text
stringlengths
1
34.5k
label
int64
0
1
__index_level_0__
int64
0
19.5k
Eurovision'da Yine Sonuncu Olan İngiltere'de Halk Sokaklara Döküldü Son on yıl içinde Eurovision şarkı yarışmasında üç kez sonuncu olan İngiltere, geçtiğimiz haftasonu Oslo'da yapılan 58. Eurovision şarkı yarışmasında da sonuncu olmaktan kurtulamadı. Bardağı taşıran bu son damla, İngiltere'de beklenmedik bir halk hareketine dönüşürken, İngiltere Kültür ve Turizm Bakanlığı önünde pankart açıp eylem yapan göstericilerle polis arasında çıkan çatışmalarda, bir polis ve altı gösterici yaralandı. İngiltere'nin Eurovision şarkı yarışmasında özellikle son 10 yıldır üst üste aldığı başarısızlıklar ülkeyi ayağa kaldırdı. Başarısızlığın en büyük sorumlusu olarak gösterilen İngiliz Kültür ve Turizm Bakanı Sir Arsen Buckley, yaşananlar karşısında şaşkınlığını gizleyemediğini ifade ederek vatandaşları sükunete davet etti. Bakanlık önünde yaşanan olaylardan sonra bir basın açıklaması yapan Sir Buckley; "Son yıllarda, İngiliz basınında çıkan Eurovision yarışmasını ve müzikal değerini aşağılar nitelikteki haberlere kanıp 'nasılsa kimse sallamıyor diye' yarışmaya rastgele birilerini göndermeye başladık. Hatta geçen sene Liverpool - Fulham maçının devre arasında yaptığımız çekilişle seçilen 5 talihli vatandaşımız temsil etti bizi. Nereden bilebilirdik, meğer değerli İngiliz halkı hep içine atıyormuş." sözlerine yer verdi. 1957'den beri Eurovision'a katılan İngiltere'nin yarışma tarihinde İrlanda'dan sonra en çok birinciliği olan üç ülkeden biri olduğunu ve şanla şerefle dolu elli üç yılı geride bıraktığını kaydeden Buckley, "Bağrından Beatles'lar, Pink Floyd'lar çıkarmış aziz bir milletin böyle şaibeli bir yarışmayı bu kadar ciddiye alması gerçekten düşündürücü." diyerek Eurovision'da özellikle son döndemde oynanan siyasi oyunlara dikkat çekti. Buckley, "Bakıyorum şimdi Rusya'dan ayrılmış on tane ülke var; Hepsi de maşallah Rusya'ya çalışıyor. Almanya desen; yok Avusturya Krallığı, yok Hollanda Dükalığı derken bir şekilde yolunu buluyor. Kuzeydekileri söylemeye bile gerek duymuyorum, onlar hepten teşkilat. Manzara çok açık, maalesef İngiliz'in gerçekten de İngiliz'den başka dostu yok." sözleriyle, ülkenin birlik ve beraberliğe her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulan zor bir dönemden geçtiğini ifade etti. Açıklamasında, 2010 Eurovision Birincisi Alman Lena Meyer'i kutlamayı da ihmal etmeyen Buckley, sözlerinin devamında ise adeta açtı ağzını yumdu gözünü: "Yani güzel şarkı, tebrikler ama, niye İngilizce? Onu da anlamış değiliz hala. Koca Almanya, Almanca şarkı söyleyecek birini bulamamış mı? Zaten yarışmaya girenlerin yarısı İngilizce şarkı söylüyor, diğer yarısı da dili döndüğünce söylemeye çalışıyor. Aksanlarını, telaffuzlarını dinlerken inanın onlar adına ben utanıyorum ekran karşısında. Daha doğru düzgün "congratulations" diyemeyen, sorsan past tense'le perfect tense'in arasındaki farkı söyleyemeyecek tıynette insanlara puanlar yağdırılırken bizim sonuncu olmamız gerçekten çok acı. Resmen kendi dilimizle rezil oluyoruz." Son olarak, gelecek sene düzenlenecek Eurovision için daha şimdiden hazırlanmaya başladıklarının altını çizen Buckley, "Bakanlık olarak elimizden geleni yapacağız. Özlediğimiz birincilik için yerel ezgilerin modern sazlarla sentezlenmesinden, garip kostüm tasarımlarının yapılmasına kadar her şeyi yapmaya hazırız. Belki işin sırrı kötü İngilizce'dedir diye ekibi de Pakistanlı göçmenlerden kurmayı düşünüyoruz. İnceldiği yerden kopsun..." diyerek, bu konudaki kararlılıklarını ortaya koydu.
0
400
Barış Süreci Özelleştirme İhalesine Firmalardan Yoğun İlgi Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından, PKK ile yürütülen barış müzakereleri sürecinden hazineye kaynak aktarılması amacıyla geçtiğimiz hafta başlatılan "Barış Süreci Özelleştirme Hamlesi"ne yerli ve yabancı firmaların yoğun ilgisi devam ediyor. Bu doğrultuda 1.5 Milyon TL muhammen bedelle satışa çıkarılan "İmralı Adası Yolcu Taşıma Hizmeti" ihalesi, 2.2 Milyon TL karşılığında 4 yıllığına İDO'nun olurken, İDO Genel Müdürü Salih Kaygusuz, önümüzdeki haftadan itibaren Ada'ya turnike konularak bilet satışına başlanacağını açıkladı. İhale sonrası basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Kaygusuz, ilk aşamada İmralı'ya giden BDP heyetlerinden gelir elde etmeyi hedeflediklerini belirterek, esas hedeflerininse Haziran Ayı'ndan itibaren Ada'yı turistik gezilere açmak olduğunu ifade etti. Hesaplamalarına göre, sadece BDP heyetine bilet kesseler bile müzakerelerin 2. yılından itibaren masraflarını çıkararak kara geçmeye başlayacaklarını söyleyen Kaygusuz, muhtemel firar denemelerinin önüne geçmek için giriş çıkıştaki kişi sayısının, kullanılan bilet sayısı ile karşılaştıralacağını da vurgulayarak kamuoyunu rahatlatan mesajlar verdi.   Özelleştirme İdaresi Başkanı Candemir Günkul ise, yolcu taşıma ihalesinin Barış Süreci özelleştirme hamlesinin ilk adımı olduğunu belirterek, önümüzdeki haftalarda açılacak diğer ihalelerle birlikte toplam 200 Milyon TL'lik bir gelir hedeflediklerini kaydetti. Günkul, özellikle "İmralı-Kandil Kurye Hizmeti" ve "Akil Adamlar Şehirlerarası Toplu Taşımacılık Hizmeti" ihalelerine yerli ve yabancı bir çok firmanın şimdiden yoğun ilgi gösterdiğini belirtirken, "Barış Süreci Ana Sponsorluğu" için yürütülen pazarlıklarda da mutlu sona yaklaşmakta olduklarını müjdeledi. "Spekülasyon olmasın diye şimdi bir isim vermek istemiyorum ama Dünya çapında bir marka ile sponsorluk konusunda önemli bir aşamaya geldik. Ufak tefek bazı pürüzler var, onları halledebilirsek önümüzdeki günlerde imzayı atacağız" diyen Günkul, şöyle devam etti: "Öncelikle Barış Süreci'nin önüne kendi markalarını koymak gibi bir talepleri var. Haber bültenlerinde falan 'Bilmemkimin sunduğu barış süreci reklamlardan sonra devam edecek...' şeklinde ibareler geçmesini istiyorlar. Bize de biraz saçma geliyor açıkcası ama neticede bu işler biraz da paraya bakıyor, kesenin ağzını açarlarsa neden olmasın? Onun dışında bir de Akil Adamlar'a tek tip forma giydirilmesi ve formanın ön kısmında kendi logolarının olması şeklinde bir madde var. 'Bunlar yaşını başını almış ağır adamlar, forma giydiremeyiz, sıkıntı olur' dedik, ikna olur gibi oldular. Belki forma şeklinde değil de bi nevi kostüm gibi olabilir. Pelerinli falan. Neyse onu da çözücez bi şekilde..." Uygulamanın başarılı olması durumunda yaygınlaştırılacağını da ifade eden Günkul, "Bundan sonrası için yeni anayasa yazım sürecinin özelleştirilmesi ve anayasanın arka kapağı için reklam sponsorluğu gibi düşüncelerimiz var. Ancak henüz bir şey söylemek için erken, zamanı gelince onları da açıklayacağız" sözleriyle açıklamalarına son verdi.
0
401
Ilımlı Nazilik Söylemiyle Dikkatleri Üzerine Çeken Alman Milliyetçi Partisi Lideri ‘Münakaşam’ İsimli Kitabını Halka Tanıttı 2. Dünya Savaşı’nın ardından her geçen yıl sürekli kan kaybeden ve kısıtlı bir Neo-Nazi kitlesi dışında halktan umduğu desteği göremeyen Alman Milliyetçi Partisi’nin Genel Başkan Helmut Bohfman, yaklaşan yerel seçimler öncesinde ‘Ilımlı Nazilik’ adını verdikleri yeni atılım hamlesine hız verdi. Bohfman, bu doğrultuda ılımlı Naziliğin prensiplerini açıkladığı kitabı ‘Münakaşam’ı (Nein Kampf, Mein Diskussion) dün akşam saatlerinde halka tanıtırken, bugüne dek Naziliğin hep yanlış aktarıldığını, oluşan ön yargılar nedeniyle en çok kendilerinin yara aldığını söyleyerek bu duruma artık dur diyeceklerini belirtti. Almanya’da uzun süredir seçimlerde umduğunu bulamayan ve bir hayli zor günler geçiren Alman Milliyetçi Partisi, ılımlı söylemleriyle dikkatleri çeken Helmut Bohfman önderliğinde başlattığı halka yakınlaşma hamlesinde yeni bir döneme girdi. Genel Başkan Bohfman’ın parti örgütünce merakla beklenen yeni kitabı Münakaşam’ın dün akşam Berlin’de bulunan Genel Merkez binasındaki tanıtımında umut ve coşku vardı. Tanıtımdaki konuşmasına bir parti geleneği olarak görülen “Hail Hitler!” selamı yerine “Hallo Berlin!” çağrısıyla başlayan Bohfman, ılımlı Nazilik hakkında çarpıcı açıklamalarda bulundu. Geçmişte yaşanan "Auswitch olayları" gibi bazı tatsızlıkların sürekli gündeme getirilmesi nedeniyle Naziliğe karşı haksız bir ön yargı oluştuğunu ifade eden Bohfman, bu alanda artık çok daha barışçıl bir politikayı hedeflediklerini dile getirdi. “Evet zamanında bir takım talihsiz olaylar yaşanmış olabilir ancak artık bunları gündeme getirmenin kimseye bir faydası yok. Almanya için güneş enerjisi gibi alternatif enerji kaynakları olduğu müddetçe biz Yahudi yakmaya karşıyız. Ha yarın bir gün bir sıkıntıya düşülür, Rusya doğalgazı kesmeye kalkar, Nükleer santrallerimizde bir sıkıntı olur o zaman oturur tekrar değerlendiririz ama bugünün mevzusu değil bunlar...” diyen Bohfman yaklaşan dönemde ‘Ekolojik Nazilik’in de gündemlerinde olacağının altını çizdi. Partinin imajını olumsuz bir şekilde etkileyen dazlaklığa da eserinde geniş yer verdiğini ileten Bohfman “O dazlaklık işi nerden çıktı ben de hiç bilmiyorum. Bak Bruce Willis’e yakışıyo, o Erol Evgin’in oğlu vardı bir ara, ona yakışıyo ama şimdi tutup da tüm gençlik kollarının dazlak oluşu da hoş bir şey değil. Şu kürsüden bakınca ışıl ışıl kafa görünüyor sırf, insanın gözünü alıyor. Hayır dazlaklık Naziliğin en başlarında yok zaten. Önderimiz Adolf Hitler'in savaşın sonuna doğru saçları sıkıntıdan döküldü, tepesi biraz açıldı ama hepsi o. Bunlar hep Naziliğe sonradan giren şeyler. Gerçek Nazilik bu değil...” sözleriyle gençlik kollarından en azından başlangıç olarak saçlarını üçe vurdurmalarını talep etti. Konuşmasında gençlik kollarının eleştirilecek yanları olmasına rağmen bugüne kadar çok değerli hizmetlerde bulunduğunu da belirten Bohfman'ın “Biz kendi içimizde günahını sevabını tartışırız ama dışarıdan gelen insafsızca saldırılara karşı göğsümüzü siper etmekten de geri durmayız. Nazi hücre evi diye bir şey uydurmuşlar mesela. Ne var o evde, napılıyor diye sorsan cevap veremezler. Alman milliyetçiliğine gönül vermiş çok değerli büyüklerimizn evlerinde gençlerimiz beraber domuz sosisi yiyip, bira içip, Almanlık üzerine sohbet ediyolar. Bunun neresi kötü sorarım size? Bunun kime zararı var? İşte istediğimiz Nazi gençliği budur. Kitapta da bu konulardan bolca bahsettim, mutlaka okumanız gereken çok feyizli kısımlar var” sözleriyse salonda uzun süre alkış aldı. Son olarak kitabının ismini tahmin edildiği üzere Adolf Hitler’in “Kavgam” isimli eserine bir gönderme olarak seçtiğini söyleyen Bohfman, bundan böyle hedeflerinin kavga dövüş değil, tartışma ve münakaşa olması gerektiğini vurguladı. “Bizim hayalimiz, 2. dünya savaşında emperyalist güçlerin Naziliğe yaptığı zulümleri, Nurnberg mahkemelerinde ipe yollanan kanaat önderlerimizi unutmayan, kininin peşinde bir nesil. Ancak biz bizeyiz açık konuşayım, şu günlerde öyle ortalık yerde kavgam mavgam demek hiç akıl işi değil. Toplasan bir avuç Nazi’yiz şurada, bırak solculara falan dokunmayı Yeşiller’le bile takışsak Allah muhafaza adamlar çiğ çiğ yer bizi. Her gün ıspanakla beslenen insan bunlar, şakası olmaz” diyen Bohfman, “kamyonda MAN, karıda Alman, Başbakan Helmut Bohfman!” sloganları eşliğinde omuzlara alınarak uğurlandı
0
402
'‘Ben Burdan Atlarım’'la Büyük Beğeni Toplayan Show TV'den Yepyeni Bir Yarışma Daha: ''En Uzağa Ben İşerim!’' Son olarak ekranlara taşıdığı Ben Burdan Atlarım’ın yakaladığı başarı üzerine çıtayı yükselten Show TV, düşük maliyetli yepyeni bir yarışmayı daha seyircilerle buluşturmaya hazırlanıyor. Halk kültürümüzün önemli öğelerinden biri olan uzağa işeme mücadelesini ünlülerin gündelik hayatlarıyla birleştiren "En Uzağa Ben İşerim!" adlı yapımla yaza damga vurmaya hazırlanan kanal, programın sponsorluğu için de Hamidiye Suları ile el sıkıştı. Türkiye’nin öncü kanallarından Show TV, ünlü isimlerin havuza atlama performanslarından oluşan ‘Ben Burdan Atlarım’ adlı yarışmanın yakaladığı ivmenin ardından iddialı bir yapımla daha izleyicilerin karşısına çıkmaya hazırlanıyor. Kanalın İç Yapımlar Sorumlusu Altan Mısraoğlu, Hamidiye Suları'nın sunacağı “En Uzağa Ben İşerim”in çekimlerine önümüzdeki ay start vereceklerini açıklarken, bugüne dek ıssız adaya atılmaktan, buz üstünde dans ettirilmeye dek çeşitli şekillerde değerlendirilen ünlü isimlerin bu kez en samimi, en doğal halleriyle ekranlarda görüleceğini ifade etti. “Televizyonda sadece fay hattıydı, Richter ölçeğiydi derken izlediğimiz bir deprem profesörünü karın üstü havuza atlarken görmekten daha keyifli ne olabilir? Havuzdan yeni çıkmış bir Bayhan’dan daha çok seyirciyi ne eğlendirebilir? Elbette işeyen bir grup ünlü…” diyerek yeni yarışma fikrinin nasıl doğduğunu aktaran Mısraoğlu, format olarak 15 ünlü ismin gün boyu sıvıya maruz bırakıldığı bir ev planladıklarını söyledi. Mısraoğlu, “Yarışmacılara bolca su vericez, önümüz yaz, eğer bir manavdan sponsorluk alabilirsek karpuza da yükleniriz… Biz izin verene kadar herkes çişini tutmak zorunda. Tutamayan direkt eleniyor. İşaret verdiğimizde de hepsi bir çizgi üzerinde hizalanıp aynı anda işemeye başlacaklar. Orada da en kısa işeyen eleniyor. Böyle böyle tek kişi kalana kadar sürecek yarışma" sözleriyle formatı özetlerken, yarışma içindeki diğer atraksiyonları da şöyle aktardı: "Tabi bir süre sonra mesanede oluşan baskı psikolojileri bozacak, o zaman kavgayı dövüşü görün siz. Bu formatta tek eksiğimiz babasını abisini falan işerken kaybetmiş bir ünlü bulmak. Şu ana kadar tek bulabildiğimiz, babası az işeyen bir ünlü oldu. O çocuk mesela babasının prostat ameliyatı masrafı için yarışacak. Böyle duygusal bir iki şey yakalarsak bu yarışmayı kimse tutamaz...” Türkiye’de taraflı tarafsız herkesin sevgilisi haline gelen Pascal Nouma’yı da kadrolarına katmak istediklerini belirten Mısraoğlu, ünlü futbolcuya teklif götürdüklerini söyledi. “Biz bu adama futbol oynattık, dans ettirdik, adaya yolladık… Ama gelin birbirimize karşı dürüst olalım, halen daha Türkiye olarak esas merak ettiğimiz şeyi göremedik. En azından önemli bir kısmımız görmedi yani. Sevgili Pascal eğer teklifimizi kabul ederse ben eminim ki hem merakımızı giderip toplum olarak bize bir ‘Ohh’ dedirtecek hem de bu yarışmanın ister istemez en iddialı isimlerinden biri olacak” diyen Mısraoğlu, konuşmasına devam ederken aniden gelen “Asena havuzda deve güreşi oynarken Semiha Yankı'nın tepesine basmış” haberi üzerine apar topar toplantıya son vererek salondan ayrıldı.
0
403
1 Ay İçinde 3. Kez Türkiye'ye Gelen ABD Dışişleri Bakanı Kerry: ''Webo'yla tek forvet niye çıkıyosun sen? Sow niye kulübede?'' Suriye Halkının Dostları Grubu'nun toplantısına katılmak için bir kez daha Türkiye'ye gelen ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, toplantının ardından yaptığı açıklamalarla herkesi şaşırttı. Ülkemize son bir ay içindeki 3. ziyaretini gerçekleştiren Kerry, Suriye'deki muhalefete silah desteği ile ilgili bir soruya karşılık, "Ya siz onu bırakın da şampiyonluk gitti esas" sözleriyle yanıt verirken, Aykut Kocaman'ı Gençlerbirliği maçındaki hatalı kadro tercihleri nedeniyle ağır sözlerle eleştirdi. Son zamanlarda sık sık gidip geldiğinden Türkiye Ligi'ni yakından izleme fırsatı bulduğunu ifade eden John Kerry, Fenerbahçe'nin şampiyonluktan uzaklaşmasına Aykut Kocaman'ın korkaklığının neden olduğunu iddia etti. Basın mensuplarının şaşkın bakışlarına aldırış etmeden sezonun en önemli maçına Aykut Kocaman'ın tek forvetle çıkmasının inanılmaz olduğuna değinen John Kerry, "Ya Galatasaray senden önce oynamış, maçı kazanmış sen daha tek forvet Webo ile oynuyosun. Kalmış şurada 4-5 hafta, elinde kim varsa, tankınla topunla tüfeğinle saldırsana be adam" diyerek eleştirilerinin dozajını artırdı. Fenerbahçe'nin kadro kalitesinin çok altında futbol oynadığını söylerken araya giren muhabirlerin, "Sayın Kerry, Başbakan Erdoğan'ın Gazze'ye gitme konusundaki ısrarı karşısındaki tutumunuz nedir?" şeklindeki sorularını bir süre duymazdan gelen ABD Dışişleri Bakanı, sonunda "siz başka bir şey bilmez misiniz arkadaşım?" diyerek patladı: "Bakın son kez uyarıyorum, bir daha bana Ortadoğu'da neler oluyor diye soran olursa çok ağır konuşacağım. Elinin körü oluyor afedersin. Kim nereye gidiyorsa gitsin, bana ne? Ben gelip talimatları iletip gidiyorum. İlla soru soracaksanız Bana Fener'i sorun, Survivor'ı sorun, o kadar gelip gidiyoruz Beyaz Şov'a bir konuk edin. Bunlarla gelin bana..." Ortadoğu'dan da, Şii'sinden de Sünni'sinden de artık kendisine gına geldiğini kaydeden Kerry, "Kimse yanlış anlamasın ama sırf bu ay buraya 3. gelişim. Her gelişim de bir dert. Suriye'siyle ayrı, Türkiye'siyle ayrı, İsrail'iyle ayrı uğraşıyorum. Tamam, herkesin memleketi kendine güzel ama neticede buralar benim için şark hizmeti gibi bir şey. Ha, ben Wahington'dan da hallederim işlerimi. Sonuçta bunun telefonu var, skype'ı var ama işin ucunda harcırah olduğu için mecbur kalkıp geliyorum. Hayırlısıyla şu Mortgage bitsin senede bir anca görürsünüz yüzümü..." sözleriyle içinde bulunduğu sıkıntılı durumu gözler önüne serdi. Uçağa yetişmek zorunda olduğundan açıklamalarını kısa kesmek zorunda olduğunu ifade eden John Kerry, "Yanlış anlamayın, İstanbul güzel. Boğaz falan şahane ama senede 3-5 gün gelip gezip gidicen, o zaman güzel. Yoksa çekilmez. Neyse ben 2 haftaya yine geliyorum. Fener-Cimbom maçına bilet aldım" derken, son olarak basın mensuplarında da ufak bir ricada bulundu: "Aklınızda olsun Cihangir-Gümuşsuyu tarafında kiralık ev bakıyorum. Öyle otel falan olmuyor artık. Şöyle 1 oda 1 salon eşyalı uygun bir şey görürseniz haber edin..."
0
404
Meclis '23 Nisan İçin Ülkemize Gelip Bir Daha Geri Dönemeyen Çocuklar' Araştırma Komisyonu İlk Raporunu Yayınladı TBMM bünyesinde geçtiğimiz yıl oluşturulan ‘Başlangıcından Bugüne 23 Nisan’larda Türkiye’ye Gelip Ülkelerine Geri Dönemeyen Çocukların Akıbetini Araştırma Komisyonu’, hazırladığı ilk raporu bu sabah saatlerinde kamuoyuyla paylaştı. Komisyonun raporuna göre, şu ana dek dünyanın çeşitli köşelerinden aileleri tarafından istenmeyen toplamda 76 çocuğun 23 Nisan bahanesiyle Türkiye'ye yollandığı tespit edilirken, bu çocuklardan bir kısmının halen kaçakçılık, gasp, tecavüz ve benzeri suçlardan arandığı ifade edildi. Komisyon adına meclis binasında basın mensuplarının karşısına geçerek raporun sonuçları hakkında açıklamalarda bulunan TBMM Basın Sözcüsü Talat Kozar, her şeyden önce şu ana dek 76 çocuğun durumu hakkında bilgi alınabilmesinin büyük başarı olduğunu belirterek sözlerine başladı. “Bu yavrularımızı görseniz inanın siz de dünyanın öbür ucuna götürüp bırakmak isterdiniz. Kimi tam baş belası, kimi de Allah günah yazmasın ama yüzüne bakılacak gibi değil. 'Evlat olsa sevilmez' diye bir tabir vardır ya. Aynen o işte. Görünen o ki 23 Nisan adı altında zaman zaman kimi ülkelerin ciddi oyununa gelmişiz...” diyen Kozar, bu çocuklardan bazılarının işledikleri suçlar nedeniyle sınır dışı edildiğini, geri kalanlar içinse araştırmaların sürdüğünü ifade etti. Kozar tarafından basına açıklanan rapordan öne çıkan bazı 23 Nisan çocuklarının hikayeleri ise şöyle; 1988 yılında Ankara Kanuni İlkokulu velilerinden İbrahim-Mualla Özveren'e konuk olan Minik Alya sevimliliği ve güzelliğiyle ailenin göz bebeği olarak evlat edinildi. Slav ırkının tüm özelliklerini bünyesinde barındıran Alya'nın da aileye katılmasıyla beraber toplam 3 çocuğa bakmanın mali yükünü kaldıramayan Özveren çifti yaklaşık 1 yıl kadar sonra öz oğulları Cevdet ve Mithat'ı Ostim Sanayi Sitesi’nde bir kaportacının önüne bıraktılar. Geçtiğimiz yıl eşi Mualla Hanım'dan boşanan İbrahim Bey, evlenebilmek için Alya'nın 18 yaşına girmesini bekliyor. Ülkemize 2000 yılı 23 Nisan'ında gelen Djenba, önce Türkiye'nin en genç saat satıcısı, daha sonra da en genç uyuşturucu kaçakçısı ünvanını kazandı. Geçtiğimiz yıl düzenlenen bir operasyonla 20 kişilik çetesiyle birlikte ele geçirilen Djenba, sınır dışı edilmeden önce her şeyi "manevi babam" dediği Türkiye’deki velisi Halit Uzunsular'a layık olabilmek için yaptığını, eve ekmek götürmekten başka bir düşüncesinin olmadığını dile getirdi. Ülkemize geleceği ilk duyulduğunda "Herhalde 5 kişi geliyorlar" düşüncelerine yol açan ancak adım atar atmaz "Bana kısaca Çeçe derler" diyerek gönüllerde taht kuran minik sambacı, konuk olduğu ailenin reisi Önder Kuntaner'in çabalarıyla Gençlerbirliği altyapısına kazandırıldı. Kulübün tarihindeki en genç transfer olan Minik Çeçe'nin Brezilya'nın adeta futboldaki yüz karası çıkması neticesinde 2 hafta içinde kulüple ilişkisi kesildi. Geçtiğimiz yıl Kuntaner Ailesi'nin sahip olduğu tek evi ipotek ettirerek Sakarya Caddesi'nde bir Samba Kursu açan Çeçe, kursun da kısa sürede batmasıyla birlikte evden kovuldu. Ülkemize geğirerek "ice ice baby" deme geleneğini Avrupa'dan getiren Norveçli Oogar, 23 nisan törenlerin hemen ardından konuk olduğu evden kaçarak dönemin Kadıköy Rock camiasına hızlı bir giriş yaptı. Müziğimizdeki boşlukları iyi değerlendirerek "Naagarath" adlı Türkiye'nin ilk death metal grubunu kuran Oogar, artistlik olsun diye sahnede kedi kurban etmeye kalkınca Barlar sokağı boyunca tekme tokat kovalanarak camiaya veda etti. Yalvar yakar konuk olduğu ailenin tekrar yerleşen Oogar, geçtiğimiz yıl evin kızını hamile bırakmasının ardından nikah masasına oturdu. Halen yaşamını iç güveysi olarak sürdürüyor. 23 Nisan töreninde yaptığı konuşmada İsrail'in Filistin politikalarını eleştirmesiyle bir anda Türkiye'nin göz bebeği olan minik Otto, 12 yaşında Türk vatandaşlığına geçti. 20 yaşında kapıya gelen askeri inzibatlara anlam veremeyen ve bir anda kendini 18 aylığına vatani görevini tamamlarken bulan Solomon, bulunduğu birlikten firar ederek İsrail'e döndü. İsrail vatandaşlığına alınma işlemlerinin tamamlanmasının ardından Kudüs 2.Ana Bakım Levazımat Komutanlığı'ndaki birliğine teslim edilen Solomon, bir süre sonra oradan da kaçarak Somali'ye sığındı. Somali'deki huzurlu yaşamı Birleşmiş Milletler'in müdahalesiyle bir anda sekteye uğrayan Solomon, Somali ordusunda çavuşluğa yükselmek üzereyken gelen kör bir kurşunla yaşamını yitirdi. Anısına açılan "Kahraman Asker Anıtı" bugün Somali'de halen binlerce Somalili'nin ziyaretine uğramaktadır. Türkiye'ye ilk gelişinde konuk olduğu aile tarafından el bebek gül bebek ilgi gösterilen Helga, yanında getirdiği Alman çikolatası stoğunu bir gecede tek başına bitirmesinin ardından aileden dışlandı. Uzunca bir süre Almanya'ya dönebilmek için kendi başına çareler arayan minik Helga, Galatasaray'ın cezası nedeniyle Almanya'da oynanan bir Avrupa kupası maçında, kulüp uçağına sızarak takım kadrosuna dahil oldu. Son olarak sahaya Hakan Şükür'ün elinden tutarak çıkarken görülen Kahlmuhrer, devre arasında ortadan kayboldu. "Gel giderken seni de götüreyim" diyen ABD büyükelçisi eşliğinde Türkiye'ye ayak basan 9 yaşındaki Johnstone, havaalanında sevgi gösterileriyle karşılandı. Gazetelerin "küçük elçi" olarak lanse ettiği Minik Anthony, diplomatik bir karışıklık neticesinde bir süre sonra kendini gerçekten ABD Ankara Küçükelçisi makamında otururken buldu. Dışişleri Bakanlığı'nın "başımıza bir iş açılır" uyarısı sonucu görevine devam etmesi uygun görülen Johnstone, bugün Kavaklıdere'de yer alan Küçükelçilik konutunda halen iki ülke çocuklarının vize, pasaport v.b. işlemlerine bakıyor.
0
405
Geri Dönüş Trafiğine Yakalanan Binlerce PKK'lı, Kırsal Alanda Mahsur Kaldı Abdullah Öcalan’dan gelen sınır dışına çekilme çağrısının ardından hazırlıklarını tamamlayarak Kuzey Irak'a doğru harekete geçen PKK kafilelerinin dönüş yolculuğu çileye dönüştü. Özellikle Cudi, Gabar ve Kandil’e uzanan ana arterlerde uzun kuyruklar oluşturan PKK’lılar “normal zamanda 20 kilo teçhizatla 3 saatte aldığımız yolu inanın 9 saattir gelemedik. İnsanın isyan edesi geliyo ama işte hiç isyan edilecek zaman değil” diyerek tepkilerini dile getirirlerken, trafikte mahsur kalan örgüt üyelerine su, şarj cihazı ve fındık satan esnafsa barış sürecinin bölgeye getirdiği ekonomik canlılıktan memnun görünüyor. Binlerce militanın Diyarbakır, Tunceli, Erzurum, Elazığ, Ağrı, Van, Bitlis, Muş ve Bingöl kırsalından aynı anda harekete geçmeleri nedeniyle Mardin-Dargeçit, Batman-Sason, Şırnak-Beytüşşebap ve Hakkari-Yüksekova'da bulunan geçiş güzergahları ve ara bağlantı yollarında trafik yoğunluğu akşam saatlerinden itibaren had safhaya ulaşmış durumda. Araç bulabilen PKK'lıların araçlarla, geri kalanlarınsa binek hayvanlarıyla ve yayan olarak apar topar yola koyulmalarının ardından çekilme yolu üzerinde uzun kuyruklar oluşurken, örgüte yakın kaynaklar saatlerdir trafikte mahsur kalan PKK’lıların sinirlerinin bir hayli gergin olduğunu aktarıyorlar. Örgüt tarihinde ilk kez trafik sorunuyla karşılaşmanın şaşkınlığını yaşayan PKK üyeleri ise, çekilme kararının kendilerine son anda iletilmesinden ve organizasyondaki bozukluklardan şikayet ederek, mağduriyetlerinin giderilmesi için yetkilileri göreve çağırdılar. Gabar çıkışında yaklaşık 7 saattir yolda olduğunu belirten Bahori kod adlı Rahman Türkten, "Valla 3 saattir olduğumuz yerde duruyoruz. Yolun ne zaman açılacağı belli değil. Söylediklerine göre ileride 4 katır birbirine girmiş. Onların kaldırılmasını bekliyoruz" derken, özellikle katır kullanmayı bilmeyen kadın sürücülerin yol açtığı kazalar nedeniyle trafiğin sık sık tıkandığını dile getirdi. Bir başka PKK’lı Rojda Derdalan ise "Şimdi bakıyorsunuz her katırda bir tane adam var. Sonra vay efendim trafik oldu diye şikayet ediyorlar. 2-3 kişi birleşip bir katıra binsen bak bakalım trafik falan kalıyor mu?" diyerek örgüt içinde toplu taşıma kültürünün gelişmesi gerektiğini vurguladı.   Yöre halkıysa genel olarak artan trafikten memnun görünüyor. Cizre-Uludere yolu 18. kilometrede bölgenin ilk dinlenme tesisini açan Feyzullah Kanaklı, bugüne dek bölgede ilk kez trafik yaşanmasından ötürü sevinç içinde olduklarını belirtti. “Yani aslında dinlenme tesisi değil de, geçenlere su, peçete falan satarken birden işler büyüdü. Bu saatten sonra yardım ve yataklıktan almazlar inşallah” diyen Kanaklı, oluşan PKK’lı trafiğini gösteren herhangi bir uygulama olmadığından yol durumu konusunda da geri çekilenlere tesis olarak destek verdiklerini ifade etti.   "Dün akşam saatlerinden itibaren Gabar ve Gabar'dan çıkan arterler yoğun; Zilan Deresi-Cudi-Kandil istikameti zaman zaman akıcı ancak özellikle mesai bitiminde kilitlenebiliyor..." sözleriyle güncel durum hakkında önemli bilgiler veren Kanaklı, son olarak tüm sürücülere yola çıkmadan önce mutlak suretle eşek ve mekap bakımlarını yapmalarını hatırlatarak kazasız yolculuklar diledi.
0
406
Yılın İlk ''Ofis İçi Klima Kavgası''na Yine Menopozlular Damga Vurdu İstanbul Maslak'taki VekoGiz Plaza'da faaliyet gösteren Uzunlar Telekomünikasyon A.Ş., son 2 senedir olduğu gibi bu sene de yazın müjdecisi "ofis içi klima savaşlarının" ilkine ev sahipliği yapmanın haklı gururunu yaşıyor. Mesainin ilk saatlerinde başlayan ve kıran kırana geçen mücadelede ofis içi sıcaklık +14 ile +39 santigrat derece arasında gezinirken, karşılaşmaya geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi yine Menopozlular Ekibi’nin müthiş performansı damga vurdu. 300 kişilik koca bir katın sıcaklık seviyesini yalnızca 4 menopozluyla bütün gün boyunca kontrol altında tutan ekip, yaz dönemi boyunca lider konumunu koruyacağının da sinyallerini verdi. Her yıl bahar aylarından itibaren ofis bünyesinde çıkan klima açma-kapama savaşlarıyla adından sıkça söz ettiren Uzunlar A.Ş., bu yıl da ülkemizde yaşanan ilk klima kavgasıyla yaz sezonuna merhaba dedi. Kronik bronşit ve boyun tutulması mağdurlarının ağırlıklı olduğu "sıcakçılar", "Mayıs ayına geldiysek klima mutlaka çalışmalı" görüşünü savunan "soğukçular" ve vücut ısılarını bir türlü dengeleyemedikleri için her iki gruba da eşit mesafede duran "Menopozlular" olmak üzere üç fraksiyona bölünen şirketteki mücadelenin ilk gününde Menopozlular, bu yıl menopoza girerek takıma yepyeni bir soluk getiren Melek Özcan’ın (52) bireysel yeteneklerinin takım oyunuyla birleşmesiyle sonuca gitti. Ofiste sabah saatlerinden itibaren dakika dakika yaşanan kimi gelişmelerse şöyle; "Ofise en erken gelen, klima üzerinde söz sahibi olur" ilkesiyle harekete geçen Melek Özcan, işe gitmek için yataktan kalktı. 05.20’de ofise varan Özcan, kumandayı ele geçirmesinin ardından, okunan sabah ezanına müteakip şükür namazı kılarak güne başladı. Sıcakçılar Grubu, klimaların yol açtığı küresel ısınma ve nesli tükenen pandalar üzerine hazırladığı power point dosyasını üst yönetim cc'li halde tüm ofise göndererek, klima savaşlarının masa başı kısmında ilk önemli atağını gerçekleştirdi. Soğukçular, 17 Eylül 2012 tarihinden itibaren kapalı durumda bulunan klimayı açmak için ilk önemli ataklarını geliştirdiler. Kumandanın ortalıkta görünmemesi üzerine seri adımlarla masasından kalkarak klimaya doğru yönelen Nesrin Başbölük (32), arkasından hızla koşan Melek Özcan tarafından klimaya 10 yarda kala düşürüldü. Özcan'ın bir anlık boşluğundan faydalanarak fast-break'e çıkan Erkan Çimenci(46), tam açma düğmesine uzanacakken Menepozluların deneyimli ismi Kadriye Gülsun'un (58) harika yükselişiyle blok yedi. Sıcakçılar bu hareketi uzun süre "Hobaaaa işte beyin!" nidalarıyla kutlarken, Menopozlular’la ilk ittifakın da temelleri atıldı. Soğukçular cephesinden Murat Devirce(27), ofis içindeki termometreye hohlayarak sıcaklığı etik olmayan yollardan yüksek göstermeye çalışırken yakalandı. Mücadeleden diskalifiye edilen Devirce, günün geri kalanını ofis dışı müşteri ziyaretiyle geçirdi. Güneşin yön değiştirerek Melek Özcan’ın masasına vurmaya başlamasıyla o ana dek Sıcakçılarla ortak hareket eden Menopozlular “Hmm biraz havasız mı oldu acaba ya?” söylemleriyle ayrılığın ilk sinyallerini verdiler. Öğle yemeği için tüm ofis çalışanlarının plazayı terketmesinin ardından gizlendiği tuvaletten çıkan Melek Özcan, tüm klimaları en soğuğa getirmesinin ardından olay mahallinden uzaklaştı Fazlasıyla soğumuş ofiste bu defa da üşümeye başlayarak yeniden Sıcakçılar’la bir ittifak kurmak üzere görüşmelere başlayan Menopozlular, "Ateş başında şarkılar söyleyerek öğlen kahvemizi içiyoruz" etkinliği düzenledi. Bir top A4'ün ateşe verilmesiyle yakılan temsili ateşe klima kumandasını atma çabalarıysa Soğukçular tarafından son anda engellendi. Klima kumandasını hedef alan mücadeleler sürerken Sıcakçılar’ın etkili ismi Ahmet Özvarollu’nun kumandanın pillerini yemesi üzerine nikel kadmiyum zehirlenmesine yakaladığı tespit edildi. Son olarak dilini değdirerek iPhone’unu şarj etmeyi deneyen Özvarollu gelen ambulans aracılığıyla hastaneye kaldırıldı. Ofisteki sıcaklığın yeniden arttığını “Ay fenalık geldi birden bana yemin ederim” sözleriyle dile getiren Menopozlular, "10 dakika açalım, yine kapatırız" formülüyle klimayı açtılar. Menopozlular tarafından bir defa daha ihanete uğradığını hisseden Sıcakçılar’dan Bahar Erdurul, protesto amacıyla boynuna üç sıra doladığı polar şal doladı. Erdurul’un görüntüsünün Facebook'ta “Barış sürecine ofisten destek : )) Plazanın poşulusu bu kadar oluyo işte” başlığıyla paylaşılması sonucu şirkette ufak çaplı bir gerginlik yaşandı. İki tarafın karşılıklı olarak bir süre birbirlerine “Terleyenler Moskova’ya!” ve “Üşüyen çalışan giyinsin gitsin!” sloganları atmaları üzerine güvenlik devreye girdi. Bu esnada oluşan arbedede tuvaletlerde bulunan el kurutma makinelerini sürekli çalıştırarak ısıyı yükseltmeye çalışan grupla, ofisin mutfağındaki buzdolabının kapısını açarak çatışan karşıt görüşlülerin yarattığı hengameden faydalanan Menopozlular bir kez daha kumandayı ele geçirdi. Klimaya giden elektriği kesmek üzere camdan sarkan radikal sıcakçı Tufan Balgüden mavi kabloyu keserek günün geri kalanında tüm ofisi fiber optik internetsiz bıraktı. Balgüden'e taraflı tarafsız tüm ofis çalışanları tavır aldı. Günün geri kalanında kumandayı bir kez daha kimseye kaptırmayan Menopozlular, zaman zaman soğuğu kökleyip zaman zaman 36 dereceye getirdikleri klimayla diğer çalışanlara zor anlar yaşatırlarken, savaşın ilk gününü de net bir galibiyetle tamamladılar. Mesai bitiminde klima kumandasını teslim ettikleri Melek Özcan’ı güvenlik çemberine alarak plazadan ayrılan grup, Ağustos sonuna kadar liderlik pozisyonunu sürdürmeye kararlı olduklarını belirtti.
0
407
Uzun Süren Sessizliğini 'Ayran' Çıkışıyla Bozan Başbakan Erdoğan'dan Sevenlerine Müjde: ''Yaza bomba gibi bir gündemle geliyorum!'' Çözüm süreci ve İmralı Görüşmeleri nedeniyle bir süredir kamuoyunun gözünden uzak bir profil çizmeyi tercih eden Başbakan Erdoğan, geçtiğimiz hafta gerçekleştirdiği "Milli içkimiz ayrandır!" çıkışıyla uzun süren sessizliğini bozarak sevenleriyle hasret giderdi. "Ayran"ın özellikle sosyal medyada yakaladığı başarıyla eski formundan hiçbir şey kaybetmediğini bir kez daha gösteren Erdoğan, bu akşam danışmanları için verdiği yemekli davetle zaferi kutlarken, yepyeni kıpır kıpır gündem maddeleriyle önümüzdeki yaza damga vuracağının da müjdesini verdi. Çok sayıda basın mensubuyla birlikte sosyal medyanın önemli isimlerinin de hazır bulunduğu davette oldukça neşeli görünen Erdoğan, danışmanlarıyla da sık sık şakalaşarak elde edilen başarının tadını çıkardı. Erdoğan, yemek sonrası düzenlediği basın toplantısında öncelikle başarıda büyük pay sahibi olan metin yazarı ekibine teşekkür ederken, "İnanın gündemden ayrı kaldığım dönem benim için de çok zor geçti. Aklıma çoğu Trending Topic listesine zirveden girecek bir sürü şey geldi ama danışmanlarım 'şu ara durumlar karışık, ortada pek görünmeyelim' dedikleri için mecburen sustum ve bekledim. İnşallah bir daha bu kadar uzun süre ayrı kalmayız" ifadelerine yer verdi. Gündemi mecburen Akil İnsanlar'a bıraktığı bu suskunluk dönemini çok verimli değerlendirdiğini ve danışmanlarıyla birlikte önümüzdeki yaza damga vuracak her bir birbirinden sarsıcı pek çok çalışma hazırladıklarını belirten Erdoğan, bu aralar herkesin dilinde olan "Ayran"ın öyküsünü ise şu sözlerle anlattı: "Ayran'ın başarısı sürpriz olmadı. Zaten çok güvendiğimiz bir çalışmaydı ama açıkçası biz onu Haziran-Temmuz gibi piyasaya sürmeyi düşünüyorduk. Tam bir yaz gündemi çünkü. O sıcak günlerde insanın içini serinleten kıpır kıpır bir havası var. Mayıs Ayı için çıkış parçasını "Gazze'ye gidiyorum!" olarak düşünmüştük ancak orada bazı aksilikler yaşandı. Parça, ABD engeline takıldığı için geri çekmek zorunda kaldık. Talihsiz bir durum oldu. Neticede başarısını daha önce defalarca kanıtlamış, benim de hep çok güvendiğim bir işti. Bilmiyorum belki yaza doğru bir daha piyasaya sürmeyi deneyeceğiz..." Erdoğan, "Gazze'ye gidiyorum"la yaşadıkları hayal kırıklığını kısa sürede üzerlerinden attıklarını ve danışmanlarıyla yaptığı toplantılar sonucu Ayran'ın lansman tarihini öne çekmeye karar verdiklerini belirtirken, "Ayran Remix - Tek parti döneminde yıkılan mandıralar!"ın da en geç Temmuz ortası gibi hazır olacağının müjdesini verdi. Basın mensuplarının ısrarlı soruları karşısında önümüzdeki dönem için hazırladıkları sürprizler hakkında da ipuçları veren Erdoğan, geçtiğimiz yazın hit'lerinden "Kürtaj"ın yepyeni bir düzenlemeyle tekrar sevenleriyle buluşacağını söyleyerek şöyle devam etti: "Sevgili Sezen'den bir gündem aldık. Lütfen ne olduğunu sormayın. Şimdilik söyleyemem ama eminim hepiniz çok şaşıracaksınız. Sonra yine sevgili Bülent'le (Arınç) bir düetimiz var. Klasik, ben konuşuyorum o arkada ağlayarak back vocal yapıyor çizgisinin dışına çıkarak farklı bir konsept denedik bu sefer. Zaten genel olarak sevenlerimin alıştığı tarzın dışına çıkıp farklı şeyler yapmak istiyorum bu yaz. Cep telefonlarına ya da whatsap'a falan kafayı takarak biraz daha elektroniğe kayan bir sound mesela, neden olmasın? Hande Yener yaptıysa ben de yaparım..." Sevilen Başbakan, bir soru üzerine yurt dışına açılma yönünde çalışmalarının devam ettiğini de belirterek, "Daha önce One Minute'le oldukça iyi bir çıkış yakalamıştım ama sonra pek arkası gelmedi. Türkiye'deki çalışmalarıma yoğunlaşınca doğal olarak biraz ihmal ettik orayı. Şu an en büyük engel dil benim için. Bu aralar sık sık Amerika'ya giderek İngilizce'mi geliştiriyorum." sözleriyle önümüzdeki dönem dışa açılma planları hakkında bilgiler verdi. Basın toplantısının ardından sahneye getirilen 4.5 metre uzunluğundaki dev ayran şişesi üzerinde hep birlikte poz veren davetliler, gecenin geç saatlerine kadar süren ayran köpüğü partisiyle de doyasıya eğlendiler.
0
408
1 Mayıs’ta Bütün İşçileri Taksim Meydanı'na Davet Eden Büyükşehir Belediyesi: ‘Bi el atsanız 2 ayda bitiririz aslında bu inşaatı...’ 1 Mayıs İşçi Bayramı'na her sene olduğu gibi bu sene de "Taksim'de kutlama yapılacak mı?" tartışmaları damgasını vururken, Valilik'ten yapılan "Kesinlikle Taksim'e giriş yok" açıklamasının hemen ardından İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nden ilginç bir davet geldi. Sabah saatlerinde Büyükşehir Belediyesi adına mikrofonların karşısına geçen Basın Sözcüsü Durali Ongun, İstanbul'daki tüm işçileri 1 Mayıs sabahı Taksim Meydanı'na davet ederken, "Ellerinde kazma-kürek olursa daha iyi tabii ama isterlerse orak ve çekiçleri ile bile gelebilirler. Gün emeğin gücünü gösterme günüdür. Herkes bir kazma, bir çekiç vursa 2 ayda bitiririz o işi..." ifadelerine yer verdi. Aksaray'da bulunan Büyükşehir Belediye Binası önünde kısa bir basın toplantısı düzenleyen Durali Ongun, Valiliğin açıklamalarının aksine 1 Mayıs'ta Taksim'e gelecek tüm işçilere kapılarının sonuna kadar açık olduğunu kaydetti. "İşçilerimiz, yani 1 Mayıs'ın gerçek sahipleri bunu temsili bir gösteri olarak düşünsünler. Burada hem sembolik olarak bir emek gösterecekler, hem de iki işin ucundan tutarak emeğin, işbirliğinin gücünü tüm dünyaya ispatlayacaklar" diyen Ongun, 1 Mayıs’ın gerçek anlamına bu sayede daha da yakınlaşılacağını vurguladı. Ongun, "Esasen bayramın esas mesajında da dediği gibi bizim de gönlümüzden ‘Dünyanın tüm işçileri birleşin!’ demek geçiyor ama o kadar adama gerek yok şu an. İstanbul’dakiler gelse yeter. İki temel, bi sömel atsalar, ne biliym bi hiltinin ucundan tutsalar o bile kafi" derken, meydana olay çıkarmak için gelecek olan illegal örgütlenmeler de şu sözlerle seslendi: “Buradan Taksim’i kırıp dökmek isteyen vatandaşlarımıza da sesleniyorum. Buyursunlar, özellikle Tarlabaşı-Dolapdere tarafına diledikleri gibi girişsinler. Taş üstünde taş bırakmasınlar, hiçbir sakıncası yok. Şu kentsel dönüşüm işi bitene kadar iyice bi kurtlarını döksünler. Emniyet birimlerinden de söz aldık, kesinlikle kimseye müdahale edilmeyecek...” Çağrıya temkinli yaklaşan sendikalar ve işçi örgütleri cephesinde ise Taksim Meydanı'nda kutlama yapma fikri tekrar tartışılmaya başlandı. Büyükşehir Belediyesi'ni fırsatçılıkla suçlayan DİSK Genel Başkanı Mümtaz Öğer, "İyi niyetli olduklarını bilsek girer çalışırız yani ne olacak ama burada açıkça bir sömürü kokusu alıyoruz" derken, en azından 1 Mayıs'ta böyle bir şeyin yaşanmasına kesinlikle izin vermeyeceklerinin altını çizdi. Kutlamalar için İstanbul'da henüz şantiye haline gelmemiş bir bölge arayışına girdiklerini de belirten Öğer, "Bir tek Çatalca civarında bir sokakta ve Fatih Sultan Mehmet Köprüsü üzerinde herhangi bir çalışma olmadığını tespit ettik. En olmadı kutlamaları o bölgelere doğru kaydırmayı düşünüyoruz. Kimsenin emeğimizi sömürmeye hakkı yok!" sözleriyle, sermayenin oyununa gelmeyeceklerini bir kez daha vurguladı.
0
409
İstanbul Emniyeti'nden Tarihi 1 Mayıs Önlemi: Haliç'e Zincir Çekildi! 1 Mayıs'ı Taksim'de kutlamak isteyen işçilere karşı mücadelesini Şişli ve Beşiktaş'ta biber gazı ile cansiperane bir şekilde sürdüren İstanbul Emniyet Teşkilatı, beklenmedik bir şekilde Haliç'ten deniz yoluyla gelen gösterici dalgasını engellemek için tarihi yöntemlere başvurdu. Otobüs, Metrobüs, finüküler, vapur gibi tüm ulaşım yollarının kapanması nedeniyle Eminönü ve Eyüp gibi semtlerden kendi imkanlarıyla buldukları sandallarla Haliç'e ulaşan işçilerden yüzme bilenler zincirlerin altından rahatça geçerken, polis yine tazyikli su ve biber gazı ile müdahale etme yoluna gitti. Sandallardaki işçilerden biri olan Emin Alağaçlı(32), gözattına alınmasının ardından polise verdiği ilk ifadede Taksim'e ulaşmak için son çare olarak kiraladıkları sandallarla Haliç'e gitmeye karar verdiklerini belirtirken "Yaklaşık 13-15 sandal Haliç'e ulaştığımızda, zincirlerin çoktan çekildiğini gördük. Mecbur sandalları bıraktık orada. Bazı arkadaşlarla yüzerek devam etmek istedik ancak bu sefer de kıyıda yine eski usul biber gazı ve tazyikli su direnciyle karşılaştık" sözlerine yer verdi. Yaklaşık 1-2 saat süren arbedenin ardından polis tarafından püskürtüldüklerini kaydeden Alağaçlı, "Neyse ki polisimiz Bizans ateşi ve kızgın yağ gibi yollara başvurmadı. Yoksa olayın sonuçları çok daha farklı olabilirdi" diyerek, emniyet mensuplarına müteşekkir olduklarını dile getirdi.
0
410
1 Mayıs'ı, 3'ü Ağır 22 Yaralıyla Atlatan İstanbul Valiliği, Kimsenin Taksim'de Çukura Düşmemiş Olmasının Haklı Gururunu Yaşıyor Günlerdir Türkiye’nin gündemine oturan Taksim’de 1 Mayıs tartışmalarının ardından bugün gerçekleşen eylemlerin sona ermesiyle beraber İstanbul Valiliği gurur tablosunu açıkladı. Emniyet güçlerinin yoğun çabaları sayesinde İstanbul’da hiç kimsenin çukura düşmediğini belirten Vali Hüseyin Avni Mutlu, yaralanan vatandaşlara da “Tabii insanın yakın mesafeden kafasına gaz bombası atılması da kötü birşey ama inşaat alanındaki paslı çiviler inanın çok daha tehlikeli. Kafatası kırılır-iyileşir önemli değil. Ama tetanoz öyle mi? Çağımızın vebası...” sözleriyle geçmiş olsun diledi. İstanbul’daki 1 Mayıs gösterilerinin bitmesinin ardından gazetecilerin karşısına geçen Vali Hüseyin Avni Mutlu, öncelikle tüm Türkiye’nin gözleri Taksim’e çevrilmişken tek bir çukura düşme vakasının dahi yaşanmadığına değinerek İstanbul Valiliği’nin ve Emniyet güçlerinin bu zorlu sınavdan alnının akıyla çıktığını belirtti. 3’ü ağır 22 yaralanma vakasının tamamen 1 Mayıs’ın doğasına uygun koşullarda oluşturulduğunun altını çizen Mutlu, “Polis müdahalesi nedeniyle yaralanmak bugün dünyanın her yerinde oluyor. En çağdaş şehirlerde bile yaşanabilen şeyler. O yüzden bizim esas endişemiz hep bu inşaatla ilgiliydi. Bir düşen olur, Allah muhafaza çivi vardır basan olur, şantiye koşulları neticede. Otur dünyaya anlat ondan sonra. Bölgesinin lideri Türkiye’de, olimpiyatlara aday İstanbul’da olacak iş değil. Neyse ki çok şükür korkulan olmadı” dedi. Gün boyunca İstanbul'un çeşitli sokaklarda polisle çatışan eylemcilere de seslenen Mutlu, “Taksim’e girseniz olacak olanı ben size söyliyim. Akşam televizyonu bir açacaksın Yunanlı eylemci polisle çatışmış, efendime söyliyim İtalyanlar panzer devirmiş… Türkler naapmış? Çukura düşmüş. Adama gülerler. Sizi de kimseye mahcup etmedik işte. Marjinal grupsa da kendi öz marjinal grubumuzdur dedik, bağrımıza bastık. Meydandaki inşaat çukurlarına düşüp yaralansanız bu kadar havalı olur muydu?” derken, en azından bir teşekkür beklediklerini ileterek basın toplantısına son verdi.
0
411
İstanbul İçin Yeni Miting Alanı Arayışında Mutlu Son: Konya Ovası... 1 Mayıs'ta yaşanan olayların ardından Başbakan Erdoğan'ın "Artık öyle her isteyen, her istediği yerde eylem yapamayacak" şeklindeki açıklamaları üzerine harekete geçen TOKİ,  yeni miting alanı inşası için bir süredir devam eden kuş uçmaz kervan geçmez arazi arayışında mutlu sona yaklaştı. Miting alanlarının Taksim ve Kadıköy gibi İstanbul’un merkezi yerleri dışına taşınması amacıyla başlatılan projede son olarak Konya Ovası'nda karar kılınırken, yapılan açıklamada 200 bin kişi kapasiteli yeni miting alanının sponsorluğu için Türk Telekom ile de 49 yıllığına anlaşmaya varıldığı ifade edildi. Konuyla ilgili olarak bu akşam saatlerinde bir basın toplantısı düzenleyen TOKİ Genel Müdür Yardımcısı Ersan Günerli, iyi niyetli bir şekilde İstanbul il sınırları içerisinde bir alan da aradıklarını ancak yakınında bir rezidans, okul, toplu konut, dev camii ya da AVM yapılanması olmayan, yeterince geniş bir arazi arayışlarının kendilerini Konya Ovası’na kadar sürüklediğini ifade etti. Konya Ovası’nın İstanbul için bir miktar şehir dışında kalıyor olmasına rağmen Türkiye genel coğrafyası göz önüne alındığında oldukça merkezi bir konumda bulunduğunu belirten Günerli, “Bu sayede daha tüm ülkeyi kucaklayan ve geniş katılımlı mitingler gerçekleştirme imkanı da doğacaktır.  Şu an Antep’ten, Kars’tan adam geliyor mesela Taksim’e. E Şehrin içinde trafiğin durumu zaten belli. İki biber gazı yiycez diye çekilecek çile değil. Halbuki Konya Ovası öyle mi? Türkiye’nin her yerinden otobüsle 7-8 saatte varırsın. Hem koca arazi, dilediğin gibi eylemini yap, istersen at koştur...” sözleriyle, yeni miting alanının sahip olduğu avantajlara dikkat çekti. Bugüne dek eylemcilerin, protestolarında kullandıkları birçok materyali kendi imkanlarıyla miting alanlarına getirmek zorunda kaldıklarını, yeni çalışmanın bu açıdan eylemcilere de önemli imkanlar sunacağını kaydeden Günerli, 2014 yılına yetiştirilmesi planlanan TOKİ - Türk Telekom Recep Tayyip Erdoğan Toplu Eylem ve Miting Alanları Projesi hakkında şu detayları aktardı:  “Miting alanına dışarıdan bayrak, flama vs gibi aksesuarların sokulmasına izin vermeyeceğiz ancak içeride kurulacak standlarda bunların satışı yapılacak. Örnek olarak veriyorum mesela, faşizmi simgelemesi açısından Hitler'in heykelini, emperyalizmi simgelemesi açısından yanmaz kumaştan devasa ABD bayrağını, hükümeti simgelemesi açısından da Egemen Bağış'ın büstünü bile bu stantlardan uygun fiyatlara temin edebileceksiniz. Çünkü bazen izliyoruz TV’den, kendi yaptığınız kuklaları getirip yakıyorsunuz ama öyle bir kukla ki kim olduğu da anlaşılmıyor. Geçen işte Sayın Egemen Bağış’ın bir kuklasını yakmışlar güya, ben görüntüleri izleyince Homer Simpson’ı protesto ediyorlar zannettim. Bu tarz karışıklıklara ve görüntü kirliliğine mahal vermemek için böyle bir şey düşündük...” Ersan Günerli konuşmasının sonunda "İnşallah nasip olursa, miting alanımız faaliyete geçtiğinde Sayın Başbakan'ımız ile birlikte kol kola ilk eylemimizi alkole karşı gerçekleştiririz. Ehehe..." derken, TOKİ'nin projesine karşı yükselen ilk ses ise Konya Büyükşehir Belediyesi'nden geldi. Hükümetin ve TOKİ'nin eylem yeri için belli bir yer göstermesini çok haklı bulduklarını ifade eden Belediye Başkanı Cengiz Özakan, "E heralde, bu ülke dingonun ahırı değil, bir eylem yapacaksanız size gösterilen yere eşşek gibi gideceksiniz ancak o yer Konya mı? Bundan çok emin değiliz" diyerek, kafalarında bazı soru işaretleri olduğunu açıkladı. Mevlana kültürünü taşıyan Konya'nın gerektiği takdirde dünyanın her yerinden eylemcilere kapısını açmaktan çekinmeyeceğini ifade eden Özakan, "ama işte Konyamız da her geçen yıl büyüyor arkadaşlar. Yarın bir gün Konya Ovası'na bir alışveriş merkezi, rezidans falan dikecek olursak o eylemler sıkıntı çıkarır. Ben en baştan söyliyim…" sözleriyle bu konudaki tereddütlerini dile getirdi.
