text
stringlengths
296
93k
summary
stringlengths
48
2.09k
Konya'da 17 kişilik hırsızlık şebekesi çaldıklarını satarak 3 lüks villa, 1'i zırhlı 5 araç satın almış. Akraba olan hırsızlık şebekesi, polis takibine takılmamak için kendi aralarında 'mandaca' adı verilen şifreli bir de dil oluşturmuş. Tokalarla kapıları açan çete üyesi genç kızlar, erkeklerin yardımıyla evdeki değerli eşyaları zırhlı araçlarla taşımış. Polisin evlere yaptıkları baskınlarda, 3 tabanca 2 pompalı tüfek ele geçirildi. Konya Asayiş Şube Müdürlüğü Hırsızlık Bürosu ekiplerinin yaklaşık 3 aydır takip ettikleri hırsızlık şebekesine yönelik düzenledikleri operasyonda ilginç ayrıntılar ortaya çıktı. Polis tarafından gözaltına alınan 10'u kadın 3'ü çocuk 17 kişilik çete üyelerinin farklı yöntemlerle hırsızlık yaptıkları öğrenildi. Lüks içerisinde yaşayan çete üyeleri, saat 13.00 ile 17.00 arasında çalışıyor. Keşif yaptıkları apartmanın zillerine basan hırsızlık şebekesinin bayan üyeleri, kendilerini temizlikçi olarak tanıtıyor. Girdikleri evlerde hırsızlık yapan kadınlar, binalardaki boş dairelerin kapısını ise tokalarla açıyor. Evin içerisine girdikten sonra çetenin erkek üyelerini çağıran kadınlar, değerli eşyaları zırhlı araçlarla taşıyor. Aynı yöntemlerle onlarca evi soyan çeteyi ihbar üzerine polis takibe aldı. Yaklaşık 3 ay süren teknik takibin ardından polis, 'pala' isimli operasyon başlattı. Operasyon kapsamında çete lideri H.E. (40), liderin ailesi ve akrabaları merkez Meram ilçesinde 3 ayrı lüks villada yakalandı. Evlerde yapılan aramada, 3 adet tabanca, 2 adet pompalı tüfek, 42 mermi, 6,5 gram esrar, 6 bin TL para ele geçirildi. Hırsızlık şebekesinin çaldıkları eşyaları satarak 400 bin TL değerinde 3 lüks villa, 1'i zırhlı 5 araç satın aldığı ortaya çıktı. Teknik takibe takılmamak ve hırsızlıkla ilgili niyetlerini belli etmemek için 'mandaca' adı verilen şifreli bir dil oluşturdukları belirlenen çete üyelerinin emniyette gözaltına altında tutuldukları sırada da kendi aralarında bu dille konuştukları öğrenildi. Sorguları tamamlanan şahıslar, sağlık kontrolü için Konya Numune Hastanesi'ne getirildi. Kadınlardan birinin kucağında bebeği ile gelmesi dikkat çekti. Sağlık kontrolü sırasında bir kadın sinir krizi geçirdi. Gözaltına alınan 17 kişi, suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, evden hırsızlık yapmak, konut dokunulmazlığını ihlal, mala zarar verme, suç eşyası satın almakla suçlanıyor. Sağlık kontrolleri tamamlanan şüpheliler Konya Adliyesi'ne sevk edildi.
Hırsızlık çetesinin kendi arasında 'Mandaca' konuştuğu tespit edildi. Çetenin lüks villa ve araçları ortaya çıktı.
