text
stringlengths 1
34.5k
| label
int64 0
1
| __index_level_0__
int64 0
19.5k
|
|---|---|---|
Bülent Arınç İlk Senaryo Denemesinde 3 Çocuk Babası, Dindar Bir Belediye İşçisinin Aşırı Çay Tüketimine Karşı Verdiği Mücadeleyi Anlatıyor Son dönemde TV'de yayınlanan diziler ile alakalı olarak sık sık rahatsızlığını bildiren, tavsiye ve uyarılarda bulunan Bülent Arınç, arzu ettiği yapımı kendisi yaratmak için sonunda kolları sıvadı. Meclisteki yoğun gündeme rağmen "Sabah 9-Akşam 5" ismini verdiği dizi senaryosunu tamamlamak üzere olduğu öğrenilen Arınç, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde çalışan dindar bir belediye işçisinin aşırı çay tüketimine karşı verdiği soluk kesen mücadeleyi anlattığı eseriyle ekranlara merhaba demeye hazırlanıyor. Yerli dizilerle ilgili olarak hükümet kanadından gelen eleştirilerde en ön safta yer alan Bülent Arınç, Türk televizyonculuğunda bir milat olacağını iddia ettiği dizisi için odasına kapandı. Arınç adına açıklamalar yapan danışmanı Mehmet Çekin, "Bülent Bey'in edebi yönü zaten herkesin malumu. Şiirden sonra artık sıra dizi ve filmlere geldi" derken, çok yakında herkesin feyz alabileceği, Türk aile yapısına %100 uyumlu "Sabah 9-Akşam 5"in içeriği hakkında da önemli detaylar paylaştı. Dizinin kahramanı Mustafa'nın 40'lı yaşların başında, 3 çocuk babası, abdestinde namazında, her sabah düzenli olarak işine gidip akşam 7 dedi mi evde olan bir belediye işçisi olduğunu dile getiren Mehmet Çekin, Mustafa'nın iş arkadaşlarıyla yaptığı futbol muhabbetlerinin ise gülme garantili olduğunu belirtti. Milyonlarca insanın bu dizide kendisinden bir şey bulacağını iddia eden deneyimli danışman, Sabah 9-Akşam 5'i şu sözlerle özetledi: "Mustafa, tipik bir belediye işçisi.. Hani bazı insanlar dışarıdan bakınca gayet sakin, sıradan, alelade biri gibiymiş gelir de içinde fırtınalar kopar ya. İşte Mustafa'nın bunla yakından uzaktan ilgisi bulunmuyor. O'nun dışı neyse, içi de o. İçkisi sigarası yok. 23 yaşında askerden geldikten 4 ay sonra ailesinin münasip gördüğü bir insanla evlenmiş ve hayatı boyunca da başka bir kadınla en ufak bir münasebeti olmamış. 3 çocuğu var evet ama o 3 çocuğu nasıl yapmış kendisi dahil kimsenin bir fikri yok. Mustafa'nın tek gayesi sabah işine gidip, bir şekilde mesaiyi doldurmak, tek kötü alışkanlığı da o mesaiyi doldururken içtiği 30 küsür bardak çay. İlk 13 bölümde de kendisinin çayı azaltmak için verdiği nefis mücadelesine tanık oluyoruz zaten. Onun dışında hayatındaki en büyük heyecan öğle yemeğinden sonra iş arkadaşlarından birini tatlı almaya ikna etmek. Cuma günü geldi mi, büyük bir heyecanla iş yerindeki herkese 'Cuma'ya geliyo musun' diye sormak ve iş biter bitmez soluğu evde alarak televizyonda spor özetlerini izlemek. Artık ekranda içimizden birilerini görmenin zamanı gelmişti. İşte Mustafa tam olarak o insan. Sıcacık, odun gibi ve tamamen bizden biri..." İzleyicilerde, hele çocuklarda bırakın kötü bir etkiyi herhangi bir his bile uyandırmayacağına emin oldukları dizi için yapım şirketleriyle görüşmelerin sürdüğünü sözlerine ekleyen Mehmet Çekin, şu an için henüz bir anlaşmaya varamadıklarını kaydetti. Prodüktörlerin projeyi "Fazla iddialı", "Bizi aşar", "Altından kalkamayız", "Halk anlamayabilir" gibi gerekçelerle geri çevirdiğini söyleyen Çevin, "Tabii yani bu işin maliyeti nedir, nasıl yapılıyor çok bir fikrimiz yok ancak şu an STV dışındaki kanalların pek bir ilgi gösterdiğini söyleyemem" derken, Samanyolu TV yetkililerinin de dizideki ibret oranının artırılması halinde projeye sıcak yaklaştıklarını da sözlerine ekledi.
| 0
| 200
|
İşçi Bayramı Kutlamalarının Aşırı Düzenli Olması Üzerine Seneye Taksim'e Yakın Küçük Bir Bölge 1 Mayıs Gösterilerine Yasaklanacak Taksim Meydanı'nın tekrar 1 Mayıs gösterilerine açılmasından sonra buradaki eylemlerin eski tadı vermediğini iddia eden çeşitli grupların şikayetleri üzerine İstanbul Valiliği harekete geçti. Oldukça düzenli, intizamlı bir şekilde yapılan gösterilerden polislerin de rahatsızlık duyduğunu dile getiren Valilik Sözcüsü Kamuran Aykan, önümüzdeki senelerde Taksim Meydanı'na yakın küçük bir bölümün gösterilere kapatılacağını ve buraya girmek için mücadele edecek gruplarla polislerin arasındaki çatışmaların 1 Mayıs'a eski heyecanını kazandıracağını savundu. Gerek Taksim'de, gerekse de Türkiye'nin diğer bölgelerindeki İşçi Bayramı gösterilerinin büyük bir düzen içerisinde ilerlemesinden mutluluk duyduklarını ifade eden Kamuran Aykan, kutlamaların devlet protokolü şeklinde ilerlemesinden duyulan rahatsızlığın da farkında olduklarını kaydetti. Bu şikayetlerin önümüzdeki sene yaşanmaması için şimdiden harekete geçtiklerini belirten Sözcü, Gezi Parkı'nın Taksim Meydanı'na uzak kalan bir kısmına "Meydan neyse de buraya girilmez ama..." şeklinde bir yazı asmayı plandıklarını açıkladı. İnsanların orada toplanmalarının ardından gönüllü polis birliklerinin de müdahaleye başlayacağını dile getiren Kamuran Aykan, "Bundan 3-5 sene önce Taksim'de ne oluyorsa, burada da aynısı olacak inşallah. Hatta sırf bu kısım için fazladan biber gazı tedariki sağlanıp, bölgede görev yapacak polislere 'orantısız güç' seminerleri verilecek" diyerek, işi sıkı tuttuklarını gözler önüne serdi. Valilik tarafından yapılan bu duyuruya ise Özgürlükçü Üniversiteliler, Mazlum-Dost, Dev-Cephe gibi gruplar ortak bir açıklamayla yanıt verdi. Son olarak Ankara'daki mitingde Sanayi Bakanı Faruk Çelik'in yaptığı konuşma ile birlikte 1 Mayıs ruhunun tamamen kaybolduğuna inanan örgütler, "Zaten şu an meydanlar panayır yeri gibi. Artistinden, formayla gezen taraftarına, sırf fotoğraf çektirmeye gelenine kadar işçiler dışında herkes var." derken, devlet töreni havasından kaçmak isteyen bütün emekçileri seneye gösterilere kapanması planlanan bölge için omuz omuza mucadele etmeye davet etti. Son olarak, yapılacak düzenlemelere en iyi cevabın yine meydanlarda verileceğinin vurgulandığı açıklamada "Kimsenin korkusu olmasın, seneye o yasakladıkları alana da gireceğiz! Madem yasaklandı, artık 1 mayıs alanı o (neresi şimdilik tam bilmiyoruz ama, gezi parkında biyermiş) belirlenen alandır..." ifadelerine yer verilerek, mücadele coşkusunun şimdiden başladığının altı çizildi.
| 0
| 201
|
Babasını Kaybettiği Gün Dükkanını Açan Kuruyemişçi, Ailesi ve Yakın Çevresinin Tepkisini Çekti Ankara Abidinpaşa'da 20 yılı aşkın süredir kuruyemişçilik yapan Faruk Merey (48), dün sabah sularında babasını kaybetmesine rağmen aynı gün kuruyemiş dükkanını açarak mesleğine olan bağlılığını gösterdi. İçi kan ağlamasına rağmen müşterilerine duyduğu saygıdan ötürü sabah 7'de işinin başında olduğunu ifade eden Merey, "Eminim babam da yaşasaydı her zamanki gibi dükkanı açıp, sigaramı, çikolatamı satmamı isterdi." derken, ailesi ise usta kuruyemişçinin cenaze evinde bulunmamasına isyan etti. Hayatını kuruyemişe ve kuruyemişçiliğe adayan Faruk Merey'in dükkanını 24 senedir her sabah, aralıksız bir şekilde açmasına babasının ölümü bile mani olamadı. Bir süredir hastanede yatan babası Hüsamettin Merey'in (74) vefat haberini almasına rağmen, hiçbir şey olmamış gibi sabah 7'de kasasının başına geçen acılı kuruyemişçi "Kuruyemişçilikte bu da var, mesleğimizin cilvelerinden biri de bu..." diyerek, müşterilerine karşı duyduğu sorumluluk hissini ortaya koydu. İşine ve özellikle de alışveriş yapmaya gelen müşterilerine çok büyük bir saygı duyduğunu dile getiren Faruk Merey, "Biz kuruyemişçiler için dükkanlarımız kutsal yerlerdir. Sabah kapısına kilit vurulmuş bir dükkan ile insanları hayal kırıklığına uğratmayı aklımdan bile geçirmedim" dedi ve babasının ölümü ile birlikte yaşadığı karmaşık hisleri şu sözlerle anlattı: "Dükkanlar, kuruyemişçiler için kutsal yerlerdir. Hemen hemen nerdeyse tüm kuruyemişçiler, son nefeslerini kendi dükkanlarında vermek isterler... Durum benim için de aynı. Burası nefes alabildiğim, kendimi ifade edebildiğim, gelip gidenle iki dakika muhabbet edip, 10 saat tepemdeki televizyona bakalbildiğim tek yer. Belki sevgili babamın vefatı yüzünden sigara satarken içim kan ağlıyor, para bozdurmaya gelenlere nahoş seyler söylüyorum ancak derler ya: Show must go on. Her şeye karşın işte burada, ait olduğum yerdeyim..." En büyük arzusunun, bir gün işinin başındayken kuruyemişçide ölmek olduğunu sözlerine ekleyen Faruk Merey, kendisini bu zor gününde telefonlarıyla destekleyen kuruyemişçi camiasına da teşekkür etti. Başlıca İstanbul, İzmir gibi şehirler olmak üzere Türkiye'nin 4 bir yanından telefonlar aldığını kaydeden Merey, "Tabii kendi aramızda ufak bir rekabet de olsa, arasıra birbirimize galiz küfürlerle de takılsak bile ölüm sözkonusu olunca ne kimin beyaz lebleblisi daha beyaz tartışmaları kalıyor, kimin antep fıstığı daha taze kavgaları... " derken, müşterileri ise duayen kuruyemişçinin profesyonelliğine vurgu yaptılar. Merey Kuruyemiş'e sadece EGO kartı sormak için giren Funda Aydurur (21), Faruk Bey'in tamamen ifadesiz bir tavırla kendisine kart olmadığını söylediği esnada babasının ölümünü bir an bile işine yansıtmadığını söylerken, Faruk Bey'in devamlı müşterisi olan Kuday Manalı ise, her zamanki gibi bir paket marlboro aldığını ancak Faruk Bey'in başına gelenleri duyduktan sonra kendisini uzun süre ayakta alkışladığını anlattı. Ancak kuruyemiş üstadının müşterilerinin aksine, akrabaları Faruk Bey'e oldukça kızgınlar. Kardeşi Faruk Merey'in sırf işten kaytarmak için ve para hırsından dolayı böyle bir şey yaptığını iddia eden Haşim Merey, tepkisini "Yok kuruyemişçiliğin onuruymuş da, falanmış da filanmış. Öyle saçmalık mı olur? O dükkanda dura dura iyice hayvana döndü afedersiniz. Ne hastaneye geldi doğru dürüst, ne de cenaze evinde geleni gideni karşıladı. Ne diyeyim... Hay maşallahh kardeşime..." sözleriyle dile getirdi Faruk Bey'in sık sık kendisine ve çevresine "Eğer bir gün ölürsem, kendi dükkanıma, ait olduğum yere gömülmek istiyorum" dediğini de hatırlatan Haşim Merey, "O dükkan çok afedersiniz göt kadar olmasa yani, ölmesini beklemeden gidip diri diri ben gömücem onu oraya. Kuruyemişçide sabah akşam televizyona bakmaktan kafası gitti bu çocuğun" derken, kardeşinin acilen psikolojik desteğe ihtiyacı olduğunu vurguladı.
| 0
| 202
|
Türkiye, Üretim Fazlası Gündemi Yurt Dışına İhraç Etmeye Hazırlanıyor Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, özellikle son dönemde iyice yoğunlaşan ve ana haberlere sığmaz hâle gelen ülke gündeminde üretim fazlasının yurt dışına ihraç edilmesi için düğmeye bastı. Konuyla ilgili olarak Bakanlık'tan yapılan açıklamada, normalde orta büyüklükte bir ülkeyi en az 2 ay meşgul edecek ancak gündem yoğunluğu nedeniyle ülkemizde 3 gün sonra unutulan olayların, olaya karışan kişi ve kurumlarla beraber gündem sıkıntısı çeken ülkelere ihraç edileceği belirtilirken, özellikle Kuzey Avrupa ülkelerinden gelen ön siparişlerin memnuniyet verici olduğu kaydedildi. Bakanlığın Ankara Ulus'taki genel merkezinde bir basın toplantısı düzenleyen müsteşar Saim Güneşçiler, "Her gün onlarca haber, olay sırf arz fazlası yüzünden heba olup gidiyor. Gündem üretimi bakımından kendi kendine yetebilen 2-3 ülkeden biri olarak bunu bir şekilde değerlendirmemiz gerekiyordu" derken, ilk parti ihracatın önümüzdeki günlerde gerçekleşeceğini müjdeledi. Güneşçiler, özellikle Yunanistan, İtalya, Fransa, İspanya gibi ekonomik krizle boğuşan ülkelerden Başbakan Erdoğan ve Bakanlar Kurulu'nun açıklamalarına yoğun bir talep olduğunu da sözlerine ekleyerek, "Bu açıklamaları oralarda hem çok eğlenceli hem de ilgi çekici buluyorlar. Neticede biraz kafa dağıtmaya ihtiyacı var onların da. Adamların kraliçesi 1789'da 'ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler' dedi, 200 senedir hala aynı örnek. Biz burada 'benzin yoksa bisiklete binsinler', yok 'süt içemiyorlarsa içmesinler' derken aldık yürüdük." sözleriyle, Türkiye'nin batı karşısında kat ettiği mesafeye dikkat çekti
| 0
| 203
|
Sağlık Bakanlığı, Doktorları Darp Etmek İsteyen Hasta Yakınları İçin Randevulu Sisteme Geçileceğinin Müjdesini Verdi Hastanelerde sağlık personellerine yönelik artan şiddet eylemleri sonunda Sağlık Bakanlığı'nı harekete geçirdi. Vatandaşların darp isteklerine mevcut sistemde yanıt verilememesi ve hasta yakınlarının gelişigüzel bir şekilde hastanelerde olay çıkarması üzerine çözüm arayışına giren bakanlık, randevulu sisteme geçerek yaşanabilecek mağduriyetlerin önüne geçmeyi planlıyor. Hayata geçirilecek yeni uygulama ile ilgili olarak kamuoyuna ilk açıklamaları yapan Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Atalay Eren, bundan böyle hasta yakınlarının telefon veya internet üzerinden alacakları randevu sayesinde hiç sıra beklemeden ve istedikleri saatte sağlık personellerine girişebileceklerini ifade etti. Mevcut sistemde hem hasta yakınlarının istedikleri gibi organize olamadığını, hem de sağlık personellerinin "Ne zaman dayak yiyeceğiz" stresiyle işlerine güçlerine konsantre olamadığını belirten Eren, ayrıca yeteri kadar kalabalık oluşturamayan ailelere adam tahsis edileceğinin müjdesini de verdi. Bakanlık Müsteşarı, doktor bulunmayan sağlık merkezlerinde hastabakıcı, hemşire ve sağlık memuru gibi personele de dayak yeme yetkisi veren düzenleme için çalışma içinde bulunduklarını belirterek "O konuda öncelikle bazı altyapı çalışmalarının tamamlanması gerekiyor." dedi ve konu hakkındaki açıklamalarını şu şekilde sürdürdü: "Misal, bu arkadaşlarımıza da birer tane sahte diploma, beyaz önlük ve boyunlarına asacakları steteskop temin ederek hasta yakınlarına en azından doktor dövüyormuş hissi yaşatmamız lazım. Bu da şimdilik bakanlığın bütçesine ciddi bir yük demek. Onun dışında yine ilerleyen yıllar için düşündüğümüz 'Tandem Uygulaması' ile her hasta için iki doktor ayırmak gibi bir planımız var. Burda da doktorlarımızdan bir tanesi hasta ile ilgilenirken, diğeri o süre içerisinde hasta yakınlarından dayağını yiyecek. Yoruldukça da yer değiştirecekler. Böylece hem zaman kaybının önüne geçilecek hem de doktorlarımızın sırtındaki iş yükü ve sopa sayısı azalacak. Ancak bu tabii ki bu daha uzun vadeli bir proje. Şu an o kadar doktorumuz yok. Onu bulabilsek, ben döverim ehehe..." Mesai saati dışında dayak yiyen doktorlarla ilgili bir soruyu da yanıtlayan Eren, "Tam gün yasasına göre bir doktor hem hastanede, hem dışarda dayak yiyemez. Yani hobi olarak ya da ne biliym zevk için falan isterse yer tabii ama doktor kimliğiyle, profesyonel olarak yiyemez. Tıbbi bir meseleyle ilgili hasta yakınlarından kendi özel muaynehanesinde ya da ne bileyim sokakta falan dayak yemek isteyen varsa önce çalıştığı kurumdan istifa etmesi gerekir" diyerek, Bakanlığın bu konuda taviz veremeyeceğini vurguladı. Açıklamalarının ardından basın mensuplarının önünde randevulu sistemi uygulamalı olarak gösteren Atalay Eren, cep telefonundan yaptığı başvuru ile Göztepe Devlet Hastanesi'nden Kardiyoloji Uzmanı Dr. Levent Özerten için randevu aldı. Sadece 2 dakika içerisinde, istediği doktordan randevu aldığını kaydeden Atalay Eren, "Eskiden olsa o doktoru yerinde yakayacaktınız da, dövmek isteyen diğer hasta yakınlarından fırsat bulacaktınız... Ölme eşşeğim ölme..." sözleriyle, yeni uygulamanın kolaylıklarını gözler önüne serdi. Sağlık Bakanlığı'nın yeni uygulaması ile ilgili olarak ilk tepki ise Tabipler Odası'ndan geldi. Oda tarafından yapılan yazılı açıklamada, randevulu sistemin doktorların stresini azaltacağına ancak esas problemin doktor sayısının yetersizliği olduğuna dikkat çekildi. "Bugün ülkemizde bir doktor günde 50-60 hastaya bakmak durumunda. Bu yuvarlak hesap 300 civarında hasta yakınına denk geliyor. Bu yakınlardan her biri, 1 dakika boyunca doktor dövse 5 saat eder. Kaldı ki 1 dakikada o adam nasıl hırsını alsın? Bir hasta yakını biraz uzun girişecek olsa diğerlerine sıra gelmiyor. Dayak ertesi güne sarkıyor ama o da aynı tadı vermiyor işte." şeklinde ifadelere yer verilen açıklamada, mevcut uygulamadan birçok hasta yakınının sadece küfrederek muayaneyi terketmek zorunda kaldığı dile getirildi.
| 0
| 204
|
16 Yıllık Geçmişi Bulunan "Beyaz Yakalı Girişimciler Kulübü" İlk Projesini Hayata Geçirmeye Hazırlanıyor Beyaz yakalı çalışanların yeni iş alanları üzerine orjinal fikirlerini paylaşabilmelerini ve gerçekleştirecekleri projelerde ortak hareket edebilmelerini sağlamak amacıyla 1994 yılında kurulan Beyaz Yakalı Girişimciler Kulübü, aradan geçen 16 senenin ardından ilk projesini hayata geçirme yolunda kararlı adımlarla ilerliyor. Kurulduğu günden bu yana farklı sektörlerde binlerce girişimcilik projesini gündeme alan Kulüp üyeleri, ilk kez bu yıl "yemeksepeti gibi, ama biraz daha değişik" adlı projeyi neredeyse hayata geçirecek gibi olmanın tatlı heyecanını yaşıyorlar. 1994 yılında, bankacılık sektöründe çalışan dört yakın arkadaşın, "istifayı basıp güneyde bir pansiyon açma" fikirlerini hayata geçirebilmek amacıyla kurdukları Beyaz Yakalı Girişimciler Kulübü, kurucu üyelerinin tamamımın 2 yıl evvel çalıştıkları bankalardan emekli olmalarının ardından yeni yönetimi ve 30.000'i aşkın üyesiyle halen Türkiye'deki beyaz yakalı girişimcileri bir araya getiren en önemli platform olma özelliğini elinde bulunduruyor. Üyeleri arasında mühendis, bankacı, yazılımcı gibi çeşitli meslek gruplarından çalışanları barındıran kulübün yönetim kurulu başkanı, yazılım mühendisi Ersin Özbükey (34), hayata geçirmek üzere oldukları ilk projelerinin duyurusunu yapmak için kulüp binasında düzenlediği basın toplantısına, "üyelerimizin bugüne kadar binlerce fikir geliştirmelerine rağmen herhangi birini gerçekleştirememiş olmalarının biraz cesaret kırıcı olduğunu kabul etmekle birlikte, bu makus talihimizi 2010 yılı içerisinde, bilemediniz en geç 2011 başı gibi kıracağımıza yürekten inanıyorum." sözleriyle başlayarak, camiaya güven aşılayan mesajlar verdi. Konuşmasında, ilk olarak "güneyde pansiyon açma" hedefiyle kurulan kulübün, geride bırakılan yıllar içerisinde "angora tavşanı yetiştirmek", "küçükbaş hayvan çiftliği kurmak", "ağırlıklı olarak ev yemekleri yapan küçük ve şık bir restoran açmak" gibi yüzlerce projeyi de gündeme aldığını belirten Özbükey, fikir üretiminde esas hareketlenmeninse internetin hayatımıza girmesiyle birlikte yaşandığına dikkat çekti. Bu dönemde, "Çin'den mal getirip, internet üzerinden satmak", "takas sitesi kurmak", "ilan sitesi kurmak", "İnternette günde sadece bir ürünü, çok ucuza ama sağlam satmak" gibi projelerin günde yaklaşık 600 ila 1000 arası üye tarafından dile getirildiğini söyleyen kulüp başkanı, sözlerine şöyle devam etti: "Bütün bu fikirler hakkında saatlerce konuşup beyin fırtınaları yapmak, istifayı verip kendi küçük ama potansiyel vaat eden işlerimizin başına geçeceğimiz günlerin hayalini kurmak gerçekten çok zevkliydi ama düzenli yatan maaş yüzünden midir nedir, üzerimize nasıl bir atalet çöktüyse maalesef bugüne dek bunu becerebilen bir tane arkadaşımız çıkmadı. Baktık olmuyor, hepimiz ayrı ayrı bir şeyler söyleyip sonunda hiç bir şey yapmadan oturmak yerine bir tane proje seçelim bankacısı, mühendisi, avukatı artık kim varsa 30.000 kişi birden onu gerçekleştirmeye uğraşsın diyerek bu yıl bir proje yarışması düzenledik. Çünkü parasını pulunu geçtim artık bu iş bizim için tam anlamıyla bir namus meselesi haline geldi. Beyaz yakalıların da isterlerse, ama gerçekten çok isterlerse bir girişimcilik fikrini hayata geçirebileceklerini dünyaya göstermek zorundayız. İsterse hiç tutmasın, hemen ertesi gün batsın o iş, inanın hiç umurumda değil, yeter ki şu ölü toprağını bir atalım üzerimizden." Yarışma sonucu birinci seçilen "yemeksepeti gibi, ama biraz daha değişik" adlı projeyle ilgili olarak basın mensuplarının sorularını da yanıtlayan Özbükey, "Tam olarak nasıl bir proje bu? Nesi daha değişik?" şeklindeki bir soruyu "Yani tam belli değil orası henüz... online alıverişle ilgili bir şeyler düşünüyoruz... üyelik sistemi olabilir... internetten sipariş verilecek..." şeklinde cevapladıktan sonra acilen ofise dönmesi gerektiğini söyleyerek toplantıya son verdi.
| 0
| 205
|
İstiklal Caddesi'ndeki Müzisyenlerin Enstrümanlarını Toplayan Beyoğlu Zabıtası, İlk Albümü İçin Stüdyoya Kapandı İstiklal Caddesi üzerindeki müzisyenlere yaptıkları müdahalelerle sık sık gündeme gelen Beyoğlu Zabıta ekipleri, uzun süredir üzerinde çalıştıkları ilk albümleri için stüdyoya kapandı. Sokak müzisyenlerinden topladıkları müzik aletleri ile haşır neşir olan zabıta görevlilerinin böyle bir proje ile kendisine geldiğini belirten Beyoğlu Zabıta Müdürü Barış Baysal, "Projeyi ilk duyduğumda çok heyecanlandım. Bizim çocuklar sabah akşam sokakta müzisyenlerin peşinden koşarken, heves etmişler, böyle bir işe girişmişler. Bana da destek vermek kaldı." derken, albümde sözleri kendisine ait olan bir parçanın da olacağını duyurdu. Yıllardır masayla, sandalyeyle, sokak müzisyeniyle uğraşmaktan kurum olarak çok yıprandıklarını ifade eden Zabıta Müdürü Barış Baysal, henüz hazırlık aşamasında olan yeni albümleri sayesinde bir nebze olsun üzerlerindeki stresi atacaklarını kaydetti. Yoğun çalışma programlarına rağmen stüdyo çıkışında basın mensuplarını bilgilendiren Baysal, en geç Haziran ayı içerisinde kayıtlarını bitirmeyi planladıkları albümün yaza damgasını vuracağını iddia etti. Toplam 10 şarkıdan oluşacak albümde tüm Beyoğlu Zabıta Müdürlüğü'nün büyük emeği olduğunun altını çizen Barış Baysal, sokak müzisyeni ile mücadele eden personelin yıllar içerisinde müzikal anlamda önemli mesafeler katettiğini söyledi. Sokaklardan toplanarak depolarda muhafaza edilen müzik aletlerinin çeşitliği sayesinde, çok renkli bir orkestraya sahip olma şansına eriştiklerine değinen Zabıta Müdürü, "Zabıtaca" adını vermeyi düşündükleri albüm hakkında şunları söyledi: "Tarzımız için net bir şey söylemek şu an mümkün değil. Bizim çocuklar sokaktan her geldiklerinde, yeni bir müzik aletine el koymuş oluyor. E haliyle onu da koyalım orkestraya, bunu da eksik etmeyelim derken işler biraz karıştı. Çok şükür, sitardan darbukaya, kemandan akordiyona kadar çok zengin bi enstrüman çeşitliliğimiz var. Şu Kızılderililer'den aldığımız ve adını bilmediğimiz mızıka gibi şeylere de nasıl çalındıklarını öğrenir öğrenmez orkestramızda yer vermeyi düşünüyoruz. Elimizdeki enstrüman çeşitliliği bizi etnik bir tarza doğru yöneltti ancak şunu açık yüreklilikle söylüyorum, bizi dinleyen herkes kendinden bir şeyler bulacak..." Beyoğlu'ndaki sokak müzisyenleriyle giriştikleri mücadelede acımasızca eleştirildiklerini hatırlatan Zabıta Müdürü Barış Baysal, bunun biraz da müzik piyasasındaki çekişmeden dolayı kaynaklandığını dile getirerek "Maalesef camiamızda çok fazla çürük elma var. İnsanlar birbirini çekemiyorlar." şeklinde konuştu. Sırf kendilerinin de müzisyen kimliklerinin olmasından dolayı haksız ithamlara maruz kaldıklarını belirten Baysal, "Tabii o el koyduğumuz müzik aletlerini bizim daha iyi çaldığımızı bildiklerinden zorlarına gidiyor. Valla kendileri bilirler, bu işler öyle saç sakal uzatmakla, şile bezine abanmakla olmaz." diyerek, sokak çalgıcılarına meydan okudu. Basın mensuplarının yoğun ısrarı üzerine arkadaşlarıyla birlikte bir şarkı söylemeyi de kabul eden Barış Baysal, "al bunları da topla topla topla" adlı eserlerinden kısa bir bölümü seslendirdiler. Performansları sırasında çevrede müzik sesine karşı tetikte bekleyen Beyoğlu Zabıta ekiplerinin üniformalarını giymediği için tanıyamadığı Baysal ve arkadaşları, ortamda müzik aleti olmadığından ses tellerine el koymaya çalışan zabıtalara zor anlar yaşattılar.
| 0
| 206
|
Öğrencileriyle Adeta Arkadaş Gibi Olan Öğretim Görevlisinin Muhabbeti Gerçekten Hiç Çekilir Gibi Değil... Öğrencileriyle adeta arkadaş gibi olan ve "en ufak bir sıkıntınızda hiç çekinmeden gelip dertleşebilirsiniz" sözünü ağzından düşürmeyen Yozgat Yörüklü Teknik Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Sedat Doyan, pek de öyle muhabbet edilecek gibi bir insan olmadığının henüz farkında değil. Sedat Hoca’yı sene başından beri aralarına alan ve ilk anda onun da arkadaş gibi muhabbetlerine ve düzenledikleri etkinliklere katılmasından hoşlanan fizik öğretmenliği bölümü öğrencileri nasıl böyle bir noktaya geldiklerine kendilerinin de şaşırdıklarını ama Sedat Hoca’nın da muhabbetinin bir noktadan sonra hiç çekilmez olduğunu, olur olmadık saatlerde haber bile vermeden evlerine geldiğini ve çoraplarını hep ortalığa bıraktığını belirttiler. Sedat Hoca'nın ciddi konularda öğrencilere hayatla ilgili tavsiyelerde bulunmaya çalıştığını da söyleyen Güçlü "Bi kere bi kız mevzu için bunun kapısına gitme gafletinde bulundum. Beni dinledi dinledi sonra 'bak aslanım, seversen skilirsn, skersen sevilirsin. Bu işler böyle...' dedi. 'Ulan ben onu duymak istesem mahalle berberiyle dertleşirim, sana niye geleyim?' diyemediğim için teşekkür ederek odasından çıktım. Zaten son oldu o da" derken son 1.5 yıldır hocasıyla ilişkisini meraba-meraba seviyesine indirmeyi başardığını gururla ifade etti. “Bunun otlakçılığına ne bira dayanıyor ne sigara. Resmen ortalığı kuruttu. Bir de hep bir bunalımlar, bir şeyler… Paso bizden geçiniyor. Bizim paraya ihtiyacımız olsa bunda tık yok. Bir kız meselemiz olsa dalga geçer ama kendi, maddi manevi her sıkıntısında yanımızda biter. Şimdi de Ebru hoca’ya mı ne aşık olmuş. Hiç susmadan sürekli konuşuyor arkadaş! Ebru da Ebru… Sabahtan akşama bunun derdini dinliyoruz. İçip içip dağıtıyor, sonra gene biz topluyoruz. Ben böyle birşey görmedim. Olmaz olsun bunun arkadaşlığı!” “Yani biz bunun arkadaşlığını falan istemiyoruz artık. Dersten sonra, derdini unutsun, biraz kafası dağılsın diye bunu cafe cafe, bar bar gezdirip dolaştırmaktan, hesap ödemekten iliğimiz kurudu, cepte beş kuruş para kalmadı. Çenesi de 2 dakka durmuyor... Mıy mıy mıy, şöyle seviyorum, böyle seviyorum, ben ne yapacağım, ne yapayım açılayım mı diye konuşuyor da konuşuyor. Afedersin ama eşşek kadar adamsın yani biz mi söyleyelim artık bazı şeyleri. Aman etmesin bizimle arkadaşlık. Dersine girsin, çıksın başka bir şey istemiyoruz.” Ortalama bir asalak arkadaşın neredeyse bütün özelliklerini taşıdığı iddia edilen Öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Sedat Doyan ise öğrencileriyle kurduğu bu dostluk bağından son derece memnun. Hakkındaki iddialarla ilgili olarak yaptığı açıklamada, gerçek arkadaşlığın böyle bir şey olduğunu vurgulayan Doyan, “Sen beni eleştireceksin ben seni eleştireceğim, gerekirse küfür edicez kavga edicez ama dara düştüğümüzde kapısını çalabileceğimizi, asla kazık yemeyeceğimizi de bilicez. Ben bunu öğretmeye çalışıyorum" diyerek yüzsüzlüğünü sergilemeye devam etti. Sözlerine, “Ha, bir de şey soracaktım size ya, sigaranız ya da bozuk paranız var mı? Ben cüzdanımı evde unutmuşum da” diye devam etmeye çalışan deneyimli öğretim üyesi, yaş ortalaması 30 küsür olan basın mensuplarından beklediği ilgiyi göremeyerek toplantıya son verdi.
| 0
| 207
|
Motorsuz Taşıt Vergisi Oranları Belirlendi Maliye Bakanlığı Gelirler Müdürlüğü, 2013 yılından itibaren yürürlüğe girecek olan motorsuz taşıt vergisi ile ilgili çalışmalarını tamamladı. Maliye Bakanlığı uzmanları, geçtiğimiz yıl resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe konan Motorsuz Taşıtlar Vergisi Tebliği gereğince, üç ila altı tekerlekli çocuk arabaları (pusetler), 12-28 inç arası jantlı bisikletler, tekerlekli ayakkabılar (patenler), iki ila dört tekerlekli kaykaylar ile pazar/alışveriş arabaları için ödenecek vergi tutarlarını belirledi. Konuyla ilgili olarak Maliye Bakanlığı'nun resmi internet sitesi üzerinden yapılan açıklamada, ısrarla motorlu taşıt kullanmayan mükellefler nedeniyle yılda ortalama 3.5 ila 4 milyar TL'lik gelir kaybı yaşandığı belirtilirken, bu durumun motorlu taşıt kullanıcıları açısından yarattığı adaletsizliğe dikkat çekildi. Yeni düzenlemeyle, hazine bütçesine olan katılımın vatandaşlar arasında daha adil bir şekilde paylaştırılmasının hedeflendiği belirtilen açıklamada, bir çocuk arabası, bir bisiklet ve bir pazar arabası olan dört kişilik bir ailenin, hane başına yaklaşık yıllık 300 TL civarı bir MsTV tahakkuku olacağı kaydedildi. Yeni düzenleme kamuoyunda genel olarak makul karşılanırken, envanterlerinde çok sayıda alışveriş arabası bulunan büyük süpermarket zincirleri düzenlemeye şimdilik temkinli yaklaşıyorlar. Başta Carrefour ve Migros olmak üzere önemli süpermarket zincirlerinin üst yönetimleri sabah saatlerinde bir araya gelerek uygulamaya karşı alınabilecek ortak önlemleri masaya yatırdılar. 3 saat süren toplantı sonrası basına yapılan açıklamada, oluşturulacak bir heyetin önümüzdeki hafta içerisinde Sanayi ve Ticaret Bakanlığıyla görüşerek vergiden muafiyet talep edeceği belirtilirken, görüşmelerin olumsuz sonuçlanması halinde Eylül Ayı'ndan itibaren market arabalarının ücretlendirilmesi ya da toptan kaldırılması gibi opsiyonların gündeme geleceği ifade edildi.
| 0
| 208
|
Büyükşehir Belediyesi’nin “Su Baskınlarına Karşı Vatandaşların Tedbirli Olması” Talebini Değerlendiren İstanbullular, Baraj, Kanalizasyon ve Yol İnşaatlarına Hız Verdi İstanbul’da Cuma akşamından itibaren başlayan yoğun sağanak yağış, şehirde hayat felce uğratırken Büyükşehir Belediyesi’nden gelen “Vatandaşlarımız su baskınlarına karşı tedbirli olsunlar” uyarısı üzerine İstanbullular alt yapı çalışmalarına hız verdiler. Özellikle Kağıthane, Sarıyer gibi semtlerde ikamet eden vatandaşlar, su baskınlarının önlenmesi amacıyla Baraj ve Kanalizasyon sistemleri inşa edilmesi için kendi aralarında para ve insan gücü toplarlarken, e-5 ve TEM’de yolda kalan araç sahiplerinin de yol genişletme ve bakım çalışmalarının bir an önce bitirilmesi amacıyla düğmeye bastıkları gelen haberler arasında. “Talimatı alır almaz diğer sürücü arkadaşlarla araçlarımızdan inerek kısa zamanda örgütlendik. Herkesin yeteneğine , eğitimine göre görev dağılımları yapıldı. Bu konuda en tecrübeli isim ben olduğum için sağolsun arkadaşlar ekibe benim liderlik etmemi istediler. Fizibilite çalışmalarının tamamlanmasının ardından yan yolun genişletilmesi için ilk kazmayı 1 saat kadar önce vurduk. Hedefimiz bu gece yarısına kadar 500 metrelik tali yolu kullanıma hazır hale getirmek. Allah’ın izniyle ele verirsek bunu başaracak güçteyiz…” Bu yağmurda biraz acemilik ve biraz da organizasyon eksikliği nedeniyle İstanbullular’ın altyapı çalışmalarında ağır kaldığını söyleyen Güldiken, kendi başının çaresine bakma kültürünün oturmasıyla birlikte bu sıkıntıların aşılacağını da sözlerine ekledi.
| 0
| 209
|
Türkiye'yi Ekran Başına Kilitleyen 'Kim Öle Kim Kala' Evinde, Yaşlıların Hayatta Kalma Mücadelesi Nefesleri Kesiyor... Geçtiğimiz ay özel bir televizyon kanalında yayınlanmaya başlanan “Kim Öle Kim Kala” isimli yarışma programı, yakaladığı başarıya rağmen kamuoyunda tartışma yaratmaya devam ediyor. 24 saat kameralarla gözetlenen bir evdeki 65 yaş üstü 14 yarışmacıdan en son hayatta kalanın kazanacağı yarışma programının yapımcısı Onur Uzun, programı “biz bu projemizde, yıllardır önü alınamayan 'yaşlılık' ve 'ölüm' sorunlarına dikkat çekmek istiyoruz” sözleriyle savunurken, şu ana kadar hayatını kaybederek elenen 4 yarışmacının cenaze namazlarının da canlı yayında kılınması programa gelen tepkilerin daha da sertleşmesine neden oldu. Bu sabah yarışmanın çekildiği sette basın mensuplarını ağırlayan yapımcı Onur Uzun, programın bir yarışmadan öte, sosyal sorumluluk projesi olarak değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizdi. Yarışmacıları belirlerken yaşlılık, hırs, ağzı laf yapabilir olmak ve her an arıza çıkarmaya müsait bir kişilik yapısının yanında, diğer reality show’lardan farklı olarak tam teşekküllü bir hastaneden alınan “en fazla dört ay ömrü var” raporu da istediklerini belirten Uzun "Hayır, neden bu kadar gürültü kopuyor gerçekten anlamış değilim. Nasılsa bu insanlar öyle ya da böyle yolcular değiller mi? Bunu biz söylemiyoruz tıp bilimi söylüyor. Biz, onlara en azından giderayak mirasçılarına bir kıyak yapma şansı veriyoruz." derken, üç ayın sonunda sağ kalan yarışmacının 500.000 TL ile ödüllendirileceğini bir kez daha hatırlattı. Bir yandan kamuoyundan tartışmalar sürerken, henüz üçüncü haftasında bile mücadelenin iyice kızıştığı "Kim Öle Kim Kala" evinde yarışmacılar hayatta kalabilmek ve rakiplerini eleyebilmek için her yolu deniyorlar. İlk üç haftada elenen 4 yarışmacının toplu cenaze namazları esnasında strese daha fazla dayanamayarak kalp krizinden elenen Hürmüz Teyze’nin ardından ise rekabet ortamı daha da kızışmış durumda. Üçüncü haftanın eleneni Mahir Dede’nin serumunu keserken kameralara yakalanan Mustafa Bey’in diskalifiye edilmesiyle gergin bir hafta geçiren "Kim Öle Kim Kala" evi dün de yarışmanın favorilerinden 04 Fahri Dede'nin kaybolan dil altı haplarıyla çalkalandı. 04 Fahri Dede'nin, dil altı haplarıyla ilgili olarak 06 Necmi Amca’yı suçlaması evde bir kez daha tansiyonu yükseltirken, 09 Nagihan Hanım'ın daha önce de sık sık rahmetli eski kocasına benzettiği Necmi Amca'yı ateşli bir şekilde savunması "giderayak yeni bir aşk mı doğuyor?" sorusunu akıllara getirdi. Basın toplantısında evin şu an Fahriciler ve Necmiciler olarak iki kutuba bölündüğünü söyleyen Uzun ise, programın takipçileri için önümüzdeki haftalarla ilgili bazı önemli tüyolar verdi: "Allah hepsine rahmet eylesin, dayanıksız yarışmacılarımızın ilk haftalarda elenmesiyle birlikte mücadele daha da zevkli bir hal almaya başladı. Yalnız bu şekilde ilaçlarını kendimiz verdiğimiz takdirde öngörülen yarışma süresini aşacağız gibi görünüyor. O yüzden 5. haftadan itibaren kalan yarışmacıların ilaçlarını toplatacağız. Yarışmacılarımız haftada bir gece dışarıya salınacaklar ve 8 saat içinde ilaç parasını çıkarmaya çalışacaklar. Kendilerine nohutlu pilav sattıracağız. Ha becerebilen oturur, evdeki meyveden sebzeden kendi ilacını da üretebilir. Sonuçta bütün o ilaçların etken maddesi bu ürünler..." İlk üç haftada yarışmaya gösterilen ilgiden oldukça memnun olduğunu dile getiren Uzun, “Sadece yarışmacılarımızın torunlarından ve hastalıklarından bahsettikleri bölümlerde tempo biraz düşüyor gibi. Bıraksak 24 saat bunu konuşacaklar. Haliyle seyirci de kaçıyor. O yüzden kendilerine sürekli bir mevzu yaratıp oyalamaya çalışıyoruz. Geçen hafta sırf bu yüzden evin önünde dozerle kazı çalışması başlattık. Oturup onu izlediler." diyerek prodüksiyon için hiçbir masraftan kaçınılmadığını vurguladı. Programın RTÜK tarafından uyarıldığı ve hükümetin de tepkisini çektiği yolundaki söylentilere de değinen Uzun "Öyle bir şey yok. Bunlar bizi yıpratmak için ortaya atılan bazı çirkin iftiralar. Evet, bazı duygusal yakınlaşmalar olabilir ama siz de görüyorsunuz yani bu insanların bırakın birbirleriyle sevişmeyi, önümüzdeki haftayı görecekleri bile şüpheli. Herkes canının derdine düşmüş." diyerek iddiaları sert bir dille yalanladı. Uzun, son olarak "Bu gidişle zor ya, olur da final haftasına girildiğinde evde birden fazla yarışmacı olursa, kazananı rus ruletiyle belirleyeceğiz” derken, kendi favorisinin kim olduğu yönündeki soruları ise “Allah bilir” diyerek geçiştirmekle yetindi.
| 0
| 210
|
Türkiye Kuyumcular Federasyonu, Yalan Yanlış Bahaneler Uydurarak Davet Edildikleri Hiçbir Düğüne Katılmayan 261 Bin Kişiyi İfşa Etmeye Hazırlanıyor Yaz mevsiminin yaklaşmasıyla birlikte düğün sezonu da tüm yurtta yavaş yavaş açılırken, Türkiye Kuyumcular Federasyonu geçtiğimiz yıllarda yaşanan düğünden kaytarma vakalarının tekrarlanmaması için bu kez işi sıkı tutuyor. Federasyonun İstanbul Eminönü'ndeki merkez ofisinde bu sabah bir basın toplantısı düzenleyen Başkan Hüseyin Kındırcılar, yürüttükleri titiz çalışma neticesi geçtiğimiz yıllarda çeşitli bahaneler uydurup davet edildikleri düğünlere gitmeyen 261 bin kişiyi isim isim tespit ettiklerini belirterek, sırf bir çeyrek altın takmamak için düğünden kaçan bu şahıslarla bundan böyle daha etkin bir şekilde mücadele edileceğinin altını çizdi. Toplantıda oldukça gergin görünen Kındırcılar, "Çağırılan düğünlere gitmek, önce insanlık sonra vatandaşlık görevidir" sözleriyle herkesi bu konuda gereken hassasiyeti göstermeye davet etti. "Üzülerek söylüyorum, son yıllarda özellikle genç vatandaşlarımız arasında düğünlere katılmamanın yaygın bir trend haline geldiğini gözlemliyoruz. 'Off düğün ne ya, hiç çekemem' diyerek havalı olduğunu zannedenler var" diyen Federasyon Başkanı tepkisini şu sözlerle dile getirdi: "Bu arkadaşların bir kısmı gerçekten asosyaller. İnsan içine karışmak konusunda ciddi sıkıntıları var. Hadi onları anlıyoruz ama maalesef geri kalan önemli bir bölümü asosyallik kisvesi altında sırf bir çeyrek altın parası vermekten kaçtığı için düğünlere katılmıyor. Gözümüzden kaçıyor sanılmasın. Bizim kavgamız da esas bu insanlarla zaten..." Çeyrek altını pahalı bulanlar için yarım çeyrek altın diye bir şey icat ettiklerini belirterek konuşmasına devam eden Kındırcılar "Biz daha napalım, bilmiyorum. Adam inat etmiş düğüne gitmiycem diye. İşi buralara getirip, onları utandırmak istemezdik ama bunu kendileri istedi" diyerek, çıkardıkları listenin bir kısmını basın mensupları ile paylaştı: "Listenin en tepesindeki isimle başlıyorum... Salih Gürcan. Bu arkadaşımızın bir amcası bir de halası var. Kendisinin son 3 yılda düğünlere katılmamak için öne sürdüğü sebeplere göre amcası 4 kez, halası 7 kez ölmüş. Bu şekilde toplam 14 düğünden yırtmış. Nüfus idaresinden araştırdık, amca da hala da maşallah turp gibiler. Allah daha da uzun ömür versin ama en azından bi tanesi ölü olsa yine neyse diyeceğiz. İnsanda biraz utanma olur..." "Aynı şekilde Mine Pakdemir, bu hanımkızımız son 4 yıldır nasıl oluyorsa tam da düğün sezonunda hep yurt dışında tatilde oluyor. Onu da araştırdık, buyrun belgesi, kendisinin pasaportu dahi yok. Yurt dışındayım dediği tatilerin ikisinde çalışıyor, beşinde de ailesinin Kumburgaz'daki yazlığında. Yalanı çıkmasın diye üşenmeden bi de fotoşop yapmış, kendisini Pisa Kulesi'nin önüne koymuş. Bakın işte şurada ışık ters açıdan geliyor. Gölgeyi falan becerememiş. Gerçekten yazık, gerçekten ayıp..." "Aslı Sönmez. Kendisini biraz sıkıştırınca ağlayarak itiraf etti. Geçen sene sırf düğüne gitmemek için çiftin arasını bozup, 1000 kişilik düğünün iptal edilmesine neden olmuş. O günün parasıyla bizim nerden baksanız 600 bin TL zararımız var. Bu dünyada ve öbür dünyada iki elimiz yakasında olacaktır..." "Orhan Güngören. Bu arkadaşımızın durumu daha da kötü. Kendi öz dedesini 4 kere öldürmeye tam teşebbüsten şu an yargılanıyor zaten. Allah ailesine sabır versin, ne diyelim..." Konuşmasında, düğüne gitmemek için uydurulan yaygın bahanelere de değinen Kındırcılar, düğün sahiplerinden bu bahanelere karşı uyanık olmalarını ve şüphelendikleri bir durum olduğunda en yakın kuyumcuya giderek ihbarda bulunmalarını istedi. Deneyimli kuyumcu, "İşten izin alamadım", "sınavım var", "tam da o tarihte çok yakın bir arkadaşım evleniyor" gibi cümlelere özellikle dikkat edilmesi gerektiğini belirtirek şöyle devam etti: "Amca, dayı, babaanne gibi 2. derece akrabalarının öldüğünü söyleyenlere de dikkat edin. Ama 1. derece akrabaysa muhtemelen doğru söylüyor olabilir. 'Annem öldü' diyen adamı da gelip bize ihbar etmeyin..." Son olarak ellerindeki tam listeyi önümüzdeki Cuma günü yayınlayacaklarını belirten Kındıra, "bakın size son bir şans daha. Cuma'ya kadar gelin, kaç çeyrek altın borcunuz varsa alın bu konu da burada kapansın. Paranız yoksa borç bulun bi şey yapın. Yoksa günah bizden gider" sözleriyle gözdağı verdi.
