text stringlengths 0 1.02M |
|---|
Sir Arthur Conan Doyle Çeviri Deniz Akkuş Sir Arthur Conan Doyle Sherlock Holmes-Baskerville'lerin Köpeği Çeviri Deniz Akkuş Genel Yayın Yönetmeni / Ahmet İzci Çevirmen / Deniz Akkuş Editör / Yeşim İskender İç Tasarım / Çelebi Şenel Kapak / Yunus Karaaslan Avrupa Yakası Yayınları, İlgi Yayınlarının markasıdır. Avrupa Y... |
Başının Bu iş için karşımdaki, pırıl pırıl parlatılmış, gümüş kaplama kahve kutusu, yeter, dedi. Ama, şimdi onu bırak, Watson, konuğumuzun bastonu hakkında ne düşünüyorsun. Elimizden kaçırdık. Nereye gittiğini bilmiyoruz. Fakat, bize bıraktığı ya da almayı unuttuğu bu baston oldukça önemli bir delil sayılır. Haydi anla... |
O halde yanılmamışım. Buraya kadar evet. Ama, başka bir şey söylemedim ki ben. Hayır, öyle değil sevgili Watson, iş bu kadarla bitmiyor. olursa, ister istemez insanın aklına Charing Cross geliyor. Olabilir. Bu ihtimâl daha kuvvetli. İhtimâlleri bu fikrin üstüne kurarsak, bu davetsiz konuğun kimliğini belirleyebilmemiz ... |
Sanırım biraz daha ileri gidebiliriz. Konuyu şu açıdan ele alalım. Böyle bir armağan ne zaman verilebilir. Arkadaşları ne zaman bir araya gelirde, iyi niyetlerinin ifadesi olan bir şeyi kendisine verirler. Elbette, Doktor Mortimer işten ayrılıp kendi başına çalışmaya başlayacağı zaman. Bastonun armağan edildiğini biliy... |
Doktor Mortimer gözlük camlarının altında gözlerini kırpıştırarak şaşkınlıkla baktı. Niye kötü. Vardığımız sonuçları bozdunuz. Evlenmeniz nedeniyle mi demiştiniz. Evet efendim, evlenip hastahaneden ayrıldım, dolayısıyla da ihtisasımı yarıda bırakmış oldum. Kendime bir ev kurmam gerekiyordu. Neyse, pek o kadar da yanılm... |
Holmes susuyordu ama, dostumuzun dikkatini çektiğini kısa, keskin bakışlarından, anladım. Tahminime göre, dedi sonunda, Dün geceki ve bugünkü ziyaretiniz sadece benim kafatasımı incelemek için değildi herhalde. Hayır efendim, hayır yine de kafatasınızı incelemek fırsatını bulduğum için mutluyum. Size gelmemin nedeni Ba... |
İKİ Odaya Holmes. |
girdiğinizde görmüştüm, dedi Eski bir el yazması. Eğer sahte değilse on sekizinci yüzyılın ilk yarısına ait olmalı. Bunu nasıl anladınız, efendim. Konuşmanız sırasında birkaç santimini incelememe, farkında olmadan izin verdiniz. On yıl farkla bir yazmanın tarihini bilememek pek acemice bir iş olur. Bu konudaki benim kü... |
Ama, bana başvurmanızın sebebi herhalde daha çağdaş ve daha olumlu bir şey olsa gerek. Son derece çağdaş, olumlu ve acele olarak çözüm bulunması gereken bir konu, yirmi dört saat içinde bir çözüm bulunması gerek. El yazması kısa ama, konuyla yakından ilgili. İzninizle size okuyayım. Holmes koltuğuna yaslandı, parmaklar... |
Fakat, çok geçmeden dumanlı kafaları, biraz ayılınca işin farkına varabilmişler. Derken, birden gürültüler çoğalmış, kimi tabanca getirsin diye bağırıyor, kimi atını, kimi bir şişe şarap istiyormuş. Ama, sonunda başlarının bir karış üstünde duran akılları yerine inmiş, on üç kişinin on üçü de atlarına atlayıp Hugo'nun ... |
Ortaya çıkan köpeğin hikâyesi işte böyle oğullarım. Bu köpek o günden beri ailenin başına belâ olmuştur. Bunu yazmamın sebebi bilinen bir şeyin sadece ima edilene veya tahmin edilene göre daha az korkunç olduğu içindir. Aileden birçok kişinin ölümlerinin de ani, kanlı ve gizemli olduğu bir gerçektir. Kitabı Mukaddeste ... |
İlginç bulmadınız mı. Hayalet ya da cin hikâyelerine meraklı olanlar için öyle. Doktor Mortimer, cebinden katlanmış bir gazete çıkardı. Şimdi bakın, Bay Holmes, size daha yakın tarihli bir yazı. Devon County Chronicle gazetesinde bu sene 14 Mayıs tarihinde yayınlanmış. Bu tarihten birkaç gün önce ölen Sir Charles Baske... |
'Sir Charles'ın ölüm nedeninin, yapılan araştırmalarla tam olarak ortaya çıktığı söylenemez. Sir Charles'ın bir cinayete kurban gitmesi için herhangi bir neden ileri sürülemez. Ama, ölümle ilgili ilgisi olmayan boş inançların sebeplerini ortadan kaldırmak için büyük çaba harcanmıştır. Sir Charles bekârdı ve birtakım ga... |
