text stringlengths 0 31.7k |
|---|
## Üçgen Evler ve Gökyüzü Mavi Niya? |
Minik Ayşe ve arkadaşı Pisik Mırnav, alaca bloklarla bir köv kuruyorlardı. Ayşe, özellikle üçgen şeklindeki blokları çoh seviyeridi. "Mırnav, bak! Abu üçgen bloklarla harika evler yapabiliriz!" dedi heyecanla. Mırnav, kuyruğunu yügüryarak cevap verdi: "Miyav! Ama bazı üçgenler daha mökkem turuyor, bazıları ise hemen yı... |
Ayşe, birez düşünerek, "Sanırım evlerin yanları aynı sırıhlukta olunca daha güçlü oluyorlar!" dedi. Başladı, iki sırıh kenarı eşit olan, yani 'ekizkenar' dediği üçgenlerden evler yapmaya. Bir tanesi içün 10 cm'lik iki blok ve 3 cm'lik bir blok kullandı. Sora bir tane daha yaptı: 9 cm'lik iki blok ve 5 cm'lik bir blok. ... |
Ayşe, gökyüzüne baktı. "Mırnav, gökyüzü niya hep mavi?" diye sordu. Mırnav, "Miyav! Güneş ışığı aslında bir sürü renkten oluşur. Ama Dünya'nın havası, abu renkleri tağıtır. Mavi renk diğerlerinden daha çoh tağılır, o sıfatden gökyüzünü mavi görürüz!" diye açuhladı. Ayşe, "Vay canına! Demah ki her şeyin bir niyai var. T... |
Ahıriunda, birkaç farklı model buldular! Ama tam o sırada, Ayşe'nin paapsı odaya girdi ve "Harika evler yapmışsınız! Ama abu bloklar birez yumuşak, değil mi? Birkaç tanesi birez eğilmiş gibi." dedi. Ayşe ve Mırnav, ehtibarlice baktıklarında, evlerin gerçekten de zamanla eğildiğini fark ettiler. Bloklar, ağırluhlarına d... |
Ayşe üzüldü. "Demah ki en mökkem üçgen evleri bile yapsak, malzemelerimiz yeterince güçlü olmazsa evler yıkılabilir." dedi. Mırnav, Ayşe'nin omzuna yaslanarak, "Miyav! Bilim ebele bir şey işte. Her şeyi anlamaya çalışırız, ama bazen ahıriuç istediğimiz gibi olmaz. Önemli olan öğrenmek ve teze şeyler denemek!" diye mırı... |
=== HİKAYE BİTti === |
## Kırık Güzgilar |
Ofis şuşaından dışarı baktığında, İstanbul’un gri silueti, içindeki boşluğun bir yansıması gibiydi. Elif, 38 yaşında, başarılı bir mimar olmasına rağmen, ahıri aylar gendini bir boşluğun içünde sürüklenirken buluyeridi. Projeler bitiyor, takdirler alınıyor, ama hiçbir şey onu artuğ tatmin etmiyeridi. |
Her şey, beş yil önce, böyük bir otel projesinin tasarımını aldığı zaman değişmişti. O zamanlar, ceyil ve hırslıydi. Abu proje, kariyerinde bir dönüm noktası olacaktı. Ancah, patronu, Sayın Demür, her aşamada baskı kurmuş, yaratıcılığını kısıtlamış, sürekli daha ziyadasını istemişti. Elif, gendi vizyonundan ödün vermek... |
Aşimdi, teze bir projeye başlamak üzereydi: bir sanat galerisi. Demür, gene her zamanki gibi, detaylara müdahale ediyor, Elif’in fikirlerini küçümsüyeridi. Bir öğleden sora, Demür’in odasına çağrılmıştı. |
“Elif, abu galerinin konsepti… birez ziyada cesur,” dedi Demür, istolsının üzerindeki çizimleri işmar ederek. “Daha klasik, daha ‘satılabilir’ bir şey istiyoruz. İnsanlar ne görmek ister, onu düşün.” |
Elif, derin bir nefes aldı. Abu konuşma, beş yil önceki otel projesini anımsattı. İçindeki öfke, sırıh süredir bastırdığı bir volkan gibi kersanarmaya başladı. |