0
412
1-7 Mayıs ''Eski sevgiliyi yoklama amaçlı yollanan SMS'ler'' İstatistiği Açıklandı: Geri Dönüş Oranı %4 Nisan ayından itibaren başlayan yeni sevgili bulma sezonundan eli boş dönen yüzbinler, Mayıs'la birlikte rotayı tekrar eski sevgililerine çevirirlerken, ilk hafta itibariyle yollanan "naber? aklıma geldin : )" SMS'leri yine hayalkırıklığı yarattı. Türkiye GSM Operatörleri Birliği tarafından açıklanan 1-7 Mayıs tarihli istatistiklere göre eski sevgiliyi yoklama amaçlı gönderilen "uyudun mu?", "rüyamdan seni gördüm iyisin di mi?", "geçen Kadıköy'de fal baktırdığımız yere gittim, ne eğlenmiştik o gün ya :))))" tarzı SMS'lerde geri dönüş oranı %4'lerde kalırken, başarı oranı en düşük SMS geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi bu yıl da %0.2'yle "özledim :(" oldu. 1-7 Mayıs Arası "Eski sevgiliyi yoklama amaçlı gönderilen SMS'ler" Raporu'nun değerlendirmesini yapmak adına basın mensuplarının karşısına çıkan Türkiye GSM Operatörleri Birliği Başkanı Şamil Yurdal, her yıl bu dönemde yoğunlaşan SMS hareketliliğinin kendileri için şaşırtıcı olmadığını kaydetti. Yurdal, "Ne yazık ki güzel havalar gençlerimizi olmayacak işlere sürüklüyor. Bilhassa belli saatte, belli promil alkolle atılan SMS'lerde geri dönüş oranı iyice dibe vuruyor" derken, geçtiğimiz Cuma gecesi, saat 00.00 sularında Nevizade civarında başlayan mesajlaşma sürecini de ibret olması amacıyla basın mensuplarıyla paylaştı: 00.00 - uyudun mu? 00.12 - ya öylesine mesaj atmıştım, arkadaşlarla nevizade'deyiz, aklıma geldin birden 00.44 - düş sokağı sakinleri çalıyo şu an... 01.17 - hani demiştik ya 30'umuza kadar kimseyi bulamazsak evlenelim biz diye eheh 3 sene kaldı :))) 01.18 - şakaydı ha sakın yanlış anlama hani onu konuştuk diye 02.20 - martılaaar ağlardııı çöplükleeerdeee :( 03.15 - taksitdeyjim merraklanmazdf ) 04.02 - börkjh... Özellikle son mesaja herkesin dikkat etmesini isteyen Şamil Yurdal, "Evet son mesaj "börkjh" olmuş arkadaşlar. Yani zaten kızcağız uyanıp buna ne yazsın? Takdiri size bırakıyorum" ifadelerine yer verdi. İstatistiklerde dikkat çeken bir diğer madde ise "yanlışlıkla atılmış süsü verilen SMS'ler" oldu. Ağırlıklı olarak "Tamam görüşürüz ;)", "Ben geldim siz ne taraftasınız?", "Pardon ya burası çok gürültülü, çıkıtşa ariym mi ben seni?" gibi içerikler taşıyan ve başarı oranı % 0.01 civarında olan bu SMS'lerin halen ısrarla gönderilmeye devam edildiğini belirten Yurdal "Mayıs'ın ilk haftası itibariyle bu yolla attığı mesaja karşılık alabilen tek kullanıcımız Ankara'dan O.E. (27) olmuş. Onun aldığı yanıt da ne yazık ki sadece kuru bir 'Salak!'tan ibaret..." sözleriyle çarpıcı tabloyu bir kez daha gözler önüne serdi.  Eski sevgiliyi kıskandırma amaçlı yanlışlıkla atılmış gibi yapılan "Tamam canım, Cumartesi gece Anjelique'de görüşürüz ;)" tarzı SMS'lerin karşı tarafta "Zamanında iyi kurtulmuşum bu maldan" düşüncesi oluşturmak dışında bir fonksiyonu olmadığının da altını çizen Şamil Yurdal, "Ha gerçi biz çok gülüyoruz onlara, siz yine de arada yollayın belki bi işe yarar... ahahah mal yaa" diyerek, kullanıcılara moral aşılamayı da ihmal etmedi.
0
413
Yeni Düzenleme ile Milletvekilleri Max Çubuğunda Bedava Yazmasa Bile Bedava Dondurma Yiyebilecek Meclis’te grubu bulunan dört partinin milletvekilleri tarafından hazırlanan TBMM Üyeliği Kanun Teklifi, 12 grup başkanvekilinin ortak imzasıyla bu sabah Meclis’e sunuldu. Teklife göre, bundan böyle trafikte geçiş üstünlüğü ve ömür boyu kırmızı pasaport gibi hakların yanı sıra Yangın Yönetmeliği’nde yapılan değişiklikle olası bir yangında ilk olarak milletvekilleri kurtarılacak. Ayrıca, uçakta oksijen maskesi ilk olarak milletvekiline, ondan sonra vatandaşın kendisine takılacak ve milletvekilleri Max dondurma çubuğunda bedava yazmasa bile bedava dondurma alabilecekler. Teklifin, yaklaşan yaz sıcaklarıyla beraber Meclis’ten oybirliğiyle geçerek yasalaşmasına kesin gözüyle bakılıyor. Uzun süredir TBMM’nin gündeminde bulunan milletvekillerinin haklarına ilişkin iyileştirme çalışmasının ilk sonuçları alındı. Hazırlanan teklife göre önümüzdeki günlerde milletvekillerinin hayatını yakından etkileyecek kimi yetki ve haklar Meclis genel kuruluna sunulurken, grubu bulunan tüm partilerin ortak kararla tasarıyı desteklemesi Türk Siyaseti’nde yıllardır özlenen birlik ve beraberlik tablosuna doğru atılan önemli bir adım olarak değerlendirildi. Hazırlanan tekliften öne çıkan kimi maddeler şöyle; - Trafik Kanunu’nda yapılacak değişiklikle, karayollarında bir milletvekili şeridi oluşturularak vekillerin ömür boyu trafikte geçiş hakları garanti altına alınacak. Vekil, kendisi kullanmadığı zamanlarda söz konusu şeride gişe koyarak buradan ek gelir elde etme imkanına kavuşacak. Toplu taşıma araçlarını kullanmak durumunda kalan milletvekillerinin yerine Akbil basılacak, vekil gerekli gördüğü durumda Akbil'e kalıcı olarak el koyabilecek.  - Olası bir yangın veya afette de ezber bozulacak. Statükocu zihniyetin çağ dışı yansımalarından olan “önce kadınlar ve çocuklar” söylemi terkedilerek, “önce mebuslar” anlayışı benimsenecek. Bu sayede daha önce yaşanan ve parlementonun itibarını sarsan, erkek vekillerin afet halinde kadın veya çocuk kılığına girmeleri gibi çirkin durumların önüne geçilecek. - Uçuşlarda da olası kabin basıncı düşüklüğünde açılan oksijen maskeleri ilk olarak çevrede bir milletvekili varsa ona takılacak. Ardından kişi kendi maskesini daha sonra da varsa çocuğunun maskesini takacak. Milletvekilinin çocuğuyla birlikte seyahat ediyor olması durumunda vatandaşlar maskeyi kendi çocuğundan önce vekilin çocuğuna takacak. - Bayramda kurban kesebilen vatandaşlarımız, bir butunu şehrinin milletvekiline verecek. Sakatat seven milletvekilleri için işkembe gömülmeyerek meclise teslim edilecek. - Dolapta kalan kolaların sonları, milletvekileri için tahsis edilecek. Bu kısım, ulusal güvenliği ilgilendiren acil bir durum olması halinde milletvekileri tarafından içilecek. - Düğünlerde gelin ve damatla beraber takı merasimine çıkma hakkını kazanan milletvekileri, takılan altın, nakit para ve diğer mücevherleri kabul edecek. Çalgıcılara atılan paralardan, milletvekilinin 3 metre çapı içerisine düşenler, vekilin sayılacak - Yasama sürecindeki kan şekeri düşüklüğünden kaynaklanan, demokrasi ve hukuk devleti kayıplarını önlemek amacıyla, milletvekillerinin yedikleri Max dondurmasının çubuğundan bedava çıkmasa bile, çubuk ile bedava dondurma alabilecek. Her milletvekili dondurmanın ardından ılık su içecek. Teklifin meclise sunulmasının ardından basın mensuplarına kısa bir açıklama yapan TBMM İdari İşler Daire Başkanı Aytufan Rengin, öncelikle yeni yasanın ülkemize hayırlı olmasını dilerken, vatandaşların aklında oluşabilecek “Peki dışarıda gördüğümüz birinin milletvekili olduğunu nasıl anlayacağız?” sorusunu da açıklığa kavuşturdu. “170 cm'den kısa, Ahmet Çakar saç tıraşlı, göbekli ve ‘Sen benim kim olduğumu biliyor musun?’ bakışlı kişilerde milletvekilliği sık görülmektedir.” diyen Rengin, vatandaşları bu eşgale uygun şahıslarla karşılaştıkları zaman, her ihtimale karşı her türlü önceliği vermeleri konusunda uyardı.
0
414
Reyhanlı Patlamasıyla İlgili Yayın Yasağına Basın Camiasından Ortak Tepki: ''Niye? Nooldu ki Reyhanlı'da?!'' Türkiye'yi yasa boğan ve çok sayıda vatandaşın hayatını kaybettiği Reyhanlı'daki patlamayla ilgili olarak getirilen yayın yasağı, basın camiası tarafından şaşkınlıkla karşılandı. Yasak kararı, ülkenin önde gelen bir çok medya kuruluşunun imza attığı ortak bir açıklamayla kınanırken "Resmi kaynaklardan bize verilen bilgi, Reyhanlı'da acı bir olay gerçekleştiği, devletimizin de faillerini yakalamak üzere olduğu yönünde. Bunun dışında Reyhanlı'da üzerinde durmaya değer bir şey olduğu konusunda akıllarda şüphe uyandıran bu kararı anlamakta güçlük çekiyoruz. Gerçekten kötü bir şey olduysa lütfen bize de söyleyin. İstemiyorsanız biz yine yazmayız onu zaten" ifadelerine yer verildi.  Yayın yasağı kararının basın camiasında yarattığı huzursuzluğa dikkat çekilen açıklamada, "Yüreğimizi ferah tutmaya çalışıyoruz ama böyle yasak masak denince içimize bir kurt düşmedi değil. Her ne kadar dedikodulara kulak tıkamaya çalışsak da insan ister istemez etkileniyor. Yok büyük patlama oldu diyorlar, yok yüz küsür ölü diyorlar. Biz yine de böyle bir şeye ihtimal vermiyoruz. Öyle bi patlama olsa sesi buraya kadar gelirdi bi defa. Di mi?" denilerek şöyle devam edildi: "Dedikoduların doğru çıktığını ve orada normal yayın akışına bile ara verilmesi gerektiren korkunç bir patlama yaşandığını düşünelim. Hatta daha da kötüsü, olaylar sonrası bazı vatandaşlar hükümetimizi protesto etmiş olsun. Böyle bir durumda bile yayın yasağı nereden çıktı anlamış değiliz. Neticede telefon var, internet var. Yazma deseniz gene yazmayız. Bir ricayla, en olmadı basit bir email'le bile halledilebilecek böylesine basit bir konu için yargının meşgul edilmesi de hiç şık olmadı. Ele güne karşı ayıp oldu en azından..."  Açıklamada ayrıca "Yine de iyi niyetimizi koruyarak bu yasağın bizim için olmadığını düşünmek istiyoruz. Neticede yabancı gazeteciler falan da var ülkemizde. Belki bizdeki büyük sözü dinleme kültürünü pek tanımadıkları için onlara özel bi durum olabilir. Kızım sana söylüyorum gelinim sen anla gibisinden. Ki misal biz de bu yasak kararınını BBC Türkçe sayfasından öğrendik. Onu yazan başka neler yazmaz..." denilirken, devletin bu konudaki hassasiyetinin de anlayışla karşılandığı vurgulandı. Türk basınının bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da "suskunluğum asaletimdendir" anlayışıyla ülkesi ve milletinin hizmetinde olduğu bir kez daha vurgulanan açıklamanın son bölümünde ise kamuoyundan yükselen eleştirilere yanıt verildi: "Reyhanlı'da ne olduğunu tam bilmesek de bildiğimiz bir şey var ki Türkiye'de Reyhanlı'dan başka yüzlerce ilçe daha olduğu. Bugün misal Sorgun'la, İncebel'le igili haber var mı gazetelerde? Hayır. Onlar niye eleştirilmiyor? Sırf oralarda patlama olmadı diye mi? Bu mudur yani sizin gazeteclik anlayışınız? Kimse kusura bakmasın ama kanla, göz yaşıyla beslenen bazı odakları memnun edeceğiz diye girmedik biz bu mesleğe. Başbakanımızın da dediği gibi bizi bu tarz olayların içine çekmeye çalışanların oyununa gelmeyeceğiz. Birileri illa Reyhanlı'ya gidip haber yapmamız için bizi provoke etmeye çalışıyorsa hiç heveslenmesinler..."
0
415
İçişleri Bakanlığı’ndan Rahatlatan Açıklama: ''Halen 75 Milyon 626 Bin 147 vatandaşımız hayatta...'' İçişleri Bakanı Muammer Güler'in Reyhanlı'daki bombalı saldırıya benzer başka bir çok olayın önceden engellendiğini ancak kamuoyuna açıklanmadığını söylemesinin ardından, Bakanlık binasında bu akşam saatlerinde düzenlenen bir basın toplantısıyla bugüne kadar verilen ancak açıklanmayan diğer hizmetler hakkında da kapsamlı bir brifing verildi. Özellikle Reyhanlı'da gerçekleşen patlamanın ardından ölü sayısı hakkında yapılan spekülasyonlardan son derece rahatsız olduklarını belirten İçişleri Bakanlığı Basın Sözcüsü Nafiz Bahtiyar "Şimdi olaya 'Orada kaç kişi öldü' diye bakmamak lazım. Bugün eğer 75 milyon küsur insan hala yaşıyorsa bu da önemli bir başarıdır" derken, kamuoyunu biraz da bardağın dolu kısmını görmeye davet etti. İstanbul'da ölen bir turistten, derbi maçlardaki olaylara ve herhangi bir patlamaya kadar her ölümde hatanın İçişleri Bakanlığı'nda arandığını ifade eden Basın Sözcüsü, "Çok şükür bugün buraya gelen basın mensupları dahil, hepimiz hayattayız değil mi? Bunun için bize teşekkür eden var mı? Ben taa buraya kadar kazasız belasız geldim diyen var mı? Yok tabii" derken, açıklamalarına şöyle devam etti: "Bu işler ölünceye kadardır zaten. Birisi ölünce en kötüsü biz oluruz hep. Ancak arkadaşlar lütfen şunu unutmayalım, ölüm Allah'ın emri. Bunun kaçışı yok. Ha, İçişleri Bakanlığı olarak biz bunun yaşınız geldiğinde, yatakta olmasını dileriz ama bunun trafiği var, terörü var, eski kocası var, derbi maçı var, kaza kurşunu var. Hangi birine yetişelim biz? O yüzden rica ediyorum ikide bir gelip, 'Reyhanlı'da ölen vatandaş sayısı nedir?' diye sorup durmayın. 75 milyon 626 bin 147 kişi bir günü daha ölmeden ha atlattı, ha atlatacak.. Hala çok merak eden arkadaşlar varsa, geçen haftaki canlı insan sayısına bakar, oradan belli sonuçlara ulaşabilir. Basit bi dört işlem arkadaşlar, onu da biz söylemeyelim artık..." Tepkilere yanıt olarak bundan böyle günü sağ salim atlatan vatandaş sayısını her gece 00.30 civarında açıklama kararı aldıklarını belirten Bahtiyar'ın "Böyle olmasını istemezdik ancak maalesef gördük ki size tevazu yaramıyormuş. İlla yaptığımız bir işi gözünüze sokmamız gerekiyormuş. Peki öyle olsun" açıklamaların ardından toplantı salonunda derin bir sessizlik hakim oldu. Sessizliği, Bakanlık sözcüsünün çalan cep telefonu bozarken, bir süre telefonda karşı tarafı dinleyen Bahtiyar, açıklamalarına oldukça öfkeli bir tonda devam etti:  "Aha buyrun işte. Giresun'da 54 yaşında bir vatandaşımız av tüfeğini temizlerken kendini vurmak suretiyle yaşamını yitirmiş. Kaç olduk şimdi en son? 75 milyon 626 bin 146. Tam da ben açıklama yaparken üstelik. Yani günahı boynuna ama zamanlaması çok manidar rahmetlinin. Sırf bakanlığımızı yıpratmak için mi yapıldı diye insanın ister istemez aklına bir soru geliyor. Hayır ben zaten şunu anlamıyorum, elin iskandinav'ı, Japon'u bunu nasıl yapıyor? Adamlar eciş bücüş olana kadar yaşıyolar. Bi de üstüne emekli olup dünyayı geziyolar. En çok o gücüme gidiyor benim..."  Son olarak, "Neyse ki şu an için 75 milyon seviyelerinde bi direnç noktası oluşmuş durumda, onu delip de daha aşağı yönlü bir düşüş beklemiyoruz. Belli bir istikrar yakalanmış durumda, çok ciddi oynama olacağını zannetmiyoruz..." diyen Nafiz Bahtiyar, yarın gece yapılacak nüfus sayısı açıklamasında buluşmak üzere toplantıya son verdi.
0
416
İçişleri Bakanlığı, Modernize Edilen Sinek İlaçlama Araçlarıyla Biber Gazı Hizmetini Vatandaşın Ayağına Getiriyor... Türkiye’de son dönemde artan eylemlerle beraber vatandaşın biber gazı ihtiyacını karşılamakta güçlükler yaşanması üzerine harekete geçen İçişleri Bakanlığı, yeni projesini kamuoyuna sundu. Düzenlenen basın toplantısında ilk kez görücüye çıkan, bütün ülkeyi mahalle mahalle gezerek biber gazı sıkacak olan yeni nesil sinek ilaçlama araçları büyük beğeni toplarken, bakanlık görevlileri tüm vatandaşları aracın oturdukları bölgeden geçeceği saatte ailecek evde olarak bu hizmetten faydalanmaya davet etti. Bakanlık binasında bu sabah düzenlenen basın toplantısında, bundan böyle Türkiye’de hem eylemciler hem güvenlik güçleri açısından devrim niteliğinde yeniliklere imza atacak olan yeni nesil sinek ilaçlama aracı "TOMA-SİA"lar halka tanıtıldı. Bakanlık Halkla İlişkiler Sözcüsü Ertem Canova, görkemli tanıtıma seyyar araçlara duyulan ihtiyaca dikkat çekerek başladı: “Bugün Türkiye gibi her an orada burada eylem olan bir ülkede istedik ki artık vatandaş bizim ayağımıza gelmesin, biz onlara gidelim. Zaten şu anki durumda çekirdek bir ailenin çocuğuna üniversitede gaz bombası atıyoruz, annesi 'yavrum evladım niye millete gaz sıkıyorsunuz?' dediği için gazlanıyor, babaya da tribünde sıkıyoruz. Nerde kaldı o ailenin bütünlüğü? Bundan sonra herkese açıkça söylüyorum, akşam ezanı okunup o aracın sokaktan geçtiği vakitte herkes evde, sofranın başında olacak...” Her geçen gün biber gazıyla ulaşılması gereken vatandaş sayısının arttığının altını çizen Canova, mevcut emniyet güçleriyle bu denli büyük kitlelere hitap etmede yaşadıkları sorunun önüne de TOMA-SİA’larla geçileceğini kaydetti. Canova, “Bakın mesela adam eyleme gidiyor ama diyelim ki arka sıralarda kalıyor. Nooluyor o zaman? Kendi vergisiyle alınan, anasının ak sütü gibi helal olan biber gazından faydalanamıyor” sözleriyle herkese eşit mesafede yer almak istediklerini kaydetti. Konuşmasının sonunda globalleşen dünyada artık eylem biçimlerinin de bir hayli farklılaştığına dikkat çeken Canova, özellikle sokaktaki gösterilere katılmak yerine Facebook iletileri ve Tweet’ler aracılığıyla tepkilerini gösteren vatandaşların da yeni uygulama sayesinde es geçilmeyeceğini belirtti. “Biz bugüne dek iyi kötü karşımıza gelene zaten daha ağzını açmadan biber gazlarını verdik, çok şükür onlara bir borcumuz yok. Ama adam tutmuş koltuğundan hiç kalkmadan bilgisayar başında twitter'da orada burada atmış tutmuş. İşte şimdi bu durumdaki vatandaşlarımıza bir pencere uzaklıktayız, açsın penceresini, geçen araçtan yesin biber gazını” diyen Canova basın mensuplarına teşekkür etmesinin ardından TOMA-SİA’la Bakanlık bahçesinde ufak bir gösteri turu attı. Gösteri turu esnasında sıkılan biber gazından etkilenen İçişleri Bakanlığı’na mensup 3 memur ile 2 gazetecinin kaldırıldıkları hastanede tedavileri devam ediyor.
0
417
Başbakan Erdoğan, Geçtiğimiz Haftasonu Tüm Türkiye’yi Yasa Boğan Gelişmeyle İlgili Olarak Obama’yla Görüştü: ''Evet, muz olayı onu da rahatsız etmiş...'' ABD temasları kapsamında Beyaz Saray'da Başkan Obama ile biraraya gelen Başbakan Erdoğan görüşme sonrası düzenlenen basın toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtladı. Erdoğan, görüşmede iki ülkenin ortak değerleri, ekonomik işbirlikleri ve Ortadoğu'daki son gelişmelerle birlikte geçtiğimiz haftasonu tüm Türkiye'yi sarsan gelişmeyi de masaya yatırdıklarını belirtirken, "siyahi bir insan olarak onun da bu muz olayı ile ilgili ne düşündüğünü öğrenmek istedim. Meseleyi tam anlamamış olsa da bir miktar rahatsız olduğunu üzülerek gördüm." derken çözüm için iki tarafın da kararlı bir biçimde birlikte hareket edeceklerini vurguladı. Yaklaşık 3 saat kadar süren görüşmenin ardından iki ülke lideri basın mensuplarının karşısına çıkarlarken, ilk sözü alan Başbakan Erdoğan, görüşmede Türkiye için öncelikli gündem maddesi olan derbi maçtaki muz sallama hadisenin enine boyuna tartışıldığını kaydetti. "Aramızdaki samimiyete binaen,'Şimdi Sayın Başkan, bu ırkçılık mı, değil mi? Allah aşkına sen söyle. Neticede zenci adamsın' şeklinde kendisine açık açık sordum" diyen Erdoğan, Başkan Obama'nın konuya yabancı olması nedeniyle bir süre sessiz kaldığını, bunun üzerine yanında getirdiği muzu kendisine doğru sallayarak sorusunu yinelediğini belirtti. Başbakan Erdoğan'ın bu sözleri üzerine gülerek araya giren Barack Obama ise, "Ya şimdi orada öyle sorunca ne diyeyim inanın ben de bilemedim. Neticede öyle sallayınca, evet andırıyo bir şeyleri.. Bir çağrışım yapıyor ama hemen de celallenmemek gerek" derken, Türkiye'de yaşanan her olay gibi bunun da takipçisi olacaklarının altını çizdi. "İnanın Türkiye'de kar yağsa, biz burada üşüyoruz" diyerek, ülkemiz konusunda ne kadar hassas olduklarını bir kez daha yineleyen Obama, "Şimdi tamam, derbi maç. Atmosfer zaten gergin, iki takımın da karşılıkı tahrikleri elbette olacaktır ancak ne bileyim. Ülkedeki güzel atmosferin bu tarz olaylarla zedelenmesi hiç hoş değil" şeklindeki sözleriyle Beyaz Saray olarak duydukları rahatsızlığı dile getirdi.  Başbakan Erdoğan ise "Türkiye'de ırkçılık olmaz. En azından zencilere karşı olmaz yani. Rahmetli Esmeray var, Mansur Ark var, BBG Ali vardı bi ara. Pascal Nouma ha keza... Bunlar hep çok sevilen insanlar..." sözleriyle bu konuda ülkemizdeki barış ve kardeşlik ortamına dikkat çekerek, ABD futbolundaki gelişmelerle ilgili olarak da Obama'dan bilgi almak istedi. Erdoğan, "Tabii biz çok takip edemedik orayı. Eskiden HBB veriyordu, yarısını anlamasak da bakıyoduk bir şekilde... Noluyor şimdi sizin ligde şampiyon belli mi?" derken, Başkan Obama ise soruyu yanıtlamayarak görüşmelerin 2. bölümü için toplantı odasına geçti. Başbakan ve beraberindeki heyetin Beyaz Saray'daki temaslarının tam olarak ne kadar süreceği konusunda net bir yanıt alınamazken, görüşmede Reyhanlı patlamasına da bir ara değinilebileceği gelen haberler arasında.
0
418
Hala Türk Futboluna İlgi Duyan Aklı Başında Son Taraftarın da Hayatını Kaybetmesinin Ardından Ortam Tamamen Geri Zekalılara Kaldı Türkiye Futbol Federasyonu, bu akşam saatlerinde yaptığı yazılı açıklamayla onca kavga, gürültü, çirkeflik ve seviyesizliğe rağmen halen Türk Futbolu’ndan ümidini kesmeyen ve ısrarla taraftarlık görevini sürdüren son futbolsever Mustafa Tömbekçi’nin (72) kalp yetmezliğinden yaşamını yitirdiğini duyurdu. Açıklamada, merhuma Allah’tan rahmet, kederli ailesine de başsağlığı dilenirken, Tömbekçi’nin vefatının ardından tamamen fanatik gerizekalıların eline kalan futbol camiasının en kısa sürede kendi kendini imha etmesi yönünde de temennide bulunuldu. 1946 yılında Manisa’nın Kırkağaç ilçesinde doğan evli ve iki çocuk babası  Tömbekçi, 2011 yılında henüz 38 yaşındayken Facebook’ta giriştiği bir futbol tartışmasında insanlıktan çıkan Süleyman Cangöz’ün kaybından sonra Türk Futbol camiasının fanatizme herhangi bir şekilde bulaşmayan, normal, aklı başında tek taraftarı ünvanını kazanmıştı. Acı haberi vermek için kameraların karşısına geçen TFF yetkilisi Levent İçerli, bütün zihinsel fonksiyonları normal olarak çalışan Tömbekçi’nin buna rağmen Türk Futbolu hakkında güncel bilgilere sahip olduğunu ve son nefesine dek takımının maçlarını yakından takip ettiğini belirterek şöyle devam etti: “Kendisinin hem sağlık durumunu hem de basın organlarıyla olan ilişkisini son 3 senedir yakından takip ediyorduk. Televizyonunun TRT Müzik’den başka kanalı çekmemesi için bölgedeki tek verici de dinamit vasıtasıyla devre dışı bırakılmıştı. Birkaç defa evine internet bağlatma yönünde girişimi olduysa da Telekom’daki arkadaşlarımızın yardımıyla bunun da önüne geçtik. Yok modem kalmamış, yok senin evden çekmiyor internet falan diye diye bu zamana kadar iyi idare ettik. Bunu da kaybedersek ortamın tamamen gerizekalılara kalacağı yönünde bir endişemiz vardı. Ancak maalesef takdiri ilahi’nin önüne geçemedik. Ne diyelim, hepimizin başı sağolsun…” Tömbekçi’nin vefatyıla birlikte bir devrin kapandığını ve bundan sonrası için en iyimser senaryonun Türk Futbol camiasının birbirinden tiksine tiksine en sonunda komple futboldan tiksinmesi olduğunu ifade eden İçerli, “Gerçi biraz aklı başında olan herkes çoktan lanet olsun futboluna da daha birine de diyerek bu işlerden elini eteğini çekti zaten. Geriye kalan hırslı ve kafasız kitlenin de kısa vadede o farkındalığa ulaşması biraz zor görünüyor. O yüzden açıkçası bu vakitten sonra büyük ihtimalle birbirlerini doğrayarak azalacaklarını düşünüyoruz” derken Federasyon olarak kendilerinin de mümkün mertebe bu süreci uzaktan izleme politikası izleyeceklerini dile getirdi.
0
419
Erken Rezervasyonla Alanya'daki 5 Yıldızlı Otele Ulaşan İlk Kafile, Otelin Kaba İnşaatını Bitirmek Üzere Alanya’daki 5 yıldızlı Çıracılar Tetanosium Resort Hotel’in çok avantajlı erken rezervasyon fırsatından yararlanarak geçtiğimiz hafta bölgeye ulaşan ilk yerli turist kafilesi, tesisin kaba inşaatında sona yaklaştı. Otel yönetimi tarafından yapılan açıklamada, sezon tam açılmadan önce en azından havuzun bitirilmesi için hummalı bir faaliyetin sürdüğü belirtilirken, 24 kişilik grubun önemli bir kısmının durumu inşaat konseptli yeni bir tür tatil anlayışı olarak yorumladığı, geri kalanların da erken rezervasyon fırsatı olarak günlük 45 TL yevmiye verilmesinden hayli memnun oldukları, bu yüzden müşterilerle herhangi bir sorun yaşanmadığı kaydedildi. Basın mensuplarını şantiye alanında toplayarak yapımı devam eden tesisi gezdiren Çıracılar Tetanosium Resort Hotel Genel Müdürü Bahri Önez, sözlerine "işçi-müşteri el ele" anlayışıyla dünyada bir ilki gerçekleştirmekten duydukları mutluluğu ifade ederek başladı. Ocak başında tesisi anahtar teslim olarak bitirmesi gereken müteahhit firmanın daha kaba inşaatı bile bitiremeden iflas etmesi nedeniyle böyle bir çözüme yöneldiklerini söyleyen Önez, şöyle devam etti: “Tesis bitmeden önce odaların bir kısmını erken rezervasyonda sattığımız için bir sıkıntı oldu tabii orada. Kolaya kaçıp rezervasyonları iptal de edebilirdik ama biz onu tercih etmedik. Buyursunlar gelsinler, olduğu kadar ağırlarız, tesisi de onlarla birlikte tamamlarız diye düşündük. Daha en baştan havalimanına kamyonları yollayıp “sen gel, sen gel” diye müşterilerimizi dampere topladığımız için onlar da bunu bir nevi animasyon olarak düşünüp hemen ırgat havasına girdiler sağolsunlar. Burada tabii bizim firma olarak dürüstlüğümüzün de önemli bir payı var. Şu ana kadar erken rezervasyon fırsatında ne vaadettiysek gelen müşterilerimize de onu aynen sunduk. Doğayla baş başa dedik, el değmemiş tesis dedik, ne söz verdiysek yaptık. Bundan daha el değmemiş tesis bulsunlar, o gün turizmciliği bırakırım ben...” Genel Müdür Bahri Önez, konuşmasının ardından öğle paydosuna çıkan turistlerle görüşebilmeleri için basın mensuplarını işçi barakalarına götürdü. Bir sıkıntı çıkmazsa tesisi en geç Haziran’ın 2. haftası gibi yetiştireceklerini ifade eden turistlerden bazılarının görüşleri ise şöyle: Bu fiyata bence kaçırılmayacak bir fırsattı. Biz eşimle, sahilde denize sıfır kalıyoruz resmen. Hatta geçen gel-git oldu, sabah bizim hanımı yatağıyla birlikte 150 metre kadar açıkta zor yakaladım. Böyle bir deneyimi hiçbir otelde, tatil köyünde yaşamamıştık.  Animasyon ekibi gerçekten harika! Dün sabahtan duvar örme etkinliği vardı, ben bugüne dek hiç katılmamıştım... Bakalım öğleden sonra düzenlenecek sıva vurmada neler olacak? Allahım o kıyafetleri falan görseniz, gerçekten inşaat işçisi zannedersiniz o ekibi  Yemekler beklentimizin üstünde çıktı. Sabah kahvaltısı açık büfe. bBaya baya açık, 3.katta betona gazetelerin üstüne seriyorlar. Öğlenleri de fiks karpuz-peynir menüsü çıkıyor. O da sanıyorum diyet yapan bayanlara özel düşünülmüş… Kusursuz  Zaten her tatilde koştur koştur yine yoruluyorduk, burada hiç değilse kenara 3 kuruş para atıyoruz. İnşaat bitmezse seneye de gelirim...  Bir tek o çocuk havuzundan şikayetçiyiz. O su neden gri? Neden balçık gibi? Neden dün oraya giren 2 çocuğun ayakları beton tuttu?   Ben gelmeden önce iskeleden atlarım diye çok heveslenmiştim ama iskele şu an 8.kat civarında. Sadece ona üzüldüm biraz. Yemek paydosunun bittiğini haber veren zilin çalmasıyla birlikte turistler işlerinin başına geri dönerlerken, Önez ve beraberindeki gazeteciler de yüzme havuzu inşaatının devam ettiği alana doğru yönelildiler.  Şu an otel olarak en önemli eksikliklerinin havuz olduğunu, bu eksiğin tamamlanabilmesi için de mevcut müşterilerine bedava 1 hafta daha konaklama teklif etmeyi planladıklarını söyleyen Önez, 7.kattaki ustabaşından gelen “Bahri beeey, turistin biri kendini tuğla çektiğimiz makaraya bağladı, atlıcam diyo!” çağrısı üzerine geziyi planlanlandan erken bitirmek zorunda kaldı. Önez, inşaata doğru hızlı adımlarla yönelirken son olarak şunları kaydetti: “Bak tuğla makarası diyor hala. 50 defa söyledim Bungee Jumping o yahu… Neyse arkadaşlar ben izninizle gidip bi baret takayım şu gerizekalıya...”
0
420
Alkol Yasağı Uygulaması İçin Örnek Gösterebileceği Batılı Ülke Bulamayan Hükümet, Nazi Almanyası Dönemini Mercek Altına Aldı TBMM bünyesinde 9 yıldır başarıyla faaliyet gösteren “Temel hak ve özgürlükleri dini kurallar gereği kısıtlarken batılı ülkelerden örnekler bularak meşrulaştırma komisyonu”nun alkol yasağı başta olmak üzere sırada bekleyen diğer kısıtlamalar için güncel örnek arayışından henüz net bir sonuç çıkmazken gözler tarihi kaynaklara çevrilmiş durumda. Konuyla ilgili olarak komisyondan yapılan açıklamada, ABD’deki mormon toplulukları da dahil olmak üzere Türkiye’nin batısındaki tüm uygulamaların titiz bir incelemeden geçirildiği belirtilerek “Günümüzde buna benzer bir uygulamaya henüz ulaşamamış olsak da TBMM Genel Kurulu’na gelmeyi bekleyen birçok önemli yasaklamanın, tarz olarak Nazi Almanyası'yla sevindirici ölçüde benzerlikler taşıdığını farkettik. Artık en kötü ihtimalle oradan yürüycez. Neticede batıysa o da batı…” ifadelerine yer verildi. Hükümet tarafından oluşturulan araştırma komisyonuna başkanlık eden AKP Manisa Milletvekili Necip Tarladan, yaptıkları incelemelerde özellikle alkol yasağına batılı bir ülkeden örnek teşkil edecek dayanağı bulmak üzere yaklaşık 3.5 aydır hummalı bir çalışma sürdürdüklerini kaydetti. “Alkol yasağı deyince akla gelen ilk ülke tabi 1920’lerin Amerikası oldu komisyonumuzda. Hatta Amerika sözcüğü bile bize ‘tamamdır bu iş oldu, özgürlükler ülkesinde bile yasaklanabiliyormuş görün işte’ dedirtti ama danışmanlarımız o dönem yasaktan sonra hem alkol tüketiminde hem suç oranında ciddi bir artış olduğunu söyleyince baya bir hayal kırıklığı yaşandı açıkçası. Kaçakçısı, mafyası, Al Capone'u derken koca ülke göz göre göre batıyormuş nerdeyse” diyen Tarladan, bu nedenle gözlerini Avrupa’ya çevirdiklerini iletti. “Tabii oralarda da 24 yaş sınırı, otoban üstündeki marketlerde satılamaması vs gibi işimize gelen bazı uygulamalar var ancak onların çoğunu zaten şu ana kadar kullanmışız. Onun dışında restoranda dışarıdan görülmeyecek şekilde içme, hiçbir şekilde reklamını yaptırmama, belediye başkanının isterse bütün şehirde alkolü yasaklayabilmesi gibi bizim hayal ettiğimiz boyutta bir uygulamayı maalesef günümüz Avrupası’nda bulamadık” sözleriyle sıkıntılı günler geçirdiklerini belirten Tarladan, en sonunda meseleyi daha geniş bir perspektiften ele alarak yalnızca alkolü değil topyekün bir takım şeyleri yasaklama gözüyle bakmayı denediklerini ekledi. Tarladan, “Bizim açımızdan tam anlamıyla örnek bir ülkeyle işte bu bakış açısı sayesinde karşılaştık; 1930'ların 40'ların Almanyası... Şimdi böyle birden söyleyince bir tedirginlik yaratıyor biliyorum ama bu adamlar sadece soykırım yapmadı arkadaşlar; roket gibi otoban gibi güzel işler de yaptılar. O açıdan Naziliğin olumsuz taraflarını değil iyi yönlerini örnek alacağız. Mesela naapmış bu adamlar? Öyle direk alkol yasak falan dememiş. Belli bir takım uygulamalarla bunu halletmişler. Nedir? İşte diyelim ki bir toplama kampı yapıyorsun, oranın belli kuralları var, kamptan çıkabilenler alkolünü de alıyor, nasıl isterse öyle yaşıyor. Biz hükümetimize yakışır biçimde büyük düşünüp sadece belli bir alanı değil de bütün ülkeyi toplama kampı olarak ele alırsak bir çok sorun halloluyor. Sırf alkol yasasını değil, bundan sonra çıkarmak istediğimiz hemen her yasayı bir yerinden destekler” sözleriyle aradıkları ülkeyi sonunda bulmuş olabileceklerini belirtti. Nazi Almanyası örneğinin tepkiye yol açması halinde B planı olarak "Şeriata göre yasak kardeşim işte" deyip işin içinden çıkma opsiyonunu da değerlendirdiklerini belirten komisyon başkanı: "Aslında niye bu kadar kasıyoruz, kendimizi kime şirin göstermeye çalışıyoruz hala anlamış değilim zaten. Farklı hayat tarzlarına, dünya görüşlerine saygı dönemini çoktan geride bırakmış olmamız lazımdı." derken hükümet olarak bu konuda biraz ürkek davranıyor olabileceklerini de samimiyetle itiraf etti.
0
421
Bir Mezunlar Buluşması Daha, Kimsenin Bir Baltaya Sap Olamadığının Anlaşılması İle Mutlu Bir Şekilde Sonlandı İstanbul Esentepe Osman Fehmi Canerdem Lisesi 2003 yılı mezunlarından oluşan 14 kişilik grubun yıllar sonra Beşiktaş’ta bir cafe’de düzenlediği toplantıya, aralarında kimsenin doğru düzgün bir yere gelmemiş olmasının yarattığı huzur damgasını vurdu. Herkesin öncelikle karşı tarafı tartarak başladığı gecede, zamanında okulun en güzel kızı olan Gamze'nin aldığı kilolar, sınıfın en çalışkanlarından biri olan Atakan'ın internet kafede ömrünü çürütmesi ve dönemin popüler kızlarından Esra'nın mutlu evliliğini boşanmayla bitirmesi gizli bir sevinçle karşılanırken, saat 22.30 sularında evlerine dağılan eski dostlar, "İyi ya, kimse belini doğrultamamış" duygusuyla geceyi mutlu bir şekilde noktaladılar. Lise yıllarının en çok ümit vaat eden isimlerinden Cenk Sayik (28)'in Facebook üzerinden defalarca organize etmeye çalışmasına rağmen her defasında başarıyla ertelenen buluşma, dün gece nihayet birçok mezunun "Ulan gideyim de, şu herif yakamdan düşsün artık..." hissiyatı ile birlikte Beşiktaş'ta bir cafe’de gerçekleşti. Toplam 29 kişinin katılması beklenirken "Kedim doğum yapıyor", " ananem vefat etti", “bacağımı kırdım” gibi bahanelerle paçasını kurtaranların ardından 14 kişinin bir araya geldiği gecede eski dostlar "Eeee, n’aptın görüşmeyeli?" ekseninde gelişen sohbetlerle birbirlerinin nabzını tuttular. Osman Fehmi Canerdem Lisesinin 13 mezunu ve Cenk Sayik'in gruptaki kızlardan biriyle tanıştırmak amacıyla yanında getirdiği kuzeniyle oldukça sıkıcı bir şekilde seyreden gecede herkes birbirinin başarısızlıklarından ölesiye mutlu olurken, katılımcıların genel portresi ise şu şekildeydi: Halen bir bankada uzman yardımcılığı görevini sürdüren ve hayatında sahip olduğu en anlamlı şey okul anıları olduğu için sadece lise arkadaşları ile değil, ilkokul ve üniversite arkadaşları ile de düzenli olarak toplanmayı sürdüren Cenk Sayik,önümüzdeki 30-40 seneyi de bu şekilde sürdürdükten sonra kimsenin hafızasında herhangi bir iz bırakmadan dünyadan ayrılacak gibi görünüyor.    Lisenin en güzel kızı ünvanını uzun süre elinde bulunduran Gamze, okul hayatı boyunca kimseye yüz vermemesi ve sınavlardaki başarısıyla hafızalara kazınmıştı. Şimdilerde evli, üç çocuk annesi ve çok şişman olan Gamze, boş zamanlarda eşinin işlettiği tuhafiye dükkanında kasada oturuyor...  Lisede tek tercih İTÜ Bilgisayar Mühendisliği yazmasıyla akıllarda kalan Atakan, Zeytinburnu'nda yakın bir arkadaşıyla açtığı Matrix İnternet Cafe'yle  yine de grup içinde lise hayallerine en yakın işi yapan insan durumunda...  Lise yıllarındaki hararetli Brad Pitt hayranlığı sürse de "Kocam mutlaka sarışın olmalı, sarı sarı çocuklar yapıcam ben ona" ısrarından vazgeçtiği net bir biçimde görülen Dönmezer, bohça atılan olaylı 2 nişanın ardından aynı mahallede büyüdükleri bayan kuaförü Necmi'yle sakin bir evlilik olasılığına artık daha sıcak bakıyor. Dönmezer, makyaj malzemesi ve kuaför masrafının olmayacağı mutlu yarınların hayalini kurmakta...  "Üniversiteye kapağı atayım, gerisi kolay" diyerek ODTÜ İşletme Bölümü'ne giren Küçükusta, bölümü bitirip 3 yıl iş aradıktan sonra babasının emriyle dededen kalma kasap dükkanında çalışmak üzere İstanbul'a geri döndü. Kendisi tarafından kasap dükkanının duvarına asılan ODTÜ diploması semt sakinlerinin ilgisini çekmeye devam ediyor...  Lisenin popüler kızlarından biri olan Esra, henüz 24 yaşında dünya evine adım atmasıyla tüm arkadaşlarını, "Vay be, sen git lisede herkesle takıl, şimdi de evinin kadını ol" gibi düşüncelere sevketmişti. Gecede şu an için eşi ile ayrı yaşadığını ve yakında boşanacağı belirten Esra, tüm gruba büyük moral aşılamış durumda... Yoğun sivilceleri ve genel sessizliğiyle tanınan Ardilen, geceyi yine kendisine yakışır bir biçimde sessizce bitirirken, lise günlerinden itibaren itinayla hafızasında tuttuğu "Sınıftaki kızların anatomik detayları"nda önemli güncellemeler yaptı. Ardilen'in gece boyunca 3 kez tuvalete giderek uzun süreler kaldığı belirtiliyor...  Lisede uzun yıllar boyunce Depeche Mode'un Türkiye'ye gelmesi için uğraş veren, sıkı Bluejean takipçisi Burçe, geceyi FOX TV'de yayınlanan Karagül dizisini kaçırmamak amacıyla erken terk etti...  Grupta liseden olmayan tek isim olan Serhat, kuzeni Cenk Sayik tarafından verilen "Çok güzel kızlar var olm" gazıyla geceye dahil olmuştu. Tüm konuşmalar boyunca içinden kuzenine küfreden Serhat Eder, ilerleyen dakikalarda artan alkol miktarı ile Esra'nın aslında gideri olduğuna kendisini ikna etmekte güçlük çekmedi... Buluşma süresince,içlerinden herhangi bir tanesinin zengin, mutlu ve başarılı olmadığını anlamalarıyla keyifleri iyice yerine gelen topluluk bir süre aralarına katılamayan mezunları masaya yatararak, onların da aslında bir baltaya sap olmadıklarına kendilerini ikna ettiler. Gecenin sonunda en az 1 sene boyunca birbirlerini arayıp sormamaya yemin eden lise arkadaşlarının kafalarındaki tek soru ise, Cenk'in kuzeni Serhat'ın Esra'yı götürüp götüremeyeceği idi. Evlere dağılma zamanı gelirken "Bi çorba içseydik yaa", "Esra, karşıya geçiryosan ben bırakabilirim seni" diyerek hala şansını zorlayan Serhat Eder, Esra dahil tüm grup tarafından duymazlıktan gelinerek geceyi sonlandırdı.
0
422
''Esed yakında gidecek'' Açıklamasının 2. Yıldönümü, Dışişleri Bakanlığı'nda Düzenlenen Buruk Bir Törenle Kutlandı Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun "Esed yakında gidecek" iddiasının 2. yılı Bakanlığın Ankara Balgat'taki binasında bu akşam düzenlenen buruk bir törenle kutlandı. Suriye'de patlak veren olayların ardından belirli aralıklarla bu iddiasını yineleyen Ahmet Davutoğlu, "İnanın daha dün gibi sizin karşınıza çıkıp, 'Beşer Esed yakında gidecek!' dediğim ilk gün... Hey gidi, artık eski tadını vermiyor belki ama yine de söylerken insanın içi bir huzur dolmuyor değil..." derken, törendeki ortak kanaat ise Beşşar Esad'ın yakında gideceği yönündeydi. Törende, öncelikle 2 yıldır kendisiyle birlikte bıkıp usanmadan Beşşar Esad'ın yakında gideceğini tekrarlayan tüm Dışişleri çalışanları ve basın mensuplarına gönülden teşekkür eden Bakan Davutoğlu, daha sonra "esed gidici" yazılı pastanın üzerindeki bir çift mumu alkışlar arasında üfledi. Pasta ve limonata ikramının ardından barkovizyon gösterisine geçilirken, son 2 yıl içindeki en iyi 10 "esed gidici" demecinin art arda sıralandığı gösterim sırasında bazı diplomat ve gazetecilerin göz yaşlarına hakim olamadıkları görüldü. Barkovizyon gösterisinin ardından mikrofonların başına geçen Dışişleri Bakanı Davutoğlu, "Eveet hep beraber şöyle bir geçmişe uzandık arkadaşlar. İnanın benim de şu an tüylerim diken diken olmuş durumda. Vay be... zaman nasıl hızlı geçiyor ha..." diyerek şöyle devam etti:  "İlk demeci verdiğim günü dün gibi hatırlıyorum. O dönem daha Esed'le dost mu olsak düşman mı bellesek tam da karar verememişiz. Çat bi telefon geldi, Hillary Clinton. 'Buyrun sayın bakan' dedim. "Naber Ahmet?" dedi. 'İyi valla oturuyoruz arkadaşlarla, çay içiyoruz buyrun beraber içelim eheh' dedim. Teşekkür etti, "ya onu bırak da benden duymuş olma ama bu Esad gidici" dedi. "Vallaha mı?" dedim. "Sen de 1, ben diyim 2 ayı ya var ya yok" dedi. 'E iyi o zaman biz de Esad gidici diyelim' dedim. 'Onun adı artık Esed. Sen de öyle söyle daha iyi olur' dedi kapattı telefonu. Koca ABD Dışişleri Bakanı, onu da geç yaşını başını almış bir kadın. İnsan ister istemez itimat ediyor tabii. Bilemedik..." İlk demecin ardından ortalama ayda bir kez sektirmeden "esed gidici" dediğini ve zamanla cümlenin fazla tekrar edilmekten anlamını yitirmeye başladığını ifade eden Davutoğlu'nun "ilk yılın sonlarına doğru ne yalan söyliyim bi moralim bozuldu. O aralar gece birden uyanıp hanıma 'Sare kalk, ya acaba gitti mi, uyuduk kaldık böyle ama' diye sorduğum zamanlar oluyordu. Sonra sonra alışıyo insan tabii. Hatta aramızda espri konusu bile oldu. Çocuklar harçlık istiyolar mesela, 'Esed gidince veririm' falan diyorum, gülüşüyoruz." sözleri salonda neşeli anların yaşanmasına neden oldu.  Davutoğlu, Esad'ın ne kadar empati yoksunu ve zalim olduğunun sırf bu olaydan bile anlaşılabileceğini belirtirken, "Yani o kadar senedir iyi kötü bi komşuluğumuz, yüz yüze bakmışlığımız var. Onda birazcık insanlık olsa, 'yahu yeter, bu adamların Dışişleri Bakanını daha fazla mahcup etmiym" diye düşünür, en azından 1 haftalığına sembolik bir şekilde bile olsa giderdi. Sonra istiyorsan geri gel yine otur koltuğuna. İşte bu kadarını bile düşünemeyen bir insandan bahsediyoruz. Daha ne diyim ben, yazıklar olsun" diyerek Suriye Devlet Başkanı'na bir kez daha sert mesajlar gönderdi.   Yaşanan süreçte Bakanlık olarak kendilerinin de bir takım hatalar yapmış olabileceklerini söyleyen Davutoğlu, "Dikkat ederseniz çevremizde devlet başkanı değişmeyen tek ülke Suriye kaldı nerdeyse. Şimdi düşününce, kendi haline bıraksak ülkenin sorunlarından illalah diyecek, ekonomik kriz mriz derken zaten kendiliğinden gidecekti belki adam. Belki o da inada bindirdi bi noktadan sonra..." sözleriyle samimi itiraflarda bulunurken, "Bundan sonra 'Esed kesinlikle gitmez, delikanlıysa o koltuğu bırakmaz' gibi bi söylem benimseyebiliriz. Bilmiyorum, şu an tamamen sesli düşünüyorum..." sözleriyle de önümüzdeki dönem Türkiye'nin dış politikasında bir takım köklü değişiklikler olabileceğine işaret etti.  Beşşar Esad'ın şu ya da bu şekilde gitmesinin artık dış politikadan falan çıkıp kendisi için kişisel bir mesele haline geldiğinin de altını çizen Davutoğlu'nun "Sırf bu yüzden son 1 senedir yediğime içtiğime daha fazla dikkat ediyorum. İnat olsun diye ondan fazla yaşıycam. Nasılsa bi gün eceliyle de olsa gitmeyecek mi bu adam? İşte o zaman çıkıp göğüsümü gere gere 'ben söylemiştim' demek için hayatta kalıcam. Andolsun yapıcam bunu" sözleri üzerine büyük bir alkış fırtınası koparken, kalabalık davetli grubu salonu "kazık çakacak değil ya!" sloganlarıyla inletti. Alkışlara elini kalbinin üzerine götürerek teşekkür eden Davutoğlu, son olarak şu sözlerle konuşmasına son verdi: "Yine de gönül ister o kadar uzun sürmesin bu iş arkadaşlar. O yüzden hepinizden çok rica ediyorum ne yapıp edip ben hala bakanken gönderelim şu adamı. Çünkü ben tanıyorum bunu, yarın ben bakan olmam benden sonraki arkadaşım gelir, Ali gelir, Veli gelir bu koltuğa. Allah biliyo ya bu Esed tam da o gün gider. Ondan sonra Veli gönderdi olur, Ali esed'in defterini dürdü olur. En çok da ona üzülürüm ben. Davutoğlu isminin bi 'Esed'i yollayan bakan' olarak anılması var, bir de ucuz fanila markası ismi gibi hatırlanması var. Gözünüzü seveyim bana bunu yapmayın..."
0
423
Muhteşem Yüzyıl'a Dönmemekte Direnen Meryem Uzerli: ''Haftada 120 dakika sakal öpmek ne demek biliyor musunuz?'' Türkiye’nin en sevilen dizilerinden Muhteşem Yüzyıl’daki Hürrem karakteriyle büyük beğeni toplayan Meryem Uzerli, çekimler sürerken Almanya'ya giderek geri dönmemesi hakkında çarpıcı açıklamalarda bulundu. Kameramanından ışıkçısına tüm dizi çalışanlarını olumsuz etkileyen yoğun çalışma temposunun kendisinin özel durumu nedeniyle daha da katlanılmaz hale geldiğini belirten ünlü oyuncu, günde 18 saate varan setlerde sürekli olarak koca bir öbek sakalla öpüşmekten dolayı hem fiziksel hem de psikolojik olarak yıprandığını söyledi. Aldığı ücretle ilgili çıkan dedikodulara da “Haftada 30 Bin için koyun gibi bi şeye suratınızı daldırıyorsunuz, heveslisi varsa buyursun gelsin. Para için o kadar sakal öpülmez, o işe ayrıca gönül vermek lazım” diyen Uzerli, dönmemek için direnmeye devam ediyor. Muhteşem Yüzyıl çekimlerini aniden terk edişiyle beraber magazin gündemine bomba gibi düşen Meryem Uzerli, Almanya’da düzenlediği basın toplantısıyla yaşananlara ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulundu. Gidiş kararında iddia edildiğinin aksine işin maddi boyutunun önemli bir rol oynamadığını belirterek sözlerine başlayan Uzerli, temel sorununun Halit Ergenç’in üç sezondur sürekli uzamakta olan sakalları olduğunu kaydetti. “Bakın son sezon dudağa bile ulaşabilmiş değilim, alenen sakal bıyık öpüp duruyorum. Batıyor arkadaş yani. Tamam güzel para kazanıyorum ama  yarısını cilt sağlığım için tekrar harcamak zorunda kaldıktan sonra ne manası var. Parası batsın...” diyen ünlü oyuncu sette yaşananlarla ilgili olarak da önemli bilgiler verdi. “İşin bir de sizlere yansımayan kamera arkası var arkadaşlar. 18 saat sette kaldığımız oluyor, 3 öğün yemek demek. Bunun cacığı var, çorbası var. İlk bölümlerde sefere çıkarken yüzük hediye eden adam, yaklaşık 2 sezondur veda öpücüğünde kah salatalık parçası, kah irice bir şehriye bırakıp gidiyor ardında…” sözleriyle zaman zaman çok zor şartlarda çekim yaptıklarını belirten Uzerli, bu duruma artık daha fazla dayanamadığını ekledi. Son olarak “Bir ara ‘Bizim ecdadımız bu değil’ tartışmaları çıkınca çok umutlanmıştım. ‘Osmanlı’da öyle dilli milli öpüşme olmazdı’ diyenlere hep destek verdim ama nafile. Yani koca padişahsın eteğini, elini falan öpelim işte, bu dudak ısrarı niye? Hayır kendi çorbasından kıl çıksa aşçıbaşının kellesini vurdurtacak tıynette adamlar bunlar, en çok o koyuyo insana” diyen ünlü yıldız, dönüp dönmeyeceğine ilişkin gelen sorularıysa temkinli bir biçimde yanıtladı: “Valla şu an tavrım açıkçası dönmemekten yana ne yalan söyliyim, en azından cildim bi dinlensin. Ama tabi sözleşmesiydi tazminatıydı o işlere bir bakıcaz… Ya o değil de şöyle Cumhuriyet döneminde geçen, insanların kravatsız, traşsız Beyoğlu’na çıkamadıkları, daha sakalsız bi dizi olursa yine siz arayın beni, o şahane olur bak”
0
424
'3.köprü cinayettir'' Diyen Büyükşehir Belediye Başkanı Tayyip Erdoğan'a, Başbakan Tayyip Erdoğan'dan Sert Yanıt: "Senin İstanbul'a ne hayrın dokunmuş?" Bugüne kadar çevreye vereceği zarar ve ağaç katliamı nedeniyle, bugün ise ismiyle çok tartışılan İstanbul Boğazı’nda yapılacak 3. Köprü, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı bir kez daha karşı karşıya getirdi. Belediye Başkanı Erdoğan'ın 3. köprü projesinin hayata geçirilmesi hakkında yaptığı "Bu İstanbul için cinayettir. Hakkımı helal etmiyorum" açıklaması gündemin tepesine otururken, Başbakan Erdoğan'dan gelen "İş üretemeyenler, projesi olmayanlar işte böyle oturdukları yerden atıp tutarlar ancak" şeklindeki karşılık ise tartışmayı daha da alevlendirdi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 3. köprü temel atma töreni için İstanbul'a gelmesi üzerine apar topar Büyükşehir Belediyesi'nin binası önünde büyük bir kalabalığa seslenen Belediye Başkanı Erdoğan'ı binlerce kişi "Vur vur inlesin, Başbakan Erdoğan dinlesin" tezahüratlarıyla karşıladı. Sözlerine, "Dinleyecek... Dinleyecek.. Gün gelecek, devran dönecek Başbakan Erdoğan da bizleri dinleyecek. Siz hiç merak etmeyin" diyerek başlayan Büyükşehir Belediyesi Başkanı Erdoğan, 3. köprü projesi ile ilgili olarak ise şu sözleri kaydetti:  "Şimdi bunlar diyecekler ki vatandaş trafikte rezil mi olsun? Yahu bu işin köprü yapmaktan başka yolu yok mu? O zaman bütün boğazı kapatın komple köprü yapalım? İşte bunların vizyonu bu kadar değerli hemşerilerim. Benim şehrimde bana sormadan çevreyi katledeceksin, sonra da gelip bunun şovunu yapacaksın? Hadi bizden utanmadın, ' ormanlarımdan bir dal kesenin kellesini keserim' diyen ecdadımızdan da mı utanmıyorsun? Utanmazlar değerli İstanbullular, bunlarda o tarihi şuur ne gezer? Anca yesinler içsinler ceplerini doldursunlar, keyiflerine baksınlar..." Başbakan Erdoğan'ı rantçılık ve çevre katili olmakla suçlayan Büyükşehir Belediye Başkanı Erdoğan, sert açıklamalarına "Bir de utanmadan kalkmış köprünün adı "Yavuz Sultan Selim' koymuşlar. Siz Yavuz'un adını besmeleyle ağzınıza alın besmeleyle!" şeklinde devam etti. Başbakan'ın Yavuz Sultan Süleyman'ı anlamaktan çok uzak olduğunu vurgulayan Belediye Başkanı, "O, ömrünü at sırtında geçirmiş, halifeliği Osmanlıya getirmiş büyük bir zattı. Bunlar değerli hemşerilerim, Suriye'de emperyalizmin emrine girip, müslümanı müslümana kırdırtan, onu bile beceremeyip ellerine yüzlerine bulaştıran, iş bilmezlikle Ortadoğu'dan kovulan... Neyse şimdi konuşmaya başlarsam benim de başıma bir iş gelir. Biliyorsunuz bunların kolları uzun. Hamdolsun Allah'tan başka bi şeyden korkumuz yok da size hizmetle geçireceğim yılları hapiste geçireceğime üzülürüm... Siz anladınız beni..." dedi. Son olarak "İnşallah bu cinayet bitmeden hükümet değişir" temennisini dile getiren Büyükşehir Belediye Başkanı'na ise Başbakan'ın tepkisi sert oldu. Belediye Başkanı Erdoğan'ı sandıktan çıkan halk kararına saygı duymamakla itham eden Başbakan Erdoğan’ın, gerekirse sine-i millete dönmekten çekinmeyeceklerini ifade ederek başladığı konuşmasında sözleri sık sık alkışlar ve tezahüratlar eşliğinde kesildi. "Bu nesil seninle gurur duyuyor" tezahuratları eşliğinde konuşmasını sürdüren Başbakan, Belediye Başkan'ı Erdoğan'a şu sözlerle yüklendi:   "Ne yapmış bu Tayyip Erdoğan İstanbul'a? Yaz günü trafikte çile çeken benim vatandaşım için bir tane hizmetini sayabilir misiniz? Sayamazsınızzz... Çünkü yok. E madem hizmet yapamıyorsun, bari yapana laf etme. Büyük bir zat'ın da dediği gibi; Gölge etme başka ihsan istemem... İnsanda biraz utanma olacak. Maliye Bakan'ıma, müfettişlerime emir verdim, belediye hesaplarını didik didik inceliyorlar. Dünya para aktarıyoruz bütçeden, nereye gidiyor, kimlere, hangi dünürlerin şirketlerine peşkeş çekiliyor hepsinin hesabını Allah'ın izniyle birrrr birrrr soracağız. Kimsenin kuşkusu olmasın..." Konuşması süresince üslubunu giderek sertleştiren Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Ya Sayın Belediye Başkanım. Madem 3.köprüyle yaşamak istemiyorsun, madem öyle bir İstanbul olmasın diyorsun. Buyur git o zaman. Zorla tutan mı var seni?" sözleriyle de büyük alkış aldı. Parti olarak halka ve hakka hizmetten başka bir düşüncelerinin olmadığının da altını çizen Başbakan Erdoğan, konuşmasını şu şekilde noktaladı. "Siz istediğiniz kadar yırtının, biz yine millete hizmet yolunda bildiğimizden şaşmayacağız. Oradaki 3-5 ağaç için için bu kadar tantana koparanlara da söylüyorum. Siz çevreciyseniz, ben sizden 100 kat 1000 kat daha çevreciyim. Çevrecinin daniskasıyım. O ağaçları da kesmeyeceğiz, kökünden söküp başka bir yere dikeceğiz. Onunla ilgili de şu an görevini tam hatırlamadığım bir bakanıma emir verdim. Şimdiki Büyükşehir Belediyesi binasını yıkıp, yerine bir AVM, AVM’nin en üst katına da yeşil alan tahsis ederek ağaçları oraya taşıyacağız. Şimdi buna da karşı çıkar o Belediye Başkanı olacak şahıs. Noldu? Senin binan olunca ağaçtan kıymetli oldu di mi? İşte bunların çevreciliği bu kadar değerli yurttaşlarım..."  Özellikle 3.köprü tartışmalarıyla birlikte iyice açığa çıkan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Erdoğan'la, Başbakan Erdoğan arasındaki gerilimin ardından, Başbakan'ın kurmaylarına "Önümüzdeki seçimde İstanbul'u istiyorum!" şeklinde emir verdiği de gelen haberler arasında.
