 23,6 | 62 | 16,6 | 373 | 100 | | 6- Çıraklık eğitiminde mesleği ailemin seçmesi | 157 | 42,1 | 03 | 24,9 | 72 | 19,3 | 51 | 13,7 | 373 | 100 | | 7- Çıraklık eğitiminde yaratıcı fikirler üretme<br>olanağı olmaması | 125 | 33,5 | 70 | 18,8 | 105 | 28,2 | 73 | 19,6 | 373 | 100 | | 8- Çıraklık eğitiminde hep aynı şeyleri yapmak<br>zorunda olma | 124 | 33,2 | 91 | 24,4 | وو | 26,5 | ਵੇਰੇ | 15,8 | 373 | 100 | | 9- Çıraklık eğitiminde ustaların çırakların<br>yaptıkları işi sürekli denetlemesi | 101 | 27,1 | 75 | 20,1 | 119 | 31,9 | 78 | 20,9 | 373 | 100 | | 10-Çıraklık eğitiminin yorucu ve uzun süre<br>çalışmayı gerektirmesi | 101 | 27,1 | 73 | 19,6 | 108 | 29,0 | 91 | 24,4 | 373 | 100 | | 11- Çıraklık eğitimindeki mesleklerin el<br>becerisi gerektirmesi | ਹੇਤ | 25,5 | 71 | 19,0 | 103 | 27,6 | 104 | 27,9 | 373 | 100 | | 12-Çıraklık eğitiminde çocukluğumu ve<br>gençliğimi gerektiği şekilde yaşayamama | 84 | 22,5 | 65 | 17,4 | 77 | 20,6 | 147 | 39,4 | 373 | 100 | | 13-Cıraklık sözünü çok itici bulma | 140 | 37,5 | 79 | 21,2 | 67 | 18,0 | 87 | 23,3 | 373 | 100 | | 14- Çıraklık eğitiminde eski ve yağlı elbiseler<br>giymek zorunluluğu | 121 | 32,4 | 78 | 20,9 | 81 | 21,7 | 03 | 24,9 | 373 | 100 | | 15-Çıraklık eğitimine gidersem çok soğuk ya da<br>çok sıcak ortamlarda çalışmak zorunda kalma | 92 | 24.7 | 03 | 24,9 | 111 | 29,8 | 77 | 20,6 | 373 | 100 | | 16- Çıraklık eğitimde meslek hastalıklarına<br>yakalanabilme | રત | 18,5 | 71 | 19,0 | 111 | 29,8 | 122 | 32,7 | 373 | 100 | | 17-Çıraklık eğitiminde akşama kadar ayakta<br>çalışmak zorunda kalma | 82 | 22,0 | 89 | 23,9 | 111 | 29,8 | 91 | 24,4 | 373 | 100 | | 18-Çıraklık eğitimiyle edilen mesleklerin<br>gelişime açık olmaması | 57 | 15,3 | 87 | 23,3 | 125 | 33,5 | 104 | 27,9 | 373 | 100 | Tablo 3.3- İlköğretim Sekizinci Sınıf Öğrencilerinin Çıraklık Eğitimine Gitmek İstememe Nedenlerine İlişkin Yüzde Değerleri | CEDF-B (HAYIR) | Onemsiz | | Biraz<br>Onemli | | Onemli | | Çok<br>Onemli | | Toplam | | |-------------------------------------------------------------------|---------|------|-----------------|------|--------|------|---------------|------|--------|-----| | | n | 00 | n | % | n | 00 | n | % | n | 00 | | 19-Cıraklık eğitiminde verilen ücretin az olması | 41 | 11,0 | 63 | 16,9 | 122 | 32,7 | 147 | 39,4 | 373 | 100 | | 20- Çıraklara kötü davranılması | 51 | 13,7 | 61 | 16,4 | 106 | 28,4 | 155 | 41,6 | 373 | 100 | | 21- Çıraklık eğitiminin diplomasının lise<br>seviyesinde olmaması | 91 | 24,4 | 49 | 13,1 | 100 | 26,8 | 133 | 35,7 | 373 | 100 | | 22-Çıraklık eğitimine kızların gitmemesi | 152 | 40,8 | 42 | 11,3 | 69 | 18,5 | 110 | 29,5 | 373 | 100 | | 23-Yazları çalışmak zorunda olma | 100 | 26,8 | 53 | 14,2 | 107 | 28,7 | 113 | 30,3 | 373 | 100 | | 24-Çıraklık eğitiminde kültürlü insan olamama | 66 | 17,7 | 49 | 13,1 | 102 | 27,3 | 156 | 41,8 | 373 | 100 | Araştırmaya dahil edilen toplam 452 ilköğretim sekizinci sınıf öğrencisinin %82.5'ı (373 öğrenci) Çıraklık eğitimine gitmek istiyor musunuz? sorusuna "Hayır" cevabını vererek, çıraklık eğitimine gitmek istemedikleri yönünde tutumlarını belirtmişlerdir. Çıraklık eğitimine gitmek istemeyen öğrencilere Çıraklık Eğitim Değerlendirme Formu-B (Hayır çıraklık eğitimine gitmek istemiyorum) uygulanmıştır. İlköğretim sekizinci sınıf öğrencileri çıraklık eğitimine gitmek istememe nedenleri arasında "Çıraklık eğitimine okulda başarılı olmayanların gitmesi" maddesi, öğrenciler tarafından %84.2 düzeyinde tercih edilerek gitmek istememe nedenlerinin en önemlisi olarak belirlenmiştir. Oğrenciler "Çıraklık eğitiminde çocukluğumu ve gençliğimi gerektiği şekilde yaşayamama" maddesini %60.0 düzeyinde, "Çıraklık eğitiminde verilen ücretin az olması" maddesini %72.1 düzeyinde, "Çıraklara kötü davranılması" maddesini %70.0 düzeyinde, "Çıraklık eğitiminin diplomasının lise seviyesinde olmaması" maddesini %62.5 düzeyinde ve "Çıraklık eğitiminde kültürlü insan olamama" maddesini %69.1 düzeyinde tercih ederek bu maddeleri mesleki eğitime gitmeme nedenleri arasında önemli ve çok önemli olarak belirtmişlerdir. Ayrıca çıraklık eğitimine gitmek istemeyen öğrenciler "Çıraklık eğitiminde bir mesleği öğrenmenin meslek lisesi eğitiminden daha uzun sürmesi" maddesini %80.7 düzeyinde, "İşçi tulumu giyme zorunluluğu" maddesini %79.4 düzeyinde, "Çıraklık eğitiminde mesleği ailemin seçmesi" maddesini %67.0, düzeyinde işaretleyerek önemsiz ve biraz önemli olarak değerlendirmişlerdir. ## Denence 1: Mesleki grup rehberliği programı ilköğretim 8. sınıf öğrencilerinin çıraklık eğitimine yönelik olumsuz görüşlerini olumlu yönde etkilenecektir. Deney ve kontrol gruplarındaki öğrencilerin ÇEDF-B'den aldıkları ön-test puanları ile son-test puanlarına ilişkin ortalama ve standart sapma değerleri tablo 3.4'de verilmiştir. | Grup | İşlem | n | X | ટેટે | |---------|----------|----|-------|------| | Deney | On-Test | 25 | 71.68 | 9.96 | | | Son-Test | 25 | 56.28 | 9.84 | | Kontrol | On-Test | 25 | 69.28 | 8.12 | | | Son-Test | 25 | 67.60 | 7.36 | Tablo 3.4- ÇEDF-B On-test - Son-test Puanlarının Ortalama ve Standart Sapma Değerleri Tablo 3.4 incelendiğinde deneysel işlemin başlangıcında her iki grubunda ÇEDF-B ön-test puan ortalamalarının birbirine çok yakın olduğu ancak bu durumun son-test puan ortalamalarına bakıldığında deney grubu lehine değiştiği görülmektedir. Tablo 3.4'e göre, deney grubundaki öğrencilerin ÇEDF-B ön-test puan ortalamaları ( X =71.68) ile son-test puan ortalamaları ( X =56.28) arasında 15.4 puanlık bir fark olduğu, kontrol grubunun ön-test puan ortalaması (X =69.28) ile son-test puan ortalaması ( X =67.60) arasında ise 1.68 puanlık bir fark olduğu görülmektedir. Deney ve kontrol gruplarındaki öğrencilerin ön-test puanları ile son-test puanları arasındaki farkın anlamlı olup olmadığını ortaya koymak amacıyla t testi yapılmıştır. Bu analize ilişkin sonuçlar tablo 3.5'de verilmiştir. | DUEUIT | | | | | | | |---------------|----|-----------------------------------|-------|---------|-------|--| | Grup | n | Fark<br>puanlarının<br>ortalaması | ટેટ | t | p | | | Deney Grubu | 25 | -15.40 | 11.15 | -5.840* | 0.001 | | | Kontrol Grubu | 25 | -1.68 | 3.31 | | | | | *p<.001 | | | | | | | Tablo 3.5- ÇEDF-B Fark Puanlarının Ortalama ve Standart Sapmaları ile t Değeri Tablo 3.5'de görüldüğü gibi, deney grubunun ön-test ve son-test puanlarının ortalamaları arasındaki fark karşılaştırılmasına ilişkin "t" testi sonucunda, ortalamalar arasındaki farka ilişkin "t" değeri (t=-5.840, p<.001) düzeyinde anlamlı bulunmuştur. Başka bir deyişle yapılan çalışma ile araştırmaya katılan ilköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinin çıraklık eğitimine yönelik olumsuz görüşlerinde azalma olduğu söylenebilir. ## BÖLÜM IV ## TARTIŞMA İlköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinin çıraklık eğitimine yönelik olumlu ve olumsuz görüşlerinin belirlenmesi ve çıraklık eğitimine yönelik olumsuz görüşlerinin düşürülmesine yönelik gerçekleştirilen bu araştırmada elde edilen bulgular ilköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinin çıraklık eğitimine yönelik bakış açılarını betimleyen önemli bulgular ortaya koymuştur. Çıraklık eğitimine devam eden çırak sayısındaki yetersizliğin en önemli sebebi eğitim sistemi içinde çıraklık eğitimine devam etmesi muhtemel olan ilköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinin ilköğretimi bitirdikten sonra bu yönde bir tercih kullanmamalarıdır. Bu araştırmanın ilk bölümünde öğrencilere yöneltilen "Çıraklık eğitimine gitmek istiyor musunuz?" sorusuna öğrencilerin %82,5'inin "hayır" cevabı vermeleri bunun en önemli göstergesidir. Araştırmada önemle üzerinde durulan konulardan birisi de öğrencilerin çıraklık eğitime gitmek istememe nedenlerinin somut olarak belirlenmesidir. Bu amaçla araştırma örneklemine alınan öğrencilerden çıraklık eğitime gitmek istememelerine sebep olacak muhtemel nedenleri belirtmeleri istenmiştir. Bu konuyla ilgili elde edilen bulgulardan en dikkat çekeni öğrencilerin %84,2'sinin "Çıraklık eğitimine okulda başarılı olmayanların gitmesi" seçeneğini önemli bir neden olarak görmeleridir. Çıraklık eğitimine yönelik olumsuz tutuma neden olan diğer önemli faktörler ise %72,1 ile "Çıraklık eğitiminde verilen ücretin az olması", %70,0 ile "Çıraklara kötü davranılması", %62,5 ile "Çıraklık eğitiminin diplomasının lise seviyesinde olmaması", %69,1 ile "Çıraklık eğitiminde kültürlü insan olamama" ve %60,0 ile "Çıraklık eğitiminde çocukluğumu ve gençliğimi gerektiği şekilde yaşayamama" olarak sıralanmıştır. Çıraklık eğitimine ilişkin olarak ortaya çıkan bu nitelemeler öğrencilerin çıraklık eğitimine yönelik tutumlarının nasıl oluştuğunu ortaya koyması açısından oldukça önemlidir. Ozellikle, çıraklık eğitiminin başarısız olan kişilerin devam ettiği bir yer olarak görülmesi, önemle üzerinde durulması gereken bir konudur. 13-15 yaş aralığında bulunan araştırma örneklemindeki öğrenciler sosyal gelişim açısından kimlik kazanmaya karşı rol karmaşası dönemindedirler. Bulundukları bu dönemden önceki gelişim dönemi ise Erikson'un başarıya karşı aşağılık duygusu adını verdiği bir dönemdir. Bu dönemde çocuklar öğrenebildiği ve başarabildiği kadarıyla da olsa çevresindekiler tarafından beğenilmek ve takdir edilmek ihtiyacı hissederler. Bu nedenle kendilerini başarısız olarak etiketleyecek bu tür nitelemelerden kaçınmaları çok doğaldır. Sosyalleşmenin önemli ajanlarından olan aile ve okul gibi sosyal çevreninde bireylerin bu düşüncelerine zemin hazırlamaları böylesi bir sonucun ortaya çıkmasını kolaylaştırmaktadır. Nitekim MacCulloch ve Henley (2002), öğrenci velileri üzerinde yapmış oldukları çalışmada ebeveynlerin mesleki eğitimi başarısızlık ve yeteneksizlik olarak değerlendirdiklerini bu nedenle çocuklarının mesleki eğitim merkezlerine gitmelerinden çok üniversite eğitimi almaları yönünde bir tutum sergilediklerini belirtmektedirler. İsmailoğlu (1991)'da yaptığı çalışmada, öğrencilerin meslek değerlerini algılamalarında bulundukları sosyal çevrelerinin büyük rol oynadığı ve bu algıların diğer bireysel etmenler yanında mesleki karar verme sürecinde etkili olduğunu ortaya koymuştur. Atlin ve Pond-White (2000), tarafından yapılan araştırma sadece aile ve sosyal çevrenin değil öğrencilerin mesleğe yönlendirilmesinde önemli görevleri olan meslek danışmanlarının da akademik açıdan yetersiz öğrencileri çıraklık eğitimine, daha başarılı olanları ise üniversite eğitimine hazırlayan orta öğretim kurumlarına yönlendirdiklerini ortaya çıkarmıştır. Danışmanların bu yönde sergiledikleri davranışların çıraklık eğitimine başarısız olanlar gider ön yargısını güçlendirdiği ve öğrencilerin mesleki eğitimi ikinci sınıf görmelerine katkıda bulunduğu çok önemli bir bulgudur. Susman (2002)'a göre mesleki eğitim merkezleri yoluyla edinilen mesleklerin tanıtımı ya çok geç ya da yetersiz olarak yapıldığı için öğrencilerin seçimleri bu yönde olmamaktadır. Ülkemizde mesleki yönlendirmede yaşanılan sıkıntılar yanında yukarıda bahsedilen araştırmadaki bulgulara benzer yaklaşımların sergilenmesi öğrencilerin büyük bir çoğunluğunun "Çıraklık eğitimine okulda başarılı olmayanların gitmesi" seçeneğini çok önemli olarak görmelerinin en önemli nedenlerinden birisi olarak düşünülmektedir. Çıraklık eğitimine yönelik olumsuz tutuma neden olan diğer faktörler incelendiğinde öğrencilerin daha çok sosyal açıdan prestij kaybı yaratacak olgular üzerinde durmaları, bu yönelişin aile, okul vb sosyal çevrenin etkisiyle ortaya çıktığına yönelik güçlü bulgular sunmaktadır. Bu bulgu, CLFDB (1994), tarafından gerçekleştirilen öğrenci ve öğrencilerin mesleki eğitime yönelik tutumlarının incelendiği araştırma bulgularıyla desteklenmektedir. CLFDB (1994), tarafından yapılan bu araştırmaya katılan veli ve öğrencilerin büyük bir çoğunluğu, özellikle çıraklık eğitimi yoluyla edinilen mesleklerin prestij açısından düşük olmaları, mesleki eğitimin akademik olmadığı vb. gerekçelerle olumsuz görüş bildirmişlerdir. Hypatia Project (2002), tarafından çıraklık eğitimin önündeki engellerin tespitine yönelik aileler üzerinde gerçekleştirilen araştırmada da bu araştırmadaki bulguları destekleyici sonuçlar ortaya çıkmıştır. Hypatia Project (2002) tarafından yapılan araştırmada ailelerin çıraklık eğitimine yönelik olumsuz tutumlarına temel teşkil eden nedenler; mesleki eğitim merkezilerinde kazanılan meslekleri ikinci sınıf meslekler olarak görülmesi, mesleki eğitimde çocuklarının iyi eğitilemeyeceği düşüncesi, diğer iş kollarının gençlere daha iyi imkânlar sunması vb. olarak belirlenmiştir. Araştırmada "Çıraklık eğitiminde mesleği ailemin seçmesi" maddesinde öğrencilerin bu konuyu çok önemli olarak görmemeleri de ailenin meslek seçimindeki etkisinin öğrenciler tarafından kabul edildiğini gösterdiği düşünülmektedir. Diğer taraftan çıraklık eğitimine gitmek istemeyen öğrencilerin "Çıraklık eğitiminde bir mesleği öğrenmenin meslek lisesi eğitiminden daha uzun sürmesi" maddesini % 80,7 düzeyinde, "İşçi tulumu giyme zorunluluğu" maddesini de % 79,4 düzeyinde biraz önemli görmeleri öğrencilerin çıraklık eğitimiyle ilgili olarak bilgi eksikliği yaşadıklarını göstermektedir. Benzer şekilde konuyla ilgili yapılan çeşitli araştırmalar (Viswanathan, 2002; Sweet ve Gallagher, 1997; Ball ve Freeland, 2001), öğrencilerin ve ailelerinin mesleki eğitim ve mesleki eğitim yoluyla edinilen meslekler hakkında yeterli bilgiye sahip olmadıkları sonucunu ortaya çıkarmışlardır. Bilgi eksikliği öğrencilerin çıraklık eğitimine yönelik olumsuz görüş bildirmelerinin en önemli nedenlerinden birisi olarak görülmektedir. Dancey (2002), yaptığı araştırmada öğrencilerin, öğretmenlerin, danışmanların ve ailelerin mesleki eğitimle ilgili gelişmeler ve bilgilerden uzak olduğunu ortaya koymuştur. Bunun yanı sıra toplumdaki bireylerin mesleki eğitime yönelik olumsuz tutum göstermekle kalmayıp, bu konuyla ilgili bilgi edinme konusunda da isteksiz davrandıkları sonucuna ulaşmıştır. Bu sorunun giderilmesi için okullara büyük bir görev düşmektedir. İlköğretim okullarında mesleki eğitim ile ilgili öğrenci ve velilere daha fazla bilgi verilmelidir. Bu bakış açısı mesleki eğitimi ile ilgili farkındalığı daha da ön plana çıkartacak öğrenci ve velilerin mesleki eğitim ile ilgili daha fazla bilgi sahibi olmasını sağlayacağı düşünülmektedir. Çıraklık eğitimine yönelik olumsuz tutumlar ile ilgili olarak çeşitli araştırmalarda (Steedman ve ark., 1998; Kerka, 1999; Madsen, 1999; Rubenson ve Schuetze, 2000; MacCulloch ve Henley, 2002) cinsiyet ayrımcılığı önemli bir etken olarak ortaya çıkmaktadır. Bu araştırmada "Çıraklık eğitimine kızların gitmemesi" seçeneğinin öğrenciler tarafından biraz önemli görülmesi, toplumda var olan ve bazı mesleklere atfedilen erkek mesleği kadın mesleği önyargılarının varlığını bir defa daha ortaya koyması açısından önemlidir. Bu ön yargı nedeniyle kız öğrencilerin eğitimlerine devam etmek ve meslek seçmek için mesleki eğitim merkezlerini bir alternatif olarak görmedikleri düşünülmektedir. Bununla birlikte bu anlayışı aile ve arkadaş çevresi tarafından da pasif olarak desteklendiği gözlenmiştir. Çıraklık eğitiminin istenen yönlerini ortaya çıkarmak amacıyla "Çıraklık eğitime gitmek istiyor musunuz?" sorularına evet cevabı veren öğrencilerin sergiledikleri olumlu tutumu ortaya çıkaran en önemli etkenin %84,8 ile "Çıraklık eğitimi yoluyla el becerisini daha iyi kullanabilme" olduğu ortaya çıkmıştır. Bu bulgu Türkiye'deki mevcut eğitim sitemindeki önemli bir soruna vurgu yapması açısından da önemlidir. Şöyle ki mevcut eğitim sisteminde gerek ilköğretim gerekse ortaöğretim kademelerinde daha çok teorik konularla ilgili yeteneklerin fark edilip geliştirilmesine çalışılmakta, öğrencilerin el becerileri ve sanat yeteneklerini geliştirme hedefleri ihmal edilmektedir. Bunun sonucu olarak da el becerisi ve sanat yeteneği gelişmiş bireylerin bu potansiyellerini ortaya koyabilecekleri çıraklık eğitim gibi ortamlara yönelmeleri anlamlı olduğu düşünülmektedir. Çıraklık eğitimine gitmek istiyorum diyen öğrenciler, %87,4 ile "Çıraklık eğitiminden sonra iş yeri açabilme", %83,5 ile "Çıraklık eğitimi yoluyla hayatımı düzene koyma" ve %83,6 ile "Çıraklık eğitimi yoluyla kötü arkadaş ortamlarından uzak kalabilme" maddeleri ön plana çıkmıştır. Bu maddelerin önemli olarak görülmesi örneklemin geldiği sosyo-ekonomik düzeyin ihtiyacım karşılaması açısından önem arz etmektedir. Çıraklık eğitiminin tercih edilme nedenleriyle ilgili literatür araştırmasında bu bulguları destekleyen veya aleyhinde bulgular içeren araştırmalara rastlanmamıştır. Bu da çok önemli bir eksikliği gösterdiği düşünülmektedir. Amaç çıraklık eğitimin geliştirilmesi ise, önündeki engellerin tespit edilmesi ve bu engellerin kaldırılmasına yönelik çalışmaların yapılması kadar çıraklık eğitimine yönelik olumlu tepkilerin ortaya çıkmasına neden olacak etkenlerin tespit edilmesi ve geliştirilmesi de çok büyük bir önem arz etmektedir. Araştırmanın ikinci aşamasında çıraklık eğitimine yönelik olumsuz görüşe sahip öğrencilerin olumsuz görüşlerini düşürmeye yönelik çalışmalar yapılmıştır. Bu amaçla hazırlanan mesleki grup rehberliği programı geliştirilirken öğrencilerin olumsuz görüşlerinin en önemli nedeni olan bilgi eksikliğini gidermeye yönelik etkinlikler hazırlanmıştır. Bu yolla öğrencilerin çıraklık eğitimine yönelik ön yargılarındaki bilgi yanlışlarını fark etmelerini sağlamak diğer taraftan da gelişim düzeylerine uygun mesleki olgunluğa ulaşmalarını sağlamak hedeflenmiştir. Yapılan uygulama sonucunda elde edilen bulgular, grup rehberliği oturumlarına katılan öğrencilerin ön-test ve sontest puan ortalamaları arasında, deneme grubu lehine anlamlı farklılık olduğunu ortaya koymuştur. Bu da uygulanan grupla mesleki rehberlik programının öğrencilerin çıraklık eğitimine yönelik olumsuz görüşlerini düşürmede etkili olduğunun bir kanıtı olarak düşünülmektedir. Ulkemizde çıraklık eğitimine yönelik olmasa da meslek seçimine yardım amacıyla birçok deneysel araştırma yapılmıştır (Ülkü, 1976; Güney, 1982; Oncü, 1991; Bacanlı, 1995; Bilgin, 1995; Evren, 1999; Çakır,2003). Bahsedilen bütün araştırmalarda öğrencilerin meslek seçimine yardım etmede grupla rehberlik veya grupla psikolojik danışmanın etkili olduğunu ortaya konmuştur. Bu çalışmanın daha önce yapılanlardan farkı, özelde çıraklık eğitimi ile ilgili olarak olumsuz görüşe sahip öğrencilerin bilgilendirilmesi yoluyla, olumsuz görüş düzeyleri düşürülmüştür. Diğer taraftan çıraklık eğitimle ilgili olarak yapılan ilk deneme modeli çalışması olması nedeniyle de önemli olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmada öncelikle ülkenin gelişmesinde çok kritik bir öneme sahip çıraklık eğitim merkezine ve bu merkezler yoluyla edinilen mesleklere yönelik görüşlerinin betimlenmesine çalışılmıştır. Buna ek olarak öğrencilere çıraklık eğitimini tanıtarak, öğrencilerdeki bilgi eksikliğinin giderilmesi ve bu yolla çıraklık eğitimini bir alternatif olarak görmelerini sağlamaya çalışılmış ve bunda da bir ölçüde başarı sağlanıldığı düşünülmektedir. ## BÖLÜM V SONUÇ VE ÖNERİLER Bu bölümde, araştırmanın önceki bölümlerinde elde edilen bulgu ve yapılan yorumlarla ilişkili olarak sonuçlara yer verilmiş, bu sonuçlara dayalı olarak önerilerde bulunulmuştur. ## Sonuçlar - 1. İlköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinin çıraklık eğitimini bir alternatif olarak görüp görmediklerine yönelik sorulan "Çıraklık eğitime gitmek istiyor musunuz?" sorusuna, öğrenciler %82.5 gibi büyük bir çoğunlukla hayır cevabı vermişlerdir. Bu bulguya dayanarak çıraklık eğitiminin ilköğretim öğrencileri arasında bir alternatif olarak görülmediği sonucu elde edilmiştir. - 2. Çıraklık eğitimine gitmek isteyen öğrencilerin tercihlerini etkileyen en önemli faktörlerin, "Çıraklık eğitimi yoluyla el becerisini daha iyi kullanabilme", "Çıraklık eğitiminden sonra iş yeri açabilme", "Çıraklık eğitimi yoluyla hayatımı düzene koyma" ve "Çıraklık eğitimi yoluyla - kötü arkadaş ortamlarından uzak kalabilme" olduğu sonucu elde edilmiştir. - 3. Çıraklık eğitimine gitmek istemeyen öğrencilerin tercihlerini etkileyen en önemli faktörlerin "Çıraklık eğitimine okulda başarılı olmayanların gitmesi", "Çıraklık eğitiminde verilen ücretin az olması", "Çıraklara kötü davranılması", "Çıraklık eğitiminde kültürlü insan olamama" ve "Çıraklık eğitiminin diplomasının lise seviyesinde olmaması" olduğu sonucu elde edilmiştir. - 4. Araştırmada uygulanan mesleki grup rehberliği programının ilköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinin çıraklık eğitimine yönelik olumsuz görüşlerini düşürmede etkili olduğu bulunmuştur. Bir başka ifadeyle bu araştırmanın sonuçları; mesleki grup rehberliği programı ilköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinin ara meslekleri meslek seçimlerinde alternatif olarak görmelerini ve öğrencilerin Mesleki Eğitim Merkezlerinin tanımalarını sağlamıştır. ## Öneriler Bu araştırmada ulaşılan sonuçlar çerçevesinde ilköğretim sekizinci sınıflarındaki mesleki rehberlik hizmetlerine ve gelecekte yapılacak araştırmalara yönelik öneriler aşağıda belirtilmiştir. - 1. İlköğretim kurumlarında gelişimsel mesleki rehberlik hizmetleri yaygınlaştırılması ve bu hizmetlerden öğrencilerin en etkili bir biçimde yararlanmalarını sağlayacak yardım yöntemleri içinde mesleki grup rehberliği yönteminden de yararlanılması önerilmektedir. - 2. Bu araştırmada akademik başarıları açısından öğrenciler gruplandırılmamışlardır. Farklı akademik başarı seviyelerindeki öğrencileri de kapsayacak araştırmalar önerilmektedir. - 3. Bu araştırmada mesleki eğitim merkezlerine yönelik olumsuz görüş geliştiren öğrencilerin, bu olumsuz görüşlerinin kaynakları arasında olan aileleri, öğretmenleri, sosyal çevreleri, mesleki eğitim merkezlerinde eğitim gören öğrenci arkadaşları ve işverenler üzerinde çalışmalar yapılması önerilmektedir. - 4. Benzer çalışmaların yalnızca kız öğrencilere yapılması önerilmektedir. - 5. Yönlendirme programında etkili olan rehber öğretmenlerin çıraklık eğitimine yönelik görüşlerinin belirlenmesine yönelik bir çalışma yapılması önerilmektedir. ## EK-1 Veri Toplama Aracı Yönergesi Sevgili Öğrenciler, Aşağıda çıraklık ve çıraklık eğitimine yönelik maddeler bulunmaktadır. Olçme aracı iki bölümden oluşmaktadır. Toplam 46 madde içermektedir. Sizden istenen her maddeyi dikkatlice okuduktan sonra maddelerdeki ifadelerin sizin için ne kadar önemli olup olmadığını işaretlemenizdir. Lütfen madde numarasının karşısındaki seçeneklerden sadece birini işaretleyiniz. Işaretlemenin nasıl yapılacağını aşağıdaki iki örnekle inceleyelim. | | A-Önemsiz | önemli<br>B-Biraz | I<br>C-Öneml | D-Cok önemli | |------------------------------------------------------------------------|-----------|-------------------|--------------|--------------| | ORNEK 1: Çıraklık eğitimini tamamladıktan sonra ustalık diploması alma | | | X | | | ORNEK 2: Çıraklık eğitimindeki mesleklerin gelişime açık olmaması | | X | | | Eğer sizin için; verilen maddeler Önemsiz ise (A), Biraz Önemli ise (B), Önemli ise (C), Çok Onemli ise (D), şıkkını işaretleyiniz. Lütfen soruları dikkatlice okuduktan sonra işaretleme işlemine geçiniz. Çıraklık eğitimine gitmek istiyor musunuz? EVET ( ) HAYIR( ) ## EK-2 Çıraklık Eğitimi Değerlendirme Formu-A | Soruya yanıtınız "EVET" ise aşağıdaki maddelerden hangileri çıraklık eğitimine<br>gitmek istemenizin nedenleridir?<br>Size uygun bulduğunuz seçeneğe sadece "X" işareti koyarak yanıtlarınızı<br>belirtiniz.<br>Lütfen her maddeye bir işaret koyunuz. | A-Önemsiz | B-Biraz<br>önemli | C-Önemli | D-Cok | |--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------|-----------|-------------------|----------|-------| | 1-Çıraklık eğitimi mezunu olduktan sonra Avrupa'dakine eşdeğer diploma<br>alabilme | | | | | | 2-Çıraklık eğitimi yoluyla erken yaşta meslek sahibi olabilme | | | | | | 3-Çırak olarak meslek öğrenirken paranın değerini erken yaşta öğrenebilme | | | | | | 4-Çıraklık eğitimi sırasında sorumluluk öğrenebilme | | | | | | 5-Çıraklık eğitimiyle boş zamanları ve tatilleri değerlendirebilme | | | | | | 6-Çıraklık eğitimi yoluyla el becerisini daha iyi kullanabilme | | | | | | 7-Cıraklık eğitimi bitmeden işin hazır olması | | | | | | 8- Çıraklık eğitiminden sonra iş yeri açabilme | | | | | | 9-Çıraklık eğitimiyle erken yaşta sağlık sigortalı olma | | | | | | 10-Çıraklık eğitimiyle çalışma koşullarını daha iyi öğrenebilme | | | | | | 11-Çıraklık eğitimiyle kötü arkadaş ortamlarından uzak kalabilme | | | | | | 12- Çıraklık eğitimiyle geleceğe güvenle bakabilme | | | | | | 13-Aileme erken yaşta ekonomik destekte bulunabilme | | | | | | 14-Çıraklık eğitimi yoluyla kızların da meslek sahibi olması | | | | | | 15-Çıraklık eğitimi yoluyla bağımsız çalışma fırsatı bulma | | | | | | 16- Çıraklık eğitimi yoluyla aile işimizi devam ettirebilme | | | | | | 17- Ticaret yapabilme | | | | | | 18-Çıraklık eğitimi yoluyla hayatımı düzene koyabilme | | | | | | 19-Cıraklıkla eğitimiyle elde edilen mesleklerin kazancının yüksek olması | | | | | | 20-Tüm öğrenci haklarına sahip olma | | | | | | 21-Askerliği tecil ettirebilme | | | | | | 22-Ozel sektörde değerli olma | | | | | ## EK-3 Çıraklık Eğitimi Değerlendirme Formu-B | Soruya yanıtınız "HAYIR" ise aşağıdaki maddelerden hangileri çıraklık eğitimine<br>gitmek istememenizin nedenleridir?<br>Size uygun bulduğunuz seçeneğe sadece "X" işareti koyarak yanıtlarınızı<br>belirtiniz.<br>Lütfen her maddeye bir işaret koyunuz.<br>1-Çıraklık eğitiminde bir mesleği öğrenmenin meslek lisesi eğitiminden daha uzun | A-Önemsiz | B-Biraz öneml | C-Önemli | D-Cok önemli | |-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------|-----------|---------------|----------|--------------| | sürmesi | | | | | | 2- Çıraklık eğitimine okulda başarılı olmayanların gitmesi | | | | | | 3-Küçük yaşta çalışma zorunluluğu | | | | | | 4-İşçi tulumu giyme zorunluluğu | | | | | | 5-Çıraklık eğitiminde edineceğim mesleğe saygı duyulmayacağı için | | | | | | 6- Çıraklık eğitiminde mesleği ailemin seçmesi | | | | | | 7- Çıraklık eğitiminde yaratıcı fikirler üretme olanağı olmaması | | | | | | 8- Çıraklık eğitiminde hep aynı şeyleri yapmak zorunda olma | | | | | | 9- Çıraklık eğitiminde ustaların çırakların yaptıkları işi sürekli denetlemesi | | | | | | 10-Çıraklık eğitiminin yorucu ve uzun süre çalışmayı zamanı gerektirmesi | | | | | | 11- Çıraklık eğitimindeki mesleklerin el becerisi gerektirmesi | | | | | | 12-Çıraklık eğitiminde çocukluğumu ve gençliğimi gerektiği şekilde yaşayamama | | | | | | 13-Çıraklık sözünü çok itici bulma | | | | | | 14- Çıraklık eğitiminde eski ve yağlı elbiseler giymek zorunluluğu | | | | | | 15-Çıraklık eğitimine gidersem çok soğuk ya da çok sıcak ortamlarda çalışmak<br>zorunda kalma | | | | | | 16-Çıraklık eğitimde günde bazen 8 saatten fazla çalışmak zorunda kalma | | | | | | 17- Çıraklık eğitimde meslek hastalıklarına yakalanabilme | | | | | | 18-Çıraklık eğitiminde akşama kadar ayakta çalışmak zorunda kalma | | | | | | 19-Çıraklık eğitimiyle edilen mesleklerin gelişime açık olmaması | | | | | | 20-Çıraklık eğitiminde verilen ücretin az olması | | | | | | 21- Çıraklıklara kötü davranılması | | | | | | 22- Çıraklık eğitiminin diplomasının lise seviyesinde olmaması | | | | | | 23-Yazları çalışmak zorunda olma | | | | | | 24-Çıraklık eğitiminde kültürlü insan olamama | | | | | # EK-4 Grup Rehberliği Programı Oturum 1 ## "MESLEKİ GRUP REHBERLİĞİ PROGRAMI" Amaç: Deneklerin, mesleki grup rehberliğinin genel amacını ve grupta uyulması gereken kuralları kavramalarına yardımcı olmak. #### Hedef Davranışlar: - · Uygulanacak programının amacını söyleme, - · Grupta uyulması gereken kuralları söyleme, - · Ev ödevlerinin zamanında yapılması gerektiğini anlama, - · Grup dışındaki ev ödevi etkinliklerine katılmanın önemini kavrama. #### Eğitsel Teknik: Bilgi verme . ### Araç-Gereç: • Mesleki Grup Rehberliğinin Kuralları adlı form #### Süre: 60 Dakika #### Katılan kişi sayısı:25 İşleyiş: - 1. Grup üyelerinin katılımıyla oturum odasındaki oturma düzeni her bireyin birbirinin yüzünü göreceği şekilde düzenlendi. - 2. Grup lideri ve grup üyeleri kendilerini gruba tanıttı. - 3. Grup lideri grubun amacı ve grup oturumları sonucunda grubun kazanımlarının ne olacağı konusunda gruba bilgi verdi. - 4. Grup lideri bu grubun amacının diğer sosyal gruplardan farklı olduğunu, amaca ulaşabilmek için herkesin grup kurallarına uyması gerektiğini vurguladı. - 5. Grup dışında da düzenlenecek etkinliklere katılımın önemli olduğunu söylendi. - 6. Verilen ev ödevlerinin yapılmasının grup rehberliği programının amacına ulaşması açısından önemli olduğu belirtildi. - 7. Öğrencilerin oturumla ilgili soruları alınarak anlaşılmayan konular hakkında tekrar bilgilendirme yapıldı. Değerlendirme: Deneklerin grup rehberliği programından anladıkları özetlenerek grup oturumuna son verildi. # Oturum 2 "MESLEKİ EĞİTİM MERKEZİNİ TANIYALIM" Amaç: Deneklerin, çırak, kalfa ve usta kavramlarının tanımlarını, Mesleki Eğitim Merkezinin yapısını ve Endüstri Meslek Liselerinden farkını bilmelerine yardımcı olmak. #### Hedef Davranışlar: - · Çıraklık, kalfalık ve ustalık kavramlarının anlamlarını bilme, - · Mesleki Eğitim Merkezinin yapısını bilme, - · Mesleki Eğitim Merkezinin, Endüstri Mesleki Liselerinden farkını bilme. ## Eğitsel Teknik: · Grup tartışması, bilgi verme, soru cevap tekniği ## Araç-Gereç - · "Mesleki Eğitim Merkezi Bilgi Broşürü" - "Endüstri Meslek Lisesi Bilgi Broşürü" Süre: 60 Dakika #### Katılan kişi sayısı:25 İşleyiş: - 1. Gruba, "Geçen oturumda neler yaptığımızı kısaca özetler misiniz?" sorusu yöneltilerek grup etkileşimi başlatıldı. Grup lideri tarafından bütün grup üyelerinin katılımı sağlanarak bir önceki oturumda yapılanlar özetlendi - 2. Bu oturumda "çırak, kalfa ve usta" kavramlarının ne olduğu, nasıl kazanıldığı ve bu kavramlarla ilgili eğitim süreçlerinin içeriği hakkında bilgi verileceği söylenerek, ayrıca mesleki eğitim merkezlerinin, endüstri meslek liselerinden farkları hakkında bilgilendirme yapılacağı belirtildi. - 3. "Mesleki Eğitim Merkezi Bilgi Broşürü" ve "Endüstri Meslek Lisesi Bilgi Broşürü" grup üyelerine dağıtılarak, bu broşürleri grup üyelerinin sessizce okuması sağlandı. - 4. "Çıraklık nedir?" "Kalfalık nedir?" "Ustalık nedir?" soruları gruba yöneltilerek grup etkileşimi başlatıldı. - 5. Grup lideri, deneklere çıraklık, kalfalık ve ustalık kavramlarını eski bilgileriyle yeni öğrendiklerini karşılaştırmalarını isteyerek, grup üyelerinden gelen paylaşımları tahtaya yazarak ortak noktaları belirtti. - 6. Grup lideri, bu kavramların çarpıtılmış anlamlarda da kullanıldığına dikkat çekerek bu kavramlarla ilgili ve Mesleki Eğitim Merkezi ve bu merkezde edinilen mesleklere ilişkin doğru ve yanlış değerlendirmelerinin neler olduğu konusunu grup tartışmasına açtı. - 7. Grup lideri, katılımcıların vermiş oldukları örnekleri tahtaya yazdı ve grup etkileşimine devam edildi. -Mesleki Eğitim Merkezinde edinilen mesleklere saygı duyulmaz, gibi, temelinde bilgi eksikliği bulunan tutumlardan örnekler verildi. 8. Grup lideri üyelerin verdiği örneklerin üzerinde durarak, çıraklık eğitimine yönelik olumsuz değerlendirmenin nasıl oluştuğu konusunu, grup tartışmasına açtı. 9. Grup üyelerinin oturumla ilgili yaşantılarını paylaşmaları sağlanarak oturuma son verildi. Değerlendirme: Deneklerin mesleki eğitim merkezi, ustalık, kalfalık, çıraklık kavramlarını anlamlarının tartışılması ve grup yaşantısının özetlendi. Ev Odevi-1: Grup üyelerinden seçilen temsil heyeti grup lideri ile birlikte Konya Ticaret Odası ve diğer meslek odalarını ziyaret etti. "Bazı Mesleklerin Yıllık Toplam Kazançlarını Oğrenme" adlı form ile bilgiler toplanarak bir sonraki oturumda gruba sunuldu. ![](_page_0_Picture_0.jpeg) Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir. K. Atatürk ![](_page_0_Picture_3.jpeg) e-mail: merammem@merammem.com e-mail : merammem@hotmail.com Web : www.merammem.com ## USTALARIN EĞİTİMİ (USTA ÖĞRETİCİ KURSLARI) İşyerinde, sanatını çıraklara öğretmekle görevli ustaların katıldığı eğitimdir. Bu eğitimi görmeyen işyeri sahibi veya ustaların yanlarında veya işyerlerinde çırak çalıştırmaları mümkün bulunmaktadır. Bu eğitimle çırak yetiştirme sorumluluğunu üstlenen ustaların sanatını başkasına iyi bir şekilde öğretme usul ve tekniklerini öğrenmeleri hedeflenmektedir. Bu amaçla hazırlanmış bulunan "iş Pedagojisi Kurs Programı" 40 saat sürelidir. ## MESLEKİ EĞİTİMİ UYGULAMA KAPSAMINDAKİ "MESLEKLERDE" KİMLER İŞYERİ AÇABİLİR ? 3308 sayılı yasa gereğince Mesleki eğitim uygulama kapsamındaki meslek dallarında işyeri açacakların Milli Eğitim Bakanlığınca düzenlenmiş ustalık belgesine sahip olması ya da bu belgeye sahip olanlan işyerinde çalıştırmaları gerekmektedir. Aynı kanuna göre bir işyerinde usta ünvanı ile çalışan bir kisi, o işyerinde yapılan mal ve hizmet üretiminin yanısıra, işyerinde çalışan aday çırak ve çırak öğrencilerin eğitiminden de sorumlu bulunmaktadır. Bu sebeple, işyerlerinde hizmet akdi ile istihdam edilen "ustalık belgesi" sahibi kişilerin usta ünvanı ile birden fazla işyerinde çalışmaları mümkün bulunmamaktadır. Ayrıca, 3308 sayılı kanunun çıraklık eğitimi uygulama kapsamındaki iş ve meslek dallarında işyeri açan ustalık belgesi sahibi kişilerin, bu iş ve meslek dallarında işyerlerinin şubelerini açmak istemeleri halinde, işyerlerinin şubelerinde "ustalık belgesi" bulunan bir kişiyi istihdam etmeleri gerekmektedir. İstihdam ettikleri bu ustaların da, yukarıda belirtilen sebeplerle başka bir işyerinde çalışmaları mümkün bulunmamaktadır. ## KALFALIK VE USTALIK EĞİTİMİ KİMLER İÇİN DÜZENLENİR? Kalfalık yeterliğini kazanmış olanların, mesleki yönden gelişmelerini ve bağımsız işyeri açabilmelerini sağlamak için, gerekli yeterlikleri kazandırmak gayesiyle, ustalık eğitimi düzenlenir. Ustalık eğitiminde amaç; usta adayının, kendi mesleğinde usta olarak çalışabilmesi için gerekli bilgi, beceri ve iş alışkanlıklarını, mal ve hizmet üretiminde iş hayatınca kabul edilebilir standartlara göre bağımsız olarak uygulayıp uygulayamadığını ölçmektir. Ustalık eğitiminde okutulan derslerin adları ve saatlerine aşağıda yer verilmiştir. 3308 Sayılı kanunun 28 inci maddesinin (b) bendi gereğince Mesleki Eğitim uygulama kapsamındaki meslek dallarına ilişkin ustalık eğitimi çalışma süreleri Milli Eğitim Bakanlığı' nca belirlenmiştir. | Dersler | Süre | |---------------------------------|------| | 1-İnsan Sağlığı ve iş Güvenliği | 32 | | 2-Iş ve Insan ilişkileri | 16 | | 3-İşletme Bilgisi | 1 Q | | 4-Sigorta ve Vergi Mevzuatı | 16 | | 5-Calışma Hukuku | 32 | | 6-Ekonomi | 16 | | 7-Muhasebe | 48 | | 8-Ileri Meslek Bilgisi | 64 | | TOPLAM | 240 | Ustalık Eğitimine Kayıt Yaptıracaklardan : l-Milli Eğitim Bakanlığı'nca verilmiş kalfalık belgesi bulunmak. 2-Bir işyerinde kendi mesleğinde çalışıyor olmak şartları aranır. ## T.C. KONYA VALİLİĞİ MERAM MESLEKİ EĞİTİM MERKEZİ ![](_page_0_Picture_6.jpeg) ## OKULUMUZUN TARİHÇESİ Okulumuz Bakanlığımızın 07/07/1988 tarihlerindeki olurları ile müstakil olmuştur. Meram Sanayı bölgesinde olması sebebiyle Meram Mesleki Eğitim Merkezi adını almıştır. Meram Sanayı S.S. Yapı Kooperatifine ait olan binamız, kooperatif ## "ENDÜSTRİ MESLEK LİSESİ BİLGİ BROŞÜRÜ" T.C. KONYA - MERAM ANADOLU TEKNİK LİSESİ ANADOLU MESLEK LİSESİ TEKNİK LİSE VE ENDÜSTRİ MESLEK LISESI ## Tel : 322 83 30 - 31 - Fax : 321 06 96 1896 yılında temeli atılan okulumuz MEKTEBI SANAYII (Konya Sanat Okulu) adıyla 1901 yılında iki atelye (demir ve marangoz) ve 17 öğrenci ile hizmete girmiştir. 1912 yılında kunduracılık, tanila ve çorapçılık atelyeleri eklenmiş ve okulun ödeneği vilayet tarafından karşılanmıştır. Okul 1922 yılında kapatılmış, fakat çok geçmeden hükümet civarında bugünkü II Ozel Idarenin bulunduğu yerde tekrar açılmıştır. Okul 1927 yılında Milli Eğitim Bakanlığına bağlandıktan sonra gelişme imkanı bulmuştur. 1938-1940 yıllarında okul Erkek Sanat Enstitüsü haline getirilmiştir. 1951 yılında Motorculuk, 1952 yılında Elektrik bölümleri açılmıştır. Ayrıca Ozel ve Akşam Sanat Okulları bölümü de açılmıştır. Okul, 1967-1968 öğretim yılında bugünkü yeri olan Larende Caddesinde Oğretmen Evleri Atatürk Stadyumu arkasındaki binasına taşınmıştır.1967-1968 öğretim yılında, Makine Ressamlığı ve Elektronik Bölümlerine de kavuşan Sanat Enstitüsü, 1974 yılında Endüstri Meslek Lisesi adını almıştır. 1975 yılında Harita Kadastro, 1976 yılında Değirmencilik Bölümleri, 1968 yılında Teknik Lise açılmıştır.. Fatih Teknik Lise ve Endüstri Meslek Lisesinin açılmasıyla Elektronik, Makine Ressamlığı ve Harita Kadastro Bölümleri bu okula aktarılmıştır. Şu anda okulumuzda Anadolu Teknik Lisesi kapsamında; CNC (Bilgisayarlı Numerik Kontrol), Anadolu Meslek Lisesi kapsamında: Konfeksiyon, Teknik Lise kapsamında; Makine, Elektik, Elektronik, Motor, Hidrolik ve Pnömatik, Endüstri Meslek Lisesi kapsamında; Döküm, Elektrik, Elektronik, Kalıp, Matbaa, Metal isleri, Mobilya Dekorasyon, Model, Motor, Soğutma ve iklimlendirme. Tesviye olmak üzere toplam 14 bölüm vardır. Ayrıca TAMEM (Türk Alman Mesleki Eğitim Merkezi) kapsamında: Endüstriyel Elektronik, Endüstriyel Mekanik ve Motor bölümleri de eğitim-öğretim vermektedir. ## MESLEK VE TEKNİK EĞİTİM ÖĞRENCİLERE SAĞLADIĞI AVANTAJLAR Anadolu Meslek Lisesi, Anadolu Teknik Lisesi, Endüstri Meslek Lisesi ve Kız Meslek Lisesi mezunları, 3795 sayılı kanuna göre teknisyen unvanı ile istihdam edilirler.Anadolu Teknik Lise mezunlarına, 3308 sayılı kanuna göre, doğrudan İşyeri Açma Belgesi verilir. Mesleki ve Teknik ortaöğretim kurumlarından mezun olanlar, üniversiteye girebilmek için Oğrenci Seçme ve Yerleştirme Sınavlarına katılma hakkına sahiptirler. Universite sınavında, alanlarının devamı niteliğinde olan yüksek öğretim kurumlarını tercih etmeleri durumunda kendilerine ortaöğretim başarı puanlarına ek puan verilir ve diğer lise mezunlarına göre daha avantajlı olurlar. Yüksek öğrenime devam etmeyenlerin de iş bulmaları ve mesleklerinde ilerlemeleri daha kolay olmakladır. Kamu kurum ve kuruluşlarında branşlarında görev alan mezunlar, genel lise mezunlarına göre bir üst derecede işe başlarlar. Meslek Lisesi mezunları, 3308 sayılı Çıraklık ve Meslek Eğitimi Kanunu'nun daha çabuk 30. maddesi geçeğince, işyeri açabilmek için şart olan "USTALIK" unvanına, kendi mesleklerinde bir yıllık pratik çalışma yaptıktan sonra girecekleri sınav sonrasında ulaşırlar. Mesleki ve Teknik Oğretim yapan okullarda eğitim görenler, okul ve işyerlerinde iş eğitimi almış olmaları ve çalışma hayatını tanımış olmaları nedeniyle,mesleklerine, intibakları olmaktadır. #### ELEKTRONİK BÖLÜMÜ Elektronik Bölümü; zayıf akım ve elektromanyetik dalgaların üretilmesi, alınması, verilmesi ve bunlarla ilgili cihazların kullanılması bakım ve onarımı alanlarını kapsar. Bu bölümü bitiren öğrenciler her türlü elektronik cihazın tesisi, montajı, kullanımı, bakım ve onarımı ile ayarlarını yapabilirler. Ayrıca az bir sermaye ile kendi servislerini de açabilirler. ### KALIP BÖLÜMÜ Çok sayıda ve birbirine benzer iş parçalarının imalini sağlamak üzere kullanılan ve kalıp adı verilen makine parçalarının yapımını gerçekleştirilen meslek alınıdır. Bu bölüm mezunları makine parçalarının üretildiği iş yerlerinde çalışabilirler. ### MATBAA BÖLÜMÜ Matbaacılık; çeşitli, gazete, dergi, el ilanları, broşür vb. Basım işleri ile uğraşan bir meslek alanıdır. Oğrencilere, dizgi, lipo baskı, reprodüksiyon ve klişe, ofset baskı, cilt ve serigrafi ile ilgili ortak temel ve ileri mesleki yeterlilikler kazandırılmaktadır. Bu bölüm mezunları çeşitli gazete ve basımevlerinde çalışabilecekleri gibi kendilerine ait işyeri de açabilirler. ## METAL İŞLERİ BOLUMU Metal ve metal alaşımlarının sıcak ve soğuk şekillendirildiği oksigaz, elektrik ark kaynağı ile kaynatıldığı ısıl işlemler ve çelik, konstrüksiyonun yapıldığı bir meslek alanıdır. Bu bölüm mezunları, kendi iş yerlerini açabilecekleri gibi demir çelikendüstrisinde otomotiv sanayinde makine imalat sanayinde, gemi inşaat sanayinde, vb. endüstriyel alanlarda gök geniş bir istihdam imkânına sahiptirler. # MOBILYA ve DEKORASYON BÖLÜMÜ Bu bölümde konutların, büro, ofis, mağaza vb. işyerlerinin ve diğer sosyal mekanların dekorasyonlarının tasarlanması mobilyalarının imalatı ve diğer döşeme malzemeleri ile beraber uyum içinde dekore edilmesine ait mesleki eğitim yapılmaktadır. Bu bölümü bitirenler; her türlü dekorasyon ve büro işlerinde, mobilya üretim atölye ve fabrikalarında çalışabilirler. Az bir sermaye ile kendi işyerlerini de açabilirler. #### Oturum 3 ### " MESLEK VE KAZANÇ" Amaç: Deneklerin, ortaöğrenim gerektirmeyen mesleklerin kazanç düzeylerini bilme bu mesleklerin toplumsal statülerini diğerlerinin toplumsal statüleriyle karşılaştırabilme. ### Hedef Davranışlar: - . Araştırması yapılan meslekleri bilme, - . Araştırması yapılan meslekleri icra eden bireylerin yaşam standartlarını bilme, - · ## Eğitsel Teknik: · Grup Tartışması, Bilgi verme, Soru cevap tekniği ## Araç-Gereç • "Bazı Mesleklerin Yıllık Toplam Kazançlarını Öğrenme" adlı form Süre: 60 Dakika ### Katılan kişi sayısı:25 # İşleyiş: - 1. Grup üyelerine ev ödevi 1 hatırlatılarak, Konya Ticaret Odası ve belirlenen meslek odalarını ziyaret eden grup üyelerinden gruplar oluşturmaları istendi. - 2. Ticaret odası ve meslek odalarını ziyaret eden üyelerin, edindikleri bilgileri gruba aktarması sağlanarak, diğer üyelerin not alması sağlandı. - 3. Yapılan açıklamalardan sonra, tüm grup üyelerinden, ortaöğrenim gerektirmeyen mesleklerin gelir düzeyleri ve yaşam standartlarını, ortaöğrenim ve üniversite öğrenimi gerektiren mesleklerin gelir düzeyleri ve yaşam standartları ile karşılaştırmaları istendi. Ornek: Araba tamircisi çırağı, 15 yaşında mesleğe başlayıp 150 YTL maaş ve sağlık sigortası; araba tamircisi kalfası, ortalama 300 YTL maaş+sigorta; araba tamircisi ustası ise 650 YTL ortalama maaş+sigorta ve işletme sahibi, ortalama aylık 2500 YTL kazanmaktadır. Buna karşın öğretmen en erken 23 yaşında işe başlayıp ayda 750 YTL maaş+sigorta; memur 22 yaşında işe başlayıp ayda 600 YTL maaş almaktadır. - 4. Grup lideri, ortaöğrenim gerektirmeyen meslekler ile ortaöğrenim ve üniversite öğrenimi gerektiren mesleklerden bazılarını tahtaya yazarak üyelerden kazançlarını karşılaştırmaya devam etmelerini istedi. - 5. Grup lideri, meslek ve kazançları hakkında üyelerin düşüncelerini sordu ve grup üyelerine meslek ve kazanç konusunu tartışmaya açtı. Değerlendirme: Deneklerin bu oturum ile ilgili duygularının paylaşılması ve oturum özetlenmesi ile oturuma son verilmiştir. Ev ödevi 2."Meslek ve Zaman" adlı form grup üyelerine dağıtılarak nasıl doldurulması konusunda bilgi verilerek, grup üyelerinden formu gelecek oturuma hazırlamaları istendi. ## BAZI MESLEKLERİN YILLIK TOPLAM KAZANÇLARINI ÖĞRENME (Konya Ticaret Odasını ve Aşağıda Seçilmiş mesleklerin Meslek Odalarını Ziyaret) Tornacı Ustası(......YTL) Tornacı Kalfası(....... YTL) Tornacı Çırağı( .... YTL) Torna İşletme Sahibi( ..... YTL) Kuaför Kalfası( ... YTL) Kuaför Ustası(... YTL) Kuaför Çırağı( ... YTL) Araba Tamir Ustası ( ... YTL) Araba Tamirci Kalfası ( ... YTL) Araba Tamirci Çırağı ( ... YTL) Araba Tamirhanesi İşletme Sahibi ( ... YTL) Fotokopi Makinesi Tamircisi ( ..... YTL) Fotokopi Makinesi Tamirci Kalfası ( ..... YTL) Fotokopi Makinesi Tamirci Çırağı (...... YTL) Fotokopi Makinesi Servisi(...... YTL) Mobilya Ustası (.......YTL) Mobilya Kalfası ( ... ... YTL) Mobilyacı Çırağı( ....... YTL) Mobilya Üretim İşletme Sahibi( ....... YTL) | Aşçı (Usta) ( YTL) | Aşçı Yardımcısı(Kalfa) ( YTL) | |-------------------------------|--------------------------------------------| | Aşçı Çırağı ( YTL) | 2. Sınıf Restaurant Işletme Sahibi ( YTL) | | | | | Su Tesisatçısı (Usta)( YTL) | Su Tesisatçısı (Kalfa) ( YTL) | | Su Tesisatçısı Çırağı( YTL) | Su Tesisatçısı İşletme Sahibi( YTL) | ### Oturum 4 # "MESLEK VE ÇALIŞMA SAATLERİ" Amaç: Deneklerin, ortaöğrenim gerektirmeyen ile öorta öğretim ve üniversite öğretimi gerektiren mesleklerin çalışma saatlerin, gelir düzeylerini ve öğrenim sürelerini karşılaştırabilme. ### Hedef Davranışlar: - · Ortaöğrenim gerektirmeyen meslekler ile ortaöğrenim ve üniversite öğrenimi gerektiren mesleklerin günlük çalışma saatlerini karşılaştırma, - · Bir mesleğin icra edilmesi için ayrılan süre ile gelir düzeyini karşılaştırma, - · Mesleklerin gelir düzeylerini, çalışma ve eğitim sürelerini karşılaştırma. # Eğitsel Teknik: · Grup Tartışması, bilgi verme, soru cevap tekniği # Araç-Gereç: - "Meslek ve Zaman Kullanma Özgürlüğü" adlı form - Süre: 60 Dakika #### Katılan kişi sayısı:25 - 1. Gruba, "Geçen oturumda neler yaptığımızı kısaca özetler misiniz?" sorusu yöneltilerek grup etkileşimi başlatıldı. Bütün grup üyelerinin katılımı sağlanarak grup lideri tarafından bir önceki oturumda yapılanlar üyelere kısaca özetlettirildi. - 2. Bu oturumda mesleklerin eğitim sürelerinin ne kadar zaman alacağı konusu üzerinde durulacağı söylenerek bu oturumun amacı grup üyelerine açıklandı. - 3. "Meslek ve Zaman Kullanma Ozgürlüğü" adlı form grup üyelerine dağıtılarak grup üyelerinin formdaki her meslek için gerekli eğitim süresini incelemeleri sağlandı. - 4. Grup üyelerinin aşağıdaki alanlarda karşılaştırma yapmaları sağlandı. - Mesleklerin eğitim süreleri ile mesai sürelerinin karşılaştırılması - - - Eğitim düzeyleri ile mesleki özgürlüğün karşılaştırılması - 5. Grup üyelerinden gelen paylaşımlar tahtaya yazıldı ve yanlış yapılan karşılaştırmalar düzeltildi. - 6. Grup üyelerinin oturumla ilgili paylaşımları alınarak oturuma son verildi. Değerlendirme: Deneklerin grup ile ilgili yaşantılarının paylaşılması ve oturumun özetlenmesi ile grup oturumuna son verilmiştir. Ev Ödevi-3: Katılımcılara "Meslek Gelişim Formu" dağıtılarak gelecek oturuma hazırlamaları istendi. #### "MESLEK VE ZAMAN" | MIBST BIK | EĞİTİM<br>SURESI | GÜNLÜK<br>ÇALIŞMA<br>SÜRESİ | EN DÜŞÜK | |------------|--------------------------|-----------------------------|----------| | | (İlköğretim<br>hariç) | | A YILIK | | | | | KAZANCI | | POLİS | 6 YIL | Günlük ortalama<br>10 saat | 1050 YTL | | MIBMIOIR | 6 YIL | Günlük Ortalama<br>8 saat | 600 YTL | | DOKTOR | 11 YIL | Günlük Ortalama<br>8 saat | 1000 YTL | | MÜHENDİS | 9 YIL | Günlük Ortalama | | | | | 8 saat | 1000 YTL | | A VÜRAT | 9 YIL | Günlük Ortalama | 1000 YTL | | | | 10 saat | | | MUHASEBECİ | 9 YIL | Günlük Ortalama<br>10 saat | 1000 YTL | | AST SUBAY | 6 YIL | Günlük Ortalama | 1100 YTL | | | | 10 saat | | | HİZMETLİ | 4 YIL | Günlük Ortalama | | | | | 10 saat | 550 YTL | | FOTOĞRAFÇI | 6 YIL (Mesleki<br>Eğitim | Günlük Ortalama | | (İşletme Sahibi) ### BAYAN KUAFÖRÜ (İşletme Sahibi) ### CAMCI (İşletme Sahibi) ## SU TESİSATÇISI (İşletme Sahibi) ### SARRAF ortu Merkezinde, Ücret alarak) 6 YIL (Mesleki Eğitim Merkezinde, Ücret alarak) 6 YIL (Mesleki Eğitim Merkezinde, Ücret alarak) 6 YIL (Mesleki Eğitim Merkezinde, Ücret alarak) 6 YIL (Mesleki Eğitim Merkezinde, Ücret alarak) # 1500 YTL 10 saat Günlük Ortalama 1000 YTL 10 saat Günlük Ortalama 1000 YTL 10 saat 1000 YTL Günlük Ortalama 10 saat Günlük Ortalama 3000YTL 10 saat ## Oturum 5 " MESLEK VE TEKNOLOJÍ" Amaç: Deneklerin, mesleklerin teknolojik gelişimleri hakkında bilgi sahibi olmalarına ve bir meslek elemanından, mesleği ile ilgili teknolojik gelişmeler hakkında bilgi almalarına yardımcı olmak. Hedef Davranışlar: - · Mesleklerin teknolojik boyutlarını bilme, - · Ortaöğrenim gerektirmeyen mesleklerin teknolojik gelişimlerini inceleme. - Eğitsel Teknik: . - · Grup Tartışması, soru sorma, ev ödevi Araç-Gereç "Meslek Gelişim Formu" o Süre: 60 Dakika ## Katılan kişi sayısı:25 İşleyiş: - 1. Gruba, "Geçen oturumda neler yaptığınızı kısaca özetler misiniz?" sorusu yöneltilerek grup etkiler. Bütün grup üyelerinin katılımı sağlanarak bir önceki oturumda yapılanlar kısaca özetlettirildi. - 2. Gruba, "Çevrenizdeki orta öğrenim yapmayı gerektirmeyen mesleklerin teknolojik gelişimleri hakkında bilgi topladınız mı?" Sorusu sorularak Ev Odevi-3 hatırlatıldı. - 3. Aynı meslek hakkında bilgi toplayan grup üyelerinin grup oluşturmaları sağlandı. - 4. Oluşturulan her gruptan, bilgi topladıkları mesleği gruba tanıtmaları istendi. - 5. Mesleklerin teknolojik gelişimlerinin tanıtımı bittikten sonra aşağıdakilere benzer sorular gruba yöneltilerek grup etkileşimine devam edildi. - • Meslek sahibi kişiler, mesleklerinin teknolojiye açık olduğuna inanıyorlar mı? - Hakkında araştırma yaptığınız meslek, teknolojiye açık mı? - Araştırma yaptığınız meslek, gelecek 20 yıl içerisinde icra edilebilecek mi? 6. Öğrencilerin oturumla ilgili yaşantılarını paylaşmaları sağlanarak oturuma son verildi. Değerlendirme: Deneklerin meslek ve teknoloji ile ilgili öğrendiklerini özetlemeleri ve kazanımlarının değerlendirmesi yapılmıştır. Ev Ödevi-4: Grup üyelerinden gelecek oturuma "Meslek ve Kültür" ilişkini anlatan bir komposizyon yazmaları istendi. ## Oturum 6 " MESLEK VE KÜLTÜR" Amaç: Deneklerin, kültür kavramının özelliklerini açıklayarak, meslek-kültür ilişkilerini anlamalarına yardımcı olmak. ## Hedef Davranışlar: - · Kültür kavramının tanımını söyleme, - · Bir insanın kültürlü olabilmesinin yollarını bilme, - · Kültür kazandıran araçları tanıma. Eğitsel Teknik: Grup tartışması, Sorgulama. Araç-Gereç: • "Kültür nedir?" adlı form Süre: 60 dakika ## Katılan kişi sayısı:25 İşlem: 1. Gruba, "Geçen oturumda neler yaptığınızı kısaca özetler misiniz?" sorusu yöneltilerek grup etkileşimi başlatıldı. Bütün grup üyelerinin katılımı sağlanarak bir önceki oturumda yapılanlar kısaca özetlettirildi. - 2. Grup üyelerine ev ödevi 4 hatırlatılarak kültür ve meslek ilişkisi hakkında yazılan kompozisyonların gönülü grup üyelerinin okuması sağlandı. - 3. Grup üyeleri tarafından okunan kompozisyonların ortak özelliklerinin neler olduğunu grup üyelerinin belirlemelerini sağlayarak, ortak özellikler tahtaya yazıldı. - 4. Gruba kültür nedir? sorusu yöneltilerek öğrencilerden gelen kültür tanımları tahtaya yazıldı. - 5. Grup lideri tarafından Kültür nedir? Adlı form gruba dağıtılarak, grup üyeleri tarafından tahtaya yazılan kültür tanımları ile formdaki kültür tanımlarını karşılaştırmaları sağlandı. Kültürlenme süreci hakkında grup lideri tarafından bilgi verildi. - 6. Grup üyelerine kültürlü insanın ne gibi özelliklerinin olduğu sorusu yöneltilerek "kültürlü insan olmak" için nelere dikkat edilmesi gerektiği ile ilgili grup üyelerinden gelen paylaşımlar tahtaya yazıldı. - 7. Oğrencilere meslekler-kültürlü olma-saygın olma arasında nasıl bir ilişki olabileceği sorusu yöneltilerek aşağıdaki benzer sorularla grup etkileşimine devam edildi. - Bir insanı, üyesi olduğu meslek kültürlü yapar mı? - Bir mesleği saygın yapan o mesleğin özellikleri mi yoksa mesleği saygın yapan o meslekte çalışan kişiler mi? - Sizce bir mesleği saygın hale gelmesi nelere bağlıdır? 8. Oğrencilerden gelen paylaşımlar grup üyeleri ile tartışılarak grup oturumuna son verildi. Değerlendirme: Deneklerin meslek ve kültür ile ilgili öğrendiklerini özetlemeleri ve kazanımlarını değerlendirmeleriyle oturuma son verilmiştir. ### Oturum 7 # " MESLEKİ EĞİTİM MEZUNU BİR İŞLETME SAHİBİNİN GRUBA DAVET EDİLİP BİLGİ VERMESİNİN SAĞLANMASI" Amaç: Deneklerin, Mesleki Eğitim Merkezi mezunlarının sosyal hayatta mesleklerini nasıl yürüttükleri, mesleklerin toplumsal statüleri, insan hayatındaki önemi hakkında bilgi sahibi olmalarına yardımcı olmak. ### Hedef Davranışlar: - · Sosyal hayat içerisinde mesleklerin nasıl yürütüldüğünü anlama, - · Mesleğin insan ilişkilerindeki rolü hakkında bilgi sahibi olma, - · Mesleğin bireyin hayatındaki önemini kavrama, ## Eğitsel Teknik: · Bilgi verme, Soru cevap tekniği ## Araç-Gereç: · Fotoğrafhane işletme sahibinin grup üyelerine semineri #### Süre: 60 Dakika #### Katılan kişi sayısı:25 # İşleyiş: - 1. Gruba, "Geçen oturumda neler yaptığınızı kısaca özetler misiniz?" sorusu yöneltilerek grup etkileşimi başlatıldı. Bütün grup üyelerinin katılımı sağlanarak bir önceki oturumda yapılanlar kısaca özetlettirildi. - 2. Gelecekte fotoğrafçılık mesleğinin nasıl olacağı konusu hakkında gruba bilgi verildi. - 3. Fotoğrafçılık ve bilgisayar teknolojisi arasındaki ilişki gruba anlatıldı. - 4. Fotoğrafçılık mesleğinin dünü, bugünü ve yarınının ne olacağı konusunda grup üyelerine bilgi verildi. - 5. Grup üyelerine işletme sahibi olmanın yolları, kolaylıkları, kolaylıkları ve gelir düzeyi hakkında bilgi verildi. - 6. Grup üyelerinin öğrenmek istediği konular ile ilgili soru cevap kısmına geçildi. - 7. Öğrencilerin oturumla ilgili yaşantılarını paylaşmaları sağlanarak oturuma son verildi. Değerlendirme: Grubun oturum kazanımları tartışıldı ve grup oturumu özetlendi. ### Oturum 8 # "ÜNİVERSİTE MEZUNU BİR İŞLETME SAHİBİNİN GRUBA DAVET EDİLMESİ'' Amaç: Deneklerin, üniversite mezunu işletme sahibinin Mesleki Eğitim Merkezi mezunlarına ilişkin görüşlerini almalarına yardımcı olmak. #### Hedef Davranışlar: - · Mesleki Eğitim Merkezi mezunlarının yeterliliklerini öğrenme, - · Uygulamada çırak, kalfa ve ustaların işletme açısından önemini öğrenme, - Endüstri Meslek Lisesi mezunları ile Mesleki Eğitim Merkezi mezunlarının yetkinliklerini karşılaştırma, - · Çalışanların sosyal haklarını öğrenme. #### Eğitsel Teknik: · Bilgi verme, Soru cevap tekniği. Araç-Gereç: • Mobilya Uretim ve Mağaza sahibinin grup üyelerine semineri Süre: 60 Dakika ## Katılan kişi sayısı:25 İşleyiş: 1.Gruba, "Geçen oturumda neler yaptığınızı kısaca özetler misiniz?" sorusu yöneltilerek grup etkileşimi başlatıldı. Bütün grup üyelerinin katılımı sağlanarak bir önceki oturumda yapılanlar kısaca özetlettirildi. 2.Mesleki Eğitim Merkezi mezunlarının yeterlilikleri hakkında gruba bilgi verildi. 3.Mesleki Eğitim Merkezi mezunlarının işletme açısından önemleri anlatıldı. 4.Universite mezunu işletme sahibinin Endüstri Meslek Lisesi mezunları ile Mesleki Eğitim Mezunlarının yetkinliklerinin karşılaştırılması. 5.Mesleki Eğitim Mezunlarına sunulan olanaklar hakkında bilgi verildi. 6.Grup üyelerinin öğrenmek istediği konular ile ilgili soru cevap kısmına geçildi. 7.Oğrencilerin oturumla ilgili yaşantılarını paylaşmaları sağlanarak oturuma son verildi. Değerlendirme: İşletme sahibinden elde edilen bilgiler değerlendirilerek grup kazanımları paylaşılmıştır. ### Oturum 9 # "GRUP ÜYELERİNİN BEKLENTİLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ" Amaç: Deneklerin, gelecekte yapmak istedikleri mesleklere yönelik beklentilerinin ve görüşlerini almak ve bu meslekler hakkında düşüncelerini almak. # Hedef Davranışlar: - · Gelecekte seçmeyi düşündüğü mesleğin özelliklerini bilme, - · Gelecekte seçmeyi düşündüğü meslek ile ilgili kavramları söyleme, - · Meslekler ile ilgili düşüncelerini paylaşma, - · Mesleki Eğitim Merkezi hakkında düşüncelerini değerlendirme. ### Eğitsel Teknik: · Bilgi verme, Soru cevap tekniği. Araç-Gereç: Süre: 60 Dakika # Katılan kişi sayısı:25 İşleyiş: 1. Gruba, "Geçen oturumda neler yaptığınızı kısaca özetler misiniz?" sorusu yöneltilerek grup etkileşimi başlatıldı. Bütün grup üyelerinin katılımı sağlanarak bir önceki oturumda yapılanlar kısaca özetlettirildi. 2. Grup üyelerine gelecekte seçmeyi düşündükleri meslekler sorularak grup etkileşimi başlatıldı. 3.Katılımcıların Mesleki Eğitimle kazanılan mesleklerin özelliklerini ve onlara ne kazandıracakları hakkında düşünceleri grupla tartışıldı.. 4. Gelecekte ne yapmak istedikleri konusunda katılımcılarla serbest etkinliğe geçildi. Katılımcıların hayalleri, umutları ve gelecek ile ilgili beklentileri paylaşıldı. 5.Grup lideri tarafından katılımcılara teşekkür edilerek grup oturumlarına son verildi. Değerlendirme: Deneklerin grup ilgili değerlendirmeleri alınarak grup oturumlarına son verildi. ## EK-5 ÇEDF-A Formu Test Tekrar Test Korelasyonları | MADDELER | Ontest-Sontest<br>Korelasyonu | p | |------------------------------------------------------------------------------------|-------------------------------|-------| | l-Çıraklık eğitimi mezunu olduktan sonra Avrupa'dakine eşdeğer<br>diploma alabilme | 0,876 | 0,001 | | 2-Çıraklık eğitimi yoluyla erken yaşta meslek sahibi olabilme | 0,970 | 0,001 | | 3-Çırak olarak meslek öğrenirken paranın değerini erken yaşta<br>öğrenebilme | 0,778 | 0,001 | | 4-Çıraklık eğitimi sırasında sorumluluk öğrenebilme | 0.784 | 0,001 | | 5-Cıraklık eğitimiyle boş zamanları ve tatilleri değerlendirebilme | 0,965 | 0,001 | | 6-Çıraklık eğitimi yoluyla el becerisini daha iyi kullanabilme | 0,923 | 0,001 | | 7-Cıraklık eğitimi bitmeden işin hazır olması | 0,772 | 0,001 | | 8- Çıraklık eğitiminden sonra iş yeri açabilme | 0,786 | 0,001 | | 9-Çıraklık eğitimiyle erken yaşta sağlık sigortalı olma | 0,798 | 0,001 | | 10-Çıraklık eğitimiyle çalışma koşullarını daha iyi öğrenebilme | 0,823 | 0,001 | | 11-Cıraklık eğitimiyle kötü arkadaş ortamlarından uzak kalabilme | 0,834 | 0,001 | | 12- Çıraklık eğitimiyle geleceğe güvenle bakabilme | 0,770 | 0,001 | | 13-Aileme erken yaşta ekonomik destekte bulunabilme | 0,779 | 0,001 | | 14-Çıraklık eğitimi yoluyla kızların da meslek sahibi olması | 0,910 | 0,001 | | 15-Çıraklık eğitimi yoluyla bağımsız çalışma fırsatı bulma | 0,779 | 0,001 | | 16- Çıraklık eğitimi yoluyla aile işimizi devam ettirebilme | 0,845 | 0,001 | | 17- Ticaret yapabilme | 0.880 | 0,001 | | 18-Çıraklık eğitimi yoluyla hayatımı düzene koyabilme | 0,876 | 0.001 | | 19-Çıraklıkla eğitimiyle elde edilen mesleklerin kazancının yüksek<br>olması | 0,912 | 0,001 | | 20-Tüm öğrenci haklarına sahip olma | 0,821 | 0,001 | | 21-Askerliği tecil ettirebilme | 0,856 | 0,001 | | 22-Ozel sektörde değerli olma | 0,776 | 0,001 | ## EK-6 ÇEDF-B Formu Test Tekrar Test Korelasyonları | MADDELER | Ontest-Sontest<br>Korelasyonu | p | |-----------------------------------------------------------------------------------------------|-------------------------------|-------| | 1-Çıraklık eğitiminde bir mesleği öğrenmenin meslek lisesi eğitiminden<br>daha uzun sürmesi | 0,391 | 0,001 | | 2- Çıraklık eğitimine okulda başarılı olmayanların gitmesi | 0,251 | 0,035 | | 3-Küçük yaşta çalışma zorunluluğu | 0,353 | 0,003 | | 4-İşçi tulumu giyme zorunluluğu | 0,342 | 0,004 | | 5-Çıraklık eğitiminde edineceğim mesleğe saygı duyulmayacağı için | 0,349 | 0.003 | | 6- Çıraklık eğitiminde mesleği ailemin seçmesi | 0,279 | 0,020 | | 7- Çıraklık eğitiminde yaratıcı fikirler üretme olanağı olmaması | 0,292 | 0,014 | | 8- Çıraklık eğitiminde hep aynı şeyleri yapmak zorunda olma | 0,249 | 0,037 | | 9- Çıraklık eğitiminde ustaların çırakların yaptıkları işi sürekli denetlemesi | 0,290 | 0,015 | | 10-Çıraklık eğitiminin yorucu ve uzun süre çalışmayı zamanı gerektirmesi | 0.284 | 0,017 | | 11- Çıraklık eğitimindeki mesleklerin el becerisi gerektirmesi | 0.339 | 0,004 | | 12-Çıraklık eğitiminde çocukluğumu ve gençliğimi gerektiği şekilde<br>yaşayamama | 0,418 | 0,001 | | 13-Çıraklık sözünü çok itici bulma | 0,379 | 0,001 | | 14- Çıraklık eğitiminde eski ve yağlı elbiseler giymek zorunluluğu | 0,298 | 0,012 | | 15-Çıraklık eğitimine gidersem çok soğuk ya da çok sıcak ortamlarda<br>çalışmak zorunda kalma | 0,250 | 0,037 | | 16-Çıraklık eğitimde günde bazen 8 saatten fazla çalışmak zorunda kalma | 0.487 | 0.001 | | 17- Çıraklık eğitimde meslek hastalıklarına yakalanabilme | 0,417 | 0,001 | | 18-Çıraklık eğitiminde akşama kadar ayakta çalışmak zorunda kalma | 0,313 | 0,008 | | 19-Çıraklık eğitimiyle edilen mesleklerin gelişime açık olmaması | 0,475 | 0,001 | | 20-Çıraklık eğitiminde verilen ücretin az olması | 0,393 | 0,001 | | 21- Çıraklıklara kötü davranılması | 0,342 | 0,004 | | 22- Çıraklık eğitiminin diplomasının lise seviyesinde olmaması | 0,382 | 0,001 | | 23-Yazları çalışmak zorunda olma | 0,333 | 0,004 | | 24-Çıraklık eğitiminde kültürlü insan olamama | 0,492 | 0,001 | VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR VLM_UNEXPECTED_ERROR
106
703932
## TEŞEKKÜR Uzmanlık eğitimim boyunca ve tez çalışmam sürecinde benden yardımlarını esirgemeyen, desteğini her zaman hissettiğim değerli danışman hocam Prof. Dr. Senem YIGIT OZER'e, Eğitim dönemim boyunca tecrübelerini ve desteğini esirgemeyerek mesleğime bakış açımı genişleten Doç. Dr. Hicran DÖNMEZ ÖZKAN'a, Uzmanlık eğitimimiz süresince vaktimizin büyük çoğunluğunu birlikte geçirdiğimiz, desteklerini ve anlayışlarını hiçbir zaman esirgemeyen, birlikte çok güzel anılar biriktirdiğimiz Dt. Aliye KOÇER'e, Dt. Ertuğrul KAPISİZ'a, Dt. Pınar AÇKÜRT'a, Dt. Adile ANGIN'a, Dt. Şule Anatürk'e, Dt. Gör. Selin ERINAL'a, Arş. Gör. Duygu GUVEN'e, Arş. Gör. Sinem SONMEZ'e, Arş. Gör. Busenaz UYSAL'a Her daim beni destekleyen fedakârlıklarını her zaman gösteren çok sevgili anneme, babama ve kardeşlerime, yanımda olduğu her an mutluluk kaynağım olan, uzmanlık eğitimim için beni ilk destekleyen sevgili eşim Gizem GENÇ DANIŞMAN'a içten,sonsuz teşekkürlerimi sunarım ... ii ## OZET ## VERTİKAL KÖK KIRIĞININ YENİDEN YAPIŞTIRILMASINDA KULLANILAN MADDELERDEN SONRA, KOK KANALINDA OLUŞAN STRES DAĞILIMININ 3 BOYUTLU SONLU ELEMANLAR ANALİZİ İLE DEĞERLENDİRİLMESİ Danışman S. Aydın Adnan Menderes Universitesi Diş Hekimliği Fakültesi, Endodonti Anabilim Dalı, Uzmanlık Tezi, Aydın, 2021. Amaç: Bu araştırmanın amacı, vertikal kök kırıklı (VKK) üst kesici dişlerin, farklı materyallerle tamir edilmesinden sonra dişlerde dikey, yatay ve oblik kuvvetlerin etkisi altında oluşan stres dağılımlarının 3 boyutlu (3D) sonlu elemanlar analizi (SEA) ile incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: Wheeler Diş Anatomisi Atlası rehber alınarak kök kanal tedavili üst kesici diş, spongiöz ve kortikal kemik modelleme yazılımı kullanılarak oluşturuldu. Daha sonra dişte tamamlanmış VKK oluşturuldu. VKK oluşturulan diş sırasıyla kendi kendine polimerize olan siman, kendi kendine polimerize olan siman+polietilen fiber destek, kendi kendine polimerize olan siman+cam fiber destek ve son olarak fiber ile güçlendirilmiş kompozit ile tamir edilerek 4 farklı model elde edildi. Kemik içerisindeki soketine yerleştırılen modellere 3 farklı bölgeden dikey, yatay ve oblik olarak 100 N kuvvet uygulandı. Oluşturulan modellerin stres dağılımları 3D SEA yöntemi ile değerlendirildi. Dentin, diş destek dokuları ve tamır materyallerinde oluşan maksimum asal gerilimler ve V on Mises stresleri analiz edildi. Bulgular: En yüksek maksimum asal gerilim değerleri, oblik kuvvetler karşısında tamır materyallerinde meydana geldi. Kök dentininde oluşan en yüksek maksimum asal gerilim değerleri yatay kuvvetler karşısında Grup 3'te izlendi. Kron dentininde izlenen en yüksek maksimum asal gerilim değerleri yine yatay kuvvetler karşısında Grup 1'de izlendi. Kron ve kök dentininde en düşük maksimum asal gerilim değerleri Grup 4'te izlendi. Tamır materyallerinde yatay ve dikey kuvvetler karşısında oluşan en yüksek maksimum asal gerilim değerleri Grup 4'te izlendi. Oblik ve yatay kuvvetler karşısında tamır materyallerinde oluşan en düşük maksımum asal gerilim değerleri Grup 2'de izlendi. Tüm gruplarda ve tüm kuvvet uygulamalarında gerimler kron marjininde ve kök dentinin servikal üçlüsünde yoğunlaştı. Tamir materyallerinde oluşan gerilim değerleri, dikey kuvvetten oblik kuvvete doğru giderek artı. Sonuç: VKK'lı dişlerin tamirinde, şerit desteklerin kullanılması düşünüldüğünde, rezin siman ile birlikte uygulanan polietilen fiberin, tamir materyallerinde oluşan stres miktarını azalttığını ve fiber şeritlerin kullanılmasının adeziv başarısızlık ihtimalini azaltacağı kanaatindeyiz. Aynı zamanda tamir materyali olarak fiberle güçlendirilmiş kompozit kullanımın dentinde ve diş destek yapılarında meydana gelen stres değerlerini azaltması nedeni ile materyal seçiminde tercih edilebilir olduğunu düşünüyoruz. Bu araştırmadan elde ettiğimiz sonuçların desteklenmesi için ilerleyen dönemlerde daha fazla sayıda in vitro ve in vivo araştırmanın gerçekleştirilmesine ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Cam fiber ile güçlendirilmiş kompozit rezin, Kendi kendine polimerize olan siman, Planmış replantasyon, Polietilen fiber, Sonlu elemanlar analizi, Vertikal kök kırığı. ## A BSTRACT ## EVALUATION OF THE STRESS DISTRIBUTION IN ROOT CANALS USING 3D FINITE ELEMENT ANALY SIS AFTER THE MATERIALS USED IN REATTACHING THE VERTICALLY ROOT FRACTURED FRACTURED FRAGMENTS Danışman S. Aydın Adnan Menderes University, Faculty of Dentistry, Department of Endodontics, Master Thesis, Aydın, 2021. Purpose: The aim was to evalute the effect of the stress distribution on the vertical, horizontal and oblique loading conditions on tooth after reattaching the fragments of the maxillary incisor with vertical root fracture (VRF) using different materials, by 3D finite element analysis (FEA). Materials and Methods: Maxillary incisor tooth with root canal treatment, maxillary spongious and cortical bone models were designed regarding Wheeler's Dental Anatomy, and transferred using a 3D modeling software. VRF was modelled on tooth. A total of 4 models were designed for experimental groups. Fractured fragments were reattached respectively using dual-cured cement, dual-cured cement and+polyethylene fiber, selfcuring cement+glass fiber and fiber-reinforced composite. 100 N force was applied in three different angles (vertical, horizontal and diagonal) by using the FEA method. Stress distribution of each model was analyzed using the 3D-FEA method. V on-Mises stresses (V MS) and maximum principal stresses of dentin, and restorative materials were evaluated on colored images. Results: The highest maximum principal stress values were on the repair materials under oblique forces. The highest maximum principal stress values in root dentin were observed in Group 3 under horizontal forces. The highest maximum principal stress values observed in crown dentin were also observed in Group 1 under horizontal forces. The lowest maximum principal stress values in crown and root dentin were observed in Group 4. The highest maximum principal stress values in the repair materials under horizontal and vertical forces were observed in Group 4. The lowest maximum principal stress values in the repair materials under oblique and horizontal forces were observed in Group 2. Tensions were concentrated at the crown margin and cervical third of root dentin in all groups and under all loads. The stress values on the repair materials gradually increased respectively starting from the vertical to the oblique forces. Conclusion: Considering the use of strip bundle in the repair of teeth with VRF, we believe that the polyethylene fiber applied together using the resin cement reduces the amount of stress in the repair materials and the use of fiber bundle will reduce the possibility of adhesive failure. In addition, the use of fiber-reinforced composite as a repair material can be preferred in material selection because it reduces the stress values in dentin and tooth structures. More in vitro and in vivo studies are needed in the future to support the results obtained from the mentioned research. Keywords: Dual cured cement, Fiber reinforced composite resin, Finite element analysis, Glass fiber, Initional replantation, Polyethylene fiber, Vertical root fracture. ## 1. GİRİŞ Vertikal kök kırığı (VKK), kök yüzeyinin iç tarafından başlayıp dış yüzeyine doğru ilerleyerek dişin uzun aksı boyunca oluşan kırık olarak tanımlanmaktadır (1). VKK, dış çürükleri ve periodontal hastalıklardan sonra diş çekimini gerektiren en yaygın üçüncü etkendir (2). Birçok in vivo araştırma VKK'nın etiyolojisinde kök kanal tedavisinin (KKT) bulunduğunu vurgulamaktadır (3, 4). KKT'li dişlerle ilgili dişin prognozunu olumsuz olarak etkileyen ve klinikte karşılaşılması istenmeyen bir komplikasyondur. Belirgin bir klinik semptom göstermediği için klinik olarak teşhişi zordur (5). KKT'li dişlerde görülen VKK'nın başlıca iyatrojenik ve patolojik risk faktörleri arasında kök kanalının gereğinden fazla şekillendirilmesi, kök kanallarının doldurulması sırasında fazla derecede uygulanan yatay ve dikey sıkıştırma kuvvetleri, KKT'li dişlerde nem kaybı, post boşluğunun hazırlanmasında oluşturulan aşırı madde kayıpları, postun yerleştirilmesi sırasında uygulanan aşırı basınç, geniş çürük içeren lezyonlar veya travma sonucu zarar görmüş diş bütünlüğü bulunur (6). KKT'lı dişlerde görülen doku kaybı, kırık direncindeki azalmada önemli bir faktördür. Ancak doku kaybının az olarak görüldüğü KKT'li dişlerde de VKK görülebilmektir. Bakteri ve bakteriyel ürünlerin kök dentininde bulunan kollajen yapıyı deforme etmesi sonucunda dişlerin kırılganlığının artabildiği bildirilmıştır (7). VKK'nın iki boyutlu radyografik görüntüler kullanılarak tespiti güçtür. Farklı açılardan alınan konvansıyonel periapikal radyografiler üzerinde, kırık hattı her zaman tam olarak saptanamayabilir (8). VKK'lı dişler, tanı sırasında sıklıkla hekimin gözünden kaçar; bu da zaman içerisinde kemik kaybına, ağrıya ve ilgili alanda defektin büyümesine neden olabilir (9). VKK'nın erken tanısı önem taşımaktadır. Güncel araştırmalar, VKK'nın tespitinde konik ışınlı bilgisayarlı tomografi(KIBT)'nin konvansiyonel radyografiye kıyasla daha doğru sonuçlar verdiğini ortaya koymuştur (10). VKK bulunan dişlerin prognozu şüpheli olduğu için klinik rutininde genellikle dişin çekilmesi planlanır (11). Ancak son yıllarda VKK sonucu ayrılmış dış parçalarının ağız dışında birleştirilmesinin takiben, dişin planlanmış replantasyonu, özellikle ön grupta yer alan dişlerin çekilmesine alternatif sağlayan yenilikçi bir tedavi yaklaşımıdır (12). Planlanmış replantasyon tedavisinde dişin hızlıca ekstraoral olarak birleştirilmesi önem kazanmaktadır (13). Tamamlanmış kök kırığı bulunan tek köklü dişler, bu tedavi yaklaşımının klinik koşullarda daha rahat uygulanmasına olanak sağlayabilir (13), Literatürde kök kırık hattının tamamlanmadığı dişlerde flep operasyonu ile defekt alanını iyileştirmeye yönelik araştırmalar da mevcuttur (14). Ancak çok parçalı kırık sebebiyle tam olarak birleştirmenin mümkün olmadığı çok köklü dişlerde ve bölgede bulunan kemik yıkımının kontrol altına alınamadığı durumlarda, dişin çekilmesi ve daha sonra protetik tedavi seçeneklerinin değerlendirilmesi daha doğru bir tercih olabilir (13). Son yıllarda gelişen teknoloji ile birlikte diş hekimliğindeki tanı ve tedavi yöntemleri de ilerleme kaydetmiştir. Tamamlanan bir in vitro araştırmada, hem kimyasal hem ışıkla sertleşen simanlar fiber materyaller ile desteklenmiş ve VKK'lı dişlerin kırılma dayanımı üzerine etkisi değerlendirilmiştir (15). Bu araştırmada polietilen fiberle güçlendirilmiş ve hem ışıkla hem kimyasal sertleşen rezin simanla yapıştırılmış örnekler daha başarılı bulunmuştur (15). Farklı bir in vitro araştırmada ise nikel titanyum aletlerin kök dentini üzerinde meydana getirdiği etkiler incelenmiş ve bu şekillendirme aletlerinin oluşturduğu çatlakların VKK'ya öncü olabilecekleri belirtilmiştir (16). Araştırmacılar tarafından yapılan geriye dönük hasta kontrollerinde en az bir koronal duvarın bulunduğu dişlerde daha az VKK'ya rastlandığı belirtilmiştir (17). Ancak VKK'lı dişlerin mekanik kuvvetler karşısındaki davranış modelinin gözlemlendiği bu araştırmalarda, değerlendirmede standardizasyonu sağlamanın zor olduğu araştırmacılar tarafından belirtilmiştir (18-21). Sonlu elemanlar analizi (SEA), düzensiz geometri ve farklı materyallerden oluşan yapılara uygulanabilen, bu yapılarda kuvvet altında oluşan gerilmeleri ve yer değiştirmeleri detaylı bir şekilde ölçebilen nümerik bir kuvvet analız yöntemidir (22, 23). SEA 1960'ların başında özellikle havacılık ve uzay endüstrisinde yapısal problemlerin çözümü için geliştirilmiştir (24). Günümüzde akışkanlar mekanığınde, ısı transferinin incelenmesinde, elektromanyetik analizlerin yapılması gibi alanlarda kullanılmaktadır (25). 1970'lerin sonunda Huang ve Ledley'in bir diş modelini matematiksel olarak oluşturması ile sonlu elemanlar stres analiz yöntemi diş hekimliğinde kullanılmaya başlanmıştır (26). SEA dental restoratif materyallerin biyomekanik özelliklerinin incelenmesi, birbiri ile kıyaslanması ve geliştirilmesinde kullanılmaktadır (24, 25). Ayrıca bu yöntem, birçok klinik uygulamanın sanal ortamda taklıt edilebilmesini ve elde edilen sonuçların karşılaştırılmalı olarak değerlendirilmesini mümkün kılmaktadır (27). Bu sayede in vitro koşullara kıyasla daha gerçekçi bir mekanık gözlem gerçekleştirilebilmektedir (27). Bilgisayar ortamında elde edilen örneklerin standardızasyonunu sağlamak daha kolay olduğu için fazla sayıda inceleme örneği hazırlama gereksiniminin ortadan kalkması ve düşük maliyetli olması sebebiyle SEA yönteminin mekanik analizlerin gerçekleştirilmesinde oldukça etkin bir yöntem olduğu bildirilmiştir (23, 28). Bu bilgiler ışığında ilgili tez araştırmasında, VKK'lı dişlerin ağız dışında farklı materyaller kullanılarak yapıştırılmasını takiben çekim soketine yerleştirilmesi ve daha sonra ağız içindeki kuvvetler karşısında, diş yapısında meydana gelen stres dağılımının SEA yöntemi aracılığıyla değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Bu araştırmanın sıfır hipotezi farklı tamir materyalleri ile birleştirilmiş VKK'lı dişlerde ağız içi kuvvetler karşısında stres dağılımı yönünden fark olmayacağıdır. ![](_page_0_Picture_3.jpeg) ## 2. GENEL BİLGİLER ## 2.1. Kök Kırıkları Kök kırıklarının başlıca sebepleri arasında dental travma ve diş sert dokularında meydana gelen aşırı madde kayıpları bulunmaktadır (3) Dental travma kaynaklı kök kırıkları, diğer dental yaralanma türlerine göre daha az görülmekte olup tüm dişsel travmaların %0,5-7'sini oluşturmaktadır (29). Dış sert dokusunda meydana gelen aşırı madde kaybı, tüberküllerde zayıflama ve kırıklara neden olabilmektedir (30). Bu nedenle sert doku kaybını en aza indirmek için mınımal invaziv kavite şekillendirme teknikleri tercih edilmektedir (31). Bununla birlikte kök kanal tedavisi(KKT), dişlerin kron ve kök sert dokusunda belirgin madde kaybı ile sonuçlanmaktadır. Buna bağlı olarak KKT'li dişlerde kron ve kök kırıkları daha fazla görülebilmektedir (32). Bu durumun kök dentininde meydana gelen dehidratasyondan kaynaklandığı bildirilmiştir (33). Ancak son yıllarda yapılan araştırmalar, kök kanal tedavisi sırasında meydana gelen kök kanal şekillendirmesinin kök dentinini zayıflattığını ve kırıklara neden olduğunu ortaya koymuştur (30). Bunun yanı sıra literatürde KKT sonrası uygulanan post sistemlerinin kök sert dokusunun direncini düşürdüğünü gösteren araştırmalar da mevcuttur (34-38). Kök kırıklarını horizontal ve vertikal kök kırıkları (VKK) olarak incelemek mümkündür. ## 2.1.1. Horizontal Kök Kırığı Horizontal kök kırığı, dentin ve sement dokularında meydana gelen kırık hattının dişin yatay aksı boyunca uzanması sonucu, dişin apikal ve koronal olarak iki parçaya ayrılmasıdır (39). Çoğunlukla üst ön keser dişlerde görülür ve kırık hattının yer aldığı bölgeye göre apikal, orta veya servikal kırıklar olarak adlandırılırlar (29, 40, 41). Tedavi planlaması koronal parçanın doğru pozisyonda yeniden konumlandırılması, stabilizasyonun sağlanması ve pulpa canlılığının uzun dönem takibidir (29). Stabilizasyon, kırık dişin komşuluğunda bulunan dişler ile birlikte splintlenmesi ile elde edilir ve tavsiye edilen uygulama süresi 2-4 ay arasındadır (42). Bununla birlikte, literatürde splintleme uygulamaksızın iyileşme gösteren horizontal kök kırığı vakaları da mevcuttur (43). ## 2.1.2. Vertikal Kök Kırığı VKK, dişin uzun aksı boyunca koronalden apıkale ya da apıkalden koronale uzanan tamamlanmış ya da tamamlanmamış kırıklar olarak tanımlanmaktadır (44). Başlangıç noktası kron ya da kök apeksi olabilmekle birlikte her iki noktadan da başlayabilmektedir (45). Vertikal yönde oluşmuş bir çatlağın yönü ve boyutunun tedavi konusunda oldukça önemli olduğu belirtilmektedir (46). VKK karakterizasyonu konusunda yetersiz bilgiye sahip olunması, yanlış teşhis konulmasına ve bunun sonucunda meydana gelen yanlış tedavi ise dişin prognozunda olumsuzluklara sebep olabilmektedir (46). Bu sorunu ortadan kaldırmak amacıyla vertikal kırık sınıflaması geliştirilmiştir (46). Dişin uzun aksı boyunca meydana gelen vertikal kırıklar, lokalizasyon ve dış sert dokusunda oluşan deplasman durumuna göre beş ana başlık altında incelenmektedir: Çatlak çızgı, kırık tüberkül, çatlak diş, ayrık diş ve VKK (46). Çatlak çızgi sadece mine dokusunu etkilerken kırık tüberkül, çatlak diş ve ayrık dişler oklüzal yüzeyde başlayıp apıkal yönde uzanarak mine, dentin ve bazı durumlarda pulpa dokusunu da etkilemektedir (47). ## 2.1.2.1. Çatlak Çizgi Çatlak çizgi, genellikle arka dişlerin marjinal sırtlarında veya bukkal/palatınal yüzeylerinde görülmektedir ve sadece mineyi etkilemesi sebebiyle estetik olarak bir sorun teşkil etmediği sürece tedavi gerektirmeyen bir durumdur (Şekil 1) (48). Çatlak dış ile ayırıcı tanısında transillüminasyon teşhis metodu kullanılır. Dişte oluşan çatlak sonucu dişin bir yüzünden ışığın diğer bölümüne geçmesi engellenecek ve bu durum diş yapısının yalnızca bir bölümünün aydınlanmasına izin verecektir. Çatlak çızgı varlığında ise diş yapısının tamamı aydınlanacaktır (49). ![](_page_0_Picture_0.jpeg) Şekil 1. Ust ön kesici diş üzerinde çatlak çizgilerin şematik görüntüsü (50) 2.1.2.2 Kırık Tüberkül Kırık tüberkül, dişin kron kısmından başlayan ve dişeti altında ilerleyen, genellikle hem meziyodistal hem de bukkolingual yönde uzanan tamamlanmış veya tamamlanmamış kırıklar olup (51) kron veya kökün servikal üçlüsüne kadar uzanabilmektedir (Şekil 2) (52). Derin çürük veya geniş restorasyonlu dişlerde görülen kırık tüberkül tedavisi, kırık parçanın yapıştırılması ya da parçanın uzaklaştırılarak kalan diş dokusunun uygun şekilde restore edilmesi ile mümkündür. Pulpanın ekspoze olması durumunda ilgili dişe vital pulpa tedavileri veya KKT uygulanabilir (53). ![](_page_0_Picture_5.jpeg) Şekil 2. Kırık tüberkülün şematik görüntüsü (50). ## 2.1.2.3. Çatlak Diş Çatlak dış, krondan başlayıp meziodistal ya da bukkolingual yönde seyreden ve dişeti altında ilerleyen tamamlanmamış kırığı ifade etmektedir (Şekil 3) (46). Kırık hattı merkezde konumlanabileceği gibi tüberkül kırığından farklı olarak apıkal yönde de ilerleyebilir (46). Bu nedenle pulpitis ve/veya periapikal patoloji gelişimi ile sonuçlanabilir.(46) Çatlak dişin tüberkül kırığı ve ayrık diş ile ayırıcı tanısı, çatlak dişin kırık fragmanlarında hareket gözlenmemesidir (54). Çatlak dişin etiyolojik faktörleri arasında geniş restorasyonlar, pın/post uygulamaları ve desteksiz bırakılmış tüberküller, oklüzal travma, parafonksiyonel alışkanlıklar, sert gıdaların veya nesnelerin çığmenmesi, dişlerin anatomik yapıları ve hastanın yaşı yer almaktadır (55). Çatlak diş ile KKT arasındaki ilişkiyi çatlak hattının uzandığı bölge belirlemektedir (50). Çatlak hattının pulpal bölgeye yakın olduğu durumlarda, bakteri ürünlerinin geçişi için uygun bir ortam oluşmakta ve bunun sonucunda pulpal/periapikal enflamasyonlar gelişebilmektedir (50). Bazı olgularda KKT gerekebilmektedir (50). ![](_page_0_Picture_4.jpeg) Şekil 3. Çatlak dişin şematik görüntüsü (50) Tamamlanan bır ın vıvo araştırmada, geri dönüşümlü pulpitis semptomları gösteren dişlere sadece kron restorasyonu uygulanmış ve 6 yıl boyunca takıp edilen hastaların %80'inde KKT'ye gereksinim duyulmadığı gözlenmiştir (56). Geri dönüşümsüz pulpitis nedeniyle KKT uygulanmış çatlak diş tanılı dişlerin 2 yıl boyunca takip edildiği bir in vivo araştırmanın sonucunda ise %85,5 sağ kalım oranı bildirilmiştir (57). Araştırmacılar birden krondan başlayarak kök yüzeyine uzandığı ayrık dışten farklılık göstermektedir. VKK da kırık hattı bukkal ya da lingual yüzeylerde veya iki yüzey boyunca izlenebilmektedir (Şekil 4) (46). Meziyodistal olarak dar ve artmış kurvatüre sahip köklerde VKK görülme ihtimali daha fazladır (61). VKK'nın en sık görüldüğü dişler; alt çene kesici ve küçük azı dişleri, üst çene ikinci küçük azı dişleri, üst çene büyük azı dişlerinin mezıyobukkal kökleri, alt çene büyük azı dişlerinin meziyal ve distal kökleridir (61). VKK, kron-kök kırıklarının yaklaşık %2-5'ini oluşturmakta ve KKT'li dişlerde VKK görülme oranı ise farklı toplumlarda %2-10 aralığında değişmektedir (62, 63). ![](_page_0_Picture_1.jpeg) Şekil 5. VKK'nın şematik görüntüsü (46) VKK, KKT'li dişlerde diş çürükleri ve periodontal hastalıklardan sonra dış çekimini gerektiren en yaygın üçüncü etkendir (64). VKK'nın klinik ve radyografik belirtileri, başarısız bir KKT veya periodontal bir hastalık ile oldukça benzerdir (65, 66). Bu nedenle KK'i görmüş dişlerde VKK tanısı koymak güçleşebilir (67). Klinik olarak semptom bulunmayan VKK olgularına dair yapılan histopatolojik incelemelerde, VKK tanısını doğrulayan belirtiler gösterilmiştir (11). Tamamlanan bir in vitro çalışmada, KKT'li çekilmiş dişlerde VKK görülme sıklığı araştırılmış ve çalışmanın sonucunda %11-20 arasında çekim öncesi teşhis edilemeyen VKK varlığı rapor edilmiştir (68, 69). Günümüz diş hekimliğinde rutin olarak kullanılan görüntüleme yöntemleri, VKK'nın ilerleyen evrelerinde teşhis edilmesinde faydalı olabilmekte; ancak başlangıç evresindeki kırık hattını göstermekte ise yetersiz kalmaktadır (67). Tamamlanan bir in vitro araştırmada, konik ışınlı bilgisayarlı tomografinin (KIBT) periapikal radyografiye kıyasla VKK'yı tespit etmede daha başarılı olduğu gösterilmiştir (70). Özer ve ark. VKK'nın farklı evrelerini taklit eden örnekler kullanıldığında KIBT'ın farklı kalınlıklardaki tüm kırık tiplerinin teşhisinde periapikal radyografiye göre kıyasla daha başarılı olduğunu bildirmiştir (15). Bununla birlikte literatürde KIBT'in periapikal radyografi ile karşılaştırıldığında VKK'nın tespiti aşamasında fark olmadığını bildiren araştırmalar da mevcuttur (71, 72). Metska ve ark.'nın tamamladıkları in vivo araştırma sonucuna göre, VKK şüphesi bulunan dişlerde KKT veya herhangi bir restorasyon varlığı KIBT görüntülerinde artefakt oluşmasına neden olmaktadır (73). ## 2.2. V KK'nın Etiyolojisi VKK nadir de olsa KKT uygulanmamış dişlerde de ortaya çıkabilir (74). VKK'nın etiyolojisinde çürük, travma gibi diş dokusu kaybının bulunduğu durumlar, kök şekli, kurvatürü ve anatomisi, pulpanın uzaklaştırılması dişte meydana gelen dehidratasyon, dentinde bulunan çatlaklar, dişin kemik desteğini kaybetmesi gibi faktörler yer alır (5, 6, 30, 68). KKT uygulaması esnasında kron ve kökte oluşturulan aşırı madde kaybı ve kanal içine yerleştirilen post uygulamaları da dişin kırılma direncini düşürmektedir (17). Çürük, travma ve KKT sonucu kalan sağlam diş dokusu ile dişin kırılmaya karşı olan direnci arasında doğrudan bir ilişki bulunmaktadır (37, 68). Alt çene büyük azı dişinin meziyal kökünün bifurkasyon sınır bölgesinde ve üst çene küçük azı dışının turkasyon bölgesinde kök kanal şekillendirilmesi sonucu dentin kalınlığının azalması VKK riskini artırabilmektedir. İsthmus varlığının VKK görülme oranını artıran faktörlerden biri olabileceği belirtilmiştir (75). Kök kanal şekillendirilmesi sırasında dentinde, özellikle meziyodistal alanlarda çatlaklar oluşabilir ve bu çatlaklar tamamlanmamış kırıklara ve daha sonra bukkal/lingual yönde ilerleyerek tamamlanmış vertikal veya horizontal bir kırığa dönüşebilir (76). Dişlere belirlenen seviyelerde kuvvet yüklenmesi sonrası kırılma dayanımları değerlendirildiğinde, oval kesitli dişlerin yıvarlak kesitlilere kıyasla daha düşük kırılma direnci değerleri gösterdiği rapor edilmiştir (20, 77-81). KKT'ye bağlı etkenlerden bir diğeri de şekillendirme sırasında kullanılan eğe sistemleridir. Kök kanal şekillendirilmesinde kullanılan Nikel-Titanyum (Ni-Ti) eğelerden kalın dizayn ve yüksek konisiteye sahip eğelerin kullanılması kök dentininde zayıflamaya neden olmaktadır (19). Ni-Ti eğe sistemlerinin bahsı geçen tasarımlarından dolayı dentinde mikro çatlaklara sebep olabilecekleri ve bu çatlakların tamamlanmış veya tamamlanmamış kırıkların öncüsü olabileceği vurgulanmaktadır (16, 82). Çapar ve ark.'nın kök kanalının şekillendirilmesi, doldurulması ve kanal dolgusunun yenilenmesi işlemlerinin çatlak veya VKK oluşumuna etkisini değerlendirdikleri in vitro çalışmalarında, bu aşamaların her birinin tek başına çatlak ve/veya VKK gelişiminde rol oynayabileceğini bildirmişlerdir (83). De-Deus ve ark., kök kanal dolgu yöntemi olarak gutta-core, soğuk lateral kompaksiyon ve sıcak vertikal kompaksiyon tekniklerini karşılaştırılmış ve bu yöntemler arasında, dentinde çatlak oluşumu göz önüne alındığında, kullanılan yöntemler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadığını rapor etmişlerdir (84). Kök kanal irrigasyonu için kullanılan solüsyonların ve tedavi seansları arasında kanal içine yerleştirilen medikamentlerin kök dentininde fizyolojik değişimlere yol açabileceği ve dentini zayıflatabileceği düşünülmektedir (85, 86). Sodyum hipoklorit (NaOCl) ve Etilendiamin Tetraasetik Asit (EDTA) solüsyonlarının kullanıldığı araştırmalarda, solüsyonun konsantrasyonu arttıkça dentinin kırılma direncinin düştüğü gösterilmiştir (87, 88). NaOCl, hidrojen peroksit (H2O2), EDTA ve klorheksidin solüsyonlarının kök dentinin sertliği üzerine olan etkisinin değerlendirildiği bir in vitro çalışmada, klorheksidin hariç diğer tüm solüsyonların dentin sertliğini azalttığı gözlenmiştir (89). Bununla birlikte literatürde klorheksidinin kırılma direncini düşürdüğünü gösteren araştırmalar da mevcuttur (90). Kalsiyum Hidroksit (Ca (OH)2)'in kök kanalı içerisinde 5 hafta veya daha uzun süre kullanılmasının, kök dentininin kırılma direncini düşürdüğü gösterilmiştir (91). Ca (OH)2'in 7, 14, 30 ve 90 gün süresince medikament olarak kullanıldığı in vitro araştırmada; 30 ve 90 günlük gruplarda VKK yatkınlığı belirgin olarak artmıştır (92). Aşırı kron yıkımı olan dişlerde post boşluğunun hazırlanması, post seçimi, postun kök dentinine travmatik bir şekilde yerleştirilmesi ve ilerleyen dönemde uygulanan restoratif prosedürler VKK oluşumu için risk faktörleridir (93, 94). Post boşluğu hazırlanırken dentin dokusunda aşırı madde kaybının oluşturulmadığı ve post uzunluğunun mümkün olduğunca kısa tutulduğu durumlarda kökün kırılmaya karşı gösterdiği direncının arttığı belirtilmiştır (95). Buna ek olarak, Naumann ve ark. ferrule varlığında VKK riskinin düştüğü belirtmiştir (96). Post seçiminin VKK gelişimi üzerine etkisinin değerlendirildiği bir diğer araştırmada, vidalı ve metalik döküm postların fiber postlara oranla daha fazla VKK oluşturduğu ifade edilmiştir (97). ## 2.3. Vertikal Kök Kırığının Klinik Bulguları V KK genellikle endodontik ve protetik tedavinin tamamlanmasından yıllar sonra ortaya çıkar ve teşhis edilir (44). VKK şüphesi taşıyan dış/dışler nedeniyle hastanın şikayetleri uzun süreden beri var olabilir ve buna bağlı olarak tekrarlayan klinik ve radyografik muayeneler gerekebilir (98). Hekimler çoğunlukla ilgili dişin çekimi veya çok köklü dışılı kökün uzaklaştırılmasını tercih etmektedir (99). Doğru bir tedavi için kesin tanı oldukça önemlidir (13). Mevcut semptomların KKT ile ilişkili olduğu saptandığında öncelikle KKT, cerrahi veya ortograd olarak yenilenmesi düşünülmelidir. Ancak bu yaklaşım sonrasında hastanın şikayetleri devam ederse ilgili kökün uzaklaştırılması gerekebilir (98). VKK tanısını kesinleştirmek için bilinen tek bir patognomonik semptom veya radyografik özellik yoktur. Tanı süreci, hastanın sübjektif şikayetleri, klinik ve radyografik değerlendirmenin birleşimine dayanmaktadır (100). VKK teşhisini zorlaştıran faktörlerden biri, hastalığın diğer patolojik koşulları taklit etmesidir. Çiğneme sırasında ağrı, ilgili dişte hareketlilik, fistül yolu, derin periodontal apse ve/veya periapikal radyolüsensi varlığı başarısız KKT veya periodontal hastalıklarda bulunan belirti ve semptomlar ile benzerlik göstermektedir (1, 100, 101). VKK'nın başlangıç evresinde ilgili dişte ağrı ve rahatsızlık hissi görülmektedir (11, 100, 102). Bunun yanı sıra sübjektif bulgu olarak hastalar tarafından ilgili dişte hareketlilik belirtilmekte; ancak klinik muayene sonucunda minimal düzeyde mobilite tespit edilmektedir (103). VKK'da perküsyona hafif duyarlılık gözlenebilmekle beraber çatlak tüberkül veya dişten farklı olarak perküsyonda belirgin ağrı yoktur (98). VKK ile ilişkili enfeksiyon varlığında şişlik görülebilir; fakat kronik apıkal apseden farklı olarak fistül ağzı daha koronalde yer alır. Bu lokalizasyon ile daha çok periodontal apseye benzemektedir (44). Pulpal testler; dişler çoğunlukla KKT'li olduğu için uygulanamaz. Perküsyon ve palpasyon da VKK için tanısal olmayan hafif bir yanıt oluşturmaktadırlar (13). Genellikle fistül yolu ve dişetinde lokal şişlik bulunabilmektedir ama yine bu semptomlar periodontal ve endodontik lezyonlarda da bulunabilmektedir (13). Literatürde retrospektif vaka serilerinde, VKK görülen vakaların %13-35'ınde değişen oranlarda fistül yolu koronalde yer almaktadır (44). Dişin fasiyal veya lingual yüzeylerinde; kırık hattına komşu bölgelerde periodontal yıkım meydana gelebilir (11, 104-106). Periodontal hastalıklarla ilişkili olan derin periodontal cepler, VKK varlığında tespit edilenlerden farklıdır (98). Periodontal hastalık sonucu oluşan cepler, gevşek ve koronale doğru genişleyen bir yapı gösterirken, sert periodontal sondlar ile rahatlıkla tespit edilebilirler. VKK ile ilişkili cepler ise periodontal ceplerde olduğunun aksine tek bir dişte izole olarak görülmektedir (98). 2008 yılında Amerikan Endodontistler Birliği'nin yayınladığı yönergede; KKT'li bir dişte gerek post yapılmış gerek yapılmamış olsun, fistül yolu ile birleştirilmiş bir cep kombinasyonu olduğunda, bunun genellikle bir VKK için patognomonik olduğunu belirtmiştir (46). VKK'nın periapikal radyografiler üzerinde her zaman patognomonik görüntüsü oluşmayabilir (46). Çoğu durumda KIBT ile tarama yapılması ve doğru teşhis için yüksek çözümürlük değerlerinin kullanılması önerilmektedir (107) VKK'nın en sık görülen radyografik görünümü 'J şekilli' lezyonlardır. Alt çene azı dişlerinde sıklıkla furkasyon bölgesinde radyolüsensiyle birlikte izlenir (44, 102, 105). VKK sonucu ayrılmış kök fragmanları, erken dönemde radyografilerde nadiren saptanabilir. Bu radyolüsensi fragmanlar arasındaki inflamatuar dokudur (108). Apeks bulucu sistemlerin periodontal dokularla ile ilişkili olan VKK'nın tespitinde de kullanılabilme ihtimalını araştırmalar apeks bulucuların VKK'yı tespit etmede başarılı olmadığını saptamıştır (109). KIBT, VKK'yı teşhis aşamasında kullanılmıştır (73, 110). Kök kanalında mevcut olan dolgu malzemeleri ve metal alaşımlı post sistemleri tomografi ışınını etkileyebilir ve saçılmalara neden olabilmektedir. Bu durum kırığın görünümünü maskeleyebilmektedir (11). Bununla birlikte, KIBT'nin bir avantajı, standart dijital veya analog radyograflar ile saptanamayan ve başlangıç evresindeki kemik rezorpsiyonlarını dahi belirleme ve inceleme yeteneğine sahip olmasıdır. KIBT'in 2 boyutlu radyografi görüntüleri üzerine üstünlüğü çeşitli yayınlarda desteklenmiştir (10, 72, 73, 112). Bunun yanı sıra Amerikan Endodontistler Birliği'nın 2011 yılında yayınladığı yönerge, KIBT'in bir veya daha fazla taramada ortaya çıkan kemik kaybını daha belirgin olarak işaret ettiğini belirtmiştir (113-115). ## 2.4. VKK'nın Tedavisi Literatürde VKK'nın tedavisi ile ilgili farklı olgu raporları bulunmaktadır (98). VKK görülen çoğu vakada önerilen tedavi ilgili kökün çıkarılmasıdır (45). Bu tedavi tek köklü dişlerde dişin çekilmesi ile sonuçlanırken çok köklü dişlerde kök ampütasyonu veya hemiseksiyon işlemi uygulanmaktadır (98). VKK'lı dişin çekilip yerine implant yapılması; kemik seviyesini korumak için, önerilen ve daha sık tercih edilen tedavi yöntemidir (13), Buna ek olarak kırık kök yapısının korunmasına yönelik modern endodontik yaklaşımlar da mevcuttur. İlgili kırık bölgesine flap operasyonu ile ulaşıp, kırık bölgesinin tamiri bu yaklaşımlardan birisidir (13). Planlanmış replantasyon denilen yöntemde ise VKK'lı diş atravmatik olarak çekilir, dişin kırık fragmanları arasındaki doku temizlendikten sonra kırık diş parçaları ağız dışında yapıştırılır ve dış çekim soketine yeniden yerleştirilir (12, 116), VKK'lı dişin çekilip ağız dışında tamirini takiben planlanmış replantasyonu sırasında farklı teknikler ve malzemeler kullanılmıştır. Planlanmış replantasyon tedavisi geleneksel tedaviler başarısız olduğunda veya diğer tedavilerin uygun şekilde yürütülemeyeceği zaman planlanmaktadır (117, 118). Daha sık KKT görmüş tamamlanmış VKK'lı, kron-kök kırıklı, periodontal olarak prognozu kötü ve replasman rezorosiyonu görülen dişlerde bu teknik kullanılmaktadır (119, 120). Bu teknikte prognozun başarısı periodontal membran ve sement hücrelerinin canlılığının korunabilmesidir (118, 121). Planlanmış replantasyon da ilk olarak, diş atravmatik olarak çekilmelidir (122). Bukkal ve lingual kemik korunmalı, diş sementinin zarar görmemesine dikkat edilmelidir (123, 124). Planlanmış replantasyon işlemi süresince diş, kron yüzeyinden tutulmalıdır ve kök yüzeyine temas en aza indirilmelidir (125). Bazı araştırmalar çekim soketinin iyileşmeye yardımcı olabilecek kalan periodontal ligament hücreleri için kürete edilmemesi gerektiği önerirken, bazı çalışmalarda da enflamatuar doku ve kan pıhtısının uzaklaştırılması için soketin küretajını önermiştir (125-128). Büyütme sistemlerinin tedavide yardımcı olabileceği söylenmiştir (129). Diş yerine yerleştirildikten sonra periapıkal radyografi alınarak dişin doğru pozisyonda olduğu kontrol edilmelidir (125). Bu yöntemde başarının temel kriterlerinden birisi ağız dışında geçirilen sürenin olabildiğince kısa olmasıdır (12). Birçok araştırma, dişin ağız dışında kalma süresinin en fazla 20-30 dakika olabileceğini ve bu süreyi aşan işlem prognozunun başarısız olduğunu belirtmektedir (130, 131). İşlemi takiben, dişin inmobilizasyonu amacı ile splintleme işlemi uygulanmalıdır (131, 132). Dişin fizyolojik olarak hareketi periodontal iyileşmeye fayda sağlayacağı içın, yarı-esnek splintleme uygulaması, sert splintlemeye göre daha çok tercih edilmektedir (133). Kırık hattının sağlıklı kemik yüzeyine gelmesi ve sağlıklı diş yüzeyinin hasar görmüş periodontal ligament yüzeyine gelebilmesi için dişin replantasyon aşamasında; 180° döndürülerek sokete yerleştirilmesini öneren çalışmalar da mevcuttur (134). Rosenberg ve ark.'nın VKK'lı üst çene sağ ikinci azı dişinin çekip kırık fragmanları cam iyonomer siman ile bir araya getirdiği ve replante ettiği olgu sunumunda, 1 yıllık kontrollerde ilgili dişin klinik ve radyolografik olarak asemptomatik olduğunu rapor etmişlerdir (122). Dığer bir vaka raporunda, VKK görülen sağ üst çene küçük azı dişinin ağız dışında rezin siman ile yapıştırılmış ve replante edilmiştir. İlgili dişin 3 yıllık kontrolü sonunda klinik ve radyografik olarak asemptomatik olduğu gözlenmiştir (119). Hayashi ve ark.'nın araştırmalarında VKK saptanan 26 dişin, kırık parçalarının ağız dışında yapıştırılmasından sonra, prognozlarını değerlendirmişler ve 76 ay süresince gerçekleştirilen kontrollerde 12.ayda %88,5, 36.ayda %69,2 ve 60.ayda ise %59,3 oranında başarı elde ettiklerini belirtmişlerdir (135). Planlanmış replantasyon tedavisi yönteminin temel zorluğu, dişin tek parça halinde ekstrakte edilişindeki zorluktur. Ilerleyen dönemlerde sık gözlenen komplikasyonlar ise periodontal iyileşmenin olmaması veya replantasyon sonrası kemik rezorpsiyonu veya kök rezorpsiyonudur (13). Planlanmış replantasyon tedavisinin kontrendikasyonlarını, çekim sonrası uygun şekilde birleştirilemeyen dışler, aşırı kök kurvatürüne sahip dişler, şiddetli periodontal hastalıklı dişler, komşu dişler, uyumsuz bir hasta ve iyileşmeyi etkileyecek düzeyde sıstemik rahatsızlıkları olan hastalar olarak sıralayabiliriz (117). ## 2.5. Diş Hekimliğinde Kullanılan Rezin Simanlar Rezin simanlar 1950'lerden bu yana diş hekimliğinde kullanılmaktadırlar (136), 1970'lere kadar akrilik rezin olarak üretilen rezin simanlar ilerleyen dönemlerde kompozitlerin, adezivlerin ve dentinin asitle aşındırılmasına uygun olarak dimetakrilat rezin olarak üretilmişlerdir (137). Rezin simanların kimyasal yapıları metil metakrilat, Bis GMA dimetakrilat veya üretan dimetakrilat bazlı olup, doldurucu maddeleri ağırlıkça %20-80 arasında değişen koloidal silika veya baryum camından oluşmaktadır. Toz/likit, kapsüllü veya pat/pat sistemleri olarak üretilirler (138). Rezin simanların diş sert dokularına bağlanma kapasiteleri geleneksel yapıştırma sımanlarına göre daha yüksektir, bu nedenle dentin ve mine, porselen ve diğer seramikler, altın ve diğer metal alaşımları ve indirekt rezin kompozitler gibi materyallerin yapıştırılmasında kullanılırlar (137, 139, 140). Estetik ve stabilite tam seramik restorasyonlar için önemli özellikler olduğundan, rezin simanlar yüksek estetik özellikleri ve kırılma dirençleri sebebiyle tam seramik restorasyonların yapıştırılmasında tercih edilmektedir (138, 140, 141). Rezin simanların klinik performansı basınç dayanımı, eğilme dayanımı, film kalınlığı, çözünürlük ve su emmeye karşı direnç gibi farklı fiziksel ve mekanık özelliklerden etkilenebilmektedir (142). Rezin simanlar polimerizasyon mekanızmalarına göre kimyasal, ışık ile ve hem kimyasal hem de ışıkla sertleşenler olmak üzere üçe ayrılırlar (142). Hem kimyasal hem de ışıkla sertleşen rezin simanlar genellikle iki patlı sistemler olarak üretilirler (143). Genellikle benzoil peroksitin aromatik üçüncül aminlerle redoks reaksiyonuna dayanan bir polimerizasyon reaksiyonuna sahiptirler (143). Ayrıca, patlardan en az biri ışıkla sertleşen sertleşme mekanızmasını ve ışıkla aktive olan kısmı içermek zorundadır (137). Tersiyer aminlerin ve benzoil peroksitin zamanla kararma eğiliminde olduğu gözlemlenmiştır, bu nedenle, üçüncül bir âmın foto başlatıcı içermeyen bazı rezın sımanlar üretilmiştır (144). Bu sayede renk bozunmasının önlenmesi ve renk stabilitesinin sağlanması amaçlanmaktadır (144). KKT'de sızdırmazlığı en aza indirgemek amacıyla homojen ve monoblok bir yapı oluşturulmaya çalışılmaktadır (145). Post restorasyonlarında da monoblok yapının oluşturulabilmesi ve dentin dokusuna benzer fiziksel özellikleri sağlayabilecek materyallerin kullanımı restorasyon başarısını artırmaktadır (146). Post restorasyonlarında monoblok yapı; post ve korun birbitleriyle bir bütün olduğu ve devamlılık gösterdiği bütünü ifade eder (147). Modern endodontide gerek post yapıştırılmasında gerek kor oluşturulmasında kullanılacak materyal sayısı azaltılarak monoblok sisteminin güçlendirilmesi, tek bir materyalın dentinle maksımum uyumu ile restorasyonun ömrünün uzatılması hedeflenmektedir (147). Monoblok post-kor materyallerinin kullanıldığı örnekler; post için ayrı bir yapıştırma simanın kullanıldığı ve kron için ayrı bir kor rezin materyalı kullanılan örneklere göre daha dayanıklı bulunmuştur (148). Ayrıca monoblok post sistemleri daha az materyal kullanımı olduğu için klinisyenler için daha kolay uygulanabilir bulunmuştur (145). Monoblok post sistemlerinin yapıştırılmasında aktıf olarak kullanılan hem kimyasal olarak hem ışıkla sertleşen rezin simanlar arasında başlıca olarak Panavia F 2.0; (Kuraray, Osaka, Japonya), Core X Flow (Dentsply, DeTrey, Almanya), Gradia Core (GC, Tokyo, Japonya), Clearfil DC Core Plus (Kuraray, Osaka, Japonya), Corecem (RTD, St Egrève, Fransa) yer almaktadır. ## 2.6. Diş Hekimliğinde Kullanılan Fiber Bileşenler Günümüzde endodontik tedavide post restorasyonuna ihtiyaç duyulduğunda, kök kırıkları oluşturmaları sebebiyle döküm ve prefabrik metal postlar artık tercih edilmemektedir (149, 150). Fiber postlara kıyasla daha düşük elastisite modülü ve dentine yakın fiziksel özelliklere sahiptirler ve bu sayede diş-post birleşimindeki stres oranını azaltır ve kuvvetleri köke homojen bir şekilde iletirler (151). ## 2.6.1. Cam Fiber Cam fiber, araştırmalarda translusent özelliği, estetik oluşu ve dentine bağlanma kapasitesi nedeniyle dental kullanıma en uygun fiber olarak gösterilmiştir (152). Cam fiberlerin termal genleşme katsayısı, kompozit rezinlere yakın olmasından ve yüksek doku uyumundan dolayı diş hekimliğinde sıklıkla kullanılmaktadırlar (153, 154). Cam fiberlerin çeşitli alt türleri bulunmaktadır. A-cam; kimyasal maddelere dirençli ve düşük elektriksel özellikler sahip, C-cam yüksek kimyasal dirence sahip, S-cam amorf yapıda yüksek fiziksel özelliklere sahip, E-cam ise oldukça sert bir yapıya sahiptir (155). Piyasada bulunan cam ve kuvars fiberlere örnek olarak EverSück (Cam fiber, Stick Tech Ltd., Turku, Finlandiya), Targis/Vectris (Cam fiber, Ivoclar Vivadent Inc., Schaan, Lihtenstayn), BR-100 (Cam fiber, Kuraray Medical Inc, Tokyo, Japonya), FibreKor post (Cam fiber, Pentron Laboratory Technologies LLC, Wallingford, Amerika Birleşik Devletleri (ABD)), Reforpost glass fiber (Cam fiber, Angelus, Londrina, Parana, Brezilya), Rely X fiber post (Cam fiber, 3M Espe, St. Paul, Mn, ABD); A estheti-post (Karbon/K uvars fiber, Bisco Inc, Schamburg, IL, ABD), DT Light post (Karbon/Kuvars fiber, Bisco Inc, Schamburg, IL, ABD), Unicore post (Kuvars fiber, Ultradent Products Inc, ABD) gösterilebilir (155). ## 2.6.2. Polietilen Fiber Polietilen fiberler; şekillendirilebilir, düşük yoğunlukta ve biyouyumlu materyallerdir (156). Cam fiberler ile karşılaştırıldıklarında, daha yüksek gerilme dayanımına sahiplerdir ve daha zor şekillendirilebilmektedirler (156). Cam fibere göre daha düşük yüzey enerjisine sahiplerdir ve bu rezin bağlantı kalitesini düşürmektedir (15/). Post ve kor yapımında, splintlemede, dış üzeri protezlerin güçlendirilmesi gibi alanlarda kullanılabilmektedirler (158). Diş dokusuna benzer bir renkte olup, yüksek yorgunluk direncine sahiptirler (158). Yüksek kırılma direnci ve darbe dayanımına sahiptir (158). Polietilen fiberin KKT'li ve lingual tüberkülü kırık dişlerin restorasyonunda kırık direncini artırıcı yönde etkilerinin olduğu gösterilmiştir (159). Polietilen fiber; diş dokularına yakın rengi, düşük yoğunluğu ve biouyumluluğu, çözünmeye karşı dirençli oluşu sebebiyle güçlendirici materyal olarak diş hekimliğinde tercih edilmektedirler (160). Piyasada bulunan polietilen fiberler arasında Ribbond (Polietilen fiber, Ribbond, Seattle, ABD) ve Connect (Polietilen fiber, KerrLab, Orange, CA, ABD) bulunmaktadır. ## 2.6.3. Karbon Fiber Metal postlar yerine kullanılmaya başlanan ilk fiberlerdir (161). Karbon fiberler poliakrilonitratın, oksijen içeren ortamda 200-250°C'de ve daha sonra 1200°C' de ısıtılmasıyla hidrojen, nitrojen ve oksijen uzaklaştırılarak, karbon atom zincirinin oluşturulmasıyla meydana gelmektedirler (162). İzotropik özellikler gösterirler ve bu sayede kırılmalara karşı daha dirençli hale gelmektedirler (154). Estetiklerinin kötü olması, karbonun biyouyumlu olmaması, fiberin işlenmesinin zor olması ve rezin içine fiberin tam olarak uyumlanamaması gibi nedenlerle yerini diğer fiber sistemlerine bırakmıştır (154). Reforpost karbon fiber (Angelus, Londrina, Parana, Brezilya), Composipost (KTD, St. Egreve, Fransa), C-Post (Bisco Inc, Schamburg, IL, ABD) bu fiberlere örnek olarak gösterilebilir (163). ## 2.7. Fiber ile Güçlendirilmiş Kompozitler Fiber ile güçlendirilmiş kompozitler (FIGK) bulk fill kompozitlerin alt sınıfında yer almaktadırlar. Bulk fill kompozitler; akışkan ve restoratif olarak iki gruba ayrılmaktadırlar (164). Kompozitlerin monomer rezin formulasyonları, tip, volüm fraksiyonu, yoğunluk, partikül boyutu ve dağılımı gibi doldurucu özellikleri arasındaki farklılıklar polimerizasyon derinliğini ve mekanik özellikleri etkileyebilir (165, 166). Akışkan bulk fill kompozitler genellikle ulaşması daha zor olan kavitelerde kullanılmaktadırlar (167). Restoratif bulk fill kompozitler tek seterde 4-5 mm'ye kadar polimerize olabilirler (167). Bu materyaller genellikle yüksek doldurucu içeriklerinden dolayı akışkan bulk fill kompozitlere göre daha viskozdur ve yüzeyleri daha dirençlidir (164, 168). Bulk olarak yerleştirilebilen bu yüksek viskoziteli kompozitler, restore edilen dişin güçlendirilmesini amaçlayan ek doldurucular içerebilmektedir. Örneğin, Alert (Jeneric/Pentron, Wallingford, Connecticut ABD) ve EverX Posterior (GC Corporation, Tokyo, Japonya) kompozitler doldurucu olarak spesifik özellikler sağlayan cam fiber içermektedir. FIGK dentinin fiziksel yapısını taklıt etmek üzere tasarlanmıştır (169, 170). Fiberlerin, kompozit restorasyonlarında kırık ve çatlak oluşmasını ve yayılmasını önlediği bilinmektedir (171, 172). Bu sebeple, büyük kompozit restorasyonlarda güçlendirilmiş taban materyali olarak FIGK'nın uygulanması önerilmektedir (169, 170). ## 2.8. Stres Analiz Yöntemleri Bır oluşuma kuvvet uygulandığı zaman o oluşumda gerilim ve deformasyon bölgeleri oluşur. Klinisyenlerin ise ağız içerisinde oluşan bu kuvvetleri iyi bir şekilde tanıması, analiz edebilmesi ve materyallerde oluşan gerilim ve yıkım alanlarını göz önüne alarak yapılacak restorasyonların oral rehabilitasyon ilkelerine uygun şartlarda olmasını sağlaması gerekmektedir (133). Ancak bu alandaki biyomedikal araştırmalar in vivo gerçekleştirildiğinde etik sorunlar yaşanabilmektedir (173). Bu sebeplerle stres analız çalışmalarını canlı dokuların tasarlanan bir modeli üzerinde yapmak daha değerli hale gelmiştir. Materyallerde oluşan streslerin tespiti için farklı stres analiz yöntemleri mevcuttur (174). - 1. Foto elastik stres analiz yöntemi - 2. Gerinim ölçer (strain gauge) stres analiz yöntemi - 3. Kırılgan vernik tekniği ile stres analizi - 4. Sonlu elemanlar stres analiz yöntemi - 5. Halografik interferometri ile kuvvet analizi - 6. Termografik kuvvet analiz yöntemi - 7. Radyotelemetri ile kuvvet analizi ## 2.8.1. Sonlu Elemanlar Stres Analiz Yöntemi 1960'lı yıllarda havacılık endüstrisinde kullanılmasıyla hayatımıza giren sonlu elemanlar stres analiz yöntemi; biyomekanık sistemin gerçeğe uygun matematiksel modelini çıkartarak bilgisayar ile bu modelin çözümlenmesı esasına dayanır; bu yöntem bir bilgisayar programında tabiatın taklit edilmesi olarak da tanımlanabilir. Aynı zamanda, fiziksel modelleri matematiksel denklemlere sayısal çözüm getiren, çağımızın en modern ve önemli bilimsel tekniklerindendir (174). Son yıllarda diş hekimliği araştırmalarında da oldukça popüler bir yöntem haline gelmiştir (28, 175-178). Diş hekimliğinde sonlu elemanlar analiz (SEA) yöntemi ile yapılan ilk araştırma 1968 yılında Ledley ve Huang'a aittir (26). Yöntem bugünkü anlamıyla, Farah ve Craig tarafından yapılan bir araştırma ile diş hekimliğinde yerini almaya başlamıştır (179). Bu araştırmada üç farklı marjinal konfigürasyon ile tam kron preparasyonu yapılan bir büyük azı dişe uygulanan kuvvet sonucu oluşan stresler SEA yöntemi ile incelenmiştir. SEA yöntemi karmaşık bir mekanik sorunun çözümünde rahatlıkla kullanılabilen bir teknik olup, incelenecek olan bölgeyi küçük ve basit alanlara ayırarak incelemenin daha kolay olmasına olanak veren ve çözümü bu küçük parçalar içerisinde sağlayabilen matematiksel bir analızdır. Bu analız yönteminin esası "parçadan bütüne gitme" prensibine dayanmaktadır (25). ## 2.8.1.1. Sonlu Elemanlar Stres Analiz Yönteminin Avantajları 1) Belirli bir geometriyi taklit etmeyen, simetrik olmayan, düzensiz yapılar ve farklı malzeme özelliklerine sahip nesnelere uygulanıp; gerçek yapıyı temsil eden model hazırlanabilmektedir. Sonuçların hassasiyeti çok yüksektir. 2) Sonuçlar çok kısa sürede elde edilebilir. 3) Gerilme, gerinim ve yer değiştirmeler ayrıntılı olarak her noktada duyarlı bir şekilde hesaplanabilmektedir. 4) Oluşturulan modelin sınır şartları (cismin nereden sabitleneceği ve kuvvetlerin nereden uygulanacağı) kolayca sistemde belirlenebilir. 5) Birden fazla katmandan oluşan objeler, katmanların fiziksel özellikleri ve katmanlar arasındakı temas özelliklerini yansıtacak şekilde modellenebilmektedir. 6) SEA ile prototip oluşturulması zor veya tehlikeli olan tasarımlar modellenebilir. Canlı deneklere gerek duyulmaz. Bu sayede araştırmalara ait birtakım etik sınırlamalar ortadan kalkar (22, 25, 174, 180, 181). ## 2.8.1.2. Sonlu Elemanlar Stres Analiz Yönteminin Dezavantajları 1) Analizlerin yapılabilmesi için gerekli olan bilgisayar ve programlar yüksek maliyetlidir. 2) Analizin yapılabilmesi için ciddi bilgi birikimine sahip uzman kişilere gereksinim vardır. 3) Analiz sonucunun doğru olabilmesi için yapıların fiziksel ve mekanik özelliklerinin bilgisayara aktarılması son derece yüksek dikkat gerektirir. Deneysel verilerin aktarımı ve analiz programının kullanımındaki teknik detaylar tamamen araştırmacıya bağlıdır. 4) Araştırmada kullanılacak malzeme özelliklerinin yanlış olarak tedarik edilmesi ve verilerin hatalı aktarımı sonucu araştırma olumsuz yönde etkilenebilir (23, 25, 180, 182). Bu yöntem ile analızler genellikle iki veya üç boyut (3D) kullanılarak tamamlanmaktadır. İki boyutlu modelleme nispeten daha basittir ve donanımlı bir bilgısayara gereksinim yoktur. Ancak bu analiz sonuçlarının güvenilirliği düşüktür. 3D'lu modelleme daha kompleks programlara izin veren bilgisayar yazılım programı kullanımını gerektirse de daha doğru sonuçlar sağlamaktadır. SEA lineer (doğrusal) ya da lineer olmayan sistemler üzerinde uygulanabilir. Lineer sistemler göreceli olarak daha basittir ve analiz sırasında plastik deformasyon dikkate alınmaz. Lineer olmayan sistemlerde ise plastik deformasyon derecesi açıklanmalıdır (180). Cisimler belirli bir kuvvet sınırını aşan yükler altında elastik deformasyondan plastik deformasyona geçerek şekil değiştirirler. Bu nedenle diş hekimliğinde yapılan araştırmalarda kullanılan kuvvetler genelde elastik deformasyon sınırları içindedir ve lineer SEA yöntemi kullanılır (183). ## 2.8.1.3. SEA ile Ilgili Kavramlar ## Kuvvet Kuvvet cisimlerin hareket durumlarını değiştirebilen, fiziksel olarak ölçülebilir etkidir (184). Kuvvetin uygulandığı cismin rijit ya da deforme olabilen bir materyal olup olmamasına bağlı olarak cisimde deformasyon ya da translasyon meydana gelir. Eğer cisim hareket edemiyorsa; uygulanan kuvvet o cismin şeklinin değişmesine veya deformasyona uğramasına sebep olabilir (185). Kuvvet; yönü, şiddeti ve doğrultusu olan vektörel bir büyüklüktür (186). Kuvvet birimi, 'Newton (N)'dur. Bir cisme dışarıdan uygulanan etki dış kuvvet, cismin çeşitli parçaları arasında bu etkiyi iletmesi ise iç kuvvettir (185). ## Stres (Gerilim/Gerilme) Herhangi bir cisme dışardan kuvvet uygulandığında cısmın moleküler yapısında dış kuvvete eşit ve zıt yönlü kuvvet oluşmaktadır (23). Dış kuvvete karşı birim alanda eş büyüklükte meydana gelen içsel tepki, gerilme veya stres olarak tanımlanmaktadır (187), Dış kuvvet ve iç kuvvet cısmin üzerinde belli bir alana yayılır, bu sebeple hem stres hem de dış basınç birim alana düşen kuvvet cinsinden gösterilmektedir (186). Stres = Kuvvet / Alan olarak formülüze edilir. Gerilme birimi Paskal (Pa)'dır. Pa \_ N/milimetre kare(mm²) şeklinde formülüze edilir. Diş hekimliğinde ise genellikle milimetrik boyutların incelenmesi sebebiyle birim olarak mega paskal (MPa) veya N/mm2 kullanılmaktadır (185), Gerilme vektörü, incelenen kesit yüzeye dik yönde etki ediyorsa, bu gerilme normal gerilme (o), yüzeye yatay yönde etki ediyorsa bu gerilme ise kayma/makaslama gerilmesi (c) olarak adlandırılmaktadır. Gerilmeler, değişik yüklemeler altında karma şekillerde bulunabilir. Bazen sadece biri, bazen de her ikisi bir arada etkili olabilir (188). Uygulanan kuvvetlere karşı cisimlerde başlıca oluşan gerilim türleri (Şekil 6); 1. Uzama- Çekme Gerilimi (Tensile Stress) Cismin moleküllerini birbirinden ayrılmaya zorlayan, aynı doğrultuda, ters yönde iki kuvvetin cismi etkilemesi ile oluşan gerilme tipidir (187). 2. Sıkışma- Basma Gerilimi (Compressive Stress) Cismin moleküllerini birbirine yaklaşmaya zorlayan, aynı doğrultuda ve ters yönde iki kuvvetin cismi etkilemesi ile oluşan gerilme tipidir (187). 3. Makaslama- Kayma Gerilimi (Shear Stress) Cismin moleküllerini birbiri üzerinde kaymaya zorlayan farklı seviyelerde birbirlerine paralel ve ters yönde olan iki kuvvetin cismi aynı anda etkilemesi ile oluşur (185). | ekme (ferilimi<br>TITA DATTITUTI | ikisma Crerilimi | Makaslama Gerilmı | |----------------------------------|------------------|-------------------| | | | | ![](_page_0_Figure_9.jpeg) Şekil 6. Uygulanan kuvvetlere karşı cisimlerde başlıca oluşan gerilim türleri şeması. ## Asal Gerilimler (Principal Stress) Uç boyutlu bir yapıda, bütün düzlemlerde makaslama gerilmelerinin sıfır olduğu ve sadece alana dik olan normal gerilmelerin oluşturduğu gerilmeler asal gerilmeler (principal stress) adını alır (189). Asal gerilmede; X, Y ve Z düzlemlerine dik etkiyen kuvvetler mevcuttur (187). Asal gerilmeler maksimum, orta ve minimum olmak üzere 3 tipe ayrılmaktadır. Maksimum asal gerilimler (ol) pozitif değerdedir ve en yüksek çekme gerilimlerini ifade eder. Minimum asal gerilimler (63) negatif değerdedir ve en yüksek sıkışma gerilimlerini ifade eder (187). Ortalama mutlak değeri daha büyük olan gerilme, bir düğüm noktasında etkin olan gerilme şeklini ifade eder (190). Kuvvet uygulanan cisimlerde genellikle tek tip gerilme yerine üç tip gerilmenin bir arada bulunduğu birleşik gerilme değerleri ortaya çıkmaktadır (191). Bir düğüm noktasında hangi gerilme daha büyük bir mutlak değere sahipse o gerilmenin etkisi belirgindir (23). Çekme ve basma dayanımı farklı olan diş yapısı gibi kırılgan materyaller için kırılma dayanımlarının belirlenmesinde çekme stresleri çok daha etkili olduğu için, maksimum asal stres değerlerinin kullanılması gerekmektedir (185, 192). Uç asal gerilmeden herhangı birinin cismin dayanıklılığını aştığında kırılma veya kopmanın oluştuğu varsayılır (25). ## Gerinim (Strain) Gerinim (strain), cisme uygulanan belirli bir kuvvet sonucu o cisimde birim boyutta meydana gelen şekil değişimidir (187). Gerilme büyüklüğü ve yönü olan bir kuvvet iken; gerinme ise bir kuvvet değil sadece orantısal bir büyüklüktür. Gerinim, deformasyonun orijinal uzunluğa oranıdır ve herhangi bir ölçü birimi yoktur (25). Gerinim aşağıdaki formülle hesaplanmaktadır: Strain(ε) = Deformasyon / Orijinal Uzunluk | Gerilim (stres) | | | | |-----------------|--|--|--| | 11 | | | | ![](_page_0_Figure_6.jpeg) Şekil 7. Stres (gerilim)- Strain (gerinme) eğrisi ## Oransal Sınır Bir yapının plastik deformasyon göstermeksizin dayanabileceği en büyük gerinme oranıdır (185). ## Elastikiyet/V iskoelastiklik Elastik materyaller uygulanan kuvvet ortadan kalktığında orijinal şekillerine dönen materyallerdir (186). Kuvvetler karşısında, gerinimin gerilim ile doğru orantılı olduğu var sayılan cısımler lineer elastik materyaller olarak adlandırılır (23), Elastik materyaller belirli bir kuvvete kadar şekil değiştiriler ve kuvvet ortadan kalktığında eski şekillerini alırlar. Viskoelastik materyaller ise hem elastik hem de viskoz materyallerine sahiptir. Bu materyaller viskoz özellikleri sayesinde zamana bağlı artan bir gerinim gösterirler. Kuvvet ortadan kalktığında da ilk hallerine gecikmeli olarak dönerler (193, 194). ## Elastik sınırı ve Dayanıklılık Sınırı Elastiklik sınırı, materyalın plastık deformasyona uğramadan absorbe edebileceği maksimum gerilme miktarıdır. Elastik limit ise yük/defleksiyon oranı ile ifade edilir (186). Materyalın plastık deformasyona uğradıktan sonra zayıflayıp kırılma göstereceği maksimum gerilme miktarı dayanıklılık sınırı olarak tanımlanmaktadır (195). ## Elastisite Modülü (Young Modülü) Elastik bir materyalin sertlik ölçümü elastısite modülü (Young modülü) ile tanımlanır ve cismin elastikiyet sınırları içerisinde dayanıklılığını gösteren bir katsayıdır (196); E değişkeni ile ifade edilmektedir. Gerilim ve stres arasındaki bağlantıyı verir (186). Bu değer Gerilme/Gerinim oranı ile belirlenir ve materyale özgü olan bir değerdir. Birimi Gigapaskal (GPa)'dır (185). Materyalin atomik özelliklerinden dolayı oluşan kuvvetler elastiklik özelliğinden sorumludur (197). Aynı miktar kuvvet altında yüksek elastısite modülüne sahip bir cisim, düşük elastisite modülüne sahip bir cisimden daha az deformasyona uğrar (198). Bu değer materyal içerisindeki kuvvetlere bağlı olduğu için, çekme ya da sıkışma söz konusu olduğu zaman değişiklik göstermez. Bu özellik materyalın atomik özellikleri ile ilişkilidir (199), ## Poisson Oranı Çekme veya baskı gerilimleri sonucu cısımlerin boyunda ve eninde bazı değişimler meydana gelir. Çekme gerilimi uygulanan bir malzemenin boyca uzaması ve en olarak incelmesi Poison oranıdır. Baskı gerilimleri altındaki bir malzemenin ise boyunun kısalmasının eninin kalınlaşmasına oranıdır (24, 185). Poisson Oranı = Ensel Boyut Değişimi/Boysal Boyut Değişimi olarak hesaplanır, 'v' işaretiyle ifade edilir. Her cisim için farklı bir değer taşımaktadır ve yumuşak olan cisimlerde Poisson oranı daha yüksektir (187). Mine, dentin, amalgam veya kompozit gibi pek çok sert materyalin ortalama Poisson oranı yaklaşık olarak 0,3'tür (200). Çekme kuvvetlerine maruz bırakılan bu sert materyallerin enine kesitleri incelendiğinde çok az miktarda boyutlarında azalma gözlenir. Daha yumuşak materyallerde ise enine kesitlerindeki boyut değişimi daha çok olacağı için Poisson oranları daha büyüktür (201). ## V on Mises Stresi 1904 yılında Huber tarafından ortaya atılan Von Mises Teorisi olarak bilinen bu teoriye göre şekil değiştirme enerjisinin belli bir sınırı aşması halinde cisimde hasar başlar (202). Bu teori; "Bir yapının belli bir bölümündeki içsel enerji belli bir değeri aşarsa, yapı bu noktada şekil değiştirecektir" prensibiyle açıklanmaktadır. Von Mises eşdeğer gerilimi ilk akma dayanımını aştığında ilgili materyal plastik faza dönüşür (203). V on Mises stresleri (VMS) ayrıca gerilmenin dağılımı ve yoğunlaşma bölgeleri hakkında genel bir bilgi edinmek amacıyla da değerlendirilebilmektedir. Üç boyutta oluşan asal gerilmelerin birleştirilmesiyle hesaplanan Von Mises stres (VMS) gerilmeleri, bir skala üzerinde, pozitif sayı halinde ifade edilir (204). ## 2.8.1.4. Sonlu Elemanlar Stres Analizinin Uygulanmasındaki Temel Aşamalar ## 1. Sonlu Elemanlar Modelinin Oluşturulması 2. SEA a. On İşlem Aşaması b. Çözüm Aşaması c. İşlem Sonrası Aşama (25) ## 2.8.1.4.1. Sonlu Elemanlar Modelinin Oluşturulması SEA'nın uygulanacağı 3D katı modelinin oluşturulmasında farklı yöntemler kullanılır. En sık kullanılan yöntemler: 1) Manyetik Rezonans (MR), bilgisayarlı tomografi (BT) veya lazer tarayıcı görüntülerinin bilgisayar ortamına aktarılarak modelin oluşturulması 2) Koordinat belirleme cihazlarıyla elde edilen nokta ve yüzey verilerinden model oluşturulmasıdır (206-208). ## 2.8.1.4.2. Sonlu Elemanlar Stres Analizi ## 2.8.1.4.2.1. On İşlem Aşaması Bir önceki aşamada bahsedilen yöntemlerle, bilgisayar ortamında Computer Aided Design (CAD) programı aracılığıyla geometrik modelin hazırlanmasıyla ilk aşama gerçekleştirilir. Gerekli programların kullanılması ile analizi yapılacak olan yapı 'elemanlara bölünerek 'matematiksel model' denilen bir ağ yapıya (mesh) dönüştürülür. Eleman sayısı ne kadar çok olursa kuvvet dağılımı ölçümleri daha duyarlı olur. Aynı zamanda analizde de gerçeğe yakın fiziksel sonuçlar elde edilir (209). Elemanlar tek boyutlu (düz çizgiler), iki boyutlu (üçgenler, eşkenar dörtgenler), 3D (piramit veya tuğlaya benzer şekilli) veya değişik şekillerde olabilirler (210). Elemanların birbirlerine bağlandıkları noktalara düğüm noktası (node), tüm yapı ise ağ (mesh) olarak adlandırılır (211). Ağ yapısı ile düğüm noktaları ve elemanların koordinatları oluşturulur. Ağ yapısı oluştururken genellikle kendi içinde büyük değişime sahip olan ya da olduğu tahmin edilebilen bölgelerde, birim alana daha fazla eleman yerleştirilir. Onemli olan modelin en iyi şekilde nasıl daha küçük parçalara bölüneceğidir (208). Bu aşamadan sonra materyal özellikleri, yükleme koşulları ve sınır koşulları belirlenerek programa yüklenir. Elemanlara kuvvet uygulandığında serbest yüzey, deformasyon oluşturmadan döngüsel hareketler sergiler. Malzemedeki deformasyonun incelenebilmesi için düğümlerin bir bölümünde serbestlik derecesinin kısıtlanması gerekir. Bu kısıtlamalar sınır koşullarını oluşturur. Cismin nereden sabitlendiğini ve kuvvetlerin nereden uygulandığını gösterir. Yükleme koşullarının belirlenmesi ile birlikte uygulanması düşünülen kuvvetin şiddeti, yönü ve açısı belirlenir (25). ## 2.8.1.4.2.2. Çözüm Aşaması Problemin çözümü, bilgisayar programında komut çalıştırılarak otomatik olarak yapılır. Bileşen içerisindeki her düğüm için yer değerleri güncellenir. Bu aşama sonucunda elde edilen stres değerleri matematiksel hesaplamalar sonucunda edilmektedir (210). Oluşturulan matematik model üzerindeki istenilen düğüm noktalarına; yönü, açısı ve şiddeti belirli kuvvet uygulanır ve ağ yapının diğer düğüm noktalarındaki yer değiştirmeler hesaplanır. Tüm modelde meydana gelen gerilme ve gerinim özellikleri gözlenir. Kuvvetlerin etkileri kesitsel veya noktasal olarak incelenebilmektedir (191, 212). ## 2.8.1.4.2.3. İşlem Sonrası Aşama Bu aşamada, modelin çözümlenmesini takiben elde edilen veriler incelenmektedir (210). Analız neticesinde farklı değişkenlere ilişkin sayısal veriler elde edilir. Bunlar; asal gerilimler (principal stresses), eksensel gerilimler, yer değiştirme değerleri, deformasyon değerleri veya eşdeğer gerilimlerdir (25). Bununla birlikte, VMS ile ilgili stres değerleri de analiz edilmektedir. Hesaplanan sayısal veriler, animasyon, tablo, grafik, yer değiştirme görüntüsü veya renklendirilmiş görüntü olarak elde edilebilir (205). Programın hazırlamış olduğu renk skalaları ile kuvvettin değerlendirilmesi daha anlaşılır hale gelmektedir. Tablolar veya grafikler ile ifade edilen sayısal değerler kritik noktalarda bulunan düğümlerdeki yer değiştirmeleri ve uygulanan kuvvetlerin oluşturduğu gerilme değerlerini ifade etmektedir (213). Renklendirilmiş görüntülerde ise tüm modele ait gerilme ve yer değiştirmeler, görüntü üzerinde renklerin denk geldiği değer aralığını belirten bir ölçek ile farklı açılardan belirtilmektedir (214, 215). Bu araştırmanın sıfır hipotezi farklı tamır materyalleri ile birleştirilmiş VKK'lı dişlerde ağız içi kuvvetler karşısında stres dağılımı yönünden fark olmayacağıdır. ## 3. GEREÇ VE YÖNTEM Bu araştırma, Aydın Adnan Menderes Universitesi Diş Hekimliği Fakültesinde, Ay Tasarım Limited. Şirketi. (Ay Tasarım Şirketi., Ankara, Türkiye)'den hizmet satın alınarak gerçekleştirildi. Araştırmada, tamamlanmış vertikal kök kırığı (VKK) bulunan üst çene ön kesici dişin kırık fragmanları; 4 farklı materyal kullanılarak yeniden birbirlerine yapıştırıldı. Oluşturulan modeller bilgisayar programı üzerinde tasarlanmış replasyon ile alveoler kemiğe yerleştirildi. Dişlere sırasıyla yatay, dikey ve oblik kuvvetler uygulandı ve oluşan stres değerleri 3 boyutlu (3D) sonlu elemanlar analizi (SEA) ile değerlendirildi. 3D ağ yapısının düzenlenmesi ve daha homojen hale getirilmesi, 3D katı modelin oluşturulması ve SEA işlemi için İntel Xeon ® R central processing unit (CPU) 3,30 gigahertz (GHz) işlemci, 500 gigabyte (gb) Hard disk, 14 GB Random access memory (RAM) donanımlı ve Windows 7 Ultimate Version Service Pack 1 işletim sistemi olan bilgisayardan, Rhinoceros 4.0 (3670 Woodland Park Ave N, Seattle, WA 98103, Amerika Birleşik Devletleri (ABD)) 3D modelleme yazılımından, VRMesh Studio (VirtualGrid Inc, Bellevue City, WA, ABD) ve Algor Fempro (ALGOR, Inc. 150 Beta Drive Pittsburgh, PA 15238-2932, ABD) analız programından yararlanıldı. Modeller, VRMesh yazılımı ile geometrik olarak oluşturulduktan sonra analize hazır hale getirilmeleri ve analizlerinin yapılması için Standard Tessellation Language(.stl) formatında Algor Fempro (Algor Inc., ABD) yazılımına aktarıldı. ## 3.1. Sonlu Elemanlar Stres Analizi Araştırmamızda 3D SEA yöntemi ile statik çızgısel analiz gerçekleştirildi. ## 3.2. Geometrik Modellerin Oluşturulması Araştırmada üst çene ön sağ keser diş mine, dentin, periodontal ligament, kemik dokusu (kortikal ve spongioz kemik dokusu), rezin siman, fiber şeritler, kompozit rezin ve porselen restorasyon modellendi. Üst ön keser dişin Wheeler diş atlasında bulunan farklı açılardaki görüntüleri kullanılarak Rhinoceros 4.0 programında 3D sonlu elemanlar modeli oluşturuldu (Şekil 8, 9) (216). ![](_page_0_Figure_3.jpeg) Şekil 8. Wheeler diş atlası üst çene sağ ön kesici diş görüntüleri (216) ![](_page_0_Picture_0.jpeg) Şekil 9. Üst çene ön kesici diş 3D sonlu elemanlar modeli. Aynı yazılım ile, kök çevresinde 0,25 mm kalınlığında periodontal ligament modellendi (Şekil 10). Kortikal kemik modellemesi için Rhinoceros 4.0 (McNeel North America, Seattle, WA, ABD) yazılımında önce 20x20x2 mm boyutlarında bir kutu modellendi. Bunu takiben, diş modelinin bu kutudan Boolean yöntemi ile çıkartılmasıyla kortikal kemik uyumu sağlandı (Şekil 11). ![](_page_0_Picture_3.jpeg) Şekil 10. Periodontal ligament modeli. ![](_page_0_Picture_0.jpeg) Şekil 11. Kortikal kemik modeli Spongioz kemik için ise; Rhinoceros 4.0 yazılımında önce 20x20x14 milimetre (mm) boyutlarında bir kutu modellenen kutunun koronal yüzeyi ile daha önce modellenen kortikal kemiğin apikal yüzeyi arasında Rhinoceros 4.0 yazılımında uyumlama yapıldı. Modellenen dişin Boolean yöntemi ile spongioz kemikten çıkartılması ile spongioz kemiğin uyumlaması yapıldı (Şekil 12). ![](_page_0_Picture_3.jpeg) Şekil 12. Spongioz kemik modeli Rhinoceros 4.0'da yapılan modellemeler, 3B konum korunarak Fempro (Algor, İncorporated Pittsburgh, PA, ABD) yazılımına aktarıldı. Modellemede sağlam dış pulpası yerine ProTaper Next 25mm X3 (Dentsply Tulsa Dental, Tulsa, İsviçre)'e kadar şekillendirilmiş ve Protaper F3 (Dentsply Maillefer) ile doldurulmuş kök kanalı modellendi (Şekil 13). Daha sonra oluşturulan model VKK'yı taklit etmek için frontal düzlemde kron kök boyunca dişin uzun aksına paralel, iki parçaya ayrıldı (Şekil 14). ![](_page_0_Picture_1.jpeg) Şekil 13. Kök kanal boşluğu modeli. ![](_page_0_Picture_3.jpeg) Şekil 14. VKK modeli. Oluşturulan VKK tamir edilmiş şekilde modellendi. Tamir restorasyonları için dört farklı grup oluşturuldu. Grup 1: Rezin kullanarak tamir edildi. Grup 2: Rezin siman ve polietilen fiber destekleyici kullanarak tamir edildi. Grup 3: Rezin siman ve cam fiber destekleyici kullanarak tamir edildi. Grup 4: Rezin siman ve fiber ile güçlendirilmiş fiber ile güçlendirilmiş kompozit (FİGK) kullanılarak tamir edildi. Grup 1; kök kanal boşluğu güta perkadan tamamen temizlenmiş şekilde modellendi. VKK sebebiyle iki parçaya ayrılmış dişin, tüm kök kanalı rezin simanla doldurularak tamır edilmiş şekilde modellendi (Şekil 15). Dişin iki parçasının arasındaki siman kalınlığı 25 mikron (u) ölçülecek şekilde oluşturuldu. Rezin siman için hem kimyasal yolla hem ışıkla sertleşen olan Panavia F 2.0; (Kuraray, Osaka, Japonya) kullanıldı. ![](_page_0_Picture_1.jpeg) Şekil 15. Grup 1, rezin simanın modeli. Grup 2; kök kanal boşluğu Grup 1'deki gibi rezin sımanla tamir edildi. Aynı zamanda rezin siman polietilen fiber ile desteklendi. Fiber kök kanalının içinde yer alan bir dikdörtgenler prizması şeklinde modellendi. Prizmanın kenar uzunlukları;10 mm diş boyunca uzanan 0,4 mm kalınlığında, 2 mm boyutlarında hazırlandı. Kökün bitiş noktasından 3,5 mm kadar uzakta yer alacak şekilde konumlandırıldı (Şekil 16). Polietilen fiber olarak Ribbond (Ribbond Incorporated, Seattle, WA, ABD) kullanıldı. ![](_page_0_Picture_4.jpeg) Şekil 16. Siman içerisinde yer alan fiber bloğun modeli. Grup 3; kök kanal boşluğu Grup 1'deki gibi rezin sımanla tamir edildi. Aynı zamanda rezin siman cam fiber ile desteklendi. Fiber kök kanalının içinde yer alan bir dikdörtgenler prizması şeklinde modellendi. Prizmanın kenar uzunlukları;10 mm diş boyunca uzanan 0,4 mm kalınlığında, 2mm boyutlarında hazırlandı. Kökün bitiş noktasından 3,5 mm kadar uzakta yer alacak şekilde konumlandırıldı Cam fiber olarak Stick-Net (StickTech Limited, Turku, Finlandiya) kullanıldı. Grup 4; kök kanal boşluğu FIGK rezin ile tamir edildi. Kompozit ile diş yapısı arasına simantasyon için 25 µ kalınlığında rezin siman tabakası modellendi. FIGK için EverX Posterior (GC, Tokyo, Japonya) kullanıldı. Bütün gruplar tam porselen kron restorasyonu ile restore edilmiş şekilde modellendi. Kron restorasyonun sınır koşulları Wheeler diş atlasına göre hazırlanan krona göre hazırlandı. Dişeti seviyesinde sonlanan 1 mm kalınlıkta 135 derece (9) chamfer dizaynlı basamak oluşturuldu (Şekil 17). Okluzal redüksiyon miktarı 2 mm, aksiyel redüksiyon miktarı 1 mm ve aksiyel duvarlarının açısı 6-8° olacak şekillendirilmiş diş formunda modellendi. Kronun kalınlığı, kesici kenarlarda 2 mm diğer bölgelerde 1 mm olacak şekilde belirlendi. ![](_page_0_Picture_3.jpeg) Şekil 17. Gerçek dişin sınır koşullarına göre hazırlanan kron restorasyonun modeli. Tam porselen kron restorasyonu için IPS Empress II (Ivoclar Vivadent, Schaan, Lihtenstayn) kullanıldı. Diş ve kron restorasyonu simantasyon için 25 µ kalınlığında boşluk hazırlandı. Simantasyon için RelyX ARC (3M ESPE, St Paul, ABD) kullanıldı. Sonuç olarak, üst çeneye uyumlanmış kesici diş modeli elde edildi (Şekil 18). ![](_page_0_Picture_0.jpeg) Şekil 18. Ust çeneye uygulanmış dişin modeli. Tablo 1. Modeller hazırlanırken kullanılan materyallerin Elastisite modülü ve Poisson oranları. | Materyal | Elastisite Modülü<br>Gigapaskal (GPa) | Poisson Oranı<br>(μ) | Referans | |---------------------|---------------------------------------|----------------------|----------| | Mine | 84,1 | 0,33 | (217) | | Dentin | 18,6 | 0,32 | (218 | | Pdl | 0,0000689 | 0,45 | (219) | | Kortikal Kemik | 13,7 | 0,30 | (217) | | Spongioz Kemik | 1,37 | 0,30 | (217) | | Rezin Siman | 18,6 | 0.28 | (220) | | Polietilen Fiber | 23 | 0,32 | (221) | | Cam Fiber | 42,178 | 0,32 | (222) | | FİGK Rezin | 12,3 | 0,24 | (223) | | Kron Rezin Siman | 12,7 | 0,35 | (224) | | Seramik Restorasyon | 67,2 | 0,30 | (225) | ## 3.3. Ağ (Mesh) Modelleme Modeller, VRMesh (VirtualGrid Incorporated, Bellevue City, WA, ABD) yazılımı ile geometrik olarak oluşturulduktan sonra analize hazır hale getirilmeleri ve analizlerinin yapılması için, stl formatında Algor Fempro yazılımına aktarıldı. . Stl formatı 3D modelleme programları için evrensel değer taşımaktadır. . Sti formatında düğümlerin koordinat bilgilerinin de saklanması sayesinde, programlar arasında aktarım yapılırken bilgi kaybı olmamaktadır. Algor yazılımı ile uyumlu hale getirildikten sonra oluşturulan diş yapılarının, hangi materyalden yapıldığını yazılıma tanıtmak gerekmektedir. Modelleri oluşturan yapıların her birine, fiziksel özelliklerini tanımlayan materyal değerleri (Elastiklik modülü ve Poisson oranı) verilmiştir (Tablo 1). Tüm modeller çizgisel, homojen ve izotropik olarak kabul edilmiştir. Aynı zamanda restorasyon/rezin siman ile rezin siman/diş arasındaki yüzeylerin birbirlerine temasının yüzde (%) 100 olduğu kabul edilmiştir. | Gruplar | Eleman Sayısı | Düğüm Sayısı | |---------|---------------|--------------| | Grup 1 | 522994 | 102688 | | Grup 2 | 569644 | 111722 | | Grup 3 | 569644 | 111722 | | Grup 4 | 522994 | 102688 | Tablo 2. Modellerin düğüm ve eleman sayıları. Çalışmanın sonuçlarının gerçeğe yakın olabilmesi için, oluşturduğumuz diş modelinin boyutlarını göz önüne alarak, mümkün olduğunca fazla eleman sayısı seçildi. Hazırlanan katı matematik modeller birbirine bağlı dört düğüm noktasına sahip 3D katı elemanlara ayrıldı. Modellerin düğüm ve eleman sayıları Tablo 2'de gösterilmiştir. Çene modellerinde bulunan ve analız işlemini zorlaştıran dik ve dar bölgeler çızgisel elemanlardan arındırılarak düzenli hale getirildi. Modeller Bricks ve Tetrahedra elemanlar şeklinde katı modele çevrildi. Bricks ve Tetrahedra katı modelleme sisteminde, Fempro modelde oluşturabildiği kadar 8 nodlu elemanlar kullanır. 8 nodlu elemanların gerekli detaya ulaşamadığı durumlarda 7 nodlu, 6 nodlu, 5 nodlu ve 4 nodlu elemanlar kullanılmaktadır (Şekil 19). ![](_page_0_Figure_6.jpeg) Şekil 19. Modellemede kullanılan eleman tipleri ## 3.4. Kuvvet Yükleme ve Sınır Koşullarının Belirlenmesi Oluşturulan model çene kemiğinin alt ve arka kısmından her DOF (Degree of freedom)'da 0 harekete sahip olacak şekilde sabitlendi (Şekil 20). Daha sonra, 4 farklı gruba 3 Farklı noktadan 100 Newton (N)'luk kuvvet uygulandı. ![](_page_0_Picture_3.jpeg) Şekil 20. Sınır koşullarının görüntüsü Modele, çiğneme kuvvetini temsil eden, dişin uzun eksenine paralel yönde (F1-0°),), dişin uzun eksenine dik (F2-90º), palatinal bölgede oblik yönde (F3-45º) olacak şekilde 100 N kuvvet uygulandı (Şekil 21)(226). Analizi tamamlana dört farklı grup için oluşturulan matematiksel modellerde; uygulanan kuvvetler karşısında oluşan maksimum ve minimum matematiksel stres değerleri ve modellerdeki dağılımı değerlendirildi. ![](_page_0_Figure_0.jpeg) Şekil 21. Modellerde uygulanan ağız içi kuvvetlerin görüntüsü A) Dikey yükleme B) Yatay yükleme C) 45°-Oblik yükleme D) Dikey yükleme E) Yatay yükleme F) 45°-Oblik yükleme. ## 3.5. Analiz Sonuçlarının Değerlendirilmesi Araştırmamızda statik çizgisel SEA analizi gerçekleştirildi. 4 farklı grupta tamir edilen VKK'lı modellere uygulanan dikey yatay ve oblik kuvvetler sonucunda oluşan değerler 3 boyutlu SEA ile incelendi. Analizler sonucunda elde edilen değerlere, varyantı olmayan matematiksel hesaplamalar sonucu ulaşıldığı için istatistiksel analiz uygulanmadı (227,228). Kesit görüntüleri, düğümlerdeki stres değerleri ve stres dağılımları değerlendirilerek yorumlandı. ## 4. BULGULAR Araştırmamızda vertikal kök kırığı (VKK) bulunan üst çene ön kesici dişin kırık fragmanlarının yapıştırılmasını takiben ağız içi kuvvetler karşısında gösterdiği stres seviyelerinin incelenmesi amaçlandı. VKK bulunan modellerdeki kırık fragmanlar 4 farklı materyal kullanılarak tamir edildi. Grup 1; Rezin siman, grup 2; rezin siman ve polietilen fiber, grup 3; rezin siman ve cam fiber ve grup 4; FIGK rezin. Oluşturulan modellere 3 boyutlu (3D) sonlu elemanlar analizi (SEA) üzerinde dikey, yatay ve oblik yönde kuvvetler uygulandı. Sonuç olarak modelde meydana gelen V on Mises (VMS) gerilim dağılımları ve maksimum asal gerilimler değerlendirildi. Araştırmamızda X ekseni transversal (bukkolingual), Y ekseni sagittal (anterio-posterior), ve Z ekseni vertikal yönü temsil etmektedir. X ekseni transversal yönü, Y ekseni sagital yönü, Z ekseni ise vertikal yönü temsil etmektedir. Gerilme değerleri N/mm² cinsinden hesaplanmıştır. Analiz sonuçlarında artı değerler gerilme streslerini, eksi değerler ise sıkışma streslerini belirtmektedir. Bir stres elemanında hangi stres tipinin mutlak değeri daha büyük ise, stres elemanı o stres tipinin etkisi altındadır. Kırılgan materyaller için asal gerilimler önemlidir. Maksimum asal gerilimler, en yüksek gerilme dayanıklılığına eşit veya daha büyük değerde olduğunda ve minimum asal gerilim mutlak değeri, en yüksek sıkışma dayanıklılığına eşit veya daha büyük olduğu zaman başarısızlık oluşur. V MS gerilimler, metal gibi çekilebilir (ductile) materyaller için, deformasyonun başlangıcı olarak tanımlanır. Ara yüz bağlantılarında oluşan Von Mises gerilim değeri alüminyum oksit kor porseleni, ara bağlantı porseleni ve tabakalama porseleninin germe dayanımını (yield strength) geçerse mekanık başarısızlık oluşur. Ayrıca VMS değerleri stres dağılımlarını ve yoğunlaşmaları hakkında genel bir bilgi edinmek amacıyla değerlendirilebilir. Modellerde meydana gelen en fazla gerilme miktarı ayrıca şekil üzerinde kaydedilmiştir. Analiz sonuçları renkli dağılım skalaları kullanılarak görselleştirilmiştir. VMS dağılım alanları stres dağılımları ve yoğunlaşmaları hakkında bilgi edinmek amacıyla değerlendirilmiştir. Bu gerilimlerin ifade edildiği şekillerde kırmızı renkli alanlar maksimum gerilimi temsil ederken maviye doğru olan renkler gittikçe azalan gerilimi ifade etmektedir. Maksimum asal gerilim gösterildiği şekillerde ise kırmızı renkli alanlar çekme tipi gerilmenin en fazla olduğu alanları temsil etmektedir. Maksimum asal gerilim değerleri pozitif değerdedir. Araştırmamızda maksimum asal gerilimler dağılım bölgelerine ve değerlerine göre incelenmiştir. Elde edilen bulgular tablo ve şekillerle sunulmuştur. ## 4.1. Dikey Yönde Kuvvet Uygulanan Modellerin Değerlendirilmesi ## 4.1.1. VMS Dağılımlarının Değerlendirilmesi ## 4.1.1.1. Kron Restorasyonundaki Gerilmelerin Değerlendirilmesi VMS dağılımları incelendiğinde en yüksek stres değerleri kronun insizalinde, kuvvetin uygulandığı noktada izlendi. Kesici kenar sonrası en yüksek gerilim değerleri restorasyonun diseti bitim kenarında bulundu (Şekil 22). Gruplarda kron restorasyonlarda gözlenen maksimum stres değerleri aynı bulundu. Stres dağılımlarında daha belirgin farklılık restorasyonların marjin kenarlarında izlendi. Restorasyonun marjin kenarında görülen maksimum stres değerleri en yüksek Grup 1'de izlenirken en düşük değer Grup 3'te izlendi (Tablo 3). Grup 1 ve Grup 4'ün, Grup 2 ve Grup 3'ün marjin değerleri birbirine yakın bulundu. | | | | Tablo 3. Kron restorasyonlarında görülen VMS değerleri. | |--|--|--|---------------------------------------------------------| |--|--|--|---------------------------------------------------------| | Gruplar | VMS(MPa) | Restorasyon Marjini VMS Megapascal(MPa) | |---------|----------|-----------------------------------------| | Grup 1 | 366.628 | 15.220380 | | Grup 2 | 366.628 | 13.843415 | | Grup 3 | 366.628 | 13.822952 | | Grup 4 | 366.628 | 15.055426 | ![](_page_0_Figure_0.jpeg) Şekil 22. Kron restorasyonlarında oluşan VMS dağılımlarının izlenmesi. A: Grup 1'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. B: Grup 2'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. C: Grup 3'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. A: Grup 4'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. ## 4.1.1.2. Rezin Simanda Oluşan Gerilmelerin Değerlendirilmesi Kron restorasyonu yapıştırmak için kullanılan rezin simanda oluşan stres gerilmelerinin en yüksek değerlerini tüm gruplarda ortak olarak dişin palatınalınde dişeti kenarında izlendi (Şekil 23). Değerler birbirlerine yakın olup, fiber yapının kullanıldığı Grup 2 ve 3'te Grup 1 ve 4'e göre daha düşük değerler izlendi (Tablo 4). | Gruplar | VMS(MPa) | |---------|----------| | Grup 1 | 10.1065 | | Grup 2 | 9.1902 | | Grup 3 | 9.16593 | | Grup 4 | 10.0144 | Tablo 4. Rezin simanda görülen VMS değerleri. ## 1 1 1 ![](_page_0_Figure_0.jpeg) Şekil 23. Rezin simanda oluşan VMS değerlerinin izlenmesi. A: Grup 1'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. B: Grup 2'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. C: Grup 3'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. A: Grup 4'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. ## 4.1.1.3. Dentinde Oluşan Gerilmenin Değerlendirilmesi Dentinde oluşan stres değerleri kron ve kök dentini için ayrı olarak değerlendirildi. Kron dentininde en yüksek stres değerleri dişin bukkal yüzeyinin, mine sement sınırında, VKK hattına komşu dentin bölgelerinde yer aldığı gözlendi (Şekil 24-a). Kök dentininde en yüksek stres değerleri ise kökün bukkal yüzeyinin koronal üçlüsüne yoğunlaştı. Kron dentinin aksine maksimum stres değerleri farklı bölgelerde bulundu (Şekil 24-c). Grup 1 ve Grup 4'te maksimum stres değerleri kök ucunda izlenirken (Şekil 24A-c, D-c), fiber destekli gruplarda kökün koronal üçlüsünde kök kanalına komşu dentin dokusunda izlendi. Maksimum stres değerleri kronda sırasıyla Grup 1, Grup 3 ve Grup 2 olarak izlenmiştir. Fiber şerit destekli grupların değerleri birbirlerine oldukça yakındır. Köke iletilen kuvvet sonucu ortaya çıkan stres değerleri incelendiğinde ise Grup 1 ve Grup 4'ün değerleri diğer iki gruba kıyasla oldukça düşük bulundu (Tablo 5). | | | | | | | Tablo 5. Dentinde görülen VMS değerleri. | |--|--|--|--|--|--|------------------------------------------| |--|--|--|--|--|--|------------------------------------------| | Gruplar | Kron Dentini<br>VMS(MPa) | Kök Dentini VMS(MPa) | |---------|--------------------------|----------------------| | Grup 1 | 71.0231 | 20.846 | | Grup 2 | 62.6453 | 46.6092 | | Grup 3 | 62.7084 | 49.103 | | Grup 4 | 66.2695 | 15.3714 | ![](_page_0_Figure_0.jpeg) Şekil 24. Dentinde oluşan VMS değerlerinin izlenmesi. A: Grup 1'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Kron dentini sagital düzlem görüntüsü. b: Kron dentini frontal düzlem görüntüsü. c: Kök dentini sagital düzlem görüntüsü B: Grup 2'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Kron dentini sagıtal düzlem görüntüsü. b: Kron dentini frontal düzlem görüntüsü. c: Kök dentini sagital düzlem görüntüsü C: Grup 3'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Kron dentini sagital düzlem görüntüsü. b: Kron dentini frontal düzlem görüntüsü. c: Kök dentini sagital düzlem görüntüsü. D: Grup 4'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Kron dentini sagital düzlem görüntüsü. b: Kron dentini frontal düzlem görüntüsü. c: Kök dentini sagital düzlem görüntüsü. ## 4.1.1.4. Tamir Materyallerinde Oluşan Gerilmenin Değerlendirilmesi Tamir materyallerinde oluşan gerilim değerlerinin yüksek değerleri Grup 1 ve 4'te kökün apıkal üçlüsü ile orta üçlüsünün birleşim noktasının palatinal yüzeyinde yoğunlaşırken, Grup 1 ve 3'te kök apıkalinde yoğunlaştı (Şekil 25-a) Kök kanalında oluşan en yüksek gerilim değerleri tüm gruplarda kökün apıkalınde yoğunlaştı (Şekil 25-b), Maksimum stres gerilim değerleri büyüklük sırasıyla Grup 1, Grup 3 ve Grup 2 olacak şekilde saptandı (Tablo 6). | Gruplar | Maksimum Gerilim Değeri(MPa) | Kanal Boşluğunda Oluşan Gerilim Değeri(MPa) | |---------|------------------------------|---------------------------------------------| | Grup 1 | 126.915 | 19.908783 | | Grup 2 | 41.7798 | 41.7798 | | Grup 3 | 41.9914 | 41.9914 | | Grup 4 | 150.393 | 27.922712 | Tablo 6. Tamir materyallerinde görülen VMS değerleri. Grup 4'te görülen gerilim değerleri diğer gruplardan belirgin olarak yüksektir. Fiber şeritlerin kullanıldığı gruplarda görülen gerilim değerleri birbirlerine oldukça yakındır. Kök kanalı içerisinde görülen maksimum gerilim değerleri birbirlerine yakın olmakla birlikte değerlerin Grup 2 ve 3'te daha yüksek gözlemlenmiştir. Takiben sırasıyla Grup 4 ve Grup 1 gelmektedir. ![](_page_0_Picture_3.jpeg) ## 1 11 ![](_page_0_Figure_0.jpeg) Şekil 25. Tamir materyallerinde oluşan VMS değerlerinin izlenmesi. A: Grup 1'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Tamir materyalinde oluşan stres dağılımının görüntüsü. b: Tamir materyalının kanal boşluğunda oluşan stres dağılımının görüntüsü. B: Grup 2'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Tamir materyalınde oluşan stres dağılımının görüntüsü. b: Tamir materyalinin kanal boşluğunda oluşan stres dağılımının görüntüsü C: Grup 3'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Tamir materyalinde oluşan stres dağılımının görüntüsü. b: Tamir materyalinin kanal boşluğunda oluşan stres dağılımın görüntüsü D: Grup 4'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Tamir materyalinde oluşan stres dağılımının görüntüsü. b: Tamir materyalinin kanal boşluğunda oluşan stres dağılımının görüntüsü. Grup 2 ve 3'te tamir materyallerini destekleyen fiber şeritlerde oluşan gerilim değerleri şeridin bukkal koronal kısmından başlayıp bukkal apıkaline doğru seyreden tepe noktası palatinalde olan bir üçgen şeklinde gözlemlenmiştir (Şekil 26). Maksimum gerilim maksimum asal gerilim değerlerinin restorasyonun dişeti bitim kenarında bulunduğu tespit edildi (Şekil 27). Gruplarda, kron restorasyonlarda gözlenen maksimum stres değerleri birbirleri ile benzerdi. Stres dağılımlarında daha belirgin farklılık restorasyonların marjin kenarlarında izlendi. Restorasyonun marjin kenarında görülen maksimum stres değerleri en yüksek Grup 3'te izlenirken en düşük değer Grup 4'te izlendi (Tablo 8). Grup 1 ve Grup 4'ün, Grup 2 ve Grup 3'ün marjin değerleri birbirine yakın bulundu. Marjin kenarında bulunun maksimum asal gerilim değerlerinin V MS değerlerinden farklı olduğu saptandı. | Gruplar | Maksimum Asal Gerilim(MPa) | Kron Marjini (MPa) | |---------|----------------------------|--------------------| | Grup 1 | 64.078 | 3.953144 | | Grup 2 | 64.0781 | 4.466141 | | Grup 3 | 64.078 | 4.470928 | | Grup 4 | 64.0828 | 3.864728 | Tablo 8. Kron restorasyonlarında görülen maksimum asal gerilim değerleri. ## 1 1 ![](_page_0_Picture_0.jpeg) Şekil 27. Kron restorasyonlarında oluşan maksimum asal gerilim dağılımlarının izlenmesi. A: Grup 1'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. B: Grup 2'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. C: Grup 3'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. A: Grup 4'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. ## 4.1.2.2. Rezin Simanda Oluşan Gerilmelerin Değerlendirilmesi Kron restorasyonu yapıştırmak için kullanılan rezin simanda oluşan maksimum asal gerilmelerinin en yüksek değerleri tüm gruplarda ortak olarak, dişin palatınalınde ve dişeti kenarında oluştuğu izlendi (Şekil 28). En yüksek değerler birbirlerine yakın olup, bu değerler Grup 1 ve 4'e aittir. Fiber yapının kullanıldığı Grup 2 ve 3'te neredeyse benzer değerler izlendi (Tablo 9). | Gruplar | Maksimum Asal Gerilim(MPa) | |---------|----------------------------| | Grup 1 | 4.35119 | | Grup 2 | 3.89149 | | Grup 3 | 3.88129 | | Grup 4 | 4.30908 | | Tablo 9. Rezin simanda görülen maksimum asal gerilim değerleri. | | | | | | | | |-----------------------------------------------------------------|--|--|--|--|--|--|--| |-----------------------------------------------------------------|--|--|--|--|--|--|--| ## ![](_page_0_Picture_0.jpeg) Şekil 28. Rezin simanda oluşan maksimum asal gerilim değerlerinin izlenmesi. A: Grup l'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. B: Grup 2'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. C: Grup 3'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. A: Grup 4'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. ## 4.1.2.3. Dentinde Oluşan Gerilmenin Değerlendirilmesi Dentinde oluşan stres değerleri kron ve kök dentini için ayrı olarak değerlendirildi. Kron dentininde en yüksek maksimum asal gerilim değerleri dişin bukkal yüzeyinin, mine sement sınırında, VKK hattına komşu dentin bölgelerinde yer aldığı gözlendi (Şekil 29-a), Kök dentininde en yüksek maksimum asal gerilim değerleri ise kökün bukkal yüzeyinin koronal üçlüsüne yoğunlaştı. Kron dentinin aksime maksımum asal gerilim değerleri farklı bölgelerde bulundu (Şekil 29-c). Grup 1 ve Grup 4'te maksimum asal gerilim değerleri kök ucunda izlenirken (Şekil 29A-c, D-c), fiber destekli gruplarda kökün koronal üçlüsünde kök kanalına komşu dentin dokusunda izlendi. Maksimum asal gerilim değerleri kronda sırasıyla Grup 1, Grup 3, Grup 2 ve Grup 4 olarak izlenmiştir. Diğer üç grubun değerleri birbirine yakınken Grup 4'ün değerleri daha az bulundu. Fiber şerit destekli grupların değerleri birbirlerine oldukça yakındır. Köke iletilen kuvvet sonucu ortaya çıkan stres değerleri incelendiğinde ise Grup 4'ün değerleri diğer üç gruba kıyasla oldukça düşük bulundu (Tablo 10). Sırasıyla değerler; Grup 3, Grup 1 ve Grup 4 olarak bulundu. ## Tablo 10. Dentinde görülen maksimum asal gerilim değerleri. | Gruplar | Kron Dentini | Kök Dentini Maksimum Asal | |---------|----------------------------|---------------------------| | | Maksimum Asal Gerilim(MPa) | Gerilim(MPa) | | Grup 1 | 23.6148 | 13.007 | | Grup 2 | 23.3825 | 15.0804 | | Grup 3 | 23.405 | 17.4149 | | Grup 4 | 21.4543 | 6.49572 | ![](_page_0_Figure_0.jpeg) Şekil 29. Dentinde oluşan maksımum asal gerilim değerlerinin izlenmesi. A: Grup 1'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Kron dentini sagital düzlem görüntüsü. b: Kron dentini frontal düzlem görüntüsü. c: Kök dentini sagital düzlem görüntüsü B: Grup 2'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Kron dentini sagital düzlem görüntüsü. b: Kron dentini frontal düzlem görüntüsü. c: Kök dentini sagital düzlem görüntüsü C: Grup 3'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Kron dentini sagital düzlem görüntüsü. b: Kron dentini frontal düzlem görüntüsü. c: Kök dentini sagital düzlem görüntüsü. D: Grup 4'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Kron dentini sagital düzlem görüntüsü. b: Kron dentini frontal düzlem görüntüsü. c: Kök dentini sagital düzlem görüntüsü. ## 4.1.2.4. Tamir Materyallerinde Oluşan Gerilmenin Değerlendirilmesi Tamir materyallerinde oluşan gerilim değerlerinin yüksek değerler Grup 4'te kökün apıkal üçlüsü ile orta üçlüsünün birleşim noktasının palatınal yüzeyinde yoğunlaşırken, Grup 1, Grup 2 ve 3 te kök apikalinde yoğunlaştı (Şekil 30-a). Grup 1'de en düşük gerilim değerleri izlendi Kök kanalında oluşan en yüksek gerilim değerleri tüm gruplarda kökün apikalinde yoğunlaştı (Şekil 30-b). Maksimum asal gerilim değerleri büyüklük sırasıyla Grup 4, Grup 3, Grup 2 ve Grup 1 olacak şekilde saptandı (Tablo 11). | Gruplar | Maksimum Asal Gerilim | Kanal Boşluğunda Oluşan Maksimum Asal | |---------|-----------------------|---------------------------------------| | | Değeri(MPa) | Gerilim Değeri(MPa) | | Grup 1 | 13.027 | 13.002749 | | Grup 2 | 14.9424 | 14.942391 | | Grup 3 | 15.0788 | 15.078850 | | Grup 4 | 19.264 | 15.496008 | Tablo 11. Tamir materyallerinde görülen maksimum asal gerilim değerleri. Grup 4'te görülen gerilim değerleri diğer gruplardan belirgin olarak yüksektir. Fiber şeritlerin kullanıldığı gruplarda görülen gerilim değerleri birbirlerine oldukça yakındır. Kök kanalı içerisinde görülen maksimum gerilim değerleri Grup 4 ve 3'te daha yüksek gözlemlenmiştir. Takiben sırasıyla Grup 2 ve Grup 1 gelmektedir. Grup 1'in değerleri belirgin olarak daha düşüktür. ![](_page_0_Figure_0.jpeg) ![](_page_0_Picture_1.jpeg) Şekil 30. Tamir materyallerinde oluşan maksimum asal gerilim değerlerinin izlenmesi. A: Grup 1'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Tamır materyalinde oluşan stres dağılımının görüntüsü. b: Tamir materyalinin kanal boşluğunda oluşan stres dağılımının görüntüsü. B: Grup 2'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Tamır materyalinde oluşan stres dağılımının görüntüsü. b: Tamir materyalinin kanal boşluğunda oluşan stres dağılımın görüntüsü C: Grup 3'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Tamır materyalınde oluşan stres dağılımının görüntüsü. b: Tamir materyalinin kanal boşluğunda oluşan stres dağılımının görüntüsü D: Grup 4'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Tamir materyalinde oluşan stres dağılımının görüntüsü. b: Tamir materyalının kanal boşluğunda oluşan stres dağılmının görüntüsü. Grup 2 ve 3'te tamir materyallerini destekleyen fiber şeritlerde oluşan maksımum gerilim değerleri şeridin koronal kısmında gözlendi (Şekil 31). Maksimum gerilim değeri her iki grupta da şeridin koranalınde gözlemlendi. Grup 3'te gözlemlenen maksimum gerilim değeri Grup 2'de görülen değerin yaklaşık 2 katıdır (Tablo 12) Tablo 12. Tamir materyallerini destekleyen fiber şeritlerde görülen maksimum asal gerilim değerleri. | Gruplar | Maksimum Asal Gerilim Değeri(MPa) | |---------|-----------------------------------| | Grup 2 | 0.848568 | | Grup 3 | 1.88715 | ![](_page_0_Picture_3.jpeg) Şekil 31. Tamir materyallerini destekleyen fiber şeritlerde oluşan maksimum asal gerilim değerlerinin izlenmesi. A: Grup 2'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. B: Grup 3'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. ## 4.2. Yatay Yönde Kuvvet Uygulanan Modellerin Değerlendirilmesi ## 4.2.1. VMS Dağılımlarının Değerlendirilmesi ## 4.2.1.1. Kron Restorasyonundaki Gerilmelerin Değerlendirilmesi VMS dağılımları incelendiğinde en yüksek stres değerlerinin kronun insizalınde, kuvvetin uygulandığı noktada oluştuğu izlendi. Takiben en yüksek gerilim değerlerinin restorasyonun dişeti bitiş kenarında olduğu saptandı (Şekil 32). Dişeti kenarının en yüksek gerilim değerlerinin tüm gruplarda bukkal yüzeyde oluştuğu izlendi. Gruplarda, kron restorasyonlarda gözlenen maksimum stres değerleri ile benzerdi. Stres dağılımlarında daha belirgin farklılık restorasyonların marjin kenarlarında izlendi. Restorasyonun marjin kenarında görülen maksimum stres değerleri en yüksek Grup 1'de izlenirken en düşük değer Grup 3'te izlendi (Tablo 13). Grup 1 ve Grup 4'ün, Grup 2 ve Grup 3'ün marjin değerleri birbirine yakın bulundu. Tablo 13. Kron restorasyonlarında görülen VMS değerleri. | Gruplar | VMS(MPa) | Restorasyon Marjini VMS(MPa) | |---------|----------|------------------------------| | Grup 1 | 766.181 | 62.143620 | | Grup 2 | 766.185 | 61.134750 | | Grup 3 | 766.184 | 61.092467 | | Grup 4 | 766.194 | 61.754086 | ![](_page_0_Figure_0.jpeg) Şekil 32. Kron restorasyonlarında oluşan VMS dağılımlarının izlenmesi. A: Grup I'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. B: Grup 2'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. C: Grup 3'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. D: Grup 4'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. ## 4.2.1.2. Rezin Simanda Oluşan Gerilmelerin Değerlendirilmesi Kron restorasyonu yapıştırmak için kullanılan rezin simanda oluşan stres gerilmelerinin en yüksek değerlerinin, tüm gruplarda ortak olarak, dişin dişeti kenarında ve simanın insizalınde oluştuğu izlendi (Şekil 33). Maksimum değerler dişeti marjininde ve bukkalde meydana geldi. Grup 2 ve 3'te izlenen değerler birbirlerine çok yakın olup Grup 1 ve 4'e göre daha düşük değerler izlendi (Tablo 14). | | | | | | | Tablo 14. Rezin simanda görülen VMS değerleri. | |--|--|--|--|--|--|------------------------------------------------| |--|--|--|--|--|--|------------------------------------------------| | Gruplar | VMS(MPa) | |---------|----------| | Grup 1 | 43.83 | | Grup 2 | 41.3797 | | Grup 3 | 41.3489 | | Grup 4 | 44.6534 | ## 1 1 1 1 1 ![](_page_0_Figure_0.jpeg) Şekil 33. Rezin simanda oluşan VMS değerlerinin izlenmesi. A: Grup 1'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. B: Grup 2'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. C: Grup 3'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. D: Grup 4'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. ## 4.2.1.3. Dentinde Oluşan Gerilmenin Değerlendirilmesi Dentinde oluşan stres değerleri kron ve kök dentini için ayrı olarak değerlendirildi. Kron dentininde en yüksek stres değerleri dişin insizal sınırında, orta hattında ve dişeti marjin sınırında; VKK hattına komşu dentin bölgelerinde yer aldığı gözlendi (Şekil 34-a), Kök dentininde en yüksek stres değerleri ise kökün koronal ve orta üçlüsünde yoğunlaştı. Kron dentinin maksimum stres değerleri tüm gruplarda dişeti kenarında, VKK hattına komşu dentinin bukkal yüzeyinde izlendi. Kron dentinin aksine maksimum stres değerleri kök dentininde farklı bölgelerde bulundu (Şekil 34-c). Grup 1 ve Grup 4'te maksimum stres değerleri kökün koronal ve orta üçlüsünün birleşiminin bukkal yüzeyinde, kökün dış yüzeyinde izlenirken (Şekil 34A-C, D-c), fiber destekli gruplarda kökün koronal üçlüsünde, kök kanalının bukkal yüzeyinde ve komşu dentin dokusunda izlendi. Maksimum stres değerleri kronda sırasıyla Grup 1, Grup 3 ve Grup 2 olarak belirlendi. Fiber şerit destekli grupların değerleri birbirlerine oldukça yakın olduğu tespit edildi. Köke iletilen kuvvet sonucu ortaya çıkan stres değerleri incelendiğinde ise Grup 1 ve Grup 4'ün değerleri diğer iki gruba kıyasla oldukça düşük bulundu (Tablo 15). En yüksek değerler Grup 3'te izlendi. | Gruplar | Kron Dentini<br>VMS(MPa) | Kök Dentini VMS(MPa) | |---------|--------------------------|----------------------| | Grup 1 | 250.814 | 40.9263 | | Grup 2 | 217.354 | 71.0192 | | Grup 3 | 217.806 | 95.231 | | Grup 4 | 235.608 | 40.23 | ## Tablo 15. Dentinde görülen VMS değerleri. ![](_page_0_Figure_0.jpeg) Şekil 34. Dentinde oluşan VMS değerlerinin izlenmesi. A: Grup 1'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Kron dentini sagital düzlem görüntüsü. b: Kron dentini frontal düzlem görüntüsü. c: Kök dentini sagital düzlem görüntüsü B: Grup 2'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Kron dentini sagital düzlem görüntüsü. b: Kron dentini frontal düzlem görüntüsü. c: Kök dentini sagital düzlem görüntüsü C: Grup 3'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Kron dentini sagital düzlem görüntüsü. b: Kron dentini frontal düzlem görüntüsü. c: Kök dentini sagital düzlem görüntüsü. D: Grup 4'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Kron dentini sagital düzlem görüntüsü. b: Kron dentini frontal düzlem görüntüsü. c: Kök dentini sagital düzlem görüntüsü. ## 4.2.1.4. Tamir Materyallerinde Oluşan Gerilmenin Değerlendirilmesi Tamir materyallerinde oluşan gerilim değerlerinin yüksek değerleri tüm gruplarda kökün koronal üçlüsü ile orta üçlüsünde, palatınal ve bukkal yüzeylerde yoğunlaştı (Şekil 35-a). Maksimum stres değerleri kökün koronal üçlüsünde, palatinal yüzeyde izlendi. Kök kanalında oluşan en yüksek gerilim değerleri Grup 4'te, kökün apıkalınde yoğunlaşırken; Grup 2 ve Grup 3'te fiber şerit desteklere komşu olmak üzere, orta üçlüde izlendi (Şekil 35-b). Maksimum stres gerilim değerleri büyüklük sırasıyla Grup 4, Grup 2, Grup 1 ve Grup 3 olacak şekilde saptandı (Tablo 16). | Gruplar | Maksimum Gerilim Değeri(MPa) | Kanal Boşluğunda Oluşan Gerilim Değeri(MPa) | |---------|------------------------------|---------------------------------------------| | Grup 1 | 168.322 | 9.965571 | | Grup 2 | 168.512 | 7.122209 | | Grup 3 | 168.126 | 6.946414 | | Grup 4 | 188.666 | 12.9666898 | Tablo 16. Tamir materyallerinde görülen VMS değerleri. Grup 4'te görülen gerilim değerleri diğer gruplardan belirgin olarak yüksektir. Diğer üç grupta görülen gerilim değerleri birbirlerine oldukça yakındır. Kök kanalı içerisindeki maksimum gerilim değerleri sırasıyla Grup 4 ve 1'te daha yüksek olarak gözlemlendi. Fiber destekli gruplarda belirgin olarak daha düşük değerler izlenirken, bunları sırasıyla Grup 2 ve Grup 3 izlemektedir. ![](_page_0_Figure_0.jpeg) Şekil 35. Tamir materyallerinde oluşan VMS değerlerinin izlenmesi. A: Grup 1'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Tamir materyalınde oluşan stres dağılımının görüntüsü. b: Tamir materyalının kanal boşluğunda oluşan stres dağılımının görüntüsü. B: Grup 2'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Tamir materyalınde oluşan stres dağılımının görüntüsü. b: Tamir materyalinin kanal boşluğunda oluşan stres dağılımının görüntüsü C: Grup 3'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Tamir materyalinde oluşan stres dağılımının görüntüsü. b: Tamir materyalinin kanal boşluğunda oluşan stres dağılımın görüntüsü D: Grup 4'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Tamır materyalinde oluşan stres dağılımının görüntüsü. b: Tamir materyalinin kanal boşluğunda oluşan stres dağılımının görüntüsü Grup 2 ve 3'te, tamir materyallerini destekleyen fiber şeritlerde oluşan gerilim değerleri şeridin bukko-koronal kısmından noktasal başlayıp genişleyen bir şekilde apıkale doğru seyreden bir yamuk şeklindedir (Şekil 36). Maksimum gerilim değeri her iki grupta da şeridin koranal üçlüsünde bukkal yüzeyde izlenmektedir. Grup 3'te gözlemlenen gerilim değeri Grup 2'de görülen değerin yaklaşık iki katıdır (Tablo 17). Tablo 17. Tamir materyallerini destekleyen fiber şeritlerde görülen VMS değerleri. | Gruplar | Maksimum Gerilim Değeri(MPa) | |---------|------------------------------| | Grup 2 | 19.5028 | | Grup 3 | 35.2668 | ![](_page_0_Picture_3.jpeg) Şekil 36. Tamir materyallerini destekleyen fiber şeritlerde oluşan VMS değerlerinin izlenmesi. A: Grup 2'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. B: Grup 3'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. ## 4.2.2. Maksimum Asal Gerilimlerin Değerlendirilmesi ## 4.2.2.1. Kron Restorasyonundaki Gerilmelerin Değerlendirilmesi Maksimum asal gerilim dağılımları incelendiğinde en yüksek maksimum asal gerilim değerleri kronun insizalinde, kuvvetin uygulandığı noktada izlendi. Bunu takiben en yüksek maksimum asal gerilim değerlerinin restorasyonun dişeti bitiş kenarında bulunduğu tespit edildi (Şekil 37). Gruplarda kron restorasyonlarda gözlenen maksimum stres değerleri benzer bulundu. Stres dağılımlarında daha belirgin farklılık restorasyonların marjin kenarlarında izlendi. Restorasyonun marjin kenarında görülen maksimum asal gerilim değerleri en yüksek Grup 4'te izlenirken en düşük değer Grup 2'de izlendi (Tablo 18). Grup 1 ve Grup 4'ün, Grup 2 ve Grup 3'ün marjin değerleri birbirine yakın bulundu. Marjin kenarında bulunun maksimum asal gerilim değerleri VMS değerlerinden farklıdır. | Gruplar | Maksimum Asal Gerilim(MPa) | Kron Marjini<br>(MPa) | |---------|----------------------------|-----------------------| | Grup 1 | 114.325 | 49.499494 | | Grup 2 | 114.347 | 44.249127 | | Grup 3 | 114.247 | 44.263001 | | Grup 4 | 114.365 | 49.748975 | Tablo 18. Kron restorasyonlarında görülen maksimum asal gerilim değerleri. ![](_page_0_Picture_0.jpeg) Şekil 37. Kron restorasyonlarında oluşan maksimum asal gerilim dağılımlarının izlenmesi. A: Grup 1'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. B: Grup 2'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. C: Grup 3'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. D: Grup 4'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. ## 4.2.2.2. Rezin Simanda Oluşan Gerilmelerin Değerlendirilmesi Kron restorasyonu yapıştırmak için kullanılan rezin simanda oluşan maksimum asal gerilim değerlerinin en yüksek değerleri, tüm gruplarda ortak olmak üzere, dişin palatınalınde, dişeti kenarında yoğunlaşacak şekilde izlendi (Şekil 38). En yüksek değerler Grup 3'te izlendi. Grup 2 ve 3'te değerler birbirlerine çok yakındı (Tablo 19). Grup 1'de daha düşük değerler olduğu gözlendi. | Gruplar | Maksimum Asal Gerilim(MPa) | |---------|----------------------------| | Grup 1 | 26.4753 | | Grup 2 | 27.9229 | | Grup 3 | 27.9821 | | Grup 4 | 27.3597 | | | | | | | | Tablo 19. Rezin simanda görülen maksimum asal gerilim değerleri. | | | | | |--|--|--|--|--|--|------------------------------------------------------------------|--|--|--|--| |--|--|--|--|--|--|------------------------------------------------------------------|--|--|--|--| ## 1 11 ![](_page_0_Picture_0.jpeg) Şekil 38. Rezin simanda oluşan maksimum asal gerilim değerlerinin izlenmesi. A: Grup l 'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. B: Grup 2'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. C: Grup 3'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. D: Grup 4'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. ## 4.2.2.3. Dentinde Oluşan Gerilmenin Değerlendirilmesi Dentinde oluşan stres değerleri kron ve kök dentini için ayrı olarak değerlendirildi. Kron dentininde en yüksek maksimum asal gerilim değerlerinin dişin bukkal yüzeyinin mine sement sınırında, VKK hattına komşu dentin bölgelerinde yer aldığı gözlendi (Şekil 39-a). Kök dentininde en yüksek maksımum asal gerilim değerleri ise kökün bukkal yüzeyinde yoğunlaştı. Kron dentinin aksime maksimum asal gerilim değerleri farklı bölgelerde oluştuğu gözlendi (Şekil 39-c). Grup 1 ve Grup 4 te maksimum maksımum asal gerilim değerleri kökün koronal ve orta üçlüsünün birleşim noktasında izlenirken (Şekil 39A-c, D-c), fiber destekli gruplarda, kökün koronal üçlüsünde ve kök kanalına komşu dentin dokusunda oluştu (Şekil 389-c, C-c). Maksimum asal gerilim değerleri kronda sırasıyla Grup 1, Grup 4, Grup 3 ve Grup 2 olarak izlendi. Grup 1 maksimum asal gerilim değerleri daha yüksek bulundu. Grup 4 Grupl'i takip ederken fiber şerit destekli grupların değerleri birbirlerine oldukça benzer ve düşük bulundu. Köke iletilen kuvvet sonucu ortaya çıkan maksimum asal gerilim değerleri incelendiğinde ise Grup 4'ün değerleri diğer üç gruba kıyasla daha düşüktü (Tablo 20). Sırasıyla değerler; Grup 3, Grup 2, Grup 1 ve Grup 4 olarak izlendi. Tablo 20. Dentinde izlenen maksimum asal gerilim değerleri. | Gruplar | Kron Dentini | Kök Dentini Maksimum Asal | |---------|----------------------------|---------------------------| | | Maksimum Asal Gerilim(MPa) | Gerilim(MPa) | | Grup 1 | 219.281 | 45.526 | | Grup 2 | 185.603 | 48.6863 | | Grup 3 | 185.964 | 60.7319 | | Grup 4 | 207-617 | 45.0974 | ![](_page_0_Figure_0.jpeg) Şekil 39. Dentinde oluşan maksimum asal gerilim değerlerinin izlenmesi. A: Grup 1'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Kron dentini sagital düzlem görüntüsü. b: Kron dentini frontal düzlem görüntüsü. c: Kök dentini sagital düzlem görüntüsü B: Grup 2'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Kron dentini sagital düzlem görüntüsü. b: Kron dentini frontal düzlem görüntüsü. c: Kök dentini sagital düzlem görüntüsü C: Grup 3'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Kron dentini sagital düzlem görüntüsü. b: Kron dentini frontal düzlem görüntüsü. c: Kök dentini sagital düzlem görüntüsü. D: Grup 4'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Kron dentini sagital düzlem görüntüsü. b: Kron dentini frontal düzlem görüntüsü. c: Kök dentini sagital düzlem görüntüsü. ## 4.2.2.4. Tamir Materyallerinde Oluşan Gerilmenin Değerlendirilmesi Tamir materyallerinde oluşan gerilim değerlerinde maksımum asal gerilim değerlerinin en yüksek değerleri Grup 1 ve Grup 4'te kökün apikal üçlüsü ile orta üçlüsünün birleşim noktasının palatinal yüzeyinde yoğunlaşırken, Grup 2 ve 3'te kökün apikal üçlüsünde simanın fiber yapıya komşu bölgesinde izlendi (Şekil 40-a). Grup 4'te en yüksek maksimum asal gerilim değerleri izlendi. Kök kanalında oluşan en yüksek maksimum asal gerilim değerleri Grup 1'de kökün apikalinde yoğunlaştı (Şekil 40A-b) Diğer gruplarda kökün orta üçlüsü seviyelerinde izlendi (Şekil 40 b). Maksimum asal gerilim değerleri büyüklük sırasıyla Grup 1, Grup 3 ve Grup 2 olacak şekilde saptandı (Tablo 21). | Gruplar | Maksimum Asal Gerilim | Kanal Boşluğunda Oluşan Maksimum Asal | |---------|-----------------------|---------------------------------------| | | Değeri(MPa) | Gerilim Değeri(MPa) | | Grup 1 | 82.7809 | 7.133001 | | Grup 2 | 37.6975 | 11.121 | | Grup 3 | 37.8703 | 10.553525 | | Grup 4 | 91.7955 | 9.463628 | Tablo 21. Tamir materyallerinde görülen maksimum asal gerilim değerleri. Grup 4'te görülen gerilim maksimum asal gerilim değerleri diğer gruplardan belirgin olarak yüksekti. Fiber şeritlerin kullanıldığı gruplarda görülen gerilim değerleri birbirlerine oldukça yakın bulundu. Kök kanalı içerisinde görülen maksimum asal gerilim değerleri Grup 2 ve 3'te daha yüksek olarak gözlemlendi. Grup 1 değerleri bu sıralamayı takip etti. Grup 1'e ait değerlerin belirgin olarak daha düşük olduğu saptandı. ## ![](_page_0_Figure_0.jpeg) Şekil 40. Tamir materyallerinde oluşan maksimum asal gerilim değerlerinin izlenmesi. A: Grup 1'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Tamır materyalınde oluşan stres dağılımının görüntüsü. b: Tamir materyalinin kanal boşluğunda oluşan stres dağılımının görüntüsü. B: Grup 2'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Tamır materyalinde oluşan stres dağılımının görüntüsü. b: Tamir materyalinin kanal boşluğunda oluşan stres dağılımın görüntüsü C: Grup 3'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Tamır materyalinde oluşan stres dağılımının görüntüsü. b: Tamir materyalinin kanal boşluğunda oluşan stres dağılımının görüntüsü D: Grup 4'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Tamir materyalinde oluşan stres dağılımının görüntüsü. b: Tamir materyalının kanal boşluğunda oluşan stres dağılmının görüntüsü. Grup 2 ve 3'te tamir materyallerini destekleyen fiber şeritlerde oluşan gerilim değerleri şeridin bukkal üçlüsünde yoğunlaştı (Şekil 41). Maksimum asal gerilim değeri her iki grupta da şeridin bukkalinde ve koronal üçlüsünde gözlemlendi. Grup 3'te ortaya çıkan maksimum asal gerilim değeri Grup 2'de görülen değerden daha yüksekti (Tablo 22). Tablo 22. Tamir materyallerini destekleyen fiber şeritlerde görülen maksimum asal gerilim değerleri. | Gruplar | Maksimum Asal Gerilim Değeri(MPa) | |---------|-----------------------------------| | Grup 2 | 29.1109 | | Grup 3 | 35.9048 | ![](_page_0_Picture_3.jpeg) Şekil 41. Tamir materyallerini destekleyen fiber şeritlerde oluşan maksimum asal gerilim değerlerinin izlenmesi. A: Grup 2'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. B: Grup 3'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. ## 4.3. Oblik Yönde Kuvvet Uygulanan Modellerin Değerlendirilmesi ## 4.3.1. VMS Dağılımlarının Değerlendirilmesi ## 4.3.1.1. Kron Restorasyonundaki Gerilmelerin Değerlendirilmesi VMS dağılımları incelendiğinde en yüksek stres değerlerinin kronun palatinalinde, kuvvetin uygulandığı noktadan dişeti sınırına doğru genişleyen bir yönde geliştiği izlendi. Maksimum gerilim değerleri kuvvetin uygulandığı noktada; takip eden yüksek gerilim değerleri ise restorasyonun dişeti bitim kenarında izlendi (Şekil 42). Gruplarda kron restorasyonlarda gözlenen maksimum stres değerleri ile benzerdi. Stres dağılımlarında daha belirgin farklılık restorasyonların marjin kenarlarında izlendi. Restorasyonun marjin kenarında görülen maksimum stres değerleri en yüksek Grup 1'de izlenirken en düşük değer Grup 3'teydi(Tablo 23). Grup 1 ve Grup 4'ün, Grup 2 ve Grup 3'ün marjin değerleri birbirine yakın bulundu. ## Tablo 23. Kron restorasyonlarında görülen VMS değerleri. | Gruplar | VMS(MPa) | Restorasyon Marjini VMS(MPa) | |---------|----------|------------------------------| | Grup 1 | 1477.81 | 53.421514 | | Grup 2 | 1477.82 | 52.565740 | | Grup 3 | 1477.82 | 52.530762 | | Grup 4 | 1477.83 | 53.113424 | ![](_page_0_Figure_0.jpeg) Şekil 42. Kron restorasyonlarında oluşan VMS dağılımlarının izlenmesi. A a: Grup 1'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. b: Grup 1'de dişeti marjininde oluşan stres dağılımının görüntüsü. B a: Grup 2'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. b: Grup 2'de dişeti marjininde oluşan stres dağılımının görüntüsü. C a: Grup 3'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. b: Grup 3'te dişeti marjininde oluşan stres dağılımının görüntüsü. A a: Grup 4'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. b: Grup 4'te dişeti marjininde oluşan stres dağılımının görüntüsü. ## 4.3.1.2. Rezin Simanda Oluşan Gerilmelerin Değerlendirilmesi Kron restorasyonu yapıştırmak için kullanılan rezin simanda oluşan stres gerilmelerinin en yüksek değerleri, tüm gruplarda ortak olarak; dişin bukkalinde, sımanın dişeti kenarında izlendi (Şekil 43). Değerler birbirlerine yakın olup, fiber şerit desteklerin kullanıldığı Grup 2 ve 3'te Grup 1 ve 4'e göre daha düşük değerler izlendi (Tablo 24). Tablo 24. Rezin simanda görülen VMS değerleri. | Gruplar | VMS(MPa) | |---------|----------| | Grup 1 | 39.0293 | | Grup 2 | 37.1353 | | Grup 3 | 37.1065 | | Grup 4 | 39.7178 | ![](_page_0_Picture_3.jpeg) ## 1 ![](_page_0_Picture_0.jpeg) Şekil 43. Rezin simanda oluşan VMS değerlerinin izlenmesi. A: Grup 1'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. B: Grup 2'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. C: Grup 3'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. D: Grup 4'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. ## 4.3.1.3. Dentinde Oluşan Gerilmenin Değerlendirilmesi Dentinde oluşan stres değerleri kron ve kök dentini için ayrı olarak değerlendirildi. Kron dentininde oblik kuvvetin uygulandığı palatinal yüzeyde ve bukkogingival yüzeyde yüksek gerilim değerleri izlendi. Kron dentininde en yüksek stres değerleri dişin mine sement sınırında, VKK hattına komşu dentinin bukkal yüzeyinde izlendi (Şekil 44-a). Kök dentininde en yüksek stres değerleri ise kökün koronal ve orta üçlüsüne yoğunlaştı. Kron dentinin aksine maksimum stres değerleri farklı bölgelerde tespit edildi (Şekil 44-c). Grup 1 ve Grup 4'te maksimum stres değerleri kökün koronal ve orta üçte bir bölgele birleşiminin bukkal yüzeyinde ve kökün dış yüzeyinde izlenirken (Şekil 44A-c, D-c); fiber destekli gruplarda kökün koronal üçlüsünde, kök kanalının bukkal yüzeyinde ve komşu dentin dokusunda izlendi (Şekil 44 B-c, C-c). Maksimum stres değerleri kronda sırasıyla Grup 1, Grup 3 ve Grup 2 olarak belinendi. Fiber şerit destekli grupların değerleri birbirlerine oldukça yakındı. Köke iletilen kuvvet sonucu ortaya çıkan stres değerleri incelendiğinde ise Grup 1 ve Grup 4'ün değerleri diğer iki gruba kıyasla oldukça düşük bulundu (Tablo 25). En yüksek gerilim değerleri Grup 3'te izlendi. | Gruplar | Kron Dentini<br>VMS(MPa) | Kök Dentini VMS(MPa) | |---------|--------------------------|----------------------| | Grup 1 | 256.597 | 41.3248 | | Grup 2 | 223.062 | 90.1629 | | Grup 3 | 223.495 | 108.569 | | Grup 4 | 241.732 | 40.628 | ## Tablo 25. Dentinde görülen VMS değerleri. ![](_page_0_Figure_0.jpeg) Şekil 44. Dentinde oluşan VMS değerlerinin izlenmesi. A: Grup 1'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Kron dentini sagital düzlem görüntüsü. b: Kron dentini frontal düzlem görüntüsü. c: Kök dentini sagital düzlem görüntüsü B: Grup 2'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Kron dentini sagital düzlem görüntüsü. b: Kron dentini frontal düzlem görüntüsü. c: Kök dentini sagital düzlem görüntüsü C: Grup 3'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Kron dentini sagital düzlem görüntüsü. b: Kron dentini frontal düzlem görüntüsü. c: Kök dentini sagital düzlem görüntüsü. D: Grup 4'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Kron dentini sagital düzlem görüntüsü. b: Kron dentini frontal düzlem görüntüsü. c: Kök dentini sagital düzlem görüntüsü. ## 4.3.1.4. Tamir Materyallerinde Oluşan Gerilmenin Değerlendirilmesi Tamir materyallerinde oluşan gerilim değerlerinin yüksek değerleri tüm gruplarda kökün koronal üçlüsü ile orta üçlüsünün birleşim noktasının palatınal yüzeyinde yoğunlaştı (Şekil 45-a). Kök kanalında oluşan en yüksek gerilim değerleri Grup 1'de kökün apikalinde yoğunlaşırken diğer gruplarda kök kanalına komşu siman yüzeyinde orta üçte bir bölgede izlendi (Şekil 45-b). Maksimum stres gerilim değerleri büyüklük sırasıyla Grup 3, Grup 2 ve Grup 1 olacak şekilde saptandı (Tablo 26). | Gruplar | | Maksimum Gerilim Değeri(MPa) Kanal Boşluğunda Oluşan Gerilim Değeri(MPa) | |---------|---------|-------------------------------------------------------------------------------| | Grup 1 | 156.033 | 7.111282 | | Grup 2 | 168.512 | 7.430225 | | Grup 3 | 168.512 | 7.243732 | | Grup 4 | 174.888 | 10.318137 | Tablo 26. Tamir materyallerinde görülen VMS değerleri. Grup 4'te görülen gerilim değerleri diğer gruplardan belirgin olarak yüksektir. Fiber şeritlerin kullanıldığı gruplarda görülen gerilim değerleri birbirleri ile benzerdir. Kök kanalı içerisinde görülen maksımum gerilim değerleri Grup 4'te yüksek iken diğer gruplarda birbirlerine yakın olarak gözlemlendi. ![](_page_0_Picture_3.jpeg) ## ![](_page_0_Figure_0.jpeg) Şekil 45. Tamir materyallerinde oluşan VMS değerlerinin izlenmesi. A: Grup 1'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Tamir materyalinde oluşan stres dağılımının görüntüsü. b: Tamir materyalının kanal boşluğunda oluşan stres dağılmının görüntüsü. B: Grup 2'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Tamir materyalinde oluşan stres dağılımının görüntüsü. b: Tamir materyalinin kanal boşluğunda oluşan stres dağılımının görüntüsü C: Grup 3'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Tamir materyalinde oluşan stres dağılımının görüntüsü. b: Tamir materyalinin kanal boşluğunda oluşan stres dağılımın görüntüsü D: Grup 4'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Tamır materyalinde oluşan stres dağılımının görüntüsü. b: Tamir materyalinin kanal boşluğunda oluşan stres dağılımının görüntüsü. Grup 2 ve 3'te tamir materyallerini destekleyen fiber şeritlerde oluşan gerilim değerleri şeridin bukko-koronal kısmından noktasal olarak başlayıp genişleyen bir şekilde, apıkale doğru seyreden bir yamuk şeklindedir (Şekil 46). Maksimum gerilim değeri her iki grupta da şeridin koranal üçlüsünde bukkal yüzeyde izlenmektedir. Grup 3'te gözlemlenen gerilim değeri Grup 2'de görülen değerinden belirgin olarak fazladır (Tablo 27). Tablo 27. Tamir materyallerini destekleyen fiber şeritlerde görülen VMS değerleri. | Gruplar | Maksimum Gerilim Değeri(MPa) | |---------|------------------------------| | Grup 2 | 20.3791 | | Grup 3 | 36.7761 | ![](_page_0_Picture_3.jpeg) Şekil 46. Tamir materyallerini destekleyen fiber şeritlerde oluşan VMS değerlerinin izlenmesi. A: Grup 2'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. B: Grup 3'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. ## 4.3.2. Maksimum Asal Gerilimlerin Değerlendirilmesi ## 4.3.2.1. Kron Restorasyonundaki Gerilmelerin Değerlendirilmesi Maksimum asal gerilim dağılımları incelendiğinde en yüksek maksimum asal gerilim değerleri kronun palatınalinde, kuvvetin uygulandığı noktada izlendi. Sonrasında en yüksek maksimum asal gerilim değerleri restorasyonun dişeti bitiş kenarında tespit edildi (Şekil 47). Gruplarda kron restorasyonlarda gözlenen maksimum asal gerilim değerleri benzer bulundu. Stres dağılımlarında daha belirgin farklılık restorasyonların marjin kenarlarında izlendi. Restorasyonun marjin kenarında görülen maksimum asal gerilim değerleri en yüksek Grup l'de izlenirken en düşük değer Grup 3'de izlendi (Tablo 28). Grup 1 ve Grup 4'ün, Grup 2 ve Grup 3'ün marjin değerleri birbirine yakın bulundu. | Gruplar | Maksimum Asal Gerilim(MPa) | Kron Marjini<br>(MPa) | |---------|----------------------------|-----------------------| | Grup 1 | 162.157 | 53.600342 | | Grup 2 | 162.16 | 52.490619 | | Grup 3 | 162.16 | 52.470443 | | Grup 4 | 162.189 | 53.418634 | Tablo 28. Kron restorasyonlarında görülen maksimum asal gerilim değerleri. ![](_page_0_Figure_0.jpeg) Şekil 47. Kron restorasyonlarında oluşan maksimum asal gerilim dağılımlarının izlenmesi. A-a: Grup 1'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. b: Grup 1 kron dişeti marjini stres dağılım görüntüsü. B-a: Grup 2'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. b: Grup 2'de kron dişeti marjini stres dağılım görüntüsü. C-a: Grup 3'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. b: Grup 3'te kron dişeti marjini stres dağılım görüntüsü. Da: Grup 4'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. b: Grup 4'te kron dişeti marjini stres dağılım görüntüsü. ## 4.3.2.2. Rezin Simanda Oluşan Gerilmelerin Değerlendirilmesi Kron restorasyonu yapıştırmak için kullanılan rezin simanda oluşan maksimum asal gerilmelerinin en yüksek değerlerini tüm gruplarda ortak olarak dişin bukkalinde dişeti kenarında yoğunlaşacak şekilde izlendi (Şekil 48). En yüksek maksimum asal gerilimleri simanın bukkalınde izlendi. En yüksek değerler Grup 4'te izlendi. Grup 4'ün değerlerinin sırasıyla Grup 1, Grup 2 ve Grup 3 izledi. Fiber destek yapının kullanıldığı Grup 2 ve 3'te neredeyse aynı değerler tespit edildi. (Tablo 29). | Gruplar | Maksimum Asal Gerilim(MPa) | |---------|----------------------------| | Grup 1 | 41.489 | | Grup 2 | 39.3365 | | Grup 3 | 39.3045 | | Grup 4 | 42.4246 | Tablo 29. Rezin simanda görülen maksimum asal gerilim değerleri. ![](_page_0_Picture_3.jpeg) ![](_page_0_Picture_0.jpeg) Şekil 48. Rezin simanda oluşan maksimum asal gerilim değerlerinin izlenmesi. A: Grup l 'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. B: Grup 2'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. C: Grup 3'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. A: Grup 4'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. ## 4.3.2.3. Dentinde Oluşan Gerilmenin Değerlendirilmesi Dentinde oluşan maksımum asal gerilim değerleri kron ve kök dentini için ayrı olarak değerlendirildi. Kron dentininde en yüksek maksımum asal gerilim değerleri dişin bukkal yüzeyinin, mine sement sınırında, VKK hattına komşu dentin bölgelerinde yer aldığı gözlendi (Şekil 49-a). Kök dentininde en yüksek maksimum asal gerilim değerleri ise kökün palatınal yüzeyi boyunca yoğunlaştı. Kron dentinin aksıne maksimum asal gerilim değerleri farklı bölgelerde gözlendi (Şekil 49-c). Grup 1 ve Grup 4'te maksimum asal gerilim değerleri kökün orta ve koronal üçlüsünün birleşiminde kökün palatinal dış yüzeyinde izlenirken (Şekil 49A-c, D-c), fiber destekli gruplarda kökün koronal üçlüsünde kök kanalına komşu dentin dokusunda izlendi. Maksimum asal gerilim değerleri kronda sırasıyla Grup 1, Grup 3, Grup 2 ve Grup 4 olarak izlendi. Diğer üç grubun değerleri birbirine benzerken Grup 4'ün değerleri daha düşük bulundu. Fiber şerit destekli grupların değerleri birbirlerine oldukça benzer bulundu. Köke iletilen kuvvet sonucu ortaya çıkan maksimum asal gerilim değerleri incelendiğinde ise Grup 1 ve 4'ün değerleri diğer iki gruba kıyasla oldukça düşüktü (Tablo 30). Sırasıyla değerler; Grup 3, Grup 2, Grup 1 ve Grup 4 olarak izlendi. | | | Tablo 30. Dentinde görülen maksimum asal gerilim değerleri. | | | |--|--|-------------------------------------------------------------|--|--| | | | | | | | Gruplar | Kron Dentini<br>Maksimum Asal Gerilim(MPa) | Kök Dentini Maksimum Asal<br>Gerilim(MPa) | |---------|--------------------------------------------|-------------------------------------------| | Grup 1 | 78.0502 | 37.9767 | | Grup 2 | 74.5666 | 46.1733 | | Grup 3 | 74.7098 | 53.2 | | Grup 4 | 71.677 | 37.5096 | ![](_page_0_Figure_0.jpeg) Şekil 49. Dentinde oluşan maksımum asal gerilim değerlerinin izlenmesi. A: Grup 1'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Kron dentini sagital düzlem görüntüsü. b: Kron dentini frontal düzlem görüntüsü. c: Kök dentini sagital düzlem görüntüsü B: Grup 2'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Kron dentini sagital düzlem görüntüsü. b: Kron dentini frontal düzlem görüntüsü. c: Kök dentini sagital düzlem görüntüsü C: Grup 3'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Kron dentini sagital düzlem görüntüsü. b: Kron dentini frontal düzlem görüntüsü. c: Kök dentini sagital düzlem görüntüsü. D: Grup 4'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Kron dentini sagital düzlem görüntüsü. b: Kron dentini frontal düzlem görüntüsü. c: Kök dentini sagital düzlem görüntüsü. ## 4.3.2.4. Tamir Materyallerinde Oluşan Gerilmenin Değerlendirilmesi Tamir materyallerinde oluşan maksimum asal gerilim değerlerinin yüksek değerleri tüm gruplarda kökün koronol üçlüsünün palatınal yüzeyinde izlendi (Şekil 50-a). Grup 4'de en düşük gerilim değerleri izlendi Kök kanalında oluşan en yüksek maksımum asal gerilim değerleri tüm gruplarda kökün apıkalınde yoğunlaştı (Şekil 50-b). Maksimum asal gerilim değerleri büyülük sırasıyla Grup 3, Grup 2, Grup 4 ve Grup 1 olacak şekilde saptandı (Tablo 31). | Gruplar | Maksimum Asal Gerilim | Kanal Boşluğunda Oluşan Maksimum Asal | |---------|-----------------------|---------------------------------------| | | Değeri(MPa) | Gerilim Değeri(MPa) | | Grup 1 | 183.641 | 6.748775 | | Grup 2 | 183.147 | 36.839638 | | Grup 3 | 182.699 | 37.006558 | | Grup 4 | 177.997 | 7.646952 | Tablo 31. Tamir materyallerinde görülen maksimum asal gerilim değerleri. Grup 2 ve Grup 3'te görülen maksimum asal gerilim değerleri diğer iki gruplardan belirgin olarak yüksekti. Fiber şeritlerin kullanıldığı gruplarda görülen gerilim değerleri birbirlerine oldukça yakın bulundu. Grup 1'in değerleri belirgin olarak daha düşük bulundu. ![](_page_0_Picture_3.jpeg) ## ![](_page_0_Figure_0.jpeg) Şekil 50. Tamir materyallerinde oluşan maksimum asal gerilim değerlerinin izlenmesi. A: Grup 1'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Tamır materyalinde oluşan stres dağılımının görüntüsü. b: Tamir materyalinin kanal boşluğunda oluşan stres dağılımının görüntüsü. B: Grup 2'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Tamır materyalinde oluşan stres dağılımının görüntüsü. b: Tamir materyalinin kanal boşluğunda oluşan stres dağılımın görüntüsü C: Grup 3'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Tamır materyalinde oluşan stres dağılımının görüntüsü. b: Tamir materyalinin kanal boşluğunda oluşan stres dağılımının görüntüsü D: Grup 4'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. a: Tamır materyalinde oluşan stres dağılımının görüntüsü. b: Tamir materyalinin kanal boşluğunda oluşan stres dağılımının görüntüsü Grup 2 ve 3'te tamir materyallerini destekleyen fiber şeritlerde oluşan gerilim değerleri şeridin koronal üçtüsünde bukkal kısmında yoğunlaştı (Şekil 51). Maksimum asal gerilim değeri her iki grupta da şeridin koranal üçlüsünde gözlemlendi. Grup 3'te gözlemlenen gerilim değeri Grup 2'de görülen değerin yaklaşık 2 katıdır (Tablo 32) Tablo 32. Tamir materyallerini destekleyen fiber şeritlerde görülen maksimum asal gerilim değerleri. | Gruplar | Maksimum Asal Gerilim Değeri(MPa) | |---------|-----------------------------------| | Grup 2 | 7.60894 | | Grup 3 | 14.2865 | ![](_page_0_Picture_2.jpeg) Şekil 51. Tamir materyallerini destekleyen fiber şeritlerde oluşan maksimum asal gerilim değerlerinin izlenmesi. A: Grup 2'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. B: Grup 3'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. ## 5. TARTIŞMA Bu tez araştırmasında, vertikal kök kırıklı (VKK) dişlerin kırık fragmanlarının ağız dışında farklı materyaller kullanılarak yapıştırılmasını takiben çekim soketine yerleştirilmesi ve daha sonra ağız içindeki kuvvetler karşısında, diş yapısında meydana gelen stres dağılımının sonlu elemanlar analızı (SEA) yöntemi aracılığıyla değerlendirilmesi amaçlandı. Araştırmada elde edilen bulgular ışığında, farklı tamır materyalleri kullanarak kırık fragmanları yeniden birleştirilmiş VKK'lı dişlerde, ağız içi kuvvetler karşısında stres dağılımı yönünden fark olmayacağı hipotezi reddedildi. VKK'nın etiyolojisi karmaşık ve multifaktöriyeldir (229). Çürük, travma, aşınma, restorasyon ve kök kanal tedavisi (KKT) işlemleri nedeniyle diş dokusu aşırı madde kaybına uğramaktadır (230). Diş sert dokusunda meydana gelen madde kaybı VKK oluşması için uygun biyomekanik ortamı oluşturur (231). KK'l esnasında uzaklaştırılan sert doku miktarı ile dişin kırılma direncinin azalması arasında direkt olarak bağlantı vardır. Kaybedilen dentin miktarı ne kadar fazla ise kırılmaya karşı hassasiyetin de bir o kadar artacağı bilinmektedir (37). Y oshino ve ark. (232) yaptıkları araştırmada VKK sebebiyle çekilen 233 dişin %93,6'sının KKT'li olduğunu belirtmişlerdir. VKK oluşumunun önlenmesinde dişlerin canlılığının korunmasının önemine dikkat çekmişlerdir. Chan ve ark.'nın(74) 274 hasta üzerinde yaptığı uzun dönemli araştırmada VKK bulunan dişlerin % 60'ında KKT olduğu tespit edilmiştir. Vire'ın (233) KKT'li dişlerin prognozunu takıp ettiği araştırmada başarısız dişlerin %4,3'ünde VKK'ya rastlanmıştır. Morfis ve ark.'nın (63) yaptıkları benzer bir araştırmada ise dişlerin %3,69'unda VKK'ya rastlanmıştır. KKT'lı dişlerin canlı dişlere oranla daha sık VKK nedeniyle kaybedildiği bilinmektedir (3,63,74). Evrensel sağlık sisteminin dünyada yaygınlaşması sonucunda KKT uygulanan hasta oranı artmıştır (234, 235). Aynı zamanda VKK teşhisi için kullanılan metot ve cihazlar geliştirilmiştir (236, 237). Literatürde çeşitli ülke ve bölgelere göre gelişen beslenme alışkanlıkların VKK görülme olasılığını artırabildiğini bildiren araştırmalar da mevcuttur (74, 238). Bu bilgiler ışığında, araştırmamız da KKT uygulanmış VKK bulunan dişlerin tedavisi üzerine odaklanıldı. Literatürde, VKK bulunan KKT'li dişleri inceleyen çok sayıda in-vitro ve in-vivo araştırma bulunmaktadır (18,239-241). İn-vivo araştırmalarda etik sorunlar bulunmakta olup, dokuların uygulanan kuvvetler karşısında sergileyeceği davranışları tespit etmek oldukça zordur (25). In-vitro araştırmalarda ise dişi destekleyen yumuşak dokuyu taklit etmek zahmetlidir ve çekilmiş diş örneklerinde fiziksel ve anatomik farklılıklar sebebiyle standardızasyon problemleri yaşanmaktadır (242). Çekilen dişin elde edildiği hastanın yaşı, çekim sonrası saklanma koşulları gibi değişkenler in-vitro test sonuçlarının yüksek standart sapmalar göstermesine yol açmaktadır (243). Bu sebeplerle canlı denekler üzerinde yapılan deneylerin risklerini ve maliyetlerini sınırlamak, örnekler arasında standardizasyon sağlamak amacıyla sanal modeller ve simülasyon modelleme, son zamanlarda giderek daha popüler hale gelmiştir. Magne (211) bu yaklaşımlardan biri olan SEA ile gerçekleştirilen modelleme ve simülasyon basamakları sayesinde in-vitro veya in-vivo deneylere kıyasla zaman ve maliyet yönünden tasarruf sağlandığını vurgulamıştır. Stres analiz yöntemleri arasında SEA yönteminin diğer yöntemlere göre birçok yönden avantajlı olduğu bilinmektedir. Sık kullanılan foto elastik stres analizi tekniğinin avantajları 3D yapı üzerinde gerilimleri ölçebilmesi ve gerilim yoğunluğunu belirleyebilmesidir. Buna rağmen sınırlı kantıtatif veri sağlaması önemli bir dezavantajıdır. Ayrıca incelenen modellerin üretildiği malzemenin özellikleri gerçek klinik durumu yansıtmamaktadır (211). Diğer sık kullanılan biyomekanık yöntem ise gerinim ölçer analızıdır (175). Gerinim ölçer (strain-gauge) ile yapılan ölçümlerde sadece gauge'un yer aldığı bölgedeki gerilme (strain) verileri doğru olarak belirlenebilmektedir. Incelenen yapının ıç yapısındaki streslerin dağılımıyla ilgili bilgi vermemektedir (244). Lazer ışını ve radyo telemetri yöntemlerinin uygulanması ise zorluk teşkil etmektedir. Diğer yöntemler ile ilgili tüm bu dezavantajlar SEA yöntemini diş hekimliği biyomekanik araştırma metodolojisinde ön plana çıkarmaktadır (203). Tüm bu nedenler göz önüne alınarak araştırmamızda SEA yönteminin kullanılması tercih edilmiştir. VKK'lı dişlerin prognozunun genellikle ümitsiz olduğu bilinmektedir ve bu nedenle dışın çekilmesi ve ardından implant yerleştirilmesi en çok önerilen tedavi seçeneği olmuştur (64,245). Ancak özellikle anterior bölgede dental implantların çevresinde uygun estetik şartların oluşturulması oldukça zordur ve yumuşak doku ogmentasyon prosedürlerine duyulan ihtiyaç tartışmalı bir konu olmaya devam etmektedir (246,247). İmplant cerrahisi olmaksızın, dişin atravmatik olarak çekilmesi, ağız dışında tamir edilmesi ve planlarımış replantasyonu VKK için literatürde önerilen alternatif bir tedavi seçeneğidir (134). Bu yöntemde VKK'lı diş atravmatık olarak çekilir; dişin kırık fragmanları arasındaki doku temizlendikten sonra kırık diş parçaları ağız dışında yapıştırılır ve diş çekim soketine yeniden yerleştirilir (12,116). Dua ve ark. (248) VKK bulunan ön kesici dişe planlarımış replantasyon tedavisi uygulamış ve 4 yıllık takip sonunda ilgili dişin asemptomatik olduğu bildirilmiştir. Hayashi ve ark. (249) ise 26 dişe planlanmış replantasyon tedavisi uygulamışlar ve değerlendirmeler sonucunda bu dişler arasından 18 tanesinin asemptomatik özellik sergilediğini bildirmiştir. Araştırmadaki başarısız olan 8 dişin azı dişi olduğu, kullanılan kesici dişlerin tamamının ise değerlendirmeler sonucunda fonksiyonel bulunduğu rapor edilmiştir. Araştırmanın sonucunda VKK'lı ön dişlerde planlanmış replantasyon tedavisinin diş çekime alternatif olabileceği belirtilmiştir (249). Arıkan ve ark. (250) da konu ile ilgili tamamladıkları araştırmalarında planlanmış replantasyon tedavisini keser dişler için önermişlerdir. Ozer ve ark.(251) planlanmış replantasyon uyguladıkları hastaların takiplerinde, teşhis için konik işınlı bilgisayarlı tomografı (KIBT) kullanımının VKK'nın erken dönemde teşhis edilmesini sağlayarak ileri derecede kemik yıkımının önüne geçilebileceğini bildirmıştır. Planlanmış replantasyon tedavisinin özellikle VKK'lı keser dişlerde kullanılabilecek alternatif bir tedavi yöntemi olduğunu belirterek uzun dönem değerlendirmelerin yapılmasını önermişlerdir. Literatürdeki bu bilgiler şığında araştırmamızda SEA'da üst çene ön kesici dişin modellemesi üzerinde çalışılmıştır. Stavropoulou ve Koidis (252) hazırladıkları sistematik derlemede, KKT uygulanmış dişlerin restorasyonlarımı incelemişlerdir. Bu sistematik derlemede kron restorasyonu uygulanmış KKT dişlerin uzun vadeli sağ kalım oranının 10 yıl sonra %81, kron restorasyonu yapılmamış KKT dişlerin sağ kalım oranının ise 10 yıl sonra %63 olduğu bulunmuştur. Aquilino ve ark. (253) yaptıkları retrospektif araştırmada KKT' dişlerin 5 yıllık sağ kalım oranlarını incelemişlerdir. Sağ kalım oranları kron restorasyonu bulunan dişlerde %94 olarak bulunurken kron restorasyonu bulunmayan dışlerde bu oran %77'ye kadar düşmüştür. Literatürde KKT bulunan üst keser dişlerle ilgili SEA incelendiğinde ilgili dişlerin kron restorasyonuna sahip olduğu görülmüştür (220, 221, 256). Bu bilgiler ışığında araştırmamızda, modellenen üst ön keser diş üzerine, her grup için aynı fiziksel özelliklere sahip olan kron restorasyonu da ilave edilmiştir. Ozer ve ark. (12) vaka takibi yaptıkları hastalarda VKK bulunan dişleri hem kimyasal hem de ışıkla sertleşen rezin simanla yapıştırmışlardır. Vakaların 2 yıllık takiplerinde dişlerin asemptomatik olduğu bildirilmiştir. Oztürk ve Unal (254) VKK bulunan üst çene ön kesici dişi hem kimyasal hem de ışıkla sertleşen rezin simanla tamır etmiş ve kron ile restore etmişlerdir. Vakanın 4 yıllık takipleri sonucunda dışın asemptomatik olduğu bildirilmiş, radyografisinde ve klinik görüntüsünde ankıloz varlığı izlenmemiştir. Günümüzde planlanmış replantasyonda dişin yapıştırılmasında 4-META/MMA-TBB içerikli kimyasal sertleşen simanlarda kullanılmış ve başarılı bulunmuştur(134,135,255). Ancak 4-META/MMA TBB esaslı simanın polimerizasyon kontrolünde yaşanan zorluklar klinik uygulama için bir dezavantaj oluşturmaktadır.(254). Şen ve ark.'nın (256) tamamladıkları in vitro araştırmada da 4-META/MMA-TBB esaslı simanların polimerizasyon aşamasında ki güçlüklerden dolayı hem kimyasal hem ışıkla sertleşen sımanların kullanımı önerilmiştir. Hem ışıkla hem de kimyasal olarak sertleşen simanların dişin ağız dışı ortamda kalma süresini kısaltacağından bahsedilmiştir. Bu bilgiler işığında araştırmamızda VKK bulunan ön kesici dişin yapıştırılıp tamir edilmesinde hem işıkla hem de kimyasal sertleşen siman modellenmiştir. Şen ve ark.'nın in vitro araştırmasında VKK'lı dişler fiber şeritlerle desteklemiş ve dikey kuvvetler altında gösterdikleri kırılma dayanımları incelemiştir (256). Kullandıkları cam fiber ve polietilen fiberlere ait farklı kırılma değerleri saptadıklarım ifade etmişlerdir. Literatürde cam fiber şeritle desteklenmesiyle yapıştırılıp tasarlanan planlanmış replantasyon tedavisi uygulanan vakalar da mevcuttur (248). Ayna ve ark.(257) 65 hastanın 87 KKT'li diş üzerinde tamamladıkları araştırmada dişlerin kron restorasyonunu fiber şeritlerle güçlendirmişlerdir. Polietilen fiber şerit desteklerin kompozit rezinler ile kombine kullanımının KKT görmüş kesici dişler için ve daha iyi estetik ve fonksiyonel sonuçlar verdiklerinin ve geleneksel tedavi yöntemlerine etkili bir alternatif olabileceğini belirtmişlerdir. Ozçopur ve ark.(258) yaptıkları in vitro araştırmada farklı post sistemlerinin VKK dişlerin yapıştırılmasında kullanımı sonrası kırılma direncini incelemişlerdir. Cam fiber ve polietilen fiber şerit destek ile yapıştırılmış grupların daha başarılı bulunduğunu ve tercih edilebileceklerini belirtmişlerdir. Bu bilgiler ışığında araştırmamızda VKK'ıı dişler, yapıştırılma esnasında; cam fiber, polietilen fiber ile güçlendirilmiş kompozit (FIGK ) ile desteklenmiştir. SEA'da oluşturulan modeller de kullanılan materyaller daha önceki araştırmalarda saptanmış fiziksel ve mekanik özelliklere göre bilgisayar ortamına aktarılıp incelenmektedir. Araştırmamızda da modellemenin gerçeğe en yakın şekilde yapılması için materyal özelliklerinin aktarılması literatür ışığında gerçekleşmiştir (219-225). Modeller de kullanılan materyaller yapısal olarak izotropik ve homojen olarak kabul edilmektedir. Oysaki vital dokular, dinamik iç yapıları nedeniyle izotropik ve homojen değillerdir. Bu nedenle SEA sonuçları birebir gerçeği yansıtamamaktadır. Bu dezavantajlı durum göz önünde tutulmalı, analız sonuçları mekanik olarak değerlendirilmeli ve gerçek değerlere bir yol gösterici olarak incelenmelidir. SEA'da modellerin gerçeğe en yakın sonuçlar vermesi için önemli bir husus, modellerin olabildiğince fazla sayıda elemana bölünmesidir (23,25). Bunun yanı sıra, gereğinden fazla sayıda eleman kullanıldığında denklem sayısı artmakta ve çözüm zamanı uzamaktadır. Bu nedenle çözüm için gereken yeterli eleman sayısı araştırmanın modellemesinde belirlenmelidir. Biz de araştırmamızda modellerin eleman sayısını belirlerken, bu hususlara dikkat ettik. Araştırmamızda analizler için kullanılan modellerde eleman sayısı 522994 ve düğüm sayısı 102688'dir. Lanza ve ark.(230) üst keser dişlere uygulanan farklı postlarla ilgili SEA'da eleman sayısını 13,272 ve düğüm sayısını 15,152 olarak kullanmıştır. Ust çene kesici dişin üzerinde oluşan periodontal yükleri araştıran başka bir araştırmada eleman sayısı 2400 ve düğüm sayısı 2896'dır (259). Spazzın ve ark.'nın araştırmasında ise 109,141 eleman ve 133,681 düğüm içeren modeller kullanılmıştır (260), Bu değerler göz önünde bulundurulduğunda, araştırmamızda eleman ve düğüm sayılarının arttırılmasıyla, gerçeğe yakın sonuçlar elde edildiği görüşündeyiz. SEA'da her eleman ayrı bir denklem oluşturulur. Denklemler analiz edilerek düğüm noktasındaki değerlere ulaşılır. Yapılan analizler sonucunda farklı gerilmelere ilişkin veriler elde edilebilir. Analiz sonuçlarının değerlendirilmesinde; kırılgan materyaller için asal gerilim değerleri, metaller gibi çekilebilir materyaller için Von Mises stres (VMS) değerleri kullanılabilir (23). Bizim de araştırmamızda tüm gruplar için VMS ve asal gerilim değerlerinin değerlendirilmesi tercih edilmiştir. Buna ek olarak VMS dağılımlarının incelenmesi literatürde bulunan mevcut araştırmalarla karşılaştırma yapılabilmesine de olanak vermektedir. Kious ve ark. (261) simanların film kalınlıklarını değerlendirdikleri araştırmalarında, test edilen tüm simanların, karıştırıldıktan sonra 2 dakikaya kadar maksımum 25 µm film kalınlığında ve ISO standartlarına uygun olduğunu bulmuşlardır. Araştırmamızda da kron restorasyonların ve kırık diş parçalarının tekrardan yapıştırılmasında uygun film kalınlığını sağlamak amacıyla, 25 um kalınlığında siman modellendi. Araştırmamızda modellenen sıman materyalınde dikey kuvvetler karşısında yatay ve oblik kuvvetlere oranla daha düşük stres değerleri izlenmiştir. FIGK ile tamır edilen grupta siman materyalinde daha yüksek stres değerleri izlenmiştir. Oblik kuvvetler altında fiberle ile güçlendirilmiş kompozit ile tamir edilen grupta kron simantasyonun da adeziv başarısızlık riskinin daha yüksek olabileceği düşünülebilir. Nokar ve ark. yaptıkları araştırmada, farklı post ve kor materyallerinin sadece dentinde oluşturduğu stres dağılımını incelemek için oluşturdukları araştırma da keser dişlere 100 N kuvvet uygulaması belirlemişlerdir (262). Ho ve ark. (263) ile Holmes ve ark.'nın (264) tamamladıkları 3D SEA araştırmalarında da kuvvet büyüklüğü 100 N olarak seçilmiştir. Nahar ve ark. dört farklı post sistemini incelemek için oluşturdukları SEA'da kesici dişlere 100 N kuvvet uygulayarak modellemişlerdir(265). Joshi ve ark. (226) KKT'li üst kesici dişlerin mekanik özelliklerini incelemek için SEA planlamışlardır. Uygulanan modellere yatay, dikey ve oblik olmak üzere üç farklı noktadan 100 N kuvvet uygulamışlardır. Araştırmalarında geleneksel fiber postlara oranla dentinde daha yüksek stres değerleri oluşturduğunu bulmuşlardır. Bizim araştırmamızda da benzer şekilde, her üç yönde yapılan kuvvet yüklemesi için kuvvet büyüklüğü 100 N olarak belirlenmiştir. Araştırmamızda uygulanan kuvvetler karşısında oluşan stres değerleri literatürde benzer kuvvetler uygulanan araştırmalarla paralellik göstermektedir. Araştırmamızda kuvvet uygulanan noktalar üst keser dişine ağız içinde uygulanan sentrik okluzyon ve çığneme kuvvetlerini taklit etmek adına oblik ve dikey kuvvetler olarak seçilmiştir. Dişin uğrayabileceği travma kaynaklı kuvvetleri taklıt etmesi açısından, yatay kuvvet de modellenmiştir (226,266). Araştırmamızda dentinde izlenen en yüksek maksimum asal gerilim değerleri sırasıyla yatay, oblik ve dikey kuvvetlerde görülmüştür. Şahin'in tamamladığı, kron kırıklı üst keser dişlerin bulunduğu araştırmada yüksekten düşüğe doğru stres değer sıralaması yapıldığında yatay kuvvet, oblik kuvvet ve dikey kuvvet sonucu elde edilmiştir (267).Falakaloğlu'nun(268) araştırmasında oluşturulan modellere uygulanan kuvvetlerin dentin boyunca oluşturdukları stres değerleri karşılaştırıldığında, en yüksek değerlerin yatay kuvvetler uygulandığında oluştuğu belirtilmiştir. Bunu sırasıyla dikey kuvvet ve çiğneme kuvveti takip etmiştir. Araştırmamız ve Şahin'in araştırması arasındaki farkın, araştırmamız modellerinde oluşturulan VKK'ya bağlı olarak geliştiğini düşünüyoruz. Ko ve ark.(269) araştırmalarında, post uygulanmış dişlerde oluşan stres değerlerini incelemişlerdir. Dikey kuvvetler sonucunda post uygulanmayan dişlerde gerilimler kökün servikal üçlüsünde ve kökün dış sınırında yoğunlaşırken post uygulanan dişlerde kökün servikal üçlüsünde ve kök kanalına komşu dentin dokusunda yoğunlaşmıştır. Bizim de araştırmamızda modellere uygulanan dikey kuvvetler sonucu oluşan en yüksek VMS değerleri, kök dentinin servikal üçlüsünde yoğunlaşmıştır. Bu bulgumuz Sathorn ve ark.(274) SEA araştırmalarında kök kırıklarının dentinin en kalın kısmı olan labio-palatınal yön boyunca oluştuğunu belirttikleri araştırmaları ile uyumludur. Aynı zamanda yapılan in vitro araştırmada dentin tübüllerinin en yoğun şekilde kökün servikal üçlüsünde izlendiği belirtilmiştir. Buna bağlı olarak VMS değerlerinin kök servikal üçlüsünde yoğunlaştığından bahsedebiliriz. Kök dentinde gözlenen maksimum asal gerilim değerleri Grup 1 ve 4 te kökün apikal üçte bir bölgesinde izlenirken, fiber destekli gruplarda kökün servikal üçlüsünde tespit edilmiştir. Adanır ve Belli(270) üst keser dişe uygulanan 5 farklı post materyalini SEA kullanarak incelemiş ve dikey kuvvetler karşısında cam fiber postların olduğu gruplarda stres değerlerinin kökün servikal üçlüsünde yoğunlaştığını ifade etmişlerdir. Buna ilave olarak dikey kuvvetler karşısında cam fiber postların daha dengeli kuvvetler ortaya koyduğunu belirtmışlerdir. Bizim araştırmamızda cam fiber destekli grubun dentini üzerinde de benzer değerler izlenmiştir. Falakaloğlu'nun(268) tamamladığı tez araştırmasında daimi üst keser diş modeli üzerinde paslanmaz çelik post, cam fiber post ve biyolojik dentin post modellenmiştir. Oluşturulan modellere 100 N dikey kuvvet, çiğneme kuvveti ve yatay kuvvet uygulanmıştır. Araştırmanın sonucunda en fazla stres birikimi paslanmaz çelik postun kullanıldığı modellerde görülmüştür. Cam fiber post ve biyolojik dentin postun uygulandığı modellerde ise post materyalinin; diş dokusu ile monoblok bir yapı oluşturarak strese cevap verdiğini, diş ve post yüzeyinde aşırı stres birikimine neden olmadığını belirtmiştir. Şen ve ark.'nın (256) yaptıkları in vitro araştırmada VKK bulunan dişler hem ışıkla hem kiyasal sertleşen siman, polietilen fiber ve cam fiber desteklerle tamir edilmiştir. Tamır edilen modeller dikey kuvvetler altında kırılma testine tabi tutulmuştur. En yüksek kırılma dırencini polietilen fiberin bulunduğu modeller göstermiştir. Bizim araştırmamızda dikey kuvvetler karşısında kron dentininde izlenen maksimum asal gerilim değerlerinde belirgin bir fark izlenmemiştir. Kök dentininde fiber ile güçlendirilmiş kompozit ile tamir edilen grubun değerleri belirgin olarak daha düşük bulunmuştur. Daha sonra sırasıyla Grup 1, Grup 2 ve Grup 3 değerleri izlenmiştir. Araştırmamızda saptanan Grup 2 değerlerinin Grup 3 e oranla daha düşük olması in vitro araştırma ile korelasyon gösterirken Grup 1 değerlerinin Grup 2'den düşük olması in vitro araştırmanın sonuçlarına ters düşmektedir. Araştırmanın sonuç kısmında aynı içerikli farklı materyallerle farklı sonuçlar alınabileceği belirtilmiştir(256). Kavrut (271) tamamladığı in vitro tez araştırmasında dikey kuvvetler karşısında farklı fiber şeritlerle desteklenmiş geçici kronları kuvvet testine sokmuştur. Araştırmamıza paralel olarak polietilen fiber cam fibere oranla daha yüksek kırılma direnci göstermiştir. Araştırmamızda kullandığımız fiberler SEA değerleri çerçevesinde değerlendirilirken elastite modülü oldukça önem kazanmaktadır. Bunun yanı sıra liflerin kimyasal ve fiziksel özellikleri üretim özelliklerine göre hem kimyasal hem ışıkla sertleşen simanla olan etkileşimleri önem kazanmaktadır(272,273). Cam fiberin rezin siman ile birlikte uygulanmasında, rezin siman içerisinde kalan artık monomerin kırılma direncim düşürebileceği belirtilmiştir (273). Ayrıca cam fiber sistemlerinde SiO2-Aİ203-CaO-MgO temel bileşiğinden oluşmaktadır. (274). Asidik bileşiklere karşı fiberin direncini arttırmak için cam fiber bileşimine borik oksit (B203) eklenmiştir. Saf formunda sert ve camsı bir materyal olan B2O3 takviye edildikleri fiber ya da kompozit materyallerinin dayanıklılıklarını arttırır(275). Ancak materyalın sertliğinin artması sonucunda dentine iletilen stres miktarının artmasını ve dentinde oluşabilecek kırık ihtimalini artırmaktadır. V allittu (274) tarafından yapılan taramalı elektronik mikroskop araştırmasında da, diğer cam fiber sistemleri ile karşılaştırıldığında araştırmamızda kullandığımız Stick Nette B203 miktarının daha yüksek olduğu rapor edilmiştir. Araştırmamızda saptadığımız SEA stres değerleri sonuçlarını bu sonuçlarla birlikte değerlendirerek polietilen fiberde cam fibere oranla VKK bulunan dişlerde dentinde yeniden bir kırık oluşturma ihtimalinin daha düşük olduğunu söyleyebiliriz. FIG kompozit yapının bulunduğu grupta dentinde daha düşük stres değerlerinin izlenmesinin sebebi olarak; FIG kompozitin dentine daha yakın elastite modülüne sahip olmasını diğer gruplara oranla daha homojen monoblok yapı oluşturmasını öne sürebiliriz. Ancak FIG kompozitin VKK bulunan dişlerde kullanımının belirgin etkilerinin incelenmesi için ilerleyen dönemde gerçekleştirilmesi planlanan in vitro ve in vivo araştırmaların sonuçları izlenilmelidir. Garhnayak ve ark.(276) farklı post materyalleri uygulanan modeller için sonlu elemanlar analizi oluşturmuşlar. FIGK rezin ile oluşturulmuş post tasarımının bulunduğu modelde dikey kuvvetler karşısında oluşan stres dağılımları araştırmamıza benzer sonuçlar gözlenmıştır. Tamır simanında oluşan en yüksek maksımum asal gerilim değerleri Grup 4 de izlenmiştir. Tamir materyalinde görülen yüksek değerlere rağmen dentinde oluşan değerleri diğer gruplara oranla daha düşük bulunmuştur. Kısa fiber destekli kompozit rezin olan EverX Posteriorun (GC, Tokyo, Japonya) piyasaya sürülmesi, son zamanlarda restoratif bir materyal olarak dikkat çekmiştır ve yüksek stres taşıyan alanlarda kullanılması tavsiye edilmektedir(277). İçerik olarak kompozit rezine ek olarak baryum camı ve silanlı E-cam fiberlerinin bir kombinasyonundan yapılmış rastgele yönlendirilmiş kısa cam fiberlerden oluşur ve farklı yönde izotropik bir güçlendirme etkisi olduğundan bahseden araştırmalar vardır(278). Modellere uygulanan dikey kuvvetler karşısında FIG kompozitin uygulandığı modellerde dentinde tekrar VKK oluşma riskinin daha düşük olduğu varsayılabilir. Ancak rezin simanda oluşan stres değerleri daha yüksek olduğundan adeziv başarısızlık ihtimalinin yükselmiş olduğundan bahsedebiliriz. Araştırmamızda modellere uygulanan yatay kuvvetler sonucu oluşan V MS dağılımları kök boyunca izlenmiştır. Araştırmamızda modellere yatay kuvvet uygulandığında, kuvvetin kronda geldiği ilk alan dışında stres yoğunlaşmalarının dışın palatınal yüzey servikal kök bölgesi ile palatınal kuron yüzeyinde oluştuğu ve streslerin labio-palatınal yön boyunca yayıldığı gözlenmiştir. Şahin'in yatay kırıklı üst keser dişlerde yaptığı araştırmaya bu dağılım oldukça benzerdir.(267) Yine aynı araştırmayla uyumlu olarak en yüksek maksimum asal gerilim değerleri uygulanan yatay kuvvetler sonucunda oluşmuştur. Garhnayak ve ark.(276) farklı post modellemeleri üzerinde çalıştıkları araştırmada VMS belirgin olarak kök dentini boyunca izlenmiştir. Ancak araştırmamızdan farklı olarak maksimum asal gerilimler servikal üçlüde değil apikal üçlüde gözlemlenmiştir. Aynı zamanda FIGK rezin kor yapılı post yapısının bulunduğu örneklerde servikal dentinde oluşan değerler araştırmamıza oranla düşük bulunmuştur. Bu farklılıkların bizim oluşturduğumuz modellerde bulunan VKK' dan dolayı oluştuğunu söyleyebiliriz. Tamır edilen dişte kullanılan materyallerin elastisite modüllerinin dentinden farklı olması sebebiyle hem vertikal hem de sagital yönde oluşturdukları kama etkisinden dolayı sağlıklı dişlere oranla daha farklı stres dağılımlarının oluştuğundan bahsedebiliriz (267). Literatürde, VKK'nın üst kesici dişlerde çoğunlukla labio-palatınal yönde oluştukları belirtilmiştir(11, 45, 231, 279). Bu araştırmalar Sathorn ve ark.'nın (78), kök kırıklarının dentinin en kalın kısmı olan labio-palatınal yön boyunca oluştuğunu belirttikleri araştırmaları ile uyumludur. Yatay kuvvetler altında araştırmamızda dentinde en yüksek maksimum asal gerilim değerleri kök servikal üçlüde izlenmiştir. Araştırmamızdaki sonuçlar ışığında kök dentininde yeniden VKK oluşma riskinin en düşük olduğu grup olarak FIGK ve sadece rezin sımanla tamır edilen modelleri gösterebiliriz. Fiber şerit destekli gruplarda dikey kuvvette olduğu gibi polietilen fibere göre daha düşük maksimum asal gerilim değerleri üretmiştir. Daha önce yapılan in vitro araştırmada cam fiber ve polietilen fiberin kalınlıklarının farklı sonuçlara sebep olabileceği öne sürülmüştür (256). Bizim araştırmamızda şeritlerin kalınlıkları aynı hazırlanmasına rağmen polietilen fiber daha başarılı bulunmuştur. Yapılan diğer bir in vitro araştırmada polietilen ve cam fiber şerit destekler karşılaştırılmıştır(280). Yine daha başarılı bulunan polietilen fiber liflerin cam fiber liflerine oranla daha izotropik olduğu, daha sıkı yerleşimli olduğu ve daha sık yönelimli olduğu belirtilmiştir. Uygulanan fiber şerit için elastisite modülünün haricinde lif şeklinin ve yerleşimin de önemli olduğundan bahsedilebiliriz.(274) Hatta liflerin mimarisinin elastite modülünden ve lif şeklinden daha önemli olduğunu söyleyen araştırmalarda mevcuttur(281).Araştırmamızda polietilen fiber destekli grubun stres değerlerinin daha düşük olmasını bu sebeplere bağlayabiliriz. Tamir simanında oluşan değerler dikey kuvvetlerin aksine fiber destekli gruplarda daha düşük bulunmuştur. Yatay kuvvetler karşısında fiber destekli gruplarda adeziv başarısızlık oranın daha düşük olduğu söyleyebiliriz. İn vitro araştırmalarda polietilen fiber cam fibere ve rezin simanla yapıştırılan gruplara oranla daha başarılı bulunmuştur (256, 280). Karbharia ve Strassler fiber destekleri, tamir edilen yüzeyleri bir arada tutan ve daha fazla kırık oluşmasını önleyen bir zımbaya benzetmişlerdir (272). Polietilen fiberin kullanıldığı gruplarda hem kök dentinine uyumunun yüksek olması hem kimyasal hem de ışıkla sertleşen simana daha iyi bağlanmasından dolayı adeziv başarısızlık oranın daha düşük olduğundan bahsedebiliriz. Araştırmamızın stres sonuçlarını ve in vitro araştırmaların sonuçlarını birlikte değerlendirdiğimizde adeziv başarısızlık oranını düşürebilmek adına polietilen fiberin VKK bulunan dişlerde tamır materyali olarak önerilebileceğini söyleyebiliriz.(256, 280) — Araştırmamızda oblik kuvvetler karşısında kök dentininde oluşan VMS değerleri kök uzun aksı boyunca yayılım göstermişlerdir. Maksimum asal gerilim değerleri yine kökün servikal üçlüsünde izlenmiştir. Şahin'in(267) tez araştırmasında uygulanan oblik kuvvet sonucunda da kökün servikal üçlüsünde en yüksek maksimum asal gerilimler gözlemlenmiştir. Literatürdeki üst keser dişe oblik kuvvet uygulanan benzer araştırmalarda bizim araştırmamıza benzer bölgelerde gerilimler gözlemlenmiştir(282, 283). Aynı şekilde Ko ve ark.(269)kök kanal tedavili dişlerde yaptığı SEA araştırmasında oblik kuvvetler karşısında maksımum gerilim değerleri kökün servikal üçlüsünde izlenmiştir. Bu durumu kök dentinin servikal üçlüsünde dentinin bukko-palatınal olarak daha kalın olmasına ve dentin tübüllerinin servikal üçlüde daha yoğun bulunmasıyla ilişkilendirmişlerdir. Oblik kuvvetler karşısında da kök deninde Grup 1 ve 4'de fiber şerit destekli gruplara oranla daha düşük maksimum asal gerilim değerleri izlenmiştir. Garhnayak ve ark.'nın(276) SEA araştırmasında uygulanan post tıpleri arasından en az stres değerlerini fiber destekli kompozit kor bulunan modellerde gözlemlemişlerdir. Bu araştırmanın VMS dağılımı araştırmamızdakı dağılıma benzerdir. Ancak kök dentinin servikal üçlüsünde bizim araştırmamızda daha yüksek gerilim değerleri izlenmiştir. Bu duruma modellerimizde bulunan VKK'nın tamir edilmesinde kullanılan materyallerin oluşturduğu kama etkisinin sebep olduğunu varsayabiliriz. Polietilen fiber destekli grupta cam fiber uygulanan gruba göre dikey ve yatay uygulanan kuvvette olduğu gibi daha düşük maksimum asal gerilim değerleri izlenmiştir. Polietilen fiber hem dentine hem de kendi kendine sertleşen simana cam fibere oranla daha iyı yapışmaktadır. Bu duruma sebep olarak polietilen fiberin her yöne devamlı uzanan liflerinin ve lif yapısının daha yoğun olmasının sebep olduğundan bahsedebiliriz. Aynı zamanda cam fiberin yüzey yapısında bulunan ve hidrolitik bozulmaya sebep olan B203'ın etkili olduğundan bahsedilebilir. Adanır ve ark.(270) SEA araştırmalarında oblik kuvvetler karşında cam fiber post uygulanan modellerin diğer post uygulanan modellere oranla daha düşük gerilim değerleri gösterdiğini belirtmişlerdir. Ancak bu araştırmada polietilen yapılı bir materyal kullanılmamıştır. Toksavul ve ark'nın(285)SEA araştırmalarında uygulanan post modelleri arasında titanyum post ve cam fiber destekli post uygulanan modellerin KKT uygulanan dişe yakın gerilim değerleri gösterdiğini belirtmişlerdir. Bu araştırmada uygulanan post materyalleri arasında polietilen fiber yoktur. Eskitaşçıoğlu ve ark. (221) SEA ve in vitro deneylerden yararlandıkları araştırmalarında döküm ve polietilen fiber destekli laminaların kırılma dayanımını gözlemlemişlerdir. SEA de oluşan stresler ve kök kırığı oluşturma bakımından polietilen fiber destekli laminalar daha başarılı bulunmuştur. Ancak bu araştırmada da cam fiber destekli bir grup incelememiştir. Kılıç ve ark.(284) in vitro araştırmalarında polietilen fiber destekli restorasyonların kırılma direncini gözlemlemişler ve istatiksel olarak anlamlı bir fark bulamamışlardır. Ancak onarıla bilirlik olarak cam fiber destekli restorasyonları daha başarılı bulmuşlardır. Şen ve ark.'nın (256) in vitro araştırmalarında VKK bulunan dişlerin yeniden yapıştırılmasında hem ışıkla hem kimyasal sertleşen simanı politilen fiber ve cam fiber şeritlerle destekleyerek kullanmışlardır. Polietilen fiber kullanılan grubun daha yüksek kırılma direncı gösterdiğini belirtmişlerdir. Ancak kullanılan ürünün üretim özelliklerine göre sonuçların etkilenebileceğini ve daha fazla firmanın ürünüyle araştırmaların desteklenmesi gerektiğini belirtmişlerdir. Kron yapıştırma sımanında oblik kuvvetlere karşı izlenen maksimum asal genlim değerleri yatay ve dikey kuvvetlere göre daha yüksek izlenmıştır. Tamir simanında oblik kuvvetlere karşı izlenen değerler dentinde izlenen değerlerin aksine yatay kuvvete karşı izlenen değerlerden daha yüksektir. Oblik kuvvetlere karşı adeziv başarısızlık olma şansının daha yüksek olduğunu varsayabiliriz. Fiberlerin lif ve yüzey özelliklerinin yanı sıra fiber gruplarının elastite modülleri de gözlemlenen stres değerleri üzerinde çok önemli bir yere sahiptir. Elastisite katsayısı yüksek olan fiberlere uygulanan kuvvet ile diş üzerinde daha düşük stres değerleri gözlenirken, elastısıte katsayısı düşük olan fiberler ile daha yüksek stres değerleri oluşmaktadır. Bu durum yüksek elastisite katsayısına sahip, yani rijit yapıda olan fiber materyalinin, elastisite sınırları içerisinde oluşan kuvvetlerin sebep olduğu yer değiştirme ve bükülmelere daha dirençli olmaları ve gelen kuvvetleri kendi yapılarında yoğunlaştırarak dış yapısında daha az bükülmeye neden olarak diş üzerinde daha düşük stresler oluşturmasından kaynaklanmaktadır (6, 67, 69, 89). Bunun yanı sıra uygulanan materyalın, dentinin elastık modülüne yakın bir elastite modülüne sahip olması da önemlidir. Bizim araştırmamızda polietilen fiber destekli grupta dentinde daha düşük değerler izleniyor oluşu, araştırmamızda fiber postlara oranla daha ince bir fiber blok tasarlanabilmesi ve polietilen fiberin elastıte modülünün dentine daha yakın olmasına bağlı olabilir. Garhnayak SEA araştırmasında, dişlere gelen kuvvetlerin doğrultusunun, dikey konumdan yatay konuma doğru yaklaştıkça arttığı bildirilmiştir (276). Araştırmamızda da dentinde izlenen maksımum asal gerilim değerleri en yüksek yatay kuvvetlerde gözlemlenmiştir. Sırasıyla oblik ve dıkey kuvvetler karşısında oluşan maksımum asal gerilim değerleri gelmektedir. Araştırmamızda ki modellerde kök dentininde tekrardan kırık oluşturma riskinin en yüksek yatay kuvvetler karşısında olduğunu varsayabiliriz. Bu sonuç literatürdeki araştırmalarla benzerdir(221, 267, 269, 285, 286). Kök dentininde uygulanan tüm kuvvet tiplerinde en düşük maksimum asal gerilim değerlerini FIGK ile tamir edilen grupta gözlemlenmiştir. Grup 4'ü sırasıyla Grup 1 ve fiber destekli gruplar takıp etmiştır. Tamır simanında oluşan maksımum asal gerilim değerleri büyükten küçüğe oblik, yatay ve dikey kuvvetler uygulandığında oluşan değerler olarak sıralanabilir. Adeziv başarısızlık ihtımalinin en yüksek olduğu durumun dişe gelen oblik kuvvetler karşısında oluşabileceğini varsayabiliriz. Fiber destekli gruplarda tamır simanında daha düşük asal gerilim değerleri gözlemlenmiştir. Polietilen fiber ile desteklenen modeller cam fibere oranla daha düşük asal gerilim değerleri göstermiştir. Ancak bu verinin farklı şartlar altında daha fazla in vivo ve in vitro araştırma ile desteklenmesi gerektiğini düşünüyoruz. SEA analiz yöntemi, kök kanalına uygulanan materyallerin stres dağılımını değerlendirmek için kullanılan hızlı ve başarılı bir metodudur. Ancak gerçekte anizotropik olan diş ve periodonsiyumun, modellerde izotropik yapılar olarak kabul edilmesi bu yönteminin kısıtlamalarıdır. Dişler farklı fiziksel özelliklere sahip materyaller kullanılarak restore edildiğinde ve dişe uygulanan kuvvetin büyüklüğü, açısı ve uygulama alanı değiştirildiğinde oluşan stres dağılımlarının da etkilendiği bildirilmiştir (178, 282, 283,287,288). Bu sebepten ötürü, SEA analiz sonuçlarının in-vitro laboratuvar araştırmalarıyla da desteklenmesi gerektiğini düşünmekteyiz. ![](_page_0_Picture_1.jpeg) ## 11 ## 6. SONUÇ VE ONERİLER Vertikal kök kırığı bulunan üst kesici dişlerin farklı materyallerle tamir edilmesi sonucunda diş ve destek dokularda oluşan stres değerlerini inceleyen bu araştırmada 3 boyutlu sonlu elemanlar analizi neticesinde aşağıda belirtilen sonuçlar elde edilmiştir; 1.Tüm modellerde, dentin hariç tutulmak üzere; diş dokusu, restorasyon ve tamır materyallerinde oluşan stres değerleri oblik kuvvetler altında en yüksek, dikey kuvvetler altında ise en düşük derecede meydana gelmiştir. Dentinde en düşük stres değerleri yine dikey kuvvetler karşısında izlenirken en yüksek değerler ise yatay kuvvetler karşısında izlenmiştir. 2. Tamir materyallerinin elastisite modülü arttıkça kök dentini üzerinde oluşan stres değerleri artmaktadır. Tüm kuvvet yönlerinde, fiberle güçlendirilmiş kompozit ile tamır edilen modellerde daha düşük stres değerleri izlenmiştir. 3.Fiber ile desteklenmiş gruplar göz önüne alındığında, polietilen fiber cam fibere oranla daha düşük stres değerleri oluşturmuştur. Vertikal kök kırığının planlamış replantasyon tedavisinde şerit şeklinde fiber kullanılması planlanıyor ise, polietilen fiberin tercihi avantaj sağlayacaktır. 4.Tüm gruplarda, uygulanan kuvvetler karşısında stresler kron marjini ve kök dentinin servikal üçlüsünde yoğunlaşmıştır. Maksimum asal gerilim değerlerinin oluştuğu alanlar tüm modellerde kırık hattına komşu dentinde izlenmiştır. Uygulanacak materyallerin elastısıte modülü dentinin elatisite modülüne yakın seçilerek bu değer düşürülebilir. 5. Tamir materyalleri ve yapıştırma simanında oluşan stres değerleri yatay ve oblik kuvvetler karşısında tüm gruplarda benzerken dikey kuvvetler karşısında fiber şerit destekli gruplarda daha düşük bulunmuştur. Bu sonuca dayanarak vertikal kök kırığının planlarımış replantasyon tedavisinde fiber şeritlerin kullanılması adeziv başarısızlık ihtimalini düşürebileceği kanaatindeyiz. 6. Tez çalışmamızda analizler bilgisayar ortamında gerçekleştirilmiştir. Bunun sonucunda elde edilen sonuçlar matematiksel veriler normundadır. Bu nedenle klinik şartların birebir aynı senaryolar oluşturulamamıştır. Araştırmamızın bulguları ileride benzer materyallerle yapılacak in vivo ve in vitro araştırmalara ön veri sağlayabilir. Araştırmamızdan elde ettiğimiz bulgular ışığında, vertikal kök kırığı bulunan dişlerin tamirinde, dentinde oluşabilecek stres değerleri açısından fiberle güçlendirilmiş kompozitlerin kullanılması önerilebilir. Dişlerin tamirinden sonra oluşabilecek adeziv başarısızlığı önlemek adına polietilen fiber şerit ile desteklenmiş rezin siman kullanılabilir. Ilave olarak ağız içerisindeki çiğneme kuvvetlerini taklit eden oblik kuvvetlere karşı genel olarak daha yüksek stres değerleri oluşmuştur. Seçilecek materyalın oblik kuvvetler karşısında değerleri göz önünde bulundurulmalıdır. Elde ettiğimiz sonuçlar ileride gerçekleştirilecek in vivo ve in vitro araştırmalar ile desteklenmelidir. ![](_page_0_Picture_1.jpeg) - 68. Gutmann | LT | opd. The dentin-root complex: anatomic and biologic considerations in restoring endodontically treated teeth. 1992;67(4):458-67. - 69. Pilo R, Tamse AJTJopd. Residual dentin thickness in mandibular premolars prepared with gates glidden and ParaPost drills. 2000;83(6):617-23. - 70. Kamburoğlu K, Murat S, Yüksel SP, Cebeci ARI, Horasan SJOS, Oral Medicine, Oral Pathology, Oral Radiology, Endodontology. Detection of vertical root fracture using cone-beam computerized tomography: an in vitro assessment. 2010;109(2):e74-e81. - 71. Chavda R, Mannocci F, Andiappan M, Patel S]Joe. Comparing the in vivo diagnostic accuracy of digital periapical radiography with cone-beam computed tomography for the detection of vertical root fracture. 2014;40(10):1524-9. - 72. Corbella S, Del Fabro M, Tamse A, Rosen E, Tsesis I, Taschieri SJOs, oral medicine, oral pathology, et al. Cone beam computed tomography for the diagnosis of vertical root fractures: a systematic review of the literature and meta-analysis. 2014; 118(5):593-602. - 73. Metska ME, Aarman IHA, Wesselink PR, Özok ARJJoe. Detection of vertical root fractures in vivo in endodontically treated teeth by cone-beam computed tomography scans. 2012;38(10):1344-7. - 74. Chan C-P, Lin C-P, Tseng S-C, Jeng J-HJOS, Oral Medicine, Oral Pathology, Oral Radiology, Endodontology. Vertical root fracture in endodontically versus nonendodontically treated teethA survey of 315 cases in Chinese patients. 1999;87(4):504-7. - 75. Chai H, Tamse A]]oe. The effect of isthmus on vertical root fracture in endodontically treated teeth. 2015;41(9):1515-9. - 76. Onnink PA, Davis RD, Wayman BEJJoE. An in vitro comparison of incomplete root fractures associated with three obturation techniques. 1994;20(1):32-7. - 77. Saw L-H, Messer HH]||oE. Root strains associated with different obturation techniques. 1995;21(6):314-20. - 78. Sathorn C, Palamara D, Messer HH[]oe. Effect of root canal size and external root surface morphology on fracture susceptibility and pattern: a finite element analysis. 2005;31(4):288-92. - 207. Belli S, Çelik K, Akbulut MB, Güneşer MB, Eraslan O, Eskitaçcıoğlu G. Are dentin posts biomechanically intensive?: A laboratory and HEA study. Journal of Adhesion Science and Technology. 2014;28(24):2365-77. - 208. Geng JP, Tan KB, Liu GR. A pplication of finite element analysis in implant dentistry: a review of the literature. The Journal of prosthetic dentistry. 2001;85(6):585-98. - 209. Geramy A, Morgano SM. Finite element analysis of three designs of an implantsupported molar crown. The Journal of prosthetic dentistry. 2004;92(5):434-40. - 210. Shetty P, Hegde AM, Rai K. Finite element method--an effective research tool for dentistry. The Journal of clinical pediatric dentistry. 2010;34(3):281-5. - 211. Magne P. Efficient 3D finite element analysis of dental restorative procedures using micro-CT data. Dental materials : official publication of the Academy of Dental Materials. 2007;23(5):539-48. - 212. Çoğalan KY, Ulusoy mtd. Alt çene tam dişsizlik olgularında anterior bölgeye yerleştirilen implantlar üzerine uygulanan farklı protez tasarımlarının in vitro olarak kuvvet dağılımı yönünden incelenmesi: Ankara Universitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Protetik Diş Tedavis; 2011. - 213. Yamanel K, Caglar A, Gülsahi K, Ozden UA. Effects of different ceramic and composite materials on stress distribution in inlay and onlay cavities: 3-D finite element analysis. Dental materials journal. 2009;28(6):661-70. - 214. Çelik Köycü B, Imirzalioğlu P, Ozden UA. Three-dimensional finite element analysis of stress distribution in inlay-restored mandibular first molar under simultaneous thermomechanical loads. Dental materials journal. 2016;35(2):180-6. - 215. Dejak B, Młotkowski A. 3D-Finite element analysis of molars restored with endocrowns and posts during masticatory simulation. Dental materials : official publication of the Academy of Dental Materials. 2013;29(12):e309-17. - 216. Nelson S]. Wheeler's dental anatomy, physiology and occlusion-e-book: Elsevier Health Sciences; 2014. - 217. Köycü BÇ, Imirzalioğlu P, Oezden UAJDmj. Three-dimensional finite element analysis of stress distribution in inlay-restored mandibular first molar under simultaneous thermomechanical loads. 2016;35(2):180-6. T.C. AYDIN ADNAN MENDERES ÜNİVERSİTESİ DIŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI # VERTİKAL KÖK KIRIĞININ YENİDEN YAPIŞTIRILMASINDA KULLANILAN MADDELERDEN SONRA KÖK KANALINDA OLUŞAN STRES DAĞILIMININ 3 BOYUTLU SONLU ELEMANLAR ANALİZİ İLE DEĞERLENDİRİLMESİ Dt. Salih DANIŞMAN UZMANLIK TEZİ DANIŞMAN Prof. Dr. Senem Gökçen YİĞİT ÖZER AYDIN-2021 T.C. AYDIN ADNAN MENDERES ÜNİVERSİTESİ DIŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ ENDODONTİ ANABİLİM DALI # VERTİKAL KÖK KIRIĞININ YENİDEN YAPIŞTIRILMASINDA KULLANILAN MADDELERDEN SONRA KÖK KANALINDA OLUŞAN STRES DAĞILIMININ 3 BOYUTLU SONLU ELEMANLAR ANALİZİ İLE DEĞERLENDİRİLMESİ Dt. Salih DANIŞMAN UZMANLIK TEZİ DANIŞMAN Prof. Dr. Senem Gökçen YİĞİT ÖZER Bu tez Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Birimi tarafından DHF 20002 proje numarası ile desteklenmiştir. AYDIN-2021 fazla çatlak hattı ve/veya tedavi öncesi derin cep varlığının, KKT'li çatlak dişlerin prognozunu olumsuz yönde etkilediğini bildirmişlerdir (57). ## 2.1.2.4. Ayrık Diş Ayrık diş, krondan başlayıp subgingival bölgeye uzanan, genellikle meziyodistal yönde her iki marjinal kenarı da içeren tamamlanmış kırıklar olarak tanımlanmaktadır (46). Çatlak dişten farklı olarak kırık hattı tamamlanmış ve tüm yüzeyleri içine almıştır (Şekil 4) (58). Kırık segmentler arasındaki dentin bağlantısı tamamen kaybolmuştur (59). Dişteki ayrılma çeşitli sebeplerle gerçekleşmiş olabileceği gibi mevcut çatlağın ilerlemesiyle de meydana gelebilmektedir (60). [IMAGE] Şekil 4, bir dişin ayrıklığını gösteren bir çizim. Dişin kronda ve kökünde uzanan bir kırık hattı vardır. Kırık hattı, dişin yüzeyini ikiye bölmektedir ve dişin içindeki dentin bağlantısının kaybolduğunu göstermektedir. Dişin kronda ve kökünde ayrılan iki parçanın ayrı ayrı görüldüğü bir görüntü. [/IMAGE] Şekil 4. Ayrık dişin şematik görüntüsü (50) Kırık hattının derin olmadığı durumlarda kırık parça uzaklaştırılarak kalan diş dokusunun restorasyonu planlanır (46). Dişeti sınırının çok altında yer alan kırıklarda ise dişin çekimi veya kök amputasyonu tercih edilir (46). ## 2.1.2.5. Vertikal Kök Kırığı VKK, kökün herhangi bir yüzeyinden başlayıp dişin diğer yüzeylerine doğru uzanabilen, tamamlanmış veya tamamlanmamış kırık tipidir (44). Bu yönü ile kırık hattının değeri her iki grupta da şeridin koranalinde gözlemlenmiştir. Grup 3'te gözlemlenen gerilim değeri Grup 2'de görülen değerin yaklaşık iki katıdır (Tablo 7) ## Tablo 7. Tamir materyallerini destekleyen fiber şeritlerde görülen VMS değerleri. [TABLE] | Gruplar | Maksimum Gerilim Değeri(MPa) | |---------|-------------------------------| | Grup 2 | 4.54932 | | Grup 3 | 8.11884 | [/TABLE] [IMAGE] Şekil 26'da iki farklı grup için fiber şeritlerde oluşan VMS değerlerinin görüntüleri gösterilmektedir. A bölümünde Grup 2'nin stres dağılımları, B bölümünde ise Grup 3'ün stres dağılımları yer almaktadır. Her iki görüntüde de renkli bir ölçek kullanılmış ve bu ölçek 0 ile 5 arasında değişen Von Mises gerilim değerlerini göstermektedir. Grup 2'de maksimum gerilim değeri 4.54932 N/mm², minimum gerilim değeri 1.76338 N/mm² olarak belirtilmiştir. Grup 3'te ise maksimum gerilim değeri 8.11884 N/mm², minimum gerilim değeri 2.0169 N/mm² olarak belirtilmiştir. Her iki görüntüde de X, Y ve Z eksenleri gösterilmiştir. [/IMAGE] Şekil 26. Tamir materyallerini destekleyen fiber şeritlerde oluşan VMS değerlerinin izlenmesi. A: Grup 2'de oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. B: Grup 3'te oluşan stres dağılımlarının görüntüsü. ### 4.1.2. Maksimum Asal Gerilimlerin Değerlendirilmesi #### 4.1.2.1. Kron Restorasyonundaki Gerilmelerin Değerlendirilmesi Maksimum asal gerilim dağılımları incelendiğinde en yüksek stres değerleri kronun insizalinde, kuvvetin uygulandığı noktada izlendi. İnsizal kenar sonrası en yüksek
118