“Sayın Demür,” dedi, sesi titremesine rağmen kararlıydi. “Ben bir mimarım. Benim işim, sadece ‘satılabilir’ şeyler yaratmak değil. İnsanlara ilham vermek, onları düşünmeya sevk etmek. Abu galeri, sadece bir sergi alanı değil, bir deneyim olmalı.” |
Demür, kaşlarını çattı. “Senin görevin, benim istediğimi yapmak. İlham falan hikaye. Para kazanmak önemli.” |
“Peki, sizin içün anlamı ne abu işin?” diye sordu Elif, beklenmedux bir soruyla. “Sadece para mı? Yoksa bir şeyler yaratmanın, bir iz bırakmanın hazzını da mı arıyorsunuz?” |
Demür bir an sessiz kaldı. Gözleri, Elif’in gözleriyle kesişti. “Ben… ben sadece işimi yapiyerim,” diye mırıldandı, sesi beklenmedux bir şekilde kırılmıştı. “Paapmın şirketini kurtarmak zorundaydım. Abu sıfatden, her zaman en güvenli yolu seçtim. Yaratıcılık, risk demah. Ben risk alamam.” |
Elif, Demür’in sözlerinden sora şaşkınlık içindeydi. Abu güçlü, acimasız adamın altunda, korku ve çaresizlik oldiğunu görmek, onu derinden etkiledi. Anladı ki, Demür’in baskısı, sadece kontrol tutkusundan değil, gendi içindeki eksikliklerden kaynaklaniyeridi. |
O gün, Elif, projeyi bırakmaya berfar verdi. Demür’in tepkisine aldırmadan, istifasını sundu. Artuğ başkasının vizyonunu gerçekleştirmek içün gendi ruhunu feda etmeyecekti. |
Birkaç ay sora, kıtmir bir atölye kiraladı ve gendi projelerine odaklandı. İlk başta zorlandı, maddi sıkıntılar yaşadı. Ama her teze çizgi, her teze tasarım, ona tezeden hayat veriyeridi. Gendi sesini bulmuştu. |
Bir gün, atölyesinin önünden geçen ihtiyar bir adam, galerisine girdi. Adam, Demür’in eski bir ortağıydi. Galeriyi gezerken, Elif’in tasarımlarından çoh etkilendi. |
“Abu galeri… çoh farklı,” dedi adam, Elif’e dönerek. “Demür, senin yeteneğini hep biliyeridi. Ama onu kullanmaya cesaret edemedi. Korkuyeridi.” |
Elif gülümsedi. “Korku, bazen en böyük engeldir,” dedi. “Ama bazen de, bizi toğri yola yönlendirir.” |
İstanbul’un gri silueti ahvala ofis şuşaından görünüyeridi. Ama artuğ Elif’in içindeki boşluk, anlamla dolmuştu. Kırık güzgiların parçalarını bir araya getirerek, gendine teze bir yansıma yaratmıştı. Ve abu yansıma, ona huzur veriyeridi. Artuğ, sadece bir mimar değil, aynı zamanda bir sanatçıydi. Ve en önemlisi, gendis... |
=== HİKAYE BİTti === |
## Dedem ve Amiri Baraka'nın Şiirleri |
Reddit’te “r/nostalgia” alt başlığında gezinirken bir başlık ehtibarimi çekti: “Dedelerinizin size anlattığı en garip hikayeler.” İçimden bir şeyler koptu. Çünkü benim dedem de tam bir hikaye makinasıydi, ama onun hikayeleri garip olmaktan ziyade… beklenmeduxti. Ve hepsi, niyase, şiirle bağlantılıydi. |
Dedem, Mehmet Bey, emekli bir tarih öğretmeniydi. Ama asıl tutkusu, antika daktilo koleksiyonu yapmak ve 1960’ların Amerikan edebiyatını okumaktı. Özellikle de Black Arts Movement’ı. Nasıl başladıği hiç anlamadım. Mençki de II. Dünya Savaşı sorası Amerika’ya bir değişim programıyla getmişti, kim bilir. Ama eve döndüğün... |