0
425
Gezi Parkı Olaylarının Nedenini Başbakan'a Bir Türlü Anlatamayan Hükümet, Rotayı Yabancı Hocaya Çevirdi... Yaklaşık bir haftadır süren Gezi Parkı olaylarının neden kaynaklandığını bir türlü anlayamayan ve bunu her konuşmasında dile getiren Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a durumu izah etmek için hükümet yetkilileri seferber oldu. Konuyu piyesle aktarmaktan, resimli anlatıma kadar her yolu deneyen AKP'li vekil ve bürokratlar Başbakan'ın halen "cehaaapeeee, marjinal gruplar, fidansa biz de diktik" seviyesini aşamadığnı ifade ederlerken, yurt dışından getirilecek bir yabancı hocaya da camia sıcak bakıyor. Başbakan'a konunun aslında tam olarak ne olduğunu açmakta bir hayli zorlanan AKP'nin önde gelen isimleri, Recep Tayyip Erdoğan'ı kızdırmamak adına öncelikle ufak bir piyes düzenledi. Piyes’te İçişleri Bakanı Muammer Güler'in Maki’yi, Suat Kılıç’ın Çamı, Bülent Arınç’ın ağlayan ağacı ve Çevre ve Orman Bakanı Erdoğan Bayraktar'ın da “Aman Ormancı Canım Ormancı”yı canlandırması üzerine oldukça neşelenen ama olayı çok da çözemeyen Başbakan, özellikle maki rolü sebebiyle Muammer Güler'i tebrik etti. Piyesle anlatımın başarısız olmasının ardından olayları bir de resimli şekilde anlatması için Salih Memecan kozunu oynayan AKP'li kurmaylar, deneyimli karikatüristi Başbakanlık binasına çağırdılar. Gezi Parkı'ndaki olayları ilk gününden itibaren resmederek Tayyip Erdoğan'a aktaran Salih Memecan, Başbakan'ı kahkaha krizine sokmayı başarsa bile yine de yaşananları anlamasına yardımcı olmaktan çok uzaktı. Bir ara Başbakan'ın, "Ulan Salih ne alem adamsın, ölücem ya. Tamam yeter hahhaha" diyerek huzurundan uzaklaştırdığı karikatüristin gitmesiyle birlikte ise AK Parti'de gözler yabancı hoca arayışına çevrildi. Salih Memecan' hamlesinin de başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından rotayı yabancı hocaya çevirdiklerini belirten AKP Basın Sözcüsü Nedim Uyudur ise gündemlerinde 3 önemli ismin olduğunu belirtti. ABD'li ünlü pedagog ve çocuk gelişimi uzmanı Prof. Dr. Steven Harris, Alman psikayatri camiasının deneyimli ismi Otto Rehmer ve Alzheimer konusundaki çalışmalarıyla 2009 yılında nobel tıp ödülüne layık görülen başarılı Çek nörolog Slavoj Nezdek'le temasların  sürdüğünü belirten Nedim Uyudur, "Umarız en kısa süre içinde, en doğru isimle anlaşarak Sayın Başbakan'a Gezi Olayları hakkında hiç değilse bir fikir verebiliriz" dedi. 3 hoca adayıyla da imzaya çok yakın olduklarını müjdeleyen Basın Sözcüsü, "En geç Başbakan'ın Afrika gezisi dönüşünde yeni hocanın ismini açıklamak istiyoruz. Tebdil-i mekanda ferahlık vardır derler, belki Fas'ta deniz havası falan da zihni açar diye umuyoruz. Dönüşte bakıcaz, durumun vehametine göre üç hocayı birden de alabiliriz. Çok şükür maddi sıkıntımız yok" derken, Erdoğan'ın yine de durumu anlamaması halinde ise biraz daha geriye giderek oyun hamuru ve lego seçeneklerine yöneleceklerini sözlerine ekledi.
0
426
Başbakan'ın Gidişiyle Gezi Parkı Olaylarını Yansıtmaya Başlayan Medya Kuruluşlarından Halka Çağrı: ''Nolur aramızda kalsın, söz mü?'' Bir haftayı aşkın süredir yaşanan Gezi Parkı olaylarını ancak Tayyip Erdoğan'ın yurtdışı ziyaretine gitmesinin ardından kamuoyuna aktarabilen medya kuruluşları, Başbakan'ın dönüş tarihinin yaklaşmasıyla birlikte endişelerini dile getirdi. CNN Türk, NTV, HaberTürk gibi kanalların ve çok sayıda basın kuruluşunun üst düzey yöneticilerini bir araya getiren basın toplantısında halka seslenen yetkililer, "Bakın Sayın Başbakan yokken gaza gelip tüm görüntüleri, haberleri sizlere servis ettik ancak lütfen bu aramızda kalsın. Kulağına giderse hepimize yazık olur..." diyerek, tüm Türkiye'den anlayış beklediklerini dile getirdiler. Medya kuruluşlarını bir araya getiren toplantıda açılış konuşmasını yapan CNN Türk Halkla İlişkiler Sorumlusu Neriman Uysaldı, Başbakan'ın yurda dönmesine çok az kaldığını hatırlatarak öncelikle herkesi daha dikkatli olmaya davet etti. "Sevgili yurttaşlarım, değerli basın mensupları. Tamam, 1-2 gündür nerdeyse her olayı haber yapmak gibi bir lüksümüz oldu ancak bunun sadece kendi aramızda kalması konusunda sizlerden ricada bulunuyorum. Söz mü?" şeklinde kamuoyuna seslenen Uysaldı'dan sonra mikrofonları alan Doğuş Yayın Grubu Basın Sözcüsü Ümit Ayverdi ise şu sözleri kaydetti: "Valla iki gündür artık nasıl koyverdiysek, ülkenin her yerinden haberlere, her kesiminden görüşlere yer veriyoruz. Sayın Başbakan birden gidince öyle bir rehavet oldu ki değil Gezi Parkı son 10 yıldır ne olmuş, ne bitmiş hepsini gösterecek raddeye geldi çocuklar. Fakat tabii o kadar uzun boylu değil. Altı üstü 3 günlük bir gezi bu. Tayyip Bey'in dönüş uçağına kadar bizler basın kuruluşları olarak elimizden geleni yapıcaz ancak ondan sonra iş biraz da size düşüyor. Gözünüzü seveyim dilinize sahip olun. Bildiğiniz gibi kendisinin kafa biraz gitm... neyse işte eskaza tüm bunlar Başbakan'ın kulağına giderse ayvayı yediğimizin resmidir..." Toplantı esnasında her söylenene anlamsızca gülmesi ile dikkatleri çeken HaberTürk Genel Yayın Müdürü Seçkin Mengel ise, konuşma sırası kendisine geldiğinde biraz sinirlerinin bozulmuş olabileceğini itiraf etti. "Arkadaşlar iki gündür rahatça atıp tutuyoruz ama resmen adam yarın geliyor. Bir an önce bir şey yapmalıyız... Bir şeyler yapmalıyız" diyen Mengel, daha sonra katılımcıların şaşkın bakışları arasında koşarak toplantı salonunu terk etti. Bu beklenmedik gelişme karşısında yaşanan sessizliği bozan ilk isim olan CNN Türk Halkla İlişkiler Sorumlusu Neriman Uysaldı ise "Valla Beyler, adam haklı. Hele ki Sayın Başbakan'ı Fas'ta Tunus'ta falan pek kimse sallamamış ki kesin iyice sinirlenip gelecek" derken, bütün basın mensuplarının bu süreçte elini taşın altına koyması gerektiğini belirtti. CNN olarak Başbakan'ın yurda dönmesiyle bir süre akvaryum görüntüsü yayınlamayı planladıklarını kaydeden Uysaldı, "Umarım balıklara bakar da biraz yumuşar. Sizlerden de ricam, dönüşte en sevdiği filmleri, programları koyun. Bir grup arkadaşımız da en sevdiği yemek olan biber dolmasını yapıp havaalnına karşılamaya gidecek." diyerek, bu süreci sağ salim atlatmak için herkese büyük görevler düştüğünü ifade etti. Bu sözlerin ardından apar topar toplantıya son verilirken, medya kuruluşlarına bir destek de akşam saatlerinde AK Parti cephesinden geldi. Başbakan'ın yokluğunda medyada olduğu gibi kendilerinde de bir gevşeme olduğunu itiraf eden Bülen Arınç, "Hadi medya sadece haber verdi de, biz bildiğiniz özür falan diledik. Bunu bi duysa, nasıl izah ederim inanın fikrim yok" derken, "Lütfen herkesten rica ediyorum, sorarsa 'Bize çok kızdılar, hepimizi falakaya yatırdılar' falan deyin e mi? Gözünüzü seveyim. Hem ne derler bilirsiniz, 'What happens in Türkey, stays in Turkey'..." diyerek tüm kamuoyuna seslendi.
0
427
Suriyeli Mültecilerden, Günlerdir Kendilerini Evlerinde Gibi Hissettiren Başbakan Erdoğan’a Teşekkür Mesajı Gezi Parkı direnişinin ortaya çıkmasında büyük etkisi olan eylem ve açıklamalarının ardından da hızını kesmeyen ve başta Cumhurbaşkanı Abdullah Gül olmak üzere diğer liderlerin verdiği ılımlı mesajların aksine sürekli olarak ülke gündemini germeye devam eden Başbakan Erdoğan'a bir destek de Suriyeli mültecilerden geldi. Ülkelerindeki iç savaş ve Esad rejiminin baskılarından kaçarak Türkiye’ye sığınan ve uzun süredir memleket hasretiyle yaşamak zorunda kalan mülteciler, Gezi Parkı olaylarının patlak vermesiyle beraber adeta kendilerini evlerinde gibi hissetiklerini belirterek, Başbakan Erdoğan’a teşekkürlerini ileten bir mesaj yayınladılar.  Konuyla ilgili sabah saatlerinde bir basın açıklaması yapan İnanılmaz Özgür Suriyeliler Derneği’nden Abdülmisal Maqdisi, hükümeti ve başbakanı acımasızlıkla eleştirenlerle hemfikir olmadıklarını dile getirdi. Geçen haftadan bu yana yaşanan toplu gözaltılar, provakasyonlar, medya sansürü ve sosyal medyanın afarozu, evlerin içine kadar yapılan aşırı polis müdahaleleri, sopalı satırlı gruplar ile günaşırı yaralanma, ölüm haberleriyle oluşan topyekün kaos ortamının kendilerini adeta ülkelerinde, Suriye’nin göbeğinde hissettirdiğini belirten Maqdisi, devlet şiddetinde çok tanıdık tatlar yakaladıklarının altını çizerek şöyle devam etti:  “Bugüne kadar yapılan silah yardımı, konuşlandırma, verilen tüm askeri destek, istihbarat kaynakları vesaire bir yana Başbakan'ınız bizim için paha biçilmez bir şeyi, sıla hasretini giderdi. Bugün bakın, Başkentiniz de dahil ülkenizin her tarafı yangın yeri. Polis şiddeti deseniz var, orantısız güç deseniz var, baskı deseniz var, dediğim dedikçilik var, yalnız ben bilirimcilik var, benden olmayan gebersincilik var; var oğlu var yahu! Şimdi gözlerimi kapatıyorum, kulaklarımda bomba sesleri, burnumda tüten dumanların kokusu adeta Suriyem’deyim. Kendisi Ortadoğu’nun lideri olmayı sonuna kadar hak ediyor, zira bizim oralarda da liderler aşağı yukarı onun gibi…’ Ülkede yaratılan yeni atmosferin yalnızca Suriyeli mültecilere hitap etmekle kalmadığını belirten Maqdisi, Ortadoğu’daki tüm halkları da bu yaz Türkiye’ye davet etti.   Maqdisi, zengin doğal güzellikler, ören yerleri, cami ve halı mağazaları rezervlerinin yanına eklenen baskıcı rejim ve çatışma ortamının, tüm Ortadoğu’da ‘Hayatınızın tatili, üstelik ülkenizden hiç kopmamışsınız gibi’ sloganı ile pazarlanabileceğini belirterek Kültür ve Turizm Bakanlığı’nı da konuyla ilgili çalışmalar yapmaya çağırdı. Son olarak, Tayyip Erdoğan'ın boşluğunu fırsat bilerek bir iki gündür nabız düşürücü açıklamalar yapan Bülent Arınç ve Abdullah Gül gibi isimlere bir nebze kırgın olduklarını da itiraf eden Abdülmisal Maqdisi, "Yok mesaj alınmışmış, yok özürmüş, vay efendim güç sarhoşluğuna kapılmadan herkese kulak vermek gerekirmiş. Ne alakası var ya? Şimdi durup dururken durumu eskiye çevirmenin manası ne? Şurada zaten güç şartlar altında yaşayan insanlarız, tam da kendimizi bir nebze evimizde gibi hissederken bu tarz açıklamalarla ne amaçlanıyor? Bu vesileyle de bütün politikacılarınızı Melih Gökçek gibi duyarlı ve sorumlu davranmaya çağırıyoruz.” derken, Başbakan'ın kesinlikle dik duruşu ve ülkenin bir bölümünü diğerine karşı kışkırtan provokatif açıklamalarından taviz vermemesi gerektiğini ifade etti.
0
428
Başbakanlık İnternet ve Bilişim Daire Başkanı Sonunda Patladı: ''Sayemizde VPN öğrendiniz, hala şikayet...'' Başbakanlık İnternet ve Bilişim Daire (BİBİD) Başkanı Ali İhsan Eryemez, son olarak ünlü arama motoru Google'a ait DNS adreslerinin de yasaklanmasının ardından artan eleştiriler üzerine dün akşam apar topar bir basın toplantısı düzenleyerek suçlamaları yanıtladı. Toplumun yasak olan şeylere ilgisini bildikleri için böyle bir yola girdiklerini ifade eden Eryemez, "Tüm bu yasaklamaların arkasında, internet kullanımını özendirmeye çalışmaktan başka bir maksat aranmasın." açıklaması ile kamuoyunu rahatlattı. İnternetteki sansürlemeler ile ilgili yaşanan son gelişmelerin ardından basın mensuplarının karşısına geçen Eryemez, oldukça gergin bir havada geçen toplantıda, "Ya söylemeyelim, söylemeyelim dedik ama yani buramıza kadar geldi. Bir kurumun bu kadar da üstüne gelinmez. Bizim de bir haysiyetimiz var." diyerek, bugüne dek kendilerine edilen bütün küfürleri de aynen sahiplerine iade ettiklerinin özellikle altını çizdi. Yasakçı ve iş bilmez adamlar olarak yaftalanma pahasına şimdiye kadar bazı şeyleri kamuoyundan gizlediklerini belirten Eryemez, "Bu iş yüzünden evde çoluk çocuğumuzla bile kötü olduk. Şu an evladım beni, sırf birisi Başbakan'ı kızdırdı diye koca Twitter'ı, google'ı yasaklamaya kalkan bir mankafa olarak biliyor. Zerre ağırlığım kalmadı bir baba olarak." sözleriyle dert yandı. Eryemez'in konuşmasından bazı önemli satırbaşları ise şu şekilde: "Biz bilmiyor muyuz bu yasaklanan sitelere bir şekilde girilebildiğini? Niyetimiz o olsa, istesek komple kuruturuz; bir Allah'ın kulu da giremez Twitter'a , Youtube'a bilmemneye. Ama olay o değil. Biz istiyoruz ki milletimiz de bu internet işine ilgi duysun, 'Neymiş bu internet ki benim devletim girmemi istemiyor?' diye bir merak etsin. Çünkü bu adamları kendi halinde online ortama salarsan bütün gün okey oynamaktan başka şey yapmıyor. En iyi bileni gidip gazete sitesine yorum yazıyor. Bir de mynet var zaten, huzurevi gibi. Vatandaşlarımıza internetin bunlardan ibaret olmadığını göstermemiz lazım." Yasaklamalardan alınan neticenin genel olarak olumlu olduğunun altını çizen Eryemez, "Nitekim düşündüğümüz gibi de oldu. İsteyen baksın, bu yasaklamaların öncesinde ülkedeki internet kullanım oranı neymiş, şimdi ne olmuş? Rakamlar ortada. Çünkü biz insanımızı tanıyoruz: Yap dersin yapmaz, yapma dersin gider inadına yapar. Kapıdan kovarsın, bacadan girer. Mayası öyle." sözleriyle de iyimser bir tablo çizdi. Yasaklamaların sadece internete olan ilgiyi artırmakla kalmadığını vurgulayan Eryemez, sözlerine "Şu geçen süre zarfında yediden yetmişe herkes bilgisayar kurdu oldu, ancak bunlar da görmezden geliniyor maalesef. Şu anda pek çok vatandaşımız proxy nedir, VPN nedir biliyor, icap ettiğinde şakır şakır dns ayarı yapıyor. Bugün bu kadar bilinçli bir kullanıcı profilinin batıda bile örneği yok." şeklinde devam etti. Şu ana dek erişimini yasakladıkları bütün sitelerin ziyaretçi sayısının arttığını da belirten Daire Başkanı, "İnanın 'İlla bizi de yasaklayın' diye araya adam sokmaya çalışanlar dahi var. Biz de mümkün mertebe kimseyi kırmamaya çalışıyoruz, ancak kısıtlı imkanlarla hepsine birden yetişmek zor oluyor." sözleriyle yoğun çalışma temposundan da şikayetçi olmayı ihmal etmedi. Açıklamalarının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Eryemez, yasaklamaların bundan sonra da devam edip etmeyeceği yönündeki bir soruyu, "Eder etmesine de, eski tadını vermez artık." şeklinde cevaplarken, interneti teşvik etmeye yönelik hükümet politikalarının modem saklamak, güç kablosunu toplatmak gibi geleneksel yöntemlerin yanı sıra, tamamen Türk mühendisleri tarafından geliştirilen EMP (electro magnetic pulse) cihazı gibi daha yeni ve orjinal uygulamalar ile sürdürülebileceğini müjdeleyerek açıklamalarını sonlandırdı.
0
429
Şehrin Ortasındaki Tek Parkı Yıkıp AVM Yapmak İsterken Dış Mihraklar Tarafından Engellenen Başbakan Erdoğan'ı Halk Bağrına Bastı Gezi Parkı olaylarındaki tutumu nedeniyle parti içinde dahi eleştirilere hedef olan Başbakan Erdoğan’a halk sahip çıktı. Olayların iç yüzünü anlatmak için çıktığı Türkiye turnesinin Adana ayağında vatandaşlara seslenen Erdoğan, “Biliyorsunuz sevgili kardeşlerim, bunlar Sultanahmet Camii'ni de ele geçirip oradaki avizelere çok afedersiniz disko topu asarak sabaha kadar Harlem Shake dansı yaptılar. İşte biz bu zihniyetle mücadele ediyoruz” sözleriyle eylemcileri şikayet ederken halk da “Mücahit Eryaman!” sloganlarıyla Başbakan’a moral aşıladı. İstanbul’un merkezi Taksim bölgesindeki tek yeşil alan olan Gezi Parkı’nı yıkarak yerine eski kışla, AVM, rezidans ve müze işlevi görecek bir yapı kazandırmak isteyen Başbakan Erdoğan, karşısına çıkan tüm engellere rağmen sevenlerinin de desteğiyle dik duruşundan taviz vermiyor. Başta twitter olmak üzere Facebook, Instagram, ABD Dışişleri Bakanlığı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, komple batı basını, Rusya, İran, Yunanistan, Bulgaristan, Sırbistan, Suriye, Karadağ Cumhuriyeti, Nahcivan Özerk Bölgesi gibi dış mihraklar ve yurdun çeşitli yörelerinden şer odakları, faiz lobisi, Ergenekon terör örgütü, oyuncular, müzisyenler, öğrenciler, bankacılar, reklamcılar, IT’ciler, emekliler ve ev hanımları gibi iç mihrakların tetiklediği olaylar nedeniyle bir süredir sıkıntılı günler geçiren Erdoğan, aradığı moral desteği Anadolu turnesinde buldu. İstanbul ve Ankara’da gördüğü yoğun ilginin ardından dün akşam da Adana’da kalabalık bir topluluğa seslenen Başbakan Erdoğan, şunları söyledi: “Değerli kardeşlerim, 28 şubat'ı planlayanların, onun öncesinde merhum Özal’ı zehirleyen hadi en iyi ihtimalle fazla kilo aldırarak kalp krizi geçirmesine sebep olanların bu gezi parkı işini tezgahladıklarını biz çok iyi biliyoruz. Bu sefer her şeyi en ince ayrıntısına kadar düşünmüşler…  500 tane çevreci parkta eylem yapsın, polis onlara ağır müdahalede bulunup çadırlarını yaksın, ertesi gün kalabalık daha da büyüsün, polis şiddetini daha da artırsın, işler iyice zıvanadan çıksın, 3 kişi ölüp 4000 kişi yaralansın, o arada ben sert konuşup hiç geri adım atmayayım, eylemciler iyice kontrolden çıksın, benim dışımda kim varsa, Cumhurbaşkanı, Bülent Arınç falan ılımlı mesajlar versin, Vali'm özür dilesin, ben daha da sertleşip partiden adam toplayayım... Bunlar hep bizim hizmetlerimizi çekemeyenlerin planlı programlı işleri değerli kardeşlerim… Ama biz bu oyuna gelmeyiz… Haa eğer bizim bu oyuna gelmememizi de planlamışlarsa bir durur düşünür o zaman belki oyuna da gelebiliriz. Bunları hep göreceksiniz önümüzdeki günlerde… Sevgili Adanalılar, biliyorsunuz bizim kuyumuzu kaymak için hazırda bekleyen bazı medya kuruluşları da var. Epeydir bunları susturduk sanıyorduk ama meğer bize komplo kurmak için kendileri susmuşlar. Onlar da bu oyunun bir parçası, onun da duyumlarını aldık... Hem bize sansürcü yaftası vurdurmak için bilerek olayları yayınlamayan bu 28 Şubat artıklarını hem de CNN, BBC gibi onların yurt dışındaki işbirlikçilerini yakında bir bir açıklayacağız. Ey le monde, ey Daily Telegraph diyeceğiz gel bakalım buraya, hesap ver bu millete!” Başbakan’ın konuşması sık sık alkışlarla kesilirken, vatandaşlar "Güllüoğlu şaşırma sabrımızı taşırma!", "Kahrolsun PFDK!’", "Mekdanldıs gibisi yok!", "Burası neresi, biz napıyoruz?" sloganlarıyla da meydanı inlettiler. Alkışların ardından kalabalığa sükûnet çağrısında bulunan Erdoğan, Gezi Parkı eylemcilerinin iç yüzünü de şu sözlerle aktardı: “Benim söylerken yüreğim sızlıyor ama söylemek zorundayım, çok afedersiniz bunlar Türk Bayrağının üzerinde çift kale maç yapmışlar, maçtan sonra da bayrağımızı dev kazanlarda iyice pişirip hep birlikte yemişler değerli Adanalılar. İşte bunların vatan sevgisi bu kadar! Yoldan geçen ayık vatandaşlara zorla bira içirmeye çalıştıkları haberleri geliyor. Bunlar bu zihniyette insanlar. Adam belki antibiyotik kullanıyo bile diyemeyecek bir insafsızlık bu karşılaştığımız… Biz o parkta satılan köfteleri de inceledik. İçinden resmen insan eti çıktı. Biliyorsunuz geçtiğimiz hafta bunlar bir kreşi basıp oradaki minik yavrularımızı da kaçırmışlardı. Aklıma kötü şeyler getirmek istemiyorum ama insan ister istemez soruyor: Nerede bu evlatlarımız ve bu etler niye bu kadar taze? Koca şehirde biliyorsunuz Talcid bırakmadılar Talcid... Bugün benim emeklim, benim çalışanım gidip istediği hastanede muayene olabiliyor ama eczaneye gidip mide ilacını alamıyor... Zaten halihazırda midesi ekşimiş bu vatandaşlara İstanbul'da değişik noktalarda zorla kısır yedirildiğine ilişkin bilgiler var. Hepsinin kim olduğu ne yaptığı tek tek elimizde… Değerli arkadaşlarım, biliyorsunuz bir iş makinesini Dolmabahçe civarında gasp ettiler. Kendilerince orada polisi kovalamışlar. Yetmemiş, ertesi sabah aynı makineyle çeşitli sokaklarda güya inşaat çalışması yapıyormuş gibi vatandaşlarımızı oyalamışlar. Saatlerce iş makinesi seyrettirilmekten perişan olanlar var... Vandallık bu boyutlarda düşünün… Bugün gidin bakın Gezi Parkı'na, oradakilerin istisnasız hepsi interrail yapmak istiyor. Bir kısmı Erasmus peşinde ortalama kasıyor… Tüm bunlara ilişkin dökümanlar elimizde. Buna rağmen daha hala olanların dış mihrakların oyunu olduğunu göremeyenler var... Hostelini ayırtmış adam, hostelini!” Vatandaşlardan bir kısmının Başbakan’ın bu sözlerinin ardından galeyana gelerek İstanbul istikametine doğru koşmaya başlamaları üzerine alanda bir süre arbede yaşandı.  Güvenlik güçleri, koşan vatandaşları yakalayarak miting alanına geri getirirlerken, Başbakan Erdoğan da “yahu bi sakin olun arkadaş, bunlara dersini sandıkta vereceğiz inşallah… Ayrıca Adana’dayız, nereye koşuyosun?” sözleriyle kalabalığı sakinleştirerek  konuşmasına devam etti: “Güya çevreci olan bu arkadaşlara biz dedik ki, Taksim'den sökeceğimiz her bir ağacın yerine Çatalca civarında belediyemizin tahsis edeceği bir araziye 10 tane fidan dikelim. Mesele Gezi Parkı’ysa oradaki ormanın adını da Gezi Parkı yaparız. Çatalca’ya bugün saat başı otobüs kalkıyor, orman havası almak isteyen atlasın gitsin. Ama yooook ona da hayır dediler. Görüyorsunuz bunların derdi ağaç mağaç değil değerli kardeşlerim. Bunların derdi tembellik. İlla şehrin ortasında ağaç olsun ben de yerimden kıpırdamayayım diyorlar. Açık konuşayım ben böyle uyuşuk nesil de istemiyorum… Bir husus daha var onun da altını çizmek istiyorum. Hala diyorlar ki oraya AVM yapılacak. Biz ondan vazgeçtiğimizi zaten söyledik. Açık konuşayım oraya ne yapılacağı çok da önemli değil bu saatten sonra. Kışla olur, müze olur, öyle kaba inşaat bile olur. Yeter ki bir beton dikilsin, harç atılsın, mis gibi çimento kokusu gelsin. İşte ben artık bunun mücadelesini veriyorum sizler için. Bu kardeşinize bu yüzden saldırıyorlar…” Son olarak polisin orantısız güç kullandığı yönündeki iddialara da değinen Erdoğan, “Biz onu zaten incelediğimizi söyledik… Ama polise de hak vermek lazım. Dış mihrak gelmiş senin içine kadar girmiş, İstanbul'un göbeğinde benim ağacıma sarılmış. Bundan daha orantısız bir güç var mı? Neyle ayıracaksın sen ağaca sarılmış insanı? Koala'yı, tembel hayvan'ı bekler gibi öylece bekleyecek miydik? Kusura bakmayın, buna müsade edemeyiz, kimse bizden bunu beklemesin” sözleriyle güvenlik güçlerine bir kez daha sahip çıktı. Başbakan Erdoğan, konuşmasının ardından alkışlar ve tezahüratlar arasında miting otobüsüne girerken, vatandaşların yoğun ısrarı üzerine şiir okumak için tekrar otobüsün üzerindeki yerini aldı:   İman ile AVM'yi erttik bir potada Hızımızı ne kesti, su mu bitti TOMA'da? İç - dış bütün mihraklar, gelse de Master Yoda Vallahi de dönmeyiz, vurulduk biz betona   Türbanlıyı dövdüler, camilerde içtiler Tek partili dönemde ağaçları biçtiler Batsın tüm dış mihraklar, faiz lobisi, eylemciler Yaşasın Adnan Menderes, Turgut Özal, Mehmet Keçeciler!   Twitter baş belası, trending topic olduk Facebook'ta videolar, like'a share'e hep doyduk 10 sene önce olsa hiç bunla uğraşmazdık Hatasız kul olmaz, timing hatası yaptık
0
430
NASA, Mars'ta Dış Mihrak İzi Bulduğunu Açıkladı Amerikan uzay ajansı NASA, 2004'ten bu yana Mars'ta keşifler yapan uzay aracı Opportunity'nin Kızıl Gezegen'de dış mihrak partiküllerine rastladığını duyurdu. Dünya dışında da mihrakların bulunduğuna dair bugüne kadar elde edilen en önemli ipucu sayılan gelişme, hükümet tarafından büyük sevinçle karşılanırken, haberin duyulmasının ardından AKP Genel Merkez binası önünde toplanan bir grup vatandaş, "Yol ver geçelim, Mars'ı ezelim!" sloganlarıyla gösteri yapmaya devam ediyor. NASA'nın Mars'ta dış mihrak bulgularına rastlandığı yönündeki açıklamalarının ardından Ankara'daki AK Parti Genel Merkezi'nde basın mensuplarının karşısına çıkan AKP Basın Sözcüsü Bahattin Eyibol gelişmeye kesinlikle şaşırmadıklarını belirterek, istihbarat birimlerinin de uzun zamandır kendilerini uyardıklarını kaydetti. "Bunların mars'ta yuvalanması elbette sebepsiz değil. Neden? Öncelikle Türkiye'nin sonrasında Dünyanın büyümesini çekemiyorlar. Her yıl 12 santim civarında genişliyor bu yer küre. Bizim iktidarda olduğumuz 10 yılda 120 santim yapar. Telaşlandılar tabi. Yarın bir gün bunlar bizi geçer de güneşe daha mı yakın olurlar diye hepsi bize saldırmakla meşgul" diyen Eyibol, sözlerine şöyle devam etti: "Olaylar başladığından beri Türkiye'nin önemli bir bölümüyle birlikte bütün dünyanın da Başbakan'ımıza karşı olduğunu, hizmetlerini çekemedikleri için kendisine karşı komplo kurduklarını zaten biliyorduk ancak gördüğünüz üzere iş taa Mars'a kadar gelmiş... Biz bu olayı aynı zamanda kendisinin sadece ülkemiz için değil, tüm evren için bir lütuf olduğunun emaresi olarak yorumluyoruz. Bundan sonra mücadelemizi sadece yedi düvele karşı değil, kainat düzeyinde vereceğimizi herkese duyurmak istiyoruz. Zaten atmosfere bu denli biber gazı salınmasının bir nedeni de bu, umarım Marstakiler ne denli kararlı olduğumuzu anlamışlardır..." Uzun yıllardır "Mars'ta hayat var, su bulundu" gibi manşetlere halkın uyutulduğunu ve malum basın organları ve NASA gibi dış organizasyonlar tarafından Mars'taki ortamın sempatik gösterilmeye çalışıldığını ifade eden Bahattin Eyidur, basın organlarını da dikkatli haber yapmaları konusunda uyardı. "Zamanında da Başbakanımızla uğraşmak isteyenlerin, Türkiye'nin önünü kesmek isteyenlerin akıbetinin ne olduğunu hepimiz hatırlıyoruz. Bugün sorumlular cezaevlerinde, Plüto gezegenlikten atılmış durumda. Mars'ın ve diğer herkesin bunlardan gerekli dersleri çıkarması gerekiyor" diyen Basın Sözcüsü, Mars'ın diğer adının "Kızıl Gezegen" olmasının da bu gezegendeki mihrakların niyetlerini göstermesi açısından son derece anlamlı olduğunu ifade etti. Vatandaşları, Mars'ta bulunan mikro mihraklar karşı tedbirli olmaya da davet eden Basın Sözcüsü Bahattin Eyidur, "Dış mihraklar nasıl ki, kimsenin gördüğü, tanımladığı ve 'budur' diyebileceği belirli bir şey değilse, bu mikro ölçekli mihraklar da aynı şekilde. Görmesek de, bilmesek de orada bir yerdeler ve varlar. O yüzden bütün vatandaşlarımızın çok dikkatli olması ve sayın Başbakanmızın etrafında kenetlenmesi gerekiyor. Bir olursak, birlik olursak biz bu oyunu bozarız!" ifadelerine yer verdi.  Açıklamaların ardından parti binası önündeki topanlanan vatandaşlar uzun süre "Dart Vader'ı öldürdünüz, Başbakan'ı yedirmeyiz!" sloganlarıyla Mars'ı protesto ederlerken, internet üzerinde örgütlenen bir grubun da halkı Mars'la ilgili keşif çalışmalarına katılmama ve destek vermemeye çağıran bir kampanya başlattığı gelen bilgiler arasında
0
431
Başbakan Erdoğan: ‘’Eylemlerden gerekli mesajı aldık. Gezi Parkı’nın yerine dünyanın en büyük umumi WC’sini yapacağız…’’ Partisinin belde belediye başkanları toplantısında Gezi Parkı eylemcilerine yaptığı 'sidikli' ve 'büyük abdestli' eleştirilerle dikkat çeken Başbakan Tayyip Erdoğan, akşam saatlerinde yaptığı grup konuşmasında sorunun çözümüne yönelik umut verici mesajlar kaydetti. Eylemlerden gerekli mesajı aldıklarını kaydeden Erdoğan, “Yahu baştan söyleseydiniz hiç bu kadar mesele olmazdı. TOKİ’ye emir verdim, fizibilite çalışmalarına başladılar bile. Allah’ın izniyle çok yakında şu an Gezi Parkı’nın bulunduğu alanda dünyanın en büyük umumi tuvaletini inşa etmek için çalışmalara başlayacağız. Artık Barok mu olur daha modern bir şey mi olur ona da bakacağız" diyerek beklenen müjdeyi verdi. Başbakan Erdoğan’ın konuşmasından bazı önemli satır başları şöyle: "Benim her İstanbullu hemşerimin İstiklal’de buluşmadan önce, Burger King’e koşup en az bir kez, en azından küçük abdestini yapmışlığı vardır. Bazısı utancından, beleşçi sanmasınlar diye, çocuk mönüsü alıp öyle gider WC'ye... Şimdi soruyorum size: Koskoca Fatih’in İstanbul’una reva görülen bu mudur? Esasen bizim Gezi Parkı’na AVM ısrarımızın altında da bu var. Bugün en temiz beleş tuvaletler AVM’lerde, gir içeri, ne sana bi şey soran olur, ne kapısına şifre koyan olur. Ama bazıları halka asıl amacımızı anlattırmadılar. Biz onları da çok iyi biliyoruz. Paralı tuvaletlerin hepsinin arkasında da bu faiz lobisi ile Cehape zihniyetinin izlerine rastlamak mümkün. Yıllarca ‘küçük 50 kuruş büyük 1 lira’ diye diye küçük yatırımcının üç kuruşuna göz dikenlerin de farkındayız. Tek parti döneminde Topçu Kışlası’nı sırf içinde beleş tuvalet var diye yıktırıp, yerine paralı tuvalet yapan, kapısına da ‘Milli Şef’e beleş’ yazanları da bu millet unutmamıştır... "Şu anda çok enteresan. Aynen o Gezi Parkı çevrecilik adına, açık konuşacağım pislikten geçilmiyor. Sidik kokusundan geçilmiyor. Birçoğu büyük abdestini oraya yapıyor. İşte bu olmaz! Bu ülkenin yüzde 99’u çevreci. Hem çevreci, hem büyük abdestli olamazsın. Ya çevreci olacaksın, ya büyük abdestini tutacaksın. İkisi bir arada olduğu zaman, adeta ters mıknatıslanma yapar. Şu an bu milletin en az % 50’si büyük abdestini zor da olsa tutuyor. Bizzat ben tutmalarını istediğim için tutan milyonlar var. O zaman hiç kusura bakma sen de tutacaksın. Tutamıyorsan da çevreciyim diye ahkam kesmeyeceksin…” “Milletimiz bize güvensin, biz bu sorunu da çözeriz. Bu işin temelini biliriz. Her yıl iki milyon pisuar hangi hükümet zamanında yapıldı? Tabii ki ve mutlaka ki bizim... Çok enteresan bi şey var şimdi. Tuvalete neden 100 numara denir? Aranızda yaşı genç olan arkadaşlar... Size diyorum Suat, Egemen! İngilizce tuvalet ne demek? Bilmiyorsun tabii, ben söyleyeyim İngilizce ‘loo’ tuvalet demek. Bunun yazılışı da aynı rakamlan yüz gibi o nedenle dilimize 100 numara olarak yerleşmiştir… Peki ben bu konuya nereden geldim? Haa evet bir şiire bağlayacaktım ama Necip Fazıl'ın bu konuda bir şiiri yok galiba. Varsa da şimdi hatırlayamadım… Dağılmayın bir yere, internet’e bakıp geliyorum…"
0
432
Gezi Parkı Gösterilerinde Hayatını Kaybeden 3 Kişinin Ailesinden Ortak Basın Açıklaması: "Evet, biz de kaç gündür kırılan seramikleri düşünerek uyuyamıyoruz..." Gezi Parkı’nda başlayarak tüm yurda yayılan gösteriler esnasında hayatını kaybeden Abdullah Cömert, Mehmet Ayvalıtaş ve polis kurşunu sonucu dün akşam beyin ölümü gerçekleşen Ethem Sarısülük’ün aileleri ilk kez bir araya gelerek yaşananlar hakkında ortak bir basın açıklaması gerçekleştirdi. Bugüne dek hep sustuklarını ancak eylemler nedeniyle ortaya çıkan tahribat tablosuna karşı artık sessiz kalamadıklarını belirten aileler “3 çocuğumuz zaten öldü, ona yapacak bir şey yok. Gerekirse oturur yine yaparız çocuğu. Ama ya yanan arabayı? İçinizde diyebilen var mı biz karı koca 9 ayda bir araba yaparız diyen? Kırılan seramiği evde pişirir yerine koyarım, kaldırım taşını yontarım diyen?” sözleriyle kamuoyuna seslendi.  Türkiye’yi son 15 gündür kasıp kavuran Gezi Parkı eylemleri esnasında hayatını kaybeden 3 gencin aileleri ilk kez bir araya gelerek basının karşısına çıktı. Acılı aileler adına mikrofonların karşısına geçen aile fertlerinden Aykut Borayaz sözlerine Başbakan Erdoğan’a seslenerek başladı. “Öncelikle Sayın Başbakan'a bugüne kadar bizden hiç bahsetmediği için teşekkür ediyoruz. ‘Bu çocuklar beni zor durumda bırakmak için kendilerini öldürttüler’ diyecek diye ödümüz koptu. Tahmin etmiyoruz ki aklından geçmiş olmasın ama yine de kendisi büyüklük gösterip susmayı tercih etti. Acımıza saygı duyup bu konuda gereken hassasiyeti göstermiş olduğunu görmek en büyük tesellimiz.” diyen Borayaz, artık aileler olarak duyarlı olma sırasının kendilerinde olduğunu belirtti. Çocuklarını kaybetmenin yalnızca buzdağının görünen kısmı olduğunu vurgulayan Borayaz, “O kırılan seramikler, o yıkılan arabalar, barikatlar... Bir ton şey. Sipariş geçicen de, o gelicek de, dikilecek-biçilecek-yapılacak da... Vallahi bu süreci düşündükçe içimiz kan ağlıyor. Hani cüzdanını kaybedersin de, aslında kimliklere daha çok üzülürsün ya, uğraşılacak o kadar diye, tamamiyle o psikolojideyiz” dedi. Yaşanan tüm bu acı tablonun ardından aileler olarak kendi paylarına düşen her şeyi yapmaya hazır olduklarını kaydeden Borayaz “Elimizi taşın altına koymaya hazırız... Taş derken, yanlış anlaşılmasın kaldırım taşı değil... Onun acısını yeterince çekti, çekiyor da bu millet. Aramızda bağış topluyoruz şu an. Hasarın bir kısmını da biz ödeyelim, çorbada tuzumuz bulunsuz. Artık evlatlarımızdan biri de eksik olduğu için daha az masrafımız var. Gezi Parkı’nın koktuğunu falan söylemiş Başbakanımız. Şu cenazeleri bi defnedelim varsa öyle bir durum gelip temizliğe biz de yardım edicez. Bu ara biraz telaşımız var, eş dost başınız sağolsuna falan geliyor o yüzden çıkamadık evden. Yine de kendisinden özür diliyoruz tabii” sözleriyle göreve hazır olduklarını belirtti. Açıklamaların ardından dev bir seramik taşının önünde 1 dakikalık saygı duruşunda bulunan aileler, "Kimse bu olanları, yaşananları unutmayacak, seramiğin kaldırımın hatırası sonsuza dek yaşayacak" şeklinde and içtikten sonra olaysız bir şekilde dağıldılar.
0
433
Gezi Parkı Olaylarının Arkasındaki Güçleri Ortaya Çıkarmaya Çalışan Melih Gökçek, Yanlışlıkla Kennedy Suikasti’nin Faillerini Buldu Bir süredir mesaisinin önemli bir bölümünü Gezi  Parkı olaylarının arkasındaki karanlık güçleri ortaya çıkarmak için harcayan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in, Yahudi Lobisi, İçki Lobisi, CIA, Mossad, El muhaberat ve İlluminati ekseninde yürüttüğü çalışmalardan şaşırtıcı sonuçlar gelmeye devam ediyor. Bu sabah düzenlediği basın toplantısı ile olayların arkasındaki güçleri az çok deşifre ettiğini belirten Gökçek “ya o değil de, galiba ben arada JFK suikastini çözdüm. Nasıl olduğunu tam anlamadım ama size şu kadarını söyliym Lee Harvey Oswald’a çok büyük haksızlık edilmiş arkadaşlar” diyerek elindeki belgeleri çok yakında canlı yayında açıklayacağını ifade etti. Toplantıya, olaylarla ilgili olarak delil niteliğinde bir video kaydının gösterimiyle başlayan Gökçek , basın mensuplarına bir süre Ankara'daki eylemlerle ilgili görüntüleri izletti. Deneyimli Başkan, video gösteriminin ortasında kasedi durdurarak "evet...  gördüğünüz gibi her şey ortada...arkadaşlar burası KENNEDY caddesi!" sözleriyle salonda şok etkisi yarattı. Gökçek, suikastle ilgili bağlantıyı çözemeyen basın mensuplarının şaşkınlığı karşısında hayli keyiflenirken, daha sonra şu sözlerle konuya açıklık getirdi: “Bir süredir ‘bu insanlar niye gaz yiyeceklerini bile bile her gün Kennedy Caddesine geliyorlar?’ diye düşünürken dün aniden beynimde bir şimşek çaktı. Onlar caddeye gelince polis de doğal olarak oraya müdahalesini yapıyor. Sonra ertesi gün gelsin manşetler: ‘Polis Kennedy'e müdahale etti’. Bunun böyle her gün tekrarlandığını düşünün, bir süre sonra sokaktaki Amerikalı’nın aklında ‘lan bu Türk polisi Kennedy’i sevmiyor galiba, rahmetli Başkanımızı bunlar öldürmüş olmasın’ fikri  oluşur mu oluşmaz mı siz söyleyin? Arkadaşlar açıkça uyarıyorum: Kennedy suikastini bizim üzerimize yıkıp AK Parti’yi devirmek için bahane olarak kullanacaklar. Eylemciler neye alet olduklarını artık görsünler. Biz bunların dışardaki işbirlikçilerini de biliyoruz. Hepsinin belgesi var elimde. Tek tek açıklayacağım kimse merak etmesin…” Melih Gökçek’in açıklamalarının ardından salona derin bir sessizlik hakim olurken bir gazetecinin “Başkanım peki nasıl bozarız bu oyunu?” sorusuyla toplantı tekrar hareketlendi. Soruya “gerçek failleri ortaya çıkarırsak bu kirli planı bozarız canım kardeşim.”  sözleriyle yanıt veren Gökçek, şöyle devam etti: “Kennedy Caddesindeki bazı eylemcilerin taktıkları gaz maskelerine dikkat ettiniz mi? Maskenin önündeki o hava giren yer, bu illuminati’nin üçgen içinde göz gibi bir amblemi var, onun aynısı. O maskeler hep birbirlerini tanımak için bir işaret. Hepsinin aynı toptancıdan alındığını faturalarıyla belgeledik. O toptancının parasının Amerika’daki büyük bir içki firması tarafından İsviçre’deki bir Yahudi bankasına Mossad aracılığıyla yatırıldığını da biliyoruz. Oyun çok büyük arkadaşlar. Ama biz bunların da o şer maskelerini düşüreceğiz inşallah…” İçki firmasının en büyük hissedarının Houston, Texas’ta yaşayan bir Diaspora Ermenisi olduğunu ve onun dedesinin de 1915’te Hatay’dan Amerika’ya göçtüğünü belirten Gökçek, “Biliyorsunuz Kennedy Dallas’ta öldürüldü, peki Dallas nerede? O da Texas’ta. Houston-Dallas arası arabayla 4 – 4.5 saat çekiyor. Yani sabah çıksa suikasti işleyip akşam evine döner.  O gün bu şahsın nereye gittiğini, hangi benzin istasyonlarına uğradığını da faturasıyla ispat edebilirim. Şimdi taşlar yerine oturdu mu? Adamlar bir taşla iki kuş vurma peşinde. Hem kendi işledikleri suikasti bize yıkacaklar hem Türkiye’yi zayıflatıp dedelerinin intikamını alacaklar… ama o kadar kolay değil, bu sefer çetin kayaya çarptılar. Hepsini yarın Beyaz TV’de açıklıyorum, yürekleri varsa canlı bağlansınlar programa” diyerek dış mihraklara bir kez daha meydan okudu.   Toplantının sonunda, bu oyunu bozmak için gerekirse Ankara'dan belediye otobüsleriyle Teksas'a kadar gidip, Kennedy'nin vurulduğu caddede miting de yapacaklarını ancak şimdilik sadece Kennedy Caddesi’nde ufak bir anma töreni düşündüklerini belirten başarılı Belediye Başkanı, son olarak şunları kaydetti: “Şu an en büyük üzüntüm rahmetli Kennedy ölmeden önce bu bilgilere ulaşamamış olmak. O zamanlar bu belgeler elimde olsaydı bugün belki de hem kendisi yaşıyor olurdu hem de Washington Büyükşehir Belediye başkanı koltuğunda çok daha farklı bir isim otururdu... Kim bilir? Neyse,  son kez söylüyorum, Kennedy'i vurdunuz, Oswald'ı tam asacaktınız başkası vurdu ama Başbakanımızı yedirmeyiz. Kimse heveslenmesin… ”
0
434
Türk Emniyet Teşkilatına Bir Destek de Nijer Polisi'nden: 27 Ölü, 6826 Yaralı Gezi Parkı gösterilerindeki tutumu nedeniyle günlerdir ağır eleştirilere maruz kalan ve psikolojik olarak yıpranan emniyet teşkilatına Başbakan Erdoğan'ın ardından uluslararası camiadan da destek geldi. Sosyal medyada örgütlenen çeşitli ülkelerin emniyet teşkilatları, bu süreçte Türk polisine yapılan haksızlığa dikkat çekmek amacıyla bir gün boyunca yapılacak tüm müdahale ve gözaltıları Türkiye’deki meslektaşlarına armağan etme kararı alırken; yaptıkları açıklamalarda da polise yönelik haksız ve orantısız eleştiri sona erene dek uluslararası dayanışmaya devam edeceklerine vurgu yaptılar. Gün boyunca süren destek müdahalelerinde ortaya koyduğu 27 ölü, 6826 yaralı gösterici performansı ile Türk Polisine en güçlü desteği veren Nijer Emniyet Genel Müdürlüğü’den gelen mesaj ise netti:  “Türk Hükümeti, polis ve silahlı kuvvetler yetmezse en olmadı bizi de kullanabilir. Dik dur eğilme, Nijerli Çevik seninle!” İstanbul’da atıl bir durumda bulunan parkın AVM’ye dönüştürülerek halka kazandırılması sürecinde başlayan eylemlerin ardından Türk emniyet görevlilerinin yaklaşık 20 gündür yaşadığı baskı ve zulüm dünya polis teşkilatları arasında da geniş yankı bulmaya başladı. Duruma sessiz kalamayan ve dünyanın dikkatini biraz da polisin yaşadığı acıya ve şiddete çekmek olan çeşitli ülke teşkilatları, ülkelerinde her ne sebepten olursa olsun gösteri yapan kitlelere yönelik olarak geniş çaplı bir müdahale başlattı. Hareketin öncüsü durumunda bulunan Nijer, günü 27 ölü 6826 yaralıdan oluşan bir gurur tablosuyla kapatırken; destek müdahalesine katılan diğer ülkelerden gelen kimi haberlerse şöyle: Son 3 yıldır herhangi bir eylemin gerçekleşmediği İsveç'te polisler, temsili olarak IFK Göteborg kampından ödünç alınan baraj kurmuş tahtadan adamlara gaz maskesi ve kask giydirdikten sonra biber gazı ve copla müdahale etti. Olayların ardından göz altına alınan tahta adamların emniyetteki sorgusu sürüyor… Devlet Başkanı aleyhine “zıpla zıpla zıplamayan Xi Jinping’dir!” sloganıyla başkent Pekin’de eylem yapan 20.000 kişilik gruba ülkede deprem yaratarak huzuru bozmaya teşebbüs ettikleri gerekçesiyle çok sert müdahale edildi. Grup üzerlerine kamyon kamyon pirinç dökülerek etkisiz hale getirilirken, Pekin Valisi efendi gibi oturan hiçbir eylemciye müdahale edilmeyeceğini vurguladı. Brezilya’da günlerdir süren gösterilerde henüz kimsenin ölmemiş olmasına tepki gösteren polisler sokağa döküldü. Temsili olarak Sau Paulo Devlet Hastanesi morgundan alınan 3 cesedi tabutlara koyarak şehir meydanında bir süre gezdiren Polislerin "Esto es tu Vali Mutlu" (Bu Vali Mutlu için) sloganları tüm şehri inletti. Rutin gözaltı ve tutuklamaların sürdüğü El Salvador'da bugün yapılan tüm müdahalelerin Türk polisine ithaf edilmesi Türkiye'de de geniş yankı buldu. Meslektaşlarının jestine karşılık vermek isteyen bir grup çevik kuvvet mensubu Ankara’daki El Salvador Büyükelçiliği’ne "Sana el diyenler utansın Salvador" yazılı çelenk bıraktı. Alman Emniyet Mensupları Derneği'nin Düsseldorf'taki toplantısında Türkiye'de polisin yaşadığı baskılara ilişkin video gösterimi yapıldı. Video gösteriminin ardından dernek yönetimi kameralara "Osurayım mı?" diyerek tepkisini gösteren Türk polisine "Bizim toplumumuzda zaten biliyorsunuz hor görülmüyor, gerekirse geğirin bile" mesajı verme kararı aldı :  Türkiye'de yaşananlara dikkat çekmek amacıyla Başkent Sofya’daki bir park ortada hiçbir sebep yokken, polis tarafından apar topar boşaltıldı. Parkta oturan kitle önce ne olduğuna anlam veremezken, olayların Türkiye’deki gösterilerle ilgili olduğunun anlaşılmasıyla birlikte onlar da Gezi Parkı direnişine destek için polise karşı koyma kararı aldılar. Sabahtan itibaren devam eden olaylarda başkent Sofya yangın yerine dönerken, şu ana dek 300 civarında gösterici ve 60’dan fazla polisin yaralandığı gelen bilgiler arasında. : Yunanistan'da bir devlet televizyonunun kapatılmasına karşın eylem yapan halka polis Türkçe "Komşi burada Türkiye nerede" diyerek biber gazı ve TOMA ile müdahale etti. TOMA'nın vatandaşlara su sıktığı esnada polisin açtığı Türk bayrağı enstantanesi görülmeye değerdi. : Bir grup İngiliz polisi, Londra adliyesine girerek 24 avukatın peruğunu çaldı. Londra İl Emniyet Müdürlüğü'nün kapısına asılan "Shall we fart?" pankartı ise dünya çapında büyük takdir topladı. : Ülkedeki toplam 350 kişilik polis gücü, vatandaşların daha kalabalık olması nedeniyle işi riske atmayarak kendi kendisine müdahale etti. 200 polisin, gösterici rolündeki 150 polise attığı biber gazı nedeniyle ülke bir süre boşaltıldı. : Arjantin'de ise polis ünlü Boca Juniors taraftarlar grubunun evlerine baskın yapıp gözaltına alarak Çarşı grubunu gözaltına alan ekiplere göz kırptı. : Türk polisinin yanında olmak istediğini göstermek isteyen Jamaika polis teşkilatı, çeşitli park ve plajlarda halka marihuana ile müdahale etti. Duman içinde kalan vatandaşlar ve polis bir süre hep birlikte ‘’no woman no cry’’ı söyledikten sonra olaysın bir şekilde dağıldılar. Polise kitap okuyan bir göstericinin, en heyecanlı yerinde romanın sonunu söylediği iddiası üzerine çıkan olaylarda 400'e yakın kişi gözaltına alındı. İtalyan polisi Türkiye'deki meslektaşlarıyla dayanışma adına kitabı parçalayarak yedi.
0
435
Ülkemizde İlk Kez Konser Veren Genç Şarkıcı, İstanbul'dan ve Seyirciden O Kadar da Fazla Etkilenmedi Geçtiğimiz günlerde konser vermek üzere ülkemize gelen ve 3 Haziran gecesinde Kuruçeşme Arena'daki performansı ile izleyenleri kendisine hayran bırakan Rihanna, dün akşam ülkesine geri döndü. Uçağa binmeden önce, havalimanında basın mensuplarının sorularını yanıtlayan ünlü şarkıcı, İstanbul ve Türk seyircisi hakkında çarpıcı açıklamalarda bulunurken, "O kadar parayı yine verin yine geleyim" sözleriyle de en kısa zamanda ülkemizi tekrar ziyaret etmekten mutluluk duyacağını ifade etti. En az şimdi aldığı kadar para verilmesi halinde güzel ülkemizi ziyaret etmekten her zaman mutluluk duyacağının altını çizen sempatik şarkıcı, "Peki Türk erkeklerini nasıl buldunuz?" şeklindeki bir soruyu da "Lütfen saçmalamayalım. Terbiyesizliğin lüzumu yok." şeklinde yanıtladıktan sonra uçağına yetişmesi gerektiğini belirterek toplantıya son verdi.