Sir Charles'ın öldüğü gece, cesedi bulan uşak Barrymore, seyis Perkins'i atla bana göndermişti. Daha uyumamış olduğum için, bir saat içinde Baskerville'deydim. Soruşturmada gösterilen bütün kanıtları kontrol edip, onayladım. Porsuk ağaçlı yoldan ayak izlerini takip ettim bir süre durup beklediğini gösteren ayak izlerin... |
Doktor Mortimer, bir süre tuhaf tuhaf yüzümüze baktı, sonra hemen hemen fısıltı halinde Bay Holmes, bunlar dev bir köpeğin ayak izleriydi, dedi. ÜÇ Doktorun sesinde de bir heyecan dalgası vardı, bize anlattıklarının etkisi altında kalmış gibiydi. Holmes, heyecan içinde ileri doğru eğildi, merak dolu gözleri, olayla son... |
Dev gibi. Ama, cesede yaklaşmamış, öyle mi. Evet. Nasıl bir geceydi. Islak ve kuvvetli soğuk. Yağmur yağıyordu ama, değil mi. Hayır. Yol nasıldı. İki sıra eski porsuk çiti vardır, bir buçuk metre kadar yükseklikte, arasından geçilemeyecek kadar sıktır. Ortadaki yol, iki buçuk metre kadar genişliktedir. Çitlerle yol ara... |
Evet, bozkıra açılan kapı. Başka bir aralık yok mu. Hayır. Demek ki porsuklu yola girmek için, ya doğru evden gelmek, ya da kapıdan girmek gerek, öyle mi. Uçta, yazlık evden kullanılmayan başka bir geçit daha vardır. Sir Charles eve yakın mıydı. Hayır, evin, yaklaşık gerisinde yatıyordu. |
elli metre kadar Şimdi söyleyin bana, Doktor Mortimer. Burası önemli, gördüğünüz izler yoldaydı, çimen üstünde değildi değil mi. Çimende iz yoktu. İzler bozkır kapısı tarafında mıydı. Evet, bozkır kenarındaydı. |
kapısı tarafında, yolun Çok ilginç bir nokta daha. Kapı kapalı mıydı. Kapalıydı, üstünde bir de asma kilit vardı. Yüksekliği ne kadardır. Bir metre kadar. O halde herkes üstünden atlayabilir. Evet. Kapıda ne izleri gördünüz. Belli bir şey yoktu. Aman Tanrım. Bunu kimse incelemedi mi. Sadece ben inceledim. Ve hiçbir şey... |
Harika. Bu, bizim meslekten Watson, tam bize göre. Ya izler. Küçük çakıllar, toprak parçası üstünde dağınık durumdaydı. Başka iz göremedim. Sherlock Holmes sabırsız bir hareketle elini dizine vurdu. Ah, ben orada olsaydım. diye bağırdı. Çok ilginç bir olay. Bir dedektif için inanılmaz ipuçları vardır. Çakıl döşeli o yo... |
Üç kişi. Daha sonra gören olmuş mu. Duymadım. Teşekkür ederim, güle güle. Holmes koltuğuna döndü, için için memnun olduğunu gösteren bir havası vardı. Dışarı mı Watson. Bir yardımım olacaksa kalayım. Şimdilik kalmana gerek yok. Ancak, harekete geçtiğim zaman sana ihtiyacım olabilir. Harika doğrusu, eşsiz bir şey bu. Br... |
dumanlı olmuş gibi Ne diyorsun buranın havası, dayanılamayacak kadar kötü kokuyor. O halde pencereyi aç. Bütün günü kulübende geçirdin galiba. |
Holmes. Yanlış mı söyledim. Doğru ama, nasıl.... Benim şaşkın halime güldü. Watson, üstünde hoş bir tazelik var. Sahip olduğum küçük güçlerimi sende denemek hoşuma gidiyor. Yağmurlu ve çamurlu bir günde bir bey dışarı çıkıyor. Akşam geri döndüğünde şapkası ve ayakkabıları parlaklığını yitirmemiş. Demek ki bir yerde tak... |
Evet. Vücudum bu kolktukta kaldı ve ben yokken de sayısını bilmediğim kahveyle, aklın almayacağı ölçüde tütün tüketti. Stanford'a adam gönderip bozkırın o kısmına ait ayrıntılı bir harita istettim, ruhum da bütün gün bozkırın üstünde dolaşıp durdu. Yolu kolayca bulabildiğimi gururla söyleyebilirim. Büyük ölçekli bir ha... |
Neden kaçıyordu peki. Bütün mesele de burada işte. Koşmaya başlamadan önce adamın korktuğuna ilişkin belirtiler var. Onu nerden çıkarıyorsun. Onu korkutan şeyin, bozkırdan geldiğini sanıyorum. Eğer durum böyle ise, en akla yatkını da bu eve doğru koşacağına, evden uzaklaşması için insanın deli olması gerek. Çingenenin ... |
Fakat, her akşam çıkıyormuş. Her akşam kapısında beklediğini sanmıyorum. Tersine, kanıtlar bozkıra çıkmaktan kaçındığını gösteriyor. O gece orada bekledi. Londra'ya gideceği günün gecesi. Sorun boyut kazanıyor Watson. Anlam kazanıyor. Azizim Watson, lütfen şu kemanımı verir misin. Artık, sabaha kadar bu konuyla ilgili ... |
