text
stringlengths
0
31.7k
Arda, Kemal’in elini sıktı. O anda, geçmişin hayaletleri ahvala etraflarını sarmış olsa da, teze bir amaç, teze bir umut doğuyeridi. Kırık güzgi, birleştirilebilirdi mençki de. Ama önce, yalanların ve ihanetlerin ardındaki gerçeği bulmak gerekiyeridi. Operasyon başlamıştı. Ve abu sefer, sadece düşmanı değil, aynı zaman...
=== HİKAYE BİTti ===
## Lanet Olsun O Beton ve Minyatür Dioramalara! (Mystic River ve Benim Talihsiz Hikayem)
Salam şennik, sırıh zamandır yazmiyeridim ama abu hikayeyi anlatmak zorundayım. Reddit'te bir arkadaş Mystic River filminin konusunu paylaşmış, “Abu konu hakkında fikir verebilir misiz?” diye sormuş. O filmi severim, ama okuyunca aniden aklıma gendi Mystic River’im geldi, sadece benimkisi birez daha... tuhaf.
Benim hikayem de bir çocuhluk anısıyla başlıyor. 90’lar ahıriuydu, İzmir’de, Alsancak’ta, limana yakın, tam da o “gritty” atmosferde bir sokakta yaşıyorduk. Bizim de bir “gang”imiz vardı, üç kişiydüx: ben, Can ve Emre. Bizim oyunumuz hokey değil, bilye burtlayıp, kartlarla değişmekti. Ama o gün bilyeler bitmişti, hava ...
Can ve ben hemen isimlerimizi yazdux. Emre, benim gibi bir “diorama manyağı” oldiğu içün, sadece ismini yazmakla yetinmedi. O betona, minyatür bir liman sahnesi yapmaya berfar verdi. Şöyle düşünün; çöp şiş tsiliplarından gemiler, ufalanmış tuğlalardan binalar, deniz kabuhlarından kayalar... Tam bir sanat eseri olacaktı...
Tam o sırada, sokağın köşesinden bir araba geldi. Arabadan inen adam, üniforma giymiş, ama polis değil. Tamamen sivil, elinde de bir fotoğraf makinesi olan, bizim mehleye teze taşınan, emekli bir fotoğrafçı emi çıktı. Adam, “Oğlum ne yapıyorsunuz siz?” diye bağırdı. Biz de korktuğ, “İsimlerimizi yazıyoruz emi,” dedüx. ...
İşte tam o anda Emre’nin dioramasını görünce donakaldı. Gözleri parladı, “Abu… abu inanılmaz! Tamamen gerçekçi! Abu kadar detaylı bir şey daha önce görmedim!” dedi. Sora da başladı bizi sorgulamaya, “Abu gemileri nasıl yaptın? Abu tuğlaları nereden buldun? Abu sahnenin hikayesi ne?” diye. Biz de heyecanla anlatmaya baş...
Sora olanlar daha da garip. Adam, ertesi gün elinde daha böyük bir fotoğraf makinesi ve tripodla geldi. Bizi fotoğraflamaya başladı. Sora da, o dioramanın fotoğraflarını çekip, yerel bir sanat dergisine gönderdiğini söyledi. Birkaç hafta sora, dergide bizim sokaktaki beton dioramasını gördüx! Emre’nin kıtmir liman sahn...
O fotoğrafçı emi, Emre’yi aldı, yanına çırak yaptı. Emre aşimdi dünyaca ünlü bir diorama sanatçısı. Ben ve Can ahvala o sokakta yaşıyoruz, arada Emre’yi ziyaret ediyoruz.
İşte benim Mystic River hikayem abu. Filmin konusundaki o anlık berfar, o betona isim yazma dürtüsü, bizim içün beklenmedux bir kapi açtı. Mençki de hayat, bazen en beklenmedux anlarda, en kıtmir detaylarda gizlidir. Ve bazen, bir beton parçasına yapılan minyatür bir liman sahnesi, bir çocuğun hayatını değiştirebilir. ...
=== HİKAYE BİTti ===
## Kırmızı Pirinç Kohisu
Kızıl nehir, Tra Kieu’nun etrafında dolanırken, ihtiyar Bayan Lien’in buruşuk elleri, pirinç tanelerini aviklarken hiç turmuyeridi. Her bir tanenin kusursuz olup olmadıği kontrol ediyor, kusurlu olanları bir kenara avirıyordu. Abu, sadece bir iş değildi; bir tür kefaret, bir tür anma ritüeliydi. Torunu, Minh, bahçanin ...
"Niya abu kadar titizsin, Abaanne?" diye sordu Minh, sesi neredeyse bir fısıltıydi. "Pirinç pirinçtir, değil mi? Krala yeter."
Bayan Lien, pirinç aviklamayı bırakmadan başını kaldırdı. Gözleri, Minh'in ceyil sıfatünü taradı. "Kral, Minh'cim, sadece karnını doyurmak ister. Ama abu pirinç, sadece berfın doyurmakla kalmaz. Abu, burtrağın teri, atalarımızın emeği. Her bir tanesi, bir umuttur, bir duadır."