0
436
Sosyal Medyanın Ateşini Düşürmek Üzere Harekete Geçen Merkez Bankası, Piyasaya Çok Sayıda Sevimli Kedi Videosu Sürdü 31 Mayıs’ta başlayan Gezi Parkı eylemlerinin ardından sosyal medyada sürekli olarak artan gerilime Merkez Bankası sonunda müdahale etti. Akşam saatlerinde piyasaya çok sayıda sevimli kedi, şapşal bebek ve saçmalayan amca videosu sürerek sosyal medyanın ateşini düşürmeye çalışan Merkez Bankası adına bir açıklama yapan Başkan Necip Oflazlı, "Ne yazık ki gerek Facebook, gerek twitter'da 20 gündür kimsenin normal bir paylaşım yapmaması hem olayları, hem de ekonomimizi olumsuz yönde etkilemekteydi. O yüzden büyük çoğunluğu kedili olmak üzere toplam 2054 videoyu piyasaya sürdük." derken, gerek görüldüğü takdirde ikinci bir müdahalenin de yapılabileceğinin sinyallerini verdi. Merkez Bankası’nın Ankara Ulus’taki Genel Müdürlük binasında gazetecilerin sorularını yanıtlayan Başkan Necip Oflazlı, piyasaya sürülen 2054 videonun sadece genel müdürlükteki personel bilgisayarlarından çıkanlar olduğunu belirterek “diğer şubelerimizdekilerle birlikte şu an rezervlerimizde 14-15 bin civarında komik video olduğunu tahmin ediyoruz. Bir süre göstergeleri izleyip gerekiyorsa bunlardan da faydalanma yoluna gideceğiz” sözleriyle piyasalara güven aşılayan mesajlar verdi. Sosyal medyaya müdahalede geç kalındığı yönündeki eleştirilere de yanıt veren Oflazlı, “açıkçası olayların 2. haftasında ufak bir müdahale denememiz olmadı değil. Bizzat bir müfettiş arkadaşımızın 14 aylık bebeğine ait videoyu kendi ellerimle piyasaya sürdüm. Çocuk evdeki kedinin kuyruğundan çekiyor, kedi tıslıyor bu da önce şaşırıp sonra ağlıyor falan. Hem kedili hem bebekli video yani. Görseniz acaip tatlı da bi şey ama normal zamanda en az 150 like’ı olan video 2 like, 38 yorum aldı. O yorumların hepsi de ‘sırası mı şimdi başkanım’, ‘komik şimdi bu ?’, ‘#direnkedi’ gibi şeyler olunca mecburen tırıs tırıs piyasadan geri çekmek zorunda kaldık.” İfadelerine yer verdi. Müdahale için sosyal medyanın ateşinin biraz olsun dinmesini beklediklerini belirten Oflazlı, öğleden sonra 16 itibariyle Merkez Bankası resmi Facebook sayfasından paylaşılan ‘ağaçta kuş avlamaya çalışırken aşağıdaki şişme çocuk havuzuna düşen kedi’ videosunun şu an için piyasaları bir nebze olsun rahatlattığını kaydetti. Oflazlı, “İlk saldığımız video şu an 1.200 like seviyelerinde bir direnç noktası oluşturmuş durumda. Yukarı doğru olumlu bir hareket var. Elbette bir takım tepki yorumları gelmiş durumda ancak beklemediğimiz bir durum değil”derken, Merkez Bankası'nın müdahalesinin ardından saat 20.00 itibariyle Facebook comment piyasasında durum şu şekilde oldu: "ahahaha", “oyy kıyamam ben sanaaa” ve “koptummm :)))”'larda %12'lik artış; "Allah belalarını versin", “Hesap verecekler!”, “Provokasyona gelme Türkiye” ve "melih başgan yardırıyor :))))" larda %8 azalma. Merkez Bankası olarak şu an için bekle gör politikasına geçtiklerini ve önümüzdeki günlerde sosyal medyanın seyrine göre rezervde beklettikleri videoları da piyasaya sürebileceklerini belirten Oflazlı,” her ihtimale karşı biz de kendi aramızda bir şeyler çekmek için bir çalışma başlattık. Evde kedisi, bebeği,  bunak dedesi olan personelimiz her an kamerayla teyakkuzda bekliyor. İlla komik bir şeyler yakalayacaklardır” derken, vatandaşların da ellerindeki videoları adresine yollayarak Türkiye ekonomisine katkıda bulunabileceklerini ifade etti.
0
437
TÜSİAD: "Sevgililer Günü'yle İlgili Olarak Bütün Kapitalistlerin Töhmet Altında Bırakılmasından Rahatsızız" 14 Şubat'ın yaklaşmasıyla birlikte her yıl düzenli olarak dile getirilen "Sevgililer günü kapitalizmin bir oyunudur yeaa" söylemlerinden ikrah eden TÜSİAD yönetimi, bu sabah düzenlediği basın toplantısıyla iddiaları yanıtladı. Toplantıda TÜSİAD adına açıklama yapan genel sekreter Orhan Mermerciler, dernek olarak Türkiye'nin en büyük sermaye gruplarını bünyelerinde topladıklarını hatırlatarak, "bu nedenle her 14 Şubat öncesi ayyuka çıkan 'kapitalizmin oyunu' ithamlarını mecburen üstümüze alınıyoruz" dedi. "Bugüne kadar hep sineye çektik, duymazdan geldik ama sevgilisine iki tane gül almaya üşenen kimi çevreler biz sustukça işi iyice arsızlığa vurdular, cevap vermedikçe daha çok üstümüze geldiler" şeklinde konuşan Mermerciler, bu çirkin iftira karşısında daha fazla sessiz kalmalarının mümkün olmadığını belirtti. "Yani şu çatı altında yüzyüze bakıyoruz diye fazla da sert konuşmak istemiyorum ama bu şarapçılar milletin beynini artık nasıl yıkadılarsa, normalde biradan başka bir şey içmeyen, onu da soğuk olmazsa ağzına koymayan adam bile sırf sevgililer günü diye gidip şarap içiyor hatta sıcak şarap içiyor" diyen Kocabaş, "Her sevgililer gününde resmen kan ağlıyoruz. Böyle giderse biz de Türkiye'de Oktoberfest kültürünün yerleşmesi için lobi faaliyetlerine başlayacağız. Esas o zaman göreceksiniz kapitalistlerin oyunu nasıl oluyormuş! Gerekirse kralını oynarız. Ne olduğuğunu bile anlamadan fıçı fıçı bira tüketiyor bulursunuz kendinizi" sözleriyle tüketicilere gözdağı vermeyi de ihmal etmedi.
0
438
Brezilya Hükümeti, Türkiye'den Yardım Çağrısında Bulundu: ''Ne lobisiydi ya o?'' Türkiye’nin ardından Brezilya’da da başlayan sokak gösterileri 3. haftasına girerken, tüm çabalarına rağmen göstericileri yatıştıramayan hükümet, Türkiye’den acil yardım çağrısında bulundu. Türkiye’nin Brezilya Büyükelçisi Serden Kundemir’i bu sabah makamında kabul eden Devlet Başkanı Dilma Rousseff "Bize çok acilen suçlayacak birileri lazım. CIA olur, KGB olur, ülkede kriz yaratıp futbolcularımızı ucuza getirmek isteyen Avrupa ülkeleri olur… Bi de bi şey lobisi diyordunuz ya siz, neydi o? Neyse işte o lobi de olur. Ocağınıza düştük…” sözleriyle yaşadığı çaresizliği dile getirdi. Başkanlık konutunda basına açık olarak düzenlenen toplantıda samimi itiraflarda bulundan Rousseff, gösterilerin başlangıcında tüm Brezilya halkını kucakladığını ve gösteri yapan gençlerle gurur duyduğunu açıklayarak büyük bir hata yaptığını ifade etti. “Aklı başında ve azıcık izan sahibi her Devlet Başkanı’nın yapacağı şeyi yaptım aslında ama baktım ki bunların istekleri bitmiyor. Madem öyle bundan sonra anladıkları dilden konuşacağım. Vatandaşın bir kısmını diğerine şikayet edip ‘bana karşı komplo kuruyolar’ diye ortalığı ayağa kaldırmazsam benim de adım Dilma Rousseff değil” diyerek tepkisini ortaya koyan Rousseff daha sonra Büyükelçimiz Kundemir’le bir süre görüş alışverişinde bulundu. Kundemir’in “Brezilya ki 90’larda karnaval düzenlemek için dışarıdan borç ararken son 10 yılda bizim nerdeyse iki katımız büyümüş, zaten hali hazırda da ekonomisi bizimkinin 4 katı büyüklüğünde bir ülke. Dünyanın 6. büyük ekonomisi. Açıkcası bunu kullanmamanızı yadırgadım. Biz bile şu 17. halimizle ‘büyümemizi çekemeyen dış mihrakların işi’ muhabbetini yedirdiysek sizin 10 kere yedirmeniz lazımdı” sözleri üzerine oldukça öfkelenen Rousseff, danışmanlarından birini yanına çağırarak sert tepki gösterdi. Rouseff, basın mensuplarının önünde “Duydun di mi? İyi dinle bak, sana anlatıyor bunları bana değil…” şeklinde fırçaladığı danışmanını toplantı salonundan kovarken, Büyükelçi Kundemir’in gazetecileri işaret ederek “Bunları da bi lakayt gördüm ben aslında… Nedir durum? Öyle herkes aklına geleni yazıyor mu?” sözleriyle salonda hava iyice gerildi. Soru üzerine Rousseff, “Napayım? Kovdurayım mı? Hapse mi attırayım? Adamların ekmeğini ben vermiyorum ki” şeklinde yanıt verirken Büyükelçimiz’in kendini tutamayarak kahkahalar atmasıyla salondaki gergin hava bir nebze olsun dağıldı. Daha sonra kendisini toparlayarak özür dileyen Kundemir, şöyle devam etti: “Aahaha pardon ya sinirlerim bozuldu…Yani ne diyim bilmiyorum. Sizin önce bu at gözlüklerini çıkarmanız, kafaları değiştirmeniz lazım. Olmaz diye bir şey yok. Siz Brezilya’sınız büyük düşüneceksiniz. Bi defa her şeyin başı eğitim. Biz mesela ortalık yangın yerine döndüğü halde hiçbir şey yayınlatmayacak şekilde eğittik basınımızı. Dışarıdan biri gelip haber yapacak olursa da CNN, BBC dinlemeden provokatör ilan ettik. Ve inanmayacaksınız insanlar yediler bunu. Şu an ülkenin önemli bir bölümü ‘lan böyle büyük bir olayı niye ülkenin basını haber yapamıyor’ diye sormuyor da, ‘dış basın nasıl haber yapar, bunları kovacak kimse yok mu?’ diye soruyor, ona hayret ediyor. Ben 2 yıldır Brezilya’dayım. Buranın insanında da o potansiyeli gördüm. Düzgün bir yönlendirmeyle, sağlam bir eğitimle 3-5 yıla bu seviyeyi yakalayacaklarına inancım tam…“ Büyükelçimizin konuşmasını sık sık önündeki kağıtlara notlar alarak dikkatle dinleyen Brezilya Devlet Başkanı, ülkenin en önemli probleminin köklü bir dış mihrak kültürü eksikliği olduğunu belirterek, bu konuda gereken çalışmaların en kısa sürede yapılacağını işaret  etti. Roussef “sempatik millet olmanın kahrını da biz çekiyoruz hükümet olarak tabi. Sambasıyla, karnavalıyla, futboluyla gönüllerde taht kurmuş Brezilya'ya kim neden düşman olsun ki sorusunu aşabilmiş değiliz şu dış mihraklık işinde. Belki biraz Arjantin, o kadar...  Son 10 yılın skorlarına bakın, anlarsınız onun da sebebini... Acaba şey mi yapsak ya… Futbolda bileğimizi bükemeyenler, şimdi başka oyunla...ehehe şaka şaka" derken,  Büyükelçi Kundemir’in “yoo gayet olur ha…UEFA lobisi... Kulağa da çok güzel geliyor... Bizde 'beyin dalgalarıyla Başbakanımızı öldürmeye çalışıyolar' diyen oldu, ona bile itibar eden var” sözleri üzerine bu fikri de notları arasına kaydetti. Rousseff ve Kundemir arasındaki ikili görüşmelerin kalan kısmı basına kapalı olarak gerçekleştirilirken, kulislere sızan iddialara göre Brezilya hükümetinin acil durum planı olarak uygulamaya koyacağı bazı önlemler ise şöyle:
0
439
Çevik Kuvvet'ten Hükümete Sitem: ''Madem adam öldürebiliyorduk, niye baştan söylemediniz?" Ankara’daki Gezi Parkı eylemleri sırasında öldürülen Ethem Sarısülük’ü vuran polis memuru Ahmet Şahbaz'ın mahkeme tarafından tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmasının ardından Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü uzun süren sessizliğini bozdu. Yaklaşık 1 aydır eylemcilere karşı su, gaz ve cop gibi son derece ilkel araçlarla mücadele vermeye gayret ettiklerini belirten Şube Müdürü Orhan Faysallı, hükümete yönelik sitem dolu açıklamasında “İnsan baştan söyler yani öldürebilirsiniz diye. Burada insan hayatı gibi çok önemli bi şey söz konusu ve bir aydır bir mahkeme kararı bekleniyor, ayıptır...” derken, bundan sonraki eylemci ölümleri için mutlak suretle yeni bir düzenleme yapılmasını talep ettiklerini belirtti. Toplamda 3 eylemcinin hayatını kaybettiği Gezi Parkı olaylarında, polis kurşunuyla hayatını yitiren Ethem Sarısülük davasından tutuksuz yargılama kararının çıkmasının ardından gözler Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü’ne çevrildi. Kararın açıklanmasından sonra bu sabah mikrofonların karşısına geçen Şube Müdürü Orhan Faysallı "Yok orantısız güç hakkında inceleme başlatacağız, yok şurada bir polis açığa alındı, yok hükümet eylemcilerle görüştü derken ulan acaba bizi harcarlar mı, göstermelik bile olsa bir hesap sorulur mu diye işimize gücümüze konsantre olamadık. Kask numarası kapatmalar falan, koca koca adamlar şekilden şekile girdik. Neyse devlet yine arkamızda olduğunu gösterdi ama bunun için 1 ay beklemek mi gerekiyordu?” sözleriyle gecikmeden ötürü biraz buruk olduklarını dile getirdi. “Arkadaşlar insan hayatı her şeyden önemli, çok hassas olunması gereken bir durum. Kimi vurucan, nasıl vurucan, gerektiğinde nereye gömücen, bunlar hep iş. Şimdi sen kalkmış eylemin bilmemkaçıncı gününde bize yargı vasıtasıyla öldürebilirsiniz mesajı veriyorsun. E zahmet oldu? Bunlar baştan söylense bu kadar çok biber gazı masrafı çıkmazdı en azından. Eylemci dediğiniz genelde arka arkaya yürüyen büsürü insan. İyi bir atışla 2 hatta 3 eylemciyi tek bir kurşunla halletmek mümkün. 1,5-2 lira gibi bir maliyet... O paraya gazını bırak bi kilo biber alamazsın" diyen Faysallı, bugüne dek eylemlerde gözünü kaybeden ya da ağır yaralanan insanların da bu acıları yaşamasına aslında hiç gerek olmadığını vurguladı. Mahkemenin şu anki uygulamasını, bundan sonraki eylemlerde silah ve gerçek mermi kullanılabileceğine ilişkin emsal olarak gördüklerini sözlerine ekleyen Faysallı, karara rağmen verimli sonuçlar alınabilmesi için mutlak suretle yeni yasal düzenlemeler gerektiğinin altını çizdi: “Tabi şimdi uygulama böyle olacaksa bir düzenleme de yapılması gerekiyor. Ben bugün gerekçeli kararı okudum, 3 el ateş edilmiş. Şimdi 2 tanesini havaya sıkınca 1 tane de eylemciye sıkma hakkımız mı oluyor? Nedir orda usül? Bunu böyle basit, anlaşılır bir şekilde, pilav tarifi gibi 'arkadaşlar 1'e 2 yapıyoruz' diye söylemeleri lazım. Neticede personelin eğitim seviyesi ortada...” Yapılacak düzenlemede çevik kuvvete ilişkin kimi hakların da yer almasını talep ettiklerini kaydeden Faysallı “Bu arada işin maddi boyutunu da oturup konuşmak gerekiyor. Neticede bugün en kötü kiralık katile iş başına 3-5 bin lira veriyorsun. Bizim maaş belli. Ayda 2500-3000 liraya yapılacak iş değil. Vurduğumuz adam başına en azından bir prim alabilecek miyiz? Kaç tane vurursak level atlıyoruz? 3 basamaklı sayılara çıkarsak mesela vali-kaymakam olmamız mümkün mü? Önceden vurduklarımız sayılacak mı? Bunların da açığa kavuşması lazım.” dedi.  Son olarak “Evet, arkadaşlar basın olarak sizle de bu süreçte zaman zaman gerildiğimiz oldu, kusura bakmayın. Ben yeniden iyi ilişkiler kurmamız için size nasıl ki futbolcular antrenmanı izleyen spor muhabirlerine kar topu atarlar, hah işte öyle bir sürpriz hazırladım” diyen Faysallı, basın mensuplarına 3 el ateş ederek şakalaştı. Ağır yaralanan Halk TV muhabirinin tedavisi sürüyor.
0
440
Türkiye, Yediği Yemeğin Fotoğrafını Facebook'ta Paylaşacak O Cesur Yüreği Bekliyor... 28 Mayıs tarihinde başlayan Gezi Parkı olayları nedeniyle rutin paylaşımlarına ara vererek Facebook’u bilgi ve destek amaçlı olarak kullanmaya başlayan milyonlar, tekrar yemek fotoğrafı paylaşıp “Rakı-Balık keyfi :)” yazarak her şeyi normale döndürecek o kahramanı bekliyor. Eylemlerin ilk günlere nazaran sosyal medyada daha az yer almaya başlamasıyla beraber eski paylaşımlara dönme yönündeki umutlar da artarken, gelecek olan tepkilere aldırmadan tabaktaki yemek, evin önündeki araba, gün batımı ve kumsal kadrajına giren ayak parmaklarını profilinde sergileme cesaretini göstermeye aday ilk kullanıcılar da yavaş yavaş netleşmeye başlamış durumda. Gezi Parkı’nda patlak veren olayların tüm yurda sıçramasıyla beraber normal seyrinden bir hayli uzaklaşarak tamamen eylem odaklı paylaşımların yer aldığı bir mecra haline gelen Facebook’ta normalleşmenin fitilini ateşleyecek “ilk fotoğraf” için heyecanlı bekleyiş sürüyor. Yaklaşık 1 aydır çeşitli defalar eylem harici paylaşım yapmayı deneyen ancak başarısız olan birçok kullanıcının, Facebook’u yıllardır alışkın oldukları seyrine döndürmek için verdiği mücadeleden öne çıkan bazı isimler şöyle; 2 gün önce profil ismini "Chapulcu Sanem"den normal haline getiren Dumandağ, gelen tepkiler üzerine bir süredir "TC Sanem Dumandağ" olarak Facebook'ta varlık gösteriyor. 2 gündür attığı "Ooof şimdi Ortaköy’de waffle yemek vardı :(", "Tünel’deki House Cafe, o parayı kesinlike haketmiyosun!!!", "Bekle beni Alaçatııııı :)))” tweet’leriyle kamuoyuna "hazırım" mesajı veren Dumandağ'ın artık her an yemek fotosu koyabileceği belirtiliyor. Direnişin hemen öncesinde bir arkadaşının 1998 model üstü açık Mercedes'inde güneş gözlüğüyle çektirdiği fotoğrafları yaklaşık bir aydır Facebook'una yükleyemeyen Kanyürek, özellikle ters çevrilmiş polis otosu ve hurda belediye otobüsü içerisinde çekilen fotoğrafların aldığı like ve yorumlar karşısında çaresiz kalmış durumda. Kanyürek, dün akşam saatlerinde yıkımlı fotoğraf çektirmek için arkadaşının Mercedes'ini kundaklamaya çalışırken son anda engellendi. Eylem sürecini kişisel moda blogu "pelininpantolonu.blogspot.com" üzerinden yaptığı "gezi modası" paylaşımlarıyla atlatan Ersözler'in, bu akşam en yakın arkadaşı Zeynep Nida Bulurdan'ın düğünüyle beraber patlama yapmasına kesin gözüyle bakılıyor. Ersözler, son olarak 18.45 sularında duvarına “Vee kuafördeyiz…” mesajını yazmış durumda. Yaklaşık 15 gündür sadece Gezi hareketinin aslında uluslararası bir komplo olduğunu anlatmaya çalışan paylaşımlarda bulunan Güncübey, cesaretini toplayarak akşam saatlerinde "İşte Cimbom'un yeni aslanı" haberini profilinde paylaştı. İlk gelen yorumun "Osman la bunun parasını da Soros vermiş… Teyitli bilgi :)" olmasının ardından paylaşımı kaldıran Güncübey, bir süre daha yoluna Yeni Şafak’ın “camide içki içtiler!!!” serisiyle devam etme kararı alırken, her ihtimale karşı gazetenin spor sayfasını da düzenli olarak kontrol etmeyi sürdürüyor Gezi sürecinde bilgisayar başında toplam on dört kere "ay çok tatlı kedicikmiş" cümlesi kuran Aras, videolar arasından en sevdiği dört tanesinin linkini masaüstündeki Wordpad'de hazır tutarak bekletmeye devam ediyor. Facebook'ta temizlik ve gizlilik esasıyla gönüllerde taht kuran İstanbul'un ünlü ikilisi de yoğun fotoğraf paylaşımına gezi eylemleri nedeniyle ara vermek zorunda kaldı. Uzun bir aradan sonra dün yayınladıkları karelerde sıklıkla görülen cop nedeniyle polis şiddetini protesto ettikleri düşünülen çiftin, her an eylemle alakasız yepyeni pozlarını yayınlayabileceği belirtiliyor. 31 Mayıs'tan itibaren şuursuz bir şekilde izlediği, okuduğu her şeyi paylaşmaya başlayan Semih Yürekli bir ara bilinçsizce girdiği pastaborekdunyasi.com adresinden çok sayıda fotoğraf paylaştı. En son böğürtlenli kek fotoğrafı paylaşmak üzereyken kendisine gelen Yürekli, Facebook'un normale dönmesine bilinçsiz olarak destek vermiş olsa da etrafından gelen tepkiler nedeniyle bir süre sonra "Paylaşma-Kopyala/Yapıştır" başlıklı iletilerine geri dönmek zorunda kaldı. 20.30 civarında özelden aldığı “Yaa o böğürtlenlinin tarifi var mı sende?” mesajıyla cesaretini tekrar toplayan Yürekli her an bir çılgınlık yapabilir. Okulların tatile girmesiyle birlikte soluğu Bodrum'da alan Aysu, şu ana dek SMS ve whatsapp aracılığı ile gizli gizli sürdürdüğü çalışmalarını gün yüzüne çıkarmak için fırsat kolluyor. "Hamak keyfi", "Dondurmalı kavun: ))))" gibi iletileri ve "Ama arkadaşlar iyidir" isimli fotoğraf albümünü hazırda tuttuğu öğrenilen Arıkök, son olarak paylaştığı deniz gözlüklü pozuyla “alıştıra alıştıra geçiş” taktiğini deniyor. Gezi süreci boyunca yalnızca komik duvar yazılarını paylaşan Dertbilen, dün akşam saatlerinde yazdığı "Beyler 50 Yiğit Özgür karikatürünü arşivde zor tutuyorum :P :P :P"  iletisiyle listeye iddialı bir giriş yaptı. Koyu Galatasaray taraftarı olan Civa, direniş sürecinde diğer takım taraftarlarıyla ilan edilen ateşkesin de etkisiyle UEFA’dan gelen cezaları değerlendirememiş olmanın sancısını hala derinden yaşıyor. Stoğunda bol mitarda “ŞikeBahçe”, “Beşiketaş” gibi paylaşımlar bulunduğu bilinen Civa, harekete geçmek için rakip takım taraftarlarından gelecek sataşmalı bir iletiyi heyecanla bekliyor.
0
441
Rusya, Suriye, İran ve Irak'ın Ardından AB'yle de Arası Bozulan Türkiye'den Gürcistan'a Tarihi Çağrı: ''Haftasonu napıyosunuz abi?’’ Suriye krizi nedeniyle yakın komşularıyla yaşadığı sorunların ardından Gezi Parkı olaylarıyla beraber Avrupa Birliği’nden de tepki görerek yalnızlaşan Türkiye, uzun süredir ihmal ettiği Gürcistan'la ilişkileri yeniden canlandırmak için girişimlere başladı. Dün sabaha karşı 03 sularında Dışişleri Bakanı Davutoğlu tarafından Gürcistan’ın Ankara Büyükelçisi'ne atılan "Abi uyudun mu? Kötüyüm de ben biraz bu ara..." SMS'iyle başlayan görüşmeler, Büyükelçi Tariel Lebanidze’nin bugün arayarak "Yaa kusura bakma abi, yeni gördüm mesajı. Nooldu iyi misin olm? Akşam çıkalım istersen" demesiyle resmi bir nitelik kazanırken, akşam saatlerinde Sakarya Caddesi üzerinde buluşan iki ülke yetkilileri uzun uzun dertleşerek hasret giderdiler. Sakarya Caddesi üzerindeki bir nargilecide bir araya gelen Davutoğlu ve Lebanidze, görüşme öncesi basına yaptıkları ortak açıklamada iki ülke arasındaki işbirliği ve enerji alanındaki yatırımların güçlendirilmesi gibi konuların gündeme alınacağını ifade ettiler. Daha sonra gazetecileri etrafına toplayan Davutoğlu “Ya arkadaşlar açıkçası şu an işbirliği falan konuşacak halimiz yok. Onu öyle adettendir diye söyledim. Moralimiz çok bozuk zaten. Ama siz yine böyle yazın gazetenize, hatta askeri işbirliğini de ekleyin. Bu AB’nin İran’ın falan ağzına laf vermeyelim şimdi. Atmaca gibi bekliyorlar zaten” sözleriyle özel ricada bulundu. Gürcistan Büyükelçisi’nin söylediği nargile ve çayların gelmesinin ardından ikili baş başa koyu bir sohbete başlarlarken, ilk sözü alan Lebanidze “yaa zayıflamışsın, rengin falan da gitmiş abi senin. Yapma böyle, koy gitsin yani. Ne ediyorsan kendine ediyorsun.” diyerek Türkiye’ye moral aşılamaya çalıştı. Büyükelçi’ye “Toparlıycaz abi ya. Bu ara pek iştahım yok, bi de çay sigara falan derken saldım kendimi ama spora yazılıyorum önümüzdeki hafta“ şeklinde yanıt veren Davutoğlu, “kusura bakmayın kendi telaşımızdan sizi de epeydir arayamadık ama hep aklımızdasınız inan. Esas Dışişleri Bakanınızı da arayacaktım o da gelsin diye… Adı neydi sen söyle? … Neyse işte onun telefonunu kaybetmişim ben ya sen versene bana…” diyerek şöyle devam etti: “Abi resmen hepsi bize cephe aldılar ya. Ama iyi de oldu biliyo musun? İnsan dostunu düşmanını böyle günde tanıyor işte.  Biliyosun zaten Suriye meselesi yüzünden İran’la Rusya'yla falan görüşmüyorduk epeydir. Bu gezi olayı polis bilmemnesi falan derken şimdi de AB'yle papaz olduk. E ABD desen güya bu Suriye işini elimize yüzümüze bulaştırdık diye epeydir bi afra tafralarda zaten. Ama var ya bunlar hikaye ben sana söyliym. Hep iyi niyetimizden kaybediyoruz biz. Bir de fazla dürüstüz. Ona öyle buna böyle yapamıyoruz. Bizde neyse o kardeşim, işlerine gelirse…” Büyükelçi Lebanidze’nin “Öyle tabii abi. Bir de siz haksızlığa hiç dayanamıyorsunuz. Aşırı dobrasınız” sözleriyle gaz vermesinin ardından gelen 2. çaylarla birlikte konuşmanın harareti daha da yükselirken, Dışişleri Bakanı Davutoğlu da “Eyvallah kardeşim. Bi de ben sana bi şey söyliym mi? Bu var ya AB'sinden tut da, Rusya'sına kadar hepsi aynı. Dini imanı para olmuş bunların” diyerek, bundan sonra Gürcistan’dan başka müttefik tanımayacaklarını net bir şekilde ifade etti.   Davutoğlu, dış politikada bugüne kadar bazı hatalar yaptıklarının ama bundan sonra herkese ederi kadar değer vereceklerinin de altını çizerken “Yani belki aramıyoruz sormuyoruz birbirimizi ama var ya eski dostuz olum biz. Gürcistan daha bi şey demeden gözünden anlarız ne düşündüğünü, o derece. Bugün benim başım sıkışsa kime gidicem? Size. Aynı şekilde siz de yani. Bak mesela yıllar sonra şurada  oturduk hemen iki dakkada eski muhabbete döndü iş. Biz başkayız be abi...Yıkamazlar yani bu dostluğu olum bak diyorum YI-KA-MAZ-LAR! O kadar" sözleriyle iki ülke arasındaki güçlü bağlara vurgu yaptı. Sohbetin devamında 5. çaylarla birlikte bir de tavla söyleyen iki ülke temisilcisi bir süre şakalaşarak tavla oynayıp eski günleri yad ettiler. Türkiye’nin 5-2 kazandığı oyunun ardından Bakan Davutoğlu’nun oldukça sevindiği gözlenirken, "Oh lan, ne zamandır herhangi bir ülkeye karşı bir şey kazanamıyorduk ha iyi geldi bu” sözleri nargilecide neşeli bir hava estirdi.   Keyifli geçen akşamın sonunda bundan sonra daha sık görüşmeye söz veren iki taraf, önümüzdeki cumartesi ortaklaşa "Tiflistanbul" atkısı yaptırma konusunun da masaya yatırılacağı Game of Thrones'un 3. sezon finalini izleme gecesinde buluşmak üzere vedalaştı. Gürcistan temsilcilerinin geceye 2,5 litrelik Cola ve acılı cipsle katılması beklenirken, Türk tarafının da gerekli hallerde verilmek üzere yeterli sayıda alt eşofman hazırladığı gelen bilgiler arasında.
0
442
Müşterilerinin Vicdan Azabı Çekmesini Önlemek İçin Direniş Animasyonu Düzenleyen Alanya Sunfex Resort Hotel'de Sular Durulmuyor Gezi Parkı olaylarına ve peşisıra gelen direniş hareketlerine katılan müşterilerinin vicdan azabı çekmeden tatil yapması için direniş konseptli animasyonlar düzenleyen Alanya Sunfex Resort Hotel'de gösteriler 4. gününe girerken, otel yönetimi müşterilerin elinde bulunan katları geri almak için pazarlık masasına oturmaya hazırlanıyor. Olayla ilgili olarak yaptığı açıklamada, müşterilerin akılları, geldikleri illerdeki direniş hareketinde kaldığı için onlara hoşluk olsun diye böyle bir animasyon düzenlediklerini belirten Otel Müdürü Alihan İleri, "ancak bir noktada olay bizim kontrolümüzden çıktı. Şu an 7 ve 10. katlar arasıyla spa bölümü kurtarılmış bölge durumunda. Personelimizi yönetim katının olduğu bölgelere kaydırdık" derken, bu gece için direnişçi müşterilerin elinde bulundan katlara herhangi bir müdahale gerçekleşmeyeceğinin de teminatını verdi. Okulların kapanmasıyla birlikte artan yerli turistlere yönelik başlatılan direniş animasyonlarının tamamen kendi iyi niyetlerinden kaynaklandığını kaydeden İleri, "Baktık her gelen elinden ayfonu, aypedi düşürmüyor. Akılları fikirleri hep direnişten gelen haberlerde, onları bir nebze olsun rahatlatmak için böyle bir uygulamaya gittik" derken, olaylar kontrolden çıkmadan önce yaşananları şu şekilde özetledi: "İnanın ilk günlerde her şey çok güzeldi. 'Bu daha başlangıç, mücadeleye devam' düşüncesiyle tatile gelmiş müşterilerimiz, parklarımızda forumlarını yapmaktan, havuz başında kitap okuma eylemlerine, bahçede durma eylemlerine kadar gönüllerince direniyorlardı. Hatta havuz başında TOMA keyfine de bayıldılar. Ne zaman ki TOMA'yı yaklaştırıyoruz havuza, bi bakmışsınız su kaydırakları bile boşalıyor... Ne yalan söyliyim bizim de işimize geldi, ne kadar uyarsak da duş almadan havuza girenler vardı, baya önünü kestik onların ancak maalesef gün geçtikçe artan gerilim, yerini şiddet eylemlerine bıraktı. Özellikle plajda duran adamların bayılması üzerine ne yazık ki eylemciler bizleri suçladı. Halbuki o kadar dedik, başınıza güneş geçecek diye uyardık ama dinletemedik..." Animatörlerin duran adamlara müdahalede bulunduğu yönündeki tüm iddiaları da yalanlayarak sözlerine devam eden Müdür Alihan İleri, "Takip ettiğimiz kadarıyla müşterilerimiz twitter'da organize olmuş haldeler. Tabii ki buna karışacak değiliz, bilakis hoşumuza gidiyor ancak lütfen provakasyon amaçlı twitlere dikkat etsinler. Biz bu müşterilerimizin bilgisini zaten altı ay evvelden almıştık. Neticede erken rezervasyon müşterisi" şeklinde konuştu. Daha sonra cep telefonunda attığı bir tweet'i gösterek, "Bakın, 'İkramlı çay saati' diyorum, gelen twitler 'Beyler Şelale Cafe'ye gitmeyin, direkt yönetime teslim ediyorlar' şeklinde. Allah aşkına biz bunlarla şimdi nasıl uzlaşıcaz?" derken, Otel Müdürü olarak yaptıkları istihbarat çalışmalarına da değindi.  Akşam saatlerinde personele moral vermek ve hala görevinin başında olduğunu göstermek amacıyla düzenlediği "Hizmet sektörüne saygı" toplantısında otel çalışanlarına seslenen otel müdürü Alihan İleri "Tek niyeti anmisayona katılmak olan müşteriler başımızın tacıdır ancak maalesef aralarında fırsattan istifade oteli ele geçirip tatili bedavaya getirmeye çalışan provokatörler var. Güvenli kameralarında bunların saunaya ayakkabı ile girdiklerini gösteren görüntüler de var. Demek istediğim sadece ayakkabı ile, havlu mavlu da yok üstlerinde. Neymiş personelimizin attığı yalancı biber gazından kaçmak için öyle girilmiş. Bi defa biber gazından kaçan adam buharlı saunaya girmez. Kimse kimseyi kandırmasın" diyerek eylemci müşterilere gözdağı verdi. "Benim başı örtülü house keep'ime de ıslak havluyla saldırdılar. Do not disturb levhalarımıza çok çirkin ifadeler yazıldı. Özellikle tutup açık havuza işeyenler mi dersiniz. Bunları da hep faturaya ekliyoruz. Check out zamanı görüşürüz!" diyen İleri. barışcıl müşterilere de şu sözlerle seslendi: "Biz herkesle görüşmeye hazırız. Otelden yana bir şikayetiniz varsa buyrun, kendi telefonumu vereyim:9, oda servisi:0, resepsiyon:1" 29 Haziran'da baygınlık geçiren duran adamlarla birlikte patlak veren Sunfex Resort Hotel olayları halen tüm şiddetiyle devam ederken, bugüne dek yaşananların özeti ise şöyle: Öğlen güneşini kafasına yiyen duran adamların bayılmasına yönelik tepkisini göstermek isteyen bir grup müşteriye personel gazoz püskürterek müdahele etti...  Havuzda bikini eylemi... Müşteriler aralarında anlaşarak havuz bar'a bikini ve şortlarla inme kararı aldı. Eylem fazla dikkat çekmedi...  Dubaların önünde yalnızca suyun içinde durmakta olan müşterilerin üzerine jet-ski sürüldüğü söylentisi bir anda tüm otele yayıldı. Galeyana gelen müşteriler barı işgal ederek, limitsiz yerli içki eylemi yaptılar... Bir grup eylemci otelin önündeki ülke bayraklarını indirerek, üzerine ketçapla "Çare Drogba" yazdıkları çarşafları astılar... Otel Müdürü Alihan İleri'nin "Müdahalede bulunulmayacak" demesine rağmen animatörlerden bardaki eylemcilere köpüklü baskın... Çok sayıda eylemci yerlerde kayarak etkisiz hale geldi... Havanın kararmasını fırsat bilen otel yönetimine bağlı bir grup house-keep, bayrak direklerinin bulunduğu bölgeye operasyon düzenleyerek çarşafları temizleriyle değiştirdiler... Eylemci müşterilerden birisinin "Maaşınızı bizim ödediğimiz paralardan alıyorsunuz" çıkışı animatörler arasında olgunlukla karşılandı... Saatlerin ilerlemesiyle eylemciler sahilde buluşarak oturma eylemi yaparken, ateş yakıp gitarla "Akdeniz akşamları"nı çalan gruba sivil giyimli bazı şahıslar "Sene 2013, hala mı ulan?" diyerek müdahale etti... Otel Müdürü Alihan İleri twitter'dan müşterilerine seslendi: "Havuz Bar'da palmiyeler altında ve turunçgil kokusu arasında, sınırsız yerli içki imkanı varmış. Sunfex Resort ayrıcalığı ile... Aranızda olmak isterdim"... Öğlen yemeğinin 13:00'da ve açık büfe olacağı teyit edildi. Kesin bilgi... Animatörlerin Havuz Bar'dan çekildikleri yönündeki bilgi asılsız çıkınca olaylarda çok sayıda mojito kullanıldığı öğrenildi... Olaylar plaj üzerinden diğer otellere de sıçradı ancak küçük kapasiteli bu konaklama yerlerindeki gerginlik çok uzun sürmedi... Sunflex animatörlerinden ikisinin istifa edip, müşterilere katıldığı yönündeki bilgi otel yönetimince yalanlandı. "Otelimiz dün itibariyle zaten dolmuştur, kaldı ki aldıkları maaş belli, otelimizin günlük fiyatları belli" açıklamasını yapan Sunflex Resort Hotel, müşterileri dezenformasyon amaçlı twitlere karşı uyardı. Fitness salonunda başlayan yoga derslerine yoğun ilgi... 10 senedir Sunflex Otel'de akşam yemeklerine eşlik etmek üzere piyano çalan Ahmet Yedivarlar, ilk kez bu kadar büyük bir kalabalığa müzik yapmanın onurunu yaşadı... Otel Müdürü Alihan İleri, eylemlerin arkasındaki güç olarak tespit ettiği lobiyi basına tanıttı. Lobide bulunan Sunlight Bar'ın 24 saat açık olduğunu vurguladı... Müşteriler bölgenin yerel gazetesi Alanya'nın Sesi'ni sessiz kalmakla ve Sunflex Hotel'in yandaşı olmakla suçladı. Gazete yönetimi, yaptığı yazılı açıklamayla muhabir yokluğu yüzünden zaten Belediye'nin kaldırım çalışmaları ve Alanyaspor dışında pek bir haber yapmadıklarını söyleyerek suçlamaları reddettiler... Bazı çalışanlar tarafından gece havuza birtakım kimyasallar atıldığı bilgisi yönetim tarafından doğrulandı: "Klor o arkadaşım, klor..." Sabah saatlerinde Check-in yapan yabancı turist kafilesi, "dış mihrak" iddialarını gündeme getirdi... Direnişçilere destek amacıyla dışarıdan yiyecek getiren bir gruba lobide müdahale edildi ve otele dışarıdan yemek getirilemeyeceği sert bir dille ifade edildi... Müşteriler, Sunflex Hotel'in müşterilerine uyguladığı orantısız animasyon hakkında The Times'a tam sayfa ilan vermek için kampanya başlattı. Otel yönetiminden kampanya'ya 5.000 euro destek geldi... Müşterilerden bir zafer daha.. Direnişe destek amacıyla öğlen yemeğinin bahçede ve ücretsiz olmasını talep eden müşterilere, otel yönetimi öğlen yemeğinin  zaten havuz başında ve ücretsiz olduğunu hatırlattı... Bir grup eylemci ellerine nerden geçtiği belli olmayan iş makineleriyle, golf arabalarını 17. deliğe kadar kovaladı. Bu olayın ardından "eli sopalı siviller geliyor" dedikoduları çıksa da, otel yönetimi "Ya onlar golf sopası, zimmetli mal neticede. Orada mı bıraksalardı" diyerek iddiaları yalanladı... Otel'in elden gitmek üzere olduğu endişesine kapılan Müdür İleri, tüm çalışanları toplayarak "Hizmet sektörüne saygı" konulu bir konuşma yaptı. Otelde çıkan olayların aslında Türk turizmini baltalamaya yönelik bir oyun olduğunu dile getiren otel müdürü, tüm çalışanları kendi etrafında birlik olmaya çağırdı. Müdürün "Bunlar saunaya ayakkabıyla girdiler. Spa'ya da saygıları yok, welness'ı da bilmezler" temalı konuşması çalışanlar tarafından gözyaşlarıyla dinlendi. Otel ekipleri tarafından ayaklarından çuvala geçirilmek suretiyle gözaltına alınmaya çalışan müşteriler, zıplayarak sahildeki parkuru bitirmelerinin ardından yoğurt dolu kaplardaki çeyrek altını elleri bağlı biçimde ağızlarıyla bulmaya çalıştı... Eylemci müşteriler ilk forumlarını otelin çocuk parkında gerçekleştirdi. 50 kişilik parka sığmakta oldukça zorluk çeken eylemciler ilk toplantılarında 2 bin kişilik açık hava diskosuna geçme konusunda birleşti...
0
443
Gezi Parkı Olayları Nedeniyle Hükümet Tarafından Suçlanmayan Tek Ülke Olan Myanmar'da Halkın Öfkesi Sokaklara Taştı Gezi Parkı olaylarının başlangıcından itibaren Türkiye tarafından olayların sorumlusu olmakla itham edilen ülkelerin listesi de her geçen gün kabarırken henüz listede kendisine yer bulamayan Myanmar'da halk sokaklara döküldü. Başta Dışişleri Bakanlığı ve İstihbarat Teşkilatı olmak üzere ülkedeki resmi kurumları silik ve beceriksiz olmakla suçlayan yüzbinler sorumlululardan hesap sorulması talebiyle gösteriler düzenlerken, Başkent Naypyidaw'daki Türk Büyükelçiliği'ne yürümek isteyen bir gruba polis biber gazı ve tazyikli su ile müdahale etti.  Halkın, haftalardır televizyon ve radyolarının başında Türk hükümeti tarafından suçlanacakları günü beklediği Myanmar'da, son olarak dün akşam Tayland'ın da olaylardan sorumlu tutulduğunun öğrenilmesiyle birlikte umutlu bekleyiş yerini büyük bir hayalkırıklığı ve öfkeye bıraktı. Başkent Naypyidaw'da sokaklara dökülen protestocular, çok sayıda kamu malını tahrip ederlerken Türk Büyükelçiliği'ne yürümek isteyen bir gruba polis tarafından biber gazıyla müdahale edildi. "Tayyip şaşırma sabrımızı taşırma", "Çıbanın başı biziz", "Türkiye neresiydi beyler?" gibi sloganlar atan grupla güvenlik güçleri arasında yer yer çatışmalar devam ederken, Naypyidaw Dayanışması, Facebook sayfası üzerinden "Herkesi Türk hükümetinin bu kabul edilemez tavrını protesto için yarın saat 19:00'da bulundukları şehrin meydanlarına davet ediyoruz" şeklinde bir mesaj yayınlayarak Myanmar halkını protestolara katılmaya çağırdı.  Naypyidaw Dayanışması Sözcüsü Bhein Bedua, bu sabah katıldığı bir katıldığı bir televizyon programında, "ABD, Almanya, İngiltere, Fransa, Rusya, İran, İsrail, Sırbirstan, Suriye derken hesaplarımıza göre Temmuz başı gibi sıranın bize gelmiş olması lazımdı. Tayland nerden çıktı anlamadık. Bizi provoke etmek için inadına yapıyorlar sanki" sözleriyle Türk hükümetine olan tepkisini dile getirdi. Olayda Myanmar hükümetinin izlediği pasif dış politikanın da etkisi olduğunu belirten Bedua, "Ben yine de inanmıyorum ki bizim istihbarat servisimizin Gezi Parkı'ında parmağı olmamış olsun. Muhakkak araya bi iki tane provokatör sokmak da olsa bi şeyler yapılmıştır ama her zamanki gibi tanıtımını yapamadık, kendimizi iyi pazarlayamadık" diyerek Dışişleri ve Turizm bakanlarını istifaya davet etti.  Myanmar'ın bulunduğu coğrafyada lider ülke konumununa gelmek için zorlu bir mücadele verdiğinin altını çizen Naypyidaw Dayanışması Sözcüsü, "Bizim de Gezi olaylarında iyi kötü bir parmağımız var, biz de Türkiye'nin karışmasından her ülke kadar keyif alıyoruz. Bizi Türk hükümetine karşı bu olayların dışındaymış gibi gösterenler başta Çin, Taylanda, Endonezya ve Yahudi diyasporası olmak üzere Myanmar'ın kalkınmasını istemeyen bir takım dış mihraklardır. Konuyu gündeme getirmek için sosyal medya üzerinden #TurkeyBlameMyanmar hash tag'iyle bir kampanya başlatacağız. Bu büyük oyunu bozacağız" şeklinde konuştu. Olayların büyümesinin ardından öğlen saatlerinde devlet televizyonundan halka seslenen Myanmar Devlet Başkanı Thein Sein ise göstericilere itidal çağrısı yaparak olayda ihmali bulunan yetkililer hakkında yasal süreçlerin en kısa zamanda başlatılacağı sözünü verdi. "İçinden geçtiğimiz hassas süreç içerisinde iki ülke ilişkilerinin daha fazla zarar görmemesi için Türk hükümetini de üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeye çağırıyoruz" diyen Sein, başlangıç olarak resmi bir açıklama olmasa bile en azından Egemen Bağış ya da Melih Gökçek'in twitter üzerinden yapacakları bir suçlamanın Myanmar halkı tarafından bir iyi niyet göstergesi olarak kabul edileceğini de sözlerine ekledi. Başkan Sein'in açıklamalarıyla birlikte Myanmar sokaklarında tansiyon bir nebze düşerken, Naypyidaw Dayanışması da hükümete 48 saat daha süre verdiğini duyurdu. Olayla ilgili olarak Türk Dışişleri'nden henüz resmi bir açıklama yapılmazken, ismini vermek istemeyen bir yetkili "Biz de kaç gündür nereyi unuttuk diye düşünüyorduk. Neyse, bu geçti artık yapacak bir şey yok. Bir dahaki olayda da ilk onların adını veririz, ödeşiriz" sözleriyle iki ülke arasındaki ilişkilerin bu krizi aşacak kadar güçlü olduğunu ifade etti.
0
444
Mısır ve Türkiye'den Ümidi Kesen ABD, Ortadoğu'da Kendi Model Ülkesini Kurmak İçin Uygun Arsa Bakıyor... Ortadoğu’daki ülkelere model olacak İslami gibi ama aynı zamanda demokratik bir yönetim kurma hedefinde Mısır ve Türkiye'den beklediği verimi alamayan ABD yönetimi sürece bizzat dahil olmak için düğmeye bastı. Konuyla ilgili olarak akşam saatlerinde Beyaz Saray'da bir basın toplantısı düzenleyen ABD Dışişleri Bakanlığı Ortadoğu Masası Sözcüsü Isaac McForest “Güya sıfırdan ülke kurup boşa masraf etmeyelim dedik ama anlaşıldı, bu iş böyle olmayacak. Nasıl bir coğrafya ise ya seçimle başa gelen diktatör kesiliyor ya darbe oluyor, biz de sıkıldık artık” diyerek bölgedeki devletlere örnek olması açısından 100-150 dönümlük bir arazide kendi butik devletlerini kuracaklarını açıkladı.   Basın toplantısında oldukça gergin olduğu gözlenen McForrest, "Açıkcası çok da umurumuzda değil Ortadoğu'ya demokrasi gelmiş gelmemiş, neticede bize ne? Ama işte bir yandan orada da koca bir piyasa atıl durumda bekliyor. Petrol metrol derken az çok bi paraları da var. Bunlar içe kapanmasın, biraz dünyaya entegre olsunlar ki 3-5 bir şey satalım, piyasa dönsün diye bütün iyi niyetimizle uğraşıyoruz ama maalesef kimse bize yardımcı olmuyor" sözleriyle ABD dış politikasındaki sorunları özetledi.  Ortadoğu'daki diğer ülkelere örnek olması için çok umut bağladıkları Mısır ve Türkiye'de son bir kaç ayda yaşanan gelişmelerin kendileri açısından büyük hayalkırıklığı olduğunu belirten McForest, şöyle devam etti:  “Tam 'lan bu sefer oldu galiba' derken bir bakmışız ya bi diktatörlük gelmiş ya darbe olmuş. Hayır seçime kadar da işler fena gitmiyor aslında. İyi kötü bir seçim oluyor ama artık havasından mıdır suyundan mıdır nedir, sandıktan çıkan kendini ülkenin sahibi sanıyor. Sonra ‘dur şurada istediğim gibi at koşturayım' diye bi coşkuyla, sağa sola kendi adamlarını yerleştirip diğerlerini postalamakla geçiriyor bütün zamanı. Elli defa dedik ki bakın o iş tam öyle değil, sen altı üstü hizmet etmek için belli bi süre seçilmiş adamsın, hastane okul falan yap, yol yap, bizle aranı iyi tut, İran'a, öyle Rusya'ya çok yanaşma, kendi halkına da fazla karışma' diye ama buraya gelince ‘he anladım tamam’ diyorlar ülkeye gidince yine aynı bildiklerini okuyorlar. Başta belki görmemişliktendir, biraz alışınca normale dönerler diye bekledik ama artık umudumuz kalmadı. Mecbur o ülkeyi de kendimiz kurucaz. Size harcadığımız enerjiyi Mars'a harcasak şimdiye koloni kurmuştuk orada...” Ortadoğu'da kurulacak model ülke için 100-150 dönümlük, şirin, butik ülke havasına uygun bir arsa baktıklarını kaydeden McForest, arsanın bulunmasının ardından bu bölgeye çoğunluğu Müslüman, bir kısmı da çeşit olsun diye Yahudi, Hıristiyan ve ateistlerden oluşan yaklaşık 2000 ABD vatandaşının yerleştirilerek ortalama bir Ortadoğu ülkesinin nüfus yapısını yakalamaya çalışacaklarını açıkladı.  Bakanlık Sözcüsü, eğitim sürecini hızlandırmak amacıyla, kurulacak ülkede 6 ayda bir seçim yapılarak hükümetin değiştirileceğini belirtirken, “Diğer ülkeler de oradan baka baka öğrensinler artık. Dikkatinizi verirseniz öğrenirsiniz aslında, zor bir şey yok. Çok benzer bir deneyi yıllar önce maymunlarla yaptık biz, baka baka aynı şekli oluşturdular kendi ellerindeki materyallerle. En başarılı olanlarını uzaya yolladık. Eee hadi bakalım uzaya ilk kim gitmek istiyor? Öyle de bir güzellik yapabiliriz yani, kesin söz vermiyim de” sözleriyle projenin sürprizlere açık olacağını da müjdeledi. Kurulacak ülkenin ardından, Ortadoğu’daki çeşitli hareketlerin liderlerini “Model ülke kursu”na çağırarak, yerinde öğrenme sistemini de geliştireceklerini aktaran McForest, eğitim sürecinde katılımcılara Sims oynatılarak sanal ortamda pratik kazandırılacağını ifade etti. McForest "Önce Sims’te kendilerini kanıtlayacaklar sonra belki bir bitki ya da kedi alıcaz onlara. Bakalım ne kadar yaşatabiliyorlar. Ülke emanet etmek anca ondan sonra…" derken, kursu başarıyla tamamlayan katılımcılara "USA Certified Third World Leader" sertifikasının verileceğini de sözlerine ekledi.  Bir soru üzerine, kurulacak ülkenin isminin büyük ihtimalle "Jabbar" olacağını söyleyen McForest, "hem ismin Arapça tınısı hoşumuza gitti hem de bölgede Jordan adıyla anılan bir ülke olmasına rağmen rahmetli Kareem Abdul Jabbar'ın adını yaşatacak bir devlet yok. O haksızlığa da bir son vermek istedik" derken, Jabbar Milli Marşı olarak da "Ortadoğu’nun merkezi yerinde, en ileri demokrasinle, hem biraz Müslüman gibi de, ne de güzel oldun yeminle" gibi bir şeyler düşündüklerini ifade etti. McForest, son olarak ülke için uygun arsa arayışlarında gelinen aşamayı da şu sözlerle aktardı: "Tabii gönül isterdi parası neyse trink verip alalım araziyi ama bizim de bu ara durumlar sıkışık olduğu için şimdilik hibe yöntemiyle ilerlemeyi düşünüyoruz. Ülkeyi işletmeye başlayınca oranın bütçesinden yavaş yavaş bi şeyler öderiz belki bilemiyorum. Bu şartlarda bize şöyle deniz kenarından 100-150 dönüm bi yer verecek olan varsa buyursun. Zaten kalıcı değiliz, 2-3 ülkede kafamızdaki gibi bir demokrasi yerleşir gibi olunca boyasını badanasını yaptırıp aldığımız gibi teslim ederiz araziyi..."
0
445
TBMM'den Geceyarısı Geçirilen Torba Yasayla, CHP, MHP ve BDP'nin de AKP’ye Devredildiği Ortaya Çıktı TBMM Genel Kurulu'nda dün gece görüşülen torba yasa teklifinde TMMOB'nin yetkilerinin ve gelirlerinin Çevre Bakanlığı'na verilmesinin yanı sıra, yaklaşık 17 saniyede özeti okunan bir önergeye göre de CHP, MHP ve BDP’li milletvekillerinin AKP'ye devredildiği ortaya çıktı. Torba yasa çerçevesinde oylamaya sunulan toplam 82 yasa değişikliğinin arasında ancak bu akşam saatlerinde fark edilen muhalefet partilerinin AKP'ye devri Ankara'da geniş yankı uyandırırken, geçiş sürecinde vekillerin tek tek iktidar partisindeki vekillere zimmetleneceği “badi sistemi”nin uygulanmaya başlandığı bildirildi. Muhalefet cephesinde TMMOB'nin fiilen yok edilmesinin şaşkınlığı henüz sürerken, torba yasa teklifinde araya kaynayan bir başka önerge Meclis’te şok etkisi yarattı. Durumu ilk olarak fark eden CHP Grup Başkanvekili ve AKP Yeni Yalova Milletvekili Muharrem İnce'nin "Oylama esnasında o kadar önerge arasında anlayamıyo insan, sabah açık kafayla dün neler onaylanmış derken bi de baktım komple AKP'ye geçmişiz" sözleriyle duyurduğu yeni tasarıya göre milletvekillerinin devrinin Temmuz ayı sonuna dek tamamlanacağı belirtildi. İnce, "Önerge özetinin okunduğu sırada aralıklarla ‘CHP, bütün, Kılıçdaroğlu da dahil, devrolunmasına’ kelimelerini duyar gibi olmuştum ama okuyan arkadaş oraları biraz hızlı geçmeye gayret ettiği için tam emin olamamıştım. Şimdi her şeyi daha iyi anlıyorum. İnanır mısınız Baykal’a kadar devretmişler, sözün bittiği yerdeyiz” sözleriyle yaşananları aktardı. Muharrem İnce’nin ortaya çıkardığı önergenin sahiplerinden AKP İstanbul Milletvekili Burhan Kuzu ise konuya ilişkin olarak yaptığı açıklamasında "Ya zaten biz ilk yasayı hazırlarken 'meslek odasına ne gerek var' görüşünden harekete geçtik. O kadar meslek mensubu küçücük odaya tıkışıp kalmasın dedik, bakanlığa devrettik. Sonra bizim bir arkadaşın aklına geldi, aslında partilere de çok lüzum yok, gelsinler bizim partide dursunlar işte dedi. Neden olmasın, olurdu olmazdı derken önergeyi verdik. O esnada ne olduysa birden bizim önerge gitti koca bi yığın kağıdın arasında başkanlığa kadar çıktı. İşte o ara oylanmış valla, biz de şaşırdık… Artık yeni gelen arkadaşlarımıza hoş geldin demek düşer bize" dedi. Kuzu, önerge doğrultusunda tüm yeni gelenlerin mevcut AKP’li vekillere zimmetlendiğini, herkesin birebir bilgileri badisinden alabileceğini sözlerine ekledi. Yaşanan bu sürpriz tablonun yol açtığı eşleşmeler sonucunda basına yansıyan kimi olaylarsa şöyle; - Torba yasayla beraber aradan geçirildiği anlaşılan kanuna AKP cephesinden tek muhalif çıkış Egemen Bağış'tan geldi. Bağış’ın "Beyler bana niye Kamer Genç devroluyomuş ya?" tepkisinin ardından Kamer Genç’i değiştirebileceği bir arkadaşını arama çabalarıysa, parti içinde yalnızca İdris Naim Şahin’in eşleştiği Sırrı Süreyya Önder’i değiştirmeyi istemesi nedeniyle sonuçsuz kaldı. - Oktay Vural’la Oktay Vural’ın tablet bilgisayarının iki farklı AKP milletvekiline devredilmesi nedeniyle basın açıklaması yapamayan bir grup eski MHP milletvekili Vural önderliğinde uygun fiyatlı tablet bakmak üzere Meclis’ten ayrıldı. - Kendisine Emine Ülker Tarhan'ın gelmesinden dolayı son derece mutsuz olduğu her halinden belli olan Bülent Arınç, uzun süre gözyaşlarına hakim olamadı. - Selahattin Demirtaş – Hakan Şükür eşleşmesinde gece 1-2 halısaha yapılması kararlaştırıldı. - Ertuğrul Günay’ın kendi kendisiyle eşleşmesi Meclis kulislerinde “Bay çekti” olarak yorumlandı -  BDP milletvekillerinin devrinin ardından partinin en yetkili ismi haline gelen Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, ilerleyen süreçte PKK’nın İçişleri Bakanlığı’na bağlanabileceği söylentisi üzerine İmralı’yla görüşmek üzere harekete geçti. - Tutuklu milletvekilleriyle eşleşen AKP’li bir grup Silivri Cezaevi’ne hareket ederek, duruşma salonu önünde “Milletin vekillerine özgürlük” pankartı açarak eylem yapmaya başladı. Grup, AKP Genel Merkezi’nden gelen bir telefonun ardından yanlarında getirdikleri fanilaları gardiyanlara teslim ederek Ankara’ya geri dönmek için yola çıktı.