Kocaeli'nin Dilovası ilçesinde babasına "beni kurtar" mesajı çeken ve 10 gündür kendisinden haber alamayan genç kızın, Antalya'da bir gencin yanında olduğu tespit edildi. Genç kızın kaybolmadan önce gönderdiği son mesajın düzmece olduğu, telefon görüşmeleri ve güvenlik kamera görüntüleriyle ortaya çıktı. Tavşancıl Marshall Çok Programlı Lisesi 2. sınıf öğrencisi Elif Kulaksız (17), 9 gün önce cep telefonuyla babası Mustafa Kulaksız'a "Baba beni kurtar. Önümü kesip, bıçak çektiler. On kuruş etmez telefonumu elimden aldılar" diye mesaj çekmiş, paniğe kapılan Kulaksız ailesi de durumu polise bildirmişti. GÜVENLİK KAMERALARI İNLENİNCE Harekete geçen emniyet güçleri genç kızın eğitim gördüğü okulun güvenlik kameralarını inceledi. İncelemelerde Kulkasız'ın kendisi dışarıda bekleyen servislerin gitmesi için okulun içerisinde bir süre oyalandığı ve sınıf sınıf gezerek servis araçlarının gitmesini beklediği ortaya çıktı. ANTALYA'DA GENÇLE BERABER Emniyet güçleri genç kızın son yaptığı görüşmeleri de inceledi. Yapılan incelemelerde Elif Kulkasız'ın Antalya'da 19 yaşındaki bir gençle arkadaş olduğunu belirledi. Genç kızın Antalya'daki gencin yanında olduğu tespit edildi. BABA BEN İYİYİM Genç kızın babası Mustafa Kulaksız, "Kızımın eniştesi aradı. Arayan kişi kızımın iyi olduğunu, Mutlu adlı biriyle kaçtığını söyledi. Kızım da telefonda 'Baba ben iyiyim. Beni merak etme' dedi. Mutlu adlı genç de 'Ben sizin kızınızı seviyorum. Kızınızın durumu iyi. Siz bizleri merak etmeyin yakında yanınıza geleceğim' dedi. Ben de onların gelmesini bekliyorum" diye konuştu.
Babasına "beni kurtarın" diye mesaj çekti. Herkes ayağa kalktı. Gerçek kısa bir süre sonra ortaya çıktı.
Terör örgütünün silah bırakması ve tasfiyesinin tartışıldığı bir dönemde, Kandil'de yaşanan iç hesaplaşmanın Avrupa'daki yapılanmaya da sıçradığı bildirildi. Terör örgütünün sözde Avrupa Sorumlusu Sabri Ok ile Rıza Altun arasında ''iktidar savaşı yaşandığı'' kaydedildi. Kandil'de, terör örgütü üst düzey sorumlularından Murat Karayılan ve Fehman Hüseyin arasında yaşanan ''liderlik/rant'' kavgasının, bu defa da Murat Karayılan'ın talimatıyla Kandil'e çekilen, terör örgütünün eski Avrupa eski sorumlusu Rıza Altun ile yeni sorumlusu Sabri Ok arasında yaşanmaya başladığı belirtildi. ERSÖZ VE 11 ARKADAŞI ÖRGÜTTEN AYRILDI Rıza Altun-Sabri Ok arasındaki süregelen kavganın son kurbanı ise terör örgütünün Avrupa yapılanması sorumlularından ''Dorşin'' kod adlı Zübeyde Ersöz oldu. Avrupa'da yaşanan iç hesaplaşmaya tepki gösteren Zübeyde Ersöz'ün 11 arkadaşıyla PKK'dan ayrıldığı kaydedildi. Rıza Altun, ''zimmetine para geçirdiği, Avrupa'daki örgüt kadrolarını Kandil aleyhine örgütleyerek örgüt içi hizipleşmeye neden olduğu, örgüt politikasına aykırı hareket ettiği ve kendi geleceğini garanti altına almak için gizli servislerle işbirliği yaptığı'' gerekçesiyle ''özeleştiri'' vermek üzere Kandil'e getirtilmiş ve sorgulanmıştı. ÖRGÜT FAALİYETLERİNDEN UZAKLAŞTIRMA Rıza Altun'un yerine getirilen Sabri Ok, eski yöneticileri görevden alarak, ''Asya Deniz'' kod adlı Canan Kurtyılmaz, ''Çukurcalı Behzat'' kod adlı Nedim Seven ve ''Dorşin'' kod adlı Zübeyde Ersöz'den oluşan ''üçlü yönetim'' oluşturdu. Ancak, Avrupa'da özellikle terör örgütünün gençlik kadrosunda hala hakimiyeti bulunan Rıza Altun'un, bu kadrolar aracılığıyla terörist Nedim Seven'in Fransa'daki operasyonlarda yakalanarak cezaevine girmesinde etkin olduğu, böylece hem