text
stringlengths
97
665k
id
stringlengths
12
12
source
listlengths
2
5
ALİAĞA MASTERLER İFTARDA BULUŞTU Köfteci Ramiz’de düzenlenen iftar organizasyonuna Aliağa Belediye Başkanı Serkan Acar, Aliağa Belediyesi Özel Kalem Müdürü Fahrettin Alkış, Aliağa Masterler Derneği Başkanı Uğur Eren, Yönetim Kurulu Üyeleri, futbolcular ve eşleri katıldı. İftar yemeğinde konuşan Aliağa Belediye Başkanı Serkan Acar, Aliağa Masterler Derneği’nin bu nazik davetine teşekkür ettiğini söyleyerek böyle güzel bir ayda bir araya gelmenin önemine dikkat çekti. Aliağa Masterler Başkanı Uğur Eren ise, Ramazan ayında bir arada olmaktan çok mutlu olduklarını söyleyerek, “Birbirimizi çok yakından tanıyan eski sporcular olarak bir aile çatısı altında çalışmalarımıza devam ediyoruz. Güzel ortamımızı iftar yemeğinde bir araya gelerek perçinledik. Yeni sezonda da başarılı çalışmalara imza atarak ilçemizi en iyi şekilde temsil etmeye çalışacağız. Davetimizi kırmayarak iftar programımıza katılan Aliağa Belediye Başkanımız Sayın Serkan Acar’a ve arkadaşlarıma çok teşekkür ediyorum. Ramazan ayının hayırlara vesile olmasını diliyorum” dedi.
7af59a98d7d5
[ "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
Mr. Nobody, Jaco van Dormael'in 2009 tarihli filmi. Güvercinlerin batıl inançlarından, meleklerin unutturma dokunuşuna, ergenlikten aşka, zamandan hafızaya, yaşlılıktan sicim kuramına dek geniş bir diyarda at koşturan bilim kurgu film. Yönetmen ilginç bir hikaye anlatıyor, heyhat sık sık tekrarlara ve uzatmalara düşüyor, birçok bilim kurgu esere gönderme yapıyor. Jaco van Dormael’in bu üçüncü uzun metrajlı filmi, kendi sözleriyle 'herkesin karşılaşabileceği sonsuz olasılıklar hakkında gerçekten de yüksek bütçeli deneysel bir film'. Indiewire, Belçikalı yönetmenin bugüne kadarki en yüksek maliyetli bu filmini 'hem bilimkurgu, hem romans hem de Lynchvari bir zihin oyunu' diye nitelendiriyor. Başlıkta bahsi geçen Bay Hiçkimse, 2092 yılında dünyada kalmış son ölümlü olan 117 yaşındaki Némo adlı bir adam. Ölüm döşeğindeki Némo genç bir çocukken bir peronda durduğunu hatırlar. Tren kalkmak üzeredir. Annesiyle birlikte mi gitmeli, yoksa babasıyla mı kalmalıdır? Bu karar, sonsuz sayıda olasılığı doğuracaktır... Ve pek çok gezegen, iki ölüm ve sevilecek kadınlar... Zamanda yolculuk üzerine kurulu filmleri hepimiz biliriz, buna en iyi örnek Geleceğe Dönüş serisidir. Bunları seyrederken, senaryo ne kadar iyi olursa olsun, filmden sonra hep bir eksiklik hissederiz; hissederiz ama onun ne olduğunu bir türlü bulamayız. Bunun en büyük nedeni bu tür filmlerin öznel yani (zamanda yolculuğu yapan) kahramanın gözünden anlatılıyor olmasıdır. Adam koskoca bir evreni ve zamanı bırakarak geçmişe gider; bu da demektir ki kahraman evrenin bütün zamanını geri alarak, yani bütün doğum ve ölümleri, süpernovaları, evrensel hareketleri vs. ufak bir 'Big Crunch/ Büyük Sıkışma'ya (Big Bang/ Büyük Patlama'nın tam tersi, evrenin daralarak başladığı noktaya dönmesi demektir. Bir çeşit Kıyamet olayı diyebiliriz.) sebep olmaktadır. Ama bu tür filmlerde bu geri dönüş hiç gösterilmez, çünkü imkansız olduğu için seyirciye mantıklı gelmez bu, bir kişiyi geçmişe yollamak daha kolaydır, sadece onun zamanını değiştirmek daha mantıklıdır. Oysa değildir işte, çünkü kahraman geçmişe gittikten sonra aslında geride bıraktığı evren ve zaman işlemeye devam eder. İşlemeyen kahramanın kendi zamanıdır! Mr. Nobody / Bay Hiçkimse tam da bu konu üzerine kurulu bir filmdir. Ancak sadece bununla sınırlı kalmaz, bunu yaparken bize bir evreni bütün zaman ve varlık boyutlarıyla göstermeye çalışır ve bu nedenle de fiziğin evrenin işleyişini açıklamak için kurduğu/ oluşturduğu bütün teorileri de bize sunar. Film Nemo Nobody isimli kahramanın tanıklığıyla, Güvercinin Batıl İnancı, Sicim Teorisi ve Herşeyin Teorisi, Kelebek Etkisi başta olmak üzere seçimlerimizde, yaşantımızda etkili olan bir çok Quantum Fiziği teorisini açıklamaktadır. 2092 yılında 118 yaşına girmek üzere olan Mr. Nobody hakkında hiçbir kayıt bulunmayan yeryüzünde kalmış son ölümlü insandır ve ölmek üzeredir. İnsanlar oy kullanarak onun ölmesine izin verilmeli midir yoksa yapay yollarla yaşatılmalı mıdır tartışmasını yapmaktadılar. Mr. Nobody ise bir psikologun karşısında yoksa bir gazetecinin mi demeliydim, ona hatırladığı kadarıyla hayatını anlatmaktadır ama hatırladığı herşey birbirine girmiş durumda ve daha küçük bir çocukken tren istasyonunda yapmak zorunda kaldığı 'annesiyle mi gitmeli yoksa babasıyla mı kalmalı' seçimi üzerine kuruludur. Ancak Mr. Nobody'nin de dediği gibi, "Eğer hiçbirini seçmezsek, bütün olasılıklar varlığını sürdürür" ve herbiri yeni bir gerçeklik, zaman ve boyut yaratır. Sicim teorisinde muhtemel bütün olasılıkları barındıran bu boyuta Anerk adı verilmektedir. Kısaca Mr. Nobody, Nemo Nobody'nin bu Anerk'ini anlatmaktadır. Ne var ki seçimlerimizi yaparken kendi irademiz kadar (hatta bundan daha da çok) 'kelebek etkisi' kanunu geçerli olmaktadır ve her seferinde elimizde olmadan yeni olasılıklar ve yeni boyutlar yaratmaktayızdır, fakat biz sadece kendi seçimimizi yaşarız. Diğerlerinden haberimiz bile olmaz! Mr. Nobody ise henüz cennette doğmak üzere sıra beklerken, unutuş melekleri onun üst dudağına dokunarak herşeyi unutmasını sağlamayı unuttukları için (bu dokunuşun bir izi olarak üst dudağımızda çukurluk vardır), herşeyi bilerek doğar. Çünkü doğmadan önce geleceğimize dair herşeyi biliriz (bunu bilmek insana acı vereceği için melekler bu bildiklerimizi bize unuttururlar işte). Bu nedenle de insanlar geçmişi hatırlarken, Mr. Nobody geleceği hatırlar. 117 yaşına geldiğinde artık hatırlayacağı bir şey kalmadığı için, kendisi de kendi hakkında hiçbir şey hatırlamaz. Hatırladıkları sadece bütün seçimlerdir ve kendisi dahil seyirci olarak biz de onun gerçekten hangisini yaşadığını bilemeyiz/ anlayamayız filmin sonuna kadar. Filmdeki bazı bölümlerde Fizikçi Nemo Nobody tarafından bir çok teori bir ders ya da belgesel tadında açıklanmakta ve seyircinin de bunlar hakkında bir fikri olması sağlanmaktadır. Zira film dediğim gibi bütün bu teoriler üzerine kuruludur. Film boyunca izlediğimiz Mr. Nobody'nin seçimleri yani farklı hayatlar/zamanlar ve boyutlar arasındaki geçişler, sanırım şimdiye kadar yapılmış ‘en iyi geçişler’ nitelemesini de hak ediyordur. Kelebek Etkisi’nden Donnie Darko’ya, The Jacket’ten Sil Baştan’a ve hatta Benjamin Button’un Tuhaf Hikayesi’ne kadar zaman, paralel evrenler ve gerçeklikler, başka boyutlar üzerine kurulu birçok filmi anımsatan Mr. Nobody, sonunda onların hiçbirinin yapmaya cesaret edemediğini yapıp zamanda yolculuğun ‘evrende’ nasıl gerçekleşeceğini bize gösteren bir film. Sonunda, Mr. Nobody’nin baştaki "Eğer hiçbirini seçmezsek, bütün olasılıklar varlığını sürdürür" cümlesine takılan aklımızla; acaba hiçbirini seçmediği için mi bütün olasılıkları yaşamış gibi hatırlıyor diye de sormadan edemiyoruz! FİLMİ İZLEMEK İÇİN : Mr Nobody - Bay Hiçkimse *Dikkat, Film Hakkında Detaylı Bilgi İçeriği : Geçmişi ve geleceği unutturma meleklerinin atladığı Nemo geleceği görme yeteneğine sahiptir ve ilk defa geleceği gördüğü zaman altına kaçırır. Annesi ile babası ayrılınca Nemo'nun birisini seçmesi gerekir ve tren garında annesinin bindiği trenin peşinden koşarken babasının yanında mı annesinin yanında mı kalcağına karar veremezken yine altını ıslatır ve aynı anda tüm seçimlerinin sonuçlarını görmeye başlar. Nemo bütün sonuçları görür lakin yukarı tükürsen bıyık aşağı tükürsen sakal durumuyla karşı karşıyadır Annesiyle de gitse babasıyla da kalsa mutsuz olacaktır. Satrançta buna "Zugzwang" denir. O anda en doğru hamle hiç kıpırdamamaktır, Nemo da ikisinide tercih etmez araba yolundan koşar bir yaprağa alır ve üfler yaptığı bu küçük şey bir kelebek etkisine neden olur ve ilerde Annayla karşılaşır. Sonunda bu yoldan gitmeye karar verir (Bunu yaşlı halinin Anna deyip gülmesinden anlıyoruz) Nemo seçimini yapar ve büyük patlama dolayısıyla entropi biter ve büyük sıkışma başlar. sonuç olarak Nemo tren garına döner ve mutlu olacağı seçimi yapar. Bu ihtimallerden hepsi çöker ve sadece birisi yoluna devam eder. Ama diğer tüm ihtimaller hala üst üstedir: Onlar farklı boyutlarda ilerlemeye devam eden zaman çizgileridir. Sen bu yazıyı burada okurken, bir başka sen bilgisayarının başına hiç geçmedi, bir başka sen dışarda arkadaşlarıyla, ve milyonlarca sen hiç doğmadı, hiç var olmadı. Yumurtaya doğru ilerleyen milyonlarca başarısız spermden birisiydi diğer sen. Ya da, annelerinden birisi buzul devrinde kurtulmayı başaramadı ve sen hiç doğmadın. Ya da baban çok küçükken bir trafik kazasında öldüğü için hiç doğmadın ya da annenle baban hiç karşılaşmadı. Bu nedenle aslında sen yoksun, milyonlarca sen hiç doğamadınız. İyi seyirler dilerim... .
87faa11e04a3
[ "c4", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
17 April 2009 Bu zamana kadar farklı olmak, aptal olmak, kadın olmak, şaşkın olmak, vazgeçen olmak, nesli olmak, var olmak, kararsız olmak... (ve daha bir sürü şey elbette) zar zor anlaşılan şeyler olabilir. Ama Nesli olduğum için Nesli'nin olan herkese, olduğum gibiyim. En azından kısa bir süre öncesine kadar öyel olduğum gerçeğiyle yaşadığıma inanıyordum. Ancak çok sevgili biricik sevgilim bu aralar bana 'yapma neslim allah aşkına, nası böyle bişe yapabilirsin... olabilirsin...diyebilirsin...' ile başlayan cümlelerle sıkça şaşırmaya başladı. ‘Başkaları da öyle anlıyormuş beni, garipmişim ama heralde sevgilim ve sevgilim gibi düşünen bütün dünya garip ben normalim bu sefer. Yada onlar normal tepkiler veriyor garip davranan ben oluyorum. Yani günün sonunda sevgilim ve sevgilim gibi düşünen herkes bi yana ben bi yana ‘tek’ olma durumu gerçekleşiyor. Ben miyim garip olan? E evet, hep öyle değil miydi? Ben miyim 'ay çok şeysin'? E o da evet? Hep bişe olmamaya kasan ben diil miyim? Neysem o olmak için, kimsenin 'hal'lerine naçizane eylemlerimle müdahale etmeden geleni olduğu gibi yaşayan! E neden 'Nesli'ye çok şaşırma ve kınama' günleri yaşıyoruz. Anlıyorum. E sevgilim niye benle uğraşıyosun o zaman? Bazen yapmış olduğun eşşekliği anında farkedip, bana boşuna yüklendiğini ve yapmış olduğun 'garipsin nesli' başlıklı konuşmanı, önünden geçmekte olduğumuz bayrak direğinin ne kadar ilginç olduğuyla ilgili sohbete çevirerek lafı kaynattığını de farketmiyorum sanma. Bence şunla yaşabilir misin kendine bunu sor: Sağ şerit boşken, panikleyip orta şeritte kaldığımız anda, konumuz: sağdan akan trafiğe girememek değil benim panik olmuş olmam olmalı. Çünkü ne hissettiğim ne yaptığımdan her zaman daha öncelikli; ve birbirimizin hayatında var olma nedenlerinden biri de mutlu etmek iyi hissettirmek di mi? Bu hayatta tarif edilen yeri bulamayan tek sakar kişi ben değilim ayrıca sen de değilsin. Sakar olmak, insan için canım sevgilim. Hepimizin zorlukları var bu hayatta di mi? Bak! her sabah içine uyandığın sabah şarkıları... Ben hep böyleydim değişen ben değil, zaman ve hayatlarımız karşısında neyi nasıl anlıyor olduğumuz. Buna halk arasında olgunlaşma (!) bazen de yaşlanma denebilir ama ben seni böyle de çok seviyorum. Benim de büyüdükçe çok eğlenceli olduğum söylenemez. Ve soruyorum; bu hayatta neler yaptığımı ve nası yaşadığımı düşününce, etrafındaki kaç kadın görüyosun benim gibi. Verdiğin cevabın muhattaplarından şikayet eder ve sıkılır oldunuz; bilginize sevgilim. (sıkça şikayet etmeye başaldığın ben gibi). Verdiğin cevaba istinaden hissettiklerin ve sonrasında o cevapla ne yapacağın, zaten gerginliğini alıp 'senin olan hayatını' akışına bırakmana vesile olacak. Herkesin tuttuğu götüne girsin, çabuk çek elini masadan :))) Gönderen kifoz zaman: 10:34 PM No comments: Bu yayına verilen bağlantılar 13 April 2009 Nooluyo millete herkes kafayı yemiş. Böyle şeyler olunca çok üzülüyorum. Sebebi kötü şeylerin olmuş olması ve benim de bunlara şahit olmam değil. Etrafımdaki çoğu insan bi takım şekillere bürünmüş bişeylere taraf bişeylere karşı kendileri olmuş gibi görünüyor. Sonra bi bakıyorum aslında hayatta karşısında durdukları şeyin ta kendisiler. Şimdi bu GS-FB maçı fiyasko oldu ya bu sabah internete bi bakıyorum herkes 'aaa çok ayıp şeyler oldu biz futbol izlemek istiyoruz' diyip ilk cümleye noktalı virgül koyup '...; arda da bokunu çıkardı, lugano zaten melek görünümlü şeytan' diye devam ediyolar salyalı konuşmalarına. Lan! Nooluyo? Bi insan olun be! Bi kendiniz olun yau! Bok gibi maçtı, üstüne bi de köpek gibi dalaştılar ötesi var mı? En büyük fener olsa galatasaray'a nolcak, şampiyon galatasaray olsa fener'e ne? Canımı sıkan mevzu fener - galata mevzusu diil. Küçük ulvi hayatlarımız etrafında ceryan eden olaylara bizim ne tepki verdiğimiz. Başka bi örnek: CHP seçimden sonra kafam kadar billboard yaptırdı 'boşa yanıyodu söndürdük' sloganlı ampul resmi bastırdı ama billboardları gündüzün köründe bile eşşek gibi projeksiyonlarla aydınlattılar. Sonra bu CHP oy veren otuzbirci (pardon ne olduğunu bilmedikleri 6 ilkeye tapan) 4-5 senede bir vatandaş olma heveslisi büyüklerim bu afişlerle övündüler. Ayıp be! Noldu yani şimdi? Afferin sen kazandın? Neyi kazandın peki. Her görmek istediğimiz resimin niye görebildiğimiz kadarına tapıyoz. İlle bi taraf olmak ve o taraf olunca en yüce en şampiyon en sikim sokum olmak istiyoz da niye? Ulan insan döner kendine bakar be! İçinde küçücük olduğumuz bu büyük şeyler kadar sanıyoruz ya kendimizi çok gülüyorum. Büyük GS camiasının zavallı olduğunu hiç bi zaman bilemeyecek FB'li kılıklı sünepelerisiniz işte. Sonra kendinen bi haber yarış atları yetiştiriyo anneler, sonra o at kılıklı dallamalar 'düşeni kendime paspas yaparım cilalı ayakkabılarımla da uyumlu olur' gündemiyle kime sokup çıkardıklarını bilmeden çılgına dönerler. Bu performans kaygısı niye. Yersiz yurtsuz olsak keşke! İnsanın hiç bişe olmayası geliyor, ne komşu, ne taraftar, ne çalışan, ne sevgili, ne müşteri, ne öğrenci, ne anne, ne arkadaş, ne vatandaş.... zaten böyle bi nesli'den de bi sikim olmaz! Çok minnacıkım ve bundan ötürü çok mutluyum. Gönderen kifoz zaman: 9:42 AM No comments: Bu yayına verilen bağlantılar 10 April 2009 Her gün bir sonraki güne ne gebe diye düşünüyorum herkes gibi... Takvimimde yazmadığım ve aylar öncesinden yapacağımı varsaydığım tarihler dışında her gün düşünüyorum; yarın ne bekliyor beni diye. Her ne yapıyor olursam olayım Nesli'yim yine her zamanaki gibi. Bugünün bana giydirdiği ve zaman zaman üstüme yapışmış gibi hissettiren o 'sıradan' hal benim yaptığım bişe diil. Hala şaşkın hala biraz aptal ama hep heyecanlı ve ne olacağı asla belli olamayan dünkü gibi....Kendi blog'una kendi resmini koyabilecek kadar da dünyanın merkezi ve 'geyik'im tabii. Gönderen kifoz zaman: 12:40 PM No comments: Bu yayına verilen bağlantılar 05 April 2009 KOLBASTI SON ZAMANLARDA MODA OLMUŞ EN BÜYÜK APTALLIKTIR!!! Gönderen kifoz zaman: 1:27 PM No comments: Bu yayına verilen bağlantılar Subscribe to: Posts (Atom)
e2b63caf49a3
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Yandaki fotoğraf, İngiliz bilim dergisi New Scientist’in internet sitesinde yayımlandı(1) . Fotoğraftaki bakteri içinde bulunduğu hücreden çıkarken görüntülenmiş. Ancak bakteri bu çıkışı hiç de alışılmadık bir şekilde, bir taşıt yardımıyla gerçekleştiriyor. Kullandığı taşıt ise bir roket! Kırmızıyla renklendirilmiş bakteriler Burkholderia pseudomallei türüne aitler. Kırmızı renkli bu bakterilerin içinde bulunduğu hücre ise bir bağışıklık sistemi hücresi olan makrafoj hücresi. Habere konu olan roket ise en sağdaki bakterinin arkasında yeşil bir kuyruk halinde görülüyor. Bakteri hücreden tam fırladığı anda bilim adamlarınca fotoğraflanmış. İngiltere Hayvan Sağlığı Kurumu araştırmacılarından Edouard Galyov ve arkadaşları tarafından gerçekleştirilen bir çalışmada bu roket sisteminin detayları aktarılıyor. Molecular Microbiology Dergisi’nde yayımlanan araştırmalarında, roketin yapımında hücredeki aktin moleküllerinden yararlanıldığı belirtiliyor(2). Aktin, hem kuvvetli hem de hassas bir molekül. Bu moleküller dinamik karakter gösterirler yani hareketle ilgilidirler. Daha çok kas hücrelerinde bulunurlar. Bu dinamik özelliği sayesinde bakteri roketinin “ateşleyici gücünü” oluşturuyor. Bakterinin roket ateşlemesi şöyle gerçekleşiyor: Makrofaj hücresine giren bakteri, bir süre içerde kaldıktan sonra, kendi zarından dışarıya bir protein uzatıyor. Bu zar bakterinin bedenini çevreleyen ve dış ortamdan ayıran bir duvar görevi görüyor. Uzatılan proteinin şekli son derece önemli. Ancak bu özel şekil sayesinde makrofaj hücresinde bulunan aktin moleküllerinde çok hızlı kimyasal bir değişim başlatıyor. Böylece aktin molekülleri birleşip bakteri için roket yakıtı haline geliyorlar. Böylece bakteri hızla fırlıyor ve bulunduğu hücrenin zarını parçalayarak dışarı çıkıyor. B.pseudomallei bakterisinin uzattığı protein, tam da makrofaj hücresindeki actin moleküllerini ateşleyecek özelliktedir. Bu proteinin aktini ateşlemesi kesinlikle tesadüf değildir. Çünkü onbinlerce çeşit protein vardır ve herbirinin şekli farklıdır. Şekildeki en ufak bir bozukluk ya da farklılık, proteinin işe yaramaması anlamına gelir. Bu proteinle aktin arasında bir anahtar-kilit ilişkisi vardır. Peki ama bu tek hücreli canlı nasıl olup da kendine bu roketi yapabilir? Değil bir beyin, bir sinir hücresinden dahi yoksun olan bu bakteri, aktin moleküllerini ateşleyebilecek özellikte proteinin tasarımını nereden biliyor olabilir? Roket yapımında kullanılacak yakıt, mühendislerce kapsamlı testlerden sonra kararlaştırılır. Bakteri aktini yakıt olarak kullanabileceğini nereden bilebilir? Böyle bir seçim yapabilmesi için öncelikle nerede bulunduğunun ve etrafındaki malzemelerin bilincinde olması gerekir. Oysa bu bakteri herhangi bir duyu organından yoksundur. Tüm bunlar herşeyde olduğu gibi bu bakterilerdede üstün bir tasarımın valığını göstermektedir. (2) Molecular Microbiology (vol 46, p 649)
7b266ec71448
[ "c4", "culturax", "hplt2", "vngrs" ]
Güreli Hakkında GÜRELİ YEMİNLİ MALİ MÜŞAVİRLİK VE BAĞIMSIZ DENETİM HİZMETLERİ A.Ş. 1984 yılında yönetici ortağımız Sn. A. Hüsnü Güreli tarafından kurulmuş ve kısa sürede müşterilerine geniş bir hizmet portföyü sunarak en büyük yerel yeminli mali müşavirlik firmalarından biri olmuştur. Bu süreç, uluslararası arenada söz sahibi olan uluslararası danışmanlık firmalarının dikkatini çekmiş ve Türkiye'de güvenebilecekleri bir ortak arayışında GÜRELİ YEMİNLİ MALİ MÜŞAVİRLİK VE BAĞIMSIZ DENETİM HİZMETLERİ A.Ş. ‘yi ön plana çıkarmıştır. Bugün dünyanın 131 ülkesindeki 672 ofisi 26.000 çalışanı ve 3,3 milyar dolar cirosu ile BAKER TILLY INTERNATIONAL 2000’li yılların başlarında GÜRELİ YEMİNLİ MALİ MÜŞAVİRLİK VE BAĞIMSIZ DENETİM HİZMETLERİ A.Ş. ile münhasır ortaklığa adımını atmıştır. Bu birleşme, BTI'ın da uluslararası konumunu güçlendirmiş, böylece uluslararası yatırımcının inanıp güvendiği, alışkın olduğu kaliteli hizmeti ve servis çeşitliliğini Türkiye merkezli olarak Balkanlar, Orta Doğu ve Türk Cumhuriyetleri'nde de bulabilme imkanını doğurmuştur. BAKER TILLY GÜRELİ yapmış olduğu kararlı atılımlar ve yabancı ortağı Baker Tilly International (BTI) ağı ile müşterilerinin tüm ihtiyaçlarına hem yurt içinde, hem de yurt dışında çözümler sunar hale gelmiştir. Bugün BAKER TILLY GÜRELİ İstanbul, Ankara, Antalya, Trakya, İzmir, Bursa ve Gaziantep ofislerinden 250‘in üzerinde çalışanı ile 1200‘ün üzerinde müşterisine hizmet vermektedir
67318727cb0f
[ "c4", "fineweb2", "hplt2" ]
Yaklaşık bir iki aydır bizim evde bir diyet furyasıdır gidiyor. Diyet listeleri yüzünden buzdolabı görünmüyor, çeşit çeşit otlar kaynatılıyor, gündüz yürüyüş bandı hiç durmaksızın çalışıyor akşam güneş batınca yürüyüşler sahilde devam ediyor. Aman kimse mutfağa girmesin, kesinlikle hamur işi yapılmasın diye mutfak arada bir gözetleniyor. Benim çılgınca diyet yapmak gibi bir niyetim yoktu. Yürüyüşe gidiyoruz hadi derler giderim, bunu yiyeceksin derler yerim. Zaten kollarımda beliren birkaç sivilce yüzünden doktora gitmiştim geçenlerde ve kızartma, kola, çerez, cips, çikolata herşey yasaklandı. Farkında olmadan üç kilo da benden gitmiş. Bana göre kilo vermenin basit üç kuralı var. Birincisi ara öğünleri atlamamak, ikincisi akşam yemeğini hafif yedikten sonra gece yatana kadar asla birşeyler yememek birde hergün 45 dakika yürümek. Sabah ve öğlen yemeklerinde çok fazla aç kalmaya işkenceye pek gerek yok. Böyle işte anlamışsınızdır bu aralar blogumu güncelleyememin sebebini. Yukarıdaki pasta ise ağabeyimin doğumgünü için yapıldı. İnce birer dilimle kaçamak yaptık hepimiz. Coccolat pastanesinin sitesinde civcivli pastayı görünce çok hoşuma gitmişti. Hülya da geçenlerde benzerini yapınca kıskandım :) Pasta minik bir pasta oldugu için birkaç civcivle bitirdik süslemeyi...
86d107dad317
[ "c4", "culturax", "hplt2" ]
Kilo Nasıl Alabiliriz Sağlıklı Bir Şekilde Nasıl Kilo Alırım Birçok insanın problemi kilo vermek üzerinedir, ancak kilo almaya çalışmak da en az vermek kadar zorlu ve uzun bir süreçtir. Kilolu insanlar, fazla zayıf insanların nasıl kilo veremediğine anlam veremeyip dururlar. Aynı şekilde aşırı zayıf insanlar da, kilolu insanların nasıl kilo veremediklerini anlamazlar. Biz bu makalede, nasıl kilo alınır? Konusu üzerine bilgilendireceğiz? Fitness salonlarında, yalnızca kilo vermek için değil, aynı zamanda kilo almak isteyenler için de farklı programlar uygulanmaktadır. Kilo almaya dayalı olan bu programlardan, kilo almak istiyorsanız siz de yararlanabilirsiniz. Yüksek kilolu olmak kadar düşük kilolu olmak da ciddi bir sağlık problemidir. Vücutta sürekli bir halsizlik, yüzde yorgun bir ifade, kansızlık, deri kuruluğu ve saç dökülmesi gibi problemler görülebilir. Bunun için, eğer kilo almak istiyorsanız, mutlaka kan yapıcı ve iştah açıcı besinler tüketmelisiniz. Kilo almak için sağlıksız besinlere de başvurmanızı tavsiye etmiyoruz. Onun yerine doğal yollarla kilo alabileceğiniz yöntemleri denemelisiniz. Kilo almak istiyorsanız, günde en az 3 ana, 3 ara öğün şeklinde beslenmelisiniz. Mehmet Asım Dağ Paylaş Facebook Twitter Google
47265adec21b
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
Merkezi İstanbul’da bulunan ve kısa adı ÇEKÜL olan Çevre ve Kültür Değerlerini Koruma ve Tanıtma Vakfı Kocaeli Bölge Temsilcisi Numan Gülşah, Düzce’ye gelerek Yazar İlhan Akın’ı ziyaret etti. Yazar Akın, eski adı Nikomedia olan ve Roma İmparatorluğu’na 46 yıl süreyle başkentlik yapan İzmit’te dünyaya gelip, genç bir kız iken Hıristiyan olduğu gerekçesiyle yine İzmit’te sadece 21 yaşındayken babası Dioskourus tarafından öldürülen Santa Barbara’nın hayatını anlatan “Santa Barbara-Nikomedia” adlı bir roman yazmıştı. Basıma hazırlanan roman; Nikomedia’nın tarih, kültür, sosyal ve ekonomik yapısını da anlatıyor olması bakımından önemli görülüp İzmit’te bulunan sivil toplum örgütlerinin dikkatini çekmişti. Bu bağlamda ÇEKÜL Vakfı Kocaeli Bölge Temsilcisi Numan Gülşah, Düzce’ye gelerek Yazar Akın ile bir toplantı yaparak kitabın son durumu hakkında bilgi alışverişinde bulundu. İlhan Akın’ın,17. Kitabı olan “Santa Barbara-Nikomedia” adlı romanı önümüzdeki günlerde okuyucuyla buluşması bekleniyor.
688e3eede427
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2" ]
Düzce Belediyesi´nin her eğitim ve öğretim yılı sezonunda gerçekleştirdiği tüm yaş gruplarından kişilerin katıldığı Meslek Edindirme Kursları için kayıtlar başladı. Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü tarafından organize edilen, 24 branşta açılacak olan kurslar için kayıtların son başvuru tarihi15 ekim olarak belirlendi. Düzce Belediyesi tarafından her yıl eğitim ve öğretim sezonunda açılan Meslek Edindirme Kursları için program belli oldu. Meslek Edindirme Kursları bu yıl yönetici asistanlığı, işaret dili, bale( çocuk), bağlama, gitar, drama, resim, çini, seramik, telkari, mefruşat, aşçı çırağı, pastacılı, nikah şekeri ve süslemeciliği, iğne oyası, el nakışı, giyim, keçe aksesuarları yapımı ve kağıt rölyef kursları olmak üzere eğitim verilecek. Düzce´deki kurslara katılmak isteyen kursiyer adayları, detaylı bilgi ve kayıt için Düzce Belediyesi Beyaz Masa´ya yapılabilecek.
393870e78222
[ "c4", "culturax", "hplt2", "vngrs" ]
Gitmeyi daha önce hiç düşünmediğim, planlamadığım, büyük bir iştah duymadığım bir şehre gittim geçen hafta: St. Petersburg! İş nedeniyle bir süre Moskova’ da olduğum için, çok düşünmeden, plan yapmadan 3 günlük bir gezi için biletlerimi aldım. Nasıl Bir Şehir Bu zamana kadar hep Avrupa civarında gezindiyseniz bu şehir büyük bir Avrupa şehri onu bilin. Yani Roma’ daki gibi her yere yürüyerek gitme çabası burası için çok zor. Biz 3 günde toplam 45 km yol yürümüşüz buyurun buradan hesap edin, ki çoğunlukla metro kullanmış olmamıza rağmen. Büyüklüğünün dışında büyüleyici bir şehir. Şehri ortadan ikiye bölen Neva nehrinin bir çok kolu, St. Petersburg’ a öyle bir dağılmış ki, haritayı anlamakta zorlanıyorsunuz. Bunun yanında yapılar, müzeler, akademiler öylesine çok ve öylesine büyük ki inanmakta zorlanıyorsunuz. Tek cümle ile tarif et derseniz, köprüler ve ihtişam şehri derim. Ayrıca söylemek lazım ki, yaralı bir şehir. Çünkü Sovyet Rusya kurulmadan önce yüz yıllar boyu Rusya’ nın başkentiymiş burası. O yüzden ihtilaller , devrimler, savaşlar görmüş. 2. Dünya savaşındaki kuşatma sırasında onlarca sanat eseri yok olmuş. Şehir hala restorasyon altında. Ne Zaman Gidelim Ne zaman gitmek lazım sorusunun cevabı illa ki yaz ayları olmalı çünkü herkesin bildiği gibi, beyaz geceler efsanesi var burada. Yani belli aylarda güneş hiç batmıyor. Bunun yanında her köşe başında her sokakta 24 saat açık olan mağazalar, restoranlar ve festivaller, konserler.. Yani anlayacağınız yazın bu şehir uyumuyor. Ancak ben ekim başında gittim. Soğuktu, 8-10 derece civarı ama zaten kışlık mont ve ayakkabılarım sağlam olduğundan sorun olmadı. Kış biraz daha yaklaştığında deniz ve nehir etkisi ile o soğuk insanı ağlatır mutlaka. Yani ne zaman gidecekmişiz; mayıs, haziran-temmuz-ağustos-eylül aylarında. Gitmeden Önce –2016 yılından güncelleme, henüz Ru – TR arasındaki kriz aşılmış değil, vize hala uygulanıyor ama yakında kalkacağına inancım tam- - Türkiye’ den direk uçuş ile 3-3,5 saate St. Petersburg’ a varılıyor. Ama THY’ nin uçuş saatleri çok anlamsız. Moskova aktarmalı uçuşlar düşünülebilir. - St. Petersburg’ a vizesiz girebiliyoruz, maksimum kalış süremiz 30 gün, unutmayalım. - Rusya’ nın para birimi Ruble. 1 TL şu sıralar 23 ruble yapıyor. Bu son yıllarda pek değişmedi, bundan sonrada çok büyük farklar olmaz. Yazıdaki bu kur çevrimi geçerliliğini koruyacaktır. - Ben 3 günlük bir seyahat için gittim ama çok pişmanım 5 günlük bir seyahat planı yapmadığıma. Çünkü gez gez bitmeyen bir şehir burası. 2 günlük şehir diyen bloglara itibar etmeyiniz efendim. - Defalarca Moskova’ ya gitmiş biri olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki bu şehir Moskova’ dan daha sevecen turistler için; bir çok şey hem rusça hem ingilizce yazılı. Sokaklarda önemli turistlik mekanların ingilizce tabelaları mevcut. Restoranlarda ingilizce menü var. Yine de kiril alfabesi yanınızda bulunsun. Çünkü yürürken gördüğünüz bir binanın önündeki granit levhayı okumak isteyebilirsiniz. Belki orası Dostoyevski’ nin evidir, fark etmeden geçip gitmeyin. - Otelde kalıyorsanız mutlaka sizin adınıza Rusya polis departmanına bir kayıt yaptırmaları gerekecek. Bu ücretli bir kayıt, oteline göre değişiyor. 200-300 Ruble, evde kalıyorsanız da ev sahibinden bunu mutlaka isteyin. - Moskova yazımda belirttiğim gibi, rus polisi ve rus askeri bizim dostumuz değil. Onlardan uzak duralım Umarım sormazlar ama sorarlarsa efendi efendi pasaportumuzu gösterelim. Pasaportumuzu yanımızdan ayırmalayalım. - Ayağımıza kesinlikle rahat bir ayakkabı giyelim, benim gibi tracking ayakkabısı ile giderseniz spor ayakkabı almak için mağaza arar durursunuz sonra - Yandex çeviri ve Yandex Metro uygulamalarını telefonumuza indirelim. - Otelinizi ya da evinizi, Nevski Prospekt, Admiralteskya ve ya Sadovaya metro yakınlarında ayarlarsanız gezilecek yerlere yakın olursunuz. Sanırım en iyi konum, Admiralteskya ile Neviski’ nin kesiştiği alan. - Tarihi hakkında bilgi sahibi olmakta fayda var. O zaman mekanlar sizin için daha anlamlı olacak. Benim gibi ağzınız açık gezersiniz sonra. Bolşevik ihtilalinin ve Ekim devriminin bu şehirde gerçekleştiğini bilin. - Hava limanından ya da turist infodan 3000 Ruble civarındaki St. Petersburg kartı alalım. Bu bizi bir çok yere ücretsiz sokacak. Ama içeriği sürekli değişebilir, web sitesinden nerelere girmeye müsade ediyor bakalım. Aşağıda tek tek giriş şu kadar falan yazamayacağım hatırlamıyorum çünkü ama her müze, ev, saray, bahçe paralı ve ortalama 400-600 ruble arası değişiyor. Bu kart o anlamda avantajlı oluyor. Ayrıca metro kartı olarak da kullanılıyor. St. Petersburg Kart Ulaşım – Dolaşım: - Hava limanı şehre uzak. Bu nedenle terminal çıkışından kalkan dolmuşlara binebilirsiniz. Sanırım 39 numaralı dolmuştu, sizi metroya kadar götürecek (moskovskaya). Şehir merkezi için Neviski Prospekt durağında inmeniz yeterli. Metro ağı cidden kuvvetli. Anlayana kadar biraz zaman geçiyor ama çok şükür ki latince yazıyor. Moskova’ da yazmaz. - Taksiyle gideceğim derseniz, taksilerin pazarlık usulü olduğunu bilin, taksimetre yok. Ben şehirden 1000 ruble’ ye gittim ama limandan şehre taksi 2000 den aşağı değil. ( 50 – 100 tl) Ayrıca 1 saat sürüyor. Burası da trafik konusunda Moskova ile yarışıyor. - Şehir içinde yürümekten yorgun düşüp taksi arayacaksınız, uzunca bir süre beklemeyi göze alın. Burada da pazarlık usulü bir durum var. 2 akşam üst üste taksi kullandım birinde 1 km’ lik mesefaye 400 ruble öderken diğerinde 3 km’ lik mesafeye 300 ruble ödedim. - Yürümekten çekinmeyin çok güzel yapılar, gizli saklı müzeler, harika kanallar ve köprüler göreceksiniz ama benim gibi de ölümüne yürümeyin, dinlenmeye vakit ayırın. - Lütfen Metro’ ya binin sayın okuyucu. Çünkü dünyanın en gelişmiş metro ağlarına sahip olan bir ülkedesiniz. Metro istasyonlarını mozaiklerle süsleyen, duraklarına ise edebiyatçıların adını veren bir şehirdesiniz. Gezilecek Görülecek Yerler Genelde gezilecek yerler bilgisi vermiyorum, herkesin malumu ama bu şehir biz Türklere biraz uzak, biz daha çok Moskova’ yı biliyoruz, ne gerek varsa o nedenle buyurun belli başlı görülmesi gereken yerler. Hermitaj Müzesi Burası dünyanın en büyük resim koleksiyonuna sahip bir müze efendim. Çariçelerden biri yaptırmış. Kadın sanat eseri toplamaya bayılıyormuş, 3 milyon sanat eseri varmış koleksiyonda ama hepsi sergilenemiyor. Rivayete göre her eser başında 1 dk durulsa müzeyi gezmek 1 yıl falan alıyormuş. Burası tek bir bina değil. Bir kaç binadan oluşan 500 odalı bir kampüs. Pazartesileri kapalı, akşam 18.30 da kapanıyor. Unutmayalım. Ne görmeliyiz? 1- Da Vinci’ nin iki eseri burada. Bunları Görelim. 2- Amber’ den yapılmış odayı görelim. 3- Tavus kuşu saati mutlaka görelim. 4- Ana binanın karşında yer alan diğer binadaki Monet, Picasso, Van Gogh eserlerini mutlaka görelim. Peterhof Sarayı ve Bahçesi Bu saray, çarlar tarafından yazlık saray olarak kullanılıyormuş. Şehre 30-40 dk uzaklıkta. Neva nehri kıyısından küçük deniz otobüsü gibi bir deniz aracı ile gidiyorsunuz. Ya da karadan gitmek isterseniz Metro ile Avtovo istasyonundan dolmuşa binebilirsiniz. Metro ile gitmek daha uzun sürüyor ve çok ucuz. Deniz otobüsü 700 Ruble. Ama baltık denizini görme imkanına değer. Burası yine kocaman bir saray, görkemli, zenginlikten ölüyorum galiba pozları vermek için ideal bahçeleri var. Vaktim çok dardı, saraya giremedim bir daha ki sefere bıraktım ama bahçeyi gezmek başlı başına 1 saat alıyor. Yani buraya da yarım gün ayrılabilir. Buranın en karakteristlik özelliği motor kuvveti ile değil, basınç ile çalışan ve sarayın her yerini çevrileyen şu aşağıda görmüş olduğunuz fiskiyeler. O adamın ne yaptığını ben de anlayamadım. Voskresenia Khristova Kilisesi ( Dökülen Kan Kilisesi) Bu klise Moskova’ daki o meşhur tüm dünyanın bildiği Deli İvan ( St. Basil) klisesine benziyor. Bir de anlatır dururlar Moskova’ da yok efendim Çar, bunu yapan mimarın gözlerini kör etmiş bir daha aynısını yapamasın diye. Ama bakanların da gözlerini kör etmemiş ya, yapmışlar işte benzerini . Açıkçası belki bu kilise bulunduğu konum itibariyle olacak ki, ( sıkışık bir alanda) Moskova’ daki kadar büyüleyici gelmedi bana. Ama gerçekten devasa gerçekten harika. Tam foto çekilmelik, o kadar gelmişsiniz bu şehre mutlaka gidin sizin de bir kilise önü fotonuz olsun. St. Isaac Katedrali Bizim gençler neden buraya ishak paşa deyip duruyorlar ama akıldı kalıcı oluyor. Bu katedral efendim, işte bu katedral, bacak kaslarımın benden ayrılıp tek başlarını eve çıkmalarını sağlayacak kadar geliştirdi. 250 basamaklık, panaromik terasına çıkacağım diye ne badereler atlattım bilemezsiniz. Ama o manzarayı görmek paha biçilimezdi gerçekten. Girişi 800 ruble. Devasa büyük bir yer, Vatikan’ daki St. Petrus bazalikası bu yapının kardeşi gibi. Her bir yerinden altın fışkırıyor kilisenin, anlamsız bir gösteriş. Gerçi ortodoks hristiyan kiliseleri katoliklere göre daha ihtişamlı oluyor. Para var huzur var işte Mariinskiy Tiyatrosu Bir insan hayatında kaç defa, Çaykovski’ nin Kuğ Gölü Balesi ‘ ni ilk defa sergilediği mekanda, bir oyun, bir bale, bir opera izleme fırsatı bulur? Ben bulamadım Ama bulacağım. Biletler çok önceden tükeniyormuş ben de çok spontane bir gezi ile gittiğim için içine giremedim ama benden size tavsiye burada mutlaka bir şey izleyin. İçerisi çok güzel. St Petersburg, “allam sanattan ölcem” şehri demiş miydim? Faberge Yumurtaları Müzesi Neydi bu Faberge yumurtaları, bilir misiniz? Hani şu hollywood filmlerinde çalınmaya teşebbüs edilen, eşi benzeri olmayan, değer biçilemeyen yumurtalar. İşte bu yumurtaları yapan aile, St. Petersbug’ lu ve bu nadide mücevherler her yıl Romanov hanedanına gönderiliyormuş. Bolşevik ihtilalinde bu firma kapatılmış, şimdi müze. Gitmek ve zenginlik nedir görmek lazım. Paraya kıyarsanız 100-200 TL’ ye taklit yumurtalardan bulabilirsiniz. Peter & Paul Kalesi Nehir kenarında durup manzaraya bakarken bu yapıyı uzaktan göreceksiniz. Burası kale, kilise ve hapishaneden oluşan bir kompleks. Nehir üstünde köprülerle bağlanmış bir ada. İçindeki kilise etkileyici ama devrim yapmaya kalkışan ve Rus Çarı tarafından öldürülen ihtilalcilerin tutulduğu hapishane daha etkileyici. Daha önce bir hapishaneye girmemiş biri olarak, korkudan öldüm. İnsanlıktan utandım. Yürüyerek ulaşılabilir.2 Köprü geçmeniz gerekecek. Katerina Sarayı ve Bahçesi Burası Hermitage ‘ dan sonra “amann bu muymuş ” diyeceğiniz bir saray olduğu için, belki de önce burayı görmek de fayda var. Ama bahçesi inanılmaz güzel. O bahçe de oturan insanları gördükçe, acaba bu şehirde çalışabilir miyim diye düşündüm. Öğle aralarında öyle bir parkta takılmak harika olabilirdi. Kazan Katedrali Efendim Rus’ lar gerçekten abartıyı sever. Bunu her yerde görürsünüz. O nedenle bu şehir abartının parladığı bir şehir. Ama bize ne? Biz turistiz ve değişik şeyler görmek için geziyoruz. O yüzden daha da büyüğünü, daha da kırosunu daha da altınını yaparlarsa biz de ağzımız açık izleriz. Kazan katedrali de büyüklerden biri, yani o kadar büyük ve o kadar merkezi ki, Neviski caddesi üstünde burayı görmeden geçmeye imkan yok. Giriş de ücretsiz çok şükür. Buyurun girin, hem soğukta gittiyseniz ısınırsınız. Ama şimarmayın, gürültü yapmayın, ibadet devam ediyor bir yandan. Bu ana mekanlar dışında, gezilecek görülecek sanırım yüzlerce mekan var. Ama bu şehirde Dostoyevski’ nin yaşadığını ve Suç ve Ceza’ yı burada yazdığını, bir de üstüne üstlük Raskalnikov’ un evinin neresi olduğunu insanlara söylediğini biliyor musunuz? İşte oralar da gidelecek yerler arasında, eğer bizim gibi Rus Edebiyat’ ı hayranı iseniz tabi. Ve üstüne üstlük sanat ve edebiyat şehri olan St. Petersburg’ da Puşkin ‘ in Gogol’ un ve onlarca ünlü mimarın onlarca ünlü sanatçının evleri, eserleri var. İşte bu yüzden ben bu yazımı ; St. Petersburg Sanattan Ölme Rehberi olarak adlandırdım. Yemek – İçme Bu konuya başka yerlerde daha detaylı giriyor ve yemek konusuna özel ihtimam gösteriyorum . Ama bu şehirde gezmekten oturup doğru dürüst bir şey yiyemedik ki O nedenle size rusyada yemek yemek ile ilgili bir kaç tavsiye vereyim, siz mutlaka yiyecek bir şeyler bulursunuz. Efendim Rus mutfağı diye bir şey yok. Varsa da kimse sevmiyor ki hiç bir yerde bulamazsınız. Bu arkadaşlar bir borch çorbası bilirler, bir pankek bilirler bir de içinde haşlanmış yumurta yüzen St. Petersburg çorbası bilirler. Denemek isteyen buyursun denesin. Ama Rusya restorancılık konusunda ileri bir memleket. O nedenle burada yediğiniz herşeyden memnun kalacağınıza eminim. Bu abiler, İtalyan yemeklerini iyi yaparlar, bu abiler Gürcü yemeklerini iyi yaparlar ki, mantı ve haçuburiyi şiddetle tavsiye ederim. Yine bu abiler harika steak yaparlar. Sırf yemekleri nedeniyle bile “yaşanır arkadaş ” burada diyebilirsiniz. Yemekler tabi ki mekana göre 600-2000 ruble arasında oluyor. Bu şehir Moskova’ dan farklı olarak çok ingiliz ve alman turist aldığı için her yerde pub göreceksiniz. Çok da güzel biralar var. Deneyin derim. Bir de bu şehir rooflar şehri. Yani mutlaka üst katlardaki bir restoranda yemek yiyin derim. St. Petersburg’ da sürekli yürüme halindeyken, daha önce hiç bir şehirde görmediğim doblo arkası baristalara ba-yıl-dım!!! Her köşe başında bir “vanı”ın arkasında hiç de basit olmayan, kocaman bir kahve makinesi ile çeşitli kahveler yapıyorlar. Çok lezzetli, soğukta iç ısıtan harika enstane bunlar. Benim yürümekten gece hayatına bakmaya fırsatım olmadı ama sanırım Moskova bu konuda bir adım öndeymiş. Başka Başka? Kanalların üzerine kurulu bu koca şehirde başka ne yapılır ? - Tekne turları yapılır, gece yarısı açılan köprülerin altından geçen teknelere binmek için biletinizi gündüzden alın. 500-1000 ruble arası turlar. - Hediyelik eşya dükkanları gezilir ama alışveriş yapılmaz onlardan. Çünkü dalga geçer gibiler. Bir dükkanda 500 rubleye magnet gördüm, koşarak uzaklaştım. Ama Kanlı kilise’ nin hani şu renkli olan kilisenin arkasında bir pazar var. Oraya gidin bak, orada pazarlık falan da yapın. İstediğiniz tüm hediyelik zımbırtıları oradan alabilirsiniz. - Hediyelik olarak ne alınır; magneti falan aldıysanız Rusya’ ya özel şeylere bakabilirsiniz. Mesela kalpaklar. Mesela Faberge yumurtaları, matruşkalar, rus şalları, sovyet askeri şapkaları. - Vodka alınır, harika şaraplar ve biralar içilir. Bol bol yürünür. - Sezon indirimlerine denk geldiyseniz ucuza kozmetik alış verişi yapılır. - Yine sezon indiriminde outdoor / spor malzemeler satan dükkanlardan çok ucuza çok kaliteli markaların ürünleri alınır. Bu tavsiyeyi de başka blogta bulamazsınız hadi yine iyisiniz. - Gezimizin bütçesi uçak hariç 250 dolar. Belki düşük sezon olduğu içindir. Ama Moskova’ dan daha ucuz bir şehir burası. İş bu rehber sayın okuyucu, sadece önden bir girizgah içindir. Ben doyamadım..Haziran için biletlere bakmaya başlıyorum bile, siz de bakın bence. Beyaz gecelerde buluşmak üzere. Kaynak kardeş sitemiz:http://bavulhazir.com/stpetersburg-gezi-rehberi/
0a266d4b5e3a
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