0
446
Beyoğlu Esnafının Uğradığı Maddi Zararı Tespit Amacıyla Bölgeye Giden Maliye Müfettişleri, Esnafın Sert Direnişiyle Karşılaştı Gezi olayları nedeniyle zor duruma düşen esnafın uğradığı maddi zararı tespit etmek için Maliye Bakanlığı tarafından bölgeye gönderilen müfettiş ekibi, Beyoğlu esnafının sert direnişiyle karşılaştı. Defterleri incelemek için bölgeye müfettiş gönderileceği haberinin duyulmasının ardından Maliye Bakanlığı'nı arayarak "yaa inanın hiç gerek yok, biz bi daha baktık da o kadar fazla zarar etmemişiz" sözleriyle bakanlık yetkililerini ikna etmeye çalışan esnafın çabaları sonuç vermezken, müfettişlerin girişini engellemek amacıyla Tünel, Talimhane, İstiklal Caddesi Taksim girişi, Çukurcuma ve Şişhane'de kurulan barikatlarda yer yer sert çarpışmalar yaşanıyor.    Bir süredir Türkiye'nin en önemli gündem maddelerinden biri olan Beyoğlu esnafının uğradığı maddi zararla ilgili olarak Maliye Bakanlığı tarafından atılan adıma esnafın tepkisi sert oldu. Konuyla ilgili olarak basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Bakanlık müsteşarı Sadullah Caner, bölgedeki esnafın zararını tespit edip ona göre mağduriyetlerini gidermek amacıyla böyle bir hamle başlattıklarını belirterek, şöyle devam etti: "Hepimiz televizyonlardan izliyoruz, bölgedeki esnafımız kan ağlıyor. Biz de bakanlık olarak bu vatandaşlarımız tam ne kadar zarar etmişler onu tespit edelim, ona göre bir yardım yapalım istedik. Siz de takdir edersiniz bu hesabı yapabilmek için önce bir muhasebe evraklarını kontrol etmemiz gerekiyor. Geçmiş aylarda ne kadar kar etmişler, geçen yıl bu zamanlar ne kadar para kazanmışlar ne vergi ödemişler bakıp ona göre şimdiki zararlarını hesaplayacaktık. Niye buna izin verilmiyor, bu neyin direnişidir gerçekten anlamadık..." Maliye müfettişlerinden oluşan 40 kişilik bir ekibin Beyoğlu'na doğru hareket ettiği haberinin alınmasıyla birlikte sabah saatlerinden itibaren bölgede başlayan gerginlik ise her geçen dakika yükseliyor. Müfettişlerin bölgeye girişini engellemek amacıyla semtin kritik noktalarında barikatlar kurulurken, barikatların arkasında toplanan esnaf da "Her yer Taksim, her yer direniş", "muhtasar başlangıç, beyannameye devam!", "direniş var, stopaj yok", "Haluk Levent'in askerleriyiz!" gibi sloganlarla direnmeye devam ediyor. Bölgede saat saat yaşanan bazı gelişmeler ise şöyle: - Maliye müfettişleriyle ilk sıcak temasın sağlandığı Talimhane girişindeki barikatta sabah 9.30'dan itibaren başlayan saldırılar esnaf tarafından başarıyla püskürtüldü. Kafalarına isabet eden kağıt delgeçleri ve büyük boy hesap makineleri nedeniyle yaralanan 2 esnaf Taksim İlk Yardım Hastanesi'ne kaldırıldı. - Bölge esnafı tarafından başlatılan #direndefter hash tag'i twitter'da TT listesine girdi.  - "Maliyeciler Büyükparmakkapı sokağa girdi. Acil muhasebeci ve Mart-Nisan aylarına ait en az 20.000 TL'lik fatura lazım. Kesin bilgi!" haberi heyecan yarattı. Şişhane tarafındaki esnaf bölgeye 2 adet muhasebeciyle birlikte 12.500 TL'lik fatura ve 6000 TL'lik gider pusulası yardımı ulaştırdı.  - Merter bölgesinden 300 kişilik tekstil esnafı, yanlarında bol miktarda fatura defteri ile E-5'ten Beyoğlu'na doğru yürüyüşe geçti... - Çukurcuma'da barikatı aşarak Galatasaray'a çıkmayı başaran maliye müfettişleri iki bar, bir otel ve çok sayıda büfenin defterlerini incelemeye aldı. İncelemeler neticesinde iş yerlerine toplam 156 bin 245 liralık ceza kesildi. - Normal piyasa ekranı yayınını kesip olayları göstermeye başlayan Bloomberg TV'ye tepki gösteren esnaf, Talimhane'de kanalın canlı yayın aracına pala ve sopalarla saldırdı. Bölgede sıcak gelişmeler devam ederken basın mensuplarına konuşan Beyoğlu Esnaf Dayanışması başkanı Mustafa Kurdemli, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'e seslenerek müfettişleri derhal geri çekmesi çağrısında bulundu. "İçimizden bazı provokatör arkadaşlar nedense televizyona çıkıp vay şöyle zarar ettik vay böyle battık diyerek ortamı gerdiler maalesef. Biz defterlerimizi kendimiz inceledik. Misal ben bir tek dükkanı açtığım 2001 yılında kar etmişim. O da tamamen muhasebecinin acemiliğinden. Onun dışında son 11 senedir sürekli zarar ediyorum. Diğer arkadaşlar da aynı şekilde. Gezi'yle meziyle alakası yok yani durumun. Bunca yıldır hiç para kazanmadan bu dükkanları döndürebiliyorsak bundan sonra da döndürürüz. İncelemeye falan gerek yok" diyen Kurdemli, "vergilendirilmemiş kazanç da kutsal sayılır aslında :)" yazılı pankartla objektiflere poz vermeyi de ihmal etmedi.  Şişhane bölgesinde faaliyet gösteren ve adının açıklanmasını istemeyen bir restoran sahibi ise 8 yıldır Taksim'de esnaflık yaptığını belirterek, "8 senedir burada nerdeyse her Allah'ın günü bir yürüyüş bi protesto bi şey oluyor. Bize bi zararı yoktu bugüne kadar. Şu son 1.5 aydır polis yan yana duran 10 kişi görse üstlerine gaz atmaya başladı, ne turist kaldı ne bi şey. Eşşek değiliz, biz de biliyoruz işlerin niye bozulduğunu ama polisi sopayla kovalayamacağımıza göre mecbur dişimize göre olanı seçtik. O da döndü dolaştı maliye denetlemesi olarak geri döndü bize. En son dükkanı yakıcam o olacak artık" sözleriyle çarpıcı itiraflarda bulundu.   Haber yayına hazırlandığı sırada maliye müfettişlerinin Tünel yönünde ilerleyişleri devam ederken, İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu twitter'dan yaptığı açıklamada "Valla bu sefer beni hiç bulaştırmayın..." ifadelerine yer verdi.
0
447
Emniyet Genel Müdürlüğü'nden Mobeseler İle İlgili Yapılan Eleştirilere Yanıt Geldi: "Biz onları zaten komik kaza çeksin diye koyduk..." Gezi Parkı olayları sırasında hayatını kaybeden eylemcilerin mobese kayıtlarına ulaşılamaması nedeniyle yapılan eleştirilere Emniyet Genel Müdürlüğü'nden bu sabah yanıt geldi. Ankara Dikmen'deki genel müdürlük binasında basın mensuplarının karşısına çıkan EGM Basın Sözcüsü Latif Tozgül mobese kameralarının asli görevinin komik kaza görüntüsü yakalamak olduğunu belirttiği açıklamasında "Ki bu konuda da ne kadar başarılı olduğumuzu her akşam haber bültenlerinde görüyosunuzdur. Sayemizde hem millet gülüyor, hem de haber bültenlerinin sevimli kedi, panda göstermesine gerek kalmıyor. Biz teşkilatımızın takdir edilmesini beklerken böylesine eleştirilmeyi hiç haketmedik inanın" ifadelerine yer verdi. Ethem Sarısülük ve Ali İsmail Korkmaz'ın hayatlarını kaybetmesine neden olan olaylara ait görüntülere ulaşılmamasının gayet normal olduğunu dile getiren Latif Tozgül, "Gencecik çocuklarımızın ölmesi gerçekten çok acı ancak takdir edersiniz ki bizim mobese kameralarında bu denli acı görüntülere yer vermemiz mümkün değil. Konseptimizin daha çok komik sahnelere dayandığını hepinizin bilmesini istiyorum" sözleriyle kamuoyuna seslendi. Emniyet teşkilatında yapılan titiz incelemelerle günlük olarak komik kaza görüntülerinin medyaya servis edildiğini hatırlatan Basın Sözcüsü, mobese kameralarının nasıl çalıştığına dair şu açıklamaları yaptı:  "Şimdi arkadaşlar, herkes anlasın diye tane tane anlatıyorum. Bize her gün Türkiye'nin dört bir yanından görüntüler gelir, arkadaşlarımız onları inceler. Komik kaza falan yoksa görüntüler direkt silinir, varsa da haber kanallarına gönderilir, sonra da görüntüler yine silinir. Silinir; çünkü bu kadar görüntüyü saklayacak yerimiz yok. Daha geçen hafta Cebeci'deki bir kazayı benim oğlanın sünnet düğünü kasetinin üzerine çekmişler, varın halimizi siz düşünün. Hem onu bırakın, zaten artık herkesin elinde akıllı telefon var. Etrafta polislik bir durum olduğunda anında internete yüklüyorlar. Kusura bakamayın ama ölen gençle ilgili henüz bi görüntü çıkmadıysa vatandaşımız suçu biraz da kendinde arayacak. Çekseydiniz yani. Niye bir Allah'ın kulunda görüntü yok, açıkçası bana biraz manidar geliyor..." "Polis görevini yapmıyor, görüntüleri saklıyor, delil karartıyor" iddialarını da insafsızlık olarak nitelendiren EGM Basın Sözcüsü Latif Tozgül, gezi olayları sürecinde ajanslarla paylaşılan 60'ın üzerinde trafik kazası ve komik düşme anı görüntüsünün belgelerini paylaşarak toplantıya devam etti. Bazı görüntüleri de projektör yardımıyla ekrana yansıtan Tozgül, "Bakın bu motosiklet kazasını dikkatli izleyin. Görüyorsunuz motor geliyor, geliyor, geliyor, pat minibüse önden vuruyor ahaha sürücü düşüyor bak gördünüz mü? Hehehe te Allah'ım ya her seferinde gülüyorum buna, manyak bişi. Neyse işte, sağ arka tarafta bak bi ışıklar var belli belirsiz, orası işte Eskişehir'de o gencin koşarak girdiği sokak. Gördüğünüz gibi resmen kayıttayız yani... Bi daha oynatalım mı? Ne diyosunuz? Güler miyiz bi tur daha ha?" diyerek, toplantıda neşeli anların yaşanmasına sebep oldu. Bir süre mobeseler tarafından kaydedilmiş komik görüntüleri muhabirlerle birlikte izleyen Latif Tozgül, çekim kalitesinin yeterince gelişmemesinden dolayı duyduğu rahatsızlığı da dile getirdi. "Ben size bişi diyim mi? Bir polis müdahalesi görüntüsü falan kaydedilmiş bile olsa bu kameralardan, bu açılardan tam anlaşılmaz" diyerek sözlerine devam eden basın sözcüsü, "Yani 40 tane açıdan yayınlanan maçta dahi bir ofsaytı kaç kere ileri geri sara sara tartışıyoruz da yine de içinden çıkılmıyo kimi zaman. Öyle düşünün, orda çevik kuvvetin anlık bir kararı bu neticede. O genç taş attı mı atmadı mı, attıysa polise geldi mi, çizgiyi geçti mi... Çevik de eli sopalı vatandaş da bir anlığına görüp bunu hemen karar vermek zorunda. Günah keçisi ilan etmeyelim kimseyi lütfen, biz de dahil olmak üzere..." sözleriyle emniyet teşikilatnı savundu. Konuşmasının son kısmında özeleştiri yapmayı da ihmal etmeyen Basın Sözcüsü Tozgül, "Yani tabii aslında bizim de belki yeniliğe, belki çeşitliliğe ihtiyacımız vardır. O anlamda kimi eleştirileri haklı buluyoruz" derken, ilerleyen günlerde kameraların gördüğü farklı görüntüleri "Mobese-spor, mobese-aile, mobese-max gibi değişik kanallar halinde sunmayı planladıklarını söyledi. Mobese+18 gibi bir kanalın dahi mümkün olabileceğini ifade eden Tozgül, "Yani tamamen atıyorum, şu an aklıma geldi ama neden olmasın? Bi şey gördüğümüzden değil de.. İlla ki açık kalmış bir perde olur... Balkonda seven olur.. Evet, neyse, başka sorusu olan?" şeklindeki sözlerinin ardından basın toplantısını noktaladı.
0
448
Sel Felaketi Nedeniyle İstanbul'un Bazı Semtlerinde Televizyon Muhabiri ve Kameraman Sayısı Tehlikeli Boyutlara Ulaştı Büyükşehir Belediyesi Afet Koordinasyon Merkezinden (AKOM) bu sabah yapılan açıklamada, haftasonundan beri aralıklarla süren sağanak yağışlar nedeniyle İstanbul'un bazı semtlerinde metrekareye düşen televizyon muhabiri ve kameraman sayısının tehlike sınırlarına yaklaştığı belirtilerek, özellikle sel felaketi yaşanan bölgelerdeki vatandaşlara çok mecbur kalmadıkça sokağa çıkmamaları uyarısında bulunuldu. AKOM tarafından yapılan yazılı açıklamada, haftasonundan beri devam eden yağışların önümüzdeki bir kaç gün daha süreceği belirtilirken, 1. derece sel riski taşıyan Halkalı, Alibeyköy, Kağıthane ve Küçükçekmece gibi bölgelerde ikamet eden vatandaşların her an kendileriyle röportaj yapmak isteyecek televizyon muhabirleriyle karşı karşıya kalma tehlikesi altında bulunduğuna dikkat çekildi. Her sel felaketinin ardından bölgelerdeki mağdur sayısını geçtikleri tespit edilen muhabir ve kameramanların en az sel ve sonrasındaki salgın hastalıklar kadar önemli bir tehdit oluşturduğuna vurgu yapan AKOM yetkilileri, canlarının derdine düşen ya da eşyalarını kurtarmaya çalışan vatandaşların, bir yandan da muhabirlerin sorularına cevap yetiştirmeye çalışırken sinir sistemleri üzerinde kalıcı hasarlar oluşabileceğine dikkat çektiler. Doğru ve bilinçli hareket edilmesi halinde röportajlardan kaçınmanın mümkün olduğu da belirtilen açıklamada, televizyon ekiplerine karşı alınabilecek başlıca önlemler şöyle sıralandı: - Mecbur kalmadıkça sokağa çıkmayın. Gerekirse bulunduğunuz mekan tamamen su altında kalana kadar bekleyin. - İlla dışarı çıkmanız gerekiyorsa yanınızda mutlaka bir adet şnorkel bulundurun. Kameraları gördüğünüzde suyun altına girerek uzaklaşmalarını bekleyin. - Televizyon ekipleri sizi farkederlerse sakın paniğe kapılıp koşmaya başlamayın. Siz koştukça bir şey var sanıp iyice peşinize takılırlar. Elinizi, avuç içi dışarıyı gösterecek şekilde hafifçe kameraya doğru kaldırıp başınızı öne eğerek hızlı adımlarla uzaklaşın ve kesinlikle arkanıza bakmayın. - Eğer grup halinde yakalandıysanız içinizden en uzun konuşabileni onlara yem olarak verin. O konuşurken diğerleri kaçsın. - Röportaj yapan arkadaşınızı kurtarmak için çabalamayın. Derhal oradan uzaklaşın, kendinizi kurtarın. - Bazı televizyon ekipleri sürü halinde gezerler. Eğer etrafınız böyle bir sürü tarafından sarıldıysa sakın ölü taklidi falan yapmayın, sizi ilginç bulup iyice üstünüze gelirler. Bu durumda yenilgiyi kabul edip mümkün olan en klişe cevapları ("nerede bu devlet?", "seçim zamanı verilen sözler tutulmadı", "bizim zararımızı kim karşılayacak?" gibi) artarda sıralayarak onlara istediklerini verin. Zaten birazdan sıkılıp bir sonraki hedeflerine doğru yol alacaklardır.
0
449
Açıklamaları Eskisi Kadar Gündemi Meşgul Etmeyen Başbakan Erdoğan, Kamuoyunu Sert Bir Dille Uyardı: ''Şşşt arka sıra! Kime diyorum evladım ben?!'' Bir süredir konuşmaları eskisi gibi ses getirmeyen Başbakan Erdoğan, son olarak Mısır'la, bankalarla, Alevilikle ve birkaç şeyle daha ilgili yaptığı açıklamaların da yeterince gündem yaratmaması üzerine kamuoyunu sert bir dille uyardı. Bu sabah Edirne civarında bir yerde bir okul veya hastane ya da işte ona benzer bir şeyin açılışını yaptığı sırada kimsenin kendisini dinlememesine sinirlenen Erdoğan, "Şşştt... Arka sıra.. Evladım! Kime diyorum ben ya? Başbakanınız konuşuyor burada. Herkes can kulağıyla dinleyecek!" tarzı bir şeyler söyleyerek gazeteci ve vatandaşlara çıkıştı. Bina açılışını yapmasının ardından yaklaşık 45 dakika boyunca konuşan Başbakan Erdoğan gazeteciler ve vatandaşların yarattığı uğultuya sonunda dayanamayarak patladı. Elindeki kalemi üç kere kürsüye vurarak "Sessizzzzz... Arkadaşlar sesssiiizz" diyerek sessizliği sağlamaya çalışan Başbakan "Ya bu ne ya? Bi burayı dinleyin ya! Bunları kendim için anlatmıyorum sizin için anlatıyorum. Ben biliyorum zaten. Siz kaybedersiniz!" derken, mitingi kaynatmakla suçladığı yaklaşık 300 kişilik bir grubu dışarı çıkarttı. Grubun miting alanını terk etmesinin ardından kendisine göre havanın hoş olduğunu ve seçim zamanı geldiğinde hesaplaşacaklarını hatırlatan Erdoğan, daha sonra sözlerine şu şekilde devam etti:  "Mitinglerde de giderek devamsızlık artmaya başladı, gözümden kaçmıyor. Mitinglere gelmezseniz, anlattıklarımı dinlemezseniz, sandık günü geldiğinde ne yapacaksınız? Bakın önceki konuşmaların metinlerini de fotokopiye bıraktım hepiniz alın oradan okuyun diye ama daha bir tane bile alan olmamış. Ödevler de yapılmıyor... Üç çocuk dedik mesela. Sen kırmızı çantalı bacım. Kaç çocuk var? Evli değil misin? Çık dışarı! Kredi kartı falan dedim geçenlerde. Ver evladım sen cüzdanını! Sen evet sarı tişörtlü sırıtma öyle! Ver şunu... Hah işte 4 tane kredi kartı var. Kime söyledim ben yavrum o kadar lafı? Vallahi bak bırakırım bu ülkeyi, başka hiçbir başbakan da almaz. Öylece ortada kalıverirsiniz bi dahaki seçime kadar..." "Gezi parkıydı, Mısır'dı derken zaten sinirlerim yıprandı ayrı konu ama hiç değilse eskiden bir şey söylediğim zaman 'Ya Başbakanımız bir şey diyor, n'oluyor" diye kendi aranızda günlerce tartışırdınız. Bana mı öyle geliyor yoksa bir sallamamazlık mı var?" diyen Erdoğan, yaklaşık 5 dakikalık sessizliğin ardından bir grup vatandaşın "Yol ver gidelim Taksim'i ezelim!" şeklinde slogan atmasıyla iyice çileden çıktı. Başbakan, tepkisini "Ohooo.. İyice otomatiğe bağlamışsınız arkadaş. Onu mu sordum ben size yahu?" diyerek gösterirken, bundan böyle mitinge gelen herkese not tutma zorunluluğu getireceğini, miting sırasında rastgele seçtiği 4-5 vatandaşı da sözlüye kaldıracağını ifade etti. Mitingin ardından düzenlenen basın toplantısında da hayli gergin görünen Erdoğan, ekonomiyle, Suriye meselesiyle, çözüm süreciyle, bir de büyük ihtimalle yeni anayasa çalışmaları ile ilgili önemli açıklamalarda falan bulunurken, kendi aralarında konuşan 2 gazeteciyi fark ederek aniden konuşmasını yarıda kesti. Ayağa kaldırdığı gazetecilere "Az önce ne anlattım ben? Neyden bahsettim?" sorusunu yönelten Erdoğan, gazetecilerin "One minute dediniz sayın Başbakanım" diyerek gülüşmeye devam etmesi üzerine elindeki kalemi muhabirlere fırlatarak konuşmasını noktaladı.
0
450
Tatile Gittiği İngiltere'de İngiliz Şezlongcu Edward Stinson İle Aşk Yaşayan Sevgi Özgül (21) Türkiye'yi Yasa Boğdu Yaklaşık 15 gün önce tatil için Londra'ya giden üniversite öğrencisi Sevgi Özgül (21)'ün kaldığı otelde çalışan İngiliz şezlongcuyla aşk yaşadığı haberi Türkiye gündeminin tepesine oturdu. Olayın duyulmasının ardından sosyal medyada ve basında Türkiye'ye böyle bir utanç yaşattığı için genç kıza tepki yağarken, Dışişleri Bakanlığı ise konuyla ilgili yaptığı yazılı açıklamada "21 yaşındaki gencecik bir kızımızın tatil amaçlı olarak tüm iyi niyetiyle gittiği İngiltere'de bu şekilde görüntülünmesi bizi derinden yaralmıştır. Bakanlık olarak kızımızın yanlış bir şey yapmaması için sürecin takipçisi olacağımızı, bizden kız almanın öyle kolay olmadığını tüm dünyanın bilmesini isteriz" ifadelerine yer verdi. Haber, özellikle yıllarca İngiliz turistleri ağırlayan Bodrum, Marmaris, Fethiye gibi tatil beldelerinde geniş yankı uyandırdı. Turizm sektöründe çalışan çok sayıda elamanın böyle bir ilişkiyi kabul edilemez olarak nitelendirdiği öğrenilirken, genel kanı ise İngilizler'in intikam arzusuyla böyle bir oyun oynadığı ve genç kızımızın kullanıldığı yönünde. Türk kamuoyunda dile getirilen tepkilerin ardından erkek arkadaşı Edward Stinson ile kaldığı otelin havuzunda muhabirlerin karşısına geçen Sevgi Özgül ise öncelikle sözlerine İngiliz erkeklerinin inanılmaz olduğunu söyleyerek başladı. Konakladığı Cloud Rise Hotel'in havuzuna gide gele Edward'la tanıştıklarını ifade eden üniversiteli genç, "İngilizler çok kibar ve saygılı. Aksanları da bi harika. Ayrıca çok güzel müzik grupları var. Buraya yerleşip çocuklarımı İngiliz terbiyesi ve kültürüyle büyütmek istiyorum." derken, "Bira, fish, chips hepsi mükemmel" sözleriyle de İngiltere'den övgüyle bahsetti. Kız arkadaşının ardından söz alan Edward Stinson ise ilk olarak kendisinin şezlongcu olmadığını iddia ederek "Valla şezlongcu tam olarak ne demek bilmiyorum ancak benim görevim 'lounge specialist'. Olaya bir de böyle bakarsanız sevinirim, ki burada bi garson bile sizin oradaki doktordan fazla para kazanıyor. Neden bu kadar tepki gösteriliyor anlamış değilim" dedi. Türk kamuoyunda oluşturulan "yılların intikamını almaya çalışıyorlar" mantığına da anlam veremediğini ifade eden genç aşık, "İngilizler olarak böyle ufak oyunlara tenezzül etmeyen cool bir milletiz. Tek diyebileceğim Sevgi'yi çok sevdiğim ve en kısa zamanda ona kilisede korolu bir nikah yapmak istediğim" diyerek niyetinin ciddi olduğunu ifade etti. Edward-Sevgi çifti havuz başında basın mensuplarına mutluluk pozları vermeyi de ihmal etmezken, genç aşıkların ailelerinin ise bu ilişkiden dolayı memnun oldukları öğrenildi. Edward'ın annesi Elizabeth Stinson, "Başta 'oğlum napıcaksın 3. dünya ülkesi kızını, yarın bir gün ülkesinde kim varsa doldurur buraya' diye bu ilişkiye karşı çıktım ama sonradan kabullenmek durumunda kaldık. Neticede gençler birbirini sevmiş, eh kızın da eli yüzü düzgün, saygılı, hamarat. Bir 5 çayı demliyor inanamazsınız..."  derken, ilk başlarda soğuk baksa da sonradan yavaş yavaş Sevgi'ye ısındığını itiraf etti. Sevgi'nin Gaziantep'te yaşayan ailesinden ise en büyük destek abi Serdar Özgül'den geldi. 3 senedir işsiz gezen Serdar Özgül, önemli olanın kardeşinin mutluluğu olduğunu ifade ederek, "Yalnız tabii bizim buralarda öyle uzun uzun gezip tozmaca olmaz. Edward kardeşimi çok oyalamasın, bir an nikah masasına otursunlar yoksa bozuşuruz" sözleriyle, erken nikahı işaret etti. Kendisinin ve ailesindeki herkesin Sevgi'ye çok düşkün olduğunun altını çizen abi Özgül, "O gidince daha bi anladım kardeşimi ne kadar sevdiğimi." derken, nikahın kıyılmasıyla birlikte sık sık İngiltere'ye gitmeyi, hatta duruma göre iş bulup oraya yerleşebileceğini de sözlerine ekledi. Sevgi ve Edward ilişkisinin gelecekte nasıl bir hal alacağı her iki ülke gündemini de daha uzun bir süre meşgul edeceği tahmin edilirken, büyük aşkın ortaya çıkmasının ardından İngiltere ve Türk basınından öne çıkan bazı manşetler ise şöyle: "Makus talihimizi yendik" "Türk kızları harika!" "Yenge de erik gibiymiş!" "Edward'a Türk lokumu..." "O kızı üzmeyeceksin aslanım!" "Kimlerdenmiş?" "Atam?!" "Öyle bir şey söyledi ki" "Başbakanımızı üzdüler..."     "Ya davulcuya, ya şezlongcuya" "Zaten CHP'liymiş..." "Dış mihraklar durmuyor"
0
451
Ülkedeki Gerginliğin Bir Türlü İstenen Seviyeye Ulaşmamasının Ardından Kabinede Değişiklik Sinyalleri: Ahmet Davutoğlu İçişleri Bakanı mı Oluyor? Gezi parkı eylemlerinin yoğunluğunu kaybetmesinin ardından devreye sokulan esnaf - eylemci gerginliğinin beklenenden kısa sürmesi, Alevi-Sunni tartışmalarının yeterince gündeme gelmemesi ve son olarak Başbakan Erdoğan tarafından yapılan "tencere tava çalan komşunuzu şikayet edin" çağrısının da (tencere tava çalma eylemlerinin günler önce bitmiş olması nedeniyle) herhangi bir etki yaratmaması Hükümet'te kabine değişikliğini gündeme getirdi. Yerel seçimler öncesi ülke içindeki gerilimin istenen seviyeye ulaştırılması için Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun İçişleri Bakanlığı görevine getirileceği kulislerde konuşulurken, Hükümet sözcüsü Hüseyin Çelik de "Kendisinin özellikle son 2 seneki performansı ortada. Neden olmasın?" sözleriyle iddiaları doğruladı.     Konuyla ilgili olarak bu sabah basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Hükümet sözcüsü Hüseyin Çelik, Başbakan Erdoğan'ın yerel seçim çalışmaları kapsamında start verdiği "ülkede gerginlik büyüsün, kutuplaşma artsın ki seçmenimiz bize daha çok yanaşsın" stratejisin şu ana kadar az çok olumlu sonuçlar vermesine rağmen halen beklenen etkiyi yaratmakta sıkıntı yaşandığını ifade ederek, bu doğrultuda kabinede bazı önemli değişikliklere gidilebileceğinin sinyallerini verdi.  Çelik "Artık yaz rehavetinden midir, insanımızın her şeyden olduğu gibi gerginlikten de çabuk sıkılmasından mıdır yoksa sayın Başbakanımız'ın ekranda biraz fazla görünmesi nedeniyle yüzünün eskimesinden midir nedir tam bilemiyoruz ama kutuplaşma henüz arzu ettiğimiz düzeyde değil" derken, bir süredir hükümet tarafından yapılan açıklamalara karşı vatandaşların duyarsızlaştığını da üzülerek müşahade ettiklerini dile getirdi.  Başbakan Erdoğan'ın "Alevilik Hz. Ali'yi sevmekse ben dört dörtlük Aleviyim" çıkışının beklenen etkiyi yaratmaktan uzak kalıp kamuoyu tarafından ekseriyetle mizah unsuru olarak değerlendirilmesinin hükümet cephesinde hayal kırklığı yarattığını ifade eden Çelik, şöyle devam etti:  "Son olarak mesela bu 'tencere tava çalan komşunuzu şikayet edin' çağrısı halkımız tarafından doğru değerlendirilse muazzam bir fısattı aslında. Normal şartlarda ülkenin dört bir yanında konu komşuyu birbirine düşürecek bir hamleydi ama orada da işte bizim biraz zamanlama hatamız oldu. Açıkcası dışarıda ne olup bittiğinden çok haberimiz olmadığı için hala o tencere işi devam ediyor sanıyorduk. Bittiğini çok geç haber ettiler..."  Hükümet sözcüsü Çelik, kabine değişikliğiyle ilgili bir soruya yanıt verirken, halen Dışişleri Bakanlığı görevini sürdüren Ahmet Davutoğlu'nun İçişleri Bakanlığı'na getirileceği yönündeki iddialara da yeşil ışık yaktı. "İçinde bulunduğumuz süreçte ondan daha iyi bir isim aklımıza gelmiyor. Kendisi görevde bulunduğu 4 yılın sonunda ülkemizi hem Avrupa Birliği'yle hem Ortadoğu'yla hem Rusya ile hem ABD ile papaz etmeyi başarmış bir insan neticede. 2009'da göreve ilk geldiği gün Dışişleri'ni lağvedip komple sınır kapılarını kapatsak ancak bu kadar olurdu" diyen Çelik, Davutoğlu'nun aynı başarıyı İçişleri Bakanlığı'na görevinde de sergileyeceğinden en ufak bir kuşku duymadıklarını belirtti.  Çelik'in ardından basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Dışişleri Bakanı Davutoğlu ise "Şu an için net bir şey yok ancak tabii ki Sayın Başbakanımız nerede görev verirse orada elimden gelenin en iyisini yapmaya hazırım. Ülkede Alevi - Sünni, Kürt - Türk, laik - dindar, Fenerbahçeli - Galatasaraylı gibi bir çok farklı kesim mevcut. Kolay bir iş olmayacak ama sırayla deniycez artık" derken, İçişleri Bakanlığı görevine gelmesi halinde ülkedeki tüm kesimlerle sıfır sorun politikasını oturtmak için çalışacağını ifade etti. Davutoğlu'nun piyasalarda endişeyle karşılanan açıklaması sonrası Borsa ilk seansı %8 kayıpla kapattı.   Davutoğlu'nın ardından Dışişleri Bakanlığı görevine şu an için kabinedeki herhangi bir ismin gönüllü olmadığı Başkent kulislerinde konuşulurken, Hükümet'e yakın kaynaklar "Nasılsa durum bundan beter olamaz. En kötü ihtimal biraz güler eğleniriz" denilerek Egemen Bağış'ın yeni Dışişleri Bakanı olması için ikna edilmeye çalışılacağını dile getiriyorlar.
0
452
Bodrum'da 7 Farklı Beach'te Ele Geçirilen sahte Eda Taşpınar'ların Kenya'ya İade İşlemleri Başlatıldı Türkiye'nin tatil cenneti Bodrum'da dikkatli vatandaşların aynı anda birden fazla beach'te farklı Eda Taşpınar’ların güneşlenmekte olduğuna ilişkin ihbarları üzerine harekete geçen emniyet güçleri, Kenya uyruklu 7 kişiyi gözaltına aldı. Eş zamanlı yürütülen operasyonlarla ele geçirilen sahte Eda Taşpınar’ların Yunanistan üzerinden Avrupa ülkelerine iltica etmek üzere Kenya'dan ayrıldıkları, ancak Bodrum Beach’lerinde beklenmedik bir misafirperverlikle karşılaşmaları üzerine iki haftadır Türkiye’de yaşadıkları tespit edildi. Ele geçirilen Kenyalılar arasında iyi koşanların milli takımda değerlendirilebileceği, geri kalanının sınır dışı edileceğini belirten Emniyet yetkilileri, sahte Eda Taşpınarlar konusunda halkı uyardı: “2 saatten fazla güneş altında kalınca bayılıyorsa gerçek değildir” Olayın mağdurlarından birisi, aynı zamanda Bodrum’un en ünlü plajlarından DumBeach’in sahibi olan Erol Toynar, basına yaptığı açıklamada ele geçirilen mültecinin aslı ile ayırt edilemeyecek benzerlikler taşıdığını ifade etti.  Toynar; "Bize gelen arkadaş da oldukça esmer, tığ gibiydi. O da böyle güllü dallı, enteresan şeyler giyiyordu. Bu senenin modası da bu şekilde herhalde dedik. Yoksa nerden bilirim ben Kenya’nın yerel kıyafetini” ifadelerine yer verdi. İşletmesinin zarara uğradığını ve oldukça mağdur olduğunu söyleyen Toynar, mültecinin iki haftalık tatil faturası olan 76.450 TL için ise yasal yollara başvuracağını açıkladı. Yakalananlar Kenyalı mültecilerden Bruwa Babangaro, polise verdiği ilk ifadede kendisini Eda Taşpınar olarak tanıtmadığını zaten öyle birini tanımadığını da iddia etti. Amacının sadece Türkiye üzerinden Yunanistan’a geçmek olduğunu söyleyen Kenyalı genç kız, tek suçunun kararlaştırılan yerde beklerken kendisini almaya gelen siyah camlı lüks bir jipe binmek olduğunu söyledi. “Arabadan dört kişi indi. Oldukça iyi davranıyorlardı. Elimi öpenler, önümde eğilenler bile oldu. Ses tonlarından anlayabildiğim kadarıyla bir sürü güzel söz söylediler. Ben de arabaya bindim...”  diyen Babangaro, daha sonra yaşananları ise şu sözlerle özetledi: “Plaja gelir gelmez içecekler, yiyecekler önüme dizildi. Etrafımda bir sürü insan vardı. İzzet, ikram, hürmet derken özel bir şezlonga oturttular beni. Ben de gemimiz gecikti, orada boş boş beklemeyeyim diye yaptılar zannettim. Dünyada insan ticaretinin geldiği bu sevindirici noktayı düşünüp oldukça heyecanlanmıştım açıkçası…" Yakalanmalarının ardından Muğla Emniyet’i Yabancılar Şube Müdürlüğü’ne götürülen 7 kişiyle ilgili bir açıklama yapan Emniyet Müdürü Gürkan Cantemir, vatandaşları sahte Eda Taşpınar’lara karşı dikkatli olmaları ve şüpheli bir durumda kendileri müdahale etmeyerek 155’i aramaları konusunda uyardı. Cantemir, gerçek Eda Taşpınar ile sahtesinin ayırt edilebilmesi için dikkat edilmesi gereken noktaları da şöyle sıraladı:
0
453
Kültür ve Turizm Bakanlığı, Henüz Herhangi Bir Şeyi ile Meşhur Olamayan Bilecik'e 1 Ay Süre Verdi Temmuz ayının sonlarına yaklaşılmasına rağmen ülkede henüz istenen turist sayısı ve döviz geliri hedeflerine ulaşılamaması nedeniyle bir inceleme başlatan Kültür ve Turizm Bakanlığı, turizme katkı sağlamayıp yatan illeri mercek altına aldı. İl bazında yapılan incelemeler sonucu, turizm gelirlerinde son sırada yer alan Bilecik’e 1230 senesi dolaylarında Ertuğrul Gazi liderliğinde bir kafilenin varmasının ardından bugüne dek herhangi bir yerli ya da yabancı turistin uğramadığı ortaya çıkarken, Yozgat'ın dahi gerisinde kalan şehrin Türkiye ortalamasını da bir hayli aşağı çektiği anlaşıldı. Tarihi kalıntılardan yöresel yemeklere herhangi bir şeyiyle meşhur olamayan Bilecik'e durumunu düzeltmesi için Bakanlık tarafından 1 ay süre tanınırken, Bilecik Valiliği de belki bir yer altı zenginliği vardır umuduyla kazı çalışmaları için düğmeye bastı. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın yürüttüğü inceleme kapsamında Türkiye genelinde son sırada yer alan Biecik'e meşhur bir öğesiyle gündeme gelmesi için 1 ay süre tanınması şehirde panik havası yarattı. Konu hakkında bu öğlen saatlerinde bir açıklama yapan Bilecik Valiliği Turizm ve Kültür İşleri Müdürü Behzat Dağdemir, binlerce yıllık geçmişe sahip Bilecik’in bu kadar zaman boyunca kendini tanıtabilecek herhangi bir şey üretememiş olmasının kendilerine de ilginç geldiğini ifade ederken, yine de bu durumun sorumluluğunun bugün şehirde yaşayan insanların omuzlarına bindirilmesini ise haksızlık olarak nitelendirdi. “Yani elin Hititlisi’nden Lidyalısı’na kadar söylüyorum, ilaç için şuraya bir kervansaray yap, birkaç bakraç göm toprağın altına ki sonra bulunsun edilsin. Yok arkadaşlar, yeri geldiğinde kendilerinde gerine gerine Anadolu Medeniyeti demeyi bilenler burada taşın altına elini sokmamış. Şehirdeki en eski yapı girişteki Bilecik tabelası, ben size o kadar söyliym… Ha Osmanlılar bi gelmiş, Allah razı olsun. Ama onlar da Bilecik’e tam gelmemiş, Söğüt’e bir uğrayıp ordan Bursa’dır, İstanbul’dur derken gitmişler” diyen Dağdemir, Bilecik’in Anadolu'yu mesken tutan medeniyetlerın neredeyse tamamı tarafından göz ardı edilldiğini vurguladı. Şehirde geçmişten kalan müspet bir birikim olmamasının yanısıra, bölge halkının da uzun yıllardır bir atalet içerisinde bulunduğunu kaydeden Dağdemir, “Artık havasından mıdır suyundan mıdır bilmiyorum yöremiz kadınları da maşallah ne kalkayım bir kilim dokuyayım demiş ne bir yayık ayranı yapmış. Bilecik kadını, genel hatlarıyla tarih boyunca oturmuş. Hayır illa oturacaksan çık İstanbul yolu kenarına otur, bi gözleme aç, gelen geçen arabaya bi üzüm tut, o da yok… Gerçi o işler de mafya işi, elmasından cağ kebabına her köşe başını birileri tutmuş yıllardır, Bilecikli uyumuş!” sözleriyle yöresel yemek sektöründe yaşanan kartelleşmeye dikkat çekti. “Dibimiz Eskişehir, sokağı eşelesen lüle taşı çıkıyor. Az ötede Afyon var, el kadar çocuklar çok afedersiniz mermerden lazımlıklarda hacet giderir haldeler, biblolar peynir ekmek gibi satılıyor. İzmit’te de dünyanın en büyük pişmaniye rezervleri mevcut. Bir ay gibi bir sürede tutup da Bilecik Dokuması uydurabilecek, Bilecik Kıymalı Yumurtası diye bir şey var edecek durumda değiliz. Dikkat ederseniz daha söylerken bile bi sakil durdu zaten” diyen Dağdemir, kalan son umutlarının olası bir yeraltı malzemesinden elde edilecek hediyelik eşyalar olduğunu kaydetti. Bu doğrultuda şehrin belirli kısımlarında kazı çalışmalarına başlanıldığını ileten valilik yetkilisi, son olaral kazılarda gelinen noktayı ise şu sözlerle aktardı:  “Şu ana dek hafriyat dışından pek de bir şey elde edemedik. ‘Bilecik’in Meşhur Hafriyat Tespihi’ diye bir şey yaptık ama biraz büyükcene oldu. Belki onur heykele falan çevirebiliriz. Ya aslında herkes kendi kapısının önünü kazsa belki... Sesli düşünüyorum şu an... Neyse bulucaz artık bi şey...”
0
454
Büyükşehir Belediyesi'nden Yeni Hizmet: "Varoş sakinleri için en yakın kalburüstü semt rehberi" İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Dudullu, Esenyurt, Bağcılar gibi varoş tabir edilen semtlerde yaşayan vatandaşların en önemli sorunlarından birisini daha çözmek için harekete geçti. Büyükşehir Belediyesi Kültür İşleri Daire Başkanı Nihat Doğan düzenlediği basın toplantısında yeni hizmeti şu sözlerle tanıttı: "Değerli basın mensubu arkadaşlarım; Bilindiği gibi güzel İstanbul'umuzun o kadar da güzel olmayan bir takım semtleri mevcut. Belediye olarak Bağcılar, Esenyurt, Ümraniye, Sarıgazi gibi varoş tabir edilen bu semtlerimizde ikamet eden özellikle genç hemşerilerimizin yıllardır süregelen en önemli sorunlarından birinin de okulda, işte ya da benzeri sosyal ortamlarda özellikle bir karşı cinsten gelen 'nerede oturuyorsun?' sorusuna uygun bir cevap bulmak olduğunu müşahade ettik. Sevgili arkadaşlarım, yaptığımız anket çalışmaları gösterdi ki, bir çok genç hemşerimiz bu soruya cevap olarak genelde oturdukları semte en yakın kalburüstü semtin adını veriyorlar. Örnek olarak Bağcılar'da oturan hemşerilerimiz Bahçelievler ya da Ataköy demeyi tercih ederken, Esenyurt'ta oturanlar Bahçeşehir, Ümraniye'de oturanlar Ataşehir cevabını tercih ediyorlar. Ancak İstanbul'u çok iyi tanımayan ya da oturduğu yere yakın birden fazla düzgün semt bulunan hemşerilerimiz için durum biraz daha karmaşık bir hal alıyor. Misal Esenyurt'ta aynı sokakta oturan iki kardeşimizden biri Avcılar'da oturduğunu söylerken diğeri Bahçeşehir diyebiliyor. İşte biz Büyükşehir Belediyesi olarak hem bu konuda güçlük çeken hemşerilerimize yardımcı olmak hem de verilen cevapları bir standarta bağlamak amacıyla bir kılavuz hazırladık." Açılış konuşmasının ardından bir barkovizyon gösterisiyle yeni hazırlanan kılavuzu tanıtan Doğan sözlerine şöyle devam etti: "Sevgili varoş sakini hemşerilerimiz belediyemizin web sitesi olan www.ibb.gov.tr adresine girip en yukarıda bulunan arama kutucuğuna ikamet ettikleri adresi sokak ve bina no'su ile birlikte girdikleri takdirde tek tuşla kendilerine en yakın düzgün semtin adını öğrenebiliyorlar. Ayrıca hizmetimiz bununla da bitmiyor, hemşerilerimiz talep ettikleri takdirde kendilerine bu semtte ikamet ettiklerini gösteren bir sahte ikamet belgesi de sağlıyoruz. Her şey değerli İstanbul'luların refahı için."
0
455
Üniversite Sınavındaki 3. Senesinde Eğirdir Dağ Komando Okulu’nu Kazandığını Öğrenen Alper Enverli’de (20) Buruk Sevinç Lise son sınıftan itibaren girdiği iki LYS’de herhangi bir okula yerleştirilememesinin ardından bu yılki sonuçları heyecanla bekleyen Alper Enverli (20) mutlu sona nihayet ulaştı. Yerleştirme sonuçlarını dün akşam saatlerinde Ayvalık’taki yazlıklarında öğrenen Enverli, bir yandan yoğun çalışmayla geçen senelerin ardından Eğirdir Dağ Komando Okulu’nu kazanmanın haklı gururunu yaşarken bir yandan da evini bırakarak farklı bir şehire gidecek olmanın burukluğunu hissettiğini söyledi. Durumu metanetle karşılayan Enverli ailesi ise henüz Alper’e bazı şeyleri tam olarak açıklayamadıklarını belirtiyor. Yaklaşık 1,5 milyon öğrencinin girdiği LYS’de yerleştirme sonuçlarının açıklanmasıyla beraber yurt çapında kimi yerde hüzün kimi yerde sevinç yaşanırken en farklı haberlerden biri Ayvalık’tan geldi. Sınavlara girişinin 3.senesinde, TS-1 puan türüne göre 1.439.883’üncü olarak son %1’lik dilimde yer alma başarısını gösteren Alper Enverli, Eğirdir Dağ Komando Okulu’na yerleşmeye hak kazandı. Konuya ilişkin olarak “Kazandığım okulu duyan insanların hemen hepsinin gözleri doldu valla, sanki bir daha görüşemeyecekmişiz gibi böyle bi sımsıkı sarılmalar, bir an evvel bitirip gelmemi söyleyenler… Çok duygulandım gerçekten, kazanmak böyle bir şeymiş demek ki” diyerek sözlerine başlayan Enverli, öncelikle bu sonuçta emeği geçen herkese teşekkür etti. Şu ana kadar öğrendiği kadarıyla kazandığı okulun birçok farklı imkan sağladığını kaydeden başarılı öğrenci, “En güzel yanlarından birisi de kışı kampüste geçirip, yazın staj için okulun öğrenciyi bizzat kendisi götürmesi. Mayıs gibi helikoptere atlar gidersin artık şansına göre bir yerlere dediler, inşallah öğrendiklerimi, yabancı dilimi de kullanabileceğim bir yere giderim. Yani tam Erasmus gibi değil de, daha önce Afganistan’a gidenler olmuş, Somali’ye gidenler olmuş, ona benzer bir takım uygulamaları var” sözleriyle ilk hedefinin kendini geliştirmek olduğunu belirtti. “Okulu kazandığımı öğrenince hemen tabi oralarda kalabileceğim evi olan akraba var mı diye araştırdık ama evci çıkarmıyolarmış zaten... O iyi oldu valla, şimdi akraba yanında da zor yani. Koğuş dedikleri bir tür yurt sistemi var anladığım kadarıyla. Ben tabi hemen ‘umarım kızlarınkine yakındır’ dedim geçen gün, gülüşmeler oldu. Belli ki sürprizler bekliyor beni bu konuda” diyen Enverli, öğrencilik döneminin hayli güzel geçeceğini şimdiden görebildiğini belirtti. Öğrencilere 15 aylık bir süre boyunca 27 lira tutarında maaş bağlanması ve 3 öğün yemek gibi imkanları son derece olumlu bulduğunu belirten umutlu genç, ulaşabildiği mezunlardan da bir takım bilgiler aldığını şu sözlerle kaydetti: “Burdan mezun bi abiyle tanıştım, ‘devreciliği bitirdik biz’ dedi. Ama kaç ortalamayla bitirdi, devreci olunca iş imkanları nasıl oldu onları tam bilemiyorum. Bi fotoğraf gösterdi mesela, çocuklar bira şişesiyle T.C. yazmışlar. Gerçi bazı arkadaşlar uçaksavar mermisi olduğunu iddia etti ama sanmam ya. Gene bir videoda da baktım hepsi ‘Aç aç’ diye bağırıyor, bütün masalarda kolalar olsun, fantalar olsun, çekirdekler falan şahane ortam var… O da bahar şenlikleriydi sanırım… Valla biraz da çılgın bir yer yani, bilmiyorum artık...” Tüm bu sevinç dalgası içerisinde ailesinden ve evinden ayrılacak olmanın burukluğunu da yaşadığını belirten Enverli, “Babamın bi arkadaşı, Osman uzman varmış orada... Sanırım araştırma görevlisi demek istediler.. İşte o abi de bana yardımcı olacak, çok gurbet sıkıntısı yaşamıcam inşallah” derken, aile fertleri henüz Alper’e her şeyi bütün açıklığıyla anlatmadıklarını, senelerdir öylece evde yatan oğulları için belki de en hayırlısının gidip kendisinin görmesi olduğunu söyledi. Son olarak “Ne ya, neyi anlatmadınız? Mezun olunca işim mi hazırmış? Eniştem mi diyo?” diyen Enverli, çevresindekiler tarafından el ve ayaklarından tutularak havaya fırlatılmasının ardından İstiklal Marşı eşliğinde otogara götürüldü.
0
456
Protesto Gösterileri Nedeniyle Zor Günler Geçiren Tunus Hükümeti'ne Bir Darbe de Türk Dışişleri'nden Geldi: ''Tunus Hükümeti'nin yanındayız...'' Ülke muhalefetinin önde gelen isimlerinden Muhammed el Brahmi’nin geçtiğimiz günlerde uğradığı suikast sonucu hayatını kaybetmesinin ardından yoğun protesto gösterilerine sahne olan Tunus’ta hükümete bir darbe de Türkiye’den geldi. Eylemler nedeniyle zor günler geçiren iktidardaki Ennahda Partisi, Türkiye’den gelen "Tunus hükümetinin yanındayız. Seçimle gelen seçimle gitmeli..." mesajının ardından adeta yıkılırken, hükümetin devrileceğine artık kesin gözüyle bakan muhaliflerse sokaklara dökülerek Türk Dışişleri'nden gelen mesajı doyasıya kutladılar. Türk Dışişleri Bakanlığı tarafından, muhaliflerin günlerdir süren eylemleri nedeniyle Tunus Hükümeti’ne gönderilen destek mesajı, ülkede hükümet karşıtları tarafından büyük bir coşkuyla karşılanırken iktidar kanadında panik ve endişe havası hakim. Konuya ilişkin olarak ilk değerlendirmeleri yapmak üzere sabah saatlerinde gazetecilerin karşısına çıkan Tunus Hükümet Sözcüsü Rahman Mihraki, “Yani ne diyim bilmiyorum. Eylem meylem mesele değil, o bir şekilde halledilir de, Türkiye’den bize destek mesajı geldiyse bu iş bitmiş demektir arkadaşlar. Hepimize geçmiş olsun..." sözleriyle yaşadıkları endişeyi dile getirdi.  "Artık sonumuz darbe mi olur ne olur bilmiyoruz ama belli ki bir yerlerden düğmeye basılmış. Maalesef defterimiz dürülmüş...” diyen Mihraki, hükümet olarak olayların bu noktaya varmaması adına çok çaba sarfettiklerini kaydetti. Hükümet sözcüsü, “Ülke karışınca ben direkt bizim dışişlerindeki arkadaşların maillerini ayarladım, Türkiye’den gelecek bir şeye karşı anında ‘Out of office auto reply’ yapıyorduk. Bütün kabine gitti kaç yıllık telefon numalarını değiştirdi. Bizzat ben, Davutoğlu bakanlıktan aradığında hep yok dedirttim kendime, tek konuşmamızda da ‘Abi çok cızırtılı geliyo, çekmiyo seninki heralde’ diyip kapattım. Ama işte kaderden kaçılmıyor. Ne yaptılar ettiler bir şekilde o destek mesajını ilettiler bize” derken, şu an kabinede morallerin sıfır olduğunu bildirdi. Deneyimli bürokrat “Şu saatten sonra artık muhalefetteki arkadaşlara yeni görevlerinde başarılar dilemekten başka yapılacak bir şey yok. Şimdiden kutluyorum kendilerini. Ama çok da sevinmesinler. Keser döner sap döner, elbet onların da Türk Dışişleri'nden destek mesajı alacakları günler gelir...” sözlerinin ardından göz yaşları içinde basın toplantısına son verdi. Ülkede günlerdir gösteriler düzenleyen muhalefet kanadındaysa Türkiye’den gelen hükümete destek mesajının coşkusu hakimdi. Mesajın duyulmasıyla beraber meydanları dolduran yüzbinlere seslenen anamuhalefet partisi Genel Başkan Yardımcısı Huseyin Elbasi "Bakın bu işin sonu belli. Bugüne kadar Türkiye'nin hiç yanıldığını gördünüz mü siz? Maşallah dedikleri 3 günden fazla yaşamış mı? Çırpınmanın bi anlamı yok artık. Gelin kan dökülmeden bu işi halledelim. Tunus'a da kendinize de yazık etmeyin" sözleriyle iktidar partisi yetkililerine bir an evvel ülkeyi terk etmeleri çağrısında bulundu. Elbasi'nin “Açıkcası bu kadar hızlı sonuç almayı ben bile beklemiyordum. Yani hükümet sallanır falan diyorduk ama daha 1 hafta geçmeden Türkiye’den destek mesajı gelecek noktaya vardıysa iş demek ki biz bu eylemleri boşa yapmamışız arkadaşlar. Demek ki dışarıdan daha net görülebiliyor bir takım şeyler.” sözleri de meydanda toplanan yüzbinler tarafından sevinç gösterileriyle karşılandı.  Türkiye'den gelen mesaja hazırlıksız yakalanan Tunus Ordusu ise en kısa zamanda bir darbe yaparak geleneklere uygun bir şekilde hükümetin görevine son vermek için hazırlıklara başladı. Konuyla ilgili olarak Tunus Genelkurmay Başkanlığı'ndan yapılan açıklamada Genelkurmay Başkanı General Mozaffer Ekresi'nin şu an Mallorca’da tatilde olduğu ve en erken önümüzdeki pazartesi Tunus'a dönebileceği belirtildi. Açıklamada "Kendisine durumu ilettik. Önümüzdeki hafta başına kadar otelin parasını peşin ödediği için tatilini yarıda kesip dönemeyeceğini ifade etti Bekliyoruz. Artık o gelince olduğu kadarıyla bir darbe yapmaya gayret edeceğiz.” denilirken, hükümet yetkililerine de bu süre içinde mümkünse biraz daha dayanıp istifa etmemeleri çağrısında bulunuldu.
0
457
Sonbahardaki Eylemler İçin Hazırlıklarını Antalya'da Sürdüren Gezi Direnişçilerinin İlk Rakibi Alman Panzerleri Eylül ayında liglerin ve üniversitelerin açılması ile birlikte eylemlerine kaldığı yerden devam edecek olan Gezi Parkı direnişçileri, Antalya Atatürk Parkı'ndaki kampta hazırlıklarını tam gaz sürdürüyor. Kondisyoner Cemal Koçyiğit yönetiminde güç depolayan eylemcilerin morallerinin gayet yerinde olduğu öğrenilirken, ilk ciddi hazırlık mücadelesini gerçekleştirmek için yarın Almanya'nın Düsseldorf şehrine geçmesi beklenen kafile, TSİ 19:00'da Alman panzerlerine karşı mücadele verecek. Antalya Atatürk Parkı'nda yaklaşık 200 kişiden oluşan bir ekip ile birlikte gerçekleştirdikleri sabah antrenmanının ardından basın mensuplarının karşısına geçen kondisyoner Cemal Koçyiğit önemli açıklamalarda bulundu. Eylül ayında başlaması beklenen direniş hareketi için genç ve başarıya aç bir kadro ile yola çıktıklarını ifade eden Koçyiğit, "Aynı zamanda bu gençlerin yanına takviye etmeyi düşündüğümüz birkaç tecrübeli isimle kadromuzu tamamen şekillendirmiş olacağız" derken, çalışmalar hakkında ise şu sözleri sarf etti: "Yaklaşık bir 15 gündür copsuz antrenmanlarımızı sürdürüyoruz. Şu an arkadaşlarımız kapasitelerinin ancak %60'ı ile direnebiliyorlar. Ne yazık ki tüm uyarılarımıza rağmen şu son bir ayda gerek forumlarda, gerekse tatilde herkes kilo almış gelmiş. Öncelikli hedefimiz herkesin fit duruma geldiği, direnişçilerin biber gazına kafa attığı bir ekip yaratmak. Gerçi yani bizim çocuklar kafa atmasa bile sağolsun polislerimiz yine bir şekilde kafaya isabet ettiriyolar ama... Neyse işte, ne demek istediğimi hepiniz anlamışsındır sanıyorum..." Fizik kondüsyon çalışmalarının yanı sıra taktik antrenmanlarına da önem verdiklerini belirten tecrübeli isim "Şimdi mesela 'Göbekte Çarşı'yla-Anti Kapitalist Müslümanlar bir arada oynar mı?' deniliyor. Oynar efendim, neden oynamasın. Önemli olan onları oynatacak formasyonu kurmak" sözleriyle, önümüzdeki sezonda bambaşka bir direniş izlenebileceğinin sinyallerini verdi. Yarınki Alman Panzerleri karşılaşmasına da değinen Cemal Koçyiğit, rakiplerinin çok güçlü olmasına rağmen bunun bir hazırlık mücadelesi olduğunun unutulmaması gerektiğini ifade ederek, "Eksiklerimizi görmemiz açısından bizim için çok önemli bir fırsat. Neticede Türkiye'deki TOMA'ların yanında çocuk oyuncağı gibi kaldığı ekipmana sahip, ciddi bir teşkilata karşı direneceğiz ancak aradaki kuvvet farkına rağmen sokaklara park veya parklar için çıkacağız" ifadelerini kullandı. Son olarak,  yarınki mücadelenin ekipteki barikat sıkıntısını görmek açısından da önemli olduğunu sözlerine ekleyen Cemal Koçyiğit, Eylül ayından itibaren "Biber gazı geçer, polis geçmez" anlayışı ile sokaklarda yer alacaklarını kaydederek sözü takımın yeni isimlerinden Tolga Düren (54)'e bıraktı. Geçtiğimiz günlerde Yozgat Emniyet Teşkilatı'ndan emekli olarak eylemciler arasına katılan Düren, "Beni aralarına kabul ettikleri için herkese teşekkür ediyorum. Rakibi iyi tanıyorum, nerede, hangi gazı, hangi açıyla atacaklarını biliyorum. Bunu arkadaşlarımla paylaşıcam" derken, sabah antrenmanında sırtına gaz kapsülü isabet eden genç yetenek Murat Ceylan'a ise geçmiş olsun dileklerini iletti. Antrenman sonrasında kondüsyon eksiği bulunan direnişçilerin tek başına biber gazı çalışması yaptıkları gözlenirken, basın mensuplarıyla şakalaşan bazı eylemcilerin ise NTV muhabirini Manavgat Karayolu'na dek kovalaması neşeli anların yaşanmasına sebep oldu.
0
458
Protesto Edebilecekleri Bir İsrail Büyükelçiliği Bulamayan İranlıların 30 Yıllık Çilesi Bitiyor İsrail tarafından Gazze'ye yardım götüren gemilere yapılan saldırı pek çok ülkede İsrail Büyükelçilikleri ve Konsoloslukları önünde düzenlenen yoğun gösterilerle protesto edilirken, İran'ın başkenti Tahran'da 1979'dan beri bir İsrail Büyükelçiliği olmaması nedeniyle bu ülkedeki gösteriler oldukça sönük geçti. Sadece Azade Meydanı'nda düzenlenen sade bir yürüyüşle yetinmek zorunda kalan İranlıların, "yürüdüğümüzle kaldık", "tatmin olamadık" şeklindeki şikayetlerini dikkate alan Tahran Büyükşehir Belediyesi, geçtiğimiz hafta aldığı kararla, sadece protestolarda buluşma noktası olarak kullanılacak temsili bir İsrail Büyükelçiliğinin inşası için düğmeye bastı.