| 0
| 211
|
Elbiz Holding Tarafından Şirket Evliliği Vaadiyle 3 Yıldır Boş Yere Oyalanan Meyer Ltd. Şti. Büyük Hayal Kırıklığı Yaşıyor Hırdavat sektöründe hatırı sayılır bir yeri olan Meyer Limited Şirketi, Elbiz Holding'in şirket evliliği vaadiyle kendilerini oyaladıklarını iddia etti. Yaklaşık 3 senedir ha birleştik, ha birleşeceğiz derken bir umut beklediklerini söyleyen şirketin sahibi ve Genel Müdürü İrfan Meyer, "Belki bazı şirketler gibi çok büyük, çok zengin değiliz. Belki öyle plazamız, sosyal tesisimiz, binlerce çalışanımız yok ama bizim de bir gururumuz var." diyerek, bundan böyle Elbiz Holding'le bir daha görüşmeyeceklerini deklare etti. Son yıllarda sık sık gündeme gelen şirket evliliklerinden birine imza atmaya çalışan Meyer Limited Şirketi ile Elbiz Holding'in hikayeleri bu sefer mutlu sonla bitmedi. Elbiz Holding'in bir türlü gerçekçi adımlar atmaması ve konuya gayriciddi yaklaşımı sebebiyle dün düzenlenen bir basın toplantısıyla, görüşmeleri dondurma kararı alan Meyer Hırdavat'a yıllarca boş yere oyalanmış olmanın getirdiği hayal kırıklığı hakim. Büyük umutlarla çıktıkları bu yolda gelinen noktadan dolayı çok üzgün olduğunu ifade eden İrfan Meyer, "Kimse bu kararımız için bizi suçlamasın. Şu 3 senede ne çektiğimizi en iyi biz biliyoruz. Bugüne kadar içimize attık ama artık şuramıza kadar geldi." derken, iki şirketin neden birleşemediğine dair şu açıklamaları yaptı: "Ben aslında biraz da kader diye bakıyorum bu olaya. İki şirketin birleşmesi için doğru şirket, doğru yer ve doğru zaman çarpanlarının oluşması gerektiğine inanıyorum. Elbiz Holding'in doğru şirket olduğuna kesinlikle eminim, hakeza sanayinin kalbi İzmit de çok doğru bir yer ancak demek ki doğru zaman değilmiş. Kısmetsizlik işte. Şimdi o kadar görüşme, o kadar toplantı, mali denetim, vergi denetimi ve hukuki denetimden sonra şu açıklamaları yapmak inanın çok ağrıma gidiyor. Keşke daha iyi ikili diyaloglar kursaydık da, olmasaydı sonumuz böyle..." Konuşmasının bu kısmında bir hayli duygulandığı gözlenen İrfan Meyer, gazetecilerden bir müddet izin isteyerek göz yaşlarına hakim olamadı. Kısıtlı imkanlarla kurduğu Meyer Hırdavat'ın, holding bünyesine katılacağı hayaliyle 3 koca seneyi geçirdiğini söyleyen üzgün hırdavatçı, daha sonra basın mensuplarına iki şirket arasındaki yazışmaları gösterdi. "Buyrun işte, bize gönderilen dosyalar, gerekli yerlere yollanmış dilekçeler. Hepsi burada..." derken sesinin tonunu yükselten Meyer, gerek bu yazışmaları, gerekse de Elbiz Holding'den gelen eşantiyon kalem, ajanda ve takvim gibi hediyeleri bir kutuya koyup, geri göndereceklerini dile getirdi. Tüm bu yaşananlardan sonra şirket olarak biraz yalnız kalmaya ihtiyaçları olduğunu belirten İrfan Meyer, şu an için herhangi bir şirket evliliğini düşünmediklerinin altını çizdi. Belki bu sancılı süreci atlattıklarında, biraz kendilerine geldiklerinde tekrar böyle şeyleri düşünmeye başlayabilceklerini kaydeden Meyer, "Şimdilik başka şirketlerle sadece kısa vadeli projelere imza atmayı düşünüyoruz" diyerek, günübirlik ilişkilere açık kapı bıraktı.
| 0
| 212
|
Başbakan Erdoğan: "Maalesef fasulyeyi bir gece önce suda ıslatmadan pişiren kadınlarımız var..." Önceki gün kürtaj ve sezaryenle ilgili sarf ettiği sözler çok ses getiren Başbakan Erdoğan, dün partisinin TT Arena'da düzenlenen İstanbul İl Kongresinde de önemli açıklamalara imza attı. On binlerce partilinin tezahüratları eşliğinde coşkulu bir konuşma yapan Erdoğan, fasulyeyi ıslatmadan pişiren ev hanımlarının durumunu kabul edilemez bulduklarını belirtirken, çocuk yetiştirme ve temizlik konularında da önemli tavsiyelerde bulundu. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan TT Arena’da gövde gösterisine dönüşen İstanbul İl Kongresi’nde yine tartışma yaratacak mesajlar verdi. Milli yemeğimiz kuru fasulyeyi yaparken yapılan hataların hükumet olarak farkında olduklarını belirten Başbakan, yüz yılların tecrübesiyle oluşan pişirme kültürüne bigane kalmakla suçladığı bazı ev hanımlarına ağır eleştiriler yöneltti. Kadının iş ve sosyal hayat içinde güçlenen konumunun ev işleriyle eskisi kadar ilgilenememesi sonucunu doğurduğuna işaret eden Erdoğan, son zamanlarda kuru fasulyeyi ıslatmadan pişiren bir güruhun türediğini kaydetti. Bir başbakan olarak bu duruma asla seyirci kalamayacağını vurgulayan Recep Tayyip Erdoğan, "Fasulyeyi ıslatmadan pişirirsen, elbette ülke karın ağrısından kurtulamaz. Ağzımızın tadını bozmaya, ülkenin iş verimini düşürmeye kimsenin hakkı yoktur..." diyerek, sesinin tonunu yükseltti. 9,5 senedir canla başla Türkiye için çalıştıklarını ifade eden Erdoğan ülkedeki her şeyin eksiksiz olması için bazı hayati uyarılarda bulunmak zorunda kaldıklarını söylerken konuşmasını şu şekilde sürdürdü: Çocuk yetiştirme konusunda da hayati yanlışların yapıldığının altını çizen Başbakan, "Bakıyosunuz, hala çocuğun gazı olduğunda sırtına vuran annelerimiz var. Yahu nerede görülmüş? Hiç mi bir şey öğrenmediniz? Çocuğu sırt üstü yatıracaksın, karnını hafifçe okşayacaksın, o öyle ağır ağır çıkar..." derken, kürsüye oyuncak bebek getirildi. Erdoğan'ın temsili bebek üzerinde gerçekleştirdiği "çocuğa gaz çıkartma gösterisi"ni barkovizyonda izleyen partililer, genel başkanlarını uzun süre alkış yağmuruna tuttu. Konuşmasının sonunda stadı dolduran partililere bir kez daha seslenen Recep Tayyip Erdoğan, "Şimdi hanım arkadaşlarımız bize bi 15 dakika müsaade etsinler, erkekler kalsın onlarla özel bi şey konuşucam..." diyerek, stadın boşaltılmasını talep etti. Bu çağrı üzerine stattaki kadınlar çıkış kapılarına yönelirken, basın mensuplarının da alınmadığı özel görüşmede neler konuşulduğuna ilişkin spekülasyonlar ise halen sürüyor.
| 0
| 213
|
Seferberlik İlan Eden THY Yönetimi, Toplam 1000 Saatin Üzerinde Uçuş Tecrübesi Olan Yolcularını Görev Başına Çağırıyor THY personelinin, grev hakkını ellerinden alan yasa tasarısına karşı başlattıkları iş yavaşlatma eylemi nedeniyle dün çok sayıda uçuş iptal edilirken, şirketin internet sitesi de henüz belirlenemeyen bir nedenle servis dışı kaldı. Gelişmeler üzerine acilen toplanan THY yönetimi, ilk olarak eyleme destek veren personele işten çıkarıldıklarını belirten SMS'ler yollarken, oluşan personel açığını kapamak üzere 1000 saat ve üzeri uçuş tecrübesi olan yolcularına da yine SMS vasıtasıyla sefer görev emri yolladı. "Geçen sene tanıtıma önem verelim, şirketimizin adını dünyaya duyuralım diye uğraşırken maalesef ipin ucu bir yerlerde kaçmış. Aman yeni uçak çıkmış hemen alalım, Barcelona'sıydı Manchaster'ıydı Euroleague'ydi ne varsa sponsor olalım derken sene sonunda bi baktık 1 milyar lira içerdeyiz. Şu an açık konuşmak gerekirse el elde baş başta oturuyoruz. Sorsanız işten çıkınca Havaş'a binecek para yok cepte. Bu arada aklıma gelmişken Allah o Guardiola'nın da bin türlü belasını versin, eşek yüküyle para saydığımız takımı finale bile çıkaramadı..." Genderli, gelinen noktada THY'nin özellikle eski yolcularına önemli görevler düştüğünü vurgulayarak, şöyle devam etti: "1000 saat az değil değerli arkadaşlar, yolcu olarak dahi uçsanız mutlaka birşeyler kapmışsınızdır. Gelin bu tecrübenizi ülkeniz adına faydalı bir işe çevirin. Biz de sizi gideceğiniz yere kadar bedavaya taşıyalım. Hem siz kazanın hem Türkiye kazansın. Aslında bize bıraksalar sıfır kabin memuru, sıfır teknik elemanla yine uçururuz bu uçakları ama uluslararası bir takım kurallar falan var. Yok uçuş güvenliğiymiş de bilmemneymiş. Zaten bu ara eksik personelle uçuyoruz diye laf edip duruyorlar. Sırf şunların sesi kesilsin diye rica ediyoruz..."
| 0
| 214
|
2004 Yılından Beri Çanakkale'de Sergilenen Truva Atından Amerikan Deniz Piyadeleri Çıktı Başrolünde Brad Pitt'in yer aldığı 'Truva' (Troy) filminde kullanıldıktan sonra Warner Bros. şirketi tarafından Çanakkale Belediyesi'ne armağan edilen Truva atı, bölgeye yeni tayin olan İl Jandarma komutanının durumdan şüphelenmesi üzerine bu sabah saatlerinde açıldı. 2004 yılında gemiyle Çanakkale'ye getirilen tahta atın içerisinden çıkan 15 aç ve susuz Amerikan Deniz Piyadesi, çevredekilerin şaşkın bakışları arasında Jandarmaya teslim olurlarken, atın şehre alınıp meydanda sergilenmesi talimatını veren dönemin Çanakkale valisi Onur Şahin, filmi hiç izlemediğini itiraf etti.
| 0
| 215
|
AKP Malatya Milletvekili Hamdi Kanıklı, Gündem Değiştirme Sırası Kendisine Gelmeden Uludere Olayının Tamamen Unutulmasını Umuyor Hükümet tarafından peş peşe yapılan açıklamalar Türkiye gündeminin tepesine otururken, AKP Malatya Milletvekili Hamdi Kanıklı demeç sırasının yavaş yavaş kendisine gelmesi üzerine sıkıntılı günler geçiriyor. Kendisinden önce konuşan bakan ve milletvekillerinin çıtayı bir hayli yukarı çıkardığını belirten Kanıklı, "Böyle giderse er ya da geç benim de konuşmam gerekecek ancak şu saatten sonra gündemi değiştirmek için ne diyeceğim hakkında en ufak bir fikrim yok inanın..." diyerek, kamuoyu tarafından Uludere olaylarının en kısa zamanda unutulması gerekliliğinin altını çizdi. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde basın mensuplarının sorularını yanıtlayan AKP Malatya Milletvekili Hamdi Kanıklı, Uludere olaylarının gündeme getirilmeye devam edilmesi halinde en az bir hafta içerisinde kendisinin de bir açıklama yapmak zorunda kalacağını vurguladı. Bu bölgede ölen vatandaşların acısını büyük bir samimiyetle paylaştığını ifade eden Kanıklı, "Ancak nasıl söylesem bilemedim o yüzden biraz açık konuşucam. Gözünüzü seveyim lütfen açmayın artık şu konuyu. Ölen öldü, hepimiz üzüldük lakin bu iş uzadıkça iyice acayip şeyler söylemek zorunda kalıyoruz." sözleriyle, partisinin içinde bulunduğu zor durumu anlattı. Başbakan, Sağlık Bakanı ve İçişleri Bakanı'nın son günlerde sıkça tepki çeken açıklamaları yüzünden vatandaşın biraz da hatayı kendinde araması gerektiğine değinen milletvekili, Uludere olayları bu kadar uzatılmasa bunların hiçbirinin yaşanmayacağını kaydetti. "Ben eminim o hayatını kaybeden vatandaşlarımız da şu manzarayı görseler, onlar da konunun kapatılmasını isterlerdi..." diyerek sözlerini sürdüren Hamdi Kanıklı, konunun kapanmaması halinde ise artık dili döndüğünce kendisinin de mikrofonlara bir şeyler söylemek zorunda kalacağını vurgularken, "Gerçi şu saatten sonra daha önceki açıklamaların üstüne çıkmak için ana avrat düz gitmem gerekecek, o da ağır olacak. İnsan içine çıkamıycam diye korkuyorum..." şeklinde konuştu. Bir basın mensubunun, Uludere olaylarında Amerika'nın parmağı olup olmadığı yönündeki sorusu üzerine sinirlerine hakim olamayan Hamdi Kanıklı, "Arkadaşım... Ben iki saattir ne anlatıyorum Allah aşkına. Hiç mi benim lafımı dinlemiyorsun?" derken, "Bakın, bugünlerde Darıca Hayvanat Bahçesi'nin sevimli bir konuğu var. Ve en önemlisi, buraya dikkat: Son 40 yılın en sıcak yazına herkes hazırlıklı olsun. Özellikle öğlen vakitlerinde güneşin altında kalmamaya dikkat edelim..." diyerek, gündem değiştirme konusundaki acemiliğini gözler önüne serdi. Son olarak, şimdilik en azından Avrupa Şampiyonası başlayana kadar söz sırasının kendisine gelmemesi için dua ettiğini belirten Kanıklı, "Hadi yine o zaman milletin ilgisi falan dağılıyor. Zaten play-off falan bitmese bunların hiçbiri yaşanmazdı ama yaz günü, piyasa durgun. Ne söylesem kabak gibi ortada kalmaktan korkuyorum..." dedi ve açıklamalarını şu sözlerle bitirdi: "Olmadı artık bir yeri sel mi götürür, ufak bir sarsıntı mı olur bilemem. Belki hiç olmadı facebook'un yasaklanması için önerge veririm meclise. Heralde o milleti epey bir oyalar ama öyle veya böyle, bir şekilde hala insan içinde yüzüm kızarmadan gezebiliyoken, o sıranın bana hiç gelmemesi için elimden geleni yapmalıyım..."
| 0
| 216
|
10. Türkçe Olimpiyatları'ndan da Eli Boş Dönen Nijer'de Halkın Öfkesi Sokaklara Taştı Bu yıl 10.'su düzenlenen Türkçe Olimpiyatlarında yine herhangi bir dalda dereceye giremeyen Nijer'de halkın yönetime karşı öfkesi sokaklara yansıdı. Sonuçların aşağı yukarı belli olmasının ardından başkent Niamey'i savaş alanına çeviren göstericiler çok sayıda kamu binasını ateşe verirlerken Devlet Başkanı Albay Auro Hesabu'nun olimpiyat teknik heyetini görevden aldığını açıklaması da kalabalığın öfkesini dindirmeye yetmedi. Başarısızlık yüzünden yönetimi suçlayan Nijerliler düzenledikleri gösteri ve yürüyüşlerle Hesabu hükümetini istifaya davet ederlerken, çıkan olaylarda şu ana kadar çoğunluğu güvenlik görevlisi olmak üzere 100'den fazla kişi yaralandı. Türkçe Olimpiyatlarına siyaset bulaştığını ve komşuların sürekli birbirlerine yüksek puan verdiklerini de iddia eden Hesabu, "Orta Asya Cumhuriyetleri hep birbirlerine çalışıyor, Kuzey Afrika desen yine öyle. Mısır Fas'a, Fas Cezayir'e, Cezayir Mısır'a derken al gülüm ver gülümle puanlar alınıyor. Ancak maalesef biz Orta Afrika ülkeleri olarak bu dayanışmayı gösteremedik. Komşumuz, kardeş ülke dediğimiz Kongo, bize en iyi ülke tanıtım standı dalında 2 puanı çok görmese en azından oradan bi bronz madalya çıkarabilirdik" derken Nijerlinin Nijerliden başka dostu olmadığının bir kez daha altını çizdi. Hesabu'nun bu açıklamalarına rağmen Nijer'de gerginlik sürerken, rekabetin diğer ucundaki Gana'da ise kutlamalar tüm coşkusuyla devam ediyor. Hükümet Sarayı önünde Ganalılara seslenen ülkenin şampiyon Türkçe'cisi Muhammed Nmbayou, öncelikle kendilerine maddi manevi destek veren herkese teşekkür ederek "dilerim bu başarımız, ileride gerçekten işe yarar başka başarılar için de bir adım olur" ifadelerini kullandı.
| 0
| 217
|
Muhalefetten İşsizlik Oranlarına Sert Tepki TÜİK'in açıkladığı işsizlik oranlarında Serbest Çevirmenlik, Web Tasarımcılığı, Takı Tasarımcılığı, Kafe-Bar Dekoratörlüğü ve IT Danışmanlığı gibi meslekleri de çalışan kesime dahil etmesi muhalefet partilerinden sert tepki gördü. Türkiye İstatistik Kurumu'nun Aralık ayı işsizlik verilerini açıklamasıyla birlikte meclis çatısı altında yepyeni bir tartışma başladı. TBMM'nin önceki günkü oturumunda söz alan muhalefet vekilleri, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)'in aralık ayı için açıkladığı %13.46'lık işsizlik oranının gerçeği yansıtmadığını belirterek, bunu hükümetin bilinçli bir oyunu olarak değerlendirdiler.
| 0
| 218
|
Nanoteknoloji Devi Hollanda Türkiye'den Teknoloji İthal Etmeye Hazırlanıyor Nanoteknoloji ve nanomoleküler malzeme bilimi konusunda dünyanın en gelişmiş ülkelerinden biri olan Hollanda, "zamanla açma yapan kıyafet" teknolojisini incelemek üzere Türkiye'ye heyet gönderiyor. Technische Universiteit Eindhoven'a bağlı uzmanlardan oluşan heyet, Hollanda ve Türkiye arasındaki bilimsel işbirliği anlaşması kapsamında, nanomoleküler malzemelerin tekstil sektöründeki uygulamalarına yönelik know-how almak için İstanbul'a gelecek. Nanoteknoloji; tıp, elektronik, tekstil, inşaat ve daha pek çok sektörde kullanılmak üzere, 100 nm (nanometre) ve altındaki boyutlarda malzeme geliştirilebilmesini sağlayan bir bilim dalı. 1 Nanometre ise, milimetrenin milyonda birine (ya da bir futbol sahasının nereden bakılsa en az yüz milyarda birine) denk geliyor. Bu akşam saatlerinde Atatürk Havalimanı'ndan yurda giriş yaptıktan sonra Intercontinental Oteline yerleşecek olan heyet, uçağa binmeden önce kısa bir basın toplantısı düzenledi. Toplantıda söz alan heyet sözcüsü Jens Von Skaalbaer, Türkiye'nin zannedilenin aksine nanoteknoloji konusunda oldukça gelişmiş bir ülke olduğunu belirtirken "Bundan iki sene önce, yaz tatilinde bu güzel ülkenin cennet köşelerinden Fethiye'ye gelmiştim." diyerek sözlerine başladı. Skaalbaer, Fethiye çarşısında beğendiği bir pantolonun bedeninin olmaması sonucu yaşadığı hayal kırıklığını ve bunu satıcının olumlu yaklaşımı ile nasıl aştığını ise şu sözleriyle ifade etti. "Satıcı bana 'Zamanla açma yapar' dediğinde ben açıkçası buna pek bi anlam veremedim. Yine de en azından götürür oğlana moğlana veririm, eli boş dönmek olmaz. Çok şükür bizim paramız da değerli zaten, bir pantolon nedir ki diye düşünüp pantolonu aldım. Neyse işte. Ertesi sabah pansiyondan bakkala gitmek için çıkarken elime ilk geçenleri giymişim hiç bakmadan. Daha pansiyondan çıkıp bakkala varmazdan ne göreyim? Dün aldığım pantolon, baya bildiğin açma yapmış." "İşin ilginç yanı, bana 'giydikçe ayağınıza oturur o' diye sattıkları 45 numara ayakkabı da ikinci gün 43 numaraya inmişti ve ayaklarıma tam geliyordu" şeklinde konuşan Skaalbaer, böylesi bir malzemenin herhangi bir mağazada pazarlıksız 30, pazarlıkla 5 Euro'ya alınabiliyor olmasının, kendilerini Türkiye'nin nanoteknolojide ne kadar ileri gittiğine ikna etmeye yettiğini belirtti. Tübitak ile yaptıkları yazışmalar sonucunda İstanbul'da Merter ve Osmanbey semtlerinde yapacakları incelemelerin ardından sırasıyla Bursa ve Denizli'ye geçecek olan heyet, burada da temas ve incelemelerde bulunacak. Oldukça iri oldukları gözlerden kaçmayan Hollandalı bilimadamlarının özellikle zamanla açma yapan tekstil malzemelerine yoğun ilgi göstermesi bekleniyor. Gelişmeler hakkında açıklama yapan tekstil esnafı ise, "Valla aynısını biz de iki senedir giyiyoruz, en ufak bi sorun çıkarmadı. Bi şey olursa da biz hep buradayız, arkadaşlar toplu alacaksa yardımcı da oluruz." demekle yetindi.
| 0
| 219
|
Geçtiğimiz Yıl İstanbul'a Yerleşen Fatih Demirci (26), Şehrin Kalabalığından Şikayetçi: "İpini koparan gelmiş arkadaş..." Geçtiğimiz eylül ayında iş bularak memleketi Isparta'dan İstanbul'a taşınan Endüstri Mühendisi Fatih Demirci, bu sabah düzenlediği basın toplantısında şehrin kalabalığıyla ilgili sert açıklamalarda bulundu. Mecidiyeköy metro istasyonu çıkışında basın mensuplarına seslenen Demirci, öğrencilik yaşamını Ankara'da geçirdiğini ve büyük şehir ortamına az çok alışık olduğunu belirtirken "Ama ben böyle birşey görmedim. Her yer vıcık vıcık insan kaynıyor, tabiri caizse ipini koparan gelmiş. Bence vize falan koyup her önüne geleni almamalılar artık İstanbul'a" sözleriyle çeşitli çözüm önerilerinde bulundu. Havaların ısınmasıyla birlikte İstanbul'un iyice çekilmez olduğunu söyleyen genç mühendis, metro durağı çıkışındaki kalabalığı işaret ederek "Güya okullar kapanınca şehir biraz rahatlıyor dediler ama ben daha bir fark göremedim. Buyrun allah aşkına, şu rezalete bakın. Afedersiniz it sürüsü gibi insan dolu. Bu kadar adamın burada ne işi var? Sorsanız hepsi İstanbullu bunların. Gidin arkadaşım, nerden geldiyseniz oraya gidin." diyerek, kalabalığın üzerine yürüdü. Metro çıkışındaki İstanbulluların bir kısmının deli sanıp bulaşmaması, geri kalanların da uğraşacak zamanı olmaması sayesinde sağlam bir meydan dayağı yemekten kurtulan Demirci, gazetecilerden aldığı yarım litrelik suyu kafasından aşağı boşaltarak sakinleşmesinin ardından açıklamalarına kaldığı yerden devam etti. Demirci, sorunun temelinde önüne gelenin İstanbul'a gelebiliyor olmasının yattığını belirtirken bu konunun da vize benzeri bir uygulamayla çok rahat çözülebileceğini ifade etti. "Bakacaklar mesela niye geldiğine, işi yoksa almayacaklar adamı. Yok ben Boğaz'ı görmeye geldim, vay ben bir arkadaşa bakıp çıkıcam falan gibi bahanelere de kesinlikle taviz verilmeyecek. Okumaya mı geldin kardeşim? Okul bitince gideceksin artık. Kimse kuru kalabalık etmeyecek." diyen Demirci, işi biten herkesin şehri fazla meşgul etmeden derhal geldiği yere postalanması gerektiğini savundu. Kendisinin ne zamandır İstanbul'da olduğuna dair bir soruya "Ya aslında bir sene oldu ama benim işim var burada. İş için geldim, yoksa hayatta gelmezdim." şeklinde yanıt veren Demirci, "Zaten önümüzdeki 25-30 yıl çalışıp yeterince para biriktirdikten sonra kesinlikle Isparta'ya dönmeyi düşünüyorum. Aklı olan durmaz burada. Gerçi o zaman biraz da çocukların durumuna falan bağlı olur ama büyük ihtimalle ben dönerim heralde..." diyerek şöyle devam etti: "Zaten İstanbul'dan bir tad da alamadım henüz. Güya şehir kalabalık, her yer insan dolu ama kimse kimsenin yüzüne bakmıyor. Oturduğum eve taşınalı 8 ay olmuş, daha bir tane komşum da 'hoşgeldin, sen kimsin, bir ihtiyacın var mı' demedi. Allah korusun ölsem ruhları duymayacak. Neyse ama, bizim memleketteki arkadaşlarla konuştum, 'burada epey çevre yaptım, gelin size de iş ayarlarız' dedim, onlar da yakında buraya gelecekler. Ondan sonra biraz tadı çıkar heralde İstanbul'un..." Son olarak "Ooo saat 7 olmuş bana müsaade, metrobüse yetişmem lazım. Allah kahretsin bak, yine bi yığın insan doluşmuş oraya da yaa" sözleriyle basın toplantısını bitiren Demirci, söz konusu bir yığın insana bir kişi daha eklemek üzere Mecidiyeköy metrobüs durağına doğru koşarak uzaklaştı
| 0
| 220
|
Gündemin Bir Nebze Hafiflemesinin Ardından Türkiye Acı Gerçekle Yüzleşti: "Akasya Durağı yeniden başlamış..." Son aylarda özellikle AKP'li bakan ve milletvekillerinden art arda gelen fantastik beyanatların, esas başka bir gündemi saklamaya yönelik bir taktik olduğu şüphesini taşıyan vatandaşlar sonunda Akasya Durağı gerçeğiyle yüzleşti. Uludere, kürtaj, şike, THY krizi gibi yoğun tartışmalara neden olan olayların yaşandığı sırada Akasya Durağı'nın sessiz sedasız bir şekilde yeni sezonuna başladığı iki ayın ardından anlaşılırken, Kanal D yetkilileri durumdan kendilerinin de haberlerinin olmadığını belirterek suçlamaları reddettiler. Aylar önce bittiği ve artık sadece tekrar bölümleriyle var olacağı sanılan Akasya Durağı'nın yeni bölümleriyle ekrana gelmeye başlaması çok geç farkedilirken, yayının durdurulması için yapılan girişimlerden de henüz net bir sonuç alınamadı. Konu ile ilgili olarak kamuoyunu rahatlatmak adına basın mensuplarının karşısına geçen Kanal D yetkilileri yaptıkları kısa açıklamada, "Açıkçası biz hâla eski bölümlerin yayınlandığını sanıyorduk. Nerdeyse her bölüm birbirinin aynısı olduğu için duruma uyanamadık. Son bölümde Nuri Baba'nın elindeki gazetenin haziran 2012 tarihine ait olduğunu fark eden dikkatli bir izleyicimiz bizi uyarmasa daha da anlamazdık..." derlerken, olayın sorumlularının en kısa zamanda ortaya çıkarılması için kurum içinde gereken soruşturmanın başlatıldığını ifade ettiler. THY krizi, Uludere, kürtaj, şike gibi ağır gündem maddeleriyle yeni sezona başladığı ört bas edilen Akasya Durağı, siyaset dünyasında da sert tartışmalara neden oldu. Meclisin dünkü oturumunda CHP grubu adına söz alan Kastamonu milletvekili Hüseyin Fahri Söylemez, "Hükümetin gizli bir ajandası olduğundan zaten şüpheleniyorduk ama açıkçası bu kadarını beklemiyorduk... Bunun adı zulümdür, başka bir şey değil..." sözleriyle olaya tepki gösterdi. Söylemez'in konuşması iktidar sıralarından gelen yoğun protestolar nedeniyle sık sık kesilirken, İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin'in sessizce oturumu terkettiği dikkatlerden kaçmadı.
| 0
| 221
|
Meşhur Sokak Pilavcısı Mehmet Usta Lezzet Sırrını Açıkladı: “Pilav normal, bence siz gerizekalısınız”... 30 senedir İstiklal Caddesi’nde seyyar bir tezgahta nohutlu pilav ve ayran satan Mehmet Narenc (56), dillere destan pilavı ve buz gibi ayranı ile İstanbul’da gece hayatı denilince ilk akla gelen isimlerden birisi olmaya devam ediyor. Yıllardır değişmeyen o müthiş tadı nasıl yakaladığı hakkındaki sorular karşısında daha fazla kayıtsız kalamayan Mehmet Usta; başarısının sırrını “Ne değişmeyen tadı, neyin lezzeti? Gerizekalı mısınız arkadaşım siz? Altı üstü pilav lan...” sözleriyle açıkladı. Pilavcılık mesleğine, tornacı olarak çalıştığı fabrikadan çıkarıldıktan sonra ani bir kararla başladığını söyleyen Mehmet Usta, öykünün geri kalanını ise şu sözlerle anlattı: “O dönem fabrikadan kovulunca, iş lazım oldu. E elimdeki üç kuruş ile bir tek bu seyyar arabayı alabiliyordum. En risksiz yatırım buydu. Sonra bunun içine ne yapsak da satsak derken, hanım pilav fikrini attı ortaya. Düşündüm pirinç ucuz, nohut ucuz. Olur dedim. Tüm mevzu bundan ibaret. Öyle pilav yapma aşkıyla yanıp tutuşmak, pirince gönül vermek diye bir şey yok...” Mesleğin ilk yıllarında beklenmedik bu başarısına kendisinin de inanamadığını söyleyen Mehmet Usta, "Valla ne yalan söyliyim, ben de bir ara epey bir gaza gelmiştim. Her gelen ayrı övünce, insan ister istemez etkileniyor. Hali, tavrı değişiyor." derken, daha sonra sözlerine şu şekilde devam etti: “Ama tabii çok sürmedi o gaz. 'Vay ustam, bunun içine ne koyuyosun.', 'Yok yok, kesin gizli bir tarifi var Mehmet Abi'nin' falan diyince gençler, gittim baktım. Cidden bizim hanım bunun içine bilmediğim bir şey mi koyuyor diye kontrol ettim. Yok. Bir araba pilav nasıl yapılırsa, bizim hanım da onu yapıyor. O vakit anladım gece vakti ayyaşın, sarhoşun dolduruşuna gelmişim. Koca koca adamlar yanındaki hatuna 'bak çok samimi adamım, halk insanıyım' pozu yapmak için karşımda tiyatro oynamışlar. Ne yapayım, Allah akıl fikir versin..." Sanılanın aksine, oğlunun da tıpkı kendisi gibi pilavcı olması yönünde bir çabasının da bulunmadığını belirten Mehmet Usta, "Salaklık etmesin, gitsin adam gibi sigortalı bir iş bulsun kendine. Zaten öyle sandığınız gibi kafası bir dünya olmuş adamın ağız kokusunu çekmeye değecek bir meblağ da geçmiyor elime" sözleriyle kazandığı üç kuruşun hesabını yapan müşterilerine çıkıştı. "Adam altı saat içip gelmiş. Bir gözü aya bakıyor, bir gözü pilava. Oturmuş bir de onu yerken benim gecede ne kazandığımın hesabını yapıyor. Bağıra çağıra konuşuyorsunuz, ben hep duyuyorum onları.” şeklinde sert açıklamalarda bulunan pilav emekçisi, "Her gelenin bahsettiği gibi gecede elime 2.000-3.000 lira gibi bir rakam geçseydi şimdiye kadar çoktan pilavla, ayranla selamı sabahı kesmiştim” diyerek, yıllardır merak edilen “Bu adamın eline günde ne kadar geçiyor” sorusunun yanıtını da vermiş oldu.
| 0
| 222
|
Ayvalık Belediyesi: "Beldemizi genel olarak tatilde birileriyle yatma ümidi olmayanların tercih ettiğini bilmek üzücü..." Yazın gelmesi ve okulların kapanmasıyla birlikte turizm bölgelerindeki hareketlilik giderek artarken, sakin bir tatil geçirmek isteyenlerin tercihi yine Ayvalık, Edremit, Altınoluk, Akçay gibi beldeler oldu. Genellikle emekli kesimin ve onların yanına kısa bir süre için uğrayan akrabalarının doldurduğu Ayvalık'ta Belediye İl Encümeni Tekin Uysal, dün yerel bir gazeteye yaptığı açıklamada "Beldemiz güzel, beldemiz şirin, sakin... Bunların hepsi güzel ancak, yine de yazın buraya gelen bir kişinin bile herhangi bir turistle yatma umudu taşımadığını bilmek biraz üzücü. Nasıl desem, ağrıma gidiyor açıkçası..." diyerek çok tartışılacak sözlere imza attı. Yıllardır Ayvalık'ta yaşayan biri olarak hep bir şeylerin değişmesini beklediğini ifade eden Tekin Uysal, bunca senedir değişenin sadece beldelerine gelip giden emeklilerin isimleri olduğunu ve belki de Ege'nin en güzel yerlerinden biri olan Ayvalık'ın tavla sesine mahkum bırakıldığını kaydetti. Tıpkı Kaş, Bodrum, Kemer gibi gençler için gözde bir tatil mekanı olmanın hayalini kurduklarını vurgulayan İl Encümeni, sözlerine şöyle devam etti: "Bir dönem, halis zeytinyağının afrodizyak etkisi olduğu yönünde bir haber çıkmıştı gazetelerde. İşte o ara çok umutlandık. Hatta ilçemizdeki birkaç yatırımcıya eğlence mekanı açmaları için teşvik falan verdik. Hesapta çok hareketli bir yaz geçirecektik ancak ne gelen oldu, ne giden. Koca beldenin en büyük eğlencesi yine akşam mangal yapmak, gündüz torun yüzdürmekle sınırlı kaldı. Zaten çok geçmedi, o aynı gazeteler bu sefer de zeytinyağı cinsel iştahsızlığa sebep oluyor diye başlık attılar ki, tüm umutlarımız bir anda bitti, kül oldu..." Şu saatten sonra bu durumu değiştirmek için bir şey yapmanın anlamsız olduğunu bildiklerini de sözlerine ekleyen Tekin Uysal, Ayvalık'ın da tıpkı Edremit, Altınoluk, Akçay gibi kaderine teslim olduğunu belirtti. Bundan sonrası için en büyük hayalinin, ilçe sınırları içerisinde 1994 yılında bir turistle beraber olduğu tespit edilen genç bir öğrencinin heykelinin şehrin girişine dikmek olduğunu söyleyen Uysal, "Hiç değilse, aslında istenilse Ayvalık'ta böyle şeylerin de olabileceğini göstermek maksadıyla bu heykeli çok istiyorum. Umarım belde halkımızdan da bu konuda destek alırız." sözleriyle, Ayvalık sakinlerine ve bölgedeki tatilcilere seslendi.
| 0
| 223
|
RTÜK, Erken Boşalmayla Sonuçlanan Sevişme Sahnelerinde Sansüre Gerek Bulunmadığını Açıkladı RTÜK, televizyonda gösterilen sevişme sahnelerinde çiftlerden en az birinin 2 dakikadan daha kısa bir sürede boşalması durumunda söz konusu sahnenin yayınlanmasında bir sakınca bulunmadığını açıkladı. RTÜK'ün haftalık olağan genel kurul toplantısı sonrası basına yapılan açıklamada, erken boşalmayla sonuçlanan başarısız sevişme sahnelerinin gençleri fuhuşa özendirici bir yönünün bulunmadığı belirtilerek, insanları tahrik etmekten uzak bu tarz sahnelerin toplumun ar ve haya duygularına karşı bir tehdit oluşturmasının mümkün olmadığı belirtildi.
| 0
| 224
|
Dizilerin Sezon Finallerinin Yayınlanmasıyla Birlikte Binlerce Yarı Ünlü Güneye Doğru Göç Etmeye Başladı Yaz mevsiminin gelişiyle birlikte televizyonda yayınlanan pek çok dizinin sezon finallerini yapmasının ardından, bu dizilerde rol alan binlerce yarı ünlü de doğal yaşam alanları olan Cihangir ve çevresini terkederek güneydeki sıcak bölgelere doğru göç etmeye başladılar. Her yıl tekrarlanan bu müthiş doğa olayıyla birlikte dinlenmek ve çiftleşmek için Bodrum, Çeşme ve Marmaris'e doğru yola çıkan yarı ünlüler, Eylül Ayı'nda yeni sezonun açılmasıyla birlikte tekrar İstanbul semalarında görülecekler. Feriha’daki taksicinin arkadaşı, Öyle Bir Geçer Zaman ki'deki holdingin güvenlik görevlisi, Kuzey ve Güney'deki sinsi görümce gibi sadece dizilerdeki rolleriyle anılan bir çok yarı ünlüye yaz boyu ev sahipliği yapacak Bodrum, Marmaris, Çeşme gibi merkezlerde ise hazırlıklar büyük ölçüde tamamlanmış durumda . Çeşme Belediyesi, bu yıl da en fazla sayıda yarı ünlünün konaklama mekanı olması beklenen Alaçatı'da sahil şeridinin bir bölümünü yarı ünlülerin rahatça çiftleşebilmesi için özel olarak dikenli tellerle ayırırken, Bodrum Belediyesi de yarı ünlüler konusunda halkı bilinçlendirmek üzere broşürler ve el ilanları bastırdı. Özellikle ilk kez yarı ünlü ile karşılaşacak yerli turistler için hazırlanan broşürde yer alan ana başlıklardan bazıları şöyle: - Karşılaştığınız yarı ünlünün adını öğrenin ve mutlaka ona adıyla hitap etmeye çalışın. Neticede hepinizin elinin altında internete giren telefonlardan var artık. Unutmayın ki kimse "Pis yedili'deki şişko çocuk" diye anılmak istemez. - Nereden tanıdığınızı hatırlamıyorsanız sadece el sallayın ve "beğenerek izliyoruz" deyin. Bu sayede bütün sene televizyonda olmasına rağmen kimsenin onu tanımadığı fikrini biraz olsun kafasından atmasına da yardımcı olabilirsiniz. - Varsa daha önce rol aldığı dizi dışında dişe dokunur bir film ya da tiyatro oyunu falan onunla anın (örnek: "Ben sizi geçen sene 3. Richard'da izlemiştim, bayılmıştım..."). Hatta ona "tiyatrocu" olarak hitap edin. Bu, sebebi tam olarak bilinemiyor olsa da hepsinin çok hoşuna giden bir durum olarak kabul edilmektedir. - Yarı ünlüler çift halinde iken daha saldırgan olabilirler ve ego'larına karşı en ufak dikkatsizliğe çok sert reaksiyon verebilirler. Böyle zamanlarda kendinizi riske atmayın, onları aranızda belli bir mesafeyi koruyarak uzaktan izleyin ve göz teması kurmamaya çalışın. - 25 cm'den kısa olanların avlanması kesinlikle yasaktır Yarı ünlü nüfusunun önemli bir kısmının güneye inmesiyle beraber boşalan Cihangir'deyse Beyoğlu Belediyesi tarafından ilaçlama çalışmaları başlatıldı. Beyoğlu Belediyesi Temizlik ve Fen İşleri Müdürü Süleyman İbid (47), "Yoğun bir dönemi geride bıraktık. Cihangir de yıprandı haliyle. Semti güzelce bi ilaçladıktan sonra doğal dokusunun bozulmaması için yeni yayın dönemine kadar giriş çıkışlara kapatacağız. O arada yarı ünlü barınakları ve Firuzağa kahvesinin de elden geçirilmesi gerekiyor..." diyerek Eylül ayı'nda semtin yenilenmiş bir şekilde yarı ünlülelere ve onları doğal ortamında görmek isteyen ziyaretçilere açılacağını müjdeledi.
| 0
| 225
|
Tatil İçin İstanbul'a Gelen İngiliz Richards Ailesi, Havalimanı'ndan Bindikleri Takside 1 Hafta Geçirerek Yurttan Ayrıldı Geçtiğimiz hafta tatillerini geçirmek için İstanbul'a gelen İngiliz Richards ailesi, Atatürk Havalimanı'ndan bindikleri taksi ile 1 hafta boyunca yaptıkları yolculuğu dün yine Atatürk Havalimanı'na vararak noktaladılar. Kadıköy'deki otellerine gitmek için tuttukları takside şoförün köprü trafiğine girmemek adına alternatif güzergahları tercih etmesiyle Yeşilköy, Bakırköy, Yenikapı, Topçular, Çanakkale, Bursa, Susurluk, Balıkesir ve İzmir gibi birçok semti görme fırsatını yakaladıklarını söyleyen Baba Greg Richards (54), "Gönül isterdi o kadar para verdiğimiz otelimizi de bi görelim ancak olsun. Napalım. O da bir dahaki sefere artık" derken, en kısa zamanda bir kez daha ailece ülkemizi ziyaret etmek istediklerini belirtti.
| 0
| 226
|
İstanbul Emniyet Müdürlüğü, Son Teknoloji Ürünü Katlanabilir Demir Coplar Dururken Vatandaşı Kemerle Döven Polisler Hakkında Soruşturma Başlattı Geçtiğimiz salı günü İstanbul Fatih'te bir vatandaşın yakınlarının gözleri önünde kalabalık bir polis gurubu tarafından dövülmesi üzerine ortaya çıkan skandal Emniyet içerisinde de rahatsızlık yarattı. Konu ile ilgili olarak bu sabah bir açıklama yapan İstanbul Emniyet Müdürlüğü Halkla İlişkiler Daire Başkanlığı sözcüsü Nedim Özşenci "O kadar para sayıp son teknoloji, katlanan, ses çıkaran, 1. sınıf demirden coplar alıyoruz ancak yine hala babadan kalma yöntemlerle kemere başvuran arkadaşlarımız var. Maalesef 2012 Türkiye'sine hiç yakışmayan görüntüler bunlar" diyerek, Emniyet teşkilatının imajına zarar veren söz konusu polisler hakkında gereken işlem neyse yapılacağını ifade etti. Tam da Emniyet teşkilatının envanterine yeni kattığı katlanabilir-portatif copları tanıttığı bir dönemde ortaya çıkan görüntülerin, camia adına büyük bir talihsizlik olduğunu belirten Özşenci "Görüntüleri izlerken ben şahsen çok büyük hicap duydum. Arkadaşlarımız resmen bellerinden kemeri çıkarıp onunla vuruyorlar vatandaşa. Hayır, madem kullanmayacaktınız ne diye o kadar masrafa soktunuz bu devleti? Biz o demir copları süs olsun diye mi verdik size?" sözleriyle İstanbul Emniyeti'nin olaydan duyduğu rahatsızlığı dile getirdi. Özşenci, her kurumda olduğu gibi Emniyet içerisinde de bir takım yozlaşmış, mesleğini layıkıyla yerine getirmeyen görevliler bulunabileceğini belirtirken, bu tarz münferit olayların bütün bir camiaya mâl edilmemesi gerektiğini bir kez daha vurguladı. "Biz orada Amerika'dan yeni cop aldık diye gururla tanıtım yapıyoruz. Şöyle acıtıyor böyle caydırıyor diye basın mensubu arkadaşlarımıza brifing veriyoruz, öte yandan vatandaşımız hala kemerle, tekmeyle dayak yiyor. Böyle bir manzara elbette bir takım soru işaretleri doğurur. Hem o dayağı yiyen hem de görüntüyü izleyen vatandaşın aklına 'Vergilerimiz çar çur mu ediliyor?' diye bir şüphe ister istemez yerleşir. Senin ne hakkın var koca bir camiayı töhmet altında bırakmaya" diyerek olaya karışan polislere tepki gösteren Özşenci, teşkilat içerisinde bu tarz güven zedeleyici olaylara kesinlikle müsamaha gösterilmeyeceğinin altını çizdi. Basın sözcüsü, son olarak soruşturmanın sürdüğünü ve olayda kusuru olduğu tespit edilen 5 emniyet görevlisinin görevden uzaklaştırıldığını ifade ederken "Şu an öncelikle neden yeni copları kullanmadıklarını öğrenmeye çalışıyoruz. Alışamadılar mı? Karmaşık mı geldi? Sevmediler mi? Ellerine mi tam oturmadı? Ona göre gerekiyorsa bu arkadaşlarımızı görevlerine geri dönmeden önce tekrar bir eğitimden geçirebiliriz" sözleriyle de kamuoyunu rahatlatan mesajlar verdi.