Periferik sinirler; Merkezi sinir sistemi dışında olan sinir uzantılarıdır. Medulla spinalisin ön boynuz motor hücrelerinden başlayarak kasta sonlanan motor lifleri, çevreden medulla spinalise giden duyu lifleri ve otonomik lifleri içerir. Motor (efferent) lifler: Merkezi sinir sisteminden gelen impulsları, iskelet kaslarına ileterek istemli kas fonksiyonunu sağlar. Duyu (afferent)lifler: En çok deri ve kas olmak üzere çevreden gelen duyu impulslarının merkezi sinir sistemine iletilmesini sağlar. Otonomik(efferent)lifler: Trofik fonksiyonları kontrol eder. Periferik sinir lezyonlarında; Kaslardan istemli ve refleks cevaplar alınamaz. Kasların tonusu ve tendon refleksleri kaybolur. Kas atrofileri ve diğer trofik bozukluklar ile birlikte batıcı ağrılar, karıncalanma ve iğne batması hissi gibi paraesteziler görülebilir. Sinir dejenerasyonu ile ilgili sınıflandırma şu şekilde yapılır; Nöropati: Primer olarak sinir hücresinin gövdesini Aksonopati: Sinir hücresinin aksonunu Myelenopati: Myelini ve schwann hücrelerini etkileyen bir durumdur. Değişik nedenlere bağlı periferik nöropatilerde meydana gelen sinir lifi dejenerasyonu başlıca iki grupta toplanır. Aksonal dejenerasyon: Doğrudan aksonun periferik kısmının etkilenimidir. Periferik sinirlerin lokal bir nedene bağlı lezyonuna "Wallerian Dejenerasyonu" adı verilir. WD’da distal aksonal harabiyet ve hücre gövdesinde merkezi değişiklikler görülmektedir. Lezyonu izleyen 24 sat sonunda lezyonun distalindeki bölümde aksonal dejenerasyon oluşmaya başlar. Myelinli liflerde myelin dejenerasyonu başlar. Sinir iletim hızı 4. günde kaybolur. Segmental demiyelizasyon sürecinde, başlangıçta aksonun yapısı normaldir. Primer olay schwann ve miyelin kılıfının lezyonu şeklinde başlar. Periferik sinir yaralanmalarının etkileri, motor, duyu ve otonomik liflerin harabiyetine göre farklılık gösterir. Bu liflerin kesilmesi ile inerve edilen kaslarda aktif hareket kaybolur. Kas liflerinde ilerleyici değişlikler oluşur. Histolojik olarak çizgili kasın çizgili görünümü silikleşir. Kas liflerinin yerini yavaş yavaş fibröz doku alır. Eğer reinervasyon olmamışsa 2 sene sonra tam fibrozis gelişir. Kas atrofisi özellikle ilk 3 aydan sonra hızla ilerler. Kas tonusu azalır veya kaybolur. Bu durum çok ağır vakalarda atoni şeklindedir. Bu sinir liflerinin tamamen kesilmesi sinirin inerve ettiği bölgedeki deri duyusunun tamamen kaybolmasına neden olur. Duyu kaybı hipoestezi veya anestezi şeklindedir. Ayrıca devamlı veya aralıklı olarak ağrı veya paraesteziler görülebilir. Paraestezi genellikle uyuşma, iğnelenme ve karıncalanma hissi şeklinde olabilir. Ağrı ise değişik şekillerde olabilir. Kozalji olarak bilinen yanıcı tarzdaki ağrılara da rastlanabilir. Bu liflerin kesilmesi ile gelişen trofik bozukluklar dokularda beslenme ve metabolik aktivitelerin bozulmasına bağlı olarak gelişir. Bu belirtiler median , ulnar ve siyatik sinir felçlerinde belirgindir. Deri kuru, parlak , kabuklu bir görünüm alabilir. Tırnaklar çabuk kırılır. Ödem, siyanoz, solukluk ve ülserasyonlar görülür. Sinir yaralanmaları harabiyet derecelerine göre 3 gurupta toplamıştır. Dejeneratif olmayan bir lezyondur. Schwann zarı ve akson sağlamdır. Sinir üzerine olan bası nedeniyle sinir iletimi ve impulsların geçişi kesilmiştir. Kısmi duyu kaybı olabilir. Bası ortadan kaldırılınca tam iyileşeme görülür. Terzilerde devamlı bacak bacak üstüne atmaya bağlı olarak gelişen peroneal sinir felci veya koltuk değneği kullananlarda aksillar basıya bağlı olarak gelişen brachial sinir felci örnektir. Wallerian dejenerasyonunu izleyen akson harabiyetine rağmen schwann zarı sağlamdır. Motor ve duyu bozukluğunun görüldüğü dejeneratif bir lezyondur. Kaslar eklemler ve deri iyi durumda korunursa iyileşmenin tam olması beklenir. Lezyon çok proksimalde değilse günde 1-2 mm hızla sinir lifleri rejenere olur. Hem akson hem de sinir kılıfı harabolmuştur. Sinir uçları dikilirse aksonlar perifere doğru büyürler. Rejenerasyon çok zayıftır. Bu kısımda biraz skar dokusu kalabilir. Bir sinir yaralandığı zaman, santral kısımdan 1-2 cm geriye doğru redrograd bir dejenerasyon oluşur. Bu durum genellikle en yakın ranvier boğuma kadardır. Distaldeki sinir kısmı da dejenere olur. Sinirde dejenerasyon 14-21 gün sonra başlar. Bu nedenle daha önce uygulanan elektrodiagnostik testler doğru sonuç vermeyebilir. Spinal corddan toplam 31 çift spinal sinir çıkar. Spinal sinirlerin kendi aralarında kompleks bağlantıları vardır ve bu bağlantılar pleksus olarak adlandırılırlar. T2-T12 arasındaki spinal sinirlerin daha basit bir yapıları vardır. Fazla dallanma göstermezler. Pleksuslar; Servikal Pleksus Brachial Pleksus Lumbal Pleksus Sacral Pleksus Boynun derin kaslarını innerve ettiği için klinik muayenede motor sendromu bulmak güçtür. Tam lezyonunda dahi brachial plexus tarafından innerve olan trapez ve SCM kası ile kompanse edilebilir. Klinikte “Frenik” sinir lezyonlarına sık rastlanır. Frenik sinir, göğüs ameliyatı, travmalar ve enfeksiyonlarda lezyona uğrar. Tek taraflı lezyonunda hemidiyafram parezisi olur, klinik olarak pek farkedilmez. Çift taraflı frenik sinir parezisinde istirahat ve eforla gelen dispne vardır. Üst göğüs solunumu artar, solunum sırasında karında hareket görülmez. Zamanla pulmoner ventilasyonda adaptasyon sağlanırsa da hasta karnını şişiremez, şarkı söyleyemez, bağıramaz. Obstetrik Nedenler Trafik kazaları Ateşli veya kesici silah yaralanmaları İş kazaları Spor kazaları Travmaya sekonder Brachial Nöritis Omuzun inferiora subluksasyonu Cerrahiye bağlı yaralanmalar Basıya neden olan anevrizma gibi vaskuler sorunlar Koltuk değneği ile bası Kuvvet kaybı Refleks değişiklikler Duyu kaybı Vazomotor ve trofik değişiklikler Otonomik değişiklikler Brachial Pleksusun en çok üst kısmı zedelenir. C5-6’da zedelenme vardır. Genellikle zor doğumlara bağlı olarak çocuklarda görülür. Biceps, deltoid, brachioradialis,infraspinatus, brachialis, rhomboid ve teres minor kaslarındaki paraliziye bağlı olarak gelişir. Bu hastalarda görülen kolun sarkık durumda add. ve int. Rotasyonda , ön kolun pronasyonda, el bileğinin de bir miktar fleksiyonda kaldığı pozisyon “bahşiş pozisyonu” olarak tarif edilir. Genelde alt ve üst brachial plexus lezyonları ile birlikte olur. Semptomları M. Triceps paralizisi ve el bilek ve parmak ekstensörlerinin zayıflığıdır. C8,T1 lezyonudur. Düşmelerde, abduksiyondaki kolun traksiyonu veya zor doğumlarda görülür. Elin intrinsik kasları, bilek fleksörleri, parmakların uzun fleksörleri çalışmaz. Pençe el deformitesi görülür. Horner sendromu görülebilir. Bir tek siniri içeren lezyonlarda oluşan semptomlar lokalizedir. Omuz üzerinde yük taşıma gibi devamlı basınç sonucu veya supraklavikular ve aksillar yaralanmalarda N.Thoracicus Longus zedelenmesi görülebilir. M.Serratus anterior paralizisi ile kol fleksiyon pozisyonundan başın üzerine kaldırılamaz ve skapula alata görülür. N.Axillaris, humerus boyun kırıklarında, dislokasyonlarında travma ile zedelenebilir. Deltoid ve teres minör kaslarındaki paraliziye bağlı olarak kolun abd. ve ekst.rotasyonu zayıflar. N.Axillaris, humerus boyun kırıklarında, dislokasyonlarında travma ile zedelenebilir. Deltoid ve teres minör kaslarındaki paraliziye bağlı olarak kolun abd. ve ekst.rotasyonu zayıflar. Omuz dislokasyonları, humerus kırıkları, kol üzerinde şiddetli travmalar, radius boyun kırıkları ve Cumartesi gecesi felci, tümör veya kemik tüberkülozu nedeniyle zedelenebilir. N.Radialis yaralanmalarında: Ekstansör paralizi, başparmak proksimal falanksı, el bileği ve önkolun ekstansiyonu zayıflar El bileği fleksiyona, el pronasyona gider El bileği fleksiyonda olduğu için yeterli kavrama ve yumruk yapma zordur Triceps ve radial refleksler alınmaz Servikal kord ve brachial pleksus lezyonları median siniri de içine alabilir. Kol, önkol, bilek ve eli içeren trafik kazalarında, kurşun yaralanmalarında, ulna dislokasyonlarında veya dirsek eklemi ve distal radius kırıklarında sinirde zedelenme olur. Lezyon; Bilek fleksör, pronator ve tenar kaslarının felci Ön kol pronasyonu zayıflar veya kaybolur. El bilek fleksiyonu zayıflar, el ulnar deviasyona gider. Başparmak opozisyon ve abduksiyon yapamaz. (Maymun eli deformitesi) II. Ve III. Parmaklar MCP eklemlerden itibaren hiperekstansiyonda, PIP eklemlerden itibaren ise fleksiyondadır. Tenar kaslar atrofiktir. Elde yakalama fonksiyonu zayıftır. Median sinirin innerve ettiği alanlarda duyu bozukluğu görülür. Avuç içinde deri kuru, soğuk, renksiz ve serttir. Tırnaklar çabuk kırılır, yaralar geç iyileşir. El bilek seviyesinde karpal tünelde median sinirin sıkışması sonucu gelişir. En yaygın görülen tuzak nöropatisidir. Başlıca yakınma elin ilk üç parmağında özellikle geceleri artan parestezi ve ağrıdır. Median sinir sempatik liflerden zengin olduğu için ağrı omuza kadar yayılım gösterebilir. Motor dalların etkilenmesiyle tenar kaslarda kuvvet kaybı ve atrofi gelişebilir. Atrofi en iyi abduktor pollicis brevis kasında gözlenir. Başparmak abduksiyonu ve oppozisyonunda güç kaybı oluşabilir. N.Ulnaris zedelenmesi sonucu; Pençe el görülür. Bütün parmaklarda abd. ve add. kaybolur. 4 ve 5. parmaklarda fleksiyon kaybı, Hipotenar ve interosseal kaslarda atrofi oluşabilir. Bilek fleksiyonu zayıflar, ulnar deviasyon yapılamaz. Duyu bozukluğu elin unlar tarafındadır. Ulnar sinirin dirsek eklemi düzeyinde sıkışma sendromudur. Karpal tünel sendromundan sonra en sık görülen sendromdur. Klinikte, tuzaklanmaya bağlı erken bulgu son iki parmağa yayılan parestezilerdir. Sonraları dirsekten önkola yayılan ağrı eklenir. Erken dönemde zaaf gelişirse, bu el parmaklarının addüksiyon yapamaması şeklindedir. Önlem alınmadığı takdirde elde zayıflık ve atrofi gelişir. Ulnar oluğu sığ olan kişilerde, dirsekleri sert yere dayama veya dirsek altta kalacak şekilde yatma gibi alışkanlıklarda basıya bağlı ulnar nöropati görülebilir. Dirsek palpasyonunda Tinel belirtisi saptanabilir. Median ve ulnar sinir sıklıkla birlikte yaralanır. İki sinirin total paralizisinde; El bileği hafif hiperekstansiyonda ve radial deviasyondadır. Maymun eli deformitesi görülür,baş parmak çok az abduksiyondadır. Parmakların proksimal falanksları ekstansiyonda son iki falanksları fleksiyondadır. Parmaklara fleksiyon yaptırılamaz. Bütün parmakların abd ve adduksiyonu kaybolur. Tenar ve hipotenar kaslarda atrofi ve duyu bozukluğu görülür. Trofik bozukluklar tırnak deformitesi ,deride kuruluk soğuklukla karekterizedir,siyanoz ve ödemde oluşabilir. Derindedir,ancak kırıklarda dislokasyonlarda,kurşun yaralanmalarında zedelenebilir. Klinik görünüm lezyonun seviyesine ve durumuna göre değişiklik gösterir. M.iliopsuas paralizisine bağlı olarak kalça fleksiyonu yapılamaz. N. Femoralis lezyonunda; M Quadriceps paralizisi ile diz ekstansiyonunun olmaması öne yürümeyi güçleştirir,arkaya doğru yürüme daha kolaydır. Uylukta anterior yüzde belirgin atrofi görülebilir. Sinirin gittiği yerlerde duyu bozukluğu olabilir. N.Obturatorius zedelenmesi genellikle n.femoralis ile birliktedir. Kalça eks. rotasyon ve add.zayıflar,bacak bacak üstüne atma güçleşir.Duyu bozukluğu uyluğun medialindeki orta kısımda küçük bir sahadadır. Çok ender olmakla birlikte kurşun yaralanması , pelvis kırığı gibi nedenlerle sacral pleksusta lezyon görülebilir. N.Gluteus superior lezyonunda kalça abd. zayıflar gluteus medius yürüyüşü görülür. N.Gluteus inferor lezyonunda; hastanın oturma pozisyonunda ayağa kalkma, koşma, zıplama merdiven çıkma zorlaşır,gluteus maksimus yürüyüşü görülebilir. N.İschiadicus zedelenmesi sonucu; Diz fleksiyonu kaybolur Bütün bacak ve ayak kaslarında paralizi olur,hasta ayakların ve topukların üzeride duramaz Aşil ve plantar refleksler kaybolur Paralizili kaslarda atrofi gelişir Bacak ve ayağın dış kısmında duyu bozukluğu görülür N.Peroneus communis zedelenmesi ile düşük ayak deformitesi gelişir Ayak eversiyonu kaybolur Aşırı kalça ve diz fleksiyonu ile yürür. (stepaj yürüyüşü) N.Tibialis zedelenmesinde; Ayağın plantar fleksiyonu ve inversiyonu kaybolur Parmak flek, abd ve add yapılamaz Yürüme zor ve yorucu olur Dorsi fleksörlerin çalışması ile pes kavus gelişebilir Ayrıca atrofi ve vazomotor değişiklikler görülebilir YARD. DOÇ. DR. MUSTAFA AKGÜN DR. ZEHRA AKGÜN DOÇ. DR. HAKAN KAYALI YARD. DOÇ. DR. MUSTAFA AKGÜN
8ac6fc24f4ca
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
Bireysel kullanım için geliştirilmiş, İdeomotorik Training, Mental Training, Nöromuskuler Education tanımları altında çalışan, Nöroplastisite sayesinde Beyin ve Sinir Sisteminde Reorganizasyon sağlayan, EMG sinyallerini takip eden çift Mikroproçessör kontrollü medikoteknik bir cihazla yürütülen metodolojik beyin programlaması yapan, ve beyindeki öğrenme mekanizmalarını harekete geçiren bir cihazdır. Düşünce ile çalışır, etkisi doğrudan beyindeki öğrenme merkezleri üzerinde kalıcı programlama şeklinde olmaktadır. Mentamove ile öğrenilen hareketler kalıcıdır. Beyin, Omurilik, Periferik Sinirlerin Felçleri Beyinde meydana gelen tüm hasar bırakan durumlar, hipoksi, travma, kanama, infarktüs, tümör, abse, menenjit, ensefalit, koma, uzamış koma, ameliyat sonrası kalan felçlerde. Omurilikte meydana gelen tüm hasar bırakan durumlar, hipoksi, travma, kanama, infarktüs, tümör, abse, menenjit, miyelit veya ameliyat sonrası kalan felçlerin rehabilitasyonunda. Periferik sinirlerin kesi, hasarı, zedelenmesi sonrası kalan felçlerde. Kafa çifti sinirlerinden Fasiyalis, Okulomotorius, Hipoglossus sinirlerinin zedelenmesinde. Özel Tanılı Bazı Hastalıkların Sekelleri Şu Şekildedir. Özel eğitim almış sağlık personeline ilave olarak kişisel kullanımda daima hastalar kendileri kullanırlar. Onlara yardımcı olabilecek kişiler, eğitimli sağlık personeli hastane ortamında uygulamalarda hem yönlendirici hem uygulayıcı hem de ev programlarını uygulayacak kişilere eğitim verirler. Sağlık personelinin sertifika alması zorunludur. Ev ortamında uygulamaları yapacak olan aile bireylerine sertifikası olan sağlık personeli tarafından birebir eğitim verildikten sonra hasta yakını evde uygulama yapabilir. Şimdiye kadar tedavi olan hastaların %80'den fazlası evlerinde kullanarak tedavilerini tamamlamışlardır. Mentamove ile tedavisini tamamlama başarısını gösteren hastalar; iyileştirmeyi hedefledikleri kaslarını tekrar kullanmayı öğrenirler. Bazı olgularda %100'e ulaşan sonuçlar alınmaktadır. Minimum başarı dereceleri önerilen süreyi tamamlamalarına rağmen %60 performansta artışıdır. Tam başarıya ulaşmak için kontrollerde önerilen ek egzersizleri yapmak zorunludur. Bizim hedefimiz daima %100 başarıya ulaşmaktır. Bunu hastalarımızdan da bekliyoruz. Performans eksikliğinde gerekli performans desteklerini önermekteyiz. Sonuç olarak beyinde birçok merkezin yeniden programlandığını ve eski faaliyet alanların yeni alanlara programlandığını görmekteyiz. Mentamove ile tedaviye başlamanız için prensip olarak hastalığın eski olması engel değildir. İyileşmeyi kendine hedef edinen hastalar için bir sınırlama yoktur. İyileşme süreleri bakımından ve hastalığın seyri bakımından değerlendirdiğimizde şöyle düşünülmelidir. Tedaviye ne kadar erken başlanırsa o kadar çabuk yanıt alınır. Geciktikçe tedavi süresi uzar. Performans artışı ve iyileşme süresi bireyin kendi kişisel çabası ile doğru orantılıdır. Mentamove - Mental Training YARD. DOÇ. DR. MUSTAFA AKGÜN DR. ZEHRA AKGÜN DOÇ. DR. HAKAN KAYALI YARD. DOÇ. DR. MUSTAFA AKGÜN
c73f3680b02a
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Malta, İngilizce öğrenirken güneşin parlak yüzünü de her zaman görebileceğiniz bir ülke. Tarih boyunca bir çok uygarlığı içinde barındırmış olan ülkede eğitim aldığınız sürece keşfedecek öyle çok şeyiniz olacak ki! Malta’da iki resmi dil var; Maltaca ve İngilizce. Özellikle dil eğitiminde son yıllarda en çok tercaih edilen ülkelerden biri Malta… İkliminin yumuşak olması, fiyatlarının ülkemize yakınlığı ve eğitim giderlerinin diğer ülkelere göre daha uygun olması, Malta’nın eğitim destinasyonu olarak tercih edilmesinin önemli nedenlerinden. Malta, görkemli tarihi, eğlenceli gece hayatı, doğal güzellikleri ve sıcak Akdeniz kültürünü her yerde hissedeceğiniz atmosferi ile İngilizceyi öğrenmeniz için harika bir tercih olabilir! Dil Okulları Malta özellikle yaz dönemlerinde öğrencilerin dil eğitimi için en çok tercih ettiği destinasyonlardan biridir. Yerel dil okulları dışında dünyanın önde gelen dil okullarının şubeleri Malta’da bulunmaktadır. Dil okullarında sunulan programlar; Genel İngilizce : Haftada 20 ders içerir. Yoğun İngilizce : Okula göre değişkenlik gösterebilir genellikle haftada 30 ders sunulur. IELTS Hazırlık Programları : IELTS sınav tekniklerini, sınavda karşılaşabileceğiniz soru tiplerini ve konuşma-yazma-dinleme-okuma gibi bölümleri içeren bir hazırlık programıdır. Malta’da dil eğitimi alırken birden fazla konaklama seçeneğiniz mevcuttur. Özellikle yaz dönemlerinde öğrenci yurtları ve öğrenci evleri en çok talep görenler arasındadır. Bunun dışında aile yanında konaklama ve hostel ve otel konaklaması da seçenekler arasındadır. Yaz Okulları 12-18 yaş grubu gençler için dizayn edilmiş yaz okulu programları genellikle özel dil okulları tarafından sunulur. Genel ingilizce programlarının aktivite ve çevre gezileri ile zenginleştirilmiş halidir. Öğrenciler genellikle aile yanında veya yurtta konaklarlar. Yaz döneminde hem tatil yapmak hem de ingilizcenizi geliştirmek istiyorsanız Malta en iyi seçeneklerden birisidir. Malta’da çalıştığımız dil okullardan bazıları; - EC English - Linguatime - Inlingua - Sprachcaffe Malta’da Sosyal Hayat Malta turistik bir ada olduğu için sosyal hayatı oldukça hareketli. Hem kültürel hem de gece hayatı anlamında yapacağınız geziler için bizim önerilerimiz; La Dolge Vita Restaurant St Julian’s ta bulunan restoranda hep lezzetli yemekler yiyip hem de terasın tadını çıkarabilirsiniz. St John Manastır ve Katedrali Gozo-Azure Window UNESCO koruması altında olan Mavi Pencere’ye ziyaretler kontrollü olarak gerçekleştiriliyor. Hugos Lounge Bar Splush & Fun Waterpark Malta Ulusal Tiyatro Valleta Waterfront Bar Native Türkçe müzik dinlemeyi mi özlediniz? Bar Native’de özleminizi giderecek kadar Türkçe dinleyebilirsiniz! ativemalta.com
b3e4ba0a5e9b
[ "c4", "fineweb2", "hplt2" ]
Kanada’da diploma veya sertifika programlarının kabul koşulları lisans ve master program kabul koşullarına göre daha esnektir. Kolej ve üniversite kolejleri bünyesinde bir çok program seçeneği bulmanız mümkün. Kolejlerde sunulan programlar arasında, yüksek lisans düzeyinde, süreleri 8 ay ile 24 ay arasında değişen ‘post-graduate sertifika programları’ da bulunuyor. Bu programlara kayıt için 4 yıllık lisans derecesine sahip olmanız gerekiyor. Diğer yandan master programlarına göre kabul koşulları daha esnek. ‘Post-graduate sertifika programları’ hakkında detaylı bilgi için form doldurabilir veya bizi arayabilirsiniz. • Üniversite Kolejleri: Bu okullar iki türlü eğitim imkanı sunar: 4 yıllık akademik programlar ya da mesleğe ve iş dünyasına yönelik, teoriden çok pratik ağırlıklı programlar. Eğitim kalitesi açısından üniversiteler ile aralarında bir fark bulunmaz, ancak program seçenekleri üniversitelere kıyasla daha sınırlıdır. Ayrıca yüksek lisans programları da çok kısıtlı bölümlerde sunulur. • Community Colleges / Teknik okullar (Devlet okulları): 1-3 yıl arasında değişen sürelerde diploma ve sertifika programları edinebileceğiniz yüksek ve teknik okullardır. Bu okullarda sertifika ve diploma programları, post secondary (lise sonrası) ve post graduate (yüksek eğitim sonrası) alanlarında sunulur. Öğrenciler, CO-OP (oku-çalış) seçeneği sayesinde okudukları süre içerisinde çalışarak profesyonel iş deneyimi kazanma şansına sahip olurlar. Bu çalışma dönemi ücretli ya da ücretsiz olabilir. Bu okullarda bazı spesifik alanlarda 4 yıllık lisans programları da bulunmaktadır. • Kariyer Kolejleri: Eyaletler tarafından onaylı ve sürekli denetlenen, mesleğe yönelik özel teknik ve meslek okullarıdır. Kariyer kolejleri spesifik alanlarda uzmanlaşmak isteyen öğrencilere pratik yapma imkanı da sağlayan özel okullardır.
b15e40df4268
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
İş Kavramları Koçluk Okulu, 14 yılı aşkın süredir farklı sektörlerde edindiği deneyimleri koç yetiştirme alanına aktarmak amacıyla İş Kavramları bünyesinde Nisan 2012’de hayata geçmiştir. Sektörde uzun süredir farklı alanlarda aktif koçluk yapan İş Kavramları eğitmenleri tarafından hazırlanan eğitim içerikleriyle, sektöre tam donanımlı koçlar yetiştirmeyi amaçlamaktadır. Koçluk Okulu’nun amacı koçluk becerilerini kazandırmanın yanı sıra, kişilerin bu mesleğe geçiş yaparken ihtiyacı olan satış, sunuş, markalaşma gibi konularda katılımcıları donatmaktadır. Ayrıca kişilere özellikle kurumsal koçluk çalışmaları sırasında tam güvenle kullanabilecekleri bir değerlendirme ve gelişim aracı olan TriMetrix’ten yararlanmaları için ihtiyaçları olan altyapıyı sağlamaktadır. Temel koçluk eğitimi olan “360° Profesyonel Koçluk Programı” ICF’ten CCE onaylı olup, 25 saat Temel Yetkinlik, 5 saat Kaynak Gelişimi olmak üzere toplam 30 saati kredilendirilendirilmiştir. Koçluk Okulumuz, temel koçluk eğitiminin tamamlanmasının ardından farklı uzmanlık programları ile koç adaylarını yeni mesleklerine hazırlamaya devam etmektedir. Farklı kurumlarda koçluk eğitimlerini tamamlayan kişilerin de katılabileceği uzmanlık programları ve farklı konu başlıkları ile gerçekleştirilen periyodik birliktelikler koçların sürekli gelişimine destek vermektedir.
ddbb72927f68
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Porno film izlerken bir çoğumuz kendimizi tutamayıp partnerimizle yada fiziksel yöntemle boşalırız. Sağlıklı bir kişinin bunu yapması zaten gerekmektedir. Bunu kendinde eksiklik gören kişilerin daha doğrusu bunu yapmayan kişilerin ileride yaşadığı cinsellik anlamında sağlık sorunu çok kötü boyutlara gelmektedir. boşalma porno kavramı birbirini tamamlayan kavramlardır. Porno film boşalmak için izlenir. Partnerinle izlerken bile olayın akışına kapılarak çoğu zamanda eşinin yapamadığı etkiyi porno filmler kişiye yapabilir. Porno filmleri kaliteli ve rahat bir şekilde izlemek için brazzers porno siteleri gibi istediğimiz içeriği anında bularak, eşimizle yada yalnız olduğumuzda bizi rahatlıkla boşaltabilecek içeriğe ulaşmaktayız. Kişi bazı zamanlarda eşi olsa dahi amatör porno film izleyerek boşalmayı daha çok isteyebilir. İnsan sürekli aynı ilişkiyi istemez bazı zamanlarda hayallerindeki ilişkiyi yaşarlar. Bu hayalleride bu tür siteler sayesinde daha farklı boyutlara ve daha güzel hale getirmemizi sağlarlar. İzlediğimiz porno filmlerde doktor porno filmleri gibi enterasan aslında günümüzde olan ama asla duyulmayan yada çok az duyulan doktor ile hasta ilişkisi yada doktor ile hemşire ilişkileri vardır. Muayene giden bir hastanın doktoruyla ilişkisini görmek istememiz ve bunu izlemek istememiz bizim için gayet doğaldır. Doğal olduğu kadar izlemekte tabide isteriz. Doktorlar bize hep farklı tipler olarak geldi onları seks yaparken görmek bizi oldukça etkiler. Doktor kadınları gördüğümüzde onları daha sert değilde onlarında insan olduğunu hatırlayarak onlarla çeşitli fanteziler kurup türbanlı porno hayallerimizi süsleyebiliriz. Bunu sağlayan bu tür sitelerde içerik o kadar zengindir ki hayallerimizi her an farklı bir şekilde genişletme imkanı sunar bize. Kişi sağlıklı bir şekilde gelişimini atlatmak istiyorsa yukarıda saydığımız herşeyi sırasıyla gelişigüzel yaşamalıki günümüzde çıp gibi büyüyen insanlarda ki iktidar sorunu yada eşi ile beraber olamama sorununu rahatlıkla aşabilsin. Yaş ilerledikçe cinsellik konusunda yetersiz kalındıkça insanın kendine güveninden başlayıp çok mutlu olan evliliği bile boşanma durumuna kadar gelebilmektedir. Bu yüzden porno filmleri birey için önemlidir. Cinsellik gelişimini ileride sorun yaşamamak ve çok mutlu bir beraberlik yaşamak adına porno filmleri daha dikkatli ve öğrenerek izlenilmesi gerekmektedir.Kategori: Konulu porno, Lezbiyen porno, Masaj porno Yükleyen: admin
a9c9f4754c22
[ "c4", "fineweb2", "hplt2" ]
Star tv ekranlarının reyting rekorları kıran dizisi Paramparça'nın 3. sezonu merakla beklenirken yeni bölümleri yayınlanmaya başladı bile. Paramparça yeni sezonunda 76. bölümü ile yine her çarşamba olduğu gibi saat 20:00'da ekranlara gelecek. Dilara yalıda varlığından rahatsız olduğu Asuman ile çekişmektedir. Dilara Asuman'ın yalıdan gitmesini beklerken giden Asuman değil Harun olur. Harun Asuman'ın kendisine gösterdiği garip ilgiden rahatsızdır. Maide Hanım'ın giderek nefreti büyümekte ve intikam için hazırlık yapmaktadır.
eb23af560810
[ "culturax", "fineweb2", "hplt2" ]
Gıda marketi, giyim, çok katlı mağaza, ayakkabı, kozmetik, aksesuar, kuyum, optik, saat, eğitim, kırtasiye sektörlerindeki Yapı Kredi World Üye İşyerleri’nde tek seferde yapılan ilk 100 TL’lik alışverişten sonra tek seferde yapılan her 100 TL’lik alışverişe 10 TL, toplam 50 TL puan! Yapı Kredi Cüzdan uygulaması katılımı ile tek seferde yapılan 6'ncı 100 TL'lik alışverişe ek 10 TL, toplam 60 TL puan! Kampanyaya katılmak için; - OKUL yazıp, bir boşluk bırakarak müşteri numaranı 4454'e gönderebilirsin. - Yapı Kredi Cüzdan uygulaması aracılığıyla katılabilirsin. Yapı Kredi Cüzdan uygulamasını indirmek için tıkla. Kampanya Koşulları Seçili internet siteleri Kampanya Koşulları Kampanya tarihi - Kampanya 1 - 30 Eylül 2016 tarihleri arasında geçerlidir. Kampanyaya dahil sektör ve üye işyerleri - Gıda marketi, giyim, çok katlı mağaza, ayakkabı, kozmetik, aksesuar, kuyum, optik, saat, eğitim, kırtasiye sektörlerindeki Yapı Kredi World Üye İşyerleri'nde yapılacak alışverişler için geçerlidir. Kampanyaya dahil kartlar - Kampanyaya Yapı Kredi bireysel kredi kartları ve bireysel TLcard'lar dahildir. Kampanyaya dahil harcamalar - Kampanyaya Yapı Kredi bireysel kredi kartları ve bireysel TLcard’lar ile kampanyaya dahil sektörlerdeki Yapı Kredi World Üye İşyerleri'nde yapılacak alışverişler dahildir. - Nakit çekim, mail order işlemleri, iade ve puan kullanımı işlemleri dahil değildir. - Kampanyaya peşin ve taksitlendirme yapılabilen harcamalar dahildir. - Sanal kartla yapılan harcamalar ve seçili internet siteleri kampanyaya dahildir. - Aynı gün aynı üye işyerinden tek seferde yapılacak 100 TL ve üzeri alışverişlerin ilki kampanyaya dahil olacaktır. Kampanya katılım kanalları - Kampanyaya SMS (kısa mesaj) ile veya Yapı Kredi Cüzdan uygulaması üzerinden katılım yapılabilecektir. Kampanya faydası - Kampanya müşteri bazında geçerli olup, bir müşteri kampanyadan SMS ile katılırsa en fazla 50 TL, Yapı Kredi Cüzdan ile katılırsa 10 TL puan daha kazanarak en fazla 60 TL puan kazanabilir. - SMS ile katılım yapılması durumunda, kampanya kapsamında tek seferde yapılan ilk 100 TL ve üzeri alışverişten sonra tek seferde yapılan her 100 TL ve üzeri alışveriş için 10 TL puan kazanılacaktır. Bir müşteri kampanyadan en fazla 50 TL puan kazanabilir. Yapı Kredi Cüzdan uygulaması ile katılım yapılması durumunda, kampanya kapsamında tek seferde yapılan ilk 100 TL ve üzeri alışverişten sonra tek seferde yapılan her 100 TL ve üzeri alışveriş için 10 TL puan kazanılacaktır. Ayrıca tek seferde yapılan 6’ncı 100 TL ve üzeri alışveriş sonrasında ek 10 TL puan kazanılacaktır. Yapı Kredi Cüzdan’dan katılım ile kazanılabilecek ek puan en fazla 10 TL değerindedir ve bir müşteri kampanyadan toplamda en fazla 60 TL puan kazanabilir. Bir müşterinin hem Yapı Kredi bireysel kredi kartı hem de bireysel TLcard’ı varsa, Yapı Kredi Cüzdan üzerinden katılım gerçekleştirdiğinde ve puan yükleme anında en az bir adet açık Yapı Kredi bireysel kredi kartı varsa, Yapı Kredi bireysel TLcard’ı ile gerçekleştirdiği işlemler için ek puan faydasından faydalanabilir. World lisanslı bankalara ait World kartlar, Yapı Kredi ticari kartlar ve Yapı Kredi TLcard’lar Yapı Kredi Cüzdan uygulaması üzerinden kampanyaya katılım gerçekleştiremezler. Puan yükleme ve geri alım tarihleri - Bireysel kredi kartları için; SMS ile kampanyaya katılım yapılması durumunda kampanya kapsamında kazanılan puanlar 14 Ekim 2016 tarihine kadar en az 1 adet kullanıma açık bireysel kredi kartı olması durumunda yüklenecek olup, puanların son kullanma tarihi 25 Ekim 2016’dır. Kullanılmayan puanlar 26 Ekim 2016 'da geri alınacaktır. - Yapı Kredi Cüzdan uygulaması ile kampanyaya katılım yapılması durumunda kampanya kapsamında kazanılan ek puanlar 20 Ekim 2016 tarihine kadar en az 1 adet kullanıma açık bireysel kredi kartı olması durumunda yüklenecek olup, ek puanların son kullanma tarihi 31 Ekim 2016’dır. Kullanılmayan ek puanlar 1 Kasım 2016 'da geri alınacaktır. - Kampanya kapsamında kazanılan puanlar, en az 1 adet kullanıma açık bireysel TLcard olması durumunda TLcard’lara 20 Ekim 2016 tarihine kadar yüklenecektir. Müşterinin puan yükleme esnasında tüm bireysel kredi kartlarının kapalı olması durumunda kampanya kapsamında sadece TLcard alışverişleri için kazandığı puanlar bireysel TLcard’ına yüklenecektir. Ayrıca müşterinin kampanya kapsamında Yapı Kredi bireysel kredi kartı ile herhangi bir alışverişi olmaması ve kampanya kapsamındaki tüm alışverişlerinin yalnızca bireysel TLcard’ı ile gerçekleştirmiş olması durumunda puan yükleme esnasında bireysel kredi kartları kapalı ise kazanılan puanlar TLcard’lara yüklenecektir. Puan yükleme esnasında hem bireysel kredi kartının hem de bireysel TLcard’ının açık olması durumunda kazanılan puanlar bireysel kredi kartına yüklenir. SMS ile Katılım detayları - Yapı Kredi bireysel kredi kartı ve bireysel TLcard müşterilerinin, SMS ile kampanyaya katılmak için OKUL yazıp bir boşluk bırakarak müşteri numaralarını 4454'e göndermeleri gerekmektedir. - Müşterilerin SMS katılımı yapabilmesi için açık statülü en az 1 adet Yapı Kredi bireysel kredi kartlarının veya bireysel TLcard’larının olması gerekmektedir. - Yapı Kredi Cüzdan uygulamasından kampanya katılımı yapılırsa SMS ile katılım yapılması gerekmemektedir. SMS Maliyetleri - SMS gönderim bedeli Turkcell hatlı numaralar için 0,65 TL, Avea hatlı numaralar için 0,65 TL ve Vodafone hatlı numaralar için 0,40 TL'dir. Operatörler SMS gönderim bedellerinde değişiklik yapma yetkisine sahiptir. Yapı Kredi Cüzdan uygulaması üzerinden katılım yapılma detayları - Müşterilerin Yapı Kredi Cüzdan uygulaması üzerinden katılım yapabilmesi için açık statülü en az 1 adet Yapı Kredi bireysel kredi kartının olması ve harcamalarını Yapı Kredi bireysel kredi kartları veya Yapı Kredi bireysel TLcard’ları ile yapmaları gerekmektedir. - Yapı Kredi Cüzdan uygulamasından kampanyaya katılmak için “Kampanyalar” alanındaki “Bana Özel” bölümünden "Katıl" butonuna tıklanması gerekmektedir. Diğer Detaylar - İnternet Bankacılığı ve ATM gibi kanallardan katılım alınması durumunda SMS ile katılımda geçerli olan kampanya koşulları uygulanacaktır. - Kampanya koşulları kart çeşitleri bazında değişiklik gösterebilir. - Yapı Kredi kampanyayı dilediği zaman durdurma ve/veya kampanya koşullarını değiştirme yetkisine sahiptir. Seçili İnternet Siteleri Kampanyaya dahil sektörlerin altında yer alan markaların kampanya koşullarına uygun online satış siteleri ve aşağıda belirtilen siteler kampanyaya dahildir. - 1V1Y.COM - Annelutfen.com - bonprix.com.tr - e-bebek.com - leonardini.com.tr - lezzetlihediye.com - markafoni.com - Modaelinizde.com - Modagram - morhipo.com - trendyol.com - unnado.com - Zizigo.com - sekiz.com - Tazemasa.com - e-Hamal.com - Alwaysfashion.com - shopigo.com - Memlekettengelsin.com - bonvagon.com - butikbebe.com - kundo.co - ofix.com - modacruz.com - erkekvebakım.com - Lidyana.com - ackitabevi.com - adamuzikkitap.com - do-re.com.tr - dostyayinevi.com - dr.com.tr - dunyaaktuel.com - inkilap.com - kabalci.com.tr - literatur.com.tr - nezih.com.tr - nobeltip.com
2b83c322ecdf
[ "fineweb2", "hplt2" ]
İzmir Barosu Üyesi Avukat 27 Kasım 2015 Cuma DEVLET SIRRI Kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesi, ceza hukukunun en temel ve evrensel bir kuralıdır. Kanunsuz suç olmaz ilkesine göre, unsurları ve sınırları ceza kanunlarında açıkça belirtilip tarif edilerek suç sayılmayan bir eylemden dolayı,hiç kimse, asla cezalandırılamaz. Mahiyeti ve doğuracağı sonuçlar itibariyle devlet sırrı olmadığı halde, idari makamlar tarafından sözde devlet sırrı yaratılarak ve sır sayılması mümkün olmayan bir konunun devlet sırrı olduğu iddia edilerek, halkı haberlendirmekten sorumlu ve görevli olan gaztecileri devlet sırlarını açıklama ve casusluk yapmakla suçlayıp tutuklanmalarına neden olmak, açıkça kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesinin ihlalidir. Yürütme organının, keyfi bir şekilde, her konuyu devlet sırrı kavramı içine sokmaları ve yargı organının da, hiçbir yorum ve değerlendirme yapmadan, buna harfiyen uyarak, devlet sırrı olmaması gereken bilgilerin peşine takılarak insanları cezaevine kapatmaları, bir demokrasi ve özgürlükler ayıbıdır. Gelip geçici olan siyasal iktidarların, herkesin malumu olan politik pisliklerinin gizlenmesi, devlet sırrı kavramı içinde değerlendirilemez. Can DÜNDAR ve Erdem GÜL'ün; uydurma devlet sırrı yaratılarak, devlet sırrını ifşa ve casusuluk yaptıkları iddiasıyla tutuklanmaları nedeniyle yeniden güncel hale gelmiş bulunduğundan, tarafımızdan kaleme alınarak daha önce yayınlanmış bulunan 02/06/2015 tarihli “DEVLET SIRRI NEDİR?” başlıklı makalemizi aşağıda aynen yayınlıyoruz.27/11/2015 Güner YİĞİTBAŞI DEVLET SIRRI NEDİR? Devlet sırrının ne olduğuna geçmeden önce; bir defa, kelime anlamı olarak “sır “ ne demektir? Onu belirlemekte fayda vardır. Sır; varlığı veya bazı yönleri açığa vurulmak istenmeyen, gizli kalan, gizli tutulan şey olarak tarif edilmektededir. Gizli tutulan bu şey; bir bilgi, bir belge, bir fotoğraf, bir harita, bir plan, bir silah, herhangibir buluş, bir icraat, bir karar, bir fikir ve benzeri başka bir şey olabilir. Bu sır tarifinden hareketle, bir şeyin devlet sırrı olabilmesi, yani varlığının açığa vurulmak istenmeyerek gizli kalması ve gizli tutulması için; o şeyin gizli tutulmasında, açığa vurulmamasında, devletin; askeri, siyasi, ekonomik,diplomatik ve Uluslar arası çıkar ve menfaatlerinin bulunması, o şeyin bir başkaları tarafından elde edilmesi ve/veya açıklanması halinde, devletin; askeri, siyasi, ekonomik, diplomatik ve Uluslar arası çıkar ve menfaatlerinin zarar görmesi ve/veya zarar görme ihtimal ve yakın tehlikesinin bulunması zorunludur. Demek ki; bir şeyin devlet sırrı sayılabilmesi için, adı üzerinde, gizli kalmasında, açıklanmamasında, devletin askeri, siyasi,ekonomik,diplomatik ve Uluslar arası çıkar ve menfaatlerinin varlığı şart olup, devlet ile eş değer olmayan, devlet aygıtını geçici bir süre yönetmek üzere seçimle iş başına gelen hükümet ve siyasi iktidarların,kendi siyasi çıkarlarını ve geleceklerini tehlikeye atmamak, oy kaybına neden olmamak için, bazı kötü karar ve icraatlarını, kendi halkından gizlemek amacıyla, bazı şeyleri gizli tutmak istemeleri, devlet sırrı içinde değerlendirilemez. Gündemdeki tartışma konusu olan MİT TIR'larıyla, Suriye Devleti ile mücadele içine giren Suriyeli muhalif örgütlere silah ve cephane mi, yoksa Türkmenlere insani yardım mı gönderildiğini açıklığa kavuşturan ve AKP iktidarı tarafından Devlet sırrı olarak nitelendirilen bilgi, görüntü ve belgelerin açıklanarak haber konusu yapılması, devletimizin siyasi, askeri, ekonomik,diplomatik ve Uluslar arası çıkar ve menfaatlerini zarara sokan ve/veya zarara sokma tehlikesi yaratan, bu nedenle de gizli tutulması ve açıklanmaması gereken bir devlet sırrının ifşası olarak değerlendirilemez. Bize göre, AKP iktidarının bu haberi devlet sırrının ifşası ve casusluk faaliyeti olarak ilan etme ve soruşturma konusu yapma çabası, Suriye politikasındaki hatalı tutumunu örtme ve yaklaşan seçimler nedeniyle, kendi siyasi çıkarlarını koruma çabasından ibarettir. Zira; AKP iktidarının bugüne kadar izlemiş olduğu Suriye politikası çok açık ve net olup, hiçbir gizli yanı bulunmamaktadır. AKP iktidarı; Suriye'de cereyan etmekte olan iç çatışmada, açık ve net olarak pozisyonunu belirlemiş ve resmi Esat yönetimine karşı saf tutarak, tavrını açıkça ortaya koymuş, bir ara Esat'ın düşmesi için gün saymış, kendince süreler koymuş, bir hafta sonra Suriye'ye girerek Şam da Cuma namazı kılacağız demiş, Suriye Devletine isyan eden muhaliflere açıktan destek olmuştur. Suriye'nin bu iç savaşında, bizim dışımızdaki bazı ülkeler de tavırlarını açıkça koymuşlar, İran, Rusya, Çin Esat yönetimine desteğini açıklamış, Amerika ve onun malum ortakları bazı Avrupa ve Arap devletleri de, AKP iktidarı ile birlikte, Esat karşısında saf tutmuşlardır. Şayet, AKP iktidarı; görünürde, Esat yönetimini destekliyor veya hiç değilse tarafsız kalıyor görüntüsü çizseydi ve buna rağmen, MİT TIR'larıyla el altından ve gizlice, Esat yönetiminin aleyhine muhaliflere silah ve cephane yardımı gönderseydi, görünürde tarafsız olması nedeniyle, Esat yönetimi ile siyasi, diplomatik, askeri ve ekonomik ilişkileri dostça devam ediyor olacağından, Cumhuriyet Gazetesinin MİT TIR'larıyla Suriye muhaliflerine silah ve cephane gönderildiğini ifşa eden haberi, devletin, askeri,siyasi,diplomatik,Uluslararası ve ekonomik çıkar ve menfaatlerine zarar veren ve/veya zarar verme tehlikesi doğuran bir devlet sırrının ifşası olarak kabul edilebilirdi. Bize göre olayın hukuki değerlendirilmesi bundan ibaret olup, basının dördüncü kuvvet olduğunu dosta ve düşmana gösteren Cumhuriyet Gazetesini ve onun değerli yönetici ve yazarı Can DÜNDAR'ı, halkımızı bilgilendiren, kamuoyunu aydınlatma görevlerini yerine getiren bu yürekli gazetecilik ve habercilik hizmetinden dolayı gönülden kutluyoruz. 02/06/2015 Güner YİĞİTBAŞI İzmir Barosu Üyesi Avukat İzmir Barosu Üyesi Avukat Gönderen Guner Yigitbasi zaman: 06:00 Kaydol: Kayıt Yorumları (Atom)
fe1285049cbf
[ "c4", "fineweb2", "hplt2" ]
İstanbul, 07.03.2016 Perakende elektrik satış firmalarının müşteri hizmetlerine ilişkin yapılan araştırmayı değerlendiren Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz; “müşteri hizmetleri telefonunu hiç açmayan firmalar var” dedi. Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Mehmet Bülent Deniz konuyla ilgili olarak şu açıklamayı yapmıştır: Türkiye genelinde perakende elektrik satışı yirmibir firma tarafından yerine getirilmektedir. Bu firmaların internet sitelerinde; arıza bildirimi, faturalandırma, itiraz, açma-kapama ve benzeri tüm işlemler için tüketicilerin arayabilecekleri müşteri hizmetleri telefon numaraları duyurulmaktadır. Tüketici Birliği Federasyonu (TBF) tarafından elektrik hizmeti satın alan tüketicilerin bu işlemler için aramaları gereken müşteri hizmetleri telefonlarına ulaşım konusu araştırılmıştır. Araştırmada firmaların internet sitelerinde duyurdukları müşteri hizmetleri telefonları; -14 Şubat 2016 Pazar, saat 15:00-16:00 arasında, -17 Şubat 2016 Çarşamba, 19:00-20:00 arasında, -29 Şubat 2016 Pazartesi, saat 11:00-12:00 arasında aranmıştır. Tüm aramaların başlangıcı ile canlı operatöre bağlanıldığı ana kadar geçen süre saniye olarak tespit edilmiştir. Üç farklı tarihte yapılan aramalarda elde edilen sürelerin ortalaması alınmış ve ortalama süre, firmanın abone sayısı ile kıyaslanarak performans sonuçlarına ulaşılmıştır. Elde edilen sonuçları içeren tablo şu şekilde oluşmuştur: Değerlendirmeler: 1-Trakya Elektrik Perakende Satış AŞ’nin müşteri hizmetleri telefonu, her üç aramada da yanıt vermemiştir. Yine Osmangazi Elektrik Perakende Satış AŞ’nin müşteri hizmetleri telefonu, üç aramanın ikisinde yanıt vermemiştir. Bu iki firma müşteri hizmetleri bakımından ortaya koydukları olumsuz ve değerlendirilme olanağı olmayan performansları nedeniyle liste dışında kalmıştır. Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu tarafından bu iki firmanın, internet sitelerinde duyurdukları müşteri hizmet telefonlarının yanıt vermiyor olması sorununu inceleyerek, gerekiyorsa firmalar hakkında yaptırım uygulaması gerekmektedir. 2-Enerjisa Başkent Elektrik AŞ., 44.815 puanla en iyi performansı gösteren firma olarak ilk sıradadır. Bu firmayı Enerjisa Toroslar Elektrik AŞ. ve Yeşilırmak Elektrik perakende Satış AŞ. izlemektedir. 3-Müşteri hizmetleri performansı en kötü firma, 7.473 puanla Fırat Elektrik Perakende Satış AŞ’dir. 4-Ülke geneli abone sayısına göre müşteri hizmetleri ortalama puanı 23.620’dir. Ortalamanın üzerinde puan alan firmalar (en iyiden-en kötüye); Enerjisa Başkent Elektrik Satış AŞ., Enerjisa Toroslar Elektrik Satış AŞ, Yeşilırmak Elektrik Perakende Satış AŞ., Gediz Elektrik Perakende Satış AŞ., Meram Elektrik Perakende Satış AŞ., Enerjisa İstanbul Anadolu Yakası Elektrik Satış AŞ., Dicle Elektrik Perakende Satış AŞ., CLK Uludağ Elektrik Perakende Satış AŞ. ve CLK Akdeniz Elektrik Perakende Satış AŞ’dir. 5-Ülke geneli ortalamasına göre, elektrik tüketicisinin müşteri hizmetleri hatlarında canlı operatöre ulaşma süresi 76,82 saniyedir. Elektrik gibi yaşamsal ve zorunlu bir hizmeti satın alan tüketicinin işlem yapmak veya yakınmasını bildirmek için harcadığı sürenin bir dakikadan fazla olmasının uzun olduğu değerlendirilmektedir. Mehmet Bülent Deniz Genel Başkan
edccbd8d4280
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2" ]
15 Haziran 2010 Salı Kadınlardan nefret eden adam The girl with the Dragon tattoo veya Ejderha dövmeli kız, Stieg Larsson un ölmeden öne bitirebildiği Millenium üçlemesinin ilk kitabı.Kitabın orjinal adı "kadınlardan nefret eden adam" olduğu halde amerikada ve bizde ismi değiştirilerek basılmış! Yazının hemen başında merak edenler için söylemeliyim ki kitap tamamen bir polisiye, eskiden işlenmiş bir cinayetin izini sürmekle geçiyor...Millenium serisinin diğer kitaplarını henüz okumadım ancak her kitabın hikayesinin birbirinden farklı olduğunu söyleyebilirim. Çünkü bu kitap bir "vaka" yı ele alıp sonuna kadar gerim gerim gerdikten sonra çözüyor.-bir sonraki kitap ateşle oynayan kız'da neler olacak şimdiden merak ediyorum- Kitabın ana kadın kahramanı Lisbeth Salander aka ejderha dövmeli kız.. dövmeli, piercingli, yalnız, asosyal, biseksuel ve sorunlu bir genç kız. çok zeki, hackerlık gibi meziyetleri var. ufak tefek ama manen çok güçlü. geçmişinin gizemlerle dolu olduğunu hissediyorsunuz.. Erkek kahraman ise Mikael B...Millenium dergisinin yazı işleri müdürü, dolandırıcı olduğuna inandıgı bir iş adamı ile başı derde girmiş dürüst, ilkeli bir gazeteci. İşte bu ikilinin yolları seneler önce ortadan kaybolan Harriet Vanger in akıbetini ararken kesişir... Kitap cidden çok sürükleyici. Yazar bazı yerlerde ilginç bir şekilde yapılan her hareketi tek tek tarif ederek adeta journal tutmuş gibi aktarıyor. Bu benim çok hoşuma gitti kimbilir belki iskandinav algısıdır bu da :) Kıssadan hisse; Ejderha dövmeli kız polisiye tutkunlarının okuması gereken bir kitap. Bir de isveç polisiyesi okumuş olun canım, ne var? Kitabı okumaya kasamam diyenler için bir de filmi var.Filmi uzun ama kitabı güzel uyarlamışlar, fazla değiştirmeden... bir de benim için şöyle bir ilginçlik oldu, Mikail kitapta sürekli Mcdermod un "deniz kızları şarkı söylüyor" isimli polisiyesini okuyor.. tesadüfe bakın ki bu da benim bir sonraki kitabımdı! şu an ona başladım... hoş bir tesadüf oldu hayırlara vesile olsun!bu kadar polisiye bünyeye kötü gelmez umarım :) son bir not. kitaptaki her bölümün başında isveçli kadınların şu kadarı dayak yer bu kadarı tacize uğrar gibi bilgiler verilmiş, onlar doğruysa çok fena. halimize şükredelim! çok yüksek oranlar çok! Gönderen Ova zaman: 6/15/2010 Etiketler: Stieg Larsson Kaydol: Kayıt Yorumları (Atom)
3b13df5e8174
[ "culturax", "hplt2" ]
Tuzla’nın sahil kesiminde yer alan ve çok kısa bir sürede iskanı alınarak tamamlanan Haluk Erker Evi projemiz, 1486 m2 arsa üzerinde 362 m2 oturma alanı ile tasarlanmış butik bir projedir. 1.5.2012 tarihi itibariyle arsa sahibi ortaklarımıza ve satın alan ailelere teslimatı yapılan projemiz, ev sahiplerine villa, site ve rezidans yaşamlarının imkanlarını tanıyan bir konsepte sahiptir. Projede, bağımsız bölüm yapmaya elverişli olan bodrum katı, ortak alan olarak korunmuş ve tüm sakinlerin yararlanabilecekleri toplantı,eğlence ve spor salonu gibi mekanlar yaratılmıştır. 1644 m2 kapalı alandan oluşan bina, 2+1 ve 3+1 dairelerden oluşturulmuştur. Toplam 9 daire olarak planlanan Haluk Erker Evi projesininbodrum katında her daire için 10 m2 depo alanı tahsis edilmiştir. Bahçe içerisinde yer alan açık yüzme havuzu ve her daireye bir araçlık otopark, ev sahiplerinin emniyeti, konforu ve çocukları düşünülerek tasarlanmıştır. İç dekorasyonda da Türkiye’de üretilen en kaliteli ve en güvenilir markaların ürünleri tercih edilmiştir. Satışlar devam etmektedir. BİLGİ FORMU © Copyright 2016 | 3DKonut.com inşaat, konut projeleri ve emlak haberleri platformu. | Her Hakkı Saklıdır.
a4ae57155def
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Okullar Tatil mi, Okullar 10 Gün Tatil mi, Bayram Tatili 10 Gün mü, Bayram Tatili Kaç Gün, Okullar Kaç Gün Tatil, Tatil Kaç Gün.. Bakan Nimet Çubukcu’nun Niğde Valisi Alim Barut’u Makamında ziyarete Gittiği Niğde de Gazetecilerin Kurban Bayramı ve Sömestr Tatillerinin Öne Alınması Konusunda Sorularına Verdiği Cevaptır.. Gazetecilerin Kurban Bayramı ve sömestir tatiliyle ilgili sorularını da cevaplayan Bakan Çubukçu, şunları söyledi: “Okullardaki devam durumunu il il her gün saat 17.00′dan sonra takip ediyorum. Şu andaki verilere göre, okulların Kurban Bayramı ve sömestir tatillerinin öne alınmasını gerektirecek bir durum yok. Her gün değerlendirme yapıyoruz. Hastalığın yaygın olduğu illerde sağlık kurulları gereken önlemi alıyor. Bazı illerde okullar tatil edildi ama hastalığın hiç olmadığı iller de var. Hastalık oranı okullarda yüzde 40 ila 50′ye ulaşırsa o zaman bir değerlendirme yapılır. Şu anda tatille ilgili bir çalışma yok. Bu tür haberler öğrencilerin eğitimini aksatıyor, okula olan ilgi azalıyor, dersler aksıyor.” Millî Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu’dan Yeni Bir Karar Gelmedikce Kurban Bayramı Öncesi Tatil Yoktur, 26 Kasım Perşembe Kurban Bayramı Arefesi, 27-28-29-30 Kurban Bayramı ve Tatilidir. Ayrıca Sömestr Tatili (15 Tatil) 22 Ocak 2010 Tarihindedir..