kendisinden sonra oluşturulmaya çalışılan üçlü yönetimin dağılmasını, hem de Nedim Seven'in örgütün aktif faaliyetlerinden uzaklaşmasını sağladığı kaydedildi. Avrupa alanındaki karar mekanizmasındaki gizli etkisini sürdüren Rıza Altun'un, üçlü yapının diğer ayağı olan ''Asya Deniz'' kod adlı Canan Kurtyılmaz üzerinde baskı oluşturduğu, sorumlu olduğu kadrolar üzerinde otorite sağlayamayan Canan Kurtyılmaz'ın psikolojik bunalıma girerek örgütten ayrılmak zorunda kaldığı belirtildi. YOZ İLİŞKİ DEDİKODUSU YAYMIŞ Yerine gelen Sabri Ok'un otoritesini sarsmak için etkin olduğu kadroları ''yolsuzluk, ahlak dışı ilişkiler, organize suç eylemlerine katılım gibi faaliyetlere yönlendirdiği'' iddia edilen Rıza Altun'un, gençlik yapılanmasındaki kadrolar aracılığıyla, son olarak ''Dorşin'' kod adlı Zübeyde Ersöz'ün, Sabri Ok'un sağ kolu olarak tanınan ''Cemal'' kod adlı F.S. ile ''yoz ilişki'' dedikodularını yaydırdığı öne sürüldü. Interpol tarafından kırmızı bültenle aranan Zübeyde Ersöz bu olayların ardından 11 arkadaşıyla birlikte örgütten ayrıldı. Örgütün merkez yönetiminin Ersöz'ü ''özeleştiri'' vermek üzere Kandil'e çağrıldığı öne sürüldü. Rıza Altun'un Kandil'den Avrupa alanına yönelik faaliyetlerinden büyük rahatsızlık duyan Sabri Ok'un, Altun'un Avrupa alanındaki etkinliğini tamamen yok etmeye yönelik tasfiye başlattığı iddia edildi.
PKK'da Kandil'de yaşanan gerilim Avrupa'ya da sıçradı. Örgütün sözde yöneticileri arasında iktidar savaşı yaşanıyor.
Türkiye'nin beş büyük kent merkezinin hava koşulları şöyle: İstanbul'da Ocak sonuna kadar çoğu gün hava kapalı olacak. Bu iki gün yağmur çok zayıf, sert poyrazdan dolayı dışarıda hissedilen sıcaklık 7 dereceyi geçmiyor. Ankara bugünlerde aralıklı yağmurlu 7 derece. İzmir'de yarın yağmur yok ama hafta sonu yine gelecek, hava soğuk. Adana'da devam edene sağanak yağmuruh şiddetinde, sadece Cumartesi günü ve Pazar sabahı hafifleme olacak. Marmara'da rüzgar poyraz yönünden esmeye devam edeceğinden hava ısınmayacak, sadece Pazar günü sıcaklık 2-3 derece daha yüksek olacak. İki gün daha yağmurlar oldukça hafif yarın daha çok Bursa- Sakarya arasında görülecek. Cumartesi gecesi ise yağışın Güney Marmara'da kuvvetlenme olasılığı var. İç Anadolu'da da güneşi bugünlerde görmek zor. Hava hep bulutlu, yarın da Niğde, Nevşehir, Kayseri arasında yağmur daha sık görülecek. Sivas’ta karla karışık yağmur ve zaman zaman kar var. Hafta sonuki yağışlar daha hafif. Ege'de yarın yağmur fazla etkili değil, kuzeydeki kentlerde kısa süreliğine güneş de görülebilir. Rüzgar da hafifliyor. Ancak Cumartesi günü özellikle Muğla ve Aydın'a Girit üzerenden yine sağanak yağmur gelecek, bölgede Pazar günü de yağmur var. Akdeniz ve Güneydoğu Akdeniz yarın yağmurun en fazla görüleceği bölgelerden. Güneydoğu da sağanak yağmurlu. Cumartesi günü Adana-Diyarbakır arasında yağmur hafifleyecek ama Pazar akşamı tüm Akdeniz’de yeniden kuvvetlenecek. Yağmurun kuvvetli yağacağı diğer bir bölge, Doğu Anadolu'da Malatya-Elazığ arasıdaki kesim. Erzurum, Kars, Bingöl, Muş boyunca ise yağış kar şeklinde bu akşam ve yarın akşam yoğun yağacak. Karadeniz’in tamamı bulutlu, yarın 2-3 saat aralıklarla yağmur yağacak, Bolu-Kastamonu-Samsun arasında daha kuvvetli. Karadeniz’in dağları ve yayalalarında ise kar kalınlığı oldukça arttı. Cumartesi günü Batı Karadeniz'de yağış çok hafifleyecek
Türkiye'de soğuk hava ayın sonuna kadar kalacak ve çoğu gün yağışlı havanın etkisinde geçecek.