Ben de lisede okurken, dedemin abu garip hobisine ayak uydurmaya çalışırdım. Ona “Dedecim, ne abu siyahilerin şiirleri? Bizim edebiyatımız varken niya onlarınla uğraşıyorsun?” diye sorardım. O da sabırla anlatırdı: “Evlat, abu sadece şiir değil. Abu bir uyanış, bir kimlik arayışı. Abu insanlar, sıfatyıllardır yaşadıkla... |
Ben de pek anlamazdım. Ama dedemle her hafta ahıriu, onun daktilo doli odasında oturur, Baraka’nın “Tutchman” adlı oyununu okurdux. Ben zoraki, o ise her satırında teze bir anlam bulur gibiydi. Daha sora, dedem bana gendi şiirlerimi yazmamı teşvik etmeye başladı. Benim şiirlerim, ergenlik aşk acisı ve okul sıkıntısı ü... |
İşte tam abu noktada işler garipleşti. Dedem, bir gün bana, Amiri Baraka’nın gendisine mektup yazdıği söyledi. Evet, yanlış tuymadınız. 1970’lerde, Amerika’dan, Türkiye’deki bir tarih öğretmenine, bir mektup yazmıştı. Mektupta, dedemin yazdığı bir eleştirel makalenin (dedem, Baraka’nın eserleri üzerine bir makale yazmı... |
Ben şoktaydım. Dedem de öyle. Ama heyecanlıydi. Getmek istiyeridi. Abam, paapm berfşı çıktı. “Ne yapacaksın Mehmet Bey, Amerika’da? Orada kimseyi tanımıyorsun!” dediler. Dedem inat etti. “Benim bir dostum var orada, evlatlarım. Onunla tanışmalıyım.” |
Ahıriunda, dedem, birikimlerinin bir kısmını kullanarak Amerika’ya getti. Bir ay orada kaldı. Döndüğünde, gözleri parliyeridi. Bana, Baraka ile geçirdiği zamanı anlattı. Saatlerce şiir tartışmışlar, caz kulüplerinde sabaxlara kadar müzik dinlemişler, hatta Baraka’nın Black Arts Repertory Theatre/school’unu ziyaret etmi... |
Ancah, dedemin dönüşünden alçah bir süre sora, beklenmedux bir şey oldi. Baraka’nın Türkiye’ye gelmek istediğini söyledi. Abam ve paapm gene berfşı çıktılar. “Abu adam kim? Ne işi var burada?” diye sordular. Dedem, “O benim dostum, evlatlarım. Ona ev sahipliği yapmalıyız.” dedi. |
Ve Baraka geldi. Bizim kasabaya. Şair Amiri Baraka, bizim mütevazı evimizde misafir oldi. O günler, benim içün tam bir şoktu. Baraka, dedemle saatlerce konuşur, şiir okur, bizinen sohbet ederdi. Ben, ergenlik yaşımın utangaçlığıyla, köşeme çekilip onları izlerdim. |
Baraka’nın gelişi, kasabamızda da bir yankı uyandırdı. Yerel gazete onunla röportaj yaptı, okulumuzda bir şiir dinletisi düzenledi. İnsanlar, ilk başta şaşkınlardı. Ama Baraka’nın karizması ve dedemin samimiyeti, herkesi etkiledi. |
Baraka gettikten sora, dedem bana şöyle dedi: “Evlat, abu xareket sadece şiirle ilgili değil. Abu bir köprü kurma çabası. Farklı kültürleri, farklı insanları bir araya getirme çabası. Ve bazen, bir şiir, bir mektup, bir dostluk, abu köprüyü kurmak içün yeterli olabilir.” |
O günden sora, dedemin şiir tutkusuna farklı bir gözle bakmaya başladım. Black Arts Movement’ın sadece Amerikan edebiyatına değil, aynı zamanda insanlığa dair bir mesajı oldiğunu anladım. Ve dedemin, o kıtmir kasabada, o mesajı taşımaya çalıştıği… Aşimdi ben de, onun izinden gederek, şiir yaziyerim. Mençki de bir gü... |