703920
## T.C. FIRAT ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ ## İşletme Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi ## BAĞIMLILIK İÇERİKLİ AFİŞLERİN FARKINDALIK Başlığı: ETKİSİNİN EYE-TRACKİNG İLE İNCELENMESİ: YEŞİLAY ÖRNEĞİ Yazarı: Şeyma KAVAKLI Tez Önerisi 13.08.2020 Tarihi: Savunma 20.12.2021 ## TEZ ONAY I Fırat Universitesi Sosyal Bilimleri Enstitüsü tez yazım kurallarına göre hazırlanan bu tez aşağıda imzaları bulunan jüri üyeleri tarafından değerlendirilmiş ve akademik dinleyicilere açık yapılan savunma sonucunda OYBİRLİĞİ ile kabul edilmiştir. Danışman: İmza Onayladım ![](_page_0_Picture_11.jpeg) | Başkan: | Onayladım | |---------|-----------| | Üye: | Onayladım | | Üye: | Onayladım | | Üye: | Onayladım | | Uye: | Onayladım | Bu tez, Enstitü Yönetim Kurulunun - ....................... tarihli toplantısında tescillenmiştir. İmza Prof. Dr. Murat SUNKAR Enstitü Müdürü ## ÖZET ## BAĞIMLILIK İÇERİKLİ AFİŞLERİN FARKINDALIK ETKİSİNİN EY E-TRACKİNG İLE İNCELENMESİ: YEŞİLAY ÖRNEĞİ Şeyma KAVAKLI Yüksek Lisans Tezi FIRAT ÜNİVERSİTESİ Sosyal Bilimleri Enstitüsü İşletme Anabilim Dalı Aralık 2021, Sayfa: ix +80 Bağımlılık kişinin zarar gördüğü halde madde kullanmaya devam etmesi, kullandığı maddeyi uzun süre bırakamaması, sürekli madde arayışı içinde olması, kullandığı madde dozunu giderek arttırması ile karakterize fiziksel, bilişsel ve davranışsal belirtilerle seyreden bir tablodur. Genel tanımıyla bağımlılık, haz veren ve içsel huzursuzluktan uzaklaşmayı sağlayan bir davranışın yaratmış olduğu olumsuz sonuçlara rağmen kontrolün kaybedilmesiyle birlikte sürekli olarak gerçekleştirilme halidir. Nöropazarlama; sinirbilimdeki ilerlemeleri kullanarak insan beyninin pazarlama uyaranlarına vermiş olduğu cevaplara güçlü bir bakış açısı kazandıran, hem akademisyenler hem de kendisini bir araç olarak kullanan şirketler tarafından yeni bir araştırma alanını tanımlamaktadır. Beyin aktiviteleri ve nöro tepkileri ölçülmesi Nörometrik ölçümler ile amaçlamaktadır. Bilişsel ve duygusal tepkileri anlamak üzere beyindeki nöral aktiviteleri ölçmektedir. Bu çalışmada; Yeşilay'ın bağımlılık içerikli afişlerinin farkındalık yaratma etkisinin ölçmek amacıyla Eye-tracking cihazı kullanılarak deneysel bir araştırma yapılmıştır. Araştırma; Fırat Universitesi Pazarlama ve Nöropazarlama Araştırma Merkezi kapsamında 30 gönüllü katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. YEŞİLAY tarafından hazırlanan bağımlılık içerikli afişlerin, ülkemizde yeni yeni kullanılmaya başlanılan nöropazarlama teknikleriyle değerlendirilecek olması pazarlama literatürüne zenginlik katacaktır. Bağımlılık içerikli afişlere karşı insanlarını bu yeni ve farklı yöntemle anlamaya çalışmak önemli bir yenilik sağlayarak kamu kaynaklarının daha etkin kullanılması için de fayda sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: Nöropazarlama, Bağımlılık, Yeşilay, Eye-tracking ## ABSTRACT ## INVESTIGATION OF THE AWARENESS EFFECT OF POSTERS WITH ADDICTIONS BY EYE-TRACKING: THE EXAMPLE OF YESILAY Şeyma KAVAKLI Master's Thesis FIRAT UNIVERSITY Graduate School of Social Sciences Business Administration and Management December 2021, Pages: ix +80 A ddiction continues to use the substance in a person's damaged state if the item cannot be used for a long time, constantly in search of the item that used to be the substance gradually the dose of art-climb characterized by physical, cognitive, and behavioral symptoms of a table. By its general definition, addiction is a state of continuous realization with the loss of control despite the negative consequences caused by a jun that gives pleasure and allows you to get away from inner restlessness. Neuromarketing defines a new field of research advocated by both academics and companies that use itself as a tool, giving a strong perspective on the responses of the human brain to marketing stimuli using advances in neuroscience. It aims to measure brain activities and neuro responses with neurometric measurements. It measures neural activities in the brain to understand cognitive and emotional responses. In this study, an experimental study was conducted using an eye-tracking device to measure the awareness-raising effect of Green Crescent's posters with addictive content. The research was carried out with 30 volunteer participants consisting of different groups in terms of demographic characteristics such as age, gender, profession, income level within the scope of the Marketing and Neuromarketing Research Center of Firat University. By revealing the effectiveness of addictive posters prepared by YESILAY with neuromarketing techniques, it will add richness to the marketing literature that the effectiveness of addictive posters will be evaluated using neuromarketing techniques that have just been started to be used in our country. Trying to understand people's behavior against addictive posters with this new and different method will provide an important innovation and will also benefit for more effective use of public resources. Keywords: Neuromarketing, Addiction, Yesilay, Eye-tracking ## 1. GİRİŞ Bağımlılık kişinin zarar gördüğü halde madde kullanmaya devam etmesi, kullandığı maddeyı uzun süre bırakamaması, sürekli madde arayışı içinde olması, kullandığı madde dozunu giderek artırması ile karakterize, fiziksel, bilişsel ve davranışsal belirtilerle seyreden bir tablodur. Genel tanımıyla bağımlılık, haz veren ve içsel huzursuzluktan uzaklaşmayı sağlayan bir davranışın yaratmış olduğu olumsuz sonuçlara rağmen kontrolün kaybedilmesiyle birlikte sürekli olarak gerçekleştirilme halidir. Bağımlığın birçok türü vardır. Alkol bağımlılığı, kumar bağımlılığı, madde bağımlılığı, sigara bağımlılığı ve teknoloji bağımlılığı bunlardan bazılarıdır. Yeşilay bu bağımlılıklar hakkında çalışma yapan, bağımlılıkla mücadelede ulusal ve uluslararası düzeyde öncü rol oynayan bir kurumdur. Nöropazarlama ise bir pazarlama mesajına karşı kişinin tepkilerinin ve duygusal durumunun nörobilim teknikleri vasıtasıyla incelenmesidir. Literatürde yeni bir kavram olan nöropazarlamanın gelecekte artık işletmelerin pazarlama taktiklerinin önemli bir parçasını oluşturacağı öngörülmektedir. Tüketici davranışlarını açıklamak için geleneksel yöntemlerle yapılan çalışmalarda katılımcılar bir şeyden hoşlanmadıklarını sözlü olarak kolayca dile getirebilseler de "neden" veya "ne kadar" gibi sorularak deneyimlerini rasyonelize etmeleri istendiğinde sorulan sorulara yanıt bulmakta güçlük çekilebilmektedir. Ayrıca geleneksel pazarlama yöntemlerinde tüketiciden alınan dönütlerin doğru olduğu hipoteziyle hareket edilmekte ve çalışmalar varsayım üzerine gerçekleştirilmektedir. Ancak son dönemde yapılan araştırmalar beyin faaliyetlerimizin %90 lık kısmının bilinçaltı düzeyde gerçekleştiğini ortaya koymuştur. Nöropazarlamanın temel amacı da geleneksel yöntemlerle ulaşılamayan bu bilinçüstü düzeye ulaşabilmektir. Bu çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde; bağımlılık türleri ve Yeşilay Kurumu hakkında temel bilgilere yer verilirken, ikinci bölümde; nöropazarlama kavramı, kullanım alanları ve nöropazarlamada kullanılan teknikler gibi konulara yer verilmiştir. Uçüncü bölümde ise Eye-tracking (göz izleme) yöntemi kullanılarak Yeşilay'ın bağımlılık içerikli afişlerinin farkındalık etkisi verileriyle, tespit edilmeye çalışılarak elde edilen veriler analiz edilip yorumlanmıştır. Çalışmada; Yeşilay'ın bağımlılık içerikli afişlerinin farkındalık yaratma etkisinin ölçmek amacıyla Eye-tracking cihazı kullanılarak deneysel bir araştırma yapılmıştır. Araştırma; Fırat Universitesi Pazarlama ve Nöropazarlama Araştırma Merkezinde 30 gönüllü katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Yeşilay tarafından hazırlanan bağımlılık içerikli afişlerin, ülkemizde yeni yeni kullanılmaya başlanılan nöropazarlama teknikleriyle bağımlılık içerikli afişlerin etkinliğinin değerlendirilecek olması pazarlama literatürüne zenginlik katacaktır. Bağımlılık içerikli afişlere karşı insanların davranışlarını bu yeni ve farklı yöntemle anlamaya çalışmak önemli bir yenilik sağlayarak kamu kaynaklarının daha etkin kullanılması için de fayda sağlayacaktır. ## 2. BAĞIMLILIK KAVRAMIVE TÜRLERİ ## 2.1. Bağımlılık Konuyla ilgili literatürde bağımlılıkla ilgili farklı tanımlara rastlanılmaktadır. Bazı tanımlara aşağıda yer verilmiştir. Bir maddenin belirgin bir etkiyi elde etmek için alınması sürecinde ortaya çıkan bedensel, ruhsal ya da sosyal sorunlara rağmen madde alımının devam etmesi; bırakma isteğine rağmen bırakılamaması, aynı etkiyi elde edebilmek için giderek alınan madde miktarının artırılması ve maddeyi alma isteğinin durdurulamaması durumudur (Darçın ,2014:2). Bağımlılık; kişinin zarar gördüğü halde madde kullanmaya devam etmesi, kullandığı maddeyi uzun süre bırakamaması, sürekli madde arayışı içinde olması, kullandığı madde dozunu giderek artırması ile karakterize fiziksel, bilişsel ve davranışsal belirtilerle seyreden bir tablodur (Dissiz,2015:91). Bağımlılık, bir maddeye veya davranışa bağımlılık olarak kendini gösteren kronik bir beyin hastalığıdır. Bu hastalık, olumsuz sonuçlara rağmen, meşguliyet ve istekle birlikte zorlayıcı bir davranışta bulunma ile karakterizedir. Bununla birlikte bağımlılığın ne olduğunu anlamaya çalışmak önemlidir, çünkü tedavi edilmezse, etkilenen kişinin ve çevresindekilerin zihinsel ve fiziksel sağlığı için oldukça zararlı olabilir. Bağımlılık, alkol veya uyuşturucu gibi bir maddeye veya kumar benzeri bir davranışa olabilir. Her türlü bağımlılık, bir kişinin beyin işlevini ve davramışını etkiler ve günlük yaşamının kontrolünü ele geçirir. Bağımlılık kronik bir beyin hastalığı olmasına rağmen ondan kurtulmak mümkündür (https://smarmore-rehab-clinic.com). Genel tanımıyla bağımlılık, haz veren ve içsel huzursuzluktan uzaklaşmayı sağlayan bir davranışın yaratmış olduğu olumsuz sonuçlara rağmen kontrolün kaybedilmesiyle birlikte sürekli olarak gerçekleştirilme halidir. Psikiyatride tanımlanan bağımlılık türleri madde kullanımına bağlı bağımlılık (alkol, tütün, kafein, uyuşturucu maddeler) ve kumar bağımlılığı olarak sınıflandırılmaktadır. Fakat günümüzde bağımlılığın farklı göstergelerle de ortaya çıktığı görülmektedir. Orneğin, bilgisayar oyunu, internet ve sosyal medya bağımlılık türleri de günümüzde sıklıkla görülmektedir (Atalay, http://www.altinbas.edu.b). Bağımlılık, kötü sonuçlarına rağmen bir şeyi tekrar yapmaktır. Kişi zarar görmesine rağmen bir şeyi yapmaktan kendini alamıyorsa ona bağımlılık yapıcı şeylerin ortak özellikleri kişiye zevk vermeleri, bağımlıların ortak özelliği ise kontrollerini kaybetmediklerini ve zarar görmediklerini iddia etmeleridir. Alkol ve uyuşturucu-uyarıcı maddelere olan bağımlılık dışındakilere "davranışsal bağımlılık" adı verilir (Yeşilay, 2014:5). Bağımlılık, zararlı sonuçlara rağmen devam eden madde kullanımı veya zorlayıcı eylemlerle karakterize edilen, genlerden ve çevreden etkilenen karmaşık, kronik bir beyin durumudur. Uzun bir süre boyunca bağımlılık, kontrol edilemeyen alkol veya diğer uyuşturucuları kullanma alışkanlığı anlamına geliyordu. Daha yakın zamanlarda, bağımlılık kavramı, kumar oynama gibi davramışların yanı sıra maddeler ve hatta egzersiz ve yemek yeme gibi sıradan ve gerekli faaliyetleri içerecek şekilde genişlemiştir (https://www.verywellmind.com). Bağımlılık kişinin kullandığı bir nesne veya yaptığı bir eylem üzerinde kontrolünü kaybetmesi ve onsuz bir yaşam sürememeye başlamasıdır. Yanı kullanım ve davranışta irade ortadan kalkar ve kişi istese de bağmılı kullanımı veya davranışı sürdürür. Bunun yanında bu kullanım ve davranış hayatının ciddi bir bölümünü kaplar, kişi yapmak zorunda olduğu işler ve ilişkiler dışında bütün ve fiziksel enerjisini büyük oranda bağımlı olduğu maddeye veya eyleme yatırır (TBM, 2017:2). Bireyin kullanmaya alıştığı herhangi bir ilaç ya da madde için karşı konulamaz bir şekilde fizyolojik ve psikolojik ihtiyaç duyması ve bu ihtiyaç sonucunda aldığı miktar ile alım sıklığının günden güne artması, nihayetinde bu ilaç veya maddeyi almadığında kişide birtakım yoksunluk belirtilerinin görülmesi ve yaşamsal aktivitelerinin alışılan ilaç ya da madde kullanılmadığında sekteye uğraması, bağımlılık olarak tanımlanmaktadır. Bağımlılık psikolojik, nörolojik ve kronik bir hastalıktır. Tedavi edilmediği takdırde bireyin psikolojik, sosyal ve ekonomik durumuna zarar vermesinin yanı sıra toplum yapısını da olumsuz etkilemektedir (https://insamer.com). Bağımlılık bir maddenin yaşamı ve sağlığı olumsuz etkilemesine rağmen kullanımına devam edilmesidir. Bağımlılığın bir özelliği de, kullanmaya başladıktan sonra kişinin kendisim durduramamasıdır. Bağımlılık bir beyin hastalığı olup, mutlaka tedavi edilmesi gerekmektedir. Bağımlılığın davranışsal, sosyal, biyolojik ve genetik nedenleri vardır, ancak hiçbir neden bağımlılığı tek başına açıklamaya yeterli değildir. Madde kullanımın bağımlılığa dönüşmesinde birçok etken olmasına rağmen, temelde biyolojik bir süreçtir. Kişinin ruhsal özellikleri, genetik yatkınlık, çevresel faktörler, maddeye ulaşılabilirlik, aile yapısı, toplumsal çevre ve kültürel özellikler kişinin madde kullanmaya başlaması ve bağımlılığa dönüşmesinde en önemli etkenlerdir (https://nptipmerkezi.com). Bağımlılık, beyin devreleri, gevre ve bireyin yaşam deneyimleri arasındaki karmaşık etkileşimleri içeren tedavi edilebilir, kronik bir tıbbi hastalıktır. Bağımlılığı olan kişiler, zararlı sonuçlara rağmen genellikle devam eden ve zorlayıcı hale gelen maddeler kullanır veya davranışlarda bulunur (https://www.asam.org). ## 2.2. Bağımlılığın Gelişimi Bağımlılık bir kısır döngüdür. Kişi önce maddeye karşı merak duyar, ama öte yandan da maddenin etkilerinden korkar. Eğer merak korkuyu yenerse, "bir kereden bir şey olmaz" diyerek madde kullanmaya başlayan kişi, bir kere denedikten sonra asla kullanmayacağını sanır. Fakat beklenen son bir türlü gelmez. Bundan sonraki aşamada kişi madde kullanımı ile ilgili sorununun olduğunu inkâr eder ve kontrolün kendi elinde olduğunu, maddeyi istediği zaman bırakabileceğini zanneder ve buna inanır. Etrafındaki kişilerin uyarısı, onun için evhamdan öte bir şey değildir. Madde bağımlılığı gelişen kişiler, bağımlısı olduğu maddeleri tasarladığından daha fazla almaya başlarlar. Bırakmak ya da kontrollü bir şekilde kullanmak için sürekli boşa çıkan bir çaba içine girerler. Kullandıkları maddeleri temin etmek, kullanmak ya da etkilerinden kurtulmak için çok fazla zaman harcarlar. Bunun sonucu olarak da rutin işlerini aksatırlar. Oğrenciler, okula devam sıkıntısı ve akademik performans düşüklüğü yaşarlar; aileleri ile çatışmaya girerler. Arkadaş grupları değişir; eve geç gelmeye, yalan söylemeye, zamanlarının büyük bir bölümünü odalarında geçirmeye başlarlar. Erişkinler işe iş yerlerinde sorun yaşamaya başlarlar; ailelerine yeterince zaman ayırmazlar ve onları ihmal ederler; onlarla sürekli çatışma hâlinde olurlar. Tüm bunlara ek olarak, fiziksel ve psikolojik sorunlarının olduğunu bildikleri hâlde madde kullanmaya devam ederler. Defalarca bırakmak için karar verirler; ancak bir türlü başaramazlar. Başaramadıkları için, suçluluk ve başarısızlık hislerine kapılırlar. Bu hislerden kurtulmak için daha fazla madde alırlar (https://npistanbul.com). ![](_page_0_Figure_1.jpeg) Şekil 1. Bağımlılık Döngüsü K aynak: https://www.yesilay.org.tr/tr/ ## 2.3. Bağımlılığı Ortaya Çıkaran Nedenler Bağımlılık genellikle bir kişinin genetiği ve çevresel etkileri de dâhil olmak üzere çok sayıda faktörün karmaşık bir etkileşiminin sonucudur. Aynı maddeye iki kişi bağımlı olabilir, ancak kullanım nedenleri çok farklı olabilir. Bağımlılık, orta ila yüksek oranda kalıtsal olarak kabul edilir, bu da genetiğin bağımlılıkta önemli bir rol oynadığı anlamına gelir. Başka bir deyişle, bağımlılık sorunu olan akrabaları olan kişilerin kendilerinin de bağımlılık geliştirme riski daha yüksektir. Bunun dışında bir kişinin çevresi veya maruz kaldığı insanlar, yerler ve şeyler de bir bağımlılığın gelişmediğini etkileyebilir. Bir kişinin çevresinin bağımlılığa neden olmada rol oynayabilecek yönleri akran baskısı, yetersiz ebeveyn denetimi, ebeveynin uyuşturucu kullanımı ve suç faaliyeti, evde ve/veya okulda uyuşturucu madde bulunması ve yoksul bir toplulukta yaşamak olarak sıralanabilir. Çevresel faktörler çocukları bağımlılık riski altına sokabilse de koruyucu faktörler bağımlılık riskini en aza indirebilir. İyi ebeveyn desteği, olumlu ilişkiler, topluluk duygusu ve okulda uyuşturucu karşıtı politikalarla büyüyen ve kendi kendini kontrol edebilen çocuklar, bağımlılık için bazı risk faktörlerinden korunabilir. Bağımlılığa neden olan bir diğer faktör ise travmalardır. Hem olumlu hem de olumsuz çocukluk deneyimleri, bir kişinin fiziksel ve duygusal sağlığı üzerinde önemli bir etkiye sahip olabilir. Olumsuz çocukluk deneyimleri, fiziksel ve duygusal zorluklara yol açabilecek stresli, travmatik olaylar olabilir. Olumsuz çocukluk deneyimlerine örnekler: fiziksel istismar, sözlü taciz, fiziksel veya duygusal ihmal, şiddete tanık olmak, akıl hastalığı olan bir aile üyesine sahip olmak, hapsedilmiş bir aile üyesine sahip olmak, uyuşturucu veya alkol bağımlısı bir aile üyesine sahip olmak, ebeveyn ayrılığı veya boşanma olarak sıralanabilir. Her olumsuz çocukluk deneyimi, ergenler arasında daha erken uyuşturucu kullanımı rıskini ve gelecekte bağımlılıkla ilgili sorunları artırır. Son olarak Bir kişinin ruh sağlığı ve bağımlılığı arasında güçlü bir bağlantı vardır. Depresyon bozukluğundan mustarip kişilerin, aynı zamanda bir madde kullanım bozukluğuna sahip olma olasılığı iki kat daha fazladır. Davranım bozukluğu veya antisosyal kişilik bozukluğu olanlarda alkol veya uyuşturucu bağımlılığı riski de yüksektir. Akıl sağlığı bozukluklarının tedavisi, gelecekte uyuşturucu kullanma olasılığını azaltabilir. Bazı durumlarda, madde kullanım bozukluklarının tedavisi, ruh sağlığı bozukluklarının azaltabilir (https://www.recovery.org). ## 2.4. Bağımlılığın Belirtileri Bağımlılığın belirtileri farklı şekillerde ortaya çıkabilir, bu belirtiler aşağıda maddeler halinde sıralanmıştır. - İstenen etkiyi elde etmek için bağımlılık yapan davranışa giderek daha fazla katılma ihtiyacı ve ya bağımlılık yapan maddeyi daha fazla kullanma isteği olan toleransın oluşması - Kişi maddeyi almadığında veya aktiviteye girmediğinde ve genellikle bağımlılık davranışının etkilerinin tersi olan hoş olmayan semptomlar yaşadığında geri çekilmenin yaşanması - Bağımlılık yapan davranışı azaltma veya kontrol etme zorluğu - · Belirli bir davranışın yapılmadığı ya da maddenin kullanılmadığı zamanlarda yoksunluk hissetmek - Davranışın gerçekleştirilmesinin ya da maddenin kullanımının ardından haz duyma ve rahatlama hissi yaşamak - Aşırı hızlı ruh hali değişiklikleri, artan kaygı, depresyon ve üzüntü seviyeleri - Strese karşı daha şiddetli reaksiyonlar - Vaktinin çoğunu bağımlılık geliştirilen davranışa veya maddeye ayırmak - Bağımlılık yapan davranıştan veya maddeden kurtulmaya çalışmak ve başarısız olmak - Kilo kaybı veya kilo alımı ● - Göz bebeklerinin normalden daha küçük veya daha büyük görünmesi - • Normalden çok daha fazla veya daha az veya günün veya gecenin farklı saatlerinde uyumak - Maddelerin veya davranışların kullanılmasıyla ilgili artıların ve eksilerin gerçekçı olmayan veya yetersiz değerlendirilmesi (https://www.verywellmind.com) Madde kullanan herkes için bağımlı olma riski vardır. Kullanımı emniyetli bir madde yoktur. Bununla birlikte dürtüsel, yenilik arayışı içinde olan, kolayca risk alan, çatışmalı bir aile ortamına sahip, ihmal edilmiş ergenler, stresle başa çıkma yöntemi olarak madde kullanan ve ailede madde kullanımının olduğu bireyler çok daha büyük risk altındadırlar (Üsküdar Üniversitesi, 2017: 6). ## 2.5. Bağımlılık Teşhisi Bağımlılığın teşhisinde bir kişinin 12 aylık bir süre içinde aşağıdaki kriterlerden ikisini göstermesi yeterlidir. - Amaçlanandan daha fazla miktarda veya planlanandan daha uzun bir süre boyunca düzenli olarak bir maddeyi tüketmek veya bir davranışı tekrar etmek - · Düzenli kullanılan madde veya düzenli tekrar edilen davranış azaltıldığında veya kesildiğinde güçlü bir isteğin ve yoksunluk belirtilerinin ortaya çıkması - · Bir maddeyi elde etmeye, kullanmaya veya kullanımdan kurtulmaya çalışmak için uzun - süreler harcamak - · Mesleki, eğitimsel ve ailevi yükümlülüklerini yerine getirememek - · Neden olabileceği veya daha da kötüleştirebileceği herhangi bir sosyal, duygusal veya kişisel soruna rağmen bir maddeyi düzenli olarak kullanmak veya bir davranışı düzenli olarak tekrar etmek - • Maddeyi fiziksel yaralanmaya neden olabilecek yerlerde veya durumlarda tüketmek - · Neden olabileceği herhangi bir fiziksel veya psikolojik zararın farkında olmasına rağmen bir maddeyi tüketmeye devam etmek veya bir davranışı düzenli olarak tekrar etmek Bir kişinin gösterdiği kriter sayısı, bağımlılığın ciddiyetini tanımlar. Bir kişi bu kriterlerden üçünden ikisini düzenli olarak yerine getiriyorsa, hafif madde kullanım bozukluğuna sahip olduğunu gösterirken, bu kriterlerden dördü veya beşini düzenli olarak yerine getiriyorsa orta derecede madde kullanım bozukluğuna sahiptir. Altı kriteri yenne getiriyorsa ciddi bir bağımlılığı gösterir. (https://www.medicalnewstoday.com) ## Bağımlılıktan Korunma 2.6. Bağımlılıktan korunmak için üç farklı yaklaşım vardır. ## • Birincil Koruyucu Yaklaşım Yaşamı boyunca hiç madde ile karşılaşmamış kişilerin bu maddeleri kullanmaya başlamasını engellemek amacı ile yapılan çalışmalardır. Bunlar Bilgilendirme toplantıları, konferanslar ve seminerlerdir. ## · Ikincil Koruyucu Yaklaşım Madde kullanmaya başlamış ancak bağımlı hale gelmemiş kişilerin bağımlı hale gelmesini önlemek amacı ile yapılan çalışmalar kişinin kendi durumunu değerlendirmesini, kendisine yardımcı olunabileceğini kavramasını sağlamak ve sağlık kurumlarına başvurabileceğini öğretmek gibi çalışmalar örnek verilebilir #### Uçüncül Koruyucu Yaklaşım . Belirli bir süre madde kullanarak madde bağımlısı haline gelmiş kişilerin tedavisinin sağlanarak geriye dönüşü olmayan sosyal ve tıbbi kayıplardan korumak, ölümü engellemek için yapılan çalışmalardır. Ayaktan ya da yatarak tedavi ve rehabilitasyon bu yaklaşıma uygundur. (Darçın ,2014:27). ### 2.7. Bağımlılık Türleri Bağımlılık türleri genel olarak alkol, kumar, uyuşturucu, sigara ve teknoloji başlıkları altında değerlendirilir. # 2.7.1. Alkol Bağımlılığı Alkol renksiz, kokulu ve acı bir sıvıdır. Çok yanıcı bir maddedir ve kuvvetli ısı verir. Bu nedenle, bazı füze motorlarında yakıt olarak kullanılır. Pek çok çeşidi olan alkolün etanol denilen türü içki olarak tüketilmektedir. Ancak dilimizde genel olarak sarhoşluk yapıcı ve alkol içeren bütün içeceklere alkol denilmektedir. İçki olarak tüketilen alkol birçok hastalığa neden olur. Bunun yanında alkol iradeyi zayıflatır, kişi kontrol kaybı yaşar ve uyuşturucu maddelere açık hâle getirir. Çok miktarda ve sıklıkla alkol tüketen, bedensel, ruhsal sağlığı bozulmasına rağmen alkol almak isteyen, tedavi edilmesi gereken kişiye alkol bağımlısı olarak tanımlanır (TBM, 2017:2). Alkol bağımlılığı, kendini çeşitli şekillerde gösterebilir. Bazı insanlar sorumlu bir şekilde içerken, diğerleri bunu kötü niyetli bir şekilde yapmaya başlar. Ara sıra aşırı içki içmek, aşırı içki içmek veya kişinin içki içmeyi genel olarak kontrol edememesi, alkol bağımlılığının belirtileridir. Diğer uyuşturucular gibi, alkol bağımlılığı da hem psikolojik hem de fiziksel yoksunluk belirtilerine neden olabilir (https://smarmore-rehab-clinic.com). Alkol alımının gerginliği azaltan, rahatlatan özellikleri gibi olumlu pekiştirici yanları ilk alkol alımından sonra bu davranışın sürmesine katkıda bulunur. Kişiler sıkıntı ve sorunlarla baş etmede zorlukları olduğunda alkole yönelirler ya da aldıkları alkol miktarını artırırlar böylece alkol alımı istismarı ve alkole kronik bağlılık gelişir (Yenigün M. ,2020). Bağımlılığın gelişimi genel olarak kontrollü içme davranışından kompulsif alkol kullanımına doğru gidiş, ya da keyif amacıyla kullanmadan madde olmadan yapamaz bir duruma geçiş süreci olarak tanımlanır. Alkol kullanımının erken aşamalarındaki kullanım motivasyonu daha çok pozitif pekiştirici etkiler iken, bağımlı olduktan sonraki motivasyon hem pozitif hem de negatif pekiştirici etkiler olmaktadır (Eşel ve Dinç, 2017:52). Alkol bağımlılığı, kişinin fiziksel, ruhsal sağılığında ve sosyal ilişkilerinde bozulmaya neden olan çok boyutlu bir hastalıktır. Kronik bir hastalık olan alkol bağımlılığı; kullanan kişiye ekonomik bir yük getirmekte, organizmayı olumsuz yönde etkilemekte ve sağlığa zarar vermektedir. Ayrıca yaşanan nüksler yaşamın birçok boyutunda kısıtlılıklara neden olarak yaşam kalitesim düşürmektedir (Dişsiz, 2015:91). Alkol bağımlılığı kışının alkol tüketimi üzerindeki kontrolünü kaybetmesi, alkol kullanmaya karşı yoğun istek ve sağlıkla ilgili ve sosyal zararlarının farkında olunmasına rağmen kullanımın sürdürülmesi ile giden, beyinde birçok nörobiyolojik karşılığı olan bir hastalıktır. Alkolün beynı yaygın olarak etkilediği bilinmektedir (Eşel ve Dinç, 2017:52). Alkol bağımlılığı kendini, içme isteği (İçmeye karşı duyulan güçlü istek, arzu), kontrol kaybı (Kişinin alkol alırken kendini sınırlayamaması), fiziksel bağımlılık (Üzun bir süre kullanımdan sonra bırakmak istediğinde kişide mide bulantısı, terleme, titreme ve anksiyete görülür. Ciddi bağımlılık durumlarında, alkol kullanımı bırakıldığında 8 -12 saat arasında nöbet geçirme gibi hayatı tehdit eden ciddi semptomlar görülebilir), tolerans ( Ilk kullanımlarda oluşan etki ve etki süresi, ilerleyen kullanımlarda gözlenemediği için giderek daha fazla miktarda alkol içme ihtiyacı) şeklinde gösterir(TBM, 2017:2) Uzun süre alkol kullanımına bağlı direnç artımı ve alınan alkol miktarının azaltılması ya da alkolün kesilmesinden sonra ortaya yoksunluk belirtilerinin çıkması, bunların giderilmesi için alkol alımının sürdürülmesi fizyolojik bağımlılığın temel göstergeleridir. Bunlarla birlikte son yıllarda bağımlılık gelişiminde "madde arama davranışı" üzerinde durulmaya başlanmıştır. Kullanılan maddeyi bulmak için gösterilen çabalar da bağımlılık için önemli bir ölçüttür (Yenigün M. 2020). ## Kumar Bağımlılığı 2.7.2. Türk Ceza Kanununda, "Kazanç kastı ile oynanan kâr ve zararı baht ve talihe (şansa) bağlı bulunan oyun" olarak tarif edilen kumar isteyerek riske girme temelinde, kazanan ve kaybeden tarafların olduğu ve her iki tarafta da bir üretim işi olmaksızın servetin yeniden dağılımına verilen addır. Günümüzde hoşça vakit geçirme, eğlence ve dinlenme aracı olarak sunulan, şans ve bahis oyunlarını da içine alan yaygın bir yelpazeye sahiptir. Kumar, kişiye, aileye ve topluma psikolojik, sosyolojik ve ekonomik çok büyük zararları olan bir bağımlılıktır (https://www.yesilay.org.tr). Kumar bağımlılığı sürekli, yineleyen ve uygunsuz kumar oynama davranışını içeren ve beyinde oluşan bağımlılık durumudur. Kumar bağımlılığı uzun yıllar, tıp camiası ve psikiyatılar tarafında bir dürtü ve kontrol bozukluğu olarak değerlendiriyordu. Ancak son yıllarda değişik görüntüleme teknikleriyle (MR,tomografi vb.) yapılan bilimsel çalışmalar ışığında uyuşturucu madde kullanımı ve kumar oynama davranışı sonrası beyinde benzer değişikliklerin meydana geldiği gözlemlenmiş, kumar oynama davranışının gerçek bir bağımlılık ve beyin hastalığı olduğu anlaşılmıştır (https://www.aligok.com.tr). Kumar bağımlılığı kişinin yaşamında neden olduğu tüm kayıplara rağmen kumar oynama dürtüsüne engel olamama durumu şeklinde tanımlanabilir. Her gelir grubunda görülebilen bu bağımlılık türü 40-50 yaş arası erkeklerde daha da yaygındır. Teknolojiyle birlikte gelen sanal oyunlar ile gençler arasında da yaygınlaşan kumar kadınlarda da azımsanmayacak derecede yaygınlık göstermiştir. Ahlaken hiçbir şekilde etik sayılmayan, olumlanması mümkün olmayan kumarın bu derece yaygınlık göstermesi ve bir kez oynayanın, kazansa/kaybetse dahi bir daha oynamasına karşılık kendini kontrol edememesi nasıl tehlikeli bir bağımlılık türünün var olduğunu gözler önüne sermektedir (Yeşilay, 2014:21). Kumar oynama bozukluğu, kişinin bireysel, ailevi veya mesleki işlevselliğinin bozacak şekilde kumar oynama davranın kontrol edilememesi ile karakterize, kalıcı ve tekrar eden istenmeyen kumar davranışları olarak tanımlanmaktadır (Çakmak ve Tamam., 2018: 79). Kumar bağımlıları, kumar oynadıkları anda duydukları büyük heyecanın etkisiyle her şeyi unutur ve o anda başka bir şey düşünemezler. Asıl bağımlılık yapan bu heyecan hissidir, kazanma ikinci derecede önemlidir. Bilinç düzeyinde ise kaybettiklerini geri kazanma hırsı vardır. Oysa arada kazanıp zararlarını geçici bir süre kapatsalar, hatta kara geçseler dahi artan miktarda oynamaya devam ederler. Oynama anındaki heyecanın bağımlılık yapması nedeniyle kişi, kaybetmesine rağmen oynamaya devam eder (Yeşilay, 2014:31). ## 2.7.3. Uyuşturucu Madde Bağımlılığı Madde bağımlılığı ilaç niteliğine sahip bir maddenin beyni etkilemesinden kaynaklanan, maddenin keyif verici etkilerini duyumsamak veya yokluğundan kaynaklanan huzursuzluktan sakınmak için, devamlı veya periyodik olarak madde alma arzusu ve bazı davranış bozukluklarıyla karakterize bir beyin hastalığı olarak tanımlanabilir (Yüksel E., 2017: 43). Madde bağımlılığı, maddenin kişinin yaşamında en önemli rol oynaması, bireyin madde kullanımı üzerinde kontrolünü kaybetmesi ve madde kullanımına bağlı olarak fiziksel, psikolojik ve toplumsal sorunların varlığı şeklinde tanımlanır (http://umudder.org). Madde bağımlılığı, vücudun bir ya da birden çok işlevini olumsuz yönde etkileyen maddelerin kullanılması, bu maddelerden zarar görülmesine rağmen bu maddelerin kullanımının bırakılamamasıdır. Madde bağımlısı, her durum ve koşulda maddeyi almak için engellenemeyen bir arzu ve istek duyar. Madde kullanımına ara verdiğinde yoksunluk belirtileri yaşar. Zamanla madde kullanımını ve dozunu artırır. Zamanının büyük bir dilimini madde arayarak geçirir (TBM,2017:2). Madde Bağımlılığı alışılmış olan herhangi bir ilaç veya maddenin, kişi için psikolojik ve fizyolojik bir ihtiyaç haline gelmesi, alınması için engellenmesi imkansız bir istek duyulması, alınan miktarın ve alınma sıklığının giderek artması, alınmadığı zaman yoksunluk belirtilerinin ortaya çıkması ve bu ilaç veya madde alınmadan günlük hayatın sürdürülmesinin imkansız hale gelmesidir (Tosun M., 2018:204). Maddeyi kullanan kişinin o maddeye karşı konulmaz bir istek ve arzu duyması, maddeyi vücuduna alamadığı zaman ciddi problemler doğurması hali madde bağımlılığına işaret etmektedir. Bazı maddelerin ilk kullanımı sonrasında, bazılarında ise seyreden kullanımlarda beyin, fonksiyonlarını yerine getirmek için bu maddelere tekrar ihtiyaç duymaktadır. Vücutta hissedilen bu açılı "yoksunluk" hissi uyandırmaktadır. Vücudun verdiği tepkileri hem psikolojik hem de bedensel olarak zor duruma düşürmekte ve yaşam kalitelerini olumsuz yönde etkilemektedir (Yüksel E.,2017:43). Madde kullanımı sırasında ortaya çıkan ve kişinin önceden değer verdiği davranışlarına öncelik kazanan birçok fizyolojik, davranışsal ve bilişsel değişiklerle belirli bir durumdur. Bağımlılık sendromunun ana tanımlayıcı karakteri (tıbben önerilmiş olsun olmasın) psikoaktif madde, alkol, tütün almak için arzu (sıklıkla güçlü, bazen önüne geçilmez) duymadır. Bir yoksunluk döneminden sonra maddeye tekrar dönüldüğünde bağımlılığı olmayan bireylere göre bağımlılık sendromu belirtilerinin daha çabuk çıktığı söylenir (Sağlık Bakanlığı, 2012:19). ## 2.7.4. Sigara Bağımlılığı Sigara bağımlığı, beyin hücresel yapısında ve fonksiyonunda kalıcı değişikliklerle giden, dürtüsel, önüne geçilemeyen, tekrarlayan sıgara kullanımı davranışı gösteren kronik beyin hastalığıdır. Tüm diğer kronik hastalıklar gibi tıbbi tedavi gerektirir ve tedavi edilmez ise ömür boyu sürebilir. Çeşitli çalışmalarda evlerin %60-80'inde sigara bağımlılığı olan en az bir kişinin olduğu ortaya konulmuştur. Halen tüm dünya nüfusunun %30'u sigara kullanmaktadır. Bunun sonucu olarak, tütün kullanımını en yaygın halk sağlığı sorunlarından ve önlenebilir erken ölüm nedenlerinde biri olarak tanımlamaktadır (Karakülah vd., 2014:285; https://npistanbul.com). Bağımlılık sigara kullanımın yol açtığı en önemli semptomlardandır ve içerdiği nikotin ile ilişkilendirilmiştir (Karakülah vd., 2014:1). İnsanlar sigaraya genç yaşlarda başlar ancak yaşlandıkça onu bırakmak zorlaşır. Gençlerin üçte biri sigarayı hayatları boyunca en az bir kez denemektedirler ve bunların yarısı sigara bağımılısı olma riski taşımaktadırlar. Hayatında yaktığı ilk iki sigarasını tamamen bitiren gençlerin % 85'i sigara bağımlısı olmaktadır. DSO 2020 yılı verilerine göre; Dünyada 1 milyarın üzerinde kişi sigara içmekte ve bu kişilerin yüzde 80'i az gelişmekte olan ülkelerde yaşmaktadır. Türkiye'de ise 15 milyondan fazla kişi sigara tüketmekte ve her yıl ortalama 100 bin kişi tütün kullanımına bağlı hastalıklar sebebiyle hayatını kaybetmektedir. Sigaraya bağlı ölümlerin çoğu, genellikle yoğun tütün endüstrisi müdahalesinin ve pazarlamasının hedefi olan düşük ve orta gelirli ülkelerde meydana gelmektedir. Yapılan bazı araştırmalarda, tütün kullanıcılarının sıgarayı bırakmak için yardıma ihtiyacı olduğu belirtmektedir. Bulgular, çok az sayıda sigara tüketicisinin tütün kullanımının getirdiği sağlık risklerini anladığını göstermektedir. Bununla birlikte sigara içenlerin çoğu, tütünün tehlikelerinin farkına vardığında sigarayı bırakmak istemekte ancak bu konuda gerekli desteğin alınamadığı durumlarda sigarayı bırakmak isteyenlerin yalnızca yüzde 4'ü başarılı olmaktadır. Tütün sadece içenler için değil sigara içmeyenler için de ölümcül olabilmektedir. Dünyada her yıl 8 milyondan fazla kişi tütün ürünü kullanımına bağlı hastalıklar sebebiyle hayatını kaybetmektedir. Bu ölümlerin 7 milyondan fazlası doğrudan tütün kullanımına bağlı iken, 1 milyondan fazla kişi ise tütün ürünü kullanmadığı halde sigara dumanına maruz kalmaktan kaynaklanan hastalıklar nedeniyle hayatını kaybetmektedir (https://www.aa.com.tr) Bu durum aynı zamanda çocuklar için de ciddi tehlike oluşturmaktadır. Dünyadakı çocukların yarısı sigara dumanın kirlettiği havayı solumakta ve buna bağlı olarak her sene 65 bin çocuk, sigara dumanına bağlı hastalıklardan ötürü hayatını kaybetmektedir. Hamilelerin sigara içmesi de bebekler için ömür boyu sıkıntısını çekeceği sağlık sorunlarına sebebiyet vermektedir. Tütün, bağımlılık yapması sebebiyle hane halkı gelirini de ciddi manada olumsuz etkilemekte ve sağlığı kötüleştirdiği gibi yoksullaşmaya da sebep olmaktadır. Tütüne olan talebi azaltmak için sigarayı bırakmayı teşvik eden "dumansız" yasalar, resimli sağlık uyarıları, tütün tüketimine ilişkin reklam ve promosyon yasakları ve tütün tüketimine ilişkin getirilecek vergiler gibi temel önlemler ön plana çıkmaktadır. Tütün fiyatlarında yüzde 10'luk bir artışın, yüksek gelirli ülkelerde yüzde 4, düşük ve orta gelirli ülkelerde yüzde 5 civarı tüketimi azaltacağı tahmin edilmektedir. En çok sigara tüketen ülkeler listesinin başında yüzde 47,4 ile Kiribati bu ülkeyi, Karadağ (yüzde 46), Yunanistan (yüzde 43,7), Doğu Timor (yüzde 42,2), Rusya (yüzde 40,9) ve Nauru (yüzde 40) ile takip etmektedir ( https://www.aa.com.tr). Dünya Sağlık Orgütü (WHO) bağımlılık yapıcı maddeleri bir kere bile kullanmanın bağımlı olmak için yeterli olduğunu ve bir kere denemenin bile diğer maddelere geçişte risk taşıyacağını söylemektedir (TBM, 2017:22). ## Teknoloji Bağımlılığı 2.7.5. Teknoloji bağımlılığı, bağımlılığın en modern şeklidir ve davranışsal bağımlılıklara aittir. Terim 1996 yılında ortaya çıkmış ve çok hızlı bir şekilde tüm dünyaya yayılmıştır (Kassianı K. vd., 2018:1). Internet ve teknoloji bağımlılığı diğer bağımlılıklarda olduğu gibi kişinin bağımlısı olduğu teknolojik ürüne ulaşamadığında yaşadığı bir durum olarak tanımlanmaktadır (https://www.yesilay.org.tr). Teknoloji ve internet günümüzde iletişimi, eğitimi ve eğlenceyi kolaylaştıran günlük yaşamın ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Aşırı internet kullanımının davranış örüntüsü, tolerans, geri çekilme, tekrar azaltma veya bırakmada başarısızlık ve günlük yaşamda bozulma gibi madde bağımlılığına benzerlik göstermektedir. Ancak aşırı madde kullanımında olduğu gibi aşırı internet kullanımına eşlik eden tutarlı bir fizyolojik değişiklik yoktur. Aşırı internet kullanıcılarının nörolojik ve nörogörüntüleme çalışmaları, prefrontal kortekste diğer bağımlılık sendromlarında benzer biyolojik değişiklikler göstermektedir (Kurmiasantı K.S. vd., 2019:1). Son yıllarda madde bağımlığının yanı sıra teknolojinin hayatımıza soktuğu yeni iletişim araçlarına bağımlılık da önemli bir sorun alanı olmaya başlamıştır. Madde bağımlılığında kullanılan madde veya ilacın beyinde oluşturduğu etkiye benzer bir fiziki ve manevi bağımlılık duygusu oluşturan teknolojik araçlar, kişide âdeta karşı konulamaz bir istek oluşturabilmektedir. Teknoloji bağımlılığında her ne kadar madde bağımlılığındaki gibi ağır travmatık belirtiler gözlenmese de ruhsal değişiklik, sosyal yaşantıyı etkileme ve depresyon belirtileri açısından ciddi benzerlikler görülebilmektedir. Diğer birçok bağımlılık çeşidinde olduğu gibi teknoloji bağımlılığında da birey, bağımlı olduğu herhangi bir teknolojik ürünü aşırı derecede kullanmakta, ulaşamadığında onun yoksunluğunu yaşamakta ve bu durumun olumsuz etkileri ile mücadele etmek zorunda kalmaktadır. İnternetin hayatımıza girmesi ile birçok alanda bilgiye erişimin kolaylaşması, alışverişin daha rahat ve hızlı yapılabilmesi söz konusu olmuştur. Ayrıca yoğun hayat temposunda sosyalleşmeye katkı sağlaması ve bireye oyunlar ile eğlenme imkâm tanıması da internetin cazibesini artıran unsurlardandır. Yaş ve cinsiyet ayrımı olmaksızın bireyler teknolojinin sağladığı imkânlardan faydalanabilmektedir. Bu sebeple teknolojiden başına bağımlılık yapan ve kötü bir gelişme olarak bahsetmek gerçeği yansıtmamaktadır. Bir başka ifadeyle teknolojiyi bir bağımlılık haline getiren bireyin kendisidir. Zira diğer bağımlılık çeşitlerinde olduğu gibi birey, teknolojik ürünlerin herhangi biri ile normalden daha fazla vakit geçirir, bu süre zarfında bazı sorumluluklarını aksatır ve engellendiğinde yoksunluk yaşar ise teknoloji bağımlılığı gelişebilir ve bu durum bireyi zamanla tedavi gerektiren bir safhaya getirebilir (https://insamer.com/tr). Teknolojik bağımlılıklar operasyonel olarak insan-makine etkileşimini içeren kimyasal olmayan (davranışsal) bağımlılıklar olarak tanımlanır. Pasif (örneğin televizyon) veya aktif (örneğin bilgisayar oyunları) olabilirler ve genellikle bağımlılık eğilimlerinin desteklenmesine katkıda bulunabilecek teşvik edici ve pekiştirici özellikler içerirler. Teknolojik bağımlılıklar, davranışsal bağımlılıkların bir alt kümesi olarak görülmekte ve bağımlılığın temel bileşenlerini içermektedir (Widyano L., Giffiths M. 2006:1). Teknolojinin insan hayatına sayısız faydaları olmakla beraber, kışının teknoloji kullanımı üzerinde kontrolünün kaybolması ve teknolojiyi ölçüsüz ve sınırsız kullanması çok ciddi zararlara sebep olabilir (https://www.yesilay.org.tr). ## 2.8. Bağımlılık ve Beyin Bağımlılık beyni birçok düzeyde etkilemektedir. Üyuşturucu maddeler beynin normal işleyişini bozarak beyni mekanikleştirir. Bazı maddeler beyin damarlarında tıkanmaya yol açar, felce sebep olur. Ayrıca beyin içinde sesler duyma ve akıl hastalıklarının başlaması da uyuşturucu maddelerin beyin üzerinde yarattığı etkilerdendir (https://hthayat.haberturk.com). Bağımlılık yapıcı maddelerdeki kimyasal bileşenler kullanımdan sonra beyne ve kan dolaşımına girer. Bir kimyasal beyne girdiğinde, insanların dürtülerinin kontrolünü kaybetmesine veya zararlı bir maddeyi istemesine neden olabilir. Bir bağımlılık geliştiğinde, beyin maddenin ödülünü ister. Bu, beynin ödül sisteminin yoğun uyarılmasından kaynaklanmaktadır. Buna karşılık, birçok kişi maddeyi kullanmaya devam ederek bir dizi coşkulu duygu ve garip davranışsal özelliklerin önünü açar. Uzun süreli bağımlılığın beyin hasarı gibi ciddi sonuçları olabilmekte hatta ölümle sonuçlanabilmektedir. Beyin, kullanılan maddenin türü, miktarı, kullanım sıklığı ve bağımlılığın aşaması gibi bir dizi faktöre bağı olarak bağımlılığa yanıt verir. Orneğin, bir kişi madde kullanırsa, bir coşku hissi fark edecektir. Bu, maddenin psikoaktif olması ve beynin zevki ve motivasyonu kontrol eden alanını etkilemesi nedeniyle oluşur. Bu nedenle, kısa ama güçlü bir dopamın patlaması yaşanır. Bu duygu o kadar yoğun olabilir ki, kullanmaya devam etmek için güçlü bir istek oluşabilir. Kimyasal beyni etkilediğinde, bireyler fiziksel semptomların yanı sıra kimyasalın sinir sistemi boyunca etkisini hissedebilirler. Bunlar, hızlı bir kalp atışı, paranoya, bulantı, halüsinasyonlar ve bireyin üzerinde çok az kontrol sahibi olduğu diğer rahatsız edici hisleri içerebilir (https://hthayat.haberturk.com). Aynı zamanda beynimiz, madde kullanımı dışında dopamin salgılamayı da reddediyor bununla beraber beyin hücreleri arasındaki fazla dopaminin geri alınmasını engelleyen bir işlevde bulunabilir. Bütün bu değişiklikler, kişinin eskiden zevk alınan şeylerden bile zevk alamaz hale gelmesine neden olmaktadır. Maddeyi kullanan kişi bu aşamadan sonra, aşırı neşe hissetmek için değil, normal bir insan gibi hissedebilmek, en azından birazcık bir şeyler hissedebilmek için madde kullanmaya, maddenin dozunu artırarak devam etmek zorunda kalmaktadır. Madde bağımlısı olan kişilerin yoğun bir depresif durum içerisinde olmalarının sebebi budur (https://www.rehalifeturkey.com). Beynin farklı bölgelerinde madde kullanımı nedeniyle oluşan olumsuz yönlü değişimler şu şekilde özetlenebilir: ## 2.8.1. Frontal (Ön) Lobda Ortaya Çıkan Değişimler On lob, duygulardan, bilinçli düşünmeden ve hareketlerden sorumludur. Madde kullanıldıktan sonra kullanıcı kendini rahatlamış, engellerden sıyrılmış hisseder. Bu durum, kullanıcının daha rahat konuşmasına, çılgınca ve ölçüsüzce davranmasına ya da sonrasında pışman olacağı saçma şeyler yapmasına sebep olur. Kişi madde kullanmaya devam ettikçe beyin yavaşlar ve konsantrasyon becerileri durumdaki kişinin doğru kararlar alması, duygularını ve dürtülerini kontrol etmesi zorlaşır. ## 2.8.2. Hipotalamusta Ortaya Çıkan Değişimler Hipotalamus, beynin hormon üretebilen özelleşmiş bir bölgesidir. Bağımılılık yapıcı maddeler, beynin böbreklere suyu emmesini söyleyen hormonu üretmesini engeller. Bu, daha fazla suyun atık olarak kaybedilmesi anlamına gelir. Beyin için uygun olan suyun azalması kullanıcıyı susuz bırakır. Bu durum ertesi gün yaşanabilecek baş ve vücut ağrılarının da sebebidir. ## 2.8.3. Beyincikte Ortaya Çıkan Değişimler Beyincik vücudun hareket ve denge merkezidir. Bağımlılık yapıcı maddelerin beyincikteki en açık etkisi dengenin kaybedilmesidir. Kullanıcı ayakta durmakta ya da yürümekte zorlanır, sık sık düşer. Bu nedenle uyuşturucu madde kullanan kişilerde sık beden yaralanmaları görülür. ## 2.8.4. Temporal (Şakak) Lobda Ortaya Çıkan Değişimler Temporal lob, yüzler, mekânlar gibi karmaşık uyaranların işlendiği ve söylenmek istenen kelimelerin organize edildiği yerdir. Bağımlılık yapıcı maddelerin kullanımı sonrasında temporal lobdaki hipokampus adlı bölge özellikle etkilenir. Bu bölge hafizamızda yeni anıların şekillenmesine olanak sağlar. Bağımlılık yapıcı maddeler bu süreçte kısa süreli bellekten uzun süreli belleğe bilgi aktarımını karıştırır. Dolayısıyla madde kullanımı sonrası geçici hafiza kaybı yaşanır. Bu durum, ertesi gün kişinin ne yaptığını ya da ne söylediğini hatırlamamasına neden olur (TBM, 2017:6). ## 2.9. Yeşilay Bu kısımda Yeşilay'ın tarihçesi, vizyon ve misyonu, temel değerleri, amacı ve faaliyetleri, kurumsal yönetim ilkeleri ele alınmıştır. ## 2.9.1. Yeşilay'ın Tarihçesi Yeşilay, Birinci Dünya Savaşı sırası ve sonrasında işgal güçlerinin toplumumuzda alkol ve uyuşturucu maddeleri yaygınlaştırmasını ve işgale karşı mücadele ruhunun yıkılmasını önlemek amacıyla dönemin Şeyhülislam'ı İbrahim Haydarizade'nin himayesinde, Dr. Mazhar Osman Uzman ve arkadaşları tarafından Sultan Vahdeddin'in izniyle 5 Mart 1920'de İstanbul'da "Hilal-i Ahdar" adıyla kurulmuştur. Yeşilay'ın kurulduğu 1 - 7 Mart tarihleri ülkemizde Yeşilay haftası olarak kutlanmaktadır. "Hilal-i Ahdar" ismi daha sonra "Yeşil Hilal" ve "Yeşilay" olarak değiştirilmiş, 1934 yılında Mustafa Kemal Atatürkün Cumhurbaşkanlığı, İsmet İnönü'nün Başbakanlığında, Bakanlar Kurulu kararıyla "kamuya yararlı dernek statüsü" verilmiştir. Kuruluşundan günümüze bağımlılık türleri arttıkça Yeşilay'ın da tüzüğünde çalışma alanları çeşitlenmiş, alkolden sonra sıgara, uyuşturucu madde, kumar ve yakın tarihte teknoloji bağımlılığı Yeşilay'ın mücadele alanına dahil olmuştur (https://www.yesilay.org.tr). ## 2.9.2. Yeşilay'ın Vizyon ve Misyonu Vizyonu bağımlılıkla mücadelede ulusal ve uluslararası düzeyde öncü rol oynayan bir kurum olmak olan Yeşilay'ın, mısyonu ise insan onurunu ve saygınlığını temel alan, toplumu ve gençliği ayrım gözetmeden zararlı alışkanlıklardan korumak için çalışan, milli ve ahlaki değerleri gözeterek ve bilimsel metotlar kullanarak tütün, alkol, uyuşturucu madde, teknoloji, kumar vo. bağımlılıklarla mücadele eden; önleyici ve rehabilite edici halk sağlığı ve savunuculuk çalışmaları yürüten bir sivil toplum kuruluşu olmasıdır. Şekil 2'de Yeşilay'ın bağımlılıkla mücadeledeki stratejik temaları yer almaktadır (https://www.yesilay.org.tr). ![](_page_0_Figure_9.jpeg) ## STRATEJİK TEMALAR ## 2.9.3. Temel Değerler Yeşilay'ın sahip olduğu temel değerler aşağıda özetlenmiştir. Insan Onuru İçin Bağımlılıklarla Mücadele; Yeşilay'ın amacı, bağımlılık doğurucu risk faktörlerine karşı insan sağlığının korunması ve insan onuruna saygı duyulmasının sağlanmasıdır. Yeşilay tüm çalışmalarında insanlar arasında karşılıklı anlayışı, kardeşliği, dostluğu, işbirliğini ve kalıcı barışı destekler. Yeşilay, her nerede olursa olsun bağımlılıklardan insan ıstırabını ulusal ve uluslararası kapasitesi dâhilinde önlemek için gayret sarf eder. Ayrım Gözetmemek; Yeşilay hizmetlerinde milliyet, ırk, dini inanç, sınıf veya siyası düşünce farkı gözetmez. Bağımlılıklardan kaynaklanan insan ıstırabını, en acıl ve zaruri ihtiyaçlara öncelik vererek kapasitesi nispetinde en etkin tedbirlerle dindirmeye odaklanır. Bağımsızlık; Yeşilay bağımsız bir sivil toplum kuruluşudur. Yeşilay, insani faaliyetlerinde kamu otoritelerinin yardımcısı olarak, Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından usulüne uygun olarak yürürlüğe konulmuş uluslararası sözleşmeler ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti kanunlarına tabi olup; bu çerçevede, faaliyet alanı ile ilgili uluslararası sözleşmeler yapma ve bunlara uygun hareket etme özerkliğine sahiptir. Hayır Kurumu Niteliği; Yeşilay, hizmetlerinde hiçbir şekilde kişisel ve kurumsal çıkar gözetmeyen gönüllü bir yardım kuruluşudur. Halk Sağlığı Kuruluşu Niteliği; Yeşilay, başta tütün, alkol ve madde bağımlılıkları olmak üzere her türlü bağımlılık doğurucu faktör ve sürece karşı kurumsal kapasitesi oranında önleyici mücadele programları oluşmuş bağımlılıklarla ilgili olarak ise kamu ve sivil toplumun sahip olduğu terapi ve tedavi hizmetlerinin etkin şekilde seferberliğine çalışan gönüllü bir sivil toplum kuruluşudur. Bilimsellik; Yeşilay bağımlılıklardan korunma, bağımlılıkları önleme, terapi ve tedavi aşamalarında bağımlılıklarla mücadele safhalarındaki davranış pekiştirme ve/veya davranış değişimi sağlama çalışmalarında kanıta dayalı araştırma, analız ve müdahale yaklaşımını benimser. Küresellik; bağımlılıklarla mücadele alanında başka ülke ulusal dernekleri ile eşit statiye sahip olan ve karşılıklı yardımlaşmada onlarla eşit sorumlulukları ve görevleri paylaşan Yeşilay, bağımlılıklarla dünya çapında mücadele edecek küresel bir organizasyon oluşturmayı, böyle bir organizasyonun parçası olarak meseleleri küresel ölçekte çörmeyi, küresel ölçekte çalışmayı, küresel standartlarda işlev görmeyi, etkili ve itibar sahibi olmayı ilke edinir. Toplumsallık; Yeşilay faaliyet gösterdiği her ülke toplumunun her kesiminde ve her yaşam alanında tabandan temsile, bireyden kamu kurumlarına dek her kademede halk sağlığı bilinci oluşturmak üzere örgütlenmeyi, toplumsal düzeyde katılımcı çalışmalar yürütmeyi kalıcı başarılar sağlamanın bir gereği olarak görür (https://www.yesilay.org.tr). ## 2.9.4. Yeşilay'ın Amacı ve Faaliyetleri Y eşilay Cemiyeti, yurdumuzda ahlâkî ve kültürel bir kalkınma atmosferi içınde; tütün, alkol ve madde bağımlılığı gibi toplumun ve gençliğin beden ve ruh sağlığını tahrip eden bağımlılıklar yanında, kumar, internet ve teknoloji bağımılığı gibi gençliğe ve topluma zarar veren bütün zararlı alışkanlıklarla mücadele etmek, milli kültürüne bağlı nesiller yetiştirmek amacı ile kurulmuştur. Cemiyet bu çerçevede bağımlılıklarla mücadele etmek üzere, toplumun bilinç, güç ve kaynaklarını harekete geçirir, insan onur ve saygınlığının korunması doğrultusunda her koşulda, yerde ve zamanda desteğe muhtaç insanlara yardım eder; toplumun bağımlılıklarla mücadele kapasitesinin geliştirilmesine sürekli katkıda bulunur. Bu amaç doğrultusunda ulusal ve uluslararası kamu, özel ve sivil toplum kuruluşlarıyla gerekli işbirliği ve ortak çalışma organizasyonlarını geliştirir. Yeşilay faaliyetlerinde ise kalite yönetiminde bir dünya standardı olan Mükemmeliyet Merkezi Modeli'ni esas alır. Toplumsal ihtiyaç ve beklentileri, üye, gönülü ve paydaşlarının taleplerini bu vizyonla karşılar. Bağımlılıklarla mücadelede bilimsel ve kanıta dayalı yöntemler kullanarak araştırma, geliştirme faaliyetleri yürütür ve aldığı sonuçlara göre projeler üretir ve uygular. Yeşilay bilimsel ve akademik çalışmaları da destekler. Dokümantasyon merkezi oluşturarak Yeşilay Yayınları aracılığı ile gazete, dergi, kitap ve bültenler yayınlar. Üye ve gönülü ağını güçlendirerek yurt içinde ve yurt dışında teşkilatlarına çalışmaları yaparak geniş kitlelere ulaşmayı amaçlar. Bağımlılıklarla mücadelede yazılı ve görsel medyayı, internet ve sosyal medya ağlarını aktif bir mücadele alanı olarak görür ve mesajların tüm kesimlerine aktarılması için çalışır. İlk ve ortaokullarda, lise ve üniversitelerde Yeşilay Kulüpleri kurarak eğitim kurumlarında yaygınlaşarak çocuklarda ve gençlerde Yeşilay bilinci ve bağımlılıklarla ilgili farkındalık oluşturur. Kamu kurum ve kuruluşlarıyla işbirliği içerisinde bağımlılıklarla mücadele amaçlı yaygın ve örgün eğitim kurumları için müfredat hazırlar, yüz yüze ve uzaktan eğitim içeriği oluşturur, bağımlılıklarla mücadelede eğitim mecralarında aktif olarak yer alır. Çalışma alanına uygun uluslararası teşkilatlarla işbirliği yapar. Yurt dışında Yeşilay'ların kurulmasına öncülük eder. Dünyada bağımlılıklarla mücadele eden uluslararası çatı kuruluşların oluşumunda yer alır veya oluşumuna önayak olur. Bağımlılıklarla mücadelede yasal mevzuatın geliştirilmesi için savunuculuk çalışmaları yaparak toplumsal farkındalığı arttırmaya çalışır. Ülke çapında faaliyet ve etkinlikler yoluyla bağımlılıklarla ilgili farkındalığı arttırmak için çalışma alanı ile ilgili kamu kurum ve kuruluşları ile ortak proje ve faaliyetler yürütür. Ülusal ve uluslararası birliklere, çatı kuruluşlara ve federasyonlara katılır; çalışma alanı ile ilgili tüm paydaşlarla etkili işbirliği geliştirir (https://www.yesilay.org.tr). ## 2.9.5. Yeşilay'ın Kurumsal Yönetim İlkeleri Yeşilay, uluslararası kurumsal yönetim ana ilkeleri olan ve aşağıda belirtilen prensiplere bağlı kalarak etik değerler çerçevesinde hizmet sunar: Gönüllü Profesyonellik; Yeşilay çalışanları tüm faaliyetlerini toplumsal faydayı gözeterek, profesyonel bakış açısı ve gönüllülük motivasyonu ile gerçekleştirirler. Etkin yönetim; Yeşilay sahip olduğu varlıklarını ve kaynaklarını iyi yönetimin ilkelerine uygun bir şekilde amaç ve hedefleri doğrultusunda etkin kullanır. Şeffaflık; Yeşilay, kurum ile ilgili malı, aynı ve iktisadi konularda yeterli, doğru ve kıyaslanabilir bilgiyi zamanında, somut ve anlaşılabilir bir şekilde açıklar. Hesap Verebilirlik; Yeşilay, yönetime ilişkin kural ve sorumluluklarını açık bir şekilde tanımlar ve toplumsal sorumluluk bilinciyle şeffaflık ve kamuoyuna açıklık ilkesini benimser. Sorumluluk; Yeşilay, faaliyet ve hizmetlerinin, üyesi bulunduğu hareketin temel ilkelerine, ulusal ve uluslararası ilgili mevzuata, kurum içi düzenlemelere, toplumsal ve etik değerlere uygunluğunu sağlar. Adalet ve Eşitlik; Yeşilay yönetimi; tüm faaliyetlerinde üçüncü şahıslara karşı eşit davranmayı ve önyargısız yaklaşmayı benimser. Sağlıklı Çalışma; Yeşilay, çalışanlarının iş yaşam dengesi başta olmak üzere fiziksel ve ruhsal sağlığının korunmasına destek verir. Sağlıklı çalışma yaklaşımı Yeşilay için önemli bir kazanım olarak görülür ve bu kavramı ülke genelinde yaygınlaştırmak için çalışmalar yapılır (https://www.yesilay.org.tr/tr/). ![](_page_0_Picture_1.jpeg) ## (1) [1] [1] [1] [1] [1] [1] [1] [1] [1] [1] [1] [1] [1] [1] [1] [1] [1] [1] [1] [1] [1] [1] [1] [1] [1] [1] [1] [1] [1] [1] [1] [1] [1] [1] [1] [1] [1] [1] [1] [1] [1] [1] [ 1 ## 3. NÖROPAZARLAMA KAVRAM VE ÇERÇEVESİ Bu bölümde nöropazarlama kavramı, kullanım alanları, nöropazarlama araştırmalarında kullanılan teknikler ve ülkemizde nöropazarlama alanında yapılan akademik çalışmalara yer verilmiştir. ## 3.1. Nöropazarlamanın Tanımı Günümüzde kavramların, süreçlerin, üretimin evrildiği gibi pazarlama da birtakım dönemlerden geçmiştir. Pazarlama 1.0 ile başlayan bu süreç pazarlama stratejilerinin tarihsel gelişimi ile birlikte sanayi devrimi esnasında üretim teknolojisine geçerek değişim göstermiş olup, bilgi teknolojileri ile Pazarlama 2.0'a dönüşmüştür. Günümüzde değişen pazar ortamı (tüketicinin kendisinin odak noktası olduğu) Pazarlama 3.0 in doğuşuna neden olmuştur. Ardından nöropazarlamanın pazarlama alanında kullanılmasıyla pazarlama 4.0 kavramını ortaya çıkarmıştır (Yücel ve Çubuk, 2014:222). Pazarlamanın yaşamda her alanda yer almasıyla, pazarlama sinirbilim olarak adlandırılan nöroloji alanında da kullanılabilir olması ve bu yöntemin pazarlamaya uyumlaştırılmasıyla beraber nöropazarlama kavramı doğmuş, pazarlama yöntemlerinden biri olarak pazarlama yazınına girmiştir. Nöropazarlama; psikoloji, sosyoloji ve pazarlama gibi farklı disiplinleri nöroloji ile bir araya getiren, tüketicinin satın alma karar sürecinde rasyonel olmayan kararlarını incelemektedir. Tüketici bu irrasyonel kararları duygusal, dürtüsel ve beş duyu organının algıladığı uyarıcılara göre vermektedir. Tüketici kararlarında sadece rasyonel etkilerinde bulunduğunu göstermek için beyin görüntüleme yöntemleri kullanılmaktadır (Olçü ve Tayfun, 2015:101). Adından da anlaşılabileceği gibi, nöropazarlama nörobilim ve pazarlama ana bilim dallarındaki yöntem ve uygulamaların birleştirilerek pazarlama alanında kullanılmasını ifade etmektedir. Temel olarak nöropsikolojinin, psikoloji bilimindeki yeri ile nöropazarlamanın, pazarlama bilimindeki yerini bağdaştırabiliriz. Nöropsikoloji, beyin ile insanın bilişsel ve psikolojik işlevleri arasındaki ilişkiyi incelerken, nöropazarlama da benzer şekilde tüketicinin davranışına beyin perspektifinden bakmayı sağlamaktadır (Morin, 2011:133). Nöropazarlama, çalışma alanı beynin yapısı ve işlevi olan nörobilimin alt dallarından birisidir. Nörobilimin çalışma alanı beynin yapısı ve işleviyle ilgilidir (Perrachione ve Perrachione, 2008:304). Tüketicinin satın alma davranışlarında etkili olan, tüketiciyi harekete geçiren uyarıcıların tüketicinin zihninde meydana getirdiği etkilerin analiz edilebilmesi için geliştirilen tekniklerin kullanılması ilk olarak 1990 yılının sonlarına doğru Harvard Universitesinde profesör olan Gerry Zaltman tarafından ortaya atılmıştır. Gerry Zaltman'a göre, bir manyetik rezonans cihazından destek alınarak insanlara farklı uyaranlar gösterildiğinde beynin hangi kısımlarının tepki verdiği ve bunların düzeyini gösteren harita sayesinde beyin taraması yapan cihazın (Fünctional Magnetic Resonance Imaging fMRI) pazarlama bilimine uygulanabileceğini ve pazarlama biliminde kullanılabileceğini çalışmalarıyla ortaya koymuştur (Zaltman, 2000: 83). Pazarlama yönetimi ve nöroloji birbirinden farklı yöntemler kullanarak insan davranışlarını tahmin etmeye çalışmaktadır. Pazarlama yönetimi gözlem, anket ve deney gibi yaygın tekniklerle tüketici davranışlarını tahmın etmektedir. Nöroloji ise psikolojik etmenler ve somatik değişkenlerle davranışı tahmin etmektedir. Nöropazarlama ise her iki disiplinin bir kombinasyonu olarak tüketici sinir sistemi ve karar verme arasındaki ilişkiyi ortaya çıkarmaya çalışmaktadır (Hubert ve Kenning, 2008). Tüketici davranışlarını anlamak için geleneksel yöntemlerle yapılan çalışmalarda katılımcılar bir şeyden hoşlanmadıklarını sözlü olarak kolayca dile getirebilseler de "neden" veya "ne kadar" gibi sorularak deneyimlerini rasyonelize etmeleri istendiğinde sorulara yanıt bulmakta güçlük çekilebilmektedir (Treutler, 2010: 243). Ayrıca Geleneksel pazarlama yöntemlerinde tüketiciden alınan dönütlerin doğru olduğu hipoteziyle hareket edilmekte ve çalışmalar varsayım üzerine gerçekleştirilmektedir. Ancak son dönemde yapılan araştırmalar beyin faaliyetlerimizin %90 lık kısmının bilinçaltı düzeyde gerçekleştiğini ortaya koymuştur. Bununla birlikte tüketicilerin satın alma davranışında da bilinçaltının rolünün büyük olduğu görülmüştür (Lindstorm,2009:28). Nöropazarlamanın temel amacı da geleneksel yöntemlerle ulaşılamayan bu bilinçüstü düzeye ulaşabilmektir. Konuyla ilgili literatürde Nöropazarlama hakkında birçok tanım yer almaktadır Nöropazarlama; insan beyninin nasıl çalıştığı ve karar verdiğini, bu kararları verirken kişinin irrasyonel yanı duyusal, dürtüsel ve beş duyu organının algıladığı uyarıcılara ve bu kararları etkileyen alt uyarıcılara (kelimeler, aksesuarlar) göre karar verdiği konusunda araştırma yapan ve bu araştırmaları pazarlama alanında kullanılabilir olmasını sağlayan bilim alanıdır (Çakar, 2017:2). Nöropazarlama, nörogörüntüleme yöntemleri sayesinde tüketicinin duygularının nasıl etkilendiği belirlenmesi ve elde edilen sonuçlar sayesinde daha iyi ve etkili reklam ve pazarlama faaliyetleri geliştirilmesi amacıyla yapılan pazarlama araştırmalarıdır (Tüzel, 2010: 164-165). Nöropazarlama; tüketicinin satın alma kararlarının yalnızca rasyonel olmadığını aynı zamanda rasyonel olmayan kararların alınabileceğini savunmakta ve tüketici satın alma kararlarının rasyonel olmadığını göstermekiçin de nörogörüntülerinden faydalanmaktadır (Yücel ve Çubuk,2013:174). Nöropazarlama, anlamakta ve aynı anlamı tekrar inşa etmekte kullanılmaktadır. Pazarlama literatüründe yeni yeni yerini almaya başlayan bu yaklaşım, hedef ürüne karşı tüketici beynin tepkilerini ölçerek tıbbi teknolojilerden yararlanmaktadır. Beynin değişik alanlarında kendini gösteren etkinliklerin değişimini ölçmek tüketicilerin o ürünü seçme nedenlerini ortaya koymakla beraber, aynı zamanda beyinin hangi alanının bu seçimde baskın olduğunu göstermektedir (Ural, 2008: 423). Nöromarketing, etkili pazarlama stratejileri planlamak için tüketicinin ürünlere ve marka adlarına içsel, bilinçaltı tepkisini belirlemek için teknolojiyi kullanan yeni bir pazarlama dalı olarak tanımlanmaktadır (Kumar, 2015:25) Nöropazarlama, anlamakta ve aynı anlamı tekrar inşa etmekte kullanılmaktadır. Pazarlama literatüründe yeni yeni yerini almaya başlayan bu yaklaşım, hedef ürüne karşı tüketici beynin tepkilerini ölçerek tıbbi teknolojilerden yararlanmaktadır. Beynin değişik alanlarında kendini gösteren etkinliklerin değişimini ölçmek tüketicilerin o ürünü seçme nedenlerini ortaya koymakla beraber, aynı zamanda beyinin hangı alanının bu seçimde baskın olduğunu göstermektedir (Ural, 2008: 423). Nörogörüntüleme, bireylerin beyinlerinin oldukça detaylı bir şekilde izlenmesine dayanmakta olup, bu görüntüleme teknikleri ile elde edilen veriler kişilerin satın almalarının beyinlerindeki kimi işlevleri takiben gerçekleştiğini ortaya koymuştur. Kışıler satın alma kararlarını verirlerken, beyindeki ilgili bölgeler ödül ve kayıpları değerlendirmekte ve bunun sonucunda bir karara ulaşmaktadırlar. Nöropazarlama çalışmaların dikkate alınmasını dikkate alınmasını ve tüketicileri etkileyerek ikna yöntemleri geliştirmeyi öneren tekniklerin benimsenmesini önerir (Baybars, 2016:208). Nöropazarlama diğer bir ifadeyle duygusal pazarlama Nöroloji, Tıp Sosyoloji, Ekonomi ve Psikoloji gibi birçok disiplinle çalışan bir alandır (Aytekin ve Kahraman, 2014:49). Nöropazarlama, nörobilim ile tüketici psikolojisini bütünlemeyi başaran yeni bir uygulamadır (Köylüoğlu 2019:26). ## 3.2. Nöropazarlama Kullanım Alanları Nöropazarlamanın çalışma alanı da oldukça geniştir. Etkili mağaza tasarımı, etkili reklam mesailarının oluşturulması, ürün yerleştirmenin etkinliği, tüketicilerin fiyat algısı ve fiyat-kalite arasındaki ilişkinin ortaya konması, reklam mesajlarına verilen tepkilerin ölçülmesi, medya araçlarının seçimi, reklamın hatırlanırlığının ölçülmesi, satış görüşmelerinin etkili bir şekilde gerçekleştirilmesi, tüketicilerin ürün ve marka seçimlerini etkileyen faktörlerin belirlenmesi, ürün tasarımı ve ambalajlama kararlarının verilmesi nöropazarlamanın araştırma konuları arasında yer almaktadır (Lee vd., 2007:201). Nöropazarlama disiplinin pazarlama literatüründe yerini almasıyla beraber birbirinden farklı pazarlama araştırmaları yapılmaya başlanmıştır. Faaliyet konusu nöro pazarlama olan Imgiltere'deki NeuroCo firmasının nöro pazarlama kapsamındaki hizmetleri şöyle sıralanmıştır (Şimşek, 2016: 40): - Televizyonlar için yapılmış anımasyonların hangilerinin tüketici nezdinde hatırlanabilir olduğu ve markaların tüketicilere olumlu düşünceler anımsatıla bilirliği belirlenebilir. - Reklamları izleyen izleyicilerden hangilerinin reklamda yer alan bilgileri ne seviyede analitik veya duygusal olarak işler sorusuna cevap verilebilir. - Firmaların ürünlerin farklı ambalaj çalışmalarına yönelik tüketicilerin bilinçaltı altı tepkilerinin ortaya konması - Eye-tracking cihazı ile bilboard ya da dergi reklamlarının daha çok hangi kısmının dikkat çektiğinin saptanması - Reklam çalışmasında kullanılan müziğin tüketiciye yönelik verilmek istenen mesaja ekstra olarak ne katkı yaptığı ya da olumsuz etkilerinin ortaya konması - Bir ürünün geliştirilmiş tasarımının, tüketicilerin hizmetine sunulmuş yeni model bir arabanın ya da yeni bir televizyonun tüketicinin zihninde neleri çağrıştırdığı - - Firmaların pazarlama çalışmalarında tüketicilerin daha çok görsel öğelere mi yoksa işitsel ola mesajlara mı daha çok tepki verdiğinin belirlenmesi - Tüketicilerin kullanımına sunulan yeni bir üründe hangi rengin daha fazla etkili olabileceğinin belirlenmesi - İşyerlerinin dekoratif çalışma seçeneklerinden hangisinin potansiyel müşterilerin daha fazla dikkatini çektiğinin belirlenmesi - Yeni bir renk, koku, tat, karışımın tüketicilerin zihninde oluşturduğu çağrışımların belirlenmesi - Hedef kitle çalışmaları veya geleneksel pazarlama araştırma yöntemlerinin etkinliğinin belirlenmesi ## 3.3. Nöropazarlama Araştırmalarında Kullanılan Teknikler Nöropazarlama araştırmalarında kullanılan teknikler 3 farklı şekilde sınıflandırılmaktadır. Bunlar nörometrik ölçümler, biometrik ve psikometrik ölçümlerdir (Varan vd., 2015:178; Ustaahmetoğlu, 2015: 159). ![](_page_0_Figure_3.jpeg) Şekil 3. Nöro Pazarlamada Kullanılan Teknik ve Araçlar (Bercea, M. D.(2013:2) ## 3.3.1. Nörometrik ölçümler Nörometrik ölçümler beynimizin bilişsel ve duygusal tepkilerini tespit edebilmek amacıyla beynimizdeki nöral aktivitelerin ölçülmesi için kullanılır. En çok kullanılan nörometrik ölçüm EEG ve fMRI cihazları ile yapılan ölçümlerdir. Nörometik ölçümleme cihazları şu şekildedir (Sarı vd., (2019:1135). - · fMRI (Fonksiyonel Manyetik Rezonans Görüntüleme) - · EEG (Elektro Ensefalografi) - · MEG (Manyetik Ensefalografi) - · PET (Pozitron Emisyon Tomografisi) gibi teknolojilerdir. ## 3.3.1.1. EEG (electroencephalography) Nörolojide yararlanılan bir hayli eski bir teknoloji olmasına rağmen hâlâ beyindeki elektriksel aktiviteyi ölçen etkili bir kılavuz olarak kabul edilmektedir. EEG,bilişsel etkileşimin biyolojik alt yapısından mesul hücreleri nöron olarak açıklamaktadır. Normal bir insan yaklaşık olarak yüz milyon cıvarında nörona sahiptır ve nöral sistemin zeminini sağlayan trilyonlarca sinaptık bağlantısı bulunmaktadır. Bu bağlantılar kişi bir uyarıcı ile etkileşim halinde olduğu durumda ufak elektrik akımları oluşturmaktadır. Bu elektrik akımları ise değişik uyarı durumlarıyla ilişkilendirilen ve beyin dalgaları olarak addedilen oldukça fazla frekansa sahiptir. Pazarlama araştırma çalışmalarımda bu teknikten yararlanıldığında EEG elektrotları baş bölgesine yerleştirilmektedir. Beyin dalgaları kısa zaman aralıklarıyla kayıt altına alınmaktadır. EEG bantlarından bazıları sadece bir saniyede on bin kez kayıt yapabilme kapasitesine sahiptir. Bu durum, bilginin düşünme hızı ve duyular vasıtasıyla elde edildiği göz önünde bulundurulursa oldukça önem arz etmektedir (Morin, 2011: 132). ![](_page_0_Picture_2.jpeg) Resim 1. EEG cihazı K aynak: https://www.amazon.com.tr EEG cihazlarında ölçümler, EEG cihazının ölçüm yapılacak kişinin kafa derisinin uygun noktalarına denk gelecek şekilde yerleştirilmesiyle ve akabinde alınan sinyallerin kaydedilmesiyle gerçekleştirilmektedir. Sinyallerin ölçülmesi ve kaydedilmesiyle birlikte ortaya çıkan analizlerin üç boyutlu gösterimi üzerine değerlendirmeler yapılabilir ve varsayımlarda bulunulabilir (Deitz vd., 2016: 220). Yapılan çalışmalarda EEG cihazının yetersiz kaldığı durumlar da söz konusu olabilmektedir. Orneğin; EEG cihazı yer tespitini her zaman hatasız bir şekilde gerçekleştiremeyebilir. Diğer bir deyişle EEG cihazından yararlanarak gerçekleştirilen ölçümlerde, beynin hangi noktasında yer alan nöronların aktif durumda bulunduğu tam olarak belirlenemektedir. Bu duruma deneğin baş bölgesine takılan elektrotların korteksin daha ötesinde bulunan unsurlardan yeterli seviyede elektrik sinyallerinin alınamaması sebep olmaktadır. Bununla birlikte beyin aktivitelerinin yaklaşık olarak %80'lik bir bölümü "dinlenme zamanı" ya da "varsayılan mod" halini devam ettirmek amacıyla kullanıldığından kaydedilen beyin dalgaları bir birinden farklı uyarıcıların etkisiyle oluşmaktadır. Dolayısıyla yapılan pazarlama çalışmalarının etkinliğinin ölçülmesinde bu yöntem kullanılarak elde edilen sonuçlara şüphe ile bakılmaktadır. EEG ile elde edilen bulgular bir pazarlama faaliyetinin değerlendirilmesinde yardımcı olmakla birlikte beynin hangi kısmının aktiviteyi uyardığı tam olarak belirlenememesi, EEG'nin bir diğer noksan yanı olarak görülmektedir. Tüm bu hususlara rağmen EEG yönteminin maliyetinin daha uygun olmasının etkisiyle son yıllarda nöropazarlama çalışmalarında çok daha fazla kullanılmaya başlanmıştır (Morin,2011:133). | | | | | Tablo 1. EEG'nin Kullanım Alanları, İncelenen Konular, EEG'nin Sağladığı Ustünlükler Ve Araştırma | | |--|--|--|----------------|---------------------------------------------------------------------------------------------------|--| | | | | Sınırlılıkları | | | | Olçülenler | Kullanım Alanları | |----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------|-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------| | Dikkat<br>Etkileşim/Sıkıntı<br>Heyecan/Arzu<br>Duygusal Ilişki<br>Kavrama<br>Hafiza Kodlama<br>Tanınırlık | · Reklamların geliştirilmesi ve etkilerinin<br>belirlenmesi<br>· Yeni kampanya çalışmalarının etkilerinin<br>belirlenmesi<br>filmlerinin fragmanlarının<br>· Sinema<br>etkilerinin belirlenmesi<br>· Bir video ya da reklamda yer alan önemli<br>kesitlerin tespit edilmesi<br>· Web<br>sitelerinin<br>tasarımı<br>ve<br>kullanılabilirliğinin ölçülmesi<br>· Mağaza deneyiminin ölçülmesi<br>· Reklam<br>sloganlarının<br>etkilerinin<br>belirlenmesi | | · Ustünlükler | Sınırlılıklar | | · fMRI tekniğine kıyasla kullanımı daha kolaydır<br>· Beyindeki elektriksel aktivitelerin frekansları<br>çıkarılabilir<br>· Zamansal olarak doğruluk oranı yüksek<br>tespitler yapabilir. Bu yüzden araştırmacılar,<br>beyin aktivitelerinde meydana gelen hızlı<br>değişimleri yakalama fırsatı elde eder.<br>· Araştırma esnasında beynin sağ ve sol<br>farklar belirlenerek sağlıklı değerlendirme<br>yapılmasını sağlar.<br>· Diğer yöntemlere kıyasla maliyet avantajı<br>sağlar<br>• EEG cihazı kolay taşınabilir niteliğe sahiptir.<br>· Bünyesinde İstatistiksel yazılım paketleri<br>mevcuttur.<br>TT | tespit edilerek aktif olan bölgeler ortaya Elektrik iletkenliği kişiden kişiye değişkenlik<br>gösterebilmektedir, ayrıca kayıt altına alınan<br>sinyallerin yerinin tespit edilmesi zorluklar<br>içerir.<br>· Beynin aktif olan bölgesinin belirlenmesi fMRI<br>yöntemine kıyasla güçlükler barındırır,<br>· Ölçeklendirilemez<br>rınıştırım<br>tespit edilebilir.<br>• Sonuçlar<br>araştırmanın gerçekleştirildiği<br>ortamından ve diğer hareketli değişkenlerden<br>etkilenir. | Kaynak: Bercea, 2013 ## 3.3.1.2. FMRI (Fonksiyonel Manyetik Rezonans Görüntüleme) FMRI günümüzün en ileri beyin tarama tekniğidir. Bu cihazla deneye farklı uyarıcılar gösterilerek zamanla beynin hangi bölgelerinin aktif hale geldiği tespit edilerek derecelendirilir ve harıta eşliğinde beyin taraması yapılır (Ural, 2008:423). Bugünün en ileri beyin tarama tekniği olan fMRI tüm vücuda oksijen taşıyan alyuvarlardaki hemoglobinin manyetik özelliklerini ölçmektedir. Bilindiği üzere, beyin özel bir görev üzerinde çalışırken daha fazla yakıt (oksijen ve glikoz) talep etmektedir. Bundan dolayı beynin bir bölümü ne kadar yoğun çalışırsa, yakıt tüketimi, dolayısıyla oraya oksijenli kan akışı o kadar artmaktadır. Buradan da anlaşıldığı gibi, fMRI taraması sırasında beynin hangı kısmı kullanılıyorsa, o bölge kıpkırmızı parıldamaktadır. Böylelikle nörologlar bu hareketliliği izleyerek, herhangi bir anda beyinde hangi alanların faaliyet halinde olduğunu saptayabilmektedir. fMRI testinde denekler uzun, dar ve çok güçlü mıknatıslara sahip bir cihaz içerisine uzanmaktadır. Bu mıknatısların aktifleşmesiyle birlikte elektriksel bir alan üretilmektedir. Bu sayede cihaz beyin fonksiyonlarını görüntüye dönüştürmektedir (Akıllıbaş ve Ceylan, 2019:50). ![](_page_0_Picture_3.jpeg) Resim 2. FMRI cihazı K aynak: http://umram.bilkent.edu.tr FMRI cihazı aracılığıyla beyinde ödül, haz, kaygı vb. hisler salgılayan alanlar ıncelenerek uyarıcının tüketicide hangi duygu ve düşünceleri harekete geçirdiği ölçümlenir. Kaliforniya Universitesi'nde (UCLA) yapılan bir araştırmada sıgara karşıtlığı içeriğine sahip olan üç farklı reklam filmi FMRİ yöntemiyle ele alınmıştır. İlk olarak katılımcılara bu reklam filmleri izletilmiş ve reklamın etkinliği ile ilgili olarak puan vermeleri deneklerden talep edilmiştir. Katılımcıların büyük kısmı kadının yarım kalan sıgarayı almak için camdan atladığı filmin kendilerince daha etkili olduğunu belirtmişlerdir. Fakat beyinleri FMRI cihazı ile incelendiğinde izletilen diğer reklam filminin daha etkili olduğu saptanmıştır. Farklı bölgelerde yayınlanan bu üç reklam filmi arasında FMRI sonuçlarına göre en etkili olduğu saptanan reklam filminin yayımlandığı bölgede diğer iki bölgeye göre %30 oranında daha yüksek geri dönüş olduğu belirlenmiştir (Zeytun, 2014). ![](_page_0_Picture_0.jpeg) Resim 3. FMRI Ölçüm Görseli K aynak: http://brainandmarketing.blogspot.com Yapılan araştırmalar tüketicinin bir ürünü satın alma kararı verirken 2,5 saniye kadar kısa bir sürede karar verdiğini göstermektedir. FMRI cihazıyla satın alma esnasında beynin satın alma merkezi aktifleşir. Beyin satın alma kararı verirken bu bölgelerde daha fazla miktarda kan akışı izlenir. Birey satın almaya karar verdiği zaman, beynin arka kısmında yer alan görsel korteks faaliyete geçer (Tüzel, 2010:167). Tablo 2. Nöropazarlama Araştırmalarında Kullanılan Fonksiyonel Manyetik Rezonans Görüntüleme (fMRI) Tekniğinin Genel Değerlendirilmesi: Ölçülenler, Kullanım Alanları, Avantajları ve Limitleri | Olçülenler | Kullanım Alanları | |--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------|------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------| | Hafiza kodlama<br>Duyusal algılama<br>Duygusal ilişki<br>Istek<br>Güvenilirlik<br>Marka sadakati ve bağlılığı<br>· Markaların tercih sebebi<br>· Markaların hatırlanabilirliği | · Yeni ürünlerin etkisinin ölçülmesi<br>• Yeni kampanyaların etkisinin ölçülmesi<br>· Reklamların geliştirilmesi ve etkilerinin<br>ölçülmesi<br>· Bir video ya da reklamda yer alan önemli<br>kesitlerin tespit edilmesi<br>· Ambalaj tasarımının etkisinin ölçülmesi<br>· Fiyat etkisinin ölçülmesi<br>Marka Konumlandırma<br>· Tercih tahminlerini belirleme<br>· Ihtiyaçların tespit edilmesi<br>Reklamlarda<br>kullanılması<br>ünlü<br>etkilerinin ölçülmesi. | | Ustünlükler | Sınırlılıklar | | · Beyin aktivitelerini mekansal olarak Yüksek<br>kalitedeki çözünülürlükle ölçme.<br>olusan psikolojik<br>durumların<br>· Beyinde | Çok yüksek maliyete sahiptir.<br>Araştırmaya<br>katılan<br>katılımcıların<br>sabit durması<br>süresince<br>araştırma | - yorumlanmasına imkân oluşturur. - Tüketicilerde satın alma sürecinde oluşan sinirsel işlemlerin yerini tespit eder. - · Bilişsel ve duygusal tepkilerin ölçülmesinde sağlıklı ve güvenilir veriler sunar. - · Beyinin kimyasal hızında oluşan gelişmeleri ve beyin sıvılarının akışındaki değişikliklerin ölçülmesi. - Anlık olarak gerçekleşen süreçleri ölçmede yetersiz kalması - Ölçeklenemez gerekir. - Gelişim aşaması tamamlanmamıştır. - Elde edilen verilerin değerlendirme aşaması oldukça karmaşıktır. - Kişisel verilerin korunamaması gibi riskler Kaynak: Bercea 2013 ## 3.3.1.3. Pozitron Emisyon Tomografi (Positron Emission Tomography- PET) PET olarak da kısaltılan positron emisyon tomografisi, 2000'li yıllardan itibaren tüm dünya ile paralel şekilde ülkemizde de kullanılmaya başlanmış olan bir tetkik yöntemidir. Bu yöntem ile insan vücudundaki organ ve dokuların aktivitesi ölçülebilmektedir. Bu yöntem, detaylı anatomik bilgiyi sağlayan ve CT veya BT denilen tomografi ile birleştirildiğinde ise, çeşitli enfeksiyon hastalıkları, sarkoidoz gibi akciğer hastalıkları ve alzheimer demans ayırımı gibi pek çok alanda oldukça faydalı bilgiler sağlamaktadır ancak halen tıpta en yaygın kullanım alanı, kanserlerdir. Yöntemin temel çalışma prensibi, kanserli hücrenin normal hücreden daha hızlı ve kontrolsüz çoğalmasına dayanır. Yüksek aktivite gösteren bu hücrelerin enerji ihtiyaçları da, normalden fazladır. Kanserli hücrelerin bu süreçte en sık kullandığı maddelerden biri olan gilkoz yani şeker, radyoaktif olarak işaretlendikten sonra uygun koşullarda hastaya verildiğinde, kanserli dokunun yeri saptanabilmektedir. Bugün için PET-CT, gerek akciğer organlardaki kanserin ilk teşhis aşamasında doğru yerden biyopsi alınması, tedavi öncesi kanserin yaygınlığının belirlenmesi ve hastalığın evrelendirilmesi tedavinin planlanması ve tedaviye yanıtın değerlendirilmesinde sıklıkla kullanılır (https://toraks.org.tr). Pozitron emisyon tomografi (PET) taraştırmacıların radyoaktif ligandları katılımcının kan dolaşımına enjekte ettikleri ve beyinde nasıl biriktiğini kaydettikleri bir yöntemdir. Bu yöntem, insan davranışını etkileyen maddelerin (dopamin, glikoz, serotonin vb.) beyinde nasıl dağıldığını anlamak için kullanılabilir ancak radyoaktif materyalın katılımcı sağlığı üzerinde olumsuz etkileri olabilir (Cosic, 2016: 141). ![](_page_0_Picture_2.jpeg) Resim 4. Pozitron Emisyon Tomografi Cihazı Kaynak:http://www.yeditepehastanesi.com.tr Kişiye çok zayıf bir radyoaktiviteye sahip şeker molekülü içeren çözeltiler damar yoluyla verilerek, vücuda dağılan bu pozitron parçacıkları cihaz yardımıyla tespit edilmektedir. Doku eğer diğerlerine göre daha aktifse ve daha fazla enerji tüketiyorsa hücreler kandan daha fazla şeker almaya başlar ve işaretli şekerlerden çıkan pozitronlar en fazla bu tip dokularda görüntülenmektedir (Canan, 2015: 340). ## Tablo 3. PET'in Kullanım Alanlar, PET'in Sağladığı Ustünlükler Ve Araştırma Sınırlılıkları | Olçülenler | Kullanım Alanları | |-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------|-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------| | · Duyusal Algılama<br>Duyusal Ilişki | · Yeni ürünleri test etme<br>• Reklamların etkilerini ölçme<br>· Ambalaj tasarımlarının etkilerini ölçme | | Ustiinlükler | Sınırlılıklar | | • Yüksek kalitedeki çözünürlükle ölçme<br>· Bilişsel ve duygusal tepkilerin güvenilir ve · fMRI cihazıyla benzerlik göstererek beyin<br>geçerli ölçülmesi<br>· Beyindeki metabolik aktivitelerin takip<br>edilmesi<br>· Beyinde yer alan kimyasal değişimleri ve · Yüksek maliyete sahip olması<br>meydana gelen değişikliklerinin ölçülmesi<br>sağlanır | · Radyoaktif materyallerin kullanılması ve<br>ömrünün kısa olması<br>zamansal<br>faaliyetlerinin<br>olarak<br>ölçülmesinde<br>veriler<br>elde<br>sağlıklı<br>edilememesi<br>beyinde mevcut olan sıvılarının akışında • Kişisel verilerin korunamaması gibi riskler<br>taşıması<br>· Radyoaktif maddelerin içerdiğinden ötürü<br>çevre dostu olmaması. | Kaynak: Bercea 2013 ## 3.3.1.4. Manyetik beyin grafisi (Magnetoencephalography-MEG) MEG cihazı, 1960'lı yılların ortalarında ortaya çıkmakla birlikte ve son dönemlerde beynin manyetik bölgelerinin ölçülmesi ve görüntülenmesi hususunda yaşanan gelişmeler sebebiyle adından söz ettirmiştir. Beyinde yer alan nöronlar arasında oluşan elektrokimyasal sinyaller sonucunda beyin aktiviteleri meydana gelmektedir (Morin,2011:134). Manyetoensefalografi, çok hassas manyetometreler kullanarak beyinde doğal olarak oluşan elektrik akımları tarafından üretilen manyetik alanları kaydederek beyin aktivitesini haritalamak için fonksiyonel bir nörogörüntüleme tekniğidir. (https://en.wikipedia.org) MEG; beyinde oluşan elektriksel aktivite kaynaklı, manyetik bölgelerdeki küçük değişikliklere karşı aşırı derecede hassas olan kafa derisi üzerine yerleştirilmiş birden fazla sensörü kullanan beyin görüntüleme metodudur. Bundan dolayı sınırsel aktivitenin ölçümü olarak tanımlanır (Hansen vd., 2010: 7). Manyetoensefalografi (MEG), beyni aktif olarak çalışırken kaydetmenin ve değerlendirmenin en yeni, en gelişmiş yöntemidir. Bu kayıt, normal nöronların devam eden fonksiyonunun doğrudan bir ölçümünü sağlar ve arızalı nöronların yerini saptayabilir. MEG, ya beynin spontan aktivitesini değerlendirmek (örn. epilepsi için) ya da belirli dış uyaranlara tepkisini kontrol etmek için (örn. motor ve duyusal alanların, dil, görme ve diğer işlevlerin haritalanması için) kullanılabilir. ![](_page_0_Picture_0.jpeg) Resim 5. Manyetik Beyin Grafisi (MEG) Cihazı K aynak: https://stbil.sdsu.edu Uç boyutlu olan M.E.G. zamana bağlı çözünürlüğü çok yüksek olan bir cihazdır. Yüksek maliyeti olduğu için nöropazarlama araştırmalarında çok sık kullanılmamaktadır. Bu cihaz sayesinde beyin hücreleri arasında gelen minik elektriksel akımlar okunabilmektedir. MEG cihazının taşınabilir olması ve daha düşük maliyetlerde uygulanması araştırmacılar tarafından daha çok tercih edilmektedir (Behremen, 2015:88). Beyin hücreleri (nöronlar), küçük elektrik voltajları üreterek birbirleriyle etkileşime girer. Elektrik akımının akışı, daha sonra hassas manyetik sensörler kullamılarak kaydedilebilen bir manyetik alan üretir. Beyin tarafından üretilen manyetik alanın gücü çok küçük olduğundan, sinyali almak için çok özel enstrümantasyon gereklidir. Bu algılama sistemleri, SQUID (süper iletken kuantum girişim cihazları) adı verilen cihazlarla birleştirilmiş küçük, yüksek çözünürlüklü bobinlerden oluşur. Bu özel sensörlerin 300'den fazlası bir kaskın içine yerleştirilmiştir ve yüksek çözünürlük yetenekleriyle tüm kafa kapsama alanı sağlar. Tüm bu sensörler tarafından kaydedilen sinyallerin kalıpları analiz edilerek kaynakların konumu, gücü ve yönü çıkarılabilir. MEG taraması noninvaziv ve ağrısızdır. Enjeksiyon, radyoaktivite veya güçlü manyetik alanlar içermeyen MEG, çocuklar ve yetişkinler için güvenlidir. Bazı görüntüleme testlerinin aksine, makine sessizdir ve neredeyse hiçbir zaman klostrofobi hissi yaratmaz. MEG testi sırasında, beyin aktivitesi normalde hem uyanıklıkta hem de uykuda kaydedilir (https://my.clevelandclinic.org/). ## Tablo 4. MEG'in Kullanım Alanlar, MEG'in Sağladığı Ustünlükler Ve Araştırma Sınırlılıkları | Olçülenler | Kullanım Alanları | |----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------|----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------| | Algı<br>●<br>Dikkat<br>Hafiza | · Yeni ürünlerin etkisinin ölçülmesi<br>Reklamların etkisinin ölçülmesi<br>●<br>• Urün ambalaj tasarımlarının etkisinin<br>ölçülmesi<br>İhtiyaçların belirlenmesi<br>●<br>Duyuların ölçülmesi<br>● | | Ustiinlükler | Sınırlılıklar | | · Iyi zamansal çözünürlüğü mevcuttur<br>· Bilişsel ve duygusal tepkilerin ölçülmesinde<br>sağlıklı ve güvenilir veriler sunar.<br>· Beyinin kimyasal hızında oluşan gelişmeleri<br>ve beyin sıvılarının akışındaki değişikliklerin<br>ölçülmesi. | Deneylerin<br>manyetik<br>alanının<br>●<br>yapılması<br>etkilemediği<br>yerde<br>gerekmektedir.<br>Beynin aktif<br>olan bölgesi EEG<br>yönteminden daha iyi olsa da tam olarak<br>tespit edilemez<br>Olçeklenemez<br>· Pahalı bir yöntemdir. Ekipmanları<br>maliyetlidir<br>· Kişisel verilerin korunamaması gibi<br>riskler<br>· Veri analiz süreci zorluklar barındırır. | ## Biyometrik Ölçümler 3.3.2. Biyometrik ölçümler biyolojik tepkilerin ölçümü için kullanılmaktadır. Bilinçaltı tepkiler, sinirler aracılığıyla beynin vücuda gönderdiği sinyallerle yüz kaslarındaki istem dışı kasılmalar, ciltteki elektrik yayılımı, nabız, göz bebeklerinin hareketleri, terleme ve solunum gibi biyometrik tepkilere dönüşmektedir. Biyometrik ölçümleme tekniklerini şu şekilde sırlamak mümkündür (Sarı vd., 2019:1136). - · Göz Izleme Tekniği (Eye-tracking) - · Yüz Okuma Tekniği (FacingCoding) - GSR (Galvanic Skin Response Galvanik Deri Tepkisi ## 3.3.2.1 Eye Tracking-Göz İzleme Tekniği Göz izleme, bir bilgisayarın veya başka bir cihazın bir kişinin nereye baktığını bilmesini sağlayan bir sensör teknolojisidir. Bir göz izleyici, kullanıcının varlığını, dikkatini ve odağını tespit edebilir. İnsan davranışına ilişkin benzersiz iç görüler sağlar ve çok çeşitli cihazlarda doğal kullanıcı ara yüzlerini kolaylaştırır. Gözleri kullanarak bir bilgisayarı kontrol etme yeteneği, konuşamayan veya ellerini kullanamayan insanlar için de hayati önem taşımaktadır. (https://www.tobii.com) Göz hareketlerini incelemek, neyin gerçekten dikkatimizi çektiğine ve hangi bilgileri işlediğimize dair benzersiz bilgiler sağlar ve bu bilgiler daha sonra davranışı, karar vermeyi ve duyguları neyin etkilediğini anlamak için kullanılır. Gözleri bir ekranda "işaretçi" olarak kullanarak, göz izleme, kullanıcı ellerini girdi biçimi olarak kullanamadığında veya kullanmak istemediğinde bilgisayarlar ve diğer cihazlarla etkileşimi kolaylaştırır (https://www.tobii.com). ![](_page_0_Picture_2.jpeg) ![](_page_0_Picture_3.jpeg) Resim 6. Eye- tracking Cihazı Kaynak: https://pazarlamailetisimi.com/ Eye-tracking aracılığıyla araştırmaya katılan katılımcının kendisine sunulan uyarıcıda, daha çok nereye ve ne kadar süre ile baktığı hususlar tespit edilmeye çalışılır. Olçme sonucunda elde edilen veriler değerlendirilmek amacıyla ilgili programlar vasıtasıyla somutlaştırılmakta vs. rapor haline getirilmektedir. Bununla birlikte katılımcı birden fazla uyarıcıyla karşı karşıya kaldığında hangisine daha fazla dikkat kesilmekte ya da hangisine daha az yoğunlaştığını belirlemek için de veriler elde edilmektedir (Baş ve Tüzün, 2014: 221). Göz izleme uzun yıllardır kullanılan önemli nörobilim yöntemlerindendir. Bu yöntem önceki yıllarda göz izleme cihazının taşınabilir olmaması nedeniyle yalnızca üniversitelere ait araştırma merkezlerinde kullanılmıştır. Fakat son yıllarda gelişen teknolojiler ile taşınabilir hale gelen ve kullanımı kolaylaşan göz izleme cihazları akademik alanlarla beraber ticari araştırmalar da kullanılmaya başlanmıştır (Maughan vd. 2007: 336). Duchowski, (2007) ve Zurawiki'nin (2010) açıkladığı gibi, Eye-tracking tekniğinde, katılımcıların göz hareketleri takip edilerek uyarıların okunma şekli, bakış dağılımı ve sürelerine dair analizler yapılmakta ve bu analizler ışığında, katılımcının ilgisini ve bilişselliğini nasıl etkilediğini gözlemlememize yardımcı olur. Ayrıca Eye-tracking tekniğinde kesintili ve sabit olmak üzere iki tip göz hareketi vardır. Bu metodolojinin sınırlamaları, diğer biyometrik olanlarla ortaktır. Göz izlemeyi destekleyen teori, gözbebeği genişlemesinin ve daha uzun göz kırpma aralığının, deneğin bilgiyi daha iyi işlemesine karşılık geleceğini belirtir (Sebastian, 2014:756). ![](_page_0_Picture_1.jpeg) Resim 7. Eye Tracking Uygulaması ## K aynak: https://sightcorp.com Göz izleme, bakış açımız olarak da bilinen nereye baktığımızı ölçme sürecini ifade eder. Bu ölçümler, gözlerin pozisyonunu ve yaptıkları hareketleri kaydeden bir göz takip cihazı tarafından gerçekleştirilir. Yakın kızılötesi ışık, gözlerin merkezine (göz bebeği) doğru yönlendirilir ve hem göz bebeğinde hem de korneada (gözün en dıştaki optik elemanı) algılanabilir yansımalara neden olur. Bu yansımalar – kornea ve göz bebeği arasındaki vektör – bir kızılötesi kamera tarafından izlenir. Bir kızılötesi ışık kaynağı (ve dolayısıyla algılama yöntemi), bakış yönü ölçümünün doğruluğu, gözbebeğinin net bir sınırına (ve saptanmasına) ve kornea yansımasının saptanmasına bağlı olduğundan gereklidir. Normal ışık kaynakları (sıradan kameralarla) çok fazla kontrast sağlayamaz, bu da kızılötesi ışık olmadan uygun miktarda doğruluğun elde edilmesinin çok daha zor olduğu anlamına gelir. Görünür spektrumdan gelen ışığın kontrolsüz aynasal yansıma oluşturması muhtemeldir, kızılötesi ışık ise göz bebeği ve iris arasında kesin bir ayrım yapılmasına izin verir - ışık doğrudan göz bebeğine girerken, sadece iristen "seker". Ayrıca kızılötesi ışık insanlar tarafından görülmediği için gözler takip edilirken herhangi bir dikkat dağınıklığına neden olmaz. (https://imotions.com/blog/eye-tracking-work/) ![](_page_0_Picture_0.jpeg) Resim 8. Gözbebeği merkezinin konumu, kornea yansımasındaki nispi fark ve bakış yönleri ## K aynak: https://imotions.com Pek çok farklı göz takip cihazı olsa da iki ana tipi vardır bunlar ekran tabanlı göz izleme ve göz izleme gözlükleridir. Çeşitli alanlarda ve araştırma alanlarında kullanılırlar, ancak nasıl kullanıldıkları ve sonuç olarak sağladıkları veriler farklılık gösterebilir. Ekran tabanlı göz izleyiciler ( masaüstü, sabit veya uzak olarak da adlandırılır ) ![](_page_0_Picture_0.jpeg) Resim 10. Göz izleme gözlüğü Kaynak: https://imotions.com Adından da anlaşılacağı gibi, mobil cihazlar gözlerin yakınına takılır (genellikle gözlük çerçevelerine monte edilir) ve katılımcıların serbestçe hareket etmesine izin verir. Açıkçası, çalışma tasarımınız görevlerin doğal bir ortamda yapılmasını gerektiriyorsa, bu bir artıdır. Olumsuz tarafı, büyük miktarda hareket varsa (sporda olduğu gibi) kayıt sırasında gözlük potansiyel olarak kayabilir (https://imotions.com). Göz izleme bakış noktasını ya da bir gözün başa göre hareketini ölçme işlemidir. Göz izleyiciler, görsel sistem araştırmalarında, psikodilbilimde, pazarlamada, insanbilgisayar etkileşimi için bir giriş aygıtı olarak kullanılır (https://en.wikipedia.org). Ozetle, göz takibi şunları ortaya çıkarabilir: - · Insanların ekranda veya gerçek dünyada neye baktığı - Belirli görsel öğelere dikkat edildiğinde - Her bir fiksasyonun ne kadar sürdüğü - Görsel öğelerin sabitlendiği sıra - Bir kişinin bakışı daha önce bakılan bir görsel öğeye dönerse Ancak göz takibi tek başına şunları ortaya çıkaramaz: - Bir kişi neden belirli bir görsel öğeye baktı? - Görsel bir sahneye baktıklarında nasıl hissettikleri Bilgisayar teknolojisinin gelişmesiyle birlikte, göz izleme, insanların nereye, ne zaman ve neye baktığını nesnel olarak izlediği için görsel dikkatin ölçülmesini sağlayan insan davranışı araştırmalarında müdahaleci olmayan, uygun fiyatlı ve kullanımı kolay bir araç haline gelmiştir. Uygulama ve ölçüm kolaylığı göz önüne alındığında, göz izleme teknolojisinin, hızla büyüyen çeşitli akademik ve ticari disiplinler arasında, yukarıda belirtilen konuların çok üzerinde ve ötesinde artan bir popülerlik bulması şaşırtıcı değildir (https://imotions.com/blog/eye-trackingwork/). ## • Göz İzleme Metrikleri ve Terimleri Göz izleme, insanların nereye, ne zaman ve neye baktığını nesnel olarak izlediği için görsel dikkatı ölçmeyi mümkün kılar. Göz izleme araştırmasında kullanılan çeşitli farklı metrikler vardır , ancak daha yaygın olanlardan bazılarına aşağıda genel bir bakış verilmiştir (Köylüoğlu; 2018:72). - · Bakış noktaları: Göz izleme literatüründe kesinlikle en belirgin metrikler. Bakış noktaları temel ölçü birimini oluşturur - bir bakış noktası, göz izleyici tarafından yakalanan bir ham örneğe eşittir. - Fiksasyonlar: Bir bakış noktası bir süre korunursa, bir sabitleme, gözlerimizin belirli bir nesneye kilitlendiği bir dönem haline gelir . - · Ilgi alanları (AOI): Analizi uyaran üzerindeki belirli bölgelere yoğunlaştırmak için bir AOI tanımlanabilir - bu, istenirse diğer AOI'lerle karşılaştırılabilecek bir bölgedir. - İsı Haritaları: Birısı haritası, belirli bir uyaran üzerinde bir kaplama olarak zaman . içindeki sabitleme konumlarının görselleştirilmesidir. Bunlar gruplar arasında veya katılımcılar arasında karşılaştırmak için toplanabilir. - Sabitleme sekansları: Sabitlemelerin gerçekleştiği sırayı ve yönü detaylandırarak, bir . - katılımcının dikkatini ilk neyin çektiğini ve uyarana nasıl bakıldığını görmek mümkündür. - Ilk Sabitleme Süresi (TTFF): Yukarıdakine benzer şekilde, uyaranın başlangıcı ile tanımlanmış bir bölgenin görüntülenmesi arasındaki süre, belirli bir AOI'nin ilk görüldüğü zaman hakkında bilgi sağlar. Bu, görsel bir sahnede neye dikkat edildiğini (ve neyin olmadığını) değerlendirmek için bilgilendirici olabilir. Bu göz izleme metrikleri genellikle görsel dikkatı izlemek için kullanılsa da, sadece dikkatin ötesine geçen, fizyolojik uyarılmanın bir temsilcisi olarak pupillometri (gözbebeği boyutunun bir ölçüsü) kullanmak da mümkündür. Katılımcı hakkında potansiyel olarak daha fazla bilgi sağlayabilecek diğer ölçümler arasında ekrana olan mesafe, oküler verjans ve yanıp sönmeler yer alır (https://imotions.com). davranışlarına karşı daha farkındalık ve hassasiyet de sağlayabilir. Bu tür beceriler psikoterapistler, görüşmeciler ve iletişim alanında çalışan herkes için faydalıdır (https://www.paulekman.com). Yüz duyguları yansıtmaktadır. Paul Ekman 1978 senesinde insanların gerçek duygularını tespit etmek için yüz okuma yöntemini ortaya atmış ve yöntemi Facial Action Coding System (FACS) olarak adlandırmıştır. Yüz okuma tekniğinde, genellikle uzmanlar insanların yüz ifadelerini video şeklinde, yavaşlatarak izleyip, mikro ifadeleri incelemektedirler. Nöropazarlama bu yöntemi etkin bir şekilde kullanmaktadır. Tüketici davranışları analizi olarak yüz okumayı yoğun bir şekilde kullanırlar Pratik açıdan deney kişileri temelde karşı karşıya almaktadır ve uyarıcı ile aynı zamanda yüz ifadelerini belirlemeye yorumlamaya ve analiz etmeye çalışır. Bu işlem sırasında, test edilen kişi gözlem altında tutulduğu gerçeğinin farkındadır (Yeşilot ve Dal, 2018: 43 ). | Upper Face Action Units | | | | | | |-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------|------------|------------|------------|--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------|-----------| | AU 1 | AU 2 | AU 4 | AU 5 | AU 6 | AU 7 | | | | | | | | | Inner Brow | Outer Brow | Brow | Upper Lid | Cheek | Lid | | Raiser | Raiser | Lowerer | Raiser | Raiser | Tightener | | *AU 41 | *AIJ 42 | *AU 43 | AU 44 | AU 45 | AU 46 | | | | | | | | | Lid | Slit | Eyes | Squint | Blink | Wink | | Droop | | Closed | | | | | Lower Face Action Units | | | | | | | AU 9 | AU 10 | AU 11 | AU 12 | AU 13 | AU 14 | | | | | | | 产品 | | Nose | Upper Lip | Nasolabial | Lip Corner | Cheek | Dimpler | | Wrinkler | Raiser | Deepener | Puller | Puffer | | | AU 15 | AU 16 | AU 17 | AU 18 | AU 20 | AU 22 | | ﺍﻟﻤﺴﺎﻋﺪ ﺍﻟﻤﺴﺘﻮﻯ ﺍﻟﻤﺴﺘﻮﻯ ﺍﻟﻤﺴﺘﻮﻯ ﺍﻟﻤﺴﺘﻮﻯ ﺍﻟﻤﺴﺘﻮﻯ ﺍﻟﻤﺴﺘﻮﻯ ﺍﻟﻤﺴﺘﻮﻯ ﺍﻟﻤﺴﺘﻮﻯ ﺍﻟﻤﺴﺘﻮﻯ ﺍﻟﻤﺴﺘﻮﻯ ﺍﻟﻤﺴﺘﻮﻯ ﺍﻟﻤﺴﺘﻮﻯ ﺍﻟﻤﺴﺘﻮﻯ ﺍﻟﻤﺴﺘﻮﻯ ﺍﻟﻤﺴﺘﻮﻯ ﺍﻟﻤﺴﺘﻮﻯ ﺍﻟﻤﺴﺘﻮﻯ ﺍﻟﻤﺴﺘﻮﻯ ﺍﻟﻤﺴﺘﻮﻯ ﺍﻟﻤﺴﺘﻮﻯ ﺍﻟﻤﺴﺘ | | | | an and the comments of the comments of the comments of the comments of the comments of the comments of the comments of the comments of the comments of the contribution of the | | | Lip Corner | Lower Lip | Chin | Lip | Lip | Lip | | Depressor | Depressor | Raiser | Puckerer | Stretcher | Funneler | | AU 23 | AU 24 | *AU 25 | *AU 26 | *AU 27 | AIJ 28 | | | | | | | | | Lip | Lip | Lips | Jaw | Mouth | Lip | | Tightener | Pressor | Part | Drop | Stretch | Suck | Resim 11. Facial Action Coding System Uygulaması K aynak: https://www.researchgate.net Yüz Kodlaması, bir bireyin yüz ifadelerinin gözlemlenmesine dayalı olarak duyguları ve yoğunluklarını tespit etmeyi ve nitelendirmeyi mümkün kılan bir tekniktir. Bu sistemde, yüz kası kasılmaları veya gevşemeleri, bir sayı ile tanımlanan "eylem birimlerine" (AÜ) bölümür. Her birim, bir veya daha fazla yüz kasının aktivasyonunu temsil eder. Orneğin, AU 0 nötr bir yüzü temsil eder ve AU 1 "kaşların iç kısmının kaldırılmasına" karşılık gelir. Bu nedenle, bir ifade birkaç eylem birimine karşılık gelebilir. Ifadenin yoğunluğu, A'dan E'ye bir ölçekte not edilir, E maksimum yoğunluktur. Böylece, örneğin 1C, kaşların iç kısmında belirgin veya belirgin bir artış gösterir, ancak çok yoğun değildir. Duyguların yüz-geribildirim teorisi, yüz ifadelerinin duyguları deneyimlemeyle nasıl bağlantılı olduğunun omurga duygu teorisidir. İki önemli savunucu, Charles Darwin ve William James, fizyolojik tepkilerin, yalnızca duygunun bir sonucu olmaktan ziyade, genellikle duygunun ortaya çıkması üzerinde doğrudan bir etkisi olduğunu kaydetti. Bu teorinin destekçileri, duyguların yüz kaslarındaki değişikliklere doğrudan bağı olduğunu öne sürmüşlerdir; örneğin, sosyal bir etkinlik sırasında hoş bir şekilde gülümsemeye zorlanan insanlar, muhtemelen, kaşlarını çatmış veya daha nötr bir yüz ifadesi taşımış olsalar bile, etkinlikte daha iyi vakit geçirirler. Son kırk yılda Yüz İfadesi Analizi alanında psikoloji, işletme, pazarlama ve suç gibi çeşitli alanlara katkıda bulunan çok sayıda araştırma yapılmıştır. Yüz kodlamasının doğru olması için, katılımcının yüzünün iyi ve dengeli bir aydınlatma ile net ve önden kaydı gereklidir (ışıktaki bir değişiklik, okumaları büyük ölçüde etkileyebilir). Bu, bir alışverişçi yolculuk değerlendirmesi sırasında olduğu gibi, katılımcının özgürce hareket ettiği gerçek dünya ortamlarında uygulamayı zorlaştırabilir. Bazı katılımcılar da diğerleri kadar duygu ifade etmezler. Doğal olarak hiçbir şey vermeyen ölü bir yüz ifadesine sahipler, tıpkı profesyonel bir poker oyuncusunun kazanan elini gizlemesi gibi, böylece araştırmacılara herhangi bir yararlı veri sunmayabilir. Bu noktada kullanılan yazılım da hataya açıktır ve ortaya koyduğu verilerdeki bağlamı veya daha ince duygusal ipuçlarını kaçırabilir. Bu nedenlerle (ve daha fazlası), mevcut tüm nöropazarlama teknikleri arasında yüz kodlamasının gelecekteki tüketici davranışlarını tahmin etmede en az etkili olduğu gösterilmiştir (https://www.thescienceofpersuasion.com ). Ancak, bunun birçok olumlu yönü var. Orneğin, yüz kodlama deneyleri müdahaleci değildir ve tek gereken iyi bir kamera olduğundan, aynı anda birden fazla katılımcıdan veri toplamak mümkündür. Karmaşık Yüz Ifadesi Analizi çalışmaları için bir uzman ideal olsa da, daha az sağlam veri toplama, mınımum eğitime sahip hemen hemen herkes tarafından gerçekleştirilebilir. Veri toplama da çoğunlukla otomatik olduğundan, diğer nöropazarlama yöntemlerine kıyasla maliyet oldukça düşükken, geri dönüş süresi nizlıdır. Yüz ifadeleri de evrenseldir - bir gülümseme neredeyse her yerde insanlarda aynı anlama gelir - bu nedenle kültürel farklılıkların hesaba katılmasına gerek yoktur. Genel olarak, Yüz Kodlaması mütevazı bir güvenilirliğe sahiptir ve duygusal ifadenin sağlam bir ölçüsüdür; özellikle ifade edilen duygunun niteliğini ve türünü sağlar. (https://www.thescienceofpersuasion.com ). Tablo 6. Facial Coding'in Kullanım Alanları, İncelenen Konular, EEG'nin Sağladığı Üstünlükler Ve Araştırma Sınırlılıkları | Olçümlenenler | Kullanım Alanları | |-------------------------------------------------------------------------|--------------------------------------------------------------------------------------| | · Bilinçsiz reaksiyonlar | | | 44 yüz kası | | | 23 eylem birimi | · Reklamların test edilmesi | | · 6 ana duygu (öfke, korku, üzüntü, · Film fragmanlarının test edilmesi | | | hoşlanmama, şaşırma, gülümseme- | | | gerçek veya sosyal) | | | Ustünlükler | Sınırlılıklar | | | · Yüz ifadeleri kendiliğinden gelişir ve · Bir eylemin ne zaman gerçekleştiğine veya | | doğaldır. | kodlamanın asgari gereklerini karşıladığına karar | | · Gerçek zamanlı veri sağlamaktadır. | vermede öznellik söz konusudur. | | Kaynak: Bercea, 2013 | | ## 3.3.2.3. (GSR)-Galvanik Deri Iletkenliği Galvanik cilt tepkisi (GSR, elektrodermal aktivite veya EDA şemsiye terimi altına girer), ter bezi aktivitesindeki, duygusal durumumuzun yoğunluğunu yansıtan, aksi takdirde duygusal uyarılma olarak bilinen değişiklikleri ifade eder. Hem pozitif ("mutlu" veya "neşeli") hem de olumsuz ("tehdit edici" veya "üzücü") uyaranların uyarılmada artışa ve cilt iletkenliğinde bir artışa yol açması dikkate değerdir. Bu nedenle GSR sinyali, duygunun türünü değil, yoğunluğunu temsil eder (https://imotions.com). Galvanik Cilt Tepkisi (GSR) Galvanik Cilt Tepkisi (GSR) - Teknolojiler Elektrodermal Aktivite (EDA) ve Cilt Iletkenliği (SC) olarak da adlandırılan Galvanik Cit Tepkisi (GSR), cildin elektriksel özelliklerindeki sürekli varyasyonların ölçüsüdür. , örneğin, insan vücudunun terlemesinin varyasyonunun neden olduğu iletkenlik. GSR analizinin geleneksel teorisi, cilt direncinin ciltteki ter bezlerinin durumuna göre değiştiği varsayımına dayanmaktadır. İnsan vücudunun terlemesi Otonom Sinir Sistemi ( ANS ) tarafından düzenlenir. Ozellikle, otonom sinir sisteminin sempatik dalı ( SNS ) çok uyarılmışsa, ter bezi aktivitesi de artar, bu da deri iletkenliğini artırır ve bunun tersi de geçerlidir. Bu şekilde, cilt iletkenliği, insan Sempatik Sinir Sistemi tepkilerinin bir ölçüsü olabilir. Böyle bir sistem, insanlarda duygusal davranışsal düzenlemeye doğrudan dahil olur (https://www.brainsigns.com). GSR sinyalinin kaydedilmesi çok kolaydır: genel olarak bir elin ikinci ve üçüncü parmaklarına konan sadece iki elektrot gereklidir. İki elektrot arasında uygulanan düşük voltajlı akımın değişimi, EDA'nın ölçüsü olarak kullanılır. Son zamanlarda, yeni ticari sağlık cihazları giderek daha fazla giyilebilir ve süslü (bilezikler, saatler) geliştirildi, bu nedenle bu tür ölçümler sinirbilim ve nöropazarlama alanındaki her araştırma faaliyetinde laboratuvarsız ortamlarda da kullanılabilir (https://www.brainsigns.com). ![](_page_0_Picture_0.jpeg) Resim 12. Galvanik Deri İletkenliği (GSR) cihazı K aynak: https://healthtechinsider.com Galvanik Deri iletkenliği psikolojik ya da fizyolojik uyarılmaya duyarlı el veya ayaktaki derinin elektriksel iletkenliğini ve değişimini ölçer. GSR cihazı çalışmalarda diğer nörobilim tekniklerinde alınan sonuçları desteklemek amacıyla kullanılan bir yöntemdir. Maliyetinin düşük olması, taşınabilir olması ve kolay uygulanabilmesi gibi nedenlerden ötürü diğer çalışma teknikleri desteklenmek istediğinde tercih edilmektedir (Banks vd., 2012;V aliyeva, 2015:83). Tablo 7. GSR' Nin Kullanım Alanları, Incelenen Konular, GSR' Nin Sağladığı Üstünlükler Ve Araştırma Sınırlılıkları | Olçülenler | Kıllanım Alanları | |---------------------------------------------------------------------------------------------------------------|--------------------------------------------------------------------------------------| | · Uyarılma seviyesi | · Pazarlama çalışmalarının etkinlığı | | Üstünlükler | Sınırlılıklar | | · Program gerçek ses ile gerçek<br>uyarılmayı ayrıt edebilmektedir<br>· Uyarılma seviyesinin ölçülebilmesi | · Stres, kaygı, panik gibi duyguların ayrımının<br>sağlıklı bir şekilde yapılamaması | | Kaynak: Bercea, 2013 | | ## 3.3.3.3. Psikometrik Olçümler Psikometrik ölçümler; "kişilerin zihinsel yeteneklerini ve davranış tarzlarını ölçmek amacıyla kullanılan standart ve bilimsel bir yöntemdir." Psikometrik testler ile bireylerin gerekli rol için kişilik özelliklerinin ve yeteneklerinin (ya da bilişsel yeteneklerinin) uygunluğunu ölçmek amacıyla kullanılmaktadır. İşverenlerin çoğu günümüzde, mülakat yaptıkları çalışan adaylarının açığa çıkmayan yönlerini bulmak için bu psikometrik test verilerini kullanmaktadırlar. Bir birey işe alınırken ilk şartları yerine getirenler daha sonra psikometrik testlere tabi tutulurlar. Buradaki asıl amaç adayın işin gereğini yerine getirmeyeceğini tespit etmek ve pozisyona uygun adayların seçimini daraltacak önlemleri devreye sokmaktır (www.psychometricinstitute.com). Nöropazarlama çalışmalarında psikometrik yöntemler de kullanılmaktadır. Psikometrik ölçümlerle beyin aktiviteleri dolaylı olsa da ölçülebilmektedir. Psikometrik ölçümlerin temeli olan örtük çağrışım testi ile uyarıcılara tepki anı ve uyarıcılara karşı oluşan davranışlar ölçümlenebilmektedir (Varan vd.,2015:178; Yücel vd., 2017:117). ![](_page_0_Picture_2.jpeg) ## 3.4. Ülkemizde Akademik Alanda Yapılan Teorik ve ve Uygulamalı Nöropazarlama Çalışmaları Ülkemizde akademik alanda yapılan teorik ve uygulamalı çalışmalar tablo 8'de yer almaktadır. | Y azarlar | Makale<br>T ez<br>Bildiri | l'eori/<br>Deneyse<br>1 | Kullanılan<br>Araç<br>Gereçler | Çalışmanın Konusu | Bulgular | |------------------------------------|---------------------------|-------------------------|-------------------------------------|------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------|-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------| | Ozdoğan,<br>Tolon ve<br>Eser, 2008 | Makale | Teorik | Literatür<br>Taraması | Nöropazarlama Uzerine<br>Kavramsal Bir Çalışma | Nöropazarlamanın 5-10 yıl<br>içerisinde işletmelerin pazarlama<br>stratejilerinin rutin bir parçasını<br>oluşturacağı sonucuna varılmıştır. | | Ural. 2008 | Makale | Teorik | Literatür<br>Taraması | Pazarlamada Y eni<br>Yaklaşım: Nöropazarlama<br>Uzerine Kuramsal Bir<br>Değerlendirme | Bu çalışma, çok<br>tartışılannöropazarlama<br>yaklaşımının gelecekteki<br>araştırmalar için sağlayacağı<br>yararları, olumsuz yanlarını ve<br>sınırlarını kuramsal temelde<br>irdelemeyi hedeflemiştir. | | Tüzel, 2010 | Makale | Teorik | Literatür<br>Taraması | Tüketicilerin Zihnini<br>Okumak: Nöropazarlama<br>ve Reklam | Nöropazarlama insan zihninde<br>olup bitenlere ışık tuttuğundan<br>gelecekte pazarlama yöneticileri<br>ve reklam verenler tarafından daha<br>yaygın bir biçimde kullanılacaktır. | | Çubuk, 2012 | l ez | Teorik | Betimleme<br>ve Kaynak<br>Taraması | Pazarlamada Uygulamaya<br>Yönelik Yeni Bir<br>Yaklaşım: Nöropazarlama | Nöropazarlamanın gündeme<br>gelmesiyle anket ve odak<br>çalışmalar sırasında deneklerin<br>yalan söyleme ihtimalini<br>nöropazarlama ortadan<br>kaldırmaktadır. | | Ütkutuğ ve<br>Alkibay,<br>2013 | Makale | Teorik | Literatür<br>Taraması | Nöropazarlama: Reklam<br>Etkinliğinin<br>Psikofizyolojik<br>Tekniklerle<br>Değerlendirilmesi Uzerine<br>Yapılmış Araştırmalarının<br>Gözden Geçirilmesi | Nöropazarlama araştırmaları<br>incelendiğinde, reklam etkinliğini<br>qeleneksel yaklaşımla<br>değerlendiren yöntemlerin açığa<br>çıkartamadığı tepkilerin tespit<br>edilebildiği görülmüştür. | | Giray ve<br>Girişken,<br>2013 | Bildiri | Deneysel | EEG | Gözün Bilinç Seviyesinde<br>Duyumsayamadığı<br>Uyaranları<br>Beynin Algılaması<br>Mümkün müdür?<br>Nöropazarlama<br>Yöntemi ile Olçümleme<br>Üzerine Deneysel Bir<br>Tasarım | Kişiler teknik olarak gözlerinin<br>önünden geçen objeleri görmeseler<br>bile bilinçdışında demografik<br>özellikleriyle tutarlı bir tepki<br>ortaya koyabilmektedir. İkinci<br>bulgu ise özellikle basılı ve görsel<br>pazarlama iletişim araçlarında<br>kadın ürünleri için kadın<br>mankenler kullanılacağı zaman iki<br>kere düşünmek gerekebilir | | Yücel ve<br>Çubuk, 2013 | Makale | Teorik | Literatür<br>Taraması | Nöropazarlama ve<br>Bilinçaltı Reklamcılık<br>Yaklaşımlarının<br>Karşılaştırılması | Bilinçaltı reklamcılık<br>veNöropazarlama kavramları<br>açıklanarak çeşitli örneklemelerle<br>kıyaslama yapılmakta böylece bu<br>iki alanın farklılıkları ortaya<br>konulmuştur. | | Aytekin ve<br>Kahraman,<br>2014 | Makale | Teorik | Literatür<br>Taraması | A New Research<br>A pproachMarketing: Neuro<br>marketing: Pazarlamada<br>Yeni Bir Araştırma<br>aklaşımı: Nöropazarlama | Pazarlamacılar için yeni ve farklı<br>bir yöntem olan nöropazarlamanın<br>kavramsal bir değerlendirmesi<br>yapılmış ve farklı amaçlar<br>doğrultusunda yürütülmüş | Tablo 8. Ülkemizde Akademik Alanda Yapılan Teorik ve Uygulamalı Nöropazarlama Çalışmaları | | | | | | nöropazarlama araştırmalarına<br>ilişkin örnekler verilmiştir. | |--------------------------------|---------|--------------------|-------------------------------|-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------|------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------| | Yücel ve<br>Çubuk, 2014 | Makale | Teorik | Literatür<br>Taraması | Nöropazarlama<br>Penceresinden Marka<br>Değeri | Marka değeri oluşum aşamaları<br>tüketici istekleri göz önüne<br>alınarak değerlendirilmiştir.<br>Ureticilerin bu istekler<br>doğrultusunda oluşturduğu<br>stratejiler ve planlamalar<br>çerçevesinde tüketici gözünde<br>marka değerinin oluşması çift<br>yönlü bir ilişkiyi detaylı bir<br>şekilde ortaya koymuştur. | | Yücel ve<br>Çubuk, 2014 | Makale | Deneysel | EEG | Bir Nöropazarlama<br>Araştırmasının Deneysel<br>Yolculuğu ve<br>Araştırmanın İlk İpuçları | EEG cihazı kullanımı sonucunda<br>dikkat edilmesi gereken kurallar<br>tespit edilmiştir. Bu kurallardan<br>herhangi birine uyulmadığında<br>deney sonucu hatalı<br>değerlendirilmektedir. | | Akın ve<br>Sütütemiz,<br>2014 | Makale | Uygulama | Mülakat | Nöropazarlama ve<br>Uygulamacıların<br>Perspektifinden Etik Yönü | Araştırma kapsamındaki<br>şirketlerden biri NMSBA'nın etik<br>kuralları hakkında bilgi sahibi<br>iken, diğerinin bilgi sahibi<br>olmadığı ortaya çıkmıştır.<br>Nöropazarlama çalışmaları<br>yürütecek şirketlerin NMSBA'nın<br>etik kurallarını benimsemelerine<br>ihtiyaç bulunduğu tespit edilmiştir. | | Bilgiç, 2014 | l ez | Teorik | Literatür<br>Taraması | A contemporary marketing<br>technique: neuromarketing<br>Çağımızın Pazarlama<br>Tekniği: Nöropazarlama | Herhangi bir reklamın etkisini<br>geleneksel pazarlama yaklaşımının<br>aksine nöropazarlama arttırır. | | Akın, 2014 | Tez | Uygulama | Betimsel<br>Analiz<br>Tekniği | Pazarlama Araştırmacıları<br>Perspektifinden<br>Nöropazarlama: Keşifsel<br>Bir Araştırma | Nöropazarlama teknikleriyle<br>yürütülen çalışmalar neticesinde<br>elde edilen bulgular, pazarlama<br>bileşenlerinin ve stratejilerinin<br>oluşturulmasında kullanılmıştır. | | Bozoklu,<br>Alkibay,<br>2014 | Bildiri | Deney,<br>Uygulama | Anket,<br>EMG | Nöropazarlama<br>Kapsamında Tv<br>Reklamlarına<br>Yönelik Duygulanım<br>Tepkilerinin<br>Değerlendirilmesi:<br>Yüz Kasları Analızı İle<br>Anket Yönteminin<br>Karşılaştırılması | Yüz kasları hareketi analızı ile<br>anket yönteminin aksine, duygu<br>değeri<br>ve uyarılma düzeyi açısından her<br>reklam tipi için hem daha detaylı<br>hem de istatistiksel anlamlılık<br>düzeyinde daha hassas sonuçlar<br>sağlanmıştır. | | Solmaz,<br>2014 | Tez | Uygulama | Anket<br>Yöntemi | Nöropazarlama<br>Faaliyetlerinde Bilinçaltı<br>Reklamcılık ve Tüketici<br>Algısı Üzerindeki Etkisi | Reklamlar artık tüketicide istek ve<br>ilgi uyandırmak için akıllıca<br>planlanmaktadır. En önemlisi de<br>isteklerinde ihtiyaçmış gibi<br>tüketicinin zihninde<br>konumlandırmalarını<br>sağlamaktadır. | | Yücel ve<br>Diğerleri,<br>2014 | Bildiri | Uygulama | Anket<br>Yöntemi | Customer Perception<br>Analysis of Stores Within<br>the Framework of<br>Empathic Mind | Katılımcıların satın alma<br>algılamaları ölçülerek algı ve<br>davranışlar arasındaki benzerlikler<br>ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. | | Çevik, 2015 | Tez | Uygulama | Anket<br>Yöntemi | An Awareness Research<br>For Neuromarketing That<br>is A New Scientific Way<br>of Doing Market Research<br>Pazar Araştırması<br>Y apmada Y eni Bir<br>Bilimsel Y ol Olan<br>Nöropazarlama İçin<br>Farkındalık Araştırması | Nöropazarlama yöntemini firmalar<br>kullanarak ürünlerinin dizaynını,<br>fiyatlandırmasını tüketicinin<br>gerçek isteğine bağlı olarak<br>yaparlar. | | V aliyeva,<br>2015 | Tez | Teorik | Literatür<br>Taraması | Tüketici Davranışlarını<br>Etkilemede Y eni Bir<br>İletişim Tekniği<br>Olarak Nöropazarlama<br>İletişimi | Pazarlamacıların değişen şartlara<br>ayak uydurması, tüketicilerin<br>istekleri doğrultusunda hareket<br>etmesi ve etkin şekilde<br>ihtiyaçlarını karşılaması<br>gerekmektedir. | |------------------------------|--------|----------------------------|---------------------------------------|------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------|---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------| | Ceylan ve<br>Ceylan,<br>2015 | Makale | Teorik | Betimlem<br>e<br>Araştırma<br>Yöntemi | Ambalaj Tasarımında<br>Bilinçaltı Mesaj<br>Oğelerinin ve<br>Nöropazarlama<br>Yaklaşımının<br>Kullanımlarının<br>Karşılaştırılması | Ambalajlarda bilinçaltı mesajlar<br>kullanılarak gerçekleştirilmek<br>istenen hiçbir ürünle rekabete<br>girmeden ürünün satın alınması<br>iken<br>nöropazarlama yaklaşımı muadil<br>ürünler ile en iyi şekilde rekabet<br>edebilmenin yolları aramaktır. | | Tayfun ve<br>Oçlü, 2015 | Makale | Uyqulama<br>ve<br>Deneysel | Anket<br>Yöntemi,<br>EEG | Yeşil Pazarlama<br>Uygulamasının Tüketiciler<br>Açısından Algılanmasının<br>Nöropazarlama Tekniği İle<br>Araştırılması | Yeşil pazarlama uygulamalarından<br>reklam filminde bahsetmenin<br>tüketicinin dikkatini çekmedeki<br>rolünün büyük olduğu tespit<br>edilmiştir. | | Göral, 2015 | Tez | Deneysel | FFG | Nöropazarlama<br>Çerçevesinde Farklı<br>Emosyonel Değerliğe<br>Sahip Uyaranların<br>Bellek Üzerindeki<br>Etkisinin Olaya İlişkin<br>Potansiyeller ve<br>Salınımlarla Araştırılması | Analizler sonucunda UDRS<br>resimlerine ilişkin salınımlarda<br>hatırlanan ve hatırlanmayan<br>sözcükler arasında belirgin fark<br>gözlenmezken, şematik yüzlerle<br>gerçekleştirilen deneylerde frontal<br>teta salınımlarının anlamlı<br>derecede farklılaştığı saptanmıştır. | | Ustaahmeto<br>ğlu, 2015 | Makale | Teorik | Literatür<br>Taraması | Nöropazarlama Uzerine<br>Bir Değerlendirme | Sağlıklı sonuçlar elde edebilmek<br>için nöro bilimsel çalışmalar<br>geleneksel veri toplama<br>yöntemleriyle elde edilen verilerle<br>birlikte değerlendirilmelidir. | | Yücel ve<br>diğerleri,<br>2015 | Bildiri | Uyqulama | İçerik<br>A nalizi | A Neuropolitic<br>Experiment on State<br>Leaders on the Grounds of<br>Power, Charisma, Trust<br>and Peacebility | Y apılan araştırmada; nörobılım,<br>nöromarketing ve nöropolitika<br>bağlamında; farklı ülkelerin<br>politik liderlerinin görsel<br>profillerinin- güç, karizma, güven<br>ve barışçıl -unsurlar açısından<br>nasıl algılandığı tespit edilmeye<br>çalışılmıştır. | |--------------------------------|---------|-----------------------|----------------------------------|-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------|------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------| | Yücel ve<br>diğerleri,<br>2015 | Bildiri | Deneysel | EEG | Coffee Tasting<br>Experiment From the<br>Neuromarketing<br>Perspective | Sonuçlar değerlendirilirken;<br>deneklerin sahip olduğu kahve<br>markasını belirleyebileceklerini<br>teyit ettiler. Ancak isimsiz<br>kahveler arasında seçilen kahveyi<br>bulamadıkları belirlendi. | | Yücel ve<br>diğerleri,<br>2016 | Bildiri | Deneysel | EEG | A Neuro-Experimental<br>Design On Cognition Of<br>Cities | Bu çalışmada şehirlerle ilgili<br>görsellerin nasıl algılandığı EEG<br>ile tespit edilmeye çalışılmıştır. | | Ozer, 2016 | Tez | Uygulama,<br>Deneysel | Göstergebil<br>im analiz,<br>EEG | Sigara Karşıtı Kamu<br>Spotlarının Bireyler<br>Üzerindeki Etkisinin<br>Nörogörüntüleme<br>Yöntemiyle Tespit<br>Edilmesi | Kamu spotlarının duygusal<br>bağlamda bireylere hitap etmesi<br>araştırmada elde edilen önemli bir<br>bulgudur. | | Şimşek,<br>2016 | Tez | Deneysel | FFG | Tüketicilerin Otomobil<br>Markaları Üzerindeki<br>Algılarının<br>Nöropazarlama Açısından<br>Olçülmesi. | Araştırmanın sonucunda,<br>tüketicilerin rasyonellikten<br>uzaklaştığı ve şık tasarım, kaliteli<br>hizmet, prestij gibi daha duygusal<br>ve soyut kavramların ön plana<br>çıktığı tespit edilmiştir. | | Bayır, 2016 | Tez | Uygulama,<br>Deneysel | Anket<br>Yöntemi.<br>EEG | Marka Kişiliği Algısının<br>Olçümünde Anket ve<br>Nöropazarlama | Turkcell marka operatörünün 5<br>marka kişiliği boyutundan ve 12<br>marka kişiliği sıfatından, | | | | | | (elektroensefalografi)<br>Yöntemi Üygulaması | görüntüleme yönteminin diğer<br>beyin görüntüleme yöntemlerine<br>daha önemli olduğu görülecektir. | |---------------------------------|------------|-----------------------|--------------------------------|---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------|----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------| | Demirtürk,<br>2016 | Tez | Uygulama,<br>Deneysel | Açık Üçlu<br>soru, EEG | Nöropazarlama Açısından<br>Bilgilenmiş Kullanıcıların<br>Karar Süreci Uzerinde<br>Koku Etkisinin<br>Olçümlenmesi | Kadın hastalıkları ve doğum<br>uzman hekimlerinden oluşan<br>bilgilenmiş kullanıcılara yönelik<br>ürün tanıtımlarında marka<br>kimliklendirme bileşeni olarak<br>koku duyusunun kullanılmasıyla,<br>Y ürününün doğallık vurgusu<br>akılda kalıcı ve ayırt edici şekilde<br>iletildiği gözlemlenmiştir. | | Kömürcüoğl<br>u, 2016 | Tez | Uygulama | Anket | Pazarlama Iletişim<br>Sürecinin Etkinliğini<br>Arttırmada<br>Nöropazarlama: Bir Alan<br>Araştırması | Kitle iletişim araçlarından ankette<br>sık kullanıma göre öncelik sırası<br>internet, televizyon, gazete ve<br>dergi ile radyo şeklinde olmuştur.<br>Yine araştırma sonuçlarına göre<br>en sık kullanılan kitle iletişim<br>aracı internet iken reklamın ikna<br>etme gücü olarak katılımcılara<br>sorulduğunda en yüksek değeri<br>televizyon almıştır. | | Köylüoğlu,<br>2016 | Tez | Uygulama<br>Deneysel | CAPI , Eye<br>tracking,<br>EEG | Nöropazarlamada<br>Davranışsal Deneylerle<br>Reklamın Tüketici<br>Uzerindeki Etkısının<br>Araştırılması | CAPI araştırmasına göre, reklam<br>filminin ürüne olan katkısı<br>düşüktür ancak markaya olan<br>katkısının yüksek olduğu açıkça<br>görülmüştür. | | Akgün ve<br>Ergün, 2016 | Makal<br>e | Teorik | Literatür<br>Taraması | Y eni Bir Pazarlama<br>Yaklaşımı Olarak<br>Nöropazarlama Uzerine<br>Kuramsal Bir Araştırma | Nöropazarlama ile ilgili genel<br>tanımlamalara, kullanılan<br>nöropazarlama araştırma<br>tekniklerine, nöropazarlama<br>kavramının etik boyutuna ve<br>nöropazarlama ile ilgili dünyada<br>ve Türkiye'de yapılmış olan<br>çalışma örneklerine yer<br>verilmiştir. | | Sadedil,<br>2016 | Tez | Uygulama,<br>Deneysel | Anket,<br>EEG,<br>LPP | Pazarlama Mesajlarının<br>Etkinliği Açısından<br>Geleneksel Pazarlama<br>Araştırmaları İle<br>Nöropazarlama<br>Araştırmalarının<br>Karşılaştırılması; "Sigara<br>Paketleri Üzerindeki<br>Caydırıcı Mesajların,<br>Sigara Kullanma<br>Alışkanlıkları Uzerindeki<br>Etkisi" | Geleneksel pazarlama<br>araştırmalarında katılımcıların<br>farklı beyanda bulunduğu, beyan<br>ve beyin görüntüleri<br>karşılaştırılarak ortaya konmuştur.<br>Yanlış beyan verilmesi ile<br>doğacak problemleri<br>nöropazarlama araştırmalarının<br>çözebileceği bu araştırma ile<br>ispatlanmıştır. | | Uyar, 2016 | Makal<br>e | Teorik | Literatür<br>Taraması | Pazarlamanın Yeni<br>Yaklaşımı:<br>Nöropazarlama<br>Uzerine Kuramsal Bir<br>Bakış | Nöropazarlama hakkında genel<br>bilgi verilerek araştırmacılara yol<br>göstermiştir. | | Yılmaz ve<br>diğerleri,<br>2016 | Bildiri | Uygulama | İçerik<br>Analizi | Nöropolitika Bağlamında<br>Ulke<br>Liderlerinin Algılanması<br>Uzerine<br>Deneyimsel Bir Çalışma | Yapılan araştırmada; nörobilim,<br>nöromarketing ve nöropolitika<br>bağlamında; farklı ülkelerin<br>politik<br>liderlerinin görsel profillerinin-<br>güç, karizma, güven ve barışçıl -<br>unsurlar açısından nasılalgılandığı<br>tespit edilmeye çalışılmıştır. | | Yücel,<br>Yılmaz,<br>2016 | Bildiri | Teorik | Literatür<br>Taraması | Sosyal Bilimlerde<br>Deneysel Çalışma Aracı<br>Olarak Nöromarketing ve<br>EEG Kullanımı | Nöropazarlama araştırmaları ve<br>kullanım alanları, Nöropazarlama<br>ölçümlerinde kullanılan teknikler<br>ve ölçme araçları, Nöropazarlama<br>ve EEG, Nöropazarlamanın etik<br>yönü ve yönteme getirilen<br>eleştiriler teorik olarak ele<br>alınmıştır. | |----------------------------------|---------|----------|-----------------------|----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------|-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------| | Tunalı,<br>Gözü ve<br>Ozen, 2016 | Makale | Teorik | Literatür<br>Taraması | Pazarlama ve Reklam<br>Araştırmalarında<br>Nöropazarlama Uzerine<br>Yapılmış Araştırmaların<br>Incelenmesi ve Etik<br>Boyutunun Tartışılması | Tüketicilerden geleneksel<br>yöntemlerden farklı içgörüler elde<br>etmeye yönelik, EEG ve göz<br>izleme başta olmak üzere, tüm<br>nöropazarlama araştırma<br>tekniklerinin piyasa ve pazar<br>araştırmalarında tek başlarına<br>kullanılmaları, yalnızca bu<br>araştırma sonuçlarına göre<br>planlama ve pazarlama<br>stratejilerinin oluşturulması riskli<br>görünmektedir | | Değirmen<br>ve Şardağı,<br>2016 | Makale | Teorik | Literatür<br>Taraması | Nöropazarlama<br>Üygulamalarının Etik<br>Bağlamında<br>Değerlendirilmesi | Araştırmada "Nöropazarlama etik<br>açıdan ne kadar uygun?",<br>"Bilimde kullanılan tekniklerin<br>pazarlama amaçlı kullanılması<br>doğru mudur?", "Nöromarketing<br>çalışmaları sonucunda elde edilen<br>bilgiler ne kadar güvenilir ve<br>tutarlıdır?," "Nöropazarlama<br>tekniklerinin pazarlama<br>alanında sağlayacağı avantajlar<br>nelerdir?" sorularına cevap<br>aranmaya çalışılmıştır. | | Coşkun ve<br>Yücel, 2017 | Bildiri | Teorik | Literatür<br>Taraması | Kültürel Turizmin<br>Gelişmesinde<br>Nöropazarlamanın<br>Etkisinin<br>Kuramsal Olarak<br>Incelenmesi | Nöropazarlamanın<br>kapsamını, kullanım alanlarını,<br>zorluklarını ve yapılan eleştirileri<br>değerlendirerek<br>nöropazarlamayı kavramsal olarak<br>inceleyerek kültürel turizmde<br>nöropazarlamayı etkin hale<br>getirmek için bilgi verilmiştir. | | Taş ve<br>Şeker, 2017 | Makale | Teorik | Literatür<br>Taraması | Nöropazarlama ve<br>Yönetim Bilişim Sistemler | Nöropazarlama alanında yapılan<br>çalışmaların<br>bilişim ve işletme bilgisine sahip<br>kişilerle yürütülmesi işlerin daha<br>verimli ve etkin yürütülmesini<br>sağlayacağı sonucuna varılmıştır. | | Tunç, 2017 | Tez | Deneysel | EEG | Reklamlarda Kullanılan<br>Görsellerin Farkındalık<br>Yaratma Etkisinin<br>Nöropazarlama Açısından<br>Incelenmesi | Diş macunu reklamlarının<br>tüketicilerin satın alma davranışı<br>üzerindeki etkileri ölçülmeye<br>çalışılmıştır. | | Üğur, 2017 | Tez | Deneysel | EEG | Retro Pazarlama<br>Üygulamalarının<br>Tüketicilerin Satın Alma<br>Davranışlarına Etkisinin<br>Nöropazarlama Açısından<br>Incelenmesi | Retro Pazarlama anlayışına<br>yönelik olarak yapılan<br>reklamlardaki mesajlara<br>tüketicilerin nasıl tepki verdikleri,<br>tüketicilerin satın alma<br>davranışlarını etkileme düzeyleri<br>ve tüketicinin bilinçaltındaki<br>düşünceleri belirlenmeye<br>çalışılmıştır. | | Yücel ve<br>Gündüz,<br>2017 | Bildiri | Deneysel | EEG | Bölgesel Kalkınmada<br>Girişimci Kadınların Rolü: | Gönüllü katılımcılara "Kadın<br>Girişimcilik" temalı kamu spotu<br>izlettirilecek ve EEG analiz<br>yöntemi kullanılarak bu kamu | | | | | | Başarılı Kadın Girişimci<br>Örneğinin Eeg Analiz<br>Yöntemi Ile Incelenmesi | spotuna karşı vermiş oldukları<br>tepkiler ile kamu spotunun<br>etkinliği tespit edilmiştir. | |-------------------------------------|---------|-----------------------|---------------------------------------|-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------|----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------| | Yücel.<br>Ozdemir ve<br>Gür, 2017 | Bildiri | Deneysel | EEG | Şehirlerin Algılanması<br>Uzerine<br>Nöro-Deneyimsel Bir<br>Tasarım | Deneyimsel olan bu çalışmada<br>araştırmaya katılan gönüllülere<br>şehirler ve o şehirlere ilişkin<br>kavramlar gösterilerek şehirlerle<br>ilgili duygusal algıların<br>belirlenmesi çalışılmıştır. | | Gündüz, Yüc<br>el, ve Atlı,<br>2017 | Bildiri | Deneysel | EEG | Nöropazarlama<br>Çerçevesinde Kadına<br>Yönelik Şiddet Temalı<br>Kamu Spotlarının Eeg<br>Analizi Yöntemi İle<br>Incelenmesi | Gönüllü katılımcılara "Kadın<br>Yönelik Şiddet" temalı kamu<br>spotu izlettirilmiş ve EEG analiz<br>yöntemi kullanılarak bu kamu<br>spotuna yönelik vermiş oldukları<br>tepkiler ile kamu spotunun<br>etkinliği tespit edilmiştir. | | Akan, 2017 | Tez | Uyqulama,<br>Deneysel | Yüzyüze<br>Görüşme<br>Tekniği,<br>EEG | Havayolu Marka Kişiliği<br>Algısının Yüzyüze<br>Görüşme ve<br>Nöropazarlama<br>Yöntemlerinden Eeg ile<br>araştırılması: Bir<br>Uygulama | Araştırmanın sonucunda; her iki<br>yöntemden elde edilen bulguların<br>büyük oranda farklılık gösterdiği<br>tespit edilmiştir. | | Yücel, 2017 | Bildiri | Teorik | Literatür<br>Taraması | Pazarlama ve Beynin<br>etkileşimi: Nöropazarlama<br>Deneysel çalışma<br>Ornekleri | Nöropazarlama yöntem<br>ve araçlarının kullanılarak<br>yapıldığı deneysel<br>çalışma örneklerine yer<br>verilmiştir. | | Bayır, Yücel,<br>ve Gündüz<br>2017 | Bildiri | Deneysel | Eye<br>Tracking | E-Devlet Portalı "nın Ana<br>sayfasının Kullanılabilirlik<br>Ve İşlevsellik Açısından<br>Değerlendirilmesi | Göz izleme cihazı<br>(eyetracker) vasıtasıyla<br>katılımcıların odaklanma<br>sayıları ve odaklanma<br>bölgeleri tespit edilmiştir.<br>Çalışma sonucunda; anket<br>ve göz izleme cihazı<br>(evetracker) ile elde<br>edilen veriler toplanarak<br>e-Devlet Portalı "nın<br>kullanılabilirlik ve<br>işlevsellikleri üzerine<br>araştırma bulguları ve<br>potansiyel çıkarımlar<br>mevcut literatür ışığında<br>karşılaştırmalı olarak<br>sunulmuştur. | | Bayır, Yücel,<br>ve Atlı, 2017 | Bildiri | Deneysel | Eye<br>Tracking<br>Anket | "Eye Tracking (Göz<br>Izleme) Yöntemi Ile Urün<br>Yerleştirmenin<br>Incelenmesi: Apple ve<br>Samsung Markalarının<br>Karşılaştırılması" | Çalışmada; Apple ve<br>Samsung markalarına ait<br>ürün yerleştirme<br>görselleri katılımcılara<br>gösterilerek ve ilgili<br>katılımcıların mevcut<br>görseller üzerindeki<br>odaklanma sayıları,<br>odaklanma süreleri ve 1sı<br>haritaları Eye Tracking | | Yücel, Gür<br>ve Coşkun,<br>2017 | Bildiri | Deneysel | EEG | Trafik Kazaları Temalı<br>Kamu Spotlarının<br>Nöropazarlama<br>Kapsamında EEG Analizi<br>Yöntemi İle İncelenmesi | (Göz Izleme)ile tespit<br>edilmiştir.<br>Yapılan bu çalışmaile<br>bundan sonra yapılacak<br>olan trafik kazaları temalı<br>kamu spotlarının<br>amacınaulaşmasında daha<br>etkili olması ve toplumsal<br>farkındalığın<br>arttırılması için yapılması<br>gerekenler hakkında<br>önerilerde bulunulmuştur. | |----------------------------------|---------|--------------------|---------------------------|------------------------------------------------------------------------------------------------------------------|----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------| | Yücel ve Gür<br>2017 | Bildiri | Deneysel | EEG | Beyin Müzik İlişkisi:<br>Tüketicilerin Reklam<br>Müziklerine Tepkilerinin<br>Nöropazarlama ile<br>Incelenmesi | EEG Yöntemi ile reklam<br>müziklerine tüketicilerine<br>olan tepkileri<br>değerlendirilmiş ve<br>katılımcıların gerçek<br>tepkileri ortaya<br>konulmuştur. Yapılan<br>çalışma ile bu reklam<br>müziğinin etkin olduğu ve<br>katılımcılar üzerinde<br>gerekli mesajları verdiği<br>tespit edilmiştir. | | Salman ve<br>Perker, 2017 | Makale | Nitel<br>Araştırma | Derinlemesi<br>ne Mülakat | Dünya'da ve Türkiye'de<br>Nöropazarlama<br>Çalışmalarının İncelenmesi<br>ve Değerlendirilmesi | Nöropazarlama uzmanları<br>ile<br>derinlemesine mülakat<br>yapılarak, reklamlar<br>üzerine yapılan<br>nöropazarlama çalışmaları<br>ve<br>bulgularına yer<br>verilmiştir. | | Akan, 2018* | Makale | Teorik | Literatür<br>Taraması | Yeni Bir Disiplinlerarası<br>Alan Olarak<br>Nöropazarlama Üzerine<br>Kavramsal Bir<br>Değerlendirme | Bu çalışmada yeni bir<br>disiplinler arası alan<br>olarak nöropazarlamanın<br>kavramsal olarak<br>değerlendirilmesi ve<br>nöropazarlama<br>çalışmalarında kullanılan<br>teknikler ve kullanım<br>alanları konusunda bir<br>inceleme yapılmıştır. | | Yücel ve<br>Şimşek,<br>2018* | Makale | Teorik | Literatür<br>Taraması | Tüketici Davranışlarını<br>Analiz Etmede<br>Nöropazarlama Yöntem ve<br>Araçlarının Kullanımı | Bu çalışmada;<br>nöropazarlamada<br>kullanılan cihaz ve<br>yöntemlerin ayrıntıları<br>üzerinde durularak,<br>pazarlama karması<br>unsurları nöröpazarlama<br>prensipleriyle birlikte ele<br>alınmıştır. | | Bayır vd.,<br>2018* | Makale | Teorik | Literatür<br>Taraması | Geleneksel Pazarlama<br>Karmasının Nöropazarlama<br>Perspektifinden<br>Değerlendirmesi | Bu çalışmada;<br>pazarlamakarması<br>elemanlarının,<br>nöropazarlama<br>araştırmaları<br>perspektifinden<br>uygulamaörnekleri<br>sunulmuştur. | |------------------------------------------|--------|----------|------------------------|----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------|---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------| | Oztürk vd.,<br>2018* | Makale | Deneysel | EEG | Beynimiz ve Dilimiz Aynı<br>mı Konuşuyor? Anket ve<br>EEG Yöntemlerinin<br>Karşılaştırılması | Bu çalışmada geleneksel<br>araştırma yöntemlerinden<br>olan ölçek aracılığı ile<br>toplanan veriler ile<br>nöropazarlama<br>araştırma yöntemlerinden<br>EEG aracılığı ile toplanan<br>veriler karşılaştırılmıştır. | | Sadedil ve<br>Tüzel<br>Üraltaş,<br>2018* | Makale | Teorik | Literatiir<br>Taraması | Nörobilim Araştırmalarında<br>Kullanılan Görüntüleme<br>Yöntemlerinin<br>Nöropazarlama Alanında<br>Kullanılmasına Yönelik<br>Kavramsal Bir Çalışma | Bu çalışmada,<br>nöropazarlama<br>araştırmalarında<br>kullanılan araştırma<br>yöntemleri ele alınmıştır.<br>Hangi pazarlama<br>araştırmalarında, hangi<br>nörobilim araştırma<br>yöntemlerinin<br>kullanılabileceği | açıklanmıştır. | Yağcı<br>vd.,2018* | Makale | Teorik | Literatür<br>Taraması | Nöropazarlama<br>Araştırmalarının<br>Bibliyometrik Bir Analizi | "Web of Science" veri<br>tabanından 351 endeksli<br>makale incelenmiştir.<br>Çalışma sonucunda, NP'ya<br>artan bir eğilimin olduğu,<br>Journal of<br>Marketing Research'un NP<br>çalışmalarının ana kaynağı<br>olduğu ve bu çalışmalarda<br>çoğunlukla birden fazla yazar<br>ile ortak araştırmaların<br>yapılmış olduğu sonuçlarına<br>ulaşılmıştır. | |-----------------------------|--------|----------|-----------------------|--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------|-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------| | S.<br>Sadedil,<br>2018* | Makale | Teorik | Literatür<br>Taraması | Literatürüne<br>Nöropazarlama<br>Etki<br>Nörobilim<br>Eden<br>Alanlarının ve Kavramlarının<br>Nöropazarlama Bakış Açısı<br>İle İncelenmesi | Nöropazarlama alanında<br>yapılan araştırmalarda bazı<br>beyin bölgelerinin ön plana<br>çıktığı sonucuna varılmıştır. | | Özüpek<br>ve<br>Ozer. 2018* | Makale | Deneysel | EEG | Kamu<br>Sigara<br>Karşıtı<br>Spotlarının<br>Bireyler<br>Üzerindeki<br>Etkisinin<br>Nörogörüntüleme Yöntemiyle<br>Tespit Edilmesi | Araştırma bulguları deneye<br>katılan grupta sigara içmeyen<br>bireylerin EEG analiz<br>sonuçlarına göre kamu<br>spotuna verdiği tepkiler<br>kadınlarda daha çok,<br>erkeklerde daha az; sigara<br>içen bireylerin EEG analiz | | | | | | | sonuçlarına göre kadınlarda<br>daha çok, erkeklerde daha az<br>olduğu görülmektedir.<br>Kadınların kamu spotlarını<br>izleme sırasında beyin<br>dalgalarındaki dalgalanma<br>çoğunlukla sağ temporal ve<br>sol frontal bölgede<br>görülmektedir.<br>Tüketicinin Zihni<br>Nöropazarlama ile | |--------------------------------------------------|-----------------|----------|-------------------------|-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------|-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------| | Yücel ve Gür,<br>2018* | Kitap<br>Bölümü | Teorik | Literatür<br>Incelemesi | Is Consumer Mind Readable<br>By Neuromarketing? | Okunabilirmi? Sorusuna<br>literatür çerçevesinde cevap<br>aranmaya çalışılmıştır. | | Akıllıbaş<br>ve<br>Ceylan, 2019* | Makale | Teorik | Literatür<br>İncelemesi | Nöropazarlama<br>Tüketici<br>Perspektifinden<br>Beynine Yapılan Yolculuk | Bu araştırmada<br>nöropazarlama hakkında<br>detaylı bir tanıma yer<br>verilmiş olup daha sonra<br>nöropazarlamanın tarihsel<br>gelişimi, nöropazarlama ve<br>beyin ilişkisi açıklanmış olup<br>son olarak da<br>nöropazarlamada kullanılan<br>yöntemlere yer verilmiştir. | | Yücel<br>ve<br>Şimşek,<br>2019* | Makale | Deneysel | EEG | Measuring Consumer Brand<br>Perceptions<br>in<br>Terms<br>of<br>Neuromarketing by Using The<br>EEG<br>Method:<br>An<br>Experimental Study on The<br>Automotive Industry | Bu çalışma ile araştırmacılar<br>tarafından belirlenen konfor,<br>güvenlik, yakıt tasarımı, şık<br>tasarım, kaliteli hizmet,<br>prestij, performans,<br>dayanıklılık ve kalite<br>değişkenlerine göre EEG<br>cihazı kullanılarak<br>tüketicilerin otomobil marka<br>algıları tespit edilmeye<br>çalışılmıştır. | | Yılmaz,<br>Gazeloğlu<br>ve<br>Altındiş,<br>2019* | Makale | Deneysel | EEG | Prediction of Preference and<br>Effect of Music on Preference:<br>Preliminary Study on<br>A<br>Electroencephalography from<br>Y oung Women | Bu çalışmada nöromarketing<br>uygulanarak yüksek ve ritmik<br>müziğin satın alama tercihi<br>tahmini aşamasında etkisi<br>incelenmiştir Araştımada<br>Eeg aracıkullanılmış olup<br>Burg metoduyla çalışılmıştır.<br>Çalışma s19-24 yaş<br>aralığındaki sağlıklıkadınlara<br>uygulanmıştır. Deneklere<br>müziksiz ve yüksek ve ritmik<br>müzik eşliğinde bir web<br>sitesine ait ayakkabı<br>görselleri gösterilmiştir.<br>Araştırmanın sonunda<br>müziğin olumlu karar alma<br>tercihlerini gözlemlenmiştir.<br>Yüksek ve ritmik müziğin<br>deneklerin olumsuz karar | | | | | | almalarında etkili olduğu<br>saptanmıştır | |-------------|--------------------------------------|-----------------|--------------------------------------------------------------------------------------------------------------|----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------| | Toker, 2019 | Doktora<br>Deneysel<br>l ezi | Eye-<br>Yöntemi | Seçilmiş Reklam Filmlerinin<br>Tracking/Anket Noropazarlama<br>Kapsamında<br>Göz Izleme Yöntemi Ile Analizi | çalışmada<br>filmlerinde<br>Bu<br>reklam<br>çekiciliklerinin,<br>kullanılan<br>reklam<br>reklamın dikkate çekme ve istenilen<br>mesajı iletebilme düzeyine<br>katkıları,<br>beğenisi,<br>tüketicilerin<br>reklam<br>hatırlanabilirlik, marka ve satın alma<br>etkilediği<br>niyetlerini<br>nasıl<br>ile<br>tüketicilerde oluşturduğu tepkileri tespit<br>edilmeye çalışılmıştır. | | Barik, 2020 | Yüksek<br>Deneysel<br>isans<br>Tezi | Eye-Tracking | Eye Tracking Analiz Yöntemi<br>ile<br>Gerilla<br>Pazarlama<br>Örneklerinin Görsel Etkisinin<br>Belirlenmesi | Bu çalışmada Türkiye'de tanınırlığı<br>yüksek 7 markaya ait gerilla reklam<br>tüketicilerin<br>uygulamalarına<br>karşı<br>tepkilerinin tespit edilmeye çalışılmıştır. | | Inan, 2020 | Yüksek<br>Deneysel<br>Lisans<br>Tezi | Eye- Tracking | Yeşil<br>Pazarlama<br>Uygulamalarına<br>Yönelik<br>Görsellerin Eye-Tracking ile<br>İncelenmesi | Bu çalışmada yeşil pazarlama reklam<br>uygulamalarına<br>yönelik<br>içecek<br>(Coca-Cola,<br>Pepsi,<br>markalarının<br>örneği)<br>Doğadan,<br>Lipton<br>marka<br>tepkileri<br>görsellerine<br>tüketici<br>incelenmiştir. | | Emül, 2020 | Yüksek<br>Lisans<br>Tezi | Deneysel | Eye-Tracking | Tüketim<br>Hedonik<br>Reklamlarının Nöropazarlama<br>Açısından Eye-Trackıng ile<br>Incelenmesi | Bu çalışmada, tüketicilerin haz alma<br>duygusu ile satın alma karar sürecine<br>beynin nasıl tepki verdiği belirlenmek<br>isteniştir. Çalışmada Algida Magnum<br>örneği incelenmiştir.<br>Urünün arka<br>planda kaldığı, haz vurgusunun ve görsel<br>etkinin daha çok dikkat çektiği sonucuna<br>varılmıştır. | |-------------|--------------------------|----------|--------------|----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------|---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------| | Delen, 2020 | Yüksek<br>Lisans<br>Tezi | Deneysel | Eye-Tracking | An Analysis of Consumer's<br>Gaze Points And Duration Of<br>Attention To The Usage of<br>Human Images On Websites: A<br>Neuromarketing Application | Tezi Bu çalışmada ana ürünlerle birlikte<br>reklamlarda insan imajının kullanımının<br>müşteri için fark yaratıp yaratmadığını<br>belirlemektir. Web<br>reklamları<br>sitesi<br>örneği incelenmiştir. | | Sen, 2020 | Yüksek<br>Lisans<br>Tezi | Deneysel | Eye-Tracking | Gazlı<br>İçecek<br>Markalarının<br>Görsel<br>Etkilerinin<br>Eye-<br>Tracking<br>Incelenmesi<br>ile<br>Uzerine Deneysel Bir Çalışma | çalışmada<br>tüketicilerin<br>Bu<br>genç<br>ihtiyaçlarını tatmin etmek amacı ile<br>tükettikleri gazlı içecekler (Coca-Cola ve<br>Pepsi örneği) için sahip oldukları marka<br>Çalışılmıştır.<br>algıları<br>belirlenmeye<br>Sonuçlar değerlendirildiğinde "Pepsi"<br>markası katılımcılar tarafından daha çok<br>tercih edilmektedir. Toplumda Coca-<br>Cola markasının daha ön planda olduğu<br>düşünülürken<br>yapılan<br>araştırma | sonucunda "Pepsi" markasının daha çok tercih edildiği tespit edilmiştir. | Aydın, 2020 | Yüksek<br>Lisans<br>Tezi | Deneysel | EEG | İktisadi Karar Alma Sürecinde<br>Nöroiktisat: EEG ile Deneysel<br>Bir Çalışma | Bu çalışmada nörobilimsel teknikler<br>kullanarak tüketicilerin iktisadi satın<br>alma davranışlarının ve karalarının tespit<br>edilip<br>edilemeyeceği<br>anlaşılmaya<br>çalışılmıştır. | |-------------|--------------------------|----------|--------------|------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------|--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------| | Çınar,2021 | Yüksek<br>Lisans<br>Tezi | Deneysel | Eye-Tracking | Ürün<br>Filmlerinde<br>Sinema<br>Uygulamalarına<br>Yerleştirme<br>Yönelik<br>Görsellerin<br>Eye-<br>Tracking ile Incelenmesi | Bu çalışmada sinema filmlerinde yer alan<br>ürün yerleştirme uygulamalarına yönelik<br>katılımcıların tepkileri tespit edilmeye<br>çalışılmıştır. Tanınmış kişinin varlığının<br>marka, amblem ve logodan daha fazla<br>dikkat<br>çektiği, yazının puntosunun<br>önemli<br>olduğu ve görsellerin göz<br>hizasına yerleştirilmesinin odaklanmada<br>daha etkili sonuçlar meydana getirdiği<br>sonucuna varılmıştır. | Kaynak: Yücel ve Coşkun (2018:7-15). (\*) ile belirtilen kaynaklar sonradan tarafımızca eklenmiştir. ## 1 1 ## 4. YEŞİLAY BAĞIMLILIK İÇERİKLİ AFİŞLERİN DEĞERLENDİRMESİ Bu bölümde Yeşilay'ın bağımlılık içerikli afişlerinin farkındalık yaratma etkisinin nöropazarlama yöntem ve araçları kullanılarak tespit edilmesi ve nöropazarlama açısından incelenmesi üzerine yapılan deneysel çalışma yer almaktadır. İlk olarak araştırmanın amacı, önemi, araştırmanın yöntemi ve örneklemi ile araştırmanın kapsamı hakkında bilgi verilmekte daha sonra araştırmada kullanılan yöntem ve teknikler, ölçüm araçları, araştırma soruları ve bulgular açıklanmaktadır. ## 4.1. Araştırmanın Amacı Bu çalışmanın amacı; YEŞİLAY kurumu tarafından hazırlanan bağımlılık (alkol, kumar, madde, sigara, teknoloji) içerikli afişlerin çağrışım unsuru olarak insanlar üzerindeki farkındalık etkisini nöropazarlama araştırma yöntemlerinden biri olan Eye-tracking (Göz izleme) yöntemi kullanılarak tespit etmeye çalışmaktır. Böylece bu kurum tarafından yapılan bu tür faaliyetlerinin hedef kitleye ulaşma, etkinlik sağlama, verilen mesajla insanlar tarafından algılan mesajın karşılaştırması imkânı elde edilecektir. Elde edilecek sonuçlar kurumların bu tür faaliyetlerinde daha etkin yöntemler kullanması için rehberlik edecektir. ## 4.2. Araştırmanın Onemi Ulkemizde YEŞİLAY bağımlılıkla ilgili olarak afişler, tanıtım filmleri, kısa filmler vb. yollarla geniş kitlelere ulaşmaktadırlar. Planlanan amaçlarla gerçekleşen amaçların ya da verilmek istenen mesajlarla hedef kitlenin algıladığı mesajların, yarattığı etkinin boyutun tespit etmek bu çalışmanın en önemli beklentisidir. YEŞİLAY tarafından hazırlanan bağımlılık içerikli afışlerin etkinliğinin nöropazarlama teknikleri ile ortaya konulmasıyla, ülkemizde yeni yeni kullanılmaya başlanılan nöropazarlama teknikleri kullanılarak, bağımılılık içerikli afişlerin etkinliğinin değerlendirilecek olması pazarlama literatürüne zenginlik katacaktır. Bağımlılık içerikli afişlere karşı insanların bu yeni ve farklı yöntemle anlamaya çalışmak önemli bir yenilik sağlayarak kamu kaynaklarının daha etkin kullanılması içinde fayda sağlayacaktır. Ulkemizde konuyla ilgili literatür incelendiğinde, bağımlılık ve nöropazarlama üzerine yapılmış çalışmalar mevcuttur. Ancak bu çalışmada bağımlılık konusu nöropazarlama açısından ele alınıp deneysel çalışma ile incelenmiş olması sebebiyle bu alandaki ilk deneysel çalışmalardan biri olma özelliği taşımaktadır. ## 4.3. Araştırmanın Kapsam ve Sınırlıkları Araştırmada; Eye-tracking (Göz İzleme) cihazı kullanılmıştır. Araştırmanın kapsamını YEŞİLAY Kurumu tarafından bağımlılık (alkol, kumar, madde, sigara, teknoloji) içerikli afişler oluşturmaktadır. Araştırma 30 kişi üzerinde ve Elazığ ilinde yapılmış olması araştırmanın diğer sınırlılıklarını oluşturmaktadır. Bununla birlikte; bu alanda yapılan çalışmaların sayısının azlığı başka çalışmaların sonuçlarıyla karşılaştırma imkânı vermemesi de bir sınırlılık oluşturmaktadır. ## 4.4. Araştırma Soruları Bu çalışmada nöropazarlama tekniklerinden Eye-tracking (Göz izleme) yöntemi kullanılarak Yeşilay'ın bağımlılık içerikli afişlerinin insanlar üzerindeki farkındalık etkisi belirlenmeye çalışılmıştır. Bu bilgiler doğrultusunda aşağıdaki sorulara da cevap aranmıştır; YEŞİLAY tarafından hazırlanan: -Bağımlılık içerikli afişler insanları nasıl etkiliyor? - Bağımlılık içerikli afişlere insanlar nasıl tepki vermektedir? - Bağımlılık içerikli afişlerde verilen mesajları insanlar nasıl algılıyor? ## 4.5. Araştırmanın Yöntem ve Örneklemi Araştırmada; nöropazarlama araştırma yöntemlerinden biri olan Eye-tracking (Göz İzleme) yöntemi kullanılmıştır. Biyometrik ölçümlerde sıkça kullanılan Eye-tracking tekniğinde, katılımcının göz hareketleri takip edilerek nereye, ne kadar süreyle baktığı kaydedilmekte; pazarlama uyaranının, katılımcının dikkatini çekip çekmediği, uyarana ilgi gösterip göstermediği belirlenmektedir. Gözbebeği hareketlerinin ve gözbebeğinin büyüyüp küçülme derecelerinin kaydedildiği bu yöntemde, gözbebekleri min. 60 Hz hızında, kızılötesi ışınla takip edilerek kayıt altına alınmaktadır (Raney vd., 2014). Eye-tracking katılımcının baktığı ilk nokta, odaklandığı alanlar, bu alanlara bakma süreleri vb. veriler sunmaktadır. Bakış haritaları, araştırmacıya; tüketicinin uyarıcılara hangi sırayla, ne kadar süreyle ve kaç kere baktığı konusunda bilgilendirirken sıcaklık haritaları, tüketicilerin en çok nereye odaklandıklarının, farklı yerlere bakıp bakmadıklarının belirlenmesini sağlamaktadır. Araştırma; Firat Üniversitesi Pazarlama ve Nöropazarlama Araştırma Merkezi kapsamında 30 gönüllü katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Deneysel çalışmalarda (Orneğin EEG analiz yöntemi ile) 30-40 kişi arasındaki grupların, %1'den daha düşük bir hata payı ile en optimum ve tutarlı örneklem sayısı olduğu belirlenmiştir (Sands, 2009).Katılımcılar gönüllülük esasına göre belirlenmiş ve çalışmadan önce katılımcıların her birine çalışma ile ilgili gerekli bilgilendirmeler yapılmıştır. Gönüllü katılımcıyı bilgilendirmek amacıyla Eye-tracking çekimi sırasında dikkat etmesi gereken hususlar hakkında bilgi verilmiştir. Araştırmanın ilk aşamasında; katılımcılara kişisel bilgilerini içeren ve açık uçlu soruları kapsayan Gönülü Katılım Formu doldurulmuştur. Bu form tamamlandıktan sonra katılımcılara araştırma beyan formu doldurtularak, araştırmaya gönüllü olarak katıldıklarını beyan etmeleri istenmiştir. Araştırmaya daha sonra Eye-tracking ölçümü ile devam edilmiştir. Katılımcılara araştırma öncesinde deney ile ilgili herhangi bir bilgi verilmemiş ve Yeşilay Kurumu tarafından hazırlanan çeşitli bağımlılık (alkol, kumar, madde, sigara, teknoloji) konularında hazırlanan afişler katılımcılara her biri 5'er saniye olmak üzere izlettirilmiştir. Araştırmada; her bir katılımcı çalışmaya tek tek alınmış ve her bir katılımcının verileri tek tek kayıt edilmiştir. Çalışma bittikten sonra elde edilen veriler; Lisanslı Tobii Pro Lab programından alınmıştır. Lisanslı Tobii Pro Lab programı; Eye-tracking (Göz İzleme) cihazını çalıştıran ve verileri kayıt eden bir programdır. Araştırma için Fırat Universitesi etik kurulundan izin alınmıştır. Eye-tracking yöntemi kullanılarak, Yeşilay Kurumu tarafından hazırlanan çeşitli bağımlılık (alkol, kumar, madde, sigara, teknoloji) konularında hazırlanan afişler ısı haritası verileriyle tespit edilmeye çalışılarak, elde edilen veriler analiz edilip yorumlanmıştır. ## 4.6.1. Gönüllü Katılımcılara Ait İsı Haritaları (Heat Maps) Araştırmada, katılımcılara slayt halinde gösterilen afişlerin görsel etkilerini belirleyebilmek amacıyla daha önce de belirtildiği gibi Eye-tracking cihazı kullanılmıştır. Görseller 5'er saniye aralıklarla izlettirildikten sonra katılımcılara ait göz bebeği hareketlerinin ısı haritaları Tobii Pro lab v.1.111 programı yardımıyla kaydedilmiştir. 15 kadın ve 15 erkek katılımcı ayrı ele alınıp daha sonra 30 katılımcının verileri birlikte değerlendirilip, göz bebeği hareketlerinin ısı haritaları her bir katılımcı için ayrı alt başlıklarda yorumlanmıştır. İsı haritasında yer alan renkler göz bebeği hareketlerinin yoğunluk seviyesini ifade etmektedir. Hareket yoğunluk seviyesi büyükten küçüğe doğru kırmızı, sarı ve yeşil renkler ile sıralanmaktadır. Bir başka ifadeyle ısı haritasında yer alan kırmızı renk hareket yoğunluğunun en fazla, sarı renk orta ve yeşil renk hareket yoğunluğunun düşük olduğu bölgeleri ifade etmektedir. ## 4.6.1.1. Alkol Bağımlılığı Temalı Afiş Görselindeki Kadın ve Erkek Katılımcılara Ait Isı Haritası Verileri Araştırmada birinci görsele ait 15 kadın ve 15 erkek katılımcıdan elde edilen ısı haritası verilerinde odaklanma bölgelerinde fark oluşturan bölgelere rastlanılmaktadır. ![](_page_0_Picture_5.jpeg) ## KADIN ## ERKEK Resim 19. Araştırmada Kullanılan Yeşilay Kurumuna Ait Bağımlılık İçerikli Afiş Görseli 1 Kadın ve Erkek Katılımcı İsı Haritası Alkol tüketiminin zararlarını vurgulamak amacıyla tasarlanan bu afişle ilgili katılımcıların verileri incelendiğinde; afişin üst kısmında yer alan "Alkol önlenebilir ölüm ve yaralanmaların üçüncü temel nedenidir" mesajına daha yoğun odaklandığı tespit edilmiştir. Bununla birlikte, afişin orta kısmında yer alan alkol dolu kavanozun içine hapsolmuş erkek katılımcılarda kadın katılımcılara göre daha fazla odaklanma olduğu görülmüştür. Ayrıca afışın alt kısmında yer alan bilgilendirme bölümünde ve bu bölümün üzerinde yer alan "YEŞİLA Y" yazısına ise kadın katılımcılarda düşük, erkek katılımcılarda orta ve yüksek düzeylerde odaklanmalar olduğu tespit edilmiştir. Afişin sağ alt kısmında bulunan bağış kutucuğuna ise kadın katılımcılarda da erkek katılımcılarda da herhangi bir odaklanma olmamıştır. ## 4.6.1.2. Kumar Bağımlığı Temalı Afiş Görseldeki Kadın ve Erkek Katılımcılara Ait Isı Haritası Verileri Araştırmada ikinci görsele ait 15 kadın ve 15 erkek katılımcıdan elde edilen ısı haritası verilerinde odaklanma bölgelerinde fark oluşturan bölgelere rastlanılmaktadır. ![](_page_0_Picture_3.jpeg) ## KADIN ## ERKEK Resim 20. Araştırmada Kullanılan Yeşilay Kurumuna Ait Bağımlılık İçerikli Afiş Görseli 2 Kadın ve Erkek Katılımcı İsı Haritası Kumar bağımlılığının zararlarını vurgulamak amacıyla tasarlanan bu afişle ilgili katılımcıların verileri incelendiğinde; afişin üst kısmında yer alan " Kumar oynayan geleceğiyle oynar" mesajına kadın ve erkek katılımcıların neredeyse eşit düzeyde odaklandığı görülmüştür. Afişin orta kısmında bulunan kavanozun içindeki erkek katılımcılar kadın katılımcılara oranla daha fazla odaklanmıştır. Bununla birlikte afişin alt kısmında yer alan bilgilendirme bölümüne kadın ve erkek katılımcılar orta ve az düzeyde odaklanmıştır. Afişin sağ alt kısmında bulunan bağış kutucuğuna ise erkeklerde düşük bir odaklanma görülürken kadınlarda herhangi bir odaklanma görülmemiştir. ## 4.6.1.3. Görseldeki Kadın ve Erkek Katılımcılara Ait İsi Haritası Verileri Araştırmada üçüncü görsele ait 15 kadın ve 15 erkek katılımcıdan elde edilen ısı haritası verilerinde odaklanma bölgelerinde fark oluşturan bölgelere rastlanılmaktadır. ![](_page_0_Picture_3.jpeg) ![](_page_0_Picture_4.jpeg) KADIN ERKEK Resim 21. Araştırmada Kullanılan Yeşilay Kurumuna Ait Bağımlılık İçerikli Afiş Görseli 3 Kadın ve Erkek Katılımcı İsı Haritası Uyuşturucu tüketiminin zararlarını vurgulamak amacıyla tasarlanan bu afişle ilgili katılımcıların verileri incelendiğinde; Kadın katılımcıların afişin üst kısmında bulunan "Bağımlılık aklı ve iradeyi çalışmaz hale getirir" mesajına erkek katılımcılara oranla daha çok yoğunlaştığı görülmektedir. Ayrıca kadın katılımcılar afış görselindeki bağımlılık yazısına odaklanırken erkek katılımcılar irade yazısına odaklanmıştır. Afişin orta kısmında bulunan uyuşturucu temalı, kavanozun içindeki erkek görseline kadın ve erkek katılımcılarda yoğun olamamakla birlikte odaklanma olmuştur. Bununla birlikte afiş görselinin alt kısmında bulunan bilgilendirme bölümüne erkek ve kadın katılımcılarda az ve orta odaklanmalar gözlemlenmiştir. Afişin sağ alt kısmında bulunan bağış kutucuğuna ise erkeklerde düşük bir odaklanma gözlemlenirken kadınlarda herhangi bir odaklanma gözlemlenmemiştir. ## 4.6.1.4. Görseldeki Kadın ve Erkek Katılımcılara Ait İsı Haritası Verileri Araştırmada dördüncü görsele ait 15 kadın ve 15 erkek katılımcıdan elde edilen ısı haritası verilerinde odaklanma bölgelerinde fark oluşturan bölgelere rastlanılmaktadır. ![](_page_0_Picture_2.jpeg) ## KADIN ## ERKEK Resim 22. Araştırmada Kullanılan Yeşilay Kurumuna Ait Bağımlılık İçerikli Afiş Görseli 4 Kadın ve Erkek Katılımcı İsı Haritası Sigara tüketiminin zararlarını vurgulamak amacıyla tasarlanan bu afişle ilgili katılımcıların verileri incelendiğinde; afşin üst kısmında yer alan "Sigaraya bağlı nedenlerden dolayı her 10 saniyede 1 kişi hayatını kaybediyor" mesajına kadınların katılımcıların erkek katılımcılara oranla daha çok odaklandığı görülürken, afişin orta kısmında bulunan sigara bağımılılığı temalı kavanozun içindeki kadın görseline erkek katılımcılar daha çok odaklanmıştır. Bununla birlikte afişin alt kısmında bulunan bilgilendirme bölümün bulunduğu kısımlarda kadın katılımcılarda düşük, erkek katılımcılarda orta düzeyde odaklanma olduğu tespit edilmiştir. ## 4.5.1.5. Görseldeki Kadın ve Erkek Katılımcılara Ait İsı Haritası Verileri Araştırmada beşinci görsele ait 15 kadın ve 15 erkek katılımcıdan elde edilen ısı haritası verileri incelendiğinde; odaklanma bölgelerinde fark oluşturan bölgelere rastlanılmaktadır. ![](_page_0_Picture_2.jpeg) ## KADIN ## ERKEK Resim 23. Araştırmada Kullanılan Yeşilay Kurumuna Ait Bağımlılık İçerikli Afiş Görseli 5 Kadın ve Erkek Katılımcı İsı Haritası Teknoloji bağımlılığının zararlarını vurgulayan bu afişle ilgili katılımcıların verileri incelendiğinde, afişin üst kısmında yer alan "Bağlan ama bağımlı olma" yazılı mesaja erkeklerin kadınlara göre daha fazla odaklandığı görülmektedir. Ust kısımdaki yazıda olduğu gibi afişin orta kısmında bulunan bilgisayar kullanan erkek görseline de erkek katılımcılarda yüksek düzeyde bir odaklanma görülürken, kadın katılımcılarda düşük ve orta düzeyde bir odaklanma gözlemlenmiştir. Afişin alt kısmında bulunan bilgilendirme bölümünü incelediğimizde afişin genelinde olduğu gibi erkeklerde yüksek ve orta odaklanma, kadınlarda ise düşük ve orta odaklanma gözlenmiştir. ## 4.5.1.6. Görseldeki Kadın ve Erkek Katılımcıların Toplam İsı Haritası Verileri Alkol bağımlılığının zararlarını vurgulayan bu afişle ilgili gönülü kadın ve erkeklerden oluşan 30 katılımcıdan elde edilen ısı haritası verileri incelendiğinde; ![](_page_0_Picture_2.jpeg) ## Resim 24. Araştırmada Kullanılan Yeşilay Kurumuna Ait Bağımlılık İçerikli Afiş Görseli 1 Kadın ve Erkek Katılımcı Toplam İsı Haritası Afışte bulunan "Alkol önlenebilir ölüm ve yaralanmaların üçüncü temel nedenidir" mesajına, alkol kelimesine yoğun olmakla beraber odaklanmalar görülmüştür. Ayrıca afişin orta kısmında bulunan kavanozun içine hapsolmuş erkek görseline yüksek, afişin alt kısmında bulunan açıklama bölümüne ise düşük odaklanmalar gözlemlenmiştir. ## 4.5.1.7. Görseldeki Kadın ve Erkek Katılımcıların Toplam İsı Haritası Veriler Kumar bağımlılığının zararlarını vurgulayan bu afişle ilgili gönüllü kadın ve erkeklerden oluşan 30 katılımcıdan elde edilen ısı haritası verileri incelendiğinde; ![](_page_0_Picture_2.jpeg) Resim 25. Araştırmada Kullanılan Yeşilay Kurumuna Ait Bağımlılık İçerikli Afiş Görseli 2 Kadın ve Erkek Katılımcı Toplam İsı Haritası Afişte bulunan " Kumar oynayan geleceğiyle oynar." Mesajına odaklanmalar gözlemlenmiştir. Bununla birlikte afişin orta kısmında bulunan kavanozun içindeki erkek görselden başlayarak alt tarafındaki Yeşilay yazısına kadar devam eden yoğunlukla sol tarafta bulunan odaklanmalar görülmüştür. Afişin alt kısmında bulunan bilgilendirme bölümüne ise orta ve az düzeyde odaklanmalar olmuştur. ## 4.5.1.8. Görseldeki Kadın ve Erkek Katılımcıların Toplam İsı Haritası Verileri Uyuşturucu bağımlılığının zararlarını vurgulayan bu afişle ilgili gönülü kadın ve erkeklerden oluşan 30 katılımcıdan elde edilen ısı haritası verileri incelendiğinde; ![](_page_0_Picture_2.jpeg) ## Resim 26. Araştırmada Kullanılan Yeşilay Kurumuna Ait Bağımlılık İçerikli Afiş Görseli 3 Kadın ve Erkek Katılımcı Toplam İsı Haritası Afışte bulunan " Bağımlılık aklı ve iradeyi çalışmaz hale getirir." Mesajına yoğun odaklanmalar olmuştur. Afişin orta kısmında bulunan kavanozdaki erkek görseline noktasal yoğun odaklanmalar olurken, alt kısımda bulunan bilgilendirme kısmında düşük odaklanma gözlemlenmiştir. ## 4.5.1.9. Görseldeki Kadın ve Erkek Katılımcıların Toplam Isı Haritası Verileri Sigara bağımlılığı temalı afişle ilgili 30 katılımcıdan elde edilen ısı haritası verileri incelendiğinde; ![](_page_0_Picture_2.jpeg) Resim 27. Araştırmada Kullanılan Yeşilay Kurumuna Ait Bağımlılık İçerikli Afiş Görseli 4 Kadın ve Erkek Katılımcı Toplam İsı Haritası Afişin üst kısmında yer alan "Sigaraya bağlı nedenlerden dolayı her 10 saniyede 1 kişi hayatını kaybediyor" mesajına, her iki grubunda yoğun bir şekilde odaklandığı tespit edilmiştir. Bununla birlikte, afişin orta kısmında yer alan kavanoz sembolüne çok az seviyede yoğunlaşma olduğu ve afişin alt kısmında yer alan YEŞILAY" ve açıklama bölümüne ise orta ve az düzeyde yoğunlaşma görülmüştür. ## 4.5.1.10. Görseldeki Kadın ve Erkek Katılımcıların Toplam Isı Haritası Verileri Teknoloji bağımlılığı ile ilgili bu afişle ilgili tüm katılımcılardan elde edilen ısı haritası verileri incelendiğinde; ![](_page_0_Picture_2.jpeg) ## Resim 28. Araştırmada Kullanılan Yeşilay Kurumuna Ait Bağmılılık İçerikli Afiş Görseli 5 Kadın ve Erkek Katılımcı Toplam İsı Haritası Afışın üst kısmında yer alan "Bağlan Ama Bağımlı Olma" mesajına yüksek düzeyde odaklanma olduğu tespit edilmiştir. Bununla birlikte, afişin orta kısmında yer alan kavanoz sembolüne yüksek ve orta düzeyde odaklanma olduğu görülmekle birlikte afişin alt kısmında yer alan "YEŞILAY" ve açıklama kısmına ise düşük seviyede odaklanma olduğu tespit edilmiştir. ## 5. SONUÇLAR Genel tanımıyla bağımlılık, haz veren ve içsel huzursuzluktan uzaklaşmayı sağlayan bir davranışın yaratmış olduğu olumsuz sonuçlara rağmen kontrolün kaybedilmesiyle birlikte sürekli olarak gerçekleştirilme halidir. Psikiyatride tanımlanan bağımlılık türleri madde kullanımına bağlı bağımlılık (alkol, sigara, uyuşturucu maddeler) ve davranışsal bağımlılık (kumar, teknoloji) olarak sınıflandırılmaktadır. Fakat günümüzde bağımlılığın farklı göstergelerle de ortaya çıktığı görülmektedir. Orneğin, bilgisayar oyunu, internet ve sosyal medya bağımlılık türleri de günümüzde sıklıkla görülmektedir. Bir tek davranış veya hayat biçimi ile bağımlılığın ortaya çıkması elbette beklenmez; ancak, özellikle çocukluk çağında aile bireylerinin tutumu, verilen eğitim, dini inanışlar ve tutumların bağımlılığın ortaya çıkmasında etkili olduğu bilinen bir gerçektir. Yaşamı boyunca hiç madde ile karşılaşmamış kişilerin bu maddeleri kullanmaya başlaması, madde kullanmaya başlamış ancak bağımlı hale gelmemiş kişilerin bağımlı hale gelmesinin engellenmesi ve belirli bir süre madde kullanarak madde bağımlısı haline gelmiş kişilerin tedavisinin sağlanarak geriye dönüşü olmayan sosyal ve tıbbi kayıplardan korumak, ölümü engellemek için yapılan birçok çalışma vardır. Ülkemizde 5 Mart 1920 den beri bu çalışmaların büyük bir kısmı Yeşilay tarafından yapılmaktadır. Yeşilay, Birinci Dünya Savaşı sırası ve sonrasında işgal güçlerinin toplumumuzda alkol ve uyuşturucu maddeleri yaygınlaştırmasını ve işgale karşı mücadele ruhunun yıkılmasını önlemek amacıyla kurulmuştur. Nöropazarlama; sinirbilimdeki ilerlemeleri kullanarak insan beyninin pazarlama uyaranlarına vermiş olduğu cevaplara güçlü bir bakış açısı kazandıran, hem akademisyenler hem de kendisini bir araç olarak kullanan şirketler tarafından yeni bir araştırma alanını tanımlamaktadır. Nöropazarlama tüketiçinin satın alma kararlarının yalnızca rasyonel olmadığını aynı zamanda rasyonel olmayan kararların alınabileceğini savunmakta ve tüketici satın alma kararlarının rasyonel olmadığını göstermek için de nörogörüntüleme tekniklerinden faydalanmaktadır. Bu çalışmada; nöropazarlama tekniklerinden Eye-tracking (Göz izleme) tekniği kullanılarak Yeşilay'ın bağımlılık içerikli afişlerinin insanlar üzerindalık etkisi belirlenmeye çalışılmıştır. Böylece Yeşilay tarafından bağımlılık içerikli afişlere (alkol, kumar, madde, sigara, teknoloji) katılımcıların nasıl tepki ve bu mesajları nasıl algıladığı tespit edilmeye çalışılmıştır. Deneysel çalışma sonucunda elde edilen ısı haritası verileri analız edilmiştir. 15 kadın ve 15 erkek katılımcıya ait veriler ayrı ayrı ele alınıp daha sonra 30 katılımcının verileri birlikte değerlendirilip, göz bebeği hareketlerinin ısı haritaları her bir katılımcı için ayrı alt başlıklarda yorumlanmıştır. İsı haritasında yer alan renkler göz bebeği hareketlerinin yoğunluk seviyesini ifade etmektedir. Hareket yoğunluk seviyesi büyükten küçüğe doğru kırmızı, sarı ve yeşil renkler ile sıralanmaktadır. Bir başka ifadeyle isı haritasında yer alan kırmızı renk hareket yoğunluğunun en fazla, sarı renk orta ve yeşil renk hareket yoğunluğunun düşük olduğu bölgeleri ifade etmektedir. Araştırmada kullanan bağımlılık içerikli afiş görsellerine ait 15 kadın ve 15 erkek katılımcıdan elde edilen ısı haritası verileri incelendiğinde aşağıdaki sonuçlar elde edilmiştir. Genel olarak kadın ve erkek katılımcıların odaklanma bölgelerinde fark oluşturan bölgelere rastlanılmıştır: - · Birinci görselde mesaja yoğun bir odaklanma tespit edilmiştir. Erkek görseline erkek katılımcıların kadın katılımcılara oranla daha fazla odaklandığı, Yeşilay yazısına ise kadın katılımcılarda daha düşük odaklanma gözlemlenmiştir. - · İkinci görselde ise mesaja kadın ve erkek katılımcıların eşit düzeyde odaklandığı görülmüştür. Erkek görseline birinci görselde olduğu gibi erkek katılımcılar kadın katılımcılara oranla daha fazla odaklanmıştır. - Uçüncü görselde kadın katılımcıların erkek katılımcılara oranla mesaja daha fazla odaklandığı tespit edilmiştir. Ayrıca kadın katılımcılar bağımlılık yazısına odaklanırken erkek katılımcılar daha çok irade yazısına odaklanmıştır. Afişteki erkek görseline hem kadın hem de erkek katılımcılar açısından yoğun bir odaklanma görülmemiştir. - Dördüncü görselde afişteki mesaja kadınların erkeklere göre daha çok odaklandığı, afişteki kadın görseline ise erkek katılımcıların daha çok odaklandığı tespit edilmiştir. - · Beşinci görselde hem mesaja hem de bilgisayar kullanan erkek görseline erkeklerin kadınlara oranla daha fazla odaklandığı gözlemlenmiştir. Araştırmada kullanan afiş görsellerine ait 15 kadın ve 15 erkek katılımcıdan elde edilen toplam ısı haritası verileri incelendiğinde aşağıdaki sonuçlar elde edilmiştir; - · Birinci afiş görselinde mesajdaki alkol kelimesine daha yoğun bir odaklanma görülmüş, erkek görseline yüksek, açıklamalara ise düşük odaklanmalar tespit edilmiştir. - · İkinci afiş görselinde mesaja yoğun odaklanma görülmüş, erkek görseline ve yazılara ise düşük ve orta düzeyde odaklanmalar gözlemlenmiştir. - · Üçüncü afiş görselinde mesaja yoğun odaklanma, erkek görseline noktasal yoğun odaklanma açıklama kısmına ise düşük odaklanmalar tespit edilmiştir. - · Dördüncü afiş görselinde mesaja yoğun odaklanmalar gözlemlenirken kadın görseline ve açıklama bölümüne düşük düzeyde odaklanmalar gözlemlenmiştir. - · Beşinci afiş görselinde mesaja yüksek düzeyde odaklanma, erkek görseline ve açıklama bölümüne ise düşük düzeyde odaklanma tespit edilmıştır. Çalışmanın ısı haritası verileri incelendiğinde ortaya çıkan özet şudur; Erkek ve kadın katılımcılara ait ısı haritası verileri ayrı incelendiğinde mesaja bir ve ikinci görsellerde eşit odaklanma, üçüncü ve dördüncü görsellerde kadınlar katılımcılar, beşinci görselde ise erkekler katılımcılarda yoğun odaklanmalar gözlemlenmiştir. Erkek ve kadın katılımcılara ait ısı haritası verileri toplu olarak incelendiğinde birinci görselde alkol kelimesine yoğun olmakla beraber mesaja yüksek, görsel ve açıklamalara düşük düzeyde odaklanmalar tespit edilmiştir. İkinci, üçüncü ve beşinci görsellerde de benzer sonuçlara ulaşılmıştır. Mesajlara yoğun odaklanmalar ön plana çıkarken görseller ve açıklamalarda ise düşük ve orta düzeyde odaklanmalar tespit edilmiştir. Elde edilen bu veriler ışığında, mesajların, görsellerin ve açıklamaların bir arada kullanıldığı afişlerin dağınık odaklanmalara yol açtığı tespit edilmiştir. Afişlerde bu üç unsurun bir arada kullanılması verilmek istenen mesajın hedef kitleye istenildiği gibi aktarılamamasına ve dikkat dağınıklığına neden olmaktadır. Ayrıca afiş görsellerinin sol üst tarafında bulunan bulanıklaştırılmış yansıma görsele odaklanılmasını güçleştirmiştir. İncelediğimiz bağımlılık içerikli afişlerde mesai, görsel ve açıklamalar bir arada kullanılmıştır ancak bu yoğun mesaj iletme çabası odaklanma problemleri nedeniyle istenilen elde edilememesine neden olmaktadır. Bu üç unsur birlikte kullanılmasına rağmen mesaj kısmında istenilen sonuç elde edilirken görsel ve açıklamalarda aynı etki görülememiştir. Afişlerin daha yalın içerikli olması verilen mesajın hedef kitleye ulaşma etkinliğini arttıracaktır. Bu çalışmada; kurum tarafından yapılan bu tür faaliyetlerin hedef kitleye ulaşma, etkinlik sağlama, verilen mesajla insanlar tarafından algılanan mesajın karşılaştırması imkânı elde edilecek sonuçlar kurumların bu tür faaliyetlerinde daha etkin yöntemler kullanması için rehberlik edecektir. Araştırmada elde edilen bulgular incelendiğinde; Yeşilay'ın hazırlamış olduğu bağımlılık içerikli afişler verilen mesajlar açısında amacına ulaşmıştır. Gönüllü Katılımcıların verilmek istenen mesajların yer aldığı bölgelere odaklandığı görülmektedir. Ote yandan afişlerde yer alan görseller ve alt kısımlarında yer alan açıklamaların fazla olmadığı bu bölgelere ilişkin düzenlemelerin yapılması katılımcıların ilgi düzeylerinin arttırılması ve daha etkili görsel oluşturulması açısından önem arz edeceği düşünülmektedir. Araştırmanın genel sonuçları; araştırma disiplinler arası bir çalışma olduğu için özellikle Türkiye'de yapılacak pazarlama araştırmalarına yeni bir bakış açısı getirerek bu tarz çalışmaların önünü açacak ve sosyal bilimlerde deneysel çalışmaların yapılabilirliğini artıracaktır. Bu sayede nöropazarlamanın daha iyi anlaşılması sağlanacak ve hedef kitleye bir adım daha yaklaşmada uygulamalı bir çalışma olarak sunulmuş olabilecektir. Araştırma nöropazarlama alanında yapılacak deneylere farklılık ve özgünlük kazandırılarak, bu tür çalışmaların yapılması ve yaygınlaştırılması açısından da önemli bir işlevi de yerine getirebilecektir. Farklı disiplinleri bir araya getirerek, yeni alanlar doğmasına ve bu alanlarda yeni çalışmalar yapılmasına yardımcı olabilecektir. - Yücel, A., ve Çubuk, F., (2014). "Bir Nöropazarlama Araştırmasının Deneysel Yolculuğu Ve Araştırmanın Ilk Ipuçları". Fırat Universitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 24(2), 133-149. - Yücel, N., ve Çubuk, F., (2013). "Nöropazarlama Penceresinden Marka Değeri". The Journal of Academic Social Science Studies, 25(1), 221-233. - Yücel, A., Ozdemir, F., Gür, Y. E. (2017), "Şehirlerin Algılanması Uzerine Nöro-Deneyimsel Bir Tasarım", Uluslararası Mardin Kültür Ve Medeniyet Kongresi, 7-10 Aralık 2017, s. 111-134. - Yüksel, E. (2017), "Ne Demek Lazım; Uyuşturucu Mu Madde Bağımlılığı Mı? Uyuşturucuyla Mücadelenin Temel Kavramlarına Yönelik Uygulama ve Tartışmalar", Anadolu Universitesi İletişim Bilimleri Fakültesi Uluslar Arası Hakemli Dergisi, Cilt.25, sayı:2, Nisan-2017. Zaltman, G. (2000). "Consumer Researchers:Take A Hike?", Journal of Consumer Research, 26(3), 423. Zeytun, D., (2014). "Nöropazarlama: Duygular > Rasyonalite, Beyinde gerçekten bir satın alma düğmesi var mı?" http://bigumigu.com/haber/noropazarlama-duygular-rasyonalite/ ## Internet Kaynakları http://umudder.org/madde-bagimliligi-nedir E.T. 04.04.2021 http://www.tcmb.gov.tr/wps/wcm/connect/TR/TCMB+TR/Main+Menu/Banka+Hakkinda/Genel+Bakis, E.T. 12.04.2021 http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com\_gts&arama=qts&guid=TDK.GTS.5bd4a9fa464683.56176482 E.T. 11.04.2021 https://insamer.com/tr/teknoloji-bagimliligi- 1907.html E.T. 21.04.2021 https://www.yesilay.org.tr/tr/ E.T 07.05.2021 https://www.yesilay.org.tr/tr/bagimlilik/bagimlilik-nedir E.T. 19.04.2021 https://www.yesilay.org.tr/tr/bagimlilik/kumar-bagimliligi E.T. 04.04.2021 http://www.altinbas.edu.tr/Files/users/sks\_user/Ba%C4%9F%C4%B1ml%C4%B1k.pdfE.T. ## 21.05. 2021 https://toraks.org.tr/site/news/3261 E.T. 12.06.2021 https://npistanbul.com/amatem/bagimlilik-nedir E.T 09.05.2021 https://npistanbul.com/amatem/bagimlilik-nasil-gelisir E.T. 12.04.2021 https://www.aligok.com.tr/kumar-bagimliligi-patolojik-kumar-oynama/ E.T. 05.06.2021 https://npistanbul.com/amatem/sigara-bagimliligi E.T. 17.04.2021 https://my.clevelandclinic.org/health/diagnostics/17218-meg-test E.T. 19.07.2021 https://en.wikipedia.org/wiki/Eye tracking E.T. 14.06.2021 https://www.tobii.com/group/about/this-is-eye-tracking/ E.T. 15.05.2021 https://imotions.com/blog/eye-tracking-work/ https://www.thescienceofpersuasion.com/single-post/2019/07/12/getting-to-know-neuromarketing-facial- coding E.T. 27.05.2021 https://imotions.com/blog/facial-action-coding-system/ E.T. 14.06.2021 https://www.paulekman.com/facial-action-coding-system/ https://www.thescienceofpersuasion.com/single-post/2019/07/12/getting-to-know coding E.T. 16.06.2021 ## https://imotions.com/blog/gsr/ E.T. 11.06.2021 https://www.brainsigns.com/en/science/s2/technologies/gsr E.T. 13.06.2021 https://www.thescienceofpersuasion.com/single-post/2019/07/12/getting-to-know-neuromarketing-facial- coding 30.05.2021 https://smarmore-rehab-clinic.com/help-advice/what-addiction E.T. 01.06.2021 https://www.verywellmind.com/addiction-4157312 E.T. 06.06.2021 https://www.asam.org/Quality-Science/definition-of-addiction E.T 12.07.2021 https://www.recovery.org/addiction/causes/ E.T. 25.06.2012 https://www.verywellmind.com/symptoms-of-addiction-22244 E.T. 17.06.2021 https://www.medicalnewstoday.com/articles/323487#criteria E.T. 14.07.2021 https://www.aa.com.tr/tr/saglik/dunyada-her-yil-1-milyondan-fazla-kisi-sigara-icmemesine-ragmen-dumani- ## nedeniyle-oluyor/2138537 E.T. 15.06.2021 https://hthayat.haberturk.com/yazarlar/elif-eker/1072228-madde-bagimiligi-degisim https://www.rehalifeturkey.com/genel-tr/bagimlilik-beyne-ne-yapar/ E.T. 18.07.2021 https://www.psychometricinstitute.com.au/PsychometricGuide/Introduction to Psychometric Tests.html https://www.amazon.com.tr E.T. 07.07.2021 http://umram.bilkent.edu.tr/index.php/tr/ekipman/ E.T. 05.07.2021 http://brainandmarketing.blogspot.com/2015/11/que-es-fmri.html E.T. 17.06.2021 http://www.yeditepehastanesi.com.tr/pet-pozitron-emisyon-tomografi-tomografi https://stbil.sdsu.edu/methods.html E.T. 12.06.2021 https://pazarlamailetisimi.com/noropazarlama-nedir/ E.T. 11.06.2021 https://sightcorp.com/knowledge-base/eye-tracking-software/ E.T. 09.05.2021 https://www.researchgate.net/figure/Facial-Action-Coding-System-FACS-5-OUR-PROPOSED-WORK-In- this-study-a-fusion fig3 313584884 E.T. 20.06.2021 https://healthtechinsider.com/2017/07/24/wearable-measures-skin-conductance-assess-emotions/E.T. 18.07.2021 T.C. FIRAT ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ İşletme Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi # BAĞIMLILIK İÇERİKLİ AFİŞLERİN FARKINDALIK ETKİSİNİN EYETRACKİNG İLE İNCELENMESİ: YEŞİLAY ÖRNEĞİ Tez Yazarı Şeyma KAVAKLI Danışman Doç. Dr. Atilla YÜCEL ARALIK 2021 ELAZIĞ # BEYAN Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimleri Enstitüsü tez yazım kurallarına uygun olarak hazırladığım “BAĞIMLILIK İÇERİKLİ AFİŞLERİN FARKINDALIK ETKİSİNİN EYE-TRACKİNG İLE İNCELENMESİ: YEŞİLAY ÖRNEĞİ” Başlıklı Yüksek Lisans Tezimin içindeki bütün bilgilerin doğru olduğunu, bilgilerin üretilmesi ve sunulmasında bilimsel etik kurallarına uygun davrandığımı, kullandığım bütün kaynakları atıf yaparak belirttiğimi, maddi ve manevi desteği olan tüm kurum/kuruluş ve kişileri belirttiğimi, burada sunduğum veri ve bilgileri unvan almak amacıyla daha önce hiçbir şekilde kullanmadığımı beyan ederim. 20.12.2021 Şeyma KAVAKLI # ÖN SÖZ Tez çalışmam sırasında kıymetli bilgi, birikim ve tecrübeleri ile bana yol gösterici olan ve desteğini esirgemeyen saygıdeğer ve kıymetli danışman hocam sayın Doç. Dr. Atilla YÜCEL'e, eğitim hayatım boyunca maddi ve manevi destekleriyle beni hiçbir zaman yalnız bırakmayan aileme, bana duyduğu sevgi ve güvenle daima arkamda duran ve tüm başarılarımın ortağı olan sevgili Fatih ŞİMŞEK'e ve tez çalışmamı destekleyen Yeşilay Kurumuna sonsuz teşekkürlerimi sunarım. Şeyma KAVAKLI ELAZIĞ, 2021 [IMAGE] Bir kişi, bilgisayar monitörü önünde oturuyor. Monitörün altına bir göz izleme cihazı takılmış. Bu cihaz, monitörün alt kısmına yerleştirilmiş ve monitörün ekranına bakan bir kamera gibi görünüyor. Kişinin eli, klavyenin üzerinde duruyor ve diğer eli fareyi kullanıyor. Monitörde, bir grafik veya veri görselleştirme olduğu anlaşılan bir ekran görüntüyü gösteriliyor. Kişinin bileğinde bir saat takılı. Masa, beyaz renkli ve düzgün bir yüzeye sahip. Arka planda, odanın duvarı ve bir kablo da görülebiliyor. [/IMAGE] Resim 9. Ekran tabanlı göz izleyici Kaynak: https://imotions.com Ekran tabanlı cihazlar, katılımcıların bir monitörün önünde oturmasını ve ekran tabanlı içerikle etkileşime girmesini gerektirir. Bu cihazlar gözleri yalnızca belirli sınırlar içinde takip etse de (başlık olarak adlandırılır), hareket serbestliği, yanıtlayanların nispeten sınırsız olması için yeterince büyüktür (en azından ekran tabanlı uyarları izlerken normal hareket aralığı açısından). - Göz izleme gözlüğü - Göz izleme gözlükleri [TABLE] | Ölçülenler | Kullanım Alanları | |---|---| | * Görsel ögelerin sabitlenmesi<br>* Detaylı Araştırma<br>* Gözün odak noktası<br>* Mekansal çözünürlük<br>* Heyecan/Arzu<br>* Dikkat<br>* Gözbebeği hareketleri | * Web siteleri ve kullanıcı ara<br>yüzlerinin ölçülmesi<br>* Mağazada gerçekleşen tepkilerin<br>ölçülmesi<br>* Ambalajda yer alan marka ve ürün<br>isminin etkisinin ölçülmesi<br>* Bir video ya da reklamda yer alan<br>önemli kesitlerin tespit edilmesi<br>* Raf düzeninin ölçülmesi<br>* Ürünlerin sergi yapısının<br>ölçülmesi | | Üstünlükler | Sınırlılıklar | |---|---| | * Gözbebeğinin büyümesi ve göz kırpma hızı<br>görüntülerin işlenmesi ve heyecan düzeyi<br>hakkında bilgiler sunar<br>* Kolay taşınabilir<br>* Mekanının etkisi ölçülebilinir<br>* Zararsızdır | * Yüksek maliyete sahiptir<br>* Elde edilen sonuçlara<br>güvensizlik duyulması<br>* Katılımcılarda mevcut olan göz<br>problemlerinin sonucu<br>etkileyebilmesi | [/TABLE] Kaynak: Bercea, 2013 ### 3.3.2.2. Facial Action Coding System-Yüz Okuma Sistemi Birçok araştırmacı, yüzün nasıl ve neden hareket ettiği hakkında daha fazla bilgi edinmek için kas hareketlerini kodlar. Yüz hareketlerinin ve ifadelerinin güvenilir bir şekilde kodlanması ve analizi için bir teknik sağlayan Yüz Hareketi Kodlama Sistemini kullanırlar. İlk olarak 1978'de Paul Ekman ve Wallace Friesen tarafından geliştirilen ve 2002'de Ekman, Friesen ve Hager tarafından revize edilen Yüz Hareketi Kodlama Sistemi (FACS), yüzün anatomik hareketini tanımlamak için kapsamlı, anatomik tabanlı bir sistemdir (https://www.thescienceofpersuasion.com). Yüz Hareketi Kodlama Sistemi (FACS), görüntülenen bir duyguya karşılık gelen bir dizi yüz kası hareketini ifade eder. Yüz ifadelerini ölçülürken, uyaranlar otomatik olarak FACS analiziyle eşleştirilir ve bu, uyaranın belirli bir duyguyu tetiklediği anı tam olarak belirlemenize olanak tanır. FACS ayrıca, duygunun ne kadar güçlü bir şekilde sergilendiğinin bir ölçüsünü veren bir yoğunluk ölçeğine göre derecelendirilir. Bu ölçümler aynı zamanda bir uyarılma ölçüsü sağlayan galvanik cilt tepkisi kayıtları ile de senkronize edilebilir. Bu bilgilerin birleştirilmesiyle, bir kişinin belirli bir uyarana tepki olarak ne kadar güçlü hissettiği ve bu duyguların nelerden oluştuğu hakkında sonuçlar çıkarmaya başlamak mümkündür (https://imotions.com). Yüz Hareketi Kodlama Sistemi (FACS), görsel olarak fark edilebilen tüm yüz hareketlerini tanımlamak için kapsamlı, anatomik tabanlı bir sistemdir. Yüz ifadelerini, Eylem Birimleri (AU'lar) adı verilen kas hareketinin bireysel bileşenlerine ayırır. FACS, birçok farklı kişisel ve profesyonel ortamda kullanılır. Genellikle araştırma için çeşitli bilimsel ortamlarda kullanılır. Yüz tanıma ile ilgilenen animatörler ve bilgisayar bilimcileri tarafından da kullanılır. FACS, ince yüz [TABLE] | Yöntemlerinin | Vodafone marka operatörünün ise; 3 marka kişiliği boyutundan ve 6 marka kişiliği sıfatından oluştuğu bulgulanmıştır. | | --- | --- | | Karşılaştırılması | Bu çalışmada, nörobilim araştırmalarının pazarlama alanında kullanılacağına yönelik kaynak bir veri olması amaçlanmaktadır. Bu amaçla Sağlık Bakanlığı'nın hazırladığı, sigara bırakmaya yönelik kampanyanın bir parçası olan, sigara paketleri üzerindeki görsel mesajların karşılaştırılması olarak hem nörobilim teknikleri (EEG) hem de geleneksel araştırma tekniklerinden biri ile (online sörvey) incelenmiş ve sonuçları etkinliklerine göre karşılaştırılmıştır. | | Sadedil, Bozkurt, Uraltaş ve Taş, 2016 | Pazarlama Mesajlarının Etkinliği Açısından Geleneksel Pazarlama Araştırmaları İle Nöropazarlama Araştırmalarının Karşılaştırılması | Katılımcıların reklamda ünlü kişi, kadın ve cinselik ögelerinin kullanılmasının reklamı etkili yapmayacağı yönünde olmuş olup nöropazarlama çalışmalarının ise bu durumun aksini iddia etmesi ve başarılı bir reklamın ürüne olan inanç ve tutumlarını etkilediği görülmüştür. | | Makale | Deneysel ve Geleneksel Yöntem | Görsel hale getirilen tüketici davranışının NöroModel'i tüketicilerin “Dış çevre faktörleri”, “Satın alma karar süreci”, “Nöropazarlama faktörleri” ve “Pazarlama uyarıcıları” faktörlerinin etkisi altında nasıl davrandıklarını ve bu uyarların tüketici tepkilerini nasıl etkilediğini anlamaya odaklanma sonucuna varılmıştır. | | | EEG, Anket Yöntemi | Turizm sektöründeki yöneticilerin deneyimin önemli olduğu buna karşın dış görüşümün ve personel cazibesinin önemli olmadığı müşteri ile etkileşimin en az olduğu departmanlara personel alım sürecinde yöneticilerin öz geçmişlerde dikkat ettiği bilgileri araştırılmıştır. | | Fırat ve Kömürcüoğlu, 2016 | Anket Taraması | Son yıllarda kullanılmaya başlanan modern veri toplama yöntemlerinden Elektroensefalografi (EEG), Galvanik Deri Tepkisi (GSR) ölçümü, kalp atışı (HR) ve göz takibi (ET) metodlarının avantajları ve deney tasarımları açıklanmaya çalışılmıştır. | | Makale | Etkili Bir Reklam İçin Nöropazarlama | Anlatılan kavramlar ve uygulamalar gerçekleştirdiğinde nöropazarlamada yeni bir başlangıç olduğu ve EEG beyin | | Uygulama | Gerçek Eylem Olarak Nöropazarlama: Tüketici Davranışları Uygulaması | | | Bayassova ve Kazan, 2016 | Anket Yöntemi | | | Makale | Çalışanların İşe Alım Sürecinde Başvuruların Cekiciliğini Etkileyen Bir Göz Takibi Analizi: Bir Nöropazarlama Çalışması | | | Boz ve Yılmaz, 2016 | Eye Tracking | | | Makale | Nöromarketing Araçları İşletme Araştırmalarına Nasıl Uygulanır? | | | Boz ve diğerleri, 2016 | Literatür Taraması | | | Bildiri | | | | Teorik | | | | Düzgün, 2016 | Tez | | | | Deneyisel | | | | EEG | | | | Nöromarketing Alanında Marka Algısının Elektrofizyolojik Olarak Beyin Osilasyonlarıyla Ölçümlenmesi: Eeg | | [/TABLE] Araştırmada kullanılan Eye-tracking cihazı aşağıda gösterilmiştir: [IMAGE] Siyah renkli, düzgün bir şekilde tasarlanmış bir cihazın görseli. Cihazın üzerinde "tobii" yazısı bulunuyor. Cihazın şekli dikdörtgen ve modern bir tasarıma sahip. [/IMAGE] Resim 12. Eye -Tracking Cihazı Kaynak : (www.tobiipro.com) [IMAGE] Bir ofis ortamında iki kişinin bir masa başında oturduğu ve bir bilgisayar üzerinde çalıştığı bir sahne. Masa üzerinde bir dizüstü bilgisayar bulunuyor ve bilgisayarın ekranında bir web sitesi açığı. Bilgisayarın üzerine bir eye-tracking cihazı yerleştirilmiş. Masa başında oturan kişilerden biri bir kalemle yazı yazarken, diğeri bilgisayarın klavyesine dokunuyor. Ofis arka planında diğer çalışanlar da görülebiliyor. [/IMAGE] Resim 13. Eye- Tracking Cihazının Bilgisayar Üzerinde Kullanımı Kaynak: (www.tobiipro.com) ## 4.6. Araştırmanın Bulguları ve Yorumlanması Araştırmada kullanılan afiş görselleri, Yeşilay Kurumunun bağımlılık içerikli afiş görsellerini içermektedir. Bu görsellerin gönüllü katılımcılar üzerindeki görsel etkileri Eye-Tracking yöntemi kullanılarak analiz edilmeye çalışılmıştır. Bu doğrultuda 5 adet görsel belirlenip, bu görseller aşağıda gösterilen sırayla gönüllü katılımcılara gösterilmiştir: [IMAGE] Resimde, bir cam şişenin içinde kırmızı sıvı içinde boğulmak üzere olan bir kişinin görseli yer alıyor. Şişenin kapağı kapalı ve kişinin yüzü endişe dolu bir ifade sergiliyor. Şişenin alt kısmında "YESILAY" yazısı büyük harflerle belirgin bir şekilde yer alıyor. Resmin üst kısmında "Alkol önlenebilir üçüncü ölüm ve yaralanmaların temel nedenidir" yazısı bulunuyor. Resmin alt kısmında Yeşilay'ın logosu, sosyal medya hesapları ve bağış yapma talimatları yer alıyor. Resmin alt kısmında Yeşilay'ın logosu, sosyal medya hesapları ve bağış yapma talimatları yer alıyor. Resmin alt kısmında Yeşilay'ın logosu, sosyal medya hesapları ve bağış yapma talimatları yer alıyor. [/IMAGE] Resim 14. Araştırmada Kullanılan Yeşilay Kurumuna Ait Bağımlılık İçerikli Afiş Görseli 1 [IMAGE] Resimde, bir cam kavanoz içinde oturan bir insan figürü yer alıyor. Figür, kollarını dizlerine kavuşturmuş, başını elleri arasına gömüştür. Kavanozun kapağı kapalıdır ve figür, kavanozun içinde sıkışmış gibi durumdadır. Arka plan gri tonlarında, odak noktası figüre odaklanmıştır. Resmin alt kısmında "YESILAY" yazısı büyük harflerle belirtilmiştir. Alt kısımda ayrıca, patolojik kumar bağımlılığı hakkında bilgilendirici metin yer almaktadır. Metin, bu bağımlılığın hem bireye hem de çevresine zarar verdiğini ve tedavi için uygun kurumlara başvurulması gerektiğini belirtmektedir. Ayrıca, "En iyi korunma hiç başlamamaktır." ifadesi de yer almaktadır. Resmin sol alt köşesinde bir QR kodu bulunurken, sağ alt köşesinde ise sosyal medya bilgileri yer almaktadır. [/IMAGE] Resim 15. Araştırmada Kullanılan Yeşilay Kurumuna Ait Bağımlılık İçerikli Afiş Görseli 2 [IMAGE] Resimde, bir cam kavanoz içinde oturan bir erkek var. Erkek, kollarını dizlerine kavuşturmuş, başını eğmiş ve düşünceli bir ifadeyle bakıyor. Kavanozun kapağı kapalı ve erkek kavanozun içinde sıkışmış gibi duruyor. Arka plan gri tonlarında ve basit. Kavanozun altında "YEŞILAY" yazısı büyük harflerle belirgin şekilde yer alıyor. Resmin üst kısmında "Bağımlılık akıl ve iradeyi çalışamaz hale getirir" yazısı bulunuyor. Alt kısmında ise uyuşturucu bağımlılığı hakkında bilgilendirici metinler ve Yeşilay kurumuna ait iletişim bilgileri yer alıyor. [/IMAGE] Resim 16. Araştırmada Kullanılan Yeşilay Kurumuna Ait Bağımlılık İçerikli Afiş Görseli 3 [IMAGE] Resimde, bir cam kavanoz içinde bulunan bir kişinin silüeti yer almaktadır. Kavanozun içindeki kişi, ellerini kavanozun iç yüzeyine bastırarak dışarı çıkmaya çalışıyormuş gibi duruyor. Kavanozın üstü altın rengi bir kapağı ile kapatılmıştır. Resmin üst kısmında "Sigaraya bağlı nedenlerden dolayı Her 10 saniyede 1 kişi hayatını kaybediyor" yazısı yer alır. Resmin alt kısmında ise "YESILAY" yazısı ve bir QR kodu bulunur. Ayrıca, "Nikotin yüksek oranda bağımlılık yapıcı olmasının yanı sıra kalp ve damar hastalıkları, KOAH ve akciğer kanserine yol açar. Ülkemizde pek çok hastanede sigara bırakma poliklinikleri bulunmaktadır. 'En iyi korunma hiç başlamamaktır.'" ifadesi yer alır. Resmin alt kısmında ayrıca sosyal medya bilgileri ve bir web sitesi adresi de bulunur. [/IMAGE] Resim 17. Araştırmada Kullanılan Yeşilay Kurumuna Ait Bağımlılık İçerikli Afiş Görseli 4 [IMAGE] Resimde, bir cam kavanoz içinde oturan ve dizüstü bilgisayarla çalışan bir kişi yer alıyor. Kavanozun kapağı kapalı durumda ve kişinin etrafı camdan ibarettir. Arka plan gri tonlarında ve basit bir şekilde tasarlanmıştır. Resmin üst kısmında "Bağlan ama bağımlı olma" yazısı, orta kısmında "YEŞILAY" yazısı, alt kısmında ise Yeşilay kurumuna ait bilgiler ve QR kodu yer almaktadır. Yeşilay'ın logosu ve bağış yapma talimatları da resmin sağ alt kısmında yer alır. Resmin alt kısmında, teknoloji kullanımının bağımlılığa yol açabileceğine dikkat çeken bir mesaj yer alır. Ayrıca, küçük çocukların teknoloji kullanımının sosyal gelişimlerini engelleyebileceğine dikkat çekmektedir. Resmin alt kısmında Yeşilay'ın sosyal medya hesapları ve web sitesi adresi de yer almaktadır. [/IMAGE] Resim 18. Araştırmada Kullanılan Yeşilay Kurumuna Ait Bağımlılık İçerikli Afiş Görseli 5
83
302248