| 0
| 227
|
Mezuniyet Balosunda Ağır Bilanço: 77 İlişki Teklifine Red, 180 Adet Aç Karnına Sarhoş, 124 Kilo Sir Ağda... Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencileri, dün gece Çırağan Sarayı’nda mezuniyet balosu için bir araya geldiler. Kişi başı 190 dolar olan fiyatlara tepki olarak katılımın %96 ile sınırlı kaldığı gecede gençler doyasıya eğlenme fırsatı buldu. Gecenin ilerleyen saatlerinde sınırsız yerli içkiye kurban giden onlarca kişinin ertesi gün attığı toplam özür mesajı 324’e yükselirken; son olarak ikinci öğretimlerdeki Gözde’nin de eklenmesiyle balonun en güzel kızı sayısı şimdilik 27 sularında seyrediyor. Yetkililer, bu sayının daha da artmasından endişe ediyor. Herkesin uzun bir süredir beklediği büyük gece, akşam sekiz sularında havuz başındaki şık kokteyl ile başladı. Bütün eğitim hayatlarını kot, t-shirt’le kantin köşelerinde geçiren bir grup erkek öğrencinin üzerlerindeki takım elbiseyle havuz başında nasıl durmaları gerektiğini bilememeleri yüzünden yaşanan gerginlik, ortama gecenin tek papyonlusu Çağlar'ın gelmesiyle birlikte yerini neşeye bıraktı. İlerleyen dakikalarda Çağlar’ın, havuz kenarındaki Baran’a yaptığı “tuttt-masaydım ehehe mehe” şakası ile gerçek eğlencenin startı da bir anlamda vermiş oldu. Daha önce bu kadar güzel olduğu fark edilmeyen onlarca kıza ev sahipliği yapan gecede “Ece’nin de aslında gideri olduğu” fikri, alkolün de etkisiyle ilerleyen saatlerde yerini “Neden olmasın, bir daha birbirimizi nerede görücez ki” sorusuna bıraktı. Gece boyunca erkek katılımcıların aslında gideri olan kız listesi kabardıkça kabardı. Buna karşılık, kızlar cephesinde "yalnızca arkadaş olarak görülen erkekler”in önemli bir kısmının bu geceden sonra "sonsuza dek yalnızca arkadaş olarak görülecek erkekler” listesine alındığı öğrenildi. Gecenin yankıları haber yayına hazırlandığı sırada halen sürerken, baloda öne çıkan bazı rakamlar ise şu şekilde: - Allık, far, kalem, pudra derken toplam 2.5 kilo kimyasal madde tüketildi. - Tam iki futbol sahası büyüklüğünde bir alana sir ağda uygulandı. - 234 adet mezun, takım elbisenin kendisine çok yakıştığını iddia ederek, bundan sonra her fırsatta takım kıyafetle gezme kararı aldı. - Bu gece için toplam 340 kilo verildi. - Kadınların sınırsız özen gösterdiği gecede, 144 erkeğin babasının köseleleriyle baloya geldiği tespit edildi. - Yavuz Özbudak, yediği toplam 16 kanepe, iki ana yemek tabağı ve yedi duble içki ile verdiği parayı kurtaran tek kişi oldu. - Sadece aç karnına içtiği için sarhoş olduğunu söyleyenlerin sayısı 180 kişiyi buldu. - Geceye katılan 23 kişi yaptığına çok pişman olurken, sadece iyi niyetinden kaybedenlerin sayısı yine beklenenden fazlaydı. - 2 ay önce "Yok yeeaa ben ne gelicem baloya maloya" diyen 114 erkek, sahnede kravatı başına bağlayarak "Hatayı ben en başında yaptım" şarkısını söylerken tespit edildi. - Sınırsız yerli içkiye kurban giden yeni mezunlardan birisi de okulun gözde isimlerinden Esra’ydı. Baloya katılanların gecenin sonunda yaptıkları 400’ü aşkın telefon konuşmasında, Esra’nın hiç de tahmin ettikleri gibi bir kız olmadığı konusunda uzlaşıya varıldı. - Bir daha birbirimizi nerede görücez ki diye ağlayan 44 kişi, ertesi gün balonun kritiği için farklı gruplar halinde istanbul’un çeşitli yerlerinde toplandılar. - Gecenin öğrencilere maliyeti toplam 360.000 tl oldu.
| 0
| 228
|
Ayvalık’ta Geçen Yaz Sahilde Kuma Gömülerek Unutulan Anneanneler Açığa Çıkarıldı Tatil sezonunun açılması üzerine harekete geçen Ayvalık Belediyesi Temizlik ve Fen İşleri ekibi, yaptıkları sahil şeridi temizliği esnasında geçen sezon kuma gömülerek unutulmuş üç anneanneye ulaştı. Yapılan ilk müdahalenin ardından anneannelerin hayati tehlikelerinin bulunmadığı, bilakis varis ve selülitlerinde gözle görülür bir iyileşme tespit edildiği bildirildi. Sahil temizliği çalışmaları sırasında bir belediye işçisinin dikkatiyle fark edilen anneannelerin ilk etapta bölgenin tanıtımına katkıda bulunabilecek arkeolojik bir bulgu olabileceği ihtimali üzerinde durulurken, heyecan yerini kısa sürede hayal kırıklığına bıraktı. Konuya ilişkin olarak Ayvalık Tarih, Kültür, Zeytinyağı, Zeytinyağı Sabunu, Zeytinyağı Şampuanı, Zeytinyağlı Duş Jeli ve Ayvalık Tostu Vakfı Başkanı İlhami Gencer(54), “Yıllardır Ayvalık’a hemen hemen aynı tipler gelip duruyor, bir zeytinyağı, bir tostla bir ilçe ne kadar kalkınabilir? Tunç çağından kalma bir tarihi eser, hiç olmazsa Anadolu medeniyetlerinden bir iki bakraç falan bu ilçeyi turistik açıdan zıplatabilirdi. Hani belki fosil olarak nitelendirilebilirler mi, oradan bir ekmek çıkar mı diye bir soruşturduk ama onun için de tamamen ölmüş olmaları gerekiyormuş. Olmadı, kısmet değilmiş…” dedi. Gencer’in açıklamaları anneanneler cephesinde tepkiyle karşılandı. Sağlık kontrolünün ardından apar topar mikrofonlara konuşan Melahat Kamper (82) “Ne münasebet! Bize tarihi kalıntı diyeceğine selülitlerinden kumsala gelemeyen karısına baksın önce!” derken, deneyimli anneanne’nin açıklaması 2012 yaz sezonunun açık alanda ifade edilen ilk yerel dedikodusu olarak da kayıtlara geçti. Unutulan anneannelerin, çocukları yazlığa gelip alana dek Ayvalık Belediyesi Kayıp Eşya Bürosu’nda muhafaza edileceği bildirildi.
| 0
| 229
|
ABD Dışişleri Bakanlığı: "Suriye o hareketi bize yapacaktı var ya..." Cuma günü Suriye tarafından düşürülen Türk jet uçağının ardından iki ülke arasındaki gerilim had safhaya ulaşırken, bölgede yaşanan gelişmeleri büyük bir dikkatle izleyen Amerika Birleşik Devletleri ve diğer ülkelerden de tepkiler gelmeye devam ediyor. Konuyla ilgili olarak ABD Dışişleri Bakanlığı'ndan bu sabah yapılan resmi açıklamada, "Uçak düşürülür eyvallah, ama böyle düşürülmez. Suriye o hareketi bize yapacaktı var ya hayatta affetmezdik. Neyse bizim bildiğimiz Türkiye de bunun altında kalmaz zaten. Yine de siz bilirsiniz tabii korkuyorsanız ayrı mesele..." gibi ifadelere yer verildi. Gelişmelerle ilgili olarak bu sabah bir basın toplantısı düzenleyen ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton "Kimse bizi yanlış anlamasın, gaz vermek gibi bir niyetimiz yok" diyerek şöyle devam etti: "Ancak koca jet uçağı düşmüş. Boru değil. Bi de bizim kültürümüzde jet uçağı çok kutsaldır, afedersiniz 'uçak gitti, g.t gitti' diye bir laf vardır. Bir şey de demek istemiyoruz valla, tabii Türkiye'nin kendi bileceği iş yine de...". ABD’nin açıklamalarının ardından diğer NATO ülkelerinden de Türkiye’ye yönelik destek mesajlar gelmeye devam ediyor. Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande’ın Başbakan Erdoğan’ı arayarak “Abi siz girerseniz, biz de gireriz” dediği öğrenilirken, İngiltere Başbakanı David Cameron ise bu sabah parlemontada yaptığı konuşmada "Valla Suriye nasıl indirdiyse o uçağı, sesi taa bizim oradan duyuldu. İnanın bizim içimiz acıdı, kimbilir şimdi Türk dostlarımız ne haldedir. Heralde onlar da bir şeyler yaparlar bunun üstüne... Gerçi bana biraz da korkuyorlar gibi geldi sanki... Bir ürkeklik var ama günahları boynuna..." diyerek, olaya farklı bir boyut kazandırdı. Suriye’yle olan gerilimde ülkemize bir başka destek de kara kıta Afrika’dan geldi. Demokratik Kongo Cumhuriyeti Ankara Büyükelçisi Tsangongu Mbilla "Bizim uçağımızı düşürecekler var ya...Tek uçağımız var lan zaten, zirai ilaçlamada kullanıyoruz, ne istediniz lan o uçaktan deyip Allahıma dalardık" açıklamasıyla Türkiye’yi gaza getirme kervanına katıldı. Kongo’nun yanı sıra Somali ve Nijer gibi ülkelerin de “Abi var ya siz bir koysanız Suriye kıymaya döner, 2 operasyon yapsanız 3.sü boşa gider” minvalinde açıklamalarla uluslararası diplomatik konumlarını "tarafsız"dan "yancı"ya çevirdikleri bildirildi. Suriye gerilimine ilişkin NATO toplantısının Salı günü yapılacağı açıklanırken, düşürülen jet uçağı dış basında da ana gündemi oluşturmaya devam ediyor. Dikkat çeken bazı başlıklar şöyle: "Ooo... Suriye çocuğu çok pis koydu" "Korkak tavuk Türkiye!!" "Yemedi mi Türkiye?" “Türkiye perfect çeker!” "Sen ne diyosun, istese öttürür ya Türkiye!" “Suriye nooluyo .ötün başın oynuyo!”
| 0
| 230
|
Emekli Rasim Özcan'ın (64) Henüz Şikayet Mail'i Yollamadığı Tek Resmi Kurum Olan Türkiye İhracatçıları Kalkındırma Dairesi'nde Gergin Bekleyiş Sürüyor 2004 yılında emekli olmasının ardından vaktinin önemli bir kısmını ülke çapındaki resmi ve özel kurumlara şikayet ve istek mail'i yollayarak değerlendiren Rasim Özcan'ın (64), bugüne dek henüz temasa geçmediği tek kurum olan Türkiye İhracatçıları Kalkındırma Dairesi'nde (TİKD) gergin bekleyiş sürüyor. Mail ha geldi ha gelecek diye beklemekten iş güç yapamadıklarını belirten TİKD Genel Müdürü Alpaslan Paker, "Buradan basın aracılığıyla Rasim Bey'e çağrıda bulunuyorum. Ne yollayacaksa yollasın, bizden ne şikayeti varsa açıkca söylesin artık. O da kurtulsun biz de..." sözleriyle kurum olarak yaşadıkları gerginliği gözler önüne serdi. Emeklilik hayatı boyunca kullandığı 234 adet mail adresiyle başta "gov.tr" uzantılı olanlar olmak üzere hemen hemen tüm kurumların spam listesinde yer alan Özcan, yoluna şu an için "rasimoz_235@hotmail.com" adresiyle devam ediyor. Özellikle yaşadığı şehir olan Ankara'da, sadece Belediye'nin iletişim adresine çoğunluğu "Belediyecilik bu değil!" olmak üzere "Etlik'te park sorunu", "Adil Şeşen Parkı'nda sulama arızası", "Basınca su sıçratan kaldırım taşları!!!", "Üst geçitlerdeki fazla basamak problemi" ve benzeri konularda binlerce mail atan azimli emekli, bunun dışında yaklaşık 400 adet resmi kurum, sayısız özel şirket, gazete, televizyon ve köşe yazarıyla da uzun yıllardır tek taraflı bir iletişim halinde. Özcan'ın emekliliği boyunca temas kurmadığı tek tüzel kuruluş olan Türkiye İhracatçıları Kalkındırma Dairesi (TİKD)'nin Genel Müdürü Alpaslan Paker ise bu sabah düzenlediği basın toplantısıyla kurum olarak sabırlarının tükenme noktasında olduğunu ifade etti. Bir gün sıranın kendilerine geleceğinden emin olduklarını belirten Paker "Bu iş artık işkence halini almaya başladı. Bizi sallamıyor mu yoksa böyle kıvranmamızı izlemekten sapıkça bir zevk mi alıyor bilmiyorum ama artık yeter. Her sabah o info@tikd.gov.tr mailbox'ını açarken yaşadığımız gerginlik bizi tüketti. İhracatı kalkındıracak halimiz kalmadı..." derken, "söz veriyoruz spam'e de düşmeyecek mail'i" sözleriyle de Özcan'a güvence verdi. TİKD cephesinden gelen açıklamalara, Etlik'teki evinde düzenlenen apartman toplantısını yarıda keserek yanıt veren Rasim Özcan, "Allah allah, zamanında ben onlara uzunca bir şikayet ve öneri mail'i atmıştım, gitmemiş mi ki?" diyerek şaşkınlığını gizleyemedi. Deneyimli emekli, hatırladığı kadarıyla bundan 2.5 sene önce TİKD'ye "Döviz kuru yüzünden mağdur olan tüketiciler" başlığıyla epey kapsamlı bir mail yolladığını belirtirken, "'Sent' yazısını gördüğümü çok iyi hatırlıyorum ama bi daha bakayım ben. Belki de adresi yanlış yazdım..." diyerek, kurumun mağduriyetinin en kısa sürede giderileceğini müjdeledi.
| 0
| 231
|
Yaşlı Kullanıcılara Yönelik İlk Akıllı Cep Telefonu, Darülaceze'de Çok da Görkemli Olmayan Bir Törenle Tanıtıldı Akıllı cep telefonu piyasasına girmeye hazırlanan Şantel firması dün Darülaceze'de düzenlediği törenle ilk adımını attı ve yaşlı kullanıcılar için tasarladığı Şantel-DN60'ı piyasaya sürdü. Tanıtımı üstlenen Şantel - Şanlı Telefon, Telekomünikasyon, Tansiyon Aletleri ve Takma Damak A.Ş. Basın Sözcüsü Mehmet Akif Kaval, telefon hakkında şu bilgileri verdi: "60 yaşın üzerindeki kullanıcıların ihtiyacına yönelik hareket ederek telefonumuza sadece bir açma, bir de kapama tuşu koyduk. Tuşlar büyük... Her kullanıcımızın rahatça bulabileceği derecede gerçekten büyük. Bunun dışında yüksek yaşlı sesini sönümleme teknolojisine sahip Şantel-DN60, kullanıcı dostu deyiminin tam manasıyla hakkını veriyor..." Darülaceze'de kola, sarı gazoz ve kuru pasta eşliğinde verilen lansman partisinde sahneye çıkan Şantel'in deneyimli Basın Sözcüsü Mehmet Akif Kaval, barkovizyon gösterisi eşliğinde konuşmasına başlamadan önce uykuya dalan bazı huzurevi sakinlerinin uyandırılmasını rica etti. Sadece 60 yaş üzerindeki insanların rahatça sevdikleriyle konuşmaları için Şantel DN60'ı ürettiklerini söyleyen Kaval, sözlerini şu şekilde sürdürdü: "Telefonumuz hiçbir dikkat dağılmasına mahal vermeyecek ölçüde sadeleştirildi. Örneğin, SMS atmak gibi bir özelliği yok. Büyük babalarımız, büyük annelerimiz sadece ekranın ortasındaki YES-NO tuşuna basarak diledikleri konuşmayı yapabilecekler. Kullanım kolaylığının yanında, 'Ne zamandır aramayan çocuklar-torunlar' menüsü sayesinde arama kaydına da yeni bir soluk getirdik. Zaman zaman ekrana gelecek 'Erman en son geçen hafta aramıştı...hayırsız', 'Bahri aramayalı 12 gün oldu, anca karısını arasın o günde 7 sefer' yazılarıyla değerli büyüklerimizle empati kuracağımızdan eminim. Gerçekten akıllı telefon dediğimizin de yapması gereken budur zaten..." Yaptıkları araştırmalarda yaklaşık 3 km'ye kadar sesini duyurabilen yaşlıların tespit edildiğini sözlerine ekleyen Mehmet Akif Kaval, "Burdan yola çıkarak, telefonlarımız kısa mesafeli konuşmalarda (0-3 km) ahizeye ses vermiyor. Yaşlımız zaten kendisi bağırarak o esnada sesini duyurduğu için böylece karşıdaki kullanıcının da daha rahat edeceğini düşünüyoruz." dedi. Ayrıca, telefon melodisi ve titreşim modunun da çok özel tasarlandığını belirten Kaval, "Telefonumuzun melodisi çok özel bir frekansta çıkıyor. sağlıklı insanlar bu sesi duymasa da, yaşlı insanlarımız telefon melodisini yine 3 km'lik bir alandan dahi duyabilir hale gelecekler" derken, titreşim modunun ise varis tedavisi için de kullanılabileceğini müjdeledi. Mehmet Akif Kaval'ın verdiği bu bilgiler huzurevi sakinlerinde büyük bir coşkuyla ve alkışlarla karşılanırken, dağıtılan broşürlerde Şantel-DN60'ın diğer teknik özellikleri ise şöyle sıralandı: Telefonla entegre olarak çalışan navigasyon özelliği sayesinde, "Kullanıcı yine yanlışlıkla alt kat daireye mi girdi? Parka gidip evin yolunu mu unuttu? Başına bir şey mi geldi" derdine son verilecek. Telefonunuz çalarken aynı zamanda varislerinize masaj yapan titreşim teknolojisi. “Asuman beni bi çaldır yavrum, sırtıma sırtıma çaldır” sözleri dilinizden düşmeyecek. Kendi kendinize prostat muayenesi için uzayabilir anten. 3 gün boyunca telefonda hiçbir işlem olmaması halinde belediyeye otomatik vefat bildirimi özelliğiyle gözünüz açık gitmeyecek. Şarj aletini nereye koyduğunu unutanlar için, cep telefonundan kolayca şarj aletini çaldırabilme teknolojisi. Şekerlemeleriniz bölünmesin! Horlama sesi tanıma fonksiyonuyla, siz uykuya geçtiğinizde otomatik olarak kendini sessize alan telefonunuz, uyandığınızdaki ilk geğirmeniz eşliğindeki “Bıırkk…Elhamdülillah…Midem ekşimiş” komutuyla yeniden sesli moda geri dönecek. Telefon konuşmalarında sizi dinliyormuş gibi yaparak sürekli "Haklısınız dedecim", "Evet annanecim" cevaplarını veren torunlara yönelik, karşı tarafa titreşim gönderme özelliği. Facebook ve Foursquare entegrasyonuyla çevrede torununuza isteyebileceğiniz tüm öğretmen gelin adayları. Garanti süreniz tamamen sizin elinizde. Dayanabildiğiniz kadar dayanın!
| 0
| 232
|
Adalet Bakanlığı, "Öcalan İmralı'da değil" İddialarına Yanıt Verdi: "Hangi Öcalan?" Adalet Bakanlığı, geçtiğimiz günlerde gündemi meşgul eden "Öcalan İmralı'da değil" iddiaları ile ilgili olarak bu sabah İmralı Adası'nda bir basın toplantısı düzenledi. Toplantıda gazetecilerin sorularını yanıtlayan Bakanlık Müşteşarı Selami Günder, "Öncelikle, hangi Öcalan? Melike Öcalan'ı diyorsanız en son Suat Suna ile evliydi galiba. Bakanlık olarak bundan daha fazla bir bilgiye sahip değiliz" sözleriyle konuya açıklık getirdi. Basın mensuplarının "Hayır o değil, PKK'lı Öcalan'dan bahsediyoruz" uyarısı üzerine "aa bi de o vardı di mi? Sahi napıyor acaba ya" diyen Bakanlık Müsteşarı, konuyu tekrar Suat Suna'ya getirerek "ya ilk albümü şahaneydi o çocuğun, ben direkt gidip almıştım o yaz. Zaten bi o, bi de Levent Yüksel'in ilk albümü... 90'lar ne acaipti di mi?" dedi.
| 0
| 233
|
Sahil Bölgelerinde Orhan Pamuk Kitabı Görünümünde Borçlar Hukuku Kitabı Satan Sahte Kitap Çetesi Çökertildi Emniyet güçlerinin Bodrum, Marmaris ve Çeşme’de ortaklaşa yürüttüğü “Cevdet Bey ve Oğulları” kod adlı operasyon sonucunda Orhan Pamuk kitap kapaklarının içine farklı kitaplar yerleştirerek piyasaya süren sahte kitap çetesi çökertildi. Orhan Pamuk kapaklarının içinden, kitapçıların ellerinde kalan çok sayıda Borçlar Hukukuna Giriş, Kat Mülkiyeti Kanunu, 6111 Sayılı Yasaya İlişkin SGK Mevzuatı gibi kitaplar çıkarken, örgüt üyeleri bugüne kadar bir kişiden bile şikayet almadıklarını belirterek suçlamaları reddettiler. Dış görünüşleri normal bir Orhan Pamuk kitabından farklı olmayan sahte kitaplar, halk tarafından ayırt edilemedi. Yetkililer, yörede özellikle sahile gelirken getirilen kitapların okunma amacıyla kullanılmadığı için durumun geç fark edildiğini belirttiler. Konuya ilişkin olarak Türkbükü’nde mikrofonlarımızı uzattığımız Selin Altınyol (22), “Orhan Pamuk bu yaz Bodrum’a damgasını vurdu. Sahile gelirken bikini ve pareoyu mutlak suretle bir Orhan Pamuk kitabıyla kombinlemek gerekiyor. Akşamüstleriyse çiçekli elbiseler ve elde taşınan Elif Şafak çok moda” dedi. Sahte kitap çetesi, Bodrum Serbest Muhasebeci ve Mali Müşavirler Sahil Sitesi’nde tatilini geçirmekte olan vergi mevzuatı uzmanı Şükrü Kızılot’un dikkati sayesinde ortaya çıkarıldı. Önemli bir dolandırıcılığı ortaya çıkarttığı için mutlu olduğunu belirten Kızılot “Vallahi bugüne kadar birçok Orhan Pamuk kitabını okumayı denedim. İlk defa bu yaz baktım ki ciddi ciddi anlıyorum ben Orhan Pamuk’un yazdıklarını, o zaman dedim ki bu işte bir terslik var. Biraz kurcalayınca bana Masumiyet Müzesi kapağıyla sattıkları kitabın yeni Türk Ticaret Kanunu olduğunu fark ettim” dedi. Tutuklanan çete üyeleriyse emniyette gerçekleştirilen ilk sorgulamalarının ardından mahkemeye sevk edildi.
| 0
| 234
|
Başbakan Erdoğan, "Üzerinden Siyaset Yapılabilecek Konular" Başlıklı 3 Maddelik Listeyi Muhalefet Partilerine İletti Başbakan Erdoğan, uzun süredir merakla beklenen üzerinden siyaset yapılabilecek 3 maddeyi muhalefetle paylaştı. Başbakanlık tarafından yayınlanan genelgeye göre bundan böyle afetler, şehit haberleri ve ülke ekonomisi gibi konular üzerinden siyaset yapmak tamamen yasaklanırken; havaların gidişatı, akşama ne yemek yapılacağı ve İzel, Çelik, Ercan’ın dağılma sebepleri meclis kürsüsünden özgürce tartışılabilecek. Grup toplantılarından katıldığı açılışlara dek bugüne kadar yaptığı hemen her konuşmada farklı bir konu üzerinden siyaset yapılmasının doğru olmadığını muhalefete ileten Başbakan Erdoğan’ın “muhalefetin üzerinden siyaset yapmaması gereken başlıklar” listesinin hayli kabarması üzerine Başbakanlık danışmanlarının başlattığı çalışma sonuç verdi. Başbakan danışmanlarından Hikmet Yolser: “Önce listeyi biraz sadeleştirelim, düzene sokalım diyerek çalışmaya başladık. Ancak bir gördük ki her konuşmada farklı bir konu yasaklanmış. Şehit haberi gelmiş, pat başbakanımız şehitler üzerinden siyaset yapmayın demiş, sel haberi gelmiş, pat başbakanımız sel üzerinden siyaset olmaz demiş, inanır mısınız süt dahi listede… İşin içinden böyle çıkamayınca biz de siyaset yapılabilecek başlıkları listeledik, biraz zorlamayla 3 madde çıkarabildik” dedi. Gazetecilerin yönelttiği “Ama bu durumda siyaset yapmak mümkün olmuyor?” eleştirileri karşısındaysa Yolser, “Ya aslında Tayyip Bey’in genel olarak siyaset yapılmasını sevmediğini söyleyebiliriz… Yani, muhalefet olarak değil de belki bir parça iktidar yanlısı olursa, o kadarına katlanabiliyor” cevabını verdi. Yolser’e havaların gidişatının sorgulanabildiği, ancak “havadan sudan” deyimindeki suya ilişkin siyaset yapmanın da bu genelgeyle yasaklandığı hatırlatıldığında “Arkadaşlar, su şu sıralar hassas olduğumuz bir başlık, HES’ler var, Samsun’daki TOKİ evleri konusu var, onlar biraz unutulsun, gündeme alabiliriz. Bakın İzel-Çelik-Ercan konusu serbest mesela, biraz o tartışılsın” diyen Yolser, basın toplantısından ayrıldı. Genelge, muhalefet kanadında şaşkınlıkla karşılanırken duruma en kolay adapte olan partinin BDP oluşu dikkatleri çekti. BDP grup toplantısında partililere seslenen Sırrı Süreyya Önder, yeni muhalefet konjonktürüne bir an önce uyum sağlamanın önemini vurgulayarak hiç olmazsa İzel-Çelik-Ercan konusunda yapılabilecekler olduğunu söyleyip, Çelik’in derhal ev hapsine alınması talebinde bulundu. Talep, grup toplantısında alkışlarla karşılandı. Uzmanlara göre BDP, bu hamlesiyle uzun süredir özlemini çektiği Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri haricindeki yerlerde de toplumsallaşma konusunda önemli bir adım attı. Grup toplantısının ardından basına seslenen Önder, “Yani açıkçası biz bambaşka bir yere vurgu yapmaya çalışıyorduk ama Türkiye’de Çelik’e ev hapsi isteyen o kadar büyük bir kalabalık varmış ki, onlara da ses olmuş olduk” dedi. Talebe hükümet kanadında Adalet Bakanlığı’nın da olumlu baktığı ve kulislerde “Hiç de fena fikir değil aslında ya” söylentilerinin dolaştığı gelen haberler arasında.
| 0
| 235
|
Depresyona Giren İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Bir Kez Daha Otobüslerin Rengini Değiştirmeye Karar Verdi Son zamanlarda derin bir sessizliğe bürünen İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin bu halinin arkasındaki gizem perdesi nihayet aralandı. Bir süredir depresyonda olduğu öğrenilen belediyenin hareketlerindeki gariplik yakın çevresi tarafında da doğrulanırken, büyükşehir belediyesinin bunalımdan kurtulmak için İETT otobüslerinin rengini bir kez daha değiştirmeyi planladığı gelen haberler arasında. İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne yakınlığı ile tanınan Sakarya Belediyesi'nin Basın Sözcüsü Ragıp Tanol, tüm çabalarına rağmen dost ve kardeş belediyeleri İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne bir türlü ulaşamadıklarını belirterek endişelerini dile getirdi. Son olarak belediyenin resmi facebook sayfasını da kapatmasıyla durumun ciddiyetini idrak ettiklerini kaydeden Tanol, "Zaten epeydir yazdıkları iletilerden bir şeylerin ters gittiğini anlamıştık. 'Önce adama bakarım adam mı diye, sonra asfalta bakarım doğru dökmüş mü çocuklar nasıl yapmışlar diye', 'Hiçbir taşeron vazgeçilmez değildir, vazgeçtiklerim bunu iyi bilir', 'Belediye dediğin istanbul gibi olmalı... Ulaşımı zor, akbili tek' gibi paylaşımlardan bir sıkıntıları olduğu belliydi." derken, konuşmasına şu şekilde devam etti: "Bir şeyler olduğu belliydi fakat biz de üzerlerine gitmek istemedik. Büyük şehir belediyesinin derdi de büyük oluyor; sıcaktır, yol çalışmasıdır, trafik sorunudur falan deyip çok da üstelemedik. Kendi kendilerine düzelirler sandık ama hata etmişiz galiba. Şimdi ne telefonlarımızı açıyorlar, ne bir haber alabiliyoruz. En son depresyona girdiklerinde kendilerini alışverişe verip, gidip bir düzine greyder, kepçe, kamyon almışlardı. İnşallah bu sefer de otobüslerin rengini değiştirince bir nebze olsun kendilerine gelirler, yoksa Allah göstermesin kötü bir şey yapmalarından korkuyoruz..." Ragıp Tanol, son olarak Sakarya Belediyesi adına eski dostlarından güçlü olmalarını ve hiçbir şeyi kafalarına takmamalarını rica ederken, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ise uzun süren sessizliğini bu sabah saatlerinde ilk kez bozdu. Konu ile ilgili olarak yazılı bir açıklama yapmayı tercih eden Büyükşehir Belediyesi, "Kimseyi kendi dertlerimizle sıkmak istemiyoruz. Arayan soran, bizi düşünen, bu dönemde bize destek olmaya çalışan "dostlar"a... Evet, o gerçek dostlara içtenlikle teşekkür ederiz. Şimdi müsaadenizle belediye binamıza çekilmek istiyoruz." ifadelerine yer vererek, tüm kamuoyuna biraz yalnız kalmaya ihtiyaçları olduğunu deklare etti.
| 0
| 236
|
Tatile Geldiği Antalya'da İstiklal Marşı'ndan Etkilenen Finlandiyalı Turist, Türk Vatandaşlığına Geçti Turist olarak geldiği Antalya'da İstiklal Marşı'ndan etkilenen Finlandiyalı Teemu Karjalainen (24) Türk olmaya karar verdi ve vatandaşlık başvurusunu yaparak Turan Karahan (24) ismini almak için gerekli işlemleri başlattı. Kız arkadaşıyla birlikte Antalya’dan Fethiye’ye doğru hareket etmek için bulunduğu otogarda asker uğurlamasına denk geldiğini ifade eden Teemu Karjalainen , "O coşkulu eğlencenin arasından birden hazırol'a geçip, İstiklal Marşı'nı okumaya başladılar. Daha ne olduğunu anlayamadan, istemsiz bir şekilde kendimin de hazırol'a geçtiğini farkettim. Ardından bir anda otobüsün önünü keserken buldum kendimi. O an anlamıştım, evet ben de Türk olmalıydım." diyerek yaşadıklarını anlattı. Bu kararı almasında İstiklal Marşı'nı çok anlamlı bulmasının ve aynı zamanda güzel bir melodiye de sahip olmasının önemli olduğunun altını çizen Teemu Karjalainen "İnişleri, çıkışları, esleri ile harika bir marş. Ki anlamlı da.. Yani tabii ben öyle ilk dinleyişte anlamadım ama sonra google translate'ten baktığım kadarıyla yıllardır aradığım ulusal marşı bulduğumu farkettim." şeklindeki sözleriyle, neden Türklüğü seçtiğini açıkladı. 10 günlüğüne geldiği Antalya'da hiç ummadığı bir anda Türk olmaya karar verdiğini söyleyen Teemu Karjalainen, "Aslında daha önceden de Türk kültürüne ilgim vardı. Finlandiya'da yaşayan Türk arkadaşlarımdan Türklüğün şahane bir şey olduğunu işitmiştim. Ancak ne yalan söyliyim, onlara bakınca pek de öyle şahaneymiş gibi gelmiyordu. Hatta yanii.. Neyse işte, fakat Türkiye'ye gelince durum değişti." derken, zaten Türklerin yurtdışındaki Türklere karşı mesafeli durduğunu da burada anladığını kaydetti. Türk olmasının ardından Finlandiya'daki ailesinin duruma ne tepki verdiği yönündeki bir soruyu "Özür dilerim ancak bilirsiniz, Türk kültüründe aile çok önemlidir. Ailede olan ailede kalır" şeklinde yanıtlayan Karjalainen, net bir cevap vermekten kaçındı. Yeni kimliği ile birlikte hayatında çok fazla bir şeyin değişmediğini de dile getiren çiçeği burnunda Türk vatandaşı, "Yani öyle gözle görülür pek bir değişiklik olmadı bende ama artık gönül rahatlığı ile sıcakkanlıyım, misafirperverim falan diyebiliyorum. Neticede Akdeniz insanıyız hepimiz, yapımızda var bu... Yalnız biraz bu sandaletlerin içine çorap giymeye başlamak zorladı beni…" sözleriyle, Türk vatandaşlığına ısındığının sinyallerini verdi. Konuya ilişkin olarak Antalya Nüfus Müdürlüğü Yabancılar Dairesi Başkanı Birol Canper, Teemu Karjalainen’in duygulanarak Türk olmasının kendilerinde de buruk bir sevinç yarattığını söyledi ve “Ya tabi biz de sevindik, sevinmedik değil. Hatta ilk duyduğumuzda hemen koşturduk bu Teemu Karjalainen kimdir, nedir diye. Hani belki basketbolda bir devdir, atıyorum koşuda ülkemize madalyalar getirecek bir potansiyeldir dedik ama maalesef Teemu Karjalainen çok afedersiniz eşek gelmiş, eşek gidiyor. Bir damla spor yok. Sabah kalkar biraya başlar, akşama kadar varsa yoksa bira… Bu nedenle biraz hayal kırıklığına uğramadık değil” şeklinde kısa bir açıklama yaptı. Esnaf tepkili... Teemu Karjalainen'in Türk vatandaşlığa geçmesine yöre halkının da çok sıcak bakmadığı gelen haberler arasında. Karjalainen’in kalmakta olduğu otelin diskosunda 7 yıldır “Çılgın Ferit Ultra Bar Şov”dan sorumlu olduğunu belirten Ferit Akkora, “Abicim bunlar geliyor böyle yurtdışından, bakıyorlar ki tüm turist kızlar Türk erkeklerinin peşinde, hooop hemen bir Türk olma telaşı basıyor bunları. Yani şurda yazdan yaza Rusuydu, Estonyalısıydı derken iyi kötü ekmeğimiz çıkıyor bizim de buradan, buna mani olanın karşısında durmak boynumuzun borcu” sözleriyle sitem etti. Son olarak, vatandaşlık işlemlerinin tamamlanmasının ardından ilk iş olarak, Iphone4s almayı planladığını da belirten Karjalainen, "Valla öyle üzerimde çok para getirmedim tatil için ama olsun. Bütün paramı vermek pahasına Iphone4s almayı düşünüyorum." diyerek, yeni bir telefonun Türklüğe alışma evresinde çok önemli olduğunu sözlerine ekledi.
| 0
| 237
|
KPSS Genel Kültür, Genel Yetenek Ve Alan Sınavlarının Tamamlanmasının Ardından Tanıdık Milletvekili Bulma Etabına Geçildi Kamu Personel Seçme Sınavı’nın test etaplarının bu hafta sonu tamamlanmasıyla beraber adayların tanıdık milletvekili bulma maratonu da start aldı. KPSS’nin en zorlu bölümü olarak görülen etapta adaylar, ÖSYM tarafından açıklanacak “Tanıdık Milletvekili Bulma Taban Puanları” doğrultusunda hareket ederek atamalar öncesi son kozlarını oynayacaklar. TBMM tarafından yapılan açıklamada, bu yıl Tanıdık Milletvekili Bulma Taban Puanları’nda yükseltmeye gidildiği, geçmiş yıllarda yaşanan yığılmayı önlemek için bu sene 85’in altında puan alan tanıdıkların milletvekilleriyle görüştürülmeyeceğini bildirildi. Konuya ilişkin olarak mikrofonlarımıza konuşan TBMM Halkla İlişkiler Daire Başkanı Ahmet Mümtaz Açıkalın “Yani adam KPSS’den 37 almış karşımıza geliyor, el insaf…10 puanı zaten kodlamayı doğru yapan herkese veriyorlar” dedi. Milletvekili bulma puan sisteminde getirilen bir başka yenilikse, tanıdıklık derecesinin 2 dereceden az olmamasına ilişkin. Bundan böyle adaylar “Komşusunun eşinin kayınpederinin hemşerisi” gibi sıfatlarla milletvekillerine ulaşamayacak. Milletvekili bulma arayışlarında bazı adaylarınsa şike yaptıkları tespit edildi. Bu yıl 3. kez KPSS’ye giren Yağız Çekdemir, mecliste hem AKP hem CHP milletvekilleriyle konuşurken görüntülendi. Çekdemir’in bazı odalarda “Batırdılar, vallahi yıllardır batırdılar bu ülkeyi sayın milletvekilim…Biz 4 kuşaktır Halk Partiliyiz, dedemden bu yana” dediği tespit edilirken farklı odalarda “Ülkemiz, Başbakanımız sağ olsun adeta şaha kalktı son 10 yılda… Aslen Aydınlıyız biz, rahmetli dedem Adnan Menderes’le aynı köylüymüş, çok yardımı olmuş Adnan Bey’e zamanında” cümlelerini sarf ettiği ortaya çıktı. Yağız Çekdemir’in KPSS sonucuna göre bir kamu kurumuna atanamasa da, siyasette yolunun açık olduğu görüşü kulislerde dile getiriliyor. Adayların milletvekili bulma arayışları hızla sürerken, ilginç bir haber de Erzurum’dan geldi. Yoğun çabalarına rağmen ulaşabildiği tek milletvekili, 1920’deki birinci meclisin Erzurum Mebusu Ali Rifat Bey (Haktanır) olabilen Onur Esenyurt’un, Ali Rifat Bey’in Kurtuluş Savaşı anılarını bitirmesine müteakip Merkez Bankası Uzman Yardımcılığı kadrosuna ilişkin konuyu açmaya hazırlandığı bildirildi.
| 0
| 238
|
Türkiye Atom Enerjisi Kurumu'ndan CERN'e: "Higgs bozonu mu nedir, tam olarak ne oluyor bu şimdi?" Geçtiğimiz hafta içerisinde CERN tarafından bulunduğu açıklanan Higgs Bozonu ile ilgili tartışmalara bu sabah Türkiye Atom Enerjisi Kurumu da (TAEK) katıldı. Kurumun merkez binasında basın mensuplarının karşısına geçen Projeler Müdürü Prof. Dr. Muhsin Ayban ellerinden geldiğince gelişmeleri takip etmeye çalıştıklarını belirtirken, "Son zamanlarda bir Higgs Bozonu'dur gidiyor ancak işin aslı ne olup bittiği konusunda net bir fikrimiz yok. CERN'den rica etsek, bizim için şöyle üzerinden bir kez daha geçseler çok seviniriz." diyerek, kendilerine yardımcı olunması için çağrıda bulundu. CERN'deki bilim insanlarının işlerinin başından aşkın olduğunu bildiklerini de ifade eden Profesör Ayban, "Aslında illa bizzat gelip onlar anlatsın diye bir şey yok. Türkiye'de de bu işi anlayan biri varsa, buyursun gelsin. Kapımız her zaman açık" derken, konu hakkındaki açıklamalarına şu şekilde devam etti: "Arkadaşlar inanın o atom dediğiniz şeyin için son derece karışık. Nötronu ayrı dert, protonu ayrı dert. Bir de şimdi bozon çıktı başımıza... Yani konuyu bir anlasak belki de Türkiye'nin Higgs Bozonu yataklarının dünyanın en zengin yatakları olduğunu, ama bunu çıkarttırmadıklarını söyleyeceğiz ama ondan da tam emin değiliz. Bu bozon olayını gerçekten bilen, anlayan biri varsa ona buradan sesleniyorum. Gelsin yarın başlasın işe, KPSS falan aramıcaz. Emekliliği, ikramiyesi var, Ayvalık'ta kampı var... Var da var... Öyle boş beleş bir kurum değiliz Allah'a bin şükür..." Kurum olarak bozon ile ilgili araştırma görevini en başta Nükleer Fizik Dairesine yolladıklarını ancak dairenin "Bu tam bizim alanımız değil, optikçiler bir baksın cevabını verdiğini sözlerine ekleyen Ayban, "Valla kimse ne olduğunu bilemediği için bozon dosyası daire daire dolaşıyor. Bir paraf atan hoop başka daireye iletiyor... Dosya, en son basit makineler dairesine kadar gitmiş..." şeklinde konuştu. Basit Makineler Dairesinin " Ya allah aşkına bizim ne alakamız olabilir? Biz burada boş vakitlerimizde, personelin bozulan tost makinesini, radyosunu tamir eden bi birimiz" cevabını verdiğini hatırlatan Profesör Ayban, o noktadan sonra bu işin kendilerini aştığını anladıklarını kaydetti. Son olarak, havaların da ısındığı bir dönemde biraz da rehavete kapıldıklarını samimiyetle dile getiren atom karınca lakaplı Profesör Ayban, "İnanın şu sıcaklarda defterin, kitabın kapağını açasımız gelmedi. Bu son konulara tam bakamadık. Söylemesi ayıp, bizim için şu bozonu biraz anlatsalar çok makbule geçer... Ya da olmadı, güzel not tutan birileri varsa, biz oradan da çalışır, diğer ülkelere yetişiriz." sözleriyle, konunun üzerine kararlılıkla gideceklerinin sinyalini vermiş oldu.
| 0
| 239
|
3 Saat Süresince Türk Takımlarından Herhangi Birinin TT Olmaması Üzerine Twitter Yönetimi Kriz Masası Kurdu Twitter’ın açıldığı günden bu yana trending topic’lerde istikrarlı bir biçimde yer alarak ülkemize uluslararası internet arenasında da gururlar yaşatan 4 büyüklerin hiçbirinin dün 18-21 saatleri arasında TT olmaması üzerine Twitter yönetimi harekete geçti. Durumu değerlendirmek ve gerekli önlemleri almak amacıyla bir kriz masasının kurulduğunu bildiren Twitter yönetimi, kullanıcıların panik yapmamalarını rica ederken, sorunun ne olduğunu bularak en kısa zamanda kamuoyuna açıklanacağını duyurdu. Bu sabah basın mensuplarının karşısına geçen Twitter CEO'su Dick Costolo, gergin kullanıcıların yüreğine bir nebze olsun su serpti. 3 saat boyunca top trend'e giren tek bir Türk takımının bile olmaması yüzünden birçok mail aldıklarını ifade eden Costolo, "Mail kutularımıza 'Beşiktaşımız, Galatasarayımız, Fenerbahçemiz neden TT olmadı, nedir bu saçmalık, ne güzel kendimizi oyalıyorduk, bu rezilliğin sorumlusu kim?' şeklinde toplu mailler geldi, telefonlarımız kitlendi. Biz de hemen kriz masası kurmaya karar verdik." diyerek, konu hakkındaki hassasiyetlerini gözler önüne serdi. Twitter olarak Türkiye’deki kullanıcı sayılarının arttığı günden bu yana futbol takımlarımıza ilişkin TT’lerin yakından takip edildiğini belirten Dick Costolo, “İlk günlerde tam olarak ne konuşulduğunu ve neden o konunun TT olduğunu açıkçası biz de pek anlayamadık” dedi ve sözlerini "Mesela bir Fenerbahçe büyüklüğünün adının konulamaması, bir Beşiktaşlılığın herkese nasip olmaması gibi konular bizi ilk başlarda inanın çok zorladı. Günlerce bu insanların ne anlatmaya çalıştığını çözmeye çalıştık, bu tip hashtag’lerin TT olma sebepleri üzerine Türkiye uzmanlarımızın titiz çalışmalarıyla biraz biraz anlar hale geldik. Şimdi inanın ben o TT’ler olmadan güne başlayamıyorum, yokluklarını yadırgıyorum” şeklinde sürdürdü. “Kupa, Trabzon’un hakkıydı” Basın toplantısının devamında, Twitter çalışanları olarak her geçen gün bu TT’ler sayesinde biraz daha Türk futbolunu sevdiklerini belirten Costolo, bugün gelinen noktada yazılım ekibinin hasta Fenerbahçeli olduğunu, reklam ve pazarlama departmanında ise Galatasaray ağırlığının hissedildiğini vurguladı. Kişisel tercihi sorulduğunda “Ya ben aslında Milli Takım’ı tutuyorum ama sanki geçen yıl o kupa Trabzon’un hakkıydı gibime geliyor” diyen Costolo’nun bu sözleri kulislerde yeni bir TT yaratma çabasının PR çalışmaları olarak yorumlandı. Üç saat gibi bir süre boyunca neden hiçbir Türk takımının Top Tweet olmadığını bulmak için kurulan kriz masasının ilk iş olarak kullanıcılarla temasa geçtiğini bildiren Costolo “Şu an Call Center’ımızdan sürekli olarak Türkiye’deki kullanıcılarımızı arayarak problemin tespitine çalışıyoruz. Belki o saatlerde Türkiye çapında yaşanan bir elektrik kesintisi, belki internet kesintisi ya da kullanıcıların oruçluyken unutkan olması... Bu gibi sebepleri masaya yatırmış durumdayız." dedi. Bir daha böylesi bir durumun yaşanmamasını için ellerinden geleni yapmaya hazır olduklarını da sözlerine ekleyen Dick Costolo, taraftar gruplarıyla görüşmelere başladıklarını belirtti. Costolo, “Özellikle iğneleyici, rahatsız edici; taraftar gruplarının birbirlerini şerefsizlik, şikecilik, kupa hırsızlığı gibi başlıklarda suçlayabileceği yeni trendler yaratmak üzere çalışmalarımız son hızıyla devam ediyor. İnternette boş beleş vakit geçirerek futbol tartışmanın keyfini yeniden sizlere yaşatacağız” sözleriyle basın toplantısını noktaladı.
| 0
| 240
|
Tayvan Meclisi’nden Türkiye’ye Dostluk Turnuvası Önerisi Türkiye'nin gündemini günlerdir meşgul eden Meclis kavgası bir dostluğun temellerinin atılmasına vesile oluyor. Tayvan Meclis Başkanı Zih Ni Huang, meclisin dünkü oturumunda yaptığı konuşmada, Türkiye Büyük Millet Meclisi ile dövüş sporlarında bir dostluk turnuvası düzenlemekten onur duyacaklarını ifade etti. Bu sıcak girişin ardından TBMM'ye çağrıda bulunan Huang, "O yüzden diyoruz ki gelin bu işi bir dostluk turnuvasına çevirelim. Kozlarımızı ringlerde paylaşalım. Sözler sussun, yumruklar konuşsun. Mert dayansın namert kaçsın” diyerek turnuva öncesi Türk tarafına şakayla karışık da olsa gözdağı vermeyi ihmal etmedi.