=== HİKAYE BİTti === |
## Başlık: Dondurma Takası ve Beklenmedux Warhammer 40K Bağlantısı |
Salam şennik, bir dondurma takası hikayesi anlatmak istedim, ama olaylar birez… garipleşti. Genelde Reddit’te çoh alakasız şeylerin birleştiği postları severim, abu da tam öyle. |
Geçen hafta ahıriu, kızım Elif (6) ve ben parktaydux. Elif’in elinde çikolatalı dondurma, bende vanilyalı. Elif, benim vanilyalıyı çoh istiyeridi, ben de çikolatalıyı. Klasik çocuh takası isteği. Tam “ver bana senin çikolatalıyı, ben sana vanilyalıyı veririm” dediğinde, yanımızdaki bankta oturan ihtiyar emi gülmeye baş... |
“Aa, kıtmir hanım çikolatayı mı istiyor? Haklısın, çikolata her zaman eydir. Ama strawberry (çilek) varken çikolata mı?” dedi. Elif’e döndü ve “Strawberry, çikolatanın üstün bir formudur, evlat. Özellikle de Warhammer 40k evreninde.” |
Aşimdi, ben Warhammer 40k’yı tuymuştum ama hiç ilgilenmemiştim. Emi, bir anda bana dönerek “Sen hiç Space Marines’in Strawberry’e olan düşkünlüğünü biliyor musun? Imperial Guard’ın Strawberry’den güç aldığı efsanesini?” diye sormaya başladı. Ben şaşkınlıkla “Eee, şey… bilmiyeridim?” diye cevap verdim. |
Emi, sora bir saat heçoca bana Warhammer 40k evreninde çileğin stratejik öneminden, Space Marines’in Strawberry aromalı enerji içeceklerinden, hatta bir Ordo Hereticus inquisitorunun çilek alerjisi sıfatünden nasıl bir ihanet zinciri başlattığından bahsetti. Elif, arada bir “Paap, dondurmam eriyor!” diye hatırlattı ama... |
Ahıriunda, emi “Bak evlat, senin kızın çikolatayı istiyor, sen de vanilyalıyı. Ama Strawberry, her şeyi bağlar. Evrenin dengesi Strawberry’e bağlıdır!” deyip cebinden kıtmir bir çilek aromalı şeker çıkardı ve Elif’e uzattı. Elif, şaşkınlıkla şekeri aldı ve “Teşekkür ederim emi!” dedi. |
İşte o anda, Elif “Paap, ben aşimdi çikolatalı dondurmayı istemiyerim. Strawberry’i istiyerim!” dedi. Ben de şoktaydım. Emi, bir anda Elif’in dondurma tercihini değiştirmeyi başarmıştı. Sora, emi bana “Gördün mü? Strawberry’nin gücü!” dedi ve göz kırptı. |
Elif’e Strawberry dondurma aldux, o da bahtliluktan havalara uçtu. Emi da bize Warhammer 40k hakkında daha ziyada bilgi vermeye devam etti. Eve döndüğümüzde, internetten Warhammer 40k hakkında birez araştırdım. Gerçekten de inanılmaz detaylı bir evrenmiş. Hatta, bazı forumlarda Strawberry’nin evrendeki önemi üzerine sı... |
Abu olaydan sora, sadece dondurma takaslarının bile beklenmedux ahıriuçları olabileceğini anladım. Ve bazen, en garip hobiler bile insanları birbirine bağlayabilir. Mençki de Warhammer 40k’ya başlamalıyım, kim bilir? Mençki de Strawberry’nin evrensel gücünü daha ey anlarım. Ne dersiniz, şennik? Strawberry’nin Warhammer... |
=== HİKAYE BİTti === |
Subsets and Splits
No community queries yet
The top public SQL queries from the community will appear here once available.