## TEŞEKKÜR Yönlendirmeleri ve desteği ile çalışmalarıma katkıda bulunan, bilgisini esirgemeden sunan Tez Danışmanım Sayın Prof.Dr. Berna ALPAGUT'a, çalışmamın her aşamasında destek olan büyük bir sabır ve çaba ile bana sürekli güç veren, çok yönlü bakış açısıyla her konuda yaşamıma yepyeni boyutlar katan, kendisini tanımaktan büyük onur duyduğum Sayın Doç.Dr. Ergin DUYGU'ya, Bu konuda çalışmamı teşvik eden, değerli görüş ve önerileriyle beni yönlendiren ve yanımda hissettiren Genel Müdürüm Sayın Fevzi IŞBILIR'e, Benim geçtiğim bu zorlu süreci daha önce başarıyla tamamlayan, bu yola birlikte girdiğim Sevgili arkadaşım Dr. Fidan Fırat BOZKURT, Dr. A.Çağatay DIKMEN'e yardımlarını esirgemeden sunan çalışma arkadaşlarım Tuncay DEMIR, Ibrahim AKBULUT, Ahmet MALKOÇ, Metin GURCU, Ceren Uncu AGAÇDIKEN ile tüm mesai arkadaşlarıma ve Mete YÜKSEL'e Başladığım bu yolda gücünü ve maneviyatını hep yüreğimde taşıdığım, rahmetli babam Mustafa SATIR'a, sabırla verdiği tüm katkı ve destekleri için kardeşim Özlem SATIR'a, zorlu ve uzun soluklu tüm öğrenim sürecim aşamasında kendi ışığı ve yaşam felsefesi ile yolumu, yaşamımı ve dünyamı aydınlatan annem Dilber SATIR'a, teşekkürlerimi sunarım. ## GİRİŞ Çevre politikaları ve hem ürünü, hem de aracı olan çevre yasaları 1970'li yıllardan itibaren A.B.D.de ve kısa bir süre sonra da birçok Avrupa ülkesinde geliştirilmeye başlanmıştır'. Bunun yanı sıra, aynı dönemde çevre konusunda kamunun bilinçlenmesine paralel olarak çevresel bilgiye erişim talebi de hızlı bir artış göstermiştir. Politika üretilmesi, yeni çevresel düzenlemelerin yapılması, ya da mevcut çevresel düzenlemelerin geliştirilmesi için de duruma dayalı ve teknik olmayan bilgilere olan talep ortaya çıkmıştır". Kamu yararı açısından ise, kirleticilerden kaynaklanan riskler ve etkileri öğrenmek için teknik olmayan bilginin derlenerek geliştirilmesi talebi doğmuştur. Ozellikle 1980'li yılların başında çevresel göstergelere olan ihtiyacın artması ile birlikte hem de uluslararası alanda, çevresel göstergelerin geliştirilmesine yönelik çalışmalara başlanmıştır" 4. Günümüzde ise, çevresel göstergeler çevresel politikaların geliştirilmesinin ve çevre durumunun raporlanmasının önemli bir parçası olmuştur. Çevresel konularda kamu bilincinin arttırılması ve çevre politikalarının sonuçlarını izlenmesini desteklemek <sup>1</sup>W. Kowarik, "Environmental History Timeline", www.runet.edu/~wkovarik/hist1/ timeline.new.html, (Erişim Tarihi: 11.05.2010). <sup>2</sup> A.Nahyan, "Quality Environmental Data For All", http://www.unep.org/ourplanet/imgversn/ 132/nahyan.html, (Erişim Tarihi:12.05.2010). <sup>3</sup> Environmental Statement Regulation 19 Further Information," Impact Assessment (EIA) Non Technical Summary (NTS)", Volume:5, 2007 http://www.london2012.com/documents/odaplanning/planning-applications/environmental-statement-non-technical-summary.pdf, (Erişim Tarihi:20.04.2011). <sup>4</sup>European Commission, "Guidance on EIA Scoping: A Non-Technical Summary On Impacts To Be Investigated And Reported In The Environmental Information", 2001 http://ec.europa.eu/ environment/eia/eia-guidelines/g-scoping-full-text.pdf, (Erişim Tarihi: 20.04.2011) amacı ile göstergeler son yıllarda birçok ülkede ulusal ve bölgesel ölçekte olduğu gibi uluslararası kuruluş tarafından kullanılmaktadır. Çevresel gösterge seti çevre politikalarının üretilmesi, çevre durumunun raporlanması, çevresel performansın ölçülmesi ve refah düzeyi ile sürdürülebilir kalkınmanın izlenmesi ve raporlanması için kullanılan bir araçtır". Bunun yanı sıra, göstergeler kamunun çevresel bilgiye erişiminde ve çevre ile ilgili konularda kamu bilincinin arttırılmasında da bir araç olarak kullanılmaktadır. Son yıllarda birçok ülke tarafından çevre konularında bilincin arttırılması ve çevresel politikaların sonuçlarının izlenmesini desteklemek amacı ile de ulusal ve bölgesel ölçekte olduğu gibi uluslararası kuruluşlar tarafından ülkeler arası düzeyde kullanılmaktadır. OECD tarafından Türkiye için Çevresel Başarı Raporu hazırlanarak 1999 yılında yayınlanmıştır. OECD bu raporda çevresel izlemede önemli gelişmeler olması ve çevre ile ilgili birçok kurumda çevresel bilgi birikiminin sağlanmış olmasına karşın kapsamlı ve düzenli çevresel veri ve göstergelerin bulunmaması sorununun altını çizmektedir6 7 8. SWorld Bank, "Expanding the Measure of Wealth: Indicators of Environmentally Sustainable Development", s. 99-109, USA, 1997. YOECD, "OECD Environmental Performance Reviews: Turkey", 2008, http://www.undp.org.tr/ publicationsDocuments/OECD-Environment-Turkey202008.pdf, (Erişim Tarihi:28.11.2010) . <sup>&#</sup>x27;OECD Ilibrary, "OECD Environmental Performance Reviews: Turkey", http://www.oecdilibrary.org/environment/oecd-environmental-performance-reviews 19900090, (Erişim Tarihi:28.11.20 10) . <sup>80</sup>ECD Environment Directorate, "OECD Environmental Performance Reviews: Turkey", http://www.oecd.org/document/3/0,3343,en 2649 34307 41441084 1 1 1 1,00.html, (Erişim Tarihi: 28.11.2010). Bilindiği üzere AB ile müzâkere sürecinde büyük sorun olarak görülen konulardan biri de çevre ile ilgili olanlardır. Çevresel göstergeler ise çevre politikalarının üretilmesi, çevre durumunun raporlanması, çevresel performansın ölçülmesi ve sürdürülebilir kalkınmanın izlenmesinin raporlanması için kullanılan bir araçtır ve beklendiği üzere AB tarafından da kullanılmaktadır910 11. Sürdürülebilir Kalkınma kavramı, 1987 Brundtland raporunda "Bugünün ihtiyaçlarını, gelecek kuşakların kendi ihtiyaçlarını karşılama kabiliyetlerinden ödün vermeden karşılamak" olarak tanımlanmıştır. 2001 Göteborg Avrupa Konseyi toplantısında AB Uyesi Ulkeler, "Daha İyi Bir Dünya İçin Sürdürülebilir Bir Avrupa: Sürdürülebilir Kalkınma için bir Avrupa Stratejisi" konusunu ele alarak sürdürülebilir kalkınmayı AB genelinde bir hedef haline getirmişlerdir'2. Sürdürülebilir kalkınmanın ön koşullarından olan çevresel sürdürülebilirliğin gerçekleştirilebilmesi için geliştirilmesi şart olan bilgi birikimindeki eksikliklerin yarattığı sorunun çözülememesinin bedeli giderek ağırlaşmaktadır, ve ağırlaşmasını sürdüreceği de açıktır13. 10M.Peker, "AB Çevre Politikaları ve Türkiye", http://mehmetpeker.com/kultursanat/yazilarim/59avrupabirlii.html, (Erişim Tarihi: 20.04.2011) 1 Türkiye Avrupa Vakfı (TAV), "Avrupa Birliği ve Türkiye'de Çevre Koruma Politikaları", Avrupa Toplulukları Araştırma ve Uygulama Merkezi Araştırma Dizileri Yayını, http://www.turkiyeavrupavakfi.org/.../1420-avrupa-brl-ve-tuerkyede-cevre-koruma-poltkalari.html -, (Erişim Tarihi: 20.04.2011). 12 European Commission, "Sustainable Development History", http://ec.europa.eu/ sustainable/ history/index en.htm, ( Erişim Tarihi:12.10.2009). 13C.Hey, M.Janicke, H.Jörgens, "Environmental Governance In the European Union", 2003 http://www.essex.ac.uk/ecpr/events/generalconference/marburg/papers/8/5/hey.pdf, (Erişim Tarihi: 20.04.2011). YF.Mazı; U.Yıldırım, "Çevre Politikası Bağlamında AB-Türkiye İlişkilerindeki Son Gelişmeler", http://www.e-akademi.org/makaleler/fmazi-uyildirim-1.htm, (Erişim Tarihi: 20.04.2011). İklim değişimi, etkileri bakımından şu anda en önemli çevresel, sosyal ve ekonomik tehdidi oluşturmaktadır; çünkü su kaynakları, erozyon ve çölleşme, tarım, ormanlar, biyolojik çeşitlilk, kıyılar, göç ve altyapı sistemleri, bölgeler olmak üzere çevre başlığı altındaki önemli değişkenlerin büyük çoğunluğunu etkilemektedir44. Üyesi olduğumuz AK de İklim Değişimi Konusunda Hükümetlerarası Panel (IPPC) projesi, sera gazı emisyonlarını düşürmek için daha fazla ve daha etkin eylem gerçekleşmesi gereğinden yola çıkarak küresel ölçekte yüzey ortalama sıcaklığının 1.8-4.0ºC'den daha çok artması, hattâ daha kötü bir senaryo ile 6.4 ºC'ye çıkması olasılığına ve sonuçlarına dikkat çekmiş olmasının önemini vurgulamaktadır 15. Avrupa Birliği'nde, 1973'ten günümüze 5 adet Çevre Eylem Planı (ÇEP) tamamlanmış; 2001 yılında açıklanan ve 2001-2010 dönemini kapsayan 6. ÇEP ise, çevre alanında AB'nin önümüzdeki on yıllık dönem için hedeflerini ortaya koymuştur. "Çevre 2010: Geleceğimiz, Tercihimiz" başlıklı Program'da dört ana konu öncelikli hedef olarak belirlenmiştir: İklim Değişimi, Doğa Koruma ve Biyolojik Çeşitlilik, Çevre ve Sağlık Başlıkları ile Doğal Kaynaklar ve Atık konularıdır 16. Ülkemizde Devlet Planlama Teşkilatı 9. Kalkınma Programı kapsamındaki Çevrenin Korunması ve Kentsel Altyapının Geliştirilmesi başlığı altında; Birleşmiş Milletler <sup>14</sup>The Nature Conservancy, " Climate Change Impacts and Threats", http://www.nature.org/ ourinitiatives/urgentissues/climatechange/threatsimpacts/index.htm, (Erişim Tarihi: 20.04.2011), <sup>15</sup> European Commisison, "Climate Change", http://ec.europa.eu/environment/climat/home en.htm, (Erişim Tarihi:12.05.2010) <sup>16</sup>Çevre 2010: Geleceğimiz Seçimimiz, "Altıncı Çevresel Eylem Programı", Avrupa Parlamentosu, Ekonomik ve Sosyal Komite ve Bölgeler Komitesi, 2001, Final. Iklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nin (IDÇS) TBMM tarafından onaylanması ile 24 Mayıs 2004 tarihi itibarıyla İDÇS'ne taraf olmuştur17. Bu kapsamda da çevresel izleme, denetim ve raporlama sisteminin altyapısının geliştirilerek uygulamaların etkinleştirilmesi, ilgili kuruluşlar arasında bilgi akışının ve paylaşımının bütüncül bir sistemle sağlanması ihtiyacı devam etmektedir. Ulusal göstergelerin gelişimini süregelen bir süreç olarak takip etmek de önemlidir. Ancak ulusal çevre politikalarında ve sürdürülebilir kalkınma stratejisinde göstergeleri amaçlara, hedeflere ve teşebbüslere bağlamak gerekmektedir18. Bilindiği gibi Türkiye, Avrupa Birliği'ne aday bir ülke olup, 3 Ekim 2005 tarihinde Avrupa Birliği'ne tam üyelik müzakereleri başlamıştır". Bu süreçte, Türkiye'nin Avrupa Birliği'nin çevresel bilgilere erişimi ile raporlama yönetmeliklerine uyum sağlaması kapsamında, çevresel veri toplanması, gösterge oluşturulması ve raporlamaya yönelik çalışmaların yapılması gerekmektedir. Türkiye'de göstergelerin üretimini ve gelişimini destekleyecek verilerin toplanması için, ilgili kurumların teknik altyapılarının geliştirilmesine ihtiyaç duyulmaktadır. <sup>17 .</sup>C Çevre ve Orman Bakanlığı, "Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi", http://www.iklim.cob.gov.tr/iklim/AnaSayfa/BMIDCS.aspx?sflang=tr, (Erişim tarihi: 20.04.2011). l8 T. Burke.; N. Mabey, "Küreselleşen Dünyada Avrupa Güvenlik ve Refah için Seçenekler", 2008 , s.44-London . <sup>19</sup> Avrupa Birliği Genel Sekreterliği (ABGS), "Müzakere Süreci ve Türkiye", http://www.abgs. gov.tr/tarama/Ozet.htm, (Erişim Tarihi: 20.04.2011). ## A.Tezin Amacı ve Onemi Tezin genel amacı, Türkiye'de güvenilir ve güncel çevresel bilgiye erişimi sağlamak için veri toplama sistemlerini geliştirmeye çalışmak, karşılaşılan zorlukları irdelemek, ulaşılabilen verilerle bir sistem içerisinde ve karşılaştırılabilir özellikte bilgi sunabilecek yöntem araştırmaktır. Ozel amacı da Avrupa'da ve Dünya'da birçok çevresel soruna temel teşkil eden küresel ısınma ve sonucu olan ıklım değişimi konusunu da irdeleyerek Türkiye'nın uluslararası çevresel gösterge setlerine ilişkin mevcut durumunu tespit etmek, ilgili literatürdeki bilgileri de değerlendirerek anahtar çevresel gösterge seti önerisinde bulunmaktır. Bu düşünceler doğrultusunda iklim değişimi konusunda değerlendirmeler yapmak üzere, geçmişle ilgili ve güncel gözlemsel veriler aracılığı ile bilgilerin derlenmesi ve yönetilmesi ile paylaşılmasını, erişilebilirliğini ve kullanılmasını sağlayabilecek sistem önerisi geliştirmek de amaçlanmaktadır. Türkiye'nin adaylık sürecinde AB çevre müktesebâtındaki gelişmeler göz önünde bulundurulduğunda ulusal mevzüata aktarılan AB direktiflerinin sayısının sürekli arttığı görülmektedir 20. Yalnızca üye ülkeler çevre müktesebâtının uygulanmasının izlenmesi amacıyla Avrupa Komisyonu'na raporlama yapmakla yükümlü olduklarından, Türkiye Avrupa <sup>20</sup>T.C Çevre ve Orman Bakanlığı, " Türkiye'de Çevre Yönetimi", AB adaylık Sürecinde Ulusal Mevzuata Aktarılan Yönetmelikler, 2010, Ankara, http://cembit.dmi.gov.tr/FILES/doc/cevreyonetimi/cevre yonetimi tr-TR.pdf, (Erişim Tarihi: 20.04.2011) Birliği üyesi oluncaya dek raporlama yükümlülüğe girmeyecektir2'. Ancak, Türkiye Avrupa Birliği'ne katılım sürecinde iken, 2003 yılında, Avrupa Çevre Ajansı'na (AÇA) üye olmuş, AÇA faâliyetlerinin yerine getirilebilmesi ve raporlama zorunluluklarının gerçekleştirilebilmesi amacıyla ulusal düzeyde Avrupa Çevre Bilgi ve Gözlem Ağı (Environment Information and Observation Network-EIONET) oluşturulmuştur". Bu yapı içerisinde yer alan önemli çıktılar arasında da çevresel verilere erişim ve göstergelerin izlenmesi bulunmaktadır. Bu araştırmada hedeflenen, Türkiye için oluşturulacak olan çevresel gösterge setleri önerileri ve değerlendirmeleri ile politika sağlayıcılar için uzun vâdede ve ileri seviyede çevre koruma faâliyetlerine temel oluşturabilecek veri ve bilgilerin ortaya konulmasıdır. Bu şekilde bilgiye dayalı yaklaşım gereksinimini giderme sürecinin desteklenmesinin de sağlanabileceği ileri sürülebilir. Kamuoyunun kolayca anlaşılır ve değerlendirilerek kullanılabilir çevresel bilgiye ulaşmasını sağlayabilecek yöntem araştırması ile çevre koruma için gerekli ön şartlardan olan çevre konularında kamu bilinci ve ilgisinin arttırılmasına da katkıda bulunulacaktır. Düzenli çevresel bilgi alışverişi ile ulusal politikaları belirlemek, çevre yönetimi, doğal kaynak yönetimi, çevresel izleme faâliyetlerinin güçlendirilmesi ve böylece <sup>21 &</sup>quot;Reporting Obligation For: Reporting Obligation For Council Directive-91/692/EEC", http://rod.eionet.europa.eu/obligations/567, (Erişim Tarihi: 29.11.2010) <sup>22</sup>T.C Çevre ve Orman Bakanlığı, "Avrupa Çevre Bilgi ve Gözlem Ağı (EIONET)", http://aca.cevreorman.gov.tr/sayfalar/eionet hakkinda.html 0, (Erişim Tarihi: 29.11.2010) Türkiye'de geçerli Çevre Müktesebâtının uyumu uygulamalarının hızlandırılması açısından da önem taşımaktadır. ## TEZİN KAPSAMI: Yukarıda da değinildiği gibi iklim değişimi değişkeni etkileri bakımından gıda güvencesinden biyolojik çeşitliliğe, kıyılardan göç ve alt yapı sistemlerine kadar etkili olduğundan çevresel veri toplama sistemleri incelenirken çevresel verileri bir grup altında toplayarak iklim değişimi altında birleştirmek gerekmektedir. Türkiye'de birçok farklı kurum ve kuruluş kendi uzmanlık alanları içerisinde kurumsal, ulusal ve uluslararası ihtiyaçlara cevap verebilmek üzere veri sağlayarak raporlama süreçlerine dâhil olmaktadır. Bu araştırmada ülkemiz için önerilecek gösterge setleri ve değerlendirmeleri ile, politika yapıcılar, karar vericiler için çevre koruma faaliyetlerine uzun erimli ve ileri seviyede katkı sağlayacak, bilgiye dayalı yaklaşım ile ortaya bilimsel altyanı konulmasına çalışılacaktır. B. Yöntem ## 1. Kavramsal Çerçeve Bu bölümde tezin dayandığı temel kavramlar, yaklaşımlar ve varsayımlar verilmektedir. Çevresel Etki: Insan faâliyetleri sonucunda canlı varlıkların hemen, ya da uzunca bir süre içerisinde, dolaylı ya da dolaysız şekilde etkilenmelerine neden olabilecek fiziksel, kimyasal, biyolojik ve toplumsal etkenlerin belirli bir zaman dilimindeki toplamıdır 23. Çevre Hakkı: Kollektif hakları tanımlayan üçüncü kuşak haklar içerisinde yer almaktadır. Bu hak, insancıl bir toplum yaşamı düşüncesinin anlatımı olduğundan, aynı zamanda hem bireylere hem de toplumun tümüne aittir. Gerçekleşmeleri için de tüm toplumsal aktörlerin, yanı devletlerin, kamu ve özel ve tüzel kişilerinin, bireylerin yalnız pasif değil, aktif olarak katılımları gereklidir 44. Çevreye Ilişkin Bilgi: Su, hava, toprak, canlı varlığı ile bunları olumsuz olarak etkileyen veya etkileme ihtimâli bulunan faâliyetler ve alınan idâri ve teknik önlemlere ilişkin olarak mevcut bulunan her türlü yazılı, sözlü veya görüntülü bilgi veya veriyi içerir25. Çevresel Gösterge: Çevre politikalarının üretilmesi, çevre durumunun raporlanması, çevresel performansın ölçülmesi ve sürdürülebilir kalkınmanın çevresel boyutunun raporlanması için kullanılan araçtır20. <sup>23</sup> R.Keleş ve C.Hamamcı, "Çevre Politikası", İmge Kitapevi, 5.Baskı, 2005. <sup>24</sup> C.Hamamcı, "Çevre Hakkı Üzerine Düşünceler", İnsan Hakları Yıllığı, TODAIE, 1991, s.171-180. <sup>2542872</sup> sayılı Cevre Kanunu" (5491 sayılı kanunla degisiklikler) Yayımlandığı Resmi Gazete Tarihi: 11.8.1983, Say: 1832 , http://teach.immib.org.tr/web/dokumanlar/CEVRE%205491.pdf, (Erişim Tarihi: 29.11.2010) <sup>20</sup>T.C Çevre ve Orman Bakanlığı, "Çevresel Göstergeler Raporu", Türkiye Veri Değişim Ağı'nın Kurulması için Teknik Yardım Projesi, Report 20100405 Env.Indicators 2.0 TR,2010. Dışsallık: Dışsallık, ekonomik bir faâliyet sonucu ortaya çıkan fayda ve mâliyetlerin bu faâliyet ile ilgili olmayan kişiler üzerindeki etkisidir. Piyasa ekonomisinde bu durum, genellikle bir kişinin veya firmanın faâliyetlerinin doğrudan bir başka kışı veya firmayı, piyasa fiyatları dışında etkileyerek dıştan gelen etkiye neden olmaları ile açıklanmaktadır-'. Doğal Kaynak: Doğal yollarla oluşan, ancak görece değişikliğe uğramamış hâli kıymetli olarak kabûl edilen, canlı ya da cansız varlıklar için kullanılan tanımlamadır". Doğal kaynak olarak kabûl edilebilmesi için maddenin ortaya çıkarılışında uygulanan işlemlerin çıkartma, zenginleştirme ya da ayrıştırma ile sınırlı olması gereklidir. Bir üretim süreci sonunda ortaya çıkan madde artık doğal kaynak olarak değerlendirilemez. Sürdürülebilir Çevre: Gelecek kuşakların ihtiyaç duyacağı kaynakların varlığını ve kalitesini tehlikeye atmadan, hem bugünün hem de gelecek kuşakların çevresini oluşturan tüm çevresel değerlerin sosyal, ekonomik, fizikî vbg. tüm alanlarda korunması, ıslâhı ve geliştirilmesi sürecini tanımlar29. Sürdürülebilir Kalkınma: Bugünün gereksinimlerini, gelecek kuşakların da kendi gereksinimlerini karşılama olanaklarını ellerinden almadan karşılamaktır30. <sup>27</sup>http://www.gazikitabevi.com.tr/iktisadagiris/bolum 10.pdf., (Erişim tarihi: 19.03.2008). <sup>28</sup> S.Erdoğan, "Çevrenin Siyasallaştırılması ve Ramsar Sözleşmesi Örneği", AÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayımlanmamış Doktora tezi, 2008, s.6. <sup>20</sup>http://tr.wiktionary.org/wiki/s%C3%BCrd%C3%BCr%C3%BClebilir %C3%A7evre, (Erişim Tarihi: 28/11/2010) <sup>30</sup>R.Keleş,C.Hamamcı, A.Çoban, "Çevre Politikası", İmge Kitapevi, 6.Baskı, Eylül 2009 ## 2. Temel Varsayımlar Yaşamdaki sürdürülebilir kalkınma performansını ortaya koyan ölçüt çevresel göstergelerin durumudur. Bu anlayış içerisinde çevre konusunda iklim değişimi göstergelerinin irdelenmesi, hem çevreye olan etkilerinin ortaya konulması, hem de çevresel göstergeleri sistematik çerçevede ortaya koymak açısından önem taşımaktadır. Sürdürülebilir kalkınma anlayışının çevresel, sosyal ve ekonomik olmak üzere üç boyutu bulunmaktadır. Çevre politikalarını oluşturabilmek için sosyal ve ekonomik boyutu göz önünde bulundurulmalı alınacak önlemlerin politikalara yansıtılabilmesi izleme sistemlerinin oluşturabilmesi ile mümkün olabilmektedir31. Çevresel politikaların geliştirilmesi kapsamında, karar vericiler herhangi bir eyleme ilişkin riskleri yönetirken ve potansiyel faydaları ve politikaların maliyetlerini ölçerken bilgiye ihtiyaç duymaktadır. İklim değişiminin merkezî önem taşıyan bir konu haline gelmesinden bu yana, analizlerde kullanılan verilerin güvenilirliğine ilişkin şüpheler de haklı olarak artmıştır. Uzun süreli birçok klimatolojik zaman serisine ilişkin değişim ve eğilimlerin yalnızca hava durumları ve iklimde meydana gelen değişikliklerden <sup>31</sup> Office of the Auditor General Of Canada, "Performance Measurement For Sustainable Development Strategies", 1998, http://www.oag-bvg.gc.ca/internet/ English/ parl cesd 199805 08 e 9348.html, (Erişim tarihi: 21.04.2011). Iklim değişimi ve etkileri bakımından ele alınacak göstergeler ve veriler çevre konusunda tüm başlıkları doğrudan ve dolaylı olarak etkileyecek bulguları ve sorunları içermektedir43. Bazı göstergeler için veri ve bilgi yetersizliği göstergelerin üretilmesi ve bilgilerin izlenmesi açısından da sıkıntı yaratmaktadır. İklim değişimi göstergeleri daha etkin bilgi ve veri toplama anlayışı ile sistemlerin duyarlılığı ve mâruz kalınan sonuçların değerlendirilmesi açısından da önem taşımaktadır. ## 4. Hipotezler Çevrenin izlenmesinde ve çevresel bilgiye erişimde Türkiye İstatistik Kurumu gibi çevre ile doğrudan ilgisi olmayan kurumların katkılarıyla belli düzeydeki bir ilerleme kaydedilmesine rağmen, çevresel veriler tek elden toplanarak tutulmamakta ve değerlendirilmemektedir. Ayrıca veri toplama yöntemleri standardizasyonu ve güvenilirliği sorunu vardır. Sonuç olarak çevresel göstergeler veya ülke çevre durum raporları çeşitli yönlerden yeterli değildir44. Sürdürülebilir Kalkınma anlayışının çevresel, sosyal ve ekonomik olmak üzere üç boyutu bulunmaktadır. Çevre politikalarını sürdürülebilir kalkınma anlayışı içerisinde belirlemek ancak sosyal ve ekonomik boyutunun göz önüne alındığı izleme sistemlerinin oluşturulması ile mümkün olabilecektir. <sup>4</sup> European Environment Agency, Impacts Of Europe's Changing Climate, 2004, http://www.eea.europa.eu/publications/climate\_report\_2\_2004, published\_(Erişim Tarihi: 12.05.2010) <sup>44</sup>T.C Çevre ve Orman Bakanlığı, Çevresel Kirlilik İzleme Rehberi, s:12-18, 2007, Ankara, http://www.cygm.gov.tr/CYGM/Files/yayinlar/kitap/izleme-rehberi.pdf, (Erişim Tarihi: 22.04.2011) ## C. Yöntem Sürdürülebilir Kalkınma ve iklim değişimi arasındaki ilişki ortaya konularak değerlendirme sistemleri içerisinde açıklanmıştır. İklim değişimine neden olan ya da sonucu olan çevre alt konu başlıklarında yer alması gereken göstergelere ilişkin veri analizleri gerçekleştirilmiştir. Avrupa Birliği Sürdürülebilir Kalkınma Göstergeleri'nin Çevre Başlığı altında yer alan göstergeler (9.2.2005 tarih ve SEC(2005) 161 no'lu Avrupa Birliği Komisyon kararı) incelenmiştir. Uluslararası raporlama gereksinimleri dikkate alınarak, verilerin sağlanması, yenilerinin üretilmesi için ülkemizdeki boşluklar ortaya konulmuş, mevcut durumun ortaya konulması açısından ise kurum analizleri gerçekleştirilerek resmi yazışmalar ve anketler yoluyla tespit edilen göstergelere yönelik hangi kurumda hangi çevresel verinin bulunduğu analiz çalışması ile gerçekleştirilmiştir. Yapılan çalışmalar neticesinde iklim değişimi konusunda göstergelerin belirlenmesi sadece veri varlığına dayanarak değil aynı zamanda üretilmesi ve geliştirilmesi gerekli bulunan göstergeler tespit edilerek gösterge seti önerisinde bulunulmuştur. Veri ve bilgi elde etme, toplamada ve izlenmesinde standardizasyon, güvenilirlik açısından giderilmesi gereken sorunlar da uluslar arası literatürün değerlendirilmesi ile irdelenmeye çalışılmıştır. ## Ç. İçerik Tezin Birinci Bölümü içerisinde sürdürülebilir kalkınma kavramı ve sosyoekonomik boyutu irdelenmiştir. Ekonomik faâliyetler sürdürülemez bir üretim ve tüketim yapısına dayandığında çevresel bozulmaya neden olmakta, çevre üzerindeki negatif dışsallıklar da üretim ve fiyatlandırma kararlarında dikkate alınmadığında piyasa yapısının bozulmasına neden olduğundan çevre tahribâtını hızlandırarak kısırdöngü yaratmakta olduğu savı irdelenmiştir. Sürdürülebilir kalkınma stratejileri ve çevre politikaları arasındaki ilişki de bu bölümde incelenmiştir. Ekonomik ve doğal çevrenin karşılıklı bağımlılığının kalkınma politikalarında alınmasına gereksinim olduğuna dair ilk kapsamlı uyarı olan ünlü Roma Kulübü'nün "Büyümenin Sınırları" başlıklı raporundan bu yana geliştirilen doğal kaynak ve çevre sorunlarının incelenmesi ve çözümünde egemen yöntemlerin "sürdürülebilir kalkınma" başlığı altında toplanmış olduğu göz önüne alınmıştır. Amacın gelecek nesillerin ihtiyaçlarını tehlikeye düşürmeden bugünkü neslin ihtiyaçları olarak tanımlanan taleplerini karşılayan bir kalkınma modeli olması gerektiği, fakat çevresel kısıtların ekonomik büyümeyi sınırlandırmaya başladığı, daha da kısıtlayabileceği için çevre ile ilgili risklerden kaçınmayı öneren görüşlere de yer verilmiştir. İklim Değişimi ve etkileriyle sürdürülebilir kalkınma ilişkileri; sürdürülebilirlik için, başta toplumsal, ekonomik ve siyasal alanlarda olmak üzere, insan yaşamının her alanında yeni düzenlemeler yapılması gerekliliğini ortaya koyan, modern toplumlarda sürdürülebilirlik arayışlarına nüfus artışı ve yoğunlaşması ile sanâyıleşme ve iklim değişiminin sonuçlarına da yol açan nedenlerin üzerinde durulmuştur. Sürdürülebilir kalkınma ve iklim değişimi ilişkilerini ortaya koyan değerlendirmeler arasında 'Ekolojik Ayakizi' (EA) ve 'Çevresel Sürdürülebilirlik Endeksi' (ÇSE) çalışmalarına da yer verilmiştir. Bu hesaplamalar sonuçta veri gereksinimine duyulan intiyacı bir kez daha ortaya koymakta olduğu gibi gerekli veriler ile değerlendirme kriterleri konularında da yol göstermektedir. Çevre, ekonomi ve toplum özelliklerini içeren ÇSE; işsizlik ve fakirlik ile bağlantılı olan suç oranı, huzur ve etkilediği verimlilik ile kârlılık yanında hava ve su kalitesi, toprak ve ekosistem sağlığına etkilerine ek olarak kirliliğin tasfiyesi için yatırımlar, sağlığı bozan etkenlerin tıbbî giderler yanısıra işgücü kayıpları gibi zararları geniş bir bakış açısıyla ve gelecekteki etkileşimler de göz önüne alınarak hesaplandığının ortaya konulmasına çalışılmıştır. Tüm bu açılardan örnek olarak Finlandiya ülkesi ele alınmış, bu ülkeye ait sürdürülebilir performans değerleri irdelenmiştir. Ekojik ayakizi hesabı "sürdürülebilir kalkınma" amacının gerçekçiliğini de çevresel etkilerin zaman içinde giderebilme kapasitesi içinde sorgulamaktadır43. Tezin İkinci Bölümü içerisinde de 'Çevresel Göstergeler' (ÇG) kavramı içerisinde gösterge seçimi ve gösterge sistemleri ile bu göstergelerin uluslar arası düzeyde temsil durumu irdelenmiştir. <sup>45</sup> A.E.Duygu,Sürdürülebilir Kalkınma ve Çevrenin Önemi, , Çevre El Broşürü, Çankaya Belediyesi, s. 212, 2007, Ankara Çevresel Göstergelerin uluslararası düzeydeki gelişimi incelenmiş, Kanada Hükümeti'nin 'Oncü Çevresel Sürdürülebilirlik Göstergeleri' ile 'OECD Gösterge Setleri', 'Avrupa Çevre Ajansı Gösterge Setleri', 'Avrupa Birliği Çevre Göstergeleri' ve 'Yapısal Göstergeler', Birleşmiş Milletler Çevre Programı'nın 'UNEP-GEO Veri Portalı Göstergeleri'ile 'Sürdürülebilir Kalkınma Komisyonu Gösterge Sistemleri' incelenmiştır. 'Kanada Çevresel Sürdürülebilirlik Endeksi' (CESI) aracılığı ile çevresel bilgi ve veriler hem federal, hem de bölgesel düzeyde sunulmakta, Kanada Hükümeti çevresel yönetim planlamasında sorumlulukları paylaşmaktadır. Göstergelerin ölçümünün geçerli, doğru, mekân açısından ve zaman serileri biçiminde ortaya konulması ile öngörülerde bulunulabilecek düzeyde kapsamlı olarak ortaya konulan göstergeler ile karşılaştırma yapma olanağı sağlanmıştır. Uluslar arası gösterge setleri içerisinde Ulke'miz ile ilgili olan göstergeler ise raporlama zorunlulukları çerçevesinde raporlamada yer alan göstergelerdir. Tezin Uçüncü Bölümünde ise İklim Değişikliği ve Etkileri Göstergeleri başlığı altında Avrupa Çevre Ajansı, OECD, Eurostat, JRC, UNEP olmak üzere Avrupa ve küresel uluslararası kuruluşların Sürdürülebilir Kalkınma yaklaşımında yer alan iklim değişimi göstergeleri konusundaki inceleme ve değerlendirmeleri içermektedir. Ulkemiz için sürdürülebilir kalkınma göstergeleri (SKG) ile iklim değişimi göstergeleri (İDG) incelenmiş, veri varlığı ile yeterliliği sorgulanmıştır. Seçim kriterleri sadece veri varlığı göz önüne alınarak değil, geliştirilmesi önerilen gösterge tespitine çalışılmıştır. Ülusal ihtiyaçlar, uluslar arası gösterge setleri ile Türkiye'nin raporlama yükümlülükleri de dikkate alınarak iklim değişimi ve sürdürülebilir kalkınma yaklaşımı üzerine gösterge seti önerisinde bulunulmuştur. ## BÖLÜM I. SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA KAVRAMI VE ÇEVRESEL GÖSTERGELER ARASINDAKİ İLİŞKİ Uzunca süredir bilindiği gibi iktisâdi büyüme, bir yandan refâhı artırıp çevresel hedeflerin finansmanı için ek kaynaklar sağlarken; öte yandan, çevresel ve doğal kaynakların aşırı ölçüde bozulmasına neden olabilmektedir. İktisâdi kalkınmanın uzun vâdede sürdürülebilmesi, temel ekosistem hizmetlerinin sürdürülebilmesine, yaşam kalitesini muhafaza edecek sağlıklı bir ortamın varlığına ve bu iki hedefe ulaşılmasını temin edecek düzeyde bir uluslararası işbirliğinin gerçekleştirilmesine bağlıdır . Oysa bu kaynakta da belirtildiği gibi ekonomik ve demografik göstergeler iktisâdi kalkınma ile eko-sistem arasındaki bu önemli bağlantının sürdürülmesini zora sokan ciddî tehditlerin mevcut olduğunu ortaya koymaktadır ve ilki de Dünya nüfusundaki önemli artıştır. Dünya nüfusu son 50 yılda üç kat artmıştır ve gelecek 50 yılda % 25-75 arasında artması öngörülmekte, çevresel hedeflerin finansmanına kaynak sağlayabilecek ülkelerde sürdürülebilir kalkınma türleri ortaya çıksa bile üretim ve tüketime yönelik aşırı talep nedeniyle çevre üzerindeki baskının sürekli artış göstereceği düşünülmektedir2. <sup>&#</sup>x27;H. Demir, "İklim Değişikliği ve Sürdürülebilir Kalkınma", Bildiri, s.1, Uludağ Üniversitesi Dış Ticaret-2. <sup>2</sup>Paul R. Ehrlich; John P. Holdren, "Impact of Population Growth", Complacency Concerning this Component of Man's Predicament is Unjustified and Counterproductive, 1971, Science 171, s. 1212-1217, http://faculty.washington.edu/stevehar/Ehrlich.pdf, (Erişim Tarihi: 10.03.2011), ## A. Kuramsal Çerçeve ## 1. Dışsal Mâliyet ve Sürdürülebilir Kalkınma Çevre malları olarak adlandırılan serbest mallar ya da sosyal mallar olarak da ifade edilen kamusal ya da uluslararası mallara en iyi örnek hava, okyanus ve denizler, akarsu ve göller ile toprak gibi çevre sorunlarına konu olan varlıklar gösterilebilir". Aynı kaynakta da belirtildiği gibi Çevre sorunları, çevrenin mevcut doğal dengesini insanlar ve yararlı görülen canlılara yaşam ortamı sağlayan özellikleri kısıtlayarak bozan olumsuzluklardır. Verilen bilgiler ve getirilen yorumlar özetlenirse çevre sorunları esasında olumsuz dışsal etkilerdir. Bu olumsuz dışsallıkların ortaya çıkmasında toplumlar, toplumsal katmanlar, devletler ve işletmelerin kıt kaynaklardan sağladıkları kazançlarını olası en yüksek değere ulaştırma çabası, yâni en düşük mâliyet ilkesi gereğince ucuz üretim faktörlerinden daha çok yararlanarak, bu kaynakların tüketimine gidilmesi etkin ekonomisinin dışsal mâliyetleri ise oldukça yüksektir, hattâ geri dönüşsüz olduğundan ölçülemeyecek kadar yüksek olabilmektedir. Ozellikle sanâyileşme ve teknolojik gelişmelerle nüfus artışı, kentleşme ile nüfusun yoğunlaşması, üretim ve tüketimin hızla artması sonucu hava, su ve toprak hızla kirlenmeye, doğal kaynaklar tükenmeye başlamış, doğanın kendi kendini yenileme niteliği zarar görmüştür. Ekonominin küreselleşmesi ve ekonomik büyüme tutkusu bu zararları da küreselleştirmiştır. d.Toprak, "Sürdürülebilir Kalkınma Çerçevesinde Çevre Politikaları ve Mali Araçlar", Süleyman Demirel Universitesi, 2006, Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Cilt:2 Sayı 4, s.5. Toprak'ın da belirttiği gibi gelişmekte olan ülkelerin temel hedefi ekonomik büyüme ve bu büyüme yeterli artı değer sağlıyorsa kalkınmadır, çevre politikaları uygulayarak bu hedefi tehlikeye atmaktan ve yabancı sermâyeyi kaçırmaktan korkmaktadırlar. Tüm bu sayılan etmenler kirli endüstriler ve faâliyetlerin gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan ülkelere kaymasına neden olmaktadır". Çevresel düzenlemeleri katı bir biçimde uygulayan ülkelerle uygulamayan ülkeler arasında üretim mâliyetleri nedeniyle rekabet sorunları ortaya çıkacağı da öngörülmektedir. Kyoto protokolu'nun Amerika Birleşik Devletleri (A.B.D.), Avusturya, Çin, Brezilya, Güney Kore, Endonezya, Hindistan gibi ülkelerce imzalanmamasının nedeni de budur denmekte, böylelikle önlem alan ülkeler dışsal mâliyetleri karşılarken, diğerleri bedavacı olarak pozisyon almakta, üretim düşük ücretler, ekonomik teşvikler yanında düşük çevresel mâliyetler nedeniyle özellikle Çin, Brezilya, Hindistan gibi ülkelere kaymaktadır5. ## 1.1 Dışsallıklar Teorisi Kamusal mallardan elde edilen faydanın bölünemezliği nedeniyle bu mallara bir fiyat biçilememesi ile ilgili dışsallık olgusunun ortaya çıkması kaçınılmaz olmaktadır. Çünkü "Dışsallık, belirli bir birey veya bireyler grubunun, aralarında herhangi bir anlaşma ya da ticâri ilişki olmaksızın irâde dışında, bir başka birey veya bireyler <sup>4</sup>D.Toprak, a.g.e. <sup>5</sup> A.Mutlu,"Küresel Kamusal Mallar Baglamında Saglık Hizmetleri ve Çevre Kirlenmesi: Üretim, Finansman ve Yönetim Sorunları", 2006, 21.Türkiye Maliye Sempozyumu: Kamu Maliyesinde Güncel Gelismeler, s. 18-19. grubunun herhangi bir eyleminden ötürü bir fayda ya da mâliyetle karşılaşmasıdır". Dışsallıklar, dış etkiler ya da dış ekonomiler, ilk defa Alfred Marshall tarafından ortaya atılan bir kavramın farklı adlarıdır'. Diğer bir ifâdeye göre, "Dışsal ekonomiler, başkalarının etkinliklerinin bir sonucu olarak, herhangi bir toplumsal grubun ödemek zorunda kaldığı dışsal mâliyet, ya da elde ettiği dışsal fayda" olarak tanımlanmaktadır. Bu tanımlardan da anlaşıldığı üzere dışsallıklar etkileri bakımından iki türe ayrılmaktadır. Ureticiler üzerinde olumsuz bir etki yaratanlar "dışsal mâliyetler" veya "negatif dışsallık" olarak adlandırılırlar. Ureticilerin ya da tüketicilerin, faâliyetleri sonucunda bir fayda meydana geliyorsa "dışsal fayda" veya "pozitif dışsallık" olarak nitelendirilirler. Marshall, ilk kez 1890 yılında yayımlanan " Ekonominin Ilkeleri" adlı kitabında, İngiltere ve diğer sanâyileşmiş ülkelerdeki ekonomik büyümeyi incelemiş, kişi başına üretkenlik ile kaydedilen artışı açıklamaya çalışmıştır. İçsel ekonomiler yanında dışsal ekonomiler üzerinde de durmuştur. Marshall'a göre "Sanâyileşme ortamında kaydedilen genel ilerlemeden kaynaklanan dışsal ekonomilerle karşılaştırıldığında, her kuruluşun kendi başına gerçekleştirdiği içsel ekonomiler çok zayıf kalmaktadır" ve bilgi artışına ve teknik ilerlemeye bağlı F. Altuğ, "Çevre Sorunları", 1990, Uludağ Üniversitesi Güçlendirme Vakfı Yayını, No:41, s.152, Uludağ Üniversitesi Basımevi. <sup>&#</sup>x27;N.Berberoğlu,"Ekonomik Açıdan Çevre Kirliliği Sorunu", 1982, Eskişehir İktisadi ve Ticari Ilimler Akademisi Dergisi, C.18 s.216-236. <sup>81.</sup>Güneş, "Dışsallıklar, Kamunun Düzenleyici Rolü: Enerji Sektöründe Bir Uygulama", 2000, Çukurova Universitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayınlanmamış Doktora Tezi, s.142. ekonomiler medenî toplumların tümünde temel olarak üretimin toplam hacmine bağlıdır". Marshall dışsal faydayı ise "Herhangi bir mal veya hizmet piyasasında sanâyi yoğunlaşması sonucunda sanâyiye giren firmanın, önceki firmaların ortalama üretim mâliyetlerinin de azalmasına neden olması" durumunda ortaya çıkan fayda olarak tanımlamaktadır10 Marshall'ın ortaya koyduğu dışsallık kavramı, Pigou tarafından yeniden ele alınmış ve gönenç ekonomisi ile dışsal ekonomi arasındaki bağ kurulmuştur. Pigou'nun en önemli vurgusu, eksik rekâbet piyasasının hüküm sürdüğü durumda gönenç artışı için devlet müdâhalesinin gerekliliğidir11. Pigou, Marshall'dan farklı olarak sadece pozitif dışsallıkları ele almamış, negatif dışsal ekonomiler (external diseconomies) üzerinde de durmuştur. Sonat'a göre, Pigou'nun dışsallıklar teorisine katkısı, dışsallıkları toplumsal gönenç açısından ortaya koymasıdır-2. "C.Pigou, "The Economics of Welfare", Part III-National Dividend, 1932, s.5, http://www.econlib.org/library/NPDBooks/Pigou/pgEW.html,(Erişim Tarihi: 01.06.2010). 12A. Sonat, "Çevre Programlarının Ekonomik Açıdan Değerlendirilmesi ve Türkiye İçin Bir Model Denemesi", 1988, Ankara Universitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayımlanmamış Doktora Tezi, s.299. <sup>9</sup> A.Marshall, "Principles of Economics An Introductory", Cilt:8, http://www.econlib.org/library/Marshall/marP.html, (Erişim Tarihi: 21.03.2010). <sup>10</sup> A.Ç.Dikmen, 2009, "Sürdürülebilirlik Çerçevesinde Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Türkiye'nin Geleceğindeki Yeri", Ankara Universitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü , Doktora Tezi Nath ise dışsallığı tanımlarken, "Mevcut sosyal ve ekonomik kurumların niteliği nedeniyle, karşılığı ödenmeden başkalarına mâliyet yüklendiğinde, ya da karşılığı alınmadan başkalarına fayda sağlandığında bir dışsallık olayı ile karşı karşıyayız" ifâdesini kullanmaktadır". Nath, dışsallıkların iki temel özelliğinden hareketle bu tanımı yapmaktadır. Nath'a göre; -Herhangi bir karar birimi tarafından bir diğerine fayda veya mâliyetin yüklenmesi gerekir, -Oluşan bu fayda veya mâliyet karşılığında bedelin alınabileceği, ya da tazminâtın ödeneceği piyasa bulunmamalı ve bir müdâhale olmaksızın ödemede bulunulmamalıdır". Nath'a göre, "Dışsallık; üretici ya da tüketiciler davranışlarının bütün sonuçlarına katlanmadıkları ve ne üreteceklerine ya da tüketeceklerine karar verirken başkaları üzerindeki etkileri hesaba katmadıkları zaman ortaya çıkar". Meade in dışsallık tanımı ise şu şekildedir; "Bir fırmanın ürünü yalnızca bu fırmanın kullandığı üretim girdilerine değil, bir diğer firma ya da grubun ürününe ve üretim faktörü kullanımına da bağlı ise dışsallıklar vardır." Meade, marjınal mâliyet ve fiyat arasındaki farklılıkların yanı sıra tekelci öğelerin ve vergilerin de dışsallığın kaynağı olabileceğini öne sürmüş, marjinal mâliyetler ve faydalar arasında büyük sapmaların olması durumunda, "Tüm diğer <sup>13.</sup>K.Nath, "A Perspective of Welfare Economics", 1973, Macmillan Press, s.44. değişkenler sâbitken, bu sapmalardan birinin azaltılması, ekonomik gönenci arttırmaz, hatta azaltabilir" sonucuna varmıştır. Holterman'a göre ise "Dışsallığın olabilmesi için tüm girdi ve çıktıların üretim faaliyeti vektöründe yer alması ve bir ekonomik birimin çıktısının diğer bir birimin üretim ve tüketim vektöründe girdi olarak yer alması gerekir." Bunlara ek olarak Holterman devletin müdâhalesi dışında hiç bir birimce tazmîne başvurulmaması durumunda dışsallıkların olduğunu savunmaktadır 4. Bator, dışsallıkların kurumsal ya da teknik nedenler ve ortak malların varlığı sonucu ortaya çıktığını öne sürerken, dışsallıkların tazmınındeki sorunları araştırmış, "Fiyat sisteminin otomatik olarak tazmîn edemediği dışsallıklar fiyat sisteminin işleyişindeki aksaklıklar nedeniyle ortaya çıkmaktadır" sonucuna varmıştır 15. Tüm bu tanımlar ve değerlendirmeler mikroekonomiktir ve günümüzdeki küresel çevre sorunlarının irdelenmesi ve çözümü açısından yeterli olduklarını ileri sürmek zordur. ## 1.2. İklim Değişimi, Değişikliği ve Sosyoekonomik Mâliyetleri İklim değişiminin değişiklik aşamasına geçişi, insanların her türlü faâliyeti üzerinde ciddî değişiklikler meydana getirme potansiyeline sahiptir. Dünyanın hemen her <sup>14</sup>S.Holterman, "Alternative Tax Systems to Correct For Externalities And The Efficiency Of Paying Compensation", 1976, Economica(43), s.1-16. <sup>15</sup>F. M.Bator, "The Anatomy of Market Failure", The Quarterly Journal of Economics, 1958, Citt: 72, Sayı 3, s. 351-379. bölgesinde doğal kaynakları ve geçim kaynakları üzerinde esaslı değişikleri meydana getirebilmekte küresel isınma birçok sosyoekonomik sorunu da beraberinde getirmektedir 6. İklim değişiminin doğrudan ve parasal olarak ölçülebilen zararları Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) tarafından daha 2002'de Johannesburg Zirvesinde yayınlanmıştır". Zirve sonrasındaki değerlendirme raporunda 20. asırdaki iklimsel âfetlerin yılda %10 hızla şiddetlenip sıklaştığı belirtilerek, 1987-2002 döneminde ödenen hasar tazminatlarının 1 trilyon \$ düzeyine eriştiği ve 2002 zararının 150 milyar \$ olduğu belirtilmektedir. İklim âfet envanterinin 2012 yılında 2.5 trilyon \$ olacağı, hasarların sıgorta sektörünü çökertebileceği gibi sosyoekonomik kaosa neden olabileceği vurgulanmıştır. Emisyon azaltımı ve emilim kapasitesinin geliştirilmesi için karbon ticareti yatırım hacminin 2020 yılına kadar 4 trilyon \$ olması gerektiği belirtilmiştir. İklim değişimi ve etkileri konusunda başka bir çalışma da 2005 yılında Britanya Sigortacılar Birliği tarafından yayınlanmıştır. Güncel durum yanında projeksiyonlar, tarım ile ormancılık yanında sağlık üzerindeki zararlı etkileri de hesâba katan bu raporda da yine AB, A.B.D ve Japonya verilerine dayanarak emisyon l M. Yazıcı, "İklim Değişikliğinin Türkiye İhracatına Etkileri", Ankara Üniversitesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi, İktisat Bölümü, 2007. <sup>17</sup> United Nations Environment Programme, "Financial Sector, Governments and Business Must Act on Climate Change or Face the Consequences", 2002, http://www.unep.org/ Documents.Multilingual/Default.asp?ArticleID=3140&DocumentID=266, (Erişim Tarihi:05.06.2010). kısıtlamalarının en üst düzeyde olduğu senaryolarda dahî hasarların yüksek artış hızına göre Kyoto Protokolü kısıtlamalarının yetersiz kalacağı belirtilmiştir38. Fakat gelişmiş ülkelerin emisyonları Çin ve Hindistan gibi kalabalık ve iç pazarı hızlı büyüyen, ucuz işçilik yanısıra ucuz enerji kaynağına dayalı, rekabetçi ve sanâyileşme ile hızlı kalkınan ülkelerin katılımı sonucunda iklim değişiminin yavaşlatılmasının nasıl sağlanabileceği konusuna yer verilmemiştir. Ayrıca küreselleşen ekonomi, ticâret ve turizmin fosil yakıt tüketen taşımacılık sektörüne etkisi, askerî araçlar ve savaşların etkileri de çerçeve dışında kalmıştır" . Ote yandan diğer sera gazlarından floraklorkarbonlar (fkk) metan ve azot oksitleri kıyaslandığında, karbondioksitin kümülatif sera etkisi yaratma ve iklim değişimi üzerindeki payı %50 dir29. Ayrıca karbondioksit konsantrasyonunun iki katına çıkması durumunda oluşacak maddî zararın Dünya GSMH değerinin % 1,4-1,9'u arasında olacağı tahmin edilmektedir. Kalkınmış ülkelerde bu zarar oranı %1-1,5 olurken, kalkınamamış ülkelerin zarar oranının %2-ila %9'u arasında olacağı tahmin edilmektedir". 2008 yılında artık Kyoto Protokolu'na karşı çıkması ile tanınan A.B.D. de iklim değişiminin ekonomik zarar hesabını yapmaya başlamıştır22. 2008 <sup>18</sup> Association of British Insurers, "Financial Risks of Climate Change", Paper:19, 2009, www.abi.org.uk/content/contentfilemanager.aspx?contentid=45255, (Erisim Tarihi: 05.06.2010). <sup>19</sup> EuropaWorld, Accelaration of Global Warming Rings Alarm Bells", 2001, http://www.europaworld.org/issue19/accelerationofglobalwarming26101.htm, (Erişim Tarihi: 04.06.2010). <sup>20</sup>TMMOB, "İklim Değişiminin Neden Olduğu Sorunlar ve Oluşturacağı Riskler", 2007, http://www.meteoroloji.org.tr/duyurular/Iklim\_degisimi\_Meclis\_arastirmasi\_RAPOR19042007.htm, (Erişim Tarihi: 05.06.2010). <sup>2</sup>TMMOB, a.g.e. <sup>2</sup> Japan Times, "Climate Change Symposium: U.S. Begins To Count Cost Of Global Warming", 2008, http://search.japantimes.co.jp/cgi-bin/nb20080218d1.html, (Erişim Tarihi: 05.06.2010) . yılında Kyoto Protokolu'na karşı çıkması ile tanınan A.B.D' de iklim değişiminin ekonomik zarar hesabını yapmaya başlamıştır. Fakat 2008 sonundaki oylamada yine salımları azaltmanın ekonomiye getireceği yük ve mâli kriz nedeniyle önlem alınması konusu yasal açıdan bir sonuca ulaşamamıştır-3. İklim değişimi ile ilgili gerekli önlemler alınmadığı takdirde, küresel ısınmanın dünya ekonomisine 2100 yılına kadar birikimli mâliyetinin 2 katrilyon \$ civarında olacağı öngörülmektedir. Bu büyüklük dünya üretiminde yıllık % 6-8 oranında bir küçülmeye işaret etmektedir. Ortalama 4 derecelik bir sıcaklık artışının yalnızca yıyecek sektöründe olmak üzere ve yılda 9,9 milyar €, akaryakıt sektöründe 5,9 milyar € ve bankacılık sektöründe 8,9 milyar € sermayeyi riske atacağı tahmin edilmektedir. Ayrıca küresel isınmanın çeşitli etkileriyle doğrudan insan sağlığı üzerinde de tehdit oluşturduğu ve artan sayıda ölümlere neden olduğu da ortaya konulmaktadır24. Birleşmiş Milletler tarafından iklim değişiminin neden olduğu zarar ve hasarların bedelinin yılda ortalama olarak %10-15 hızla arttığı bildirilerek artış toplamının trilyon dolar düzeyinde olduğu açıklanmıştır. Ayrıca reasürans sektörünün tazminat ödemelerine de dayanmaktadır ve bu sektörde kalkınan ülkelerin pazar payı %30 oranındadır. Neticede Çin, Hindistan, Brezilya'daki 100 yılın en büyük sel <sup>23</sup> U.S Environment Protection Agency (EPA), "The True Costs of EPA Global Warming Regulation", 2008, http://www.heritage.org/Research/Reports/2008/11/The-True-Costs-of-EPA-Global-Warming-Regulation, (Erişim Tarihi: 05.06.2010) . <sup>44</sup>Science Daily, "Death Rates Will Rise Because Of Global Warming, Researchers Warn", 2007, http://www.sciencedaily.com/releases/2007/07/0702145431.htm, (Erişim Tarihi: 04.06.2010). felâketlerini, Karayipler ve Çin'deki tayfunları, kasırgaları, Bulgaristan ve Türkiye gibi ülkelerde giderek sıklaşan yerel selleri ve kuraklıkları kapsamamaktadır25. Ayrıca 2002 yılında AB tarımındaki ozon tabakası incelmesinin sonucu olan mor ötesi stresinin 1.1 milyar € zarara neden olduğu belirtilmektedir26. Ortalama sıcaklıkta meydana gelecek 2 derecelik bir artışın, âfetlerle birlikte dünya toplam üretimini yılda %1,9 oranında olumsuz olarak etkileyebileceği öngörülmektedir27. Diğer bir önemli husus; iklim koruma çalışmalarına 2025 yılından önce tedbir alınmama durumunda, küresel isınma artışının 2 derece ile sınırlı tutulamayacağı, Dünyadaki tüm ekonomik ve siyâsi aktörlerin işbirliği içerisinde hayata geçirebileceği koruma önlerinin, geç alınması durumunda mâliyetlerin artacağı ve korumaya yönelik 3 trilyon \$ ayrıldığında, küresel ısınmanın yıllık mâliyetinin 12 trilyon \$ azalacağı yönünde yapılan öngörülerdir". Uluslararası fiyat rekâbeti, ucuz enerji kaynağı olan kömür tüketimini teşvik etmektedir. Yüksek büyüme hızının gerektirdiği demir-çelik ve çimento da kömür enerjisiyle üretilmektedir. Orneğin; Çin'in artan talebi dünya ağır sanâyi kapasitesini zorlayarak uluslararası fiyatların artışına neden olmaktadır ve bu eğilimin süreceği 20 A.E. Duygu, a.g.e. 28M. Yazıcı, a.g.e. <sup>25</sup> A.E.Duygu, "Küreselleşme ve Çevresel Etkileri", Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Anabilim Dalı, Ankara, http://www.emo.org.tr/ekler/56a18e0eacdf51a ek.pdf, (Erişim Tarihi: 23.04.2011) . <sup>27</sup> M. Yazıcı, "İklim Değişikliğinin Türkiye İhracatına Etkileri", Ankara Üniversitesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi, İktisat Bölümü, 2007. tahmin edilmektedir29. Salımların %27'sinden sorumlu teknoloji lideri A.B.D'de dahî kömürün elektrik enerjisi içerisindeki payı %60 iken, yenilenebilir enerji içerisindeki payı %5 oranındadır. Kyoto Protokolü'ne duyarlı OECD ülkelerinde kömür % 23, yenilenebilir enerji ise % 8 paya sahiptir 0. Kalkınmış ülkeler, dünya kaynaklarının %70'ini kullanarak ve %75 oranında sera gazı emisyon salımı gerçekleştirerek 1 milyarlık nüfuslarının büyük bir kısmının yaşam standartlarını koruyabilmektedirler". Küreselleşen ekonominin rekâbet koşulları içinde ucuz üretim ve düşük mâliyet, yüksek ciro ve kâr kaygısı güden Çin, Hindistan gibi nüfus devleri hızla kalkınma amacı ile büyük pazarlara girmektedirler. Ucuza satılabilir ürünlerle kar sağlanırken fakir halka kısa vadeli yarar sağlanmakta, ürünlerin üretiminde tüketilen fosil yakıtlar ve sera gazı salımı farklı olmadığından küresel ısınma gözardı edilmektedir. İklim değişimi ile etkileşim içindeki ısınma ve kuraklaşma ile erozyon ve çölleşme, kentleşme ve sanâyileşme sonucu su kaynaklarının ve verimli toprakların kısıtlanmasına karşılık nüfus artışı süren ülkeler de durum daha ciddidir. A.B.D'nin ünlü Kolumbiya Universitesi Uluslararası Yerküre Bilim Enformasyonu Ağı (CIESIN), Yale Üniversitesi Çevre Hukuğu ve Politikası Merkezi İsviçre'de olan Dünya Ekonomik Forumu (WEF) ve AB komisyonu Bileşik Araştırma Merkezi (JRC) tarafından, Sosyoekonomik Veri ve Uygulamalar Merkezi (SEDAC) ile <sup>27.</sup> Yinsong, "Steel Exports Plunge as Imports Increase China Daily", 2002 http://www.china.org.cn/english/BAT/30849.htm, (Erişim Tarihi: 04.06.2010) . <sup>30</sup> International Energy Agency (IEA), " World Energy Outlook 2010", http://www.worldenergyoutlook.org/, (Erişim Tarihi: 05.06.2010). <sup>312002</sup> Africa Agriculture Climate, "Climate Change and Agriculture In Africa", http://www.ceepa.co.za/Climate Change/library.html, (Erişim Tarihi: 04.06.2010) . NASA arasındaki işbirliğinden yararlanarak gerçekleştirilen çevresel Sürdürülebilirlik Endeksinin önemi üzerinde durulmaktadır32. ## 2. Sürdürülebilir Kalkınma Stratejileri ve Çevre Politikaları Refah seviyesinin tüketimle ölçüldüğü modern toplumların yol açtığı çevresel ve sosyal etkiler, ulaşılan boyutun ciddiyeti açısından küresel düzeyde yeni politikaların geliştirilmesi ihtiyacını ortaya çıkarmıştır". Sürdürülebilir kalkınma anlayışı, 1970'lerin hâkim düşüncesi olan çevreye duyarlılık ve ekonomik büyüme paradoksunun tezlerini bir sentez haline getirmiştir. Sürdürülebilir kalkınmanın ekonomik kalkınmada bir araç olabileceği, çevreye karşı duyarlı üretim politikaları yaparak da kalkınmanın mümkün olduğu ve bu ikilinin birbirini tamamlaması gerektiği öne sürülmektedir34. Bu görüşe göre sürdürülebilir kalkınma kavramı iki kısımda ele alınabilir. Birinci kısımda "ihtiyaçlar", ikinci kısımda ise çevrenin günümüzde ve gelecekteki talepleri karşılayabilme gücüne teknolojiden kaynaklanan "sınırlamalar" bulunmaktadır. 3 A.Satır, "Sürdürülebilir Tüketim ve Üretim", T.C Çevre ve Orman Bakanlığı, Çevre ve İnsan Dergisi, Sayı:76, s:34-38, 2009/1, Ankara. 34 A.Hulthen, European Parliament, "Report on Environment Policy and Sustainable Development: Preparing for the Gothenburg European Council", 2001, Final A5-0171/2001, s.15. <sup>32</sup>CIESIN Columbia University, "World Data Center For Human Interactions in the Environment" http://sedac.ciesin.columbia.edu/wdc/geonetSearch? geonetService=wdc.theme& wdctheme=Sustainability, (Erişim Tarihi:05.06.2010). Diğer bir deyişle sürdürülebilir kalkınma, insan sağlığını ve doğal dengeyi koruyarak sürekli bir ekonomik kalkınmaya imkân verecek şekilde doğal kaynakların akılcı bir şekilde yönetimini sağlamak ve gelecek nesillere yakışır bir doğal, fizîki ve sosyal çevre bırakmak yaklaşımıdır. Böyle bir yaklaşım kalkınmanın her aşamasında küresel anlamda ekonomik ve sosyal politikaların çevre politikaları ile birlikte ele alınmasını gerektirmektedir. Sürdürülebilir Kalkınma; toplum için düşünüldüğünde sosyal, ekonomik ve kültürel açıdan, doğal kaynaklar kapsamında düşünüldüğünde ise ekolojik açıdan önem kazanmaktadır35. Küresel ısınma; ozon tabakasındaki seyrelme, biyoçeşitlilik azalması, çölleşme, hava, su ve toprak kirliliğinin yaygınlaşmasının olumsuz sonuçlarının gözlemlenmesi ve hızlanması, küresel boyut kazanması 1960'larda çevre ekonomisi bilim dalının gelişmesi ile bu iki konunun etkileşimini, birlikte değerlendirilmesi gereğini somutlaştırmıştır. Ekonomik ve doğal çevrenin karşılıklı bağımlılığının kalkınma politikalarında alınmasına gereksinim olduğuna dair ilk kapsamlı uyarı ise ünlü Roma Kulübü'nün "Büyümenin Sınırları" başlıklı raporunda bahsedilmiştir. Bilindiği gibi doğal kaynak ve çevre sorunlarının incelenmesinde egemen yöntemin "sürdürülebilir kalkınma" olduğu, amacın gelecek nesillerin ihtiyaçlarını tehlikeye düşürmeden bugünkü neslin ihtiyaçlarını karşılayan bir kalkınma modeli olması gerektiği, fakat çevresel kısıtların ekonomik büyümeyi <sup>35</sup>D.Altunbaş, "Uluslarası Sürdürülebilir Kalkınma Ekseninde Türkiye'deki Kurumsal Değişimlere Bir Bakış", 2006, s.1-2. sınırlandıracağı için çevre ile ilgili risklerden kaçınmayı öneren görüşlere de yer verilmiştir36. Bilindiği ve aşağıda özetlendiği gibi bu yaklaşım hem etkili olmuş, hem de tepki çekmiştir. Birleşmiş Milletler Çevre Konferansı ekoloji ve kalkınma arasındaki dengeyi ön plana çıkaran "eko kalkınma" politikası çerçevesinde sürdürülebilir kalkınmanın iki temel öğesi olan "insan merkezlilik" ve "gelecek nesillerin kaynaklarının korunması" konularını gündeme getirmiştir. Ancak sürdürülebilir kalkınmanın küresel çapta aktif bir politika hâline dönüşmesi 20 yıllık bir gecikme ile, 1992 Rio Zirve'sinden sonra mümkün olmuştur". 1987 Brundtland Raporu'nda "bugünün ihtiyaçlarını, gelecek kuşakların kendi ihtiyaçlarını karşılama kabiliyetlerinden ödün vermeden karşılamak" olarak tanımlanmıştır. Doğal sermâye ile üretim sermâyesi dengeli olmalıdır, çünkü çevre kirlenmesi ya da doğal kaynak tükenmesinin giderilemez mâliyetleri vardır ve gelecek kuşaklara taşınmamalıdır denilmiştır. Gelecek kuşakların haklarının savunulmasının yanı sıra, çevre mâliyetlerinin aynı kuşak içindeki dağılımı ve yoksulların gereksinimlerinin de sürdürülebilir kalkınma kavramının önemli bir <sup>36</sup>S. Batie, "Sustainable Devolepment ; Challenges to the Profession of Agricultiral Economics", American Journal of Agricultural Economics, 1989, Vol. 71. December, s.1086. <sup>37</sup> M.Ali Dulupçu, "Sürdürülebilir Kalkınma Politikasına Yönelik Gelişmeler", 2000, Dış Ticaret Dergisi, Sayı 20, s. 46-70. parçası olduğu belirtilmiştir. Ülusal ve uluslararası düzeyde yoksulluğun ortadan kaldırılması, gelir dağılımında, doğal kaynaklara erişimde eşitliğin sağlanması gerektiği benimsenmesine rağmen, bekleneceği üzere izlenmesi gereken yol konusunda farklı yaklaşımlar söz konusu olmuştur. Orneğin, Bruntland Raporu'nda büyümenin rolü üzerinde durulurken, yeniden gelir dağılımı ya da doğrudan kaynak aktarımına gidilmesi gerektiğini vurgulayan yaklaşımlar da olmuş ve kalkınan ülkelerce de desteklenmiştir 38. 1992 yılında Rio'da gerçekleştirilen BM (Birleşmiş Milletletler) Çevre ve Kalkınma Konferansı'nda sunulan raporda; sürdürülebilir kalkınmanın uygulanabilir olması için gerekli tüketim ve üretim alışkanlıkları bakımından ilgili değişimler öncelikli olarak ortaya konulmuştur. 1997 yılında Amsterdam Antlaşması Avrupa Birliği bünyesinde Sürdürülebilir Kalkınmayı öncelikli hedeflerden biri haline getirmiştir. 2002 yılında Johannesburg'ta gerçekleştirilen Dünya Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi'nde ise Sürdürülebilir Tüketim ve Üretim(STÜ) Sürdürülebilir Kalkınma'nın ön koşulu olarak kabul edilmiştir39. STU yaklaşımında, çevresel sınırlar göz önüne alınarak, doğal hayata verilen zararı en aza indiren yollar aranırken, dünyanın kaynaklarını sürdürülebilir bir şekilde kullanan ekonomik büyümeyi sağlamak olgusu yatmaktadır. Tüketim hem ürün ve <sup>30</sup>M.Türkeş, "Re-Evaluation Of Trends And Changes In Mean, Maximum And Minimum Temperatures Of Turkey For The Period 1929-1999", 2002, Int. J. Climatol, Cilt: 22, s.947-77. <sup>39</sup> A.Satır, "Sürdürülebilir Tüketim ve Üretim", T.C Çevre ve Orman Bakanlığı, Çevre ve İnsan Dergisi, Sayı 76, s:34-38, 2009/1, Ankara. hizmetlerin kullanımını hem de doğal kaynakların; suyun, enerjinin, toprağın etkin kullanımını kapsamaktadır40. Bruntland Raporu'nun temelinde iki önemli nokta bulunmaktadır: Yoksulların temel gereksinimleri önceliklidir ve sürdürülebilir kalkınmada teknoloji, toplumsal örgütlenme yapısı ve ekosistemin çevresel etkiyi giderme kapasitesi kısıtlayıcı niteliktedir. Ekonomik faâliyetler sürdürülemez bir üretim ve tüketim yapısına dayandığında çevresel bozulmaya neden olmakta, çevre üzerindeki negatif dışsallıkların üretim ve fiyatlandırma kararlarında dikkate alınmadığında piyasa yapısının bozulmasına neden olmakta, bu durum da çevre tahribatını hızlandırarak kısırdöngü yaratmaktadır41. Insanlığın ekonomik sistemiyle dünyanın biyofiziksel ekolojik sistemi aslında birbirine ayrılmaz şekilde bağlıdır. Bir görüşe göre ekolojik sistemin dikkatle yönetilmemesi halinde ekonomik sistem çöker ve bu durumun tersi de geçerlidir, başarısız bir ekonomik sistem, çaresizliğe düşmüş insanların ekolojik sistemi mahvetmesine yol açmaktadır24. Bu genellemenin örneğin; Amerika kıtasının beyazlarca keşfinden önce ve sonraki ekolojik tablo değişimini açıklayamayacağı da kesindir. 40 A.Satır, a.g.e. <sup>41</sup> D.Seymen, "Dış Ticaret-Çevre İlişkilerinin Dengelenmesi: Sürdürülebilir Ticaret, Teori ve Türkiye Değerlendirmesi", D.E.U. Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Cilt:7, Sayı 3, 2005, s.104. <sup>44</sup> A.Davidson, "Gayrisafi Milli Hasılayı Yiyemezsiniz-Çevrenin Önemli Olduğunu Varsayan Ekonomi", Türkiye Çevre Vakfı Yayını, s.6, Mart 2004. Küresel kamu malı niteliğine sahip çevre, bu yüzyılın önemli sorunlarından birisinin de "fakirlik" olduğunun kabul edilmesini sağlamıştır. Fakirlik yüzünden insanlar çevreye daha az duyarlı hale gelmekte, birincil amaç ekonomik kalkınma olarak algılanmaktadır. "Çevreye zarar vermemek adına üretimden vazgeçmek mi" yoksa "ne olursa olsun kalkınmak ve bu konuda çevreye zarar vermeyi göz ardı etmek mi" şeklinde ortaya çıkan bu ikilemi, kısır döngünün kırılması gereken zincirinin çevreye duyarlı kalkınma olduğu da ihmâl edilemez bir gerçekliktir 43. Bu tartışmada göz önüne alınması gereken başka değişkenler de olduğu açıktır, çünkü kişi başına gelir düzeyi, kişi başına elektrik tüketimi gibi gelişmişlik göstergeleri bakımından örnek gösterilen ülkelerde, gene kendi kurumlarınca gerçekleştirilen çevresel sürdürülebilirlik endeksi gibi değerlendirmelerde iyi konumlara sâhip değildirler 44 45. Yoksullukla savaşım, doğal kaynaklardan yararlanma adâleti, nüfus denetimi ve çevre dostu teknolojilerin geliştirilmesi sürdürülebilir kalkınma ile doğrudan ilişkilidir. Buna karşılık teknolojik kısıtlar irdelenmemiş, çevre kalitesi, ekosistem dengeleri, biyolojik çeşitlilik açıkça yer almamış, ancak 1992 Rio Zirvesi'nde ayrıntılı olarak ele alınmıştır. 1992 Rio Zirvesi, B.M. Çevre ve Kalkınma Konferansı'nda toplumsal, ekonomik ve çevresel öğelerin etkileşimi kabul edilerek; uzun vadede sürdürülebilir sonuçlar için bu dengelerin gözetilmesi <sup>43</sup> Acar, "Vergilendirmede Tahsis İlkesinin Çevre Vergileri Açısından Değerlendirilmesi", 2006, S.D.U.I.I.B.F. Dergisi, Cilt 11, Sayı 1, s.222. <sup>44</sup> Environmental Sustainability Index, "The Macro Data Guide", http://www.nsd.uib.no/ macrodataguide/set.html?id=14&sub=1, (Erişim Tarihi: 01.10.2010) <sup>45</sup> Environmental Sustainability Index, " Yale Center For Environmental Law & Policy - Home", http://envirocenter.research.yale.edu/, (Erişim Tarihi: 01.10.2010). gereği vurgulanmış ve bilimin, insanlığın hizmetinde kullanılması ve artan hızla yoğunlaşan sorunların ağırlığı ele alınmıştır46 47. Bu kaynaklarda da yer verildiği gibi Rio Konferansında, Gündem 21 ve diğer dört uluslararası belge kabul edilmiş, Gündem 21 eylem planı niteliğiyle önem kazanmıştır. Gerekli politika ve stratejilerin uygulanması; yoksul bölgelere yönelik sağlıklı ve sürdürülebilir çevre yönetimi için kaynak yaratılması, yoksulluğun 2015 yılına kadar yarıya indirilmesi ve ortadan kaldırılması, istihdam ve gelir yaratılmasını hedefleyen bütünleşik programlar geliştirilmesi; ulusal kalkınma planları ve bütçelerinde insan gücüne yatırımlara ağırlık verilmesi ve kırsal alanlara, kentli yoksullara, kadınlara ve çocuklara yönelik politikalar ve programlar geliştirilmesi öngörülmüştür48. Gündem 21'in küresel iklim değişimi ve ekolojik koşulların bozulmasına karşı gerçekleştirilmesi ise ancak çok hızlı bir şekilde enerji ve üretim yöntemlerinin yenilenebilir enerjilere, sürdürülebilir tarım ve ormancılık ile ekolojik kentleşmeye, temiz üretim teknolojilerine geçiş ile gerçekleştirilebilirse de bu konuda dünya ölçeğinde hızlı bir dönüşüm görülmemekte ve örneğin gelişen ülkelerdeki 48 United Nations, "Sustainable Development, United Nations Conference on Environment & Development", Rio de Janerio, Brazil, 3 to 14 June 1992, Agenda 21, http://www.un.org/esa/sustdev/documents/agenda21.pdf, (Erişim Tarihi: 01.06.2010). <sup>40</sup> United Nations Conference on Environment and Development (UNCED), "The Earth Summit", Rio de Janeiro, 3-14 June 1992, http://www.un.org/geninfo/bp/enviro.html, (Erişim Tarihi: 01.101.2010). <sup>47</sup> United Nations, "Sustainable Development, United Nations Conference on Environment & Development", Rio de Janerio, Brazil, 3 to 14 June 1992, Agenda 21, http://www.un.org/esa/ sustdev/documents/agenda21/english/Agenda21.pdf, (Erişim Tarihi: 01.06.2010). yatırımlarda fosil yakıt tüketimine dayandırılmaktadır 30. Gündem 21'de sürdürülebilir olmayan üretim ve tüketim alışkanlıklarına dikkat çekilmesi, uluslararası yaklaşımın benimsenmesi, veri toplanması ve araştırmalar yapılması, sürdürülebilir ekonomik büyümeye ilişkin yeni kavramlar geliştirilmesi alt başlıkları; demografik eğilimlerle sürdürülebilir gelişme ile ilgili bilgi birikiminin geliştirilmesi ve yayılması; sera gazlarının azaltılması, ozon tabakasındaki incelmenin önlenmesi; toprak, arazı, su, ormanlar ve tüm ürünlerinin sürdürülebilir kullanımı gereken etkinlikle sağlanamamaktadır sonucuna varılmıştır". Görüldüğü gibi günümüze kadar da tablo pek değişmemiştir. Gündem 21'de çölleşme ve kuraklık etkisindeki ekosistemlerin izlenmesi veri tabanlarının geliştirilmesi, değerlendirilmesi, sürdürülebilir temiz su ve besin üretimi, sürdürülebilir kırsal gelişme için sulama; genetik kaynakların korunması ve sürdürülebilir kullanımı; bitki ve hayvanların sürdürülebilir şekilde beslenmesi ve üretkenliğin arttırılması, kırsal enerji kullanımının artırılması; ozon tabakasının incelmesiyle artan UV etkisinin bitki ve hayvanlara etkilerinin değerlendirilmesi, biyolojik çeşitliliğin korunması ve kaynaklarının sürdürülebilir kullanımı için araştırmalar; geleneksel yöntem ve bilgilerin geliştirilmesi, kadınların rolünün <sup>4&</sup>quot;Renewable Energy Focus, " Global Clean Energy Investment: US\$145bn", 9 February 2010, http://www.renewableenergyfocus.com/view/7166/global-clean-energy-investment-us145bn/, (Erişim Tarihi: 02.10.2010). <sup>30</sup>http://www.enerjienergy.com-"China Leads G-20 Members In Clean Energy", http://www.enerjienergy.com/haber\_id=386&print=1 ... , (Erişim Tarihi:02.10.2010). <sup>54</sup> United Nations, "Sustainable Development, United Nations Conference on Environment & Development", Agenda 21 , http://www.un.org/esa/sustdev/documents/agenda21.pdf, (Erişim Tarihi: 01.06.2010). arttırılması; biyoteknolojinin sürdürülebilirlik yönünde geliştirilmesi ve transferinin arttırılması; genetik kaynakların yapısında bulunan ya da bu kaynakları sağlayan ülkelerin haklarının etkin şekilde korunması, ulusal denizlerdeki canlı kaynakların sürdürülebilir kullanımı ve korunması; su kaynaklarının, kalitesinin ve tatlısu ekosistemlerinin korunması; zehirli maddeler ve kimyasal riskler konusunda bilgi alışverişi; tehlikeli atıkların en aza indirilmesi; tehlikeli atık hareketlerinin yönetiminde uluslararası işbirliğinin desteklenerek güçlendirilmesi; atıkların sağlıklı biçimde yeniden kullanımı ve geri kazanımı; hükümetler, uluslararası kuruluşlar ve hükümet dışı kuruluşların çevreye duyarlı ve sürdürülebilir gelişmede rol ve haklarını geliştirebilecekleri etkin olabilecekleri mekanizmaların geliştirilmesi; ulusal düzeyde devlet kuruluşları ile hükümet dışı kuruluşlar arasında çevreye duyarlı, sürdürülebilir gelişme sürecindeki rollerinin tanınması ve güçlendirilmesi için diyalog geliştirilmesi; Gündem 21 uygulamalarının izlenmesi için resmî mekanizmalar ve kurumsal işlemlerin tasarlanıp oluşturulması, hükümet dışı kuruluşların katılımının desteklenmesi; tüm kalkınma faaliyetlerinde eksiksiz, eşit ve kendilerine yararlı şekilde yer almalarını sağlayacak plan ve anlaşmaların benimsenmesi gereği vurgulanmıştır32. Çevre koruma sosyo ekonomik sosyal gelişimin desteklenmesinde gençliğin rolünün arttırılması, etkin katılımlarının sağlanması, görüşlerinin alınması, eğitim ve işsizlik sorunlarına çözüm getirilmesi, Birleşmiş Milletler (BM) süreçlerinde temsil edilmeleri ve insan hakları ihlallerinden korunmaları hedeflenmiştir. Yerel <sup>32</sup> United Nations, a.g.e. yönetimlerin halkla birlikte yürütecekleri katılımcı bir Yerel Gündem 21'de görüş birliği öngörülmekte, uluslararası topluluğun yerel yönetimlerle işbirliğini arttırması için uluslararası işbirliği ve koordinasyon; güvenli, temiz ve sağlıklı bir ortam için yoksullukla savaşım, tam ve sürdürülebilir istihdam, işçı sendikalarının Gündem 21 uygulamaları ve değerlendirmelerine etkin katılımlarının önemi vurgulanmaktadır. Sorumlu girişimcilik anlayışıyla doğal kaynakların kullanımında emanetçilik bilincinin geliştirilmesi ve sürdürülebilir politikaları benimseyen girişimcilerin desteklenmesi; bilimsel ve teknolojik, karar vericiler ve halk arası iletişim ve işbirliğinin geliştirilmesi; bilim ve teknolojik meslek ilkeleri ve kuralların geliştirilmesi, özendirilmesi vurgulanmaktadır. Sürdürülebilirliğin gereği olarak bilimsel ve teknolojik bilgilerin en yaygın şekilde değerlendirilmesi ve çevreye duyarlı teknoloji kullanımın özellikle gelişen ülkelerin yararına sunulması; çevreye duyarlı teknolojilerin gelişmekte olan ülkelere uygun koşullarla transferi; gözardı edilmiş veya terk edilmiş çevreye duyarlı yerel teknolojilerin özendirilmesi; kalkınan ülkelerde çevreye duyarlı teknoloji yönetimi kapasitesinin geliştirilmesi ve bu tür duyarlı teknolojileri kullanan potansiyel kullanıcılar arasında teknolojik ortaklığın özendirilmesi, Sürdürülebilir yönetim için bilimsel tabanın güçlendirilmesi; bilimsel anlayışın zenginleştirilmesi; bilimsel değerlendirmelerin iyileştirilmesi; bilimsel kapasite ve yeteneğin geliştirilmesi yer almıştır33. Gündem 21'in son bölümünde de her düzeyde bilgi gereksinimi ve kararların sağlıklı bilgiye dayandırılması için iki alan belirlenmiştir: Veri boşluğunun doldurulması, sürdürülebilir kalkınma göstergelerinin geliştirilmesi, bu göstergelerin küresel 53United Nations, a.g.e. düzeyde kullanımın desteklenmesi, veri toplama ve değerlendirilmesi, bilgi çerçevesinin oluşturularak kapasitesinin güçlendirilmesi konularıdır. Bilgi üretiminin iyileştirilmesi kapsamında karar verme sürecinde kullanılabilir bilgi üretimi, kullanım standartları ve yöntemlerinin geliştirilmesi, bilgi belgelerinin, elektronik ağ kapasitelerinin güçlendirilmesi ve ticari kaynaklardan yararlanılabilmesi konusudur 54. 2001 Gothenburg Avrupa Konseyi toplantısında AB Uye Ulkeleri, "Daha iyi bir dünya için Sürdürülebilir bir Avrupa : Sürdürülebilir Kalkınma için bir Avrupa Stratejisi" konusunu ele alarak sürdürülebilir kalkınmayı AB genelinde bir hedef haline getirmişlerdir33. ## 2.1. Üluslararası Çalışmalar Sürdürülebilir kalkınma kavramın doğuşu ve gelişiminin gecikmesinde birçok faktör etkili olmak ile birlikte, Keynesyen ekonomisinin ve II. Dünya Savaşı sonrası dünya çapındaki yeniden yapılanma sürecinin rolü büyüktür. Çünkü Keynesyen teori geleneğinin uzantısı bağlamında, yırmıncı yüzyılın ikinci yarısından itibaren, ekonomilerin gündemini ekonomik kalkınmanın hızlandırılması, işsizliğin önlenmesi <sup>54</sup> United Nations, "Report of the United Nations Conference on Environment and Development", Rio de Janeiro, 3-14 June 1992, http://www.un.org/documents/ga/conf15126-1annex1.htm, (Erişim Tarihi: 04.06.2010). <sup>55</sup> Sustainable Development Together For Tomorrow, "Sustainable Development-History", http://ec.europa.eu/sustainable/history/index\_en.htm, (Erişim Tarihi: 04.06.2010). veya enflasyonun kontrol alınması gibi kısa dönemli politik öncelikler işgal etmiştir56. II. Dünya Savaşı sonrasında Batı'da salt refah ekonomisine dayanan büyüme sonucunda ilk kez büyüme ve bolluğun sorgulandığı bir kültürel ortam da oluşmuştur. Sadece tüketim değeri hedeflerinin yeterli olmadığı nitel kültür hedeflerinin de dikkate alınmasının gerekliliği üzerinde durulmuştur. Ancak iktisâdî büyümenin dünyanın ekolojik dengesini bozacağı yönünde bir sorunsal gündemde değildir, doğanın insanın emrinde olduğu düşünülmektedir. Bu düşüncelerin ifâde edilmesinden yaklaşık on yıl sonra, dünyadaki iktisadî büyüme süreçlerinin bir bütün olarak fizîki ve biyolojik sınırlara dayanmaya başladığı öne sürülmüştür"?. Bu konudaki dönüm noktasını oluşturan çalışmalar; Meadows ve arkadaşlarının "Ekonomik Büyümenin Sınırları" diğeri ise Mesarovic ve Pestel'in "Dönüm Noktasında İnsanlık" adlı çalışmalarıdır. Roma Kulübü için yazıldığı gözönüne alındığında, gelişmiş ülkelerin dünyayı ve doğal kaynaklar ile kalkınma arasındaki ilişkinin değerlendirilmekte, çevresel krizlerin önlenmesi için ekonomik büyümenin yavaşlatılması gerekliliği ortaya 5/Y. S.Tezel, İktisadi Büyüme, Basılmamış Çalışma , s:51-52 ,1989, Ankara. <sup>5</sup> Paul A. David ; G. Wright, "Early Twentieth Century Productivity Growth Dynamics: An Inquiry into the Economic History of Our Ignorance", 1999, Oxford Univ. Discussion Papers in Economic and Social History, Say: 33 http://www.nuffield.ox.ac.uk/economics/history/ paper31/ a4.pdf, (Erişim Tarihi: 09.03.2011). konularak az gelişmiş ülkelerde eğer Batı benzeri bir büyüme görülürse dünyanın bunu kaldıramayacağı öne sürülmektedir38. Diğer çalışmada ise, dünyanın kültür, gelenek ve ekonomik gelişmeden kaynaklanan farklarla değerlendirilebileceği, birbirleriyle karşılıklı etkileşim halinde olan bölgeler sistemi olarak görülmesi gerektiği fikri bulunmaktadır. Bütün dünyayı kapsayan çözüm, farklılaştırılmış büyümenin gerçekleştirilmesidir. Farklılaştırılmış büyüme değerlendirilmesi ise, azgelişmiş ülkelerin gelişmiş ülkelere benzer bir büyüme yolu izlemesine dünya kaynaklarının yetmeyeceği gerçeğidir. Dünya'da yaşanan ekonomik çalkantılara karşın büyüyen çevre sorunları yirmincı yüzyılın ikinci yarısında farklı eylem ve faâliyetler yolu ile öncelikle anlaşılmaya çalışılmış, önlemek için de bâzı küçük girişimler olmuştur. Bu sürecin temel taşları Duygu'nun "Küreselleşme ve Çevresel Etkileri" adlı çalışması kullanılarak aşağıda özetlenmiştir39: "Üluslarası Sürdürülebilir Kalkınma Enstitüsü (İİSD) tarafından belirtilmek üzere 1962'de tarımda kimyasal kullanımın risklerine dikkat çekilmiş ve 1968'de ÜNESCO tarafından düzenlenen Hükümetler arası Biyosferin Rasyonel Kullanımı ve Korunması Konferansı ekolojik olarak Sürdürülebilir Kalkınma kavramı geliştirilmiştir, 1968'de Ehrlich Nüfus Bombası raporuyla Malthus'un öngörüsünü bilimsel şekilde irdeleyerek nüfusla kaynak tüketimi ve çevresel etkileri sorununa dikkat çekmiştir. 1969'da ABD, Ülusal Çevresel Politika Yasası ile Çevre Kalitesi konseyini kurarak ulusal çevre politikası uygulamalarını başlatmış, 1970'de de Ülusal Kaynaklar Koruma Konseyi'ni kurarak kapsamlı çalışmaları kurumlaştırmıştır. 1971'de İsviçre'de Founeks Raporu'nda yayını ile kalkınma ve çevre konularının bütünleştirilmesi Avrupa'nın gündemine taşınmış ve OECD Konseyi tarafından kapitalist ekonomik bir araç olarak 'Kırleten Oder' prensibi düşünülmüş, Britanya'da Uluslararası Çevre ve Kalkınma Enstitüsü kurulmuştur. Aynı yıl Dubois ile Ward insanlığın <sup>58</sup>R.A.Aslanoglu, a.g.e. <sup>59</sup> A.E.Duygu, "Küreselleşme ve Çevresel Etkileri", TMMOB V. Enerji Sempozyumu Bildiriler Kitabı, Şafak Matbacılık, 2005, s.435-451. biyosfer üzerindeki baskılarına dikkat çeken kitabı yayınlamıştır. 1972'de BM tarafından Stokholm'de düzenlenen Insan Çevresi Konferansı ile UNEP kurulmuş, Roma Kulübü 'Büyümenin Sınırları' ile ekonomik büyüme ile sürdürülebilirlik arasındaki çelişkiyi vurgulamıştır. Gelişmiş ülkeler ile gelişmekte olan ülkeleri karşıya getiren Stockholm Konferansı'nda gelişmekte ülkelerin savunduğu tezler ağırlıkla benimsenmiş ve azgelişmişliğin en büyük çevre sorunu olduğu, azgelişmiş ülkelerin hiçbir şekilde gelişme çabalarından ödün vermemeleri gerektiği anlayışı egemen olmuştur." 1973'de ABD, biyosfer üzerindeki baskıların göz ardı edilemeyeceğini kabul eden Tehlikedeki Türler Yasası'nı yürürlüğe sokmuştur. Aynı yıl Hindistan'da ormansızlaşma ve çevre kalitesi kaybına dikkat çeken Çipko Hareketi doğmuş, OPEC petrol krizi enerji güvenliğini gündeme taşımıştır. 1975'te Dünya Gözlem Enstitüsü küresel tehditleri izleyerek kamuoyunu uyarma görevini üstlenmiştir. 1976 Habitat Toplantısı küresel ölçekte insan yerleşimlerinin çevreye etkilerini tartışmaya açmıştır. 1977'de Kenya'daki Yeşil Kuşak hareketi çölleşmeye karşı ağaçlandırma girişimine öncülük etmiş, BM Çölleşme Konferansı gerçekleştirilmiştir" " Aynı kaynakta aktarıldığına göre 1980 yılında ABD Başkanı Carter tarafından biyoçeşitliliğin dünya ekosisteminin sürdürülebilirliğindeki önemini vurgulayan ve tür kaybının sonuçlarına dikkat çeken 'Küresel 2000' başlıklı rapor yayınlanmıştır. 1981 yılında ise Dünya Sağlık Genel Kurulu 2000 yılına kadar tüm Dünya nüfusunun sosyo-ekonomik açıdan üretken olabileceği sağlık hizmetlerinin Dünya Sağlık Orgütü eşgüdümüyle sağlanması gereğine işaret eden karârı yayınlanmıştır. 1980 yılında, Dünya Bankası az gelişmiş ülkelerin sorunlarına yönelik olarak Almanya eski Başbakanı Willy Brandt başkanlığında bir komisyona, "Kuzey-Güney: Yaşam Savaşı İçin Bir Program" başlığı ile bir rapor hazırlatmıştır ". Rapor kuzey ve güney ülkeleri arasında giderek artan oranda bir gelişmişlik farkı vardır ve zengin kuzey ülkeleri fakir güney ülkelerine yardım etmelidir diyerek az gelişmiş ülkelerin kalkınma çabalarının başarıya ulaşması için bu ülkelerdeki açlık ve yoksulluğun 60 A.E.Duygu, a.g.e. <sup>61</sup> Share The World's Resources Sustainable Economics To End Global Poverty, "The Brandt Report", http://www.stwr.org/special-features/the-brandt-report.html, (Erişim Tarihi.04.05.2010). giderilmesi amacıyla az gelişmiş güney ile kalkınmış kuzey arasında işbirliği oluşturmaya çalışmıştır. 1982 yılında, BM Doğa İçin Dünya Sözleşmesi yayını ile -insan hakları ve insanlığın doğal kaynaklara bağımlılığını vurgulayan, kullanımlarını düzenlemeye yönelik denetimi içeren yaklaşımı resmileştirmıştır. BM Genel Kurulu'nun 28 Ekim 1982 tarihinde kabul ettiği Dünya Doğa Şartı'nda (World Charter for Nature) ise, sürdürülebilir kalkınma kavramı yer almamakla birlikte, sürdürülebilirlikten söz edilmektedir. Şart'ın dördüncü ilkesinde, insanların yararlandığı ekosistemlerin ve organizmaların ve çeşitli doğal kaynakların sürdürülebilirliğini sağlamak gereğinin vurgulandığı aktarılmaktadır62. Diğer bir kaynakta ise şu bilgilere yer verilmiştir: "1983 yılında ise bir ilki gerçekleştiren Hindistan kalkınma alternatifleri, bireyler, teknoloji ve çevre arasındaki ilişkileri sürdürülebilir kalkınma amacıyla düzenleyen adımı atan gelişen ülke olmuşsa da, 1984'teki toksik kimyasal kaçağının yarattığı katliamı önleyememiştir. Aynı yıl tüketiciler konfederasyonu tarafından Uçüncü Dünya Ağı kurularak güney ülkelerinin kalkınma ve çevre konularında etkinleştirilmesi adımı atılmaya çalışılmıştır. 1985'de ise ilk uyarı raporunun Arrhenius tarafından 1894'te yayınlanmasından tam 91 yıl sonra UNEP, Uluslar arası Bilim Sendikaları Konseyi ile Dünya Meteoroloji Orgütü'nün girişimiyle Avusturya'da ilk İklim Değişimi Konferansı toplanarak küresel ısınmayı <sup>62</sup> A.Mengi ; N.Algan, "Küreselleşme Çağında Bölgesel Sürdürülebilir Gelişme-AB ve Türkiye Orneği", s.309. Siyasal Kitabevi, 2003, Ankara. tartışmıştır. Aynı yıl bir Japon bilim adamının ileri sürdüğü ozon tabakasının incelmesi sorunu da Amerikalı ve İngiliz bilimcilerce Antarktika üzerinde teyit edilmiştir" 63. 1987 yılında 'Ortak Geleceğimiz' başlığını taşıyan, Norveç Başbakanı Gro Harlem Brundtland başkanlığında hazırlanan, çevre konusunda bir dönüm noktası olarak kabul edilen, "Sürdürülebilir Kalkınma" terimini geniş kitlelere ulaştıran rapor yayınlanmıştır. Bu rapor güncel ekonomik kalkınma politikalarının doğal çevre üzerinde yaptığı tahribata vurgu yaparak, bu politikaların gelecek nesillerin gönencini azaltabileceği mesajını vermiştir. Sürdürülebilir Kalkınmanın "İnsanların hem üretim potansiyelini arttırarak, hem de herkese eşit fırsat tanınmasını garantı altına alarak" sağlanabileceği vurgulanmaktadır. Ancak toplumsal eşitsizliğin, adâletsizliğin kaynağın ve üretimin örgütlenmesinden kaynaklandığı sonucunu çıkarmak mümkün değildir. Kapitalist ekonominin genel eğilimi olan sınırsız büyüme ekseninden kopmayan rapor, bu büyümenin sağlanabilmesi içinde toplumun asgari ihtiyaçlarının karşılanması gerekliliğini vurgulamaktadır. Brundtland, raporundaki sürecin işleyişi, temel taşları Demir'in "İklim Değişimi ve Sürdürülebilir Kalkınma" adlı çalışması kullanılarak aşağıda özetlenmiştir. "Temel ihtiyaçlar olarak nitelendirilen kavram raporda açık değildir. Nasıl bir beslenme, nasıl bir giyecek, nasıl bir barınak ya da nasıl bir iş sorularının yanıtına cevap verememektedir. Temel ihtiyaçlar yaklaşımı klasik liberal ekonomide "kıt kaynaklara karşı sınırsız ihtiyaçlar" anlayışından türetilmiştir. İnsanların sınırsız ihtiyaçları olduğu, buna karşı kaynakların sınırlı olduğu varsayımına dayanan sürdürülebilir kalkınma yaklaşımı, geçim kaynakları ve gelecekleri hakkında karar verme yetkisine sahip olmayan insanlara, yeni ürünler sunarak malların tüketicisi konumuna getirmektedir. Her defasında bir 64 Report of the United Nations Conference on Environment and Development, a.g.e. 6 H.Demir, "İklim Değişikliği ve Sürdürülebilir Kalkınma", Bildiri, s.1 , Uludağ Üniversitesi, Dış Ticaret-2 <sup>6</sup> A.E.Duygu, "Küresel Isınma ve Küreselleşme Çağında Türkiye", Mülkiye Dergisi, Cilt:32, Sayı:259, s.68 , 2009, Ankara. öncekinden daha fazla tüketilecek şey vardır. Bu da aynı zamanda insanlarda yoksulluk algısının üretilmesine ve pekiştirilmesine hizmet etmektedir. Yoksulluğun, kişilerin geçim araçlarından koparılmış olması ve bunun sonucunda da bu kişilerin üretim sürecinde neyin, nasıl, ne kadar ve kimin için üretileceğine, kendi gelecekleri üzerinde karar verecek koşullardan ve araçlardan yoksunluk biçiminde anlaşılmadığı raporda dikkat çekmektedir. Geçim araçlarından yoksun olanlar için ise "geçim araçlarına sahiplik" koşullarının yaratılmasını gerektiren tam bir eşitlik anlayışı yerine kişilere "temel ihtiyaçlarını" karşılamak için "fırsat eşitliği" tanınmaktadır. Fırsat eşitliği yaklaşımı da tam rekabet edebilen bir toplumsal yaşam gerektirir. Fırsat eşitliği yaklaşımına göre, önemli olan kişilere geçim aracı sağlayacak ve yoksulluğu ortadan kaldıracak bir eşitlik değil; onların geçimlerini sağlayacakları ücretleri ve şartları hukuken sağlayacak ve onların yoksulluklarını yenmelerinde fırsatlar yaratacak ve bu konuda bir şans tanıyacak eşitlik anlayışı esastır" 66. Ayrıca OECD tarafından çevre ve kalkınma için ikili yardım kılavuzu hazırlanmış ve ozon tabakasını etkileyen kimyasalların kullanımını kısıtlayan Montreal Protokolü imzalanmıştır". 1988 yılında Hükümetler Arası İklim Değişimi Paneli tarafından bu değişimin bilimsel, teknik ve sosyo-ekonomik yönden araştırılmasına başlanmıştır. 1989 yılında bağımsız Stockholm Çevre Enstitüsü kurularak küresel ve bölgesel araştırmalara , 1990 yılında da bağımsız Orta ve Doğu Avrupa Bölgesel Çevre Merkezi (REC) kurularak demokratik ve sürdürülebilir toplumda kuruluşların sorumluluklarını yerine getirmeleri, işlevlerinin gerçekleştirilmesi ile ilgili konuların desteklenmesine başlanmıştır69. 60H.Demir , a.g.e. <sup>67</sup>UNEP, Ozone Secretariat United Nations Environment Programme, "The Montreal Protocol on Substances that Deplete the Ozone Layer", (2000), http://www.unep.org/ozone/pdfs/montrealprotocol2000.pdf, (Erişim Tarihi:13.03.2010). <sup>68</sup> Stocholm Environment Institute (SEI), "SEI At a Glance", http://sei-international.org/-press/1, (Erişim Tarihi:13.03.2010). <sup>69</sup> Regional Environment Center (REC), http://archive.rec.org/REC/Introduction/intro.html, (Erişim Tarihi:13.03.2010). 1990 yılında Berthoux ve arkadaşları tarafından Batı Akdeniz'de derin su sıcaklıklarında artış belirlenerek rapor edilmiştir". Aynı yıl BM Çocuklar Zirvesi gerçekleştirilerek çevre sorunlarının gelecek nesillere etkileri tartışılmış", ayrıca Kanada'da Uluslararası Sürdürülebilir Kalkınma Enstitüsü kurularak Yerküre Tartışmaları Bültenleri serisinin yayınlanmasına başlanmıştır 72. 1992 yılında Rio'da toplanan Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı (UNCED) sonucunda iki bağlayıcı ve üç bağlayıcılığı olmayan belge oluşturulmuştur: Bağlayıcılığı olmayanlar Rio Çevre ve Kalkınma Bildirgesi, UNCED Orman İlkeleri ve Gündem 21'dir"3. Bu belgelerin çevre yönetimi açısından en önemlisi ise Rio Çevre ve Kalkınma Bildirgesi'dir. Bildirge'de Stockholm Bildirgesi'nde anılan ilkelerin bazıları aynen yer almış ve rehber ilkeler benimsenmiştir. Bu ilkeler devletlerin kalkınma hakları ve çevre koruma sorumluluklarına ilişkin, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasında bir denge oluşturmaya çalışmıştır. Gündem 21 adı altında ise, yukarıda da değinildiği gibi bir eylem planı oluşturulmuştur. Gündem 21 kapsamında "Sürdürülebilir Kalkınmayı sağlamak için ulusal stratejilerin; ülke içinde geçerli olan sektörel, ekonomik, çevre politikaları ve planlar doğrultusunda hazırlanması" kabul edilmiştir. Bağlayıcılığı 7-International Institute for Sustainable Development (IISD), 1990, http://www.iisd.org/, www.facebook.com/pages/International...IIISD/72656094247?v...(Erişim Tarihi: 02.10.2010) . 73 United Nations Conference on Environment and Development, (1992), "Earth Summit", http://www.un.org/geninfo/bp/enviro.html, (Erişim Tarihi:03.06.2010) . <sup>70</sup> Bethoux, J.P., Gentili, B., Raunet, J. & Tailliez, D. 1990, " Warming Trend in the Western Mediterranean Deepwater", Nature, 347: 660-662. <sup>71</sup> United Nations , "Global Challenge Global Opportunity Trends In Sustainable Development", Populations, 2002, Johannesburg, s.2 http://www.un.org/jsummit/html/media info/ pressreleases\_factsheets/1308\_critical\_trends\_report.pdf, (Erişim Tarihi: 02.10.2010) . olan iki belge ise Biyolojik Çeşitlik Sözleşmesi ve BM İklim Değişimi Çerçeve Sözleşmesi'dir. Duygu'nun "Küreselleşme ve Çevresel Etkileri" adlı çalışması kullanılarak bu konudakı bazı bilgiler aşağıdaki gibi aktarılabilir: "1992 yılında Kosta Rika'da kurulan Yerküre Konseyi'de zirve kararlarını ve antlaşmalarını izleme ve ulusal sürdürülebilir kalkınma konseylerinin eşgüdümünü sağlama görevini üstlendiği belirtilmiştir. 1993'te ABD Başkanı Clinton, Başkanlık Sürdürülebilir Kalkınma Konseyini kurmuş ve "Sürdürülebilir Amerika: 1996 Ötesi için Yeni Saygınlık, Fırsatlar ve Sağlıklı Çevre Üzlaşması" kitabı yayınlanmıştır. BM ise ilk BM Sürdürülebilir Kalkınma Komisyonu kuruluş toplantısı ile UNCED kararları ile ilgili uluslararası işbirliği ve karar alma kapasitesinin akılcı şekilde yürütülmesini sağlama yolunda adım atmıştır. 1994'te kalkınan ülkelere küresel çevre koruma ve geliştirme etkinliklerinin desteklenmesi için BM tarafından Küresel Çevre Fonu kurulmuştur. Aynı yıl Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması (NAFTA) yürürlüğe girmiş, Çevre İşbirliği Komisyonu (CEC) kuruluşu ile bu konuda işbirliğini amaçlamıştır 74''. 1995 yılında Kopenhag'da gerçekleştirilen Dünya Sosyal Kalkınma Zirvesi ise ilk kez gelişmiş ülkelerin mutlak yoksulluğu azaltma yönünde kararlılık sergiledikleri etkinlik olmuştur''s. Yukarıda belirtilen kaynakta Duygu'nun aktardığına göre Kyoto Protokolu'nun gelişmiş ülkeler için çeşitli esneklik mekanizmaları ve iklim değişimi felâketini durduramayacak sınırlamaları ile gündeme girdiği 1997 yılında, Asya ekolojik krizi ve bunun mâli zararı ile karşılaşılmıştır. Genelde pek anımsanmayan ve El Nino sonucu olan âfetin etkileri kuraklık ve tayfunlar tarafından büyütülerek yaygınlık <sup>74.</sup>E.Duygu, "Küresel Isınma ve Küreselleşme Çağında Türkiye", Mülkiye Dergisi Sayıları, Mülkiye Dergisi, Cilt:32, Sayı 259, s.66-75 , 2009, Ankara. <sup>7</sup> United Nations, "The Copenhagen Declaration and Programme of Action: World Summit for Social Development", 6-12 Mart 1995, http://www.un.org/esa/socdev/wssd/agreements/index.html, (Erişim Tarihi:13.03.2010). kazanan çayır ve orman yangınlarının neden olduğu 1,4 milyar ABD doları kadar maddî hasar pazarların çöküşüyle ekonomik reform gereksinimini ortaya çıkartmış olduğu, aynı yıl Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun, Rio+5 Toplantısı ile Gündem 21 dâhil Rio sonuçlarını irdeleyen, fakat somut sonuç çıkmayan değerlendirmesini yapmış olduğu da eklenerek şu bilgiler verilmiştir: "1998'de genetiği değiştirilmiş organizmalar konusu gündeme gelmiş ve küresel düzeyde çevre etkileriyle gıda güvenliğine etkileri, Avrupa Birliğinin dışalımı yasaklamasına, kalkınan birçok ülkenin de tohum bağımlılığı yaratması nedeniyle karşı çıkması sonucu ABD başta olmak üzere üreticileriyle aralarında çelişkiye neden olmuştur. Aynı yıl Güney Asya, özellikle Çin ve Bangladeş iklim değişiminin sonucu olan sellerden, taşkınlardan zarar görmüştür. Miç Kasırgası Orta Amerika'yı vurmuş, 54 ülke sellerden, 45 ülke de kuraklıktan etkilenmiş ve kayıtlı en yüksek küresel sıcaklık ortalamaları etkili olmuştur. Buna karşılık aynı yıl "çok taraflı yatırım sözleşmesi" (MAI) ile ekonominin küreselleşmesi ve ABD Ulusal Kuraklık Politikası Yasası da gündemde yerini almıştır. 1999 yılında, Bağımsız Dünya Ormanlar ve Sürdürülebilir Kalkınma Komisyonu "Ormanlarımız-Geleceğimiz" raporunu yayınlamış, raporda sürdürülebilir ormancılığın önemi vurgulanmıştır. Aynı yıl Dow Jones Sürdürülebilirlik Grubu Endeksleri adı verilen endeksleme yoluyla şirketlerin sürdürülebilirlik prensiplerini uygulamasının borsa oyuncularınca denetlenmesi yolu açılmıştır" . " Bütün bu zirvelere ve raporlara karşın küresel sorunlar yumağı büyümesini sürdürürken, 2000 yılında geniş bir lider kadrosunun katıldığı BM Binyıl Zirvesi yapılmış, sonuç bildirgesinde, 2000 yılında dünya nüfusunun yarısına yakın kısmının kıtaların yalnızca % 2'sini kapsayan kentlerde yoğunlaştığı ve bu yerleşimlerin dünya kaynaklarının % 75'mi tüketmekte olduğu ve bu eğilimin sürdürülebilirliği sorgulanmıştır. Öncelikli alanlarda değerler ve prensipleri içeren bildirgede küreselleşme devrinde daha adil dünya ekonomisi ile aşırı fakirliğin azaltılması konusunda uzlaşma sağlandığı açıklanmıştır". Zirve sonunda Binyıl Kalkınma Hedefleri olarak anılan toplam sekiz hedef ortaya konulmuştur. Bu hedeflerin hemen <sup>6</sup> A.E.Duygu, a.g.e. <sup>77</sup>BM Ankara Enformasyon Merkezi , "Birleşmis Milletler Binyıl Bildirgesi" , 2000, http://www.belgenet.com/arsiv/binyilzirve 02.html, (Erişim Tarihi: 27.03.2010). hepsinin gerçekleşmesi yeterli, güvenilir, mâliyet etkin bir şekilde elde edilen yenilenebilir, temiz enerjinin varlığına bağlıdır denerek "Çevresel Sürdürülebilirliğin Sağlanması" başlıklı yedinci hedefin gerçekleşebilmesi için enerji ile ilgili somut adımların atılması gerektiği vurgulanmıştır. Bu kapsamda her ülke için; kişi başı alım gücü paritesi başına enerji kullanımı, kişi başı CO2 salımı, katı yakıt kullanan nüfusun oranı gibi göstergelerin hesaplanması hedeflenmiştir. 2000 yılında IUCN tarafından 11046 türün tehdit altında olduğunu bildiren kırmızı kitap yayınlanmıştır". Aynı yıl Hollanda'da toplanan 2. Dünya Su Forumu'nda ise Lahey Bildirgesi ve 21. Yüzyılda Su Güvencesi Üzerine Dünya Su Vizyonu yayınlanarak su kaynaklarının sürdürülebilir şekilde kullanımının önemi vurgulanmıştır". Iklim Değişimi Çerçeve Sözleşmesi'nin Marakeş'te yapılan Taraflar Konferansında ise Kyoto Protokolu'nun işlerliğinin sağlanması sorunu tartışılmış, bu konuda Türkiye'nin özel şartları olduğu kabûl edilmiştir 0. 2002 Johannesburg Sürdürülebilir Kalkınma Dünya Zırvesi'ne sunulan "Küresel Meydan Okuma Küresel Fırsat (Global Challenge Global Opportunity)" adlı rapor, sürdürülebilir kalkınma konusundaki var olan koşulları, eğilimleri ve geleceğe ilişkin <sup>18 &</sup>quot;The International Union for Conservation of Natural Resources" (IUCN), http://www.iucnredlist.org/static/programme, (Erişim tarihi: 28.03.2010). <sup>79</sup> S.Salihoğlu, "Dünya Su Konseyi, Su Forumları ve İstanbul 2009", http://www.zmo.org.tr/ resimler/ekler/60678e8f2ba9c54 ek.pdf?dergi, (Erişim Tarihi: 03.10.2010). <sup>80</sup> Orman Genel Müdürlüğü, "Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Taraflar Konferansı (Cop 14) Yurtdışı Görev Raporu", (2009), s.8, www.ogm.gov.tr/iklim/cop14 rapor.doc, (Erişim Tarihi: 03.10.2010). öngörüleri yansıtmaktadır". Bu raporda, "tüm dünyada küresel ısınma sonucu deniz seviyesinin yükseldiği, hava kirliliği nedeniyle her yıl 3 milyon insanın öldüğü, fosil yakıt kullanımının ve karbon gazı üretiminin 1990'lı yıllar boyunca özellikle Asya ve Kuzey Amerika'da arttığı, bunun sonucunda iklim değişimine bağlı olarak Asya ve Afrika'nın bazı bölgelerinde kuraklık başladığı" bildirilmiştir . Zirve'de kabul edilen Johannesburg Sürdürülebilir Kalkınma Politik Bildirgesi 32 ilkeden oluşmaktadır ve sürdürülebilir kalkınmanın üç temel direği olarak nitelendirilen ekonomik kalkınma, sosyal kalkınma ve çevrenin korunmasına ilişkin sorumlulukların yerel, ulusal, bölgesel ve küresel düzeylerde gerçekleştirilmesinde de ortak bir sorumluluk taşındığı vurgulanmıştır. Tüketim ve üretim kalıplarının değiştirilmesi, yoksulluğun ortadan kaldırılması, doğal kaynakların korunması ve yönetimi konularındakı ortak yükümlülükler de bildirgede yer almıştır. Çevresel yönetişim süreçlerine dâhil edilmiş üretim ve tüketim süreçlerinin her aşamasında, en etkin aktörlerden birisi olarak koruma-kullanım dengesi oluşturulmasında kendisini dışarıda tutamayacağı ve üzerine düşen sorumluluğun gereğini yerine getirmesinin önemi vurgulanmıştır. Zirve, uygulama planında "Su, Enerji, Sağlık-Hijyen, Tarım ve Ormancılık-Biyolojik Çeşitlilik (WEHAB)" öncelikli beş konu olarak belirlenmiş, özellikle bu alanlarda mâli desteğin artırılmasını sağlayabilmek amacıyla ortaklıklar geliştirilmesinin <sup>84</sup> United Nations Department of Public Information , "On Eve of World Summit, New UN Report Warns that, Current Patterns of Development Compromise Long-term Security", UN Calls on World Leaders to Commit to a Sustainable Future at Upcoming Johannesburg Summit, http://www.unis. unvienna.org/unis/pressrels/2002/envdev666.html, (Erişim tarihi: 28.03.2010). <sup>82</sup> United Nations, "Report of the World Summit on Sustainable Development", Johannesburg, South Africa, 26 August-4 September 2002, s.2-5. gereği vurgulanmış, Uygulama planında; "Sürdürülebilir kalkınmaya zararlı enerji kaynaklarına verilen desteklerin kaldırılması, enerji verimliliğinin artırılması amacıyla teşvik sağlanması, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımının artırılması, uluslararası, bölgesel ve ulusal düzeyde hava kirliliğinin azaltılması için işbirliğinin geliştirilmesi, ülkelerin Kyoto Protokolü'nü onaylamaya teşvik edilmesi" kararları alınmıştır 83. Romanya'nın bu konudaki çabaları ile örnek ülke olarak desteklendiği, sırada başka ülkelerin olduğu bildirilmiştir°4. Sürdürülebilir Kalkınmayı önemseyen ülkeler kendi ulusal stratejilerini oluşturmuşlardır veya oluşturmaya devam etmektedirler; BM tarafından 2005 yılında başlatılan bir uygulama ile ülkelerin ulusal sürdürülebilir kalkınma stratejileri belirlenmiştir. 85 Örneğin AB'nin büyük bir kısmı, Rusya, Avustralya, Çin ve daha küçük bazı ülkeler kendi ulusal stratejilerini oluşturmuşlardır. Kanada da oluşturmuşsa da geliştirmektedir, ve Güney Afrika Cumhuriyeti ise bu yönde çalışmalarını sürdürmektedir. Burada dikkat çeken bir husus ise; dünya kaynaklarını en çok tüketen ABD'nin ulusal sürdürülebilir kalkınma stratejisi bulunmamasıdır86. Johannesburg Zirvesi'nden sonra özellikle fosil enerji kaynaklarına bağımlılıktan kurtulmak, dünya iklimindeki sera etkisini azaltmak, enerji kaynaklarının politik araç <sup>8</sup> Çevre ve Orman Bakanlığı , "Dünya Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi Johannesburg Uygulama Planı", Çevre ve Orman Bakanlığı Yayını, 2004. s.19. <sup>844</sup> Johannesburg 2002 Partnerships", www.iisd.ca/wssd/partnerships.html, (Erişim Tarihi: 03.10.2010). <sup>85</sup> Birleşmiş Milletler, "Birleşmiş Milletler Ulusal Sürdürülebilir Kalkınma Stratejileri", http://www.un.org/esa/sustdev/natlinfo/nsds/nsds\_map2008.pdf, (Erişim tarihi: 28.03.2010). <sup>86</sup> Center For American Progress, "A National Strategy For Global Development" , www.americanprogress.org/.../security development.html, (Erişim Tarihi:03.10.2010). olarak değerlendirilebilirse de uygulama başarısı önemlidir. Belirtildiğine göre dördüncü konferans ise 2010 yılında Hindistan'da yapılmıştır". 2008 yılında Pekin'de gerçekleştirilen Yedinci Asya-Avrupa Zirvesi'nde ise sürdürülebilir kalkınma üzerine Beijing Bildirgesi yayınlanmış, zirve üyelerinin enerji güvenliği, iklim değişimi ile savaş ve toplumsal uyumun sağlanması konularındaki işbirliklerini artırması gerekliliği vurgulanmıştır 2. Ayrıca bildirgede "Küresel nüfusun büyüklüğü, çevrenin ve ekolojik dengenin bozulmaya başlaması, ekolojik dengenin giderek bazı ülke ve bölgelerde daha da kötüleşmesi gibi sorunlarla mücadele için tüm insanlık sürdürülebilir kalkınma konusunda daha da etkin olmalıdır. Zirve ortakları bu alanlarda aralarındaki işbirliğini güçlendirmeyi taahhüt etmektedir" ifadesi de yer almıştır 93. Lizbon Stratejisi ve Sürdürülebilir Kalkınmaya Ilişkin Avrupa Stratejisi belgesinde bu stratejinin AB için hedefi ortaya konulmaktadır: "Dünya'nın en rekâbetçi ve en dinamik, bilgiye dayalı ekonomisi haline gelmek"94 Öte yandan, Lizbon Stratejisi'nin büyüme boyutu, AB'nin Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi için bir güçlük olarak ortaya çıkabileceğinden Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi'ne çevresel bir taahhüte 93 Asia Europe Meeting Conference (ASEM), a.g.e. <sup>91</sup> Delhi International Renewable Energy Conference (DIREC) 2010, "Host of the 4th International Renewable Energy Conference in 2010", http://www.direc2010.html, (Erişim Tarihi: 10.03.2011). <sup>926</sup> Asia Europe Meeting Conference (ASEM), "Towards Sustainable Development", Manila, Philippines, http://www.aseminfoboard.org/content/090413 Sustainable-Dv1p-Conf PR PH.pdf, (Erişim Tarihi:03.06.2010). <sup>94</sup>EU Turkey Review, "Sustainable Development", A Periodical of The Delegation of The European Commision To Turkey, Issue 12, s.2, 2008, http://www.avrupa.info.tt/ Files/ REVIEW12web.pdf, (Erişim Tarihi:03.06.2010) . dayanan kurulma ve gerçekleştirilme hedefi konulmuştur; çünkü stratejinin temelinde uzun vâdede ekonomik büyüme, sosyal uyum ve çevre korumanın birlikte izlenmesi gerektiği düşüncesi yatmaktadır. Avrupa'da sürdürülebilir kalkınmaya tehdit oluşturabilecek başlıca altı alan bulunmaktadır 95. 1.Insan faâliyetlerinin giderek artması sonucunda alınan sera gazlarının neden olduğu küresel ısınma. 2.Tehlikeli kimyasallardan kimi antibiyotiklere ve dirençli yeni hastalık türlerine kadar çeşitlilik gösteren halk sağlığına yönelik ciddî tehditler. 3.Her altı Avrupalı'dan birini etkileyen yoksulluğun bireyler üzerindeki sağlığının bozulması, intihar ve sürekli işsizlik gibi birçok olumsuz etkileri. 4.Düşük doğum oranı ile birlikte yaşlanan nüfus ekonomik ve sosyal büyüme hızında bir yavaşlama tehdidi doğurmaktadır. Biyoçeşitliliğin kaybı ise balık rezervleri ve kullanılabilir tarımsal alanlar gibi önemli kaynakları tehdit etmektedir. 5.Doğal kaynakların çok daha sorumlu bir yaklaşımla yönetilmesi ve korunması gereği. 6.Kent merkezlerinde görülen yozlaşma, genişleyen ve sosyal dışlanma nedeniyle özellikle kentsel alanlar için büyük bir sorun olarak ortaya çıkan ulaşım problemi. Küresel İsınmada Üluslararası Çözümler: Çözüm arama konusunda atılan ilk önemli adım, 1988 yılında gerçekleştirilen Birleşmiş Milletler Çevre Programı ve Dünya <sup>95</sup>EU Turkey Review, Sustainable Development, a.g.e. Meteoroloji Orgütü'nün desteğiyle kurulan "Hükümetlerarası Iklim Değişimi Paneli (IPCC)"dir. Yukarıda da değinildiği gibi bu panel, insan kaynaklı iklim değişiminin anlaşılması konusuna ilişkin çeşitli bilimsel bilgilerin oluşturulmasını amaçlamaktadır. 1992 Rio Zirvesi, insan kaynaklı iklim değişiminin neden olduğu sorunların anlaşılması ve bu sorunlara ilişkin çeşitli önlemlerin alınması gerektiği üzerinde görüş birliğine varılması açısından diğer bir gelişmedir. Rio'daki Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı'nda "İklim Değişimi Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC)" imzaya açılmış, ve 50 ülkenin imzasıyla yürürlüğe giren bu sözleşme, "ortak farklılaştırılmış sorumluluk" ilkesi ile ulusal ve bölgesel farklılıkları hesaba katarak tüm taraflarına insan kaynaklı seragazı salımlarının azaltımı konusunda çeşitli yükümlülükler getirmiştir". Atmosferde tehlikeli boyutlara ulaşan insan kaynaklı sera gazı salımlarının iklim sistemi üzerindeki olumsuz etkisini önlemek ve belli bir seviyede tutmak amacıyla 20 Haziran 1992 tarihinde imzaya açılan ve 21 Mart 1994 tarihinde yürürlüğe giren İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (İDÇS) olarak adlandırılan sözleşme bugüne kadar yaklaşık ikiyüz ülke ve Avrupa Birliği tarafından onaylanmıştır 97. Sözleşme, kararların yer aldığı 26 maddeye ilâve olarak iki ek madde içermektedir. Ek-I olarak adlandırılan birinci listede, sözleşmenin imzaya açıldığı tarih olan 1992 yılında Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Orgütü'ne (OECD) üye 24 ülke ile Avrupa Birliği, ayrıca pazar ekonomisine geçiş süreci yaşayan Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri <sup>96.</sup>Ulueren, "Küresel Isınma BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ve Kyoto Protokolü", 2001, http://www.mfa.gov.tr/turkce/grupe/ues-3/KureselIsinmaBMIklimveKYTO.htm, (Erişim Tarihi: 04.06.2010). <sup>97</sup> United Nations, "Report of the Preparatory Committee For the International Conference on Financing For Development", Fifty-Sixth Session Supplement No: 28, http://www.un.org/ documents/ga/docs/56/a5628.pdf, (Erişim Tarihi:01.03.2010). ile Eski Sovyetler Birliği'nden ayrılan bazı ülkeler, Ek-2 listesinde ise gelişmiş olarak nitelendirilen 24 OECD ülkesi ile AB yer almaktadır". IDÇS'nin nihâi amacının, atmosferdeki sera gazı birikimlerini iklim sistemi üzerinde tehlikeli düzeyde etkili olan insan kaynaklı salımları önleyecek bir düzeyde durdurmayı başarmak olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla Sözleşme, bu amaca ulaşılması için, ekosistemlerin iklim değişimine doğal uyumun gerçekleşmesine izin verecek, gıda üretiminin tehdit altına girmemesini sağlayacak ve ekonomik kalkınmanın sürdürülebilir bir şekilde devamına izin verecek bir zaman diliminde ulaşılması gerekliliğini vurgulamaktadır. Sözleşme'nin 5. Maddesi'nde, farklı yükümlülüklere göre ülkeler üç gruba ayırılmıştır. Buna göre; EK-I Tarafları (EIT) 1992 yılında OECD (Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Orgütü) üyesi olan sanâyileşmiş ülkeler ile, Rusya Federasyonu, Baltık Devletleri ile Orta ve Doğu Avrupa'daki kimi devletler dâhil olmak üzere ekonomileri geçiş sürecinde olan ülkeleri kapsamaktadır. EIT için geçerli olan temel emisyon yükümlülüğü, bu ülkelerin 2000 yılında sera gazı salım düzeylerini 1990'daki düzeye indirmelerini sağlamak üzere iklim değişimi ile bağlantılı yeni politikalar benimsemeleri ve gerekli önlemleri almalarıdır. Bu düzenleme, bu ülkelerin iklim değişimiyle mücâdele konusunda kararlı bir tutum almaya zorlama amacını taşımaktadır 9. <sup>98</sup>F.Mazı., "Küresel Isınma, Avrupa Birliği ve Türkiye", Doktora Tezi, Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi, 2003. <sup>99</sup>Bölgesel Çevre Merkezi (REC), "Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ve Kyoto Protokolü", Nisan 2006, Ankara. Sözleşme, EİT grubu ülkelerde rejim değişiminden sonraki dönemde yaşanan ekonomik ve siyasal sorunları dikkate alarak, yükümlülüklerini yerine getirmelerinde "belirli bir esneklik" tanımıştır. Bu ülkelerden kimileri tanınan esneklikten, 1990 yılı yerine bir başka yılı temel yıl alarak, ve bu sayede ekonomideki son değişikliklerin sera gazı emisyonlarında kendiliğinden meydana getirdiği büyük azalmayı da hesaba katarak yararlanmışlardır. EK-II Taraf'ları, OECD üyesi diğer Ek-I ülkelerinden EIT dışında kalanlardan oluşmaktadır. Sözleşme uyarınca bu ülkeler, gelişmekte olan ülkelere Sözleşme çerçevesinde emisyon azaltma çalışmalarında finansman kaynağı sağlamak ve iklim değişiminin olumsuz sonuçlarına uyum sağlamaları konusunda yardımcı olmakla yükümlüdürler. Bu ülkeler ayrıca çevre dostu teknolojilerin geliştirilmesi ve bu teknolojilerin EIT Taraf'larıyla gelişmekte olan ülkelere transferi için "pratik bütün adımları atmak" zorundadırlar. Ek-II Taraf'larınca sağlanan finansmanın transferinin çoğunlukla Sözleşme'nin kendi finansal mekanizması aracılığıyla sağlanması öngörülmektedir 100. EK-I Dışı Taraf ülke olarak adlandırılanlar ise çoğunlukla gelişmekte olan ülkelerdir. Sözleşme, gelişmekte olan ülkelerden oluşan belirli grupları, iklim değişiminin etkilerine özellikle açık ülkeler olarak tanımlamaktadır. Bunların arasında alçak kıyı alanları olan, çölleşme ve kuraklığa yatkın ülkeler de yer almaktadır. Diğer ülkeler ise örneğin fosil yakıt üretiminden ve dış ticâretinden sağlanacak gelirlere aşırı bağımlı durumda olanlar gibi iklim değişimine karşı alınacak önlemlerin ekonomik etkilerini çok daha fazla hissedecek olanlardır. Bu nedenle Sözleşme, bu tür etkilere <sup>100</sup>Bölgesel Çevre Merkezi (REC), a.g.e. açık ülkelerin yatırım, sigorta ve teknoloji transferi gibi özel gereksinimlerine ve duyarlılıklarına yanıt oluşturacak girişimlere vurgu yapmaktadır101. Sözleşme'nin temel ilkeleri ise iklim sisteminin eşitlik temelinde, ortak farklı sorumluluk alanına uygun olarak korunması, iklim değişimi ve değişiminden etkilenecek olan gelişme yolundaki ülkelerin ihtiyaç ve özel koşullarının dikkate alınması, iklim değişimi ve izleyebilecek olan âni değişikliklerin önlenmesi için alınacak tedbirlerin etkin ve en az mâliyetle yapılması, sürdürülebilir kalkınmanın desteklenmesi ve alınacak politikalarla önlemlerin ulusal kalkınma programlarına entegre edilmesi, alınan karşı önlemlerin keyfi, haksız, ayrımcı veya uluslararası ticârette gizli bir kısıtlama oluşturmayacak nitelikte olmasıdır 10°. Ulkemizde iklim değişimi yaklaşımları içerisinde gündeme yeterli ölçüde gelmeyen bir konu ise değişimin etkilerine uyum stratejileridir ve uyumun da en az sera gazı, mikrotanecik salımlarını azaltmak konusunda olduğu gibi büyük sosyo ekonomik sonuçlarının olacağı açıktır. Kyoto Protokolu, 21 Mart 1994 tarihinde yürürlüğe giren Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMIDCS), 1992 yılında gerçekleştirilen Rio Zirvesi'nde anılarak "Rio Sözleşmeleri" olarak adlandırılan Biyolojik Çeşitlilik ve Çölleşme ile Mücadele Sözleşmesi ile birlikte, sürdürülebilir kalkınmanın kurumsal çerçevesini oluşturan en önemli yapı taşları arasında yer almaktadır. 1997 yılında <sup>101</sup>Bölgesel Çevre Merkezi (REC), a.g.e. <sup>102</sup>Global Issues, Social, Political, Economic and Environmental Issues That Affect Us All, "UN Framework Convention on Climate Change", Recognizing Rich Countries Have More Obligation to Emission Reduction,2004,http://www.globalissues.org/print/article/521,(Erişim Tarihi:04.06.2010). Japonya'nın Kyoto kentinde gerçekleştirilen BMİDÇS 3. Taraflar Konferansı'nda (COP3) kabul edilmiştir. Kyoto Protokolü ise, Sözleşme'nin nihai amacına ulaşması için kurgulanan ilk somut adım olarak 16 Şubat 2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir 103. Protokolun uygulamaya geçirilmesi konusunda daha net bir aşama, 1998 yılı Kasım ayında Buenos Aires'te yapılan COP'4 müzâkerelerinde (UNFCC 1998) ortaya çıkmıştır. Buenos Aires Eylem Planı adını taşıyan iddialı bir çalışma programına dayanan bu plan Protokol'da yer alan kurallara ilişkin müzâkerelerle finansman ve teknoloji transferi gibi uygulamaya ilişkin müzâkereler arasındaki bağlantıyı Sözleşme şemsiyesi altında kurmaktadır. Buenos Aires Eylem Planı kapsamındaki müzâkereler için son târih, 2000 yılı sonlarında Lahey'de yapılan COP 6'da belirlenmiştir 104 . COP'6'nın devâmı niteliğindeki toplantılar 2001 yılında Bonn'da başlamış ve hükümetler burada Buenos Aires Eylem Planı'nın tartışmalı yönlerine ilişkin olan Bonn Andlaşması adını alan bir anlaşmaya varmıştır". Aynı zamanda IPPC tarafından yayınlanan üçüncü rapor da, dünyâdaki ısınmayla ilgili ve o güne dek en somut kanıtları ortaya koyarak müzâkereler için olumlu bir hava oluşturmuştur 106. 105 REC, a.g.e. <sup>100</sup> Bölgesel Çevre Merkezi (REC), "Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ve Kyoto Protokolu", s.6, Nisan 2006, Ankara. <sup>104</sup> UNFCCC, "The Sixth Session of the UNFCCC Conference of the Parties", Netherlands, 2000, http://unfccc.int/cop6/, (Erişim Tarihi: 04.06.2010). <sup>106</sup> World Meteorological Organization-United Nations Environment "16 Years of Scientific Assessment in Support of the Climate Convention", s.5, December 2004, http://www.ipcc.ch/pdf/10th-anniversary/anniversary-brochure.pdf, (Erişim Tarihi:03.10.2010). Sonrasında Fas'ın Marakeş kentinde yapılan COP'7 sırasında Bonn Anlaşmaları'ndan yola çıkılarak kapsamlı kararlar paketine ulaşılmıştır"07. Marakeş Anlaşması olarak bilinen bu belge Kyoto Protokolu'na göre daha ayrıntılı kurallar içermektedir. Protokol'un yürürlüğe girebilmesi için Sözleşme Taraflarından en az 55'nin bu belgeye taraf olması gerekmektedir. Ayrıca bunların arasındaki Ek-I taraflarının, bu grubun 1990 yılı karbondioksit emisyonlarının %55'ni temsil edebilecek nitelikte olması gerekmektedir. Rusya Federasyonu'nun 18 Kasım 2004 târihinde sözkonusu kararını Birleşmiş Milletler'e iletmesiyle her iki koşulun gereklilikleri yerine getirilerek bu çerçevede Kyoto Protokolu 16 Şubat 2005 târihinde yürürlüğe girmiştir. Bilindiği üzere de 189 ülke tarafından imzalanmıştır. İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (İDCS) kapsamındakı Kyoto Protokolu, enerji verimliliğini, sera gazları emisyonlarının azaltılmasında anahtar niteliğinde önlem ve politikalar belirleyerek, iklim değişimi etkilerini azaltmayı amaçlamaktadır 108. Protokol'de Ek-A ve Ek-B olmak üzere iki ek liste yer almakta, Ek-A listesinde emisyonların azaltılması gereken 6 temel sera gazı ve kaynaklandığı sektörler ile Ek-B listesinde yer alan ülkelere ait sayısal sera gazı emisyon indirim hedefleri yer almaktadır'199. Kyoto Protokolu gelişmiş ülkelerin sera gazı emisyonlarını azaltma yükümlülüklerini daha katı hale getirmekte, ve 3. Madde ile de bu indirimin belirli zaman dilimleri içinde gerçekleşmesini öngörmektedir. Kyoto Protokolu Sözleşme'yi <sup>107</sup> Depledge. J, "United Nations Tracing The Origins Of The Kyoto Protocol", 2000, http://en.wikipedia.org/wiki/Kyoto Protocol, (Erişim Tarihi: 04.06.2010). <sup>10°</sup>iklim Değişikliği Koordinasyon Kurulu, "Enerji Sektöründe Sera Gazlarının Azaltımı Çalışma Grubu Raporu", 2005. <sup>109</sup>Mazı.F, "Küresel Isınma, Avrupa Birliği ve Türkiye", Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi, Doktora Tezi, Ankara 2003. tamamlayan ve güçlendiren bir belgedir. Protokol'a taraf olabilmek için Sözleşme'ye taraf olunması gerekmektedir". Protokol, Sözleşme ile aynı temelleri ve nihâi hedefi paylaşmaktadır. Ayrıca, Protokol'de ülkeleri Ek-I, Ek-II ve Ek-I Dışı taraflar olarak gruplara ayırmaktadır. Aynı şekilde, iki yan organı ve Sekretaryası dâhil Sözleşme organları da aynı zamanda Protokol çerçevesinde de hizmet vermektedir. Protokol ile belirlenen 2008-2012 yıllarını kapsayan dönemde Sözleşme'nin Ek-I listesinde yer alan ülkeler, doğrudan sera etkisi yaratan CO2. CH4, N2O, HFCS, PFCS ve SF6 gazlarının toplam emisyonunu, 1990 yılındaki seviyesinin en az %5 altına çekeceklerdir". Son üç gazın toplam emisyonlardaki payı çok az olduğu için, ülkeler baz yıl olarak sadece bu üç gaz için 1995 yılını da seçebileceklerdir. CFCs (Chlorofluorocarbons) Ozon Tabakasını Incelten Maddelere Dâir Montreal Protokolü ile denetim altına alındıkları için Kyoto Protokolu kapsamına alınmamıştır'12. Emisyon hedeflerine, ilk yükümlülük dönemi olan 2008-2012 tarihlerinde ortalama olarak ulaşılması gerekmektedir. Ekonomik farklılıklar, hava koşulları gibi önceden kestirilemeyecek etmenlerin emisyonlarda yol açabileceği dalgalanmaların etkisini azaltabilmek amacıyla tek bir yıl yerine beş yıllık bir dönem esas alınmıştır 113. Buna göre Ek-I Taraf'larından her biri, kendi emisyonlarını, kota ile ayırılmış miktar olarak bilinen bir düzeyde kalacak biçimde azaltmak ya da sınırlandırmak durumundadır. Yükümlülük dönemi 11 Bölgesel Cevre Merkezi (REC), s.46, a.g.e. 112 F. Mazı, 2003, a.g.e. 113 UNFFCC,2003,a.g.e. <sup>110</sup> United Nations,"Kyoto Protocol To The United Nations FrameworkConvention On Climate Change", 1998 , http://unfccc.int/resource/docs/convkp/kpeng.pdf, (Erişim Tarihi: 04.06.2010). başlamadan önce, Ek-I Taraf'larından her birine, kendileri için geçerli olacak ayrılmış miktarın hesaplanabilmesi amacıyla, temel alınan yıl itibarıyla kendi emisyonlarını bildirmek zorunluluğu altında, belirlenen hedefin altında kalıyorsa belirli sınırlar içinde kalmak koşuluyla aradaki farkı 2012 ötesinde yeni bir yükümlülük dönemine aktarabileceği belirtilmiştır. Protokol, iklim politikalarından sonuç alınmasına yönelik hükümetlerarası işbirliğinin kapılarını açmakta, Taraf'lara iklim değişimine yol açan etmenleri azaltacak uygulamalardan edinilen deneyim ve dersleri birbirleriyle paylaşmaları çağrısında bulunmaktadır. Kyoto Protokolu karbon ticareti gibi "elastik" çözümleri içermekte, fakat iklim değişimini durdurabilecek hedefleri kapsamamakta olduğu gibi gelişmiş ülkelerin üretimlerini kaydırdıkları Hindistan ve Çin'in Protokol dışında kalmış olmaları da dikkat çekicidir'14. Protokol'un Esneklik Mekanizmalarında; Protokolde Emisyon Ticâreti, Ortak Uygulama ve Temiz Kalkınma Mekanizması başlıkları altında esneklik mekanizmalarına yer verilmiştir: Emisyon Ticâreti: Protokolun 12. Maddesine göre; Ek-1 listesinde yer alan herhangı bir taraf ülke, Ek-B de belirlenmiş olan emisyon azaltım miktarının bir bölümünün ticâretini yapabilmektedir diğer bir ifâde ile, taahhüt edilen emisyon miktarından <sup>114</sup> A.E. Duygu, "Küreselleşme ve Çevresel Etkileri-İklim Değişikliği", Ankara, 2004 daha fazla azaltım yapan taraf ülke, emisyonundaki bu ilâve azaltımı bir başka Ek-1 ülkesine satabilmektedir 115 Ortak Uygulama: Protokolun 6. Maddesine göre; Ek-1 ülkeleri arasında gerekli şartların sağlanması koşuluyla, insan kaynaklı sera gazı emisyonlarının azaltılmasını veya sera gazlarının yutaklar yoluyla uzaklaştırılmasını amaçlayan projelerden elde edilen emisyon azaltım birimlerini diğer taraf ülkeye verebilir veya ondan alabilir'116. Temiz Kalkınma Mekanizması (Clean Development Mechanism)'na göre ise; emisyon hedefi belirlemiş bir ülke bu hedefini belirlememiş ve kendinden az gelişmiş bir ülke ile işbirliğine giderek, o ülkede seragazı emisyonları azaltımına yönelik projeler yaparsa "Sertifikalandırılmış Emisyon Azaltma Kredisi (Certified Emission Reductions)" kazanır ve toplam hedeften düşülür. Kyoto Protokolu'nda yer verilen son mekanizma ise "Emisyon Ticâreti (Emission Trading)"dir". Karbon vergisi; emisyonla çevre kirliliğine neden olan bir iktisadi birimin salmış olduğu emisyon miktarı üzerinden vergilendirilmesi olup, emisyon oranı yüksek yakıtların fıyatlandırılmasını da amaçlamaktadır. Ticâret konusu permiler ise, kota hakkının altında bir kirletme gerçekleştirmiş olan firmaların kota sınırını aşmış fırmalara bu haklarını sağlamaktadır. Karbon vergisi bir fiyat belirleyip emisyon miktarını ona göre ayarlamaya zorlamakta iken, kirletme permileri emisyon <sup>115</sup>REC, 2006,s 41 , a.g.e. <sup>116</sup>REC, 2006, s.36 , a.g.e. lı E.Karakaya, M.Özçağ, "Sürdürülebilir Kalkınma ve İklim Değişikliği: Uygulanabilecek İktisadi Araçların Analizi", s.3, Adnan Menderes Universitesi, Nazilli İktisadi ve Idari Bilimler Fakültesi. miktarını belirlenmiş kota ile sınırlamakta ve permiler için oluşacak arz ve talep koşullarına göre fiyatın oluşumunu pıyasaya bırakmaktadır. Bu iktisâdi araçlardan hangisinin kullanılacağı ise kazançların ve kayıpların karşılaştırılmasıyla seçilebilmektedir. ## 3. Sürdürülebilir Kalkınma, İklim Değişimini Yavaşlatma Stratejisi ve Türkiye 1969 yılında Birleşmiş Milletler (BM) Türkiye adına üyesi olduğu ve iklim değişimi konusunda eşgüdüm görevi verilmiş olan Dünya Meteoroloji Orgütü (World Meteorological Organization - WMO) ile B.M. Çevre Programı (UNEP) tarafından 1988 yılında kurulan Devletlerarası İklim Değişimi Paneli (The Intergovernmental Panel on Climate Change -IPCC) insan etkisiyle meydana gelen iklim değişimlerinin bilimsel, teknik ve sosyoekonomik etkileri alınacak önlemler konularında bilimsel ve teknik eşgüdümü üstlenmiştir'18. Ekolojik dengenin baskı altına girmesi ile fosil yakıt emisyonlarının kısıtlanması konusunda 1992 yılında Kyoto'da BM İklim Değişimi Sözleşmesi'ne Protokol (Kyoto Protocol to the United Nations Framework Convention on Climate Change-UNFCCC) imzalanmıştır119. <sup>118</sup> Union of Concerned Scientist Citizens and Scientist for Environmental Solutions, "The Intergovernmental Panel on Climate Change (IPCC) Union of ... IPCC History and Mission -The First Three Assessments", http://www.ucsusa.org/global warming/science and impacts/ science/ipcc- backgrounder.html#IPCC History and Mission, (Erişim Tarihi:04.10.2010). <sup>119</sup> intergovernmental Panel on Climate Change (IPCC), "The IPCC Assesment Reports", http://www.ipcc.ch/pdf/supporting-material/econ-impacts-mitigation-1999.pdf, C (Erişim 03.06.2010). T.C.'nin de, 186 ülkede olduğu gibi, taraf olması konusunda 29 Ekim-9 Kasım 2001 Marakeş COP'7 toplantısında israrla yapılan teklife, kişi başına düşen CO2 miktarının OECD ülkelerinin ortalamalarının altında kalması ve ekonomik kriz gerekçesi ile karşı çıkarak ertelenmiş olsa da temiz enerji kaynaklarından yararlanarak Küresel İklim Güvenliği'ne katkı ve enerji kullanımının çevresel etkilerini azaltmaya hazır olduğu kayda geçirilmiştir20- Fakat CO2-e göre özgül kızılötesi ısı ışını soğurması 23 kat daha yüksek olan metan, Çevre Yönetmeliği'nde Hava Kırlılığınde belirtilen özgül kızılötesi soğurması yüksek aldehit salımı olan fosil doğal gazın tüketimi öngörülmüştür121. COP'7 toplantısında Türkiye adına yenilenebilir enerjilerden yalnızca hidrolik ve rüzgâr enerjisi kapasitesinin arttırılması konusunda niyet ortaya konulmuş, güneş ve biyokütle gibi diğer temiz ve yenilenebilir enerji kaynaklarından ise hiç söz edilmemiştir. Bilindiği gibi birçok eksikleri nedeniyle eleştirilen "Yenilenir Enerji Yasası Tasarısı" ise 2010 yılı sonunda yasalaştırılabilmiştir. Ancak Dış İşleri Bakanlığı tarafından Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'na yenilenir enerji potansiyelinin değerlendirilmesi konusunda etkinlik gösterilmesi için toplam 202.030.000 \$ tutarında ve tam 10 yıl süreli kredi verilmiş ve 483,000 \$ tutarındaki Proje 30 Temmuz 2004 tarihinde yürürlüğe girmiştir". <sup>120</sup> Earth Negotiations Bulletin, "Seventh Conference of The United Nations Framework Convention On Climate Change", 29 October To 9 November 2001, http://www.iisd.ca/vo112/enb12178e.html, (Erişim Tarihi: 03.06.2010). ²-H. Bayram, "Türkiye'de Hava Kirliliği Sorunu: Nedenleri, Alınan Önlemler ve Mevcut Durum", Cilt 6, Sayı 2, S:159-165 Türk Toraks Dergisi, 2005 http://www.toraks.org.tr/ journal/ text.php3?id=442, (Erişim Tarihi:04.10.2010). <sup>12</sup> Politika Dergisi, " Dünya Bankası ve Türkiye", http://www.politikadergisi.com/makale/dunyabankasi-ve-turkiye, (Erişim Tarihi: 03.06.2010). 2004 yılında ise; Avrupa Çevre Ajansı (EEA) tarafından yalnızca ilk 15 AB üyesini içeren ve enerji sübvansiyonlarının, özellikle de yenilenir enerji için yüksek tutulan sübvansiyonların öneminin özetlendiği bir rapor yayınlanmıştır 23. Kyoto Protokolu kamuya mâl olmuş olan yönüyle sera gazı emisyonlarının azaltımında işbirliği ve otokontrol önlemleri arasında ülkemizde gündeme pek sık gelmeyen bir yöne sahiptir: Sera gazlarını temizleyici mecra ve rezervuarların önemi, iklim değişimi sorununu göz önüne alan sürdürülebilir ormancılık uygulamalarıyla orman varlığını koruma, ağaçlandırma, sürdürülebilir tarım, CO2 ve diğer sera gazlarını özümleyerek azaltacak, çevreyi koruyacak yeni ve yenilenebilir enerji kaynaklarının geliştirilmesi, yaygınlaştırılması, arâzi kullanımının düzenlenmesini de karara bağlamıştır. Protokol'de, arâzi kullanımı ve ormancılığın 2008-2012 yılları arasında net emisyonların 1990 yılı seviyesine kadar indirilmesi için yeterli özümleme kapasite artış hedeflerine ulaşabilecek biçimde düzenlenmesi hedeflenmiştir. Türkiye Cumhuriyeti'nin bu konuda yeterli önlem alması gerekeceği, bu önlemlerden daha uzun bir süre kaçınamayacağı açıksa da Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından örneğin COP'7 toplantısında CO2 özümleme kapasitesine değinilmemiştir124. Aynı kaynakta da belirtildiği gibi Protokol'da taraflardan AB gibi birlikler halinde hareket edenlerin yeni üyeler ile genişlemesi halinde de belirlenmiş olan emisyon <sup>14</sup> EA Briefing 2/2004, "Energy Subsidies and Renewables", N: 2/2004, http://www.eea.europa.eu/publications/briefing\_2004\_2\_(Erişim Tarihi: 03.06.2010). <sup>124</sup> A.E. Duygu, "İklim Değişikliği, Kuraklaşma ve Çölleşme İle Savaşımın Önemi ve Bazı Örnekler", TMMOB Su Politikaları Kongresi, http://www.e-kutuphane.imo.org.tr/pdf/9130.pdf, (Erişim Tarihi:03.06.2010) . kotası hedeflerine ulaşmasının gerektiği vurgulanmış, ulusal kapasitelerin gerektiği gibi arttırılması ve ikili, bölgesel ve diğer düzeylerde işbirliği yapılması istenmiştir. Sera gazı kaynakları olarak katı fosil yakıtlar, petrol ve doğal gaz, enerji santralları, üretim endüstrileri ve inşaat ile yakıtlar, ulaşım, entansıv tarım ve tarım toprakları, tarımsal artıkların açıkta yakılması, pirinç yetiştiriciliği, enterik fermentasyon da sayılmıştır. Protokol konusunda tavrını sürdüren, fakat kendi yapısı içinde konuyu değerlendiren ve kendi ölçülerine göre önlem almaya çalışan 25 ABD'de, NASA ancak 2004 yılında "Arâzi örtüsü değişimleri ABD yaz iklimini etkilemektedir" başlıklı resmî rapor ile Kyoto Protokolu'nda da yer alan yeşil örtünün korunması ve geliştirilmesinin önemini kabûl ettiği gibi "İklim değişimi konusunda CO2 ve diğer sera gazı emisyonları, aerosoller ve diğer etmenler yanında bu etkenin önemi de göz önüne alınarak planlama yapılmalıdır" demiştir". Fakat planlama için Dünya ölçeğinde çok geç kalındığı açıktır. Çünkü bu konu ancak kuzey kutbu buzullarının en geç 2070 yılında tümüyle ortadan kalkacağı'27, "Gulf " akıntısının durmasıyla sıcak suların güneyden kuzeye taşınması ile Kuzey Denizi ve Kuzey Avrupa'ya ısı akımının duracağı ve kuzey ülkelerinde sıcaklık ortalamalarının önemli derecede düşeceği belirtilmektedir 228. Bu durum birçok bölgede kuraklaşmanın başladığını, 126 A.E.Duygu, a.g.e. <sup>125</sup> Hauser Global Law School Program, "Global Warming: A Comparative Guide to the E.U. and the U.S. and Their Approaches to the U.N. Framework Convention on Climate Change and the Kyoto Protocol", February 2009, http://www.nyulawglobal.org/globalex/ Climate Change Kyoto Protocol.htm# The United States, (Erişim Tarihi: 03.06.2010). <sup>127</sup> Pulse of the Planet, "Threatened Species", www.pulseplanet.com/archive/Feb05/3390.html, (Erişim Tarihi: 29.03.2010). <sup>128</sup> Environmental Science Published for Everybody Round the Earth , "Climate Up to Date" http://www.atmosphere.mpg.de/enid/2gs.html, (Erişim Tarihi: 04.06.2010) . iklimsel âfetlerin sıklaşarak şiddetini arttırdığını, dünya sıcaklık ortalamalarının yükselişiyle ekosistemlerin yazları sıcak stresine mâruz kalarak zayıfladığını ve seyrek fakat aşırı yoğun yağışlarla ormansızlaşmış bölgelerde heyelân ve sellerle, ayrıca deniz yükselmesiyle nehirlerin geri teperek taşmasına neden olacağını, orman kuşaklarının kutuplara doğru çekileceği129 gibi felâket senaryolarının kesinleştirildiği dönemde gündeme gelebilmiştir. 22 Mart 2007 tarihinde gerçekleştirilen Nehir Havzaları Yönetimi çerçevesindeki projeksiyonlarda Ortalama yıllık yağış 501 milyar m³, buharlaşma ile geri dönen miktar 274 milyar m³, tüketilebilir yer altı ve üstü suları miktarı 112 milyar m³ iken kişi başına miktar 1830 m³'dür. Kullanılabilen, değerlendirilebilen toplam su miktarı ise 40.1 milyar m3, kişi başına su miktarı 650 m³'dür. Küresel olarak hesaplanan tarımsal üretim için gerekli su miktarının yağışa oranı %70-75 iken tarımsal sulamada kullanılan miktar 29.6 milyar m², içme kullanım suyu miktarı 6.2 milyar m², sanâyide kullanım miktarı 4.3 milyar m³ dür. Su sıkıntısı çeken havza sayısı 6 'dır. 2020 yılı için Dünya Bankası projesiyonunda; nüfus artışı, kuraklaşma ile kişi başına 950 m³ ve su sıkıntısı çeken havza sayısı ise 16 dır 30. "Hadley Centre" iklim modeline göre Türkiye'nin iklim değişiminden etkilendiği, yıllık sıcaklık ortalamasının 2050 yılına kadar 1.5℃ artacağı, Avrupa için yapılan projeksiyonlarda yağışların yoğunlaştığı kış aylarında önemli oranda azalma, kurak dönemleri izleyen <sup>1296.</sup> Wang, A.Davidson, R. Latifovic, A.Trishchenko, "Impact of Drought on Land Surface Albedo", http://ess.nrcan.gc.ca/2002 2006/rcvcc/pdf/j28 albedodrought.pdf, (Erişim Tarihi: 04.06.2010). <sup>130</sup> A.E.Duygu, "İklim Değişikliği, Kuraklaşma ve Çölleşme İle Savaşımın Önemi ve Bazı Örnekler", http://www.e-kutuphane.imo.org.tr/pdf/9130.pdf, (Erişim Tarihi: 07.06.2010). kısa süreli ve şiddetli yağışlar sonucu sellerdeki artış yanında kurak bölgelerin çölleşmesinin beklendiği aktarılmaktadır131. Küresel ısınma konusunda temel bilimsel bulgular, veriler ve hesaplamalara dayanılarak yapılan uyarılar bilimsel dergiler, konferans ve sempozyumlarda dile getirilmişse de uzun süre kamuoyunda ve politik arenada ilgi uyandırmamıştır. Daha sonra da alınacak önlemlerin bedellerini ödeme konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle sorunlara önerilen çözümlerin yeterliliği tartışılır duruma gelmiştir 132. Alınması gereken önlemlerin geciktirilmesi ödenecek bedeli çok ağırlaşmıştır, insanlık özellikle gelişmiş ülkelerin bugüne kadar geliştirdiği fosil yakıtlara dayalı enerji ve ulaşım ile sera gazları salımına duyarsız teknolojilerinden vazgeçmenin bedeli arasında sıkışmış durumdadır. Bedeller on trilyon dolarların katları düzeyinde hesaplanmaktadır133. Tarım sektörü ortalama olarak %75 ile en çok su kullanan sektör olarak ormansızlaşma, aşırı otlama ve gübre kullanımı, yüzey sulaması ile sanâyileşme, kentleşme ve turizmle birlikte doğal kaynakları zorladığı belirtilmekle birlikte Türkiye'nin Bonn Konvansiyonu dışındaki doğa koruma sözleşmelerini imzalayarak <sup>131</sup>A.E.Duygu, "Çevre El Broşürü", Çankaya Belediyesi , 2007, s.219. <sup>132</sup> Science and Development Network, "Trade Tactic Could Unlock Climate Negotiations", World Conference of Science Journalists, 2009, http://www.scidev.net/en/opinions/trade-tactic-couldunlock-climate-negotiations.html, (Erisim Tarihi: 04.06.2010). <sup>133</sup>F. Ackerman, E.Stanton , "Climate Change the Costs of Inaction", Global Development and Environment Institute, http://www.ase.tufts.edu/gdae/Pubs/rp/Climate-CostsofInaction.pdf, (Erisim Tarihi: 05.06.2010). doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımı konusunda ilgili kurumların bilinçlenmesini sağladığı öne sürülmüştür 134. Aynı kaynaktaki bilgilere göre 2002 yılında gerçekleştirilen Birleşmiş Milletler-FAO-Italya Çölleşme ile Savaşım Konvansiyonu Gereklerinin Yerine Getirilmesi 1. Komite Toplantısı'nda Türkiye adına bildiri sunulmamıştır. Kuzey, Orta ve Doğu Akdeniz ülkeleri delegeleri ise iklim değişimi etkisiyle hızlanan kuraklaşma ve çölleşme ile savaşım için alınması gereken önlemler konusunda görüş ve deneyim alışverişinde bulunmuşlardır. Bu görüşlerde yeterli önlemlerin genelleştirilememesi durumunda genel tablonun karamsarlığa sürükleyici bir tutum alacağı yönünde bir sonucuna varılmıştır. Bu çerçevede Kuzey Akdeniz için Bölgesel uygulama ekinde Kuzey Akdeniz bölgesindeki özel koşulların ışığında geniş alanları etkileyen yarıkurak iklim şartları, mevsimsel kuraklıklar, çok yüksek düzeydeki yağış değişkenliği, ani ve yoğun yağışlar, yüzeyde kabuk oluşturmaya yatkın, fakir ve erozyona çok müsait topraklar, dik yamaçlı profiller ve çok değişken arâzi yapıları, sık çıkan orman yangınları ve yaygın orman örtüsü kayıpları, tarımda kriz koşulları sonucunda arâzilerin terkedilmesi, toprağın ve su koruma yapılarının bozulması, su kaynaklarının sürdürülmez biçimde işletilmesi sonucu akiferlerde kimyasal kirlenme, tuzlanma ve tükenme, ciddi çevre hasarları ve sulu tarım sonucunda ekonomik faâliyetlerin sâhil bölgelerinde yoğunlaşması sorunları sıralanmaktadır '35. <sup>134</sup> nternational Institute for Environment and Development , "Climate Change and Development, Consultation on Key Researchable Issues", Turkey Baseline Report on Climate Change. <sup>135</sup> A.E.Duygu, a.g.e. Bölge ülkelerinin Ülusal Eylem Program'larında arâzi kullanım biçimleri, su kaynaklarının yönetimi, toprağın korunması, ormacılık, tarımsal faaliyetler, doğal hayatın ve diğer biyolojik çeşitlilik biçimlerinin yönetimi ve korunması, orman yangınlarından korunma ve önleme, alternatif yaşam biçimlerinin teşviki ve eğitim ve toplum bilinci ile ilgili önlemleri dâhil edebilecekleri de belirtilmektedir. Türkiye ise %20 oranında bitki örtüsünü kaybetmiş, çölleşmiş topraklarla kaplı, %35 oranında stepleşmiş, kuraktan kaçan otsularla örtülü alana sahiptir. Erozyonun birim alandaki hızı A.B.D'den 17, Afrika'dan 22 kat daha yüksektir. Yorulmuş, erozyon etkisinde tarım baskısı altında veya terk edilmiş arazisi 6-10 milyon ha.dır. Kişi başına tarım arazisi %45/50 yıl oranında azalmıştır. Yıllık toprak kaybı toplam 11.5 milyar ton, akarsulara karışan sediman 0.5 milyar tondur. Erozyonla kaybedilen toprak miktarı çok daha geniş olan A.B.D., Afrika kıtasının toplamı düzeyindedir. Orman alanı %27.9 (20.7 mil.ha) dır, %9.3 oranında verimli orman alanına sahiptir. Verimli Toplam Orman Alanı toplamın :%34.5°u (7.25 mill.ha), kişi başına orman alanı ise 0.15 ha.dır. Kişi başına orman alanı dünya ortalamasının yarışıdır ki bu değerler Avrupa'da 0.26, A.B.D de 0.78 ha. dır ve dünya ortalaması 0.64 ha. dır. Nüfusun %15'ni oluşturan ve fakir kesime dahil olan 9 milyondan fazla orman köylüsünün kaçak kesim gibi zararlı etkilerinin envanteri yoktur ve orman ürünü olan 5 cm den ince dallar değerlendirilememektedir 136. l36M.Konukçu, "Ormanlar ve Ormancılığımız Faydaları, İstatitiki Gerçekler,Anayasa Kalkınma Planları, Hükümet Programlarda Ormancılık", Devlet Planlama Teşkilatı, Yayın No:2630, Eylül 2001. Sürdürülebilirlik için, başta toplumsal, ekonomik ve siyasal alanlarda olmak üzere, insan yaşamının her alanında yeni düzenlemeler yapılmalıdır. Modern Toplumda Sürdürülebilirlik Arayışlarına Sanâyileşme ve İklim Değişimi sonuçları da yol açan nedenler arasındadır.15. Bu süreç S.Kılıç'ın çalışmasında aşağıdaki gibi özetlenmiştir: "Sanâyileşme ile birlikle ortaya çıkan fosil yakıtların kullanılma süreci atmosfer üzerinde önemli değişikliklere neden olmuştur. Karbondioksit, metan, azotoksit türevi gazlar ile birlikte atmosfere bırakılan flor, klor ve karbon miktarı hızla artmıştır. Ortaya çıkan bu gazlar, güneş ışıklarının yeryüzüne ulaşmasına engel olduğu gibi, aynı zamanda dünya üzerinde ortaya çıkan ısı dalgalarını da büyük oranda emmektedir. Bu gelişmeler, atmosferde sıcaklığın artmasına ve sonuçta önemli iklimsel değişikliklere yol açmaktadır. Miktarı atmosferde her geçen gün daha çok artan sera gazlarının, dünya genelinde, fırtınaların artmasına ve iklimlerin kaymasına neden olduğu saptanmıştır. İklim değişiminin diğer önemli bir sonucu da, dünyadaki flora ve faunanın varlığını tehdit etmesidir. Bu farklılaşma pek çok bölgedeki bitki örtüsünün yapısını değiştirerek, doğada telafi edilemez zararlara yol açmaktadır |38, . Sanâyileşmiş ülkeler emisyon miktarlarını azaltabilmek için gerekli finansal ve teknolojik imkânlara sâhip ve emisyon miktarlarındaki birikimin büyük çoğunluğundan sorumludurlar bu sorumluluğu üstlenmelidirler. Güçlü sanayileşmiş ülkeler, âdil bir uygulama için en çok baskı oluşturacak kesimdir ve kalkınmaları için gelişmekte olan ülkelere tanınacak emisyon miktarı için de birkaç tane dünya olması gerektiğini iyi bilmektedirler 139. Her ne şekilde olursa olsun sürdürülebilir kalkınma ve küresel ısınma arasında da diğer çevre sorunlarının çoğunda olduğu gibi çözümü kolay olmayan bir açmaz söz l37 S.Kılıç, "Yeni Toplumsal Arayışlar Sürecinde Sürdürülebilir Kalkınma" , Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi 8/2 , 2006, s.88. <sup>138</sup>S.Kılıç, a.g.e. <sup>139</sup> Global Footprint Network, "Ecological Footprint", http://www.footprintnetwork.org/en/ index.php/GFN/, (Erişim Tarihi: 04.10.2010) . konusudur. Bu yüzden günümüzdeki gelişmeler dikkate alındığında iklim değişimi ile kalkınmanın sürdürülemez bir ilişki içinde söylemek mümkündür. Ayrıca küresel ölçekli değişikliklere gereksinim duyulmaktadır. Orneğin son yıllarda iklim değişiminin yeni bir etkisi ortaya çıkmış; baca ve trafik ile orman ve çayır yangınları kaynaklı hidrokarbonların neden olduğu sera etkisi artışı ve ozon kirliliğinin, sağlık üzerindeki etkisi ile iklim değişimi arasındaki ilişki konusunda çalışmalar yapılmış ısınma ve kuraklaşmanın sorunu büyüttüğü gösterilmiştir. Sonuç olarak, çok çeşitli zincirleme etkiler ve kısırdöngüler söz konusudur. Küresel ısınma ile sürdürülebilir kalkınmanın üç ana unsuru olan ekonomi, sosyal ve çevresel sürdürülebilirlik arasında yakın bir ilişki sözkonusudur. İlk olarak; İktisadi kalkınma ile insanların refah ve mutluluğu küresel ısınma tarafından tehdit edilmektedir. Sürdürülebilir kalkınma için küresel kaynakların kullanılması sonucu ortaya çıkan net fayda azamıleştirilerek ekonomik verimliliğin sağlanması gerekmektedir. Küresel ısınma, küresel kaynakların bir çoğunun yok olmasına, bir kısmının ise istenilen etkinlikte kullanılmamasına neden olarak ekonomik verimliliği engellemektedir. İkinci olarak, iklim değişimi sonucu sosyal refah ve adalet zayıflamakta ve bozulmaktadır. Yoksul ülkeler ile bütün ülkelerde dezavantajlı durumda olan ülkeler iklim değişimi karşısında daha güçsüz ve daha savunmasız olduklarından, iklim değişikliklerinin olumsuz etkilerinden korunmak için yürürlüğe konan <sup>14</sup> NASA, Goddard Institute for Space Studies, "Tango in the Atmosphere: Ozone and Climate Change", 2004, http://www.giss.nasa.gov/research/features/200402 tango/, (Erişim Tarihi: 04.06.2010). uygulamalardan adil bir biçimde yararlanamamakta ve nesiller içi ve nesiller arası gelir dağılımı ile eşitsizlik artış göstermektedir. Bu durum, uzun vadede toplumsal dayanışmayı ortadan kaldırıp kıt kaynaklar şiddetlendireceğinden sürdürülebilir değildir. Ote yandan, bu gelişmeler sonucu toplumu bir arada tutan sosyal sermâyenin bozulması ile hızlı teknolojik gelişmeler nedeniyle baskı altında olan sosyal değerler ve kurumların daha da güçsüz ve savunmasız kalması, iklim değişiminin olumsuz etkilerini arttıracaktır 141. Küresel ısınmaya karşı tüm dünya toplumlarının ortak hedefler altında birleşip, ülkeler arası imzalanacak protokollar, eylem planları ve hedefler ortaya konulmalıdır. Sâdece sanâyinin yarattığı olumsuz çevre etkilerinin giderilmesi yanında toplumun bilinçlenmesi, tasarruflu ampuller, temiz yakıtlar, suyun tasarruflu kullanımı ve çevre dostu ürünler kullanımı gibi bireysel adımlara ihtiyaç duyulmaktadır. Bu adımlar ancak toplumun eğitim ve refah seviyesini yükselterek yakalanabilir gelişmelerdir. Tüm dünya toplumları olarak alışkanlıklarımızı değiştirip bireysel önlemler almaya yönelmek gerekmektedir. Sürdürülebilir kalkınma; yaşama saygı duymak, insanoğlunun yaşam kalitesini artırmak, yeryüzündeki yaşamın çeşitliliğini korumak, yenilenemeyen kaynakların tüketimini en aza indirmek, yeryüzünün taşıma kapasitesinin üzerine çıkmamak, alışkanlıklarımızı değiştirmek, herkesin kendi yöresine sahip çıkmasına olanak tanımak ve en önemlisi kalkınma ve çevreyi bütüncül politikalar çerçevesinde ele almakla mümkün olacaktır. <sup>14-</sup>H.Demir, "İklim Değişikliği ve Sürdürülebilir Kalkınma", Bildiri s.5 , Uludağ Üniversitesi, Dış Ticaret-2 . ## B. Değerlendirme Sistemleri ## 1. Taşıma Kapasitesi ve Ekolojik Ayakizi İlk olarak 1996 yılında Kanadalı ekoloji bilimcilerinden William Rees ile öğrencisi Mathis Wackernagel tarafından ortaya atılmış olan bu kavram, bir insan veya topluluğu, ülke hatta insanlık ölçeğinde ekolojik baskı ölçütü olarak ortaya koymuştur. Onemi nedeni ile "Ecological Footprint Network" adını taşıyan örgütlenme doğmuştur 142. Ekolojik ayakizinin hesabı bireyden topluluklara, ülkelere ve insanlığa kadar geniş bir ölçek aralığında olmak üzere, doğal kaynak tüketiminin ve atık ile artık üretiminin en ilkelden en gelişmişe kadar kullanabildiği teknoloji ile kendi kendine sürdürülebilirliğinin ölçülebilir şekilde değerlendirilmesini sağlamaktadır. Günümüzde küresel olarak benimsenmiş olan bu hesaplama yöntemı; çevre eğitimi, adâlet ve eşitlik düzeyi, çevre üzerindeki etkiler, biyolojik çeşitlilik ve üzerindeki baskılar, su, ormanlar, enerji üretimi ile dağılımının homojenitesi ve çevresel etkileri gibi 60 kadar değişkeni ve ilişkilerini hesaba katarak değerlendirme yapmaktadır. Ekojik ayakizi hesabı "sürdürülebilir kalkınma" amacının gerçekçiliğini de çevresel etkilerin zaman içinde giderebilme kapasitesi içinde sorgulamaktadır 43. <sup>142</sup>Dow Jones Sustainability Indexes, Corporate Sustainability Assessment Criteria, http://www.sustainability-index.com/07 htmle/assessment/criteria.html, (Erişim Tarihi: 04.06.2010). <sup>143</sup> A.E. Duygu, "Çevre El Broşürü"., Çankaya Belediyesi , 2007, s.212. Ekolojik ayakizi hesabına temel gereksinim kalemleri olan tüm birincil ürünler ile onlardan elde edilebilen ikincil ürünler ve türevleri, üretimle ilgili emisyon, salım ve diğer atıklar ile artıklar girmektedir. Bu çevresel etkilerin giderimi için gereken biyolojik olarak etkin alanı, hacmin mevcut teknoloji ile ilişkili, doğal kapasitesini inceleyerek hesaplama sonucu elde edilmektedir. Günümüzde doğal olarak etkin, yani çevresel etkiyi, baskıyı giderebilecek arazinin küresel ortalamasının kişi başına 12 ha.a kadar inmiş olması değerlendirilmektedir. Biyosferin toplam ve heterojen olarak dağılmış olan yıllık biyolojik varlık tüketiminı yeniden üreterek karşılayabilmesi için yılda 12 değil 16 aylık süreye gerek göstermesi hesâbı ile doğal giderme stoğunun hızla ve artan ivme ile yok edildiği sonucuna ulaşılmaktadır144. Ekonomik küreselleşme ile üretimin doymuş gelişmiş ülke pazarlarından ucuz ışgücü ve tüketim açlığı olan "gelişen pazar" ülkelerine yönelmesi, gelişmiş ülkelerin ekolojik ayak izlerinin de beraber taşınmasına neden olduğu gerçeğini ortaya çıkarmaktadır. Sürdürmezlik göstergesi olan, ve eksi sayı olarak verilen "ekolojik ayakizi açığı" verilerinin değerlendirilmesi, sorunun gelişen pazarlara, kalkınan ülkelere onların gönüllülüğü ile aktarılmakta olduğunu düşündürtmektedir. Fakat alıcı durumdaki ülkeler açıklarını kapatabilecek, kaynaklarının geleceğini de kurtaracak yatırımgücü ve bilgi birikimine sâhip değildirler. Gelişmiş ülkelerin çok uzun süre yaptıkları gibi, yabancı sermâye çeken bu ülkelerin büyük çoğunluğu fakir ve yoğunlaşmış, iletişimdeki gelişmelerle tüketime dayalı nüfus yükü ve bu nüfüsun <sup>144</sup> A.E. Duygu, a.g.e. kentlerdeki yoğunluğu nedeniyle günü kurtarma kaygısıyla hareket etmekte, mevcut ekolojik ayakizi açıklarını büyütmektedir. Gelişmiş ülke sermayesinin akışı ile gelişen pazarlarda ucuz mal üretimine yönelmeleri alım gücü düşük kitlelere göreceli olarak refah ve hizmet artışı sağlamaktadır. Fakat uluslararası sermâyenin bu yatırımların karşılığını verebilecek ciro ve kâr için gerekli yüksek üretım hacmine paralel olarak fosil kaynaklı enerji tüketimi ve endüstriyel atık miktarı da yükselmektedir. Çünkü az sayıda pahalı mal üretimine göre çok sayıda üretilen, ucuza mal edilerek sürümden kazanç sağlayan malların birim üretim kirleticilikleri arasında önemli bir fark yoktur. Genellikle gelişen ülkelerin çevre koruma standartları ve denetim mekanizmaları da gelişmiş ülkelerden daha gevşektır ve bir çoğunda çevre koruma yatırımları da lüks olarak görülebilmektedir145. Bu hesaplama sonuçları şu şekilde değerlendirilebilir. Ekonomik küreselleşme olgusunun "Küreselleşmiş Sürdürülebilirlik Sorunu" üzerindeki diğer bir baskısı ise tümüyle fosil yakıt kullanan hava, kara ve deniz taşımacılığı sektörlerinin artan hızla tüm dünyada büyümesidir. Yoğunlaşmış nüfüsun yüksek günlük yaşam ve ulaşım temposunun, kent içi hareketlilik ve trafik tıkanıklıklarının artışı yanında kentlerin kırsal alanla ticâretinin hızlanması ve büyümesi gibi olumsuz çevresel etkileri doğurmaktadır. <sup>145</sup> A.E.Duygu, a.g.e. Geri kalmış ve gelişen ülke gruplarında kişi başına gelir düşüklüğü yanında gelir dağılımının bozukluğu bu ülkelerin eski teknoloji ürünü ve daha kırletici araç gerece yönelmesine neden olarak yerel ve küresel çevre sorunlarının hızla büyümesine yol açmaktadır. Kalkınan ülkelerde, hattâ gelişmiş ülkelerde dahî ekonomik etkinliğin önemli bir ayağını oluşturan ve çok yanlış olarak "bacasız sanâyı" adı verilen atık ve artıkları, zengin ülke ve gelişen ülkelerin üst gelir gruplarının vatandaşlarının ekonomik ve yeni ülkeleri gezerek görme, tanıma amaçlı kitle turizmi ile katılması, birbirinden çok uzak olabilen tüm ticâri metropoller arasındaki sürekli yolcu ve kargo taşımacılığının yaygınlaşarak artması gibi modern gelişmelerin hepsi emisyon ve kirletici kaynağı olarak insanlığın ekolojik ayakizini büyütmektedir. Metropolleşme ve kentleşme de ister istemez genişleyerek kırsal alandan günlük tarım ürünü akışını, ters yönde ve hammadde akışı taşımını arttırmaktadır. İnsanlık giderek enerji ve kirletici yoğun üretim ve yaşam şekline yönelmekle de "Dünya Ekolojik Ayakizi" açığına katkıda bulunmaktadır. Günümüzde insanlığın ortalama ekolojik ayakizi 2.9 ha., bir Alman 'ın 6.0, bir Amerikalı'nınki ise 12.5 ha. olarak hesaplanmıştır. Bu durumda günümüz Dünya nüfüsunun, hiç nüfus artışı olmadan A.B.D. ulusu düzeyinde yaşam ve tüketim standardına erişebilmesi için "Uç Dünya'ya Daha Gerek Olduğu" hesâbı aktarılmaktadır 146. <sup>146</sup>A.E. Duygu,"Çevre El Broşürü", Çankaya Belediyesi , 2007, s.213. "Küresel düşün Yerel Hareket Et" prensibine uygun olarak Türkiye ile ilgili hesap sonuçlarını dile getiren ilgili kaynakta Türkiye'nin ekolojik açığa sahip olan A.B.D'nin -4.1 olan açığının %44 'ü kadar, -1.8 olarak verilmektedir. Halbuki kişi başına gelir düzeyi ve üretimi çok daha düşüktür' 47. Diğer bir yandan AB üyesi gelişmiş ülkelerin neredeyse hepsinin ekolojik ayakizi açığı da Türkiye'den yüksektir. Dünya ortalamasının -0.4 olmasına karşın Türkiye'nin açığı -1.8 iken Avusturya'nın -2.0, Danimarka'nın -2.3, Fransa'nın -2.4, Almanya'nın -3, Birleşik Krallığın -3.4 , ancak Holanda'nın -0.4 'dür'48. Sonuç olarak da 2002 yılı Davos Toplantısı'nda gelişen ülkelerin sürdürülebilirlik sorununu çözmeye ve sürdürülebilirlik endeksindeki durumlarını düzelterek, en azından koruyarak kalkınmaya güçlerinin yetip yetmeyeceği de tartışma konusu olmuştur 49. Fakat bu tablonun Davos'da temsilcileri bulunmasına karşın ülkemiz kamuoyunun dikkatini çektiği söylenemez. Türkiye ekonomisinin "büyümesi" ile elde edilen parasal kazancın çevresel, negatif dışsal mâliyeti gözönüne alındığında elde edilecek olan bilançonun sürdürülebilirlik açısından ne kadar kâr veya zarar gösterdiğinin ayrıca hesâbı gerekmektedir. Küresel iklim değişimi konusunda Türkiye dâhil Akdeniz havzası ülkelerindeki yanlış uygulamalarla şiddetlenen ve artık âfet düzeyine yaklaşan kuraklık ve çölleştirme <sup>147</sup> A.E. Duygu, a.g.e. <sup>148</sup> Global Footprint Network Advancing the Science of Sustainability, "Results", http://www.footprintnetwork.org/gfn\_sub.php?content=footprint\_hectares, (Erişim Tarihi:04.06.2010). <sup>149</sup> Earth Day Network and the Environmental Education Program, "About the Ecological Footprint", 2005, http://www.earthday.net./goals/footprint.stm, (Erisim tarihi:04.05.2010). zararları da eklendiğinde daha kötü bir "sürdürülebilir kalkınma" bilançosu ile karşılaşma olasılığı da oldukça yüksek görünmektedir199. Türkiye gündemine 2007 yılında giren kuraklaşma konusu; IPCC,UNEP, Akdeniz Eylem Planı, AB-MEDALUS gibi geniş kapsamlı araştırmalar sonucunda ulaşılan sonuçlar şöyle özetlenmektedir: "Doksanların başında şiddetlenen kuraklıkların - kalkınma - çabalarının sürdürülebilirliğinin sorgulanmasına yol açtığı, araştırmaların çölleşmenin hızlanacağı ve su sıkıntısı, halk sağlığı, tarım ekosistemler ve ekonomileri zorlanacağını göstermekte ve en çok Kuzey Afrika ile Doğu Akdeniz'in etkileneceği bildirilmiştir. Projeksiyonların küresel ortalamadaki 1ºC artış yanında yaz aylarında havanın bağıl nem oranının azalmasıyla şiddetleneceği, kış aylarının artışına karşılık yaz yağışları ve yıllık yağış ortalamalarının düşeceği bildirilmiştir. Türkiye'nin 38-42 arasındaki riskli bölgede olduğu, ısınma ve evapotranspirasyon artışıyla daha da kuraklaşacak, arazi kullanım yanlışlarıyla erozyon ve tuzlanma, çoraklaşma artışının çölleşmeyi tersinmez şekilde hızlandıracağı ve salgınlar nedeniyle verimliliğin daha da düşeceği ortaya konulmaktadır. Sonuç olarak; "Türkiye'deki kuraklık ve kuraklaşma geçici değil, sürekli ve ciddi önlemler gerektiren bir sorundur ve artık acil önlemler alınmasını gerektirmektedir''>''. <sup>150.</sup> Karas, 1998, "Climate Change and Mediterranean Region", Mediterranean Desertification and Land Use. Chichester". www.greenpeace.org/raw/.../climate-change-and-the-mediter.pdf . (Erisim tarihi:04.05.2010). <sup>151</sup> A.E.Duygu, "Küresel Isınma ve Küreselleşme Çağında Türkiye", Mülkiye Dergisi Sayıları, Mülkiye Dergisi, Cilt:32, Sayı:259, s.71, 2009, Ankara. Günümüz Dünyasında günde 3 türün târihe karışmakta ve 11.000 türün tehdit altında olup, hesaplara göre son 100 yıldaki tür kaybının 4 milyar yılda kaybolmuş olanların sayısına yakın olduğu, yalnızca biyoçeşitlilik kaybının dahî özellikle geri ve kalkınan ülkelerde fakirlik ve fakirleşme ile kısırdöngü ilişkisi içinde olduğudur 132. Araştırmalar sonucunda dünyadaki biyolojik üretkenlik %40 azalırken, nüfusun ve sürdürülemez etkilerin artışını sürdürdüğü görülmektedir. Birleşmiş Milletler'in "Küresel Düşünce, Yerel Hareket" Ornekleri içerisinde Kanada Hükümeti tarafından A.B.D'deki hidrolojik enerjiden sonra en yüksek yenilenir enerji payı biyokütle enerjisine ait olan ve nüfüsa oranla yüzölçümünün büyüklüğü avantajı olan ülke olarak Kanada Hükümeti tarafından "İklim Değişimi Etkileri ve Uyum Programı, Genel Durum İklim Değişimine Nasıl Uyum Sağlayabiliriz?" başlığını taşıyan uyum planı yayınlanmıştır133. Kanada Hükümeti tanımlanan riskler doğrultusunda uyum önlemlerini 5 ana grupta toplamıştır: Kayıp, zarar azaltımı veya mâliyet çok yüksekse azaltmaya ve önlemeye çalışmadan tolerans göstermek; sürdürülemez etkinliklerden vazgeçmek ve alternatif geliştirmek; uyumun mâliyetini azaltacak coğrâfî bölge ve sosyal yapıyı belirlemek, saydam ve katılımcı etkinliklerle toplumu harekete geçirmek; ekonomik, toplumsal ve çevresel bedeli en aza indirmek gibi önlemlerdir. <sup>132</sup>TUCN, "The Biodiversity Commons": "Past Experience, Current Trends And Potential Future Directions", 2004, www. conservationcommons.org/media/document/docu-h0xjc6.doc, (Erisim Tarihi: 05.06.2010) . <sup>153</sup> Environmental Sustainability Index, "World Economic Forum Annual Meeting", Davos Switzerland, 2001, http://www.ciesin.org/ gsasearch/search? q=cache:cPbfblYRcCgJ:sedac.ciesin. columbia.edu/ es/esi/ESI 01.ppt+transparent&access=p&output=xml no dtd&ie=UTF-&client= default web&site=CIESIN&proxystylesheet=default web&oe=UTF-8\_(Erişim Tarihi: 07.06.2010). Bu belgede uyum önlerinin bireylerden yerel, ulusal ve küresel planlama politikalarına, altyapı yatırımlarına kadar tüm teknolojik, kurumsal, davranışsal değişimler içerdiği belirtilmektedir. Araştırmalar sera gazlarını azaltıcı, sürdürülebilir kalkınma kriterlerine uygun teknoloji geliştirme uygulamasını sağlama yönünde yönlendirilmektedir 154. Tunus ise; iklim değişimi ve çölleşme etkilerini azaltmak için turizimi koruma amacı ile birlikte aldığı önlemler ile Avrupa Birliği'nin ilgili toplantılarında örnek gelişen ülke olarak önemli bir yere sahip olmuş, 4. Uluslarararası Yuvarlak Masa Toplantısı'nda konu ile ilgili stratejik uygulama planı sonuçlarını tartışmaya açmıştır 155. Güney Afrika Cumhuriyeti, Sudan, Cibuti, Etyopya, Kenya, Uganda, Tanzanya, Ruanda ve Burundi gibi onbir ülkenin kuraklığın ekonomik büyüme ve sosyal yaşam ile turizm ve doğal ortam üzerindeki etkilerini azaltmak üzere düzenlenen ayrıntılı planlamayı içeren rapor özet olarak aşağıdaki başlıkları içermektedir.156. -Turizm sektörünün ülke ekonomisindeki yeri, sektörler arasındaki oransal büyüklükleri, desteklediği ekonomik parametreler, turizmde yabancı ülke gruplarının payları, <sup>154</sup>A.E.Duygu, "Çevre El Broşürü"., Çankaya Belediyesi , 2007, s.216. <sup>155</sup> Natural Resources of Canada, "Climate Change Impacts and Adaptation Program", http://www.nrcan.gc.ca/com/index-eng.php, (Erişim Tarihi: 07.06.2010). <sup>156</sup> A.E.Duygu, "İklim Değişikliği Kuraklaşma ve Çölleşme ile Savaşımın Önemi ve Bazı Örnekler", 2004, Ankara. -İklim konusu ile turizm sektörü arasındaki ilişki: Doğal yaşam, doğal kaynaklar, kıyılar, rekreasyon alanlarındaki su kaynakları, -İklim değişimine adaptasyon ve olumsuz gelişmeler: seller ve kurak dönemler gibi ekstrem durumların su kaynakları yönetimi, tarım, sağlık, hidroelektrik, turizm ve altyapıya zararları, -Kuraklığın iklim ve doğal yaşam üzerindeki etkileri; habitatlar üzerindeki baskılar ve baskın tür değişiklikleri, besin zincirleri ve göçler üzerindeki etkiler, Bitki örtüsündeki azalma ve kompozisyon değişikliklerinin yarattığı sorunlar, hayvan populasyonları üzerindeki etkiler, göçler ve toplu ölümler, -Toprak nemindeki azalmanın yarattığı sorunlar; Kuraklık etkilerinin azaltılması, doğal yaşamı koruma ile ilgili entegre etkinlikler kapsamında, çölleşme ile mücadele ve kuraklık etkilerini azaltma sözleşmesi uyarınca alınacak önlemler, -Hükümetler arası Müzâkere Komitesi (INC) ve Gündemi kapsamında durum tespiti ve nedensel etmenlerin, ilgili diğer gelişmelerin belirlenmesi yoluyla çölleşme ile mücâdele ve kuraklık etkilerinin azaltılması, -Fakirliği azaltma stratejileriyle çölleşme ile mücâdele çabalarının, çevre koruma ile arâzi ve su koruma etkinliklerinin entegrasyonu; ulusal düzeydeki etkinliklerin, sorumlulukların hükümetler yanında yerel yönetimler, topluluklar ve arâzi ile kaynak kullanıcılarıyla paylaşımının programlanması ve yürütülmesi, -Hazırlanacak programlarda arâzi degradasyonunun önlenmesinin öneminin vurgulanması ve kuraklık uyarı sistemlerinin geliştirilmesi, kuraklığa karşı hazırlıklı olmayı sağlayacak planların mevsimsel ve yıllık dalgalanmaları gözününe alınarak hazırlanması, İnsanların kuraklık baskısı altında doğal yaşam üzerinde uygulamak zorunda kaldıkları baskıyı önleyecek gıda stoklarının hazırlanması; -Sürdürülebilir hayvancılık ve tarımsal sulama sısteminin kurularak geliştirilmesi sürdürülebilir şekilde doğal kaynaklarla doğal yaşam ve bitki örtüsünün yönetimi için entegre sistem geliştirilmesi, -Güneş rüzgâr ve biyogaz enerjisi gibi cazip yenilebilir enerji alternatiflerinin geliştirilerek teşvik edilmesi ve uygun teknoloji seçimi, adaptasyonu ile duyarlı doğal kaynaklar üzerindeki baskıların asgarîye indirilmesi gibi konulara değinilmiştir. Türkiye 'deki çalışmalar kapsamında Birleşmiş Milletler UNDP ve GEF desteğiyle 1. İlerleme Raporu'nun hazırlanması için çok yönlü çalışmalar başlatılmış, birçok etkinlikler düzenlenmiş, yayınlar yapılmıştır. 3 Ocak 2007 târihinde İklim Değişikliği Koordinasyon Kurulu oluşturulmuş 23 Mart 2007 tarihinde İklim Değişikliği Çerçeve sözleşmesi ile ilgili olarak hazırlanmış olan Ulusal İlerleme Raporu kamuoyuna resmen açıklanmıştır158. <sup>157 .</sup>C Çevre ve Orman Bakanlığı, "İklim Değişikliği Koordinasyon Kurulu Grup Raporları", 2007, www.iklim.cevreorman.gov.tr/belgeler/id strateii.doc, (Erişim Tarihi: 19.03.2010). <sup>138</sup> REC Türkiye İklim Değişikliği Bülteni, "Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi", Cemre Dergisi, Nisan 2006, Ankara, http://www.iklimplatformu.org/ files/ CEMRE 2.pdf, (Erişim Tarihi: 25.05.2011). ## 2. Çevresel Sürdürülebilirlik Endeksi Ekonomik büyüme; toplam ve kişi başına gelir artışı, kalkınma ise; yatırım artışı yanında üretim verimliliği artışı ile ölçüldüğünden, kalkınma bireylere yapılan yatırımlar ve yaşam düzeyinin gelişmesiyle ilgili olup, ülke ekonomisinin gelişiminden çok eğitim, sağlık, sosyal güvenlik ve çevre koruma gibi geliştirme ve teknolojik yatırımlara ayrılan pay ile ilgilidir 159. Bu değişkenler de bir ülkenin dengeli sürdürülebilir büyüme süreci için gerekli faktörleridir. Gelir dağılımı bozuksa, eğitim ve sağlık hizmetleri yaygınlaşıp, kalitesi yükselmiyorsa, konut ve sosyal güvenlik hizmetleri gelişmiyorsa, ulusal gelir artsa da kalkınma yok demektir. Bu nedenle gerçek kalkınma ancak bugünkü kriterler yanında geleceğe dönük yatırım miktarı ile ölçülebilir. Eğer bu koşulların hepsi sağlanmışsa o ülke, ya da topluluk kalkınmış demektir. Sürdürülebilirlik için ise bunlara ilave olarak çevre korumaya yönelik önlemler ve yatırımlar değerlendirilmektedir 160 16' . Örneğin 26 Şubat 2005 günü Davos Dünya Ekonomik Forumu tarafından gerçekleştirilen ve 146 ülkeyi içeren inceleme sonunda A.B.D.in Yale ve Kolumbiya üniversitelerince Finlandiya Çevresel Sürdürülebilirlik Endeksi <sup>159</sup> E. Colombatto, The Review of Austrian Economic Growth And Development", Cilt:19 , Say:4, 2006, http://www.springerlink.com/content/q499hq2n03k2553u/, (Erişim Tarihi: 05.06.2010). l60 Environmental Tarihi:05.10.2010). <sup>16</sup> Socioeconomic Data and Applications Center (SEDAC), "2010 Environmental Performance Index", http://sedac.ciesin.columbia.edu/es/epi/, (Erişim Tarihi: 05.10.2010). (ESI) kriterlerine göre birinci ülke olarak ilan edilmiştir.162. 2010 yılında ise bu ünvanı İzlanda ele geçirmiştir 163 164 2005 yılındaki Davos toplantısında yer alan ve katılımcılar arasında Türkiye'nin de yer aldığı "Yarının Çevre Görevi Gücünün Küresel Liderleri Girişimi" bölümünde Pilot Çevresel Sürdürülebilirlik Endeksi "Pilot Environmental Sustainability Index-ESI" önerisi raporu değerlendirip, tartışılarak kabul edilmiştir. A.B.D'nin Yale Universitesi Hukuk ve Çevre Politikaları Merkezi (YCLEP) ile Columbia Universitesi Uluslararası Dünya Bilimi Enformasyon Ağı (CIESIN) işbirliğine ilaveten Kanada, ABD, Birleşik Krallık, Fransa, Isviçre, Avustralya, Venezuella, Güney Afrika, Paraguay, Hindistan'dan katılan bilimcilerin hazırladığı bu raporda endeksin gerekliliği şöyle özetlenmektedir165. Onerilen pilot endeksin kısa sürede geliştirilerek ekonomilerin çevresel olarak sürdürülebilir kalkınmaya ulaşma potansıyelleri ve başarılarının ölçütü olabileceği belirtilmiştir. Endeksin, çevresel sürdürülebilirliğin temel bileşenleri olan 64 göstergeyi esas alarak hazırlanmasına karar verilmiş, ön denemeler iyi ve anlaşılır sonuçlar vermekte olduğu görülmüştür. Ayrıca endeksin Ekonomik Rekabet gücü <sup>1024</sup> Global Warming.org", http://www.globalwarming.org/article.php?uid=139, (Erişim Tarihi: 04.06.2010). <sup>163</sup> Yale Center for Environmental Law and Policy Yale University-Center for International Earth Science Information Colombia University, "2010 Environmental Performance Index Summary for Policymakers", s: 4, http://www.ciesin.columbia.edu/repository/epi/data/ 2010EPI summary. pdf, (Erişim Tarihi: 05.10.2010) . <sup>164</sup>Yale Office of Republic Affairs and Communications, "Iceland Ranks at Top of 2010 Environmental Performance Index", 27.01.2010, http://opa.yale.edu/news/article.aspx?id=7244, (Erişim Tarihi: 05.10.2010). <sup>165</sup>World Economic Forum, "Sustainability Index Annual Meeting 2000", Davos, Switzerland, http://sedac.ciesin.columbia.edu./es/esi/ESI\_00.pdf, (Erişim Tarihi: 05.06.2010). Endeks ve diğer ekonomik endekslerle birlikte değerlendirilmesinin ekonomik hedeflerle çevresel etki değerlendirmelerinin birleştirilmesi, çelişkilerin ortaya çıkarılmasını sağlamakta olduğu saptanmıştır (66). Orta ve uzun vadede, çevresel sürdürülebilirliğin kısa dönemdeki ekonomik büyüme başarılarını yok edebileceği veya tersine çevrilebileceği gerçeğinin kavranmasının önemi vurgulanmıştır. Araştırmacıların üzerinde önemle durdukları bir konu da, birçok ülkede kullanılan istatistiklerin hepsinin ekonomik büyüme ve kalkınma ile ilgili olmasına karşın çevresel sürdürülebilirlik endeksinin hesaplaması için gerekli kirlilik ve doğal kaynak verileri gibi bilgilerin toplanmasının yetersizliği ve güvenilir olmayışının getirdiği kısıtlamadır. Ulkelerin zaman içindeki çevresel, dolayısı ile ekonomik gelişmelerinin ve Dünya'nın geleceği ile ilgili öngörülerin yapılmasında zorluk oluşmuştur. Orneğin "tehlikeli" nükleeer santral sayısı, uluslararası çevre programlarının parasal destekleri, tarım arâzisi ve sulak alan kayıpları, toprak kirlenmesi, hükümetlerin çevre yatırım projelerine katkıları gibi bilgilere ulaşma sıkıntıları da dile getirilmiştir 167. Çevre ekonomi ve toplum özelliklerini içeren Çevresel Sürdürülebilirlik Endeksi, işsizlik ve fakirlik ile bağlantılı olan suç oranı, huzur ve etkilediği verimlilik ile <sup>166</sup>A. E. Duygu, "Çevre El Broşürü", Çankaya Belediyesi , 2007, s.211. <sup>167</sup> A.E. Duygu, a.g.e. kârlılık yanında hava ve su kalitesi, toprak ve ekosistem sağlığı ile insan sağlığına etkilerini göz önüne almaktadır. Bunların yanında kirliliğin tasfiyesi için yatırımlar, sağlığı bozan etkenlerin tıbbî giderlere ilerideki etkileri ve işgücü kayıpları gibi geniş bir bakış açısıyla ve gelecekteki etkileşimler göz önüne alınarak hesaplanmakta olduğu belirtilmektedir. Tüm bu açılardan Finlandiya'nın sürdürülebilirlik performans birinciliği açıklanmıştır. Yukarıda da değinildiği gibi bu tür kriterlere dayanarak yapılan hesaplamalarda birçok ülkede zorluklarla karşılaşıldığı, nedeninin ülkelerin yıllık parasal harcama büyüklüğüne dayanan ulusal gelir hesabına yarayan istatistiklere sahip olmaları, sürdürülebilirlik kavramını göz ardı etmeleri olarak açıklanmıştır. Orneğin kitlesel hastalıklara neden olacak kirleticiliği yüksek bir üretim tesisinin devreye sokulması ulusal gelir hesâbında klasik olarak kalkınmaya katkı olarak ele alınırken sürdürülebilir kalkınma endeksine negatif etki yapmakta olduğuna dikkat çekilmiştir. Topluluklar ve halkların çevresel baskılara ve âfetlere karşı korumasız olmalarının derecelendirilmesi, yönetsel sistemleri de içermek üzere bu baskı ve olaylar ile başa çıkma konusundaki kurumsallaşma, örgütlenme, küresel yardımlaşma ilişkileri yanında toplumların tüketim ve yardımlaşma normlarının da göz önüne alındığı belirtilmiştir. Onerilen model 1993-1999 aralığında izlenen 56 ekonomik veri kullanımı ile gerçekleştirilmiştir ve kullanılan değişkenler arasında hava kalitesi ile kirleticileri azaltma kapasitesi, su miktarı ve kalıtesı, dışarı giden ve dışarıdan gelen kirletici miktarları, susuzluk baskısına direnme, etkisini azaltma kapasitesi biyoceşitlilik, orman varlığı, karasal sistemlerin baskıya direnci, baskıyı azaltma kapasitesi, atık ve tüketim baskıları ile azaltma potansiyelinden özel sektörün duyarlılığı ile enerji verimliliğine kadar bir çok konu yer almaktadır. ## BÖLÜM II. ÇEVRESEL GÖSTERGELER Bilindiği gibi birçok Avrupa ülkesinde ulusal çevre politikalarının ve yasalarının gelişim ve formülasyon süreçleri 1970'li yıllarda başlamıştır. Aynı dönem boyunca halkın çevreye olan ilgisi önemli oranda artmıştır. Bunun bir sonucu olarak halkın çevresel bilgiye erişebilme talebi de artış göstermiştir 108. Çevresel göstergeler, çevresel politika üretimi ve raporlama sürecine 1980'lerde girmiştir. O zamandan bu yana göstergelerin değerleri ve kullanımları önemli ölçüde artış göstermiştir. Günümüzde de bu göstergeler çevre politikalarının ve çevre durumu hakkında verilen raporların gelişimlerinin ayrılmaz bir parçası olmuştur. Aynı dönemdeki bilinçlenme ile kamunun çevresel bilgiye erişime olan talebi de hızla artmıştır. Politika üretilmesi açısından ise, yeni çevresel düzenlemelerin geliştirilmesi, ya da mevcut çevresel düzenlemelerin düzeltilmesi için duruma dayalı ve teknik olmayan bilgilere olan talep ortaya çıkmıştır. Kamu açısından ise, çevre üzerindeki kirleticilerden kaynaklanan riskleri öğrenmek için teknik olmayan bilginin geliştirilmesi talebi doğmuştur. <sup>168</sup>W.Kowarik, "Environmental History Timeline", www.runet.edu/~wkovarik/hist1/ timeline.new.html, (Erişim Tarihi: 11.05.2010). Çevrenin, ve çevre sağlığının etkili şekilde korunması, kalkınmanın sürdürülebilirliğinin sağlanabilmesinin ancak çevre ile ilgili verilerin birçok kurum tarafından izlenerek, toplanan veri ve bilgilerin etkili bir sistem çerçevesinde değerlendirilmesi ile sağlanabileceği konusunda da uluslararası fikir birliği oluşmuştur 169. Geleneksel olarak çevresel veriler uzmanlar tarafından tanımlanmakta, toplanmakta ve kullanılmaktadır. Ancak hem politik hem de kamusal kullanıcı gruplarının çevresel konulara daha güçlü şekilde odaklanması ile daha kolay anlaşılır ve daha az teknik olan bilgi talebi gelişmiştir' ". Bu kaynakta belirtildiğine göre her ülke için şevresel gösterge setleri, kaynakların ya da faaliyetlerin seviyesine uygun olarak geliştirilmektedir. Ancak, çevresel konuların izlenmesinde çok sayıda gösterge kullanılması verimli olmamaktadır. Dolayısı ile hem uluslararası hem de ulusal kapsamda, büyük gösterge setleri içinden hedefe uygun olarak çevresel gösterge setleri seçilmektedir. Bu gösterge setlerine de, "çekirdek" ve "anahtar" göstergeler denilmektedir. Anahtar gösterge setleri, genellikle karar vericilere ve halka yöneliktir. Daha büyük çevresel gösterge havuzlarının ve çekirdek setlerinin hedef grubunu ise profesyoneller, uzmanlar ve yöneticiler oluşturmaktadır. Uç düzeydeki gösterge setlerinde, gösterge seti küçüldükçe, kullanıcı ve hedef grup kitlesi genişlemektedir. 170W.Kowarik, a.g.e. <sup>109 &</sup>quot;Quality Environmental data for all"/, www.unep.org/ourplanet/imgversn/132/nahyan.html, (Erişim Tarihi: 10.05.2010). Olçümler ve parametreler belirli bir durumu tam olarak yansıtsa da, politika süreçlerinde kullanım açısından genelde daha teknik ve kapsamlı kalmaktadır; dolayısı ile de bilimsel bilginin daha basit ve anlaşılabilir şekle dönüştürülmesi gerekmektedir. Görsel veriler, kapsamlı ve teknik verilere göre çevresel durumu daha anlaşılır kılmaktadır. Bu amaçla göstergeler, hem uzmanlar hem de politika sağlayıcıların kullanacağı ortak bir dil sağlamaktadır. Göstergeler ile teşviklerin ve hedeflerin gelişimi üzerindeki iletişim daha kısa ve duruma dayalı bir biçimde gösterilebilir şekle dönüştürülebilmektedir'''. Kamunun çevresel bilgiye talebinin ve bilgiye dayalı politika üretiminde karar vericilerin talebindeki artışın bir sonucu olarak teknik dil kullanımının uzman olmayanlar ve politikacılar için anlaşılabilir bir dile çevrilmesi gerekliliği ortaya çıkmıştır. Karmaşık verilerin ve veri serilerinin daha basit verilere dönüştürülmesi sürecinin başlaması ile birlikte, kapsamlı fakat kolay değerlendirilebilir çevresel gösterge seti oluşturulmuştur". ## A. Çevresel Göstergelere Ilişkin Kuramsal Çerçeve Çevresel göstergeler çevre politikaları üretimi ve raporlama sürecine 1980'lerde girmiştir. O zamandan bu yana göstergelerin değerleri ve kullanımları önemli ölçüde <sup>17</sup> Kuik,O.;Verbruggen,H.,(1991), "In Search of Sustainable Development", Netherlands :Kluwer Academic Publishers, s.1-27. <sup>17</sup> Rasmussen, M. ; La Cour, J ., (2005) "Technical Report on Environmental Indicators", Ankara. artış göstermiş ve günümüzde bu göstergeler çevre politikalarının ve çevre durum raporlarının geliştirilmesinin ayrılmaz bir parçası olmuştur. Ote yandan, çevresel göstergeler, kamunun çevre durumu hakkında bilgilendirilmesi ve kamusal çevre bilincinin geliştirilmesi açısından da bir araç olarak kullanılmaktadır. Göstergelerin; karmaşık gerçeklerin sadeleştirilmiş halinde olması, bu basit mesajların daha geniş bir hedef kitleye, daha büyük potansiyel bir etki ile ulaşmasını sağlayabilmektedir. Genellikle, çevresel veriler uzmanlar tarafından tanımlanmakta, toplanmakta ve kullanılmaktadır. Ancak, çevresel konulara olan ilgilerinin artması sonucunda özellikle politika üreticiler ve kamu kullanıcıları tarafından daha basit ve kolay anlaşılır çevresel bilgi ihtiyacı duyulmaya başlanmıştır. Çevresel göstergelerin belirlenmesi süreci; mevcut verinin tespiti ve bu verilere göre çevresel göstergelerin belirlenmesi şeklinde olabildiği gibi, teorik olarak en iyi göstergelerin belirlenmesi ve buna göre ihtiyaç duyulan verinin teminine gidilmesi şeklinde de olabilmektedir. Her iki yaklaşımın da, doğal olarak avantaj ve dezavantajları bulunmaktadırı''3. <sup>173.</sup>C Çevre ve Orman Bakanlığı , "Çevresel Göstergeler Raporu" , Türkiye İçin Çevre Alanında Kapasite Geliştirme Projesi (TEIEN), s.5, 07.05.2010, Ankara . Çevresel politikaların geliştirilmesi kapsamında, karar vericiler herhangi bir eyleme ilişkin riskleri yönetirken ve potansiyel faydaları ve politikaların mâliyetlerini ölçerken bilgiye ihtiyaç duymaktadır. Politika geliştirmeyle ilişkili olarak, çevresel göstergeler dört önemli amaç için kullanılmaktadırı'74: 1. Çevresel problemlere teknik olmayan bilgileri sağlamak; politika sağlayıcılar için mevcut politikaların etkinliğini ve uygunluğunu değerlendirmelerini sağlamak için, 2. Çevre üzerinde baskıya neden olan anahtar etkenlerin belirlenmesinde, politika geliştirilmesini ve önceliklerin desteklenmesinde, 3. Politikaların etkilerinin izlenmesinde, 4. Durumlar üzerindeki tartışmalara odaklanmak için (Çok durum-az varsayım). Kamu tarafından çevresel bilgiye olan talebin ve bilgiye dayalı politika üretimindeki talebe olan artışın sonucu olarak, teknik verinin ve teknik dil kullanımının uzman olmayanlar ve politikacılar gibi karar vericiler için anlaşılabilir bir dile çevrilmesi gerekliliği ortaya çıkmıştır. Karmaşık verilerin ve veri serilerinin daha basit verilere dönüştürülmesi sürecinin başlaması ile birlikte, kapsamlı çevresel gösterge seti oluşturulmuştur">. <sup>174</sup>M.Rasmussen, J. La Cour, (2005), "Technical Report on Environmental Indicators", Kurumsal Yapılandırma ve Çevresel Bilgiye Erişim Projesi, Ankara. <sup>175</sup>M.Rasmussen, J. La Cour, a.g.e. ## 1.Gösterge Seçimi ve Seçim Kriterleri Karmaşık veri veya veri setlerini temel alan çevresel göstergelerin seçimi; Hem uzman hem de uzman olmayan kişilerin kullanabileceği nitelikte rafine bilgi sağlamak ve daha az veri ile çevrenin durumunu ortaya koymak kriterleri gözönünde bulundurularak yapılmalıdır. Göstergeler: Çevre politikaları ile ilintili olmalı, belirlenmiş hedeflere ne derece ulaşıldığını ölçebilmeli, tercihen mevcut veri ile kolay hesaplanabilir olmalı, anlaşılır ve basit olmalı; bilimsel olarak doğru olmalı, zamansal değişimi göstermeli, "erken uyarı" niteliğinde bilgi sağlamalı biçimindeki kriterleri sağlanmalıdır.'76. Avrupa Çevre Ajansı tarafından yayınlanan bir yayında iyi bir göstergenin aşağıdaki özelliklere sâhip olması gerektiği belirtilmektedir' 7. - · geniş bir hedef kitleye hitap edebilmelidir, - ulaşılabilir olmalıdır, ● - kolay değerlendirilebilir olmalıdır, - · ilgi alanı ya da konuda temsili olmalıdır, - · zamansal değişimi gösterebilmelidir, - · zamansal değişimi gösterebilmek için referans değer içermelidir, - · eğilimlerin gerisindeki nedenleri açıklayabilmelidir, <sup>176.</sup>C Çevre ve Orman Bakanlığı, "Çevresel Göstergeler Raporu", Türkiye İçin Çevre Alanında Kapasite Gelistirme Projesi (TEIEN), s.5, 07.05.2010, Ankara . <sup>177.</sup> Gabrielsen, P. Bosch , "Environmental Indicators: Typology and Use in Reporting", European Environment Agency, August 2003. beklentinin karşılanabilmesi ise, belirli bir hassasıyet düzeyi ile mümkün olabilmekte; gerçekleşmesi halinde ise sadece mevcut durumu değil, gelecekte söz konusu olabilecek baskıları haber verebilmektedir'19. Mâliyet, gösterge seçiminde diğer bir önemli husustur. Ana hedef en düşük mâliyetle en kapsamlı bilginin sağlanabilmesidir. Düşük mâliyet ya da ekonomik açıdan en uygunluk, deneyimli personel mevcudiyeti ve verinin tüm lokasyonlarda mevcut olup olmaması ile ilintilidir. Veri temininde gözönünde bulundurulması gereken bir önemli husus, veri toplanması sırasında çevreye en az zararın veriliyor olması gereğidir. Gösterge seçiminde, değerlendirme programının amaçları önemli bir faktördür. Göstergelerin belirlenmesine yönelik örnekleme ve analiz programları, cevaplandırılacak sorular etrafında yapılandırılmalıdır. Eğer bir değerlendirme programı çerçevesinde seçilen göstergeler için mevcut imkanlarla doğru veri temin edilemiyorsa, o gösterge kullanılmaması yeniden değerlendirilmelidir. Bir başka önemli görüş ise; elde edilen bilginin kolaylıkla halka aktarılabilmesidir. Bilginin, karar vericiler, bilim adamları ya da diğer uzmanlaşmış hedef kitleye sunulması zorunlu olmasının yanı sıra, kamu yararına cevap verici olmak amacıyla genel halka da açık bir şekilde aktarılması ve özetlenmesi gerekmektedir. Gösterge seçim kriterleri genel bir çerçevede özetlenerek Tablo1.'de gösterilmektedir. <sup>1795.</sup>Morse, a.g.e. | Kriter/Özellik | Tanım | |--------------------------------------|-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------| | Bilimsellik | Teknik hususlar | | Olçülebilir | içerisinde<br>ölçülebilen<br>Zaman<br>çevre<br>özelliği;<br>tanımlanmış<br>sayısal<br>ölçeğe<br>sahiptir ve basitçe ölçülebilmektedir. | | Hassasiyet | Uygun bir zaman çerçevesi ve coğrafi<br>ölçek içerisindeki farklı koşullara ya da<br>karışıklığa<br>verir;<br>cevap<br>değerlendirilmekte<br>olan<br>potansiyel<br>etkilere duyarlıdır. | | Ayrışma / ayırt edici güç | derecesi<br>(yüksek<br>Yüksek<br>ayrışma<br>gürültü-sinyal<br>ile<br>oranı)<br>çevresel<br>koşuldaki anlamlı farklılıkları ortaya<br>koyma kabiliyeti. | | Etkileri/etkilenmeleri bütünleştirme | Zaman ve mekân üzerinden etki ve<br>etkilenmeleri bütünleştirir. | | Geçerlilik/doğruluk | Parametre, mevcut bilimin kısıtlamaları<br>altında bazı çevresel koşulların doğru<br>ölçümüdür. Değerlendirme sürecindeki<br>son noktaya açık bir biçimde bağlı ve<br>ilintilidir. | | Tekrarlanabilir | Zaman ve mekân üzerinden veri toplama<br>için tanımlanan ve kabul edilen sınırlar<br>içerisinde tekrarlanabilir. | | Temsil edici | Parametre/türlerdeki değişiklikler, temsil<br>seçildikleri<br>diğer<br>için<br>etmek<br>parametrelerdeki eğilimleri gösterir. | | Kapsam/uygulanabilirlik | Amaç ya da konuya uygun coğrafi ve<br>mekansal ölçekte değişikliklere cevap | Tablo 1. Bazı Gösterge Seçim Kriterlerinin Özeti180. <sup>180</sup>USEPA/Office of Policy, Planning and Evaluation (OPPE), "Environmental Monitoring and Assessment Program", U.S. Forest Service (USFS), U.S.Fish and Wildlife Service (USFWS), EPA, "USEPA Region Region 2/Lake Ontario Stewardship Indicators", New York http://acwi.gov/appendixes/TableE1.pdf, (Erişim tarihi: 13.05.2010). | Kriter/Özellik | Tanım | |------------------------------|-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------| | | verir. | | Referans değer | gelişimi<br>ölçmek" karşısında<br>"Hangi<br>referans koşulu ya da temel ölçütü<br>vardır. | | Veri karşılaştırılabilirliği | Mevcut veri setleri/geçmiş koşullarla<br>karşılaştırılabilir. | | Ileriye yönelik | hakkında erken<br>Değişiklikler<br>uyarı<br>sağlar. | | Pratik hususlar | | | Mâliyet/Uygun mâliyetli | Bilgiler mâkûl bir mâliyet/çaba ile elde<br>edilebilir ya da mevcuttur. Mâliyet<br>başına yüksek bilgi geri dönüşü. | | Zorluk derecesi | İzlemek için uzmanlığa sahip<br>olma<br>kabiliyeti.<br>Kimyasal<br>parametreler,<br>habitat<br>biyolojik<br>türler<br>da<br>ya<br>bulma,<br>tanımlama<br>parametresini<br>ve<br>yorumlama kabiliyeti.<br>Kolayca bulunabilir.<br>Geçerli, genel olarak kabul edilen<br>yöntem mevcuttur. Örnekleme, asgari<br>çevresel etki üretir. | | Programa dayalı hususlar | | | Ilgi | Istenilen<br>konu<br>amaç,<br>ya<br>ajans<br>da<br>göreviyle<br>tüketim<br>ilgili;<br>örneğin<br>danışmanları<br>balık<br>filolaları:<br>için<br>rekreasyonel ya da<br>ticari değeri olan<br>türler. | | Program kapsamı | beklenen çevresel koşullar<br>Program,<br>kapsamı üzerinden ekosistemin başlıca<br>unsurlarını çevreleyen bir takım gösterge<br>kullanır. | | Anlaşılır | Gösterge, hedef kitlenin anlayabildiği<br>formata çevrilebilir ya da o formattadır; | ## 2.Gösterge Sistemleri Dünya'da, çevresel göstergelerin geliştirilmesine yönelik olarak farklı yaklaşımlar uygulanmakta, farklı kavramsal çerçeveler ya da modeller dahilinde gösterge setleri oluşturulmaktadır. Kavramsal çerçevelerin esasını; çevresel problemlere bakış açısı, çevresel değerleri algılama biçimi oluşturmaktadır. Çevresel göstergelerin geliştirilmesinde temel alınan ve en çok uygulanan üç çerçeve PSR (baskı, durum, tepki) çerçevesi, DPSIR (itici güç, baskı, durum, etki ve tepki) çerçevesi, DSR Çerçevesidir (itici güç, durum, tepki) 181. ## Baskı-Durum-Tepki Çerçevesi: Kanadalı istatistikçi, Anthony Friend tarafından 1970 yılında geliştirilmiş olan "Baskı-Durum-Tepki" (PSR) çerçevesi102, 1994 yılında OECD tarafından çevresel politikalar ve raporlama çalışmalarına temel teşkil etmek üzere geliştirilmiş ve bu çerçevede kapsamlı bir gösterge sistemi oluşturulmuştur. Bu çerçevenin ana anlayışını; beşerî faaliyetlerin çevre üzerinde uyguladığı "baskı", bu baskının doğal kaynakların kalite ve miktarı üzerindeki etkisi "durum" ve toplumun bu değişimlere çevresel-ekonomik-sektörel politikalar ve toplumsal bilinç ve davranış olarak nasıl "tepki" verdiğinin değerlendirilmesi oluşturmaktadır ve Şekil 2'de gösterilmektedir. Bu yüzden, PSR çerçevesi, beşeri faaliyetlerin çevre üzerinde yarattığı baskı konusunda bir neden sonuç ilişkisini temel almaktadır. <sup>181</sup>T.C Çevre ve Orman Bakanlığı , "Çevresel Göstergeler Raporu", Türkiye İçin Çevre Alanında Kapasite Gelistirme Projesi (TEIEN), s.26, 07.05.2010, Ankara. <sup>182</sup> A European System of Environmental Pressure Indicators, Functions of Indicators And Indices", http://esl.jrc.it/envind/theory/handb 03.htm#Heading5, (Erisim Tarihi:14.05.2010). ![](_page_0_Figure_0.jpeg) Toplumsal Tepkiler (Kararlar-Eylemler) Şekil-2. Baskı Durum Tepki (PSR) Çerçevesi 183 . PSR çerçevesi içerisinde üç gösterge tipi tanımlanmaktadır. Bunlar; baskı göstergeleri, durum göstergeleri ve tepki göstergeleridir. Çevresel baskı göstergeleri, üretim ve tüketim eğilimlerinin çevre üzerinde yarattığı baskıyı genellikle emisyonlar ve doğal kaynak tüketimi ve bunların zamansal196değişimleri ile ifade etmektedir. Örnek olarak; sera gazı emisyonları, NOx ve SOx emisyonları verilebilir185. <sup>18°</sup>UNECA, UNSD, UNEP, "Core List of Environmental Indicators", Workshop of Environmental Indicators,s.10, 2007, Ethiopia, http://www.uneca.org/statistics/docs/envstat07/CoreListEnvironmentalIndicators.pdf, (Erişim Tarihi: 13.03.2010). <sup>18</sup> M.Linster, "OECD Work on Environmental Indicators", Functions and Definitions of Indicators, s.3, http://www.inece.org/indicators/proceedings/04 oecd.pdf, (Erişim Tarihi: 13.03.2011). <sup>185</sup> A European System of Environmental Pressure Indicators, Functions of Indicators and Indices", http://esl.jrc.it/envind/ theory/handb 03.htm#Heading5, (Erişim Tarihi:14.05.2010). Çevresel durum göstergeleri; çevre ve doğal kaynakların mevcut durumunu ortaya koyan, çevresel politikaların hedefini yansıtan göstergelerdir. Bu göstergelerin, çevre ve doğal kaynakların durumuna ilişkin zamansal gelişim trendlerini ortaya koyması hedefli olarak geliştirilmektedir. Sera gazlarının atmosferdeki konsantrasyonları; Küresel ortalama sıcaklık; Yer seviyesi UV-B radyasyonu, Stratosferdeki ozon seviyesi, ana yollara yakın gürültü seviyeleri örnek göstergeler arasındadır 86. Toplumsal tepki göstergeleri; toplumun olumsuz veya istenmeyen çevresel değişimlere ne derecede bireysel ya da toplumsal tepki gösterdiğini ölçmektedir. Enerji yoğunluğu (GSYIH birim başına yada kişi başına toplam birincil enerji temini), Ekonomik ve mâli araçlar: fiyatlar ve vergiler, harcamalar; CFC geri kazanım oranı, katalıtık konvertörlü araç sayısı; otomobiller için izin verilen maksimum gürültü seviyeleri, petrol fiyatları, güneş enerjisi araştırmaları için harcanan bütçe örnek olarak verilebilmektedir 187. <sup>186</sup>A European System of Environmental Pressure Indices, a.g.e. <sup>187</sup>UNCSD, "Driving Force Indicators Represent Human Activities, Processes And Patterns That İmpact On Sustainable Development", http://esl.jrc.it/envind/theory/handb 03.htm#fn1, (Erişim Tarihi:13.05.2010). olmayan etkiler düşünülebilir. Ancak, bu göstergeler "cevap nitelikli, elastık" değildir. Bununla birlikte, itici güç göstergeleri; pek çok baskı göstergesinin hesaplanmasında, karar vericilere gelecekteki problemleri (baskılar) önlemelerine yönelik plan kararları almalarına yardım etmek üzere ve uzun dönemli planların hazırlanmasında kullanılırlar189. Baskı Göstergeleri ; Çevresel sorunlara neden olan ya da olabilen değişkenleri tanımlamaktadır.Toksik emisyonların neden olduğu CO2 emisyonları, karayolu trafiğinin yol açtığı gürültü bu göstergeleri açıklamak üzere örneklendirilebilir.199. Baskı göstergeleri doğrudan problemlerin kaynakları üzerinde yoğunlaşan göstergelerdir. Durum Göstergeleri ; Çevrenin mevcut durumunu ortaya koymaya yönelik göstergelerdir. Ana karayol güzergahında tespit edilen gürültü seviyeleri, ortalama sıcaklık değeri gibi mevcut durumu belirten göstergelerdir. Bu göstergeler "yavaş" tır. Örneğin, orman alanlarındaki toprağın asiditesinin nedeni, on yıllık dönemdeki NOx ve SO2 emisyonlarıdır. Dolayısıyla, bu duruma yol açanlar, bu on yıllık süre zarfında emekli olmuş olabilirler. Ancak, bu göstergeler; orman alanlarındaki toprağın durumun ilk değerlendirmesi amacıyla kullanılabilirler. Bu nedenle, bu <sup>189</sup> A European System of Environmental Pressure Indices, "Functions Of Indicators And Indices Main Properties And Functions Of Indicators in The DPSIR Framework", http://esl.jrc.it/envind/theory/handb 03.htm#Heading5\_(Erişim tarihi:13.05.2010). <sup>190</sup>A European System of Environmental Pressure Indices, a.g.e. kategorideki göstergeler, doğal ortamın yeniden tesis edilmesi ve temizleme faaliyetleri için uygun araçlar niteliğindedir191. Etki göstergeleri ; Çevresel değişikliklerin neden olduğu en uç noktadaki etkileri ortaya koyan göstergelerdir. Gürültüden kaynaklanan kalp krizi kaynaklı ölümler, iklim değişiminin yol açtığı kıtlık nedeniyle yaşanan yoksulluk sayılabilir. Durum göstergelerinden de daha yavaş olarak nitelendirilen etki göstergeleri, daha çok neden ve etki ilişkisini belirlemek ve gelecekteki olası olumsuz etkileri önlemeye yönelik değerlendirmeleri ortaya koymak üzere kullanılırlar. Yavaş olduklarından, genelikle; baskı, durum ve etkiler arasında istatistiksel bir korelasyon (ilişki) kurulamamaktadır 192 Tepki göstergeleri: Cevap göstergeleri oldukça hızlı seyreden göstergelerdir.Bu sebeble, bu göstergelerin ölçümlerinin izlenmesi yavaş seyreden sosyo-ekonomik sistemin durumunu ortaya koymak için cevap olabilecek niteliktedir. Ölçümlerin tüm etkileri; azalan enerji kullanımı ve CO2 emisyonlarının durumu, teknolojik ve diğer uyarlamalar 5 ila 10 yıl sonrası olarak belirtilirken ani olarak hissedilen enerji fıyatlandırması nedeniyle ortaya çıkan enerji ücretlerindeki artış tepki göstergesini ortaya koymaktadır 193. Tepki göstergesi için olası bir teminat sözkonusu değildir. Fakat politik cevapları içermesi : faaliyetler, ölçümler, araçlar, bütçe artışları gibi sonuçlar faydalı ve etkili <sup>191</sup> A European System of Environmental Pressure Indices, a.g.e. <sup>192</sup>A European System of Environmental Pressure Indices, a.g.e. <sup>19°</sup>E.U.Weizsacker and J. Jesinghaus, "Ecological Tax Reform : A Policy Proposal For Sustainable Development", London (ZED), 1992. olabildiği sonucuna varılmaktadır. Tepki göstergeleri için, sonuçların izlenmesi baskı ve durum göstergeleri aracılığı ile ortaya konabilecektir194. ## DSR Cerçevesi (İtici Güç-Durum-Tepki): Diğer bir gösterge yaklaşımı olan DSR (Itici Güç-Durum-Tepki) modeli, Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Komisyonu tarafından, 1990'lı yılların ortalarında Sürdürülebilir Kalkınma Göstergeler setinin metodolojik temeli olarak geliştir. "İtici güç" terimi, çevre durumu üzerinde etkisi olacak insan faaliyetlerini ve süreçleri tanımlamaktadır199. Sürdürülebilir Kalkınma Komisyonu tarafından kullanılmakta olan DSR yaklaşımı, her düzeydeki karar vericilerin kolay ve basit anlamasını sağlayan ve sürdürülebilir kalkınmaya ilişkin her konuyu kapsayan bir modeldir. Ancak, DSR yaklaşımı, sürdürülebilir kalkınmaya ilişkin birçok konuda, göstergeler arası karşılıklı ilişkinin belirlenmesini sağlayamamaktadır. Söz konusu yaklaşıma diğer bir kritik de çok statik bir model olmasıdır 196. <sup>194</sup> A European System of Environmental Pressure Indicators, Functions of Indicators And Indices, DPSIR Framework", http://esl.jrc.it/envind/theory/handb 03.htm#Heading5\_(Erisim Tarihi:14.05.2010). <sup>195</sup> Çevre ve Kalkınma Girişimi, "Environmental Indicators", http://lead.virtualcentre.org/en/ dec/ toolbox/Refer/EnvIndi.htm #psr : (Erişim Tarihi: 14.05.2010). <sup>196</sup>Çevre ve Kalkınma Girişimi, a.g.e. ## B. Çevresel Göstergelerin Üluslararası Düzeydeki Gelişimi Son yıllarda, çevre durumun yoğun bir şekilde izlenmesi ve göstergelere olan talebin artması sonucunda, çok sayıda gösterge geliştirilmekte ve çoğu zaman, belirli bilimsel, politika ya da iletişim amaçlarına cevap verebilecek nitelik taşımaktadır. Genellikle bu gösterge setlerine, "gösterge havuzu" denilmektedir. Göstergelerin raporlanmasında daha sabit ve yürütülebilir bir temel sağlanması amacıyla, kurum ve kuruluşlar çevreye ilişkin konuların her birinde geniş gösterge setlerini kullanmaktadırlar 197. Gösterge havuzu yüzlerce göstergeyi içerebilir. Havuzun içerdiği birçok gösterge, belirli ulusal ve uluslararası hedefler doğrultusunda kullanılmak amacıyla geliştir. Gösterge havuzu, genellikle bilimsel amaçlar için kullanılmakta ve kullanıcı grubunu araştırmacılar ve yöneticiler oluşturmaktadır. Örneğin, Danimarka Çevre Bakanlığı'nca oluşturulan gösterge havuzunda, yüzden fazla gösterge bulunmaktadır. Talep ve amaç doğrultusunda, bu gösterge havuzundan göstergeler seçilmektedir 198. Gösterge havuzu" genellikle belirli ulusal ya da uluslararası ihtiyaçlara hizmet etmek amacı ile geliştirilmektedir. Havuzda, uluslararası karşılaştırılabilirlik kriteri her ne kadar önemli de olsa, en önemli kriter değildir. <sup>1970</sup>ECD, "OECD Environmental Indicators: Development, Measurement and Use", Reference Paper, 2003. <sup>1981.</sup> Rasmussen, J. La Cour, "Technical Report on Environmental Indicators", 2005, Ankara . "Çekirdek gösterge setleri" ise göstergelerin uluslararası karşılaştırılabilirliğine göre geliştirilmekte ve veri akışlarını detaylı içermektedir. Çekirdek gösterge setleri, genellikle yaklaşık olarak 20 ile 100 arasında göstergeden oluşmaktadır "". Anahtar gösterge setlerinde yer alan göstergelerin sayısı ise genel olarak, 10-25 arasında değişmektedir. Bu göstergeler, daha kapsamlı bir gösterge setinden çıkarılarak, özellikle politika izlemeye yönelik geliştirilen göstergelerdir. Anahtar ya da başlık göstergeleri, önemli konularda odaklanmaya ve konuya ilişkin özet bilgi vermeye yöneliktir. Bu gösterge seti, çekirdek gösterge setine kıyasla daha etkili olup, anahtar işaretler sağlamaktadır. Uluslararası düzeydeki göstergelerde önemli rol oynayan kuruluşlar; A.B.D Çevre Koruma Ajansı (EPA), OECD, Avrupa Komisyonu Istatistik Ofisi (EUROSTAT), Avrupa Çevre Ajansı (AÇA), Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Komisyonu ve Dünya Bankası gibi uluslar arası kuruluşlar sayılabilmektedir. ## 1. A.B.D. Çevre Koruma Ajansı (EPA) A.B.D. Çevre Koruma Ajansı, çevre ve çevresel kirlilik konusuna olan duyarlılığın artmasıyla, çevresel korumaya katkıda bulunmak, uygulamaya yönelik çalışmaların <sup>190</sup>ECD, "OECD Environmental Indicators: Development, Measurement and Use", Reference Paper, OECD: 6, (2003). izlenmesi, federe düzeyde araştırmaları artırmak çalışmaları güçlendirmek üzere tek bir ajans altında 2 Aralık 1970 tarihinde kurulmuştur200. Ajans tarafından kurulan Çevresel Etki Laboratuar Ağı (ERLN) aracılığı ile ise, verilerin güvenirliğini test etmek üzere yeni, rasyonel, sayısal ve analizlere dayanan radyolojik ve kimyasal yöntemler ortaya konulmaktadır. Analitik laboratuarların ürettiği verilerin güncel olması kriterlerini dikkate alarak yöntemsel farklılıkları test edip uygulanan yöntemlerin performansını da ölçmektedir. Laboratuarlarda çıkan test sonuçları ile analıtık sonuçların güvenirliği, ölçüme dayalı veri ve analiz yöntemleri ile sonuçlara yansıtılmakta bu sayede karar vericiler tarafından politikalara yansıtılmaktadır201. ERLN kamu ve mesleki konuları kapsayan çevresel laboratuar niteliğindedir. Bu laboratuar kimyasal, biyolojik, toksinler ve radyo kimyasal faktörlerin çevresel matriste analiz örneklemlerini gerçekleştirebilmek üzere yapılandırılmıştır. ERLN Amerika Birleşik Devletleri'nin gereksinimlerini analitiksel hesaplamalar ile desteklemektedir. EPA âcil durumlarda cevap, imha, âfet türünden olaylarda uygun projeler yardımıyla uzun dönemi kapsayan zaman serileri biçiminde ortaya koyarak çıkan sonuçların doğru şekilde yorumlanmasına katkı sağlamaktadır-02. 2011. S. A. Environment Protection Agency (EPA), "Requirements For Environmental Response Laboratory Network (ERLN) Data Submissions", s:16-22, 2011, http://www.epa.gov/oemerln1/app\_docs/reqs\_data\_submissions.pdff\_(Erişim Tarihi: 26.04.2011). 2020. S. A. Environment Protection Agency (EPA), "Requirements For Environmental Response Laboratory Network (ERLN) Responsibility", s:3-4, http://www.epa.gov/oemerln1/ app docs/reqs data submissions.pdf, (Erişim Tarihi: 27.04.2011). <sup>200 .</sup> S. A. Environment Protection Agency (EPA), "History", http://www.epa.gov/history/, (Erişim Tarihi: 26.04.2011). ERLN'deki üyeler EPA tarafından belirlenmiştir ve laboratuar analizlerinin niteliklerini belirleme, denetleme, gerekli nitelikleri devam ettirme amacını gütmektedir. Laboratuarlar ERLN'nin bir parçası olabilmek için bu gerekliliklere bağlı kalmalıdır. Verilerin rasyonel olması ise deneysel bakımdan çözümsel sonuçlara ve bağımsız yöntemlerin uygulamaya yatkın olması bakımından önem taşımaktadır. Uygulanan analiz yöntemleri ise bir ya da daha çok radyoaktif izotop metotlarını kullanan çözümsel yöntemler mevcut analız yöntemlerinin eşdeğer yöntemlerinin eşdeğer yöntemi biçiminde tanımlanmaktadır203. Laboratuarlara üç farklı yöntem sunulmakta ve uygun bulunan analiz yöntemleriyle elde edilen sonuçlar yeniden değerlendirilmektedir. Uç aşamada gerçekleştirilen kontrol mekanizması çerçevesinde Çevre Koruma Ajansı'na, veri değerlendirme yöntemlerinin ayrıntılı biçimde denetimini sağlamak üzere eksiksiz raporlar sunulmaktadır. Üç aşamada elde edilen veriler, yeniden hesaplanmak üzere laboratuarlara gönderilerek onaylanmakta, ilgili verilerin doğruluğu ve kesinliğinin test edilmesi sağlanmaktadır204. <sup>203 .</sup> S. A. Environment Protection Agency (EPA), "Requirements for Environmental Response Laboratory Network (ERLN) Data Submissions'', a.g.e. <sup>2040.</sup> S. A. Environment Protection Agency (EPA), Requirements For Environmental Response Laboratory Network (ERLN), "Type Two Data Submissions, Data Requirements", s:26-27, http://www.epa.gov/oemerln1/app\_docs/reqs\_data\_submissions.pdf, (Erişim Tarihi: 27.04.2011). Sunulan verilerde birtakım koşullar aranmaktadır: Verilerin teslimi için tüm ilgili değişkenler ve bileşenleri içermesi ve ilgili başka türdeki veriler arasındaki ilişkinin de ortaya konulduğu analiz yöntemlerinin uygulanması gerekmektedir. Laboratuarlar sadece veri unsurları olan göstergelerin kaliteli şekilde ölçümleriyle ilişkilidir. Veri gereksinimleri ise ERLN'de veri değişim tabloları içerisinde yer alan, ulaşılabilen türde belirli format da olan veri unsurlarını kapsamaktadır. Ozel biçimde sunulan ya da gizlilik unsurlarını içeren veri türleri de bu türdeki veri grubuna aittir. 3. Tür veri sunumlarının kapsamı: Laboratuardan alınmış ve üretilmiş örneklemler ile uzmanlık alanında ortaya konulan tüm sonuçları içermekte, kalibrasyona ilişkin performans kontrolleri ile ilgili araçları da kapsamaktadır. ERLN Laboratuan'nda pozitif ve negatif örneklemler biçiminde adlandırılan örneğin Laboratuar Kontrol Orneği (LCS) gibi boş örnekler de üretilmekte, göstergelerin kaliteli şekilde ölçümlerinde kullanılmakta, analız sonuçlarında ve gösterge hesaplamalarında ortaya konulmaktadır. Bu araçlar temel sonuçları hesaplamak için de kullanılmakta, sınır değeri belirtilmemiş maddelerin ölçümlerinin kalite kontrolünü de sağlayarak ve deneme niteliğinde olarak da kirletici bileşiklerin tanımlanması ve metodolojilerin belirlenmesinde fayda sağlamaktadır". Bu şekilde <sup>2051.</sup> S. A. Environment Protection Agency (EPA), Requirements for Environmental Response Laboratory Network (ERLN), "Type Three Data Submissions-Data Requirements", s:32-34, http://www.epa.gov/oemerln1/app\_docs/reqs\_data\_submissions.pdf, (Erişim Tarihi: 27.04.2011). özel, akredite Sözleşmeli Laboratuarlar (Contract Laboratory) kurulmakta ve EPA'nın Sözleşmeli Laboratuar Programı (CLP) içine alınmaktadır-06. Kurulan bir Sözleşmeli Laboratuar ERLN akredite laboratuarı haline gelmişse, EPA veri kullanıcılarından çözüme dayalı hizmetler sağlamak, özel projeler alabilmek konusunda bu laboratuar, belirli düzen içinde seçilebilir nitelikte sayılmaktadır. Sonuç olarak laboratuar, proje uygulamalarında ölçümlerdeki kalite hedeflerini ve yöntemleri de içeren proje bilgisini kabul edecek nitelik kazanmış olmaktadır. ERLN'de Kalite Olçüm Hedefleri (MPQ); Veri çeşitlerinin çözümsel nitelik taşıması ve kalite kontrolünün yapılması ile ortaya konulmaktadır. MPQ, göstergeler için örnekleme yöntemlerinde duyarlılık, yanlılık gibi şartlar başta olmak üzere analiz yöntemlerinde özel bir performans kriteri olarak tanımlanmaktadır. Bu kriterler, Kalite Olçümlerinin Çevresel Etki Laboratuar Ağı için gerekli seviyedeki verileri belirlemek açısından önem tasımaktadır". Kalite ölçüm hedeflerinde özel bir çevresel matrisin örneklemleri ile kriterler belirlenmiş, belirli bir analitiksel yöntem altında işleme tabi tutulmuş ve değerlendirilmiştir. MPQ'lar ayrıca kullanıcılar için ne tür bilgiye ihtiyaç duyulduğunu tespit etmek üzere laboratuarlardan temin edilmektedir. Buna ilaveten <sup>2000 .</sup>S.A Environmental Protection Agency, "USEPA Contract Laboratory Program National Functional Guidelines", s:1-3, October 1999, Washington, http://www.epa.gov/superfund/ programs/clp/download/fgorg.pdf, (Erişim Tarihi: 02.05.2011). <sup>207</sup> U. S. A. Environment Protection Agency (EPA), "Performance Characteristics and Measurement Quality Objectives (MQOs)", www.epa.gov/…/html/measurement quality objectives.html, (Erişim Tarihi: 27.04.2011). raporlama zorunluluğu olan veriler için gerekli bilgilerin amaçları doğrultusunda da göstergeleri yorumlamak açısından karar vericilere fayda sağlamaktadır. Kalite Olçüm Hedeflerinin kullanımı laboratuarlarda kesin, doğru ve kalite kontrolu yapılmış veriler için bir kontrol mekanizması biçiminde çalışmaktadır. Laboratuar kendi kalite ölçüm hedeflerini, Analitiksel set talepleri (ASR) ile almakta ve teslim şartları arasında kalite ölçüm şartlarını geçen ilgili verileri raporlamaktadır208. ## 2.Sürdürülebilir Kalkınma Kavramı İçeriğinde Çevresel Göstergeler Geçtiğimiz on yılda çevresel konulara artan ilgi ile güvenilir çevresel bilgilere ve daha kapsamlı bilgilere olan ihtiyaç artmıştır. Ayrıca birçok ülkenin çevre durumu hakkında çabalarının ortaya konulması ve bir takım uluslararası organizasyonlarda Birleşmiş Milletler Çevre Programında sunulması, analiz edilmesi ve bilimsel olarak çevresel bilgi üzerine raporlar ortaya konulması gerekmektedir. Hâlâ ne karar vericiler, ne de kamuoyu tarafından güncel çevresel verilerin kolayca geniş ölçekte yorumlanması mümkün olamamaktadır. Kanada Hükümeti çevresel göstergeler kavramını geliştirmeye 1980 yılının sonlarında başlamıştır. 1987 yılında Hollanda Hükümeti tarafından benzer çalışmalar yürütülmüş ve 1989 yılında G-7 Ekonomik zirvesinden sonra yedi ekonomik güç tarafından OECD çevresel göstegeleri <sup>208</sup> U. S. A. Environment Protection Agency (EPA), "Performance Characteristics and Measurement Quality Objectives (MQOs)", www.epa.gov/…/html/measurement quality objectives.html,/ (Erişim Tarihi: 27.04.2011). geliştirmek konusunda taleplerini ortaya koymuşlardır. Kanada ve Hollanda hükümetleri öncülüğünde ve OECD tarafından da devam edilmiştir 209 210 211 Çevre konusu uluslararası boyutlarda 1992 yılındaki Rio de Janerio Zirvesi'nde, Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı'nda en üst noktaya ulaşmıştır. Zirve'de ana tema olan Çevre ve Kalkınma konusunda sunulan bildirim çevresel göstergelerin sürdürülebilirlik ve çevresel korumanın önemli presipleri bakımından gerekliliğini ortaya koymuştur212. Dünya Kaynakları Enstitüsü'nün (WRI) çevresel göstergeler konusundaki çalışmaları 1980 sonlarında başlamıştır. 1990'lı yıllarda çok sayıda konferans, bilimsel çalışma ve araştırmalara yer verilmiştir. O tarihlerde daha az sayıda gerçekleştirilen "Çevre ve Sürdürülebilir Kalkınma Göstergeleri" konusundaki çalışmalar ulusal ve uluslararası boyutlarda ortaya konulmuştur". <sup>20%</sup> S.E.Serafy, Et al., (1989) "The Proper Calculation of Income from Depletable Natural Resources", Environmental Accounting for Sustainable Development , World Bank, Washington. <sup>20</sup> M. A. Freeman III, "The Measurement of Environmental and Resource Values: Theory and Methods", Resources for the Future, Washington, D.C., 1993. <sup>21</sup> M. Berman, E. Larson, and B. Tuck, "Natural Resource Depletion and Social Income Accounting: Sustainable Income in Petroleum-Dependent Economies", Paper Presented at The First Opec/Alaska Conference on Energy Issues in the 1990s, 1992. <sup>212</sup> A.Almond, A.Adriaanse, E.Rodenburg Dirk, B.Richard, "Environmental Indicators: A Systematic Approach to Measuring and Reporting on Environmental Policy Performance In the Context of Sustainable Development" s:2-5, May 1995. <sup>213</sup> M. Anielski, "Natural Resource Accounting: Alberta's Forest Account in 1991", Alberta Environmental Protection, Edmonton, 1993, Yayınlanmamış Baskı. Birleşmiş Milletler İstatistik Bölümü (UNSTAT) ve Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) Çevre ve Sürdürülebilir Kalkınma Göstergelerinde Cenevre' de bir uzman grup eşliğinde birçok organizasyona gösterge geliştirmek konusunda imza atmıştır. 1994 yılında çevre ve sürdürülebilir kalkınma göstergeleri konusunda çalışmalar hız kazanmış, organizasyon ve toplantıların sayısında artış görülmüştür. Devamında Sürdürülebilir Kalkınma Gösterge çalışması ulusal ve bölgesel girişimler Avrupa Komisyonu tarafından başlatılmıştır. Dikkate değer çalışmalar arasında Dünya Bankası tarafından düzenlenen teknik toplantılar 1994 yılının sonunda gerçekleştirilerek 1995 yılı başlarında sürdürülebilir kalkınma göstergeleri yaklaşımları konusunda ortak bir zemin oluşturulmuştur. Uluslararası politikaların ortaya konulduğu toplantı Belçika ve Kosta Rika Hükümetlerinin UNEP ile Çevre problemleri konusunda Bilimsel Komite (SCOPE) işbirliği ile uluslararası göstergelerin kullanımını sağlamak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Komisyonu (UNCSD) 1995 yılının 3. Döneminde Sürdürülebilir Kalkınma konusunda işbirliği çalışmalarını başlatmıştır. Bu çabalara paralel olarak Gayri Safi Milli Hasıla (GDP) ve diğer ekonomik göstergeler ve çevresel farkındalık anlamında çalışmalar başlatılmıştır. Dünya Kaynakları Enstitüsü öncülüğündeki çalışmalar ve Dünya Bankası tarafından çevre konusunda yeşil ulusal hesaplamalar ve doğal kaynak hesaplamaları gündeme gelmiş244 ulusal ekonomik hesaplamalar yapılırken kirlilik fiyatlarını yansıtmak ve doğal kaynakların tükenmesini ortaya koymak açısından faydalı olmuştur. Yeşil ulusal hesaplamalarda temel fikir doğanın bir merkez olarak tükenmesi biçiminde değerlendirilmesidir. Doğal kaynakların çevresel değer olarak hesaba katılması, toplumsal açıdan reel bir mâliyete sâhip olduğundan ulusal hesaplamalarda ekonomik sermâye değerlerinin tükenmesi biçiminde ele alınması gerekmektedir. ## 2.1 Kanada Hükümetinin Oncü Çevresel Sürdürülebilirlik Göstergeleri Kanada Hükümeti Çevre Durum Raporları'nı ve Çevresel Göstergeleri ulusal ölçekte en üst düzeyde açıklamakta, ve 1990 yılından 2003 yılına kadar olan değerlendirmeleri bültenler ve raporlar biçiminde yayınlamıştır. Aşağıda özetlendiği gibi çevresel göstergeler çevre konusunda karmaşık bilgilerin iletilmesinde daha kolay bir yol sunduğundan; net yerel üretimler, tüketici fiyat indeksi ve ekonomi içerisindeki işsizlik düzeyi gibi bilgiler de özetlenerek sunulmaktadır. Çevresel Sürdürülebilirlik Göstergeleri'nin hazırlanmasında Avrupa Çevre Ajansı ve Kanada içindeki uluslararası kuruluşlara da yer verilmektedir. Kanada Çevresel Sürdürülebilirlik İndeksi (CESI) aracılığı ile çevresel bilgiler ve veriler federal ve bölgesel düzeyde sunulmakta, Kanada da çevresel yönetim planlamasında sorumluluklar paylaşılmaktadır. CESİ'nin Sağlık ve İstatistik konusunda veri ve bilgi paylaşımı yapan bağlı kuruluşları bulunmakta il düzeyinde <sup>214</sup> A. Born, "Development of Natural Resource Accounts: Physical and Monetary Accounts For Crude Oil and Natural Gas Reserves in Alberta", National Accounts and Environment Division, Statistics Canada, 1993. bölgesel düzeyde katkılar ile desteklenmektedir. Bu konuda paydaş kurum ve kuruluşlar Birleşik Krallık, yerel ve bölgesel uzmanların katkılarıyla veri ve bilgilere ulaşabilmekte bu sayede karar vericilere kolaylık sağlamaktadır. 2009 yılı sonu itibari ile CESI Entegre Sürdürülebilir Kakınma Stratejisi'nin önemli bir bileşeni olacağını açıklamış gösterge tabanlı yapılan çalışmada iklim değişimi ve hava kalitesini önceliklendirmiş, su kalitesi ve varlığı ile doğa koruma konuları önemli bileşenler olarak ön plana çıkarılmıştır-215. Kanada Çevresel Sürdürülebilirlik Göstergeleri; Hava Kalitesi, Sera Gazı Emisyonları, Su Kalitesi, Su seviyesi, Korunan Alanlar gibi konularda hazırlanmaktadır. Bu göstergeler aracılığı ile Kanada Hükümeti açısından önemli çevresel konular uzun vâdede ortaya konularak Federal Hükümet raporları hazırlanmaktadır216 ## Kanada Hükümeti Hava Kalitesi Göstergeleri Hava kalitesi göstergeleri; toprakdan îtibâren solunum seviyesindeki ozon derişimi ve 2.5um ve altındaki solunabilir partikül maddeleri (PM2.5) de içermekte, Kanada ve çevresinde yaşan halkın soluduğu havanın kalite verilerini değerlendirmektedir. Ulusal seviyede hava kalitesi göstergeleri; 1990 ve 2007 yılları arasında Kanada'daki yaygın ölçüm ağının Nisan-Eylül ayları için verdiği günlük ortalama <sup>215</sup>Statistic Canada, "Canadian Environmental Sustainability Indicators", http://www.statcan.gc.ca/pub/16-251-x/16-251-x2005000-eng.htm, Erişim Tarihi: 26.09.2010). <sup>216</sup> Environment Canada, "Measuring Sustainability: Canadian Sustainability Indicators-Air Quality", http://www.ec.gc.ca/indicateurs-indicators/default.asp?lang=En&n=4B5631F9-1, (Erişim Tarihi:17.10.2010). derişimlerin %90 güvenirlikle değerlendirilmesi ile elde edilmiştir. 2000-2002 döneminde kirlilikte önemli artış görülmüşse de 2007 yılında başlangıç düzeyine çekilmiştir (Şekil 4). Bölgesel seviyede, 1990-2007 yılları arasında Doğu Bölgesini içine alan iller için partikül madde %12 oranında ortalama seviyenin üzerinde ne kadar çıktığını göstermektedir. Aynı zaman serisi içerisinde Kuzey Ontaria bölgesinde %17 düzeyinde artış görülmekte, Atlantik bölgede havadaki saf partikül madde seviyesi 200-2007 yılları arasında azalma göstermektedir. Diğer kesin veriler yeryüzü ozon seviyesinde ya da saf partiküler madde için bölgesel bazda değişiklikler bulunmadığını ortaya koymaktadır217. Kanada'nın en büyük şehirleri Calgary, Montreal, Toronto ve Vancouer ile diğer ülkelerin büyükşehirleri karşılaştırıldığında hava kalitesi bakımından benzerlik göstermekte olduğu görülmüştür. <sup>217</sup> Statistic Canada, " Canadian Environmental Sustainability Indicators", http://www.ec.gc.ca/ indicateurs-indicators/default.asp?lang=En&n=4B5631F9-1, (Erişim Tarihi: 20.10.2010). Şekil 4. 1990-2007 yılları arasında Kanada'da yer seviyesindeki ozon göstergeleri ve ulusal ölçüde saf partikül madde (PM2.5)'yi göstermektedir-18. ![](_page_0_Figure_1.jpeg) \*\*Ozon Göstergesi (1 Nisan-30Eylül) Kanada da yer alan hava ölçüm istasyonlarında kaydedilen maksiumum yoğunluğu günde ortalama 8 saat ölçülerek hesaplanmıştır. PM25 göstergeleri ise (1 Nisan 30 Eylül) tarihleri arasındaki Kanada daki izleme istasyonlarında günde ortalama 24 saat boyunca kaydedilen konsantrasyonları göstermektedir. Şekillerde de ifâde edildiği gibi 1990-2007 yılları arasında yeryüzü düzeyindeki ozon derişiminde ortalama %13 düzeyinde artış görülmekte, fakat seviyeler yıllara göre salınım göstermekte, tam olarak düşme ya da yükselmeden söz edilememektedir. <sup>218</sup>National Air Pollution Surveillance (NAPS) Network and the Canadian Air and Precipitation Monitoring Network (CAPMON), "Indicators", http://www.ec.gc.ca/indicateurs-indicators/ default.asp? lang=en&n=89B1C598-1, (Erişim Tarihi: 20.10.2010) . ## Kanada Hükümeti Sera Gazı Emisyonları Göstergeleri Geçtiğimiz ikiyüz yıl boyunca insan faaliyetleri sonucunda atmosfere yayılan sera gazı emisyonları ile fosil yakıtların yanması, arazi örtüsü bakımından tehlike yaratmıştır. Doğal sonucu olarak daha fazla ısı tutulmuş ve gezegendeki sıcaklık ortalamaları yükselmiştir. Deniz seviyesi Arktik buzulların erimesi ile yükselme göstermiş, iklim değişimi, fırtınalar ve sıcak dalgaları gibi hava değişimleri meydana getirerek çevre, insan sağlığı ve ekonomiyi etkilemiştir". Bu kaynakta vurgulandığı üzere iklim değişimi Kanada Hükümeti tarafından ciddî sonuçlara neden olması nedeniyle oldukça önemsenen, küresel bir başlık olarak ele alınmıştır ve sera gazı emisyonları 6 sera gazı kapsamında izlenmektedir. Bu göstergenin üretilmesi sera gazlarının izlenmesinde ve ortaya konan stratejiler ile emisyonları azaltmak için kullanılmakta ve gereğince geliştirilebilmektedir. Kanada Hükümeti'nin 2008 yılı için sera gazı emisyonları 2007 yılına göre %2.1 düzeyine gerilemiş, toplam sera gazı emisyonları tüm bölgesel ve il düzeyinde; Prince Edward İsland, Quebec and Yukon dışında 1990-2008 yılları arasında artmıştır. Alberta ve Ontaria gibi kentler 2008 yılında en yüksek emisyon değerine sahip olmuştur. Kanada'nın Kuzeyindeki Alberta Eyâletı tek başına ülke toplamına <sup>219</sup> Statistic Canada, "Canadian Environmental Sustainability Indicators, Greenhouse Gas Emissions", http://www.ec.gc.ca/indicateurs-indicators/default.asp?lang=En&n=FBF8455E-1, (Erişim tarihi: 20.10.2010). oranla %33.4 kadar emisyon üretmiştir. Merkez Ontario da ise bu oran %26 düzeyindedir220. Şekil 5. Kanada Hükemeti için Ulusal Sera Gazı Emisyonları 1990-2008 221. ![](_page_0_Figure_2.jpeg) ## 1992 1994 1998 1998 2000 2002 2004 2006 2006 1 2590 Şekilde de görüldüğü gibi 2008 yılındaki toplam sera gazı emisyonlarının hesaplanan karbondioksit eşdeğeri (CO2eq) 734 megatondur. Kanada'nın 2008 yılındaki seragazı emisyonları 2007 yılına göre %2.1 oranında azalmıştır. 2008 yılında başlayan ekonomik gelişme nedeni ile kısmen azaldığına dikkat çekilmekte, hidroelektrik enerjinin kullanımında da artış görülmektedir. Bu gelişme eğilimi ise <sup>20</sup> Environment Canada, "Greenhouse Gas Emissions", http://www.ec.gc.ca/indicateurs-indicators/ default.asp?lang=en&n=FBF8455E-1 , (Erişim Tarihi: 17.10.2010). <sup>22</sup> Environment Canada, "The National Inventory Report 1990–2008: Greenhouse Gas Sources and Sinks in Canada", 2010, http://www.ec.gc.ca/ges-ghg/default.asp?lang=En&n=0590640B-1#section1, (Erişim Tarihi: 20.10.2010) geçtiğimiz yıllarda düşmüş ve 2003 yılından bu zamana kadar %0.8 oranında net azalma görülmüştür222 . Şekil-6. 1990-2008 Yılları Kanada'da Kişi Başına Düşen Sera Gazı Emisyonları ve milyar \$ GSMH Başına Oranları223 ![](_page_0_Figure_2.jpeg) \*\*Sera gazı emisyonları gerçek enflasyon değerleri kullanılarak hesaplanmış gayri safi milli hasılaya uyarlanmıştır. Bu grafik ile 1990 yılındaki Gayri Safi Milli Hasıla değerleri ile karşılaştırılmakta ve kişi başına düşen sera gazı emisyonlarının değerlerindeki değişiklikleri ortaya koymaktadır. <sup>222</sup>Environment Canada, a.g.e. <sup>223</sup> Environment Canada, "The National Inventory Report 1990–2008: Greenhouse Gas Sources and Sinks in Canada", a.g.e. Sera gazı emisyonlarının izlenmesinde kullanılan yollardan biri kişi başına ne kadar sera gazının yayıldığı, diğeri ise Gayri Safi Milli Hasıla (GSMH) artışına oranla hesaplandığı göstergelerdir. Bu her iki gösterge de; ortaya çıkan sera gazı emisyon miktarlarını ve Kanada nüfusu içerisindeki paylarını ortaya koymaktadır24. 1990 yılından 2008 yılına kadar emisyonlar birim Gayri Safi Milli Hasıla (GDP) başına temelinde %22.5 düzeyinde azalmıştır. GSMH birim başına düşen sera gazı emisyonları 1992 yılında en üst seviyesindedir. 2008 yılında 0.74 megaton karbondioksit eşdeğeri bir milyar dolar başına GDP üzerinden yaklaşık olarak 0.56 megatondur. Bunun anlamı ise 2008 yılında ekonomik faâliyetlerin salımı azaltma etkinliklerinden çok daha fazla olduğudur. 1992 yılı ile karşılaştırıldığında sera gazı salımı her bir ton için 2008 yılında daha fazla ekonomik faâliyet yapıldığı anlamını taşımaktadır. 1990 yılından 2008 yılına kadar Kanada'da kişi başına sera gazı emisyonları miktârında %3 oranında bir artış görülmekte, 2008 yılında ise 22 ton Karbondioksit eşdeğeri üretilmiş olduğu görülmektedir. <sup>224</sup>Environment Canada, "Greenhouse Gas Emissions", a.g.e. ## Kanada Hükümeti Su Kalitesi Göstergeleri Kanada'nın farklı bölgelerindeki suların koşulları ayrıntılı ölçümlerle izlenmektedir. Raporlar su örneklerinde bulunan kirletici olan ve olmayan maddelerin geniş aralıklardaki ölçümlerini içermektedir225. Bu göstergeler hayvanlar, bitkiler için uygun olan suyun nasıl olması gerektiği üzerine odaklanmakta, kirliliğe duyarlı su ekosistemlerinin genel sağlığı üzerine etkileri ve yansımaları biçiminde değerlendirilmektedir. Ulusal düzeyde su kalitesi ölçümleri ile Kanada'da nehirler ve göllerin su kalitesi %39'unda izlenerek kötü, marjinal düzeyde, yeterli, iyi ya da daha iyi ve mükemmel olarak sınıflandırılmaktadır (Şekil 7). Çevre Su Kalitesi Kanada Bakanlık Konseyi verilerine dayanılarak elde edilmiş, ve %43 oranında marjınal ve yeterli ya da %18 oranında zayıf olarak değerlendirilmiştir. Fosfor, Su Kalitesi Endeksinde etkili olan bir bitki besini ve Kanada Hükümetince temiz su kalitesinde kullanılmaktadır. Bölgesel düzeyde, tüm havzalar içerisindeki suların büyük çoğunluğunun su kalitesi izlenmektedir. Kanada Hükümeti Çevresel Performans Indeksi sonuçlarına dayanılarak endüstriyelleşmiş ülkelerin 10 lideri arasında en iyi su kalitesine sâhip ikinci ülke olduğu açıklanmıştır 226. <sup>225</sup> Environment Canada, "Water Quality", http://www.ec.gc.ca/indicateurs-indicators/default.asp? lang=En&n=68DE8F72-1, (Erişim Tarihi: 19.10.2010). <sup>226</sup>Environment Canada, Water Quality, a.g.e. Şekil-7. 2005-2007 yılları arasında Kanada Hükümeti'nce sucul yaşamın korunması için kurulmuş izleme merkezlerinde temiz su kalitesinin durumu22'. ![](_page_0_Figure_1.jpeg) \*\*Su kalitesi: Kanada Hükümeti Çevre Su kalitesi Bakanlar Konseyi tarafından değerlendirilmiştir. Yukarıdaki Şekil'de 153 nehirden izleme merkezindeki veriler seçilmekte Kanada'nın 16 nehir havzasından numune almak üzere insan faaliyetlerinin daha yoğun olduğu bölgeler seçilmiştir. Kaynak: Veriler federal, il, bölgesel ve su kalitesi izleme programlarından elde edilmiştir. Sonuç olarak Su kalitesi 2005-2007 yılları arasında 10 merkezde, yâni %7 oranında sucul hayatın korunması için "en iyi" seviyesindedir. Bu oran 49 merkezde (%32) "iyi" , 66 merkezde (%43) orta, 22 merkezde (%14) "marjinal"ve 6 merkezde ise (%4) zayıf olarak belirtilmektedir. <sup>22</sup> Environment Canada , "Water Levels", http://www.ec.gc.ca/indicators/default.asp? lang=en&n=7FAFC303-1, (Erişim Tarihi: 03.03.2011). Daha düşük olan marjınal ve zayıf kalıte ise beklendiği gibi genellikle yoğun insan faâliyetleri nedeniyle ortaya çıkmaktadır. Bu faâliyetler tarım, endüstri ve zayıf atıksu arıtmalardan kaynaktadır. Fakat doğal olarak ortaya çıkan maddelerin bazılarının seviyesinin yükselmesi kaliteyi de düşürmektedir. Orneğin; kirletici mineraller ve organikler kayaları ve toprak ile yer altı sularında yerleşmektedir. ## Kanada Hükümeti Su Seviyesi Göstergeleri Dünya'daki yenilenebilir tatlı suyun %7 si nehirlerden ve göllerden oluşmaktadır. Bu açıdan Kanada su zengini bir ülkedir. Yenilenebilir tatlı su ölçümü Kanada'da mevcut tatlı su miktarı içerisindeki içilebilir kalitedeki, ve yağışla düşen miktardan buharlaşma ile kaybedilen su miktarı farkı olarak elde edilmektedir. Doğal su temini yoluyla halkın talebini karşılayamayan bölgelerde ciddî miktarda su kıtlığına neden olmaktadır. Sıcaklıkdaki doğal değişiklikler ve yağış dengesi yıl boyunca nehirlerdeki, göllerdeki su depolarında değişikliklere neden olmaktadır228. Yanlış arâzi kullanımı gibi insan faâliyetleri rezervuar hacmi azalışı, suyun yön değişimi ve çekilmesi gibi sonuçları doğurmaktadır. Termal güç istasyonları, endüstri, tarım, hanehalkları ve mâdenler Kanada'daki göller ve nehirlerden her yıl hemen hemen 44 milyar m' çekilmesine neden olmaktadır. Suyun çekilmesi <sup>228</sup> Environment Canada , "Water Levels" , a.g.e. nedeniyle yaklaşık olarak 5.5 milyar m³ su nehir merkezine ya da göllerine dönememektedir229. Ulusal düzeyde su seviyesi 1998-2007 yılları arasındaki 10 yıllık değişimleri, daha önceki 30 yıllık süre içindeki su seviyeleri ile karşılaştırıldığında büyük ölçüde farklılık gözlenmemiştir. Uluslararası düzeyde incelendiğinde Kanada Hükümeti endüstriyelleşmiş ülkeler arasında ikinci sırada yer almaktadır. Kanada yenilenebilir su ve kişi başına düşen yenilenebilir su miktarları açısından en üst düzeyde, yenilenebilir suyun toplam miktarında ise ikinci sırada yer almaktadır. <sup>229</sup>Environment Canada , "Water Levels", a.g.e. Sekil-8. 1998-2007 yılları arası Kanada Drenaj Bölgelerindeki Su Seviyesi Koşulları230. ![](_page_0_Figure_1.jpeg) 1998-2007 yılları arasındaki on yıllık periyodda, su seviyesi koşulları geçen 30 yıl ile karşılaştırıldığında çoğu drenaj bölgelerinde de normal düzeyde gözlenmiş, en az bir bölgede de normal seviyeden daha yüksek olduğu saptanmıştır. 2005 yılında 11 bölgede yüksek su seviyesi gözlenmiş, merkezî Kanada'da ise yağışlı bir yıl tespit edilmiştir. <sup>230</sup>Water Survey of Canada, "Environment Canada", http://www.ec.gc.ca/rhc-wsc/default.asp? lang=En&n=4EED50F1-1, (Erişim Tarihi: 20.10.2010). Şekil -9. 2007 Yılı Kanada Için Yüksek, Normal ve Düşük Su Seviyesindeki Drenaj Bölgeleri231. ![](_page_0_Figure_1.jpeg) Kaynak : Water Survey of Canada, Environment Canada. \*\*2007 yılında 3 merkez bölge içerisinde ve bir Kuzeybatı drenaj bölgesinde normalden biraz daha yüksek su seviyesi gözlenmiştir. 2007 yılı bahar aylarının Manitoba ve Saskatchewan'da, Kuzeybatı Bölgeleri ve Yukon Bölgesi'nin kuzey parçasında genelden daha yağışlı geçtiği gözlenmiştir. Diğer tüm bölgeler için 2007 yılında normal su seviyesi gözlenmiştir. Bu verilerin çoğu geçen 30 yıla göre daha kapsamlı olarak alınmış verilerdir. <sup>231</sup> Water Survey of Canada, "Environment Canada" , http://www.ec.gc.ca/indicateurs-indicators/ default.asp?lang=en&n=7FAFC303-1, (Erişim Tarihi: 20.10.2010). ## Kanada Hükümeti Korunan Alanlar Göstergeleri Korunan Alanlar tanımına giren alanların insan doğa ve toplum için bir çok faydası bulunmakta, temiz hava ve su gibi biyoçeşitlilikde yer alan ilgili tüm türler için hayatın temelini oluşturmaktadır. Korunan alanlar iklim ve yaşayan türlerin devamlılığını sağlamakta, iklim koşullarını düzenlemeye de yardımcı olabilmekte, yenilenebilir doğal kaynaklara, bilimsel gerçeklere, buluşlara ve eğitime de katkıda bulunmaktadır. Kanada ve çevresi için de korunan alanlar oldukça önem taşımakta olduğundan çevresel sürdürülebilirlik göstergeleri arasındaki öncü göstergeler arasında yer almaktadır. Korunan alanlara ait göstergeler incelendiğinde, Kanada'nın doğal kaynaklar konusundaki gelişimi değişiklik göstermekte, Ulusal ve bölgesel düzeydeki korunan alanların bozulmuş olduğu belirtilmektedir. Bu göstergenin tanımı Uluslararası Doğa Koruma Birliği'nce (IUCN) uluslar arası bir kabule dayandırılmaktadır 33. Istatistiki bilgilere göre 2009 yılında Kanada'daki arâzinin % 9.4'ü korunmakta iken 1990 yılından beri Kanada'da korunan alanlar toplamı yaklaşık olarak % 81 oranında artış göstermiştir. <sup>232</sup> Environment Canada : "Protected Areas", http://www.ec.gc.ca/indicators/default.asp? lang=En&n=478A1D3D-1, (Erişim Tarihi: 20.10.2010). Ekolojik açıdan korunan alanlar bölgesel ve il düzeyinde değişiklik göstermiştir. Korunan alanların, Columbia ve Alberta eyaletlerinde korunan alanların %15 ila %12 olmak üzere düzeyi ile en yüksek orana sâhip oldukları tespit edilmiştir 233. Kanada Hükümeti toplam korunan alanlar açısından 10 endüstriyelleşmiş ülke arasında dördüncü sırada yeralmaktadır. Kanada diğer ülkeler ile karşılaştırıldığında çok daha büyük olduğundan daha küçük ülkeler ve o ülkelerin toplam bölgelerine göre daha fazla korunan alana sâhip bulunmaktadır. <sup>233</sup> Environment Canada : "Protected Areas", http://www.ec.gc.ca/indicateurs-indicators/default.asp? lang=En&n=478A1D3D-1, (Erişim Tarihi: 20.10.2010). Şekil-10. Her iki grafik de 1990-2009 aralığını kapsamakta, ilki Kanada'da korunan alanların yüzdesini gösterirken, diğeri korunan kıyı bölgelerinin yüzdesini göstermektedir234. ![](_page_0_Figure_1.jpeg) ![](_page_0_Figure_2.jpeg) Kanada'nın 2009 yılı ortası verilerine göre %9.4 ü korunmakta, bu alanlar içerisinde federal, bölgesel ve il düzeyindeki sınırlar içinde kalan toprak ve su bileşenleri de önemli ölçütler olarak ele alınmaktadır. Uluslararası düzeydeki tanımlamalarda korunan alanlar biyolojik çeşitliliği sürdürmek ve kültürel kaynakları koruma seviyesine göre sınıflandırılmaktadır. <sup>234</sup> Canadian Council on Ecological Areas (CCEA), "Conservation Areas Reporting and Tracking System"(CARTS), 2009, http://www.ccea.org/en\_cartsintro.html, (Erişim Tarihi:17.10.2010). ## 3. OECD Gösterge Setleri Çevresel göstergeler konusundaki OECD programı ilk olarak 1989-1990 yılları arasında başlamıştır. OECD çalışma prensibi, belirli amaçlar ve kullanımlar doğrultusunda hazırlanan birkaç seti kapsamaktadır. Bu setler sırasıyla; çevresel performansı ve gelişmeleri izlemek için kullanılan çekirdek göstergeler ile çekirdek set içerisinden seçilen anahtar göstergelerdir. OECD halk ile iletişim içerisinde olmayı ve çevresel konulara dikkat çekmeyi amaçlamaktadır. Göstergeleri de karar verici ve politika sağlayıcılara sektörel boyutta çevresel konuların entegrasyonunu sağlamak ve izlemek üzere sektörel düzeyde hazırlanan göstergelerden oluşmaktadır. Ayrıca doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımı ve yönetimi için ekonomik politikalara çevresel yatırımları dâhil etmek, etkileşimlerin sağlanıp, izlendiği çevresel hesaplamalardan türetilen göstergelerdir233. Çevresel göstergeler konusunda OECD; Ortak bir yaklaşım ve kavramsal çerçeve geliştirerek üye ülkelerin çevresel gösterge alanlarındakı bireysel girişimlerinin uyumlaştırmasına katkıda bulunmayı, OECD ülkelerinde kullanılan çevresel göstergelerin daha fazla gelişimi ve kullanımına yardımcı olmayı ve ilgili deneyimlerin üye olmayan ülkeler ile diğer uluslar arası kuruluşlarla paylaşımının desteklenmesi amaçlanmaktadır. OECD'nin politika analizini ve değerlendirmelerini desteklemek için güvenilir, ölçülebilir ve politika tabanlı ilgili çevresel göstergelerin çekirdek setlerinin <sup>235</sup> OECD Environment Indicators, "Compendium: A Global Directory To Indicator Initiatives", http://www.iisd.org/measure/compendium/, (Erişim Tarihi:14.05.2010). geliştirmesi; çevresel gelişim ve performansın ölçülmesi, politika entegrasyonunun sağlanması ve etkin uluslararası karşılaştırmalara izin verilmesi gerekmektedir336. OECD tarafından 1989 yılında başlatılan çevresel göstergelerle ilgili çalışma, Şekil 11'de gösterildiği gibi, her biri belli bir amaç ve çerçeveye karşılık gelen, birçok gösterge kategorisini içermektedir. Şekil-11. OECD Çevresel Gösterge Setleri23'. ![](_page_0_Figure_3.jpeg) <sup>236</sup>T.C Çevre ve Orman Bakanlığı, "Çevresel Göstergeler Raporu", Türkiye için Çevre Alanında Kapasite Geliştirme Projesi (TEIEN), s.31, 07.05.2010, Ankara. <sup>237</sup>OECD, "OECD Environmental Indicators: Development, Measurement and Use", Reference Paper, OECD: 6, (2003). OECD Çekirdek Göstergeleri: Çevresel gelişme ve performansın izlenmesi amacıyla ortaya konan gösterge tipi olarak tanımlanmakta, çevresel gelişimi ve içerdiği faktörleri izlemek, çevresel politikaları analiz etmek amacıyla tasarlanmıştır. OECD Çekirdek Seti, OECD ülkeleri tarafından, ortak anlaşma ile kullanımı sağlanan bir settir. Düzenli olarak yayınlanmakta olup, yaklaşık olarak 50 gösterge içeren 'Çekirdek Set', OECD ülkelerindeki ana çevresel sorunları yansıtan konuları içermektedir. Sektörel setlerden ve çevresel hesaplamalardan kaynaklanan göstergelerin entegrasyonunu sağlamakta, PSR modeline göre sınıflandırılmaktadır. Doğrudan, ya da dolaylı olarak etkili olan çevresel baskı; çevresel koşul göstergeleri toplumun tepkileri ile ilgili göstergeleri de içermektedir239. Tablo'2 de belirtilen temalar için OECD tarafından ana başlıklar altında tanımlanmış olan çekirdek göstergeler ve bu göstergelerin gösterge sistemleri içerisindeki durumu değerlendirilmektedir. <sup>238</sup>V.White, G. McCrum, K.L.Blackstock, A.Scott, "Indicators of Sustainability&Sustainable Tourism Some Example Sets" The Macaulay Institute, (2006), s.8-11 http:// www.oecd.org/ dataoecd/7/47/24993546.pdf, (Erişim Tarihi:14.05.2010). ## Tablo 2: OECD Çekirdek Gösterge Seti239. | Konu | Baskı | Durum | Tepki | |-----------------------------------|----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------|-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------|-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------| | İklim değişimi | emisyonları<br>Sera<br>gazı<br>indeksi<br>• CO2 emisyonları<br>· CH4 emisyonları<br>• N2O emisyonları<br>· CFC emisyonları | Sera gazlarının atmosferik<br>konsantrasyonları; Küresel<br>ortalama sıcaklık | Enerji verimliliği<br>Enerji<br>yoğunluğu<br>(GSYIH birimi başına ya<br>kişi<br>başına<br>düşen<br>da<br>birincil<br>toplam<br>enerji<br>temini)<br>Ekonomik ve mâli araçlar<br>(örneğin<br>ücretler<br>ve<br>vergiler, harcamalar) | | Ozon<br>tabakasının<br>seyrelmesi | Ozon inceltici maddelerin<br>görünen<br>(ODP)<br>tüketim<br>indeksi (ODP)<br>· CFClerin ve halonların<br>görünen tüketimi | ODP'nin<br>atmosferdeki<br>konsantrasyonları<br>Yer seviyesindeki<br>UV-B<br>radyasyonu<br>· Stratosferik<br>ozon<br>seviyeleri | CFC geri kazanım oranı | | Otröfikasyon | Su ve topraktaki N ve P<br>emisyonları<br>· Gübre kullanımından ve<br>çiftlik<br>hayvanlarından<br>kaynaklanan N ve P | • İç<br>sulardaki,<br>marina<br>sularındaki BOD/ÇO<br>• Iç<br>sularda,<br>marina<br>sularındaki<br>&<br>N<br>P<br>Konstantrasyonu | Kimyasal<br>ve/veya<br>tesisine<br>biyolojik arıtma<br>bağlı nüfus (Mil.)<br>• Evsel<br>atıksu<br>arıtma<br>tesisine bağlı nüfus<br>• Atıksu<br>arıtımı<br>için<br>kullanıcı bedeli<br>· Fosfatsız<br>deterjanların<br>pazar payı | | Asitleşme | Asitleşen madde indeksi<br>· NOx ve SOx koşullarının<br>emisyonları | ve topraktaki<br>pH'ın<br>Su<br>kritik yüklerinin aşılması<br>Asit<br>●<br>yağmurundaki<br>konsantrasyonlar 1 | dönüştücüsü<br>• Katalitik<br>olan<br>araba<br>filosunun<br>%'si<br>• Sabit kaynakların<br>SOx<br>NOx<br>azaltma<br>ve<br>cihazlarının<br>asitleşme<br>kapasitesi | | Toksik etmenler ve<br>zehirlenme | · Ağır metallerin emisyonu<br>· Organik<br>bileşiklerin<br>emisyonu<br>• Zirâi ilaçların tüketimi | Çevre<br>ortamındaki<br>ve<br>yaşayan türlerdeki organik<br>bileşik<br>ağır<br>metal<br>ve | Ürünlerdeki<br>üretim<br>ve<br>süreçlerindeki<br>toksik<br>içeriklerin değişimleri | <sup>239</sup>V.White, G. McCrum, K.L.Blackstock, A.Scott, s.8-11, a.g.e. | Konu | Baskı | Durum | Tepki | |------------------------------|----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------|--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------|----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------| | | | konsantrasyonları<br>Nehirlerdeki ağır metal<br>konsantrasyonları | benzinin<br>Kurşunsuz<br>●<br>pazar payı | | Kentsel<br>Cevre<br>Kalitesi | Kentsel hava emisyonları<br>(SOx, NO2, VOC)<br>• Kentsel trafik yoğunluğu<br>· Kentlerde<br>otomobil<br>mülkiyeti<br>· Şehirleşme derecesi (kent<br>nüfusunun<br>gelişim<br>oranları, kentsel arazi) | · Hava<br>kirliliğine,<br>gürültüye<br>mâruz<br>kalan<br>nüfus<br>Hava<br>kirleticilerinin<br>konsantrasyonları<br>· Kentsel<br>alanlardaki<br>ortam, su koşulları | · Yeşil<br>alan<br>(Kentsel<br>gelişimden<br>korunan<br>alanlar).<br>Ekonomik,<br>mâli<br>düzenleyici<br>ve<br>araçlar<br>· Kentsel çevre kalitesi<br>· Su<br>arıtımı ve<br>gürültü<br>azaltma harcaması | | Biyoçeşitlilik | Daha<br>fazla<br>geliştirilmek<br>arazinin<br>doğal<br>üzere<br>durumundan<br>sapma,<br>farklılaşma<br>habitat<br>ve<br>değişimi baskıları (örneğin<br>yol<br>yoğunluğu,<br>ağı<br>erozyon, arâzi örtüsündeki<br>değişiklik vb.) | Bilinen toplam<br>türler<br>icinde<br>tehlike<br>altında<br>olan,<br>da<br>nesli<br>ya<br>tükenen türlerin payı<br>Anahtar ekosistemlerin<br>alanı | Ulusal<br>bölgenin<br>ve<br>0/0<br>ekosistem<br>türünün<br>olarak oranı.<br>Koruma<br>altındaki<br>alanlar ve türler | | Kültürel peyzaj | sonra geliştirilecek<br>Daha<br>göstergeler; örneğin yapay<br>unsurların varlığı,<br>tarihi.<br>kültürel<br>da<br>estetik<br>ya<br>nedenlerden dolayı koruma<br>altındaki alanlar | | | |------------------|-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------|--------------------------------------------|-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------| | Atık | Atık<br>(belediye,<br>oluşumu<br>sanâyi, tehlikeli, nükleer)<br>• Tehlikeli<br>atıkların<br>hareketleri | | Atık<br>azaltma<br>(geliştirilecek)<br>· Geri kazanım oranları<br>· Ekonomik<br>mâli<br>ve<br>araçlar, harcamalar | | Su kaynakları | Su kaynaklarının kullanım<br>yoğunluğu<br>• Çekim/mevcut kaynaklar | Su kıtlığının sıklığı, süresi<br>ve boyutu | Su<br>fiyatları<br>ve<br>kanalizasyon arıtımı için<br>kullanıcı bedelleri | | Orman Kaynakları | Orman<br>kaynak<br>kullanımının<br>yoğunluğu<br>(gerçek<br>kullanım/üretken<br>kapasite) | Alan; ormanların hacmi ve<br>yapısı | Orman alanı yönetimi ve<br>koruması (örneğin, toplam<br>alanı<br>içindeki<br>orman<br>korunan orman alanı %'si;<br>ağaçlandırılmış<br>başarıyla | .. .. | Konu | Baskı | Durum | Tepki | |-------------------------------------------------------|--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------|------------------------------------|-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------| | | | | veya yeniden oluşturulmuş<br>alan %'si) | | Balık Kaynakları | Balık yakalama | Yumurtlayan<br>stokların<br>boyutu | Balıkçılık kontenjanları | | Toprak<br>Bozulması<br>(Çölleşme<br>ve<br>Erozyon) | Erozyon riskleri:<br>arâzinin<br>potansiyeli<br>tarım<br>ve<br>gerçek kullanım şekli<br>kullanımındaki<br>· Arâzi<br>değişiklik | Üst toprak kaybı derecesi | İyileştirilmiş alanlar | | Malzeme<br>kaynakları | Malzeme<br>kaynakları<br>kullanımının yoğunluğu<br>(Geliştirilecek göstergeler,<br>Malzeme<br>Akış<br>Hesaplamasına bağlantı) | | | | Sosyoekonomik,<br>Sektörel ve<br>Genel<br>Göstergeler | • Nüfus<br>gelişimi<br>હ્ય<br>yoğunluğu<br>• GSYİH'nın gelişimi<br>ve<br>yapısı<br>· Özel<br>&<br>devlet<br>nihai<br>tüketim harcaması<br>• Endüstriyel üretim<br>· Enerji teminin yapısı<br>· Yol trafik hacimleri;<br>· Yol taşıtları stoğu<br>· Tarımsal üretim | | · Çevresel harcamalar<br>azaltılması ve<br>· Kirlilik<br>kontrol harcaması<br>· Resmi Gelişim Yardımı<br>performans<br>(cevresel<br>tecrübesi<br>incelemesi<br>eklenen<br>bazında<br>gösterge)<br>· Kamuoyunun ilgisi | Çekirdek göstergelerin büyük bir bölümü, OECD Sekreteryası tarafından, çevre durumuna ilişkin anketler aracılığı ile; ülkelerden ve OECD ve diğer uluslararası kuruluşlardan düzenli toplanan çevresel veri ve bilgiler ile hesaplanmaktadır. Söz konusu veriler, ülkeler işbirliği ile sağlanmakta, uyumlaştırılmakta ve kalite kontrolu yapılmaktadır240. Bu yüzden çekirdek gösterge seti, ortak politika hedeflerini belirlemede yararlı olmakta ve karşılaştırılabilir bilginin temelini oluşturmaktadır"41. ## OECD Anahtar Çevresel Göstergeler Seti OECD Anahtar çevresel gösterge seti, belirli amaçlara yönelik olarak, OECD çekirdek gösterge setinden seçilen sayısı azaltılmış gösterge setleridir. Bu göstergeler, kamuyu genel olarak bilgilendirmek ve politika sağlayıcılara anahtar işaretler sağlamakta kullanılmaktadır. Yaklaşık 50 göstergeden oluşan bu çekirdek set, OECD ülkelerinde çevresel politikaların ve çevresel performansın analizi için temel araç niteliğindedir. Bu set, üye ülkelerin anahtar eğilimleri yakalamak ve kamunun dikkatini ortak ilgi alanlarına çekmek için seçilen azaltılmış sayıda göstergelerden oluşmakta olup Mayıs 2001'de OECD ülkeleri Çevre Bakanları tarafından, OECD içindeki iletişimde ve politik çalışmalarda sistematik olarak kullanılmak üzere onaylanmıştır242. 