DÖRT Müşterilerimiz tam zamanında geldiler. Doktor Mortimer, genç Henry Baskerville ile birlikte içeri girdiğinde saat onu gösteriyordu. Henry Baskerville, ufak tefek, cin gibi kara gözlü bir adamdı, otuz yaşlarında olmalıydı, sağlam yapılıydı, kara kalın kaşları, iri çizgili, bir dövüşçü yüzü vardı. Üstüne kırmızımsı ... |
Ama, Doktor Mortimer herhalde o otelde kalıyordu. Hayır, bir arkadaşımda kalıyordum, dedi. Bu otele gideceğimize ilişkin önceden bir şey bilmiyorduk. Hımm. Biri bizimle çok ilgili görünüyor. Zarfın içinden dörde katlanmış bir kâğıt çıkardı. Açıp masanın üstüne koydu. Kâğıdın ortasında, basılmış bir metinden kesilmiş ke... |
Hayır efendim ama, işin doğaüstü olduğuna inanmış birinden gelebilir. Ne işi. diye sordu Sir Henry birden. Bana öyle geliyor ki, işlerimi sizler benden daha iyi biliyorsunuz. Bu odadan çıkmadan, bütün bildiklerimizi siz de öğrenmiş olacaksınız. Buna söz veriyorum , dedi Sherlock Holmes. Şimdi izninizle bu çok ilgi çeki... |
Şimdi geleceğiz ona. Meseleyi ele almadan önce, bize söyleyeceğiniz bir şey yok mu. Neyi söyleyeceğimi bilemiyorum ki. Her günkü olan şeylerden başka bir şey. Sir Henry gülümsedi. Henüz İngilizlerin yaşama biçimi hakkında bir bilgim yok, bütün hayatımı Amerika ve Kanada'da geçirdim. Sadece, insanın çizmesinin tekini ka... |
Şu aile canavarından mı, yoksa insanlar tarafından mı. Ortaya çıkarmamız gereken nokta da bu. Hangisi olursa olsun. Cehennemde şeytan yoktur Bay Holmes. Yeryüzünde ailemin yuvasına gitmemi engelleyecek kimse olamaz, son cevabım bu. Bu sözleri söylerken kaşları çatıldı ve yüzü kıpkırmızı oldu. Baskervillelerin ateşli mi... |
Saat ikide otelde çağırayım mı. olacağız. Bir araba Yürümeyi tercih ederim, bu hikâye beni bir hayli endişelendirdi. Sizinle birlikte yürümekten zevk duyarım, dedi Bay Mortimer. O halde saat ikide görüşürüz. Hoşçakalın. Konuklarımızın merdivenden inerken çıkan ayak seslerini, sonra da ön kapının kapanışını duyduk. Holm... |
Aman sakın Watson, sakın. Eğer buna dayanabilirsen sen yetersin. Dostlarımız çok akıllı, gerçekten yürümek için hoş bir gün. Adımlarını sıklaştırdı ve aramızdaki uzaklığı yarıya indirdi. Yüz metre kadar arkalarından, Oxford Street'e doğru yürümeye başladık, oradan da Regent Street'e. Dostlarımız durup bir mağazanın vit... |
Yazık, numarasını alamadık. Dostum Watson, her ne kadar düşüncesizce davrandıysam da, arabanın numarasını almayı akıl edemediğimi nasıl düşünebilirsin. Adamımız 2704 numaralı arabacıdır. Ama, bu bilgi şimdilik bir işe yaramaz. Anlamıyorum. Başka ne yapabilirdik ki. Arabayı görür görmez hemen dönüp ters yöne gitmem gere... |
Onları izlememizin bir anlamı yok artık, dedi Holmes. Gölge gitti, bir daha da geri gelmez. Bakalım elimizde başka ne kartlar var, görelim, oyunumuzu ona göre dikkatle oynayalım. Arabadaki adamın yüzünü yemin edecek kadar tanıdığını söyleyebilir misin. Sadece sakalını. Ben de öyle ama, galiba sakalı takmaydı. Böyle inc... |
Çöp sepetine bakmak istediğini söyleyeceksin. Önemli bir telgrafın kaybolduğunu, aramak istediğini söyleyeceksin, anladın mı. Evet efendim. Ama asıl aradığın şey, Times'ın orta sayfası, orası burası makasla kesilmiş delikli bir sayfa. İşte Times'ın bir nüshası. Sayfa da şu. Kolayca bulabilirsin, değil mi. Evet efendim.... |
Herhalde bu tanıdığım Johnson olmalı, dedi Holmes görevliye. Avukat, değil mi, topallayarak yürür. Hayır efendim, bu Bay Johnson, kömürcü, çok çalışkan bir bey, sizin yaşlarınızda. Bilgilerinizde bir yanlışlık olmasın. Hayır efendim, uzun yıllardır bu otelde kalır. Kendilerini çok iyi tanırız. O halde tamam. Bayan Oldm... |
Ama sizinki, dediğinize göre yeni kahverengi bir çizme değil miydi. Öyleydi bayım, ama, aldıkları eski, siyah bir çizme, işte. Yoksa... Evet öyle. Üç çift çizmem vardı, yeni aldığım kahverengi, eski siyah çizmelerim, bugün de siyah çizmenin tekini aldılar. Şimdi anladınız mı. Öyle bakıp duracağınıza bir şey söyleyin. T... |