| 0
| 241
|
Memurlar.net Forumlarında 1.Yılını Dolduran Ferhat Özdede (29), Şansını Denemeye Devam Ediyor: "Arkadaşlar Gizem haklı, KPSS skandal resmen...Gizem, İstanbul'da mısın?" Üniversiteden mezun olmasının ardından iş arama sürecinde girdiği Memurlar.net forumlarında 1. yılını dolduran Ferhat Özdede(29), azminden ve kararlılığından hiçbir şey kaybetmeden yoluna devam ediyor. 1 yıl içerisinde açtığı başlıklar kadınlar tarafından pek de ilgi görmeyen ve özel mesajları cevapsız kalan Özdede, KPSS'nin sona ermesinin ardından umudunu foruma yeni gelecek olan kitleye bağlamış durumda. 1 yıl önce, Zeytinburnu Belediyesi Kütüphaneci Alım İlanı başlığına “Maaşlar hakkında bilgisi olan var mı?” sorusuyla forum serüvenine başlayan Özdede, aynı başlığa ^^zeynoooo^^ nickli kullanıcıdan gelen “Yaa üüff bilmiyorum ki ben de, hiçbi yerde de yazmıyo oofff!” yorumuyla da forumdan sevgili bulma sürecine start vermiş oldu. Sonradan adının Zeynep olduğu öğrenilen kullanıcıya yaranmak için bizzat belediyeye kadar giderek bilgi alan Özdede, foruma “Zeynep, ben konuştum belediyeyle, 1.200+yol veriyorlarmış… Bu devirde iyi para” yazarak oldukça iyi bir başlangıç yaptıysa da sürecin geri kalanı oldukça sancılı ve yavaş ilerledi. Bir süre Zeynep’ten herhangi bir cevap alamayan Özdede, sitenin “Hayata Dair” forumlarında açtığı “Forumun gececilerine benden gelsin: Zeynep bu güzellik var mı soyunda?” başlığına aldığı “Helal kardeşime!”, “Büyüksün Ferhat Baba!” gibi cevaplarla hedefinden bir hayli uzaklaşarak fazladan 50 kadar erkek “forumdaş” edindi. 1 hafta sonra Memurlar.net’e girebilen ^^zeynoooo^^’nun Ferhat Özdede’den gelen 150 kadar “Zeynoooo, başlığa da yazdım 1.200+yol dediler”, “Zeytinburnu’nda mısın sen de?” “Zeynoooo orda mısın?”, “Ya mesajlar mı gitmiyo acaba, msn var mı?”, “Cimcime nerelerdesin? Vallahi küsücem bak” mesajına karşılık sadece “1.200 azmış ya” cevabını vermesi üzerine Ferhat Özdede, yine Hayata Dair bölümünde “Demek senin de gözün yüksekteymiş, demek bu serseri sana yetmemiş” başlığıyla o güne dek yazdığı kısa mesajları yayınlama kararı aldı. Açtığı bu hüzün dolu başlığa 23.30 sularında _GuzGulleri_56 rumuzundan gelen “Kim üzdü benim yakışıklımı? Kırarım ben onun bacaklarını” mesajıyla bir an için umutlanan Ferhat Özdede, Memurlar.net üzerinden yürüyen konuşmanın aniden Msn’e geçmesiyle birlikte webcam ihtimaline karşı saçlarını jöleleyerek beyaz kolsuz bodysini giydi. Webcam’lerin açılmasıyla beraber “56 deyince bir umut kilosunu diyodur dedim ama yaşı çıktı” düşüncesine kapılan Özdede, forumda bundan böyle “Ablam benim” diyerek hitap edeceği, “Hoop beyler Nurten ablama laf yok, ablam bi tanedir benim” mesajlarını esirgemeyeceği Tapu Kadastro emeklisi Nurten hanımı da bulmuş oldu. Geçen zaman içerisinde forumun havasına iyice alıştığı gözlenen Özdede, son 1 yıl içerisinde birçok farklı başlıkta eleman ve sınav ilanlarına ilişkin öngörülerini de paylaştı. “Abisi, bak ben diyorum sana o 10 uzman yardımcılığının 7’si önceden ayarlandı zaten” ve “Kankam haklı, MEB bu sene 500’den fazla atama yapmayacak, onlar da direksman Güneydoğu” gibi yorumlarıyla dönem dönem ilgi odağı haline gelmeye çalışan Özdede’nin bu çabaları da sevgili bulma yolunda müspet sonuç vermedi. Tüm çabaları yanıtsız kalan Ferhat Özdede, bıkmadan, usanmadan başlık açmaya ve özel mesaj atmaya devam ederken, Temmuz ayında KPSS’nin bitmesinin ardından siteye hayatlarında ilk kez girecek kitleleri de şimdiden yakın takibe almış durumda. Özdede’nin son olarak dün gece "Arkadaşlar Gizem haklı, KPSS skandal resmen...Gizem, İstanbul'da mısın?" mesajını attığı bildirildi.
| 0
| 242
|
Tom Cruise'la David Beckham'ın Yatakta Basıldığı İddiaları Üzerine Binlerce Erkek Haklı Çıkmanın Coşkusuyla Sokaklara Döküldü Dün akşam haber ajanslarına düşen David Beckham ile Tom Cruise'un aynı yatakta basıldığı iddiaları, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de geniş yankı buldu. Ankara, İstanbul, İzmir gibi büyük şehirler başta olmak üzere binlerce erkek haklı çıkmanın verdiği coşku ile meydanlara koşarken, "Biz deyince haset diyodunuz? Noldu şimdi?", "Şimdi anladınız mı, kimmiş delikanlı?", "Erkek adamın eli yüzü düzgün olmaz!" şeklindeki dövizler ise dikkat çekiciydi. Son iki gündür tüm dünyanın konuştuğu Katie Holmes'un Tom Cruise ile David Beckham'ı aynı yatakta bastığı iddiası Türk erkekleri arasında büyük sevinç yarattı. Haberin yavaş yavaş yayılması üzerine meydanlara akın eden binlerce erkek coşkularını tezahüratlar eşliğinde halay çekerek gösterirken, meydanlardaki genel görüş, "Biz zamanında bunları söyleyince, 'kıskanıyorlar' olduk. Yeri geldi arkadaşımız, yeri geldi sevgilimiz bize fesat dedi. Kim haklıymış, kim haksızmış şimdi herkes görmüştür inşallah." yönünde oldu. "Vur vur inlesin, bize fesat diyenler dinlesin", "Caney caney caney, işte meydaney Delikanlı Beckham, nerdesin haney?" tezahüratlarının damga vurduğu gösterilerin bir süre daha devam etmesi bekleniyor. Sevinç gösterilerine hız kesmeden devam eden coşkulu kalabalıktan bazı görüşlerse mikrofonlarımıza şöyle yansıdı: "Ben bugüne dek hep zaten belli bir yakışıklılık seviyesinin üzerinde olan herkesin eşcinsel olduğunu iddia ettim. Bugün tarih beni haklı çıkarıyor diye düşünüyorum" "Bugün benim en mutlu günüm! Top-Gun gösterime girdiğinden beri ben bu Tom Cruise'la uğraşıyorum arkadaş. Bizim yaş kuşağını tam can evinden vurdu bu adam... Ama artık bitti çok şükür, bir devir kapandı... Buna belki de Türk Erkeği Baharı desek yanlış olmaz" "Ya bu Beckham dediğinin adamın, zamanında Alpay ile girdiği ikili mücadelelerden ne olduğu belliydi... Bütün stat orada boşuna bağırmadık biz, adam Alpay'a bakmaktan penaltıya vuramadıydı!” "Beckham hadi bir derece anlaşılabilir. Adam futbolcu sonuçta, maç sonunda o kadar adamın arasında duş alıyor, şeyapıyor. Etkilenmiştir zaman içinde, insanlık hali... Ama Tom'dan bunu beklemezdim..." Gündemi uzunca bir süre işgal etmeye aday görünen iddianın Facebook ve Twitter gibi paylaşım sitelerinde etkisi de oldukça çarpıcıydı. “Tom, gitti! Beckham, gitti! Kıvanç… Bir sen kaldın Kıvanç! Az kaldı!”, "Allahım, ya Murat Boz!!! Murat Boz'la ilgili açıklama yapılmış mı? Bilen varsa yazsın noluuur?", "Ahaha... Cem Yılmaz doğru demiş... Bi yerden sonra doygunluk oluyor tabii..." şeklindeki yorumlar dikkat çekerken, ünlü isimlerin Türkiye'deki hayranları da çok gecikmeden çeşitli açıklamalarda bulundular. Dünya gündemine bomba gibi düşen iddianın ardından bir süre derin bir sessizliğe bürünen David Beckham Türkiye Fan Club yaptığı ilk açıklamasında: “Bizler, iyi günde kötü günde bugüne dek hep David Beckham’ın yanında olduk, bugün de yanındayız, bu iddianın takipçisiyiz” derken, Tom Cruise hayranları cephesindeyse hüzün hakimdi. Hayranlar adına konuşan Aslı Gündan (24): “Acımız büyük… Herkes zamanında Brad Pitt severken biz Tom’cu olduk. Yanlış ata oynamışız” diyerek yaşadığı hayal kırıklığını özetledi.
| 0
| 243
|
Sağlık Bakanlığı'nın Obeziteye Karşı Başlattığı Mücadele Kapsamında 1500 Obez İtlaf Edildi Sağlık Bakanlığı tarafından bir süredir obezite hastalığına karşı başlatılan kampanya ve tanıtımlar sayesinde halk aşırı şişmanlığa karşı teyakkuza geçerken, çeşitli illerde duyarlı vatandaşların mudahalesi sonucu şu ana kadar 1500'e yakın obezite hastası itlaf edidi. Sağlık Bakanlığı adına bir açıklama yapan Basın Sözcüsü Güvenç Över, yürütülen kampanya çalışmalarının bir nebze olsun yanlış anlaşıldığını kabul ederek "Halkımız obezite tehlikesine karşı mücadele etmekte bu yolu seçti. Kampanya düşündüğümüzden biraz daha fazla duyarlılık yaratmış olabilir. Konuyu inceliyoruz..." diyerek yaşanan gelişmeleri aktardı. Bir hafta önce Yozgat kırsalından gelen ilk itlaf haberi ile birlikte bakanlık olarak harekete geçtiklerini belirten Güvenç Över, tüm çabalarına rağmen kısa süre içerisinde yurdun çeşitli kesimlerindeki itlaf edilen obez sayısının çoğalmasını engelleyemediklerini kaydetti. Vatandaşların ne ara obeziteye karşı böyle bir hassasiyet geliştirdiğini anlayamadıklarını itiraf eden Över, şöyle devam etti: "Evet, bu kampanyaya başladığımızda memleketteki obezite hastalığı oranını düşürmek gibi bir hedefimiz vardı. Ki şu son gelişmelerle beraber %4'lük bir azalma da kaydedilmiş durumda fakat buradan bir kez daha yineliyorum. Lütfen vicdanı olan vatandaşlarımız bu itlaf çalışmalarına bir son versin. Vücut kitle indeksi 30'un üstünde olanın gözünün yaşına bakmıyor halkımız. Hayır yani, bir de şu soru var. Neden bu kampanya? Biz Sağlık Bakanlığı olarak yıllardır çeşitli kampanyalar yaparız ama bu kadar iyi geri dönüş aldığımız hiç olmamıştı. Domuz gribi döneminde bir türlü elini yıkamayı öğretemediğimiz kitleler söz konusu olan obezite olunca hemen harekete geçti. Demek ki halkımız, şişmanlığa karşı belli bir refleks geliştirmiş galiba...” Sağlık Bakanlığı'nın konu hakkındaki görüşleri bu yönde olurken, Türkiye'nin dört bir yanında itlaf çalışmaları tüm hızıyla sürüyor. Son birkaç gün içerisinde çeşitli bölgelerimizde yaşanan vakalardan bazıları şu şekilde oldu: Yazıldığı spor salonuna 2 hafta gelip bir daha takip etmeyenlerin listesinin internete sızmasının ardından harekete geçen halk, dördü kadın olmak üzere 7 obezite hastasını itlaf etti... Burger King'de sıra bekleyen bir obezite hastası, "Söz, önümüzdeki pazartesi rejime başlıyorum" şeklinde yalvarmasına rağmen itlaf edildi... Kırsal alanda sıkıştırılan 3 obezite hastası ile halk arasındaki nefes kesen kovalamaca (12 saniye, 43 salise), hastaların kalp krizi geçirmesi ile sonuçlandı... Zayıflığı nedeniyle yıllardır "Çiroz Sami Usta'nın Yeri" olarak adlandırılan kebaplarıyla ünlü lokantada 1,5 porsiyon adana siparişi verenlerin dürümlerinin içine siyanür katıldığı tespit edildi. Adana'da son haftada yaşanan 78 itlaf vakasından 60'ının Çiroz Sami Usta'nın Yeri'nde gerçekleştiği bildirildi... Ölüm, onları pilates'te yakaladı. 18 kişilik haftaiçi grubunun tamamı pilates toplarıyla boğularak itlaf edildi... 4 kişilik bir ailenin evi, obezite hastası oldukları iddiasıyla mahalleli tarafından kuşatıldı. Aile tarafından vücut kitle indeksinin yanlış hesaplandığına dair itirazlar ve "bizim ailece kemiğimiz kalın" savunması mahalleliyi ikna etmeye yetmedi... İtlaflardan kaçarak Artvin kırsalına saklandığı tespit edilen 14 kişilik obezite hastası grubu köylüler tarafından ele geçirilerek Çoruh Nehri'nde kayıksız serbest rafting'e bırakıldı. Gruptan haber alınamıyor... Yetkililere göre, şu ana dek 1200 obezite hastası çeşitli Avrupa ülkelerinden siyasi sığınma talebinde bulunurken halen Türkiye genelinde 10.000 dolaylarında obezin kırsal kesimde kaçak olarak yaşadığı, bazılarnın ise aileleri ve dostları tarafından tavan arasında saklandıkları belirtiliyor. Hükümet, obezite hastalarının korunması için emniyet güçleri ile birlikte seferber olmasına rağmen, çeşitli köylerde yaba ve meşalelerle obez avına çıkan köylülerin henüz ikna edilemediği gelen haberler arasında.
| 0
| 244
|
One Love'dan Cesaret Alan Eyüp Belediyesi, Gözünü Yurtdışına Çevirdi: Sırada Oktoberfest ve Rio Karnavalı Var... Santralİstanbul'da 11.si düzenlenen Efes Pilsen One Love Festivali'ne karşı tepkisini gösteren ve peşi sıra yaşanan gelişmeler sayesinde festival sırasında içki satışına engel olmayı başaran Eyüp Belediyesi bu kez hedef büyüttü. One Love Festivali'nde içki içilmemesinin kendilerini cesaretlendirdiğini ifade eden Eyüp Belediyesi Basın Sözcüsü Şekip Olgun, "Dünya artık küçük bir köy; şimdi yurt dışına açılmanın vaktidir. Bundan sonra dünyadaki tüm festivalleri dolaşıp, neden bizim istediğimiz gibi eğlenmeleri gerektiği konusunda baskı yapmayı planlıyoruz" derken, öncelikli hedeflerinin Rio Karnavalı ve Oktoberfest olduğunu belirtti. One Love Festivali'nin 11. senesinde Eyüp semtinin kutsal olduğunu ancak idrak ettiklerini kaydeden Şekip Olgun, "İstanbul'un diğer semtleri yanlış anlamasınlar lütfen. Elbette birçok yerde yatır, türbe, en olmadı bir tarihi camii falan var, onlar da kendilerine göre iyi kötü kutsallar ama yeni yeni anlıyoruz ki bizimki bir başka kutsalmış, öyle böyle kutsal değilmiş" derken, semt halkının da yaşadığı bu ani aydınlanma sayesinde çok önemli bir protestoya imza atıldığının altını çizdi. One Love'ın ardından, yurt dışındaki festivallerle ilgili de bazı rahatsızlıklarının olduğunu ifade eden Basın Sözcüsü, şöyle devam etti: "Alın buyrun, hemen önümüzde Rio Karnavalı örneği var. Orada inancımıza ters bir şekilde insanların içki içip çok afedersiniz yarı çıplak dans etmeleri bizi son derece rahatsız ediyor. Kendine müslüman diyen herkesi de etmeli zaten... Gerçi baktık bu sene 3 aylara denk gelmiyormuş fakat nasılsa bi ara gelmeyecek mi? Güney Amerika'da da olsa bazı insanların benim dinimin emirlerine göre yaşamıyor oluşu dindar bir insan olarak beni çok rencide ediyor. Eskiden haberimiz yoktu o kadar rencide olmuyorduk. Şimdi internet çağındayız, Google Earth diye bir şey var. Bir tıkla her şeyi görüp kolayca rencide olabiliyoruz..." Almanya'daki Oktoberfest rezaletinden bahsetmek bile istemediğini söyleyen Şekip Olgun, orada festival adı altında milyonlarla ifade edilen sayıdaki müslümanın gözünün içine baka baka bira içilmesini hazmedemediğini vurguladı. OktoberFest rezaleti yüzünden Türk'ü, Pakistanlı'sı, İranlı'sı derken epey bir müslümanın mağdur olduğuna değinen Olgun, "Biz sadece biraz saygı istiyoruz. Tamam dünya görüşünüz bizden farklı olabilir, amenna ama bu hayatlarınızı bizim tasvip etmediğimiz bir şekilde yaşayabileceğiniz anlamına gelmiyor. İnsanların bizden izin almadan, bizim inancımıza göre yaşamıyor oluşuna katlanmak zorunda değiliz. Kimsenin kendi kafasına göre iş yapıp, bizi rencide etmeye hakkı yok..." sözleriyle tepkisini dile getirdi. Eyüp Belediyesi'nden gelen bu açıklamalara destek veren bir grup Eyüplü genç ise, Rio Festivali'ni bizzat yerinde protesto etmek için hazırlıklara başladı. 150 kişilik bir ekiple, Rio'daki eğlence anlayışına ellerinden geldiğince tepki göstereceklerini belirten duyarlı gençler adına konuşan Recep Kurtal (27), "Eyüp veya Rio farketmez. Biz yine çıkar, kendi protestomuzu yaparız. Tabii yabancı bir kültür, ilk başta biraz yadırgayacaklardır ancak yeterince uzun süre ve yüksek sesle bağırırsak eminim onlar da neden tam olarak bizim istediğimiz gibi eğlenmeleri gerektiğini anlayacaklardır. Neticede bu işler biraz da desibele bakıyor" diyerek, yolculuk öncesi önemli açıklamalar yaptı. Dozunda halay ve sınırsız çay ile eğlenmesini bilen bir dünya düşlediklerini de sözlerine ekleyen Recep Kurtal, son olarak şunları kaydetti: "Yanlış anlaşılmasın, bizim Brezilyalılar'ın hayat tarzına, inancına karışma gibi bir niyetimiz yok. En azından şimdilik yok yani. Neticede deplasmanda olacağız. Adamlar çok kalabalık. Şu an için gidip öyle bi yerinde rencide olalım yeter. Gerisini orada yeterince çoğalınca düşünürüz..."
| 0
| 245
|
Tam Olarak Ne Kurultayı Yaptıklarını Bilmeyen Bir Grup Chp'li Yine Zülfü Livaneli Şarkıları Dinlemek İçin Toplandı Cumhuriyet Halk Partisi'nin 34.Olağan Kurultayı bugün Ankara'da başladı. Her kurultayda olduğu gibi banttan Zülfü Livaneli dinleyerek coşan CHP'lilerin salona damgalarını vurduğu ve kurultayın, "Demokrasi, değişim ve böyle toplandık ama tam olarak ne yapacağız acaba" gündemiyle devam etmekte olduğu bildirildi. Kurultayın yapılmakta olduğu salona büyük bir coşku hakimken, bir süredir birbirlerini görmeyen delegelerin sevinçle yumruklaştıkları görüldü. CHP Aydın İl Başkan Yardımcısı Ahmet Metin Tomurcuk: “Yani kurultaylar da olmasa görüşemeyeceğiz inanın. O yüzden ben CHP’nin böyle sık sık toplanmasını çok olumlu buluyorum. İnsan eşini, dostunu görüyor, hasret gideriyor. Kısmet olursa ben bugünkü kurultayda Pazar günü de hep beraber pikniğe gitmek için bir önerge vereceğim” diyerek, mutluluğunu ifade etti. CHP Parti Meclisi üyesi Onur Emsali ise mikrofonlara : "Şimdi bu olağan kurultay, o yüzden nispeten daha sıkıcı gelebilir size. Siz bir de olağanüstü kurultayları görün... Gerçekten olağanüstü olabiliyorlar" şeklinde konuştu. Salonda yer alan delegelerin önemli bir kısmının yapılmakta olan kurultayın ne kurultayı olduğuna ilişkin hiçbir fikirleri olmadığı da gelen haberler arasında. Partinin Kadın Kolları Üyesi Zeynep Özdural konuya ilişkin olarak “Valla demokrasi, değişim, özgürlük, eşitlik, ilericilik gibi 5-6 kelime var, zaman zaman onların yerlerini değiştirerek yeni bir kurultay ismi buluyoruz…" diyerek, bir arada olmanın daha önemli olduğunun altını çizdi. Kurultayların gerçekten bir işe yaradığından emin olmadıklarını da sözlerine ekleyen Zeynep Özdural, en azından parti içi diyaloğun artması yönünden önemli bir işleve sahip olduğunu belirtti ve "Sırf bu diyaloğun sağlanması için tüzüğümüz, Windows'tan daha çok güncellenir bir hale geldi. Yeni tüzük tartışması geçirmediğimiz bir günümüz kalmadı" derken, yeni tüzük sayesinde CHP'de parti içi demokrasinin sağlanacağından emin olduğunu vurguladı. Zeynep Özdural'ın bu sözlerinin ardından kurultayın, Kemal Kılıçdaroğlu'nun “tüzük_son_hali_silmeeeyiiinn.doc” konuşması, önceki kurultayların anısına temsili yumruklaşma ve Zülfü Livaneli, Edip Akbayram, Suavi şarkılarının hep bir ağızdan söylenmesiyle devam edeceği bildirildi.
| 0
| 246
|
Evlenmek Üzereyken Ani Bir Şekilde Ayrılan Genç Çiftin ''Önce Ben Evlencem'' Rekabeti Kıyasıya Bir Şekilde Sürüyor 7 yıllık ilişkilerini bu yaz mutlu bir izdivaçla tamamlamalarına neredeyse kesin gözüyle bakılan Pelin Tamak (28) ve Burak Özkanoğlu (29)’nun ani ayrılık kararının ardından çift arasında başlayan "önce ben evlencem" yarışında nefesler tutuldu. Her iki tarafın karşılıklı hamleleriyle oldukça çekişmeli geçen yarış, geçtiğimiz günlerde Özkanoğlu'nun Malatya'daki halasından gelen "eli yüzü düzgün bi öğretmen kız var, gelsin bi tanışsın" haberiyle yeni bir boyut kazandı. Ayrılık kararının ardından nefes kesen bir tempoda süren "en kısa zamanda birini bulup evlenerek o'na gününü gösterme" mücadalesinde henüz taraflar birbirlerine karşı net bir üstünlük kurabilmiş değiller. Uzun süren ilişki nedeniyle fiziksel olarak oldukça salmış durumda bulunan tarafların ilk iş olarak kılığı kıyafeti toparlamaya çalıştıkları gözlemlenirken, zorlu yarışta yaşanan bazı önemli gelişmeler ise şöyle: Tamak - Özkanoğlu çifti karşılıklı yollanan "bu sefer kesin bitti artık..." - "peki, yolun açık olsun..." sms'leriyle ilişkilerine nokta koydular. Pelin Tamak, ayrılığın üzerinden 14 dakika geçmesinin ardından Facebook'una sadece "bitti..." yazdı ve ilişki durumunu “Single” olarak değiştirdi. Haber 2 dakika sonra Pelin ve Burak’ın ortak arkadaşı Sinan tarafından telefonla Burak’a ulaştırıldı. Gelişmeye ilk tepkisi "Bana o kızdan bahsetm artık abi. Hiç şeyimde değil naparsa yapsın" şeklinde olan Burak, bir yandan da haberin gerçekliğini teyit etmek için Pelin'in profiline bakmakla meşguldu. Haberin gerçek olduğunu fark eden Burak Özkanoğlu, arada ufak flörtleşmeler için kullandığı “Tanıyor olabileceğiniz kişiler” listesine 7 yıldır ilk kez gerçekten alıcı gözüyle bakmaya başladı. Yapılan ilk elemelerin ardından 8 farklı kıza ilk mesaj atıldı. Facebook taramasının ardından Burak, telefon rehberini alfabetik olarak gözden geçirmeye başladı. Pelin’in fotoğraflarının altına yaptığı “Ooo bu ne güzellik”, “Prenses, mavi tam senin rengin” gibi yorumlarıyla 7 yıllık ilişkide birçok kereler tartışmalara yol aşan Gökhan Birtek , Pelin’in ilişki durumundaki güncellemeyi fark eden ilk çakal oldu. Gökhan’ın Pelin’e attığı “Sana erkek mi yok tatlışım : )” mesajı Pelin tarafından temkinli ama açık kapı da bırakan bir “:)” ile karşılandı. “Nooluyo lan böyle 2 dakikada, başlarım sanal alemine” diyerek hırsla Facebook’tan çıkan Burak’ın Pelin’in hamlelerine yanıtı sert oldu: Burak, Malatya'da yaşayan annesine haber saldı. Haberi alan anne Süheyla Özkanoğlu ve gün arkadaşları, il genelinde eli yüzü düzgün, helal süt emmiş, ataması yapılmış öğretmen gelin adaylarını süratle incelemeye aldılar. Pelin'de değişim başladı... Burak’la ayrılığının ardından ilk olarak saç rengi ve modelini değiştiren Pelin Tamak, gardrobunun "Ay Burak hayatta giydirmez bunu bana" adını verdiği bölümünü de dolaşıma soktu. Giymeye başladığı mini eteklerle beraber, yeri geldiğinde kısmi ağdayla, yeri geldiğinde pantolon giyerek geçirilen 7 yıllık artık tavsamış bir ilişkinin son izleri de silindi. Yıllardır Pelin Tamak'ın her türlü çabasına ayak direyerek eşli danslar kursuna gitmeyi reddeden Burak Özkanoğlu salsaya yazıldı. Özkanoğlu, ilk dersinde 8 farklı kadın partnerle dans ederek, 47 yaşında da olsa en azından birinden telefon numarası almayı başardı. Sahte kuzenin gerçek kimliği ortaya çıktı... Pelin Tamak'ın ilişkinin ilk aylarında Facebook fotoğraflarında samimi pozlarla görüldüğü ve Burak Özkanoğlu'na "kuzenim" dediği sarışın çocuğun da aslında Pelinler’in Ayvalık’taki yazlıklarında lisedeyken 15 gün kadar çıktığı çocuk olduğu ortaya çıktı. Pelin, iptal olan balayı planının ardından yaz tatili için rotayı Ayvalık’a çevirdi. Malatya'dan gelen telefon, Burak’ın yüreğine su serpti. Bir öğle vakti arayarak yeğenini memlekete çağıran ve kendisini komşularının bir arkadaşı olan Nermin Hanım'ın hemşire kızı Gül ile tanıştırmak istediğini belirten hala Emine Günderci, bonus olarak da Malatya Merkez 9 No’lu Sağlık Ocağı’na yeni atanan genç aile hekimi Gülşah'ı da önerdi. Eşya iadesinde kriz çıktı... Ayrılığın ardından birbirlerinde kalan eşyalarını iade etmek için bir seferliğine buluşan çiftin bu buluşması olaylı geçti. Burak, Pelin’de kalan 1 World of Warcraft cd'si, 1 Fenerbahçe forması ve 3 çift lacivert çorabına eksiksiz ulaşırken; Pelin, Burak'tan gelen kutuda Sevgililer Günü'nde aldığı minik panda oyuncağını göremeyince tartışma başladı. Haber yayına hazırlandığı sırada iki genç arasındaki rekabet kıyasıya sürerken, Pelin Tamak'ın umutlarını kankisi Zeynep Özdürüst'ün akşamki açıkhava konserine getireceği liseden arkadaşı Timur İzbırakan'a bağladığı öğrenildi. Burak Özkanoğlu ise önümüzdeki haftasonu Malatya'ya doğru yola çıkmaya hazırlanırken, bir yandan arkadaşının Facebook'tan gösterdiği kızın "biraz zayıflasa yüzü fena değil aslında" eşiğinde olduğuna kendini ikna etmeye çalışıyor...
| 0
| 247
|
İftar İçin Zonguldak Maden Ocaklarına Akın Eden Siyasiler Nedeniyle, İşçilerin Bir Aylık Erzak Stoğu İlk Üç Günde Tükendi Ramazan ayının gelmesiyle birlikte, siyasilerin yurdun çeşitli yerlerinde halka karışarak iftar yapma gelenekleri de yeniden gündeme gelirken, iftar için en çok rağbet gören mekanlardan olan Zonguldak'taki maden ocaklarında işçiler zor günler geçiriyor. İşçiler adına basın açıklaması yapan Genel Maden-İş Sendikası Başkanı Hasbi Özoğul, bakanlı, milletvekilli iftarlar nedeniyle madenlerdeki yemek stoğunun üç günde tamamen tükendiğini açıklayarak yardım çağrısında bulundu. Maden işçiliğinin dünyadaki en zor mesleklerden biri olduğunu belirten Özoğul bu zorlukların üzerinde bir de her Ramazan’da karşı karşıya kaldıkları bürokrat ağırlama yükünün artık kaldıramayacakları düzeye ulaştığını söyleyerek duyarlı vatandaşlardan acil yardım talebinde bulundu. “Ocakta çalışan arkadaşlarımızdan bize gelen bilgi, Ramazan'ın geri kalanı için ellerinde toplam 8 adet hurma, 6 adet zeytin ve yarım litre kadar da kola kaldığı yönünde. Sendika olarak kendilerine bir miktar pide desteğinde bulunduk ancak bizim de imkanlarımız sınırlı. Acilen yardım eli uzatılmazsa Allah muhafaza çok trajik olaylar yaşanabilir." diyen Özoğul şöyle devam etti: "Değerli Bakan ve milletvekillerimizden de biz buradaki durumu toparlayana kadar bir süre rızklarını başka yerlerde aramalarını rica ediyoruz. Her yer iftar çadırı dolu. Biraz da oralara gitsinler. Zaten çok afedersiniz ama kafalarına o bareti takıp yerin 500 metre altında oruç açmaktan ne zevk alıyorlar ben anlayabilmiş değilim, işçiler hadi mecburiyetten tozun kömürün içinde yiyor, yahu sen koca milletvekilisin, bakansın, bir kare fotoğraf için, bir habere konu olmak için değer mi bu çileye?” Konuya ilişkin olarak basın mensuplarına konuşan Zonguldak Kozlu Maden Ocağı ustabaşılarından Hamdi Aktun ise, Ramazan aylarında artık gelenekselleşen bu uygulamaya bir son verilmesi gerektiğini belirtti. Aktun, sözlerine “Valla ne yalan söyleyeyim başta bizim de hoşumuza gidiyordu. Burada yerin altında pek fazla insan görme şansımız yok. Bir yılbaşında bir de Ramazan'da ünlü siyasi isimleri, onların yanında bir sürü gazeteciyi falan görünce bir seviniyorduk. O yüzden başta kendi aramızda para toplayıp çorbasıydı, 3 çeşit sıcak yemeğiyidi, tatlısıyıdı falan derken süper sofralar kurduk ama bir değil iki değil. Haberi duyan soluğu burada almaya başladı. Son üç yıldır tepkimizi göstermek amacıyla soframıza sembolik olarak sadece zeytin ve peynir koyuyoruz, yine de anlamıyorlar. 3 kuruş birikimimiz vardı onu da iftar sofrasına harcadık, şu an el elde baş başta oturuyoruz...” şeklinde devam etti. Özellikle son iftarın kendileri için bir bitim noktası olduğunu vurgulayan deneyimli ustabaşı, “Ben bu ay gece vardiyasındayım, üzerinize afiyet yengeniz sahur için şahane kıymalı börek yapmıştı. Son iftarda ben bir an ne olduğunu anlayamadan bizim iki dilim böreği bir müsteşarımızın ellerinde şöyle bir anlığına görebildim. Ne ara buldu da aldı, ne ara yedi inanın bilemiyorum” derken, bundan sonra iftar için ocağa gelecek olanlara taş kömüründen başka bir şey ikram edemeyeceklerini de net bir şekilde ifade etti. Her gün önemli isimlerin ağırlandığı iftarlar nedeniyle stokları tamamen tükenen işçilerin, hükümetten Ramazan aylarına yönelik olarak toplu sözleşme talebinde bulunacakları belirtiliyor. Genel Maden-İş Sendikası Başkanı Hasbi Özoğul, iftarların kaldırılması konusunda kararlı bir tavır takındıklarını, görüşme taleplerinin reddi halinde grev kartını kullanabileceklerini söyledi. Özoğul, “Bir ara aramızda hükümete daha sert bir tepki verme yollarını da konuştuk aslında. İçimizden bazı arkadaşlar açlık grevi önerisinde bulundu. Ama takdir edersiniz ki Ramazan’da yapılacak bir açlık grevinin arada kaynaması gibi bir risk var o nedenle şimdilik yasal zeminde her türlü hak mücadelemizi sürdüreceğiz” sözleriyle görüşlerini noktaladı.
| 0
| 248
|
Sokakta Bulduğu İçi Para Dolu Çantayı Sahibine İade Etmeyen Onur Sürmeli, Harbiye'deki Lüks Dairesinde Basının Sorularını Yanıtladı: "Salaklığın lüzumu yok..." Yaklaşık iki ay evvel yolda bulduğu içinde tam 1.650.000 TL bulunan çantayı sahibine iade etmeyen Onur Sürmeli(32), Harbiye’deki yeni evinde basının sorularını yanıtladı. Çantanın içinde para olduğunu fark ettiğinde ne hissettiği hakkındaki soruları; “O an heyecanla ne yapacağımı tam olarak bilememiştim. Sahibinin gelmesini mi beklesem, karakola mı götürsem derken bayağı kararsız kalmıştım. Şimdi ise sakin kafayla ne kadar doğru yaptığımı görebiliyorum. 1.650.000 TL'den bahsediyoruz burada. Salaklığın lüzumu yok...” sözleriyle yanıtlayan Sürmeli, almış olduğu karardan duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Çantayı nasıl fark ettiği hakkındaki soruları yanıtlayan Sürmeli; “Ben işsizim, o gün de biraz sirkecide dolanayım dedim. Karşı yönden gelen insanlar, 'bomba heralde hızlı biraz' falan diyerek panik halinde ilerliyorlardı. Biraz daha ilerlediğimde çantayı gördüm. Eli telefonda bomba ihbarı yapanlar, sağa sola koşuşturanlar derken müthiş bir cesaret örneği göstererek gittim çantayı açıp içine baktım. Bu örnek davranışımın da herkese ders olmasını diliyorum” diyerek, parayı son kuruşuna kadar hak ettiğini dile getirdi. Böyle durumlarda insanlık namına parayı karakola götürmesinin daha doğru olup olmayacağı da kendisine hatırlatılan Sürmeli; “Ahaha vallahi ne yalan söyleyeyim o ihtimal benim de aklımdan geçmedi değil. Çantayı elime alıp şöyle bir etrafta karakol var mı yok mu diye bakındım, ancak göremeyince de her işte bir hayır vardır diyerek ilk iş olarak emlakçının yolunu tuttum.” Olayın ardından bir süre arkadaşlarının ve yakın çevresinin tepkisiyle de karşılaştığını söyleyen Sürmeli; “Yok günahtır haramdır falan gibi itirazlar yükseldi başta. O biraz da hasetliklerinden oldu tabii. Oturduk tartıştık. Bu 10.000 lira, 20.000 lira değil ki gidip iade edeyim. Bayağı balya balya sıcak para. Neyse sonra kendilerine de 3-5 bir şey düşeceğine ikna olduktan sonra onlar da bana hak verdiler zaten.” diyen şanslı piç, konuşmasına şu sözlerle devam etti: “Sonraki süreç zaten bildiğiniz gibi, şahane bir ev ve her zaman aklımda olan tobacco shop fikri hayata geçti. İyi de kazanıyor şimdilik çok şükür. Yeri merkezi, ha bak insaniyet falan diyorlar, buyrun orada 4 kişi istihdam ediyorum ben. Sigortaları da eksiksiz yatıyor. Herkes benim gibi dört kişi çalıştırsa bu memlekette işsizlik mi kalır?” Bir anlık “ne oldum” heyecanı ile parayı çar çur etme lüksü olmadığını, paranın bu devirde hiç de kolay kazanılmadığını da sözlerine ekleyen Sürmeli; “vergisi, toptancısı, çalışanların maaşı derken bir ton masrafı var o dükkanın. Kolay değil... az çok da bırakıyor ama, çok şükür. bir de paranın işte harcayamadığım bir kısmı duruyor, şu karşı daireyi de düşünüyorum. Kiraya veririm, hem gözümün önünde ,hor da kullanamaz gelen. Ee, para zor kazanılı... arkadaşım, arkadaki... evet elinde mikrofon olan. Niye küfür ediyorsun arkadaşım sen oradan geldiğinden beri? Allah allah... Anlaşılıyor buradan ne dediğin... Çık git lan evimden, serseri!” diyerek basın toplantısını noktaladı.
| 0
| 249
|
Ahiret Günü İçin Danışmanlık Hizmeti Veren Hukuk Bürosu, Gördüğü İlgiden Memnun Türkiye'nin Ahiret günü için savunma hazırlama konusunda danışmanlık hizmeti veren ilk hukuk bürosu olma özelliğini taşıyan Kantar&Kantar Hukuk Bürosu yeni hizmetleri konusunda oldukça iddialı. "Önce tedbir sonra tevekkül" sloganıyla hizmet veren firma, sorgulamadaki genel prosedürler, karşılaşılması olası sorular ve yapılabilecek karşı hamleler gibi konular hakkında müvekkillerine ayrıntılı bir danışmanlık hizmeti sağlıyor. Her ikisi de avukat olan Özdemir ve Faruk Kantar kardeşler tarafından 4 yıl önce kurulan Kantar&Kantar Hukuk Bürosu, geçtiğimiz ay duyurduğu yeni hizmetiyle bir anda dikkatleri üzerine çekti. Çeşitli kesimlerin tepkilerine rağmen kısa sürede yoğun ilgi gören Ahiret Sorgusu danışmanlığıyla ilgili olarak "Herhangi bir inanca saygısızlık ettiğimizi düşünmüyoruz. Büyük çoğunluğun öyle ya da böyle dini inancının bulunduğu bir ülkede bu tip bir danışmanlık hizmeti, her şeyden öte bir ihtiyaçtır" diyen Av. Özdemir Kantar(34), toplumdaki mevcut bir gereksinimi karşılayan ilk firma olmanın kendileri için gurur verici olduğunu belirtti. "Önce tedbir sonra tevekkül" sözünden hareketle böyle bir hizmeti başlatmayı uygun gördüklerini söyleyen Kantar, "O yüzden tek bir dine göre ahiret sorgusu hizmeti de vermiyoruz. Ne olur ne olmaz diyerek, başta semavi dinler olmak üzere ölümden sonra hayat ve sorgu inancının olduğu ne kadar din varsa hepsi için ayrı ayrı savunma metinleri hazırlıyoruz. Şüphesiz büyük çoğunluğun Müslüman olduğu bir ülkede ağırlığı islami savunma usullerine verdik ama dünya üzerindeki genel dağılıma da bakarsak yani gerçekçi olmak gerekirse diğer tarafta ne çıkacağı tam belli değil. Çat diye karşınıza Buda falan da dikilebilir. Bizim amacımız müvekkillerimizi olası bütün senaryolara karşı hazırlıklı bir hale getirmek" diyerek bu amaçla hizmetin kapsamının oldukça geniş tutulduğunu sözlerine ekledi. Avukat kardeşlerden Faruk Kantar(32) ise hizmetin içeriği hakkında kısaca şu bilgileri verdi: "Bir defa en başta müvekillerimize diğer tarafta her ne ile karşılarılarsa karşılaşsınlar mümkün mertebe sakin ve kendinden emin görünmeye çalışmalarını öğütlüyoruz. Ama bu kesinlikle laubali olun sallamıyormuş gibi yapın anlamına da gelmiyor tabi. Esas mesele şu ki, yani bu taraftaki mahkemelerde de aynı şey vardır; iddia makamı siz panik yaparsanız şüphelenip daha çok üstünüze gelir. Panik yok. Olan olmuş zaten o noktada daha ne paniği artık..." Müvekillerine ikinci tavsiyelerinin ise kesinlikle suçlamaları inkar etmemeleri yönünde olduğunu ifade eden Kantar, şöyle devam etti: "Mantık olarak, eğer o tarafta sizi sorguya çeken birileri varsa kesin sizi yaşarken gözetleyen birileri de vardır. Yani ellerinde delil olmadan konuşmazlar. Suçlama neyse kabul edip hemen ardından çok pişman olduğunuzu, şeytana uyduğunuzu söyleyin. Genelde bütün dinlerde yaradan epey bağışlayıcı oluyor. O yüzden duygu sömürüsüne yüklenin. Eğer yaşarken inandığınız dinden başkası çıkmışsa o zaman iş biraz daha zor çünkü çalışmadığınız yerden soracaklar. O noktada 'benim kalbim temiz'le başlayıp 'zaten hissediyordum bizimkinde bir yanlışlık olduğunu, içimde bir sıkıntı vardı ama toplum baskısı yüzünden cesaret edemedim. Tam sizinkine geçecektim ömrüm yetmedi' gibi bir kaç savunmamız daha var. Mümkün mertebe suçu anaya babaya atmak da işe yarayabilir. Neticede onlardan ne gördüysek öyle gidiyor. Bu televizyonlarda gördüğümüz, o jürili amerikan mahkemeleri gibi bir sistemle karşılaşırlarsa iş nispeten kolay. O sistemde en azından o kadar nesnel yürümüyor davalar. Goygoyla, laf kalabalığıyla, duygu sömürüsüyle filan yedi cehennemlik adamı ipten almak mümkün..." Öldükten sonra herhangi bir şeyle karşılaşmama ya da savunmanın başarısız olma ihtimalini dahi gözönünde bulundurduklarını ifade eden Kantar Kardeşler, "bugüne kadar herhangi bir şikayetle karşılaşmadık ancak iki durumda da müvekkilin bizzat başvurusu halinde hizmetin bedelini yasal faiziyle birlikte kendisine iade etmeye hazırız. Neticede müşteri memnuniyeti her şeyden önce gelir" diyerek hizmetlerine duydukları güveni ifade ettiler.
| 0
| 250
|
Facebook, Merakla Beklenen “Yanlışlıkla Ekle” Butonu Konusunda Son Aşamaya Gelindiğini Müjdeledi Geçen ay yapılan “sizi bilgisayar başına daha fazla bağlamak için ne yapabiliriz?” anketinden sonra harekete geçen Facebook yönetimi, kullanıcılarının büyük çoğunluğunun “çok acil bir ihtiyaç” olarak nilelendirdiği yanlışlıkla ekle butonunda son dönemece girildiğini duyurdu. Çalışmalarda gelinen nokta hakkında kullanıcılarına müjdeyi bizzat vermek için mikrofon karşısına geçen Mark Zuckerberg, “artık tanımadığınız birine gönderdiğiniz ekleme taleplerinden sonra karşılaşılan ‘sn kmsin?’ , ‘???????’ , ‘ben demet’in erkek arkadaşıyım birader buyur niye ekledin kızı?’ gibi sert tepkiler karşısında ezilip büzülme; bahanelerle, smiley’lerle durumu idare etme devri kapanıyor” diyerek Facebook’ta yepyeni bir dönemin çok yakında başlayacağını duyurdu. Milyarlarca üyesi ile dünyanın en büyük sosyal platformu olarak tanımlanan Facebook, kullanıcılarının bir ihtiyacını daha giderecek olmanın haklı gururunu yaşıyor. Halihazırda 20.000 erkek, 5000 kadın ve 2 bin kadar çift tarafından test ortamında denenen yeni buton; kullanıcıların beğenisini şimdiden kazanmış durumda. Test aşamasındaki yanlışlıkla ekle butonunun beklenenden daha olumlu bir sonuç verdiğini söyleyen Zuckerberg, "mesela kendimden örnek vermek istiyorum. bu adam (halil bergen) bana talep göndermiş. Benim profilimde bu, “halil bergen sizi yanlışlıkla arkadaş listesine ekledi” şeklinde çıkıyor. Artık ben bu adamın beni niye eklediğini merak etmiyorum. Normal arayüzde olsa 'siz de kimsiniz?' (who the hell are you?) diye soracaktım. Sonra bir sürü gereksiz muhabbet...” diyerek şöyle devam etti: “Kullanıcılar arasında mevzu bu şekilde hem çok daha hızlı ilerliyor hem de zaten cevabı belli olan bir soru da hiç sorulamadığı için, server'larımızda ciddi bir alan tasarrufu sağlanıyor. Bu şekilde sırf test ortamında 2.5 terabayt alan artırdık, uygulama hayata geçtiğinde en az on katı tasarruf bekliyoruz...” Butonun yeni kurulan ilişkiler kadar, mevcut ilişkilere de çok büyük faydası dokunduğunun altını çizen Zuckerberg, denek kullanıcılar üzerinde yapılan incelemelerde “bu adam/kız kim, seni niye ekledi?” kavgalarında ciddi bir azalma tespit ettiklerini belirtti. Zucekerberg, "Sağda solda Facebook kavgasından ayrıldılar diye duyup içerliyordum. Ekip de töhmet altında kalıyor; beddua, ah alma korkusuyla bir yenilik yapmaya çekiniyordu. Galiba bu sefer çok güzel iş yaptık...” diyerek "Zaman Tüneli" fiyaskosu nedeniyle cesaretini iyice kaybeden Facebook geliştirme ekibinde morallerin bir nebze olsun yerine geldiğini ifade etti.