Sarı-kırmızılı kulüpten yapılan açıklamada, bayan basketbolunun en önemli isimlerinden biri olan Tamika Catchings'in transfer edildiği belirtilirken, bu oyuncunun Galatasaray forması giyen Kati Douglas'la birlikte WNBA'de Indiana Fever takımıyla final oynadığı da kaydedildi. WNBA kariyerinde 16,5 sayı, 7,7 ribaunt, 3,6 asist ve 2,6 top çalma istatistiğiyle oynayan Catchings, 1.85 metre boyunda ve forvet pozisyonunda oynuyor.
Galatasaray Bayan Basketbol Takımı, ABD'li oyuncu Tamika Catchings'i kadrosuna kattı.
Bilim adamları, besin üretimini artırmak ve tarıma zararlı böcekleri yok etmek için özel olarak seçilmiş "büyücü" eşek arılarını kullanarak milyarlarca dolarlık gıda kaybını önlemeyi hedefliyor. San Francisco State Üniversitesi tarafından yürütülen araştırmada, böcekleri iğnelerinden salgıladıkları zehirle sersemleştirip öldüren “büyücü eşek arıları”nın genetik kodları incelemeye tabi tutularak araştırılacak. Yaklaşık 600 bin tür arasından seçilen üç özel "büyücü" eşek arısı türü, tarım alanlarında zararlı böceklerin yok edilmesi için kullanılacak. Bilim insanları, Nasania sınıfına ait olan üç eşek arısı türü üzerindeki araştırmalarında, arıların hangi böceğe saldıracaklarını belirleyen geni deşifre edecek. Bu şekilde arıların saldıracakları hedef üzerinde yönlendirilmesi amaçlanıyor. Uzmanlar, bu araştırmayla, her yıl milyarlarca dolarlık gıda kaybını önlemeyi hedefliyor. Araştırmacılar, boyları sadece bir ila 2 milimetre arasında olan eşek arılarının kimyasal ilaçların kullanımını da gereksiz kılacağını belirtiyor. PARAZİT EŞEK ARILARI Nasania eşek arıları zehirleri ile yarı felç ettikleri kurbanlarına yumurtalarını bırakıyor. Yavru arı yumurtadan çıktıktan sonra parazit olarak üzerinde geliştiği böceği yemeye başlıyor. Bilim insanları, Nasania türünün parazit özelliğinin, zararlı böceklerin ortadan kaldırılmasında çok büyük katkı sağlayacağına inanıyor. Ayrıca, Nasania arısının salgıladığı zehrin kimyası analiz edilerek, ilaç üretiminde kullanılması amaçlanıyor. Araştırmayı yürüten bilim insanlarından Chris Smith, “Gözle bile görülmeyen bu canlıların insanlık için ne kadar önemli olduğunu çoğumuz bilmiyoruz” dedi.
"Büyücü" eşek arıları besin üretimini artırmak ve tarıma zararlı böcekleri yok etmek için kullanılacak!
Gazete çalışanlarının tedirginliği, yeni şirketle ilgili değil, satış sonrası Bugün Gazetesi ile Vatan Gazetesi'nin aynı binada birleşecek olmasından kaynaklanıyor. Medyakafe'de yer alan habere göre, bina içerisinde yapılan keşif gezilerinin, demirbaş sayımına dönüşmesinin ardından, Bugün Gazetesi'nin Vatan'ın olduğu binaya gelmesi kesinlik kazandı. İki gazetenin yayın hayatına aynı binada kendi kadroları ile devam etmesi beklenirken, Bugün Gazetesi'nin Vatan'ın birinci ve ikinci katlarına yerleşmesi düşünülüyor. Yeni yerleşim planının hazırlanmasının ardından Bugün çalışanları Büyükdere'de bulunan Vatan Gazetesi'ne gelecek. BUGÜN BİNASI NE OLACAK Halen eski Kanaltürk binasında bulunan Bugün gazetesinin boşalttığı birimler ise Star Tv'nin gelmesi öngörülüyor. Taşınma işleminin imzaların atılmasının ardından Şubat ayı sonuna kadar bitirilmesi hedefleniyor. KanalTürk binasında Star Tve ve Bugün TV yayın hayatını sürdürecek 4. TAŞINMA OLACAK Dünden Bugüne Tercüman adıyla Ciner grubuna satılan Bugün gazetesi, daha önce yine Mecidiyeköy'de Şehit Ahmet Sokak'ta bir işhanında bulunuyordu. Gazete'nin Ciner grubuna devrinin ardından, Büyükdere caddesi'ne, son olarak Meliha Avni Sözen Caddesinde bulunan Kanaltürk binasına taşınmıştı.