37acf81c05a9
[ "c4", "culturax", "hplt2" ]
Patronların kâr hırsı: Gıda değil, zehir! Gıda tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, yaptığı denetim sonucunda; bal, et, süt ve bunlardan elde edilen gıda ürünleri ve takviye edici ürünlerde taklit ve sahtecilik yapan markaları açıkladı. Bakanlığın internet sitesindeki açıklamaya göre bal üreten 6, et işletmecisi 3, peynir, yoğurt ve tereyağı üreticisi 20, sağlıklı gıda diye satılan ürün üreticisi 16 firmanın sahtekarlık yaptığı kesinleşti. Bu firmalar içinde yurt dışından güya sağlıklı gıda getirenleri olduğu gibi ilaç üreticileri de Sofram Gıda, Elit Naturel gibi çok tanınmış olanları da var. Raporun açıklanmasından sonra medyada, gıdada yapılan sahtekarlığın zararları hakkında haberler yapıldı. Elbette şirketlerin ismi verilmediği gibi şirketlerin sahibi olan patronların, insan sağlığı üzerinden ne kadar vurgun yaptıklarından da söz edilmedi. Etin kilosu, semtine göre 15 ile 40 lira arasında. At ya da eşek eti karıştırıp satıldığında, kazanç oldukça yüksek. Kimi sözde “uzmanlar” sahtekarlıktan korunmak için markalı ve ambalajlı gıda alınmasını öneriyor. Yoksulların, kredi kartına yüklenip alış veriş ettiği BİM, A101, ŞOK gibi ucuz marketlerde her şey markalı ve ambalajlı zaten. Ve listedeki markaların ürünleri, bu marketlerin raflarında var. Bazı “uzmanlar” da, dikkatleri sahtekarlardan uzaklaştırmak için denetlenmeyen üreticilerden bahsedip onların daha tehlikeli olduğunu söyledi. Yani tanınmamış, daha ucuza satılan ürünlerin, büyüklere yer açmak için yasaklanmasını öneriyorlar. Tüm bu sahtekarlık, yoksulluktan besleniyor, patronların insan hayatını hiçe sayan kâr hırsından kaynaklanıyor. Güya denetimle görevli yetkililer, arada bir, o da sadece internette, liste açıklayarak, patronların kâr hırsına fırsat veriyor. Oysa gıda üretiminde çalışanlar, yapılanları çok iyi biliyor; sahtekarlığa son vermenin yolu, işyerlerinin işçiler tarafından denetlenmesidir. (30.07.13)
2d5de7185ba3
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
Ana sayfa > Arşiv 2009 > Sınıf Mücadelesi Sayı : 134 - 7 Ağustos 2009 > Fabrikalardan... İşyerlerinden > Belediye İzmir’de belediye işçileri oy verdi işinden oldu İzmir Karşıyaka Belediyesine bağlı Kent AŞ’de çalışırken işten çıkarılan ve Mayıs ayından beri, işlerine dönmek için şantiye önünde geceleyen yüz kadar işçiye ve ailelerine, sabaha karşı 05.30’da polis saldırdı. Karşıyaka Belediye Başkanı’nın isteğiyle, 30’a yakın çöp aracı çıkartıldı. Daha önce de yine polisin saldırdığı işçilerden 6’sı çeşitli yerlerinden yaralanmış, on gün iş göremez raporu almıştı. Karşıyaka Belediyesi, Kent AŞ’den geçtiğimiz 1 Mayıs’ta, 9 mahallenin başka ilçeye devredilmesi gerekçesiyle 276 işçi işten çıkarıldı. Bu işçiler önemli bir kısmı işe geri dönmek istiyor. Belediyenin şirketinde çalışan, sendikalı işçilerini işten atan Belediye yönetimi, temizlik işini, Atlaş isimli bir firmaya ihale etti. Şimdi, işçileri işten çıkarılan, Kent AŞ’nin araçlarını bu şirkete kullandırtmak istiyor. Kent AŞ işçileri saldırının ardından 15 gün süreyle şantiye ve Karşıyaka belediyesi önünde beklemeye karar verdiler. Saldırının ardından Kent AŞ yönetimi sendika ile yaptıkları görüşme sonucunda sendika, işçilerden belediye ile anlaşmak için 15 günlük süre istedi. CHP’li Belediye Başkanı ise utanmadan, sendikanın sorun çıkarttığını, kendisinin elinden geleni yaptığını söylüyor. Başkan önce işçileri yeni oluşturan Bayraklı belediyesine göndermeye çalıştı. Ancak, valiliği “kanunda yeri yok” açıklaması bahanesine sığındı. Ardından, toplusözleşmeyi hiçe sayıp, sendikadan ücret indirimi istedi. Son olarak da işçileri taşeron şirkette çalıştırmayı önerdi. İşte, belediye seçiminde taşeron sistemine karşı çıkan ve bu nedenle DİSK yönetimi tarafından desteklenen CHP’li belediye! Belediye işçileri, işlerini korumak için seçime değil, güçlerine güvenmelidir. (07.08.09)
9f1faf692eba
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
5. İslam İktisadı Atölyesi Başvuruları Başladı İLKE İslam İktisadı Araştırma Merkezi’nin (İKAME) düzenlediği 5. İslam İktisadı Atölyesi, 1-2 Nisan 2017 tarihlerinde “İslam İktisadı Perspektifinden Faiz” başlığı ile Sakarya’da gerçekleştirilecektir. İLKE İlim Kültür Eğitim Derneği, İlmi Etüdler Derneği (İLEM) ve Türkiye İktisadi Girişim ve İş Ahlakı Derneği (İGİAD) tarafından desteklenen ve Sakarya Üniversitesi’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilecek atölyede bu sene başvurularda faiz ile ilgili konuları İslam İktisadı perspektifinden ele alan tebliğlere yer verilecektir. Bu yıl beşincisi düzenlenecek olan İslam İktisadı Atölyesi’nde faiz konusunun İslam İktisadı perspektifinden ele alınması hedeflenmektedir. Bu vesile ile yurtiçi ve yurtdışından, bu alanda çalışmalar yapan akademisyenleri bir araya getirerek, mevcut faizli sistemin iktisadi, siyasi ve sosyal alanlarda ne tür sorunlara yol açtığı üzerinde durulacak ve buna yönelik çözüm önerileri üzerinde durulacaktır. İslam İktisadı Atölyesi, yeni perspektifleri teşvik eden, hem teoriye hem de saha çalışmalarına önem veren, metodolojik meseleleri önemseyen ve disiplinler arası bir vizyon benimseyen yaklaşımı ile alanında uzman ilim adamlarına beraber çalışma çağrısında bulunuyor.
11ee7eb80b01
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2" ]
Perşembe, Ağustos 26 Vicky Cristina Barcelona / Barselona Barselona (2007) Amerikalı iki kız arkadaş Vicky ve Cristina'nın birkaç aylığına İspanya'yı keşfe çıktıkları seyahatin notları şeklinde aktarılan bu film, iki arkadaşın havalimanından bindikleri -kendilerini misafir edecekleri eve götüren- takside başlıyor. Vicky (Patricia Clarkson) düzenli bir hayatı olan, tutarlı, realist, evlenmek üzere olan genç bir bayan. Sadakat onun için bir erdem. Hayattan ne istediğini biliyor -ya da bildiğini zannediyor-. Katalan yaşamı ve kültürü üzerine bir yüksek lisans tezi hazırlıyor. İspanyol kültürüne, müziğine ve yemeklerine hayran. Cristina, (Scarlett Johannson ) ise daha uçarı, biraz nerede akşam orada sabah tarzında yaşamayı seven, fırtınalı ilişkiler yaşamayı alışkanlık haline getirmiş bir genç kız. Kendi yazdığı ve oynadığı, İspanya'da geçen 12 dakikalık bir de kısa filmi var. Fotoğrafçılıkla uğraşıyor ancak çektiklerini birisine gösterecek kadar yürekli değil ve özgüvensiz. Film bir hikaye anlatılırcasına, bir anlatıcının sesi eşliğinde akıyor. Olaylar Vicky, evlenmek üzere olduğu kocası, Cristina, İspanyol ressam (ve kazanova) Juan Antonio (Javier Bardem); aşk ve şiddeti bir arada yaşadıkları eski eşi Maria Elena (Penelope Cruz) arasında geçiyor. Ve ilişkiler bir spagetti kadar karışık. Daha önce bu satırlarda yer verdiğimiz "Levottomat" için "birbiri içine sarmal bir şekilde geçmiş ilişkiler yumağı" yorumunu yapmıştık. Barcelona'nın da bu konuda pek aşağı kalır bir yanı yok. Filmin konusu bir yana... Ne burada anlatılabilir, ne de ben anlatmak isterim. Ama şu duyguları yakalamak ve kendimize şu soruları sormak mümkün diyebilirim... Aşk nedir? Bir düzeni var mıdır? Bizi aşık eden şey nedir? Kişi mi? Ortam mı? Bir farklılık arayışı mı? Yoksa aksine, hayatımızı kendi seçtiğimiz ve istediğimiz bir rutine bağlama hissi mi? Koşullar aşkı / sevgiyi etkiler mi? Hayatımızın herhangi bir karesinde göze batmayan bir ayrıntıda gelip - geçen birileri varken; bu kareyi zoom yaptığımızda, bu birilerinin farkına vardığımızda ve dahası tanıdığımızda ne değişir? Sadakat nedir? Aşk neden gelip geçicidir? Film, yine bir Woody Allen klasiği olarak bol diyaloglu, anlatımlı. Birçok film izleyince; yönetmenlerin de görsel ve anlatımsal gibi farklı görünen ve aslında birbirini bütünleyen iki yöntemden birisini ağırlıklı olarak benimsediklerini görebiliyoruz. Örneğin Kim ki Duk, Gus Van Sant ne kadar görsel bir yönetmense Woody Allen, belki Jim Jarmusch o kadar anlatımsal yönetmenler diyebiliriz. Filmimizde göze çarpan ayrıntılardan birisi de Amerika ve Avrupa insanlarının yaşama bakış açılarının farklılığı... İspanya'da sanatla içiçe yaşayan, paralarını sanata ve yaşama sanatına harcayan, yapmacıksız belki de fazla rahat, aklındaki pattadanak söyleyebilen insan profilleri varken; Amerikan insanının kapitalist, yaşamı edinilen şeylerle ölçmeye meyilli, geleceği planlayan, sürprizlere pek açık olmayan bir yapıda yansıtıldığını söyleyebilirim... Filmde akılda kalan diyaloglar şunlardı... "Kendimden korkmadığım sürece, başka bir şeyden korkmama gerek yok" "Ne istediğimi bilmiyorum, neyi istemediğimi biliyorum" "- Aramızdaki aşk neredeyse kusursuzdu. - Evet, öyleydi. Ama bir şeyler eksikti. Tüm element ve mineraller vardı. Ama bir şey eksikti. Tuz..." Filmin müzikleri hoşunuza gidecektir. Barcelona - Giulia Los Tellarini Asturias - John Quasada Gorrion - Juan Serrano El Noi de la Mare - Manel Anderson (Traditional Katalan Music) IMDB linki için tıklayınız. Pazartesi, Ağustos 23 The Majestic (2001) Jim Carrey'in başrolünde oynadığı The Majestic, 50' li yıllarda geçen sessiz, sakin bir film. Sadece komedi filmleriyle kendisine hayran olanları son birkaç filmiyle tatmin etmeyen Carrey, bildiği yolda ilerleyerek yine komedi unsuru barındırmayan, "ciddi" diyebileceğimiz bir filmle daha karşımızda. Yeteneği abartılı mimiklerde, izleyiciyi kırıp geçiren repliklerde ve durum komedyasında arayanlara inat, Carrey'in güzel ve farklı senaryolu filmlerde oyunculuğunu sergilemesine hayranları ne diyor bilmiyorum ama ben çok güzel buluyorum. Oysa Jim Carrey yine bu satırlarda daha önce yer verdiğimiz "eternal sunshine of the spotless mind", "23 numara" gibi filmlerinde kendini komedi dışındaki rollerde de fazlasıyla kanıtlamış ve bu filmleri tek başına sürüklemişti. Amacım, yukarıda eleştirdiğim gibi düşünenlere okkalı birkaç kelam edip kendimce marjinal bir tavır sergilemek falan değil tabii ki. Kendini tekrarlamadan daima farklı ve yeni bir şeyler üretmenin hazzını da bırakalım sanatçı yaşasın demek istiyorum. Hayat Yeşilçam filmlerindeki gibi değil ki... Neredeyse her filmde aynı tarz bekçi, bahçıvan, aşçı, kahya, dadıyı oynayan kadrolu mesleki oyunculuklar seyrederek büyüdük biz. (Bu arada bu rolleri yıllarca aynı ustalıkla oynayıp adeta ailemizden biri olan sevgi kelebeği rahmetli sinema emekçilerini saygıyla ve sevgiyle anıyoruz orası ayrı tabii ki...) Gelelim filmimize... Üçüncü sınıf filmlerde senaryo yazarlığı yapan Peter Appleton, tam birinci sınıf bir filme senaryo yazdığı sırada Amerikan Kongresi tarafından komünizm propagandası yapıyor gerekçesiyle suçlanır. Her şeyin iyiye gittiği bir sırada kariyerini kaybetme noktasına gelen Peter o gece çok içer. Arabasıyla nehir üstündeki bir köprüde sarhoş bir şekilde seyrederken bir fareyi ezmemek için fren yapar ve nehire uçar. Bu kazadan baygın olarak bir deniz kıyısında yatarken bulunarak kurtulan Peter hafızasını kaybetmiştir. Denizin küçük bir Amerikan sahil kasabası Luwson'a savurduğu Peter, bir rastlantı sonucu, bu kasabada savaşta ölen Luke isimli gence çok benzemektedir. Tüm kasabalı, onun 9,5 yıl önce savaşta türlü kahramanlıklar yaptıktan sonra ölen ama cesedi asla bulunamayan Luke olduğundan emindir. Hafızasını resetleyen Peter içinse bu yeni hayatı kabullenmekten başka çare yok gibidir. Buraya bir parantez açmak lazım sevgili okuyucular. Yukarıda kendini tekrarlamaktan falan bahsetmişken; Jim Carrey'in oynadığı son birkaç filmde hep hafızasını kaybeden, bir şekilde zihin üzerine inşa edilmiş filmlerde rol aldığını görüyoruz. Her ne kadar konuları birbirinden çok farklı olsa da böyle de bir rastlantı söz edilmeye değer sanırım... 62 evladını savaşlarda kaybeden bu küçük kasaba ahalisi, bu mucizevi dönüşü kutlamakta ve her biri kendi kaybettiğinin yerine koyarak Luke'u bağırlarına basmaktadırlar. Geçmişe ait hiçbir şeyi hatırlayamayan Peter yeni ismi Luke ile ona kavuşmanın şaşkınlığı ve gururunu yaşayan babasının en büyük hayali olan bir zamanlar beraberce işlettikleri sinema salonu "The Majestic" i açmak için kolları sıvar. Bu arada Luke'tan ona tatlı bir miras da kalmıştır: eski sevgilisi Adel... Zaten federaller kıyıya vuran kaza yaptığı arabasını bularak izini sürmüşler ve yerini saptamışlardır. Avukat Adel aşk ve hayal kırıklığı ikileminde zor günler yaşamaya başlamıştır… Yine de Peter'dan kendisine yöneltilen (komünizm yanlısı olma) suçlamalarına karşı, uzlaşmacı bir tutum sergilemeyi reddetmesini ister ve O’na gerçek adaletin tüm vatandaşlar için gerekli olduğunu hatırlatır. Bundan sonrası; bir yandan duygusal çalkantılar yaşayan çiftin adalet savaşına dönüşür. Peter'ın bu yolu seçmesinde, zamanında Luke'un cepheden Adel'e yazdığı son mektubun ve yine Luke'un Adel'e hediye ettiği Amerikan anayasası kitapçığının rolü büyük olacaktır. Peter aklanacak mıdır? Yaşamını nerede ve kim olarak sürdürecektir? Hayal kırıklığının büyüklüğü ve dinmeyen acılar aşka yenik düşecek midir? Bunların yanıtı da filmin içinde saklı kalsın. Bu kadar tüyo sanırım fazlasıyla yeterliydi ;) Filmin yönetmenliğini Frank Darabont yapmış. Darabont tüm sinemaseverlerce çok sevildiğine inandığım muhteşem başyapıt "The Shawshank Redemption", "The Green Mile" ve Stephen King'in romanından uyarlanan "The Mist" filmlerinin yönetmeni aynı zamanda. Her şeyin bir fotoğraf güzelliğinde ve duruluğunda olduğu Majestic de bu çekim tekniğinin 50'li yıllara aitliği vurguladığını söylemek sanırım yanlış olmaz. Kostümlerin ve harika müziklerin de ayrı bir beğeni oluşturduğu bu film aynı zamanda kendi sonunu da yazan bir film. İzlemekten keyif alacağınızı umuyorum. İyi seyirler... IMDB linki için tıklayınız.. Filmin fragmanını izlemek için tıklayınız.. Cumartesi, Ağustos 14 Mine Vaganti / Serseri Mayinlar (2010) Sinekiyatri'de yer alan Cache (Saklı) ile karşılaştırmak size fikir verebilir: Cache'te de hijyenik, izole, üst sınıf bir aile başrolde. Bu ailenin büyük bir derdi var ve sorundan yola çıkıp Fransa-Cezayir ilişkilerinin sorgulanması, geçmişteki karanlık olayların aydınlanması vs. ile Haneke'nin filmi çok ayrı bir yere oturuyor... Serseri Mayınlar'da ise çok zengin ailenin dert edindiği ve şiddetle karşı çıktığı şey çocuklarının cinsel tercihleri. Sorunu küçümsemek gibi bir niyetim yok. Fakat Avrupa'dakilerin dünyanın diğer bölgelerine göre çok daha şanslı oldukları bir gerçek.. Yönetmen dram-komedi tarzını seçerek yıllardır dillendiremediği meramını anlatmış. Eşcinselliğin yerine yazımın sonundaki söyleşide yer aldığı gibi akrobatlığı da koyabilirsiniz… Yönetmenin babası yaşarken oğlunun cinsel tercihini bilmiyormuş… Bu açıdan film Özpetek ve arkadaşlarının yaşamından-anılarından bir kolaj olarak düşünülebilir. Lecce'de atadan-dededen kalan makarna fabrikasının başına 3 kardeşten büyük abi Antonio geçecektir... Küçük erkek kardeş Tommaso ise bütün ailenin bir araya geleceği akşam yemeğinde bu kararın açıklanması ile birlikte herşeyi göze alarak eşcinsel olduğunu söyleme niyetinde.. Böylelikle üzerindeki büyük bir yükten kurtulduğu gibi, kendini üniversite okuduğu Roma'da inzivaya çekip edebiyata ve aşka verecektir. Fakat Antonio sürpriz yapar, işin rengi değişir. Müzikler filmi izledikten sonra yeniden dinleme eğilimi yaratıyor.. Film izleyip daha önce hiç duymadığım şarkıların peşine düşmek bir alışkanlık halinde geldi: Nina Zilli’den 50 mila , Pink Martina’dan Una Notta A Napoli. Baştan sona İtalya, Lecce ile örülü filmin bir yerinde karşınıza aniden çıkan Sezen Aksu'nun kadife sesi, yönetmenin kim olduğunu hatırlatıyor.. Hayret, hiç duymamıştım Kutlama'yı... Klas şarkı.. Sözleri de pek hoş. Memleketime çoktan bahar gelmiştir, Başakları şimdiden göğe ermiştir, Dağlarını gelincik basmıştır, Yer, gök ve yürek çiçek açmıştır. Kirazlar olmadan tez vakitte, Asmanın sürgün veren dallarında, Nergisin, zerenin taç yapraklarında, Seninle baharı kutlamaya geliyorum... ... Yurtdışındaki vatandaşlarımızı ağlatacak cinsten... Özellikle gurbetteki İzmirliler'i... Tommaso’nun gözleri Serra Yılmaz'ı anımsattı bana. Özpetek filmlerinin olmazsa olmazı haline geldği için gözlerimiz Serra'yı aradı. Görüntü kalitesi, çekim açıları, vs,, Artık birçok ünlü yönetmenin filminde renkler insanın içini ısıtıyor.. Filmdeki gelenekçi baba gerçek hayatta gay diye bir bilgi var internet'te.. Araştırmak lazım.. Öyleyse, ilginç bir detay.. Tommaso ile Antonio ise eşcinsel olmadıkları için bazı sahnelerde zorlanmışlar belli ki… Yazının bu bölümündeki yönetmenle yapılan röportaj, filmle ilgili bize ipuçları veriyor: Özpetek: Yıllar önce, İtalya’ya geldiğimde yufka yürek babam, bana bir turizm işi bulmuştu. Cevabım netti: “Baba, bu işe girersem asla sinema yapamam. Maaşın konforuna alışırım, öyle geçip gider hayat, çok üzülürüm!” Tipik baba yaptırımı, “Harçlık yollamam, ne halin varsa gör” dedi. Ama biliyorum, endişe duymasına rağmen babamın kararıma saygısı da vardı. Gazeteci: Garanti bekliyorlar galiba! Özpetek: Evet. Ana baba, bildiği yoldaki mutluluğu, başarıyı çocuğuna dayatıyor. Bu sadece ‘gay’ olma tercihi ile ilgili değil, akrobat olmak isteyene de karşı çıkılıyor. Oysa bana hayat garantisi değil, kendi yolunda mutluluk imkânı verse! Aile, biten bir ilişki değil. 80 yaşımıza da gelsek, onların hoşuna gitmek istiyoruz. Onun için bir iltifat, ödül aldığımda hâlâ gözlerimin doluşu! Roma Üniversitesi’nden fahri doktoramı alırken de, çok çok mühim festivallerden avuntularla dönerken de, iltifatlara boğulurken de, aklımda hep o. Bu kısım ise başka bir söyleşiden… Özpetek diyor ki: Anne baba çocuğunun ne yaptığını değil, mutlu olup olmadığını sormalı kendine... Ben üniversiteyi hiç bitirmedim... Üç imtihanım var üniversiteden, kalmış yıllardır... "Hamam'ı yapmışım, Harem Suare'yi yapmışım, babam hala diyor ki: Şu üniversiteyi bitir, bir gün işe yarar..." Bana fahri doktorluk verildi üniversiteden... Onu alırken babam yoktu... Ağlamaya başladım... Salı, Ağustos 3 Los Lunes al Sol / Mondays in the Sun / Güneşli Pazartesiler (2002) İspanya’nın kuzeyinde bir liman kentinde geçimini tersanede işçilik yaparak kazanmış bir grup arkadaşın yaşadığı travma ve hayat mücadelesini konu alıyor “Güneşli Pazartesi” ler. Filmin afişinde de belirttiği gibi, sadece bir grup insanın değil, daha nicelerinin ortak dramı, gururu ve kader birliği var bu filmde. Rekabete dayanamayan tersane işçilerini çıkartmıştır ve bildikleri tek işi kaybeden insanları işsizlik ve zorlu hayat mücadelesi beklemektedir. Atılan işçi arkadaşlarından birinin açtığı Tersane Bar’da (Bar La Naval) buluşan, içen ve günün kritiğini yapan bu insanlar; mahvolmuş hayatlarını düzlüğe çıkaracak bir umut aramaktalar. Bilek gücünü kullanarak o ana kadar yaşamlarını sağlamış, hizmet sektörü için uygun yaşta ve beceride olmayan bu insanlar yaşama tekrar sarılabilmek için neler yapmıyorlar ki… Santa, Jose, Lino, Amador, Reina, Rico, Sergei… Santa (Javier Bardem): İsyankar ve uğradığı haksızlığı bir türlü hazmedememiş, lider bir kişiliğe sahip. Kadınlarla arası çok iyi. Avustralya hayranı. Gururlu. Arkadaşlarına çok belli etmese de her zaman onları kolluyor. Film boyunca, hareketleriyle, söylediği sözlerle, bu sömürü düzenli dünyaya başkaldıran muhalif bir karakter. La Fontaine’in ünlü çekirge (bizde ağustos böceği olarak bilinir ama) ve karınca hikayesine getirdiği yorum izlenmeye değer. ...ağustos böceği karıncanın kapısını çalmış ama karınca ona demiş ki, "ağustos böceği kardeş eğer sen de benim gibi sıkı çalışsaydın böyle aç ve açıkta olmazdın" ve kapıyı açmamış. Kim yazdı bunu? Çünkü mevzunun aslı böyle değil! Bu karınca tam bir yavşak ve spekülasyoncu. Ve neden bazılarının ağustos böceği doğduğunu açıklamıyor. Çünkü ağustos böceği doğdun mu bittin demektir. Söylemiyor onu tabii..." İşyerinden atıldığı anda hırsından kırdığı sokak lambasının parasını ödemesi için hakkında dava açılan Santa, bu parayı maddi değerinden dolayı değil ama manevi değerinden dolayı ödemek istemeyecek kadar gururlu… -8000 pesetas ne kadardır? -euro olarak mı? -hayır pesetas olarak... -8000? Jose (Luis Tosar): Umutsuz, şüpheci, karısı çok zor şartlarda üç kuruş para için çalışırken kendisi işsiz ve parasız olduğu için aşırı duyarlı ve alıngan, sisteme inanmayan, oynadığı sayısal loto kolonlarını güzel bir dünyanın temellerine yaslamak isteyen bir adam. Buhranlı dönemleri sadece içerek atlatabileceğini zanneden bir kaybeden… Lino (José Angel Egido): Yetişkin çocukları olan, diğerlerine nispeten daha yaşlı ve işi daha zor olan, ama bir o kadar da azimli bir delikanlı. Her iş günü, kendi gibi işsiz arkadaşlarıyla Lady Espana adlı feribota binip gazetelerden ve iş bulma kurumundan ayarladıkları iş görüşmelerine gidiyor. Bulduğu işlerde aranan özelliklerle alakası yok. Ama o hiç yılmıyor. Bu seremoni belki de onu yaşama bağlayan tek şey. İş görüşmelerine tebdil-i kıyafet ile gidiyor, genç görünmek için feribot tuvaletlerinde saçlarını boyuyor, oğlunun genç işi kazaklarını giyiyor. Bir gün ev telefonundan aranacağına dair bitmeyen bir umudu var. Amador (Celso Bugallo) : İçine kapanık, dağılmış, çok içen, biraz filozof bir adam. Arkadaşlarını “karın ne zaman gelecek” sorularına hep yakın bir tarih vererek aldatan ve aslında karısının onu aylar önce terk ettiğini gizleyen yalnız bir adam. Kendisiyle ilgilenen Santa’ya anlattığı siyam ikizleri hikayesi bize onu biraz tanıtabilir belki. Birbiriyle geçinemeyen siyam ikizlerinin itişmesi her zaman ikisini de yere düşürüyor… Birimiz düşerse hepimiz düşeriz diyerek birlik manifestosunu da veriyor Amador. Onun bu sözlerinden sonra “together we stand, divided we fall” diye bağırası geliyor insanın… Ya şu tespite ne demeli… Önemli olan bizim Tanrı’ya inanıp inanmadığımız değildir. Önemli olan Tanrı’nın bize inanıp inanmadığıdır. Eğer inanmıyorsa hapı yuttuk demektir. Rico (Joacquin Climent) : İçlerinde en tuzu kuru olan arkadaşları. İşten atılır atılmaz eline verilen üç-beş kuruş parayla işlettiği barı açan Rico için, arkadaşlarının demlenmesi bir geçim kaynağı. O da arada beleş verdiği içkilerle birliği destekliyor ama daha realist bir kişilik. Reina (Enrique Villen) : Güvenlik teknisyeni olarak da olsa iş bulabilmiş şanslılardan. O da barın müdavimlerinden. Çalıştığı yerin çatı katından “beleştepe” olarak tabir edebileceğimiz bir yerden arkadaşlarına Celta Vigo maçlarını izlettiriyor. Atakların sonu ve goller bulunulan yer itibariyle kadraja sığmıyor. Ama olsun. Hizmet hizmettir. Sergei (Serge Riaboukine) : Eski Sovyetler de kozmonot olarak görev yaparken hayatın rüzgarıyla İspanya’ya savrulmuş, samimi, görmüş geçirmiş, sevimli ve candan bir dost. Anıları ve betimlemeleriyle arkadaşlarının yaşamına renk katan bir arkadaş. Oyunculukların müthiş olduğu bu filmde rolleri daha belirgin ortaya çıkan iki karakterden Santa’ya can veren Javier Bardem kendisine hayran bıraktırıyor. Bu rolüyle birçok ödülü de almış. Ancak Jose rolüyle dikkat çeken Luis Tosar’ın da müthiş oynadığını söylemeliyim. Daha önce “gözlerimi de al” filmiyle bu satırlarda yer verdiğimiz Tosar yine incelikli bir iş çıkarmış. Arkadaşlığın, dayanışmanın, yaşam mücadelesinin, başkaldırının incelikle işlendiği güzel ve bağımsız bir İspanyol filmi izlemek isteyenlere şiddetle tavsiye edilir. Güneşli Pazartesiler.. Filmin IMDB linki için tıklayınız Filmden özet görüntüler için tıklayınız 1 / 2
31b50ad5c87a
[ "fineweb2", "hplt2" ]
9 Temmuz 2012 Pazartesi REVENGE - METAL IS: ADDICTION AND OBSESSION Her şey bir yana da albümün ismine bakar mısınız. 'Metal bağımlılık ve saplantıdır!' İnsan bu kadar içte olur yani. Belli ki Kolombiyalı kardeşlerimiz yaptıkları işi pek bir ciddiye alıyorlar. Severim böyle heyecanlı grupları. Tarz Speed Metal olarak geçiyor. Son otuz senedir kimsenin eskitmeyi başaramadığı süper bir müzikaliteye sahip olan grubun bu dördüncü albümü. 2011 tarihli kayıtın hem CD hem de LP sürümleri yapılmış. LP sürümü 350 adet siyah ve 150 adet sarı sıçrama efektli olarak yapılmış. Benim plağım siyah. Kapak ve iç kapağı yani İngilizce adıyla 'Inner sleeve' neredeyse dış kapağı kadar kalın bir kağıda basılmış. Her şeyine pek özenilmiş ama kapağı hazırlayan grafiker büyük bir skandala imza atarak grubun logosunu düşük çözünürlükte bir resimden aktarmış. Kocaman plak kapağında düşük çözünürlükte bir logo gerçekten rahatsız ediyor koleksiyoncu gözlerimi. Onun dışında kapak resmi de albüm ismini en iyi şekilde yansıtıyor. Albüm iyi. Grup iyi. 500 adet plağın çoğunluğu ben bu yazıyı yazarken tükenmiş olacak. Look at the album name. 'Metal is: Addiction and Obsession'. How could a band be so sincerely. It seems that our Colombian brothers take this work so seriously. I like this kind of bands. The style is Speed Metal. This is the fourth album of the band. For 30 years no one could be able to kill this style. This album released in 2011 as LP and CD formats. Lp version has 350 black and 150 yellow splatter copies. I have one black copy. It has a high glossy laminated jacket and 220 gr inner sleeve. The item is super good quality. After all the graphic designer made a scandal mistake. The band logo on the cover art is low resolution. It is a big mistake to put a low resolution logo on a giant Lp cover and it tires my collector eyes. Anyway the album cover art reflects the concept of the album so clearly. Album is good. Band is good. Probably most of the 500 copies will be sold out while I am writing this review. Kaydol: Kayıt Yorumları (Atom)
4c662037c9a7
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Blog dünyasını ilk keşfim güzel sofralarını yayınlayanların sayfalarını görmemle olmuştu.Sonra sonra blog dünyasının kocaman olduğunu ve kitap alma hızımla okuma hızımın aynı olmayışının bir tek bende olmadığını görüp mutlu olmuştum.Neyse konuyu çok dağıtmadan bugün yaptığımız kahvaltıya geliyorum.Bu güzel sofranın mimarı Willy:)Sağolsun süper bir sofra hazırlamış.Biz de hakkını verdik ne yalan söyleyeyim.Sildik süpürdük.Rejimler askıya alındı.Aramızdan bir kuş 10 gün içinde yuvadan uçacak olduğu ve düğününde hepimizin içine girmek istediğimiz ama fermuarlarla savaş verdiğimiz elbiselerimiz de olsa bana mısın demedik gidene kadar yedik:) Tarçınlı kurabiye aynen hazır gibiydi.Kahveyle mükemmel uyuyorlar aslında iki üç günde bir yapacaksın evde kavanozda duracak hem ani misafire hem de süper bir atıştırmalık:)Tarifini aldım bakalım başarılı olabilecek miyim Willy gibi? Bu resimde gözüken tül gelin adayımızın kınası için hazırladığımız şey.Hani kına yakıldıktan sonra el sarılsın diye.Onu da dün gece konfeksiyon işçisi edasıyla oturup bitirdik.Ama çok güzel oldu.Bitmiş halinin fotosu cumartesi kınadan sonra:) Ve biz buluştuk mu oyunsuz olmaz.Tabudan sonra yeni sevdamız.Eğer tabu oynamayı seviyorsanız ve artık leb demeden leblebiyi anlayacak kıvamdaysanız Cranium imdada yetişiyor.Hamurdan heykeller yapma,ekip arkadaşını kukla gibi kullanma,gözün kapalı şekil çizme,şarkı mırıldanma gibi farklı farklı bölümleri var ve çok eğlenceli:)Oyunun açılışını bizimle yapan Cansu arkadaşıma çok teşekkür ediyorum! Ve bu akşam Ankara'ya gidiyorum hayatımda ilk defa yani küçükken düğüne götürmüşler ama hatırlamıyorum bile o yüzden o sayılmaz.Gerçi sadece bir gün boyunca orada olacağım sevgilimin mülakatı için gidiyoruz umarım iyi geçer.Şimdilik bu kadar benden sevgiler...
63f253d16c51
[ "fineweb2", "hplt2" ]
26 Kasım 2015 Denim Denemesi 2 4 yorum: Allah nazardan korusun Sen her halinle güzelsin :)YanıtlaSil Kot kumaşını çok severim sende de gerçekten çok güzel duruyor :) Vakti saati geldiğinde yüzüme herhangi bir işlem yaptırır mıyım bilmem ama :) Şöyle bana bir kaç ay kimse dokunmasa komple bakıma girmeyi isterim :) iş ve çocuklar arasında kendime ayıracak zamanı zor buluyorum :)Yanıtlar Çoook teşekkürler Esmanur'cuğum :) Ahhh o bakıma girmeyi bende çoook istiyorum ama zaman yaratamıyorum :( Canım benim çalışan annelerin işi daha da zor, Allah size güç kuvvet versin diyorum gerçekten de, öperim kocaman...Sil - Adsız26/11/15 11:31 Bakım elbette önemli ve gerekli ama ben doğal yaşlanma taraftarıyım :) Özellikle de böyle sizin gibi güzel kadınların hiç ihtiyacı olmamalı bence ;) Sonra çevremizi hep aynı ifadesiz ya da geçici güzelliği olan kadınlar sarıyor.Bıraksalar belki çok daha güzel yaş alacaklar :)YanıtlaSil Bu arada çok yakışmış leopar ve kot:) Ben de kesinlikle doğal yaşlanmadan yanayım, kalıp gibi yüzler bana çok suni geliyor, halbuki yaşanmışlıklar ve yaş almalar da güzel, bu arada iltifat için de çok teşekkür ederim, kocaman sevgilerimle...Sil
15c992039f87
[ "culturax", "hplt2" ]
Mimar sinan mahallesi Demirdöküm Servisi Kombi Bakımı Ve Tamiri Mimar sinan mahallesi demirdöküm servisi Günümüzde teknik servisler cihazlarımız için verdiği kaliteli hizmetlerle çok büyük fayda sağlamaktadırlar. Hayatımızı kolaylaştıran cihazlardan olan kombiler, montajından bakımına kadar işin ehli teknik servis ekiplerimizle hep yüksek performanslarda çalışacaktır. Kombi bakımı kış aylarına girilmeden en az yılda bir kere yaptırılmalıdır. Kombi markalarının ortak dostu teknik servis ekiplerimiz yapacakları komple bakım hizmetlerinde cihazınızın tüm parçalarını elden geçirecek, özenli ve titiz bir çalışma ile kombinizi yenilemiş olacaktır. Ayrıca oluşan küçük çaplı arızalar büyüyüp farklı sorunlara yol açmadan bakım sırasında fark edildiğinde anında müdahale edilecek cihazınız aşırı yıpranmalardan kurtulmuş olacaktır. Kombi bakımında lider firmamız güler yüzlü ekipleri ile kombinize rahat bir nefes aldıracak, sorunsuz bir kış hediye edecektir. Bakım yapılmadan önce profesyonelliğimiz gereği olarak yapılacak iş sizlere detaylı şekillerde anlatılacak, daha sonra baca temizlikleri dahil cihazda oluşmuş tozlanmalar, tıkanmalar, aşınmalar hatta oksitlenmelerin tek tek temizliği ve onarımı yapılır. Demirdöküm Mimar sinan mahallesi Servis Mimar sinan mahallesi demirdöküm servisi ile çalışan demirdöküm kombi revize ustanız olarak cihazınız A dan Z ye yenilenmiş ve gerekli tüm ayarlamaları yapılmış bir şekilde çalıştırılarak kontrolleri son kontrolleri yapılır. Kombinize iyi bakan teknik servis ekiplerimizle sizin beraber yapılan kontrollerde sorunlar çıkmadığı takdirde bakım işlemimiz tamamlanmış olacak, sorunsuz bir şekilde bakım işlemi tamamlanmış olacaktır. Kombi bakımının önemini sorunsuz kış geçirdiğinizde daha iyi anlayacak, kış boyu faturalarınıza yansıyacak tasarrufla da bütçenizde rahat bir kış geçirmiş olabilecektir. Mimar sinan mahallesi Demirdöküm Servis Çağrı Merkezi Anadolu Yakası Demirdöküm ısıtma ve soğutma sistemlerine aktif ve ekonomik demirdöküm servis imkanı sunan beyaz eşya firmamız, gece gündüz sizlere cihazlarınızdaki problemlerinizde yardımcı olmaktan gurur duyar. Çekmeköy Mimar sinan mahallesi Demirdöküm Servisi Mahalleler Demirdöküm cihazınızdaki problemleri kombi, klima, hidrofor veya kazan brülör sistemi olsun sizlere aynı gün içinde saat farkı gözetmeksizin müdahale eder. İşlemmi yapmadan önce keşif yapan teknisyenlerimiz kabul ettiğiniz takdirde işlemi bitirdikten sonra ücreti almadan servis raporu düzenler. Servis raporunuzu almayı unutmayınız.
0cb1f549a726
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Kişinin güç ve kuvvetine, düşmana galip gelmeye; Uzun tırnak mesleği gereği olursa rızka, diğerleri için ayıp ve kusura, sünneti terk etmeye, Tırnak kesmek sünnete uymaya yahut borç vermeye, Uzun ve güzel tırnak mala, elbiseye, ziyada güç ve kuvvete, Tırrnağın yok olması güç ve iktidardan düşmeye delalet eder.Rüyada tırnak kesmek veya dişlerini tırnağıyla koparmak kötü bir alamettir. Rüyada tırnak kesmek kötü bir olaya işarettir. Güzel tırnaklar başarı kazanacağınız işlere gireceğinizi bildirir. Bakımsız tırnaklar, dert ve hastalığa yorumlanır. Güzel tırnaklar başarının işaretidir. Bakımsız tırnaklar, sıkıntı ve hastalık anlamına gelir.Kişinin kendi çalışması sonucu sahip olduğu değerli şeyler veya paradır.Rüyada tirnak görmek alacak veya borçla yorumlanir. Tirnaginin uzadigini görenin borcu artar. Tirnagini kesmek ise borcunun kolaylikla ödenecegine isarettir. Tirnaklarini kestigini gören keder ve sikintidan kurtulur. Abdulgani Nablusiye göre, rüyada tirnak görmek zaferdir. Tirnagin uzunlugu sanat ve meslegi itibariyla ona muhtaç olan adamlar için rizkta genislige delalet eder. Bunun aksi olarak tirnagi kesilmis görmek, bu gibi kimseler için dar bir geçime isarettir. Tirnak bir erkegin kuvvet ve kudreti olarak da tabir edilir. Ibni Sirine göre, tirnak görmek insanin süsünü, kahramanligini, kuvvetini gösterir. Rüyasinda bir tirnaginin olmadigini görmek, malinin elinden çikmasina ve kudret ve kuvvetinin azaldigina delalet eder. Tirnagini kopmus veya kirilmis görmek de böyle tabir edilir. Gereginden fazla tirnagini uzamis görmek, dininde fesada delildir. Parmaklarinda tirnak olmadigini gören iflas eder. Fakirleserek kan azalir. Rüyada tirnaklarinin kirildigini görmek ölümle yorumlanir. Tirnaklarinin sari renkte oldugunu gören ölür. Bir baska rivayete görede: Rüyada görülen davar tirnagi, ilme ve ilmin eserine tabi olmaya, rizka ve zenginlige isarettir. Davar tirnagi bir yerden kendisi için zaruret olan diger bir yere göç etmeye isarettir. Davar tirnagi sapiklikta bulunan kimse için hidayettir. Hayvanlan görmeksizin evler arasinda davar timaklarini görmek ve seslerini isitmek, yagmur ve sellerin meydana çikmasina isarettir. Rüyada tirnak görmek, düsmana zafer bulmaya isarettir. Bazen de tirnagin uzunlugu, rizkin bol olmasina isarettir. Tirnaga ihtiyaci olan kimsenin tirnagim kesilmis görmesi, yukardaki tabirin aksinedir. Bazen de tirnak uzunlugu, Sünnet-i Seniyyeyi terketmeye isarettir. Tirnak kisinin kuvvet ve kudretidir. Bu sebepten bir kimse timaginin kirilacak kadar uzadigini görse, kuvvet ve malinin artmasi, düsmanina karsi kullanacagi silahi ve kendisini ondan koruyacak aleti olur. Rüyada timaginin olmadigini gören kimsenin, kuvveti gider. Tirnagim normal bir sekilde kestigini gören kimse, Peygamberin Sunne uyar. Tirnagin haddinden fazla uzunlugu, ayip ve kusurdur. Rüyada, timaginin düsmaninkinden daha uzun oldugunu gören kimse, düsmanina zafer bulur ve hasmina galip gelir. Timaklarinin düstügünü gören kimse, malindan zarar eder ve maksadim icra etmekten aciz kalir. Rüyada tirnak kesmek, Sünnet-i Seniyyeye uymaktir, veya borç para vermek suretiyle malinin kendisinden çikmasidir. Tirnagi boyali ve kinali ise borç verdigi sey altindir. Tirnaklarin beyazligi, hafiza ve anlayisa isarettir. Tirnaklarin normal olarak görülmesi, din ve dünyaca iyiliktir. Rüyada timaklanyia ugrasmak, dünya malim toplarken hile yapmasina isarettir. Tirnaklarin uzunlugu île beraber güzelligi, mala, elbiselere, düsmana karsi koymak için silaha, hasmina karsi müdafa yapabilmek için delil ve cevap hazirlamaya yahut düsmanin serrinden kendisini korumak için düsmana mal hazirlamaya isarettir. Rüyada timaklanm kestigim gören kimse, sadaka-i fitresini verir, Timaklarinin eksik veya derisinden çikarilmis yahut kirilmis oldugunu gören kimsenin, servetinin gitmesine ve dünyaca kudret ve kuvvetinin zayiflamasina isarettir. Rüyada timaginin yirtici kus tirnagi gibi oldugunu gören kimse harpte ise, düsmanina galip gelir. Tirnaklariyla ugrastigini gören kimse, dünya islerinde hile yapar ve dünyayi kendi tarafina çeker. Rüyada tirnaginin yok oldugunu görse, iflas eder. Kuvvet ve kudreti azalir.Güzel tırnaklar başarının işaretidir. Bakımsız tırnaklar, sıkıntı ve hastalık anlamına gelir. Ayrıca ailenizde bazı gençlerin sorun yaratacağı anlamındadır.Güzel tırnaklar başarının işaretidir. Bakımsız tırnaklar, sıkıntı ve hastalık anlamına gelir. Ayrıca ailenizde bazı gençlerin sorun yaratacağı anlamındadır.
6f5a2fb4cb02
[ "c4", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
Eşsiz maviliklerin kıyılarında yer alan Justiniano Club Alanya, kendine ait plajı, kaydıraklı havuzları ve güler yüzlü personelinin hizmet kalitesiyle harika bir tatilin kapılarını açmaktadır. Modern mobilyalar ile donatılmış odalarında konforlu bir konaklama imkanı bulurken deniz veya bahçeye bakan balkonlarında manzaranın keyfini çıkartabileceksiniz. Güne zengin bir açık büfe kahvaltı ile başlayıp, havuz kenarında şezlonga uzanıp keyif yapabilir ya da otelin kendine ait plajında deniz ve güneşin tadını doyasıya çıkartabilirsiniz. Yörsel ve uluslararası lezzetlerin sunulduğu restoranlarında gurme lezzetler ile yemekleriniz renk bulurken, spa hizmetleri sayesinde tatiliniz boyunca kendinizi yenilenmiş hissedeceksiniz. Otelin eğlence personeli ve gece kulübü de sizlere eğlence dolu akşamlar yaşatarak tatilinizi unutulmaz bir anıya dönüştürecektir. Alanya 35 km Antalya Havalimanı 90 km Tesis denize sıfır konumdadır. Otelin kendine ait 100 m. uzunluğunda çakıl-kum sahilinin yanı sıra açık havuz, kapalı havuz, çocuk havuzu ve su kaydırakları bulunmaktadır.