| 0
| 251
|
Eğitim Dünyasına İddialı Bir Giriş Yapan Özel Beybihan Üniversitesi, Öğrencilerini Kampüs İnşaatında Çalıştırarak Geleceğe Hazırlıyor Birbiri ardına açılan vakıf üniversitelerine son eklenenlerden biri de İstanbul-Ataşehir'de faaliyete geçen Özel Beybihan Üniversitesi oldu. Şu an için sadece 300 dönümlük bir arsadan ibaret olan okulu diğerlerinden ayıran en önemli özelliği ise kampüsün yanı sıra mezun olan her öğrenciye tahsis edilecek anahtar teslim dairelerin de eğitim süresince bizzat öğrenciler tarafından inşa edilecek olması. Rektör Çağlar Güneşli, "Eğitimde amaç iş bulmak - para kazanmak, o parayla da ev almak değil mi? O zaman ne diye lüzumsuz teferruatlarla gençlerimize vakit, velilerine para kaybettiriyoruz. Gelin hem inşatta çalışarak bir meslek öğrenin hem de ödediğiniz okul taksitleriyle 4 sene sonunda direkt ev sahibi olun..." sözleriyle üniversitenin eğitim felsefesini özetledi. Özel Beybihan Üniversitesi'nin maketiyle birlikte basın mensuplarını ofisinde ağırlayan Rektör Çağlar Güneşli, öğrencilere sadece bir üniversite değil aynı zamanda bir yaşam tarzı da vaat ettiklerini vurguladığı konuşmasında tercih yapacak tüm adaylara çağrıda bulundu. Vakıf üniversitelerinin çoğunun iş garantisi verdiklerini ancak kendileri gibi direkt iş vermeye cesaret edemediğini dile getiren Rektör, açıklamalarına şöyle devam etti: "Şu an için her biri kendi alanında isim sahibi 4 adet ustabaşı, 2 elektrik ustası, 2 de kalıp ustasından oluşan akademik kadromuzla öğrencilerimizi geleceğe hazırlıyoruz. Şehrin içinde, şehirden uzak okulumuzda çocuklarımız çalışır, kendilerini inşaata verirlerse, 4 senede mezun olur, hem ustabaşılık diplomalarını, hem de anahtarlarını alıp giderler. Ha, aileler baktı çocukların okumakta gözü yok. Onu da düşündük, istedikleri zaman oğlanı-kızı ustanın yanına vermekte özgürler. Buraya kaydını yapan öğrenci şunu kendine söyleyecek, 'Ben kimse için değil, kendim için çalışıyorum. Eğer çalışırsam bu okul 4 senede biter, kral gibi daireme geçer otururum. Çalışmazsam, kaba inşaatta kalır, 10 sene daha amelelik yaparım burada..." Beybihan My Home Town adı verilen ana kampüsün içinde 12 bloktan oluşan toplu konutlar, 2 avm, biri olimpik olmak üzere 3 yüzme havuzu, tenis kortları, iki anaokulu, bowling salonu ve biri 24 saat açık olmak üzere 2 tekel büfesinin yer alacağını belirten proje sorumlusu, aynı zamanda Rektör Çağlar Güneşli, kaba inşaatın tamamlanmasının ardından açılacak olan otoyol, köprülü kavşak ve asfalt dökme bölümleriyle birlikte bir kaç yıl içerisinde ulaşım sorunun çözüleceğinin de müjdesini verdi Kayıt esnasında her öğrenciye teslim ettikleri diplomanın Boyacı ve İnşaatcılar Odası'ndan onaylı olduğunu da kaydeden Çağlar Güneşli, "YÖK'e de denklik için başvurumuzu yapmış durumdayız. En kısa zamanda o işin de hallolacağını tahmin ediyoruz" sözleriyle diploma konusunda endişe yaşayan üniversite adaylarının içini rahatlatırken Özel Beybihan Üniversitesindeki imkanları da şu şekilde sıraladı: Öğrencilerin, inşaat alanının kıyısında ama aynı zamanda inşaatın içinde gibi hissedebilecekleri prefabrik barakalar neredeyse hazır... (Kapasite: 60 kişi) Sosyal ve sportif anlamda olimpik-yarı olimpik havuz ve kapalı spor salonu inşaatı sürüyor. Kayıt olacak adayların çalışma performanslarına göre, öğrencileri doyasıya eğlenecekleri bir sosyal yaşam bekliyor... Tecrübeli ustabaşlarının önderliğinde okulun öğrenci kulüpleri de hizmette olacak. Özellikle halk oyunları kulübüne büyük ilgi bekleniyor. İnşaatın yanına, 60 kişilik kapasiteli bir halay çekme alanı tahsis edilmiş durumda... Eğitimini yurtdışında tamamlamak isteyen öğrenciler için çalışmalar tamamlanmak üzere. Kuzey Irak'ta ve Türki Cumhuriyetler'de alınan toplu konut ihalesinde çalışmak isteyen öğrenciler, öğrenci değişim programı ile istedikleri zaman yurtdışına çıkış yapabilecekler... "Şimdi eğri oturalım doğru konuşalım, öğrencinin halinden en iyi biz anlarız, bu konuda iddiamız çok büyük. Biz, üniversite olarak ondan bundan boş ev dilenen, sevgilisini ormana götüren, kimsenin izlemediği avrupa filmleri gösteren sinemaların en arka koltuklarında yiyişen arkadaşlara da kapımızı açtık. Buyrun orada size boş, ıssız inşaat... Saat 17'den sonra inanın ne rektör olarak ben kalırım, ne dekan arkadaşlar, kimsecikler olmaz ortada..." diyerek üniversitenin öğrenci odaklı eğitim anlayışından örnekler veren Rektör Güneşli son olarak önümüzdeki bir kaç sene içerisinde gerçekleşecek olan yerel seçimler sayesinde büyük ihtimalle tapu konusunda önemli bir problem yaşanmayacağının da garantisini verdi.
| 0
| 252
|
Balayında Yunan Adaları Sözü Veren Genç, Eşini Kardak Kayalıkları’na Çıkarttı... 6 yıllık beraberliklerini bu yaz mutlu bir evlilikle tamamlayan Onur Emeker (32) ve Meltem Türkten (26) çiftinin balayı olaylı başladı. Düğünden önce balayında Yunan Adaları sözü veren damadın, eşini dün sabah saatlerinde Kardak Kayalıkları’na çıkartması gelin tarafından tepkiyle karşılanırken, Yunanistan Dışişleri Bakanlığı’nın en kısa zamanda bir Yunan çiftinin kına gecesini Kardak’ta gerçekleştirmek için harekete geçtiği öğrenildi. Düğünlerinin öncesinde balayı planları yapılırken Onur Emeker’in son derece kendine güvenerek konuştuğunu, kesin olarak adalarda tatil sözü verdiğini belirten Meltem Türkten “İnanın ben balayına ilişkin hiçbir plana karışmadım, hepsini Onur hallediyor, bana sürpriz yapıyor diye mutlu mutlu bekledim. Bugün sabah saatlerinde Bodrum’dan bindiğimiz bir kayık bizi işte bu gördüğünüz kayalıklara getirdi… Şok olmuş durumdayım” dedi. Bir hayli sinirli olduğu gözlemlenen Türkten sözlerini “Bana sürekli olarak doğayla baş başa olacağımızı, adanın son derece bakir olduğunu, kimsenin bizi rahatsız etmeyeceğini söyleyip durdu. Buyurun, tablo ortada. Halbuki ben onun için hayatımı, gençliğimi feda ettim…” şeklinde noktaladı. Eşinin tepkileri karşısında sessizliğini bozan Onur Emeker ise “Şimdi biliyorsunuz, Mykonos çok bozdu, ipini koparan Mykonos’a geliyor. Ben istedim ki bize özel bir ada olsun, fena mı ettim?” dedi. Kimi çevreler tarafından balayı planının “Damat ucuza getirdi” şeklinde yorumlanmasının da mesnetsiz bir iddiadan ibaret olduğunu vurgulayan Emeker, “Bakın bazı şeyler maddiyatla ölçülemez. Bu kayalıkların tarihine bakın, burası için zamanında verilen mücadelelere bir bakın. Şimdi siz burayı parayla ölçebilir misiniz? Çok iddialı konuşmuş olmayayım ama bana bedava Santorini’yi verseler yine Kardak derim… Yani… Belki… Bedava diyince bir oturup düşünmek lazım aslında” dedi. Kardak Kayalıkları’nda yaşanan gelişme Yunanistan’ı da harekete geçirdi. Konuya ilişkin olarak bir basın toplantısı düzenleyen Yunanistan Dışişleri Bakanı Mitokoros Yanidis “Şimdi Türk tarafı kayalıklara yeni evli bir çifti çıkartmış durumda. Karşısına asker çıkartsan olmaz, SAT komandosu çıkartsan hiç olmaz. Kendi kendimize düşündük biz de evlenme kararı vermiş bir Yunan çiftinin kına gecelerini Kardak’ta yapmaya karar verdik” dedi. Ekonomik krizle boğuşmakta olan Yunanistan’ın düzenlenmesi planlanan kına gecesi masrafları ve gelinin eline koyulacak bir çeyrek altın için Avrupa Birliği’nden yardım talebinde bulunabileceği gelen bilgiler arasında.
| 0
| 253
|
Kendilerine AKP Gençlik Kolu Süsü Veren Bir Grup, Güldere İlçe Emniyet Müdürlüğü'nü Basarak Polislere Sabaha Kadar Harmandalı Oynattı Hatay'ın Dörtyol ilçesinde polislerin AKP Gençlik kolu başkanı ve bir milletevkilinin oğlu tarafından hizaya dizilerek teşhis yapılmasının ardından ülke çapında emniyet mensuplarına yönelik taciz olaylarına her geçen gün bir yenisi ekleniyor. Son olarak dün gece Yozgat'ın Güldere ilçe Emniyet Müdürlüğü'nü basan ve kendilerine AKP gençlik kolu süsü veren bir grubun görevli polislere saatlerce harmandalı oynattığı ortaya çıkarken, İçişleri Bakanlığı yayınladığı bir genelgeyle tüm emniyet teşilkatını sahte milletvekili yakını ve parti üyelerine karşı dikkatli olmaları konusunda uyardı. Olayla ilgili olarak bu sabah bir basın toplantısı düzenleyen Güldere İlçe Emniyet Müdürü Salih İncesu saldırganların 3 kişi olduklarını söyleyerek şöyle devam etti: "Söz konusu şahıslar gece 01 sularında Emniyet Müdürlüğü binamıza gelip, AKP gençlik kolu üyesi olduklarını ve bir düğünde polis tarafından taciz edildiklerini söylediler. Kollarında AKP yazıyordu ve gençtiler, bilemedik... Polis arkadaşlarımızı dizdik ancak tanıyamadıklarını, söz konusu polisin taciz esnasında harmandalı oynamakta olduğunu belirttiklerinden mecbur biz de teşhis amacıyla oynatmaya başlattık memurlarımızı..."
| 0
| 254
|
İki Çocuğuyla Birlikte Tatile Çıkan Gündoğdu Ailesi, 7'den 70'e Herkesin Haklı Nefretini Kazanarak İstanbul'a Döndü Yaklaşık 1 hafta önce İstanbul'dan yola çıkarak Fethiye-Ölüdeniz'e gelen ve tatillerini burada geçiren 4 kişilik Gündoğdu ailesi, seyahatin en başından itibaren yollarına çıkan herkesin haklı nefretini kazanarak dün sabah sularında evlerine döndüler. Hem kendilerine hem de çevredekilere tatili zehir eden Mehmet-Rana Gündoğdu çifti ile çocuklarının Ölüdeniz yolculuğuna ebeveynlerin kavgası ve çocukların gözyaşları damgasını vururken, her şeye rağmen Facebook albümlerinde mutluluk tablosundan yine taviz verilmedi. Gündoğdu ailesinin büyük sabırsızlıkla beklediği yaz tatili, ilk çocukları Nahit Efecan (6)'ın doğumundan sonraki bütün tatiller gibi yine hayal kırıklığı ile sonuçlandı. Daha Otogar'da, otobüse biner binmez oturma kombinasyonları ile ilgili yaşadıkları tartışmayla tatillerine start veren Mehmet-Rana çifti, otobüsün hareket etmesinin hemen ardından minik Mediha Busenaz (4)'ın ağlama krizine girmesiyle yol boyu büyük küçük herkesin bedduasını aldı. Çiftin tatili, aldıkları bedduaların da etkisiyle bir daha iflah olamadı. Kaldıkları otele vardıklarında baba Mehmet Gündoğdu'dan gelen "hadi çocuklar siz havuza inin kardeş kardeş oynayın, biz annenizle biraz dinlenelim" şeklindeki üstü kapalı seks teklifinin Rana Hanım tarafından “aa, olmaz öyle şey bırakmam çocuklarımı bilmediğim yerde” sözleriyle reddilmesi çekirdek ailenin otelde yaşadığı ilk gerginlik olarak kayıtlara geçti. Mehmet Bey, “e bu şekilde mi geçecek peki bir hafta, hayret bir şey” sözleriyle gerginliği tırmandırırken, 5. günde gerçekleşen reglin de katkılarıyla tam olarak o şekilde geçen haftadan öne çıkan bazı önemli satırbaşları ise şu şekilde: 1. Gün: Eşyanın yerleştirilmesi, çocukların hazırlanması, Rana Hanım'ın epilasyonu derken kahvaltının sonuna yetişebilen aile; açık büfeden geriye kalanlara çekirge sürüsü iştahıyla saldırarak otele ödedikleri paranın bir kısmını çıkarmaya çalıştı. Çocukların hiçbir şey yemeyerek, sürekli ortalarda koşturması ve diğer masalara dadanması ile otel çalışanları ve diğer müşteriler "Gündoğdu Ailesi" gerçeği ile tanışmış oldu. Açık büfede bir nebze kara geçen baba Mehmet Gündoğdu, melek yavruları Busenaz ile Efecan’in gün içindeki dondurma, güneş gözlüğü, simit ve kolluk gibi ağlama krizleriyle dile getirdikleri ihtiyaçlarına kayıtsız kalamayarak günü 120,00 TL zarar ile kapattı. 2. Gün: Kahvaltıda yediği 8 çeşit peynir ile ailesinin yüzünü güldüren Busenaz, saat 11 sularında kardeşi ile girdiği “deniz suyu içilir ki” tartışmasından kusarak ayrıldı. Günün geri kalanını kızı ile birlikte revirde geçiren Rana Hanım'ın aksine, Mehmet Bey oğlu ile oynadığı “Alman çocuğu kuma gömmece” oyunu sayesinde iki saat kadar rahat bir nefes aldı. Oyun, Alman çocuk Andreas Möller (6)'in ebeveynlerinin müdahalesi sonucu tatsız bir tartışma ile sona erdi. 3. Gün: Beline taktığı simidi ve kolunda kollukları ile kendini öldürme şansı neredeyse sıfıra yakınlaşan Efecan, annesinin de o sarışın kadınlar gibi üstünü çıkararak güneşlenmesini isteyince olanlar oldu. Her nasılsa bikininin kopçasını açmayı başaran Efecan için bu serüven, babanın son anda fark etmesi ve “oğlum lan, dur! Rana kaç!” şeklinde koşarak Rana Hanım'a havlu tutması ile 5 saniye kadar sürdü. 4. Gün: Bu tatili, uzun süredir okumak istediği kitabı için fırsat bilen Rana hanım, çocukları Mehmet Bey’e kitleyerek gün boyu şezlongda uzandı. Bu durumu fırsat bilen Mehmet bey, çocukları doğru kullandığı takdirde bir ihtimal olarak nitelendirdiği bekar ingiliz Turist Lisa Fangorn (21)’un dikkatini çekmeyi başaramayarak günü muzun, jet-ski’nin, alakart balık restoranının fiyatlarını öğrenerek tamamladı. 5.Gün: Mehmet Bey’in “çocuklar daha uyuyor Rana, fırsat bu fırsat kalksana” talebi, eşinin her nasılsa hep tatile denk getirmeyi başardığı regline kurban gitti. Ereksiyonunu içine atarak şezlong için önceden yer tutma bahanesi ile havuz başına inen Mehmet bey, bu süreçte yine umduğunu bulamazken; minik Buzenaz’ın bugüne kadar aldığı ve ekstraya giren yedi dondurma ve ikisi alkollü olmak üzere beş kokteylin faturası ile şok oldu… 6. Gün: Eşi tarafından dün otelde yalnız bırakıldığı için sinirleri tepesinde olan Rana Gündoğdu minik Busenaz'ın başına güneş geçtiği için kızıyla ilgilenirken, Mehmet Bey ise gün boyunca "Gelseydin de, ilgilenseydin kızınla" savunmasını yapmakla meşguldü. Tatil arkadaşı Onur'la arkadaşlığını ilerleten Efecan ise, gün boyunca üstsüz güneşlenen otel sakinlerinin ve eşlerinin korkulu rüyası oldu. 7.Gün: “Son bedava yemek” olarak nitelendirdikleri öğlen yemeğinden sonra otelden çıkış yapan genç aile, otobüs saatine kadar Fethiye turu yapma kararı aldı. Bu süreçte eşe dosta dağıtmak üzere toplam 15 Fethiye kül tablası, 20 Fethiye magneti ve 10 Fethiye çakmaği satın alarak esnafın yüzünü son kez güldüren Gündoğdu ailesi, otobüsün hareket saatinden iki saat kadar evvel geldikleri otogarda dinlenme fırsatı buldular. Hastalığı bir türlü geçmeyen Busenaz, geri dönüş yolculuğunda otobüstekilerin bir dakika bile uyumasına izin vermezken, pestile dönen Rana-Mehmet çifti yol boyunca birbirleriyle çok az konuştular... 1 hafta içerisinde evlilik kurumunu defalarca sorgulayan ve parayla rezil olmanın her türlü formunu yaşayan ve yaşatan genç çift, yine de tatil dönüşü Facebook'ta paylaştıkları "Ölüdeniz'de tatil bir başkadır", "Aşkım, ben ve çocuklarımız:)))" albümleriyle yakın çevrelerini darlamaktan geri kalmadı.
| 0
| 255
|
LYS Birincisinin İlk Tercihine Yozgat Cevdet Sunay Üniversitesi’ni Yazması Üzerine Şehrin Mümkün Olduğunca Bir Öğrenci Kentine Dönüştürülme Çalışmalarına Başlandı 23 Temmuz günü başlayan ve 3 Ağustos’ta sona erecek olan üniversite yerleştirme tercihlerinde, LYS birincisi Okan Tezyılmaz’ın (18) tek tercihini Yozgat Cevdet Sunay Üniversitesi’nden yana kullandığının öğrenilmesiyle beraber kentte tatlı bir telaş başladı. Alınan bilgilere göre kayıt döneminin başlamasından önce il genelinde yürütülecek geniş bir kentsel dönüşüm projesiyle Yozgat, olabildiğince bir öğrenci şehrine dönüştürülmeye çalışılacak. Proje kapsamında yeni kurulacak olan Barlar Sokağı’na Okan Tezyılmaz’ın isminin verilmesi gündemde. Konuya ilişkin olarak yaptığı basın toplantısıyla değerlendirmelerini aktaran Yozgat Valisi İbrahim Tekboz “Haberi dün akşam saatlerinde ÖSYM’de çalışan Yozgatlı bir dostumuz vesilesiyle öğrendik. Nasıl sevindik bilemezsiniz. Tam coşkunun doruğa çıktığı esnada yengeniz ‘Tamam da nerede kalacak bu çocuk’ deyince tereddütsüz kararımı verdim. Valilik konutunu boşaltarak, burayı şampiyonumuza yurt olarak tahsis edeceğiz. Kendi konutum diye demiyorum dilediği gibi dağıtsın, etsin, burayı tam bir öğrenci evine çevirebilir, benden ona açık teklif” dedi. Sözlerine “Bizim çocukların yıllardır istediği ama konuta bağlatmadığım internet için de bugün başvurumu yaptım, buyurun belgesi burada. İnşallah Okanımızın hiçbir şeyi eksik olmayacak, internetse internet, barlar sokağıysa barlar sokağı” diyerek devam eden Tekboz yeni kurulacak olan Barlar Sokağı’nın da müjdesini verdi. Sokağın kurulması için gerekli çalışmaların başlatıldığını belirten Tekboz, şu an için Yozgat’ta mevcut olan tek barın yanı sıra mevcut iki adet tekel bayinin genişletilerek bara dönüştürüleceğini iletti. Üniversite sınavı şampiyonunun şehirde büyük bir heyecanla beklendiğini belirten vali İbrahim Tekboz, Tezyılmaz’ın rahatça çalışabilmesi için vize ve final dönemlerinde de il genelinde sokağa çıkma yasağı koyduklarını söyledi. Yozgat halkını ilgili dönemlerde sessizliğe davet eden Tekboz “Bakın şimdiden söylüyorum, bu şehirde vize döneminde, efendime söyliyim final döneminde tek çıt çıkmayacak! O kadar! Bu çocuk yarın !ben gürültüden çalışamıyorum, ayrı şehre çıkıcam' derse hesabını sorarım” sözleriyle basın toplantısına son verdi. LYS birincisi Okan Tezyılmaz’ın tek tercih olarak Yozgat Cevdet Sunay Üniversitesi’ni yazması üniversite konseyini de harekete geçirdi. Kurulduğu günden bu yana henüz bir bahar şenliği düzenlemediklerini belirten rektör Bahadır Özincik, Tezyılmaz’ın gelişi ile beraber bu yıl bu duruma bir son vererek şenlik tertipleyeceklerini açıkladı. Şenlik kapsamında düzenlenecek konserler için öncelikle Yozgatlı sanatçılara yer vermek arzusunda olduklarını belirten Özincik, “Yozgatlı şarkıcı arayışımızda ulaşabildiğimiz en ünlü isim oldu. Davet de etmiş bulunduk bir anda heyecanlanıp, artık yapacak bir şey yok… Öğrencilerimiz bu yıl Neco’ya doyacaklar, ön grup olarak da Emre Aydın çıkacak” dedi. Türkiye’yi şaşırtan Yozgat’ı sevince boğan tercihle ilgiliyse rehberlik uzmanları konuya temkinli yaklaşıyor. Konuyla ilgili olarak görüşlerine başvurduğumuz Uzman Psikolog Aycan Cemilgen, durumun basit bir tercih kaydırması olabileceğinin üzerinde durarak, tercihler için henüz süre olduğunu, sorun bir hatadan kaynaklandıysa düzeltilebileceğini belirtti. Yozgat halkını, sonradan hayal kırıklığı yaşanmaması adına uyaran Cemilgen, “Yani ya bir kaydırma yaptı bu çocuk ya da bizim psikolojide şehir histerisi olarak adlandırdığımız sendromla karşı karşıyayız. Sendromun daha düşük bir ihtimal olduğunu söylemeliyim, ben kendim bizzat Yozgat Yerköylü olmama rağmen Yozgat’a yönelik böyle bir bağlılık ne duydum, ne işittim. Hemşerilerimi buradan tercih süresi bitimine dek temkinli olmaya davet ediyorum” dedi.
| 0
| 256
|
20 Yılda Sadece 72 Üye Edinebilen Cemaat, Kendini Fesh Ederek Devremülk İşine Girmeye Karar Verdi Kamuoyunda kısıtlı bir kesim tarafından bilinen Cahitçiler Cemaati, 20 yıllık cemaat geçmişlerini örgütlenme sorunları nedeniyle noktalayarak Kızılcahamam Termal Kaplıcaları’nda mevcut üyeler için iki adet devremülk alınacağını açıkladı. Cemaatin bundan sonra dini ya da siyasi herhangi bir faaliyette bulunmayacağı, bugüne kadar cemaate en çok katkı sağlayan üyelere devremülk tarihi seçiminde öncelik tanınacağı bildirildi. Cemaatin kanaat önderi olarak gösterilen Cahit Hoca (Arlıseven, 72) düzenlenen basın toplantısında üyelerine ve kamuoyuna seslendi. 1990’lı yılların ilk yarısında o dönem hızla yayılan cemaatleşme akımına kendilerinin de dahil olarak Cahitçiler Cemaati’ni bin bir zorlukla kurduklarını ancak 20 yıllık tarihlerinde istedikleri noktaya gelemediklerini belirten Arlıseven “Bugün üzülerek görüyoruz ki bu cemaatten ne bir milletvekili, ne bir bakan çıkabilmiş. Böylesine güzel bir cemaati maalesef biz tanıtamadık. Hadi meclise girmeyi geçtim, benim kendi öz oğlum bu yıl KPSS’den 47 aldı. Artık bize mi yanlış sorular servis edildi yoksa oğlan süzme gerizekalı mı onu bilemiyorum… Ama görünen o ki biz bu cemaat işini beceremedik” dedi. Hemen her cemaat yapısında olduğu gibi, kuruldukları günden bu yana çeşitli devlet kurumlarında kadrolaşmak için çok çabalar sarf ettiklerini ancak bu emeğin de karşılıksız kaldığını sözlerine ekleyen Arlıseven “Artık cemaati dağıttığımıza göre deşifre etmekte bir zarar görmüyorum. Emniyetteki kadrolaşmamız ancak İçerenköy sabit pazarının oradaki ışıklarda olabildi. Bir trafik polisi müridimiz sağolsun uzun yıllar ceza meza yazmadı bize o ışıklarda. Gelin görün ki oraya da Mobese koydular, sevgili yavrumuzun da yapacak bir şeyi kalmadı” dedi. Arlıseven, ülkedeki güncel siyasi gelişmelere Cahitçiler olarak hiçbir zaman kayıtsız kalmadıklarını, son olarak eğitimde 4+4+4 önerisi konuşulurken sert bir çıkışla eğitime toptan karşı bir tavır koyduklarını açıkladı. “Bu sert tavırla biraz mürit toplarız gibime geliyordu. Elimizde eğitime son pankartlarıyla İstiklal Caddesi’nde bir yürüyüş yaptık. Halkın ilgisi büyük olur diye bekliyorduk ancak eylemden sonra Taksim’in yerlilerinden 7-8 kişi anca geldi yanımıza. Bu 7-8 kişiyi kazanabilmek için onlarla beraber Pink Floyd mu dinlemedik, saykodelik rock konserlerine mi gitmedik, neler yaptık… Ancak bu bile işe yaramadı, mürit sayımızı bir türlü arttıramadık” diyen Arlıseven ekledi: “Yalnız Allah var, Roger Waters büyük adam, bazen o dönemi de iyi ki yaşamışız diyorum” Samimi açıklamalarına, "Açıkçası zaten sandığa falan da pek bir etkimizin olmadığını görünce artık bu cemaat işinde ısrar etmenin pek anlamı olmadığını gördük" diyerek devam eden Cahit Hoca, son seçimlerde hükümete tepki olarak Liberal Demokrat Parti'yi destekleme kararı aldıklarını, ancak partinin bu destek sonrası bir önceki seçimden daha az oy aldığını üzülerek kaydetti. Şu aşamadan sonra artık cemaat işinden ellerini eteklerini çekerek Kızılcahamam'da termal devremülk almaya karar verdiklerini belirten Cahit Hoca, “Zaten üyelerimizin önemli bir kısmı da yaşlandığı için bizim açımızdan artık en güzeli senede 1 hafta 15 gün şu varisleri, romatizmaları bi dinlendirmek. Vücut kaldırmıyor artık, inanır mısınız şurda 10 dakkadır oturuyorum bütün sırtlarım ağrıdı” derken, dağılan cemaat üyeleri ile her sene maklube gününde buluşmayı planladıklarını sözlerine ekledi.
| 0
| 257
|
Bilim Dünyasını İkiye Bölen Font: Comic Sans Üst üste yayınladığı 3 makaleyle Kuantum Mekaniğinin temellerini yerinden oynatan bilim dünyasının dahi çocuğu, kuramsal fizikçi Orson Osbourne, bugünlerde teorilerinden çok makalelerinde kullandığı Comic Sans fontuyla tartışmaların odağı haline geldi. Geçtiğimiz yıl Kuantum Mekaniği hakkında yayınladığı isimli makalesiyle bilim dünyasında şok etkisi yaratan Orson Ozbourne, bugünlerde makalelerini yayınladığı font olan Comic Sans yüzünden acımasız eleştirilere maruz kalıyor. Kimi araştırmacılar makalenin içeriğinin çok önemli olduğunu belirterek, Kuantum Mekaniği dalında 60 yıldır böyle bir ilerleme kaydedilmediği fikrinde birleşirken, muhafazakar fizikçilerse bilimsel yayınların saygınlığının her şeyin önünde olduğunu savunuyorlar. Son olarak Ulusal Kuramcı Fizikçiler Birliği(NTPC) tarafından teori ve makaleler hakkında yapılan açıklamada kullanılan "Comic Sans'la yayınlanan makalenin getireceği ilerleme olmaz olsun. Öyle teorinin içine sıçayım!" gibi sert ifadeler, tartışmayı daha da alevlendirdi. Stanford Üniversitesinde kendine ait kürsüsü bulunan Osbourne, konuyla ilgili olarak yaptığı açıklamada diyerek Bilim dünyasına olan kırgınlığını dile getirdi.
| 0
| 258
|
Saldırıya Uğrayan Karakolda İncelemelerde Bulunan Milletvekili Heyeti Sonunda İkna Oldu: "Evet, gerçekten saldırıya uğramış..." Bir süredir kamuoyunun gündemini meşgul eden, "terör saldırısının ardından bölgeyi inceleyen milletvekili heyetinin tam olarak neyi incelediği" sorusu nihayet bu sabah yanıt buldu. Geçtiğimiz gün PKK tarafından saldırıya uğrayan Hakkari'deki karakolları incelemek amacıyla giden heyet adına basına açıklamalarda bulunan Kastamonu Milletvekili Osman Cahit Surmalı "Daha önce de gidip bakıyorduk, komutanlarla konuşuyorduk ama kafamızda yine de bir soru işareti kalıyordu. Neticede biz gittiğimizde çatışma falan yaşanmıyordu hiç. Ancak bu incelememizde büyük ölçüde ikna olduğumuzu söyleyebiliriz. Evet burası gerçekten de saldırıya uğramış..." diyerek bundan sonrası için terörle mücadelede daha kararlı olunacağını ifade etti. Doğal afetlerde işlerinin nispeten kolay olduğunu belirten Surmalı "Deprem oldu diyorlar, üşenmden gidip bakıyoruz, binalar yıkılmışsa 'ha tamam' diyoruz, 'burada birşeyler yaşanmış'. Sel mesela, en kolayı o çünkü genelde biz gittiğimizde yerler hala ıslak oluyor, ona da oradan ikna oluyoruz, evet bu bir sel..." derken, terör saldırılarında ise saldırı anında orada bulunamadıkları için bugüne kadar gerçekten ikna olamadıklarını samimiyetle ifade etti. "İlk gün sıcağı sıcağına gittik, gündüz gözüyle bi saldırıya uğrayan karakolları falan inceledik. Kurşun delikleri vs var, bir yerler yıkılmış, evet birşeyler olmuş belli ama terör saldırısı mı bilemiyoruz. Neticede askeri bölge, kurşun izi olması doğal. Gece bizi yakındaki bir köyün misafirhanesinde ağırladılar. O ara uzaktan yanıp sönen ışıklar gördük. Bizim çocuklar uçak geçiyor sanmışlar başta. Ama uçak da bu kadar aşağıdan geçmez. Sonra birinin düğünü var da ona havai fişek atıyorlar sandık. O gece gürültüden ve sivrisineklerden zar zor uyuduk. Sabah misafirhanenin önünde 20 tane boş kovan bulunca doğruca muhtara gittim, 'hayırdır muhtar, oğlanı mı evlendirdin, hayırlı olsun, ama havaya sıkmayın böyle alla muhafaza bi kaza bela olur' dedim. Tam birşey söylecekti ki muhtarı da vurdular. O an anladım ki burada bir terör saldırısı gerçekleşiyor... ya da dünürler arası ciddi bi husumet var..." Bölgedeki incelemelerini tamamlayan heyet, bu akşam THY'nin tarifeli uçağıyla Şam'a geçerek Suriye'deki durumu inceleyecek.
| 0
| 259
|
Kapatılması Kimsenin Umrunda Olmayan Tarihi Zeytinburnu Şenyuva Sinemasının Sahibi Ağır Konuştu: “Allah Hepinizin Belasını Versin!” Zeytinburnu'nda 47 yıldır hizmet vermekte olan ve geçtiğimiz hafta kapatılan Şenyuva Sineması'nın ikinci kuşak sahibi Öztürk Şenyuva (43), kamuoyunun ilgisizliğine isyan etti. Şenyuva ailesi olarak yarım asra yakındır sinemacılığa gönül verdiklerini belirten Şenyunva, "Yıllardır her dükkan kapanır, benimkisi kapanmaz diyordum. Bu şehrin entelektüel birikimi buna müsaade etmez sanıyordum. Ancak durum ortada, küt diye vurdular mührü sinemaya vergi borcundan, kimseden de gık çıkmadı. Artık sinema Zeytinburnu'nda olduğu için mi yoksa 10 yıldır 3 film birden sistemine geçtiğimizden mi bilmiyorum ama Allah hepinizin belasını versin...” diyerek tepkisini dile getirdi. Kendisine babasından kalan sinemanın önünde yaptığı tek kişilik eylem esnasında mikrofonlara sitem dolu sözler sarf eden emektar sinemacı, "Her sinema kapanışında yok 'kent hafızası', yok 'mimari bellek' diyenler benim sinemam kapanırken nerdeler?” derken gözyaşlarına hakim olamadı. Kendi sinemalarının öyle çok ahım şahım bir yer olmadığının farkında olduğunu da samimi bir şekilde itiraf eden Şenyuva, şöyle devam etti: "Tamam, eyvallah. Bizimkisi mahalle arasında ufak bir işletme. Yani Allah var, öyle bir mimari bellek oluşturacak, efendime söyliyim anılarda yaşatılacak bir yapı da değil... Ama ne bileyim, bu kadar da iplememezlik kanıma dokunuyor. İnsan hiç değilse idareten gelir bir eylem yapar. Hadi buraya kadar gelmediniz, hiç değilse sosyal medyada yalandan bir şeyler söyleseydiniz keşke. O da kabulüm... Düşünüyorum, düşünüyorum, belki de diyorum kapanış sebebimiz vergi borcu olduğu için bir sempati yaratamadık. En azından belediyeyle bir takışma ya da ufak çaplı bir yangın falan çıksa böyle olmayabilirdi...” Şenyuva sinemasını kapanışa götüren sebeplerin en başında maddi sıkıntılar olduğunu dile getiren acılı sinemacı, sektördeki daralmanın kendilerini yeni arayışlara yönlendirdiğini kaydetti. "Hollywood filmleri deseniz, zaten almaya güç yetmez. Bir Avrupa sinemasından bile pay alamadık, tek tük 70’lerin Alman filmlerini saymazsak. Bir de müşteri talebi doğrultusunda Uzak Doğu sinemasına yöneldiğimizi söyleyebilirim ki bunu da aslında “Asian” diye ifade etsem daha doğru olacak” diyen Şenyuva, internet yüzünden çoklu film (3) gösteriminden de bekledikleri randımanı alamadıklarını sözlerine ekledi. Daha önce kapatılan sinemalar için sık sık kullanılan “Buram buram nostalji ve tarih kokan salonlar” sözünün kendi sineması için pek de doğru olmadığını ifade eden Şenyuva “Yani bizim salonlarda da buram buram bir koku oluyordu tabi ama buna nostalji kokusu demek, tarih kokusu demek biraz güç takdir edersiniz ki...” derken, son olarak özellikle mahalleli gençlere yüklendi. Sinemasının kapatılışına hali hazırda halktan yeterli ilgi gelmediğini, ancak son dönem müdavimlerinden birkaç mahalleli gencin kapanış günü uğradıklarını söyleyen Şenyuva “Bir an o çocukları görünce duygulanmadım demezsem, yalan olur. İşte dedim, 47 yıllık Şenyuva sinemasının dostları kötü günde ortaya çıktı. Fakat yanılmışım. Elde kalan porno bantları almaya gelmiş şerefsizler." sözleriyle, öfkesini ve hayalkırıklığını bir kez daha ortaya koydu.
| 0
| 260
|
Senkiz Holding'in Çiçeği Burnunda CEO'su Cahit Arpman: "Buraya para için gelmedim..." Senkiz Holding'in geçtiğimiz hafta ani bir kararla CEO'luk görevine getirdiği Cahit Arpman, dün düzenlenen görkemli bir törenle kendisini 3 yıllığına Senkiz Holding’e bağlayan sözleşmeye imza attı. Borsaya bildirilen rakamlara göre aylık 24 bin lira maaş + yıl sonu şirket karından pay alacağı öğrenilen çiçeği burnunda CEO, holding flamasını öptükten sonra basına yaptığı ilk açıklamada Senkiz Holding'e kesinlikle para için gelmediğinin altını çizerek, "Sözleşmemde yazan tutarı inanın ben de az önce öğrendim. Senkiz Holding, benim çocukluğumdan beri hayalini kurduğum bir yerdi. Onların ürettiği bisküvilerle, gofretlerle büyüdüm. Sonunda bu büyük camiaya geldiğim için gururluyum..." ifadelerine yer verdi. "Senkiz Holding'de gördüğüm en büyük sorun herkesin koordinatör, direktör ya da müdür olması. Holding'de asker yok.Hedefimiz genç ve tecrübeli çalışanlarımızı kaynaştırarak, başarıya aç, çok koşan, piyasada basmadık yer bırakmayan bir ekip yaratmak. Açık konuşayım ben mesai bitiminde gömleği terlememiş adamı bu şirkette görmek istemiyorum. O gömleğin böyle sıkınca suyu çıkacak!”
| 0
| 261
|
Milletvekili Kaçırma Eylemi GS-FB Derbisi Nedeniyle Arada Kaynayan PKK, İçişleri Bakanı'nın Konuyla İlgili Saçma Birşeyler Söylemesini Bekliyor Dün akşam Tunceli'de CHP Milletvekili Hüseyin Aygün'ü kaçıran terör örgütü PKK, eylemin beklendiği kadar ses getirmemesinin yarattığı hayal kırıklığını aşmaya çalışıyor. Talihsiz bir zamanlamayla Galatasaray-Fenerbahçe maçının olduğu akşama denk gelmesi nedeniyle eylemin kamuoyunda yeterli ilgiyi göremediğinden yakınan örgüt yönetiminde ümitler, başta İçişleri Bakanı idris Naim Şahin olmak üzere hükümet kanadından gelecek fantastik bir açıklamaya bağlanmış durumda. Olayın ardından ROJ TV'ye kısa bir açıklamada bulunan PKK'nın 2. adamı Murat Karayılan ise, eylemin başarıyla tamamlandığı haberini alır almaz heyecanla internet'teki haber sitelerine baktığını belirterek şöyle devam etti: "Moral bozmak gibi olmasın ama maalesef karşılaştığım manzara onca emeğin heba olduğunu gösteriyor. Bakın haber başlıklarının sıralaması aynen şöyle: 1. "Galatasaray kupada da süper", 2. "Volkan'dan Fener'e kötü haber", 3. "Ve londra kapanışta da büyüledi" 4. "Bu kızlar ne yapıyor?" ve 5...maalesef 5 bizim haber... Ben, yanlış anlaşılmasın merak ederek baktım, en azından twitter'a çıplak fotoğraf koyan o kızları geçmeliydik diye düşünüyorum." Her şeye rağmen yine de eylemden tam olarak ümidi kesmediklerini de sözlerine ekleyen Karayılan, başta İdris Naim Şahin olmak üzere, Bülent Arınç ve Egemen Bağış gibi isimlerin önümüzdeki günlerde yapacakları tek bir açıklamayla olayı tekrar gündeme taşıma potansiyelleri olduğuna dikkat çekti.
| 0
| 262
|
Başbakanı Eleştirdiği Yazısı Nedeniyle İşine Son Verilen Iğdırses Gazetesi Yazarı Hıdır Hızarcı, Buruk Sevinç Yaşıyor 2 gün önce Iğdır'ın yerel gazetesi Iğdırses'de yayınlanan "Yakışmadı Sayın Başbakan!" başlıklı yazısının ardından apar topar işine son verilen köşe yazarı Hıdır Hızarcı, birileri tarafından okunduğunu talihsiz bir şekilde de olsa öğrenmenin buruk sevincini yaşıyor. Köşesine son verildiğini gazete yönetiminden dün akşam aldığı bir telefonla öğrenen Hızarcı, "Beni arayıp 'emir büyük yerden, birilerini çok kızdırmışsın. Kusura bakma, artık seninle çalışamayacağız Hıdır Ağabey' dediler. Biraz üzüldüm tabii ama açıkcası bu kadar ciddiye alınmak bir yandan da gururumu okşamadı değil. Bunca senedir kendim yazıp kendim okuyorum sanıyordum, benim için hoş bir sürpriz oldu" sözleriyle duygularını aktardı. Iğdır'ın günlük ortalama 750 tirajlı yerel gazetesi Iğdırses'te 8 senedir köşe yazarlığı yapan Hızarcı, evinde düzenlediği basın toplantısında görevine son verildiği bilgisini dün akşam bizzat gazetenin imtiyaz sahibi, genel yayın yönetmeni, başyazarı, dağıtım sorumlusu ve aynı zamanda kendisinin de amcaoğlu olan Muharrem Hızarcı'dan aldığını belirterek şöyle devam etti: "İlk önce bi şaşırdım, 'noldu amcaoğlu hayırdır gazeteyi mi kapatıyorsun?' diye sordum. Bana 'hayır ağabey, gazeteye yerinde duruyor ama sen olmayacaksın artık.' dedi. Anlamıştım aslında ama yine de 'O yazı yüzünden mi?' diye sordum. 'Evet' dedi. 'Kim okumuş da şikayet etmiş oğlum yazıyı?' dedim. Bilmediğini söyledi. Ama dediğine göre bizzat partinin ilçe başkanı arayıp rica etmiş, onu da direkt Ankara'dan aramışlar. 'Peki Muharrem senin canın sağolsun' diyerek telefonu kapattım. Şahsen 56 yaşındayım, kendimi hiç bu kadar önemli hissetmemiştim..." Hızarcı, haberin duyulmasının ardından çok sayıda kutlama telefonu aldığını söylerken, eve akın eden komşuları da ortalığı adeta bayram yerine çevirdiler. Yazar adına tebrikleri kabul eden 32 yıllık eşi Fatma Hızarcı ise, "açıkcası Hıdır'ın ne yazdığından pek haberim yok. Gazetede Muharrem'in ricasıyla yazmaya başladığı ilk zamanlar bir heves edip okumuştum ama sonra evin işiydi, çocuklardı falan derken pek fazla takip edemedim. 1 kere de evlilik yıldönümümzü köşesinden kutlamıştı o zaman çok duygulanmıştım. Bu kadar önemli olduğunu bilsem her hafta okurdum..." sözleriyle eşinden duyduğu gururu gözler önüne serdi. Toplantıda, gazeteden kovulmasına neden olan yazı ile ilgili soruları da yanıtlayan Hızarcı, yazıda şehir merkezinde ciddi bir ihtiyaç haline gelen kat otoparkla ilgili seçim zamanı verilen bazı sözlerin hala yerine getirilmediğini hatırlatarak bu yüzden Başbakan'a sitem ettiğini belirtti. "Benim kalemimi sustursanız da, bu halen İlimizde, özellikle şehir merkezinde ciddi bir park yeri sıkıntısı yaşandığı gerçeğini değiştirmeyecek!" diyen Hızarcı, siyasi baskılara boyun eğmeyeceğini de şu sözlerle dile getirdi: "Beni gazeteden kovdurarak susturacaklarını sananlar çok yanılıyorlar. Ne yapar eder okurlarımla buluşmanın bir yolunu yine bulurum. Zaten, toplasanız 5-6 kişi ancak varlar, onların da hepsi tanıdık. Gerekiyorsa tek tek sms atarım, nedir yani!" Toplantı sonrası, gazetecilerin ekmeğiyle oynamanın bir Başbakan'a yakışmadığını dile getiren Hızarcı, "yanlış anlaşılmasın, kendim için söylemiyorum. Ben zaten o yazıları bedavaya yazıyordum. Esas mesleğim muhasebecilik. Öyle, genel konuşuyorum, benlik bir durum yok yani..." derken, Sözcü Gazetesi'nden köşe yazarlığı teklifi aldığı yolundaki söylentilerle ilgili olaraksa suskun kalmayı tercih etti.
| 0
| 263
|
Yılın 3. Çeyreğinde 4.2 Milyon Dolar Net Kâr Eden Elkiz Holding, Yeterince Para Kazandığına İkna Olarak Kendini Feshetti Kamuyu Aydınlatma Platformu'na (KAP) gönderilen konsolide finansal tablolarına göre 2012 yılının üçüncü çeyreğini 4.2 milyon dolar net kârla kapatan Elkiz Holding Anonim Şirketi, yatırımcısının yüzünü güldürürken bu sabah şirket yönetiminden yapılan açıklama piyasalarda soğuk duş etkisi yarattı. Yönetim Kurulu Başkanı Muammer Elkiz, "Hesapladık, bugüne kadar kazandıklarımız yedi sülalemize yetiyor. Son açıklanan rakamları da göz önüne alırsak, artık şu saatten sonra çalışmanın bir anlamı yok. Velhasıl, dükkanı kapatıyoruz..." şeklindeki sözleriyle, şirketin fesih sürecine girdiğini duyurdu. 28 yıl önce küçük bir atölyede, aile şirketi olarak iş dünyasına atılan ve aradan geçen zaman zarfında Türkiye'nin önemli holdinglerinden biri haline gelen Elkiz Holding dün beklenmedik bir şekilde faaliyetlerini durdurma kararı aldı. Kararın arkasında hiç kimsenin farklı bir neden aramaması gerektiğini kaydeden Yönetim Kurulu Başkanı Muammer Elkiz, "Yatırımcılarımız ve çalışanlarımız lütfen bizi affetsinler ama bu kadar para kazandıktan sonra çalışmak için herhangi bir neden göremiyoruz. Mezara mı götüreceğiz?" derken, yönetim kurulu olarak zaten bir süredir motivasyon sorunu yaşadıklarını da sözlerine ekledi. Son günlerde kişisel olarak da işleri bir hayli boşladığını samimi bir şekilde itiraf eden deneyimli iş adamı, ticaret hayatına atıldığından beri hep elinin rahata kavuşması için beklediğini vurgularken, kendisiyle birlikte komple holding'i emekliye ayırmaya götüren süreci şu sözlerle özetledi: "Doğrusunu söylemek gerekirse, daha ticarete atıldığım ilk gün bile aklımda emeklilik vardı. Aman ailem için para kazanayım, aman çocuklar aç kalmasın diye diye bugünlere kadar geldik. Hamdolsun eşşek yüküyle de para kazandım ama artık yeter. Yaş oldu 62. Hiç öyle ölene kadar çalışayım, 80 yaşında bile sabah 6'da kalkıp soğuk duşumu alıp şirketleri kontrole gideyim gibi bir derdim olsun istemiyorum. Zamanında çocuklara da dedim, 'Gidin canınız ne istiyorsa yapın, Londra'da sanat tarihi mi okuyacaksınız, playboy mu olacaksınız ne halt yiyorsanız yiyin. Şirketin başına geçip eşşek gibi çalışayım gibi bir derdiniz olmasın' diye uyardım. Sağolsunlar, zaten akıllı çocuklar. Hiçbirinin okumakta falan gözü olmadı, maşallah bugüne kadar şirketten gelen parayla günlerini gün ettiler. Etsinler de zaten, keşke benim de babam zengin olaydı da ben de yapabileydim bunları..." Toplantı esnasında büyük bir rahatlama yaşadığı ve oldukça neşeli olduğu gözlerden kaçmayan Muammer Elkiz, holdingin şu anki haline gelmesinde payı olan tüm çalışanlara ve yatırımcılara teşekkür etmeyi de ihmal etmedi. Herkesten haklarını helal etmesini isteyen Elkiz, bundan sonrası için kafasında öyle büyük planlar olmadığını da sözlerine eklerken, "Valla eş dost, 'Al yatını, tek başına dünya turuna çık' falan diyorlar ama yok yani. Hiç işim olmaz. Sapanca'da 20 dönüm arazide havuzlu mavuzlu villam var, orada takılırım işte. Uzak bir yere gideceksem de, efendi gibi jetime atlar giderim. Şu yaştan sonra kendimi yoracak, zora sokacak değilim." diyerek, rahat bir emeklilik dönemi geçirmek istediğini gözler önüne serdi.