Star TV ile birlikte Koza-İpek grubuna katılmaya hazırlanan Vatan Gazetesi çalışanları oldukça rahatsız.
Abdi İpekçi'nin katili ve Papa suikastı mahkumu Mehmet Ali Ağca, 18 Ocak Pazartesi günü özgürlüğüne kavuşacak. Ağca’nın, tahliye olduktan sonra Çırağan Sarayı’ndaki Sultan Suit’inde misafir edileceği ileri sürülüyor. Ancak otel yetkilileri haberi yalanladı. Show TV’nin haberine göre, Ağca’nın cezaevinden çıktıktan sonra kalması için Çırağan Sarayı’ndaki “lüks suit”in geçtiğimiz hafta kiralandığı iddia edildi. Ağca’nın, 18 Ocak tarihinde Ankara Sincan Cezaevinden çıktıktan sonra yakınları ile kalması için ayrıca 12 suit oda daha kiralandığı belirtildi. ÖNCE İPEKÇİ, SONRA PAPA Türkiye Ağca'yı 1979'da Abdi İpekçi suikastı ile tanıdı. 9 Ocak 1959'da Hekimhan, Malatya'ya bağlı İsmailli köyünde doğdu. Ülkücü görüşü benimseyen Ağca, 1 Şubat 1979'da Milliyet Gazetesi Başyazarı Abdi İpekçi'ye düzenlenen suikastın tetikçisi olarak 25 Haziran 1979'da yakalandı. Ağca, çeşitli ifadelerinde Oral Çelik, Mehmet Şener, Yavuz Çaylan'ın isimlerini verdi. Polis tarafından soruşturma sürdürülürken gereken ek gözaltı süresi verilmedi ve Ağca, Maltepe Askeri Cezaevi'ne kondu. 23 Kasım 1979'da aynı cezaevinden kaçırılan Ağca, 26 Kasım 1979'da Milliyet Gazetesi yakınındaki bir çöp kutusunda bulunan mektupta kendi el yazısıyla Papa'yı vuracağını bildirdi. 28 Nisan 1980'de İpekçi davasından dolayı ölüm cezasına çarptırıldı. 13 Mayıs 1981'de Vatikan'da Papa'ya suikast düzenleyen Ağca, olay yerinde yakalandı. Papa soruşturması boyunca 128 kez ifade verdi, 22 Mart 1986'da ömür boyu hapse mahkum edildi. İtalyan hapishanesindeyken "Ben mesihim" gibi ilginç iddialarda bulunan Ağca, 1999 yılının son günlerinde de evlenmek istediğini belirterek yine dikkatleri üzerine çekti. "ÇIKINCA FATİMA'YA YERLEŞECEĞİM" 13 Mayıs 2000'de Papa, Portekiz'in Fatima kentinde, Meryem Ana'nın yaklaşık bir asırdır saklanan üçüncü sırrını açıkladı. Papa, 83 yıl önce üç çocuğa görünerek üç sır veren Meryem Ana'nın Ağca suikastını o zamandan bildiğini ve kendisini ölümden kurtardığını söyledi. Papa'ya suikast girişiminin anahtarının Fatima kentinin üçüncü sırrında olduğunu iddia eden Mehmet Ali Ağca, bu sırrın açıklanmasını istemişti. Tarihlerin de bunu doğruladığını savunan Ağca, serbest kaldıktan sonra Fatima kentini zirayet etmek istediğini sık sık