Neyse, Bay Holmes, böyle önemsiz bir konuyla sizi karşıladığım için özür dilerim. Önemsiz olduğunu sanmıyorum. Çok ciddiye aldınız galiba. Evet. Peki, siz bunu nasıl açıklıyorsunuz. Açıklamaya kalkıştığım yok. Sadece başıma gelen en garip olay olduğunu biliyorum. En garibi olabilir. dedi Holmes endişeli bir tavırla. Si... |
Hayır, durun bir dakika, evet, Barrymore, Sir Charles'ın uşağının kara ve top sakalı vardır. Peki, Barrymore nerede. Malikânede olması gerekir. Orada olduğundan, Londra'ya gelmediğinden emin olmalıyız. |
gelip Bunu nasıl öğrenebiliriz. Bir telgraf kâğıdı verebilir misiniz. 'Sir Henry için her şey hazır mı.' Adresi, 'Bay Barrymore, Baskerville' diye yazın. En yakın postane nerede. Grimpen. Güzel, Grimpen'deki postane müdürüne bir telgraf daha çekeriz. 'Telgraf Bay Barrymore'un eline verilecek. Kendisi yoksa, lütfen telg... |
Dört nesildir malikâneye onlar bakarlar. Duyduğuma göre, o çevredeki en saygın çiftlerden biri. Aynı zamanda, dedi Baskerville. Malikânede aileden biri olmadığı sürece güzel bir evleri olacak ve hiçbir iş yapmayacaklar. Doğru. Barrymore, Sir Charles'ın yararlanabiliyor muydu. |
vasiyetinden Kendisi ve karısı beş yüz pound alacaklardı. Peki, bu parayı alacaklarını biliyorlar mıydı. Evet, Sir Charles vasiyetnamesini herkese anlatmaktan zevk duyardı. Ya. Bu çok ilginç. Umarım, dedi Doktor Mortimer, Sir Charles'ın vasiyetinden yararlanan herkese şüpheli gözle bakmıyorsunuzdur, çünkü bana da bin p... |
Pek çok kişiye miktarı önemli olmayan para ve mülk bıraktı. Geri kalanı da Sir Henry alacaktı. Geri kalan ne kadardı. Yedi yüz kırk bin pound. Holmes şaşkınlık içinde gözlerini kaldırdı. Toplam rakamın bu kadar yüksek olduğunu bilmiyordum, dedi. Sir Charles'ın zenginliği dillere destandı ama, senetlerini inceleyinceye ... |
mı, Sir Hayır, Bay Holmes, hazırlamadım. İşlerin bu durumda olduğunu daha dün öğrendim. Bu nedenle zaman bulamadım. Ama, nasıl olursa olsun paranın ünvan ve malla birlikte geçmesi gerekiyor. Zavallı amcam böyle istemiş. Mala bakacak parası olmayan biri, Baskervillerin onurunu nasıl koruyabilir. Ev ve toprak, parayla bi... |
bulunduğunu Baskerville' İkinci telgrafta ise Söylediğiniz gibi yirmi üç otele gidildi, fakat kesik Times sayfası bulunamadı.' İpliklerimden ikisi koptu Watson. Beni hayatta sinirlendiren tek şey, bir olayda her şeyin ters gitmesidir. Dostum Watson peşinden gidebileceğimiz bir ipucu daha bulmalıyız. Casusu götüren arab... |
Hiç bir şikâyetim yok bayım, dedi Holmes. Üstelik, sorularıma doğru cevap verirsen, sana yarım altın veririm. Zamanım boşa gitmedi öyleyse, dedi arabacı sırıtarak. Ne sormak istiyorsunuz bayım. Önce adını ve adresini not edeyim. Belli olmaz, belki yeniden gerekli olabilirsiniz. Adım John Clayton, adresim 3 Tupey Street... |
Bundan emin değilim ama, yolcum çok iyi biliyordu. Arabayı bir kaldırımın kenarına doğru çekip, bir buçuk saat kadar bekledik. Sonra iki bay yanımızdan geçti ve Baker Street'den aşağı... Orasını biliyorum, dedi Holmes. Regent Street'in dörtte üçünü geçmiştik ki, yolcum pencereyi kaldırıp son süratle Waterloo İstasyonu'... |
Arabacı bir süre durdu, başını kaşıdı. Tarif etmek o kadar kolay değil. Kırk yaşlarında kadar, orta boylu, sizden beş on santim kadar kısa efendim. Kibar bir bey gibi giyinmişti, kara sakalı vardı, ucu kare şeklinde kesilmişti, solgun bir yüzü vardı. Başka söyleyebileceğim bir şey yok. Hepsi bu. Gözlerinin rengi. Bilmi... |
Başka hiçbir şey İyi, işte yarım altının. Eğer bir şeyler hatırlayıp da yeni bilgiler getirirsen, bir yarım daha veririm. Güle güle. İyi geceler bayım, teşekkür ederim. John Clayton neşeli bir şekilde ayrıldı. Holmes omuz silkerek bana döndü ve sıkıntılı bir şekilde gülümsedi. Üçüncü ipliğimiz de koptu, yine başladığım... |
ALTI Bay Sherlock Holmes beni istasyona kadar götürdü. Dikkatli olmam için uyardı ve önerilerde bulundu. Kafanı birtakım varsayım ve şüphelerle doldurarak ön yargılı davranmanı istemiyorum, dedi, Senden istediğim, orada olup bitenleri tek tek en ince ayrıntısına kadar bildirmen, varsayımları bana bırak. Neleri bildirey... |