241OECD, a.g.e. 242OECD, a.g.e. <sup>240</sup>ECD, "OECD Environmental Indicators: Development, Measurement and Use", Reference Paper, s.8, OECD: 6, (2003) ## Tablo 3: OECD Anahtar Göstergeler Seti243 | Kirlilik Konuları | | | |-----------------------------------|----------------------------------------------------------------|-----------------------------------------------------------------------------| | | Mevcut Göstergeler | Orta Dönem Göstergeler2 | | İklim değişimi | CO2 emisyon yoğunlukları | Sera gazı emisyonları indeksi | | tabakasının<br>Ozon<br>seyrelmesi | Ozon seyreltici maddelerin (ODS)<br>görünen tüketim indeksleri | Aynısı, ek olarak ODS'nin görünen<br>tüketiminin tek bir indekse toplanması | | Hava kalitesi | SOx ve NOx emisyon yoğunlukları | Hava kirliliğine maruz kalan nüfus | | Atık oluşumu | Belediye<br>atıklarının<br>oluşum<br>yoğunlukları | Toplam atık oluşum yoğunlukları, | | | | Malzeme<br>akışından<br>elde<br>edilen<br>göstergeler | | Tatlı su kalitesi | Atık su arıtımı bağlantı oranları | Alıcı su ortamlarındaki kirlilik yükleri | | Doğal Kaynaklar ve Değerler | | | | Tatlısu kaynakları | kullanımının<br>kaynaklarının<br>Su<br>yoğunluğu | Aynısı, ek olarak alt-ulusal analiz | | Orman kaynakları | kaynaklarının<br>kullanım<br>Orman<br>yoğunluğu | Aynısı | | Balık kaynakları | kaynaklarının<br>Balık<br>kullanım<br>yoğunluğu | Aynısı, ek olarak mevcut kaynaklara<br>olan yakın bağlantı | | Enerji kaynakları | Enerji kullanım yoğunluğu | Enerji verimlilik indeksi | | Biyoçeşitlilik | Tehlike altındaki türler | habitat<br>Türler<br>ekosistem<br>ve<br>ya da<br>çeşitliliği | | | | Anahtar ekosistemlerin alanı | Anahtar göstergelerin çoğu, OECD Sekreteryası tarafından anketler yoluyla üye ülkelerden ve OECD ile diğer uluslararası kaynaklardan düzenli olarak toplanan <sup>243</sup> Organization For Economic Development and Co-operation, "OECD Key Environmental Indicators" , OECD Environment Directorate s.8, 2008, France, çevresel veriler temel alınarak hesaplanabilmektedir. Bu veriler; ülkelerle birlikte işlenmekte, harmonize edilmekte ve kalite kontrolden geçirilmektedir 244. ## OECD Sektörel Çevresel Göstergeler (SEI) OECD, çevresel konuların sektörel politikalara entegrasyonunu geliştirmek için sektörel göstergeler setini kullanmaktadır. Bu konu, sektörel bazda karar sağlayıcı mekanizmalara önemli bir donanım sağlamaktadır. Belirli bir sektör seçilerek sınırlandırılmakta ve çevreyle ilgili etkileşimler söz konusu olduğunda genellikle daha fazla sayıda çekirdek gösterge üretilmektedir. Deneyimlerden yola çıkılarak az sayıda düzenlenen çekirdek göstergeler tipik OECD çekirdek çevresel gösterge setini temsil etmektedir245 Sektörel göstergeler seti çevresel göstergeler ile sınırlı tutulmaz, çevre ve ekonomi arasındaki bağlantı da göz önüne alınır. Bu göstergeler, sürdürülebilir kalkınma çalışmaları ve değerlendirmeleri içerisinde yer almaktadır. Kirlilik emisyonları gibi çevresel göstergeler ile sektörel çıktılar, fıyatlar, vergiler, ödenekleri gibi ekonomik ve sosyal göstergeleri de içerebilmektedir246. 245OECD, a.g.e. 246OECD, a.g.e. <sup>240</sup>ECD, "OECD Environmental Indicators: Development, Measurement and Use, Reference Paper" ,s.10, (2003). ## Çevresel Muhasebeden Türetilmiş Göstergeler Çevresel muhasebeden türetilen göstergeler, çevresel konuların ekonomik ve kaynak politika entegrasyonuna katkıda bulunmak amacıyla geliştirilmektedir447. Çevresel harcama hesapları, doğal kaynakların sürdürülebilir yönetimi konusunda fiziksel doğal kaynak hesapları, kaynak kullanımına ilişkin verimlilik ve üretkenlik ile fiziksel materyal akış hesapları üzerinde odaklanmaktadır. ## 4. Avrupa Çevre Ajansı Gösterge Setleri Avrupa Çevre Ajansı (AÇA), 1210/90 AB Konsey Tüzüğü ile 1990 yılında resmen kurulmuş ve 1994 yılında Danimarka'nın Kopenhag kentinde AÇA'nın merkezi olarak belirlenmiştir. AÇA, çevre ile ilgili sağlıklı, bağımsız bilgiler vermekle görevli bir Avrupa Birliği (AB) kurumudur248. Avrupa Çevre Ajansı çevresel politika uygulamalarını desteklemek amacı ile çevresel göstergelere dayalı değerlendirmeler yapmaktadır. AÇA tarafından yayınlanan raporların yanı sıra Ajans, analıtik metodoloji ve veri desteği ile de hizmet vermektedir. AÇA'nın başlıca yararlanıcıları arasında politika üreten ajanslar ve Avrupa Komisyonu, Avrupa Parlamentosu, Konsey ve Üye ülkelerde görevli AB düzeyindeki politika sağlayıcılar bulunmaktadır249. <sup>247</sup>OECD, a.g.e <sup>248</sup> T.C Çevre ve Orman Bakanlığı, "Avrupa Çevre Ajansı 2008 Yılı Faaliyetleri Broşürü", Ankara, 2009. <sup>24</sup> European Environment Agency, http://www.eea.europa.eu/about-us/who, (Erişim Tarihi: 26.05.2011). Göstergelerin politika belirleme sürecinde kullanımı sonucunda, gösterge havuzundan seçilenlerle "Çekirdek Gösterge Seti" oluşturulmuştur. Ajans, 2003 yılında, 37 göstergeden oluşan çekirdek gösterge seti çalışmasını sonlandırmıştır". Çekirdek gösterge seti, 2004 yılında kullanılmaya başlanmış, 2005 yılında güncellenmek üzere gözden geçirilmiştir. AÇA'nın gösterge geliştirme yaklaşımında, çekirdek gösterge setinin sâbit olması, ancak statik bir set de olmamasına dikkat edilmektedir. Orneğin hazırlanan gösterge seti; üye ülkelerin gürültü, kimyasallar, sağlık ve biyoçeşitlilik ve su gibi konularda daha çok sayıda göstergenin olması yönündeki taleplerine hizmet edebilmelidir". Çekirdek set içerisinde her gösterge, DPSIR çerçevesine yerleştirilebilir, (D = itici kuvvetler, P = baskılar, S = durumlar, I = etkiler, R = tepkiler) Çekirdek setle amaçlanan birinci hedef, önceliklere odaklanmak ve politika tabanlı olmaktır; DPSIR yoluyla entegre değerlendirmeler yapmak için temel oluşturmak değildir. Göstergeler, türlerine göre A: tanımlayıcı göstergeler, B: performans göstergesi, C : eko-verimlilik göstergesi, D: politika etkinliği göstergesi, E: toplam refah göstergesi olmak üzere de sınıflandırılmaktadır252. Avrupa Çevre Ajansı'nda çekirdek göstergelerin seçimi dinamik bir süreçtir: Avrupa Çevre Ajansı tarafından oluşturulan çekirdek setin seçim kriterleri, AÇA ihtiyaçları <sup>250</sup>European Environment Agency, Environmental Indicators, a.g.e. <sup>251</sup> European Environment Agency, Environmental Indicators, a.g.e. <sup>252</sup>EEA, "Indicators About Europe's Environment", http://themes.eea.eu.int/indicators/ all indicators box? sort by=theme, (Erişim Tarihi: 14.05.2010). ve yönetim uygulamalarına uygun olarak Avrupa Birliği, OECD ya da başka kuruluşlar tarafından yaygın kullanılan kriterler dikkate alınarak tasarlanmaktadır. AÇA Çekirdek Göstergeler Seti oluşturulurken seçim kriterleri bakımından 5 husus dikkate alınmaktadır253. Politika uygunluğu: AB ya da diğer uluslararası kuruluşların politikaları ile diğer ülkelerin görüş ve önerileri doğrultusunda belirlenmiş konular, geçerli politikalar gözönünde bulundurularak değerlendirilir254. Ilerleyen ve gelişim gösteren hedefler: Bu kriter nicel ya da nitel hedeflerin içeriklerine göre entegrasyonlarını sağlarken politik argumanlar hâline getirmektedir. Mevcut ve Sürekli Toplanan Veri: Bu kriter, ülkeler arasında yapılan antlaşmalar ve raporlama zorunlulukları çerçevesinde gerekli olan verilerin temini, ya da rutin olarak toplanması esasına dayanmaktadır. Yasal ya da yasal olmayan zorunluluklar dikkate alınmakta, aynı zamanda veri akışının temin edilmesiyle göstergelerin düzenli olarak güncellenmesi sağlanmaktadır233. Mekâna Ilişkin ve Geçici Kapsam: Bu kriter hedefler kapsamına göre değerlendirildiğinde raporlanan verilerin güncel içeriğine dayanmakta olduğu görülmektedir. Göstergelerin odaklandığı konular birbirinde çok farklı olmadıkça <sup>233</sup> EEA, "EEA Core Set of Indicators Guide", EEA Technical Report No:1/2005-ISSN 1725-2237, Luxembourg: Office for Official Publications of the European Communities, s.10, Copenhagen, 2005 <sup>254</sup>EEA, "EEA Core Set of Indicators Guide", a.g.e. <sup>255</sup>EEA, "EEA Core Set of Indicators Guide", a.g.e. AÇA'nın amacı 31 üye ülkenin tamamını içeren yapılandırılmaların gerçekleştirilmesidir. Ornegin, AB-25 ülkesi içerisinde direktiflerin uygulamaları göstergelere dayandırıldığında zaman serilerine uygulanabilen değerlendirmeler yapılabilmektedir256. Ulusal Olçekte Temsil Edebilir Veri: Bu kriter ülkelerin tek tek performans kriterlerini ortaya koymaktadır. Bu yüzden göstergelerin hesaplanması kullanılan kaynaklar ve metodolojiler üzerinde yaygın bir anlayış gerektirmektedir-57. Göstergelerin Anlaşılabilirliği: Bu kriter göstergelerin açıkça tanımlanması, uygun değerlendirme ve temsil edilebilirliği üzerine odaklanmaktadır. Buna göre de göstergeler karşıt mesajlardan oluşmamalı ve oluşturulan çekirdek set üzerinden doğrulamalar yapılmalıdır. Bu ölçütler dikkate alınarak sağlaması yapılan göstergeler tespit edilerek çekirdek gösterge seçimi yapılmaktadır-38. Kriterler dikkate alınarak göstergelerin değerlendirilmesi, çekirdek setin sonraki aşamalarında kalite kontrolunun yapılması açısından önem taşımaktadır. Çevresel konular dikkate alındığında; biyolojik çeşitlilik, toprak, kimyasallar, gürültü, ekolojik su kalitesi gibi konularda hala gelişmelere ihtiyaç duyulduğu, bireysel göstergeler arasından; yolcu taşıma talepleri, göstergelerin mekân açısından kapsamı ve ozon <sup>256</sup>EEA, "EEA Core Set of Indicators Guide", a.g.e. <sup>257</sup>EEA, "EEA Core Set of Indicators Guide", a.g.e. <sup>258</sup> EEA, "EEA Core Set of Indicators Guide", a.g.e. tabakasını seyrelten maddelerin üretimi gibi konuların hâlâ zayıf kaldığı tespit edilmiştir 259. Göstergeler konusunda verilerin temini ve raporlama zorunlulukları AÇA veri sağlayıcılarınca temin edilmektedir. Bu sistem tabanı ülkeler tarafından temin edilen veriler ile direkt olarak bağlantılı olan bir yaklaşım olmakla birlikte Avrupa seviyesindeki son durum konusunda etkili bilgi akışını sağlamak ve veri kalitesinin izlenmesi bakımından da etkili olmaktadır260. Gösterge Yönetim Sistemi (IMS) 2005 yılı sonunda aktif hale gelmiştir. IMS aracılığı ile ülkelerarası veri akışı sağlanmakta, kalite kontrolleri yapılmakta ve çekirdek set içerisindeki göstergeler yayımlanmaktadır. Düzenli yapılan görüşmeler ve değerlendirmeler neticesinde gösterge çıktıları konusunda fikir alışverişinde bulunulmaktadır. Çekirdek gösterge setinin yönetimi konusunda sözlük hazırlanmakta, uygun rehberler doğrultusunda erişim sağlanabilmektedir. INSPIRE direktifi temel alınarak modülleri oluşturulan GMES, (Küresel Çevre Izleme Sistemi) 2008 yılında kurularak çevrenin küresel boyutta izlenmesi ve güvenliği için kurulan yeni izleme sistemleri ile çevresel veri ve bilgilere erişim sağlanmaktadır261. <sup>259</sup>EEA, EEA Core Set of Indicators Guide, a.g.e. <sup>260</sup> EEA, EEA Core Set of Indicators Guide, a.g.e. <sup>261</sup>EEA, EEA Core Set of Indicators Guide, a.g.e. ## 5. Avrupa Birliği Çevre Göstergeleri ve Yapısal Göstergeler ## 5.1. Avrupa Birliği Sürdürülebilir Kalkınma (SD), 1987 yılında ilk olarak Brundland Raporunda anılmış ve Avrupa Topluluğunun açık bir amacı olarak tanıtılmıştır. Tüm Avrupa Birliği politikalarına entegre edilen çevresel hususlarla ilgili gereksinim, 1992 Maastricht Avrupa Birliği Anlaşması'na eklenmiş ve 1997 yılında Amsterdam Anlaşması ile pekiştirilmiştir. 1998 yılında Cardiff Avrupa Konseyi, birçok Konsey oluşumundan, çevresel konuların kendi politikalarına da entegre edilmesi konusunda atılan adımları rapor etmesini istemiş ve gelişimi izlemek için gösterge üretme koşulunu da ortaya koymuştur. Helsinki'deki Avrupa Komisyonu Haziran 2001 tarihinde, Avrupa Konsey'ne sunmak üzere ekonomik, sosyal ve ekolojik açıdan sürdürülebilir kalkınma için uzun vadeli stratejiye uyum politikasıyla ilgili bir teklif hazırlamaya çağırmıştır262. Sonrasında Avrupa Komisyonu, SD için bir AB stratejisi teklifi sunan bir iletişim formu üretmiş, Avrupa Konseyi tarafından Gothenburg'daki zirvede dikkate alınmıştır-66. Elde edilen çıktıda, Avrupa Birliğinin SD Stratejisinin, tüm politikaların ekonomik, sosyal ve çevresel etkilerini koordineli bir şekilde incelemesi ve karar verme aşamasında dikkate alınması gerektiği prensibine dayanacağı vurgulanmıştır. Sürdürülebilir kalkınma konusunda, AB'nin ekonomik ve sosyal <sup>200</sup> Member States Experiences With Sustainable, "The Evolution of Sustainable Development within EU Policy", p.12, European Comminities, 2004. <sup>263</sup> Commission of the European Communities, "A Sustainable Europe For a Better World: A European Strategy for Sustainable Development: COM", (2001) 264 Final, Brussels. yenilenmesiyle ilgili politika taahhüdünü tamamlamış ve politika oluşturmaya yönelik yeni bir yaklaşımı kurması için Lizbon stratejisine çevresel boyutu eklemiş olan bir strateji üzerinde anlaşmaya varılmıştır. Avrupa Komisyonu, Avrupa Konseyi için hazırlanacak ve zamanı geldiğinde Konsey tarafından karar verilecek olan temel göstergelerin yıllık sentez raporunda da AB Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi belgesinin dikkate alınacağını ortaya koymuştur. Ilk adım olarak da Avrupa Birliği, gelecekteki göstergeler kümesini içeren politikaları geliştirmek için ilgili dört öncelik alanı belirlemiştir. Bu konular: İklim değişimi, Ulaşım, Halk Sağlığı ve Doğal kaynaklar'dır264. Avrupa Konseyi toplantısında Gothenburg'da, dört politika alanı belirlenerek 15-16 Mart 2002 tarihinde aşağıda belirtilen başlıklar altında göstergeler belirlenmiştir: Iklim değişimi ile mücâdelede yararlanılacak araçlar, ve gerekli envanter belirleme: 1.Sera gazlarından altısının emisyonları, Kyoto hedefi çerçevesinde ve kesin ifâdelerle 2.Elektrik tüketiminde yenilenebilirlerin payı. Sürdürülebilir ulaşım sağlama: 3. GSYIH'e karşı ulaşım hacmi (yolcular/km, ton/km cinsinden yük); ve 4. Ulaşımın şekilsel ayrımı (yolcular/ km, ton/km cinsinden yük) <sup>264</sup>EU Member States Experiences With Sustainability, a.g.e Halk sağlığını tehdit eden unsurları belirleme: 5. Hava kirliliğine mâruz kalan şehir nüfusu Doğal kaynakları daha çok sorumlulukla yönetme: 6. Toplanan, depolanan ve yakılan belediye atıkları miktârı (kg/yerleşik halk) Genel ekonomik geçmiş: 7. Ekonominin enerji yoğunluğu (Enerji tüketimi / GSYIH). Bu göstergelere alt göstergeler de dahil edildiğinde 13 gösterge, 42 yapısal gösterge olmak üzere Laeken Avrupa Konseyi'nde karar verilmiştire 65. ## 5.2 Avrupa Birliği'nde Çevre Konusundaki Temel Göstergeler Avrupa Birliği'nin çevre konusundaki göstergeleri, Avrupa Komisyonu Çevre Genel Müdürlüğünce,"Ana Çevresel Sorunlardaki Eğilimleri Değerlendirmek" başlığı altında yeralmaktadır. Kullanılan göstergeler, temel olarak EUROSTAT verilerine dayanmakta, Tablo 4'de belirtildiği gibi 10 gösterge üzerinden AB'nin çevresel performansı özetlenmektedir 266. <sup>265</sup>EU Member States Experiences With Sustainable, a.g.e. <sup>266</sup> European Commisions , "EU Environment Related Indicators 2009", Assesing Trends Towards Key Environmental Challenges Introduction. Tablo: 4. Avrupa Birliği Çevre Göstergeleri267. | Gösterge no. | Gösterge adı | |--------------|------------------------------------------------------------------------| | | | | 1. | İklim Değişimi (Sera Gazı Emisyonları) | | 2. | Ulaştırma (Yolcu Ulaştırma, Nakliye Ulaştırma, GSYIH) | | 3. | Enerji Yoğunluğu (Enerji / 1000 Euro) | | 4. | Yenilenebilir Kaynaklardan Elektrik (AB elektriğinde % ) | | న్. | Biyoçeşitlilik, Kuş nüfusu (Tarım arazisi, Ağaçlık arazi, Sulak arazi) | | 6. | Balıkçılık (Güvenli limitlerin dışında yakalama) | | 7. | Organik Tarım | |-----|-----------------------------------------------------| | 8. | Kentsel Atık | | 9. | Hava Emisyonları (SO2, NOx) | | 10. | Kentsel Hava Kalitesi (Partiküler madde PM10, Ozon) | --------- <sup>267</sup>http://ec.europa.eu/environment/indicators/pdf/leaflet\_env\_indic\_2009.pdf, (ErişimTarihi: 26.10.2010). ## 5.3 Avrupa Birliği Yapısal Göstergeler 2000 yılındaki Lizbon Avrupa Konseyi'nde; Avrupa Birliği tarafından sonraki on yıllarda sürdürülebilir ekonomik kalkınma ve daha fazla toplumsal tutarlılık ihtiyacından yola çıkılarak, dünyada "en rekabetçi olma ve dinamik bilgi tabanlı ekonomi" stratejik hedefi konulmuştur208. Ayrıca Konsey tarafından Komisyonun, Lizbon stratejilerine yönelik gelişimlerini yapısal göstergeler temelinde aktarmak üzere yıllık sentez raporunun hazırlanması talep edilmiştir. 2006 yılında, yenilenen Lizbon Stratejisi'nin köşe taşları olarak dört konu başlığı belirlenmiştir: İklim değişimi ve Enerji, Bilgi ve Yeniliğe Yatırım, İş Potansiyelini Değerlendirmek, Insana ve Modernize Iş Piyasalarına Yatırımdır. Bu konularda belirlenen yapısal göstergeler Tablo 5'de yer almaktadır269. Yapısal göstergelerin çevre başlığı altında yer alan kısmı ise, Tablo 5.1 'de belirtildiği gibi toplam 18 göstergeyi içermektedir. <sup>268</sup> European Commisison, "Eurostat Structural Indicators Introduction", http://epp.eurostat.ec. europa.eu/portal/page/portal/structural indicators/introduction, ( Erişim Tarihi: 17.05.2010). <sup>269</sup>European Commisison, a.g.e. Tablo 5: Yapısal Göstergeler Kısa Listesi270. | KONU | GÖSTERGE | |-----------------|----------------------------------------------------------------------| | | | | Genel Ekonomi | Satın alma gücü paritesine göre kişi başı GSYIH | | | | | | İşçi üretkenliği | | | | | | Yenilik ve Araştırma Cinsiyete göre gençlerin eğitim alma seviyesi | | | AR-GE'deki gayri safi yurt içi harcama | | | | | Ekonomik Reform | Karşılaştırmalı ücret seviyeleri | | | | | | İş yatırımı | | | | | Istihdam | Cinsiyete göre istihdam oranı | | | Cinsiyete göre yaşlı işçilerin istihdam oranı | | Sosyal Uyum | Cinsiyete göre sosyal transferler sonrası yoksulluk riskindeki oran | | | Cinsiyete göre uzun dönemli işsizlik oranı | | | Cinsiyete göre bölgesel istihdam oranlarının dağılımı | | Çevre | Sera gazı emisyonları | | | Ekonominin enerji yoğunluğu | | | GSYIH'e göre yük taşıma hacmi | | | | Kaynak: Avrupa Komisyonu Eurostat Ofisi,Yapısal Göstergeler Kısa Listesi. <sup>270</sup> European Commisison, a.g.e. Tablo 5.1 Bütün set içerisinden Yapısal Göstergelerin Çevre Kısmı271. | | Gösterge Adı | Tanımı | |-----|------------------------------------------------------------------------------------------|--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------| | | | | | 1. | tsien010 - Sera gazı emisyonları | Sera gazı emisyonları indeksi ve hedefler, CO2 eşdeğeri | | | | (Gerçek baz yıl = 100) | | 2. | —Ekonominin<br>enerji<br>tsien020 | Ulke içinde brüt tüketilen enerjinin GSYİH'ya bölünmesi | | | yoğunluğu | (1000 Avro başına kilogram petrol eşdeğeri) | | | 3. tsien030 - Kombine ısı ve güç<br>oluşumu | Brüt elektrik üretiminin yüzdesi | | 4. | tsien040 – Enerjide örtülü vergi | Enerji vergi gelirlerinin nihai enerji tüketimine oranı,<br>indirilmiş | | న్. | tsien050<br>Yenilenebilir<br>kaynaklardan elektrik üretimi | Brüt elektrik tüketiminin yüzdesi | | 6. | tsien060 - GSYIH'e göre yük<br>taşıma hacmi | GSYIH'e göre ülke içinde yük taşıma hacmi indeksi<br>(2000=100) | | 1. | tsien070 - GSYİH'e göre yolcu<br>taşıma hacmi | GSYIH'e göre ülke içinde yolcu taşıma hacmi indeksi<br>(2000=100) | | 8. | Ulke<br>içi<br>yük<br>tsien080<br>taşımacılığında karayolunun payı | ton-km'nin yüzdesi | | 9. | Ülke içi<br>tsien090<br>yolcu<br>taşımacılığında otomobilin payı | yolcu-km'nin yüzdesi | | | 10. tsien100<br>Kentsel nüfusun<br>havadaki ozona maruz kalması | Belli bir eşik değerin üzerindeki günlük maksimum 8 saatlık<br>ortalama ozon konsantrasyonlarının nüfus ağırlıklı yıllık<br>toplam1. | | | nüfusun<br>11. tsien110<br>Kentsel<br>partiküler<br>havadaki<br>maddeye<br>maruz kalması | ağırlıklı<br>yıllık<br>Partıküler maddenin<br>nüfus<br>ortalama<br>konsantrasyonu | | | 12. tsien120<br>Belediye<br>atıkları<br>-<br>üretimi | Kg/kişi/yıl | | | 13. tsien130 - Arıtma türüne<br>göre<br>belediye atıkları | Kg/kişi/yıl | | | 14. tsien140 - Kaynak verimliliği | Brüt yurtiçi hasılanın yurtiçi malzeme tüketimine oranı | | | 15. tsien150 - Stoklardan 'güvenli | Stoklardan 'güvenli biyolojik sınırlar' dışında tutulan balık | ²71 Avrupa Komisyonu Eurostat Ofisi, Yapısal Göstergeler Listesi. | biyolojik sınırlar' dışında balık yüzdesi<br>tutulması | | |-------------------------------------------------------------------------------------------|-------------------------------------------------------------------| | 16. tsien160 - AB Habitat direktifi %<br>altındaki<br>alanların<br>korunan<br>yeterliliği | | | 17. tsien170 - Tarla kuşu indeksi | (Indeks 1990=100) | | 18. tsien180<br>Cinsiyete<br>-<br>doğumda beklenen sağlıklı yaşam<br>sures1 | göre Bir insanın doğumda yaşaması beklenen sağlıklı yıl sayısı. | Lizbon Stratejisi AB için stratejik bir hedef ortaya koymaktadır: "Dünyanın en rekabetçi ve en dinamik, bilgiye dayalı ekonomisi haline gelmek düşüncesi yer alırken büyüme boyutunda, Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi bakımından güçlüklere neden olmaktadır. Bu yüzden Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi, çevresel bir taahhüt üzerinden kurulmayı ve gerçekleştirmeyi hedeflemektedir. Lizbon stratejisi altında yatan mantık uzun vadede, ekonomik büyüme, sosyal uyum ve çevre koruma faaliyetlerinin birlikte ilerlemesi gerektiği üzerinde yoğunlaşmaktadır 272. "Avrupa için Çevre" başlığı altında Kiev'de gerçekleştirilen bir konferans sonrasında, St. Petersburg'da Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu (ÜNECE) Çevre Gözlem ve Değerlendirme Çalışma Grubu (WGEMA) toplantısı yapılmış ve bu toplantıda Doğu Avrupa, Kafkaslar ve Merkezi Asya (EECCA) ülkeleri için bir çevresel strateji benimsenmiştir. Bu toplantıda, EECCA ülkelerinin temsilcileri ile, çevresel politika ve ekonomik sektörlere ilişkin öncelikli alanlar <sup>27</sup> EU Turkey Review, "Sustainable Development", Issue 12, 2008, http://europa.eu/eurlex/en/com/cnc/2001/com 2001 0264en01.pdf, (Erişim Tarihi: 19.05.2010). belirlenmiş, EECCA çekirdek seti için en uygun 118 gösterge seçilmiştir. Konu başlıkları ise sırasıyla: Atmosfer, İklim değişimi, Atık, Su, Biyoçeşitlilik, Arâzi kaynakları ve Toprak, Tarım, Enerji, Ulaştırma konuları üzerinedir273. Tablo 5.2. Doğu Avrupa, Kafkas ve Merkezi Asya Ülkeleri için Çekirdek Çevresel Göstergeler Listesi. | TEMA | GÖSTERGE | |-------------------------------------|--------------------------------------------------------------------------------------------| | 1. Hava Kirliliği | Seçilmiş ağır metallerin emisyonları (sektör başına toplam civa,<br>kurşun, kadmiyum) | | | Kentsel alanlardaki, düzenli gözlemlerle SO2 aşım günleri | | 2. İklim Değişimi | Anahtar kaynak sektörlerin SG emisyonları (enerji, ulaştırma, sanâyi,<br>tarım, atık) | | 3. Su | Tekrar kullanılan su payı | | 4. Arazi Kaynakları<br>ve<br>Toprak | Rüzgar erozyonu ve suyla aşınma riski altındaki tarımsal arazi oranı | | 5. Biyoçeşitlilik | Fauna tür gruplarının eğilimleri (etçiller, yırtıcılar, ekonomik ilgi<br>altındaki türler) | | 6. Atık | Atık geri kazanımı | | | Atık arıtma kapasitesi | | 7. Enerji | Brüt elektrik tüketimindeki yenilenebilir elektrik payı | | 8. Ülaştırma | Türe göre ulaştırma son enerji tüketimi | | 9. Enerji | Bütün elektrik içerisinde yenilenebilir enerjinin payı | <sup>273</sup> UNECE Working Group on Environmental Monitoring and Assessment, "Environmental Monitoring and Assessment: Eastern Europe, the Caucasus and Central Asia", http://www.unece.org/env/europe/monitoring/Indicators/Application%200f%20Indicators.en.pdf, (Erişim tarihi:17.05.2010) ## 6. Birleşmiş Milletler Göstergeleri Birleşmiş Milletler bünyesinde, Birleşmiş Milletler İstatistik Ofisi (UNSTAT) olarak adlandırılan ve birçok alanda veri toplayan bir istatistiksel birim mevcuttur274. İstatistik Birimi, küresel boyutta istatistiksel bilgileri toplamakta, paylaşmakta ve istatistiksel uygulamalar için standartlar ve normlar geliştirmektedir. Ülusal istatistik sistemlerini güçlendirmek üzere ülkelere özgü çalışmalar desteklenmektedir. Küresel istatistik sistemindeki en üst birim olan Birleşmiş Milletler İstatistik Komisyonu'nun işlevi desteklenmektedir275. Birleşmiş Milletler İstatistik Bölümü'nün (UNSD) Çevre İstatistikleri Birimi, çevresel istatistikler ve göstergeler uzmanlık alanında; metodolojilerin belirlenmesi veri toplama yöntemleri, teknik işbirliği ve koordinasyonun sağlanması gibi konularda faaliyetler göstermektedir276. Yöntemsel faaliyetler bakımından, ulusal ve uluslar arası istatistiklerin gelişimi ve çerçevelerin, kavramların, yöntemlerin, tanımların ve veri toplama rehberlerinin geliştirilmesi iş tanımları arasında yer almaktadır-''. <sup>274</sup> United Nations Statistics Division, http://unstats.un.org/unsd/, (Erişim Tarihi: 17.05.2010) <sup>275</sup>United Nations Statistics Division,a.g.e. <sup>276</sup>United Nations Statistics Division,a.g.e. <sup>277</sup>United Nations Statistics Division,a.g.e. Verilerin toplanması iki yılda bir gerçekleştirilen anketler, 1999, 2001, 2006 ve 2008 yılları arasında zaman serileri dikkate alınarak, Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Komisyonu çevresel göstergeleri üzerinde uygulanmaktadır. Tablo 5.3'de UNSD tarafından kullanılan göstergeler yer almaktadır. Tablo 5.3 Birleşmiş Milletler Tarafından Kullanılan Çevresel Göstergeler-78. | KONU | GÖSTERGE | |-------------------|--------------------------------------------------------------------| | | | | 1. Hava Kirliliği | | | SO2 emisyonları | Yakıt yanmasından oluşan SO2 emisyonları | | | 1990'dan itibaren olan % değişiklik oranı | | | Kişi başına düşen yakıt yanmasından kaynaklanan<br>SO2 emisyonları | | NOx emisyonları | Yakıt yanmasından oluşan NOx emisyonları | | | 1990'dan itibaren olan değişiklik %'si | | | Kişi başına düşen yakıt yanmasından kaynaklanan<br>NOx emisyonları | | 2. Su | | | Su kaynakları | Yağış | | | İç kış | | | Ulkeye giren yüzey ve yer altı sularının gerçek<br>akışı | | | Toplam yenilenebilir tatlı su kaynakları | | | Kişi başına düşen toplam yenilenebilir tatlı su<br>kaynakları | | Halk su temini | Su temin sanâyisinden kişi başına elde edilen net | <sup>278</sup> United Nations Statistics Division,a.g.e. | KONU | GÖSTERGE | |-----------------------------------------|---------------------------------------------------------| | | tatlı su | | | Su temin sanâyisinden su hizmeti alan nüfus<br>yüzdesi | | Atıksu | Atık su toplama (kanalizasyon) sistemine bağlı<br>nüfus | | | Atık su arıtma sistemine bağlı nüfus | | 3. İklim Değişimi | | | Sera gazı emisyonları | Toplam GHG emissyonu (CO2 eşdeğeri) | | | 1990'dan itibaren değişiklik %'si | | | Kişi başına GHG emisyonları | | CO2 emisyonları | CO2 emisyonları | | | 1990'dan itibaren değişiklik %'si | | | Kişi başına CO2 emisyonları | | | km² başına CO2 emisyonları | | Sera<br>Gazları<br>Diğer<br>Emisyonları | CH4 emisyonları | | | Kişi başına düşen CH4 emisyonları | | | 1990'dan itibaren değişiklik %'si | | | N2O emisyonları | | | Kişi başına düşen N2O emisyonlar | | | 1990'dan itibaren değişiklik %'si | | 4. Atık | | | Atıklarının<br>Belediye<br>toplanması | Toplanan belediye atığı | | | Belediye atık toplama hizmeti verilen nüfus | | | Hizmet edilen kişi başına toplanan belediye atığı | | KONU | GÖSTERGE | |------------------------|------------------------------------------------| | | | | Belediye<br>arıtılması | Toplanan belediye atığı | | | atıklarının Düzenli depolanan belediye atığı | | | Yakılan belediye atığı | | | Geri dönüştürülen belediye atığı | | Tehlikeli atıklar | Tehlikeli atık oluşumu | | 5. Arazi kullanımı | | | Ülke alanı | Toplam alan | | Orman alanı | 1990 yılındaki orman alanı | | | 2005 yılındaki orman alanı | | | 1990'dan itibaren değişiklik %'si | | | 1990 yılında ormanla kaplı olan arazi %'si | | | 2005 yılında ormanla kaplı olan arazi %'si | | Tarım alanı | Tarımsal alan | | | 1990'dan itibaren değişiklik %'si | | | Toplam arazi alanının %'si | | | Ekilebilir arazi | | | Devamlı mahsül veren arazi | ## Birleşmiş Milletler UNEP - GEO Veri Portalı Göstergeleri Küresel Çevreye Bakış (GEO) göstergeleri, değerlendirme ve rapolama süreçlerinde küresel ve bölgesel düzeyde çevresel eğilimleri yansıttığından, seçilmiş - nicel parametrelerden oluşan yoğun bir set olarak adlandırılabilir?". Birleşmiş Milletler Çevre Programı kapsamında Küresel Çevreye Bakış (UNEP/GEO) Çekirdek Göstergeleri Tablo 5.4 'de gösterilmektedir. 'Küresel Çevreye Bakış Göstergeleri' çevresel konuların tâkibini kolaylaştırmakta, yıllık bazda küresel ve bölgesel düzeylerde ele alınan çevresel eğilimleri güncel ve tutarlı genel bir bakış açısıyla sunmayı amaçlamaktadır" " Konu başlıkları içerisinde; önemli, uygun ve güvenilir bulunan göstergeler her yıl belirlenirken göstergelerin Çekirdek Seti'nin güncellenmiş hali 'GEO Göstergeleri' olarak Küresel Çevreye Bakış yıllığına dâhil edilmektedir281. | Actomer | |-------------------------------------| | Brüt Yurtici Hasıla Basına<br>HAAMI | Tablo 5.4 Küresel Cevreye Bakış (GEO) Göstergeleri282. | Enerji | | |----------------|-------------------------------------------------| | | Yenilenebilir Enerji Temin Indeksi | | | Enerji Kullanımı | | Atmosfer | Karbondioksit Emisyonları | | | Klorofloro karbon (CFC) Tüketimi | | Biyoçeşitlilik | Korunan Alanlar – Toplam Karasal Alanın Yüzdesi | <sup>27</sup>YUnited Nations Environment Programme, "Global Environment Outlook", http://www.unep.org/ geo/, (Erişim Tarihi:18.05.2010). 281 United Nations Environment Programme, a.g.e. <sup>280</sup> United Nations Environment Programme, "Global Environment Outlook, GEO Data Portal", http://geodata.grid.unep.ch/, (Erişim Tarihi:18.05.2010). <sup>28</sup> United Nations Environment Programme, "Global Environment Outlook, GEO Data Portal" , http://geodata.grid.unep.ch/, (Erişim Tarihi:18.05.2010). | Tema | Gösterge | |---------------------------------------------------|-----------------------------------------------------------------------------------------------| | | Kuşlarla İlgili Kırmızı Liste İndeksi | | Stratosferde<br>Tabakasının İncelmesi<br>Ormanlar | Ozon İnceltici Maddelerin Tüketimi - Kloroflorokarbonlar<br>(CFC) | | | Ozon İnceltici Maddelerin Tüketimi | | | Hidrokloroflorokarbonlar (HCFC) | | | Ozon Inceltici Maddelerin Tüketimi – Metil Bromür | | | Ormanla Kaplı Arazi Alanlarının Oranı | | | Orman Hasat Oranı | | | FSC-Akredite Onay Organları Tarafından Onaylanan<br>Ormanlar | | Doğal Afetler | Doğal Afetlerden Etkilenen Kişi Sayısı | | | Olen Kişi Sayısı | | | Etkilenen Kişi Sayısı | | Kentsel Alanlar | Büyük Şehirlerde SO2 ve NOx Konsantrasyonları | | Tatlı Su | Nehirler, Göller ve Yeraltı Sularındaki Biyokimyasal Oksijen<br>İhtiyacı (BOD) Konsantrasyonu | | | Nehirler, Göller ve Yeraltı Sularındaki Azot Konsantrasyonu | | | Geliştirilmiş İçme Suyu Kapsamı-Toplam Nüfus | | | Geliştirilmiş Temizlik Kapsamı-Toplam Nüfus | | Kıyı ve Deniz Alanları | Balık<br>("Balık,<br>Kabuklular<br>Yakalama-Marina<br>ve<br>Yumuşakçalar Yakalama-Marina") | | | Dünya Balıkçılığı Stok Azalması | | Uluslararası Girişimler | Çok Taraflı Çevresel Anlaşmalara Taraf Olanların Sayısı,<br>(1971-2006) | ## 7. Sürdürülebilir Kalkınma Komisyonu Gösterge Sistemleri Bilindiği gibi 'Sürdürülebilir Kalkınma' kavramı, 1987 Brundtland raporunda "Bugünün ihtiyaçlarını gelecek kuşakların kendi ihtiyaçlarını karşılama kâbiliyetlerinden ödün vermeden karşılamak" olarak tanımlanmıştır. 2001 Gothenburg Avrupa Konseyi toplantısında Avrupa Birliği Üye Ülkeleri, "Daha iyi bir Dünya için Sürdürülebilir bir Avrupa , Sürdürülebilir Kalkınma için bir Avrupa Stratejisi" konusunu ele alarak sürdürülebilir kalkınmayı AB genelinde bir hedef hâline getirmişlerdir283. Avrupa'da sürdürülebilir kalkınmaya tehdit oluşturabilecek alanlar da belirlenmiştir284. -Insan faâliyetlerinin giderek artması sonucunda salınan sera gazlarının neden olduğu küresel ısınma. -Tehlikeli kimyasallardan etkisizleşen antibiyotiklere ve dirençli yeni hastalık türlerine kadar çeşitlilik gösteren halk sağlığına yönelik ve ciddî tehditler. -Her altı Avrupalı'dan birini etkileyen yoksulluğun bireyler üzerinde etkisi: Sağlık kaybı, intihar ve sürekli işsizlik gibi olumsuz etkiler. <sup>283</sup> European Commission, "SustainableDevelopment Together For Tomorrow", http://ec.europa.eu/sustainable/history/ index en.htm, (Erişim Tarihi: 19.05.2010). <sup>284</sup>EU Turkey Review, "Sustainable Development", A periodical of the Delegation of the European Commission to Turkey, Issue 12, 2008, http://europa.eu/eur-lex/en/com/cnc/2001/com 2001 0264en01.pdf, (Erişim Tarihi: 19.05.2010). -Düşük doğum oranı ile birlikte yaşlanan nüfus, ekonomik ve sosyal büyüme hızında bir yavaşlama tehdidi. - Biyolojik çeşitliliğin kaybı, balık rezervleri ve kullanılabilir tarımsal alanlar gibi önemli kaynakların kaybı tehdidi. -Doğal kaynakların çok daha sorumlu bir yaklaşımla yönetilmemesi ve korunması. -Kent merkezlerinde görülen yozlaşma, genişleyen ve sosyal dışlanma nedeniyle özellikle kentsel alanlar için büyük bir sorun olarak ortaya çıkan ulaşım problemi. Sürdürülebilir Kalkınma Komisyonu (CSD) Gösterge Yaklaşımı 2001 yılında bugünkü şeklini alarak oluşturulmuştur. CSD göstergeleri, 58 sürdürülebilir kalkınma göstergesinden oluşan bir listeye dayanmakta ve çevre, sosyal konular, ekonomi ve kurumsal konuları kapsamaktadır. Çekirdek gösterge seti, 134 göstergeden oluşan çalışma listesine ve Nisan 1995 yılında Sürdürülebilir Kalkınma Komisyonu tarafından düzenlenen ilgili metodoloji föylerine dayanmaktadır. 85. 2001 yılında EUROSTAT tarafından Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma gösterge seti Avrupa Birliği'ne Uye Ulkeler için test edilmiştir. Sonuçlar göstergelerin yaklaşık yarısının Tablo: 5.5'de belirtildiği gibi Avrupa Birliği gösterge yaklaşımına doğrudan uygun olduğu yönündedir. <sup>285</sup> United Nations, Economics and SocialAffairs , "Indicators of Sustainable Developments Guidelines and Methodologies", Third Edition, October 2007, http://www.un.org/esa/sustdev/ natlinfo/ indicators/guidelines.pdf, (Erişim Tarihi:19.05.2010) Tablo 5.5 Çevre Başlığında Sürdürülebilir Kalkınma Göstergeleri286 | ÇEVRE | | | |---------------------------------------|----------------------------------|-----------------------------------------------------------------------------------------------| | | İklim Değişimi | Sera Gazı Emisyonu | | Atmosfer | Tabakasının<br>Ozon<br>Incelmesi | Ozon Tabakasını İncelten Madde Tüketimi | | | Hava Kalitesi | Kentsel Alanlarda Hava Kirleticilerin Dış<br>Çevre Konsantrasyonu | | Arâzi | Tarım | Ekilebilir ve Daimi Ekin Arâzi Alanı | | | | Gübre Kullanımı<br>Tarımsal Pestisit Kullanımı | | | Ormanlar | Arazi Alanının yüzdesi olarak Orman Alanı<br>Ağaç Hasat Yoğunluğu | | | Çölleşme | Çölleşmeden Etkilenen Arazi | | | Kentleşme | Resmî ve Gayrı Resmî Kentsel Yerleşim<br>Alanı | | Okyanuslar,<br>Denizler<br>ve Kıyılar | Kıyı Bölgesi | Kıyı Sularındaki Su Yosunu Konsantrasyonu<br>Kıyı Alanlarında Yaşayan Toplam Nüfus<br>Yüzdesi | | | Balıkçılık | Ana Türlere Göre Yıllık Yakalama | <sup>286</sup> United Nations, Economics and SocialAffairs, a.g.e | Tatlı Su | Su Miktarı | Çekilen Yıllık Yeraltı ve Yüzey Suyunun,<br>Mevcut Toplam Su Içindeki Yüzdesi | |-------------------------------------|-------------------------------------|-------------------------------------------------------------------------------| | | Su Kalitesi | Sulardaki BOD<br>Koliform<br>Tatlı<br>Sulardaki<br>Fekal | | | | Konsantrasyonu | | Biyoçeşitlilik | Ekosistem | Seçilen Anahtar Ekosistemlerin Alanı | | | | Toplam Alanın %'si olarak koruma altındaki<br>alanlar | | | Türler | Seçilen Anahtar Türlerin Çokluğu | | EKONOMİK (Çevre Kısmı ) | | | | Üretim<br>Tüketim ve<br>Malzemeleri | | Malzeme Tüketimi Malzeme Kullanım Yoğunluğu | | | Enerji Kullanımı | Kişi Başına Yıllık Enerji Tüketimi | | | | Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Tüketim<br>Pay1 | | | | Enerji Kullanım Yoğunluğu | | | Üretimi<br>Atık<br>ve i<br>Yönetimi | Sanâyide ve Belediyelerde Katı Atık Uretimi | | | | Tehlikeli Atık Üretimi | | | | Radyoaktif Madde Tüketimi | | | Ülaştırma | Ulaştırma Türüne Göre Kişi Başına yol alınan<br>Mesafe | ## III.BÖLÜM: İKLİM DEĞİŞİMİ GÖSTERGELERİ VE ETKİLERİ ## A.Uluslararası Boyutta Sürdürülebilir Kalkınma Anlayışı ve İklim Değişimi ## 1. İklim Değişimi ve Etkileriyle Sürdürülebilir Kalkınma İlişkileri Bilindiği üzere çevre sorunlarının çözümü kavramının uzun dönemli strateji ve politikaları kapsaması nedeniyle, Sürdürülebilir Kalkınma 1987 yılında Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonu'nca hazırlanan Brundtland Raporu'nda "Bugünün gereksinimlerini, gelecek kuşakların gereksinimlerini karşılama yeteneğinden ödün vermeden karşılayan kalkınma" olarak tanımlanmış ve bu tarihten başlayarak, çok yaygın kullanılan bir kavram olmuştur 28'. Sürdürülebilir kalkınma anlayışında temel sorun ekolojik, ekonomik ve kültürel anlayışta ortaya çıkan çelişkilerin giderilmesidir. Sürdürülebilirlik, söz konusu bu üç unsur arasında kurulacak denge ile sağlanabilmektedir208. Bu dengenin kurulabilmesi, özellikle gelişmiş ülkelerdeki yaşam biçiminin ve ekonomik anlayışın değiştirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Sürdürülebilirlik anlayışı sadece ülke içinde değil; ülke dışında da akılcılığa dayalı adâletli bir paylaşımın etik ve normatif kurallar temelinde yapılmasını öngörmektedir, Gelecek kuşakların varlığını <sup>287</sup>G.H.Brundtland, "Our Common Future: The World Commission on Environment and Development", http://www.nhbs.com/our common future tefno 25830.html&tab tag=album (Erişim Tarihi: 04.06.2010). <sup>200</sup> Harenberg, "Competences And Competence-Based Learning For Sustainable Development", 1999,s.106,http://dspace.ou.nl/bitstream/1820/2409/1/Crossing%20Boundaries Chapter05.pdf, (Erişim Tarihi:28.11.2010) . koruması, doğal kaynakların adıl bir şekilde paylaşımının sağlanmasına ve bunun için yeni yapısal düzenlemeler yapılmasına bağlıdır. Sürdürülebilir kalkınma kavramı, yaşam kalitesini sürdürülebilir bir biçimde arttırmayı hedefleyen insan odaklı bir kavramdır. Yaşam kalitesi arttırılırken, aynı anda doğanın kaynak ve yaşamını destekleyen hizmetler sunma kapasitesinin de arttırılmasını içerir. Bu anlamda, sürdürülebilir kalkınma ile ekosistemlerin ekonomik, sosyal ve doğal yaşamı destekleme kapasitesi korunurken yaşam kalitesinin arttırılmasını ifâde eder289. 1992 yılında Rio de Janeiro'da düzenlenen Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı, amaçları ve katılım açısından Birleşmiş Milletler Konferansları arasında önemli bir yer tutmaktadır. Rio Konferansı'nı çevresel sorunların ortaya konulduğu ilk toplantı olan 1972 Stockholm Konferansı'ndan ayıran en belirgin özellik Rio'da Stockholm Konferansından farklı olarak sivil toplum kuruluşlarının geniş katılımıdır". 1992 Rio Konferansı, insan hakları, nüfus, sosyal gelişme, kadınlar ve yerleşimler konularından sonra yapılan tüm Birleşmiş Milletler toplantılarını etkilemiştir. 1992 Rio Çevre ve Kalkınma Konferansı'nda Birleşmiş Milletler, hükümetlerin kalkınma üzerinde tekrar düşünmesini ve doğal kaynakların tüketimi ile kirliliğin önlenmesi için çözümler üretmesini amaçlamıştır. Konferans'ın "gerekli değişikliklerin <sup>28°</sup>H.Demir, "İklim Değişikliği ve Sürdürülebilir Kalkınma", Bildiri s.4 , Uludağ Üniversitesi, Dış Ticaret-2 . <sup>200</sup>F.Toksöz, "Dünya Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi'nin Ardından Ulusal Çevre ve Kalkınma Programı", 2002. gerçekleşebileceği" mesajı, dünyanın karşıya bulunduğu sorunun cıddiyetini yansıtmakta, yoksulluğun yanında gelişmiş ülkelerdeki aşırı tüketimin de çevre üzerinde olumsuz etkileri olduğunu vurgulamaktadır291. Rio Konferansı'nda, ancak çevre ve kalkınma arasındaki dengenin gözetilmesiyle gelecekte temel ihtiyaçların, herkes için daha iyi standartların, daha korunmuş bir ekosistem ve daha güvenli bir geleceğin sağlanabileceği konusunda anlaşmaya varılmış olup, sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ise ancak küresel ortaklıklar ile ulaşılabileceği görüşünün savunulduğu belirtilmektedir"2. Bu kaynağa göre Rio Konferansı'na 108'i devlet ve hükümet başkanı düzeyinde olmak üzere 179 ülke katılmış, hükümetler geleneksel kalkınma anlayışını değiştirmeyi amaçlayan üç önemli anlaşmaya imza atmıştır. Sürdürülebilir kalkınmanın her aşamasını kapsayan bir eylem planı olan Gündem 21, devletlerin hak ve yükümlülüklerini belirleyen bir dizi ilkeyi içeren Rio Bildirisi ve küresel ölçekte sürdürülebilir orman yönetimini amaçlayan Orman Prensipleri Raporu'dur. Bunlara ilâveten Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ve Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi'nin de imzaya açılmış olduğu aktarılmaktadır. Türkiye'nin Zirve'ye sunmuş olduğu Ulusal Rapor, 1992 Rio Zirvesi'nden on yıl sonra 2002 yılında ülkemizin sürdürülebilir kalkınmaya bakış açısıyla bir değerlendirmesini yapmaktadır. Ulusal Rapor katılım sürecinde hazırlanmış Türkiye'nin sosyal ekonomik ve çevresel durumunu altı tema çerçevesinde 291F.Toksöz, a.g.e. 292F.Toksöz, a.g.e. değerlendirmektedir: İklim Değişikliği ve Sürdürülebilir Kalkınma, Biyolojik Çeşitliliğin Korunması ve Sürdürülebilir Kalkınma, Sürdürülebilir Kalkınma için Yönetişim, Yoksullukla Mücâdele ve Sürdürülebilir Kalkınma, Sürdürülebilir Kalkınmada İş Dünyası ve Sanâyi, Sürdürülebilir Kalkınma için Bilgi ve İletişim konularıdır. İklim Değişikliği ve Sürdürülebilir Kalkınma bölümünde Türkiye'de enerji, enerji verimliliği, yenilenebilir enerji kaynakları, sera gazı salımları, kapasite geliştirme ve politikalar üzerinde durulmuş, mevcut durum analizi yanında öneriler de yer almıştır". Görüldüğü kadarı ile bu Rapor bilimsel yaklaşımın politik kaygılarla sınırlandırıldığı bir çalışma olmuştur. Rio sonuç belgelerinin en kapsamlısı olan Gündem 21, 1992 yılı sorunlarını değerlendirerek Dünya'yı 21. yüzyıla hazırlamayı amaçlamıştır. Bu amaçla sosyal ve ekonomik alandaki yoksullukla mücadele ve tüketim biçimlerinin değiştirilmesi gibi eylemlerin yanısıra doğal kaynakların korunup işletilmesi konusunda detaylı öneriler sunmaktadır. Uygulanabildiği takdirde de en etkili eylem programı olarak görülen Gündem 21 hâlen sürdürülebilir kalkınmanın anahtarı olarak görülmektedir. Fakat uygulamaları değerlendiren komisyon çok sayıdaki ülkelerin uygulama açısından gereken başarıyı sağlayamadığını bildirerek, önemli engeller arasında yasal ve bürokratık yapıdaki uyumsuzluğu ortaya koymuştur224. Bu etkenlere günlük politik kaygılar, hesaplar ile ekonomik büyüme ve kalkınmaya yönelik beklentiler ve zihniyet eklenebilir. <sup>293</sup>K.Kavas, S.Sezer, "Johannesburg Dünya Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesiénin Ardından" Türk Idare Dergisi, Aralık 2002, Sayı 437,s.8. <sup>24</sup>GDISC Commission Consultation Meeting 21, "A Number Of Shortcomings Have Been Identified In These Legislatives Measures", 2008 http://www.gdisc.org/uploads/ tx\_gdiscdb/ GDISC -, (Erişim Tarihi:21.03.2010). Bir yandan sanâyileşme, nüfus artışı ve "daha çok tüketim" ve bunu karşılayacak üretim eğilimi, diğer yandan gerekli sanâyi ve hizmet sektörlerinin enerji ve hammadde gereksinimleri, tüketicilerin yaşam standartlarını yükseltecek gereksinimlerini garanti altına alabilme çabası ile sonucu olarak askerî yatırımlar, öte yandan da doğal kaynakların, enerjinin gelecek nesillerin ihtiyâcını karşılayabilecek şekilde dengeli kullanımı sorunsalı "çevre" ve "kalkınma" konularını genellikle birbirlerinin alternatifi durumuna getirmiştir. Bu karşılıklı bağımlılık da kalkınmanın bütün unsurlarının çevresel faktörlerle ilişkisini incelemeyi gerektirmiştir295 Bu noktada bir kısırdöngüden söz etmek yanlış olmayacaktır. İnsan kaynaklı seragazlarının yol açtığı en büyük küresel sorun olarak karşımıza çıkan küresel ısınma ve sonucu olan iklim değişimlerinin mâliyeti sözkonusu sera gazı emisyonlarının azaltımının gerçekleşmesinde büyük önem taşımaktadır"96. Kyoto'da düzenlenen Protokol gereği, özellikle gelişmiş ülkelerin seragazı emisyonlarını, 2008-2012 yılları arasını kapsayan dönemde 1990 yılı seviyelerinin en az %5 altına indirmeleri öngörülmektedir. Sözkonusu protokolun Dünya çapında geçerlilik kazanması için gerekli olan önkoşul ise, küresel düzeyde seragazı emisyonunun %55'ine tekabül eden ve EK-l'e dahil olan en az 55 ülkenin bu yükümlülük altına girmesidir. Günümüzde toplamda Çin Halk Cumhüriyeti'nden sonra ikinci, fakat kişi başına açık ara ile en fazla seragazı salımına yol açan A.B.D. Yönetimi'nın Protokol'a imza atmaması yüzünden protokol uzun süre yürürlüğe <sup>295.</sup>Eser, "Çevre, Sürdürülebilir Kalkınma ve Fakirlik", Panel Bildirisi, İstanbul Soroptimist Kulübü, Dedeman Oteli, Istanbul, 2002. <sup>27</sup> E.Karakaya, M.Özçağ, "Türkiye Açısından Kyoto Protokolü nün Değerlendirilmesi ve Ayrıştırma (Decomposition) Yöntemi ile CO2 Emisyonu Belirleyicilerinin Analizi", VII. ODTU İktisat Konferansı, 6-9 Eylül 2003, Ankara. girememiştir. İklim değişiminin önlenmesi bağlamında Kyoto Protokolu ile birlikte ortaya çıkan ve "Esneklik Mekanizmaları" olarak adlandırılan uygulamalarla Ek İ ülkeleri, kendi uygulayacakları ulusal politikalar dışında seragazı emisyonu azaltım hedeflerine ulaşabileceklerdir. Esneklik mekanızmaları, sürdürülebilir kalkınmanın gerçekleştirilmesinde iklim değişimini yavaşlatma ve önlemede kullanılabilecek önemli araçlar olarak gösterilmektedir. Bununla birlikte, piyasa tabanlı iktisâdi uygulamalardan biri olan Karbon Vergisi'nin de seragazı emisyonlarının azaltılmasında büyük rol oynamakta olduğu ileri sürülmektedir"?". Fakat sera gazı salımlarının seyri bu beklentinin gerçekliğini sorgulamamıza neden olmaktadır"98 299. Dünya nüfüsunun çok büyük kısmını oluşturan yoksul ülkeler yanında gelişmış ülkelerdeki yoksul nüfusun yaşam standartlarını arttırmak için çok büyük miktarlarda üretim artışı gerekmektedir-300 301 302 303 297E.Karakaya, M. Özçağ, M. "Sürdürülebilir Kalkınma ve İklim Değişikliği": Uygulanabilecek İktisadi Araçların Analizi, Adnan Menderes Universitesi, Nazilli İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi. 298 Environmental Defense Fund (EDF), "Science of Global Warming-Global Warming Facts", 19 May 2010, http://www.edf.org/page.cfm?tagID=54192, (Erişim Tarihi:04.10.2010). 299The Washington Post , "MIT Group Increases Global Warming Projections Report: High Odds Of Warming Over 5°C (9°F) If No Action", http://voices.washingtonpost.com/ capitalweathergang/2009/02/new research from mit scientis.html, (Erisim Tarihi: 04.10.2010). 300 J.S Census Bureau , "Poverty", 16 September 2010, www.census.gov/hhes/www/poverty.html, (Erişim Tarihi: 04.10.2010). 30 Sustanaible Institute ( The Donella Meadows Archive Voice of a Global Citizen), "Poverty Causes Population Growth Causes Poverty", http://sustainer.org/dhm archive/index.php? display article=vn126manupured, (Erişim Tarihi:04.05.2010) . 302 Brookings Institution The Suburbanization of Poverty : "Trends in Metropolitan America, 2000-2008" , http://www.brookings.edu/papers/2010/0120 poverty kneebone.aspx, (Erişim Tarihi:04.10.2010). 303N Majid, "The Size Of The Working Poor Population In Developing Countries-Poverty", Employment Sector-Employment Strategy Department, s.4, 2001, http://www.ilo.org/wcmsp5/ groups/public/---ed\_emp/documents/publication/wcms\_142342.pdf, (Erisim Tarihi:04.10.2010). Gereken ucuz mal ve hizmetlerin üretimi ise iklim değişimine etkileri, kaynakların sürdürülebilir kullanımına olumsuz yönde etki edebilmektedir 94. Ekonomik büyümesini büyük oranda tamamlamış ülkeler ise, bugünkü yaşam standartlarını borçlu oldukları etmenler arasında dünya kaynaklarını önemli ölçüde ve ucuz şekilde kullanmaları, paralelinde de sera gazları salımı ile kuraklaşma, çölleşme, fakirleşme gibi sorunlara yol açmışlardır. Fakırleşme ve fakir nüfus yoğunlaşması da yaşamı sürdürebilmek gibi en temel güdü sonucu çevredeki kıt kaynakların yok edilmesine neden olmakta, ayrıca bol miktarda üretilerek fakir nüfusa sunulan ucuz malların birim çevresel mâliyeti ile pahalı eşdeğerleri arasında ya bir fark olmaması, ya da çevre duyarlılığının ve standartlarının düşüklüğü nedeniyle çevresel mâliyetleri daha yüksek olmaktadır 30. Örneğin Çin'in yüksek rekâbet gücünün bir kısmı da enerji fiyatlarının düşüklüğünden kaynaklanmakta, Çin ve Hindistan'da da A.B.D gibi en çok kullanılan endüstriyel enerji kaynağı ucuz ve bol olan kömürdür. Demir çelik ve çimento da kömür yakıtı ile üretilmektedir306. Bilindiği gibi günümüzdeki CO2 konsantrasyonu son 400 bin yılın en yüksek seviyesindedir ve insan kaynaklı tüm sera gazı emisyonları sıfırlansa bile etkileri CO2'nin atmosferde kalma süresi nedeniyle ancak, en erken olarak 50 ila 200 yıl sonra görülebilecektir307. 305 A.E.Duygu, a.g.e. 306 A.E.Duygu, a.g.e. 307 Parliament of Australia Parliamentary Library, "Greenhouse Gases", http://www.aph.gov.au/ library/ pubs/climatechange/theBasic/greenhouse.htm, (Erişim Tarihi: 04.10.2010) . <sup>304</sup> A.E.Duygu, "İklim Değişikliği, Kuraklaşma ve Çölleşme İle Savaşımın Önemi ve Bazı Ornekler", 2005. Küresel ısınmanın andropojenik olması yanında insan yaşamına olumsuz etkisi ve bu kısırdöngünün giderek hızlanarak şiddetlenmesi kalkınmanın sürdürülebilirliği sorununu ortaya çıkartmaktadır. Sürdürülebilir kalkınma, bir yandan ekonomik, sosyal ve çevresel politika ve hedefler arasında işleyebilir bir dengenin kurulmasını; öte yandan, mevcut nesillerin talep ve ihtiyaçlarının, gelecek nesillerinin ihtiyacını azaltmaksızın, karşılanmasını gerektirir. İklim değişimi ile sürdürülebilir kalkınma arasında yakın bir ilişki söz konusudur. Üretim, tüketim ve iktisâdi kalkınmanın gelecekteki yapısı iklim değişimine neden olan emisyon miktarını ve doğal olarak da iklim değişimi yoğunluğunu da büyük ölçüde belirleyecektir. Gelecekte meydana gelecek iklim değişiklikleri ise kalkınma politikalarını ve sürdürülebilirliğini önemli ölçüde etkileyecektir308. ## 2. Sürdürülebilir Kalkınma ve İklim Değişimi Uzerine Çevresel Göstergeler Temel Sürdürülebilir Kalkınma Göstergeleri (Core Set of Indicators-CSD) de iklim değişimi göstergeleri ve belirli diğer bâzı gösterge setlerinde olduğu gibi geliştirilebilir özellikteki konularda kullanılmaktadır. Sürdürülebilir Kalkınma konusunda karar vericiler için önemli bir araç olan CSD göstergeleri ile; yerel, bölgesel ve ulusal düzeyde farklı prensipler uygulanmakta, ülkelere özgü koşullar altında ulusal gösterge setlerinin gelişmesinde katkıda bulunmakta ve bu sebeple özellikle üretilmektedir. CSD göstergeleri ulusal gösterge setleri için bir planlamadan <sup>308</sup> H.Demir, "İklim Değişikliği ve Sürdürülebilir Kalkınma", s.4 , Uludağ Üniversitesi, Dış Ticaret-2 , Bildiri. çok ulusal koşullar ve öncelikler dikkate alınarak üzerinde çalışılan çeşitli ülkelere özgü göstergelerdir309. Çekirdek Sürdürülebilir Kalkınma Göstergeleri; Birçok ülkede sürdürülebilir kalkınma icin gerekli konuları, diğer göstergelerden elde edilemeyen kritik bilgileri ve mâkûl fiyatlarda elde edilebilecek ya da kolayca edinilebilecek verileri hesaplayabilmek gibi temel kriterleri kapsamaktadır. Sürdürülebilir Kalkınma göstergeleri ise sürdürülebilir kalkınma konusunda tüm konuları ele almakta ve 44 alt tema ve 14 konu başlığını içeren tematik konuları içermektedir. CSD Gösterge temaları: Yoksulluk,Yönetim, Sağılk, Eğitim, Demografi, Doğal Tehlikeler, Atmosfer, Arazi, Okyanuslar, Denizler ve Kıyılar, Temiz Sular, Biyolojik çeşitlilik, Temiz sular, Ekonomik gelişmeler, Küresel Ekonomik Ortaklık ve Sürdürülebilir Uretim ve Tüketim örnekleri konularını içermektedir. Ulusal Sürdürülebilir Kalkınma Ulusal Stratejisi (National Strategy for Sustainable Development-NSDS) belgesinde belirtildiği gibi ulusal sürdürülebilir kalkınma öncelikleri ile uyum içerisinde kalmak üzere tematik konuların sık sık sınırlandırılıyor olmasına rağmen CSD göstergeleri ulusal gösterge setleri için baskın <sup>309</sup> United Nations Division For Sustainable Development Expert Group Meeting, "Climate Change and Sustainable Development The Role of Indicators", New York, 15-16 October 2008. yapıda bir çerçeve oluşturmaktadır. 10. Bunun asıl nedeni, bu göstergelerin politik hedefleri ve yöntemleri açıklayabilmesidir. Kamuoyunda farkındalığı sağlamak ve iletişimi güçlendirmek için karar vericilere direkt mesaj vermektedir. Göstergeler için tematik bir çerçeve aynı zamanda konuları belirlemek sürdürülebilir kalkınma stratejileri içerisinde hedeflere ulaşmak için bir çerçeve sunmaktadır. Bu çerçeveler aynı zamanda değişen önceliklere göre yeniden gruplandırılan göstergelere esneklik sağlamaktadır. Dikkate alınması gereken husus, alt temalardaki göstergelerin görevleri ve entegre doğal sürdürülebilir kalkınmadan kaynaklanan bazı keyfilikleri sınırlandırıyor olmasıdır. ## 2.1. İklim Değişimi Göstergelerinin Çerçevesi Sürdürülebilir kalkınma konusundaki çalışmalarda bu konuda etkili iklim değişimi göstergelerini belirlemek oldukça zordur: Çünkü, Sürdürülebilir Kalkınma Göstergeleri ile iklim değişimi göstergeleri birbirlerini karşılıklı olarak tetiklemektedir". Sürdürülebilir Kalkınma Göstergeleri çevre konusunu ilgilendiren konu başlıklarının büyük bölümünü içine almakta iken iklim değişimi göstergeleri ise, etkilenen bakımından değerlendirildiğinde, karşımıza <sup>310</sup> United Nations, "Indicators of Sustainable Development: Guidelines and Methodologies", Second Edition (New York, 2001), http://www.un.org/esa/sustdev/publications/ publications. htm#indicators, (Erişim Tarihi: 10.03.2010). <sup>311</sup> Department of Economic and Social Affairs, Division for Sustainable Development, "Climate Change And Sustainable Development, The Role Of Indicators", 2008, http://www.un.org/esa/sustdev/natlinfo/indicators/15Oct\_2008/Programme\_final\_presentation.pdf, (Erişim Tarihi: 06.04.2011). çevre boyutunun tüm konularının doğal sonucu olarak çıkmaktadır. Bu etkileşimi kolaylaştırmak için CSD göstergelerinde kullanılan çerçeveler gibi konu merkezli ya da politika merkezli olmak üzere seçimler yapılabilmektedir. İki katmanlı bir çerçeve oluşturmak için de iyi bir seçim yapmak gerekebilmektedir. İklim değişimi etkilerinin azaltılması, değişimine uyum sağlanması, iklim değişimine uyumun ve yavaşlatılmasının finansmanı ile gerekli teknolojilerin geliştirilmesi ve tanıtılıp yaygınlaştırılması gibi ana konular Bali Eylem Planı kapsamında birbirinden ayırılarak yol gösterici bir nitelik kazandırılmıştır. İklim değişimi etkilerinin azaltılması ve değişime uyum sağlanması konusunda yapılacak ayırım oldukça önemlidir. Uyum konusunda ilgili İPPC direktifini tâkip etmek, değişimin etkilerine hassâsiyeti içeren UNFCCC kılavuzlarını izlemek gerekmektedir. Finansal ve teknolojik boyutlar ise iklim değişimi ve uyum konularına bağlı olarak değişmektedir, fakat birçok gösterge ile kurumsal kapasitenin geliştirilmesi, uyum hedefleri, sermâye ya da katkı gibi alanlar da benzerlikler göstermektedir312. Farklı mâli kaynaklar ve farklı teknolojiler sadece önemli uluslararası politikalarda yer alan gösterge setlerine değil, aynı zamanda daha fazla etkiye sâhip, ve bu yüzden de daha yönetilebilir göstergelere dayanmaktadır. <sup>312</sup> United Nations Division For Sustainable Development Expert Group Meeting , " Climate Change and Sustainable Development The Role of Indicators" s:6-8, 2008, New York, http://www.un.org/esa/sustdev/natlinfo/indicators/15Oct\_2008/Background\_paper\_final.pdf, (Erişim Tarihi: 23.10.2010) . İklim değişimi konusunda finansman ve teknoloji birçok bakımdan üst üste çakışmaktadır. Çünkü teknoloji transferi uluslararası finansal akışı gerektirmekte bu yüzden iklim değişimi konusunda finansal ve teknoloji kavramları birbirlerinden ayrılmadan birlikte değerlendirilmektedir. İklim değişimi etkilerinin azaltılması konusunda en önemli bileşen seragazı emisyonları olup diğer emisyonlar ile de ilişkilidir. Göstergeler, sürdürülebilir kalkınma kavramı sınırları içerisinde bulunan yenilenebilir enerji veya sürdürülebilir orman yönetimi göstergeleri gibi iklim değişiminin yavaşlatılması ile ilişkili olarak IPPC 2006 önerileri çerçevesinde planlanmaktadır. 13. Örneğin; Enerji, Endüstri ve Urün Kullanımı; Tarım, Orman ve Diğer Arazi Kullanımı ve Atık konuları yer alan başlıklar arasındandır. 1996 IPPC rehberini izleyen bu kılavuz, ürün kaynaklı endüstrilerin yanısıra diğer arâziler, ormanlardan ayırılan tarım arâzileri gibi konuları içermektedir. Ürün kullanımı gibi önemli bir konuda ilgili sürdürülebilir kalkınma göstergelerini belirlemek zor olabilmekte, iklim değişimini yavaşlatmak için öncelikli olan politik önlemlere dayanarak sürdürülebilir ormanları bir alt konu başlığı altında değerlendirmek gerekmektedir. Aşağıdaki Tablo iklim değişimi ile mücâdele konusunda 18 alt tema ve 3 etkisi dikkate alınarak oluşturulmuştur. Dikkate alınması gereken husus ise konularına göre ayrılan tema tabanlı 3 bileşen çerçevesinde, ülkelere özgü koşullar ve veri varlığına dayalı alt başlıkların yeniden şekillendirilmesi ile mümkün olabileceğidir. <sup>313.</sup> Eggleston, 2006 , "IPCC Guidelines For National Greenhouse Gas Inventories", Cilt: 1-5, http://www.ipcc-nggip.iges.or.jp/public/2006gl/index.html, (Erişim Tarihi: 19.09.2010). Tablo 6. Sürdürülebilir Kalkınma Anlayışında İklim Değişimi Göstergelerinin Çerçevesi 314 . | Konular | Azalma | Uyum | Finans ve Teknoloji | |----------------|-----------------------------------------------|---------------------------------------------------------|-------------------------------------------------| | Alt<br>Konular | Seragazı emisyonları | Sıcaklık Yada Yağış Miktarı Kamuoyu<br>Değişiklikleri | tarafından<br>edilmiş<br>garanti<br>transferler | | | Enerji | Normal Hava Değişimi | Yatırım | | | Endüstri ve ürün kullanımı | Temiz Su | Ticaret | | | Tarım, Ormancılık Ve Diğer<br>Arazi Kullanımı | Tarım | Teknoloji Gelişimleri | | | Atıklar | Sağlık | | | | | Kıyı alanları, Deniz ve Çevre | | | | | Biyolojik<br>Çeşitlilik<br>ve | | | | | Karasal Ekosistemler | | | | | Ekonomik Gelişmeler | | | | | Uyum kapasitesi | | <sup>314</sup> United Nations Division For Sustainable Development Expert Group Meeting on Climate Change and Sustainable Development , "The Role of Indicators", s:8 , New York, 15-16 October 2008, http://www.un.org/esa/sustdev/natlinfo/indicators/15Oct\_2008/Background\_paper\_final.pdf} (Erişim Tarihi: 25.10.2010) . ## 3.Sürdürülebilir Kalkınma Gösterge Setlerinin Konularına Göre Gelişimi İklim değişimi ve sürdürülebilir kalkınma konularında ülkelerin ilerlemelerini ortaya koyabilmek açısından üretilen ve kullanılan göstergeler önem taşımaktadır. Enerji35 ve Biyolojik Çeşitlilik316 konuları sürdürülebilir kalkınma konusundaki uluslararası gösterge setleri arasında yer almaktadır. Sürdürülebilir kalkınma konusundaki entegrasyon, ulusal sürdürülebilir kalkınma hedefleri açısından farklı uzmanlık alanlarındaki gelişmeleri açıklayıcı nitelik kazanmıştır. Orneğin enerji yetersizliğini ortaya koyan göstergeler, birçok genel sürdürülebilir kalkınma gösterge setlerinde de enerji gösterge setlerinde olduğu gibi potansiyel çerçevesinde tartışılan bir olguyu da içine almaktadır. Benzer şekilde, ormanlar konusundaki gösterge iklim değişimi ve biyolojik çeşitlilik konularını da içine alan genel sürdürülebilir kalkınma göstergeleri içerisinde yer almaktadır. Bu yaklaşımlar ile birçok avantaj sağlanmıştır: Örneğin genel sürdürülebilir kalkınma gösterge setlerinin iklim değişimi ve diğer ilgili konularda önemli ilişkileri ortaya koyacak değişkenleri içermesi, genel gösterge setlerinin sürdürülebilir kalkınma kapsamındaki ayrıntıları ortaya koyması da bu avantajları somutlaştırmaktadır. İkinci olarak da belirli gösterge setleri içerisindeki farklı <sup>315</sup> International Atomic Energy Agency, United Nations Department Of Economic And Social Affairs, International Energy Agency, Eurostat And European Environment Agency, International Atomic Energy Agency, Vienna, (2005), "Energy Indicators For Sustainable Development: Guidelines And Methodologies", s.11., http://www-pub.iaea.org/ MTCD/publications/PDF/ Pub1222 web.pdf, (Erişim Tarihi: 26.10.2010). <sup>316</sup> Jnep/Cbd/Cop/7/21, "Decisions Adopted By The Conference Of The Parties To The Convention On Biological Diversity At It's Seventh Meeting", s.177, http://www.cbd.int/ doc/decisions/COP-07-dec-en.pdf, (Erişim Tarihi: 26.10.2010) . konular genel gösterge setleri içerisinde değerlendirildiğinde gösterge setleri içerisindeki tutarlılığın artmasının iletilen mesajların farklılığından kaynaklanan riski azaltmaktadır. Uçüncüsü, aynı göstergenin iki kere üretilmesinden kaçınmaya yardımcı olmaktadır, çünkü bu kaynakların gelişmesi için gereklidir ve göstergelerin hesaplanması ve yorumlanması birçok amaca hizmet etmektedir. Dördüncüsü; eğer gösterge setleri spesifik konularda aynı ulusal zorunluluklara sâhip ise konu ile ilgili kurumlararası raporlama yükümlülüklerinin azaltılması bakımından fayda sağlamaktadır31 '. Bâzı değerlendirmeler Genel Sürdürülebilir Kalkınma Gösterge setleri için yapılabilmekte ve ülkeler kendi ulusal gösterge setlerini kendi öncelikleri ve verdikleri önem düzeyine göre hazırlamaktadırlar. Ülusal gösterge setlerini kullanmalarının yanısıra CSD göstergeleri ve Millenium Gelişme Hedef Göstergeleri318, ilgili bölgesel gösterge setleri içinde Avrupa Birliği Sürdürülebilir Kalkınma Göstergeleri39, Sürdürülebilir Kalkınma Anlayışında Akdeniz ülke stratejilerini içeren göstergeler30, Ya da Latin Amerika ve Karayipler için Birleşmiş <sup>317</sup> United Nations Division for Sustainable Development Expert Group Meeting on Climate Change and Sustainable Development, "The Role of Indicators", s:9 , New York, 15-16 October 2008, http://www.un.org/esa/sustdev/natlinfo/indicators/15Oct\_2008/Background\_paper\_final.pdf, (Erişim Tarihi: 26.10.2010) . <sup>318</sup> The Official United Nations Site for the MDG Indicators, "Millenium Development Goals Indicators", http://mdgs.un.org/unsd/mdg/Default.aspx, (Erişim Tarihi: 26.10.2010). <sup>319</sup> European European Commisisons, "Statistical Requirements Compendium", 2008 http://epp.eurostat.ec.europa.eu/portal/candidate and potential candidate countries/docu ments/en/STATISTICAL%20REQUIREMENTS%20COMPENDIUM%20-%202008%20EDITION%20(WEB.PDF, (Erişim Tarihi: 26.10.2010). <sup>300</sup>Plan Bleu-Regional Activity Centre, "Indicators Follow Up of the Mediterranean Strategy For Sustainable Development", http://www.planbleu.org/methodologie/indicateursSmddUk.html, (Erişim Tarihi: 26.10.2010). Milletler Ekonomik Komisyonu'nun Sürdürülebilir Gelişme Göstergeleri321 de taraflarınca kullanılmaktadır. Ulkeler ulusal gösterge setini bilgilere ek bir kaynak olarak da değerlendirmekte ve kullanmaktadır. Belirli konularda gösterge setlerini kullanırken sürdürülebilir kalkınma ve enerji göstergeleri, ya da sürdürülebilir kalkınma ve biyolojik çeşitlilik göstergelerinin değerlendirilmesi gibi ilişkilendirilmiş konularda GAP analizleri (boşluk analizleri) yapmaktadırlar. 3.1. Sürdürülebilir Kalkınma ile İklim Değişimi Politika ve Analizleri Üzerine Başlangıç Düzeyindeki Göstergeler Politika tabanlı göstergeler oluşturulurken boşluk analizleri gerçekleştirmek üzere tanımlanarak kullanılan CSD göstergeleri ve diğer göstergelerdir. <sup>32</sup> Badesalc, "Sustainable Development and Human Settlements", http://websie.eclac.cl/sisgen/ ConsultaIntegrada.asp?idAplicacion=5, (Erişim Tarihi: 26.10.2010). Tablo7. İklim değişimi etkilerinin azaltılması yönünde üretilen göstergeler 22. | Alt konu | CSD Gösterge | Diğer gösterge | İlgili CSD Göstergeleri | |-------------|------------------------|------------------------|------------------------------| | | Karbondioksit | | | | | emisyonları<br>(sektör | | | | | olarak tamamı) | | | | | Sera gazları (toplam | | | | | ve GHG olarak ) | | | | Sera Gazı | Ozon<br>tabakasını | | | | | incelten maddeler | | | | Emisyonları | | | | | | | CO2/GHG emisyonları | : Karbondioksit emisyonları | | | | kişi başına (MDG | Sera gazı emisyonları | | | | göstergeleri) | | | | | CO2/GHG'nın ekonomi | Karbondioksit emisyonları | | | | içinde payı (toplam ve | Sera gazı emisyonları | | | | sektör başına) (MDG | | | | | Göstergeleri) | | | | | Tüketim tabanlı GHG | Sera gazı emisyonu | | | | emisyonları | | | | | | | Sera gazı emisyon envanterleri UNFCCC'de ulusal raporlamanın bir parçasıdır. Bu yüzden emisyon göstergeleri için envanterler oluşturulmuştur. Karbondioksit emisyonlarını da içine alan CSD göstergeleri, karbondioksit emisyonlarının değerlendirilmesinin önemli bir bileşenidir. Çünkü gelişmiş ülkelerdeki sera gazı emisyonları ile diğer ülkelerin envanterleri karşılaştırılmakta, bu da politik açıdan önem arz etmektedir. Çünkü belirli ozon tabakasını incelten maddeler (ODS) ve <sup>324</sup> Inited Nations Division For Sustainable Development Expert Group Meeting on Climate Change and Sustainable Development , "The Role of Indicators", a.g.e. yerlerine kullanımı teşvik edilenler de sera gazları olmasına rağmen UNFCCC içinde raporlanan ulusal emisyon envanterleri içerisinde yer almamaktadır333. Ulkelerin kişi başına düşen emisyon miktarı verilerini karşılaştırabilmek ve CO2 ile toplam seragazı emisyonlarını hesaplamak uluslararası platformlarda önerilmektedir. Buna karşılık Akdeniz Ulkeleri Sürdürülebilir Kalkınma Göstergeleri (MDG) içerisinde sadece CO2 verilerini içeren göstergeler yer almaktadır34. Ulkelerde performans ölçümleri genellikle; ekonomi içerisinde karbon yoğunluğu payını, yâni GSMH'den ayrılan toplam CO2 emisyonları azaltım harcamaları payı ve bir madde içerisindeki karbonu giderme hedefleri biçiminde tanımlanmaktadır. Bu tür göstergeler Millenyum Kalkınma Gösterge (MDG) setleri içerisinde ve UNFCCC ülkeleri arasında Ek-1 kapsamında giren ülkeler için hazırlanmıştır. Ekonomi içerisinde sera gazı yoğunluğu sık kullanılan bir gösterge olmakta, fakat sera gazı, GHG yoğunluk göstergeleri üretilirken karbon yoğunluğu için değişik ölçümler sergileyebilmektedir. Bu yüzden ülkeler endüstrileşme aşamasında kendi gelişim yörüngelerini CO2 yoğunluğundaki bir artışa bakarak gözlemleyebilmekte ve üretim yöntemleri açısından bir sıkıntının ortaya çıkması hâlinde endüstriyel faâliyetler açısından enerji ve karbon bağımlı girdilerden çok tarım ve işgücü faâliyetlerinin gerekliliğini ortaya koymaktadırlar 10. <sup>323</sup> UNFCCC, "Ozone Layer Depletion And Global Warming", http://unfccc.int/cop3/fccc/kids/ sikumi/ozon/index-e.htm, (Erişim Tarihi: 06/04/2011). <sup>324</sup>Regional Activity Center For Cleaner Production, 2008, "Innovative Approaches to Sustainable Consumption And Productions", s.101-110, http://www.cprac.org/docs/RACCP7.pdf, (Erişim Tarihi: 06/4/2011). Tersine olarak daha fazla emeğin yoğun olduğu ulusal ekonomilerde üretim yöntemleri ve tüketim kalıpları daha az karbon salar hâle gelmişse bile CO2 yoğunluğunda bir azalma görülmeyebilmektedir. Sektörel bakımdan karbon yoğunluğu göstergeleri incelendiğinde sektörlerdeki karbon yoğunluğunun değişmesinden kaynaklanan UNFCCC hedefleri için sektörel kullanımdan çok standart ekonomik sınıflandırmalara dayanan emisyon verilerinin tercih edildiği görülmektedir. Jeografik kapsam bakımından, göstergeler ekosistem içerisinde geçerli prensiplere dayanmaktadır. Tüketim bazındaki emisyonlar üretim bazlı emisyonlar ile eşdeğerdir ve bu emisyonlar ithâlât içerisinde uluslararası taşımacılıkdan kaynaklanan negatif emisyon ihracatını da içine almaktadır. Tüketim tabanlı emisyon envanterlerinin temelinde; iç ekonomi ve ticari paydaşlar açısından üretim tüketim tabloları ve emisyon envanterlerinin yapılandırılması ile emisyon verilerinin ulusal harcamalar içerisinde evsel tüketimden kaynaklanan emisyonlar biçimine dönüştürülmesi önerilmektedir. Uretim ve tüketim tabloları içerisinde sınırlı envanter'den kaynaklanan farklı tahmin teknikleri geliştirilmektedir. Birçok metodolojik eksiklikler bulunmasına rağmen ülkeler açısından üretim ve tüketim tabanlı göstergeleri kullanmak faydalı ve önemsenen bir yaklaşım olarak değerlendirilmektedir. | Alt<br>konu | CSD göstergeleri | Diğer göstergeler | İlgili CSD göstergeleri | |-------------|------------------------------------------------------------------------------|------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------|--------------------------------------------------| | | | | | | | Yıllık enerji tüketimi,<br>(Toplam ve asıl<br>kullanıcılar<br>kategorisinde) | | | | | Enerji kullanım miktarı<br>(Toplam ve ekonomi<br>içerisinde payı) | | | | | Toplam enerji<br>kullanımında<br>yenilenebilir enerji<br>kaynaklarının payı. | | | | Enerji | | Enerji kullanımında karbon yoğunluğu<br>miktarı. | Karbondioksit<br>Emisyonları /Enerji<br>tüketimi | | | Taşımacılıkta Enerji<br>yoğunluğu (Her bir km<br>'de enerji yoğunluğu) | | | | | Yolcu taşımacılığının<br>tipik parçalanması | | | | | Navlun taşımacılığının<br>tipik parçalanması | | | | | | Hanehalkı enerji yoğunluğu (Herbir<br>hane halkı içerisinde Enerji kullanımı<br>ve/veya her katta ve alanda)<br>(Sürdürülebilir Kalkınma- Enerji<br>Yoğunluğu) | | Tablo 8. İklim değişimi etkilerinin azaltılması yönünde üretilen göstergeler35. <sup>32-</sup>United Nations Division For Sustainable Development Expert Group Meeting on Climate Change and Sustainable Development, "The Role of Indicators", a.g.e. Enerji tüketimi, eneri tasarrufu ölçümleri bakımından önemli bir göstergedir. Bu gösterge, sera gazı emisyonlarını azaltmak, sürdürülebilir üretim örneklerinin kullanımını geliştirmek, enerji güvenliğinin artırılması gibi çoğu hedeflere birçok katkı sağlamaktadır. Enerji yoğunluğu ayrıca artan enerji ihtiyacının hedeflere ulaşması bakımından değerlendirildiğinde önemli bir göstergedir. Gelinen noktada karbon yoğunluğu göstergesi ekonomi içerisinde çoğu zaman daha az dikkate alındığından sektörel bozulmalar doğal bir sonuç olarak karşımıza çıkmaktadır. Benzer şekilde, artan enerji güvenliği arzı ve sera gazı emisyonlarının azaltılması ve yenilenebilir enerji kaynaklarının ilerlemesi önemli bir hedeftir. Bu yüzden sürdürülebilir kalkınma anlayışında, "yenilenebilir enerji kaynakları" iklim değişimi konusunda gerekli bir göstergedir. Taşımacılık özellikle yol taşımacılığı sera gazı emisyonlarının önemli bir parçasını oluşturmakta, enerji yoğunluğu ile artan ulaştırma sorunları gösterge üretmek üzere ölçüm sonuçlarını ortaya koymaktadır. Su ve demiryolu taşımacılığı arasında daha az çevresel etki, benzer ekonomik ve sosyal fayda içeren çevresel faktör bulunmaktadır. Buna ilaveten yolcu ve yük taşımacılığı ile düşük dış piyasa mâliyetlerinde ulaşım mâliyetlerindeki ölçümlerini ortaya koyan gerekli göstergeler arasındadır. Birçok ülke uzun vadede ekonomik faydaya ulaşmak için seragazı emisyon kaynaklarını düşürmekte ve hane halkı için bu emisyonları tanımlamaktadırlar. Tablo 9. İklim değişimi etkilerinin azaltılması yönünde üretilen göstergeler"26. | Alt-konu | CSD göstergeleri | Diğer göstergeler | |------------------------------|-------------------------------------------|-------------------| | Endüstri ve üretim kullanımı | Ekonomide madde yoğunluğu | | | | Iç Madde Tüketimi | | | Atık | Atık Kompozisyonu | | | | Atık Kompozisyonu ve Imha Etme | | | | Atık Su Arıtma | | | | Kentsel Alanlarda Hava Kirlilik Yoğunluğu | | Sera gazı emisyonları endüstriyel faaliyetlerde, demir, çelik, çimento, aliminyum ya da gübre gibi üretimlerde ve belirli sektörlerde yoğun olarak karşımıza çıkmaktadır. Fakat göstergeler bakımından sektörel sera gazı emisyonları ve yoğunluğu incelendiğinde, yukarıda verilen tabloda olduğu gibi, sera gazı emisyonları alt teması, sürdürülebilir kalkınma kavramında endüstriyel emisyonlar açısından önemli bilgiler sağlamaktadır. Fakat ekonomik gelişme açısından bâzı ülkeler için önem taşımakta ve bu yüzden CSD göstergeleri, iç madde tüketimi ve madde yoğunluğu açısından iklim değişimi perspektifi ile yakından ilgili olmaktadır. Özellikle madde yoğunluğu olan sektörler emisyon kirlilikleri açısından önemli sayılmaktadır. <sup>320</sup> United Nations Division For Sustainable Development Expert Group Meeting on Climate Change and Sustainable Development, "The Role of Indicators", s.12, 2008, http://www.un.org/esa/sustdev/natlinfo/indicators/15Oct\_2008/Background\_paper\_final.pdf, (Erişim Tarihi: 27.12.2010). Atıklardan kaynaklanan sera gazı emisyonları çoğunlukla, atık depolama alanlarından ve atık sudan metan emisyonları formunda görülen nitrik asit emisyonlarından kaynakladır. Bu gösterge atık kompozisyonu üzerine ölçüm sonuçlarına göre atığın yeniden kullanımı ve azaltılması yönünde bilgi vermektedir. Doğal olarak iklim değişimi konusunda karşılıklı fayda sağlamaktadır. 27. Atık arıtma konusundaki gösterge iklim konusu ile de bağlantılı olarak atık yakma ve geri dönüşümü konusunda bilgi sağlamaktadır. İklim değişimi konusunda negatif etki yaratmayacak gösterge atık depolama alanında üretilen göstergedir. Bu yüzden iklim değişimi hedefleri arasında atık göstergesi ile ilişkilendirilmiş sera gazı emisyonu göstergeleri birlikte düşünülmüştür. Atık arıtma işlemi, çevre ve sağlık konusunda fayda sağladığı gibi sera gazı emisyonlarını azaltma konusunda da yarar sağlamaktadır. Temiz teknoloji uyumu ve azalan hava kirliliği iklim değişimi açısından da fayda sağlamakta partiküler madde gibi kirleticiler, endüstriyel yöntem ve enerji tüketimi birbirlerini tamamlamaktadırlar. Buna ilâveten, nitrojen oksitleri (NOx) gibi kirleticiler, karbonmonoksit ve hava kirliliği konusunda CSD göstergeleri içerisinde yer alan metan olmayan uçucu organik bileşenler indirekt seragazı emisyonlarıdır. Buna karşın hava kirleticileri arasında yaygın kullanım tanımlamalarında atıklar yer almamaktadırlar. <sup>327</sup> United Nations Division For Sustainable Development Expert Group Meeting on Climate Change and Sustainable Development, "The Role of Indicators", a.g.e. Tablo10. İklim değişimi etkilerinin azalması yönünde üretilen göstergeler328. | Alt konu | CSD göstergeleri | Diğer göstergeler | İlgili CSD göstergeleri | |-----------------------------------------------|-----------------------------------------------------------------------|-------------------------------------------------------------------------|------------------------------------| | | Kullanım<br>Gübre<br>Eksikliği | | | | | Organik<br>Tarım<br>Altındaki alan | | | | | Orman<br>Alanları<br>İçerisinde<br>Arazi<br>Kullanım Oranı | | | | Tarım,<br>Ormancılık ve<br>Arazi<br>kullanımı | | Bozulma oranı | Arazi<br>Kullanım<br>Farklılıkları | | | Sürdürülebilir<br>Yönetimi<br>Orman<br>içerisinde Ormanlık<br>Alanlar | | | | | | Ekolojik<br>hizmetler<br>tablosunda<br>(PES)<br>ödemelerindeki alanlar. | | | | Arazi Kullanım<br>Farklılıkları | | | | | Arazi Verim Kaybı | | | Tarımsal sektörde, karbon tutulması ve metan gazının azaltılması, nitrik asit emisyonları sera gazı emisyonlarını azaltmak açısından asıl seçenek olarak <sup>328</sup> United Nations Division for Sustainable Development Expert Group Meeting on Climate Change and Sustainable Development, The Role of Indicators, a.g.e. görülmektedir.Gübre kullanımı eksikliği göstergesi gerçekte kullanılan gübrelerin kullanım verimliliğini ölçmeye yaramaktadır. Nitrojen miktarı üründen alınmadığında nitrik asit emisyonları açısından önemli bir kaynak sayılmakta ve bu gösterge iklim değişimi hedefleri arasında önem taşımaktadır. Organik tarım, geliştirilmiş toprak koruma uygulaması ile ilgili olup "Sürdürülebilir Tarım Yönetimi Üygulamaları" açısından göstergelere yeni anlayış getirmektedir. Tarım sektörü konusundaki diğer bir yol ise; bioyakıt üretimi konusundaki arâzi kullanımı ile ilgili olan göstergelerdir. Orneğin şeker kamışı gibi ürünlerin üretimi "bioyakıt göstergelerinin" gelişmesi ve uygulanması açısından önem taşımaktadır. Sürdürülebilir kalkınma anlayışının faydaları ve bioyakıt mâliyetleri üretim metodları ve gıda güvenliği tehditleri gibi faktörler dikkate alındığında önemli bir gösterge olarak değerlendirilmektedir. Ormanların tarımsal arâziye dönüştürülmesi ile sera gazı emisyonlarına tarımın katkısı "arâzi kullanım farklılıkları" göstergelerini kapsamaktadır. Ormancılık ilin değişiminin azalması açısından anahtar bir sektördür. Ağaçlandırma yapılarak karbon tutulumları genişletilmiş, sürdürülebilir orman yönetimi ormansızlaştırmanın azaltılması yoluyla ilerlemeler sağlanmıştır. Ormancılık kapsamında değerlendirilen göstergeler iklim değişiminin azalması yönünde ormanların bütününde ele alınması gereken konulara önemli roller yüklemektedir329. Sürdürülebilir orman yönetimi sadece emisyonları azaltmak açısından değil aynı zamanda ekolojik hizmetlerdeki harcamalar, karbon tutulumu gibi konularda ormanların payını ortaya koyan bir anlayıştır. Tarımsal arâzi içerisinde otlak alanları ve ekilebilir alanlar artan yapılanma ve sera gazı emisyonları içerisinde önemli sayılmakta ve "Arâzi Kullanımı" göstergesi iklim değişimi konusunda önemli bilgiler sağlamaktadır. Ozellikle ormanlarda ve ekilebilir arâzi kullanımından doğan verim kaybı emisyonlar ve karbon tutulumu açısından kapasite kaynağı olarak önem taşımaktadır. Bu yüzden "arâzide verim kaybi" göstergesi sorunla oldukça ilişkili bulunmakta, fakat arâzideki verim kaybı verileri temîni ve uzun vâdeli metodoloji eksikliği yüzünden her ikisine de engel teşkil etmektedir. <sup>327</sup> United Nations Division For Sustainable Development Expert Group Meeting on Climate Change and Sustainable Development, "The Role of Indicators", a.g.e. | Alt Konular | Çekirdek<br>Sürdürülebilir<br>Kalkınma<br>Göstergeleri | Diğer Göstergeler | İlgili<br>Sürdürülebilir<br>Kalkınma<br>Göstergeleri | |----------------------------------|------------------------------------------------------------------------------|-----------------------------------------------------------------|------------------------------------------------------| | Sıcaklık ve yağış<br>değişimleri | | Yıllık ortalama ve<br>maksimum, minimum<br>sıcaklık değişimleri | | | Doğal hava<br>değişimleri | Tehlikeli ve eğimli<br>alanlarda yaşayan<br>nüfusun yüzdesi | | | | | Doğal âfetler yüzünden<br>yaşanan insan<br>kayıpları ve ekonomik<br>bedeller | | | Tablo 11. İklim Değişimine Uyum Göstergeleri Kapsamında Üretilen Göstergeler 330. İsı ve yağış değişimleri iklim değişimi açısından önemli bir başlık sayılmakta, temel görünümü ortaya koymakta ve uyum gereklilikleri ile duyarlılık kapsamında değerlendirilmektedir. Bu yüzden, iklim değişimi altındaki göstergeler arasında yer almaktadır. Duyarlılık ve uyum ihtiyaçları gelecekte kritik olarak değerlendirilmesi gereken göstergeler arasındadır331. Aşağıda alt konular içerisinde iklim değişimine uyum kapsamındaki göstergeler ile ilgili sürdürülebilir kalkınma göstergeleri yer almaktadır. <sup>330</sup> United Nations Division For Sustainable Development Expert Group Meeting on Climate Change and Sustainable Development , a.g.e. <sup>33</sup> United Nations Division For Sustainable Development Expert Group Meeting on Climate Change and Sustainable Development, a.g.e. Tablo 11. İklim Değişimine Uyum Göstergeleri Kapsamında Üretilen Göstergeler"2. | Alt<br>Konular | Cekirdek Sürdürülebilir<br>Kalkınma Göstergeleri | Diğer Göstergeler | İlişkili<br>Sürdürülebillir<br>Kalkınma Göstergeleri | |----------------|--------------------------------------------------|----------------------------------------------------------------|-----------------------------------------------------------| | Tarım | | Tarımda arâzi verimliliği | | | Sağlık | | Tarımsal verimlilik<br>indeksi | Ekilebilir ve sürekli verimli<br>arazı | | | | Astım ve humma gibi bir<br>taşıyıcı ile yayılan<br>hastalıklar | HIV/AIDS, Sıtma,<br>Tüberkülos gibi önemli<br>hastalıklar | İklim değişiminin önemli bir etkisi, su varlığının azalmasıdır. Su kaynaklarının oranı su basıncının ölçülmesi için standart nitelikte bir göstergedir. Su kullanım yoğunluğunun azalması, su basması kaynaklı tehlike altındaki alanların ölçümü sürdürülebilir kalkınma anlayışı ile parallellik göstermektedir. Tarım başlığı, iklim değişimine etkisi açısından değerlendirildiğinde önemli bir etkendir. Tarımsal verimliliğin azalması iklim değişiminde ülkeler açısından daha ılıman iklim kuşağında beklenmektedir. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Kuruluşu (FAO) gibi kurumlarca düzenli olarak raporlanan ya da hesaplanan değerler bakımından arâzi verimliliği her bir hektar mahsûlde verimlilik ölçümü ile değerlendirilmektedir. İklim değişiminin gıda eldesindeki etkisi konusundaki temel göstergenin niceliği ve tarımsal verimliliğin değeri üzerinde yoğunlaşılmıştır. Tarımsal verimlilik önemli bir uyum stratejisi olmamasına rağmen aynı zamanda iklim değişimi üzerinde hassasiyeti de ortaya koymaktadır. Verimlilik indeksi arâzi üzerinde her bir ürün için verimlilik payını ölçen indekse dayanmaktadır. <sup>332</sup> United Nations Division for Sustainable Development Expert Group Meeting on Climate Change and Sustainable Development, "The Role of Indicators", a.g.e. İklim değişimi etkileri bakımından ele alındığında özellikle sağlık alanında, astım ve sıtma gibi bulaşıcı hastalık yoluyla geçen önemli bir tehdîdi de beraberinde getirmektedir. İklim değişimi konusunda diğer bir ilişki ise sıcaklık artışından kaynaklanan ve soğuk algınlığı nedeniyle yaşanan ölümlerin azalmış olmasıdır. Sağlık konusunda ilgili göstergelerin, uyum kapasitesi alt konusunda doğal hava değisimlerini içeren göstergeler ile ilişkisi yukarıda listelenmektedir 33. | Alt Konular | Cekirdek Sürdürülebilir Kalkınma | Diğer | İlgili Çekirdek | |------------------|--------------------------------------|-------------|--------------------------| | | Göstergeleri | göstergeler | Sürdürülebillir Kalkınma | | | | | Göstergeleri | | | | | | | Kıyı alanları ve | Kıyı alanlarında yaşayan toplam | | | | Deniz Çevresi | nüfus oranı | | | | | | | | | | Korunan kıyı alanları oranı | | | | | ekosisteminde<br>Deniz<br>mercan | | | | | kayalıkların<br>alanı<br>canlı<br>ve | | | | | yüzdesi. | | | | | | | | Tablo 12. İklim Değişimine Uyum Göstergeleri Kapsamında Üretilen Göstergeler. Kıyı alanları ve çevresi göstergesi benzer biçimde, korunan alanlar da hesâba katıldığında karasal ekosisteme etkisi bakımından bilgi sağlamakta ve türlerin yok oluşu, biyolojik çeşitlilik azalması alanında iklim değişiminin diğer bir potansıyel etkisini ortaya koymaktadır. İklim değişimi aynı zamanda yabancı, ekzotik türler açısından biyolojik çeşitliliği tehdit etmektedir. Bu yüzden bu gösterge istilâcı yabancı türlerin artması bakımından iklim değişimi göstergesinin etkin bir fonksiyonu olarak düşünülmektedir. <sup>333</sup> United Nations Division for Sustainable Development Expert Group Meeting on Climate Change and Sustainable Development, "The Role of Indicators", a.g.e. Arâzi bozulumu sadece iklim değişimini etkilememekte, aynı zamanda bir sonucu da olabilmektedir. Azaltım ve uyum konusunda çekirdek sürdürülebilir kalkınma göstergelerinin her ikisi de aynı olabilmektedir. Fakat, CSD göstergesi metodolojik çalışmayı gerektirmekte olduğundan bu göstergelerin farklı ölçümleri uyum ve azaltım için seçilebilmektedir. | Tablo13. İklim Değişimine Uyum Göstergeleri Kapsamında Uretilen Göstergeler"-" | | | |--------------------------------------------------------------------------------|--|--| | | | | | | | | | | | | | Alt Konular | Çekirdek Sürdürülebilir Kalkınma Göstergeleri | | |-------------|--------------------------------------------------|--| | Ekonomik | | | | Gelişmeler | | | | Uyum | Ülusal yoksulluk çizgisinde yaşayan nüfus | | | Kapasitesi | | | | Alt Konular | Kullanılan gelişmiş su kaynaklarında nüfus oranı | | | | 5 yaş altındaki ölüm oranı | | | | Kişi başına düşen bütün evsel ürünler | | Deniz seviyesinin yükselmesi uzun vâdede iklim değişiminin bir sonucu olarak karşımıza çıkmakta, bu göstergenin değerlendirilmesi kıyı alanlarında yaşayan nüfus tespitinde ve deniz çevresinde mercan kayalıkların oranının ölçümünde önemli etkiler yaratmakta, yaşayan kayalık mercan ekosistemine kadar uzanmaktadır. Etkin korunan alanların varlığı ekosistemin korunması için önemsenmektedir. Kıyı alanları <sup>334</sup> United Nations Division for Sustainable Development Expert Group Meeting on Climate Change and Sustainable Development, "The Role of Indicators", a.g.e. üzerinde korunan alanların oranını ortaya koyan bu gösterge iklim değişimine uyum açısından önemli bir göstergeyi ifade etmektedir. | Alt Konular | CSD Gösterge | Diğer Göstergeler | İlgili Sürdürülebilir<br>Kalkınma (CSD) göstergeleri | |-------------|------------------------------------------------------|-----------------------------------------------------|--------------------------------------------------------| | Temiz su | Kullanılan<br>Toplam<br>Su<br>Kaynaklarının<br>oranı | | | | | Ekonomik.faâliyetler<br>ile su kullanım<br>yoğunluğu | | | | | | Tarımda arâzi verimliliği | | | Tarım | | Tarım değişiklikleri<br>indeksi | Kalıcı ve sürekli verimli<br>arâziler | | Sağlık | | Sıtma ve humma gibi<br>bulaşıcı ve ağrılı hastalık | HIV/AIDS, sıtma, tüberkülos<br>gibi önemli hastalıklar | Tablo 14. İklim Değişimine Uyum Göstergeleri Kapsamında Üretilen Göstergeler. Sonuç olarak; Sürdürülebilir Kalkınma Göstergeleri iklim değişimi politikalarını ortaya koymak bakımından etkili bir bir araç olarak nitelendirilmektedir. İklim değişimi konusunda karar vericilere iklim değişimi politikalarını ortaya koymak ve izleme sistemlerini geliştirmek açısından fayda sağlamaktadır. ## B. Ulusal Boyutta Sürdürülebilir Kalkınma Anlayışı ve İklim Değişimi Göstergeleri ## 1.Türkiye'de Sürdürülebilir Kalkınma ve İklim Değişimi Göstergeleri Çevreye saygı, 21.yüzyılda uluslararası ilişkiler içerisinde en gerekli temel değerlerden biri olarak sayılmakta, Birleşmiş Milletler Bin Yıl Bildirgesi'nde de "Tüm insanlığı, özellikle de çocukları, insan eliyle geri dönülmez biçimde bozulmuş ve kaynakları artık ihtiyaçları karşılamaya yetmeyecek ölçüde azalmış bir Dünya'da yaşama tehdidinden kurtarmak için hiçbir çabayı esirgeyemeyiz." şeklinde dile getirilmiştir33. Binyıl Bildirgesi, Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı'nda (UNCED) kararlaştırılan sürdürülebilir kalkınma ilkelerini, Gündem 21'de belirlenen hususlar dahil olmak üzere, desteklemeyi teyit etmekte, çevreyi ilgilendiren tüm faâliyetlerde yeni bir koruma etiği ve yönetimini benimseme konusunda ilke kararlarını ortaya koymaktadır. Sekiz alanda izlenen Binyıl Kalkınma Hedefleri'nden "Çevresel Sürdürülebilirliğin Sağlanması Hedefi", sürdürülebilir kalkınma ilkelerinin ülke politika ve programlarına stratejik hedef olarak entegrasyonu, doğal kaynakların kaybının durdurulmasıyla ulaşılacağı biçiminde belirtilmektedir. Bu kalkınma hedefi aynı zamanda, 2010 yılına kadar sürmüş olan biyolojik çeşitlilik kaybını fark edilebilir bir oranda azaltmayı, temiz içme suyuna erişimi olmayan insanların oranını 2015 yılına kadar yarıya indirmeyi ve 2020 yılına kadar en az 100 milyon yoksul ve <sup>335</sup> Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye,"Çevre ve Sürdürülebilir Kalkınma", http://www.undp.org.tr/Gozlem3.aspx?WebSayfaNo=325, (Erişim Tarihi: 07.11.2010). derme çatma damaltlarında yaşayan insanların hayatlarında önemli bir ilerleme kaydetmelerinin sağlanmış olacağını öngörmektedir. Türkiye'nin hassas ekosistemleri hızlı nüfus artışı, artan gelir ve enerji tüketimi gibi nedenlerle yoğun bir baskıya mâruz bırakılmakta, artan kentleşme ve turizmdeki gelişmelerden kaynaklanan yoğun büyüme ve kalkınma çabaları ise diğer bir baskı unsuru olarak karşımıza çıkmaktadır. Akdeniz Havzası'nda yer alan Türkiye, aşağıda ayrıntılarına yer verileceği üzere Birleşmiş Milletler İklim Değişimi Çerçeve Sözleşmesi (ÜNFCCC) kapsamında yapılan öngörülere göre, iklim değişimine karşı yüksek derecede hassas bölgeler içinde yer almaktadır. Sürdürülebilir Kalkınma, küresel bir sorun haline gelirken, Türkiye'deki politika tartışmalarına da giderek daha çok yansımıştır. 1991 yılından bu yana Türkiye'nin Beş Yıllık Kalkınma Planlarında çevresel stratejilere yer verilmektedir; bugün de Ulkemizde 9. Beş Yıllık Kalkınma Planı (2007-2013) uygulanmaktadır. UNDP, Avrupa Birliği'nin 6. Çevresel Eylem Planı doğrultusunda sürdürülebilir kalkınma ilkelerinin ulusal ve bölgesel kalkınma planlarına entegre edilmesini sağlayacak yeni girişimleri desteklemek için hükümetlerle işbirliği halinde çalışmak gerekliliğini ortaya koymaktadır. UNDP bu bağlamda, Türkiye'ye küresel çevre konularında iklim değişimi, biyolojik çeşitlilik kaybı gibi taahhütlerini ulusal ve bölgesel planlamaya entegre etme çalışmalarında destek vermektedir. Birleşmiş Milletler Çevre Programında Çevre ve Sürdürülebilir Kalkınma için Oncelikli Alanlar: Sürdürülebilir Kalkınma, Su Yönetimi, Enerji, Toprak Yönetimi, Biyolojik Çeşitlilik, Kimyasallar, İklim Değişimi konuları belirlenmiştir 336. 18 Aralık 2006 târihinde Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) kapsamında Binyıl Kalkınma Hedefleri ve ilgili diğer kalkınma hedeflerine ulaşmak için, gelecek dört yıl boyunca UNDP üzerinden toplam 528 milyon Euro karşılığı anlaşma imzalamış olan 57 uygun ülkeden biri olan Türkiye'ye 7 milyon dolar verilmiştir. Ortak Program, topluma dayalı uyum ilke ve yaklaşımları tanıtmak ve uygulamak, kırsal alanlarda kapasıte geliştirmektir. Program, Türkiye'nin 2007 Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi kapsamında hazırladığı Birinci Ülusal Bildirimi çerçevesinde yürütülen ön çalışmaları geliştirerek iklim değişimi göz önüne alındığında en savunmasız bölge olarak belirlendiği belirtilen Seyhan Nehir Havzası'na odaklanacağını ortaya koymaktadır' 6 . Türkiye'de Sürdürülebilir Kalkınma (Rio + 10) Ulusal Hazırlık Süreci, Çevre ve Orman Bakanlığı, Dışışleri Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Devlet Planlama Teşkilatı ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) temsilcilerinden oluşan bir Ulusal Koordinasyon Gurubu'nun (UKG) desteği ve tam rehberliği altında gerçekleştirilmiştir338. <sup>336</sup> Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Türkiye, a.g.e. <sup>33</sup> MDGF-TR:Binyıl Kalkınma Hedefleri, "Türkiye'nin İklim Değişikliğine Uyum Kapasitesinin Geliştirilmesi", http://www.mdgf-tr.org/index.php?ID=191&LNG=1,(Erişim Tarihi: 8/11/2010). <sup>338</sup> Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı, "İklim Değişikliği ve Sürdürülebilir Kalkınma Ulusal Değerlendirme Raporu", 2002, Ankara, http://www.ttgv.org.tr/content/docs/ikligi-vesurdurulebilir-kalkinma.pdf, (Erişim Tarihi:29.10.2010) . Sürdürülebilir Kalkınma Dünya Zirvesi için hazırlanan Türkiye Ulusal Raporu, İklim Değişikliği ve Sürdürülebilir Kalkınma, Biyolojik Çeşitliliğin Korunması ve Sürdürülebilir Kalkınma, Yönetişim ve Sürdürülebilir Kalkınma, Yoksullukla Savaşım ve Sürdürülebilir Kalkınma, Sürdürülebilir Kalkınmada İş Dünyası ve Sanâyi, Sürdürülebilir Kalkınma için Bilgi ve İletişim konuları gibi temel konuları içermektedir. Bu çerçevede, 1992 Rio Konferansı'nda kabul edilen yükümlülüklerin yerine getirilmesi için, Türkiye'de daha etkin bir sürdürülebilir kalkınma stratejisinin nasıl oluşturulabileceği konusunda bir değerlendirme çalışması öngörülmüştür. Sürece; özellikle artan bilinçlenme ve katılım ile ulusal ve yerel düşüncelerin harekete geçirilmesinin bir aracı olarak önem verildiği belirtilmektedir. Türkiye'de Avrupa Birliği tarafından finanse edilen "Sürdürülebilir Kalkınmanın Sektörel Politikalara Entegrasyonu Projesi" Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı tarafından projenin faydalanıcı kuruluşu olan Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı koordinasyonunda 2006 yılı Mart ayından itibaren yürütülmeye başlanmış olup, 2008 yılında tamamlanması öngörülmüştür. Projenin genel amacı Türkiye'de çevre ve doğal kaynakların yönetimi konusunda ulusal kapasitenin geliştirilmesi, ulusal çapta yoksulluğu azaltma stratejisi ve kalkınma çabalarına çevre ve enerji boyutlarının entegrasyonu ve sürdürülebilir kalkınmanın yaygınlaştırılmasında sivil toplum kuruluşu, özel sektör ve yerel yönetimlerin rollerinin güçlendirilmesidir339. Sürdürülebilir Kalkınma Anlayışını hayata geçirmek için Projenin üç temel bileşeni kapsamında faâliyetlerin yürütülmesi amaçlanmıştır: İ. Bileşen Ülusal Kapasite'nin Geliştirilmesidir: Bu kapsamda kamu kurumlarında sürdürülebilir kalkınma göstergelerine dayanarak planlama ve karar verme kapasitelerinin geliştirilmesine yönelik teknik destek sağlanması, planlamaya yönelik politika seçeneklerinin oluşturulması amacıyla, sosyal ve iktisâdi sektörler önceliklendirilerek, enerji, bilim ve teknoloji, balıkçılık, ormancılık ve kentleşme sektörlerinde "Tematik Çalışma Grupları (TÇG)" oluşturulmuştur. TÇG ile üretilen "Sektörel Sürdürülebilir Kalkınma Politika Belgeleri" birleştirilerek tek bir "Ulusal Sürdürülebilir Kalkınma Politika Seçenekleri" belgesi hazırlanmıştır. Ayrıca, sürdürülebilir kalkınmanın izlenmesi amacıyla gösterge seti geliştirilmesine yönelik pilot bir çalışma gerçekleştirilerek, taslak bir gösterge seti hazırlanmıştır. II. bileşen kapsamında, toplumsal ve yerel düzeyde, sürdürülebilir kalkınmaya örnek oluşturmak üzere sivil toplum, özel sektör ve yerel yönetimler tarafından 18 ilde yürütülen 23 proje desteklenmiştir. Hibe programı kapsamında desteklenen 23 projede enerji tasarrufu, yenilenebilir enerji, doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımı, ekoturizm, organik tarım, atık yönetimi, çevre koruma ve iyi yönetişim gibi konularda ilgili paydaşlara eğitimler verilmiş, sürdürebilir kalkınma konusunda <sup>39</sup> R.Fikret Yılmaz, "Sürdürülebilir Kalkınmanın Sektörel Politikalara Entegrasyonu Projesi", Kişisel ilişkiler, Devlet Planlama Teşkilatı, Ekim 2010. bilinç artırmaya yönelik çalışmalar yürütülmüştür. Yürütülen bu projelerin birçoğu sürdürülebilir kalkınmaya ilişkin eğitim projeleridir-340. III. bileşen kapsamında "Sürdürülebilir Kalkınma" kavramının kamuoyuna ve bireylere anlatılması ve toplumda bu konuda bilinç oluşturulması amacıyla çeşitli tanıtım kampanyaları düzenlenmiş, yazılı ve görsel basında yayınlar yapılmıştır. Poster, broşür ve promosyon çalışmalarının yanı sıra, proje kapsamında hazırlanan internet sitesi, (www.ortakgelecek.net) daha geniş kitlelere ulaşılmak hedeflenmiştir. Bu amaçla; Sürdürülebilir kalkınma konusunda kamuoyu bilincinin ortaya konularak bilincin artırılmasına yönelik iletişim faâliyetlerinin belirlenmesi, Türkiye Radyo Televizyon Kurumu tarafından "Sürdürmek Mümkün" isimli bir belgesel hazırlanmış, Sürdürülebilir Kalkınma konusunda kısa film yarışması düzenlenmiştir. Söz konusu yarışmada seçilen 5 kısa film 2007 yılı Kasım ayında düzenlenen "19. Uluslararası İstanbul Kısa Film Festivali"nde gösterime sunulmuştur. 18-19 Mart 2008 tarihlerinde Ankara'da geniş bir katılımla "Sürdürülebilir Kalkınma Günleri" etkinliği gerçekleştirilmiştir Ulkemizde Türkiye İstatistik Kurumu tarafından gösterge çalışmaları yapılmakta, Sürdürülebilir Kalkınma Göstergeleri çalışması ise Çevre İstatistikleri uzmanlık alanı 340R.Fikret Yılmaz, a.g.e. içerisinde değerlendirilmektedir. Son olarak 2010 yılı Eylül ayında Sürdürülebilir Kalkınma Göstergeleri Türkiye İstatistik Kurumu tarafından yayımlanmıştır341. Bu kapsamdaki gelişmeler değerlendirildiğinde ise 2008 yılında toplam seragazı emisyon miktârının %96 oranında artış gösterdiği, 2005 yılında tarım alanları içerisinde organik tarım yapılan alan %0,49 iken, bu rakamın 2008 yılında ancak %0,43 olarak gerçekleşmiş olduğu, korunan alanların da 2005 yılında 4,4 milyon hektar iken, bu rakamın 2008 yılında 4,1 milyon hektara düşmüş olduğu görülmektedir. Ulkemizde 2005, 2006, 2007 ve 2008 yıllarını içeren Sürdürülebilir Kalkınma Göstergeleri Tablo 15 ifade edildiği gibi Türkiye İstatistik Kurumu tarafından belli göstergeler çerçevesinde izlenerek hesaplanmıştır. <sup>341«</sup>Türkiye İstatistik Kurumu Haber Bülteni", Sayı: 169, Eylül 2010 http://www.tuik.gov.tt/ PreHaberBultenleri.do?id=6333, (Erişim Tarihi: 09.01.2011). | Gösterge | Birim | 2005 | 2006 | 2007 | 2008 | |---------------------------------------------------------------------------------|----------------------------------------|------|------|------|------| | Kişibaşı<br>Büyüme<br>GSYH<br>Oranı | 0/0 | 7,1 | 5,6 | 3,4 | -0,5 | | Gayri Sâfi Sâbit Sermâye<br>Oluşumu (Yatırım) | % GSYH | 21,0 | 22,3 | 21,4 | 19,9 | | Toplam Ar-Ge harcamaları | % GSYH | 0,58 | 0,60 | 0,71 | 0,73 | | İşsizlik Oranı | % | 10,7 | 10,3 | 10,3 | 11 | | Kadın İstihdam Oranı | 0/0 | 22,3 | 22,7 | 22,8 | 23,5 | | Yaşlı<br>Çalışanlar<br>İçin<br>İstihdam Oranı | 0/0 | 27,9 | 27,6 | 27,1 | 27,4 | | Beklenen<br>ર્ણ રિ<br>Yaşında<br>Omür | Yıl | 14,7 | 14,8 | 14,8 | 14,9 | | Doğumda Beklenen Yaşam<br>Süresi | Yıl | 72,9 | 73,2 | 73,4 | 73,6 | | Toplam Doğurganlık Hızı | Kadın Başına<br>Çocuk | 2,20 | 2,17 | 2,15 | 2,14 | | İntihar Hızı | 0/0000 | 3,94 | 4,08 | 3,98 | 3,96 | | Ciddî İş Kazaları | 1998=100 | 63,3 | 60,1 | 57,1 | 49,7 | | Nihâi Enerji Tüketimi | Milyon Tep<br>(Ton petrol<br>eşdeğeri) | 72 | 77 | 83 | 80 | | Enerji Bağımlılığı | 0/0 | 73,9 | 73,5 | 74,9 | 72,5 | | Yenilenebilir Enerji<br>Kaynaklarının Yurtiçi Brüt<br>Enerji Tüketimindeki Payı | 0/0 | 11,1 | 10,4 | 8,9 | 8,8 | | Biyoyakıtların Ulaştırmada<br>Tüketilen Yakıtlar<br>İçerisindeki Payı | 0/0 | 0,00 | 0,01 | 0,07 | 0,41 | Tablo 15. Seçilmiş Sürdürülebilir Kalkınma Göstergeleri (2005-2008)343. 342 Türkiye İstatistik Kurumu Haber Bülteni, a.g.e. | Yenilenebilir Enerji<br>Kaynaklarından Uretilen<br>Elektrik | % | 24,6 | 25,3 | 19,1 | 17,4 | |----------------------------------------------------------------------------------|---------------|-------|-------|-------|-------| | Toplam Seragazı<br>Emisyonları (CO2 eşd.) | 1990=100 | 176,4 | 186,9 | 203,2 | 196,0 | | Kişibaşı CO2 Emisyonu | Metrik Ton | 3,79 | 3,99 | 4,38 | 4,18 | | Toplam Kullanılabilir<br>Tarım Alanı İçerisinde<br>Organik Tarım Yapılan<br>Alan | % | 0,49 | 0,48 | 0,44 | 0,43 | | Korunan Alanlar | Milyon Hektar | 4,4 | 4,0 | 4,0 | 4,1 | Görüldüğü gibi yukarıdaki kaynaklarda belirlenmiş olan hedeflere ulaşma konusunda belirgin bir sıkıntı vardır. 2. Çevresel Performans Endeksi Çalışmasında Türkiye'nin Çevreye İlişkin ## Göstergelerinin Diğer Ülkelerin Göstergelerine İlişkin Durumu Yale Center for Environmental Law & Policy tarafından gerçekleştirilen Pilot 2006 Environmental Performance Index (2006 Pilot Çevresel Performans Endeksi) çalışmasında, Avrupa Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkelerinin çevreye ilişkin göstergeleri karşılaştırmalı olarak sunulmaktadır"44. Bu çalışmadaki bâzı çevresel <sup>345</sup>D.C.Esty, M.A. Levy, T. Srebotnjak, A. de Sherbinin, C. H. Kim, and B. Anderson 2006, http://sedac.ciesin.columbia.edu/wdc/geonetService=wdcmetadata.show&id=2410&cur rTab=simple, (Erişim Tarihi: 20.11.2010). göstergelerin Türkiye'nin Avrupa ülkeleriyle karşılaştırması sonucu ortaya çıkan sonuçları şöyledir344. Kapalı mekân kirliliği, katı yakıt kullanan hane halkı oranına ilişkin göstergede, ideal düzeyin % 0 olduğu, Türkiye'nin ideal düzeye yaklaşan en düşük % 20'lik dilimde yer aldığı, Avrupa ülkelerinin büyük çoğunluğunda hedeflenen % 0'lık düzeyin elde edildiği; İçmesuyu erişim oranı göstergesi incelendiğinde, Türkiye'nin hedeflenen düzeye yakın olan en üst % 20'lik dilimde yer aldığı; fakat Avrupa ülkeleri düzeyine henüz erişilmediği, Avrupa ülkelerinin çoğunda bu oranın % 100 olduğu; Yeterli Halk Sağlığı Hizmeti Sunumu konusunda ideal değerin % 100 olduğu, Türkiye'de bu oranın % 80 civârında bulunduğu, Avrupa ülkelerinin neredeyse tamamında hedeflenen düzey olan % 100'e ulaşıldığı; Kentsel partikül (toz, duman) oranında hedeflenen ideal düzey % 10 iken, bu oranın Türkiye için % 50'ler civârında, Avrupa ülkelerinin çoğunda % 50'nin altında olduğu; Türkiye'nin bu gösterge açısından konumunun Avrupa ülkelerinden göreli olarak olumsuz düzeyde bulunduğudur. Ozon konsantrasyonu açısından hedeflenen düzeyin % 15 olduğu, bu oranın Avrupa ülkelerinin hiç birinde yakalanamayıp % 40-50 civarlarında seyrettiği, Türkiye için <sup>344</sup> Sürdürülebilir Kalkınmanın Sektörel Politikalara Entegrasyonu Projesi, "Sürdürülebilir Kentleşme Bakış Açısı İle Türkiye'de Kentleşme Sektörüne Ilişkin Tespit ve Değerlendirmeler", Kentleşme Tematik Grubu 1. Raporu, Kasım 2007 . de bu göstergenin Avrupa ülkelerine benzer şekilde % 45 düzeyinde bulunduğu; Yüzey sularına nitrojen (azot) yüklenmesi ile belirlenen kirlenme için hedef değerin 1 olduğu, Avrupa ülkelerinin büyük çoğunluğunun bu hedefe yaklaştığı, benzer şekilde Türkiye için de bu göstergenin 1 civarlarında seyrettiği; Aşırı tüketilen su kaynakları içeren arâzi oranı için hedef değer % 0 iken, Türkiye için bu değerin % 15 civarında olduğu, Avrupa ülkelerinin yaklaşık yarısı için bu gösterge değerinin, hedef değere yakın olduğu, fakat Almanya, İtalya, Hollanda, Macaristan, İspanya ve Belçika için değerlerin Türkiye'den daha olumsuz olduğu; Korunan el değmemiş alan oranı göstergesi için karşılaştırma yapılan tüm ülkelerin ideal düzeyin çok altında değerlere sâhip olduğu, hedef düzey % 90 iken, Türkiye için de bu değerin % 5 civarında olup, Avrupa ülkelerinde % 0-30 arasında seyrettiği; Ekolojik bölge koruma konusunda hedef değer 1 iken, Avrupa ülkelerinin çoğunda değerlerin hedef değerin altında olduğu, Türkiye için de 0.2'nin biraz üstünde, ancak hedef değerin çok altında bulunduğu; Kereste hasat oranlarına bakıldığında hedef değerin 4 olduğu, Avrupa ülkelerinde ve Türkiye'de bu orana çok yaklaşıldığı; Tarımsal destek oranı tarımsal GSYİH için hesaplandığında hedef olan % 0 değerine Avrupa ülkelerinin yaklaşık yarısında ve Türkiye'de çok yaklaşıldığı; İsviçre, Norveç ve İzlanda'nın bu gösterge değerlerinin, hedef düzeyin uzağında, % 20'lerin üzerinde kaldığı; Balıkçılık alanında avlanma göstergesinde hedef skorun 1, en kötü skorun 7 olduğu, bu skorun Avrupa ülkelerinden İzlanda, Norveç ve Slovenya'da en kötü düzeyde seyrettiği, Türkiye için de skorun 6 ile istenmeyen düzeye yakın olduğu; Enerji verimliliği tablosuna bakıldığında hedef değerin 1.650 terajul/milyon dolar GSYIH olduğu, Türkiye'nin bu gösterge açısından Avrupa ülkelerinin çoğuna yakın bir değer sergilediği, ancak hedef değere erişemediği; Yenilenebilir enerjinin toplam enerji tüketimine oranının % 100'ü bulmasının hedeflenen değer olduğu, bu değere en çok yaklaşan ülkelerin İzlanda (yaklaşık % 70) ve Norveç (% 60) olduğu, Türkiye'ye ait değerin ise % 10 civarında, Avrupa ülkelerinin çoğu için de olduğu gibi istenen değerin çok uzağında kaldığı, Türkiye için göstergelerin büyük bölümünde hedef değerlere % 70'in üzerinde yaklaşıldığı, buna karşılık bölgesel ozon, el değmemiş doğayı koruma, ekobölge koruma, aşırı balık avlama ve yenilenebilir enerji göstergeleri konusunda Türkiye'ye ât değerlerin hedef değerden uzak olduğu, Avrupa ülkelerinin pek çoğunda da aynı göstergeler açısından hedef düzeye erişilmediği sonucuna varılmaktadır343. 2006 Çevresel Performans Endeksi, bâzı politikaları ve sonuçlarını gündeme getirmiştir: Herhangi bir ülkenin refah durumu, çevresel sonuçlar açısından önemli bir belirleyici olmaktadır. Ancak, hangi gelişmişlik düzeyinde olursa olsun, kendilerine benzer ülkelere göre üstün performans sergileyen ülkeler de vardır ve sonuç da o ülkelerdeki politika seçeneklerinin doğru üretildiğidir. Bu endeks, etkili politika oluşturmanın başarılı şekilde kirlilik kontrolü yapmada ve doğal kaynakları yönetmede önemli bir etken olduğunu ortaya koymaktadır346. <sup>345</sup>Sürdürülebilir Kalkınmanın Sektörel Politikalara Entegrasyonu Projesi, a.g.e. <sup>346</sup>Sürdürülebilir Kalkınmanın Sektörel Politikalara Entegrasyonu Projesi, Kentleşme Tematik Grubu 1. Raporu, "Sürdürülebilir Kentleşme Bakış Açısı İle Türkiye'de Kentleşme Sektörüne Ilişkin Tespit ve Değerlendirmeler", Kasım 2007 . ## 2.1. Türkiye'nin Çevresel Performans Endeksi 2010 sıralamasında Türkiye 60,4 puanla 163 ülke arasında 77. sırada yer almaktadır. Ülkemizin detaylı bir değerlendirmesi Tablo 2'de verilmiştir. 2008 yılında ise Türkiye 75,9 puanla 72. sırada yer almakta, 2008 yılından 2010 yılına gelindiğinde Türkiye'nin çevresel performansının düştüğünü göstermektedir347. | TÜRKİYE<br>PIJANI AR<br>VE<br>HAM | Puan | Ham | Ham değer hedefi ve | |-------------------------------------------------------|-------------------------|---------|------------------------------------------------------------| | VERİSİ | (Hedefe yakınlık,<br>%) | değer | birim | | ÇEVRESEL SAĞLIK | 74.45 | | | | Su (İnsan Üzerindeki Etkileri) | 90.68 | | | | Sıhhi tesisata erişim | 86.532 | 88.0 | Nüfusun %100.0'ünün<br>erişimi | | Suya erişim | 94.8276 | 97.0 | Nüfusun %100.0'ünün<br>erişimi | | Üzerine<br>Hava Kirliliği (Insan Sağlığı<br>Etkileri) | 76.13 | | | | Kapalı Ortam Hava Kirliliği | 88.4211 | 11.0 | Nüfusun %0.0'nın maruz<br>kalması | | Dış Ortam Hava Kirliliği | 63.8371 | 39.7178 | 20.0 ug/m3 | | Hastalığın Çevresel Yükü | 65.5 | | | | Hastalığın Çevresel Yükü | 65.5 | 29.0 | 1000 kişi başına engelli/<br>ayarlanmış 10.0 yaşam<br>yılı | | EKOSİSTEM CANLILIĞI | 55.64 | | | | Ormancılık | 100.0 | | | | Orman örtüsü değişimi | 100.0 | 0.2 | Orman örtüsünde 0.0<br>azalma | Tablo 16. Türkiye'nin 2010 yılı Çevresel Performans Değerlendirmesi 348. <sup>34</sup> EPI Press Release, "2010 Environmental Performance Index", http://sedac.ciesin.columbia.edu/ es/epi/, ( Erişim Tarihi:20.11.2010) . <sup>348</sup>Environment Performance Index, http://epi.yale.edu/Countries/Turkey, (Erişim Tarihi: 20.10.2010). | Büyüyen stok değişimi | 100.0 | 1.0207 | Büyüyen stokta zaman 2<br>ile zaman 1 arasında 1.0<br>oranı | |---------------------------------------------------------------|---------|-----------|----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------| | Balıkçılık | 55.63 | | | | Deniz Trafik Endeksi | 76.8866 | -0.007875 | 0.0 azalma | | Trol Ağı Yoğunluğu | 34.3676 | 65.6324 | Trol avcılığı yapılan<br>harici ekonomik alanın<br>%0.0'1 | | l'arım | 64.13 | | | | Tarımsal Su Yoğunluğu | 86.8699 | 13.85 | Bütün su kaynaklarının<br>%10.0'u | | Tarımsal Destekler | 4.33288 | 0.265757 | 0.0 destek | | Pestisit Yönetmeliği | 90.9091 | 20.0 | 22.0 puan | | İklim Değişimi | 53.62 | | | | Kişi başı Sera gazı Emisyonları | 74.5777 | 5.70793 | 2.5 Mt CO2 eşdeğeri<br>(Küresel sera gazı<br>emisyonlarında 2050<br>yılında kadar 1990<br>seviyesine göre %50<br>oranında azaltım ile ilgili<br>tahmin edilen değer) | | Uretilen elektrik başına CO2 Emisyonları | 14.5766 | 478.21 | kWh başına 0.0 g CO2 | | Endüstriyel<br>Sera<br>Emisyonları<br>gazı<br>Yoğunluğu | 50.7522 | 101.915 | Endüstriyel<br>GSYIH'nın<br>(\$) fabrika başına (ABD,<br>2005, PPP) 36.3 ton CO2<br>(Küresel<br>sera<br>gazı<br>2050<br>emisyonlarında<br>1990<br>yılında<br>kadar<br>seviyesine<br>%50<br>kıyasla<br>azalma<br>ile ilgili tahmin<br>edilen değer) | | Üzerine<br>Kirliliği<br>(Ekosistem<br>Hava<br>Etkileri) | 46.21 | | | | Azot Oksit Emisyonları | 46.7755 | 1.56154 | Gg/km2<br>yerleşilen<br>0.01<br>arazi alanı | | Ekosistem Ozonu | 38.7379 | 189136.0 | 3000.0 AOT40 | | Kükürt Dioksit Emisyonları | 49.3357 | 1.30661 | Gg/km²<br>yerleşilen<br>0.01<br>arazi alanı | | Metan<br>Üçucu<br>Olmayan<br>Organik<br>Bileşiklerin Emisyonu | 43.7261 | 1.65099 | 0.01 Gg/ km2<br>yerleşilen<br>arazi alanı | | Su (ekosistem üzerine etkiler) | 62.83 | | | |--------------------------------|---------|---------|-----------------------------------------------------------| | Su kalitesi endeksi | 57.8701 | | 100.0 puan | | Su stres endeksi | 35.5618 | 13.9 | Su stresi altındaki<br>bölgenin %0.0'ı | | Su kıtlığı endeksi | 100.0 | 0.0 | Suyun aşırı kullanımının<br>%0.011 | | Biyoçeşitlilik & Habitat | 17.14 | | | | Biyom Koruma | 18.747 | 1.8747 | Korunan biyomların<br>ağırlıklı ortalamasının %<br>10.0'u | | Kritik Habitat Koruma | 0.0 | 0.0 | kritik<br>Korunan<br>habitatların %100.0'ü | | Deniz Koruma | 31.063 | 1.10614 | Ulkenin korunan harici<br>ekonomik alanının<br>%10.0'u | ## 3. Türkiye'nin Üluslararası Gösterge Setlerindeki Temsil Durumu Türkiye, çeşitli ulusal ve uluslarası yükümlülükleri çerçevesinde, birçok çevresel verileri toplamakta ve izlemektedir. Bu veriler; ulusal çevre değerlendirmelerinde kullanılmakta, bunun yanısıra aynı amaçlı uluslararası raporlama zorunluluklarını karşılamak için uluslararası organizasyonlara raporlanmaktadır. Uluslararası gösterge setlerinde kullanılacak yeni ve özel alan verilerinin alınması Türkiye için de kaçınılmazdır. Türkiye'de Çevresel Bilgi Uzerine Uluslararası Yorumlar ise şöyledir: Türkiye 1960 yılından beri OECD'ye üye olan bir ülkedir. 1999 ve 2008 yıllarında Türkiye Çevresel Performans değerlendirmesi yapılmıştır. 1999 OECD değerlendirme raporu çevresel bilginin kullanım durumu açısından "Çevrenin izlenmesi konusundaki önemli ilerleme ve çevre ile ilgili olan ve olmayan TÜİK ve DPT gibi bir çok kurum tarafından sağlanan çevre konusunda bilgilere rağmen, düzenli ve kapsamlı çevresel veri, çevresel gösterge ve çevre durum raporları gibi çevresel yayınlar mevcut değildir. Bir çevre gözlem evinin ve ulusal düzeyde bir çevre bilgi stratejisi ve eylem planının oluşturulması için incelemeler hâlâ sürmektedir." biçiminde yorumlanmaktadır349. 1999 OECD Çevresel Performans Değerlendirme raporunda yer alan öneriler ise, çevresel bilgiye erişimi sağlamak, halkın çevre ile ilgili karar verme sürecine katılımının sağlanması, çevre bilgi sistemlerinin politik tasarım ihtiyacını karşılayabilmeleri ve toplumun bütün sektörlerindeki çevre bilincimi artırabilmeleri amacıyla çevre durumu hakkında dönemsel raporlar verilmesi, çevresel göstergelerin geliştirilmesi ve çevresel harcamaların arttrılması biçiminde olmuştur30. 1999 yılından bu yana toplanan çevresel veriler konusundaki gelişme Türkiye'nin artık OECD ve EUROSTAT'a düzenli olarak raporlamalarını gerçekleştirmekte olduğudur. OECD 2008 yılı performans değerlendirmesinde çevresel bilgiye erişim şöyle yorumlanmaktadır: "Kamunun genel olarak bilgiye ve özellikle çevresel bilgilere erişimini arttırmak için önemli çalışmalar gerçekleştirilmektedir. Il seviyesindeki yıllık çevre durumu raporları ülke çapında derlenen raporlarla desteklenmektedir"351. <sup>349</sup> T.C Çevre ve Orman Bakanlığı," Türkiye Çevre Veri Değişim Ağı'nın Kurulması için Teknik Yardım Projesi" (TEIEN), "Çevresel Göstergeler Final Raporu", EUROPEAID/125541/D/SER/TR, s.63, 2010. <sup>350</sup> Türkiye Çevre Veri Değişim Ağı'nın Kurulması için Teknik Yardım Projesi" (TEIEN), ag.e. <sup>351</sup>Türkiye'de Çevresel Veri Değişim Ağı'nın Kurulması için Teknik Yardım Projesi, a.g.e. 1999 ve 2008 yılları arasında ülkemizin çevresel bilgilere erişim konusunda gösterdiği ilerleme, bu OECD değerlendirme raporlarından açıkça anlaşılmaktadır. OECD 2008 performans değerlendirme raporunda çevresel bilgiye erişim konusunda "Çevresel konularda bilgiye erişim ve mahkemelere erişim hakkının izlenmesine devam edilmeli ve gerekli düzeltmelerin gerçekleştirilmesi " önerisi yer almaktadır. Bu noktada değinilmesi gereken önemli bir konu da elde edilen çevresel analiz ve değerlendirme verilerinin, bulgularının duyarlılığı, doğruluk ve kesinliği ile güvenilirliğidir. Bu konunun uzman personel, altyapı ve donanım yatırımı gereksiniminin yüksekliğine dikkat çekilmektedir352. ## 3.1. EUROSTAT Yapısal Göstergeler'de Türkiye'nin Temsil Durumu Eurostat Yapısal göstergeler, biri çevre olmak üzere toplam altı tematik gruba ayrılmaktadır. Çevre grubu, 18 çevresel gösterge içermektedir. Türkiye'nin Eurostat yapısal göstergelerindeki temsil durumu Tablo 17'de ifade edilmektedir. Görüldüğü üzere, Türkiye toplam 18 göstergenin 10 tanesinde temsil edilmektedir. Eurostat web sayfasında yapılan araştırmaya göre, ülkemizin eksik olduğu göstergeler; enerjide örtülü vergi oranı, kentsel hava kirliliği, kaynak verimliliği, AB Habitat Direktifi altında korunan alanların yeterliliği, tarla kuşu indeksi ve doğumda beklenen sağlıklı yaşam süresidir. <sup>32</sup> A.Ralph.Luken; L.Clark, "How Efficient are National Environmental Standards? A Benefit Analysis of The United States States - Experience", 1991, s.385-413, Cost Cost http://ideas.repec.org/a/kap/enreec/v1y1991i4p385-413.html, (Erişim Tarihi: 11/04/2011). Tablo 17. Eurostat Yapısal Gösterge Seti (Çevre Kısmı)'nda Türkiye'nin Temsil Edilme Durumu353. | Gösterge Adı | Türkiye | |---------------------------------------------------------------------------------------------|-----------------------| | tsien010 - Sera gazı emisyonları<br>1. | V | | tsien020 – Ekonominin enerji yoğunluğu<br>2. | | | 3.<br>tsien030 - Birleşik ısı ve güç üretimi | 1 | | tsien040 - Enerjide örtülü vergi oranı<br>4. | X | | tsien()50 - Yenilenebilir kaynaklardan elektrik üretimı<br>5. | 1 | | tsien060 - GSYIH'e göre yük taşımacılığı hacmi<br>6. | | | tsien070 - GSYIH'e göre yolcu taşımacılığı hacmi<br>7. | | | tsien080 - Ulke içi yük taşımacılığında karayolu payı<br>8. | V | | tsien090 - Ulke içi yolcu taşımacılığında otomobil payı<br>9. | V | | 10. tsien100 - Kentsel nüfusun havadakı ozona maruz kalması | X | | 11. tsien110 - Kentsel nüfusun havadakı partiküler maddeye maruz kalması | X | | 12. tsien120 - Belediye atıkları üretimi | 1 | | 13. tsien130 - Arıtma türüne göre belediye atıkları | > | | 14. tsien140 - Kaynak verimliliği | X | | 15. tsien150 - Stoklardan 'güvenli biyolojik sınırlar' dışında balık tutulması | Ulke<br>belirtilmemiş | | 16. tsien160 - AB Habitat direktifi altındaki korunan alanların yeterliliği | X | | 17. tsien170 - Tarla kuşu indeksi | X | | 18. tsien180 - Cinsiyete göre doğumda beklenen sağlıklı yaşam süresi | X | | Türkiye'nin Eurostat Yapısal Gösterge Setinde (Çevre Kısmı) Temsil Edildiği Gösterge Sayısı | 10 | <sup>333</sup> European Commission, EUROSTAT, "Environment", http://epp.eurostat.ec.europa.eu/portal/ page/ portal/structural\_indicators/indicators/environment, (Erişim Tarihi: 20.10.2010). ## Avrupa Çevre Ajansı'na Raporlama 3.2. Türkiye, 2003 yılında Avrupa Çevre Ajansı'nın (AÇA) üyesi olmuştur, ve veri sağlayıcı olarak ajansın var olan raporlama sistemi içinde yer almaktadır34. Bu kapsamdaki çekirdek set, ülkelerin AÇA'ya raporlamak zorunluluğu çerçevesinde 17 öncelikli veri akışına dayandırılmaktadır. Türkiye 2005 yılı itibarı ile AÇA'ya düzenli olarak rapor sunmaya başlamıştır. Tablo 18'de ifade edildiği gibi Türkiye'nin 37 göstergeden oluşan çekirdek set içinde temsil edildiği gösterge sayısı 20'dir. AÇA web sayfasında yapılan araştırmaya göre Türkiye'nin eksik olduğu göstergeler; kentsel alanlarda hava kalitesi sınır değerlerinin aşılması, ekosistemlerin asitleşmeye, ötrofikasyona ve ozona mâruziyeti, tehlike altındaki ve korunan türler, tür çeşitliliği, doğal arazinin yapılaşmaya açılması, kirlenmiş alanların yönetiminde gelişme, ambalaj atıkları üretimi ve geri dönüşümü, kıyı ve deniz sularında besı maddeleri, yüzme suyu kalitesi, birincil üretkenlik göstergesi olan klorofil, deniz balıkları stok durumu ve balık avlama filosu kapasitesidir. Türkiye'nin, AÇA'ya yaptığı raporlamalardan aldığı puan, 2005 yılında %19 iken, 2008 yılında %47'ye, 2009 yılında ise %59'a çıkmıştır. Alınan puanda artış olması olumlu değerlendirilmekle birlikte, Türkiye AÇA'ya üye ülkeler arasında halen son sıralarda yer almaktadır. Avrupa Çevre Ajansı tarafından 5 yılda bir hazırlanan Avrupa Çevre Durum Raporları üye ülkelerin katkılarıyla gerçekleştirilmekte, AÇA Çekirdek Göstergeleri'nin hesaplanabilmesi için veri gönderilmektedir. 2005 ve 2010 yıllarına <sup>354</sup> Avrupa Çevre Ajansı (AÇA), "Avrupa Çevre Ajansı Hakında", http://www.eea.europa.eu/tr/ about-us/who, (Erişim Tarihi:11/04/2011). ait raporlarda Türkiye'nin temsil edildiği göstergeler Tablo'18 de ifade edildiği gibidir. Gösterge sayısı 2005 yılında 8 iken, 2010 yılında 12'ye çıkarılmıştır. | Gösterge | Tema | Türkiye | |--------------------------------------------------------------------------------------------------|----------------------------------------------------------------------------------------|---------| | CSI001- Asitleştirici maddelerin<br>emisyonu | Tarım, Hava, İklim değişimi, Endüstri, Toprak,<br>Ülaştırma, Su | V | | CSI 002 – Ozon öncüllerinin emisyonu | Tarım, Hava, İklim değişimi, İnsan, Endüstri,<br>Ülaştırma | V | | CSI 003 - Birincil partiküler maddelerin<br>ve ikincil partiküler madde öncüllerinin<br>emisyonu | Hava, İklim değişimi, İnsan, Endüstri,<br>Ulaştırma | V | | CSI 004 - Kentsel alanlarda hava kalitesi<br>sınır değerlerinin aşılması | Hava, Hava kalitesi | X | | CSI 005 - Ekosistemlerin asitleşmeye,<br>ötrofikasyona ve ozona maruziyeti | Asitleşme, Hava,<br>Hava kalitesi, Biyoçeşitlilik, Bölgeler,<br>Senaryolar, Toprak, Su | X | | CSI 006 - Ozon tüketen maddelerin<br>üretimi ve tüketimi | İklim değişimi, Ozon seyrelmesi | V | | CSI 007 - Tehlike altındaki türler ve<br>korunan türler | Doğal kaynaklar, Biyoçeşitlilik | X | | CSI 008 - Korunan alanlar | Biyoçeşitlilik, Doğal kaynaklar, Doğa, Politika | V | | CSI 009 - Tür çeşitliliği | Biyoçeşitlilik, Doğa, Nüfus | X | | CSI 010 - Sera gazı emisyon eğilimleri | İklim değişimi | V | | CSI 011 - Sera gazı emisyon tahminleri | İklim değişimi | X | | CSI 012 – Küresel sıcaklık ve Avrupa<br>sıcaklığı | İklim değişimi | V | Tablo 18. AÇA Çekirdek Gösterge Setinde Türkiye'nin Temsil Edilme Durumu355. <sup>35</sup> European maps/indicators#c7=all&c5=&c0=10, (Erişim Tarihi: 20.11.2010) . | Gösterge | Tema | Türkiye | |--------------------------------------------------------------|----------------------------------------------------------------|-----------------------| | CSI 013 - Atmosferdeki sera gazı<br>konsantrasyonları | İklim değişimi | Ülke<br>belirtilmemiş | | CSI 014 – Doğal arazinin yapılaşmaya<br>açılması (land take) | Arâzi kullanımı, Doğal kaynaklar, Doğa,<br>Nüfus, Toprak, Kent | X | | CSI 015 — Kirlenmiş alanların<br>yönetiminde gelişme | Kimyasallar, Endüstri, Toprak,<br>Atık, Su | X | | CSI 016 - Kentsel atık üretimi | Atık, Hane halkı, Nüfus, Kentsel | V | | CSI 017 – Ambalaj atıkları üretimi ve geri<br>dönüşümü | Atık | X | | CSI 018 — Tatlı su kaynaklarının<br>kullanımı | Su | V | | CSI 019 – Nehirlerde oksijen tüketen<br>maddeler | Su | X | | CSI 020 - Tatlı sularda besi maddeleri | Su | X | | CSI 021 - Geçiş, kıyı ve deniz sularında<br>besi maddeleri | Kıyı ve deniz, Su | X | | CSI 022 - Yüzme suyu kalitesi | Kıyı ve Deniz, Su | X | | CSI 023 - Geçiş, kıyı ve deniz sularında<br>Klorofil | Kıyı ve Deniz, Su | X | | CSI 024 - Kentsel atıksu arıtımı | Su | V | | CSI 025 - Brüt besi maddesi dengesi | Su, Tarım | X | | CSI 026 – Organik tarım yapılan alan | Tarım, Biyoçeşitlilik | V | | CSI 027 - Sektörlere göre nihâi enerji<br>tüketimi | Enerji | V | | CSI 028 - Toplam birincil enerji<br>yoğunluğu | Enerji | V | | CSI 029 - Yakıta göre birincil enerji<br>tüketimi | Enerji | V | | Gösterge | Tema | Türkiye | |------------------------------------------------------------------|---------------------------|---------| | CSI 030 — Yenilenebilir birincil enerji<br>tüketimi | Enerji | V | | CSI 031 - Yenilenebilir elektrik tüketimi | Enerji | V | | CSI 032 - Deniz balıkları stok durumu | Kıyı ve Deniz, Balıkçılık | X | | CSI 033 - Su ürünleri üretimi | Kıyı ve Deniz, Balıkçılık | V | | CSI 034 — Balık avlama filosu kapasitesi | Kıyı ve Deniz, Balıkçılık | X | | CSI 035 - Yolcu taşımacılığı | Ülaştırma | V | | CSI 036 - Yük taşımacılığı | Ülaştırma | V | | CSI 037 – Temiz ve alternatif yakıt<br>kullanımı | Ülaştırma | V | | Türkiye'nin AÇA Çekirdek Setinde Temsil Edildiği Gösterge Sayısı | | 20 | ## 3.3 OECD'ye Raporlama Türkiye'nin OECD Anahtar Gösterge Seti'nde 2008 yılında temsil edilme durumu için Tablo 19'da belirtilmektedir. Görüldüğü üzere, Türkiye toplam 10 tema altında yer alan 13 anahtar göstergeden 12 tanesinde temsil edilmektedir. Tablo 19. Türkiye'nin OECD Anahtar Gösterge Seti'nde temsil edilme durumu (2008)356. | | Tema | Gösterge Adı | Türkiye'nin<br>Durumu | Temsil | |----------------------------------------------------|--------------------|---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------|-----------------------|--------| | 1. | İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ | Sera gazı emisyonları (GSYIH başına CO2<br>emisyonu (ton CO2 eşdeğeri/\$1000) | V | | | | | Sera gazı emisyonları (Kişi başına CO2 emisyonu<br>(ton CO2 eşdeğeri/\$1000) | | | | | | Enerji kullanımından kaynaklanan kişi başına<br>CO2 emisyonu (ton/kişi) | > | | | 2. | OZON TABAKASI | Ozon tüketen maddeler | X | | | 3. | HAVA KALİTESİ | GSYIH başına SOx emisyonu | V | | | | | GSYIH başına NOx emisyonu | | | | বা | ATIK ÜRETİMİ | Kişi başına kentsel atık (kg/kişi) | | | | 5. | TATLI SU KALİTESİ | Atıksu arıtma tesisine bağlı nüfusun yüzdesi | | | | 6. | | TATLI SÜ KAYNAKLARI - Brüt tatlı su çekimi (kişi başı kullanım; toplam<br>kaynakların yüzdesi olarak; dahili kaynakların<br>yüzdesi olarak) | | | | 7. | ORMAN KAYNAKLARI | Orman kaynaklarının kullanım yoğunluğu | | | | 8. | BALIK KAYNAKLARI | Balıkçılık (yakalama) | | | | 9. | ENERJI KAYNAKLARI | Enerji temin yoğunluğu (kişi başı, GSYIH başı) | > | | | | 10. BİYOÇEŞİTLİLİK | Tehlike altındaki türlerin toplam tür sayısına oranı<br>(memeli, kuş, damarlı bitki) | V | | | Türkiye'nin Temsil Edildiği Toplam Gösterge Sayısı | | | 12 | | <sup>3560</sup>ECD Environment Directorate, "OECD Key Environmental Indicators", France, 2008, http://www.oecd.org/dataoecd/20/40/37551205.pdf, (Erişim Tarihi: 20.10.2010). ## 4. Avrupa Komisyonu'nca Tanımlanan Hükümetlerarası Sürdürülebilir Kalkınma Stratejilerinin İle Karşılaştırılması Avrupa Komisyonu tarafından ülkelerin sürdürülebilir kalkınma stratejilerini ortaya koymak üzere Avrupa Birliği Komisyonu üyeleri, 'Sürdürülebilir Kalkınma Stratejileri ve Sürdürülebilir Kalkınma Göstergeleri' konusunda Şubat 2005 tarihinde 161 sayılı Raporu sunulmuştur. Avrupa Birliği Sürdürülebilir Kalkınma Stratejileri'nin uygulamalarını izlemek ancak mümkün göstergeler ile açıklanabilmekte, gösterge setlerinin kavramsal alt yapısı târif edilmektedir. 2005 yılında bu stratejinin revizyonunu sağlamak amacıyla ortaya konan belge önemli bir çalışma niteliğindedir37'. Avrupa Birliği Komisyonu tarafından gerçekleştirilen ve ülkelerin ulusal uzman gruplarından oluşan bir çalışma Sürdürülebilir Kalkınma Göstergeleri konusunda olmuştur ve Sürdürülebilir Kalkınma Stratejileri'nin politik önceliklerine dayandırılmıştır. OECD göstergeleri, yapısal göstergeler, zayıf göstergeler, Cardiff süreci içerisinde tarım, enerji, ulaşım göstergeleri ile Avrupa Çevre Ajansı'nın çekirdek göstergeleri dikkate alınmıştır. <sup>357</sup> Commission of the European Communities, Communication From Mr. Almunia to the Members of the Commission, "Sustainable Development Indicators to Monitor the Implementation of the EU Sustainable Development Strategy", 2005, SEC (2005)/161. Komisyonda yer alan Avrupa İstatistik Sistemi de yeni göstergeleri geliştirmek konusunda olduğu kadar aşağıda karşılaştırmaları yapılan göstergelerin kalitesini güçlendirmek açısından da fayda sağlamaktadır358. Aşağıda Tablo 20'de Avrupa Komisyonu tarafından tanımlanan Sürdürülebilir Kalkınma Stratejilerinin Türkiye'nin Dokuzuncu Plan Hedefleri ile karşılaştırılmasına yer verilmektedir. Tablo 20. Avrupa Komisyonu (EC) Sürdürülebilir Kalkınma Stratejilerinin Türkiye'nin Dokuzuncu Plan Hedefleri ile Karşılaştırılması 35°. | | Avrupa Birliği'nin Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi'nin Ana Amaçları (EU-SDS). | |---|----------------------------------------------------------------------------------| | | | | 2 | Avrupa Konseyinin Başkanlık Sonuçları (EC). | | | Dünya Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi'nin Uygulama Planı (POI). | | এ. | Altıncı Çevre Eylem Programı (6EAP). | |-----|---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------| | ട്. | Bin Yıl Kalkınma Hedefleri. | | 6. | Avrupa Komisyonu Lizbon Stratejisi (EC Lisbon Strategy) 2000 (1): Onümüzdeki Yıllar için üye ülkelere<br>ortalama %3 oranında Ekonomik Büyüme Hızı (Plan Madde No: 326, 357) öngörülmüştür. Bir üye<br>ülkenin enflasyon hızı, Fiyat İstikrarı (Plan Madde No: 330, 361) açısından en iyi gelişme gösteren üç<br>üye ülkenin enflasyon hızını göstermektedir. | | 7. | Avrupa Birliği Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi EU SDS(2): Avrupa Mekansal Gelişme Perspektifi<br>tarafından tavsiye edildiği gibi kırsal ve kentsel toplulukların yaşamlarını sürdürerek ve ekonomik<br>faaliyetler arasındaki farklılığı azaltarak daha dengeli bölgesel kalkınmayı teşvik etmek. (Plan Madde | <sup>338</sup> Commission of the European Communication From Mr. Almunia to the Members of the Commission, ", a.g.e . <sup>359</sup> Avrupa Birliği Komisyonu, Sec(2005) 161, 2005. | EC Lisbon 2000(3): Insan Kaynakları (Plan Madde No: 478, 561, 582) konusunda kişi başına<br>yatırımlarda önemli yıllık artış sağlanması. Bilgi Teknolojileri Becerileri (Plan Madde No: 476) Yabancı | |------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------| | | | | | | | | | | | | | | | EC Barcelona 2002(4): 2010 yılına kadar araştırma-geliştirme ve yenilik harcamalarının Gayri Safi Yurt | | | | | | EC Lisbon 2000, EU-SDS(5): Avrupa Birliği ülkelerinde istihdamdakı artış hızı (Plan Madde No: 327, | | | | 561, 562, 564 ) 2005 yılı Ocak Ayına kadar %67 ye ve 2010 yılına kadar %70 'e yükseltir. | | | | | | EC Lisbon 2000, EU-SDS(6) Yoksulluğun tamamen yok edilemesi için kararlı bir etki yapma ve daha | | | | | | | | EC Barcelona2002(7): 2010 yılına kadar yoksulluk riski ve sosyal dışlanma riski altındaki kişi sayısında | | | | | EC Barcelona2002(8): Binyıl Kalkınma Hedeflerini gerçekleştirmek için geçerli finansal kaynakların 13. | sağlanması (Planda Kapsanmamıştır) GP 2002(11): Uluslararasi Kalkınma Hedefleri ve Bin Yıl Kalkınma Hedeflerini başarmak için yetrli mâli desteğin sağlanması (Planda bu şekilde belirtilmiş bir madde yok fakat yoksullukla mücadele 14. | kapsamında 7.3.3 de ele alınmıştır.) EU-SDS(12): İstidam hızını artırmayı (Plan Madde No: 564), kamu borçlarını azaltınayı (PLAN MADDE NO:364) , emeklilik sistemini kapsayan sosyal koruma sistemlerini geliştirmeyi hedefleyen 15. | demografik iyileştirmeleri adresle (Plan Madde No: 629). EU-SDS(14): Ortalama Avrupa Birliği yaşlı kadın ve erkek (55-64) istihdam hızım 2010 yılına kadar %50 16. | oranında artırılması.(Planda Kapsanmamıştır) EC Barcelona 2002(15): Avrupa Birliği üye ülkelerinde çalışma yaşamlarını sonladıran kişilerin ortalama aktif çalışma yaşamlarını durdurma (emeklilik) yaşını yaklaşık 5 yıl artırmanın yollarını 2010 yılına kadar 17. | araştırılması. (Planda Kapsanmamıştır) Cardiff1998(16): Kamu sektör bütçe açığı GSYIH' nın %3 ünden daha az olacak ve brüt borç GSYIH nın 18. | %60 ından az olacaktır. (Plan Madde No: 333, 363, 364) EU-SDS(17): Nesillerarası dayanışma ve kamu fınanmanının sürdürülebilirliği sağlanırken emeklilik sisteminden, sağlık koruma sisteminden ve yaşıları koruma sisteminden emin olunması. (Plan Madde No: 629) 19. EU-SDS(18): Enfeksiyon hastalıklarının baş göstergesi ve antibiyotiklere karşı dirençin kırılması ile ilişkili 20. | konularla mücadele edilmesi. (Plan Madde No: 611) Pol2002(19): 2010 yılına kadar küresel ölçekte gelişmiş sağlık ilkelerini başarma amacıyla saglık eğitimini geliştirilmesi. (Plan Madde No: 604) 21. EU-SDS(20): Gıda güvenliği ve kalitesi besin zincirindeki tüm faktörlerin gözden geçirilmesi. (Plan 22. Madde No:494, 505, 512) > EAP (21): Insan sağlığı ve çevre üzerinde zirai mücade ilaçlarının etkisinin azaltılması, zirai mücade ilaçlarının daha sürdürülebilir kullanımın, önemli derece kullanım miktarında azalmayı ve gerekili ürün 23. | üretimi ile uyumlu zirai mücadele ilaç kullanımının yaygınlaştırılması.(Plan Madde No: 505) EU-SDS (22): 2020 yılına kadar kimyasalların insan sağlığı ve çevreyi önemli derecede tehdit etmeyecek 24. | yöntemlerle üretidiğinden ve kullanıldığından emin olmak. (Plan Madde No: 519) 6EAP(23): Tehlikeli kimyasallar (özellikle PBTler) insana ve çevreye risklerini azaltmak amacıyla ikame edilmelidir.(Alternatif maddeler kullanılmalıdır-Yer altı ve yüzey suyu ve hava kalitesi) (Planda ## 25. Kapsanmamıştır) 6EAP(24):Çevre ve insan sağlığı üzerinde önemli negatif etkileri artırmayacak hava kalitesi seviyesinin ## 26. | yükseltilmesi. (Planda Kapsanmamıştır) EU-SDS(27): 2002 yılına kadar enerji ürünleri vergisi geliştirilmesi ve dışsal mâliyetlerin tamamen içseleştirilmesinde amaç edinilen enerji vergi sistemi için çevresel hedeflerin teklif edilmesi ve bu verginin 27. | minumum seviyede en az enflasyon oranınada gerçekleştirilmesi. (Planda Kapsanmamıştır) EC Brussels 2003(28): Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi amacı içerisinde Avrupa Birliği yenilenebilir 28. enerji hedefleri (Plan Madde No: 407) olarak 2010 yılına kadar birincil enerji ihtiyacının %12 sinin ve elektirik ihtiyacının %21'nin yenilebilir enerji kaynaklarından sağlanması. EC Barcelone 2002 (29): 2010 yılına kadar önemli derecede enerji verimliliğinin sağlanması. (Plan Madde No :405) 6EAP(30): Avrupa Topluluğu içerisinde birleştirilmiş ısı ve gücün genel payının iki katına çıkarılması. Yani bütün olarak toplam brüt elektirik üretiminin en fazla %18 oranında artırılması. (Planda Kapsanmamıştır) GP 2002 (31): Uluslararasi Kalkınma Hedefleri ve Bin Yıl Kalkınma Hedeflerine ulaşmak için yeterli mâli desteğin sağlanması. (Planda Bu Şekilde Belirtilmiş Bir Madde Yok Fakat Yoksullukla Mücadele 31. | Kapsamında Madde: 7.3.3'de Ele Alınmıştır.) 29. 30. EU-SDS (32): Daha güvenilir nükleer enerji konusunda (özellikle nükleer atıkların yönetimi konusunda) 32. | teknoljinin geliştirilmesi ve yaygınlaştırılmasına destek sağlanmalıdır. (Plan Madde No:412) EU-SDS (33): Ekonomik büyüme, kaynak kullanımı ve atıklar arasındaki ilişkiyi kırmak ("decoupling" tanımı) (PLAN MADDE NO:453, 463) ve 2003 yılına kadar uygulama geçilecek kaynak verimlilik ölçüm 33. | sistemlerinin teklif edilmesi. (Planda Kapsanmamıştır) 6EAP (34): Hava, Su ve Toprağa yapılacak emisyonları artırmaksızın yaratılan ve bertaraf edılen Atık 34. | veya Tehlikeli Atığın hacminde önemli bir azalmanın sağlanması. (Plan Madde No: 463, 470, 471) Pol2002 (35): Sürdürülebilir Uretim ve Tüketime doğru geçişi hızlandırmak için 10 yıllık program 35. | çerçevesinde gelişimi hızlandırmak.(Planda Kapsanmamıştır) EU-SDS (36): Tüketici davranışları ve işbirliği konularında kurumsal reform ve değişikliklerin yapılması. (Planda Kapsanmamıştır) Satınalma niteliklerinde çevresel faktörleri içine dahil etmek üzere özel sektör 36. | teşebbüslerini cesaretlendirmek. (Planda Kapsanmamıştır) Pol2002 (37): Insan sağlığı ve güvenliği konularını kapsayan sürdürülebilir üretim ve tüketim konularıyla ilgili bilgileri temin etmek için etkili, şeffaf, doğrulanabilir, yolgösterici ve ayırımcılık yapmayan tüketici 37. | bilgi araçlarını oluşturmak ve geliştirmek. (Planda Kapsanmamıştır) EU-SDS (38): CA(agriculture) P (production) Uretim, yenilenebilir hammaddeler ve biyoçeşitliliğin 38. korunmasını içeren sağlıklı, yüksek kaliteli ürünler, çevresel olarak sürdürülebilir üretim metodlarını teşvik | | etmek ve sürdürülebilir kalkınma anlayışına katkı sağlamak amacını taşımaktadır. (Plan Madde No:494) | |-----|--------------------------------------------------------------------------------------------------------------| | | SDS (39): Ekonomik, Çevresel ve Sosyal kriterler dikkate alınarak şirketlerin performansının ölçülmesi | | | ve yıllık olarak yayınlamak üzere AB işlerinin OECD nin çok uluslu şirketleri konulu rehberi ve diğer | | 39. | kıyaslanabilir rehberlere göre işlerlik getirilmesi. | | | | | | EC Lisbon2000 (40): Sirketlerin sosyal sorumluluk duygusuna yaşam boyu öğrenme, iş organizasyonu, | | | eşit fırsatlar ve sürdürülebilir kalkınma konularında bugüne kadar yapılmış en iyi çalışmaların dikkate | | 40. | alınarak faaliyete geçirilmesi. (Planda Kapsanmamıştır). | | | | | | Pol2002 (41): Hükümetlerarası antlaşmalar, ölçümler, uluslararası yenı başlangıçlar, kamu-özel | | | işbirliği, ve ulusal yönetmelikler kapsamında sorumluluk ve hesap verilebilirliğin geliştirilmesi. (Planın | | 41. | 5.Temel İlkesidir, S:11). | | | EU-SDS (42): 2010 yılına kadar biyoçeştililk kaybının durdurulması ve doğal sistemler ile habitatların | | 42. | korunması. (Plan Madde No:459). | | | | | | 6EAP (43):Habitat bozulmasını önleme düşüncesi ile habitat ve türlerin korunması. Kaynakların tüketimi | | | ve onların ilişkili etkilerinin çevrenin taşıma kapasitesini aşmadığından emin olmak.(Planda | | 43. | Kapsanmamıştır). | | | GP 2002 (44): Uluslararasi Kalkınma Hedefleri ve Bin Yıl Kalkınma Hedefler'ine ulaşmak için yeterli | | | mâli desteğin sağlanması (Planda bu şekilde belirtilmiş bir madde yoksullukla mücâdele | | 44. | 7.3.3'de ele alınmıştır.) | | | | | | EC Gothenburg 2001 (45): Avrupa Birliği balıkçılık çabalarının mevcut kaynaklar seviyesine | | | uyarlıyarak, aşırı avlanmayı yasaklayacak sosyal etkileri ve ihtiyaçları hesaba katarak tüm balıkçılık | | 45. | baskılarını kapsamaktadır. | | | 6EAP (46): Deniz çevresi, kıyılar ve sulak alanların sürdürülebilir kullanımı ve uygun planlanması ve | | 46. | korunması (Planda Kapsanmamıştır.) | | | | | | Pol2002 (47): Acil olarak, 2015 yılına kadar mümkün olan yerde, azalan balık stoklarını maksımum | | 47. | sürdürülebilir alanlarda yaygınlaştırmak. (Plan Madde no:507) | | | | | 49. | Pol2002 (49): 2005 yılına kadar entegre su kaynakları yönetimi ve su verimlilik planlarının geliştırilmesi. | (Plan Madde no: 467,468,469, 497) GP 2002 (50): Uluslararasi Kalkınma Hedefleri ve Bin Yıl Kalkınma Hedefleri'ne ulaşmak için yeterli mâli desteğin sağlanması.(Planda bu şekilde belirtilmiş bir madde yok fakat yoksullukla mücâdele 7.3.3 de ele alınmıştır.) 6EAP (51): Verimli ve hassas alanları da içine alacak şekilde önemli kırsal alanların planlanması ve 51. | korunması. (Planda Kapsanmıştır) EU-SDS (53): Ulaştırmadan kaynaklanan negatif etkileri azaltacak şekilde ulaştırma sektörünün büyüme oranının GSYIH'nın büyüme oranı içindeki payının azaltılması hedeflenmektedir. (Planda 52. Kapsanmamıştır) 50. EU-SDS (54): 2010 yılındaki karayolu ulaşımının (Plan Madde No: 437) seviyesini 1998 deki seviyeden yüksek olmamak kaydıyla ulaşımı karayolundan demiryolu (Plan Madde No:415, 423), denizyolu (Plan 53. | Madde No: 418, 425, 427) ve toplu taşımacılığa yönlendirilmesi. (EC Gothenburg'da Güncellenmiştir - 2001) (55): Sürdürülebilir Ulaştırma politikası sosyal ve çevresel mâliyetlerin tamamiyle içselleştirilerek ve ulaştırmanın daha çevre duyarlı kulanımının sağlanması. (Plan Madde no:443) 54. > EU-SDS (56): Politika tutarlılığının geliştirilmesi konusundadır. Sürdürülebilir kalkınma bütün politikaların ortak politikası olmak zorundadır. Özellikle bundan böyle ortak politikalar gözden geçirilirken sürdürülebilir kalkınmaya nasıl katkı sağlanabileceğine dikkat etmek zorunluluğu vardır. (Planın 10)uncu 55. | Temel ilkesi sayfa 11, 453, 454) çok önemlidir. (Barcelona 2002-gözden geçirilmiş maddesi) (57): Bütün ana iç ve dış politika tekliflerinin Çevresel Etki 56. | Değerlendirme kriterini karşıladığından emin olmak gerekmektedir. (Planda Kapsanmamıştır) EU-SDS (58): Tüketici temsilcileri ile özel olarak daha erken ve daha fazla sitematik diyalog 57. gerçekleştirilmelidir. Bu konuda Avrupa Birliği'nin dışındaki görüşler de araştırılmalıdır. (Planda Kapsanmamıştır.) EC Lisbon2000 (59): Bilgiyi mümkün olduğu kadar erişilebilir yapmak amacıyla her seviyedeki kamu 58. | idaresi yeni teknolojilerin kulllanılmasına gayret sarfetmek zorundadır. (Plan Madde No: 486, 492) EC Gothenburg 2001(60): Avrupa Birliği'ne modern, açık ve vatandaş merkezli enstitülerce hizmet verilmek zorundadır. Dökümanlara erişme konusunda kamu hakları ile ilgili yeni kuralların belirlenmesi 59. gerekir. GP 2002 (61) : Küreselleşmenin sürdürülebilir kalkınmaya katkı sağladığından emin olunması. (Planda 60. Kapsanmamıştır) EC Barcelona 2002(62): Doha Kalkınma Gündemi uygulamaları kapsamında gelişmekte olan ülkelerin Dünya ekonomik sistemi içine entegre edilmesi ve yatırım akışının akışının sürdürülebilir 61. | kalkınmaya katkıda bulunması amaçlanmaktadır. 6EAP(63): Ticâret ve çevre politika ölçümleri karşılıklı olarak birbirini destekleyici olmalıdır.(Planda 62. Kapsanmamıştır.) > Pol2002(64): 2010 yılına kadar gelişmekte olan ülkelerin ozon delici maddelerin alternatiflerine erişiminin geliştirilmesi. Montreal Protokolü kapsamındaki aşamalarla uyumlu olarak çalışmaların sürdürülmesi. ## 63. (Planda Kapsanmamıştır) GP 2002(65): Uluslararasi Kalkınma Hedefleri ve Bin Yıl Kalkınma Hedefleri'ne ulaşmak için yeterli mâli | | desteğin sağlanması.(planda bu şekilde belirtilmiş bir madde yoksa da yoksullukla mücadele 7.3.3. de | |-----|-------------------------------------------------------------------------------------------------------------| | 64. | ele alınmıştır.) | | | | | | | | | EC Barcelona 2002 (66): Brüt Milli Gelir için %0.7 olan Birleşmiş Milletler hedeflerine ulaşmak. (yalınız | | 65. | AB üye ülkeleri için geçerlidir turkiye ıcın gecersiz bir konu ve planda yer almamaktadır) | | | | | | EC Barcelona2002 (67): Gelişmekte olan ülkelerdeki sürüürülebilir olan doğrudan yabancı yatırımları | | 66. | | | | [Foreign Direct Investment (FDI) ve sürdürülebilir kalkınma ile uyumlu ihrâcat kredilerinin teşvik | | | edilmesi. (Planda Kapsanmamıştır) | | | | | | | | | GP2002(68): Çevresel kaynakların tahribâtında mevcut eğilimin 2015 yılına kadar ulusal ve küresel | | | seviyede etkin olarak tersine çevrilmesi ve su, arâzı ve toprak, enerji ve biyoçeşitlilik gibi bazı anahtar | | | | | 67. | sektörlerde sektörel ve ara seviyede amaçların geliştirilmesi. (Plan Madde No: 453) | | | | | | 6EAP (69): Çevrenin Küresel ölçekteki taşıma kapasıtesine dikkat çekilerek çevresel politikaların | | | uluslararası seviyede izlenmesi ve sürdürülebilir üretim ve tüketim kalıplarının da bu seviyede daha fazla | | | | | 68. | teşvik edilmesidir. (Planda Kapsanmamıştır) | | | | ## 5.Türkiye'de Sürdürülebilir Kalkınma ve İklim Değişimi Göstergeleri 5.1.Sürdürülebilir Kalkınma ve İklim Değişimi Göstergelerinin İzlenmesi Türkiye için sürdürülebilir kalkınma ve iklim değişimi üzerine bir gösterge seti önerisi geliştirilmesi amaçlanmıştır. Bu amaca ulaşmak için de ulusal ihtiyaçlar, uluslararası çevresel gösterge setlerinde ve çeşitli ülkelerde kullanılan göstergeler ile Türkiye'nin raporlama yükümlülükleri göz önüne alınarak hareket edilmiştir. Gösterge setleri önerileri şekillendirilirken ise, aşağıdaki kriterler kullanılmıştır: . Ulusal İhtiyaçları Yansıtma Belirtildiği gibi göstergeler ulusal ihtiyaçları yansıtacak şekilde seçilmiştir. . Politika Uyumluluğu Türkiye'nin mevcut çevre politikalarını desteklemek amacıyla önerilen gösterge seçimleri, UÇEP için hazırlanan ilgili taslak göstergeler ve halen kullanılmakta olan göstergeler baz alınarak yapılmıştır. . Üluslararası Standartlar Uluslararası gösterge setleri ile benzeşen setler oluşturabilmek amacıyla; AB, OECD, Dünya Bankası, Avrupa Birliği Sürdürülebilir Kalkınma Göstergeleri, ve diğer ülkelerin çevresel göstergeleri dikkate alınarak seçim kriterleri belirlenmeye çalışılmıştır. Bu sırada, Türkiye'nin raporlama gereksinimlerine karşılık gelen göstergelerin seçilmesine de özen gösterilmiştir. Çevresel Sektörleri Kapsama: Çevre ve Orman Bakanlığı'nca hazırlanan çevre durum raporu format önerisi, Türkiye İstatistik Kurumu tarafından ve yayımlanan Sürdürülebilir Kalkınma Göstergeleri, Devlet Planlama Teskilatı tarafından henüz yayımlanmayan fakat kaynak olarak ışık tutan özellikteki "Sürdürülebilir Kalkınma'nın Sektörel Politikalara Entegrasyonu Projesi" için hazırlanan çevre sektörü bölümünde yer alan göstergeler dikkate alınarak geliştirilen göstergeler, Tablo 21'de verilen temalar altında belirlenmiştir Tablo-21: Seçilen Göstergelerin Kapsadığı Temalar360. | TEMALAR | | |--------------------|-------------------------------| | 1. Genel Bilgiler | | | 1.1. | Nüfus | | 1.2. | Ekonomi | | 1.3. | Sağlık | | 2. | Çevresel Konular ve Sektörler | | 2.1. | İklim Değişimi | | 2.2. | Hava Kalitesi | | 2.3. | Su | | 2.4. | Atık | <sup>360</sup> R.Fikret Yılmaz, "Sürdürülebilir Kalkınmanın Sektörel Politikalara Entegrasyonu Projesi", Kişisel ilişkiler, Devlet Planlama Teşkilatı, Ekim 2010. | 2.5. | Arazi Kullanımı | |--------|------------------------------------------------| | 2.6. | Doğa Koruma ve Biyoçeşitlilik | | 2.7. | Enerj1 | | 2.8. | Tarım | | 2.9. | Sanâyi | | 2.10. | Turizm | | 2.11. | Ulaştırma | | | 2.12. Çevresel Kaliteye Ilişkin Diğer Hususlar | | 2.12.1 | Balıkçılık | | | 2.12.2 Madencilik | | | 2.12.3 Gürültü | | | 2.12.4 Teknolojik ve Doğal Afetler | ## Veri Mevcûdiyeti Verinin mevcut olduğu göstergelerin seçilmesi temel bir kriter olmasına rağmen gösterge geliştirmek ve daha önemlisi çevresel politikalara ışık tutmak, ileriye yönelik tedbir almak açısından veri mevcûdiyetinin bir temel kriter olarak değerlendirilmesi yanlıştır. Temalar altında seçilen göstergeler için gerekli verinin mevcut olup olmadığı, mevcut ise hangi kurumda bulunduğu bilgisi ilgili tablolarda ayrı bir kolonda belirtilmektedir. Önerilen bir gösterge için veri mevcut olmasa dahî, o verinin derlenmesi ya da mevcut hale getirilmesi için çalışmalar yapılabileceği öngörülmektedir. ## 5.2.Türkiye için Onerilen Gösterge Seti Göstergeler temel olarak ÖECD, AÇA, EUROSTAT, DB, BM ve diğer ülkelerin göstergeleri göz önünde bulundurularak belirlenmiş, Türkiye'nin raporlama gereksinimleri de diğer bir önemli kriter olarak ele alınmıştır. Ayrıca Çevre ve Orman Bakanlığı'nın halen kullanmakta olduğu ve kullanmayı planladığı gösterge seti de göz önünde bulundurulmuştur. Paralel olarak, Avrupa Birliği Sürdürülebilir Kalkınma Göstergeleri'nin Çevre başlığı altında yer alan göstergeler (9.2.2005 ve SEC(2005) 161 no'lu Avrupa Birliği Komisyon kararı36') incelenmiştir. Bu listede yer alan çevresel sürdürülebilir kalkınma göstergelerinin 17 adedinin Türkiye için önerilen gösterge setini kapsamakta olduğu tespit edilmiştir. Bu 17 gösterge, Tablo 22'de verilen listede işaretlenmiştir. Bu çerçevede, çalışmalar sırasında, her tema için tablolar hazırlanmıştır. Bu tablolarda, yukarıda sözü edilen her kategoride yer alan göstergeler listelenmiştir. Buna ilaveten, diğer ülkelerin göstergeleri de sürekli göz önünde bulundurulmuş, temel olarak veri mevcûdiyeti öncelikli bir kriter olarak alınmamıştır. Bir göstergenin kullanımına, ya da kullanımının önerilmesine karar verildikten sonra o gösterge için gerekli verinin mevcut olup olmadığına bakılmıştır. Bu sırada diğer bir öncelik, Avrupa Birliği ve diğer bağlı olduğumuz uluslararası kuruluşlara raporlama yükümlülüklerimiz dikkate alınmıştır. Seçilen göstergelere yönelik seçim metodolojisi Ek-1 'de belirtildiği gibidir. <sup>36</sup> Commission of the European Communities, "Sustainable Development Indicators to monitor the Implementation of the EU Sustainable Development Strategy", Communication, Brussels, 9.2.2005, SEC(2005) Final. Tablo 22. Türkiye için Önerilen Çevresel Gösterge Seti 362. | BÖLÜM<br>KONU | ÖNERİLEN GÖSTERGE | | SKG363<br>setinde<br>kapsanma<br>durumu | TÜRÜ | |---------------|-------------------|------------------------------------------------------------------|-----------------------------------------|--------------| | Nüfus | TR 001 | Kentsel nüfus oranı (%) | | itici<br>GÜÇ | | | TR 002 | Nüfus artış hızı (%) | | İTİCİ<br>GÜÇ | | | TR 003 | Nüfus yoğunluğu (kişi/km2) | | DURUM | | | TR 004 | Net göç hızı (%0) | | İTİCİ<br>GÜÇ | | Ekonomi | TR 005 | GSYIH dağılımı (Tarım, Endüstri,<br>Hizmet) (%) | | DURUM | | | TR 006 | Kamu ve özel kuruluşların toplam<br>çevre harcamaları (TL/yıl) | | ТЕРКİ | | | TR 007 | İstihdâmın sektörel dağılımı (%) | | DURUM | | | TR 008 | Çevre<br>koruma<br>alanında<br>çalışan<br>personel sayısı (Sayı) | | ТЕРКİ | | | TR 009 | Kişi başına GSYİH (TL/kişi) | V | itici<br>GÜÇ | | | TR 010 | İşsizlik oranı (%) | V | İTİCİ<br>GÜÇ | | Sağlık | TR 011 | Doğuşta beklenen yaşam süresi (yıl) | | İTİCİ<br>GÜÇ | | | TR 012 | Güvenilir içme suyuna erişim (%) | | İTİCİ<br>GÜÇ | | | TR 013 | Gıda ürünlerinde pestisit kalıntısı | | ETKI | | | TR 014 | Su kaynaklı salgın hastalık oranı<br>(%) | | ETKİ | <sup>364</sup> Türkiye'de Çevresel Veri Değişim Ağı'nın Kurulması için Teknik Yardım Projesi(TEIEN) ,"Çevresel Göstergeler Final Raporu", EUROPEAID/125541/D/SER/TR, 07.05.2010, Ankara . <sup>363</sup> Avrupa Birliği Sürdürülebilir Kalkınma Göstergeleri. | BÖLÜM | ÖNERİLEN GÖSTERGE | | SKG363<br>setinde<br>kapsanma<br>durumu | TÜRÜ | |----------------|-------------------|--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------|-----------------------------------------|--------------| | KONU | | | | | | İklim Değişimi | TR 015 | Toplam Sera Gazı (SG) Emisyonu<br>ve Sektörel Dağılımı (1000 Ton<br>CO2 Eşdeğeri /yıl) | | DURUM | | | TR 016 | Ortalama sıcaklık (°C ) | | DURUM | | | TR 017 | Ozon tabakasını incelten maddelerin<br>(ODS) tüketimi (Ton/yıl) | | BASKI | | | TR 018 | Yağış (mm) | | | | | TR 019 | Kişi başına CO2 emisyonu (Ton<br>CO2/kişi) | | BASKI | | | TR 020 | Karayolu taşımacılığında kişi başına<br>yakıt tüketimi (Litre) | | İTİCİ<br>GÜÇ | | | TR 021 | Deniz suyu yüzey sıcaklığı (°C) | | | | | TR 022 | riski<br>Çölleşme<br>altındaki<br>alanlar<br>(km²) | | DURUM | | Hava Kalitesi | TR 023 | Asitleşmeye neden olan maddelerin<br>emisyonu<br>(1000<br>asitleşme<br>ton,<br>eşdeğeri) | | BASKI | | | TR 024 | Ozon öncülleri emisyonu [1000 ton,<br>NMVOC<br>(Metandışı<br>organik<br>bileşik) eş değeri] | | BASKI | | | TR 025 | Birincil ve ikincil partiküler madde<br>öncüllerinin emisyonu (1000 ton,<br>partikül oluşturma potansiyeli) | | BASKI | | | TR 026 | Kentsel alanlarda standart limitleri<br>aşan miktarlarda hava kirleticilerine<br>maruz kalma (% SO2 ) | | DURUM | | | TR 027 | Kentsel alanlarda standart limitleri<br>aşan miktarlarda hava kirleticilerine<br>maruz kalma, Partiküler Madde (%) | | DURUM | | | TR 028 | Kentsel alanlarda standart limitleri<br>aşan miktarlarda hava kirleticilerine<br>maruz kalma, NO2(%) | | DURUM | | | TR 029 | Hava kirliliği kaynakları (Ton/yıl) | | BASKI | | | TR 030 | Seçilen alanlardaki kurşun, benzen,<br>CO, ozon, arsenik, kadmiyum, civa,<br>nikel ve PAH (Polisiklik aromatik | | DURUM | | BÖLÜM<br>KONU | ÖNERİLEN GÖSTERGE | | SKG363<br>setinde<br>kapsanma<br>durumu | TÜRÜ | |---------------|-------------------|-------------------------------------------------------------------------------------------|-----------------------------------------|-------| | | | hidrokarbonlar)<br>konsantrasyonları<br>(Mikrogram/m3) | | | | | TR 031 | Kentsel<br>alanlardaki<br>hava<br>kirleticileri,<br>SO2,<br>NOx,<br>PM<br>(Mikrogram/m3) | | DURUM | | | TR 032 | Ulaştırmadan<br>kaynaklanan<br>hava<br>kirletici emisyonları (-) | | | | Su | TR 033 | Yıllık yenilenebilir kaynaklardan su<br>kullanım yüzdesi (%) | V | BASKI | | | TR 034 | Kişi başı su kullanımı (m³/yıl) | | BASKI | | | TR 035 | kaynaklarında<br>Tatlı<br>besi<br>su<br>maddeleri<br>(mikrogram<br>Nitrat/L,<br>Fosfor/L) | | DURUM | | | TR 036 | Nehir<br>sularında<br>oksijen<br>tüketen<br>(mg O2/L, mikrogram<br>maddeler<br>Azot/L) | | DURUM | | | TR 037 | Atıksu arıtma tesislerine bağlı nüfus<br>(%) | > | TEPKİ | | | TR 038 | Yüzme suyu kalitesi (%) | | DURUM | | | TR 039 | Kıyı<br>deniz<br>sularında<br>besi<br>ve<br>maddeleri (mikrogram/L) | | DURUM | | | TR 040 | Kıyı ve deniz sularında klorofil-A<br>(Mikrogram/L) | | DURUM | | | TR 041 | Belediyelerde içme ve<br>kullanma<br>suyu kaynakları (%) | | BASKI | | Atık | TR 042 | Kentsel katı atık üretim miktarı<br>(Kg/kişi-yıl) | | BASKI | | | TR 043 | Toplanan kentsel katı atık miktarı<br>(Ton/yıl) | | TEPKİ | | | TR 044 | Düzenli<br>kentsel<br>depolanan<br>katı<br>atıklar (%) | | TEPKI | | | TR 045 | Atık geri dönüşüm oranı (Kg/kişi) | | TEPKİ | | | TR 046 | Ambalaj atıklarının üretimi ve geri | | TEPKI | | BÖLÜM<br>KONU | ÖNERİLEN GÖSTERGE | | SKG363<br>setinde<br>kapsanma<br>durumu | TÜRÜ | |-------------------------------------|-------------------|-----------------------------------------------------------------------------------|-----------------------------------------|--------------| | | | kazanımı (kg/kişi, %) | | | | | TR 047 | olarak toplanan<br>tıbbî<br>Ayrı<br>atık<br>(Ton/yıl) | | TEPKİ | | | TR 048 | Bertaraf yöntemlerine göre katı atık<br>(%-Ton) | V | TEPKİ | | | TR 049 | Kentsel katı atık kompozisyonu (%) | | | | Arazi<br>Kullanımı | TR 050 | Genel arazi örtüsü dağılımı (%) | V | DURUM | | | TR 051 | Erozyon tehlikesi altındaki tarım<br>alanları (% veya km²) | | DURUM | | | TR 052 | Kişi başına yeşil alan (km²/kişi) | | DURUM | | | TR 053 | Amaç dışı tarım arâzisi kullanımı<br>(ha.) | | ETKİ | | | TR 054 | nedeniyle<br>kaybedilen<br>Erozyon<br>toprak (km²) | | DURUM | | Doğa<br>Koruma<br>ve Biyoçeşitlilik | TR 055 | Tehdit altındaki türlerin<br>toplam<br>sayısının toplam tür sayısına oranı<br>(%) | | ETKİ | | | TR 056 | Biyolojik<br>çeşitlilik<br>için<br>korunan<br>alanlar (%, km²) | | TEPKİ | | | TR 057 | Kuş popülasyonu değişimi | V | DURUM | | | TR 058 | Endemizm oranı (%) | | DURUM | | | TR 059 | Korunan türler ve sayıları (Sayı) | | TEPKI | | | TR 060 | Orman ağaç türleri (Sayı, %) | | DURUM | | | TR 061 | Toplam orman alanı (ha) | | DURUM | | | TR 062 | alanlarının<br>Orman<br>ağaç<br>tür<br>ve<br>yaşlarına göre dağılımı (%) | | DURUM | | | TR 063 | Fonksiyonel ormancılık (%) | | | | Enerji | TR 064 | Yakıta göre Birincil enerji tüketimi<br>(%) | | itici<br>GÜÇ | | | TR 065 | Kişi başına birincil enerji tüketimi | | İTİCİ | | BÖLÜM<br>KONU | ÖNERİLEN GÖSTERGE | | SKG363<br>setinde<br>kapsanma<br>durumu | TÜRÜ | |---------------|-------------------|---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------|-----------------------------------------|--------------| | | | | | GÜÇ | | | TR 066 | Sektörel enerji tüketimi (1000 tep) | | İTİCİ<br>GÜÇ | | | TR 067 | Yenilenebilir<br>enerji<br>tüketiminin<br>toplam enerji tüketimi içindeki payı<br>(%) | V | TEPKİ | | | TR 068 | Elektrik<br>içerisindeki<br>tüketimi<br>yenilenebilir elektrik payı (%) | | TEPKİ | | | TR 069 | göre birincil enerji<br>Kaynaklarına<br>üretimi (%) | | İTİCİ<br>GÜÇ | | Tarım | TR 070 | Organik<br>toplam<br>tarım<br>alanı<br>ve<br>üretim (ha, %) | V | TEPKI | | | TR 071 | Kişi<br>ekilebilir<br>başına<br>arazı<br>(Km²/kişi) | | DURUM | | | TR 072 | Tarımda verimlilik (TL/tarım işçisi<br>sayısı veya TL/tarım alanı) | | TEPKİ | | | TR 073 | Tarım sektöründe<br>tüketilen<br>sunî<br>gübre miktârı (ton/yıl) | | BASKI | | | TR 074 | Toplam<br>ilacı<br>kullanımı<br>tarım<br>(Ton/yıl) | | BASKI | | | TR 075 | Besi maddesi dengesi (Kg/ha) | | BASKI | | Sanâyi | TR 076 | Bertaraf edilen ve geri kazanılan<br>endüstriyel tehlikeli ve<br>tehlikesiz<br>miktarı<br>atık<br>toplam<br>katı<br>(ton/GSYİH) | | TEPKI | | | TR 077 | Yönetim Sistemine sahip<br>Çevre<br>sanâyi kuruluşu sayısı (Sayı veya<br>%) | V | TEPKİ | | | TR 078 | Organize Sanâyi Bölgelerinde elde<br>edilen<br>üretimin<br>toplam<br>sanâyi<br>üretimindeki payı (%) | | TEPKİ | | Turizm | TR 079 | Yılda, km olarak kıyı şeridi başına<br>ve km² olarak kıyısal alan başına<br>yabancı turist geceleme sayısı (gece | | BASKI | | BÖLÜM<br>KONU | ÖNERİLEN GÖSTERGE | | SKG363<br>setinde<br>kapsanma<br>durumu | TÜRÜ | |---------------|-------------------|----------------------------------------------------------------------------------------|-----------------------------------------|--------------| | | | sayısı/km veya gece sayısı/km2) | | | | | TR 080 | Turizmi geliştirmeye yönelik toplam<br>harcamalar (TL/yıl) | | BASKI | | | TR 081 | 100 yerleşik kişi başına yabancı<br>turistlerin geceleme sayısı (Sayı) | | BASKI | | | TR 082 | 100 yerleşik kişi başına yatak sayısı<br>(Sayı) | | BASKI | | | TR 083 | Mavi bayraklı plaj ve marina sayısı<br>(Sayı) | | DURUM | | | TR 084 | Giriş yapan ziyaretçi sayısı (Sayı) | | BASKI | | | TR 085 | Turizm geliri (TL/yıl) | | BASKI | | Ülaştırma | TR 086 | Yük Taşımacılığı Talebi (Ton-km,<br>%) | | itici<br>GÜÇ | | | TR 087 | Yolcu Taşımacılığı Talebi (yolcu-<br>km) | | İTİCİ<br>GÜÇ | | | TR 088 | Karayolu Taşımacılığında alternatif<br>yakıtların kullanımı (ton ve %) | | TEPKİ | | | TR 089 | filosu<br>Taşıt<br>ortalama<br>yaşı<br>ve<br>kompozisyonu (yıl ve %) | | BASKI | | | TR 090 | Yol ağ yoğunluğu (km/km²) | | BASKI | | | TR 091 | Ulaştırma türüne göre sera<br>gazı<br>(1000<br>emisyonu<br>CO2<br>ton<br>eşdeğeri/yıl) | | BASKI | | | TR 092 | Yolcu-km<br>ton-km<br>başına<br>ve<br>emisyonlar | V | BASKI | | | TR 093 | Türüne<br>yolcu<br>taşımacılığı<br>göre<br>(yolcu-km) | > | itici<br>GÜÇ | | | TR 094 | Türüne göre yük taşımacılığı (ton-<br>km) | V | itici<br>GÜÇ | | | TR 095 | Trafik kazalarında ölüm (Sayı) | V | DURUM | | Balıkçılık | TR 096 | Ana balık grupları başına balıkçılık<br>üretimi (yakalama) (ton) | | BASKI | | BÖLÜM<br>KONU | ÖNERİLEN GÖSTERGE | | SKG363<br>setinde<br>kapsanma<br>durumu | TÜRÜ | |-----------------------------------|-------------------|-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------|-----------------------------------------|-------| | | TR 097 | Su ürünleri üretimi (ton/km2) | | BASKI | | | TR 098 | Balıkçılık filosunun kapasitesi (kW<br>ve ton) | | BASKI | | Madencilik | TR 099 | Gruplarına göre maden ocağı ve<br>tesisi sayısı ve alanları (Sayı, ha) | | BASKI | | | TR 100 | Işletildikten sonra rehabilite edilen<br>maden ocağı ve tesisi sayısı ve<br>alanının toplam maden ocağı ve<br>tesisi sayısı ve alanına oranı (Sayı,<br>%) | | TEPKİ | | | TR 101 | Madenciliğin GSYIH'ya katkısı (%) | | BASKI | | Gürültü | TR 102 | gürültüsüne<br>Trafik<br>kalan<br>maruz<br>nüfus oranı (%) | | ETKI | | | TR 103 | 55 dB'den yüksek düzeyde farklı<br>gürültü kaynaklarına maruz kalan<br>nüfus oranları (%) | | ETKI | | Teknolojik<br>ve<br>Doğal Afetler | TR 104 | Yangın<br>kaybedilen<br>ile<br>orman<br>alanları ve yangın nedenleri (ha/yıl) | | DURUM | | | TR 105 | göre doğal<br>Türlerine<br>afetler<br>ve<br>sonuçları (Sayı, TL) | | ETKİ | | | TR 106 | Türlerine göre teknolojik kazalar ve<br>sonuçları (Sayı) | | BASKI | Önerilen gösterge seti için gerekli verinin çok büyük bir kısmının mevcut olduğu tespit edilmiştir. Tablo 22'de önerilen bütün göstergeler için gerekli verinin mevcut olup olmadığı aşağıdaki gibi işaretlenmiştir: √ Biyoçeşitlilik, Enerji, Tarım, Sanâyi, Turizm, Ulaştırma, Balıkçılık, Madencilik, Teknolojik ve Doğal Afetler) - x : Veri yok (Gürültü, Teknolojik ve Doğal Äfetler) - v × : Veri kısmen var (Iklim Değişimi, Hava Kalitesi, Doğa Koruma ve Biyoçeşitlilik, Sanâyi, Balıkçılık) Yapılan değerlendirmeye göre, önerilen 106 göstergeden 87 tânesinin hesaplanması için gerekli olan veri çeşitli kurumlarda mevcuttur. Onerilen 16 gösterge için gerekli olan veriler kısmen mevcut olup, 3 adet gösterge için ise hâli hazırda veri mevcut değildir. ## 6.Sürdürülebilir Kalkınma Anlayışının Genel Değerlendirmesi Çevre sorunlarının bir "sorunsal" haline gelmesi ve gelişmiş ülkeler ile az gelişmiş ülkeler açısından farklı niteliğe bürünmesinin nedeni kapitalist düzen içerisinde gerçekleşmekte olan iktisâdi büyüme konusunda doğal kaynaklar ile kalkınma arasındaki ilişkide kaynakların sınırsız olmadığının fark edilmesinin bir sonucudur. Bu da kalkınma yaklaşımında sürdürülebilir kalkınmanın kavram haline gelmesine zemin oluşturmuştur. Sürdürülebilirlik kavramı ile ilgili ilk olarak 1713 yılında Saksonya'da sürdürülebilir ormancılık kavramından söz edilmiştir. Ormancılıktan başlayarak ortaya çıkan bu anlayış, 18. Yüzyılın sonunda Almanya'daki bütün ormanlarda uygulanabilmesi için yasa haline dönüştürülmüş ve sürdürülebilirlik kavramı, maksimum faydayı sürdürebilme düşüncesiyle birlikte 20. yüzyılın başlarında balıkçılığın korunmasında da kullanılmaya başlamıştır364. 1960'ların sonunda ve 1970'lerin başında kaynak sorununun yeniden önem kazanması ile birlikte, özellikle sanâyi alanında da sürdürülebilirlik tartışmalarının giderek arttığı görülmektedir. Bilindiği gibi Roma Klubü'nün bu dönemde yapmış olduğu "Sıfır Büyüme" adlı çalışma, kaynak sorununun gelecek kuşaklar için ne kadar önemli olduğuna dikkat çekmek istemiştir.365. 1970 'lerde hava kirliliği, gürültü gibi çevre sorunlarının artması, sürdürülebilirlik tartışmalarının ve çevreci yaklaşımların ağırlığını arttırmıştır. Ancak 1970'li yıllarda Stockholm Konferansı Birleşmiş Milletler Çevre Eylem Planı kurulması gibi olumlu gelişmelere rağmen, sürdürülebilirlik kavramı istenen uygulama düzeyine ulaşmamıştır366. Birleşmiş Milletler tarafından ilk Çevre konferansı 1972 yılında yapılmış olsa da sürdürülebilir kalkınma açısından 1992 yılı bir dönüm noktası olarak kabul edilmektedir. 1992 yılında Rio de Jenerio'da düzenlenen Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı amaçları ve katılım açısından Birleşmiş Milletler konferansları arasında önemli bir yer tutmaktadır. <sup>364</sup> S.Kılıç, "Yeni Toplumsal Arayışlar Sürecinde Sürdürülebilir Kalkınma", Gazi Üniversitesi İktisadi ve Idari Bilimler Fakültesi Dergisi 8/2 , 2006, s.81-101. <sup>365</sup>R.Keles, C.Hamamcı, "Çevrebilim"İmge Kitabevi, 1993, Ankara. <sup>366.</sup>Kılıç, "Yeni Toplumsal Arayışlar Sürecinde Sürdürülebilir Kalkınma" , Gazi Üniversitesi İktisadi ve Idari Bilimler Fakültesi Dergisi 8/2 , 2006, s.85. 1992 Rio Konferansı'nda Birleşmiş Milletler, hükümetlerin "kalkınma sorunu" üzerinde tekrar düşünülmesini ve doğal kaynakların tüketimi ile kirliliğin önlenmesi için ortak politikalar üretmelerini amaçlamıştır. Konferans'ta verilen mesaj "Gerekli değişikliklerin ancak alışkanlık ve davranışların değişmesiyle gerçekleşebileceği" şeklinde yorumlanarak dünyanın karşı karşıya bulunduğu sorunun ciddiyetini yansıtmakta, yoksulluğun yanında gelişmiş ülkelerdeki aşırı tüketimin de çevre üzerinde olumsuz etkileri olduğunu vurgulamaktadır". Johannesburg Zirvesi tek bir başlık altında toplanmış olmasına rağmen katılımcıların birbirlerinden oldukça farklı beklentileri ve bu beklentilerin ortak payda gruplarını barındırmıştır. Sanâyileşmiş ülkeler, henüz sanâyileşmemişler, veya yeni sanâyıleşmişler, geri kalmış ülkeler veya az gelişmiş ülkeler gibi yerel otoritelere, sivil toplum kuruluşları, gençler, kadın hakları savunucuları, çeşitli ülkelerin azınlık grupları bulunmaktadır. Zirve'de devlet ve hükümet başkanı düzeyinde katılmayan tek ülke olan ABD konu ile ilgili sorunların çözümünde çok taraflı antlaşmalar ve uluslararası yönetim yerine ülkelerin kendi yönetimlerinin rolü üzerinde durarak Birleşmiş Milletler'in rolünün hafifletilmesini istemiştir368. Zirve'de Sivil Toplum Kuruluşları A.B.D.den daha çok AB'yi eleştirmektedir. AB'nin sürdürülebilir kalkınma konusundaki yaklaşımı, herşeyin serbest ticâret kuralları çerçevesinde çözümlenmesi, bu kuralların da tıpkı A.B.D.de kendine göre uygulanan serbest ticâret kuralları olmasıdır. Yâni, A.B.D.serbest ticâret kurallarını <sup>367</sup>K.Kavas, S.Sezer, "Johannesburg Dünya Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesinin Ardından", Türk Idare Dergisi, Sayı 437,s.2, Aralık 2002. <sup>368</sup> F.D.Güner, "Johannesburg Zirvesi: Dağ Fare Doğurdu, Ama Kimse Şaşırmadı", Birikim Dergisi, Sayı:162, 2002 . savunurken bir yandan da kendi pazarını korumayıp iç pazarını gelişmekte olan ülkelere açacak adımlardan kaçınmış olmasıdır369. Zirve esas olarak iki temel dökümanın hazırlanması üzerine yoğunlaşmıştır: Yer almış olan Siyâsi Deklarasyon ve Uygulama Planı 10 gün süren zirve sonunda plandan çok temennilerin yer aldığı bir metin olmuştur. Temenniler arasında olumlu sayılabilecek bir iki unsur olduğu, ancak yapılmayanların, ya da taslaklardakilerden farklı olan ifâdelerin olumlu unsurları gölge bıraktığı düşünülmektedir.370. Zirve'de alınan kararlar arasında "temiz fosil yakıtlarının" kullanılmasını teşvik eden ifadeler de yer almaktadır. Sözkonusu maddede, güneş veya rüzgâr gibi yenilenebilir enerji hedefleri yerine "daha temiz fosil yakıtların kullanılması ve büyük hidroelektrik projelerinin desteklenmesini" önermektedir. Dolayısıyla petrol, kömür ve gaz gibi fosil yakıtlar problemin bir parçası olmaktan çıkartılıp çözümün bir parçası adayı olarak sunulmaktadır. Böyle bir karar alındıktan sonra, fosil yakıtların kullanılması sonucu ortaya çıkan altı zehirli gaz (Karbondioksit, Metan, Hidroflorokarbon, Perflorokarbon, Sülfür Heksaflorid) için önemli sınırlamalar getiren Kyoto Protokolu anlamsızlaşmakta, Johannesburg Zirve'sinin yüz karası olarak târih sayfalarında yer almaktadır. Bu maddede yer alan hidroelektrik projelerinin de bazı bölgelerin su ile ilgili problemlerini unutulmuş olduğu açıktır. Bu durum hükümetlerin su konusunda hâlâ 369F.D.Güner, a.g.e. 37F.D.Güner, a.g.e. bir kamu malı olarak saymadığını, su ile ilgili özelleştirmelere yol verdiğini göstermektedir371. Johannesburg Zirvesi'nde üzerinde mutâbakat sağlanan eylem planı yoksulluğun önlenmesi, sürdürülebilir olmayan tüketim ve üretimin değiştirilmesi, ekonomik ve sosyal gelişimin doğal kaynakların yönetimi ve korunması, küreselleşen Dünya'da sürdürülebilir kalkınma, sağlık ve sürdürülebilir kalkınma gibi konuları kapsamaktadır372. Dünya'daki "sürdürülemez" kalkınmanın önündeki engellerin başında yoksulluk, nüfus artışı ve yoğunlaşması yanında etkin olmayan kaynak kullanımı ile zengin ve gelişen ülkelerdeki üst gelir gruplarının isrâfa kaçan tüketim yatmaktadır. Yeşil alanların ve besin gereksinimi sağlayan verimli arâzinin giderek azalması, hava kirliliğinin artması, ozon tabakasının delinmesi, iklim değişimi ve ekolojik dengenin bozulması gibi sorunlar, uluslararası ortak önlemler almaya zorlamaktadır373 Çevre ve kalkınma süreçleri arasında karmaşık bir bağlantı bulunmaktadır. Ekonomik büyüme ve kalkınma süreci ile sonuçları çevrenin ve ekolojik sistemin aleyhine işlemektedir. Çevrenin mahvoluşu önüne geçilmez boyutlara ulaşmadan 3/F.D.Güner, a.g.e. <sup>372</sup>T.S.Uyar, "Sürdürülemez Yoksulluk Zirvesi", Gelecek Dergisi, Sayı:6 , s.32, 2002. <sup>373</sup>M.Öğütçü,"Küreselleşmede Nereye Gidiyoruz", Finans Dünyası, Şubat 2004 Sayı: 170,s.14 . çevresel zararların gerçekçi bir değerlendirmesi yapılmalıdır" 4. İnsanlığın geleceği, temel gereksinimleri karşılamayı ve yaşam standardını yükseltmeyi vâdeden kalkınma sürecinin bizzat kendisi tarafından tehlikeye sokulmaktadır. Bir ilâç olarak sunulan 'Sürdürülebilir Kalkınma' kavramının kendisi çelişkili bir temele oturtulmuştur: Bir yandan doğanın insan gereksinmeleri karşısında sınırlılığını ortaya koyarken, diğer yandan da doğadaki sınırlarla kilitlenmiş olan insanlığın maddi gelişmesinin potansiyeli ile de ilgilenmektedir375. Sürdürülebilir Kalkınma kavramı çok belirsiz ve aynı zamanda da çok esnek, isteyenin istediği şekilde yorumlayabildiği bir kavramdır. Bu nedenle uluslararası örgütlerden devletlere, finans kuruluşlarından yardım örgütlerine kadar birçok kişi ve kuruluş bu terimi kullanmaktadır. Kullanana bir kolaylık ve esneklik sağlamasına rağmen sırf bu esnekliğinden dolayı kavram, bilimsel ve çözümsel bir değerden yoksundur. Kavram konusunda en büyük yanlış, mevcut yerleşmiş sistemin doğurduğu sorunları, sistemin yapısını sorgulamadan çözmeye kalkışmış olmasıdır. Sürdürülebilir kalkınma konusundaki düşünce, ekonomik büyümeyi tehdit oluşturmayan bir süreç olarak görmesidir. Büyüme, ileri sürülen stratejiler içerisinde en önemli yeri oluşturmakta ve sürdürülmesi yatmaktadır. Yoksullukla mücadele konusunda ekonomik büyüme en büyük unsur olarak görülmekte, dolayısıyla da çevre ve kalkınma ikilisinin hedefe <sup>374</sup> Z.Aydın, "Sürdürülebilir Kalkınma ve Çevre Sorunu", Akademik Türkiye Günlüğü 43, Aralık 1996. <sup>375</sup>M.Redclift, "The Multiple dimensions of Sustainable Development", Georgraphy, 76 (1). ulaşmasının en etkin aracı olarak görülmektedir. Bu ilişki içerisinde az gelişmiş ülkelerdeki yaygın yoksulluğu önemli bir etki olarak görmekte, yaygın yoksulluk, toprak kaynaklarının yoğun kullanılmasına yol açmakta; bu da toprak erozyonu, çölleşme ve ormansızlaşma biçiminde kendini gösteren çevresel mahvoluşu doğurmaktadır. Mahvolan bir çevre de ekonomik kalkınmayı sınırlamaktadır. Kavramın şekillenmesinde yoksulluk, tüm çevresel sorunların ve kalkınmanın sürdürülebilmesinin temelini oluşturmaktadır. Yoksulluk çevresel sorunların hem bir nedeni hem de bir sonucu olarak algılanmaktadır-16. Esasında sürdürülebilir kalkınma konusundaki görüş; yoksulluk, eşitsizlik, yaşam standardı gibi konularda bir çok moral değerden oluşmakta, ama bir kalkınma kuramı olarak algılanması imkânsız olarak görülmektedir. Bu durumda ulusal ve uluslararası ekonominin işleyişini irdelemekten çok uzak görülmektedir. Yıllar önce yaşanan petrol krizi sonrasında, fosil yakıtlara bağımlılığın azaltılmasını hedefleyen endüstrileşmiş ülkelerde enerjinin etkin kullanımı ve yenilenebilir enerji teknolojilerinin geliştirilmesi ile ilgili araştırma başlatılmıştır. 2002 Johannesburg Zirvesi'nde Cumhurbaşkanları tarafından da imzâlanan eylem planı üzerinde mutâbakat sağlamak üzere görüşmelerin yapıldığı toplantılar bu yaklaşıma tanık olmuştur. Çöp teknolojilerin diğer ülkelere aktarılabilmesi için serbest ticâretin istendiği ülkelerde, ulusal stratejik planlamanın olmaması kolaylaştırıcı bir işlev sağlamaktadır. Orneğin gelişmiş ülkelerde artık pazarlanamayan eski nesil nükleer <sup>376</sup>Z.Aydın, a.g.e. güç santralları, Almanya'dan sökülüp Türkiye'ye yarı fiyatına satılan ama birim ürün başına on misli fazla elektrik tüketen tekstil makineleri, gelişmiş ülkelerde kullanımı yasaklanan gübreler veya insan sağlığı ve doğal çevreye yaptığı tahribat nedeniyle Avrupa'nın dışına atılan çimento fabrikaları aynı kapsamda değerlendirilebilir"?". Kapitalist gelişimde doğal kaynakların tüketimi ve çevre sorunlarının ortaya çıkışı paralelinde değerlendirilmesi, sorunlarının çok boyutlu niteliğini göstermektedir. Sürdürülebilir kalkınma kavramın değerlendirilmesi; gelişmiş dünya açısından bakıldığında farklı, azgelişmiş dünya açısından irdelendiğinde ise daha farklı görülmektedir. Bu farklılığın niteliğinin ortaya konması ve sürdürülebilir kalkınmanın evrensel bir kalkınma paradığması olup olmadığının yanıtlanması için ise kapitalist gelişim açıklama olarak sunulmaktadır 378. Az gelişmiş ülkelerdeki çevre sorunları; yoksulluk, açlık, nüfus artışı, dengesiz toprak dağılımı, doğal kaynakların tüketimi; gelişmiş ülkelerde ise endüstriyel kirlenme, katı atıklardaki artış, sınırsız tüketim olarak görülmektedir". Sözkonusu sorunların açıklanması gelişmiş ülkelerde yaşananların sanâyileşme ve kalkınma sonrasında yaşanan sorunlar olduğunu, azgelişmiş ülkelerde yaşanan sorunların görünürdeki önemli bir kısmının ise belirli bir gelişme aşamasından sonra ortadan kalkacak bir niteliğe sahip olduğunu göstermektedir. Bu durum ise iktisâdi büyüme olgusunda kalkınma ve doğal kaynakların tüketilmesi arasındaki ilişkinin 379C. Merchant, "Radical Ecology", Routledge, 1992. <sup>377</sup>T.S.Uyar,"Sürdürülemez Yoksulluk Zirvesi", Gelecek Dergisi, Sayı:6 , s.33, 2002. <sup>378.</sup>A.Aslonoglu, "Sürdürülebilir Kalkınmaya Eleştirel Bakış", Ekoloji İnsan ve Toplum, Birkim Yayınları, s.39, 1994. tartışılmasını gündeme getirmektedir". Esâsında Dünya'da çevre sorunları için yapılan değerlendirmede sorunun iki boyutlu etkisinin devâm ettiği gerçeği ile karşılaşılmaktadır. Bir yandan hızlı iktisâdi büyümeden kaynaklanan sorunlar ile, diğer yandan da yoksulluktan kaynaklanan sorunlar bulunmakta ve sürmektedir. Kalkınmanın çözüm değil problem olacağı yönünde eleştiriler de bulunmaktadır. Çünkü günümüzde geçerli olan, sosyal ve çevresel açıdan yıkıcı bir yapıya sahip kalkınma biçimi; Batı'da ortaya çıkan ve sermâye birikimini arttırmak için kâr arayışı ile desteklenen kalkınma biçimi olarak da değerlendirilebilir. Ayrıca kapitalizmin bu kalkınma biçimini tüm ülkelere zorla kabul ettirerek kitlesel bir kültürsüzleşme yaratması zenginliklerin bir kutupta birleşmesine, diğer kutupta bulunan ve kültürel kökleri yavaş yavaş yok olan milyarlarca insana da ulaşamadıkları bolluğu parlak biçimde sunma çabası olarak da değerlendirilebilir 38 . Gelişmiş ülkeler açısından bakıldığında ise sürdürülebilir kalkınmanın, gelecek kuşakların gereksinimlerini gözönüne alan, kaynakların sınırlılığını gözeten, çevreye duyarlı bir kalkınma biçiminde değerlendirilmektedir. Gelecek kuşakların gereksinimlerini dikkate alan bir yaklaşımın ise daha az tüketme gibi etiksel, çevreye duyarlı kalkınma gibi ekonomik değişkenlerin sınırladığı bir çerçeveye oturması gerekmektedir382. <sup>380</sup>R.A.Aslanoglu, a.g.e. <sup>38</sup> J.M.Harribay,"Büyüme ve Kalkınmada Sürdürülebilir Çelişki", Le Monde Diplomatique Türkiye, Sayı: 9, 2002-2003. <sup>382</sup>C.Tisdell, "Project Appraisal, The Environment and Sustainability For Small Islands", World Development, Cilt : 21, No: 2, 1993. Sürdürülebilir Kalkınma sorunsalının az gelişmiş ülkeler açısından değerlendirilme çabası ise kimi soruların yanıtlanmasını beraberinde getirmektedir: Sürdürülebilirlik ve Kalkınma gibi birbirleriyle çelişen kavramların birarada kullanılmasının hangı koşullarda mümkün olacağı ve tek bir Dünya olduğundan yola çıkan "Sürdürülebilir Kalkınma" kavramı içinde ekolojik bütünlük hedefinin kapitalist ekonomi içinde nasıl gerçekleşeceği, ya da bu ekonominin alternatifinin ne olacağı sorunsalıdır. Kalkınma ve sürdürebilirlik arasındaki paradoks, azgelişmiş ülkelere uyarlandığında farklı bir tablo ile karşılaşılmaktadır. Az gelişmiş ülkelerde çevre sorunlarının yoksulluk kaynaklı olduğu bilinmektedir. Çevresel bozulma olarak adlandırılabilecek su ve toprak kalitesindeki bozulma, kentsel ve endüstriyel çöplerin toplanamaması, kötü yaşam koşulları gibi sorunlar azgelişmiş ülkelerde milyonlarca insanı etkilemektedir. Yoksulluk çevresel bozulmaya yol açmaktadır" 33. Kısa vâdede, yaşamak için kaynakların tüketilmesi gerekmektedir. Çevre sorunlarının birbirleriyle ilişkili doğası çevresel nitelikteki bu sorunların tüm Dünya'da etkili olacağını göstermektedir; fakat bu durumdan yoksul ülkeler daha fazla zarar görmektedir ve görebilecektir 384. <sup>383</sup>R.A.Aslanoglu,a.g.e. <sup>36</sup> M.S Lele, "Sustainable Development. A. Critical Review", World Development, Cilt 19, No.: 6, 1991. ## SONUÇ VE DEĞERLENDİRME Küresel ısınma ve sonucu olan iklim değişimi, Dünya'nın karşılaştığı en büyük piyasa başarısızlıklarından biridir. Bu sorun diğer çevre sorunları ve geniş çapta da sosyal ve ekonomik gelişmeler ile ilişkilidir. Bu yüzden hem azaltım hem uyum yoluyla, iklim değişimine yanıt verilmesi, hem de bu etkinliğin diğer sorunlardan arındırılarak gerçekleştirilmesi zordur. Şüphesiz ki diğer çevre sorunlarını da doğrudan ve dolaylı olarak etkilemektedir. Iklim değişimi etkilerini azaltım önlemlerinin çoğu, fosil yakıtların kullanılmasından kaynaklanan hava kirleticilerin emisyonlarındaki azalmalar gibi, çevre sorunları açısından çok yönlü fayda sağlamaktadır. İklim değişimi ile mücâdele önlemlerinin uygulanması ile 2030 yılına kadar hava kirliliğinin azaltılmasına önemli katkı sağlanacağı düşünülmekte, hava kirletici emisyonlarını kontrol altında tutmanın toplam mâliyetinin yılda yaklaşık 10 milyar Avro'ya düşmesi ve kamu sağlığı ile ekosistemlerin uğradığı zararların azalması tahmın edilmektedir385. Bu azaltımlar özellikle Azot oksitler (NOx), Sülfürdioksit (SO2), ve havanın içerdiği parçacıklar anlamında dikkate değer miktardadır. Ayrıca fosil yakıtların ve biyolojik yakıtların kullanılmasından kaynaklanan siyah karbon parçacıklarının emisyonlarındaki azalma, hava kalitesinin iyileştirilmesinde ve ısınma etkisinin sınırlandırılmasında fayda sağlamaktadır. Avrupa ülkelerindeki siyah karbon emisyonları, Kuzey Kutup Bölgesinde buz ve karlar üzerinde karbon birikmesini arttırmakta, sonuçta buz tabakalarının erimesini hızlandırmakta ve iklim değişiminin etkilerini artırmaktadır 36. Ayrıca Afrika'da olduğu gibi yağış rejimini de bozarak kuraklık şiddetini arttırarak süresini uzatabilmektedir. Yağış düzenlerindeki değişiklikler, küresel ortalama deniz seviyesinin yükselmesi, buzulların çekilmesi ve Kuzey Kutbu'nda deniz üzerindeki buz tabakasındaki azalma iklim değişimi etkileri arasındadır. Ayrıca, birçok örnekte, yüzey suyunun ırmakları besleme şekli ve miktârında da değişme gözlenmiş ve özellikle kar veya buzullarla beslenen ırmaklarda kendini göstermiştir38'. Küresel iklim değişimi ile mücâdele konusunda en önemli yasal düzenleme, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMIDÇS) ve onun uygulama belgesi olan Kyoto Protokolu'dur. 2005 yılında yürürlüğe giren protokol, <sup>385</sup> European Environment Agency (EEA), 2006, "Air Quality And Ancillary Benefits Of Climate Change Policies", EEA Technical Report No: 4/2006, Copenhagen. <sup>38</sup> Avrupa Çevre Ajansı, 2010, "SOER 2010 Avrupa 'da Çevre , 2010 Durum ve Genel Görünüm Sentez", 2010 , Kopenhag Danimarka. <sup>38</sup> EEA-JRC-WHO, 2008, "Impacts of Europe's Changing Climate 2008 Indicator-Based Assessment", Joint EEA-JRC-WHO Report, Office For Official Publications of the European Communities, Luxembourg. içerdiği esneklik mekanizmalarıyla bir yandan küresel sera gazı emisyonlarının azaltılmasını hedeflerken; diğer yandan küresel sermâye hareketlerine ve teknoloji transferine; dolayısıyla başta yenilenebilir enerji kaynakları olmak üzere birçok alanda yeni istihdam olanakları yaratılmasını öngörmektedir. Ulkemiz her iki uluslararası sözleşmeye de taraf olmuştur. 2001 yılında BMİDÇS kapsamında alınan 26/COP'7 sayılı kararı ile Sözleşme'nin Ek-1 'inde bulunan diğer ülkelerden farklı özgün bir konumda olduğu tanınmıştır. Protokol çerçevesinde ise, Ek-B listesinde yer almadığı için sera gazı azaltımına yönelik sayısal bir hedefi bulunmamaktadır. Ancak bu durum, onun Kyoto Protokolü kapsamında yer alan esneklik mekanizmalarından yararlanamamasına yol açmaktadır. İklim değişimi ile ilgili politikalara bakıldığında, Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı'ndaki sektörel politikalar arasında yer aldığı görülmektedir. Dokuzuncu Kalkınma Planı'nda ise doğrudan, Ulusal İklim Değişikliği Eylem Planı'nın hazırlanması gündeme getirilmektedir. Ayrıca, uluslararası yükümlülüklerin karşılanmasının, sürdürülebilir kalkınma ve ortak farklılaştırılmış sorumluluk ilkeleri çerçevesinde yerine getirileceği belirtilmektedir. Ulkemizin Ulusal İklim Değişikliği Strateji Belgesi 2010 yılı Mayıs ayında yürürlüğe girmiştir. Fakat bu temel strateji dokümanında sera gazı emisyonlarının azaltılmasına yönelik doğrudan sayısal hedefler bulunmamaktadır. Bu konuda Ülke'mizin ekonomik ve sosyal politikaları ile çevre politikaları örtüşmediğinden, birbirleriyle çelişen politikalar benimsenebilmekte; bu da kalkınmanın sürdürülebilir olması açısından tehlike yaratmakta ve doğal olarak iklim değişimine duyarlı kalkınma modelleri benimsenememektedir. Ulkemiz Kyoto Protokolü'nün esneklik mekanizmalarından yararlanamamakta ve seçenek olarak gönüllü karbon piyasaları görülmektedir. Bu konuda özel teşebbüs uygulamaları bulunmakla birlikte, henüz yürürlüğe girmiş bir yasal düzenleme ve sistem olmadığından, Türkiye'nin emisyon sertifikalarının piyasa değeri düşük kalmaktadır. Bunun dışında sera gazı emisyonu azaltımını doğrudan teşvik eden veya emisyonları vergilendiren yenilikçi ekonomik araçlar da bulunmamaktadır. BMIDÇS'nin yükümlülükleri arasında yer alan Ülusal Sera Gazı Envanteri'nin hazırlanmasından ve raporlanmasından Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) sorumludur. Ayrıca bu süreçte koordineli olarak çalışılması gereken özel sektörün verilerini bildirme zorunluluğunun bulunmaması; ulusal düzeyde sera gazı emisyonu hesaplamalarında kapasitenin yetersiz kalması, verilerin yetersiz olması; verilerin kalite kontrolünün etkin olarak yapılamaması sadece sera gazı emisyonları açısından değil Ülkemizdeki çevresel verilere ulaşma konusundaki eksiklikleri de ortaya koymaktadır388. Ekolojik krizin küresel boyutlarının kalkınma ve sürdürülebilirlik kapsamında algılanması ve çözüm önerilerinin geliştirilmesinde disiplinlerarası yaklaşımlar ile mümkündür. Çünkü Dünyada insan yaşamının biofiziksel sınırları bulunmakta sosyokültürel gerçeklik onu desteklemektedir. <sup>388</sup> A.Satır, "AB Çevresel Bilgiye Erişim Direktifi'nin Uyumlaştırılması ve Sivil Toplum Kuruluşlarının Rolü", Çevre Alanında Kapasite Geliştirme Projesi, 2009, İstanbul. Mevcut sürdürülebilir kalkınma uygulamaları, sürdürülebilir kalkınma kavramının gelişmiş kuzey ülkelerinin ayrıcalıklarını sürdürmek için kullanmaktan öteye gitmediğini göstermektedir. Diğer bir yandan Güney Ulkeleri içinde kendi varlıklarını sürdürebilmek açısından dünyayı değerlendirme yolunda çaba harcamaları ile mümkün olabilmektedir. Türkiye'nin ekonomik, sosyal ve sera gazlarına ilişkin göstergelerine bakıldığında; gerek ekonomik kalkınmışlık düzeyi, gerekse sera gazı emisyonları açısından BMİDÇS Ek-1 'de yer alan gelişmiş ülkelerle benzer durumda olmadığı görülebilir. Diğer bir taraftan, Türkiye'de GSYIH, 1990 ile 2007 yılları arasında %85 oranında artarken, toplam sera gazı emisyonları, %119 oranında artmıştır. Sonuç olarak, kişi başına sera gazı emisyonlarının artışı (%77), kişi başına GSYIH artışından (%44) çok daha fazla olmuştur. Aynı dönemde toplam elektrik üretiminin % 233 oranında, ekonominin karbon yoğunluğunun % 294 oranında artması, kalkınmanın giderek artarak enerji yoğunluğu bakımından fosil yakıtlara dayandırıldığı biçiminde yorumlanabilmektedir. İklimdeki değişiklikler ve sıcaklık artışları, çok çeşitli potansıyel etkiler ile ilişkilendirilmeli, ısınmanın, son otuz yıl boyunca küresel ölçekte zaten insan sistemleri ve doğal sistemler üzerinde gözlemlenen fark edilebilir etkileri olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Avrupa Birliği Kalkınma Stratejilerinde de görüldüğü üzere, hava kirilliğinin iklim değişimi üzerindeki etkilerinin hava kalitesi stratejilerine dâhil edilmesinin, CO2 ve diğer uzun ömürlü sera gazı emisyonlarının hedef alınmasına ilâve olarak partikül maddelerin ve ozon öncüllerinin azaltılması yoluyla, önemli verimlilik artışları getirdiği görülmektedir. İklim değişimiyle mücâdele ile diğer çevre sorunlarına çözüm getirmek arasında karşılıklı fayda bulunmaktadır. Farklı yenilenebilir enerji türlerinin yaygınlaşması ile çevresel gelişim arasında denge bulunmaktadır. Orneğin, hidroelekrik enerji üretimi ile Su Çerçeve Direktifi'nin hedefleri arasında karşılıklı etkileşim39, biyoenerji üretiminin arâzi kullanımından kaynaklanan dolaylı etkilerinin karbon yutaklarını büyük ölçüde azaltabilmesi, rüzgar tirbünlerinin ve barajların deniz yaşamı ve kuşların yaşamı üzerinde etkilerini azaltmak konusunda duyarlı yerleştirilmesi gibi örnekler verilebilir. Kalkınma kavramı ve bir parçası olan büyüme kavramı birlikte değerlendirilmelidir. Bu durumda üretim kalitesi ve ihtiyaçlar doğrultusunda önceliklerin belirlenmesi yoksullar için büyümenin yolunu açarken zenginler için bunu yavaşlatmaya yönelik farklı bir hedefi olan bir kalkınma kavramının geliştirilmesi çözüme yönelik arayış olarak değerlendirilmelidir. Avrupa Birliğinin temel yapısı "Çevre ve Sürdürülebilirlik" esasına dayanmakta ve artık çevre endişesi taşımayan hiçbir gelişim kabul görmemektedir. Avrupa Birliği tarafından altyapı sorunlarının çözümünde bir yönetim biçimi tanımlanmakta ve bu yönetim biçimine de uyma zorunluluğu getirilmektedir. Türkiye'de ise böylesine hassas bir konuda duyarsız bir tablo ile niteliksiz kamu projeleri, gerçekleşmeyen <sup>389</sup> European Commission, 2000, Directive 2000/60/EC of the European Parliament and of the Council of 23 October 2000,"Establishing A Framework For Community Action In The Field of Water Policy". vaatler ve çevre kirliliğinin korkunç boyutları ile karşılaşılmaktadır. Elektrik üretimi yüzünden değerli bir çok koylarımız bozulmakta, ormalarımız yok olmakta erezyon tehlikesi giderek büyümektedir. Oysa Ulkemiz Birleşmiş Milletler'in Habitat toplantılarına katılarak Çevre zirveleri'nde sözler vermekte fakat sürdürülebilirlik notumuz sıfır seviyesinde kalmaktadır390. Çalışmalar sonucunda, Gösterge Seti Onerisi'nin Kalkınma Planları dikkate alınarak hazırlanan Ulusal Sürdürülebilir Politika Tabanlı Gösterge Listesi ile Avrupa Birliği Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi, Dokuzuncu Kalkınma Planı karşılaştırmaları sonucunda eksik tematik alt konular ve yeni gösterge isimleri ve tanımlamalarının yapılmasının gerekli olduğu tespit edilmiştir. Yapılan çalışmalar irdelendiğinde Çevresel Gösterge Seti Önerisi'nin; Kalkınma Planları ile dikkate alınarak hazırlanan Ulusal Sürdürülebilir Politika Tabanlı Gösterge Listesi ve Avrupa Birliği Sürdürülebilir Kalkınma Stratejisi ve Dokuzuncu Kalkınma Planı eşleştirmesi çalışması ile de, eksik tematik alt konu ve yeni gösterge baslıkları tespit edilmiştir. Ülusal bir çalışma çevrenin küresel sorunu olan İklim Değişimi konusunu tek başına ele alsa dahi çevreye karşılıklı etki ve etkilenebilirlik çerçevesinde düşünüldüğünde tüm gösterge isimlerini içermektedir. Küresel bir konu olan iklim değişimi aynı olumsuzluklardan etkilenenlerle birlikte değerlendirip, dünyaya daha fazla zarar verilmesi önlenebilir. Çözüm yolu ise stratejik planlamayı zorunlu kılmaktadır. <sup>390</sup>H. Konyar, "Çevre ve Sürdürülebilirlik'ten Sınıfta Kaldık", TURSAB Dergisi, www.tursab.org.tr/yayin/14/276-14-3239786.pdf, (Erişim Tarihi: 22.09.2010). Çevre ve Sürdürülebilir Kalkınma konularında çevresel gösterge çalışması; Devlet Planlama Teşkilatı koordinasyonunda Türkiye İstatistik Kurumu işbirliği içerisinde 2006 yılında başlatılan "Sürdürülebilir Kalkınma'nın Sektörel Politikalara Entegrasyonu" projesi ile geliştirmek üzere başlatılmıştır. Fakat 2008 yılında tamamlanması taahhüt edilen Proje'nin çıktıları bugün halen paylaşılmamış bu kapsamda hazırlanan Ulusal Sürdürülebilir Politika Tabanlı Gösterge Listesi kişisel iletişim yoluyla sağlanmış gösterge seçim kriterlerinde dikkate alınmıştır. Bu çalışmaya ilaveten, Avrupa Birliği Katılım öncesi Mâli İşbirliği 2006 Finansman Anlaşması kapsamında, "Türkiye'de Çevresel Veri ve Paylaşım Ağı'nın Kurulması" (TEIEN) başlatılmış bu kapsamda Ülkemiz için öncelikle veri analizi çalışması yapılmıştır. Fakat veri varlığı ilk kriter olarak dikkate alınmamış Ulkemiz öncelikleri, hedefleri ve raporlama zorunlulukları dikkate alınarak gösterge çalışmasında iklim değişimi ve sürdürülebilir kalkınma ilişkisinin ortaya konulduğu ## (Tablo 22) çevresel gösterge seti önerisinde bulunulmuştur Bu çalışmalar neticesinde, Avrupa Birliği Sürdürülebilir Kalkınma listesinde yer alan Çevresel Sürdürülebilir Kalkınma göstergelerinin 17 adedinin Türkiye için önerilen gösterge setini kapsamakta olduğu tespit edilmiştir. Entegre edilmiş doğal Sürdürülebilir Kalkınma nedeniyle, göstergeler ulusal sürdürülebilir kalkınma hedefleri karşısında farklı konularda tüm gelişmeler için açıklayıcı niteliktedir. Orneğin enerji eksikliği göstergeleri, birçok genel sürdürülebilir gelişme gösterge setlerinde, enerji gösterge setlerinde, potansiyel çerçevede tartışılan bir olguyu da içine almaktadır. Benzer şekilde, ormanlar konusundaki gösterge iklim değişikliği ve biyolojik çeşitlilik konuları içerisinde genel sürdürülebilir göstergeler içinde yer almaktadır. Çalışmam içerisinde, "Sürdürülebilir Orman Yönetimi" gibi İklim Değişimi etkileri ve nedenleri açısından kacınılmaz bir gösterge seti önerisine dahil edilmektedir. Küresel İsınma ve sonucu olan iklim değişimi, Dünya'nın karşılaştığı en büyük sorunlardan biridir. Bu sorun diğer çevre sorunları ile sosyal ve ekonomik gelişmelerle ilgilidir. Bu yüzden hem azatım hem uyum ile, iklim değişimine yanıt verilmesi, hem de bu etkinliğin diğer sorunlardan arındırılarak gerçekleştirilmesi zorluğu iklim değişimi göstergelerinin tespitinde de karşılaşılaşılmıştır. Sadece Avrupa Ulkeleri için değil, Ulkemiz için de enerji, ekonomi, çevre entegre enerji sektörü için karar destek sistemleri oluşturulmalı sorunların tanımlanıp uygulanabilir çözümlerin bulunabilmesi için küresel gelişme, tehdit ve kısıtların da farkında olunup değerlendirmelerin göz önüne alınması gerekmektedir. Burada en temel ihtiyaç çevresel veriye olan gereksinimdir. Çünkü Karar destek sistemleri kurulan model içerisinde veri ile beslenmekte doğru göstergenin sistemde tanımlanması karar vericiler için ileriye yönelik projeksiyon yapmalarına katkıda bulunmaktadır. Küresel bir konu olan iklim değişimi aynı olumsuzluklardan etkilenenlerle birlikte değerlendirilip, dünyaya daha fazla zarar verilmesi önlenebilir. Çözüm yolu ise stratejik planlamayı zorunlu kılmaktadır. Bu nedenle de iklim değişimi konusundaki çevresel göstergelerin gerek küresel, gerekse de ülkelere ait özelliklerin göz önüne alınarak seçilmesi, gereken titizlikle ölçülerek izlenmesi, aralarındaki etkileşimlerle birlikte değerlendirilip politika geliştirilmesi gerekmektedir. Uyum önlemleriyle azaltım önlemleri arasında sinerjiler kurulmalı uyum, diğer çevre sorunlarına karşı mücadele etmeyi kolaylaştırmaktadır. Uzun vadede politika hedefleri ile çatışan önlemler gibi azaltım hedeflerine zararlı, yapay kar üretimi gibi yanlış uyum yöntemlerinden kaçınılmalıdır. Sürdürülebilir Kalkınma anlayışının toplumda genel kabul görmesi için birbirinden farklı araçlardan yararlanılabilir. Ancak bu araçların etkili olarak kullanılabilmesi, aralarında sıkı bir ilişki kurulması ve verimlilik yönünden değerlendirme yapılmasına bağlıdır. Gerçek anlamda doğanın taşıma kapasitesinin tam olarak saptanması günümüz teknolojisi ile olanaksız olması sebebiyle belirlenen ekolojik hedefler ve araçlar arasındaki ilişki "izleme sistemleri" geliştirmenin önemini ortaya koymaktadır. Ancak bütün ekolojik yaklaşımların kabul edilebilir olup olmadığı bunların uygulama alanı bulup bulamayacağı, siyasal iktidarın gücü ve onların bu konudaki duyarlılıkları ile de yakından ilgilidir. Sürdürülebilir Kalkınmanın geniş ölçekli olmasının koşulu bugün devlet politikası hâline gelmesindendir. Gerçekçi bir sürdürülebilirlik yaklaşımı üretim ve tüketim biçimleriyle ilişkili olmalı, bu sürecin gelişmesi için bireylerin eşit katılımı sürdürülebilirliğin olmazsa olmaz bir parçası olarak düşünülmelidir. Sonuç olarak, sürdürülebilirlik mevcut üretim sisteminin yeniden şekillenmesini gerekli kılmaktadır. Bu durum gelişmiş ülkelerde bir dereceye kadar olmak üzere, nüfus artışının düşüklüğü, üretimin diğer ülkelere kaydırılmasının da katkılarıyla tüketim dürtüsünü frenleme, zengin ile fakir arasındaki uçurumu kapatma ve doğal döngüyü bozmayacak bir dönüşümle gerçekleşebilmektedir. Fakat gene de daha önce değinildiği gibi çevresel sürdürülebilirlik, ekolojik ayakizi değerlendirmelerinde durumları pek parlak değildir. Bu dönüşümün başarısı olmadan ekonomik sistemin çevre değerlerini gözeten bir yapıya dönüştürülmesi de imkânsızdır. Toplumdaki bireylere yeni bir yaşam felsefesi benimsetilemezse sürdürülebilir kalkınma arayışları, gerçeği olmayan içi boş umutlar olarak kalmaya mahkûm olacaktır. Bu nedenle de iklim ve diğer çevresel göstergelerin gerek küresel, gerekse de ülkelerin özelliklerini göz önüne alarak seçilmesi, gereken titizlikle ölçülerek izlenmesi, aralarındaki etkileşimler ile birlikte değerlendirilerek politika geliştirilmesinde temel alınması gerekir. Tüm bu etkinlikler için gerekli zihniyet ve fınansal araçların yeterliliği ise ayrı bir sorun olarak karşımızda durmaktadır. http://epp.eurostat.ec.europa.eu/guip/countryAction.do, (Erişim Tarihi: 04.11.2010) http://www.ttgv.org.tr/content/docs/iklim-degisikligi-ve-surdurulebilir-kalkinma.pdf, (Erişim Tarihi:29.10.2010) http://ec.europa.eu/environment/indicators/pdf/leaflet env indic 2009.pdf, (Erişim Tarihi: 26.10.2010) 2872 Sayılı Cevre Kanunu (5491) Sayılı Kanunla Degisiklikleri islenmistir), Yayımlandığı Resmi Gazete Tarihi: 11.8.1983, Sayı: 1832 , http://reach.immib.org.tr/web/dokumanlar/CEVRE%205491.pdf, (Erişim Tarihi: 29.11.2010) http://cembit.dmi.gov.tr/FILES/doc/cevre-yonetimi/cevre yonetimi tr-TR.pdf, (Erişim Tarihi: 20.04.2011) http://www.enerjienergy.com-China Leads G-20 Members In Clean Energy, http://www.enerjienergy.com/haber.php?haber\_id=386&print=1...,(Erişim tarihi:02.10.2010) http://www.gazikitabevi.com.tr/iktisadagiris/bolum 10.pdf., (Erişim 19.03.2008). http://tr.wiktionary.org/wiki/s%C3%BCrd%C3%BC1%C3%BClebilir %C3%A7evre (Erişim Tarihi: 28/11/2010) http:// www.turkiyeavrupavakfi.org/ ... / 1420-avrupa-brlve-tuerkyede-cevre-koruma-poltkalari.html -, (Erişim Tarihi: 20.04.2011) ## ÖZET Son zamanlarda çevre bilincinin artmasına paralel olarak güvenilir çevresel bilgilere olan ihtiyaç da artmıştır. Sürdürülebilir kalkınmanın ön koşullarından olan çevresel sürdürülebilirliğin gerçekleştirilebilmesi için birikimi şarttır. Buradaki eksikliklerin yarattığı sorunun çözülememesinin bedeli giderek ağırlaşmaktadır. Hâlâ ne karar vericilerin, ne de kamuoyunun güncel çevresel durum hakkında yorum yapabilmesi için gereken çevresel veri bulunmamaktadır. Ote yandan Kanada çevresel göstergeler kavramını geliştirmeye 1980 yılının sonlarında başlamıştır. Çevresel gösterge seti, çevre politikalarının üretilmesi ile çevre durumunun raporlanması, çevresel performansın ölçülmesi yanında refah düzeyi ile sürdürülebilir kalkınmanın izlenmesi ve raporlanması için kullanılan bir araçtır. Bunlara ek olarak göstergeler, kamunun çevresel bilgiye erişiminde ve ilgili konularda kamusal bilincin arttırılmasında araç olarak kullanılmaktadır. Son yıllarda, birçok ülke tarafından, gerek çevre konularında bilincin arttırılması, gerekse de çevresel politikaların sonuçlarının izlenmesini desteklemek amacı ile , ulusal ve bölgesel ölçekte olduğu gibi, uluslararası kuruluşlar tarafından ülkeler arası düzeyde kullanılmaktadır. İklim Değişimi ve Sürdürülebilir Kalkınma konularında ilerlemeleri değerlendirebilmek için kullanılabilecek göstergeleri belirlemek bu değişim ve etkilerini belirleyerek ortaya koymak açısından önem taşımaktadır. İklim değişimi değişkeni; etkileri bakımından, gıda güvencesinden biyolojik çeşitliliğe, kıyılardan göç ve alt yapı sistemlerine kadar etkili olduğundan, çevresel veri toplama sistemleri incelenirken çevresel verileri bir grup altında toplayarak iklim değişimi altında birleştirmek gerekmektedir. Bu tez kapsamında sürdürülebilir kalkınma anlayışı da irdelenerek iklim değişimi ile ilişkisi göz önüne alınmıştır. Türkiye için oluşturulacak ulusal gösterge havuzunun seçimi ve öncelikli göstergelerin belirlenmesi açısından temel oluşturacağı düşünülerek ülkede hâlen kullanılmakta olan çevresel göstergelerin genel bir değerlendirmesi yapılmıştır. Aynı amaçla uluslararası temel çevresel gösterge setleri de gözden geçirilerek değerlendirilmiş, uluslararası gösterge setlerinde Türkiye'nin temsil durumu ve üretilen yerli göstergelerin, küresel ısınma ve iklim değişimiyle etkileşimleri değerlendirilerek boşluk analızleri de yapılmıştır. Sonuçta da Türkiye için yararlı olacağı düşünülerek oluşturulan bir gösterge seti önerisinde bulunulmuştur. Anahtar Sözcükler: Sürdürülebilir Kalkınma, İklim Değişimi, Çevresel Göstergeler, Çevresel Sürdürülebilirlik, Ekolojik Ayakizi, Çevre ## ABSTRACT Demand for reliable environmental information has increased lately in parallel to raised environmental awareness. Environmental knowledge, which constitutes a must in order to realise environmental sustainability as one of the preconditions of sustainable development. The price of not being able to solve the constraints caused by lack of environmental knowledge is increasing day by day. Environmental data needed by decision makers and the public for assessing and commenting on the existing situation of the environment is still lacking. On the other hand, Canada has initiated the studies concerning environmental indicators concept in late 1980s. Environmental indicator sets is a tool for developing environmental policies, reporting state of environment, assessing environmental performances, besides it's also used for monitoring and reporting welfare state and sustainable development. In addition to these, indicators are tools for public access to environmental information and awareness rising. Indicators are being used by many countries in order to environmental awareness rising and monitoring the results of environmental policies and they are developed at national, regional and international levels. It's important to identify the indicators to be used for monitoring the progress on climate change and sustainable development and addressing the change and its effects. Since the variable for climate change has influences on many topics from food security to biodiversity and migration from coastal areas and infrastructure systems, it will be important and necessary to gather the environmental data under climate change topic when environmental data gathering systems are studied. Understanding of sustainable development and its relation with climate change has been studies in the scope of this thesis study. A general assessment of the existing environmental indicators has been undertaken considering that this would constitute the basis for national indicator pool for Turkey and identification of their priority status. Besides, the study also covers an assessment of basic international environmental indicators and Turkey's representation status; as well as that; interactions between national indicators and climate change and global warming has been assessed and a gap analysis has been carried out. In conclusion, an indicator set for Turkey has been proposed considering that it would be beneficial for Turkey. Satır, Ayşen, Climate Change Indicators and Effects in the Frame of Sustanability of Development in Life in Turkey and the World, Phd Thesis, Advisor: Prof.Berna Alpagut, 286 p. ## ABSTRACT Demand for reliable environmental information has increased lately in parallel to raised environmental awareness. Environmental knowledge, which constitutes a must in order to realise environmental sustainability as one of the preconditions of sustainable development. The price of not being able to solve the constraints caused by lack of environmental knowledge is increasing day by day. Environmental data needed by decision makers and the public for assessing and commenting on the existing situation of the environment is still lacking. On the other hand, Canada has initiated the studies concerning environmental indicators concept in late 1980s. Environmental indicator sets is a tool for developing environmental policies, reporting state of environment, assessing environmental performances, besides it's also used for monitoring and reporting welfare state and sustainable development. In addition to these, indicators are tools for public access to environmental information and awareness rising. Indicators are being used by many countries in order to environmental awareness rising and monitoring the results of environmental policies and they are developed at national, regional and international levels. It's important to identify the indicators to be used for monitoring the progress on climate change and sustainable development and addressing the change and its effects. Since the variable for climate change has influences on many topics from food security to biodiversity and migration from coastal areas and infrastructure systems, it will be important and necessary to gather the environmental data under climate change topic when environmental data gathering systems are studied. Understanding of sustainable development and its relation with climate change has been studies in the scope of this thesis study. A general assessment of the existing environmental indicators has been undertaken considering that this would constitute the basis for national indicator pool for Turkey and identification of their priority status. Besides, the study also covers an assessment of basic international environmental indicators and Turkey's representation status; as well as that; interactions between national indicators and climate change and global warming has been assessed and a gap analysis has been carried out. In conclusion, an indicator set for Turkey has been proposed considering that it would be beneficial for Turkey. Key Words: Sustainable Development, Climate Change, Environmental Indicators, Environmental Sustainability, Ecological Footprint, Environment. Satır, Ayşen, Ulkemizde ve Dünya'da Yaşamdaki Kalkınmanın Sürdürülebilirliği Çerçevesinde İklim Değişikliği Göstergeleri ve Etkileri, Doktora Tezi, Danışman: Prof.Dr.Berna Alpagut, 286 s. ## ÖZET Son zamanlarda çevre bilincinin artmasına paralel olarak güvenilir çevresel bilgilere olan ihtiyaç da artmıştır. Sürdürülebilir kalkınmanın ön koşullarından olan çevresel sürdürülebilirliğin gerçekleştirilebilmesi için bilgi birikimi şarttır. Buradaki eksikliklerin yarattığı sorunun çözülememesinin bedeli giderek ağırlaşmaktadır. Hâlâ ne karar vericilerin, ne de kamuoyunun güncel çevresel durum hakkında yorum yapabilmesi için gereken çevresel veri bulunmamaktadır. Öte yandan Kanada çevresel göstergeler kavramını geliştirmeye 1980 yılının sonlarında başlamıştır. Çevresel gösterge seti, çevre politikalarının üretilmesi ile çevre durumunun raporlanması, çevresel performansın ölçülmesi yanında refah düzeyi ile sürdürülebilir kalkınmanın izlenmesi ve raporlanması için kullanılan bir araçtır. Bunlara ek olarak göstergeler, kamunun çevresel bilgiye erişiminde ve ilgili konularda kamusal bilincin arttırılmasında araç olarak kullanılmaktadır. Son yıllarda, birçok ülke tarafından, gerek çevre konularında bilincin arttırılması, gerekse de çevresel politikaların sonuçlarının izlenmesini desteklemek amacı ile , ulusal ve bölgesel ölçekte olduğu gibi, uluslararası kuruluşlar tarafından ülkeler arası düzeyde kullanılmaktadır. İklim Değişimi ve sürdürülebilir kalkınma konularında ilerlemeleri değerlendirebilmek için kullanılabilecek göstergeleri belirlemek bu değişim ve etkilerini belirleyerek ortaya koymak açısından önem taşımaktadır. İklim değişimi değişkeni; etkileri bakımından, gıda güvencesinden biyolojik çeşitliliğe, kıyılardan göç ve alt yapı sistemlerine kadar etkili olduğundan, çevresel veri toplama sistemleri incelenirken çevresel verileri bir grup altında toplayarak iklim değişimi altında birleştirmek gerekmektedir. Bu tez kapsamında sürdürülebilir kalkınma anlayışı da irdelenerek iklim değişimi ile ilişkisi göz önüne alınmıştır. Türkiye için oluşturulacak ulusal gösterge havuzunun seçimi ve öncelikli göstergelerin belirlenmesi açısından temel oluşturacağı düşünülerek ülkede hâlen kullanılmakta olan çevresel göstergelerin genel bir değerlendirmesi yapılmıştır. Aynı amaçla uluslararası temel çevresel gösterge setleri de gözden geçirilerek değerlendirilmiş, uluslararası gösterge setlerinde Türkiye'nin temsil durumu ve üretilen yerli göstergelerin, küresel ısınma ve iklim değişimiyle etkileşimleri değerlendirilerek boşluk analızleri de yapılmıştır. Sonuçta da Türkiye için yararlı olacağı düşünülerek oluşturulan bir gösterge seti önerisinde bulunulmuştur. Anahtar Sözcükler: Sürdürülebilir Kalkınma, İklim Değişimi, Çevresel Göstergeler, Çevresel Sürdürülebilirlik, Ekolojik Ayakizi, Çevre T.C. ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ SOSYAL ÇEVRE BİLİMLERİ ANABİLİM DALI # ÜLKEMİZDE VE DÜNYA'DA YAŞAMDAKİ KALKINMANIN SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİ ÇERÇEVESİNDE İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ GÖSTERGELERİ VE ETKİLERİ Doktora Tezi Ayşen SATIR Tez Danışmanı Prof.Dr. Berna ALPAGUT Ankara-2011 T.C. ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ SOSYAL ÇEVRE BİLİMLERİ ANABİLİM DALI # ÜLKEMİZDE VE DÜNYA'DA YAŞAMDAKİ KALKINMANIN SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİ ÇERÇEVESİNDE İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ GÖSTERGELERİ VE ETKİLERİ Doktora Tezi Ayşen SATIR Tez Danışmanı Prof.Dr. Berna ALPAGUT Ankara-2011 TEZ ONAY SAYFASI T.C. ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ SOSYAL ÇEVRE ANABİLİM DALI ÜLKEMİZDE VE DÜNYA'DA YAŞAMDAKİ KALKINMANIN SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİ ÇERÇEVESİNDE İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ GÖSTERGELERİ VE ETKİLERİ DOKTORA TEZİ Tez Danışmanı: Prof. Dr. Berna ALPAGUT Tez Jürisi Üyeleri | Adı ve Soyadı | İmzasi | |---|---| | Prof. Dr. Berna ALPAGUT | [İmza] | | Prof. Dr. Coşkun ÖZGÜNEL | [İmza] | | Prof. Dr. Latif KURT | [İmza] | | Doç. Dr. A. E. DUYGU | [İmza] | | Doç. Dr. Nesrin GÖBANOĞLU | [İmza] | Tez Sınavı Tarihi 30.03.2011 olmadığı, örneğin zamanla kent içinde kalan izleme istasyonlarının da yeniden konumlandırılması gerektiği bildirilmektedir<sup>32</sup>. ## 3. Tezin Sorunsalı Ülkemizde ve Dünyada çevre konusunda bilgi birikimi bulunmaktadır. Ülkemizde farklı kurum ve kuruluşlar tarafından “çevresel veriler” toplanmaktadır. Fakat bu veriler tek bir elden ve sistematik biçimde toplanamadığından bilgiye dönüştürme aşamasında sıkıntı yaşanmaktadır<sup>33 34 35</sup>. Sürdürülebilir Kalkınmanın ön koşullarından olan çevresel sürdürülebilirliğin gerçekleştirilebilmesi için geliştirilmesi şart olan bilgi birikimindeki eksikliklerin yarattığı sorunun çözülmemesinin bedeli giderek ağırlaşmaktadır<sup>36</sup>. <sup>32</sup>Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP), “Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Kapsamında İklim Değişikliği 1.Ulusal Bildirimi”, 2007, Türkiye <sup>33</sup>TEIEN, “Görüşler”, www.teien.org.tr/sp/gorusler.html, (Erişim Tarihi: 20.04.2011) <sup>34</sup>Marmara Üniversitesi, “Nitel Araştırma”, http://mimoza.marmara.edu.tr/~hseker/kavram%20inceleme/FATIHG/yontem.htm, (Erişim Tarihi: 21.04.2011) <sup>35</sup>“Dünyada Stratejik Çevresel Değerlendirme”, http://www.bahcesel.com/forumsel/file132.html&act=down, (Erişim Tarihi: 21.04.2011 <sup>36</sup>Earth&Industry, “What are the Financal Costs of Climate Change”, 2010, http://earthandindustry.com/2010/09/what-are-the-financial-costs-of-climate-change/, (Erişim Tarihi: 21.04.2010) Sürdürülebilir kalkınma ve iklim değişimi göstergelerini belirlemek güçtür. Çünkü; Sürdürülebilir Kalkınma göstergeleri ile iklim değişimi göstergeleri birbirlerini karşılıklı olarak etkilediği bilinmektedir<sup>37 38 39</sup>. Bu noktada Türkiye'de sürdürülebilir kalkınma ölçütleri ve değerlendirmesine yönelik göstergelerin üretiminin yetersiz olduğu kanısına atıfta bulunmak gerekir<sup>40</sup>. Türkiye İstatistik Kurumu tarafından üretilen birtakım sürdürülebilir kalkınma göstergeleri mevcuttur, fakat bu göstergeleri hesaplamaya yönelik veri toplama ve değerlendirme potansiyeli bulunmamaktadır. Türkiye İstatistik Kurumu tarafından Resmi İstatistik Programı başlatılmış ve verilerin resmiyet kazanması için hazırlık program kapsamına alınmıştır. Sürdürülebilir Kalkınma göstergelerine paralel olarak iklim değişimini ölçmeye yönelik göstergelerin de yetersiz olduğunu ileri sürmek yanlış olmayacaktır<sup>41 42</sup>. <sup>37</sup>International Institute for Sustanaible Development, Climate Change Policy&Practice, CEB Takes Action on Biodiversity, Climate, Sustanaible Development, DDR, 2011 http://climate-l.iisd.org/news/ceb-takes-action-on-biodiversity-climate-sustainable-development-ddr/, (Erişim Tarihi:21.04.2011) <sup>38</sup>Solving Efeso Strategy in Action, Sustainable Development Strategy, http://www.solvingefeso.com/index.php?ml=Sustainable-Development&ll=News, (Erişim Tarihi: 21.04.2011) <sup>39</sup>S.E.H.Eriksen,L.O.Neass,R.Klein, Portfolio Screening for Mainstreaming Adaptation to Climate Change, 2005, Germany,http://www.pik-potsdam.de/research/research-domains/transdisciplinary-concepts-and-methods/project-archive/favaia/pubs/eriksen_etal_2005.pdf, (Erişim Tarihi: 21.04.2011) <sup>40</sup>A.Sorman, A.Uras,National Assessment of Sustainable Development Indicators In Turkey, 2007, s:2-5, http://www.lumes.lu.se/database/alumni/05.07/thesis/Alevgul_Sorman.pdf, (Erişim Tarihi: 21.04.2011) <sup>41</sup>Türkiye İstatistik Kurumu Haber Bülteni, Seçilmiş Sürdürülebilir Kalkınma Göstergeleri, 2007, Sayı: 162, http://www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=581, (Erişim Tarihi: 21.04.2011) <sup>42</sup>Türkiye İstatistik Kurumu, Resmi İstatistik Programı Bilgi Sistemi -Çevre, www.tuik.gov.tr/rip/temalar/6_1_1.html, (Erişim Tarihi: 22.04.2011) olarak kullanılmasını önlemek ve yoksullukla mücadele etmek yönünde çalışmalar artmışsa da gerekli onlarca trilyon $ yatırımlar karşısında yeterliliği çok şüphelidir<sup>87</sup> 2008 yılında Washington'da Uluslararası Yenilenebilir Enerji Konferansı yapılmış, amacı ülkelerin hükümet yetkilileriyle enerji sektörünün lider kuruluşlarını bir araya getirerek, yenilenebilir enerji kaynaklarının geliştirilmesini sağlamak, sektörün önünü açmak olarak tanımlanmıştır<sup>89</sup>. ABD Hükümeti tarafından desteklenen bu konferans geniş katılımlı olmuş, ancak sonucunda herhangi bir ortak bildirge yayımlanmamıştır. ABD'nin iklim değişimi ile ilgili uluslararası platformdaki olumsuz tavına karşın, konferansın açılışında ABD Enerji Bakanı'nın “İklim değişimi sorununa eğilmek ve azalan fosil yakıtlara alternatifler üretmek öncelikli hedefimizdir” ifadesini kullanmış olması ilginçtir<sup>90</sup>. ABD'nin küresel iklim değişimi sorununun farkında olduğu ve çözümü fosil yakıtlar dışında aradığının bir göstergesi <sup>87</sup>E-Energy Market,“Renewable Energy Investment May Reach $200 Billion in 2010”, 17.03.2010, http://www.e-energymarket.com/news/single-view/link//868fbc0f98/ select_category/ 324/article/16/renewable-energy-investment-may-reach-200-billion-in-2010.html, (Erişim Tarihi: 03.10.2010). <sup>88</sup>Middle East Online, “Energy Forum: Fossil Fuels Needed For Decades”, http://www.middle- east-online.com/english/?id=38184, (Erişim Tarihi: 03.10.2010). <sup>89</sup>“Washington International Renewable Energy Conference (WIREC 2008)”, http://www.wirec2008.gov/wps/portal/usda/wirec2008, (Erişim Tarihi:03.06.2010). <sup>90</sup>Renewable Energy: Opportunity For Economic Growth, s.1 http://www.wirec2008.gov/wps/ portal/!ut/p/ s.7_0_A/7_0_2B1?contentidonly=true&contentid=Bodman_WIREC_Remarks.xml, (Erişim Tarihi:03.06.2010). - alan, sektör ya da faaliyeti tanımlayan diğer göstergeler ile mukayese edilebilir olmalıdır, - bilimsel tabanı doğru olmalıdır, - anlamlı istatistiklere dayanmalıdır. [IMAGE] Piramit şeklinde bir grafik gösteriliyor. Piramidin en üstünde "Genel Bir Refah Endeksi" yazıyor. Bu endeksin altında "Ekonomik Zenginlik (GSYİH), Çevresel ve Sosyal Performans için 3 Endeks" yazıyor. Daha aşağıda "10 Çevresel Baskı Endeksi" ve "60-80 Çevresel Baskı Göstergesi" yer alıyor. Piramidin orta kısmında "Ulusal Çevre İstatistikleri" ve "Bölgesel Çevre İstatistikleri" yazıyor. Daha aşağıda "İşlenmiş Veri" ve en altta "Ham Veri" yazıyor. Piramidin sol tarafında "Entelektüel Zorluklar" ve "Görünmez Çalışma" ifadeleri yer alıyor. [/IMAGE] Şekil 1.Enformasyon Piramidi<sup>178</sup>. Şekil 1. de gösterildiği gibi çevresel göstergelerin ölçümünün; geçerli, doğru, mekansal ve zamansal değişimleri ortaya koyan veri üretmesi öncelikli beklenti niteliğindedir. Öte yandan, çevre üzerindeki doğal baskılar ve insan eliyle ortaya çıkan baskıların da ayırt edilebilmesi bir diğer temel beklenti niteliğindedir. Bu <sup>178</sup>S. Morse, “Applied Geography”, Volume 24, Issue 1, Pages 1-22, January 2004. DPSIR Çerçevesi: (İtici güç, Baskı, Durum, Etki ve Tepki) DPSIR çerçevesi Şekil 3'de belirtildiği gibi Avrupa Çevre Ajansı tarafından toplum ve çevre arasındaki ilişkiyi tanımlamak üzere 2004 yılında, PSR çerçevesi geliştirilerek oluşturulmuştur. Bu yaklaşımla; uygulanan tedbirlerin ne derece etkin olduğunun ölçülmesi, itici güçler ve etkiler arasındaki nedensel ilişkinin açıklanması mümkün olabilmektedir. Bu model İtici Güç Göstergeleri (Driving Forces), Baskı [IMAGE] Şekil-3. DPSIR Çerçevesi gösteren bir diyagram. Diyagramda beş ana kategori yer alıyor: İtici güç, Baskı, Durum, Etki ve Tepki. İtici güç kategorisi, Ör. Endüstri ve Ulaşım ile örneklendiriliyor. Baskı kategorisi, Ör. Kirletici Emisyonlar ile örneklendiriliyor. Durum kategorisi, Ör. Hava, Su, Toprak Kalitesi ile örneklendiriliyor. Etki kategorisi, Ör. Sağlık, Biyoçeşitlilik kaybı, Ekonomik zarar ile örneklendiriliyor. Tepki kategorisi, Ör. Temiz Üretim, Toplu Taşıma, Yasal Düzenlemeler, Vergi Bilgileri ile örneklendiriliyor. Bu kategoriler birbirleriyle oklarla bağlanıyor ve bir döngü oluşturuyor. [/IMAGE] Göstergeleri (Pressure), Durum Göstergeleri (State), Etki Göstergeleri (Impact) ve Tepki Göstergeleri (Response) olmak üzere beş faktörü içermektedir. İtici Güç Göstergeleri; Değişkenlerin arkasında yatan faktörlerdir. Toplam endüstriyel üretim, kişi başına düşen otomobil sayısı, ortalama milli gelir gibi direkt 188European Environment Agency: Publications, “DPSIR Framework”, http://www.eea.europa.eu/ publications/92-9167-059-6-sum/page002.html, (Erişim tarihi: 13.05.2010).