dile getirmiş, bu kente yerleşmek istediğini söylemişti. Papa'nın Fatima'nın üçüncü sırrını açıklamasının ardından Ağca, "O gün bin kere de ateş edilseydi Papa yine kurtulurdu" dedi. TÜRKİYE'YE İADE EDİLDİ 13 Haziran 2000'de İtalya Cumhurbaşkanı Carlo Azeglio Ciampi, Ağca'nın affını imzaladı. Ağca, THY'ye ait kargo tipi bir uçakla sabaha karşı İstanbul'a getirildi. Sadece gasp suçundan Türkiye'ye iadesi kararlaştırılan Mehmet Ali Ağca'nın, Abdi İpekçi cinayetinden tekrar yargılanmasının mümkün olmadığı açıklandı. Kadıköy Adliyesi'nde gasp davasıyla ilgili mahkemeye çıkarılan terörist Ağca'nın ilk sözü, "Ben, Abdi İpekçi'nin katili değilim. Ben sadece bir aktördüm" oldu. Ağca, daha sonra çıkarıldığı bütün duruşmalarda şov yaptı. Her duruşmadan sonra basın mensuplarına mektup dağıtan Ağca, Vatikan'a tehdit savurdu. Vatikan'dan hesap soracağını ileri süren Ağca, "Katolik olmam için Vatikan bana 50 milyon dolar, özgürlük ve kardinallik önerdi. Vatikan'da kral olmaktansa, Afrika'da maymun olmayı tercih ederim" dedi. "RAHŞAN AFFI"YLA GELEN ÖZGÜRLÜK Ağca, Kadıköy 1. Ağır Ceza Mahkeme'sinde görülen gasp davasında, iki gasp suçundan toplam 36 yıl ağır hapis cezasına çarptırıldı. Ağca'nın bu cezası, hapiste kaldığı süre ve iyi hali gözetilerek 7 yıl 2 aya indirildi. Avukatlarının başvurusu üzerine 12 Ocak 2006'da tahliye edilen Ağca'nın özgürlüğü kısa sürdü. İtiraz üzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesi Ağca'nın tahliyesine ait kararı bozdu. 20 Ocak 2006'da tekrar cezaevine konulan Ağca'nın 18 Ocak 2010 tarihinde tahliye olması kesinleşti. İPEKÇİ DAVASINDA TANIK OLMAYI REDDETTİ Milliyet Gazetesi Başyazarı Abdi İpekçi'nin öldürülmesine ilişkin olarak Yalçın Özbey ve Yusuf Çelikkaya hakkında "Taammüden adam öldürmek suçuna katılmak"tan 20 yıldan aşağı olmamak üzere ağır hapis cezası istemiyle yeni bir dava açıldı. Ancak İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki davanın ilk duruşmasına getirilen Ağca, yeni davada tanıklık yapmayacağını söyleyerek yemin etmedi. İfadesini "yeminsiz" veren Ağca, "Yalçın Özbey, bazı yerlerde İpekçi suikastına karıştığını anlatıp övünüyordu. Bu trajedide övünecek ne varsa? Ben bu karanlık suikastın en büyük mağduruyum" dedi.
Abdi İpekçi'nin katili ve Papa suikastı mahkumu Ağca çok yakında tahliye olacak ve hemen kral dairesinde misafir edilecek!