Yanıma, almayı uygun buldum. Evet. Gece gündüz yanından ayırma, hiçbir zaman dikkatsiz davranma. Dostlarımız birinci sınıf kompartmandan yer almışlardı, bizi peronda bekliyorlardı. Hiçbir haber yok, dedi Doktor Mortimer, Sherlock Holmes'un sorularına. Yalnız bir şeye yemin edebilirim, iki gündür etrafı kontrol etmeden ... |
Hayır. Ya, ilginç. Neyse, güle güle, dedi Holmes, tren perondan ayrılırken. Yalnız Sir Henry, Doktor Mortimer'ın bize okuduğu şu eski tuhaf efsanedeki cümlelerden birini unutmazsanız iyi olur. Şeytanın gücünün arttığı karanlık saatlerde, bozkıra çıkmayın. Arkamızda bıraktığımız perona bakınca, Holmes'ü ciddi ve asık su... |
Öyle mi. O halde arzunuz kolayca yerine getirilmiş demektir, bakın, bozkır görülmeye başladı, dedi Doktor Mortimer, vagonun penceresinden eliyle işaret ederek. Dört köşe tarlalardan ve ormanın alçak eğrisinden, uzakta, gri hüzünlü bir tepe yükseliyordu, rüyalardaki olağanüstü bir manzara gibi uzakta loş ve belirsiz gör... |
kara kara düşünerek Amcamın böyle bir yerde, başına bir felâket geleceğini düşünmesine fazla şaşmamak gerekiyor, dedi. Kim olursa olsun, bu manzara insanı korkutur. Altı ay içinde sıra sıra elektrik lâmbaları dizeceğim buraya, ayrıca köşk kapısının önünü de değiştireceğim. Swan ve Edison marka bin mumluk ampullerle don... |
birlikte gitmek mi Uygun bulursanız, öyle efendim. Ama, aileniz kaç nesildir burada, öyle değil mi. Eski bir aile dostundan ayrılmak hiç hoşuma gitmez. Uşağın soluk yüzünde heyecan izi görür gibi oldum. Ben de, karım da aynı duyguları paylaşmaktayız. Ama, doğrusunu söylemek gerekirse, efendim Sir Charles'a yakından bağ... |
Duvarlara asılı olan çerçevelerden Elizabeth Çağı şövalyesinden tutun da, Regency devrinin delikanlısına kadar, her çeşit kıyafette karanlık bir atalar dizisi bize bakıyor ve sessiz duruşlarıyla ürkütüyordu. Az konuşuyorduk, yemek bitip de yeni bilardo odasına geçip, bir sigara yakınca, kendi hesabıma çok sevindim. Doğ... |
YEDİ Sir Henry ile kahvaltıya oturduğumuzda, güneş ışığı yüksek tirizli penrcerelerden, üstlerini kaplayan armaların renklerini sulu boya gibi etrafa yansıtıyordu. Siyah tahta kaplamalar, altın ışıklar altında tunç gibi parlıyordu. Dün gece, ruhlarımızı karanlığa bürüyen o odanın, bu oda olduğunu düşünmek güçtü. Galiba... |
Ah, evet. Yarı uykulu bir halde ona benzer bir şey duydum. Bir süre dinledim, bir daha duymadığım için hayâl olduğuna karar verdim. Ben çok net duydum. Bir kadın hıçkırığı olduğundan eminim. Bunu hemen öğrenmeliyiz, dedi ve zili çalıp, Barrymore'a duyduğumuz ses hakkında bir şey bilip bilmediğini sordu. Efendisini dinl... |
Canım karısı bilmez mi nerede olduğunu. dedi posta müdürü ters ters. Telgrafı almamış mı. Bir yanlışlık olmuşsa, Bay Barrymore'un kendisinin şikâyet etmesi gerekir. Soruşturmaya devam etmenin bir anlamı yoktu. Yalnız, Holmes'ün kurnazlığına rağmen Barrymore'un Londra'da olmadığına dair elimizde herhangi bir kanıt yoktu... |
Ağınız ve kutunuz bunu belli ediyor zaten, dedim. Ayrıca, sizin bir doğa bilimci olduğunuzu biliyordum ama, siz nasıl tanıdınız beni. Mortimer'e uğramıştım, muayenehanesinin penceresinden gösterdi sizi. Yollarımız da aynı yönde olduğu için peşinizden koşup, kendimi tanıtmayı düşündüm. Sir Henry, yolculuk sırasında fazl... |
Sir Henry gayet iyi Sir Charles'ın üzücü ölümünden sonra genç Baskerville'nin burada oturmayacağından korkuyorduk. Zengin ve rahat bir hayat yaşamaya alışmış olan bir insandan buraya gelip kendisini böyle karanlık ve sıkıcı bir yere gömmesi istenemez ama, burası için büyük faydası dokunacağını söyleyebilirim. Sir Henry... |
Herhalde siz de biliyorsunuzdur, ailenin başına musallat olan şu canavar köpek efsanesini, öyle değil mi. Duydum. Buradaki köylülerin ne kadar boşboğaz olduklarını bilemezsiniz. Kime sorarsanız sorun, bozkırda böyle bir canavara rastladıklarına yemin ederler. Gülümseyerek konuşuyordu ama, gözlerinde işi daha ciddiye al... |