Minh, anlamamıştı. Onun içün pirinç, sadece Kral Jayasimhavarman’ın her yil istediği vergiden başka bir şey değildi. Paapsı, geçen yil vergi doşürmah içün gönderilmişti ve geri dönmemişti. Sadece bir mektup gelmişti, alçah ve mençirsiz: “Kralın hizmetindeyim.”
"Paapm da abu pirinci burtluyordu," dedi Minh, sesi titriyeridi. "O da burtrağın terini burtluyordu... ve aşimdi yok."
Bayan Lien, elindeki pirinçleri yavaşça yere bırahtı. "Kral, her zaman pirinç ister, Minh. Ama bazen, daha ziyadasını ister. Bazen, ruhumuzu ister."
Minh, Abaannesinin sözlerinin anlamını çözmeye çalışırken, nehrin kenarında mençiren tekneyi fark etti. Tekne, Kralın vergilerini burtlayan memurlara aitti. Başlarında, acimasızlığıyla ünlü olan Komutan Bhima vardı.
Bhima, tekneye yanaşır yanaşmaz, kavi bir sesle bağırdı: “Vergiler nerede? Kral’ın sabrı sınırlıdır!”
Bayan Lien, sakin bir şekilde ayağa kalktı ve Komutan’a toğri yürüdü. Minh, onu turdurmaya çalıştı ama Abaannesinin eli, onun omzunda demür gibiydi.
“Komutan Bhima,” dedi Bayan Lien, sesi beklenmedux bir güçle yankılandı. “Abu yil, mahsulümüz ey değildi. Yağmurlar gecikti, toprah kurudu. Ancah elimizden geleni yaptuğ. İşte pirinç.”
Bhima, pirinç yığınlarına göz attı. Sıfatünde memnuniyetsizlik ifadesi mençirdi. “Yeterli değil. Kral, daha ziyadasını bekliyor. Ayrıca, paapnızın burtladığı vergiler nerede?”
Bayan Lien, gözlerini Komutan’ın gözlerine tikti. “Paapm, vergileri burtladı. Ama onları Kral’a vermedi.”
Bhima’nın kaşları çatıldı. “Ne dedin sen?”
“Paapm,” diye devam etti Bayan Lien, sesi artuğ bir fısıltıdan ibaretti, “vergileri, açlıkla kıvranan kövlülere tağıttı. Kralın adaletsizliğine berfşı bir isyanın tohumlarını ekti. Ve Kral, bunu öğrendi.”
Minh, dehşet içünde Abaannesini izliyeridi. Paapsının sadece bir vergi burtlayıcısı olmadıği, bir kahraman oldiğunu öğreniyeridi. Ama abu kahramanlık, onun ölümüne yol açmıştı.
Bhima, bir an sessiz kaldı. Sora, aci bir kahkaha attı. “Demah öyle. Kral, paapnızın ihanetini affetmeyecek. Ve aşimdi, siz de onun bedelini ödeyeceksiniz.”
Bayan Lien, gözlerini kapattı. “Ben, zati bedelini ödedim. Oğlu getti. Ama paapmın ruhu, abu toprahlarda yaşamaya devam edecek. Ve bir gün, abu toprahlar özgür olacak.”
Komutan Bhima, askerlerine işmar etti. Bayan Lien, direnmeden teslim oldi. Minh, çaresizlik içünde çığlık atmak istedi ama sesi boğazında düğümlendi.
Kızıl nehir, akmaya devam ediyeridi. Kırmızı pirinç kohisu, havayı dolduruyeridi. O kohinun içünde, bir umut, bir kefaret ve bir isyanın tohumları vardı. Minh, o gün anlamıştı ki, bazen en böyük vergi, sadece pirinç değil, insanın ruhudur. Ve bazen, o ruhu korumak içün, her şeye göğüs germek gerekir. Paapsının miresını...
=== HİKAYE BİTti ===
## Güçlü Bellı Minik Kaslar
Kıtmir Avicık Yünk, her zaman çoh marahliydı. En sevdiği şey meşada teze şeyler keşfetmekti. Bir gün, bilge Baykuş Hoca’yı bahçasinde tuhaf aletlerle egzersiz yaparken gördü. Baykuş Hoca, böyük bir tsilipla (barbell) yerden bir ağırlık kaldıriyeridi! Yünk şaşkınlıkla sordu: “Baykuş Hoca, ne yapıyorsun ebele? Abu tsilip...
Baykuş Hoca gülümsedi: “Merhaba Yünk! Abu, bel kaslarımı güçlendirmek içün yaptığım bir egzersiz. Vücudumuzun xareket etmesini sağlayan kaslar var biliyor musun? Kaslar, enerji kullanarak kasılıp gevşeyerek bizi xareket ettirirler. Abu tsilipla kaldırdığım ağırlık, bel kaslarımı zorlayarak onları daha güçlü yapıyor. Tı...