H.Kübra KOCAOĞLU İNTERNETHABER ANKARA- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın AK Parti'ye ikinci bir kapatma davası açma hazırlığında olduğu iddialarına AK Parti kanadından cevap geldi. AK Parti Grupbaşkanvekili Mustafa Elitaş, "Bunların hepsi söylenti, dedikodu" dedi. AK Parti'nin ikinci bir kapatma davasıyla karşı karşıya olduğu yolundaki iddiaları İNTERNETHABER'e değerlendiren AK Parti Grup Başkanvekili Mustafa Elitaş;" Bunların hepsi söylenti. AK Parti kapatılmayı gerektirecek herhangi bir şey yapmamıştır" dedi. "KENAN EVREN BİLE BU KADAR SAVUNMADI" Referandum süresi ile ilgili yasa ve Anayasa değişikliği konularına da değinen Elitaş, gündemlerinde anayasa değişikliği olmadığını söyledi. "Öncelikli konumuz referandum süresinin kısaltılmasıdır. Önce referandumu halledelim, sonra anayasa değişikliğini düşünürüz" diyen Elitaş, Anayasa değişikliğine sıcak bakmayan Baykal'ı da eleştirdi. CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın Anayasa değişikliği için şartlar öne sürdüğünü ifade eden Elitaş " 82 Darbesinden en çok zarar görenler Demirel ve Baykal'dır. Fakat aynı zamanda 82 Anayasasının değiştirilmemesi için mücadele verenler de onlardır. Kenan Evren bile 82 Anayasasını bu kadar savunmadı. Baykal'ın samimi olduğuna inanmak istiyoruz ama daha önceki dönemlere baktığımızda Baykal'ın samimiyet testinden bir türlü geçemediğini görüyoruz." dedi. KUZU: "BU RUTİN BİR DURUM" TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı AK Parti Milletvekili Burhan Kuzu ise kapatmayla ilgili şunları söyledi: " Böyle bir şey yok. Cumhuriyet Başsavcılığı, potansiyel olarak her zaman her parti için bunu yapabilir. Bu rutin bir durumdur" Anayasa değişikliği ile ilgili değerlendirmelerde bulunan Kuzu, Anayasa değişikliğinin her zaman gündemde olan bir konu olduğuna dikkat çekti. "2007'de yeni bir paket hazırlamıştık fakat daha görmeden eleştirildi. O zaten bir kenarda bekliyor" diyen Kuzu, bu konuda muhalefetten destek beklediklerini de ifade etti. MUHALEFET OYALIYOR Muhalefetin biz yokuz demekten başka bir şey yapmadığını söyleyen Kuzu, muhalefete şu sözlerle yüklendi: " Muhalefet samimi değil, oyalama yapıyorlar. Meclisin iradesine ipotek koyarcasına bir yaklaşım içindeler. Hem Kenan Evren'i yargılayalım diyorlar hem de 82 Anayasasına sıkı sıkı sarılıyorlar." Referandum süresinin kısaltılmasıyla ilgili de konuşan Kuzu, " Süreyi kısaltmak istememizin özel bir nedeni yok. 120 günlük süre çok uzun. Özal Döneminde bile bu süre gün olarak uygulanmış. 4 ay boyunca milletin bir konuyu konuşması yazık. Bunu makul bir süreye çekmek lazım." dedi.
AK Partililer yeni bir kapatma davası açılacağına yönelik yorumlara bakın nasıl yorum getirdi.
Batman'ın Kozluk İlçesi'nde, 32 gravite ile Türkiye'deki en kaliteli petrol üretiminin yapıldığı Şelmo Petrol Sahası'nı kiralayan ABD'li milyarder petrolcü Malone Mitchell'in Yönetim Kurulu Başkanı olduğu Transatlantic Petroleum şirketi, bölgede 15 günde 15 kuyu açtı. Daha önce günde 1600 varil petrol üretiminin elde edildiği sahada, son kuyularla birlikte üretim günlük 3 bin varile ulaştı. Yayalar Köyü Muhtarı Ahmet Aksoy ve Danagözü Köyü Muhtarı Hanefi Yılmaz, kuyuların açıldığı tarla etrafındaki arsaların ekilemez hale geldiğini iddia etti. ABD'Lİ PETROLCÜ SOLUĞU BATMAN'DA ALDI ABD'nin milyarder petrolcüsü Marlone Mitchell, günde 1600 varil üretim yaptığı Batman'ın Kozluk İlçesi'ndeki in Şelmo Petrol Sahası'ndaki üretim, 3 bin varile ulaştı. Bu yıl 30 kuyu hedefleyen ABD'li firma, yeni yılın ilk 2 haftasında kuyu sayısını 15'e çıkardı. 