Dostum Mortimer söylemişti. Demek ki Sir Charles'ın bu köpek tarafından kovalandığını ve bu yüzden korkarak öldüğünü düşünüyorsunuz. Daha iyi bir açıklamanız var mı. Herhangi bir sonuca varmış değilim. Sherlock Holmes ne diyor. Bu sözler üzerine soluğum kesildi ama, sakin yüzünü durgun bakışlarını görünce herhangi bir ... |
Üzgünüm, bu veremeyeceğim. sorunuzun cevabını Kendileri acaba buraya gelecekler mi. Şimdilik şehirden ayrılacak gibi Çözmesi gereken başka olaylar var. |
değil. Yazık. Bize karanlık gelen şeyi aydınlatabilirdi belki. Sizin kendi araştırmalarınıza gelince, herhangi bir şekilde size yardımım dokunabilirse emrinizdeyim. Şüphelerinizin ne tarafa yöneldiği hakkında, ya da ne gibi bir yol takip edeceğinizi bilseydim, şimdi bile yardım edebilirdim. Dostum Sir Henry'ye sadece k... |
Dar çimenli bir patikanın yoldan ayrılıp bozkırdan kıvrılarak gittiği noktaya gelmiştik. Sağ tarafta sarp kayalıklı bir tepe vardı sağda, bir zamanlar granit ocağı olmalıydı. Bize doğru olan yanı, oyuklarında böğürtlen ve eğreltiotlarıyla kaplı olup kapkara bir kayadan ibaretti. Uzakta yüksek bir yerden gri bir duman y... |
Orası büyük Grimpen bataklığıdır, dedi. İnsan olsun, hayvan olsun bir kere yanlış bir adım attı mı artık öldü gitti demektir. Daha dün bozkır atlarından birinin, o bataklığın içine daldığını gördüm. Bir daha da çıkmadı. Uzun süre kurtulmak için uğraştı ama, sonunda bataklık diğerleri gibi onu da çekip yuttu. Ordan geçm... |
Ama siz girebiliyorsunuz demek. Çevik bir adamın gidebileceği bir iki küçük yol var. Ben kendim buldum. Fakat, neden gidiyorsunuz böyle korkunç bir yere. Şu ötedeki tepeleri görüyor musunuz. Bunlar aslında geçit vermeyen, her yanı bataklıkla çevrili adalardır. Bataklık, yavaş yavaş, yıllar geçtikçe sarmıştır çevrelerin... |
Hayır, sayın atalarımızın yuvaları. Tarih öncesi insanlardan bozkırda yaşamış olanlar dışında başka kimse burada yaşamadığı için, onlardan geri kalan şeyleri aynen bıraktıkları gibi buluyoruz. Şunlar damsız kulübeleri. Merak edip de gidip içlerine bakarsanız, ocaklarını da görürsünüz, yattıkları yerleri de. Küçük ilkel... |
Yüz hatları keskin ve kusursuz denebilecek kadar düzgündü. Kusursuz vücudu ve şık elbisesiyle, bu ıssız bozkır patikasında garip bir hayaleti andırıyordu. Ben döndüğümde, kardeşine çevrilmişti gözleri, derken bana doğru adımlarını sıklaştırdı. Şapkamı kaldırmış, knedisini selâmlayıp birkaç söz söylemek üzereydim ki, on... |
Durmayın, dönün Aptal aptal bakakaldım. Bana doğru çevrili gözlerinden ateş fışkırıyordu, ellerini sinirli sinirli oğuşturuyordu. Niye gideyim. diye sordum. Anlatamam, dedi alçak, heyecanlı bir sesle konuşuyordu, şivesi biraz peltekti. Gidin, bir daha da bu bozkıra ayak basmayın. Ama, daha henüz geldim. |
Ah. Ah niçin anlamak istemiyorsunuz. diye bağırdı. Uyarımın kendi iyiliğiniz için olduğuna inanmıyor musunuz. Susss, kardeşim geliyor. Ona söylediklerimden bahsedeyim demeyin sakın. Şu ötede atkuyrukları arasındaki orkideyi benim için alabilir misiniz. Bozkırda orkide bakımından zenginiz, yine de güzelliklerini görmek ... |
Henry ile konuşuyorum Pek konuşmaya vaktiniz de olmadı galiba, dedi kardeşi aynı soru dolu bakışlarla. Kendisini sadece bir misafir olmayıp, buraya yerleşmeye gelen biri sanarak konuştum, dedi. Orkideler için geç kalıp kalmaması pek önemli değil o halde. Sanırım Merripit Köşkü'ne gelirsiniz, değil mi. Kısa bir yürüyüşt... |
Buraları iyi bilen biri için kestirme bir yol olmalıydı. Çünkü yola vardığım zaman, kenarda, bir kaya üstünde Bayan Stapleton'ı görünce şaşırdım. Yüzü öyle güzel bir kızıllığa bürünmüştü ki bu genç bayanın güzelliğine hayran olmamak mümkün değildi. Size yetişebilmek için koşa koşa geldim Doktor Watson, dedi. Aceleden ş... |