| 0
| 264
|
Terörle Mücadelede Yeni Yol Haritası Çizen Hükümet, Pozitif Düşünce Gücü ile Bölücü Örgüte Darbe Vurmayı Planlıyor Bir süredir tırmanışa geçen terör olaylarına dün Gaziantep'te patlayan bombayla bir yenisi eklenirken, hükümet tarafından uygulamaya konan yeni eylem planı bir kez daha terör odaklarının çabalarını boşa çıkardı. Pozitif düşünce gücü ile terörü bitirme stratejisi gereği, 8 kişinin öldüğü ve 64 kişinin yaralandığı patlama ve sonrasında şehirde çıkan olaylar başta haber kanalları olmak üzere bir çok medya organı tarafından neredeyse görmezden gelinirken, İçişleri Bakanlığı da olayla ilgili olarak bu sabah yaptığı açıklamayla Gaziantep şehrinde halen hayatta olan vatandaş sayısına dikkat çekti. Olayın ardından bu sabah mikrofonların karşısına geçen İçişleri Bakanlığı müsteşarı Fehim Pakdemir, sözlerine terörle mücadele konusunda verdikleri destek için basın mensuplarına teşekkür ederek başladı. Pakdemir, bir süredir uygulanmakta olan "pozitif düşünce gücü ile terör ve benzeri olumsuz düşünceleri hayatımızdan çıkarma" stratejisi sayesinde, dün Şemdinli'de, bugünse Gaziantep'te terör odaklarına en güzel cevabın verildiğini belirterek şöyle devam etti:
| 0
| 265
|
Bayram Tatilini Kaş'ta Geçiren Ofis Çalışanı, Bir Gün Mutlaka Kaş'a Yerleşip Butik Otel İşletecek Türkiye'nin önde gelen finans şirketlerinden birinde yatırım uzmanı olarak çalışan Güntaç Tanık (32), bayram tatilin bitmesinin ardından ayağının tozuyla indiği Atatürk Havalimanı'nda hiç de şaşırtıcı olmayan açıklamalar yaptı. Yoğun mesai programı içerisinde tatilin kendisine ilaç gibi geldiği ifade eden Güntaç Tanık en kısa süre içerisinde Kaş'a yerleşerek butik otel işine gireceğini müjdelerken, "Aslında Kaş olması da şart değil, Fethiye, Marmaris, Datça falan o taraflarda, şöyle küçük, kendine has, otantik bir mekan açma niyetim var." şeklindeki sözleriyle, güneyde işletmecilik yapacağını iddia eden ofis çalışanları arasındaki yerini almış oldu. Istakoz gibi yanmayı başardığı 4 günlük tatilin ardından tekrar İstanbul'a dönüş yapan Güntaç Tanık, aklı olanın İstanbul'da yaşamayacağını iddia ettiği konuşmasında sık sık "güneye kaçmak", "doğal yaşam" ve "organik tarım" gibi konularla laf kalabalığı yaptı. Kendisinin Kaş'a ilk olarak 97 senesinde gittiğini ve o dönemde Kaş'ın henüz keşfedilmediğini her fırsatta vurgulamaktan geri kalmayan Güntaç Tanık, havaalanında kendisine yöneltilen mikrofonlara şu şekilde konuştu: "Tabii sonraları çok piyasa oldu Kaş. Benim zamanımda sadece yabancı turistler bir de biz vardık ama şimdi nereye baksanız yerli turist kaynıyor. Ama olsun, yine de güzelliğinden hiçbir şey kaybetmedi... Hala denizi ayrı güzel, havası ayrı güzel. Ben de işte Allah kısmet ederse, tıpkı son 4-5 senedir zerre yorulmadan söylediğim gibi buraya şöyle küçük, güzel, şirin bir butik otel açmayı planlıyorum. Bakalım, olursa tek başıma yaparım, olmadı zaten güneyde butik otel işletmek isteyen bir ofis dolusu arkadaşım var. Eğer hepimiz konuştuğumuzun yarısı kadar butik otel açarsak, bugün otel zincirleri kurmamız işten bile değil inanın..." Şehir yaşamının insanın üzerindeki olumsuz etkilerine dair genelde herkesin bildiği şeyleri söylemeyi de ihmal etmeyen Güntaç Tanık, daha sonra da işletmeyi düşündüğü otelde bütün yiyeceklerin organik olacağını belirterek yine kimseyi şaşırtmadı. Tatili sırasında bazı kiralık mülkleri incelediğini ve sanki gerçekten oralara yerleşecekmiş gibi sahipleri ile uzun uzun pazarlıklar yaptığını dile getiren Tanık, "Şöyle bahçesi genişçe, kendimize yetecek kadar meyve, sebze yetiştirebileceğimiz bir yer baktım ancak şu an gerek kıyıda köşede param olmadığından, gerek her yaz bir heves böyle gaza gelip sonra yine paşa paşa işime döndüğümden net bir sonuç alabilmiş değilim." derken, yine de her şeye rağmen gerekli plan projeleri kafasında tarttığını ve zaman içerisinde bunu yakın çevresine saatlerce anlatabileceğini söyleyerek önemli uyarılarda bulundu. Son olarak Güntaç Tanık'ın da butik otel açacağı yönünde yaptığı açıklamaların ardından Kaş Belediye Başkanı Hidayet Sarıöz, akşam saatlerinde apar topar bir basın toplantısı düzenledi. Türkiye'nin çeşitli yerlerinden benzer taleplerin gelmesi karşısında daha fazla sessiz kalmak istemediklerini kaydeden Hidayet Sarıöz, artık bu tür isteklere temkinli yaklaştıklarını, yıllardır adeta Kaş halkının duygularıyla oynandığını belirtti. Her yaz dönemi benzer manzaraların tekrarlandığını vurgulayan deneyimli Belediye Başkanı, “Bundan takriben 10 yıl kadar önce ilk defa bir özel şirket çalışanı Kaş’ta butik otel açma hayalini bize açınca inanın nasıl mutlu olduk bilemezsiniz. Geçen yıllar içerisinde Kaş’a her gelen aynı taleple gelince biz de belediye olarak ilçenin olur olmadık her yerini imara açtık, ilçe planlarında şu an hemen her taraf butik otel bölgesi olarak ayrılmış durumda” sözleriyle belediyecilik açısından yaşanan sıkıntılara değindi. Sözlerine “Ama artık yeter, her tatilden sonra güya herkes buraya geliyor, güya oteller açılıp Kaş gelişiyor, biz de afedersiniz mal gibi bekliyoruz. Tatilden iki gün sonra ‘Ne işim var benim Kaş’ta, finans uzmanlığı güzel iş, maaş düzenli yatıyor, emekliliği, sigortası var’ denilmeye başlandığını yıllar içerisinde üzülerek fark ettik. Bu nedenle buradan Kaş’a yerleşmek için hayal kuran herkese sesleniyorum: Gelmeyin! O kadar! Duygularımızla daha fazla oynamayın!” şeklinde devam eden Sarıöz, güneyde işletmecilik yapma hayali herkese sert mesajlar vererek basın toplantısını noktaladı.
| 0
| 266
|
Türk Metal Camiasının Acı Kaybı: Bir Sepultura Hayranı Daha KPSS'ye Teslim Oldu 1990’lı yıllardan bu yana gün geçtikçe eriyen ve etkisini yitiren Türk metal camiasına son darbe Ankara’dan geldi. Camianın içerisinde yıllardır uzun saçları, kirli giyimi ve postallarıyla “Speed” olarak tanınan, “Hayvan Evladı” isimli fanzinin kurucusu Atıl Öztuncay (32) KPSS sonuçlarına göre Tarım Bakanlığı’na yerleşerek saçlarını kestirip takım elbise giydi. Metal camiası yasta… Ankaralı metalseverlerin çok yakından tanıdığı bir isim olan Atıl Öztuncay, artık bir devlet memuru... Çamaşır suyunda kısmen beyazlatılmış askeri çantası, astsubay tanıdığından aldığı postalları ile bir dönemin simge isimlerinden olan Öztuncay, aynı zamanda 13 Haziran 1999 tarihinde yapılan Metallica konserine "grubun artık çok bozduğu" gerekçesi ile gitmeyi reddederek ilk aykırı çıkışını yapmış ve dikkatleri de üzerine çekmişti. Gençlik yıllarında Karanfil Sokak ve Yüksel Caddesi gibi uğrak yerlerde gün boyu hiçbir şey yapmadan oturan ve bu tavrıyla metal camiasında ölümsüzleşerek "Abi Yüksel'e gidelim Speed, Mağara, İzmarit falan oturuyor orda" efsanesini de başlatan Atıl Öztuncay, bara girmeden önce birkaç bir şey içme fikrini de bir fanzinde okuyup Türkiye'ye uyarlayarak bu anlamda da bir dönemin bütçesine çok ciddi katkılarda bulunmuştu. Yaşanan bu üzücü gelişme üzerine kamuoyuna bir açıklama yapmak zorunda kalan Atıl Öztuncay, sözlerine öncelikle hayal kırıklığına uğrattığı herkesten özür dileyerek başladı. Zamanında Ankara'da ilk kez "Bak şu soloyu bi dinle, bak kopuyo burada Steve abimiz" diyerek yanındakine tek kulaklık uzatan bir metalci olarak gelinen bu noktadan dolayı kendisinin de hicap duyduğunu belirten Öztuncay konuşmasını şu şekilde sürdürdü: "İnanın ben de ne demem gerektiğini, nasıl bu hale geldiğimi çok bilmiyorum. Çok uzak değil, daha dün gibi Ankara sokaklarında 'İçki alcam da, bi liran var mı moruk?' diye gezdiğimiz günler. Ya da asitçi dostlarımızı kovaladığımız, hırpaladığımız zamanlar... Hepsi benim için çok özel anlardı fakat her güzel şeyin bir sonu var maalesef. Metal benim için bir yaşam felsefesi, bir hayat tarzıydı. Evet, ancak afedersiniz öyle hayvan evladı gibi ortalarda dolaşmak da bir yere kadar. Yaş oldu 32, artık anamın babamın eline bakmak olmaz. Bundan sonra efendi gibi takımları çekip, her sabah çayımla poğaçamla birlikte işimin gücüme bakıcam hayırlısıyla..." Her şeye rağmen, bundan sonraki yaşamında da metalci duruşundan taviz vermeyeceğini de sözlerine ekleyen Atıl Öztuncay, "Bu iş gönül işi abicim. Sırf kıyafetle, saçla olmaz." derken, Iphone'una yüklediği playlist'i göstererek yine her yerde Sepultura, Slayer, Megadeth, Manowar gibi efsane isimleri dinlemeye devam edeceğini vurguladı. Hepsi orijinal toplam 65 adet metal albümünü tam 4 defa annesi tam çöpe atmadan evvel kurtardığını da büyük bir gururla ifade eden Öztuncay, "Bu albümler çocuklarıma bırakacağım en büyük miras olacak" dedi ve bir zamanlar beraber headbang yaptığı arkadaşlarından bir kez daha özür dileyerek açıklamalarını tamamladı. Atıl Öztuncay'ın da bundan böyle hayatına diğer normal insanlar gibi devam etme kararı almasıyla büyük bir şok yaşayan Türk metal camiasında ise, bu acı haberin yankıları halen devam ediyor. Metalcilerin buluşma noktası olan turkishmetal.org sitesinde bir süredir Atıl'ı bu yola sürükleyen nedenler tartışılırken, forumlardaki bazı yorumlar ise şu şekilde oldu: Atıl gerçek bir metal aşığıydı... Çok da güzel air drum çalardı, ben air drum'ı ondan öğrendim. Fanzinde yazdığı "Harçlığı kesiyorlarsa da kessinler" başlıklı yazısı da hala aklımda, hala uyguluyorum... Atıl'ın büyük thrash'ci olduğunu ben bizzat biliyordum. Her hafta yayına yetiştirdiği mektuplar ve mektuplarda istediği şarkılar gerçek bir metalcinin isteyeceği türdendi. Bildiğim kadarıyla Max Cavalera'nın da Sepultura'yı bırakıp Soulfly'ı kurmasını da ilk olarak o kınadı... Artık mektup eline geçtiyse, Max'ın da o mektuptan çıkaracağı dersler mevcuttu... Onu ilk olarak Gölge'de çıktığı dönemlerde "ökküz" grubunun vokalisti olarak tanıdım. Buz mavisi loft kotu, kotun üzerindeki Sepultura logosu, çamaşır suyuyla "Allah belanızı versin" yazdığı simsiyah tişörtü ile de görür görmez aşık olmuştum. Olmasaydı sonu keşke böyle... Hayat işte, hepimizi çok ayrı yerlere sürükledi. Gerçi ben ala öğrenciyim ama, yine de bize Nihayet ve Keyif'te geçirdiğimiz o güzel günler ve günde bir ton bira içmekten kalan bu garip göbek kaldı yadigar. Hepimize büyük geçmiş olsun...
| 0
| 267
|
Hogwarts Büyücülük Okulu'nun İmam Hatip Lisesi'ne Dönüştürülmesine Tepkiler Çığ Gibi Büyüyor Harry Potter, Rahmetli Prf. Dumbledore ve Deligöz Moddy gibi bir çok ünlü sihirbazın bağrından çıktığı Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu’nun, yeni eğitim öğretim yılıyla birlikte İmam Hatip Lisesi olarak hizmet verecek olması Londra Milli Eğitim Müdürlüğü yetkilileriyle öğrenci velilerini karşı karşıya getirdi. Milli Eğitim Müdürlüğü önünde toplanan veliler, ellerindeki süpürge ve çubukları sallayarak kararı protesto ederlerken, öfkeli grup ve polis arasında zaman zaman sert tartışmalar yaşandı. 8 göstericinin gözaltına alınması ve 3 polisin kurbağaya dönüşmesiyle sonuçlanan olayların daha da büyümemesi için araya giren Milli Eğitim Müdürü Gary Badem, veli temsilcilerinden oluşan bir heyeti makamında kabul ederek kararın gerekçelerini açıkladı. Velilerle yaptığı görüşmede, Hogwarts'ta artık işlerin çığırından çıktığını ve özellikle disiplin konusunda ciddi sıkıntılar yaşandığını belirten Badem, okulun uzun bir süredir akademik başarılarıyla değil yaşanan skandallarla gündeme gelmesinin de kararda etkili olduğunu ifade etti. Badem "Bu kadar büyütecek bir şey yok. Hokkabaz zındıklar yerine, vatanına dinine bağlı pırıl pırıl öğrenciler yetiştireceğiz” derken, velilerin de içini rahatlatacak bilgiler verdi. Hogwarts'ta dönüşümün kademeli olarak gerçekleşeceğini, mevcut öğrencilerin yine aynı müfredatla mezun olacaklarını açıklayan Badem, dinde yeri olmadığından dolayı yeni kayıt yaptıracak öğrencilere büyücülük eğitimi verilmeyeceğini ancak seçmeli ders olarak cincilik, kısmet açma, kocayı eve bağlama gibi daha yaşamın içinden dersler konabileceğini söyledi. Okulun başarılı öğrencilerinden Harry Potter ise basına yaptığı açıklamada karar yüzünen duyduğu üzüntüyü ifade etti. Hogwarts'ın kendisi için artık bittiğini söyleyen Potter, "Büyücülük eğitimi vermeyen bir Hogwarts'ta benim de yerim yok. Açık liseyi bitirip KPSS’ye hazırlanacağım" diyerek tepkisini dile getirdi.
| 0
| 268
|
En Büyük Hayali Olan ''PES oynayan sevgili''ye Sonunda Kavuşan Barış Akaryurt, Kızı Bir An Evvel Terk Edebilmek İçin Bahane Arıyor... Uzun zamandır beraber PES oynayıp, iki el tavla atabileceği bir sevgili arayan Barış Akaryurt, bugünlerde hayallerine kavuşmuş olmanın buruk sevincini yaşıyor. İlişkinin “cicim ayları” olarak tanımladığı ilk 15 günlük evresinde; PES'ti, tavlaydı, bilmemneydi derken o heyecanla kızın asıl durumunu fark edemediğini söyleyen genç, “keşke Allah’tan başka bir şey dileseymişim. İlk başta her şey güzel gidiyordu ama yenilgiyi hazmedemeyip emanet playstation'ı kafamda parçalayınca yanlış giden bir şeyler olduğunu anladım. Kız bildiğin hayvan evladı çıktı. Nasıl yapıcam, ne diycem de ayrılıcam hiç bilmiyorum” sözleriyle içinde bulunduğu çıkmazı dile getirdi. Bugüne kadar yaşadığı ilişkilerde hep gerçek bir arkadaş, bir kanka gibi takılabileceği birini aradığını söyleyen Akaryurt; “Alışveriş çantası taşımaktan, dükkan gezmekten, festival filmi seyretmekten iflahım kesiliyordu. Evde film izleyelim diyorlar, aha diyorum bu sefer tamam; beraber yemek yapalımlarla, Güney Kore, İran, İskandinav sinemasıyla üç kuruşluk libidomu da orada bırakıp dönüyordum. ‘Sadece beraber uyumak istiyorum’ diye bir şey mi kaldı allah aşkına ya?” sözleriyle önceki ilişkilerinde yaşadığı hayal kırıklıklarını dile getirdi. Bu işin böyle gitmeyeceğini anladığından bari en sevdiği hobisi olan PES oyununu sevgililerine öğretmeye çalıştığını söyleyen genç: “Madem PES oynayanını bulamıyorum, bari öğreteyim dedim. Çoğu zaten 2 kere denedikten sonra sıkıldı, yalandan heveslenmiş gibi görünen de her maçta fark yiyince küsüp gitti...” dedi ve ekledi; “Eh, ben de vazgeçtim”… Şans eseri, bir internet kafenin düzenlediği turnuvada şimdiki sevgilisi olan Pelin Bulur ile tanıştığını söyleyen genç Barış, “İlk başta çok etkilenmiştim kendisinden. Gerek topu alışı, gerek topla dönüşü, defansın arkasına yaptığı uzun koşular. Tam bir maestroydu. Hayatımın kadınını bulmuştum...” diyerek şöyle devam etti: “Annemler yazlığa gidince fırsat bu fırsat dedim; biraları çerezleri, arkadaştan da PES'i istedim. Şahane bir ev ortamı yaratıp kızı davet ettim. Normal normal oynarken, bu üç bira içtikten sonra afedersiniz ne anam kaldı ne bacım. Yok hakem seni tuttu, yok bozuk kolu bana verdin, yok Messi oynamadı, ilk gol ofsaytı, bilmemne derken bu bildiğin hayvana dönüştü orada… Ben de hani normal yendim ya az dalga geçeyim dedim. Sen misin arkadaş? Kolu fırlatmalar, rövanş istemeler, en çok kim koydular derken tuttu aleti bana fırlattı. Hiç yoktan da 800 lira oradan zarara girdik...” Talihsiz olayın ardından bir kafede buluşup ayrılma talebini sevgilisine ileten Barış Akaryurt, sevgilisin bu talebe “kelebek” tabir edilen kesici alet ve “seni şuracıkta dilimler, o makarnaya sos yaparım bebişim. Yakma kendini de beni de...” sözleriyle karşılık verdiğini; ikinci ayrılık denemesinde ise kızın elinde olduğunu iddia ettiği seks kasedi ile engellendiğini vurguladı. Başına çok büyük bela aldığı her halinden belli olan talihsiz genç, “hayatımda duymadığım küfürleri ondan duydum. Pandikten, cüccük hareketine kadar tedavülden kalkmış her türlü el şakasına maruz kaldım. Askerden beri bu kadar çirkinliği bir arada görmemiştim. Şimdilerde yapabilirsem kendimden tiksindirme taktiği üzerine yoğunlaşacağım. Dayaksa dayak, pandikse pandik. Bir şekilde hallolacak. En olmadı, alışverişe başlayıp mağaza falan gezdireyim diyorum. O kadar festival filmi de seyrettim, biraz da o kanaldan yürüycem. Benim üzerimde işe yaramıştı neticede, neden olma…” derken, sevgilisinin ileriden yaptığı boyun kesme hareketi ile apar topar kalkıp toplantıyı noktaladı.
| 0
| 269
|
Suriye Hükümeti'nden Sert Misilleme: “Türk futbolundaki kirlilik tahammül edilemez boyutlara ulaştı…” Pazar günü oynanan Beşiktaş-Galatasaray maçının ardından tartışmalar halen sürerken, Suriye Dışişleri Bakanlığı bu sabah yayınladığı bir açıklama ile Türk futbolundaki kirliliğin artık tahammül edilemez boyutlara ulaştığını iddia etti. "Yanıbaşımızdaki komşu bir ülkede yaşanan bu insanlık dramına daha fazla kayıtsız kalmamız söz konusu olamaz" denilen açıklamada, başta Türkiye Futbol Federasyonu ve Merkez Hakem Kurulu olmak üzere birçok kurumda köklü değişiklikler yapılması talep edilirken, aksi takdirde Türk futboluna ciddi bir müdahalenin kaçınılmaz olacağına dikkat çekildi. Derbi maçında yaşananların ardından dün sabah basın mensuplarının karşısına geçen Suriye Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Jihad Makdissi, Türkiye'ye sert mesajlar gönderdi. 3 Temmuz 2011'de ortaya çıkan şike skandalından itibaren Türk futbolunu yakından takip ettiklerini belirten Makdissi, "Türkiye'nin kendi iç meselesi olan bu sorunu çözmesini büyük bir sabırla bekledik ancak Pazar günü oynanan maç maalesef AKP hükümeti tarafından bize verilen bazı sözlerin ve temiz futbol adına atıldığı söylenen adımların artık hükmünü yitirdiğini açık bi şekilde ortaya koymuştur." şeklindeki sözleriyle Suriye kamuoyunun konuyla ilgili hassasiyetini dile getirdi. Tüm dünya ülkelerini Türkiye'deki futbolseverlerin maruz kaldığı insanlık dışı drama tepki vermeye davet eden Jihad Makdissi, bu zulümü ortadan kaldırmak adına her şeyi yapmaya hazır olduklarının da altını çizdi. Makdissi, "En başta Federasyon Başkanı Yelderem Demirören olmak üzere, tüm üst düzey yetkilileri çok geç olmadan görevi bırakmaya davet ediyoruz" diyerek, şöyle devam etti: "Buradan tüm mağdur Türk takımlarına seslenmek istiyorum; gelsinler, buyursunlar... Suriye ligine sığınmak isteyene kapımız sonuna dek açık. Burada hep beraber, kardeşçe topumuzu oynarız. Sınıra yakın çok güzel kamp alanlarımız var, Türk futbolundaki mevcut rejim yıkılana kadar orada idmanlarını da yapabilirler. Beşiktaş Kulübü'nün içinde bulunduğu borç batağının da ayrıca farkındayız. Onlara da buradan açık çek veriyoruz. Mevcut federasyona karşı bizimle el ele vermeleri halinde her türlü mühimmat, top, dizlik, formasına kadar her şeylerini karşılamaya hazırız..." Suriye Hükümeti'nin bu sert tavrına karşılık ülkedeki muhalifler "Penaltı veya değil. Maçın poziyonlarına bakarsak beraberliğin normal sonuç olduğunu herkes kabul eder. Ayrıca televizyon başında 15 kere oynatarak ahkam kesmek kolay, saniyelik bi pozisyon o..." açıklamasıyla mevcut federasyona destek verirlerken Türkiye cephesi ise içişlerine karışılması nedeniyle oldukça öfkeli. Makdissi'nin açıklamalarına jet hızıyla karşılık veren Türk Dışişleri Bakanlığı, ülkenin en hassas olduğu konu olan futbolda Suriye'nin müdahelesinin kabul edilemez olduğuna vurgu yaptı. Bakanlık adına konuşan Müsteşar İrfan Hancı, "Alevi - Sünni, Türk - Kürt meselesi neyse ama Suriye bu sefer çizgiyi aştı. Ülkemiz insanının zaten birbirini boğazlamaya hazır olduğu bir konuda gelen bu tarz kışkırtıcı açıklamaları şiddetle kınıyoruz" diyerek, Türk Futbolu'na dışarıdan bir müdahelenin bölgedeki dengeleri tamamen yerinden oynatabileceğine dikkat çekti. Normal bir diplomatik süreç yaşanıyor olsa Suriye'deki Türk Büyükelçisi'nin derhal geri çekileceğini de belirten Hancı, "Diplomatik tavrımızı ortaya koymak için Halep'te bulunan iki adet eski El-kaide tutuklumuzu geri çektik. Büyükelçi falan olsa onu çekecektik ama şu an elde bunlar var, ne yapalım?" derken, bölgedeki gelişmeleri büyük bir dikkatle izleyen Beyaz Saray ise Dışişleri Bakanlığı bünyesinde futboldan anlayan birileri bulunmaması nedeniyle konuya şimdilik temkinli yaklaşıyor. Bu sabah basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Başkan Obama, "Bejiktesh bouyuk camiya... ama match...benje beraberlik hakki...üj-üj...no problem" şeklinde kısa bir açıklamayla yetinirken, ABD'nin taraflar arasında bir tür arabulucu tolü oynayacağının da sinyallerini vermiş oldu.
| 0
| 270
|
Son Olarak Yanlış İkametgah Veren Bir Muhtarın da İntihar Etmesinin Ardından Japonya Başbakanı Patladı: ''Töresi, Harakirisi batsın!'' Geçtiğimiz hafta Osaka’nın Jinkorido semtine bağlı Junhan Mahallesi muhtarının yanlış ikametgah verdiği için gururuna yenik düşerek harakiri yapması ülkede yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi. Olayın ardından bir basın toplantısı düzenleyen Japonya Başbakanı Noda Yoshihiko, bunun son 1 yıl içinde gerçekleşen 8. siyasal intihar vakası olduğunu hatırlatarak, “Bu giden canların sorumlusu biraz da en ufak bir ihmalde 'aynısı Japonya'da olsaydı adamlar intihar ederdi' diye bizi gaza getirenlerdir. İntihar etmeye niyeti olmayan da lafın altında kalmamak için bıçağı kendine saplayıveriyor. Dün, Turizm Bakanı’nı odasından aşağı atlamak üzereyken son anda yakaladım. Geçen hafta işte bu muhtar. Yeter, harakiri töresine verilen bunca can yeter!” sözleriyle tepkisini dile getirdi. Yanlış ikametgah verdiğini fark ettikten sonra beylik kılıcıyla harakiri yaparak yaşamına son veren muhtar için düzenlenen anma töreninde basına seslenen Başbakan Yoshihiko, ülkede harakiri nedeniyle gerçekleşen ölümlerin, tsunami ve deprem ölümlerini geçerek atom bombasının ardından ikinci sıraya yükseldiğini belirtti. Duygusal anların yaşandığı törende Yoshihiko “İnanın her telefonum çaldığında sinirim bozuluyor, ha intihar ettiler, ha edecekler, dur bakalım bu defa hangi kamu görevlisini kaybedeceğiz diye geceyi gündüz ediyorum. Ben ve kabine arkadaşlarım antidepresanlarla ayakta durmaya çalışıyoruz. Artık kimse bir hata yaptı diye intihar etmesin çok rica edeceğim. Boşverin ya, biraz rahat olun. Cana geleceğine mala gelsin..." dedi. Sözlerine “Çok Japon evladı bu yere batasıca töre uğruna helak oldu. Çok ocaklar söndü. Yeter artık, töresi batsın!” diyerek devam eden Başbakan Yoshihiko, yaşadığı endişeyi de şu sözlerle dile getirdi: “Geçen adli tıptan teşhis için çağırdılar. Gittim. Bi açtılar mevtaları, 50 kişiye yakın. Bizim buralarda herkes de birbirine benziyor ya, ‘Aha' dedim 'tüm kabine gitti, düştü hükümet’. Neyse, sonradan ortaya çıktı ki av yasağının başladığını bilmeden denize açılan bir grup balıkçıymış. Ama o bir saat ne çektiğimi ben bilirim...” Törende, daha önce gerçekleşen diğer siyasi intiharlara da değinen Yoshihiko, bunlardan bir kısmının dış dünyada sanıldığı gibi sırf Japon gururundan, Samuray soyundan gelmekten kaynaklanmadığını, aslında işin iç yüzünün başka olduğunu iletti. Yoshihiko, “Mesela geçen yıl intihar eden Maliye Bakanımız Merhum Joshimitsu Katsuka. Ölünün arkasından konuşulmaz ama söylemek zorundayım. Kendisi zaten pankreas kanseriymiş. 2 aylık ömrü kaldığını öğrenince önce bakanlığın kasasını boşalttı sonra da sırf 3-5 kuruş da hayat sigortasından tırtıklamak için kendini öldürdü. Şu an yedi sülalesine yetecek gayrimenkulü var, Torunu torbası emlak zengini oldu” sözleriyle Japon toplumunun kanayan yarasına parmak bastı. Japonya Başbakanı, durumun bu şekilde devam etmesi halinde 2 yıla kalmaz Japonya'nın ciddi bir kamu görevlisi darboğazıyla karşı karşıya geleceğini net bir şekilde ifade ederken, son olarak Bakanlar Kurulu'nun bir süredir üzerinde çalıştığı "Gurur intiharlarıyla mücadele eylem planı"na da değindi. Türkiye modeli esas alınarak oluşturulan planın, Japon halkı arasında "adam yiyor ama hizmet de ediyor" anlayışının yaygınlaştırılması, "bal tutan parmağını yalar", "çeşme akarken testiyi doldurmak lazım" gibi deyimlerin Japon kültürüne kazandırılması gibi adımlar içerdiğini belirten Yoshihiko, devlet dairelerine kademeli olarak "aynısı Türkiye'de olsa o adam istifa bile etmez, enayilik etmeyin" yazılı tabelalar asılmasının da gündemde olduğunu ifade etti.
| 0
| 271
|
Referandum Öncesi Seslerini Duyurmak İsteyen Kararsızlar, Nerede Toplanacaklarına Tam Olarak Karar Veremediler Önümüzdeki haftasonu yapılacak olan anayasa referandumu için partilerin çalışmaları tüm hızıyla sürerken, seçimin kilit noktası olarak görülen kararsız seçmenler, dün sabah sularında İstanbul'un çeşitli yerlerinde toplanarak gövde gösterisinde bulunmaya çalıştı. Türkiye'ye, seçimin kaderini kendilerinin belirleyeceğini bir kez daha hatırlatmak isteyen kararsızlar, gösteri yapmak için ortak bir yer ve zamanda uzlaşamamaları üzerine seslerini ancak gruplar halinde duyurabildiler... Gösteri yeri ve zamanı konusunda yaşanan anlaşmazlıklar yüzünden ancak seçime kısa bir süre kala başta Taksim Meydanı olmak üzere, Beyazıt, Çemberlitaş, Çağlayan ve Kadıköy'de toplanabilen kararsızlardan bazılarının "O da haklı ama öteki de haklı gibi", "emin değiliz, olabilir sanki" benzeri sloganlar attığı, bazılarının marşlar söylediği, kimilerinin oturma eylemi yaptığı, küçük bir kısmının ise polisle çatıştığı görüldü. Bir türlü koordine olmayı başaramayan kararsızlar adına açıklamalar yapan Çemberlitaş'taki göstericilerden İrşat Çelik, sözlerine şöyle başladı: "Anketlerde, araştırmalarda sürekli kararsızlardan dem vuruluyor. İşte kararsızlar şöyle yapar, böyle yapar, seçimi onlar belirler, iş kararsızlarda biter, kararsızların kendi tarafına çeken kazanır... Madem o kadar önemliyiz, sesimizi duyuralım istedik. Bu zamana kadar hep bizi kafalarına göre sağa sola dağıttılar. Birilerinin bizler adına kararlar almasından bıktık. Artık bu gidişe dur demenin zamanı geldi diye düşündük ama şimdi bir daha düşününce aslında dur demesek de olurmuş sanki. Emin olamıyoruz ki bir türlü..." Referandum sürecinde yapılan her açıklamada ister istemez fikirlerinin değiştiğini ifade eden İrşat Çelik, "Karar verme sürecimiz sandık başına gidene kadar sürecek gibi gözüküyor. O zamana değin elimize tutuşturulan bir broşürden tutun da Facebook'ta paylaşılan videosuna kadar her şeyi değerlendirmek zorundayız. Kararımızı belki bir köşe yazarı, belki bir ünlünün hangi yönde tercihte bulunacağını açıklaması, hatta arkadaşlarımızın msn iletileri dahi değiştirebilir. Aslına bakarsanız, en kötü kararın kararsızlık olduğu fikrine de katılmıyoruz. Son güne kadar her şeyi tartarak, daha doğru bir karar vereceğimizi umuyoruz. Gerçi öte yandan da, belki de bi karar vermek gerek, bu kadar düşünmeye ne lüzum var ki... Ne bileyim..." şeklinde devam etti. Referandum oylamasına sunulan anayasa paketinin içeriği hakkında pek bir araştırma yapma gereği duymadıklarını da itiraf eden Çelik, "Karar verenler anladığımız kadarıyla maddeleri tek tek biliyorlar ancak açıkçası biz üşendik okumaya. Hem gerçi okusak ne olacak? Aramızda anayasa hukukundan anlayan kimse de yok. Ama yine de son gece şöyle bir bakabiliriz, en azından göz aşinalığı olur." diyerek, ekledi: "Ya da boykot edip, hiç oy da kullanmayabiliriz... Şey de olur aslında...yok ya öyle de olmaz gibi...Neyse ya..."
| 0
| 272
|
Beytüşşebap Saldırısının Ardından Hükümet Yeni Gündem Maddesini Belirledi: "Kuzey Kutbu Müslümanları yardım bekliyor..." Dün Beytüşşebap'ta meydana gelen ve en az 10 askerin şehit olduğu saldırının ardından olağan üstü olarak toplanan Bakanlar Kurulu'nun gündeminde Kuzey Kutbu müslümanlarının karşı karşıya olduğu insanlık dramı vardı. Toplantı sonrası bir basın açıklaması yapan Hükümet sözcüsü Bülent Arınç, ata yadigarı kutup bölgelerinde yaşayan müslümanların yıllardır ihmal edildiğine dikkat çekerken, Dışişleri Bakanı Davudoğlu ve beraberindeki heyet ise THY'nin tarifeli uçağıyla bu sabah kutup böglesine giderek yaşanan dramı yerinde incelediler. Uçaktan iner inmez kutup müslümanlarının durumunu yakından inceleyen Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Mustafa Özdeğin, heyet eşliğinde gelen basın mensuplarına ilk izlenimlerini aktardı. Özdeğin, kutup müslümanlarının bugüne kadar gelen hükümetler tarafından ihmal edildiğine dikkat çekerek şöyle devam etti: "Kuzey Kutbu ile Türkiye arasındaki ilişkiler maalesef çok zayıf. Yıllarca ata yadigarı bu toprakları görmezden gelmişiz. En son Saadettin Teksoy 'kutupta namaz kılınıyor mu' diye kontrol etmeye geldiğinden beri buralara pek uğrayan olmamış. Biz ise bu zinciri kırmaya, Türk halkının sıcacık yüreğiyle aradaki buzları eritmeye geldik. Kardeşlik ve barış vizyonumuzla, yün içliğimizle, ufo'muzla, pekmezimizle geldik..." İlk gözlemlerine göre bölgede yaşayan müslümanların tamamının dinine bağlı insanlar olduğunu belirten Özdeğin, "İglo diyorlar, buzdan evleri var. İnanmayacaksınız ama bu evlerin şekli kubbe biçiminde. Evet, onca yokluk, sefalet içinde dahi her yeri mini mini camiilerle doldurmuş bu kardeşlerimiz. Üstelik kadın, erkek çoluk çocuk demeden hepsinin başları örtülü. Baya böyle yünlü münlü, sımsıkı örtmüşler başlarını. Biraz da bu yüzden burada zulme ve safalete mahkum edildiklerini düşünüyoruz." diyerek her şeye rağmen baskıya boyun eğmeyen kutup müslümanlarının hayranlık verici mücadelesine dikkat çekti. "Soğuğu soğuk değil, gecesi 6 ay, gündüzü 6 ay, sabah akşam balık, biraz dolaşayım desen buzda kayıp düşme, kutup ayısıyla karşılaşma riski... O fokların da sevimli göründüğüne bakıp, aldanmayın. İş adamı arkadaşlarımızdan biri, bir tane yavruyu evinin havuzunda bakmak üzere almaya kalktı da, yavrunun annesi bizim igloya kadar kovaladı beyfendiyi. Buzda da nasıl hızlı gidiyor o şerefsizler, inanın yaşanacak yer değil burası..." diyen Özdeğin, yıllardır geri kalmaya mahkum edilmiş olan bölgenin yol, sul, elektrik gibi en temel hizmetlerden dahi kasıtlı bir şekilde mahrum bırakıldığında dikkat çekti. Kuzey Kutbu müslümanları için "Bir iglo da sen yap", "Kul hakkı, yetim hakkı, ver Alaska'ya kullanmadığın ugg'ı" ve "Küresel ısınmaya destek için bir deodorant da sen boşalt" kampanyalarıyla bölgeye yardım seferberliği başlatılacağını müjdeleyen Özdeğin, kurban bayramında toplanacak derilerin de kutuptaki ihtiyaç sahiplerine ulaştırılarak kardeşlik bağının güçlendirileceğini ifade etti. Özdeğin'in açıklamalarının ardından heyete eşlik eden sanatçı Baha da mikrofonun başına geçerek bölge müslümanları için "Kutupta yaz gibi, özledim seni" adlı şarkısını seslendirdi. Oldukça duygusal anların yaşandığı konserin ardından söz alan iş adamı Salih Korkmazgün ise bölgedeki müslümanların en önemli sorunlarından birinin namaz vakitlerini ve kıbleyi doğru düzgün tayin edememek olduğunu belirterek yanında getirdiği 2 koli pusula ve ezan okuyan duvar saatini bizzat kendi elleriyle dağıttı. İncelemelerine önümüzdeki günlerde de devam edecek olan Türk heyeti, bir sonraki terör saldırısı haberine kadar kutup bölgesinde kalma kararı alırken, Dışişleri Bakanlığı da müslümanların zulüm gördüğü diğer coğrafyaları belirlemek için çalışmalarını sürdürüyor.
| 0
| 273
|
Magazin Programlarının Sevilen Dış Sesi İrfan Elkeser: "Kim seviyor lan? Ben bile kendi sesimden tiksiniyorum..." Sesiyle bir çok magazin programına can veren, emektar seslendirme sanatçısı İrfan Elkeser (52) Magazin Gazetecileri Derneği tarafından kendisine verilen “Meslekte Onur Ödülü”nün ardından düzenlediği basın toplantısında isyan etti. Yaşadığı mesleki deformasyon nedeniyle günlük hayatında da aynı sinir bozucu tonlamayla konuşmaya başladığını ifade eden televizyon dünyamızın “Çekinom Çeysa İrfan”ı, tören sonrası düzenlediği basın toplantısında "Sesimden kendi evlatlarım hatta bizzat ben bile artık tiksinir hale geldim. Kime selam versem 'aha geldi gene yavşak' diye yüzünü çeviriyor. Vaktiyle 3 kuruş para kazanacağım diye bu işe bulaştığım güne lanet olsun..." sözleriyle yaşadığı pişmanlığı dile getirdi. TRT’de başladığı seslendirme ve televizyon kariyerini 1997 yılında terk ederek özel kanallara yönelen ve dönemin en popüler yapımlarından olan magazin programlarının vazgeçilmez dış sesi olmayı kısa sürede başaran İrfan Elkeser, zor günler geçiriyor. Son olarak Magazin Gazetecileri Derneği tarafından Meslekte Onur Ödülü’ne layık görülen Elkeser “Benim kariyerim bitmiş, aile hayatım mahvolmuş, bunlar bir de dalga geçer gibi ödül veriyorlar. İçeride ödül komitesine de söyledim, 'alın bi tarafınıza...' dedim... İrfan'dan şok sözler... Onlara öyyyle bir yanıt verdim ki... Azz sonraa” diyerek yaşadığı deformasyonu gözler önüne serdi. Meslek yaşamının kısa bir özetini sunduğu basın toplantısında Elkeser “Zamanında TRT'de seslendirme yapan adamdım ben, nasıl bu hale geldim aklım almıyor. Keşke parasına kanıp hiç girişmeseydim bu işlere. Bakın Toprak Sergen'e, bir gün gelip magazin programı seslendirmeye heves etti mi? Dünki Marty Mcfly bile bugün NTV'de kültür sanat programı yapıyor. Bense eşin dostun yüzüne bakamaz oldum, adım dedikoducuya, gıybetçiye çıktı” dedi. Elkeser, "geçen elektrik faturama itiraz etmek için TEDAŞ'ı aradım. Kadının bana sorduğu ilk şey Petek Dinçöz'le Can Tanrıyar'ın gerçekten ayrılıp ayrılmadığı oldu" diyerek yaşadığı drama dikkat çekerken, basın mensuplarının "hakkaten ayrıldılar mı ya onlar?" şeklindeki sorularına ise anlamlı bir yanıt verdi: "önceee inkarr ettilerrr.. Can Bey öyle bir şey söyledi ki! ŞOK ŞOK ŞOK!!! Evi önce kim terkettiiii? AZ SONRAAAA NELER SÖYLEYECEĞİM?" Açıklamalarını sürdürdüğü sırada, basın mensuplarının teker teker ortamdan ayrılması karşısında gözyaşlarına hakim olamayan Elkeser, "Ne diyeyim ki... Siz de haklısınız aslında. Evladınızın sesi böyle olsa, yine sevilmez" derken, kendisini büyük sabırla dinleyen Cihan Haber Ajansı muhabirine de "Abi sen de git, tamam artık yorma kendini. Anladım ben anlayacağımı" şeklindeki sözleriyle basın toplantısını sona erdirdi. Cihan Haber Ajansı muhabiri, mp3 player'ını usulca kulaklarından çıkartarak uzaklaştı.
| 0
| 274
|
Can Bonomo’yu Eurovision’dan, Pilli Bebek’i Behzat Ç’den, Pinhani’yi ise Kavak Yelleri'nden Önce Bilen 300 Kişilik Grup Taksim’de Bir Araya Geldi İstanbul-Taksim meydanı, dün öğlen saatlerinde yeni bir protesto gösterisine sahne oldu. Eurovision’dan önce Can Bonomo, Behzat Ç.’den önce Pilli Bebek ve Kavak Yelleri Dizisinden önce Pinhani hayranı olduklarını iddia eden yaklaşık 300 kişilik bir grup Taksim’deki Atatürk heykeli önünde toplanarak basın açıklamasında bulundu. Daha kimse bilmezken tanıyıp sevdikleri müzisyenlerin şöhrete kavuşarak kendilerine ihanet ettiğini iddia eden grup, polisin "işiniz gücünüz yok mu olm sizin" uyarısına rağmen dağılmayınca istenmeyen olaylar yaşandı. Bir zamanlar gönül verdikleri, eşe dosta "Abi herifler aşmış yaa..." diyerek övdükleri isimleri, bugün her önüne gelenin sevmesine, çeşitli internet platformlarında paylaşmasına artık dur demek için toplanan kalabalık, facebook ve twitter'ı çok piyasa buldukları için mIRC'ta bir araya gelerek organize oldular. Grup adına konuşan Can Bilgili (28), "Sırf bu yüzden organizasyonda bazı aksilikler yaşadık ancak napalım, alternatif duruşun da bir bedeli var maalesef" derken, yanlış anlaşılmalar yüzünden şu an Kartal, Beylikdüzü ve Sarıyer'de toplanan arkadaşlarına da desteklerinden ötürü teşekkür etti. Kendilerinin tüm iyi niyetli yaklaşımlarına rağmen, herkesten önce keşfettikleri bazı müzik gruplarının bir süre sonra piyasaya düştüğünü ifade ederek açıklamalarını sürdüren öfkeli genç, "Bugüne kadar sırf sadece biz ve grup üyelerinin kendilerinin haberdar olduğu grupları bulabilmek için çok çileler çektik. Gerek sadece üniversite 1. sınıf öğrencilerinin gittiği izbe rock barlarda, gerek myspace'de bir sürü abuk subuk adamı dinlemek zorunda kaldık. Çabalarımızın karşılığı bu mu olacaktı?" diyerek yaşadıkları hayal kırıklığını dile getirdi. Bilgili'nin konuşması sık sık alkışlarla ve tezahüratlarla kesilirken, grup daha sonra kol kola girerek Aksaray yöresine ait sadece 5 kişinin bildiği bir halayla eyleme devam etti. Açıklamanın ardından Pilli Bebek'i taa 2004 yılından beri bildiklerini iddia eden bir grup gösterici Behzat Ç. posterlerini ateşe verirken, bir başka grubun ise hedefinde Halil Sezai vardı. "İncir reçeli batsın, sen bu sokakların kahırlı çocuğuydun. Seni bir tek biz biliyorduk" sözleriyle galeyana gelen öfkeli göstericilerin, Halil Sezai'nin sahne aldığı Pikola Bar'a doğru yürümeye başlaması üzerine polis harekete geçti. Emniyet güçlerinin biber gazlı müdahalesine "O gaz çok piyasa ya. Esas dünyada sadece Şili polisinin kullandığı ananas gazı diye bir şey var, onu görmeniz lazım" şeklinde tepki gösteren kalabalıkla polis arasında kısa süreli arbade yaşandı. Polisle arbede yaşamanın da ayağa düştüğüne karar vererek eyleme son veren göstericiler, Erkin Koray'ın 1969 tarihli "Aşka Dönüyorum" plağında yer alan ve sanatçının kendisinin dahi unuttuğu "Yine yalnızım" adlı şarkıyı hep bir ağızdan söyleyerek ara sokaklara dağıldılar.
| 0
| 275
|
Önceki Hayatında "Meksikalı Şeker Kamışı İşçisi" Olduğunu Öğrenen Genç Şarkıcı Mertcan, Bu Durumu Kabullenmeye Çalışıyor Türk pop müziğinin yeni seslerinden Mertcan, Ekim ayında çıkarmayı planladığı albümü için kapandığı stüdyosunda bu sabah bir basın toplantısı düzenledi. Uzun zamandır tüm kamuoyundan gizlemeye çalışmasına rağmen, önceki hayatında Meksika'da şeker kamışı işçisi olduğu gerçeğini daha fazla saklayamayacağını itiraf eden Mertcan, "Evet arkadaşlar, ne yazık ki durum bu. Diğer ünlü arkadaşlarımın hepsi önceki hayatlarında prens, prenses, dük, kontes falan güzelce takılmışlar ama bana düşen Meksika'da sabahtan akşama şeker kamışı toplamak olmuş" şeklindeki sözleriyle yaşadığı hayal kırıklığını anlattı. Tam da yeni albümü öncesi, bu gerçeği kamuoyu ile paylaşmamasının içinde büyük bir ağırlık yarattığını ifade eden genç popçu, "Bir süre bu gerçeği inkar etmeye çalışsam da, en sonunda kabullenmekten başka bir çarem olmadığını anladım" diyerek başladığı konuşmasında önceki hayatı hakkında önemli detaylar verdi. Büyük umutlarla yattığı hipnoz koltuğundan böyle bir sonuçla çıkmayı hiç beklemediğini belirten Mertcan, "Valla hiç değilse en azından eski bir Rus çarı, o da olmadı Eflak Boğdan Prensi'yimdir diye hesaplıyordum. 'Daha aşağısı mümkün değil' demiştim kendi kendime fakat şeker kamışı işçiliği tam bir yıkım oldu benim için..." şeklindeki sözleriyle konuşmasını sürdürdü. Hipnoz deneyiminin bir tür ölüm gibi olduğunu da kaydeden şarkıcı Mertcan, "Koltuğa oturduğunuzda her şey hızlıca bir film şeridi gibi gözünüzün önünden akıyor... Ha, benimkisi filmden ziyade Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı'nın 'Bir ömürlük köylümüz' adlı eğitici belgesel filmi gibiydi." derken, önceki hayatı hakkındaki açıklamalarına şu şekilde devam etti: "O koltukta şeker kamışlarına dair çok şey öğrendiğimi söyleyebilirim. Misal, alacakaranlıkta gidicen kamışa, gün doğdu mu eli ısırır. Onun dışında da bir şey yok valla; işte önceki hayatımdan bana geriye kalan miras bu kadar... Hayır yani, öyle dönemde Meksika'da bulunmuşum ki, ne bir Hugo Sanchez görmüşüm ne de bir devrim bi şey... Kendim sıkıcı olduğum gibi, dünyanın en karışık coğrafyası olan Latin Amerika'nın da en saçma dönemi yani. Hayır, biraz beklesem Che Guavera dönemini falan yakalıyorum ama yok yani, ona da vadem yetmemiş maalesef..." Konuşması sırasında oldukça duygulanan ve zaman zaman gözyaşlarına hakim olamayan genç şarkıcı Mertcan, sözlerine bir süre ara vererek yeni albümünden bir parçayı sevenleri için seslendirdi. Alt yapısını Latin ezgileriyle süsleyerek yaptığı "Şeker Kamışı Kokulu Yarim" şarkısını, önceki hayatı ile barışmak amacıyla yaptığını dile getiren Mertcan, "Aslında enseyi o kadar da karartmamak lazım. Neticede hipnozda çok da geriye gitmedik. Ben inanıyorum ki, daha önceki hayatlarımda mutlaka bir şeylerin ucundan tutmuşumdur. Artık beylik, meylik bir şey de olsa üst yönetim kademesinde yer almışımdır. Kaç milyon yıllık dünya anasını satayım, vardır muhakkak bir şeyler illa ki..." Yeni albümü öncesinde, önceki hayat deneyimi üzerinden yeterince sansasyonel bir gelişme yakalayamayan Mertcan, bundan sonraki hedefinin uzaylılar tarafından kaçırılmak olduğunu da açık yüreklilikle belirtti. Basın toplantısının sonunda "Meksika hipnozunda tarlalara çizilmiş devasa boyutta şekiller gördüm. Hatta 'Bu nasıl nadasa bırakmak, sende hiç akıl yok be Marcio, piç etmişsin tam kamışlık tarlayı' dedim komşuma içimden. Fakat sanıyorum ki, bu şekiller bi biçimde uzaylılara ilişkin... Şimdi evin çatısına çizdirmeyi düşünüyorum bakalım. Önceki hayatta yüzüm gülmedi, belki uzaylılar yüzümü güldürür..." derken, açıklamalarının ardından narkotik şube ekipleri tarafından uzun süre sorguya tabii tutuldu.