19ff162f4768
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Ana sayfa > Arşiv > Arşiv 2012 > Sınıf Mücadelesi Sayı : 164 - 3 Şubat 2012 > Fabrikalardan... İşyerlerinden > Belediye Taşeron içinde taşeron yaygınlaşıyor Sözleşme dönemi başladı ama henüz Çalışma Bakanlığı’ndan sözleşme yapma yetkisi gelmedi. Çalışma Bakanlığı ile sendikalar arasında, baraj sorunu var. Sendikaların üyeleri azaldıkça sözleşme yapma sorunu derinleşmişti ama Çalışma Bakanlığı göz yumuyordu. Şimdi ise hükümet sendikalar yasasında değişiklik yapmak istiyor. Bundan dolayı sendikaların kuyruğu hükümetin elinde. Ayrıca yeni sözleşme ile ilgili taslak çalışması yapılmadı. Sadece temsilcilerle bir toplantı yapıldı denildi. Gece vardiyasındaki temsilciye bu konu soruldu: “İleride size açıklama yapacağız” dedi. Diğer taraftan işveren hiç boş durmuyor. İşyerinde taşeron içinde taşeron vardı. Şimdi sendikalı ve şirkete bağlı olan bazı birimlerin ihalelerini başka taşerona vererek işçileri hem sendikasızlaştırıyor hem de işten çıkmaları için yol gösteriyor. Sendikacılar ise “yapacağımız bir şey yok” diyor. Fen işlerinde yaklaşık 45 şoför, yemekhanede 15 ve veterinerdeki 15 işçiye “ya temizliğe geçeceksiniz ya da kıdem tazminatlarınızı alıp ayrılacaksınız” dendi. 5-6 işçi işten ayrıldı. Veterinerde işçilerin bir kısmı sendikadan ayrılarak yeni taşeronda çalışacaklarını söylediler. Gerekçeleri ise “sendikaya boş yere aidat ödüyoruz. Sendika ha var ha yok hiç fark etmedik, işverenin bütün keyfi uygulamalarına seyirci kaldılar. Çalışma koşullarımızda iyileşme olmadı” dediler. Tüm bu tartışmalar olurken işçiler, şube başkanının vardiyaya gelmesini istedi. Şube başkanı geldi ama daha işçiler toplanmadan, 100 işçisi olan vardiyada 15-20 işçiye seslendi. Sonradan gelenler, gelişmeleri şube başkanının ağzından dinleyelim dediler; “her şeyi anlattım, bilgiyi temsilcilerden alın” dedi. Temsilciler kendinden habersiz. Onlar ne bilgisi verebilir ki! Şube başkanını dinleyen işçiler bile “biz de anlayamadık” dediler. Yani her şey muğlak kimin ne dediği anlaşılmıyor. Bilinen tek şey üç ihalenin olduğu. Veterinerdeki taşeron işe başladı. Fen işlerine özel araçlar geldi. Yemekhanedeki taşeron gıda alımını yaptı, işçileri iki ay sonra işe başlayacak. Sonuç olarak işçiler sözleşmeden çok kendi ihalelerini düşünüyor. Her şeye rağmen ekmeğimiz için ne gerekiyorsa yapmaya hazırız. (27.01.2012)
d038541266e2
[ "culturax", "fineweb2", "hplt2" ]
Pek çok insan Wordpress blogların Blogger’dan daha iyi olduğunu iddia eder ve sebeplerini belirtir.Bunların pek çoğu doğrudur.Ancak Blogger’ı Wordpress’e tercih etmenizi gerektirecek sebepler yok değil. İşte benim gözümden Blogger’ı Wordpress’e tercih etmenizi gerektiren sebepler… Aslında Blogger 1999 yılında Pyra Labs tarafından oluşturuldu daha sonra Google tarafından satın alındı.Google’ın Blogger’ı satın almasıyla birlikte yenilikler ve güncellemeler ardı ardına gelmeye başladı.Google gibi bir dünya devi tarafından geliştirilen ve desteklenen bir servisi kim kullanmak istemez ki? Blogger’ı Wordpress’e tercih etmenizi gerektirecek en önemli sebeplerden biri de blogunuz için host ücreti ödememeniz.Blogger standartlarında bir bant genişliği ve dosya alanına bir sahip host kiralamanız yüzlerce dolara mal olabilir. Eğer Blogger’ın ücretsiz subdomaini olan blogspot’u kullanmak istemiyorsanız en fazla 10 dolara bir alan adı satın alarak kendi domainizi kullanabilirsiniz.Böylece profesyonel bir blog sahibi olmak size sadece 10 dolara mal olur. Blogger en güvenli platformlardan biridir.Başkaları şifrenizi öğrenmediği sürece blogunuz güvendedir ve hacklenme ihtimali yok denecek kadar azdır. Wordpress blogların yeni bir versiyonu çıktıında blogunuzu manuel olarak güncellemelisiniz.Blogger’da ise tüm güncellemeler otomatik olarak dashboard’da görünür ve ek bir işlem yapmanıza gerek kalmaz. Blogger’ın şablon tasarımcısı sayesinde kendi temanızı kolayca oluşturabilirsiniz.Üstelik internette binlerce ücretsiz ve kaliteli temaları kolayca blogunuza yükleyerek kullanabillirsiniz. Blogger bir Google servisi olduğundan Blogger ile oluşturulan bloglar Google arama sonuçlarında en kısa zamanda yer almaya başlar ve yazılarınız hızlı bir şekilde indekslenir. Blogger kurulumuyla, ayarlarıyla, şablonlarıyla, eklentileriyle kullanımı çok kolay olan bir platformdur.Bu sayede hiç kod bilmeden bile iyi bir blog sahibi olmak mümkündür. Söz Sizde Bana göre Blogger’ın avantajları bunlar.Sizin ekleyebileceğiniz başka avantajları ya da katılmadığınız yerler var mı?
0ccae0cc3cf0
[ "c4", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
Valencia’da polisin dayanılmaz şiddeti Yöneticilerin yolsuzluk skandallarının gündemde olduğu Valencia’da gençlere yönelik baskı ve şiddetin yol açtığı öfke harekete geçti. Lluis Vives Lisesi’nin öğrencileri, birkaç günden beri, eğitime ayrılan bütçenin git gide kısılmasını ve buna bağlı olarak öğretmen sayısının azalmasını, sınıfların yeterince ısınmaması ve kötü eğitim koşullarını protesto ettiler. Ayrıca polisin gözaltına alıp karakola götürdüğü bir gencin de serbest bırakılmasını talep ettiler. Ancak yöneticilerin tek yanıtı polis şiddetine başvurmak oldu. Yetkililer, polise göstericilere saldırma ve onları joplama izni verdi. Bu, İspanya’da yıllardır görülmemiş bir vahşetle gerçekleştirildi. Aralarında on sekiz yaşından küçüklerin de olduğu 26 genç tutuklanıp hapsedildi. Polisin gençlere karşı kullandığı vahşetin görüntüler, televizyon kanallarında gün boyunca gösterildi. Bütün gazeteler, ellerinde joplarla, ayrım yapmadan, herkese saldıran polislerin fotoğraflarını yayınladı. Valencia polis şefi Moreno, kendisine şehirde kaç polis görevlendirdiğini soran bir gazeteciye “düşmanlar tarafından kullanılabileceği” gerekçesiyle bilgi veremeyeceğini söyledi. Moreno, bu sözlerle düşman olarak liseli göstericileri işaret ediyordu. Polis şefinin sözleri ve medyada yayınlanan görüntüler tüm ülkede öfke uyandırdı. Sonuç olarak, Valencia olaylarından sonra belli başlı büyük kentlerdeki liseliler ve üniversite öğrencileri yeni dayanışma gösterileri düzenlemek için toplanmaya başladılar. LO (17.02.2012)
3d68244ee600
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
Geçen sezonun sonunda yaşadığı şoktan çıkmayı başaran talimli Fenerbahçe taraftarı, yaz boyunca çubukluyla arasındaki buzları eritmek için kullandığı rakı kadehini her kaldırdığında, aşık olduğu renklerin başarısına içti. İçerken de boş durmadı, yeni sezonun planlarını yaptı. Guiza’nın yerine hızlı, güçlü, adam eksiltebilen bir forvet yazdı listenin başına. Bir sağ açık, bir de sol açık ekledi altına. Bilica’nın yerine ayağına hakim, hamle zamanlamasından haberdar bir stoper ve eldeki iç güveysinden hallice bir ön libero alınırsa eğer bu iş tamamdı. Maç başına kaptığı top ile dripling yaparken attığı adımlarının toplamı, nüfusta kayıtlı isimlerinden daha az olan bir sözde ön liberoyu elden çıkarmak kolay değildi elbet. Varsın kalsın, geçtiğimiz sezonun son haftalarında takımın potada kalmasına olan olumlu etkisini aval aval bakanların bile fark ettiği Selçuk Şahin kadrodaydı ne de olsa. Aranan forvet bulunmuş, birisi olağanüstü iki tane hızlı, genç ve yetenekli kanat oyuncusu alınmıştı. Transferin son gününe, sadece memleketinin hatırına hoş karşılanması muhtemel, çizilen portrenin sahibi stoper bile yetiştirilmişti. Avrupa sahnesini yaz bitmeden terk etmeye sebep transferlerin gecikmesi ve şanssız sakatlıklar idi. Hem belki de içimizden biri olan Kocaman Hoca’nın oyun sistemini oturtabilmesi için şans olarak bile adlandırılabilirdi… Bu sene elimizde kocaman silgilerlerle, hem kendimizi hem de sayfaları yırta yırta temizleyeceğimiz beyaz sayfalardan bir diğeri Kayseri'de ancak altmış dakika dayanabildi.Yeni transfer Yobo sakatlanana dek pozisyon vermeyen ancak pozisyon da bulamayan takım, Yobo'nun sakatlanıp günah keçisi Selçuk'un stopere geçmesinin ardından kalesinde gördüğü iki golle önündeki maçlara bakmaya başladı hemen. Aykut Kocaman'ın esame listesine yedek stoper yazmamasına anlam yüklemeye çalışırken hararet yapan garip taraftar ise, çok değil bir gün sonra ana muhalefet liderinin kendini seçmen listesine dahil edemediğini görünce kayışı koparıp başladı tezahürata... Kayserispor 2-0 Fenerbahçe
d7a9616bf7dd
[ "fineweb2", "hplt2" ]
BDP Hakkari Milletvekili Esat Canan, ilçede tam bir "vahşetin" yaşandığını ve mermi isabet etmemiş ev kalmadığını belirterek, yaşanan olayın sorumlusunun "Sözün bittiği yerdeyiz" diyen Başbakan Erdoğan olduğunu söyledi. Hakkari Milletvekili Esat Canan, Yüksekova Belediye Başkanı Ercan Bora, Esendere Belediye Başkanı Hurşit Altekin, İl Genel Meclis Başkanı Ferzende Yılmaz'ın da aralarında bulunduğu 15 kişiden oluşan BDP heyeti, Şemdinli Belediyesi, hasar gören evler ve Şapatan Köyü'nde incelemelerde bulunurken, yaşamını yitiren yurttaşların ailelerine de başsağlığı ziyaretinde bulundu. Savaş alanı görünümünde olan ilçedeki inceleme sırasında İlçe Emniyet Müdürlüğü, Jandarma Tugay Komutanlığı ve belediye binasında ciddi hasar oluştuğu görüldü. Heyete bilgi veren görün tanıkları ise çatışma sırasında bir PKK'linin yaşamını yitirdiği, İlçe Jandarma Komutanlığı'na girmek isterken yaralanan bir PKK'linin de 30 metre süründükten sonra üzerindeki bombayı patlatarak yaşamına son verdiğini ileri sürdü. Çatışmada bir PKK'linin de yaralı olarak yakalandığı iddia edildi. Havan mermileri hala evin damında Olaylar sırasında asker ve polislerin rastgele açtıkları ateş sonucu roket ve mermileri hedefi olan Şemdinli davası mağdurlarından Umut Kitap evi sahibi Seferi Yılmaz'ın evini ziyaret eden heyetin incelemeleri sırasında, evin tüm camlarının kırıldığı, evin damında ise halen iki havan mermisinin durduğu görüldü. Camları kırılan belediye binasına da çok sayıda mermi isabet etmiş ve maddi hasar oluşmuş durumda. Doktorların zırhlı araç talebi kabul edilmedi Yaşamını yitiren Necdet Güreli, Tayyar Güreli ve Osman Ertaş'ın ailelerini de ziyaret ederek başsağlığı dileğinde bulunan heyet üyeleri Şemdinli Devlet Hastanesi'ne giderek Başhekim Aziz Soylu'dan bilgi aldı. Başhekimi Soylu, olaydan sonra hastaneye gelmek için çok zorlandıklarını belirterek şu bilgiler verdi: "Çatışmadan sonra yaralılara müdahale etmek için hastaneye gelmek istedik. Bunun için ilk olarak emniyetten zırhlı araç istedik. Fakat bu talebimize olumlu cevap verilmedi. Ölümü göze alarak 16 arkadaş olarak hastaneye çok zor şartlar altında geldik. Ama ölen 3 kişi de hastaneye getirildiklerinde yaşamlarını yitirmişlerdi. Onlar için yapılacak bir şey yoktu. Fakat yaralılara ilk müdahalede bulunduktan sonra sevk ettik." Yaşamını yitiren Osman Erbaş'ın yaralı halde saatlerce bekletildiği yönündeki iddiaları soran heyet üyeleri Soylu, ambulans gönderme yetkisinin olmadığını savunarak, yetkinin 112 Acil'de olduğunu kaydetti. Ardından Altınsu (Şapatan) Köyü'ne giden heyet üyeleri, ilk olarak Güreli kardeşlerin yaşamını yitirdiği yerde inceleme yaptı. Köyün tam ortasında yol kenarında ve Jandarma Tugay Komutanlığı'nı karşıdan gören olay yerine isabet eden havan topundan dolayı derin bir çukur oluştuğu görülürken, havan topunun parçaları ise halen olay yerinde duruyor. Görgü tanıkları, köylülerin ilçe merkezindeki çatışmayı izledikleri esnada komutanlıktan havan atıldığını ve havanın köylülerin 3 metre yakınına düştüğünü belirterek, şarapnel parçalarını ile iki köylünün yaşamını yitirdiğini söyledi. Canan: yaşananların sorumlusu AKP'dir İncelemelerden sonra köyde kısa bir açıklama yapan BDP Hakkari Milletvekili Esat Canan, Şemdinli'de insanlık dışı bir olay yaşandığını belirterek, olayın sorumlusunun AKP ve Başbakan Erdoğan olduğunu söyledi. Ölümlerin sorumlusunun "Sözün bittiği yerdeyiz" diyen Başbakan Erdoğan olduğunu ifade eden Canan, "Burada dün gece gerçekten bir vahşet yaşanmış. İlçe merkezinde ağır silahlar kullanılmış. Silahların isabet etmediği ev kalmamış" dedi. AKP bütün barış çabalarına kapısını kapattığını dile getiren Canan, "Sayın Öcalan'ın barış taleplerine tecritle cevap vermiştir. Artık bu zihniyet değişmelidir. Bu zihniyet sürdükçe halklar arasındaki bağ da kopacaktır" şeklinde konuştu. Canan, yaptıkları incelemelerin sonuçlarını önümüzdeki günlerde kamuoyuna açıklamayacaklarını sözlerine ekledi. Kaymakam görüşmedi Ardından Şemdinli Kaymakamı ile görüşmek için kaymakamlık binasına giden Esat Canan, polis tarafından içeri alınmadı. Milletvekili olduğunu ve kaymakamla görüşmek istediğini belirten Canan'a, polisler kaymakamın talimatı olduğunu ileri sürerek, binaya almayacaklarını söyledi. Bunun üzerine Canan kaymakamla görüşmeden ayrılmak zorunda kaldı. BDP heyeti Şemdinli'ye gitti
0774fa0169ab
[ "c4", "hplt2", "vngrs" ]
Ana sayfa > Arşiv > Arşiv 2009 > Sınıf Mücadelesi Sayı : 133 - 3 Temmuz 2009 > Fabrikalardan... İşyerlerinden İşçiler için, mücadeleden başka yol görünmüyor Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Türk-İş yönetimi arasında, 300 bin civarında kamu işçisini ilgilendiren görüşme sonuçsuz kaldı. Görüşme sonrasında açıklama yapan Türk-İş Başkanı, başbakanın hükümetin zam önerisini bir puan arttırarak, birinci yılının ilk altı ayı için yüzde 3, ikinci altı ayı için yüzde 4 artış önerdiğini söyledi. Türk-İş yönetiminin kararlaştırdığı eylem planı uyarınca Perşembe günü iş çıkışında, AKP örgütlerinin önüne yürüyüp, hükümetin tutumunu protesto ettiler. 7 Temmuz Salı günü 1 saatlik iş bırakma eylemi olacak. Dördüncü ayına giren toplusözleşme sürecinde, Basın İş, Türk Metal ve Tez Koop’un örgütlü olduğu bazı işyerlerinde 90 bin işçiyi kapsayan grev kararları alınmış durumda. Bu kararlar 60 gün içinde uygulanabilir. Ancak elbette ki, grevin uygulanması için her zamanki gibi son gün beklenecektir. Hükümet, kriz bahanesiyle kredi ve teşvik adı altında patronlara para dağıtırken sıra işçilerin ücretlerine gelince tam tersine tutum alıyor. Üstelik de ekonomik krize karşı “vatandaş pazara çık, tüket” kampanyası yapması tam bir ikiyüzlülük. Hükümetin bu ikiyüzlülüğüne, sözleşme için hiçbir hazırlık yapmayan, başbakanın ağzından çıkacakları bekleyen sendika bürokratları da ortak. Kamu işçileri, bu karşılıklı oynanan oyuna mahkum değildir. 1989 yılında olduğu gibi, mücadeleye girişebilir, mücadelesini sürdürmek için bürokratlarını aşarak kendi öz örgütlerini oluşturabilir. O zaman, böyle bir mücadele ile geçmiş kayıpları da karşılayan çok önemli haklar içeren bir sözleşme imzalanmış hatta bir sonraki sözleşmeyi de olumlu etkilemişti. Bugün de, işçileri ekonomik krizde biraz olsun rahatlatacak bir sözleşme ancak böylesi bir mücadele ile mümkün olabilir. (02.07.09)
2b5eb0690e30
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
Zamlar, yeter artık! Hükümetin ve patronların emekçilere ve yoksullara yeni yıl hediyesi, zam furyası oldu. Akbil zammını yeni yılda su, ilaç, gıda maddeleri, elektrik, doğal gaz, ulaşım ve petrol ürünlerine önemli zam izledi. Listeler, buna dur demek gerektiğini gösteriyor. Petrol ve doğal gaz ürünleri yüzde 26.25 Tütün mamulleri yüzde 41.54 Harçlar yüzde 10 Değerli kâğıt yüzde 53 Yol- tünel- köprü yüzde 14 Emlak vergileri yüzde 25 ila 250 arası Elektrik yüzde 2.75 Son zamla büyük mutfak tüpü 48.5 liradan 50.6 liraya çıktı. Benzinin litresi ise 3.64 lira oldu. Benzin fiyatının yüzde 70’i vergi, dünya ortalaması ise yüzde 55. Bu farkın nedeni, esas artışın yapıldığı ÖTV. Vergi olmasa bile benzinin fiyatı satın alma gücünün çok daha yüksek olduğu Hollanda’dan yüksek. (Türkiye 2.6 lira Hollanda’da 2 lira) Mecliste görüşülen 2010 bütçesi 50 milyar lira açık verecek. KDV ve ÖTV geliri, toplam vergi gelirinin yüzde 55.5’ini oluşturuyor. Zamların nedeni açık. Son belirlenen asgarî ücretin 577 TL ve emekçi maaşlarının genelde 800 ile 900 TL’yi geçmediği, maaşlara yapılan zammın ise yüzde 0 ile 3.5 olduğu bir ortamda bu zamlar ile nasıl ay sonunu getirebileceğimiz meçhul! Ama patronlara, hükümet yetkililerine göre böyle bir şey sorun olmasa gerek… çünkü emekçilerin yaptığı tüm şikayet ve protestolar, onlara vız geliyor. Ancak öte yanda borsa yıllık yüzde 97 kazandırdı. Faiz geliri ise yıllık yüzde 9 civarında. Altın yüzde 25 arttı. Patronların, parası olanların kasaları tıka basa doldu. Evet, tok açın halinden ne anlar? Öyle ise biz emekçiler üretimden gelen gücümüzü kullanarak patronların ve ona uşaklık eden AKP hükümetinden hiçbir şey beklemeden kendi başımızın çaresine bakalım. Onların zam listelerine karşı bizim talebimiz; ücretlerin fiyatlar oranında arttırılması (eşel-mobil), her türlü artışın emekçilerin denetiminde yapılması, defterlerin doğrudan emekçilerin denetimine açılması olmalı. (02.01.10)
35624d83434b
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2" ]
Ana sayfa > Arşiv > Arşiv 2012 > Sınıf Mücadelesi Sayı : 163 - 2 Ocak 2012 > Fabrikalardan... İşyerlerinden > Belediye Mücadele umudu yeşeriyor Mart ayı başından itibaren geçerli olacak 2012-2014 Toplu İş Sözleşme süreci için Çalışma Bakanlığı’ndan yetki henüz gelmedi. İşçiler, toplu sözleşmenin normal seyrinde devam edeceğini düşünüyorlar. Yetki tespiti gelir gelmez sendika, son hafta işçilerle “yeni sözleşme taslağı” diye bir tartışma yapar. İşçilerin önerileri genellikle havada kalır. Böylelikle de sendika bildiğini okur. Ancak bu kez işçiler, bu alışıldık durumu değiştirmeye yönelik bir çaba içerisindeler. Tartışmalar, yeni sözleşmeden çok, bazı işçi arkadaşlarımızın mevcut temsilcilere karşı liste çıkaracakları söylentilerini öne çıkardı. Alt yapısını kendilerine göre tamamlayıp listeyi kendi çevrelerindeki, güvendikleri işçilere tartışmaya açtılar. Bu çerçevede iki toplantı yapıldı. Toplantıda bazen yeni sözleşme için ne yapılabileceği konuşulurken bazen de listede kimlerin olması veya olmaması gerektiği konuşuldu. Genel olarak bu toplantıların düzenlenmesi ve tartışması önemli. Çünkü bundan önce böyle toplantılara katılanlar bilinçli, işçi sınıfı içerisinde mücadele deneyimi olan işçilerden oluşuyordu. Patronların ve sendika bürokratlarının yaptığı her türlü baskıyı göğüslemeye hazırdılar. Bu işçi arkadaşların oluşturduğu güven işçilerin arasında pekişti. Güven, birçok işçiye cesaret verdi. İşçiler arasında temsilcilik için aday olanlar arttı. Bu, sevindirici bir durum. Önemli olan başka bir şey ise toplu iş sözleşmesinin eksikleri ve yapılması gereken öneriler rahatlıkla tartışılıyor. İşçiler, yeniden toplantı yapma gerekliliği duyuyorlar. Yani sendikanın yapmadığını, işçiler kendi aralarında bir araya gelerek yapıyorlar. Diğer taraftan kendilerini bağımsız hissettikleri için düşüncelerini açıklıyorlar. Umarız toplantılardaki bu tartışmalar sürekli olur, hem toplu iş sözleşmesini takip eder hem de yeni seçilenlerin denetim mekanizması olur. Böylece işçiler, sosyal haklarını koruyacak ve bunun mücadelesini vermiş olacaklar. (22.12.2011)
5b8b60f7096d
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
Vee tüm o anne, kardeş, baldız, görümce, kayınvalide, müstakbel ve kız arkadaşların destek-kimi zaman köstek- anlayış- kimi zaman göz devirmece-, şımartma-kimi zaman bayma-ları içinde düğününü "plan"lamak sana düşüyor:) Eğer sen de benim gibi bir wedding plannera astronomik fiyatlar bayılacağına, bu sürecin tümm keyfini, mutluluğunu ve yorgunluğunu sonuna kadar yaşamak yani düğününü kendin planlamak istiyorsan yepyeni bir yardımcın var: DÜĞÜN PLANIM.COM !! Tek taşı parmacığımıza taktığımız anda biliyorum gelinlik, duvak, gelin buketi hayal baloncukları bir biri ardına başımızın üzerinde yerini alıyor, ama düğün sürecinin bir de resmi kısmı var-evet devlet baba illa seni görmek istiyor; davetli kısmı var- evet gece 12ye kadar masa masa misafir öpmek değil göbecik atmak istiyorsan çok önemli bir kalem seni bekliyor; mekan kısmı var -binlerce seçenek içinde hayal düğününe hangisi uyacak karar vermen gerekiyoor. İşte tüm bu süreçlerde gelinlere DÜĞÜN PLANIM.COM müthiş yardımcı olacak. Öncelikle bütçeyi bile belirleyip, dağılım yapabileceğiniz, randevularınızı yazabileceğiniz, davetli listesini ve oturma planını oluşturabileceğiniz PLANLAMA ARAÇLARI denilen şahane bir modül hazırlamışlar, işin angarya kısımlarında planlı ve ayrıntılı bir yardımcı ! Hatta bu kadarı fazla olmuş diyebilirim, DÜĞÜN PLANIM.COM'un sahibesi olan Yasemin ve Zeynep Hanımlar kızınızı mı evlendiriyorsunuz, Tanrım bu ne inceliktir:)) ! Yaptığı şeyde mükemmellik ve özenden ödün vermeyenlere bayılıyorum:) Gelinlik demişken:) DÜĞÜN PLANIM.COM en yeni modelleri, mekanlara uygun gelinlikleri, gelinlikte son trendleri de size GELİNLİK bölümüyle günü gününe bildiriyor, yanınızda yakışıklı bir damat için ona da bir DAMAT bölümü ayrılmış. Tecrübe her zaman bir dolu laf kalabalığından iyidir, o halde AYIN GELİNİ'nden tecrübelerini dinlemeye; avukatsa avukata, kozmetik uzmanıysa kozmetik uzmanına, çiçekçiyse çiçekçiye danışarak büyük özen ve araştırma sonucunda oluşturulan UZMAN GÖRÜŞLERİ'ni almaya ne dersiniz? Ya da SORU-CEVAP bölümünde aklınıza takılanların cevabını bulmaya! gelin buketi? nikah şekeri?menü?iç çamaşırı wooo:)? saç aksesuarları? gerekli testler?davetiye? davetiyeye ne yazılacağı?hukuk? fotoğraf? müzik? asla bir arada oturtulmaması gerekenler:p? illa bir arada oturtulması icab edenler? Gözünüz korkmasın sevgili gelinler, 10 kaplan gücündeki damatlar yan gelip yatarken biz gelinler 100 kaplan gücünde hepsinin üstesinden geliyoruz üstüne damat halayı bile çekiyoruz hıh-bakınız Figür Boom A- ama böyle de bir tık uzağımızda duran, açıl denince açılan, kapan denince kapanan, her soruya cevap bulabileceğiniz bir yardımcınız olsa, bu yardımı rengarenk keyif veren samimi sayfalar aracılığıyla yapsa fena mı:) Ah benim zamanımda neredeydiniz diye isyan etmek isterim! Sözün kısası DÜĞÜN PLANIM.COM sizin ve müstakbelinizin düğününü baştan sona en ince ayrıntısına kadar organize edip, planlamanızı sağlayacak, elinizde "yapılacaklar" listesi yerine, "halledilmiş"lerle keyifli keyifli düğün gününüzü bekleyeceksiniz. İşte bu kadar:) Yasemin Üstay Tekin: 0533 815 52 18 Zeynep Erden: 0542 727 66 64
91e0f68992c8
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2" ]
Ana sayfa > Arşiv > Arşiv 2009 > Sınıf Mücadelesi Sayı : 133 - 3 Temmuz 2009 > Fabrikalardan... İşyerlerinden > Gıda Kriz bahane, kâr şahane Patronlar çok özgür. Yasalar, anayasa, yönetmelikler, her şey onlardan yana. AKP’ye karşı olan patronlar şimdi AKP’yi daha çok seviyor. Bunun sebebi ise patronlardan yana olması onları koruyan bir iktidar olmasıdır. Patronlar krizi kullanarak kârlarına kâr kattılar. Asgari ücretin altında, sigortasız ve günde on iki saat işçinin emek gücünden yararlanıyorlar. Baskı, tehdit ve sindirme, fırsatçılık aldı başını gitti. Temizlik yapan bir kadın işçiye kızan patron, azarlayarak etrafı kokutmamasını, temiz çalışmasını söyledi. Kadın işçi de koku almadığını söyleyerek patrona cevap verdi. Hemen o gün paydosta bu kadın işçiye çıkış evrakları imzalatıldı. Ertesi gün patron, on beş senelik fedakar işçisine, sabah saat yedide, işbaşı yapar yapmaz en ufak bir meseleden dolayı küfür etti. Krize giren işçi bağırarak patronun üstüne yürüdü. İşçiler araya girip arkadaşı tutup, dışarı çıkardılar. Bu olaydan sonra herkes suskunlaştı, olayı bile konuşmadılar. Küfür haksızlıktır. Eğer patronun işine gelmiyorsa işçiyi çıkarır ama küfür etmeye hakkı yok. Krizden en çok kâr eden, gözünü para bürümüş patron iyice kudurdu. İşyerinde ceket omzunda, silah belinde dolaşıyor. Biz işçi sınıfı olarak örgütlenmeliyiz. Tek başımıza değil, topluca mücadele etmeliyiz ve topluca susturmalıyız bu gözü doymazları. (Bir işçi)
3c5da71c237a
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
Yaz ayları yaklaşırken özellikle bayanlar sağlıklı beslenme moduna geçme kararlarında ısrarlıyken bozan havalar şansımız oldu:) Haftasonu akşamları dışarıda program yapılmamışsa arkadaşlarla ya da aile ile ev modunda kalınılacaksa ne yesek sorusuna cevabı Popeyes'in kova teklifi verir oldu. Yukarıdaki menüyü almadan duramıyoruz hele gözümüz açsa 3 kişiye bile bu akşam yeter mi bilemiyoruz. Belli güzergahlara evlere servis de yapan Popeyes kovaya aşağıdaki numaradan ulaşabilirsiniz. 0224 241 61 34
572038208887
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Hiçbir şeye yetmiyor mu zaman? Hep koşturduğunu mu hissediyorsun? Hiç neşelenmeye vakit kalmıyor mu? Belki öyle zamanların peşinden koşacağına, içinde bulunduğun zamanı sündürmeye çalışmalı insan. Duşta şarkı söylemek için zamana ihtiyaç yok mesela. Ya da dans ederek giyinmek için. Kahvaltı ederken, kitabından bir sayfa okumak için de ekstra zamana gerek yok. Kahve makinesinin başında bir arkadaşla sohbet edebilir insan mesela, ya da bilgisayar kilitlenip yeniden açılırken bir dostu arayabilir. Ekstra zamana ihtiyaç yok, güzel bir müziği keşfetmek için. Bahar dallarını, işe yetişirken de görebilir insan. Çocuğuna seni seviyorum demek için de ekstra zamana ihtiyaç yok, asansörde atkısını bağlarken de söyleyebilir. Gözlerinin içine bakarak. Güzel anlar için hep geniş anlar arar ya insan şairin dediği gibi. Zamanı kendi içinde genişletmektir belki çare. Aslında zaman dediğin şey de yoktur ya, o epey uçuk bir konu :)
d6fc3c0f3757
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Lohusa kelimesi Rumcadan gelen bir kelime, “yeni doğum yapmış kadın” demektir. (Bkz: http://www.tdk.gov.tr/ - Güncel Türkçe Sözlük) Lohusalık süreci, annenin zihninin her şeye açık olduğu bir dönem. Bu yüzden lohusaların mezarı kırk gün açık olur derler. Korkutucu biliyorum ama maalesef doğru. Eski âdetlerde evin ortasına lohusa yatağı serilir ve lohusa kadın kırk gün bu yatakta yatarmış. Al basması olmasın diye de kırmızı kurdele takması gerekirmiş. Al basması hurafe olarak görülse de gerçek olduğunu biliyorum. Bu yüzden kırk gün boyunca lohusa kadın yalnız bırakılmıyor. Hastanede geçirilen sürede hemşire ve doktorların yoğun ilgisi sonrası eve dönme zamanı gelip çatar. Eve gelişe kadar sıkıntı yoktur. Ama eve geldikten sonra bebeğe nasıl bakılacağı ile ilgili endişeler baş gösterir. Lohusa eve dönüşünde üç saatte bir beslemek zorunda olduğu bebeği, ev işleri, yemek, eş gibi görevleriyle baş başa kalır. Eğer yardımcı olan birileri varsa, ne âlâ; yoksa iş başa düşer. Bebek zaten başlı başına zor bir hadisedir. Sabah akşam bilmeyen bu minik şey her şeye ağlamaktadır. Beslenme, alt değiştirme, uyku... Bunların hepsi başlı başına bir mücadele, bir meydan okumadır. Sabah bebeğin uyanmasıyla güne başlayan anne, bebek uyuduğu zaman dinlenmek ister. Yalnız ters olan şey, bebek gündüzleri mışıl mışıl (tabii ki en fazla 2-3 saat) uyurken annenin gündüz uyarıcıların çokluğu sebebiyle uyuyamaması. Burada Murphy kuralları devreye girer ve anne tam uykuya dalacakken bebek uyanır. Süt üretimini arttırmaya çalışan anne, yorgunluk sebebiyle başarılı olamaz ve bebek doymaz. Doymayan bebek çığlık çığlığa ağlar, susturmaya çalışmak ise beyhudedir. Gündüzü gecesi birbirine karışan anne, yemek yemek, ihtiyaçlarını gidermek ve biraz kendine ait zaman bulmak konusunda çok şanssızdır. Artık saati bebek saatidir. Gündüz daha rahat uyuyan, gürültüde ve seste uyuyakalan bebek, geceleri cin gibi olur. Beşiğine koyulduğunda sensör çalışır ve bebek ağlamaya başlar. Kucağa alınınca sakinleşir, beşiğe koyulunca ağlar. Bu anne ve bebekten biri yoruluncaya dek devam eder. Belki burada baba devreye girerse anne biraz yatakta uzanarak dinlenme fırsatı bulabilir. Beşik mücadelesinin galibi genelde bebek olur ve beslenme sürecinin sonunda uykuya dalarak anneye biraz dinlenme saati verir. Yazık ki bu süre çok uzun olmayacaktır. Gaz sorunları baş göstereceğinden bebek en fazla 1 saat sonra ağlayarak uyanır. İlk günlerde bebeğin neden ağladığını keşfetmek çok zordur. Eve gelen her ziyaretçi bebek uzmanıdır. Bebeğin ağlamasıyla aç olduğunu şıp diye anlayıverirler. Annenin gücü genelde uzmanları susturmaya yetmez ve yenilgiyi kabullenerek bebeği besler. Biberonsever bebek, annesinden çok plastik veya kauçuk uçlu yapay emzikleri, neye benzediği anlaşılmayan mamaları tercih eder. İşte bu nokta annenin kendisini yetersiz hissettiği, bebeğine iyi bir anne olmadığı konusunda kendine kızdığı yerdir. Oysaki bu çok yersiz bir kaygıdır. Lohusa kadın kırk günden geri sayıp, günleri çarpı koyarak işaretleyerek günlerini geçirdiği için anın tadını çıkaramaz. Ama zaten tadı çıkacak fazla bir şey de yoktur. Keskin bıçakla ayrılmış gibi kırk gün bittiğinde sorunlar büyük ölçüde biter. Artık anne bebeğin yemek, uyku düzenine alışmıştır. Dünyadaki varlığını kabullenen minik ise artık daha az ağlamaktadır. Mutlu günler çok yakındadır, yalnız biraz daha kulaç atmak, biraz daha koşmak gerekiyordur...
615d0778d13d
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Anasayfa > İSLAM COĞRAFYASI, Manşet > İsrail askerleri Filistinli tutuklunun evini yıktı İsrail askerleri Filistinli tutuklunun evini yıktı Nablus’ta bir Filistinli tutuklunun evinin yıkılması üzerine İsrail askerleri ile gençler arasında çıkan olaylarda bir Filistinli yaralandı. İsrail askerlerinin Batı Şeria’nın kuzeyindeki Nablus kentinde bir Filistinli tutuklunun evini yıkması üzerine çıkan olaylarda bir Filistinlinin yaralandığı bildirildi. Filistinli tutuklu Emced Aliyevi’nin Nablus’ta bulunan evinin yıkılması üzerine askerler ile bölgedeki Filistinli gençler arasında gerginlik yaşandı. Yıkıma tepki gösteren Filistinlilere İsrail askerleri plastik mermi ve göz yaşartıcı gazla müdahale etti. Filistin Kızılayından yapılan açıklamaya göre İsrail askerlerinin müdahalesinde Filistinli bir genç plastik mermiyle yaralandı, çok sayıda Filistinli de atılan gazdan etkilendi. Aliyevi, geçen yıl Nablus’un doğusunda bulunan İtemar Yahudi yerleşim biriminde iki kişiyi öldürmekle suçlanıyor. Siyasi saldırı düzenledikleri öne sürülen Filistinlilerin evleri bir cezalandırma yöntemi olarak İsrail güçlerince yıkılıyor. Toplam 0 yorum bulunmaktadır.
74863f8d3c93
[ "c4", "hplt2" ]
: İMDB: 71.444 Oy. 6.7 Puan Son yıllarda çıkan en iyi gerilim filmlerinden olan Lanet – Sinister 2012 Korku öğelerinin yeteri düzeyde kullanıldığı, izleyini korkutucak bolca sahnelerin olduğu bir yapım olarak karşımıza çıkıyor. Son zamanlarda korku türünde çıkan filmler arasından rahatlıkla sıyrılıp, izlenmeyi hakeden bir film bir Suç yazarı, romanına malzeme toplamak için korkunç cinayetleri araştırmak üzere, eşi Tracy ve iki çocuğuyla birlikte ülkenin bir ucundan diğerine seyahat eder. Taşınacakları evdeki daha önce yaşayan tüm aile bireyleri daha önce öldürülmüştür. Başrol oyuncusu Ellison Oswalt isimli suç yazarı evin tavan arasında gizemli bir kutu bulur. Bütün olaylar bundan sonra gelişmeye başlar. Lanet – Sinister 2012 Türkçe Dublaj olarak Filmifullizle.com sitemize sizler için eklendi. iyi seyirler filmifullizle.com : 11 ay önce eklendi. : bilgin : 2012 Filmleri, Gerilim, Gizem, Korku, Türkçe Dublaj, Yabancı Filmler : : Video Açılmıyor mu? Yarıda mı Kesiliyor ? Sorunuzun cevabı burda tıklayın çekinmeyin…
ab6b135436bc
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2" ]
Bence 2-3 senelik proje daha ilk aylarında çökme aşamasına geldi. Dinamo Kiev'e deplasmanda 5 atsak bile bu değişmeyecek. "Balık baştan kokar" misali Beşiktaş çok kötü yönetiliyor. Çarşı özgürlüğünü kaybetmiş. Futbolcuların bazıları çabalarken, bazıları bitse de gitsek havasındalar. Bugün kaptanlık adayı Quaresma tekme attıktan sonra alkışlanıyorsa söylenecek fazla şey kalmamış demektir. Çünkü bizler Rıza'nın kaptanlığını görmüş insanlarız. Kaptanlık için iyi oynamak ya da pahalı olmak gerekmez. Karaktere bağlıdır kaptanlık. Ama ne futbolcular ne de taraftarlar bunun farkında. Ne diyelim, Beşiktaş'a şu an her şey müstahak. "Beğenmeyen gelmesin kardeşim" tadında açıklama yapan Schuster'e de bu tavrından sonra "badem bıyık" yakışır. Gattuso'nun maçtan sonra özür dilemesi ise Türk futbolcusunun kolay kolay yapacağı bir şey değildir. Bu da, bizim futbolcuların yeteri kadar olgun olmamasıyla ilgili. Böyle bir olay Türkiye'de olsaydı kim bilir ne gibi başlıklar atılırdı gazetelerin spor sayfalarında. Düşünmesi bile korkutucu. Videolar sürekli yayından kaldırıldığı için buraya görüntü koyamıyorum. Şimdilik fotoğraflarla idare edelim. Maçın özeti: Başlama düdüğü ve Gol..Serdar Özkan..1-0.. Ankaragücü, seyircisiz oynanan maçta, Beşiktaş'ı, kalecisi Bora Körk'ün de iyi olduğu maçta, Serdar Özkan'ın eski takımına attığı tek golle yenmeyi başardı. İlk 11'ler belli değilken bu maçı Beşiktaş'ın kazanacağına dair ümitlerim olsa da ilk 11'ler belli olduktan sonra yüzüm yine asıldı. Yüzümü asan nokta sadece Nobre ve i.Üzülmez gibi bu sisteme uzak oyuncuların ilk 11'de yer alması değil, aynı zamanda Schuster'in kendisine ihanet etmesiydi. Hem Beşiktaş'ı hücum futboluna adapte etmek hem de Nobre gibi topları geri oynayıp öldüren, İbrahim Üzülmez gibi dikine pasta zayıf oyunculara yer vermek... Geçen hafta Almeida'nın ofsayt hamleleri üstünde uzun uzun durmuştum, bu hafta da baktık ki çok bir değişiklik yok. Hatta derin oynayan Ankaragücü defansında Aydın ve önünde oynayan Rajnoch, Nobre'nin geride kalışı ve Almeida'nın etkisizliğiyle iyi maç çıkardılar. Bugünkü galibiyetin ve mağlubiyetin nasıl geldiğini aslında TV'nin sesini açıp gözlerini kapatırsanız anlayabilirsiniz. Bir tarafta yeneceğine inanmış Ankaragücü kenar yönetiminin ve kulübenin sesleri, diğer tarafta kendi kendine çırpınan bir çevirmen. Beşiktaş, hakemlerle uğraşmaktan top oynamayı unutmuş dedirtti bugün. İbrahim Toraman'ın, Batuhan gibi nasıl atılmadığını ve hakemlerle uğraşmaktan vazgeçmediğini de gördük. İşin kötü yanı sezon başından beri bütün tepkileri üzerine çeken Schuster artık yalnız değil; Ekrem, Üzülmez ve Nobre de istemedikleri halde gösterdikleri kötü performansla artık topun ağzındalar. Ama hak vermek lazım, bazı şeyler insanın elinde olamayabiliyor. Mesela bugün Nobre yerine Bobo'yu sağ forvet oynatıp Hilbert'i geri çekseydi, ya da Ernst ve Necip katkılı bir orta saha oluştursaydı sonuç daha farklı olabilirdi. Oyuncularla hergün beraber olanlar Schuster ve ekibi olmasına rağmen Bobo ve Ernst'e bu şekilde davranılmasına gönlüm el vermiyor. Bu takımın omurgası diyebileceğimiz bir yapı bu kadar kolay bozulmamalıydı. Bu yapı Almeida ve Fernandes ile desteklenebilir, yapıya şekil verilebilirdi ama bozulmamalıydı. Eğer önümüzdeki lig maçlarında da Schuster'in bu tercihleri devam ederse, hem camia içinde hem de yönetim içinde bazı sesler yükselecektir, yükselmemesinin tek sebebi takımın Avrupa'da yoluna devam etmesidir. Özellikle bazı oyuncuların da kendine çeki düzen vermesi lazım, çünkü herkes Schuster gibi size kalkan olmaz, sizi medyaya yem yapmamak için uğraşmaz. 1999-2000 sezonu. Galatasaray Emre, Okan, Suat, Bülent, Hagi, Hakan, Popescu, Taffarel'li kadrosuyla fırtınalar estiriyor, UEFA kupasını dahi kazanıyordu o sene. Fakat herkesin (özellikle Fenerbahçe ve Beşiktaş taraftarlarının) şikayet ettiği bir mevzu vardı. Galatasaray'lı futbolcuların hakeme yaptıkları itiraz. Galatasaray'lı olmayan herkesin antipatisini topluyordu o takım yaptığı itirazlarla. Özellikle benim aklımda kalan Emre, Bülent, Hagi ve Hasan Şaş'ın birlikte yaptıkları o yıldırım itiraz taktiği inanılmazdı. Maçın ilk dakikalarında alakasız bir harekette savunmadan Bülent, orta sahada oralarda gezen Emre ve Okan, ileriden Hagi, Hasan ve Ümit Karan'ın hakemin yanına koştuklarını hatırlayacaksınız. Peki bunları neden anlatıyorum? Milli Takımın hazırlık maçında kırmızı kart gördü Emre. Son 2 senedir Fenerbahçe forması altında aynı şekilde itiraz ediyorlar Lugano ile birlikte. Hatta arada Mehmet ve Alex'de katılıyor bu itirazlara. Bilica oynadığı zaman onuda koymak lazım bu isimlerin arasına. Fakat özellikle Emre'nin yaptıkları bütün futbol severlerin tepkisini haklı olarak çekiyor. Ama insanlar iğneyi batırmayı bırakın, kendilerine hiç dokundurmadan, kılıçla saldırıyorlar Emre'ye. O sezonlarda gıkını çıkarmayanların Emre hakkında yazdıkları ve söyledikleri beni rahatsız ediyor. Mesela 2000-2001 sezonunda Erol Ersoy'a tükürüp tekme attığı için Şişli 7. asliye mahkemesinden 17 ay hapis cezasına çarptırılan, daha sonra bu cezası para cezasına çevirilen Hagi'ye ağzını açmayanların, şimdi Emre hakkında yazdıkları ortada. Emre'nin yaptıklarını hangi futbol aşığı tasvip edebilir ki? Şuanda Lugano ve Bilica ile birlikte takımın en antipatik oyuncusu olduğunu Fenerbahçe taraftarları da söylüyor. Hatta ben bu isimlerin arasına yaptığı sert ve gereksiz fauller ile Selçuk ve Christian'ı da koyuyorum. Fakat bu insanların adamlığına laf etmiyorum. Bilica hariç tabi ki. Eleştirelim, hatta para cezası verelim. Fakat şahsen tanımadığımız bir insanın adamlığına dil uzatmayalım. Saha içerisinde kendisini kaptırıp yapıyor Emre şüphesiz bu hareketleri. Hagi'de bu sebepten ötürü yaptı o hareketleri. Tolunay Kafkas'da kazanma hırsı yüzünden aynı şekilde itiraz ediyordu. Aynı şekilde Kazım Kazım hakkında da bu tarz şeyler yazılıp çizildi geçen sene. Yok evinin bahçesinde pitbul teriyer cinsi köpeğine kuzuları parçalatıyor falan bile dediler. Kanıtlayamayız dediler ardından. Hedef gösterdiler. Evet, Kazım disiplinsiz bir oyuncu. Hatta iddia ediyorum, şuan Galatasaray forması giymekte olan oyuncular arasında patlamaya en yakın bomba Kazım Kazım. Daha ilk maçında rakibine dirsek attı. Düşünün siz gerisini. Yetenekleri üst düzey olsa da, disiplinsizliği yüzünden bir süper star olamıyor Kazım. Bunlara eyvallah, ama Kazım'ın adamlığına laf etmek hangi kitapta yazar? İftira atmak, hedef göstermek, kanıtlanmamış suçu yüzünden "adam değil o" demek, hangi adalete sığar? Emre'nin yardım ettiği sayısız aile var Türkiye'de. Şimdi hakeme itiraz etti diye, saha içerisinde yaptığı hareketler çirkinlik sınırlarını zorluyor diye, asalım mı bu adamı? Evet oyuncuları eleştirelim, fakat saha içerisinde eleştirelim. Hakeme yaptıklarını eleştirelim, hocasına karşı tutumunu eleştirelim, ama kişiliklerine laf etmeyelim. Kimseyi kimseye hedef göstermeyelim.