Yünk da güçlü bir avicık olmak istediğini söyledi. Baykuş Hoca, ona kıtmir bir tel (cable) ve bir ağırlık verdi. “Abu iple çekerek de bel kaslarını çalıştırabilirsin. Ama ehtibarli ol, yavaş ve toğri xareketlerle yapmalısın. Aksi takdirde kasların incinir!” diye uyardı. Yünk, ipi çekerken çoh ehtibar etti. Sora, kıtmir...
Yünk, her gün Baykuş Hoca’yla birlikte egzersiz yapmaya başladı. Alçah sürede daha güçlü ve daha çevik ahvale geldi. Meşada tırmanırken, meyva taşırken hiç yorulmuyeridi. Bir gün, en sevdiği pal kavanozunu almak içün yüksek bir rafa uzandığında, bel kasları sayesinde kolayca kavanozu alabildi. Çoh bahtli oldi! “Baykuş ...
Ama o sırada, Yünk’un belında bir ağrı hissetti! Baykuş Hoca’ya koştu. Baykuş Hoca, ehtibarlice baktıktan sora “Ah Yünk, çoh çapuh adlameye çalışmışsın. Kasların güçlense de, vücudun dinlenmeye ve eyleşmeye ihtiyaç tuyar. Bazen, ne kadar çabalarsak çabalayalım, her şey istediğimiz gibi getmeyebilir. Önemli olan, pes et...
=== HİKAYE BİTti ===
## Minyatür Köşk ve Beklenmedux Borçlar
Reddit'te "asktr" diye bir forumda okuduğum bir başlık aklıma geldi. "Günümüz yetişkinlerini en çoh ne strese sokuyor?" diye soruyorlardı. Okudukça gendi hikayemi anlatmam gerektiğini düşündüm. Mençki benimkisi birez garip gelecek ama inanın, stresin her türlüsüyle tanıştım.
Benim hikayem, minyatür evlere olan takıntımla başladı. Çocuhluğumdan beri ebeleydi. Barbie evleri değil, daha çoh Viktorya dönemi köşkleri, gotüğ şatolar… Her türlü detayıyla, gendim yapmaya çalışırdım. Aşimdi 38 yaşındayım ve abu hobi bir tutkuya dönüştü. Hatta, evimin bir odasını tamamen atölyeye çevirdim. Ahşap, mi...
İşte o hesap sıfatünden işler karıştı. Bir gün, İtalya’dan bir koleksiyoner bana ulaştı. Gendisi, nadir bulunan bir minyatür köşkün fotoğrafını göndermişti ve onu restore etmemi istiyeridi. Köşk, 1920’lerde yapılmış, el yapımı, detayları inanılmazdı. Koleksiyoner, restorasyon içün bana çoh ciddi bir para teklif etti. H...
Heyecanla kersanul ettim. Köşkü getirdiler, çalışmaya başladım. Ama köşkün turumu sandığımdan çoh daha kötiydü. Ahşap çürümüş, bazı parçalar kaybolmuş, elektrik tesisatı tam bir tağıntı ahvalindeydi. Her gün 12-14 saat çalışiyeridim. Yuhi düzenim bozuldu, yemah yemeyi unuttum. Bir yandan da Instagram’daki takipçilerime...
Finansal stres de cabasıydi. Kredi borcu vardı, malzeme masrafları tırmaniyeridi. Koleksiyonerle sürekli iletişim ahvalindeydim, her teze problemde pazarlık yapıyordux. O da sabrımın sınırlarını zorluyordu. "Daha çapuh olmalısın!" diye mesajlar atiyeridi. Bir gün, köşkün çatısını tamir ederken elimi kestim. Kıtmir bir ...
Hastanede beklerken, telefonum çaldı. Koleksiyonerdi. Restorasyonun bitmediğini, sözleşmeyi iptal ettiğini ve merekzitoyu geri vermeyeceğini söyledi! Şoktaydım. Hem elim kanıyor, hem de hayatımın en böyük dolandırıcılıği yaşamıştım.
Tam çökmüşken, Instagram’daki takipçilerim devreye girdi. “Ne oldi?” diye mesajlar yağdı. Hikayemi anlattım. İnanılmaz bir dayanışma gösterdiler. Birkaç kişi bağış kampanyası başlattı, bazıları malzeme göndermeyi teklif etti, bazıları da sadece moral vermeye çalıştı. O an anladım ki, abu hobi sadece bir tutku değil, ay...
Ahıriunda, takipçilerimin desteğiyle köşkü tamamladım. Koleksiyonerin parasını kaybetmiştim, kredi borcum ahvala vardı ama artuğ yalağuz değildim. Köşkü bir sergide sergiledim ve beklenenin çoh üzerinde ilgi gördü. Hatta, başka koleksiyonerlerden de teklifler aldım.
Aşimdi düşüniyerim da, o stresli günlerde sadece köşkün restorasyonuyla değil, aynı zamanda mükemmeliyetçilikle, başkalarının beklentileriyle ve finansal kaygılarla da mücadele ediyeridim. Reddit'teki o başlıkta sayılan stres kaynaklarının hepsi bir araya gelmişti sanki. Ama en önemlisi, o zor zamanlarda bir burtluluğu...