0
459
Emniyet'ten Berkin Elvan'ın Ailesini Rahatlatan Açıklama: "Biz de Berkin'i vuran polisin peşindeyiz, gelip primini almadı henüz" 16 Haziran tarihinde İstanbul Okmeydanı’nda bakkala gitmek için dışarı çıktığı sırada başına isabet eden gaz kapsülü ile yaralanan ve 45 günü aşkın süredir yoğun bakımda bulunan 14 yaşındaki Berkin Elvan'ı vuran polisi bulmak için Emniyet Teşkilatı seferber oldu. Gezi Parkı olaylarında bu denli destansı müdahalelere vakıf olmuş memurları ödüllendirmek zorunda olduklarını kaydeden Emniyet Müdürlüğü Eğitim İşleri ve Personel Daire Başkanı Hasan Canay, "Burada herkesin önünde o arkadaşa sesleniyorum: Tevazü göstermeye hiç gerek yok, gelsin 'Berkin'i ben vurdum' desin. Kendisine en şaşaalısından tören yapıp, primini verelim" diyerek, teşkilat olarak bu işin peşini kolay kolay bırakmayacaklarını ifade etti. Dün akşam üzeri Elvan Ailesi'nin basın açıklaması yapmaya çalıştığı Taksim Meydanı'nda bugün bir basın toplantısı düzenleyen Hasan Canay, öncelikle aileye yapılan polis müdahalesini açıklığa kavuşturdu. "İşin aslı biz Berkin'in anne babasının ne diyeceğini iyi biliyoruz, onlar da bizim gibi bu olayın faillerinin peşinde. O yüzden yaz günü boş yere kendilerini yormak istemedik" diyen Eğitim İşleri ve Personel Daire Başkanı, en kısa süre içinde o polis memurunun bulunacağını ve ödüllendirileceğini vurguladı. Olayın gerçekleştiği yerde görev yapan memurların kask numaralarının olmamasından dolayı kendilerinin de çok mağdur olduklarını dile getiren Hasan Canay, Berkin'i vuran polisi görenlerin mutlaka kendilerine başvurmasını talep ederek açıklamalarına şöyle devam etti:  "Tabii yani asıl isteğimiz o arkadaşımızın göğsünü gere gere çıkıp 'Ben vurdum' demesi ancak belli ki kendisinin bazı tereddütleri var. Belli ki son zamanlarda yükselen tepkilerle birlikte 'Acaba ceza alır mıyım?' gibi bir korkuya kapılmış olabilir ki, lütfen böyle gereksiz vesveselere kapılmasın. Bugün gitse yine birinin gözünü çıkarsa, kafasını yarsa en başta biz arkasında dururuz. Ancak bilmiyorum, belki de görevini yarım bıraktığı için utanmış da olabilir. Eğer öyle ise de, hiç utanmasın. Bazısı hemen orada ölüverir, bazısı da komada kalır. Şurada ne yazıldıysa o..."  Eğitim İşleri ve Personel Daire Başkanı olarak bizzat kendisinin bu gibi durumlarda ekstra prim verilmesi için yoğun çaba gösterdiğini dile getiren Hasan Canay, "Kimse kusura bakmasın ama armutlarla elmaları ayırmak zorundayız. Türkiye tarihinin en uzun soluklu eyleminde ilaç için bir tane eylemciye gaz fişeği isabet ettiremeyen arkadaşlarımız var.  Eğer sen bu kadar kalabalıkta bunu yapamadıysan afedersin ama silahını, rozetini bırakıp gideceksin" dedi. Berkin'i vuran polis memurunun sırf diğer arkadaşlarına örnek olması için bile ortaya çıkması gerektiğinin de altını çizen Hasan Canay, "Yani tabii sadece örnek olma meselesi de değil, bunun primi de fena değil. Valla ben daire başkanıyım, eylemci başına primi falan hesap edince düz memurun maaşı benimkini geçiyor ya hahaha" diyerek, emniyet teşkilatındaki maddi olanakların bir hayli yüksek olduğunu vurguladı. Hasan Canay, hali hazırda bulunan yasal düzenlemelerin de kendilerinin elini kolunu bağladığını belirttiği konuşmasında "Valla o tip şeylerden de kurtulabilsek, hepimiz rahat edicez. Yok 45 derecelik açısıymış, yok önce uyarı ateşiymiş, bişiler bişiler... Bu adamlar bu kadar şeyi hesaplayabilse zaten polis olmazlardı." derken, her şeye rağmen henüz eylemci vurmamış polislere de moral vermeyi ihmal etmedi. Eylül ayı gibi olayların tekrar alevlenmesini beklediklerini kaydeden Canay, "Şimdi yaz vakti millet tatilde, öğrenciler memlekette. Bi eylül gelsin hele, nasıl kaynayacak buralar, öylesine sıktığın gaz fişeği bile gidecek tık diye eylemciyi bulacak... Prim için inanılmaz fırsatlar devam ediyor yani..." sözleriyle basın toplantısını noktaladı. Açıklamaların ardından Taksim Meydanı'nda, olaylarda henüz kimseyi vuramamış polisler için 100 pare biber gazı atışı yapılırken, rüzgarın da etkisiyle gazdan etkilenen emniyet teşkilatı üyeleri ve vatandaşların İstiklal Caddesi'ne doğru kaçıştıkları gözlendi.
0
460
El-Kaide Militanı Kılığında 2 Aydır Türkiye'de Bedava Tatil Yapan Turist Şebekesi Çökertildi Bir ihbar üzerine bu sabah saatlerinde Taksim Rixgold Otel'e baskın düzenleyen İstanbul Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube ekipleri, El-Kaide militanı olduklarını söyleyerek otelde bedava konaklayan çoğunluğu Arap asıllı 25 kişilik turist şebekesini kıskıvrak yakaladı. Vatan Caddesi'ndeki İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nde yapılan ilk sorgularında suçlarını itiraf eden zanlılar mahkemeye sevkedilirlerken, Emniyet'ten yapılan açıklamada, şebekenin 2 aydır Türkiye'nin çeşitli turizm merkezlerinde 10'a yakın işletmeyi dolandırdığı kaydedildi. Aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu 17'si Arap, 6'sı İtalyan, 2'si İspanyol olmak üzere toplam 25 kişiden oluşan şebekenin lideri olduğu tespit edilen Katar Vatandaşı Salih Bin Muhtaza, polise verdiği ilk ifadede Haziran'ın ilk haftası ailesiyle birlikte bir tura katılarak Türkiye'ye geldiklerini ve başlangıçta kesinlikle dolandırıcılık gibi bir niyetlerinin olmadığını ifade etti. Sultanahmet civarında bir otele yerleştikten kısa bir süre sonra aynı otelde kalan başka bir kafilenin resepsiyonla diyaloğuna tanık olduğunu belirten Muhtaza, şöyle devam etti: "Adamlar resepsiyondaki görevliye 'faturayı emniyetten arkadaşlar ödeyecek' dedikten sonra öyle ellerini kollarını sallayarak gittiler. Kimse de bir şey sormadı. Akşam durumu bizim kafiledeki arkadaşlara anlattım. Bi deneyelim ne kaybederiz diye düşündük. 3 gün sonra biz de aynı şekilde 5 kuruş ödemeden otelden çıktık. Bu İtalyan ve İspanyol arkadaşlar da o sırada bizden görüp peşimize takıldılar. Böyle böyle İstanbul'da 4 otel daha gezdikten sonra biraz da Antalya'da, İzmir'de falan takıldık. Yakalanmasaydık bayram tatilini de burada geçirip ülkemize dönecektik zaten. Kötü bir niyetimiz yoktu. Pişmanım..." Olayın ortaya çıkmasının ardından şebeke tarafından dolandırılan diğer işletmeler de savcılığa suç duyurusunda bulunurlarken, İzmir Çeşme'deki PrixSun Resort Hotel'in işletmecisi Fuat Gürüm, basına yaptığı açıklamada yakalanan şahısları geçtiğimiz hafta otellerinde konuk ettiklerini belirtti. "5 gün kaldıktan sonra faturayı emniyete yollamamızı söyleyerek çekip gittiler. Biz tabii 'ulan bunlar nasıl el kaideci? Çoluğuyla çocuğuyla gezen militan mı olur? İspanyol elemanın ne işi var?' diye kıllanmadık değil ama neticede insan çekiniyor. Başımıza iş almamak için bi şey de soramadık açıkcası. Buyrun, yedikleri içtikleriyle 25000 Euro'luk fatura var elimizde, muhattap bulamıyoruz..." diyen Gürüm, mağduriyetlerinin giderilmesi için devletten yardım beklediklerini ifade etti. Konuyla ilgili olarak İçişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada ise özellikle son 6 aydır buna benzer çok fazla ihbar alındığı belirtilerek turizm ve seyahat işletmelerinin kendilerini El-Kaide görevlisi olarak tanıtan dolandırıcılara itibar etmemeleri gerektiği vurgulandı. Bakanlığın internet sitesinden yapılan açıklamada şüpheli bir durum olduğunda derhal polise haber verilmesi istenirken, gerçek bir El-Kaideci'yle sahtesini ayırt etmeye yarayan bazı önemli bilgiler de paylaşıldı. Buna göre:
0
461
Mehmet Ağar, Ergenekon Davası Sayesinde Derin Devlete Vurulan Darbeyi Dostlarıyla Birlikte Kutladı Ergenekon Davası kararlarıyla ilgili tartışmalar sürerken, dava sayesinde Türkiye'de derin devletin önemli bir darbe alması bu akşam saatlerinde verilen bir davetle kutlandı. Eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar'ın ev sahipliği yaptığı gecenin konukları arasında Danıştay saldırısı nedeniyle yargılandığı Ergenekon Davası'nda tahliye edilen Osman Yıldırım, Hizbullah Davası'ndan beraat eden Hacı İnan gibi önemli isimler bulunurken, eski Cumhurbaşkanları'ndan Kenan Evren de Marmaris'ten yolladığı bir telgrafla derin devlete vurulan darbeyi gönülden kutladı. Oldukça kalabalık bir davetli topluluğunun katılım gösterdiği gecede kısa bir konuşma yapan Ağar, "Şimdi tabii Türkiye gibi geçmişi karanlık olaylarla dolu bir ülkede derin devletin kökünün kazınması tarihi bir ahahah... pardon ya... neyse ne diyordum evet.. tarihi bir olay. Başta mahkeme heyeti olmak üzere emeği geçen herkesin ellerinden öpe... ahahaha... Aman neyse devam edemiycem ben. Buyrun pastayı keselim hadi..." sözleriyle konuklarına seslendi.  Ağar'ın konuşması alkışlarla karşılanırken, gecenin onur konuklarından Osman Yıldırım da pasta kesme töreninin ardından söz alarak davete katılmaktan duyduğu mutluğu dile getirdi. "Allah'tan eli kalem tutan bir adam değilim, yoksa derin devletin bitişini anca 20-25 yıl sonra tahliye olduğumda kutlardım ehehe" esprisiyle salonda kahkaha tufanı estiren Yıldırım, başarısını ortaokuldan sonra okumasına izin vermeyerek hayatını kurtaran ailesine ithaf etti.  Derin devletin bitişini gönüllerince kutlayan davetliler, gecede sahne alan İsmail Türüt'ün canlı performansıyla kurtlarını dökme şansı buldular. Türüt'ün şarkı arasında dile getirdiği "Bu mutlu günümüzde ben isterdim ki Yasin ve Ogün kardeşlerimiz de aramızda olsunlar" temennisiyle salonda hüzünlü anlar yaşanırken, ünlü sanatçı "plan yapmayın plan" şarkısını da tüm kader mahkumları için 2 kez üst üste söyledi.  Neşeli bir atmosferde devam eden gecenin ilerleyen saatlerinde kapıya gelen bir grup emniyet görevlisi ise kısa bir gerginliğe neden oldu. Terörle Mücadele Şubesi'inden olduklarını belirten görevlilerin geceyi takip eden gazeteciler için geldiklerinin anlaşılmasıyla gerginlik sona ererken, eğlenceyi böldükleri için özür dileyen ekipler 2 gazeteciyi göz altına aldıktan sonra iyi eğlenceler dileyerek mekanı terkettiler. Gecenin sonunda davetin verildiği mekanın önündeki bir araç temsili olarak havaya uçurulurken, derin devletin bitişini ölümsüzleştirmek isteyen birçok davetli ise aracın parçalarını hatıra olarak almak için yarıştılar.
0
462
Uyuşturucu Operasyonunda Gözaltına Alabildiği En Ünlü İsim “Kavak Yelleri’ndeki Şu Şişman Çocuk” Olan İzmir Emniyeti’nde Moraller Bozuk İzmir Emniyeti Narkotik Şubesi, bu sabah şehrin 3 ayrı noktasında uyuşturucu satıcılarına yönelik eş zamanlı operasyonlar düzenledi. Polisin 9 ay süren teknik ve fiziki takibi sonucu düzenlenen operasyonda 7’si uyuşturucu satıcısı, 14’ü kullanıcı olmak üzere 21 kişi gözaltına alınırken, yakalananlar arasındaki en ünlü ismin "Kavak Yelleri'ndeki şu şişman çocuk" olarak bilinen Erkan K. olması ise moralleri bozdu.  Operasyon sonrası bir basın toplantısı düzenleyen İzmir Narkotik Şube’de görevli Başkomiser Sedat Gülce, toplantıya katılan az sayıda yerel gazete muhabirine teşekkür ederken, böylesine başarılı bir operasyona sırf ünlü eksikliği nedeniyle ilgisiz kalan diğer medya kuruluşlarına ise sitem etti. İzmir Narkotik Şube olarak kendilerinin de İstanbul’daki meslektaşları gibi sansasyonel operasyonlara imza atmak istediklerini ancak şartların buna izin vermediğini dile getiren Gülce, açıklamalarına şu sözlerle devam etti: “Ne yapalım yani? İzmir’de anca bu kadar oluyor bu iş. Biz istemez miyiz, bugün bu operasyonun Türkiye'nin gündemine oturmasını? Ama işte 'Kavak Yelleri'ndeki şişman çocuk'la buraya kadar... Hayır, çocuğu da suçlamak istemiyorum.. Yani tabii uyuşturucu kullandığı yönündeki suçlama ayrı ama bu çocuk daha iyi yerlere gelebilirdi. Kavak Yelleri'nde epey bir tutturmuştu, dizi hala devam etse şimdi yer gök yıkılırdı fakat şans da lazım bu işlerde. Şimdi ister istemez insanın aklına şu geliyor; keşke dizi final yapmadan çocuğu içeri alsaydık. Hem bize, hem ona güzel reklam olurdu..."  Bu sözlerinin ardından basın mensuplarından gelen "Başkomiserim, pardon ama Erkan K. tam olarak kim?" şeklindeki soruya karşılık olarak operasyon sırasında çekilmiş fotoğrafları dağıtan Başkomiser Gülce, "Tabii burada tanınmamak için güneş gözlüğü taktığı için tam seçememiş olabilirsiniz. Gözlüksüz olsa kesin tanırdınız" dedi. Muhabirlerin ikna olmaması üzerine, "Yaa hani şu Efe miydi neydi, onun sınıf arkadaşlarından birini oynuyordu, hafif topluca bir oğlan… Kızlardan da bir tanesinin kankasıydı hani dizide…" diyerek sözlerini sürdüren Sedat Gülce, son olarak Youtube'dan birkaç video açarak Erkan K.'yı gazetecilere tanıttı.  Biraz ünlü olanın soluğu hemen İstanbul'da almasından dolayı bu duruma düştüklerinden yakınarak İzmir Narkotik olarak bu koşullarda bol ünlülü bir operasyona imza atmalarının çok zor olduğunu kaydeden Başkomiser, "Valla bize kala kala, İstanbul'da tutunamayıp geri döneni ya da emekli olup Ege'ye zeytin yerleştireni kalıyor. Onlar da varsa yoksa denize karşı rakı içme derdindeler" sözleriyle, yaşadıkları sıkıntıları gözler önüne serdi. Her türlü imkansızlığa rağmen geleceğin yıldızlarına ulaşmak için titiz bir şekilde çalıştıklarını da sözlerine ekleyen Sedat Gülce, "İzmir Devlet Tiyatroları'ndan bazı isimleri çok yakından takip ediyoruz. Yarın öbür gün birinden biri illa ki bi dizide oynar, umudumuz ünlü olmaları yönünde" derken, genç yıldız adaylarına başarılar dilemeyi de ihmal etmedi.
0
463
Bayram Harçlığı Vermemekte Direnen Binlerce Vatandaş Anti Kapitalist Müslümanlar Safına Katılmaya Devam Ediyor Ramazan Bayramı'nın coşkusu Türkiye'nin dört bir yanında tüm hızıyla sürerken, bu bayram harçlık vermemekte kararlı birçok vatandaş Anti Kapitalist Müslümanlar'a katılarak genel boykot çağrısı yaptı. Ankara, İstanbul, İzmir başta olmak üzere pek çok şehirde kılınan bayram namazının ardından cami çıkışında Anti Kapitalist Müslümanlar lehine slogan atan vatandaşların ellerinde, "Az para, çok mutluluk", "Satın alınabilen bir hayat istemiyoruz" "Sahip oldukların bir süre sonra sana sahip olmaya başlar" ve "Valla bozuk yok yeğenim" şeklindeki dövizler taşımaları dikkat çekti. Gezi Parkı olayları süresince katıldıkları eylemlerle taraflı tarafsız herkesin sempatisini kazanan Anti Kapitalist Müslümanlar, bayramın ilk günüyle birlikte beklemedikleri bir ilgiyle karşılaştılar. Bayram namazının ardından camilerde başlayan bayramlaşmalarda çocuk ve gençlerin harçlık beklentisine olumsuz yanıt veren çok sayıda vatandaş, tüketim toplumuna karşı daha fazla kayıtsız kalamayacaklarını belirterek Anti Kapitalist Müslümanlar'ın bu yolda yalnız olmadığını deklare ettiler. Antikapitalist Müslümanlar'a katılmaya kadar varan eylem süreçlerinin, Ramazan ayı boyunca kapılarını açmadıkları davulcularla başladığına ve ardından bayram harçlıklarının protesto edilmesiyle devam ettiğine vurgu yapan eylemciler, "Ya zaten Kuran'da da bayram harçlığı diye bir şey yokmuş. Kaç tane imama sorduysak hepsi 'Tövbe Estağfurullah Tövbe' yanıtı verdi bize. Şimdi bu çocuklarımızı, bu sabi sübyanı da Kuran dışında yanlış bir şeye yönlendirmeyelim" görüşünde olduklarını dile getirdi. Kendilerine gösterilen bu yoğun ilgi ve sevgi karşısında şaşkınlık yaşadığını gizleyemeyen Anti Kapitalist Müslüman hareketinin önemli isimlerinden İhsan Eliaçık ise, öncelikle samimiyetle destekte bulunan herkese teşekkür etti. "Yani tabii hepsinin başımızın üstünde yeri var ancak ne bileyim.. Sanki zamanlama biraz manidar..." diyerek bazı şüpheleri olduğunu da dile getiren Eliaçık, böyle bir hareketin sırf iki üç çocuğa harçlık vermemek için yapılmadığını umduklarını söyledi.  Edindikleri bilgilere göre bayram öncesinde de çok sayıda vatandaşın AVM'leri protesto etmek adına bayramlık almadığını da kaydeden Eliaçık, "Valla, son olaylarla birlikte toplumda bir aydınlanma mı oldu, yoksa arkadaşlar bizi mi yiyor inanın hiçbir fikrim yok. Günahları boyunlarına artık..." derken, oluşan bu halk desteğini ilerleyen günlerde de görmek istediklerini sözlerine ekledi.
0
464
Lübnan'da Kaçırılan 2 THY Pilotu İçin Dışişleri'nden Dünyaya Yardım Çağrısı: ''Lübnan hangisiydi ya?'' Lübnan’da kaçırılan Türk Hava Yolları pilotları Murat Ağca ve Murat Akpınar’ın kurtarılması için seferberlik ilan eden Dışişleri Bakanlığı, Lübnan'ın tam olarak neresi olduğunun belirlenmesi için komşu ülkeler nezninde girişimlerini yoğunlaştırdı. Dışişleri başmüsteşarı Mehmet Demirdağ, şu ana kadar büyük bir aşama kaydettiklerini söylerken, “Kaçırılma haberini ilk aldığımızda bu Libnen ülke mi yoksa bir yerin başkenti falan mı diye bir belirsizlik vardı ama onu şu an aşmış durumdayız. Bir ara büyükelçi yollanmış buraya, o zaman demek ki ülke. Artık bazı şeyler daha net” diyerek kamuoyunu rahatlatan mesajlar verdi. Kaçırılan pilotların iadesi için muhatap arayışlarına derhal başladıklarını söyleyen Dışişleri Bakanlığı Başmüsteşarı Mehmet Demirdağ öncelikle herkesin daha sakin olması gerektiğini vurguladı. Ortadoğu bölgesinde yaşadıklarını ve hemen harekete geçme lüksleri olmadığını söyleyen Demirdağ, “Şimdilik bu Lebnan neresi daha çok kimler yaşıyor onu da araştırıyoruz. Bunun Arabı var, Kürdü var… Sonracığıma şii mi, sünni mi, hristiyan mı? Bunlar hep önemli. Bu adamların hepsinin ayrı bir derdi var neticede. Kimin nesi olduklarını bulursak ona göre sularına gidecek bir şey bulacağız” diyerek, Türk Dışişleri'nin bu süreçte ince eleyip sık dokuduğunun altını çizdi. Lübnön’ın kendileri için tam bir kapalı kutu olduğunu söyleyen Demirdağ, konu ile ilgili olarak şimdilik İran, Irak ve adı bilinen bir iki Ortadoğu ülkesi ile temas halinde olduklarını vurguladı. Demirdağ, "Yani en azından  Lüblan’ın alan koduna ulaşabilirsek, oradan alır yürürüz" diyerek şöyle devam etti: "Allah’tan ümit kesilmez ya, bakalım biz gerekli yerlere haber saldık, dönüş bekliyoruz. Ortadoğu falan deniyor ama bak ben söyleyeyim, Güney Amerika taraflarında bir yerlerden çıkarsa bu ülke kimse şaşırmasın, aha buraya da yazıyorum“ Başmüsteşar, “Arkadaşlar haberi alır almaz heyecana kapılıp sehven Jordan diye bir yere nota verdiler, bir de şimdi onunla uğraşıyoruz. Allahtan adamlar yumuşak başlı çıktılar da karşılıklı özür ile her şey halloldu. Yoksa zaten başımız bu Ortadoğu mevzuları ile iyice belada gibi. Nasıl bir coğrafya ise ne Hizbullah'ı bitti ne Kaidesi. Allah belasını versin..." sözleriyle mevcut karışıklıkta üçüncü bir ülke ile gerginliğe gerek olmadığının da altını çizdi. Kaçırılan pilotların sağ salim Türkiye'ye getirilmesinin ardından en azından bir 20 sene Ortadoğu'ya uğramayı düşünmediklerini de sözlerine ekleyen Demirdağ: "Açık söyliym şu saatten sonra artık bunlarla işimiz olmaz bizim. Petrol falan lazım oldukça yollasınlar biz de paralarını verelim, o kadar. Osmanlı'yı da sonra diriltiriz artık, napalım..." derken, Ortadoğu'yla ilişkilerin bir süre 'meraba meraba' seviyesine indirileceğinin sinyallerini verdi.
0
465
Bodrum Belediyesi, 4 Günlük Tatilde Facebook'a Yüklenen 600 Bin Fotoğrafla İlçenin 3 Boyutlu Haritasını Çıkardı Her yıl olduğu gibi geçtiğimiz bayramda da tatilcilerin akınına uğrayan Bodrum, 4 günlük sürede ilçe sınırlarında çekilen 600 bini aşkın fotoğraf sayesinde 3 boyutlu olarak sanal ortama aktarıldı. Bodrum Belediyesi'nin yoğun çalışmaları sonucu bir araya getirilen fotoğraflarda, ilçenin en ücra köşelerine kadar santim santim görüntülendiğini belirten Belediye Başkanı Nihat Aykan "Bize düşen sadece Facebook'ta bulduğumuz resimleri birleştirmek oldu" diyerek çalışmanın Türkiye'de bir ilk olduğunun altını çizdi.   Bodrum Marina'ya kurulan dev ekrana yansıtılan Türkiye'nin ilk 3D yerleşim haritasının açılışı büyük bir coşkuyla kutlandı. Açılışta yaptığı konuşmada "Hiç üşenmeden tatillerinin her anını Facebook'a yükleyen herkese çok teşekkür ediyorum, hepsinin kadrajına sağlık" diyen Belediye Başkanı Nihat Aykan, projenin ayrıntıları hakkında da detaylı bilgilendirmelerde bulundu. İlçe sınırları içindeki her bir noktanın en az 8 ayrı açıdan alınmış görüntülerinin özel bir yazılım sayesinde birleştirilmesiyle oluşturulan harita için toplam 120 bin facebook profilinin gezildiğini ve bu profillerden indirilen 642 bin 856 adet fotoğrafın kullandıldığını belirten Aykan, internet kullanıcılarının da bir kaç gün içinde 3d.bodrum.bel.tr adresinden 3 boyutlu Bodrum keyfini yaşayabileceklerinin müjdesini verdi. Aykan, fotoğraflardaki ayak görüntülerinin temizlenmesinin ardından kısa sürede tamamlanan 3 boyutlu harita sayesinde, uydu resimlerinde yer almayan bina içleri de dahil çok sayıda ayrıntıya ulaşılabildiğinin altını çizerken, "Ayrıca yine bu fotoğraflar sayesinde ruhsatsız 128 adet plaj ve pansiyon hakkında da yasal işlemleri derhal başlattık" diyerek şöyle devam etti: "Buradan özellikle aynı pozda dönüşümlü olarak birbirlerini çeken ailelere ve arkadaş gruplarına teşekkürü bir borç biliyorum. Bu fotoğrafları bilgisayar yardımıyla üst üste bindirip insan görüntülerini silerek arkadaki manzaraya eksiksiz olarak ulaşabildik. Ortaya çıkan ayrıntılar sadece plaj, pansiyonla da sınırlı değil. Restoran tuvaletlerinden, köpek kulübelerine kadar ne ararsanız var. Sağolsunlar hiç üşenmeden, gerekli gereksiz demeden çekmiş ziyaretçilerimiz. Ayrıca görüntüler sayesinde daha önce dikkatlerden kaçmış bir adet antik sütunu da keşfetme şansı bulduk, şu an Bodrum Arkeoloji Müzesi ekipleri tarafından inceleniyor." Konuşmasının sonunda özellikle 1500 küsür fotoğraflık "bodrumadaaa gittik beraberrr:)" albümüyle projeye önemli katkılarda bulunan Büşra Kursak - Murat Yelkenci çiftine de teşekkür etmeyi unutmayan Nihat Aykan, elde edilen fotoğraflarla Türkiye'nin ilk 3D turizm tanıtım filmini çekmek için girişimlere başladıklarını da sözlerine ekledi.
0
466
Dizi Sektörüne Atılacak Olan İstanbul Emniyeti, Eksik Oyuncular İçin 2 Uyuşturucu Operasyonu Daha Yapmaya Hazırlanıyor Geçtiğimiz günlerde gerçekleşen uyuşturucu operasyonlarının ardından kadrosuna önemli miktarda ünlü oyuncuyu dahil eden İstanbul Emniyet Müdürlüğü, televizyon sezonuna damgasını vuracak yeni bir dizi için çalışmalara başladı. Behzat Ç.’den Arka Sokaklar’a dek bugüne kadar yapılan polis konulu dizilerin hiçbirinin tam olarak içlerine sinmediği için bu defa taşın altına bizzat ellerini soktuklarını belirten İstanbul Emniyeti, hazırlanmakta olan dev yapım için geriye kalan birkaç eksiği önümüzdeki dönemde gerçekleştirilecek olan 2 yeni uyuşturucu operasyonuyla tamamlayacağının müjdesini verdi. Flaş isimlerin diziye transferi için çeşitli sayıda torbacıyla temasların sürdüğü gelen bilgiler arasında. Uyuşturucu operasyonları kapsamında gözaltına alınan ve tutuklanan ünlülerin ardından önemli bir oyuncu kadrosu zenginliğine ulaşan İstanbul Emniyet Müdürlüğü, yeni dizi projesini bugün basın mensuplarına tanıttı. Emniyet Müdürlüğü adına gazetecilerin karşısına geçen Halkla İlişkiler ve Eğitim Daire Başkanı Mansur Öcal “Bakın biz aslında bundan 2 ay kadar önce böyle böyle bir dizi yapalım diyerek tüm ünlülere audition için haber yolladık. 'Gelin, bir seçme yapalım' dedik fakat hiçbiri tenezzül etmedi. Neymiş, Kenan bey audition'a katılmazmış... E noldu şimdi Karadayı? Böylesi daha mı iyi? Afedersin evinden aldırırlar işte… Neyse, böyle böyle baya bir oyuncuya ulaştık. Ufak tefek eksiklerimiz var, onun için de sanıyorum 2 operasyon daha yetecektir ” diyerek sözlerine başladı. Televizyon dünyasında tanınan, halk tarafından sevilen birkaç flaş ismi de mutlaka projede görmek istediklerini vurgulayan Öcal, “Aklımızdan Kıvanç Tatlıtuğ geçiyor, Mehmet Günsür olabilir. Gel gör ki şu ana dek ne dinlemelerden ne izlemelerden bir sonuç alamadık. İnanır mısınız kapılarına kadar uyuşturucu bıraktık, 'Ne bu diye merak ederler de içerler' diye, hiç oralı olmadılar. Bakalım artık, maymuna bile ot içirebilen bir takım torbacılar var, onları devreye sokucaz olmadı” dedi. Başrol kadın oyuncusu için de arayışlarının sürdüğünü kaydeden Öcal, narkotik ekiplerinin yanı sıra yabancılar şubesinin de Hürrem’e benzer, kırık Türkçeli, eli yüzü düzgün mülteci ya da kaçakçı arayışında olduğunu vurguladı. Ellerindeki kısıtlı maddi kaynaklarla büyük bir yapıma imza atmak istediklerini, bu nedenle de her olanaktan yararlanmayı planladıklarını belirten Öcal, ilk etapta doğacak kameraman ve set ekibi ihtiyacını da Mobese’ler aracılığıyla çözmeyi planladıklarını aktardı. “Dış çekim hiç mesele değil, bütün İstanbul plato bize, çıkalım istedikleri sokakta çekelim. İyi kötü tutuklu müzisyenler de var, o Mobese görüntüsünün altına jeneriği, müziği koydular mıydı tamamdır bu iş” diyen Öcal, senaryo konusunda da şu bilgileri verdi: “Operasyonlar sırasında öyle ünlü olmayan, junkie diye adlandırdığımız çok sayıda vatandaşımız da özellikle senaryo aşamasında bize yardımcı olmak istedi. Hepsinin gerçekten çok orijinal fikirleri vardı yalnız o denli büyük yapımlar için yeterli bütçemiz yok maalesef. Adamlar bulutlar üzerinde giden trenlerden, gökkuşağının ötesinde yaşayan cücelerden bahsediyor. Tamam, saygı duyuyoruz ama daha böyle gerçekçi, daha böyle rahat çekilebileek bir şey lazım. Dolayısıyla bir de senarist ihtiyacımız var. Eh, az çok artık bir sonraki operasyonun kimlere yapılacağı da netleşti sanırım” Son olarak polisiye bir dizide elbette bir takım zorlu aksiyon sahnelerinin olacağını ancak tutuklu ünlülerin kendilerine emanet oldukları için hiçbir zarar görmeyeceklerini garanti ettiklerini belirten Daire Başkanı, “Oyuncularımızı son derece dikkatli kullanmak zorundayız, bunun bilincindeyiz. Arada elbette dublör sokucaz o yüzden. Yani şu an tamamen atıyorum Beren Saat'le ben öpüşürüm misal, kamera arkadan çeker. Başka bir emniyet mensubumuza sevişme sahnesi denk gelir, onu bir şekilde karanlıkta falan yediririz. Hallolur hep bunlar” sözleriyle göreve hazır olduklarının altını çizerek toplantıya son verdi.
0
467
Mısır, Suriye, Tunus ve Lübnan'da Kimi Destekleyip Kimi Lanetleyeceğimizi Karıştıran Vatandaşlar İçin Hazırlanan Broşürler Basına Tanıtıldı Son dönemde Ortadoğu’da yaşanan hızlı gelişmeler nedeniyle hangi ülkede kimi destekleyeceğini, hangisinde kimin aleyhinde gösteri yapacağını karıştıran vatandaşlara müjdeli haber Dışişleri Bakanlığı’ndan geldi. Müslüman Kardeşler’den PYD’ye, Hizbullah’tan El Nusra’ya Ortadoğu’da şu an aktif olan tüm yapılanmaların herkesin rahatça anlayabileceği şekilde renkli grafikler ve eğlenceli şarkılarla anlatıldığı broşürleri bugün düzenlenen bir basın toplantısıyla tanıtan Bakanlık yetkilileri, "Sırf napıcağını bilmediğinden, en garanti yolu seçerek hala Filistin bayrağıyla İsrail büyükelçiliğine koşuşturan vatandaşlarımız var. Tamam o da güzel, yeri gelince o da yapılsın ama olay maalesef bu kadar basit değil artık." sözleriyle tüm yurttaşlara broşürlerden bir an önce edinme çağrısında bulundu. Bakanlıkta düzenlenen basın toplantısında, sokaktaki vatandaşın bir süredir bırakın gelişemeleri yorumlamayı, örgütlerin isimlerini dahi birbirine karıştırır hale geldiğini belirten Bakanlık Müsteşarı Kamil Cemilgen, "İhvan'dı, PYD'ydi, Selefiler'di derken haliyle sürmenaja bağladı vatandaşımız. Maalesef Mısır'da gaz bombasını, çadır yakma görüntülerini falan görünce 'Bunların hangisi bizimkilerdi? Polis mi destan mı yazıyor ötekiler mi?' biçiminde bize mail atan yapan çok sayıda yurttaşımız oldu. Suriye desen daha da karışık. 'Kürtleri mi destekliycez El-Kaideyi mi? Kim ölünce ele bayrak alıp sokağa çıkmamız gerekiyor?' diye kapımıza dayanan mı dersiniz, 'Ben HGS'ye destek vermek istiyorum, ne yapmam lazım?' diye hesap soranlar mı dersiniz" sözleriyle, Dışişleri'ni böyle bir broşür hazırlamaya iten nedenleri sıraladı.  Cemilgen, kafa karışıklığına son vereceğine inandıkları broşürü ise şu sözlerle tanıttı: “Broşürümüzü tüm vatandaşlarımızın anlayabileceği bir biçimde oluşturduk. Bakın misal, 8. sayfada bir adet insan kafasıyla basket oynayan el-Kaideli minik kardeşlerimiz var. Büyükleri olarak biz de onların sırtına havlu koyarken 'oynayın ama fazla gürültü etmeyin çocuklar' diye tatlı tatlı nasihat ediyoruz. Aşağı yukarı durumu anlatıyor. Sayfa 12'yi bi açalım ne diyor orada; ‘Küçük Eseeed, küçük Eseed napıyorsun söyle bana Sivilleri vuruyorum, diktatörlüük kuruyorum’ Gördüğünüz gibi, Suriye'de kim iyi kim kötü, böylece netleştirdik. Bir de sayfa 27'ye bakalım, fotoğrafik hafıza kısmına. Ne var? Bakınız güçlü kuvvetli bir adam figürü, üstüne ‘Katar, gücüne güç katar’ yazıyor. Demek ki Katar iyi, onu destekliyoruz. Öte yandan gördüğünüz gibi Mısır askeri üniformasıyla bir başka çizim yapılmış, ‘Mısır, gel kıçımı ısır’ yazılı. Yani, neymiş? Mısır kötü, Mısır kaka...” Broşürün, bireysel çalışmaların yanı sıra grup halinde oynanabilecek öğretici oyunlar içerdiğini de belirten bakanlık müsteşarı, 74.sayfada yer alan piyes aktivitesi için gazetecilerin bir kısmını sahneye davet etti. Ortadoğu'daki tüm grupların temsili olarak yer aldığı oyunda El-Kaide, ÖSO, PYD, Suriye Ordusu, Mısır Ordusu, Ennahda, Mursiciler ve Hizbullah oyuncular tarafından canlandırılırken, bir süre sonra bütün oyuncuların birbirine tekme tokat girmesi üzerine Cemilgen araya girerek piyesi yarıda kesti. "Neyse yani herkes en azından bölgedeki örgüt isimlerine hakim olmuştur, bu da bir şey ama çok da uzatmaya gerek yok. Benim de kafam iyice karıştı" diyen Cemilgen, daha sonra salondaki basın mensuplarını tek tek kaldırarak Ortadoğu'daki örgütleri saydırdı. Toplantının sonunda, broşürü baştan sona okuyan herkesin beginner seviyede Ortadoğu hakkında konuşabilecek düzeye erişeceğini aktaran bakanlık müsteşarı, uzun yazı okumaya üşenen vatandaşlara da şu sözlerle seslendi:  "Broşürün son sayfasına koca puntolarla ‘Ya bunlar hep İsrail'le Amerika'nın işi. Bizim gelişmemizi istemiyorlar’ yazdık. Buraya kadar olan kısımdan bir şey anlamayan vatandaşlarımız Ortadoğu konusu açıldığında direkt bu cümleyi söyleyip konuyu kapatsınlar. Bakanlık olarak kafamız çok karışınca biz de aynısını yapıyoruz zaten. Sene olmuş 2013, hala peynir ekmek gibi gidiyor inanır mısınız?”
0
468
Aile İçi Şiddete Savaş Açan Bakanlık'tan Yeni Proje: “Karımı döv – Karını döveyim” Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Türkiye’nin kanayan yarası olan aile içi şiddetin engellenmesine yönelik başlattığı yeni projeyi bu sabah düzenlenen bir basın toplatısıyla kamuoyuna duyurdu. Toplantıda konuşan Bakanlık Müsteşarı İsmail Çanarak, aile içi şiddetin en önemli nedenlerinden biri olarak şiddetin aile içinde uygulanmasını işaret ederek, proje kapsamında yaygınlaştırılacak olan “Karımı döv, karını döveyim” uygulamasıyla en azından sorunun bu boyutunu ortadan kaldırmayı hedeflediklerini kaydetti. Yeni uygulamayla kadın ölümlerinde herhangi bir düşüş beklenmezken, istatistiksel olarak aile içi şiddette önemli bir azalma hedefleniyor. Proje hakkında gazetecilerle ilk bilgileri paylaşan Bakanlık Basın Sözcüsü İsmail Çanarak, aile içi şiddetle mücadele konusunda bugüne dek yapılan çalışmaların çok önemli bir detayı atladığını ifade etti. “Halbuki olaya biraz daha geniş bakıp, büyük resmi görebilseymişiz çoktan o istatistikleri düşürürmüştük. İşin bütün esprisi isminde gizliymiş arkadaşlar“ diyen Çanarak, şiddetin aile dışına taşıınabilmesi halinde sorunun büyük ölçüde çözüleceğini dile getirdi. Projenin, toplumdaki dayanışma kültürünü de destekleyeceğini belirten Çanarak, “Misal, bugün sen benim karımı döversin, yarın daha büyük bir durum olur tüm mahallece biz seninkine girişiriz, sonuçta yüz yüze bakan insanlarız, elbette zor günümüzde birlik olacağız.” dedi. Uygulamanın en önemli artılarından birinin şiddet uygulamak isteyen kocanın da sesine kulak vermesi olduğunun altını çizen Çanarak, “Şimdi bu projede dikkat ederseniz koca da bir şekilde bütün sinirini, hıncını alıp rahatladığı için evde de huzur sağlanıyor. Üstelik bir başkasının karısına şiddet uyguladığından aile içi şiddet gibi Türkiye'ye yakışmayan, çağdışı görüntüler de ortaya çıkmıyor.” sözleriyle uygulamanın dünyada bir ilk olacağının da altını çizdi. Bakanlık müsteşarı, eşlerine şiddet uygulamak isteyen vatandaşların birbirlerini bulmaları konusunda teknolojinin imkanlarından da yararlanacaklarını belirterek şöyle devam etti: “Çevresinde eşini dövecek biri bulamayan ya da bulduklarının uyguladığı şiddetten memnun kalmayan vatandaşlarımız için 'Benimkini kim dover?' adında Bir Facebook grubu oluşturmuş durumdayız. Dileyenler buraya üye olarak da birbirleriyle iletişime geçebilirler. Ayrıca bir de iPhone uygulamamız var. Onu cep telefonuza indirdikten sonra konumunuza koordinatınıza göre size en yakın uygun üyeyi anında buluyor. Bununla da kalmıyor, dayağın fotoğrafını da anında paylaşarak olası bir kandırılma ihtimalinin de önüne geçiyor. Yani öyle 'ben onun karısını dövdüm ama acaba o benimkini dövdü mü? Dövdüyse nasıl dövdü? Elinin ucuyla mı vurdu?' gibi bir soru işareti olmayacak...” Projenin geliştirilme aşamasında ortaklaşa çalıştıkları İçişleri Bakanlığı yetkililerin de fikirden çok etkilendiklerini kaydeden İsmail Çanarak, “Valla bakalım biz başarıya ulaşırsak İçişleri Bakanlığımız da Yunanistan’la, Bulgaristan’la görüşerek olayı uluslararası bir dayanışma boyutuna taşımak istiyor. Bu tip komşu ülkelerin polis teşkilatları arasında 'Vatandaşımı döversen vatandaşını döverim' uygulamasına neden geçilmesin değil mi? Böylece polisimizin kendi ülke vatandaşlarına şiddet uygulamasının da önüne geçebiliriz. Ayrıca hani olmaz ya arada tek tük de olsa 'Bunlar bizim vatandaşımız düşman değil!' diyerek vicdan yapan emniyet mensuplarımız varsa onlara da yardımcı olacak. Elin Yunan'ına Bulgar'ına istediği gibi vursun, kim ne diyecek?” dedi. Basın toplantısının sonunda bakanlık çalışanlarının yoğun istekleri üzerine daireden oda arkadaşı Semih İncebol’un eşi Naciye İncebol’u sembolik olarak tokatlayarak projeye start veren Çanarak, hızını alamayarak birkaç kadın gazeteciyi tartakladıktan sonra salondan ayrıldı.
0
469
Mısır Hükümeti ve Müslüman Kardeşler'den Türkiye'ye Ortak Tepki: ''Abi bizden bahseder gibi yapıp devamlı kendinizi konuşuyorsunuz siz?'' Mısır'da hükümete bağlı güçlerin sert müdahalesiyle yüzlerce kişinin ölümüyle sonuçlanan olayların ardından Müslüman Kardeşler tarafından bugün yapılacak gösteriler iptal edilirken, taraflar da krizin çözümü için ilk kez bir araya geldiler. Başkent Kahire'de gerçekleşen görüşmenin öncesinde ortak bir basın açıklaması yapan her iki kanadın temsilcileri, Mısır'daki gelişmelere Mısır halkından daha fazla ilgi gösteren Türk hükümeti ve kamuoyuna seslenerek “Abi yalnız dikkat ediyoruz Mısır diye başlayan bütün konuşmalar daha 2. cümlede vay Gezi'ydi, yok AKP'ydi, çapulcuydu diye devam ediyor. Hayır bir değil iki değil yani. Kusura bakmayın ama bizi kendi kavganıza bahane ediyormuşsunuz gibi geliyor...'' ifadelerine yer verdiler. Türk kamuoyunun bir süredir ülkelerindeki gelişmelere gösterdiği ilginin şaşırtıcı olduğunu belirten Hükümet sözcüsü Hassan el Turadi, “Mısır'da Kahire'den başka 2 tane şehir say desek dut yemiş bülbüle dönecek bir yığın insan sabah akşam demeden bizi konuşup bizim yüzümüzden birbirlerine giriyor. Olaylar burada mı oluyor orada mı bazen biz bile şüpheye düşüyoruz. Ne oldu da bu kadar Ortadoğu merakı geldi herkese biz de anlamadık. Bi şey bildiğiniz de yok, öyle ezbere konuşuyosunuz” derken, Türkiye gibi herhangi bir konuya 3 günden fazla konsantre olamayan bir ülke için bu durumun son derece anormal olduğunu ifade etti. Turadi'nin ardından söz alan Müslüman Kardeşler temsilcisi Faruk el Bahran ise gerek Türk basınında, gerek sosyal medyada Mısır'la ilgili dönen konuşmaların içeriğine merak edip bir göz attıklarında durumun kendileri için bir nebze netlik kazandığını belirterek şöyle devam etti: “Açıkcası hükümetin tersine başta Türkiye'den bize destek yağıyor diye seviniyorduk ama maalesef durum pek öyle değil gibi görünüyor. Yani sağolsunlar tabii bir destek var ama mesele ne kadar biziz ondan çok emin değiliz açıkcası. Avatarını bize destek için Rabia sembolü yapan arkadaşların yazdıklarına bakıyoruz; 1 cümle bizden bahsetmişse sonraki 10 cümlede çapulcu, darbeci, vandal diye karşı tarafa saydırarak gidiyor. Aynı şekilde diğeri de vay bunlar da camiye sığındı, aha bunlar da bizim gibi gaz yedi, oha bunların da hükümeti camide içki muhabbeti yapıyor diye karşı tarafa laf sokacak malzeme bulmanın sevinci içinde. El-Fatih Camii'yle başlayan muhabbet nasıl oluyor da fıskiyeye bağlanıyor lütfen biri bize bunu izah etsin. Ayrıca Melih Gökçek kim?” Kamuoyunun yanında Türk hükümetinin de açıklamarında Mısır'dan bahseder gibi görünüp sürekli olarak Gezi parkı olaylarıyla ilgili alttan alta mesaj ve gözdağı vermeye çalıştığını üzülerek gözlemlediklerini belirten Bahran, “Hayır bir şey söyleyeceksiniz açık açık söyleyin, ne diye bizi alet ediyorsunuz? Derdimiz kendimize yeter zaten. Koyun can derdinde kasap et derdinde” sözleriyle serzenişte bulundu. Hükümet sözcüsü Hasan el Turadi ise, olayların boyutu nedeniyle bütün dünya gibi Türkiye'nin dikkatinin de Mısır'a çevrilmesini bir noktaya kadar normal bulduklarını belirtti. “Ancak eğri oturup doğru konuşalım. Siz bizi biliyorsunuz, biz sizi biliyoruz. Gezi olayları olmasa değil 2000, burada 200 bin kişi ölse 2 gün konuşup ertesi gün derbiye falan odaklanırdınız. Yalansa yalan deyin...” diyen Turadi, son olarak Mısır'ın Türk iç siyasetine alet edilmesinden duydukları rahatsızlığı da şu sözlerle dile getirdi. “Oturdum bizzat uydudan kendim izledim. 'Mısır'ı Türkiye üzerinden okumamak lazım' denilerek mutabakata varılan tartışma programlarınızda dahi konunun yeniden Türkiye'ye dönme süresi ortalama 3 dakika. Bu nedir arkadaş? Ama yok bizim ülkenin şanssızlığı bu. Darbe olsa Türkiye'ye benzetilir, direniş olsa 'aynı Türkiye gibi' olur. Yok yani size göre Mısır şöyle adam gibi orjinal, kendine has hiçbir şey yapamaz zaten. Hayır nüfus desen sizden kalabalık, medeniyet desen sizinkinden eski. Orada Bilecik vilyatetiniz büyüklüğünde piramit yapmışız, insan en azından ona biraz hürmet eder lan!”
0
470
Neo Osmanlıcılık Politikasından Beklediği Verimi Alamayan Dışişleri Bakanlığı Hedef Küçülttü: Neo Kayı Boyuculuk Yaklaşık 11 yıldır sürdürülen ‘Yeni Osmanlıcılık’ politikasını son dönemde art arda gelen kötü sonuçların ardından tekrar gözden geçiren Dışişleri Bakanlığı'nda rota, Oğuzlar’ın Kayı Boyu’na çevrildi. Uzun süreli değerlendirmelerin ardından her şeye en baştan başlamanın belki de en doğrusu olduğuna kanaat getirdiklerini açıklayan Bakanlık, bundan sonra uluslararası arenada Türkiye’nin yeni çizgisini 'Neo Kayı Boyuculuk' olarak belirlerken, strateji doğrultusunda ilk olarak sınırların Söğüt ve Domaniç'e kadar daraltılması hedefleniyor. Dış politikada bir türlü tutmayan Neo Osmanlıcılık stratejisi nedeniyle son dönemde oldukça güç günler geçiren Dışişleri Bakanlığı, yeni vizyonunu bu sabah düzenlenen bir basın toplantısıyla kamuoyuna duyurdu. Bakanlık adına gazetecilerin karşısına geçen Stratejik Planlama Daire Başkanı Mithat Ömeren “Başarısız olduğu apaçık olan bir formülasyonda iddiacı olmak doğru değil arkadaşlar. Daha fazla - çok afedersiniz - şamaroğlanı olmanın alemi yok. Bundan sonra hedefi küçültüp adım adım ilerleyeceğiz. Önce Kayı Boyu'nu tekrar bi diriltelim, Allah kaza bela vermezse o kendi kendine büyür Osmanlı olur zaten. Daha önce olduysa neden yine olmasın değil mi?” sözleriyle konuşmasına başladı. “Tabi şimdi Neo Kayı Boyuculuk’u başlatmak için aslında en güzeli şöyle komple Anadolu’dan bi çıkıp Malazgirte'ten geri girmek. Bir nevi restart etkisi yaratır bu ama günümüz koşullarında 70 küsür milyon nüfusla yapılması hayli zor. O nedenle ilk etapta ülke sınırlarını Söğüt ve Domaniç’e kadar çekip, ordan başlamaya karar verdik” diyen Ömeren, zamanında Osmanlı’yı kuranların izlediği yolu aşağı yukarı takip etmeyi hedeflediklerini belirtti. Bu kapsamda öncelikle Bursa’nın alınacağını; ardından İstanbul’un fethedilmesini öngördüklerini aktaran Ömeren, “Böyle böyle ilerleyelim diye düşünüyoruz bakalım. En geç 30-40 seneye hedefimize ulaşırız. İlkinde İstanbul’a kadar gelmek 150-200 sene sürmüş ama şimdi teknoloji geliştiği için süreç daha hızlı ilerlerler diye tahmin ediyoruz. Uçak var, tank var, ne bileyim Bizans yok… Bunlar hep bizim lehimize olan şeyler” dedi.  Gazetecilerden gelen, yeni stratejinin bir tür hedef küçültme olup olmadığı sorusunu da yanıtlayan Ömeren, “Arkadaşlar hedef küçültmeyi öyle kötü bir şeymiş gibi görmeyin. Tık tık tık minik hedefleri hallede hallede gelicez. Bu bize bir takım yeni düzenlemeler yapma imkanı da verecek üstelik. Yani mesela Kütahya’yla Emet’in müspet bir katkısını gören var mı aranızda hiç? Yeri geldiğinde belki bu sefer almayız oraları, enerjimizi başka yere kanalize ederiz.” sözleriyle Neo Kayı Boyuculuk’un farklı gelişmelere de açık olduğunu vurguladı.  Son olarak Osmanlı’yı diriltme politikaları nedeniyle Türkiye’nin dış politikada dibe vurduğu iddialarına da değinen Ömeren “Önümüzdeki süreçte bu tip şeyleri söyleyenlere en güzel cevabı vereceğiz. Osmanlıcılık daha hiçbir şey. Neo Kayı Boyuculuk’la beraber en dibe nasıl vurulur cümle alem görecek inşallah. Şu kadarını söyliyim, stratejik derinliğimizin nerelere kadar indiğine siz bile şaşıracaksınız… Neyse 3-4 ay sonra yarı-beylik sistemini tartışır hale gelince anlarsınız zaten ne demek istediğimi” diyerek basın toplantısından ayrıldı.
0
471
Mısır'ın Ardından Suriye Krizinde de Ağırlığını Koymak İsteyen Türkiye, Yeni Profil Resmi İçin Gün Sayıyor Mısır'da yaşanan krizde ortaya koyduğu profil resmi ve hashtag diplomasisiyle sürecin önemli aktörlerinden biri haline gelen Türkiye, Suriye krizinde de devreye girmek için kolları sıvadı. Geçtiğimiz hafta ülkedeki çatışmalarda kimyasal silah kullanıldığı yönündeki iddiaların ardından dünyanın dikkati yeniden Suriye'ye çevrilirken, Dışişleri Bakanlığı'nda kurulan kriz masasında da Suriye'deki zulme dur demek için kullanılacak yeni avatar ve hashtag'ler için yoğun bir mesai sürüyor.   Konuyla ilgili olarak akşam saatlerinde bir açıklama yapan Bakanlık Müsteşarı Özdem Özkaynarcı, Suriye'deki gelişmelere hazırlıksız yakalanan çok sayıda vatandaşın, haftasonundan itibaren ellerindeki Rabia avatarları ve zulmesessizkalma, katilesed gibi hashtag'lerle krize müdahale etmeye çalıştıklarına dikkat çekti. Bu süreçte Dışişler Bakanlığı'nın da gelişmeleri yakından izlediğini belirten Özkaynarcı şöyle devam etti:  "Vatandaşlarımızın iyi niyetinden şüphemiz yok ancak şu an herkesi biraz itidale davet ediyoruz. Bilinçsiz avatar ve hashtag kullanımı diplomasimize faydadan çok zarar getirir. Birleşmiş Milletler'in hazırlayacağı raporu bekleyelim. Eğer hayatını kaybedenlerin en azından bir kısmı Sünni ve Müslüman Kardeşler üyesiyse gereken en sert yanıtı duruma uygun profil resimleriyle yine twitter üzerinden veririz. Bakanlıkta grafiker arkadaşlar konuyla ilgili hassasiyetle çalışıyorlar, bundan kimsenin şüphesi olmasın. Ama rapor derse ki ölenler rejim yanlısı ya da ne bileyim PYD'li Kürtler falan, işte o zaman enerjimizi boşa harcamış oluruz. Bir Trending Topic kolay yapılmıyor neticede..." Kriz masasının çalışmaları hakkında da kısaca bilgi veren Özkaynarcı, şu ana dek bir kısmı Sarin Gazı'na gönderme de içeren yarım düzine kadar hashtag üretildiğini ve raporun sonucuna göre bunların her an kullanıma hazır halde tutulduğunu ifade etti. Suriye'ye uygun el işareti bulunması konusunda çalışmaların da sürdüğünü belirten Bakanlık Müsteşarı, "Tabii orada bir eldeki toplam parmak sayısı sınırlı. Bunların güzel olanları zaten kapılmış, bazılarının da afedersiniz küfüre kadar yolu var. O yüzden yaratım sancısı çekiyoruz. İki el ile yapılabileceklerden kalp işareti aklımıza geldi, onu hem futbolcular da kullanıyor. Olası bir golde yaptıklarında 'Suriye'ye selam çaktı' diye adamın niyeti olmasa da gündemi oraya çekebiliriz." sözleriyle bu işaretin şimdilik bir adım önde olduğunu dile getirdi.  Özkaynarcı, kimyasal saldırıda hayatını kaybedenlerin Suriye'deki Müslüman Kardeşler olması durumunda profil resmi olarak dört parmağın üzerinde şemsiye ya da her bir parmağa minik gaz maskeleri geçirilmiş el gibi bir şeyler düşündüklerini belirtirken, gaz maskeli avatarların önemli bir bölümünün daha önce Türkiye'deki eylemciler tarafından kullanılmış olmasının da kendilerini zorladığını itiraf etti.  Birleşmiş Milletler raporu kesinleşir kesinleşmez Türkiye'nin bu krizde de ağırlığını koyacağını bir kez daha net bir şekilde ifade eden Bakanlık Müsteşarı, son olarak "Ortadoğu'nun abisi olamasak bile twitter fenomeni olma yolunda kararlı adımlarla ilerliyoruz. Şu gerçeği artık herkes görmeli ki bu coğrafyada Trending Topic olmak isteyen varsa Türkiye ile arasını iyi tutmak durumundadır" diyerek Batı'ya gözdağı vermeyi de ihmal etmedi.
0
472
Türkiye'nin Batılı Anlamda İlk Yaz Aşkını Yaşayan Necmi Önzer (74), 4 Çocuk ve 7 Torunun Ardından İsyan Etti: "Hani kısa sürüyodu lan yaz aşkı?" 1957 yılında İstanbul Süreyya Plajı'nda başlayan ilişkisiyle Türkiye'nin batılı anlamda ilk yaz aşkını yaşayan Necmi Önzer (74), aradan geçen yılların ardından ilk kez konuştu. 56 yıllık eşi Müzeyyen Hanım’la tanıştıkları o yazı büyük bir hayal kırıklığıyla hatırlayan Önzer, “O dönem bana 'yaz aşkı kısa olur, biraz çıkar bırakırsın, tatil bitince unutulur' diyenlere sesleniyorum, Allah topunuzun belasını versin” sözleriyle tepkisini ortaya koyarken, yazın sonlarına doğru halen ilişkileri devam eden çiftlere de şöyle seslendi: “Yapmayın…” “ Türkiye’nin ilk yaz aşkının kahramanlarından Necmi Önzer, 56 yıl süren sessizliğini bu öğlen saatlerinde düzenlediği basın toplantısıyla bozdu. “Müzeyyen Hanım’la olayımız o meşum yılın Haziran başı gibi başladı. Ağustos ortalarında nikah masasındayken hala yaz sürdüğü için sık sık kendimi telkin ettim. ‘Yok yav yaz aşkı bu Necmi, Eylül gelsin boşanılır, edilir, nedir yani’ derken Eylül'de de ilk gebelik haberini aldık…” diyen Önzer, aradan geçen 56 yıl, 4 çocuk ve 7 torunun ardından yaz aşkı kavramına olan inancını artık tamamen yitirdiğini ifade etti. Evliliği boyunca 3 defa intiharı deneyen Necmi Dede, şu an hayata Alzheimer sayesinde tutunmaya çalıştığını belirtirken, Turizm Bakanlığı'nı temsilen toplantıya katılan müsteşar Enes Kurumlu da evlilikle sonuçlanan yaz aşkları konusunda önemli uyarılarda bulundu. 3 tarafı denizlerle çevrili bir turizm ülkesi olan Türkiye'de yaz aşkı kavramının henüz tam olarak oturmadığına dikkat çeken Kurumlu, “Kaç defa anlatmaya çalıştık. Yaz aşkı dediğimiz şey tatil boyunca sürer, tatilden dönüldüğünde de 3-5 telefon konuşmasıyla falan zorla devam ettirilip en geç 1 ay içinde yavaş yavaş sönümlenir. Ancak bütün uyarılarımıza rağmen maalesef ülkemizde hala her 100 yaz aşkından 14'ü evlilikle sonuçlanıyor. Gelişmiş ülkelerde bu oran ortalama % 2-3 civarındadır, onların da çoğu bir sonraki yazı görmez zaten” sözleriyle Türkiye'nin bu konuda kat etmesi gereken uzun bir yol olduğunu ifade etti. Türkiye'nin imajını lekeleyen bu tablonun ortadan kaldırılması için kıyı şeritleri başta olmak üzere denetimlerin sıkılaştırılacağını belirten Kurumlu, Bakanlık tarafından hazırlanan “2013 Yılı Yaz Aşklarında Son Durum” raporunu kamuoyuyla paylaştı. Rapor kapsamında incelenen ve neredeyse Eylül'e gelindiği geldiği halde hala bitmemiş olan kimi ilişkilerde son durum şöyle:  Ayvalık'taki yazlıklarında tanışan genç çift, ailelerinin bayram sonrası memleketlerine dönmeye karar vermesi ile şimdilik Ankara - İstanbul arasındaki ilişkilerine SMS ve Facebook yolu ile devam ediyor. İlişkideki en yakın hedef, Demet'in üniversite sınavını kazanıp ailesini de ikna ederek İstanbul'da bir yerlere yerleştirilmesi olarak görünüyor. Onur cephesinde ise; annesinin kabarık gelen telefon faturası, babasının telefonundan tırtıkladığı kontörlerin ortaya çıkması gibi durumlar, ailede küçük çaplı gerginliğe sebep oldu. Bir GSM firması sponsor olmadıkça, iki ayı çıkaramaz gibi görünüyor.  Son olarak Canbars'ın Çisem'in saçını çekmesiyle birlikte aralarında ufak bir gerginlik yaşayan minik ikili, Çisem'in Canbars'ın yapmakta olduğu kumdan kaleyi tekmelemesiyle yeniden barıştı. Alaçatı gecelerinde ailelerinin denk geldiği durumlarda beraber dondurma yeme fırsatı yakalayarak gece hayatına da hızlı bir giriş yapan Canbars-Çisem çiftinin önündeki en büyük problem Çisem'in halen üstsüz denize giriyor oluşu. Bakalım minik Canbars, kıskançlığı bir kenara bırakabilecek mi? İstanbul'a dönüşte belki de aynı kreşe gönderilme ihtimalleri mevcut... Berk'in yıllık izninin bitmesi sebebiyle şimdilik Bodrum-İstanbul olarak idare eden ilişki aslında olacak gibi görünüyordu ancak son olarak Büşra'nın yazdığı  "denizden geldim, duşa giricem şimdi :)" mesajına Berk'in "uu, duş mu... hani bakıyım?" şeklinde cevap vermesi Büşra'nın kafasında bazı soru işaretleri oluşmasına sebep oldu. "N'oldu ya" "Neden sustun" gibi mesajları da karşılıksız bırakan Büşra, şimdilik yakın arkadaşları ile Berk'in niyeti hakkında fikir alışverişinde bulunuyor.  Yaz tatili için kalabalık güney sahilleri yerine bu kez hayallerindeki Doğu Karadeniz turuna çıktıklarında tanışan ikili, iklimin tam manasıyla yaz gibi hissettirmemesinden ötürü biraz buruk bir sonbahar aşkı yaşamaya başladılar. Karşılıklı şiir yazmaların, yağmurda beraber ıslanmanın ve buğulu gözlerle yayla manzarası seyretmenin ardından sabah kahvaltısında alışkın olmadıkları mıhlamayı fazla kaçıran Mustafa Aytufan'ın bu çiçeği burnunda ilişki için bir hayli ileri bir adım atarak alenen gaz çıkartmasıyla sekteye uğrayan ilişki, Zeynep Babür'ün "Ah, canım benim, çok ıslandık mideni üşüttün galiba...seni şapşal" deyip dememesine kalmış durumda  Üniversite 4.sınıfa geçtikleri yazı Interrail yaparak değerlendirmek amacıyla Sirkeci'den yola çıkan ve Balkanlar'da gittikçe birbirine yakınlaşan çift, yolculuğun 2.haftasında İtalya'ya varışlarıyla beraber birbirlerinden uzaklaştı. Seval Yumuş'un son olarak "Kankam yaaa İtalyan erkekleri de taşmış hakkaten taş" demesinin ardından Mustafa Beler'in Amsterdam'da planladıkları müze ziyaretleri yerine alternatif mekanlara yönelmesine kesin gözüyle bakılıyor.  Almanya'da doğup büyüyen ve geleneksel olarak her tatilini Türkiye'de geçirmek isteyen Fulya'nın hayatının erkeğini bu sefer bulmuş olabileceğine dair inancı; Mehmet'in kapağı iyi kötü Almanya'ya atma fikri ile evlilik yolunda emin adımlarla ilerliyor. Şimdilik aradaki küçük pürüz ise, Mehmet'in nişanlısının evlendikten sonra beraber gitmek istemesi...