e6f0a161da7f
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Ameliyatsız yüz germe Ameliyatsız yüz germe medikal estetikte alanında cilt gençleştirme uygulamalarında estetik operasyonlara alternatif olarak sunulan, Thermaga,Vshape, Ulthera, Mezolifting-Vitamin Enjeksiyonu, Dolgu tekniği ile ameliyatsız yüz germe tedavileri uygulamaları estetik operasyonlara alternatif olarak sunulmaktadır. Dolgu ile ameliyatsız yüz germe Medikal estetik alanında en çok başvurulan yöntemlerden birisi de dolgular… Yüzdeki ince çizgilerin giderilmesi veya yüze hacim kazandırmak için yıllardır kullanılan.Dolgu enjeksiyonları, her bölge için farklı çözümler sunan ve genellikle hyalüronik asit bazlı olan bu maddeler yüz, boyun gibi yaşlanmanın en belirgin olduğu bölgeler için kullanılıyor. Kırışıklıklar, derideki yaşlanma, yüz konturlarındaki bozukluklar dolguyla gideriliyor ve cilt daha iyi şartlarda yeniden canlanıyor. Cilt altına verilen dolgu maddesi, cildin alt katmanlarına destek veriyor ve kırışığın ya da çöküklüğün içini doldurarak görünmez olmasını sağlıyor ve yüzde germe efekti veriliyor. Dolgu işlemleri sayesinde ince kırışıklıkların, çukurlukların hafif veya orta dereceli burun-ağız kenarı çizgilerin doldurulabildiğini ve bu işlemin yüzün her bölgesinde belirgin olmayan kırışıklıklar için öneriliyor. Yorgun Görünüme Son Veriyor… Yaşla beraber, özellikle yanak bölgesinde belirgin bir hacim kaybı yaşandığını ve bu durumun yorgun bir görünümüne yol açıyor. “Dolgu işlemleriyle, elmacık kemikleri yüzün gerektirdiği şekilde belirginleştirilip ya da küçültülebiliyor. Ancak elmacık kemiği hacmini artıracak dolgu uygulamaları yapılırken çok büyük bir özen ve dikkat gösterilmesi gerekiyor. Aksi halde alınan sonuçlar hiç de tatmin edici olmayabiliyor. Işık Dolgu Cildi Canlandırıyor Dolgu işlemi sadece cildi doldurmak için kullanılmıyor; cilt altına yapılan genel bir uygulamayla-bunun için çok ince yapıdaki bir malzeme kullanılıyor- cildin nem tutma kapasitesinin artırılması ve daha canlı bir hal alması sağlanabiliyor. Cilt yenileme seansları, özellikle ince, kurumuş ciltlere ve özellikle cilt yaşlanmasının önlenmesinde etkili. En iyi sonuç için, 3’er hafta aralıklarla 2-3 seans uygulanması ve cildin durumuna göre 2-3 ayda bir tekrarlanması gerekiyor. Bu işlem gençler için de uygun kabul ediliyor. Dolgu maddeleri olarak genellikle hyalüronik asit ve kişinin kendi vücudundan alınan yağ kullanılıyor ve bu ikisi kalıcılığını yaklaşık 6-9 ay arasında koruyor. Ayrıca bir tür kalsiyum bileşiği olan bir maddenin kullanılmasıyla daha kalıcı 1-1,5 yıl sonuçlar da alınabiliyor. Uygun lezyonlarda uygun dolgu işleminin uygulanması da oldukça basit ve zahmetsiz. Bunun için önce uzman hekim, yüzünüzü inceleyerek, doldurulması gereken alanları belirliyor. Ondan sonra bu bölgeler anestezik kremle ya da çok hassas bir böl gevşe diş hekimlerinin kullandığı türde anestezi uygulamasıyla uyuşturuluyor. Ardından çok ince iğnelerle, dolgu maddesi gerektiği miktarda doku altına aktarılıyor ve dolgunluk sağlanıyor. İşlemin ardından birkaç gün hafif bir şişlik olsa da, bu çok kısa sürede geçiyor. İşlem tekrarlandıkça, kalıcılığı da artıyor ve böylece seans aralan daha da uzayabiliyor. Dolgu Hangi Bölgelere Uygulanıyor? Üst yanaklar ve gözyaşı oluğu Alın bölgesi Dudak kenarı çizgileri Alt çene çizgileri Kaşlar (hacim vermek için) THERMAGE CPT ameliyatsız yüz germe işlemi Termage yüz uygulaması ameliyat ya da iğne olmadan, doğal olarak daha genç görünüm sağlamak için cildin sıkılaştırılmasına ve pürüzsüzleştirilmesine yardımcı olur. Tedavi kısa sürede sonuçlarını göstermeye başlar ve etkinliği artarak altı aya kadar devam eder. İyileşme süresi neredeyse yok denecek kadar az. Uygulamadan sonra hemen normal günlük yaşamınıza dönebilirsiniz. Cilt rengi ayırt etmez. Lazerlerin aksine Thermage®yüz uygulamaları her cilt türünde ve renginde etkilidir. Yıl boyunca uygulanabilir. Thermage işlemindensonra, lazer işlemlerinde olduğu gibi güneştenkorunmanıza gerek yoktur. Thermage işlemini yazınyada size uygun olan herhangi zaman için planlayabilirsini Ne tür sonuçlar beklemeliyim? Kolajen sıkılaşması ve bununla birlikte pek çok kişi: • Daha az sarkma ile daha pürüzsüz, daha sıkı bir cilde • Çene altında ve çene yanlarındaki dış hat boyunca yeniden oluşturulmuş belirgin hatlara • Alın, ağız ve göz çevresi ince çizgilerinde azalmaya ve yumuşatılmış kırışıklıklara • Çene altındaki sarkık cildin sıkılaşmasına tanıklık etmiştir. Nasıl çalışır? Yaşlandıkça cildinizdeki kolajen parçalanır ve bu da kırışıklıklara ve cildin sarkmasına neden olur. Thermage daha genç görünen cilt için yeni kolajen gelişimini destekler ve mevcut kolajeni canlandırır. Termaj cildin alt kısmını güvenli şekilde ısıtan patentli bir radyofrekans (RF) teknolojisi kullanır. Sonuçlar ne kadar sürer? Tedavinin sonuçları uygulamadan sonra derhal başlar ve etkisi artarak altı ay kadar sürer. Sonuçlar cildin durumuna ve doğal yaşlanma sürecine bağlı olarak yıllarca etkinliğini koruyabilir. Normal faaliyetlerime ne kadar sürede dönebilirim? Uygulamadan sonra yapılması gereken özel bir işlem yoktur. Hastaların çoğu uygulamadan sonra düzenli faaliyetlerine, günlük yaşamlarına geri döner. Ultherapy Ameliyatsız Yüz Germe Ultrasound, en bilinen tanımı ile anne karnındaki fetüsü izlemeye imkân tanıyan bir teknoloji. Şimdi aynı teknoloji ile elastikiyetini kaybetmiş, sarkmış, kırışmış ciltler ve düşük kaşlar ameliyata gerek olmaksızın ‘gerdiriliyor’. Ultherapy, lazer teknolojilerinin çözemediği, sadece cerrahi operasyonlarla başarılabilen yüz germe operasyonunu enjeksiyonsuz, iyileşme sürecine ihtiyaç duyulmadan, risksiz çözebilen yepyeni bir teknoloji. Tüm yüz için 30 dakika süren Ultherapy uygulamasının ardından, uygulamanın yapıldığı kişiler günlük aktivitelerine hemen dönebilmektedirler. Ultheraphy sisteminde kullanılan ‘Deepsea’ adı verilen teknoloji de ‘fokusultrasound’ ile cildin alt tabakalarında ‘sıcak noktalar’ yaratılıyor. Bu sayede cilt kendi onarım sürecini oluşturarak yeni collagen üretimine başlıyor ve ciltte sıkılaşma ve ‘lifting’ etkisi kendini göstermeye başlıyor. Uygulamanın hemen ardından toparlanmaya başlayan cilt istenen ideal görünüme 3 ayın sonunda ulaşıyor. Tek bir uygulamanın ardından elde edilen sonuç en az bir sene boyunca muhafaza ediliyor. Daha Sıkı Bir Cilt, Daha Genç Bir Görünüm! Yüz ifademiz birçok şey anlatır. Kırışıklıklarımıza ‘tecrübe’, üzgün görünümümüze ‘yorgunluk’ tanımını yaparız çoğu zaman. Bunlara çözüm olarak ‘estetik cerrahi’ her zaman bir seçenektir. Ama şimdi yeni bir yöntem olan Ultherapy var. Cerrahi olmayan yüz asma yöntemi olan Ultherapy ile zamanın ve yerçekiminin cildimizde yarattığı tahribatı önlemek mümkün. Ultherapy ile 30 dakikalık tek bir uygulama sonunda meydana gelen ‘güzel’ görünüm, cildin kendi iyileşme sürecini kendisinin yaratması sonunda, cilt altında yer alan bağ dokusunun güçlenmesi ile meydana geliyor. Ultherapy’nin işleyişi nasıldır? Diğer ultrasoundprosedürlerinde olduğu gibi uygulama başlığı cilde değdirilerek uygulamayı yapacak uzmanın çalışma alanını planlayabilmesi için cilt ve cilt altı dokusu Ulthera cihazının ekranında görüntülenir. Ardından aynı uygulama başlığı ile cildin 4,5mm ve 3 mm altına fokuslanmış termal hasar odakları ile cildin bundan olumlu anlamda faydalanması sağlanır. Bu işlem sırasında cilt yüzeyi tahrip edilmez. Cilde ulaşan enerji sayesinde stimulasyon artar ve ciltte yeni collagen oluşumu sağlanır. Mükemmel bir sıkılaşma etkisi meydana gelerek, zaman içinde, doğal bir ‘yüz germe’ etkisi oluşur. Nasıl bir sonuç beklentisi olmalı? Tek bir uygulama ile,rejenerasyon süreci hemen başlar, ama tam sonucun ortaya çıkma süreci 60-90 gün sonradır. FDA’ nin 10 hastadan 9 unda yapılan kaş asma çalışmasında gözle görülür lift-up etkisi tespit etmiştir. Bu etki göz çevresindeki gevşemede ve göz kapağındaki kırışmada azalma etkisi yaratmıştır. Boyun ve yüz bölgesine uygulama yapılan kişiler daha sıkı, daha gergin ve daha kaliteli yapıda bir cilde sahip olduklarını ifade etmişlerdir. Bugüne kadar cerrahi müdahalelerde elde edilen dramatik sonuçlara muadil bir cerrahi olmayan yöntem yoktu, ama bugün mükemmel bir germe ve lifting yapabilen Ulthera teknolojisi var. Uygulamanın diğer ameliyatsız yüz germe işlemlerinden farkı nedir? Ultherapy, focus ultrasound teknolojisinin kullanıldığı ‘tek’ cilt yenileme (skin rejunevation) yöntemidir. Güvenilir teknolojisi sayesinde ciltte tek bir uygulama ile etkili ve memnuniyet verici sonuçlara ulaşmak mümkün olmaktadır. Uygulama sırasında neler hissedilir? Uygulama sırasında hissedilenler kişiden kişiye farklılık gösterse de, uygulama öncesinde, uygulamanın yapılacağı kişinin ağrı kesici bir ilaç kullanması tavsiye edilmektedir. Kişiler uygulama sırasında hissettikleri acı hissini anlık ‘iğne batması’ gibi tanımlamaktadırlar. Bu ultrasound enerjisinin dokunun derinlerine ulaştığı ve böylelikle Ultherapy’nin ciltte lifting ve ciltte sıkılaşma etkisi meydana getirdiği anlamını taşımaktadır. Uygulama sonrasında neler beklenmelidir ? Uygulamanın hemen ardından kişi günlük aktivitelerine dönebilir. Dikkat edilmesi gereken herhangi bir durum bulunmamaktadır. Bazı kişilerde uygulama sonrası kızarıklık oluşsa da bu durum birkaç saat sonra normale dönmektedir. Ultherapy güvenli bir yöntem midir? Ultrasound enerjisi tıpta 50 yıldan uzun süredir kullanılmaktadır. Klinik çalışmalarda herhangi bir yan etkisi olmadığını ispatlamıştır. Vshape Ameliyatsız yüz germe Yüz şekillendirme ve gençleştirmede en yeni yöntemlerden bir olan VShape Türkiye’de de uygulanmaya başlandı. Uygulama özellikle ameliyattan korkanlar için bir alternatif. VShape 20 dakikada acı ve ağrı olmaksızın sarkık yüzleri- gıdı-boyun ve kırışıklıkları toparlayan yüzünüzdeki fazla yağlardan kurtaran Ultrason ve Radyofrekans teknolojisidir. Yüz gerdirme operasyonu olmadan da genç görünmek ve gıdı toparlama da alternatif uygulama Vshape™ işlemin ile mümkün. Vshape™ ile sarkan gıdı ve yanak, boyun germe, yüzünüzdeki kırışıklıkları, acısız, ağrısız yüzünüze “V” şekli verin. Vshape™ Ultrason ve Radyofrekans sistemi ile cildin derin tabakalarındaki kollajen lifleri ısıtılarak cildin dış yüzeyi gözle görülür şekilde gerginleştirilir ve alt tabakalardaki destek dokulardaki sarkıklıklar toparlanır. Vshape™ tedavisi cerrahi bir uygulama olmadığı için anestezi yapılmadan, ciltte kesi yapılmadığı için iz bırakmayan yaklaşık bir 20 dakika süren tek 4 seansta uygulamadır. Vshape™ Çene altı ve boyun cildini sıkılaştırır, gıdıyı yok eder (tek seansda). Yanak cildini sıkılaştırır ve burun dudak hattı kırışmalarının görünüşünü düzeltir, göz çevresindeki cildi sıkılaştırır, göz kenarındaki kazayağı kırışmalarını giderir. Uygulamadan sonra ölçülebilir sıkılaşma, şekillenme ve cilt görünümünü daha da iyileştirir. VshapeVShape nedir? Yüz şekillendirme, yüz germe, boyun, çene ve gıdı bölgesini, ameliyata başvurmadan, yeniden şekillendirmek için özel olarak geliştirilmiş bir sistemdir. VShape, köşeli çeneleri, fazla kilo nedeni ile “U” şeklini almış yüzleri, yumurta gıdılarını yeniden şekillendirmede en yeni tekniklerden biridir. Nasıl etki gösteriyor? VShape, çok iri yapılı olan yağ hücrelerini, ultrason dalgaları sarsarak parçalıyor. Çok küçük yapılı olan kan, damar, sinir ve kemik hücreleri sarsıntıya rahatlıkla direniyor ve zarar görmüyor. İstenmeyen etkilerden böylece kaçınabiliyor. VShape ısıtıcı kavitasyonel dalgalarla çalışmadığından yüz bölgesinde güvenle uygulanabiliyor ve yan etki göstermiyor. Bu nedenle ilk seansta çok etkili bir sonuç görülüyor, çoğu kişiyi iki seans mutlu ediyor. Kaç seans gerekir? 20 dakika kadar süren seanslar 2 hafta ara ile uygulanıyor. İlk seansta çok ciddi sonuçlar alınıyor, büyük çoğunluk için en fazla 4 seans tatmin edici sonuç sağlıyor. Bu sonuçlar kalıcı olduğundan takip eden yıllarda sadece bir seans yaptırmak alınan sonucu korumada çok etkili oluyor. Seanslar masaj rahatlığında ve sıfır acı hissi ile yapılıyor. Yüz kaldırma ameliyatına alternatif olabilir mi? Ameliyat çok farklı bir uygulamadır, birçok insan için korkutucudur, VShape’in en büyük çekiciliği, kesici-delici bir yöntem olmamasıdır. Ameliyat olmayı düşünen önce VShape’i deneyebilir. Sonuçtan tatmin olacağı için ameliyata gerek kalmaz. VShape hastaların çoğunu tatmin ediyor. Yağlar eriyince cilt gevşer mi? VShape ultrason ile birlikte radyofrekansı kombine uyguluyor. Unipolar radyofrekans dalgaları, cildi emniyetle ısıtarak bağ dokusunun çekmesini sağlıyor. Böylece ciltte de sıkılaşma sağlanıyor.
1d26e74e7b80
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
Dizinin Konusu : Biraz yabancı çakması da olsa bu diziyi izlerken, önerirken kendimle, halkımla gurur duyuyorum diyebiliyorum ki işte TÜRK DİZİLERİ işte YERLİ DİZİLER bence gelmiş geçmiş en iyi polisiye dizi hemde bu denli zor bir kategoride. Polisiye Diziler var biliyorsunuz Behzat Ç., Arka Sokaklar vs. ama bu onların tersine bu dizi osmanlı zamanının polisiyesi. Bir önceki Dizi Önerisi olan Eşkiya Dünyaya Hükümdar Olmaz başlıklı Dizi Önerimizide okumanızı öneririz. Böylesi emek harcanan bir dizide padişahların ucuz çin malı umre takkelerini kullanması yakışık alıyor mu?
192edb55594c
[ "fineweb2", "hplt2" ]
13 Eylül 2015 Pazar reklam gelirimi nasıl yükseltirim Bu konu ile ilgili sayısız makale yayınlanmıştır. Yıl 2015, internette her şey değişti ve değişmeye devam edecek. İnsanlar, site ve bloglarda elde ettikleri reklam gelirlerini nasıl yükseltebileceklerine dair yazdıkları makaleleri gözden geçirip, yeniden yayınlamaları gerekecek. Çünkü, bu konuda her bir şey değişti. Site ve bloglara giren ziyaretçilerin tamamı, önceleri masa üstü bilgisayar ve diz üstü bilgisayardan giriyorlardı. Şimdileri ise, bu oran % 20 lerin altına düştü. Site ve bloglar mobil, masa üstü ve tablet cihazları kullanan insanlar tarafından ziyaret ediliyor. Bu oran ise; mobil cihazlar % 70, masa üstü cihazlar, % 20 ve tablet % 10'dur. 13 Kasım 2014 Perşembe Google Analytics Güvenlik Sorunu 28 Mart 2012 Çarşamba blog reklamı nasıl alınır Blog veya siteniz için reklam almayı düşünüyorsanız, nette bloglara reklam veren bir çok şirket var. Bunlardan Google Adsense, Adhood , Reklam Store gibi reklam veren şirketlerin yanında daha nicelerini saymak mümkün. Konu ile ilgilenirseniz, nette bir çok reklam veren şirket bulabilirsiniz. Bu şirketlerin sitelerine girdiğinizde blogunuza nasıl reklam alacağınızın şartlarını inceler ve kararınızı verirsiniz. Kendim Google Adsense ve Reklam Store ile ilgilendim. Reklam Store firmasından reklam almak gayet kolay, hiç zorlanmadım. Google Adsense ise, bu konuda ince eleyip fazlasıyle sık dokuyor. Google Adsense'ye reklam almak için iki kez başvurdum ve iki müracaatımda da başarılı olamadım. Yani, blogumun onayını alamadım. Oysa, Google Adsense'ye başvurup ve onay alan çok blogcu tanıyorum. 4 Şubat 2011 Cuma istenmeyen adsense reklamlarını nasıl engellerim 2. Açılan pencereden AdSense Kurulumu Sekmesine tıklayın, 3. Açılan pencereden "Rekabetçi Reklam Filtresi" tıklayın, 4. Açılan pencere de bulunan boş yere, "üste bulunan resimde gösterilen yere" reklamının çıkmasını istemediğiniz sitelerin linklerini yazın. 5. Değişiklikleri kaydedin ve çıkın. 27 Aralık 2010 Pazartesi Blog reklam Taş atıp kolun yorulmadan, oturduğun yerde hesabına dolar akıyor olması hoş duygu olsa gerek. İşte bu duyguyu bloglara alınan reklamlar yaşatıyor. Tezgahını kuruyorsun, yani bloğunu oluşturdun ve gereklerini yerine getirdin. İçeriğin dolu, dopdolu. Ziyaretçi trafiğini kontrol altında tutan canım yerli sayacın, insanları saymaktan başı dönmüş bitap vaziyette. Sen olanlardan habersiz, reklam sayfanda yapayalınız, yapılan tıklamaları saymaktasın. Hoş değil mi? dostlar başına. Anlatılanlar hayal mahsulü değil, tamamen gerçeğin yansıtılması. Evet, eğer sahibi olduğunuz blogları doğru kullanırsanız, dağıtılan reklam geliri pastasından payınıza düşeni alırsınız. Nasıl mı? Öncelikli olarak oluşturduğunuz bloğun hedefini belirlemelisiniz. Sonrası, bloğunuzu bu hedefe yönlendirmelisiniz. Diyelim ki, hedefimiz blogdan reklam geliri sağlamak olsun. Pekiyi o zaman, hedefe nasıl kilitleneceğiz. Gayet basit, bloğumuzu insanların izleyebileceği içerikle doldurmalıyız. Blog yazıları orijinal, kullanılan dil sade ve anlaşılabilir olmak zorunda. Hani derler ya, 'türünün ilk örneği' işte öyle bir şey. Bütün bunları yerine getirdikten sonra sabırla inatla beklemeliyiz. Zamana ve bloğumuzun günlük hit patlamasına ihtiyacı var. Bu patlamalar kolay olmuyor, o yüzden de dolar cebe dolmuyor. Gerçek şu; bloglardan reklam geliri elde edebilmek için, bloğunuzu her gün üç binin üzerinde insanın ziyaret etmesi lazım. Bu üç bin ya da üzeri sayıda insanların arasında reklamlara tıklayanarın oranı, bin kişi de 10 ila 20 kişi arasında değişmektedir. Yani, bloğunuzda bulunan reklamlara gün içerisinde ortalama 30 kişi tıklamış olsa, bloğunuz 1 ila 2 ay içerisinde ancak 100 $ kazanç sağlayabilir. Bu süre, tıklanan reklamların kalitesine bağlı olarak değişkenlik gösterir. Anlatılanlar hayal mahsulü değildir, tamamen yaşanılmış gerçek olaylardan alıntıdır. Sonuç olarak, taş atıp kolun yorulmadan dolarlar hesaba yatmıyor. © FİRİKBLOG 2013 . Powered by Bootstrap , Blogger templates and RWD Testing Tool
45317dcda2e2
[ "culturax", "fineweb2", "hplt2" ]
Yerli ATAK PKK'lıları duman etti Bölücü terör örgütünün yurt içindeki ana üslenme yerlerinden biri olarak kabul edilen Faraşin-Beytüşşebap bölgesinde başlatılan operasyonda, bomba yüklü bir araç ATAK helikopteriyle imha edildi. Operasyonda örgüte ait çok miktarda mühimmat ele geçirildi. 30-09-2016 14:26 Bölücü terör örgütünün yurt içindeki ana üslenme yerlerinden biri olarak kabul edilen Faraşin-Beytüşşebap bölgesinde başlatılan Şehit Piyade Üsteğmen Orhan Ünsal operasyonunda, bomba yüklü bir araç ATAK helikopterle imha edildi. Genelkurmay Başkanlığından yapılan açıklamada, Van-Şırnak-Hakkari illerinin kesişim bölgesinde, bölücü terör örgütünün yurt içindeki ana üslenme yerlerinden biri kabul edilen Faraşin-Beytüşşebap arasında 26 Eylül'de başlatılan Şehit Piyade Üsteğmen Orhan Ünsal büyük çaplı müşterek operasyonunun sürdüğü belirtildi. Operasyonun amacının, "bölgede barınan bölücü terör örgütü mensuplarını etkisiz hale getirmek ve Beytüşşebap ilçe merkezine yapılması muhtemel terörist saldırılarını engellemek" olduğu vurgulanırken, ayrıca operasyonla Van-Şırnak-Hakkari arasındaki terörist ve kaçakçı geçiş güzergahlarını kontrol altına almanın da amaçlandığı ifade edildi. Faraşin operasyonu esnasında, birliklerin geçeceği güzergahta yol kenarına lastikleri indirilmiş halde bırakılan pikap türü bir aracın bomba yüklü olduğunun anlaşıldığı, söz konusu aracın ATAK helikopterle imha edildiği açıklandı. Operasyonlar esnasında Körbeşik Tepe ve Çalyan Gölü bölgesinde ise tüpler, el yapımı patlayıcılarla bunların yapımında kullanılan muhtelif piller, aküler, mazot dolu bidonlar ve çok miktarda yaşam malzemesi ile güneş paneli de ele geçirildi. Şırnak 23'üncü Jandarma Sınır Tümen Komutanlığının emir-komutasında sürdürülen operasyona Çakırsöğüt 1'inci Komando Tugay Komutanlığı, Hakkari Dağ ve Komando Tugay Komutanlığı, Siirt 3'üncü Komando Tugay Komutanlığı, Şırnak, Van, Hakkari İl Jandarma Komutanlığı ekipleri ile geçici köy korucuları, Jandarma Özel Harekat Taburu ve kara havacılık unsurları katılıyor. Kaynak : A Haber
fc9c17e80869
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
Acı biber hapı yorumları Gizem diyor ki; 6 ay sonra yurt dışına çıkacak ve yeni bir hayata başlayacaktım. Bana yeni bir ben lazımdı fakat benim bu düşüncelerime engel olan fazla kilolarım vardı. Arkadaşlarımın tavsiyesi üzerine acı biber hapını sipariş ettim. Hâlâ tereddütteydim. Yeni bir hayat için bunu şart olduğunu düşündüm ve düzenli bir şekilde kullanmaya başladım. 4 ay sonra 42 kilo vermiştim. Müthiş bir şekilde incelmiş istediğim kiloya ve bedene sağlıklı bir şekilde ulaşmıştım. Yeniden doğduğumu hissedebiliyordum. Artık her şey daha güzeldi. Acı biberi ve yenilikleri seviyorum. Teşekkürler acı biber. İkbal diyor ki; takım elbiseyi çok seven biriydim. Çocukluğumdan beri beni en mutlu eden şeylerden biriydi. Ağabeylerimin fiziği çok düzgün ve giydikleri takımlar çok yakışıyordu. Benim kilolarım başıma bela oluyor, istediğim kıyafetleri giymeme engel oluyordu. Acı biber hapını yeterince araştırdıktan sonra kullanmaya başladım. Şimdi ise ağabeylerime taş çıkarıyorum. Herkese tavsiye ediyorum. Naz; mezuniyetime bir yıl vardı. Buna ek olarak benim de fazla kilolarım vardı. Hayalini kurduğum elbisenin içine ne girebiliyor ne de kendimi yakıştırabiliyordum. Acı biber hapını duymuştum, ama inanmamıştım. Balonun yıldızı olmak adına denemeye değer diye düşünmüştüm. Sipariş ettim ve düzenli bir şekilde kullanmaya başladım. Sporsal faaliyetlerde de bulunuyordum. Mezuniyet günü geldiğinde yeni bir ben olmuştum. Bambaşkaydım. Sanki herkesin gözü benim üstümdeydi. Teşekkürler acı biber hapı. Her şeyi sana borçluyum. Sizde biber hapı hakkında deneyimlerinizi bu sayfada, diğer kullanıcılarımız ve bizlerle paylaşabilirsiniz. Yorumlar(20) Ayşenur 3 Kasım 2014 Ben 3 kutu kullandım daha önce 3 ay içinde 11 kilo verdim tekrar orjinal üründen talep ediyorum Meltem Karakas 3 Kasım 2014 Ben yıllar önce kullandım ve 1 kutuda 4 kilo vermiştim simdi tekrar sipariş veriyorum umarım kilo veririm. sema aygun 29 Haziran 2015 çok eski biber kullanıcısıyım geçen ay sizden şişe içindeki biberden sipariş verdim gerçekten çok ektili bi ürün vücudum bağışıklık yapmamış sanırım o yıllarda ki gibi etki görebiliyorum ama o yıllarda çok fazla yan etkisini görmemiştim şimdi uyku problemim var bu üründen mi kaynklanıyor acaba bu arada 32 yaş 182 boy 81 kilo 5.5 kilo gitti nefise 2 Temmuz 2015 bende şişe içindeki seri nolu biberi kullanıyorum 15 gündür gerçekten güzel bi ürün sürekli tok tutuyo dinçte tutuyo çok az uyusamda gün içinde çok iyi hissediyorum 63 kiloyum zaten çok kilolu değlim 3 kilo vermişim tartıda hedefim 50-52 kilo Ali kara 10 Temmuz 2015 merhaba arkadaşlar kesinlike etkili bi üründür biber hapı 99 kilo ile başladım şuanda 80 kiloyum 3 aydır içiyorum 1 kutu eski biber kapsülü 2 kutu şişe içinde ki üründen aldım diğer sitelerden bi arkadaşım sipariş etti sahte gönderildi bu siteye güveneiblirsiniz ayşegül 9 Ağustos 2015 telefon hattındaki arkadaşın samimiyetine güvenerek aldım ve sonuçları gerçekten göstermeye başladı zayıflma hapını yeni kullanmaya başladım sayılır 2 hafta sonucunda yaklaşık 2 kilo verdim önceden yaşadığım gündelik iş ve diğer yşamıma devam ederken gerçekten etkili bir ürün oldukçada sağlıklı hissediyorum esma 30 Ağustos 2015 merhabalar biber hapınızı kullandım il başlamadan önce 88 kiloydum 2 ay içinde düzenli kullanmaya başladım şimdi 79 kiloyum urunden cok memnun kaldım herkeze tavsiye edebilirim gözde 14 Eylül 2015 merhabalar ürününüzden gayet memnun kaldım 3 aydan beri kullanıyorum 3 ay öncesinde 75 kiloydum şimdi 64 kiloya indim urunden herkeze tavsiye edebilirim. çalışan arkadaşlara teşekkürler. buse 20 Aralık 2015 merhabalar sizden sizden arkadaşım sipariş ederek bana onermiş oldu ve etkisi gayet iyi dedi bana 2 hafta olmuş alalı aynısından varsa bende sipariş vermek istiyorum ama kararsızım guvenebilirimiyim sizebilemiyorum. Ozlem 22 Aralık 2015 Benim fazla kilolarım vQR kurtulmak istiyorum ne kadar spor yapsamda etkisini göremiyorum yorumları okudum ama yine de aklımda orjinal olup olmadığı konusunda korkularım var lütfen yardım eder misiniz aysenur 11 Ocak 2016 daha önceleri kabartma kutusu olan ürünü 5 aya yakın kullanmıştm ve epey kilo vermiştim suan eskini kadar kilom olmasada tekrar aynı urunden almak ve kullanmak istiyorum aynı ürünmü acaba teşekkürler ceyda 27 Şubat 2016 bu urun acaba folyolu yani gri renkte olanmı eger oyleyse siparis vermek istiyorum Feyza 17 Mart 2016 Bende kullanmıştır ve memnun kaldım tekrar kullanıcagim ama yeni şişede olanın farkı nedir
23cc80059099
[ "c4", "hplt2" ]
Yöneten: Richard Bates Jr. Tür: Korku, Dram, Psikolojik Ülke: ABD Süre: 81 dk Imdb: 6.0 Sinemalar: 7.7 Oyuncular: Annalynne Mccord, Traci Lords, Matthew Gray Gubler, Jeremy Sumpter, Malcolm McDowell Life sucks, when you are seventeen. Problemli ve hayal dünyasında yaşayan Pauline, okuldaki ilgisizliği, dikkat dağınıklığı, ergenlik problemlerine inat kız kardeşinin akciğer rahatsızlığı yüzünden yavaş yavaş öldüğünü bildiğinden tıp okumanın hayalini kurmaktadır. Annesi korumacı ve kurallarına düşkün bir kadın olduğundan ergenlik dönemindeki kızı ile hiç anlaşamamakta, genç kız babasının da annesine sürekli arka çıkması ile yalnız kalmaktadır. Kendi isteği psikoloğa gitmek de olsa aile bunu maddi sebeplerle geciktirirler. Ancak ileride bunun için çok pişman olacaklardır. Film boyunca bazen Pauline'den nefret edecek bazen onu sevecek ama çoğu zaman ona acıyacaksınız. O sadist rüyalar ile nasıl yaşar bir insan, bilmiyorum. Çok iyi bir psikanalizi barındıran filmde yönetmenin başarısını göz ardı etmemek lazım. Pauline'in Tanrı ile ilişkisi, duaları çok güzel çekilmişti bana kalırsa. Kardeşi Grace çok arka planda bir karakter olmasına rağmen hastalığı ve öleceğini bilmesine rağmen gelecek hayalleri kurması çok duygulandırıcıydı. Ve otoriter annemizin rolüne biçilmiş kaftandı. (Son bir itiraf, Jeremy Sumpter'ı Peter Pan filminden sonra ilk defa burada gördüm ve evet, hala çok yakışıklı. Ehe.) Bu gece için korkmak isteyenlere önerim Excision. İyi seyirler film severler. İzlemek isteyenler buradan ulaşabilirler.
bc93f92912ef
[ "fineweb2", "hplt2" ]
1492 - Cenova'lı denizci Kristof Kolomb, Karayipler'e ulaştı. Fakat Doğu Asya'ya geldiğini düşünüyordu. 1579 - Sadrazam Sokollu Mehmet Paşa, bir Boşnak saldırgan tarafından sarayda öldürüldü. 1596 - Macaristan'daki Eğri Kalesi Osmanlılara teslim oldu. 1654 - Hollanda'nın Delft kentinde bir barut deposu infilak etti; 100'den fazla ölü, 1000'in üzerinde yaralı var. 1692 - Salem cadı mahkemeleri Massachusetts valisi William Phips'in emriyle sona erdi. 1775 - ABD deniz kuvvetlerinin kuruluşu. 1899 - Güney Afrika Boer Cumhuriyeti İngiltere'ye savaş ilan etti. 1925 - Mustafa Kemal, İzmir'de manevraları izledikten sonra ordunun Türk topraklarını savunmaya hazır olduğunu söyledi. 1928 - Suni solunum cihazı ilk kez Boston'daki bir çocuk hastanesinde kullanıldı. 1958 - Başbakan Adnan Menderes yurttaşlardan vatan cephesi kurmalarını istedi. 1962 - ABD'nin kuzey batısında kasırga: 46 kişi öldü. 1968 - Ekvator Ginesi, İspanya'dan bağımsızlığını kazandı. 1968 - Olimpiyatlar Mexico City'de (Meksika) başladı. 1969 - Genel seçimler yapıldı. Adalet Partisi 256 milletvekiliyle iktidarını korudu. CHP 143, Güven Partisi 15, Millet Partisi 6, MHP 1, Türkiye Birlik Partisi 8, Yeni Türkiye Partisi 6, Türkiye İşçi Partisi 2 milletvekili çıkardı. 1974 - İzmir'de belediyeye bağlı işyerlerinde başlatılan grevin beşinci günü. İzmir sokak ve caddeleri çöp yığınlarıyla doldu. 1975 - Bursa'daki TOFAŞ otomobil fabrikasında 100.000 Murat otomobil üretildiği açıklandı. 1975 - 27 ilde 54 senatör ve 6 milletvekilliği için yapılan araseçimlerde; AP 27 senatör, 5 milletvekilliği, CHP 25 senatör, 1 milletvekilliği, MSP 2 senatör çıkardı. 1980 - 11. Genel nüfus sayımı yapıldı. Sokağa çıkma yasağı sırasında güvenlik güçleri operasyonlar yaptı, çok sayıda kişi gözaltına alındı. Türkiye'nin nüfusu: 45.217.556 olarak belirlendi. 1983 - Japonya'nın eski başbakanlarından Tanaka Kakuei, Lockheed şirketinden 2 milyon dolar rüşvet almak suçundan 4 yıl hapse mahkum oldu. 1984 - IRA, Margaret Thatcher'in kaldığı otele bomba attı. Margaret Thatcher kurtuldu, fakat 5 kişi öldü. 1991 - Sovyetler Birliği başkanı Gorbaçov ile diğer cumhuriyet liderlerinin bir araya geldiği Devlet Konseyi toplantısında KGBnin lağvedilmesi' kararı alındı. 1992 - TEMA Vakfı kuruldu. 1999 - Pervez Müşerref, Pakistan'da kansız bir darbe ile yönetime geldi. 2002 - Endonezya'nın turistik adası Bali'de kalabalık bir gece kulübüne düzenlenen bombalı saldırıda, çoğunluğu yabancı 202 kişi öldü, 300'den fazla yaralı var. 2002Birleşmiş - Milletler tarafından Uluslararası Doğal Afetleri Azaltma Günü ilan edilmiştir. 2003 - Belarus'taki bir akıl hastanesi yangınında 30 hasta öldü. 2004 - İslami Cemiyet ve Cemaatleri Birliği'nin yöneticisi Metin Kaplan, gözaltına alındığı Almanya'dan özel uçakla Türkiye'ye getirildi. 13 Ekim'de tutuklanan Kaplan, Bayrampaşa Cezaevi'ne konuldu. 2005 - Çin'in ikinci insanlı uzay aracı olan Shenzhou 6 fırlatıldı ve 5 gün boyunca yörüngede kaldı. 2006 - Nobel Edebiyat Ödülü yazar Orhan Pamuk'a verildi. 2006 - Fransa'da Sosyalist Parti'nin sunduğu ve "Ermeni soykırımının inkârının suç sayılması"nı öngören yasa teklifi, Fransa Parlamentosunda 19'a karşı 106 oyla kabul edildi. 2006 - İsrail-Lübnan savaşında BM Barış Gücü kapsamında görev yapacak 261 kişilik TSK kara birliği Lübnan'a hareket etti. M.Ö. - 539 Pers Kralı Büyük Kiros Babil'i fethetti.
ece14f4452bf
[ "c4", "culturax", "hplt2" ]
Yeşilova Holding | Şirketlerimiz | CMTG Otomotiv, Alüminyum, Yeşilova Holding şirketlerinin doğuşlarına ilham kaynağı olmuştur. 40 yılı aşkın süredir başarılı bir şekilde hedefleri doğrultusunda yoluna devam eden şirketlerimizde oluşan sinerjiyi daha iyi bir şekilde değerlendirmek, ortak hareket etmenin avantajlarını daha iyi yaşamak ve birlikten doğan gücü fırsata çevirmek için 2011 yılında Yeşilova Holding kurulmuştur., Yeşilova, Can, Cansan, Canel, CMTG, Alüminyum, Metal, Otomotiv, Turizm, Bursa, Türkiye CMTG Otomotiv Yeşilova Holding’in ilk yurt dışı yatırımı olan ve 2012 yılında faaliyete geçen CMTG otomotiv, Canel Otomotiv’in Rusya pazarına açılan yeni bir ufuk ve yeni bir kardeş şirketidir. Türkiye’deki bilgi birikimini Rusya tesisine aktaran firmamız Rusya’daki kurulu ve hızla gelişen otomotiv sektörüne alüminyum bazlı parçalar ve komple üniteler üretmektedir. Hızla gelişen Rus otomotiv sektöründe kısa bir geçmişi olmasına rağmen pazar payını her geçen gün artıran şirketimiz holdingimiz için bir heyecan kaynağıdır.
c2d34288dbf9
[ "c4", "culturax", "hplt2" ]
22 Ekim Cumartesi tarihinde 12:00-16:00 saatleri arasında Santral İstanbul'da yer alan Krek Atölye kapsamında, birden fazla mesleği aynı anda sürdürmeyi başarabilen, yazar Yekta Kopan, biz, "Okumak ve Yazmak" heveslileri ile birlikteydi. Yekta Kopan'ın "Bir de Baktım Yoksun", "Aşk Mutfağından Yalnızlık Tarifleri" ve "Fildişi Karası" isimli öykü kitaplarını keyifle okumuştum. Atölyeye gitmeden önce de diğer kitaplarına nazaran büyük farklılıklar içeren "Karbon Kopya" isimli öykü kitabını okumaktaydım, dolayısıyla benim için ayrıca tarzına aşina olduğum (ya da aşina olduğumu sandığım) bir yazarı dinleyecek olmak da hoş bir deneyim olacaktı. Temel olarak kurmaca ve gerçeklik arasındaki ilişki, içgörülerimiz ile ilgili konularda konuşma fırsatı bulabildik. Kendisinin mütevazı tavrı sayesinde kafamızdaki soruları rahatça sorduk ve sorularımıza içten cevaplar aldık. Sanıyorum asıl amaç bir tür farkındalık yaratmaktı yazmak ve okumak ile ilgili... Kendisi, bunu "bizlerde kırılma noktası yaşatmak" olarak tanımladı. Verdiği tavsiyeler çok değerliydi ama aklıma en çok takılan sözlerinden birisi "yazar olmanın aslında çok büyük bir yalnızlık olduğunu" söylemesiydi. Bir de, bazı kimselerin düşündüğünün aksine, ilhamın olağanüstü nitelikte bir şey olmadığını; asıl önemli olanın, "okumak" ve "çalışmak" olduğunu düşünüyor. Her gün en az 15 dakika okumak ve yazmak, ama bunları her ne olursa olsun ertelememek de özellikle vurguladığı konulardan... Not: En son 31.5.2011 tarihinde Yusuf Atılgan'ın "Çıkılamayan" isimli öyküsünün çözümlemesinin Ayfer Tunç, Yekta Kopan ve Murat Gülsoy tarafından yapıldığı Ubor Metenga Buluşmalarının da Kasım ayında İKSV Salon'da başlayacağı duyuruldu. (Not: Yazarın fotoğrafı, "Fil Uçuşu" isimli blogundan alınmıştır.) (Not: Yazarın fotoğrafı, "Fil Uçuşu" isimli blogundan alınmıştır.)
e6ce3a7fdbbe
[ "culturax", "fineweb2", "hplt2" ]
Muhasebeci ve Mali Müşavir iseniz size bir paketimiz var... Çalışmalarınız sırasında kusur veya ihmallerden kaynaklanan zararların tazmini mesleki sorumluluk sigortası ile teminat altındadır. Kimler yaptırmalı? Tüm Muhasebeci ve mali müşavir Ray Sigorta muhasebeci ve mali müşavirlere özel mesleki sorumluluk sigortasından faydalanabilirler. Sigortanın Kapsamı Nelerdir? Mali Müşavirler ve muhasebeciler mesleklerini ifa ederken yapılan hata, ihmal, eksiklik ve kaza sonucunda ödenecek tazminatlar yüksek maliyetlere ulaşmaktadır. “Mesleki Sorumluluk Sigortası” ile üçüncü şahıslara verilecek zarar ve ziyan nedeniyle sigortalıya yüklenen sorumluluktan doğan tazminat taleplerini, tedavi masrafı, sürekli sakatlık durumunda sakatlık tazminatını, ölümü halinde ise kanuni hak sahiplerine ölüm tazminatını kapsar. Ayrıca üçüncü şahıslara verilecek maddi zararlarda teminat altına alınır.
5c1ee7a8dd09
[ "fineweb2", "hplt2" ]
7,5 kg pudra şekeri, 3 kg bal, 1 kg polen 1 paket arı vitamini (Bu ölçüler kitaplardaki standart ölçü değil, benim uyguladığım ölçüdür. Standart ölçüde kek yapmak isteyen arkadaşlarım arıcılık kitaplarında ölçülere ulaşabilir.) Malzeme miktarına uygun büyüklükte leğen bulunur. Sırasıyla pudra şekeri, polen, vitamin ve bal leğene dökülür. Hazırlama yöntemi çiğköfte ile aynı. Ellerimizle karıştırmaya başlıyoruz. Malzemenin rengi tek renk oluncaya kadar avuç içiyle ovalamaya devam ediyoruz. Bu işlem için epeyce güç uygulamak gerekiyor. Kıvam olarak hamur şekline gelince bir kenara bırakıp yeni bir parça alıyor ve işlemi tekrarlıyoruz.
0910b5905aa2
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Eşi Angelina Jolie ile boşanma süreci hasebiyle son günlerde magazin gündeminden düşmeyen Brad Pitt hacker'ların da dikkatini çekti. Konunun popülaritesinden yararlanmak isteyen hacker'lar bu olayı da emellerine alet etmeye başladı. Son günlerde Facebook 'ta yer alan 'Brad Pitt yaşamını yitirdi' başlıklı düzmece bir yazı hacker'ların yeni silahı olmuş vaziyette. Fox News uzantılı gibi görünen linkin gerçekle ilgisi yok. Ancak kullanıcılar bu irtibata tıkladıklarında bilgilerini tehlikeye atabilecek bir adrese yönlendiriliyor. Başka bir söylemle kullanıcılar hacker'ların açık hedefi haline geliyor. Siber güvenlik uzmanları bu irtibatlara tıklayan kullanıcıların Facebook hesaplarının hacker'ların eline geçebileceği ikazında bulunuyor. Bu yüzden mevzubahis linke tıklanması vaziyetinde ilk iş olarak Facebook şifresinin yenilenmesi öneriliyor. Haber Kolaj
f34f849a5eed
[ "fineweb2", "hplt2" ]
LVD Laboratuvarımız faaliyetlerine TÜRKAK tarafından akredite edilmiş olarak devam etmektedir.Akreditasyon konusu:TS EN ISO/IEC 17025:2005 Deney Laboratuvarı NO: AB-0114-T Revizyon Tarihi: 06/07/2012 Geçerlilik Tarihi: 14/07/2015 EMC Laboratuvarımızın akreditasyonu TÜRKAK tarafından yenilenmiştir.Akreditasyon konusu:TS EN ISO/IEC 17025:2005 Deney Laboratuvarı NO: AB-0114-T Revizyon Tarihi: 06/07/2012 Geçerlilik Tarihi: 14/07/2015 Laboratuvarlarımızda yaptıracağınız test ve belgelendirme çalışmaları KOSGEB destekleri kapsamındadır. ROHS’dan Haberiniz var mı?01/02/2006 tarihinden itibaren ROHS DİREKTİFİ (2002/95/EC) (Restriction of Hazardous Substances) Tehlikeli maddelerin kısıtlanması direktifi yürürlüğe girmiştir. Direktifin amacı elektrikli ve elektronik ekipmanlarda kullanılan 6 maddenin kullanımını kısıtlamaktır. Yasaklanmış olan bu maddeler şunlardır: Cd Cadmium Hg Cıva Cr (VI) Hexavalent Chromium PBB Polybrominated Biphenl PBDE Polybrominated Diphenly Ether Pb Kurşun Bu direktif ile Avrupa Birliğine ihracat yapan firmaların üretimlerinin ROHS uyumlu olması gerekmektedir. ROHS kapsamında etkilenen ürünler şunlardır: Ev elektroniği IT ve haberleşme cihazları Tüketici elektroniği Aydınlanma ürünleri Elektrik ve elektronik aletler (Sabit ve büyük endüstriyel cihazlar hariç) Oyuncaklar,eğlence ve spor için üretilen ürünler Otomatik atık cihazları IP testlerini Esim’de yaptırabileceğinizi biliyor musunuz?Vibrasyon cihazımız hakkında bilgi almak istiyorsanız lütfen tıklayınız. Laboratuvarlarımızda Vibrasyon testi uygulanmış olan bazı ürünler; Fren körüğü Akü kabloları Asansör kata tamamlama sistemi Ağır şartlarda kullanılan aydınlatma ürünleri Araç sireni Havalandırma pompası Sintine pompası Kripto cihazı Egzos Borusu IP Uluslararası Koruma (İnternational Protection) Derecesi / EN 60529 IP kodu , tehlikeli bölümlere erişmeye, yabancı katı cisimlerin girmesine, su girişine karşı bir mahfaza ile sağlanan koruma derecelerini göstermek için bir kodlama sistemidir.
18562c98686f
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Sıraçlar kimdir, kimlere Sıraç denir? Sıraç kelime olarak Farsça olup ışık, nur, kandil, çerağ anlamına gelmektedir. Sıraçlar ise Işık saçan, nur saçan topluluk olarak adlandırılmaktadır. Diğer taraftan ise Sıraç, Begdili boyuna bağlı bir Türkmen aşiretinin adıdır. Bu topluluklar inançsal olarak Alevi olup Hubyar Ocağı erkanını yürütmektedirler, Hubyar Ocağı içerisinde yaşanan ayrışmalarla bugün Sıraçlar, Hubyar Ocağı ve Anşa Bacı Ocağı mensupları olarak yaşamaktadırlar. Aleviler genel bir “Kızılbaş” ve daha sonra “Alevi” ismiyle tanımlanmadan önce bölgesel isimleri vardı. Her Alevi topluluğu yaşadıkları coğrafyada farklı isimlerle adlandırılırdı. Tokat, Sivas, Yozgat, Çorum, Amasya bölgesinde yaşayan ve Hubyar yolunu yürüten topluluklara genel olarak “Sıraç” denilmektedir. Alevi topluluklarına yönelik her türlü karalama politikası ve iftirasından Sıraçlar daha çok nasibini almıştır. Sıraçlar “ser verip sır vermeyen” topluluklar olarak bilinirler. Alevilikteki sır kavramına sonuna kadar sahip olan ve son derece içine kapalı bir toplum olarak yaşamaktadırlar. Sıraçlar için “yabancı” kavramı Sıraç olmayan herkes için kullanılan bir kavramdır. Sıraçların yaşadığı bölgelerde Sıraçların ser verip sır vermeyen topluluklar olması hasabiyle sıraç isminin bu topluluklara sırrını aç, sır aç denilerek oluştuğu da anlatılmaktadır. Şöyle bir anımı paylaşmak isterim; Bir gün Zile de Hubyar yolunu süren ve Anşa Bacı Ocağı mensubu Ana’larımızdan Nurdane Bacı yı evinde ziyaret edip hasbıhal eylemiştik. Kendisinden birlikte bir hatıra fotoğrafı çektirmeyi talep ettiğimde bana “bir şartla çektirebiliriz, bizim Sıraçlar dışında kimseye göstermeyeceksin” demişti. Bende memnuniyetle kabul edip fotoğrafı çektirmiştik. Nurdane Bacının şartı sanırım bu durumu daha iyi anlatmaktadır. Bütün Alevi topluluklarında olduğu gibi Sıraçların Cem’lerine de asla yabancı bir kimse giremez. Sıraçlar evlilik konusunda da çok içine kapalı bir topluluktur, o yüzden dışa açılmaları ancak ve ancak son yirmi yıl içerisinde olabilmiştir. Bugün Hubyar Ocağı içerisinde benimde yaşadığım Ocak Merkezinde Sıraç ismi talipler için kullanılsa da taliplerimizde bunu reddetmektedir. Ocak içerisinde büyük çoğunluk Sıraçlığı sadece Anşa Bacılılar için kullansa da onlar da bu ismi kullanmaktan imtina etmektedirler. Hubyar Ocağı ve Anşa Bacı Ocağı dışında ve aynı coğrafyada yaşayan diğer topluluklar ayrım yapmaksızın Hubyar yolunu yürütenlerin tamamına birden “sıraç” demektedirler. Sıraç isminin reddedilmesi Alevilerce “Kızılbaş” isminin reddedilmesiyle aynı psikolojiye dayanmaktadır. Bu da ismin son derece kötü anlamlara gelebilecek şekilde kirletilmesi ve Sıraçların dışlanmasına neden olmasından kaynaklıdır. Bu durumu kırmak için 2002 yılında bu topluluklarla ilgili yazdığım ve yayınladığım kitabımın ismini “Hubyar Sultan Ocağı ve Beydili Sıraç Türkmenleri” koydum. Katıldığım tüm Televizyon programlarında, panellerde, festivallerde ve halk toplantılarında “ben Sıraçım” diyerek bizim özgünlüğümüzü ifade eden ismimizin tekrar kullanılması konusunda gayret sarfettim. Son yirmi yirmi yıldır Alevi toplumunun bu tür değerlerine sahip çıkmaya başlamasıyla birlikte Kızılbaş ismi nasıl hak ettiği onurlu yere oturmuşsa Sıraç ismi de aynı şekilde hak ettiği onurlu yerine oturmuş durumdadır. Alevi ismi bugün tüm Alevi topluluklarının, Ocaklarının, sürek farklılıklarının üst şemsiye adı olup, bölgesel ve sürek farklılıklarının anlaşılması açısından bu tür isimlerinde korunması gerekmektedir. Günümüzde Sıraç Alevileri, Tahtacı Alevileri, Nusayri Alevileri, Dersim Alevileri, Bektaşiler, Dede Garkınlılar, Hubyarlılar, Anşa Bacılılar, Üryan Hızırlılar, Ağuçanlılar, Baba Mansurlular gibi tanımlamalar bölgesel, yöresel ve/veya Ocak, sürek farklılıklarını ifade eden isimlerdir. Bu anlamda Sıraç Alevileri günümüzde dar anlamda sadece Anşa Bacılıları ifade etse de genel anlamda tüm Hubyar yolunu yürüten Hubyarlılar ve Anşa Bacılıları ifade etmekte bu toplulukların özgün durumunu yansıtmaktadır. Çeşitli kaynaklarda başına keçe takmalarından dolayı Sıraçlara “Keçeliler” denildiği de görülmüştür. Ali Kenanoğlu
cbbee3a0cbaf
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
Cin biber, süs biberi olarak ta bilinen biber türüdür. Bu biberler genellikle turşu yapımında, ezme yapımında kullanılır. Capsicum frutescens çok yıllık çalımsı gövdeye sahip olan, sarı, yeşil ve kırmızı renkteki sivri ya da tombul biçiminde küçük acı biber türüdür. Bunların yediveren denilen türleri evde saksıda ve bahçede üretilmeye uygundur. Hem taze olarak, hem de turşu yapılarak yemeklerin, kebapların yanında cin biber tüketilebilir. Capsicum annuum denilen bir yıllık jalapeno diye bilinen küçük biber türleri de cin biber olarak bilinir. Cin biber turşusu bilinen turşu gibi limon tuzu, sirke, tuz gibi malzemelerle yapılmaktadır. Cin biber ezmesi de domates, maydanoz, sarımsak, sirke, nane, zeytinyağı gibi malzemelerle hazırlanan acılı bir sostur. Cin biber bahçede yetiştirilmesi Bahçede cin biber tohumunun yetiştirilmesi için, önce ekim yapılacak bahçe toprağının hazırlanması gerekir. Yabancı otlardan temizlenen bahçe toprağı, çapalanarak iyice havalandırılır. Bunlar cin biberin gelişimi açısından çok önemlidir. Çapalanan toprak 6-7 gün kadar bekletilir. Bu şekilde cin biber ekimine hazır hale gelir. Cin biber tohumlarının ekime hazırlanması için, kısa süreyle suda bekletilmesi ya da tohumların fısfısı ile nemlendirilmesi gerekir. Bunlar tohumların çimlenme hızını ve çimlenme yüzdesini yükseltir. Cin biber tohumları toprağa ekildikten sonra, düzenli bir şekilde toprağın nemlendirilmesi gerekir. Bu şekilde sağlıklı olarak bahçede cin biber yetiştirilebilir. En uygun ekim zamanı ise, İlkbahar, yaz ve sonbahar dönemidir. Tohumların ekim derinliği 0,5-1 cm, sıra aralıkları da 45-80 cm arası olmalıdır. Cin biber saksıda yetiştirme Evinizde de cin biberi saksıda, balkonda yetiştirebilirsiniz. Bunun için saksınızı hazırlamalısınız. Saksının altı tabaklı olmalı, içine 2-3 cm yüksekliğinde olan çakıl taşları konmalıdır. Bunların üzerine çiçek toprağı torf ya da olanak varsa torf ile toprak karışımı konur. Bundan sonra saksının içine cin biber tohumları ekilebilir. Cin biber tohumlarını ekim yapmadan önce nemlendirmelisiniz. Tohumları büyüklüğüne göre 2-3 kat derinliğe ekin. Bunların üzerine en çok 1 cm kadar toprak örtün. Ardından aynı gün fısfıs ile toprağı nemlendirin. Fakat aşırıya kaçmayın. Çünkü tohumların çürümesine yol açabilirsiniz. Saksınızı bu aşamada gün ışığı alabilecek şekilde yerleştirin. Gereken zamanlarda cin biber toprağını nemlendirerek, yetişmesini sağlayın. Yayınlanma Tarihi : 04.12.2015 10:38:02
26b58f810306
[ "culturax", "hplt2" ]
Sac boyalari zararlimidir ? Saclarimzi boyamadan dogal sekline birakmak aslinda en guzel olanidir. Ama yinede cogu kisiler kendisine bir degisiklik vermek icin saclarinin rengini degistirmeyi tercih ederler. Aslinda en guzeli saclarimizi boyatabiliriz ama devamli boyalamakta iyi olmaz, devamli boyama yerine saclarimizin rengine uyacak sekilde bir renk ile boyarsak, saclarimizi uzun sure boyamaktan kacinmis oluruz bu sekilde saclarimiz hic olmassa belirli bir sure dinlenmis olur. İnsanlar tarafından saç renklerini değiştirmek amacıyla tercih edilen ve içlerinde oldukça farklı çeşitte kimyasallar bulunduran saç boyalarının sık kullanıldığı durumlarda lenfoma kanseri gibi hastalıklara neden olabildiği gözlenmiştir. Bunun yanında saç boyalarının içerdiği kimyasallar itibariyle birçok farklı alerjik hastalığa, kepeklenmeye, saç dökülmesine ve saç diplerinde yara oluşumuna neden olduğu da bilinmektedir. Saç Boyası Doğal Değildir Avrupa Kontrol Edilmiş Doğal Kozmetik (BDIH) tarafından onay almayan her kozmetik ürün doğal olmayan yollarla üretilmiş sayılmaktadır. Dolayısıyla sertifikası olmayan saç boyalarının hiçbir şekilde doğal olmadığı söylenebilir. Sertifikası olmayan bir ürün, ambalajında ‘organik’ olarak belirtilse dahi herhangi bir onayı ya da geçerliliği bulunmamaktadır. Bu yüzden uzmanlar sertifikasız kozmetik ürün alımını kesinlikle önermezler. Ayrıca hamile kadınların saç renklerini değiştirmek amacıyla saç boyalarına başvurmaları, hem kendileri hem de bebekleri için oldukça zararlıdır. Böyle durumlarda kimyasallardan alınan etki doğrudan bebeğe nüfuz eder. Doğal Saç Boyası Var Mı? Yapımı Kuzey Afrika, Hindistan ve Orta Doğu’dan getirilen bir bitki özü ile sağlanan kına, doğal bir saç boyasıdır.Eski zamanlarda genellikle koyluler tarafindan cogunlukla kullanilan sac kinalari sac boyasina gore dogal olarak yapildiklari icin dogal olarak kina ile saclarimizi boyayabiliriz. Piyasadaki saç boyama ürünleri kadar değişik saç renklerine dair seçenekler sunmuyor olsa dahi kına doğal bir saç boyası olarak kabul edilebilir.