Yok canım. Sesinizdeki heyecanı, gözlerinizdeki bakışı hatırlıyorum. Ne olur, bana samimi davranın Bayan Stapleton, buraya geldim geleli her yanımın gölgelerle kaplı olduğunu hissediyorum. Hayat şu büyük Grimpen bataklığı gibi bir şey oldu, insanın her an batabileceği tehlikeli yeşil lekeler var her yerde. Fakat, bu ba... |
Almış olduğumu notlar ve yazdığım mektuplar, bu feci olaylar belleğimde ne kadar canlı olarak kalmış olursa olsun, olayların geliştiği sırada duyduklarımı, şüphelerimi hafızamdan daha iyi gösterecektir. Baskerville Hall, Ekim 13. Azizim Holmes İlk mektup ve telgraflarım, dünyanın bu Tanrının tamamıyla terk ettiği köşes... |
Kendisi bir hukukçu ve bütün zevki İngiliz yasalarıyla uğraşmak, bu uğraşısı için çok miktarda para harcamış. Sırf zevk için uğraşıyor, yasanın bazen savunucusu, bazen de karşısında oluyor, bu onun için pahalı bir eğlence. Aslında pek şaşırdığımı söyleyemem. Bu adam bazen bir hakkı tekeline alıp, herkese meydan okuyor,... |
Barrymore, bu konuyu Bu sabahki sorularınızın nedenini pek anlayamadım, dedi. Umarım, güveninizi kaybedecek kötü bir şey yapmadım. Sir Henry öyle bir şey olmadığını söyledi ve kendisini yatıştırmak için Londra'dan getirdiği elbiselerden bazılarını ona verdi. Bayan Barrymore'un davranışlarıyla yakından ilgileniyorum. Ha... |
Çünkü, meydana gelen ilginç olaylar birbirini izlemeye başladı. Son raporumda Barrymore'un penceredeki şüpheli duruşundan söz etmiştim. Şimdi elimde öyle kozlar var ki, eğer yanılmıyorsam, seni bir hayli şaşırtacak. İşler beklemediğim bir boyut kazandı. Geçen kırksekiz saat içinde, bazı olaylar açıklık kazanırken, bazı... |
Barrymore hakkındaki görüşmemizden sonra Sir Henry, şapkasını giyip dışarı çıkmaya hazırlandı. Elbette, ben de arkasından. diye sordu bana garip garip bakarak. Bozkıra mı gidiyorsunuz. diye sordum. Evet. Aldığım direktifi biliyorsunuz. İşinize karıştığım için özür dilerim ama, Holmes'ün, sizi yalnız bırakmamamı ve özel... |
İnsan şu çayırın ortasını yalnız kalınabilecek, güvenli bir yer sanır, dedi, Aman Tanrım, bütün çevre halkı sanki benim aşkımı görmeye çıkmış, şaşılacak bir durum doğrusu. Neredeydin. Şu tepede. Oldukça geride. dedi. Ama, kardeşi epey öndeydi. Bize doğru gelişini gördün mü. Gördüm. Kardeşinin deli olabileceği aklına ge... |
Kendisine iğrenç gelen bu tarz yaklaşmalara, nasıl cesaret ediyor muşum. Sir olmakla istediğimi yapabileceğimi mi sanıyor muşum. Kızın kardeşi olmasaydı haddini bildirecektim. Kendisine kız kardeşine duyduğum hislerin utanılacak bir şey olmadığını ve karım olmak şerefini bana bağışlayacağını ümit ettiğimi söyledim. Bir... |
'Bir gece' dedim ama, aslında 'iki gece,' çünkü ilk gecede bir sonuç elde edemedik. Sir Henry ile sabahın üçüne kadar oturduk, merdiven başındaki saatin vuruşundan başka ses duymadık. Pek sıkıcı bir nöbetti. İkimiz de oturduğumuz yerde uyuya kaldık. Fakat, umudumuzu yitirmedik ve yeniden beklemeye karar verdik. Ertesi ... |
efendim. Pencereye niye mum tutuyordun. Sormayın, lütfen sormayın. Size yemin ederim ki kendi sırrım değil bu. Sadece benim sırrım olsaydı sizden saklamazdım. |
Birden aklıma bir fikir geldi, uşağın titreyen elinden mumu aldım. İşaret olarak kullanıyordu herhalde, dedim. Bakalım cevap gelecek mi. Mumu onun tuttuğu gibi tuttum. Ve gecenin karanlığına baktım. Belli belirsiz ağaçların kara gövdelerini ve hafif ışık altında uzayan bozkırı görüyordum. Ay, bulutların arkasına gizlen... |
Bu benim işim, söylemeyeceğim. sizinle ilgisi yok, O halde işini bırakır gidersin buradan. Peki efendim, gitmem gerekiyorsa giderim. Namusun lekelenmiş durumda. Kendinden utanman gerekir, ailen yüz yıldır bu evde yaşamış, sense bana karşı sinsi oyunlar hazırlıyorsun. Hayır efendim, size karşı değil. Bir kadın sesiydi b... |
O halde, her şeyi açıkça anlatın. Zavallı kardeşim bozkırda açlıktan ölüyor. Kapımızın önünde ölmesine gönlümüz razı olmaz. Işık, gelip yemeğini alması için verilen bir işarettir. Onun ışığı da yemeğin götürülmesi gereken yeri gösteriyor. Demek ki kardeşiniz... Kaçak mahkûm efendim, cani Selden. Gerçek bu efendim, dedi... |