| 0
| 276
|
Milli Eğitim Bakanlığı: "Hani sizin çocuk çok zekiydi, dahiydi?" 4+4+4 Eğitim Sistemi çerçevesinde ilkokula başlayan 66 aylık çocuklar için ilk ders zili bu sabah çalarken, veliler ve eğitim camiasından eleştiriler gelmeye devam ediyor. Konuyla ilgili olarak bu sabah bir açıklama yayınlayan Milli Eğitim Bakanlığı, kamuoyundaki yaygın "bizim çocuk süper, çok zeki, galiba dahi" söylemlerinden yola çıkılarak böyle bir uygulamaya gidildiğini belirterek, "sağda solda çocuğun zekasıyla övünürken, 'bizimki 4 yaşında İngilizce 20'ye kadar saymayı öğrendi' diye hava atarken iyiydi. Biz 'e tamam o zaman okula başlasın' diyince niye bu kadar mesele oldu anlamıyoruz. İşte er meydanı, buyursun göstersin zekasını evladınız" sözleriyle velilere meydan okudu. İlköğretim 1. sınıflarda yeni eğitim yılının başlaması vesilesiyle bir basın toplantısı düzenleyen Milli Eğitim Bakan Yardımcısı Doç. Dr. Selahattin Demirpınar, özellikle veliler tarafından sıkça dile getirilen "çocuk tuvaletini söylemeyi bile tam beceremiyor, sınıfın ortasında yaparsa ne olacak?" tarzı eleştirileri Bakanlık olarak şaşkınlıkla karşıladıklarını ifade etti. Çocukların okula başlama yaşıyla ilgili olarak Bakanlığın oldukça titiz bir çalışma yürüttüğünü söyleyen Demirpınar şöyle devam etti: Bakan Yardımcısı, istemeyen velilerin çocuklarına rapor alarak okula yollamayabileceklerinin de tekrar altını çizerken "tamam istemeyen göndermesin çocuğunu okula mokula. Ama sonra başka yerlerde, 'bizim çocuk da şöyle zeki böyle manyak' diye atıp tuttuklarını duyarsak, yemin olsun üşenmeyip yalan beyan vermekten dava açarız" sözleriyle Bakanlık olarak bu konunun da takipçisi olacaklarını vurguladı.
| 0
| 277
|
iPhone'un Daha Önceki 3 Modeliyle Hayatı Pek de Değişmeyen Serkan Bolay (27), iPhone 5'ten Çok Umutlu Yakın bir tarihte piyasaya sürülmesi beklenen iPhone 5, daha şimdiden teknoloji tutkunları arasında büyük bir heyecan yaratırken, yeni iPhone'u en fazla merakla bekleyen isimlerden Serkan Bolay (27, işsiz), bu sabah önemli açıklamalara imza attı. Bugüne dek bin bir zorluğa katlanıp, gerekirse yemesinden içmesinden kısarak iPhone'un bütün modellerine sahip olduğunu ancak tüm beklentilerine karşın hayatının aşağı yukarı aynı kaldığını ifade eden Bolay, "Bu sefer inanıyorum, olacak... Tam olarak ne beklediğimi de bilmiyorum aslında ama içimde öyle bir his var ki, bu telefon elime geçtikten sonra ben artık eski Serkan Bolay olmayacağım" şeklindeki sözleriyle yeni iPhone'dan beklentilerini dile getirdi. Ankara Yenimahalle'deki evinde basın mensuplarını ağırlayan Serkan Bolay, bir süredir özel hayatında ve iş hayatında yaşadığı problemlerin ardından Iphone 5 haberiyle birlikte derin bir nefes aldığını belirterek sözlerine başladı. Tam da Iphone 4s taksidinin bitmek üzere olduğu bir dönemde yaşanan bu gelişmeden dolayı tarifsiz bir sevinç yaşadığını kaydeden genç adam, "27 yaşındayım, işsizim ve kız arkadaşım yok. Olabilir... Fakat siz beni bir de elimde Iphone 5'le, sokaklarda salına salınagezerken düşünün..." diyerek şöyle devam etti: "Hayatım boyunca asla 'Daha azıyla yetinmek' gibi bir düşüncem olmadı. Hep fazlasını istedim. Telefon konusunda bu, özellikle böyle... Polifonik melodili cep telefonundan beri inancımı koruyorum. Borç harç bir şekilde telefoncuya gidip o yeni modeli aldığımda kendime kendime hep şu cümleyi tekrarladım: 'Olm Serkan, artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak'... Evet, kabul, bu zamana kadar pek bir şey olmadı, iPhone 3g, 3gs, 4, 4s derken hep üzülen, hayal kırıklığı yaşayan ben oldum ama hissediyorum bu sefer her şey çok farklı artık. iPhone 5'le 2013 benim yılım olacak!" Iphone'un sadece bir telefon değil, aynı zamanda bir yaşam biçimi ve bir tutku olduğunu da sözlerine ekleyen Serkan Bolay, "Nasıl desem, bazen gece rüyalarıma bile giriyor. Elimde Iphone'um, ben yine benim ama ben gibi de değilim. Böyle bir acayibim, ışıklar saçıyorum. Sanki başka bir silüete bürünmüşüm" diyerek, hastalıklı iç dünyası hakkında önemli ipuçları verdi. Yeni telefonuyla birlikte hayatında eksikliğini hissettiği bazı şeyleri de gidereceğine inancının tam olduğunu vurgulayan Bolay, "Onu daha şimdiden sigara paketimin yanındayken hayal edebiliyorum. Kafeye giriyorum, yavaş adımlarla masaya doğru yaklaşıyorum ve ta taa... Sigaramla, Iphone5'im yan yana, tüm gözler benim üzerinde..." dedi ve ekledi: "Ah bir de işim, kız arkadaşım ve arabam olacaktı ki... Neyse, buna da şükür"... Basın toplantısı esnasında sık sık mevcut telefonundaki uygulamaları ve fotoğrafları muhabirlerle paylaşan Serkan Bolay, "Adamlar yapmış abicim..." derken, Iphone 5'le ilgili de önemli ipuçları verdi: "Başka işim gücüm olmadığından son 3 aydır internette forum forum dolaşıyorum. Bi kere en önemlisi boyutu. Söylentilere göre telefonun yeni bir model olduğu hemen anlaşılacakmış. Çok da iyi olur çünkü 4s'te böyle bir sıkıntı vardı. O kadar para veriyodun, millet çıkıp yine '4 mü bu?' diye saçma sapan sorular soruyodu. 'S' bu birader, 'S' demekten peltek olmuştum. Aslında bir de maillerin sonuna da 'sent from my new iphone-5' gibi bir uzantı da eklenirse, o da şahane olabilir. İnsan bilmek istiyor..." Son olarak, yeni telefon alma konusunda tereddüt yaşayan herkese "Bence şu hayatta en önemli şey insanın kendisini tamamlayacak olan diğer yarısını, yani 'O'nu bulmasıdır. Bunun için ödenmesi gereken bedel 2 bin küsur lira ise, ödemekten kaçmayacaksınız. Ben şahsen bu bedeli ödemeye hazırım..." şeklinde seslenen Bolay, daha sonra telefonundaki 8 değişik fotoğraf aplikasyonu ile kendisini dinlemeye gelen muhabirlerle hatıra fotoğrafı çektirdi. Basın mensuplarına, yeni telefonu aldıktan sonra bir de değerlendirme toplantısı yapacağı sözünü veren Serkan Bolay, "Aynı fotoğrafları bir de Iphone5'te çekilelim de, siz o zaman görün farkı ehehe" diyerek, sözlerini noktaladı.
| 0
| 278
|
Girdiği Sınavlarda Çan Eğrisini Düşürmesiyle Ünlenen Üniversiteli Gencin Vefatı, Tüm Fakülteyi Yasa Boğdu Yeni öğretim yılının başlamasına çok az bir süre kala, Uludağ Üniversitesi önceki gün trafik kazasında hayatını kaybeden Cenk Demircioğlu (29)'nun yasını tutuyor. Girdiği sınavlarda aldığı notlar ile çan eğrisini tehlikeli seviyenin altında tutmayı başaran ve bu sayede tüm bölümün sevgisini kazanan makine mühendisliği öğrencisinin ani ölümünün ardından arkadaşları; "O sadece iyi bir dost, not ortalamasını düşüren fedakar bir öğrenci değil aynı zamanda tam bir gerizekalıydı..." şeklindeki sözlerle üzüntülerini dile getirdiler. Sınavlarda kağıda bomboş gözlerle bakması, etrafından çaresizce kopya dilenmesi ve sınav boyunca gözetmenlerin gözünün içine bakarak kalem çevirmesi ile taraflı tarafsız herkesin haklı beğenisini kazanan Cenk, özellikle teknik resim gibi az çok yetenek de gerektiren dersler başta olmak üzere birçok derste çan eğrisini aşağıya çekerek önemli bir misyonu üstlenmişti. Acı haberi alan Cenk'in arkadaşları, “Sadece çan eğrisi olarak da düşünmemek lazım, sınav esnasında öyle bir hale bürünürdü ki, bütün gözetmenler sınav boyunca ona bakmaktan bizi kontrol edemezdi, sayesinde ne kopyalar çektik. Şimdi hesap ediyorum, nereden baksan her sınavdan 10 puan fazla almam gerekecek, üstelik de kopyasız” diyerek, biricik arkadaşları Cenk’i sonsuza dek hatırlayacaklarını belirttiler. Cenk’in her sınav döneminden iki hafta kadar evvel okula gelmeye başlayarak not peşinde koştuğunu belirten arkadaşları: “Her seferinde sanki bir şey becerecekmiş gibi o ilk günkü heyecanı ile not arardı. O azmi, not bulmaktaki tutkusu hepimize örnek olmuştu. Hatta bir keresinde fakültenin en çirkin kızı Zeynep ile iki hafta not uğruna takılmışlığı var. Günahı boynuna, kızdan notları alamayınca da yok yere öpüştükleri ile kalakalmıştı” dediler. Tam olarak kimsenin emin olmamasına rağmen yaklaşık 4 defa aftan yararlanarak okula geri döndüğü söylenen Cenk Demircioğlu’nun bu alanda da rekoru elinde bulundurduğu gelen haberler arasında. Talihsiz Demircioğlu ailesi ise acı haberin ilk şokunu atlatmaya çalışıyor. Cenk’in, kendilerine beş sene evvel mezun olduğu müjdesini verdiğini söyleyen acılı baba; “Biz haberi ilk duyduğumuzda kulaklarımıza inanamadık. Kendisi bize beş sene evvel mezun olduğunu söylemişti. Yüksek lisansı da yanılmıyorsam geçen sene bitti, bu sene doktora yapıyordu. Derslere giriyordu. Yani... Hoca olarak... Bu işte bir yanlışlık olması lazım.” diyerek yavrularının ölümünü kabullenmekte güçlük çektiler. Cenk’ten kalan son transkripti kendisine teslim edilen anne Hatice Demircioğlu ise, girdiği ağlama krizininin normalden uzun sürmesi üzerine Üniversitenin araştırma hastanesinde müşahade altına alındı. Üniversitenin karşısında bulunan Gençlik Copy Center’ın, Cenk’in ölümü sonrası Cenk Copy Center olarak değiştirilmesi için imza kampanyası başlatan bazı arkadaşları da, talihsiz öğrenci hakkında şunları söylediler: Ben ikinci sınıfa Cenk abi sayesinde geçtim. Çok iyi bir insandı. Aynı sınıfta olmamıza rağmen saygımdan kendisine abi diyordum. Sonuçta nerden baksanız, bir 30’u vardı onun... Onun not aramaktaki o azmi... Sınavlardaki o heyecanı... Yaşına başına bakmadan... İnanamıyorum. Artık daha fazla çalışmamız gerekecek galiba. Bari şu teknik resim’den kurtarsaydı da öyle gitseydi bizi... Olmadı be Cenk Hocam... Özellikle derslere günü gününe çalışmasına rağmen sınavlarda gümlemesiyle hepimiz için büyük moral kaynağıydı. İyi bir dost ve gerçek bir maldı. Seni asla unutmayacağız... Her sınavda da bir şekilde uğraşır, didinir, F'sini alır otururdu. yani şimdi ölünün arkasından konuşmak gibi oluyor ama bu üniversite sınavından nasıl sekti de buralara düştü hep merak etmiştik. Bu sırrı da kendisi ile birlikte ebediyete uğurlandı... Ah be Cenk abi... Benimle beraber okulun en eskilerinden birisiydi. İnkılap Tarihi'ni bile 6 dönemde ancak geçebilmişti. O da artık samimiyetimize binaen, istemişti de kıramamıştım. Evladım gibiydi benim.
| 0
| 279
|
Başbakan Erdoğan'ın Dana Eti Yediği Görüntüler Hindistan'ı Karıştırdı Erdoğan'ın bir buçuk iskender yerken görüldüğü videonun Youtube'a yüklenmesi sonucu Hindu dünyasında oluşan tepki dalgası giderek büyüyor. Söz konusu iskenderin içinde Hindu inanışınca kutsal sayılan inek eti bulunduğu iddialarının ardından Yeni Delhi Büyükelçiliği ve Mumbai Başkonsolosluğu önündeki protestolar sürerken, elçilik personelinin güvenli bir yere nakledildiği açıklandı. Kimin çektiği ve İnternet'e verdiği bilinmeyen video, geçtiğimiz Çarşamba Youtube'a yüklenmişti. Hindistan genelinde infiale neden olan videoda başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın bir lokantada bir buçuk iskender ve ayran istediği, iskenderin tamamını yediği ve sonrasına künefe söylediği görülüyor. Bazı konuşmalardan iftar yemeği olduğu anlaşılan videonun geçtiğimiz Ramazan'da kaydedildiği sanılıyor. İlk gün dikkat çekmeyen videonun, Perşembe günü Twitter'da yaygın şekilde "kutsal ineğimizi yiyen Türk başbakanı - sessiz kalma!!!" başlığıyla paylaşılmasıyla Hindistan'da olayların fitili ateşlendi. "İnek katili Erdoğan" sloganlarıyla süren protestoların yanında Türk büyükelçilik ve konsolosluklarına saldırılar gerçekleşirken, Hint yetkililer itidal çağrısı yaptı. Hint Cumhurbaşkanı Pranab Mukherjee "Kutsal değerlerimize böyle bir saldırı elbette kabul edilemez. Herkesin din özgürlüğüne saygılıyız, ineğin kutsallığını inkâr eden gruplara bile hoşgörü gösteririz, ancak kimse onu yemeye kalkıp sabrımızı zorlamasın" diye konuştu. Gereken cevabın diplomasi ile verileceğini vurgulayan Mukherjee, protestoların barışçıl yapılmasını istedi. Gösterilerin şiddetlenmesi üzerine konuşan Başbakan Manmohan Singh ise, olayın provokasyon olduğunu iddia ederken "Tamamen provokasyon amaçlı, ciddiye alınmayacak bir video. İskenderin yanında ayran söylendiğini görüyoruz, iskender zaten yoğurtlu olur bir kere..." diyerek videonun sahte olması şüphesine dikkat çekti. Olayların ardından ilk açıklamayı yapan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, videonun yayınlanmasının kabul edilemez olduğunu söyleyerek, sızdıranları kınadı. İskenderin açık alanda değil, lokantada yendiğini vurgulayan Davutoğlu, hakaret kastı olmadığını söylerken bir açıklama da Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker'den geldi. "Hindu kardeşlerimin Türkiye'de hayvancılığın durumundan haberi olmadığı görülüyor" diyen Eker, "Bakın, o iskenderdeki et en iyi ihtimalle Angus'tur. Dikkat ederseniz en iyi ihtimalle diyorum, diğer olasılıkları ağzıma almak bile istemiyorum. O iskenderde dana, inek eti bulunmuş olması ihtimal dahilinde bile değil. Hindu kardeşlerim müsterih olsunlar" sözleriyle Hindu vatandaşları sükunete davet etti. Bu açıklamalara karşılık Hindistan'da protestolar hız kesmeden sürüyor. Saldırılardan nasibini alan Başkent Yeni Delhi'deki THY bürosu kullanılamaz hale gelirken, Erdoğan posterlerini ve Türk bayraklarını yakan protestocular, özür dilenene ve video yayından kaldırılana kadar eylemlerine devam edecekleri mesajını verdiler. Başbakanlığa yakın kaynaklar, olayların ciddiyetine karşılık, yine de Hinduların henüz Kurban Bayramı kavramını keşfedememiş olmalarından ötürü şanslı olduğumuzu kaydederlerken, "Kaçan kurbanlıklar zor anlar yaşattı :)" türü haber görüntülerinin imha edilmek üzere bütün kanallardan istendiği bilgisini de verdiler.
| 0
| 280
|
Binlerce Kişinin Katıldığı Eylemle de Seslerini Duyurmayı Başaramayan Hatay Halkı, Ortaklaşa Çekecekleri Diziyle Medyada Yer Bulmayı Umuyor Geçtiğimiz pazar günü yaklaşık 5000 kişinin katıldığı bir protesto eylemiyle şehirlerindeki silahlı mülteci gruplardan yana şikayetlerini dile getirmeye çalışan Hatay halkı, polisin sert müdahalesi ve gece yarısına kadar süren olaylara rağmen medyada yer bulamamış olmanın şokunu atlatmaya çalışıyor. Seslerini duyurmak için geleneksel yöntemlere olan inancını yitiren Hataylılar, son olarak ortaklaşa çekecekleri yüksek bütçeli bir diziyle televizyonlarda yer bulmayı umut ederlerken, dizinin 7'den 70'e herkesin kendinden bir şeyler bulacağı iddialı bir yapım olacağı ifade edildi. Protestocu grup adına açıklama yapan restoran işletmecisi İlhan Dönmezci (42), "Bakın kaç aydır burada 'eli silahlı, sakallı bi ton adamlar dolaşıyor' diyoruz, 'ne idüğü belirsiz tipler bizi tehdit ediyor, hastanelerde bunların yaralılarından bize sıra gelmiyor, huzurumuz kalmadı' diyoruz; çok afedersiniz kimsenin bi yerinde değil. En son işte toplanıp gösteri yaptık, saatlerce polisle çatıştık, koca şehir ayağa kalktı yine iki satır haber ya çıktı ya çıkmadı. Baktık olmuyor bir de bunu deneyelim dedik" şeklindeki sözleriyle dizi fikrinin çıkış öyküsünü anlattı. Dizinin bütçesi, yapım ekibi ve oyuncularıyla tamamen Hatay halkının eseri olacağını belirten Dönmezci, "Valla bizim bu televizyon dünyasında kimseye güvenimiz kalmadı. O yüzden kusura bakmasınlar işe başkalarını bulaştırmayacağız. Ağırlığı ev hanımlarından oluşan 20-25 kişilik profesyonel dizi izleyicisi bir yazar kadrosunu oluşturduk bile. Onlar yazacaklar senaryoyu" derken, senaryo ile ilgili ipuçları vermeyi de ihmal etmedi: "Açıkçası şu an ben de net bir bilgiye sahip değilim. Kendileri en çok neyi izlemeyi seviyolarsa ona göre bi şey yazacaklar heralde. Anladığım kadarıyla içinde aşk, tecavüz, köşk, mahalle, mafya ve holding olan çok bizden, çok tanıdık, sımsıcak bir öykü olacakmış. Öyle tahmin ediyorum yani..." Dizinin medya tarafından ilgi görmesi için hiçbir fedakarlıktan kaçınmaycaklarını belirten Dönmezci, daha ilk haftadan set aşkının gerçek olacağını, 2. hafta sette yumruklu kavga yaşanacağını, en az iki bölümden birinde bir oyuncunun mutlaka tecavüze uğrayacağını da sözlerine ekledi. "Ne ilgi çekecekse, ne reyting getirecekse onu yapacağız. Öncelikli hedefimiz ekranda kendimize sağlam bir yer edinmek. O iş artık inada bindi..." sözleriyle de bu konudaki kararlılıklarını ortaya koyan Dönmezci, dizinin oyuncu kadrosuyla ilgili casting çalışmalarının da başladığını müjdeleyerek şöyle devam etti: "Valla bakıyoruz işte... Eli yüzü düzgün hemşerilerimizden ikisini esas oğlan ve esas kız yapacağız. Onun için seçmeler sürüyor. Esas oğlanın komik kankası, esas kızın kötü kalpli ama sonradan aklı başına gelecek babası, fedakar annesi, yarım akıllı kardeşi, sinsi görümcesi falan derken bi 30 kişi kadar kadromuz olacak. Onun dışında senaryoda bazı mafyatik tipler de var. Onlar için de ilimize yerleşen el kaide ve diğer örgütlerin militanlarıyla birlikte bir casting çalışmamız olacak. Sıcak bakacaklarını düşünüyoruz. Hem onlar için bi değişiklik olur hem de ileride Arap pazarına satması kolay olur. Halledicez, hepsi sırayla..." Çekilecek dizinin Suriye krizi nedeniyle bir süredir tamamen duran Hatay ekonomisi için de bir fırsat olduğunu belirten Dönmezci, "Turistin falan ayağı kesildi zaten şehirden. Dükkanlarda boş boş oturuyoruz. Arada iki tane selefi gelecek de bizden mal alıp parasını vermeden gidecek diye beklemekten içimiz sıkıldı. Dükkanları komple sete çevireceğiz. En azından bi işe yarar. Bugün reyting'de ilk 30'a giren dizinin ayda nerden baksan 5 milyon lira reklam geliri var. Düş vergisini, 4 milyon temiz para. Bu iş tutarsa hem medyada görünmüş oluruz, hem de evimize ekmek götürürüz" sözleriyle de geleceğe dönük olumlu mesajlar verdi. Hatay halkının, en kısa zamanda çekimlerine başlanacak dizinin ismi için de ince eleyip sık dokuduğu öğrenilirken, "Güney-Doğu", "Adını Mülteci Koydum" ve "Künefe Günlerinde Aşk" gibi alternatifler arasında kararsız kaldıkları bölgeden gelen haberler arasında.
| 0
| 281
|
Her Şehit Haberinin Ardından Konserini Erteleyen Ünlü Popcu, Baba Mesleği Olan Dönerciliğe Geri Döndü Geçtiğimiz aylarda çıkardığı "Elektrik Gibi" adlı ilk albümüyle kendisine kısa sürede büyük bir hayran kitlesi edinen pop müziğimizin genç ve başarılı ismi Canberk, bu sabah düzenlediği basın toplantısıyla baba mesleği olan dönerciliğe geri döndüğünü açıkladı. Milli duyguları yüksek bir insan olduğu için şehit haberleri sonrası konser vermeyi uygun bulmadığını söyleyen ünlü popcunun "Haziran ayından bu yana toplam 30 kadar konserimi bu şekilde iptal etmek durumunda kaldım. Zaten albüm satışlarından bir şey kazanmıyoruz, konserler de böyle yalan olunca 3 aydır cebime 5 kuruş para girmedi. Artık bu işi yapmamın bi manası yok. Gider döner keserim daha iyi..." şeklindeki açıklaması hayranları tarafından üzüntüyle karşılandı. "Elektrik Gibi" albümü ve albümden çıkan ilk single olan "Yaz Böcekleri" adlı şarkısının listelerde büyük bir başarı yakalamasının ardından geçtiğimiz 16 Haziran'da Kuruçeşme Arena'da ilk konserine hazırlanan başarılı popcu Caner Berkesoy (piyasada bilinen ismiyle Canberk), her şeyin konserden 2 gün önce gelen şehit haberiyle başladığını ifade etti. "Doğruyu söylemek gerekirse ilk başta bi tereddüt olmadı değil. Yani dile kolay 20 bin tane bilet satmışız. Adam başı ortalama 40 Lira'dan nerden baksan...Neyse işte yani çok para, hele de benim gibi yeni bir isim için..." diyen Berkesoy, daha sonra menajeriyle ve yapımcı firmayla aldıkları ortak karar neticesi konseri 1 hafta ertelemeyi uygun bulduklarını söyledi. Ünlü Popcu, Kuruçeşme Arena'da gerçekleştirilmesi planlanan o konserin art arda gelen şehit haberleri nedeniyle 3 kez daha ertelendiğini belirterek şöyle devam etti: "Temmuz ortasına geldiğimizde daha tek bir konser bile verememiştim. Bir ara 'bu adamlar benim konser tarihlerimi takip edip ona göre mi eylem yapıyor' diye şüpheye dahi düştüğümü hatırlıyorum. En son menajerime dedim bu iş böyle olmayacak, heralde bu konserde bir uğursuzluk var. En iyisi bunu komple iptal edip başka konserlere yoğunlaşalım. Nitekim öyle de yaptık ama yine sonuç değişmedi. Konseri ilan etmemizin ertesi günü bir yerlerden acı haber geliyor, haydi bütün organizasyon iptal. Baştan tavrımı bu şekilde koyduğum için sonradan geri adım da atamıyorum. Neyse, sonuçta şehitlerin acısı bi yandan, koca yazı tek bir konser bile veremeden bitirmenin acısı öbür yandan derken moralmen de tamamen tükendim. Lanet olsun konserine de albümüne de..." Yaz için hazırlanan albümün komple şıkır şıkır, hareketli parçalardan oluştuğunu söyleyen Canberk, "talihsizliğimiz biraz da ondan oldu zaten. Hani 2-3 tane slow, ağlamalı falan şarkım olsa yine çıkar konseri o şarkılarla da tamamlardım ben ama o da yok maalesef. Yazın beach'lerde kulüplerde falan çalınsın diye tam bir 'eller havaya' albümü yaptık. Nitekim oralarda çalındı da şarkılarımız, fakat gel gör ki bize maddi bir geri dönüşü olmadı..." diyerek talihsizliklerden yakındı. Başarılı müzisyen, albüm için dökülen paralar, 90 Bin TL'ye mal olan videkolip, iptal edilen konserlerin masrafları falan derken şu an yaklaşık 400 Bin TL kadar içeride olduğunu gözleri dolarak ifade etti. Bundan sonrası için müzik piyasasından tamamen çekilerek babasının Ankara'daki dönerci dükkanına geri döneceğini kaydeden Canberk, geleceğe yönelik planlarını da şu sözlerle aktardı: "Bi defa artık Canberk yok, meşhur Ankara Dönercisi Caner Usta var. Arada müşterilerden çok rica eden olursa iki satır bir şey mırıldanırım o kadar. Öncelikli hedefim albümün borçları nedeniyle ipotek edilen dükkanı ve evi kurtarmak. Çocukluktan itibaren babama yardım ettiğimden dönercilikle ilgili ciddi bir birikimim var. Gerekirse günde 20 saat o tezgahın başında döner kesip o borcu ödeyeceğim. Neticede gıda işi hiçbir zaman ölmez. Dünya yıkılsa yine karnını doyurmak zorunda insanlar..."
| 0
| 282
|
TRT'nin Yeni Kanalı ''İş Makinesi TV'' Yayın Hayatına Başlıyor... Son birkaç aydır yeni kanal açamayan ve kurum içinde bunun sıkıntısını yaşayan TRT, yeni kanalları İş Makinesi TV'yi dün akşam düzenlenen bir kokteyl ile basına tanıttı. Hedef kitle olarak kendisine inşaat ve yol çalışmalarını büyük bir ilgiyle takip eden orta yaş üstü işsiz güçsüz tayfasını ve emeklileri seçen İş Makinesi Tv, vinç, grayder, buldozer, kepçe gibi araçlar ve daha bir çok sürpriz iş makinesinden oluşan Makine Parkı ile yeni yayın döneminde oldukça iddialı. İstanbul The Marmara Oteli'nde verilen kokteylde, yayın hayatına başlayacağı duyurulan İş Makinesi Tv'nin Genel Yayın Yönetmeni Halis Sebepsiz, bu kanalla birlikte birkaç aydır yeni kanal açamayan TRT'nin üzerindeki stresi attığını belirtti. Devletin televizyonu olarak TRT'nin, şantiye ve yol bakım çalışması atmosferini evinin konforunda izlemek isteyen çok sayıdaki vatandaşa yardımcı olması gerektiğini açıklayan Sebepsiz, "Azıcık makine izlemeyi seven birisi burada kendisinden çok şey bulacak. İnsanımızın çalışan teknolojik aletleri izlemeye olan merakını tatmin edecek sanayi tipi çamaşır-bulaşık makinelerine kadar, her türlü alet edevata bu kanalda yer var." diyerek, TRT'nin yeni kanalına duyduğu güveni gözler önüne serdi. Yurt dışında yayınlanan 'How İt's Work', 'Extreme Machines' gibi programların kendilerine ilham kaynağı olduğunu itiraf eden Halis Sebepsiz, ilerleyen dönemlerde kanalın müdavimlerine Anayasa düzenlemesi tartışmalarıyla yetişen hukukçu genç esnaf örneğindeki gibi, en azından bir tavan vinci operatörlüğü, bir forklift sürücülüğü sertifikası vermeyi planladıklarını da müjdeledi. Tadım başta olmak üzere bir çok ay çekirdeği firmasının kanalın programlarına sponsor olmak için adeta birbirleriyle yarıştıklarını belirten Sebepsiz, böylece İş Makinesi TV'nin TRT bütçesine fazla bir ek yük getirmeden yayın hayatını sürdürebileceğini vurguladı. Kokteylin sonunda TRT olarak İş Makinesi TV'ye benzer konseptte başka projeler üzerinde çalıştıklarını da belirten Sebepsiz, "Pek yakında, trafik kazaları sonrası etrafta toplanıp kimde ne kadar hasar var onun muhasebesini yapmaya bayılan vatandaşlarımız için 'Hasar Tespit Tv' ve apartmanların giriş katlarında oturan 60 yaş üzeri izleyicilerimize hitap edecek olan 'Apartman Önü TV' gibi kanallarla da karşınızda olacağız" sözleriyle TRT'nin 3 ayda bir yeni kanal açma geleneğini devam ettirme yönündeki kararlığını ortaya koydu. Sebepsiz'in "İnanıyorum ki, yaşlı vatandaşlarımızın sadece kendi apartmanlarını değil, Türkiye'nin ve Orta Asya'daki kardeş Cumhuriyetlerimizin de apartman girişlerini 24 saat izleyebilecekleri, girenden çıkandan anında haberdar olabilecekleri bu kanal da çok önemli bir toplumsal ihtiyaca cevap verecek." açıklaması ise davetliler tarafından uzun süre alkışlandı.
| 0
| 283
|
Evli Kalmak İçin Daha İyi Bir Neden Bulamayan Çift, 10 Yıllık Ev Kredisine Girdi 3 yıllık evli Ersin-Tuba Özbükey çifti, dün sabah düzenledikleri basın toplantısıyla, artık evliliklerini sürdürmek için daha iyi bir nedenleri kalmadığından 10 yıllık ev kredisine girdiklerini kamuoyuna duyurdular. Her ikisi de çalışan genç çift, böylece hiç bir şey için değilse bile aylık 2000 TL'yi geçen krediyi ödeyebilmek adına en azından 10 yıl daha kutsal evlilik müessesesini ayakta tutmak zorunda olacak. Açıklamasına, ayda 2000 Lira'dan fazla kredi ödemesi yapacaklarını söyleyerek devam eden Tuba Özbükey, ömür boyu sürecek mutlu bir birlikteliğin sırrını şu sözlerle açıkladı: "Takdir edersiniz ki bu parayı ikimizden birinin tek başına ödeyerek geçinmesi mümkün değil. O yüzden gün gelip birbirimizin suratını görmek istemeyeceğimiz bir noktaya varsak bile mecburen bir şekilde yürütücez bu işi. Ha diyelim 10 sene sonra boşanmaya karar verdik, bu sefer de evin kimde kalacağı sorunu ortaya çıkacak. Çocuk değil ki bu 5 gün bende kalsın 2 gün babası baksın. Koca ev yani kimse bırakıp gitmez bi yere. Olmadı o zaman da Ayvalık tarafından taksitle bir yazlık alırız, 10 sene onu ödesek, 5 sene de yazlıkta takılsak sonra tansiyondu, şekerdi, Alzheimer'dı derken bi yere kıpırdayacak mecalimiz kalmayacak zaten."
| 0
| 284
|
Alkol ve Akaryakıt'a Gelen Son Zamlara Suriyeli Mültecilerden Sert Tepki: "Biz Gürcistan'a gidiyoruz!" Hükümetin bütçe hedefleri doğrultusunda geçtiğimiz hafta alkol ve akaryakıt başta olmak üzere bir çok ürüne yaptığı yüksek zamların ardından yurt genelinde sukunet korunurken, sayıları 100 bin'i bulan Suriyeli mültecilerin zamma tepkisi sert oldu. Benzinin litre fiyatının 4.75 TL olduğu haberinin duyulmasının ardından mülteciler adına bir basın toplantısı düzenleyen Albay Vahab Ahmedi "Önce bu fiyat bölgedeki krizden falandır diye düşündük, geçici bi şeydir diye ses etmedik ama buradaki yerli halktan aldığımız bilgiler savaş falan çıkmasa da zamların rutin bi şekilde yapıldığı yönünde oldu. Bu ne lan? 4.75 Lira'ya benzin mi olur? Suriye'de öldük bittik derken bile 2 Lira'ydı. Daha oturun siz burada, biz gidiyoz..." sözleriyle mülteci kafilesinin en kısa zamanda Gürcistan'a doğru yola koyulacağını bildirdi. "Tabii eskiden de özellikle Hatay'dan falan Suriye'ye günü birlik gelip depolarını doldurduktan sonra geri dönen çok insan oluyordu ama biz arada böyle bi fiyat farkı olduğunu inanın bilmiyorduk. Heralde bizim benzinimizi daha çok beğeniyorlar diyorduk. Neticede o işin membağı bizim memleket. Benzinin asıl hasını bizim oradan alacaksın. Böyle gram tortu bırakmadan akar meret. Kafası da güzel olur, temiz olur, sabah ağrı yapmaz..." Kendi aralarında yaptıkları istişareler neticesi güvenli ve ucuz bir bölge olması nedeniyle hep birlikte Gürcistan'a göç etme kararı aldıklarını belirten Ahmedi, halen Suriye'de muhaliflerin kontrolünde bulunan bazı istasyonlardan benzin alarak en kısa sürede yola koyulacaklarını ifade etti. Deneyimli Albay, "Kimse kusura bakmasın. Yolumuz uzun, paralar da suyunu çekiyor, cebimizde kalanı üç beş kuruşu da burada kazıklanarak tüketemeyiz. Sınırdan son bir kez geçip 2 lira'dan benzini aldıktan sonra kısmetse bi daha dönmemek üzere gideceğiz. Ortadoğusu batsın..." sözleriyle toplantıya son verirken, freeshop'tan ucuz viski ve sigara isteyen gazetecilerin taleplerini ise yanıtsız bıraktı.
| 0
| 285
|
“Neşet Ertaş Türküleri” Adı Altında Facebook’a Ankaralı Tevfik Videoları Yükleyen Plak Firması Yüz Binlerce Facebook Kullanıcısını Mağdur Etti Yaklaşık 2 ay kadar önce çıkarttığı “Güdük Kocan - Ankara Geceleri 1” albümüyle beklenen patlamayı gerçekleştiremeyen Ankaralı Tevfik’in plak şirketi Sincanlılar Müzik Yapım A.Ş., halk müziğimizin dev ismi Neşet Ertaş’ın vefatının ardından büyük bir skandala imza attı. Albüm promosyonu uğruna “Neşet Ertaş Türküleri” başlığıyla Ankaralı Tevfik videolarını Facebook’ta paylaşan firma, hayatında ilk kez bugün Neşet Ertaş şarkısı duyan yüz binlerce Facebook kullanıcısının paylaşımlarıyla bir anda müzik listelerinin zirvesine oturdu. İzmir’de tedavi görmekte olduğu hastanede vefat ederek sevenlerini yasa boğan Neşet Ertaş’ın ölümünden nemalanmak isteyen plak firmasının fırsat bu fırsat diyerek paylaştığı sahte video, yüz binlerce facebook kullanıcısını mağdur etti. Neşet Ertaş türküsü sanarak Ankaralı Tevfik’e ait "Güdük Kocan" adlı şarkıyı paylaşanlar yapımcı firmayı dava etmeye hazırlanırlarken, şarkının şu ana kadar 1 milyondan fazla kez dinlendiği ve on binlerce cep telefonuna melodi olarak indirildiği tespit edildi. Skandalın patlak vermesinin ardından bir basın toplantısı düzenleyen Sincanlılar Müzik Yapım A.Ş. Genel Müdürü Hakkı Yılmazsu, firmasını savunarak: “Niye bu kadar gürültü koptu anlamış değilim. Türküyse bu da Türkü. Ha mesele ölmekse Ankaralı Tevfik de bir gün ölecek, ben bunu garanti ediyorum size yapımcı olarak, o açıdan kesinlikle bir kandırma durumu söz konusu değil” dedi. Facebook kullanıcılarının her ünlünün ölümünün ardından benzer bir duygusal iklime kapılarak fütursuzca paylaşım yaptıklarını belirten Yılmazsu: “Yani ortada milyonlarla ifade edilen bir paylaşım, bir izlenme var. Bu da halkımızın hem üstada olan saygısını hem de bizim sanatçımızın şarkısına olan ilgisini gösteriyor. O söylemiş bu söylemiş ne farkeder, bütün türküler kardeştir, hepsi bu toprağın sesidir!” sözleriyle önemli mesajlar verdi. Gördükleri ilgiden genel olarak memnun olduklarını belirten Yılmazsu "sabahtan beri telefonlarımız susmuyor. Gerçi şu ana kadar gelen mesajların çoğu hakaret ve tehdit içerikli ama içlerinde albümü çok beğendiğini söyleyen, nereden satın alabileceğini soran hatırı sayılır bir kitle de var." derken, en kısa zamanda bir de kliple Tevfik’i sevenleriyle buluşturacaklarını müjdeledi. Öte yandan, Facebook’ta hızla yayılan sahte videonun, birçok kullanıcı tarafından Neşet Ertaş’a yönelik olarak yazdığı duygusal yorumlarla paylaşıldığı ortaya çıktı. Videoya ilişkin yorumlardan bir bölümü şöyle: “En sevdiğim türküsüydü ‘Güdük Kocan’... Nur içinde yat üstat!” "İçim acıyor... Bugün artık bütün kocalar güdük kaldı Neşet Abi, rahat uyu...” "Hani diyordun ya şarkında, 'belli o güdük kocan da çaldıramıyo zilleri. senin ilacın bende boşan da gel yavrum de hadi'... Ruhun şad olsun Neşet Baba…" “Adını babamdan duyardım ama ilk kez dinliyorum. Düşündüğümden daha neşeli bir insanmış. Mekanı cennet olsun...” “Ah be Nejat abi...” “Özellikle ‘Fırıldaksın Fırıldak...’ şarkısını dinlemenizi de tavsiye ederim. Anadolu insanının o mahzun ama gururlu halini çok güzel çok duru anlatmış...” “Beyler bu videodaki Neşet Ertaş değil DİKKAAT!!!! Babası Muharrem Ertaş bu, yanlış video!!” Ülke genelinde videodaki sanatçının Neşet Ertaş değil, Ankaralı Tevfik olduğunun fark edildiği tek yer olan, Tevfik'in memleketi Ankara'nın Bala'ya bağlı Çamalan beldesinde ise hüzün hakimdi. Videoyu, Tevfik'in öldüğü şeklinde yorumlayan Çamalanlılar gıyabında kıydıkları cenaze namazının ardından temsili tabutu ve Tevfik'in babasına ait uzun sap bağlamayı sade bir törenle toprağa verdi.
| 0
| 286
|
''Asıl Eylül'de tatile gideceksin'' Düsturuyla Yola Çıkan Ulaş Sedirli (27), Gümbet'te Sıkıntıdan Kendini Astı Ege'nin şirin beldesi Gümbet, bir tatilcinin pansiyon odasında ölü bulunması ile birlikte tüm şirinliğini kaybetti. Dün sabah saat 10 sularında pansiyon çalışanları tarafından cansız bedeni bulunan Ulaş Sedirli (27)'nin, arkadaşlarının ve yakın çevresinin "Abi Eylül'de oralar bambaşkadır" şeklinde verdiği gazla senelik iznini bu aya denk getirdiği öğrenilirken, tatilinin 5. gününde sıkıntıdan kendini astığı tespit edildi. Son bir ay içerisinde 3. kez intihar haberi ile sarsılan Gümbet'te ise, yöre halkı özellikle bu dönemlerde gaza gelerek beldelerini ziyaret eden yerli turistlere uyarılarda bulundular. Kaldığı Açelya Pansiyon'un 12 numaralı odasında temizlik görevlileri tarafından cansız bedeni bulunan Ulaş Sedirli hakkındaki ilk açıklamalar, pansiyon sahibi Açelya Çiçekçi'den geldi. Beldede son 1 ay içinde yaşanan intiharlar yüzünden Gümbet halkı olarak çok üzgün olduklarını belirterek sözlerine başlayan Çiçekçi, "Maalesef her sene Eylül aylarında Ulaş gibi çok arkadaş gelir buraya. Boş sokaklarda bir ileri bir geri başları önde dolanır, pansiyonlarına çekilirler. Onları gördükçe, inanın içimiz cız ediyor" dedi ve özellikle boş yazlık disko ve club'ların da depresyonu tetiklediğini iddia etti. Her şeye rağmen, Ulaş'ın pansiyonlarına geldiği ilk gün gayet normal göründüğünü ifade eden Açelya Çiçekçi, "Yani davranışlarında falan bir gariplik yoktu. Bütün gün yattı durdu. Bizlere de sürekli olarak çok şanslı olduğunu, kafa dinlemeye geldiğini, insandan falan bıktığını anlattı." derken, genç mühendisin 2. günden itibaren garipleşmeye başladığını şu sözlerle anlattı: "Sabah kahvaltıya geldiğinde yine neşeli görünüyordu ama 'Dün gece Savaş ve Barış'ı bitirdim ya, ooh süper. Yolda başlamıştım...' diyince endişelenmeye başladık. Bakışlarındaki o donukluğu fark edebiliyorduk. Zaten hemen arkasından 'Ya buralarda, nerden olta takımı alabilirim' deyince de durumun vahametini anladık. Genç adam tabii, gaza gelmiş Eylül'de tatile çıkmış ama eğlenmek istediği, sahilde kızlarla tanışmak istediği her halinden belliydi. Ama yani bu mevsimde, buralarda kız namına bir tek Sahil Cafe'deki Aynur kardeşimiz var. Oğlana anlatmaya çalıştık durumu, 'Bak Eylül'de bu iş böyle olmaz, eğer gerçekten Aynur'a bir ilgin varsa, anası babası Milas'ta. Gider isteriz, o bize burada emanet' dedik ama daha en baştan soğudu oğlancağız haliyle..." Belde halkı, genç mühendisin ölümünün üzüntüsünü yaşarken bir yandan da beldelerinin sık sık intihar haberleri ile gündeme gelmesinden dolayı oldukça rahatsız. Gümbetlilerdeki genel kanı, "Kim dolduruyor bu kadar insanı bilmiyoruz ama akıl var, izan var. Eylül ortasında gelinecekse, niye Temmuz-Ağustos'ta kum gibi insan kaynıyor burası?" şeklinde olurken, Ulaş'ı yakından gören bazı Gümbetliler'in açıklamaları ise şöyle oldu: Daha ilk akşamında gelmişti bize, kalın sweat shirt ve yün çorap aldı. Zavallı çocuğa "Eylül'de git oralara" demişler ama geceleri Ege soğuk olur diye bir Allah'ın kulu bir şey söylememiş. Bir sırt çantası, bir şortla tiril tiril gelmiş oğlan... O çorap işi moralini bir hayli bozdu gibi geliyo benim... Önceki akşam diskoya gelip, 4-5 defa üstüste "Mosa Mosa Asi Voce Me Mata" çaldırıp tek başına dans etti. Bir sorunu olduğu belli gibiydi ama tek müşteri diye ses de edemedik. İstedikçe verdik votka-enerjiyi... Bu mevsimde o kadar enerji içeceği hayra alamet değil zaten, harcamayazsın o enerjiyi... Anca sabah erken kalkıp köylülerle tütüne falan gitmen lazım... İki üç gün sonra baktık bu ortalarda sap gibi dolanıyor, köy halkı olarak akşamları bari biz biraz oyalayalım dedik çocuğu. Onu da alıp çeşitli oyunlar, işte efendime söyliyim "Damat sırtı bit ısırdı", "Islak havlu seni kim çaldı?" falan oynadık... Onlar biraz sert geldi herhal. Buradan beklediği gece yaşantısı bu değildi. Ama Eylül'de bu işte buraların eğlencesi, bu kadar... Çok sevdiğimiz bir arkadaşımızdı... Sadece 5 günde içinde çok ısınmıştık biz ona... Yokluğuna nası alışıcaz, nasıl kabullenicez bu ölümü bilmiyorum... Buyrun, ardından 33 faktör güneş kreminden başka bir şey kalmadan, ömrünün baharında gitti gencecik bir abimiz... Gerizekalı... Eylül'de 33 faktör... Sözün bittiği yerdeyiz...