e7e90a06d3ae
[ "culturax", "fineweb2", "hplt2" ]
İkinci dünya savaşını konu alan oyunlar içinde en çok beğenilenlerden olan Call of Duty adlı oyunun ikinci sürümü olan Call Of Duty 2, ilk oyuna göre geliştirilen görsel efektleri ve oyun mantığıyla oyun severlerden tam not alan bir oyundur. Oyunun en ilgi çekici özelliklerinden birisi olan tek kişilik görevlerinin çeşitliliği ve gerçek hayatta yaşanmış savaşları canlandırmasıdır. Üç farklı karakterle toplam 27 görev yapılabilmektedir. Görevler tarihte iz bırakmış, zorlu muharebeleri konu almaktadır. Oyuna Er Vasili Ivanoviç Koslov adıyla Kızıl Orduya bağlı bir Rus askeri olarak başlanmaktadır. Oyunun başında hareketler, silahlar vb. bilgileri öğrenebileceğiniz ilk görevi bu karakterle yapacaksınız. İlk görevi bitirdikten sonra 1941 yılında oyuna başlanmaktadır. Genel olarak Almanlara karşı Moskova’yı savunma görevleri vardır. 2. Dünya savaşının en kanlı ve zorlu geçen muharebelerinden olan Stalingrad savunmasını da birebir yaşayacak, burada karakterinizle Rusların muharebeyi kazanmasını sağlayacaksınız. İkinci karakter olan Çavuş John Davis bir İngiliz askeridir ve görevler genel olarak Kuzey Afrika’da geçen önemli muharebeleri konu almaktadır. Çavuş Davis ile Mısır’ı savunma görevlerini yapacak, daha sonra Libya ve Tunus’ta Almanlara karşı savaşmaya devam edeceksiniz. Afrika’da biten görevlerden sonra Doğu Fransa’da Fransızlara yardım edeceksiniz. Son karakter ABD askeri Onbaşı Bill Taylor'la tarihin en büyük, en kanlı, defalarca filmlere konu olan Normandiya çıkarmasını yaşayacaksınız. Grçekçiliğine hayran kalacağınız oldukça zor bir görev olan Normandiya görevini yaparken oyun zevkinizin doruğa ulaşacağını söyleyebiliriz. Normandiya çıkartmasından sonra gerileyen Alman kuvvetlerine son darbelerin vurulduğu görevleri yine bu karakterle gerçekleştireceksiniz. Call of Duty 2 çoklu oyuncu (multiplayer) moduyla da oyun severleri kendine bağlayan bir oyundur. 5 farklı tipi bulunan çoklu oyuncu modu 64 oyuncunun aynı haritada oynamasına olanak sağlamaktadır. Bu 5 oyun tipi ve Türkçe karşılıkları şu şekildedir: Deathmatch (ölüm maçı), Team Deathmatch (takım ölüm maçı), Search and Destroy (bul ve yok et), Capture the Flag (bayrağı ele geçir), HeadQuarters (ana karargah) Oyun yenilenen yapay zekası, takım arkadaşlarının uyarı konuşmaları, büyütülen haritalar, geliştirilen grafikleri, oyun içi gerçekçiliği arttıran detayları ile ilk oyuna göre çok daha iyi bir oyundur. Sizde bu oyunu oynarken II. Dünya Savaşını gerçek anlamda yaşadığınızı hissedeceksiniz. İndirme Linki : İndir..
f12514ebbe09
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Ati İstanbul Filo Kiralama Hizmetleri Ati İstanbul Filo Kiralama Hizmetleri Araç kiralama işlemleri büyük bir sorumluluk ve deneyim gerektirir. Piyasada çok fazla sayıda firma müşterilerine araç kiralama konusunda hizmet vermeye devam etse de bu işi hakkını vererek yapan firma sayısı son derece azdır. Bu nedenle de kişiler ihtiyaç ve istekleri doğrultusunda bir araç kiralamak istediklerinde birçok kriteri göz önünde bulundurmaktadır. Bu kriterlerden en önemlisi de kaliteli bir araç kiralama firması ile çalışmaktır. Özellikle de filo kiralama hizmetlerinden faydalanacak olan kişiler için tercih edilecek firmaların önemi son derece büyük olmaktadır. Araç kiralama firmaları arasında piyasadaki kararlı duruşu ve kalıcılık felsefesi ile birlikte yaptığı çalışmalar ile adından söz ettirmeye devam eden Ati oto kiralama firması, kurulduğu günden bu güne kadar çalışmalarına ara vermeden devam etmektedir. Böylelikle müşterilere verilebilecek en kaliteli hizmetler verilebilirken aynı zamanda geniş filosu sayesinde her bütçeye uygun araçlar sunulabilmektedir. Ati oto kiralama firması kişilere sadece şahsi araçlar kiralamaz iken aynı zamanda filo kiralama imkânlarını da sunmaya devam etmektedir. Ati İstanbul filo kiralama hizmetleri bu konuda çok fazla sayıda müşterinin yüzünü güldürmeyi başarmaktadır. Oto kiralama söz konusu olduğunda en hızlı çözümleri müşterilerine sunduğu gibi aynı zamanda müşterilerin isteklerini de büyük bir başarıyla karşılamaya devam etmektedir. Filo kiralama işlemleri diğer şahsi oto kiralama işlemlerinden daha da teferruatlıdır. Bu nedenle de kişiler filo kiralama hizmetlerinden faydalanmadan önce başarılı bir firma arayışına girmektedirler. Çok fazla sayıda kişinin tek tercihi haline gelen Ati İstanbul filo kiralama hizmetleri ile piyasadaki yerini sabitlemeyi başarmıştır.
76509ec322dc
[ "culturax", "fineweb2", "hplt2" ]
+90(384) 354 58 52 Ürgüp’e bağlı Ayvalı köyünde Gomeda vadisinin devamında, yeşillikler içerisindeki bir dere kenarında kurulu. Eski ismi Aravan “nehrin durgunlaştığı yer” anlamına gelen köyümüze geldiğinizde unutamayacağınız dingin günler geçireceksiniz. Yeryüzünün mucizevi doğasına sahip Kapadokya “Güzel Atlar Ülkesi” bu vadide yeni öyküler fısıldıyor. Peribacaları ile şekillenmiş kaya odalardan oluşan butik otelimizde 6 süit oda, 1 deluxe oda, 2 standart oda bulunmaktadır. Gökyüzünün rengi MAVİ Balayı Suiti, mutfaklı KIRMIZI Suit, lilanın serinliği EFLATUN Deluxe, jakuzili YEŞİL Balayı Suiti, şömineli ve jakuzili SARI Balayı Suiti, jakuzili TURUNCU Balayı Suiti , yeni bir sayfa açmak isteyenler için BEYAZ Balayı suiti ve kemerli TURKUAZ ve LİLA Standart oda. Her odanın kendine ait terası var. Odalarımızdaki televizyon, DVD ve internet bugünle bağlantınızı sağlıyor. Derenin şırıltısına sabah bülbüllerinin serenadı eşlik ederken terasta yapacağınız köy kahvaltısı güne zinde ve mutlu başlamanız için hazırlanıyor. Kış aylarında kafeteryamızdan göreceğiniz kar manzarası ruhunuzu dinlendirecek. Yüzyıllardır nice medeniyetleri barındıran kayalara şimdi siz de kendi ayak izlerinizi bırakma ayrıcalığını yaşayın. “Burada bir gece geçirdiğinizde sizin de bir öykünüz olacak” *125 TL 'den başlayan fiyatlar. *World Card için 6 taksit olanağı. *Balayı Çiftlerine %15 indirim. *Rezervasyon Saatlerimiz : 09:00 - 21:00
4531ed14cf39
[ "culturax", "fineweb2", "hplt2" ]
Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü, Çevre Haftası etkinlikleri kapsamında Darende ilçesinde taşımalı eğitim gören 140 öğrenciye "Çevremizi Tanıyalım" adı altında gezi düzenledi. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından başlatılan etkinlikler kapsamında Darende Nadir İlkokulunda taşımalı eğitim gören öğrenciler, ilçenin önemli kültürel mekanlarını gezme fırsatı buldu. İlk olarak Somuncu Baba Külliyesi'ni ziyaret eden öğrenciler, burada külliye ve Somuncu Baba hakkında bilgiler aldı. Öğrenciler daha sonra Tohma Kanyonu ve Günpınar Şelalesi'ni gezdi. Kaymakamımız Ali TÜRK ünde katıldığı programda, Kaymakamımız geziye katılan öğrencilere hediyeler takdim etti.Malatya Çevre ve Şehircilik İl Müdürü Mehmet Çolak, yaptığı konuşmada, herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkında sahip olduğunu belirterek, "Çevreyi korumak ve kirlenmesini önlemek devletin ve vatandaşların ödevidir." dedi.Çevre kirliliği ile yürütülen en önemli silahın "çevre bilinci" olduğuna dikkati çekti.
f7a8e321eacb
[ "culturax", "fineweb2", "hplt2" ]
Hubyar Sultan’ın doğduğu köy ve Babasının, Dedesinin ismi Bugün Türbesi Tokat Almus Hubyar Köyünde bulunan Hubyar Sultan’ın nerede doğduğu ve yaşamı gizemini en çok koruyan konuların başında geliyor. Bu konuyla ilgili anlatılan rivayetler; Hubyar Sultan’ın Horasan’dan geldiği ve Hace Bektaş Veli’nin görev taksiminde yolu alıp atılan ökseğinin Tekeli dağına düşmesiyle birlikte burayı kendisine yurt edindiği ve dergâhını buraya kurduğu yönündedir. Oysa bugün Hubyar köyünde türbesi bulunan Hubyar Sultan’ın 16. yy da yaşadığı, Osmanlı’ya karşı yürütülen Celali İsyanlarına katıldığı, 1554 yılında Hubyar köyünde yerleşik olduğunu ve 1582 yılında hakka yürüdüğünü elimizdeki belgelerden bilmekteyiz. Bu durumda rivayetlerde anlatılan Hubyar Sultan’ın yaşamı hakkında elimizde hiçbir yazılı belge bulunmamaktadır. Rivayetlerde anlatılan Hubyar Sultan’ın bugün Hubyar köyünde türbesi bulunan Hubyar Sultan’ın Atalarından olabileceğini kabul etmek durumundayız. Aksi takdirde dilden dile anlatıla gelen rivayetleri yok saymak durumunda kalacağız ki bunlar Hubyar Ocağı içerisindeki en güçlü anlatımdır. Biz Hubyar Sultan’ı anlatırken yaşamını bildiğimiz, bugün Hubyarlıların Atası olan ve türbesi bilinen, ziyaret edilen, adaklar adanıp lokmalar sunulan Hubyar Sultan olarak kabul etmek durumundayız. Yaşamı belgeli olan Hubyar Sultan’ın 16. Yy da yaşadığını kesin olarak bilmekteyiz. Peki, Hubyar Sultan nerede doğmuştur, babasının dedesinin adı nedir? Bu konuya ilişkin elimizde birçok belge bulunmaktadır. Bu belgelerden Hubyar Sultan’ın bugün Tokat’ta tozanlı vadisinde bulunan ve Almus ilçesine bağlı Değeryer köyünde ( bugünkü adı Çayönü) doğup büyüdüğünü, dahası Babası, Dedesi ve Dedesinin Babasının da Değeryer köyünde doğup yaşayıp hakka yürüdüğünü görebilmekteyiz. Hubyar Köyünün hemen altında ve tozanlı vadisinde yer alan Değeryer köyünü ziyaret ettiğimizde köyün ilk girişinde bugün Muhtar olan ve namı değer Cimit – Halil Özmen’in evinin karşısındaki boş arazinin de Hubyar Sultan’ın doğduğu evin yeri olduğu söylenmektedir. Muhtarla yaptığımız sohbetlerde buraya ev yapılamadığını bir defasında yapılmaya kalkışıldığını ancak yıkıldığını söylemektedir. Buranın kutsal bir yer olduğu konusu Muhtar Cimit’te köyde söylenceler olduğunu anlatmaktadır. Elimizde bulunan Başbakanlık Osmanlı Arşiv belgelerine göre Hubyar Sultan’ın 1520 yılında Değeryer köyü halkından bir kişi olarak kayda girdiğidir. Söz konusu bu belge Değeryer köyüne ait bir maliye belgesi olup köydeki haneleri yazmaktadır. Burada Hubyar Sultan için “Hubyar veled-i Yar Ahmet” yani “Yar Ahmet oğlu Hubyar” denilmektedir. Bu belgeyle Hubyar’ın babasının isminin Yar Ahmet olduğunu anlıyoruz. Bu belgeyle Hubyar’ın 1520 tarihinde Değeryer köyünde yerleşik olduğunu da anlıyoruz. Yine elimizdeki 1485 tarihli Değeryer köyüne ait arşiv belgesinde Yar Ahmet’in Babsının yani Hubyar Sultan’ın Dedesinin isminin Mustafa olduğunu anlıyoruz. Bu belgede Değeryer köy halkından olan Yar Ahmet için “Yar Ahmet veled-i Mustafa” yani “Mustafa oğlu Yar Ahmet” diye bahsetmektedir. Bu belgeyle Hubyar Sultan’ın Değeryer köyünde doğduğunu ve Babası olan Yar Ahmet’in de Değeryer köyünün yerleşik hanelerinden birisi olduğunu görüyoruz. Yine elimizdeki 1455 tarihli Değeryer köyüne ait arşiv belgesinde ise Hubyar Sultan’ın Dedesi olan Mustafa’nın Babasının ismini öğreniyoruz. Söz konusu belgede Mustafa için “Mustafa veled-i Musa” yani “Musa’nın oğlu Mustafa” denilmektedir. Böylelikle Hubyar Sultan’ın tozanlı vadisinde ve şimdiki Hubyar Köyünün altında bulunan Değeryer köyünde doğduğunu, Babasının isminin Yar Ahmet, Dedesinin isminin Mustafa ve Dedesinin babasının isminin ise Musa olduğunu ve hepsinin de Değeryerde doğup büyüdüğünü ve yaşayıp göçtüğünü öğrenmiş oluyoruz. Günümüzde Hubyar Köylülerine Hubyar Sultan’ın Değeryerli olduğunu söylesek herhalde herkes dalga geçtiğimizi söyler. Çünkü bir Sünni köyü olan Değeryer’i Hubyar’ı taşlayan ve Değeryerde kalmasına, o bölgede konaklamasına müsaade etmeyen bir köy olarak bilirler. Bütün bu belgeler ne kadar doğruysa Hubyar Sultan’ın atının taşlanması ve kendi köylüleri tarafından köyden uzaklaştırılması rivayetleri de o derece doğrudur. Köyümüze ziyarete gelen taliplerimizin Değeryer’den geçerken yüzlerini çevirerek geçtiklerini Hubyar köyünde doğup yaşayan herkes bilmektedir. Peki bu olay nedir ve nasıl böyle bir durum yaşanmıştır? Hubyar Sultan’ın 1520 yılında Hubyar köyünde yaşadığını bilmekteyiz daha sonrasında Hubyar’ın Celali isyanlarına katılması, arkasından gelen büyük kıyım ve baskılarla Değeryer köyünün asimilasyona boyun eğdiğini ve Sünnileştiğini görebiliyoruz. Zira elimizdeki 1455, 1485, 1520 tarihlerindeki Değeryer köyüne ait belgelerdeki isimler ile sonrasındaki nüfus belgelerinde; örneğin 1838 tarihli belgedeki köy halkının isimlerine baktığımız zaman değişimi, dönüşümü görebiliyoruz. Hubyar ve Atalarının yaşadığı 1455, 1485, 1520 tarihlerinde Değeryer Köyünde Alevilerce tercih edilmeyen Ebubekir, Ömer ve Osman isimlerine rastlanmamaktadır. Oysa 1838 tarihinde bu isimlerin bolca bulunduğun görebilmekteyiz. Hubyar Sultan ve Ataları değeryerlidir ama Değeryer Köyü de o tarihlerde bir Alevi köyüdür, daha sonra Devletin baskısı, asimilasyon politikaları sonucunda Hubyar Sultan gibi Osmanlı’ya baş kaldıran birisini köylerinde barındırmak istememiş ve atını taşlayarak köyden uzaklaşmasını sağlamışlardır. Hubyar Sultan’da o tarihlerde hiçbir yerleşim olmayan bugünkü Hubyar Köyü sınırları içerisinde bulunan Gürgençukuruna daha sonra da bugünkü Hubyar Köyünün bulunduğu topraklara yerleşmiş ve Zaviyesini – Tekkesini, Köyünü buraya kurmuştur. Ali Kenanoğlu Hubyar Sultan Ocağı ve Beydili Sıraç Türkmenleri (A. Kenanoğlu – İ. Onarlı) Değeryer köy (Çayönü) muhtarı Halil Özmen (Cimit) BOA Tapu Tahrir 79 s.107 BOA Tapu Tahrir 19 s. 542 BOA Tapu Tahrir defteri – Değeryer Tozanlı – Doğanşar soy kütüğü S. 174 – 179 ( Fikri Karaman )
f544df1ce286
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
Karpuzlu Karlı Buzlu İçecek Tozu Karpuzlu Karlı Buzlu İçecek Tozu AGT20 Granita Buzlu Şerbet Makinası İçin Karpuz Aromalı İçecek - Karpuzlu Karlı Buzlu Meyv Suyu Tozu Granita meyve suyu makinelerinde kullanıma hazır; sadece su ile açarak kullanabileceğiniz gerçek kristal şekerden üretimi yapılmış toz içecek karışımıdır - Karlı buzlu makinaları için hazır toz içecek satışı 0212 2370749 Hazır karlı buzlu içecek tozu Türk Gıda Kodeksine uygun olarak üretilmiş meyve aromalı içecek tozu olup, ürüne ait tüm belgeler istenildiği takdirde ürünle beraber gönderilmektedir. 1. kg.lık karlı buzlu içecek tozunu 6 litre içme suyu ile karıştırarak karlı buzlu içecek makinasında kullanabilirsiniz. - Karlı buzlu makinaları için hazır toz içecek satışı 0212 2370750 Karlı buzlu meyve suyu tozunun fiyatı koli bazında olup; 1 kolide 12 adet 1 kg.lık karlı buzlu içecek tozu vardır; Koli toplamda 12 kg.lık karlı buzlu içecek tozunu içerir. İstendiği takdirde bir koli karlı buzlu içecek tozunu iki ayrı meyve aromalı olarak teslim edebiliriz. Granita tozunu ice slush tarzı karlı buzlu kokteyl içecekler yapıp satan; oteller, restorantlar, yemek firmaları, spor tesisleri, dinlenme tesisleri, pastaneler, büfeler ve davet organizasyon firmaları, buzlu içecek otomatı çalıştıranlar ve benzeri firmalar kullanırlar. - Karlı buzlu makinaları için hazır toz içecek satışı 0212 2370751 Bu meyva suyu şurubu; karlı buzlu meyve suyu makinalarında / granita makinasında / buzlaşma makinalarında karlı hale getirerek servis edilmek için kullanıldığı gibi; soğuk olarak her türlü makinada kullanmaya; Şerbetlik, meyva suyu soğutucusu, karlı içecek makinası kullanımına uygun olup buzdolabında soğutularak da tüketilebilir Ayrıca bu ürünü soğutarak satış imkanını veren şerbetlikler, buzlaşmasını sağlayarak koyu kıvamlı buzlu içecek haline getiren karlı buzlu meyve suyu soğutma granita makinası satın almak için; sol taraftaki bağlantı seçeneklerinden Şerbetlikler, Ayranlıklar bölümünü tıklayınız veya arayınız 0212 2370759 Ayrıca teknik servisimizde karlı buzlu meyve suyu tozunun kullanıldığı karlı buzlu makinalarının tamiri, bakımı, servisi yapılıp musluğu kavanozu gibi yedek parçası da satılmaktadır 0212 2974432 Karlı Buzlu Meyva Arımalı Toz Çeşitleri; Ahududulu Üzümlü Çilekli Kavunlu Portakallı Elmalı Kayısılı Şeftalili Böğürtlenli Muzlu Egzotik Mevyalı Kivili Limonlu Karadutlu Vişneli Narlı Ananaslı aroması olan karlı buzlu tozları şeklinde satılmaktadır. AGT20 Karlı Buzlu Makinaları için Karpuz Aromalı Meyve Suyu Tozu:Karlı buzlu meyve suyu makinelerinde kullanmak için üretimi yapılmış karlı buzlu içecek tozu enfes tadı ile müşterilerinizi yaptığınız kristal tanecikli karlaşmış içeceğin tadına hayran bırakacak ve karlı buzlu meyva suyunu bir içen bir daha içecek... Üstelik doğal kristal şekerle imalatı yapılmış karlı buzlu içecek tozu; hem sağlıklı hemde karlı buzlu makinenizin dostu bir üründür. Karpuzlu karlı buzlu meyv suyu tozunu kredi kartı ile taksitle veya Ptt den bankadan havale ile ödeme yaparak satın alabilirsiniz. Karlı buzlu makinası içecek tozu satışı 0212 2370749 - Henüz hiç yorum yok
683e95b5d132
[ "c4", "fineweb2", "hplt2" ]
Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Menderes Türel, turizm sezonu bitmiş olmasına rağmen Antalya'ya günlük 25-30 bin kişinin geldiğini belirterek, 'Her şeye rağmen, 6 milyonun üzerinde turisti Antalya'da ağırlamış olacağız.' dedi. Türel, Yörük Sanayici ve İşadamları Derneğinin (YÖRSİAD) Konyaaltı ilçesindeki bir otelde düzenlenen ekim ayı olağan toplantısında yaptığı konuşmada, 2016'nın Antalya ve Türkiye için zor bir sene olduğunu belirtti. Bu yıl üst üste beklenmedik hadiseler yaşadıklarını dile getiren Türel, 'Bu sene ülkemizin, Antalya'nın başına gelenler pişmiş tavuğun başına gelmemiştir.' diye konuştu. Türel, bu yıl Türkiye'nin 12 fevkalade üzücü hadise yaşadığını ve hepsinin de uluslararası platformlarda üzüntü ile karşılandığını vurgulayarak, böylesine sıkıntılı bir seneyi atlatmanın hiç kolay olmadığını söyledi. - 'Turizm sezonu bitmiş olmasına rağmen, günde 25-30 bin kişi geliyor' 'Umudumuzu yitirmeyeceğiz, mutlaka geleceğe moralle bakmak zorundayız. Geleceğe umutla ve moralle bakmamızı gerektirebilecek bir tabloyu da gözardı etmemeliyiz.' diye konuşan Türel, şöyle devam etti: 'Turizm sezonuna -geçen seneki rakamlarla karşılaştırdığımızda- mart-nisan aylarından itibaren yüzde 65'lik bir gerileme ile başladık ve bu aylık gerileme oranı her ay düştü. Yüzde 60, 55, 45, 40 ve eylül ayına geldiğimizde aylık gerileme geçen seneye göre yüzde 65'lerden yüzde 23'lere geriledi. Aradaki fark yavaş yavaş kapanıyor. Ama her şeye rağmen yüzde 23 gerideyiz. Dolayısıyla tedbirli olacağız ama umudumuzu da kaybetmeyeceğiz. Turizm sezonu bitmiş olmasına rağmen, Antalya'ya 25-30 bin kişi bir günde geliyor. Her şeye rağmen, 6 milyonun üzerinde bir turist sayısını Antalya'da ağırlamış olacağız.' - 'Yoluna emin adımlarla devam eden bir ülke' Türel, kaç buzdolabı, televizyon ve beyaz eşya satıldığının bir ülkenin ve bir şehir ekonomisinin dinamizminin en iyi göstergeleri olduğunu dile getirerek, bu sene geçen seneye göre yüzde 9'luk bir artışla 25 bin otomobil satışının gerçekleştirildiğini aktardı. Her şeye rağmen ülke ekonomisinin dimdik ayakta olduğunu anlatan Türel, şunları kaydetti: '15 Temmuz'da yaşadığımız talihsiz işgal girişimine rağmen Türk milleti büyüklüğünü en güzel şekilde ortaya koymuş, demokrasisine sahip çıkmış. Demokrasisine sahip çıkarken ekonomisine de sahip çıkmıştır. Özellikle ekonomik değerlerde en ufak bir sıkıntı olmaması, en ufak bir büyük düşüş olmaması, bu milletin ekonomisine sahip çıkması vesilesiyle oldu. Çünkü biz, 2001 yılında bir anayasa kitapçığı fırlatıldı diye, 7 bin 500 faizli banka kredilerini ödemiş işadamları olarak bugünlere geldik. O yüzden şimdi adeta ciddi bir cephe savaşının içerisindeki bir ülke ama yoluna emin adımlarla devam eden bir ülke.' - 'Büyüme neredeyse tamamen özel sektör marifetiyle gerçekleşiyor' Menderes Türel, neredeyse bin yıldır, Türkiye'nin bu coğrafyada gelişmesini istemeyen güçlerin olduğunu vurgulayarak, yüzyıllardır bunlarla uğraştıklarını belirtti. Bu güçlerin bugün de olduğunun, gelecekte de olacağının altını çizen Türel, şöyle devam etti: 'Ama şükürler olsun, ülke bugün kendi dinamizmini keşfetti. Dünyada ekonomisi en çok büyüyen ülkeler arasında birinci, ikinci, üçüncülük mertebelerinde giden bir ülkeden bahsediyoruz. Niye kendi dinamizmini keşfetti diyoruz? Çünkü, Türkiye'nin bugün büyümesi yüzde 90'ın üzerinde özel sektörün sayesinde gerçekleşiyor. Eskiden biz büyümeyi devlet imkanlarıyla sağlardık. Devlet şeker, kağıt, çimento fabrikası kurardı. Artık bunlar tarihte kaldı. Hatta şimdi devlet elindeki fabrikaları, bir gelir de elde edecek şekilde, özel sektöre devrederek bu işlerin içinden çıkıyor. Bu büyüme neredeyse tamamen özel sektör marifetiyle gerçekleşiyor. O yüzden sanayiciler ve işadamları bu ülkenin geleceğine büyük bir umutla bakmamıza vesile oluyorsunuz.' Türel, konuşmasının ardından derneğin yeni üyelerine rozetlerini taktı.
78aaa2026d5b
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
Gezginler Küba’ya “Karayiplerin ayrıcalıklı adası” gözüyle bakıyor. Küba turuna katılanların oradan yenilenip döndüğü söyleniyor. Küba’ya gidecekleri nelerin beklediğini ve tur düzenleyenleri araştırdık. Mutlu olmak için paranın şart olmadığı ender yerlerden biri… Bütün ambargolar ve fakirliğe rağmen, halk bir şişe rom, puro hatta kapı gıcırtısına bile salsa dansı yapabiliyor… Halkın bu rahatlık ve çoşkusunun ülkeyi ziyaret edenlere de bulaştığına inanılıyor. Kübalılar turizmle 1996’da tanıştı. Oraya turist götürenler, ağız birliği etmişcesine, “Hayran kalmadan mutsuz, dönene rastlamadık” diyor. Küba’ya süresi 5 ile 10 gün arasında değişen turlar düzenleniyor Fiyatlar da süre ve konaklanılan tesise bağlı olarak 799 euro’dan başlayıp, bin 590 euro’ya kadar çıkıyor. Ayrıcalıklı ada Karayiplerin her bakımdan ayrıcalıklı adası Küba, tropik doğası, melez ırkının tarih ve kültürüyle dikkat çekiyor. Küba’ya tur düzenleyen Karıncalar Turizm Tur Sorumlusu Reyhan Beler, 10 günlük gezide tatilcilere, tropik doğa, melez ırkının tarih ve kültürü ile dünyanın son sosyalist ülkelerden birini yakından fırsatı sunduklarını söylüyor. Beler, Havana, Cienfuegos, Trinidat, Santa Clara gibi kentlerin yanı sıra, mola verdikleri kırsal kesimde kasaba, köyler ve sokaktaki yaşamı gözlemleme imkanı tanıdıklarını belirtiyor. Santa Clara’daki Che Guevara mozole ziyaretinde ise Küba devriminin hikayesi anlatılıyor. Tatilciler, açık vagonlarda buharlı tren gezisi yapıp, şeker kamışı tarlalarında kısa molalar veriyor. Ayrıca, Ancon sahilinden katamaranla mercan adalarına gidip dalış, yüzme ve deniz mahsüllerini tadıyor. Donmuş kareler 1959 sonrası dış dünya ile bağlantısı ekonomisi düzeyinde giden Küba’nın sokakları o yıllardan kalma Amerikan arabalarıyla dolu. Sokakları gezenler, karşılarına çıkan kolonyal binalar, evlerdeki eski elektrikli aletleri görünce kendilerini 1959’da donmuş bir film seti, filmdeki bir karede hissediyor. Ülkede iki tür para kullanıldığına dikkat çeken Viking Turizm Tur Lideri R. Cem Bayazıt, “Biri Kübalıların kullandığı cuban pesos, diğeri ise turistlerin kullandığı convertible pesos. 1 euro 1.12 convertible pesos’a eşit. 1 şişe suyu 1 convertible pesos’a, 1 hamburger ve colayı da 10 convertible pesosa satın alabilirsiniz” diyor. Şehir turunda Küba’lı kahramanların anıt ve heykelinin görüleceğini hatırlatan Bayazıt şunu ekliyor: “Havana size değişik mekanlarda Ernest Hewingway’i hatırlatır. Yazarın ‘Çanlar kimin için çalıyor’ ile ‘İhtiyar adam ve deniz’ romanlarını hangi ortamlarda yazdığını net olarak görebilirsiniz. Varadero’nun uçsuz bucaksız beyaz kumsallarında ise yüzebilirsiniz.” Türklerin ilgisi Küba, sunduğu kendine özgü atmosferden dolayı, Türk tatilcilerin de ilgi odağı haline geldi. Travel Club Genel Müdürü Kayhan Çolakel, Küba’ya en fazla turisti taşıyan tur operatörü olduklarını söylüyor. Çolakel’e göre, geçen yıl Türkiye’den toplam 5 bin kişinin tatil için Küba’ya gitti. Bu yıl bu rakamın yüzde 15 artması bekleniyor. Küba’ya kısa bir ziyaret yapmak isteyenlere bir sürprizleri olacağını belirten Çolakel, “Önümüzdeki günlerde Havana’da 4 gece konaklamalı, uçak dahil, 700 euroluk tur paketimizi açıklayacağız” diye ekliyor. Para, 2006
0e3d24aa7cf2
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
3D Maze: Labyrinth – klasik labirenti yepyeni bir 3D seviyeye getiren ücretsiz macera ve bulmaca karışımı oyundur. 12 muhteşem labirenti keşfedin ve onlardan çıkış yolunu bulmaya çalışın. Bu biraz korkutucu olabilir, çünkü elinizde hiçbir harita olmayacak. Çıkış noktasını görmek için kulenin veya piramidin tepesine tırmanın ve aşağı bakın. Labirentin içinde olarken de yolu bulmak için zaman zaman zıplayarak çevreye göz gezdirebilirsiniz. Çıkışa mümkün kadar hızlı ulaşmaya çalışın. Sonuncu labirentte oldukça hızlı koşmak zorunda kalacaksınız. Çünkü yanardağın patlamasına sadece 10 dakika kalmış olacak. Bitiş çizgisine geldiğinizde tekneye atlayın ve geri dönmemek üzere adadan kaçın. 3D Maze: Labyrinth Yüklə
b994d2c3d199
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Konya Büyükşehir Belediyesi Meslek Edindirme Kurslarının (KOMEK) geleneksel Altın Dokunuşlar Sergisi ve Bilgi Şöleni “Türk İslam Sembolleri” temasıyla açıldı. Büyükşehir Belediyesi Mevlana Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen açılış programında konuşan Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Akyürek, bir halk üniversitesi olan KOMEK’lerin son 2 yıldır tüm ilçelerde yaygınlaştığını ve bu sıfatı sonuna kadar hak ettiğini belirterek, serginin hayırlı olmasını temenni etti. KOMEK programlarında hem duygulandığını, hem de Konya adına gurur duyduğunu dile getiren Başkan Akyürek, “Bugün 270’e ulaşan branş sayısı, dönemsel kayıtları 40 bini geçen kursiyer sayısı, toplamda 355 bin 991’e ulaşan kursiyeri ile şehrimiz adına gurur duyulacak bir müessese ortaya çıktı” dedi. 400 BİN KİŞİLİK BÜYÜK BİR AİLE KOMEK’in sayısı 400 bine yaklaşan mensubuyla Konya’nın, hatta Türkiye’nin en büyük, en önemli ailelerinden olduğunu vurgulayan Başkan Akyürek, şöyle devam etti: “KOMEK ailesinde hep dayanışmayı, kaynaşmayı, gelişmeyi, sevgiyi, saygıyı gördük ve örnek olarak da bu duyguları yaşattık, yaşatmaya gayret gösterdik. Bu açıdan KOMEK programları barışı, kardeşliği, komşuluk ilişkilerini, gelişmeyi, paylaşmayı, saygıyı, sevgiyi, üretmeyi, değerler üretimini ön plana çıkardı. Altın Dokunuşlar sergimize kadınıyla erkeğiyle, yaşlısıyla genciyle tüm Konyalı hemşerilerimizi davet ediyoruz.” Konya’nın başarısının KOMEK örneğinde olduğu gibi birlik ve beraberliğinden kaynaklandığını dile getiren Başkan Akyürek, “Konya’mızın başarısı gönüllerimizin bir olmasından, kalplerimizin aynı duyguyla çarpmasından kaynaklanıyor” diye konuştu. KOMEK’lerin, Kadın ve Aile Destek Merkezlerinin (KADEM), Aile Sanat ve Eğitim Merkezlerinin (ASEM) dünya çapındaki hizmetlerinin artarak devam edeceğine inandığını ifade eden Başkan Akyürek, “Bize durmak yakışmaz. Her yıl daha ileriye gitmeliyiz. Her yıl daha güçlü hizmetlerle yolumuza devam etmeliyiz” dedi. Konya Valisi Muammer Erol da KOMEK’te sabırla, gayretle ortaya çıkan eserlerin sergilendiğini belirterek, kursiyerlere eğitimlerin yanında çok farklı kazanımlar sunulduğunu sunduğunu dile getirdi. KOMEK’in yaygınlaşarak büyümesini dileyen Vali Erol, Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Akyürek’i ve KOMEK’te emeği geçen herkesi tebrik etti. KOMEK MÜDAVİMLERİNE SERTİFİKA Kafkas ekibinin gösterisinin ardından KOMEK’te farklı branşlarda eğitim alan kursiyerler ile kurslara devam eden en yaşlı kursiyere sertifika verildi. Protokol mensuplarının hep birlikte gerçekleştirdiği açılışın ardından Konya Valisi Muammer Erol, Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Akyürek, ilçe belediye başkanları, AK Parti İl Kadın Kolları Başkanı Lütfiye Poçanoğlu, belediye yöneticileri ve KOMEK mensupları hep birlikte sergiyi gezdiler. Konya merkez ve ilçelerdeki 53 KOMEK merkezindeki kursiyerlerin el emeği eserlerle hazırlanan Altın Dokunuşlar Sergisi ve Bilgi Şöleni, Konya Büyükşehir Belediyesi Mevlana Kültür Merkezi’nde 31 Mayıs’a kadar her gün 10.00-22.00 saatleri arasında gezilebilecek. Sergi kapsamında söyleşiler, konserler, yarışmalar, sohbetler, çocuk oyunları, tiyatro, KOMEK kursiyerlerinin uygulamalı gösterileri, Türk İslam Sembolleri Yarışmaları Ödül Töreni, KOMEK Mutfağı uygulamaları gibi çok sayıda etkinlik yer alacak.
98a33f7ed38c
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
Tecavüz ve cinayet haberleri geliyor. Her gün biraz daha artarak. Her gün biraz daha vahşileşerek. Henüz 13 yaşındaydı H.Ü., tecavüzcüsüyle evlendirildiğinde. Zorla evlendirilmesinin üzerinden bir ay geçmeden odasında göğsünden vurulmuş olarak ölü bulundu. S.B. bir gece evine gelen erkek tarafından tecavüze uğradı. Bu tecavüz davasında mahkeme “gece evine gelen erkeği kabul etmenin cinsel ilişkiyi cesaretlendiren davranış” olduğunu gerekçe göstererek beraat kararı verdi; tecavüzcüden yana tavır koydu. Tecavüz davalarında geleneksel “kadın nazlandı” ya da eve misafir kabul ederek ”kuyruk salladı”denilerek, kadına yönelik tecavüz, taciz, şiddet ve cinayetlere toleransla bakılmış ve ceza indirimleri erkek egemen yargının referansları haline dönüşmüştür. Yargıdan ve erkek egemen sistemden güç alan erkekler “önemsizler” ve “müsaitler” diye kadınlara mezarlar kazıyor. Tarlaya, bir derenin yatağına, dağların eteklerine, bodrum katlarına, yani karanlık olan her yere kadın cinayetleri için kazılmış mezarlıklar diziliyor. Kendi vicdanına ve ruhuna tecavüz etmiş erkek vesayetine dayalı bir ülkede, kadınlar için sokaklar pezevenkliğin, odalar tecavüzün, işyerleri tacizin, sömürünün, kaldırımlar cinayetin ve yataklar kadınların Kerbelâsına dönüşüyor. Özgecanlar, H.Ü.’ler kadınların Kerbelâsı’na eklenen son olmayacak kurbanların adıdır! “Kadına kim tecavüz etti, kim öldürdü” sorusu hakikati örtmenin, kadınların bu soruya asırlardır verdikleri cevaplara sağır kalma halidir. Kadına yönelik taciz, tecavüz, şiddet ve cinayet suçlularının dosyasında; erkek egemen zihniyet, iktidarı erkeklik üzerinden üreten sistem ve dinci vesayet rejimi yazıyor. Kadına yönelik şiddet, tecavüz ve cinayetler üreten erkek ve dinci vesayet sistemine dayalı ucubelik bulaşıcı kötülük üretiyor. Travmaları bitmeyen kadınların hakikatlerine kör, sağır ve dilsiz kalan erkekler olarak, kendimizle yüzleşecek gerçek soruları üretemiyoruz. Sorsak bir kere; kadınların yaşam alanlarını gasp etmiş ve nefes almasın diye boğazını sıkan, dinci fetvaları üreten kim? Sorsak; Mardin’de 12 yaşında tecavüz edilen ve 26 erkeğe satılan kız çocuğunu korumayan hukuk sistemi kimin eseri? Soralım; kadınlara korkmayı, geceleri tek başına dolaşmamayı kim öğretti! Soralım; kadınları mutfağın kölesi yapmayı kim istedi? Özgürlüklerini gasp eden erkekler değil mi? Kadına korkmayı öğreten kim? Erkekler! Erken egemen sistem! Erkek devleti! Erkek vesayeti! Devlet baba! Erkek ulema! Kadınların yaşadıkları sadece insanlıktan çıkmış bir iki vahşi canavarın kadın Kerbelası’ndaki kurbanları değil, erkeklerin, iktidarın, kurumların, siyasetin, hukukun ve dinin yarattığı hâkim erkekçi iklimin sonucudur. Kadına yönelik suçları koruyan kollayan, tecavüzü meşru gören erkek ve dinci vesayete dayalı egemen zihniyet gerçeği göz ardı edilmemelidir. Tecavüzcülere “iyi halden” dolayı “ceza indirimi” yaparak koruyan ve kollayan erkek vesayetin sözcüleri, kadın sorununa nasıl cevap verebilir? Kadın düşmanı erkek ve dinci vesayetin ses tonları çok yüksekten geliyor. “Bir tane kız mıdır, kadın mıdır bilmem” diyor cehaletle sulanmış beyin! “Tecavüzcüler, kürtaj yaptıran tecavüz kurbanından daha masumdur” fetvasını okuyan sapıkları koruyan kim? “Kadın ve erkek arasında yaratılışından kaynaklanan bir eşitlik olamaz” diyerek eşitsizlik tahribatlarını üretenler kim? “Çocuk nikâhlarının çoğu masumane” diyerek 13 yaşındaki kıza tecavüz ederek nikahlayıp öldüren vicdansızlık kime aittir? Kadının feryadına sağır kalmış vicdansızlığın ve kadına yönelik suç üretme makinesine dönüşmüş bu ülkenin uhrevi ve politik diline sığınanlara sorulacak onca soru var. Bir son soru olmasa da sormak lazım; kimliğinde cinsiyeti kadın yazan “önemsiz ölüler” ülkesinin Kerbalası’nda kadınlara mezar kazan Yezid’lerin kimliğinde cinsiyeti ne yazıyor?