0
473
Hastalık Söylentilerinin Üzerine Bir de Belgeseli Çekilen Başbakan Erdoğan, Moralini Yüksek Tutmaya Çalışıyor... Bir süredir kamuoyunda dolaşan "kanser" söylentilerinin ardından geçtiğimiz günlerde kendisiyle ilgili "Usta'nın Hikayesi" adlı bir belgeselin hazırlandığını da öğrenen Başbakan Erdoğan'ın sağlığıyla ilgili endişeleri giderek artıyor. Hazırlanan belgeselde ünlü isimlerin kendisiyle ilgili hoş anı ve izlenimlerini paylaştığını öğrenen Erdoğan'ın "Ya benim bildiğim böyle belgeseller pek öyle yaşayan insanlar için yapılmaz. Doğru söyleyin, bir şey mi saklıyorsunuz benden?" sözleriyle yakın çevresini sıkıştırdığı bildirilirken, belgeselin tam ne zaman yayınlanacağı konusunda bilgi almaya çalıştığı da gelen bilgiler arasında.  " Sağlık durumuyla ilgili spekülasyonlar zaman zaman kamuoyunun gündemine gelen Başbakan Erdoğan, son olarak kendi hayatını anlatan bir belgesel hazırlandığı haberiyle sarsıldı. "Usta'nın Hikayesi" adlı belgeselin kaba montajını bu öğlen saatlerinde Başbakanlık Konutu'nda izleyen Erdoğan'ın, arka planda sürekli "yedi karanfil" çalması nedeniyle moralinin bozulduğu, Ajda Pekkan tarafından "bazen bize kızardı, azarlardı ama aslında yüreği temizdi, çok iyi bir insandı" şeklinde anıldığı bölümde ise kaydı durdurarak odadan çıktığı öğrenildi. Başbakanlığa yakın kaynaklar, belgeselin ardından çalışma arkadaşlarıyla bir araya gelen Erdoğan'ın, "Bütün sevdiklerimi toplamışlar lan resmen... Suat bi baksana ya ateşim var mı benim? Tansiyonum da düştü sanki... Sağlık Bakanım nerede? Bi arasanıza..." sözleriyle endişelerini paylaştığını belirttiler. Yakın çevresine "bu aralar bi duygusalım zaten, olur olmadık ağlama geliveriyo. Hissettim biliyo musunuz? Tayyip dedim kendi kendime, galiba belgesel geliyo... Bazen işte Allahu Teala insanın içine düşürüyo böyle şeyleri..." dediği öğrenilen Başbakan Erdoğan'ın daha sonra doktor heyetiyle bir araya gelerek 3 saate yakın bir süre ağızlarında laf almaya çalıştığı iddia edildi. Belgeseli hazırlayan Beyaz TV'nin genel yayın direktörü Halil Terkesci ise, Başbakan'ın endişleleriyle ilgili olarak yaptığı açıklamada kesinlike kötü bir niyetlerinin olmadığını, belgeselin Başkabakan'ın sağlık durumu ile ilgili herhangi bir ima içermediğini üstüne basarak ifade etti. "Yani kabul ediyorum şöyle bi izleyince biraz şey olmuş evet, benim bile bi Fatiha okuyasım geldi" diyen Terkesci, belgesel yerine "Erdoğan'la geze geze" ya da "Büyük Usta'nın mutfak sırları" gibi daha iç açıcı bir formata dönülebileceğini de sözlerine ekledi.
0
474
30 Ağustos Ortadoğu'yla Komşu Olmaktan Kurtuluş Bayramı Yunanistan'da Coşkuyla Kutlandı... 30 Ağustos 1922 Büyük Taarruz ile birlikte Anadolu topraklarından çıkan Yunanistan'da, Ortadoğu'dan bir nebze de olsa uzaklaşmanın 95. yıldönümü coşkulu törenlerle kutlandı. Başkent Atina'daki Olimpiyat Stadyumu'nda düzenlenen resmi törende vatandaşlara seslenen Cumhurbaşkanı Karolos Papulias "Değerli vatandaşlarım, inanın zamanında çok ucuz yırtmışız. Büyük büyük dedelerimiz biraz daha becerikli olsalar şimdi Ortadoğu'ya komşuyduk. Gerçekten verilmiş sadakamız varmış..." derken, kendilerine Anadolu yerine bu cennet vatanı bırakan Gazi Leonidas Paraskevopoulos ve silah arkadaşlarına bir kez daha minnet borçlu olduklarını ifade etti. Atina Olimpiyat Stadyumu'nda yaklaşık 70 bin kişinin katılımıyla gerçekleşen kutlamalarda Cumhurbaşkanı'nın yanısıra, Başbakan Aleksis Çipras, Genelkurmay Başkanı Dimitrios Grapsas ve Kara Kuvvetleri Komutanı Konstantinos Ziazias de hazır bulundu. Açılış konuşmasını yapmak üzere mikrofonların başına gelen Cumhurbaşkanı Papulias, öncelikle "Kurtuluş Savaşı"nın aslında kendilerine ait olduğunu iddia ederek "Sanırım bu tablo bugün daha net görülmüştür. Esas kimin kurtulduğu ortada. İyi ki o coğrafyadan kaçmışız. Bu uğurda kendilerini feda ederek denize dökülen kahraman ecdadımıza bin selam olsun!" ifadelerine yer verdi.  Cumhurbaşkanı'nın konuşmasının ardından söz alan Başbakan Çipras ise şu an ülke olarak biraz sıkışık olduklarını kabul ederken, her şeye rağmen Suriye'ydi, İran'dı, Irak'tı gibi dertlerinin bulunmadığına dikkat çekti. "Şimdi doğruya doğru, zamanında yenildik, oralardan kovulduk falan diye biraz içimiz burkuldu ama derler ya her işte bir hayır var diye. İsa Mesih yüzümüze bakmış resmen. Maddi meseleler nasılsa çözülür, para bi şekilde bulunur" diyen Başbakan Çipras, daha sonra sözlerine şöyle devam etti: "Burda yine iyi böyle. En kötü ekonomik kriz oluyor, o da rehavetten. Şimdi oralarda olsak, Türk'ü, Kürdü, Arabı, İranlısı derken bin tane milletle uğraşacaktık. Hayır yani bir İzmir'i almak için sorarım bu kadar çileye katlanmaya değer mi? Dikkat ettiyseniz daha Uşak'ı, Kütahya'yı, Afyon'u saymıyorum bile. Şu an Türk dostlarımız bile oralarda çok duramıyor, en fazla bi yarım saat ihtiyaç molası verip hemen koşarak denize doğru gidiyolar. Öyle iğrenç yerler.." Başbakan Samaras'ın ardından kürsüye gelen Genelkurmay Başkanı Dimitrios Grapsas ise Yunan ordusunun zaten o dönem Anadolu'ya biraz gönülsüzce girdiğini vurguladı. Genelkurmay arşivlerindeki yazışmalara göre, o yıllarda cephede bulunan askerlerin üstlerine sık sık 'komutanım bizim ne işimiz var bu bozkırın ortasında?' Deli mi dürttü? Neyin savaşını veriyoruz biz?' diye dert yandıklarını belirten Grapsas, komutanların 'evladım ecdad toprağıdır, bize şanlı Bizans'tan yadigar buralar' diyerek askeri motive etmeye çalıştıklarını ancak söyledikerline kendileri de inanmadıkları için fazla başarılı olamadıklarını dile getirdi.  Yunanistan Kralı'nın o yıllarda etkili olan milliyetçilik dalgasının da etkisiyle biraz duygusal davrandığını belirten Grapsas, "şimdi olsa Kütahya'yı, Afyon'u, Uşak'ı üstüne para verseler almayız... Ha parayı yine alırız, durumumuz ortada fakat ne işimiz var bizim oralarda?" ifadelerini kullandı. Konuşmaların ardından Yunan Ordusu'nun geçit törenine geçilirken, Kolonaki Askeri Lisesi öğrencilerinin temsili olarak gerçekleştirdikleri Türkiye'den kurtulma gösterisi ise büyük ilgi topladı. 800 metrelik bir koşu etabının ardından kendini Ege'nin serin sularına bırakan subay adayları, daha sonra vatandaşlarla birlikte sirtaki yaparak coşkularını doyasıya yaşadılar.
0
475
Ekonomi Bakanlığı'ndan Piyasaları Rahatlatan Açıklama: ''Gerekli önlemler alındı, kriz çıktığında kimleri suçlayacağımızı biliyoruz...'' Mayıs Ayı'ndan itibaren TL'nin hızla değer kaybedip faizlerin yükselmesi nedeniyle Türkiye ekonomisi tekrar çalkantılı bir döneme girerken, piyasaları rahatlatan mesaj bu akşam saatlerinde Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan'dan geldi. Türkiye'den sıcak para çıkışının önümüzdeki aylarda da sürebileceğini ifade eden Çağlayan, "Ekonomi yönetimi olarak hangi dalgalanmada kimi suçlayacağımızı büyük ölçüde netleştirmiş durumdayız. Gezi eylemlerinden döviz lobisine, Soros'tan Arap sermayesine uzun bir liste hazırladık. Afedersiniz Lidyalılar'a kadar yolu var. Elin oğlu parayı icad edecek, ceremesini AKP hükümeti çekecek. Böyle bi şey dünyada görülmüş müdür?" sözleriyle olası bir krize hazır olduklarının sinyallerini verdi. Ekonomi Bakanlığı'nda düzenlenen basın toplantısına Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı ile birlikte katılan Bakan Zafer Çağlayan, "Şu an yanımda oturan Sayın Başçı, gerek verdiği demeçlerle olsun, gerek tutması imkansız fantastik tahminleriyle olsun önümüzdeki zorlu dönemde en güvendiğimiz isimlerden biri. Çok sıkıştığımız noktada kendisini günah keçisi ilan edip görevden alacağız. Hoca değişikliğiydi, o geldi bu gittiydi derken piyasalar biraz oyalanır, bizi kafadan 2 hafta idare eder" diyerek hükümetin MB yönetimine olan güvenini ifade etti. Merkez Bankası Başkanı'nın "Efendim o iş tam öyle değil asl..." şeklinde itirazına fırsat vermeden araya giren Bakan Çağlayan'ın "Allah aşkına sen mikrofonların olduğu yerde konuşma abi. Ağzını açsan dolar yükseliyor" sözleri ise toplantı salonunda neşeli anların yaşanmasına neden oldu. Basın mensuplarının gülüşmelerine "Ehehe bakın piyasalar şimdiden rahatladı bile" diyerek katılan Bakan Çağlayan, hükümetin önümüzdeki dönem  atacağı adımları ise şöyle özetledi: "Arkadaşlar gayet kolay aslında. Döviz fırlayınca isim vermeden bir takım batılı güçlerden gireriz. ABD Merkez Bankası sırf bize kıllık olsun diye piyasadan dolar topluyor desek buna inanacak hatırı sayılır miktarda geriz.. yani iyi niyetli vatandaşımız mevcut. Faizler artarsa daha da basit direkman faiz lobisi, altına bi şey olursa İran-Çin-Rusya ekseni, petrol Suriye müdahalesi, borsa dibe vurursa yabancı yatırımcıdan dış mihraka, oradan ya Soros'a ya İsrail'e yürürüz şimdilik net değil o kısım. Bu süreçte en büyük kozumuz yine tabi ki 'Türkiye'nin büyümesini istemeyenler...'. Yani bir belirtisiz isim tamlaması bu kadar mı belirtisiz olur, gerçekten insan hayret ediyor. Nereye koysan cuk oturuyor namussuz..." Türkiye'nin bahane rezervlerinin olası bir krizle rahat rahat başa çıkabilecek durumda olduğunun altını çizen Çağlayan, "Şu an birden aklıma gelmiyo tabi ama bi düşünsek Karayalçın dönemi borçları var, Kılıçdaroğlu'nun SSK'yı batırması var. Bir çok şey bulunur yani" derken "en kötü ihtimalle son kertede Cehape zihniyetinin kurduğu ülkeydi, batması normal der ordan da sıyırırız" sözleriyle piyasalara güven aşıladı. Ekonomi Bakanı Çağlayan, hükümetin krizi fırsata çevirme konusunda daha önceki deneyimlerinden de bu süreçte sonuna kadar faydalanılacağının altını çizerek, "Aynı oyun Mısır'da Müslüman Kardeşler'e oynandı, Mursi'nin başını da böyle yediler" kozunu her zaman hazırda bulundurduklarını ifade etti.  Toplantının sonunda gazetecilerin sorularını yanıtlayan Bakan Çağlayan, bir soru üzerine inandırıcılık konusunda herhangi bir sıkıntı yaşayacaklarını düşünmediğini, tam tersi işin doğrusunu anlatsalar esas o zaman vatandaşın güvenini kaybedeceklerini iddia etti. "Ben şimdi çıkıp 'değerli vatandaşlarım 10 yıldır diğer gelişmekte olan ülkelerle birlikte biz de nispeten yüksek faiz verdiğimiz için zengin ülkelerden sıcak para çekiyorduk. Yalnız biz o gelen parayı hep gelecek diye düşünüp sanayi yerine paso inşaata yatırdık. Yer gök site, AVM doldu. Şimdi para tekrar gelişmiş ülkelere doğru gidince el elde baş başta kaldık. İnşaat da elimizde patladı' da diyebilirim ama sağolsun halkımızın bize öyle bir itimadı var ki yemin etsem bile inanmazlar" diyen Ekonomi Bakanı, zaten kimsenin böyle uzun ve sıkıcı bir açıklamayı sonuna kadar dinlemeyeceğine de dikkat çekti.
0
476
Şirket İçi Motivasyon Eğitiminde Gerçekten Motive Olan Cem Üstünkor'la İlgili Tartışmalar Sürüyor: Terfi Peşinde mi Yoksa Bildiğin Gerizekalı mı? Türkiye’nin önde gelen firmalarından Rüzgarcılar Holding’in çalışanlarına verdiği zorunlu şirket içi motivasyon eğitiminde gerçekten motive olan Cem Üstünkor’la ilgili spekülasyonlar hız kesmiyor. Tam olarak nasıl gerçekleştiği kimse tarafından anlaşılamayan olayla ilgili olarak Üstünkor, “Eğitim ilk açıklandığında ben de herkes gibi ‘Ooh 3 gün yatış’ şeklinde bakıyordum olaya ama nasıl olduysa kendimi bir anda motive olmuş olarak buldum. Şu an şirket için öl deseler ölecek durumdayım” şeklinde konuşurken, eğitimi veren danışmanlık şirketinin uzmanlarıysa oldukça endişeli: “Ne söyledik de bu kadar gaza geldi hiçbir fikrimiz yok.” “ Spekülasyonların ardından motivasyon eğitiminde yaşananlara ilişkin olarak bugün Rüzgarcılar Holding’de basın mensuplarının karşısına geçen Üstünkor, seminerlerin ilk iki gününde her çalışan gibi önündeki kağıda kuş, ev falan çizip yeni imza teknikleri üzerinde çalıştığını, arada içi çok geçtiğinde ise uyukladığını belirtirken, kimsenin beklemediği bir anda aniden motive oluşuna herkes kadar kendisinin de şaşırdığını ifade etti. "Nasıl oldu hiçbir fikrim yok. Belki uyuklarken o ara bilinçaltıma işledi söylenenler, belki boş bir anıma denk geldi bilmiyorum. Kendime geldiğimde gerçekten de son derece motive olmuş bir haldeydim. Şu anda kendimi Rüzgarcılar Holding’in sadık bir neferi gibi hissediyorum. Hayatımın 40 yılını şirketin sahipleri zengin olsun diye bir masa başında çürütmek fikri beni gerçekten heyecanlandırıyor. Zaten masa başında durmayıp da napıcam? İyi kötü bi para bile veriyorlar...” diyen Üstünkor, yıl sonuna kadar şirkete en azından 8 milyon dolar daha para kazandırması gerektiğini belirttikten sonra koşarak masasına doğru uzaklaştı. Olayın taraflarından Eğitim Uzmanı Didem Uzgan ise, bu tip eğitimlerin beyaz yakalıların biraz işten kaytarabilmesi, biraz da oyalanabilmesi için önemli olduğunu belirtirken, böyle bir vaka ile kez karşılaştıklarını ifade etti. Normal şartlarda katılımcılarda yüzde 25’lik bir uyanık kalma oranı yakalandığında o eğitimin başarılı olduğunu, bunun dışında eğitimden herhangi bir sonuç beklenmediğini net bir şekilde ifade eden Uzgan, temel prensiplerinin insanları saatler süren içi boş seminerler ile bayıltana kadar sıkarak “Çalışmak bile daha zevkli bundan” noktasına getirmek olduğunu dile getirdi. Olayın günü hakkında da açıklamalarda bulunan Uzgan, “İyi hatırlıyorum eğitimin son günüydü. Cem Bey ilk saatin sonunda tatlı tatlı kıpırdanmaya başladı, 'canı sıkılmıştır' dedik. Ancak üçüncü saatin sonuna doğru ‘Yeter artık ne zaman bitecek bu eğitim, benim çalışmam lazım’ diyerek ağlamaya başladığında gerçeği fark edebildik” sözleriyle, durumun nasıl bu hale geldiği hakkında herhangi bir fikirleri olmadığını kaydetti. “ Cem Üstünkor ile birlikte seminere katılan, olayın görgü tanıklarından F.G (32) ise işin aslının başka türlü olduğu konusunda gündemi sarsacak açıklamalarda bulundu. “Bazı arkadaşlar Cem'in zaten gerizekalı olduğunu, bu kadar boktan bir eğitimle motive olabileceğini iddia ediyorlar ama ben yemem bu numaraları...” diyen F. G, seminer öncesi Cem’in şefi ile yaptığı sohbete dikkat çekerek şunları kaydetti: “Eğitimden önce proje şefi ile bi köşede kahve içip kıkırdaşıyordu. Artık ordan bir terfi sözü mü aldı, ikramiye, zam mam bir şey mi oldu bilmiyorum ama kesin bi pislik var...” F.G, olayın önümüzdeki günlerde muhasebe departmanıyla yapılacak bilgi alıverişinin ardından aydınlanacağını belirtirken, Cem Üstünkor’un şirket içi verimli çalışma çıtasını iyice yukarı çekmeden bir an evvel kovulması için gerekli altyapı çalışmalarını başlattıklarının da müjdesini verdi.
0
477
353. Kısa Dönem Çavuş Ali Mincan, En Azından Kendisi Tezkereyi Alana Kadar Suriye'de Siyasi Çözümün Zorlanması Gerektiğine İnanıyor... Amerika'nın Suriye'ye yapmayı planladığı müdahale ile birlikte Türkiye'nin güney sınırındaki gerilim gitgide yükselirken, Başbakan Erdoğan'ın "Her an savaşa hazırız" şeklindeki açıklamasına ilk tepki 353.KD Çavuş Ali Mincan (26)'dan geldi. Askerliğini yaptığı İskenderun'da çarşı iznindeyken gittiği internet kafede basın mensuplarına konuşan Mincan, "Sayın Başbakan'ımızın elbet bir bildiği vardır ancak ben şahsen kendimi hiç hazır hissetmiyorum bu savaşa. Sakın yanlış anlaşılmasın, korktuğumdan falan değil de.. Ne bileyim, 3 atışta bile 1 tane tutturamamış adamım ben" diyerek, sancılı bir süreçten geçtiğini ifade etti. Kendisiyle aynı dönemde askerlik yapan yaklaşık 20-25 kadar arkadaşıyla gittiği internet kafede olası Suriye Savaşı hakkında önemli açıklamalara imza atan Ali Mincan, henüz tüm diplomasi yollarının tüketilmediğinin altını çizdi. Başbakan'ın "Her an savaşa hazırız" sözleriyle, tam olarak kimleri kastettiğini bilmediğini ifade eden başarılı çavuş, "Söylemesi ayıp bot vurduğu için askerliğin yarısı zaten terlik istiharatiyle geçti. Kalan yarısında da excel'de nöbet çizelgesi hazırladım. Ha sayın Başbakan da bizle birlikte gelecekse ammenna ama yok öyle değilse, en azından ben askerliği bitirene kadar siyasi çözümlere odaklanalım. Şafak 130, başka yok!" sözleriyle hükümete seslendi. Ali Mincan'ın bu açıklamaları internet kafedeki diğer arkadaşları tarafından da büyük destek görürken, konuşması sık sık "Konuş devremmmm", "Yürü be Ankaralıııı" gibi sözlerle yarıda kesildi. Hazır terör sorununu da yokken askerliği aradan çıkarmak için geldiği İskenderun'da işlerin hiç beklemediği şekilde ilerlediğini kaydeden Çavuş Mincan, daha sonra konuşmasına şu şekilde devam etti: "Valla normalde non-stop Kral TV açtığımız er gazinosunda son günlerde haber kanalından başka bir şey izlenmiyor. Baya milli maç bekler gibi G-20 zirvesinin sonucunu bekliyoruz. Amerika ne zaman vurur, Suriye bize füze atar mı diye bahisler dönüyor ortada ama ben inanıyorum ki her iki taraf da şöyle, tamamen atıyorum, 4 buçuk aylık bir diyalog süreci başlatsalar aslında her şey tatlıya bağlanacak. Hatta izin kullanmazsam 4 ay diyelim biz ona... Olmayacak iş değil, umarım Ortadoğu'da kazanan barış olacak sonunda..." Yine Ali Mincan gibi 353. Kısa Dönem olan Şefik Tümelay (32) ise arkadaşının sözlerine tamamen katıldığını belirtirken, aynı zamanda diplomasi konusunda da kendilerinin göreve hazır olduklarının altını çizdi. "Bu işin çözümü oraya girmek, buradan çıkmakla falan olmaz. Baktınız diyalog tamamen durdu, getirin bana Suriyeli 353'lerden bi çavuş, biz yarım saate mevzuyu çözmezsek ben de adam değilim" diyen Tümelay, kantinci olarak görev yaptığı askeriyede konunun Çubuk Kraker'den, Hoşbeş'ten buralara kadar gelmesine de bir anlam veremediğini sözlerine ekledi.   Çarşı izinlerinin sonuna gelinmesiyle birlikte askerler yavaş yavaş toparlanmaya başlarken, son olarak söz alan 351. KD Fırat Tınar (28) ise durumun kendisini pek ilgilendirmediğini dile getirdi. "Valla benim şafak demiş comolokko, bu saatten sonra ben mi savaşayım?" diyen Fırat Tınar, "Onu bunu bilmem de, bugün Hüseyin Başçavuş nöbetçi. 5 dakika geç kalsak hemen tutanak tutar, iş almayalım durduk yere başımıza" şeklindeki sözlerinin ardından arkadaşlarıyla birlikte hızla birliğine doğru hareket etti.
0
478
Yeraltı Zenginliği Olmadığı İçin Henüz ABD İşgaline Uğramayan Tongo, G-20 Zirvesinden de Umduğunu Bulamadı Afrika'nın en karışık ülkelerinden birisi olan Tongo'da, Devlet Başkanı Murabe Aganda dün akşam düzenlediği basın toplantısıyla Amerika Birleşik Devletleri'ne veryansın etti. Yeraltı zenginlikleri yönünden olmasa bile yine de birçok açıdan çok güzel bir memlekete sahip olduklarının altını çizen Murabe Aganda, "Bunca yıldır bekliyoruz, belki bir umut gelirler bizi de işgal ederler diye ancak tüm çabalarımıza rağmen henüz bize bir nota bile vermeye tenezzül etmediler. Al buyur G-20 zirvesi var konu şimdi de Suriye. Yine Tongo'dan bahseden yok..." şeklindeki sözleriyle ülkece yaşadıkları hayal kırıklığını dile getirdi. Ülke olarak sinir krizinin eşiğinde olduklarını ifade eden Murabe Aganda, "Tüm diplomatik yollarımız tıkandı. Belki dikkat çekeriz diye ayda bir Washington Büyükelçimizi geri çağırıyoruz, bugüne dek aldığımız tek yanıt, 'Sizin Washington'da büyükelçiniz mi var?' olabildi. Bi şey değil, bütçemizin önemli bir kısmı büyükelçinin yol masraflarına gidiyor..." derken, Amerika'ya sert mesajlar gönderdiği konuşmasını şöyle sürdürdü: "Yıllardır Amerika bizi adam yerine koysun da, işgal etsin diye uğraşıyoruz. Yapmadığımız kalmadı. Amerika'nın Vietnam'a girdiği gün ülkede komünizmi ilan ettim. Elhamdülillah Müslümanım ama yaptım bunu. Gün geldi İslami terör'e savaş açtı Amerika, hop getirdim şeriatı. Sırf bu yüzden daha kurulduğu gün Kuzey Kore'yi tanıyan ilk ülke biziz. Küba'ya, İran'a verdiğimiz desteğin haddi hesabı yok. Tabii öyle destek deyince illa maddi olacak değil, kiminin parası kiminin duası ancak şu zamana kadar yalnızca bir Indiana Jones filminin harita üzerinde yolculuk illüstrasyonunda topraklarımızdan ABD uçağı geçti. Olup olan bu kadar... Bunca yıllık çabaya yazıklar olsun. yuuuuuUUUUUUHH! YUUUUH!" Açıklamalarına ara vererek, kendisini dinlemeye gelen biri uluslararası (Kenya) olmak üzere toplam 4 gazeteci ile birlikte bir süre Amerika aleyhine bağıran Murabe Aganda, "Viva Fidel castro, Halal Beşşar Esed" şeklindeki sloganlarının ardından toplantıya kaldığı yerden devam etti. Kendilerinin de bazı eksiklik yönleri bulunduğunun farkında olduklarını söyleyen Devlet Başkanı, "Yani inanın nasıl bi topraksa bizimkisi, nasıl bi yeraltı fakirliğiyse neye elimizi atsak kuruttuk... 'Petrol olmazsa elmas olur, uranyum olur, plütonyum olur, bu yörede yaygındır, Afrika'da çıkmayacak da nerede çıkacak' dedik, maden işine girdik... Ülkenin komple altı kaya tuzu çıktı arkadaş... İnsanda biraz da şans olacak" dedi ve ekledi: "Bir dönem, "Bor rezervi var. Amerika çıkarttırmıyor" diye bir söylenti çıktı. O ara çok umutlandık ancak bırakın bor rezervi bulmayı, henüz daha bor'un ne olduğunu bile anlamış değiliz maalesef..." Ülkeyi işgal için öyle çok fazla bir askeri kuvvete de gerek olmadığını vurgulayan Aganda, "Yok uçak gemisi, yok füzedir, tanktır zahmet etmeyin. Şöyle en fazla bir tugay asker bizi harcamaya yeter. Bak hazır Suriye'ye gidiyorken bi Tongo'ya da uğrayın nedir yani, elinize mi yapışır?" derken, basın toplantısının sonuna doğru kendini tamamen kaybetti. Talihsiz Devlet Başkanı, "Yahu daha ne diyeyim! İlla o zirveyi basıp 'Yok mu beni deviren' diye bağırmam mı lazım? Beni devirin! Allah'ınız varsa beni devirin!" şeklindeki sinir krizinin ardından kısa süreli bir baygınlık geçirerek basın toplantısına son verdi.
0
479
Hatay'da Hayatını Kaybedecek Bir Sonraki Eylemci Olan Nedim Sarıer(21)'in Adli Tıp Raporu Açıklandı: Ölüm nedeni güneş çarpması... Dün gece Hatay'ın Armutlu ilçesindeki gösterilerde hayatını kaybeden Ahmet Atakan(22)'ın ölüm nedeni adli raporlarına göre "yüksekten düşme" olarak açıklanırken, eylemler sırasında kazara ölmesi beklenen bir sonraki isim de belli oldu. Adli Tıp Kurumu'nun titiz incelemeleri sayesinde ölüm nedeni belirlenen ve raporları şimdiden kendisine teslim edilen üniversite öğrencisi Nedim Sarıer(21)'e acı haberi ileten Adli Tıp Profesörü Metin İhsanlı, "Ne yazık ki içimiz kan ağlıyor ancak büyük ihtimalle önümüzdeki haftaya kalmadan aramızdan ayrılacak olan bu arkadaşımıza dünya gözü ile raporunu teslim etmek bizim için de bir teselli oldu. Umarım Allah taksiratını affeder" diyerek, taziye dileklerini iletti. Ailesiyle yaşadığı evde haberi alan ve uzunca bir süre şoku üzerinden atlatamayan Nedim Sarıer, Prof. Dr. Metin İhsanlı ile birlikte basın mensuplarının karşısına çıktı. Böylesi bir haberi, henüz bu yaştaki bir gence vermenin çok ağır olduğunu ifade eden Profesör İhsanlı, "Şu an için Nedim'in durumunun stabil, henüz bir şeyi yok ancak tahminlerimize göre en fazla 1 hafta içerisinde Hatay sokaklarında güneş çarpmasına bağlı olarak beyin kanaması geçirecek" derken, olayı daha şimdiden emniyet güçlerinin üzerine atmak isteyen kişi ve kuruluşları da uyarmayı ihmal etmedi. Ölümünü güç de olsak kabullendiği gözlenen Nedim Sarıer ise yine de Eylül ayında güneş çarpması nedeniyle ölmesinin çok da aklına yatmadığını dile getirdi. "Ne bileyim, Hatay bile olsa bu mevsimde güneş çarpması olur şey gibi değil.. Eylül ayında güneş çarpması sonucu öldüğüme göre muhtemelen o esnada polise güneş enerjisi kazanı fırlatmaya çalışıyorumdur. Orda tabii soğurucusu, yansıtıcısı falan var, demek ki öyleymiş kaderim..." diyen acılı genç, her şeye karşın yine de çok feci bir son olmadığını kaydederek şöyle devam etti: "Sonuçta çok da üzülmemek lazım aslında. Mehmet Ayvalıtaş'a araba çarptı, Ali İsmail'i yanlış hatırlamıyorsam arkadaşları dövdü, işte dün gece Ahmet Atakan yüksekten düştü... Yani o sokağa çıkıp eylem yapıyosan bir şekilde illa ölüceksin. Güneş çarpmasa kalp krizi geçircen, olmadı çukura düşücen, hiç olmadı kafana saksı düşecek ama olacak bu. O yüzden yine güneş çarpması en iyisi, çok acı çekmem galiba. Ne olduğunu anlamadan giderim gibi geliyor... Bakalım, hepsini yaşayıp görücez. Gerçi ben ölünce görücem ama.. Neyse, hayırlısı artık..." Ölümünden sonra yaşanacak süreç hakkında da hatırlatmalarda bulunan talihsiz genç, şimdi şimdi kendisinin nasıl bir sona sürüklendiğini anladığını kaydetti. "Şimdi tabi ölüm nedenim güneş çarpması olarak kayda geçmiş ama benim de arkamda yasadışı sol örgütleri olsun, dış mihraklar olsun kesin bir şeyler var gibime geliyor. Böyle düşününce 'Nedim, sen büyük oyunu göremedin, resmen maşası oldun bazı şeylerin, ondan öldün' diyorum ama ne fayda... Çok da gençtim, resmen pisi pisine gittim..." derken göz yaşlarını tutamayan Nedim Sarıer'i ise ilk teselli eden yine Adli Tıp Profesörü oldu.   Elini yüzünü yıkayıp sakinleşmesinin ardından basın mensuplarının önünde Adli Tıp Kurumu'na ve Profesör Metin İhsanlı'ya da teşekkür etmeyi ihmal etmeyen Nedim Sarıer, "Önceden haber verdikleri çok iyi oldu gerçekten. Şimdi en azından Facebook'umdan, Twitter'ımdan Suriye'de Esad, Mısır'da Sisi yanlısı, ateizm kokulu birçok paylaşım yapabilme fırsatım olacak. Bunların en azından ülkenin önemli bir kısmına ölümüme sevinme imkanı vereceğine inanıyorum. Neticede ölecek bi insanım, kimseyi öyle çok üzmek istemem" şeklindeki sözleriyle, hassasiyetini orta koydu. Son olarak hayatını kaybedeceği sokağa gitmek için basın mensuplarndan izin isteyen Nedim Sarer, "Şimdi oraya gidip, ölmeden önce taş maş atayım polise madem. Adamlara çok ayıp olur bi videoda falan öyle görünmezsem" derken, akşam saatlerinde de yasını tutmak için herkesi mumlarıyla beklediğini sözlerine ekledi.
0
480
Son Olarak Olimpiyatlar İçin İkiye Bölünen Türkiye, Gözünü ''iPhone 5s mi Galaxy S4 mü'' Tartışmasına Çevirdi Geçtiğimiz gün yapılan iPhone 5s lansmanının ardından tekrar alevlenmeye başlayan iPhone-Samsung tartışması, güvenlik birimlerini harekete geçirdi. İstanbul Emniyet Müdürlüğü tarafından bu sabah yapılan açıklamada, şehir içinde kontrolsüz şekilde yapılacak telefon tartışmalarının halkın güvenliği için tehlike arz edeceğine vurgu yapılırken; “Artık tüm maaşı telefonlara yatırdığınız için mi bilmiyoruz ama bu konuda her iki kanatta da oldukça radikal gruplar tespit ettik. Tartışacaksınız evlerinizde sabaha kadar tartışın, ona laf yok; ancak dışarıda yapacaksanız bu işi gidin Kazlıçeşme Meydanı‘nda yapın“ denilerek, gösterilen alan dışına çıkacaklara müdahale edileceğinin sinyali verildi. İstanbul dışındaki kentlerde de yer yer yaralanmalara varan olaylar olduğu bildiriliyor. İstanbul Emniyet Müdürlüğü adına gazetecilerin karşısına geçen Basın ve Halkla İlişkiler Sorumlusu Fatih Yabanel, “Şu an için mümkün mertebe tartışmacıları şehir merkezinden uzak tutmaya çalışıyoruz. Hayır yani yaptığı yapacağı Facebook’a girip fotoğraf yüklemek olan adam, burada bilmemne telefonunun bilmemne aplikasyonda ötekine nazaran % 0.05 daha iyi performans gösterdiğinden falan bahsedince insan ister istemez kıllanıyor“ diyerek sözlerine başladı. “En temizi gidin Kazlıçeşme’de yiyin birbirinizin başını, kimseyi de bu işe bulaştırmayın” diyen Yabanel, İstanbul’un, merkezi lokasyonlarda gerçekleşecek olası bir kutuplaşmayı daha kaldıramayacağının altını çizdi. Kent çapında geniş güvenlik önlemlerinin alındığını belirten Emniyet Basın Sözcüsü, sağduyulu vatandaşlardan da yardım talep etmeyi ihmal etmedi. Yabanel, “İşyerlerinde, toplu taşıma araçlarında, kamuya açık alanlarda bu tartışmayı yaptığını gördüğünüz kişileri 155'e ya da en yakın güvenlik birimine ihbar edebilirsiniz.“ derken, olaylara derhal müdahale edileceğinin garantisini verdi. Özellikle yeni telefon alacağı için fiyat/performans araştırması yapan vatandaşları da uyaran Yabanel; “Dikkat ediyoruz, yeni telefon almayı ‘bir üst modeli çıksın da’ diyerek erteleyenler bu tartışmaları en çok alevlendirenler oluyor. ‘Hacı ne alsam ya, sen memnun musun iPhone‘dan, Galaxy‘den’ diye diye nifak tohumları ekiyolar. İyi niyetlerinden şüphemiz yok ancak onlara da buradan sesleniyoruz: Lütfen alacaksanız alın artık şu telefonu. Daha fazla milleti oyalamayın...” diyerek toplumun her kesiminin üzerine düşeni yapmasını gerektiğini belirterek toplantıyı noktaladı. Emniyet Müdürlüğü’nün açıklamaları sonrası İstanbul'da gergin bekleyiş sürerken, ülke çapında ilk acı haberse Gaziantep’ten geldi. Nizip ilçesinde bir parkta başlayan iPhone-Galaxy tartışması kısa sürede karşılıklı yumruklaşmaya dönüştü. Ailelerin de karışmasıyla büyüyen olaylarda şu ana kadar 3 kişi yaralanırken ilçede geniş güvenlik önlemleri alındı. Görgü tanıkları ise kavganın ardında, iki aile arasında yıllardır süren IOS – Android husumeti olduğunu belirtiyorlar. Gün boyunca diğer illerden gelen haberler ve son durum ise şöyle: Alsancak’ta karşı karşıya gelen iki grup arasındaki tartışmada sinirler gerilince, denize çok sayıda iPhone ve Galaxy fırlartıldı. Fazla büyümeden yatıştırılan olaylardaki maddi zararın 120 bin lira civarında olduğu tahmin ediliyor. Nokia 3310 kullanımın halen yoğun şekilde sürdüğü Yozgat'ta şu ana dek herhangi bir olay çıkmadı. Balabanlılar Köyü Geleneksel Galaxy S4 ve Dut Festivali’ni basan bir grup iPhone yanlısı, Samsung'çuları darp etmelerinin ardından dutları da alarak olay yerinden uzaklaştı. Jandarmanın bölgede takibi sürüyor. Tamamen iPhone'cuların kontrolünde olan Aydın'da şehrin giriş ve çıkışlarında konuşlanan Apple fanatiklerinin, bölgeye Samsung girişini engellemek için bagaj aramalarına devam ettiği bilgisi alındı. Samsun istikametinden gelerek Denizli'ye devam etmekte olan özel bir firmaya ait otobüsün verdiği molada "Biz Samsun'luyuz, Samsung'çuyuz" sloganı atan grupla "Burası iPhone-Karahisar" cevabı veren yerel halk arasında yaşanan sözlü tartışma, şehirlerle ilgili başka herhangi kelime oyunlu bir slogan bulunamaması ve mola süresinin bitmesi sayesinde büyümeden bitti. Ülke çapındaki yoğun tartışma ve kavga ortamında sessizliğini koruyan Kayseri'de, halkın hangi tarafı seçmesi gerektiğine ilişkin AKP yönetiminden açıklama beklediği öğrenildi. Sokak ortasında arkadaşına iPhone 5s'i anlatırken Samsung'çular tarafından linç edilmek istenen bir genç, Apple Store'a sığınarak uzun süre güvenlik güçlerini bekledi.
0
481
Suriye Konusunda Türkiye'nin Hiçbir Zaman Savaş Çağrısı Yapmadığını Belirten Ahmet Davutoğlu: ''Oha! Hala beni dinleyen var mı ya?'' Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, sabah saatlerinde Suriye ile ilgili olarak söylediği “Türkiye hiçbir zaman savaş çağrısı yapmadı” sözlerinin bir anda gündeme düşmesinin ardından konuya açıklık getirmek üzere bir kez daha gazetecilerin karşısına geçti. Davutoğlu, “Şimdi ben mesela burada birşey diyorum, siz de gidip onu gazeteye falan koyuyosunuz öyle mi? Onca şeyden sonra yani? Allah Allah, bi yaşıma daha girdim...” derken, hala sözlerini ciddiye alan birilerinin bulunmasının kendisi için de hoş bir sürpriz olduğunu ifade etti.  Bu sabah, Dışişleri Bakanlığı’nda Nikaragua Dışişleri Bakanı’yla gerçekleştirdiği toplantının ardından Suriye konusunda gazetecilere “Türkiye hiçbir zaman savaş çağrısı yapmadı” diyerek bir anda gündeme oturan Ahmet Davutoğlu, düzenlediği ikinci bir toplantıyla konuya dair önemli açıklamalarda bulundu. Sözlerine “Valla sabah işte Nikaragua’dan biri geldi dedi çocuklar, zaten uzun zamandır öyle herkesin bildiği devletler değil de böyle daha ilk anda akla gelmeyecek, nasıl desem, afedersiniz itin öldüğü yerdeki ülkeler geliyolar bana… Neyse, onunla oturduk ettik işte, çaydı kahveydi derken oraları da pek bilmediğim için sohbet açılsın diye sordum sizin komşular kim, bizimkiler şunlar diye… Ordan aklıma geldi ya dedim Suriye’de bişeyler oluyodu. O sözlerim böyle bir sohbetten çıkmadır yani” diyerek başlayan Davutoğlu, konunun bir anda nasıl olup da bu kadar büyüdüğüne anlam veremediğini belirtti. “Neyse toplantı bitti etti, ben odama geçtim, Facebook’a bakıyodum tam, bizim liseden arkadaş var Kemal, baktım o mesaj atmış ‘Ooo Ahmetçim gastelerdesin bakıyorum da, anlayalım’ diye. A-a bi baktım hakkaten gazetelerdeyim yani. Gerçekten ilginç, normal şartlarda baya bi süre önce beni dinlemeyi bırakmış olmanız lazımdı. Ben nasılsa artık kimse dinlemiyordur, bi yerlerde kulağına çarpsa da oturup gazeteye yazacak kadar ciddiye almıyordur rahatlığıyla bi süredir öyle kafama göre takılıyodum” diyen Davutoğlu, "Lan bi saniye... Dün de bizim hanıma 'Maldivler'le ittifak kurup Irak'a falan bi yerlere savaş mı açsak? Hem müzakere falan derken bi gezmiş oluruz oraları da' demiştim, onu da yazmadınız di mi? Yemin ediyorum siz var ya yakacaksınız beni" sözleriyle de kısa bir süre panik yaşadı. Dışişleri Bakanı olarak hayatının genelde açılıştan davete, basın toplantısından uluslararası kongreye koşturmakla geçtiğini, bu tempo içerisinde her yerde bir şeyler söyleme zorunluluğu hissettiği için bir noktada ipin ucunun kaçtığını samimiyetle ifade eden Ahmet Davutoğlu “Ben gittiğim her yerde aklıma geleni söylüyorum diye siz şimdi kalkıp bunu illa yazmak mı zorundasınız? ‘Big brother is watching you’ derlerdi de inanmazdım. Vallahi öyleymiş. Demek bakan olunca insan iki dakka sesli düşünse bile haber oluyormuş” diyerek hayli meşakkatli bir görevi sürdürmeye çalıştığını vurguladı. Son olarak Avrupa’sından Amerika’sına birçok ülkenin artık kendisini dinlememesi sayesinde rahat bir dönem geçirdiğini kaydeden Davutoğlu, gazetecilere “Ya şimdi saçma olacak ama… Bu dediklerim de aramızda kalsa… Gerçi bu basın toplantısı di mi? Allah'ım, niye böyle yapıyorum ben?” ricasını iletmesinin ardından toplantıdan ayrıldı.
0
482
15 Sene Sonra Ucuz İş Gücü Olarak Kullanmak Üzere 17 Milyon Öğrenci Doğaya Salındı Yeni eğitim öğretim yılının başlamasıyla birlikte ortalama 15 sene sonra kamu ve özel sektörde ucuz iş gücü olarak kullanılacak olan yaklaşık 17 milyon öğrenci de bu sabah ders başı yaptı. Öğretmen geldiğinde ayağa kalkmaktan, konuşmadan önce izin istemeye kadar çeşitli yöntemlerle itaat eğitimleri tamamlanacak olan minikler, 30 küsür sınavı başarıyla geçip gerekli tanıdıkları da bulabilirlerse 20'lerinin ortalarında aşağı yukarı aylık 600 ABD doları maaşla çalıştırılmak üzere hazır hale gelecekler. İlkokul birinci sınıf ve anaokulu öğrencilerinin bir hafta önce uyum eğitimiyle başladığı 2013-2014 Eğitim-Öğretim Yılı için ilk ders zili bugün çaldı. Yaklaşık 3 aylık aradan sonra 17 milyon öğrenci ve 800 bin öğretmen ders başı yaparken, içlerinden şanslı olan bir kaç bin kişi dışında geri kalanların kendilerini tam olarak ne beklediği hakkında en ufak bir fikre sahip olmamaları bir kez daha dikkat çekti. Bu sabah büyük bir heyecanla okullarına ve arkadaşlarına kavuşan minikler, bir sonraki sınav haricinde en ufak bir şekilde ihtiyaç duymayacakları bilgilerle donatılmarının ardından 18 yaşında doğaya salınacaklar. İçlerinden 300 bin kadarı ucuz iş gücü olma konusunda diğerlerine göre avantaj kazanmak için üniversiteye adım atarlarken, kalan bir kaç milyon tanesinden yeterince sebat edenler ülkenin çeşitli bölgelerindeki fabrika, işyeri ve atolyelerde vasıfsız eleman olarak iş başı yaparak ayda 300 ABD Doları karşılığında ülke ekonomisine katkıda bulunacaklar. Üniversiteyi kazananlar ise ortalama 4 ile 8 yıl daha fazla öğretime devam etmelerinin ardından diğerlerinden 300 ABD Doları daha fazla kazancakları bir işe girebilmek için KPSS'ye girme, torpil bulma ve atama bekleme hakkı elde edecekler. Öğretim yılı başlarken çocuklar kadar velilerin heyecanı da görülmeye değerdi. Çocuğu bu yıl okula başlayan velilerden Melek Bercin (34), okul bahçesinde kızıyla vedalaştıktan sonra gazetecilere yaptığı açıklamada “evet biraz ağladı, mızmızlandı ama sonra alıştı prensesim” derken şu an biraz yaramaz ve asi bir çocuk olan minik Beren'in öğretmenlerinin de yardımıyla en geç 20 sene içinde üç otuz paraya eşşek gibi çalışacak kıvama geleceğinden emin olduğunu kaydetti. Yeni öğretim yılı ile ilgili olarak basın mensuplarının karşısına geçen Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı ise, bir eğitimci olarak her ders yılı başında çocukların gözlerindeki o heyecanı ve coşkuyu görmenin bu yaşında bile kendisini halen şaşırttığını belirtirken, “Artık durumun farkında olmadıklarından mı yoksa güvendikleri bi şey mi var bilmiyorum. Muhtemelen fazla televizyon falan izlediklerinden kafalar gitmiş durumda. Neyse hayırlısıyla mezun edelim de bizden çıksın iş" sözleriyle tüm öğrencilere başarılar diledi. Bir soru üzerine her yıl olduğu gibi bu yıl da sınav sisteminde bir takım değişiklikler olduğunu ancak bu durumun öğrencileri ve velileri kesinlikle endişelendirmemesi gerektiğini ifade eden Avcı, “Sistemler değişebilir ama bizim temel amacımız her zaman aynı. Öğrencilerimizin önüne mümkün mertebe çok engel, sınav bilmemne çıkararak o 500 – 600 Dolarlık işi mümkün mertebe zor ulaşılır hale getirmek. Öyle olunca kıymete biniyor çünkü. O süreçte de ay sonunda kredi kartları ve faturaları ödedikten sonra ceplerinde kalanı hesaplamaya yetecek kadar matematik ve faturaları okumalarına yetecek kadar okuma yazma öğretebilirsek ne ala. O da ha bir sistemle ha öbür sistemle olmuş. Niye bu kadar tantana kopuyor anlamış değilim...” diyerek çalışanın her sistemde ucuz iş gücü olmayı başaracağının altını çizdi.
0
483
Öğrenci İşleri Daire Başkanlığı: ''O konuya biz bakmıyoruz...'' Öğrenci İşleri Daire Başkanlığı bu sabah düzenlediği basın toplantısıyla o konuya kendilerinin baktığı yönünüdeki spekülasyonlara açıklık getirdi. Açıklamada o konuyla öğrenci işlerinin ilgilenmediğinin bir kez daha altı çizilirken, o konuyla herhangi bir alakası olmayan diğer konuyla ilgili olarak da "bölümden yazı gelmesi lazım önce" ifadelerine yer verildi. Öğrenci İşleri Daire Başkanı adına açıklamalarda bulunan Başkan yardımcısı Selda Güzelyurt(49), öncelikle daire başkanının şu an yerinde olmadığını söyleyerek imza için bekleyenlerin yarın 9.30'da tekrar bi uğramalarını istedi. Kuyruktaki 8 kişinin ayrılmasının ardından geride kalanlara seslenen Güzelyurt, ''arkadaşlar lütfen kalabalık yapmayalım, hepinize yardımcı olmak istiyoruz ama sistemde genel bir arıza var...'' sözleriyle, şu an için ellerinden gelen bir şey olmadığına tekrar vurgu yaptı. Bir soru üzerine “benzer bir konuyla ilgili az evvel çıkan arkadaşa da aynı şeyi söyledim" ifadelerini kullanan Güzelyurt, öğrencinin ''ben nereden bulayım şimdi o arkadaşı?'' şeklindeki itirazına ise başını önündeki monitöre gömüp sessiz kalarak yanıt verdi. Öğrenci ile daire başkan yardımcısının 3 dakikalık karşılıklı konuşmadan bekleşmesinde ise kazanan taraf Selda Güzelyurt oldu. Öğrencinin ayrılmasının ardından başını ekrandan kaldırmadan açıklamalarına devam eden Güzelyurt, sıranın başındaki ilk 5 öğrenciyi bölüm sekreterliğine, bölüm sekreterliğinden gelen 3 kişiyi de bilgi işleme sevkederek ilk sette servis kırdı. Bir başka soru üzerine "sizin bölüm neydi arkadaşım?" diyen Güzelyurt, 5 dakika kadar önündeki kağıtları karıştırdıktan sonra "bölümün panosuna asılmış olması lazım oraya bi bakın" diyerek çay molası için toplantıya 20 dakika ara verdi. Çay molasının ardından tekrar bankosuna dönen Öğrenci İşleri Daire Başkan Yardımcısı, saatin 16'ya gelmesi nedeniyle toplantıya son verdi. Kuyruğun geri kalanını “dilekçe yazıp bırakın, haftaya tekrar bi uğrayın” sözleriyle uğurlayan Güzelyurt'un bankosunda günün bilançosuysa şöyle: - 42 eksik fotoğraf - 2 yatay geçiş talebi (işi uzun bunların, Selma Hanım'a havale et) - 21 para yatırmama, eksik dekont vakası - Geri dönmeyen 1 kalem, 4 uhu (kalemleri bağla...uhuya çözüm bulmak lazım) - 16 bardak çay, 4 türk kahvesi, 3 Candy Crush isteği
0
484
Yazın Görkemli Bir Düğünle Dünya Evine Giren Genç Çift, Eylül Ayı İtibariyle 6 Yerli Diziyi Çekirdek Çitleyerek Takip Ediyor... Geçtiğimiz Ağustos ayında yaklaşık 600 kişinin katıldığı görkemli bir düğünle dünya evine giren Caner-Sinem Cineray çifti, Eylül ayıyla birlikte 6 yerli diziyi takip etmeye başlayarak beklentileri boşa çıkarttılar. Ankara Hilton’daki düğüne katılan arkadaşları ve akrabaları Caner ve Sinem’in henüz bir ay bile olmadan bütün akşam evde oturup dizi izlemeleri için o kadar eğlendiklerine inanmadıklarını belirtirlerken "İnsan o kadar şatafat ve debdebeden sonra herhalde bunun sonunda müthiş bir şey çıkacak diye bekliyor. Altı üstü 2 kişi hayatlarının geri kalanını birlikte dizi izleyerek geçirecekler diye bunca gürültü çıkarmanın ne anlamı var? Deselerdi, hiç uğraşmaz bi çeyrek altın alır yollardık" sözleriyle de yaşadıkları hayal kırıklığını ifade ettiler. Üç yıllık birlikteliklerinin ardından geçtiğimiz yıl evlilik kararı alan genç çift, aradan geçen 1 senede gerek nişanları, gerek ev eşyası alma süreçleri ve son olarak da düğünleriyle çok konuşulmuştu. Caner’in Sinem’e yaptığı çılgın evlilik teklifi, Sinem'in erkek dansçılar eşliğinde düzenlediği bekarlığa veda partisi ve toplam 60 Bin TL'ye mal olan düğünlerinin giriş şarkısını ACDC'den Highway to Hell olarak seçmeleriyle özellikle yakın arkadaş çevresinde büyük beklenti yaratan genç çift, yeni yayın döneminde 6 yerli diziyi takip ettiklerinin anlaşılmasıyla birlikte kendilerine bağlanan tüm umutları boşa çıkardı. Çiçeği burnunda çiftin aynı zamanda nikah şahitliğini de yapan yakın arkadaşları Özden Turan (27), durumu ilk fark edenlerden biri olduğunu üzülerek ifade etti. ‘’Valla ben, Caner paraşütte evlenme teklif ettiğinde çok umutlanmıştım açıkçası. Tanıştıktan 2 ay sonra birlikte otostopla Avrupa'yı dolaşmış, düğünlerinde ilk danslarını romantik bir şeyler yerine Thriller eşliğinde yapmış insanlar bunlar. Ardından gelen Serengete kıyılarındaki balayı olsun, evlerine aynalı büfe sokmamak olsun, her şey insana 'Bu kadar tören boşuna yapılıyor olamaz. Galiba sonunda müthiş bir evlilik geliyor, bu kesinlikle diğerlerine benzemeyecek' dedirtiyordu. Ancak dün akşam pizza söyler bira içeriz, belki play station oynarız diyerek şöyle bir uğradığım evde maalesef Muhteşem Yüzyıl izlerken buldum onları... Kanalı falan değiştirmeye uğraştılar ama yok yani bariz izliyolardı. Hadi Muhteşem Yüzyıl'ı geçtim, "Görüş Günü Kadınları" nedir, biri bana bunu açıklayabilir mi?" sözleriyle karşılaştığı manzarayı aktaran Turan, evliliğe olan inancının bir kez daha kırıldığını kaydetti. Ağustos Ayı'nda yapılan düğünde şimdiki erkek arkadaşıyla tanışarak geceyi en karlı şekilde kapatan isimlerden biri olan Melis Dertsiz (28) ise, tam da yeni bir ilişkiye başlamışken Sinem ve Caner’in kendisinde heves meves bırakmadığını itiraf etti. Sinem ve ailesinin düğün esnasında sürekli olarak kendisine ‘’Eee, artık sıra sende Melis’cim’’ dediklerini belirten Melis Dertsiz, ‘’Neyin sırası bende? AB izleyici grubuna girmenin mi? Her akşam aynı kanepede 2 paket çekirdek, 1 demlik çay bitirmenin mi?'' derken, genç çiftin evinde yaşadıklarını şu sözlerle aktardı: ‘’Bu akşam kesin çok eğleniriz diye gittiğim her seferinde kendimi dışarı zor atıyorum. Ev artık nasıl bir yere dönüştüyse, ne zaman gitsem bi köşeye kıvrılıp uyuyasım geliyor. Koltuk mu rahat artık, çayıma kısırıma bir şey mi katıyorlar bilmiyorum. Ama orada benim uyumam için gerekli her şey mevcut. O sıcaklık, o huzur... o anneanne evi kokusu... ne bileyim… Nikahta 'evet' dedikten sonra 'ama en az 3 kediiii' diye bağıran Sinem'i de böyle gördüm ya... 3 kedi gitmiş, 7 biblo fil gelmiş direkt. Boy sırasına göre art arda dizilmiş 7 filden bahsediyorum size...’’ Çiçeği burnunda evlilerin sadece 1 ay içerisinde haftada 6 yerli dizi, 2 AVM ziyareti ortalaması ile günlerini geçirmeleri özellikle arkadaş çevrelerinde tepki çekerken, akrabaları ve aileleri ise durumdan oldukça memnun. Bir aksilik çıkmaması durumunda kızlarının 30-40 yıl boyunca ne yapacağının belli olmasının kendisine huzur verdiğini belirten Sinem’in babası Rıza Balaran, damadından övgü dolu sözlerle bahsetti. Kendisi ve eşinin de yıllardır böyle yaşadığını ve gayet de mutlu olduklarını belirten Balaran, ‘’Önemli olan insan, önemli olan birlikte eğlenmek. Bak bizim damat mesela bana Rıza Amca' diyodu, şimdi Rıza Baba diyor, yeri geliyor 'Adamlar pislik çıktı Rıza Baba ehehe' diye espriyi patlatıyor’’ dedi ve ekledi: ‘’Yani işte aynı dizileri izlemenin komiklikleri bunlar. Tabii Arka Sokaklar’ı takip etmeyen gülmemiştir de... Bu benle damadımın bi paylaşımı…" Çevreden yükselen tepkiler üzerine açıklama yapma gereği duyan genç çift ise, kimseyi hayalkırıklığına uğratmak istemediklerini ancak ellerinden ancak bu kadarının geldiğini ifade ettiler. ''Evet, böyle boktan bir hayata başlamak için o tören biraz gösterişli kaçmış olabilir ama ne yapsaydık yani? Hayır ne bekliyorlardı onu da anlamıyoruz zaten. Eşimle birlikte soğuk füzyonu mu keşfedecektik? Kansere çare mi bulacaktık?  İlla değişik bir evlilik olsun diye swinger partilerine mi katılalım? Bunun için daha çok erken, beş-altı sene geçsin o zaman düşünürüz.'' diyen Caner Cineray, eşinin ''Ya acaba bugün dışarı mı çıksak?'' önerisine ise ''Başka zaman çıkarız. Akşama İntikam'ın yeni bölümü var'' sözleriyle karşı çıktı. Eşinin bu sözlerinin ardından hemen ikna olan Sinem Cineray, meyve, çekirdek ve çayla dolu heyecan verici bir gece için daha hazırlıklara başlarken, haber yayına hazırlandığı sırada genç çiftin boşanmadıkları ya da birbirlerini öldürmedikleri takdirde önümüzdeki 50 yıl boyunca birlikte izleyecekleri yaklaşık 800 diziden 7.'sini aradan çıkarmak üzere kanepelerine doğru yol aldıkları bildirildi.