| 0
| 287
|
Türkiye'nin Kendisiyle Gurur Duyduğunu Öğrenen Mesud Barzani, Yine de Tam Emin Olamıyor: "Bakın, dalga geçiyorsanız gerçekten çok ayıp..." Geçtiğimiz Pazar günü Ankara Arena Salonu'nda gerçekleşen AKP 4. Olağan Büyük Kongresi'nde Başbakan Erdoğan beklendiği gibi oyların tamamına yakınını alarak bir kez daha Genel Başkan seçilirken, kongrenin sürpriz ismi Irak Kürdistan Bölgesel Yönetim Başkanı Mesud Barzani oldu. Coşkulu kalabalığın "Türkiye seninle gurur duyuyor" tezahuratlarıyla karşılanan Barzani , "açıkcası uzun zamandır benim kulağıma gelenler bundan biraz daha farklıydı. Benimle tam olarak niye gurur duyduğunuzu da bilmiyorum ama yine de teşekkür ederim" derken yine de temkini elden bırakmadı: "Ama bakın eğer dalga geçiyorsanız gerçekten çok ayıp ediyorsunuz. Onca yolu bunun için çağırmadınız işallah..." Mesud Barzani, her an kendisine bir şeyler fırlatılacağı endişesiyle kürsüde bir süre oldukça temkinli hareketler sergilerken, korumaları da ellerindeki şemsiylerle tetikte beklediler. Tezahuratın alkışlarla sona ermesinin ardından konuşmasına başlayan Barzani, "Arkadaşlar, öncelikle şunu bir netleştirelim: Benim Mesud Barzani olduğumu hepiniz biliyorsunuz değil mi? İbrahim Tatlıses'le falan karıştırılmıyorum yani? Hayır, son zamanlarda şehit haberleri, PKK falan derken Türkiye'de bana karşı da bir tepki olduğu yönünde bazı haberler geliyordu kulağıma, o yüzden soruyorum. Eğer gurur duymuyorsanız açıkca söyleyin lütfen. Ayıp değil neticede..." sözleriyle olası bir karışıklığın önüne geçmek istedi. "Açıkcası AKP kongresi için ilk davet geldiğinde gerek eşim olsun gerek danışmanlarım olsun 'böyle bir zamanda seni çağırdıklarına göre kesin bi pislik var, sakın gitme, bunlar seni dövmeye çağırıyorlar' şeklinde beni uyardılar. 'Yaa saçmalamayın, koca devlet, dövmek için ayağına adam çağırır mı?' diyerek onları ikna ettiysem de yine de içim rahat etmedi. Nolur nolmaz 2 gün içinde gelmezsem Birleşmiş Milletler'e falan haber verin diye herkesi tembihledim. Onu da hatırlatayım yani, evde benden haber bekliyorlar. Gerçi şu ana kadar henüz kimse beni dövmeye kalkmadı. Her şeyden önce bunun için hepinize çok teşekkür ediyorum..."
| 0
| 288
|
Yaşar Laper (87) - Nejla Laper (81) Çifti, Son Sekslerinin 10. Yılını Sade Bir Törenle Kutladılar 50 yılı aşkın süredir aynı yastığa baş koyan Yaşar Laper (87) - Nejla Laper (81) çifti dün akşam evlerinde düzenledikleri sade bir törenle aralarındaki cinsel birlikteliği noktalamalarının 10. yılını kutladılar. İkilinin çocuklarının ve Nejla Hanım'ın tüm itirazlarına rağmen Yaşar Laper'in ısrarıyla düzenlenen geceye, yaşlı adamın "Bazı şeylerin tükenmesi insanda bir burukluk yaratabiliyor ancak özellikle şu son 10 yılda her ikimizin geldiği hale bir bakınca, sadece 'Bitti de kurtulduk çok şükür' diyebiliyorum" sözleri damgasını vurdu. Bundan tam 10 sene önce son kez birlikte olarak cinsel hayatlarını noktalayan yaşlı çiftin evinde verdikleri davette, sevinç ve hüzün bir aradaydı. Öncelikle kendilerini bu özel günlerinde yalnız bırakmayan çocuklarına ve torunlarına teşekkür ederek konuşmasına başlayan Yaşar Laper, en büyük oğlu Süheyl'den gelen "Ya Baba, sen iyice bir acayip oldun... Böyle şeyler çoluğun çocuğun yanında konuşulacak konular mı Allah aşkına?" şeklindeki tepkiye aldırmadan sözlerini sürdürdü. Kendisine 3 tane pırıl pırıl çocuk bağışlayan cinsel hayatlarını eşi Nejla Hanım'la hep zirvede bırakmak istediklerini ifade eden Yaşar Laper, "Zirvede bırakalım dedik ama tabii o iş öyle olmuyor. Bu işin zirvesi zaten, evliliğin ilk bir senesi falan. Ondan sonrası keçi boynuzundan farksız." derken, çocuklarından gelen tüm uyarılara rağmen açıklamalarına şöyle devam etti: "Evlatlarım, bilmenizi isterim ki hepiniz aşk çocuğusunuz. Anneniz ve ben sizleri aramızdaki aşkla yaptık. He daha iyisini yapabilirdik ama biz de sonuçta bir Angelina - Brad değiliz, bizimkinden anca siz oldunuz işte. Yanlış anlamayın, Nejla Hanım'la çok güzel bir evliliğimiz oldu. Nerdeyse bir ömrü onunla geçirmekten çok mutluyum ama bir yerde artık buna nokta koymak zorunda kalacağınız günler geliyor. En azından birbirinizden tiksinmemek için bunu yapmanız şart. Biz bunu, Allah kahretsin, çok geç farkettik ama sonunda artık bu acıya son vermesini bildik çok şükür. Sadece babanız olarak değil, aynı zamanda bir arkadaşınız olarak sizden ricam, bizim yaptığımız hatayı yapmamanız. Bu iş çirkin bir hal almadan önce nerde duracağınıza çok iyi karar verin lütfen. Baba sözü, dede sözü dinleyin. Adamın asabını bozmayın..." Açıklamaları sırasında, çocuklarının sürekli olarak sözünü kesmesine sinirlenen Yaşar Laper, bir süre konuşmasına ara verirken, Nejla Laper ise düzenlenen bu geceyle kendisinin en ufak bir ilgisinin olmadığını kaydetti. "Valla çocuklar, bu babanızın kafası iyice gitmeye başladı, ne dediğini bilmiyor" diyerek, çocuklarından yana tavır alan Nejla Hanım, "Hadi ne konuştuğunu bilmiyor orası ayrı da, ayıptır söylemesi babanızla biz o şeyi yapmayalı en az bir 20 sene oldu. Ne 10 senesi? Neyin 10 senesi..." diyerek eşini yalanladı. Laper çiftinin küçük oğulları Birol Laper'in (54) "Ya anne, ya baba... Lütfen ama ya, ikinizi o şekilde düşünmek istemiyorum" demesi üzerine gerilen ortam, Baba Yaşar Laper'in "Neyi düşünmek istemiyorsun eşşoleşşek... 54 yaşına geldin, senin de gideceğin yer aynı, şurda insaniyet namına bir uyarı yapıyoruz" sözleriyle iyiden iyiye alevlendi. Laper ailesi için oldukça güzel başlayan tören, bu atışmalarla birlikte yerini tartışma ortamına bırakırken, ufak torun Naz Nejla Laper'in (7) "dede seks ne?" sorusuyla kısa süreli bir panik yaşandı. Torununun sorusunu yanıtlamak üzere söz alan Yaşar Laper, "Şimdi bu iş için iki bedenin birbiri ile dansı, eşşiz uyumu falan gibi şeyler söylenir ama onlara aldırış etme sen. Seks dediğin, kişinin, hayata, o gün içinde olan bitene dair bütün sinirini karşısındakinden çıkarmasıdır. Zaten dikkat edersen hala bekar olan Sema Halan bu yüzden hep biraz gergin..." derken kızı Sema Laper'in fırlattığı kültablasıyla açıklamalarını yarıda kesmek zorunda kaldı.
| 0
| 289
|
Tezkerenin Ardından ABD'den Müjdeli Haber Gecikmedi: Savaşta Ölecek İlk 1000 Askerimizin Ailelerine Green Card Fırsatı! Suriye'ye asker gönderme yetkisi veren tezkere MHP'nin de desteğiyle TBMM'den geçerken, gelişme uzun zamandır Türkiye'nin bu ülkeye müdahalede bulunmasını bekleyen ABD cephesinde de sevinçle karşılandı. Konuyla ilgili olarak Beyaz Saray'dan yapılan açıklamada, Suriye ile olası bir savaşta hayatını kaybedecek ilk 1000 Türk Askeri'nin ailelerine çekilişsiz Green Card imkanı sağlanacağı belirtilirken, savaşa katılan herkesi Holywood filmleri için bir bilet alana bir bedava ve 100 adet iPhone 5 çekilişine katılma hakkı gibi inanılmaz fırsatlar bekliyor. Konuşmasında, Türkiye'nin yaptığı fedakarlığın ödülsüz kalmayacağını da belirten Reiley'nin, yaklaşan seçimler ve yüksek maliyet nedeniyle Suriye'ye direkt müdahale edemeyen ABD hükümeti yerine bu işi halletmeye gönüllü vatandaşlarımıza bir de müjdeli haberi vardı. Reiley, savaşta hayatını kaybedecek ilk 1000 Türk askerinin ailelerine çekilişsiz kurasız Green Card imkanı verileceğini söyleyerek şöyle devam etti: "Siz Osmanlı gibi 3 kıtaya hükmetmiş büyük bir milletin evlatlarısınız. O yüzden size yine o ebatta büyük bir ülke için ölmek yaraşır. Kabul edelim ki Türkiye henüz o aşamada değil. İleride işallah. Yavaş yavaş..." diyen Reiley, ABD için canını verecek Türk askerlerinin hatırasının ileride "Rıza Çavuş'u Kurtarmak" gibi yüksek bütçeli bir filmle de yaşatılabileceğini sözlerine ekledi.
| 0
| 290
|
Sürpriz Doğum Günü Partisine Gerçekten Çok Şaşırmış Gibi Yapmayı Başaran Genç, Sergilediği Performansla Dizi Yapımcılarının da Dikkatini Çekti Dün akşam, Ankara Sakarya Caddesi’nde bir barda arkadaşları tarafında organize edilen sürpriz doğum günü partisine katılan Metin Yardımcı (26), kendisi için herhangi bir şekilde sürpriz olmayan gecede yine de şaşırmış gibi yapmayı başararak sevenlerini bir kez daha mahcup etmedi. "Tam da doğum günümde gündüzden telefon edip ‘Yaa Metin akşam Sakarya'ya gidiyoruz sen de gelsene’ demeleri, sonra gün içinde 3 kez daha arayıp ‘Bak mutlaka gel ha’ diye ısrar etmeleri... Çok şükür gerizekalı olmadığım için parçaları birleştirmek pek zor olmadı" diyen Yardımcı, gece boyu sergilediği şaşırma, çok sevinme ve gözlerinin dolması gibi performanslarla izleyenlere parmak ısıtırken, tesadüf eseri aynı mekanda bulunan bir yapımcının da dikkatini çekmeyi başardı.
| 0
| 291
|
Facebook'ta Okey Oynarken Başlayan İlişkileri Evlilikle Noktalanan Genç Çift, Tanışma Hikayelerinin Tırtlığı Nedeniyle Zor Günler Yaşıyor 2010 senesinde Facebook’ta bir okey odasında başlayan ilişkilerini geçtiğimiz hafta evlilik ile taçlandıran B.Ö (31) – G.Ö (30) çifti, utanç verici tanışma hikayelerini çevreden gizlemek için yoğun gayret sarfediyor. Bu durumu daha fazla içinde tutamadıkları için mikrofon karşısına geçtiklerini söyleyen genç çift “İnternette tanışıp evlenme işi nispeten normal. Ancak iş okey odasına gelince bir takım zorluklar yaşıyoruz. İnsanlar nerede tanıştınız deyince konuyu nasıl değiştirdiğimizi görseniz inanamazsınız. Yapmadığımız şebeklik, maymunluk kalmadı...” derken, haberde isimlerinin verilmemesi konusunda basın mensuplarından özellikle ricada bulundular İnsanların yanlış anlamalarından korktukları için bugüne kadar durumu kimseye ifade edemediklerini söyleyen B.Ö: “Bir ilişkinin temellerini Facebook Okey'de atmak bi yere kadar makul. Girer tanışırsın, bi iki muhabbet eder, sonra dışarıda buluşur gezer tozar, eşe dosta da 'olm feys'ten bi hatun düşürdüm, ben buna kesin çaka..." derken eşinin araya girmesiyle konuyu değiştirdi: "Ancak işte bu sefer öyle olmadı. Birbirimizi tanıdıkça daha da çok bağlandık. Ben de hayatımın okeyi, biriciğim, kırmızı yedilimi Facebook Okey'de buldum. Amelelikse amelelik, ayıpsa ayıp, ne yapalım yani?" Nasıl tanıştıkları hakkındaki soruları yanıtlamak için söz alan G.Ö ise, “Yıllarca ruh eşimi, sadece gözlerime bakarak beni anlayabilecek birini aradım. Bugüne kadar bulduklarım; deliyürek82, asikurt, ^^^blackeagle^^^, muratcan… Hepsi sahte okeymiş meğer. Hani derler ya mutluluk beklemediğin yerde karşına çıkar diye, sen git, Facebook Okey’de ruh eşini bul… Demek ki öyle çok özel bir şey de aramıyormuşuz...” İfadelerine yer verdi. Eşiyle birlikte yaşadıkları tüm özel anlara rağmen, toplum baskısı yüzünden durumlarını anne babalarına bile anlatamadıklarından dert yanan G.Ö., "Valla iki yıldır lafı bir şekilde geçiştirmeyi başardık, bir iki ufak yalanla buralara kadar geldik ama ağzımızdan kaçacak, bizi okey masalarından tanıyan birileri karşımıza çıkacak diye hep bir diken üzerindeyiz." diyerek yaşadıkları stresi gözler önüne serdi. Artık internetten tanışıp evlenmenin, hatta Facebook’la başlayan bir ilişkiyi nikahla noktalamanın doğal karşılandığını ama okey odalarının bir türlü kabul görmediğini belirten B.Ö “Yalancı durumuna düşmemek için soranlara Facebook'ta oyun oynarken tanıştığımızı söyleyip konuyu geçiştiriyoruz. Hangi oyun diye ısrar eden olursa ancak o zaman mecburen Farmville diyoruz. Ona ses çıkaran olmadı şu ana kadar. Hayır oyunsa o da oyun yani. Ama bi şeyler ekip biçtiğinden midir nedir daha bir saygı görüyor. Öteki türlü kahveci muamelesi görüyorsun” sözleriyle toplumun çifte standartına dikkat çekti. Çiçeği burnunda damat B.Ö, tanışma hikayelerinin tırtlığının da kendilerini zorladığını itiraf ederken en büyük zorluğu yarın öbürgün çocuk sahibi olduklarında yaşayacaklarını söyledi. "Çocuk 'anne, baba siz nasıl tanıştınız?' diye sorduğunda ne diyeceğiz?" diyen B.Ö. şöyle devam etti: "Evladım işte annen masa açmıştı, karşısına oturup "boş" cevabını aldıktan sonra ilk eli ben açtım. O da "tb" diye tebrik etti, sonra "Orti nerden?" sorusunu sordum ve muhabbetimiz öyle başladı' mı diyeyim? O çocuk 'ben nasıl bir aşkın meyvesiyim?' diye kendini sorgulamaz mı? Bunları düşündükçe 'nalet olsun, Keşke görücü usulü ile evlenmiş olsaydık' demekten kendimi alamıyorum..."
| 0
| 292
|
Bilmem Kaçıncı Antalya Altın Portakal Film Festivali Bu Yıl da Kimsenin Umurunda Değil... Bu yıl Antalya'da bilmem kaçıncısı düzenlenen Altın Portakal Film Festivali, yerli ve yabancı kimsenin umurunda olmayan konukları ve büyük ihtimalle festival dışında bir yerde gösterilmeyecek filmleriyle bir kez daha zihinlerde herhangi bir iz bırakmadı. Tam olarak ne zaman başladığı fark edilmeyen festivalde Hülya avşar ve 3-4 kişi daha jüri üyeliği yaparken, bu sene de yine baya bir film ödül almış gibi gözüküyor. Festivalde yarışan filmlerden bir tanesinin yönetmeni olduğu tahmin edilen Uray soyadlı bir şahıs, bu yıl organizasyonun beklentilerin de ötesine geçtiğini belirterek, "Valla işte, biz bu sene yapmazlar diye düşünüyorduk. Bir kez daha düzenlenince otomatikman beklentilerimizin ötesine geçmiş oldu" ifadelerine yer verdi. Festivalin bu yılki yabancı konuklarından, hani şu Rocky 4'te de oynayan bi yaşlı adam vardı ya, adını sen söyle... Neyse işte o adam, Yaşam Boyu Başarı Ödülü'ne layık görüldü. Rocky 4'teki adam, misafir edildiği otelin barında sızması nedeniyle törene katılamazken, onun yerine ödülü alan eşi Sarah ise "Thank you and by the way, where is the fucking bathroom?" diyerek, sanatçı adına teşekkürlerini iletti. Festivalın açılış gecesine ise twitter'da kopan gürültünden anlaşıldığı kadarıyla Ömür Gedik ve yaptığı çok yanlış bir şeyler damgasını vurdu. Ödül törenlerine ara verildiği esnada, ansızın sahneye çıkarak "Sanat-Sanatçılık Ruhu-Sanatın Muhalif Duruşu" içerikli konuşmasıyla salonda büyük alkış alan ismin ise mikrofonu bir an boş bularak geceye dahil olan CHP Manavgat İlçe Başkanı olduğu ortaya çıktı. Konuşması ile birlikte "Sinemamızın eğilmeyen başı" olarak anılmaya başlanan İlçe Başkanı, daha sonra yaptığı "Ya aslında iyi bir senaryo gelirse düşünebilirim..." şeklindeki açıklamalarla beyaz perdeye göz kırptı. CHP Manavgat İlçe Başkanı'ndan sonra sahneye çıkan bir başka isim olan... Festival Koordinatörü hanfendi ise Altın Portakal'ın önümüzdeki yıllarda daha uluslararası, daha kapsamlı ve daha adına yaraşır bir biçimde yapılacağını iddia etti. Koordinatör hanım, epey bir yıldır yapıldığı tahmin edilen Festival'i hakettiği yere taşıyacaklarını vurgularken, salonda bulunan Antalya Belediye Başkanı'nın yanıtı kısa ve sert oldu: "Yapmayın..." Festivalin en ilgi çeken bölümlerinden olan kortej geçişi de, tam iş çıkış saatinde şehrin en işlek caddesi olan Işıklar'da düzenlenmesi nedeniyle bu sene de hayli yüksek katılıma sahne oldu. Kortej geçişi sırasında, konuk oyuncuların halk tarafından daha kolay tanınması için hangi dizilerde oynadıklarını belirten "Feriha'daki taksi şoförü, Muhteşem Yüzyıl'daki kellesi vurulan ibrikçi" gibi pankartlar taşıtılırken, yeni uygulama sayesinde bu yıl en azından kimi alkışladıklarını öğrenen vatandaşların coşkusu görülmeye değerdi. Birkaç gün içerisinde sona ereceği umulan festivalden, öne çıkan bazı detaylar ise şu şekildeydi: Geçen yılki festivalden kalan kırmızı halının güveler tarafından yendiğinin ortaya çıkması komitede paniğe yol açtı. Son anda devreye giren Antalya Müftüsü'nün gayretleriyle, Merkez Camii'nden getirilen halılar gala gecesine yetiştirildi... Açılış töreni sonrası düzenlenmesi planlanan kokteyl, "Öyle bir geçer zaman ki" dizisiyle çakışmasından dolayı ileri bir tarihe ertelendi... Festival için tamı tamına 7 polis ve 4 özel güvenlik tam zamanlı mesai yaptı... DHMİ Antalya Havalimanı İşletmesi, yıllık izinlerin dahi festivale göre ayarlandığını belirtti. Kurumdan yapılan açıklamada, "Özellikle festival döneminde personel rahat rahat iznini kullanıyor, çok bi yoğunluk olmuyor, biz de bi rahat nefes alıp kafa dinliyoruz" sözlerine yer verildi. Festival tanıtımı için şehrin çeşitli yerlerinde 12 adet insan boyutunda dev portakal gösteri yaptı. Yerli malı haftası kutlandığı intibasına kapılan halk, narenciyeye akın etti... Festival filmlerinin gösteriminin yapıldığı Mavi Sinema ise organizasyon boyunca kapalı gişe oynuyor... Sinema yetkilileri konu hakkında, "Valla kapattık gişeleri, zaten gelen giden pek yoktu. Biri izleyecekse de, girsin izlesin dedik işte. Ona ayırdığımız memura yazık, o gişede yaktığımız elektriğe yazık" şeklinde kısa bir açıklama yapmakla yetindi...
| 0
| 293
|
"Gandhi Kemal"le Başlayan Değişim Rüzgarından İlk Nasibini Alan Meclis Kılık Kıyafet Yönetmeliği Oldu Kemal Kılıçdaroğlu, "Gandhi Kemal" sloganıyla tek aday olarak girip geçerli 1189 delegenin tamamının oyunu alarak CHP Genel Başkanı seçildiği kurultayın ardından zor günler yaşıyor. CHP Merkez Karar Yürütme Kurulu'ndan çıkan "Kemal Kılıçdaroğlu'nun 'Gandhi' lakabının hakkını verebilmek için bundan böyle çarşafa bürünerek dolaşması" kararı karşısında şaşkınlığını gizleyemeyen çiçeği burnunda genel başkanın, "Hadi yazın neyse de, kışın napıcaz?" diyerek yakın çevresine dert yandığı gelen haberler arasında. Toplantı sırasında oldukça endişeli olduğu gözlerden kaçmayan Kılıçdaroğlu, bir basın mensubunun halka yakın olmak adına da olsa böyle bir jest yapılıp yapılamayacağına yönelik sorusunu, "Halkla iç içe olmak tabii ki en büyük önceliklerimizden biri ama benim çarşafa dolanmış bir halde vatandaşa yaklaşmam çeşitli yanlış anlaşılmalara neden olabilir. Ayrıca Hintlilerle Tibetlilerden başka bunları giyen halk var mı, onu da bilmiyorum. Mesele halka yakın olmaksa, rahmetli Ecevit'in şapkasının aynısından yaptırdım. Daha ne yapayım?" şeklinde yanıtlarken, "Söylediğim gibi kışın çarşaf zaten olacak iş değil ama, yazın giyecek olsam bile tek başıma giymem. Diğer partili arkadaşlar da, birlik beraberlik içinde giyersek giyeriz." sözleriyle de solda birlik mesajları verdi. Önümüzdeki haftalarda ilk taslağı hazır olması beklenen yeni yönetmeliğin, Meclis'ten sorunsuz olarak geçeceğine şimdiden kesin gözüyle bakılıyor.
| 0
| 294
|
Websense Uygulamasına Geçen Şirkette, Bloklanmış Sitelere Girme Çabalarından Henüz Bir Sonuç Alınamadı Akhisarlı Holding'in İstanbul Maslak'ta bulunan Genel Merkezi Hisar Plaza personeli güne Websense şokuyla başladı. Sabah saatlerinde poğaça, açma, simit ve krem peynileriyle masalarına kurulan Holding çalışanları, her zamanki gibi günün ilk haberlerini, facebook güncellemelerini ve tweet'lerini okumak için monitörlerinin karşısındaki yerlerini aldıklarında "bu siteye erişim kısıtlanmıştır" uyarısıyla karşılaştılar. Gelişme, Plaza içerisinde kaygıyla karşılanırken Holding çalışanlarının bloklanmış sitelere girme çabalarından şu ana kadar olumlu bir sonuç alınamadığı da gelen bilgiler arasında. Departman müdürlerinden stajyerlere kadar geniş çapta bir çalışan kitlesini etkileyen Websense geçişi, sabah şirkete ilk gelen personellerden satınalma uzmanı Fatih Beler (29) tarafından saat 08.17'de farkedildi. Bilgisayarını açar açmaz her sabah olduğu gibi yine Facebook'a girmeye çalışan Beler, onun yerine "bu siteye erişim şirket politikaları gereği engellenmiştir" uyarısıyla karşılaşarak şoku ilk yaşayan isim oldu. Daha önce böyle bir uygulama ile karşılaşmadığı için Facebook'un sadece kendisine engellendiğini düşünen Beler, birazdan etrafındaki herkesin aynı sorunu yaşamasıyla en azından kovulma endişesinden sıyrılırken, Websense krizi kısa sürede bütün Holding'e yayıldı. Google'da "facebook'a girme yöntemleri" araması şirket içinde 1.sıraya oturdu... m.facebook.com adresi de fayda etmedi... Plaza'da bulunan 250 adet masaüstü bilgisayar "ya nasip" denilerek restart edildi... Aylin Hanım'ın bilgisayardan anlayan üniversite öğrencisi kuzeni aranarak konu hakkında bilgi alındı. Kuzenin "yaa format lazım ona, anladım ben" sözleri güven vermedi.... İlk anda gaza gelip iPhone'undan "inanamıyorum ya şirkette her şeyi yasaklamışlar bu nasıl bi zihniyet!!!" şeklinde tweet atan İş Geliştirme Uzmanı Seda Çevik, nolur nolmaz diyerek 1 dakika sonra tweet'i geri sildi... Çalışanların %87'si operatörlerini arayarak sınırsız internet paketi hakkında bilgi aldı. Tarifeler pahalı bulundu... Kurumsal Pazarlama'dan Selin Geniş, "canım şirkette feys'i yasaklamışlar, göremiyorum resimleri :(" konulu ilk sms'i attı. Öğle yemeğine kadar benzer içerikli sms'lerin sayısı şirket genelinde 40'ı geçti... Plaza'da çalışan 600 kişiden 375'i hayatında ilk kez k-tunnel, 116'sı "dns ayarı" lafını duydu... Yasaklı sitelere giriş konusunda tecrübeli 14 personelin, "pornocu" ithamlarına maruz kalmamak için duruma müdahale etmemesi krizi daha da derinleştirdi... "Mailler de okunuyomuş" söylentisinin ayyuka çıkması üzerine geçmiş tarihli de olsa geniş çapta bir mail temizliğine gidildi. Şirket mail serverları gün sonunda %80 oranında hafifledi... Her öğle tatilinde yaptığı gibi bugün de "ben evden sandviç getirdim ya" diyerek tek başına kaldığı ofisteki vaktini youjizz.com'da geçiren Fatih Cankar, uzun süredir uğramadığı eski dostu gazetevatan'ın foto galerisine giriş yaptı... Öğle yemeğinde, "ya eskiden facebook olmadan biz napıyoduk?" sorusuna cevap arandı... İlk "big brother" benzetmesini, Çin Halk Cumhuriyeti ve İran örnekleri takip etti... IT departmanı kendini savundu: "Biz de emir kuluyuz!" İnternetten tamamen umudun kesilmesi sonucunda şirket içi intranet'e akın oldu. İnsan Kaynakları tarafından intranet'e yüklenilen "eğitim fotoğraflarımız" köşesinden kız beğenilmeye başlandı... 35 kişi, Facebook'tan önce üye olduğu arkadaşlık sitelerine yönlenmek zorunda kaldı. Bunların 20'si kullanıcı adı-mail eşleşmesini hatırlayamadığı için giriş yapamazken, "annenizin kızlık soyadı nedir" sorusuna doğru cevap verebilen 8 kişi 80630'a, 4 kişi de Yonja'ya giriş yaptı... Finans'da çalışan Ceren Kalyoncu'nun telefonda kısık sesle "88.122.15.14 yazdım...tamam...'uygula'ya mı basıyorum şimdi?" dediği duyuldu... İş yerinde torrent'ten film indirme olanağını kaybeden Erhan Parlak, evindeki 4 gb kotalı interneti sınırsıza çevirebilmek için ttnet call center'ını aradı... "Excel'de gizli yarış oyunu varmış" efsanesi Plaza'da yayıldı... Online bahiste bugüne kadar kazandığı meblağlarla göz dolduran Cihat Şanverli, bahis ve skor sitelerinin yasaklanması nedeniyle maçları takip etmekte büyük sıkıntı yaşadı. Cep radyosuyla uzun dalgadan cızırtılı bir biçimde Fransa Kral Kupası maçını yakalayan Şanverli, telefon açtığı annesini iddia bayine yollayarak Toulose-Lyon maçına üst oynattı... Ceren Kalyoncu, en ufak bir fikrinin dahi olmadığı ağ ayarlarını umutsuzca kurcalamaya devam ediyor... 9gag.com'un henüz yasaklanmadığı üzerine yayılan dedikodu, şirkette kısa süreli bir heyecana sebep oldu. Bu durum, 16.10 gibi IT departmanının da dikkatini çekince beklenen son yaşandı... Plaza genelide 14 çalışan Solitare'de kişisel rekorlarını kırdı... Ceren Kalyoncu, bilgisayarının artık internete hiç giremediği şikayetiyle, IT departmanından yardım istedi... Yasaksız bir Türkiye konusunda herkes hemfikir olarak servislere dağıldı...
| 0
| 295
|
Milletvekili Olmak İçin Evden Kaçan E.G (18), Ankara Pavyonlarına Düştü Milletvekili seçilme yaşının 18'e düşürülmesiyle ilgili tartışmalar, bu sabah Ankara Yenimahalle'de ortaya çıkan bir aile dramı ile yeni bir boyut kazandı. Konunun gündeme gelmesinin ardından, Malatya'daki evinden kaçarak Ankara'ya gelen 18 yaşındaki E.G polisin Yenimahalle'deki bir pavyona yaptığı baskında zenne kıyafetleri içinde göbek atarken bulundu. Talihsiz genç ailesine teslim edilirken Ankara Emniyet Müdürlüğü, milletvekili yapma vaadiyle gençleri ağına düşüren kötü niyetli şahıslar konusunda aileleri uyardı. Dün gece 23 sularında Ankara Yenimahalle'deki Dostlar-2 adlı pavyona baskın düzenleyen Ankara Emniyet Müdürlüğü Ahlak Masası Ekipleri, kaçak çalıştırılan çok sayıda yabancı uyruklu kadınla birlikte E.G. adlı genci de gözaltına aldılar. Zenne kıyafetleri içerisinde Ankara havasına göbek atarken bulunan E.G'nin, geçtiğimiz ay 18 yaşına bastığı anlaşılırken, talihsiz gencin emniyette yapılan ilk sorgusu ise yürek burkan bir hikayeyi açığa çıkardı. Küçüklüğünden beri en büyük hayalinin milletvekili olmak olduğunu ifade eden E.G , 18 yaş mezvusunun gündeme gelmesiyle birlikte 3 gün önce Malatya'daki evinden kaçarak Ankara'ya geldiğini belirtirken, polise verdiği ifadede şunları söyledi: "Ankara'ya iner inmez otogarda M.T ve Ş.A adlı şahıslarla tanıştım. Onlara durumu izah edip TBMM'ye nasıl gidebileceğimi sordum. Benimle çok ilgilendiler. Mecliste tanıdıkları olduğunu, istersem milletvekili olmam için bana yardımcı olabileceklerini söylediler. Ardından 'Meclise böyle gidilmez, sana güzel bir takım elbise falan lazım' diyerek beni Ankara'da bir kaç saat gezdirdiler..." "Bu şahıslar birlikte epey bir mağaza dolaştıktan sonra saat geç olduğu için Meclis'e bir sonraki gün gitmeye karar verdik. Kalacak yerim olup olmadığını sordular. Yok dedim. O zaman gel bu gece bizde kal diyerek beni evlerinde misafir ettiler. Gecekondu gibi bir eve gittik. Orada biri bayan 2 şahıs daha vardı. Yemekten sonra bana bir ağırlık çöktü. İçtiğim kolaya bir şey katıldığını tahmin ediyorum. Sabah uyandığımda üzerimde bir zenne kıyafeti, söz konusu şahısların ellerinde de onlara 100.000 TL borcum olduğunu gösteren senetler vardı. 'Borcunu ödeyene kadar bizim için çalışacaksın' dediler. Mecbur boyun eğdim..." İfadesinin alınmasının ardından E.G'nin ailesiyle temasa geçen Emniyet yetkilileri, baba A.G ve anne F.G'ye ulaşarak çocuklarının bulunduğunu müjdelediler. Sabah saatlerinde Ankara'ya varan acılı aile ve evlatlarının buluşmasında gözyaşları sel olurken, fenalaşan anne F.G'ye sağlık ekipleri tarafından müdahale edildi. E.G'nin ailesine teslim edilmesinin ardından basın mensuplarının sorularını yanıtlayan baba A.G, oğlunun küçük yaşlardan beri milletvekili olma hayalleri kurduğunu söyleyerek şöyle devam etti: "Taa çocukken bütün gün Meclis TV'yi izler, elinde annesinin tarağıyla oradaki milletvekillerinin konuşmalarını taklit ederdi. Her ne kadar biraz gerizekalı olsa da açıkçası evladımızın böyle büyük hayallerinin olması bir yandan bizim de hoşumuza gidiyordu. Bu 18 yaşı muhabbeti açıldığından beri çok heyecanlıydı, evin içinde yerinde duramıyordu. Hareketlerinden şüphelenmiştim ama gençlik hevesidir gelir geçer diye çok üzerinde durmadım. Sonunun buraya varacağını bilsem eve zincirlerdim..." E.G'nin 3 gün önce "Anne, baba ben kafaya koydum milletvekili olacağım. Ankara'ya gidiyorum. Peşimden gelmeyin. Parlementoya girince size para yollarım" şeklinde bir not bırakarak kayıplara karıştığını belirten acılı baba, durumu derhal polise haber verdiklerini ancak çocuğun gerçekten milletvekili olması ihtimali nedeniyle emniyet yetkililerinin işlem yapmaktan çekindiğini de sözlerine ekledi. E.G ve ailesi memleketlerine dönerlerken, milletvekili olarak kısa yoldan paraya, şöhrete ve lojmana kavuşma hayali kuran gençlerin kötü niyetli şahıslar tarafından istismar edilmeye açık olduklarını ifade eden Ankara Emniyet Müdürlüğü, aileleri çocuklarına sahip çıkmaları konusunda bir kez daha uyardı.
| 0
| 296
|
Matematiğin Nobel’i, Facebook’ta “4*4+4*4+4-4*4=?” Sorusunu İlk Paylaşan Türk’ün Oldu 2006 yılında Orhan Pamuk’un edebiyat dalında aldığı Nobel’in ardından bu yıl Türkiye yeni bir ödülle sevindi. “Matematiğin Nobel’i” olarak anılan Abel Ödülü, Facebook üzerinden “4*4+4*4+4-4*4=?” sorusunu ilk paylaşan kişi olan Ramazan Kartuna’nın(28) oldu. Yapılan açıklamada, Kartuna’nın paylaşımının kitleler arasında kutuplaşmalar yaratarak hiç olmazsa bir süreliğine matematik konuşturduğu için ödüle layık görüldüğü belirtilirken, yıllardır süregelen sıkıcı matematik teorilerine ödül verme geleneğine de bu ödülle bir son verildiği ifade edildi. Abel Matematik Ödülleri Genel Direktörü Jorghan Matersen, bugüne dek matematik dalında verilen ödüllerin geniş kitleler tarafından pek de anlaşılmadığını, kendilerinin dahi zaman zaman ödül verdikleri konuyu irdelemekte zorlandıklarını belirtti. Matersen “Uzay geometrisi ayrı dert, ileri calculus’u ayrı dert. Bazı sene önümüze öyle teoremler geliyor ki bırakın ödüle layık olup olmadığına karar vermeyi daha ikinci satırdan itibaren bana fenalıklar geliyor. Neden bahsettiğini anlamadığımız adamlara yıllardır tiko para milyonlarca İsviçre Frank’ı ödedik…” sözleriyle komite olarak çektikleri zorluklara değindi. “Bu Nobel - Abel işinin ekmeğini bir tek edebiyatçılarla barışçılar yiyor ben size açıkça söylemiş olayım. Bu iki ödülü alanlar dışında kimse hatırlanmıyor bile” diyen Matersen, bu görüşten yola çıkarak artık matematik ödüllerinin herkesin seveceği, halktan insanlara verilmesi kararını aldıklarını belirtti. Matersen, "araştırmalar sonucu matematik alanında halk kitleleri tarafından en çok konuşulan, cevabı en çok merak edilen sorunun '4*4+4*4+4-4*4=?' olduğunu tespit ettik" derken, soruyu Facebook üzerinden ilk yayan isim olan Ramazan Kartuna’nın da bu nedenle ödüle layık görüldüğünü açıkladı. Matersen “Evet, kabul ediyorum ilk anda dört işlemden ibaretmiş gibi görünen bu soru öyle çok ödüllük gibi durmuyor olabilir. Ama birer dakikanızı ayırarak çözmeye kalkışırsanız birazdan birbirinize gireceksiniz. Sırf bu yüzden bizim komitede bile ciddi kutuplaşmalar yaşandı, nice küslükler oluştu, birbirinin yüzüne galiz küfürler eden profesörleri gördü bu gözler… Matematik aracılığıyla bir insan kitleleri böylesine birbirine düşürebiliyorsa, eh, o adam ödülü hak etmiş demektir” diyerek Kartuna’ya tebriklerini iletti. Aldığı Abel ödülünün şaşkınlığını henüz üzerinden atamayan Ramazan Kartuna ise, ilk olarak soruyu bir yerde mi gördüğünü yoksa kendisinin mi yarattığını tam olarak hatırlayamadığını belirtti. “Abel Komitesi 1 milyon İsviçre Frank’ını bana veriyorsa demek ki ben bulmuşumdur bu soruyu, yalan yanlış iş yapacak değil koca adamlar” diyen Kartuna, paylaşımı ilk yaptığı anda asıl amacının biraz ilgi çekmek, fazladan birkaç arkadaş edinmek olduğunu sözlerine ekledi. Matematiğe karşı öyle ahım şahım bir ilgisi olmadığını, lise yıllarından itibaren tipik bir TM’ci olarak yaşadığını belirten Kartuna, sorunun cevabına ilişkin olarak da henüz kafasının netleşmediğini aktardı. Kartuna, “Cevaba 20 diyenler var ama ben pek ikna olmadım. Soru biraz çözümsüz gibi kaldı bence. Ama iyi de oldu, belki de matematik tarihine ‘Kartuna Açmazı’ olarak geçer, belki yüzyıllarca çözülemez de namımız yürür” diyen Kartuna son olarak takipçilerine ve matematik dünyasına seslendi: “48÷2(9+3) = ?... Hadi buyurun buradan yakın, bende numaralar bitmez!”
| 0
| 297
|
Bir Süredir Oldukça Agresif ve Gergin Olan Türkiye, Biraz Yalnız Kalıp Düşünmek İstiyor Gerek vatandaşlarca ve gerekse dünya kamuoyu tarafından son zamanlarda iyiden iyiye hissedilmeye başlanan Türkiye'nin sergilediği dengesiz ve agresif davranışların nedenleri, bugün öğle saatlerinde hükümet tarafından masaya yatırıldı. Düzenlenen basın toplantısında ülke olarak istemeden rahatsızlık verdikleri herkesten özür dileyerek sözlerine başlayan Devlet Bakanı Şeref Eryalçın, "Ya niye böyle olduk bilmiyoruz ama kusurumuza bakmayın. Gerçekten son zamanlarda sinirlerimiz tel tel oldu... Ne dediğimizin, ne yaptığımızın farkındayız… Ülkece biraz yalnız kalıp, düşünmeye ihtiyacımız var. Belki de mevsim değişikliğindendir bu halimiz, bilemiyorum" şeklindeki sözleriyle, Türkiye adına adeta günah çıkarttı. Bundan önce de ülke halinde hassas dönemden geçtiklerini ancak bu kez durumun biraz daha farklı olduğunu ifade eden Şeref Eryalçın, "Noldu bize, niye bu hale geldik inanın bir fikrimiz yok... Yani böyle bi şeyi de dert ettiğimizden değil. Hani 'Sorun ne' deseniz öyle net anlatabileceğimiz bi şey de yok. Ve fakat, maalesef genel bi can sıkıntısı hali, bi tuhaflık çöktü üstümüze" derken, kendisinin de oldukça yıpranmış bir halde olduğu gözlerden kaçmadı. Toplantı esnasında bazen uzaklara dalan, bazen de gözleri dolan Bakan Eryalçın, kelimeler ağzından zorla dökülse de sözlerine şu şekilde devam etti: "Farkındayız, bir süredir ne söylediğimiz laflar lafa benziyor, ne yaptığımız işler bir şeye benziyor. Ben burada tüm kamuoyunun huzurunda komşu ülkelerden ve tüm dünyadan bir kez daha özür diliyorum. Yapmamamız gereken şeyler yaptık, hiç olmayacak yerde Rusya'ya, İran'a, Birleşmiş Milletler'e atarlandık falan ama yok yani aslında ülke olarak kalbimiz temiz bizim. Sadece biraz yıprandık, her şey gözümüze batmaya başladı o kadar... İnanın bu sadece dış dünyaya karşı böyle değil, kendi içimizde de tahammülsüz bir ülke olduk çıktık. Artık ülkece şekerimiz mi düşüyor, tansiyonumuz mu fırlıyor ne oluyor emin değilim ancak bir anda gözümüz kararıyor işte... Naptığımızı bilemez hale geliyoruz..." Daha sonra sözlerini "Yemin ederim benim bile sinirlerim çok bozuldu" şeklinde sürdürürken kahkahalara boğulan Şeref Eryalçın, kendini toparlamasının hemen ardından bu sefer de ağlama krizine girerek toplantıya ara vermek zorunda kaldı. Yardımcılarının büyük gayretiyle tekrar gazetecilerin karşısına çıkan Bakan Eryalçın, mevsim geçişlerinin hem ülkenin, hem kendisinin psikolojisini bozduğunu itiraf ederken, "Tabii sadece o değil. Hep bir şeyler eksik. Olmuyor, yapamıyoruz... Her şeyi bırakın, sanatta, sporda falan bile avunamıyoruz. İşte görüyosunuz, milli takım bile her önüne gelene yeniliyor" derken, daha fazla konuşmak istemediğini belirterek açıklamalarını şu şekilde noktaladı: "huzun_sarisi_blog.turkiye.gov.tr... Ben daha fazla bişi demiycem, girip okuyabilirsiniz son dönemde yaşadıklarımızı... Son çare olarak içimizi dökmek için açtık orayı... Kendi kendimize bir not defteri gibi, bi günlük gibi... Hatta bi gecelik... Çünkü günler gene hadi bi şekilde geçiyor ama geceleri çok yalnız, çok yalın, çırılçıplak hissediyoruz kendimizi... Başbakanımız hariç... Ona çıplak demiş gibi olmayalım... Şimdi müsaadenizle ben odama çekilmek istiyorum..." Bakan Eryalçın tarafından Türkiye'nin psikolojik durumunu ortaya koyan bu sözlerin ardından Birleşmiş Milletler'den "Sizi çok iyi anlıyoruz" şeklinde özetlenebilecek kısa bir destek yazısı geldi. Türkiye'nin çok hassas bir ülke olduğunun belirtildiği yazılı açıklamada, "Her şeye rağmen siz o güzel kalbinizi üzmeyin. Belki bu süreçte hava değişimi almanız iyi gelebilir. Çıkın bir güneye falan gidin... /(Hayır, tabii ki Suriye'yi kastetmiyoruz)" şeklindeki ifadeler yer aldı.
| 0
| 298
|
Sevgilisi ile Bir Haftadır Kavgalı Olan Burak Tarım, En Azından Mevzunun Ne Olduğunu Öğrenebilmek İçin Yoğun Çaba Sarfediyor Yaklaşık iki yıldır süren Burak Tarım (23) – Pelin Bozok (21) ilişkisi, son bir haftadır tarihinin en gergin günlerini yaşıyor. Tansiyonun her geçen gün yükseldiği gerginlikle ilgili olarak bu sabah basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Burak Tarım, "Şu an herkes gibi ben de ne olduğunu anlamaya çalışıyorum. Geçen cumartesi dışarıda gayet güzel vakit geçirmiştik ancak o günden beridir bir suratsızlık, bir nemrutluk... Bilmiyorum" derken, sorunun ne olduğu ile ilgili sorularına karşılık sadece "sen şimdi benim neye kızdığımı gerçekten bilmiyor musun Burak!" şeklinde yanıt alabildiğini ifade etti. Her şeyin fitilini ateşleyen o talihsiz cumartesi gününü net olarak hatırladığını söyleyen genç sevgili, Pelin'le birlikte geçirdikleri son mutlu günü basın mensuplarının önünde masaya yatırdı. "Önce sinemaya gittik, oradan da bir arkadaşın doğum gününü kutlamak için bir bara... Şimdi, parçaları birleştiriyorum: üzerimde bana aldığı kazak vardı. Kıyafetten bana kızmış olamaz..." şeklinde konuşmasına başlayan Burak Tarım, "Film desek, 'To Rome With Love'’a gittik. Yani öyle elim kolum da pek oynamadı filmde, en azından yer göstericinin gelip uyaracağı bir durum yaşanmadı. Kızsa geçen sefer ona kızardı çünkü, o da değil demek ki. Ne oldu acaba, Woody Allen’a falan mı kızdı ki? Hiçbir fikrim yok inanın" diyerek, henüz çözüme pek yaklaşamadığını belirtti. Arkadaşlarının doğum gününde yaşananları da sorgulayan Burak Tarım, gittikleri barda çok fazla gözüne çarpan bir şey olmadığını ifade etti. Doğum gününün Pelin ile çok sevdikleri ortak bir arkadaşlarına ait olduğunu belirten Tarım, "Yani, şimdi Pelin Ece'yi sever. Onu biliyorum. Hani arada kıskanma gibi mevzular olur mu diyorum ama yok yani, Pelin öyle bir kız değil" derken, gecede 5 dakika başkasıyla ilgilendiyse, hemen peşi sıra 5 dakika da sevgilisi Pelin'e vakit ayırdığının özellikle altını çizdi. Evlerine giderken bindikleri taksinin şoförüyle alkolün de etkisiyle yol boyunca siyasetten futbola birçok konuda konuştuklarını dile getiren Burak Tarım; "Hani bakıyorum, bakıyorum; En geçerli neden buymuş gibi geliyor" dedi. O gece, alkolün de etkisiyle Alex'in gidişini haklı bulduğunu hatırlatan Tarım, "Konuyu gereksiz yere uzattım galiba. Belki sebep bu olabilir, haklıdır, kalması gerektiğini düşünüyordur. Ama yani onu da kaç kere sordum, 'Ya Burak, ne alakası var yaa' diyerek beni yine tersledi" ifadelerine yer verdi. Ne olduğunu bilmese de, Pelin ile aralarındaki problemi çözmek için her yolu deneyeceğini de vurgulayan talihsiz genç; "Şu saatten sonra sorunun ne olduğu, çok da önemli değil açıkçası. Ben muhtemel sorunların hepsinin üzerinden bir kez geçip, özür dileyerek bir şekilde Pelin'in gönlünü alacağımdan eminim" şeklindeki sözleriyle, her şeye rağmen umudunu koruduğunu da gözler önüne serdi. Pelin'in arkadaşları ise gerilim ile ilgili olarak "Valla Pelin durduk yere böyle yapacak bir kız değil. Kendi özelleri olduğu için biz de sormadık ama Burak muhtemelen çok yanlış yapmış, en kısa zamanda bunu telafi etmeli yani" görüşünde birleşirlerken, zar zor ulaşılarak konu hakkında bilgi almaya çalışılan Pelin Bozok: “Burak’a sorun, o ne yaptığını herkesten daha iyi biliyor” açıklamasıyla yetindi. Haber yayına hazırlandığı sırada çiftin arasındaki gerginlik sürerken, son olarak Pelin Bozok'tan gelen "6 ay önce de aynı şeyi yaptın sesimi çıkarmadım..." şeklindeki sms, krizin nedenini bulma konusunda zayıf da olsa bir umut ışığı doğurdu.
| 0
| 299
|
Subsets and Splits
No community queries yet
The top public SQL queries from the community will appear here once available.