0536eac8306b
[ "c4", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
Yıl 16, Yaş 86- İsmet Turanlı Rahmetli şair, ressam Bedri Rahmi Eyüpoğlu Bonn da ki elçilik rezidansının penceresine bir renkli camlarla vitray yapmak için geldiğinde ,’’Yıl 70, yaş 60.Dol kara bakır dol’’ diye bir şiir kitabı yayınlamıştı. Bir akşam misafirim olmuş, sabaha kadar türkü söylemiştik. Bende onun gibi ‘’ Yıl 16, yaş 86’’ diyorum. Bunca seneler yaşamında öğrendiğin nedir soranlara diyorum ki: Hani filozofların filozofu eski yunan bilgesi SOKRATES‘’Bir bildiğim var, oda hiç bir şey bilmediğimdir’’ dediği gibi benim de tek bildiğim gerçek hayatta ÖLÜM’dür. Diğerleri hep yalan. Yunus Emre boşuna dememiş : ‘’ Mal da yalan, mülk de yalan. Gel birazda sen oyalan.’’ Hele sevdiğim güzel insanları da bir bir kaybedince dünyada ki bütün değerlerin sıfıra indirgendiğini öğrendim. Herşeye rağmen Charlie Chaplin'nin sessiz, siyah beyaz filimlerinde endüstrileşmeden dolayı insanların koşuşturmalarını karikatürüze etmişti. Onları çocukluk çağında seyretmiştik. Şimdi daha iyi anlıyorum. Daha ilkokul da iken evden okula, okuldan eve koşar adımlarla giderdik. Lise yıllarında imtihanların heyecanı ile koşuştururduk. Üniversite de iken dershane den dershaneye koşardık. Hasekiden, Guraba’ya, Cerrahpaşa hastanelerine koşarak giderdik. Hastane hayatında ise nöbetler, ameliyatlar, doğumlar hep telaşlı geçerdi. Yeni bilgileri ıskalamamak için Kanada’nın Vancouverinden, Singapura, İsveçin Stockholmden Brezilyanın Riosuna saatlerce uçak yolculuğu yapardık. Daha sonraları ev ziyaretleri, binlerce hastama şifa dağıtmak için gece gündüz koşardım. Şimdi emekli olunca yaptığım sporlar, bilhassa her gün yarım saat yüzmem beni 86 yaşına ulaştırdı.Şimdi sakinleştim mi? Nerede. Böyle makaleler yazıyorum Avrupa da ki internet gazetelerine. Huzuru iseBeethoven’i ve diğer bestekarların eserlerini dinleyerek buluyorum. Erdoğan’ın sonumu geldi? Senelerdir yazıyorum. Erdoğan’ın tek adam olma serüveni hakkında. Tek adamların akıbetini değerlendiriyorum. Onlar ya suikasta kurban gitmişler,yahut darbeler sonrası hapse, yahut sürgüne yahutta yurtdışına kaçmışlar. Siyasette burcuna erişmişken şimdi o yetmiyormuş gibi PADİŞAH olmak istiyor.Trump gökdelenleri ile Allaha yaklaşmak mı istedi Babil kuleleri gibi. Hepsine eyvallah. Tehlikeli olan artık sınır tanımadan kendini ve milleti de zora sokacak kararlar verebilmesidir. Korkduğum da başımıza geliyor. Hitler gibi SAVAŞ a bulaşması dır. Şöyle usuldan, usuldan Suriye deki Arap çöllerine, bataklığına girdi. Hızını alamadı illaki MUSUL da da ben varım diyor. Ne Usa, ne Rusya, nede Araplar istiyor. Unuttuğu oradaki savaşlara gidecek genç askerlerinde canı olduğu, ağlayacak annelari, yetim kalacak çocukları olacağıdır. Daha içeride her gün 5-10 Mehmetciğin cenazesi gelirken bu frensiz davranışlardan hiç mi yüreği sızlamıyor. Ne demişti savaşcı, kahraman asker Atatürk ‘’ Zor olmadıkça savaş bir İNTİHARDIR’’. Fetocular birkaç suikast deneyimi yaptılar. Ölümden kıl payı kurtuldu. Şimdide meczup Fethullaha karşı savaş veriyor. Onu idam ettirsen ne çıkar. Bu kadar insanın can kaybına rağmen değer mi bir paranoiya softayla uğraşmana. Birde PYD ye takmış. Halbuki onlar Türkiye’ye tek kurşun sıkmamışlar. En iyisi Rojavanın İşidle araya tampon bölge kurması. Fetocular için yeni bir Silivri mahkemesi kurmak. PKK ile daha doğrusu Kürtlerle barışmak için yeniden Çözüm sürecini başlatmak. Bakın memlekete huzur gelir, analar ağlamaz, çocuklar yetim kalmaz. Benim anlamadığım bu Fethullah denen softanın bu derece etkili olmasındaki sır nedir? Artık kafamı yormuyorum Penceremden bahçemdeki çiçeklere, ağaçlara bakıyorum. Ne demişti Orhan Veli ‘’ En iyisi pencere Uçan kuşları görürsün. Dört duvarı göreceğine!’’ Dr.İsmet Turanlı, Köln. 25.10.16
e436eb325bd4
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
Ayedaş - Üsküdar kaçak elektrik kullanım ihbarı Telefon ile kaçak kullanım bildirimi: Alo 186 Ayedaş web Sitesinde Kaçak İhbar Formu Bulunmamaktadır. Ayedaş İSTANBUL ANADOLU YAKASI ELEKTRİK DAĞITIM A.Ş ÜSKÜDAR İLETİŞİM Barbaros M. Nuh Kuyusu C. Seyit Ahmet Deresi Sk. No:3 ÜSKÜDAR Telefon : 0216 458 31 Elektriği her ne sebeple olursa olsun sayaçtan geçirmeksizin veya sayacı (ölçü sistemini) bozarak kullanmak kaçak elektrik kapsamına girmektedir. Şirketimizin elektrik şebekesi ve abone branşman hatlarıyla bunların uzantısı, ana kolon ve bu hatlar üzerindeki; ölçme sistemi, sayaç, röle, ölçme devreleri, akım ve gerilim trafoları, kofra, devre kesici ve kare buatta eksik tüketim sağlayacak her türlü değişiklik yapmak, yerlerini değiştirmek, yazılı izni olmaksızın tesislere bağlantı yapmak ve yaptırmak, Abone olduktan sonra ölçü sisteminin ayarını bozmak veya değişiklik yapmak, köprülemeyi kaldırmak (kanca düşürmek), diskin dönmesine engel olmak, sayacı ters bağlayıp endeks silmek, endeksin okunduğu sayaç kapağındaki (ölçüye esas) mühürleri sökmek, Şirketimizce kesilen elektriği resmi olmayan yöntemle (gereğini yerine getirmeden) açmak ya da açtırarak kullanmak, Bunların dışında tüketimin doğru tespit edilmesine engel olacak her türlü işi yapmak, bu gibi durumlar Kaçak Tespit Tutanağına işlenir ve yönetmenlik gereği hesaplanan bedel ilgiliden tahsil edilir. Ayrıca Şirketimiz, kaçak elektrik kullandığı tespit edilen gerçek ve tüzel kişilerin elektrik enerjisini keserek Cumhuriyet Savcılığı'na suç duyurusunda bulunur. Hizmetleri Yönetmeliği 13. 14. ve 15. maddelerine istinaden işlem yapılmaktadır. Kaçak kullanım tespit edilmişse cezalı tarife üzerinden faturalama yapılmaktadır. Başkasının adına düzenlenen elektrik faturalarını ödeyerek elektrik Sayaç ve ölçü devreleri mühürsüz olduğunu Şirketimize haber vermeden elektrik kullanmak, Sayacı yanmış, hasarlı veya arızalı olmasına rağmen Şirketimize haber vermeden elektrik kullanımına devam etmek, Şirketimizin yazılı izni olmaksızın kendi elektrik tesisinden, üçüncü şahıslara doğrudan veya ara (süzme) sayaçla elektrik enerjisi vermek, Şirketimizin izni olmaksızın bulunduğu abone grubunun dışında elektrik kullanmak, Sözleşmenin imzalanmasından sonra Şirketimizce yapılması gereken elektrik bağlantı işlemini beklemeksizin bağlantı yapmak veya yaptırmak, Mesken aboneleri dışında kalan müşterilerde kendilerine ait tesislerdeki bağlantı gücünün yedi iş günü içerisinde dağıtım lisansı sahibi tüzel kişiye başvuru DSİ Yeraltısuyu Ölçüm Sistemleri Yönetmeliği uyarınca; yıllık elektrik enerjisi tüketim miktarını aşan müşterinin elektrik enerjisi, DSİ’nin bildirimi üzerine dağıtım lisansı sahibi tüzel kişi tarafından en geç yedi gün içerisinde kesilir. Usulsüz elektrik enerjisi kullanımlarına ilişkin tespitlerde, müşteriye yükümlülüklerini yerine getirmesi için 15 gün süre verildiğini belirten kesme ihbarı bırakılır. Yükümlülüklerini yerine getirmeyen müşterinin dâhil olduğu abone grubundan ait olduğu yıla ilişkin Enerji Piyasası Düzenleme Kurul kararı ile belirtilen kesme-bağlama ücretinin 5 katı ücret tahsil edilir. Kaçak olarak elektrik tüketenlere bazı cezalar uygulanırken; kaçak elektrik kullanımını ihbar edenlere ise zaman zaman ödül verilebiliyor. Peki, kaçak elektrik ihbarı nasıl yapılır? İşte kaçak elektrik ihbar etme yolları... Ülke ekonomisinde büyük kayıplara yol açacak kaçak elektrik kullanımını önlemek amacıyla yürütülen çalışmalar çerçevesinde kurulan Alo 186 Kaçak İhbar telefon hattı ihbar bekliyor. Kış aylarında artın kaçan elektrik kullanımının önüne gelen ihbarlar sayesinde geçildiğine vurgu yapan Taşkesenlioğlu, duyarlı vatandaşların kaçağa göz yummadığını kaydederek, şöyle konuştu: ''Kayıp ve kaçağın önüne geçmek adına yürütülen çalışmalarda, ekiplerimize en büyük desteği, duyarlı vatandaşlarımız veriyor. Mesela bir vatandaşımız, Alo 186 kaçak elektrik ihbar hattını arayarak, 'Ben soba yakıyorum, zor ısınıyorum. Komşumun bacası tütmüyor, bunlar nasıl ısınıyor anlamadım. Bacası tütmediğine göre kömürle değil, elektrikli soba kullanıyor olabilir. Peki ama bunun altından nasıl kalkıyor' diyerek ihbar ettiği komşusunun, gerçekten kaçak elektrik kullandığı ortaya çıktı. Bazı köylerde kaçak elektrik kullanan kişiler, ekiplerimizin kontrol yapmasını engellemek için evlerinin önünde bulunan köpekleri, görevli arkadaşlarımızın üzerine salıyor. Zaman zaman kolluk kuvvetleriyle bile kontrol yapıldığı oluyor.'' kaçağın kullanımını belirlemek için abonenin, tükettiği elektrik oranlarının sayaç üzerinden kontrol edildiğini, farklılık halinde nedenlerinin araştırıldığını kaydetti. Kategori: Kaçak Elektrik İhbarı
c7b4a9365d83
[ "c4", "culturax", "hplt2", "vngrs" ]
Düzenlenen törene Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, Konya Valisi Aydın Nezih Doğan, AK Parti Konya Milletvekilleri Mustafa Kabakcı, Mustafa Baloğlu, Kerim Özkul ve Cem Zorlu, Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Akyürek, protokol mensupları, davetliler ve çok sayıda vatandaş katıldı. Törende konuşan Vali Aydın Nezih Doğan, “Biz, büyük bir milletin evlatları olarak büyük projelerimiz var. 2023 yılına gelmeden evvel Konya sulama açısından bütün önemli işleri başarmış olacaktır. Konya Ovası bir bütün olarak sulanacaktır” dedi. “ARTIK DÜNYADA GÜÇLÜ BİR TÜRKİYE VAR” Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu da, iki tane dev tesisin temelini atacaklarını belirterek, “Konya Ovamıza inşallah bereket getirsin. Bunlardan birisi Afşar Hz. Hadimi Barajı. Hadimi Hazretleri bu bölgenin manevi mimarı. Bu yüzden Dışişleri Bakanımızla bu barajın ismini Afşar Hz. Hadimi Barajı olması, tünelin de Hadimi Tüneli olmasını teklif ettiler, bu günün güzel bir hatırası olarak Hz. Hadimi’nin de ismi yad edilmiş olacak” dedi. Artık bütün dünyada güçlü bir Türkiye var şeklinde konuşan Bakan Eroğlu, “Parasından 6 sıfır atmış, pasaportu kıymetli bir Türkiye var. Enflasyon düştü, ekonomimiz gelişti aradaki fark hizmet olarak geliyor. IMF Türkiye’den borç istedi. Önceden bir IMF memuru geldiğinde el pençe divan durulur, ne derlerse yapılırdı. Şu anda IMF’ye çok az bir borç var. Merkez Bankası’nın kasası dolu. Doludizgin hizmetlere devam ediyoruz. Bizim vatandaşımız her şeyin en güzeline layıktır” dedi. “KONYA’YA 1 MİLYAR 600 MİLYON TL’LİK BİR YATIRIMLA GELDİK” Halkın hizmetkarı olarak hizmet etmeye devam edeceklerini ifade eden Bakan Eroğlu, “Sadece bizim bakanlığımız hizmet yapmıyor, bütün bakanlıklar hizmet yapıyor. Orman ve Su İşleri Bakanlığı olarak Türkiye’ye çok büyük hizmetleri yapıyoruz. Hayal edilemeyecek hizmetleri hayata geçiriyoruz. Bizden önce 3,5 yılda koalisyon zamanında DSİ Genel Müdürlüğü’müzde sadece 9 tane tesisin açılışı yapılmıştı. Ama şu da biz sadece DSİ’de 3 yılda 300 tane tesisin açılışını yapıyoruz. Biz şu ana kadar 1128 tesisi tamamladık ve milletimizin hizmetine sunduk. Bunlardan 206 tane baraj, Türkiye’nin en yüksek barajı Ermenek Barajı’nı bitirdik. Bunun dışında 11 milyon dekar araziyi modern sulama teknolojisine kavuşturduk. İnşallah bu yatırımlara hızla devam edeceğiz. İnşallah bu sene 12.12.2012 tarihinde 112 tane tesisi sayın başbakanımız açacak. Sadece DSİ değil, orman teşkilatımız çalışıyor: Büyük bir ağalandırma seferberliği başlattık. 24 milyon dekarlık bir alanda çalışmaları bu yıl sonuna kadar tamamlamış olacağız. Bugün Konya’mıza 1 milyar 600 milyon TL’lik bir yatırımla geldik. 84 yatırım ile 146 bin 850 dekar arazi sulanacak, Konya’ya yılda 100 milyon metreküp içme ve kullanma suyu verilecek, 28 adet meskun mahal taşkınlardan korunacak, 149 bin 500 dekar alanda ağaçlandırma ve rehabilitasyon çalışması yapılacak, 2 adet bal ormanı ile 16 otomatik meteoroloji gözlem istasyonu kurulacak. 2004 yılında Başbakanımız beni çağırdı ve KOP’a el atıyorsun diye bana talimat verdi. Projede eksikler ve yanlışlar vardı. Bu projeyi tamamen yeniden ele aldık ve Mavi Tünel’den işe başladık. Modern bir teknolojiyle Bağbaşı Barajı ve tünelin ihalesini yeniden yaptık. Bu Mavi Tünel projesi bitti, Başbakanımız açacak. KOP projesiyle Konya, Karaman, Niğde, Aksaray’da 11 milyon dekar bir alan sulanacak. Bu proje GAP’la beraber devasa bir proje. Konyalı çiftçimizin ürününe büyük bir artı yapacak. Sayın Başbakanımızla yapılan görüşmede şu kararı aldık. Konya Ovası’nda yer altı suyuna yükleniliyor. Konya Ovası’ndaki yer altı sulaması tamamen yağmurlama ve damlamaya çevirecek şekilde DSİ ile özel idare arasında anlaşma imzaladık. Çalışmalar yapılıyor. Yer altı sularındaki iptidai sulama sistemleri tamamen kapalı sisteme dönüşüyor. Enerjiden de tasarruf oluyor. Konya Ovası’nda çalışan insanların su ihtiyacı var. Bu dağlardan Akdeniz’e boşa akan sular. Bu suları Konya Ovası’na yönlendiren, pompa kurup tünellere Konya Ovası’na yöneltiyoruz. Projenin ruhu bu. Bu şekilde Suğla Depolaması yaptık yılda 100 milyon metreküp suyu Konya Ovası’na sevk ediyoruz. Derebucak’ta boşa akan suyun önüne Derebucak Yılmaz Muslu Barajı’nı yaptık. Gembos Tüneli ile Beyşehir Gölü’ne aktardık ve gölü kurtardık. Yılda 135 milyon metreküp su, bazen daha da artıyor Beyşehir Suğla Apa Kanalı’yla Konya Ovası’na yöneltiliyor. Mavi tünel 17 bin 34 metre uzunluğunda tünel açıldı. Bir de Bağbaşı Barajını inşa ettik. Buradan da inşallah bu yıl itibariyle Konya Ovası’na su akacak. Bozkır Barajının temelini attık inşaat devam ediyor. Bugün de Afşar Hz. Hadimi Barajı, 18 kilometre Hz. Hadimi Tüneli ve iletim kanalıyla bugün temel atıyoruz. Buradan 414 milyon metreküp suyu Akdeniz’e akmak yerine Konya Ovası’na sevk edeceğiz. Toplam 615 milyon metreküp suyu Konya Ovası’na sevk edeceğiz. Dev sulama projeleri hayata geçiyor. Hükümetimiz Konya’yı ve Konyalıları çok seviyor. Konya için geçen yıl sonuna kadar bakanlıklarımız 10 milyar TL yatırım yapmış” şeklinde konuştu. “BÜYÜK HAYALLER, BÜYÜK İDEALLER PEŞİNDEYİZ” Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu da, suyun olduğu yerde bereket, inşa, imar olacağını ifade ederek, “Suyun olduğu yerde aziz olunur. Çocukluğumun bu dağlarda geçtiği günleri hatırladığımda, elleri öpülesi ninelerimin bir miktar su için nasıl nöbet tuttuklarını hatırlarım. Su öyle kıymetliydi ki o suyu bahçeye bağa götürebilmek belki de ziraatin en asli unsuruydu. Şimdi öylesini büyük hayaller, büyük idealler peşindeyiz. KOP projesinde olduğu gibi büyük ovaları sulayacak devasa projelerin peşindeyiz. Bugün temelini atacağımız, yolda gelirken karar verdiğimiz adını da Afşar Hz. Hadimi Barajı ve Tüneli olarak anacağımız projelerin bir stratejik boyutu var, bir teknik, ekonomik, tarımla ilgili boyutu var, bir de bu bölgeyle ilgili boyutu var. Stratejik boyutta Anadolu’ya küçük Asya derler. Asya’nın bütün özellikleri Anadolu’da küçücük bir numune olarak vardır. Tersinden okunursa Asya’nı Doğu’nun makus talihi de yıkılır demektir. Anadolu’ya baktığımızda Konya küçük bir Anadolu’dur. Anadolu’nun tüm hususiyetleri Konya’da vardır. Nasıl Anadolu küçük Asya ise Konya’da küçük Anadolu’dur. Büyük hayallerin peşindeyiz, küçük hesapların değil. Onun için küçük hesapları olanlar bizi anlayamazlar. Biz Konya’yı ayağa kaldırmaya çalışıyoruz. Konya’yla birlikte bütün Anadolu’yu, Anadolu ile birlikte bütün Asya’yı, Asya ile birlikte bütün Avrasya’yı ve Afro-Avrasya’yı ayağa kaldırma çalışıyoruz. Bu yolda attığımız her adımın değeri var. İnşallah bu Toroslar’ın bereketli suları Konya ile ova ile buluşacak. KOP projesinin hayata geçmesi için işte bu barajların hayata geçmesi lazım. 414 milyon metreküplük entegre bir proje. Bu sular Konya Ovası’na bereket getirecek. Bunun 226 milyon metreküpü bugün temelini atacağımız barajla ve çalışmaları daha önce başlatılmış olan Bozkır Barajı ile birleşip inşallah hep birlikte Bağbaşı, oradan da Mavi Tünel’le Konya’mıza bereket verecek. Buradan akan su her akışında Hz. Hadimi’ye selam vererek akacak. Allah ondan razı olsun, bütün manevi mimarlarımızdan ve bize ışık tutan bütün öncülerden Allah razı olsun, onları rahmetle, minnetle anıyoruz. Bütün meselemiz onlara layık olmak. Başka bir hesabımız yok. Nasıl geçen her insan Hz. Hadimi’ye selam verir, onun güzel ahlakının izlerini almaya, ondan bir nefes hissetmeye çalışır; bu sular da buradan Konya Ovası’na akarken aynı manevi hazla akacak inşallah. Geçen meclis konuşmamada söylemiştim. Bizim için haya, edep ve bu edebin dayandığı manevi zenginlik esastır. Hiçbir kısır siyasi hesap bizi muhalefetin benimsediği o seviyesiz noktaya getirmeyecek Allah’ın izniyle. Büyük hesabı olanlar derin ahlakla hareket ederler. Biz o ahlakın bu suya bereket getirmesi için yolda Hadimi Hazretleri ile birlikte bu barajın, bu tünelin anılmasını arzu ettik. İnşallah Konya Ovası bereketlendikçe, Konya Ovası Toroslar’dan akan suyla kavuşup Hz. Hadimi’nin selamını getiren bu dağların yiğit insanlarının selamını getiren bu suyla buluşup bereketlendiğinde, Türkiye de güçlenecek, bütün ideallerimizin de hayata geçirilmesi için çok büyük bir mesafe alacağız. Ama bu yöre insanı da en çok bundan istifade edecek. Buralar, Konya’nın bu dağlık bölgeleri çok göç veren yerler. İnşallah bu projelerle bu göçlerin önünde geçilecek. Sulama projeleriyle her şeyden önce başta meyvecilik olmak üzere bu dağların tekrar şenlenmesini istiyoruz. Sadece bu suyun Konya Ovası’na akması değil, bu dağların da sizin el emeğinizle göz nurunuzla tekrar şenlenmesini, bereketlenmesini istiyoruz. Bunun içinde hükümet olarak, ilgili bakanlıklarımızla emrindeyiz. Siz isteyeceksiniz biz yapacağız. Bu sularla birlikte Konya‘nın 60 -70 yıllık içme suyu ihtiyacı da giderilmiş olacak. Artık herkes şunu görmeli, nasıl bu dağlar ayağa kalkıyorsa, nasıl geçmişte sessiz sessiz akan bu sular şırıl şırıl ovaya kavuşmayı bekliyorsa, bu millet de büyük Türkiye ile buluşmayı istiyor. Bütün bu projelerle hayalleri harekete geçireceğiz. Evet hayallerimiz, ideallerimizle ve iddialarımızla yaşıyoruz. Hiçbir güç, hiçbir engel bize bu millet adına taşıdığımız bu emanetin gerektirdiği iddiayı, hayali, rüyayı, büyük hedefleri unutturamaz. Allah’ın izniyle bu ideallerin hepsi gerçekleşecek. Hiç kimse bunun önünde perde olamayacak. Çünkü biz bu dağların insanlarını bu Anadolu’nun insanlarına güveniyoruz. Bizim gücümüzün kaynağı sizlersiniz. Sizler yanımızda olduğunuzda delemeyeceğimiz dağ, aşamayacağımız engel yoktur. Milletimizi de su gibi aziz eylesin” diye konuştu. Konuşmaların ardından müteahhit firma yetkilileri ile tarih pazarlığı yapıldı. Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, barajın açılışı için 12.09.2015 tarihi saat 15.15, tünelin ise 09.06.2016’da açılması için söz aldı. Daha sonra Afşar Hz. Hadimi Barajı ve Tüneli’nin temeli butona basılarak atıldı. Temel atma töreni sonrası iki bakan birlikte fidan dikerek su döktüler .
694871beb73b
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
Polesan Catering, 2003 yılında İstanbul Ümraniye’de kuruldu. Kurulduğu ilk yıllarda, daha küçük ölçekli firmalara butik tarzında toplu yemek hizmeti vermekteyken, kısa zamanda, istikrarlı bir büyüme sağladı. Toplu yemek ihtiyacına daha geniş kapsamlı çözümler sunmaya başladı. Bilgisi, birikimi, kaliteden ödün vermeyen titiz ve özenli çalışmaları sonucu, devlet ihalelerinde kazandığı başarılarla, başta eğitim kurumları olmak üzere uluslararası kuruluşlardan, hastanelere ve sağlık kurumlarına, fabrikalardan otel ve misafirhanelere, yurtlardan iş merkezlerine uzanan geniş bir müşteri portföyüne sahip oldu. Farklı sektörlerde faaliyet gösteren kurum ve kuruluşlarla kalıcı dostluklar kurmaya özen gösterdi. Günümüzün yoğun iş temposunda; doğru ve bilinçli beslenme alışkanlıklarının ışığında, Avrupa standartlarındaki teknoloji donanımı, sağlıklı, hijyen, lezzetli, kalite ve fiyat dengesinin hassas çizgisini koruyan, her bütçeye uygun mönüleriyle, taşıma ve yerinde yemek üretim hizmeti sunmaya devam etmektedir. Polesan, müşterilerinin isteği doğrultusunda, çalıştığı firmaların mevcut mutfaklarını kullanarak, ya da onlar için kendi kurduğu modern mutfaklarda, deneyimli ve hünerli personeli ile yemeklerin pişirmesi ve sunumunu gerçekleştirmektedir. Polesan Catering, taşıma ve yerinde üretim yemek sektöründe Türkiye’nin önde gelen firmaları arasında yer almak için, istikrarlı bir şekilde büyümesini sürdürmekte, yenilikçi tavrını her geçen gün gözler önüne sermektedir. Fotoğraflar ile Polesan Catering
3973d0b85ac1
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
ABD İç Güvenlik Bakanı Jeh Johnson ile görüşen Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci, FETÖ’nün sadece Türkiye için değil okullarının bulunduğu diğer ülkeler için de tehdit oluşturduğunu söyledi. Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci ABD ziyaretinde görüştüğü İç Güvenlik Bakanı Jeh Jhonson’la FETÖ, Ortadoğu Coğrafyası ve ticari ilişkileri görüştü. 15 Temmuz’da FETÖ’cüler tarafından gerçekleştirilmek istenilen darbe girişiminde 241 vatandaşımızın hayatını kaybettiğini ifade eden Tüfenkci., binden fazla insanımızın da yaralandığını belirterek darbeyi planlayan Fethullah Gülen’in halen Amerika’da yaşadığını hatırlattı. Gülen’in etrafındakiler tarafından Mehdi olduğuna inanıldığını ancak bu kişinin başta Türkiye olmak üzere dünya için tehdit oluşturduğunu söyleyen Tüfenkci, iade talebini yineledi. 25 MİLYAR DOLAR SERMAYESİ VAR Fethullahçı Terör Örgütü’nün dünyanın 150 ülkesinde örgütlendiğini ve kurdukları okullar, sözde hayır dernekleri medya organları ile küresel bir tehdit oluşturduğunun altını çizen Tüfenkci şöyle dedi: “Bu terror örgütünün 25 milyar doları aşan sermayesinin olduğu biliniyor. Bu örgütün sadece görünen yüzü, arka planda ise kendi okullarında yetiştirdikleri insanların beyinlerini yıkayarak militanlaştıran, onları hileli yöntemlerle kamu kurumlarına sızdırıyor. Başta ordu, polis ve adalet olmak üzere Türkiye’deki devlet kuramlarına sızan, bu militanları aracılığıyla yasadışı dinleme, şantaj, para aklama ve benzeri yöntemlere kalkışan, bu yolla devleti içeriden ele geçirmeye çalışan karanlık bir yapıdır.” BU TEHDİT KALDIRMAK İÇİN ORTAK ÇALIŞALIM Gümrük ve Ticaret Bakanı Amerikan İç Güvenlik Bakanına FETÖ’nün sadece Türkiye’de devlete sızma girişiminde bulunmadığını faaliyet gösterdiği tüm ülkeler için aynı planının bulunduğunu da belirterek ortak hareket etme teklifinde bulundu. TÜRK-AMERİKAN İLİŞKİLERİNDE HASSAS BİR DÖNEM ABD ile Türkiye arasında son dönemde hassas bir döneme girildiğini de ifade eden Tüfenkci, Gülen ve PYD/YPG’nin bu hassas dönemin iki önemli sorunu olduğunu söyledi. Tüfenkci şöyle konuştu: “Son dönemde ikili ilişkilerimizde hassas bir dönemden geçiyoruz. 15 Temmuz darbe girişiminin faili Fetullah Gülen’in uzun yıllardır Pensilvanya’da ikamet ediyor olması ve ayrıca ABD’nin PYD/YPG terör örgütü ile yürüttüğü işbirliği, ilişkilerimizde sorun oluşturan iki temel meseledir. TÜRKİYE ÜZERİNE DÜŞEN SORUMLULUĞU YERİNE GETİRİYOR Biz, Türkiye olarak, geçmişte olduğu gibi, ABD ile ittifak ve ortaklık ilişkilerimizi muhafaza etmek için üzerimize düşeni yapmaya devam edeceğiz. Ancak, ABD’nin de hassasiyetlerimize azami özen göstermesini, Irak ile Suriye’deki hamlelerinde kısa vadeli çıkarlar yerine orta ve uzun vadedeki dengeleri gözetmesini bekliyoruz. ABD ile ilişkilerimiz iç siyasi kaygılardan etkilenmeyecek olgunluktadır. TERÖRİZMDE BAŞARI ORTAK HAREKETLE OLUR Terörizmin uluslararası barış ve güvenliğe yönelik en büyük tehditlerden birini oluşturduğuna dikkat çeken Gümrük ve Ticaret Bakanı Tüfenkci, terörün her türü ve şekline karşı eşit kararlılıkla mücadele edilmesi gerektiğini söyledi. Tüfenkci, “Bu ilkesel yaklaşım başta dost ve müttefikler olmak üzere, uluslararası toplum tarafından da benimsenmeli. Türk güvenlik güçleri DEAŞ, PKK, FETÖ ve DHKP-C’ye karşı eş zamanlı mücadelesini sürdürüyor” diye konuştu. DAEŞ ABD’DEN FAZLA BİZİM İÇİN TEHDİT DEAŞ terör örgütünün Türkiye için tehdit oluşturduğunu, örgütün hain saldırılarında 254 vatandaşımızın hayatını kaybettiğini de kaydeden Tüfenkci, Fırat Kalkanı operasyonun da bu amaçla gerçekleştirildiğini söyledi. Tüfenkci, “Bu operasyonla Türkiye-Suriye sınır hattında bulunan Azez ve Cerablus arasındaki DEAŞ unsurları tümüyle yok edilmiştir” dedi. Tüfenkci iki ülke arasındaki ekonomik ilişkiler konusunda da şunları söyledi: “Türkiye ve ABD ilişkilerinin ekonomik, ticari ve yatırım boyutları önem taşımaktadır. İki ülke arasında bir Serbest Ticaret Anlaşması imzalanması ve Türkiye’nin ABD-Avrupa Birliği arasındaki Trans Atlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı’na katılmasının bu açıdan büyük önem arz etmektedir. Eğitim ve hedefleme alanlarında karşılıklı tecrübe ve iyi uygulamaların paylaşımı konusunda da çalışmalara devam edilmesinde fayda görmekteyiz. Ülke olarak, geçmişte olduğu gibi ABD ile ittifak ve ortaklık ilişkilerimizi muhafaza etmek istiyoruz. ABD İç Güvenlik Bakanı Jeh Johnson’da, Türk insanının güvenliğini önemsediklerini söyledi. Ülkenizin güvenliğine ilişkin bilgileri istihbarat ile paylaştıklarını belirten Jhonson, Türk İçişleri Bakanlığı ile Gülen ile ilgili olarak görüştüklerini Gülen için mahkemenin iade kararını vermesi gerekiğini kaydetti. PINARBAŞI HABER AJANSI (PHA)
189b7253ad94
[ "c4", "culturax", "hplt2" ]
1474 - Köping, İsveç'te kent konumuna alındı. 1829 - Johann Wolfgang von Goethe'nin eseri Faust ilk kez sahnelendi. 1853 - Giuseppe Verdi'nin "Il Trovatore" operası Roma'da sahnelendi. 1861 - Georgia, Amerika Birleşik Devletleri'nden ayrıldı. 1903 - Okyanus aşırı ilk radyo yayını Amerika Birleşik Devletleri ile Birleşik Krallık arasında gerçekleşti. 1915 - George Claude, reklamcılıkta kullanılmak üzere neon tüplerinin patentini aldı. 1915 - Zeplinlerin kullanıldığı ilk hava saldırısı Almanya tarafından İngiltere'ye yapıldı. 1941 - II. Dünya Savaşı: İngiliz güçleri Eritre'ye saldırdı. 1942 - II. Dünya Savaşı: Japon askeri birlikleri Burma'yı işgal etti. 1945 - Deutsche Bank ve Deutsche Orient Bank, Türkiye'deki faaliyetlerini durdurdu ve tasfiye hazırlıklarına başladı. 1949 - Küba, İsrail'i diplomatik anlamda tanıdı. 1950 - Türkiye'de İş Mahkemeleri kurulması kararı alındı. 1950 - Çin önderi Mao Zedong, Ho Şi Mingh'in önderliğindeki Kuzey Vietnam'ı tanıdı. 1956 - Akis dergisi yazı işleri müdürü Cüneyt Arcayürek beraat etti. Arcayürek hakkında dava "Kedi gelince fareler kaçtı" başlıklı yazısı nedeniyle açılmıştı. 1959 - Amerika Birleşik Devletleri ile imzalanan İstimlak ve Müsadere Garantisi Anlaşması Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde onaylandı. Anlaşma basında kapitülasyonlara dönüş olarak nitelendi. 1960 - Sosyalist Parti faaliyete geçti. Genel başkanlığa Prof. Atıf Akgüç getirildi. 1960 - İsveç'in başkenti Stokholm'den Ankara'ya gelen İskandinav Havayolları'na (SAS) ait yolcu uçağı Esenboğa Havaalanı yakınlarında düştü, 42 kişi öldü. 1961 - Yassıada duruşmaları devam ediyor; İpar Davası sanıkları Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu, Hasan Polatkan, Medeni Berk, Hayrettin Erkmen ve armatör Ali İpar mahkûm oldular. 1961 - İstanbul'da atlı arabalara plaka verilmemesi kararlaştırıldı. 1966 - Hindistan'da Nehru'nun kızı İndira Gandhi, başbakan oldu. 1969 - Amerikan Büyükelçisi Robert Komer istifa etti. Robert Komer'in makam arabası 6 Ocak günü Ortadoğu Teknik Üniversitesini ziyareti sırasında öğrenciler tarafından yakılmıştı. 1969 - Prag'da Jan Palach adındaki öğrenci, Sovyetler Birliği'nin Çekoslovakya'yı işgalini protesto için kendini yaktıktan üç gün sonra öldü. Prag'da protesto gösterileri düzenlendi. 1977 - Miami-Florida'da kar yağışı: Florida'nın tarihinde ilk kez gerçekleşti. 1978 - 1938'den beri üretilen Volkswagen Beetle (Kaplumbağa) modeli otomobillerden sonuncusu Volkswagen'in Emden'deki fabrikalarında üretildi. Kaplumbağaların üretimine Latin Amerika'da 2003 yılına kadar daha devam edilecektir. 1981 - Bakırköy İş Mahkemesi Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu'na (DİSK) kayyım atadı. 1983 - Niksar Cumhuriyet Savcısı Nihat Gerçek'i öldürmekten yargılanan iki ülkücü mahkûm edildi. 1983 - Apple şirketi, bir mouse ve "grafik ara yüzü" ne sahip ilk ticari bilgisayar olan The Apple Lisa yı duyurdu. 1983 - Lyon Kasabı olarak da bilinen Nazi savaş suçlusu Klaus Barbie Bolivya'da tutuklandı. 1988 - Sosyaldemokrat Halkçı Parti (SHP) Milletvekili Mehmet Ali Eren Türkiye'de Kürt sorunu olduğunu ve Kürtlere baskı yapıldığını söyledi. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde olaylar çıktı. 1992 - Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Genel Kurulu yapıldı; genel başkanlığa Kemal Nebioğlu seçildi. 1997 - Yaser Arafat, İsrail kontrolü altındaki son Batı Şeria şehri Hebron'un Filistin'e verilmesini kutlamak üzere 30 yıl aradan sonra ilk kez Hebron'a geldi. 1998 - Kenan Şeranoğlu adlı bir kişi, Titan Saadet Zinciri adı altında 30 bin kişiden 8,6 trilyon lira topladı. 15 Haziran'da, Şeranoğlu ile aralarında babasının da bulunduğu 7 sanık dolandırıcılık suçuyla çeşitli hapis cezalarına mahkum edildi. 2004 - Rubia isimli bir köpek Aconcagua dağı zirvesine çıkarak bu alanda bir dünya rekoru kırdı. 2005 - SEKA İzmit İşletmesinin kapatılma kararını protesto eden çalışanlar, fabrikadan çıkmama kararı aldı. 2005 - "Türkler: Bin Yılın Yolculuğu 600-1600" sergisi, Londra'daki Kraliyet Sanatlar Akademisi'nde açıldı. 2006 - NASA'nın uzay sondası New Horizons, Plüton'a doğru yolculuğuna çıktı. 2007 - Gazeteci Hrant Dink uğradığı silahlı saldırı sonucu öldürüldü.
aadba60b7c0b
[ "c4", "hplt2" ]
Özel Doğuş Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. Bedri BAYSAL, Grip Aşısının önemini ve kimlere ne zaman yapılması gerektiği hakkında bilgi verdi; 65 yaş ve üzerindekiler, kronik kalp ve akciğer hastalığı olan yetişkinler ve çocuklar, Böbrek hastalığı olanlar, şeker hastalığı olanlar, kanser hastaları, AIDS infeksiyonu olanlar, organ nakli yapılmış olanlar, steroid ilaç alanlar, kemoterapi ya da radyoterapi uygulananlar, Kan hastalıkları tedavisi görmüş veya hastanede görmekte olanlar, Sağlık personeli ve hastane çalışanları, Okul, fabrika bakımevleri gibi toplu yerlerde kalanların ve sürekli hastalığı olanların Grip Aşısı yaptırmaları önerilir. Grip Aşısı kış aylarının başlangıcında yapılmalıdır. Bu genelde eylül ekim ve kasım aylarıdır. Ayrıca mart nisan ayında ikinci salgın dönemi olduğundan eylül ekim ve kasımda aşı yapılmayanlar var ise bunlara kış aylarında da aşı yapılabilir. Burada ne kadar erken davranılırsa koruyuculuk daha etkin olmaktadır. Her yıl aşı yeniden hazırlanır. Bu sebeple yeni aşıların gelmesi bazı ülkelerde gecikebilir. Yine de ideali eylül ayı içinde yaptırmaktır.
47346dec8cea
[ "culturax", "fineweb2", "hplt2" ]
HİZMET SÖZLEŞMESİ DomainSitesi.com üzerinden hizmet alan müşteriler, bu Hizmet Sözleşmesi dahilindeki esasları kabul etmiş sayılır. Hizmet Sözleşmesiüzerinde yapılacak olan değişiklikler de bu siteden ilan edilir ve değişiklik gerçekleştiği andan itibaren tüm müşteriler için geçerli hale gelir. DomainSitesi.com sitesinde duyurulacak olan bu sözleşme, müşterilere yapılmış tebligat yerine geçer. Hizmet Sözleşmesiile ilgili değişiklikleri takip etme sorumluluğu kullanıcılara aittir. DomainSitesi.com, kendisine yasal mercilerden aksi yönde talep gelmediği sürece, sistemine ulaşan bilgilerin doğruluğunu ve içeriğini kontrol etmemekte ve herhangi bir sansür uygulamamaktadır. Bu nedenden dolayı, kullanıcılar, kendilerine internet kanalı ile ulaşacak bilgilerin doğruluğunu ve uygunluğunu kendileri kontrol etmek durumundadırlar. Kullanıcılar, internet kanalı ile ulaşan bilgilerin içeriğinden ve doğru olmamasından dolayı meydana gelebilecek hiçbir zarardan dolayı DomainSitesi.com'u ya da Chy Bilgisayar Bilişim'i sorumlu tutamazlar. DomainSitesi.com, kullanıcılarının kendi yayınladıkları ya da gönderdikleri e-mailleri kontrol veya sansürden geçirmemektedir. Kullanıcılar, DomainSitesi.com servisleri kullanımı esnasında gerçekleştirecekleri işlemlerin yasal sonuçlarından dolayı kendileri sorumludur. GERÇEKLEŞTİRİLMESİ YASAK İŞLEMLER Aşağıdaki işlemler DomainSitesi.com servisleri kullanılarak gerçekleştirilemez. DomainSitesi.com, bu işlemleri gerçekleştiren kullanıcılara ait servisleri durdurma, sınırlandırma veya tamamen sonlandırma hakkını saklı tutar. SPAM GÖNDERİMİ SPAM, alıcının isteği dışında toplu ve/veya ticari amaç taşıyan mesajların internet yolu ile gönderimidir. SPAM gönderimi, DomainSitesi.com'a olan güveni zedelediği gibi, aynı zamanda DomainSitesi.com sistemlerinde aşırı yüklenmelere sebep olarak, müşterilere sağlanan servislerde aksamalara neden olabilmektedir. DomainSitesi.com'dan Web Hosting hizmeti alanlar, herhangi bir yöntemle SPAM gönderimi yapamazlar. FİKİR ve SANAT ESERLERİNE YÖNELİK SUÇLAR Kişi ve/veya kurumlara ait copyright, tescilli markalar, servis markaları, ticari sırlar, yazılım korsanlığı ve patent haklarına karşı işlenebilecek ve "Fikir ve Sanat Eserleri Yasası", "Markalar Yasası", "Türk Ticaret Yasası", "Patent Haklarının Korunması Hakkındaki Yasa" kapsamında suç teşkil edecek davranışlar bu kapsamdadır. Ayrıca, kişisel haklara ve özel hayata tecavüz içeren davranışlar. GENEL AHLAKA ve GELENEKLERE AYKIRI DAVRANIŞ ve YAYINLAR DomainSitesi.com servislerinin, kamu tarafından kabul görmüş genel ahlak ve geleneklere aykırı davranışları gerçekleştirmek için kullanılması ve/veya buna aracı olunması. SALDIRGAN ve TEHDİTKAR DAVRANIŞLAR DomainSitesi.com servislerinin, 3. şahıs ve/veya kurumlara karşı saldırgan ve tehditkar davranışlar içerecek şekilde kullanımı. DİĞER BİLGİSAYAR veya AĞLARA YASADIŞI YOLLARLA veya YETKİSİZ ERİŞİM Başkalarına ait bilgisayar, kullanıcı hesabı veya ağlara yetkisiz veya yasadışı yollarla erişmeye çalışmak ("hacking" veya "hacker" olarak tanımlanan davranışlar) ve sistemlere yasadışı veya yetkisiz şekilde ulaşmayı sağlayacak diğer işlemler ("port scan", "stealth scan" gibi işlemler) için kullanılması. VİRÜS, KURTÇUK, TRUVA ATI GİBİ ZARAR VERİCİLERİN DAĞITIMI İLE İLGİLİ İŞLEMLER İnternet virüsleri, kurtçuk, truva atı gönderimi veya "pinging", "flooding", "mailbombing", "denial of service" gibi, diğer kullanıcıların, DomainSitesi.com ağını veya buna bağlı diğer ağ, sistem, servis ve/veya cihazı kullanımlarında aksamaya sebep olacak işlemler. DEPOLOMA, YEDEKLEME ve GÜVENLİK Domainsitesi.com MÜŞTERİ’nin bütün verilerini düzenli bir şekilde korumak ve yedeklemek için elinden geleni yapar, buna rağmen bünyesinde bulunan verilerde ortaya çıkabilecek hatalardan dolayı sorumluluk kabul etmez. Veri yedekleme, MÜŞTERİ’nin sorumluluğundadır. MÜŞTERİ her zaman Web Sitesi ve tüm Web Site içeriğine ait dosyaların zarar ve ziyan riskini üstlenmektedir. MÜŞTERİ tamamen Müşteri Şifresinin ve Hesap bilgilerinin gizliliğini korumakla yükümlüdür. MÜŞTERİ, Hesabı veya şifresi kullanılarak Hesabı altından yapılan veya Site ile bağlantılı veya kendisine ait görüntülenen, bağlantılı, Sunucu üzerinde saklanan veya yayınlanan herhangi bir web site içeriğine ait tüm eylemlerden, ihmallerden ve yapılan harcamalardan sorumlu olduğunu kabul etmektedir. MÜŞTERİ gerekli önemleri almakla sorumludur: *. Web site içeriğinin herhangi bir kayıp veya zarar görmesini önlemek *. Web site içeriğinin bağımsız arşiv ve yedek kopyalarını korumak *. Domainsitesi sunucularında barındırılan veya yayınlanan tüm web site içeriğinin güvenlik, gizlilik ve bütünlüğünü sağlamak ve iv. Hesap bilgilerinin gizliliğini sağlamak Domainsitesi paylaşımlı sunucuları bir arşiv değildir ve DOMAINSITESI’nin MÜŞTERİ’ye veya herhangi bir kişiye / kuruma ait web site içeriğinin zarar ve ziyanından sorumlu değildir. DİĞER YASADIŞI İŞLEMLER Burada belirtilmemesine rağmen, yürürlükteki yasalara aykırı ve suç teşkil eden her türlü işlem. DİĞER İŞLEMLER DomainSitesi.com kullanıcılarına, ticari itibarına ve saygınlığına zarar verecek davranışlar. Yukarıda belirtildiği üzere, DomainSitesi.com servislerinden faydalanan kullanıcılar, gerçekleştirdikleri işlemlerin yasal sonuçlarından kendileri sorumludurlar. DomainSitesi.com, haberdar olduğu zararlı işlemlerle ilgili bilgi silme, web sitesinin yayınını durdurma, zararlı yayınları bloke edecek uygulamalar kullanma, internet erişimini engelleme gibi önlemleri alma hakkını saklı tutmaktadır. DomainSitesi.com servislerinin kullanıcılara satışı ve teslimi esnasında, servis özellikleri ile ilgili bilgiler açık şekilde bildirilmektedir. Kullanıcılar, satış esnasında belirtilmeyen özelliklerin ilgili servis kapsamında yer almamasından dolayı DomainSitesi.com'dan hak veya zarar tazmini talebinde bulunamazlar. Hizmet Sözleşmesini ihlal edici davranışlarda bulunan kullanıcılar, DomainSitesi.com'nun alacağı tedbilerle ilgili olarak bir hak veya zarar tazmini talebinde bulunamazlar. DOMAIN SÖZLEŞMESİ Domainsitesi.com, tüm alan adları ile ilgili en üst seviye kuruluş olan ICANN sözleşmesini esas alır, müşterilerine bu sözleşme kapsamında hizmet verdiğini beyan eder. Domainsitesi.com ayrıca, genel tescile açık gTLD ve ccTLD alan adları ile ilgili OpenSRS, TR uzantılı alan adlarında da Nic.TR'nin domain sözleşmesini esas alır. ICANN Domain Sözleşmesi: OpenSRS Domain Sözleşmesi: Nic.TR Domain Sözleşmesi: ÜCRETLER,ÖDEME VE İADE DOMAINSITESI.COM vermiş olduğu hizmetlerin bedellerini web sayfasında açıklamakla birlikte, yapılan satış işlemi karşılığında sözleşme anında yazılı doküman halinde ya da müşterilerin isteği üzerine e-posta yolu ile bildirmektedir. Site üzerinden hizmet yada hizmetler sipariş edildiğinde satın alacağınız hizmetler için bildirilen tüm fiyat ve ücretleri ödemeyi kabul etmiş olursunuz. DOMAINSITESI.COM fiyat ve ücretler üzerinde dilediği zaman değişiklik yapma hakkını saklı tutar. Yapılması muhtemel değişiklik ya da düzenlemeler Web Sitesinde çevrim içi olarak ilan edilecek ve müşterilerine ayrıca ek bildirimde bulunmaksızın ilan akabinde yürürlüğe girecektir. Sipariş üzerindeki Ödeme Metodu, Hesapta aktif herhangi bir hizmet olduğu sürece geçerli tutulmalıdır. DOMAINSITESI.COM’dan aldığınız hosting paketleri ve web sitesinde açıklaması yapılan bazı Hizmetler için hizmetin alım tarihinden itibaren 7 gün içerisinde iptal talebinde bulunabilirsiniz. Hizmet iptal talebinize ilişkin iade süresi beş (5) işgünü ile tam bir faturalama dönemi arasında değişebilir. İadelere ilişkin ödemeler; ilişkili sipariş sırasında belirttiğiniz ödeme metodu ile aynı kanal üzerinden veya talebiniz üzerine Bakiye hesabınıza ilgili tutarın yüklenmesi şeklinde yapılabilir. DOMAINSITESI.COM bazı hizmetlerini birleştirerek paket ürün, kampanyalı ürün olarak sunabilir. Kampanyalı paket içerisinde ek “Alan adı Kayıt” hizmetinin sunulması durumunda, hizmet iade işleminde paket içerisinde sunulan alan adı kayıt hizmet bedeli iade tutarına dahil değildir. Ürüne özel anlaşmada yasaklanmış olduğu durumlar hariç, Hizmetler için yapacağınız ödemelerinizi geçerli bir kredi kartı, Mobil Ödeme, Banka havalesi/EFT ya da PayPal yolu ile yapabilirsiniz. ("bunların her biri birer "Ödeme Metodudur"). Sözleşmenin herhangi bir nedenle sona ermesi halinde MÜŞTERİ’ye ait DOMAINSITESI.COM sunucularında bulunan hizmet ya da hizmetlere ait bütün kayıtlar silinecektir.
cad183b52a3b
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
Çanakkale Evden Eve Nakliyat olarak evden eve nakliyat ve taşımacılık konusunda yılların verdiği bilgi birikimi ve tecrübeyle Konusunda uzman eleman ve son teknoloji ekipmanlarımız ile siz değerli müşterilerimize hizmet vermeye devam ediyoruz.Çanakkale Evden eve Nakliyat Çanakkale evden eve nakliye GÜVEN TAŞIYORUZ prensibi ile çıktığımız bu yolda alanında en iyi firma olma misyonumuz ile evinizi taşıyoruz. firmamız ücretsiz olarak ekspertiz hizmeti de sunmaktadır. Ekspertiz hizmetimiz sayesinde tüm sorularınıza cevap bulabilir, ihtiyacınıza yönelik hizmeti en uygun fiyata alabilirsiniz. Çanakkale Nakliyat, Ev Taşıma, Ofis Nakliyesi, Parça eşya nakliyesi, Eşya depolama, Piyano ve hassas eşya nakliyesi Otel Nakliyesi, Fuar Nakliyesi, Stand Nakliyesi ve seminer malzemeleri gibi çeşitli nakliye ihtiyaçlarında profesyonel hizmet anlayışımızı, tecrübe ve kalitemizi müşterilerimize sunmaktayız. Nakliye, hizmetlerini yılların verdiği deneyim ve profesyonellikle gerçekleştiren Çanakkale Evden Eve Nakliyat, Olarak İstanbul, Tokat, Marmaris, Gaziosmanpaşa, Kadıköy, Büyükçekmece, Bağcılar, Bakırköy, şubeleriyle Tüm Türkiye’ye hizmet vermektedir. Bu hizmetlerimizi büyük bir gurur ile sizlere sunuyoruz. Bizden bu hizmetleri almanız için telefonunuzla bizleri aramanız yeterli olacaktır. Ofisimize gelerek bizlerin misafiri olun ve sizlere uygun olan taşınmacılık hizmetlerinden faydalanabilirsiniz. Sizlere vermiş olduğumuz hizmetler arasında bulunan şehir içi ve şehir dışı taşıma işlemlerinde güveni bizimle yaşamanın tadına varacaksınız. Bu taşıma işlemlerinde sizlere sunduğumuz güvenlik işlemlerinden de faydalanabilmektesiniz. Kolay ödeme seçenekleri ile cebinize herhangi bir yüklenme olmadan, bundan dolayı kolay bir şekilde eşyalarınızı nakil edebilirsiniz. Çanakkale Nakliyat ile evden eve nakliyat işlerinizde kalitesi ve güveni ile taşıma ve depolama hizmetleri için hizmetinizdeyiz. Sizlere vermiş olduğumuz bu hizmetler doğrultusunda eşyadan fazla sizleri için güven ve sadakat taşımaktan büyük mutluluk ve huzur duymaktayız. Çanakkale Nakliyat Eşyalarınızı bulunduğu alanda kendi ellerimizle toplayıp koli haline getirerek nakliyesini yapıyoruz. Eskiden bunları sizler yapar ve taşıma işlemlerini de sizler yapmaya çalışırdınız. Böyle olunca da sizler için büyük külfet haline gelirdi. Şimdi ise bunları sizler yerine Çanakkale Nakliyat şirketi olarak bizler üstleniyoruz. Ayrıca bu taşınma esnasında gerçekleşecek olan herhangi bir olumsuz olay karşısında maddi zararınızı yapmış olduğumuz sigorta karşılamaktadır.
52f972857056
[ "hplt2", "vngrs" ]
GİB T.C. KİMLİK NO İLE GİRİŞ Gelir İdaresi Başkanlığı’nın İnternet Vergi Dairesi portalına giriş işlemleri için; *Şifresiz giriş *T.C. kimlik numarası ile giriş *Kullanıcı girişi şeklinde 3 farklı giriş yöntemini kullanabiliyor. Her giriş yöntemiyle yapılabilecek GİB işlemleri için çeşitli kısıtlamalar bulunuyor. Bu kapsamda GİB T.C. kimlik no ile giriş işlemleri için mükelleflerin; -T.C. kimlik numarası -Doğum tarihi(gün/ay/yıl) -Anne kızlık soyadı 1.harf -Anne kızlık soyadı 2.harf -T.C. kimlik numarası (anne, baba, eş, çocuk) -Borç ödeme işlemleri -Motorlu taşıtlar -Borç sorgulama -Kira beyannamesi GİB T.C. Kimlik No ile Giriş İçin;
08d55c83f929
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Fener’de Satılık Hazır Apart, 384 m2 + 314 m2 Süper Manzaralı… 4.000.000 $ Fatih – Fener Müstakil Ev, 3 Parsel yan yana 698 m2 Süper Manzara Krediye Uygun [Widgetkit id = 2397] Emlağımız bölgenin en önemli, en muhteşem lokasyonun da kalmaktadır … Yan Yana 3 parsel Olarak satışını sunduğumuz bu Özel mülk, Haliç’i onu kattan 180 derce asitin Hazırlanması görmektedir … Mevcutta Dışında Olarak Kullanılan 1 parseldir, Diğer Parseller Özel kullanılmaktadır. Resimlerde paylaşıldığı gibi mülkle Birlikte her şey devredilecektir … Satılık Oturum ölçer kareleri emlakğımızın; Kullanılan İçin Apart: 96 m2 tapulu (zemin Oturum Metrekaresi) 4,5 kat + teraslıdır … Toplam kapalı alan 384 m Kullanımı 2 dir. Bodrum Kat: Binanın Tamamını kapsayan Oldukca Büyük mutfak … Zemin Kat: Girişte Karşılama kullanıcının kullanıcının alanı (kanepe), çalışma odası, bekleme odası, banyo tuvalet, kış bahçesi, normal bir ve Bahçe … 1.Kat: Karşılama (kanepe), iki Ayrı Oda, biri deniz manzaralı ebeveyn banyolu ve … 2. Kat: , biri deniz manzaralı Karşılama (kanepe), iki Ayrı Oda EBEVEYN BANYOLU ve … 3.Kat: Tamamı Uygun’un; Karşılama (kanepe), süper 1 oda teras Ettik Dışında MANZARALI … 2 parsel 77 m göstermişlerdir Düğer 2 + 80 m 2 ; 157 m 2 oturumlu 2 katlı süper tarsımı ile gözü kamaştıracak, ön bahçe arka bahçeli süper MANZARALI Ettik, süper mülk sizler Tarafından keşfedilmeyi beklemektedir … Emlağımız ile Bilgi almak, görmek Için lütfen randevu alınız … Gayrimenkullerimizin, portföylerimizin tapu durumu, Durumları Kontrol edilmeden gerek Web tescil belediye sitemizde gerekse Diğer emlak sitelerinde Ettik Ettik bu platformda ilana koyulmamaktadır.Emlak alırken A.Ş. satarken bu Kriterleri dikkate almanızda fayda Vardır; . sonuçta söz konusu Olan binbir emekle çabalayarak aldığınız ya da sattığınız gayrimenkulünüzdür Önerimiz, BÖLGEDE bu işin UZMANI işletmelerle ya da Emlak Danışmanlarıyla irtibata geçmenizdir ki, emlak alımı sonrası Hizmet, Hizmet Kadar aldığınız en az emlak Satın Alma Sürecinde Önemlidir. Varlık Emlak, Tarihi Yarımada, Suriçi? Nde 1990? Dan beri aktif Faaliyet gösteren Varlık Emlak, bölgenin mimari Kimliği ziyaretinde potansiyellerine hakim Olarak emlak Alanında Sahip Olduğu tecrübeyle bölgedeki duruşunu Kurumsal kimliğini sağlamlaştırmıştır Ettik. Emlak olusturdugu tecrübe Ile? VARLIK EMLAK A.Ş. Donanım sahasında? Geçmişten bu Yana kendini geliştirerek, yenileyerek kalite anlayışını yükselterek Günümüze Kadar gelebilmiştir.Diğer ilanlarımızı? Http://varlikemlak.sahibinden.com/ Sitemizden de takip edebilirsiniz?
a7228ad07256
[ "c4", "hplt2" ]
Temelinde yetersizlik duygusu vardır Pek çok kişi tarafından narsistik kişilik bozukluğu aslında kendilerin çok güvendikleri, kendilerini önemli gördüklerini zannederler ama temelinde yetersizlik duygusu vardır. Yetersizlik duygusu bu tür davranışlara iter. Böbürlenen, kendisine hayran olunması gerektiğine inanan belki de kendisine hayran olan çevresindekilerden ilgi bekleyen bir kişi kırılma yaşadığında, diğerlerinden bu aynalanmayı görmediğinde oldukça oldukça utangaç bir şekle bürünebilirler. İlgi odağı olmak isterler Narsistiklerin en belirgin özellikleri hayran duyulacak bir kişi olma, ilgi odağı olmaktır. Bu karşılanmadığı zaman o zamanda bunu reddedici davranırlar, her şeyin kendi hakkı olduğu düşünürler. Sıraya girerler orada ayrıcalık tanınmasını isterler vs. Kendilerinin ayrılması gerektiğine inanırlar, bu olmadığında haksızlığa uğradıklarını düşünürler. Bu ihtiyaçları karşılanmadığında fantaziler kurmaya başlarlar. Bir gün çok büyük bir müzisyen olacağım sonra ödül alacağım, yazar olacağım nobel ödülü alacağım, orada ışıklar içerisinde olma fantazisi kurabilir bu fantaziler onun rahatlamasını sağlar. Fantazilerde gerçekte olduğu gibi bir ilgi odağı olma duygusu vardır. Ötekilerle bir eş duyum sağlayamazlar. Yalancı mütevazilikleri vardır Konuştuğunuzda aslında bakarsınız ki herkes kötüdür. Herkesin eksikleri var. Yalancı bir mütevazilikleri de vardır sonuçta bu kişilerin konuşmaların sonucunda ben biliyorum, ben büyüyüm çıkar. Sonra da aslında gel beraber beni sevelim dediğini anlarsınız. Kendileri ile ilişkilendirirler, ben merkezci düşünürler, ötekilerinin duygularına empati kuramazlar. Hep kendilerine olan hayranlığı nasıl oluşturabilecekleri ile ilgili uğraşıp dururlar. Görüştüğünüzde lafı öyle dolanıp getirir ki benim iki arabam var üç tane evim var diyerek, bir şekilde dönüp dolaştırıp kendilerine getirirler. Yetersizliğin verdiği duygu ilke ötekiler ile kendilerine bir alan oluşturur. Kişisel alana girilmesinden korkuyor çünkü yetersizlik duygusu ortaya çıkabilir. Yüzeyseldir, etkileyici konuşmalar yapar ama ne yapmış bu adam dersiniz bir bakarsınız ki boş. Bazıları olumlu da kullanabilir, bu kişilik bozukluğu bazen başarıya da götürebilir. Bu kişinin eksik yetersi olması da gerekmiyor tam tersine bu yetersizlik duygusu fazla donanımlı haline de getirebilir ama temel hedefi kendisine hayranlık duyulacak önemli bir yerde olma arzusu olduğu için yalan söyleyebilir, hile yapabilir. Narsistik kişilik bozukluğunun özellikleri nelerdir? Kendini üstün görerek etrafa poh pohlanarak sen çok akıllısın, sen çok başarılısın gibi cümleleri duymaya çalışarak kendini değerli hissetmeye çalışır. Bu şekilde duygularını dengede tutar. Narsistik kişilik bozukluğu nasıl tedavi edilir? Narsistik kişilik bozukluğunun tedavisi terapi olur. Bu tür hastalıklı kişiler terapist için zor bir hastadır. İlaç tedavisi yoktur ve terapi seansları sonuçları kişi iyileşme başlar. Hep kendisini yukarıda gördüğü için terapistin sabırlı ve deneyimli olması çok avantajdır. Terapist sabırlı ise hasta git gide iç dünyasını açmaya başlar ve kendisini görmeye başlar. Birisi sen çok akıllısın demezse kendini kötü hisseder, bunu da terapistin yanında kendisini belli eder. Bir yerde ne konuşuluyor ise o konuda en bilgilidir, bir yerde din konuşuluyor ise bu kişi dindardır. Başka yerde futbol konuşuyor ise o ortamda en iyi futbol bilen kişidir. Terapide içerisinde bir çok kimlik olduğu tespit edilir, terapi süresi 2 yıl kadar sürebilir ve kedisinin övülmediğine gerek olmadığını anlar ve kendi benliğine inene kadar terapi devam eder.
e923467a5b31
[ "c4", "hplt2" ]
Activision Blizzard'ın ikinci çeyrek ile ilgili paylaştığı açıklamalarda Blizzard'ın gizem projesi Titan hakkında da ilginç konulara değilindi. Blizzard patronu Mike Morhaime Titan üzerinde çalışan pek çok çalışanın "daha yakın zamanda çıkacak" projelere kaydırıldığını ve Titan için yeni bir yön düşünüldüğünü paylaşırken Titan'ın büyük ihtimalle Free-2-Play olacağını açıkladı. Aynı zamanda bir diğer ilginç açıklama WoW'a dairdi. Morhaime WoW'un 7.7 milyon üyeyle çeyreği kapattığını dile getirdi. Sizce az mı? Yoksa hala çok mu?