273
612172
İREM KESER' in hazırladığı "MİKROFİLTRASYON İŞLEMİNİN SÜTÜN REOLOJİK ÖZELLİKLERİ ÜZERİNE ETKİSİ" başlıklı bu tez, tarafımızca okunmuş, kapsam ve niteliği açısından Gıda Mühendisliği Anabilim Dalında bir Yüksek lisans tezi olarak kabul edilmiştir. Jüri Üyeleri (Unvan, Ad, Soyad): Dr. Öğr. Üyesi Abdullah AKGÜN Prof. Dr. Hacı Ali GÜLEÇ Dr. Öğr. Üyesi Bayram ÇETİN Imza - Tez Savunma Tarihi: 16/01/2020 Bu tezin Yüksek Lisans tezi olarak gerekli şartları sağladığını onaylarım. Imza Dr. Oğr. Uyesi Abdullah AKGÜN Tez Danışmanı 1 Trakya Universitesi Fen Bilimleri Enstitüsü onayı Prof. Dr. Murat YURT CAN 7 . Fen Bilimleri Enstitüsü Müdürü ## T.Ü.FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ GIDA MÜHENDİSLİĞİ ANA BİLİM DALI YÜKSEK LİSANS PROGRAMI DOĞRULUK BEYANI Trakya Universitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, tez yazım kurallarına uygun olarak hazırladığım bu tez çalışmasında, tüm verilerin bilimsel ve akademik kurallar çerçevesinde elde edildiğini, kullanılan verilerde tahrifat yapılmadığını, tezin akademik ve etik kurallara uygun olarak yazıldığını, kullanılan tüm literatür bilgilerinin bilimsel normlara uygun bir şekilde kaynak gösterilerek ilgili tezde yer aldığını ve bu tezin tamamı ya da herhangi bir bölümünün daha önceden Trakya Üniversitesi ya da farklı bir üniversitede tez çalışması olarak sunulmadığını beyan ederim. 16/01/2020 Irem KESER scell. Yüksek Lisans Tezi Mikrofiltrasyon Işleminin Sütün Reolojik Ozellikleri Uzerine Etkisi Trakya Universitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Gıda Mühendisliği Anabilim Dalı ## ÖZET Bu çalışmanın amacı yağsız süte uygulanan mikrofiltrasyon (MF) işlemi sonucu elde edilen retentatların reolojik özelliklerini ve bu özelliklere çeşitli işlem koşullarının etkisini belirlemektir. Bu amaç doğrultusunda yağsız süte 0.2 um gözenek boyutuna sahip polietersülfon yapıdaki membran kullanılarak MF işlemi uygulanmıştır. İşlem 4 farklı konsantrasyon faktöründe (2.5, 3.5, 4.5 ve 5.5) gerçekleştirilmiştir. İşlem sonucunda elde edilen retentatların reolojik analizleri yapılmıştır. Çalışma kapsamında ayrıca besleme, retentat ve permeat örneklerinin kimyasal bileşimleri ile renk özellikleri incelenmiştir. Reolojik analızler iki farklı yöntem kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Birinci yöntemde 20±1 °C'de 6.05-200 s- kayma hızı aralığında viskozite değerleri ölçülerek kayma hızmın viskoziteye etkisi incelenerek akış davranış biçimleri belirlenmiştir. Orneklerin akış davranışı kullanılan reometre cihazının yazılım programı ile modellenmiştir. İkinci yöntemde ise 7 farklı sıcaklıkta (20, 30, 40, 50, 60, 70, 80±1 °C) 200 s² kayma hızında viskozite değerleri ölçülerek sıcaklığın viskoziteye etkisi belirlenmiş ve konsantrasyon faktörünün etkisi incelenmiştir. Besleme ve konsantrasyon faktörü 2.5 olan retentat örneği Newton tipi davranış, konsantrasyon faktörü 3.5, 4.5 ve 5.5 olan retentat örnekleri ise Newton tipi olmayan psödoplastik davranış sergilemiştir. Konsantrasyon faktörü arttıkça örneklerin akış davranışı değişmiş ve viskozite değeri artmıştır. Sıcaklık artıkça da örneklerin viskozite değeri azalmış ve konsantrasyon faktörü arttıkça bu azalış daha belirgin hale gelmiştir. Yıl : 2019 : 63 Sayfa Sayısı Anahtar Kelimeler : Membran filtrasyon, konsantrasyon faktörü, viskozite, akış davranışı ## BÖLÜM 1 ## GİRİŞ Sıvılardan çeşitli maddelerin ayrılması için kullanılan yöntemler gıda endüstrisinde geniş bir uygulama alanına sahiptir. Bu yöntemlerden biri de membranlı ayırma işlemleri olup yetmişli yıllardan beri endüstride kullanılmaktadırlar. Membranlı ayırma işlemlerinin mikrofiltrasyon (MF), ultrafiltrasyon (UF), nanofiltrasyon (NF) ve ters ozmos (TO) olmak üzere farklı çeşitleri vardır (Yetişmeyen ve Yıldız, 2006). MF işlemi özellikle süt endüstrisinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu teknikte uygun gözenek boyutuna sahip membranların kullanılması ile sütün içindeki serum proteinlerinden kazein miselleri ayrıştırılabilmektedir. Bu amaç doğrultusunda süte uygulanan MF işlemi ile elde edilen permeat serum proteinleri açısından zengin olup ideal peynir altı suyu olarak, retentat ise kazem açısından zengin olup kazein konsantreleri olarak adlandırılmaktadır. MF serum proteinleri ve kazein misellerinin yapısını bozmadığı için avantajlı bir işlem olarak görülmektedir (Lawrance vd., 2008; Beckman ve Barbano, 2013). Kazeın konsantreleri olarak bilinen retentatlar süt endüstrisinde peynir ve yoğurt başta olmak üzere çeşitli süt ürünlerinin üretiminde kullanılmaktadır (Beckman ve Barbano, 2013; Jørgensen vd., 2017). Retentatlar reolojik özellikleri ve üründe sağladıkları avantajları nedeniyle endüstride ilgi görmektedir. Retentatların reolojik özelliklerine ait bilgiler, kullanıldıkları ürünlerin kalite kontrolü ve üretimi sırasında gerekli olan mühendislik hesaplamaları için önemlidir. Ozellikle; basınç düşüşlerinin hesaplanması, pompalama sistemlerinin güç tüketimi, boruların boyutlandırılması, hacımsel oranların belirlenmesi ve genel süreç ekonomisi için reolojik özellikler ortaya konulmalıdır. Reolojik özelliklerin bilinmesi endüstri için önemli bir konu olmasına rağmen literatür incelendiğinde bu konuda az sayıda çalışma olduğu görülmektedir. Bu nedenle çeşitli işlem koşulları altında elde edilen retentatların reolojik özellikleri daha çok araştırılmalıdır (Solanki ve Rizvi, 2001; Sauer vd., 2012). Bu çalışmanın temel amacı, sütün mikrofiltrasyonu ile elde edilen retentatların reolojik özelliklerini ve bu özelliklere çeşitli işlem koşullarının etkisini belirlemektir. Bu amaca yönelik olarak, yağsız Süte farklı konsantrasyon faktörlerinde MF işlemi uygulanarak retentat örnekleri elde edilmiş ve örneklerin reolojik analizleri yapılmıştır. Çalışma kapsamında besleme, retentat ve permeat örneklerinin kimyasal bileşimleri ve renk özellikleri de belirlenmiştir. Böylece mikrofiltrasyon işleminin sütün kimyasal bileşimine, rengine ve reolojik özellikleri üzerine etkisi incelenmiştir. ## BÖLÜM 2 ## LİTERATÜR ÖZETİ ## 2.1. Sütün Bileşim Ozellikleri Süt kimyasal bileşimi ve özellikleri nedeniyle son derece besleyici bir gıdadır. Sütün kimyasal bileşimi; hayvanın türü ve ırkı, yaşı, kalıtımı ve yetiştirilmesi, geçirdiği hastalıklar, laktasyon dönemi, sütün üretim koşulları gibi etmenlere bağlı olarak değişir (Üçüncü, 2005). 2018 yılı verilerine göre ülkemizde inek, koyun ve keçi sütü üretim mıktarı yaklaşık 22 milyon ton olup bunun 20 milyon tonu inek sütüdür (Anonim, 2019). Inek sütünün kimyasal bileşimi ve bileşenlerin kuru madde içerisindeki oranları Çizelge 2.1'de verilmiştir. Buna göre inek sütünün yaklaşık %87.1'i su, geriye kalan %12.9'luk kısmı ise kuru maddedir. Karbonhidrat, yağ ve protein gibi temel kimyasal bileşenler kuru maddenin büyük kısmını oluşturur. Diğer bileşenlerin miktarı ise oldukça azdır ama sütün özelliklerine önemli katkıları vardır. Orneğin; vitaminler besin değerin artırır, enzimler çeşitli reaksiyonları katalize eder ve bazı kimyasal bileşenler sütün duyusal özelliklerini etkiler (Walstra, 1999). Süt polidispers bir gıda olup bileşiminde bulunan yağ, emülsiyon; protein, kolloidal dispersiyon; laktoz ve mineral maddeler ise gerçek çözelti halindedir (Üçüncü, 2005). | Bileşen | Sütteki ortalama<br>miktarı<br>(q/100q) | Değişim aralığı<br>(q/100q) | Kuru maddedeki<br>ortalama miktarı<br>(g/100g) | |-------------------|-----------------------------------------|-----------------------------|------------------------------------------------| | Su | 87.1 | 85.3-88.7 | | | Yağsız kuru madde | 8.9 | 7.9-10 | | | Kuru maddede yağ | 31 | 22-38 | | | Laktoz | 4.6 | 3.8-5.3 | 36 | | Yağ | 4 | 2.5-5.5 | 31 | | Protein | 3.25 | 2.4-4.4 | 25 | | Kazein | 2.6 | 1.7-3.5 | 20 | | Mineral maddeler | 0.7 | 0.57-0.53 | 5.4 | | Orqanik asitler | 0.17 | 0.12-0.21 | 1.3 | | Diğer | 0.15 | | 1.2 | Çizelge 2.1. İnek sütünün kimyasal bileşimi ve bileşenlerin kuru madde içerisindeki oranları (Walstra, 1999). Laktoz, sütün içindeki temel karbonhidrat olup glikoz ve galaktoz olmak üzere iki monosakkaritten oluşan bir disakkarittir (Walstra, 1999). Doğada yüksek miktarda sadece sütte bulunan laktozun sütteki ortalama miktarı %4.6 olup sütün kuru maddesinin yaklaşık 1/3 'ünü oluşturur (Üçüncü, 2005). Süt yağı sütün en önemli bileşenlerinden biri olup, süte özel bir yapı ve aroma kazandırır. Ayrıca esansiyel yağ asitleri, yağda eriyen vitaminler ve enerji açısından önemli bir kaynaktır (Hurşit & Akgün, 2013). Sütte yaklaşık %4 süt yağı bulunur. Bu yağ, çapı 0.1-20 µm arasında değişen kürecikler halindedir ve yağ globüllerinin etrafı fosfolipid-protein kompleksinden oluşan bir membran ile kapıldır. Süt yağının %98-99'u trigliseridlerden oluşur. Kalan %1-2'lik kısmı ise; mono ve diğliseridler, serbest yağ asitleri, steroller, karotenoidler ve A, D, E, K vitaminlerinden oluşur. Süt yağında 400'den fazla yağ asıdı tespit edilmiştir. Bu yağ asıtlerinden sadece 10 tanesinin miktarları ve yağın fiziksel özellikleri üzerine yaptıkları etkiler nedeniyle önemli olduğu kabul edilir (Üçüncü, 2005). Sütte bulunan azotun yaklaşık % 95'i protein yapıdadır. Proteinlerin %78.5'i kazein, % 19'u serum proteinleridir. Geriye kalan %2.5'lik kısmı ise yağ globül membran proteinleri oluşturur (Walstra, 1999). Kazeinlerin αऽ१, αऽ२, β νε κ-kazeın olmak üzere dört temel alt grubu vardır ve sütte çapları 10-300 nm arasında değişen, misel adı verilen parçacıklar halinde bulunurlar (Samuelsson, Deimek, Trägårdh & Paulsson, 1997). Kazein misellerinin %93'ü kazein, geriye kalan %7'si kalsiyum, magnezyum, sodyum, potasyum, fosfat ve sitrat gibi maddelerdir. Bu maddelerden kalsiyum ve fosfatın miktarı diğerlerine göre yüksektir ve genellikle kolloidal kalsiyum fosfat halinde bulunurlar. Kazeinler kolloidal kalsiyum fosfat ile birleşerek kalsiyum kazeinat-fosfat veya kalsiyum-fosfokazeinat olarak adlandırılan bir kompleks oluştururlar. Bu durum nedeniyle kazein bir fostoprotein olarak kabul edilir. (Uçüncü, 2005). Kazeinler sıcaklığa dayanıklı, pH değişimine karşı ise son derece hassas bileşenlerdir. (Çınar, 2015). Peynir altı suyu (PAS) olarak da bilinen serum proteinlerinin ise albumin (laktoalbumin), globülin (immunglobulinler) ve proteaz-peptonlar olmak üzere üç farklı grubu vardır. Serum proteinleri kazeinlerin aksine sıcaklığa karşı oldukça hassas bileşenlerdir ve 60 °C' nin üzerindeki sıcaklıklardan etkilenirler (Üçüncü, 2005). Süt, ayrıca anyon ve katyonlardan oluşan birçok mineral madde içerir. İçerdiği mineral maddeler miktarlarına göre makro ve iz elementler olarak iki gruba ayrılır. Sodyum, potasyum, kalsıyum, magnezyum, klor ve fosfor sütteki makro elementlere örnek olup sütün temel mineral maddeleri olarak kabul edilir. Miktarı az olan bakır, demir, çinko. mangan ve alüminyum ise sütteki iz elementlere örnektir. Sütün makro ve mikro element içeriği Çizelge 2.2'de verilmiştir. Mineral maddelerin bir kısmı gerçek ve kolloidal çözelti, bir kısmı da yağ küreciklerinin çevresine bağlanmış olarak bulunur (Uçüncü, 2005). Mineral maddeler; beslenme fizyolojisi, süt proteinlerinin fiziksel stabilitesi ve tepkimelerdeki katalıtık etkileri açısından önemli bileşenlerdir (Hurşıt & Akgün, 2013), | Makro elementler | Sütteki ortalama miktarı<br>(mq/100 ml) | Değişim aralığı<br>(mq/100 ml) | |------------------|-----------------------------------------|--------------------------------| | Kalsiyum | 120 | 60-200 | | Fosfor | 95 | 50-150 | | Sodyum | 50 | 20-90 | | Potasyum | 150 | 100-200 | | Magnezyum | 13 | 5-24 | | Klor | 1 06 | 60-180 | | Mikro elementler | Sütteki ortalama miktarı<br>(µq/l) | Değişim aralığı<br>(µq/l) | | Bakır | 110 | 0-1200 | | Demir | 600 | 100-2400 | | Cinko | 3370 | 220-18700 | | Mangan | 50 | 5-370 | | Alüminyum | 750 | 100-2100 | Çizelge 2.2. Sütün makro ve mikro element içeriği (Demirci, 1981). ## 2.2. Süt Endüstrisinde Kullanılan Membranlı Ayırma İşlemleri Ayırma işlemleri, bir karışımı bileşenlerine ayırmak veya karışımdaki bir bileşeni diğerlerinden ayırmak için kullanılan yöntemlerden biri de membranlı ayırma işlemleridir (Çınar, 2015). Membranlı ayırma işlemlerinde diğer ayırma işlemlerinden farklı olarak seçici geçirgen bir membran kullanılır. Kullanılan membran sayesinde besleme akımı permeat ve retentat olarak adlandırılan iki akıma ayrılır. Membrandan geçen akıma permeat, membrandan geçemeyen akıma ise retentat adı verilir (Salt & Dinçer, 2006). Membranlı ayırma işlemlerinde ayrımın gerçekleşmesi için bir sürücü kuvvetin uygulanması gerekir. Sürücü kuvvet membran özelliğine ve ayrılmak istenen bileşenlerin özelliğine bağlı olarak değişir. Yaygın olarak kullanılan sürücü güçler; basınç farkı, derişim farkı, elektriksel potansiyel farkı ve sıcaklık farkıdır (Aslan, 2016). Membranlı ayırma işlemleri dik akış filtrasyon ve çapraz akış filtrasyon olmak üzere iki farklı şekilde uygulanır. Dik akış ve çapraz akış filtrasyonun şematik gösterimleri ile zamana bağlı akı ve kalıntı birikimi eğrileri Şekil 2.1'de verilmiştir. Dik akış filtrasyonda besleme akımı membran yüzeyine dik olarak verilir ve ayrılan parçacıkların tümü membran yüzeyinde birikerek kalıntı oluşumuna neden olur. Oluşan kalıntı işlem sonunda bir cihaz yardımıyla sistemden boşaltılır. Ancak işlem sırasında kalıntının zamanla artması membrandan geçiş hızını azaltır ve bu istenmeyen bir durumdur (Davis & Grant, 1992). Çapraz akış filtrasyonda ise besleme akımı membran yüzeyine paralel olarak verilir. Beslemenin bir kısmı membrandan geçerek permeatı oluştururken bir kısmı da membrandan geçemeyerek arkadan gelen besleme tarafından sürüklenerek uzaklaştırılır ve retentatı oluşturur. Çapraz akış filtrasyon membran üzerinde kalıntı birikimini en aza indirerek yüksek permeat akılarının elde edilmesini sağlar. Bu nedenle süt endüstrisi için yapılan çalışmalarda genellikle çapraz akış filtrasyon tercih edilir (Aslan, 2016; Davis & Grant, 1992). ![](_page_0_Figure_1.jpeg) ![](_page_0_Figure_2.jpeg) Şekil 2.1. Dik akış filtrasyon (a) ve çapraz akış filtrasyon (b) (Davis & Gram, 1992). Gıda endüstrisinde yaygın olarak kullanılan membranlı ayırma işlemleri; MF, UF, NF ve TO'dur (Davis & Grant, 1992). Bu ayırma işlemlerinin ortak özelliği basıncın sürücü güç olarak işlev görmesidir. İşlemler arasındaki farklar ise membran özellikleri, gözenek büyüklükleri ve uygulanan basınç değerleridir (Çınar, 2015). Süt endüstrisinde kullanılan membranlı ayırma işlemlerinden elde edilen permeat ve retentat hatlarının bileşimi ile işlemler sırasında kullanılan membranların gözenek boyutu ve sürücü güç olarak uygulanan basınç değerleri Şekil 2.2'de verilmiştir. Buna göre MF' den TO'ya doğru gidildikçe kullanılan membranın gözenek boyutu küçülmekte ve basıncın değeri artmaktadır (Bylund, 2003). Membranlı ayırma işlemlerinin kullanımının genel olarak saflaştırma, zenginleştirme ve fraksiyonlarına ayırma gibi üç farklı amacı vardır (Salt & Dinçer, 2006). Bu amaçlar doğrultusunda yapılan membranlı ayırma işlemleri özgün özelliklere sahip yeni ürünlerin geliştirilmesine olanak sağlar (Lipnizki, 2010). MF, süt endüstrisinde genel olarak bakteri yükünün azaltılmasında ve proteinlerin ayrıştırılmasında, UF protein moleküllerinin ayrılmasında, NF laktozun ayrılması ile laktoz oranı düşük ürünlerin üretilmesinde ve TO suyun uzaklaştırılması ile sütün konsantre edilmesinde kullanılır (Atra, V atai, Bekassy-Molnar & Balint, 2005; Bylund, 2003; Yetişmeyen & Yıldız, 2006). ![](_page_0_Figure_0.jpeg) Şekil 2.2. Membranlı ayırma işlemlerinin prensipleri (Bylund, 2003). ## 2.3. Süt Endüstrisinde Mikrofiltrasyon İşlemi Membranlı ayırma işlemlerinden biri olan MF, özellikle süt endüstrisinde yaygın olarak kullanılır (Yetişmeyen & Yıldız, 2006). İşlem sırasında uygulanan basınç 1 bar' ın altında olup diğer ayırma işlemlerine göre oldukça düşüktür (Bylund, 2003). Molekül ağırlığı 200 kDa' dan büyük olan parçacıkları seçici olarak ayırabilme yeteneğine sahip MF membranlarının gözenek boyutu 0.1-10 µm arasında değişir. Son teknolojiler ile üretilen MF membranlarında ise gözenek boyutu 0.05-1.0 µm aralığına çekilmiştir (Çınar, 2015). Sütün bileşiminde bulunan bileşenlerin parçacık boyutu dikkate alındığında süt endüstrisinde MF işlemi, bakteri ve diğer mikroorganizmalar gibi biyolojik orijinli maddeleri, kazein miselleri gibi kolloidal parçacıkları ve yağ globüllerini ayırmak için kullanılabilir (Yetişmeyen & Yıldız, 2006). Bazı süt bileşenlerinin parçacık boyutu Çizelge 2.3'te verilmiştir. | Bileşenler | Parçacık boyutu çap (nm)* | |---------------------|---------------------------| | Su | 0.3 | | Laktoz | 0.8 | | Yağ | 100 - 10000 | | Kazein Miselleri** | 10-300 | | Serum Proteinleri** | 1-6 | Çizelge 2.3. Bazı süt bileşenlerinin parçacık boyutu (Samuelsson vd., 1997; Walstra, 1999), \*Moleküller küresel olarak kabul edilmektedir. \*\*Protein olmayan azot bileşenleri dâhil değildir. Süte uygulanan MF işlemi genellikle 50 ile 55 °C'de gerçekleştirilir. Bu sıcaklık ile sütün bileşiminde bulunan serum proteinleri denatüre olmadan istenilen sonuçlar elde edilebilir. Ancak son zamanlarda MF işlemine sıcaklığın etkisini araştırmak amacıyla birçok çalışmada daha düşük sıcaklık dereceleri de kullanılmıştır (Govindasamy-Lucey, laeggi, Johnson, Wang & Lucey, 2007; Samuelsson vd., 1997). Işlem sırasında düşük sıcaklıkların kullanılmasının çeşitli avantaj ve dezavantajları vardır. Düşük sıcaklıkların kullanımı serum proteinlerinin denatürasyon olasılığını ve işlem sırasında oluşabilecek mikrobiyal gelişmeyi azalttığı için avantaj olarak kabul edilir (Govindasamy-Lucey vd., 2007). Düşük sıcaklıkların kullanımı, elde edilen permeat akısında azalmaya ve permeata geçen kazein miktarında artışa neden olur. Permeata geçen kazein miktarının artması düşük sıcaklıklarda kazeinin ayrışmasına bağlanmaktadır ki bu durum da işlem için dezavantaj olarak kabul edilir (Samuelsson vd., 1997). Membranlar çok sayıda farklı materyalden üretilebilir. Temel olarak üretildikleri materyale göre organik olarak iki gruba ayrılırlar (Aslan, 2016). Sütün MF işlemi için genellikle polimerik (organik) ve seramik (inorganik) membranlar kullanılır. Geçmiş yıllarda yapılan çalışmalar incelendiğinde genellikle bu işlem için seramik membranların kullanıldığı görülür. Bunun nedeni; polimerik membranın akı, seçicilik, mekanik, ısı ve kimyasal stabilite açısından seramik membranlar kadar iyi olmadığının düşünülmesidir. Ancak son zamanlarda yapılan çalışmalarda sütün MF işlemi için polimerik membranların kullanılabileceği anlaşılmış ve günümüzde polimerik membranların kullanımı yaygınlaşmıştır (Beckman & Barbano, 2013; Lawrence, Kentish, O'Connor, Barber & Stevens, 2008). Seramik ve polimerik membranlar farklı özelliklere sahiptir. Bu özellikleri de onlara bazı avantaj ve dezavantajlar kazandırır (Aslan, 2016). Polimerik membranların sermaye maliyeti seramik membranlardan çok daha düşüktür. Bu durum birçok küçük süt işletmesi için önemli bir avantajdır (Beckman & Barbano, 2013; Lawrence vd., 2008). Seramik membranlar ise polimerik membranlara göre yüksek sıcaklık değerlerine dayanıklılık, yüksek mekanik stabilite, iyi tanımlanmış stabil gözenek yapısı, solvent ve aşındırıcı kimyasallara karşı yüksek direnç gösterme gibi avantajlara sahiptirler. Polimerik membranlar 10-300 ℃, seramik membranlar ise 300-1000 ℃ sıcaklık aralıklarında kullanılabilirler (Aslan, 2016). Sütün MF işlemi için kullanılan sıcaklığın genellikle 50-55 ℃ olduğu düşünüldüğünde, polimerik membranlar bu işlem için uygundur ve optimum koşullarda çalışıldığı taktirde yüksek akı değerleri elde edilerek istenilen sonuçlara ulaşılabilir (Govindasamy-Lucey vd., 2007; Lawrence vd., 2008). Sütün mikrofiltrasyonu amacıyla yapılan çalışmalarda yaygın olarak kullanılan polimerik membranlar; poliviniliden florid (PVDF) membranlar ve polietersülfon (PES) membranlardır. Her iki membran tipide hidrofobik özellik gösterir ve aşırı kimyasallara karşı dirençlidir (Aslan, 2016). MF, süt endüstrisinde, öncelikli olarak bakteri ve sporları ayırıp sütün bakteri yükünü azaltmak amacıyla kullanılır. Bu işlem, düşük sıcaklıklarda gerçekleştiği için ısıl işlemin neden olduğu denatürasyon gibi olumsuz etkileri önler ve daha iyi sonuçlar verir (Lawrence vd., 2008). Mikrobiyel yükün azaltılması için kullanılan MF membranlarının gözenek çapları 0.8-1.4 um arasında değişir (Çınar, 2015). MF işleminden sonra süte uygulanan pastörizasyon işlemi ile daha kalıteli ve güvenli içme sütü üretildiği düşünülmektedir. Bu nedenle MF, pastörizasyon yanında kullamlabilecek ısıl olmayan alternatif bir işlem olarak kabul edilebilir (Tomasula vd., 2011). Süt endüstrisinde MF, uygun gözenek boyutuna sahip membranların kullanımı ile süt içindeki serum proteinlerinden kazein misellerinin ayrıştırılması için de kullanılır. Asitlendirme ve pıhtılaştırma gibi geleneksel yöntemlerden farklı olarak kazein misellerinin yapısını bozmadığı için de avantajlı bir işlemdir (Lawrence vd., 2008). Süte uygulanan MF işlemi ile elde edilen permeata genellikle 'ideal' PAS denir (Lawrence vd., 2008). İdeal PAS' ta kazeinomakropeptidler, peynir starterleri ve kimozin gibi maddeler bulunmaz (Lipnizki, 2010). Ayrıca permeat kısmına geçen PAS proteinleri ısıl işleme tabi tutulmadıkları için denatüre de olmaz. Bu nedenlerden dolayı normal P AS' a göre fonksiyonel bileşenlerce zengin, özellikleri ve lezzeti daha iyi olan bir PAS elde edilir (Çınar, 2015; Samuelsson vd., 1997). Günümüzde özelliklerinden dolayı ideal PAS' a ilgi artmış olup sporcu besinlerinin ve bebek mamalarının üretiminde kullanılmaya başlanmıştır (Lipnizki, 2010). Süte uygulanan MF işlemi ile elde edilen retentat ise kazein açısından zengin olup genellikle kazein konsantreleri olarak adlandırılır. Kazein konsantreleri süt endüstrisinde peynir ve yoğurt başta olmak üzere çeşitli ürünlerin üretiminde kullanılır (Beckman & Barbano, 2013; Jørgensen, Abrahamsen, Rukke, Johansen & Skeie, 2017). Peynir üretiminde ilk olarak membranlı ayırma işlemlerinden UF kullanılmıştır. Ancak elde edilen retentatlarda PAS proteinlerinin ve kalsıyumun fazla miktarda olması, sert ve yarı sert peynırlerin üretiminde problemler ortaya çıkarmıştır. Randımanda artış olmasına rağmen istenilen kalite standartlarına ulaşılamadığı için peynir üretiminde UF yerine MF işlemi kullanılmaya başlanmıştır (Çınar, 2015; Solanki & Rizvi, 2001). MF ile sütün kazein içeriğinin artırılması, sütün rennet enzimi ile pıntılaşabilme yeteneğini ve peynır işletmelerinin randımanını artırır (Yetişmeyen & Yıldız, 2006). PAS proteinleri yüksek oranda uzaklaştığı için peynirin olgunlaşması sırasında neden oldukları olumsuz etkiler de engellenir (Samuelsson vd., 1997). Böylece duyusal ve tekstürel özellikleri geleneksel yöntemlerle üretilen peynirlere daha yakın ve istenilen kalite standartlarına uygun peynirler üretilebilir (Çınar, 2015; Solanki & Rizvi, 2001). ## 2.4. Reoloji Reoloji, mekanik kuvvet uygulanan bir maddenin akış ve deformasyonunu inceleyen bilim dalıdır (İbarz & Barbosa-Cánovas, 2002; Steffe, 1996). Yunanca rheo (akış) ve logy (bilim) kelimelerinden türetilen reoloji terimi ilk kez Indiana Universitesi profesörü Eugene C. Bingham tarafından 1929 yılında Amerika'da düzenlenen bir toplantıda kullanılmıştır. Bu toplantıda Amerikan Reoloji Topluluğu kurulmuş ve reoloji alanında ki çalışmaların yaygınlaşması için ilk adım atılmıştır (Bildır, Demircan, & Oral, 2018). Günümüzde gıda endüstrisi, eczacılık, kozmetik, beton teknolojisi, toprak mekaniği, plastik işleme, boya akışı ve pigment dispersiyonu gibi birçok alanda reolojik çalışmalar yapılmakta ve elde edilen veriler çeşitli amaçlar için kullanılmaktadır (Çelebi, 2009; Steffe, 1996). Gıda endüstrisinde yapılan reolojik çalışmalar incelendiğinde süt ve süt ürünleri üzerine çeşitli çalışmaların olduğu görülmektedir. Bu çalışmalarda genel olarak sütten MF ya da UF işlemi ile elde edilen retentatların ve yoğurt, peynir, ayran, tereyağı, krema, dondurma gibi birçok süt ürününün reolojik özellikleri ile bu özelliklere çeşitli işlem koşullarının etkisi araştırılmıştır (Düşünen, 2018; Mun, Hsieh, Tiu, & Sutherland, 1999; Solanki & Rizvi, 2001). Gıda endüstrisinde reolojik verilerin kullanım amaçları şöyle sıralanabilir: · Boru hatları, pompa, karıştırıcı, ısı değiştirici ve homojenizatör gibi ekipmanların tasarımı ile üretim sırasında gerekli olan diğer mühendislik hesaplamaları - · Urünlerin kalite kontrolü, - · Duyusal özelliklerin değerlendirilmesi, - · Raf ömrü testleri, - Urün geliştirmede bileşenlerin ürüne kazandırdığı özelliklerin belirlenmesi (Steffe, 1996). Akışkanların reolojik davranışları kayma gerilimi ile kayma hızı arasındaki ilişkiye ve zamana bağlı olarak sınıflandırılır (Bıldır vd., 2018; Sökmen, 2005). Akışkanların reolojik davranışları, "Newton tipi" ve "Newton tipi olmayan" davranış olmak üzere iki ayrı bölümde incelenir. Newton tipi olmayan davranışlar da zamana bağımlı ve zamandan bağımsız olarak ikiye ayrılır. Zamana bağımlı Newton tipi olmayan davranış biçimleri reopektik ve tiksotropik; zamandan bağımsız Newton tipi olmayan davranış biçimleri ise Herschel-Bulkey, Bingham, dilatant ve psödoplastiktir. Akışkanların reolojik davranışlarının sınıflandırılması Şekil 2.3'te verilmiştir. ![](_page_0_Figure_1.jpeg) Şekil 2.3. Akışkanların reolojik davranışlarının sınıflandırılması (Singh & Heldman, 2013). Urünlerin reolojik özellikleri toplam katı madde konsantrasyonu ve sıcaklık gibi temel faktörlerden etkilenmektedir. Akışkan bir maddenin toplam katı madde konsantrasyonu arttıkça viskozitesi, kıvam katsayısı ve akma gerilimi artar. Akış davranış indeksi ise genellikle konsantrasyon değişimlerinden etkilenmez. Yapılan bazı çalışmalar konsantrasyonun belirli bir değerin altına düşmesi ile akma geriliminin ortadan kalktığını göstermiştir. Kivi suları üzerine yapılan bir çalışmada konsantrasyonun azalması ile akma geriliminin azalıp kaybolduğunu ve akış davranış biçiminin Bingham davranıştan psödoplastik davranışa geçtiği belirtilmiştir (Arıkan, 2009; İbarz & Barbosa-Cánovas, 2002). Viskozite sıcaklığa bağlıdır ve yapılan birçok çalışma viskozitenin sıcaklık değişimlerinden büyük ölçüde etkilendiğini gösterir (Schramm, 1994). Genel olarak sıcaklık arttıkça viskozitenin azaldığı bilinmektedir. Yapılan çalışmalarda sıcaklıkta meydana gelen 1°C'lik artışın mineral yağların viskozitesinde %10 azalmaya neden olduğu görülmüştür (İbaz & Barbosa-Cánovas, 2002; Schramm, 1994). Bunun nedeni viskozitenin moleküler hareketi engelleyen kuvvetlerin bir fonksiyonu olmasıdır. Bu kuvvetler sıcaklık değişimlerinden etkiler arası boşluğa bağlıdır ve sıcaklık arttıkça boşluk artığı için viskozite azalmaktadır (Bakshi & Smith, 1984). Gıdaların da üretim, depolama, nakliye, satış ve tüketim sırasında farklı sıcaklıklara maruz kaldığı düşünülürse viskozitenin sıcaklığın bir fonksiyonu olarak ifade edilmesi gıda endüstrisi için önemlidir. Sıcaklık, viskozite dışında kıvam katsayısı, akma gerilimi ve akış davranış indeksi gibi diğer reolojik parametreler üzerine de etki eder. Sıcaklık arttıkça kıvam katsayısı ve akma gerilimi azalır, akış davranış indeksi artar. Ancak akış davranış indeksindeki bu değişim diğer parametrelerdeki değişim kadar belirgin olmayabilir (İbarz & Barbosa-Cánovas, 2002). Saenz ve Ibáñez (1986), limon suları için yaptıkları çalışmada sıcaklık artışının akma geriliminde azalmaya neden olup meyve sularının psödoplastik davranıştan Newton tipi davranışa geçtiğini belirtmişlerdir. İbarz ve Pagan (1987), yaptıkları çalışmada sıcaklık arttıkça akış davranış indeksinin arttığını ve bu nedenle örneklerin psödoplastik davranıştan Newton tipi davranışa geçtiğini belirtmişlerdir. ## 2.4.1. Newton Tipi Davranış Newton tipi davranışta kayma hızı ile kayma gerilimi arasında doğru orantı vardır. Kayma hızına karşı kayma gerilimi grafiği çizildiğinde orijinden geçen düz bir doğru elde edilir ve bu doğrunun eğimi viskozite değerini verir (Singh & Heldman, 2013). Viskozite, kayma hızından bağımsız ve sabittir. Bu nedenle kayma hızma karşı viskozite grafiği çizildiğinde elde edilen doğru üzerindeki herhangi bir nokta tüm akış durumunu temsil eder (Bıldır vd., 2018). Newton tipi davranış için akış ve viskozite eğrileri Şekil 2.4'te verilmiştir. ![](_page_0_Figure_5.jpeg) Şekil 2.4. Newton tipi davranış için akış ve viskozite eğrileri (Steffe, 1996). Newton tipi davranış için kayma hızı ile kayma gerilimi arasındaki ilişki Denklem 2.1'de verilmiştir. $$ \sigma = \eta \chi \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \text{Denklem 2.1} $$ Bu denklemde σ kayma gerilimini (Pa), η viskoziteyi (Pa.s) ve γ kayma hızını (s-) ifade eder (Rao, 1999). Şeker gibi düşük molekül ağırlığına sahip bileşenleri içeren ve pektin, protein, nişasta gibi çözünmüş polimerler ile çözünmeyen katıları yüksek miktarda içermeyen gıdalar Newton tipi davranış gösterir (Rao, 1999). Newton tipi davranış gösteren gıdalara örnek olarak su, süt, filtre edilmiş meyve suyu, gazlı içecekler, bira, şarap, çay, kahve, bal, bitkisel yağlar ve şeker çözeltileri verilebilir (İbarz & Barbosa-Cánovas, 2002; Rao, 1999; Steffe, 1996). ## 2.4.2. Newton Tipi Olmayan Davranışlar Newton tipi olmayan davranışlarda kayma hızı ile kayma gerilimi arasındaki ilişki doğrusal değildir. Viskozite kayma hızından ve/veya zamanla meydana gelen değişimlerden etkilenir. Sabit bir viskoziteden söz etmek mümkün olmadığı için de viskozite yerine tek bir kayma hızındaki görünür viskoziteden bahsedilir. Görünür viskozite (n) kayma geriliminin kayma hızına bölümmesiyle elde edilir (Arıkan, 2009; Bıldır vd., 2018). Bu oran Denklem 2.2'de verilmiştir. $$ \eta\_a = f(\chi) = \sigma/\chi \tag{2.2} $$ Bu denklemde na görünür viskoziteyi (Pa.s), o kayma gerilimini (Pa) ve y kayma hızını (s-) ifade etmektedir (Steffe, 1996). ## 2.4.2.1. Zamandan Bağımsız Newton Tipi Olmayan Davranışlar ## 2.4.2.1.1. Psödoplastik Davranış Psödoplastik davranışta kayma hızı arttıkça görünür viskozite azalır. Bu davranışı sergileyen akışkanlara kayma ile incelen akışkanlar da denir (Singh & Heldman, 2013), Viskozitedeki azalma zamandan bağımsız olarak geri dönüşümlüdür (Bildır vd., 2018). Psödoplastik davranış gösteren akışkanların çoğu düşük kayma hızlarında Newton akışkan gibi davranır ve belirli bir kayma hızından sonra psödoplastik davranış göstermeye başlar (Rao, 1999). Psödoplastık davranış için akış ve viskozite eğrileri Şekil 2.5'te verilmiştir. ![](_page_0_Figure_1.jpeg) Şekil 2.5. Psödoplastik davranış için akış ve viskozite eğrileri (Steffe, 1996). Psödoplastik davranış üslü yasa (power law) ile modellenir ve matematiksel model Denklem 2.3'te verilmiştir. $$ \sigma \equiv \text{Ky}^{\text{n}} \qquad \qquad \text{(\$\mathbb{O}\$:q\$:1)} \qquad \qquad \qquad \text{Denklem 2.3} $$ Bu denklemde o kayma gerilimini (Pa), K kıvam katsayısını (Pa.sª), y kayma hızını (S +) ve n akış davranış indeksini ifade eder. Akış davranış indeksi olan n değeri boyutsuz olup Newton tipi davranışa yakınlığı gösterir (Rao, 1999). Newton tipi olmayan gıdaların çoğu psödoplastik davranış gösterir. Psödoplastik davranış gösteren gıdalara örnek olarak çıkolata şurubu, salata sosları, bazı sebze çorbaları, konsantre meyve ve sebze püreleri verilebilir (Bıldır vd., 2018; Ibarz & Barbosa-Cánovas, 2002; Rao, 1999; Steffe, 1996). ## 2.4.2.1.2. Dilatant Davranış Dilatant davranışta kayma hızı arttıkça görünür viskozite artar. Bu davranışı sergileyen akışkanlara kayma ile kalınlaşan akışkanlar da denir (Singh & Heldman, 2013). Dilatant davranış için akış ve viskozite eğrileri Şekil 2.6'da verilmiştir. gösteren ketçap, hardal, domates salçası ve elma sosu yüksek kayma hızlarında Herschel-Bulkey davranış gösterir (Bıldır vd., 2018). ## 2.4.2.2. Zamana Bağımlı Newton Tipi Olmayan Davranışlar Zamana bağımlı reolojik davranışlar reopektik ve tiksotropik olmak üzere ikiye ayrılır. Sabit kayma hızı uygulanan akışkanın görünür viskozitesi zamanla artıyorsa reopektik, zamanla azalıyor ise tiksotropik davranış olarak tanımlanır. Başka bir ifadeyle reopektik davranış zamana bağımlı kalınlaşma, tiksotropik davranış zamana bağımlı incelmedir (Steffe, 1996). Her iki davranış biçimi de geri dönüşümlüdür ve uygulanan kuvvet ortadan kaldırıldığında maddeler başlangıçtaki reolojik özelliklerini kısmen ya da tamamen geri kazanır (Arıkan, 2009; Bıldır vd., 2018; Steffe, 1996). Zamana bağımlı Newton tipi olmayan davranışlar için akış eğrisi Şekil 2.9'da verilmiştir. > Tiksotropik Reopektik ![](_page_0_Figure_4.jpeg) Şekil 2.9. Zamana bağımlı Newton tipi olmayan davranışlar için akış eğrisi (Steffe, 1996). Reopektik davranış gıdalarda çok görülmese de hassas ölçüm yapabilen reometrelerin üretilmesi ile bazı ürünlerde gözlemlenmiştir (Rao, 1999). Reopektik davranış gösteren gıdalara örnek olarak mısır nişastası, %25 tahin - %75 pekmez karışımı, sulu çemen çözeltisi, çırpılmış yumurta akı ve krema verilebilir. Tiksotropik davranış gösteren gıdalara örnek olarak ise nışasta ile kalınlaştırılmış yoğurt ve bebek maması, ketçap, mayonez, çeşitli soslar, yumurta beyazı ve yumuşak peynir verilebilir (Bıldır vd., 2018; Steffe, 1996). ## BÖLÜM 3 ## MATERYAL VE YÖNTEM 3.1. Materyal ## 3.1.1. Hammadde Mikrofiltrasyon işleminde besleme olarak kullanılan yağsız ultra yüksek sıcaklık (UHT) süt Edirne piyasasındaki yerel marketlerden temin edilmiştir. ## 3.1.2. Mikrofiltrasyon Sistemi MF sistemi temelde sıcak su banyosu (Precision GP02, Thermo Scientific, ABD), peristaltik pompa (Masterflex, ABD), membran modülü, basınçölçer ve 0.1 g duyarlılıktaki analitik teraziden (OHAUS Explorer, Nänikon, İsviçre) oluşmaktadır. Retentat çıkışına transmembran (TMP) basıncını ayarlamak için kullanılan bir basınç vanası eklenmiştir. MF sisteminin şematik gösterimi Şekil 3.1'de verilmiştir. MF işlemi için kullanılan membran modülü 0.2 µm gözenek boyutuna sahip, PES yapıda, laboratuvar ölçekli, çapraz akışlı, düz tabakalı membran filtrasyon modülü olup (Vivaflow 50, Sartorius, Almanya) modüle ait bilgiler Çizelge 3.1'de verilmiştir. | Vivaflow 50 | |----------------| | 107 84 25 mm | | 15 mm 0.3 mm | | 50 cm2 | | 1.5 ml | | < 10 ml | | < 0.5 ml | | Vivaflow 50 | | 200—400 ml/dk | | 3 bar (45 psi) | | 60°C | | Vivaflow 50 | | Polikarbonat | | TPX (PMP) | | TPX (PMP) | | | ## Çizelge 3.1. Membran modülüne ait bilgiler ﺍﻟﺘﻲ ﺍﻟﻤﺮﺍﺟﻊ | Contalar | Silikon | |--------------------|--------------------------| | Basınç Göstergesi | Polipropilen, SS Spiring | | Akış Kısıtlayıcı | Polipropilen | | Bağlantı Parçaları | Naylon | | Borular | PVC | ## 3.1.3. Kimyasal Maddeler Tez kapsamında yapılan analizlerde ve mikrofiltrasyon sisteminin temizlenmesinde kullanılan analizler kimyasal maddelere ait bilgiler Çizelge 3.2'de verilmiştir. Çizelge 3.2. Mikrofiltrasyon sisteminin temizliği ve analizler için kullanılan kimyasal maddelere ait bilgiler | Kimyasal Madde | Alındığı Firma | Katalog Numarası | Kullanım Amacı | |-----------------------------|----------------|------------------|--------------------------| | K2S04 | Merck | 1.05153.1000 | Kjeldahl protein analizi | | H2SO4 | Sigma-Aldrich | 30743 | Kjeldahl protein analizi | | NaOH | Sigma-Aldrich | 06203 | Kjeldahl protein analizi | | H3BO3 | Himedia | RM 325 | Kjeldahl protein analizi | | Folin-Ciocelteu fenol ajani | Sigma-Aldrich | F9252 | Lowry protein analizi | | BSA | Sigma | A2153-500 | Lowry protein analizi | | Naz CO3 | Sigma-Aldrich | 13418 | Lowry protein analizi | | Na/K tartarat | Tekkim | TK 200230.01002 | Lowry protein analizi | | Etil alkol | Tekkim | TK .200650.02501 | MF sisteminin temizliği | ![](_page_0_Figure_4.jpeg) ## 3.2. Yöntem ## 3.2.1. Mikrofiltrasyon İşlemi Tez kapsamında MF sistemi kurulduktan sonra yapılan ön denemeler ile membran modülünün kararlı hale gelmesi sağlanmış, esas denemelerde kullanılacak parametrelere karar verilmiştir. Ayrıca bu çalışmalar sonucunda MF işlemi sırasında kullanılacak parametrelerin değerlerine karar verilmiştir. Buna göre esas denemelerde MF işlemi 55 °C'de, 4 psi TMP ile gerçekleştirilmiştir. MF işleminde konsantrasyon faktörü değişken parametre olarak kabul edilmiştir. Konsantrasyon faktörü olarak da ağırlık azalma faktörü (WRF) kullanılmıştır. WRF değeri besleme olarak kullanılan sütün ağırlığının işlem sonucunda elde edilen retentatın ağırlığına bölünmesi ile hesaplanmıştır. MF işleminde 4 farklı WRF değeri (2.5, 3.5, 4.5 ve 5.5) ile çalışılarak permeat ve retentat örnekleri elde edilmiştır. Her WRF değeri için 2 tekerrür olacak şekilde işlem yapılmıştır. Elde edilen örnekler kimyasal ve fiziksel analizleri yapılana kadar -25 °C'de muhafaza edilmiştir. MF işlemi sırasında permeat akımı bir kapta toplanmış ve miktarı her 10 dakıkada bir 0.1 g duyarlılıktaki hassas terazi (OHAUS Explorer, Nänikon, İsviçre) ile ölçülmüştür. Alınan ölçümler sonucunda permeat akısı hesaplanarak sistemin kirliliği kontrol edilmiştir. Membran modülü her çalışmadan sonra ilk olarak oda sıcaklığındaki saf su ile daha sonra da sırasıyla 60 dakika 0.5 M HCl, 30 dakıka %70' lik etil alkol ve 10 dakika %10' luk etil alkol ile yıkanmıştır. Kimyasal maddeler arasında sistemden birer kez hızlıca oda sıcaklığında saf su geçirilmiştir. Modül diğer çalışmaya kadar içinde %10' luk etil alkol ile bekletilmiştir. ## 3.2.2. Kimyasal Analizler ## 3.2.2.1. pH Tayini Örneklerin pH ölçümü 0.01 birim hassasiyetteki dijital pH metre (Seven2Go, Metter Toledo, Isviçre) ve elektrot (InLab Expert Pro-ISM-IP67, Metter Toledo, Isviçre) kullanılarak 21.5±0.1 ℃'de yapılmıştır. ## 3.2.2.2. Kuru Madde Tayini Kuru madde tayını için kullanılan nikel kaplar, 103±2 °C'lik etüvde (Ecocell 55-Comport, MMM Group, Çekya) 2-3 saat bekletilerek sabit tartıma getirilmiş ve etüvden alınan kaplar desikatörde 15-30 dakıka bekletilerek soğutulmuştur. Soğuyan kapların daraları alınıp içlerine homojen hale getirilen örneklerden 3-5 g konulmuştur. İçinde örnek bulunan kaplar 103±2 ℃ lik etüvde 4-6 saat kurutulmuş, desikatörde 15-30 dakika bekletilip soğutulmuş ve tartımları yapılmıştır. Bu işleme sabit tartım alınana kadar sürdürülmüştür. Tartım işlemleri 0,0001 g duyarlılıktaki hassas terazi (ED224S, Sartorius, Almanya) kullanılarak yapılmıştır. Yüzde kuru madde miktarı aşağıda verilen formüle göre hesaplanmıştır (AOAC, 2000) $$\% \text{Kuru Mdde} = \frac{\text{Kuru örnek (g)}}{\text{örnek miktarı (g)}} \ge 100$$ ## 3.2.2.3. K jeldahl Protein Tayini Besleme ve retentat örneklerinin toplam protein tayını Kjeldahl yöntemine göre yapılmıştır. Buna göre protein tüpüne homojen hale getirilen örnekten 1 g tartılıp üzerine 2.2 g karışık katalizör (2 g K2SO4 +0.2 g Cu2SO4) ve 10 ml %93-98' lik H2SO4 eklenerek tüp yakma düzeneğine (Kjeldatherm Digestion Systems KB8S, Gerhardt, Almanya) yerleştirilmiştir. Yakma işlemi, kademeli olarak gerçekleştirilip 400 °C'de açık yeşil renk elde edildikten sonra 30 dakika daha bekletilerek sona erdirilmıştır. Tüpler soğuduktan sonra otomatik destilasyon düzeneğine (Vapodest VAP 20s, Gerhardt, Almanya) yerleştirilmiştir. Destilasyon işlemi otomatik düzenek aracılığıyla tüplere 40 ml saf su ve 70 ml % 30'luk NaOH, destilat toplama erlenine ise 10 ml % 4'lük H3BO3 eklenerek gerçekleştirilmiştir. Elde edilen destilata 1-2 damla 1:1 oranında hazırlanmış metilen mavisi metil kırmızısı karışık indikatörden eklenerek 0.1 N HCI ile titre edilmiştir. Ornekteki toplam azot miktarı aşağıda verilen formüle göre hesaplanmıştır. Yüzde protein miktarı ise, toplam azot miktarının, süt ürünleri için geçerli olan 6.38 protein faktörü ile çarpılmasıyla hesaplanmıştır (AOAC, 2000) %Toplam Azot = - (V1 -- V2) x N x 0.014 %Toplam Azot = -- -- -- Örnek miktarı (g) %Protein = %Toplam Azot x Faktör (6.38) - V 1 = Titrasyonda harcanan 0.1 N HCl miktarı (ml) - V2 = Kör için harcanan 0.1 N HCl miktarı (ml) - N = Titrasyonda kullanılan HCl'nin normalitesi (0.1 N) ## 3.2.2.4. Lowry Protein Tayini Permeat örneklerinin protein tayını mikro protein yöntemine göre yapılmıştır. Analiz için örnekler 10 kat seyreltilen örnekten deney tüpüne 500 µl alınarak üzerine 2500 µl C reaktifi eklenmiş ve vortekslenerek oda sıcaklığında 10 dakıka bekletilmiştir. 250 ul folin ayıracı eklenip hızlıca vortekslenmiştir. Deney tüpleri 30 dakika karanlıkta bekletildikten sonra absorbans değerleri spektrofotometre (UV-1800 240V, Shimadzu Corporation, Japonya) ile 595 nm² de okunmuştur. Absorbans değeri ölçülen örneklerin protein miktarı, farklı konsantrasyonlarda hazırlanan sığır serum albümin (BSA) stok çözeltilerinin (10, 20, 30, 40 50 mg/l) absorbans değerlerinden elde ve b\* olmak üzere üç farklı eksen bulunmaktadır. L\* eksenine ait değer rengin parlaklığının göstergesi olup 0 (siyah) ile 100 (beyaz) aralığındadır. a\* eksenine ait değer rengin kırmızılık ve yeşilliğinin göstergesidir. Değerin pozitif yönde olması kırmızı, negatif yönde olması yeşil rengin ağırlık kazandığını göstermektedir. b\* eksenine ait değer sarılık ve maviliğin göstergesidir. Değerin pozitif yönde olması sarı, negatif yönde olması mavi rengin ağırlık kazandığını göstermektedir. Besleme ve retentat örneklerinin renk ölçümünde opak ve çok az transparan ürünler için kullanılan tüp hücre (CR-A502) ile hedet maskesi (CM-A195) kullanılmıştır. Permeat örneklerinin renk ölçümünde ise normal optik yoğunluklu sıvılar için kullanılan dikdörtgen hücre (CM-A98) kullanılmıştır. ## 3.2.3.2. Reolojik Analizler Besleme ve retentat örneklerinin reolojik analizleri reometre cihazı (HAAKE Mars III, Thermo Scientific, Almanya) kullanılarak yapılmıştır. Kullanılan reometre cihazının fotoğrafı Şekil 3.4'te verilmiştir. Analizlerde ölçüm geometrisi koaksiyel silindirik olan rotor (CC25 DIN Ti, Thermo Scientific, Almanya) ve bu rotora uyumlu kap (CCB25 DIN, Thermo Scientific, Almanya) kullanılmıştır. Rotor ve kaba ait bilgiler Şekil 3.5'te verilmiştir. Rotor ile kap arasındaki boşluk 5.3 mm olarak ayarlanmıştır. Analizler için 16.1 ml örnek kullanılmıştır. Orneklerin sıcaklığı silindirik ölçüm geometrilerine uygun Peltier sıcaklık modülü (TM-PE-C) (Thermo Scientific, Almanya) ile ayarlanmıştır. Reolojik analizler, kayma hızının ve sıcaklığın etkisini belirlemek için iki farklı yöntem kullanılarak yapılmıştır. Analizlerden elden edilen sonuçlara konsantrasyon faktörünün etkisi incelenmiştir. Birinci yöntemde örneklerin 20±1 °C'de 6.05-200 s² kayma hızı aralığında viskozite değerleri ölçülmüştür. Bu ölçüm 116.4 saniye sürmüş ve 97 tane viskozite değeri elde edilmiştir. Olçüm sonucunda elde edilen veriler ile kayma hızıviskozite grafikleri çizilmiştir. Orneklerin gösterdiği reolojik davranışı belirlemek için de bu veriler matematiksel modeller üzerinde denenerek determinasyon katsayıları (R-) hesaplanmış ve uygun model belirlenmiştir. Matematiksel modelleme reometre cihazının yazılım programı (HAAKE RheoWin 4.41.0000) kullanılarak yapılmıştır. İkinci yöntemde ise örneklerin 7 farklı sıcaklıkta (20, 30, 60, 70, 80 ± 1 ℃), 200 skayma hızında görünür viskozite değerleri ölçülmüştür. Bu ölçüm toplam 861 saniye sürmüştür. Sıcaklığın düzgün artması için örnek her sıcaklıkta 120 saniye bekletilmiş ve bu sürenin ardından 3 saniye içerisinde viskozite değeri alınmıştır. Olçüm sonucunda elde edilen veriler ile sıcaklık-viskozite grafiği çizilerek sıcaklığın viskozite üzerindeki etkisi belirlenmiştir. ## BÖLÜM 4 ## BULGULAR VE TARTIŞMA ## 4.1. Kimyasal Analiz Sonuçları Çalışma kapsamında kullanılan süt ve elde edilen permeat ve retentat örneklerine ilişkin kimyasal analiz sonuçları Çizelge 4.1'de verilmiştir. Buna göre MF işleminde besleme olarak kullanılan yağsız UHT sütün pH değeri 6.65 ± 0.00, % kuru maddesi 8.73 ± 0.00, % protein miktarı 3.40 ± 0.08 ve % laktoz miktarı 4.70 ± 0.00 olarak beklenen aralıkta bulunmuştur. | Ornek | WRF | pH | Kuru madde (% ) | Protein (% ) | Laktoz (% ) | |----------|-----|-------------|-----------------|--------------|-------------| | Süt | | 6.65 ± 0.00 | 8.73 ± 0.00 | 3.40 ± 0.08 | 4.70 ± 0.00 | | Retentat | 2.5 | 6.59 ± 0.01 | 11.72 ± 0.54 | 6.07 ± 0.08 | 3.87 ± 0.09 | | Retentat | 3.5 | 6.59 ± 0.00 | 16.33 ± 0.13 | 10.71 ±0.19 | 3.64 ± 0.15 | | Retentat | 4.5 | 6.51 ± 0.04 | 18.49 ±0.28 | 12.74 ± 0.25 | 3.17 ± 0.01 | | Retentat | 5.5 | 6.50 ± 0.00 | 21.33 ± 0.02 | 16.79 ± 0.19 | 2.98 ± 0.00 | | Permeat | 2.5 | 6.57 ± 0.02 | 5.21 ± 0.13 | 0.17 ± 0.02 | 3.43 ± 0.11 | | Permeat | 3.5 | 6.58 ± 0.01 | 5.43 ± 0.06 | 0.14 ± 0.01 | 3.68 ± 0.02 | | Permeat | 4.5 | 6.56 ± 0.04 | 5.30 ± 0.10 | 0.12 ± 0.04 | 3.61 ± 0.07 | | Permeat | 5.5 | 6.56 ± 0.00 | 5.46 ± 0.00 | 0.14 ± 0.02 | 3.52 ± 0.21 | Çizelge 4.1. Süt, retentat ve permeat örneklerinin kimyasal analiz sonuçları Besleme ile MF işleminden elde edilen retentat ve permeat örneklerinin kimyasal analız sonuçları karşılaştırıldığında laktoz hariç tüm bileşenlerin retentat örneklerinde zenginleştiği görülmektedir. Brandsma ve Rizvi (1999), yaptıkları çalışmada MF işleminde besleme olarak kullandıkları yağsız süt ile işlemden elde ettikleri retentat ve permeat örneklerine ait kimyasal analız sonuçlarını karşılaştırarak bu çalışmada olduğu gibi laktoz hariç tüm bileşenlerin retentatta zenginleştiğini bildirmişlerdir. Retentat örneklerinin pH değeri 6.51 ile 6.59 arasında değişim göstermiştir. WRF 2.5 ve 3.5 olan retentat örneklerinde aynı pH değeri ölçülmüştür. Permeat örneklerinin pH değeri ise 6.56 ile 6.58 arasında değişim göstermiştir. WRF 4.5 ve 5.5 olan permeat örneklerinde de aynı pH değeri ölçülmüştür. Bu sonuçlara göre örneklerin bileşim farkı ve konsantrasyon faktörünün pH üzerinde çok belirgin bir etkisi tespit edilememiştir. Çınar (2015), yaptığı çalışmada beyaz peynir üretiminde kullanmak üzere günlük pastörize sütü 5 farklı zenginleştirme faktörü (1.59, 1.71, 1.85, 1.93 ve 1.24) kullanarak MF işlemi ile zenginleştirmiştir. İşlem sonunda elde ettiği retentat ve permeat örneklerinin pH değerlerinin zenginleştirme faktöründen etkilenmediğini bildirmiştir. Çalışmamızda elde ettiğimiz retentat örneklerinin kuru madde miktarı permeat örneklerinin kuru madde miktarından yüksektir. Bu sonuca göre kuru maddenin konsantrasyon faktöründen bağımsız olarak retentatta zenginleştiği söylenebilir. Konsantrasyon faktörü arttıkça retentat örneklerinin kuru madde miktarı da artmıştır. Permeat örneklerinin kuru madde miktarı ise birbirine yakın olup düzenli bir artış ya da azalış göstermemiştir. Svanborg, Johansen, Abrahamsen ve Skeie (2014), yaptıkları çalışmada yağsız sütün mikrofiltrasyonu ile hacım azalma faktörü (VRF) 2.5 olan retentat ve permeat örnekleri elde etmişler ve besleme ile retentat ve permeat örneklerinin kuru maddesini sırayla 9.1, 12.8 ve 6.1 olarak bildirmişlerdir. Bu değerler çalışmamızda besleme ve WRF 2.5 olan örnekler için elde ettiğimiz değerler ile oldukça yakındır. Ardısson-Korat ve Rizvi (2004), yaptıkları çalışmada yağsız sütün mikrofiltrasyonu ile W RF 6, 7, 8 ve 9 olan retentat örnekleri elde etmişler ve örneklerin kuru madde miktarını sırayla 22.84, 25.09, 27.34 ve 30.27 olarak bulmuşlardır. Konsantrasyon faktörünün artması ile retentat örneklerinin kuru madde miktarının artışına ilişkin sonuçlar, elde ettiğimiz sonuçlara benzerdir. Retentat örneklerinin protein miktarı konsantrasyon faktörü arttıkça artmıştır. Permeat örneklerinin protein miktarında ise düzgün bir artış ya da azalış olmamıştır. Beckman ve Barbano (2013), yaptıkları çalışmada WRF 1.5, 2.25 ve 3.00 olan retentat örneklerinin % protein miktarını sırayla 4.67, 6.51 ve 7.87 olarak bulmuşlardır. Bu değerlere göre de artan konsantrasyon faktörü ile protein miktarının arttığını belirtmişlerdir. Permeat örneklerinin % protein miktarını ise 0.36, 0.44 ve 0.51 olarak bulmuşlardır. Elde ettiğimiz sonuçlardan farklı olarak konsantrasyon faktörü artışı ile permeat örneklerinin de protein miktarının arttığını belirtmişlerdir. Bu farklılığın kullanılan membranın ve işlem koşullarının farklı olmasından kaynaklandığı söylenebilir. Ayrıca retentatta kazeinın, permeatta serum proteinlerinin zenginleştiğini ve konsantrasyon faktörü arttıkça miktarlarının artığını bildirmişlerdir. Retentat ve permeat örneklerinin laktoz miktarı karşılaştırıldığında sonuçların birbirine yakın olduğu ve iki akım arasında ayırt edici bir fark olmadığı görülmektedir. Retentat örneklerinin laktoz miktarı konsantrasyon faktörü arttıkça azalmıştır. Permeat örneklerinin laktoz miktarında ise konsantrasyon faktörüne bağlı düzgün bir artış ya da azalış olmamıştır. Beckman ve Barbano (2013), yaptıkları çalışmada yağsız sütün % laktoz miktarını 4.74 bulmuşlardır. WRF 1.5, 2.25 ve 3.00 olan retentat örneklerinin % laktoz miktarını ise sırasıyla 4.68, 4.57 ve 4.47 olarak bulmuşlardır. Bu değerlere göre laktozun retentatta zenginleşmeyen ve konsantrasyon faktörü arttıkça miktarı azalan tek bileşen olduğunu ifade etmişlerdir. Tüm permeat örneklerinin % laktoz miktarını da 4.9 olarak bulmuşlar ve permeat akımının laktoz miktarının konsantrasyon faktöründen etkilenmediğini belirtmişlerdir. ## 4.2. Mineral Madde Analiz Sonuçları Çalışma kapsamında kullanılan süt ve elde edilen permeat ve retentat örneklerine ilişkin mineral madde analız sonuçları Çizelge 4.2'de verilmıştır. Besleme süt için mineral maddelerin miktar yönünden sıralaması potasyum (1629.17 mg/kg), kalsiyum (1139.33 mg/kg), fosfor (819.15 mg/kg), magnezyum (105.66 mg/kg), çinko (4.00 mg/kg), demir (1.75 mg/kg) ve bakır (0.05 mg/kg) olarak tespit edilmiştir. Besleme ile MF işleminden elde edilen retentat ve permeat örneklerinin mineral madde sonuçları karşılaştırıldığında mineral maddelerin retentat örneklerinde zenginleştiği görülmektedir. | Ornek | WRF | Kalsiyum<br>(Ca) | Fosfor<br>(b) | Potasyum<br>(K) | Magnezyum<br>(Mg) | Bakır<br>(Cu) | Demir<br>(Fe) | Çinko<br>(∠n) | |----------|-----|------------------|---------------|-----------------|-------------------|---------------|---------------|---------------| | Süt | | 1139.33 | 819.15 | 1629.17 | 105.66 | 0.05 | 1.75 | 4.00 | | Retentat | 2.5 | 1745.54 | 1171.05 | 1724.15 | 132.75 | 4.64 | 1.02 | 9.03 | | Retentat | 3.5 | 3210.91 | 2112.87 | 1737.48 | 214.41 | 5.92 | 1.51 | 17.29 | | Retentat | 4.5 | 4296.74 | 2878.04 | 1764.65 | 262.67 | 6.15 | 2.53 | 24.02 | | Retentat | 5.5 | 4476.49 | 2974.28 | 1788.07 | 264.50 | 9.84 | 3.00 | 26.20 | | Permeat | 2.5 | 319.42 | 328.55 | 1479.28 | 67.92 | 0.16 | 1.13 | 0.51 | | Permeat | 3.5 | 357.69 | 397.03 | 1783.73 | 81.55 | 0.07 | 1.29 | 0.68 | | Permeat | 4.5 | 312.42 | 336.05 | 1564.16 | 74.33 | 0.05 | 0.69 | 0.33 | | Permeat | 5.5 | 307.32 | 339.69 | 1531.09 | 75.56 | 0.07 | 0.48 | 0.38 | Çizelge 4.2. Süt, retentat ve permeat örneklerinin mineral madde analız sonuçları (mg/kg) Konsantrasyon faktörü arttıkça mineral maddelerin retentat örneklerindeki miktarı artmıştır. Bu artış özellikle kalsiyum elementinde oldukça belirgin olmuştur. Bunun nedeni, kazein miktarında meydana gelen artışa bağlı olarak kolloidal kalsiyum fosfat miktarının artmasıdır. Jørgensen vd. (2017), yaptıkları çalışmada VRF 2.5 olan retentat örnekleri elde ederek örneklerin mineral madde analizini yapmışlardır. Kalsiyum, fosfor, potasyum ve magnezyum elementlerinin miktarını sırasıyla 1.87+0.06, 1.52±0.07, 1.73±0.06, 0.15±0.00 g/kg olarak bulmuşlardır. Bu değerler çalışmamızda WRF 2.5 olan örnekler için elde ettiğimiz değerlere oldukça yakındır. Svanborg vd. (2014), yaptığı çalışmada yağsız süt ile VRF 2.5 olan retentat ve permeat örneklerinin mineral madde miktarlarını belirlemişlerdir. Yağsız süt için buldukları kalsiyum, potasyum, magnezyum ve fosfor miktarları sırasıyla 1276.9±4.2, 1845±20.7, 133±0.5 ve 1029.0±11.6 mg/kg'dır. Bu çalışmadan farklı olarak MF işlemi sonucunda kalsiyum ve fosforun retentatta, diğer mineral maddelerin ise permeatta zenginleştiğini belirtmişlerdir. Elde ettikleri sonuçlara göre kalsiyumun retentattaki miktarı 1794.3±28.5 mg/kg, permeattaki miktarı ise 542.9 ± 11.8 mg/kg dır. Fosforun retentattaki miktarı 1278.8±12.0 mg/kq, permeattaki miktarı ise 675.8 ±16.0 mg/kg'dır. Bu değerlerde çalışmamızda elde edilen değerlere oldukça yakındır. ## 4.3. Renk Analiz Sonuçları Süt, ışığı geçirmeyen kalsiyum kazeinat gibi kolloidal maddeler ve ışığı yansıtan süt yağının etkisi ile porselen beyazı rengindedir. Sütün rengine yapısında bulunan bileşenler etki ettiği için bileşiminde meydana gelen değişimler renginin değişmesine de neden olmaktadır. Orneğin; kazein miselleri ayrıldıktan sonra kalan PAS yeşilimsi sarı renkte, yağ miktarı azaltılan süt ise hafif maviye dönük beyaz renkte görünmektedir (Unal & Besler, 2008). Peynir altı suyunun yeşilimsi sarı renkte olmasının en önemli nedeni de yüksek riboflavin içeriğidir (Misawa, Barbano & Drake, 2016). Orneklerin renk analizi, CIE (L\* a\* b\*) renk sistemine göre yapılmış ve elde edilen sonuçlar Çizelge 4.3' te verilmiştir. | Ornek | WRF | ] * | ax | 10% | |----------|-----|--------------|--------------|--------------| | Süt | | 90.26 ± 0.02 | -1.76 ±0.01 | 11.07 ± 0.13 | | Rotontat | 05 | 89 58 + 0 71 | -1 86 - 0 01 | 6 66 + 0 05 | | Çizelge 4.3. Renk analiz sonuçları | | | | | | | |------------------------------------|--|--|--|--|--|--| |------------------------------------|--|--|--|--|--|--| | Retentat | 3.5 | 89.71 ± 0.10 | -1.96 ± 0.02 | 7.95 ± 0.00 | |----------|-----|--------------|--------------|-------------| | Retentat | 4.5 | 89.38 ± 0.42 | -2.62 ± 0.01 | 8.27 ± 0.02 | | Retentat | 5.5 | 89.36 ± 0.25 | -3.03 ± 0.14 | 9.15 ± 0.01 | | Permeat | 2.5 | 99.68 ± 0.04 | -0.79 ± 0.09 | 3.22 ± 0.32 | | Permeat | 3.5 | 99.63 ± 0.05 | -1.14 ±0.11 | 4.51 ± 0.20 | | Permeat | 4.5 | 99.62 ± 0.04 | -1.20 ± 0.30 | 4.62 ± 0.72 | | Permeat | 5.5 | 99.58 ± 0.08 | -1.22 ± 0.01 | 4.66 ± 0.04 | Popov-Raljić, Lakić, Laličić-Petronijević, Barać, ve Sikimić (2008), UHT sütlerin depolama sırasındaki renk değişimlerini incelemek amacıyla yaptıkları çalışmada %3.2 ve %1.6 yağ oranına sahip sütlerin renk özelliklerini CIE (L\* a\* b\*) renk sistemine göre belirlemişlerdir. Depolama öncesinde %3.2 yağ oranına sahip sütün L\* değerini 89.88, a\* değerini -3.26 ve b\* değerini 9.27 olarak bulmuşlardır. %1.6 yağ oranına sahip sütün ise L\* değerini 88.02, a\* değerini -3.70 ve b\* değerini 7.54 olarak bulmuşlardır. Yağ mıktarı azaldıkça sütün daha az beyaz, daha çok yeşil ve mavi göründüğünü ifade etmişlerdir. Tez çalışmasında kullanılan besleme yağsız UHT sütün de bulduğumuz L\* değeri 90.26 ± 0.02, a\* değeri -1.76 ± 0.01 ve b\* değeri 11.07 ± 0.13 olup örnek verilen çalışmadaki değerlere yakındır. Retentat örneklerinin tümü besleme süte göre daha az beyaz, daha yeşil ve daha az sarıdır. Konsantrasyon faktörü arttıkça retentatların a\* değeri azalırken, b\* değeri artmıştır. L\* değerinde ise düzgün bir artış ya da azalış olmamıştır. Ayrıca L\* değerleri beslemenin L\* değerine oldukça yakın gelmiştir. Bu durumda konsantrasyon faktörü arttıkça retentat örneklerinin aynı beyazlıkta, daha sarı olduğu söylenebilir. Misawa vd. (2016), %1 ve %2 yağ oranına sahip sütlerin renk ve tekstür özelliklerini belirlemek amacıyla yaptıkları çalışmada MF işleminden elde edilen retentatların L\*, a\*, b\* değerlerinin toplam protein ve toplam proteindeki kazein miktarı değişiminden etkilendiğini belirtmişlerdir. Elde ettikleri retentatların toplam proteindeki kazein miktarının artması ile daha yüksek L\* değeri, daha düşük a\* değeri ve daha düşük b\* değeri elde etmişlerdir. Bu nedenle de örneklerin gittikçe daha beyaz, daha yeşil ve daha az sarı olduğunu belirtmişlerdir. Permeat örneklerinin tümü besleme süte ve retentat örneklerine göre daha beyaz, daha az yeşil ve daha az sarıdır. Konsantrasyon faktörü arttıkça permeat örneklerinin L\* değeri ve a\* değeri azalırken b\* değeri artmıştır. Bu durumda konsantrasyon faktörü arttıkça permeat örneklerinin daha az beyaz, daha yeşil ve daha sarı olduğu söylenebilir. Ancak L\* değerleri birbirine çok yakın olduğu için önemli bir fark tespit edilmemiştir. Konsantrasyon faktörü arttıkça rengin daha sarı olmasının nedeni, kazein miktarının azalması ve riboflavın mıktarımın artması ile ışığın daha çok emilmesidir. Bu bilgi doğrultusunda, permeat örneklerinin besleme ve retentat örneklerinden daha sarı olması beklenmektedir. Ancak analiz sonuçları bu durumu desteklememekte ve örneklerin renk bileşenleri açısından değerlendirilmesi gerekmektedir. ## 4.4. Reolojik Analiz Sonuçları ## 4.4.1. Kayma Hızının Reolojik Ozelliklere Etkisi Besleme süt ve retentat örneklerinin viskozite değerleri 20±1 °C'de 6.05-200 s - kayma hızı aralığında ölçülmüş ve 97 viskozite değeri elde edilmiştir. Elde edilen değerler ile kayma hızı-viskozite eğrileri çizilmiştir. Besleme olarak kullanılan yağsız UHT sütün viskozitesi kayma hızından bağımsız davranarak artan kayma hızı ile sabit kalmıştır. Bu durum besleme sütün Newton tipi davranış sergilediğinin göstergesidir. Akış davranışının modellenmesi için Newton denklemi kullanıldığında elde edilen determinasyon katsayısı da (R2 = 1.00±0.00) bu durumu desteklemektedir. Modelleme sonucunda besleme sütün viskozite değeri 2.1 mPa.s olarak belirlenmiştir. Besleme süt için viskozite eğrisi Şekil 4.1'de verilmiştir. ![](_page_0_Figure_1.jpeg) Kayma hızı (s-1) ## Şekil 4.1. Besleme süt için viskozite eğrisi Sütün viskozite değerinin suyun yaklaşık iki katı olduğu bilinmektedir. Bu fark emülsiyon haldeki süt yağı ve kolloidal haldeki proteinin sürtünmesinden kaynaklanmaktadır. Sütün viskozitesine özellikle kazein bileşeni etki etmektedir. Serum proteinleri, laktoz ve mineral maddeler viskozite üzerinde önemli bir etkiye sahip değildir. Kısacası sütün kimyasal bileşimi viskozite değerini etkilemektedir. Yağsız sütün 20 °C'deki viskozite değeri 1.79 mPa.s olarak belirtilmiştir (Üçüncü, 2005). Bu değerin çalışmamızda elde edilen viskozite değerinden biraz yüksek olması sütlerin kimyasal bileşiminin farklı olması ile açıklanabilir. Solanki ve Rizvi (2001), yaptıkları çalışmada MF işleminde besleme olarak kullandıkları yağsız sütün reolojik ölçümlerini 50±0.5 °C'de 0-2700 s- kayma hızı aralığında yapmışlardır. Olçüm sonucunda yağsız sütün viskozitesini 1.30 mPa.s olarak bulmuşlar ve Newton tipi davranış gösterdiğini belirtmişlerdir. Çalışmamızda Sıcaklığın viskoziteye etkisini belirlemek için yapılan reolojik analizlerde 50 °C' deki beslemenin viskozitesi 1.65 mPas olarak belirlenmiştir. Çalışmamızda elde edilen viskozite değerinin yüksek olması sütlerin kuru madde oranı ve protein oranından kaynaklanabilir. Çünkü çalışmamızda kullanılan sütün kuru madde oranı (8.73) söz konusu çalışmadan (8.61) daha yüksektir. % protein miktarı ise örnek verilen çalışmada 3.11, çalışmamızda 3.40 olarak bulunmuştur. MF işlemi ile retentat örneklerinin kuru madde ve protein miktarları ile viskozite değerleri ve akış davranışları karşılaştırıldığında aralarında anlamlı bir ilişki olduğu görülmektedir. Yağsız sütün viskozitesi üzerine, kazeinin etkisinin diğer bileşenlerden daha fazla olduğu bilinmektedir. Yağsız sütün toplam kuru madde miktarı özellikle de kazein miktarı arttıkça, kazein miselleri arasındaki mesafe azalır ve bu durum elektrostatik itme artışına neden olur. Aynı yüke sahip iki parçacık birbirinden kaçmaya çalışırken akış yollarını değiştirir. Bu durumda da askıya alındıkları sıvının akışa karşı gösterdiği direnci arttırırlar ve viskozitenin artmasına neden olurlar. Serum proteinleri, laktoz ve mineral madde gibi bileşenlerin ise viskozite üzerinde çok etkisi yoktur ancak kazein misellerinin birbirleri ile olan etkileşimine müdahale ederek viskozitenin azalmasına neden olabilirler (Sauer, Doehner, & Moraru, 2012). Bu nedenle MF işlemi ile elde edilen ve bu bileşenlerin ayrıldığı, toplam kuru madde miktarı özellikle de kazein miktarı yüksek olan retentat örneklerinin viskozite değerinin besleme sütten yüksek olması beklenmektedir. W RF 2.5 olan retentat örneğinin viskozite değeri düşük kayma hızlarında azalış gösterse de daha sonra kayma hızı arttıkça sabit kalmıştır. Bu nedenle örneğin neredeyse Newton tıpı davranış sergilediği söylenebilir. Akış davranışının modellenmesi için Newton denklemi kullanıldığında elde edilen determinasyon katsayısı (R2 = 1.00±0.00) da bu durumu desteklemektedir. Modelleme sonucunda örneğin viskozite değeri 3.33 mPa.s olarak belirlenmiştir. Düşük kayma hızlarında viskozite değerindeki azalış nedeniyle Newton tipi olmayan psödoplastik davranışı incelemek için üslü yasa denklemi kullanıldığında ise yüksek bir determinasyon katsayısı (R2 = 1.00±0.00) elde edilirken n değeri 1.02 olarak bulunmuştur. n değerinin 1'e çok yakın olması ve 1'den küçük olmaması örneğin Newton tipi davranış sergilediğini göstermektedir. WRF 2.5 olan retentat örneği için viskozite eğrisi Şekil 4.2'de verilmiştir. ![](_page_0_Figure_1.jpeg) Şekil 4.2. WRF 2.5 olan retentat örneği için viskozite eğrisi Besleme süt ile WRF 2.5 olan retentat örneğini karşılaştırdığımızda ikisinin de Newton tipi davranış sergilediği ancak viskozite değerlerinin farklı olduğu görülmektedir. WRF 2.5 olan retentat örneğinin kuru madde ve protein miktarı (%11.72±0.54 ve %6.07±0.08) besleme sütün kuru madde ve protein miktarından (%8.73±0.00 ve %3.40±0.08) daha yüksektir. W RF 3.5, 4.5 ve 5.5 olan retentat örneklerinin viskozite değeri kayma hızı ile değişmiş ve kayma hızı arttıkça viskozite değerleri azalmıştır. Bu nedenle örneklerin Newton tipi olmayan psödoplastik davranış sergilediği söylenebilir. Konsantrasyon faktörü arttıkça da psödoplastik davranış daha belirgin hale gelmiştir. WRF 3.5, 4.5 ve 5.5 olan retentat örnekleri için viskozite eğrisi Şekil 4.3, 4.4 ve 4.5'te verilmiştir. Ayrıca tüm örneklerin viskozite eğrileri karşılaştırma amaca ile Şekil 4.6'da verilmiştir. Psödoplastik davranış süt ürünleri de dâhil Olmak üzere birçok gıdada görülen bir reolojik davranıştır. Bu davranışın kazein oranı yüksek ürünlerin hem yapısını açıklamaya hem de üretim aşamalarında gerekli olan bilgilerin elde edilmesine yardımcı olduğu düşünülmektedir (Sauer vd., 2012; Vélez-Ruiz & Barbosa-Cánovas, 1998), Solanki ve Rizvi (2001), yaptıkları çalışmada WRF 2 ve 4 olan retentat örneklerinin yağsız süt gibi Newton tipi davranış sergilediğini ve viskozite değerinin arttığını belirtmişlerdir. WRF 6 ve 8 olan retentat örneklerinin ise Newton tipi olmayan psödoplastik davranış sergilediğini, WRF arttıkça da bu davranışın belirgin hale geldiğini bildirmişlerdir. Psödoplastik davranış gösteren örneklerin akış davranışlarının modellemesi için üslü yasa denklemi kullanılmıştır. Denklemden elde edilen 200 s- kayma hızındaki görünür viskozite değerleri, kıvam katsayıları, akış davranış indeksleri ve determinasyon katsayıları Çizelge 4.4'te verilmiştir. Çizelge 4.4. Örneklerin görünür viskozite (1200), kıvam katsayısı, akış davranış indeksi ve determinasyon katsayısı değerleri | Ornek | 200 (mPa.s) | K (Pa.s") | n a visa and | R = | |---------|-------------|---------------|--------------|-----------| | Süt | | 0.0015=0.0000 | 1.07±0.00 | 1.00±0.00 | | WRF 2.5 | | 0.0030±0.0001 | 1.02±0.00 | 1.00±0.00 | | WRF 3.5 | | 13.72±0.24 | 0.87±0.00 | 1.00±0.00 | | WRF 4.5 | 21.49±1.38 | 0.0607±0.0097 | 0.80±0.02 | 1.00±0.00 | | | | WRF 5.5 | | 1.00±0.00 | WRF 3.5, 4.5 ve 5.5 olan retentat örneklerinin akış davranış indekslerinin 1'den küçük olması psödoplastik davranış sergilediklerinin bir göstergesidir. Determinasyon katsayılarının da 1 olması bu durumu desteklemektedir. Konsantrasyon faktörü arttıkça örneklerin görünür viskozite değerleri artmıştır. Bu durum artan kuru madde ve protein miktarı ile açıklanabilmektedir. Konsantrasyon faktörü arttıkça örneklerin kıyam katsayı da artmıştır. Akış davranış indeksi ise azalmış ancak son örnekte artış göstermiştir. Solanki ve Rizvi (2001), yaptıkları çalışmada konsantrasyon faktörü artışı ile örneklerin kıvam katsayısının artığını, akış davranış indeksinin ise azaldığını ve bu durumun örneklerin daha belirgin psödoplastik davranış sergilediğinin bir göstergesi olduğunu belirtmişlerdir. Bu nedenle çalışmada elde edilen sonuçlara göre de konsantrasyon faktörü arttıkça örneklerin daha belirgin psödoplastik davranış sergilediği söylenebilir. ## 4.4.2. Sıcaklığın Reolojik Özelliklere Etkisi Besleme ve retentat örneklerinin 200 s- kayma hızındaki görünür viskozite değerleri 7 farklı sıcaklıkta (20, 30, 40, 50, 60, 70, 80 ± 1 °C) ölçülmüştür. Elde edilen değerler ile örneklerin sıcaklık-görünür viskozite eğrileri çizilmiş ve sıcaklığın viskoziteye etkisi belirlenmiştir. Örneklere ait sıcaklık-görünür viskozite eğrileri de Şekil 4.7'de verilmiştir. ![](_page_0_Figure_3.jpeg) Şekil 4.7. Orneklerin sıcaklık-viskozite eğrileri Analız sonuçlarına göre sıcaklık artışı ile beklenen şekilde tüm örneklerin viskozite değeri azalmıştır. Sıcaklığın viskozite değerine etkisi, yüksek konsantrasyon faktörüne sahip retentat örneklerinde daha fazla olmuştur. Örneğin; WRF 2.5 olan retentat örneğinin viskozite değeri 3.19'dan 1.51'e, WRF 4.5 olan retentat örneğinin viskozite değeri ise 21.75'ten 3.82'ye düşmüştür. Bakshi ve Smith (1984), yaptıkları çalışmada farklı yağ oranına sahip sütlerin 0 ile 30 ℃ arasında viskozite değerlerini ölçerek sıcaklık artışı ile örneklerin viskozite değerinin azaldığını bildirmişlerdir. Sauer vd. (2012), MF işlemi ile elde edilen misel kazein konsantrelerinin reolojik özelliklerini belirlemek amacıyla yaptıkları çalışmada yağsız sütten %95 serum ayrılması ile elde ettikleri retentatın farklı konsantrasyonlarda örneklerini hazırlamışlar ve örneklerin 5 farklı sıcaklıkta (0, 20, 60 ve 80°C) viskozite değerini ölçmüşlerdir. Yaptıkları ölçüm sonuçlarına göre de örneklerin viskozite değerinin artan sıcaklık ile azaldığını ifade etmişlerdir. Zuritz vd. (2005), yaptıkları çalışmada sıcaklığın viskoziteye etkisinin katı madde konsantrasyonu ile ilgili olduğunu ve konsantrasyondaki artışın sıcaklığın viskozite üzerindeki etkisini arttırdığını belirtmişlerdir. Elde edilen sonuçlar incelendiğinde, düşük sıcaklıklarda viskozite değerindeki azalışın daha fazla olduğu görülmektedir. Tüm örneklerin viskozite değerinde 20 ile 50 °C arasında büyük bir azalma olmuştur. Orneğin; WRF 4.5 olan retentat örneğinin viskozite değeri 20, 50 ve 80 ℃' de sırasıyla 21.75, 7.58 ve 3.82 mPa.s olarak ölçülmüştür. Bu değerlere göre azalışın 20 ile 50°C arasında daha fazla, 50 ile 80 °C arasında ise daha az olduğu söylenebilir. Fernandez-Martin (1972), yaptığı çalışmada yağsız sütün 0 ile 80 °C arasında her 5 °C' de bir viskozite değerini ölçerek artan sıcaklık ile birlikte viskozite değerinin azaldığını ve azalışın sıcaklık aralığının ilk yarısında ikinci yarısından daha tazla olduğunu belirtmiştir. ## BÖLÜM 5 ## SONUÇ VE ÖNERİLER Bu çalışmada, yağsız sütün mikrofiltrasyonu sonucu elde edilen retentatların reolojik özellikleri ve bu özelliklere MF işleminde değişken parametre olarak kabul edilen konsantrasyon faktörünün etkisi belirlenmiştir. Çalışma kapsamında yapılan kimyasal analizlerin sonucunda MF işleminde besleme olarak kullanılan yağsız sütün pH değeri ile kuru madde, protein, laktoz ve mineral madde miktarları literatürde verilen standart değerlere uygun bulunmuştur. MF işleminden sonra laktoz hariç tüm maddeler retentat örneklerinde zenginleşmiştir. Konsantrasyon faktörü arttıkça da retentat örneklerinin kuru madde, protein ve mineral madde miktarı artmış, laktoz miktarı azalmıştır. Kimyasal bileşimde meydana gelen bu değişimler örneklerin renk özelliklerini ve reolojik özelliklerini etkilemiştir. Renk analizi sonucunda beslemenin L\* değeri 90.26 ± 0.02, a\* değeri -1.76 ± 0.01 ve b\* değeri 11.07 ± 0.13 olarak bulunmuştur. Elde dilen retentat örneklerinin de besleme süte göre daha az beyaz, daha yeşil ve daha az sarı olduğu belirlenmıştır. Konsantrasyon faktörü arttıkça da örneklerin a\* değeri azalırken b\* değeri artmış ve L\* değeri birbirine çok yakın olup düzgün bir artış ya da azalış göstermemiştır. Bu nedenle örnekler aynı beyazlıkta, daha yeşil ve daha sarı olmuştur. Reolojik analizler, kayma hızının ve sıcaklığın etkisini belirlemek için iki ayrı yöntem kullanılarak yapılmıştır. Besleme ve WRF 2.5 olan retentat örneği Newton tipi davranış sergilemiştir. Viskozite değerleri de sırasıyla 2.1 mPa.s ve 3.33 mPa.s olarak bulunmuştur. WRF 3.5, 4.5 ve 5.5 olan retentat örnekleri ise Newton tipi olmayan psödoplastik davranış sergilemiştır. Bu nedenle örneklerin matematiksel modellemesi üslü yasa denklemi ile yapılmıştır. Modelleme sonucunda örneklerin 200 s-1 kayma hızındaki görünür viskozite değerleri, kıvam katsayıları, akış davranış indeksleri ve determinasyon katsayıları elde edilmiştir. Tüm örneklerin determinasyon katsayısı 1±0.00 olarak bulunmuştur. Orneklerin n200 değerleri de sırasıyla 13.72±0.24, 21.49±1.38 ve 30.69±0.09 mPa olarak bulunmuştur. Değerler incelendiğinde MF işlemi ve konsantrasyon faktörü artışı ile örneklerin viskozite değerinin arttığı görülmüştür. Bunun yanında psödoplastik davranış gösteren örneklerin kıvam katsayısı da artmıştır. Bu da örneklerin artan konsantrasyon faktörü ile daha belirgin psödoplastik davranış sergilediklerinin bir göstergesidir. Akış davranış indeksi için elde edilen değerler ise birbirine çok yakın olup önce azalış sonra artış göstermiştir. Bu nedenle akış davranış indeksinin konsantrasyon faktörü değişiminden önemli derecede etkilenmediği söylenebilir. Sıcaklık arttıkça tüm örneklerin viskozite değeri azalmış ve konsantrasyon faktörü arttıkça örnekler sıcaklıktan daha çok etkilendiği için viskozite değerindeki azalış daha belirgin hale gelmiştir. Ayrıca viskozite değerindeki azalma, düşük ölçüm sıcaklıklarında (20 ile 50 ℃ arasında) daha fazla olmuştur. Çalışma sonunda, süt ve süt ürünleri endüstrisinde ürünlerin kalite kontrolü ve mühendislik hesaplamaları için kullanılabilecek önemli reolojik veriler elde edilmiştir. Ayrıca MF işleminin sütün kimyasal bileşimine yaptığı etki ve kimyasal bileşimin renk özellikleri ile reolojik özelliklere etkisi belirlenmiştir. Bu konunun biraz daha aydınlatılması için MF işlemi sırasında sıcaklık, akış hızı ve pH gibi farklı değişken parametreler kullanılarak elde edilen retentatların reolojik özelliklerinin daha geniş bir kayma hızı aralığında ve farklı sıcaklıklarda belirlenmesi önerilmektedir. T.C. TRAKYA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ MİKROFİLTRASYON İŞLEMİNİN SÜTÜN REOLOJİK ÖZELLİKLERİ ÜZERİNE ETKİSİ İREM KEŞER YÜKSEK LİSANS TEZİ GIDA MÜHENDİSLİĞİ ANABİLİM DALI Tez Danışmanı: DR. ÖĞR. ÜYESİ ABDULLAH AKGÜN EDİRNE-2020 MSc Thesis Effect of Microfiltration on Rheological Properties of Milk Trakya University Institute of Natural Sciences Department of Food Engineering # ABSTRACT The aim of this study is to determine the rheological properties of the retentates obtained by microfiltration (MF) process applied to skim milk and the effect of various processing conditions on these properties. For this purpose, MF process was applied to skim milk by using polyethersulfone membrane having a pore size of 0.2 μm. The process was carried out at 4 different concentration factors (2.5, 3.5, 4.5 and 5.5). The rheological analyses of the retentates obtained as a result of the process was performed. In the scope of the study; chemical composition and color properties of feed, retentate and permeate samples were also determined. Thus, the effect of MF process on the chemical composition of the milk was investigated. Rheological analyses were performed using two different methods. In the first method, the effect of shear rate on viscosity was investigated by measuring the viscosity values in the shear rate range of 6.05-200 s⁻¹ at 20±1 °C and the flow behavior types were determined. The flow behavior of the samples was modeled by the software program of the rheometer device used. In the second method, the effect of temperature on viscosity was determined by measuring the viscosity values at 200 s⁻¹ shear rate at 7 different temperatures (20, 30, 40, 50, 60, 70, 80±1 °C). The effect of concentration factor on the results obtained was investigated. The feed and the retentate sample which a concentration factor of 2.5 exhibited Newtonian type behavior. The retentate samples with concentration factors of 3.5, 4.5 and 5.5 exhibited non-Newtonian pseudoplastic behavior. As the concentration factor increased, the flow behavior of the samples changed and the viscosity value increased. As the temperature increased, the viscosity value of the samples decreased and as the concentration factor increased, this decrease became more pronounced. Year: 2019 Number of Pages: 63 Keywords: Membrane filtration, concentrate factor, viscosity, flow behavior # TEŞEKKÜR Çalışmanın her aşamasında bilgi, önerisi ve tecrübelerini benimle paylaşan, tez danışmanım Sayın Dr. Öğr. Üyesi Abdullah AKGÜN'e ve değerli hocam Sayın Prof. Dr. Hacı Ali GÜLEÇ'e, Bilgi ve önerileri ile bana yol gösteren Sayın Dr. Öğr. Üyesi Ufuk BAĞCI'ya, Yardımlarını hiçbir zaman esirgemeyen Araş. Gör. Kadir ÇINAR'a, 2018/286 No'lu proje kapsamında maddi destekte bulunan Trakya Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Birimi (TÜBAP)'a, Teknik altyapısı ile reolojik analizlerinin yapımına olanak sağlayan Trakya Üniversitesi Teknoloji Araştırma ve Geliştirme Uygulama ve Araştırma Merkezi (TÜTAGEM)'e, Her koşulda sonsuz sevgi ve destekleri ile yanında olan aileme teşekkürlerimi sunarım. [IMAGE] İki grafik gösteriliyor. Sol taraftaki grafikte, yatay eksen "Kayma hızı" olarak etiketlenmiştir ve dikey eksen "Kayma gerilimi" olarak etiketlenmiştir. Grafikte, kayma hızı arttıkça kayma gerilimi de artan bir eğri gösterilmektedir. Sağ taraftaki grafikte, yatay eksen "Kayma hızı" olarak etiketlenmiştir ve dikey eksen "Görünür viskozite" olarak etiketlenmiştir. Bu grafikte, kayma hızı arttıkça görünür viskozitenin azalması gösteren bir eğri bulunur. [/IMAGE] Şekil 2.6. Dilatant davranış için akış ve viskozite eğrileri (Steffe, 1996). Dilatant davranışta psödoplastik davranış gibi üsülü yasa ile modellenir ve matematiksel model Denklem 2.4’de verilmiştir. Psödoplastik akışkanlardan farklı akış davranış indeksi olan n değerinin 1’den büyük olmasıdır (Rao, 1999). $\sigma = K\gamma^n \quad (1<n<\infty)$ Dilatant davranış gösteren gıdalara örnek olarak %40’lık çiğ mısır nişastası çözeltisi ve bazı bal çeşitleri verilebilir (Steffe, 1996). ### 2.4.2.1.3. Bingham Davranış Bingham davranışta kayma hızı arttıkça kayma gerilimi doğrusal olarak artar ancak akış eğrisi orijinden geçmez. Çünkü akışın başlaması için belirli bir gerilime ihtiyaç vardır ve bu gerilime akma gerilimi denir. Bingham davranışı Newton davranıştan ayrıran özellikte budur (Bıldır vd., 2018). Bingham davranış için akış ve viskozite eğrileri Şekil 2.7’de verilmiştir. [IMAGE] İki grafik gösteriliyor. Sol taraftaki grafikte, yatay eksen "Kayma hızı" olarak etiketlenmiştir ve dikey eksen "Kayma gerilimi" olarak etiketlenmiştir. Grafikte, kayma hızı arttıkça kayma gerilimi doğrusal olarak artan bir eğri gösterilmektedir. Sağ taraftaki grafikte, yatay eksen "Kayma hızı" olarak etiketlenmiştir ve dikey eksen "Görünür viskozite" olarak etiketlenmiştir. Bu grafikte, kayma hızı arttıkça görünür viskozitenin azalması gösteren bir eğri bulunur. [/IMAGE] Şekil 2.7. Bingham davranış için akış ve viskozite eğrileri (Steffe, 1996). Bingham davranış için kullanılan matematiksel model Denklem 2.5'de verilmiştir. $\sigma=\sigma_{0}+\eta^{\prime} \gamma \quad \text { Denklem } 2.5$ Bu denklemde $\sigma$ kayma gerilimini (Pa), $\sigma_{0}$ akma gerilimini (Pa), $\eta^{\prime}$ Bingham plastik viskoziteyi (Pa.s) ve $\gamma$ kayma hızını $\left(\mathrm{s}^{-1}\right)$ ifade eder (Rao, 1999). Bingham plastik davranış gösteren gıdalara örnek olarak düşük kayma hızlarındaki ketçap, hardal, domates salçası ve elma sosu verilebilir (Bıldır vd., 2018). ### 2.4.2.1.4. Herschel-Bulkey Davranış Herschel-Bulkey davranışta kayma hızı arttıkça kayma gerilimi doğrusal olmayan bir şekilde artar. Bingham davranışta olduğu gibi akma gerilimine sahip oldukları için de akış eğrileri orijinden geçmez. Bu nedenle bu davranış biçimi Psödoplastik davranışın akma gerilimine sahip şekli gibi düşünülebilir (Bıldır vd., 2018). Herschel-Bulkey davranış için akış ve viskozite eğrileri Şekil 2.8'de verilmiştir. [IMAGE] İki grafik gösteriliyor. Sol taraftaki grafikte, yatay eksen "Kayma hızı" olarak etiketlenmiştir ve dikey eksen "Kayma gerilimi" olarak etiketlenmiştir. Bu grafikte, kayma hızı arttıkça kayma gerilimi artan bir eğri gösterilmektedir. Sağ taraftaki grafikte, yatay eksen "Kayma hızı" olarak etiketlenmiştir ve dikey eksen "Görünür viskozite" olarak etiketlenmiştir. Bu grafikte, kayma hızı arttıkça görünür viskozitenin azaldığı bir eğri gösterilmektedir. [/IMAGE] Şekil 2.8. Herschel-Bulkey davranış için akış ve viskozite eğrileri (Steffe, 1996). Herschel-Bulkey için kullanılan matematiksel model Denklem 2.6'da verilmiştir. $\sigma=\sigma_{0}+\mathrm{K}_{\mathrm{H}}(\gamma)^{\mathrm{n}_{\mathrm{H}}} \quad\left(0<\mathrm{n}_{\mathrm{H}}<\infty\right) \quad \text { Denklem } 2.6$ Bu denklemde $\sigma$ kayma gerilimini (Pa), $\sigma_{0}$ akma gerilimini (Pa), $\mathrm{K}_{\mathrm{H}}$ kivam katsayısını (Pa.s), $\gamma$ kayma hızını $\left(\mathrm{s}^{-1}\right)$ ve $\mathrm{n}_{\mathrm{H}}$ akış davranış indeksini ifade eder (Rao, 1999). Herschel-Bulkey davranış gösteren gıdalara örnek olarak kıyılmış balık ezmesi ve kuru üzüm ezmesi verilebilir (Steffe, 1996). Ayrıca düşük kayma hızlarında Bingham davranış [IMAGE] Şekilde, mikrofiltrasyon sisteminin şematik gösterimi yer almaktadır. Resimde, besleme kabının (1) sıcak su banyosu (2) içinde yer aldığı, peristaltik pompanın (3) besleme kabından geçen sıvıyı membran modülüne (4) yönlendirdiği görülmektedir. Membran modülü, retentat ve permeat olarak iki farklı akışkanı ayırmaktadır. Retentat, besleme kabına geri dönmekte, permeat ise bir terazi (8) üzerindeki bir kabı (7) doldurmaktadır. Membran modülünün çıkışında bir basınçölçer (5) ve bir vana (6) yer almaktadır. Bu düzenek, mikrofiltrasyon sürecinin kontrolü ve izlenmesi için kullanılmaktadır. [/IMAGE] 1- Besleme kabı 2- Sıcak su banyosu 3- Peristaltik pompa 4- Membran modülü 5- Basınçölçer 6- Vana 7- Permeat kabı 8- Terazi Şekil 3.1. Mikrofiltrasyon sisteminin şematik gösterimi edilen standart eğri ve seyreltme faktörü kullanılarak hesaplanmıştır. BSA standart eğrisi Şekil 3.2'de verilmiştir. [IMAGE] Grafiğin x ekseni BSA konsantrasyonunu (mg/l) gösterirken, y ekseni 595 nm dalga boyundaki absorbansı göstermektedir. Grafiğin üzerindeki noktalar, BSA konsantrasyonu ile absorbans arasındaki doğrusal ilişkiyi göstermektedir. Grafiğin üzerindeki doğru, bu ilişkiyi temsil eden regresyon doğrusudur. Doğrunun üzerindeki denklem y = 0,0005x ve R² = 0,9967 olarak verilmiştir. Bu değerler, BSA konsantrasyonu ile absorbans arasındaki doğrusal ilişkiyi ve bu ilişkinin ne kadar iyi bir şekilde veri setini temsil ettiğini göstermektedir. [/IMAGE] Şekil 3.2. BSA standart eğrisi Analizde kullanılan reaktiflerin ve folin ayıracının hazırlanışı aşağıdaki verilmiştir. - A reaktifi: 1 gr Na/K tartarat ve 0.5 g CuSO₄.5H₂O'nun 100 ml ultra saf suda çözülmesi ile hazırlanmıştır. - B reaktifi: 20 g Na₂CO₃ ve 4 g NaOH'ın 1 lt ultra saf suda çözülmesi ile hazırlanmıştır. - C reaktifi: 1 ml A reaktifi ile 50 ml B reaktifi karıştırılarak hazırlanmıştır. - Folin ayıracı: Folin-Ciocalteu Lowry maddesi 1/10 oranında saf su ile seyreltilerek (0.2 N) hazırlanmıştır. Kullanıma kadar koyu renkli bir şişede buzdolabında saklanmıştır. ### 3.2.2.5. Laktoz Tayini Örneklerin laktoz tayini yüksek performanslı sıvı kromatografisi (HPLC) sistemi (1260 Infinity, Agilent Technologies, Almanya) ve bu sisteme ek olarak refraktif indeks dedektörü (G1362A, Agilent Technologies, Almanya) kullanılarak yapılmıştır. Tayin sırasında kolon (MetaCarb Ca Plus 300*7.8, Agilent Technologies, ABD) sıcaklığı 80 °C ve mobil faz olarak kullanılan ultra saf suyun akış hızı 0.5 ml/dk olarak ayarlanmıştır. Besleme ve permeat örnekleri 10, retentat örnekleri 40 kat seyreltildikten sonra gözenek boyutu 0.45 mm olan naylon disk filtreeden geçirilerek HPLC viallerine alınmıştır. Laktoz standardına ait veriler ve seyreltme faktörleri kullanılarak örneklerin laktoz miktarı hesaplanmıştır. Laktoz standart eğrisi Şekil 3.3’ te verilmiştir. [IMAGE] Şekil 3.3, bir lineer regresyon grafiğini gösterir. Y ekseninde "Pik alanı" ve x ekseninde "Laktoz (mg/ml)" değerleri yer alır. Grafiğin üzerindeki veriler, bir doğrusal ilişki gösterir ve bu ilişki y = 352877x denklemi ile ifade edilir. R² değeri 0,9999 olarak belirtilir, bu da verilerin doğrusal bir ilişki içinde olduğunu gösterir. Veriler, 0 ila 16 mg/ml aralığında yer alır ve pik alanları 0 ila 6000000 arasında değişir. [/IMAGE] Şekil 3.3. Laktoz standart eğrisi ### 3.2.2.6. Mineral Madde Tayini Örneklerin mineral madde tayini indüktif eşleşmiş plazma kütle spektrometresi (ICP-MS) sistemi (7800 ICP-MS, Agilent Technologies, ABD) kullanılarak yapılmıştır. Her örnek için kalsiyum, fosfor, potasyum, magnezyum, bakır, demir ve çinko elementlerinin miktarı belirlenmiştir. Örnek hazırlamada 0.5 g örnek üzerine 7 ml nitrik asit ve 1 ml HCl eklenmiş, daha sonra örnekler mikrodalga sisteminde 180 °C’ de 1 saat yakılmıştır. Yakma işleminden sonra da örnekler 100 kat seyreltilerek ICP-MS sistemine yerleştirilmiş ve analiz sonuçları elde edilmiştir. ### 3.2.3. Fiziksel Analizler #### 3.2.3.1. Renk Analizi Örneklerin renk analizi, renk ölçüm cihazı (CM-5, Konica Minolta, Japonya) kullanılarak CIE (L* a* b*) renk sistemine göre yapılmıştır. CIE renk sisteminde L*, a* [IMAGE] Bir laboratuvar ortamında yer alan reometre cihazı. Cihazın merkezinde büyük bir mavi tabanlı ve siyah gövdeli bir makine bulunuyor. Makinenin üst kısmında "Thermo" yazılı bir etiket yer alıyor. Makinenin yanına bir bilgisayar monitörü, klavye ve fare yerleştirilmiş. Makinenin solunda ise bir tür kabin veya kuyruk cihazı yer alıyor. Cihazın alt kısmında çeşitli düğmeler ve göstergeler bulunuyor. [/IMAGE] Şekil 3.4. Reolojik analizlerde kullanılan reometre cihazı [IMAGE] Şekil 3.5. Rotor ve kaba ait bilgileri gösteren bir çizim. Çizimde, rotor ve kaba ait ölçüler ve boyutlar yer alıyor. Rotorun çapı (D) 25.079 mm, yüksekliği (L) 37.601 mm olarak belirtiliyor. Kabanın çapı (D1) 27.201 mm olarak gösteriliyor. Rotorun ve kabanın iç yapısı da çizimde detaylı olarak gösteriliyor. [/IMAGE] Şekil 3.5. Rotor ve kaba ait bilgiler [TABLE] | Rotor | CC25DIN Ti | |-------|------------| | Çap (D) | 25.079 mm | | Yükseklik (L) | 37.601 mm | | Kap | CCB25DIN | | Çap (D1) | 27.201 mm | [/TABLE] [IMAGE] Bir çizim grafiği, görünür viskozite (mPa.s) ve kayma hızı (s^-1) arasındaki ilişkiyi gösteriyor. Grafikte, kayma hızı 0'dan 250'e kadar değişken olarak yer alırken, görünür viskozite 0'dan 25'e kadar değerler alıyor. Grafiğin eğrisi, kayma hızının artmasıyla birlikte görünür viskozitenin azalması gösteriyor. Eğri, başlangıçta daha dik bir şekilde düşüş gösterirken, daha sonra daha düz bir şekilde ilerliyor. Grafiğin alt kısmında "Şekil 4.3. WRF 3.5 olan retentat örneği için viskozite eğrisi" yazısı yer alıyor. [/IMAGE] [IMAGE] Bir çizim grafiği, görünür viskozite (mPa.s) ve kayma hızı (s^-1) arasındaki ilişkiyi gösteriyor. Grafikte, kayma hızı 0'dan 250'e kadar değişken olarak yer alırken, görünür viskozite 0'dan 50'e kadar değerler alıyor. Grafiğin eğrisi, kayma hızının artmasıyla birlikte görünür viskozitenin azalması gösteriyor. Eğri, başlangıçta daha dik bir şekilde düşüş gösterirken, daha sonra daha düz bir şekilde ilerliyor. Grafiğin alt kısmında "Şekil 4.4. WRF 4.5 olan retentat örneği için viskozite eğrisi" yazısı yer alıyor. [/IMAGE] [IMAGE]İlk grafik, kayma hızı (s^-1) ile görünür viskozite (mPa.s) arasındaki ilişkiyi gösteren bir çizgi grafiğidir. Kayma hızı 0'dan 250'e kadar değişirken, görünür viskozite 0'dan 50'e kadar değerler alır. Grafiğin üzerinde tek bir sarı çizgi bulunur ve bu çizgi, kayma hızının artmasıyla birlikte görünür viskozitenin azalması gösterir. Grafiğin altında "Şekil 4.5. WRF 5.5 olan retentat örneği için viskozite eğrisi" yazısı bulunur. İkinci grafik, aynı eksenlerle (kayma hızı ve görünür viskozite) oluşturulmuş, ancak bu kez farklı örneklerin (süt, WRF 2.5, WRF 3.5, WRF 4.5, WRF 5.5) viskozite eğrilerini karşılaştıran bir çizgi grafiğidir. Her örnek için farklı renk ve sembol kullanılmıştır. Süt için mavi çizgi, WRF 2.5 için turuncu çizgi, WRF 3.5 için yeşil çizgi, WRF 4.5 için gri çizgi ve WRF 5.5 için sarı çizgi bulunur. Grafiğin altında "Şekil 4.6. Örneklerin viskozite eğrileri" yazısı bulunur. [/IMAGE] # ÖZGEÇMİŞ | Adı Soyadı | : İrem KESER | |-------------|----------------| | Doğum Yeri | : Edirne | | Doğum Tarihi | : 28.10.1994 | | Yabancı Dili | : İngilizce | ## Eğitim Durumu | Lise | : 2009-2013 Edirne Lisesi | |------|---------------------------| | Lisans | : 2013-2017 Trakya Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Gıda Mühendisliği |
54
619520
## TEŞEKKÜR Yüksek lisans eğitimimde; akademik bilgi, beceri, pratik ve teorik anlamda yetişmemi sağlayan, tez çalışmalarım sırasında gerekli her türlü desteği, yardımı ve fedakârlığı esirgemeyen değerli danışman hocam Doç. Dr. Mustafa UGURLU'ya; Lisansüstü Oğrenimim süresince bilgi ve deneyimleriyle bana yol gösterici olan Ondokuz Mayıs Universitesi Zootekni Anabilim Dalı Oğretim üyeleri Prof. Dr. Filiz AKDAĞ, Doç. Dr. Bülent TEKE hocalarıma ve Zootekni Hayvan Besleme Bölümü akademik personeline; Tez çalışmasının temelini teşkil eden verilerin toplandığı Ordu Ili İkizce İlçesi'nde faaliyet gösteren işletmenin sahibi Ramazan GENÇ'e ve verilerin elde edilmesinde emeği geçen işletme çalışanlarına; Desteğini hiçbir zaman benden esirgemeyen değerli İlçe Müdürüm Erdal EKINCİ ile her zaman yanımda olan çok değerli çalışma arkadaşlarım Yusuf ÇOLAK ve Gizem ## ÜÇÜNCÜ'ye; Ayrıca ilkokul yıllarımdan bugüne kadar yetişmemde emeği geçen tüm hocalarıma, maddı ve manevi desteklerini esirgemeyen aileme ve her zaman yanımda olan sevgili eşime teşekkür etmekten büyük mutluluk ve onur duyarım. ÖZET ## ROMANOV KOYUN IRKINDA DOL VERİMİ ÖZELLİKLERİ, BUYUME, YAŞAMA GÜCÜ VE BAZI VÜCUT ÖLÇÜLERİ Amaç: Bu araştırma, Romanov koyun ırkının Karadeniz Bölgesi koşullarında halk elindeki bir sürüde döl verimi özellikleri, büyüme, yaşama gücü ve bazı vücut ölçülerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metot: Araştırmanın materyalını, 2 ve 3 yaşındaki 78 baş Romanov koyunu ve bu koyunlardan doğan 52 baş kuzu oluşturmuştur. Döl verimi özellikleri ve kuzuların doğum ağırlığı, sütten kesim yaşına (90 gün) kadar olan yaşama gücü oranı, canlı ağırlık ve vucut olçusu verileri tartı ve şerit metre ile tespit edilmiştir. Canlı ağırlık ve vücut ölçülerine ait verilerin 15.,30., 60., 75. ve 90.gündeki değerleri doğrusal interpolasyon yöntemi ile hesaplanmıştır. Verilerin istatistiksel değerlendirmesinde yaşama gücü için kı-kare testi, canlı ağırlık ve vücut ölçüleri için ise En Küçük Kareler Metodu kullanılmıştır. Bulgular: Romanov ırkı koyunlarda doğum oranı %89,74, bir doğuma düşen kuzu sayısı 1,71 ve sütten kesilen kuzu oranı %132,05 olarak belirlenmiştir. Kuzuların doğum ağırlığı, sütten kesim ağırlığı ve yaşama gücü oranı ortalamaları sırasıyla 3,12 kg, 11,42 kg ve %93,60 olarak bulunmuştur. Sütten kesim yaşındakı cidago yüksekliği, göğüs çevresi, incik çevresi, göğüs derinliği, göğüs genişliği ve vücut uzunluğu sırasıyla 44,12cm, 53,41cm, 7,78cm, 20,61cm, 16,49cm ve 43,14cm olarak belirlenmiştir. Ana yaşı, doğum tipi ve cinsiyet özelliklerinin sütten kesim yaşında canlı ağırlık, göğüs çevresi, incik çevresi, göğüs genişliği ve vücut uzunluğu üzerine etkisinin istafıstıksel olarak önemli (P<0,05) olduğu belirlenmiştir. Sonuç: Bu araştırmada, Karadeniz Bölgesinde yetiştirilen Romanov ırkı koyunların ikiz kuzulama oranının yüksek olduğu ve sütten kesim yaşındaki yaşama gücü oranının kabul edilebilir düzeyde olduğu belirlenmiştir. Kuzuların sütten kesim yaşındaki canlı ağırlıklarının beklenenden düşük olmasına rağmen büyüme kriterleri açısından problem oluşturmadığı söylenebilir. Anahtar kelimeler: Büyüme; Kuzu; Romanov; Vücut ölçüleri; Yaşama gücü Mevlüt ŞEN (Yüksek Lisans Tezi) Ondokuz Mayıs Universitesi-Samsun, Ocak-2020 ## ABSTRACT ## REPRODUCTIVE TRAITS, GROWTH, SURVIVABILITY AND SOME BODY MEASUREMENTS IN ROMANOV SHEEP A im: This researh was to determined reproductive traits, growth, survivability and some body measurements characteristics of Romanov lambs in Black Sea Region conditions. Material and Method: The material of study consisted of 78 Romanov sheep, 2-3 years old and pregnant, and their 52 lambs was born in 2019 year. The reproductive traits, lamb birth weight, survivability of weaning age and growth period traits were determined with weight and tapemeasure. Data of 15., 30., 60., 75. ve 90.days belong to live weight and body measurements were calculated with linear interpolation method. Instatistical evaluation of data; khi-square test wasused for survivability while least square analyze wasused for live weight and body measurements. Results: Birth rate, the number of lambs perone birth and the rate of weaning lambs were determined to be 89,74%, 1,71 and 132,05% respectively. Birth weight, weaning weight and survivability for lamb were determined to be 3,12 kg, 11,42 kg and 93,60% respectively, Height at withers, chest circumference, cannon-bone circumference, chest width and body lenght during weaning period (90 days) were 44,12, 53,41, 7,78, 20,61, 16,49 and 43,14 cm. Maternal age, birth type and gender characteristics were found to have an effect (P<0,05) on chest circumference, cannon-bone circumference, chest width and body lenght for weaning age. Conclusion: In this study, it was determined that the twin lambing rate of Romanov sheep was high and their lambs survivability for weaning age was accepteble. However, although lamb weights for weaning age are lower than expected, it can be say that they are not a problem in terms of growth criteria. Key Words: Body measurements; Growth; Lamb; Romanov; Survivability; Mevlüt ŞEN (Master Thesis) Ondokuz Mayis University-Samsun, January-2020 ## 1. GİRİŞ Dünya'da yaklaşık 1.202.430.935 baş koyun bulunmakta ve 9.498.356 ton kuzu eti üretimi yapılmaktadır. Dünya'daki toplam kırmızı et üretiminde kuzu eti uretiminin payı %4.60'dir. Avrupa Birliği'nde yaklaşık 99.387.487 baş koyun bulunmakta ve 876.175 ton kuzu eti üretimi yapılmaktadır. Avrupa Birliği'nde toplam kırmızı et üretiminde kuzu eti üretiminin payı ise % 2.69'dur. Türkiye'de ise yaklaşık 30.983.933 baş koyun bulunmakta ve 333.000 ton koyun eti üretimi yapılmaktadır. Türkiye'de toplam kırmızı et üretiminde kuzu etinin payı ise yaklaşık % 24.86'dır (FAO, 2019). Türkiye koyun varlığı yönünden dünya ülkeleri arasında 10. sırada yer almaktadır (FAO, 2019). Ancak hayvan başına elde edilen verim düzeyi nüfus artışına paralel olarak artırılamadığı için kişi başına düşen üretim düzeyi yönünden gen sıralarda yer kalmaktadır. Türkiye'deki yerli koyun ırkları ıslahı halihazırda devam ettiği için üretim özelliklerinin kültür ırkı koyunlara göre daha düşük olduğu bilinmektedir. Koyun yetiştiriciliğinde; koyunlarda üreme özellikleri, kuzularda büyüme ve yaşama gücü özellikleri başarıyı belirleyen en önemli değerlendirme ölçütleri arasında yer almaktadır. Bu durum göz önünde bulundurularak Türkiye'de ıslah çalışmalarının (Yılmaz ve ark., 2002; Unal ve ark., 2006) yanı sıra döl verimi yüksek ırkların ithalatı yapılarak kuzu eti üretimindeki etkinliğin artırılmasına yönelik çalışmalar yapılmıştır (Kul ve Akcan, 2002; Urüşan ve Emsen, 2010; Kopuzlu ve Sezgin, 2017; Aslan ve Emsen, 2017). Büyüme; zigotun oluşumundan itibaren ergin canlı ağırlığa ulaşana kadar canlının ağırlık kazanması olarak ifade edilen ve hayvan yetiştiriciliğinde pratik ve ekonomik önemi olan fizyolojik özelliklerden birisidir. Büyüme, doğum öncesi (prenatal) ve doğum sonrası (postnatal) olmak üzere iki dönemde incelenir. Doğum öncesi dölyatağı(uterus)'ndaki büyüme, doğumla birlikte canlının doğum ağırlığı olarak sonuçlanmaktadır. Doğum sonrası büyüme ise ergin canlı ağırlık ve vücut ölçülerine ulaşıncaya kadar devam etmektedir (Akçapınar ve Ozbeyaz, 1999). Canlı olarak dünyaya gelip belli bir yaşa kadar hayatta kalabilme yeteneği olarak tanımlanan yaşama gücü prenatal ve postnatal olmak üzere iki dönemde incelenir. Prenatal yaşama gücü tötüsun normal gelişimini tamamlayarak sağlıklı ve canlı olarak doğmasını ifade eder. Doğum sonrası dönemi kapsayan postnatal yaşama gücü ise koyun başına sütten kesilen yavru sayısı ile belirlenen ve işletmenin kârlılığı bakımından da önemli olan bir özelliktir (Akçapınar ve Özbeyaz, 1999). Hayvan yetiştiriciliğinde belirli dönemlerde tespit edilen canlı ağırlık ve vucut ölçüleri büyümenin takibi ve ırk özelliklerinin tanımlanması bakımından önemlidir. Vücut ölçülerinden cidago yüksekliği, göğüs çevresi, göğüs derinliği, göğüs genişliği, incik çevresi ve vücut uzunluğu gibi özellikler hayvanın büyüme ve gelişiminin değerlendirilmesi için gereklidir. Daha önce yapılan çeşitli çalışmalarda hayvanın vücut yapısını bilimsel olarak tanımlayabilmek için doğum ağırlığı, belirli aralıklarla veya belirli zamanlarda canlı ağırlık ve bazı vücut bölgelerinin ölçüleri alınarak yapılan çalışmalar bulunmaktadır (Tekerli ve ark., 2002; Erol ve Akçadağ, 2009; Yakan ve ark., 2012; Aktaş ve ark., 2016). Son yıllarda anavatanı Rusya olan Romanov koyunu Türkiye'ye ithal edilen ırklar arasında yerini almıştır. Romanov ırkı koyunlar döl verimi yüksek, kurk verimiyle öne çıkan bir ırk olarak tanınmaktadır. Vücut siyah-gri, baş, bacaklar ve kuyruk siyah, parlak ve kısa kıllarla örtülüdür. Baş geniş ve uzun, burun üstü kemerlidir. Vücut orta irilikte, anaç dişilerin canlı ağırlığı 45-48 kg civarındadır (Akçapınar, 2000). Bir ırkın yeni bir çevreye uyum sağlaması, o ırkın yeni bölgede biyolojik yapısının ve fonksiyonlarının denge halinde olması, verim özelliklerinin normal olması ve kalıtsal gücünün gerektirdiği verimi ortaya koymasıdır. Çiftlik hayvanlarında çevreye uyum kabiliyetini ortaya koyabilmek için yetiştirildiği bölgedeki (doğal yaşam alanı) ve götürüldüğü bölgedeki yaşama gücü ve verim özelliklerini ortaya koymak ve karşılaştırmak gerekmektedir (Akçapınar ve Özbeyaz, 1999). Irkların farklı bölgelerdeki adaptasyon kabiliyetlerinin belirlenmesi, o ırklardan daha verimli yararlanılması bakımından önem taşımaktadır. Adaptasyon kabiliyetinin belirlenmesinde öncelikli olarak döl verimi ve yaşama gücü daha sonra büyüme ve vücut özellikleri gibi özellikler ön planda tutulmaktadır. Türkiye'de Romanov koyunlarının anavatanının koşullarına yakın iklim koşullarına sahip olan Erzurum ili ve çevresinde saf yetiştirilen Romanov koyunları ve Komanov koyunlarının yerli ırk koyunlarla melezlenmesi ile oluşan kuzularda büyüme ve vücut ölçüleri ile ilgili araştırmalar yapılmıştır (Kopuzlu ve Sezgin, 2017; Aslan ve Emsen,2017). Bununla birlikte Romanov ırkı kuzuların Türkiye içerisinde yetiştirildikleri diğer yerlerdeki büyüme ve yaşama gücü gibi yetiştiricilik açısından önemli olan özelliklerinin belirlenmesi gerekmektedir. Bu araştırma, Ordu ili İkizce ilçesinde bulunan bir aile işletmesinde yetiştirilen Romanov kuzularda büyüme, yaşama gücü ve bazı vücut ölçülerinin belirlenebilmesi amacıyla yapılmıştır. ![](_page_0_Picture_2.jpeg) ## 1 1 1 1 1 1 1 ## 2. GENEL BİLGİLER ## 2.1 Romanov Irkı Romanov irkı koyunlar Rusya'nın Volga bölgesinde özellikle Tutayev kesminin dağlık kısımlarında yetiştirilen yüksek döl verimi kabiliyetine sahip bir ırk olarak tanımlanmaktadır. Bu ırkın yetiştirildiği bölgede deri, yapağı ve döl verimi yönünden yapılan seleksiyon çalışmaları ile elde edildiği sanılmaktadır. Vucut siyah-gri, baş-bacaklar ve kuyruk siyah parlak ve kısa kıllarla örtülüdür. Baş geniş ve uzun, burun üstü kemerlidir. Her iki cinsiyet boynuzlu veya boynuzsuz olabilir. Ağızda beyaz örtücü kıllar ve kılsız yerler görülür. Bacaklarda ve kuyruk ucunda beyaz lekeler görülür. Vücudu örten kıllar kaba karışık özellik göstermektedir. Derisi kürk olarak kullanılmaktadır. Kuyruk kısa, kuyruk omuru sayısı 11-14 arasındadır. Vücut orta irilikte, ergin canlı ağırlık 45-48 kg, yapağı verimi 1,5-2 kq, yapağı inceliği 28-58 mikron arasındadır. Süt ve döl verimi yüksek olup, ikiz, üçüz ve dördüz doğumların oranı yüksektir (Akçapınar, 2000). ## 2.2 Döl Verimi Ozellikleri Döl verimi, hayvan yetiştiriciliğinde kullanılan bir terim olup bir yetiştirme döneminde anaç sürüden elde edilen yavru sayısı veya yavru oranı olarak ifade edilir. Hayvan yetiştiriciliğinde başarılı olmanın şartlarından birisi hayvanlarda düzenli olarak döl alınmasının sağlanmasıdır. Hayvanların döl verimindeki artış; sürü büyüklüğünün devam ettirilmesi, sürüde ayıklama ve seleksiyon işlemlerinin etkili şekilde yapılması, sürüde verimliliğin sağlanması yönünden önemlidir. Koyun ırkları içerisinde genetik özelliklerinden dolayı döl verimi kabiliyeti yüksek olan ırklar bulunmaktadır. Bununla birlikte, döl veriminin kalıtım derecesi düşük olduğundan dolayı yaş, bakım-besleme, damızlıkta kullanma yaşı, vücut yapısı, kondisyon gibi çevre şartları döl verimi özellikleri üzerine daha etkilidir (Akçapınar ve Ozbeyaz, 1999). Afyon koşullarında aynı koşullarda farklı yıllardaki doğum oranları Akkaramanlarda %80, 100 ve 88,89 Dağlıçlarda %60, 93,75 ve 76,19 Sakızlarda %86,60, 77,78 ve 61,54 Ivesilerde %100, 100 ve 94,44 olarak tespit edilmiştir. Aynı araştırmada bir doğumdaki ortalama kuzu sayısı Akkaramanlarda 1,33, 1,38 ve 1,38 Dağlıçlarda 1,00, 1,06 ve 1,31 Sakızlarda 1,46, 2,14 ve 2,50 Ivesilerde 1,20, 1,08 ve 1,47 olarak tespit edilmiştir (Tekerli ve ark., 2002). Marmara Hayvancılık Araştırma Enstitüsünde farklı yıllarda aynı koşullarda yetiştirilen Ramlıç ırkı koyunlarda ortalama doğum oranı %69,40 bir doğumdaki ortalama kuzu sayısı 1,13 olarak bildirilmiştir (Ceyhan ve ark., 2010). Tokat ilinde bir aile işletmesinde yetiştirilen Gıcık koyunlarında doğum oranı %89,91 abort oranı %3,67 olarak belirlenmiştir. Karayaka ve Bafra (Sakız × Karayaka Gı) koyunlarda sırasıyla doğum oranı %92,30 ve 93,70 bir doğuma düşen kuzu sayısı 1,08 ve 1,78 olarak tespit edilmiştir (Unal ve ark., 2003). ## 2.3 Yaşama Gücü Yaşama gücü, canlının hayatta kalabilme yeteneğidir. Yaşama gücü; genotip, cinsiyet, ana yaşı ve ana tarafından uterusta ve süt emme döneminde sağlanan besleme, doğum tipi, bir doğumdaki yavru sayısı ve doğum ağırlığı, iklim şartları, hastalıklar gibi faktörlerden etkilenmektedir. Yaşama gücü, prenatal yaşama gücü olarak ikiye ayrılmaktadır. Prenatal yaşama gücü fötüsün normal gelişmesini ve yavrunun canlı ve sağlıklı doğmasını, postnatal yaşama gücü ise kuzularda sütten kesim yaşındaki yaşama gücü olarak ifade edilmektedir. Kuzularda sütten kesim yaşındaki (90.gün) yaşama gücü işletmenin kârlılığı ve devamlılığı için önemlidir (Akçapınar, 2000). Genotipin yaşama gücü üzerine etkisi bir doğuma düşen yavru sayısı fazla olan koyun ırklarında; kuzu doğum ağırlığının düşük olması(Tekerli ve ark. 2002) ve analık içgüdülerine bağlı olarak koyun yavru ilişkisindeki zayıflık nedeniyle kuzuların yaşama gücünü olumsuz etkileyebilmektedir (Nowak ve Poindron, 2006). Kuzu yaşama gücünün ana yaşına bağlı olarak varyasyon gösterdiği ve ilk kuzusunu 2-5+ yaşları arasında doğuran koyunların kuzularındaki yaşama gücunun, aynı yaşlarda ikinci ve daha çok doğum yapan koyunların kuzularının yaşama gücünden önemli derecede düşük olduğu bildirilmiştir (Sawalha ve ark, 2007). Ana yaşı 5+ olan koyunların yavru bakım kabiliyetlerinin azalmasına bağlı olarak kuzu yaşama gücünde azalmaların oluşabileceği bildirilmektedir (Morris ve ark. 2000, Sawalha ve ark. 2007), Bir koyun sürüsünde ikiz doğumların artması teorik olarak döl veriminin artması anlamına gelmektedir. Ancak çoklu doğumlarda özel bakım ve besleme uygulanmadığı takdirde koyunlarda yavru kaybı ve ölü doğumlar oluşabilmektedir. Doğum sonrası ikiz ve üçüz doğan kuzularda tek doğanlara göre ölüm oranı daha yüksek olmaktadır. Çoklu doğumlarda doğum ağırlığı düşük olmakta ve buna bağlı olarak ilk hafta kuzu ölümleri artmaktadır(Akçapınar ve Ozbeyaz 1999). Akkaraman ve Sakız × Akkaraman Fı koyunlarda yapılan bir araştırmada kuzuların yaşama gücü oranı 30. günde sırasıyla %97,83 ve 98,00; 90. günde ise %91,30 ve 92,00 olarak tespit edilmiştir. Yaşama gücü erkek ve dişi kuzularda sırasıyla 30. günde %96,08 ve 100,00; 90. günde %86,27 ve 97,78, 2-5+ yaşları arasındaki analardan doğan kuzularda 30. günde %95,75-100,00; 90. günde %82,35-97,06 olarak tespit edilmiştir (Unal, 2002). Ivesi, Ost-Friz × Ivesi melezi (F1) koyunlarda yapılan bir çalışmada kuzuların yaşama gücü oranı 105. günde sırasıyla %82,61 ve 86,96 olarak bildirilmiştir (Kul ve Akcan, 2002). Afyon koşullarında Akkaraman, Dağlıç, Sakız ve İvesi koyunlarının verim özelliklerinin araştırıldığı bir çalışmada kuzuların 30. ve 90. gündeki yaşama gücü oranı sırasıyla %100,00 ve %100,00; 96,55 ve 96,55; 71,43 ve 71,43; 96,55 ve 89,66 olarak tespit edilmiştir (Tekerli ve ark., 2002). Karayaka ve Bafra (Sakız × Karayaka G1) koyunlarda yapılan bir araştırmada kuzuların yaşama gücü oranı genotiplere göre 30. ve 90. günde sırasıyla %97,20; 93,30 ve %93,60; 91,90 olarak belirlenmiştir. Aynı araştırmada yaşama gücü oranı genotiplere göre erkek ve dişi kuzularda sırasıyla %95,00; 92,50 ve %93,10; 91,90, tekiz, ikiz, üçüz ve dördüz kuzularda %98,10; 96,00, %93,20; 91,90; %93,00; 90,40 ve%71,10; 67,10 olarak belirlenmiştir (Unal ve ark, 2003). Halk elinde yetiştirilen Karagül koyun sürülerinde yapılan bir araştırmada kuzuların yaşama gücü oranı erkek ve dişi kuzularda sırasıyla %88,00 ve 92,00 olarak belirlenmiştir (Erol ve Akçadağ, 2009). Saf yetiştirilen Ivesi, Morkaraman, Tuj ve bu ırkların Romanov koyun ırkı ile yapılan melezlemeleri sonucunda saf ırklar ve Romanov melezi kuzularda 60. gündeki yaşama gücünün sırasıyla %100,00 ve 100,00, tekiz, ikiz ve üçüz kuzularda %100,00, 100,00 ve 90,00 erkek ve dişi kuzularda ise %100,00 ve 100,00 olduğu bildirilmiştir (Ürünşan ve Emsen, 2010). Van ve yöresinde yetiştirilen Hamdanı koyunlarında yapılan bir araştırmada kuzuların ortalama yaşama gücü oranı 90. günde %95,05 olarak tespit edilmiştir. Araştırmada 30., 60. ve 90. günlerdeki yaşama gücü sırasıyla tekiz kuzularda %100,00, 96,55 ve 96,55 ve ikiz kuzularda %92,86, 92,86 ve 85,71 erkek kuzularda %100,00, 95,83 ve 93,75 dişi kuzularda %98,11, 96,04 ve 95,05 oranlarında bulunmuştur (Üztürk ve Odabaşıoğlu, 2011). Ankara şartlarında Akkaraman, İvesi ve Kıvırcık koyun ırkları üzerinde yapılan bir araştırmada kuzuların 30. ve 90. günlerdeki yaşama gücü oranı sırasıyla %100, 92,59; 95,45 ve %97,67, 88,88, 90,90 2-4 yaşlarındaki koyunlardan doğan kuzularda %95.55-100.00 ve 93,10-95,55 aralığında, erkek ve dişi kuzularda ise %95,83; 97,72 ve %91,66; 95,45 tekiz ve ikiz kuzularda %95,83; 97,05 ve %87,50; 95,58 olarak bildirilmiştir (Yakan ve ark, 2012). Doğu Anadolu Bölgesinde Romanov ve Morkaraman x Romanov Hi ve Morkaraman x Romanov G1 melezi kuzularda yapılan bir araştırmada yaşama gücü sırasıyla %73,00, 91,00 ve 88,00 erkek ve dişi kuzularda 78,00 ve 86,00 tekiz, ikiz, üçüz ve dördüz kuzularda %88,00, 84,00, 74,00 ve 83,00 olarak bildirilmiştir (Kutluca Korkmaz ve Emsen, 2016). Eskişehir ilindeki bir işletmede yetiştirilen Orta Anadolu Merinosu ırkı koyunlarda yapılan bir araştırmada kuzuların 75. gündeki genel yaşama gücü oranı %90,80 olarak tespit edilmiştir (Aktaş ve ark, 2016). ## 2.4 Büyüme Büyüme, zigotun oluşumundan itibaren ergin ağırlığa ulaşana kadar canlının ağırlık kazanması olarak tanımlanmaktadır. Büyümenin devam ettiğinin göstergesi olan canlı ağırlık artışının büyümenin ilk dönemlerinde düşük, ilk dönem ile ergin çağ arasındaki dönemde yüksek, ergin çağa yaklaşılan dönemde ise azalma ve durma eğiliminde olduğu ifade edilmiştir. Büyümenin, yanı kas, kemik ve organlardakı doku ve ağırlık artışının, belirlenmesinin ekonomik önemi çok büyüktür. Büyüme hızı, doğum ağırlığının iki misli olana kadar geçen süre ile tanımlanır. Bu sürenin koyun türü için 20-30 gün olduğu bilinmektedir. Büyüme doğum öncesi ve doğum sonrası dönem olmak üzere ikiye ayrılır. Doğum öncesi büyümenin kriteri doğum ağırlığı olarak ifade edilmektedir. Doğum ağırlığı üzerine genotip, cinsiyet ve ana yaşının etkili olduğu bilinmektedir (Akçapınar, Ozbeyaz, 1999). Doğum sonrası büyüme doğumla başlayan ve ergin çağa kadar devam eden bir zaman aralığıdır. Doğum sonrası büyümenin ilk aşaması olan süt emme dönemindeki buyumeye doğum ağırlığı, genotip, cinsiyet, doğum tipi, ana yaşı gibi bireye at özellikler olduğu gibi, bireye bağlı olmayan iklim, yıl, mevsim, bakım ve besleme gibi birçok çevresel faktörün etkili olduğu bildirilmiştir (Akçapınar ve Ozbeyaz, 1999; Akçapınar 2000; Kul ve Akcan, 2002; Atasoy ve ark 2003, Ceyhan ve ark 2013). ## 2.5 Doğum Ağırlığı Doğum ağırlığı, kuzuların doğum sonrası büyüme dönemindeki hızına etkisi olması bakımından önem taşımaktadır. Doğum ağırlığı; genotip, cinsiyet, anayaşı ve doğum tipi gibi çeşitli çevresel faktörlerin ortak etkisiyle şekillenmektedir. Kuzularda doğum ağırlığı yaklaşık 3,5-5,5 kg aralığında olduğu zaman normal sınırlar içerisinde olduğu kabul edilmektedir (Dalton ve ark., 1980). Erkek kuzular dişi kuzulara göre daha yüksek doğum ağırlığına sahiptirler. Erkek kuzuların doğum ağırlığının fazla olmasının gebelik süresinin uzun olmasına bağlı olduğu belirtilmektedir. Genç anaların yavruları yaşlı anaların yavrularına göre daha düşük doğum ağırlığına sahip olduğu bu durumun genç anaların ergin çağdakı analara göre yavrulara sağladığı anasal şartların yetersiz olmasından kaynaklandığı belirtilmektedir (Akçapınar ve Ozbeyaz, 1999). Akkaraman ve Sakız × Akkaraman F1 kuzularda yapılan bir araştırmada düzeltilmiş doğum ağırlıkları sırasıyla genotiplerde 4,38 ve 4,32 kg, erkek ve dişi kuzularda 4,47 ve 4,23 kg, 2 yaş üstü analardan doğan kuzularda 4,01-4,64 kg ve doğum tipi bakımından tekiz ve ikiz kuzularda 4,56 ve 4,14 kg olduğu belirlenmiştir (Unal, 2002). Ivesi ve Ost-Friz × Ivesi (F1) kuzularda yapılan bir araştırmada doğum ağırlığı sırasıyla genotiplerde 4,15 ve 4,64 kg, erkek ve dişi kuzularda 4,25 ve 3,99 kg, doğum tipi bakımından ise 4,30 ve 3,73 kg olarak tespit edilmiştir (Akcan ve Kul, 2002). Karayaka ve Bafra (Sakız × Karayaka G1) koyunlardan elde edilen kuzularda yapılan bir araştırmada doğum ağırlığı sırasıyla genotiplerde 3,80 ve 3,90 kg, erkek ve dişi kuzularda 3,90; 4,00 kq ve 3,70 ve 3,80kg, tekiz kuzularda 3,90; 4,50 ve 3,20; 4,00 olarak bildirilmiştir (Unal ve ark. 2003). Halk elinde yetiştirilen Karagül koyun sürülerinde yapılan bir araştırmada ortalama doğum ağırlığı 3,13 kg, sırasıyla erkek ve dişi kuzularda 3,03 ve 3,23 kg ve 2-5+ yaşındaki analardan doğan kuzularda 3,08-3,16 kg arasında olduğu belirlenmiştir (Erol ve Akçadağ, 2009). Urüşan ve Emsen (2010)'in yaptığı bir araştırmada saf yetiştirilen İvesi, Morkaraman, Tuj ırkların Romanov koyun ırkı ile yapılan melezlemeleri sonucunda Romanov melezi kuzularda doğum ağırlığının (4,4 kg) yerli ırk kuzuların doğum ağırlığından (4,0 kg) 0.4 kg daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Van bölgesinde Hamdani koyunlarının verimlerinin ve morfolojik özelliklerinin araştırıldığı bir çalışmada ortalama doğum ağırlığının 4,48 kg olduğu, erkek ve dişi kuzularda ortalama doğum ağırlığının ise sırasıyla 4,60 ve 4,37 kg, tekiz ve ikiz kuzularda 4,90 ve 4,06 kg, 2-4+ yaşındaki analardan doğan kuzularda 4,27-4,89 kg aralığında olduğu bildirilmiştir (Öztürk ve Odabaşıoğlu, 2011). Ankara şartlarında Akkaraman, İvesi ve Kıvırcık ırkı kuzularda yapılan bir araştırmada doğum ağırlığı sırasıyla 4,50; 4,50 ve 4,34 kg, erkek ve dişi kuzularda 4,65 ve 4,19 kg, tekiz ve ikiz kuzularda 4,71 ve 3,64 kg, 2-4 yaşındakı analardan doğan kuzularda 4,17-4,86 kg olarak tespit edilmiştir (Y akan ve ark., 2012). Doğu Anadolu Bölgesinde Romanov ve Morkaraman x Romanov Hi ve Morkaraman × Romanov G1 melezi kuzularda yapılan bir araştırmada doğum ağırlığı sırasıyla 2,50, 4,30 ve 4,10 kg, erkek ve dişi kuzularda 3,80 ve 3,50 kg, tekiz, ikiz, içüz ve dördüz kuzularda 4,40, 3,00, 2,40 ve 1,50 kg olarak bildirilmiştir (Kutluca Korkmaz ve Emsen, 2016). Yetiştirici şartlarında Orta Anadolu Merinos kuzularda yapılan bir araştırmadadoğum ağırlığı genel ortalamasının 4,26 kq, sırasıyla erkek ve dişi kuzularda 4,39 ve 4,14 kg, tekiz ve ikiz kuzularda 4,71 ve 3,81 kg, 2-7 yaş aralığındaki analardan doğan kuzularda ise 4,00-4,34 kg aralığında olduğu belirlenmiştir (Aktaş ve ark. 2016). Erzurum koşullarında yetiştirilen Morkaraman, Morkaraman x Akkaraman ve Romanov x Morkaraman melezi kuzuların büyüme özellikleri üzerine yapılan bir araştırmada doğum ağırlıkları sırasıyla 3,97, 3,87 ve 3,47 kg, erkek ve dişi kuzularda 4,00 ve 3,54 kg, tekiz ve ikiz kuzularda 4,11 ve 3,43 kg, 2-4 yaş aralığındaki analardan doğan kuzularda 3,41-4,13 kq olarak bildirilmiştir (Kopuzlu ve Sezgin, 2017). ## 2.6 Canlı Ağırlık Akkaraman ve Sakız × Akkaraman F1 kuzularda yapılan bir araştırmada 45. ve 90.gündeki düzeltilmiş canlı ağırlık ortalamaları sırasıyla genotiplerde 16,22 ve 16,11, 26,37 ve 25,48kg, erkek ve dişi kuzularda 17,21 ve 15,12 kg, 27,43 ve 24,43 kg, 2-5+ yaşındaki analardan doğan kuzularda 14,49-18,26 kg ve 24,26-28,03 kg, doğum tipi bakımından tekiz ve ikiz kuzularda 17,42 ve 14,91, 26,95 ve 24,90 olduğu belirlenmiştir (Unal, 2002). İvesi ve Ost-Friz × İvesi (Fi) kuzularda yapılan bir araştırmada 45. ve 90. gündeki canlı ağırlık ortalamaları sırasıyla genotiplerde 10,02 ve 12,13 kg, 14,04 ve 16,43 kg, erkek ve dişi kuzularda 10,13, 11,65, 9,95, 12,95 kg ve 14,44, 15,42, 13,75, 17,35 kg, tekiz ve ikiz kuzularda 10,55, 13,51, 8,54, 9,37 ve 14,59, 18,17 ve 12,50, 12,08 kg olarak tespit edilmiştir (Kul ve Akcan, 2002). Karayaka ve Bafra (Sakız × Karayaka Gı) koyunlardan elde edilen kuzularda yapılan bir araştırmada 45. ve 90. gün canlı ağırlığı sırasıyla genotiplerde 11,4 ve 19,50 kg, 13,60 ve 22,50 kg, erkek ve dişi kuzularda 13,30 ve 23,00 kg, 11,70 ve 19,00 kg, tekiz ve ikiz kuzularda 15,60, 25,60 kg ve 13,70, 23,30 kg olarak tespit edilmiştir (Unal ve ark. 2003). Halk elinde yetiştirilen Karagül koyun sürülerinde yapılan bir araştırmada 120. ve 180. gün ortalama canlı ağırlık sırasıyla 22,66 ve 24,62 kg, erkek ve dişi kuzularda 23,31, 25,46 ve 21,98, 23,88 kq, 2-5+ yaşındakı analardan doğan kuzularda 21,90-24,13 ve 23,68-25,90 kg arasında belirlenmiştir (Erol ve Akçadağ, 2009). Van bölgesinde Hamdani koyunlarının verimlerinin ve morfolojik özelliklerinin araştırıldığı bir çalışmada 30. ve 90. gündeki ortalama canlı ağırlık sırasıyla 10,71 ve 21,59 kg, erkek ve dişi kuzularda 10,78, 21,90 ve 10,63, 22,05 kg, tekiz ve ikiz kuzularda 10,72, 21,38 ve 10,89, 22,59 kg, 2-4+ yaşındaki analardan doğan 10,44-11,12, 21,84-22,07 kg olarak bildirilmiştir (Oztürk ve Odabaşıoğlu, 2011). Ankara şartlarında Akkaraman, İvesi ve Kıvırcık ırkı kuzularda yapılan bir araştırmada 30. ve 90. günde canlı ağırlık değerleri sırasıyla 12,31, 12,59 ve 23,79, 25,19, 25,85, erkek ve dişi kuzularda 12,87, 26,83 ve 11,96, 23,46 kg, tekiz ve ikiz kuzularda 12,89, 25,90 ve 11,10, 22,96 kg, 2-4 yaşındakı analardan doğan kuzularda 11,95-12,94 ve 24,54-25,84 kg aralığında tespit edilmiştir (Yakan ve ark., 2012). Yetiştirici şartlarında Orta Anadolu Merinos kuzularda yapılan bir araştırmada büyüme döneminde 75. ve 120. gün canlı ağırlığı erkek ve dişi kuzularda sırasıyla 19,20, 29,50 ve 18,00, 27,00 kq, 2-7 yaş aralığındaki analardan doğan kuzularda 17,70-19,10 ve 27,40-28,90 kg, tekiz ve ikiz kuzularda 20,30,30,30 ve 16,90, 26,20 kg olarak belirlenmiştir (Aktaş ve ark, 2016). ## Vücut Olçüleri 2.7 Vücut ölçüleri hayvanların morfolojik yapısı hakkında bilgi vermesi bakımından önemlidir. Hayvan yetiştiriciliğinde, vücut ağırlığı ve vücut ölçüleri arasında sıkı bir ilişki olduğu bilinmektedir. Vücut ağırlığı ile et verimi arasında yakın bir ilişki olduğu bilinmektedir. Koyun yetiştiriciliğinde yüksek yapılı, bedeni uzun, geniş ve derin olan hayvanlar damızlıkta kullanılarak et üretiminde artış sağlanabilmektedir. Vücut ölçüleri, buzağıların büyüme ve gelişmesini takip etme ayrıca ilk kez damızlıkta kullanma zamanını belirlemek açısından da önem taşımaktadır (Unal, 2002). Ankara Universitesi Veteriner Fakültesi Eğitim Uygulama ve Araştırma Çiftliği'nde Akkaraman ve Sakız × Akkaraman Fi koyunlar üzerinde yapılan bir araştırmada sütten kesim çağındaki (90. gün) kuzuların sırasıyla cidago yüksekiği 54,80 ve 55,51 cm, vücut uzunluğu 53,61 ve 54,42 cm, göğüs çevresi 69,64 ve 68,26 cm, göğüs derinliği 24,52 ve 24,91 cm, incik çevresi 7,17 ve 7,11 cm olarak tespit edilmiştir (Unal, 2002), İvesi, Ost-Friz × İvesi melezi (Fı) koyunlarda yapılan bir çalışmada kuzuların sütten kesim yaşındaki (105. gün) bazı vücut ölçülerinden sırasıyla cidago yüksekliği 48,00, 50,27 cm, vücut uzunluğu 45,18, 48,36 cm, göğüs çevresi 63,36, 62,73,göğüs derinliği 20,45, 21,45, göğüs genişliği 15,82, 15,73 olarak tespit edilmiştir (Kul ve Akcan, 2002). Charollais × Romanov × Akkaraman F¡ ve Charollais × Romanov × Morkaraman Fı melezi ilkbahar mevsiminde doğan kuzularda 150. gün bazı vücut ölçüleri sırasıyla cidago yüksekliği 58,27 ve 56,90 cm, vücut uzunluğu 53,86 ve 53,60 cm, göğüs çevresi 102,21 ve 101,16 cm, incik çevresi 9,38 ve 9,04 cm, erkek ve dişi kuzularda sırasıyla cidago yüksekliği 57,64 ve 57,53 cm, vücut uzunluğu 56,55 ve 50,91 cm, göğüs çevresi 97,94 ve 105,43 cm, incik çevresi 9,23 ve 9,19 cm, tekiz, ikiz ve üçüz kuzularda cidago yüksekliği 58,62, 56,99 ve 57,14 cm, vücut uzunluğu 55,96, 54,68 ve 50,55 cm, göğüs çevresi 103,53, 101,74 ve 99,78 cm, incik çevresi 9,48, 9,03 ve 9,12 cm olarak bildirilmiştir (Kutluca Korkmaz ve Emsen, 2016). ## 3. MATERYAL VE METOT ## 3.1 Materyal Bu araştırma, Ordu ilinin İkizce ilçesi Şentepe köyündeki bir aile işletmesinde yürütülmüştür. Araştırmanın canlı materyalını, işletmeye 2018 yılı Eylül ayında gebe olarak getirilen 2 ve 3 yaşındaki 78 baş Romanov koyun ve bu koyunlardan doğan 52 baş kuzu oluşturmuştur. Araştırma materyalını oluşturan koyunlardan elde edilen dol verimi özellikleri ve kuzularının doğum ağırlığı, sütten kesim yaşına (90 gün) kadar olan yaşama gücü oranları, canlı ağırlık ve vücut ölçüleri verileri değerlendirilmıştır. ## 3.2 Metot ## 3.2.1 Anaç Koyun ve Kuzuların Bakım ve Beslenmesi Araştırma kapsamına alınan koyunlar dol verimi, kuzularda yaşama gücü, doğum ağırlığı, büyüme performansı ve vücut ölçüleri kayıtlarının düzenli alınabilmesi için plastik kulak küpeleriyle numaralandırılmıştır. Araştırma süresince işletmede uygulanan bakım ve beslenme koşullarında her hangi bir değişiklik yapılmamış ve işletme koşulları aynen uygulanmıştır. Araştırma kapsamına alınan koyun sürüsüne, işletmenin rutininde de olduğu gibi, antiparazıter ilaç uygulaması ile enterotoksemi aşısı yapılmıştır. Anaç koyunlar ve kuzuları bakım ve beslenmesi barındırıldıkları alanlara kaba ve kesif yem için yemlikler konularak ağılda yapılmıştır. Koyun ve kuzuların beslenmesinde kullanılan konsantre yem ve kuru otun ham besin madde miktarları AOAC(2000)'de bildirilen analiz metotlarına göre Ondokuz Mayıs Universitesi Veteriner Fakültesi Hayvan Besleme ve Beslenme Hastalıkları Anabilim Dalı laboratuvarında belirlenmiştir. Metabolik enerji düzeyleri ise konsantre yem için (1'SE, 1991), kaba yem için Kirchgessner ve Kellner (1981)'in hesaplama yöntemi ile belirlenmiştır. Konsantre ve kaba yemin analız sonucunda elde edilen besin madde değerleri de Tablol'de verilmiştir. Koyunların ve kuzuların onunde her zaman temiz su bulundurulmuştur. | Besin Madde İçeriği | Konsantre yem | Kaba yem (Kuru ot) | |------------------------------|---------------|--------------------| | Kuru madde (%) | 90,34 | 91,40 | | Ham protein (%) | 15,66 | 8,58 | | Ham selüloz (%) | 10,16 | 36,40 | | Ham yağ (%) | 2,30 | 2,11 | | Ham kül (%) | 8,26 | 12,40 | | ADF (%) | | 38,15 | | NDF (%) | | 59,42 | | Metabolik Enerji (kcal / kq) | 2680 | 2158 | Tablo 1. Besi süresince kuzulara verilen kesif ve kaba yeme ait besin madde içerikleri A DF: A sit deterjan fiber NDF: Nötral deterjan fiber ## 3.2.2 Döl Verimi Ozellikleri Araştırmada, işletmeye gebe olarak getirilen 78 baş Romanov koyununun bir üretim dönemindeki döl verimi özelliklerinin belirlenmesi için doğum oranı, abort oranı, tek doğum oranı, ikiz doğum oranı, kuzu oranı, bir doğuma düşen kuzu sayısı ve sütten kesilen kuzu oranı gibi döl verim özellikleri belirlenmiştir (Erol ve ark., 2017). Damızlık sürü için döl verimi özellikleri aşağıdaki şekilde hesaplanmıştır (Akçapınar, 2000). Doğum oranı: (doğuran koyun sayısı / koç altı koyun sayısı) × 100 Abort oranı: (abort yapan koyun sayısı / gebe kalan koyun sayısı) × 100 Tek doğum oranı: (tek doğuran koyun sayısı / doğuran koyun sayısı) × 100 İkiz doğum oranı: (ikiz doğuran koyun sayısı/ doğuran koyun sayısı) × 100 Kuzu verimi: (doğan kuzu sayısı / koç altı koyun sayısı) × 100 Bir doğuma düşen kuzu sayısı: Doğan kuzu sayısı / doğuran koyun sayısı Sütten kesilen yavru oranı: Sütten kesilen kuzu sayısı / koç altı koyun sayısı ## 3.2.3 Kuzularda Yaşama Gücü Araştırmada kuzularda postnatal yaşama gücü düzeyinin belirlemek için doğan kuzuların numaralandırılması yapılmış ve sütten kesime kadar günlük takip edilmişlerdir. Ayrıca, damızlık sürünün tamamında 90 günlük sütten kesim yaşına kadar doğan tüm kuzuların günlük takibi yapılarak ölen kuzuların ölüm tarihleri ve cinsiyetleri kaydedilmiştir (Y akan ve ark., 2012). ## 3.2.4 Doğum Ağırlığı ve Büyüme Dönemi Canlı Ağırlık İşletmedeki 78 baş damızlık Romanov koyundan 35 baş koyun tesadüfi olarak seçilerek doğumları takip edilmiş ve doğan 52 baş kuzu doğumdan sonra vücutları tamamen kuruduktan sonra kulak küpesi ile numaralandırılmıştır. Kuzuların numaralandırılmasından sonra annelerinin yaşı (2 ve 3 yaş), doğum tipi (tek veya ikiz) ve cinsiyeti (dişi ve erkek) kaydedilmiş ve bu işlemleri takiben 50 grama hassas dijital terazi kullanılarak doğum ağırlıkları tartılmıştır. Ayrıca, kuzuların 90 günlük sütten kesime kadar olan büyüme performanslarının belirlenmesi için periyodik olarak 15 günlük aralıklarla kuzular sabah aç karnına iken tartımları yapılmıştır. Kuzuların 15., 30., 60., 75. ve 90. gündeki canlı ağırlık değerleri tartımlarından elde edilen değerlerin doğrusal interpolasyonu ile hesaplanmıştır (Ekiz, 2000). ## 3.2.5 Kuzularda Vücut Olçüleri Kuzularda sütten kesim yaşına kadar bazı vücut ölçülerinin belirlenmesi için, tartımların yapıldığı gün ile aynı günde olmak üzere, 15 günlük aralıklarla ölçümler yapılmıştır. Vücut ölçülerinden cidago yüksekliği, göğüs derinliği, göğüs genişliği ve vücut uzunluğu ve ölçü bastonu, incik çevresi ise ölçü şeridi kullanılarak ölçülmüştür. Vücut ölçülerinden; cidago yüksekliği: yer ile cidagonun en üst noktası arasındakı dikey mesafe; göğüs çevresi: cidago ve cristastemi arasındakı kısmın çepeçevre ölçülmesi, göğüs derinliği: cıdago ile cristastemi arasındaki dikey mesafe (Atasoy ve ark., 2003); göğüs genişliği: iki kaput humeri arasındaki mesafe; incik çevresi: sağ ön ayakta metatarsusun en ince kısmının çepeçevre ölçülmesi ve vücut uzunluğu: art. humeri ile tuberichii arasındaki mesafe olarak belirlenmiştir. Kuzuların 15., 30., 60., 75. ve 90. gündeki vücut ölçüleri, ölçümlerde elde edilen değerlerin doğrusal interpolasyonu ile hesaplanmıştır (Sarı ve ark,2014). ## 3.2.6 Verilerin İstatiksel Değerlendirilmesi Bu araştırmada, kuzuların yaşama gücü değerlerinin karşılaştırılmasında khikare testinden yararlanılmıştır. Kuzuların doğum ağırlığı ve 90 günlük sütten kesim yaşına kadar olan canlı ağırlık ve vucut ölçülerinin 15., 30., 60., 75. ve 90.gündeki değerleri doğrusal interpolasyon yöntemi ile hesaplanmıştır (Sarı ve ark, 2014). Bu özelliklere etki eden faktörlerin (ana yaşı, doğum tipi ve cinsiyet) hesaplanmasında "En Küçük Kareler Metodu" kullanılmıştır (Ekiz, 2000). İstatistiksel hesaplamalar SPSS ### 4. BULGULAR #### Döl Verimi Özellikleri 4.1 - Araştırmanın yapıldığı aile işletmesine 2018 yılı Eylül ayında gebe olarak getirilen 78 baş damızlık Romanov irkı koyunun bir üretim dönemindeki döl verimi özellikleri Tablo 2'de verilmiştir. Romanov ırkı koyun sürüsünde doğum oranı % 89,74, abort oranı %10,25 bir doğuma düşen kuzu sayısı 1,71 ve sütten kesim zamanındaki kuzu oranı %132,05 olarak tespit edilmiştir. | O zellikler | Sayı (n) | Oran (% ) | | |-----------------------------|----------|-----------|--| | Doğum oranı | 70 | 89,74 | | | Abort oranı | 8 | 10,25 | | | Tek doğum oranı | 23 | 32,85 | | | İkiz doğum oranı | 47 | 67,14 | | | Bir doğum düşen kuzu sayısı | 120 | 1,71 | | | Kuzu verimi | 120 | 153,84 | | | Sütten kesilen kuzu oranı | 103 | 132,05 | | | | | | | Tablo 2.Romanov koyun ırkında bazı döl verimi özellikleri # 4.2 Kuzularda Yaşama Gücü Romanov kuzularında 90 günlük sütten kesim yaşına kadar olan çeşitli büyüme dönemlerine ait yaşama gücü oranları Tablo 3'de verilmiştir. Bu araştırmada dişi kuzuların yaşama gücü oranının erkek kuzuların yaşama gücü oranından yüksek olduğu tespit edilmiştir. Bununla birlikte yaşama gücü oranı bakımından cinsiyet grupları arasında 15., 30., 60. ve 90.günlerdeki yaşama gücü oranları arasındaki farkın istatistiksel olarak önemsiz (P>0,05) olduğu belirlenmiştir. Sürüde sütten kesim zamanındaki yaşama gücü ortalamasının %93,60 olduğu tespit edilmiştir. ### 4.3 Büyüme ## 4.3.1 Doğum Ağırlığı Romanov kuzularında doğum ağırlığına ait ortalama değerler ve standart hataları Tablo 4'te verilmiştir. Romanov kuzularında ortalama doğum ağırlığının 3,12 kg olduğu belirlenmiştır. Doğum ağırlığının ana yaşı artışı ile artma eğiliminde olduğu, tekiz kuzuların ikiz kuzulardan ve erkek kuzuların dişi kuzulardan daha ağır olduğu belirlenmiştir. Bununla birlikte ana yaşının, doğum tipinin ve cinsiyetin doğum ağırlığına etkisinin istatistiksel olarak önemsiz (P >0,05) olduğu tespit edilmiştir. Tablo 3. Romanov kuzularında sütten kesim yaşına kadar çeşitli büyüme dönemlerindeki yaşama gücü değerleri (%) | Gün | Cinsiyet | | Genel | |-------------------|----------|-------|-------| | | Dişi | Erkek | | | Doğan kuzu sayısı | 56 | 64 | 120 | | 15. gün | | | | | N | 56 | 63 | 119 | | % | 100,00 | 98,43 | 99,16 | | X 2 | 0,88 | | | | 30. gün | | | | | N | 55 | 60 | 115 | | % | 98,21 | 95,23 | 96,60 | | X2 | 0,80 | | | | 60. gün | | | | | N | 54 | 56 | 110 | | % | 98,20 | 93,30 | 95,70 | | X 2 | 1,62 | | | | 90. gün | | | | | N | 53 | 50 | 103 | | 96 | 98,10 | 89,30 | 93,60 | | X 2 | 3,62 | | | ## 4.3.2 Canlı Ağırlık Romanov kuzularında 15.,30., 45., 60., 75. ve 90. günlerdeki kuzuların canlı ağırlık değerleri ve standarı Tablo 4'te sunulmuştur. Kuzuların büyüme dönemindeki canlı ağırlıkları üzerine ana yaşı, doğum tipi ve cinsiyetin, 90. gündeki doğum tipi (P<0,05) hariç, etkisinin önemsiz olduğu belirlenmiştir. ## 4.4.V ücut Ölçüleri Romanov kuzularda büyüme dönemindeki bazı vücut ölçülerine (cidago yüksekliği, göğüs çevresi, incik çevresi, göğüs genişliği ve vücut uzunluğu) ait değerler Tablo 5, Tablo 7, Tablo 8, Tablo 9 ve Tablo 10'da sunulmuştur. Cidago yuksekliği üzerine ana yaşı, doğum tipi ve cinsiyetin etkisinin,15. günde cinsiyetin etkisi (P<0,05) hariç, sütten kesim yaşına (90 gün) kadar olan büyüme döneminde istatistiksel olarak önemsiz olduğu saptanmıştır. Bu araştırmada, Romanov kuzularda sütten kesim yaşındaki ortalama cidago yüksekliği 44,12 cm olarak belirlenmiştir (Tablo 5). Göğüs çevresi üzerine ana yaşı, doğum tipi ve cinsiyetın etkisinin, 90. günde doğum tıpı (P<0,01) hariç, sütten kesim yaşına kadar olan süre (90 gün) içerisinde istatistiksel olarak önemsiz olduğu saptanmıştır. Araştırmada, Romanov kuzuların sütten kesim yaşındaki ortalama göğüs çevresi 53,41 cm olarak tespit edilmiştir (Tablo 6). Incik çevresi üzerine ana yaşı, doğum tipi ve cinsiyet etkisinin, 60. (P<0,05) ve 90. günde doğum tipi (P<0,05) hariç, sütten kesim yaşına kadar olan dönem (90 gün) içerisinde istatistiksel olarak önemsiz olduğu saptanmıştır. Kuzuların sütten kesim yaşındaki ortalama incik çevresi 7,78 cm olarak tespit edilmiştir (Tablo 7). Göğüs derinliği üzerine ana yaşı, doğum tipi ve cinsiyet etkisinin doğumdan sütten kesim yaşına kadar olan periyot (90 gün) içerisinde istatistiksel olarak önemsiz olduğu saptanmıştır. Kuzuların sütten kesim yaşındaki ortalama göğüs derinliği 20,61 cm olarak tespit edilmiştir (Tablo 8). Göğüs genişliği üzerine ana yaşı, doğum tipi ve cinsiyet etkisinin, 60. ve 90. günde doğum tipi (P<0,05) hariç, istatistiksel olarak önemsiz olduğu saptanmıştır. Kuzuların sütten kesim yaşındaki ortalama göğüs genişliği 16,49 cm olarak tespit edilmiştir (Tablo 9). Vücut uzunluğu üzerine ana yaşı, doğum tipi ve cinsiyet etkisinin, 75. (P<U,U5) ve 90, günde doğum tipi (P<0,05) hariç, istatistiksel olarak önemsiz olduğu saptanmıştır. Kuzuların sütten kesim yaşındaki ortalama vücut uzunluğu 43,14 cm olarak tespit edilmiştir (Tablo 10). | Incelenen ozellikler | N | 15. gün | n | 30. gün | n | 45. gun | n | 60. gün | n | 75. gün | n | 90. gün | |----------------------|----|--------------|-----|------------|----|------------|------|------------|------|------------|----|------------| | A na yaşı | | | | | | | | | | | | | | 2 | 29 | 37,90±0,65 | 27 | 39,65±0,60 | 27 | 41,63±0,71 | 24 | 42,93±0,66 | 24 | 43,5940,67 | 24 | 44,49±0,70 | | 3 | 22 | 39,9940,67 | 20 | 40,04±0,75 | 18 | 41,3740,91 | 18 | 42,23±0,69 | 18 | 43,23±0,70 | 18 | 43,75±0,72 | | Doğum tipi | | | | | | | | | | | | | | Tek | 10 | 37,6640,84 | இ | 40,32±0,88 | 9 | 41,34±1,04 | / | 43,52±0,87 | | 43,67±0,89 | | 44,85±0,92 | | İkiz | 41 | 38,72±0,41 | 38 | 39,3740,39 | 36 | 41,66±0,49 | 35 | 41,64±0,38 | 35 | 43,16±0,38 | 35 | 43,39±0,40 | | Cinsiyet | | * | | | | | | | | | | | | Dişi | 26 | 36,91 =0,663 | 23 | 40,17±0,61 | 24 | 41,0640,93 | 23 | 42,0940,66 | 23 | 42,71±0,68 | 23 | 43,34±0,70 | | Erkek | 25 | 38,9840,66p | 24 | 39,5240,74 | 21 | 41,94±0,75 | 19 | 43,07±0,68 | 19 | 44,12±0,70 | 19 | 44,91±0,72 | | Genel | 51 | 37,94±0,46 | 4 / | 39,84±0,48 | 45 | 41,50±0,47 | 43 - | 42,58±0,47 | 43 - | 43,41±0,48 | 43 | 44,12±0,50 | Tablo 5. Kuzuların çeşitli büyüme dönemlerine ait ortalama cidago yüksekliği ve standart hataları (cm) (x±Ş: ) a,b; aynı sütunda aynı özellik için farklı harflerle gösterilen değerler arasındaki fark önemlidir (P<0,05) | Incelenen özellikler | n | 15.gun | n | 30.gun | n | 45.gün | n | 60.gün | N | 75.gün | n | 90.gün | |----------------------|----|------------|----|------------|----|------------|----|-------------|----|------------|----|-------------| | Ana yaşı | | | | | | | | | | | | | | 2 | 29 | 11,8340,51 | 27 | 15,20±0,55 | 25 | 15,50±0,66 | 25 | 16,94±0,77 | 25 | 17,03±0,79 | 25 | 16,75±0,64 | | 3 | 22 | 13,0940,53 | 20 | 15,0000,68 | 18 | 15,77±0,84 | 18 | 16,17±0,80 | 18 | 16,83±0,82 | 18 | 16,23±0,66 | | Doğum tipi | | | | | | | | 水 | | | | 水 | | Tek | 10 | 12,59±0,62 | 9 | 15,82±0,80 | 8 | 16,17±0,96 | 8 | 17,90±1,02p | 8 | 18,00±1,04 | 8 | 17,61±0,85p | | İkiz | 41 | 12,3840,33 | 38 | 14,39±0,36 | 35 | 15,20±0,46 | 35 | 15,21±0,44ª | 35 | 15,86±0,45 | 35 | 15,37±0,37a | | Cinsiyet | | | | | | | | | | | | | | Dişi | 25 | 12,40±0,52 | 24 | 14,83±0,67 | 24 | 15,4240,81 | 24 | 16,50±0,78 | 24 | 16,48±0,79 | 24 | 16,28±0,66 | | Erkek | 26 | 12,59±0,53 | 23 | 15,37±0,56 | 19 | 15,85=0,69 | 19 | 16,61±0,80 | 19 | 17,38±0,81 | 19 | 16,70±0,64 | | Genel | 51 | 12,48±0,37 | 47 | 15,10±0,44 | 45 | 15,63±0,53 | 43 | 16,55±0,56 | 43 | 16,9340,57 | 43 | 16,49±0,46 | | | | | | | | | | | | | | | Tablo 9. Kuzuların çeşitli büyüme dönemlerine ait ortalama göğüs genişliği ve standart hataları (cm) (x± Şç ) a,b; aynı sütunda aynı özellik için farklı harflerle gösterilen değerler arasındaki fark önemlidir (P<(1,05) | Incelenen özellikler | n | 15.gun | n | 30.gun | n | 45.gun | N | 60. gun | n | 75.gun | N | 90. gun | |----------------------|----|------------|----|------------|----|-------------|------|------------|-----|-------------|----|-------------| | Ana yaşı | | | | | | | | | | | | | | 2 | 29 | 33,4940,80 | 24 | 36,69±0,52 | 27 | 38,41 #0,55 | 25 | 39,7240,67 | 25 | 41,75±0,83 | 25 | 43,38±0,64 | | 3 | 22 | 34,45±0,83 | 17 | 36,60±0,65 | 18 | 39,43±0,71 | 18 | 40,56±0,70 | 18 | 42,03±0,86 | 18 | 42,90±0,67 | | Doğum tipi | | | | | | | | | | 米 | | 水 | | Tek | 10 | 34,07±1,03 | ப | 37,47±0,76 | இ | 39,6040,81 | 8 | 41,1140,80 | 8 | 43,19±1,10b | 8 | 44,36±0,85p | | Ikiz | 41 | 33,8740,51 | 38 | 35,8340,34 | 36 | 38,24±0,38 | 35 | 39,1540,38 | 35 | 40,60±0,47ª | 35 | 41,92±0,37ª | | Cinsiyet | | | | | | | | | | | | | | Dişi | 26 | 33,9540,81 | 24 | 36,41±0,53 | 24 | 38,9740,58 | 24 | 40,35±0,67 | 24 | 41,89±0,86 | 24 | 42,61±0,66 | | Erkek | 25 | 34,0000,82 | 23 | 36,88±0,64 | 21 | 38,97 ±0,68 | 19 | 39,91±070 | 1 ਰ | 41,90±0,83 | 19 | 43,67±0,64 | | Genel | 51 | 33,97±0,57 | 47 | 36,65±0,41 | 45 | 38,9240,45 | 43 - | 40,1340,48 | 43 | 41,6840,60 | 43 | 43,14±0,46 | Tablo 10. Kuzuların çeşitli büyüme dönemlerine ait ortalama vücut uzunluğu ve standart hataları (cm) (x± Şç ) a,b; aynı sütunda aynı özellik için farklı harflerle gösterilen değerler arasındaki fark önemlidir (P<(1,05) ## 5. TARTIŞMA ## Döl Verimi Özellikleri 5.1 Bu araştırmanın yürütüldüğü Karadeniz Bölgesi'nde yer alan Ordu ilinin Ikizce ilçesine bağlı Şentepe köyündeki bir aile işletmesine gebe olarak getirilen Romanov koyunlarının döl verimi özellikleri incelendiğinde; doğum oranının %89,74 abort oranının %10,25 bir doğuma düşen kuzu sayısının 1,71 olduğu belirlenmiştir (Tablo 2).Türkiye'de yetiştirilen koyun ırklarında yapılan araştırmalarda Ramlıç ırkı için ortalama doğum oranı %69,40 ve bir doğuma düşen kuzu sayısı 1,13 (Ceyhan ve ark., 2010), Karagül ırkı için doğum oranı %91,00 ve bir doğuma düşen kuzu sayısı 1,04 (Erol ve Akçadağ, 2009), Gıcık koyunları için ortalama doğum oranı %89,91 abort oranı %3,67, tekiz doğum oranı %94,90 ve ikiz doğum oranı %10,20 (Çimen ve ark.,2003) olarak bildirilmiştir. Bu araştırmada, Romanov ırkı kuzulardan belirlenen doğum oranının (%89,74), Ramlıç ırkı hariç diğer ırklara ait doğum oranının altında olduğu, bir doğuma düşen kuzu sayısının (1,71) ise diğer ırkların üzerinde olduğu belirlenmiştir. Abort oranı (%10,25) ise Çimen ve ark.(2003)'nın Gicık koyunlarında belirlenen abort oranı (%3,67)'ndan yüksek bulunmuştur. Bu araştırmada Romanov ırkı koyunları için belirlenen döl verimi özelliklerinin genelde düşük olması araştırmanın koyunların işletmeye getirildiği ilk yıl içinde yapılmış olması sebebiyle koyunların adaptasyon döneminin tamamlanmamış olması ve bakım-besleme koşullarındaki eksiklikten kaynaklanmış olabilir. Nitekim, iklimsel değişiklikler, bakım ve idare hataları gibi faktörlerin dölverimi üzerine etkili olduğu bildirilmektedir (Akçapınar ve Ozbeyaz, 1999). ## Yaşama Gücü 5.2 Yaşama gücü, canlının hayatta kalabilme yeteneğidir. Yaşama gücü; genotip, cinsiyet, ana yaşı ve ana tarafından uterusta ve süt emme döneminde sağlanan besleme, doğum tipi, bir doğumdaki yavru sayısı ve doğum ağırlığı, iklim şartları, hastalıklar gibi taktorlerden etkilenmektedir. Kuzularda sütten kesim yaşındaki (90-140 gün) yaşama gücü işletmenin kârlılığı ve devamlılığı için önemlidir (Akçapınar, 2000). Türkiye'de yetiştirilen koyun ırklarında yapılan araştırmalarda sutten kesim zamanında kuzuların ortalama yaşama gücü oranları Akkaraman ırkı için 105 gunluk sürede % 68,96 (Esen ve Yıldız, 2000), 90 günlük sürede % 91,67 (Ünal, 2002) ve % 97,67 (Yakan ve ark, 2012), İvesi ırkı için 105 günlük sürede % 82,61 (Kul ve Akcan,2002), 90 günlük sürede % 88,88 (Yakan ve ark., 2012), Kıvırcık ırkı için 90 günlük sürede % 90,90 (Yakan ve ark, 2012), Hamdani kuzuları için 90 günlük sürede % 95,05 (Oztürk ve Odabaşıoğlu, 2011), Orta Anadolu Merinosu ırkı nıçın 120 günlük sürede % 90,80 (Aktaş ve ark, 2016) olarak bildirilmiştir. Doğum ağırlığı 1,7 kg'ın altında olan kuzularda yaşama gücü oranı %6,00 iken, ortalama 3,4 kg doğum ağırlığına sahip kuzularda %91,90 olarak bildirilmiştir (Maud ve Duffell, 1977). Ayrıca, en yüksek yaşama gücü oranının ortalama 4,5 kg doğum ağırlığına sahip kuzularda görüldüğü belirtilmektedir (Oldham ve ark, 2011). Bu araştırmada 90 günlük sütten kesim donemindeki ortalama yaşama gücü 93,60 olarak tespit edilmiştir. Araştırmada, Romanov ırkında bir doğuma düşen kuzu sayısı (1,70)'nın yüksek olması ve kuzuların doğum ağırlığı (3,12 kg)'nın Türkiye'de yetiştiriciliği yapılan ırkların doğum ağırlığı altında olmasına rağmen yaşama gücü yüksek sayılabilecek bir seviyededir. Bu araştırmada cinsiyet grupları bakımından sütten kesim yaşında (90 gün) dişi kuzuların yaşama gücü oranı (%98,10)'nın erkek kuzuların yaşama gücü oranı (%89,30)'ndan yüksek olduğu ve dişi kuzuların yaşama gücünün erkek kuzuların yaşama gücünden 1,1 kat daha fazla olduğu tespit edilmiştir. Nitekim, dişi kuzuların hayatta kalma oranının erkek kuzuların 1,3 katı olduğu bildirilmiştir (Koyuncu ve Duymaz, 2017). Bu araştırmada elde edilen değerler bu bilgi ile uyumludur. ## 5.3 Büyüme ## 5.3.1 Doğum Ağırlığı Doğum ağırlığı, kuzuların doğum sonrasındakı büyüme dönemindeki hızına etkisi olması bakımından önem taşımaktadır. Kuzularda doğum ağırlığının ırk farklılıklarına göre yaklaşık 3,5-6,0 kg aralığındaki değişiminin ideal sınırlar içerisinde olduğu kabul edilmektedir.Türkiye'de yetiştirilen koyun ırklarında yapılan araştırmalarda ortalama kuzu doğum ağırlığı Akkaraman ırkı için 3,73 kg (Esen ve Yıldız, 2000), 4,56 kg (Ünal,2002), 4,50 kg (Y akan ve ark, 2012), Ivesi ırkı için 4,15 kg (Kul ve Akcan, 2002), 4,40 kg (Yakan ve ark, 2012), Kıvırcık ırkı için 2,81 kg (Altın ve ark, 2003), 4,34 kg (Y akan ve ark, 2012), 4,49 kg (Alarslan ve ark, 2019), Karagül ırkı için 3,13 kg (Erol ve Akçadağ, 2009), Hamdanı kuzuları için 4,48 kg (Oztürk ve Odabaşıoğlu, 2011), Karacabey Merinosu ırkı için 3,69 kg (Sezenler ve ark., 2013), Orta Anadolu Merinosu ırkı için 4,26 kg (Aktaş ve ark., 2016). Ramlıç genotipi için 4,42 kg (Ceyhan ve ark., 2010), Karayaka ve Bafra ırkı kuzular için sırasıyla 3,80 kg olarak bildirilmiştir. Bu araştırmada bulunan ortalama kuzu ağırlığının (3,12 kg) kuzu doğum ağırlığı için kabul edilen (3,5-6,0 kq) ve Türkiye'de yetiştirilen koyun ırklarının kuzularının doğum ağırlıklarının altında olduğu belirlenmiştir. Bununla birlikte, Türkiye'nin Doğu Anadolu Bölgesinde yetiştiriciliği yapılan Romanov kuzularda büyüme özelliklerinin araştırıldığı bir araştırmada bildirilen doğum ağırlığı (2,5 kg), bu araştırmada tespit edilen doğum ağırlığının altında bulunmuştur. Doğum ağırlığı; genotip, cinsiyet, anayaşı ve doğum tipi ile birlikte çeşitli çevresel faktörlerin bir araya gelmesi sonucu şekillenmektedir. Genç anaların yavrularının yaşlı anaların yavrularına göre daha düşük doğum ağırlığına sahip olduğu ve bu durumun genç anaların ergin çağdaki analara göre yavrulara sağladığı anasal şartların yetersiz olmasından kaynaklandığı belirtilmektedir (Akçapınar ve Ozbeyaz, 1999). Romanov ırkı koyunlarda çoklu doğum oranının yüksek olduğu bilinmektedir. Nitekim bu araştırmada ikiz doğum oranı tekiz doğum oranına göre yüksek bulunmuştur. Koyunlarda ergin yaşın 4-5 yaş olarak kabul edilmekte ve ana yaşı artışı ile doğum ağırlığının arttığı da bilinmektedir. Bu araştırmadaki koyunların 2-3 yaşlı olmasının kuzu doğum ağırlığı üzerine etkili olduğu düşünülebilir. Dolayısıyla doğum ağırlığının düşük olması ikiz doğum oranı ve sürünün genç analardan oluşması ile açıklanabilir. ## 5.3.2 Kuzuların Büyüme Döneminde Canlı Ağırlığı Hayvan yetiştiriciliğinde belirli dönemlerde canlı ağırlık takibi ile büyümenin yanı ağırlık artışının belirlenmesi ekonomik açıdan önemlidir. Büyüme hızı, doğum ağırlığının iki katı olana kadar geçen süre ile tanımlanır. Bu süre koyun türü için 20-30 gün olarak belirlenmiştir (Akçapınar ve Özbeyaz, 1999). Bu araştırmada, Romanov ırkı kuzuların doğum ağırlığı ortalamasının 3,12 kg, 30. gün ortalama canlı ağırlığının 6,25 kg olduğu tespit edilmiştir. Dolayısıyla büyüme hızının koyun türü için belirlenmış olan zaman aralığı içerisinde olduğu söylenebilir. Koyun yetiştiriciliğinde genellikle doğal büyütme metodunda ana yanında ve normal süt emdirilerek büyütme metodu uygulanmaktadır. Bu büyütme şeklinde kuzular 90-140 gün kadar analarının yanında tutulurlar. Bu süre içerisinde hem ana sütü emerler hem de yem tüketip süre sonunda da sütten kesilerek sadece yemle beslenerek büyütmeye devam edilir (Akçapınar, 2000). Bu araştırmada 90 günlük süre sonunda sütten kesim uygulanmıştır. Türkiye'de yetiştirilen koyun ırklarında yapılan araştırmalarda sütten kesim zamanında kuzuların ortalama canlı ağırlığı Akkaraman ırkı için 105 günlük sürede 17,42 kg (Esen ve Yıldız, 2000), 90 günlük sürede 26,11 kg (Ünal, 2002) ve25,85 kg (Y akan ve ark, 2012). Ivesi ırkı için 105 günlük sürede 15,39 kg (Kul ve Akcan, 2002), 90 günlük sürede 22,38 kg (Yakan ve ark., 2012). Kıvırcık ırkı için 117 günlük sürede 20,34 kg (Altın ve ark., 2003), 90 günlük sürede 23,79 kg (Yakan ve ark., 2012). Hamdani kuzuları için 90 günlük sürede 21,59 kg (Oztürk ve Odabaşıoğlu, 2011). Karacabey Merinosu ırkı için 90 günlük sürede 27,13 kg (Sezenler ve ark,, 2013). Orta Anadolu Merinosu ırkı için 120 günlük sürede 28,30 kg (Aktaş ve ark,2016). Ramlıç genotipi için 90 günlük sürede 30,25 kg (Ceyhan ve ark, 2010) olarak bildirilmiştir. Bu araştırmada bulunan ortalama kuzu ağırlığının (11,42 kg) kaynaklarda bildirilen 90. günde sütten kesilen kuzuların canlı ağırlıklarının altında olduğu belirlenmiştir. Kuzuların sütten kesilebilecekleri zaman kriteri dışında kuzuların canlı ağırlığının 12-13 kg'a veya doğum ağırlıklarının 3-4 katına ulaşınca da sütten kesilebileceği bildirilmiştir (Kaymakçı ve Sönmez, 1996). Bu araştırmada elde edilen sütten kesim ağırlığı bu kriter ile uyum göstermektedir. Bununla birlikte, sütten kesim çağındaki (90 gün) Romanov ırkı kuzuların canlı ağırlığının kaynaklarda çeşitli koyun ırkları için bildirilen değerlerin altında olmasının; doğum ağırlığının düşük olması ve bakım-beslemenin eksik uygulanmasından kaynaklanmış olabileceği düşünülebilir. ## 5.4 Vücut Olçüleri Vücut ölçüleri hayvanların morfolojik yapısı hakkında bilgi vermesi bakımından önemlidir. Hayvan yetiştiriciliğinde, vücut ağırlığı ve vücut ölçüleri arasında sıkı bir ilişki olduğu bilinmektedir. Vücut ağırlığı, damızlıkta ilk kullanma zamanının belirlenmesi ve et verimi ile yakın ilişkisi nedeniyle yetiştırıcılık bakımından önemli bir özelliktir. Koyun yetiştiriciliğinde yüksek yapılı, bedeni uzun, geniş ve derin olan hayvanlar damızlıkta kullanılarak et üretiminde artış sağlanabilmektedir. Bu nedenle büyüme dönemindeki; cidago yüksekliği, vücut uzunluğu, göğüs derinliği ve göğüs genişliği gibi vücut ölçülerindeki değişim önemli olmaktadır. Ayrıca, vücut ölçüleri, hayvanların büyüme ve gelişmesini takip etme ayrıca ilk kez damızlıkta kullanma zamanını belirlemek açısından da önem taşımaktadır (Ünal, 2002). Türkiye'de yetiştirilen koyun ırklarında yapılan araştırmalarda sütten kesim zamanında Akkaraman ırkı için 90 günlük sürede cidago yüksekliği 52,13 cm, vücut uzunluğu 50,56 cm, göğüs çevresi 64,84 cm, göğüs derinliği 23,67 cm, incik çevresi 7,01 cm (Akçapınar ve ark, 2000). Akkaraman ırkında yapılan diğer bir araştırmada 90 günlük sürede canlı ağırlık 26,37 kg, cidago yüksekliği 54,80 cm, vücut uzunluğu 53,61 cm, göğüs çevresi 69,64 cm, göğüs derinliği 24,52 cm, incik çevresi 7,17 cm (Unal, 2002). İvesi ırkı için 90 günlük sürede canlı ağırlık 14,04 kg, cidago yüksekliği 48,00 cm, vücut uzunluğu 45,18 cm, göğüs çevresi 63,36 cm, göğüs derinliği 20,45 cm (Kul ve Akcan, 2002). Kıvırcık ırkı için 90 günlük sürede canlı ağırlık 21,50 kg, cidago yüksekliği 55,48 cm, vücut uzunluğu 54,95 cm, göğüs çevresi 66,57 cm, göğüs derinliği 21,44 cm, göğüs genişliği 14,53 cm (Alarslan ve Aygün, 2019) olarak bildirilmiştir. Bu araştırmada Romanov ırkı kuzularda 90 günlük sürede belirlenen canlı ağırlık (11,42 kg), cidago yüksekliği (44,12 cm), göğüs çevresi (53,41 cm), incik çevresi (7,78 cm) göğüs derinliği (20,61 cm), göğüs genişliği (16,49 cm) ve vücut uzunluğu (43,14 cm) değerlerinin Türkiye'de yetiştirilen koyun ırklarının kuzularında aynı dönem için belirlenen vücut ölçüleri ve canlı ağırlıkların altında olduğu belirlenmiştir. Vücut ağırlığı arttıkça vücut ölçülerinin de arttığı bilinmektedir. Dolayısıyla, bu durumun canlı ağırlık ile ilişkili olduğu düşünülebilir. ## 6. SONUÇ VE ÖNERİLER Bu araştırmanın sonucunda, Romanov koyunlarında doğum oranı %89,74 olarak belirlenmiştir. Koyun yetiştirmede pratikte oldukça önemli olan döl verimi özelliklerinden bir doğuma düşen kuzu sayısının 1,71 ve sütten kesilen kuzu oranının %132,05 olduğu tespit edilmiştir. Romanov kuzularında ortalama doğum ağırlığı 3,12 kg, 90 günlük sütten kesim yaşında ortalama yaşama gücü oranı ise %93,60 olarak belirlenmiştır. Ayrıca, ana yaşı, doğum tipi ve cinsiyetin gibi özelliklerin canlı ağırlık ve vücut ölçüleri üzerine, 90. gün canlı ağırlık, göğüs çevresi, göğüs genişliği ve vücut uzunluğu hariç, etkisinin olmadığı belirlenmiştir. Bu araştırmada, Karadeniz Bölgesinde yer alan Ordu ilini İkizce ilçesindeki aile işletmesine getirilen Romanov irkı koyunlarda bazı döl verimi özellikleri, kuzularında ise yaşama gücü, büyüme performansı ve vücut ölçüleri tespit edilmiştir. Bununla birlikte söz konusu bölge için Romanov koyun ırkının diğer verim özellikleri (karkas randımanı, et kalite özellikleri, süt verimi ve kalitesi) hakkındaki bilgilerin tamamlanması gerekmektedir. ## ÖZ GEÇMİŞ Adı Soyadı: Mevlüt ŞEN Doğum Yeri: Eskişehir Doğum Tarihi: 21.01.1989 Medeni hali: Evli Bildiği Yabancı Diller: İngilizce Eğitim Durumu (Kurum ve Yıl): Lisans eğitimini 2008-2013 yılları arasında Afyon Kocatepe Universitesi Veteriner Fakültesinde tamamlamıştır. Çalıştığı Kurum/Kurumlar ve Yıl: 2013-2016 yılları arasında Aybastı İlçe Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü'nde Veteriner Hekim olarak çalışmıştır. ![](_page_0_Picture_10.jpeg) 2016 yılından itibaren İkizce İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü'nde Veteriner Hekim olarak çalışmaktadır. e-posta: mevlutsen\_ 26@hotmail.com T.C. ONDOKUZ MAYIS ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ VETERİNERLİK ZOOTEKNI ANABİLİM DALI # ROMANOV KOYUN İRKINDA DÖL VERİMİ ÖZELLİKLERİ, BÜYÜME, YAŞAMA GÜCÜ VE BAZI VÜCUT ÖLÇÜLERİ YÜKSEK LİSANS TEZİ Mevlüt ŞEN Samsun Ocak-2020 T.C. ONDOKUZ MAYIS ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ VETERİNERLİK ZOOTEKNI ANABİLİM DALI ROMANOV KOYUN IRKINDA DÖL VERİMİ ÖZELLİKLERİ, BÜYÜME, YAŞAMA GÜCÜ VE BAZI VÜCUT ÖLÇÜLERİ YÜKSEK LİSANS TEZİ Mevlüt ŞEN Danışman Doç. Dr. Mustafa UĞURLU Samsun Ocak-2020 T.C # ONDOKUZ MAYIS ÜNİVERSİTESİ ## SAĞLIK BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ Mevlüt ŞEN tarafından Doç. Dr. Mustafa UĞURLU danışmanlığında hazırlanan “Romanov Irkı Kuzularda Büyüme, Yaşama Gücü ve Bazı Vücut Ölçüleri” başlıklı bu çalışma jürimiz tarafından ....../....../........ tarihinde yapılan sınav ile Zootekni Anabilim Dalında YÜKSEK LİSANS tezi olarak kabul edilmiştir. Başkan: Üye: Üye: Üye: ONAY Bu tez, Enstitü Yönetim Kuruluńca belirlenen ve yukarıda adları yazılı jüri üyeleri tarafından uygun görülmüştür. ....../01/2020 Prof. Dr. Ahmet UZUN Sağlık Bilimleri Enstitüsü Müdürü [TABLE] | İncelenen özellikler | n | Doğum ağırlığı | N | 15. gün | n | 30. gün | n | 45. gün | N | 60. gün | n | 75. gün | n | 90. gün | |---------------------|---|----------------|---|--------|---|--------|---|--------|---|--------|---|--------|---|--------| | Ana yaşı | | | | | | | | | | | | | | | | 2 | 30| 3,05±0,15 | 29| 4,87±0,24| 27| 6,49±0,30| 27| 7,81±0,40| 25| 9,27±0,60| 25| 10,37±0,64| 25| 11,56±0,52| | 3 | 22| 3,15±0,17 | 22| 4,60±0,25| 20| 6,01±0,38| 18| 7,78±0,51| 18| 9,06±0,62| 18| 10,24±0,67| 18| 11,28±0,54| | Doğum tipi | | | | | | | | | | | | | | | | Tek | 11| 3,28±0,20 | 10| 5,03±0,31| 9 | 6,68±0,45| 9 | 8,36±0,58| 8 | 9,98±0,79| 8 | 10,94±0,85| 8 | 12,35±0,69<sup>a</sup>| | İkiz | 41| 2,96±0,10 | 41| 4,44±0,15| 38| 5,82±0,20| 36| 7,22±0,28| 35| 8,35±0,34| 35| 9,68±0,37| 35| 10,49±0,30<sup>b</sup>| | Cinsiyet | | | | | | | | | | | | | | | | Dişi | 26| 3,07±0,17 | 26| 4,44±0,24| 24| 5,80±0,38| 24| 7,29±0,49| 24| 8,61±0,60| 24| 9,76±0,64| 24| 10,87±0,52| | Erkek | 26| 3,16±0,15 | 25| 5,03±0,24| 23| 6,70±0,31| 21| 8,30±0,42| 19| 9,72±0,62| 19| 10,85±0,66| 19| 11,96±0,54| | Genel | 52| 3,12±0,11 | 51| 4,73±0,17| 47| 6,25±0,24| 45| 7,79±0,32| 43| 9,16±0,43| 43| 10,31±0,46| 43| 11,42±0,37| [/TABLE] a,b; aynı sütunda aynı özellik için farklı harflerle gösterilen değerler arasındaki fark önemlidir (P<0,05) [TABLE] | İncelenen özellikler | n | 15. gün | n | 30. gün | n | 45. gün | n | 60. gün | n | 75. gün | n | 90. gün | |----------------------|---|---------|---|---------|---|---------|---|---------|---|---------|---|---------| | Ana yaşı | | | | | | | | | | | | | | 2 | 29| 41,56±0,95 | 27| 45,68±0,84 | 27| 47,02±1,21 | 25| 49,82±1,39 | 25| 52,14±1,39 | 25| 54,21±1,27 | | 3 | 22| 40,68±0,98 | 20| 45,33±1,05 | 18| 47,99±1,55 | 18| 49,74±1,44 | 18| 51,51±1,44 | 18| 52,61±1,31 | | Doğum tipi | | | | | | | | | | | | * | | Tek | 10| 41,34±1,29 | 9 | 47,75±1,22 | 9 | 47,09±1,78 | 8 | 51,58±1,84 | 8 | 53,24±1,84 | 8 | 55,88±1,67<sup>b</sup> | | İkiz | 41| 40,91±0,60 | 38| 42,25±0,55 | 36| 47,12±0,84 | 35| 47,98±0,80 | 35| 50,41±0,80 | 35| 50,94±0,72<sup>a</sup> | | Cinsiyet | | | | | | | | | | | | | | Dişi | 26| 40,24±0,97 | 24| 44,55±1,03 | 24| 48,39±1,28 | 24| 48,74±1,39 | 24| 50,74±1,39 | 24| 52,38±1,27 | | Erkek | 25| 42,01±0,97 | 23| 46,41±0,86 | 21| 46,62±1,49 | 19| 50,82±1,44 | 19| 52,91±1,44 | 19| 54,44±1,31 | | Genel | 51| 41,12±0,68 | 47| 45,50±0,67 | 45| 47,50±0,98 | 43| 49,78±1,00 | 43| 51,83±1,00 | 43| 53,41±0,91 | [/TABLE] a,b; aynı sütunda aynı özellik için farklı harflerle gösterilen değerler arasındaki fark önemlidir (P<0,05) [TABLE] | İncelenen özellikler | n | 15. gün | n | 30. gün | n | 45. gün | n | 60. gün | n | 75. gün | n | 90. gün | |----------------------|---|---------|---|---------|---|---------|---|---------|---|---------|---|---------| | Ana yaşı | | | | | | | | | | | | | | 2 | 20| 7,06±0,23| 27| 6,98±0,17| 27| 7,26±0,21| 25| 7,64±0,21| 25| 7,74±0,21| 25| 7,94±0,19| | 3 | 22| 7,17±0,24| 20| 6,75±0,21| 18| 7,25±0,27| 18| 7,41±0,21| 18| 7,55±0,22| 18| 7,62±0,19| | Doğum tipi | | | | | | | | | | | | | | Tek | 10| 7,37±0,30| 9 | 6,89±0,25| 9 | 7,45±0,31| 8 | 7,88±0,27<sup>b</sup>| 8 | 7,93±0,28| 8 | 8,15±0,25<sup>b</sup>| | İkiz | 41| 6,86±0,15| 38| 6,84±0,11| 36| 7,06±0,14| 35| 7,16±0,12<sup>a</sup>| 35| 7,35±0,12| 35| 7,40±0,11<sup>a</sup>| | Cinsiyet | | | | | | | | | | | | | | Dişi | 26| 6,78±0,24| 24| 6,57±0,21| 24| 7,08±0,26| 24| 7,34±0,21| 24| 7,41±0,21| 24| 7,55±0,19| | Erkek | 25| 7,45±0,24| 23| 7,16±0,17| 21| 7,43±0,26| 19| 7,70±0,21| 19| 7,87±0,22| 19| 8,01±0,19| | Genel | 51| 7,11±0,17| 47| 6,86±0,13| 45| 7,25±0,17| 43| 7,52±0,15| 43| 7,64±0,15| 43| 7,78±0,13| [/TABLE] a,b; aynı sütunda aynı özellik için farklı harflerle gösterilen değerler arasındaki fark önemlidir (P<0,05) [TABLE] | İncelenen özellikler | n | 15. gün | n | 30. gün | n | 45. gün | n | 60. gün | n | 75. gün | n | 90. gün | |----------------------|---|---------|---|---------|---|---------|---|---------|---|---------|---|---------| | Ana yaşı | | | | | | | | | | | | | | 2 | 29| 13,66±0,58 | 27| 17,97±0,46 | 25| 17,87±0,61 | 25| 19,85±0,68 | 25| 19,93±0,64 | 25| 20,91±0,60 | | 3 | 22| 14,45±0,60 | 20| 17,83±0,58 | 18| 19,09±0,77 | 18| 19,81±0,71 | 18| 20,33±0,67 | 18| 20,30±0,62 | | Doğum tipi | | | | | | | | | | | | | | Tek | 10| 14,00±0,75 | 9 | 18,72±0,68 | 8 | 17,99±0,89 | 8 | 20,23±0,91 | 8 | 19,79±0,85 | 8 | 21,05±0,79 | | İkiz | 41| 14,11±0,36 | 38| 17,47±0,30 | 35| 18,97±0,42 | 35| 19,43±0,39 | 35| 20,47±0,37 | 35| 20,17±0,34 | | Cinsiyet | | | | | | | | | | | | | | Dişi | 26| 14,25±0,79 | 24| 17,73±0,57 | 24| 18,31±0,75 | 24| 19,53±0,69 | 24| 19,84±0,65 | 24| 20,49±0,60 | | Erkek | 25| 13,86±0,58 | 23| 18,07±0,48 | 19| 18,64±0,64 | 19| 20,13±0,71 | 19| 20,42±0,67 | 19| 20,73±0,62 | | Genel | 51| 14,05±0,41 | 47| 17,90±0,37 | 45| 18,48±0,49 | 43| 19,83±0,49 | 43| 20,13±0,46 | 43| 20,61±0,43 | [/TABLE]
37
706046
## OZET ## SİVAS İLİNDE EVİNDE KEDİ BESLEYENLERDE VE BESTEMENTERDE TOXOPLASMA GONDII SEROPREVALANSININ ARAŞTIRILMASI İbrahim ÖZMEN Yüksek Lisans Tezi Tıbbi Parazitoloji Ana Bilim Dalı Danışman: Doç. Dr. Ahmet Duran ATAŞ 2021 Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre insanlarda viral, bakteriyel ve paraziter hastalıkların pek çoğu zoonotik enfeksiyonlardır. Toxoplasma gondii, multisistemik sonuçlar doğurabilen toksoplazmoz etkeni bir protozoon olup; tüm dünyada insanların %30,0'unun bu etkeni taşıdığı bildirilmektedir. Toksoplazmozun oluşmasında kedilerin hem ara konak, hem son konak olması, kedi dışkısıyla milyonlarca ookist atılması; evinde kedi besleyen, kedilerle yakın ilişki içerisinde olan kişilerin, enfeksiyona yakalanma yönünden daha fazla risk altında olduğunu düşündürmektedir. Hastalığın dağılımı beslenme alışkanlıklarına, sosyo-ekonomik duruma, iklim ve çevre şartlarına, kedilerle temasın sıklığına göre değişmektedir. Birçok araştırmada çiğ et, sebze ve süt tüketiminin toksoplazmoz oluşumunda kedi ile temasa göre daha riskli olduğu ortaya konulmuş, kedi bulunmayan bölgelerde de toksoplazmoz vakalarına rastlanılmıştır. Yaptığımız araştırmanın amacı, evinde kedi besleyen ve evinde kedi beslemeyen kişilerde, anti-toxo İgM ve anti-toxo İgG seropozitifliğinin ELİSA yöntemiyle araştırılması; evinde herhangi bir nedenle uzun süredir kedi besleyen/temas eden kişiler ile toksoplazmoz arasındaki olası ilişkisinin ortaya konulmasıdır. Mart-Hazıran 2021 tarihleri arasında Sivas ilinde, evinde en az bir yıldır kedi besleyen 91 ve evinde hiç kedi beslememiş, kedi teması olmayan 91 kişiden kan örnekleri alınmış; serum örneklerinde, ELİSA yöntemi ile, anti-toxo İgM anti- toxo İgG antikoru araştırılmıştır. Yaş, cinsiyet ve diğer sosyodemografik kriterler göz önünde bulundurulamamıştır. Yapılan çalışma sonucunda, her iki grupta anti-toxo lgM negatif olarak tespit edilmiştir. Evinde kedi besleyenlerin 20'sinde (%22,0) ve evinde kedi beslemeyenlerin 40'ında (%44,0) anti-toxo İgG seropozitifliği saptanmıştır. Her iki grup arasında da antı-toxo IgM seropozitifliği yönünden istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamazken; anti-toxo IgG seropozitifliği (p=0,002), istatistiksel olarak anlamlı çıkmıştır (p<0.01). Mevcut bilgilere göre, kedi beslemenin T.gondii seropozitifliğini artırması tahmin edilebilirken; çalışma sonucunda, evinde kedi beslemeyen/temas etmeyenlerde anti-toxo IgG pozitifliği daha fazla saptanmış ve istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Evinde kedi beslemeyenlerde seropozitifliğin fazla çıkmasının nedeninin, toksoplazmoz oluşumundaki etkenin sadece kedilerden atılan ookistlerin olmayabileceğini, kediler dışındaki diğer bulaş yollarıyla bulaşmanın da hala önemli olabileceğini akla getirmektedir. Anahtar Kelimeler: Toxoplasma gondii, Toksoplazmoz, ELISA, Kedi Besleyen, IgM, IgG ## ABSTRACT ## INVESTIGATION OF TOXOPLASMA IN PERSONS KEEPING CATS AND NOT KEEPING CATS AT THEIR HOME IN SIVAS İbrahim ÖZMEN Master Thesis Department of Medical Parasitology Advisor: Doç. Dr. Ahmet Duran ATAŞ 2021 According to World Health Organization (WHO) data, most of the viral, bacterial and parasitic diseases in humans are zoonotic infections. Toxoplasma gondii is a protozoan that can cause multisystemic consequences, and it is reported that 30.0% of people all over the world carry this agent. In the formation of toxoplasmosis, cats are both intermediate and final hosts, and millions of oocysts are excreted with cat feces. It suggests that people who have cats at home and who are in close contact with cats are at higher risk of transmission of toxoplasmosis. The distribution of the disease varies according to nutritional habits, socio-economic status, climatic and environmental conditions, and frequency of contact with cats. Many studies have shown that consumption of raw meat, vegetables and milk is more risky in the development of toxoplasmosis than contact with a cat. However, cases of toxoplasmosis have also been found in areas where there are no cats. The aim of the study is to investigate the anti-toxo IgM and anti-toxo IgG seropositivity in people who have cats at home and those who do not have cats at home, by the ELISA method and to determine the possible relationship between toxoplasmosis and people who have been feeding / contacting cats for a long time for any reason at home. Between March-June 2021, blood samples were taken from 91 people who have had cats in their homes for at least one year and from 91 people who have never had a cat in their home and had no contact with cats, in Sivas province. Anti-toxo IgM anti-toxo IgG antibody was investigated in serum samples by ELISA method. Age, gender and other sociodemographic criteria could not be taken into account. As a result of the study, anti-toxo IgM was found to be negative in both groups. Anti-toxo lgG seropositivity was found in 20 (22.0%) of those who had cats at home and 40 (44.0%) of those who did not have cats at home. No statistically significant difference was found between both groups in terms of antitoxo IgM seropositivity. Anti-toxo IgG seropositivity was found to be statistically significant (p=0.002) (p<0.01). Based on available information, it is predicted that keeping/having cats at home will increase T.gondii seropositivity. However, as a result of the study, antitoxo IgG positivity was found to be higher in those who did not feed/contact cats at home, and it was found to be statistically significant. The reason for the excessive occurrence of seropositivity in those who do not feed / have no cats in their home suggests that the causes of toxoplasmosis may not only be oocysts excreted from cats, but also transmission by other means of transmission other than cats may still be important. Key words: Toxoplasma gondii, Toxoplasmosis, ELISA, Cat feeder/ having a cat at home, IgM, IgG ## KISALTMALAR / SİMGELER DİZİNİ - DSÖ : Dünya Sağlık Örgütü - IgM : Immünglobulin M - IgG : Immünglobulin G - IgA : Immünglobulin A - IgE : Immünglobulin E - Acquired İmmüne Deficiency Syndrome (Kazanılmış Bağışıklık AIDS: Yetmezliği Sendromu) - ELISA : Enzyme Linked Immuno Sorbent A ssay - Mikrometre um : - BAL : Bronkoalveolar lavaj - BOS: Beyin omurilik sıvısı - Nova Tec Units NTU: - SF : Sabin-Feldman - SFDT : Sabin-Feldman Dye Testi - IFAT : Indirekt Fluoresan Antikor Yöntemi - DA : Direkt Aglütinasyon Yöntemi - LAT : Lateks A glütinasyon Testi İSA GA-İgM : Immünosorbent Ağlütinasyon Testi Immünglobulin M - MAT : Modifiye Edilmiş Aglütinasyon Testi - PC R Polymerase Chain Reaction . • ## 1. GİRİŞ Parazit kelimesi Yunanca yanında anlamındaki "para" ile gıda anlamındaki "sitoz" kelimelerinin birleşmesinden oluşmuştur. Parazit canlı vücudunun içerisinde veya üzerinde, zarar vererek yaşamını sürdüren organizmaya verilen isimdir. Parazitlerin sebep olduğu hastalıklara ise "parazitoz" denilmektedir. Ideal parazitin konağının ölümüne kısa sürede sebep olmayacağı görüşü hakimdir. Bu görüşün dışında kalıp konağını kısa sürede öldürebilen parazitler de bulunmaktadır. Saygı ise ideal parazitlere örnek olarak Toxoplasma gondii'yi vermektedir (1). Dünya Sağlık Orgütü'ne göre son on yılda insanları etkileyen ve yeni tanımlanan enfeksiyon etkenlerinin %60,0 dan fazlası, hayvanlardan veya hayvansal kaynaklı ürünlerden kaynaklanmaktadır (2,3). Bu ürünlerle bulaşan parazitler, virüsler, bakteriler ve prionlar gibi hastalık etkenleri ile enfeksiyonlar oluşmaktadır. Dünya'da en çok görülen paraziter hastalıkların içinde toksoplazmozun yer aldığı bilinmektedir. Zorunlu hücre içi bir parazit olan T.gondii tarafından oluşturulan toksoplazmoz, insanlara birçok yolla bulaşabileceği bildirilmektedir (2). Kedilerin dışkıları ile atılan olgunlaşmış ookistlerin alınması, bradizoit formları içeren etlerin çiğ veya az pişmiş olarak yenilmesi en önemli bulaş yolu olarak kabul edilmektedir (4-7). Ancak sadece kedi teması ya da az pişmiş gıdalar değil, kedilerin dışkılarıyla temas halinde olan su kaynaklarının salgınlarda önemli rol oynadığı da yapılan çalışmalarla gösterilmektedir (8,9). Toksoplazmozun yaşanılan coğrafya ve kültürlere göre prevalansı değişmektedir. Ulkemizde yeme alışkanlıkları, hayvanlarla temas oranları, çevre ve altyapının düzenine ve bölgelere göre T.gondii seroprevalansı %17,3-78,0 oranında değişmektedir (3,4,10). Mevcut dünya nüfusunun ise tahmini %25,0-30,0 unun T.gondii ile enfekte olduğu düşünülmektedir (11). Kedilerde toksoplazmoz, dünya çapında %60,0-90,0 arasında değişen seroprevalanslarda bildirilmektedir (2). T.gondii ile enfekte kedilerin 4 haftaya kadar dışkısıyla ookist atıldığı ve bu ookistler ile 2 km²'lik bir alana yayılabileceği düşünülmektedir (12). Primer toksoplazmoz, sağlıklı erişkinlerde genellikle asemptomatik seyrederken; nadiren ateş, halsizlik, boğaz ağrısı, baş ağrısı, makülopapüler döküntü ve lenfadenopati ile karakterize bir tablo oluşturmaktadır (4,7,10). Toksoplazmozun tanısı serolojik, histolojik veya moleküler yöntemler kullanılarak konulabilmektedir. Serolojik tanı yöntemleri "l.gondii'ye özgü antikorların saptanması esasına dayanan ve toksoplazmoz tanısında en sık kullanılan yöntemler olarak belirtilmiştir (7,10). Toxoplasma ile enfekte olduktan sonra ilk çoğalan antikorlar İğE ve İgA, İgM'dır. Birinci ayın sonunda İgE ve İgA negatifleşirken; İgM pozitif kalmaya devam etmektedir. İgM birkaç ay sonra negatifleşirken, İgG hayat boyu pozitif kalmaktadır (13,14). Son 20 yılda pet hayvancılığının gelişmesiyle birlikte, evlerde kedi besleme alışkanlıkları artmaktadır. Hayvanseverlere göre, evcil hayvanları, evin bir üyesi olarak görülmektedir ve duygusal ilişki beraberinde fiziksel teması da kaçınılmaz kılmaktadır (6). ABD'de yapılan bir çalışmada, yeni kedi sahiplenen hayvanseverlerde %18,0, uzun süreli kedi sahiplerinde ise %41,0 oranında, kedilerini ailenin bir üyesi olarak gördüğü bildirilmektedir (15). Bu tür ilişkiler beraberinde bazı riskleri de getirmektedir. Evde beslenen evcil hayvanların vücut sıvılarının gıda maddeleriyle teması, direkt olarak hayvanın lezyonlu bölgesiyle temas edilmesi, ısırılma veya tırmalama gibi davranışların neticesinde hayvan sahipleri farklı etkenlerle enfekte olabilmektedir (16,17). Risk faktörlerinden biri de, enfekte hayvanların evde olup-olmadıklarına bakılmaksızın, insanların kedileriyle paylaştıkları yaşam koşullarıdır (6). ## 1.1. Araştırmanın Amacı Ozellikle son yıllarda şehirleşme ile birlikte, evlerde, evin bir bireyi gibi hayvan (kedi, köpek, kuş, balık vb.) besleme alışkanlıklarında büyük artışlar olmuştur. Bu tür alışkanlıklar beraberinde bir kısım zoonotik hastalıkların insanlara bulaşmasında kolaylıklar sağlayabilmektedir. Bu çalışmanın amacı, Sivas ilinde evinde en az bir yıldır kedi besleyenler, ile hiç kedi beslemeyenler (veteriner kliniği, hayvan hastanesi, barınak gibi kedi teması olabilecek yerlerde bulunmamış, kedileri sevmeyen/korkan...) arasındaki T.gondii seroprevalansı farklılığının belirlenmesidir. Ayrıca, kedi beslemenin (kedilerle sıkı/yakın temasta olmanın, evlerinde bulundurmanın ...) toksoplazmoz yönünden etkisinin olup-olmadığını ortaya koymak; elde edilen verileri irdeleyerek, diğer yapılan çalışmalarla karşılaştırıp, bilimsel literatüre yeni katkılarda bulunmaktır. ![](_page_0_Picture_1.jpeg) ## 1 / 11 1 1 ## 2. GENEL BİLGİLER ## 2.1. Tarihçe Toxoplasma protozoonların Apicomplexa grubunda yer alan bir parazittir. Toxoplasma'nın memeliler ve kanatlı hayvanlarda hastalık oluşturabilen tek türü T.gondii'dir. T.gondii'yi Nicolle ve Manceaux, önce bir Leishmania türü olduğunu düşünmüşler, 1908 yılında Ctenodactylus gundii adındaki bir kemirgende tespit edip literatüre girmesini sağlamışlardır. T.gondii adı "toxo" yay ve "plasma" yaşam anlamına gelen kelimelerden oluşmaktadır. Toxoplasma'nın oluşturduğu enfeksiyona ise 'Toksoplazmoz'ya da 'Toxoplasmosis' ismi verilmektedir (18,19). Ulkemizde toksoplazmoz vakası ilk olarak 1953 yılında Unat ve arkadaşları tarafından tespit edilmiştir (7). Bu parazıtın yaşam döngüsünün aydınlığa kavuşması 1960'lı yılları bulmuştur. Yapılan çalışmalar göstermiştir kı, Toxoplasma'nın son konağı kedi ve kedigiller, ara konağı ise kedileri de kapsayacak biçimde tüm memeliler ve kanatlılardır. Toxoplasma, ara konaklarda eşeysiz üreme kabiliyetine sahip olsa da, son konakta hem eşeyli hem eşeysiz üreyebilmektedir (1). Yirminci yüzyılın başlarında konjenital bulaş ile çocuklarda meydana gelen hidrosefalı, retinokoroidit ve ensefalit belirtilerini taşıyan çocuklarda, Toxoplasma'nın patojenik yönü, tespit edilmiştir. Yine, 20.yy. ortalarında Yeni Zelanda'da, koyunlarda abortun sebeplerinden biri olarak ortaya konulmuştur. Nihayet 1960'lı yıllarda T.gondii'nin yaşam döngüsünde kedilerin son konak olduğu tespit edilmiştir (20). T.gondii'nin teşhisine yardım edecek antikor ölçümü, 1948 yılında Sabin-Feldman boyamasıyla yapılmıştır (7). Fakat kedilerin dışkısıyla atılan çevre şartlarına son derece dayanıklı bir ookistinin olduğu 70'lı yıllarda ortaya konulabilmiştir (18). ## 2.2. Morfolojisi T.gondii, ara konaklardaki yalancı kistlerin içinde takizoit denilen trofozoitler şeklinde, hakiki kistlerin içinde de bradizoitler olarak görülmektedir. Ayrıca son konak olan kedigillerin dışkısında da ookistler bulunmaktadır (1), Takizoitler : Trofozoit formu yay şeklinde, ortalama uzunluğu 4-8 µm; eni ise 2-3 µm'dir. Bir ucu diğerine göre daha küttür (Şekil 1)(1). Bu görüntüye konoid adı verilmektedir (21). Giemsa boyasıyla sitoplazması mavi, çekirdek kırmızı renkte boyanır. Takizoitler kayarak hareket edebilir. Tüm ökaryotik canlıların sahip olduğu gibi çekirdek, mitokondri ve golgi aygıtı içermektedir. Tekrarlanan bölünmeler neticesinde rozet görünümü ortaya çıkmaktadır (22). Bradizoitler : Enfekte konak içerisinde parazitin çoğalması ile konak hücresi takizoitlerle dolar. Konak tarafından etrafı vakuolle çevrilen bu döneme doku kisti denilmektedir. Kist içerisinde kalan takizoitler uzun dönemde bradizoitlere dönüşmektedir. Bradizoitler morfolojik olarak takizoitlere benzer (11). Ancak beyindekiler daha yuvarlak iken kas liflerindekilerin ise daha uzun olduğu bilinmektedir. Kistin etrafında oluşan iki katlı çeperden dıştaki konak tarafından oluşturulurken içteki parazit tarafından oluşturulmaktadır (23). Ookistler : Son konak olan kedi ve kedigillerin bağırsağında oluşan ookistlerin iki tabakalı çeperleri bulunmaktadır ve akut dönemdeki büyüklüğü 10x12 um'dir. Kedigillerde merozoit ve eşeyli çoğalma döneminde gamet ve gametositler görülmektedir (1). Ookistler sporlandığında dörder sporozoit taşıyan 8.5x6 um büyüklüğünde iki sporokist içermektedir (11). ![](_page_0_Picture_0.jpeg) Şekil 1. Toxoplasma gondii'nin takizoit mikroskop görüntüsü (100x)(24) ## 2.3. Sınıflandırma T.gondii protista aleminde Apicomplexa şubesinde yer alan koksidiyan bir parazittir. Memeliler ve bazı kanatlılarda toksoplazmoza sebebiyet vermektedir. Amerika'da B kategori patojen olarak sınıflandırılmaktadır. Ara konaklarda eşeysiz, son konağın bağırsak hücrelerinde takip eden dönemler halinde hem eşeyli hem de eşeysiz olarak çoğalmaktadır. Kedi ve kedigiller hem ara hem son konaktır (11). Alt alem : Protozoa Şube : Apicomplexa Sınıf : Sporozoa Alt sınıf : Coccidiida Takım : Eucoccidiida Alt takım : Eimeriina Aile : Toxoplasmatidae Cins : Toxoplasma Tür : Toxoplasma gondii (25,26) ## 2.4. Yaşam Döngüsü T.gondii'nin ara konakları kedigiller dahil tüm memeliler ve bazı kanatlılardır. Son konak ise kedigillerdir. Son konak kedi ve kedigillerde, hem ince bağırsak epitel hücrelerinde (enteroepitelial siklus = şizogoni ve gametogoni), hem de bağırsaklardaki gelişme ile eş zamanlı olarak, ara konaklarda olduğu gibi (nöronlar, mikroglia, endotel hücreleri, karacığer parankim hücreleri, akciğer ve bez epitel hücreleri, kalp ve iskelet kası hücreleri, yavru zarları, lökositler (makrofajlar) ve diğer pek çok hücrede) gelişin, çoğalırlar (ekstraenteroepitelyal siklus). Bu özelliğinden dolayı, kedi ve kedigiller T.gondi'nin hem ara konağı, hem de son konağıdır (1,27,28). Gametogoni yalnızca kedigillerde görülmektedir (Şekil 2,3)(29). Proliferatif form, doku kisti ve sporozoit form olmak üzere üç evresi vardır: Sporozoitler: Bradizoit veya takizoit halindeki parazitler kedilerin bağırsak epitel hücrelerinde sırasıyla şizogoni ve sporogoni ile çoğalmaktadır. Bu çoğalma olgunlaşmamış ookistlerin oluşmasıyla sonuçlanmaktadır. Son konağın dışkısı ile ookistler atılmaktadır (1). İsı, nem ve oksijen miktarına göre bu ookistlerin içerisinde 1-5 gün arasında iki adet sporokist oluşur, sporokistlerin her birinde dörder tane sporozoit bulunmaktadır. Bu noktada ookist artık olgunlaşmıştır (1). Ookistlerin dışkı ile atıldıktan sonraki bu geçirdiği sathalara sporulasyon denir. Sporulasyon için 4°C'nin altı ve 37°C'nin üstü uygun değildir. Nem ve oksijen varlığının uygun olduğu 24°C'de sporulasyon 3 gün, 15°C'de 5-8 gün, 11°C'de 14-21 günde gerçekleşmektedir. Ookistlerin nemli toprakta 18 ay boyunca enfektif özelliklerini kaybetmedikleri tespit edilmiştir (23). Kedigillerin dışkısı ile atılan ookistlerin toprak yüzeyinde yetişen gıdaları, su kaynaklarını kontamine etmesi ile rüzgarın veya mekanik vektörlerin vasıtasıyla solunum yolu ile alınması da bulaşa neden olabilir (30,31). Proliferatif form: endozoit, takizoit, trofozoit olarak da isimlendirilir (27). Ara konak tarafından ağızdan alınan sporlanmış ookist ince bağırsakta açılır ve sporokistlerin içindeki sporozoitler serbestleşmektedir. Sporozoitler birer hücre içine girerek endodiyogeni ile çoğalmaktadır (1). Tekrarlanan bölünmeler rozet görüntüsünü ortaya çıkarmaktadır. Bu form literatürde daha önce trofozoit ya da endozoit olarak adlandırılsa da günümüzde takizoit ismi kullanılmaktadır. Takizoitlerin bir araya gelmesiyle meydana gelen topluluğa yalancı kist denilmektedir. Enfekte konağın tükürük, seminal sıvı, burun akıntısı, göz yaşı gibi doğal salgılarında takizoitlerin izole edildiği bildirilmektedir (23). Bradizoit (=kistozoit); yavaş bir şekilde çoğalır. Trofozoit = takizoit formu, akut enfeksiyona; bradizoit formu (=kistozoit), doku kisti içerisinde uzun süre ve yavaş bir şekilde üreyerek, latent=subklinik enfeksiyona neden olurlar. Bradizoitler enfeksiyonun taşınmasında önemli paya sahiptirler (1,27). Bir başka ifade ile konağın bağışıklık sisteminden kaçmak ve yaşam ihtiyaçlarını azaltmak için kist içinde daha yavaş çoğalan formlara dönüşen takizoitlere bradizoitler denilmektedir. Doku kistlerinin içerisinde birkaç bradizoitden binlerce bradizoite kadar bulunup 200 um büyüklüğüne ulaşabilmektedir. Kistlerin bütün dokulara yerleşebildiği ama beyin iskelet ve kalp kasında daha çok görüldüğü bildirilmektedir. Bu kistler 66°C'nin üzerinde ve -12°C'nin altında enfeksiyon oluşturma kabiliyetini kaybetmektedirler. 4°C'de ise 2 aya kadar enfektif olabilmektedirler (23). Bununla birlikte kedilerin enfeksiyonu parazitin hangi formu ile aldığına göre ookist atılımına kadar geçen süre farklılık göstermektedir. Kediler paraztın takizoit formunu almış ise 19-48 gün; doku kisti formunu almış ise 3-10 gün; ookist olarak almışlar ise 21-40 gün sonra dışkıları ile ookist atımına başladıkları bildirilmektedir (23). ## 2.5. Türkiye ve Dünya'da Toxoplasma Toksoplazmoz Dünya'daki tüm coğrafyalarda görülebilmesine rağmen iklim, mutfak alışkanlıkları, gıdaların muhafaza şekli, kişisel hijyen ve kedigillerin popülasyonuna göre seroprevalansı değişebilmektedir (l'ablo 1,2) (23). T.gondi'nin Türkiye'de görülme sıklığı bazı çalışmalarda, toplumun %17,3-78,0 arasında (3,4,10); bazı araştırmalarda ise %11,0-60,0 arasında bildirilmektedir (33). Fırat Universitesi Pırazitoloji Ana Bilim Dalında Toxoplasma yönünden risk taşıyan 4908 hastada yapılan çalışmada, hastaların %31,01'de anti-toxo IgG, %0,77'sinde de anti-toxo IgM antikorları tespit edilmiştir (34). Toksoplazmoz ile ilgili hiçbir semptom ya da anamnezi olmayan 150 hastada Kuman ve arkadaşlarının yaptıkları çalışmada ise %42,6 oranında antı-toxo IgG ve anti-toxo IgM antikorları tespit edilmiştir (35). 2001-2005 dönemi içerisinde toksoplazmoz şüphesi ile İnönü Universitesi Tıp Fakültesi'ne başvuran hastalardakı antı-toxo lgG ve anti-toxo İgM antikorları İFAT ve ELİSA yöntemiyle araştırılmıştır. Parazitoloji Ana Bilim Dalında yapılan bu çalışmada hastaların %37,0'sinde anti-toxo İgG antikorları pozitif ve %0,9'unda anti-toxo lgM antikorları pozitifliği tespit edilmiştir (36). Hatay yöresinde ELISA yöntemiyle T.gondii antikorlarının araştırılmasına yönelik yapılan çalışmada 329 kişinin 137'sinde (%41,64) anti-toxo İgG antikorları pozitif olarak tespit edilmiştir (37). Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'ne başvuran 20-45 yaş aralığındaki 1253 gebe kadında yapılan çalışmada %34,19 oranında antı-toxo İgG ve %0,24 oranında anti-toxo IgM antikorları tespit edilmiştir (38). Adnan Menderes Universite'ne başvuran toksoplazmoz şüpheli 438 kişide IFAT ve ELISA yöntemiyle yapılan çalışmada antı-toxo İgG antikorları %30,0 oranında ve anti-toxo İgM antikorları %2,6 oranında tespit edilmiştir (39). Dünya nüfusunun ise %40,0'ında T.gondii enfeksiyonuna yakalandığı bildirilmektedir. Avrupa ve Amerika'da bu oran %50,0'sinde kadar çıkmaktadır. Fransa ise %80,0 ile en başlarda gelmektedir. Sırasıyla Belçika %29,0, Çekya %51,0, İsrail %26,0, İngiltere %20,0; doğu komşumuz İran'da ise her iki kişiden birinin enfekte olduğu bildirilmektedir (33). Tablo 1. Dünyanın farklı yerlerinde, kedi ve köpeklerde T.gondii seroprevalansı üzerine yapılan araştırmalardan örnekler (40-70) | Çalışma yeri | Çalışma popülasyonu | T.gondii | Kaynak | |-----------------------|------------------------------------------------------------------|----------------------|-------------------------------------------------------------| | | | seroprevalansı | | | ABD, Rode Island | 84 barınak kedisi | (%)<br>42,0 | DeFeo ML ve | | USA, Pennsylvania | 116 hastaneye kayıtlı kedi<br>210 ev kedisi | 19,5 | diğerleri; 2002 (41)<br>Dubey JP ve<br>diğerleri; 2009 (42) | | USA, Fort Collins, CO | Klinik olarak hasta<br>12,628 sahipli kedi | 31,6 | Vollaire MR ve<br>diğerleri; 2005 (43) | | Meksika, Durango City | 105 ev kedisi | 21,0 | Alvarado-Esquivel<br>C ve diğerleri ;<br>2007<br>(44) | | Belçika | 346 sokak kedisi | 70,2 | Dorny P ve<br>diğerleri; 2002 (45) | | Ispanya | Total | 32,3 | Miró G ve | | | Sokak kedisi | 36,9 | diğerleri; 2004 (46) | | | Ciftlik kedisi<br>Ev kedisi | 33,3 | | | | | 25,5 | | | Portekiz, Lizbon | Sokak kedisi | 24,2 | Duarte A, ve<br>diğerleri; 2010 (47) | | Macaristan | Kırsal ve kentsel alanlarda<br>yaşayan sokak kedileri<br>(n=330) | 47,6 | Homok S, ve<br>diğerleri; 2008 (48) | | Polonya, Olsztyn | 135 ev kedisi | 65,9 | Michalski MM, ve<br>diğerleri; 2010 (49) | | UK, Manchester | 200 ev faresi | 59,0 | Murphy RG, ve<br>diğerleri; 2008 (40) | | Brezilya | Sao Paulo'da 430 | 26,7 | Silva JC, ve | | Sao Palo<br>Guanulhas | sokak kedisi,<br>Guaulhas'da 40<br>sokak kedisi, | 10,0 | diğerleri; 2002 (50) | | | Sao Paulo'da | 40,6 | | | Brezilya, Amazonlar | 32 ev kedisi<br>129 köpek | 69,8 | V aladas S, ve<br>diğerleri ; 2010<br>(51) | | West Indies, Grenada | 71 ev kedisi<br>101 sokak kedisi | 30,6<br>27,7 | Dubey JP, ve<br>diğerleri; 2009 (52) | | Trinidad Tobago | 250 köpek | 32,0 | Ali CN, ve | | | Sokak köpeği | 60,5 | diğerleri; 2003 (53) | | | Ev köpeği | 25,5 | | | Iran, Tahran | 100 kedi<br>Sokak kedisi<br>Ev kedisi | 63,0<br>90,0<br>36,0 | Haddadzadeh HR<br>ve diğerleri, ; 2006<br>(54) | | Çalışma Yeri | Çalışma popülasyonu | T.gondii<br>seroprevalansı | Kaynak | |--------------------|----------------------|----------------------------|----------------------| | | | (% ) | | | Iran, Kerman | Sokak ve ev kedileri | 32,1 | A khtardanesh B, ve | | | | | diğerleri; | | | | | 2010 (55) | | Iran, Şam | Sokak kedileri | 40,0 | Sharif M, ve | | | | | diğerleri; 2009 (56) | | Türkiye, Ankara | Ev ve sokak kedileri | 40,3 | Ozkan AT ve | | | | | diğerleri; 2008 (57) | | Türkiye, Kocaeli | Ev köpekleri | 62,5 | Şimşek S ve | | | Sokak köpekleri | 71,7 | diğerleri ; 2006 | | | (n=116) | | (58) | | Türkiye, Ankara | 116 köpek | 62,06 | Aslantaş O ve | | | | | diğerleri; 2005 (59) | | Israil | Ev ve sokak kedileri | 16,8 | Salant ve Spira; | | | | | 2004 (60) | | Mısır, Nil Deltası | Sokak kedileri | 9,0 | Khalafalla RE; | | | | | 2011 (61) | | Tayland, Bangkok | 1,490 sokak kedisi | 4,8 | Jittapalapong S, ve | | | | | diğerleri; 2010 (62) | | Tayland, Bangkok | 230 sokak köpeği | 10,9 | Jittapalapong S, ve | | | | | diğerleri; 2009 (63) | | Tayvan, Taipei | Sokak köpekleri | 20,1 | Tsai Y J, ve | | | | | diğerleri; 2008 (64) | | Sri Lanka | 86 kedi | 30,2 | Kulasena VA, ve | | | | | diğerleri; 2011 (65) | | Kore, Seul | 72 kedi | 38,9 | urgerient, 2011 (UJ)<br>Lee SE, ve<br>diğerleri; 2010 (66) | |-----------------|-------------------------------------------------|----------------------|------------------------------------------------------------| | Kore, Gyeogindo | Dişi sokak kedileri<br>Erkek sokak kedileri | 29,2<br>24,0 | Kim HY , ve<br>diğerleri; 2008 (67) | | Çin | 231 sokak köpeği<br>Kentlerde<br>Kırsal bölgede | 40,3<br>38,7<br>41,0 | Yan C, ve diğerleri;<br>2012 (68) | | Çin | 150 sokak ve ev köpeği | 33,3 | Zhang H, ve<br>diğerleri; 2010 (69) | | Çin, Lozhou | Ev kedileri<br>Sokak kedileri | 15,6<br>45,2 | Wu SM, ve<br>diğerleri; 2011 (70) | Tablo 2. Türkiye'de küçük hayvanlarda T.gondii prevalansı üzerine yapılan bazı araştırmalar (58,59,71-82) | Şehir | Hayvan Türü | Sayı<br>Ornekleri | Yaygınlık<br>(% ) | Bilimsel Kaynak | |-------------------------|-----------------------------------|-------------------|-------------------|-------------------------------------| | İzmir | Sokak kedisi | 1121 | 34,2 | Can ve diğerleri,<br>2014 (71) | | A nkara ve<br>Kırıkkale | K edi | 102 | 48,03 | Duru ve diğerleri,<br>2017 (72) | | Niğde | Kedi | 72 | 76,4 | Karatepe ve<br>diğerleri, 2008 (73) | | Niğde | Yerli güvercin<br>Yabani güvercin | 105<br>111 | 0,95<br>0,90 | Karatepe ve<br>diğerleri, 2011 (74) | | Niğde | Sincap | 105 | 11,4 | Karatepe ve<br>diğerleri, 2004 (75) | | Kocaeli | Sahip olunan<br>köpek | 116 | 69,8 | Şimşek ve diğerleri,<br>2006 (58) | | Şanlıurfa | Barınak köpeği | 80 | 97,5 | Babür ve diğerleri,<br>2007 (76) | | Eskişehir | Sokak köpeği | 185 | 54,1 | Doğan ve diğerleri,<br>2014 (77) | | Kars | Sahip olunan<br>köpek | 179 | 96,1 | Gıcık ve diğerleri,<br>2010 (78) | | Diyarbakır | Sahipsiz köpek | 100 | 94,0 | Içen ve diğerleri,<br>2010 (79) | | A nkara | Sokak köpeği | 116 | 62,06 | Aslantaş ve diğerleri,<br>2005 (59) | | Ankara | Sokak köpeği | 107 | 54,0 | Şahal ve diğerleri,<br>2009 (80) | | Istanbul | Sokak köpeği | 100 | 19,0 | Uysal ve diğerleri,<br>2017 (81) | | Sivas | Köpek | 120 | 95,8 | Altay ve diğerleri,<br>2013 (82) | ## 2.6. Klinik Görünüm T.gondii'nin yol açtığı toksoplazmoz hastalığının klinik görünümü 4 temel başlık altında incelenmektedir. ## 2.6.1.Toksoplazmozun Bağışıklık Sistemi Normal Olan Kişilerdeki Klinik Görünümü Toksoplazmozun, bağışıklık sistemi sağlam kişilerde organ yayılımı latent bir seyir gösterir ve genellikle klinik bulgu oluşturmamaktadır. Bu dönemde bazı organ ve dokularda doku kistleri bulunabilmektedir. Kistlerin açılması ve bradizoitlerin serbestleşmesi ile bağışıklık sistemi devreye girip enfeksiyonu kontrol altına aldığı bildirilmektedir (31). Asemptomatik seyreden toksoplazmoz olguları genellikle geçici boyun ve göz lenf düğümlerinde lenfadenopatiyle seyretmektedir (83). ## 2.6.2. Toksoplazmozun Oküler Formundaki Klinik Görünümü Toksoplazmoz yetişkinlerde fokal nekrotizan retinit denilen ve bir göz problemi olan üveitlere de sebep olabilmekte (84-88); Koryoretinit oluşumuyla meydana gelen görme bozuklukları konjenital olabileceği gibi edinsel olarak da ortaya çıkabilir. Toksoplazmozun oküler formunun oluşumunu etkileyen unsurlar yaş, cinsiyet, ırk gibi endojen faktörlere bağlı olabileceği gibi iklim, diyet, besleme ve suş farklılıklarına göre de değişebilmektedir (83,89). ## 2.6.3. Toksoplazmozun Hamilelik ve Konjenital Bulaş Ile Oluşturduğu Klinik Görünümü Toksoplazmozun, çoklu organ yetmezliklerine neden olabildiği; enfeksiyonun oluştuğu dönemin gebeliğin hangı dönemine denk geldiğiyle ve annenin immun sistemine bağlı olarak abortlara neden olabildiği de bildirilmektedir (90). Gebeliğin son dönemlerinde oluşan toksoplazmoz olgularında, fetüsün enfekte olabilme ihtimali artarken, oluşan hastalığın tahribatının azaldığı gözlemlenmiştir (91). Gebeliğin ilk ve ikinci trimesterinde oluşan enfeksiyonun göbek kordonu aracılığıyla konjenital toksoplazmoza yol açtığı ve abort ile sonuçlanmaya neden olduğu bildirilmiştir. Gebeliğin son döneminde ise oluşan enfeksiyonla doğan bebekler genellikle asemptomatiktir (89). Konjenital toksoplazmoz vakalarının oluşumu ve yol açabileceği tahribat konağın bağışıklık sistemine ve parazitin miktar ve virulansına göre değişmektedir (91). Buna rağmen fetüsun konjenital bulaşma yolu ile toksoplazmoz yönünden risk altında bulunduğu bildirilmektedir (91). Hastalığın seyrine göre hidrosefali, beyinde kalsifikasyon, sarılık ve hepatomegali görüldüğü tespit edilmiştir (92). Toksoplazmoz ile doğan bebeklerde daha sonra görme bozuklukları ortaya çıktığıda bildirilmiştir (93). ## 2.6.4. Toksoplazmozun Bağışıklık Sistemi Baskılanmış Kişilerdeki Klinik Görünümü Bağışıklık sistemi enfeksiyon hastalıkları ya da otoimmun hastalıklarla baskılanmış kişilerde oluşan toksoplazmoz olgularında ise, önceden geçirilen enfeksiyonun nüks etmesi ile hayatı risk söz konusu olabilmektedir. Bağışıklık sistemi bakılanmış kişilerde serbestleşen bradizoitler takizoitlere dönüşerek kontrolsüz bir biçimde çoğalarak dokularda hipoksi ve tahribat yapmaktadır. Parazitlerin kan yoluyla beyin, akciğer, kalp, karaciğer, pankreas, göz gibi organlarda doku nekrozu oluşturabildiği tespit edilmiştir. Ancak bu bireyler arasında farklılıklar görülmektedir (13,94,95). Bu hastaların %76,0'sında merkezi sinir sistemi, %38,0'inde miyokardıyal, %23,0 ünde pulmoner toksoplazmozun oluştuğu bildirilmektedir. Tedavi edilmediği takdırde bu vakaların %99,0'unun ölümle sonuçlandığı bildirilmiştir (96). AIDS sebebi ile bağışıklık sistemi baskılanmış bireylerde ise bulaş ihtimalinin daha kolay olduğu bilinmektedir (97). Toksoplazmoz AIDS hastaları için hayatı önemi olan sekonder bir enfeksiyondur (98). AIDS'li bireylerde toksoplazmozun özellikle beyin, akciğer ve göz hasarına yatkınlık sağladığı bildirilmektedir. AIDS'li bireylerde Toksoplazmik ensefalitis toksoplazmozun en çok görülen formudur ve AIDS'li bireylerdeki merkezi sinir sistemi lezyonları içerisinde ilk sıradadır. Toksoplazmik ensefalitislerde letani, paralız, duyu kusurları, davranış bozuklukları, nöropsikiatrik bozukluklar, serebellar bozukluklar en çok rastlanan semptomlardır (99). Hidrosefali ise Foramen Monro ve Sylvius kanalının tıkanıklığı neticesinde meydana gelmektedir (11). Toksoplazmoz AIDS'li bireylerde çoğunlukla subakut seyretmektedir. Genellikle hemiparezi ve/veya konuşma bozukluğu görülmektedir. Kranial sinir lezyonlarının olduğu durumlarda mental durum değişiklikleri ve koma görülebilmektedir (99). AIDS'li vakalarda toksoplazmozun pulmoner tutulumu daha fazla görülmekte olup bu durum genellikle anti-HIV tedavisi almayanlarda görülmektedir. Tedavi gören vakalarda ise ölüm riski %35,0 olarak bildirilmiştir (100). ## 2.7. Tanı Toksoplazmoz asemptomatik seyredebilen bir hastalık olmakla beraber görülen klinik bulgular kendine özgü değildir. Toksoplazmozda oluşan koryoretinit, hidrosefali, mikrosefali gibi semptomlar hastalığa işaret edebilmektedir. Ancak kesin tanı laboratuvar sonuçlarına göre konmaktadır (1). Toksoplazmozun teşhisinde farklı tanı materyalleri kullanılmaktadır. Bunlar kan, bronkoalveolar lavaj (BAL), beyin omurilik sıvısı (BOS), periton sıvısı, gebelerde amniyon sıvısı, kas dokusu, lenf bezi, kemik iliği, deri lezyonlarından alınan örnek, otopsi materyalleri ve gözyaşı olarak sıralanmaktadır. Ookist varlığını belirlemek üzere T.gondii için ara konak olmanın yanı sıra son konakta olan kedi ve kedigillerin dışkılarıda tanıda kullanılmaktadır. Bu numunelerde direkt parazitin kendisi ya da oluşan antikorların serolojik yöntemler ile tespiti yapılarak teşhise gidilebilmektedir (1,101). Direkt parazitin varlığının araştırılması alınan materyallerin mikroskobik muayenesi, deney hayvanlarının periton sıvılarında ya da beyin dokularında parazitlerin çoğaltılması ile tespit edilebilmektedir (1). Serolojik yöntemler ise T.gondii'ye karşı bağışıklık sisteminin oluşturduğu antikorların tespit edilmesi ile toksoplazmoz tanısının konulması esasına dayanmaktadır. Bu antikorlar araştırıldığında dünya nüfusunun birçoğunda yüksek olduğu bildirilmektedir. Ancak enfeksiyonun oluşma zamanına vücuttaki lokalızasyonuna ve kişilerin immun yanıtlarına göre değişkenlik gösteren antıkor tıtrelerinin değerlendirilmesinin sorun oluşturduğu bildirilmektedir (102-105). ## 2.7.1. Sabin-Feldman Boya Testi (SF) Bu test diğer yöntemlere göre toksoplazmoz tanısı için referans yöntem olarak kullanılmaktadır. Hasta serumunda antikor bulunduğunda T.gondii takizoitlerinin erimesi ile pozitif sonuç verir. Bu yöntemde anti-toxo İgG antikorları aranmaktadır. Yöntemde canlı T.gondii parazitleri üzerinde çalışıldığından laboratuvar personeline bulaş riski olduğu bildirilmektedir. Yöntem negatif sonuç vermesine rağmen daha önce Toksoplazmik ensefalitis ve korioretinitis geçirdiği bildirilen olgular bulunmaktadır (106). ## 2.7.2. Indirekt Fluoresan Antikor Yöntemi (IFAT) Birçok parazitoloji laboratuvarında tercih edilen ve canlı T.gondii parazitleri gerekmeyen bu test anti-toxo İgG ve İgM antikorlarını aramak için kullanılmaktadır. Serumdaki antinükleer antikorlar ve romatoid faktör sebebi ile hatalı pozitif sonuç alınabileceği gibi hastadaki anti-toxo İgG antikorları düşük seviyede ise hatalı negatif sonuç alınabilmektedir (107). T.gondii'ye özgü antikorların tespiti için 2 kedi grubunda ELISA ve IFAT yöntemlerinin kullanıldığı bir çalışmada ELISA testinin duyarlılığı ve özgüllüğü sırasıyla %92,6 ve %96,5 iken, IFAT testinin duyarlılığı ve özgüllüğü %81,0 ve %93,8 olduğu bildirilmiştir (108). ## 2.7.3. Direkt Aglütinasyon Yöntemi (DA) Bu yöntemde sadece anti-toxo IgG antikorlarının aranması önerilmektedir. Direkt aglütinasyon yöntemi T.gondii'ye özgün olmayan İgM antikorlarına karşı çok duyarlı davranıp yanlış pozitif sonuç verebileceği bildirilmektedir. Bunun yanında yöntemin çok basıt ve anti-toxo İgG antikorları bakımından güvenilir olduğu düşünülmektedir. Sabin-Feldman boya testine oranla hassasiyetinin %96,0 olduğu bildirilmektedir (106). ## 2.7.4. Enzime Bağlı Antikor Yöntemi (ELISA) ELİSA yönteminin toksoplazmoz tanısında özellikle de anti-toxo İgG antıkorlarının taranmasında günümüzde en çok kullanılan yöntem olduğu bildirilmektedir. ELISA yöntemi antı-toxo IgM antikorlarının aranmasında IFAT yönteminde olduğu gibi romatoid faktör ya da antınükleer antikorları sebebi ile hatalı pozitif sonuç verebileceği ifade edilmektedir (109,110) İgG, İgM ve İgA ELİSA testleri ile hastalığın hangi dönemde olduğunu tayin etmede eksik olması sebebi ile birincil enfeksiyon oluşum zamanının belirlenmesinde özgün İgG avidite testinden faydanılmaktadır. Avidite testi İgG antikorlarının T.gondii antijenine bağlanma gücüne göre belirlenmektedir. Avidite sonuçları üre ile işlenebilen veya işlenemeyen materyallerdeki antikor sonuç oranlarını değerlendirerek tespit edilmektedir. Avidite testinin tek başına kullanılması önerilmemektedir (111-114). ## 2.7.5. Lateks Aglütinasyon Testi (LAT) T.gondii takizoitlerinin parçalanması ile elde edilen antijenler ile kaplanmış lateks partiküllerinin kan serumu ile inkübe edilerek aglütinasyon oluşturup oluşturmaması esasına dayanan tanı yöntemidir. Bu testin Sabin-Feldman boya testine göre hassasıyetinin %99,0 olduğu bildirilmektedir (106). ## 2.7.6. Immünosorbent Aglütinasyon Testi (ISAGA-IgM) Serumda muhtemel olabilecek anti-toxo IgM antikorlarının plaklar içine kaplanmış anti-insan İgM-Mka (monoklon antikorları) antikorları tarafından yakalanması prensibine dayanmaktadır. İSAGA-İgM testi, İgM aranmasında kullanılmakla beraber anti-toxo İğE ve anti-toxo İgA antikorlarının tespitinde kullanılmaktadır (106). ISAGA-IgM testinin, IgM antikorlarının tespitinde ELİSA ve İFAT yöntemlerine göre daha hassas olduğu hatalı pozitif sonuçlara raslanmadığı bildirilmektedir. Fakat hamilelikte ISAGA-IgM testi pozitif çıkan annenin toksoplazmoza hamilelikten önce yakalanmış olma ihtimalınden dolayı ELİSA veya IFAT yöntemleri ile de anti-toxo İgM antikorlarının aranmasının doğru olacağı ifade edilmektedir (115). Toksoplazmoz yoğunluğunu belirlemek için çoğunlukla T.gondii İgG ve İgM antikorlarının ELISA metoduyla tespiti tercih edilmektedir (34). Antikor varlığını araştıran testler farklı ticarı markalar tarafından üretilmektedir. Test kitleri bünyesinde T.gondii'nin doğal antijenlerini barındırır (116). Toksoplazmozun teşhis edilebilmesi, T.gondii'nin genotipi ile ilgili çalışmalar, Toxoplasma enfeksiyonlarının önlenmesi ve sınırlandırılabilmesi açısından önem arzetmektedir (117). ## 2.8. Tedavi Toksoplazmoz tedavisinde etkili olan ilaç sayısı sınırlı olmasına rağmen hekimlerin tedavide kullanacakları ilaçlarla ilgili kararsızlık yaşadıkları bildirilmektedir. Hastalığın genellikle asemptomatik seyretmesi ve vakaların çoğunluğunun kendiliğinden iyileşmesi bu kararsızlığı artırmaktadır. Bununla beraber hamilelikte geçirilen toksoplazmoz, bağışıklığı bir sebeple baskılanmış ve Toksoplazmik ensefalitli hastalar ile organ nakli olanlarda tedavi çok daha fazla önem taşıdığı bildirilmektedir (118). Doku kistleri oluşan enfekte kişilerde etkili bir tedavi olmamakla beraber, T.gondii'nin bugün yalnızca takizoit formları üzerine etkili ilaçlar bulunmaktadır (119). Toksoplazmoz tedavisi denildiğinde akut enfeksiyon tedavisi ile enfekte kişilerin bağışıklık sistemi üzerine yapılan tedaviler, hamileler ve yeni doğan tedavileri ayrı olarak düşünülmektedir (92). ## 2.8.1. Bağışıklık Sistemi Sağlam Kişilerde Tedavi Asemptomatik vakalarda genellikle tedaviye ihtiyaç olmamakla birlikte ateş yükselmesini engellemek için 2-4 haftalık tedavilerin verilebileceği bildirilmektedir (31). Akut enfeksiyon tedavisinde şu an önerilen ilaçlar; sülfadiazin, pirimetamin, folinik asittir (91). ## 2.8.2. Bağışıklık Sistemi Baskılanmış Kişilerde Tedavi Bu gruptaki hastalar genellikle latent veya kronik enfeksiyonun tekrar şekillenmesi şeklinde görülmektedir. En önemli tablo Toksoplazmik ensefalıt olmakla beraber pulmoner toksoplazmoz gibi yaygın organ hasarlarına neden olabilmektedir. Akut enteksiyonda kullanılan ilaçlara ilaveten dapsone, fansidar, doksisiklin önerilmektedir. AIDS hastalarında genellikle eski enfeksiyonun nüks etmesi şeklinde görüldüğü için idame tedavisi önerilmektedir (120). ## 2.8.3. Hamilelikte Tedavi Toksoplazmozlu gebelerde önceliğin annenin tedavisinin olması; doğan bebeklerde İgM antikorları görülmeyene dek koruyucu amaçlı tedavinin sürdürülmesi önerilmektedir (121,122). Primetamin, gebeliğin ilk 1/3'inde oluşturabileceği komplikasyonlar nedeniyle önerilmemektedir (121,123). Primetaminin kemik iliğini baskıladığı bulgular sebebi ile çoğu hastada tercih edilmemektedir (122). Spiramisin'in hastalığı tedavi etmediği, ancak gebelerde konjenital bulaşın önüne geçtiği bilinmektedir (123). ## 2.8.4. Oküler Toksoplazmoz'da Tedavi Klasik tedavi kombinasyonlarına ilaveten klindamisin tedavisinin en etkili yöntem olduğu bildirilmektedir (23,124,125). Bu formda oluşan koryorenititte steroit tedavisi önerilmektedir. Steroitlerin tedaviye eklenmesinin nedeni, oluşan yangısal cevabı azaltmak, parazit antijenlerine karşı immunitenin hasar oluşturabilecek aşırı reaksiyonlarını engellemektir (126,127). Dams ve arkadaşları, klindamisin-sulfametoksidiazin ikilisinin tedavide en iyi sonucu verdiğini bildirmektedirler (128). ## 3. GEREÇ VE YÖNTEM ## 3.1. Araştırmanın Orneklemi ve Etik Onay Bu çalışmada örneklem sayısı α=0,05, β=0,10(1-β)=0,90 alındığında, her bir gruba 91 birey alınmasına karar verilmiş olup; yapılan istatistiksel hesaplama ile testin gücü (p=0,90950) olarak bulunmuştur. Araştırmanın çalışma grubunu, Sivas ilinde, en az bir yıldır kedi besleyen, aynı evde yaşayan, 18 yaşından büyük, cinsiyet ayrımı yapılmamış, veteriner kliniğine kayıtlı kedilerin sahibi olan 91 kişi oluşturmaktadır. Araştırmanın kontrol grubunu ise, yine Sivas ilinde yaşayan, yaşamı boyunca evinde hiç kedi beslememiş, barınak, veteriner kliniği, hayvan hastanesi, pet shop gibi kedi ile uzun süre temasının olabileceği yerlerde çalışmamış/bulunmamış, 18 yaşından büyük, cinsiyet ayrımı olmaksızın seçilen 91 kişi oluşturmuştur. Araştırma için, Sivas Cumhuriyet Universitesi Klinik Araştırmalar Etik Kurulu tarafından 2021-03/01 karar numarası ile etik onay alınmıştır. Çalışmaya alınan tüm bireylere, onay formu okutularak, onaylatılmış ve kayıt altına alınmıştır. ## 3.2. Anti-Toxoplasma IgG ve Anti-Toxoplasma IgM antikorlarının belirlenmesi ## 3.2.1. Araştırmada Kullanılan Malzemeler a. Araştırmada kan alma işlemi için - Enjektör - Jelli biyokimya tüpü - Turnike - Alkol - Eldiven - b. Kan serumu hazırlama işlemi için - Santrifüj cihazı - Eppendorf tüpleri - - Mikropipet c. ELISA testleri için - Mikropipetler - Eppendorf tüpleri - - Eldiven - Mezür - Distile su - ELISA cihazı - V ortex - Anti-toxo İgM ve İgG antikorlarını belirlemek için NOVATEC immünodiagnostica firmasının Novalisa® Toxoplasma gondii İgG ve İgM ELİSA test kiti (Waldstraße 23 A6 63128 Dietzenbach, Germany) kullanılmıştır. ## 3.2.2. Kan Orneklerinin Toplanması Araştırma ve kontrol grubunda bulunan kişilere, farklı gün ve saatte randevular verilerek, klinişe davet edilmişlerdir (Şekil 4). Gönüllülük esasına dayanan bu çalışma hakkında ön bilgilendirme yapılıp, ilgili açıklayıcı formu okumaları ve gönüllülük esasına göre onaylamaları istenmiştir. Katılımcılardan, bir hemşire tarafından 5 mL kan alındıktan sonra, 1500 devirde 5 dakika santrifüj edilerek, serumları ayrılmış ve analiz edilinceye kadar 2 mL'lik eppendorf tüpler içerisinde -20 °C'de saklanmıştır. ![](_page_0_Picture_0.jpeg) Şekil 4. Klinikte kan alma işlemi ## 3.3. Testlerin Yapılması -20 °C'de saklanan serum örnekleri, önceden planlanan sıralama dahilinde, Novalisa ticari markasının anti-toxo İgG ve anti-toxo İgM ELİSA test kitlerinin uygulama prosedürü takip edilerek aşağıda özetlendiği şekilde parazıte özgü antikorlar aranmıştır. ## 3.3.1. IgG Testleri ## a. Dilüsyon Aşaması (Pipetleme) -20 °C'de saklanan serumlar, oda ısısında çözdürülmüş; ardından, önceden kimliklendirmesi yapılmış olan 91 adet eppendorf tüpüne mikropipet aracılığıyla, 10'ar µL sırasıyla aktarılmıştır. Bu tüplerin üzerlerine, ticarı ELİSA kitinin içerisinde bulunan IgG dilüenti, 990 µL miktarında eklenerek, numunenin 100 kat sulanması sağlanmıştır. Her sulandırma işlemi sonrasında eppendorf tüpleri vortekslenmiştir. ## b. Mikropleyte Aktarma ELISA test kitinden çıkan 96 kuyucuklu mikropleyt kabının, A1 Sıra bloğu, test kontrolü için boş bırakılmıştır. B1, C1, D1 ve E1 kuyucuklarına ise test kitinin içerisinden çıkan, yine sırasıyla A, B, C, D standart solusyonlarından 100'er ul doldurulmuştur. Geri kalan ve F1 ile başlayan kuyucuklara ise kimliklendirmesini ve dilüsyonları yaptığımız numunelerimiz sırasıyla 100'er uL aktarılarak, vortekslenerek doldurulmuştur (Şekil 5). ## c. Inkübasyon Aşaması Mikropleytin ağzı kapatılarak, serumlardaki olası antikorların kuyucuklara emdirilmiş antijenler ile birleşmesini sağlamak için, 60 dakika süresinde 37°C'de inkübatörde bekletilmiştir. ## d. Yıkama Aşaması Bu aşamaya başlamadan, ticarı test kitlerinin içerisinden çıkan buffer solüsyonu (50mL), 20 kat (950mL) sulandırılarak sonraki aşamalarda kullanılabilmek için hazırlanmıştır. Inkübatörde 1 saatlık bekleme süresi dolan kitimizin üzerindeki bant çıkartılarak, tek hamlede tüm kuyucuklar, boşaltılabilecek biçimde baş aşağı edilmiştir. Bu işlem kuyucuklarda numune ve standart solüsyonlar kalmayacak şekilde üçer kez tekrar edilmiştir. Kuyucukların içerisinde numune kalmaması için, 3 defa daha, her kuyucuğa 200 µL gelecek şekilde, önceden hazırlanan buffer solüsyonuyla muamele edilerek yıkanılmıştır. ## e. Konjugat Aşaması Mikropleytin kuyucuklarına, A1 boşta kalacak şekilde, test kitindeki konjugattan 100'er µL, Sırasıyla dolduralarak; mikrolpeytin ağzı tekrar bant ile kapatılıp, karanlık ortamda ve oda ısısında 30 dk bekletilmiştir. ## f. Yıkama Aşaması Kit üzerindeki bant çıkartılarak, tek hamlede tüm kuyucuklar boşaltılabilecek biçimde baş aşağı edilmiş; bu işlem kuyucuklarda konjugatlar kalmayacak şekilde 3 kez tekrar edilmiştir. Kuyucukların içerisinde konjugat kalmaması için 3 defa daha her kuyucuğa 200 µL gelecek şekilde önceden hazırlanan buffer solusyonuyla muamele edilerek yıkanılmıştır. ## g. Substrat Aşaması Mikropleytin tüm kuyucuklarına test kitindeki substrattan 100'er uL sırasıyla doldurularak; mikropleytin ağzı tekrar bant ile kapatılıp, karanlık ortamda ve oda ısısında 15 dk bekletilmiştir. Bu aşama sonrasında kuyucuklardaki serumlarda muhtemel pozitif olanlarında mavi renk oluşmuştur. ## h. Durdurma Aşaması Mikropleytin ağzındaki bant çıkarılarak, reaksiyonu durdurmak için, tüm kuyucuklara 100'er uL stop solusyonu eklenmiştir. ## ı. Okuma Testin doğru yapıldığının anlaşılabilmesi için, değerlendirme aşağıdaki kriterlere göre yapılmıştır; A1 blank (boş kuyucuk) <0.100 B1 standart A solusyonu <0.200(0 antijen) C 1 standart B solusyonu >0.300(50 antijen) D1 syandart C solusyonu >0.500(100 antijen) E1 standart D solusyonu >1000(200 antijen) Standart A <standart B >standart C >standart D ## i. Hesaplama Absorbans değerleri; Y=0,0083x+0,1688(y=grafikteki absorbans değerleri) X=testin yanılma payı hesaplanarak ortaya çıkan son değer ünite/ml cinsinden. X = = 0,1688 = ünite/ml Şeklinde hesaplanarak 35< pozitif(+) 30>negatif(-) 30-35= EQUIVOCAL(muallak) olarak değerlendirilir. # 3.3.2. İgM Testlerinin Uygulanmasındaki Farklılıklar ### a. Mikropleyte Aktarma ELİSA test kitinin içerisindeki mikropleytin üzerinde 96 numune kuyucuğu bulunmaktadır. Bu kuyucuklardan A1'in boş bırakılması, yapılacak test kontrolü için gereklidir. B1, C1, D1 kuyucuklarına sırasıyla kontrol poziti(+), kontrol negatif (-), cut off solusyonlarından 100'er µL doldurulmuştur. Geri kalan ve E1 ile başlayan kuyucuklara ise kimliklendirmesini ve dilüsyonları yaptığımız serum örneklerimizi sırasıyla 100'er µL vortekslenerek doldurulmuştur. #### b. Konjugat Aşaması Mikropleytin kuyucuklarına Al boşta kalacak şekilde test kitindeki konjugatları 100'er uL sırasıyla aktarılmıştır. Ardından mikropleytin ağzı tekrar bant ile kapatılıp, karanlık ortamda ve oda ısısında 60 dk bekletilmiştir. ## c. O kuma Testin doğru yapıldığının anlaşılabilmesi için değerlendirme aşağıdaki kriterlere göre yapılmalıdır; Substrat blank absorbans değeri <100 Negatif kontrol absorbans değeri <cut off Cut off değeri 0.150-1.300 Pozitif kontrol değeri >cut off # d. Hesaplama Absorbans (örnek)değeri x 10 =NTU (Nova Tec Units) Cut off Sonuçları Yorumlama Pozitif : 11 NTU'dan büyük değerler Negatif : 9 NTU'dan küçük değerler Equivocal (Muallak): 9-11 NTU arası değerler ![](_page_0_Picture_0.jpeg) Şekil 5. Çalışılan mikropleytlerin görüntüsü ## 3.4. İstatistiksel Analiz ## 1 1 Çalışmamızdan elde edilen veriler SPSS (ver.22,0) programına yüklenerek, verilerin değerlendirilmesinde 2\*2 düzenlerde Ki-kare testi ve çok gözlü düzenlerde Ki-kare testi kullanıldı ve yanılma düzeyi <0,05 olarak alınmıştır. ## 4. BULGULAR Yapılan araştırmada, çalışma grubunu oluşturan, evinde kedi besleyen 91 kişi ile, kontrol grubumuzu oluşturan evinde kedi beslemeyen 91 kişiden alınan serum örneklerinde, anti-toxo İgM ve İgG antikorları varlığı araştırılmıştır. Araştırmaya katılan kişilerin cinsiyet, yaş, sosyodemografik özellikler yönünden ayrımı yapılmamıştır. Bu kişilerin hiçbiri daha önce toksoplazmoz tanısı almadıklarını ve ilgili testleri daha önce yaptırmadıklarını bildirmişlerdir. Cut-off değerinin üzerinde absorbans veren serum örneklerinde anti-toxo İgM antikorları pozitif olarak kabul edilmiştir. Antı-toxo İgM antikorları çalışma ve kontrol grubunun serum örneklerinin hiçbirinde pozitif değer olarak kabul edilen 11 NTU'dan büyük değildir (Tablo 3,4,5). Tablo 3. Evinde Kedi Besleyen ve Beslemeyen Bireylerde, Anti-toxo IgM ELISA Seropozitiflik Sonuçları ## Anti-toxo IgM ELISA | Çalışma<br>Grupları | (+) | | (-) | | Toplam | | |----------------------------------|-----|---|-----|-----|--------|-----| | | n | % | n | % | n | 0/0 | | Evinde Kedi<br>Besleyenler | 0 | 0 | 91 | 100 | 91 | 100 | | Evinde Kedi<br>Beslemeyenler | 0 | 0 | 91 | 100 | 91 | 100 | | +)· Pozitif (-)· Negatif n: Savı | | | | | | | Araştırmamızda kontrol grubu ve çalışma grubuna dahil olan 182 kişinin hiçbirinde anti-toxo İgM antikoru tespit edilmemiştir. Tablo 4. Çalışma grubu (Kedi besleyen) anti-toxo IgM ELISA absorbans ve NTU (Nova Tec Units) değerleri | | | | 3 | 4 | 5 | 6 | | 8 | 9 | 10 | 11 | 12 | |---|-------|-------|-------|-------|-------|-------|-------|-------|-------|-------|-------|-------| | A | 0,048 | 0,064 | 0,078 | 0,064 | 0,064 | 0,064 | 0,061 | 0,054 | 0,059 | 0,06 | 0,095 | 0,06 | | B | 1,38 | 0,095 | 0,06 | 0,27 | 0,076 | 0,06 | 0,165 | 0,073 | 0,316 | 0,064 | 0,084 | 0,065 | | C | 0,051 | 0,192 | 0,075 | 0,064 | 0,066 | 0,246 | 0,059 | 0,09 | 0,058 | 0,062 | 0,242 | 0,062 | | D | 0,52 | 0,089 | 0,063 | 0,082 | 0,115 | 0,066 | 0,07 | 0,076 | 0,063 | 0,066 | 0,117 | 0,078 | | E | 0,074 | 0.069 | 0,075 | 0,065 | 0,055 | 0,082 | 0,062 | 0,075 | 0,091 | 0,06 | 0,062 | 0,465 | | | 0,08 | 0,055 | 0,074 | 0,061 | 0,103 | 0,049 | 0,055 | 0,06 | 0,08 | 0,309 | 0,06 | 0,059 | | G | 0,066 | 0,139 | 0,072 | 0,06 | 0,066 | 0,095 | 0,068 | 0,068 | 0,225 | 0,058 | 0,064 | 0,062 | | H | 0,062 | 0,064 | 0,072 | 0,052 | 0,081 | 0,051 | 0,064 | 0,07 | 0,11 | 0,061 | 0,07 | 0,088 | Cut-off 0,92307 1,230769 1,5 1,230769 1,230769 1,230769 1,173077 1,038462 1,134615 1,153846 26,53846 1,826923 1,153846 5,192308 1,461538 1,153846 3,173077 1,403846 6,076923 1,615385 1,25 0,980769 3,692308 1,442308 1,26921 4,730769 1,134615 1,730769 1,115385 1,192308 4,653846 1,192308 10 1,711538 1,211538 1,576923 2,211538 1,269231 1,346154 1,461538 1,211538 1,269231 2,25 1,5 | 1,423077 1,326923 1,42308 1,25 1,057692 1,57692 1,192308 1,75 1,153846 1,192308 8,942308 | | | | | | | |---------------------------------------------------------------------------------------------------|--|--|--|---------------------------------------------------------------------------|--|--| | 1,58462 1,057692 1,42307 1,17307 1,980769 0,942308 1,057692 1,53846 1,53846 1,134615 | | | | | | | | 1,269231 2,673077 1,384615 1,153846 1,26923 1,307692 4,307692 4,326923 1,115385 1,230769 1,192308 | | | | | | | | 1,192308 1,230769 1,384615 | | | | 1 1,557692 0,980769 1,230769 1,346154 2,115385 1,173077 1,346154 1,692308 | | | | | | | | Tablo 5. Kontrol grubu (Kedi beslemeyen) anti-toxo IgM ELISA absorbans ve | | | | | | | |--------------------------------|--|--|--|---------------------------------------------------------------------------|--|--|--|--|--|--| | NTU (Nova Tec Units) değerleri | | | | | | | | | | | | | | 2 | 3 | ব | 5 | 6 | | 8 | 9 | 10 | 11 | 12 | |---|-------|-------|-------|-------|-------|-------|-------|-------|-------|-------|-------|-------| | | 0.045 | 0.317 | 0.146 | 0.07 | 0.059 | 0.092 | 0.056 | 0.059 | 0.068 | 0.063 | 0.053 | 0.065 | | B | 1.147 | 0.085 | 0.064 | 0.079 | 0.216 | 0.072 | 0.076 | 0.056 | 0.069 | 0.065 | 0.068 | 0.068 | | C | 0.055 | 0.143 | 0.07 | 0.073 | 0.065 | 0.086 | 0.068 | 0.068 | 0.066 | 0,063 | 0.325 | 0,094 | | D | 0.424 | 0.062 | 0.074 | 0.097 | 0.067 | 0.053 | 0.057 | 0.095 | 0.06 | 0.092 | 0.067 | 0.207 | | | 0.059 | 0.063 | 0.057 | 0.084 | 0.067 | 0.117 | 0.13 | 0.067 | 0.054 | 0.148 | 0.064 | 0.077 | | | 0.075 | 0.068 | 0.128 | 0.131 | 0.061 | 0.065 | 0.069 | 0.062 | 0.065 | 0.083 | 0.065 | 0.061 | | G | 0.087 | 0.076 | 0.09 | 0.072 | 0.071 | 0.056 | 0.07 | 0.073 | 0.063 | 0.054 | 0.053 | 0.069 | | H | 0.057 | 0.065 | 0.056 | 0.07 | 0.077 | 0.055 | 0.059 | 0.069 | 0.077 | 0.073 | 0.061 | 0.058 | Cut - off 0,424 1,061321 7,476415 3,44336 1,650943 1,391509 2,169811 1,30755 1,391509 1,603774 1,485849 1,55 1,533019 27,05189 2,004717 1,509434 1,663208 5,09434 1,698113 1,627358 1,533019 1,603774 1,603774 1,2917 3,372642 1,650943 1,721698 1,533019 2,028302 1,60374 1,60374 1,65660 1,655094 2,16981 1,462264 1,745283 2,287736 1,580189 1,25 1,34434 2,240566 1,415094 2,169811 1,580189 4,882075 1,391509 1,485849 1,981132 1,580189 2,759434 3,066038 1,773585 3,490566 1,509434 1,816038 1,76868 1,60374 3,018868 3,089623 1,438679 1,533019 1,627358 1,462264 1,533019 1,937547 1,533019 1,438679 2,051887 1,792453 2,122642 1,69813 1,674528 1,320755 1,650943 1,721698 1,485849 1,273585 1,627358 1,34434 1,533019 1,32075 1,650943 1,816038 1,29717 1,391509 1,627358 1,816038 1,721698 1,438679 1,367925 İstatistiksel olarak Ki-kare testinin uygulandığı çalışma sonuçlarına göre; antı-toxo İgG seropozitifliği, çalışma grubu ile kontrol grubu karşılaştırıldığında anlamlı sonuca ulaşılmıştır. (P = 0,002, P< 0,01, Pearson Ki-Kare değeri: 9,945) Evlerinde kedi besleyenlerden 20 kişide saptanan anti-toxo lgG oranı (%22,0); evinde kedi beslemeyenlerde saptanan 40 kişilik pozitif gruba (%44,0) göre daha düşük saptanmıştır. Sivas ilinde yaşayan, yaşamı boyunca hiç evinde kedi beslememiş, barınak, veteriner kliniği, hayvan hastanesi, pet shop gibi kedi ile uzun süre temasının olabileceği yerlerde çalışmamış/bulunmamış, 18 yaşından büyük, cinsiyet ayrımı olmaksızın seçilen 91 kişide daha yüksek oranda anti-toxo İgG seropozitifliğine raslanılmıştır (Tablo 6,7,8) (Şekil 6,7). Tablo 6. Evinde Kedi Besleyen ve Beslemeyen Bireylerde, Anti-toxo IgG ELISA Seropozitiflik Sonuçları | | Anti-toxo IgG ELISA | | | | | | | | | | |--------------------------------------|---------------------|------|------|------|--------|-----|--|--|--|--| | Çalışma | | (+) | | (-) | Toplam | | | | | | | Grupları | n | % | n | % | n | % | | | | | | Evinde Kedi<br>Besleyenler | 20 | 22,0 | 71 | 78,0 | 91 | 100 | | | | | | Evinde Kedi<br>Beslemeyenler | 40 | 44,0 | 51 4 | 56,0 | 91 | 100 | | | | | | (+): Pozitif (-): Negatif<br>n: Say1 | | | | | | | | | | | Tablo 7. Çalışma grubu (Kedi besleyen) anti-toxo IgG ELISA absorbans ve antikor değerleri ![](_page_0_Figure_3.jpeg) | A | 0,056 | 0,102 | 0,099 | 0,091 | 0,083 | 0,09 | 0,126 | 0,102 | 1,121 | 0,115 | 0,106 | 0,113 | |---|-------|-------|-------|-------|-------|-------|-------|-------|-------|-------|-------|-------| | B | 0,054 | 1,157 | 1,786 | 0,268 | 0,085 | 0,081 | 0,333 | 0,081 | 0,133 | 1,525 | 0,095 | 0,076 | | | 0,584 | 1,213 | 0,077 | 1,494 | 0,086 | 0,091 | 0,099 | 0,099 | 0,135 | 0,96 | 0,095 | 0,107 | | D | 0,404 | 2,437 | 0,092 | 0,086 | 1,356 | 1,027 | 0,081 | 0,094 | 2,365 | 0,139 | 0,093 | 0,096 | | | 1,597 | 0,12 | 0,101 | 0,088 | 1,311 | 0,125 | 0,102 | 0,105 | 0,087 | 0,086 | 0,1 | 1,336 | | | 0,114 | 0,097 | 2,066 | 2,187 | 0,153 | 0,696 | 0,116 | 0,111 | 0,095 | 0,109 | 1,489 | 0,104 | | G | 0,083 | 0,082 | 0,105 | 0,094 | 0,1 | 0,093 | 0,1 | 0,083 | 0,092 | 0,135 | 0,987 | 0,14 | | H | 0,115 | 0,08 | 0,13 | 0,123 | 0,115 | 0,08 | 0,105 | 0,145 | 0,093 | 2,158 | 0,136 | 1,502 | | Conc | Absorbanre | | | | | | |------|------------|--|--|--|--|--| | 0 | 0.054 | | | | | | | 50 | 0,584 | | | | | | | 200 | 1,597 | | | | | | | -8,61333 -2,48 -2,88 -3,01333 | | | | | | | | |-------------------------------------------------------------------------------------------------|--|-------------------------------------------------------------------------------------------|--|--|--------------------------------------------------------------------|--|--| | | | -8,88 138,1867 22,0533 19,6533 -4,74667 -5,28 28,32 -5,28 1,65333 187,2533 -5,94667 | | | | | | | 61,78667 145,6533 -5,8133 18,12 -4,61333 -3,94667 -2,88 | | | | | | | | | 37,78667 308,8533 -3,81333 -4,61333 - 164,72 120,8533 - - 5,28 -3,54667 299,2533 - 3,68 - -3,28 | | | | | | | | | 196,8533 | | | | | | | | | | | -0,88 -3,14667 259,3867 | | | -1,28 -3,41333 -1,54667 182,4533 -2,21333 | | | | | | -5,01333 -5,14667 -2,08 -3,54667 -2,74667 | | | -3,68 -2,74667 -5,01333 -3,81333 -3,81333 - 1,92 - 115,52 2,586667 | | | | | | -0,74667 -5,41333 1,253333 | | | | | | | | | | | | | | | Y=0,0083x+0,1688(y=grafikteki absorbans değerleri) X=testin yanılma payı hesaplanarak ortaya çıkan son değer unite/ml cinsinden. y — 0,1688 = X 0,0083 Buna göre çalışma grubunun serum örneklerinin sonuçlarına göre 91 kişinin 20'si 35 ünite/ml antikor seviyesinin üzerinde olduğundan, pozitif(+) olarak değerlendirilmiştir. ![](_page_0_Figure_2.jpeg) Şekil 6. Çalışma grubu anti-toxo İgG grafik sonucu Kesintisiz çizgi: Çalışma grubu eğilim Noktalı çizgi: Standart hesaplama | | | | 3 | 4 | 5 | 6 | | 8 | O | 10 | 11 | 12 | |---|-------|-------|-------|-------|-------|-------|-------|-------|-------|-------|-------|-------| | ( | 0.049 | 0.107 | 0.109 | 0.117 | 0,129 | 0.157 | 0.106 | 0.946 | 0,083 | 2,2 | 0,076 | 0.085 | | B | 0.056 | 0,23 | 0.086 | 0.139 | 1,113 | 0.724 | 0,19 | 0,11 | 1,417 | 1,913 | 0,073 | 0,106 | | | 0,609 | 1,989 | 1,447 | 2,023 | 0,681 | 0,143 | 0,099 | 0,099 | 1,602 | 1,563 | 0,757 | 2,138 | | D | 1,182 | 0,09 | 1,408 | 0,086 | 1,364 | 1,618 | 1,455 | 1,441 | 0,094 | 1,762 | 0,18 | 0,142 | | E | 1,724 | 1,154 | 0,095 | 0,099 | 1,582 | 0,335 | 0,128 | 0,101 | 1,863 | 0,107 | 1,555 | 0,61 | | | 2,3 | 0,765 | 0,994 | 1,366 | 0,123 | 0,105 | 0,111 | 0,106 | 0,678 | 0,096 | 0,111 | 0,151 | | G | 1,953 | 0,085 | 0,098 | 0,1 | 0,082 | 1,532 | 0,962 | 1,771 | 0,092 | 1,095 | 0,097 | 0,067 | | H | 1,329 | 0,111 | 0,707 | 1,369 | 0,148 | 0,073 | 0,098 | 0,086 | 1,738 | 0,075 | 0,293 | 0,692 | Tablo 8. Kontrol grubu (Kedi beslemeyen) anti-toxo IgG ELISA absorbans ve antikor değerleri | Concentrat Adsorbance | | | | | | | |-----------------------|-------|--|--|--|--|--| | | 0.056 | | | | | | | 50 | 0.609 | | | | | | | 100 | 1,182 | | | | | | | 200 | 1,724 | | | | | | -7,44578 -7,20482 -6,24096 -4,79518 -1,42169 -7,56627 93,63855 -10,3373 244,7229 -11,1807 -10,0964 -14,4337 7,373494 -9,9759 -3,59036 -113,759 66,89157 2,554217 -7,08434 150,3855 210,1446 -11,5422 -7,56627 -13,5904 219,3012 154 223,3976 61,71084 -3,10843 -8,40964 -8,40964 172,6747 167,9759 70,86747 237,253 53,03614 -9,49398 149,3012 -9,9759 144 174,6024 154,9639 153,2771 -9,01205 191,9518 1,349398 -3,2892 122.0723 118,698 -8,89157 -8,40964 170,2651 20,0241 -4,91566 -8,16867 204,1205 -7,44578 167,012 53,15663 8/3/35 256,7711 71,83133 99,42169 144,241 -5,51807 -7,68675 -6,96386 -7,56627 61,3494 -8,71108 -6,96386 -2,14458 214,9639 -10,0964 -8,53012 -8,28916 -10,4578 164,241 95,56627 193,0361 -9,25301 111,5904 -1,6506 -12,2651 139,7831 -6,96386 64,84337 144,6024 -2,50602 -11,5422 -8,53012 -9,9759 189,0602 -11,3012 14,96386 63,03614 Y=0,0083x+0,1688(y=grafikteki absorbans değerleri) X=testin yanılma payı hesaplanarak ortaya çıkan son değer unite/ml cinsinden. $$\mathbf{X} = \frac{\mathbf{y} - 0.1688}{0.0083}$$ Buna göre kontrol grubunun serum örneklerinin sonuçlarına göre 91 kişinin 40'ı, 35 ünite/ml antikor seviyesinin üzerinde olduğundan pozitif(+) olarak değerlendirilmiştir. ![](_page_0_Figure_0.jpeg) ![](_page_0_Figure_1.jpeg) Noktalı çizgi: Standart hesaplama ## 1 1 11 ## 5. TARTIŞMA Dünya Sağlık Orgütü verilerine göre insanları etkileyen enfeksiyon etkenlerinin çoğu hayvanlardan kaynaklanmaktadır (2,3). Hayvanlardan insanlara bulaşabilen tüm enfeksiyonlara zoonoz enfeksiyonlar adı verilmektedir (129). Bu enfeksiyon etkenleri içerisinde ise parazitler önemli bir yer almaktadır. T.gondii, protozoonların Apicomplexa şubesinde yer alan zoonotik bir parazittir (18,19). Toksoplazmoz, dünyada en çok görülen paraziter hastalıklardandır ve toplum sağlığını tehdit etmektedir (130,131). Toksoplazmozun dünya üzerindeki dağılımı bölgesel beslenme alışkanlıklarına sosyo-ekonomik seviyeye, iklim ve çevre şartlarına, kedilerle temasın sıklığına bağlı olarak değiştiği bildirilmektedir (132,133,134). Dünya nüfusunun yaklaşık %30,0'unun toksoplazmoz etkenini taşıdığı ifade edilmektedir (135,136). Brandon-Mong ve ark.'larının Malezya'da yaptıkları çalışmada toksoplazmoz seroprevalansı veteriner hekimlerde %18,40, veteriner teknisyenlerinde %33,30, veteriner öğrencilerinde %14,90 ve evcil hayvan sahiplerinde %31,40; toplam katılımcıların ise %19,90'ında belirlenmiştir. Bu araştırmada evcil hayvan sahiplerinde, bizim çalışmamızda olduğu gibi evinde kedi besleyenler ve beslemeyenler şeklinde bir veri kullanılmamıştır (5). Malezya, yıllık ortalama 27.8℃ ısısı ile çalışmamızı yaptığımız Sivas iline göre T.gondii ookistlerinin sporlanması için daha elverişlidir (23,137). Hindistan'da, farklı grupların toksoplazmoz yönünden araştırıldığı çalışmada ise veteriner hekimler %10,25, çıftçiler %13,33, evcil hayvan sahipleri %17,39, köpek sahipleri %8,33, kedi sahipleri %27,27 ve diğerleri %6,36 şeklinde sonuçlanan verilerde, belirtilen oranlar saptanmıştır. Toplam katılımcıların ise %9,54'ünde seropozitiflik belirlenmiştir. Fakat bu çalışmaya katılan kedi sahipleri 14 kişiyle sınırlandırılırken, "diğer" adı altındaki grup 117 kişiden oluşmuştur. Araştırmalarda kullanılan örnek sayısının sonuçları etkilediği de bildirilmiştir (138). Shahzad ve ark.'larının Lahor'da (Pakistan) kedi, köpek ve sahiplerinde toksoplazmoz üzerine sero-epidemiyolojik ve hematolojik olarak yapmış oldukları çalışmalarında, araştırmaya katılan kışı sayıları denk tutulmadan örneklendirme yapılmıştır. Çalışmada en yüksek seropozitifliğin sırasıyla; kedi sahiplerinde %32,0, köpek sahiplerinde %26,0, üniversite çalışanlarında %20,0 ve en düşük seropozitifliğin %14,0 ile köpek ve kedilerle teması olmayan kişilerde gözlendiği belirtilmiştir. Katılımcı sayıları ise köpek sahipleri 50, kedi-köpek teması olmayanlar 50, kedi sahipleri ise 25 kişi olarak belirtilmiştir (139). Bizim çalışmamızda ise, bu çalışmanın aksine kedi ile teması olmayan veya en az olan kişilerde daha fazla oranda; uzun süredir kedilerle teması olan kişilerde ise daha az seropozitiflik saptanmıştır. Pakistan'daki bu araştırma, çalışmamıza göre daha az örnek sayısına ulaşılarak yapılmıştır. Çin'de evcil hayvanlarda ve sahiplerinde l'.gondli'ye karşı oluşan antikorların araştırıldığı çalışmada, 460 hayvan sahibinin %17,17'sinde İgG ve %0,87'sinde İgM antikorları tespit edilmiştir. Bu hayvan sahiplerinin toplam %18,04'ünün T.gondii için seropozitif olarak sonuçlandığı bildirilmekte ve bu sonuç dünya toksoplazmoz ortalamasının altında olmasına rağmen, kedi beslemeyle toksoplazmoz risk artışı arasında ilişki olduğu bildirilmektedir. Yine bu çalışma, kadın evcil hayvan sahiplerinin (%24,39, 60/246), erkek evcil hayvan sahiplerine göre daha yüksek seroprevalansa sahip olduğunu belirtmekte ve bu durum, kadınların temizlik, gıda hazırlama ve hayvansal ürünlerle daha çok alakadar olmasına bağlanmaktadır. Araştırmada vurgulandığına göre, evcil hayvan dışkısını çıplak elle temizleyen evcil hayvan sahiplerinin (%18,97), eldiven ile temizleyenlere göre (%12,86) daha yüksek seroprevalansa sahip olduğu bulunmuştur. Fakat sonuçların istatistiksel olarak anlamlı çıkmadığı bildirilmiştir (140). Toksoplazmozun evrensel bir dağılımı vardır ve kedi bulunmayan bölgelerde de görülebilen bir parazitozdur (1). Her ülkede toksoplazmoz görülmesine rağmen bazı ülkelerde seroprevalans açısından büyük farklılıklar bulunmaktadır. Fransa'da bu durumun muhtemel sebepleri arasında az pişmış et yeme alışkanlığı gösterilmiştir (31). Alınan tedbirler ile yıllar içerisinde toksoplazmoz seroprevalansındaki düşüşün en bariz olduğu ülke de Fransa'dır. 1965'de %83,0, 1995'de %54,0, 2003'de %44,0 ve 2010'da %37,0'dir (11). Buna rağmen Fransa'dakı evcil kedi sayısı son 10 yılda %50,0 oranında artmıştır. Fransa kedi sahibi olmanın en yaygın olduğu ikinci Avrupa ülkesidir (141). Kışı başına düşen kedi sayısı eşit olmasına rağmen diğer Avrupa ülkelerinden Romanya'da toksoplazmoz seroprevelansı %57,6 iken, İsviçre'de %8,2'dir (142,143). Yunanistan'da yapılan çalışmada ise toksoplazmoz seroprevalansının %46,0'ya kadar çıktığı gösterilmiş bunun nedeni olarak çiğ sebze ve salatanın, tütsülenmiş domuz eti ve bazı sosların Yunan mutfağında sıkça tüketilmesi gösterilmiştir (144). Ülkemizde, insanlardaki toksoplazmozun prevalansı ise, yeme alışkanlıkları, hayvanlarla temas oranları, çevre ve altyapının düzenine ve bölgelere göre %17,3-78,0 oranında değişmektedir (3,4,10). Şanlıurfa'da 2586 kadında T.gondii antikorları aranmış ve %3,0'ünde antitoxo IgM antikoru, %69,5'inde anti-toxo IgG antikoru tespit edilmiştir. Çalışmada elde edilen bu yüksek seropozitifliğin nedeni olarak bölgede çığ köfte gibi gıda alışkanlıkları gösterilmiştir (145). Toksoplazmozun insan ve hayvanlardaki görülme sıklığı ve olası tehlikeli sonuçları sebebiyle, prevalansı üzerine birçok çalışma yapılmıştır. Fırat Universitesinde, 4908 hastada yapılan çalışmada, hastaların %31,01'de anti-toxo İgG antikorları; %0,77'sinde ise anti-toxo İgM antıkorları tespit edilmiştir (34). Gaziantep Universitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum polikliniğine başvuran 15-45 yaş arasındaki 100 hamile kadında toksoplazmoz seroprevalansının tespit edilmesi amacıyla yapılan çalışmada ise anti-toxo IgG antikoru %13,0 anti-toxo IgM antikoru pozitifliği %11,0 olarak belirlenmiştir (146). Trabzon ilinde 20 yaş ve üzeri bireylerde yapılan bir çalışmada 1502 katılımcıya ulaşılmış ve bu katılımcıların %58,80 inde antı-toxo İgG, %2,30 unda antı-toxo İgM seropozitifliği (14/); Kılıs Devlet Hastanesi Kadın Doğum Polikliniğine başvuran kadınlarda yapılan çalışmada, 322 kadından alınan kan örneklerinin %63,40'ında anti-toxo İgG, %4,0 "ünde anti-toxo İgM saptanmıştır (148). Ankara Universitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü öğrencilerinde, ELISA yöntemiyle toksoplazmoz prevelansının araştırıldığı bir çalışmada, 66 kız öğrencinin 18'inde (%27,2) anti-toxo IgG, 5'inde (%7,5) anti-toxo IgM seropozitifliği tespit edilmiştir (149). Ulkemizde, toksoplazmoz prevalansını ortaya koymak için yapılan çalışmaların bir kısmından da görülebileceği gibi, farklı bölgelerde, farklı iklim, coğrafya, yaşam şekli ve özellikle çiğ köfte, çiğ ve/ya az pişmiş et'le, çiğ sebze ile beslenme alışkanlıklarına göre, farklı prevalanslar gözlenebilmektedir. Kediler, çiftlik hayvanları, uygun sıcaklık ve nem, ookistlerin sporlanması için ortamın potansiyeli gibi etkenler de prevalansı etkileyebilmektedir (1). Yurdumuzda yapılan bu çalışmalarda toksoplazmozun yaygınlığı görülse de, toksoplazmoz enfeksiyonunun istatistiksel olarak bulaş şekline dair öne çıkan ipuçları verilmemektedir. Oysa dünya nüfusunun üçte birini enfekte edebilen T.gondii'nin evlerde sıkça bakılan kedilerin, enfeksiyonun yayılmasında önemli bir rolü olduğu düşünülmektedir (40,150,151). Yaş, cinsiyet ve diğer sosyodemografik kriterler vb. konusunda çalışmamızda sorular sorulmadığı için diğer çalışmalarla bir karşılaştırma yapılamamaktadır. Fakat evlerinde kedi besleyenlerin potansiyel T.gondii enfeksiyonunun farkında olmaları, kediler ile temas ettikleri için hijyene daha fazla dikkat etmeleri, evin bir bireyi gibi gördükleri kedilerinin tüm aşı ve antiparaziter önlemlerini almaları, pişmemiş eti tüketirken önlem almaları, çiğ tüketilen meyva-sebze gibi ürünleri yıkayarak yemeleri daha düşük protozoa yükü sunabileceği kanaatine varılabilmektedir (152-154). Hastalığın hem ara konağı, hem son konağı olan kedilerde toksoplazmozun, dünya çapında %60,0-90,0 arasında değişen prevalansta olduğu bildirilmektedir (2). Ulkemizdeki kedi ve köpek popülasyonunda toksoplazmoz seroprevalansı %40,3-%71,7 arasında seyretmektedir (57-59). Yurdumuzun farklı bölgelerinde kedilerdeki toksoplazmoz seroprevalansını belirlemek üzere yapılan çalışmalarda Elazığ'da %55,5 (155), Sivas'ta %78,0 (156), Kırıkkale'de %69,0 (157), Niğde'de %76,4 (73), Kars'ta %44,1 (158) gibi oranlar tespit edilmiştir. Elazığ'da toksoplazmoz seroprevalansını belirlemek üzere 36 kedi üzerinde Sabin-Feldman boya testi (SF) ile yapılan çalışmada kedilerin 20'sinde (%55,5) anti-toxo İgG ve İgM antıkoru tespit edilmesine rağmen dışkı muayenesinde hiçbir kedide T.gondii ookistine rastlanmamıştır (155). Niğde'de 72 sokak kedisi üzerinde Sabin-Feldman Dye testi (SFDT) ile yapılan çalışmada ise kedilerin 55'inin (%76,4) T. gondii'ye karşı antikorlara sahip olduğu tespit edilmiştir. Bu çalışmada da kedilerin dışkılarında T.gondii ookistleri aranmış fakat hiçbirinde tespit edilememiştir (73). Ozcel ve Karaca'nın 1979 yılında 106 kedi üzerinde yaptıkları çalışmada kedilerin %36,0 oranında enfeksiyonu taşıdıkları ve ookist çıkardıkları saptanmıştır (159). Çelebi ve ark.'larının 2005 yılında SFDT ve İFAT yöntemlerini kullanarak yalnızca ev kedileri üzerinde yaptıkları araştırma sonucunda ise seropozitivite %2,0 olarak tespit edilmiştir (160). Yapılan araştırmalarda dünya kedi nüfusunun yaklaşık %1,0'nin dışkılarında T.gondii ookistlerinin olabileceği belirtilmektedir (31). Tahran'da sokak ve ev kedileri üzerinde Dolaylı Floresan Antikor Testi (IFAT) ile yapılan antı-toxo İgG ve İgM antikorları araştırmasında tüm kedilerdeki enfeksiyon oranı %63,0 olarak bildirilmiştir. Sokak kedilerindeki toksoplazmoz seroprevalansı %90,0 iken, ev kedilerinde %36,0 olarak tespit edilmiştir (54). Seul'de ELİSA ve nested PCR yöntemleri ile 80 ev ve 72 sokak kedisi üzerinde toksoplazmoz seroprevalansını belirlemek üzere yapılan çalışmada sokak kedilerinin ELİSA sonuçlarına göre, %15,3'ü PCR sonuçlarına göre %30,6'sı seropozitif olarak bildirilmiştir. Ancak ev kedilerinin hiçbirinde T.gondii için spesifik antikor tespit edilememiştir (66). 2010-2011 yılları arasında Çin'in Lanzhou şehri hayvan hastanelerine getirilen sağlıklı 179 ev kedisinin ve 42 sokak kedisinin Modifiye Edilmiş Aglütinasyon testi (MAT) kullanılarak yapılan çalışmada ev kedilerinin %15,6 sı sokak kedilerinin ise %45,2'si seropozitif olarak tespit edilmiştir. Genel enfeksiyon oranı %47,0 olarak saptanmıştır (70). T.gondii'nin doku kistleri aracılığıyla ara konaklar arasındaki geçişi son konaklar olmadığında, ookistler aracılığıyla da son konaklar arasındakı geçişi ara konaklar olmadığında sınırsız olarak devam edebildiği bildirilmiştir (161). Elmore ve ark. larının bildirdiğine göre kedilerin titiz olmaları ve ookist dökülme sürelerinin kısa olması sebebi ile kedilerle temasın insanda toksoplazmoz oluşumu için öncelikli risk olmadığı düşünülmektedir (162). Torda, toprak yoluyla kontamine olmuş ellerden ookist yutulma ihtimaline göre kedilerle doğrudan temasın daha az riskli olduğunu bildirmiştir (163). T.gondii'nin, kedi besleyenler üzerindeki etkisini ortaya koymak bakımından yapılan çalışmalar yeterli ya da güncel değildir. Bu bakımdan araştırmamızın literatüre katkı sağlayan bir çalışma olduğu kanaatındeyiz. Kedilerin bradizoit içeren dokuları yemesi enfeksiyonun oluşması için en etkili yoldur ve bu yol ile oluşan enfeksiyondaki ookist çıkışı diğer yollarla oluşan enfeksiyon sonucu ookist çıkışına göre daha fazla sayıda olduğu bildirilmektedir. Kedilerde konjenital toksoplazmoz oluşumu ise nadirdir ve enfeksiyonun akabinde kediler yalnızca bir iki hafta dışkılarıyla ookist atarlar (29). Ozcel'in bildirdiğine göre T.gondii ooskistleri kediler için daha düşük enfeksiyon oluşturabilme potansiyeline sahiptir ve doku kistleri ile enfekte olan kedilerin hepsi dışkılarıyla ookist atarken, trofozoit veya ookistlerle enfekte olanlarda ookist atılımın %30,0'unun altına düştüğü bildirilmektedir (164). Bununla birlikte kedilerin dışkı muayenelerinde tespit edildiği düşünülen T.gondii ookistlerinin İsospora felis, Hammondi ooksitleri ile çok benzer olmasından mütevellit kesin bilgi vermediği Özcel tarafından ifade edilmiştir (92). Demirören ve ark.'larının T.gondii'nin insanları enfekte edebilmesinin nedenleri ile ilgili yaptığı sıralamaya göre; 1) Enfekte etlerin çığ veya yeterince pışmeden yenmesi, 2) ookistler ile kontamine olmuş gıdaların tüketilmesi, 3) organ ya da kan nakli, 4) konjenital olarak anneden fetusa geçiş, 5) takizoitlerin inokülasyonu olarak bildirilmiştir (152-154). Jones ve ark.'larının 148 vaka ve 413 kontrol hastasında toksoplazmoz risk faktörleri araştırılmış, çalışmada atfedilebilir risk oranı kurutulmuş veya tütsülenmiş et yemede %22,0, kuzu eti yemede %20,0, çığ istiridye veya midye yemek %16,0, üç veya daha fazla yavru kediye sahip olmak %10,0, etle çalışma %5,0, keçi sütü içmek %4,0 olarak tespit edilmiştir (165). 2001-2005 yılları arasında Sırbistan'da 765 kadın üzerinde yapılan çalışmada özellikle akut enfeksiyonun tek belirleyicisinin az pişmiş et tüketimi olduğu ve az pişmiş et tüketiminin toksoplazmoz oluşma ihtimalini 11 kat artırdığı bildirilmiştir (166). Stalheim'in 4302 sığır eti üzerinde yaptığı çalışmada etlerin %5,0'inde parazitin izole edildiği bildirilmektedir (167). Giza'da 121 serbest dolaşan tavukta ve 19 ördekte Modifiye Edilmiş Aglütinasyon testi ile (MAT) yapılan çalışmada tavukların 49'unda (%40,4) T.gondii antikorları tespit edilmiştir (168). Zimbabwe'nin farklı bölgelerinde yetişen 355 keçi ve koyunda 'T.gondii antikorlarının belirlenmesine yönelik yapılan çalışmada 225 (%67,9) örneğin pozitif olduğu belirlenmiştir (169). Yurdumuzda yapılan çalışmalardan Beyhan ve ark. 'larının Kilis ve Halep keçilerinde T.gondii seroprevalansını tespit etmek için Sabin-Feldman Dye testi (SFDT) ile 105 keçide yaptıkları çalışmada %95,24 oranında seropozitiflik tespit edilmiştir (170). Bu çalışmaların yanı sıra Güney Brezilya'da eti gıda olarak tüketilmeyen köpeklerle ve sahipleri ile ilgili antı-toxo antikorlarının araştırıldığı çalışmanın sonucunda Benitez ve ark.'ları kedilerin kesin konakçı olmasına rağmen parazitin yaşam döngüsünde köpeklerin epidemiyolojik katılımının şüpheli ve tartışmalı olduğu sonucuna vardıklarını ifade etmektedirler (171). Bu bağlamda toksoplazmoz şüpheli hastaların kedilerle ilişkisinin sorulmasıda tanı için yeterli ipucunu vermemektedir. Toksoplazmoz oluşumunda kedi ile yakın temasa nispeten doğru yıkanmamış sebze ve meyvaların, çiğ veya yeterince pışmemiş et, süt ve yumurtanın tüketilmesinin daha büyük risk oluşturduğu bildirilmiştir (92). Şüpheli olduğu düşünülen etlerin pişirilmesinde, ulaşılması gereken ısının 73.9 ℃ üzerinde olması gerektiği vurgulanmıştır (11). Türkiye'de, evde en çok beslenen hayvan türlerinin balık ve kuş olduğu; fakat özellikle büyük şehirlerde evde kedi ve köpek sahibi olmanın, yıne sokak hayvanlarının beslenmesi alışkanlığının hızla arttığı, farklı kaynaklarda belirtilmektedir (172,173). Yaptığımız çalışmayla T.gondii'nin, evde kedi beslemeyle bulaş riskinin ilişkisi olup olmadığının araştırılması amaçlanmıştır. Zira evinde kedi besleyen birçok insan bu ve benzeri endişeleri yoğun olarak yaşayabilmektedir. Araştırmamıza göre, 182 kişilik (çalışma ve kontrol grubu toplam) katılımcı grubunun %32,90'mda, yani 60 kişide anti-toxo lgG antikoru saptanmıştır. Bu sonuç toksoplazmoz seroprevalansı yönünden yukarıda da belirttiğimiz gibi %30,0 olan dünya ortalamasıyla uyumlu olduğu görülmektedir (135,136). Çalışmamızda beklentilerin aksine, evinde uzun süre kedi besleyenlerde daha düşük seroprevalans, beslemeyenlerde ise daha yüksek seroprevalans saptanmıştır. Araştırmamızdaki 91 kişilik çalışma grubuna yaptığımız ELİSA testi sonuçlarına göre; antı-toxo lgG pozitif antikor sayısı 20 kişi ile çalışma grubunun %22,0'sınde, 91 kişilik kontrol grubunun anti-toxo lgG pozitif antikor sayısı ise 40 kişi ile %44,0 ünde ifade etmektedir. Çalışılan serumların hiçbirinde, anti-toxo İgM antikoru saptanamamıştır. Yapılan çalışmada ELİSA testi kullanılarak seropozitiflik araştırılmış olup gerek ülkemizde, gerekse ülke dışında yapılan çalışmalarda, ".gondii pozitifliğini saptamak için farklı yöntemler kullanılmıştır (2,5,6,14,97,115,119,122,123,139, 144,146-149) Mevcut imkanlar doğrultusunda yapılan bu çalışmaya, örnek sayısının artırılmasıyla ve daha geniş bölgeleri kapsayacak şekilde yapılabilecek yeni çalışmalarla daha anlamlı veriler katılabilecektir. Beklenenin aksine, evinde kedi beslemeyenlerde daha fazla oranda T.gondii antikorlarının tespit edilmesinin olası nedenleri; evlerde beslenen kedilerin devamlı kontrollerinin yaptırılması, antiparaziter ilaçların kullanılması, beslenmelerinde özel mamaların kullanılması, hijyen şartlarına daha dikkat edilmesi, dışkılarını yaptıkları kumların ookistlerin sporlanması için yeterli süre dolmadan imha edilmesi olabileceğini düşünmekteyiz. Evinde kedi beslemeyenlerde seropozitifliğin fazla çıkmasının nedeninin ise, toksoplazmoz oluşumundakı etkenin sadece kedilerden atılan ookistlerin olmadığı, kediler dışındakı diğer bulaş yollarıyla bulaşmanın da hala önemli olduğunu göstermektedir. Evlerimizde beslediğimiz hayvanların korunması, kontrollerinin yapılması/yaptırılması ve zoonotik hastalıkların bulaşmasını engelleyebilecektir. Yapılmış bir kısım çalışmalarda evcil hayvan sahibi olmanın olumlu etkileri ortaya konulmuştur. Köpek sahiplerinin %8,0 oranında daha az tıbbi yardıma ihtiyaç duyduğu, evcil hayvan sahibi olan çocukların immun sistemlerinin daha güçlü ve okul devamsızlıklarının daha az olduğu, alerjik rinitis, astım riskini azalttığı, empati yeteneği ve duygusal gelişimi artırdığı bildirilmiştir. Yetişkinlerde evcil hayvan sahibi olmanın stresi azalttığı, tansiyon, trigliserid ve kolesterol seviyelerini düşürdüğü tespit edilmiştir (174-179). Evinde kedi beslemeyen/teması olmayan insanlarda, daha fazla oranda anti-toxo IgG antikorlarının görülmesi, "kedi ile temas etmediğim için bana T.gondii bulaşmaz" düşüncesinin yanlış olacağını fakat bilinçli evcil hayvan (kedi vb.) beslemenin, hayvanlardan bulaşabilecek birçok hastalığın bulaşmasını engelleyebileceğini de göstermektedir. ## 6. SONUÇ T.gondii'nin yaşam döngüsünde kedigillerin önemli bir yeri olduğu bilimsel bir gerçektir. Buna rağmen kedigillerin T.gondii'nin bulaşında öncelikli sorumlu olduğuna dair tartışmalar mevcuttur. Bu tartışmaların cevabına katkıda bulunabilmek amacıyla yapılan çalışmanın sonuçları kedi besleyen insanların, kedi beslemeyenlere oranla toksoplazmoz yönünden daha fazla riskli olmadığını da göstermektedir. Değişen yaşam koşulları, evcil hayvanların beslenme şekli, bilhassa kedilerin tuvalet ihtiyaçlarının giderilmesinde kullanılan yüksek teknolojik kumlar, evcil hayvan bakımını kolaylaştırabilmekte ve zoonotik hastalıkların bulaşma riskini azaltabilmektedir. Bu gibi nedenlerle bir kısım klasik bilimsel bilgilerimiz, yapılacak yeni çalışmalarla yön değiştirebilecektir. Çalışmada sosyodemografik yapı, kişilerin yaşam biçimleri vb. kriterler ele alınamamış olup bilime katkıda bulunabileceğini düşündüğümüz bir araştırma olduğu kanaatindeyiz. Ornek sayısı ve coğrafyanın büyüklüğünün artırılması, yaşam koşullarının irdelenmesi gibi bir kısım verilerin de eklenmesiyle daha farklı sonuçlar ortaya konulabilecektir. Ancak araştırmadan elde edilen veriler, bilinçli bir şekilde kedi ile yaşamanın toksoplazmoz riskini artırmadığını göstermektedir. - 43. Vollaire, M.R., Radecki, S.V., Lappin, M.R. (2005). Seroprevalence of Toxoplasma gondii antibodies in clinically ill cats in the United States. Am J V et Res, 66(5):874-7. - 44. Alvarado-Esquivel, C., Liesenfeld, O., Herrera-Flores, R.G., et al. (2007). Seroprevalence of Toxoplasma gondii antibodies in cats from Durango City, Mexico. J Parasitol, 93(5):1214-6. - 45. Domy, P., Speybroeck, N., Verstraete, S., et al. (2002). Serological survey of Toxoplasma gondii, virus in urban stray cats in Belgium. V et Rec, 151(21):626-9. - 46. Miró, G., Montoya, A., Jiménez, S., Frisuelos, C., Mateo, M., Fuentes, I. (2004). Prevalence of antibodies to Toxoplasma gondii and intestinal parasites in stray, farm and household cats in Spain. Vet Parasitol, 126(3):249-55. - 47. Duarte, A., Castro, I., Pereira da Fonseca, I.M., et al. (2010). Survey of infectious and parasitic diseases in stray cats at the Lisbon Metropolitan Area, Portugal. J Feline Med Surg, 12(6):441-6. - 48. Hornok, S., Edelhofer, R., Joachim, A., et al. (2008). Seroprevalence of Toxoplasma gondii and Neospora caninum infection of cats in Hungary. Acta V et Hung, 56(1):81-8. - 49. Michalski, M.M., Platt-Samoraj, A., Mikulska-Skupień, E. (2010). Toxoplasma gondii antibodies in domestic cats in Olsztyn urban area, Poland. Wiad Parazytol, 56(3):277-9. - 50. Silva, J.C., Gennari, S.M., Ragozo, A.M., et al. (2002). Prevalence of Toxoplasma gondii antibodies in sera of domestic cats from Guarulhos and São Paulo, Brazil. J Parasitol, 88(2):419- 20. - 51. Valadas, S., Minervino, A.H., Lima, V.M., Soares, R.M., Ortolani, E.L., Gennari, S.M. (2010). Occurrence of antibodies anti- Neospora caninum, anti-Toxoplasma gondii, and anti-Leishmania chagasi in serum of dogs from Pará State, Amazon, Brazil. Parasitol Res, 107(2):453-7. - 52. Dubey, J.P., Lappin, M.R., Kwok, O.C., et al. (2009). Seroprevalence of Toxoplasma gondii and concurrent Bartonella spp., feline immunodeficiency virus, and feline leukemia virus infections in cats from Grenada, West Indies. J Parasitol, 95(5):1129-33. - 53. Ali, C.N., C.N., Harris, J.A., Watkins, J.D., Adesiyun, A.A. (2003).Seroepidemiology of Toxoplasma gondii in dogs in Trinidad and Tobago. Vet Parasitol, 113(3-4):179-87. - 54. Haddadzadeh, H.R., K.hazraiinia, P., A.slani, M., et al. (2006). Seroprevalence of Toxoplasma gondii infection in stray and household cats in Tehran. Vet Parasitol, 138(3-4):211-6. - 55. Akhtardanesh, B., Ziaali, N., Shanfi, H., Rezaei, S. (2010). Feline immunodeficiency virus, feline leukemia virus and Toxoplasma gondii in stray and household cats in Kerman-Iran: seroprevalence and correlation with clinical and laboratory findings. Res Vet Sci, 89(2):306-10. - 56. Sharif, M., Daryani, A., Nasrolahei, M., Ziapour, S.P. (2009). Prevalence of Toxoplasma gondii antibodies in stray cats in Sari, northern Iran. I'rop Anim Health Prod, 41(2):183-7. - 57. Ozkan, A.T., Çelebi, B., Babür, C., Lucio- Forster, A., Bowman, D.D., Lindsay, D.S. (2008). Investigation of anti-Toxoplasma gondii antibodies in cats of the Ankara region of Turkey Using the Sabin-Feldman dye test and an indirect fluorescent antibody test. J Parasitol, 94(4):817-20. - 58. Şimşek, S., Ütük, A.E., Babür, C., Köroğlu, E. (2006) Kocaeli ilinde köpeklerde Toxoplasma gondii Seroprevalansı. Türkiye Parazitol Derg, 30(3):171-4. - 59. Aslantaş, O., Ozdemir, V., Kılıç, S., Babür, C. (2005). Ankara, Türkiye'deki köpeklerde leptospirosis, toksoplazmoz ve leishmaniosis seroepidemiyolojisi. V eteriner Parazitol, 129(3-4):187-91. - 121. Ozdemir, B. (2006). Toxoplasma enfeksiyonunun tanısında toxoplasma ıgg avidite testinin yeri. Gaziantep Universitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı. (Yüksek lisans Tezi), 71s, Gaziantep. - 122. Kıyıldı, S.N. (2006). Afyon bölgesindeki anne ve yeni doğanlarda toxoplasma antikor profilinin farklı yöntemlerle araştırılması. Afyon Kocatepe Universitesi Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı. (Tıpta Uzmanlık), 95s, Afyonkarahisar. - 123. Yücel, T.M. (2008). Düşük yapan hastalarda toksoplasma gondii antikorları dağılımın makroelisa tekniği ile araştırılması. Harran Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Mikrobiyoloji Anabilimdalı. (Yüksek Lisans Tezi), 92s, Şanlıurfa. - 124. Ho-Yen D.O., Joss, A.W.L. (1992). Human Toxoplasmosis, Oxford Medical Publishing. - 125. Montoya, J.G., Liesenfeld, O. (2004). Toxoplasmosis. Seminar. Lancet 363:1965-1976. - - 126. Albert, D.M., Jacobiec, F.A. (1994). Principles and practise of ophthalmology. Clinical practise. W.B. Sanders Co;929-34. - 127. Jong, P.T.V.M. (1989). Congenital toxoplasmosis: Common and rare symptoms and signs. Int Ophthalmol, 13:391-7. - 128. Delair, E., Monnet, D., Grabar, S., Camet, J.D., Yera, H., Brezin, A.P. (2008). Respective roles of acquired and congenital infections in presumed ocular toxoplasmosis. Am J Ophthalmol,146:851-5. - 129. Acha, P.N., Szyfres, B. (2002). Zoonoses and Communicable Diseases Common to Man and Animals, 3rd edn. Washington, DC: Pan American Health Organisation, vol. 1, p. ix. - 130. Akyar, 1. (2011). Türkiye'de Doğurganlık Çağındaki Kadınlarda Toxoplasma gondii Seroprevalansı ve Koenfeksiyonları. İran J Halk Sağlığı, 40(1):63-7. - 144. Antoniou, M., Tzouvali, H., Sifakis, S., Galanakis, E., Georgopoulou, E., Tselentis, Y. (2007). Toxoplasmosis in pregnant women in Crete. Parassitologia, 49(4):231-3. - 145. Tekay, F., Ozbek, E. (2007). Çiğ köftenin yaygın tüketildiği şanlıurfa ilinde kadınlarda Toxoplasma gondii seroprevalansı. Türkiye Parazitol Derg, 31(3):176-79. - 146. Janoudi, A. (2019). 15-45 Yaş Hamile Kadınlarda Toxoplasma Seroprevalansının İndirekt Hemaglutinasyon Yöntemiyle Araştırılması. Gaziantep Universitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Tıbbi Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı. (Yüksek Lisans Tezi), 60s, Gaziantep. - 147. Karakullukçu, S. (2018). Trabzon Ilinde 20 Yaş Ve Üzeri Bireylerde Toxoplasma gondlı Seroprevalansı. Karadeniz Teknik Universitesi Tip Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı. (Tıpta Uzmanlık), 146s, Trabzon. - 148. Demiroğlu, T. (2014). Kilis Devlet Hastanesi Kadın Doğum Polikliniğine başvuran doğurgan çağdaki kadınlarda toxoplasma-LGG ve LGM prevelansının ve seropozitifliğe etki eden risk faktörlerinin araştırılması. Cumhuriyet Universitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Parazitoloji Ana Bilim Dalı. (Yüksek Lisans), 78s, Sivas. - 149. Ateşalp, I. (1995). Universite Oğrencilerinde Toksoplazma Prevelansının Araştırılması. Ankara Universitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü (Yüksek Lisans), 38s, Ankara. - 150. Dubey, J., Miller, N., Frenkel, J. (1970). Toxoplasma gondii in cats: fecal stages identified as coccidian oocysts. Science, 132:636-62. - 151. Elsheikha, H.M. (2008). Congenital toxoplasmosis: priorities for further health promotion action. Public Health, Apr, 122(4):335-53. - 152. Demirören, T., Yüksel, A. (2001). Gebelikte Enfeksiyonlar (Toksoplazmozis, Rubella, Sitomegalovirus,Herpes Simpleks, Viral Hepatitler, Varisella, AIDS). Türkiye Klinikleri J Gynecol Obst., 11(6):425-40 T.C. SİVAS CUMHURİYET ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ # SİVAS İLİNDE EVİNDE KEDİ BESLEYENLERDE VE BESLEMEYENLERDE TOXOPLASMA GONDİİ SEROPREVALANSININ ARAŞTIRILMASI ÖĞRENCİ ADI-SOYADI İBRAHİM ÖZMEN YÜKSEK LİSANS TEZİ TIBBİ PARAZİTOLOJİ ANA BİLİM DALI SİVAS 2021 T.C. SİVAS CUMHURİYET ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ # SİVAS İLİNDE EVİNDE KEDİ BESLEYENLERDE VE BESLEMEYENLERDE TOXOPLASMA GONDİİ SEROPREVALANSININ ARAŞTIRILMASI İBRAHİM ÖZMEN YÜKSEK LİSANS TEZİ TIBBİ PARAZİTOLOJİ ANA BİLİM DALI TEZ DANİŞMANI DOÇ. DR. AHMET DURAN ATAŞ SİVAS 2021 [EMPTY] YÖNERGE [IMAGE] Şekil 2, Toxoplasma gondii'nin hayat döngüsünü ve patolojisini gösteriyor. Resimde, insan vücudunun içindeki çeşitli organlar ve bu parazitin insan vücutuna bulaşma yolları detaylı olarak açıklanıyor. Parazitin kedi, domuz, koyun ve diğer hayvanların etlerinden, sebzelerden, meyvelerden ve suyun kontamine olduğu yollardan bulaşabileceği gösteriliyor. Ayrıca, parazitin kedi bağırsaklarında üreme döneminden, sporogoniden ookist haline gelmesi ve bu ookistlerin dışkıyla atılması anlatılıyor. Parazitin insan vücutuna bulaşmasının sonuçları da gösteriliyor. Şekil 3, Toxoplasma gondii'nin evrimini gösteriyor. Resimde, kedinin dışkılarından yayılan ookistlerin toprağa ve suya karışarak sebzeleri, meyveleri ve hayvan etlerini kontamine ettiği gösteriliyor. Bu kontamine edilmiş besinlerin insanlar ve diğer hayvanlar tarafından tüketilmesiyle parazitin yeni konaklara bulaşması anlatılıyor. Parazitin kedi bağırsaklarında üreme döneminden, ookist haline gelmesi ve bu ookistlerin dışkıyla atılması da gösteriliyor. Parazitin insan vücutuna bulaşmasının sonuçları da gösteriliyor. [/IMAGE] Şekil 2. Toxoplasma gondii'nin hayat döngüsü ve patolojisi (11) Şekil 3. Toxoplasma gondii'nin evrimi (32)
57
76890
## ÖZET [2.2.1], 2.2.2], 3.2.2| Köprüleşmiş bisiklik alkenlerin KMnO4-CuSO4.5H2O ile heterojen faz yükseltgenme reaksiyonları incelendi. [2.2.1] Köprüleşmiş alkenler olan norbornen (13), norbornadien (57), bisiklo[2.2.1]hept-5-en-2-on etilen ketal (70), endo,endo-5,6-dikarboksimetil-bisiklo12.2.11-hept-2-en(73), endo,exo-5,6-dikarboksi metil-bisiklo[2.2.1]-hept-2-en (74), benzonorbornadien (97) ve ve 7-oksabenzonorbornadien (99)un yükseltgenme sonucu ilgili dialdehit ürünleri a,a-1,3diformil-siklopentan (14), a,a-1,4-diformil-2,3-benzo-siklopenten (98), a,a-2,4-diformil siklopentanon etilen ketal (92), a,a,a,a-1,4-diformil-2,3-dikarboksimetil siklopentan (95), a,a,b,a-1,4-diformil-2,3-dikarboksimetil siklopentan (96) ve a,a-2,5-diformil-3,4benzo-2,5-dihidrofuran (100)'ü verdiği belirlendi. [2.2.1 | Köprüleşmiş bisiklik alkenlerin aksine [2.2.2] sistemlerinden endo,endo-4,5dikarboksimetil-bisiklo[2.2.2]okt-2-en (89) endo,endo-5,6-dikarboksimetil-3-hidroksibisklo[2.2.2]okt-2-on (101)'e yükseltgemirken, endo,endo-5,6-Dikarboksimetil- bisiklo|3.2.2|non-2-en (91) de endo,endo-5,6-Dikarboksimetil-bisiklo|3.2.2|nona-2,3dion (102) ye yükseltgendi. Buna karşın [2.2.1]bisiklik alkenlerden siklopentadien-maleik anhidrit endo-katılma ürünü 72, 5,5,6,6,6-tetrasiyano bisiklo[2.2.1]hept-2-en (79), siklopentadien-p-benzokinon katılma ürünleri 81 ve 82 ve siklopentadien-1,4-naftokinon katılma ürünü 84 muhtemelen sterik etkiden dolayı reaksiyon vermediler. exo, exo-5,6-Dikarboksimetil-7oksa-bisiklo (2.2.1 hept-2-en ( 77 ) ise çok hızlı bir şekilde polimerleşme reaksiyonu verdi. ## SUMMARY The heterogeneous reactions of [2.2.1], [2.2.2], [3.2.2] bridged bicyclic alkenes with KMnO4-CuSO4.5H2O were studied. Norbornene (13), norbornadiene (57), bicyclo[2.2.1]hept-5-en-2-one ethylene ketal (70), endo,endo-5,6-dicarboxymethylbicyclo[2.2.1]hept-2-ene(73), endo,exo-5,6- dicarboxymethyl-bicyclo[2.2.1]hept-2-ene (74 ), benzonorbornadiene (97) and 7-oxa-benzonorbornadiene (99) gave the corresponding dialdehyde product: a,a-1,3-diformyl-siklopentane (14), a.,a-1,4-diformyl-2,3-benzocyclopentene (98), a,a-2,4-diformyl cyclopentanone ethylene ketal (92), a.,a,a,a-1,4diformyl-2,3-dicarboxymethyl-cyclopentane (95), a,a,8,a-1,4-diformyl-2,3-dicarboxy methyl cyclopentane ( 96 ) and a,a-2,5-diformyl-3,4-benzo-2,5-dihydrofuran ( 100 ), respectively. While [2.2.2] endo,endo-4,5-dicarboxymethyl-bicyclo[2.2.2]okt-2-ene (89), [2.2.2] bridged alkene, converts to endo,endo-5,6- dicarboxymethy1-3-hdyroxy - bicyclo[2.2.2|oct-2-one (101), a hdyroxy ketone, endo,endo-5,6-dicarboxymethyl-bicyclo[3.2.2]non-2-ene (91) afforded endo,endo-5,6-dikarboxymethyl-bicyclo[3.2.2]nona-2,3-dione (102). ## TEŞEKKÜR Yüksek lisans tezi olarak sunduğum bu çalışma Prof. Dr. Yaşar SUTBEYAZ yöneticiliğinde gerçekleştirilmiştir. Çalışmalarımın her aşamasında maddi manevi desteğini gördüğüm danışman hocam sayın Prof. Dr. Yaşar SÜTBEYAZ'a Laboratuvar çalışmalarımda, kütüphanede abstrakt taramasında ve yurt dışında olduğu dönemde e-mail ile çalışmalarıma yardımcı olan sayın hocam Yrd. Doç. Dr. Ramazan ALTUNDAŞ'a Sentez ve yapı çözümünde yardımlarını gördüğüm, kimya bilgisinden her zaman istifade ettiğim, tezin yazımı esnasında yol gösteren sayın hocam Prof. Dr. Hasan SECEN'e, Bölümün bütün imkanlarından yararlanmamı sağlayan hocam Prof. Dr. Nihat AKBULUT'a, Laboratuvarda yardımlarını gördüğüm Dr. Ahmet MARAŞ'a, Arş. Gör. Hamdullah KILIÇ'a, Yrd. Doç. Dr. Arif DAŞTAN'a, Arş. Gör. M. Serdar GÜLTEKIN'e, NMRspektrumlarını alan Arş. Gör. Cavit KAZAZ'a, IR-spektrumlarını alan Arş. Gör. Duygu EKINCI'ye ve Kimya Bölümdeki bütün hocalarıma, arkadaşlarıma ve aileme teşekkürü borç bilirim. > Süleyman GÖKSU Ağustos 1998 | 3.4.5. Bisiklik Alkenlerin KMnO4-CuSO4 Oksidasyonu Için Genel Yöntem (0,0-2,4- | |-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------| | Diformil Siklopentanon Etilen Ketal 92'nin Sentezi) | | 3.4.6. α,α-1,3-Diformil-siklopentan ( 14 )'ün Eldesi | | 3.4.7. x,α-1,3-Diformil-Siklolopentan Tetraasetat ( 93 )'ün Eldesi | | 3.4.8. α.,α-1,4-Diformil-Siklopent-2-en ( 94 )'ün Eldesi | | 3.4.9. x-1,4-Diformil-2,3-benzo-siklopenten ( 98 )'in Eldesi | | 3.4.10. 2,3-Dikarboksimetil bisiklo[2.2.1]hepta-2,5-dien'in Eldesi | | 3.4.11. Siklopentadien-Maleik Anhidrit Katılma Urünü 72'nin Eldesi | | 3.4.12. endo, endo-5,6-Dikarboksimetil-bisiklo[2.2.1]hept-2-en (73)"in Eldesi | | 3.4.13. a.,a.,a.,a.,a.,a.,a.,a.,a.,a.,a.,a.,a.,a.,a.,a.,a.,a.,a.,a.,a.,a., | | 3.4.14. 5,5,6,6-Tetrasiyano bisiklo[2.2.1]hept-2-en (79)'un Eldesi | | 3.4.15. Siklopentadien-p-Benzokinon Katılma Urünleri 81 ve 82'nin Eldesi | | 3.4.16. Siklopentadien-Naftokinon Katılma ürünü 84'ün Sentezi | | 3.4.17. endo, exo-5,6-dikarboksimetil-bisiklo[2.2.1]hept-2-en (74)'ün Sentezi | | 3.4.18. 0.,8,0,0,0-1,4-Diformil-2,3-dikarboksimetil Siklopentan (96)'nın Sentezi 75 | | 3.4.19. Furan-Maleik Anhidrit Katılma Ürünü 75'in Sentezi | | 3.4.20. exo,exo-5.6-Dikarboksimetil-7-oksa-bisiklo 2.2.1 hept-2-en (77)'nin Eldesi 76 | | 3.4.21. Siklohekzadien-Maleik Anhidrit Katılma Urünü 86'nın Sentezi | | 3.4.22. endo,endo-5,6-Dikarboksimetil-bisiklo[2.2.2]okt-2-en (87)'nin Eldesi | | 3.4.23. endo,endo-5,6-Dikarboksimetil-3-hidroksi-bisklo[2.2.2]oktan-2-on (101)'in | | 77<br>Eldesi | | 3.4.24. 1,3-Skloheptadien ( 89 )'un Sentezi | | 3.4.25. Sikloheptadien-Maleik Anhidrit Katılma Ürünü 90'ın Sentezi | | 3.4.26. endo,endo-5,6-Dikarboksimetil-bisiklo[3.2.2]non-2-en (91)'in Eldesi | | 3.4.27. endo, endo-5,6-Dikarboksimetil-bisiklo[3.2.2]nona-2,3-dion (102)'nin Sentezi. | | …………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………… | | 3.4.28. BDAK-HCl Tuzunun Sentezi | | 3.4.29. 7-Okzabenzonorbornadien ( 99 )'un Eldesi | | 3.4.30. a,a-2,5-Diformil-3,4-benzo-2,5-dihidrofuran ( 100 )'ün Eldesi | | | | ## 1. GIRİŞ VE ÇALIŞMANIN AMACI Potasyum permanganat organik kimyada pek çok amaçla yaygın olarak kullanılan bir yükseltgeyicidir. Olefinlerin etkin bir şekilde hidroksillenmeleri için en yaygın olarak kullanılan metotlardan biri potasyum permanganat ile oksidasyondur. Potasyum permanganat olefinleri birkaç yolla yükseltgeyebilmektedir. İlk yükseltgenme ürünü olarak glikoller oluşmaktadır. Ancak glikollerin daha ileri oksidasyona uğraması, veya asit veya baz katalize izomerleşmeye uğraması ile karbon-karbon bağının parçalandığı ürünleri elde etmek de mümkün olahilmektedir. Permanganat iyonu ile alkenlerin oksidasyonundan cis-hidroksilasyon ürünlerinin elde edildiği çok iyi bilinmesine rağmen, reaksiyonun mekanizması detaylı ve çok açık olarak bilinmemektedir. Böeseken tarafından özenle hazırlanarak teklif edilen ve daha sonra yaygın bir kabul gören mekanizmada, ilk olarak halkalı bir geçiş kompleksinin meydana geldiği, bu ürünün de hidroliz edilmesi ile cis-glikollerin oluştuğu düşünülür (şema-1). O- Hidroliz Oksidasyon 1 ![](_page_0_Figure_5.jpeg) Şema-1 Wiberg ve Saegebarth2, 190 ile işaretli permanganat kullanarak glikol oksijenlerinin her ikisinin de yükseltgeyici reaktiften geldiğini göstermişlerdir. Glikol elde etmek için genel yöntem olarak seyreltik sodyum karbonat veya hidroksit içinde çözünmüş olan olefin oda sıcaklığı veya daha düşük sıcaklıklarda hafif aşırı permanganat çözeltisiyle muamele edilir. Reaksiyon tamamlandığında, çökmüş olan mangan dioksit süzme yoluyla veya kükürt dioksit ile muamele etmek suretiyle uzaklaştırılır. Daha sonra glikol, uygun bir çözücü ile birkaç defa ekstrakte etmek suretiyle sulu fazdan ayrılır. Asitler mangan dioksit ile kuvvetli bir şekilde adsorbe edildikleri için, bu durumlarda suda çözünmeyen mangan dioksitin çözünürleştirilmesi benzen içinde çözünmüş KMnO4 ile yapılan bu yükseltgemelerde çok iyi verimler elde edilebilemektedir". Krown eter, Kt iyonu ile koordine olarak potasyum permanganatın benzende çözünmesini sağlamaktadır. ![](_page_0_Figure_1.jpeg) Cope ve grubunun' yaptığı araştırmalarda cis-siklookten (21)yalnızca %7 verimle cis- 1,2-oktandiole (22) dönüştürülebilmiştir. Weber ve Shepherd'' , faz transfer katalizörü olarak benzil trietilamonyum klorür kullanarak %50 verimle bu dönüşümü yapmayı başarmışlardır. ![](_page_0_Figure_5.jpeg) Ogino ve Mochizuki12 benziltrietilamonyum klorürü eşdeğer miktarda kullanarak, pH'ya bağlı olarak, metilen klorür içinde endo-disiklopentadien 23'ün hem diol 24 ve hem de dialdehit 25'e dönüşebileceğini göstermişlerdir. Homojen reaksiyon karışımı azot atmosferi altında %3'lük NaOH çözeltisiyle muamele edildiğinde diol 24 ürünü, pH=3 olan asetik asit-sodyum asetat çözeltisiyle muamele edildiğinde ise dialdehit 25 elde edilmektedir. Ilginç bir nokta olarak, reaksiyon karışımı, pH=5 olan sulu çözeltide Bakır sülfatın fonksiyonu tam olarak bilinmemesine karşın, elektron transferinde yer alabileceği ve moleküller siev'de olduğu gibi su kaynağı olarak ta düşünülmektedir. Bakır sülfattaki hidrate su molekülleri etkili bir faktördür. Çünkü bu katı karışım Pols üzerinden kurutularak oksidasyon yapıldığında 2-oktanolün aynı süre içinde yükseltgenmesinden ancak %21'lik bir verimle 2-oktanon elde edilebilmektedir. Tablo-7 de görüldüğü gibi sekonder alkollerden çok iyi verimlerle ilgili keton bileşikleri oluşmasına rağmen, primer alkol olarak kullanılan 1-oktanol KMnO4-CuSO4 ile yavaş reaksiyon vermesinin yanısıra reaksiyondan da çok düşük verimle (<%20) aldehid-asit karışımı ürünler oluşmaktadır. Magner ve Lee'ye göre bunun muhtemel nedeni ortamda oluşan oktanoik asitin, katı yükseltgen sistemini inhibe etmesidir. | Alkol, mg | Sıcaklık, "C | | KMnO4, g CuSO4, g | Reaksiyon<br>süresi,saat % Verim | | |--------------------------------|--------------|------|-------------------|----------------------------------|-----| | 2-Oktanol (50) | 70 | 0.25 | 0.25 | ধ | de | | 2-Hekzadekanol (2400) | 70 | 10 | 10 | 3 | 100 | | Benzhidrol (180) | 70 | 0.5 | 0.5 | য | 100 | | 3-Metilsiklohekzanol (120) 25 | | 0.5 | 0.5 | 2 | 97 | | 1 altono (120) | t | | CE | C | C | 1-08-2017 (19V) 40 . 1.0 201 ## Tablo-7. KMnO4.CuSO4 ile Çeşitli alkollerin ilgili karbonîl bileşiklerine yükseltgenmesi Destek materyali olarak silikajel kullanılmak süretiyle olefinler KMnO4 ile yükseltgenerek ilgili asit yada ketonlara parçalanırlar. Cruz ve çalışma arkadaşları" tarafından geliştirilen bu yöntemin birçok avantajlı yönleri vardır. Bu avantajlar yazarlar tarafından (i) reaksiyonun oda sıcaklığında yapılması, (ii) bu metotla terminal, sekonder, tersiyer ve elektron çekici grupların bağlı olduğu çift bağların kolaylıkla yarılmaya uğradığı (iii) optikçe aktif alkenlerden çıkıldığında, asimetrik merkezlerin korunduğu türevlerin elde edilmesi, (iv)klasik metotlarla yükseltgenemeyen alken (31) bileşiğinin orta bir verimle yükseltgenebilmesi olarak kaydedilmektedir. Gerilimli bisiklik 31 bileşiğinin Silikajel-KMnO4 ile diasit 32'ye parçalandığı bu reaksiyonda, siklohekzen adipik asit 34'e, sübstitüent ihtiva eden 35 keton ve asit içeren 36 bileşiğine, sinnamik asit ( 37 )'nin ise benzoik asit ( 38 )'e iyi verimlerle yükseltgenmektedirler ( Tablo-8 ). Bakır sülfat pentahidrat destek materyali içeren permanganat, alkollerin ilgili karbonil bileşiklerine', diollerin laktonlara2, sülfidlerin sülfonlara23 oksidasyonunda kullanılmıştır. Chandrasekaran ve çalışma grubu çok ilıman şartlarda olefinlerin KMnO4-CuSO4 ile doğrudan oksidasyonu sonucunda a-diketon ve ce-hidroksi ketonların sentezlendiğini göstermişlerdir24. Olefinler, oda sıcaklığında katalitik miktarda tert-butil alkol/su içeren dikloro metan içinde iyice karıştırılmış olan katı KMnO4CuSO4.5H2O ile muamele edildiklerinde gayet iyi verimlerle α-diketon veyahut α-hidroksi keton verirler. Bu metodolojinin bir çok ilginç yönü vardır. Olefinlerden a-diketon sentezlemek için en Sharpless yöntemi yaygın olarak kullanılmakla beraber 6 bu yöntemle küçük halkalı olefinlerden kayda değer miktarlarda a-diketon sentezi başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Burada en küçük halkalı olefin olarak cis-siklookten alınmış ve ancak % 23 verimle diketon sentezlenebilmiştir. Oysa Chandrasekaran ve arkadaşları siklohekzen dahil olmak üzere çeşitli olefinlerden yüksek verimlerle bunu gerçekleştirmişlerdir. Elde edilen sonuçlar Tablo-10 da özetlenmiştir. Tablo-10'dan da görüldüğü gibi olefinlerin oksidasyonları gayet iyi verimlerle gerçekleştirilmiştir. cis-Siklookten (21)'in yükseltgenmesinde ilginç bir durum gözlenmektedir: Şayet oksidant olarak KMnO4 / CuSO4.5H2O kullamlırsa %50 verimle hidroksi keton oluşurken, KMnO4CuSO4. 5H2O ve Cu(OAc)2.H2O birlikte kullanıldığında %48 lik verimle Diketon 42'nin oluştuğu gözlenmiştir. Burada asıl önemli olan husus ise ara kademede hidroksi ketonun meydana geldiği ve bunun da 1,2diona yükseltgendiğidir. Siklododeken (43) bileşiğinin de aynı şartlarda yükseltgendiğinde yine bir diketon yapısındaki 44'ü oluşturduğu görülmektedir. Terpen 45 'in oldukça yüksek bir verimle hidroksi keton 46'ya yükseltgendiği görülmektedir. Benzer reaksiyonlar asiklik olefinler üzerinde denendiğinde bu anlatılanların aksine daha çok asit oluştuğu ve bunlardan sadece trans-stilben 48° in aldehid verdiği gözlenmiştir. Ayrıca burada suyun ve tersiyer butanolünde reaksiyonun oluşumu için önemli olduğu özellikle vurgulanmaktadır. Çünkü su veya tersiyer butanolün olmaması durumunda reaksiyonun gerçekleşmediği gözlenen bir husustur. Su ve tert-butil alkolün önemini şu şekilde izah edilmektedir. Liotta", benzil halojenürlerin 18-Crown-6 katalizörlüğünde siyanür iyonuyla sübstitüsyon reaksiyonlarını incelerken az miktardaki suyun ilavesiyle verimin oldukça arttığını gözlemiştir. Bu pek klasik olmayan faz transfer katalizörlerinden Ω-faz katalizörü olarak bilinmektedir. Su ve tert-butil alkol reaksiyon ortamında Q2-faz katalizörü gibi inorganik katı kısmı sararak reaksiyon ortamında üçüncü bir faz oluştururlar ki oksidasyon reaksiyonunun bu sayede olduğu düşünülmektedir. Görülüyor ki potasyum permanganat, çalışılan pH'ya, çözücü muhtevasına, katı destek materyaline bağlı olarak pekçok tipte reaksiyon vermektedir. Bu reaksiyonların en ilginçlerinden biri KMnO4CuSO4.5H2O sistemidir. Çünkü burada hidroksi keton, diketon, epoksit, aldehit, asit moleküllerinin hepsi oluşabilmektedir. Bu çeşitliliğe etki edebilecek faktörlerden biri halka gerilimi olabilir. Bu çalışmada [2.2.1], [2.2.2], [3.2.2] bısıklık sistemlere sahip alkenler sentezlenerek, bunların KMnO4CuSO4.5H2O ile yükseltgenmesi reaksiyonlarından oluşan ürünlerin belirlenecek ve halka geriliminin reaksiyonu hangi tarafa yönlendirdiği tespit edilecektir. ![](_page_0_Picture_3.jpeg) ## 2.MATERYAL VE YÖNTEMLER ## 2.1.[2.2.1], [2.2.2] ve [3.2.2] Köprüleşmiş Bisiklik Alkenlerin Sentezi 2.1. 1. Genel Yöntem Bisiklik [2.2.1], [2.2.2] ve [3.2.2] sistemlerin sentezi için en uygun yöntem, siklik bir dienle bir dienofili muamele etmektir ( Şema-9 ). ![](_page_0_Figure_3.jpeg) Bu yöntemle ilk olarak Diels ve Alder tarafından, butadien ve etilenin yüksek sıcaklık ve basınçta muamele edilmesi suretiyle siklohekzen sentezlenmiştir". Konjuge dienler C-C çift veya üçlü bağ ihtiva eden bileşiklerle ( dienofillerle ) reaksiyon verirler27. Bu reaksiyonlar, her bir bileşikteki n elektronlarının [ 4+2 ] katılması olarak düşünülür. Reaktantlar doğrudan ya da inert bir çözücü içinde ısıtılarak katılma gerçekleştirilir. Reaksiyonlar çıkış maddesinin yapısına bağlı olarak farklı sıcaklıklarda gerçekleştirilir ( Şema- 10 ). ![](_page_0_Figure_7.jpeg) ![](_page_0_Figure_0.jpeg) 17 ![](_page_0_Figure_1.jpeg) 49 ![](_page_0_Figure_3.jpeg) ![](_page_0_Figure_4.jpeg) ![](_page_0_Figure_5.jpeg) 150 ℃ ![](_page_0_Figure_6.jpeg) ![](_page_0_Figure_7.jpeg) ![](_page_0_Figure_8.jpeg) + ![](_page_0_Figure_9.jpeg) ![](_page_0_Picture_10.jpeg) 56 57 ## Sema-10 Butadien ve etilen arasındaki reaksiyon düşük verimle olur. Buna karşın basit alken ya da alkinlerle yapılan reaksiyonlar tatmin edici sonuçlar vermez. Ancak dienofile çift bağla konjuge karbonil, nitro ya da siyan grupları bağlandığında reaksiyonun çok ılıman şartlarda bile meydana geldiği gözlenir. Çünkü elektron çekici gruplar, dienofilin LUMO enerji düzeyini düşürür ve dienin HOMO'suyla geçiş halinde daha kolay bir etkileşme olur. Şayet BF3 gibi Lewis asitlerinin olduğu ortamda reaksiyon yapılırsa reaktivite artar. Burada Lewis asidi dienofildeki elektron çekici gruplara bağlanıp kompleks oluşturur ve bu şekilde çift bağ elektronlarının enerji düzeyini değiştirir. Böylece reaksiyonlar oda sıcaklığında hatta daha düşük sıcaklıklarda bile meydana gelir. Reaksiyonun olabilmesi için dienin, altılı halkanın oluşumunu gerektiren cis konformasyonda olması gerekir. Bu asıklık sistemlerde her zaman mümkündür. Ancak her bir çıkış maddesinde reaktivite farklıdır. Orneğin cis-1-sübstitüe butadien trans izomerinden daha az reaktiftir. Çünkü diene uç noktalardan bağlı olan sübstitüentler aktifleşme enerjisinin yüksek olduğu cıs konformasyonda sterik etkiye neden olurlar. Asiklik dienlere karşın siklik dienler sadece cis yapıda katılma reaksiyonu verirler. Dienofilin LUMO'suyla dienin HOMO'sunun enerji uyumu ve reaktivitesi yapıdaki elektron çekici yada elektron verici gruplarla da artar. Genel olarak dienofile elektron çekici gruplar diene de elektron verici grupların bağlı olması yeğlenir. Tiyofen çok kararlı olduğundan inerttir. Pirrol maleik anhidritle Diels Alder katılma reaksiyonunu direk vermez. Reaksiyon verebilmesi için aromatikliğinin azaltılması gerekir. Bu da pirrol azotuna elektron çekici bir grubun bağlanmasıyla yapılmaktadır. [ 4+2 ] katılma reaksiyonları stereospesifik reaksiyonlardır. Orneğin dimetil maleat, daima karboksilat gruplarının birbirine göre cis olduğu katılma ürünleri verirken, dimetil fumarat, daima karboksilat gruplarının trans olduğu katılma ürünleri verir ( Şema-11 ). ![](_page_0_Figure_6.jpeg) Sema-11 Şema-11'den görüleceği gibi reaksiyon concerted mekanizma üzerinden yürür. Diels-Alder reaksiyonlarında reaksiyonlar düşük sıcaklıklarda gerçekleştirilirse ikincil orbital etkileşmesinden dolayı endo katılma ürünleri ana ürün olarak oluşurken, yüksek sıcaklıkta çalışıldığında exo katılma ürünleri ana ürün olarak oluşur (Şema-12). ![](_page_0_Figure_1.jpeg) ![](_page_0_Figure_2.jpeg) ![](_page_0_Figure_4.jpeg) Şema-12 ## 2.1.2.3. Bisiklo[2.2.1]hept-5-en-2-on (69)'un Sentezi 6-Kloro-6-siyano-bisiklo[2.2.1]hept-2-en (68)in oda sıcaklığında ve DMSO içinde KOH ile hidrolizi ve buhar destilasyonuyla saflaştırılması sonucunda bir dehidro kanfor türevi olan bisiklo[2.2.1]hept-5-en-2-on (69) literatürde izah edildiği şekilde elde edildi28. ![](_page_0_Figure_2.jpeg) ## 2.1.2.4. Bisiklo[2.2.1]hept-5-en-2-on Etilen Ketal (70)'in Sentezi Bisiklo[2.2.1]hepta-5-en-2-on (69) KMnO4-CuSO4 ile reaksiyon vermediğinden, ketalleme yapıldı. Ketalleme, benzende p-TsOH katalizörlüğünde bisiklo [2.2.1] hepta-5-en-2-on ( 69 )un etilen glikolle 8 saat muamelesinden ve oluşan suyun azeotropik olarak destilasyonu sonucunda bisiklo[2.2.1]hept-5-en-2-on etilen ketal (70) sentezlendi29 ![](_page_0_Figure_6.jpeg) Bisiklo[2.2.1]hept-5-en-2-on etilen ketal (70)'in 200 MHz 'H-NMR spektrumunda olefinik protonlar AB sistemi vermektedir. AB sisteminin A kısmı 8 6.28 ppm'de dubletin dubleti olarak rezonans olurken (J=5.8 ve 2.9 Hz), AB sisteminin B kısmı da S 6.05 ppm'de yine dubletin dubletine rezonans olur (J=5.8,3.2 Hz). Ketalin etilenik protonları 8 3.86 ppm'de multiplet, köprü başı protonlarından biri 8 2.7 ppm'de multiplet, diğeride 8 2.6 ppm' de yine multiplet olarak rezonans olur. Ketalin oprotonları ise AB sistemi vermektedir. Protonlardan biri AB sisteminin A kısmını o 1.81 ppm'de dubletin dubleti olarak (J=12.3 ve 3.8 Hz), diğeride 8 1.40 ppm'de AB sisteminin B kısmını, yine dubletin dubleti olarak verir (J=12.3-3.3 Hz). Diğer protonlar da ( H7a ve H7b ) AB sistemi verir, protonlardan biri AB sisteminin A kısmını 8 1.70 ppm'de geniş dublet olarak verirken ( J=8.5 Hz ), diğer proton 8 1.62 ppm'de AB sisteminin B kısmını dubletin multipleti olarak verir ( J=8.5 Hz ). Şekil-2.1.1. ![](_page_0_Figure_2.jpeg) Şekil-2.1.1. Bisiklo[2.2.1]hept-5-en-2-on Etilen Ketal (70)'in 200 MHz 'H-NMR Spektrumu (CDCl3) ![](_page_0_Figure_0.jpeg) ## 2.1.2.6. endo, endo-5,6-Dikarboksimetil-bisiklo[2.2.1]hept-2-en ( 73 )'ün Sentezi Maleik anhidrit katılma ürünü 72'nn metanol içinde p-toluensülfonik asit katalizörlüğünde refluks edilmesi suretiyle 8 saatte endo, endo-5,6-dikarboksimetil bisiklo 2.2.1 Jhept-2-en ( 73 ) sentezlendi. h ![](_page_0_Figure_5.jpeg) endo, endo-5,6-Dikarboksimetil-bisiklo[2.2.1]hept-2-en (73)'ün 200-MHz 'H-NMR spektrumunda olefinik protonlar 8 6.23 ppm'de multiplet verirlerken ester metillerinin protonları ise ö 3.58 ppm'de singlet verirler. Buna karşın köprü başı protonları ö 3.25 ppm'de multiplet , a-protonlarının da δ 3.127 ppm'de yine multiplet verdiği gözlenmektedir. 7a ve 7b protonlarının da AB sistemi verdiği aşıkardır. 8 1.46 ppm'de AB sisteminin A kısmı dubletin tripletine yarılır ( J=8.6 ve 1.8 ). B kısmı ise 8 1.28 ppm'de dubletin multipletine yarılmaktadır (Şekil-2.2). 50 MHz "C-NMR spektrumunda yapıdaki simetriden dolayı 6 sinyal gözlenmektedir. Ester karbonil karbonları 8 174.8 ppm'de, olefinik karbonlar 8 136.9 ppm'de, ester metillerine ait ## 2.1.2.7. endo, exo-5,6-Dikarboksimetil-bisiklo[2.2.1]hept-2-en ( 74 )'ün Sentezi Dimetil maleat 1,3-dienlere katıldığında cis katılma ürünleri sentezlenmektedir. Buna karşın aynı dienlere dimetil fumarat katıldığında ise trans katılma ürünleri sentezlenir.311 32 Dimetil fumaratın oda sıcaklığında metilen klorürde 1,3-siklo pentadiene katılması sonucunda 12 saatte endo, exo-5,6-dikarboksimetil-bisiklo[2.2.1]hept-2-en (74) sentezlendi. Ortamda reaksiyona girmeyen dimetil fumarat kaldığından kristallendirilerek saflaştırma yapıldı. ![](_page_0_Figure_2.jpeg) 60 56 74 endo, exo-5,6-Dikarboksimetil-bisiklo[2.2.1]hept-2-en (74)ün 200 MHz 'H-NMR Spektrumunda olefinik protonlar AB sistemi verirler. AB sisteminin A kısmı 8 6.22 ppm'de dubletin dubletini verirken (Ji=5.6 Hz, J2=3.2 Hz), B kısmının da 6.01 ppm'de dubletin dubletini verdiği gözlenir (J=2.7 Hz). Yapı simetrik olmadığından ester metillerinin de farklı yerlerde sinyal verdiği görülür. Metillerden biri ö 3.66 ppm'de diğeri de 8 3.59 ppm'de singlet verir. Köprü başı protonları AB sistemi verirler. AB sisteminin A kısmı 8 3.32 ppm'de dubletin dubletini verir (J=4.5 Hz, J2=3.7 Hz). H5 ve Ho dan biri 8 3.20 ppm'de multiplet diğeri de 8 3.06 ppm'de yine multiplet vermesine karşılık, AB sisteminin B kısmının bunlardan sonra 8 2.62 ppm'de dubletin dubleti olarak sinyal verdiği görülür (Jı=4.5 Hz, J2=1.7 Hz). 7 nolu karbondaki Ha ve Hb de AB sistemi verir. AB sisteminin A kısmı 8 1.56 ppm'de geniş dublet (J=8.8 Hz), B kısmı da dubletin kuartetini verir (Jı=8.8 Hz, J2=1.7 Hz). Şekil-2.3. 50 MHz 13C- NMR spekrumunda 11 sinyal görülmektedir. Karbonillerden biri 8 176.7 ppm'de diğeride 8175.5 ppm'de rezonans olmaktadır. Olefinik protonlardan biri 8 139.5 ppm'de diğeri 8 137.1 ppm'de, ester metillerinin 8 53.9 ve 8 53.7 ppm'de ve diğer alifatik karbonların da sırasıyla 8 49.8, 49,3, 49,0 ve 47.6 ppm'de rezonans olması yapıyı doğrulamaktadır ( Şekil-2.3). ## 2.1.2.8. exo,exo-5,6-Dikarboksimetil-7-okza-bisiklo[2.2.1]hept-2-en ( 77 )'nin Sentezi Bunun sentezi için literatürde izah edildiği şekilde furana maleik anhidrit katıldı39, 33, 34 Maleik anhidritin iki katı kadar furan alındı ve metilen klorür içerisinde 12 saat karıştırıldı. Maleik anhidrit katılma ürünü 75 sentezlendi. Bu ürün KMnO4-CuSO4 ile oksidasyon vermediğinden exo-5,6-dikarboksimetil-7-okza-bisiklo[2.2.1]hept-2-en (77), maleik anhidrit katılma ürünü 75'in metanolle p-toluen sülfonik asit katalizörlüğünde refluks edilmesi süretiyle sentezlendi. Karışım safsızlık içerdiğinden dolayı önce metilen klorürle ekstrakte edildi. Daha sonrada metilen klorür-hekzanla kristallendirilerek saflaştırma yapıldı. ![](_page_0_Figure_5.jpeg) exo,exo-5,6-Dikarboksimetil-7-okza-bisiklo[2.2.1]hept-2-en (77)'nin 200 MHz 'H-NMR spektrumunda olefinik protonlar 8 6.39 ppm'de multiplet, köprü başı protonları o 5.17 ppm'de multiplet, esterin metil protonları 8 3.53 ppm'de singlet ve 8 5,6 nolu protonlar da δ 2.73 ppm'de multiplet vermektedir ( Şekil-2.4 ). ![](_page_0_Figure_1.jpeg) ![](_page_0_Figure_3.jpeg) Şekil-2.4. exo,exo-5,6-Dikarboksimetil-7-okza-bisiklo[2.2.1]hept-2-en (77)'nin 200 MHz 'H-NMR ve 50 13C-NMR spektrumları ( CDCl3 ) ## 2.1.2.11. Siklopentadien-p-Benzokinon Katılma Ürünü 82'nin Sentezi p-Benzokinon ve 1,3-siklo pentadien 1:1 oranında alınıp metilen klorür içinde çözüldü 12 saat karıştırmak süretiyle katılma ürünü 82 sentezlendi37,38. ![](_page_0_Figure_2.jpeg) 82 bileşiğinin 200-MHz 'H-NMR spektrumunda olefinlerden birinin protonları 8 6.53 ppm'de singlet verirken diğer olefinik protonlar 8 6.02 ppm de multiplet verir. Köprü başlarından birinin protonları 8 3.49 ppm de diğeri de 8 3.17 ppm'de multiplet verir. Diğer protonlar ise ( 7Ha-7Hb ) AB sistemi verir. AB sisteminin A kısmı 8 1.50 ppm de dubletin tripletini verirken ( J1=8.4, J2=1.6 ), B kısmı da 8 1.39 ppm'de geniş dublet vermektedir ( Şekil-2.7 ). 50 MHz 13C-NMR spektrumunda yapıdaki simetriden dolayı 6 tane sinyal görülür. Karbonil karbonları 8201.3 ppm'de, olefinlerden birinin karbonları 8 144.0 ppm'de, diğeri de 8 138.3 ppm'de rezonans olmaktadır. Diğer karbonlar da 8 50.7, 50.6 ve 8 50.3 ppm'de rezonans olurlar ( Şekil-2.7 ). ## 2.1.2.13. Diğer [2.2.1] Köprüleşmiş Bisiklik Alkenler Diğer [2.2.1] bisiklik sistemlerinden, Balcı ve grubu tarafından sentezlenen benzo norbornadien (97) kullanıldı. Ote yandan 7-oksa-benzonorbornadien (99) literatürde de izah edildiği gibi furan (62)'ye benzin tuzu katılarak sentezlendi40. Merck tarafından üretilen norbornen (13) ve norbornadien (57) de sentezlerimizde ilave bir saflaştırma yapılmaksızın kullanıldı. ## 2.1.3. [2.2.2] ve [3.2.2] Köprüleşmiş Bisiklik Alkenlerin Sentezi Bu bileşiklerin sentezinde de Diels-Alder katılma reaksiyonlarından faydalanıldı. ## 2.1.3.1. Siklohekzadien-Maleik Anhidrit katılma Ürünü 86'nın Sentezi [2.2.1] bisiklik alkenlerin sentezinde olduğu gibi [2.2.2] bisiklik alkenlerin sentezinde de Diels-Alder katılma reaksiyonlarından faydalanıldı. Metilen klorür içinde maleik anhidrit ve 1,3-siklohekzadien (85) 1:1.2 oranında çözülerek oda sıcaklığında 12 saat karıştırılmak suretiyle maleik anhidrit katılma ürünü 86 sentezlendi. ![](_page_0_Figure_7.jpeg) Bu tür sistemlerin sentezi için de maleik anhidrit katılmasından faydalanıldı. Bunun diğer katılmalardan tek farkı reaksiyonun kapalı tüpte yapılmasıdır. Oda sıcaklığında, benzende refluks edilerek ve ultrasonik banyoda yine refluks edilerek katılma gerçekleşmediğinden, kapalı tüpe toluen, maleik anhidrit ve maleik anhidritin 1.2 katı kadar 1,3-sikloheptadien (89) alınarak 130 ℃ de reaksiyon yapıldı. 50 saat sonra reaksiyon tüpü oda sıcaklığına soğutuludu. Toluen uzaklaştırılmak süretiyle katılma ürünü 90 elde edildi. ![](_page_0_Picture_1.jpeg) ![](_page_0_Figure_3.jpeg) ## 2.1.3.4. endo,endo-5,6-Dikarboksimetil-bisiklo|3.2.2|non-2-en (91)'in Sentezi 90 bileşiği metanolde çözündü p-toluen sülfonik asit katalızörlüğünde 8 saat refluks edilmek süretiyle endo,endo-5,6-dikarboksimetil-bisiklo|3.2.2]okt-2-en (91) sentezlendi ve kristallendirilerek saflaştırıldı. ![](_page_0_Figure_6.jpeg) ## 2.2. Bisiklik Alkenlerin KMnO4-CuSO4 Oksidasyonu İçin Genel Yöntem Çeşitli alkenler heterojen fazda KMINO4-CuSO4 ile oksidasyona tabi tutuldu. Oksidasyon için genel olarak 1 mmol alken, 2 mmol CuSO4, 4 mmol KMnO4 ve katalıtik miktarda t-BuOH ile H2O alınmak süretiyle metilen klorür içerisinde reaksiyon, Chandrasekaran ve arkadaşları2 tarafından belirtildiği şekilde yapıldı. Reaksiyon süresi alkenlerin yapısına bağlı olarak değişmektedir. Bu yöntemin en avantajlı yönü ise reaksiyonların oda sıcaklığı gibi ilıman şartlarda olmasıdır. Burada CuSO4.5H2O kullanılmasının sebebi elektron alış verişini kolaylaştırması, KMnQ4'ün organik çözücülerde daha rahat çözünmesini sağlaması ve daha ılıman şartlarda ( nötral ortam ve oda sıcaklığı gibi düşük sıcaklık ) reaksiyonların olmasından kaynaklanmaktadır. Katalitik miktarda suyun kullanılmasının büyük bir önemi vardır. Ayrıca KMnO4 ile CuSO4ün bulamaç haline getirilmesinde de su kullanılır. Yine katalıtık miktarda t-BuOH'ın kullanılmasının sebebi de faz transfer katalizörü olarak görev almasındandır. t-BuOH ile H2O birlikte üçüncü bir faz oluşturmaktadır. Dolayısıyla oluşan bu üçüncü faz anorganik kısmın etrafını sararak daha kolay organik çözücülerde çözünme gerçekleşmektedir. ## 2.2.1. x,x-2,4-Diformil Siklopentanon Etilen Ketal ( 92 )'nin Sentezi Katı KMnO4 ve CuSO4 karışımına katalıtik miktarda su ilave edilmek süretiyle karışım oluşturuldu, bu bulamaçla bisiklo|2.2.1 |hept-5-en-2-on etilen ketal (70) metilen klorürde ve katalitik miktardaki t-BuOH'da çözülerek, oda sıcaklığında reaksiyon nötral ortamda yapıldı. İnce tabaka ile kontrol edildi ve 3 saat sonra karışım süzüldü, suyla yıkanıp CH2Cl2 ile ekstrakte edildi. Kurutulup çözücü uçuruldu ve %70 verimle α,α-2,4-diformil siklopentanon etilen ketal (92).sentezlendi. ![](_page_0_Figure_0.jpeg) 200-MHz 'H-NMR spektrumunda iki tane aldehit protonu 8 9.58 multiplet vermektedir. Öte yandan ketalin etilen protonları da 8.92 ppm'de yine multiplet vermektedir. Aldehite bağlı α protonlarından biri (Hz) δ 2.90 ppm'de geniş triplet verirken (J=8.3 Hz), diğer α protonu ise (H4) δ 2.81 ppm'de geniş kuarted vermektedir (J=8.3 Hz). Η3A 8 2.38 ppm'de dubletin tripletine yarılır (Jı=13.7 Hz, Jz=7.6 Hz). Diğer protonlar da ( H3B, H5A ve H5B ) 8 2.03 ppm'de multiplet verirler ( Şekil-2.9 ). 42 ![](_page_0_Figure_4.jpeg) karbonlar sırasıyla 8 53.1, 28.0, 27.7 ppm'de rezonans olurlar. IR spektrumları da yapıda asit veya hidroksit olmadığını göstermektedir ( Şekil.2.10). ## 2.2.3. α,α-1,3-Diformil-siklopentan tetraasetat (93)'ün Sentezi Li ve çalışma grubu12 tarafından belirtilen grafit bisülfat katalızörlüğünde asetik anhidritle aldehitlerin asetatlanması yapılmış ve gayet iyi sonuçlar alınmıştır. Buradan hareketle α.α-1,3-diformil siklopentan (14)ün yapısını aydınlatmak amacıyla grafit bisülfat katalizörlüğünde asetik anhidritle asetatlama yapıldı. α,α-1,3-Diformil siklopentan (14) CCl4 içinde çözündükten sonra ekivalent miktarda Ac2O ve katalitik miktarda da grafit bisülfat alınarak oda sıcaklığında 3 saat karıştırıldı. Ortama bir kaç ml eter ilave edilip süzüldü, kalıntı eterle yıkandıktan sonra eter fazı önce %5 lik HCl ile bunu müteakiben de %5 lik NaHCO3 ile yıkandı, kurutulup çözücü uzaklaştırıldı ve % 50 verimle α,α-1,3-diformil-siklopentan tetraasetat ( 93 ) sentezlendi. ![](_page_0_Figure_6.jpeg) o.,cx-1,3-Diformil-siklopentan tetraasetat (93)'ün 200 MHz - H-NMR spektrumunda asetillerin bağlı olduğu karbondaki protonlar o 7.13 ppm'de dublet verirlerken ( J=5.9 ), α-protonları ( Hı, H3 ) δ 2.74 ppm'de multiplet vererek rezonans olurlar. Asetillerdeki metil protonları da 2.46 ppm'de singlet verir. 4 adet proton (H4, H5 ) ise AA'BB' sistemi verirler sisteminin BB' kısmı rezonans olmaktadır. Diğer 2 proton da 1.78 ppm'de multiplet vererek rezonans olmaktadır ( Şekil-2.11 ). ## 2.2.5. a., a., a., c., c., dikarboksimetil siklopentan (95) 'in Sentezi endo,endo-5,6-Dikarboksimetil-bisiklo[2.2.1]hept-2-en (73)jün KMnO4-CuSO4 ile reaksiyonu sonucunda %70 verimle 3 saatte α,α,α,α-1,4-diformil-2,3-dikarboksimetil siklopentan (95) elde edildi. ![](_page_0_Figure_2.jpeg) o.,a.,a.,a.,a.,i.,a-Diformil-2,3-dikarboksimetil siklopentan (95)'in 200 MHz 'H-NMR spektrumunda aldehit protonları 8 9.71 ppm'de dubletini verir (J=1.8 Hz). Metil esterin protonları 8 3.67 ppm'de singlet vermektedir. Aldehite komşu a- protonlarıyla, ester karboniline komşu a- protonları aynı yerde gelmektedir. Bu 4 adet proton AA'BB' sistemi verirler. AA'BB' sisteminin AA' kısmı 8 3.51 ppm de gelirken, BB' kısmı da 8 3.15 ppm'de gelir. Geriye kalan 2 adet proton AB sistemi verir. AB sisteminin A kısmı 8 2.55 ppm'de dubletini (Jr=13.9 Hz, Jz=8.5 Hz), B kısmı da dubletin dubletini vermektedir (J1=13.9 Hz, J2=9.1 Hz). ( Şekil-2.13 ). 50 MHz 14C-NMR spektrumunda yapıdaki simetriden dolayı 5 adet sinyal gözlenmesi beklenir. 8 201.6 ppm'de aldehitlerin karbonil karbonu, 8 173.2 ppm'de ester karbonil karbonları ve diğer alifatik karbonlar da 6 54.2, 8 53.3, 8 50.1 ve 8 26.9. ppm'de rezonans olmaktadır ( Şekil-2.13 ). ![](_page_0_Figure_0.jpeg) endo,exo-5,6-Dikarboksimetil-bisiklo[2.2.1]hept-2-en (76)'nın KMnO4-CuSO4 ile reaksiyonu sonucu a,a,B,a-1,4-diformil-2,3-dikarboksimetil siklopentan (96) %72 verimle 12 saatte sentezlendi. ![](_page_0_Figure_2.jpeg) 0,0,0,0,0,0,0,0,0,0,0,0,dikarboksimetil siklopentan (96)'nın 200 MHz 'H-NMR spektrumunda aldehit protonları yapıdaki asimetriden dolayı farklı yerlerde \*\* gelmektedir. Aldehit protonlarının komsu protonlarla etkileşmeden singlet verdiği örnekler literatürde bilinmektedir44. Bu nedenle de her bir aldehit protonu singlet vermektedir. 8 9.66 ppm'de aldehit protonlarından biri singlet verirken, diğeri de 8 9.63 ppm'de yine singlet vermektedir. Metil protonları da farklı bölgelerde gelmektedir. Metillerden birinin protonları 8 3.74 ppm'de, diğerininki de 8 3.67 ppm'de singlet vermektedir. Ester karboniline komşu a- protonlarından biri 8 3.62 ppm'de multiplet verirken digeride 8 3.07 ppm'de yine multiplet vermektedir. Aldehitin komşu aprotonları ise 8 3.53-3.23 arasında multiplet vermektedir. Diğer iki proton da AB sistemi verirler. Protonlardan biri , AB sisteminin A kısmını 8 2.45 ppm'de dubletin tripleti olarak verirken ( Ji=13.8 Hz, Jz=5.7 Hz), diğeride B kısmını 8 2.21 ppm'de dubletin dubletinin dubleti olarak vermektedir ( J=13.8 Hz, Jz= 9.9 Hz, J3=8.1 Hz) (Şekil-2.14). ## 2.2.9. endo,endo-5,6-Dikarboksimetil-3-hidroksi-bisiklo[2.2.2]oktan-2-on (101)'in Bidesi endo,endo-5,6-Dikarboksimetil-bisiklo[2.2.2]okt-2-en (86)'nın KMnO4-CuSO4 ile oksidasyonu sonucunda endo,endo-5,6-dikarboksimetil-3-hidroksi-bisklo [2.2.2] oktan-2-on (101) sentezlendikten sonra kristallendirilerek saflaştırıldı. Reaksiyon verimi %75 olup reaksiyon 12 saat devam ettirildi (E.N 117-118 °C). ![](_page_0_Figure_2.jpeg) endo,endo-5,6-Dikarboksimetil-3-hidroksi-bisiklo[2.2.2]oktan-2-on (101)'in 200 MHz 'H-NMR spektrumunda hidroksitin bağlı olduğu karbondaki proton 8 4.55 ppm'de singlet verir. Yapı asimetrik olduğundan ester metillerinin protonları da farklı yerlerde gelir. Buna göre metillerden birinin üç protonu 8 3.65 ppm'de singlet verirken diğer metilin protonları da 8.61 ppm de yine singlet verir. 8 3.27 ppm'de bir proton AB sisteminin A kısmını oluşturur ve dubletini verir (J)=11.5 Hz, J2= 3.2 Hz). 8 3.10 ppm'de ise diğer proton AB sisteminin B kısmını oluşturur ve bu da dubletin dubletini verir ( J = 1.5 Hz, J2= 1.7 Hz). Iki proton ise 8 2.59 ppm'de multiplet verir. Diğer dört proton da 8 1.85 ppm'de yine multiplet vermektedir ( Şekil-2.17 ). endo,endo-5,6-Dikarboksimetil-3-hidroksi-bisklo/2.2.2]oktan-2-on (101)'in 50 MHz 19 C-NMR spektrumunda 8 216.4 ppm'de ketonun karbonu, 8 174.6 ve 173.0 ppm'de esterlerin karboniları rezonans olurken, hidroksitin bağlı olduğu karbon 8 73.8 ppm'de, esterlerdeki metiller 8 53.5 ve 53.2 ppm'de diğer karbonlar da 8 46.1, 45.5, 43.9, 37.9, 26.9 ve 19.9 ppm'de rezonans olmaktadırlar ( Şekil-2.17 ) ## 2.2.10. endo,endo-5,6-Dikarboksimetil-bisiklo|3.2.2|nona-2,3-dion (102)'nin Sentezi endo,endo-5,6-Dikarboksimetil-bisiklo[3.2.2]non-2-en (91) 12 saat süre ile KMnQ4-CuSO4 ile oksidasyona tabi tutuldu. Karışım süzülüp, suyla yıkanıp, ekstrakte edildikten sonra safsızlık ihtiva ettiğinden %20 etil asetat-hekzanla silikajel kolondan satlaştırıldı. Elüatlar ince tabaka ile kontrol edildi aynı yürüyenler birleştirildi. Çözücü uzaklaştırılarak %60 verimle E.N 135-137 °C olan. endo,endo-5,6-dikarboksimetil bisiklo [3.2.2] nona-2,3-dion ( 102 elde edildi. ![](_page_0_Figure_2.jpeg) 91 102 endo,endo-5,6-Dikarboksimetil-bisiklo[3.2.2]nona-2,3-dion (102)'nin 200 MHz - H-NMR spektrumunda ester metillerinin tümü yapıdaki simetriden dolayı 8 3.68 ppm'de singlet vermektedir. İki adet köprü başı protonu 8 3.44 ppm'de multiplet vermesine karşın esterin karboniline komşu iki proton 8 3.40 ppm'de geniş singlet vermektedir. Geriye kalan altı protonun ikisi 8 2.20 ppm'de, diğer ikisi de 6 1.90 ppm'de ve protonlar da 8 1.60 ppm'de multiplet vermektedirler (Sekil-2.18). Yapı simetrik olduğundan 50 MHz 13C-NMR spektrumunda 7 adet sinyalin gözlenmesi gerekir. Dolayısıyla 8 195.7 ppm'de ketonun karboniları rezonans olur. Esterin karbonil karbonları ise 8 174.2 ppm'de rezonans olmaktadır. Metoksitlerdeki karbonlar 8 54.4 ppm'de, diğer alifatik karbonlar da 6 49.7, 47.5, 33.9 ve 22.8 ppm'de rezonans olurlar ( Şekil-2.18 ). ## 3.4. Deneyler ## 3.4.1. 6-Siyano-bisiklo[2.2.1]hept-2-en (67)2nin Sentezi 24 g (8,62 mmol) 1,3-sikloheptadien (56) 120 ml kloroformda çözüldükten sonra 18 g ( 8,62 mmol ) akrilonitril ilave edildi ve ba nun ağzına bir kurutucu takılarak oda sıcaklığında 12 saat manyetik olarak karıştırıluı. Kloroform evaporatörde (25°C, 20 mm Hg )'de uzaklaştırıldı, 30 g endo ve ekzo karışımı 6-siyano bisiklo[2.2.1]hept-2-en (67) elde edildi. ## 3.4.2. 6-Kloro-6-siyano-bisiklo[2.2.1] hept-2-en ( 68 )'in Sentezi 11t Kloroform, 250 ml piridin ve 410 g fosfor pentaklorür yağ banyosunda ısıtıldı. Başka bir kapta 189 g 6-siyano bisiklo[2.2.1]hept-2-en (67) 120 ml kloroform ve 20 ml piridinde çözüldü. Hazırlanan nitril çözeltisi ısıtılmakta olan karışıma ilave edildi ve azot atmosferinde 2 gün refluks edildi. Karışım buz banyosunda soğutulduktan sonra buz ilave edilerek ekstrakte edildi. Birleştirilen kısımlar sodyum bikarbonat ve sodyum klorür çözeltisiyle yıkandı, magnezyum sülfatla kurutuldu, süzüldü ve çözücü (25°C, 20 mm Hg )'de uzaklaştırıldı. Vakum destilasyonu sonucunda 185 g saf 6-kloro-6-siyanobisiklo[2.2.1 hept-2-en (68) elde edildi. K.N:114,8 °C. ## 3.4.3. Bisiklo|2.2.1 |hept-5-en-2-on ( 69) 'un Sentezi 6-Kloro-6-siyano-bisiklo[2.2.1]hept-2-en (68)den 32 g alınarak 180 ml DMSO içerisinde çözüldü ve manyetik karıştırılırken 42,6 g KOH'un 11 ml sudaki çözeltisinin ilavesini müteakiben 36 saat oda sıcaklığında karıştırıldı, kıvamlı edildi. 330 mL tersiyer butanol ilave edildikten sonra oda sıcaklığında karıştırıldı. İnce tabaka ile reaksiyonun bitip bitmediği takip edildi. 4 saat sonra karışım süzgeç kağıdından süzüldü, bir miktar daha metilen klorür ilavesinden sonra suyla iyice yıkanarak ekstrakte edildi, magnezyum sülfat üzerinden kurutuldu ve metilen klorür uzaklaştırıldı. İleri bir saflaştırma için kromatografisi yapılan ürünün silikajel kolonda bozunduğu, florosil kolonda da izomerleştiği belirlendi. Bu yüzden ekstraksiyon esnasında suyla bolca yıkandı ve %70 verimle 0,42 g yağımsı α,α-2,4-diformil siklolopentanon ethilen ketal (92) sentezlendi. 'H-NMR ( 200 MHz, CDCl3 ) & 9.58 ( m, 2H ), 3.92 ( m, 4H ), 2.90 ( bt, 1H, J=8.3 Hz ), 2.81 ( bq, 1H, J=8 Hz ), 2.38 ( dt, 1H, J1=13.7 Hz, J2=7.6 Hz ), 2.03 ( m, 3H ), 13 C-NMR ( CDCl3, 50 MHz ) 8 203.11, 201.56, 118.94, 67.0, 66. 76, 59.04, 48.77,38.46, 25.26. IR 2978,2902, 2851, 2748, 1727, 1395, 1319, 1242, 1114, 1038,961. ![](_page_0_Figure_5.jpeg) ## 3.4.7. x,x-1,3-Diformil-Siklolopentan Tetraasetat (93)'ün Eldesi 0,1 g ( 2,3 mmol ) α,α-1,3-diformil siklopentan (14) 5 ml karbon tetraklorür içerisinde çözülüp 0,23 g ( 6,9 mmol ) asetik anhidrit ve 20 mg grafit bisülfat ilave edildi. Oda sıcaklığında 3 saat karıştırıldıktan sonra ortama eter ilave edildi ve süzüldü, kalıntı eterle yıkandı. Eter fazı %5 lik HCl ve %5 lik NaHCO3 ile yıkandı 2 x 20 ml eterle ekstrakte edildi, magnezyum sülfatla kurutulup eterin uzaklaştırılmasıyla %50 verimle 0,13 g α,α-1,3-diformil-siklolopentan tetraasetat (93) elde edildi. 'H-NMR ( 200 MHz, CDCl3 ) 8 7.13 ( d, 2H, J= 5.9 Hz ), 2.74 ( m, 2H ), 2.31-1.89 ( AA'BB' sistemi, 4H ), 1.78 ( m, 2H ); 13C-NMR (CDCl3, 50 MHz) δ 171.0, 93.5, 44.430.1, 28.0, 22.8 ; IR 2978, 2927, 2876, 1778, 1446, 1393, 1268, 1217, 1089, 1063, 1012, 987. ![](_page_0_Figure_6.jpeg) 'H-NMR ( 200 MHz, CDCl3 ) 8 6.83 ( m., 2H ), 3.84 ( m, 2H ), 3.69 ( s, 6H ), 2.20 ( dt, AB sisteminin A kısmı, 1H, J=6.8, 1.5 Hz ), 2.03 ( dt, AB sisteminin B kısmı, 1H ), 13C-NMR ( CDC]3, 50 MHz ) 8 166.9, 154.2, 144.3, 74.8, 55.4, 53.7. ## 3.4.11. Siklopentadien-Maleik Anhidrit Katılma ürünü 72'nin Eldesi 1 g ( 10,2 mmol ) maleik anhidrit 20-30 ml metilen klorür içinde çözüldükten sonra üzerine 0,8 g ( 12,24 mmol ) 1,3-siklopentadien damlatıldı. Oda sıcaklığında 12 saat karıştırıldıktan sonra çözücünün uzaklaştırılmasıyla 1,6 g maleik anhidrit katılma ürünü 72 sentezlendi. ## 3.4.12. endo,endo-5,6-Dikarboksimetil bisiklo[2.2.1]hept-2-en ( 73 )'ün Eldesi 1 g maleik anhidrit katılma ürünü 72 30 ml metanolde çözüldükten sonra 30 mg ptoluen sülfonik asit ilavesini müteakiben 8 saat refluks edildi. Metanol uzaklaştırıldıktan sonra metilen klorürle ekstrakte edildi, çözücü MgSO4 üzerinden kurutuldu, uzaklaştırıldı ve 1,3 g yağımsı endo,endo-5,6-dikarboksimetil bisiklo[2.2.1]hept-2-en (73) elde edildi. 4H-NMR ( 200 MHz, CDCl3 ) 8 6.23 ( m., 2H ), 3.58 ( s, 6H ), 3.25 ( m, 2H ), 3.127 (m, 2H ), 1.46 ( dt, AB sisteminin A kısmı,1H, J=8.6, 1.8 Hz ), 1.28 ( dd, AB sisteminin B kısmı, 1H, J=8.6 Hz ) 10C-NMR (CDCl3, 50 MHz) 8 174.8,136.9, 53.4, 50.7, 50.1, 48.2. 3.4.13. α,α,α-1,4-Diformil-2,3-dikarboksimetil siklopentan (95)'in Eldesi kristallendirilmesi ile saf. 1,5 g saf 5,5,6,6-tetrasiyano-bisiklo[2.2.1]hept-2-en (79) elde edildi. 'H-NMR ( 200 MHz, CDCl3 ) 8 6.69 ( m, 2H ), 4.03 (m, 2H ), 2.22 ( m, 2H ) 13C-NMR ( CDC13, 50 MHz ) & 138.8, 112.9, 112.2 , 77.6, 57.3 , 48.0. ## 3.4.15. Siklopentadien-p-Benzokinon katılma Urünleri 81 ve 82'nin Sentezi Mevcut p-benzokinon saf olmadığından hekzandan kristallendirilerek saflaştırıldı. Bu kristallerden 1 g ( 9,26 mmol ) alındı, 20 ml metilen klorürde çözündü ve üzerine 0,74 g ( 11,25 mmol ) 1,3- siklo pentadien (56) damlatıldıktan sonra oda sıcaklığında 8 saat karıştırıldı. Metilen klorür çektirildi, etil asetat:hekzandan kristallendirildi ve 0,7 g ikinci katılma ürünü 81 sentezlendi. Tek katılma ürününü sentezlemek istediğimizden dolayı başka bir denemede benzokinon ve siklopentadien mole mol alınarak reaksiyon yapıldı, 1 g p-benzokinondan 1,6 g saf tek katılma ürünü 82 elde edildi. İkinci katılma ürünü 81'in NMR'ı; 'H-NMR ( 200 MHz, CDCl3 ) 8 6.16 ( m, 4H ), 3.34 ( m, 4H ), 2.84 ( m, 4H ), 1.47 ( AB sisteminin A kısmı, dt, 2H, J=8.7, 1.6 Hz ), 1.28 ( AB sisteminin B kısmı, brd, 2H, J=8.7 Hz ) 13C-NMR ( CDC13, 50 MHz ) 8 213.4, 138.3, 55.0, 51.5, 50.2, Tek katılma ürünü 82'nin NMR'ı ise; 'H-NMR ( 200 MHz, CDCl3 ) & 6.53 ( s, 2H ), 6.02 ( m, 2H ), 3.49 ( m, 2H ), 3.17 ( m, 2H ), 1.50 ( AB sisteminin A kısmı, dt, 1H, J-8.4, 1.6 Hz ), 1.39 ( AB sisteminin B kısmı, brd, 1H, J=8.4 Hz ). 13C-NMR ( CDCl3, 50 MHz ) 8 201.3, 144.0, 137.3, 50.7, 50.6, 50.3. ## 3.4.16. Siklopentadien-Naftokinon katılma ürünü 84'ün Sentezi Hekzanla kristallendirilmiş olan naftokinondan 1 g ( 6,33 mmol ) alınıp metilen klorürde çözüldükten sonra üzerine 0, 418 g ( 6,33 mmol ) siklopentadien (56) damlatıldı. Oda sıcaklığında 8 saat karıştırıldı, metilen kolrür uzaklaştırıldı, etil asetathekzandan kristallendirildi ve 1,4 g saf naftokinon katılma ürünü 84 elde edildi. 'H-NMR (200 MHz, CDCl3) 8 7.99 ( AA'BB' sisteminin AA' kısmı, 2H ),7.66 ( AA'BB' sisteminin BB' kismı,2H ), 5.96 ( m, 2H ), 3.63 ( m, 2H ), 3.44 ( m, 2H ), 1.53 ( m, 2H ). 14C-NMR ( CDCl3, 50 MHz ) 8 197.6, 136.1, 135.7, 134.1, 126.9, 48.7, 49.6, 49.3. 3.4.17. endo, exo-5,6-Dikarboksimetil bisiklo 2.2.1]hept-2-en (74)'ün Sentezi l g (6,94 mmol) dimetil fumarat alındı ve 20 ml metilen klorürde çözüldü. 0,55 g (8,33 mmol) siklopentadien (56) damla damla reaksiyon karışımına verildikten sonra 12 saat oda sıcaklığında karıştırıldı. Çözücü uzaklaştırıldı, etil asetat- hekzandan kristallendirildi ve 1,45 g saf katılma ürünü endo,exo-5,6-dikarboksimetil bisiklo 2.2.1 |hept-2-en (74) elde edildi. 'H-NMR (200 MHz, CDCl3) 8 6.22 (dd, AB sisteminin A kısmı, 1H, J=5.6, 3,2 ), 6.01 ( dd, AB sisteminin B kısmı, 1H, J=5.6, 2.7 Hz ), 3.66 ( s,3H), 3.59 (s, 3H), 3.32 ( dd,1H, J1=4.5, J2=.3.7 Hz ), 3.2 ( m, 1H ), 3.06 ( m, 1H ), 2.62 ( dd, 1H, J (=4.5, J2=1.7 Hz ), 1.56 ( bd, AB sisteminin A kısmı, 1H, J=8.8 Hz ), 1.39 ( dq, AB sisteminin B kısmı, 1H, J1=8.8, J2=1.7 Hz ) 13C-NMR ( CDCl3, 50 MHz ) & 176.7, 175.5, 139.5, 137.1, 53.9, 53.7, 48.8, 49.6, 49.3, 49.0, 47.6. ## 3.4.18. 0,0,8,0-1,4-Diformil-2,3-dikarboksimetil Siklopentan (96)'nın Sentezi Reaksiyon 3.4.5'te tanımlandığı şekilde yapılarak 12 saatte %72 verimle yağımsı a, a, 3, c-1, 4-diformil-2, 3-dikarboksimetil siklopentan (96) elde edildi. 'H-NMR ( 200 MHz, CDCl3 ) 8 9.66 ( s, 1H ), 9.63 ( s, 1H ), 3.74 ( s, 3H ), 3.67 ( s, 3H ), 3.62 ( m, 1H ), 3.53-3.23 ( m, 2H ), 3.07 ( m, 1H ), 2.45 ( AB sisteminin A kısmı, dt, 1H, J=13.8, 5.7 Hz ), 2.21 ( AB sisteminin B kısmı, ddd, 1H, J=13.8, 9.9, 8.1 Hz ). 13C-NMR ( CDCl3, 50 MHz ) 8 201.7, 201.2, 175.1, 173.5, 55.1, 54.7, 54.4, 54.3, 50.2, 47.8, 27.6. IR 2953, 2902, 1753, 1446, 1319, 1317, 1191, 1038. ![](_page_0_Figure_7.jpeg) ## 3.4.19. Furan-Maleik Anhidrit Katılma Ürünü 75'in Sentezi 1 g ( 11 mmol ) maleik anhidrit 30 ml metilen klorürde çözüldükten sonra 2,8 g ( 44 mmol ) furan (62) ilave edildi ve oda sıcaklığında 12 saat karıştırıldı. Metilen klorür uzaklaştırıldı. 1,5 g kristalın maleik anhidrit katılma ürünleri %80 exo 75 ve % 20 endo 76 ürün karışımı sentezlendi. ## 3.4.20. exo, exo-5,6-Dikarboksimetil-7-oksa bisiklo|2.2.1| hept-2-en ( 7 ) Eldesi 1,3 g ( 7,83 mmol ) furan-maleik anhidrit katılma ürünü 75 30 ml metanolde çözüldü, 30 mg p-toluen sülfonik asit ilave edildikten sora refluks edildi. 8 saat sonra karışım oda sıcaklığına soğutuldu metanol evaporatörden uzaklaştırıldı ve etil asetatla ekstrakte edildi, 3x20 ml suyla yıkandı, magnezyum sülfat üzerinden kurutuldu ve etil asetat uzaklaştırıldı. Ortamda reaksiyona girmeyen maleat esteri de olduğundan metilen klorür-hekzandan kristallendirildi ve 0,8 g saf kristalin exo,exo-5,6-dikarboksimetil-7- oksa bisiklo[2.2.1]hept-2-en (77) elde edildi. 'H-NMR ( 200 MHz, CDCl3 ) 8 6.39 ( m., 2H ), 3.58 ( s, 6H ), 5.17 ( m, 2H ), 3.53 ( s, 6H ), 2.73 ( m, 2H ) 15C-NMR (CDCl3, 50 MHz) 8 173.2, 138.6, 82.3, 53.9, 48.8. ## 3.4.21. Siklohekzadien-Maleik Anhidrit Katılma Ürünü 86'nın Sentezi 1 g ( 12,5 mmol ) 1,3-siklo hekzadien (85) alındı ve 30 ml metilen klorürde çözüldü. 1,2 g (12,2 mmol) maleik anhidrit ilave edildikten sonra 12 saat oda sıcaklığında karıştırıldı, çözücünün uzaklaştırılmasıyla 1,4 g saf maleik anhidrit katılma ürünü 86 elde edildi. ## 3.4.22. endo,endo-5,6-Dikarboksimetil bisiklo[2.2.2]okt-2-en ( 87 )'nin Eldesi 0,67 g ( 3,76 mmol ) maleik anhidrit katılma ürünü 86 30 ml metanolde çözüldü.25 mg PTSA ilave edildikten sonra refluks edildi. 8 saat sonra karışım oda sıcaklığına soğutuldu ve metanol evaporatörde uzaklaştırıldı. Metilen klorürde çözüldü sodyum bikarbonat ve suyla ekstrakte edildi. Magnezyum sülfat üzerinden kurutulduktan sonra metilen klorürün uzaklaştırılması neticesinde 0,7 g endo,endo-5,6-dikarboksimetil bisiklo 2.2.2 (okt-2-en (87) elde edildi. ## 3.4.23. endo,endo-5,6-Dikarboksimetil-3-hidroksi bisklo|2.2.2|oktan-2-on (101)'in Eldesi 3 g potasyum permanganat, 1,5 g bakır sülfat pentahidrat ve150 ml su alınıp iyice karıştırıldıktan sonra 30 ml metilen klorür ilave edildi. 5-10 ml metilen klorürde çözülmüş olan 0,6 g ( 3 mmol ) endo-5,6-dikarboksimetil bisiklo [2.2.2] okta-2-en ( 87 ) ilave edildi ve 750 ml tert-butanol ilave edilerek oda sıcaklığında 12 saat karıştırıldı. Karışım suzuldu, çözücü rotaride çektirildi, metilen klorür-hekzanla kristallendirildi ve 0,51 g endo,endo-5,6-dikarboksimetil-3-hidroksi bisklo[2.2.2]oktan-2-on (101) %75 verimle elde edildi.E.N:117-118 °C. 'H-NMR (200 MHz, CDCI3) 8 4.55 (s, 1H), 3.65 (s, 3H ), 3.61 ( s, 3H ), 3.27 ( AB sisteminin A kısmı, dd, 1H, J=11.5, 3.2 Hz ), 3.10 ( AB sisteminin B kısmı , dd, 1H, J=11.5, 1.7 Hz ); 14C-NMR ( CDCI3, 50 MHz ) & 216.4, 174.6, 173.0, 73.8, 53.5, 53.2, 46.1, 45.5, 43.9, 37.9, 26.9, 19.9; IR (KBr) 3514, 3055, 3029, 2953, 2927, 2876, 1753, 1702, 1446, 1395, 1344, 1293, 1242, 1217, 1089, 1038. ![](_page_0_Picture_8.jpeg) ![](_page_0_Figure_0.jpeg) ## 3.4.24. 1,3-Sikloheptadien ( 89 )'un Sentezi 9,2 g ( 0,4 atom-gram ) sodyum ince kesilmiş şekilde 18,4 g siklo heptatrien (88)'in 250 mı dietileterdeki çözeltisine verildi. 1 İt lik iki boyunlu balonun bir boynuna geri soğutucu diğer boynunada damlatma hunisi ve geri soğutucunun tepesine de azot gazı ihtiva eden balon takıldı. Damlatma hunisine 43 g ( 0,4 mol ) N-metil anilin kondu ve damlatma hunisinin ağzı bir kapakla kapatıldı. Vakumla ortamın havası alındıktan sonra eter refluks edilmeye başlandı. Eter tam refluks olduğu anda 20 dakika. içinde Nmetil anilin damla damla ortama gönderildi. Reaksiyon başlarken karışım kahve rengine daha sonrada yeşil renge, yeşil renkten de tekrar kahve rengine dönüştü. Damlatmadan sonra 1-1,5 saat karıştırıldıktan sonra karışım aynı hacımdaki suyun üzerine süzüldü, ekstrakte edildi, kurutuldu, soğukta eter uçuruldu. Fraksiyonlu destilasyon yapılarak 90-108 °C arasında gelen fraksiyonlar alındı, %3-4 lük HCl ile yıkandı ve eterle ekstrakte edildi, 4 g saf 1,3-sikloheptadien (89) elde edildi. ## 3.4.25. Sikloheptadien-Maleik Anhidrit Katılma Urünü 90'ın Sentezi: Kapalı tüpe P2O5 üzerinden destilenen toluenden 30 ml ilave edildikten sonra 1 g ( 10,2 mmol ) maleik anhidrit ve 1,2 g ( 13,3 mmol ) 1,3-sikloheptadien (89) ilave edildi ve tüpün kapağı iyice sıkıldı. 150 ℃ de reaksiyon 50 saat devam ettirildikten sonra oda sıcaklığına soğutuldu ve buz banyosunda iyice soğutuldu, toluen uzaklaştırıldı, yaklaşık 1,6 g maleik anhidrit katılma ürünü 90 elde edildi. Bu katılma oda sıcaklığıda, benzenin refluks sıcaklığında ve ultrasonik banyoda gerçekleştirilemedi. ## 3.4.26. endo,endo-5,6-Dikarboksimetil-bisiklo[3.2.2] non-2-en (91) Eldesi 1,6 g ( 8,33 mmol) Maleik anhidrit katılma ürünü 90 30 ml metanolde çözüldü, 30 mg pTSA ilave edildikten sonra refluks edildi. 12 saat sonra karışım oda sıcaklığına soğutuldu, metanol çektirildi, etil asetatla ekstrakte edildi. 2x20 ml suyla yıkandı, organik faz magnezyum sülfat üzerinden kurutuldu ve etil asetat uzaklaşırıldı. Katı karbon tetraklorürden kristallendirildi. 1 g saf endo,endo-5,6-dikarboksimetil bisiklo[3.2.2]non-2-en (91) elde edildi. ## 3.4.27. endo,endo-5,6-Dikarboksimetil bisiklo|3.2.2|nona-2,3-dion ( 102 )'nin Sentezi 1,34 g KMnO4, 0,67 g CuSO4.5H2O ve 67 mg H2O alındı ve iyice karıştirildiktan sonra 20 ml CH2Cl2 ilave edildi. Bu karışıma 5 ml CH2Cl2 de çözülmüş olan 0,32 g ( 1,34 mmol ) endo,endo-5,6-dikarboksimetil bisiklo[3.2.2]non-2-en ve 0,34 ml t-BuOH llave edildi, oda sıcaklığında 12 saat karıştırıldı, karışım süzüldü, 20 ml suyla iki kez yıkandı, magnezyum sülfat üzerinden kurutuldu, çözücü uzaklaştırıldı. Elde edilen katı madde saf olmadığından kristallendirilemedi. Bu yüzden %20 etil asetat-hekzanla kolon yapıldı. Kolondan gelen fraksiyonlar ince tabaka ile kontrol edildi, aynı yürüyenler saat karıştırıldıktan sonra 300 ml soğuk eter katıldı ve 1 saat daha karıştırıldı. Çökelek vakumda nuçeden hızlıca süzüldü, 100 ml soğuk eterle yıkandı. İçinde kalsıyum klorür ve fosfor penta oksit bulunan bir desikatörde, çökelek vakum yapılarak kurutuldu. 16 g BDAK-HCl tuzu sentezlendi. ## 3.4.29. 7-Okza benzonorbornadien (99)'un Eldesi 12 g Propilen oksit, 9 g furan (62) 200 ml etilen diklorürde çözundü ve üzerine 8 g benzin tuzu ilave edilerek refluks edildi. 3 saat sonra karışım soğutuldu, çözücü çektirildi ve 150 ml lik eterle edildi. Sodyum bikarbonat ve suyla yıkandı. Magnezyum sülfat üzerinden kurutuldu, eter uzaklaştırıldıktan sonra eterle iki kez kristallendirildi ve 12,26 g saf katılma ürünü olan 7-okza benzonorbornadien (99) elde edildi ## 3.4.30. c.,c.-2,5-Diformil-3,4-benzo-2,5-dihidro-furan ( 100 )'ün Eldesi 3.4.5'te olduğu gibi reaksiyon yapılarak 1.5 saatte % 67 verimle katı kristalin bir madde olan a,a-2,5-diformil-3,4-benzo-2,5-dihidrofuran (100)'den 0.45 g elde edildi. Yüksek sıcaklıkta polimerleştiği için E.N bakılamadı . H-NMR (200 MHz, CDCl3 ) 8 10.54 (s, 2H), 7.99 (AA'BB' sisteminin AA' kısmı, 2H), 7.77 ( AA BB' sisteminin BB' kısmı, 2H ), 5.2 ( br.s, 2H ). 14C-NMR (CDCl3, 50 MHz) 8 194.2, 135.7, 133.1, 129.7, 122.5. IR (CHCl3) 3076, 2970, 2810, 1772, 1704, 1583, 1574, 1465, 1306, 1206, 1168, 1088. ![](_page_0_Figure_0.jpeg) Tablo-4.I'den de görüleceği gibi ikincil orbital etkileşmesiyle meydana gelmiş olan bazı [2.2.1]bisiklik alkenlerin ise moleküldeki sterik etkiden dolayı oksidant reaktifiyle reaksıyon vermediği görüldü. Buna karşın exo,exo-5,6-dikarboksimetil-7-oksa-bisiklo [2.2.1]hept-2-en (77)'nin de çok hızlı bir şekilde polimerleşme reaksiyonu verdiği gözlendı. Halbuki [2.2.2] köprüleşmiş bisiklik alkenlerin de KMnO4-CuSO4.5H2O ile oksıdasyonu sonucunda [2.2.1]bisiklik alkenlerde olduğu gibi dialdehit ürünlerine rastlanmadı ve ürün olarak sadece a-hidroksi keton sentezlendi. Tablo-4.1'den de görüleceği üzere bu köprü sistemine sahip endo,endo-5,6-dikarboksimetil bisiklo 2.2.2 okt-2-en (87)'nin oksidasyonu sonucunda endo, endo-5.6-dikarboksimetil- 3-hidroksi bisiklo[2.2.2]oktan-2-on (101) %75 gibi gayet iyi bir verimle sentezlenerek yapısı karekterize edildi. Reaksiyon şartları değiştirilmeksizin [3.2.2] bisiklik olefinlerden endo,endo-5,6-dikarboksimetil-bisiklo[3.2.2]non-2-en (91)'in reaksıyonu sonucuda da [2.2.1] ve [2.2.2] bisiklik alkenlerin aksine endo,endo-5,6dikarboksimetil bisiklo[3.2.2]nona-2,3-dion (102) sentezlendi. Tablo-4.1'den de görüleceği üzere KMnO4-CuSO4.5H2O ile [2.2.1] bisiklik alkenlerin reaksiyonları neticesinde sürekli dialdehitlerin oluşmasından dolayı bu reaktif gerilimli [2.2.1] bisiklik alkenler için alternatif ozonoliz reaktifi olarak önerilebilir. Çünkü halka genişledikçe veya gerilim ortadan kalktıkça ürünler de değişmektedir. Özellikle [2.2.1] bisiklik alkenlerden daha az gerilime sahip olan [2.2.2] bisiklik alkenlerin o -- hidroksi keton vermeleri, gerilimin hiç olmadığı veya çok az olduğu [3.2.2] bisiklik alkenlerin de 1,2-diketon vermeleri bizi bu sonuca götürmektedir. ## 5. KAYNAKLAR - 1. Böeseken, J., 1922, Rev. Trav. Chim., 41, 199. - 2. Wiberg, K.B., Sagebarth, K.A., 1957, J. Am. Chem. Soc., 79, 2822. - 3. Gunstone, F.D., 1960, Hydroxylation Methods, in Advance in Organic Chemistry, Vol. I, Interscience Publications, New York, s. 103. - 4. Morgan, E.D., Polgar, N., 1957, J. Chem. Soc., 3780. - 5. Lapworth, A., Mottram, E.N., 1925, J. Chem. Soc., 1628. - 6. Coleman, J.E., Ricciuti, C., Swern, D., 1956, J. Am. Chem. Soc., 78, 5342. - 7. Smith, M.B., 1993, Organic Synthesis, McGraw-Hill, New York, p.283. - 8. a)Starks, S.M., 1971, J. Am. Chem. Soc. 93, 195. b) Lee, D.G., Lamb, S.E., Chang, V.S., 1990, Org. Synth. Coll. Vol. VII, 397. - 9. Sam, D.J., Simmons, H.E., 1972, J. Am. Chem. Soc. 94, 4024. - 10. Cope, A.C., Fenton, S.W., Spencer, C.F., 1952, J. Am. Chem. Soc. 74, 5884. - 11. Weber. W.P., Shepherd, J.P., 1972, Tetrahedron Lett., 4907. - 12. Ogino, T., Mochizuki, K., 1979, Chem. Lett., 443. - 13. Herriott, A.W., Picker, D., 1974, Tetrahedron Lett., 1511. - 14. Lemieux, R.U., von Rudloff, E., 1955, Can. J. Chem., 33, 1701. - 15. Carruthers, W., Some Modern Methods of Organic Chemistry, 3th ed., 1986, Campridge University Press, London, 391. - 16. Sharpless, K.B., Lauer, R.F., Repic, O., Teranishi, A. Y., Williams, D.R., 1971, J. Am. Chem. Soc., 93, 3303. - 17. Fatiadi, A. J., 1987, Synthesis, 85. - 18. Regen. S.L., Koteel, C., 1977, J. Am. Chem. Soc., 99, 3837. - 19. Menger, F.M., Lee, C., 1979, J. Org. Chem., 44, 3446. - 20. Ferreira, J. T. B., Cruz, W. O., Vieira, P. C., Yonashiro, M., 1987, J. Org. Chem. 52, 3698. - 21. Wolfe, S., Ingold, C. F., 1983, J. Am. Chem. Soc., 105, 7755. - 22. Jefford. C. W., Wang, Y., 1988, J. Chem. Soc. Chem. Commun., 634. ATATÜRK ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ KİMYA ANABİLİM DALI # HETEROJEN FAZDA BAZI BİSİKLİK ALKENLERİN KMnO₄-CuSO₄.5H₂O İLE YÜKSELTGENMELERİ Süleyman GÖKSU Yönetici: Prof. Dr. Yaşar SÜTBEYAZ Yüksek Lisans Tezi Çünkü bu asitler bazik ortamda suda çözündükleri için permanganat oksidasyonundan sonra çözeltinin asitlendirilmesi gerekir. Bu yolla hidroksillenen bazı olefinik monokarboksilli asitler 1,2,4 ve olefinik dikarboksilli asit 3 tablo-1'de görülmektedir. [TABLE] | Olefin | Glikol verimi % | |--------|-----------------| | $\begin{aligned} & \mathrm{OEt} \\ & \mathrm{OEt} \\ & 1 \end{aligned}$ | 67 | | $\begin{aligned} & \mathrm{H}_{3} \mathrm{C}\left(\mathrm{H}_{2} \mathrm{C}\right)_{7} \mathrm{HC}=\mathrm{CH}\left(\mathrm{CH}_{2}\right)_{7} \mathrm{COOH} \\ & 2 \end{aligned}$ | 96 | | $\begin{aligned} & \mathrm{HOOC}\left(\mathrm{H}_{2} \mathrm{C}\right)_{7} \mathrm{HC}=\mathrm{CH}\left(\mathrm{CH}_{2}\right)_{7} \mathrm{COOH} \\ & 3 \end{aligned}$ | 70-75 | | $\begin{aligned} & \begin{array}{c} \mathrm{H} \\ \mathrm{H} \end{array} \\ & \mathrm{C}=\mathrm{C}-\mathrm{COOH} \\ & 4 \end{aligned}$ | ? | [/TABLE] Tablo-1 Suda çözünmeyen olefinler kullanıldığında, bu prosedürün tatminkar bir şekilde kullanılması mümkün olmadığından, reaksiyonu sulu organik çözücüler içinde yapmak gerekmektedir. Metil siklohekzan ve tert-butanolün kullanıldığı örnekler de olmakla birlikte, bu amaçla en çok kullanılan çözücüler aseton ve etanol'dür. İdeal olarak, permanganat çözücüyle reaksiyon vermemelidir. Etanol'ün permanganat ile reaksiyonu baz katalize yürüdüğünden, reaksiyon karışımına magnezyum sülfat ilave etmek suretiyle, reaksiyon ortamında meydana gelen alkalilik, magnezyum hidroksit halinde çöktürülmek suretiyle giderilebilir. Tablo-2'de sulu organik çözücü sistemleri kullanılarak gerçekleştirilen olefin hidroksilasyonları görülmektedir. Bu durumlarda, verimler Tablo-1 örneklerinden de görüleceği gibi daha düşük olmaktadır. Olefinler 5-13 organik çözücü sistemleriyle %24'ten %60'a kadar değişen verimlerle ilgili glikol bileşiklerine dönüşmüşlerdir. Magnezyum sülfat içeren sulu etanol çözeltisi içinde yapılan oksidasyonlarda yüksek verimle glikol elde edilmemesine rağmen, bu yöntemle ketol veya diğer yükseltgenme ürünlerinin oluşmadığı bilinmektedir. Norbornen 13'ün sulu tert-butanol içindeki oksidasyonunun ise pH'ya bağlı olarak iki farklı ürün verdiği bilinmektedir. Eğer reaksiyon nötral ortamda gerçekleştirilirse karbon-karbon bağının koptuğu dialdehit ürünü 14 oluşurken, alkali ortamda diol ürünü 15 elde edilmektedir² (şema-2). Lapworth ve Mottram oleik asit cis-2'nin, oleik asit konsantrasyonunun %0.1 ve KMnO₄ konsantrasyonunun %1'i geçmemesi halinde, 0-10 °C'de hafif alkali ortamında 5 dakika içinde 9,10-dihidroksi steraik asite yükseltegendiğini göstermişlerdir⁵. Swern ve çalışma grubu⁶, oleik asitin permanganat oksidasyonunun pH'ya bağlı olduğunu göstermiştir. [TABLE] | Olefin | Çözücü | Glikol verimi,% | |---|---|---| | CIH₂CHC≡CHCH₂Cl | EtOH/MgSO₄ | 49 | | 5 | EtOH/MgSO₄ | 56 | | 6 | Aseton | 60 | | 7 | EtOH | 62 | | PhHC≡CHCOOEt | Aseton | 45 | | 8 | EtOH/MgSO₄ | 34 | | 9 | t-BuOH | 55 | | 10 | EtOH/MgSO₄ | 33 | | 11 | t-BuOH | 38 | | 12 | EtOH/MgSO₄ | 24 | | 13 | t-BuOH | 45 | [/TABLE] Tablo-2 Şema-2 ![IMAGE] Şema-2'de, çeşitli kimyasal yapılar ve dönüşümler gösterilmektedir. 14 numaralı yapı, CHO gruplarına sahip bir bileşikten başlar. Bu bileşik, KMnO₄, t-BuOH ve su ile nötral çözeltide reaksiyona girer ve 13 numaralı bir bileşik oluşur. 13 numaralı bileşik daha sonra, KMnO₄, t-BuOH ve su ile bazik çözeltide reaksiyona girerek 15 numaralı bir bileşik elde edilir. Bu dönüşüm sırasında, CHO grupları OH gruplarına dönüştürülür. Onların araştırmalarına göre 1 ekivalet potasyum hidroksit kullanmak suretiyle, diol 16 ve ketoller 17,18 verimleri çözeltinin pH'sına bağlı olarak değişmektedir. Reaksiyon nötral ortamda gerçekleştirildiğinde ketol ürünleri yüksek bir verimle elde edilirken, alkali şartlarda çalışıldığında diol ana ürün olarak elde edilmektedir. Fakat oleik asidin trans izomeri olan elaidik asit trans-2'nin yükseltgenmesinde pH'ya bağımlılık aynı derecede hissedilmemektedir (Tablo-3 ve şema-3) Şema-3 ![IMAGE] Şema-3'te, oleik asit (3) ve elaidik asit (16) için pH'ya bağlı olarak permanganat oksidasyonu ürünlerinin oluşumu gösterilmektedir. Oleik asit, KMnO₄ ile pH=11.8'de reaksiyona girerek diol (16) elde edilir. Aynı şekilde, elaidik asit, KMnO₄ ile pH=9-9.5'te reaksiyona girerek ketol (17) ve (18) elde edilir. [TABLE] | PH | Diol (%) | Ketol(%) | Diol(%) | Ketol(%) | |-------|----------|----------|---------|----------| | 9-9.5 | 4 | 75 | 20 | 45 | | 11.8 | 60 | 20 | 30 | 45 | [/TABLE] Tablo-3. pH'ya Bağlı olarak permanganat oksidasyonu ürünleri. Pek çok reaksiyonda oluşan cis-diolün stereo seçiciliği önem kazanır. Permanganat iyonu daha az sterik engelli yönden gelerek cis-diol oluşturur. Fenantren türevi 19'un ilgili cis-diol 20 ye dönüşümü bunun en güzel örneklerinden biridir. Burada aksiyal protonun oluşturduğu sterik engel nedeniyle permanganat bu protonun anti-yönünden katılıarak ilgili diol 20'yi oluşturmıştır7. Molekül üç boyutlu olarak çizildiğinde bu durum daha iyi görülebilmektedir (şema-4) ![IMAGE] Şema-4 içinde bir kimyasal yapı gösteriliyor. Bu yapıda, bir fenil halkası ve bir sikloheksen halkası bulunuyor. Fenil halkası, sikloheksen halkasına bağlıdır. Sikloheksen halkasının bir köşesinde H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlıdır. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşesinde de H atomu bulunuyor. Bu H atomu, fenil halkasına bağlı değildir. Sikloheksen halkasının diğer köşes 3:2 oranında 24 ve 25 ürünlerini verirken, pH=7'de su ile muamele edildiğinde 24 ve 25 ürünleri 5:1 oranında elde edilmektedir. [IMAGE] Şema-5 adında bir kimyasal reaksiyon şeması gösteriliyor. Şemada, 23 numaralı bir bileşik, KMnO4-TEBACl ve CH2Cl2, 0-3 °C koşullarında iki farklı reaksiyon yoluna gidiyor. İlk yol, %3 NaOH ile reaksiyon ederek %83 oranında 24 numaralı bir ürün veriyor. İkinci yol, aq. AcOH-AcONa ve pH=3 koşullarında %81 oranında 25 numaralı bir ürün veriyor. 24 ve 25 ürünlerinin yapı formülleri de şemada gösteriliyor. [/IMAGE] Faz transfer katalizörü olarak trikaprilmetil amonyum klorür kullanmak suretiyle, benzen-su karışımı içinde olefinik ve alkolik sistemlerin KMnO4 ile yükseltgenebileceği örnekler de gösterilmiştir (tablo5). [TABLE] | Reaktif | Ürün | Verim (%) | |---------|------|-----------| | Ph-CH₂-CN | Ph-COOH | 86 | | Ph-CH₂-OH | Ph-COOH | 92 | | Ph-CH=CH-Ph | Ph-COOH | 95 | | ~~~~~OH | ~~~~~OH | 47 | | ~~~~ | ~~~~~OH | 81 | [/TABLE] Tablo-5 Genel olarak şu söylenebilir ki, çift bağlar, potasyum permanganatın seyreltik çözeltileriyle tek kademede 1,2-diolere dönüşebilmektedir. Nötral veya asidik permanganat ile oluşan ürünler, çift bağa bağlı olan grupların yapılarına göre, 2 mol keton veya 2 mol karboksilik asit veya 1 mol karboksilik asit, 1 mol keton olabilir. $\begin{aligned} & \mathrm{R} \\ & \mathrm{R} \end{aligned} \underset{\mathrm{R}}{\stackrel{\mathrm{H}}{=}} \mathrm{H} \longrightarrow\left[\begin{array}{cc} \mathrm{R} & \mathrm{H} \\ \mathrm{R} & \mathrm{R} \\ \mathrm{OH} & \mathrm{OH} \end{array}\right] \longrightarrow \underset{\mathrm{R}}{\stackrel{\mathrm{R}}{=}} \mathrm{O}+\underset{\mathrm{OH}}{\stackrel{\mathrm{R}}{=}} \mathrm{O}$ Şema-6 Bu reaksiyonun sentetik kullanımını artıran önemli bir modifikasyonu, katalitik miktarda permanganat kullanarak, reaksiyonu periyodik asit ile yapmaktır. Lemieux-von Rudloff reaktifi ${ }^{14}$ olarak adlandırılan bu sistemde, gerçek yükseltgeyici permanganat iyonudur. Stokiyometrik olarak kullanılan periyodik asit, alkenle reaksiyon vermezken, reaksiyon esnasında oluşan manganat ürünlerini yeniden permanganata yükseltger. Reaksiyon, oksidatif ozonoliz reaksiyonuna alternatif bir metot olarak da bilinir. Bu yöntemle sitronellal, yüksek bir verimle aseton ve 3-metil adipik asite (27) yükseltgenmiştir. $\begin{aligned} & \mathrm{CHO} \\ & \mathrm{C} \\ & \mathrm{C} \\ & \mathrm{C} \\ & \mathrm{C} \\ & \mathrm{C} \end{aligned} \underset{\mathrm{H}_{2} \mathrm{O}, \mathrm{t}-\mathrm{BuOH}}{\stackrel{\mathrm{NaIO}_{4}, \mathrm{KMnO}_{4}}{\longrightarrow}} \underset{\mathrm{COOH}}{\stackrel{\mathrm{COOH}}{\mathrm{C}}}+\underset{\mathrm{O}}{\mathrm{C}}$ 26 27 Alkolik grup ihtiva eden alken 28 de -OH fonksiyonel grubu muhafaza edilerek pH=7-8'de altında karboksilik asit 29 ve 30 ürünlerine dönüşmüştür ${ }^{15}$. $\begin{aligned} & \mathrm{OCOCH}_{3} \\ & \mathrm{OH} \end{aligned} \underset{\mathrm{H}_{2} \mathrm{O}, \mathrm{t}-\mathrm{BuOH}}{\stackrel{\mathrm{NaIO}_{4}, \mathrm{KMnO}_{4}, \mathrm{~K}_{2} \mathrm{CO}_{3}}{\longrightarrow}} \underset{\mathrm{OCOCH}_{3}}{\stackrel{\mathrm{HOOC}}{\mathrm{OH}}}+\underset{\mathrm{COOH}}{\mathrm{COOH}}$ 28 29 30 Sharpless ve grubu¹⁶, asiklik veya geniş halkalı alkenlerin asetik anhidrit içinde potasyum permanganat ile yan ürün olarak oluşan α-ketoasetatların yanı sıra ana ürün olarak α-diketonları oluşturduklarını göstermişlerdir. [IMAGE] Şema-7'de bir kimyasal reaksiyon gösteriliyor. Reaksiyon, KMnO₄ ve Ac₂O'nun etkileşimiyle gerçekleşiyor. Reaksiyonun ürünlerinin yüzdelik oranları da belirtiliyor: %48, %17 ve %16. [/IMAGE] Son yıllarda heterojen fazda organik bileşiklerin oksidasyonu için katı destek materyali ihtiyaca eden birçok permanganat reaktifi geliştirilmiştir¹⁷. Regen ve Koteel¹⁸ katı destek materyali olarak kullanılan moleküler sieve ile potasyum permanganat süspansiyonunun benzende çeşitli alkolleri tek basamak yükseltgediklerini göstermişlerdir. Böylece primer alkollerden aldehitler ve sekonder alkollerden de ketonlar yüksek verimlerle sentezlenmişlerdir (tablo-6). [TABLE] | Alkol | Ürün | Zaman (saat) | % Verim | |-----------------|--------------|--------------|---------| | 2-Oktanol | 2-Oktanon | 7 | 92 | | Sikloheptanol | Sikloheptanon| 7 | 94 | | Siklooktanol | Siklooktanon | 7 | 90 | | Siklododekanol | Siklododekanon| 7 | 95 | | 1-Oktanol | Oktanal | 4 | 26 | | 1-Hekzanol | Hekzanal | 6 | 29 | | 1-Dekanol | Dekanal | 9 | 26 | [/TABLE] Tablo-6 Heterojen fazda ve katı destek materyali olarak CuSO₄.5H₂O kullanılmak suretiyle çeşitli alkollerin ilgili karbonil bileşiklerine KMnO₄ ile yükseltgenebileceği Menger ve Lee¹⁹ tarafından bildirilmiştir(Tablo-7). [TABLE] | Reaktif | Ürün | % Verim | |---|---|---| | ![Reaktif 31](data:image/png;base64,iVBORw0KGgoAAAANSUhEUgAAAGQAAABkCAYAAAAfQf0HAAAABHNCSVQICAgIfAhkiAAAAAlwSFlzAAALEwAACxMBAJqcGAAAAAd0SU1FB9wCEwYAAQAAJkFJREZUAAAAAElFTkSuQmCC) | ![Ürün 32](data:image/png;base64,iVBORw0KGgoAAAANSUhEUgAAAGQAAABkCAYAAAAfQf0HAAAABHNCSVQICAgIfAhkiAAAAAlwSFlzAAALEwAACxMBAJqcGAAAAAd0SU1FB9wCEwYAAQAAJkFJREZUAAAAAElFTkSuQmCC) | 62 | | ![Reaktif 11](data:image/png;base64,iVBORw0KGgoAAAANSUhEUgAAAGQAAABkCAYAAAAfQf0HAAAABHNCSVQICAgIfAhkiAAAAAlwSFlzAAALEwAACxMBAJqcGAAAAAd0SU1FB9wCEwYAAQAAJkFJREZUAAAAAElFTkSuQmCC) | ![Ürün 33](data:image/png;base64,iVBORw0KGgoAAAANSUhEUgAAAGQAAABkCAYAAAAfQf0HAAAABHNCSVQICAgIfAhkiAAAAAlwSFlzAAALEwAACxMBAJqcGAAAAAd0SU1FB9wCEwYAAQAAJkFJREZUAAAAAElFTkSuQmCC) | 74 | | ![Reaktif 34](data:image/png;base64,iVBORw0KGgoAAAANSUhEUgAAAGQAAABkCAYAAAAfQf0HAAAABHNCSVQICAgIfAhkiAAAAAlwSFlzAAALEwAACxMBAJqcGAAAAAd0SU1FB9wCEwYAAQAAJkFJREZUAAAAAElFTkSuQmCC) | ![Ürün 35](data:image/png;base64,iVBORw0KGgoAAAANSUhEUgAAAGQAAABkCAYAAAAfQf0HAAAABHNCSVQICAgIfAhkiAAAAAlwSFlzAAALEwAACxMBAJqcGAAAAAd0SU1FB9wCEwYAAQAAJkFJREZUAAAAAElFTkSuQmCC) | 84 | | ![Reaktif 36](data:image/png;base64,iVBORw0KGgoAAAANSUhEUgAAAGQAAABkCAYAAAAfQf0HAAAABHNCSVQICAgIfAhkiAAAAAlwSFlzAAALEwAACxMBAJqcGAAAAAd0SU1FB9wCEwYAAQAAJkFJREZUAAAAAElFTkSuQmCC) | ![Ürün 37](data:image/png;base64,iVBORw0KGgoAAAANSUhEUgAAAGQAAABkCAYAAAAfQf0HAAAABHNCSVQICAgIfAhkiAAAAAlwSFlzAAALEwAACxMBAJqcGAAAAAd0SU1FB9wCEwYAAQAAJkFJREZUAAAAAElFTkSuQmCC) | 73 | [/TABLE] ### Tablo-8 Permanganat iyonu sulu ortamda mangan dioksit e indirgenirken hidroksil iyonu açığa çıkardığından dolayı, hidroksil iyonunun organik moleküle etkileşmeye gireceği durumlarda reaksiyonlar hidroksitle reaksiyon verecek bir metal permanganat bileşiği ile yapılmak istenmiştir. Bu amaçla kullanılan çinko permanganatın nötral bir oksidasyon reaktifi olmasının yanı sıra çok güçlü bir yükseltgeyici de olduğu görülmüştür. Çinko permanganat baryum manganatın sülfürik asit ve çinko oksitle muamele edilmesi sonucunda elde edilir²¹. $3 \mathrm{BaMnO}_{4} + \mathrm{ZnO} + \mathrm{H}_{2} \mathrm{SO}_{4} \longrightarrow \mathrm{Zn}(\mathrm{MnO}_{4})_{2} + \mathrm{MnO}_{2} + 3 \mathrm{BaSO}_{4} + 3 \mathrm{H}_{2} \mathrm{O}$ ### Şema-8 Çinko permanganatın tetrahidrofuran, metanol, etanol, tert- butil alkol, aseton ve asetik asit içinde çoğu kere çözücünün yanmasıyla sonuçlanacak şekilde çok şiddetli reaksiyon vermesi, bunun güçlü bir yükseltgen olduğunu göstermektedir. Ürünün sudan izole edilmesi çok zahmetli olduğundan sulu ortamdaki oksidasyon elverişli değildir. Aynı durum su-metilen klorür gibi iki faz içeren çözücü ortamında da söz konusudur. Çünkü oksidasyon reaktifi organik fazda çözünmez. Faz transfer katalizörleri ile de iyi sonuç alınamadığından, Wolf ve Ingold²¹ silikajel destek materyali kullanılmak suretiyle bu sorunun üstesinden gelmişlerdir. Bu yöntemle eter, alken, alkin, keton, amin gibi fonksiyonel grup ihtiva eden pek çok organik sistem yüksek verimlerle yükseltgenebilmektedir(Tablo-9). [TABLE] | Substrat | Yükseltgen/substrat | Sıcaklık, °C | Zaman/Saat | Ürün | % Verim | |----------|---------------------|--------------|------------|------|---------| | Ph-C≡C-Ph | 1.3 | 40 / CH₂Cl₂ | 0.75 | PhCOCOPh | 67 | | Tetrahidrofuran | 2.0 | 20/ CH₂Cl₂ | 0.25 | Butirolakton | 51 | | Tetrahidropiran | 2.0 | 20/ CH₂Cl₂ | 0.17 | Valerolakton | 69 | | ![Bir Ph ve Ph ile bağlı bir O atomu içeren bir halka yapısı](https://i.imgur.com/3Q5z5QG.png) | 2.0 | 60/ CH₂Cl₂ | 15 | PhCOPh | 88 | | ![Bir Ph ve CH₃ ile bağlı bir O atomu içeren bir halka yapısı](https://i.imgur.com/3Q5z5QG.png) | 2.0 | 60/ CH₂Cl₂ | 12 | PhCOCH₃ | 73 | | Sikloheksanon | 2.0 | 60/ CH₂Cl₂ | 15 | Adipikasit | 69 | | PhCH₂NHBoc | 2.0 | 20/ CH₂Cl₂ | 0.17 | PhCONHBoc | 72 | | ![Bir F atomu içeren bir sikloheksan yapısı](https://i.imgur.com/3Q5z5QG.png) | 1.5 | 20/ CH₂Cl₂ | 3.5 | ![Bir F ve OH atomu içeren bir sikloheksan yapısı](https://i.imgur.com/3Q5z5QG.png) | 36 | | F=Ftalamid | | | | | | [/TABLE] Tablo-9 (ZnMnO₄ ile Yükseltgenme reaksiyonları) [TABLE] | Alken | mmol | KMnO₄-CuSO₄.5H₂O:Cu(OAc)₂.H₂O ,g | t-BuOH:H₂O, ml | Ürün | Süre | % Verim | |-------|------|----------------------------------|-----------------|------|------|---------| | 11 | 4 | 4:2:0 | 1:0.2 | 38 | 0.5 | 30 | | 39 | 4 | 4:2:0 | 1:0.2 | 40 | 0.5 | 59 | | 21 | 4 | 4:2:0 | 1:0.2 | 41 | 0.5 | 50 | | 21 | 2 | 4:2:1 | 1:0.3 | 42 | 4 | 48 | | 43 | 2 | 4:2:1 | 1:0.3 | 44 | 6 | 58 | | 45 | 4 | 4:2:0 | 1:0.3 | 46 | | | | 12 | 2 | 4:2:0 | 1:0.2 | 47 | | 55 | | 48 | 4 | 4:2:0 | 1:0.4 | PhCHO| 2 | 92 | [/TABLE] Tablo-10 ## 2.1.2. [2.2.1] Köprüleşmiş Bisiklik Alkenlerin Sentezi ### 2.1.2.1. 6-Siyano-bisiklo[2.2.1]hept-2-en (67)'nin Sentezi 6-Siyano bisiklo[2.2.1]hept-2-en (67) sentezi için Diels-Alder katılma reaksiyonundan faydalanıldı. Bunun için 25 °C de metilen klorür içinde ekivalent miktarda 1,3-siklopentadien (56) ve akrilo nitril (66) 12 saat karıştırılmak suretiyle 6-siyano-bisiklo[2.2.1]hept-2-en (67) literatürde izah edildiği şekilde sentezlendi²⁸. [IMAGE] Bir kimyasal reaksiyon şeması gösteriliyor. Reaksiyon, 1,3-siklopentadien (56) ve akrilo nitril (66) arasında gerçekleşiyor. Bu iki bileşik, 25°C'de 12 saat boyunca metilen klorür ortamında karıştırılıyor. Reaksiyon sonucunda 6-siyano-bisiklo[2.2.1]hept-2-en (67) oluşuyor. Reaksiyon şemasında, 1,3-siklopentadien ve akrilo nitril'in yapı formülleri, reaksiyon koşulları (25°C/12 saat) ve ürün olan 6-siyano-bisiklo[2.2.1]hept-2-en'in yapı formülü gösteriliyor. [/IMAGE] ### 2.1.2.2. 6-Kloro-6-siyano-bisiklo[2.2.1]hept-2-en (68)'in Sentezi Literatürde tanımlandığı şekilde 6-siyano bisiklo[2.2.1]hept-2-en (67)'nin CHCl₃ içinde ve piridin eşliğinde PCl₅ ile refluks edilmesi suretiyle α-kloro nitril bileşiği olan 6-kloro-6-siyano-bisiklo[2.2.1]hept-2-en (68) sentezlendi²⁸. [IMAGE] Bir kimyasal reaksiyon şeması gösteriliyor. Reaksiyon, 6-siyano-bisiklo[2.2.1]hept-2-en (67) ile PCl₅ arasında gerçekleşiyor. Bu iki bileşik, piridin eşliğinde CHCl₃ ortamında 2 gün boyunca refluks ediliyor. Reaksiyon sonucunda 6-kloro-6-siyano-bisiklo[2.2.1]hept-2-en (68) oluşuyor. Reaksiyon şemasında, 6-siyano-bisiklo[2.2.1]hept-2-en'in yapı formülü, reaksiyon koşulları (Pyr/CHCl₃, refluks/2 gün) ve ürün olan 6-kloro-6-siyano-bisiklo[2.2.1]hept-2-en'in yapı formülü gösteriliyor. [/IMAGE] Bileşiğin ${ }^{13} \mathrm{C}-\mathrm{NMR}$ spektrumunda ise 9 sinyalin gözlenmesi yapıyı doğrulamaktadır. Çift bağ içeren karbonlar $\delta 141.2$ ve $135.2 \mathrm{ppm}^{\prime}$ de rezonans olur. $\delta 120.2 \mathrm{ppm}^{\prime}$ de ketalin bağlı olduğu karbon, ketaldeki karbonlar da $\delta 66.6-66.0 \mathrm{ppm}^{\prime}$ de rezonans olur. Diğer karbonlar da sırasıyla $\delta 51.4,50.9,42.7,42.2 \mathrm{ppm}^{\prime}$ de rezonans olurlar (Şekil-2.1.2). [IMAGE] Şekil-2.1.2. Bisiklo[2.2.1]hept-5-en-2-on Etilen Ketal (70)'in 50 MHz ${ }^{13} \mathrm{C}-\mathrm{NMR}$ Spektrumu ( $\mathrm{CDCl}_{3}$) [/IMAGE] ## 2.1.2.5. Siklopentadien Maleik Anhidrit Katılma Ürünü (72)'nin Sentezi Öncelikle $130{ }^{\circ} \mathrm{C}^{\prime}$ de maleik anhidrit süblime edilerek saflaştırıldı. Daha sonra literatürde belirtildiği gibi $25^{\circ} \mathrm{C}^{\prime}$ de metilen klorür içinde 1,3-siklopentadienle maleik anhidrit 1:1.2 oranında alınarak 12 saat karıştırıldı ve reaksiyon sonucunda tek ürün olarak katılma ürünü 72 sentezlendi ${ }^{26,30}$. karbonlar δ 53.4 ppm'de ve diğer karbonlar da sırasıyla δ 50.7 ppm, 50.0 ppm ve 48.2 ppm'de rezonans olmaktadır (Şekil-2.2). [IMAGE] Şekilde, bir molekülün yapısı ve iki farklı NMR spektrumu gösteriliyor. Yukarıda, bir molekülün kimyasal yapısı çizilmiş. Bu molekül, iki karbonik asit grubu (CO2Me) içeren ve üçgen bir yapıya sahip bir halka sisteminden oluşuyor. Aşağıda, bu moleküle ait iki NMR spektrumu yer alıyor. Üst spektrum, 1H-NMR spektrumu olup, protonların rezonans sinyallerini gösteriyor. Bu spektrumda, farklı proton gruplarının ppm değerlerindeki sinyalleri görebiliriz. Alt spektrum ise 13C-NMR spektrumu olup, karbon atomlarının rezonans sinyallerini gösteriyor. Bu spektrumda, farklı karbon gruplarının ppm değerlerindeki sinyalleri görebiliriz. Her iki spektrumda da, sinyallerin yoğunluğu ve konumu, molekülün kimyasal yapısını yansıtmaktadır. [/IMAGE] Şekil-2.2. endo,endo-5,6-Dikarboksimetil-bisiklo[2.2.1]hept-2-en (73)'ün 200 MHz ${}^{1}$H-NMR ve 50 MHz ${}^{13}$C-NMR Spektrumu (CDCl${}_{3}$) [IMAGE] Şekilde, bir kimyasal yapının NMR spektrumu gösteriliyor. Yukarıda, CO2Me gruplarına sahip bir molekülün yapısı yer alıyor. Bu yapı, iki CO2Me grubu içeren bir döngüsel yapıyı temsil ediyor. Spektrumun üst kısmında, 54 ile 46 ppm aralığında birkaç sinyal yer alıyor. Bu sinyaller, karbon atomlarının farklı çevrelerindeki rezonanslarını gösteriyor. Spektrumun orta kısmında, 180 ile 0 ppm aralığında daha fazla sinyal yer alıyor. Bu sinyaller, hidrojen atomlarının farklı çevrelerindeki rezonanslarını gösteriyor. Spektrumun alt kısmında, 8 ile 0 ppm aralığında birkaç sinyal yer alıyor. Bu sinyaller, karbon atomlarının farklı çevrelerindeki rezonanslarını gösteriyor. Spektrumun alt kısmında, 8 ile 0 ppm aralığında birkaç sinyal yer alıyor. Bu sinyaller, karbon atomlarının farklı çevrelerindeki rezonanslarını gösteriyor. Spektrumun alt kısmında, 8 ile 0 ppm aralığında birkaç sinyal yer alıyor. Bu sinyaller, karbon atomlarının farklı çevrelerindeki rezonanslarını gösteriyor. [/IMAGE] Şekil-2.3. endo,exo-5,6-Dikarboksimetil-bisiklo[2.2.1]hept-2-en (74)'ün 200 MHz ${}^{1}$H-NMR ve 50 MHz ${}^{13}$C-NMR Spektrumu (CDCl${}_{3}$) Yapıdaki simetriden dolayı 50 MHz ${}^{13}$C-NMR spektrumunda 5 sinyal görülmektedir ki bu da yapıyı doğrulamaktadır. Karbonil karbonu δ 173.5 ppm'de, olefinik karbonlar δ 138.6 ppm'de, köprü başı karbonları δ 82.3 ppm'de diğer alifatik karbonlar da δ 53.9 ppm de rezonans olur (Şekil-2.4). ## 2.1.2.9. 5,5,6,6-Tetrasiyano-bisiklo[2.2.1]hept-2-en (79)'un Sentezi Maleik anhidrit katılmalarında olduğu gibi tetrasiyano etilen de metilen klorürde çözündükten sonra bunun 1.2 katı kadar 1,2-siklopentadien alınarak oda sıcaklığında 12 saat karıştırılmak süresiyle 5,5,6,6-tetrasiyano bisiklo [2.2.1] hept-2-en (79) sentezlendi. [IMAGE] Şekilde, bir kimyasal reaksiyonun görsel temsilini görüyoruz. Reaksiyonun sol tarafında, bir döngü yapısına sahip bir molekül (56) ve bir CN gruplarına sahip üçgen bir yapı (78) bulunuyor. Bu iki yapı arasında bir artı işareti var, bu da onların birleşeceğini gösteriyor. Reaksiyonun sağ tarafında, CN gruplarına sahip daha karmaşık bir döngü yapısına sahip bir molekül (79) bulunuyor. Reaksiyon koşulları CH2Cl2/25 °C ve 12 saat olarak belirtiliyor. [/IMAGE] 5,5,6,6-Tetrasiyano-bisiklo[2.2.1]hept-2-en (79)'un 200 MHz ${}^{1}$H-NMR spektrumuna bakıldığında δ 6.695 ppm'de olefinik protonlar multiplet, köprü başı protonları δ 4.03 ppm'de multiplet ve diğer protonlar da (7a-7b) δ 2.22 ppm'de multiplet vermektedir. Yapıdaki simetriden dolayı 50 MHz ${}^{13}$C-NMR spektrumunda 6 sinyalin olduğu görülür. Olefinik karbonlar δ 138.8 ppm'de, nitril karbonları δ 112.9-112.2 ppm'de, nitrillerin bağlı olduğu karbonlar δ 77.6 ppm'de, diğer alifatik karbonlar da sırasıyla δ 57.3 ve δ 48.0 ppm'de rezonans olurlar (Şekil-2.5). ## 2.1.2.10. Siklopentadien-p-Benzokinon Katılma Ürünü 81'in Sentezi p-Benzokinon hekzanda kristallendirilerek saflaştırıldıktan sonra literatürde belirtildiği gibi 1,3-siklo pentadiene katıldı.³⁵ Ancak 1,3-siklo penta dienin miktarı fazla alındığı taktirde ikinci katılma gerçekleşir³⁶,³⁷. Şayet p-penzokinon ve 1,3-siklopentadien 1:2 oranında alınırsa bu durumda ikinci katılma gerçekleşir. p-Benzokinon ve siklo pentadien 1:2 oranında alınıp metilen klorürde çözüldü ve oda sıcaklığında 12 saat karıştırılmak suretiyle 81 sentezlendi. [IMAGE] Şekilde, 56 numaralı siklopentadien ve 80 numaralı p-benzokinon molekülleri arasında CH₂Cl₂ çözücüsünde 25 °C sıcaklıkta 12 saatlik bir reaksiyon sonucu 81 numaralı katılma ürünü oluşmaktadır. Reaksiyon sonucunda elde edilen 81 numaralı molekül, iki siklopentadien halkası arasında bir köprüleme ile birleşmiş bir yapıya sahiptir. [/IMAGE] Şekil-2.6.1'de verilen 81 bileşiginin 200-MHz ¹H-NMR spektrumunda olefinik protonlar δ 6.16 ppm'de multiplet, köprü başı protonlarından ikisi δ 3.34 ppm'de multiplet, diğer iki köprü başı protonları da δ 2.84 ppm'de multiplet vermektedir. Diğer protonlar da AB sistemi verirler. δ 1.47 ppm'de AB sisteminin A kısmı dubletin tripletini verirken (J₁=8.7 ve J₂=1.6), AB sisteminin B kısmı ise δ 1.28 ppm'de geniş dublet verir (J=8.7), (Şekil.2.6). 81 molekülü simetrik olduğundan 50 MHz ¹³C-NMR spektrumunda 5 adet sinyalin olması yapıyı doğrulamaktadır. Karbonil karborbonları δ 213.4 ppm'de rezonans olurken, olefinik karbonlar δ 138.3 ppm'de, diğer karbonlar da δ 55.0, δ 51.5 ve δ 50.2 ppm'de rezonans olurlar (Şekil-2.6). [IMAGE] Görüntüde, bir molekülün yapısı ve iki NMR spektrumu yer almaktadır. Yukarıda, iki karbon halkası ve iki karbonyl grubu içeren bir molekülün kimyasal yapısı gösterilmektedir. Aşağıda, iki NMR spektrumu yer almaktadır. Üst spektrum, 200 MHz'de alınan ¹H-NMR spektrumu olup, 0 ile 10 arasında değişen PPM değerlerine göre sinyalleri göstermektedir. Alt spektrum ise 50 MHz'de alınan ¹³C-NMR spektrumu olup, 0 ile 200 arasında değişen PPM değerlerine göre sinyalleri göstermektedir. Her iki spektrumda da sinyallerin yoğunlukları dikey eksende, PPM değerleri ise yatay eksende gösterilmektedir. Spektrumlar, molekülün karbon ve hidrojen atomlarının çevrelerindeki kimyasal ortamlarını yansıtmaktadır. [/IMAGE] Şekil-2.6. 81'in 200 MHz ¹H-NMR ve 50 MHz ¹³C-NMR Spektrumları (CDCl₃) [IMAGE] Görüntüde iki NMR spektrumu yer almaktadır. Üstteki spektrum, 200 MHz ¹H-NMR spektrumu olarak görünmektedir. Bu spektrumda, 0 ila 10 ppm aralığında birkaç pik yer almaktadır. En belirgin pikler 1 ppm civarında ve 7 ppm civarında bulunmaktadır. Altta yer alan spektrum ise 50 MHz ¹³C-NMR spektrumu olarak görünmektedir. Bu spektrumda, 0 ila 200 ppm aralığında pikler yer almaktadır. En belirgin pikler 140 ppm civarında ve 40 ppm civarında bulunmaktadır. Ayrıca, spektrumun sol üst köşesinde bir molekül yapısı çizilmiştir. Bu yapının içinde H ve O atomları yer almaktadır. Spektrumların altında "Şekil-2.7. 82'nin 200 MHz ¹H-NMR ve 50 MHz ¹³C-NMR Spektrumları (CDCl₃)" yazısı yer almaktadır. [/IMAGE] ## 2.1.2.12. Siklopentadien-1,4-Naftokinon Katılma Ürünü 84'ün Sentezi p-Naftokinon hekzanda kristallendirilmek süreciyle saflaştırıldıktan sonra 1,2-siklo pentadienle 1:1.2 oranında alınıp metilen klorürde çözüldü ve 12 saat oda sıcaklığında karıştırılarak 84 literatürde de belirtildiği şekilde sentezlendi³⁷,³⁹. [IMAGE] Şekilde, kimyasal yapı formülleri gösterilmektedir. İlk yapı formülü, bir p-naftokinon molekülüdür ve numara 83 ile işaretlenmiştir. İkinci yapı formülü, bir siklopentadien molekülüdür ve numara 56 ile işaretlenmiştir. Bu iki molekül arasında bir artı işareti vardır ve bu, iki molekülün birbirine katıldığını gösterir. Katılma reaksiyonu, metilen klorür (CH₂Cl₂) çözücüsünde 25 °C sıcaklıkta 12 saat sürer. Reaksiyonun sonucunda elde edilen ürün, numara 84 ile işaretlenmiş bir molekül formülüdür. Bu formülde, p-naftokinon ve siklopentadien moleküllerinin birleştiği yeni bir yapı gösterilmektedir. Ayrıca, bu yapı formülünün altında, 84'ün 200 MHz ¹H-NMR spektrumu yer almaktadır. Spektrumda, farklı proton gruplarının sinyalleri PPM ölçeğinde gösterilmiştir. Sinyallerin yüksekliği ve konumu, moleküldeki protonların kimyasal çevresini ve dağılımını yansıtmaktadır. [/IMAGE] [IMAGE] Şekilde, 84'ün 200 MHz ¹H-NMR spektrumu gösterilmektedir. Spektrum, PPM ölçeğindeki sinyalleri gösterir. Sinyallerin yüksekliği ve konumu, moleküldeki protonların kimyasal çevresini ve dağılımını yansıtmaktadır. Spektrumda, farklı proton gruplarının sinyalleri PPM ölçeğinde yer almaktadır. Bu sinyaller, molekülün yapısını ve protonların dağılımını belirlemek için kullanılmaktadır. [/IMAGE] Şekil-2.8.1. 84'ün 200 MHz ¹H-NMR Spektrumu (CDCl₃) 84 bileşiginin 200 MHz ${}^{1}$H-NMR spektrumunda aromatik protonlar AA'-BB' sistemi verirler. AA'BB' sisteminin AA' kısmı δ 7.99 ppm'de, BB' kısmı da δ 7.66 ppm'de rezonans olmaktadır. Olefinik protonlar δ 5.96 ppm'de multiplet, köprü başı protonları da δ 3.63 ve δ 3.44 ppm'de multiplet verir. Diğer protonlar ise δ 1.53 ppm'de yine multiplet vermektedir (Şekil-2.8.1). 50 MHz ${}^{13}$C-NMR spektrumunda 8 adet sinyal görülmektedir. δ 197.6 ppm'de karbonil karbonu, δ 136.1, 135.7, 134.1 ve δ 126.9 ppm'de aromatik ve olefinik karbonlar, δ 49.7, 49.6 ve δ 49.3 ppm'de de diğer alifatik karbonların rezonans olması yapıyı doğrulamaktadır (Şekil-2.8.2). [IMAGE] Şekil-2.8.2. 84'ün 50 MHz ${}^{13}$C-NMR Spektrumu (CDCl₃) [/IMAGE] ## 2.1.3.2. endo,endo-4,5-Dikarboksimetil-bisiklo[2.2.2]okt-2-en (89)'un Sentezi endo-4,5-Dikarboksimetil-bisiklo[2.2.2]okt-2-en (89)'un sentezi için anhidritlerin esterifikasyon yönteminden faydalanıldı. 86 metanolde çözülerek p-toluen sülfonik asit katalizörlüğünde 8 saat refluks edildi ve endo-4,5-dikarboksimetil-bisiklo[2.2.2]okt-2-en (89) sentezlendi. Ortamda bir miktar maleat esteri de kaldığından kristallendirilerek saflaştırma yapıldı. [IMAGE] Şekilde, iki kimyasal yapının sentez reaksiyonu gösteriliyor. Sol tarafta, numara 86 ile işaretlenmiş bir molekül bulunuyor. Bu molekül, PTSA/CH₃OH katalizörünün ve 8 saat refluks işlemiyle dönüştürülüyor. Sağ tarafta, numara 87 ile işaretlenmiş yeni molekül ortaya çıkıyor. Bu molekül, CO₂Me gruplarına sahip iki ester bileşenini içeriyor. [/IMAGE] ## 2.1.3.3. Sikloheptadien-Maleik Anhidrit Katılma Ürünü 90'ın Sentezi Sikloheptatrien (88)'in indirgenmesiyle sikloheptadien (89) elde edildi. Bunun için sikloheptatrien (88) kuru destile eterde çözülüp ekivalent miktarda Na ilave edilerek azot gazı atmosferinde yine ekivalent miktarda N-metil anilin 20 dakikada damlatılmak suretiyle muamele edildi. Sıcaklık eter refluks oluncaya kadar yükseltildi ve 1.5-2 saat karıştırıldıktan sonra eter destillenerek uzaklaştırıldı. Fraksiyonlu destilasyonla saflaştırıldıktan sonra % 5'lik HCl ile yıkanarak bazlığı giderildi, eterle ekstrakte edildi ve saf olarak 1,3-sikloheptadien (89) elde edildi. [IMAGE] Şekilde, bir kimyasal reaksiyonun iki aşaması gösteriliyor. Sol tarafta, numara 88 ile işaretlenmiş bir sikloheptatrien molekülü bulunuyor. Bu molekül, 2Na/PhNHCH₃ ve eter/refluks koşullarında dönüştürülüyor. İlk aşamada, 2Na/PhNHCH₃ ile reaksiyon geçiren molekül, ikinci aşamada 2H⁺ ile etkileşime giriyor. Sağ tarafta, numara 89 ile işaretlenmiş yeni molekül ortaya çıkıyor. Bu molekül, 1,3-sikloheptadien yapısına sahip. [/IMAGE] 50-MHz ${ }^{13} \mathrm{C}-\mathrm{NMR}$ spektrumunda yapı asimetrik olduğundan 9 sinyalin gözlenmesi gerekir. $\delta 203.1 \mathrm{ppm}$ 'de aldehitlerden birinin karbonil karbonu rezonans olurken diğer aldehit karbonu da $\delta 201.6 \mathrm{ppm}$ 'de rezonans olmaktadır. $\delta 118.9 \mathrm{ppm}$ 'de ise ketallenen karbon rezonans olur. Buna karşın ketalin etilen karbonları $\delta 67.0$ ve $\delta 66.8 \mathrm{ppm}$ 'de diğer karbonların da $\delta 59.0,48.8,38.5$ ve $25.3 \mathrm{ppm}$ 'de rezonans olduğu görülmektedir (Şekil.2.9). ### 2.2.2. $\alpha, \alpha-1-, 3$-Diformil Siklopentan (14)'ün Sentezi Norbornen (13) ve disiklopentadien (23) kuarterner amonyum permanganatla yükseltgenerek dialdehit ürünleri Ogino ve Kikuri tarafından elde edilmiştir ${ }^{41}$. Ancak bu yöntemle $\mathrm{pH}$ 'ya bağlı olarak cis-diolün de oluştuğu vurgulanmaktadır. Oysa Chandrasekaran ve arkadaşlarının verdiği yöntemle bu reaksiyonu yaptığımızda ${ }^{24}$, ortamda oluşan cis diole hiç rastlanmadı ve bu metodla %65 verimle 3 saatte sadece $\alpha, \alpha-1,3$-diformil siklopentan (14) sentezlendi. [IMAGE] Şekilde, bir kimyasal reaksiyonun gösterildiği bir diyagram yer almaktadır. Sol tarafta, bir norbornen molekülü (13) gösterilmiştir. Bu molekülün sağ tarafında, KMnO4/CuSO4 ve CH2Cl2 ile 3 saatlik bir reaksiyonun olduğu belirtilmiştir. Reaksiyonun sonucunda, sağ tarafta, bir siklopentan molekülü (14) ile iki CHO grubu görülmektedir. Reaksiyonun verimi %65 olarak belirtilmiştir. [/IMAGE] 200 MHz ${ }^{1} \mathrm{H}-\mathrm{NMR}$ spektrumunda aldehit bölgesindeki sinyaller yapıda aldehitin var olduğunu gösterir. $\delta 9.45 \mathrm{ppm}$ 'de aldehit protonları dublet verirken (J=2.0 Hz), $\delta 2.72 \mathrm{ppm}$ 'de $\alpha$-protonları multiplet vermektedir. Diğer protonların 4'ü ise AA'BB' sistemi verir. $\delta 2.12 \mathrm{ppm}$ 'de AA'BB' sisteminin AA' kısmı gelirken, $\delta 1.88 \mathrm{ppm}$ 'de ise AA'BB' sisteminin BB' kısmı gelmektedir. Diğer iki proton ise $\delta 1.76 \mathrm{ppm}$ 'de multiplet vererek rezonans olur (Şekil-2.10). [IMAGE] Şekilde, bir kimyasal yapının NMR spektrumları gösteriliyor. Yukarıda yer alan spektrum, 1H-NMR spektrumu olup, 2 ila 10 ppm aralığında birkaç sinyal içeriyor. Bu sinyaller, moleküldeki hidrojen atomlarının farklı çevrelerini temsil ediyor. Altta yer alan spektrum ise 13C-NMR spektrumu olup, 0 ila 200 ppm aralığında birkaç sinyal içeriyor. Bu sinyaller, moleküldeki karbon atomlarının farklı çevrelerini gösteriyor. Ayrıca, spektrumların sol üst köşesinde bir kimyasal yapının yapısı çizilmiş. Bu yapı, bir sikloentan halkası üzerinde iki formil grubu içeriyor. [/IMAGE] Şekil-2.10. α,α-1,3-Diformil Siklopentan (14)'ün 200 MHz ${}^{1}$H-NMR ve ${}^{13}$C-NMR Spektrumları (CDCl₃) 50 MHz ${}^{13}$C-NMR spektrumunda yapı simetrik olduğundan 4 adet sinyal gözlenir. Özellikle δ 203.3 ppm'deki sinyal yapıda aldehitin olduğunu göstermektedir. Diğer [IMAGE] Şekilde, bir kimyasal yapının NMR spektrumu gösteriliyor. Yukarıda, α,α-1,3-Diformil-siklopentan tetra asetat (93) molekülü için 200 MHz ¹H-NMR ve 50 MHz ¹³C-NMR spektrumları yer alıyor. ¹H-NMR spektrumunda, farklı proton gruplarının rezonans sinyalleri PPM ölçeğinde dağılmış durumda. ¹³C-NMR spektrumunda ise karbon atomlarının rezonans sinyalleri daha geniş bir PPM aralığında gözlemleniyor. Ayrıca, molekülün yapısı da gösterilmiş: bir siklopentan halkası etrafında dört asetil (AcO) grubu bulunuyor. [/IMAGE] Şekil-2.11. α,α-1,3-Diformil-siklopentan tetraasetat (93)'ün 200 MHz ¹H-NMR ve 50 MHz ¹³C-NMR Spektrumu (CDCl₃) α,α-1,3-Diformil-siklopentan tetra asetat (93)'ün 50 MHz ¹³C-NMR spektrumunda δ 171.0 ppm'de asetil karbonili rezonans olurken δ 93.4 ppm'de asetatlanan karbonil karbonu rezonans olmaktadır. Diğer karbonlar da sırasıyla δ 44.4, 30.1, 28.0 ve 22.8 ppm'de rezonans olmaktadır (Şekil-2.11). ## 2.2.4. α,α-1,4-Diformil-siklopent-2-en (94)'ün Sentezi Norbornadien (56)'nın KMnO₄-CuSO₄ ile reaksiyonu sonucunda α,α-1,4-diformil siklopent-2-en (94) 8 saatte ve %55 verimle sentezlendi. $\text{KMnO}_4/\text{CuSO}_4$ $\text{CH}_2\text{Cl}_2 / 25\,^{\circ}\text{C}$ 8 Saat/%55 [IMAGE] Şekilde, bir NMR spektrumu gösteriliyor. Spektrumun x ekseni 0 ila 10 ppm arasında değerler alırken, y ekseni sinyal yoğunluğunu gösteriyor. Spektrumda, 2 ppm civarında güçlü bir sinyal, 4 ppm civarında orta güçlü bir sinyal ve 7 ppm civarında daha zayıf bir sinyal gözlemleniyor. Ayrıca, 8 ppm civarında çok zayıf bir sinyal de var. Bu sinyaller, α,α-diformil-siklopent-2-en (94) molekülünün protonlarının rezonanslarını gösteriyor. [/IMAGE] Şekil-2.12.1. α,α-Diformil-siklopent-2-en (94)'ün 200 MHz ¹H-NMR Spektrumu (CDCl₃) Şekil-2.12.1'den de görüldüğü gibi α,α-1,4-diformil siklopent-2-en (94)'ün 200 MHz ${}^{1}$H-NMR spektrumunda aldehit protonları δ 9.57 ppm'de dublet verirler (J= 1.5 Hz). Olefinik protonlar δ 5.97 ppm'de singlet, formil gruplarına komşu karbonlardaki protonlar δ 3.62 ppm'de dubletin dubletinin dubletini verirler (J=9.3, 5.3, 1.5 Hz). Diğer iki proton ise AB sistemi vermektedir. AB sisteminin A kısmı δ 2.52 ppm'de dubletin tripletini verirken (J₁=14.2 Hz, J₂=5.3 Hz) AB sisteminin B kısmı da δ 2.24 ppm'de yine dubletin tripletini vermektedir (J₁=14.2 Hz, J₂=9.3 Hz) (Şekil-2.12.1). 50 MHz ${}^{13}$C-NMR spektrumunda yapıdaki simetriden dolayı 4 adet sinyalin görülmesi beklenir. Dolayısıyla δ 201.9 ppm'de aldehitin karbonil karbonu rezonans olur. Olefinik karbonlar δ 132.8 ppm'de ve diğer alifatik karbonlar da sırasıyla δ 60.6 ppm ve δ 25.1 ppm'de rezonans olmaktadır (Şekil-2.12.2) [IMAGE] Şekil-2.12.2'de gösterilen bir ${}^{13}$C-NMR spektrumu, 50 MHz frekansında ölçülmüş ve (CDCl₃) çözücüsü kullanılmıştır. Spektrumda, 200 ppm'den 0 ppm'ye kadar olan bölgeye ait sinyaller görülmektedir. En sağda, 201.9 ppm civarında güçlü bir sinyal bulunmaktadır. Bu sinyal, α,α-diformil-siklopent-2-en molekülündeki aldehit grubunun karbonil karbonuna aittir. Ayrıca, 132.8 ppm civarında bir sinyal, olefinik karbonlara, 60.6 ppm civarında bir sinyal ise diğer alifatik karbonlara aittir. Bu sinyaller, molekülün yapısını doğrulamaktadır. [IMAGE] Şekil-2.12.2. α,α-Diformil-siklopent-2-en (94)'ün 50 MHz ${}^{13}$C-NMR Spektrumu (CDCl₃) [IMAGE] Şekilde, bir kimyasal yapının NMR spektrumları gösteriliyor. Yukarıda yer alan spektrum, 1H-NMR spektrumu olup, PPM ölçeğinde 0 ile 10 arasında değişen değerlerde pikler bulunuyor. En belirgin pikler 2 PPM civarında yoğunlaşmış durumda. Altta yer alan spektrum ise 13C-NMR spektrumu olup, PPM ölçeğinde 0 ile 200 arasında değişen değerlerde pikler bulunuyor. Bu spektrumda da en belirgin pikler 20 PPM civarında yoğunlaşmış durumda. Her iki spektrumda da piklerin yoğunluğu ve dağılımı, kimyasal yapının atomları ve bağları hakkında bilgi veriyor. Ayrıca, spektrumların sol üst köşesinde kimyasal yapının yapısı gösteriliyor. Bu yapı, iki karboksilik asit grubu (COOH) ve iki formil grubu (CHO) içeren bir siklopentan halkası gösteriyor. [/IMAGE] Şekil-2.13. α,α,α,α-1,4-Diformil-2,3-dikarboksimetil siklopentan (95)'in 200 MHz ${}^{1}$H-NMR ve ${}^{13}$C-NMR Spektrumları (CDCl${}_{3}$) [IMAGE] Şekilde, bir kimyasal yapının 1H-NMR ve 13C-NMR spektrumları gösteriliyor. Yukarıda yer alan 1H-NMR spektrumu, 10 ila 0 ppm aralığında çeşitli sinyalleri içeriyor. Bu sinyaller, moleküldeki hidrojen atomlarının farklı kimyasal ortamlarını yansıtmaktadır. Aşağıda yer alan 13C-NMR spektrumu ise 200 ila 0 ppm aralığında sinyalleri gösteriyor. Bu sinyaller, moleküldeki karbon atomlarının farklı kimyasal ortamlarını göstermektedir. Her iki spektrumda da, molekülün kimyasal yapısını belirlemek için kullanılan karakteristik sinyaller gözlemlenebilir. Ayrıca, spektrumların sol üst köşesinde, molekülün kimyasal yapısı gösterilen bir yapı formülü yer alıyor. Bu formül, molekülün karbon, hidrojen ve oksijen atomlarını içerdiğini gösteriyor. [/IMAGE] Şekil-2.14. α,α,β,α-1,4-Diformil-2,3-dikarboksimetil siklopentan (96)'nın 200 MHz 1H-NMR ve 13C-NMR Spektrumları (CDCl₃) 50 MHz ${ }^{13} \mathrm{C}-\mathrm{NMR}$ spektrumunda yapıdaki asimetriden dolayı 11 adet sinyal görülmektedir. Aldehitin karbonil karbonlarından biri $\delta 201.7 \mathrm{ppm}^{\prime}$ de, diğeri de $\delta 201.2$ ppm'de rezonans olmaktadır. Esterin karbonil karbonları $\delta 175.1-173.5 \mathrm{ppm}^{\prime}$ de rezonans olurlarken., esterin metil karbonları $\delta 55.1-54.7 \mathrm{ppm}^{\prime}$ de, diğer alifatik karbonlar da $\delta 54.4,54.3,50.2,47.8$ ve $27.6 \mathrm{ppm}^{\prime}$ de rezonans olurlar (Şekil-2.14). ## 2.2.7. $\alpha, \alpha-1,4$-Diformil-2,3-benzo-siklopenten (98)'in Sentezi Benzonorbornadien (97)'nin $\mathrm{KMnO}_{4}-\mathrm{CuSO}_{4}$ ile oksidasyonundan $\alpha, \alpha-1,4$-diformil-2,3-benzosiklopenten (98) 18 saatte %60 verimle sentezlendi. Çıktan gelen bazı safsızlıkların giderilmesi için silikajel kolondan etil asetat-hekzanla saflaştırma yapılırken ürünün izomerleştiği görüldü. Benzer duruma florosille de rastlandı. Bunun üzerine ekstraksiyon esnasında suyla yıkanıp daha ileri bir saflaştırma yapılmadı. [IMAGE] Şekilde, 97 numaralı bileşik, bir benzen halkası ve bir siklopropen halkası içeren bir yapıya sahip. Bu yapı, $\mathrm{KMnO}_{4} / \mathrm{CuSO}_{4}$ ile $\mathrm{CH}_{2} \mathrm{Cl}_{2}$ ortamında 25 °C'de 18 saat boyunca reaksiyona tabi tutulduğunda, %60 verimle 98 numaralı bileşik elde edilir. 98 numaralı bileşik, benzen halkası ve iki formil grubu içeren bir yapıya sahiptir. [/IMAGE] $\alpha, \alpha-1,4$-Diformil-2,3-benzosiklopenten (98)'in $200 \mathrm{MHz}{ }^{1} \mathrm{H}-\mathrm{NMR}$ spektrumunda aldehit protonları $\delta 9.70 \mathrm{ppm}^{\prime}$ de dublet verirler ( $\mathrm{J}=2.2 \mathrm{~Hz})$. Dört tane aromatik proton $\delta 7.37 \mathrm{ppm}^{\prime}$ de AA'BB' sistemi verir. Buna karşın $\alpha$-protonları $\delta 4.05 \mathrm{ppm}^{\prime}$ de dubletin dubletinin dubletini vermektedir $\left(\mathrm{J}_{1}=9.0 \mathrm{~Hz}, \mathrm{~J}_{2}=5.3 \mathrm{~Hz}, \mathrm{~J}_{3}=2.2 \mathrm{~Hz}\right)$. Diğer protonlar da $\mathrm{AB}$ sistemi vermektedirler. Protonlardan biri $\mathrm{AB}$ sisteminin $\mathrm{A}$ kısmını oluşturur ve $\delta$ $2.86 \mathrm{ppm}^{\prime}$ de dubletin tripletini verirken ( $\mathrm{J}=14.0 \mathrm{~Hz}, 5.3 \mathrm{~Hz}$ ), diğer proton da $\mathrm{AB}$ sisteminin $\mathrm{B}$ kısmını oluşturur ve $\delta 2.56 \mathrm{ppm}^{\prime}$ de yine dubletin tripletini verir $\left(\mathrm{J}_{1}=14.0\right.$ $\mathrm{Hz}, \mathrm{J}_{2}=9.0 \mathrm{~Hz})$. (Şekil-2.15) [IMAGE] Görüntüde iki NMR spektrumu yer almaktadır. Üstteki spektrum, 200 MHz ¹H-NMR spektrumu olarak görünmektedir. Bu spektrumda, 0 ile 10 arasında değişen ppm değerlerinde çeşitli sinyaller mevcuttur. En belirgin sinyaller 7-8 ppm aralığında yoğunlaşmıştır. Altta yer alan spektrum ise 50 MHz ¹³C-NMR spektrumu olarak görünmektedir. Bu spektrumda, 0 ile 200 arasında değişen ppm değerlerinde sinyaller yer almaktadır. En belirgin sinyaller 120-140 ppm aralığında yoğunlaşmıştır. Ayrıca, spektrumların arasında bir molekül yapısı gösterilmiştir. Bu yapının bir benzen halkası ve iki aldehit (-CHO) grubu içerdiği görülmektedir. [/IMAGE] Şekil-2.15. α,α-1,4-Diformil-2,3-benzo-siklopenten (98)'in 200 MHz ¹H-NMR ve 50 MHz ¹³C-NMR Spektrumları (CDCl₃) 50 MHz ${ }^{13} \mathrm{C}-\mathrm{NMR}$ spektrumunda yapı simetrik olduğundan 6 sinyal görülmektedir. Aldehitin karbonil karbonu $\delta 201.5 \mathrm{ppm}^{\prime}$ de, aromatik karbonlar da $\delta 141.1,130.6$, $127.7 \mathrm{ppm}^{\prime}$ de, diğer 2 karbon da $\delta 58.8$ ve $27.1 \mathrm{ppm}^{\prime}$ de rezonans olmaktadırlar (Şekil- 2.15) ## 2.2.8. $\alpha, \alpha-2,5$-Diformil-3,4-benzo-2,5-dihidrofuran (100)'ün Sentezi 7-okza-benzonorbornadienin $\mathrm{KMnO}_{4}-\mathrm{CuSO}_{4}$ oksidasyonu sonucunda $\alpha, \alpha-2,5$-diformil- 3,4-benzo-2,5-dihidrofuran (100) bileşiği 1.5 saatte %67 verimle sentezlendi. [IMAGE] Şekilde, 99 numaralı bileşik, bir oksijen atomu içeren bir halka yapısına sahip bir molekül olarak gösterilmiştir. Bu molekül, KMnO4/CuSO4 ile CH2Cl2 ortamında 25 °C'de 1.5 saat süreyle tepkimeye tabi tutulduğunda, %67 oranında 100 numaralı bileşik elde edilir. 100 numaralı bileşik, iki CHO grubu içeren ve daha karmaşık bir halka yapısına sahip bir molekül olarak gösterilmiştir. [/IMAGE] $\alpha, \alpha-2,5$-Diformil-3,4-benzo-2,5-dihidrofuran (100)'ün 200 MHz ${ }^{1} \mathrm{H}-\mathrm{NMR}$ spektrumunda aldehit protonları $\delta 10.54 \mathrm{ppm}^{\prime}$ de singlet verirlerken, aromatik protonlar AA'BB' sistemi verirler. Bu protonlardan ikisi $\delta 7.99 \mathrm{ppm}^{\prime}$ de AA'BB' sisteminin AA' kısmını, diğer iki proton da $\delta 7.77 \mathrm{ppm}^{\prime}$ de sistemin BB' kısmını oluştururlar. Diğer protonlar ( $\alpha$-protonları ) ise $\delta 5.20 \mathrm{ppm}^{\prime}$ de geniş bir singlet verirler (Şekil-2.16). $\alpha, \alpha-2,5$-Diformil-3,4-benzo-2,5-dihidrofuran (100)'ün 50 MHz ${ }^{13} \mathrm{C}-\mathrm{NMR}$ spektrumunda, molekülden de görüleceği gibi yapı simetriktir, dolayısıyla 5 sinyalin olması gerekir ki spektrumda da 5 sinyal görülmektedir. Aldehit karbonil karbonu $\delta 194.2 \mathrm{ppm}^{\prime}$ de aromatik karbonlar $\delta 135.7,133.1$ ve $129.7 \mathrm{ppm}^{\prime}$ de ve aldehit karboniline komşu $\alpha$-karbonları da $\delta 122.5 \mathrm{ppm}^{\prime}$ de rezonans olurlar (Şekil-2.16). [IMAGE] Şekilde, bir molekülün yapısı ve iki farklı NMR spektrumu gösteriliyor. Yukarıda, molekülün kimyasal yapısı çizilmiş. Bu yapıda, bir hidroksil (OH) grubu, iki metoksikarbonyl (CO2Me) grubu ve bir karbonyl (C=O) grubu bulunuyor. Aşağıda, iki NMR spektrumu yer alıyor. Üst spektrum, 1H-NMR spektrumu olup, protonların sinyallerini gösteriyor. Bu spektrumda, farklı proton gruplarının sinyalleri PPM ölçeğinde dağılmış durumda. Alt spektrum ise 13C-NMR spektrumu olup, karbon atomlarının sinyallerini gösteriyor. Bu spektrumda da, karbon atomlarının sinyalleri PPM ölçeğinde dağılmış durumda. Her iki spektrumda da, sinyallerin yoğunluğu ve konumu, molekülün kimyasal yapısını yansıtmaktadır. [/IMAGE] Şekil-2.17. endo,endo-5,6-Dikarboksimetil-3-hidroksi-bisklo[2.2.2]oktan-2-on (101)'in 200 MHz 1H-NMR ve 50 MHz 13C-NMR Spektrumu (CDCl3) [IMAGE] Şekilde, bir molekülün yapısı ve iki farklı NMR spektrumu gösteriliyor. Yukarıda yer alan spektrum, 200 MHz ¹H-NMR spektrumu olarak görünmektedir. Bu spektrumda, 0 ila 10 PPM aralığında çeşitli sinyaller gözlemlenmektedir. En belirgin sinyaller 0.5 PPM civarında ve 2.5 PPM civarında bulunmaktadır. Bu sinyaller, moleküldeki hidrojen atomlarının farklı çevrelerindeki rezonanslarını göstermektedir. Aşağıda yer alan spektrum ise 50 MHz ¹³C-NMR spektrumu olarak görünmektedir. Bu spektrumda, 0 ila 200 PPM aralığında çeşitli sinyaller gözlemlenmektedir. En belirgin sinyaller 20 PPM civarında, 40 PPM civarında, 60 PPM civarında ve 100 PPM civarında bulunmaktadır. Bu sinyaller, moleküldeki karbon atomlarının farklı çevrelerindeki rezonanslarını göstermektedir. Molekülün yapısı, bir karbon halkası ve bu halkaya bağlı iki karboksimetil grubu ile gösterilmiştir. Bu yapı, endo,endo-5,6-Dikarboksimetil-bisiklo[3.2.2]nona-2,3-dion (102) molekülüne aittir. Bu molekülün NMR spektrumları, moleküldeki atomların çevrelerindeki elektronik özelliklerini ve molekülün yapısını belirlemek için kullanılmaktadır. [/IMAGE] ## 2.2.11. Reaksiyon Vermeyen Bisiklik Sistemler Gerilimi daha fazla olan bisiklik, trisiklik ve tetrasiklik sistemlerin KMnO₄-CuSO₄ ile oksidasyonu denendi. Burada yapmış olduğumuz reaksiyonlarda *exo,exo*-5,6-dikarboksimetil-7-okza-bisiklo[2.2.1]hept-2-en (77)'nin polimerleştiği, tetrasiyano bisiklo [2.2.1]hept-2-en (79), 72, 81, 82, 84 ve 86 bileşiklerinin ise KMnO₄-CuSO₄ ile hiç reaksiyon vermediği gözlenildi. Bu moleküllerin reaksiyon vermemesi bunların sterik engelli olmalarından kaynaklandığı düşünüldü. [IMAGE] Şekilde, çeşitli kimyasal yapılar ve reaksiyon koşulları gösteriliyor. Üç farklı bileşik (72, 77 ve 79) ve bu bileşiklerin KMnO₄-CuSO₄ ile reaksiyon verme durumları yer alıyor. Bileşik 77, 25 °C'de KMnO₄/CuSO₄ ile polimerleşirken, bileşikler 72 ve 79 ile KMnO₄-CuSO₄ arasında reaksiyon gerçekleşmemektedir. [/IMAGE] # 3. DENEYSEL KISIM ## 3.1. Saflaştırma Deneylerde kullanılan bütün çözücü ve kimyasal maddelerin saflaştırma işlemleri literatürde açıklandığı gibi yapıldı⁴⁴. ## 3.2. Kromatografik Ayırmalar ### 3.2.1. Kolon Kromatografisi - Silikajel 60 (70-230 mesh ASTM) (Merck) - Alüminyum oksit 90 (70-230 mesh ASTM) (Merck) - Florosil Mesh: 60-100/PR (Sigma) ### 3.2.2. İnce Tabaka Kromatografisi - Silikajel 60 HF₂₅₄-₃₆₆ (preparatif) (Merck) ## 3.3. Spektrumlar - ¹H-NMR Varian 60 MHz Spektrometre - ¹H-NMR Varian 200 MHz Spektrometre - ¹³C-NMR Varian 50 MHz Spektrometre - Matson 1000 FT-IR Spektrometre reaksiyon karışımı su buhari destilasyonuna tabi tutularak saflaştırıldı. Destilat eterle ekstrakte edildi ve 15 g saf bisiklo[2.2.1]hept-5-en-2-on (69) sentezlendi. ## 3.4.4. Bisiklo[2.2.1]hept-5-en-2- one Etilen Ketal (74)'ün Sentezi 2 g (18.9 mmol) bisiklo[2.2.1]hept-5-en-2-on (69), 2.54 g (18.9 mmol) etilen glikol ve 33 mg para toluen sülfonik asit 50 ml benzende çözüldü, manyetik karıştırıcıyla karıştırılırken ısıtıldı, reaksiyon ortamında oluşan su azeotropik destilasyona tabi tutuldu. İnce tabakadan reaksiyonun bitip bitmediği kontrol edildi. Refluks 12 saat devam ettirildikten sonra karışım oda sıcaklığına soğutuldu, eterle seyreltildi ve sodyum bikarbonatla yıkandı. Eter fazı magnezyum sülfat üzerinden kurutuldu ve %83 verimle 2,33 g saf bisiklo-[2.2.1]-hept-5-en-2- one etilen ketal (74) elde edildi. ## 3.4.6. α,α-1,3-Diformil-Siklopentan (14)'ün Eldesi 3.4.5'te olduğu gibi norbornen (13) KMnO₄-CuSO₄ ile oksidasyona tabi tutuldu. İnce tabakadan reaksiyonun bitip bitmediği kontrol edildi. 3 saat sonra karışım süzüldü, suyla yıkandı. MgSO₄ üzerinden kurutulup metilen klorür uzaklaştırıldı ve %65 verimle 0.43 g α,α-1,3-diformil-siklopentan (14) sentezlendi. ${}^{1}\text{H-NMR (200 MHz, CDCl}_3\text{) δ 9.45 (d, 2H, J= 2.0 Hz), 2.72 (m, 2H), 2.12 (AA'BB' sisteminin AA' kısmı, 2H), 1.88 (AA'BB' sisteminin BB' kısmı, 2H), 1.76 (m, 2H).}$ ${}^{13}\text{C-NMR (CDCl}_3\text{, 50 MHz) δ 203.3, 53.1, 28.0, 27.7.}$ IR 2978 2876 2825 2723 1720 1497 1472 1396 1370 1165 1114 1012 910. ## 3.4.8. α,α-1,4-Diformil Siklopent-2-en (94)'ün Eldesi 3.4.5'te tanımlandığı şekilde reaksiyon yapıldı ve %55 verimle 0.37 g yağımı α,α-1,4-diformil-siklopent-2-en (94) 8 saatte sentezlendi. ${}^{1}\mathrm{H}-\mathrm{NMR}$ (200 MHz, $\mathrm{CDCl}_{3}$) δ 9.57 (d, 2H, J=1.5 Hz), 5.97 (s, 2H), 3.62 (ddd, 2H, J=9.3, 5.3, 1.5 Hz), 2.52 (AB sisteminin A kısmı, dt, 1H, J=14.2, 5.3 Hz), 2.24 (AB sisteminin B kısmı, dt, 1H, J=14.2, 9.3 Hz). ${}^{13}\mathrm{C}-\mathrm{NMR}$ (CDCl₃, 50 MHz) δ 201.9, 132.8, 60.6, 25.1. IR 2953, 2876, 2825, 2723, 1727, 1471, 1395, 1140, 1063, 910. [IMAGE] Spektrometre grafiği, 4000 ile 1000 cm⁻¹ arasındaki dalga sayısında bir IR spektrumu gösteriyor. Grafiğin sol alt köşesinde bir molekül yapısı çizimi bulunuyor. Bu yapının içinde iki CHO grubu yer alıyor. Spektrum, 1727 cm⁻¹ civarında güçlü bir emiş gösteriyor, bu formil gruplarının varlığını gösteriyor. Ayrıca 2953, 2876, 2825, 2723, 1471, 1395, 1140, 1063 ve 910 cm⁻¹ civarında daha zayıf emişler de gözlemleniyor. Bu emişler, molekülün diğer fonksiyonel gruplarını ve yapısal özelliklerini yansıtmaktadır. [/IMAGE] ## 3.4.9. α,α-1,4-Diformil-2,3-benzo Siklopenten (98)'in Eldesi 3.4.5'te ki gibi reaksiyon yapılarak %60 verimle 0.45 g yağımı α,α-1,4-diformil-2,3-benzo siklopenten (98) 18 saatte elde edildi. ${ }^{1} \mathrm{H}-\mathrm{NMR}(200 \mathrm{MHz}, \mathrm{CDCl}_{3}) \delta 9.70(\mathrm{~d}, 2 \mathrm{H}, \mathrm{J}=2.2 \mathrm{~Hz}), 7.37(\mathrm{AA}^{\prime} \mathrm{BB}^{\prime} \text { sistemi, } 4 \mathrm{H}), 4.05(\mathrm{ddd}, 2 \mathrm{H}, \mathrm{J}=9.0,5.3,2.2 \mathrm{~Hz}), 2.86(\mathrm{AB} \text { sisteminin A kismi, dt, } 1 \mathrm{H}, \mathrm{J}=14.0,5.3 \mathrm{~Hz}), 2.56(\mathrm{AB} \text { sisteminin B kismi, dt, } 1 \mathrm{H}, \mathrm{J}=14.0,9.0 \mathrm{~Hz})$. ${ }^{13} \mathrm{C}-\mathrm{NMR}\left(\mathrm{CDCl}_{3}, 50 \mathrm{MHz}\right) \delta 201.5,141.1,130.6,127.7,58.8,27.1$. IR 2928, 2749, 1778, 1753, 1625, 1497, 1268. [IMAGE] Bir spektroskopik grafik gösteriliyor. Absorbansı, dalga sayısına (cm^-1) göre çizilmiş. Grafikte 4000 ile 1000 cm^-1 arasında dalga sayıları için absorbans değerleri belirtilmiş. Grafikteki en belirgin吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收 3.4.5'teki gibi reaksiyon yapılarak 3 saatte %75 verimle 0.26 g yağımı α,α,α,α-1,4-diformil-2,3-dikarboksimetil siklopentan (95) elde edildi. ${}^{1} \mathrm{H}-\mathrm{NMR}(200 \mathrm{MHz}, \mathrm{CDCl}_{3}) \delta 9.71(\mathrm{~d}, 2 \mathrm{H}, \mathrm{J}=1.8 \mathrm{~Hz}), 3.67(\mathrm{~s}, 6 \mathrm{H}), \delta 3.51(\mathrm{AA}^{\prime} \mathrm{BB}^{\prime}$ sisteminin AA' kısmı, 2H), δ 3.15 (AA'BB' sisteminin BB' kısmı, 2H), δ 2.55 (AB sisteminin A kısmı, dd, 1H, J= 13.9, 8.5 Hz), δ 2.18 (AB sisteminin B kısmı, dd, 1H, J=13.9, 9.1 Hz). ${}^{13} \mathrm{C}-\mathrm{NMR}\left(\mathrm{CDCl}_{3}, 50 \mathrm{MHz}\right) \delta 201.6,173.2,54.2,53.3,50.1,26.9$. IR 8080, 3004, 2978, 2927, 2851, 2748, 2314, 1753, 1446, 1370, 1293, 1217, 1063. [IMAGE] Grafiğin sol tarafında, 4000 ile 1000 cm^-1 arasında bir dalga sayısı aralığı gösterilen bir IR spektrumu yer alıyor. Spektrumun üzerinde, 4000 ile 1000 cm^-1 arasında çeşitli吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收 birleştirildi ve %60 verimle saf endo,endo-5,6-dikarboksimetil bisiklo[3.2.2]nona-2,3-dion (102)'den 0,215 g elde edildi. E.N.135-137 °C. ${ }^{1} \mathrm{H}-\mathrm{NMR}(200 \mathrm{MHz}, \mathrm{CDCl}_{3}) \delta 3.68(\mathrm{~s}, 6 \mathrm{H}), 3.44(\mathrm{~m}, 2 \mathrm{H}), 3.40(\mathrm{br} . \mathrm{s}, 2 \mathrm{H}), 2.20(\mathrm{~m}, 2 \mathrm{H}), 1.90(\mathrm{~m}, 2 \mathrm{H}), 1.60(\mathrm{~m}, 2 \mathrm{H})$. ${ }^{13} \mathrm{C}-\mathrm{NMR}\left(\mathrm{CDCl}_{3}, 50 \mathrm{MHz}\right) \delta 195.7,174.2,54.4,49.7,47.5,33.9,22.8$. IR 2930, 2365, 2344, 1762, 1708, 1448, 1361, 1340, 1250, 1208, 1153, 1079. [IMAGE] Grafiğin sol tarafında "ABSORBANS" yazılıdır. Grafiğin alt kısmında 4000, 3000, 2000, 1000 ve cm-1 değerleri belirtilmiştir. Grafiğin içinde bir molekül yapısı gösterilmiştir. Bu yapının içinde CO2Me ve CO2Me etiketleri bulunur. Grafiğin üst kısmında ise bir spektrometre grafiği gösterilmiştir. Bu grafiğin x ekseni cm-1 birimlerinde, y ekseni ise absorbans değerlerinde ölçüm yapar. Grafiğin içindeki spektrometre grafiği, belirli dalga boylarında吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收 [IMAGE] Görüntüde bir FTIR spektroskopisi grafiği bulunuyor. Absorbansı, dalga sayısı (cm^-1) cinsinden 4000 ile 1000 arasında gösteren bir spektrum grafiği var. Grafiğin sol üst köşesinde bir molekül yapısı çizimi yer alıyor. Bu yapının bir benzen halkası ve iki aldehit (CHO) grubu içerdiği görülebiliyor. Spektrum, 4000 ile 3000 cm^-1 aralığında bir düşüş gösterirken, 3000 ile 1000 cm^-1 aralığında birçok keskin吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收吸收 # 4. TARTIŞMA VE SONUÇ Bu araştırmada [2.2.1] köprüleşmiş bisiklik alkenlerin KMnO₄-CuSO₄.5H₂O ile dialdehit türevlerine yükseltgendiği görüldü. Buna göre [2.2.1] iskeletine sahip olan bisiklik alkenlerden 13, 70, 73, 74 ile yükseltgen sisteminin reaksiyonu neticesinde sadece dialdehitler 14, 94, 95, 96'nın oluştuğu gözlenildi. Ürünlerin yapıları spektroskopik yöntemlerle tayin edildi. [IMAGE] Bu resimde iki kimyasal yapı formülü gösteriliyor. Sol tarafta bir [2.2.1] köprüleşmiş bisiklik yapı formülü yer alıyor. Bu yapıda R₁, R₂, R₃ ve R₄ yer tutucuları bulunuyor. Sağ tarafta ise bu yapıdan elde edilen dialdehit türevi gösteriliyor. Bu türevde de R₁, R₂, R₃ ve R₄ yer tutucuları bulunuyor ve CHO grupları da eklenmiş haliyle gösteriliyor. [/IMAGE] 70. R₁ ve R₂= -OCH₂CH₂O- ; R₃=R₄=H 13. R₁=R₂=R₃=R₄=H 73. R₁=R₃=H; R₂=R₄=CO₂Me 74. R₁=R₄=H; R₂=R₃=CO₂Me 94. R₁ ve R₂= -OCH₂CH₂O- ; R₃=R₄=H 14. R₁=R₂=R₃=R₄=H 95. R₁=R₃=H; R₂=R₄=CO₂Me 96. R₁=R₄=H; R₂=R₃=CO₂Me [2.2.1] sistemine sahip norbornadienin (57), benzonorbornadienin (97) ve 7-okzabenzonorbornadien (99)'un da benzer tarzda dialdehite dönüştüğü gözlenildi ve oluşan ürünlerin yapıları spektroskopik yöntemlerle belirlendi. Burada asıl enteresan durum ise norbornadienin çift bağlarından birinin yükseltgen sistemiyle reaksiyon vermeden kalmasıdır. [IMAGE] Bu resimde iki kimyasal yapı formülü gösteriliyor. Sol tarafta bir norbornadien yapı formülü yer alıyor. Bu yapıda R₁ ve R₂ yer tutucuları bulunuyor. Sağ tarafta ise bu yapıdan elde edilen dialdehit türevi gösteriliyor. Bu türevde de R₁ ve R₂ yer tutucuları bulunuyor ve CHO grupları da eklenmiş haliyle gösteriliyor. [/IMAGE] 57. R₁=R₂=H 97. R₁ ve R₂=C₆H₄ 96. R₁=R₂=H 98. R₁ ve R₂=C₆H₄ [TABLE] | Alken | Ürün | Süre(saat) | % Verim | |---|---|---|---| | ![](data:image/png;base64,iVBORw0KGgoAAAANSUhEUgAAABAAAAAQCAYAAAAf8/9hAAAACXBIWXMAAAsTAAALEwEAmpwYAAAAAXNSR0IArs4c6QAAAARnQU1BAACxjwv8YQUAAAAJcEhZcwAADsMAAA7DAcdvqGQAAAAadEVYdFNvZnR3YXJlAFBhaW50Lk5FVCB2My41LjEwMPRyoQAAIABJREFUeNqskkENgjAQhD9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D9D [TABLE] | Alken | Ürün | Süre (saat) | % Verim | |---|---|---|---| | ![](https://i.imgur.com/3Q5z5QG.png) | ![](https://i.imgur.com/3Q5z5QG.png) | 1,5 | 67 | | ![](https://i.imgur.com/3Q5z5QG.png) | ![](https://i.imgur.com/3Q5z5QG.png) | 12 | 75 | | ![](https://i.imgur.com/3Q5z5QG.png) | ![](https://i.imgur.com/3Q5z5QG.png) | 12 | 60 | [/TABLE] Tablo-4.1
89
212538