inandırıcı bir ciddilikle Doğru mu Barrymore. Evet Sir Henry, hepsi doğru. Karına yardım ettiğin için seni suçlayamam. Söylediklerimi unut. Şimdi odanıza gidin, yarın sabah bu işi daha etraflı konuşuruz. Gittiklerinde tekrar dışarı baktık, Sir Henry pencereyi açınca soğuk gece rüzgârı, yüzümüze kırbaç gibi çarptı. Uzak... |
şekilde Olabilir. Ne kadar uzak dersin. Dik kayanın yanında olmalı. Bir iki kilometre kadar. Olsa olsa o kadar. Barrymore yemek götürdüğüne göre, fazla uzak olmasa gerek. Watson, ben gidip adamı yakalayacağım. Aynı düşünce benim kafamdan da geçmişti. Barrymorelar bize sır vermemişlerdi. Biz zorla almıştık ağızlarından.... |
Gece havası, nem ve çürük kokusuyla ağırdı. Ara sıra ay görünüyor, bulutlar gökyüzünde uçuşup duruyordu. Şansımıza, bozkıra çıktığımızda yağmur çiselemeye başladı. Işık sönmemişti. Sizin de silâhınız var mı. diye sordum. Var. Ona sessizce yaklaşmalıyız. Karşı koymasına fırsat vermeden gafil avlamalıyız. Watson, dostum,... |
Tanrım bu da ne, Watson. Bilmiyorum. Bozkırda duyulan bir ses. Daha önce de duymuştum. Ses sustu, ortalığı derin bir sessizlik kapladı. Nefes almaya çekinerek çevreyi dinledik, bir şey duyulmuyordu. Watson, dedi Sir Henry, Bir köpek sesiydi bu. Kanım damarlarımda donmuştu. Ani korkudan sesimin değiştiğini farkettim. Bu... |
Homurdandı, sonra bir süre sustu. Bir köpekti, dedi sonunda. Ama, sesi sanki kilometrelerce uzaktan geliyordu, şu taraftan sanıyorum. Tam olarak nereden geldiğini kestirmek güç. Rüzgârla yükselip alçalıyordu. bataklığı tarafı değil mi. |
Grimpen Evet. Evet, evet, oradan geliyordu. Watson, sen ne dersin. Bir köpek uluması değil miydi bu. Ben çocuk değilim. Garip bir kuş sesinin olabileceğini söyledi. Hayır hayır bu bir köpek sesiydi. Aman Tanrım bu hikâyeler gerçek mi yoksa. Böylesine karanlık bir sebepten, tehlike içinde miyim ben. Sen bunlara inanmıyo... |
Ama, Londra'da başkaydı, o zaman gülebiliyorduk ama, burada, bozkırın karanlığında böyle bir ulumayı duymak dehşet verici bir şey. Zavallı amcam. Yattığı yerin yanında köpeğin ayak izleri varmış. Hepsi tutuyor. Watson, korkak olduğumu sanmıyorum ama, şu ses kanımı dondurdu. Bak tut elimi. Sir Henry'nin eli demir gibi s... |
ON Şimdi bu yöntemi bırakmak zorunda kalıyorum, yeniden o zamanlar tutmuş olduğum günlüğüme ve hatıralarıma dayanacağım. Günlüğümdeki notlar, bütün ayrıntılarıyla belleğimden silinmeyecek gibi kazılmış olan o sahneleri canlandıracak. Kaçak mahkûmu izlediğimiz gecenin sabahı bozkırdaki garip olayları anlatmaya başlıyoru... |
ciddiyetini Biraz fazla ileri gitmiş olabilirim efendim, dedi. Bunun için özür dilerim. Ama, sizin dün gece Selden'ı izlediğinizi duyunca çok şaşırdım.. Zavallı, yeteri kadar izleniyor, siz de üstüne tuz biber ektiniz. Bunu daha önce söylemiş olsaydın, başka türlü davranırdık, dedi Sir Henry. Sen, sadece, daha doğrusu ... |
O hiç kimseye saldıracak durumda değil efendim. O bakımdan yemin edebilirim. Bu civarda kimseye saldırmaz. Sir Henry, emin olun, birkaç gün içinde gerekli işlemler tamamlanacak ve Güney Amerika yolunda olacak. Tanrı aşkına efendim, hâlâ bozkırda olduğunu, polis duymasın. İzlemeyi bıraktılar, gemi hazır oluncaya kadar k... |
gitmeden birinin canını yakacak Öyle delilik yapamaz efendim. Bütün gerekli olan şeyleri sağladı. Suç işlerse, gizlendiği yeri ele vermiş olur. Doğru, dedi Sir Henry. Peki Barrymore. Tanrı sizi korusun. Çok çok teşekkür ederim. |
Yeniden yakalanacak olsaydı, karım kahrından ölürdü. Kötülüğe yardım ediyoruz galiba Watson. Ama, duyduklarımızdan sonra, adamı ele verebileceğimi sanmıyorum, neyse, bu iş burada bitiyor. Peki Barrymore, gidebilirsin. Birkaç teşekkür ifade eden cümle parçaları söyledikten sonra gitmek üzere döndü, derken durdu, geri ge... |
End of preview. Expand in Data Studio
README.md exists but content is empty.
- Downloads last month
- 3