919ebd4d6a30
[ "culturax", "hplt2" ]
Levanten Diğer bir deyimle Tatlısu Frengi Kimdir? Amerika’ya yerleşmiş bir gencimiz, Mersin’deki ailesi kanalı ile benden LEVANTEN hakkında -Neden gerekti ise- bilgi istemiş. Yine bu arada Mersinli gayrimüslim bir tüccar dostumda aynı konuda bilgi istemişti. Bu konuda bilgim vardı. Hatta Sanat Kulübü’nün yakın zamanda (Osmanlı’nın 7001ncü yılı) nedeniyle tertiplediği Panel konuşmamda, Mersin’de Osmanlı’dan çok Levanten İzleri var demiştim. Bu nedenle konuyu biraz güncel buldum, başkaca merak edenlerinde bulunduğu kanısı ile yazımda buna değineceğim. Kelime yabancı olduğu için önce lügatta karşılığını arıyoruz. Lügatta “LEVANTİN”in karşılığı “şark memleketleri ahalisinden olan” şeklinde tarif edilmiş. Bu tarif Levanteni anlatmıyor. Levanten, Yakın Doğu Ülkelerine yerleşen ve evlenerek soyu karışan Avrupa’lılara verilen addır. Bu tür aile ve kişiler Mersin’de de vardır ve her yerde olduğu gibi Mersin’de de bu kişilere “Tatlısu Frengi” adı verilir. Levanten kişilerin genellikle yerleştikleri bölgeler liman kentleridir. İstanbul, İzmir, Antalya, İskenderun, Beyrut bunlara örnek gösterilebilir. İskenderiye de Yakın Doğu’da olmasına ve bir liman kenti bulunmasına rağmen burası bir Levanten Kent olarak sayılmamıştır. Yakın doğunun liman kentleri Osmanlı hakimiyetine girdikten sonra da yerleşim sürmüştür. Osmanlıların Avrupa ile ticari ilişkileri arttıkça Levantenlerin adedi artmış ve özellikle kapitülasyonlarla Avrupa ülkelerine tanınan imtiyazlar da artışı etkilemiştir. Levantenler daha ziyade ticaretle ve özellikle de Deniz Ticareti ile meşgul olurlardı. Aynı ırktan veya başka ırktan, hatta ayrı dinden olanlarla da evlenmek suretiyle çoğalmakta idiler. Levantenlerİn ortak nitelikleri Avrupa asıllı olmaları, Osmanlı topraklarında yaşamaları ve soylarının karışık olması idi. Bu toplulukların zamanla gelenek ve görenekleri de değişti ve kısmen de olsa yaşadıkları yörelerin örf ve adetlerini benimsediler. Mersin Tüccar Kulübü’nün eski üyeleri iyi hatırlarlar, hepimizin sevdiği bir Madam Hayri’miz vardı. Latife yollu sorardı: – Yahu biz ölürsek nereye gideceğiz? Yine Levanten olarak tanımlayabileceğimiz bir yakın dostumuz bir müslümanla evlenmiş, cenazesinin defninde ailesi sıkıntı yaşamıştı ve konuyu biz halletmiştik. Bugün Levantenler konusu eskiden yerleşmiş ailelerin devamı şeklindedir. Yine yakındoğu liman kentlerine Avrupalılar yerleşmekte ve gerek daimi ve gerekse geçici olarak ticari işler görmektedirler. Fakat bunlar artık “Tatlısu Frengi: veya LEVANTEN” denilmiyor. LEVANTEN – TATLISU FRENGİ Kimdir? — H.Şinasi DEVELİ Levanten Diğer bir deyimle Tatlısu Frengi Kimdir?
53c7b2353486
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2" ]
Eve Otele Gelen Didim Escort Çiçek - Yayınlanma: 8 Eylül 2016 23:33 - Expires: 17 days, 3 hours Oldukça muhafazakar bir semtte yaşadığım için sadece eve otele gelen Didim escort Çiçek olarak çalışabiliyorum. Eve müşteri kabul edemediğim için onların istediği 4 veya 5 yıldızlı otellerde yada direk müşterilerimin evlerinde onlarla görüşüyorum. 1,58 boyunda, iri dalgalı kumral saçlara ve derin bakan mavi gözlere sahip bir eve otele gelen Didim escort bayanım. Fiziksel olarak çok ufak tefek bir yapıya sahip olsam da oldukça dinç ve atletik gözüküyorum. Eve otele gelen escort olarak müşterimin istediği şekilde sevişmekten keyif alan bir kadınım. Eğer müşterim karşısında daha masum görünen bir kadın isterse kendimi ona bırakan bir kadın olurken daha vamp bir kadın isterse onun üstünde hakimiyet kuran bir Didim eve otele gelen escort bir bayan oluyorum. 149 toplam görüntülenme, 2 bugün
329e5448768c
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Ramazan Ayı Mesajı Yüce Rabbimizin izni ve inayetiyle bir Ramazan ayına da kavuşmuş bulunuyoruz. İnşaallah28 Haziran 27 Haziran Cuma günü akşamı ilk teravih namazı kılınacak, o gece sahura kalkılacak ve Cumartesi günü Ramazan'ın ilk orucu tutulacaktır. Ramazan ayı, "Evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu cehennemden azat" olan,bin aydan (83 yıl) daha hayırlı olan Kadir Gecesi'ni içinde barındıran mübarek bir aydır. Ramazan, yüce Allah'a layıkıyla kulluk yapmaya çalışanlara, iyilik ve hayırlarda yarışanlara sevap ve mükâfatlarının bol bol verildiği bereketli bir hasat mevsimidir. Ramazan ayı Hz. Peygamber (s.a.s.)'in ifadeleriyle: "Ccennet kapılarının açıldığı, cehennem kapılarının kapandığı ve şeytanların zincire vurulduğu bir aydır."(TacTerc. 2, 74) Ramazan ayı; Kur'an ayıdır, çünkü insanları karanlıktan aydınlığa çıkaran, en doğru yola ileten ilahî kelam olan Kur'an-ı Kerim bu ayda indirilmiştir. Nitekim Yüce Allah;"Ramazan ayı; insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur'an'ın kendisinde indirildiği aydır" (Bakara, 2/185) buyurmaktadır. Ramazan ayı, aynı zamanda oruç ayıdır. Kur'an-ı Kerim'de, "Ey iman edenler, sizden evvelki ümmetlere farz kılındığı gibi size de oruç farz kılındı. Ta ki günahlardan korunasınız"(Bakara, 2/183) buyrularak, kötülüklerden sakınma sebebi olarak gösterilen ve İslam'ın beş temel esasından biri olan oruç ibadeti bu ayda yerine getirilmektedir. Yine bu ayda kılınan teravih namazları, okunan hatim ve mukabeleler, verilen fitre ve zekâtlar, ibadet şevk ve heyecanıyla ifa edilen iftar ve sahurlar biz mü'minler için birer rahmet, bereket ve ecir vesilesidir.Yüce Allah'ın rahmetinin sağanak sağanak yağdığı, ilâhî mağfiretin âlemi çepeçevre kuşattığı Ramazan ayı mü'minler için bağışlanma ve günahlardan arınma ayıdır. Kısaca; Ramazan ayı; kulluk bilincini tazeleme, unutulan manevî değerleri ve ahlâkî güzellikleri yeniden hatırlamak ve hayata geçirmek için bulunmaz bir fırsattır. Diyanet İşleri Başkanlığımız bu fırsatı en verimli bir şekilde değerlendirmek amacıyla her Ramazan ayında fert ve toplum için hayati önem arzeden konuları gündeme taşımaktadır. Bu yılın Ramazan ayında da, "Hiç Kimse Kimsesiz Kalmasın, Bu Ramazan ve Her Zaman" parolasıyla zayıf, düşkün ve kimsesizlerin problemlerini toplumun gündemine taşımıştır. Mübarek Ramazan ayının manevî atmosferinde toplumların himayeye muhtaç kesimlerine ilgiyi artırmak, onların problemlerine dikkat çekmek ve çözüm üretmek için geniş kapsamlı çalışmalar yapılacağını ümit ediyorum. Böyle önemli bir meseleye katkı sağlamak maksadıyla İl Müftülüğü olarak biz de üzerimize düşeni yapma gayreti içerisindeyiz.Ramazan Ayı boyunca camilerimizde yapacağımız vaaz ve sohbetlerde zayıf, düşkün ve kimsesizlere sahip çıkılması konusu işlenerek halkımız bilgilendirilmeye ve bilinçlendirilmeye çalışılacaktır. Bununla beraber Kocaeli İl Müftülüğümüz tarafından yayınlanan Rahmet Dergisi'nde konuya geniş yer verdik. Bilindiği gibi yüce dinimiz İslam, insana büyük değer vermiş, her insanın hakları olduğunu, bunların başında da onurlu bir şekilde yaşama hakkı geldiğini ilan etmiştir. Özellikle toplumun zayıf ve mağdur kimsesiz kesimlerine sahip çıkılması konusunda bütün mü'minlere görevler yüklemiştir. Bundan dolayı her Müslüman çevresindeki zayıf, düşkün,yaşlı, engelli, fakir, yetim ve kimsesizlere sahip çıkmalı; dertli ve muzdarip insanların acılarını paylaşmalıdır. Ramazan ayında bu konudaki gayretlerimizi daha da arttırmalı ve bu duyarlılığımızı ömür boyu devam ettirmeye çalışmalıyız. Yani, "Hiç Kimse Kimsesiz Kalmasın, Bu Ramazan ve Her Zaman" parolasıyla daima kimsesizlerin kimsesi olmalıyız. Kocaeli İl Müftülüğümüz olarak İlçe Müftülüklerimizle birlikte Ramazan ayı için gerekli hazırlıkları tamamladık. Camilerimiz Ramazan ayı boyunca görevlilerimiz tarafından sürekli açık tutulacaktır. Camilerimizde kadın ve erkek cemaatimizin ibadetlerini rahatlıkla yerine getirebilmeleri için gerekli tedbirler alınmış, fiziki şartlar sağlanmıştır.Bu yıl ilimiz genelinde 29 camide hatimli teravih namazı kılınacaktır.Başkanlığımız tarafından bu senenin fitre miktarı asgari 10 TL. olarak belirlenmiştir.Ancak durumu müsait olanlar bu miktarı artırarak verebilirler. Bu duygu ve düşüncelerle bütün din kardeşlerimizin mübarek Ramazan-ı Şerif ayını tebrik ediyor; ilimiz, ülkemiz ve tüm İslam âlemi için kardeşlik, birlik-beraberlik ve huzura vesile olmasını Cenâb-ı Hak'tan niyaz ediyorum 26 Haziran 2014
fbf1d1b77055
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Milletvekili Yapman Yanlış Olmuş! Cumhurbaşkanlığı seçimleri geldi geçti ama artçı sarsıntıları sürüyor. Özellikle CHP'de kılıçlar çekildi ve Kemal Kılıçdaroğlu'nun ifadesi ile CHP Ekim ayında kurultaya gidiyor. CHP'de bir kesim Ekmeleddin İhsanoğlu'nun cumhurbaşkanlığı adaylığını bir türlü kabullenemedi. Önemli sayıda milletvekili, adaylık için yapılan başvuruya imza vermedi. Bunların seçim içinde çalışmadığı söylentiler arasında. Tabii ki; siyaset bu! Milletvekillerinin hepsinin kendine göre bir hesabı vardır. Seçimden sonra Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan, bir grup milletvekili ile Kılıçdaroğlu ve parti yönetimine ağır eleştiriler yönelterek, Kılıçdaroğlu'nu istifaya davet etti. Buna karşılık Kılıçdaroğlu'da : "Burada üzülerek ifade edeyim ki, bu arkadaşlarımın çoğunu siyasete taşıyan benim. Eğer bir hata aranacaksa bunları getiren kişi olarak bende aranması lazım..." dedi. Kemal Kılıçdaroğlu'nun bu sözü, AKP iktidarını değiştirecek çalışmanın temelini oluşturan ve siyaset açısından önemli bir doğruyu ifade eden bir açıklamadır. Kılıçdaroğlu haklıdır. Bugün ilk zorluk ve tökezlemede kendisine ağır eleştiriler getirenler, siyasete paraşütle kendisi tarafından sokulmuştur. Hem de parti tabanının ve kamuoyunun ağır tepki ve eleştirilerine rağmen! Siyaset; emek, gayret, sabır, fedakarlık, çalışkanlık ve disiplin ister. Bu yoldan ter akıtarak gelmemiş olan adamlar, işte böyle nankörlük edebilirler. Onlar, çoktan kendini siyasi yapının üzerinde gören ve bulunmaz hint kumaşı misali insanlardır! Hem de artık milletvekili olarak üstün insan sınıfına geçmişlerdir. Böylece kendi istedikleri olmayıverince, hemen kazan kaldırıverirler. Bakın içlerinde doğru düzgün bir parti emekçisi var mı? Rahmetli Bülent Ecevit bu konuda yıllar evvelinden neler söylüyor "... siyasete ilişkin yasaklar ortadan kaldırılmalıdır... bu yalnız sorunlara çözüm arayabilmek ve bulmak bakımından zorunlu olmakla kalmıyor; aynı zamanda, deneyimli siyasal kadroların yetişmesi bakımından da zorunludur. Çünkü politikacılık, kolay kolay sonradan edinilebilen bir yetenek değildir, politikada çekirdekten yetişilir genellikle. Oysa bizde hele son dönemde ne oluyor? 40 yaşında, 50 - 60 yaşına kadar doktorluk yapmış, mühendislik yapmış, avukatlık, subaylık yapmış bir kimseye birden bire "gel seni milletvekili yapalım" deniyor. O zamana kadar politikayla hiç ilişkisi olmamış bir kimse... Seçilirse ertesi gün bakan olabiliyor, başbakan olabiliyor ve birden bire kendini politikanın ve devlet yönetiminin içinde, hatta başında bulunuyor. Deneyim kazanıncaya kadar da çoğu kez, hata üstüne hata yapıyor ve Türkiye deneyimli siyaset adamı kadrolarından yoksun kalmış oluyor. Çok değer verdiğim bir politikacımız vardı, rahmetli oldu: Cahit Zamangil... Cumhuriyet Halk Partisi'nin Parti Meclisi üyesiydi. Değerli bir iktisatçı olduğu gibi amatör olarak keman da çalardı. Bir toplantımızda, kemandan örnek vererek şöyle konuştu: "Bizde, sokakta rastladığınız herhangi bir kimseye, bu akşam filarmoni orkestrasının konseri var; ama başkemancı hasta, onun yerine sen çalar mısın?" desek, adam hayret eder, "ne münasebet, ben keman çalmasını bilmem ki" der... Ama aynı kimseye, "Ticaret Bakanı çekildi, gel seni Ticaret Bakanı yapalım dense, hemen kabul eder." Yani siyasette deneyimin gerekliliğini henüz fark edememiş bir ülkede yaşıyoruz. Olaf Palme öldüğünde, Stockholm'deki cenaze törenine çağrılıydım, gittim. Sanat açısından, estetik açıdan, çok güzel düzenlenmiş, musikiye ağırlık verilen bir törendi. İçeriye bayraklarla partili erkekler girdi, hanımlar girdi, gençler girdi. Derken ellerinde yine bayraklarla, ilkokul çağında çocuklar girdi: "Bunlar kimdir?"dedim, "Partinin çocuk kolu" dediler. Çocuk yaşında politikaya alışıyorlardı." Bilmem anlatabildim mi? Liderler partilerini iktidara taşıyabilmek istiyorlarsa, tabiri caizse siyasetin çamurunda yoğrulmuş, liyakatli ve ehliyetli, çalışkan, dürüst, vefalı, ilkeli adamları; bir yetenek avcısı gibi bulup, TBMM'ye taşımalıdır. Aksi halde iktidar olmaları veya uzun süreli iktidar da kalıp hizmet etmeleri olanaksızdır. Yanlış insan tercihleri, muhalefetin başarısını çok etkilemektedir. Kemal Kılıçdaroğlu haklıdır ama hatayı da (kendisinin kabullendiği gibi) kendi yapmıştır. Zaman her şeyin doğrusunu göstermektedir ama kaybeden ülke olmaktadır. 19 Ağustos 2014 Yazi ile ilgili görüş ve önerilerinizi ozcanpehlivanoglu@yahoo.com adresine gönderebilirsiniz.
9366cd5ad7a4
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
Öğretmenlik Yan Gelip Yatma Mesleği Değildir Öğretmenlik, dünyanın gelişmiş bütün ülkelerinde en kariyerli mesleklerden biridir. Bu yüzden de mali ve sosyal statüsü oldukça yüksektir. Fakat son günlerde başta Sayın Başbakan ve Milli Eğitim Bakanı olmak üzere bazı üst düzey devlet görevlileri, öğretmenliği yan gelip yatanların mesleği gördüklerini ortaya koyan şanssız beyanlarda bulundular. Bu, öğretmene değil, eğitime ne kadar değer ve önem verildiğinin somut bir göstergesidir. Öğretmen, sadece yükseköğretimde öğrendiklerini öğrencilerine aktaran bir papağan değildir. Öğretmen, ailelerinin en kıymetli varlığı olan çocuklarını, sevgiyle kucaklayan, bilgiyle kuşatan, yeteneklerini geliştiren ve hayata hazırlayan ulvi bir mesleğin sahibidir. Bütün bilgi, görgü, beceri ve tecrübesini öğrencisiyle paylaşır. Yirmi dört saatini öğrencisinin gelişmesine ve başarısına adayan insandır. Çünkü okuttuğu, öğrettiği ve eğittiği çocuğun, gencin ülkenin geleceğinin sahibi olacağını bilir. Bu görev sorumluluğu ve bilinci ile çalışır. Öğretmen, basit bir masa memuru değildir, ülkenin geleceği ellerine teslim edilen insandır. Öğretmen, sadece 15 saat ders anlatarak görevini tamamlayıp maaşını alan, iki ay yan gelip yatan bir devlet görevlisi değildir. Dünyanın her yerinde öğretmenler, toplamda en az iki ay tatil yaparlar. Bu mesleklerinin kolaylığından değil, yorucu ve yıpratıcı olduğundandır. Ayrıca öğretmenler branşlarında 15 saatten fazla ders kalmışsa, bu derslere, özel ders saatlerinin 50-150 lira olduğuna bakmaksızın, saati 7.8 liradan girerler. Birçok meslekte yıpranma payı, fazla mesai gibi ekstra sosyal haklar varken, öğretmenler böyle bir talepte bulunmazlar. Öğretmen, ders saatleri dışında da eğitim etkinlikleri yapar; sosyal, sportif, kültürel ve sanatsal yönden öğrencilerine destek olur, rehberlik yapar; çeşitli yarışmalara hazırlar; onları araştırma yapmaya ve proje hazırlamaya yönlendirir, bu konuda danışmanlık yapar. Öğretmen, gece evinde de bir sonraki dersine hazırlanır, plan yapar, deney hazırlar, ödev ve proje konusu belirler, yazılı soruları hazırlar, ödev-proje ve yazılıları değerlendirir, bunlarla ilgili notları e-okul sistemine girer. Tatil günlerinde, Milli Eğitim Bakanlığı ve Milli Eğitim Müdürlükleri ile çeşitli Bakanlıkların, kuruluşların, ÖSYM ve Açık Öğretim Fakültesinin merkezi sınavlarında başkanlık ve gözcülük görevi yaparlar. Öğretmen, öğrencisinin ailesinin kayıtsız bir üyesidir. Yerine göre öğrencisinin ikinci anne veya babasıdır. Öğrencisinin ailevi sorunları, maddi ve manevi sıkıntıları, sağlığı, çalışma ortamı ve şartları, çevresi, alışkanlıkları ile ilgilenir. Onları iyileştirici ve çözücü çalışmalar yapar. Bu konularda maddi ve manevi fedakârlıklardan kaçınmaz. Rehberi olduğu sınıfın bütün öğrencilerinin akademik performansları, ruhsal durumları, sosyal etkinliklerle ilgileri ve başarıları ile ilgilenir, devam durumlarını takip eder, yönetim, öğretmen ve diğer öğrencilerle problemlerinin çözümüne yardımcı olur, öğrenci gözlem formlarını doldurur. Öğretmen, der s saatleri dışında, okuldaki sosyal etkinlik kulüplerinde danışmanlık, çeşitli komitelerde ve kurullarda üyelik yapar. Öğretmenler Kurulu, Şube Öğretmenler Kurulu ve Zümre Öğretmenler Kurulu ile Eğitim Bölgesi Öğretmenler Kurullarına katılır. Tatil günleri ve dönemlerinde Bakanlığın ve Milli Eğitim Müdürlüklerinin hazırladığı hizmet içi eğitim seminerleri, kursları ve sempozyumlarına, çeşitli kurum ve kuruluşların eğitim faaliyetlerine katılır. Öğretmenin, burada ifade etmeyi unuttuğumuz daha birçok görevi vardır. Öğretmenin yaptığı çalışmalar, alt yapı yatırımları gibidir, herkes tarafından fark edilmez ve hemen sonuç vermez. Ama yüzde üç okuryazarı olan Cumhuriyet Türkiye'si, bütün olumsuzluklara rağmen bugün bir yerlere gelmişse, ülkemiz Balkanlar, Ortadoğu, Kafkasya ve Ortaasya'daki dost ve komşu ülkelerden daha ileri bir durumdaysa, bunu mezrada, köyde, kazada, şehirde bayrağımızı dalgalandıran, eğitim meşalesini taşıyan Türk Öğretmenlerine borçludur. Millî devletimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti'nin "hürriyet ve istiklâlini muhafaza ve müdafaa" görevini Türk Gençliğine, bu gençliğin yetiştirilmesi görevini de "Maarif ordusu" dediği ve dünyanın en muhterem varlıkları olarak kabul ettiği öğretmenlerimize teslim etmiştir. Onun için de, savaştan çıkmış ve yeniden yapılanma süreci içinde olan ülkemizde en iyi maaşın öğretmene verilmesine özen göstermiş, öğretmenin kimsenin gerisinde kalmasını ve kimseye muhtaç olmasını istememiştir. Bugün dünyanın gelişmiş ülkelerinde de, başta Japonya olmak üzere, öğretmen en iyi maaşı alan devlet görevlilerinden biridir. Öğretmenin maaşı, ücreti veya zammı konuşulduğu zaman, başta Maliye Bakanı olmak üzere bütün yetkililerin en kolay başvurduğu savunma söylemi şudur: "Ne yapalım, sizin mevcudunuz 700 binin üzerinde, 10 lira zam yapsak şu kadar tutar, onun için fazla zam yapamayız". Bundan daha saçma, mesnetsiz ve acımasız bir savunma olamaz. Sayılarının çok olması öğretmenin suçu mu, yoksa öğrenci nüfusunun fazlalığından mı? Bakan geçenlerde açıkladı: "127 bin öğretmen açığı var". Bu açık kapanınca öğretmenlerin maaşı daha da mı azaltılacak? Liseler zorunlu eğitim kapsamına alınınca 40-50 bin öğretmen açığı daha meydana gelecek. O zaman ne olacak? Sayın Başbakan evelemeden gevelemeden, daha önce "Dindar nesil yetiştirmek istiyoruz" dediği gibi herkesten açık konuştu: "15 saat çalışan öğretmene zam versek diğer memurlara haksızlık olmaz mı?". Milli Eğitim Bakanı göreve gelir gelmez, eğitim kökenli üst yöneticilerin çoğunu görevden uzaklaştırdı, müfettişleri okul yöneticilerinin üzerine gönderdi, öğretmenleri de iki ay tatil yapan imtiyazlı memurlar gibi gösterdi, o yüzden de tatilde 5 haftalık eğitime alacağını söyledi. Maliye Bakanı da "Sayınız çok, ne yapayım kardeşim" dedi. Kısacası hepsi de öğretmeni yaz kış yan gelip yatan miskinler ordusuna benzetip sorunlarını ciddiye almadıklarını ortaya koydular. Eğer gerçekten, yan gelip yatan, verimsiz ve aldığı maaşı bile hak etmeyen öğretmenler varsa, bunlara gerekli yaptırımları uygula, amma görevini hakkıyla yapanın da hakkını ver. Bugün bir yıllık öğretmen 1600 lira, otuz yıllık öğretmen 2000 lira maaş alıyor. Aralarında dört yüz liralık fark var. Ders ücreti 7.8 lira. Okulun ilkokul mezunu hizmetlisi ile üniversite mezunu öğretmeni arasında 50 liralık fark var, aynı tahsili yapan bazı memurlarla öğretmen arasında iki-üç kat fark oluşmuş durumda. Otuz yıllık bir öğretmen emekli olduğunda 1500 lira emekli maaşı alıyor. sözün bittiği yerdeyiz. Öğretmen öğrencisi gibi giyinemiyor, harcayamıyorsa, kitap, gazete, dergi alamıyorsa, çocuğunu istediği gibi giydirip, gezdirip okutamıyorsa, bu öğretmenden verimli olmasını, sorunlarından sıyrılıp kendini işine vermesini nasıl bekleyebilirsiniz? Hele bir de kiracı ise, bu kişinin geçim derdinden başka düşüncesi olur mu? Değerli öğretmenlerimiz, bunların hepsi doğru ama, herkes toplumdaki yerini kendi tayin eder, Bu zorluklarınızın faturasını öğrencinize çıkarmaya kalkmak, "ben bu paraya bu kadar çalışırım" demek, öğretmenlik sıfatını taşıyan kişilere yakışmaz. Toplum hayatında bütün haklar büyük fedakarlıklar ve mücadelelerle kazanılmıştır. Lütfen kuzu postuna bürünmüş Öğretmen Sendikalarının patronlarını biraz sarsın, haklarınıza sahip çıkmaya zorlayın. Ağlamayan çocuğa ne meme, ne mama verirler. Verirlerse, çocuklarımıza 4+4+4 eğitim sistemi, öğretmenlerimize yüzde 11 enflasyonun gerçekleştiği ortamda 4+4 memesi verirler. Kimseyi suçlamayın, her toplum, her topluluk lâyık olduğu idare ile yönetilir. 18 Haziran 2012 Yazi ile ilgili görüş ve önerilerinizi sakinoner@hotmail.com adresine gönderebilirsiniz.
17bf1361d90a
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
Bir Garip Öldü Diyeler... Her insan, Cenab-ı Allah'ın gücü ve kudreti karşısında gariptir. Bu garipler ölümlüdür ve Allah'ın buyruğu ile de sabittir ki; nefisleri ölümü tadacaktır. İşte kainatın sonsuz yaratıcısı Allah karşısında, gariplik kisvesine bürünmüş olan bir kamil insanı, Türk Dünyası'nın ak sakalı Prof. Dr. Turan Yazgan hocamızı bu dünyada kaybettik. Ölüm, alemler arası yeni bir geçişin adı. Turan Hocamızda bu geçişle birlikte sonsuzluk alemine göçtü. Bilirsiniz, bazı canlılar için ölüm yok olmaktır. Ancak Turan Yazgan gibi mümtaz şahsiyetler için ölüm söz konusu değildir. Onlar her iki cihanda ebediyen var olacaktır. Türk Dünyası Araştırmalar Vakfı gibi abide bir müesseseyi kuran ve bu günlere getiren Prof. Dr. Turan Yazgan; yurtiçi ve yurtdışında binlerce Türk çocuğunun iyi bir eğitim yapmasına vesile oldu. Ayrıca Türk Milletine yaptığı hizmetlerin, ne kadar büyük olduğu izahtan varestedir. Onun kişisel varlığının en önemli ayırıcı vasfı, bir Türk olarak dünyaya gelmesinde ve yaşamasında yatar. Türk'ün ebediyen var olmasını içeren "Türklük Ülküsü"ne hayatı boyunca sadık kalarak ömrünü tamamladı. Her yıl düzenli olarak gerçekleştirdiği "Türk Dünyası Çocuk Günleri"nin sonuncusunda, bozulan sağlığına rağmen, dakikalarca ayakta ve dimdik Türk Dünyası'nın dört bir yanından gelen Türk Çocuklarına hitabındaki inancı ve kararlılığı, ömrüm boyunca unutmayacağım. Onun canını bile hiçe sayan bu davranışları, Türk Milletine bağlılığından geliyordu. Hastalığı nedeniyle son zamanlarda televizyonlara çıkmıyordu. Yanılmıyorsam en uzun süreli son programını, Bengütürk TV'de "Türk Dünyası Sohbetleri" programında benimle yapmıştı. Evinden almış ve evine bırakmıştım. Çok hastaydı. Buna rağmen bizi kırmamış, televizyona gelmişti. Bizi kırmamasının nedenini sonra anladım. Türk Milletine mensubiyet noktasında aramızda ruh kardeşliği ve yol arkadaşlığı vardı. Turan Hoca, bilgeliği ile bunu hissetmiş, bizi yalnız bırakmamış ve rahatsızlığına rağmen programımızı onurlandırmıştı. Bu da benim yaşam boyu unutamayacağım bir hatıram oldu. Türk'ü hissetmek ve anlamak için; Turan Hoca'nın konuşmalarını dinlemek kafiydi. Onun her konuşmasından sonra Türklük adına iman tazelememek imkansızdı. Ancak hoca, hamaset üzerine Türklük yapan bir insan değildi. Her şeyin akıldan ve ilimden geçtiğini biliyor ve bu yollardan geçip gelecek Türk çocuklarının yeniden cihana hakim olacaklarını söylüyordu. Onun için Türk Dünyası'nı birleştirici ve geliştirici lise ve üniversiteler kurdu, Türk Çocuklarını her yıl İstanbul'da topladı, yayınlar neşretti, Türk kültür ve sanatına hizmet etti. Bu gün arkasında binlerce Turan Yazgan bıraktı dersek, inanın abartmış olmayız. O; Türk Milletinin birliğine ve Türk Dünyası'nın gücüne inanıyordu. Bana göre haksızda değildi. Şimdi her fani gibi ölümü tattı. Ancak bizler için o ölmedi. Aklımızda fikirleri ve kalbimizde sevgisi hiç sönmeyecek. "Büyük Türk" rahat uyu, senden aldığımız emaneti taşıyacak, gelecekte dünya hakimiyetini kurmayı başaracak olan Türk çocuklarına bu emaneti sağlam bir şekilde bırakacağız. Allah'ın sonsuz rahmeti üzerine olsun... Türk Milletinin başı sağ olsun... 23 Kasım 2012 Yazi ile ilgili görüş ve önerilerinizi ozcanpehlivanoglu@yahoo.com adresine gönderebilirsiniz.
0da30fb5bf4f
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
Türkiyenin en nadide illerinden olan Erzurumdan bayan arkadaş arıyorum veya erkek arkadaş arıyorum diyorsanız en doğru yerdesiniz. Ücretsiz arkadaşlık sitesi olan ve yüzdeyüz gerçek kullanıcılardan oluşan sitemizde herşey ücretsiz olduğu gibi dostluklar gerçek ve kalıcıdır. Kaliteden asla taviz vermeden,Uygunsuz içerik barındırmadan sizi evlilik ve ciddi arkadaşlıklarla buluşturuyor. Erzurum, tarihi geçmişi, coğrafi konumu, stratejik önemi, kültürel zenginlikleri, hava ve ab-ı hayat niteliğindeki suyunun yanı sıra yerli halkı ile meşhur; on sekizinci iklim kuşağında, beşinci doğal iklimde yer alan, kış mevsiminin oldukça soğuk geçtiği, toprağı verimli, denizden yüksekliği yaklaşık 2000 m. olan, Türkiye’nin Doğu Anadolu Bölgesi’ndeki en büyük ve en kalabalık şehridir. Tarihin ilk dönemlerinden beri yerleşim yeri olan Erzurum, ticari alanda bilinen önemine ek olarak, 2012 yılı itibariyle 382.000 şehir merkezi nüfusu, bünyesinde barındırdığı tarihi eserler ve özellikle son yıllarda kış sporları için yapılan alt yapı yatırımlarıyla Türkiye’nin ve Dünyanın önemli bir spor, kültür ve turizm merkezi haline gelmiştir. Türkiye ‘nin en yüksek ve en soğuk illerinden biri olan Erzurum ‘da sert kara iklimi hüküm sürmektedir. Genel olarak kışlar çok soğuk ve karlı; yazlar ise çok sıcak ve kurak geçer. hemen hemen yılın yarı süresince bölge karla örüdür. Yağış miktarı m2 ye 460 mm dir. Bölgede eriyen karlarla akarsular beslenir. Büyükşehir ilçeleri Aziziye · Palandöken · Yakutiye Diğer ilçeler Erzurum arkadaşlık sitesi ücretsiz ilçeye göre arkadaş arama bulma bölümü Aşkale · Çat · Hınıs · Horasan · İspir · Karaçoban · Karayazı · Köprüköy · Narman · Oltu · Olur · Pasinler · Pazaryolu · Şenkaya · Tekman · Tortum · Uzundere
05d50efe98a9
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
Hayalleri ve hayattaki amaçları yüzünden, Karadenizde bile herkesin dalga geçtiği fakir Temel, Trabzonun en köklü ve zengin ailelerinden Yücesoyların Zuhale aşıktır ama babası Hıdır Yücesoy, kızını Temele vermez. Temel, sevdiği kızı da alamayınca yıkılmıştır. Tam bu sırada, arkadaşı Turgayın Sümela Manastırının çatısına çıkarak intihar etmeye kalkıştığı haberini alır. Arkadaşını intihardan vazgeçirmek üzere Sümela Manastırının çatısına çıkar. Ancak kendisi intihar etmeye karar verir. Polisler tarafından aşağıya indirilen Temel, polisin, Sümelaya hazine aramak için çıksanız anlayacağım, intihar için çıkılır mı? diye sormasıyla birlikte Sümeladaki olası hazineye odaklanır. Temelin tek hedefi artık Sümelanın şifresini çözüp kutsal hazineyi bularak, hem sevdiği kızı almak hem de herkese kendini ispatlamaktır.
5743e1ef3554
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Geçtiğimiz (epey bir geçtiğimiz) yazımla Romantik Komedi - Aşk Tadında (şarkısı için tık) filmine gittiğimi söylemiş ve film hakkında düşüncelerimi yazmıştım. Bu yazımda ise filmin ikinci serisi olan Romantik Komedi - Bekarlığa Veda'dan bahsedeceğim sizlere. İzlemeyenler için fazla tüyo vermemekle beraber gözüme çarpanlar şu şekilde; İlk film Esra'nın hayatı etrafında dönerken bu filmde ise Didem'in öyküsüne yoğunlaşılmış. Esra'nın aşk hayatı daha yüzeysel işlenirken, ilk filmde geçen Reklam Yazarı kimliğine bu filmde hiç rastlanmıyor. Didem karakterinin abartılı kişiliği bu filmde de devam etmekte. Zeynep genelde dominant karakterde. Hatta bu filmde adeta Sex and the City filminde bayan mantığı temsil eden ve avukat karakteri canlandıran Miranda'nın tam bir türk versiyonu. Gelelim erkeklere. Cem Sezgin ve Mert hikayede aynı derecede yer kaplarken Gürgen Öz'ün canlandırdığı Yiğit karakteri gene yürümüş gitmiş. Filmde en izlenir kareler de zaten ona ait. İlk filminde kız grubunun en yakın arkadaşları olan ve eşcinsel bir karakteri canlandıran Erdil karakteri daha ön planda, esprili ve eğlenceli idi. Bu filmde ise bir kaç yerde sadece gözükmekle yetinmiş. İlk filmdeki performansını arattı. Bir önceki filminde Zeynep'in eşini canlandıran Ergün karakterinin bu filmde başka biri tarafından canlandırılması inandırıcılığı azaltmış geldi bana. Zira ilk filmdeki Ergün daha ağır başlı ve daha az kılıbıktı. Mekanlar ise oldukça güzeldi. Özellikle de filmin sonunda geçen Hotel Kempinski'den geçen sahnelere bayıldım. Herkesin hayalini süsleyecek bir manzarası var. Ajda Pekkan'la da daha bir güzel olmuş manzara. Son olarak filmin 14 Şubat'ta vizyona girmesi filmin gişe kaygısını olduğu algısını yaratıyor. Filmin afişinin Sex and the City 2'den arak (pardon esinlenilmesi) olması dışında romantik komediden tüm beklentileri gerçekleştiren bir film. Gülme ihtiyacınızı karşılayacaktır, gidin derim.
977e64f9b4f7
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Hangi Kavramlar? İnsanın ve hayatın anlamlandırılması meselesi günümüzün en temel problemlerinden biri haline geldi. Zira bu anlamlandırmayı nasıl yaptığımıza bağlı olarak hem kendimize hem de çevremize olan tutum ve davranışlarımızın gelişip şekillendiği düşünüldüğünde, bugün yaşadığımız pek çok sorunun temelinde yanlış anlam ve algıların yattığı görülmektedir. Anlamlandırma ve algılamaların yanlışlığının altında pek çok neden sıralanabilir. Ancak en önemlisi kendimizi kendi kavramlarımızla anlayamamaktır. Bilhassa toplumu doğruya yönlendirmeleri beklenen “aydınlarımızın” bir kısmının bahsi geçen hatayı büyük oranda yapmaları bizi ciddi biçimde endişeye sevketmektedir. Nasıl mı? Örnekler çok olmakla birlikte en çok tartışılanlardan biri olması hasebiyle etnik gruplarla ilişkilerimize dair yapılan değerlendirmeler üzerinden verilecek misaller sanırım daha açıklayıcı olacaktır. Buna göre son zamanlarda bir “mesele” gibi gösterilmesi adet halini almış olan ve bu açıdan bizi hayli şaşırtıp yanlış anlaşıldığı ve anlatıldığı için bir o kadar da üzen etnik yaklaşımlara bakıldığında, kendimizi kendi kavramlarımızla açıklayamamanın ortaya çıkardığı sıkıntının ne kadar fazla olduğu görülmektedir. Mesela, bizim milletimiz farklı etnik grup ve kültürlerle bir arada yaşama tecrübesini “kendinden görme” zihniyeti ile gerçekleştirmiştir, “kendine benzetme” zihniyeti ile değil. Takdir edileceği üzere kendinden görme, eksiği ile fazlası ile kabul etme, tabir-i caizse aileden sayma anlamına gelir. O yüzden milletimiz bu topluluklarla eğer din birliği söz konusu ise akrabalık ilişkileri kurmakta da bir sakınca görmemiş, tarih boyu kucak açtığı, bünyesine kabul ettiği pek çok milletle toplumsal bir doku oluşturabilmiştir. Bu durum daha önceki yazımda ifade ettiğim üzere Cumhuriyetimizin vatandaşlık tarifinde de yerini bulduğu içindir ki “mesele” olduğu iddia edilen etnik gruplardan başbakan ve cumhurbaşkanı seçmek bizler için, ABD’deki gibi “değişim emaresi” olarak alkışlanacak bir durum olmamıştır. Gayet doğal görüldüğü için tartışılmamıştır bile. Halbuki bazılarının iddia ettiği gibi “kendine benzetmeye”, yani Batı terminolojisiyle ifade edecek olursak “asimile etmeye” çalışmış olsaydı yine takdir edileceği üzere, bu topluluklarla olan tarihi geçmişimizin uzunluğuna bakılacak olunursa ortada bugün bahsi geçen farklılıkların (dil, kültür gibi) birçoğunu görmek mümkün olur muydu? Batı’ya bakarak cevap verecek olursak böyle olmayacağını açıkça ifade edebiliriz. Tarih bunun örnekleriyle doludur. Fakat bizim milletimiz için durum böyle olmamış, bahsettiğimiz zihniyet ve sahip olduğu değerler sistemi (kul hakkı gibi), farklılıklarla yaşama tecrübesini başarıyla gerçekleştirmesine vesile olmuştur. Yine bu sebeple bugünün dünya şartlarının bütün toplumları etkilediği bir ortamda, bu şartlara bağlı olarak gerek ekonomik gerekse toplumsal patlamaların beklendiği durumlarda Türkiye bu beklentilere uymayabilmektedir. Batı’nın zaman zaman şaşırdığı bu gibi durumların izahı, temas ettiğimiz üzere ancak kendi bünyemizde ve kavramlarımızda bulunabilir. Dolayısıyla Batı’dan ithal edilen kavram ve bakış açılarını hiç süzmeden kullanarak meseleye baktığınızda, bırakın çözümü açıklayıcı ve kapsayıcı bir tablo çizmeniz dahi mümkün olmamaktadır. Zira kültürel farklılıkları dikkate almaksızın kavramların her toplum için aynı biçimde kullanıldığı gibi yanılgıya düşerek genellemeye gidilmektedir ki bunun neticesinde Türkiye’ye Türkiye’den bakılamamakta, çözüm reçeteleri çözümsüzlük ve yeni problemler üretmektedir. 19 Kasım 2008 Yazi ile ilgili görüş ve önerilerinizi bgurerg@yahoo.com adresine gönderebilirsiniz.
328805f11ce7
[ "c4", "culturax", "hplt2", "vngrs" ]
Dilekler tutuldu, mumlar üflendi, pastalar kesildi ve yendi. Beklemelerdeyiz, haydi hayırlısı ola! 31 Mart 2010 Çarşamba İyi ki Doğdum, Gördün Mü 21 Oldum Dilekler tutuldu, mumlar üflendi, pastalar kesildi ve yendi. Beklemelerdeyiz, haydi hayırlısı ola! made in Ayşa (Ayşe Nur) saat 17:15 6 kişi ahkam kesmiş neymiş: doğum günü 26 Mart 2010 Cuma Sen Benim Öteki Yarım Ortaokuldan tanıdığım bir arkadaşım hatta dostum var ve hala da sık sık bir araya geldiğim. Bildim bileli hiç erkek arkadaşı olmamıştı. O kadar sık eleyip sık dokuyordu ki! Elmanın sapı, üzümün çöpü derken yeryüzünde kendi laik bulduğu kişiyi bulamamıştı. Hatta öyle ki arkadaşım işte şimdiye dek beklediğim adam demiş kendi kendine. Sonra bana Facebook'tan fotoğrafını gösterdi çocuğun. Çocuğun fotoğrafı arkadaşımın erkek versiyonu sanki. Şaştım da kaldım. O kadar mı benzerler! Ayrıca konuştuklarında da arkadaşım çocukla ruh ikizi olduğunu farketmiş, farklı kültüre rağmen aynı bakış açısına sahiplermiş. Çocukla bayağı yakınlaşmışlar kısa zamanda büyük etki yani. Ve tez zamanda kavuşmak üzere ayrılmışlar. Ben de arkadaşımı ilk defa bu kadar heyecanlı gördüm. Umarım yakın zamanda görüşürler. Nitekim ikisi de farklı dil , din ve kültüre rağmen tabuları yıkmaya hazır gibi geldiler bana. made in Ayşa (Ayşe Nur) saat 21:36 0 kişi ahkam kesmiş 25 Mart 2010 Perşembe Saplantılı Aşk Şu ana kadar hiç yaşamadığım ancak bir çok kez tanık olduğum sorunlardan biridir eski sevgili sorunsalı. Bir ilişkiye başlanır, her şey güllük gülistanlıktır. Taa ki günün birinde taraflardan birinin eski sevgilisini hala unutamadığını söylemesine kadar. Acaba rol mü yapmıştır bugüne kadar, seni seviyorum, seninle ne kadar mutluyum rolü. Bunu duyan karşı taraf yıkılır ve kendini eksik bile hissedebilir. Geçen haftalarda tanık olduğum bir olaydan bahsedeyim öncelikle. Bir kız arkadaşım bir çocukla çıkmaya başlamıştı ve her şey o kadar hızlı ilerledi ki hemen hemen her gün görüşmeye başladılar. Ancak birinci haftanın sonunda çocuk arkadaşımın karşına geçerek denedim ama ben yapamıyorum, eski sevgilimi bir türlü unutamıyorum ayakları yapmaya başladı ve ayrılmak istediğini söyledi. Arkadaşım da haliyle kırıldı ve sen bilirsin diyerek işin içinden çıktı. made in Ayşa (Ayşe Nur) saat 17:07 2 kişi ahkam kesmiş neymiş: aşk 18 Mart 2010 Perşembe İstanbul Çıkartması Kaç gündür ertelediğim bu blogu artık yazmaya karar vermiş bulunuyorum. Malumunuz geçen haftasonu İstanbul gezim vardı. Kadro süperdi; ben, Begüm, Çağla, Temmuz, Onur, İsmail ve Duygu. Giderken yapılan onca geyik Susurluk'ta içilen kaşarlı tost ve bol köpüklü ayran. Bizi bizden aldı. Ayranın verdiği etkiyle gözlerimi İstanbul vapurunda açtım. Ardından vapurda içilen sıcacık çay ve beraber çekilen fotoğraflar. İstanbul çevre yolunda arıza çıkaran kızı otobüsten zor bela attıktan sonra, İstanbul il sınırlarına resmi olarak varmış bulunduk. made in Ayşa (Ayşe Nur) saat 19:17 8 kişi ahkam kesmiş neymiş: istanbul 12 Mart 2010 Cuma Okan Bizi Diskoya Götür Bu akşam İstanbul gezisine gidiyoruz okulca. Toplamda yani grubumuz 7 kişilik falan, bırakılacak yer Taksim.. İstanbul cahili biri olarak neye sürüklerlerse oraya gitme düşüncesindeyim. Okan Beyülgen'e de gitmişken uğrayacağız. Yaşar Üniversitesi olarak beni izleyin anacım! Eğlenceli olacağını umar selam ederim. Gelince görüşürüz. made in Ayşa (Ayşe Nur) saat 15:29 0 kişi ahkam kesmiş neymiş: istanbul 10 Mart 2010 Çarşamba Dünya Küçük Sorunsalı Bandırma küçük her gittiğimde ve çarşıya çıktığımda (Bandırma deyişiyle aşağa indiğimizde) en az 4 kişiyi aradan çıkarıyorum. İzmir'e gelince değişir sanmıştım ama gene sonuç aynı. Görülen kişi sayısı dışında. Allah'tan gizli kapaklı işlerimiz yok da,yakalanmıyoruz. Dünya küçük kim demişse çok doğru demiş takdir ettim söyleyeni. made in Ayşa (Ayşe Nur) saat 20:42 2 kişi ahkam kesmiş 7 Mart 2010 Pazar Boşlayanı, Boşlarlar made in Ayşa (Ayşe Nur) saat 21:02 2 kişi ahkam kesmiş neymiş: yağmur 1 Mart 2010 Pazartesi Yazık Bize Müjdat Gezen tiyatrosunda tiyatro oyunculuğu yapıyormuş, kocasında aynı tiyatrodanmış. Üniversite okumamış anladığım kadarıyla. Kocaya mı kaçmış, napmış onu bilemiyorum. Vay be dedim akranlar evlenmiş, yarın öbür günde bebe doğurur kesin. Biz hala yerimizde sayıyoruz yazık bize yahu! made in Ayşa (Ayşe Nur) saat 17:18 0 kişi ahkam kesmiş neymiş: aşk
c42fcc867a08
[ "fineweb2", "hplt2" ]