ÖZ ## DOKTORA TEZI ## ELASTODİNAMİK YAPI-ZEMİN ETKİLEŞİMİ PROBLEMLERİNİN SINIR ELEMAN METODU İLE FORMÜLASYONU Ibrahim Ozgür DENEME ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ İNŞAAT MÜHENDİSLİĞİ ANABİLİM DALI Danışman : Doç. Dr. Hüseyin R. YERLI Yıl : 2007, Sayfa: 152 Jüri : Doç. Dr. Hüseyin R. YERLI Prof. Dr. A. Kamil TANRIKULU Yrd. Doç. Dr. S. Seren GUVEN Yrd. Doç. Dr. A. Hamza TANRIKULU Yrd. Doç. Dr. M. Hakan SEVERCAN Bu çalışmada, elastodinamik yapı-zemin etkileşimi problemlerinin çözümü için eğri eksenli süreksiz kuadratik sınır eleman formülasyonu yapılmıştır. Fourier dönüşüm uzayında yapılan formülasyonda, integral denklemlerin çözümü Gauss sayısal integrasyon yöntemi ile yapılmaktadır. P sabit ve Q hareketli noktalarının aynı eleman üzerinde olması halinde ortaya çıkan, 1/r tekilliği kaldırılarak, Ln(1/1) tekilliği ise uygun logaritmik ve standart Gauss yöntemlerinin kullanılmasıyla giderilmiştir. Yapılan formülasyonlara dayalı, iki boyutlu elastostatik ve elastodinamik analizler için genel amaçlı iki adet bilgisayar programı hazırlanmıştır. Fourier dönüşüm uzayında elastodinamik analiz yapan program ile frekansa küçük değerler verilerek elastostatik analiz de yapılabilmektedir. Programlar, çeşitli veri türetme imkanlarına sahiptir. Hazırlanan programlar ile dört adet elastostatik ve yedi adet elastodinamik problem çözülmüş ve elde edilen sonuçların, literatürde verilen sonuçlarla uyum içinde olduğu gözlenmiştir. Anahtar kelimeler: Sınır Eleman Yöntemi, Süreksiz Kuadratik Sınır Eleman, Eğri Eksenli Eleman, Elastostatik, Elastodinamik Yapı-Zemin Etkileşimi. ## ABSTRACT Ph. D. THESIS ## FORMULATION OF ELASTODYNAMIC SOIL-STRUCTURE INTERACTION PROBLEMS WITH BOUNDARY ELEMENT METHOD Ibrahim Ozgür DENEME DEPARTMENT OF CIVIL ENGINEERING INSTITUTE OF NATURAL AND APPLIED SCIENCES UNIVERSITY OF CUKUROVA > Supervisor : Assoc. Prof. Dr. Hüseyin R. YERLI Year : 2007, Pages: 152 > > Jury : Assoc. Prof. Dr. Hüseyin R. YERLI Prof. Dr. A. Kamil TANRIKULU Assist. Prof. Dr. S. Seren GUVEN Assist. Prof. Dr. A. Hamza TANRIKULU ## Assist. Prof. Dr. M. Hakan SEVERCAN In this study, discontinuous curved quadratic boundary element formulation is presented for the elastodynamic soil-structure interaction analysis. In the formulation, which is performed in Fourier transform space, the integral equations are solved numerically by Gaussian quadratures. 1/r and Ln(1/r) singularities that exist when source point P and varied point Q are within same element either removed or manipulated by using logarithmic and standard Gaussian quadratures. Based on the formulation presented in this study, two general purpose computer programs are developed, for two dimensional elastostatic and elastodynamic analysis. The programs perform the analysis in Fourier transform space and the program which is developed for elastodynamic analysis can also be used for elastostatic analysis by assigning a small value to the frequency. The programs have some data generation capabilities which facilitate the preparation of input data. Using the programs, four elastostatic and seven elastodynamic problems are solved, and the results obtained using the programs are compared with those in the literature. Keywords: Boundary Element Method, Discontinuous Quadratic Boundary Element, Curved Element, Elastostatics, Elastodynamic Soil-Structure Interaction. ## TEŞEKKÜR Doktora eğitimim süresince, değerli bilgi ve yardımlarını esirgemeyen ve bana her türlü desteği sağlayan, danışman hocam, sayın Doç. Dr. Hüseyin R. YERLI'ye en içten teşekkürlerimi sunarım. Çalışmalarım süresince, değerli bilgi ve yardımlarını esirgemeyen sayın Prof. Dr. Yalçın MENGI'ye en içten teşekkürlerimi sunarım. Tez çalışmalarım sırasında ilgisini esirgemeyen ve her konuda bana destek olan sayın Yrd. Doç. Dr. Ali Hamza TANRIKULU ve Yrd. Doç. Dr. Metin Hakan SEVERCAN'a teşekkür ederim. Doktora eğitimime başladığım ilk günden itibaren gösterdikleri ilgi ve yardımlarından dolayı, Ç.U. Inşaat Mühendisliği Bölümü öğretim üye ve yardımcılarına teşekkür ederim. Manevi desteklerine her zaman ihtiyacım olan ve bu desteklerini benden hiçbir zaman esirgemeyen, sevgili aileme minnettarım. Şekil 6.21. Zemin üzerinde rijit şerit temel................................................................................................................................. Şekil 6.22. Problemin çözümünde kullanılan süreksiz kuadratik sınır eleman ağı ... 69 Şekil 6.23. Rijit şerit temel problemi için veri dosyası...................................................................................................................... Şekil 6.24. Yatay kompleyansın (Cı1) reel kısmının frekansla değişimi .............................................. 72 Şekil 6.25. Yatay kompleyansın (Cıı) imajiner kısmının frekansla değişimi............ 72 Şekil 6.26. Düşey kompleyansın (C22) reel kısmının frekansla değişimi ................. 73 Şekil 6.27. Düşey kompleyansın (C2) imajiner kısmının frekansla değişimi .......... 73 Şekil 6.28. Dönme kompleyansının (C33) reel kısmının frekansla değişimi.............. 74 Şekil 6.29. Dönme kompleyansının (C33) imajiner kısmının frekansla değişimi ...... 74 Şekil 6.30. Girişimli kompleyansın (C13) reel kısmının frekansla değişimi ............. 75 Şekil 6.31. Girişimli kompleyansın (C13) imajiner kısmının frekansla değişimi....... 75 Şekil 6.32. AB boyunca yatay gerilme dağılımının reel kısmı ( ω=0.1) ............................................................................................. 77 Şekil 6.33. AB boyunca yatay gerilme dağılımının imajiner kısmı (ω=0.1) ........... 77 Şekil 6.34. AB boyunca yatay gerilme dağılımının reel kısmı ( ω=0.5) .......................................................... 78 Şekil 6.35. AB boyunca yatay gerilme dağılımının imajiner kısmı ( 0=0.5) ........... 78 Şekil 6.36. AB boyunca yatay gerilme dağılımının reel kısmı(ω=1.0) ............................................................................................... 79 Şekil 6.37. AB boyunca yatay gerilme dağılımının imajiner kısmı ( ω=1.0) ........... 79 Şekil 6.38. AB boyunca yatay gerilme dağılımının reel kısmı ( ω=1.5) ......................................................................................................... Şekil 6.39. AB boyunca yatay gerilme dağılımının imajiner kısmı (ω=1.5) ........... 80 Şekil 6.40. Zemin yüzeyi boyunca yatay deplasman dağılımının reel kısmı (ω=0.1) ...................................................................................................................................................................... Şekil 6.41. Zemin yüzeyi boyunca yatay deplasman dağılımının imajiner kısmı (ω=0.1) ...................................................................................................................................................................... Şekil 6.42. Zemin yüzeyi boyunca yatay deplasman dağılımının reel kısmı (ω=0.5) ...................................................................................................................................................................... Şekil 6.43. Zemin yüzeyi boyunca yatay deplasman dağılımının imajiner kısmı (ω=0.5) ...................................................................................................................................................................... Şekil 6.44. Zemin yüzeyi boyunca yatay deplasman dağılımının reel kısmı (ω=1.0) ...................................................................................................................................................................... ## 1.GİRİŞ Son yıllarda, deprem tehlikesinin daha iyi anlaşılmış olması, yapı dinamiğini inşaat mühendisliğinin en önemli konularından biri haline getirmiştir. Bununla birlikte bilgisayar teknolojisindeki gelişmeler dinamik analizler için gerekli olan karmaşık hesapların kısa sürede yapılabilmesini mümkün hale getirmiştir. Dinamik problemlerin önem kazanmasıyla birlikte, yapı-zemin etkileşimi problemleri de önemli ilgi toplayan bir konu haline gelmiştir. Ozellikle nükleer enerji santralleri, limanlar ve barajlar gibi ağır ve rijit yapıların dinamik analizinde yapı ile zeminin etkileşiminin gözönüne alınması gerekmektedir. Çünkü, bu tip yapılar genellikle kendilerine göre daha az rijit ve yumuşak zemin üzerine oturtulmakta ve dinamik etki sırasında temel sisteminde önemli deformasyonlar meydana gelmektedir. Yapı sistemlerinin analizi yapılırken genellikle yapı ile zemin arasındaki etkileşim gözönüne alınmadan, sadece yapı sistemleri incelenmektedir. Yapıların dinamik analizi için geliştirilmiş genel amaçlı bilgisayar programları bulunmakla birlikte, bu tip programlarda yapının rijit bir temel üzerine oturduğu ve depremin belirli bir mesnet hareketi olduğu kabul edilerek çözüme gidilmektedir. Yapılan çalışmalar göstermiştir ki, ağır ve rijit yapıların dinamik analızlerinde bu kabul geçerliliğini yitirmektedir. Dolayısıyla bu tip yapıların analızlerinde, zeminin mevcudiyetinin yapıya olan etkisinin mutlaka gözönüne alınması gerekmektedir. Son yıllarda pek çok sayıda yeraltı yapısının ve nükleer santrallerin yapılması yapı-zemin etkileşimi konusunu oldukça popüler hale getirmiştır. Yapı-zemin etkileşimi problemleri, 1950'li yıllardan sonra önem kazanmaya başlamış ve dinamik halde ilk olarak analitik yöntemler kullanılmıştır. İnşa edilen yapıların boyutlarının büyümesi ve yapıların deprem anındaki davranışlarının incelenmeye başlanması, yapı-zemin etkileşimi problemlerinin önemini artırmıştır. Gelişen teknoloji ile birlikte daha yüksek yapıların inşa edilmesine bağlı olarak dinamik etkilerin sistem üzerinde oluşturdukları deformasyonlar da artmaktadır. Bu yüzden özellikle yüksek yapılarda dinamik analiz ve dinamik yapı-zemin etkileşimi önem kazanmaktadır. Deprem mühendisliği açısından, yapı ile zemin arasındaki etkileşim önemli bir konuyu teşkil etmektedir. Yeraltında meydana gelen depremler veya patlamalar gibi olaylardan dolayı yeryüzündeki yapılarda oldukça önemli etkiler oluşmaktadır. Ayrıca yeryüzündeki dinamik yüklerden (dinamik makine yükleri, trafik yükü, rüzgar yükü vb.) dolayı yeraltında bulunan yapıların (tünel, metro vb.) ne ölçüde etkilendiğinin hesaplanması gerekmektedir. Sonsuz ortamın dışından veya içinden etkimekte olan dinamik yüklere ve sismik dalgalara karşı, yapıların emniyetli bir şekilde tasarlanmaları gerekmektedir. Yapı-zemin etkileşimi problemlerinin çözümünde, direkt yöntem (direct method) ve alt yapılara ayırma yöntemi (substructure method) olmak üzere iki farklı yaklaşım kullanılmaktadır (Wolf, 1988; Clough ve Penzien, 1993). Alt yapılara ayırma yönteminde, önce yapı ile sonsuza uzanan zemin arasındaki impedans ilişkisi kullanılarak etkileşim kuvvetleri bulunmakta ve sonlu bir boyuta sahip yapının analizi, belirlenen etkileşim kuvvetleri gözönüne alınarak gerçekleştirilmektedir. Mühendislik mekanığınde herhangı bir problemin çözümü, genel olarak, iki adımda yapılabilmektedir. Birinci adımda, probleme ait diferansiyel denklemler elde edilmekte, ikinci adımda ise, problemin başlangıç ve sınır şartları göz önüne alınarak, elde edilen denklemler çözülmektedir. Ancak, çözümü yapılacak olan problemin geometrisi ve malzeme özellikleri genellikle karmaşık bir yapıya sahip olduğundan, çoğu zaman analitik bir çözüm yapmak mümkün olamamaktadır. Bu nedenle, problemin yaklaşık bir çözümünü bulabilmek amacıyla, sayısal yöntemler kullanılmaktadır. Bu yöntemlerden sonlu farklar, sonlu elemanlar ve sınır eleman yöntemleri literatürde en çok kullanılan sayısal yöntemler olarak görülmektedir. Bilgisayar teknolojisindeki gelişmelerle birlikte, sayısal yöntemlerin etkinliği gün geçtikçe artmaktadır. Sonlu farklar yönteminde, probleme ait diferansıyel denklem sistemlerinde yer alan türevli terimler, sonlu farklar yardımıyla ifade edilerek diferansiyel denklemler cebrik denklem sistemine dönüştürülmektedir. Elde edilen cebrik denklem sisteminin çözülmesiyle, problemin yaklaşık çözümü hesaplanmaktadır. Sonlu farklar yöntemi, özellikle isı transferi ve akışkanlar mekanığı problemlerinde yaygın olarak kullanılmakta olup, düzensiz geometrisi olan problemler için uygun bir yöntem değildir. Sonlu elemanlar yönteminde, ele alınan problemin çözüm bölgesi küçük elemanlara bölünmektedir. Her bir eleman üzerinde, probleme ait diferansıyel denklemler yazılarak uygun şekil fonksiyonları yardımıyla, eleman denklemleri elde edilmektedir. Süreklilik şartları sağlanacak şekilde eleman denklemlerinin birleştirilmesiyle elde edilen cebrik denklem sistemi, problemin sınır şartları göz önüne alınarak çözülmektedir. Sonlu farklar yönteminin aksine, karmaşık geometriye sahip problemler sonlu elemanlar yöntemi kullanılarak kolayca çözülebilmektedir. Sonlu elemanlar yönteminde çözüm bölgesinin daha çok elemana bölünmesiyle, elde edilen sonuçların iyileştirilmesi mümkün olabilmektedir. Fakat, eleman sayısının artmasıyla denklemlerdeki bilinmeyen sayısı da artacağı için, çözüm zorlaşmaktadır. Yapı-zemin etkileşimi problemlerinin analizinde, sonlu elemanlar yöntemi oldukça yaygın olarak kullanılmaktadır. Fakat sonsuza uzanan zeminin, sonlu elemanlar yöntemi kullanılarak modellenmesi önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Analiz sırasında sonsuza uzanan zeminin ne kadarının gözönüne alınacağı ve alınan bu zemin parçasının sınırları oldukça önemlidir. Çünkü, zemin içerisinde dinamik etkiye yol açan dalgalar geometri ve malzemenin sahip olduğu sönüm nedeniyle kaynaktan uzaklaştıkça azalmaktadırlar. Sonsuza uzanan ortamın, belirli bir kısmının gözönüne alınmasıyla, zemin için yapay bir sınır belirlenerek sonsuza uzanan zemin sonlu bir bölge gibi modellenmektedir. Bu da zemin içerisinde yayılan dalgaların sonlu bölgede hapsedilmesine neden olmaktadır. Bu davranış, gerçek dalga hareketini idealize etmediği için, gerçekçi olmayan sonuçlar elde edilmektedir. Daha gerçekçi sonuçlar elde etmek için seçilen sonlu bölgenin sınırlarında, dalgaların yayılma şartlarını sağlayacak bir model uygulanmalıdır. Bundan dolayı sonlu elemanlar kullanılarak modellenen yapı-zemin etkileşimi problemlerinde, yapay sınırdan enerji geçişi matematiksel olarak gerçekçi bir şekilde ifade edilmelidir. Yapı-zemin etkileşimi problemlerinde bu şartları sağlayan farklı modeller kullanılmaktadır. Zemin için seçilen sonlu bölgenin sınırlarına geçirgen yapay sınırlar kullanılması bu yöntemlerden bir tanesidir. Geçirgen yapay sınırların kullanılmasıyla dalga geçirimliliği mükemmel olamamakla birlikte, belirli durumlarda yeterli bir çözüm sağlanabilmektedir. Yapay sınırlar kaynaktan ne kadar uzakta seçilirse o kadar iyi sonuçlar elde edilmektedir. Ayrıca uzak bölgenin yapay sınırlarla modellenmesi durumunda yakın bölgenin modellenmesi için çok sayıda sonlu elemana ihtiyaç duyulduğundan bilinmeyen sayısı çok artmakta ve sistemin çözümü zorlaşmaktadır. Yapı-zemin etkileşimi problemlerinin çözümünde kullanılan etkili bir yöntem de sonlu ve sonsuz elemanların birlikte kullanılmasıdır. Bu yöntemde, yakın bölge için sonlu elemanlar, sonlu eleman ağının bittiği uzak bölge için sonsuz elemanlar kullanılmaktadır. Burada kullanılan sonsuz elemanlar, zeminde yayılan ve sonsuza giden dalgaları idealize edecek şekilde seçilmelidir (Yerli, 1998). Yapı-zemin etkileşimi problemleri zaman uzayında uygulandığı gibi, dönüşüm teknikleri (Laplace ve Fourier) kullanılarak dönüşmüş uzayda da ele alınmaktadır. Ele alınan problemler genel olarak harmonik yük etkisi altında incelenmektedir. Harmonik yükleme durumunda yapılan analızler aynı zamanda kompleyans ve impedans analizine karşılık gelmektedir (Kompleyans, herhangi bir noktada birim yükten dolayı meydana gelen deplasmanı, impedans ise herhangi bir noktada birim deplasmandan dolayı meydana gelen kuvvetleri ifade etmektedir). Harmonik yükleme durumundan farklı olarak keyfi dinamik yükleme durumunda ve deprem etkisi altında yapı-zemin etkileşimi problemlerinin çözümleri de bu yöntemle yapılabilmektedir. 1970'li yıllardan sonra mekanık problemlerinin çözüm yöntemleri arasına yarı analıtik bir yöntem olan sınır eleman yöntemi de katılmıştır (Beskos, 1987; Brebbia ve Dominguez, 1989; Becker, 1992; Banerjee, 1994; Aliabadi, 2002). Smir eleman yönteminde, ele alınan cismin davranışını idare eden diferansiyel denklem, cismin sınırları üzerinde tanımlanan integral denkleme dönüştürülerek, yalnızca çözüm bölgesi sınırının elemanlara (sınır elemanı) bölünmesi yeterli olmaktadır. Böylece, çözülecek denklem sayısı önemli ölçüde azalmaktadır. Bu yüzden sınır eleman yöntemi mühendislik problemlerinin analizinde klasik hesaplamalı yöntemlere alternatif hale gelmiştir. İntegral ifadelerin içinde yer alan temel çözümlerin, analıtık olarak hesaplanmasından dolayı yarı analıtık bir yöntemdir. Yarı analıtık bir yöntem olması, diğer sayısal yöntemlerle elde edilen sonuçlara göre daha iyi sonuçlar elde edilebilmesini sağlamaktadır. Sınır eleman yöntemi, özellikle sonsuza uzanan çözüm bölgeleri ve lineer problemler için frekans ve zaman uzaylarında yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Yaygın kullanımına sebep olarak da, bu yöntemin kullanılması ile problemin boyutlarının indirgenmesi, sonuçlardakı yüksek kesinlik ve sonsuzda yayılma şartlarının dolaylı olarak hesaba katılması gösterilmektedir (Brebbia ve ark., 1984). Ayrıca, sınır eleman yönteminde sadece sınırın elemanlara bölünmesinden dolayı, sonlu eleman yöntemine göre veri türetme işlemi daha kolay gerçekleşmektedir (Wrobel, 2002). Sınır eleman yönteminin, sonlu eleman yöntemine göre bazı önemli üstünlükleri; sınır eleman yönteminin yarı analitik bir yöntem olması, sınır eleman yönteminde, yalnızca cısmın sınırı küçük elemanlara bölünmesiyle sonlu eleman yöntemine göre çok daha az sayıda bilinmeyenin (özellikle üç boyutlu problemlerde) hesaplanması ve sonsuza uzanan çözüm bölgelerindeki dalga yayılma şartlarının, sınır eleman yönteminde otomatik olarak göz önüne alınması olarak sayılabilir. Oysa sonlu eleman yönteminde bu şartlar, yapay sınır şartları veya sonsuz eleman yardımı ile, yaklaşık olarak göz önüne alınmaktadır. Sınır eleman yönteminin bu özelliği, özellikle yapı-zemin etkileşimi problemleri için, sınır eleman yöntemini çok daha uygun hale getirmektedir. Buna karşılık, özellikle nonlineer problemler ve homojen olmayan ortamlar için sonlu eleman yöntemi, daha uygun bir yöntemdir. Bir diğer yöntem ise sonlu ve sınır eleman yönteminin birlikte kullanılmasıdır. Bu yöntemde yakın bölge ve yapı için sonlu eleman yöntemi, uzak bölge için ise sınır eleman yöntemi kullanılmaktadır. Sonlu eleman ve sınır eleman yöntemlerinin birlikte uygulanması ile sonlu eleman yöntemi ve sınır eleman yönteminin birbirine göre avantajlı yanları kullanılmakta, böylece çok küçük bir zemin bölgesinin sonlu elemanlarla modellenmesi ile istenilen hassasiyette sonuçlar elde edilebilmektedir. Sonlu eleman ve sınır eleman yöntemlerinin üstün oldukları özellikler göz önüne alındığında, bu iki yöntemin birlikte kullanılması, ideal bir çözüm olarak ortaya çıkmaktadır (Beer ve Watson, 1994). Orneğin, yapı-zemin etkileşim analizinde; yapı ve çevresindeki zemin (yakın bölge) sonlu eleman yöntemi ile, sonsuza uzanan ve dalga yayılmasını içeren zemin (uzak bölge) ise sınır eleman yöntemi ile modellenebilmektedir. Sınır eleman yönteminde, sürekli ya da süreksiz sınır elemanları kullanılabilmektedir. Sürekli sınır elemanlarında ele alınan düğüm noktaları eleman uç noktalarında bulunmakta ve formülasyonda elemanlar arası süreklilik denklemlerinin sağlanması gerekmektedir. Süreksiz sınır elemanlarında ise düğüm noktaları eleman uç noktalarından içerde bulunmakta ve formülasyonda süreklilik denklemlerinin dikkate alınmasına gerek kalmamaktadır. Süreksiz sınır eleman yönteminde en yaygın sınır elemanı olarak sabit eleman kullanılmaktadır. Süreksiz sınır elemanlarında, sınır büyüklüklerinin eleman boyunca değişken kabul edilmesi halinde, yüksek dereceli sınır elemanlarının kullanılması gerekmektedir. Bu tip sınır elemanlarında eleman üzerinde seçilen nokta sayısına bağlı olarak, sınır büyüklükleri için lineer, kuadratik vb. değişim kabulü mümkün olabilmektedir (Severcan, 2004). Bu çalışmada, iki boyutlu elastostatik ve elastodinamik problemlerinin çözümü için eğri eksenli süreksiz kuadratik sınır eleman formülasyonu yapılmıştır. Yapılan formülasyon statik ve dinamik halde literatürde verilen problemlere uygulanmıştır. Fourier dönüşüm uzayında yapılan formülasyonda, sabit noktanın ve integrasyon noktasının aynı sınır elemanı üzerinde bulunmasından dolayı oluşan Ln(1/r) ve 1/r tekillik durumları göz önüne alınmaktadır. Yapılan formülasyona dayalı olarak, iki boyutlu analiz için statik ve dinamik olmak üzere genel amaçlı FORTRAN77 dilinde iki adet bilgisayar programı hazırlanmıştır. Hazırlanan programlar, eleman tarifleri, koordinatlar ve sınır şartları ıçın veri türetme imkanına sahiptir. Ayrıca Fourier uzayında elde edilen sonuçların zaman uzayına çevrilebilmesi için FFT (Fast Fourier Transform) algoritmasının kullanıldığı yardımcı programlar kullanılmıştır. Yapılan formülasyon ve hazırlanan programların doğruluğunu kontrol etmek amacıyla, bazı düzlemsel problemler, hazırlanan programlar ile çözülmüştür. Elde edilen sonuçlar, literatürde verilen sonuçlarla karşılaştırılarak bu çalışmada hazırlanan programların güvenle kullanılabileceği anlaşılmıştır. Bu tez çalışmasının ikinci bölümünde, konu ile ilgili önceki çalışmalar kısaca tanıtılmaktadır. Uçüncü bölümde, elastodinamik sınır eleman formülasyonu ile ilgili genel ifadeler yer almaktadır. Dördüncü bölümde, yüksek dereceli elemanların genel formülasyonu ve eğri eksenli süreksiz kuadratik sınır elemanı kullamılarak hazırlanan formülasyon verilmektedir. Beşinci bölümde, yapı-zemin etkileşimi problemlerine ait impedans matrisinin elde edilmesi ile ilgili ifadeler sunulmaktadır. Altıncı bölümde, bu çalışmada hazırlanan bilgisayar programları yardımıyla çözülen statik ve dinamik haldeki problemlerin çözümü ve elde edilen sonuçların literatürde verilen sonuçlarla karşılaştırılması yer almaktadır. Yedinci bölümde ise sonuçlar ve öneriler başlığı altında çalışmanın genel bir değerlendirmesi yapılmaktadır. Ekler kısmında ise hazırlanan bilgisayar programlarının tanıtımı ile ilgi bilgiler bulunmaktadır. ## 7 ## 2. ONCEKİ ÇALIŞMALAR Elastodinamik yapı-zemin etkileşim problemlerinin analizinde, ilk olarak analitik yöntemler kullanılmıştır. Harmonik yükleme etkisi altında, yarı sonsuz zemin üzerinde rijit, kütlesiz temel sistemleri ele alınarak zemine ait impedans sabitlerinin hesaplanmasına çalışılmıştır (Bycroft, 1956). Yapı-zemin etkileşim problemlerinin analitik olarak çözümünde oluşan zorluklardan dolayı, sadece basit ve düzenli geometriye sahip homojen ve izotrop ortamlar ele alınmıştır. Rijit temel olarak dikdörtgen (Thomson ve Kobori, 1963), dairesel (Luco ve Westman, 1971) ve uzun şerit (Luco ve Westman, 1972) temel tipleri incelenmiştir. Yarı sonsuz zemin malzemesinin homojen, lineer elastik ve/veya viskoelastik olması (Veletsos ve Verbic, 1973) ve homojen ve/veya tabakalı olması (Luco, 1974) durumları da incelenmiştir. Yapı-zemin etkileşim problemlerinin analitik olarak incelenmesinde karşılaşılan en önemli sorun, sonsuza uzanan zeminin modellenmesi olduğundan 1970'li yıllardan itibaren sayısal yöntemlerin kullanılmasına başlanmıştır. Sayısal yöntemler kullanılırken yarı sonsuz zemin belirli yerlerden kesilerek geçirgen yapay sınırlar oluşturulmaktadır. Yapı-zemin etkileşim problemlerinin analizi sonlu farklar metodu ve geçirgen yapay sınırlar kullanılarak gerçekleştirilmiştir (Tseng ve Robinson, 1975). Sonlu elemanlar yönteminin gelişmesiyle, bu yöntem elastodinamik yapı-zemin etkileşim problemlerine yine geçırğen yapay sınırlar kullanılarak uygulanmıştır (Lysmer ve Kuhlemeyer, 1969; Murakami ve ark., 1981). Sonsuz elemanlar sonsuza uzanan zeminlerin davranışına daha uygun olduğundan geçirgen yapay sınırlardan daha gerçekçi bir yaklaşım olarak geliştirilmiştir (Bettess, 1977). İki boyutlu harmonik yükleme problemleri sonlu eleman yaklaşımı ve sonsuz elemanlar birlikte kullanılarak ele alınmıştır (Chuhan ve Chongbin, 1987). Zamanla değişimi keyfi olan yüklemenin ve harmonik yüklemenin etkisindeki tek ve çok dalgalı modellerle iki ve üç boyutlu dinamik yapı-zemin etkileşim problemlerinin sonlu ve sonsuz elemanlar kullanılarak analızı yapılmıştır (Yerli, 1998; Yerli ve ark., 1998; Yerli ve ark., 1999). Yapı-zemin etkileşim problemlerinde sonlu eleman yöntemiyle yapılan çalışmaların yanı sıra son yıllarda sınır eleman yöntemi kullanılmaya başlanmıştır. Sınır eleman yöntemi, 1970'li yılların başından itibaren çeşitli mühendislik problemlerinin (elastodinamik, akışkanlar mekanıği, kırılma mekaniği, akustik vb.) çözümünde yaygın olarak kullanılmaktadır (Banerjee ve Watson, 1986; Mackerle ve Brebbia, 1988; Manolis ve Beskos, 1988; Brebbia ve Connor, 1989; Cheng ve ark., 1990; Tanaka ve ark., 1990; Trevelyan, 1994; Bonnet, 1995; Aliabadi, 2002; Wrobel, 2002; Beskos ve Maier, 2003). Sınır eleman yönteminin temelini oluşturan sınır değer problemlerinin integral denklemler yardımıyla çözülmesi (bu yönteme "Green's function" yöntemi de denmektedir), yaklaşık olarak yırmıncı yüzyılın başından bu yana bilinmektedir. Sınır eleman yönteminde integral denklemlerin çözümünde kullanılan büyüklüklere bağlı olarak direkt sınır eleman yöntemi ve direkt olmayan sınır eleman yöntemi olmak üzere, iki farklı yaklaşım yapılmaktadır (Beskos, 1987). Direkt olmayan sınır eleman yaklaşımında integral denklemler, fiziksel anlamı olmayan büyüklükler kullanılarak çözülüp, deplasman ve gerilme gibi sınır büyüklükleri belirlenmektedir. Buna karşılık, daha yaygın kullanılan direkt yaklaşımda ise, integral denklemler doğrudan sınır büyüklükleri cinsinden yazılıp, bilinen ve bilinmeyen sınır büyüklükleri birbirine bağlanmaktadır. Bu tez çalışmasında formülasyon, direkt sınır eleman yöntemi ile yapılmıştır. Direkt sınır eleman yönteminde, probleme ait diferansiyel denklemler integral denklemlere dönüştürülmektedir. Bu integral denklemler, çözüm bölgesinin sınırında tanımlanan integrallerden oluşmaktadır. Problemde hacım kuvvetlerinin bulunması durumunda, integral denklemler hacım integrallerini de içermektedir. Böyle bir durumda, hacım integralleri de sınır integraline dönüştürülerek (Partridge ve ark., 1992) integral denklemlerin tamamı sınır üzerinde tanımlanabilmektedir. İntegral denklemlerin içinde yer alan temel çözümler, sonsuz ortamda birim yükleme yöntemiyle analitik olarak elde edilebilmektedir (Mengi ve ark., 1994). İntegral denklemler oluşturulduktan sonra ikinci adımda, çözüm bölgesinin sınırı küçük elemanlara (sınır elemanlarına) bölünmekte ve probleme ait bilinmeyen sınır büyüklükleri integral denklemlerin sayısal integrasyonu ile hesaplanmaktadır. Son olarak, çözüm bölgesi içinde yer alan noktalarda hesaplanması istenilen deplasman ve gerilme gibi büyüklükler sayısal olarak elde edilmektedir. İntegral denklemlerin sayısal çözümünde yalnızca çözüm bölgesinin sınırının küçük elemanlara bölünmesi, göz önüne alınan problemdeki bilinmeyen sayısını önemli ölçüde azaltmaktadır. Sınır eleman yönteminde, çeşitli tipte sınır elemanı kullanılabilmektedir. Bu elemanlar; sabit eleman, sürekli lineer eleman, sürekli kuadratik eleman, süreksiz lineer eleman, süreksiz kuadratik eleman ve daha yüksek dereceli elemanlardır (Brebbia ve Dominguez, 1989; Zeng ve Cai, 1990; Tadeu ve ark., 1999; Beer, 2001; Zhang ve Zhang, 2003). Sabit eleman formülasyonunda, her bir sınır elemanı üzerindeki sınır büyüklüklerinin sabit (uniform) olduğu kabul edilmektedir. Yüksek dereceli elemanların kullanılması durumunda, eleman üzerindeki sınır büyüklüklerinin değişimi şekil fonksiyonları yardımıyla yapılan yaklaşımlarla belirlenmektedir. Yüksek dereceli elemanların kullanılmasıyla, elde edilen yaklaşık çözümün hassasiyeti arttırılabilmektedir. Direkt olmayan sınır eleman yaklaşımında ya birinci temel çözümün ya da ikinci temel çözümün süperpozisyonları kullanılır. İkinci temel çözüm (traction) kullanılarak yapılan çözümleme, deplasman süreksizliği olarak bilinmektedir (Siebrits ve Crouch, 1994). Direkt ve direkt olmayan yöntemlerin her ikisinde de tekil integrallerin çözülmesi gerekmektedir. Zaman uzayında direkt olmayan yaklaşım kullanılarak iki boyutlu elastodinamik problemler için analitik çözüm incelenmiştir (Shen, 2003). Formülasyonda taban (base) olarak adlandırılan özel çözümlerin lineer kombinasyonları kullanılarak formülasyon gerçekleştirilmiştir. Formülasyonda Lame'nin deplasman potansiyelleri çözülerek bu baz çözümler deplasman ve gerilme kaynakları için analıtık olarak türetilmiştir. Elastodinamik problemler için direkt sınır eleman yöntemi kullanılarak zaman uzayında yeni bir formülasyon önerilmiştir (Frangı, 1999). Formülasyonda integraller parçalara ayrılarak analitik olarak çözümlenmesi tasarlanmıştır. Dinamik haldeki tekillik problemi, statık haldeki temel çözümlerde görülen tekillik problemi ıçın geliştirilen formülasyonun dinamik haldeki temel çözümlere ekleme ve çıkartma işlemi yapılarak hesaplanmıştır. İntegrallerin parçalara ayrılması işlemi ilk olarak statik haldeki çatlak mekanığıne uygulanmıştır (Bui, 1977; Sladek ve ark., 1986). Bu yöntemle yüksek dereceli tekillik problemlerinin (hypersingular) derecesinin düşürüldüğü belirtilmiştir (Krishnasamy ve ark., 1991). İzotropik elastisite için tamamen farklı bir yaklaşım kullanılarak aynı yüksek dereceli tekillik problemlerinin (hypersingular) düzenlenmesi için değişik formülasyon gerçekleştirilmiştir (Nedelec, 1982). Bu teknik daha sonra elastodinamik problemler için genişletilmiştır (Nishimura ve Kobayashi, 1989). Elastostatik problemlerdeki tekillik problemlerinin çözümünde, düz çızgı yaklaşımı sürekli kuadratik elemanlar için kullanılmıştır (Howell ve Doyle, 1982). Sabit nokta ve integrasyon noktasının aynı eleman üzerinde olması durumunda sabit nokta elemanın hemen dışında alınarak hazırlanan integrasyon yönteminin kullanılmasıyla sayısal zorluklar önlenmiştir (Kane, 1986). Seabra Pereira ve ark. (1981) tarafından uygun bir logaritmik hesaplama yöntemi ile Ln(1/r) tekillik sorununu giderilmiştır. Ancak ifadelerdeki 1/1 tekillik hali kaldırılmamıştır. Temel çözümlerin şekil fonksiyonlarıyla çarpılması sonucu bulunan ifadelerin tekil olmadığı anlaşılarak, uygun hesaplama yöntemi ile integrasyon işlemi yapılmıştır. Kabul edilebilir bir yaklaşım olmasına rağmen 1/r tekilliğinin kaldırılması ile daha doğru sonuçlar elde edilebilmektedir. Simetrik olmayan problemler için uygun logaritmik hesaplamalarla Ln(1/r) tekilliği hesaplanmış, fakat 1/r tekilliği olan ifade kaldırılmamıştır (Bakr, 1986). Potansıyel ve elastostatik problemler için sürekli ve süreksiz sınır elemanları kullanarak sabit nokta ve integrasyon noktasının aynı eleman üzerinde olması durumundaki tekillik problemleri incelenmiştir (Dyka ve Millwater, 1989). Sınır elemanı üzerinde gerilme vektörü bileşenlerinin sabit, deplasman vektörü bileşenlerinin lineer değiştiği ve gerilme vektörü bileşenlerinin lineer, deplasman vektörü bileşenlerinin kuadratik değişim gösterdiği süreksiz karma sınır elemanlar kullanarak elastostatik problemler için sınır eleman formülasyonu gerçekleştirilmiştir (Severcan ve ark., 2005). Doğrusal izoparametrik süreksiz kuadratik sınır eleman kullanılarak sabit nokta ile integrasyon noktasının aynı sınır elemanı üzerinde bulunmasından kaynaklanan tekillik durumları standart sayısal yaklaşımlar ile hesaplanmıştır (Severcan ve ark., 2004) Sınır eleman yöntemi, üç boyutlu elastik yarım uzayda gömülü temelin (şekilden bağımsız) dinamik davranışına zaman uzayında uygulanmıştır (Karabalis ve Beskos, 1986). İki ve üç boyutlu haldeki gömülü rijit temellerdeki zemin rijitliği incelenmiştır. Green fonksiyonlarının kullanıldığı formülasyon frekans uzayında gerçekleştirilerek temas yüzeyi olarak yapı ile zemin temas yüzeyi değil bütün zemin yüzeyi alınmıştır (Dominguez, 1978a; Dominguez, 1978b). Frekans uzayındaki Green fonksiyonları kullanılarak tabakalı viskoelastik yarım uzayda bulunan gömülü rijit temel için gerekli olan formülasyon nümerik olarak gerçekleştirilen çalışmada sadece yapı ile zemin temas yüzeyi modellenmiştır (Apsel, 1979). İki boyutlu haldeki gömülü temellerin tabakalı yarım uzaydaki davranışı frekans uzayında incelenmiştir (Wolf ve Dabre, 1984a-c). Sınır eleman yöntemi, viskoelastik yarım uzaya gömülü ya da yüzeysel rijit dairesel temellerin impedans sabitlerinin hesaplanmasında başarılı bir şekilde uygulanmıştır (Chapel, 1987). Ahmad ve Banerjee (1988) çalışmalarında çok tabakalı halde bulunan iki boyutlu elastodinamik problemleri elastik ortamlarda incelemiştir. Çalışmada laplace frekans uzayı kullanılmış ve daha sonra ele edilen sonuçlar zaman uzayına çevrilmiştir. Çalışmalarında yeni bir eleman olarak çevreleyen eleman (enclosing element) tanımlanmıştır. Çalışma kapsamında ele alınan örneklerde sadece problem sınırı değil yarım uzay olarak tarif edilen bölgeler de elemanlara bölünmüştür. Von Estorff ve ark. (1990) çalışmalarında sınır eleman yönteminin üç farklı uygulaması olan, i) ayrık (discrete) sınır eleman yöntemini frekans uzayında ii) sürekli sınır eleman yöntemini zaman uzayında iii) sonlu eleman yöntemi ile sınır eleman yönteminin birlikte kullanılması durumunda oluşan hataları araştırmıştır. Bu uygulamalar elastık veya tabakalı yarım uzaylar üzerine etkiyen dınamik yükler için yapı-zemin etkileşim problemlerinde karşılaştırılmıştır. Sıkıştırılamayan zeminler üzerinde veya gömülü kare temellerin impedans fonksiyonları başarılı bir şekilde hesaplanmıştır (Bu, 1998). Uç boyutlu haldeki yapı zemin etkileşim problemleri tabakalı zeminler için direkt sınır eleman yöntemi kullanılarak impedans sabitleri hesaplanmıştır (Pak ve Guzina, 1999; Tanrıkulu ve ark., 2001). Elastostatik ve elastodinamik (yapı-zemin etkileşimi gibi) problemlerinin izoparametrik (lineer, doğru eksenli kuadratik ve karma) sınır elemanları kullanılarak frekans uzayında incelendiği çalışmada karma sınır elemanı olarak deplasman şekil fonksiyonlarının bir derece düşüğü alınarak tanımlanan yeni bir eleman tipi için formülasyon geliştirilmiştir (Severcan, 2004). İzotropik ve lineer elastik ortamlarda gömülü halde bulunan temellerdeki titreşimlerden dolayı oluşan impedans fonksiyonları, üç boyutlu hal için frekans uzayında sabit eleman kullanılarak hesaplanmıştır (Çelebi ve ark., 2006). Ayrıca son yıllarda elastodinamik problemler ile yapı-zemin etkileşimi problemlerinde sonlu eleman ve sınır eleman yöntemleri birlikte kullanılmaktadır (Yazdchi ve ark., 1999; Rizos ve Wang, 2002). Bu çalışmada, eğri eksenli süreksiz kuadratik sınır elemanları kullanılarak elastostatik ve elastodinamik problemler için sınır eleman formülasyonu yapılmıştır. Yapılan bu formülasyonlara dayalı, FORTRAN77 programlama dili kullanılarak genel amaçlı bilgisayar programları hazırlanmıştır. Hazırlanan bilgisayar programları kullanılarak literatürde verilen problemlerin statik ve dinamik analizi yapılmıştır. ## 3. ELASTODİNAMİK PROBLEMLER İÇİN SINIR ELEMAN FORMULASYONU Bu bölümde elastodinamik problemlerin sınır eleman yöntemi ile formülasyonu genel olarak anlatılmaktadır. ## 3.1. Elastodinamik Problemler için Sınır Eleman Denklemi Elastodinamik problemler için sınır eleman denkleminin elde edilmesi, literatürde detaylı olarak verilmektedir (Brebbia ve Dominguez, 1989; Banerjee, 1994; Manolis ve Beskos, 1988; Mengi ve ark., 1994). Hacim kuvvetleri ihmal edilerek, iki boyutlu bir cismin elastodinamik analizi için sınır eleman denkleminin matris formu, $$\underline{\mathbf{c}}\,\underline{\mathbf{u}}(\mathbf{P}) = \int\_{\mathcal{S}} \underline{\mathbf{G}}(\mathbf{P}, \mathbf{Q})\underline{\mathbf{t}}(\mathbf{Q})\,\mathrm{d}\mathbf{S} - \int\_{\mathcal{S}} \underline{\mathbf{H}}(\mathbf{P}, \mathbf{Q})\underline{\mathbf{u}}(\mathbf{Q})\,\mathrm{d}\mathbf{S} \tag{3.1}$$ şeklindedir. (3.1) ifadesinde görülen S cismin sınırını, integralli terimlerde görülen G ve H (2]2) boyutunda matrisler olup elastodinamik problemleri için elde edilmiş olan birinci ve ikinci temel çözümleri, u ve t ise (2||) boyutunda deplasman ve gerilme vektörlerini, P ve Q noktaları ise integral işlemlerinde kullanılan sabit noktayı ve integrasyon noktasını temsil etmektedir. (3.1) denklemi, Şekil 3.1'de görülen P noktasında oluşan deplasmanları sınır yüzeyi (S) üzerinde tanımlanan integral ifadelerine bağlamaktadır. (3.1) denkleminin sol tarafında görülen (272) boyutundaki c matrisinin değeri P noktasının konumuna bağlı olarak değişmektedir. ## 3. ELASTODİNAMİK PROBLEMLER İÇİN SINIR ELEMAN FORMÜLASYONU Ibrahim Ozgür DENEME ![](_page_0_Figure_1.jpeg) ![](_page_0_Figure_2.jpeg) P noktası Şekil 3.1'de görüldüğü gibi cismin içerisinde ise ç matrisi, P noktası cismin dışında ise ç matrisi, $$\mathbf{c} = \mathbf{0} \tag{3.3}$$ P noktası sınır yüzeyi (S) üzerinde bir nokta ise ç matrisi, $$\underline{\mathbf{c}} = \frac{1}{2}\,\mathrm{I} \tag{3.4}$$ olarak tanımlanmaktadır. (3.2) ve (3.4) ifadelerinde görülen I ifadesi (202) boyutunda birim matrisi temsil etmektedir. P noktasının köşe noktası olması durumunda (3.4) eşitliği geçerli değildir. Bu durumda ç matrisinin değeri, P noktasındaki köşe açısına bağlı olarak verilmelidir (Brebbia ve Dominguez, 1989). $$\mathbf{c}\_s = \sqrt{\frac{\mu}{\rho}} \tag{3.7a}$$ $$\mathbf{c}\_{p} = \sqrt{\frac{2(1-\mathbf{v})}{1-2\,\mathrm{v}}} \mathbf{c}\_{s} \tag{3.7b}$$ $$\frac{\partial \mathbf{r}}{\partial \mathbf{n}} = \mathbf{r}\_i \,\mathbf{n}\_i\tag{3.7c}$$ Indisli notasyonda yazılan (3.5), (3.6) ve (3.7c) eşitliklerindeki ℓ , k ve i gibi indisler, 1 ve 2 değerlerini almaktadır. (3.5) ve (3.6) denklemlerinde görülen Y ve χ fonksiyonları r uzaklığına bağlı olarak değişmektedir. Bu fonksiyonlar iki boyutlu analizde, $$\Psi = \mathbf{K}\_0 \left( \mathbf{a}\_s \right) + \frac{1}{\mathbf{a}\_s} \left[ \mathbf{K}\_1 \left( \mathbf{a}\_s \right) - \frac{\mathbf{c}\_s}{\mathbf{c}\_p} \mathbf{K}\_1 \left( \mathbf{a}\_p \right) \right] \tag{3.8}$$ $$\chi = \mathbf{K}\_2 \left( \mathbf{a}\_s \right) - \frac{\mathbf{c}\_s^2}{\mathbf{c}\_p^2} \mathbf{K}\_2 \left( \mathbf{a}\_p \right) \tag{3.9}$$ olarak verilmektedir. (3.8) ve (3.9)'da görülen aş ve ap değerleri, $$\mathbf{a}\_s = \frac{\mathbf{i}\,\mathbf{o}\,\mathbf{r}}{\mathbf{c}\_s} \tag{3.10a}$$ $$\mathbf{a}\_s = \mathbf{a}\_s$$ $$\mathbf{a}\_p = \frac{1001}{\mathbf{c}\_p} \tag{3.10b}$$ ifadeleri ile tanımlanmaktadır. (3.8) ve (3.9) denklemlerindeki Ko, Kı ve K2, ikinci tip modifiye Bessel fonksiyonlarını ve (3.10) ifadelerindeki ω ise açısal frekansı göstermektedir. Düzlem gerilme problemlerinde Poisson oranı (v) yerine, efektif Poisson oranı ( v ) kullanılmalıdır. Efektif Poisson oranı, $$\overline{\mathbf{v}} = \frac{\mathbf{v}}{1 + \mathbf{v}}\tag{3.11}$$ olarak tanımlanmaktadır. (3.5) ve (3.6) ifadelerinde görülen Gn ve Hyk gibi indisli terimler kullanılırsa (3.1) denklemi indisli notasyonda, $$\mathbf{c}\_{\ell\text{k}}\,\mathbf{u}\_{\text{k}}(\mathbf{P}) = \int\_{\mathcal{S}} \mathbf{G}\_{\ell\text{k}}(\mathbf{P}, \mathbf{Q})\mathbf{t}\_{\text{k}}(\mathbf{Q})\,\mathrm{d}\mathbf{S} - \int\_{\mathcal{S}} \mathbf{H}\_{\ell\text{k}}(\mathbf{P}, \mathbf{Q})\mathbf{u}\_{\text{k}}(\mathbf{Q})\,\mathrm{d}\mathbf{S} \tag{3.12}$$ ifadesine dönüşür. ## 3.2. Sınır Eleman Denkleminin Çözümü (3.12) eşitliği ile verilmiş olan sınır eleman denklemi cisim sınırının elemanlara bölünmesiyle sayısal olarak çözümlenerek, sınır üzerindeki bilinmeyen deplasman ve gerilme vektörü bileşenleri hesaplanır. Eğer bir problem analitik olarak çözülemiyorsa o problem için sayısal çözüm yapılır. Sayısal çözümde, sınır elemanları üzerinde düğüm noktaları tarif edilerek bu eleman üzerindeki sınır büyüklüklerinin değişimi şekil fonksiyonları yardımıyla düğüm noktalarındaki sınır büyüklükleri cinsinden yaklaşık olarak bulunmaktadır. Böylece, düğüm noktalarındaki sınır büyüklüklerine bağlı cebrik bir denklem takımı elde edilir. Sınır elemanları üzerinde seçilen düğüm noktası sayısı şekil fonksiyonunun ve formülasyonun mertebesini belirlemektedir. Her elemandaki düğüm noktası sayısının bir olması durumunda sabit eleman formülasyonu yapılarak o eleman boyunca sınır büyüklüklerinin sabit olduğu kabul edilir. Elemandaki düğüm noktası sayısının iki olması durumunda lineer şekil fonksiyonları kullanılarak o eleman boyunca sınır büyüklüklerinin lineer değiştiği kabul edilir ve lineer eleman formülasyonu yapılır. Elemandaki düğüm noktası sayısı üç ise kuadratik şekil fonksiyonları kullanılarak o eleman boyunca sınır büyüklüklerinin kuadratik olarak değiştiği kabul edilir ve kuadratik eleman formülasyonu yapılır. Seçilen düğüm noktalarının konumuna göre sınır elemanları sürekli veya süreksiz sınır elemanı olarak adlandırılmaktadır. Düğüm noktalarının elemanın uç noktalarında seçilmesi halinde sürekli sınır elemanı söz konusu olmaktadır. Uç noktalarında seçilen düğüm noktaları komşu elemanlar için ortak düğüm noktaları olduğundan bu noktalarda sınır büyüklükleri için süreklilik şartlarının sağlanması gerekecektir. Düğüm noktalarının elemanın iç bölgesinde seçilmesi halinde ise elemana süreksiz sınır elemanı denilmekte ve elemanlar arası süreklilik koşullarına ihtiyaç duyulmamaktadır. Bu çalışmada, süreksiz kuadratik sınır elemanı kullanılarak, yüksek dereceli süreksiz sınır eleman formülasyonu elde edilmiştir. Sabit nokta ve hareketli noktaların aynı elemanda olması durumunda integrasyon işlemi sırasında ortaya çıkan tekillik problemlerinin çözümünde ise analitik çözüm mümkün olmadığından uygun değişken dönüşümleri yapılarak sayısal çözüm yöntemi olan logaritmik Gauss ve standart Gauss integrasyon yöntemleri kullanılmıştır. ## 4. YÜKSEK DERECELİ SÜREKSİZ SINIR ELEMAN FORMÜLASYONU Ibrahim Ozgür DENEME $$\mathbf{u}\_{\rm i} = \sum\_{\rm k=l}^{q} \boldsymbol{\phi}\_{\rm k}(\boldsymbol{\xi}) \mathbf{u}\_{\rm i}^{\rm k} \tag{4.2a}$$ $$\mathbf{t}\_{\mathrm{i}} = \sum\_{\mathrm{k}=1}^{q} \boldsymbol{\phi}\_{\mathrm{k}}(\boldsymbol{\xi}) \mathbf{t}\_{\mathrm{i}}^{\mathrm{k}} \tag{4.2b}$$ ifadeleri ile tanımlanmaktadır. Bu ifadelerde, xı Q integrasyon noktasının koordinatlarını, x elemana ait k'inci düğüm noktasının koordinatlarını, uç ve t; k düğüm noktasındaki sınır büyüklüklerinin değerlerini, фк şekil fonksiyonlarını, ξ ise noktanın boyutsuz koordinatını temsil etmektedir. Şekil 4.1'de görülmekte olan m'inci elemanın P. sabit noktası için (3.1) denklemi, $$\mathbf{c}\_{\mathbf{m}}^{k}\underline{\mathbf{u}}(\mathbf{P}\_{\mathbf{m}}^{k}) = \int\_{\mathbf{s}} \underline{\mathbf{G}}(\mathbf{P}\_{\mathbf{m}}^{k}, \mathbf{Q}) \underline{\mathbf{t}}(\mathbf{Q}) d\mathbf{S} \cdot \int\_{\mathbf{s}} \underline{\mathbf{H}}(\mathbf{P}\_{\mathbf{m}}^{k}, \mathbf{Q}) \underline{\mathbf{u}}(\mathbf{Q}) d\mathbf{S} \tag{4.3}$$ şeklinde ifade edilmektedir. Yüksek dereceli süreksiz sınır eleman formülasyonunda, köşe noktaları eleman iç bölgesinde kalmayacak şekilde elemanlara bölme işlemi yapıldığından ve düğüm noktaları eleman uç noktalarında seçilmediğinden dolayı, $$\underline{\mathbf{c}} = \frac{1}{2}\underline{\mathbf{I}}\tag{4.4}$$ olarak alınmaktadır. Cisim sınırının N adet elemana bölünmesi halinde (4.3) denklemi, $$\mathbf{c}\_{\mathbf{m}}^{k}\underline{\mathbf{u}}(\mathbf{P}\_{\mathbf{m}}^{k}) = \sum\_{\mathbf{n}=1}^{N} \int\_{\mathcal{S}\_{\mathbf{t}}} \underline{\mathbf{G}}(\mathbf{P}\_{\mathbf{m}}^{k}, \mathbf{Q}) \underline{\mathbf{t}}(\mathbf{Q}) \mathrm{d}\mathbf{S} \cdot \sum\_{\mathbf{n}=1}^{N} \int\_{\mathcal{S}\_{\mathbf{t}}} \underline{\mathbf{H}}(\mathbf{P}\_{\mathbf{m}}^{k}, \mathbf{Q}) \underline{\mathbf{u}}(\mathbf{Q}) \mathrm{d}\mathbf{S} \tag{4.5}$$ şeklinde ifade edilmektedir. (4.5) denkleminde görülen SK, n'inci elemanın sınırını temsil etmektedir (Şekil 4.1). ## 4. YÜKSEK DERECELİ SÜREKSİZ SINIR ELEMAN FORMÜLASYONU İbrahim Özgür DENEME $$ \widetilde{\underline{\mathbf{G}}} = \left( \underline{\underline{\mathbf{G}}}^{\mathrm{min}} \right) \tag{4.14a} $$ $$ \widetilde{\underline{\mathbf{H}}} = \left( \underline{\underline{\mathbf{H}}}^{\mathrm{min}} + \frac{1}{2} \mathrm{I} \delta\_{\mathrm{min}} \right) \tag{4.14b} $$ $$ \widetilde{\underline{\mathbf{u}}} = \left( \underline{\underline{\mathbf{u}}}^{\mathrm{v}} \right) \tag{4.14c} $$ $$ \widetilde{\underline{\mathbf{t}}} = \left( \underline{\mathrm{t}}^{\mathrm{n}} \right) \tag{4.14d} $$ olarak verilmektedir. (4.13) eşitliği, sınır eleman yöntemine ait sistem denklemini temsil etmektedir. Bilinen sınır şartları, (4.13) sistem denkleminde yerine konularak, bilinmeyenler denklemin sol tarafında toplanırsa bu denklem, $$\underline{\mathbf{A}}\,\underline{\mathbf{X}} = \underline{\mathbf{B}}\,\underline{\mathbf{Y}}\tag{4.15}$$ TTT formunda elde edilebilir. Burada, X ve Y sırasıyla, bilinmeyen ve bilinen sınır büyüklüklerini temsil etmektedir. A ve B matrisleri ise; tüm bilinmeyenler denklemin sol tarafında toplanacak şekilde, H ve G matrislerinin ilgili kolonlarının yer değiştirilmesiyle elde edilmektedir. Son olarak, $$ \underline{\mathbf{F}} = \underline{\mathbf{B}} \underline{\mathbf{Y}} \tag{4.16} $$ tanımlaması yapılarak (4.15) denklemi, $$\underline{\mathbf{A}}\,\underline{\mathbf{X}} = \underline{\mathbf{F}}\tag{4.17}$$ ## 4. YÜKSEK DERECELİ SÜREKSİZ SINIR ELEMAN FORMÜLASYONU Ibrahim Ozgür DENEME denklemi ile, sınır elemanı üzerindeki sınır büyüklükleri ise, $$\mathbf{u}\_{i} = \sum\_{\mathbf{k}=1}^{3} \boldsymbol{\phi}\_{\mathbf{k}}(\boldsymbol{\xi}) \mathbf{u}\_{i}^{\mathbf{k}} \tag{4.19a}$$ $$\mathbf{t}\_{\mathrm{i}} = \sum\_{\mathrm{k}=\mathrm{l}}^{3} \boldsymbol{\phi}\_{\mathrm{k}}(\boldsymbol{\xi}) \mathbf{t}\_{\mathrm{i}}^{\mathrm{k}} \tag{4.19b}$$ ifadeleri ile verilmektedir. Yukarıdaki ifadelerde yer alan xı Q integrasyon noktasının koordinatlarını, x. elemana ait k. düğüm noktasının koordinatlarını, uf ve t; k düğüm noktasındaki sınır büyüklüklerinin değerlerini, dk şekil fonksiyonlarını ve ç ise Q noktasının boyutsuz koordinatını temsil etmektedir. (4.18) ve (4.19) ifadelerinde verilen şekil fonksiyonları süreksiz kuadratik eleman için boyutsuz koordinatlarda, $$\phi\_1(\xi) = \frac{1}{2}\frac{\xi}{\alpha} \left(\frac{\xi}{\alpha} - 1\right) \; ; \; \phi\_2(\xi) = 1 - \left(\frac{\xi}{\alpha}\right)^2 \; ; \; \quad \phi\_3(\xi) = \frac{1}{2}\frac{\xi}{\alpha} \left(\frac{\xi}{\alpha} + 1\right) \tag{4.20}$$ şeklinde tanımlanmaktadır (-1≤≤1 ve 0<α<1). Süreksiz eleman için 1 ve 3 no'lu düğümlerin konumları simetrik olarak değişmektedir. Bu simetriklik a parametresi kullanılarak belirlenmektedir. o parametresi 1 ve 3 numaralı düğüm noktaları arası mesafenin eleman boyuna oranını temsil etmektedir. α=0.5 olduğunda düğüm noktasının eleman orta noktası ile eleman son noktasının ortasında olması anlamını taşımaktadır. «=1.0 olması sürekli sınır elemanı durumuna karşılık gelmektedir. Eleman üzerindeki sınır büyüklüklerinin şekil fonksiyonlarına bağlı olarak değişim gösterdiği kabulüne göre, (4.19) eşitliklerinde verilen sınır büyüklükleri ile ilgili ifadeler, (4.5) denkleminde yerine yazılır ve dS=J(ğ) dç eşitliği kullanılarak, integrasyon parametresi dS, (-1, +1) aralığında değişen dö'ye dönüştürülürse, gerekmektedir. Sınır şartları olarak, her bir düğüm noktası üzerinde x; (i=1,2) doğrultusunda tı veya u; bileşenlerinden birinin bilinmesi gerekmektedir. (4.27) eşitliği, sınır eleman yöntemine ait sistem denklemini temsil etmektedir. Böylece, bilinen sınır şartları, (4.27) sistem denkleminde yerine konularak, bilinmeyenler denklemin sol tarafında toplanırsa bu denklem, $$ \underline{\mathbf{A}} \, \underline{\mathbf{X}} \underline{\mathbf{B}} \, \underline{\mathbf{Y}} \tag{4.29} $$ formunda elde edilmektedir. Burada, X ve Y sırasıyla, bilinmeyen ve bilinen sınır büyüklüklerini temsil etmektedir. A ve B matrisleri ise; tüm bilinmeyenler denklemin sol tarafında toplanacak şekilde, H ve G matrislerinin ilgili kolonlarının yer değiştirilmesiyle elde edilmektedir. Son olarak, $$ \underline{\mathbf{F}} = \underline{\mathbf{B}} \,\underline{\mathbf{Y}}\tag{4.30} $$ tanımlaması yapılarak (4.31) denklemi, $$\underline{\mathbf{A}}\,\underline{\mathbf{X}} = \underline{\mathbf{F}}\tag{4.31}$$ şeklinde yazılabilir. (4.31) denklemi çözülerek, cismin üzerindeki bilinmeyen sınır büyüklükleri hesaplanmaktadır. ## 4.2.1. İç Noktalarda Deplasman ve Gerilmelerin Belirlenmesi (4.31) denkleminin çözülmesiyle elde edilen sınır büyüklüklerini kullanarak, Şekil 4.1'de gösterilen A noktasındaki deplasman ve gerilme değerleri elde edilebilmektedir. Bu değerlerin sayısal olarak hesaplanması, gerilme ve deplasmanlar için ayrı ayrı olmak üzere, aşağıda açıklanmıştır. şeklinde yazılabilir. Burada, Tij (i, j=1, 2) gerilme bileşenlerini göstermektedir. Elastik Cijse katsayıları, izotropik malzemeler için, $$\mathbf{c}\_{\rm j\bar{\rm j}\ell} = \mathfrak{u} (\delta\_{\rm j\bar{\rm s}} \delta\_{\rm j\ell} + \delta\_{\rm i\ell} \delta\_{\rm j\bar{\rm s}}) + \lambda \delta\_{\rm j\bar{\rm s}} \delta\_{\rm s\ell} \tag{4.35}$$ olarak verilmektedir. Bu eşitlikte 2 Lamé sabitini ve µ ise kayma modülünü göstermektedir. Lamé sabiti, kayma modülü ve Poisson oranı cinsinden, $$ \lambda = \frac{2\,\text{v}\,\mu}{\left(1 - 2\,\text{v}\right)}\tag{4.36} $$ şeklinde tanımlanmaktadır. (4.34) denkleminde görülen aş (s=1, 2) A noktasının koordinatlarını göstermektedir. Buna göre, (4.32) denkleminin aş'ye göre türevinin alınmasıyla elde edilen değerler, (4.34) denkleminde yerine yazılırsa, A noktasındaki gerilme bileşenleri için, $$\pi\_{\rm ij}(\mathbf{A}) = \int\_{\rm s} \mathbf{D}\_{\rm kij}(\mathbf{A}, \mathbf{Q}) \mathbf{t}\_{\rm k}(\mathbf{Q}) d\mathbf{S} - \int\_{\rm s} \mathbf{S}\_{\rm kij}(\mathbf{A}, \mathbf{Q}) \mathbf{u}\_{\rm k}(\mathbf{Q}) d\mathbf{S} \tag{4.37}$$ eşitliği elde edilir. Burada, $$\mathbf{D}\_{\rm kj}(\mathbf{A}, \mathbf{P}) = \mathbf{c}\_{\rm jsi} \frac{\partial \mathbf{G}\_{\rm ik}(\mathbf{A}, \mathbf{P})}{\partial \mathbf{a}\_{\rm s}} \tag{4.38a}$$ $$\mathbf{S}\_{\rm kj}(\mathbf{A}, \mathbf{P}) = \mathbf{c}\_{\rm jis} \frac{\partial \mathbf{H}\_{\prime \rm k}(\mathbf{A}, \mathbf{P})}{\partial \mathbf{a}\_s} \tag{4.38b}$$ eşitlikleri kullanılmıştır. (4.38) eşitliklerinde verilen Dkij ve Skij terimleri, temel çözümlerin A noktasının koordinatlarına göre türevlerini içermektedir. Temel çözümlerin türevleri alınarak elde edilen Dkij ve Skij terimleri, Ek-B' de verilmiştir. (4.37) denkleminin Gauss sayısal integrasyon yöntemi ile çözülmesiyle A noktasındaki gerilmeler bulunmaktadır. Bu amaçla, cismin sınırı N adet sınır elemana bölünmekte ve süreksiz kuadratik sınır eleman formülasyonu kullanılarak (4.37) denklemi, $$\tau\_{\rm ij}(\mathbf{A}) = \sum\_{\mathbf{n}=1}^{N} \sum\_{\mathbf{s}=1}^{3} \mathbf{D}\_{\mathbf{k}\mathbf{j}}^{\rm ns} \mathbf{t}\_{\mathbf{k}}^{\rm ns} - \sum\_{\mathbf{n}=1}^{N} \sum\_{\mathbf{s}=1}^{3} \mathbf{S}\_{\mathbf{k}\mathbf{j}}^{\rm ns} \mathbf{u}\_{\mathbf{k}}^{\rm ns} \tag{4.39}$$ şeklinde yazılmaktadır. Burada, (s) düğüm noktasının numarasını belirtmektedir. Ayrıca, (4.39) denkleminde görülen uç ve te sırasıyla, n'ıncı elemanın (s) düğüm noktasındaki deplasman ve gerilme vektörü bileşenlerini göstermektedir. Yukarıdaki denklemlerde yer alan k, i ve j indisleri, 1 ve 2 değerlerini almaktadır. ## 4.2.2. Tekillik (4.27) sistem denkleminde bulunan G ve H sistem matrislerinin köşegen elemanlarını oluşturan Guller matrisleri için, $$\underline{\mathbf{G}}\_{\rm ks}^{\rm mn} = \int\_{\rm s} \underline{\mathbf{G}}(\mathbf{P}\_{\rm m}^{k}, \mathbf{Q}) \underline{\phi}\_{\rm s} \, \mathrm{d}\mathbf{S} \tag{4.40a}$$ $$\underline{\mathbf{H}}\_{\rm ks}^{\rm mm} = \int\_{\rm s} \underline{\mathbf{H}}(\mathbf{P}\_{\rm m}^{k}, \mathbf{Q}) \underline{\phi}\_{\rm s} \, \mathrm{d}\mathbf{S} \tag{4.40b}$$ eşitlikleri yazılabilmektedir. Burada k, sabit düğüm nokta numarasını, s ise şekil fonksiyon numarasını göstermektedir. Bu eşitliklerde, integral işlemlerinde kullanılan sabit nokta P., ve integrasyon noktası Q. aynı sınır elemanı (Sm) üzerinde bulunmaktadır (Şekil 4.4). Ayrıca, bu eşitlikler, Cauchy kuralına göre yazılmakta ve dolayısıyla, Ph ve Q noktalarının çakışmadığı kabul edilmektedir (Mengi ve ark., 1994). Ancak, P. ve Q noktaları aynı eleman üzerinde bulunması durumunda, bu iki nokta arasındaki uzaklık (r), sıfıra yakın değer alacaktır. Bu durumda, temel $$\mathbf{r}^{\mathfrak{p}} = \mathbf{L}\_{\mathbf{x}} \left( \mathbf{a}^{\mathfrak{T}} \tilde{\boldsymbol{\xi}}^{\mathfrak{T}} \right) \mathbf{i} + \mathbf{L}\_{\mathbf{y}} \mathcal{Q} \left( \mathbf{a} + \tilde{\boldsymbol{\xi}} \right) \mathbf{j} \tag{4.51}$$ ifadeleri bulunur. P ve Q noktalarının aynı eleman üzerinde olması durumunda Şekil 4.5'de gösterildiği gibi rº ifadesi re= ti-ra ifadesinden hesaplanır. Benzer yöntem kullanılarak sabit noktanın 2. ve 3. düğümde olduğu hallerdeki r" ifadeleri bulunur. Sabit noktanın 1., 2. ve 3. düğümde olduğu hallerdeki rº ifadeleri (4.52a), (4.52b) ve (4.52c) eşitliklerinde verilmektedir. $$\mathbf{r}^{\mathfrak{g}}(\xi) = (\alpha + \xi) \left( (\alpha \cdot \xi)^{\mathfrak{Z}} \mathbf{L}\_{\mathbf{x}}^{\mathfrak{Z}} + \mathbf{L}\_{\mathfrak{Y}}^{\mathfrak{Z}} / 4 \right)^{1/2} \qquad \qquad \mathbf{p} = \mathbf{l} \tag{4.52a}$$ $$\mathbf{r}^{\mathbb{P}}(\xi) = (\xi) \left(\xi^2 \mathbf{L}\_{\mathbb{x}}^{\mathbb{Z}} + \mathbf{L}\_{\mathbb{y}}^{\mathbb{Z}}/4\right)^{1/2} \qquad\qquad\qquad\qquad\qquad\qquad\qquad\qquad\qquad\qquad\qquad\qquad(4.52b)$$ $$\mathbf{r}^{\mathfrak{p}}(\xi) = (\alpha \cdot \xi) \left( (\alpha + \xi)^2 \mathbf{L}\_{\mathbf{x}}^{\mathfrak{p}} + \mathbf{L}\_{\mathbf{y}}^{\mathfrak{p}} / 4 \right)^{1/2} \qquad \qquad \mathfrak{p} = 3 \tag{4.52c}$$ Aynı eleman üzerinde integral işlemi yapılırken (α+ξ), (ξ) ve (α-ξ) büyüklükleri sıfıra yaklaştığında tekillik problemi ortaya çıkar. G- ifadesi eşitlik (4.47)'de verilen temel çözümü gösteren G " ifadesinden dolayı doğal logaritma formunda zayıf tekillik içermektedir. Eşitlik (4.45) ifadesi eşitlik (4.53) formuna dönüştürülerek logaritmik Gauss sayısal integrasyon yöntemi kullanılabilir (Press ve ark., 1986). $$\int \ln(1/\eta) \, \mathbf{f}(\eta) \, d\eta = \sum \mathbf{f}(\eta\_i) \, \mathbf{w}\_i \tag{4.53}$$ Burada n bağımsız değişken, f(η) η ոın fonksiyonu ve w; ağırlık fonksiyonudur. (4.47) ifadesi eşitlik (4.45)'de yerine yazılırsa, $$\mathbf{G}^{\rm PQ} = \int \frac{1}{8\pi\mu(1-\mathbf{v})} \left[ (\mathbf{\hat{3}} - 4\mathbf{v}) \ln \left( \frac{1}{\mathbf{r}^{\rm p}} \right) \mathbf{\hat{8}}\_{\ell\mathbf{k}} + \frac{\mathbf{r}\_{\rm c}}{\mathbf{r}^{\rm p}} \frac{\mathbf{r}\_{\rm k}}{\mathbf{r}^{\rm p}} \right] \boldsymbol{\phi}\_{\rm Q}(\boldsymbol{\xi}) \mathbf{J}(\boldsymbol{\xi}) d\boldsymbol{\xi} \tag{4.54}$$ ifadesi bulunur. (4.54) eşitliğinde yer alan Ln -- ifadesini içeren terim (4.53)'deki forma dönüştürülerek logaritmik Gauss sayısal integrasyon yöntemi $$\begin{array}{cccc}\text{yardmulya} & \text{hesaplama} & \text{yaplabilir} & \text{Ln} \begin{pmatrix} 1 \\ \text{r}^{\mathbb{P}}(\xi) \end{pmatrix} & \text{ifadesini} & (4.53) \text{'deki} & \text{formula} \end{array}$$ dönüştürme işlemi, eşitlik (4.52)'deki rº(ξ) ifadeleri kullanılarak ve uygun değişken dönüşümleri yapılarak gerçekleştirilmiştir. Bulunan ifadeler; G- için, P sabit nokta ve Q hareketli nokta olmak üzere düğümlerin (0≤α≤1) herhangi bir konumu için kapalı formda yazılırsa; $$\mathbf{G}^{\rm IQ} = (1 + \alpha) \int \ln(1/\rho) \phi\_{\rm Q}(\mathbf{p}(\xi)) \mathbf{J}(\mathbf{p}(\xi)) d\boldsymbol{\uprho} \tag{4.55a}$$ $$+(1-\alpha)\Big[\ln(1/\mathfrak{t})\phi\_{\mathbb{Q}}(\mathfrak{t}(\xi))\mathcal{J}(\mathfrak{t}(\xi))\,\mathrm{d}\mathbf{t}\tag{4.55b}$$ $$+\int \left[-\ln(1+\alpha) - 1/2\ln\left\{\left((\alpha-\xi)^{2}\operatorname{L}\_{\operatorname{x}}^{\operatorname{\,2}}+\operatorname{L}\_{\operatorname{y}}^{\operatorname{\,2}}/4\right)\right\}\right]\phi\_{\operatorname{Q}}(\xi)\operatorname{J}(\xi)d\xi \quad (4.55c)$$ $$+1/2\left(1-\alpha\right)\ln\left\{\left(1+\alpha\right)/\left(1-\alpha\right)\right\}\int \phi\_{\rm{Q}}\left(\mathbf{z}(\boldsymbol{\xi})\right)\mathbf{J}\left(\mathbf{z}(\boldsymbol{\xi})\right)d\mathbf{z}\tag{4.55d}$$ Burada, $$\begin{aligned} \mathsf{p} &= \frac{(\alpha - \xi)}{(-1 - \alpha)} \\\\ \mathsf{t} &= \frac{(\alpha - \xi)}{(\alpha - 1)} \\\\ \mathsf{z} &= 2 \frac{(\alpha - \xi)}{(\alpha - 1)} - 1 \end{aligned}$$ şeklinde tanımlanmaktadır. $$\mathbf{G}^{\mathcal{Q}} = \int \ln(\mathbf{l}/\xi) \left[\boldsymbol{\phi}\_{\mathcal{Q}}(\xi) + \boldsymbol{\phi}\_{\mathcal{Q}}(-\xi)\right] \mathbf{J}(\xi) \,\mathrm{d}\xi \tag{4.56a}$$ $$-\mathbf{1}/2 \int \ln(\xi^2 \mathrm{L}\_{\mathrm{x}}{}^2 + \mathrm{L}\_{\mathrm{y}}{}^2/4) \boldsymbol{\phi}\_{\mathcal{Q}}(\xi) \mathbf{J}(\xi) \,\mathrm{d}\xi \tag{4.56b}$$ ## 4. YÜKSEK DERECELİ SÜREKSİZ SINIR ELEMAN FORMÜLASYONU Ibrahim Ozgür DENEME $$\mathbf{G}^{3\mathbb{Q}} = (\mathbf{1} + \alpha) \int \ln(\mathbf{1}/\mathbf{\rho}) \phi\_{\mathbb{Q}}(\mathbf{\rho}(\xi)) \mathbf{J}(\mathbf{\rho}(\xi)) \, \mathrm{d}\boldsymbol{\rho} \tag{4.57a}$$ $$+ (\mathbf{1} - \alpha) \int \ln(\mathbf{1}/\mathbf{\mathbf{t}}) \phi\_{\alpha}(\mathbf{t}(\xi)) \mathbf{J}(\mathbf{t}(\xi)) \, \mathrm{d}\mathbf{t} \tag{4.57b}$$ $$+\int \left[-\ln(1+\alpha) - 1/2\ln\left\{\left(\left(\alpha+\xi\right)^{2}\mathbf{L}\_{\mathbf{x}}\,^{2}+\mathbf{L}\_{\mathbf{y}}\,^{2}/4\right)\right\}\right] \phi\_{\mathbf{Q}}(\xi)\mathbf{J}(\xi)d\xi\qquad(4.57c)$$ $$+1/2\left(1-\alpha\right)\ln\left\{(1+\alpha)/(1-\alpha)\right\}\int\phi\_{\mathbb{Q}}\left(\mathbf{z}(\xi)\right)\mathbf{J}\left(\mathbf{z}(\xi)\right)d\mathbf{z}\tag{4.57d}$$ Burada, $$\begin{aligned} \mathbf{p} &= \frac{(\alpha + \xi)}{(1 + \alpha)} \\\\ \mathbf{t} &= \frac{(\alpha + \xi)}{(1 - \alpha)} \\\\ \mathbf{z} &= 2 \frac{(\alpha + \xi)}{(1 - \alpha)} - 1 \end{aligned}$$ şeklinde tanımlanmaktadır. Eşitlik (4.20) ve (4.43)'de verilen şekil fonksiyonları ve Jacobian terimleri; p, t veya z ye bağlı integrasyon parametreleri olarak değerlendirilmelidir. (4.55a), (4.55b), (4.56a), (4.57a) ve (4.57b) integralleri tekil integraller olup logaritmik Gauss sayısal integrasyon yöntemi ile hesaplanmaktadır. (4.55c), (4.55d), (4.56b), (4.57c) ve (4.57d) integralleri ise tekillik bulunmadığından dolayı standart Gauss sayısal integrasyon yöntemi ile hesaplanmaktadır. (4.52)'deki ifadeler (4.54)'de yer alan r, /rº ve rk/rº terimlerinde yerine yazılırsa ilave bir işleme gerek kalmadan bu terimlerdeki tekillik sorunu çözülmüş olmaktadır. Böylece, G-° ifadesi o'nın herhangi bir değeri için hesaplanabilmektedir. Tekil integraller içeren formülasyon, standart Gauss ve logaritmik Gauss sayısal integrasyon yöntemlerinin kullanılmasıyla çözülmektedir. (4.48)'de verilen, ikinci temel çözümleri içeren H20 matrisinin elemanları, sabit nokta ve hareketli noktanın aynı düğüm noktası olması (P=Q) durumunda rijit cisim hareketi yöntemi yardımıyla, ## 4. YÜKSEK DERECELİ SÜREKSİZ SINIR ELEMAN FORMÜLASYONU Ibrahim Ozgür DENEME $$\underline{\mathbf{H}}\_{\text{PP}}^{\text{mm}} = -\sum\_{\text{n}=1}^{\text{N}} \sum\_{\text{O}=1}^{\text{J}} \underline{\mathbf{H}}\_{\text{PQ}}^{\text{mn}} \tag{\text{m} \neq \text{n} \ \text{ve P} \neq \text{Q} \ \text{iqin} \tag{4.58}$$ eşitliği kullanılarak çözülmektedir (Brebbia ve Dominguez, 1989). ## 4.2.2.2. Dinamik Hal Dinamik durumda ortaya çıkan tekillik problemi, (4.59) ifadesinde verilen integrallerin çözülerek G ve H matrislerinde ilgili yerlere yerleştirilmesi şeklinde ele alınmaktadır. $$\int \text{O}^{\text{Dinaik}} \text{ dS} = \int \text{O}^{\text{Staik}} \text{ dS} + \int \text{[I]}^{\text{Dinaik}} - \text{(O}^{\text{Staik}} \text{]} \text{dS} \tag{4.59}$$ (4.59) ifadesi kapalı formda her iki temel çözüm için yazılırsa, $$ \underline{\mathbf{G}}\_{\rm D} = \underline{\mathbf{G}}\_{\rm S} + \left(\underline{\mathbf{G}}\_{\rm D} - \underline{\mathbf{G}}\_{\rm S}\right) \tag{4.60a} $$ $$ \underline{\mathbf{H}}\_{\rm D} = \underline{\mathbf{H}}\_{\rm S} + \left(\underline{\mathbf{H}}\_{\rm D} - \underline{\mathbf{H}}\_{\rm S}\right) \tag{4.60b} $$ şeklinde iki terimin toplamı olarak ifade edilebilmektedir. Burada, GD ve HD, dinamik analız için temel çözümleri, Gs ve Hs ise statik analiz için temel çözümleri göstermektedir. Buna göre, (4.60) denklemlerinin sağ tarafında bulunan ve statik temel çözümleri gösteren birinci terimler, aynı zamanda dinamik temel çözümlerin tekil olan kısımlarını temsil etmektedir. Bu terimler, statik durumdaki tekilliğin kaldırılması için yapılan formülasyon ile hesaplanabilmektedir. (4.60) denklemlerinin sağ tarafındakı ikinci terimlerde, tekil olan kısım bulunmadığından, bu terimler, standart Gauss integrasyon yöntemi ile belirlenebilmektedir. Ho ifadesi için (4.60)'da belirtilen yöntemle tekillik ifadesi kalkıyorsa da bu çalışmada, dinamik haldeki tekillik durumu için de statik halde kullanılan rijit cisim hareketi yöntemi kullanılmıştır (Ek-C). Literatürde rijit cisim hareketi yalnız statik hal için geçerli olarak bilinmesine rağmen dinamik hal için de rijit cisim hareketi kullanılabilmektedir (Mengi ve ark., 1994; Manolis ve Beskos, 1988). Böylece dinamik halde de (4.58) denklemi kullanılarak, H matrisinde bulunan, tekil terimler hesaplanmaktadır. ## 4.2.3. Bileşke Kuvvetlerin ve Momentin Belirlenmesi Sınır elemanı üzerindeki her bir düğüm noktasında, (4.27) eşitliğinde verilen sistem denklemi kullanılarak gerilme vektörü bileşenleri t; (i=1, 2) elde edilmektedir. Düğüm noktalarında elde edilen gerilme vektörü bileşenleri kullanılarak, herhangı bir ξ koordinatındaki gerilme vektörü bileşeni (4.19) eşitliğini kullanarak, $$\mathbf{t}\_{\mathbf{i}}(\boldsymbol{\xi}) = \boldsymbol{\phi}\_{\mathbf{i}}(\boldsymbol{\xi})\mathbf{t}\_{\mathbf{i}}^{1} + \boldsymbol{\phi}\_{\mathbf{i}}(\boldsymbol{\xi})\mathbf{t}\_{\mathbf{i}}^{2} + \boldsymbol{\phi}\_{\mathbf{i}}(\boldsymbol{\xi})\mathbf{t}\_{\mathbf{i}}^{3} \tag{4.61}$$ ## şeklinde elde edilebilmektedir. ## 4.2.3.1. Bileşke Kuvvetlerin Belirlenmesi Gerilme vektörü bileşenleri kullanılarak, eleman üzerindeki toplam kuvvet, $$\mathbf{F}\_{\rm i}^{\rm m} = \int\_{\rm s\_{\rm m}} \mathbf{t}\_{\rm i} \mathbf{dS} \tag{4.62}$$ olarak hesaplanmaktadır. Burada, dS-Jdç integrasyon parametresi dönüşümü yapılırsa, (4.61) ifadesi kullanılarak eleman üzerindeki toplam kuvvet, $$\mathbf{F}\_{\mathbf{i}}^{\mathrm{m}} = \int\_{-1}^{1} \left[ \phi\_{1}(\xi)\mathbf{t}\_{\mathrm{i}}^{1} + \phi\_{2}(\xi)\mathbf{t}\_{\mathrm{i}}^{2} + \phi\_{3}(\xi)\mathbf{t}\_{\mathrm{i}}^{3} \right] \mathbf{J}(\xi) d\xi \tag{4.63}$$ eşitliğinin Gauss sayısal integrasyon yöntemi ile çözülmesiyle elde edilmektedir. Tüm sınır üzerinde bileşke kuvvet ise, ## 5. İKİ BOYUTLU YAPI-ZEMİN ETKİLEŞİM PROBLEMLERİNİN ANALİZİ Ibrahim Ozgür DENEME ## 5. İKİ BOYUTLU YAPI ZEMİN ETKİLEŞİM PROBLEMLERİNİN ANALİZİ 5.1. Giriş Bu bölümde elastodinamik yapı zemin etkileşimi problemlerinin iki boyutlu analizi anlatılmaktadır. İki boyutlu problemler olarak düzlem gerilme ve düzlem şekil değiştirme problemleri incelenmektedir. Şekil 5.1'de görülen sonsuza uzanan bir zeminde kısmen gömülü olarak bulunan, dinamik yüke maruz yapı ve zeminin dinamik davranışı, yapı-zemin etkileşimi kullanılarak belirlenebilmektedir. ![](_page_0_Figure_5.jpeg) Şekil 5.1. Yarı sonsuz zeminde gömülü yapı Ust yapının temel; ele alınan yapı-zemin etkileşim problemlerinin analizinde kullanılan malzemelerin homojen, izotrop ve lineer elastik olduğu kabul edilmektedir. Sonsuza uzanan zeminin modellenmesinde süreksiz kuadratik sınır elemanları kullanılarak, sonsuza uzanan çözüm bölgelerinde herhangi bir sınır şartına gerek kalmadan dalga yayılma şartları sağlanmaktadır. Yapı-zemin etkileşim problemlerinin analizinde iki yöntem kullanılmaktadır. Bunlardan birincisi olan altyapı yönteminde zemin ve yapı ayrı ayrı ele alınmakta ve bu yöntemle yapı zemin etkileşim analizi yapmak için impedans matrısinin bilinmesi gerekmektedir. İkinci yöntem ise yapı ve zeminin beraber ele alındığı direkt yöntemdir. Bu çalışmada, sınır eleman formülasyonu için uygun olan alt yapı yöntemi kullanılarak süreksiz kuadratik sınır elemanları ile yapı-zemin etkileşim analizi yapılmaktadır. ## 5.2. İmpedans Matrisinin Elde Edilmesi Bu kısımda, Şekil 5.2'de görülen elastik bir yarım uzay üzerinde bulunan 2b genişliğinde kütlesiz rijit şerit temel ele alınarak impedans matrisi tanımlanmış ve elde edilmiştir. ![](_page_0_Figure_6.jpeg) Şekil 5.2. Elastik yarım uzay üzerinde rijit şerit temel Şekil 5.2'de görülen F1, F2 ve M3 ifadeleri sırasıyla etkileşim kuvvetlerini ve temele etki eden momenti, temsil etmektedir. Rijit şerit temel için impedans ilişkisi, ## 5. İKİ BOYUTLU YAPI-ZEMİN ETKİLEŞİM PROBLEMLERİNİN ANALİZİ İbrahim Özgür DENEME yapıldıktan sonra bulunan değerler bir matriste toplanarak impedans matrisi elde edilmektedir. ## 5.3. Üst Yapının Analizi Altyapı yönteminin son aşamasında, elde edilen impedans ilişkisi kullanılarak, etkileşim kuvvetleri yapının altına yerleştirilip analiz gerçekleştirilmektedir. ## 6. SAYISAL UYGULAMALAR Bu bölümde, iki boyutlu problemlerin süreksiz kuadratik sınır eleman formülasyonu kullanılarak hazırlanan bilgisayar programları ile statik ve dinamik çözümleri incelenmektedir. Bu çalışmada önerilen formülasyonla elde edilen sonuçlar ile literatürde verilen sonuçlar karşılaştırılmaktadır. ## 6.1. Statik Problemler ## 6.1.1. Dairesel Disk Problemi Şekil 6.la'da görülen a yarıçaplı, P eksenel basınç kuvvetine maruz bir dairesel disk gözönüne alınmaktadır. İzotropik elastik malzemeden yapılmış olan disk, orijini diskin merkezinde olan x1-x2 koordinat sistemine kıyaslanmıştır. P kuvvetinin uygulandığı C ve D noktaları hariç diskin sınırında gerilme yoktur. Simetri şartlarından dolayı Şekil 6.1b'de görüldüğü üzere problem yarıya indirgenmiş ve dolayısıyla AB yatay sınırı boyunca düşey deplasman ve yatay gerilme vektörü bileşeni sıfır olarak alınmıştır. ![](_page_0_Figure_9.jpeg) Şekil 6.1. P eksenel basınç kuvvetine maruz dairesel disk ![](_page_0_Figure_2.jpeg) Şekil 6.2. Dairesel disk problemi için süreksiz kuadratik sınır eleman ağı Problemin analizinde, süreksizliğin sağlanması için boyutsuz düğüm noktası koordinatları (Ej=-0.75, Ez=0., E3=0.75 ve α=0.75) olarak seçilmiştir. Bu problemin çözümü için hazırlanan veri dosyası Şekil 6.3'de verilmektedir. Hazırlanan bu veriler kullanılarak dairesel disk problemi bilgisayar programı ile çözülerek AB yatay sınırı boyunca düşey gerilme ve yatay deplasman değerleri elde edilmiştir. Elde edilen yatay deplasman değerleri Mengi ve ark. (1994) tarafından sabit eleman formülasyonu kullanılarak elde edilen değerler ile karşılaştırılmıştır. Yapılan karşılaştırmalar Şekil 6.4'te verilmektedir. Şekillerde görülen boyutsuz yatay deplasman, $$\mathbf{u}\_i = \frac{\mathbf{u}\_i}{\mathbf{d}} \tag{6.3}$$ bağıntısı ile tanımlanmaktadır. ![](_page_0_Figure_2.jpeg) Şekil 6.5. AB sınırı boyunca düşey gerilme dağılımı Şekil 6.5'te görüldüğü gibi AB yatay sınırı boyunca elde edilen boyutsuz düşey gerilme değerlerinin sabit eleman formülasyonu ile elde edilen değerlere kıyasla özellikle daire merkezinde ve uç noktalarda kesin sonuçla daha uyumlu oldukları görülmektedir. ## 6.1.2. Rijit Şerit Temel Problemi Bu problemde, Şekil 6.6'da görülen izotrop ve elastik yarım uzay üzerinde bulunan 2b genişliğindeki rijit şerit temel göz önüne alınmaktadır. Düzlem şekil değiştirme problemi olarak ele alınan örneğin analizinde rijit şerit temel x3 ekseni boyunca düşey yönde üniform çizgisel P yükü etkisi altındadır. Zemin üzerinde serbest yüzey olarak tanımlanan bölgede gerilme olmadığı kabul edilmektedir. Rijit şerit temel probleminin çözümüyle Şekil 6.6'da görülen ve temel altındaki temas bölgesi olarak tanımlanan AB yatay sınırı boyunca meydana gelen düşey gerilme değerleri ve zeminin üst yüzeyinde meydana gelen düşey deplasman değerleri incelenmektedir. Problemin hazırlanan bilgisayar programı ile çözümü için hazırlanan veri dosyası Şekil 6.8'de verilmektedir. Süreksizliğin sağlanması için boyutsuz düğüm noktası koordinatları (ğı= -0.75, ğ2=0.75 ve α=0.75) olarak seçilmiştir. ![](_page_0_Figure_3.jpeg) ![](_page_0_Figure_4.jpeg) Şekil 6.7. Rijit şerit temel problemi için süreksiz kuadratik sınır eleman ağı Hesaplamalarda Poisson oranı (v) için, 0.25 değeri alınmaktadır. Ayrıca, sınır şartları olarak temelin dışında kalan zemin üst yüzeyinde bulunan kısımlarda gerilme bileşenleri sıfır olarak alınmakta ve temas bölgesinde rijit temele x2 (düşey) yönünde birim deplasman uygulanmaktadır. Zemin üst yüzeyinde bulunan kısımlarda yatay deplasman, on birim derinlikteki yapay sınırda ise yatay ve düşey deplasman tutulmaktadır. Hazırlanan bilgisayar programı yardımıyla rijit şerit temel problemi analiz edilerek temas bölgesinde oluşan düşey gerilme bileşenleri ve zemin üst yüzeyinde oluşan düşey deplasmanlar elde edilmiştir. Temel altındaki gerilmelerin normalize edilebilmesi için, $$ \overline{\mathbf{\tau}}\_{22} = -\frac{\overline{\mathbf{t}}\_2}{\overline{\mathbf{P}}} \tag{6.7} $$ ifadesi kullanılmalıdır. Burada P düşey gerilme bileşenlerinin oluşturduğu bileşke kuvveti göstermektedir. Temel altı düşey gerilme değerleri analitik olarak Saada (1974) tarafından verilen, $$\pi\_{22} = \frac{\mathbf{P}}{\pi \sqrt{\mathbf{b}^2 - \mathbf{x}\_1^2}} \tag{6.8}$$ ifadesi ile bulunmaktadır. Temel altındakı temas bölgesi boyunca süreksiz kuadratik sınır eleman formülasyonu ile bulunan düşey gerilme değerleri, Mengi ve ark. (1994)'nın sabit eleman formülasyonu kullanarak elde ettiği sonuçlarla ve Saada (1974) tarafından (6.8) ifadesi ile verilen kesin sonuçlarla Şekil 6.9'da karşılaştırılmaktadır. Şekil 6.9 incelendiğinde süreksiz kuadratik sınır eleman formülasyonu ile bulunan sonuçların, sabit eleman formülasyonu ile elde edilen değerlerle ve kesin sonuçlarla uyumlu olduğu görülmektedir. Rijit şerit temelin düşey yönde birim deplasmana maruz kalması ile elastik yarım uzay üzerindeki sınır boyunca oluşan düşey deplasman değerleri ile Mengi ve ark. (1994) tarafından elde edilen değerlerin, Şekil 6.10'daki karşılaştırılması sonucunda bulunan sonuçların uyumlu oldukları görülmektedir. ## 6.1.3. Dairesel Boşluklu Plak Problemi Bu örnekte, Şekil 6.11'de görülen içerisinde 1m. yarıçaplı dairesel boşluk bulunan bir plak gözönüne alınmıştır. İzotropik elastik malzemeden oluşan plak, orijini dairesel boşluğun merkezi ile çakışan xı-X2 koordinat sistemine kıyaslanmaktadır. Plak x2 doğrultusunda sonsuz uzunlukta ve x1 doğrultusunda ise 20 metre uzunluğundadır. Plak xı yönünde o büyüklüğünde üniform çekme gerilmesine maruz bırakılmıştır. Uniform çekme gerilmesinin bulunduğu kısım dışında kalan sınırlarda gerilme yoktur. Simetriden dolayı plağın dörtte biri ele alınarak plak içerisinde bulunan dairesel boşluktan dolayı boşluğa yakın bölgelerde maksimum gerilmelerin oluştuğu x2 ekseni boyunca meydana gelen gerilmelerdeki değişim ve xı ekseni boyunca oluşan deplasman dağılımı incelenmiştir. X2 ![](_page_0_Figure_6.jpeg) Şekil 6.11. Oo çekme gerilmesine maruz dairesel boşluklu plak Simetriden dolayı dairesel boşluklu plağın dörtte biri alınarak statik analiz için hazırlanan bilgisayar programı kullanılmıştır. Şekil 6.12'de görüldüğü gibi AB noktaları arasında kalan yay sınırı 6 adet, BC sınırı 15 adet, CD sınırı 12 adet, DE sınırı 40 adet, FG sınırı 32 adet ve gerilme değişiminin hızlı olması beklenen GA sınırı 15 adet olmak üzere toplam 120 adet sınır elemanı kullanılarak sınır eleman ağı oluşturulmuştur. Şekil 6.12'de daire içerisinde verilen rakamlar formülasyonda kullanılan düğüm noktalarını tanımlamaktadır. Bu örnek için hazırlanan veri dosyası Şekil 6.13'de görülmektedir. ![](_page_0_Figure_3.jpeg) ![](_page_0_Figure_4.jpeg) Şekil 6.12. Dairesel boşluklu plak için süreksiz kuadratik sınır eleman ağı Problemde malzeme özellikleri olarak Poisson oranı v=0.3 ve kayma modülü ise µ=0.3846 N/m² alınmaktadır. xı yönünde uygulanan üniform çekme gerilmesi ise 00=1 N/m2 dir. Problemin analizinde kullanılan süreksiz kuadratik sınır eleman formülasyonunda boyutsuz düğüm noktası koordinatları (ξι= -0.75, ξρ=0.75 ve α=0.75) olarak seçilmiştir. Hazırlanan bu veriler kullanılarak dairesel boşluklu plak problemi bilgisayar programı ile çözülerek Şekil 6.12'de görülen GA düşey sınırı boyunca teğetsel gerilme ve BD yatay sınırı boyunca radyal deplasman değerleri elde edilmiştir. Elde edilen radyal deplasman değerleri, Mengi ve ark. (1994) tarafından geliştirilen sabit eleman formülasyonu kullanılarak elde edilen değerler ve kesin sonuçlar ile karşılaştırılmıştır. Yapılan karşılaştırmalar Şekil 6.14'de verilmiştir. Şekil 6.14'de görülen radyal deplasmanın kesin değerleri Timoshenko ve Goodier (1970) tarafından verilen gerilme ve şekil değiştirme ifadeleri yardımlarıyla elde edilen $$\mathbf{u} = \frac{-\mathbf{a}^4 \left(\mathbf{l} + \mathbf{v}\right) + \mathbf{a}^2 \left(\mathbf{S} + \mathbf{v}\right) \mathbf{x}^2 + 2\mathbf{x}^4}{2\mathbf{E}\mathbf{x}^3} \tag{6.9}$$ ifadesi kullanılarak hesaplanmaktadır. Burada, a dairesel boşluğun yarıçapını, v Poisson oranını, x orijinden olan yatay mesafeyi göstermektedir. Elastisite modülü E=1 N/m2 alınmaktadır. Şekil 6.14 incelendiğinde elde edilen radyal deplasman değerlerinin sabit eleman formülasyonu ile elde edilen sonuçlar ve kesin sonuçlarla belirli bir uyum içerisinde oldukları görülmektedir. ![](_page_0_Figure_2.jpeg) Şekil 6.14. BD yatay sınırı boyunca elde edilen radyal deplasman dağılımı Analiz sonucunda hesaplanan x2 ekseni boyunca oluşan teğetsel gerilme değerleri, Mengi ve ark. (1994) tarafından geliştirilen sabit eleman formülasyonu kullanılarak elde edilen değerler ile Timoshenko ve Goodier (1970) tarafından verilen, (6.10) eşitliği kullanılarak hesaplanan kesin sonuçlar ile karşılaştırılmıştır. Burada a, boşluğun yarıçapımı, r ise x2 yönünde daire merkezinden olan uzaklığı belirtmektedir. Yapılan karşılaştırmalar Şekil 6.15'te verilmektedir. Şekil 6.15 incelendiğinde süreksiz kuadratik sınır eleman formülasyonu ile elde edilen sonuçların kesin sonuçlar ve sabit eleman formülasyonu ile elde edilen sonuçlarla uyum içerisinde oldukları ancak x2/a oranının 1'e çok yakın olduğu kısımda sonuçlarda sapma oluştuğu görülmektedir. ![](_page_0_Figure_2.jpeg) Şekil 6.15. GA düşey sınırı boyunca teğetsel gerilme dağılımı ## 6.1.4. Kare Delikli Plak Şekil 6.16'da görülen düzlem gerilme problemi olan örnekte, içerisinde 2a 2a boyutlu kare delik bulunan ve kenar uzunluğu 10a olan kare plak gözönüne alınmıştır. İzotropik elastik malzemeden oluşan plak, orijini kare deliğin merkezinden geçen xı-x2 koordinat sistemine kıyaslanmaktadır. Plak düşey kenarları boyunca Şekil 6.16'da görülen xı yönünde oo büyüklüğünde üniform çekme gerilmesi etkisi altındadır. Plak içerisinde bulunan kare delikten dolayı boşluğa yakın bölgelerde maksimum gerilmelerin oluştuğu x2 ekseni boyunca meydana gelen yatay gerilme ve xı ekseni boyunca oluşan yatay deplasman dağılımı incelenmiştir. ![](_page_0_Figure_2.jpeg) Şekil 6.16. Çekme gerilmesine maruz kare delikli plak Simetriden dolayı kare boşluklu kare plağın dörtte biri alınarak plağın statik analizi süreksiz kuadratik sınır elemanı formülasyonu kullanılarak hazırlanan bilgisayar programı ile gerçekleştirilmiştir. Şekil 6.17'de görülen EA noktaları arasında kalan kare boşluğa ait sınır 10 adet, gerilme değişiminin hızlı olması beklenen AB yatay sınırı ve DE düşey sınırı 20'şer adet, BC ve CD sınırları 25'er adet olmak üzere toplam 100 adet sınır elemanı kullanılarak sınır eleman ağı oluşturulmuştur. Şekil 6.17'de daire içerisinde verilen rakamlar süreksiz kuadratik sınır eleman formülasyonunda kullanılan düğüm noktalarını göstermektedir. Analızde, aşağıda görülen boyutsuz değişken ve parametreler kullanılmaktadır. Yukarıda geometrisi ve yüklemesi tanımlanan kare boşluklu plak problemi hazırlanan bilgisayar programı ile çözülerek Şekil 6.17'de görülen DE düşey sınırı boyunca yatay gerilme ve AB yatay sınırı boyunca yatay deplasman değerleri elde edilmiştir. Elde edilen değerler, Mengi ve ark. (1994) tarafından geliştirilen sabit eleman formülasyonu kullanılarak elde edilen değerler ile karşılaştırılmıştır. Yapılan karşılaştırmalar Şekil 6.19 ve Şekil 6.20'de verilmiştir. ![](_page_0_Figure_3.jpeg) ![](_page_0_Figure_4.jpeg) Şekil 6.19. AB yatay sınırı boyunca yatay deplasman dağılımı ![](_page_0_Figure_6.jpeg) Şekil 6.20. DE düşey sınırı boyunca yatay gerilme dağılımı Şekil 6.19 Şekil 6.20 incelendiğinde süreksiz kuadratik sınır eleman formülasyonu kullanılarak hazırlanan bilgisayar programı ile elde edilen sonuçların sabit eleman formülasyonu ile elde edilen sonuçlarla uyumlu oldukları görülmektedir. ## 6.2. Dinamik Problemler ## 6.2.1. Rijit Şerit Temel Problemi Şekil 6.21'de görülen, izotropik elastik yarım uzay olarak kabul edilen zemin üzerinde 2b genişliğinde rijit şerit temel göz önüne alınmaktadır. Rijit şerit temele ait Fourier dönüşüm uzayındaki kompleyans değerlerinin frekansla değişimi incelenmektedir. Rijit şerit temele ait Fourier dönüşüm uzayındaki impedans ilişkisi, (6.12) ![](_page_0_Figure_11.jpeg) şeklinde tanımlanmaktadır. Burada, K impedans matrisini göstermektedir Şekil 6.21. Zemin üzerinde rijit şerit temel Hazırlanan bu veriler kullanılarak rıjit şerit temel problemi süreksiz kuadratik sınır eleman formülasyonu kullanılarak hazırlanan bilgisayar programı yardımıyla analiz edilerek, temas bölgesine etki eden bileşke kuvvetler Fourier dönüşüm uzayında ve 0.1 ile 1.5 aralığında bulunan boyutsuz açısal frekans değerleri için elde edilmiştir. Bu şekilde elde edilen bileşke kuvvetler impedans matrısının birincı kolonunu oluşturmaktadır. Ayrıca sınır şartı olarak rijit şerit temele düşey yönde birim deplasman hareketi verilerek elde edilen bileşke kuvvetler ile impedans matrisinin ikinci kolonu ve şerit temele birim dönme uygulamak üzere (6.14) ifadelerinde verilen temas bölgesine ait sınır şartları kullanılarak elde edilen bileşke kuvvetlerle impedans matrisinin üçüncü kolonu oluşturulmaktadır. $$\begin{aligned} \overline{\mathbf{u}}\_1 = \mathbf{0} & \quad \overline{\mathbf{u}}\_2 = \mathbf{1} \; \mathbf{x}\_1 \end{aligned} \tag{6.14}$$ 0.1 ile 1.5 aralığında boyutsuz açısal frekans değerleri için elde edilen impedans matrislerinin tersleri alınarak kompleyans matrisleri elde edilmiştir. Elde edilen sonuçlar Şekil 6.24-6.31'de Luco ve Westman (1972) tarafından verilen kesin değerler ve Mengi ve ark. (1994) tarafından sabit eleman formülasyonu kullanılarak elde edilen değerler ile karşılaştırılmıştır. Şekillerde verilen boyutsuz kompleyans değerleri, (6.15) bağıntıları ile tanımlanmaktadır. Şekil 6.24-6.31'de sırasıyla, süreksiz kuadratik sınır eleman formülasyonu ile elde edilen yatay kompleyans, düşey kompleyans, dönme kompleyansı ve girişimli kompleyans değerleri reel ve imajiner kısım olmak üzere karşılaştırılmaktadır. Şekil 6.24-6.31 incelendiğinde sonuçların uyumlu oldukları söylenebilir. Dönme kompleyansının imajiner kısmındaki eğrilerin birbirleriyle şekil olarak benzeşmesine rağmen değerler arasında farklılıklar görülmektedir. Girişimli kompleyans değerlerinde diğer kompleyans değerlerine kıyasla daha çok farklılıklar oluştuğu gözlenmiştir. Bu farklılıkların süreksiz kuadratık sınır elemanının eğri eleman seçilmesine bağlı olduğu düşünülmektedir. Bu örnekte ayrıca temele yatay yönde birim deplasman hareketi verilerek rijit şerit temel probleminin çözümüyle 0.1, 0.5, 1.0 ve 1.5 boyutsuz açısal frekans değerleri için zemin yüzeyi boyunca meydana gelen deplasman ve temas bölgesi boyunca oluşan gerilme değerleri incelenmektedir. Problemin çözümü için Şekil 6.23'de verilen veri dosyası kullanılmıştır. Elde edilen gerilme ve deplasman değerleri, Mengi ve ark. (1994) tarafından geliştirilen sabit eleman formülasyonu kullanılarak elde edilen sonuçlarla karşılaştırılmıştır. Şekil 6.32-6.39'da, sırasıyla, süreksiz kuadratik sınır eleman formülasyonu ile dört frekans değeri için elde edilen yatay gerilme değerleri reel ve imajiner kısım olarak Mengi ve ark. (1994) tarafından geliştirilen sabit eleman formülasyonu kullanılarak elde edilen sonuçlarla karşılaştırılmıştır. Şekil 6.40-6.47'de ise sırasıyla, süreksiz kuadratik sınır eleman formülasyonu ile dört frekans değeri için elde edilen yatay deplasman değerleri reel ve imajiner kısım olarak Mengi ve ark. (1994) tarafından geliştirilen sabit eleman formülasyonu kullanılarak elde edilen sonuçlarla karşılaştırılmıştır. ![](_page_0_Figure_2.jpeg) Şekil 6.46. Zemin yüzeyi boyunca yatay deplasman dağılımının reel kısmı ( ω=1.5) ![](_page_0_Figure_4.jpeg) Şekil 6.47. Zemin yüzeyi boyunca yatay deplasman dağılımının imajiner kısmı (ω=1.5) Şekil 6.32-6.47 incelendiğinde dört adet boyutsuz açısal frekans değeri için süreksiz kuadratik sınır eleman formülasyonu ile elde edilen sonuçların, sabit eleman formülasyonu ile elde edilen değerler ile uyum içerisinde oldukları görülmektedir. ## 6.2.2. Harmonik Şerit Yüklü Viskoelastik Zemin Bu örnekte harmonik üniform şerit yük altında viskoelastik yarı sonsuz bir ortamda kompleyans değerleri aranmaktadır. Bu örnek, bir düzlem şekil değiştirme problemi olup probleme ait yükleme durumu Şekil 6.48'de, süreksiz kuadratik sınır eleman ağı ise Şekil 6.49'da görülmektedir. Şekil 6.49'da daire içerisinde verilen rakamlar formülasyonunda kullanılan düğüm noktalarını göstermektedir. Zemine ait malzeme sabitleri olarak, boyutsuz kayma modülü μ = 1, Poisson oranı v=1/3, boyutsuz kütlesel yoğunluk p = 1 ve histeretik sönüm oranı z=0.125 olarak verilmektedir. Histeretik sönüm oranı, Fourier uzayında elastikviskoelastik analojisi ile gözönüne alınmaktadır (Yerli, 1998). Kayma modülü yerine u(1+2iz) ifadesinin kullanılması ile yapılmaktadır. Uniform şerit yük, boyutsuz B = 1 genişliği üzerine etkimekte olup boyutsuz genliği q = 1 dir. $$\mathbf{x}\_2$$ $$\|$$ ![](_page_0_Figure_5.jpeg) Şekil 6.48 Harmonik şerit yüklü viskoelastik zemin Bu uygulamada, ao=ωΒ/cs olarak tarif edilen boyutsuz frekansın, aç=0.5 ve aç=1.0 değerleri için Şekil 6.48'de gösterilmiş olan, zemin yüzeyindeki 8 adet noktada düşey ve yatay kompleyans değerleri hesaplanmaktadır. ![](_page_0_Figure_2.jpeg) ![](_page_0_Figure_3.jpeg) Kesin sonuçlar ile karşılaştırma yapmak amacıyla, yatay ve düşey kompleyans değerleri aşağıdaki gibi tarif edilmektedir. $$\mathbf{F\_m^{xx}} = \frac{1}{\mathbf{G}} \left[ \mathbf{f\_m^{xx}} \left( \mathbf{a\_0} \right) + \mathbf{i} \, \mathbf{g\_m^{xx}} \left( \mathbf{a\_0} \right) \right] \tag{6.16a}$$ $$\mathbf{F}\_{\rm m}^{\rm yr} = \frac{1}{\rm G} [\mathbf{f}\_{\rm m}^{\rm yr}(\mathbf{a}\_0) + \mathbf{i}\,\mathbf{g}\_{\rm m}^{\rm yr}(\mathbf{a}\_0)] \tag{6.16b}$$ Yukarıdaki tarifte, F. yatay ve F... düşey kompleyansları gösterirken, G zeminin kayma modülünü ve m ise viskoelastik zemin üzerindeki noktaları temsil etmektedir. (6.16) ifadelerinde görülen f ... g .. f .. ve g .. sembolleri sırasıyla xı ve x2 yönündeki kompleyansların (yatay ve düşey) reel ve imajiner kısımlarını göstermektedir. Problemin çözümünü süreksiz kuadratik sınır eleman formülasyonu kullanılarak hazırlanan bilgisayar programı ile yapabilmek amacıyla problem sınırı 15 adet sınır elemana bölünmüştür. Hazırlanan bilgisayar programında kullanılan örnek veri dosyası aç=0.5 hali için Şekil 6.50'de görülmektedir. ![](_page_0_Figure_2.jpeg) Şekil 6.57. aç=1.0 için düşey kompleyansın reel bileşeni ![](_page_0_Figure_4.jpeg) Şekil 6.58. aç=1.0 için düşey kompleyansın imajiner bileşeni Şekil 6.51-6.58 incelendiğinde, süreksiz kuadratik sınır eleman formülasyonu ile elde edilen sonuçların, Yerli (1998)'den alınan sonlu-sonsuz eleman ortak kullanımından elde edilen, Mengi ve ark. (1994) tarafından geliştirilen sabit eleman formülasyonu kullanılarak elde edilen ve kesin sonuçlarla uyumlu olduğu görülmektedir. Bu bölümde ise harmonik yükleme etkisindeki viskoelastik zemin problemindeki büyüklüklerden farklı olarak histeretik sönüm oranı z=0 alınmıştır. Şekil 6.48'de görülen 1-8 istasyonları için, ao=0.5 ve aç=1.0 boyutsuz frekans değerlerine karşılık gelen yatay kompleyans değerleri Şekil 6.59-6.62'de, düşey kompleyans değerleri ise Şekil 6.63-6.66'da görülmektedir. ![](_page_0_Figure_3.jpeg) | + Nuduralik | A SOHIU-SOHSUZ Eleman | |-------------|-----------------------| | | | Şekil 6.59. aç=0.5 için sönümsüz haldeki yatay kompleyansın reel bileşeni ![](_page_0_Figure_6.jpeg) Şekil 6.60. aç=0.5 için sönümsüz haldeki yatay kompleyansın imajiner bileşeni Şekil 6.59-6.66 incelendiğinde, süreksiz kuadratik sınır eleman formülasyonu ile elde edilen sonuçların, Yerli (1998) tarafından sonlu-sonsuz eleman ortak kullanımı formülasyonu ile elde edilen sonuçlarla ve Mengi ve ark. (1994) tarafından geliştirilen sabit eleman formülasyonu kullanılarak elde edilen sonuçlarla oldukça uyumlu olduğu görülmektedir. ## 6.2.3. Adım Tipi Yükleme Etkisindeki Dikdörtgen Plak Bu örnekte, Şekil 6.67'de görülen, üniform P çekme kuvvetine maruz dikdörtgen plak problemi göz önüne alınmıştır. Problem, zamanla değişimi Şekil 6.68'de görülen adım tipi P çekme kuvvetine maruz bırakılmıştır. Şekil 6.67'de görülen A noktasında P çekme kuvvetinden dolayı meydana gelen düşey deplasmanın zamanla değişimi incelenmektedir. ![](_page_0_Figure_6.jpeg) Şekil 6.67. Adım tipi yükleme etkisindeki dikdörtgen plak ![](_page_0_Figure_2.jpeg) Şekil 6.68. P yükünün zamanla değişimi Hesaplamalarda Poisson oranı v=0, kayma modülü µ=40 kPa, kütlesel yoğunluk p=1.0 kg/m3, ve Po=1 kN/m alınmıştır. Bir düzlem gerilme problemi olarak ele alınan örneğin analizinde, süreksiz kuadratik sınır elemanı formülasyonu için hazırlanan bilgisayar programı kullanılmaktadır. Seçilen 4m]2m'lik dikdörtgen plak Şekil 6.69'da görüldüğü gibi alt ve üst sınırlarda 3'er sağ ve sol kenarlarda ise 6'şar eleman olmak üzere toplam 18 adet süreksiz kuadratik sınır elemanına bölünmektedir. Şekil 6.69'da daire içerisinde verilen rakamlar formülasyonunda kullanılan düğüm noktalarını göstermektedir. ![](_page_0_Figure_7.jpeg) Şekil 6.69. Dikdörtgen plak için süreksiz kuadratik sınır eleman ağı eleman formülasyonu kullanılarak elde edilen sonuçlarla Şekil 6.71'de karşılaştırılmaktadır. Şekil 6.71 incelendiğinde süreksiz kuadratik sınır elemanları ile bulunan sonuçların, kesin ve sabit eleman formülasyonu ile bulunan sonuçlarla uyumlu oldukları görülmektedir. ![](_page_0_Figure_3.jpeg) Zaman (sn) ം Sabit + Kuadratik Kesin Şekil 6.71. A noktasındaki düşey deplasmanın zamanla değişimi ## 6.2.4. Üçgen Yükleme Etkisindeki Dikdörtgen Plak Bu örnekte, Şekil 6.72'de görülen üniform P çekme kuvvetine maruz dikdörtgen plak problemi göz önüne alınmıştır. Problemde incelenen plak zamanla değişimi Şekil 6.73'de görülen üçgen tipi P çekme kuvvetine maruz bırakılmıştır. Şekil 6.72'de görülen A noktasında P çekme kuvvetinden dolayı meydana gelen düşey deplasmanın zamanla değişimi incelenmektedir. Hesaplamalarda Poisson oranı v=0, kayma modülü µ=40 kPa, kütlesel yoğunluk p=1.0 kg/m², ve Po=1 kN/m alınmıştır. ![](_page_0_Figure_2.jpeg) Şekil 6.72. Üçgen yükleme etkisindeki dikdörtgen plak P(t) ↑ ![](_page_0_Figure_5.jpeg) Şekil 6.73. P Yükünün zamanla değişimi Bir düzlem gerilme problemi olarak ele alınan örneğin analizinde süreksiz kuadratik sınır elemanı formülasyonu için hazırlanan bilgisayar programı kullanılmaktadır. Seçilen 4m]2m'lik dikdörtgen plak, Şekil 6.74'de görüldüğü gibi alt ve üst sınırlarda 3'er sağ ve sol kenarlarda ise 6'şar olmak üzere toplam 18 adet süreksiz kuadratik sınır elemanına bölünmektedir. Şekil 6.74'de daire içerisinde verilen rakamlar formülasyonunda kullanılan düğüm noktalarını göstermektedir. Problemin analizinde, süreksizliğin sağlanması için boyutsuz düğüm noktası koordinatları, (ξı= -0.75, ξ2=0., ξ3=0.75 ve α=0.75) olarak seçilmiştir. ![](_page_0_Picture_2.jpeg) Şekil 6.74. Dikdörtgen plak için süreksiz kuadratik sınır eleman ağı A noktasında elde edilen düşey deplasman değerleri, Chien ve Wu (2001)'den alınan kesin sonuçlarla ve Mengi ve ark. (1994) tarafından geliştirilen sabit eleman formülasyonu kullanılarak elde edilen sonuçlarla Şekil 6.75'de karşılaştırılmaktadır. ![](_page_0_Figure_5.jpeg) Şekil 6.75. A noktasındaki düşey deplasmanın zamanla değişimi ## 6.2.5. Üçgen Yatay Yükleme Etkisindeki Dikdörtgen Plak Bu örnekte, Şekil 6.77'de görülen üniform P yatay kuvvetine maruz dikdörtgen plak problemi göz önüne alınmıştır. Problemde incelenen plak, zamanla değişimi Şekil 6.78'de görülen üçgen tipi P yatay kuvvetine maruz bırakılmıştır. Şekil 6.77'de görülen A noktasında P yatay kuvvetinden dolayı meydana gelen yatay deplasmanın zamanla değişimi incelenmektedir. ![](_page_0_Figure_5.jpeg) ![](_page_0_Figure_6.jpeg) Şekil 6.77. Üçgen yükleme etkisindeki dikdörtgen plak ![](_page_0_Figure_8.jpeg) Şekil 6.78. P Yatay yükünün zamanla değişimi Hesaplamalarda Poisson oranı v=0.3, kayma modülü μ=40 kPa, kütlesel yoğunluk p=1.0 kg/m3, ve Po=1 kN/m alınmıştır. Bir düzlem gerilme problemi olarak ele alınan örneğin analizinde, süreksiz kuadratik sınır elemanı formülasyonu için hazırlanan bilgisayar programı kullanılmaktadır. Seçilen 4m]2m'lik dikdörtgen plak, Şekil 6.79'da görüldüğü gibi alt ve üst sınırlarda 3'er sağ ve sol kenarlarda ise 6'şar olmak üzere toplam 18 adet süreksiz kuadratik sınır elemanına bölünmektedir. Şekil 6.79'da daire içerisinde verilen rakamlar formülasyonunda kullanılan düğüm noktalarını göstermektedir. ![](_page_0_Figure_4.jpeg) ![](_page_0_Figure_5.jpeg) Şekil 6.79. Dikdörtgen plak için süreksiz kuadratik sınır eleman ağı Problemin analizinde, süreksizliğin sağlanması için boyutsuz düğüm noktası koordinatları, (ğı= -0.75, ξ2=0., ξ3=0.75 ve α=0.75) olarak seçilmiştir. Problemin çözümünde kullanılan veri dosyası Şekil 6.80'de verilmektedir. ![](_page_0_Figure_2.jpeg) Şekil 6.81. A noktasındaki yatay deplasmanın zamanla değişimi ## 6.2.6. Kare Boşluklu Sonsuz Levha Problemi Bu örnekte, Şekil 6.82'de görülen ve içerisinde 2b 2b boyutunda kare boşluk bulunan sonsuz levha göz önüne alınmıştır. İzotropik elastik malzemeden oluşan levha, orijini kare boşluğun merkezinden geçen xı-x2 koordinat sistemine kıyaslanmaktadır. Kare boşluğun iç yüzeyi zamanla değişimi Şekil 6.83'de görülen üniform P basıncına maruz bırakılmıştır. P basıncının etkisiyle Şekil 6.82'de görülen A noktasında meydana gelen yatay deplasmanın zamanla değişimi incelenmektedir. Problemin analizinde, süreksizliğin sağlanması için boyutsuz düğüm noktası koordinatları, (ξı= -0.75, ξ2=0., ξ3=0.75 ve α=0.75) olarak seçilmiştir. ![](_page_0_Figure_2.jpeg) Şekil 6.86. A noktasındaki yatay deplasmanın zamanla değişimi ## 6.2.7. Üniform Yüklü Sonsuz Şerit Problemi Bu örnekte, Şekil 6.87'de görülen üniform P çekme kuvvetine maruz sonsuz şerit problemi göz önüne alınmıştır. Şekil 6.88'de görülen sonsuz bölge içinden seçilen bölgede bulunan A noktasında P çekme kuvvetinden dolayı meydana gelen düşey deplasmanın zamanla değişimi incelenmektedir. Problem zamanla değişimi Şekil 6.89'da görülen adım tipi P çekme kuvvetine maruz bırakılmıştır. ![](_page_0_Figure_2.jpeg) Şekil 6.89. P Yükünün zamanla değişimi Hesaplamalarda Poisson oranı v=0.25, kayma modülü µ=40 kPa, kütlesel yoğunluk p=1.0 kg/m³, P dalga hızı c =346.41 m/sn, S dalga hızı c =200 m/sn ve Po=1 Pa alınmıştır. Bir düzlem gerilme problemi olarak ele alınan örneğin analizinde süreksiz kuadratik sınır elemanı formülasyonu için hazırlanan bilgisayar programı kullanılmaktadır. Sonsuz bölge içinden seçilen 4m[]2m'lik bölge, Şekil 6.90'da görüldüğü gibi alt ve üst sınırlarda 3'er sağ ve sol kenarlarda ise 6'şar olmak üzere toplam 18 adet süreksiz kuadratik sınır elemanına bölünmektedir. Şekil 6.90'da daire içerisinde verilen rakamlar formülasyonunda kullanılan düğüm noktalarını göstermektedir. ![](_page_0_Figure_7.jpeg) Şekil 6.90. Süreksiz kuadratik sınır eleman ağı X1 süreksiz kuadratik sınır elemanları ile bulunan sonuçların kesin sonuçlarla uyumlu oldukları görülmektedir. ![](_page_0_Figure_3.jpeg) Şekil 6.92. A noktasındaki düşey deplasmanın zamanla değişimi ## 7. SONUÇLAR VE ÖNERİLER Bu çalışmada, iki boyutlu elastodinamik yapı-zemin etkileşim problemlerinin çözümü için sınır eleman formülasyonu yapılmıştır. Fourier dönüşüm uzayında yapılan formülasyonda, yüksek dereceli süreksiz sınır eleman yaklaşımı kullanılmıştır. Formülasyonda, yüksek dereceli süreksiz sınır eleman olarak, kuadratik eleman kullanılmıştır. Yapılan formülasyonda, integral işlemlerinde kullanılan sabit nokta ve integrasyon noktasının aynı sınır elemanı üzerinde bulunmasından kaynaklanan tekillik durumlarının giderilebilmesi için, logaritmik tekillik durumunda değişken dönüşümü uygulayarak logaritmik ve standart Gauss sayısal integrasyon yöntemi kullanılmıştır. 1/r tekilliğini içeren kısım ise bulunan r ifadesinin kullanılmasıyla tekillik problemi kaldırılarak standart Gauss integrasyon yöntemi ile hesaplanmıştır. Formülasyon aşamasında, çözüm bölgesi içinde yer alan noktalarda gerilme ve deplasman hesabının nasıl yapılacağı açıklanmıştır. Sözü edilen noktaların sınırlara çok yakın olması halinde, tekillik durumları oluşacağından bu noktalarda hatalı sonuçlar elde edilecektir. Söz konusu tekillik durumlarının giderilmesi ayrı bir araştırma konusu olarak düşünülebilir. Formülasyonda kullanılan süreksiz kuadratik sınır elemanda ele alınan düğüm nokta sayısı sabit eleman formülasyonundaki düğüm nokta sayısının üç katı olmasından dolayı hesaplanması gereken bilinmeyen sayısı da üç kat artmaktadır. Fakat bu artış bilgisayar teknolojisindeki gelişmelerden dolayı zaman ve hafiza açısından bir problem oluşturmamaktadır. Formülasyonların kullanıldığı, iki boyutlu statik analiz için D2SQ ve dinamik analiz için D2DQ isimli iki adet bilgisayar programı hazırlanmıştır. Programların hazırlanmasında FORTRAN77 dili kullanılmıştır. Programlarda, eleman tarifi ve koordinatlar gibi verilerin hazırlanmasında kolaylık sağlayan çeşitli veri türetme imkanları mevcuttur. Hazırlanmış olan programlar yapı-zemin etkileşim problemlerinin çözümünde kullanılmasının dışında, elastostatik ve elastodinamik problemlerin çözümü için de kullanılabilmektedir. Bu çalışma kapsamında hazırlanan programlarla, dört adet iki boyutlu statik analiz ve yedi adet iki boyutlu dinamik analiz içeren toplam onbir adet problem çözülmüştür. Birinci problemde, P eksenel basınç kuvvetine maruz bir dairesel disk gözönüne alınarak statik analizi yapılmıştır. İkinci problemde, yarı sonsuz zemin üzerine buluna rijit şerit temel gözönüne alınmış ve temele birim düşey deplasman hareketi verilerek temas bölgesinde oluşan düşey gerilmeler, zemin üst yüzeyindeki yatay sınır boyunca meydana gelen düşey deplasmanlar incelenmiştir. Uçüncü problemde, dairesel boşluklu plak incelenerek analizi sonucunda dairesel boşluktan dolayı boşluk çevresinde oluşan gerilme yoğunluğunu belirlemek için boşluk civarındaki düşey eksen boyunca yatay gerilme dağılımı ve yatay eksen boyunca yatay deplasman değerleri incelenmiştir. Statik haldeki dördüncü ve son problemde, içerisinde dairesel boşluk bulunan problemdeki boşluk çevresinde oluşan gerilme yığılmasını belirlemek için boşluk civarındaki düşey eksen boyunca yatay gerilme dağılımı ve yatay eksen boyunca yatay deplasman değerleri incelenmiştir. Dinamik haldeki ilk uygulama olan beşinci problemde ise yarım uzaydan oluşan zemin üzerine bulunan rijit şerit temele ait yatay kompleyans, düşey kompleyans, dönme kompleyansı ve girişimli kompleyans değerleri incelenmiştir. Bunlara ilave olarak temele uygulanan çeşitli frekanslardaki birim yatay deplasman hareketiyle temas bölgesinde oluşan gerilme ve zemin üst yüzeyinde oluşan deplasman dağılımları incelenmiştir. Altıncı problemde, üzerinde harmonik yük bulunan viskoelastik zemin probleminde harmonik yükün etkidiği mesafeden belirli bir uzaklıktaki noktaya kadar oluşan yatay ve düşey kompleyans değerleri 0.5 ve 1.0 boyutsuz frekans değerleri için incelenmiştir. Ayrıca, sönümsüz olarak yine aynı noktalarda oluşan yatay ve düşey kompleyans değerleri 0.5 ve 1.0 frekans değerleri için incelenmiştir. Yedinci problemde, adım tipi çekme kuvvetine maruz kalan dikdörtgen plağın üst kenarının tam orta noktasında oluşan düşey deplasmanın Fourier uzayındaki değerleri bulunmuştur. Fourier uzayında bulunan bu deplasman değerleri FFT algoritması kullanılarak zaman uzayına çevrilip plakta oluşan düşey deplasman değerlerinin zamanla değişimi incelenmiştir. Sekizinci problemde, üçgen tipi çekme kuvvetine maruz kalan dikdörtgen plağın üst kenarının tam orta noktasında oluşan düşey deplasmanın Fourier uzayındaki değerleri bulunmuştur. Fourier uzayında bulunan bu deplasman değerleri FFT algoritması kullanılarak zaman uzayına çevrilip plakta oluşan düşey deplasman değerlerinin zamanla değişimi incelenmiştir. Dokuzuncu problemde, üçgen tipi yatay yüke maruz kalan dikdörtgen plağın üst kenarının tam orta noktasında oluşan yatay deplasmanın Fourier uzayındaki değerleri bulunmuştur. Fourier uzayında bulunan bu deplasman değerleri FFT algoritması kullanılarak zaman uzayına çevrilip plakta oluşan yatay deplasman değerlerinin zamanla değişimi incelenmiştir. Onuncu problemde, elastik sonsuz bir levha içinde iç basınca maruz kare boşluk ele alınarak kare boşluğun sağ kenarının ortasında bulunan bir noktadaki yatay deplasmanın Fourier uzayındaki değerleri bulunmuştur. Fourier uzayında bulunan bu deplasman değerleri FFT algoritması kullanılarak zaman uzayına çevrilip seçilen bölgede oluşan yatay deplasman değerlerinin zamanla değişimi incelenmiştir. Son uygulama olan on birinci problemde, üniform yüklü sonsuz şerit içinden seçilen bölgenin üst kenarının tam orta noktasında adım tipi çekme kuvveti etkisinde oluşan düşey deplasmanın Fourier uzayındaki değerleri bulunmuştur. Fourier uzayında bulunan bu deplasman değerleri FFT algoritması kullanılarak zaman uzayına çevrilip seçilen bölgede oluşan düşey deplasman değerlerinin zamanla değişimi incelenmiştir. Problemlerin çözümünde kullanılan süreksiz kuadratik sınır eleman formülasyonunda; seçilen eleman boyu, boyutsuz düğüm noktası koordinatları ve sayısal integrasyon yönteminde ele alınan Gauss nokta sayısı önem kazanmaktadır. Bu yüzden bütün sayısal uygulamalarda süreksizliğin sağlanması için boyutsuz düğüm noktası koordinatları (ğı= -0.75, ξ2=0.75 ve α=0.75) olarak belirlenmiştır. Gauss nokta sayısı olarak da 4 noktalı ve 10 noktalı Gauss değerleri kullanılmıştır. ## ÖZGEÇMİŞ 1977 yılında Kayseri'de doğdum. İlk ve orta öğrenimimi Kayseri'de tamamladım. 1995 yılında, Erciyes Üniversitesi Mühendislik Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümü'ne başladım ve 1999 yılında mezun olarak Niğde Universitesi Aksaray Mühendislik Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümü'nde Araştırma Göreviisi oldum. 1999-2000 öğretim yılında Niğde Universitesi Fen Bilimleri Enstitüsü'nde yüksek lisans öğrencisi olarak lisansüstü eğitimime başladım ve 2001 yılında enstitünün Inşaat Mühendisliği Anabilim dalından, "Depremde Hasar Gören Yapıların Güçlendirilmesi" isimli yüksek lisans teziyle mezun oldum. 2002 yılında Çukurova Universitesi Fen Bilimleri Enstitüsü'ne doktora öğrencisi olarak kabul edildim. Halen, Çukurova Universitesi Inşaat Mühendisliği Bölümü'nde yüksek öğretim kanunun 35-b maddesi uyarınca Aksaray Üniversitesi adına Araştırma Görevlisi olarak çalışmaktayım. Evli ve bir çocuk babasıyım. ## Ek-A. BİLGİSAYAR PROGRAMLARI Bu bölümde, önceki bölümde anlatılan süreksiz kuadratik sınır eleman formülasyonu ve sayısal yöntemler kullanılarak, FORTRAN77 dili ile genel amaçlı iki adet bilgisayar programı hazırlanmıştır. Bunlardan D2SQ, iki boyutlu elastostatik problemlerin analizinde; D2DQ ise, iki boyutlu elastodinamik problemlerin analizinde kullanılmaktadır. Bu programlar ile ilgili bilgi aşağıda sunulmaktadır. Programlarda eleman tarifi, koordinatlar vb. gibi verilerin hazırlanmasında kolaylık sağlayan veri türetme yöntemleri kullanılmaktadır. Ayrıca dosyadan veri okunması sırasında serbest format kullanılmıştır. ## A.1. Programların Çalışma Düzeni ## A.1.1. Statik Analiz ile Ilgili Program Bu kısımda D2SQ programının çalışma düzeni ile ilgili bilgiler verilerek, Programda kullanılan işlem sırası aşağıda özetlenmektedir. D2SQ programının akış diyagramı Şekil A.l'de görülmektedir. Problemle ilgili verilerin okunması: Bu adımda, analizi yapılacak olan problemde göz önüne alınan cismin sınırları ile ilgili bilgiler okunmaktadır. Ayrıca düğüm noktalarının boyutsuz koordinatları da bu bölümde belirlenmektedir. Problemin çözümü için lineer denklem sisteminin elde edilmesi: Bu adımda, (4.27) denkleminde görülen matrısleri oluşturmaktadır. Bu matrıslerin elde edilmesinde tekil elemanlar için (4.55-4.58) denklemlerinde verilen ifadeler kullanılmakta olup, diğer elemanlar için ise Gauss sayısal integrasyon yöntemi uygulanmaktadır. Ayrıca matrisler arasında gerekli kolon değişiklikleri yapılarak (4.31) denklemi elde edilmektedir. Elde edilen denklem sisteminin çözümü: Bu adımda, (4.31) eşitliği ile verilen denklem sistemi Gauss eliminasyon yöntemi kullanılarak cismin sınırındaki bilinmeyenler için çözülmektedir. İç noktalardaki deplasman ve gerilmelerin bulunması: Önceki adımda elde edilen sınır büyüklükleri kullanılarak koordinatları verilen iç noktalardaki gerilme ve deplasmanlar hesaplanmaktadır. Cismin sınırları üzerine etki eden bileşke kuvvet ve momentin hesabı: Son adım olarak, cismin sınırları üzerindeki gerilme vektörlerinin bileşkesi ve belirli bir noktaya göre toplam moment hesaplanmakta ve elde edilen sonuçlar bir çıktı dosyasına yazdırılmaktadır. D2SQ programında kullanılan alt programlar Şekil A.2'de görülmektedir. Bu alt programların işlevleri aşağıda kısaca açıklanmıştır. - MAIN : Alt programların çağırılış sırasını ve programın genel akışını düzenlemektedir. - İNPUT : Veri dosyasını okumakta ve veri türetme işlemleri için gerekli alt programları çağırmaktadır. - :Herhangi bir veri satırında kaç adet veri bulunduğunu NG hesaplamaktadır. - SYSGH :(4.27) denkleminde görülen sistem matrislerini oluşturmaktadır. Ayrıca sistem matrislerinde kolon değişikliği yaparak (4.29) eşitliğinde verilen A ve B matrislerini oluşturmaktadır. - LOCH - EXTGH :(4.23) denkleminde verilmiş olan integralleri Gauss sayısal integrasyon yöntemiyle hesaplayarak Gmn (m ≠ n) matrisini elde - etmektedir. - LOCG - SOL SOL :Lineer denklem sistemi çözülerek bilinmeyen sınır büyüklükleri elde etmektedir. - INTDS :(4.33) ve (4.39) denklemlerini kullanarak, iç noktalardaki deplasman ve gerilmeleri hesaplamaktadır. - DS :Ek-B'de verilen eşitlikler yardımıyla, D ve S matrıslerini elde etmektedir. Bu eşitliklerde görülen integraller Gauss sayısal integrasyon yöntemi kullanılarak hesaplanmaktadır. - :Sınır üzerindeki düğüm noktalarında gerilme vektörü ve OUT deplasmanları iç noktalarda hesaplanmış olan deplasman ve gerilme değerlerini bir çıktı dosyasına yazmaktadır. Ayrıca sınır elemanları üzerinde bulunan gerilme vektörlerinin bileşkesini ve tüm sınır üzerindeki belirli bir noktaya göre hesaplanan toplam momenti aynı dosyaya yazmaktadır. ## A.1.2. Dinamik Analiz ile Ilgili Program D2DQ programında, statik analiz yapan D2SQ programında bulunan alt programlara ilave olarak, modifiye edilmiş Bessel fonksiyonları olan Kıy, Ko, Kı3, 10 ve 171e ilgili BESK, BESSKO, BESSK1, BESS10 ve BESS11 alt programları bulunmaktadır. Statik analiz programında verilen gerçel sayı değerlerine sahip terimler kompleks sayı halini almıştır. ## A.2. Programlar için Veri Dosyası Hazırlanması Yukarıda genel hatlarıyla çalışma düzeni anlatılan programlarda, analizi yapılan problemle ilgili bilgiler bir veri dosyasından okunmakta ve elde edilen sonuçlar bir çıktı dosyasına yazılmaktadır. Her iki programda dosyanın isimleri, programın çalışması sırasında bilgisayara klavye yardımıyla kullanıcı tarafından girilmektedir. Aşağıda sırasıyla, statik ve dinamik analiz programlarında kullanılan veri dosyasının hazırlanmasıyla ilgili bilgiler detaylı olarak verilerek çıktı dosyasının içeriği de tanıtılacaktır. ## A.2.1. Statik Analiz Programı için Veri Dosyası Hazırlanması D2SQ programında veri dosyası on bölümden oluşmaktadır; - 1) Başlangıç satırı - 2) Düğüm noktası koordinatları satırı - 3) Problemi oluşturan sınırlarla ilgili bilgiler satırı - 4) Malzeme özellikleri satırı - 5) Bileşke kuvvetlerin hesabı için gerekli bilgiler satırı - 6) Eleman tarifleri bölümü - 7) Sınır üzerindeki eleman uç noktaları için koordinatlar bölümü - 8) Düğüm noktası tarifleri bölümü 9) Sınır şartları bölümü 10) İç noktalar için koordinatlar bölümü Bu bölümlerin nasıl hazırlanacağı, aşağıda detaylı olarak anlatılmıştır. ## Başlangıç satırı Veri dosyasının ilk satırı, ## PROBLEMİN ADI formatında bir satırdan oluşmaktadır. Bu satırda kullanıcı tarafından belirlenen ve analizi yapılan problemi tanıtan bir cümle kullanılmalıdır. Bu cümle en fazla 80 karakter uzunluğunda olmalıdır. ## Düğüm noktası koordinatları satırı Veri dosyasının ikinci satırı, D2 ALFA D1 şeklinde üç adet bilgi içeren bir satırdır. Bunlar: - D1 : Eleman üzerinde belirlenen birinci düğüm noktası boyutsuz koordinatını (ğı) göstermektedir (Şekil A.3). - D2 noktası boyutsuz koordinatını (53) göstermektedir. - ALFA : Düğüm noktaları arası mesafenin eleman boyuna oranını göstermektedir. ## Sınır üzerindeki eleman uç noktaları için koordinatlar bölümü Bu bölümde sınır üzerindeki elemanları tarifleyen uç noktaların koordinatları verilmektedir. Eleman uç nokta numarası ve koordinatları, $$\begin{array}{ccccc} \text{I} & \text{XI} & \text{YI} & \begin{bmatrix} \text{XC} & \text{YC} & \text{I} \end{bmatrix} \end{array} \tag{A.2}$$ formatında verilen satırlardan oluşmaktadır. Burada köşeli parantez içinde bulunan bilgiler koordinatlar için dairesel türetme yapılacağı zaman verilmelidir. Eğer dairesel türetme yapılmayacaksa, (A.2) satırında bu bilgiler bulunmamalıdır. Bu satırda, | | : Koordinatları verilecek olan noktanın numarasını, | |--------|------------------------------------------------------------------| | XI. YI | : I noktasının xı ve x2 koordinatını, | | XC. YC | : Koordinatları dairesel türetme ile türetilecek olan noktaların | | | | - oluşturduğu çemberin merkezinin xı ve x2 koordinatını, - IY : Üzerinde dairesel türetme yapılacak olan çemberin dönüş yönünü belirleyen tamsayıyı, temsil etmektedir. Buna göre, üzerinde dairesel türetme yapılacak olan çemberin merkezinden bakıldığında çember üzerinde bulunan noktaların numaralanması o yönünde ise (Şekil A.5) IY değeri '0' olacak, aksi takdirde bu değer için '1' yazılacaktır. Formatı (A.2) ifadesinde görülen veri satırları koordinatları verilecek olan nokta numaralarının (1) artış sırasında yazılmalıdır. Birbirini izleyen iki satırda verilen nokta numaraları arasındaki fark 1'den büyükse, verilen iki nokta arasında kalan noktaların koordinatları program içerisinde dairesel ya da doğrusal türetme ile belirlenmektedir. Dairesel türetmenin yapılabilmesi için köşeli parantez içindeki bilgilerin yazılması gerekmektedir. Eğer bu bilgiler (XC, YC, IC) bulunmuyorsa, doğrusal türetme yapılacak demektır. Doğrusal türetme ya da dairesel türetme ile Düğüm noktası numaralama işlemi, eleman numaralamada olduğu gibi, Şekil A.4.'te görülen, x1 ekseninden x2 eksenine doğru tanımlanan a dönüş yönü ve elemana bakış yönü kullanılarak yapılmalıdır. Formatı (A.3) ifadesinde görülen veri satırları, eleman numarasının (1) artış sırasında yazılmalıdır. Eğer birbirini izleyen iki satırda verilen eleman numaraları arasındaki fark l'den büyükse, verilen iki eleman arasında kalan elemanların üzerindeki düğüm noktası tarifleri program içerisinde veri türetme yoluyla yapılmaktadır. Düğüm noktası numaralandırılmasının türetme ile yapılabilmesi için, türetilecek olan düğüm noktalarının bulunduğu eleman numaralarının birer birer artması ve düğüm noktası numaralarının da aynı şekilde birer birer artması gerekmektedir. Ornek olarak, Şekil A.5'te görülen sınır için düğüm noktası tarifleri, $$\begin{array}{cccc} 1 & 1 & 2 & 3 \\ 20 & 58 & 59 & 60 \\ \end{array}$$ şeklinde verilebilmektedir. Böylece 2-19 no'lu elemanların düğüm noktası numaraları program içerisinde türetme yoluyla yapılmaktadır. ## Sınır şartları bölümü Sınır üzerinde bilinen sınır büyüklükleri aşağıdaki gibi verilmektedir. K2 A2 [XC YC] 一 K1 A1 (A.4) Burada, - I : Üzerinde sınır şartı yazılacak olan düğüm noktası numarasını, - A1, A2 gerilme değerlerini, - K1, (K2) deplasman bileşeni ise K1 (K2) için '0', A1 (A2) gerilme bileşeni ise K1 (K2) için '1' yazılmalıdır) XC, YC merkezinin x1 ve x2 koordinatını göstermektedir. Eğer dairesel türetme yapılmayacaksa, (A.4) satırında köşeli parantez içindeki bilgiler yazılmamalıdır. (A.4) ifadesinde formatı görülen veri satırları düğüm noktası numarasının (1) artış sırasında yazılmalıdır. Birbirini izleyen iki satırın düğüm noktası numaraları arasındaki fark 1'den büyükse, bu durumda, verilen iki düğüm noktası arasında kalan noktalar için sınır şartları, program içerisinde doğrusal ya da dairesel türetme ile belirlenmektedir. Veri satırlarında tanımlanacak olan A1 ve A2 değerleri, sırasıyla, xı ve x2 eksenleri doğrultusundaki gerilme ve/veya deplasman bileşenleri olmalıdır (Şekil A.6a). Eğer dairesel türetme yapılacaksa, A1 ve A2 değerleri sırasıyla, radyal ve teğetsel (α yönünde) doğrultudaki gerilme ve/veya deplasman bileşenleri olarak verilmelidir (Şekil A.6b). Dairesel türetmenin başladığı satırda köşeli parantez içinde görülen bilgiler (XC, YC) yazılmalıdır. Ayrıca dairesel ya da doğrusal türetmenin yapıldığı sınır boyunca K1 ve K2 kod numaralarının değişmemesi gerekmektedir. Ornek olarak Şekil A.5'te görülen S sınırı için sınır şartları, | t1=0 : t2=0 | : 1-6 ve 23-40 no'lu düğüm noktaları üzerinde | |-----------------|------------------------------------------------| | t1 = 0 : u2 =0 | : 7-12 ve 21-22 no'lu düğüm noktaları üzerinde | | tr = 1 = to = 0 | : 13-20 no'lu düğüm noktaları üzerinde | şeklinde verilmiş olsun. Burada, t; ve u; (i = 1, 2), t ve u vektörlerinin kartezyen koordinatlardaki (xi) bileşenlerini; t, ve to ise t vektörünün, sırasıyla, radyal ve teğetsel bileşenlerini göstermektedir. ![](_page_0_Figure_0.jpeg) Şekil A.6b. Gerilme ve deplasman bileşenleri için pozitif yönler (dairesel türetme var) ## Iç noktalar için koordinatlar bölümü Analizi yapılan problemde, iç noktalarda gerilme ve deplasman hesabı isteniyorsa, sözü edilen noktaların koordinatları bu bölümde verilmektedir. Bu bölümde veri satırı ## I XI YI formatında verilmiştir. Buna göre ifadede görülen I gerilme ve deplasman hesabı istenen iç nokta numarasını göstermektedir. XI ve YI ise sırasıyla, iç noktanın xı ve x2 yönündeki koordinatlarını göstermektedir. Yukarıda sınır üzerindeki noktalar için anlatılan türetme imkanları iç noktalar için de aynı şekilde kullanılabilmektedir. Eğer herhangi bir iç noktada gerilme ve deplasman hesabı istenmiyorsa veri dosyasında bu bölüm bulunmayacaktır. ## A.2.2. Dinamik Analiz Programı için Veri Dosyası Hazırlanması Bu kısımda dinamik analiz yapan program için veri dosyası açıklanacaktır. Programda veri dosyası on bölümden oluşmaktadır: - 1) Başlangıç satırı - 2) Düğüm noktası koordinatları satırı - 3) Problemi oluşturan sınırlarla ilgili bilgiler satırı - 4) Malzeme özellikleri satırı - 5) Bileşke kuvvetlerin hesabı için gerekli bilgiler satırı - 6) Eleman tarifleri bölümü - 7) Sınır üzerindeki eleman uç noktaları için koordinatlar bölümü - 8) Düğüm noktası tarifleri bölümü - 9) Sınır şartları bölümü - 10) Iç noktalar için koordinatlar bölümü Bu bölümler içerisinde sadece statik programlardan farklı veriler içeren bölümler aşağıda detaylı olarak anlatılmıştır. Diğer bölümler statik programlarla aynı tip veriler içermektedir. ## Malzeme özellikleri satırı Veri dosyasının bu satırında, malzeme özellikleri ile ilgili bilgiler verilmektedir. Bu bilgiler, GE XNU RO W formatındadır. Burada, | (TE | : Kayma modülünü (µ) | |-----|------------------------| | XNU | : Poisson oranını (v) | | RO | : Kütlesel yoğunluğunu | | | | W : Açısal frekans değerini göstermektedir. ## Sınır şartları bölümü Bu bölümde veriler, statik analizle aynı olacak şekilde (A.4) satırında verilen formatta yazılmaktadır. Eğer istenirse, sınır şartları, kompleks sayılar kullanılarak verilebilmektedir. Bu durumda, (A.4) satırında görülen A1 ve A2 değerleri, ## (a, b) formatında yazılmalıdır. Burada a ve b, A1 ya da A2'nin, sırasıyla, reel ve imajiner kısımlarını göstermektedir. ## A.2.3. Çıktı Dosyası Statik ve dinamik analiz yapan programlar için yapısı aynı olan çıktı dosyası, aşağıdaki bölümlerden oluşmaktadır. ## Verilen bilgiler bölümü Çıktı dosyasının bu bölümünde ilk olarak, analızı yapılan problemle ilgili genel bilgiler (malzeme özellikleri, kullanılan eleman sayısı, dinamik analiz için farklı olarak frekans vb. gibi) listelenmektedir. Daha sonra problemde kullanılan sınır için; eleman tarifleri, sınır üzerindeki noktaların koordinatları, düğüm noktası tarifleri, ve son olarak bilinen sınır şartları yazdırılmaktadır. Türetme ile elde edilen bilgileri de içeren bu bölüm problemle ilgili bilgilerin veri dosyasına hatasız olarak girilip girilmediğini kontrol etmek amacıyla yazdırılmaktadır. ## Cismin sınırı üzerinde elde edilen sonuçlar bölümü Bu bölümde, göz önüne alınan cismi oluşturan sınır için sınır elemanları üzerinde verilen düğüm noktası koordinatları yazdırılmaktadır. Düğüm noktalarında elde edilen gerilme bileşenleri ve deplasman değerleri düğüm nokta numarası artış sırasıyla yazdırılmaktadır. ## İç noktalar için elde edilen sonuçlar bölümü Çıktı dosyasının bu bölümünde iç noktalar için elde edilen gerilme ve deplasman değerleri yazdırılmaktadır. ## Hesaplanan bileşke kuvvetler bölümü Son olarak çıktı dosyasının bu bölümünde, S sınırı üzerinde belirlenen bölgelerde hesaplanan NN1 ve NN2 no'lu elemanlar arası, sınır üzerine etki eden bileşke kuvvetler yazdırılmaktadır. ## Ek-C. Dinamik Halde Rijit Cisim Hareketinin Çıkarılması Eşitlik (4.58)'in statik ve dinamik hallerde geçerli olduğu 4. bölümde belirtilmiştir. Bu eşitlik yarı sonsuz ortamlarda statik hal için yeniden yazılırsa, $$\mathbf{\underline{H}}\_{\text{PP}}^{\text{mm}} = \mathbf{I} - \sum\_{\mathbf{n}=1}^{N} \sum\_{\mathbf{Q}=1}^{3} \mathbf{\underline{H}}\_{\text{PQ}}^{\text{mm}} \tag{\text{m} \neq \text{n} \text{ ve } \mathbf{P} \neq \mathbf{Q} \text{ için}} \tag{\text{C.1}}$$ bağıntısı elde edilir. (C.1) eşitliğinin dinamik hal içinde edilebilmesi için, öncelikle (C.2) eşitliğinin temel çözümleri sağlaması gerekmektedir. $$ \left\|\left.\boldsymbol{\mathcal{O}}\_{\mathrm{j}}\right\|\_{\mathrm{ji}}^{\ast} + \mathsf{p}\mathrm{o}\boldsymbol{\mathcal{O}}^{2}\mathbf{u}\_{\mathrm{i}}^{\ast} + \mathsf{\delta}\_{\mathrm{il}}\Delta(\mathbf{P}, \mathbf{Q}) = 0 \qquad (\mathrm{l} = \mathrm{l} - \mathbf{\mathcal{I}})\tag{\mathrm{C}.2} $$ Burada, $$ \Delta(\mathbf{P}, \mathbf{Q}) = \delta(\mathbf{x}\_1 - \mathbf{p}\_1)\delta(\mathbf{x}\_2 - \mathbf{p}\_2)\delta(\mathbf{x}\_3 - \mathbf{p}\_3) \tag{C.3} $$ şeklindedir. (C.2) ifadesi dinamik etkiler olmadan P noktasını kapsayan bir bölge için integre edilirse, $$\int\_{S} \underline{\mathbf{H}}(\mathbf{P}, \mathbf{Q}) \, \mathrm{d}\mathbf{S} + \mathrm{I} = \mathrm{0} \tag{\text{C.4}}$$ H ifadesi ikinci temel çözüm olmak üzere, $$\underline{\mathbf{H}} = \begin{pmatrix} \mathbf{t}\_{\mathrm{li}}^{\star} \\ \end{pmatrix} \tag{C.5}$$ şeklinde tanımlanır. S sınırı ise P noktasını kapsayan kapalı bir sınırı ifade etmektedir. Eğer cisim xı doğrultusunda taşınırsa, S sınırındaki traction vektörü olan t" taşıma sırasında yok olacaktır. Böylece aşağıdaki ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ DOKTORA TEZİ İbrahim Özgür DENEME ELASTODİNAMİK YAPI-ZEMİN ETKİLEŞİMİ PROBLEMLERİNİN SINIR ELEMAN METODU İLE FORMÜLASYONU İNŞAAT MÜHENDİSLİĞİ ANABİLİM DALI ADANA, 2007 # 3. ELASTODİNAMİK PROBLEMLER İÇİN SINIR ELEMAN FORMÜLASYONU Yardımcı sistemin sonsuz ortam olarak tanımlanmasıyla elastodinamik problemler için verilen $\underline{\mathrm{G}}$ ve $\underline{\mathrm{H}}$ temel çözümleri analitik olarak hesaplanmaktadır. (Mengi ve ark, 1994). Fourier dönüşüm uzayında elde edilen temel çözümler, $\mathbf{G}_{\ell \mathbf{k}}=\frac{1}{2 \pi \mu}\left[\Psi \delta_{\ell \mathbf{k}}-\chi \mathbf{r}_{\ell} \mathbf{r}_{\mathbf{k}}\right]$ $\begin{aligned} \mathbf{H}_{\ell \mathbf{k}} & =\frac{1}{2 \pi}\left\{\left(\frac{\mathrm{d} \Psi}{\mathrm{~d} \mathbf{r}}-\frac{\chi}{\mathbf{r}}\right)\left(\delta_{\ell \mathbf{k}} \frac{\partial \mathbf{r}}{\partial \mathbf{n}}+\mathbf{r}_{\mathbf{k}} \mathbf{n}_{\ell}\right)-\frac{2}{\mathbf{r}} \chi\left(\mathbf{n}_{\mathbf{k}} \mathbf{r}_{\ell}-2 \mathbf{r}_{\ell} \mathbf{r}_{\mathbf{k}} \frac{\partial \mathbf{r}}{\partial \mathbf{n}}\right)\right. \\ & \left.-2 \frac{\mathrm{d} \chi}{\mathrm{~d} \mathbf{r}} \mathbf{r}_{\ell} \mathbf{r}_{\mathbf{k}} \frac{\partial \mathbf{r}}{\partial \mathbf{n}}+\left(\frac{\mathbf{c}_{\mathrm{p}}^{2}}{\mathbf{c}_{\mathrm{s}}^{2}}-2\right)\left(\frac{\mathrm{d} \Psi}{\mathrm{~d} \mathbf{r}}-\frac{\mathrm{d} \chi}{\mathrm{~d} \mathbf{r}}-\frac{\chi}{\mathbf{r}}\right) \mathbf{r}_{\ell} \mathbf{n}_{\mathbf{k}}\right\} \end{aligned}$ şeklinde tanımlanmaktadır. (3.5) ve (3.6) ifadelerinde $\mathbf{G}_{\ell \mathbf{k}}$ ve $\mathbf{H}_{\ell \mathbf{k}}$ şeklinde verilen indisli büyüklükler, sırasıyla, $\underline{\mathrm{G}}$ ve $\underline{\mathrm{H}}$ matrislerinin $\mathrm{x}_{1}-\mathrm{x}_{2}\left(\mathrm{x}_{\mathrm{i}}\right)$ kartezyen koordinat takımındaki bileşenlerini temsil etmektedir. Buna göre, $\mathbf{G}_{\ell \mathbf{k}}$ ve $\mathbf{H}_{\ell \mathbf{k}}$ ifadelerinde birinci indis $(\ell)$, P noktasında uygulanan birim yüklemenin yönünü, ikinci indis (k) ise Q noktasında oluşan deplasman ya da gerilme vektörü bileşeninin yönünü belirtmektedir. (3.5) ve (3.6) ifadelerinde, $\mu$ kayma modülünü, $\mathrm{c}_{\mathrm{s}} \mathrm{S}$ dalga hızının değerini, $\mathrm{c}_{\mathrm{p}}$ P dalga hızının değerini, $\rho$ kütlesel yoğunluğu, $\mathrm{v}$ Poisson oranını, $\mathbf{G}_{\ell \mathbf{k}}$ ve $\mathbf{H}_{\ell \mathbf{k}}$ sırasıyla birinci ve ikinci temel çözümlerini, $\mathrm{r}$ sabit nokta (P) ve integrasyon noktası (Q) arasındaki uzaklığı, $\mathbf{r}_{\mathrm{i}} \overrightarrow{\mathrm{PQ}}$ doğrultusundaki $\mathbf{r}$ birim vektörünün $\mathrm{x}_{\mathrm{i}}$ eksen takımındaki bileşenlerini, $\mathbf{n}_{\mathrm{i}} \mathrm{S}$ sınır yüzeyine ait $\underline{\mathbf{n}}$ birim dış normalinin $\mathrm{x}_{\mathrm{i}}$ eksen takımındaki bileşenlerini, $\frac{\partial \mathbf{r}}{\partial \mathbf{n}} \mathbf{r}^{\prime}$ nin, Q noktasındaki normal eksenin (n)'ye göre türevini ve $\delta_{\mathrm{lk}}$ ise Kronecker Delta'yı göstermektedir (Şekil 3.1). (3.6) ifadesinde görülen $\mathrm{c}_{\mathrm{s}}, \mathrm{c}_{\mathrm{p}}$ ve $\frac{\partial \mathbf{r}}{\partial \mathbf{n}}$ ifadelerinin değerleri (3.7) ifadelerinde verilmektedir. # 4. YÜKSEK DERECELİ SÜREKSİZ SINIR ELEMAN FORMÜLASYONU ## 4.1. Giriş Bu bölümde, sınır eleman denkleminin sayısal olarak çözümü, Bölüm 3'te bahsedilen yüksek dereceli süreksiz sınır eleman formülasyonu kullanılarak yapılmaktadır. Bu amaçla, Şekil 4.1'de görüldüğü gibi, cismin sınırı (S), N adet sınır elemanına bölünmektedir. Şekil 4.1'de, Sₘ elemanı için düğüm noktaları, Pₘᵏ (m=1,...,N ve k=1,...,q) ile gösterilmiştir. Burada, N eleman sayısını, q ise her bir eleman üzerinde göz önüne alınan düğüm noktası sayısını belirtmektedir. [IMAGE] Şekil 4.1, bir cismin sınırının yüksek dereceli sınır elemanlarına bölünmesini gösteriyor. Cismin sınırı, Sₘ ve Sₙ gibi elemanlarla gösterilmiştir. Her elemanın içinde Pₘᵏ düğüm noktaları yer almaktadır. Q(xᵢ) ve Qₙᵏ gibi noktalar, sınır elemanları üzerindeki koordinatları temsil eder. A(aᵢ) noktası, elemanın içindeki bir referans noktası olarak gösterilmiştir. x₁ ve x₂, koordinat sistemini belirtmektedir. [/IMAGE] Şekil 4.1. Cisim sınırının yüksek dereceli sınır elemanlarına bölünmesi Sınır elemanı üzerinde yer alan bir Q noktasının koordinatları, $\mathbf{x}_{i}=\sum_{k=1}^{q} \phi_{k}(\xi) \mathbf{x}_{i}^{k}$ denklemi ile, sınır elemanı üzerindeki sınır büyüklükleri ise, Eleman üzerindeki sınır büyüklüklerinin şekil fonksiyonlarına bağlı olarak değişim gösterdiği kabulüne göre, (4.2) eşitliklerinde verilen sınır büyüklükleri (4.5) denklemiinde yerine yazılırsa, $\mathbf{c}_{\mathrm{m}}^{\mathrm{k}} \underline{\mathbf{u}}\left(\mathbf{P}_{\mathrm{m}}^{\mathrm{k}}\right)=\sum_{\mathrm{n}=1}^{\mathrm{N}} \sum_{\mathrm{s}=1}^{\mathrm{q}}\left[\int_{-1}^{1} \mathrm{~J}(\xi) \underline{\mathrm{G}}\left(\mathrm{P}_{\mathrm{m}}^{\mathrm{k}}, \mathrm{Q}\right) \underline{\phi}_{\mathrm{s}} \mathrm{d} \xi\right] \underline{\mathrm{t}}\left(\mathrm{Q}_{\mathrm{n}}^{\mathrm{s}}\right)-\sum_{\mathrm{n}=1}^{\mathrm{N}} \sum_{\mathrm{s}=1}^{\mathrm{q}}\left[\int_{-1}^{1} \mathrm{~J}(\xi) \underline{\mathrm{H}}\left(\mathrm{P}_{\mathrm{m}}^{\mathrm{k}}, \mathrm{Q}\right) \underline{\phi}_{\mathrm{s}} \mathrm{d} \xi\right] \underline{\mathrm{u}}\left(\mathrm{Q}_{\mathrm{n}}^{\mathrm{s}}\right)$ eşitliği elde edilir. Denklemde görülen $\underline{\mathrm{u}}\left(\mathrm{Q}_{\mathrm{n}}^{\mathrm{s}}\right)$ ve $\underline{\mathrm{t}}\left(\mathrm{Q}_{\mathrm{n}}^{\mathrm{s}}\right)$ sırasıyla, n'inci elemanın s düğüm noktasındaki deplasman ve gerilme vektörü bileşenlerini göstermektedir. Burada, $\mathrm{J}(\xi)=\sqrt{\left[\frac{\mathrm{dx}_{1}(\xi)}{\mathrm{d} \xi}\right]^{2}+\left[\frac{\mathrm{dx}_{2}(\xi)}{\mathrm{d} \xi}\right]^{2}}$ dS=J(ξ) dξ eşitliği kullanılarak, integrasyon parametresi dS, (-1, +1) aralığında değişen dξ'ye dönüştürülmüştür. Ayrıca, (4.6) ifadesinde verilen şekil fonksiyonları matrisi, $\underline{\phi}_{\mathrm{s}}=\left[\begin{array}{cc} \phi_{\mathrm{s}} & 0 \\ 0 & \phi_{\mathrm{s}} \end{array}\right] \quad(\mathrm{s}=1, \ldots . ., \mathrm{q})$ şeklinde tarif edilmektedir. $\underline{\mathrm{G}}_{\mathrm{ks}}^{\mathrm{mn}}=\int_{-1}^{1} \mathrm{~J}(\xi) \underline{\mathrm{G}}\left(\mathrm{P}_{\mathrm{m}}^{\mathrm{k}}, \mathrm{Q}\right) \underline{\phi}_{\mathrm{s}} \mathrm{d} \xi$ $\underline{\mathrm{H}}_{\mathrm{ks}}^{\mathrm{mn}}=\int_{-1}^{1} \mathrm{~J}(\xi) \underline{\mathrm{H}}\left(\mathrm{P}_{\mathrm{m}}^{\mathrm{k}}, \mathrm{Q}\right) \underline{\phi}_{\mathrm{s}} \mathrm{d} \xi$ tanımlamaları kullanılırsa, (4.6) denklemi, $\mathbf{c}_{\mathrm{m}}^{\mathrm{k}} \underline{\mathbf{u}}\left(\mathbf{P}_{\mathrm{m}}^{\mathrm{k}}\right)=\sum_{\mathrm{n}=1}^{\mathrm{N}} \sum_{\mathrm{s}=1}^{\mathrm{q}} \underline{\mathbf{G}}_{\mathrm{ks}}^{\mathrm{mn}} \underline{\mathbf{t}}\left(\mathbf{Q}_{\mathrm{n}}^{\mathrm{s}}\right)-\sum_{\mathrm{n}=1}^{\mathrm{N}} \sum_{\mathrm{s}=1}^{\mathrm{q}} \underline{\mathbf{H}}_{\mathrm{ks}}^{\mathrm{mn}} \underline{\mathbf{u}}\left(\mathbf{Q}_{\mathrm{n}}^{\mathrm{s}}\right)$ şeklinde elde edilmektedir. (4.10) denklemi, $\mathbf{P}_{\mathrm{m}}^{\mathrm{k}}(\mathrm{k}=1, \ldots, \mathrm{q})$ sabit noktaları için yazılarak birleştirilirse, $\underline{\mathbf{c}}_{\mathrm{m}}^{\mathrm{m}} \underline{\mathbf{u}}^{\mathrm{m}}=\sum_{\mathrm{n}=1}^{\mathrm{N}} \underline{\mathbf{G}}^{\mathrm{mn}} \underline{\mathbf{t}}^{\mathrm{n}}-\sum_{\mathrm{n}=1}^{\mathrm{N}} \underline{\mathbf{H}}^{\mathrm{mn}} \underline{\mathbf{u}}^{\mathrm{n}} \quad(\mathrm{m}=1,2, \ldots \ldots, \mathrm{N})$ şeklinde elde edilmektedir. (4.11) denklemiinde verilen matris ve vektörler, $\underline{\mathbf{G}}^{\mathrm{mn}}=\left[\begin{array}{ccc} \underline{\mathbf{G}}_{11}^{\mathrm{mn}} & \cdots & \underline{\mathbf{G}}_{1 \mathrm{q}}^{\mathrm{mn}} \\ \vdots & & \vdots \\ \underline{\mathbf{G}}_{\mathrm{q} 1}^{\mathrm{mn}} & \cdots & \underline{\mathbf{G}}_{\mathrm{qq}}^{\mathrm{mn}} \end{array}\right] ; \quad \underline{\mathbf{H}}^{\mathrm{mn}}=\left[\begin{array}{ccc} \underline{\mathbf{H}}_{11}^{\mathrm{mn}} & \cdots & \underline{\mathbf{H}}_{1 \mathrm{q}}^{\mathrm{mn}} \\ \vdots & & \vdots \\ \underline{\mathbf{H}}_{\mathrm{q} 1}^{\mathrm{mn}} & \cdots & \underline{\mathbf{H}}_{\mathrm{qq}}^{\mathrm{mn}} \end{array}\right]$ $\underline{\mathbf{u}}^{\mathrm{n}}=\left[\begin{array}{c} \underline{\mathbf{u}}\left(\mathbf{Q}_{\mathrm{n}}^{1}\right) \\ \vdots \\ \vdots \\ \underline{\mathbf{u}}\left(\mathbf{Q}_{\mathrm{n}}^{\mathrm{q}}\right) \end{array}\right] ; \quad \underline{\mathbf{t}}^{\mathrm{n}}=\left[\begin{array}{c} \underline{\mathbf{t}}\left(\mathbf{Q}_{\mathrm{n}}^{1}\right) \\ \vdots \\ \vdots \\ \underline{\mathbf{t}}\left(\mathbf{Q}_{\mathrm{n}}^{\mathrm{q}}\right) \end{array}\right] ; \quad \underline{\mathbf{c}}^{\mathrm{m}}=\left[\begin{array}{ccc} \underline{\mathbf{c}}_{\mathrm{m}}^{1} \underline{\mathbf{I}} & & 0 \\ & \ddots & \\ 0 & & \ddots \\ & & \underline{\mathbf{c}}_{\mathrm{m}}^{\mathrm{q}} \underline{\mathbf{I}} \end{array}\right]$ şeklindedir. Burada, $\underline{\mathbf{I}}$ matrisi, birim matrisi ifade etmektedir. (4.11) denklemiinde verilen $\underline{\mathbf{G}}^{\mathrm{mn}}$ ve $\underline{\mathbf{H}}^{\mathrm{mn}}$ matrisleri, (4.9) eşitliklerinde verilen integrallerin, Gauss sayısal integrasyon yöntemi kullanılarak hesaplanmasıyla ve elde edilen değerlerin, (4.12) ifadelerinde verilen matrislere yerleştirilmesiyle elde edilmektedir. (4.11) denklemi, $\mathrm{N}$ adet sınır elemanı için yazılırsa, elde edilen denklemler bir araya toplanarak, matris formunda, $\widetilde{\mathbf{H}} \widetilde{\mathbf{u}}=\widetilde{\mathbf{G}} \widetilde{\mathbf{t}}$ eşitliği bulunur. Burada, şeklinde yazılabilir. (4.17) denklemi çözülerek, cismin sınırı üzerindeki bilinmeyen sınır büyüklükleri hesaplanmaktadır. ## 4.2. Süreksiz Kuadratik Sınır Eleman Formülasyonu Sınır eleman formülasyonunda, seçilen düğüm noktalarının konumuna göre sınır elemanları sürekli ya da süreksiz sınır eleman olarak adlandırılmaktadır. Düğüm noktalarının, elemanın üç noktalarında seçilmesi halinde sürekli sınır elemanı söz konusu olmaktadır (Şekil 4.2). Üç noktalarında seçilen düğüm noktaları, komşu elemanlar için ortak düğüm noktaları olduğundan, bu noktalarda, sınır büyüklükleri için süreklilik şartlarınının sağlanması gerekmektedir. Düğüm noktalarının elemanın iç bölgesinde seçilmesi halinde ise elemana süreksiz sınır elemanı denilmekte ve elemanlar arası süreklilik koşullarına ihtiyaç kalmamaktadır (Şekil 4.3). [IMAGE] Şekil 4.2'de, iki boyutlu sürekli kuadratik elemanın gösterildiği bir çizim yer almaktadır. Elemanın üç köşesi, 1, 2 ve 3 numaralı düğümlerle işaretlenmiştir. Elemanın alt tarafı, bu üç düğümü birleştiren bir eğri ile gösterilmiştir. Elemanın sağ tarafında, düğümlerin yer aldığı bir koordinat sistemi yer almaktadır. Bu koordinat sisteminde, düğümler 1, 2 ve 3 numaralı düğümlerle işaretlenmiştir. Elemanın alt tarafı, bu üç düğümü birleştiren bir eğri ile gösterilmiştir. Elemanın sağ tarafında, düğümlerin yer aldığı bir koordinat sistemi yer almaktadır. [/IMAGE] Şekil 4.2. İki boyutlu sürekli kuadratik eleman [IMAGE] Şekil 4.3'de, iki boyutlu süreksiz kuadratik elemanın gösterildiği bir çizim yer almaktadır. Elemanın üç köşesi, 1, 2 ve 3 numaralı düğümlerle işaretlenmiştir. Elemanın alt tarafı, bu üç düğümü birleştiren bir eğri ile gösterilmiştir. Elemanın sağ tarafında, düğümlerin yer aldığı bir koordinat sistemi yer almaktadır. Bu koordinat sisteminde, düğümler 1, 2 ve 3 numaralı düğümlerle işaretlenmiştir. Elemanın alt tarafı, bu üç düğümü birleştiren bir eğri ile gösterilmiştir. Elemanın sağ tarafında, düğümlerin yer aldığı bir koordinat sistemi yer almaktadır. [/IMAGE] Şekil 4.3. İki boyutlu süreksiz kuadratik eleman Sınır eleman formülasyonunda, eleman üzerinde yer alan bir Q noktasının koordinatları, $\mathbf{x}_{i}=\sum_{k=1}^{3} \phi_{k}(\xi) \mathbf{x}_{i}^{k}$ $\mathbf{c}_{\mathrm{m}}^{\mathrm{k}} \underline{\mathbf{u}}\left(\mathbf{P}_{\mathrm{m}}^{\mathrm{k}}\right)=\sum_{\mathrm{n}=1}^{\mathrm{N}} \sum_{\mathrm{s}=1}^{3}\left[\int_{-1}^{1} \mathrm{~J}(\xi) \underline{\mathrm{G}}\left(\mathrm{P}_{\mathrm{m}}^{\mathrm{k}}, \mathrm{Q}\right) \underline{\phi}_{\mathrm{s}} \mathrm{d} \xi\right] \mathbf{t}\left(\mathrm{Q}_{\mathrm{n}}^{\mathrm{s}}\right)-\sum_{\mathrm{n}=1}^{\mathrm{N}} \sum_{\mathrm{s}=1}^{3}\left[\int_{-1}^{1} \mathrm{~J}(\xi) \underline{\mathrm{H}}\left(\mathrm{P}_{\mathrm{m}}^{\mathrm{k}}, \mathrm{Q}\right) \underline{\phi}_{\mathrm{s}} \mathrm{d} \xi\right] \underline{\mathbf{u}}\left(\mathrm{Q}_{\mathrm{n}}^{\mathrm{s}}\right)$ denklemi elde edilir. Burada şekil fonksiyonları matrisi, $\underline{\phi}_{\mathrm{s}}=\left[\begin{array}{cc} \phi_{\mathrm{s}} & 0 \\ 0 & \phi_{\mathrm{s}} \end{array}\right] \quad(\mathrm{s}=1,2,3)$ şeklinde tarif edilmektedir. (4.21) eşitliğinde verilen $\mathrm{J}(\xi)$, Jacobian matrisinin determinantını göstermektedir. $\mathrm{P}$ integrasyon noktasının koordinatları (4.19) eşitliği kullanılarak $\xi$'ye bağlı olarak ifade edilmektedir. $\begin{aligned} & \underline{\mathrm{G}}_{\mathrm{ks}}^{\mathrm{mn}}=\int_{-1}^{1} \mathrm{~J}(\xi) \underline{\mathrm{G}}\left(\mathrm{P}_{\mathrm{m}}^{\mathrm{k}}, \mathrm{Q}\right) \underline{\phi}_{\mathrm{s}} \mathrm{d} \xi \\ & \underline{\mathrm{H}}_{\mathrm{ks}}^{\mathrm{mn}}=\int_{-1}^{1} \mathrm{~J}(\xi) \underline{\mathrm{H}}\left(\mathrm{P}_{\mathrm{m}}^{\mathrm{k}}, \mathrm{Q}\right) \underline{\phi}_{\mathrm{s}} \mathrm{d} \xi \end{aligned}$ tanımlamaları kullanılırsa, (4.21) denklemi, $\mathbf{c}_{\mathrm{m}}^{\mathrm{k}} \underline{\mathbf{u}}\left(\mathbf{P}_{\mathrm{m}}^{\mathrm{k}}\right)=\sum_{\mathrm{n}=1}^{\mathrm{N}} \sum_{\mathrm{s}=1}^{3} \underline{\mathrm{G}}_{\mathrm{ks}}^{\mathrm{mn}} \mathbf{t}\left(\mathrm{Q}_{\mathrm{n}}^{\mathrm{s}}\right)-\sum_{\mathrm{n}=1}^{\mathrm{N}} \sum_{\mathrm{s}=1}^{3} \underline{\mathrm{H}}_{\mathrm{ks}}^{\mathrm{mn}} \underline{\mathbf{u}}\left(\mathrm{Q}_{\mathrm{n}}^{\mathrm{s}}\right)$ şeklinde elde edilmektedir. (4.24) denklemi, $\mathrm{P}_{\mathrm{m}}^{\mathrm{k}}(\mathrm{k}=1,2,3)$ sabit noktaları için yazılarak birleştirilirse, $\underline{\mathbf{c}}^{\mathrm{m}} \underline{\mathbf{u}}^{\mathrm{m}}=\sum_{\mathrm{n}=1}^{\mathrm{N}} \underline{\mathrm{G}}^{\mathrm{mn}} \underline{\mathbf{t}}^{\mathrm{n}}-\sum_{\mathrm{n}=1}^{\mathrm{N}} \underline{\mathrm{H}}^{\mathrm{mn}} \underline{\mathbf{u}}^{\mathrm{n}}$ ifadesi elde edilmektedir. (4.25) denklemi nde geçen matris ve vektörler, $\underline{\mathrm{G}}^{\mathrm{mn}}=\left[\begin{array}{lll}\underline{\mathrm{G}}_{11}^{\mathrm{mn}} & \underline{\mathrm{G}}_{12}^{\mathrm{mn}} & \underline{\mathrm{G}}_{13}^{\mathrm{mn}} \\ \underline{\mathrm{G}}_{21}^{\mathrm{mn}} & \underline{\mathrm{G}}_{22}^{\mathrm{mn}} & \underline{\mathrm{G}}_{23}^{\mathrm{mn}} \\ \underline{\mathrm{G}}_{31}^{\mathrm{mn}} & \underline{\mathrm{G}}_{32}^{\mathrm{mn}} & \underline{\mathrm{G}}_{33}^{\mathrm{mn}}\end{array}\right] \quad ; \quad \underline{\mathrm{H}}^{\mathrm{mn}}=\left[\begin{array}{lll}\underline{\mathrm{H}}_{11}^{\mathrm{mn}} & \underline{\mathrm{H}}_{12}^{\mathrm{mn}} & \underline{\mathrm{H}}_{13}^{\mathrm{mn}} \\ \underline{\mathrm{H}}_{21}^{\mathrm{mn}} & \underline{\mathrm{H}}_{22}^{\mathrm{mn}} & \underline{\mathrm{H}}_{23}^{\mathrm{mn}} \\ \underline{\mathrm{H}}_{31}^{\mathrm{mn}} & \underline{\mathrm{H}}_{32}^{\mathrm{mn}} & \underline{\mathrm{H}}_{33}^{\mathrm{mn}}\end{array}\right]$ $\underline{\mathrm{u}}^{\mathrm{n}}=\left[\begin{array}{l}\underline{\mathrm{u}}\left(\mathrm{Q}_{\mathrm{n}}^{1}\right) \\ \underline{\mathrm{u}}\left(\mathrm{Q}_{\mathrm{n}}^{2}\right) \\ \underline{\mathrm{u}}\left(\mathrm{Q}_{\mathrm{n}}^{3}\right)\end{array}\right] \quad ; \quad \underline{\mathrm{t}}^{\mathrm{n}}=\left[\begin{array}{l}\underline{\mathrm{t}}\left(\mathrm{Q}_{\mathrm{n}}^{1}\right) \\ \underline{\mathrm{t}}\left(\mathrm{Q}_{\mathrm{n}}^{2}\right) \\ \underline{\mathrm{t}}\left(\mathrm{Q}_{\mathrm{n}}^{3}\right)\end{array}\right] \quad ; \quad \underline{\mathrm{c}}^{\mathrm{m}}=\left[\begin{array}{ccc}\frac{1}{2} \underline{\mathrm{I}} & \underline{0} & \underline{0} \\ \underline{0} & \frac{1}{2} \underline{\mathrm{I}} & \underline{0} \\ \underline{0} & \underline{0} & \frac{1}{2} \underline{\mathrm{I}}\end{array}\right]$ şeklindedir. (4.26) denklemlerinde görülen $\underline{\mathrm{G}}^{\mathrm{mn}}$ ve $\underline{\mathrm{H}}^{\mathrm{mn}}$ matrisleri (6×6) boyutunda olup, (4.23) eşitliklerinde verilen integrallerin Gauss sayısal integrasyon yöntemi ile çözülüp, (4.26) ifadesindeki matrislere yerleştirilmesiyle elde edilmektedir. (4.25) denklemi N adet sınır elemanı için yazılrsa, elde edilen denklemler bir araya toplanarak, matris formunda, $\widetilde{\mathrm{H}} \widetilde{\mathrm{u}}=\widetilde{\mathrm{G}} \widetilde{\mathrm{t}}$ eşitliği bulunur. Burada, $\widetilde{\mathrm{G}}=\left(\underline{\mathrm{G}}^{\mathrm{mn}}\right) \quad ; \quad \widetilde{\mathrm{H}}=\left(\underline{\mathrm{H}}^{\mathrm{mn}}+\frac{1}{2} \underline{\mathrm{I}} \delta_{\mathrm{mn}}\right)$ $\widetilde{\mathrm{u}}=\left(\underline{\mathrm{u}}^{\mathrm{n}}\right) \quad ; \quad \widetilde{\mathrm{t}}=\left(\underline{\mathrm{t}}^{\mathrm{n}}\right) \quad \quad(\mathrm{m}, \mathrm{n}=1,2, \ldots \ldots, \mathrm{N})$ olarak verilmiştir. (4.27) sistem denklemi 6N adet denklem içermektedir. Cisim sınırının N adet süreksiz kuadratik sınır elemanına bölünmesinden dolayı, toplam 12N adet sınır büyüklüğü (u, t) olduğu için, 6N adet sınır büyüklüğünün sınır şartı olarak verilmesi # 4. YÜKSEK DERECELİ SÜREKSİZ SINIR ELEMAN FORMÜLASYONU ## 4.2.1.1. Deplasmanların Belirlenmesi $\underline{\mathrm{c}}$ matrisi için verilen (3.2) eşitliği kullanılırsa ($\underline{\mathrm{c}}=\underline{\mathrm{I}}$), cisim içerisinde bulunan herhangi bir A noktasındaki deplasmanlar, (3.12) denklemi yardımıyla aşağıdaki gibi bulunabilmektedir. $\mathbf{u}_{\ell}(\mathbf{A})=\int_{\mathrm{S}} \mathbf{G}_{\ell \mathbf{k}}(\mathbf{A}, \mathbf{Q}) \mathbf{t}_{\mathbf{k}}(\mathbf{Q}) \mathrm{dS}-\int_{\mathrm{S}} \mathbf{H}_{\ell \mathbf{k}}(\mathbf{A}, \mathbf{Q}) \mathbf{u}_{\mathbf{k}}(\mathbf{Q}) \mathrm{dS}$ Bu eşitliğin sayısal olarak çözümü için, cismin sınırı (S) N adet sınır elemanına bölünerek süreksiz kuadratik sınır eleman formülasyonu kullanılırsa, matris formunda, $\underline{\mathbf{u}}(\mathbf{A})=\sum_{\mathrm{n}=1}^{\mathrm{N}} \sum_{\mathrm{s}=1}^{3}\left[\int_{-1}^{1} \mathbf{J}(\xi) \underline{\mathbf{G}}(\mathbf{A}, \mathbf{Q}) \underline{\phi}_{\mathrm{s}} \mathrm{d} \xi\right] \underline{\mathbf{t}}\left(\mathbf{Q}_{\mathrm{n}}^{\mathrm{s}}\right)-\sum_{\mathrm{n}=1}^{\mathrm{N}} \sum_{\mathrm{s}=1}^{3}\left[\int_{-1}^{1} \mathbf{J}(\xi) \underline{\mathbf{H}}(\mathbf{A}, \mathbf{Q}) \underline{\phi}_{\mathrm{s}} \mathrm{d} \xi\right] \underline{\mathbf{u}}\left(\mathbf{Q}_{\mathrm{n}}^{\mathrm{s}}\right)$ denklemi elde edilir. Burada, $\underline{\mathbf{t}}\left(\mathbf{Q}_{\mathrm{n}}^{\mathrm{s}}\right)$ ve $\underline{\mathbf{u}}\left(\mathbf{Q}_{\mathrm{n}}^{\mathrm{s}}\right)$ sırasıyla, n'inci elemanın s düğüm noktasındaki deplasman ve gerilme vektörlerini göstermektedir. (4.33) denklemiinde görülen integraller, Gauss sayısal integrasyon yöntemi ile hesaplanmaktadır. Böylece, A noktasının deplasmanları, cisim sınırı üzerindeki sınır büyüklüklerine bağlı olarak elde edilmektedir. ## 4.2.1.2. Gerilmelerin Belirlenmesi Gerilmelerin hesaplanabilmesi için (3.5) denkleminin yanı sıra A noktasında bünye denkleminin yazılması gerekmektedir. A noktasında bünye denklemi, $\tau_{\mathrm{ij}}(\mathbf{A})=\mathbf{c}_{\mathrm{ij} \mathrm{s} \ell} \frac{\partial \mathbf{u}_{\ell}}{\partial \mathbf{a}_{\mathrm{s}}}(\mathbf{A})$ çözümler için verilen eşitlikler göz önüne alınırsa, (4.40) denklemlerinde görülen integrantlarda tekillik durumu ortaya çıkmaktadır. [IMAGE] Şekil 4.4, iki boyutlu bir geometrik yapıyı göstermektedir. Bu yapıda, R harfiyle gösterilen bir yarı çember, P noktasından Q noktasına doğru uzanan bir eğri ve bu eğri üzerindeki değişken noktalar yer almaktadır. Ayrıca, r harfiyle gösterilen bir mesafe, P noktasından Q noktasına uzanan bir vektör olarak gösterilmiştir. n harfiyle gösterilen birim dış normal vektörü, eğrinin dışına doğru gösterilmiştir. t harfiyle gösterilen birim teğet vektörü, eğrinin teğet doğrultusunda gösterilmiştir. X ve Y eksenleri, bu geometrik yapıyı tanımlamak için kullanılan koordinat sistemini göstermektedir. Sabit nokta ve değişken nokta kavramları da bu şekle dahil edilmiştir. [/IMAGE] Şekil 4.4. İki boyutlu tekil eleman Burada R eleman yarı boyunu, r kaynak nokta ile değişken nokta arası mesafeyi, n birim dış normali, t birim teğet vektörü temsil etmektedir. ## 4.2.2.1. Statik Hal Tekillik hali, P kaynak noktası ile Q hareketli noktanın aynı elemanda (m=n) olması durumunda ortaya çıktığı için, eleman formundaki düğüm noktaları yerel koordinatların (ξ) fonksiyonu olarak (4.41) eşitliklerinde verilmektedir (Şekil 4.5). $x = L_{x} (1 - \xi^{2}) \tag{4.41a}$ $y = \frac{L_{y}}{2} (1 + \xi) \tag{4.41b}$ Yerel birim teğet "t" ve birim normal "n" ifadeleri aşağıdaki şekilde elde edilir. $\begin{aligned} \mathbf{t}(\xi) &=\frac{\mathrm{dx}(\xi)}{\mathrm{ds}}=\frac{\mathrm{dx}}{\mathrm{d} \xi} \frac{1}{\mathrm{~J}(\xi)} \\ \mathbf{n} &=\mathbf{t} \times \mathbf{k} \end{aligned}$ Burada $J(\xi)$ Jacobian olup, $\left(\mathrm{dx}^{2}+\mathrm{dy}^{2}\right)^{1 / 2}$ ifadesi ile tanımlanmaktadır. Ayrıca, Jacobian $J(\xi)$ ve birim normal "n" eşitlik (4.43) ve (4.44) yardımıyla da hesaplanabilmektedir. $\begin{aligned} & \mathrm{J}(\xi)=\left(4 \xi^{2} \mathrm{~L}_{\mathrm{x}}{ }^{2}+\mathrm{L}_{\mathrm{y}}{ }^{2} / 4\right)^{1 / 2} \\ & \mathbf{n}(\xi)=\left(\mathrm{L}_{\mathrm{y}} / 2 \mathbf{i}+2 \xi \mathrm{L}_{\mathrm{x}} \mathbf{j}\right) / \mathrm{J}(\xi) \end{aligned}$ [IMAGE] Bir koordinat sistemi gösteriliyor. X ve Y eksenleri, ve bu eksenlerin negatif yönleri olan -X ve -Y eksenleri işaretlenmiştir. Bir üçgen eleman, köşeleri 1, 2 ve 3 ile gösterilmiştir. Elemanın kenarları $L_x$ ve $L_y$ uzunluklarıyla tanımlanmıştır. Elemanın içinden geçen bir eğri, $r_p$ ile gösterilmiştir. Eğri, elemanın köşelerinden geçen $r_a$ ve $r_b$ vektörleriyle ilişkilendirilmiştir. Elemanın kenarları, $\alpha$ ve $(1-\alpha)$ parametreleriyle bölünmüştür. $\xi$ parametresi, -1 ile 1 arasında değişen bir değerdir. Elemanın içinden geçen eğri, bu parametrelerle tanımlanmaktadır. [/IMAGE] Şekil 4.5. Tekil eleman durumu için $r^{p}$ ifadesinin çıkarılması (4.27) denklemiinde bulunan $\widetilde{\mathbf{G}}$ ve $\widetilde{\mathbf{H}}$ sistem matrislerinin köşegen elemanlarını oluşturan $\mathbf{G}_{\mathrm{ks}}^{\mathrm{mm}}$ ve $\mathbf{H}_{\mathrm{ks}}^{\mathrm{mm}}$ matrisleri, $\begin{aligned} \mathbf{G}^{\mathrm{PQ}} & =\int \mathbf{G}_{\ell \mathbf{k}}\left(\mathbf{r}^{\mathrm{p}}(\xi)\right) \phi_{\mathrm{Q}}(\xi) \mathbf{J}(\xi) \mathrm{d} \xi \\ \mathbf{H}^{\mathrm{PQ}} & =\int \mathbf{H}_{\ell \mathbf{k}}\left(\mathbf{r}^{\mathrm{p}}(\xi)\right) \phi_{\mathrm{Q}}(\xi) \mathbf{J}(\xi) \mathrm{d} \xi \end{aligned}$ ifadelerinden bulunacak olan alt matrislerin birleştirilmesiyle oluşturulmaktadır. Burada iki boyutlu hal için $\ell=1,2$ ve $\mathrm{k}=1,2$ değerlerini alacaktır. $\mathbf{G}_{\ell \mathbf{k}}$ ve $\mathbf{H}_{\ell \mathbf{k}}$ ise birinci ve ikinci temel çözümleri, $\mathrm{P}$ ve $\mathrm{Q}$ ise sırasıyla sabit ve hareketli düğüm noktası numaralarını temsil etmektedir. Şekil fonksiyonu numarası olan $\mathrm{Q}$ hareketli nokta numarası ile aynı olacaktır. (4.45) ve (4.46) ifadelerinde yer alan $\mathbf{G}_{\ell \mathbf{k}}$ ve $\mathbf{H}_{\ell \mathbf{k}}$ ise birinci ve ikinci temel çözümleri eşitlik (4.47) ve (4.48)'de verilmektedir. $\begin{aligned} \mathbf{G}_{\ell \mathbf{k}} & =\frac{1}{8 \pi \mu(1-\nu)}\left[(3-4 \nu) \ln \left(\frac{1}{\mathbf{r}^{\mathrm{p}}}\right) \delta_{\ell \mathbf{k}}+\frac{\mathbf{r}_{\ell}}{\mathbf{r}^{\mathrm{p}}} \frac{\mathbf{r}_{\mathbf{k}}}{\mathbf{r}^{\mathrm{p}}}\right] \\ \mathbf{H}_{\ell \mathbf{k}} & =-\frac{1}{4 \pi(1-\nu) \mathbf{r}^{\mathrm{p}}}\left[\frac{\partial \mathbf{r}}{\partial \mathbf{n}}\left\{(1-2 \nu) \delta_{\ell \mathbf{k}}+2 \frac{\mathbf{r}_{\ell}}{\mathbf{r}^{\mathrm{p}}} \frac{\mathbf{r}_{\mathbf{k}}}{\mathbf{r}^{\mathrm{p}}}\right\}+(1-2 \nu)\left(\frac{\mathbf{r}_{\mathbf{k}}}{\mathbf{r}^{\mathrm{p}}} \mathbf{n}_{\ell}-\frac{\mathbf{r}_{\ell}}{\mathbf{r}^{\mathrm{p}}} \mathbf{n}_{\mathbf{k}}\right)\right] \end{aligned}$ Burada, $\delta_{\ell \mathbf{k}}$ Kronecker deltayı, $\nu$ Posisson oranını, $\mu$ kayma modülünü, $\mathbf{n}_{\mathbf{k}}$ ve $\mathbf{n}_{\ell}$ ise birim normalleri temsil etmektedir. Tekillik durumunda $\mathbf{r}^{\mathrm{p}}$ ifadesi sıfıra yaklaşacağından, $\mathbf{G}$ ve $\mathbf{H}$ ifadelerinin hesaplanabilmesi için özel teknikler gerekmektedir. İlk olarak, (4.47) denklemiindeki integralli ifade, $\operatorname{Ln}(1 / \mathrm{r})$ ve $(1 / \mathrm{r})$ tekilliklerini içeren iki ayrı integrale bölünmektedir. Eşitlik (4.41) ifadeleri kullanılarak, $\begin{aligned} & \mathbf{r}_{\mathrm{b}}=\mathrm{L}_{\mathrm{x}}\left(1-\xi^{2}\right) \mathbf{i}+\mathrm{L}_{\mathrm{y}} / 2(1+\xi) \mathbf{j} \\ & \mathbf{r}_{\mathrm{a}}=\mathrm{L}_{\mathrm{x}}\left(1-\alpha^{2}\right) \mathbf{i}+\mathrm{L}_{\mathrm{y}} / 2(1-\alpha) \mathbf{j} \end{aligned}$ $\mathbf{R}_{\mathrm{i}}=\sum_{\mathrm{m}=1}^{\mathrm{N}} \mathbf{F}_{\mathrm{i}}^{\mathrm{m}}$ şeklinde elde edilmektedir. Burada, N toplam eleman sayısını göstermektedir. ### 4.2.3.2. Momentin Belirlenmesi Şekil 4.6'da görülen A noktası bir başlangıç noktası olmak üzere, eleman üzerinde herhangi bir noktanın r yer vektörü, $\underline{\mathbf{r}}=\left\{\begin{array}{l} \mathbf{x}_{1} \\ \mathbf{x}_{2} \end{array}\right\}$ olarak tanımlanmaktadır. [IMAGE Şekil 4.6, bir sürekli kuadratik sınır elemanının üzerindeki bir noktanın yer vektörünü gösteriyor. A noktası başlangıç noktası olarak işaretlenmiş ve x1 ve x2 koordinat eksenleriyle ilişkilendirilmiştir. r vektörü, A noktasından elemanın üzerindeki bir noktaya uzanan bir vektör olarak gösterilmiştir. Ayrıca, t1 ve t2 vektörleri elemanın yüzeyindeki teğet vektörleri olarak gösterilmiştir. Sm, elemanın yüzeyini temsil eden bir alan parçasını göstermektedir. x1 ve x2 koordinatları, elemanın üzerindeki noktanın konumunu belirlemek için kullanılmaktadır. Bu şekilde, elemanın üzerindeki herhangi bir noktanın yer vektörü r, A noktasına göre tanımlanmaktadır.][/IMAGE] Şekil 4.6. Süreksiz kuadratik sınır eleman üzerindeki bir noktanın yer vektörü A noktasına göre eleman üzerindeki toplam moment, $\mathbf{M}^{\mathrm{m}}=\int_{\mathrm{S}_{\mathrm{m}}}\left(\mathbf{t}_{2} \mathbf{x}_{1}-\mathbf{t}_{1} \mathbf{x}_{2}\right) \mathrm{dS}$ denklemi kullanılarak hesaplanmaktadır. Burada, dS=J(ξ)dξ integrasyon parametresi dönüşümü yapılırsa, (4.18) ve (4.19) ifadeleri kullanılarak, eleman üzerindeki toplam moment, # 4. YÜKSEK DERECELİ SÜREKSİZ SINIR ELEMAN FORMÜLASYONU İbrahim Özgür DENEME $\mathbf{M}^{\mathrm{m}}=\int_{-1}^{1}\left[\begin{array}{l} \left(\phi_{1} \mathbf{t}_{2}^{1}+\phi_{2} \mathbf{t}_{2}^{2}+\phi_{3} \mathbf{t}_{2}^{3}\right)\left(\phi_{1} \mathbf{x}_{1}^{1}+\phi_{2} \mathbf{x}_{1}^{2}+\phi_{3} \mathbf{x}_{1}^{3}\right) \\ -\left(\phi_{1} \mathbf{t}_{1}^{1}+\phi_{2} \mathbf{t}_{1}^{2}+\phi_{3} \mathbf{t}_{1}^{3}\right)\left(\phi_{1} \mathbf{x}_{2}^{1}+\phi_{2} \mathbf{x}_{2}^{2}+\phi_{3} \mathbf{x}_{2}^{3}\right) \end{array}\right] \mathbf{J}(\xi) \mathrm{d} \xi \tag{4.67}$ eşitliğinin Gauss sayısal integrasyon yöntemi ile çözülmesiyle elde edilmektedir. Tüm sınır üzerinde toplam moment ise, $\mathbf{M}=\sum_{\mathrm{m}=1}^{\mathrm{N}} \mathbf{M}^{\mathrm{m}} \tag{4.68}$ şeklinde elde edilmektedir. Burada, N toplam eleman sayısını göstermektedir. $\underline{\mathrm{F}}=\underline{\mathrm{K}} \underline{\mathrm{U}}$ ifadesi ile gösterilmektedir. Burada, $\underline{\mathrm{F}}$ vektörü (31) boyutunda olup, bileşke kuvvetler ve momentten oluşmaktadır. $\underline{\mathrm{K}}$ ve $\underline{\mathrm{U}}$ ise sırasıyla (33) ve (31) boyutlarındaki impedans matrisini ve temas bölgesindeki düğüm noktalarında oluşan deplasmanları göstermektedir. (5.1) ifadesinde görülen matris ve vektörler, $\underline{\mathrm{F}}=\left[\begin{array}{l}\mathrm{F}_{1} \\\mathrm{F}_{2} \\\mathrm{M}_{3}\end{array}\right] \quad \underline{\mathrm{K}}=\left[\begin{array}{ccc}\mathrm{K}_{11} & 0 & \mathrm{~K}_{13} \\0 & \mathrm{~K}_{22} & 0 \\\mathrm{~K}_{31} & 0 & \mathrm{~K}_{33}\end{array}\right] \quad \underline{\mathrm{U}}=\left[\begin{array}{l}\mathrm{U}_{1} \\\mathrm{U}_{2} \\\alpha_{3}\end{array}\right]$ ifadeleri ile verilmektedir. (5.2) ifadelerinde verilen impedans matrisinin oluşturulmasında aşağıda belirtilen kurallara uyulmalıdır. İmpedans matrisinin birinci sütunu belirlenirken, $\mathrm{x}_{1}$ (yatay) yönünde birim deplasman uygulanarak temas bölgesinde sınır şartları $\mathrm{U}_{1}=1$ ve $\mathrm{U}_{2}=0$ alınmalıdır. Daha sonra verilen sınır şartları gözönüne alınarak sistem denkleminin çözülmesiyle temas bölgesinde elde edilen gerilme bileşenleri kullanılarak bileşke kuvvetler ve moment değerleri hesaplanmalıdır. Elde edilen $\underline{\mathrm{F}}$ vektörü impedans matrisinin birinci sütununu oluşturmaktadır. İmpedans matrisinin ikinci sütunu belirlenirken, $\mathrm{x}_{2}$ (düşey) yönünde birim deplasman uygulanarak temas bölgesindeki sınır şartları $\mathrm{U}_{1}=0$ ve $\mathrm{U}_{2}=1$ alınmalıdır. Verilen sınır şartları gözönüne alınarak sistem denkleminin çözülmesiyle temas bölgesinde elde edilen gerilme bileşenleri kullanılarak bileşke kuvvetler ve moment değerleri hesaplanmalıdır. Elde edilen $\underline{\mathrm{F}}$ vektörü impedans matrisinin ikinci sütununu oluşturmaktadır. İmpedans matrisinin üçüncü sütunu belirlenirken, $\mathrm{x}_{3}$ yönünde birim dönme oluşacak şekilde sınır şartları verilmelidir. Verilen sınır şartları gözönüne alınarak sistem denkleminin çözülmesiyle temas bölgesinde elde edilen gerilme bileşenleri kullanılarak bileşke kuvvetler ve moment değerleri hesaplanmalıdır. Elde edilen $\underline{\mathrm{F}}$ vektörü impedans matrisinin üçüncü sütununu oluşturmaktadır. Bu işlemler Analiz sonucunda dairesel diske ait Şekil 6.1b'de görülen A ve B noktaları arasında kalan yatay sınır boyunca oluşan düşey gerilme ve yatay deplasman değerleri incelenmektedir. Analizde, aşağıda görülen boyutsuz değişken ve parametreler kullanılmaktadır. $\bar{x}_{i}=\frac{x_{i}}{d} \quad ; \quad \bar{u}_{i}=\frac{u_{i}}{d} \quad ; \quad \bar{t}_{i}=\frac{t_{i}}{\mu} \quad (i=1,2)$ $\bar{P}=\frac{P}{\mu d} \quad ; \quad \bar{\mu}=\frac{\mu}{\mu}=1 \quad ; \quad \bar{d}=\frac{d}{d}=1$ Burada d=2a olmak üzere dairesel diskin çapını göstermektedir. Ayrıca, Poisson oranı (ν), 0.25 olarak alınmış ve boyutsuz yük değeri (P̅), 1 olarak seçilmiştir. Düzlem gerilme problemi olan bu örneğin süreksiz kuadratik sınır elemanı formülasyonu için hazırlanan bilgisayar programı kullanılarak statik analizi yapılmaktadır. Bu amaçla, yarım daire olarak ele alınan problem sınırı Şekil 6.2'de görüldüğü gibi AB yatay sınırı 40 adet, BCA yay sınırı ise 15 adet olmak üzere toplam 55 adet sınır elemanına bölünmektedir. Şekil 6.2'de daire içerisinde verilen rakamlar formülasyonda kullanılan düğüm noktalarını tanımlamaktadır. C noktasına uygulanan düşey P yükü boyutsuz uzunluğu 0.104 olan 48 no'lu eleman üzerine uniform yayılı olarak etki ettirilmiştir. 48 no'lu eleman üzerindeki her üç düğüm noktasında düşey yöndeki boyutsuz gerilme vektörü bileşeni, $\bar{t}_{2}=-\frac{1}{0.104}=-9.62$ olarak elde edilmiştir. [TABLE] | DAİRESEL DİSK PROBLEMI | başlangıç satırı | |---|---| | -0.75 0.75 0.75 | düğüm noktası koordinatları | | 110 55 0 10 | sınırlarla ilgili bilgiler | | 1 0.2 | malzeme özellikleri | | 1 55 | bileşke kuvvetler için gerekli bilgiler | | 1 1 2 3 | eleman tarifleri bölümü | | 54 107 108 109 | | | 55 109 110 1 | | | 1 -0.5 0. | sınır üzerindeki eleman üç noktaları | | 81 0.5 0. | için koordinatlar bölümü | | 110 -0.489 0.104 | | | 1 1 2 3 | düğüm noktası tarifleri bölümü | | 55 163 164 165 | | | 1 1 0. 0 0. | | | 120 1 0. 0 0. | | | 121 1 0. 1 0. | | | 141 1 0. 1 0. | sınır şartları bölümü | | 142 1 0. 1 -9.62 | | | 144 1 0. 1 -9.62 | | | 145 1 0. 1 0. | | | 165 1 0. 1 0. | | [/TABLE] Şekil 6.3. Dairesel disk problemi için veri dosyası Süreksiz kuadratik sınır eleman formülasyonu ile elde edilen düşey gerilme değerleri, Mengi ve ark. (1994) tarafından sabit eleman formülasyonu kullanılarak elde edilen değerler ile Timoshenko ve Goodier (1970) tarafından verilmiş olan, $\tau_{22}=\frac{2 p}{\pi d}\left[1-\frac{4 d^{4}}{\left(d^{2}+4 x_{1}^{2}\right)^{2}}\right] \quad(6.4)$ eşitliği kullanılarak elde edilen kesin sonuçlar ile karşılaştırılmaktadır. Yapılan karşılaştırmalar Şekil 6.5'de verilmektedir. Şekil 6.5'de görülen boyutsuz düşey gerilme değerleri, $\bar{\tau}_{22}=\frac{\tau_{22} \mathrm{~d}}{\mathrm{p}}$ bağıntısı ile elde edilmektedir. [IMAGE] Şekil 6.4, AB sınırı boyunca yatay deplasman dağılımını göstermektedir. Grafikte, boyutsuz yatay deplasman (Boyutsuz Yatay Deplasman) boyutsuz x1 (Boyutsuz x1) değerlerine göre değişimi gösterilmektedir. Grafikte iki farklı eğri bulunmakta olup, biri sabit eleman formülasyonuyla elde edilen sonuçları (+ işaretli) ve diğeri kuadratik eleman formülasyonuyla elde edilen sonuçları (◇ işaretli) temsil etmektedir. Grafikte, x1 değerlerinin -0.5'ten 0.5'e kadar değiştiği aralıkta yatay deplasmanın nasıl değiştiği görülmektedir. Deplasman değerleri -0.12 ile 0.12 arasında değişmektedir. Sabit eleman formülasyonuyla elde edilen sonuçlar, kuadratik eleman formülasyonuyla elde edilen sonuçlarla uyum içindedir. Grafikteki eğriler, AB sınırı boyunca yatay deplasmanın nasıl dağıldığını göstermektedir. [/IMAGE] Şekil 6.4. AB sınırı boyunca yatay deplasman dağılımı Şekil 6.4 incelendiğinde elde edilen yatay deplasman değerlerinin sabit eleman formülasyonu ile elde edilen sonuçlarla uyum içerisinde olduklarını görülmektedir. [IMAGE] Şekilde, elastik yarım uzay üzerindeki rijit şerit temel gösterilmektedir. Şerit temel, serbest yüzey üzerinde yer alır ve bu yüzeyin üzerindeki noktasal yükler P ile gösterilir. Şerit temelin uzunluğu 2b olarak belirtilmiştir. Şerit temel, A ve B noktaları arasında yer alır. Şerit temel ve elastik yarım uzay arasındaki sınır, serbest yüzey olarak adlandırılır. Elastik yarım uzayın iç kısmında, μ ve ν ile gösterilen elastik modüller bulunur. Şekilde ayrıca x1, x2 ve x3 koordinat eksenleri de gösterilmiştir. Şerit temel, elastik yarım uzay üzerinde yatay olarak yer alır ve bu uzayın iç kısmına doğru uzanır. Şerit temel ve elastik yarım uzay arasındaki etkileşim, şerit temelin altında oluşan düşey deplasmanlarla açıklanır. Şekil, elastik yarım uzay üzerindeki rijit şerit temelin geometrisini ve yük dağılımını göstermektedir. [/IMAGE] Şekil 6.6. Elastik yarı sonsuz zemin üzerinde rijit şerit temel Temele yakın bölgelerde sonlu düşey deplasman değerleri elde etmek için belirli bir derinlikte düşey deplasmanların tutulması gerekmektedir (Saada,1974). Bu amaçla problem sınırı Şekil 6.7'de görüldüğü gibi zemin üst yüzeyinde bulunan yatay sınır 50 adet, düşey deplasmanın tutulduğu 10 birim derinlikteki yapay sınır ise 50 adet olacak şekilde toplam 100 adet sınır elemanına bölünmektedir. Şekil 6.7'de daire içerisinde verilen rakamlar formülasyonda kullanılan düğüm noktalarını göstermektedir. Analizde kullanılan boyutsuz değişken ve parametreler aşağıda verilmektedir. $\begin{aligned}& \bar{x}_{i}=\frac{x_{i}}{b} \quad ; \quad \bar{u}_{i}=\frac{u_{i}}{b} \quad ; \quad \bar{t}_{i}=\frac{t_{i}}{\mu} \quad(i=1,2) \\& \bar{P}=\frac{P}{\mu b} \quad ; \quad \bar{\mu}=\frac{\mu}{\mu}=1 \quad ; \quad \bar{\tau}_{22}=\frac{\tau_{22} b}{p} \quad ; \quad \bar{b}=\frac{b}{b}=1\end{aligned}$ [TABLE] | RİJİT ŞERİT TEMEL PROBLEMİ | başlangıç satırı | |---|---| | -0.75 0.75 0.75 | düğüm noktası koordinatları | | 202 100 0 10 | sınırlarla ilgili bilgiler | | 1. 0.25 | malzeme özellikleri | | 21 30 | bileşke kuvvetler için gerekli bilgiler | | 1 1 2 3 | eleman tarifleri bölümü | | 99 198 199 200 | | | 100 200 201 202 | | | 1 -20. 0. | | | 41 -1. 0. | sınır üzerindeki eleman üç noktaları | | 61 1. 0. | için koordinatlar bölümü | | 101 20 0. | | | 102 20. -10. | | | 202 -20. -10. | | | 1 1 2 3 | düğüm noktası tarifleri bölümü | | 100 298 299 300 | | | 1 1 0. 1 0. | | | 60 1 0. 1 0. | | | 61 0 0. 0 -1. | | | 90 0 0. 0 -1. | | | 91 1 0. 1 0. | | | 150 1 0. 1 0. | | | 151 0 0. 1 0. | sınır şartları bölümü | | 195 0 0. 1 0. | | | 196 0 0. 0 0. | | | 255 0 0. 0 0. | | | 256 0 0. 1 0. | | | 300 0 0. 1 0. | | [/TABLE] Şekil 6.8. Rijit şerit temel problemi için veri dosyası [IMAGE] Bir grafik, boyutsuz düşey gerilme değerlerini boyutsuz x1 değerleri açısından gösteriyor. Grafikte, kesin, sabit ve kuadratik eğriler yer alıyor. Kesin eğri, diğer iki eğriye göre daha düzgün bir şekilde boyutsuz x1 değerleriyle ilişkili düşey gerilme değerlerini gösteriyor. Sabit eğri, kesin eğrideki değerlerin etrafında dağılmış noktalarla temsil ediliyor. Kuadratik eğri ise, kesin eğriye daha yakın bir şekilde, boyutsuz x1 değerleriyle ilişkili düşey gerilme değerlerini gösteriyor. Grafikteki eksenler, boyutsuz düşey gerilme değerlerini ve boyutsuz x1 değerlerini gösteriyor. Grafikteki etiketler, kesin, sabit ve kuadratik eğrileri tanımlıyor. [/IMAGE] Şekil 6.9. AB boyunca boyutsuz düşey gerilme dağılımı [IMAGE] Bir grafik, boyutsuz düşey deplasman değerlerini boyutsuz x1 değerleri açısından gösteriyor. Grafikte, sabit ve kuadratik eğriler yer alıyor. Sabit eğri, boyutsuz x1 değerleriyle ilişkili düşey deplasman değerlerini gösteriyor. Kuadratik eğri ise, sabit eğrideki değerlerin etrafında dağılmış noktalarla temsil ediliyor. Grafikteki eksenler, boyutsuz düşey deplasman değerlerini ve boyutsuz x1 değerlerini gösteriyor. Grafikteki etiketler, sabit ve kuadratik eğrileri tanımlıyor. [/IMAGE] Şekil 6.10. Üst sınır boyunca boyutsuz düşey deplasman dağılımı [TABLE] | DAİRESEL BOŞLUKLU PLAK | başlangıç satırı | | -0.75 0.75 0.75 | düğüm noktası koordinatları | | 241 120 0 10 | sınırlarla ilgili bilgiler | | 0.3846 0.3 | malzeme özellikleri | | 1 120 | bileşke kuvvetler için gerekli bilgiler | | 1 1 2 3 | eleman tarifleri bölümü | | 73 145 146 147 | | | 74 148 149 150 | | | 119 238 239 240 | | | 120 240 241 1 | | | 1 0. 1. | sınır üzerindeki eleman uç noktaları | | 13 1. 0. | için koordinatlar bölümü | | 43 4. 0. | | | 67 10. 0. | | | 147 10. 40. | | | 148 0. 40. | | | 212 0. 4. | | | 241 0. 1.1 | | | 1 1 2 3 | düğüm noktası tarifleri bölümü | | 120 358 359 360 | | | 1 1 0. 1 0. | sınır şartları bölümü | | 18 1 0. 1 0. | | | 19 1 0. 0 0. | | | 99 1 0. 0 0. | | | 100 1 1. 1 0. | | | 219 1 1. 1 0. | | | 220 0 0. 1 0. | | | 360 0 0. 1 0. | | [/TABLE] Şekil 6.13. Dairesel boşluklu plak problemi için veri dosyası $\begin{aligned}& \bar{x}_{i}=\frac{x_{i}}{d} \quad ; \quad \bar{u}_{i}=\frac{u_{i}}{d} \quad ; \quad \bar{t}_{i}=\frac{t_{i}}{\mu} \quad (i=1,2) \\& \bar{\sigma}_{0}=\frac{\sigma_{0}}{\mu} \quad ; \quad \bar{\mu}=\frac{\mu}{\mu}=1 \quad ; \quad \bar{d}=\frac{d}{d}=1\end{aligned}$ Burada d=5a olmak üzere kare plak kenarının yarısı uzunluğunu göstermektedir. Malzeme özellikleri olarak Poisson oranı v=0.25 ve boyutsuz gerilme değeri $\bar{\sigma}_{0}=1$ olarak seçilmiştir. Problemin analizinde süreksizliğin sağlanması için boyutsuz düğüm noktası koordinatları ($\xi_{1}=-0.75$, $\xi_{2}=0.$, $\xi_{3}=0.75$ ve $\alpha=0.75$) olarak seçilmiştir. Analiz için gerekli veri dosyası Şekil 6.18'de verilmektedir. [IMAGE Şekil 6.17'de bir kare delikli plak problemi için süreksiz kuadratik sınır eleman ağı gösterilmektedir. Kare plakın kenarları A, B, C ve D olarak işaretlenmiştir. Plakın sol alt köşesi O noktasıdır. Plakın kenarları üzerinde ve iç bölgesinde çeşitli düğüm noktaları numaralandırılmıştır. Örneğin, A köşesinin yakınında 11, 32 ve 12 numaralı düğüm noktaları, B köşesinin yakınında 31, 92 ve 93 numaralı düğüm noktaları bulunmaktadır. Plakın üst kenarında 57, 167 ve 56 numaralı düğüm noktaları, sol kenarında 81, 242 ve 82 numaralı düğüm noktaları bulunmaktadır. Plakın iç bölgesinde de 241, 243, 31, 33 gibi düğüm noktaları bulunmaktadır. Plakın boyutları 4a x 4a olarak gösterilmiştir. Plakın sol alt köşesinden sağ alt köşesine doğru x1 ekseninde 4a uzunluğu, sol alt köşesinden sol üst köşesine doğru x2 ekseninde 4a uzunluğu bulunmaktadır. Plakın sol alt köşesinden sol üst köşesine doğru 100 birim uzunluğunda bir çizgi bulunmaktadır. Bu çizginin üzerinde 1, 2 ve 3 numaralı düğüm noktaları bulunmaktadır. Bu düğüm noktaları plakın iç bölgesindeki 241, 243, 31, 33 düğüm noktaları ile birleştirilmiştir. Plakın iç bölgesindeki düğüm noktaları arasında çeşitli çizgiler ile birleştirilmiştir. Bu çizgiler plakın iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bağlantıları göstermektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları arasında da çeşitli çizgiler ile birleştirilmiştir. Bu çizgiler plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları arasındaki bağlantıları göstermektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasında da çeşitli çizgiler ile birleştirilmiştir. Bu çizgiler plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ile iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bağlantıları göstermektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki düğüm noktaları arasındaki bu bağlantılar plakın iç yapısını ve davranışını belirlemektedir. Plakın kenarları üzerindeki düğüm noktaları ve iç bölgesindeki [TABLE] | KARE DELİKLİ PLAK | | | | başlangıç satırı | | --- | --- | --- | --- | --- | | -0.75 | 0.75 | 0.75 | | düğüm noktası koordinatları | | 200 | 100 | 0 | 10 | sınırlarla ilgili bilgiler | | 1. | 0.2 | | | malzeme özellikleri | | 1 | 100 | | | bileşke kuvvetler için gerekli bilgi | | 1 | 1 | 2 | 3 | eleman tarifleri bölümü | | 99 | 197 | 198 | 199 | | | 100 | 199 | 200 | 1 | | | 1 | 0. | 0.2 | | | | 11 | 0.2 | 0.2 | | sınır üzerindeki eleman üç noktaları | | 21 | 0.2 | 0. | | için koordinatlar bölümü | | 61 | 1. | 0. | | | | 111 | 1. | 1. | | | | 161 | 0. | 1. | | | | 200 | 0. | 0.22 | | | | 1 | 1 | 2 | 3 | düğüm noktası tarifleri bölümü | | 100 | 298 | 299 | 300 | | | 1 | 1 | 0. | 1 | 0. | sınır şartları bölümü | | 30 | 1 | 0. | 1 | 0. | | | 31 | 1 | 0. | 0 | 0. | | | 90 | 1 | 0. | 0 | 0. | | | 91 | 1 | 1. | 1 | 0. | | | 165 | 1 | 1. | 1 | 0. | | | 166 | 1 | 0. | 1 | 0. | | | 240 | 1 | 0. | 1 | 0. | | | 241 | 0 | 0. | 1 | 0. | | | 300 | 0 | 0. | 1 | 0. | | [/TABLE] Şekil 6.18. Kare delikli plak için veri dosyası Bir düzlem şekil değiştirme problemi olarak ele alınan örneğin analizinde dinamik problemler için süreksiz kuadratik sınır eleman formülasyonu kullanılarak hazırlanan bilgisayar programı kullanılmaktadır. Şekil 6.22'de görüldüğü gibi zemin üst yüzeyinde bulunan yatay sınır rijit şerit temel bölgesinde 20 adet olmak üzere eşit uzunlukta 80 adet sınır elemanına bölünmektedir. Şekil 6.22'de daire içerisinde verilen rakamlar formülasyonunda kullanılan düğüm noktalarını göstermektedir. [IMAGE] Şekil 6.22, bir problem çözümünde kullanılan süreksiz kuadratik sınır eleman ağını göstermektedir. Bu ağ, yatay bir şerit temel bölgesini temsil eder. Şerit, 80 adet eşit uzunlukta sınır elemanına bölünmüştür. Şekilde, her bir elemanın numarası ve konumu belirtilmiştir. Elemanlar, 1'den 81'e kadar numaralandırılmıştır. Ayrıca, A ve B noktaları da işaretlenmiştir. X1 ve X2 eksenleri, ağın koordinat sistemini göstermektedir. [/IMAGE] Şekil 6.22. Problemin çözümünde kullanılan süreksiz kuadratik sınır eleman ağı Problemin analizinde aşağıda verilen boyutsuz değişken ve parametreler kullanılmıştır. $\overline{\mathrm{x}}_{\mathrm{i}}=\frac{\mathrm{x}_{\mathrm{i}}}{\mathrm{b}} \quad ; \quad \overline{\mathrm{t}}_{\mathrm{i}}=\frac{\mathrm{t}_{\mathrm{i}} \mathrm{c}_{\mathrm{s}}}{\mu \mathrm{b}} \quad ; \quad \overline{\alpha}_{3}=\alpha_{3} \frac{\mathrm{c}_{\mathrm{s}}}{\mathrm{b}} \quad ; \quad \mathrm{c}_{\mathrm{s}}=\sqrt{\frac{\mu}{\rho}} \quad(\mathrm{i}=1,2)$ $\left(\overline{\mathrm{K}}_{11}, \overline{\mathrm{K}}_{22}\right)=\frac{1}{\mu}\left(\mathrm{K}_{11}, \mathrm{~K}_{22}\right) \quad ; \quad \overline{\mathrm{K}}_{13}=\frac{\mathrm{K}_{13}}{\mu \mathrm{~b}} \quad ; \quad \overline{\mathrm{K}}_{33}=\frac{\mathrm{K}_{33}}{\mu \mathrm{~b}^{2}}$ $\overline{\mu}=\frac{\mu}{\mu}=1 \quad ; \quad \overline{\mathrm{b}}=\frac{\mathrm{b}}{\mathrm{b}}=1 \quad ; \quad \overline{\rho}=\frac{\rho}{\rho}=1 \quad ; \quad \overline{\omega}=\frac{\omega \mathrm{b}}{\mathrm{c}_{\mathrm{s}}}$ Boyutsuz frekans değerinin 0.1 olması durumunda, impedans matrisinin 1. kolonunu hesaplamak için hazırlanan veri dosyası Şekil 6.23'de verilmektedir. Şekil 6.23'de verilen data dosyasında görüldüğü gibi problemin analizinde, süreksizliğin sağlanması için boyutsuz düğüm noktası koordinatları, (ξ₁= -0.75, ξ₂=0., ξ₃=0.75 ve α=0.75) olarak seçilmiştir. Hesaplamalarda Poisson oranı ν=0.25 olarak alınmıştır. Sınır şartları olarak, temelin dışında kalan zemin üst yüzeyinde bulunan kısımlarda gerilme bileşenleri sıfır olarak alınmıştır. Temas bölgesinde rijit temele x₁ yönünde birim deplasman uygulanarak, düşey deplasman tutulmuştur. [TABLE] | RİJİT ŞERİT TEMEL PROBLEMİ | başlangıç satırı | | -0.75 0.75 0.75 | düğüm noktası koordinatları | | 161 80 0 4 | sınırlarla ilgili bilgiler | | 1. 0.25 1. 0.1 | malzeme özellikleri | | 31 50 | bileşke kuvvetler için gerekli bilgiler | | 1 1 2 3 | eleman tarifleri bölümü | | 80 159 160 161 | | | 1 -4. 0. | sınır üzerindeki eleman uç noktaları | | 161 4. 0. | için koordinatlar bölümü | | 1 1 2 3 | düğüm noktası tarifleri bölümü | | 80 238 239 240 | | | 1 1 0. 1 0. | sınır şartları bölümü | | 90 1 0. 1 0. | | | 91 0 1. 0 0. | | | 150 0 1. 0 0. | | | 151 1 0. 1 0. | | | 240 1 0. 1 0. | | [/TABLE] Şekil 6.23. Rijit şerit temel problemi için veri dosyası [IMAGE] İlk grafik, yatay kompleyansın (C₁₁) reel kısmının boyutsuz frekansla değişimi gösteriyor. Grafikte, boyutsuz frekansın 0.0 ile 1.6 arasında değiştiği bir x ekseni ve boyutsuz yatay kompleyansın 0.0 ile 3.0 arasında değiştiği bir y ekseni bulunuyor. Grafikte üç farklı eğri var: kesin, sabit ve kuadratik. Kesin eğri, frekansın artmasıyla birlikte azalan bir eğri gösteriyor. Sabit eğri, frekansın artmasıyla birlikte azalan bir eğri gösteriyor. Kuadratik eğri, frekansın artmasıyla birlikte azalan bir eğri gösteriyor. Grafikteki veriler, frekansın artmasıyla birlikte kompleyansın azalması gerektiğini gösteriyor. [/IMAGE] Şekil 6.24. Yatay kompleyansın (C₁₁) reel kısmının frekansla değişimi [IMAGE] İkinci grafik, yatay kompleyansın (C₁₁) imajiner kısmının boyutsuz frekansla değişimi gösteriyor. Grafikte, boyutsuz frekansın 0.0 ile 1.6 arasında değiştiği bir x ekseni ve (-1)*boyutsuz yatay kompleyansın 0.0 ile 1.6 arasında değiştiği bir y ekseni bulunuyor. Grafikte üç farklı eğri var: kesin, sabit ve kuadratik. Kesin eğri, frekansın artmasıyla birlikte azalan bir eğri gösteriyor. Sabit eğri, frekansın artmasıyla birlikte azalan bir eğri gösteriyor. Kuadratik eğri, frekansın artmasıyla birlikte azalan bir eğri gösteriyor. Grafikteki veriler, frekansın artmasıyla birlikte kompleyansın azalması gerektiğini gösteriyor. [/IMAGE] Şekil 6.25. Yatay kompleyansın (C₁₁) imajiner kısmının frekansla değişimi [IMAGE] İlk grafik, boyutsuz düşey kompleyansın boyutsuz frekansla değişimi gösteren bir çizimdir. Y ekseninde "Boyutsuz Düşey Kompleyans" ve x ekseninde "Boyutsuz Frekans" etiketleri bulunur. Çizimde, kesin, sabit ve kuadratik modellerin sonuçları karşılaştırılır. Kesin model, düşey kompleyansın frekansla azalması gösterirken, sabit ve kuadratik modeller bu eğilimi takip eder. [/IMAGE] Şekil 6.26. Düşey kompleyansın (C₂₂) reel kısmının frekansla değişimi [IMAGE] İkinci grafik, (-1) ile çarpılmış boyutsuz düşey kompleyansın boyutsuz frekansla değişimi gösteren bir çizimdir. Y ekseninde "(-1)*Boyutsuz Düşey Kompleyans" ve x ekseninde "Boyutsuz Frekans" etiketleri bulunur. Çizimde, kesin, sabit ve kuadratik modellerin sonuçları karşılaştırılır. Kesin model, düşey kompleyansın frekansla azalması gösterirken, sabit ve kuadratik modeller bu eğilimi takip eder. [/IMAGE] Şekil 6.27. Düşey kompleyansın (C₂₂) imajiner kısmının frekansla değişimi [IMAGE] İlk grafik, boyutsuz frekansın 0.0 ile 1.6 arasında değiştiği bir aralığı gösteriyor. Y ekseninde boyutsuz dönme kompleyansı 0.0 ile 1.8 arasında değerler alıyor. Grafikte kesin, sabit ve kuadratik üç farklı eğri bulunuyor. Kesin eğri, boyutsuz frekansın artmasıyla birlikte azalıyor. Sabit eğri, boyutsuz frekansın artmasıyla birlikte azalıyor. Kuadratik eğri, boyutsuz frekansın artmasıyla birlikte azalıyor. Grafikteki veriler, boyutsuz frekansın artmasıyla birlikte boyutsuz dönme kompleyansının azalması gösteriyor. Grafikteki veriler, boyutsuz frekansın artmasıyla birlikte boyutsuz dönme kompleyansının azalması gösteriyor. Grafikteki veriler, boyutsuz frekansın artmasıyla birlikte boyutsuz dönme kompleyansının azalması gösteriyor. [/IMAGE] Şekil 6.28. Dönme kompleyansının (C₃₃) reel kısmının frekansla değişimi [IMAGE] İkinci grafik, boyutsuz frekansın 0.0 ile 1.6 arasında değiştiği bir aralığı gösteriyor. Y ekseninde (-1)*boyutsuz dönme kompleyansı -0.2 ile 1.2 arasında değerler alıyor. Grafikte kesin, sabit ve kuadratik üç farklı eğri bulunuyor. Kesin eğri, boyutsuz frekansın artmasıyla birlikte artıyor. Sabit eğri, boyutsuz frekansın artmasıyla birlikte artıyor. Kuadratik eğri, boyutsuz frekansın artmasıyla birlikte artıyor. Grafikteki veriler, boyutsuz frekansın artmasıyla birlikte (-1)*boyutsuz dönme kompleyansının artması gösteriyor. Grafikteki veriler, boyutsuz frekansın artmasıyla birlikte (-1)*boyutsuz dönme kompleyansının artması gösteriyor. Grafikteki veriler, boyutsuz frekansın artmasıyla birlikte (-1)*boyutsuz dönme kompleyansının artması gösteriyor. [/IMAGE] Şekil 6.29. Dönme kompleyansının (C₃₃) imajiner kısmının frekansla değişimi [IMAGE] İlk grafik, boyutsuz frekansın 0 ile 1.6 arasında değiştiği bir aralığını gösterir. Y ekseninde boyutsuz girişimli kompleyans değerleri -0.2 ile 0.4 arasında yer alır. Grafikte üç farklı eğri bulunur: kesin, sabit ve kuadratik. Kesin eğri, frekansın artmasıyla birlikte azalan bir eğri gösterir. Sabit eğri, frekansın artmasıyla birlikte azalan bir eğri gösterir. Kuadratik eğri, frekansın artmasıyla birlikte azalan bir eğri gösterir. Grafikteki veriler, frekansın artmasıyla birlikte azalan bir eğri gösterir. Grafikteki veriler, frekansın artmasıyla birlikte azalan bir eğri gösterir. Grafikteki veriler, frekansın artmasıyla birlikte azalan bir eğri gösterir. [/IMAGE] Şekil 6.30. Girişimli kompleyansın (C₁₃) reel kısmının frekansla değişimi [IMAGE] İkinci grafik, boyutsuz frekansın 0 ile 1.6 arasında değiştiği bir aralığını gösterir. Y ekseninde (-1)*boyutsuz girişimli kompleyans değerleri 0.0 ile 0.4 arasında yer alır. Grafikte üç farklı eğri bulunur: kesin, sabit ve kuadratik. Kesin eğri, frekansın artmasıyla birlikte önce artan sonra azalan bir eğri gösterir. Sabit eğri, frekansın artmasıyla birlikte önce artan sonra azalan bir eğri gösterir. Kuadratik eğri, frekansın artmasıyla birlikte önce artan sonra azalan bir eğri gösterir. Grafikteki veriler, frekansın artmasıyla birlikte önce artan sonra azalan bir eğri gösterir. Grafikteki veriler, frekansın artmasıyla birlikte önce artan sonra azalan bir eğri gösterir. Grafikteki veriler, frekansın artmasıyla birlikte önce artan sonra azalan bir eğri gösterir. [/IMAGE] Şekil 6.31. Girişimli kompleyansın (C₁₃) imajiner kısmının frekansla değişimi [IMAGE] İlk grafik, yatay ekseninde "Boyutsuz x1" ve dikey ekseninde "Boyutsuz Yatay Gerilme" değerlerini gösteren bir dağılım grafiğidir. Grafiğin üzerinde iki farklı veri seti bulunmaktadır: biri "Sabit" olarak işaretlenmiş ve elmas şeklindeki sembollerle gösterilen veri seti, diğeri "Kuadratik" olarak işaretlenmiş ve artı işaretleriyle gösterilen veri setidir. Veri noktaları, -1.0 ile 1.0 arasındaki x değerleri için 0.0 ile 1.8 arasındaki y değerlerinde dağılmaktadır. Veri noktaları genellikle artı işaretleriyle gösterilen kuadratik veri setinin etrafında yoğunlaşmıştır. Şekil 6.32. AB boyunca yatay gerilme dağılımının reel kısmı (ω=0.1) [IMAGE] İkinci grafik, yatay ekseninde "Boyutsuz x1" ve dikey ekseninde "Boyutsuz Yatay Gerilme" değerlerini gösteren bir dağılım grafiğidir. Bu grafikte de iki farklı veri seti bulunmaktadır: "Sabit" olarak işaretlenmiş ve elmas şeklindeki sembollerle gösterilen veri seti ile "Kuadratik" olarak işaretlenmiş ve artı işaretleriyle gösterilen veri seti. Veri noktaları, -1.0 ile 1.0 arasındaki x değerleri için 0.0 ile 0.8 arasındaki y değerlerinde dağılmaktadır. Veri noktaları genellikle artı işaretleriyle gösterilen kuadratik veri setinin etrafında yoğunlaşmıştır. Şekil 6.33. AB boyunca yatay gerilme dağılımının imajiner kısmı (ω=0.1) [IMAGE] Bir grafik, yatay eksen üzerinde "Boyutsuz x1" ve dikey eksen üzerinde "Boyutsuz Yatay Gerilme" etiketleriyle gösteriliyor. Grafikte, "Sabit" ve "Kuadratik" olarak etiketlenmiş iki farklı veri serisi bulunuyor. "Sabit" veri serisi, çapraz işaretlerle (+) gösterilirken, "Kuadratik" veri serisi, elmas şekilli işaretlerle (◇) gösteriliyor. Veri noktaları, -1.0 ile 1.0 arasındaki x değerleri için 0.0 ile 3.0 arasındaki y değerlerinde dağılmış durumda. Grafik, AB boyunca yatay gerilme dağılımının reel kısmını gösteriyor ve ω=0.5 olarak belirtiliyor. [/IMAGE] Şekil 6.34. AB boyunca yatay gerilme dağılımının reel kısmı (ω=0.5) [IMAGE] Bir grafik, yatay eksen üzerinde "Boyutsuz x1" ve dikey eksen üzerinde "Boyutsuz Yatay Gerilme" etiketleriyle gösteriliyor. Grafikte, "Sabit" ve "Kuadratik" olarak etiketlenmiş iki farklı veri serisi bulunuyor. "Sabit" veri serisi, çapraz işaretlerle (+) gösterilirken, "Kuadratik" veri serisi, elmas şekilli işaretlerle (◇) gösteriliyor. Veri noktaları, -1.0 ile 1.0 arasındaki x değerleri için 0.0 ile 2.0 arasındaki y değerlerinde dağılmış durumda. Grafik, AB boyunca yatay gerilme dağılımının imaginer kısmını gösteriyor ve ω=0.5 olarak belirtiliyor. [/IMAGE] Şekil 6.35. AB boyunca yatay gerilme dağılımının imaginer kısmı (ω=0.5) [IMAGE] Bir grafik, yatay eksen üzerinde -1.0 ile 1.0 arasında değişen "Boyutsuz x1" değerlerini ve dikey eksen üzerinde 0.0 ile 4.0 arasında değişen "Boyutsuz Yatay Gerilme" değerlerini gösteriyor. Grafikte iki farklı veri serisi bulunuyor: "Sabit" veri serisi, çapraz işaretlerle (+) gösteriliyor ve "Kuadratik" veri serisi, elmas şekilli işaretlerle (◇) gösteriliyor. Veri noktaları, çapraz işaretlerle ve elmas şekillerle işaretlenmiş bir eğri oluşturuyor. Çapraz işaretler, elmas şekillerin üzerinde yer alıyor ve eğri, negatif x değerlerinde düşük, pozitif x değerlerinde yüksek bir eğim gösteriyor. Grafik, AB boyunca yatay gerilme dağılımının reel kısmını (ω=1.0) gösteriyor. [/IMAGE] Şekil 6.36. AB boyunca yatay gerilme dağılımının reel kısmı (ω=1.0) [IMAGE] Bir grafik, yatay eksen üzerinde -1.0 ile 1.0 arasında değişen "Boyutsuz x1" değerlerini ve dikey eksen üzerinde 0.0 ile 4.0 arasında değişen "Boyutsuz Yatay Gerilme" değerlerini gösteriyor. Grafikte iki farklı veri serisi bulunuyor: "Sabit" veri serisi, çapraz işaretlerle (+) gösteriliyor ve "Kuadratik" veri serisi, elmas şekilli işaretlerle (◇) gösteriliyor. Veri noktaları, çapraz işaretlerle ve elmas şekillerle işaretlenmiş bir eğri oluşturuyor. Çapraz işaretler, elmas şekillerin üzerinde yer alıyor ve eğri, negatif x değerlerinde düşük, pozitif x değerlerinde yüksek bir eğim gösteriyor. Grafik, AB boyunca yatay gerilme dağılımının imajiner kısmını (ω=1.0) gösteriyor. [/IMAGE] Şekil 6.37. AB boyunca yatay gerilme dağılımının imajiner kısmı (ω=1.0) [IMAGE] Bir grafik, yatay eksen üzerinde -1.0 ile 1.0 arasında değişen boyutsuz x1 değerlerini ve dikey eksen üzerinde 0.0 ile 6.0 arasında değişen boyutsuz yatay gerilme değerlerini gösteriyor. Grafikte iki farklı veri seti bulunuyor: birincisi, çapraz işaretlerle (+) gösterilen "Kuadratik" verileri, ikincisi, elmas şekilli işaretlerle (◇) gösterilen "Sabit" verileri. Çapraz işaretler, x1 değerlerinin artmasıyla birlikte genellikle artan bir eğilim gösterirken, elmas şekiller daha düzensiz bir dağılım gösteriyor. Grafikteki veriler, AB boyunca yatay gerilme dağılımının reel kısmını (ω=1.5) temsil ediyor. [/IMAGE] Şekil 6.38. AB boyunca yatay gerilme dağılımının reel kısmı (ω=1.5) [IMAGE] Bir grafik, yatay eksen üzerinde -1.0 ile 1.0 arasında değişen boyutsuz x1 değerlerini ve dikey eksen üzerinde 0.0 ile 4.0 arasında değişen boyutsuz yatay gerilme değerlerini gösteriyor. Grafikte iki farklı veri seti bulunuyor: birincisi, çapraz işaretlerle (+) gösterilen "Kuadratik" verileri, ikincisi, elmas şekilli işaretlerle (◇) gösterilen "Sabit" verileri. Çapraz işaretler, x1 değerlerinin artmasıyla birlikte genellikle artan bir eğilim gösterirken, elmas şekiller daha düzensiz bir dağılım gösteriyor. Grafikteki veriler, AB boyunca yatay gerilme dağılımının imaginer kısmını (ω=1.5) temsil ediyor. [/IMAGE] Şekil 6.39. AB boyunca yatay gerilme dağılımının imaginer kısmı (ω=1.5) [IMAGE] İlk grafik, boyutsuz yatay deplasmanın boyutsuz x1 değerlerine göre değişimi gösteriyor. Grafikte iki farklı eğri bulunuyor: biri sabit, diğeri kuadratik. Sabit eğri, x1 değerlerinin -4.0 ile 4.0 arasında değiştiği aralıkta, yaklaşık 0.4 ile 1.2 arasında değişen deplasman değerlerini gösteriyor. Kuadratik eğri ise, aynı x1 aralığında, yaklaşık 0.4 ile 1.0 arasında değişen deplasman değerlerini gösteriyor. Grafikteki veriler, zemin yüzeyi boyunca yatay deplasmanın dağılımının reel kısmını (ω=0.1) temsil ediyor. [/IMAGE] Şekil 6.40. Zemin yüzeyi boyunca yatay deplasmanın dağılımının reel kısmı (ω=0.1) [IMAGE] İkinci grafik, boyutsuz yatay deplasmanın boyutsuz x1 değerlerine göre değişimi gösteriyor. Grafikte iki farklı eğri bulunuyor: biri sabit, diğeri kuadratik. Sabit eğri, x1 değerlerinin -4.0 ile 4.0 arasında değiştiği aralıkta, yaklaşık -0.3 ile 0.1 arasında değişen deplasman değerlerini gösteriyor. Kuadratik eğri ise, aynı x1 aralığında, yaklaşık -0.2 ile 0.0 arasında değişen deplasman değerlerini gösteriyor. Grafikteki veriler, zemin yüzeyi boyunca yatay deplasmanın dağılımının imajiner kısmını (ω=0.1) temsil ediyor. [/IMAGE] Şekil 6.41. Zemin yüzeyi boyunca yatay deplasmanın dağılımının imajiner kısmı (ω=0.1) [IMAGE] İlk grafik, boyutsuz yatay deplasmanın boyutsuz x1 değerlerine göre değişimi gösteriyor. Grafikte iki farklı eğri bulunuyor: biri sabit, diğeri kuadratik. Sabit eğri, yatay deplasmanın boyutsuz x1 değerleriyle doğrusal bir ilişki gösterirken, kuadratik eğri daha karmaşık bir davranış sergiliyor. Kuadratik eğri, boyutsuz x1 değerlerinin artmasıyla birlikte önce artıyor, sonra azalıyor ve tekrar artıyor. Grafikteki veriler, boyutsuz yatay deplasmanın reel kısmını gösteriyor ve ω=0.5 olarak belirtiliyor. [/IMAGE] Şekil 6.42. Zemin yüzeyi boyunca yatay deplasman dağılımının reel kısmı (ω=0.5) [IMAGE] İkinci grafik, boyutsuz yatay deplasmanın boyutsuz x1 değerlerine göre değişimi gösteriyor. Grafikte iki farklı eğri bulunuyor: biri sabit, diğeri kuadratik. Sabit eğri, yatay deplasmanın boyutsuz x1 değerleriyle doğrusal bir ilişki gösterirken, kuadratik eğri daha karmaşık bir davranış sergiliyor. Kuadratik eğri, boyutsuz x1 değerlerinin artmasıyla birlikte önce azalıyor, sonra artıyor ve tekrar azalıyor. Grafikteki veriler, boyutsuz yatay deplasmanın imajiner kısmını gösteriyor ve ω=0.5 olarak belirtiliyor. [/IMAGE] Şekil 6.43. Zemin yüzeyi boyunca yatay deplasman dağılımının imajiner kısmı (ω=0.5) [IMAGE] Bir grafik, yatay eksen üzerinde boyutsuz x1 değerlerini (-4.0 ile 4.0 arasında) ve dikey eksen üzerinde boyutsuz yatay deplasman değerlerini (-0.4 ile 1.2 arasında) gösteriyor. Grafikte iki farklı veri seti bulunuyor: "Sabit" verileri çapraz işaretle, "Kuadratik" verileri daire işaretle gösteriliyor. Veriler, x1 değerlerinin artmasıyla birlikte deplasmanın önce arttığını, sonra azaldığını ve tekrar arttığını gösteriyor. Grafikteki veriler, zemin yüzeyi boyunca yatay deplasmanın dağılımının reel kısmını gösteriyor. Grafikteki veriler, ω=1.0 için elde edilmiştir. [/IMAGE] Şekil 6.44. Zemin yüzeyi boyunca yatay deplasmanın dağılımının reel kısmı (ω=1.0) [IMAGE] Bir grafik, yatay eksen üzerinde boyutsuz x1 değerlerini (-4.0 ile 4.0 arasında) ve dikey eksen üzerinde boyutsuz yatay deplasman değerlerini (-0.6 ile 0.2 arasında) gösteriyor. Grafikte iki farklı veri seti bulunuyor: "Sabit" verileri çapraz işaretle, "Kuadratik" verileri daire işaretle gösteriliyor. Veriler, x1 değerlerinin artmasıyla birlikte deplasmanın önce azaldığını, sonra arttığını ve tekrar azaldığını gösteriyor. Grafikteki veriler, zemin yüzeyi boyunca yatay deplasmanın dağılımının imajiner kısmını gösteriyor. Grafikteki veriler, ω=1.0 için elde edilmiştir. [/IMAGE] Şekil 6.45. Zemin yüzeyi boyunca yatay deplasmanın dağılımının imajiner kısmı (ω=1.0) [TABLE] | Harmonik Şerit Yüklü Viskoelastik Zemin | başlangıç satırı | | -0.75 0.75 0.75 | düğüm noktası koordinatları | | 31 15 0 10 | sınırlarla ilgili bilgiler | | 1. 0.3333333 1. 0.5 | malzeme özellikleri | | 1 15 | bileşke kuvvetler için gerekli bilgiler | | 1 1 2 3 | eleman tarifleri bölümü | | 15 29 30 31 | | | 1 -7.5 0. | sınır üzerindeki eleman üç noktaları | | 31 7.5 0. | için koordinatlar bölümü | | 1 1 2 3 | düğüm noktası tarifleri bölümü | | 15 43 44 45 | | | 1 1 0. 1 0. | sınır şartları bölümü | | 21 1 0. 1 0. | | | 22 1 0. 1 -1. | | | 24 1 0. 1 -1. | | | 25 1 0. 1 0. | | | 45 1 0. 1 0. | | [/TABLE] Şekil.6.50. Harmonik şerit yüklü viskoelastik zemin problemi veri dosyası Probleme ait kesin sonuçlar Gutierrez ve Chopra (1978)'den, Sonlu-Sonsuz elemanların beraber kullanılmasıyla elde edilen sonuçlar Yerli (1998)'den alınmıştır. Şekil 6.48'de görülen 1-8 istasyonları için, a₀=0.5 ve a₀=1.0 boyutsuz frekans değerlerine karşılık gelen yatay kompleyans değerleri Şekil 6.51-6.54'de, düşey kompleyans değerleri ise Şekil 6.55-6.58'de görülmektedir. [IMAGE] İlk grafik, yatay eksende "Boyutsuz x1" ve dikey eksende "Boyutsuz Yatay Kompleyans" değerlerini gösteren bir çizimdir. Çizimde, "Kesin", "Kuadratik", "Sabit" ve "Sonlu-Sonsuz Eleman" etiketleriyle dört farklı veri seti bulunur. "Kesin" veri seti, negatif yönde eğimli bir çizgi ile temsil edilirken, diğer veri setleri farklı sembollerle işaretlenmiştir. Veri noktaları, x1 değerlerinin artmasıyla birlikte genellikle azalır ve yaklaşık 3.0'dan sonra neredeyse sabit bir seviyede kalır. [/IMAGE] Şekil 6.51. a₀=0.5 için yatay kompleyansın reel bileşeni [IMAGE] İkinci grafik, yatay eksende "Boyutsuz x1" ve dikey eksende "Boyutsuz Yatay Kompleyans" değerlerini gösteren bir çizimdir. Bu grafikte de "Kesin", "Kuadratik", "Sabit" ve "Sonlu-Sonsuz Eleman" etiketleriyle dört farklı veri seti bulunur. "Kesin" veri seti, pozitif yönde eğimli bir çizgi ile temsil edilirken, diğer veri setleri farklı sembollerle işaretlenmiştir. Veri noktaları, x1 değerlerinin artmasıyla birlikte genellikle artar ve yaklaşık 6.0'dan sonra neredeyse sabit bir seviyede kalır. [/IMAGE] Şekil 6.52. a₀=0.5 için yatay kompleyansın imajiner bileşeni [IMAGE] Bir grafik, yatay eksende "Boyutsuz x1" ve dikey eksende "Boyutsuz Yatay Kompleyans" değerlerini gösteriyor. Grafikte, kesin, kuadratik, sabit ve sonlu-sonsuz eleman yöntemleriyle elde edilen sonuçlar karşılaştırılıyor. Kesin sonuçlar düz bir çizgiyle, kuadratik sonuçlar artı işaretleriyle, sabit sonuçlar elmas şekillerle ve sonlu-sonsuz eleman sonuçları üçgen şekillerle gösteriliyor. Grafikte, x1 değeri 0.0'dan 8.0'ye kadar değişkenken, boyutsuz yatay kompleyansın reel bileşeni -0.2 ile 0.4 arasında değişiyor. Grafik, a0=1.0 için yatay kompleyansın reel bileşenini gösteriyor. [/IMAGE] Şekil 6.53. a0=1.0 için yatay kompleyansın reel bileşeni [IMAGE] Bir grafik, yatay eksende "Boyutsuz x1" ve dikey eksende "Boyutsuz Yatay Kompleyans" değerlerini gösteriyor. Grafikte, kesin, kuadratik, sabit ve sonlu-sonsuz eleman yöntemleriyle elde edilen sonuçlar karşılaştırılıyor. Kesin sonuçlar düz bir çizgiyle, kuadratik sonuçlar artı işaretleriyle, sabit sonuçlar elmas şekillerle ve sonlu-sonsuz eleman sonuçları üçgen şekillerle gösteriliyor. Grafikte, x1 değeri 0.0'dan 8.0'ye kadar değişkenken, boyutsuz yatay kompleyansın imajiner bileşeni -0.4 ile 0.2 arasında değişiyor. Grafik, a0=1.0 için yatay kompleyansın imajiner bileşenini gösteriyor. [/IMAGE] Şekil 6.54. a0=1.0 için yatay kompleyansın imajiner bileşeni [IMAGE] İlk grafik, boyutsuz düşey kompleyansın reel bileşenini gösteriyor. Absis ekseni boyutsuz x1 değerlerini, ordinat ekseni ise boyutsuz düşey kompleyans değerlerini temsil ediyor. Grafikte dört farklı yöntemle elde edilen sonuçlar karşılaştırılıyor: kesin çözüm, kuadratik yaklaşım, sabit değer ve sonlu-sonsuz eleman yöntemi. Kesin çözüm, diğer yöntemlerle kıyasla daha düzgün bir eğri oluşturuyor. Kuadratik yaklaşım, kesin çözüme yakınsak bir eğri gösteriyor. Sabit değer, düşey kompleyansın reel bileşeninin sabit olduğunu varsayıyor. Sonlu-sonsuz eleman yöntemi, diğer yöntemlerle kıyasla daha fazla dalgalanma gösteriyor. Grafikteki veriler, a0=0.5 için elde edilmiştir. Şekil 6.55. a0=0.5 için düşey kompleyansın reel bileşeni [IMAGE] İkinci grafik, boyutsuz düşey kompleyansın imajiner bileşenini gösteriyor. Absis ekseni boyutsuz x1 değerlerini, ordinat ekseni ise boyutsuz düşey kompleyans değerlerini temsil ediyor. Grafikte dört farklı yöntemle elde edilen sonuçlar karşılaştırılıyor: kesin çözüm, kuadratik yaklaşım, sabit değer ve sonlu-sonsuz eleman yöntemi. Kesin çözüm, diğer yöntemlerle kıyasla daha düzgün bir eğri oluşturuyor. Kuadratik yaklaşım, kesin çözüme yakınsak bir eğri gösteriyor. Sabit değer, düşey kompleyansın imajiner bileşeninin sabit olduğunu varsayıyor. Sonlu-sonsuz eleman yöntemi, diğer yöntemlerle kıyasla daha fazla dalgalanma gösteriyor. Grafikteki veriler, a0=0.5 için elde edilmiştir. Şekil 6.56. a0=0.5 için düşey kompleyansın imajiner bileşeni [IMAGE] Bir grafik, yatay eksende "Boyutsuz x1" ve dikey eksende "Boyutsuz Yatay Kompleyans" değerlerini gösteriyor. Grafikte, farklı semboller kullanılarak "Kuadratik", "Sabit" ve "Sonlu-Sonsuz Eleman" kategorileri temsil ediliyor. "Kuadratik" için artı işareti (+), "Sabit" için elmas şekli (◇) ve "Sonlu-Sonsuz Eleman" için üçgen (△) kullanılmış. Grafikteki veriler, x1 değerlerinin 0.0 ile 8.0 arasında değiştiği bir aralıkta dağılmış. Yatay kompleyans değerleri ise -0.4 ile 0.2 arasında değişiyor. Grafikteki veriler, belirli bir trendi takip etmeyen dağılmış durumda. Grafik altındaki açıklamada, bu grafik Şekil 6.61 olarak tanımlanmış ve "a0=1.0 için sönümsüz haldeki yatay kompleyansın reel bileşeni" olarak açıklanmıştır. [/IMAGE] Şekil 6.61. a0=1.0 için sönümsüz haldeki yatay kompleyansın reel bileşeni [IMAGE] Bir grafik, yatay eksende "Boyutsuz x1" ve dikey eksende "Boyutsuz Yatay Kompleyans" değerlerini gösteriyor. Grafikte, farklı semboller kullanılarak "Kuadratik", "Sabit" ve "Sonlu-Sonsuz Eleman" kategorileri temsil ediliyor. "Kuadratik" için artı işareti (+), "Sabit" için elmas şekli (◇) ve "Sonlu-Sonsuz Eleman" için üçgen (△) kullanılmış. Grafikteki veriler, x1 değerlerinin 0.0 ile 8.0 arasında değiştiği bir aralıkta dağılmış. Yatay kompleyans değerleri ise -0.2 ile 0.4 arasında değişiyor. Grafikteki veriler, belirli bir trendi takip etmeyen dağılmış durumda. Grafik altındaki açıklamada, bu grafik Şekil 6.62 olarak tanımlanmış ve "a0=1.0 için sönümsüz haldeki yatay kompleyansın imajiner bileşeni" olarak açıklanmıştır. [/IMAGE] Şekil 6.62. a0=1.0 için sönümsüz haldeki yatay kompleyansın imajiner bileşeni [IMAGE] Bir grafik, boyutsuz düşey kompleyansın boyutsuz x1'e göre dağılımını gösteriyor. Grafikte, farklı semboller kullanılarak üç farklı yöntem karşılaştırılıyor: artı işaretiyle kuadratik, elmas işaretiyle sabit ve üçgen işaretiyle sonlu-sonsuz eleman. Grafikteki veriler, x1'in 0.0 ile 8.0 arasında değiştiği bir aralıkta dağılıyor. Kuadratik yöntem, genellikle diğer iki yöntemden daha yüksek değerler gösteriyor. Sabit yöntem, genellikle diğer iki yöntemden daha düşük değerler gösteriyor. Sonlu-sonsuz eleman yöntemi, kuadratik ve sabit yöntemler arasında yer alıyor. Grafik, düşey eksen üzerinde boyutsuz düşey kompleyansı, yatay eksen üzerinde ise boyutsuz x1'i gösteriyor. Grafikteki veriler, genellikle x1'in artmasıyla birlikte boyutsuz düşey kompleyansın da arttığını gösteriyor. [/IMAGE] Şekil 6.63. a₀=0.5 için sönümsüz haldeki düşey kompleyansın reel bileşeni [IMAGE] Bir grafik, boyutsuz düşey kompleyansın boyutsuz x1'e göre dağılımını gösteriyor. Grafikte, farklı semboller kullanılarak üç farklı yöntem karşılaştırılıyor: artı işaretiyle kuadratik, elmas işaretiyle sabit ve üçgen işaretiyle sonlu-sonsuz eleman. Grafikteki veriler, x1'in 0.0 ile 8.0 arasında değiştiği bir aralıkta dağılıyor. Kuadratik yöntem, genellikle diğer iki yöntemden daha yüksek değerler gösteriyor. Sabit yöntem, genellikle diğer iki yöntemden daha düşük değerler gösteriyor. Sonlu-sonsuz eleman yöntemi, kuadratik ve sabit yöntemler arasında yer alıyor. Grafik, düşey eksen üzerinde boyutsuz düşey kompleyansı, yatay eksen üzerinde ise boyutsuz x1'i gösteriyor. Grafikteki veriler, genellikle x1'in artmasıyla birlikte boyutsuz düşey kompleyansın da arttığını gösteriyor. [/IMAGE] Şekil 6.64. a₀=0.5 için sönümsüz haldeki düşey kompleyansın imajiner bileşeni [IMAGE] Bir grafik, boyutsuz düşey kompleksin reel bileşenini gösteriyor. Grafikte, x ekseni "Boyutsuz x1" olarak etiketlenmiştir ve 0.0 ile 8.0 arasında değerler alır. y ekseni "Boyutsuz Düşey Kompleks" olarak etiketlenmiştir ve -0.2 ile 0.4 arasında değerler alır. Grafikte üç farklı sembol kullanılmıştır: artı işareti (+) "Kuadratik", elmas şekli (◇) "Sabit" ve üçgen (△) "Sonlu-Sonsuz Eleman" için kullanılmıştır. Bu semboller, x1 değerlerine göre dağılmıştır. Grafikteki veriler, reel bileşenin x1 değerlerine göre nasıl değiştiğini göstermektedir. [/IMAGE] Şekil 6.65. a₀=1.0 için sönümsüz haldeki düşey kompleksin reel bileşeni [IMAGE] Bir grafik, boyutsuz düşey kompleksin imajiner bileşenini gösteriyor. Grafikte, x ekseni "Boyutsuz x1" olarak etiketlenmiştir ve 0.0 ile 8.0 arasında değerler alır. y ekseni "Boyutsuz Düşey Kompleks" olarak etiketlenmiştir ve -0.4 ile 0.4 arasında değerler alır. Grafikte üç farklı sembol kullanılmıştır: artı işareti (+) "Kuadratik", elmas şekli (◇) "Sabit" ve üçgen (△) "Sonlu-Sonsuz Eleman" için kullanılmıştır. Bu semboller, x1 değerlerine göre dağılmıştır. Grafikteki veriler, imajiner bileşenin x1 değerlerine göre nasıl değiştiğini göstermektedir. [/IMAGE] Şekil 6.66. a₀=1.0 için sönümsüz haldeki düşey kompleksin imajiner bileşeni Problemin analizinde, süreksizliğin sağlanması için boyutsuz düğüm noktası koordinatları, (ξ₁= -0.75, ξ₂=0., ξ₃=0.75 ve α=0.75) olarak seçilmiştir. Problemin çözümünde kullanılan veri dosyası Şekil 6.70'de verilmektedir. [TABLE] | DİKDÖRTGEN PLAK (ADIM TİPİ YÜK) | başlangıç satırı | |---|---| | -0.75 | 0.75 | 0.75 | düğüm noktası koordinatları | | 36 | 18 | 0 | 4 | sınırlarla ilgili bilgiler | | 40000. | 0. | 1. | 0.1 | malzeme özellikleri | | 1 | 18 | | | bileşke kuvvetler için gerekli bilgiler | | 1 | 1 | 2 | 3 | | | | 18 | 35 | 36 | 1 | eleman tarifleri bölümü | | 1 | -1. | 0. | | | | | 7 | 1. | 0. | | | | | 19 | 1. | 4. | | | | | 25 | -1. | 4. | | | | | 36 | -1. | 0.333333 | | | | | 1 | 1 | 2 | 3 | | | | 18 | 52 | 53 | 54 | düğüm noktası tarifleri bölümü | | 1 | 0 | 0. | 0 | 0. | | | | 9 | 0 | 0. | 0 | 0. | | | | 10 | 1 | 0. | 1 | 0. | | | | 27 | 1 | 0. | 1 | 0. | sınır şartları bölümü | | 28 | 1 | 0. | 1 | 1. | | | | 36 | 1 | 0. | 1 | 1. | | | | 37 | 1 | 0. | 1 | 0. | | | | 54 | 1 | 0. | 1 | 0. | | | [/TABLE] Şekil 6.70. Adım tipi yükleme etkisindeki dikdörtgen plak problemi için veri dosyası A noktasında elde edilen düşey deplasman değerleri, Chien ve Wu (2001)'den alınan kesin sonuçlar ve Mengi ve ark. (1994) tarafından geliştirilen sabit Şekil 6.75 incelendiğinde süreksiz kuadratik sınır elemanları ile bulunan sonuçların, kesin sonuçlarla ve sabit eleman formülasyonu ile bulunan sonuçlarla uyumlu oldukları görülmektedir. Problemin çözümünde kullanılan veri dosyası Şekil 6.76'da verilmektedir. [TABLE] | DİKDÖRTGEN PLAK (ÜÇGEN YÜK) | başlangıç satırı | |---|---| | -0.75 | 0.75 | 0.75 | düğüm noktası koordinatları | | 36 | 18 | 0 | 4 | sınırlarla ilgili bilgiler | | 40000. | 0. | 1. | 0.1 | malzeme özellikleri | | 1 | 18 | | | bileşke kuvvetler için gerekli bilgiler | | 1 | 1 | 2 | 3 | | | 18 | 35 | 36 | 1 | eleman tarifleri bölümü | | 1 | -1. | 0. | | | | 7 | 1. | 0. | | | | 19 | 1. | 4. | | sınır üzerindeki eleman uç noktaları | | 25 | -1. | 4. | | için koordinatlar bölümü | | 36 | -1. | 0.333333 | | | | 1 | 1 | 2 | 3 | | | 18 | 52 | 53 | 54 | düğüm noktası tarifleri bölümü | | 1 | 0 | 0. | 0 | 0. | | | 9 | 0 | 0. | 0 | 0. | | | 10 | 1 | 0. | 1 | 0. | | | 27 | 1 | 0. | 1 | 0. | sınır şartları bölümü | | 28 | 1 | 0. | 1 | 1. | | | 36 | 1 | 0. | 1 | 1. | | | 37 | 1 | 0. | 1 | 0. | | | 54 | 1 | 0. | 1 | 0. | | [/TABLE] Şekil 6.76. Üçgen yükleme etkisindeki dikdörtgen plak problemi için veri dosyası [TABLE] | DİKDÖRTGEN PLAK (YATAY YÜK) | başlangıç satırı | |---|---| | -0.75 0.75 0.75 | düğüm noktası koordinatları | | 36 18 0 4 | sınırlarla ilgili bilgiler | | 40000. 0.231 1. 0.1 | malzeme özellikleri | | 1 18 | bileşke kuvvetler için gerekli bilgiler | | 1 1 2 3 | eleman tarifleri bölümü | | 18 35 36 1 | | | 1 -1. 0. | sınır üzerindeki eleman uç noktaları | | 7 1. 0. | için koordinatlar bölümü | | 19 1. 4. | | | 25 -1. 4. | | | 36 -1. 0.333333 | | | 1 1 2 3 | düğüm noktası tarifleri bölümü | | 18 52 53 54 | | | 1 0 0. 0 0. | | | 9 0 0. 0 0. | sınır şartları bölümü | | 10 1 0. 1 0. | | | 27 1 0. 1 0. | | | 28 1 1. 1 0. | | | 36 1 1. 1 0. | | | 37 1 0. 1 0. | | | 54 1 0. 1 0. | | [/TABLE] Şekil 6.80. Üçgen yatay yükleme etkisindeki dikdörtgen plak için veri dosyası A noktasında elde edilen yatay deplasman değerleri, bu tip problemlerin kesin çözümünün bulunmamasından dolayı Chien ve Wu (2001)'den alınan sonlu elemanlar yöntemi kullanılarak elde edilen sonuçlarla Şekil 6.81'de karşılaştırılmaktadır. Şekil 6.81 incelendiğinde sürekli kuadratik sınır elemanları ile bulunan sonuçlar ve sonlu elemanlar yöntemi ile bulunan sonuçların uyumlu oldukları görülmektedir. [IMAGE] Şekil 6.82, bir kare boşluklu sonsuz levhayı gösteriyor. Levha, x1 ve x2 eksenleri etrafında yerleştirilmiş ve P(t) ile gösterilen bir noktada etkilenmektedir. Levhanın boyutları 5b uzunluğunda ve 2b yüksekliğindedir. Levhanın içindeki kare boşluk, levhanın merkezinde yer almaktadır ve boşluğun kenarları levhanın kenarlarına paraleldir. Levhanın etrafında, boşluğun kenarlarına paralel olarak oklar ile gösterilen kuvvetler bulunmaktadır. Bu oklar, levhanın kenarlarına uygulanan kuvvetlerin yönünü ve dağılımını göstermektedir. Levhanın P(t) noktasında etkilenmesi, levhanın bu noktadaki davranışını etkilemektedir. Levhanın P(t) noktasındaki etki, levhanın bu noktadaki kuvvet dağılımını ve deformasyonunu belirlemektedir. Levhanın P(t) noktasındaki etki, levhanın bu noktadaki kuvvet dağılımını ve deformasyonunu belirlemektedir. Levhanın P(t) noktasındaki etki, levhanın bu noktadaki kuvvet dağılımını ve deformasyonunu belirlemektedir. [/IMAGE] Şekil 6.82. Kare boşluklu sonsuz levha [IMAGE] Şekil 6.83, P basıncının zamanla değişimi grafiğini göstermektedir. Grafikte, P(t) ekseninde basıncın değerleri, t(s) ekseninde ise zaman değerleri yer almaktadır. Grafik, P basıncının zamanla nasıl değiştiğini göstermektedir. Grafikte, P basıncının zamanla lineer bir şekilde arttığını ve ardından azaldığını görebiliriz. Grafikte, P basıncının zamanla lineer bir şekilde arttığını ve ardından azaldığını görebiliriz. Grafikte, P basıncının zamanla lineer bir şekilde arttığını ve ardından azaldığını görebiliriz. Grafikte, P basıncının zamanla lineer bir şekilde arttığını ve ardından azaldığını görebiliriz. [/IMAGE] Şekil 6.83. P basıncının zamanla değişimi Analizde, aşağıda verilen boyutsuz değişken ve parametreler kullanılmıştır. $\bar{\mu}=\frac{\mu}{\mu}=1 \quad ; \quad \bar{b}=\frac{b}{b}=1 \quad ; \quad \bar{\rho}=\frac{\rho}{\rho}=1 \quad ; \quad \bar{\omega}=\frac{\omega b}{c_{s}}$ (6.17a) $\bar{x}_{i}=\frac{x_{i}}{b} \quad ; \quad \bar{t}_{i}=\frac{t_{i}}{\mu} * \frac{c_{s}}{b} \quad ; \quad c_{s}=\sqrt{\frac{\mu}{\rho}} \quad ; \quad \bar{P}_{0}=\frac{P_{0}}{\mu} \quad (i=1,2) \quad (6.17b)$ Düzlem gerilme problemi olarak ele alınan örneğin analizinde, süreksiz kuadratik sınır elemanı formülasyonu için hazırlanan bilgisayar programı kullanılmaktadır. Kare boşluğun çevresi, Şekil 6.84'de görüldüğü gibi 100 adet süreksiz kuadratik sınır elemanına bölünmektedir. Şekil 6.84'de daire içerisinde verilen rakamlar formülasyonunda kullanılan düğüm noktalarını göstermektedir. [IMAGE] Şekil 6.84, kare boşluklu sonsuz levha için süreksiz kuadratik sınır eleman ağı göstermektedir. Kare levhanın kenarları ve içteki daire şeklindeki boşluklar etrafında sayılarla işaretlenmiş düğüm noktaları yer almaktadır. Düğüm noktaları, levhanın kenarlarında ve daire çevresinde düzenli olarak dağılmıştır. Levhanın sol alt köşesinde 76, sağ alt köşesinde 51, sağ üst köşesinde 26 ve sol üst köşesinde 100 numaralı düğüm noktaları bulunmaktadır. Daire çevresinde ise 1, 2, 25, 73, 75, 74, 148, 150, 149, 224, 225, 223, 299, 298, 300 numaralı düğüm noktaları yer almaktadır. Levhanın iç ve dış kenarları arasında düzgün bir dağılım gösteren diğer düğüm noktaları da bulunmaktadır. [/IMAGE] Şekil 6.84. Kare boşluklu sonsuz levha için süreksiz kuadratik sınır eleman ağı Problemin analizi için hazırlanan veri dosyası Şekil 6.85'te verilmektedir. Şekil 6.85'teki veri dosyasında görüldüğü gibi Poisson oranı v=0.2 ve P₀=1 alınmıştır. [TABLE] | KARE BOŞLUKLU SONSUZ LEVHA | başlangıç satırı | |---|---| | -0.75 | 0.75 | 0.75 | düğüm noktası koordinatları | | 200 | 100 | 0 | 10 | sınırlarla ilgili bilgiler | | 1. | 0.2 | 1. | 0.1 | malzeme özellikleri | | 1 | 100 | | | bileşke kuvvetler için gerekli bilgiler | | 1 | 1 | 2 | 3 | eleman tarifleri bölümü | | 100 | 199 | 200 | 1 | | | 1 | -1. | 1. | | | | 51 | 1. | 1. | | | | 101 | 1. | -1. | | | | 151 | -1. | -1. | | | | 200 | -1. | 0.998 | | | | 1 | 1 | 2 | 3 | düğüm noktası tarifleri bölümü | | 100 | 298 | 299 | 300 | | | 1 | 1 | 0. | 1 | 1. | sınır şartları bölümü | | 75 | 1 | 0. | 1 | 1. | | | 76 | 1 | 1. | 1 | 0. | | | 150 | 1 | 1. | 1 | 0. | | | 151 | 1 | 0. | 1 | -1. | | | 225 | 1 | 0. | 1 | -1. | | | 226 | 1 | -1. | 1 | 0. | | | 300 | 1 | -1. | 1 | 0. | | [/TABLE] Şekil 6.85. Kare boşluklu sonsuz levha problemi için veri dosyası A noktasında elde edilen yatay deplasman değerleri, Mengi ve ark. (1994) tarafından geliştirilen sabit eleman formülasyonu kullanılarak elde edilen değerler ve Yerli (1998) tarafından sonlu-sonsuz eleman yönteminin birlikte kullanılarak elde edilen değerlerle Şekil 6.86'da karşılaştırılmaktadır. Şekil 6.86 incelendiğinde sonuçların uyumlu oldukları görülmektedir. [IMAGE] Şekil 6.87, bir çelik şeridi gösteriyor. Şerit, yatay olarak uzanmış durumda ve üst kısmında P(t) olarak belirtilen bir çekme kuvveti etkisine maruz. Şeridin uzunluğu 4 metre ve alt kısmında çelik tellerle desteklenmiş. Şeridin üst kısmında düzgün aralıklarla küçük oklar ile gösterilen kuvvetler etki ediyor. Şeridin alt kısmında ise çelik tellerin yer aldığı bölgenin altına çapraz çizgilerle gösterilmiş. [/IMAGE] Şekil 6.87. P çekme kuvvetine maruz sonsuz şerit [IMAGE] Şekil 6.88, P çekme kuvvetine maruz sonsuz şeride ait kesiti gösteriyor. Şekilde, şeridin kesiti dikdörtgen şeklinde ve 4 metre yükseklikte, 2 metre genişlikte. Şeridin üst kısmında P(t) olarak belirtilen çekme kuvveti etkisine maruz. Şeridin sol ve sağ kenarlarında çelik tellerle desteklenmiş. Çelik teller, şeridin kenarlarında çapraz çizgilerle gösterilmiş. Şeridin kesiti, x1 ve x2 eksenleriyle gösterilmiş. [/IMAGE] Şekil 6.88. P çekme kuvvetine maruz sonsuz şeride ait kesit Problemin analizinde, süreksizliğin sağlanması için boyutsuz düğüm noktası koordinatları, (ξ₁= -0.75, ξ₂=0., ξ₃=0.75 ve α=0.75) olarak seçilmiştir. Problemin çözümünde kullanılan veri dosyası Şekil 6.91'de verilmektedir. [TABLE] | UNİFORM YÜKLÜ SONSUZ ŞERİT | başlangıç satırı | |---|---| | -0.75 0.75 0.75 | düğüm noktası koordinatları | | 36 18 0 4 | sınırlarla ilgili bilgiler | | 40000. 0.25 1. 0.1 | malzeme özellikleri | | 1 18 | bileşke kuvvetler için gerekli bilgiler | | 1 1 2 3 | | | 18 35 36 1 | eleman tarifleri bölümü | | 1 -1. 0. | | | 7 1. 0. | sınır üzerindeki eleman uç noktaları | | 19 1. 4. | için koordinatlar bölümü | | 25 -1. 4. | | | 36 -1. 0.333333 | | | 1 1 2 3 | düğüm noktası tarifleri bölümü | | 18 52 53 54 | | | 1 0 0. 0 0. | sınır şartları bölümü | | 9 0 0. 0 0. | | | 10 1 0. 1 0. | | | 27 1 0. 1 0. | | | 28 1 0. 1 1. | | | 36 1 0. 1 1. | | | 37 1 0. 1 0. | | | 54 1 0. 1 0. | | [/TABLE] Şekil 6.91. Üniform yüklü sonsuz şerit problemi için veri dosyası A noktasında elde edilen düşey deplasman değerleri, Chien ve ark.(2003)'den alınan kesin sonuçlarla Şekil 6.92'da karşılaştırılmaktadır. Şekil 6.92 incelendiğinde # 7. SONUÇLAR VE ÖNERİLER Bu çalışma kapsamında analizi yapılan problemlerin çözümünden elde edilen sonuçlarla literatürde verilen sonuçlar grafiksel olarak karşılaştırılmıştır. Bu karşılaştırmalar sonucunda yapılan formülasyonun ve hazırlanan programların doğruluğu gösterilerek hazırlanan formülasyon ve programın güvenle kullanılabileceği sonucuna ulaşılmıştır. [IMAGE] Akış diyagramı, D2SQ programının adımlarını gösteriyor. Başlangıçta "başla" kutusu yer alıyor. Daha sonra "veri dosyasından verileri oku ve gerekli türetmeleri yap" adımları sırasıyla geliyor. "problemden tanımlanan sınır için sistem matrislerini oluştur" adımı takip ediyor. "H^mn matrisini Gauss sayısal integrasyon yöntemi ile bul" adımı geliyor. Daha sonra "tekil eleman (m = n)?" sorusu soruluyor. Eğer evet cevabı verilirse, "G^mn ve H^mn matrislerinin tekil kısımlarını, (4.55-4.58) denklemlerinde verilen ifadeleri kullanarak hesapla" adımı geliyor. Eğer hayır cevabı verilirse, "G^mn matrisini Gauss sayısal integrasyon yöntemi ile bul" adımı geliyor. Daha sonra "(4.27) denklemini çözerek cismin sınırı üzerindeki bilinmeyenleri hesapla" adımı geliyor. "iç noktalarda hesap yapılacak mı?" sorusu soruluyor. Eğer evet cevabı verilirse, "koordinatları verilen iç noktalardaki deplasman ve gerilme değerlerini hesapla" adımı geliyor. Eğer hayır cevabı verilirse, "cismin sınırı üzerindeki gerilme vektörlerinin bileşkesini ve toplam momenti hesapla" adımı geliyor. Son olarak "sonuçları çıktı dosyasına yaz" ve "dur" adımları geliyor. [/IMAGE] [IMAGE] Şekilde, D2SQ programında kullanılan alt programların bir hiyerarşik yapısı gösterilmektedir. En üstte "MAIN" kutusu yer alır. Bu kutudan "INPUT" kutusuna bir ok gider. "INPUT" kutusundan "NG", "LOCH", "LOCG" ve "EXTGH" kutularına oklar gider. "INPUT" kutusunun altında "SYSGH" kutusu bulunur. "SYSGH" kutusundan "LOCG" ve "EXTGH" kutularına oklar gider. "SYSGH" kutusunun altında "SOL" kutusu yer alır. "SOL" kutusunun altında "INTDS" kutusu bulunur. "INTDS" kutusundan "DS" ve "EXTGH" kutularına oklar gider. "INTDS" kutusunun altında "OUT" kutusu yer alır. Tüm bu kutular ve oklar, D2SQ programının alt programlarının nasıl birbirleriyle ilişkili olduğunu göstermektedir. [/IMAGE] Şekil A.2. D2SQ programında kullanılan alt programlar [IMAGE] Şekilde, bir koordinat doğrusu gösterilmektedir. Doğrunun üzerinde -1, 0 ve +1 değerleri işaretlenmiştir. Bu değerler arasında üç nokta yer almaktadır ve bu noktalar sırasıyla ξ1, ξ2 ve ξ3 olarak etiketlenmiştir. ξ1 noktası -1 ile 0 arasında, ξ2 noktası 0 noktasında ve ξ3 noktası 0 ile +1 arasında yer almaktadır. Ayrıca, D1 ve D2 olarak adlandırılan iki ok bulunur. D1 oku -1 ile 0 arasında sola doğru, D2 oku 0 ile +1 arasında sağa doğru göstermektedir. Doğrunun sonunda ise ξ sembolü yer almaktadır. [/IMAGE] Şekil A.3. Süreksiz elemanda düğüm noktalarının boyutsuz koordinatları ## Problemi oluşturan sınırlarla ilgili bilgiler satırı Veri dosyasının üçüncü satırı, NP NE L MM şeklinde dört adet bilgi içeren bir satırdır. Burada, | NP | : Sınır üzerindeki elemanları tarifleyen toplam nokta sayısını, | | NE | : Sınır üzerindeki toplam eleman sayısını, | | L | : Gerilme ve deplasman değerleri hesaplanacak iç nokta sayısını, | | MM | : Gauss sayısal integrasyon yönteminin uygulandığı integral hesaplarında kullanılacak Gauss noktası sayısını, | göstermektedir. Gauss nokta sayısı düğüm noktası koordinatlarına bağlı olarak tekillik oluşturmayacak şekilde 4, 6, 8 veya 10 değerlerinden herhangi biri olarak alınabilmektedir. Ayrıca yukarıda belirtilen iç nokta sayısı, eleman sayısı ve elemanları tarifleyen noktaların sayıları için açılan maksimum boyut değerleri, program içerisinde verilen parametre satırıyla belirlenebilmektedir. İstendiği takdirde bilgisayarın teknik özelliklerine bağlı olarak, parametre satırında değişiklik yapılmasıyla maksimum değerler yeniden düzenlenebilmektedir. İç noktalarda deplasman ve gerilme hesabı istenmiyorsa L değeri için '0' yazılmalıdır. # Malzeme özellikleri satırı Veri dosyasının bu satırında malzeme özellikleri ile ilgili bilgiler verilmektedir. Bu bilgiler, GE XNU formatındadır. Burada, | GE | : Kayma modülünü (μ), | | XNU | : Poisson oranını (ν), | göstermektedir. # Bileşke kuvvetlerin hesabı için gerekli bilgiler satırı Bu satırda, NN1 NN2 formatında iki adet bilgi verilmektedir. Bunlar, NN1, NN2 : Sınırı üzerine etki eden bileşke kuvvetin hesabında kullanılacak olan birinci ve sonuncu eleman numarasını, göstermektedir. Buna göre program bileşke kuvveti yalnızca NN1, NN1+1, .., NN2 no'lu elemanları kullanarak hesaplamaktadır. Böylece istendiği takdirde sınır üzerinde belirli bir bölge için bileşke kuvvet hesaplanabilmektedir. # Eleman tarifleri bölümü Bu bölüm sınır üzerinde belirlenen sınır elemanları için eleman tariflerinin yapıldığı satırlardan oluşmaktadır. Bu satırların her biri, $\text { I I1 I2 I3 }$ formatında yazılmaktadır. Burada, $\begin{array}{ll}\text { I } & \text { : Eleman numarasını, } \\\text { I1, I2, I3 } & \text { : I no'lu elemanı tarifleyen üç noktaların numarasını, }\end{array}$ göstermektedir. Eleman numaralama işlemi Şekil A.4'te görülen $x_{1}$ ekseninden $x_{2}$ eksenine doğru tanımlanan $\alpha$ dönüş yönü ve elemana bakış yönü kullanılarak yapılmalıdır. Buna göre sınır üzerindeki herhangi bir elemana, elemanın birim dış normali yönünde bakıldığında bu elemanın numaralanması $\alpha$ yönünde olmalıdır (Şekil A.4). [IMAGE] Şekil A.4, bir elemanın numaralandırılmasında kullanılan koordinat sistemi ve yönleri göstermektedir. Sol tarafta, $x_{1}$ ve $x_{2}$ eksenleri arasında $\alpha$ dönüş yönü belirtilmiştir. Sağ tarafta ise, iki nokta (I1 ve I2) arasında bir elemanın gösterilmesi, elemana bakış yönü ve birim dış normal vektörünün yönüyle birlikte yer almaktadır. [/IMAGE] Şekil A.4. Eleman tarifi Formatı (A.1) ifadesinde görülen veri satırları, eleman numarasının (I) artış sırasında yazılmalıdır. Eğer birbirini izleyen iki satırda verilen eleman numaraları arasındaki fark 1'den büyükse, verilen iki eleman arasında kalan elemanlar program içerisindeki veri türetme yoluyla yapılmaktadır. Eleman tariflerinin türetme ile yapılabilmesi için türetilecek olan eleman numaralarının birer birer artması ve elemanı tarifleyen üç nokta numaralarının da aynı şekilde birer birer artması gerekmektedir. Üç noktalar tanımlanırken elaman sayısının iki katı olarak tanımlanmalıdır Örnek olarak, Şekil A.5'te görülen sınır için eleman tarifleri, $\begin{array}{llll}1 & 1 & 2 & 3 \\19 & 37 & 38 & 39 \\20 & 39 & 40 & 1\end{array}$ şeklinde verilebilmektedir. Böylece, 2-18 no'lu elemanların tarifleri, program içerisinde türetme yoluyla yapılmaktadır. Aynı şekil üzerinde (Şekil A.5) verilen $\alpha$ dönüş yönü ile $\mathbf{n}$ birim dış normalleri göz önüne alınarak elemanlar numaralanmaktadır. [IMAGE] Şekilde, bir geometrik şekil gösterilmektedir. Şekil, x1 ve x2 eksenleri etrafında yer almaktadır. Şekil, 23, 25, 27, 29, 31, 33, 35, 37, 39 ve 1 numaralı noktalarla sınırlanmıştır. Şekilin içinde, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 6, 5, 4, 3, 2, 1 numaralı noktalar bulunmaktadır. Ayrıca, 10, 9, 8, 7 numaralı noktalar da gösterilmiştir. Şekilin sağ tarafında, S harfi ve n vektörü yer almaktadır. Şekil, bir sınır eleman ağı göstermektedir. [/IMAGE] Şekil A.5. Örnek sınır eleman ağı koordinatları türetilecek olan noktaların bir doğru ya da bir çember üzerinde bulunması ve eşit aralıklı olması gerekmektedir. Şekil A.5'te görülen sınırlar üzerinde bulunan noktaların eşit aralıklı olduğu kabul edilirse, bu noktaların koordinatları, [TABLE] | 1 | X1 | Y1 | | 4 | X4 | Y4 | | 7 | X7 | Y7 | XC | YC | 1 | | 11 | X11| Y11| | 12 | X12| Y12| | 15 | X15| Y15| | 20 | X20| Y20| [/TABLE] şeklinde yazılabilmektedir. Buna göre; 2-3, 5-6, 13-14 ve 16-19 no'lu noktaların koordinatları doğrusal, 8-10 no.lu noktaların koordinatları ise dairesel türetme ile elde edilmektedir. Şekil A.5'te görülen α yönüne göre dairesel türetme için IY değeri, bu örnekte '1' olarak verilmektedir. ## Düğüm noktası tarifleri bölümü Bu bölüm, sınır üzerinde belirlenen sınır elemanları için düğüm noktası numaralarının tanımlandığı satırlardan oluşmaktadır. Bu satırların her biri, I I1 I2 I3 (A.3) formatında yazılmaktadır. Burada, I :eleman numarasını, I1, I2, I3 : I no'lu elemanı üzerinde bulunan birinci, ikinci ve üçüncü düğüm noktalarının numarasını, göstermektedir. Verilen bu sınır şartları, [TABLE] | 1 | 1 | 0. | 1 | 0. | | 6 | 1 | 0. | 1 | 0. | | 7 | 1 | 0. | 0 | 0. | | 12 | 1 | 0. | 0 | 0. | | 13 | 1 | 1. | 1 | 0. | XC | YC | | 20 | 1 | 1. | 1 | 0. | | 21 | 1 | 0. | 0 | 0. | | 22 | 1 | 0. | 0 | 0. | | 23 | 1 | 0. | 1 | 0. | | 40 | 1 | 0. | 1 | 0. | [/TABLE] şeklinde yazılabilmektedir. Buna göre, 2-5, 8-11 ve 24-39 no'lu düğüm noktaları üzerindeki sınır şartları, doğrusal türetme ile ve 14-19 no'lu düğüm noktaları üzerindeki sınır şartları da daireşel türetme ile belirlenmektedir. [IMAGE] Şekilde, x1 ve x2 eksenleri gösterilmiştir. x1 eksenine paralel A1 ve x2 eksenine paralel A2 vektörleri yer almaktadır. Ayrıca, x1 ve x2 eksenleri arasındaki açı alpha ile gösterilmiştir. Şeklin sağ tarafında sınır vektörü yer almaktadır. [/IMAGE] Şekil A.6a. Gerilme ve deplasman bileşenleri için pozitif yönler (daireşel türetme yok) # Ek-B. İç Noktaların Gerilme Hesabında Kullanılan S<sub>kij</sub> ve D<sub>kij</sub> Terimleri İç noktalarda gerilme hesabı için verilen (4.39) eşitliğinde görülen S<sub>kij</sub> ve D<sub>kij</sub> terimleri, (4.40) denklemi yardımıyla elde edilebilmektedir. Buna göre, temel çözümlerin türevleri alınarak, dinamik haldeki D<sub>kij</sub> ve S<sub>kij</sub> terimleri, $\begin{aligned} \mathrm{D}_{\mathrm{kij}}= & {\left[\left(-\Psi^{\prime}+\frac{\chi}{\mathrm{r}}\right)\left(\delta_{\mathrm{kj}} \mathrm{r}_{\mathrm{i}}+\delta_{\mathrm{ki}} \mathrm{r}_{\mathrm{j}}\right)+2\left(\chi^{\prime}-2 \frac{\chi}{\mathrm{r}}\right) \mathrm{r}_{\mathrm{i}} \mathrm{r}_{\mathrm{j}} \mathrm{r}_{\mathrm{k}}+2 \frac{\chi}{\mathrm{r}} \delta_{\mathrm{ij}} \mathrm{r}_{\mathrm{k}}\right.} \\ & \left.+\left(\frac{\mathrm{c}_{\mathrm{p}}^{2}}{\mathrm{c}_{\mathrm{s}}^{2}}-2\right)\left(-\Psi^{\prime}+\chi^{\prime}+\frac{\chi}{\mathrm{r}}\right) \delta_{\mathrm{ij}} \mathrm{r}_{\mathrm{k}}\right] \end{aligned}$ ve $\sum_{n=1}^{N} \widetilde{\mathrm{H}}_{\mathrm{mn}}^{\mathrm{mn}} \mathrm{e}_{\mathrm{i}}=\mathbf{0} \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad \quad Burada toplam işareti S' sınırı üzerinde integrali, Pₘ sabit noktayı, xᵢ doğrultusundaki eᵢ birim taşıma vektörünü göstermektedir. (C.7) ifadesindeki ikinci integral (C.4) ifadesindeki gibi yazılırsa, $\int_{S_{\infty}} \underline{\mathrm{H}}\left(\mathrm{P}_{\mathrm{m}}, \mathrm{Q}\right) \underline{\mathrm{e}}_{\mathrm{i}} \mathrm{dS}=\int_{S_{\infty}} \underline{\mathrm{H}}\left(\mathrm{P}_{\mathrm{m}}, \mathrm{Q}\right) \mathrm{dS} \underline{\mathrm{e}}_{\mathrm{i}}=-\underline{\mathrm{I}} \underline{\mathrm{e}}_{\mathrm{i}}=-\underline{\mathrm{e}}_{\mathrm{i}}$ ifadesi bulunur. Bulunan (C.8) ifadesi (C.7)'de yazılırsa, $\sum_{n=1}^{N} \widetilde{\underline{\mathrm{H}}}^{\mathrm{mn}} \underline{\mathrm{e}}_{\mathrm{i}}-\underline{\mathrm{e}}_{\mathrm{i}}=\underline{0}$ ifadesi bulunur. (C.9) ifadesi i=1, 2 ve 3 için yazılır ve birleştirilirse, $\sum_{n=1}^{N} \widetilde{\underline{\mathrm{H}}}^{\mathrm{mn}}-\underline{\mathrm{I}}=\underline{0}$ ifadesi bulunur. Bulunan bu ifade eşitlik (C.1)'e özdeştir.