0
485
Sosyal Medyayı Etkin Kullanmak İsteyen Bir Ünlü Daha ''@greywolf222 sensin gerizekalı!!'' Noktasına Vardı... Türk Pop müziğinin genç isimlerinden Aytaç'ın 2 ay önce hayranlarıyla daha etkili iletişim kurmak için açtığı twitter hesabı dün gece istenmeyen görüntülere sahne oldu. Görgü tanıklarının ifadelerine göre gece 00.30 sularında ünlü sanatçının attığı "bu gecede stüdyoda sabahlıyoz. albümü almıyan herkeze çok fena bedduğa etcemmm ona göre:))" şeklindeki tweet'e bir takipçisinden gelen "türkçe'yi öğrenene kadar sana su bile yok" yanıtı ile başlayan tartışma, ilerleyen saatlerde tarafların birbirlerine "gerizekalı", "sensin gerizekalı", "bi yerini kaldırdıysak indirmeyi de biliriz", "yüreğin varsa gel indir lan" biçiminde saydırmalarıyla daha da büyürken, Aytaç sadece bu ay içerisinde twitter'da madara olan 8. sanatçı oldu. Olayla ilgili olarak bu sabah bir basın açıklaması yapan ünlü sanatçının menajeri Fatih Yorgancılar, "Aytaç, tamamen samimi hislerle, o geceye dair hoş bir anı sevenleriyle paylaşmak için basit bir tweet atıyor. O yorgunlukla da bazı yanlışlar yapmış. Olabilir, hepimiz insanız ama olayın bu noktaya gelmesinde kendisinin bir suçu yok" sözleriyle olayın tamamen bazı takipçilerin kışkırtması nedeniyle büyüdüğünü ifade etti.  Bir takipçisinin Aytaç'ı bozmasının ardından diğerlerinin de "Ooo büyük verdi eline valla", "Aytaç bunun altında kalacağına gel benim altımda kal :)", "Aytaç az ye de Türkçe bilen birini tut lan :)))" gibi ifadelerle sanatçıyı tahrik ettiğini belirten Yorgancılar,  "E tabii genç çocuk, kaldıramamış bazı şeyleri. Maalesef o da bir takım ağır sözler kullanmış. İşte gelirsem o klavyeyi bi yerine falan... neyse" diyerek ünlü yıldız adına kamuoyundan özür diledi.  Olayın ardından Aytaç'ın twitter hesabını kapattığı ve en az 2 ay süreyle internetten uzak kalacağı bildirilirken, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi, Sosyal Medya Mağdurları Rehabilitasyon Kliniği'nden psikolog Aycan Cemilgen de konuyla ilgili olarak yaptığı açıklamada özellikle ünlü isimlere önemli uyarılarda bulundu.  Cemilgen, halk arasında "twitter'da madara olanlar koğuşu" olarak da bilinen kliniğe sadece geçtiğimiz 3 ay içerisinde 40'dan fazla ünlünün başvurduğunu belirtirken, sorunun temel olarak sıradan vatandaşın internet başındayken kaplan kesilmesi ve ünlülerin de aslında bir hayli tırt olmalarından kaynaklandığının altını çizdi. Deneyimli psikolog, ünlü isimlerin mümkün mertebe zeka ve bilgi düzeylerini ele vermeyen, yalnızca duyurudan ibaret sosyal medya kullanımına ağırlık vermeleri gerektiğini vurgularken, klinikte uygulanan tedavi hakkında da şu bilgileri verdi: "Rehabilitasyon merkezimize gelen tüm ünlülerimiz birbirleriyle, hatta geceleri merkezimizin güvenliğini sağlayan sevimli Golden Retriever'ımız Kaşağı'yla aşağı yukarı aynı IQ seviyelerinde oldukları için burada kendilerini rahat hissediyorlar. Önemli olan da onlara bu ortamı sağlayabilmek. Burada her sabah grup terapisinde tekrarladığımız bir mottomuz var Twitter'la ilgili: 'Yorum yapma, duyuru yap, ne salak desinler sana ne de sap'. Açıkçası bu uygulandığı müddetçe, konuklarımız normal hayatlarına döndüklerinde bir sıkıntıyla karşılaşacaklarını sanmıyoruz. En önemlisi de şunu hiçbir zaman unutmamak: Zeka, aynı vücudunuz gibi tamamen size özel bir alandır ve bunu herkese göstermeniz gerekmez..."
0
486
Facebook’taki Fotoğrafları Bugüne Dek En Fazla 3 Like Alabilen Minik Efe, Ailesi İçin Utanç Kaynağı Olmaya Devam Ediyor... 3 ay önce dünyaya gelen Efe Canoklu’nun doğumundan itibaren ailesi tarafından Facebook’ta paylaşılan fotoğrafları hayal kırıklığı yaratmaya devam ediyor. Sevim-Rıza Canoklu çiftinin ilk çocukları olan Efe, bugüne kadar en fazla 3 like alabilirken, şekilsiz yavrunun ailesi nezaket için "ay yerim seni çirkin şey :)))" şeklinde yorum dahi yazmayan yakın çevrelerine tepkili. Ümraniye Devlet Hastanesi’nde dünyaya gözlerini açan Efe Canoklu (3 Aylık), aynı gün  'Minik Efe hoş geldi' albümüyle de Facebook’a merhaba demişti. Babası olarak büyük bir hevesle paylaştığı ilk fotoğrafın tam bir soğuk duş etkisi yarattığını belirten Rıza Canoklu (32), "Sadece benim 400 küsur arkadaşım var ancak sonuç: 1 like, 2 yorum. Like'ı veren eşim, gelen yorumlar da, ':(' ve 'Allah çirkin bahtı versin' şeklinde" derken, kendi annesinin dahi o fotoğraftan sonra Facebook hesabını dondurduğunu ifade etti . "O süreçte biz de 'ya zaten yeni doğan bebeklerin hepsi afedersiniz fare yavrusu gibi oluyor. Bizimki de sonradan toparlar nasılsa' diye kendimizi avuttuk" diyen Sevim Canoklu (29) ise 3 ay boyunca her yolu denemelerine karşın en fazla 3 like'a kadar çıkmalarının ardından acı gerçekle yüzleşmek zorunda kaldıklarını dile getirdi. Bugüne dek Efe’yi Fenerbahçe formasıyla, yavru kedi köpeklerle, biraz daha şekilli başka bebeklerle ve hatta gaz maskesiyle bile çektiklerini sözlerine ekleyen acılı anne, "Artık nasıl bir şey doğurduysam hiçbiri işe yaramadı. En yakın arkadaşımın bile sırf beni avutmak için like verip 2 gün sonra geri aldığını farkettim. Bunu doğuracağıma taş doğuraydım, daha çok like alırdı " ifadelerini kullandı. "Valla son çare olarak napalım, biz de ‘çıplak bebek fotosu’ kozunu oynadık ancak bu sefer de daha saniyesinde ‘Püüü, aynı babası. Kadersizim benim’ yorumuyla yine yıkıldık" diyen baba Canoklu ise, şimdilik daha fazla acı çekmemek adına eşiyle birlikte Facebook hesaplarını kapattıklarını açıkladı. Basın toplantısının ardından, gazetecilerin minik Efe ile birlikte görüntü alma taleplerine şiddetle karşı çıkan Sevim-Rıza Canoklu çifti, saatin geç olduğunu ve Efe’nin artık uyku vaktinin geldiğini söyleyerek basın mensuplarını apar topar kapı dışarı ettiler.
0
487
35 Yaş, Aylık 5.000 TL Gelir ve Evdeki 2 Kediye Rağmen Henüz Sonbahar Depresyonuna Giremeyen Ceren Güntar'a Tepkiler Büyüyor Eylül ayının sonlarına yaklaşılmasıyla beraber Türkiye genelinde 35 yaş ve üstü, orta-üst gelir grubuna mensup, evlerinde kedi besleyen bekar kadınların sonbahar depresyonuna giriş işlemleri büyük ölçüde tamamlanırken, sürpriz haber İstanbul Nişantaşı’ndan geldi. Sonbahar depresyonunun kalesi sayılan ilçenin sevilen simalarından Ceren Güntar'ın , henüz depresyona yönelik hiçbir emare göstermemesi başta ailesi olmak üzere yakın çevresini yasa boğdu. Depresyon öncesi tüm hazırlıklarını tamamlayan mahalle esnafıysa duruma tepkili. Sonbahar depresyonuna giriş için son tarih olan 30 Eylül'e sayılı günler kala, İstanbul Nişantaşı’nde gergin bekleyiş sürüyor. Henüz depresyona yönelik hiçbir olumlu sinyal vermeyen Ceren Güntar’ın ailesi, kamuoyundan yükselen tepkiler üzerine bu akşam saatlerinde genç kadının yaşadığı bina önünde basın mensuplarının karşısına geçti. Aile fertleri adına konuşan acılı baba Necdet Güntar, beş kuşaktır Nişantaşılı olduklarını, sonbahar depresyonunun kendileri için adeta bir aile geleneği sayıldığını belirterek şunları söyledi; “İnanın nerede yanlış yaptık bilmiyorum. Bizler annesi babası olarak elimizden geldiğince sorunlu bir çocukluk yaşattık ona, önünde kavgalar mı etmedik, boşanma davaları mı açmadık... 26 yaşından beri iki kedisiyle beraber ayrı evde yaşıyor, ayrıldığı sevgilileri bugün birçok Orta Avrupa ülkesinin nüfusu kadar, evlilik desen görünürde hiçbir kısmet yok. Maaş desen tamam, plaza desen her gün düzenli gidiyor... İnanın bu saydıklarımın sadece bir tanesine sahip olduğu halde Eylül’ün 1’i olunca şak diye depresyona girebilenler var... Maalesef Ceren hala işin goygoyunda. Akranları nerdeyse ikinci depresyonlarına girecek. Kızım diye demiyorum, gerçekten yazıklar olsun...” Ceren’in henüz ayvalı ıhlamuruna hiç dokunmadığını, televizyonun karşısındaki battaniyesini kullanmadığını, son zamanlarda ilaç için bir tane bile romantik komedi DVD’si almadığını tespit ettiklerini belirten Necdet Güntar “Bakın Ceren’in yakın arkadaşlarından biri ne tweet atmış ‘ ’ Buyrun bi de bizimki ne yazmış görün ‘ ’ Bunu okurken bile inanın yüreğim dayanmıyor” sözlerinin ardından gözyaşlarına boğuldu. Acılı babanın konuşmasının bitimiyle birlikte Ceren’in durumuna bir hayli kızgın oldukları görülen mahalle esnafı yaşananları gazetecilere aktardı. Güntar’ın uzun yıllardır kuaförlüğünü yapmakta olan Şeyma Balkız "Ben Eylül ayı gelince, bu haftada üç gün gelicek nasıl olsa, boyatmasıydı röflesiydi derken düze çıkarım diye beyaz eşyamı yeniledim. Bir ton borca girdim. Kim verecek şimdi bunun hesabını?” sözleriyle tepkisini dile getirirken mahalle bakkalı İbrahim Kökek ise sonbahar depresyonu esnasında Ceren’e satmak üzere özel siparişle getirttiğini belirttiği 7 kiloluk çilekli dondurma kutularının üzerinde tepindi.  Tüm yaşananlara rağmen Güntar’ın evinden kahkaha sesleri gelmesi üzerine daha da öfkelenen kalabalığın eve girmek istemesi sonucunda apartmanın önüne emniyet kuvvetleri tarafından barikat kurulurken, haber yayına hazırlandığı sırada esnafın oturma eylemine geçtiği bildirildi.
0
488
Çalışanlar Arasında Tüm İkili İlişki Kombinasyonların Tükendiği Firmada En Başa Dönüldü İstanbul’un gözde iş merkezlerinden Social Plaza’da yer alan Millers Denetleme A.Ş.’de sular durulmuyor. Yaklaşık 40 çalışanıyla yoğun bir iş temposuna sahip olan firmada ofis içi aşkların önüne geçilemezken, son olarak şirketin genç denetçilerinden Burcu Varlıklı (26) ve Haluk Öz (34)’ün de birliktelik yaşamasıyla çalışanlar arasındaki tüm ikili kombinasyonlar dün akşam saatlerinde tükendi. Gelişmenin ardından bir sonraki ilişkinin kimler arasında olacağını merak eden Millers ekibi, şirkete yeni eleman alınmaması halinde her şeyin baştan yaşanmasından endişe ediyor. Türkiye’nin sektöründe öncü firmalarından Millers Denetleme’de dün yine rutin gece mesailerinden biri yaşanırken, şirket içinde birbiriyle herhangi bir yakınlaşması olmayan son iki isim olan Burcu Varlıklı ve Haluk Öz’ün aşklarını itiraf etmesi karmaşık duygular yarattı. İlişkinin ortaya çıkmasının ardından Genel Müdür Oğuzhan Bilgöz, Burcu-Haluk çiftine mutluluklar dilediği konuşmasında “Umarım ki mutlu olsunlar ancak ofisimizdeki ilişkilerin ortalama süresi taş çatlasın 2 ay, hadi bilemedin 3 ay... İnşallah bu sefer farklı olur zira an itibariyle tüm kombinasyonları tükettik arkadaşlar. Herkes herkesle oldu maşallah. Deniz bitti..” şeklindeki sözleriyle uyarılarda bulundu.  Alkışlar eşliğinde sözü aynı zamanda eski kız arkadaşı olan Burcu Varlıklı’ya bırakan Oğuzhan Bilgöz, “Lan var ya, kaptın güzelim kızı ha. Ben bilemedim, sen kıymetini bil bari eşşek herif” diyerek de Haluk Öz’e takılmayı ihmal etmedi. Varlıklı'nın “Valla Haluk’un senden her anlamda daha iyi olduğunu biliyorum zaten, lütfen o konuları açmayalım” sözleri ortamda bir anda soğuk duş etkisi yaratırken, daha sonra araya giren çalışanlar konuyu değiştirerek gergin havayı yumuşattı. Yaşananların ardından, yeni ilişkisiyle ilgili açıklamalarda bulunan Haluk Öz ise, Burcu’yu daha önce çalışma arkadaşı olan Ahmet’le olan ilişkisi içerisinde yakından tanıma fırsatı bulduğunu kaydetti. “Tabii onun ardından Bilal, Ozan, Mustafa, Adem, Cem, Mehmet ve Levent’le olan ilişkileri de benim için önemli birer referanstır” diyen genç denetçi, şu an için her şeyin mükemmel gittiğini dile getirdi. Erkek arkadaşı gibi kendisinin de çok mutlu olduğunun altını çizen Burcu Varlıklı ise, “Sinem ve Özge'yle olan ilişkilerinden bildiğim kadarıyla Haluk biraz kıskanç bi insan. Bana da başta, ‘eski sevgililerine konuşmayacaksın’ gibi bir şey dedi. Ancak şirkette şoför Orhan abi dışında şirkette muhabbet edebilceğim tek bir Allah’ın kulu kalmadığını farkedince o konuyu hallettik...” ifadelerini kullandı. Genç çift bu sözlerin ardından alkışlar eşliğinde masalarına uğurlanırken, olabilecek tüm ikili ilişki kombinasyonlarının tükendiği şirkette diğer çalışanların konu hakkındaki görüşleri ise şöyle oldu: 12 yıldır bu şirketteyim. Bana ilk sıra 3.yılımın ortalarında geldi. O zaman da benzer bir kriz benimle aşılmıştı. İnanıyorum ki şimdi de bir şekilde bu sorun çözülecektir. En kötü ihtimalle ben çay ocağını amcaoğluna devrederim bir süre. O da bir hayli nefes aldırır diye düşünüyorum. Nefes aldırsın yeter zaten. Ben o Burak salağı ile bir kere daha beraber olacağıma ölürüm daha iyi. Sevgililer Günü’nde ayıcık hediye etmiş adamdan bahsediyoruz bana ya... Ne zaman kendisi için aldığım ama ayıcığı görünce vermekten vazgeçtiğim Playstation'ı görsem aklıma gelir. Ama Özer farklıydı bak, ona bir şey diyemem. Mert de eh... Sibel? Hmm. Kaç oldu ya? Yalnız çok ayıp gerçekten ya... Böyle bir döngü vardı da niye bana haber verilmedi? İki senedir bu şirketteyim, niye hep aynı kızlayım ben?? Gözlüklerden mi? Söyleyin nolur... Görev verilirse elimden geleni yaparım ben... Bugüne dek çalıştığım firmalar arasında takım çalışmasına bu denli duyarlı, ekip ruhuna bu kadar sahip başka hiçbir yer görmedim inanın. Resmen kağıt üzerinde varolan tüm motivasyon mottolarının birebir yaşandığı son derece kendine has bir yer burası. 3 yıl kadar önce kocamdan da boşandığım için ayrıca bireysel olarak bana çok iyi geldi. Hatta en iyi Mustafa geldi bana, bunu da net bir şekilde söyliyim. Bi tur daha rahat yaparım ben.
0
489
Demokratikleşme Paketiyle Biraz Daha Özgürleşen Türkiye, Başbakan'a Soru Sorabilen İlk Gazeteciyi 2023'e Yetiştirmeyi Planlıyor Bu sabah Başbakan Erdoğan tarafından açıklanan paketle demokratikleşme yolunda, gösteri sürelerini 1 saat uzatmak, qwx gibi harflerin kullanımına olanak sağlamak ve kamuoyunda tartışmalara yol açan Nevşehir Üniversitesi'nin adını Hacı Bektaş-ı Veli Üniversitesi olarak değiştirmek gibi önemli adımlar atan Türkiye'ye bir müjde de Hükümet Sözcüsü Hüseyin Çelik'ten geldi. Çelik, akşam saatlerinde basın mensuplarına yaptığı açıklamada Türkiye'nin demokratikleşmesinin uzun soluklu bir macera olduğuna dikkat çekerken, bu hız ve istikrarla devam edilmesi halinde Başbakan'a soru sorabilen ilk gazetecinin 2023 yılına yetiştirileceğinin de müjdesini verdi. Başbakanlık konutundan basın mensuplarının karşısına geçen Hükümet Sözcüsü Hüseyin Çelik, paketteki eksikliklerle ilgili eleştirileri yanıtladı. Paketin seçim barajı, terörle mücadele yasası, tutukluluk süreleri gibi konularda herhangi bir somut iyileştirme getirmediğini kabul eden Çelik, “Öyle birden demokratikleşme diye bi şey olmaz zaten, bünye reaksiyon verir. Bugün üniversitenin adını değiştiririz, yarın iyi günümüze denk gelir 10 kişinin bir araya gelip gösteri yapmasına izin verilir, öbür gün bir bakmışsınız bir gazeteci çıkıp Başbakanımız'a kafasına göre soru sorabiliyor. Bu işler biraz da zamanla, sindire sindire..." sözleriyle geleceğe dönük iyimser mesajlar verdi. Her seçim döneminden önce “yetmez ama evet” miktarında kanun değişikliğiyle Türkiye'nin demokratikleşmesi yönünde ağır ama kararlı adımlarla ilerleyeceklerini belirten Çelik, hesaplarına göre Başbakan'a ''bu kadar harika olmak sizi yormuyor mu efendim?” dışında soru sorabilen ilk gazetecisinin de 2023 yılı itibariyle demokrasimize kazandırılmış olacağını ifade etti. “ Türkiye'nin demokratikleşme serüveninde önemli bir kilometre taşı olacak gazetecinin yetiştirilmesi için şimdiden bazı girişimlerde bulunduklarının da altını çizen Hükümet Sözcüsü, "Şu aşamada pek fazla ayrıntı veremiyorum ama bu evladımızı da biz kendi imkanlarımızla yetiştirip ülkemize armağan edeceğiz. Aklımızda bir isim de var. Kendisi şu an Lise 1'e gidiyor. Terbiyeli, dinine milletine bağlı ama aynı zamanda gerekirse takır takır laf da yetiştirebilen çok gözü kara bir çocuk. İletişim fakültesini yazması için ailesiyle temastayız..." diyerek sürecin takipçisi olduklarını dile getirdi. Çelik, açıklamalarının ardından soru kabul etmeyerek basın toplantısını sonlandırırken, Başbakanlık çıkışında aracının önü yaklaşık 20 kişilik bir eylemci grubu tarafından kesildi. Ellerinde, “Şimdi tam olarak ne kadar demokratikleştik?”, “Mor Gabriel Manastırı’nı başörtülülere mi vermişler?”, “Hacı Bektaş Üniversitesi’nde Kürtçe andımıza hayır!” yazılı pankartlar taşıyan vatandaşlar, paketi anlamadıkları için kendilerini yeterince demokratikleşmiş hissetmediklerini belirterek yetkili bir isimden açıklama talep ettiler. Açıklama gelene kadar Başbakanlık önünde oturma eylemi yapmak isteyen gruba korumalar ve 300 kadar çevik kuvvet polisi müdahale ederken, haber yayına hazırlandığı sırada eylemcilerin Terörle Mücadele Şubesi'ndeki sorguları sürüyordu.
0
490
G8 Zirvesinden Sürpriz Karar: Brezilya Artık Gelişmiş Bir Ülke Almanya'nın Hamburg kentinde yapılan G8 Zirvesi'nden çıkan sürpriz karar tüm dünyada şaşkınlık yarattı. Zirveden çıkan, "Brezilya'nın artık gelişmiş bir ülke olarak kabul edileceği" kararı, bu ülkede sokakları adeta bir karnaval yerine çevirirken, televizyondan halka seslenen Cumhurbaşkanı Edison Arantes do Nascimento "hiç beklemiyorduk, ne yapacağımızı şaşırdık, darısı tüm gelişmekte olan ülkelerin başına" dedi. Sürpriz gelişme üzerine Brezilya Devlet Televizyonu BRNT-1'dan halka seslenen Nascimento; bu başarının, bakanından malzemecisine kadar yıllardır özveriyle çalışan tüm Brezilya Halkı'nın ortak eseri olduğunu belirterek, emeği geçen herkese teşekkür etti. Konuşmasında, esas önemli olanın gelişmiş ülke ünvanını korumak olduğun da altını çizen Cumhurbaşkanı, "ancak artık geliştik diye şımarmak yok. Bi iki hafta eğlenip sonra kaldığımız yerden yolumuza devam etmeliyiz" sözleriyle rehavete kapılmamaları konusunda halkı uyarmayı da ihmal etmedi. Zirveden çıkan kararı, düzenlenen bir basın toplantısıyla dünya kamuoyuna duyuran Amerikan Başkanı Barack Obama, aynı zamanda Brezilya'yı ilk kutlayan isim oldu. Konuşmasında, önümüdeki hafta düzenlenecek törenle Brezilya'ya "Gelişmiş Ülke" sertifikasının takdim edileceğini de açıklayan Obama, Brezilya'nın bu ünvanı alnının akıyla hakettiğinin altını çizerek bu ülkeye başarılarının devamını diledi. Gelişmekte olan ülkelerdeki hiç bir zaman gelişemeyeceklerine yönelik yaygın kanının yersiz olduğuna vurgu yapan Amerikan Başkanı, "bakın çalışınca nasıl da oluyormuş" sözleriyle diğer gelişmekte olan ülkelere de cesaret verici mesajlar yolladı. Tören sırasında Obama'nın Brezilya'ya hitaben söylediği "aman çok gelişmeyin ha, bizi de geçersiniz sonra" sözleri, salondakileri kahkakaya boğdu.
0
491
800.000 Memurun Zorunlu İzne Çıkarıldığı ABD'de Candy Crush Ltd.Şti. İflasını Açıkladı Dün akşam saatlerinde kongredeki bütçe çalışmalarının çıkmaza girmesi üzerine kepenk kapatarak bazı memurların maaşlarını ödemeyeceğini açıklayan ABD'de gerilim tırmanıyor. Gelişmenin ardından yaklaşık 800.000 devlet memuru zorunlu izne çıkarılırken, krizin ilk kurbanı ise Candy Crush Ltd. Şti. oldu. Firmadan yapılan açıklamada, mesai saatleri boyunca birbirlerinden can isteyen devlet memurları olmaksızın sistemin sürdürülebilir olmadığı belirtilirken, zorunlu iznin ilk gününde yaşanan 80 Milyon Dolarlık zararın ardından iflasın borsaya duyurulduğu ilan edildi. ABD Kongresinde çıkan bütçe krizinin ardından ülkede 17 yıl aradan sonra devlet dairelerinin kapatılıp 800.000 devlet memurunun zorunlu izne çıkarılmasının yankıları sürüyor. Büyük bir ekonomik krize dönüşmesinden endişe edilen kepenk kapamanın ilk vurduğu firma ise, gelir kaynakları büyük ölçüde devlet memurlarına dayanan Candy Crush oldu. Yaşanan ilk iflas, başkent Washington’da da gündemin ilk sırasına yerleşirken, konuya ilişkin bir değerlendirmede bulunan Başkan Obama “Arkadaşlar, evet çok zor günlerden geçiyoruz ama unutmayalım ki atalarımız bu ülkeyi Facebook'suz, Candy Crush'sız, Bubble Witch Saga'sız kurdu. Gerçi düşününce bunlar olmadığı için can sıkıntısından da kurmuş olabilirler ülkeyi ama konumuz bu değil şimdi. Ayrıca zaten oyun da baymaya başlamıştı bence... 192. level'ı geçebilen var mı aranızda?” sözleriyle vatandaşları sabırlı olmaya çağırdı. Krizin ilk gününde devlet memurluğunun kalesi olan Washington’da bunlar yaşanırken, diğer eyaletlerdeki son gelişmeler ise şöyle: Times Square’de toplanan bir grup devlet memurunun bordrolarını yakmalarının ardından üzerinde "R.I.P (Allah rahmet eylesin)... Amerikan Memuru (1865-2013)" yazılı sembolik tabut taşımaları, gösterileri izleyen vatandaşlar arasında "Türkiye mi oluyoruz" telaşına neden oldu. Miami Valiliği'ne bağlı sözleşmeli olarak çalışan patenci kızların zorunlu izin nedeniyle memleketlerine gitmeleri bölgede yoğun protestolara yol açtı. Patencileri uğurlamak için Miami Şehirlerarası Terminal İşletmesi'nde (MAŞTİ) toplanan Miamililer gözyaşlarına boğuldu. Maaş alamadığı için cinnet geçiren Austin bölge şerifi Jerry Kowinski, Teksas Adliyesi’ni bastı. Adliye çalışanlarının da zorunlu izinde olması sayesinde bir facianın eşiğinden dönülürken; Kowinski, kendisini ikna etmek için olay yerine geitirlen annesi tarafından vurularak etkisiz hale getirildi.  Eyaletin en önemli şehri Los Angeles’da toplanan yaklaşık bin kişilik bir kafile, mevismlik işçi olmak için Colorado'ya doğru yürüyüşe geçti... Meksika sınırında bulunan gümrük memurlarının izne ayrılışında hüzün vardı. Uzun yıllardır birlikte mesai yaptıkları sınır kaçakçılarıyla son kez bir araya gelen memurlara, bugüne dek gösterdikleri özverili çalışmalar nedeniyle kaçakçılar tarafından plaketle ödüllendirildi. Kaçakçıların kendi aralarında topladığı 500.000 doları da yanlarına alan gümrük memurları, Meksika'ya iltica etmek üzere sınıra doğru yola çıktılar.
0
492
Geleneksel ''Üniversite Okumak İçin Gidilen Şehre Bok Atma Şenlikleri'' Başladı Türkiye çapında üniversitelerin açılıp, memleketten ayrılma, kayıt ve kalacak yer bulma işlemlerinin tamamlanmasının ardından gidilen şehre bok atma şenlikleri de bu sabah resmi olarak başladı. Bu sene Kütahya Dumlupınar Üniversitesi Su Ürünleri Bölümü'nü kazanan Cihangir Yaşmak (18)'ın ''Kütahya, sen nasıl bir memleketsin? Burada 4 sene değil, 4 dakika bile geçmez lan :(('' tweeti ile açılışını yaptığı şenliklerde, "Pfff bi tane caddesi var o da apaçi dolu" tweet'inin geldiği Isparta ve "Allahım neydi günahım?!" paylaşımının yapıldığı Yozgat başa oynarken, taşra valileri ise ortak bir basın açıklamasıyla tepkilere yanıt verdiler: "Zorla mı getirdik?!" Sabah saatlerinde atılan ilk tweet'in ardından, Türkiye'nin sosyal olanakları mahrumiyet caddesi, internet cafe ve uyduruk bir pastaneden ibaret diğer illerinden de yoğun bir katılımın gerçekleştiği şenlikler önümüzdeki 2 ay boyunca devam edecek. Özellikle okullarına yeni kayıt yaptıran binlerce öğrencinin "İnsanlar nasıl yaşıyor burda ya?", "Doğru dürüst bir caddesi bile yok...", "Akşam 9'da her yer kapanıyor", "Kız yok abi burada, koca şehir mühendislik kantininden daha beter" gibi yorumlarıyla renk kattığı şenliklerin bu yılki sürprizi ise yayınladıkları ortak bildiriyle tartışmada taraf haline gelen taşra valileri oldu.  Her sene özellikle büyük kentlerden gelen öğrencilerin diğer şehirler hakkında acımasızca eleştiride bulunmaları nedeniyle bu sabah bir araya gelen 64 il valiliğin imza attığı bildiriyi Yozgat Valisi Hüsnü Erdan kamuoyu ile paylaştı. "Sağolsun, bu işten en çok canı yanan Yozgat olduğu için arkadaşlar bildiriyi benim okumamı istediler" diyen Vali Erdan, makamında ağırladığı gazetecilere "Yani tamam, şehrin imkanları, eti butu belli ama öyle şeyler diyolar ki, inanın kanımıza dokunuyor" şeklinde dert yandı. Kimseyi Yozgat'a zorla çağırmadıklarını, zaten böyle bir vebale girmeyi kesinlikle göze almayacaklarını dile getiren Hüsnü Erdan, "Biz de daha Yozgat'ta bi üniversite olmasını tam olarak sindirebilmiş değiliz ama öğrencilerimiz biraz da hatayı kendilerinde arayacaklar. Afedersiniz ama bu kadar söyleneceklerine, çalışıp adam gibi okullara gitselermiş" şeklindeki sözleriyle de öğrencilere yüklendi. Tüm valilerin altına imza attığı bildiriyi okumadan önce, "Koca Yozgat'ta bi tane cadde var. Mahrumiyet caddesi resmen" şeklindeki eleştirilere de cevap vermek istediğini belirten Erdan, "Bir kere orası cadde değil, sokak arkadaşım. Sokak!!" diyerek konuyu açıklığa kavuşturdu. Yozgat Valisi Hüsnü Erdan tarafından kamuoyu ile paylaşılan bildiriden, öne çıkan bazı satırbaşları ise şöyle: "Çok sevgili üniversite öğrencilerimiz, değerli veliler ve tüm kamuoyunun dikkatine,   Özellikle metropollerden şehirlerimize gelen öğrencilerin yaşadığımız yerler hakkında atıp tutmasına daha fazla kayıtsız kalamayacağımızı herkesin bilmesini isteriz. Geldikleri şehirlerdeki sosyal hayatları haftada en fazla 1 kez halı saha maçı yapmaktan ibaret olan, bir çoğu akşam ezanından önce evlerine dönmek zorunda kalan gençlerin sanki Las Vegas'tan geliyormuşcasına tavırlar içine girmeleri her şeyden önce abestir. Bu anlamsız tavır, hem yerli halkımızı, hem de bizleri derinden üzmektedir. İş bu sebeple, bundan böyle şehirlerimizin imajına olumsuz anlamda katkı sağlayan tüm yorumları ve sosyal paylaşımları mercek altına alacağımızı kamuoyunun bilgisine sunmak isteriz. Bu kadar yaygara  yapan arkadaşlar kendi memleketlerinde napıyolar, haftada kaç kere dışarı çıkıyolar, kaç tane arkadaşları var hepsini kamuoyu ile paylaşacağız. O yüzden herkesin ayağını denk almasını öneriyor, kimsenin sonradan kendisini utandıracak yorumlarda bulunmamasını tavsiye ediyoruz.  Saygılarımızla..."
0
493
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Türkiye'ye Meydan Okudu: ''Eşşek gibi yakacaksınız o kombiyi!'' Ekim ayının gelişiyle birlikte aniden bastıran soğuk ve yağışlı hava Türkiye'yi hazırlıksız yakalarken, henüz erken olduğunu bahane ederek kombiyi yakmamakta ısrar eden Türk vatandaşlarına Rusya'dan sert tepki geldi. Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, düzenlediği basın toplantısında “Bakın ben sizin iyiğiliğiniz için söylüyorum, öyle 3 kat giyinip oturmakla olacak iş değil bu. Bu saatten sonra artık sıcak da yapmaz. Bugün olmazsa yarın nasılsa eşşek gibi yakacaksınız o kombiyi...” sözleriyle Türkiye'yi bir an önce Rus doğalgazını kullanmaya çağırdı. “ Dışişleri Bakanlığı'nda basın mensuplarının karşısına çıkan Rus Bakan Lavrov, doğalgaz kullanımı için illa Kasım ayını beklemek gibi bir şartın olmadığını vurgulayarak Türkiye'yi bu sene kışın erken geldiği gerçeğiyle yüzleşmeye çağırdı. “Açıkcası bölgemizin yükselen gücü, Ortadoğu'nun lideri, güçlü ekonomisiyle tüm dünyanın imrenerek baktığı kudretli bir ülkeye böyle ufak hesapları da yakıştıramıyoruz zaten. Bizden utanmıyorsanız ecdadınız Osmanlı'dan utanın. Yakın lan artık şu kombiyi!” diyen Lavrov, “10 gün daha bekleyelim de 3 kuruş eksik doğalgaz faturası ödeyelim” derdinde bir ülke görüntüsünün kendilerini derinden yaraladığının altını çizdi. Türkiye'nin istese 12 ay cayır cayır kombi yakabilecek büyük ve güçlü bir ülke olduğuna dikkat çeken Rus Bakan, “Yani en azından bizim gözümüzde öyle bir ülkesiniz. Lütfen bu imajınızı bozmayın olur mu? Sizi çok ayrı bir yere koyduk çünkü. Ve hep öyle hatırlamak isti.. ahaha...ay pardon sinirim bozuldu... ahahhaa” derken, bi elini yüzünü yıkayıp kendine gelmek için bir süre toplantıya ara verdi. 5 dakikalık aranın ardından tekrar basın mensuplarının karşısına geçen Lavrov, bu kez sert mesajlar vererek iki ülke arasındaki ilişkilerin daha fazla zarar görmemesi için atılması gereken adımlara dikkat çekti: “Kaç aydır 5 lira 10 lira doğalgaz faturası öderken iyiydi. Bu Ruslar yukarıda ne yiyor ne içiyor neyle geçiniyor diye soran yok. Artık gün bizim günümüz. O kombi yakılacak, sonuna kadar da köklenecek. Açıkça uyarıyoruz: Bir tek oturma odasını yakalım da tasarruf edelim diyenleri tuvalette buz gibi bir klozet kapağı bekliyor. Son 30 yılın en soğuk kışı diyorum size. Bi hasta olursunuz o doğalgaz faturasında yaptığınız tasarrufun 2 katı masraf çıkar. Lütfen herkes hesabını doğru yapsın, aklını başına toplasın...” Lavrov, koca Sibirya'nın altından çıkarılıp kilometrelerce boruyla Türkiye'ye kadar taşınan gaz dururken memleketinden otobüs bagajında gelen pekmezle idare etmeye çalışmanın beyhude bir çaba olduğunu belirtirken, bunun her şeyden önce emeğe saygısızlık olduğunun da altını çizdi. “ Konuşmasının sonunda yanında getirdiği bir kombiyi masanın üzerine çıkaran Dışişleri Bakanı Lavrov, parmağını kombinin açma düğmesine doğru götürerek “Haydi Türkiye, tek yapman gereken ufacık bi dokunuş. Hava yaptıysa da aha şu alttaki vanayı biraz çevirip suyunu akıtmanız yeter. Yarın bakıcam o vanalardan ne kadar gaz vermişiz. Yine battaniyeye büründüyseniz bundan sonra donuyorum deseniz gaz yok size. Delirtmeyin lan adamı!” dedikten sonra kombiyi tekmeleyerek toplantıya son verdi.
0
494
Müslüman Kardeşler: ''Trabzonspor Başkanı'na çok geçmiş olsun diyoruz... Ha bu arada bizim Rabia işi noldu ya?'' Dün akşam oynanan Fenerbahçe – Trabzonspor maçı sonrası çıkan olayların yankısı sürerken, Tabzonspor Başkanı'na yönelik saldırıya bir tepki de Mısır'daki Müslüman Kardeşler örgütünden geldi. Olayların ardından bir basın açıklaması yapan İhvan hareketi sözcüsü Eşref Abdülgaffar “Dün de işte bizden yine bi 50 küsür kişi öldü söylemesi ayıp. O ara acaba Türkler ne diyor, yine bizim için kıyameti kopardılar mı onu öğrenmek için internete, televizyonlara falan bakınca bu Trabzonspor olayını öğrendik. Gerçekten yeşil sahalarda hiç görmek istemediğimiz şeyler... Ya bu arada aklıma gelmişken, bizim Rabia işi noldu?” sözleriyle Türk kamuoyuna seslendi. Türk futbolunda son dönemde yaşanan gerilimin kendilerini ciddi olarak üzdüğünü ve kaygılandırdını ifade eden Abdülgaffar, “Tabii ki Trabzonspor başkanın arabasına plastik bardak fırlatılması da önemli, böyle bir zamanda kendi dertlerimizle kimsenin başını ağrıtmak istemeyiz ama ne bileyim. Bi iki ay önceki duruma bakıyorum, bi şimdiki ilgisizliğe. Bizi haftalarca manşetten indirmeyen Yeni Şafak'ta bile Gürsel Tekin'in aday adaylığından sonra 7. haber olarak kendimize anca yer bulabilmişiz. İnsanın kanına dokunuyor..." derken, azıcık bir dikkat çekme şansları varsa bile derbi günü yürüyüş düzenleyerek onu da heba ettiklerini üzülerek sözlerine ekledi.  Darbenin ilk zamanlarında Türkiye'den gelen güçlü desteğin son bir kaç aydır kesilmiş olmasını normal karşılamaya çalıştıklarını ve “epeydir Mısır'da çok kayda değer bi şey olmuyor, e onların da kendilerine göre dertleri var tabii” diye kendilerini avuttuklarını belirten Abdülgaffar, dün yaşanan olayların ardından galiba acı gerçekle yüzleşme zamanının geldiğini belirterek şöyle devam etti. “Açıkcası ilk günler kendi aramızda da ' Hayırdır inşallah ya. Normalde kendi sınırları dışında kıyamet kopsa umurlarında olmaz bunların. Neyse du bakalım anlarız' diye konuşuyorduk ama o telaş içinde çok da üzerinde durmadık. Hem o mitingler, canlı yayınlar, Trending Topic'e giren hash tag'ler falan bize bir moral oluyordu. Ama durum şimdi anlaşıldı. Meğer o ara hem televizyonda izlenecek çok bi şey yokmuş hem de iç siyasette size kınayacak bir darbeci lazım olmuş, O da tesadüf bizden çıkınca atlamışsınız resmen. Darbe Şili'de olsa orayla oyalanacakmışsınız. Yazıklar olsun...” Eşref Abdülgaffar, futbol sezonunun başlamasının ardından Meclis'in de açılmasıyla Türkiye'nin ilgisini tamamen kaybettiklerini üzüntüyle dile getirirken, “Dün akşam son bir umut sizin basına bi baktık. Ancak maalesef manzara şu: Trabzonspor Başkanı'nın arabasına birileri çıkmış, Mancini hala takımı tanımaya çalışıyor, köprüde trafik çilesi. Yazın öyle miydi halbuki? Gelsin Mursi, gitsin Mısır... Koca ülkeye ucuz yaz sezonu dizisi muamelesi yaptınız ya alacağınız olsun. Yazlıkçılar mıyız lan biz!?” diyerek Türk basınına olan tepkisini dile getirdi. Türk Hükümeti tarafından köprü açılışına, kavşak açılışına meze yapıldıklarına dair ciddi şüphelerinin olduğunu da belirten Abdülgaffar, “Hep oralarda konuşulmuşuz, dönüp bakınca ortaya çıkan manzara bu. Zaten çaktırmadan büyükelçiyi de geri yollamışsınız Mısır'a, onu da farketmedik sanmayın. Bakın açık söylüyorum: Yarın bi gün yine Türkiye'de bi karışıklık olursa hiç rabia mabia diye bize gelmeyin. Kendinize yeni işaret bulun. Elin Endenozyalısı sizden vefalı çıktı." derken, olur da darbe hükümetini devirip tekrar başa gelirlerse ilk iş Türk büyükelçiyi geri yollayacaklarını da sözlerine ekledi. İhvan sözcüsü, bu süreçte en büyük darbeyi ise sosyal medyadan yediklerinin altını çizerek, özellikle takip ettikleri ve zor zamanlarda kendilerine moral aşılayan bazı kullanıcıların şu anki kayıtsızlıklarına da dikkat çekti: “Tamam kalkıp buraya gelemiyorsunuz, eyvallah sosyal medya da çok önemli...Peki kim bana Rabia işaretini her yere profil fotoğrafı yapan LegendOttoman87'nin şu an nah çeken teyze fotosuna dönmesini açıklayabilir? En çok tweet'i aldığımız Merve Gülsüm Nalburan'ın '@tophane w/12 others'ını 'naneli nargile keyfi'ni naapıcaz? 'Mısır' diye aratıyorum, 'haşlanmışına tereyağ sürünce enfes oluyo' sonucu geliyor. Gerçekten çıldırmamak işten değil...” Konuşmasının sonunda, Türkiye'nin komşularıyla yaşadığı sorunlara da değinen Abdülgaffar ''Ya şimdi anladık bölgede bu adamları niye kimse sallamıyor. Sallanacak bi yanları yok ki. İşleri güçleri goy goy. Azcık kendilerine güvenleri gelince hemen bi Osmanlı'yı diriltir miyiz, şuradan da bi ekmek yer miyiz, işler kötü gidince 'en son hangi takım koydu, Acun bu hafta kimi meşhur etti'. Bir de bunlara güvenip Ortadoğu'da birlik kuracaktık. Allah korumuş resmen'' diyerek, bundan böyle Türkiye'ye karşı mesafeli olacaklarını vurguladı.
0
495
Kanada Sırf Aksiyon Olsun Diye Türkiye'den 20.000 Taksi ve Dolmuş Şoförü Göçmen Almaya Hazırlanıyor Dünyanını en güvenli ve refah seviyesi en gelişmiş ülkeleri arasında bulunan Kanada, ülkedeki düzen, sükunet ve gelişmişliğin getirdiği sıkıntıyı üzerinden atmak için Türkiye'den 20.000 tane taksi ve dolmuş şoförü göçmen almaya hazırlanıyor. Birleşmiş Milletler raporlarında düzenli aralıklarla dünyanın en yaşanılır ülkesi seçilen ve göçmenlik başvurularında da en çok rağbet gören ülkelerden biri olan Kanada'nın gözü bu sefer Türk şoförlerinde. 90'lı yıllardan beri suç oranı sürekli olarak düşüş gösteren ülkede, insanların havaların ne kadar soğuk olduğundan ve buz hokeyi maçlarından başka konuşacak bir şeylerinin kalmaması, hayatlarına katlanılması güç bir durgunluk çökmesi üzerine arayışa geçen Kanada Hükümeti, çareyi ülkeye Türk şoförlerini davet etmekte buldu. Kanada Vatandaşlık ve Göçmenlik Bakanı Jason Kenney, konuyla ilgili olarak basına yaptığı açıklamada, "Şimdi Kanada'mız güzel, Kanada'mız zengin ve bir o kadar huzurlu da...İnsan tabiatı bu. Her şey düzgün gidince de olmuyor ki. Sorun lazım, kafanın bir şekilde meşgul olması lazım. Biz de kafamız nasıl meşgul olur dedik ve Dışişleri Bakanlığı'ndaki arkadaşlarımızla yürüttüğümüz ortak araştırmalar sonucu Türkiye'den dolmuşçu ve taksici göçmen almanın en garanti yol olduğuna hüküm verdik." diyerek Kanada Hükümeti'nin niyetini açıkça ortaya koydu. Sırf ülkeye biraz aksiyon gelsin diye önümüzdeki yıl içinde 10.000'i taksi şoförü, 10.000'i de dolmuşçu olmak üzere Türkiye'den 20.000 göçmen kabul edeceklerini belirten Bakan Kenney, "Toplam nüfusu 35 milyon olan Kanada'mızı karıştırmak için bu rakamın yeterli olacağını sanıyoruz" sözleriyle vatandaşlarımıza duyduğu güveni ifade etti. Bir soru üzerine "Evet, çok düşük bir ihtimal de olsa ülkeye gelen Türk şoförlerin asimile olup, Kanada'nın düzenine uyum sağlayarak efendi uslu adamlara dönüşmeleri olasılığını da göz önünde bulunduruyoruz" şeklinde konuşan Kanadalı Bakan, "Olmazsa artık torbacı, hapçı, it, kopuk ne varsa toplayıp getireceğiz yoksa şirin mirin demeyip ülkedeki fokların hepsine beyzbol sopasıyla girişme raddesine geldik, o derece canımız burnumuzda." diyerek, sıcakkanlılığı ve sempatikliği ile tanınan Kanadalıların geldiği noktayı gözler önüne serdi.
0
496
Hüseyin Çelik, 2013 Sonbahar - Kış Kabul Edilebilir Giysiler Kreasyonunu Görkemli Bir Defileyle Tanıttı Bu yıl Kuruçeşme Arena’da düzenlenen İstanbul Fashion Week'in en çok merakla beklenen defilelerinden olan “Hüseyin Çelik Collection” sonunda modaseverlerle buluştu. Geçtiğimiz yıllarda çorabına adını soyadını ve iş ünvanını işleterek yeni bir akımın öncüsü olan ünlü modacının son kreasyonlarını canlı izlemek için defileye akın eden ünlülerin yanı sıra, Türkiye'de bu kış neyin kabul edilebilir olduğunu öğrenmek için ekran başına geçen milyonların da ilgiyle takip ettiği defile, izleyenlerden tam not aldı. Görkemli defilenin ardından kısa bir konuşma yapan ünlü modacının "Kimsenin hayat tarzına karıştığımız yok ama..." sözleriyse salonda kahkaha fırtınaları estirdi. “Benim ahlakım benim çizgilerim... Sonbahar – Kış 2013” adını verdiği kreasyonuyla bu yılki ilk defilesini İstanbul Fashion Week kapsamında Kuruçeşme Arena'da gerçekleştiren ünlü tasarımcı, merakla beklenen tasarımlarını görücüye çıkardı. Tasarımlarında, Osmanlı, Arap ve İç Anadolu Taşra belediye görevlisi çizgisini başarıyla harmanlayan Çelik'in çalışmaları büyük bir ilgiyle karşılanırken, en çok alkışı ise tasarımcının adıyla adeta özdeşleşen “Hüseyin Çelik sıkıcılığı kahverengisi”nin hakim olduğu sunucu kıyafetleri aldı. Defilenin ardından bir basın toplantısı düzenleyen Çelik, koleksiyonun en nadide parçalarından biri olan "sunucu kıyafetleri"yle ilgili olarak "Bakın bugüne kadar sunucu arkadaşlarımız kıyafetlerini sadece ekranda giyebiliyordu. Şimdi biz bunu ortadan kaldırdık. Gördüğünüz gibi bu koleksiyondaki sunucu kıyafetlerini mevlütlerde, cenazelerde ve umre ziyaretlerinde de kullanmak mümkün. Üstelik malzemeden de kaçınmadık. Bizim bir tasarımımızda harcadığımız kumaştan, eski moda sunucu kıyafetlerinden 4 tane çıkıyor" derken, kreasyonundan duyduğu gurur da gözlerden kaçmadı. Başarılı modacı, tasarımlarında hayatın içinden yola çıktığını vurgulayarak "Önceki çalışmalarımda olduğu gibi yine temel olarak benim ahlak anlayışımı ve dünya görüşümü yansıtan çizgilere ağırlık verdiğim bir koleksiyon oldu. Bence herkes böyle giyinse dünya çok şahane bir yer olur. Misal evde eşim de benim kreasyonlarımı giyer ve bu sayede inanılmaz mutlu bir yuvamız var" sözleriyle sevenlerine bir kez daha güven aşıladı. Bir gazetecinin "Hangi eşiniz?" sorusuna yanıt vermekten kaçınan ünlü modacı, insanlara belli moda kalıplarını dayattığı eleştirilerini ise bir kez daha net ifadelerle reddetti. "Arkadaşlar bu konudan artık ben çok sıkıldım. Duyan da kılık kıyafet, saç sakal kontrolü yapıyorum sanacak. Yapmayın böyle rica ederim..." diyen Çelik, kendisini dinlemekte olan iki basın mensubunun üst düğmelerini ilikleyip, bir diğerinin etek uçlarını düzelttikten sonra yakasını biraz açık bulduğu iki izleyiciyi de güvenlik görevlileri nezaretinde salondan uzaklaştırdı. Basın toplantısı sürdüğü sırada defiledeki mankenlerin yanına gelip elinden tutmasıyla beraber kendini bir anda podyumda bulan ünlü modacı, alkışlar arasında seyircileri selamlarken son olarak şunları söyledi:  “Yaa... Yaa ama... Arkadaşlar, bunu yapmak zorunda mıyız? Şimdi siz mankensiniz, yanınızda böyle küçük yeğeniniz gibi de durulmaz ki... Hay Allah...Neyse ama Muammer’den uzunum ben! Öyle yazın, değerli basın mensupları! Muammer’den uzun deyin!”
0
497
İstanbul Emniyeti'nden Doğumevlerine Şok Baskın: Önümüzdeki Yıllarda Olaylara Karışması Muhtemel 17 Bebek Gözaltına Alındı Demokrasi paketinin ardından gündeme gelen 'polis yetkilerinin arttırılması çalışmaları', bu sabah illk meyvesini verdi. İstanbul Emniyeti'nin aylardır büyük bir gizlilikle yürüttüğü ''Enik'' kod adlı operasyon kapsamında sabaha karşı 8 ayrı doğumevine şafak baskını düzenleyen terörle mücadele ekipleri, önümüzdeki yıllarda olaylara karışması muhtemel 8'i kız, toplam 17 bebeği gözaltına aldı. Ele geçirilen bebeklerin emniyet güçlerine direnmeye çalıştıkları ve sık sık ağladıkları gözlenirken, özel yetkili savcılık tarafından yapılan ilk sorgularında herhangi bir bilgi vermedikleri öğrenildi. İstanbul Emniyet Müdürlüğü, Terörle Mücadele Şubesi'nin yaklaşık 9 aydır büyük bir titizlikle yürüttüğü operasyon, bu sabah 8 ayrı doğumevine yapılan şafak baskını ile sonuçlandı. Başta Kadıköy, Taksim ve Beşiktaş olmak üzere istihbarat çalışmaları sonucu hücre evi olarak kullanıldıkları belirlenen 8 ayrı noktadaki doğumevlerine, aralarında özel harekat timlerinin de bulunduğu 500 polisin katılımıyla 'Enik' kod adlı operasyon gerçekleştirildi. Gözaltına alınan 17 bebekle ilgili olarak yapılan ilk açıklamada, 5'inin ileride marjinal gruplara katılabileceği, 4'ünün KCK mensubu olma ihtimallerinin yüksek olduğu ve 2'sinin de halihazırda Ergenekon Davası kapsamında müşteki sanık olarak yer alacağı belirtildi. Ele geçirilen zanlılardan 6 tanesinin de 2027 yılında kurulacak devrimci sol bir örgütün beyin takımı olacağı açıklanırken, örgütün adının ilk iki harfinin M ve T olduğu, kalan harflerin ise en geç 2017 gibi netleşeceğini belirtildi. Operasyon hakkında kamuoyunu bilgilendirmek için basın mensuplarının karşısına çıkan Muhtemel Suçları Önleme Şubesi Başkanı Sadık Algan, öncelikle operasyonda emeği geçen tüm emniyet mensuplarına titiz çalışmalarından dolayı teşekkür etti. Baskının son derece başarılı olarak, hiçbir emniyet mensubunun burnu bile kanamadan tamamlandığını vurgulayan Başkan Algan, alınan önlemler ve istihbarat çalışmaları sayesinde bebeklerin olası kaçış yollarının tamamen kesilerek tüm zanlıların eksiksiz bir biçimde ele geçirildiğini kaydetti. Potansiyel suçu önlemek adına giriştikleri bu operasyondan alınlarının akıyla çıktıklarını ifade eden Algan, ''Şüphelilerin konuşmak için uzlaşıya varmamaları şu an için önümüzdeki en büyük engel. 24 saat gözaltı süresi maalesef yeterli olmayacak gibi görünüyor'' derken, ''24 saatin 24'ünde de uyuyan bebekler var. Ne ara sorguları yapılacak, ne ara ifadeleri alınacak bunların... Resmen gözaltını uykuya tutturuyo bazıları" şeklindeki sözleriyle de, şüpheli bebeklerin şu an için işbirliğine yanaşmadıklarını dile getirdi.  Bebeklerin gözaltında tecrit edildiği iddialarına da açıklık getiren Sadık Algan, kamuoyunun farklı yönlendirildiğini ve bazı özel uygulamaların yanlış aksettirildiğini belirtti. "Ya ne tecriti Allah'ınızı severseniz. Herkes kendi küvezinde arkadaşlar, büyütülecek bir şey yok. Bir araya koymayı da denedik, o zaman da burada durulacak gibi olmuyor. Biri ağlamaya bir başladığında mazallah komple bağırış, çığlık oluyo burası" diyen Başkan Algan, suç ve suçluyla olan mücadelelerinin tüm engelleme çabalarına karşın aynı kararlılıkla devam edeceğinin altını çizdi. Muhtemel Suçları Önleme Şubesi Başkanı Sadık Algan'ın açıklamalarının ardından, baskında ele geçirilen çok sayıda biberon, emzik, çocuk bezi ve pudrasıyla örgütsel döküman basın mensuplarına gösterildi. Gazetecilerin görüntü alması sırasında Asayiş Şube Ekipleri tarafından toplantı salonuna düzenlenen baskında ise önümüzdeki ay görev dönüşü ölümlü ve maddi hasarlı trafik kazasına karışarak iki kişinin hayatını kaybetmesine neden olabileceği belirlenen 1 basın mensubu kıskıvrak yakalandı.
0
498
Türk Hekimleri Kansere Yine Çare Buldu... Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Tıp Fakültesi Farmakoloji Anabilim Dalı'dan geçtiğimiz günlerde gelen kansere kesin çözüm bulunduğu haberinin yankıları sürerken, bir güzel haber de bu akşam saatlerinde Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi'nden geldi. Sütçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanlığı'ndan yapılan açıklamada, üniversite bünyesinde kansere karşı yürütülen mücadeleden olumlu sonuçlar alındığı belirtilirken, Türkiye bu sonuçla birlikte Hindistan'ı da geride bırakarak kansere en çok çare bulan ülkeler arasında lider konuma yükseldi. Hafta içinde Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Tıp Fakültesi ve Muğla Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nden art arda gelen güzel haberlerin ardından, kansere karşı bir zafer müjdesi de Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi Onkoloji Ana Bilim Dalı 'ndan geldi. 2 yılı aşkın süredir keçi sütü, dolmalık biber, maraş otu ve il sınırları içinde yetişen diğer 200 kadar bitki ve hayvan çeşidiyle kanseri yok etmek için mücadele eden Üniversite, bu sabah közlenmiş patlıcanla yürütülen çalışmalardan olumlu sonuçlar alındığını duyurdu. Tıp camiasında heyecan yaratan gelişmeyle ilgili olarak üniversite rektörlüğünden yapılan açıklamada, "Hafta içinde prostat kanserini yenen bir hastamız üzerinde yürütülen incelemeler sonucu kendisinin haftada en az 1 kez közlenmiş patlıcan tükettiği tespit edildi. Büyük ihtimalle onun sayesinde iyileşti diye düşünüyoruz" ifadelerine yer verilerek, bu şekilde 2 hasta daha bulunması halinde çalışmanın bilimsel bir makale olarak yayınlanacağı duyuruldu. Sütçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi bu sonuçla kansere karşı çözüm bulan fakülteler sıralamasında kendisine 115. sırada yer bulurken, uzmanlara göre önümüzdeki 2 yıl içinde Türkiye’deki kanser çözümü sayısının, ülkedeki kanser vakalarının önüne geçmesine kesin gözüyle bakıyor. Dünya Sağlık Örgütü ise kansere bugüne kadar toplam 115 defa çözüm bulan Türkiye'ye, resmi internet sitesi üzerinden yayınladığı bir basın açıklaması ile teşekkür etti. Özellikle üniversiteler ve sabah programları başta olmak üzere Türkiye'de konunun üzerine kararlılıkla gidildiğine ve önceki çözümlere rağmen bir an olsun rehavete kapılmadan ısrarla yeni çözüm arayışına devam edildiğine vurgu yapılan açıklamada, ayrıca “nasıl olsa Türkiye çözüm buluyor, rahvan gitsin” diyerek yatan, kaytaran diğer ülkeler de üstü kapalı bir şekilde uyarıldı.
0
499