148
217469
## ÖZET Bu çalışmanın amaçları ilköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinin çıraklık eğitimini tercih etme ve etmeme yüzdelik değerlerini, ilköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinden çıraklık eğitimini tercih etme nedenlerini belirlemek ve ilköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinin çıraklık eğitimine ilişkin olumsuz görüş düzeylerini düşürmede mesleki grup rehberliği programının etkili olup olmadığını incelemektir. Bu araştırma, kontrol gruplu ön-test ve son-test modele dayalı deneme modeline dayalı bir çalışmadır. Araştırma 2006-2007 öğretim yılında Konya ili Zeliha Lütfi Kulluk Ilköğretim Okulunda öğrenim gören ilköğretim sekizinci sınıf öğrencileri üzerinde yapılmıştır. Araştırmanın deney grupları ve kontrol gruplarının her biri 11'i kız ve 14'ü erkek olmak üzere toplam 25'er öğrenciden oluşmuştur. Deney grubundaki öğrencilerle 9 hafta süreli haftada bir oturum olmak üzere mesleki grup rehberliği yapılmıştır. Deney ve kontrol grubundaki öğrencilerin çıraklık eğitimine yönelik olumsuz görüşleri ön-test ve son-test aşamalarında Çıraklık Eğitimi Değerlendirme Formu-B ile (ÇEDF-B) ölçülmüştür. Bu araştırmada denenen mesleki grup rehberliği programı Çıraklık Eğitimi Değerlendirme Fromu-B ile ölçülebilen görüşleri içermektedir. Mesleki grup rehberliğinde bu mesleki görüş ve davranışlar kazandırılırken grup tartışması, bilgi ve ev ödevi verme teknikleri kullanılmıştır. Deneysel işlem sonrasında deney ve kontrol gruplarının ÇEDF-B'nin öntest-son-test puanları arasındaki farkın anlamlılığını ortaya koymak amacıyla ilişkisiz örneklemler için t testi kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda deney ve kontrol gruplarının ÇEDF-B'nin ön-test-son-test fark puan ortalamaları arasında, deney grubunun lehine olmak üzere, 0.01 düzeyinde anlamlı farklılık bulunmuştur. Bu bulgu, araştırmada denenen mesleki grup rehberliği yönteminin ilköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinin çıraklık eğitimine yönelik olumsuz görüşlerini düşürmede etkili olduğunu ortaya koymuştur. Bu araştırmanın bulgularına dayanarak geliştirilen mesleki grup rehberliği programının ilköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinin çıraklık eğitimine yönelik olumsuz görüşlerini düşürmeyi amaçlayan meslek rehberliği ve danışmanlığı hizmetlerinde okul psikolojik danışmanları tarafından uygulanabileceği önerilebilir. ## ABSTRACT The aims of this research are to determine the reasons of the 8th year students' to choose or not to choose aprenticeship education and their per cents and to observe the effect of vocational group guidance to 8th grade elementary students' ideas towards apprenticeship education. This research is a control group pre-test post-test experimental research. Research was conducted to students who were enrolled Konya Province Zeliha Lütfi Kulluk Elementary School. While research's experimental group was constituted of 11 female and 14 male students (total: 25 students), control group was constituted of 11 female and 14 male students (total: 25 students). Vocational group guidance was conducted to experimental group for 9 weeks once a week. The ideas of experimental and control group students towards apprenticeship education were measured by Apprenticeship Training Evaluation Form-B (ATEF-B) at pre-test post-test phases. In this research applied vocational group guidance program includes ideas and behaviours which can be measured by Appprenticeship Education Evaluation Form-B. Group discussion and homework techniques were used to gain vocational ideas and behaviours in vocational group guidance. After experimental procedure independent samples t test was used in order to make clear the significance difference between ATEF-B's pre-test post-test scores. After analysis there was a significant difference between experimental and control groups' ATEF-B pre-test post-test average scores at 0.01 level. Findings showed that vocational group guidance method had a positive effect against negative ideas to apprenticeship education. According to findings, vocational group guidance method is effective to change 8th year elementary school students' negative ideas towards apprenticeship education to positive manner. This program is compatible in order to be used in vocational guidance activities of 8th year elementary school students. ## ŞEKİLLER VE TABLOLAR | Şekil.1 Türk Milli Eğitim Sistemi | |------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------| | Şekil.2 Mesleki Eğitim Sistem | | Tablo 1.1.Türkiye Geneli Mesleki Eğitim Merkezlerine ait 2005–2006 Oğretim | | Yılı Verileri | | Tablo 2.1- Araştırmada Uygulanan Deneysel Desen | | Tablo 2.2- Ilköğretim sekizinci sınıf Oğrencilerinin Okullarına ve Cinsiyetlerine | | Göre Dağılımı | | Tablo 2.3- Mesleki Grup Rehberliği Uygulamasında Deney ve Kontrol Gruplarını | | Oluşturan Oğrencilerin Cinsiyetlerine Göre Dağılımı | | Tablo 2.4- Deney ve Kontrol Grubunu Oluşturan Oğrencilerin ÇEDF-B On-test | | Puanlarına göre, Aritmetik Ortalama, Standart Sapma ve t Değerleri 41 | | Tablo 3.1- İlköğretim Sekizinci Sınıf Oğrencilerinin Çıraklık Eğitimini Tercih | | Etme ve Etmeme Durumlarına Ilişkin Vermiş Oldukları Cevapların | | Cinsiyetlere Göre Dağılımı | | Tablo 3.2- Ilköğretim Sekizinci Sınıf Oğrencilerinin Çıraklık Eğitimine Gitmek | | Isteme Nedenlerine Ilişkin Yüzdelik Değerleri | | Tablo 3.3- Ilköğretim Sekizinci Sınıf Oğrencilerinin Çıraklık Eğitimine Gitmek | | Istememe Nedenlerine Ilişkin Yüzde Değerleri | | Tablo 3.4- ÇEDF-B On-test – Son-test Puanlarının Ortalama ve Standart Sapma | | Değerleri | | Tablo 3.5- ÇEDF-B Fark Puanlarının Ortalama ve Standart Sapmaları ile t Değeri | | //////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////// | ## ÖNSÖZ Eğitim süreci içinde rehberlik hizmetlerinden beklenen en önemli işlev, öğrencilerin yetenek, ilgi ve potansiyellerinin doğru belirlenip, eğitim sisteminin temel amaçları doğrultusunda, öğrencilerin ilgi, yetenek ve potansiyellerine uygun üst eğitim kurumlarına ve mesleki eğitim kurumlarına yönlendirilmesini sağlamaktır. Oğrencileri yaşama hazırlarken hedeflenen amaçlardan en önemlisi, kendilerini tanıyan, sahip oldukları potansiyellerine güvenen, olumlu ve olumsuz yönlerini birlikte kabul eden bireyler olmalarının yanı sıra, hayatlarını olumlu sürdürebilecekleri ve kendi potansiyellerini kullanabilecekleri bir meslek sahibi olmalarını sağlamaktır. Yetenekleri ve ilgileri doğru tespit edilemeyen ve yüksek beklentilere motive edilen öğrenciler yıllarının boşa harcanmasının yanı sıra niteliksiz bir iş gücü olarak topluma katılmaktadırlar. Bu araştırmada bir mesleki grup rehberliği programıyla ilköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinin çıraklık eğitimine yönelik olumsuz görüşlerini olumluya çevirmede etkili olup olmayacağı incelenmiştir. Araştırma sonucunda özellikle psikolojik danışma ve rehberlik alanına yönelik önemli bulgular ortaya çıkmıştır. Bu çalışmanın gerçekleşmesinde bilimsel öneri ve katkılarıyla beni yönlendiren, danışmanım Sayın Yrd. Doç. Dr. Nurten SARGIN'a teşekkür eder, saygılarımı sunarım. Çalışmalarım süresince eleştiri ve fikirleriyle bana rehberlik eden, değerli katkılarıyla beni yönlendiren saygıdeğer hocalarım Sayın Prof. Dr. Yıldız KUZGUN'a, Sayın Prof. Dr. Omer URE'ye, Sayın Doç. Dr. Feride BACANLI'ya, Sayın Doç. Dr. Ali Murat SUNBUL'e ve Sayın Yrd. Doç. Dr. Vicdan ALTINOK'a teşekkürlerimi sunarım. Araştırmanın gerçekleştirilmesi sürecinde doğrudan ya da dolaylı yardımlarını gördüğüm tüm sayın hocalarıma ve araştırmaya katılan öğrencilere teşekkür ederim. Çalışma boyunca desteğini esirgemeyen eşim Fahriye ve kızım Zeynep'e en içten sevgilerimi sunarım. ## Abdullah İŞİKLAR ## BÖLÜM I ## Giriş Çağımızın önemli bir niteliği haline gelen hızlı teknolojik gelişmeler, insan yaşamını derinden etkilemekte ve ortaya çıkan yeni gereksinimleri karşılamada mevcut toplumsal yapılanmalar yetersiz kalmaktadır. Bilimsel buluşlar teknoloji yoluyla üretim biçimini hemen etkilemekte, çalışma yaşamı da bu etkinin en hızlı ve yaygın hissedildiği bir alan olagelmektedir. Çağdaş insanın öğrenmesi gereken bilgi miktarı sürekli artmaktadır. Ulkemizde önceleri modernleşme olarak tanımlanan giderek sanayıleşme ve kalkınma olarak daha açık bir biçimde ifade edilen hedefin gerçekleştirilebilmesi ve ülkemizin gelişmiş ülkeler içerisinde yerini alabilmesi, gelişen teknolojiyi iş alanlarında uygulayabilen bilgili ve becerili insan gücünün yetiştirilmesine bağlıdır. Çünkü günümüzde iş yaşamı, vasıfsız işlerde çalışabilecek mesleksiz elemanlara değil, doğrudan üretim sürecine girebilecek, vasıflı elemana ihtiyaç duymaktadır. Günümüzde bilgi ve bilgili insan, ekonominin en önemli girdileri haline gelmiştir. Başka bir ifadeyle bilim, teknolojiye dayalı eğitimle sağlanan iyi yetişmiş insan kaynağı, artık başta gelen üretim faktörleri arasında sayılmaktadır. Bu üretim faktörlerinden faydalanarak yüksek kalite ve düzeyde üretim yapmak bir ülkenin gelişimi için esastır. Teknolojiden faydalanma, insan gücünün bu alanda iyi yetiştirilmesine bağlıdır. Bu nedenle eğitim ekonominin ihtiyaç duyduğu nitelikli insan gücünü yetiştirme çabası içindedir. Çünkü eğitim ile kalkınma arasında yakın bir ilişki vardır. Gelişmiş ülkeler, dünya platformundaki yerlerini sağlamlaştırmak, bilimsel ve teknolojik açıdan ilerlemek için birçok alanda olduğu gibi eğitim alanında da yenileşmeye gitmiştir. Ulkelerin kalkınmışlık düzeyini belirlemek için kullanılan ölçütler arasında önemli bir yeri olan teknoloji, kendisinden faydalanılması için beraberinde nitelikli insan gücünün yetiştirilmesini de zorunlu kılmış ve çağımızda yaşanan bilgi patlamasıyla birlikte bazı meslekler ortadan kalkarken, bazıları da sürekli eğitim almayı gerektirir hale gelmiştir. Artık başlangıçta öğrenildiği biçimiyle yaşam boyu değişmeden süren hiçbir meslek kalmamıştır. Bu nedenle, bireyleri yetiştirirken, onların çağdaş gelişmeleri yakından izleyip kendi yaşamlarında gerekli uyarlamaları yapabilmelerini kolaylaştıracak bilgi, tutum ve becerilerle donatılmaları gerekmektedir. Bu yeterliklerin başlıcaları uyum sağlama, iletişim kurma, doğru bilgiye ulaşma, karar verme, sorumluluk alma, yaratıcılık gösterme, işbirliği yapma, sorun çözme, karmaşık sistemleri algılama ve kendini geliştirmedir. Tüm çalışma alanları için geçerli olan bu yeterliklere sahip olmayan bireylerin bilgi toplumunun gereklerini yerine getirebilmeleri olanaklı değildir (Brennan ve diğ., 1993). Ingiltere, Kanada gibi gelişmiş ülkelere bakıldığında teknolojiyi üretebilecek ve kullanabilecek gerekli insan gücünün istenen nitelik ve nicelikte yetiştirilmesi kaygısıyla gerekli eğitim sistemleri oluşturdukları görülmektedir. Türkiye'de çocuklarını bir dünya yurttaşı olarak, onlarla birlikte çalışabilecek ve yarışabilecek bir biçimde eğitmek zorundadır. "Ne iş olsa yaparım" diyen insanların sayısını en aza indirmenin en etkili yolu bireysel özelliklerin, uyarıcı çevre olanaklarıyla, bedensel, zihinsel, duygusal ve toplumsal yönden gelişmesini sağlayacak düzenli, sistemli ve programlı bir mesleki ve teknik eğitim sisteminin uygulamaya konulmasıdır. Günümüzde, Türkiye'nin gündemindeki en önemli sorun işsizlik sorunudur. Her yıl, çalışma çağındaki nüfus yaklaşık bir milyon artmakta ve işgücü piyasasına 800 bin genç girmektedir. Devlet İstatistik Enstitüsü (DIE) verilerine göre 2000 yılı ikinci çeyreğinde 1 milyon 456 bin olan işsiz sayısı 2005 yılı ikinci çeyreğinde 2 milyon 294 bine ulaşmıştır. Genç nüfus arasındaki işsizlik oranı ise yüzde 17,6'dır. İstatistiklere yansıyan işsizlik rakamları bu kadar yüksek iken meslek kuruluşları ve işverenler çeşitli platformlarda, ağız birliği etmişçesine, işgücü eksikliğinden yakınmaktadırlar. Çalışmak isteyen ancak iş bulamayan çok sayıda işsizin yanı sıra belli nitelikte işgücü bekleyen açık işler söz konusudur (Erbesler, 1987). İşletmelerin, özellikle elektrik teknisyeni, tornacı, kaynakçı vb. yetiştiren endüstriyel okul mezunu nitelikli işgücünü bulmakta güçlük çektiği işveren temsilcilerince dile getirilmektedir. Bu noktada eğitim kurumlarına büyük görev düşmektedir. Eğitim kurumları işsizlik problemlerine gerekli hassasiyeti göstererek niteliksiz ve üretime katkıda bulunmayan nüfus oluşumuna engel olabilmelidir. Burada mesleki ve teknik eğitim nitelikli insan gücü yetiştirerek hem istihdam sorununa hem de sektörler arasındaki dengenin sağlanmasına katkıda bulunabilecektir (Kazu ve Demirli, 2002). Mesleki ve teknik eğitim esasında, eğitimin bilimsel, teknolojik ve uygulamalı yönlerini belirli bir bütünlük içinde ele alan ve belli bir mesleğin gerektirdiği yeteneklere ağırlık veren bir eğitimdir. Kavram olarak ise, bireysel ve toplumsal yaşam için zorunlu olan bir mesleğin gerektirdiği bilgi, beceri ve pratik uygulama yeteneklerini kazandırarak, bireyi zihinsel, duygusal, sosyal ve ekonomik, kişisel ve fiziksel yönleriyle geliştirme sürecidir. Bu eğitimin temel işlevi, bireyleri sosyal ve ekonomik yönden yararlı, bireysel yönden kazançlı meslek alanlarına hazırlamak ve başarılı olmalarını sağlamaktır (Alkan, 1999). Sanayileşmede en önemli unsurlardan biri bilgi, beceri ve iş alışkanlıklarına sahip, yüksek verimi gerçekleştirecek insan gücünün yetiştirilmesi olduğundan, sanayinin gelişmesinde bir alt yapı yatırımı olan meslekî ve teknik eğitime gerekli önemin verilmesi ve bu sistemin etkinliğinin artırılması önemli bir zorunluluktur. Mesleki ve teknik eğitim, geniş bir sınıflama içinde ele alındığında "çıraklık eğitimine dayalı", "okula dayalı" ve "hem okula hem işletmeye dayalı, ikili" sistem şeklinde düşünülmektedir (Şahinkesen, 1992). Ulkemizde de mesleki ve teknik eğitim, Cumhuriyet Döneminin başından beri önemsenen ve toplumsal yapının ve ekonominin amaçlanan hedeflerine paralel olarak ele alınan bir konu ola gelmiştir. Ozellikle Cumhuriyetin ilk dönemlerinde kırsal ve kentli nüfusun asgari bir eğitim alabilmesi sorunu, kuşkusuz öncelikli bir sorun olarak görülmüş ve bu sorunu çözmeye yönelik çalışmaların başarıyla sonuçlanması önceliğin mesleki ve teknik eğitime kaymasını sağlamıştır. Cumhuriyetin ilk dönemlerinde, mesleki ve teknik eğitim sistemi, sermayenin yetersiz olması nedeni ile yavaş ve devlet eliyle gerçekleştirilen sanayileşme politikasına uyacak bir biçimde kurulmuştur. Bu dönemde yapılan seçim, meslek eğitiminin bir okul eğitimi olarak tanımlanması ve kentlerde öncelikle erkekler için, ama gecikmeden kızlar için de meslek eğitimi okullarının kurulması olmuştur. Çıraklık, tamamen eğitim sisteminin dışında bırakılmış ve uzun yıllar boyunca görmezden gelinmiştir. Mesleki ve teknik eğitim için okul sistemi en pahalı sistemdir ve Türkiye gibi kaynaklarını tasarrufa ve etkinliğe önem vererek kullanmak için kritik seçimler yapmak zorunda olan bir ülke için uygun bir seçim değildir. Nitekim ülkemizde yapılan çeşitli araştırmalarda mesleki ve teknik eğitim okullarında yapılan eğitimin daha çok kuramsal olduğu ve araç-gereç gereksinmelerinin karşılanamadığından dolayı uyumlarının zaman aldığı ve uzun süre verim sağlanamadığı ileri sürülmektedir (DPT 1983; Düzenli 1986). Mesleki eğitimde okul sistemi hem kamuya bir yük getirmekte, hem işgücü piyasanın taleplerini karşılayamamakta, hem de mezunlarını (okulda yeterli beceri ve bilgileri edinemedikleri için) tehdit eden işsizlik karşısında çaresiz kalmaktadır. Genel ortaöğretime oranla maliyetleri daha yüksek olan mesleki ve teknik eğitim okulları hedeflerinin gerisinde kalınmasının yanı sıra, üzerinde durulması gereken bir diğer önemli sorun da, mezunlarının önemli bir bölümünün mesleğine uygun bir işte çalışmaması ya da işsiz olmasıdır (Adem, 1982, 1983). Meslek okulu mezunları çok daha pahalı bir ortaöğretim yaptıkları halde, meslek okulunda aldıkları eğitimi bütünüyle genel eğitim ile eşitlemektedirler (Akkutay, 1991) . Yani, mesleki ve teknik eğitim için kullanılmış kamu bütçesi, büyük ölçüde israf edilmiş olmaktadır. Bu durumun, ne kamu, ne özel sektör (iş dünyası), ne de sivil toplum ve bireyler yararına olduğunu söylemek mümkün değildir. Türkiye'de istenilen ölçüde başarıya ulaşılamamasına karşın, dünyada mesleki ve teknik eğitim okullarını temel alan modelin başarıyla uygulandığı ülkeler bulunmaktadır. Orneğin örgün ya da okul içi eğitim yoluyla çağ nüfusuna meslek eğitimi kazandırabilen ve eğitim için çok yüksek düzeyde kaynak ayırabilecek durumda olan Hollanda, İsveç gibi Kuzey Avrupa ülkeleri vardır (Baloğlu 1992). Bu nedenle, mesleki eğitimde seçilen modelin, eğitime ayrılabilecek kaynaklarla uyumlu olması önem taşımaktadır. Akkutay (1991)'e göre, teknisyen seviyesine kadar meslek elemanları çıraklık sistemiyle, teknisyen ve daha üst seviyedeki elemanlar ise okul sistemiyle yetiştirilmelidir. Çıraklık sistemiyle yapılmakta olan meslek eğitimi, okul sistemine göre yapılan meslek eğitiminden daha ucuza mal olmaktadır. Ekonomik yapıları çok güçlü olan bazı ülkelerin yetkilileri, meslek eğitimini öngören eğitimle (okul sistemiyle) yapacak kadar zengin olmadıklarını belirtmektedirler. Yurdumuzdaki vasıflı ara insan gücü açığının fazlalığı, düzenli çıraklık eğitimi (ikili eğitim sistemi) ile kalıfıye meslek elemanı yetiştirmeyi zorunlu kılmaktadır. Türkiye' de çıraklık eğitimi ulusal eğitim sistemi içindeki yerini ilk kez 1977 yılında çıkartılan 2089 sayılı yasayla almıştır. Bunun ardından, çıraklık, örgün ve yaygın eğitimi tek bir sistem içinde bütünleştirmek amacıyla 3308 sayılı Çıraklık ve Mesleki Eğitim Yasası çıkartılmıştır. 1986 yılında kabul edilen 3308 sayılı yasa ile mesleki ve teknik eğitim sistemi yeniden yapılandırılmaya çalışılmıştır. Yeni sistemde becerili işgücü yetiştirmede çıraklık eğitimine öncelik verilmektedir. Ancak, bu güne değin çıraklık eğitiminde beklenen gelişmelerin sağlanabildiğine yönelik önemli bir bulguyla karşılaşılmamaktadır. Çıraklık eğitimiyle ilgili çabaların en iyi sonucu, hiç kuşku yok ki, çıraklık eğitimin Türk Milli Eğitim sistemi içerisindeki yerini almasıdır. Çıraklık eğitim sisteminde, iş hayatının becerili insan gücü gereksinimini karşılamak amacı ile okul-işyeri ve sanayının ortaklaşa yetki ve sorumluluk aldıkları bir mesleki eğitim öngörülmektedir. Çıraklık eğitiminde, meslek becerisinin iş yerlerinde, meslek bilgisinin ise çıraklık eğitim merkezlerinde ya da iş yerlerinin bu amaçla açtığı eğitim ünitelerinde öğretilmesi esas alınmaktadır (Ekinci, 1990; Sezgin, 1990). 3308 sayılı yasa kapsamına giren 110 mesleki eğitim ve öğretim ve öğretim faaliyetlerinin yürütülmesinden Milli Eğitim Bakanlığı sorumludur. Çıraklık eğitimi, zorunlu temel eğitimi tamamlayıp bir işyerinde çalışan gençlerin belirli bir işi ve mesleği öğrenmelerini amaçlayan kuramsal ve pratik eğitimi içermektedir. Bu gençlerin en az 14 yaşında olmaları gerekir. 19 yaşından küçük olanlar, işçi ve işveren arasında bir çıraklık sözleşmesi yapılmadan işyerlerinde çalışamazlar (MEB, 2006). Çıraklık eğitiminde dört aşama vardır: Çırak adaylığı, çıraklık, kalfalık ve ustalık. Çırak adayları, temel eğitimini tamamlayan, ancak henüz 14 yaşından küçük kişilerdir. Çırak adayları ve çıraklar öğrenci statüsünde kişilerdir ve öğrencilere tanınan bütün haklardan yararlanırlar. Aday çırak ve çırak öğrenciler, iş saatleri içinde mesleğin özelliklerine göre haftada 8 saatten az olmamak üzere 10 saate kadar teorik genel ve mesleki eğitim görmektedirler. Aday çırak öğrenciler teorik eğitimlerini çıraklık eğitim merkezlerinde (CEM) ya da işletmelerce temin edilen eğitim yerlerinde görmekte; pratik eğitimlerini ise işyerlerinde yapmaktadırlar. Çıraklık dönemini teorik eğitim programlarının yaklaşık % 30 "u genel bilgi dersleri % 70 "i ise meslek bilgisi derslerinden oluşmaktadır. Kamuya yükü yok denecek düzeyde olduğu ve özellikle yoksul kesimlerin yaşam stratejilerine uygun düştüğü halde piyasanın işgücü talebine tam uyum gösteren çıraklık eğitiminde mevcut durum hiç de iç açıcı değildir. 2005-2006 öğretim yılında 300 çıraklık eğitim merkezine kayıtlı 183200'ü aday olmak üzere 120.026 çırak eğitim görmektedir (MEB, 2006). Kuşkusuz bu sayı çıraklık yasasına göre eğitim görmesi gereken birey sayısının çok gerisindedir. Gerek çıraklık eğitiminin, gerekse örgün mesleki ve teknik eğitim sisteminin işlevini yerine getirmesini engelleyen temel faktörlerden biri mesleki rehberlik ve danışmanlık hizmetlerinin yetersizliğidir. 3308 sayılı Kanunda, çırak adaylarının ilgi, istek, yetenek ve yeterlilikleri ölçüsünde ve doğrultusunda başarılı olabilecekleri en uygun mesleği seçmelerine yardımcı olmayı amaçlayan bu hizmetlere ilişkin herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Çırak öğrenci olmak için izlenen süreç de böyle bir desteğe imkân vermemektedir. Çünkü genç önce çalışacağı işyerini bulmakta, daha sonra sözleşme imzalayarak çırak öğrenci statüsünü kazanmaktadır. Bunun sonucu olarak da çıraklık eğitim merkezine devam etmesi hedeflenen öğrenci sayısının çok gerisinde bir sayıda öğrencinin çıraklık eğitime devam etmesi söz konusu olmaktadır. Oğrencilerin bu eğitime başlamadan, en üst düzeyde başarılı olabilecekleri kendilerine en uygun mesleği seçmeleri gerekmektedir. Bu konuda öğrenciye gerekli mesleki yönlendirmeyi yapma görevi ilköğretim kurumlarına ve bu kurumlarda görev yapan psikolojik danışmanlara düşmektedir. Kuzgun (2000)'a göre ilköğretimin sekizinci sınıfta öğrenciler akademik eğitime veya mesleki eğitime ya da eğitime devam etmeyip çalışma yaşamına girme tercihi yapma durumundadırlar. Bu nedenle ilköğretimdeki rehberlik hizmetleri önemli kararların alındığı kritik bir döneme rastlamaktadır. Oğrencilerin, ilköğretimde eğilimleri belirlenip yetenekleri doğrultusunda yönlendirilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu öğrencilerin önündeki belirsizliği kaldırmak ve insan kaynaklarının verimli bir şekilde kullanılmasını sağlayacaktır. Bu tür bir yönlendirme çocukların üzerinde oluşabilecek meslek sahibi olma baskısını da azaltacak ve eğitimdeki verimliliğin artmasını sağlayacaktır. Oğrencilerin yönlendirilmesi, Millî Eğitim Temel Kanunu'nun hem amaç hem de ilkeler kısmında belirtilmiştir. Amaç kısmında: "İlgi, istidat ve kabiliyetlerini geliştirmek için gerekli bilgi, beceri ve davranışlar ve birlikte iş görme alışkanlığı kazandırmak suretiyle hayata hazırlamak ve onların, kendilerini mutlu kılacak ve toplumun mutluluğuna katkıda bulunacak bir meslek sahibi olmalarını sağlamak", ilkeler kısmında ise: "Fertler eğitimleri süresince ilgi, istidat ve kabiliyetleri doğrultusunda çeşitli programlara veya okullara yöneltilerek yetiştirilirler." ibaresi bulunmaktadır (MEB, 1973). Türkiye'de ilköğretimde yönlendirme çalışmaları bilimsel anlamda ilk kez 2003 yılında İlköğretimde Yönergesi'yle başlamıştır. Yönerge, yöneltmenin amaçlarını, ilkelerini, usul ve esaslarını net bir şekilde ortaya koymaktadır. Hatta uygulanan testler ile öğrencinin ilgi, istek, yetenek ve kişilik özelliklerini tespit edecek testler detaylı bir şekilde hazırlandığı görülmektedir. Yöneltmenin en belirgin ilkesi; "yöneltme, zorlayıcı değil, kişinin kararının doğru ve gerçekçi olması yönünde yol göstericidir. Oğrenci kendi geleceğini planlama ve geleceğine yönelik karar verme hakkına sahiptir, aldığı kararların sorumluluğunu taşır ifadesi ile açıklanmaktadır (MEB, 2003). Ancak eğitimdeki mevcut uygulamalar gözden geçirildiğinde, özellikle ilköğretimdeki yönlendirme hizmetlerinin gereği gibi yapılmadığı faktörü dikkati çekmektedir. Ulkemizde çıraklık eğitimi ve mesleki ve teknik eğitim sisteminin işlevini yerine getirmesini engelleyen önemli faktörlerden bir diğeri ise çocukların ve ailelerin çıraklık ve mesleki eğitime yönelik yanlış tutum ve değer yargılarına sahip olmalarıdır. Kuzgun (2006)'a göre bu yanlış inançların başında iyi bir meslek yüksek öğrenim görmekle elde edinilir inancı gelmektedir. Türk insanı eğitime büyük önem vermektedir. Eğitime verilen bu önemin nedeni ise bilgi ve kültür edinmekten çok bir diploma sahibi olma ve bu yolla garantılı bir meslek sahibi olma anlayışıdır. Bunun sonucu olarak da gençlerin büyük çoğunluğu tercihlerini mesleki eğitimden daha çok genel eğitimden ve yüksek öğrenimden yana yapmaktadırlar. Diğer yandan meslek liselerinin üniversiteye giriş şartlarının ağırlaştırılması sonucunda meslekî eğitimden uzaklaşma daha belirgin olarak yaşanmaktadır. Bu uzaklaşma içerisinde olan gençlerin çoğu vasıfsız işçi olarak çalışmak zorunda kalmaktadırlar. Üniversiteye giremeyen gençlerin hiçbir vasıf sahibi olmaksızın çalışmaya başlaması üretimin hem hacmini hem de kalitesini düşürmektedir. Bu durum ulusal sanayımızın dünya ülkeleri sanayileri ile rekabet şansı açısından da olumsuz sonuçlar doğurmaktadır (Tisk, 1997). Eğitim kurumlarında görev yapan psikolojik danışmanların görevlerinin en önemlisi, öğrencilerin çıraklık ve mesleki eğitime yönelik olası yanlış görüş ve ön yargılarının düzeltilmesine, kendilerine uygun iş ve mesleklere yönelmelerine yardımcı olmaktır. Ozellikle ilköğretim yılları, bireylerin olası yanlış görüş ve değer yargılarının düzeltilmesinde çok önemlidir. Çünkü bu yıllar, çocukların kişilik gelişimi açısından kritik bir dönemi oluşturur. Kişinin kendine olan güveni, kendini kabul, benlik tasarımı, içsel denetiminin gelişmesi gibi kişilik boyutları bu dönemde gelişir. Çocukluk döneminde oluşan görüşler, tutumlar, değerler ve algılar eğitsel ve mesleki gelişim açısından da çok önemlidir. Oğrenciler temel eğitimin ikinci yarısında sağlıklı bir yönlendirme sürecinden geçmelidirler. Ancak bu yöneltme, öğrenciye belli bir alanı ya da mesleği empoze etmek biçiminde değil, öğrencinin gizil güçleriyle çalışma yaşamının gerekleri arasında bir eşleme yapmaya dönük olmalıdır. Dolayısıyla, özellikle temel eğitimin ikinci yarısında çocuklara meslekler hakkında kapsamlı bir bilgilendirme yapılmalıdır. Bu bilgilendirme, kısa bir seminer ya da konferans biçiminde olmamalı ve ders kapsamında yıl boyu süren öğrenme etkinlikleri olarak düzenlenmelidir. Bölüm ya da meslek alanı seçerken, öğrenci adına öğretmen ya da anne-babanın değil, öğrencinin kendisinin karar vermesi ve bu kararın da bilgilendirmeye dayalı bir karar olması gerekir Kuzgun (2006)'a göre çırak olarak meslek öğrenmekte olan gençlerin önemli bir kısmı 3308 sayılı yasa kapsamında olmadığı için merkezlerinde teorik eğitim alamamakta ve yasanın verdiği haklardan yararlanamamaktadırlar. Bu nedenle ilköğretim okulu son sınıf öğrencilerine İş Kurumu meslek danışmanları ile okul yöneticilerinin ve varsa psikolojik danışmanlarının işbirliği yaparak çıraklık eğitimini tanıtıcı programlar düzenlemesi çok önemli bir hizmet olacaktır. Bu durumda, ilköğretim düzeyindeki öğrencilerin çıraklık eğitimine yönelik olumsuz görüşlerinin belirlenip ölçülmesi ve mesleki grup rehberliğinin bu öğrencilerin çıraklık eğitimine yönelik olumsuz görüşlerinin olumluya dönüştürmede etkili olup olmadığının incelenmesi araştırmanın problemini oluşturmuştur. ## Araştırmanın Amacı Bu araştırmanın üç amacı vardır. Birincisi ilköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinin çıraklık eğitimini tercih etme yüzdelik değerlerini belirlemek. lkincisi ilköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinden çıraklık eğitimini tercih etme ve etmeme nedenlerini belirlemek ve üçüncüsü ise, ilköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinin çıraklık eğitimine ilişkin olumsuz görüş düzeylerini düşürmede mesleki grup rehberliği programının etkili olup olmadığını incelemektir. Bu amaçlara ulaşabilmek için aşağıdaki sorulara cevap aranacak ve bir denence sınanacaktır. - 1. İlköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinin çıraklık eğitimini tercih etme ve etmeme değerleri nasıldır? - 2. İlköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinin çıraklık eğitimini tercih etme ve etmeme nedenleri nelerdir? ## Araştırmanın Denencesi 1. İlköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinin olumsuz görüş düzeylerini düşürmede mesleki grup rehberliği programı etkilidir. ## Araştırmanın Önemi Yurt dışında çıraklık eğitimi ile ilgili pek çok farklı konuda çalışma yapılmıştır. Yurt dışında yapılan bu çalışmalar daha çok mesleki eğitim merkezlerinin niteliklerini arttırmaya yöneliktir (Madsen, 1999; Dockery ve diğ, 1997; CLBC, 2002; Hassed ve John, 2003; Kilpatrick ve diğ. 2004; Saunders, 2001, Cannin ve Lang, 2004; Morley, 1986; Scharfenberg, 2000; Retzer, 1998 Viswanathan, 2002; Sweet ve Gallagher, 1997; Ball ve Freeland, 2001). Yurt dışında yapılan bu çalışmalarda ilköğretim öğrencilerinin mesleki eğitime yönlendirilmesiyle doğrudan ilgili olabilecek bir araştırma bulunamamıştır. Ulkemizde de çıraklık eğitimiyle ilgili pek çok çalışma olmasına rağmen mevcut çalışmalar çıraklık eğitiminin yapısal özellikleri üzerine toplanmaktadır (Gürer ve ark. 2005; Abay, 2002; Mangır ve ark. 1993; Aral ve Köksal, 1994; Arslan, 1995; Köksal, 1992; Ozyılmaz, 2006). Ülkemizde mesleki eğitim merkezlerini ilköğretim okullarında tanıtacak, öğrencilerin gelecekteki eğitim yaşantılarında bu okulları da alternatif olarak gösterebilecek herhangi bir çalışma yapılmamıştır. İlköğretim yöneltme yönergesinde (MEB, 2003) ilköğretimin amaçlarından birisinin öğrencilerinin ilgi alanlarının, yetenek düzeylerinin, kişilik özelliklerinin ön plana çıkartılarak öğrencilerin mesleklerin özelliklerini tanıyarak, gelecekteki hayatında seçeceği okulu, seçeceği mesleği daha bilinçli ve bilgi sahibi olarak yapmasını istemektedir. Ancak Milli Eğitim Bakanlığı (MEB, 2006) tarafından yenilenen rehberlik yıllık çalışma planında, yapılacak olan etkinliklerde ve elde edilecek kazanımlarda mesleki eğitim merkezlerinden bahsedilmemektedir. Ayrıca ilköğretim rehberlik programının muhtevasında mesleki rehberlikle ilgili çalışmalar olmasına rağmen, çıraklık eğitim merkezleri hakkında bireylerin bilgi sahibi olacakları çalışmalar bulunmamaktadır. Bu açıdan da bakıldığı zaman Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yayınlanan Rehberlik Hizmetleri Yönetmeliğinde mesleki rehberlik ile ilgili çalışmalarda mesleki eğitim merkezlerine yer verilmemesi (MEB, 2001) ve yine 2006-2007 eğitim-öğretim yılında Milli Eğitim Bakanlığı (MEB, 2006) tarafından çıkarılan ilköğretim rehberlik çalışma çerçeve planına dahil edilmemesi, mesleki eğitim merkezlerine ilköğretim okullarının rehberlik servislerinde yeteri kadar önem verilmeyeceğinin bir göstergesidir. Okullarda çalışan psikolojik danışmanların görevi, bireylerin olası yanlış görüş, tutum ve değer yargılarının düzeltilmesine, kendilerine uygun iş ve mesleklere yönelmelerine yardımcı olmaktır (Sargın, 2003). Ozellikle ilköğretim yılları, bireylerin olası yanlış tutum ve değer yargılarının düzeltilmesinde çok önemlidir (Ozgüven, 2003). Çünkü bu yıllar, çocukların kişilik gelişimi açısından kritik bir dönemi oluşturur. Çocukluk döneminde oluşan tutumlar, değerler, algılar ve görüşler eğitsel ve mesleki gelişim açısından da çok önemlidir. Bu nedenle ilköğretim kademesindeki öğrencilerin meslek yaşamına ilişkin doğru görüşler benimsemelerini sağlamak açısından onlara yönelik verilecek grup rehberliği programları önem arz etmektedir. Ulkemizdeki ilköğretim kurumlarındaki rehberlik anlayışı ve rehberlik ile ilgili yönetmelik, program ve etkinliklere bakıldığı zaman, mesleki eğitim kurumlarının göz önüne alınmadığı ve bu alanda eğitim alabilecek öğrencilere seçenek olarak sunulmadığı görülmektedir. Bu araştırmanın alandaki bu eksikliği bir ölçüde gidereceği umulmaktadır. Ayrıca, bu araştırma sonunda elde edilen bulguların, mesleki rehberlik hizmetlerini yürütürken rehber öğretmenlere çıraklık eğitimine yönelik öğrencilerin ## İlgili Yayınlar Bu bölümde çıraklık eğitimin genel eğitim sistemi içerisindeki yapılanması ve çıraklık eğitimle ilgili yapılmış araştırmalara yer verilmiştir. ## Türk Milli Eğitim Sisteminin Yapısı ve Çıraklık Eğitimi Toplumsal kalkınmayı gerçekleştirebilecek nitelikli insan gücünün yetiştirilmesi büyük ölçüde eğtim sisteminin görevidir. Eğitim sistemi bu görevini yerine getirirken, öğrencileri üretken birer yurttaş olarak görür ve onları toplum yaşamına, meslekler dünyasına ya da ileri eğitime hazırlar. Bu görevlerin her biri, eğitim sisteminin değişik aşamalarında gerçekleşir (Şimşek, 1999). 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu'nda Türk Milli Eğitiminin amacı; bireyleri, Türk ulusunun değerlerini benimsemiş, ülkesine karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış haline getirmiş, bilgi üreten, üretilen bilgi ve teknolojiyi kullanabilen, insan haklarına saygılı demokratik yurttaşlar olarak yetiştir şeklinde ifade edilmiştir. Ayrıca bireyleri geleceğe hazırlamak, kendilerinin ve toplumun mutluluğuna katkıda bulunacak bir meslek sahibi olmalarını sağlamak Türk Milli Eğitim Sisteminin başlıca amaçları arasında yer almaktadır. Türk Milli Eğitim Sistemi, 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu'ndaki amaçları gerçekleştirme ve ülkenin ihtiyacı olan nitelikli insan gücünü yetiştirmek üzere aynı kanunu temele alan bir sistem yapısı içinde örgütlenmesini tamamlamıştır. Eğitim sistemi aynı zamanda; uygulamada, eğitimin her kademesi için geçerli olmak üzere toplumun kendi iç dinamik, gereksinim ve yönlendirmelerinden soyutlanmış; devletsiyaset-bürokrasi üçlüsünce düzenlenip yürütülen ve bunların geçirdiği değişimin etkisiyle yön ve söylemini gelişmelere göre değiştiren (DPT, 2000) bir anlayışa göre yapılandırılmış bir sistemdir. Türk Milli Eğitim Sisteminin mevcut yapısı şekil.1'de verilmiştir. Şekil 1. görüldüğü gibi Türk Milli Eğitim Sisteminde en üst düzey yapılanmalardan birisini de Mesleki Eğitim Kurulu oluşturmaktadır. Milli Eğitim Bakanlığı'nın mesleki eğitime önemli bir işlev olarak görmesinden dolayıdır. Türk Milli Eğitim Sistemi yapı olarak; Orgün Eğitim ve Yaygın Eğitim olmak üzere iki ana bölümden meydana gelmektedir. Orgün Eğitim: Orgün eğitim, kişilerin yaşama atılmadan diğer bir değişle iş ve meslek kollarında çalışmaya başlamadan önce okul ya da okul niteliği taşıyan kurumlarda yetişmelerini sağlamak amacıyla belli yasalara göre düzenlenen eğitimdir. Orgün eğitim, okul öncesi eğitimden başlayıp üniversitenin sonuna kadar yapılan eğitim süresini kapsamaktadır. Bu eğitim, belirli yıllara, sömestirlere ayrılmakta ve bu dönemleri başarıyla bitiren öğrencilere bir diploma ya da akademik bir derecede verilmektedir. Orgün eğitim kurumları, okul öncesi, ilköğretim, ortaöğretim ve yükseköğretim kurumlarından oluşmaktadır. Okul öncesi kurumlar içinde kreşler, anaokulları, ilköğretim okulları, orta öğretim kurumları içinde de genel, mesleki ve teknik liseler, yükseköğretim kurumları içinde de üniversitelere bağlı fakülte, enstitü ve yüksek okullar yer almaktadır (Demirel ve Kaya, 2003). Yaygın Eğitim: Yaygın eğitim, toplumun ihtiyaçlarına, fertlerin ilgi ve isteklerine ve hizmet anlayışlarına göre farklı yönlerden dinamik hale getirmek amacıyla onlara belli programlar halinde sunulan bir eğitim faaliyetidir. Yaygın eğitimin başlıca özellikleri şunlardır: - Yaygın eğitimin yapısı örgün eğitim gibi hiyerarşik değildir. İhtiyaç olan alanlarda düzenlenir. - · Zaman ve yaş sınırlaması yoktur. - · Yaygın eğitim kurumlarında görev yapan eğitimciler, mesleki ve teknik eğitim alanında uzman kişilerden oluşmaktadır. - · Toplumun tüm üyelerine açıktır. - · Orgün eğitim sisteminin dışındaki tüm eğitsel faaliyetleri düzenler vb.(BYGEM, 2006; MEB, 2005). ## Yaygın Eğitim Sürecinde Çıraklık Eğitimi "Orgün eğitim faaliyetleri dışında kalmış bireylere meslek edindirmek ve onların toplumun ihtiyacı olan faydalı fertler haline getirebilmek için örgün eğitim faaliyetleri dışında verilen mesleki eğitim çalışmalarıdır. Ülkemizde 3308 sayılı kanunla çıraklık eğitimi Milli Eğitim Sistemi içerisine aktif ve önemli bir parçası haline getirilmiştır (MEB, 1992). ## Mesleki Eğitim Sisteminin Bazı Özellikleri: Katılımcı Yönetim Yapısı: Ülke genelinde mesleki eğitimin planlanması geliştirilmesi ve değerlendirilmesi konusunda tavsiye kararları almak ve görüş bildirmek üzere, bütün ilgili kurum ve kuruluşların üst düzeyde temsilcilerinden bir kurul kurulması öngörülmüştür. Bu kurula "Mesleki Eğitim Kurulu" adı verilmiştir (MEB, 1992). ## Kurul Üyeleri: - · MEB ilgili Genel Müdür, - · Maliye Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı, - · Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı, - · Çalışması ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı, - · Devlet Planlama Teşkilatı Sosyal Planlama Başkanı, - · Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu Temsilcisi, - Türkiye Ticaret, Sanayi ve Deniz Ticaret Odaları ve Ticaret Borsaları Birliği Temsilcileri, - · En çok işvereni temsil eden İşveren Sendikaları Konfederasyonu Temsilcisi, - · En çok işçiyi temsil eden İşçi Sendikaları Konfederasyonu Temsilcisi, - · Yüksek Oğretim Kurulu Temsilcisi. Yukarıdaki makro örgütleme ve planlama faaliyetleri dışında iller düzeyinde bölgesel "Il Mesleki Eğitim Kurulu" oluşturulmaktadır (MEB, 1992). # Uygulama Kapsamının Belirlenmesi: Mesleki eğitimi uygulamalarının belirlenmesinde, ildeki sanayıleşme durumu, çırak potansiyeli, alt yapı durumu ile ilgili kurum ve esnafın hazır oluşu göz önünde bulundurulacaktır (MEB, 1992). ## Araştırma-Geliştirme Çalışmaları: Mesleki ve Teknik Eğitim konularında bakanlıkça ihtiyaç duyulan planlama, araştırma, geliştirme ve üretim hizmetlerini yapmak ve yaptırmak amacıyla bir araştırma geliştirme merkezi kurulmuştur (MEB, 1992). #### Denklik: Bu hüküm gereğince aday çırak, çırak, kalfa ve ustaların eğitimleri sırasında kazandıkları bilgi ve beceriler meslek liselerine geçişte değerlendirilmektedir (MEB, 1992). #### Kazanılmış Hakların Korunması: Kanun, çıraklık eğitimi uygulama kapsamına alınan iş ve meslek dallarında kapsamına alınış tarihinde çalışmakta olanların kazanılmış haklarını saklı tutmuştur (MEB, 1992). ## Teşvik Edici Tedbirler: Kanun mesleki eğitimin kamuoyu tarafından benimsenmesi ve daha etkili bir şekilde uygulanmasını temin amacıyla çırak ve işverenlere bir takım haklar vermiştir (MEB, 1992). # Mesleki Eğitimin Tanımı, Önemi, Tarihi Gelişimi ve Uygulama Alanları: Çıraklık Eğitimi: Oz olarak çırak, kalfa ve ustaların meslek edindikleri eğitim kurumlarıdır. Ayrıca sosyal hayat içerisinde hizmet veren ara işgücüne gerekli hizmet içi eğitim veren kurumdur (MEB, 1992: MEB, 2006). Çıraklık Eğitiminin Önemi, Amacı ve Gereği: Hızla kalkınan ve sanayileşen ülkemizde eğitim kalkınmanın en etkili ve temel araçlarından birisi olarak kabul edilmiştir. Sanayileşmede en önemli unsurlardan biride bilgi beceri ve iş alışkanlıklarına sahip yüksek verimi gerçekleştirecek insan gücünün yetiştirilmesidir. Bu sebeple sanayinin gelişmesinde bir alt yapı yatırımı olan mesleki ve teknik eğitime gerekli önemin verilmesi ve bu sistemin etkinliğinin arttırılması zorunlu bulunmaktadır (MEB, 1992). Çıraklık sistemi ile yapılan meslek eğitimi okul sistemine göre yapılan meslek eğitimden daha ucuza mal olmaktadır (Akkutay, 1991). Ulkemizde vasıflı ara insan gücü açığının fazlalığı düzenli çıraklık eğitim sistemi ile kalifiye meslek elemanı yetiştirmeyi zorunlu kılmaktadır. Yukarıda bahsedilen vasıflı ara insan gücü açığının fazlalığı; hiçbir mesleki eğitim görmeden iş hayatına atılan gençlerimizin, çıraklık eğitim sistemi ile yetiştirilerek becerili iş gücü haline getirilmeleri sayesinde azaltılabilir (MEB, 1992; MEB, 2005). ## Çıraklık Eğitiminin Tarihi Gelişimi ## Çıraklığın Dünya Tarihindeki Yeri: Çıraklık eğitiminin dünya ülkelerindeki tarihi uygulamaları ülkemizdeki tarihi uygulamalarından oldukça farklılıklar göstermektedir. Çıraklık eğitiminin dünyadaki tarihi gelişi incelendiğinde, resmi olarak ilk kez Amerika'nın keşfinden 2 yüzyıl. sonra dile getirilmiştir. Çıraklık kavramı 1640 yılında yapılan bir sözleşmede tanımlanmıştır. Bu sözleşmede New England yakınlarındaki bir işletmede işe alınanların iş tanımları çıraklık olarak belirlenmiştir (www.lni.wa.gov, 2006). O günlerde yapılan sözleşmeler modern çıraklık anlaşmalarının ilk halleridir. Günümüzde bir çırağın durumu yukarıda anlatılan çıraklık sözleşmelerindeki çıraklarınki gibi değildir. Çıraklar bu eski sözleşmelerde belirtildiği gibi hem ruhen hem de bedenen işverenlerine ait değildirler. Ayrıca işverenleriyle birlikte çok az bir yiyecek ve çok az bir para karşılığında yaşamamaktadırlar (www.lni.wa.gov, 2006). Günümüzde çıraklar üretim gücünün bir parçasıdırlar. Düzenli maaşları olur düzenli çalışma saatlerine sahiptirler. Fakat 1640'larda durum tamamen farklıydı. Hiçbir sosyal hakları olmadan çok az paraya yada hiç para almadan çalıştırılırlardı. Çıraklık sözleşmeleri iş süreçlerine göre tanımlanmazdı ve çıraklıklarının sonunda günümüzdeki çıraklar gibi herhangi bir sertifika almazlardı (www.lni.wa.gov, 2006). Zamanda daha da geriye gidecek olursak; dört bin yıl önce Babil'de Hamurabi kanunlarında ustaların zanaatlarını yanlarında çalıştırdıkları çıraklara öğretmek zorunda olduklarından bahsetmektedir. Ek olarak Mısır, Yunan ve Roma kayıtlarında da benzer yorumlara rastlanmaktadır. O zamanlarda ustalarının yanında belirli yılları geçiren çıraklar ustalıklarını aldığı zaman toplumda çok saygın bir pozisyona gelirlerdi. Orneğin İngiltere'de yüzyıllar önce bir çırağın usta olduktan sonra prestijini arttığını gösteren bulgulara rastlanmaktadır. Modern zamanlara dönülecek olursa Amerika'ya ilk yerleşildiğinde Avrupa'dan Amerika'ya göç eden zanaatkârlar usta-çırak ilişkilerini düzenleyen sözleşme alışkanlıklarını da birlikte getirmişlerdir. Bu sözleşmeler içeriklerini İngiliz pratiklerinden çıraklık formları olarak almışlardır. Bu tür sözleşmeler çıraklara ustalarıyla yaptıkları anlaşma sonucunda verilmiştir. Günümüzde çıraklar eğitimlerine 14 yaşlarında başlarlar. Ayrıca çıraklık sözleşmesi işverenle birlikte imzalanır eğer çırağın yaşı küçükse velinin imzası gerekmektedir. Fakat durum 1640'larda tamamen farklıydı. Çıraklık daha küçük yaşlarda başlanır ve sözleşme tek taraflı olarak imzalanırdı. New England kolonisinde ailesi tarafından geçimleri sağlanamayan 10 yaşından küçükler kendilerine ticaret öğreten ustalara çırak olarak verilirlerdi. Bu uygulama "fakir kanunları" isimli kanunla resmileştirilmişti (www.lni.wa.gov, 2006). Ingiltere'de çırakların çıraklık sürecini tamamlamak için bir sınavdan geçmeleri gerekmekteydi. Bu sınavın geçerliliği için bir grup ustanın veya lonca teşkilatından bir grubun onayı gerekmekteydi. Orneğin tekstil sektöründe çıraklar belgelerini almak için çok sayıda ürün yapmak zorundaydılar. Ayakkabıcı çırakları ise çeşitli sayıda ve ebatta ayakkabı yaptıklarında belge alabiliyorlardı (www.lni.wa.gov, 2006). ## Selçuklu Döneminde Çıraklık Eğitimi: Selçuklular devrinde yetişmiş olan Ahi Evren (1171- 1261), güçlü bir ilim ve fikir adamıdır. Ahi Evren'in teşkilatçı düşüncelerinin devlet tarafından himaye edilmesi, Ahi teşkilatının kurulmasına vesile olmuştur. Ahi Evren, "Sultanlara Oğüt" adlı kitabında, "Allah insanları yemek, içmek, evlenmek, meslek edinmek gibi çok şeylere muhtaç olarak yaratmıştır. Hiç kimse kendi başına bu ihtiyaçları karşılayamaz. Durum böyle olunca demircilik, marangozluk gibi çeşitli meslekleri yürütmek için çok insan gerekli olduğu gibi demircilik, marangozluk ve diğer bütün meslekler ve sanatlar da bir takım alet ve edevatla yapılabileceği için, bu alet ve edevatı tedarik için de ayrıca çok sayıda insana ihtiyaç vardır. Bu bakımdan insan toplum için gerekli olan bütün sanat kollarının yaşatılması ve bu işe yeterli miktarda insanı yönlendirmek lüzumludur." Şeklinde devrin sultanına öğüt vermiştir (Bayram, 1986; Akt. Arslan, 1995). Bu ifadelere göre Ahi Evren, toplumun mutluluk ve refahı için bütün sanat kollarını gerekli olduğunu savunmuştur. Ahi Evren, bütün sanat kollarının toplumda yaşaması ve her sanat kolunun teşvik ve himaye edilmesi gerektiğini belirtmekle de yetinmemiş, bütün sanat erbabının belli bir yere toplanmaları ve orada sanatlarını icra etmelerini yanı eş kooperatifleşmelerini öğütlemiştir (Bayram, 1986; Akt. Arslan, 1995; MEB, 2005). ## Osmanlı Döneminde Çıraklık Eğitimi: Ahı birlikleri görevlerini Osmanlı Devleti zamanında da devam ettirmiş ve son dönemlerde Lonca biçiminde örgütlenerek aynı fonksiyonlarını sürdürmüştür. Loncalar dini, iktisadi ve eğitsel bir nitelik arz eden kuruluşlardı. Bu kuruluşlar bazı iktisadi ve toplumsal sorunların kendi içinde çözüyor, esnaf ve zanaatkârları sıkı bir disiplinin altında tutuyordu. Loncalar, iş ve ticaret ahlakını koruyor, usta işçi yetiştiriyor, işçiyi himaye ediyor ve iş sahibi yapıyordu. Ayrıca üretime standart ve kalite getiriyor, haksız kazancı önlüyor, ürünü değerlendiriyor ve mevcut değerini koruyordu (Akar, 2006). ## Cumhuriyet Döneminde Çıraklık Eğitimi: Kökü Orta Asya'ya kadar dayanan ahilik Osmanlı Devletinin kuruluş döneminde yaygınlaşan Türklere has özelliklere sahip bir esnatkâr teşkilatıdır. Bu teşkilat Cumhuriyet döneminde de ara insan gücünün yetiştirilmesinde bir kaynak olma özelliğini korumuştur. Ulkelerin kalkınmasındaki en önemli faktörler tabi kaynaklar, emek, sermaye ve girişimciliktir. Yüksek verim gerçekleştirmenin en etkili yolu iyi eğitilmiş iş gücünden geçmektedir. Böylece Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulduğu yıllarda karşılaşılan en önemli problemlerden biri yetişmiş becerili insan gücünün yetersizliği olmuştur. Bu problemin çözümü için Ülu Onder Atatürk özel ilgi göstermiş ve ilgilileri uyarmıştır. Buna bağlı olarak 1920'li yıllarda mesleki ve teknik eğitiminin temel kavram, politika ve ilkelerin oluşturulduğu ülkemizde becerili insan gücünün yetiştirilmesi konusunda önemli çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışmalardan bazıları 1923 yılında toplanan İzmir İktisat Kongresinde çırak okullarının açılması teklifi, 1925 yılında yurt dışı kaynaklı çıraklık eğitimi ile ilgili olan bir raporun hazırlanması ve 1942 yılında devlet demiryolları işletmesinin Eskişehir'de ilk çıraklık okulunu açması söylenebilir (MEB, 1992). Türkiye Cumhuriyetin ilk döneminde orta ve büyük sanayinin kuruluşu sermaye birikimi ve küçük sanatkârların büyümesi yoluyla değil büyük ölçüde devlet desteği ile ortaya çıktığında çıraklık eğitimi geleneklerinin yeni ve büyük fırmalara geçmesi mümkün olmamıştır. Bu yüzden insan gücünün nitelik ve nicelik yapısı tam zamanlı okul sistemine dayalı bir meslek ve teknik eğitim sisteminin kurulmasını zorunlu kılmıştır. Buna bağlı olarak sanayi ve işyerlerinde çıraklık eğitimi düzenleyecek bir kanunun çıkartılmasıyla ilgili teşebbüslere 1960 yıllarında başlanmıştır (MEB, 1992). Ulkemizin planlı kalkınma dönemine girdiği 1963 yılından itibaren kalkınma planlarında sanayileşmeye öncelik verilmiş ve sanayinin ihtiyaç duyduğu mesleki ve teknik insan gücünün yetiştirilmesi gereği üzerinde durulmuştur. 1963 yılından itibaren yapılan bu çalışmalar nihayetinde 05.07.1977 tarihinde resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 2089 sayılı çırak, kalfa ve ustalık kanunu ile temel esaslara bağlamıştır. Bu kanun 9 yıl süreyle yürürlükte kalıp uygulamalarının yapılmasına rağmen istenilen sonuçlara ulaşılamamıştır. Istenilen sonuçlara ulaşılamamanın sebepleri arasında çıraklık eğitimi sistemin yeterli tanıtılamaması, işletmelerin sözleşmeli çırak çalıştırmalarını temin amacıyla yeterli teşvik tedbirlerinin bulunmayışı ve toplum olaylarından kaynaklanan problemler sebebiyle işletmelerin çırak almadaki isteksizliği sayılabilir. Aynı yıllarda meslek ve teknik eğitimin uygulamaları ve çıraklık eğitiminin yeniden düzenleme çabaları 19.06.1986 tarihinde 3308 sayılı Çıraklık ve Meslek Eğitim Kanunun yürürlüğe konması ile sonuçlanmıştır. Bu kanunla çıraklık ve meslek eğitimini günümüz şartlarına göre bir sistem bütünlüğü içinde düzenlenmesi amaçlanmıştır. 3308 sayılı kanunda, çıraklık ve mesleki eğitim üç yaklaşım belirlenmiştir. Bu yaklaşımlar: Çıraklık eğitimi, tam ve yarı zamanlı okul sistemi ve yaygın meslek eğitim olarak tanımlanmıştır. Ayrıca 3308 sayılı kanun, çıraklık eğitimini yeniden düzenleyerek, bu kurumlarda verilen eğitimin standartlarını şu şekilde belirlenmiştir: a. Aday Çırak ve Çırakların Statüleri: Aday çırak ve çırak; öğrenci statüsünde olup, öğrencilik haklarından yararlanır. Bunlar, işyerinde çalışan sayısına dahil edilmezler (MEB, 2006). b. Eğitim ve Çalışma: Aday çırak ve çıraklar, mesleğin özelliğine göre haftada 8 saatten az olmamak üzere, genel ve meslekî eğitim görürler. Bu eğitime katılmaları için aday çırak ve çırak öğrencilere ücretli izin verilir. Mevsime göre özellik arz eden mesleklerde teorik ve pratik eğitim belirli aylarda bloklaştırılmış olarak yapılabilir (MEB, 2006). c. Aday Çırak ve Çıraklar Pratik Eğitimleri: İş yerlerinde, eksik kalan pratik eğitimleri ile teorik eğitimlerini, meslekî ve teknik eğitim okul ve kurumlarında veya bakanlıkça uygun görülen iş yerlerinin eğitim birimlerinde yapılır. Teorik ve pratik eğitim, birbirlerini tamamlayacak şekilde plânlanır ve yürütülür (MEB, 2006). Pratik eğitim, hazırlanmış eğitim programlarına göre, işyerinin ve mesleğin özelliklerine uygun olarak usta öğreticinin gözetiminde yapılır. Pratik eğitimde 1475 sayılı İş Kanunu'nun 69.uncu maddesi hükmü göz önünde bulundurularak eğitiminin esas ve usulleri yönetmelikle düzenlenir. d. İş ve Mesleklerin Kapsamı: Çıraklık eğitimi uygulama kapsamına alınacak veya çıkarılacak meslekler, Valiliklerden gelen teklifler değerlendirilerek Çıraklık ve Mesleki Eğitim Kurulu tarafından belirlenmekte ve Milli Eğitim Bakanı'nın onayına sunulmaktadır (MEB, 1992; MEB, 2005). Şekil.2'de Milli Eğitim Bakanlığı'nın mesleki eğitim kurumlarının işleyiş yapısı verilerek mesleki eğitim yoluyla meslek sahibi olmak isteyen bireylerin hangi yaş grubunda nasıl bir eğitim verileceği gösterilmektedir. ![](_page_0_Figure_5.jpeg) ## Şekil.2 Mesleki Eğitim Sistem Şekil. 2 incelendiği zaman ilköğretim okullarından mezun olan öğrenciler ya da herhangi bir ortaöğretim kurumundan ayrılmış olan öğrencilerin bir meslekte çalışmaya başladıkları zaman iş yerlerinin yönlendirmesi ile Mesleki Eğitim Kurumlarına kayıtları yapılmaktadır. İş yerlerinde meslek öğrenen bireyler, diğer yandan Mesleki Eğitim Merkezlerinde de sosyal hayata yönelik beceriler kazanmakta ve mesleklerindeki bilimsel gelişmelerden de haberdar olmaktadırlar. Ayrıca herhangı ortaöğretim kurumundan ayrılmış öğrencilerde Mesleki Eğitim Merkezlerinde eğitim alabilmektedirler. Milli Eğitim Bakanlığı'nın öğrencilerin mesleklere yönlendirilmesinde karşılaşmış olduğu zorluklar vardır. Ülkemizde temel eğitimin kesintisiz 8 yıla çıkarılması ile birlikte, gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, ülkemizde de bireylerin meslek kazanmalarına ilişkin çalışmalara hız kazanmıştır. Bu amaçla; 4036 sayılı yasa ile zorunlu temel eğitim 8 yıla çıkarılması ile birlikte, öğrencilerin ilgi ve yeteneklerine göre çeşitli meslek alanlarında öğrenim görmeleri için, ilköğretim ikinci kademesinde yönlendirme sistemine işlerlik kazandırılması amaçlamıştır (Güler, 2007). Yönlendirme faaliyetleri öğrencinin eğitim süreci içerisinde bireysel ve toplumsal ihtiyaçları çerçevesinde yönelmesine yardımcı olmak, kendisini bütünlüğü içerisinde tanımasına, mesleki gelişimine ilişkin davranışları kazanmasına, kararlar vermesine ve geleceğini planlamasına yönelik bilimsel hizmetleri, süreklilik içinde öğrenciye verme çalışması olarak tanımlanmıştır (MEB, 1990). Kuzgun'a (2000) göre orta öğretimde sağlıklı bir yönelme veya yönlendirmenin yapılabilmesi için öğrencinin çok erken yaşlarda meslekleri tanıma ve her mesleğe olumlu yaklaşma konularında eğitilmesi gerekir. Bu hedef ise ilköğretimin ilk yıllarından itibaren öğretim ve rehberlik hizmetlerinin birbirlerini bütünleyici şekilde uygulanması ile gerçekleşebilir. Ozellikle ilköğretimin son yılında öğrenciler genel, akademik veya mesleki eğitime ya da eğitime devam etmeyip çalışma yaşamına erken girme tercihi yapmak durumundadırlar. Bu nedenle ilköğretimdeki rehberlik hizmetleri önemli kararların alındığı kritik bir döneme rastlamaktadır. İlköğretim döneminde yapılacak yöneltme ve yönlendirme çalışmalarında, yakın çevrenin olanakları, öğrencinin yeteneği, ilgisini, kişilik özellikleri ülkenin ekonomik koşulları ve olanakları göz önünde bulundurularak, olabildiğince meslek seçiminin önemini kavramaları, kendi potansiyelleri doğrultusunda uygun meslekler hakkında bilgilenmeleri, sağlanmalıdır. Mesleki rehberlik ve yöneltme, sadece bireyin yetenek ve ilgilerini işin gereklerine uydurmaktan ve bireyin özelliklerini ortaya çıkararak hangı mesleğe uygun olduğunu belirlemekten daha fazla çaba gerektirmektedir. Çünkü bireyin mesleki gelişim sürecinde yaşadığı problemler, sadece yeteneklerini bilmemesi ve iş dünyası hakkında yeterince bilgi sahibi olmamasından kaynaklanmaz. Oğrencinin kendisinin potansiyelini doğru keşfedip uygun mesleğe seçmesi için bilgi verilmesi gerekmektedir. Bireylerin içinde bulundukları koşulların sürekli değişmesi, onların yaşantılarını zenginleştirdiği gibi geleceği kestirmelerini de güçleştirmektedir. Bu da bireylerin yaşam biçimlerini, kendileri hakkındaki düşüncelerini ve mesleki amaçlarını değiştirebilmektedir. Bireylerin kendi ihtiyaçlarına uygun meslekler seçebilmesi onların meslekleri ve meslek eğitimi veren kurumları doğru tanımalarına bağlıdır. Ülkemizde ortaöğretim ve yaygın eğitim düzeyinde bireylere meslek eğitimi Endüstri Meslek Liseleri ve Mesleki Eğitim Merkezleri tarafından verilmektedir. 4306 Sayılı 8 Yıllık Kesintisiz Temel Eğitim Kanunu ile Çıraklık Eğitimi ve Meslekî Teknik Eğitimin birbirine yaklaştırıldığı görülmektedir. 4306 Sayılı kanunla birlikte ilköğretim okullarından mesleki eğitim merkezlerine öğrenci yönlendirmeleri daha sağlıklı ve profesyonel olarak yapılmaya başlanmış ve mesleki eğitim merkezlerindeki öğrenci sayıları giderek artmıştır. İlköğretim okullarındaki mesleki yönlendirme çabaları sonucunda mesleki eğitim merkezine devam eden aday çırak, çırak ve kalfa sayısı 183200'e, mesleki eğitim merkezlerinden belge almaya hak kazanan öğrenci sayısı 107454 ulaşmıştır (MEB, 2006). Gelişmiş ülkelerden İngiltere'de mesleki eğitim alan öğrenci sayısı yılda ortalama 1000000 kişiye ulaşmaktadır (Apprenticeship Organisation, 2005). Tablo 1.1. Milli Eğitim Bakanlığı'nın 2005-2006 eğitim-öğretim yılına ait Mesleki Eğitim Merkezlerine ilişkin istatistiklere yer verilmiştir. ## Tablo 1.1.Türkiye Geneli Mesleki Eğitim Merkezlerine ait 2005-2006 Oğretim Yılı Verileri | Kapsamdaki Il Sayısı | 81 | |----------------------------------|--------| | Kapsamdaki Meslek Sayısı | 113 | | Mesleki Eğitimdeki (MEM) Sayısı | 270 | | EML bünyesindeki (MEM) Sayısı | 22 | | HEM Bünyesindeki (MEM) Sayısı | 8 | | Toplam (MEM) Sayısı | 300 | | Oğretmen Sayısı | 4532 | | Usta Oğretici Sayısı | 251 | | Aday Çırak-Çırak ve Kalfa Sayısı | 183200 | | Belge Alanların Sayısı | 107454 | Tablo 1.1'deki veriler incelendiği zaman ülkemizdeki tüm il merkezlerinde ve pek çok ilçesinde 270 Mesleki Eğitim Merkezi bulunmaktadır. Bu Mesleki Eğitim Merkezlerinde 113 meslek dalında, 4532 öğretmen, 251 usta öğretici kadrosuyla yaklaşık 183200 öğrenciye eğitim-öğretim hizmeti verilmektedir. Bu sayı İngiltere'deki sayıyla karşılaştırıldığı zaman oldukça yetersiz olduğu görülmektedir. Ulkemizde çıraklık eğitim merkezilerine yönelik çalışmalar incelendiğinde; Gürer ve arkadaşlarının (2005) Kesintisiz Zorunlu Temel Eğitim Kanununun Çıraklık Eğitimine Etkileri isimli çalışmalarında, sekiz yıllık kesintisiz temel eğitimin mesleki eğitim üzerindeki olumsuz ve olumlu etkilerini araştırmışlardır. Araştırmacıların elde etmiş oldukları bulgular aşağıda özetlenerek sunulmuştur. Sekiz yıllık kesintisiz zorunlu eğitimin çıraklık eğitimine olumsuz etkileri araştırmacılar tarafından şu şekilde belirtilmiştir: Çıraklık eğitimi sisteminin, sanayi sektöründe faaliyet gösteren mesleklerde 3-4 yıl sonra çırak bulmayı güçleştireceği ve bunun da sanayi sektöründe verimi azaltacağı yönündedir. Bununla beraber 4306 sayıl sekiz yıllık kesintisiz zorunlu eğitim kanunuyla, 3308 sayılı çıraklık ve meslekî eğitim kanununun 35. maddesi olan belge ve diplomaların değerlendirilmesi sürecinde yönetmelikle bir takım çelişkili durumların ortaya çıktığı görülmüştür (Gürer ve ark. 2005). Ayrıca ilköğretim okulu mezunu öğrenciler çıraklık eğitim merkezine kayıt yaptırdığında, mesleğinin durumuna göre 3-4 yıl sonra, kalfalık imtihanlarına girmeye hak kazanabilmektedir. Kalfalık belgesini alanlar, 3308 sayılı çıraklık ve meslekî eğitim kanununun 28. maddesi gereğince düzenlenecek olan ustalık eğitimine katılarak başarılı olurlarsa ustalık imtihanlarına girmeye hak kazanmaktadırlar. Endüstri Meslek Lisesi mezunu bir öğrencinin 4 yılda ustalık imtihanlarına girmeye hak kazandığı görülürken, çıraklık eğitim merkezinde eğitim gören bir öğrencinin 6-8 yılda ustalık imtihanlarına girmeye hak kazanacağı anlaşılmaktadır. Bu konudaki farklılığın çıraklık eğitiminin cazibesini olumsuz yönde etkileyeceği düşünülmektedir (Gürer ve ark. 2005). Sekiz yıllık kesintisiz zorunlu eğitimin çıraklık eğitimine olumlu etkileri araştırmacılar tarafından şu şekilde belirtilmiştir: 21.yüzyılda üretimde ara teknik eleman olarak görev yapacak iş gücünde aranacak başlıca nitelikler şunlar olacaktır; - · Farklı koşullara kısa sürede uyum sağlayabilme, - İletişim kurabilme, . - · Problemleri anında çözebilme, - · Ekip hâlinde çalışma olanaklarını sağlayabilme, - · Uretimi yapılan mal ve hizmetin kalitesinin geliştirilebilmesi için sorumluluk alma yönünde karar verebilme. Belirtilen niteliklerde çırak öğrenci yetiştırmenin iyi bir temel eğitimden sonra verilecek iyi bir meslekî eğitimle gerçekleşeceği tüm açıklığı ile görülmektedir. Ayrıca Gürer ve arkadaşları (2005) araştırmalarında, ilkokul mezunu öğrencilerin meslek seçiminde öğrenci velilerinin etkili olduğunu, öğrencilerin mesleklerle ilgili herhangi bir ön araştırma yapmadığını, meslek seçimlerini rasgele yaptıklarını gözlemişlerdir. Ortaokul mezunu öğrencilerin ise; meslek seçiminde kendi seçimlerinin etkili olduğu ve seçtikleri tanıdıkları sonucuna ulaşmışlardır. Aral ve Köksal (1994)'ın çıraklar üzerinde yapmış oldukları bir araştırmada; çırakların %88.8'inin ilkokul mezunu olduğunu, %35'inin 17 yaş ve altında olduğunu ve % 33.4'ünün ise 18 yaş ve üstünde olduğunu bulmuşlardır. Ayrıca bu çalışmada; çıraklık eğitimine devam eden öğrencilerin bazı sorunları da belirlenmiştir. Araştırma katılan çırakların sorunları sırasıyla; çoğunlukla ders çalışmaya zaman bulamama %16.1, aynı zamanda çalışıyor olma %12.2, araç-gerecin yeterli olmaması %12.2 gibi eğitimleri sürecinde sorunlarla karşılaştıklarını belirtmişlerdir. Çıraklar bu sorunlarının yanı sıra ders kitaplarını bulamama, okulda yemek verilmemesi, öğretmenlerin iyi davranmaması ve okula sürekli devam edememe gibi sorunlarının da olduğunu belirtmişlerdir. Bu çalışmaya paralel olarak görülebilecek bir başka çalışmada Demiralp (1986) çırakların çoğunluğunun ders çalışmak için zaman bulamama, aynı zamanda işte çalışıyor olma, okulda yemek verilmemesi ve okulun işyerinden uzak olması gibi sorunlarla karşılaştıklarını belirtmiştir. Mangır ve arkadaşları (1992) çalışan çocukların çalışma nedenlerini araştırmışlardır. Araştırmanın sonuçları çocukların çalışma nedenlerin temelinde yoksulluk yattığı yönündedir. Ayrıca araştırma sonucunda; çıraklık eğitim merkezinde metal, döşeme ve mobilya iş kollarına devam eden çocukların çalışma nedenleri, gelirlerini değerlendirme biçimleri, gelecekte çalışmayı düşündükleri iş türleri, gelecekte iş bulmalarında etkili olacağını düşündükleri etkenleri ve geleceğe güvenle bakıp bakmadıkları konularında incelemeler yapılmıştır. Oğrencilerin mesleki eğitim merkezini seçme nedeni olarak hayat şartları olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Abay (2002)'ın araştırmasına katılan bireyler ise; mesleki eğitimi seçme nedenlerini şöyle sıralamışlardır: Bireylerin %35,9'u mesleği sevdiği için, %27.5'i kısa sürede meslek edinmek için, %13,7'si okumak istemediği için, %13'ü okul başarısızlığından ötürü, %5'i de ailesine maddi katkı sağlamak için mesleki eğitimini seçtiklerini ifade etmişlerdir. Araştırmaya katılan bireylerin %78,7'sinin 15 yaşın üzerinde olduğunu düşündüğümüzde, %49,6'sının mesleği sevmek ve meslek edinmek doğrultusunda cevap vermeleri yaptıkları işin bilincinde olduklarını vurgulamıştır. Ayrıca bireylerin sadece %5'inin ailesine maddi katkı sağlamak için mesleki eğitimi seçmeleri dikkati çeken bir bulgudur. Bu araştırmanın bulguları genel olarak değerlendirildiğinde; kesintisiz zorunlu ilköğretim eğitiminin bireylerin meslek seçimini daha bilinçli yapmalarında olumlu bir etki yaptığı şeklinde yorumlanabilir. Türkiye'de çıraklık eğitimi, Çıraklık ve Mesleki Eğitim Kanunu'na göre düzenlenmektedir. Küçük yaşlarda ekonomik yoksunluk, okuyamama, gibi nedenlerden dolayı eğitimin herhangi bir eğitim basamağından ayrılıp çalışma yaşamına katılan öğrencilerin bu eğitimden etkili bir şekilde yararlanabilmeleri için hem çıraklık eğitiminin yaygınlaştırılması hem de niteliğinin arttırılması önerilmektedir. Ayrıca çıraklık eğitimine işlevsellik kazandırabilmek için öncelikle çıraklık eğitim merkezlerinin yaygınlaştırılması, araç-gereç donanımı açısından geliştirilmesi ve özellikle de bu eğitimde rol alacak öğretmenlerin yetiştirilmesi gerekmektedir (Mangır ve ark., 1992). Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde çıraklık eğitimini seçme sebepleriyle gelişmiş ülkelerdeki bireylerin çıraklık eğitimini seçmeleri arasında farklılıklar elbette ki benzer olmayacaktır. Gelişmiş ülkelerden Kanada'daki meslek danışmanları öğrencileri meslek seçimine yöneltirken, ülkelerinin ihtiyacı olan ara eleman ihtiyacını göz ardı etmeden yönlendirme çalışmaları yapmaktadırlar (CLFDB, 1994). Fakat mesleki yönlendirme çalışmaları tamamen sorunsuz olarak yapılamamaktadır. Mesleki yönlendirmede yapan gelişmiş ülkelerdeki danışmanlar da, bizim ülkemizdeki danışmanlar gibi, bazı sorunlarla yüz yüze gelmektedirler (CAF-FCA, 2004). Fakat gelişmiş ülkelerdeki meslek danışmanları ve eğitimciler mesleki eğitim önündeki engelleri aşmak için sürekli bir çaba içerisindedirler. Gelişmiş ülkelerdeki meslek danışmanları tarafından mesleki eğitim merkezine yönelik yapılan yönlendirme hizmetlerinde karşılaşılan genel engelleri şu şekilde sıralanmaktadırlar; - · Mesleki eğitimin ve yeterince güçlü olmayan ticari imajına karşı ortaya çıkan negatif tutumlar, - · Mesleki eğitim ile ilgili bilgi ve farkındalık eksikliği, - · Mesleki eğitim yerleriyle ilgili önyargılar, - Bireyler, işverenler ve sendikalar için mesleki eğitimin pahalıya mal olduğu düşüncesi, - Mesleki eğitimin geleceğiyle ilgili ekonomik faktörler bakımından ortaya çıkan endişeler, - · Mesleki eğitim desteklenmesi için gerekli olan kaynak eksikliği ile ilgili endişeler, - · Mesleki eğitimin temel ve yapısal becerileri ilgili endişeler, - · Çalışma yerleri ve teknik çalışma ile ilgili yetersizlikler, · Mesleki eğitim düzenlemeleri ile ilgili konular (CAF-FCA, 2004). Sweet ve Gallagher (1997) tarafından yapılan bir araştırmada, mesleki eğitim için danışmanların ve devlet kurumlarının yeterli olmadıkları sonucuna ulaşılmıştır. Danışmanların mesleki eğitime yönlendirmede yetersiz olduğu sonucu ortaya çıkmıştır. Yine aynı çalışmada öğretmenler ve danışmanların mesleki eğitimi ile ilgili görüşleri şöyle sıralanmıştır; - · Mesleki eğitimle kazanılan mesleklerin çalışma koşullarının kız öğrenciler için elverişli olmadığı, - · Universite diploması olmadan mesleki eğitime gitmenin çok zor olduğu, - · Mesleki eğitimle kazanılan mesleklerin çalışma koşullarının öğrenciler için uygun olmadığı, - Mesleki eğitimde kazanılan mesleklerden elde edilen ücretin düşük olduğu, - · Mesleki eğitimde çok yoğun bir hazırlık aşaması var olduğu düşüncesi, - · Mesleki eğitim merkezine yönelik negatif bakış açıları (Sweet ve Gallagher, 1997). Bir başka araştırmada, danışmanların mesleki eğitimle elde edilen mesleklerin sıradan olduğu şeklinde negatif düşünce ve tavırlara sahip oldukları bulunmuştur (WITT Alberta ve WITT-NN, 2000). Mesleki eğitim mesleklerin tanıtımı maalesef ya çok geç ya da yetersiz olarak yapıldığı için öğrencilerin seçimleri bu yönde olmamaktadır. Bu tip seçimleri yaptıran merciler öğrencilerin mesleki eğitimi seçmelerinde önemli bir engeli teşkil etmektedirler (Sussman, 2002). Diğer bir araştırmada, danışmanlar okullarındaki akademik açıdan yetersiz gördükleri öğrencileri mesleki eğitimine yönlendirmekte, daha başarılı olanları üniversiteye hazırlayan ortaöğretim kurumlarına gitmeleri konusunda faaliyetlerde bulunmaktadırlar. Bu görüş mesleki eğitim ile ilgili öğrencilerde yetersiz ve yanlış bir düşünce oluşmasına sebep olmaktadır. Sonuç olarak öğrenciler mesleki eğitimi ikinci sınıf olarak görmeye başlamaktadırlar. Mesleki eğitime yönlendirme yapacak danışmanlar ve mesleki eğitim yöneticileri arasındaki koordinasyon eksikliği bu tip sonuçların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bu iki birim aralarında belirli bir koordinasyonu kurarlarsa öğrencilerin yanlış anlamaları ve eksik bilgilenmeleri giderilmeye başlanacaktır. Mesleki eğitime yönlendirme konusunda başarılı örneklerin var olmasına rağmen, eğitim sistemi öğrencilerin mesleki eğitimi ile ilgili bilgileri edinmelerinde ve mesleki eğitim ile ilgili programları seçmelerinde engel oluşturmaktadır. Birçok durumda okul çalışanlarının algısı ve eğitim müfredat bu durumu desteklemektedir (Atlin ve Pond-White, 2000). Dancey (2002) danışmanların, öğretmenlerin, öğrencilerin ve ailelerin mesleki eğitimle ilgili gelişmeler ve bilgilerden uzak olduğunu ortaya koymuştur. Genel olarak toplum mesleki eğitime az ilgi göstermekle kalmayıp, bu konuyla ilgili bilgi edinme konusunda da isteksiz davrandıkları sonucuna ulaşmıştır. Bu olumsuz tutumlar toplumun üniversite eğitimini mesleki eğitime göre daha çok tercih etmeleriyle belirginleşmektedir. Mesleki eğitime yönelik bu olumsuz tutumların oluşmasında bilgi eksikliği, ilgisizlik, okullarda geliştirilen olumsuz tutumlar, ailelerin geliştirdiği olumsuz tutumlar ve genel olarak da toplum geliştirdiği olumsuz tutumlar önemli roller oynamaktadırlar (Rubenson ve Schuetze, 2000). Oğrenciler genellikle mesleki eğitimi iş bulma yolunda bir seçenek olarak görmemektedirler. Bu sebepten dolayı mesleki eğitimi tercih etmeyen öğrenciler Çıraklık nedir? Ne kadar ücret alır? Ne kadar hızlı bir şekilde meslek sahibi olur? gibi soruların cevaplarını bilmemektedirler. Oğrencilere mesleki eğitim ile ilgili bilgileri genellikle ilköğretim son sınıflarda almalıdırlar. Çünkü farklı zamanlarda yapılan bilgilendirme faaliyetlerine ve kampanyalarına rağmen mesleki eğitimi ile ilgili bilgiler potansiyel mesleki eğitim adaylarına yeteri kadar ulaşamamaktadır (Dancey, 2002). Mesleki eğitim merkezlerine yönelik öğrencilerin olumsuz bakış açılarının bir boyutunu da aileler oluşturmaktadır. Ailelerin mesleki eğitimi ikinci sınıf bir meslek olarak görmesi, öğrenciler üzerinde mesleki eğitime yönelik negatif görüşlerin oluşmasına neden olmaktadır (Hypatia Project, 2002). Ayrıca aileler çocuklarının mesleki eğitim merkezlerinden çok üniversite eğitimi almalarını istemektedirler. Aileler mesleki eğitimi başarısızlık, yeteneksizlik olarak değerlendirmektedirler (MacCulloch ve Henley, 2002). Yapılan bir başka araştırmada ailelerin mesleki eğitime yönelik olumsuz görüşleri şu şekilde belirlenmiştir; - · İyi bir mesleki eğitim merkezi bulma zorluğu, - · Başka iş kollarının gençlere daha iyi imkanlar sunma olasılığı, - · Mesleki eğitimi ilgili malzemelerin maliyet yüksekliği, - · Mesleki eğitimde çocuklarının iyi eğitilemeyeceği düşüncesi, - · 40-45 yaşlarından sonra bu mesleklerin fiziksel açıdan zor olacağı görüşü, - Mesleki eğitim merkezlerinde kazanılan meslekleri ikinci sınıf meslekler olarak görmeleri, - · Mesleki eğitimle kazanılan mesleklerde iş yerlerinin teknolojiden uzak kalması şeklinde, olumsuz görüşleri geliştirmişlerdir (Hypatia Project, 2002). CLFDB (1994) tarafından yapılan araştırmada da mesleki eğitime yönelik velilerin ve öğrencilerin güçlü olumsuz görüşleri sahip oldukları bulunmuştur. Bu negatif tutumlar; - · Mesleki eğitim yoluyla elde edilen mesleklerin mevsimlik iş olarak görülmesi, - · Ailelerin mesleki eğitimin sahip olduğu olumsuz imaj nedeniyle çocuklarını bu okullara göndermekten çekinmesi, - · Mesleki eğitimin akademik olmadığı düşüncesi, - · Mesleki eğitimle kazanılan mesleklerin öğrenciler tarafından prestijli meslekler olmadığı düşüncesi, - Oğrencilerin mesleki eğitimle kazanılan mesleklerin teknolojiden ve bilimden uzak olduğu düşünceleri, • Aileler ve öğrencilerin diğer ön yargıları mesleki eğitime yönelik olumsuz görüşleri olarak tespit edilmiştir (CLFDB, 1994). Diğer araştırmalarda da, öğrencilerin ve ailelerinin mesleki eğitim ve mesleki eğitimde öğrenim gören öğrencilerin kariyerleri konusunda yeterli bilgiye sahip olmadıkları sonucuna ulaştırmıştır. Bu sorunun giderilmesi için okullara büyük bir görev düşmektedir. İlköğretim okullarında mesleki eğitim ile ilgili öğrenci ve velilere daha fazla bilgi verilmelidir. Bu bakış açısı mesleki eğitimi ile ilgili farkındalığı daha da ön plana çıkartacak öğrenci ve velilerin mesleki eğitim ile ilgili daha fazla bilgi sahibi olmasını sağlayacaktır (Viswanathan, 2002; Sweet ve Gallagher, 1997; Ball ve Freeland, 2001). Bu konuda yapılmış bir başka çalışmada da benzer sonuçlara ulaşılmıştır. Dancey (2002) öğrencilerin, öğretmenlerin, danışmanların ve ailelerin mesleki eğitimle ilgili gelişmeler ve bilgilerden uzak olduğunu ortaya koymuştur. Genel olarak toplum mesleki eğitime az ilgi göstermekle kalmayıp, bu konuyla ilgili bilgi edinme konusunda da isteksiz davrandıkları sonucuna ulaşmıştır. Mesleki eğitimle ilgili yapılan bir başka araştırmada; erkek mesleği kadın mesleği ön yargılarının varlığı, kız öğrencilerde eğitimlerine devam etmek ve meslek seçmek için mesleki eğitim merkezlerine negatif bir bakış açısı geliştirmelerine neden olmuştur. Mesleki tercihlerde en çok karşılaşılan önyargı, bazı mesleklerin erkeklere bazılarının ise kızlara ilişkin olduğu düşüncesidir. Mesleki eğitime bir cinsiyet kazandıran bu kavram sadece iyi bir mesleki eğitim alabilecek kız öğrencileri etkilemekle kalmaz aynı zamanda kız öğrencilere meslek seçimi yaptıracak olan meslek danışmanlarını da etkileyecektir (Federal-Provincial-Territorial Joint Working Group of Status of Women and Labour Market Officials on Education and Training, 1994). Cinsiyetler arasında oluşturulmuş bu olumsuz bakış açısı kız öğrencilerin eğitimlerinin devamı için mesleki eğitim merkezlerini seçmemelerine neden olmaktadır. Çünkü ister kız öğrenciler mesleki eğitim merkezlerine gitmemeyi düşünsün ister eğitimsel ihtiyaçları onları bu karara zorlasın, sonuç olarak mesleki eğitim kız öğrenciler tarafından tercih edilmemektedir. Bu anlayışı ailesi, arkadaşları, rehber öğretmenleri ve diğer branş öğretmenleri tarafından da pasif olarak desteklenmektedir. Bu sebeple kız öğrencilerin sahip oldukları bu önyargılardan nasıl kurtulacakları daha sistematik bir yaklaşımla ortaya çıkarılabilir (Kerka, 1999). Steedman ve arkadaşlarının (1998) araştırmasında, kız öğrenciler mesleki eğitim ile ilgili karşılaştıkları sorunları şöyle sıralamışlardır. Cinsiyete ilişkin önyargılar, meslek okullarının fiziksel yetersizliklerine ilişkin olumsuz tutumlar ve işverenlerin cinsiyet ayrımcılığıdır. Kanada Kadın Araştırmalarını Geliştirme Derneği'nin (Women in Resource Development Committee, 2002) yaptığı araştırmada, bazı mesleklerin kadınlara bazılarının ise erkeklere özgü olduğuna ilişkin ön yargıların olduğunu, işverenlerin kadın işçileri erkeklerin içra ettikleri işlere alırken önyargılı davrandıklarını bulmuşlardır. Orneğin Kanada'da işverenler bir kadın makinistin hamileliği nedeniyle işten ayrılması üzerine kadın makinistlere iş vermeyi durdurmuşlardır. İşverenlerin cinsiyete ilişkin bu ayrımcı olumsuz tutumlarının çıraklık eğitimini seçme yönelimlerini bir yandan olumsuz etkilerken diğer yandan da kadınların çıraklık eğitimine kabul edilmelerini de zorlaştırmaktadır. Madsen' e göre (1999) mesleki eğitimdeki sorunları belirlemeye yönelik bu modele ebeveynlerini rol olarak benimseyen kız öğrencilerin bakış açıları da eklenmelidir. Ebeveynlerini model alma meslek seçimi sürecindeki kız öğrencilerin mesleki eğitimi seçmemelerine neden olmaktadır. Ayrıca işverenlerin kızlara ilişkin ön yargılarının ve olumsuz tutumlarının kızlarla aynı okulda öğren erkek öğrencilerde de olduğu görülmüştür. Erkek öğrenciler kız öğrencileri çalışma yerlerinde görmek istemediklerini belirtmişlerdir. lşverenler, mesleki eğitim alan erkek öğrencilerin yanısıra ailelerinde kız çocuklarının mesleki eğitim görmelerine ilişkin olumsuz önyargı ve tutumlarının olduğu dikkatı çekmektedir. Aileler mesleki eğitimin kız öğrenciler için geleneksel bir iş kolu olmadığını ve toplum tarafından kabul görmeyeceğini, kız çocuklarına kabul ettirmeye çalışmaktadırlar. Bu çabanın sonucu olarak birçok kız çocuğu meslek sahibi olmadan hayata atılmak ve bulduğu bir işte çalışmak zorunda kalmaktadır. Bazı erkek öğrenciler ise tam tersi bir durumla karşılaşılmakta, bu çocuklar kendilerini ailenin babadan sonraki reisi olarak görmekte ve mesleki eğitimin erkek çocuklara daha uygun bir okul olduğu kabul etmektedirler (Madsen, 1992). Mesleki eğitime yönelik engellerden birisini de işverenlerin mesleki eğitim merkezilerine ve bu merkezlerden mezun olan öğrencilere yönelik olumsuz bakışları oluşturmaktadır. İşverenler üzerinde yapılan bu çalışmada mesleki eğitim sisteminin esnek olmayan tarafı ortaya konmuştur. Ayrıca teknolojinin mesleki eğitime uzak kalması da diğer bir esnek olmayan unsurdur. Çoğu tekstilci mesleki eğitimdeki bu problemin üstesinden gelinmesi gerektiğine inanmış ve üniversitelerle bazı ortaklıklar kurarak mesleki eğitimlerine katkıda bulunmaya çalışmışlardır (O'Grady, 1997). Mesleki eğitim merkezinde öğrenim gören öğrenciler işyerlerinde çalışmaya başladıkları ilk zamanlar işyerlerinden rahatsız olduklarını belirtmişlerdir. Bu durumun sebebi olarak işverenlerin sözel tacizleri, elverişsiz çalışma ortamı, çalışma saatlerini bu durumun nedenleri olarak göstermişlerdir. Birçok mesleki eğitim öğrencisi de bu durumu çalışma ortamı ve işverenlerin kendilerine arkadaşça yaklaşmamaları şeklinde belirterek bu olguyu açıklamaya çalışmışlardır. Mesleki eğitim öğrencileri tarafından belirtilen bu deneyimler, mesleki eğitimi sürecinde öğrencilerin yaşayabilecekleri doğal sorunlar olarak belirlenmiştir (Steedman ve ark., 1998). Mesleki eğitim alanında öğrenim gören öğrenciler, mesleki eğitimi işverenlerin desteklemediklerini belirtmişlerdir. Oğrenciler bu kuruluşlarda iş bulabilmenin ancak informal bağlantılar ile mümkün olabileceğini belirtmişlerdir (Rubenson ve Schuetze, 2000). İşverenler mesleki eğitim öğrencilerinin kişisel tutumlarının doğasıyla ilgili endişeye sahip olduklarını belirtmişlerdir. Çoğu işveren çırak adaylarının yeterli olmayan temel becerilerinin, okuma yazma eksikliklerinin ve matematik bilgi eksikliklerinin sorun olduğunu söylemişlerdir. Bir diğer işveren grubu ise; mesleki eğitim merkezi öğrencilerinin yetersiz iş ahlakı, yetersiz öğrenme merakı, işyeri disiplinini kavrayamama ve kendine güven konusundaki endişelerini dile getirmişlerdir (Robertson, 2002). Bir başka araştırmada mesleki eğitim mezunları, işverenler için şu problemleri ön plana çıkartmışlardır; - · Mesleki eğitim mezunu çalışanların bilgi yoksunluğu olduğu düşüncesi, - · Mesleki eğitim mezunlarını işyerinde daha niteliksiz yerlere verme, - · Mesleki eğitim mezunlarına iş ararken ayrımcılık yapma, - · Mesleki eğitim mezunların okuma yazma ve matematik bilgilerinde eksiklikler, - Mesleki eğitime destek sağlayan toplumsal kuruluşlarda kaynak eksikliği, - · Mesleki eğitim sistemindeki yapısal engeller, - · Mesleki eğitim sistemindeki ekonomik dezavantajlar, - · Sosyal olarak dışlanma olarak belirtilmişlerdir (SPR Associates, 2002). Çoğu işveren mesleki eğitim öğrencileri için gerekli becerilerin (kişiler arası ve müşteri ile olan ilişkiler, takım çalışması) öneminden bahsederek mesleki eğitim merkezi öğrencilerinin bu becerilerden yoksun olduklarını belirtmişlerdir. Yine işverenlere göre, mesleki eğitim merkezi öğrencileri işlerine ciddi yaklaşmayarak gerçekçi olmayan hayallere dalmaktadırlar. Eğitimciler işverenlerin bu düşüncelerine katılarak çırakların sahip olduğu düşük eğitim seviyesi, okuma yazma sorunu ve temel matematik bilgi eksikliği gibi sorunlara sahip olduklarını söylemişlerdir. Orneğin bir marangoz çırağı yeterli geometri bilgisine sahip olmaksızın işinde sorunlar yaşayabileceğini belirtmişlerdir (Martino ve Holden, 2001). Ulkemizde yapılan bir çalışmada; bazı işverenler kendilerini eleştirerek değerlendirme yapmak için sistematik değerlendirme süreçlerine sahip olmadıklarını belirtmektedirler. Küçük ölçekli işyerlerinde bu değerlendirme sistemlerinin olmamasının yanı sıra bu tip değerlendirme sistemlerinin varlığından bile haberdar olunmamaktadır. Bu süreç mesleki eğitim öğrencilerinin kalifiye iş gücü olmaları konusunda önlerinde engel teşkil etmektedir (Abay, 2002). Mesleki eğitim merkezleri ile ilgili Lennan (1993) tarafından yapılan araştırmada ise; mesleki eğitim alan öğrencileri koruyan yasaların yetersiz olması ve uygulamada sorunlar yaşanması nedeniyle öğrencilerin yeteri kadar denetlenemediğini belirtmiştir. Lennan (1993)'a göre, yasaların çalışan çocukların çalışma sürelerini, sağlıklarını, güvenliklerini, aile yaşamlarını, eğitimlerini ve ahlak gelişimlerini koruması gerekmektedir. Bu yasaların uygulanması için denetleme organlarının işlerliği artırılmalı ve toplumsal anlamda bireyler yetiştirilerek çalışan çocukların hakları konusunda, eğitim çalışmaları yapmaları gerekmektedir. Ulkemizde Çakmak (2006) tarafından yapılan mesleki eğitime devam eden öğrencilerin yaşamış oldukları sorunları inceleyen araştırmada ise; mesleki eğitim ile ilgili sorunları birkaç başlık altında toplamıştır. Ulkemizde her ne kadar mesleki eğitim gören öğrenci sayısı artsa da ihtiyaçların oldukça altındadır. Sanayi alanında ara eleman sıkıntısı yaşanmakta ve mevcut eğitim sistemi bu ihtiyaca cevap verememektedir. Fakat bir yandan da her alanda sayıları çok fazla olan çeşitli üniversitelerden mezun olmuş öğrenci bulunmaktadır. Buradaki çarpıklık kontenjanların gerçek ihtiyaçlara göre belirli bir planlama ile belirlenmesidir. Buna bağlı olarak çıraklık eğitimi ve devamında mesleki eğitimin iyileştirilmesi için bir takım önlemlerin alınması gerekmektedir. Başka bir deyişle meslek tanımları ve içeriklerinin açık bir biçimde belirlenmesi ve bu belirleme yapılırken ihtiyaç ve yeteneklere göre yönlendirmenin yapılması hayati bir önem taşımaktadır. Ancak ekonominin gelişmesi eğitimin gelişmesi ile mümkün olmaktadır. Eğitim ile ekonomi arasında sıkı bir ilişkinin varlığı bilinen bir gerçektir. Bu açıdan bakıldığında eğitimin iki özelliği vardır. Birisi yatırım, diğeri de tüketim özelliğidir. Ekonomik yatırımların kârlı olanı kısa sürede geri dönüşümü olan yatırımlardır. Eğitim ise dönüşü en uzun sürede olan yatırımlardandır. Eğitimin tüketim özelliği ise eğitim süresince yapılan masraflardır. Yani eğitim pahalı ve masraflı bir ekonomik faaliyettir. Eğitim yatırımları için gerek devlet bütçeleri ve gerekse aile bütçeleri açısından uzunca bir süre tüketime karşı mukavemet gücü geliştirmektedir. İşte bu gücü gösteremeyen az gelişmiş ülkelerde ve dar bütçeli ailelerin çocukları erken yaşta çalışma hayatına katılmaları kaçınılmaz olmaktadır (Abay, 2002). Meslek okullarının faaliyet alanlarını, hedeflerini ve varmak istediği temel hedefleri iyi bir şekilde belirlemek gerekmektedir. Sanayi, hizmet ve bilişim sektörlerinde kendini yetiştirmiş, deneyimli yöneticilerin, hem bilgi ve becerilerinden yararlanmak, hem de onların bu okullarda beklentilerini ilk elden almak amacıyla ders vermeleri sağlanmalıdır (Ozyılmaz, 2006). Mesleki eğitim okullarına devam etmek isteyen öğrenciler için işverenlerle ilişki kurabilecekleri profesyonel merkezlerin olmayışı mesleki eğitim merkezlerinde eğitim almak isteyen adaylar için engel olarak ortaya çıkmaktadır. İlköğretim okulları ve işverenler arasındaki iletişimin olmayışı mesleklerin tanıtılmasının eksik yada gerçeğe uygun olarak yapılamadığı sonucunda ulaştırmaktadır. Mesleki eğitim sürecinin karmaşıklığı öğrencilerin kafalarının karışmasına neden olmaktadır. Oğrenciler nasıl bir mesleki programına gidecekleri konusunda zorluklar yaşamaktadırlar (Dancey, 2002). Ulkemizde meslek eğitime yönelik mesleki rehberlik alanında karışıklıklar yaşanmaktadır. Bu karışıklıkları önlemek için Milli Eğitim Bakanlığı ilköğretim süreci içerisinde yönlendirmeyi; - · Ana sınıfından başlayan bir süreç, - · Eğitim-öğretim etkinliklerinin merkezinde öğrencinin yer aldığı, öğrencinin ilgi, istek, yetenek ve kişilik özelliklerinin ortaya çıkması için öğrencinin etkin olabilmesi için koşulları sağlanacağı, - Oğrencilerin tümüne fırsat eşitliği sağlanacağı ve her öğrencinin başarılı ve mutlu olabileceği bir programa girmesinin amaçlandığı şeklinde tanımlamıştır (MEB, 2003). Yönlendirmenin zorlayıcı değil, kişinin kararının doğru ve gerçekçi olması yönünde yol gösterici olacağı, şeklinde amaçlar belirlemiştir (MEB, 2003). Fakat uygulamada çokta işlevsel olmayan yönlendirme çalışmaları bazı aksaklıkları da beraberinde getirmektedir. Ülkemizde yönlendirme süreci içerisindeki bireyler meslek okullarından daha çok normal eğitim veren orta öğretim kurumlarını tercih etmektedirler. Bu durum ülkemizin ihtiyacı olan nitelikli iş gücünün yetişmesinde önemli kayıplara yol açmaktadır. Oğrencilere meslek okullarını tercih etmek yerine normal eğitim veren ortaöğretim kurumlarını daha çok tercih ettikleri için zaman, maddi kayıp ve hayata niteliksiz iş gücü olarak başlamak gibi durumlarla karşı karşıya gelmektedirler. Okullarda görev yapan psikolojik danışmanlar, öğretmenler, öğrenciler, okul dışında öğrencilerle birebir ilişki içinde olan aileler, işverenler ve sosyal çevrenin mesleki eğitim hakkında bilgilenmesi ülkemiz kaynaklarının boşa harcanmasını engelleyecek, öğrencilerin kendi yetenekleri doğrultusunda ki okulları tanıyarak daha doğru meslek seçim sürecine girmelerini sağlayacaktır. ## BÖLÜM II ## YÖNTEM Bu bölümde önce araştırmanın deseni, deney ve kontrol gruplarının oluşturulması, veri toplama araçlarının geliştirilme aşamaları, mesleki grup rehberliği programının amaçları, mesleki grup rehberliği programının genel nitelikleri, grup rehberliği için genel ilkeler, uyulması gereken kurallar, mesleki grup rehberliği programının uygulanması, işlem basamakları ve verilerin analizine ilişkin bilgiler verilmiştir. ## Araştırmanın Modeli Mesleki grup rehberliğinin, ilköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinin çıraklık eğitimine yönelik olumsuz görüşlerine etkisinin incelendiği bu araştırma, iki aşamada gerçekleştirilmiştir. Birinci aşamada öğrencilerin çıraklık eğitimine yönelik görüşlerini betimlemek amacıyla genel tarama yapılmıştır. Ikinci aşamada ise; ilköğretim 8.sınıf öğrencilerinin çıraklık eğitimine yönelik olumsuz görüşlerini düşürmek amacıyla geliştirilen mesleki grup rehberliği programının etkililiğini test etmek için ön-test son-test kontrol gruplu deneme modeli kullanılmıştır. Araştırmanın bu aşamasında öğrencilere uygulanan mesleki grup rehberliği programı bağımsız değişken, öğrencilerin çıraklık eğitimine yönelik görüşleri ise bağımlı değişken olarak ele alınmıştır. Araştırmanın ikinci aşamasında kullanılan araştırma deseni tablo 2.1'de gösterilmiştir. | Gruplar | On-test | lslem | Son-test | |---------|---------|-------------------------|----------| | Denev | E | Meslekı Grup Kehberliği | f | | Kontrol | E | İslem yok | f | Tablo 2.1- Araştırmada Uygulanan Deneysel Desen Deneme modelinde görüldüğü gibi mesleki grup rehberliği programı sadece deney grubunda uygulanmıştır. Çıraklık eğitimine gitmek istiyor musunuz? Sorusundan sonra deneklere ön-test (T1) olarak "Çıraklık Eğitimi Değerlendirme Formu-A" (ÇEDF-A) (Evet çıraklık eğitimine gitmek istiyorum) ve "Çıraklık Eğitimi Değerlendirme Formu-B" (CEDF-B) (Hayır çıraklık eğitimine gitmek istemiyorum) formları uygulanmıştır. Deney ve kontrol grubu, ÇEDF-B'yi (Hayır çıralık eğitimine gitmek istemiyorum) işaretleyen öğrencilerden oluşturulmuştur. ÇEDF-B deneme uygulamasının sonunda deney grubuna ve kontrol grubuna son-test olarak verilmiştir. Deney grubuna seçilen öğrencilere geliştirilen grup rehberliği programı uygulanmıştır. Kontrol grubuna ise okul rehberlik hizmetleri çerçeve programındaki konulara uygun olarak rehberlik faaliyetleri gerçekleştirilmiştir. ## Araştırmanın Örneklemi Araştırmanın birinci aşamasında 2006-2007 öğretim yılı birinci sömestrinde Konya Ili Selçuklu Ilçesi Zeliha ve Lütfi Kulluk Ilköğretim Okulu, Abidin Saniye Erçal Ilköğretim Okulu, Karatay İlçesi Yaşar Doğu İlköğretim Okulu ve Meram Mümtaz Koru İlköğretim Okulunda öğrenim görmekte olan sekizinci sınıf öğrencileri üzerinde tesadüfi küme örnekleme yöntemi ile seçilen 452 öğrenciye araştırmanın veri toplama araçları uygulanmıştır. Bu okulların seçilmesinin nedenleri bu okullara devam eden öğrencilerin ailelerinin alt ve orta sosyo-ekonomik düzeyden olması ve okulların çıraklık eğitimi verilen sanayi kuruluşlarına yakın olmasıdır. Araştırmanın birinci aşamasına katılan öğrencilerin, okullarına ve cinsiyetlerine göre dağılımları tablo 2.2.'de verilmiştir. | | | CİNSİYET | | | |----------------------------|----|----------|-------|--------| | | | Erkek | Kız | Toplam | | Abidin Saniye Erçal IOO | n | 49 | 51 | 100 | | | 90 | 49.0 | 51.0 | 100 | | Yaşar Doğu IOO | n | 64 | 57 | 121 | | | 90 | 52.9 | 47.1 | 100 | | Mümtaz Koru IOO | n | ર્સ્ટ | રિર્દ | 120 | | | 90 | 45.8 | 54.2 | 100 | | Zeliha ve Lütfi Kulluk İÖO | n | 61 | 50 | 111 | | | 90 | 55.0 | 45.0 | 100 | | Toplam | n | 229 | 223 | 452 | | | 90 | 50.7 | 49.3 | 100 | ## Tablo 2.2- İlköğretim sekizinci sınıf Oğrencilerinin Okullarına ve Cinsiyetlerine Göre Dağılımı ## Deneme Grubunun Oluşturulması Araştırmanın ikinci aşamasında "Çıraklık eğitime gitmek istiyor musunuz?" sorusuna "Hayır" cevabı veren, Zeliha ve Lütfi Kulluk İlköğretim Okulunda öğrenim gören öğrencilerden 50 kişilik bir grup seçilmiştir. Seçilen 50 kişilik bu gruptan 25 öğrenci deney grubuna 25 öğrenci de kontrol grubuna yansız bir şeklide atanmıştır. Zeliha ve Lütfi Kulluk İlköğretim okulunun deneme modeli çalışması için seçilme nedenleri aşağıda açıklanmıştır: - a) Bu ilköğretim okulunda, bir rehberlik ve psikolojik danışma servisi ve rehber öğretmen bulunması nedeniyle, öğrenciler rehberlik uygulamalarını bilmektedirler. Dolayısıyla bu okulda çalışmaların daha verimli ve kurallarına uygun olarak yürütülebileceği düşünülmüştür. - b) Yapılacak etkinlikler için okulda her zaman boş bir sınıfının bulunabilmesi. Denekler 11 kız, 14 erkek öğrenciden oluşan 25'er kişilik iki gruba ayrılmışlardır. Birinci grup deney grubu, ikinci grup ise kontrol grubu olarak seçilmiştir. Deney ve kontrol grubunu oluşturan öğrencilerin cinsiyetlerine göre dağılımı tablo 2.3'de sunulmuştur. | Cinsiyet | | Deney grubu Kontrol grubu | Toplam | |----------|----|-----------------------------|--------| | Kız | | | 22 | | Erkek | 4 | 4 | 28 | | Toplam | 25 | 25 | 50 | ## Tablo 2.3- Mesleki Grup Rehberliği Uygulamasında Deney ve Kontrol Gruplarını Oluşturan Oğrencilerin Cinsiyetlerine Göre Dağılımı Deney grubunu oluşturan öğrencilerle, kontrol grubunu oluşturan öğrencilerin "ÇEDF-B" ön-test uygulamalarından aldıkları puanlar arasında önemli bir fark olup olmadığını saptamak amacıyla her iki grup öğrencilerinin puanları bağımsız t testi ile analiz edilmiştir. Bu analize ilişkin istatistiksel değerler Tablo 2.4'de verilmiştir. | Gruplar | n | X | દિવે | | | |---------|----|------------|------|-------|-------| | Denev | 25 | 71.68 | 9.96 | 0.933 | 0.355 | | Kontrol | | 25 69.28 | 8.12 | | | ## Tablo 2.4- Deney ve Kontrol Grubunu Oluşturan Oğrencilerin ÇEDF-B On-test Puanlarına göre, Aritmetik Ortalama, Standart Sapma ve t Değerleri Tablo 2.4'de görüldüğü gibi her iki grubun ÇEDF-B ön-test uygulamalarına ilişkin aritmetik ortalamaları anlamlı bir fark göstermemektedir. Hesaplanan bu değerler deney ve kontrol gruplarına alınan öğrencilerin ÇEDF-B ön-test puanlarının birbirine benzediğini göstermektedir. ## Veri Toplama Aracı Bu bölümde, çıraklık eğitimine yönelik görüşlerinin ölçülmesi amacıyla geliştirilen Çıraklık Eğitimi Değerlendirme Formu-A (ÇEDF-A) (Evet çıraklık eğitimine gitmek istiyorum) ve Çıraklık Eğitimi Değerlendirme Formu-B'nin (CEDF-B) (Hayır çıraklık eğitimine gitmek istemiyorum) geliştirilme aşamaları aşağıda açıklanmıştır. ## Çıraklık eğitimi değerlendirme formlarının geliştirilmesi Bu araştırmada amaç ilköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinin mesleki eğitim merkezine yönelik olumsuz görüş düzeylerini, uygulanan mesleki grup rehberliği programı ile düşürülmesidir. Oğrencilerin mesleki eğitim merkezine yönelik olumsuz görüşlerini belirlemede ilköğretim öğrencilerinin için araştırmacı tarafından geliştirilen Çıraklık Eğitimi Değerlendirme Formu-A "ÇEDF-A" (Evet çıraklık eğitimine gitmek istiyorum) ve Çıraklık Eğitimi Değerlendirme Formu-B "ÇEDF-B" (Hayır çıraklık eğitimine gitmek istemiyorum) ölçme araçları kullanılmıştır. Çıraklık Eğitimi Değerlendirme Formu-A, öğrencilerin çıraklık eğitimine gitmek istemelerine ilişkin görüşlerini belirleyeme yönelik 22 maddeden oluşmaktadır. Çıraklık Eğitimi Değerlendirme Formu-B ise ilköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinin çıraklık eğitimine gitmek istememelerine ilişkin görüşlerini belirlemeye yönelik 24 maddeden oluşmaktadır. Her iki ölçme aracının da ortak bir yönergesi bulunmaktadır. Bu yönergede öğrencilerin işaretlemeleri nasıl yapacakları 2 örnek maddede işaretlenerek gösterilmektedir. Ayrıca yönergenin alt kısmında "Çıraklık eğitimine gitmek istiyor musunuz?" "EVET ( ) HAYIR ( )" sorusu sorularak öğrencilerden bu soruya evet seçeneğini işaretleyenler "Çıraklık Eğitimi Değerlendirme Formu-A" ya, hayır seçeneğini işaretleyenler ise, "Çıraklık Eğitimi Değerlendirme Formu-B" ye yönlendirilmektedir. Araştırmada Çıraklık Eğitimi Değerlendirme Formu-A ve Çıraklık Eğitimi Değerlendirme Formu-B'de "önemsiz seçeneği 1 puan", "biraz önemli seçeneği 2 puan", "önemli seçeneği 3 puan", "çok önemli seçeneği 4 puan" olacak biçimde, dört dereceli Likert tipi puanlama yöntemi kullanılmıştır. ## Çıraklık Eğitimi Değerlendirme Formu-A ve Çıraklık Eğitimi Değerlendirme Formu-B'nin Geliştirilme Aşamaları Çıraklık Eğitimi Değerlendirme Formu-A ve Çıraklık Eğitimi Değerlendirme Formu-B, geliştirilmeden önce, Zeliha ve Lütfi Kulluk İlköğretim Okulu sekizinci sınıf öğrencilerinden 150 kişiye çıraklık eğitimi hakkındaki olumlu ve olumsuz görüşlerini içeren bir komposizyon yazdırılmıştır. Bu kompozisyonların değerlendirilmesi sonucunda, çıraklık eğitimine ilişkin olumlu görüşlerini içeren 80 madde ve olumsuz görüşlerini içeren 110 maddelik iki ayrı soru listesi elde edilmiştir. Ayrıca çıraklık eğitim merkezinde öğrenim gören 80 öğrenciye, çıraklık eğitimine yönelik görüşlerine yönelik bir başka kompozisyon yazdırılmış ve elde edilen maddeler olumlu ve olumsuz olarak değerlendirilerek soru listelerine eklenmiştir. Eklenen bu maddelerle birlikte olumlu görüşleri içeren soru sayısı 100'e, olumsuz görüşleri içeren soru sayısı ise 130'a çıkarılmıştır. Toplam soru sayısı 230 olmuştur. Elde edilen soru listeleri, 30 kişilik ilköğretim sekizinci sınıf öğrencilerine denemeye yönelik olarak uygulanmıştır. Uygulama sonucunda anlaşılmayan ve belirsiz maddeler ölçme araçlarından çıkartılmıştır. Bazı maddeler üzerinde dil, anlatım ve yazım kontrolleri yeniden yapıldıktan sonra, Çıraklık Eğitimi Değerlendirme Formu-A (Evet çıraklık eğitime gitmek istiyorum) 42 maddeye ve Çıraklık Eğitimi Değerlendirme Formu-B (Hayır çıraklık eğitime gitmek istemiyorum) 46 maddeye indirilerek uzman görüşüne sunulmak üzere hazırlanmıştır. ## Çıraklık Eğitimi Değerlendirme Formu-A ve Çıraklık Eğitimi Değerlendirme Formu-B'nin Geçerlik Çalışmaları Çıraklık Eğitimi Değerlendirme Formu-A ve Çıraklık Eğitimi Değerlendirme Formu-B'nin geçerlikleri uzman görüşüne başvurularak sağlanmıştır. On uygulamalardan elde edilen Çıraklık Eğitimi Değerlendirme Formu-A'daki (Evet çıraklık eğitime gitmek istiyorum) 42 madde ve Çıraklık Eğitimi Değerlendirme Formu-B' de yer alan (Hayır çıraklık eğitime gitmek istemiyorum) 46 madde olarak, altı alan uzmanına sunulmuş ve alan uzmanlarının görüşleri doğrultusunda, "ÇEDF-A" 22 maddeye, "ÇEDF-B" 26 maddeye indirilmiştir. Alan uzmanları tarafından yapılan incelemeler sonucunda, ölçme araçlarının, ilköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinin çıraklık eğitimine yönelik olumlu ve olumsuz görüşlerini ölçebilecek nitelikte olduğu sonucuna varılmıştır. ## Çıraklık Eğitimi Değerlendirme Formu-A ve Çıraklık Eğitimi Değerlendirme Formu-B'nin Güvenirlik Çalışması Çıraklık Eğitimi Değerlendirme Formu-A (Evet çıraklık eğitimine gitmek istiyorum) ve Çıraklık Eğitimi Değerlendirme Formu-B' nin (Hayır çıraklık eğitimine gitmek istemiyorum) güvenirliği, test tekrar test güvenirlik sağlama yöntemiyle hesaplanmıştır. Bu amaçla Zeliha ve Lütfi Kulluk İlköğretim Okulu'nda 2005-2006 eğitim-öğretim yılında öğrenim gören ilköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinden seçilen 200 kişilik gruba, 21 gün arayla, iki defa uygulanmıştır. Uygulamaya katılan 200 öğrenciden test tekrar test uygulamalarının her ikisinde de ÇEDF-A (Evet çıraklık eğitimine gitmek istiyorum) bölümünü işaretleyen 85 öğrencı değerlendirmeye alınmıştır. ÇEDF-A'yı işaretleyen öğrencilerin puanları arasındaki korelasyon katsayılarının r= .97 ile r= .77 (p< 0,05) arasında değiştiği görülmüştür. Elde edilen bu değerler ÇEDF-A (Evet çıraklık eğitimine gitmek istiyorum) bölümünde hesaplanan güvenirlik katsayısı, bu ölçme aracının ilköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinin çıraklık eğitimine gitmek istemelerine ilişkin görüşlerini kararlı bir şekilde ölçebildiğini göstermiştir. ÇEDF-B'nin (Hayır çıraklık eğitimine gitmek istemiyorum) bölümünü işaretleyen 90 öğrencinin yanıtları çözümlendiğinde öğrencilerin puanları arasındaki korelasyon katsayılarının r= .49 ile r= .25 (p<0.05) değerleri arasında değişen bir ilişkiye sahip olduğu bulunmuştur. Ancak korelasyon sonuçları düşük çıkan 18. madde (r=.031, p>0.05) "Çıraklık eğitiminde kravat takamayacağım için" ve 24. madde (r= .077 p>0.05) "Çıraklık eğitimine kızların gitmemesi" maddeleri ölçme aracından çıkartılmıştır. Diğer taraftan 2. madde (Okulda başarılı olma), "Okulda başarılı bir öğrenci olmam" şeklinde; 9. madde (Çıraklık eğitiminde birilerinin beni sürekli denetleyecek olması), "Çıraklık eğitiminde ustaların, çırakların yaptıkları işi sürekli denetlemesi" olacak biçimde, alan uzmanlarının görüşü alınarak yeniden düzeltilmiştir. Elde edilen bu değerler testin tekrarı yöntemiyle sağlanmış olup maddelerin kararlı ölçme yapma derecelerini göstermektedir. Elde edilen sonuçların ilköğretim sekizinci sınıf öğrencilerin çıraklık eğitimine gitmek istememelerine ilişkin görüşlerin kararlı bir şekilde ölçebileceği sonucuna varılmıştır. ## Mesleki Grup Rehberliği Programının Genel Nitelikleri Bu araştırmada kullanılan mesleki grup rehberliği programı geliştirilirken, araştırmanın birinci aşamasında çıraklık eğitimine yönelik olumlu ve olumsuz görüşlerin nedenlerini belirlemek amacıyla kullanılan ÇEDF-B ve ÇEDF-A'dan elde edilen bulgulardan yararlanılmıştır. "Çıraklık eğitimine gitmek istiyor musunuz?" sorusuna hayır cevabı veren öğrenciler tarafından doldurulan ÇEDF-B formundan elde edilen bulgular incelendiğinde olumsuz görüşlerin en önemli nedeninin çıraklık eğitiminin öğrenciler tarafından yeterince ve doğru bir şekilde bilinmediği sonucuna varılmıştır. Program geliştirilirken de "Çıraklık eğitiminin" tanıtılması temel amaç olarak alınmıştır. Mesleki grup rehberliği programında öğrencilerin çıraklık eğitim merkezlerini doğru şekilde tanımalarına yardımcı olmak amacıyla bilgi verme, grup tartışması ve ev ödevi verme teknikleri kullanılmıştır. ## Hedef Davranışlar: - · Araştırması yapılan meslekleri bilme, - Araştırması yapılan meslekleri icra eden bireylerin yaşam standartlarını bilme, - · Araştırması yapılan mesleklerin sosyal statüsünü bilme. #### Hedef 4: Meslek ve Çalışma Saatleri Hedef: Deneklerin, ortaöğrenim ve üniversite öğretimi gerektiren mesleklerin çalışma saatlerini, gelir düzeylerini ve öğrenim sürelerini karşılaştırabilme. ## Hedef Davranışlar: - · Ortaöğrenim gerektirmeyen meslekler ile ortaöğrenim ve üniversite öğrenimi gerektiren mesleklerin günlük çalışma saatlerini karşılaştırma, - · Bir mesleğin icra edilmesi için ayrılan süre ile gelir düzeyini karşılaştırma, - · Mesleklerin gelir düzeylerini, çalışma ve eğitim sürelerini ## karşılaştırma. Hedef 5: Meslek ve Teknoloji Hedef: Deneklerin, mesleklerin teknolojik gelişimleri hakkında bilgi sahibi olmalarına ve bir meslek elemanından, mesleği ile ilgili teknolojik gelişmeler hakkında bilgi almalarına yardımcı olma. # Hedef Davranışlar: - · Mesleklerin teknolojik boyutlarını bilme, - · Ortaöğrenim gerektirmeyen mesleklerin teknolojik gelişimlerini inceleme. ### Hedef 6: Meslek ve Kültür Hedef: Deneklerin, kültür kavramının özelliklerini açıklayarak, meslekkültür ilişkilerini anlamalarına yardımcı olma. ### Hedef Davranışlar: - · Kültür kavramının tanımını söyleme, - · Bir insanın kültürlü olabilmesinin yollarını bilme, - · Kültür kazandıran araçları tanıma. # Hedef 7: Mesleki Eğitim Mezunu Bir İşletme Sahibinin Gruba Davet Edilip Bilgi Vermesinin Sağlanması Hedef: Deneklerin, Mesleki Eğitim Merkezi mezunlarının sosyal hayatta mesleklerini nasıl yürüttükleri, mesleklerin toplumsal statüleri, insan hayatındaki önemi hakkında bilgi sahibi olmalarına yardımcı olma. ## Hedef Davranışlar: - · Sosyal hayat içerisinde mesleklerin nasıl yürütüldüğünü anlama, - · Mesleğin insan ilişkilerindeki rolü hakkında bilgi sahibi olma, - · Mesleğin bireyin hayatındaki önemini kavrama, # Hedef 8: Universite Mezunu Bir Işletme Sahibinin Gruba Davet Edilip Bilgi Vermesinin Sağlanması Hedef: Deneklerin, üniversite mezunu işletme sahibinin Mesleki Eğitim Merkezi mezunlarına ilişkin görüşlerini almalarına yardımcı olma. ## Hedef Davranışlar: - · Mesleki Eğitim Merkezi mezunlarının yeterliliklerini öğrenme, - Uygulamada çırak, kalfa ve ustaların işletme açısından önemini öğrenme, - Endüstri Meslek Lisesi mezunları ile Mesleki Eğitim Merkezi mezunlarının yetkinliklerini karşılaştırma, - · Çalışanların sosyal haklarını öğrenme. ## Mesleki Grup Rehberliği Programının Uygulanması Mesleki grup rehberliğinde uygulanacak program planlanırken, önce araştırmanın bağımsız değişkenine (mesleki grup rehberliğine) başka değişkenlerin etkisini kontrol altına alabilmek için deney grubunun oluşturulacağı okulun "Rehberlik Programı" incelenerek grup rehberliğinin yapılacağı tarihler arasında meslek seçimiyle ilgili etkinliklere yer verilmemesi sağlanmıştır. Okulun yıllık rehberlik planıyla uygulanacak grup rehberlik planının benzerlikleri ortadan kaldırılmıştır. Araştırmada, deney grubuna 9 hafta süre ile haftada 60'ar dakıkalık bir oturum olmak üzere 9 oturumdan oluşan grupla mesleki rehberlik programı uygulanmıştır. Oturumlar, adı geçen ilköğretim okulunda araştırmacı tarafından yürütülmüştür. Programın uygulanmasında; grup tartışması, bilgi verme, ev ödevi verme teknikleri kullanılmıştır. Araştırma sürecinde aşağıdaki mesleki grup rehberliği ilkelerine uyulmuştur. ## Mesleki Grup Rehberliği Için Ilkeler - · Mesleki grup rehberliğinin programı araştırmacı tarafından hazırlanmıştır. Ancak bu programın grup içinde uygulanması grup lideri(araştırmacı) ve grup üyelerinin katılımıyla gerçekleştirilecektir. - · Mesleki grup rehberliği programının uygulanmasında, rehberliğin amaç ve ilkeleri daima göz önünde bulundurularak demokratik bir ortam sağlanmaya çalışılacaktır. - · Programın uygulanması sırasında, her öğrencinin düşüncesine saygı gösterilerek, öğrencilerinde birbirlerinin düşüncesine saygılı ve hoş görülü davranmaları sağlanacak ve grup lideri (araştırmacı) bu konuda davranışlarıyla örnek olmaya çalışacaktır. - · Programın yürütülmesinde, birinci derecede öğrencilere sorumluluk verilecektir. - · Çalışmalar grup liderinin (araştırmacının) gözetiminde yürütülecektir. - Grupta kullanılacak dil öğrencilerin rahatlıkla anlayabileceği düzeyde olacaktır. - Grup uygulamasında katılımcıların kırılmasına yol açacak bir dil kullanılmayacaktır. - · Herkes duygu ve düşüncelerini istediği gibi ifade etmekte özgürdür. ## Mesleki Grup Rehberliğinde Uyulması Istenen Kurallar - Grup üyeleri çok zorunlu durumlar dışında her oturuma katılacaklardır. - · Katılamayacak üyeler önceden izin alacaklardır. - · Grup tartışmalarında grup lideri ve üyeler birbirlerine saygılı davranacaklardır. - · Grup üyeleri izin alarak konuşacaktır. - · Her katılımcı gruptaki etkinliklere katılacaktır. - Grup oturumlarında etik kurallara dikkat edilecektir. - · Grup tarafından seçilen temsil kurulu görevini aksatmadan yerine getirecektir. ## İşlem Basamakları • Mesleki grup rehberliği başlatılmadan bir hafta önce araştırmacı grup rehberliğine katılacak 25 öğrenciyle (deney grubu), bir toplantı yapmıştır. Bu toplantıda öğrencilere grubun amacı, ilkeler, grupta uyulması gereken kurallar, üyelerin sorumlulukları ve bu süreçten en etkili biçimde nasıl yararlanılabileceği ile ilgili açıklama yapılmıştır. - · Aynı hafta içinde grup lideri, okul yöneticileriyle işbirliği yaparak, gruba katılacak öğrencilerin velilerine, öğrencilerin gruba katılmalarına ilişkin izin yazıları göndermiştir. Yine aynı hafta içinde bu 25 öğrencinin velisi öğrencilerin gruba katılmalarına izin verdiklerine ilişkin yazıyı okul idaresine göndermişlerdir. - Grup rehberliği uygulaması 27 Eylül 2006–29 Aralık 2006 tarihleri arasında Zeliha ve Lütfi Kulluk İlköğretim okulunda her hafta çarşamba günü öğleden sonraları rehberlik odasında yapılacaktır. - · Grup rehberliğinde her oturumda yapılan etkinlikler Ek 2'de verilmiştir. ## Verilerin Analizi Araştırmanın birinci aşamasındaki verilerin analizinde frekans dağılımı verilmiştir. Araştırmanın ikinci aşamasında deney ve kontrol grubundan elde edilen verilerin analizinde ilişkisiz örneklemler için ortalamalar arasındaki farkını test etmede (X2-X1)-(X4-X3) "t" testi kullanılmıştır (Kaptan, 1998). On-test son-test kontrol gruplu deneme modelinde deneysel işlemin etkililiğini test etmek için hesaplama ve yorumlama bakımından anlaşılır bir teknik olması nedeniyle bu yola başvurulmuştur. İki grubun ön-test son-test fark puanlarına ait ortalama puanları arasında "t" testi tekniği kullanılmasının diğer bir nedeni de deney grubu için ön-test ve son-test arasında, kontrol grubu içinde ön-test ve son test ortalaması arasında "t" testi yapılmasının 1. tür hata üretme olasılığının olmasıdır (Balcı, 2000). Bu nedenle analizde öncelikle son-test puanlarından ön-test puanları çıkartılarak fark puanları bulunmuş, daha sonra deney ve kontrol gruplarının fark puanlarına ilişkin ortalama puanları arasındaki fark ilişkisiz gruplar için "t" testi ile test edilmiştir. ## BÖLÜM III ## BULGULAR Araştırmanın bu bölümünde alt problemleri ve araştırma denencesinin test edilmesine ilişkin istatistiksel işlemler ve bu işlemler sonucunda ortaya çıkan bulgulara yer verilmiştir. 1. İlköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinin çıraklık eğitimini tercih etme ve etmeme yüzdelik değerleri Araştırmanın birinci aşamasında araştırmaya katılan ilköğretim sekizinci sınıf öğrencilerine "Çıraklık eğitimine gitmek istiyor musunuz?" sorusu sorulmuştur. Bu soru ile ilköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinin çıraklık eğitimini tercih etme ve etmeme durumları belirlenmeye çalışılmıştır. Oğrencilerin bu soruya vermiş oldukları cevabın cinsiyetlerine göre frekans dağılımı tablo 3.1'de verilmiştir. Tablo 3.1- İlköğretim Sekizinci Sınıf Öğrencilerinin Çıraklık Eğitimini Tercih Etme ve Etmeme Durumlarına Ilişkin Vermiş Oldukları Cevapların Cinsiyetlere Göre Dağılımı | | Çıraklık eğitimine gitmek istiyor musunuz? | | | | | | |--------|--------------------------------------------|------|-------|------|--------|-----| | | Evet | | Hayır | | Toplam | | | | n | 90 | n | % | n | % | | Erkek | 26 | 11.4 | 203 | 88.6 | 229 | 100 | | Kız | રે રે | 23,8 | 170 | 76.2 | 223 | 100 | | Toplam | 79 | 17,5 | 373 | 82,5 | 452 | 100 | Tablo 3.1 incelendiğinde araştırmanın birinci aşamasında örnekleme alınan toplam 452 ilköğretim sekizinci sınıf öğrencisinden 223'ünün kız, 229'unun erkek öğrenciden oluştuğu görülmektedir. Bu öğrencilerin "Çıraklık eğitime gitmek istiyor musunuz!" sorusuna vermiş oldukları cevaplara bakıldığında, 229 erkek öğrenciden 26'sı (%11,4) evet cevabını verirken 203'ü (%88,6) hayır cevabı vermişlerdir. 223 Kız öğrencinin 53'ü (%23,8) evet cevabını verirken 170'i (%76,2) hayır cevabı vermiştir. Buna göre araştırmaya katılan öğrencilerden 79'u (%17,5) çıraklık eğitime gitmek istiyorum derken 373'ü (%82,5) çıraklık eğitimine gitmeme yönünde görüş bildirmişlerdir. ## 2. İlköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinden çıraklık eğitimine gitmek isteyenlerin çıraklık eğitimini tercih etme ve etmeme nedenleri Araştırmaya katılan ilköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinden Çıraklık eğitimine gitmek istiyor musunuz? sorusuna "Evet" cevabı veren öğrencilerin ÇEDF-A'daki maddelere ilişkin görüşlerinin dağılımı tablo 3.2'de verilmiştir. | CEDF-A (EVET) | Onemsiz | | Biraz | | Onemli | | Çok | | Toplam | | |-----------------------------------------------------------------------|---------|------|--------|------|--------|------|--------|------|--------|-----| | | | | Önemli | | | | Onemli | | | | | | n | 00 | n | 00 | n | 00 | n | 00 | n | 00 | | 1-Çıraklık eğitimi mezunu olduktan sonra | 11 | 13,9 | 16 | 20,3 | 24 | 30,4 | 28 | 35,4 | 79 | 100 | | Avrupa'da çalışabilme | | | | | | | | | | | | 2-Çıraklık eğitimi yoluyla erken yaşta meslek<br>sahibi olabilme | 2 | 2,5 | 13 | 16,5 | 26 | 32,9 | 38 | 48,1 | 79 | 100 | | 3-Cırak olarak meslek öğrenirken paranın | | | | | | | | | | | | değerini erken yaşta öğrenebilme | 9 | 11,4 | 13 | 16,5 | 22 | 27,8 | 35 | 44,3 | 79 | 100 | | 4-Çıraklık eğitimi sırasında sorumluluk | 7 | 8,9 | 10 | 12,7 | 20 | 25,3 | 42 | 53,2 | 79 | 100 | | öğrenebilme | | | | | | | | | | | | 5-Çıraklık eğitimiyle boş zamanları ve tatilleri<br>değerlendirebilme | 9 | 11,4 | 13 | 16,5 | 33 | 41,8 | 24 | 30.4 | 79 | 100 | | 6-Çıraklık eğitimi yoluyla el becerisini daha iyi | | | | | | | | | | | | kullanabilme | 7 | 8,9 | 5 | 6,3 | 29 | 36,7 | 38 | 48,1 | 79 | 100 | | 7-Çıraklık eğitimi bitmeden işin hazır olması | 5 | 6,3 | 14 | 17,7 | 28 | 35,4 | 32 | 40,5 | 79 | 100 | | 8- Çıraklık eğitiminden sonra iş yeri açabilme | 3 | 3,8 | 7 | 8,9 | 27 | 34,2 | 42 | 53,2 | 79 | 100 | | | | | | | | | | | | | | 9-Cıraklık eğitimiyle erken yaşta sağlık sigortalı<br>olma | 3 | 3,8 | 12 | 15,2 | 25 | 31,6 | 39 | 49,4 | 79 | 100 | | 10-Çıraklık eğitimiyle çalışma koşullarını daha | | | | | | | | | | | | iyi öğrenebilme | 9 | 11,4 | 13 | 16,5 | 31 | 39,2 | 26 | 32,9 | 79 | 100 | | 11-Cıraklık eğitimiyle kötü arkadaş | 5 | | 8 | | | | 48 | | 79 | 100 | | ortamlarından uzak kalabilme | | 6,3 | | 10,1 | 18 | 22,8 | | 60.8 | | | | 12- Çıraklık eğitimiyle geleceğe güvenle | 8 | 10,1 | 9 | 11,4 | 19 | 24,1 | 43 | 54.4 | 79 | 100 | | bakabilme | | | | | | | | | | | | 13-Aileme erken yaşta ekonomik destekte | 6 | 7,6 | 19 | 24,1 | 21 | 26,6 | 33 | 41,8 | 79 | 100 | | bulunabilme | | | | | | | | | | | | 14-Çıraklık eğitimi yoluyla kızların da meslek<br>sahibi olması | 10 | 12,7 | 14 | 17,7 | 26 | 32,9 | 29 | 36,7 | 79 | 100 | | 15-Çıraklık eğitimi yoluyla bağımsız çalışma | | | | | | | | | | | | fırsatı bulma | 4 | 5,1 | 17 | 21,5 | 29 | 36,7 | 29 | 36,7 | 79 | 100 | | 16- Çıraklık eğitimi yoluyla aile işimizi devam | 16 | 20,3 | 10 | 12,7 | 31 | 39,2 | 22 | 27,8 | 79 | 100 | | ettirebilme | | | | | | | | | | | | 17- Ticaret yapabilme | 5 | 6,3 | 17 | 21,5 | 27 | 34,2 | 30 | 38,0 | 79 | 100 | | 18-Çıraklık eğitimi yoluyla hayatımı düzene | 3 | 3,8 | 10 | 12,7 | 28 | 35,4 | 38 | 48,1 | 79 | 100 | | koyabilme | | | | | | | | | | | | 19-Çıraklıkla eğitimiyle elde edilen mesleklerin | 5 | 6,3 | 8 | 10,1 | 30 | 38.0 | 36 | 45.6 | 79 | 100 | | kazancının yüksek olması | | | | | | | | | | | | 20-Tüm öğrenci haklarına sahip olma | 5 | 6,3 | 9 | 11,4 | 24 | 30,4 | 41 | 51,9 | 79 | 100 | | 21-Askerliği tecil ettirebilme | 11 | 13,9 | 8 | 10,1 | 27 | 34,2 | 33 | 41,8 | 79 | 100 | | | | | | | | | | | | | | 22-Ozel sektörde değerli olma | 4 | 5,1 | 6 | 7,6 | 27 | 34,2 | 42 | 53,2 | 79 | 100 | Tablo 3.2- İlköğretim Sekizinci Sınıf Öğrencilerinin Çıraklık Eğitimine Gitmek İsteme Nedenlerine İlişkin Yüzdelik Değerleri Araştırma örneklemine alınan toplam 452 ilköğretim sekizinci sınıf öğrencisinin, %17,5'i (79 öğrenci) "Çıraklık eğitimine gitmek istiyor musunuz!" sorusuna evet yanıtını vermişlerdir. Çıraklık eğitimine gitmek istiyorum diyen öğrencilerden, %84,8 i "Çıraklık eğitimi yoluyla el becerisini daha iyi kullanabilme" maddesini önemli ve çok önemli olarak belirtmişlerdir. Bu madde, çıraklık eğitimine gitmek isteme nedenleri arasında öğrenciler tarafından, en önemli maddelerden birisi olarak görülmüştür. Aynı zamanda çıraklık eğitimine gitmek istiyorum diyen öğrencilerin, %87.4'ü "Çıraklık eğitiminden sonra iş yeri açabilme" maddesini, %83.5' "Çıraklık eğitimi yoluyla hayatımı düzene koyma" maddesini, %83.6'sı "Çıraklık eğitimi yoluyla kötü arkadaş ortamlarından uzak kalabilme" maddesini, %78.5'i "Çıraklık eğitimiyle geleceğe güvenle bakabilme" maddesini, %68.4'ü "Aileme erken yaşta ekonomik destekte bulunabilme" maddesini, %69.6' sı "Çıraklık eğitimi yoluyla kızların da meslek sahibi olması" maddesini, %73.4' ü "Çıraklık eğitimi yoluyla bağımsız çalışma fırsatı bulma" maddesini, %72.2'i "Ticaret yapabilme" maddesini, %83.6'sı "Çıraklıkla eğitimiyle elde edilen mesleklerin kazancının yüksek olması" maddesini önemli ve çok önemli olarak yüksek düzeyde tercih etme nedeni olarak göstermişlerdir. Çıraklık eğitimine yönelik olumlu tutuma sahip öğrencilerin yüksek düzeyde bu maddelere katılarak çıraklık eğitimini kendi meslek seçimlerinde bir alternatif olarak gördükleri sonucuna ulaşılabilmektedir. Diğer taraftan "Çıraklık eğitime gitmek istiyor musunuz?" sorusuna evet cevabı veren ilköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinden "Çıraklık eğitimi mezunu olduktan sonra Avrupa'da çalışabilme" maddesini %34.2'i, "Çırak olarak meslek öğrenirken paranın değerini erken yaşta öğrenebilme" maddesini %27.9'u, "Çıraklık eğitimiyle çalışma koşullarını daha iyi öğrenebilme" maddesini %27.9'u, "Askerliği tecil ettirebilme" maddesini %24.0'ı, önemsiz ve biraz önemli olarak tercih etmişlerdir. Çıraklık Eğitimi Değerlendirme Form-A'yı işaretleyerek çıraklık eğitimine gitmek isteyen öğrencilerin çıraklık eğitimine yönelik olumlu görüşlere sahip oldukları görülmektedir. Araştırmaya katılan ilköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinden Çıraklık eğitimine gitmek istiyor musunuz? sorusuna "Hayır" cevabı veren öğrencilerin ÇEDF-B'deki maddelere ilişkin görüşlerinin dağılımı tablo 3.3'de verilmiştir. | CEDF-B (HAYTR) | Onemsiz | | Biraz<br>Onemli | | Onemli | | Cok<br>Onemli | | Toplam | | |-----------------------------------------------------------------------------------------------|---------|------|-----------------|------|-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------|------|---------------|------|--------|-----| | | n | 00 | n | 00 | n | 00 | n | 00 | n | 00 | | 1. Çıraklık eğitiminde bir mesleği öğrenmenin<br>meslek lisesi eğitiminden daha uzun sürmesi | 208 | 55,8 | 03 | 24,9 | રેડિયા સુરત દિવેલી છે. આ ગામનાં લોકોનો મુખ્ય વ્યવસાય ખેતી, ખેતમજૂરી તેમ જ પશુપાલન છે. આ ગામનાં મુખ્યત્વે ખેતી, ખેતમજૂરી તેમ જ પશુપાલન છે. આ ગામનાં મુખ્યત્વે ખેતી, ખેતમજૂરી ત | 14,2 | 19 | 5,1 | 373 | 100 | | 2. Çıraklık eğitimine okulda başarılı<br>olmayanların gitmesi | 24 | 6,4 | 35 | 9,4 | 107 | 28.7 | 207 | 55,5 | 373 | 100 | | 3. Küçük yaşta çalışma zorunluluğu | 189 | 50,7 | 72 | 19,3 | 67 | 18,0 | 45 | 12,1 | 373 | 100 | | 4. İşçi tulumu giyme zorunluluğu | 232 | 62,2 | 64 | 17,2 | 47 | 12,6 | 30 | 8,0 | 373 | 100 | | 5-Cıraklık eğitiminde edineceğim mesleğe saygı<br>duyulmayacağı için | 122 | 32,7 | 101 | 27,1 | 88 | 23,6 | 62 | 16,6 | 373 | 100 | | 6- Çıraklık eğitiminde mesleği ailemin seçmesi | 157 | 42,1 | 03 | 24,9 | 72 | 19,3 | 51 | 13,7 | 373 | 100 | | 7- Çıraklık eğitiminde yaratıcı fikirler üretme<br>olanağı olmaması | 125 | 33,5 | 70 | 18,8 | 105 | 28,2 | 73 | 19,6 | 373 | 100 | | 8- Çıraklık eğitiminde hep aynı şeyleri yapmak<br>zorunda olma | 124 | 33,2 | 91 | 24,4 | وو | 26,5 | ਵੇਰੇ | 15,8 | 373 | 100 | | 9- Çıraklık eğitiminde ustaların çırakların<br>yaptıkları işi sürekli denetlemesi | 101 | 27,1 | 75 | 20,1 | 119 | 31,9 | 78 | 20,9 | 373 | 100 | | 10-Çıraklık eğitiminin yorucu ve uzun süre<br>çalışmayı gerektirmesi | 101 | 27,1 | 73 | 19,6 | 108 | 29,0 | 91 | 24,4 | 373 | 100 | | 11- Çıraklık eğitimindeki mesleklerin el<br>becerisi gerektirmesi | ਹੇਤ | 25,5 | 71 | 19,0 | 103 | 27,6 | 104 | 27,9 | 373 | 100 | | 12-Çıraklık eğitiminde çocukluğumu ve<br>gençliğimi gerektiği şekilde yaşayamama | 84 | 22,5 | 65 | 17,4 | 77 | 20,6 | 147 | 39,4 | 373 | 100 | | 13-Cıraklık sözünü çok itici bulma | 140 | 37,5 | 79 | 21,2 | 67 | 18,0 | 87 | 23,3 | 373 | 100 | | 14- Çıraklık eğitiminde eski ve yağlı elbiseler<br>giymek zorunluluğu | 121 | 32,4 | 78 | 20,9 | 81 | 21,7 | 03 | 24,9 | 373 | 100 | | 15-Çıraklık eğitimine gidersem çok soğuk ya da<br>çok sıcak ortamlarda çalışmak zorunda kalma | 92 | 24.7 | 03 | 24,9 | 111 | 29,8 | 77 | 20,6 | 373 | 100 | | 16- Çıraklık eğitimde meslek hastalıklarına<br>yakalanabilme | રત | 18,5 | 71 | 19,0 | 111 | 29,8 | 122 | 32,7 | 373 | 100 | | 17-Çıraklık eğitiminde akşama kadar ayakta<br>çalışmak zorunda kalma | 82 | 22,0 | 89 | 23,9 | 111 | 29,8 | 91 | 24,4 | 373 | 100 | | 18-Çıraklık eğitimiyle edilen mesleklerin<br>gelişime açık olmaması | 57 | 15,3 | 87 | 23,3 | 125 | 33,5 | 104 | 27,9 | 373 | 100 | Tablo 3.3- İlköğretim Sekizinci Sınıf Öğrencilerinin Çıraklık Eğitimine Gitmek İstememe Nedenlerine İlişkin Yüzde Değerleri | CEDF-B (HAYIR) | Onemsiz | | Biraz<br>Onemli | | Onemli | | Çok<br>Onemli | | Toplam | | |-------------------------------------------------------------------|---------|------|-----------------|------|--------|------|---------------|------|--------|-----| | | n | 00 | n | % | n | 00 | n | % | n | 00 | | 19-Cıraklık eğitiminde verilen ücretin az olması | 41 | 11,0 | 63 | 16,9 | 122 | 32,7 | 147 | 39,4 | 373 | 100 | | 20- Çıraklara kötü davranılması | 51 | 13,7 | 61 | 16,4 | 106 | 28,4 | 155 | 41,6 | 373 | 100 | | 21- Çıraklık eğitiminin diplomasının lise<br>seviyesinde olmaması | 91 | 24,4 | 49 | 13,1 | 100 | 26,8 | 133 | 35,7 | 373 | 100 | | 22-Çıraklık eğitimine kızların gitmemesi | 152 | 40,8 | 42 | 11,3 | 69 | 18,5 | 110 | 29,5 | 373 | 100 | | 23-Yazları çalışmak zorunda olma | 100 | 26,8 | 53 | 14,2 | 107 | 28,7 | 113 | 30,3 | 373 | 100 | | 24-Çıraklık eğitiminde kültürlü insan olamama | 66 | 17,7 | 49 | 13,1 | 102 | 27,3 | 156 | 41,8 | 373 | 100 | Araştırmaya dahil edilen toplam 452 ilköğretim sekizinci sınıf öğrencisinin %82.5'ı (373 öğrenci) Çıraklık eğitimine gitmek istiyor musunuz? sorusuna "Hayır" cevabını vererek, çıraklık eğitimine gitmek istemedikleri yönünde tutumlarını belirtmişlerdir. Çıraklık eğitimine gitmek istemeyen öğrencilere Çıraklık Eğitim Değerlendirme Formu-B (Hayır çıraklık eğitimine gitmek istemiyorum) uygulanmıştır. İlköğretim sekizinci sınıf öğrencileri çıraklık eğitimine gitmek istememe nedenleri arasında "Çıraklık eğitimine okulda başarılı olmayanların gitmesi" maddesi, öğrenciler tarafından %84.2 düzeyinde tercih edilerek gitmek istememe nedenlerinin en önemlisi olarak belirlenmiştir. Oğrenciler "Çıraklık eğitiminde çocukluğumu ve gençliğimi gerektiği şekilde yaşayamama" maddesini %60.0 düzeyinde, "Çıraklık eğitiminde verilen ücretin az olması" maddesini %72.1 düzeyinde, "Çıraklara kötü davranılması" maddesini %70.0 düzeyinde, "Çıraklık eğitiminin diplomasının lise seviyesinde olmaması" maddesini %62.5 düzeyinde ve "Çıraklık eğitiminde kültürlü insan olamama" maddesini %69.1 düzeyinde tercih ederek bu maddeleri mesleki eğitime gitmeme nedenleri arasında önemli ve çok önemli olarak belirtmişlerdir. Ayrıca çıraklık eğitimine gitmek istemeyen öğrenciler "Çıraklık eğitiminde bir mesleği öğrenmenin meslek lisesi eğitiminden daha uzun sürmesi" maddesini %80.7 düzeyinde, "İşçi tulumu giyme zorunluluğu" maddesini %79.4 düzeyinde, "Çıraklık eğitiminde mesleği ailemin seçmesi" maddesini %67.0, düzeyinde işaretleyerek önemsiz ve biraz önemli olarak değerlendirmişlerdir. ## Denence 1: Mesleki grup rehberliği programı ilköğretim 8. sınıf öğrencilerinin çıraklık eğitimine yönelik olumsuz görüşlerini olumlu yönde etkilenecektir. Deney ve kontrol gruplarındaki öğrencilerin ÇEDF-B'den aldıkları ön-test puanları ile son-test puanlarına ilişkin ortalama ve standart sapma değerleri tablo 3.4'de verilmiştir. | Grup | İşlem | n | X | ટેટે | |---------|----------|----|-------|------| | Deney | On-Test | 25 | 71.68 | 9.96 | | | Son-Test | 25 | 56.28 | 9.84 | | Kontrol | On-Test | 25 | 69.28 | 8.12 | | | Son-Test | 25 | 67.60 | 7.36 | Tablo 3.4- ÇEDF-B On-test - Son-test Puanlarının Ortalama ve Standart Sapma Değerleri Tablo 3.4 incelendiğinde deneysel işlemin başlangıcında her iki grubunda ÇEDF-B ön-test puan ortalamalarının birbirine çok yakın olduğu ancak bu durumun son-test puan ortalamalarına bakıldığında deney grubu lehine değiştiği görülmektedir. Tablo 3.4'e göre, deney grubundaki öğrencilerin ÇEDF-B ön-test puan ortalamaları ( X =71.68) ile son-test puan ortalamaları ( X =56.28) arasında 15.4 puanlık bir fark olduğu, kontrol grubunun ön-test puan ortalaması (X =69.28) ile son-test puan ortalaması ( X =67.60) arasında ise 1.68 puanlık bir fark olduğu görülmektedir. Deney ve kontrol gruplarındaki öğrencilerin ön-test puanları ile son-test puanları arasındaki farkın anlamlı olup olmadığını ortaya koymak amacıyla t testi yapılmıştır. Bu analize ilişkin sonuçlar tablo 3.5'de verilmiştir. | DUEUIT | | | | | | | |---------------|----|-----------------------------------|-------|---------|-------|--| | Grup | n | Fark<br>puanlarının<br>ortalaması | ટેટ | t | p | | | Deney Grubu | 25 | -15.40 | 11.15 | -5.840* | 0.001 | | | Kontrol Grubu | 25 | -1.68 | 3.31 | | | | | *p<.001 | | | | | | | Tablo 3.5- ÇEDF-B Fark Puanlarının Ortalama ve Standart Sapmaları ile t Değeri Tablo 3.5'de görüldüğü gibi, deney grubunun ön-test ve son-test puanlarının ortalamaları arasındaki fark karşılaştırılmasına ilişkin "t" testi sonucunda, ortalamalar arasındaki farka ilişkin "t" değeri (t=-5.840, p<.001) düzeyinde anlamlı bulunmuştur. Başka bir deyişle yapılan çalışma ile araştırmaya katılan ilköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinin çıraklık eğitimine yönelik olumsuz görüşlerinde azalma olduğu söylenebilir. ## BÖLÜM IV ## TARTIŞMA İlköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinin çıraklık eğitimine yönelik olumlu ve olumsuz görüşlerinin belirlenmesi ve çıraklık eğitimine yönelik olumsuz görüşlerinin düşürülmesine yönelik gerçekleştirilen bu araştırmada elde edilen bulgular ilköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinin çıraklık eğitimine yönelik bakış açılarını betimleyen önemli bulgular ortaya koymuştur. Çıraklık eğitimine devam eden çırak sayısındaki yetersizliğin en önemli sebebi eğitim sistemi içinde çıraklık eğitimine devam etmesi muhtemel olan ilköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinin ilköğretimi bitirdikten sonra bu yönde bir tercih kullanmamalarıdır. Bu araştırmanın ilk bölümünde öğrencilere yöneltilen "Çıraklık eğitimine gitmek istiyor musunuz?" sorusuna öğrencilerin %82,5'inin "hayır" cevabı vermeleri bunun en önemli göstergesidir. Araştırmada önemle üzerinde durulan konulardan birisi de öğrencilerin çıraklık eğitime gitmek istememe nedenlerinin somut olarak belirlenmesidir. Bu amaçla araştırma örneklemine alınan öğrencilerden çıraklık eğitime gitmek istememelerine sebep olacak muhtemel nedenleri belirtmeleri istenmiştir. Bu konuyla ilgili elde edilen bulgulardan en dikkat çekeni öğrencilerin %84,2'sinin "Çıraklık eğitimine okulda başarılı olmayanların gitmesi" seçeneğini önemli bir neden olarak görmeleridir. Çıraklık eğitimine yönelik olumsuz tutuma neden olan diğer önemli faktörler ise %72,1 ile "Çıraklık eğitiminde verilen ücretin az olması", %70,0 ile "Çıraklara kötü davranılması", %62,5 ile "Çıraklık eğitiminin diplomasının lise seviyesinde olmaması", %69,1 ile "Çıraklık eğitiminde kültürlü insan olamama" ve %60,0 ile "Çıraklık eğitiminde çocukluğumu ve gençliğimi gerektiği şekilde yaşayamama" olarak sıralanmıştır. Çıraklık eğitimine ilişkin olarak ortaya çıkan bu nitelemeler öğrencilerin çıraklık eğitimine yönelik tutumlarının nasıl oluştuğunu ortaya koyması açısından oldukça önemlidir. Ozellikle, çıraklık eğitiminin başarısız olan kişilerin devam ettiği bir yer olarak görülmesi, önemle üzerinde durulması gereken bir konudur. 13-15 yaş aralığında bulunan araştırma örneklemindeki öğrenciler sosyal gelişim açısından kimlik kazanmaya karşı rol karmaşası dönemindedirler. Bulundukları bu dönemden önceki gelişim dönemi ise Erikson'un başarıya karşı aşağılık duygusu adını verdiği bir dönemdir. Bu dönemde çocuklar öğrenebildiği ve başarabildiği kadarıyla da olsa çevresindekiler tarafından beğenilmek ve takdir edilmek ihtiyacı hissederler. Bu nedenle kendilerini başarısız olarak etiketleyecek bu tür nitelemelerden kaçınmaları çok doğaldır. Sosyalleşmenin önemli ajanlarından olan aile ve okul gibi sosyal çevreninde bireylerin bu düşüncelerine zemin hazırlamaları böylesi bir sonucun ortaya çıkmasını kolaylaştırmaktadır. Nitekim MacCulloch ve Henley (2002), öğrenci velileri üzerinde yapmış oldukları çalışmada ebeveynlerin mesleki eğitimi başarısızlık ve yeteneksizlik olarak değerlendirdiklerini bu nedenle çocuklarının mesleki eğitim merkezlerine gitmelerinden çok üniversite eğitimi almaları yönünde bir tutum sergilediklerini belirtmektedirler. İsmailoğlu (1991)'da yaptığı çalışmada, öğrencilerin meslek değerlerini algılamalarında bulundukları sosyal çevrelerinin büyük rol oynadığı ve bu algıların diğer bireysel etmenler yanında mesleki karar verme sürecinde etkili olduğunu ortaya koymuştur. Atlin ve Pond-White (2000), tarafından yapılan araştırma sadece aile ve sosyal çevrenin değil öğrencilerin mesleğe yönlendirilmesinde önemli görevleri olan meslek danışmanlarının da akademik açıdan yetersiz öğrencileri çıraklık eğitimine, daha başarılı olanları ise üniversite eğitimine hazırlayan orta öğretim kurumlarına yönlendirdiklerini ortaya çıkarmıştır. Danışmanların bu yönde sergiledikleri davranışların çıraklık eğitimine başarısız olanlar gider ön yargısını güçlendirdiği ve öğrencilerin mesleki eğitimi ikinci sınıf görmelerine katkıda bulunduğu çok önemli bir bulgudur. Susman (2002)'a göre mesleki eğitim merkezleri yoluyla edinilen mesleklerin tanıtımı ya çok geç ya da yetersiz olarak yapıldığı için öğrencilerin seçimleri bu yönde olmamaktadır. Ülkemizde mesleki yönlendirmede yaşanılan sıkıntılar yanında yukarıda bahsedilen araştırmadaki bulgulara benzer yaklaşımların sergilenmesi öğrencilerin büyük bir çoğunluğunun "Çıraklık eğitimine okulda başarılı olmayanların gitmesi" seçeneğini çok önemli olarak görmelerinin en önemli nedenlerinden birisi olarak düşünülmektedir. Çıraklık eğitimine yönelik olumsuz tutuma neden olan diğer faktörler incelendiğinde öğrencilerin daha çok sosyal açıdan prestij kaybı yaratacak olgular üzerinde durmaları, bu yönelişin aile, okul vb sosyal çevrenin etkisiyle ortaya çıktığına yönelik güçlü bulgular sunmaktadır. Bu bulgu, CLFDB (1994), tarafından gerçekleştirilen öğrenci ve öğrencilerin mesleki eğitime yönelik tutumlarının incelendiği araştırma bulgularıyla desteklenmektedir. CLFDB (1994), tarafından yapılan bu araştırmaya katılan veli ve öğrencilerin büyük bir çoğunluğu, özellikle çıraklık eğitimi yoluyla edinilen mesleklerin prestij açısından düşük olmaları, mesleki eğitimin akademik olmadığı vb. gerekçelerle olumsuz görüş bildirmişlerdir. Hypatia Project (2002), tarafından çıraklık eğitimin önündeki engellerin tespitine yönelik aileler üzerinde gerçekleştirilen araştırmada da bu araştırmadaki bulguları destekleyici sonuçlar ortaya çıkmıştır. Hypatia Project (2002) tarafından yapılan araştırmada ailelerin çıraklık eğitimine yönelik olumsuz tutumlarına temel teşkil eden nedenler; mesleki eğitim merkezilerinde kazanılan meslekleri ikinci sınıf meslekler olarak görülmesi, mesleki eğitimde çocuklarının iyi eğitilemeyeceği düşüncesi, diğer iş kollarının gençlere daha iyi imkânlar sunması vb. olarak belirlenmiştir. Araştırmada "Çıraklık eğitiminde mesleği ailemin seçmesi" maddesinde öğrencilerin bu konuyu çok önemli olarak görmemeleri de ailenin meslek seçimindeki etkisinin öğrenciler tarafından kabul edildiğini gösterdiği düşünülmektedir. Diğer taraftan çıraklık eğitimine gitmek istemeyen öğrencilerin "Çıraklık eğitiminde bir mesleği öğrenmenin meslek lisesi eğitiminden daha uzun sürmesi" maddesini % 80,7 düzeyinde, "İşçi tulumu giyme zorunluluğu" maddesini de % 79,4 düzeyinde biraz önemli görmeleri öğrencilerin çıraklık eğitimiyle ilgili olarak bilgi eksikliği yaşadıklarını göstermektedir. Benzer şekilde konuyla ilgili yapılan çeşitli araştırmalar (Viswanathan, 2002; Sweet ve Gallagher, 1997; Ball ve Freeland, 2001), öğrencilerin ve ailelerinin mesleki eğitim ve mesleki eğitim yoluyla edinilen meslekler hakkında yeterli bilgiye sahip olmadıkları sonucunu ortaya çıkarmışlardır. Bilgi eksikliği öğrencilerin çıraklık eğitimine yönelik olumsuz görüş bildirmelerinin en önemli nedenlerinden birisi olarak görülmektedir. Dancey (2002), yaptığı araştırmada öğrencilerin, öğretmenlerin, danışmanların ve ailelerin mesleki eğitimle ilgili gelişmeler ve bilgilerden uzak olduğunu ortaya koymuştur. Bunun yanı sıra toplumdaki bireylerin mesleki eğitime yönelik olumsuz tutum göstermekle kalmayıp, bu konuyla ilgili bilgi edinme konusunda da isteksiz davrandıkları sonucuna ulaşmıştır. Bu sorunun giderilmesi için okullara büyük bir görev düşmektedir. İlköğretim okullarında mesleki eğitim ile ilgili öğrenci ve velilere daha fazla bilgi verilmelidir. Bu bakış açısı mesleki eğitimi ile ilgili farkındalığı daha da ön plana çıkartacak öğrenci ve velilerin mesleki eğitim ile ilgili daha fazla bilgi sahibi olmasını sağlayacağı düşünülmektedir. Çıraklık eğitimine yönelik olumsuz tutumlar ile ilgili olarak çeşitli araştırmalarda (Steedman ve ark., 1998; Kerka, 1999; Madsen, 1999; Rubenson ve Schuetze, 2000; MacCulloch ve Henley, 2002) cinsiyet ayrımcılığı önemli bir etken olarak ortaya çıkmaktadır. Bu araştırmada "Çıraklık eğitimine kızların gitmemesi" seçeneğinin öğrenciler tarafından biraz önemli görülmesi, toplumda var olan ve bazı mesleklere atfedilen erkek mesleği kadın mesleği önyargılarının varlığını bir defa daha ortaya koyması açısından önemlidir. Bu ön yargı nedeniyle kız öğrencilerin eğitimlerine devam etmek ve meslek seçmek için mesleki eğitim merkezlerini bir alternatif olarak görmedikleri düşünülmektedir. Bununla birlikte bu anlayışı aile ve arkadaş çevresi tarafından da pasif olarak desteklendiği gözlenmiştir. Çıraklık eğitiminin istenen yönlerini ortaya çıkarmak amacıyla "Çıraklık eğitime gitmek istiyor musunuz?" sorularına evet cevabı veren öğrencilerin sergiledikleri olumlu tutumu ortaya çıkaran en önemli etkenin %84,8 ile "Çıraklık eğitimi yoluyla el becerisini daha iyi kullanabilme" olduğu ortaya çıkmıştır. Bu bulgu Türkiye'deki mevcut eğitim sitemindeki önemli bir soruna vurgu yapması açısından da önemlidir. Şöyle ki mevcut eğitim sisteminde gerek ilköğretim gerekse ortaöğretim kademelerinde daha çok teorik konularla ilgili yeteneklerin fark edilip geliştirilmesine çalışılmakta, öğrencilerin el becerileri ve sanat yeteneklerini geliştirme hedefleri ihmal edilmektedir. Bunun sonucu olarak da el becerisi ve sanat yeteneği gelişmiş bireylerin bu potansiyellerini ortaya koyabilecekleri çıraklık eğitim gibi ortamlara yönelmeleri anlamlı olduğu düşünülmektedir. Çıraklık eğitimine gitmek istiyorum diyen öğrenciler, %87,4 ile "Çıraklık eğitiminden sonra iş yeri açabilme", %83,5 ile "Çıraklık eğitimi yoluyla hayatımı düzene koyma" ve %83,6 ile "Çıraklık eğitimi yoluyla kötü arkadaş ortamlarından uzak kalabilme" maddeleri ön plana çıkmıştır. Bu maddelerin önemli olarak görülmesi örneklemin geldiği sosyo-ekonomik düzeyin ihtiyacım karşılaması açısından önem arz etmektedir. Çıraklık eğitiminin tercih edilme nedenleriyle ilgili literatür araştırmasında bu bulguları destekleyen veya aleyhinde bulgular içeren araştırmalara rastlanmamıştır. Bu da çok önemli bir eksikliği gösterdiği düşünülmektedir. Amaç çıraklık eğitimin geliştirilmesi ise, önündeki engellerin tespit edilmesi ve bu engellerin kaldırılmasına yönelik çalışmaların yapılması kadar çıraklık eğitimine yönelik olumlu tepkilerin ortaya çıkmasına neden olacak etkenlerin tespit edilmesi ve geliştirilmesi de çok büyük bir önem arz etmektedir. Araştırmanın ikinci aşamasında çıraklık eğitimine yönelik olumsuz görüşe sahip öğrencilerin olumsuz görüşlerini düşürmeye yönelik çalışmalar yapılmıştır. Bu amaçla hazırlanan mesleki grup rehberliği programı geliştirilirken öğrencilerin olumsuz görüşlerinin en önemli nedeni olan bilgi eksikliğini gidermeye yönelik etkinlikler hazırlanmıştır. Bu yolla öğrencilerin çıraklık eğitimine yönelik ön yargılarındaki bilgi yanlışlarını fark etmelerini sağlamak diğer taraftan da gelişim düzeylerine uygun mesleki olgunluğa ulaşmalarını sağlamak hedeflenmiştir. Yapılan uygulama sonucunda elde edilen bulgular, grup rehberliği oturumlarına katılan öğrencilerin ön-test ve sontest puan ortalamaları arasında, deneme grubu lehine anlamlı farklılık olduğunu ortaya koymuştur. Bu da uygulanan grupla mesleki rehberlik programının öğrencilerin çıraklık eğitimine yönelik olumsuz görüşlerini düşürmede etkili olduğunun bir kanıtı olarak düşünülmektedir. Ulkemizde çıraklık eğitimine yönelik olmasa da meslek seçimine yardım amacıyla birçok deneysel araştırma yapılmıştır (Ülkü, 1976; Güney, 1982; Oncü, 1991; Bacanlı, 1995; Bilgin, 1995; Evren, 1999; Çakır,2003). Bahsedilen bütün araştırmalarda öğrencilerin meslek seçimine yardım etmede grupla rehberlik veya grupla psikolojik danışmanın etkili olduğunu ortaya konmuştur. Bu çalışmanın daha önce yapılanlardan farkı, özelde çıraklık eğitimi ile ilgili olarak olumsuz görüşe sahip öğrencilerin bilgilendirilmesi yoluyla, olumsuz görüş düzeyleri düşürülmüştür. Diğer taraftan çıraklık eğitimle ilgili olarak yapılan ilk deneme modeli çalışması olması nedeniyle de önemli olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmada öncelikle ülkenin gelişmesinde çok kritik bir öneme sahip çıraklık eğitim merkezine ve bu merkezler yoluyla edinilen mesleklere yönelik görüşlerinin betimlenmesine çalışılmıştır. Buna ek olarak öğrencilere çıraklık eğitimini tanıtarak, öğrencilerdeki bilgi eksikliğinin giderilmesi ve bu yolla çıraklık eğitimini bir alternatif olarak görmelerini sağlamaya çalışılmış ve bunda da bir ölçüde başarı sağlanıldığı düşünülmektedir. ## BÖLÜM V SONUÇ VE ÖNERİLER Bu bölümde, araştırmanın önceki bölümlerinde elde edilen bulgu ve yapılan yorumlarla ilişkili olarak sonuçlara yer verilmiş, bu sonuçlara dayalı olarak önerilerde bulunulmuştur. ## Sonuçlar - 1. İlköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinin çıraklık eğitimini bir alternatif olarak görüp görmediklerine yönelik sorulan "Çıraklık eğitime gitmek istiyor musunuz?" sorusuna, öğrenciler %82.5 gibi büyük bir çoğunlukla hayır cevabı vermişlerdir. Bu bulguya dayanarak çıraklık eğitiminin ilköğretim öğrencileri arasında bir alternatif olarak görülmediği sonucu elde edilmiştir. - 2. Çıraklık eğitimine gitmek isteyen öğrencilerin tercihlerini etkileyen en önemli faktörlerin, "Çıraklık eğitimi yoluyla el becerisini daha iyi kullanabilme", "Çıraklık eğitiminden sonra iş yeri açabilme", "Çıraklık eğitimi yoluyla hayatımı düzene koyma" ve "Çıraklık eğitimi yoluyla - kötü arkadaş ortamlarından uzak kalabilme" olduğu sonucu elde edilmiştir. - 3. Çıraklık eğitimine gitmek istemeyen öğrencilerin tercihlerini etkileyen en önemli faktörlerin "Çıraklık eğitimine okulda başarılı olmayanların gitmesi", "Çıraklık eğitiminde verilen ücretin az olması", "Çıraklara kötü davranılması", "Çıraklık eğitiminde kültürlü insan olamama" ve "Çıraklık eğitiminin diplomasının lise seviyesinde olmaması" olduğu sonucu elde edilmiştir. - 4. Araştırmada uygulanan mesleki grup rehberliği programının ilköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinin çıraklık eğitimine yönelik olumsuz görüşlerini düşürmede etkili olduğu bulunmuştur. Bir başka ifadeyle bu araştırmanın sonuçları; mesleki grup rehberliği programı ilköğretim sekizinci sınıf öğrencilerinin ara meslekleri meslek seçimlerinde alternatif olarak görmelerini ve öğrencilerin Mesleki Eğitim Merkezlerinin tanımalarını sağlamıştır. ## Öneriler Bu araştırmada ulaşılan sonuçlar çerçevesinde ilköğretim sekizinci sınıflarındaki mesleki rehberlik hizmetlerine ve gelecekte yapılacak araştırmalara yönelik öneriler aşağıda belirtilmiştir. - 1. İlköğretim kurumlarında gelişimsel mesleki rehberlik hizmetleri yaygınlaştırılması ve bu hizmetlerden öğrencilerin en etkili bir biçimde yararlanmalarını sağlayacak yardım yöntemleri içinde mesleki grup rehberliği yönteminden de yararlanılması önerilmektedir. - 2. Bu araştırmada akademik başarıları açısından öğrenciler gruplandırılmamışlardır. Farklı akademik başarı seviyelerindeki öğrencileri de kapsayacak araştırmalar önerilmektedir. - 3. Bu araştırmada mesleki eğitim merkezlerine yönelik olumsuz görüş geliştiren öğrencilerin, bu olumsuz görüşlerinin kaynakları arasında olan aileleri, öğretmenleri, sosyal çevreleri, mesleki eğitim merkezlerinde eğitim gören öğrenci arkadaşları ve işverenler üzerinde çalışmalar yapılması önerilmektedir. - 4. Benzer çalışmaların yalnızca kız öğrencilere yapılması önerilmektedir. - 5. Yönlendirme programında etkili olan rehber öğretmenlerin çıraklık eğitimine yönelik görüşlerinin belirlenmesine yönelik bir çalışma yapılması önerilmektedir. ## EK-1 Veri Toplama Aracı Yönergesi Sevgili Öğrenciler, Aşağıda çıraklık ve çıraklık eğitimine yönelik maddeler bulunmaktadır. Olçme aracı iki bölümden oluşmaktadır. Toplam 46 madde içermektedir. Sizden istenen her maddeyi dikkatlice okuduktan sonra maddelerdeki ifadelerin sizin için ne kadar önemli olup olmadığını işaretlemenizdir. Lütfen madde numarasının karşısındaki seçeneklerden sadece birini işaretleyiniz. Işaretlemenin nasıl yapılacağını aşağıdaki iki örnekle inceleyelim. | | A-Önemsiz | önemli<br>B-Biraz | I<br>C-Öneml | D-Cok önemli | |------------------------------------------------------------------------|-----------|-------------------|--------------|--------------| | ORNEK 1: Çıraklık eğitimini tamamladıktan sonra ustalık diploması alma | | | X | | | ORNEK 2: Çıraklık eğitimindeki mesleklerin gelişime açık olmaması | | X | | | Eğer sizin için; verilen maddeler Önemsiz ise (A), Biraz Önemli ise (B), Önemli ise (C), Çok Onemli ise (D), şıkkını işaretleyiniz. Lütfen soruları dikkatlice okuduktan sonra işaretleme işlemine geçiniz. Çıraklık eğitimine gitmek istiyor musunuz? EVET ( ) HAYIR( ) ## EK-2 Çıraklık Eğitimi Değerlendirme Formu-A | Soruya yanıtınız "EVET" ise aşağıdaki maddelerden hangileri çıraklık eğitimine<br>gitmek istemenizin nedenleridir?<br>Size uygun bulduğunuz seçeneğe sadece "X" işareti koyarak yanıtlarınızı<br>belirtiniz.<br>Lütfen her maddeye bir işaret koyunuz. | A-Önemsiz | B-Biraz<br>önemli | C-Önemli | D-Cok | |--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------|-----------|-------------------|----------|-------| | 1-Çıraklık eğitimi mezunu olduktan sonra Avrupa'dakine eşdeğer diploma<br>alabilme | | | | | | 2-Çıraklık eğitimi yoluyla erken yaşta meslek sahibi olabilme | | | | | | 3-Çırak olarak meslek öğrenirken paranın değerini erken yaşta öğrenebilme | | | | | | 4-Çıraklık eğitimi sırasında sorumluluk öğrenebilme | | | | | | 5-Çıraklık eğitimiyle boş zamanları ve tatilleri değerlendirebilme | | | | | | 6-Çıraklık eğitimi yoluyla el becerisini daha iyi kullanabilme | | | | | | 7-Cıraklık eğitimi bitmeden işin hazır olması | | | | | | 8- Çıraklık eğitiminden sonra iş yeri açabilme | | | | | | 9-Çıraklık eğitimiyle erken yaşta sağlık sigortalı olma | | | | | | 10-Çıraklık eğitimiyle çalışma koşullarını daha iyi öğrenebilme | | | | | | 11-Çıraklık eğitimiyle kötü arkadaş ortamlarından uzak kalabilme | | | | | | 12- Çıraklık eğitimiyle geleceğe güvenle bakabilme | | | | | | 13-Aileme erken yaşta ekonomik destekte bulunabilme | | | | | | 14-Çıraklık eğitimi yoluyla kızların da meslek sahibi olması | | | | | | 15-Çıraklık eğitimi yoluyla bağımsız çalışma fırsatı bulma | | | | | | 16- Çıraklık eğitimi yoluyla aile işimizi devam ettirebilme | | | | | | 17- Ticaret yapabilme | | | | | | 18-Çıraklık eğitimi yoluyla hayatımı düzene koyabilme | | | | | | 19-Cıraklıkla eğitimiyle elde edilen mesleklerin kazancının yüksek olması | | | | | | 20-Tüm öğrenci haklarına sahip olma | | | | | | 21-Askerliği tecil ettirebilme | | | | | | 22-Ozel sektörde değerli olma | | | | | ## EK-3 Çıraklık Eğitimi Değerlendirme Formu-B | Soruya yanıtınız "HAYIR" ise aşağıdaki maddelerden hangileri çıraklık eğitimine<br>gitmek istememenizin nedenleridir?<br>Size uygun bulduğunuz seçeneğe sadece "X" işareti koyarak yanıtlarınızı<br>belirtiniz.<br>Lütfen her maddeye bir işaret koyunuz.<br>1-Çıraklık eğitiminde bir mesleği öğrenmenin meslek lisesi eğitiminden daha uzun | A-Önemsiz | B-Biraz öneml | C-Önemli | D-Cok önemli | |-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------|-----------|---------------|----------|--------------| | sürmesi | | | | | | 2- Çıraklık eğitimine okulda başarılı olmayanların gitmesi | | | | | | 3-Küçük yaşta çalışma zorunluluğu | | | | | | 4-İşçi tulumu giyme zorunluluğu | | | | | | 5-Çıraklık eğitiminde edineceğim mesleğe saygı duyulmayacağı için | | | | | | 6- Çıraklık eğitiminde mesleği ailemin seçmesi | | | | | | 7- Çıraklık eğitiminde yaratıcı fikirler üretme olanağı olmaması | | | | | | 8- Çıraklık eğitiminde hep aynı şeyleri yapmak zorunda olma | | | | | | 9- Çıraklık eğitiminde ustaların çırakların yaptıkları işi sürekli denetlemesi | | | | | | 10-Çıraklık eğitiminin yorucu ve uzun süre çalışmayı zamanı gerektirmesi | | | | | | 11- Çıraklık eğitimindeki mesleklerin el becerisi gerektirmesi | | | | | | 12-Çıraklık eğitiminde çocukluğumu ve gençliğimi gerektiği şekilde yaşayamama | | | | | | 13-Çıraklık sözünü çok itici bulma | | | | | | 14- Çıraklık eğitiminde eski ve yağlı elbiseler giymek zorunluluğu | | | | | | 15-Çıraklık eğitimine gidersem çok soğuk ya da çok sıcak ortamlarda çalışmak<br>zorunda kalma | | | | | | 16-Çıraklık eğitimde günde bazen 8 saatten fazla çalışmak zorunda kalma | | | | | | 17- Çıraklık eğitimde meslek hastalıklarına yakalanabilme | | | | | | 18-Çıraklık eğitiminde akşama kadar ayakta çalışmak zorunda kalma | | | | | | 19-Çıraklık eğitimiyle edilen mesleklerin gelişime açık olmaması | | | | | | 20-Çıraklık eğitiminde verilen ücretin az olması | | | | | | 21- Çıraklıklara kötü davranılması | | | | | | 22- Çıraklık eğitiminin diplomasının lise seviyesinde olmaması | | | | | | 23-Yazları çalışmak zorunda olma | | | | | | 24-Çıraklık eğitiminde kültürlü insan olamama | | | | | # EK-4 Grup Rehberliği Programı Oturum 1 ## "MESLEKİ GRUP REHBERLİĞİ PROGRAMI" Amaç: Deneklerin, mesleki grup rehberliğinin genel amacını ve grupta uyulması gereken kuralları kavramalarına yardımcı olmak. #### Hedef Davranışlar: - · Uygulanacak programının amacını söyleme, - · Grupta uyulması gereken kuralları söyleme, - · Ev ödevlerinin zamanında yapılması gerektiğini anlama, - · Grup dışındaki ev ödevi etkinliklerine katılmanın önemini kavrama. #### Eğitsel Teknik: Bilgi verme . ### Araç-Gereç: • Mesleki Grup Rehberliğinin Kuralları adlı form #### Süre: 60 Dakika #### Katılan kişi sayısı:25 İşleyiş: - 1. Grup üyelerinin katılımıyla oturum odasındaki oturma düzeni her bireyin birbirinin yüzünü göreceği şekilde düzenlendi. - 2. Grup lideri ve grup üyeleri kendilerini gruba tanıttı. - 3. Grup lideri grubun amacı ve grup oturumları sonucunda grubun kazanımlarının ne olacağı konusunda gruba bilgi verdi. - 4. Grup lideri bu grubun amacının diğer sosyal gruplardan farklı olduğunu, amaca ulaşabilmek için herkesin grup kurallarına uyması gerektiğini vurguladı. - 5. Grup dışında da düzenlenecek etkinliklere katılımın önemli olduğunu söylendi. - 6. Verilen ev ödevlerinin yapılmasının grup rehberliği programının amacına ulaşması açısından önemli olduğu belirtildi. - 7. Öğrencilerin oturumla ilgili soruları alınarak anlaşılmayan konular hakkında tekrar bilgilendirme yapıldı. Değerlendirme: Deneklerin grup rehberliği programından anladıkları özetlenerek grup oturumuna son verildi. # Oturum 2 "MESLEKİ EĞİTİM MERKEZİNİ TANIYALIM" Amaç: Deneklerin, çırak, kalfa ve usta kavramlarının tanımlarını, Mesleki Eğitim Merkezinin yapısını ve Endüstri Meslek Liselerinden farkını bilmelerine yardımcı olmak. #### Hedef Davranışlar: - · Çıraklık, kalfalık ve ustalık kavramlarının anlamlarını bilme, - · Mesleki Eğitim Merkezinin yapısını bilme, - · Mesleki Eğitim Merkezinin, Endüstri Mesleki Liselerinden farkını bilme. ## Eğitsel Teknik: · Grup tartışması, bilgi verme, soru cevap tekniği ## Araç-Gereç - · "Mesleki Eğitim Merkezi Bilgi Broşürü" - "Endüstri Meslek Lisesi Bilgi Broşürü" Süre: 60 Dakika #### Katılan kişi sayısı:25 İşleyiş: - 1. Gruba, "Geçen oturumda neler yaptığımızı kısaca özetler misiniz?" sorusu yöneltilerek grup etkileşimi başlatıldı. Grup lideri tarafından bütün grup üyelerinin katılımı sağlanarak bir önceki oturumda yapılanlar özetlendi - 2. Bu oturumda "çırak, kalfa ve usta" kavramlarının ne olduğu, nasıl kazanıldığı ve bu kavramlarla ilgili eğitim süreçlerinin içeriği hakkında bilgi verileceği söylenerek, ayrıca mesleki eğitim merkezlerinin, endüstri meslek liselerinden farkları hakkında bilgilendirme yapılacağı belirtildi. - 3. "Mesleki Eğitim Merkezi Bilgi Broşürü" ve "Endüstri Meslek Lisesi Bilgi Broşürü" grup üyelerine dağıtılarak, bu broşürleri grup üyelerinin sessizce okuması sağlandı. - 4. "Çıraklık nedir?" "Kalfalık nedir?" "Ustalık nedir?" soruları gruba yöneltilerek grup etkileşimi başlatıldı. - 5. Grup lideri, deneklere çıraklık, kalfalık ve ustalık kavramlarını eski bilgileriyle yeni öğrendiklerini karşılaştırmalarını isteyerek, grup üyelerinden gelen paylaşımları tahtaya yazarak ortak noktaları belirtti. - 6. Grup lideri, bu kavramların çarpıtılmış anlamlarda da kullanıldığına dikkat çekerek bu kavramlarla ilgili ve Mesleki Eğitim Merkezi ve bu merkezde edinilen mesleklere ilişkin doğru ve yanlış değerlendirmelerinin neler olduğu konusunu grup tartışmasına açtı. - 7. Grup lideri, katılımcıların vermiş oldukları örnekleri tahtaya yazdı ve grup etkileşimine devam edildi. -Mesleki Eğitim Merkezinde edinilen mesleklere saygı duyulmaz, gibi, temelinde bilgi eksikliği bulunan tutumlardan örnekler verildi. 8. Grup lideri üyelerin verdiği örneklerin üzerinde durarak, çıraklık eğitimine yönelik olumsuz değerlendirmenin nasıl oluştuğu konusunu, grup tartışmasına açtı. 9. Grup üyelerinin oturumla ilgili yaşantılarını paylaşmaları sağlanarak oturuma son verildi. Değerlendirme: Deneklerin mesleki eğitim merkezi, ustalık, kalfalık, çıraklık kavramlarını anlamlarının tartışılması ve grup yaşantısının özetlendi. Ev Odevi-1: Grup üyelerinden seçilen temsil heyeti grup lideri ile birlikte Konya Ticaret Odası ve diğer meslek odalarını ziyaret etti. "Bazı Mesleklerin Yıllık Toplam Kazançlarını Oğrenme" adlı form ile bilgiler toplanarak bir sonraki oturumda gruba sunuldu. ![](_page_0_Picture_0.jpeg) Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir. K. Atatürk ![](_page_0_Picture_3.jpeg) e-mail: merammem@merammem.com e-mail : merammem@hotmail.com Web : www.merammem.com ## USTALARIN EĞİTİMİ (USTA ÖĞRETİCİ KURSLARI) İşyerinde, sanatını çıraklara öğretmekle görevli ustaların katıldığı eğitimdir. Bu eğitimi görmeyen işyeri sahibi veya ustaların yanlarında veya işyerlerinde çırak çalıştırmaları mümkün bulunmaktadır. Bu eğitimle çırak yetiştirme sorumluluğunu üstlenen ustaların sanatını başkasına iyi bir şekilde öğretme usul ve tekniklerini öğrenmeleri hedeflenmektedir. Bu amaçla hazırlanmış bulunan "iş Pedagojisi Kurs Programı" 40 saat sürelidir. ## MESLEKİ EĞİTİMİ UYGULAMA KAPSAMINDAKİ "MESLEKLERDE" KİMLER İŞYERİ AÇABİLİR ? 3308 sayılı yasa gereğince Mesleki eğitim uygulama kapsamındaki meslek dallarında işyeri açacakların Milli Eğitim Bakanlığınca düzenlenmiş ustalık belgesine sahip olması ya da bu belgeye sahip olanlan işyerinde çalıştırmaları gerekmektedir. Aynı kanuna göre bir işyerinde usta ünvanı ile çalışan bir kisi, o işyerinde yapılan mal ve hizmet üretiminin yanısıra, işyerinde çalışan aday çırak ve çırak öğrencilerin eğitiminden de sorumlu bulunmaktadır. Bu sebeple, işyerlerinde hizmet akdi ile istihdam edilen "ustalık belgesi" sahibi kişilerin usta ünvanı ile birden fazla işyerinde çalışmaları mümkün bulunmamaktadır. Ayrıca, 3308 sayılı kanunun çıraklık eğitimi uygulama kapsamındaki iş ve meslek dallarında işyeri açan ustalık belgesi sahibi kişilerin, bu iş ve meslek dallarında işyerlerinin şubelerini açmak istemeleri halinde, işyerlerinin şubelerinde "ustalık belgesi" bulunan bir kişiyi istihdam etmeleri gerekmektedir. İstihdam ettikleri bu ustaların da, yukarıda belirtilen sebeplerle başka bir işyerinde çalışmaları mümkün bulunmamaktadır. ## KALFALIK VE USTALIK EĞİTİMİ KİMLER İÇİN DÜZENLENİR? Kalfalık yeterliğini kazanmış olanların, mesleki yönden gelişmelerini ve bağımsız işyeri açabilmelerini sağlamak için, gerekli yeterlikleri kazandırmak gayesiyle, ustalık eğitimi düzenlenir. Ustalık eğitiminde amaç; usta adayının, kendi mesleğinde usta olarak çalışabilmesi için gerekli bilgi, beceri ve iş alışkanlıklarını, mal ve hizmet üretiminde iş hayatınca kabul edilebilir standartlara göre bağımsız olarak uygulayıp uygulayamadığını ölçmektir. Ustalık eğitiminde okutulan derslerin adları ve saatlerine aşağıda yer verilmiştir. 3308 Sayılı kanunun 28 inci maddesinin (b) bendi gereğince Mesleki Eğitim uygulama kapsamındaki meslek dallarına ilişkin ustalık eğitimi çalışma süreleri Milli Eğitim Bakanlığı' nca belirlenmiştir. | Dersler | Süre | |---------------------------------|------| | 1-İnsan Sağlığı ve iş Güvenliği | 32 | | 2-Iş ve Insan ilişkileri | 16 | | 3-İşletme Bilgisi | 1 Q | | 4-Sigorta ve Vergi Mevzuatı | 16 | | 5-Calışma Hukuku | 32 | | 6-Ekonomi | 16 | | 7-Muhasebe | 48 | | 8-Ileri Meslek Bilgisi | 64 | | TOPLAM | 240 | Ustalık Eğitimine Kayıt Yaptıracaklardan : l-Milli Eğitim Bakanlığı'nca verilmiş kalfalık belgesi bulunmak. 2-Bir işyerinde kendi mesleğinde çalışıyor olmak şartları aranır. ## T.C. KONYA VALİLİĞİ MERAM MESLEKİ EĞİTİM MERKEZİ ![](_page_0_Picture_6.jpeg) ## OKULUMUZUN TARİHÇESİ Okulumuz Bakanlığımızın 07/07/1988 tarihlerindeki olurları ile müstakil olmuştur. Meram Sanayı bölgesinde olması sebebiyle Meram Mesleki Eğitim Merkezi adını almıştır. Meram Sanayı S.S. Yapı Kooperatifine ait olan binamız, kooperatif ## "ENDÜSTRİ MESLEK LİSESİ BİLGİ BROŞÜRÜ" T.C. KONYA - MERAM ANADOLU TEKNİK LİSESİ ANADOLU MESLEK LİSESİ TEKNİK LİSE VE ENDÜSTRİ MESLEK LISESI ## Tel : 322 83 30 - 31 - Fax : 321 06 96 1896 yılında temeli atılan okulumuz MEKTEBI SANAYII (Konya Sanat Okulu) adıyla 1901 yılında iki atelye (demir ve marangoz) ve 17 öğrenci ile hizmete girmiştir. 1912 yılında kunduracılık, tanila ve çorapçılık atelyeleri eklenmiş ve okulun ödeneği vilayet tarafından karşılanmıştır. Okul 1922 yılında kapatılmış, fakat çok geçmeden hükümet civarında bugünkü II Ozel Idarenin bulunduğu yerde tekrar açılmıştır. Okul 1927 yılında Milli Eğitim Bakanlığına bağlandıktan sonra gelişme imkanı bulmuştur. 1938-1940 yıllarında okul Erkek Sanat Enstitüsü haline getirilmiştir. 1951 yılında Motorculuk, 1952 yılında Elektrik bölümleri açılmıştır. Ayrıca Ozel ve Akşam Sanat Okulları bölümü de açılmıştır. Okul, 1967-1968 öğretim yılında bugünkü yeri olan Larende Caddesinde Oğretmen Evleri Atatürk Stadyumu arkasındaki binasına taşınmıştır.1967-1968 öğretim yılında, Makine Ressamlığı ve Elektronik Bölümlerine de kavuşan Sanat Enstitüsü, 1974 yılında Endüstri Meslek Lisesi adını almıştır. 1975 yılında Harita Kadastro, 1976 yılında Değirmencilik Bölümleri, 1968 yılında Teknik Lise açılmıştır.. Fatih Teknik Lise ve Endüstri Meslek Lisesinin açılmasıyla Elektronik, Makine Ressamlığı ve Harita Kadastro Bölümleri bu okula aktarılmıştır. Şu anda okulumuzda Anadolu Teknik Lisesi kapsamında; CNC (Bilgisayarlı Numerik Kontrol), Anadolu Meslek Lisesi kapsamında: Konfeksiyon, Teknik Lise kapsamında; Makine, Elektik, Elektronik, Motor, Hidrolik ve Pnömatik, Endüstri Meslek Lisesi kapsamında; Döküm, Elektrik, Elektronik, Kalıp, Matbaa, Metal isleri, Mobilya Dekorasyon, Model, Motor, Soğutma ve iklimlendirme. Tesviye olmak üzere toplam 14 bölüm vardır. Ayrıca TAMEM (Türk Alman Mesleki Eğitim Merkezi) kapsamında: Endüstriyel Elektronik, Endüstriyel Mekanik ve Motor bölümleri de eğitim-öğretim vermektedir. ## MESLEK VE TEKNİK EĞİTİM ÖĞRENCİLERE SAĞLADIĞI AVANTAJLAR Anadolu Meslek Lisesi, Anadolu Teknik Lisesi, Endüstri Meslek Lisesi ve Kız Meslek Lisesi mezunları, 3795 sayılı kanuna göre teknisyen unvanı ile istihdam edilirler.Anadolu Teknik Lise mezunlarına, 3308 sayılı kanuna göre, doğrudan İşyeri Açma Belgesi verilir. Mesleki ve Teknik ortaöğretim kurumlarından mezun olanlar, üniversiteye girebilmek için Oğrenci Seçme ve Yerleştirme Sınavlarına katılma hakkına sahiptirler. Universite sınavında, alanlarının devamı niteliğinde olan yüksek öğretim kurumlarını tercih etmeleri durumunda kendilerine ortaöğretim başarı puanlarına ek puan verilir ve diğer lise mezunlarına göre daha avantajlı olurlar. Yüksek öğrenime devam etmeyenlerin de iş bulmaları ve mesleklerinde ilerlemeleri daha kolay olmakladır. Kamu kurum ve kuruluşlarında branşlarında görev alan mezunlar, genel lise mezunlarına göre bir üst derecede işe başlarlar. Meslek Lisesi mezunları, 3308 sayılı Çıraklık ve Meslek Eğitimi Kanunu'nun daha çabuk 30. maddesi geçeğince, işyeri açabilmek için şart olan "USTALIK" unvanına, kendi mesleklerinde bir yıllık pratik çalışma yaptıktan sonra girecekleri sınav sonrasında ulaşırlar. Mesleki ve Teknik Oğretim yapan okullarda eğitim görenler, okul ve işyerlerinde iş eğitimi almış olmaları ve çalışma hayatını tanımış olmaları nedeniyle,mesleklerine, intibakları olmaktadır. #### ELEKTRONİK BÖLÜMÜ Elektronik Bölümü; zayıf akım ve elektromanyetik dalgaların üretilmesi, alınması, verilmesi ve bunlarla ilgili cihazların kullanılması bakım ve onarımı alanlarını kapsar. Bu bölümü bitiren öğrenciler her türlü elektronik cihazın tesisi, montajı, kullanımı, bakım ve onarımı ile ayarlarını yapabilirler. Ayrıca az bir sermaye ile kendi servislerini de açabilirler. ### KALIP BÖLÜMÜ Çok sayıda ve birbirine benzer iş parçalarının imalini sağlamak üzere kullanılan ve kalıp adı verilen makine parçalarının yapımını gerçekleştirilen meslek alınıdır. Bu bölüm mezunları makine parçalarının üretildiği iş yerlerinde çalışabilirler. ### MATBAA BÖLÜMÜ Matbaacılık; çeşitli, gazete, dergi, el ilanları, broşür vb. Basım işleri ile uğraşan bir meslek alanıdır. Oğrencilere, dizgi, lipo baskı, reprodüksiyon ve klişe, ofset baskı, cilt ve serigrafi ile ilgili ortak temel ve ileri mesleki yeterlilikler kazandırılmaktadır. Bu bölüm mezunları çeşitli gazete ve basımevlerinde çalışabilecekleri gibi kendilerine ait işyeri de açabilirler. ## METAL İŞLERİ BOLUMU Metal ve metal alaşımlarının sıcak ve soğuk şekillendirildiği oksigaz, elektrik ark kaynağı ile kaynatıldığı ısıl işlemler ve çelik, konstrüksiyonun yapıldığı bir meslek alanıdır. Bu bölüm mezunları, kendi iş yerlerini açabilecekleri gibi demir çelikendüstrisinde otomotiv sanayinde makine imalat sanayinde, gemi inşaat sanayinde, vb. endüstriyel alanlarda gök geniş bir istihdam imkânına sahiptirler. # MOBILYA ve DEKORASYON BÖLÜMÜ Bu bölümde konutların, büro, ofis, mağaza vb. işyerlerinin ve diğer sosyal mekanların dekorasyonlarının tasarlanması mobilyalarının imalatı ve diğer döşeme malzemeleri ile beraber uyum içinde dekore edilmesine ait mesleki eğitim yapılmaktadır. Bu bölümü bitirenler; her türlü dekorasyon ve büro işlerinde, mobilya üretim atölye ve fabrikalarında çalışabilirler. Az bir sermaye ile kendi işyerlerini de açabilirler. #### Oturum 3 ### " MESLEK VE KAZANÇ" Amaç: Deneklerin, ortaöğrenim gerektirmeyen mesleklerin kazanç düzeylerini bilme bu mesleklerin toplumsal statülerini diğerlerinin toplumsal statüleriyle karşılaştırabilme. ### Hedef Davranışlar: - . Araştırması yapılan meslekleri bilme, - . Araştırması yapılan meslekleri icra eden bireylerin yaşam standartlarını bilme, - · ## Eğitsel Teknik: · Grup Tartışması, Bilgi verme, Soru cevap tekniği ## Araç-Gereç • "Bazı Mesleklerin Yıllık Toplam Kazançlarını Öğrenme" adlı form Süre: 60 Dakika ### Katılan kişi sayısı:25 # İşleyiş: - 1. Grup üyelerine ev ödevi 1 hatırlatılarak, Konya Ticaret Odası ve belirlenen meslek odalarını ziyaret eden grup üyelerinden gruplar oluşturmaları istendi. - 2. Ticaret odası ve meslek odalarını ziyaret eden üyelerin, edindikleri bilgileri gruba aktarması sağlanarak, diğer üyelerin not alması sağlandı. - 3. Yapılan açıklamalardan sonra, tüm grup üyelerinden, ortaöğrenim gerektirmeyen mesleklerin gelir düzeyleri ve yaşam standartlarını, ortaöğrenim ve üniversite öğrenimi gerektiren mesleklerin gelir düzeyleri ve yaşam standartları ile karşılaştırmaları istendi. Ornek: Araba tamircisi çırağı, 15 yaşında mesleğe başlayıp 150 YTL maaş ve sağlık sigortası; araba tamircisi kalfası, ortalama 300 YTL maaş+sigorta; araba tamircisi ustası ise 650 YTL ortalama maaş+sigorta ve işletme sahibi, ortalama aylık 2500 YTL kazanmaktadır. Buna karşın öğretmen en erken 23 yaşında işe başlayıp ayda 750 YTL maaş+sigorta; memur 22 yaşında işe başlayıp ayda 600 YTL maaş almaktadır. - 4. Grup lideri, ortaöğrenim gerektirmeyen meslekler ile ortaöğrenim ve üniversite öğrenimi gerektiren mesleklerden bazılarını tahtaya yazarak üyelerden kazançlarını karşılaştırmaya devam etmelerini istedi. - 5. Grup lideri, meslek ve kazançları hakkında üyelerin düşüncelerini sordu ve grup üyelerine meslek ve kazanç konusunu tartışmaya açtı. Değerlendirme: Deneklerin bu oturum ile ilgili duygularının paylaşılması ve oturum özetlenmesi ile oturuma son verilmiştir. Ev ödevi 2."Meslek ve Zaman" adlı form grup üyelerine dağıtılarak nasıl doldurulması konusunda bilgi verilerek, grup üyelerinden formu gelecek oturuma hazırlamaları istendi. ## BAZI MESLEKLERİN YILLIK TOPLAM KAZANÇLARINI ÖĞRENME (Konya Ticaret Odasını ve Aşağıda Seçilmiş mesleklerin Meslek Odalarını Ziyaret) Tornacı Ustası(......YTL) Tornacı Kalfası(....... YTL) Tornacı Çırağı( .... YTL) Torna İşletme Sahibi( ..... YTL) Kuaför Kalfası( ... YTL) Kuaför Ustası(... YTL) Kuaför Çırağı( ... YTL) Araba Tamir Ustası ( ... YTL) Araba Tamirci Kalfası ( ... YTL) Araba Tamirci Çırağı ( ... YTL) Araba Tamirhanesi İşletme Sahibi ( ... YTL) Fotokopi Makinesi Tamircisi ( ..... YTL) Fotokopi Makinesi Tamirci Kalfası ( ..... YTL) Fotokopi Makinesi Tamirci Çırağı (...... YTL) Fotokopi Makinesi Servisi(...... YTL) Mobilya Ustası (.......YTL) Mobilya Kalfası ( ... ... YTL) Mobilyacı Çırağı( ....... YTL) Mobilya Üretim İşletme Sahibi( ....... YTL) | Aşçı (Usta) ( YTL) | Aşçı Yardımcısı(Kalfa) ( YTL) | |-------------------------------|--------------------------------------------| | Aşçı Çırağı ( YTL) | 2. Sınıf Restaurant Işletme Sahibi ( YTL) | | | | | Su Tesisatçısı (Usta)( YTL) | Su Tesisatçısı (Kalfa) ( YTL) | | Su Tesisatçısı Çırağı( YTL) | Su Tesisatçısı İşletme Sahibi( YTL) | ### Oturum 4 # "MESLEK VE ÇALIŞMA SAATLERİ" Amaç: Deneklerin, ortaöğrenim gerektirmeyen ile öorta öğretim ve üniversite öğretimi gerektiren mesleklerin çalışma saatlerin, gelir düzeylerini ve öğrenim sürelerini karşılaştırabilme. ### Hedef Davranışlar: - · Ortaöğrenim gerektirmeyen meslekler ile ortaöğrenim ve üniversite öğrenimi gerektiren mesleklerin günlük çalışma saatlerini karşılaştırma, - · Bir mesleğin icra edilmesi için ayrılan süre ile gelir düzeyini karşılaştırma, - · Mesleklerin gelir düzeylerini, çalışma ve eğitim sürelerini karşılaştırma. # Eğitsel Teknik: · Grup Tartışması, bilgi verme, soru cevap tekniği # Araç-Gereç: - "Meslek ve Zaman Kullanma Özgürlüğü" adlı form - Süre: 60 Dakika #### Katılan kişi sayısı:25 - 1. Gruba, "Geçen oturumda neler yaptığımızı kısaca özetler misiniz?" sorusu yöneltilerek grup etkileşimi başlatıldı. Bütün grup üyelerinin katılımı sağlanarak grup lideri tarafından bir önceki oturumda yapılanlar üyelere kısaca özetlettirildi. - 2. Bu oturumda mesleklerin eğitim sürelerinin ne kadar zaman alacağı konusu üzerinde durulacağı söylenerek bu oturumun amacı grup üyelerine açıklandı. - 3. "Meslek ve Zaman Kullanma Ozgürlüğü" adlı form grup üyelerine dağıtılarak grup üyelerinin formdaki her meslek için gerekli eğitim süresini incelemeleri sağlandı. - 4. Grup üyelerinin aşağıdaki alanlarda karşılaştırma yapmaları sağlandı. - Mesleklerin eğitim süreleri ile mesai sürelerinin karşılaştırılması - - - Eğitim düzeyleri ile mesleki özgürlüğün karşılaştırılması - 5. Grup üyelerinden gelen paylaşımlar tahtaya yazıldı ve yanlış yapılan karşılaştırmalar düzeltildi. - 6. Grup üyelerinin oturumla ilgili paylaşımları alınarak oturuma son verildi. Değerlendirme: Deneklerin grup ile ilgili yaşantılarının paylaşılması ve oturumun özetlenmesi ile grup oturumuna son verilmiştir. Ev Ödevi-3: Katılımcılara "Meslek Gelişim Formu" dağıtılarak gelecek oturuma hazırlamaları istendi. #### "MESLEK VE ZAMAN" | MIBST BIK | EĞİTİM<br>SURESI | GÜNLÜK<br>ÇALIŞMA<br>SÜRESİ | EN DÜŞÜK | |------------|--------------------------|-----------------------------|----------| | | (İlköğretim<br>hariç) | | A YILIK | | | | | KAZANCI | | POLİS | 6 YIL | Günlük ortalama<br>10 saat | 1050 YTL | | MIBMIOIR | 6 YIL | Günlük Ortalama<br>8 saat | 600 YTL | | DOKTOR | 11 YIL | Günlük Ortalama<br>8 saat | 1000 YTL | | MÜHENDİS | 9 YIL | Günlük Ortalama | | | | | 8 saat | 1000 YTL | | A VÜRAT | 9 YIL | Günlük Ortalama | 1000 YTL | | | | 10 saat | | | MUHASEBECİ | 9 YIL | Günlük Ortalama<br>10 saat | 1000 YTL | | AST SUBAY | 6 YIL | Günlük Ortalama | 1100 YTL | | | | 10 saat | | | HİZMETLİ | 4 YIL | Günlük Ortalama | | | | | 10 saat | 550 YTL | | FOTOĞRAFÇI | 6 YIL (Mesleki<br>Eğitim | Günlük Ortalama | | (İşletme Sahibi) ### BAYAN KUAFÖRÜ (İşletme Sahibi) ### CAMCI (İşletme Sahibi) ## SU TESİSATÇISI (İşletme Sahibi) ### SARRAF ortu Merkezinde, Ücret alarak) 6 YIL (Mesleki Eğitim Merkezinde, Ücret alarak) 6 YIL (Mesleki Eğitim Merkezinde, Ücret alarak) 6 YIL (Mesleki Eğitim Merkezinde, Ücret alarak) 6 YIL (Mesleki Eğitim Merkezinde, Ücret alarak) # 1500 YTL 10 saat Günlük Ortalama 1000 YTL 10 saat Günlük Ortalama 1000 YTL 10 saat 1000 YTL Günlük Ortalama 10 saat Günlük Ortalama 3000YTL 10 saat ## Oturum 5 " MESLEK VE TEKNOLOJÍ" Amaç: Deneklerin, mesleklerin teknolojik gelişimleri hakkında bilgi sahibi olmalarına ve bir meslek elemanından, mesleği ile ilgili teknolojik gelişmeler hakkında bilgi almalarına yardımcı olmak. Hedef Davranışlar: - · Mesleklerin teknolojik boyutlarını bilme, - · Ortaöğrenim gerektirmeyen mesleklerin teknolojik gelişimlerini inceleme. - Eğitsel Teknik: . - · Grup Tartışması, soru sorma, ev ödevi Araç-Gereç "Meslek Gelişim Formu" o Süre: 60 Dakika ## Katılan kişi sayısı:25 İşleyiş: - 1. Gruba, "Geçen oturumda neler yaptığınızı kısaca özetler misiniz?" sorusu yöneltilerek grup etkiler. Bütün grup üyelerinin katılımı sağlanarak bir önceki oturumda yapılanlar kısaca özetlettirildi. - 2. Gruba, "Çevrenizdeki orta öğrenim yapmayı gerektirmeyen mesleklerin teknolojik gelişimleri hakkında bilgi topladınız mı?" Sorusu sorularak Ev Odevi-3 hatırlatıldı. - 3. Aynı meslek hakkında bilgi toplayan grup üyelerinin grup oluşturmaları sağlandı. - 4. Oluşturulan her gruptan, bilgi topladıkları mesleği gruba tanıtmaları istendi. - 5. Mesleklerin teknolojik gelişimlerinin tanıtımı bittikten sonra aşağıdakilere benzer sorular gruba yöneltilerek grup etkileşimine devam edildi. - • Meslek sahibi kişiler, mesleklerinin teknolojiye açık olduğuna inanıyorlar mı? - Hakkında araştırma yaptığınız meslek, teknolojiye açık mı? - Araştırma yaptığınız meslek, gelecek 20 yıl içerisinde icra edilebilecek mi? 6. Öğrencilerin oturumla ilgili yaşantılarını paylaşmaları sağlanarak oturuma son verildi. Değerlendirme: Deneklerin meslek ve teknoloji ile ilgili öğrendiklerini özetlemeleri ve kazanımlarının değerlendirmesi yapılmıştır. Ev Ödevi-4: Grup üyelerinden gelecek oturuma "Meslek ve Kültür" ilişkini anlatan bir komposizyon yazmaları istendi. ## Oturum 6 " MESLEK VE KÜLTÜR" Amaç: Deneklerin, kültür kavramının özelliklerini açıklayarak, meslek-kültür ilişkilerini anlamalarına yardımcı olmak. ## Hedef Davranışlar: - · Kültür kavramının tanımını söyleme, - · Bir insanın kültürlü olabilmesinin yollarını bilme, - · Kültür kazandıran araçları tanıma. Eğitsel Teknik: Grup tartışması, Sorgulama. Araç-Gereç: • "Kültür nedir?" adlı form Süre: 60 dakika ## Katılan kişi sayısı:25 İşlem: 1. Gruba, "Geçen oturumda neler yaptığınızı kısaca özetler misiniz?" sorusu yöneltilerek grup etkileşimi başlatıldı. Bütün grup üyelerinin katılımı sağlanarak bir önceki oturumda yapılanlar kısaca özetlettirildi. - 2. Grup üyelerine ev ödevi 4 hatırlatılarak kültür ve meslek ilişkisi hakkında yazılan kompozisyonların gönülü grup üyelerinin okuması sağlandı. - 3. Grup üyeleri tarafından okunan kompozisyonların ortak özelliklerinin neler olduğunu grup üyelerinin belirlemelerini sağlayarak, ortak özellikler tahtaya yazıldı. - 4. Gruba kültür nedir? sorusu yöneltilerek öğrencilerden gelen kültür tanımları tahtaya yazıldı. - 5. Grup lideri tarafından Kültür nedir? Adlı form gruba dağıtılarak, grup üyeleri tarafından tahtaya yazılan kültür tanımları ile formdaki kültür tanımlarını karşılaştırmaları sağlandı. Kültürlenme süreci hakkında grup lideri tarafından bilgi verildi. - 6. Grup üyelerine kültürlü insanın ne gibi özelliklerinin olduğu sorusu yöneltilerek "kültürlü insan olmak" için nelere dikkat edilmesi gerektiği ile ilgili grup üyelerinden gelen paylaşımlar tahtaya yazıldı. - 7. Oğrencilere meslekler-kültürlü olma-saygın olma arasında nasıl bir ilişki olabileceği sorusu yöneltilerek aşağıdaki benzer sorularla grup etkileşimine devam edildi. - Bir insanı, üyesi olduğu meslek kültürlü yapar mı? - Bir mesleği saygın yapan o mesleğin özellikleri mi yoksa mesleği saygın yapan o meslekte çalışan kişiler mi? - Sizce bir mesleği saygın hale gelmesi nelere bağlıdır? 8. Oğrencilerden gelen paylaşımlar grup üyeleri ile tartışılarak grup oturumuna son verildi. Değerlendirme: Deneklerin meslek ve kültür ile ilgili öğrendiklerini özetlemeleri ve kazanımlarını değerlendirmeleriyle oturuma son verilmiştir. ### Oturum 7 # " MESLEKİ EĞİTİM MEZUNU BİR İŞLETME SAHİBİNİN GRUBA DAVET EDİLİP BİLGİ VERMESİNİN SAĞLANMASI" Amaç: Deneklerin, Mesleki Eğitim Merkezi mezunlarının sosyal hayatta mesleklerini nasıl yürüttükleri, mesleklerin toplumsal statüleri, insan hayatındaki önemi hakkında bilgi sahibi olmalarına yardımcı olmak. ### Hedef Davranışlar: - · Sosyal hayat içerisinde mesleklerin nasıl yürütüldüğünü anlama, - · Mesleğin insan ilişkilerindeki rolü hakkında bilgi sahibi olma, - · Mesleğin bireyin hayatındaki önemini kavrama, ## Eğitsel Teknik: · Bilgi verme, Soru cevap tekniği ## Araç-Gereç: · Fotoğrafhane işletme sahibinin grup üyelerine semineri #### Süre: 60 Dakika #### Katılan kişi sayısı:25 # İşleyiş: - 1. Gruba, "Geçen oturumda neler yaptığınızı kısaca özetler misiniz?" sorusu yöneltilerek grup etkileşimi başlatıldı. Bütün grup üyelerinin katılımı sağlanarak bir önceki oturumda yapılanlar kısaca özetlettirildi. - 2. Gelecekte fotoğrafçılık mesleğinin nasıl olacağı konusu hakkında gruba bilgi verildi. - 3. Fotoğrafçılık ve bilgisayar teknolojisi arasındaki ilişki gruba anlatıldı. - 4. Fotoğrafçılık mesleğinin dünü, bugünü ve yarınının ne olacağı konusunda grup üyelerine bilgi verildi. - 5. Grup üyelerine işletme sahibi olmanın yolları, kolaylıkları, kolaylıkları ve gelir düzeyi hakkında bilgi verildi. - 6. Grup üyelerinin öğrenmek istediği konular ile ilgili soru cevap kısmına geçildi. - 7. Öğrencilerin oturumla ilgili yaşantılarını paylaşmaları sağlanarak oturuma son verildi. Değerlendirme: Grubun oturum kazanımları tartışıldı ve grup oturumu özetlendi. ### Oturum 8 # "ÜNİVERSİTE MEZUNU BİR İŞLETME SAHİBİNİN GRUBA DAVET EDİLMESİ'' Amaç: Deneklerin, üniversite mezunu işletme sahibinin Mesleki Eğitim Merkezi mezunlarına ilişkin görüşlerini almalarına yardımcı olmak. #### Hedef Davranışlar: - · Mesleki Eğitim Merkezi mezunlarının yeterliliklerini öğrenme, - · Uygulamada çırak, kalfa ve ustaların işletme açısından önemini öğrenme, - Endüstri Meslek Lisesi mezunları ile Mesleki Eğitim Merkezi mezunlarının yetkinliklerini karşılaştırma, - · Çalışanların sosyal haklarını öğrenme. #### Eğitsel Teknik: · Bilgi verme, Soru cevap tekniği. Araç-Gereç: • Mobilya Uretim ve Mağaza sahibinin grup üyelerine semineri Süre: 60 Dakika ## Katılan kişi sayısı:25 İşleyiş: 1.Gruba, "Geçen oturumda neler yaptığınızı kısaca özetler misiniz?" sorusu yöneltilerek grup etkileşimi başlatıldı. Bütün grup üyelerinin katılımı sağlanarak bir önceki oturumda yapılanlar kısaca özetlettirildi. 2.Mesleki Eğitim Merkezi mezunlarının yeterlilikleri hakkında gruba bilgi verildi. 3.Mesleki Eğitim Merkezi mezunlarının işletme açısından önemleri anlatıldı. 4.Universite mezunu işletme sahibinin Endüstri Meslek Lisesi mezunları ile Mesleki Eğitim Mezunlarının yetkinliklerinin karşılaştırılması. 5.Mesleki Eğitim Mezunlarına sunulan olanaklar hakkında bilgi verildi. 6.Grup üyelerinin öğrenmek istediği konular ile ilgili soru cevap kısmına geçildi. 7.Oğrencilerin oturumla ilgili yaşantılarını paylaşmaları sağlanarak oturuma son verildi. Değerlendirme: İşletme sahibinden elde edilen bilgiler değerlendirilerek grup kazanımları paylaşılmıştır. ### Oturum 9 # "GRUP ÜYELERİNİN BEKLENTİLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ" Amaç: Deneklerin, gelecekte yapmak istedikleri mesleklere yönelik beklentilerinin ve görüşlerini almak ve bu meslekler hakkında düşüncelerini almak. # Hedef Davranışlar: - · Gelecekte seçmeyi düşündüğü mesleğin özelliklerini bilme, - · Gelecekte seçmeyi düşündüğü meslek ile ilgili kavramları söyleme, - · Meslekler ile ilgili düşüncelerini paylaşma, - · Mesleki Eğitim Merkezi hakkında düşüncelerini değerlendirme. ### Eğitsel Teknik: · Bilgi verme, Soru cevap tekniği. Araç-Gereç: Süre: 60 Dakika # Katılan kişi sayısı:25 İşleyiş: 1. Gruba, "Geçen oturumda neler yaptığınızı kısaca özetler misiniz?" sorusu yöneltilerek grup etkileşimi başlatıldı. Bütün grup üyelerinin katılımı sağlanarak bir önceki oturumda yapılanlar kısaca özetlettirildi. 2. Grup üyelerine gelecekte seçmeyi düşündükleri meslekler sorularak grup etkileşimi başlatıldı. 3.Katılımcıların Mesleki Eğitimle kazanılan mesleklerin özelliklerini ve onlara ne kazandıracakları hakkında düşünceleri grupla tartışıldı.. 4. Gelecekte ne yapmak istedikleri konusunda katılımcılarla serbest etkinliğe geçildi. Katılımcıların hayalleri, umutları ve gelecek ile ilgili beklentileri paylaşıldı. 5.Grup lideri tarafından katılımcılara teşekkür edilerek grup oturumlarına son verildi. Değerlendirme: Deneklerin grup ilgili değerlendirmeleri alınarak grup oturumlarına son verildi. ## EK-5 ÇEDF-A Formu Test Tekrar Test Korelasyonları | MADDELER | Ontest-Sontest<br>Korelasyonu | p | |------------------------------------------------------------------------------------|-------------------------------|-------| | l-Çıraklık eğitimi mezunu olduktan sonra Avrupa'dakine eşdeğer<br>diploma alabilme | 0,876 | 0,001 | | 2-Çıraklık eğitimi yoluyla erken yaşta meslek sahibi olabilme | 0,970 | 0,001 | | 3-Çırak olarak meslek öğrenirken paranın değerini erken yaşta<br>öğrenebilme | 0,778 | 0,001 | | 4-Çıraklık eğitimi sırasında sorumluluk öğrenebilme | 0.784 | 0,001 | | 5-Cıraklık eğitimiyle boş zamanları ve tatilleri değerlendirebilme | 0,965 | 0,001 | | 6-Çıraklık eğitimi yoluyla el becerisini daha iyi kullanabilme | 0,923 | 0,001 | | 7-Cıraklık eğitimi bitmeden işin hazır olması | 0,772 | 0,001 | | 8- Çıraklık eğitiminden sonra iş yeri açabilme | 0,786 | 0,001 | | 9-Çıraklık eğitimiyle erken yaşta sağlık sigortalı olma | 0,798 | 0,001 | | 10-Çıraklık eğitimiyle çalışma koşullarını daha iyi öğrenebilme | 0,823 | 0,001 | | 11-Cıraklık eğitimiyle kötü arkadaş ortamlarından uzak kalabilme | 0,834 | 0,001 | | 12- Çıraklık eğitimiyle geleceğe güvenle bakabilme | 0,770 | 0,001 | | 13-Aileme erken yaşta ekonomik destekte bulunabilme | 0,779 | 0,001 | | 14-Çıraklık eğitimi yoluyla kızların da meslek sahibi olması | 0,910 | 0,001 | | 15-Çıraklık eğitimi yoluyla bağımsız çalışma fırsatı bulma | 0,779 | 0,001 | | 16- Çıraklık eğitimi yoluyla aile işimizi devam ettirebilme | 0,845 | 0,001 | | 17- Ticaret yapabilme | 0.880 | 0,001 | | 18-Çıraklık eğitimi yoluyla hayatımı düzene koyabilme | 0,876 | 0.001 | | 19-Çıraklıkla eğitimiyle elde edilen mesleklerin kazancının yüksek<br>olması | 0,912 | 0,001 | | 20-Tüm öğrenci haklarına sahip olma | 0,821 | 0,001 | | 21-Askerliği tecil ettirebilme | 0,856 | 0,001 | | 22-Ozel sektörde değerli olma | 0,776 | 0,001 | ## EK-6 ÇEDF-B Formu Test Tekrar Test Korelasyonları | MADDELER | Ontest-Sontest<br>Korelasyonu | p | |-----------------------------------------------------------------------------------------------|-------------------------------|-------| | 1-Çıraklık eğitiminde bir mesleği öğrenmenin meslek lisesi eğitiminden<br>daha uzun sürmesi | 0,391 | 0,001 | | 2- Çıraklık eğitimine okulda başarılı olmayanların gitmesi | 0,251 | 0,035 | | 3-Küçük yaşta çalışma zorunluluğu | 0,353 | 0,003 | | 4-İşçi tulumu giyme zorunluluğu | 0,342 | 0,004 | | 5-Çıraklık eğitiminde edineceğim mesleğe saygı duyulmayacağı için | 0,349 | 0.003 | | 6- Çıraklık eğitiminde mesleği ailemin seçmesi | 0,279 | 0,020 | | 7- Çıraklık eğitiminde yaratıcı fikirler üretme olanağı olmaması | 0,292 | 0,014 | | 8- Çıraklık eğitiminde hep aynı şeyleri yapmak zorunda olma | 0,249 | 0,037 | | 9- Çıraklık eğitiminde ustaların çırakların yaptıkları işi sürekli denetlemesi | 0,290 | 0,015 | | 10-Çıraklık eğitiminin yorucu ve uzun süre çalışmayı zamanı gerektirmesi | 0.284 | 0,017 | | 11- Çıraklık eğitimindeki mesleklerin el becerisi gerektirmesi | 0.339 | 0,004 | | 12-Çıraklık eğitiminde çocukluğumu ve gençliğimi gerektiği şekilde<br>yaşayamama | 0,418 | 0,001 | | 13-Çıraklık sözünü çok itici bulma | 0,379 | 0,001 | | 14- Çıraklık eğitiminde eski ve yağlı elbiseler giymek zorunluluğu | 0,298 | 0,012 | | 15-Çıraklık eğitimine gidersem çok soğuk ya da çok sıcak ortamlarda<br>çalışmak zorunda kalma | 0,250 | 0,037 | | 16-Çıraklık eğitimde günde bazen 8 saatten fazla çalışmak zorunda kalma | 0.487 | 0.001 | | 17- Çıraklık eğitimde meslek hastalıklarına yakalanabilme | 0,417 | 0,001 | | 18-Çıraklık eğitiminde akşama kadar ayakta çalışmak zorunda kalma | 0,313 | 0,008 | | 19-Çıraklık eğitimiyle edilen mesleklerin gelişime açık olmaması | 0,475 | 0,001 | | 20-Çıraklık eğitiminde verilen ücretin az olması | 0,393 | 0,001 | | 21- Çıraklıklara kötü davranılması | 0,342 | 0,004 | | 22- Çıraklık eğitiminin diplomasının lise seviyesinde olmaması | 0,382 | 0,001 | | 23-Yazları çalışmak zorunda olma | 0,333 | 0,004 | | 24-Çıraklık eğitiminde kültürlü insan olamama | 0,492 | 0,001 | T.C. SELÇUK ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ EĞİTİM BİLİMLERİ ANABİLİM DALI EĞİTİMDE PSİKOLOJİK HİZMETLER BİLİM DALI # BİR GRUP REHBERLİĞİ PROGRAMININ İLKÖĞRETİM 8. SINIF ÖĞRENCİLERİNİN ÇIRAKLIK EĞİTİMİNE YÖNELİK GÖRÜŞLERİNE ETKİSİ DOKTORA TEZİ Danışman Yrd. Doç. Dr. Nurten SARGIN Hazırlayan Abdullah IŞIKLAR Konya–2007 görüşleri hakkında bilgi verecektir. Dolayısıyla okul rehberlik ve psikolojik danışmanlarının çalışmalarını daha etkin bir şekilde yapmalarına yardımcı olacağı beklenmektedir. # Sınırlılıklar 1. Bu araştırma deney gruplu öntest sontest deneme modeline dayalı, deney ve kontrol grupları ilköğretim 8.sınıfta öğrenim gören yaşları 13–15 arasında değişen, 25 deney grubu ve 25 kontrol grubu olmak üzere 50 öğrenciden oluşmaktadır. Elde edilen sonuçlar benzer özelliklere sahip öğrencilere genellenebilir. 2. Araştırma verileri araştırmacı tarafından geliştirilen iki ölçme aracından elde edilen verilerle sınırlıdır. # Tanımlar **Çıraklık Eğitimi:** Kurumlarda yapılan teorik eğitim ile işletmelerde yapılan pratik eğitimin bütünlüğü içerisinde bireyleri bir mesleğe hazırlayan, mesleklerindeki gelişmelerine olanak sağlayan ve belgeye götüren eğitimdir (MEB, 2006). **Görüş:** Olaylara, düşünce veya nesnelere karşı geliştirilen değer, anlayış ve tutum; herhangi bir şey üzerinde belirtilen kanı veya varılan yargıdır (Alaylıoğlu ve Oğuzkan, 1976; Öncül, 2000). [IMAGE] Bu resim, Türk Milli Eğitim Sistemi'nin hiyerarşik yapısını gösteren bir organizasyon şemasıdır. Şema, en tepede "BAKAN" ile başlar ve alt seviyelerde çeşitli kurumlar ve yönetim birimleri yer alır. Şema, ana hizmet birimleri, yardımcı birimler, taşra örgütü, yurtdışı örgütü ve bağlı kuruluşları içermektedir. Her birim ve kurum, belirli eğitim alanlarına ve yönetim görevlerine odaklanmaktadır. Örneğin, "Okul Öncesi Eğitimi Genel Müdürlüğü" ve "İlköğretim Genel Müdürlüğü" gibi birimler, belirli eğitim seviyeleri için sorumluluklar taşımaktadır. Ayrıca, "Personel Genel Müdürlüğü" ve "Yayınlar Dairesi Başkanlığı" gibi yönetim ve destek birimleri de yer almaktadır. Şema, eğitim sisteminin çeşitli yönlerini kapsayan geniş bir yapıyı göstermektedir. [/IMAGE] Şekil.1 Türk Milli Eğitim Sistemi # Mesleki Grup Rehberliği Programının Hedefleri ve Hedef Davranışları Mesleki grup rehberliği programıyla öğrencilere kazandırılmak istenilen mesleki hedefler ve bu hedeflere ilişkin davranışlar aşağıda verilmiştir. ## Hedef 1: Mesleki Grup Rehberliği Programı **Hedef:** Deneklerin, mesleki grup rehberliğinin genel amacını ve grupta uyulması gereken kuralları kavramalarına yardımcı olma. **Hedef Davranışlar:** - Uygulanacak programının amacını söyleme, - Grupta uyulması gereken kuralları söyleme, - Ev ödevlerinin zamanında yapılması gerektiğini anlama, - Grup dışındaki ev ödevi etkinliklerine katılımın önemini kavrama. ## Hedef 2: Mesleki Eğitim Merkezini Tanıyalım **Hedef:** Deneklerin, çırak, kalfa ve usta kavramlarının tanımlarını, Mesleki Eğitim Merkezinin yapısını ve Endüstri Meslek Liselerinden farkını bilmelerine yardımcı olma. **Hedef Davranışlar:** - Çıraklık, kalfalık ve ustalık kavramlarının anlamlarını bilme, - Mesleki Eğitim Merkezinin yapısını bilme, - Mesleki Eğitim Merkezinin Endüstri Mesleki Liselerinden farkını bilme. ## Hedef 3: Meslek ve Kazanç **Hedef:** Deneklerin, ortaöğretim gerektirmeyen mesleklerin kazanç düzeylerini bilme, bu mesleklerin toplumsal statülerini diğer mesleklerin toplumsal statüleriyle karşılaştırabilme. # Hedef 9: Grup Üyelerinin Beklentilerinin Değerlendirilmesi ## Hedef: Deneklerin, gelecekte yapmak istedikleri mesleklere yönelik beklentilerini ve görüşlerini alma. ## Hedef Davranışlar: - Gelecekte seçmeyi düşündüğü mesleğin özelliklerini bilme, - Gelecekte seçmeyi düşündüğü meslek ile ilgili kavramları söyleyebilme, - Meslekler ile ilgili düşüncelerini paylaşabilme, - Mesleki Eğitim Merkezi hakkında düşüncelerini değerlendirme. # EKLER # MESLEKİ GRUP REHBERLİĞİNİN KURALLARI - Haftada bir kez olmak üzere 11 hafta boyunca, her çarşamba günü saat 12.00'de grup oturumları için düzenlenen rehberlik odasında toplanacak ve her oturum 60 dakika olacaktır. - Grup üyeleri, her oturuma katılacaklardır. Acil durumlarda gruba katılamayacak olanlar, grup liderine önceden haber vereceklerdir. - Her üye birbirine saygılı davranacaklardır. - Grup üyeleri verilen ev ödevlerini zamanında yerine getireceklerdir. - Grup oturumları dışında düzenlenecek etkinliklere seçilen bütün üyeler katılmak zorundadırlar. - Grup oturumlarında, grup lideri ve üyeler birbirini görecek biçimde oturacaklardır. Kabul Ediyorum İmza Adı Soyadı tasviye kurulunca 09/10/1989 tarihinde yapılan bir törenle Meram Mesleki Eğitim Merkezi binası olmak üzere bağışlanmış ve tapusu alınmıştır. 1990 yılının Eylül ayında üst katın inşaatına başlanmış olup üç ay gibi kısa bir sürede tamamlanmıştır. 1996 yılında şimdiki binamız Meram Belediyesine aitken Defterdarlık Milli Emlak Müdürlüğü ile takas işlemi gerçekleşmiş Milli Emlak eğitim öğretim amacı ile binayı Meram Mesleki Eğitim Merkezine tahsis etmiştir. Okulumuzun fiziki imkanları 10 atelye, 1 bilgisayar laboratuvarı, 3 teknik resim sınıfı, 15 dersliktir. Yemekhanemiz ve kütüphanemiz mevcut olup öğrenci ve öğretmenlerimize hizmet vermektedir. # OKULUMUZDAN GÖRÜNTÜLER ## Motor Atelyesi [IMAGE] Üstteki resimde bir motor atelyesi yer almaktadır. Atelyede birkaç kişi, motor tamirleri yapmakta ve araçların başında durmaktadırlar. Arka planda çeşitli araçlar ve ekipmanlar görülebilir. Duvarlarda posterler ve bilgilendirici panolar asılıdır. Altta ise bir erkek berberliği salonu yer almaktadır. Salonun içinde birkaç kişi saç kesimi ve bakım işlemlerini yapmaktadır. Berberler beyaz ceketler giymişlerdir ve müşterileri koltuklarda otururken hizmet vermektedirler. Salonun arka planda ağaçlar ve yeşilliklerle çevrili bir park manzarası mevcuttur. [/IMAGE] # 3308 SAYILI KANUNLA MESLEKİ EĞİTİM MERKEZİ ÖĞRENCİLERİNE VE İŞVERENLERE TANINAN HAKLAR NELERDİR? ## 1.Mesleki Eğitim Merkezi Öğrencilerine Tanınan Haklar * Mesleki Eğitim Merkezi öğrencileri sosyal güvenlik şemsiyesi altına alınmışlardır. * Askerlik işlemleri eğitimlerinin sonuna kadar ertelenmektedir. İşyerlerinden ücret almaları sağlanmıştır. * Bütün öğrencilik haklarından faydalanmaktadırlar * Mesleki yeterlilikleri sertifikaya bağlanmıştır. ## 2.İşverenlere Tanınan Haklar * Aday çırak ve çırakların sigorta primleri “Devlet” tarafından karşılanmaktadır. * İş hayatına çalışma disiplini getirilmiştir. * Aday çırak ve çıraklar, sözleşme ile işyerine bağlandıkları için gelişi güzel işyeri değiştirememektedirler. * Ayrıca işyeri açmanın belirli kurallara bağlanmış olması, gelişi güzel işyeri açılmasını önlemiştir. # KAYITTA İSTENEN BELGELER * Çıraklık Sözleşmesi (4 Adet, Mesleki Eğitim Merkezinde alınacak) * Sigorta işe Giriş Bildirgesi (Mesleki Eğitim Merkezinde alınacak) * Diploma aslî ve 2 Fotokopisi (En az İlköğretim Dip.) * Sağlık Raporu (Hükümet tabipliğinden.) * Nüfus Cüzdanının aslî ile birlikte fotokopisi * İkametgah ilmûhaberi (Muhtardan alınacak.) * Vesikalık fotoğraf (8 adet) * Çırakın yanında çalışacağı ustanın "Usta Öğreticilik" Belgesinin Fotokopisi # MESLEKİ EĞİTİM MERKEZİ Çıraklık eğitimi kapsamındaki mesleklerde faaliyet gösteren bir işyerinde çalışan 14 yaşını tamamlamış olanlar çırak olarak eğitime devam ederler. Bu eğitim Mesleki Eğitim Merkezi sisteminin özünü oluşturmaktadır. Çırakların devam ettiği eğitim süresi mesleklerin özelliği dikkate alınarak 2-4 yıl arasında belirlenmektedir. Bu süre uygulamada çıraklık eğitimi yapılan mesleklerin tamamında 2 ile 3 yıl olarak belirlenmiştir. Bu eğitim kalfalık sınavının verilmesiyle son bulmaktadır. Çıraklık eğitim süresince haftada 1 gün 8 saatten az olmamak üzere teorik eğitim görmek üzere mesleki eğitim merkezlerine devam ederler. Çıraklık eğitimi uygulama kapsamında bulunan mesleklerde faaliyet gösteren işyerlerinde çalışan gençlerin Mesleki Eğitim Merkezinde eğitim görmesi zorunludur. Çıraklık döneminde uygulanan haftalık ders dağılımı meslekler göre farklılık göstermektedir. Çıraklık eğitiminde Genel Bilgi Dersleri bütün meslek/dallarında ortak uygulanmaktadır. 3308 sayılı yasanın 14. üncü maddeleri gereğince, lise ve daha üst düzeyde genel eğitimden sonra çıraklık eğitimine başlayanların eğitim süresi, mesleklerdeki çıraklık süresinin yarısına kadar kısaltılabilmektedir. # MODEL BÖLÜMÜ Model; malzemelerin ısı etkisiyle eritilerek döküm yoluyla meydana getirilecek makine parçalarının önce ahşap çeşitli malzemelerden benzerleri yapılması işlemidir. Bu bölüm mezunları, kendi işyerlerini açabilecekleri gibi modelcilikle ilgili iş kollarında da çalışabilirler. # MOTOR BÖLÜMÜ Motorculuk, tüm motorlu araçların çeşitlerini, yapılarını çalışma tekniğini, ajar bakım ve onarımlarının öğretiliği bir meslek alanıdır. Bu bölüm mezunları, endüstrinin çeşitli kesimlerindeki oto servis istasyonlarına, oto tamirhanelerinde ve benzeri iş yerlerinde çalışabilirler. # "KÜLTÜR NEDİR?" Kültür: İnsan toplumuna özgü bilgi, inanç ve davranışlar bütünü ile bu bütünün parçası olan maddi nesneler olarak tanımlanmıştır. Toplumsal yaşamın dil, düşünce, gelenek, işaret sistemleri, kurumlar, yasalar, aletler, teknikler, sanat yapıtları gibi her türlü maddi ve tinsel ürününü kapsamına alır. - Aklınıza gelen kültürlü dediğiniz kişi var mıdır? Varsa özellikleri nelerdir? - Sizce bu birey kültürünü nasıl kazanmış olabilir? - Bizler nasıl kültürlü olabiliriz? - Meslekler mi insanları kültürlü yapıyor yoksa bireylerin televizyonu, radyoyu, gazete ve dergileri takip etmeleri mi? Gibi sorularla kültürlenme sürecinin ne anlama geldiği katılımcılara kazandırılacaktır.
106