32 gravite ile en kaliteli petrolün çıktığı Şelmo sahasında, Yayalar Köyü yakınlarında Kenan Kaplan'a ait 7 dönümlük arazide 1700 metrede kaliteli petrol tabakasına rastlandı. Günde 350 varil petrol üretiminin yapıldığı kuyu yakınlarına Şelmo- 45 ve Şelmo- 51 nolu kuyularda sondaj çalışmalarına da start verildi. 2011'in sonuna kadar Şelmo sahasında 100 kuyu açmayı hedefleyen ABD'li şirketin önündeki en büyük engel ise yüksek maliyet. Türkiye’de arama yapmanın maliyetinin Oklohama’ya göre 10 kat daha yüksek olduğu belirtilirken, ABD'li firma, TPAO ile diğer petrol sektörlerinden emekli olanları bünyesine alıp petrol arama atağına geçti. MUHTARLAR: MAĞDUR TARAF KÖYLÜLER 1954 yılından beri petrol üretiminin yapıldığı Şelmo sahasında birçok yabancı firmanın sahayı kiraladığını söyleyen Yayalar Köyü Muhtarı Ahmet Aksoy, “Geçen yılın ortalarında sahayı kiralayan ABD'li firma, burada istihdam alanı yaratacak diye çok sevinmiştik. Peş peşe kuyuların açılmasıyla birlikte hayal kırıklığına uğradık. Çünkü ağır tonajlı araçlar yollarımızı bozdu. Yağışlı havalarla birlikte araçlar köy yollarına giremez oldu. Petrol çıkarılan arazilerin etrafı ise petrol atıklarından kullanılamaz halde. Mağdur olan taraf bizleriz. 300'e yakın işçinin büyük bölümü başka yerlerden getirildi. Petrol şirketleri yollarımızın onarımını bile yapmıyor” iddiasında buludu. PETROL TOPRAĞIMIZDAN ÇIKIYOR NİMETLERİNDEN BAŞKASI YARARLANIYOR İl Genel Meclis üyesi Metin Yalçın ise 1500 dönümlük araziden 320 dönümünün tapulu olduğunu belirterek, “Sızıntı petrol yüzünden arazimin bir bölümü kullanılamaz duruma geldi. Petrol toprağımızdan çıkıyor. Ama nimetlerinden hep başkaları yararlanıyor. Hakkımızı arayacağız” dedi.
Batman'dan petrol fışkırıyor. ABD'li şirket oraları kiraladı, kuyu üstüne kuyu açtı ama bunun köylüye en ufak faydası olmadı.
Details Dergisi’ne yaşadığı “korkunç olayı” anlatan aktör, ekip arkadaşlarından birinin nehirde geçen bir sahne sonrasında biraz ısınmak için üzerine haşlanmış su dökmeyi önerdiğini söyledi. Ancak soğuk su katılmadan dökülen kaynar su, aktörün penisini yaktı. Hastaneye kaldırılan aktör, tedavi edildiğini ancak yaşadığı acının inanılmaz olduğunu anlattı. AskMen Mynet'in Top 49 2009 En çekici erkek oylamasında Channing Tatum 41. olmuştu.
Hollywood"lu aktör Channing Tatum"ın “Scottish Highlands” isimli filminin çekimi sırasında kazara penisi yandı.
İmralı’da tutuklu bulunan Öcalan, cezaevine getirilen 5 mahkumla birlikte 12 Ocak tarihinden itibaren ortak görüşe çıkmama eylemi yapacak. Eylem cezaevindeki şartlar düzeltilinceye istedikleri haklar verilinceye kadar devam edecek. Öcalan’ın eylem kararı PKK’ya yakın internet sitelerinde yer aldı. Öcalan avukatlarına, cezaevinde “nefes alma”, “uykusuzluk”, “jeneratör nedeniyle gürültü” sorunları yaşadığını, kendisini 15 metre derinlikte bir kuyunun dibinde hissettiğini söyledi. Haftada on saat görüşme hakkı olmasına karşın ancak haftada bir saat görüşe izin verildiğinden yakınan Öcalan, görüşme süresinin de 1 saati bulmadığını söyledi. Öcalan bu şikayetler nedeniyle İmralı cezaevine gelen diğer mahkumlarla birlikte eylem kararı aldı. Ortak görüşe çıkmama kararı alan mahkumlar şartlar düzeltilinceye ve tüm haklar verilinceye kadar eylemi sürdürecek.
Nefes alma, uykusuzluk, gürültü gibi sorunlar yaşadığını ileri süren Öcalan mahkum arkadaşlarıyla eylem kararı aldı.
Lucas Neill'in "kuş avcısı" lakabı, Galatasaraylı taraftarlar arasında mizah konusu haline getirildi. Galatasaray'ın yeni transferi Lucas Edward Neill, 2006 yılındaki Dünya Kupası'nda, sahaya konan bir kuşu arkadaşına pas verirken öldürdüğü için "kuş avcısı" lakabını almıştı. Neil'in transferi, ezeli rakipleri Fenerbahçe ve Beşiktaş'ın simgelerinin de birer kuş türü olması, Galatasaraylı taraftar grupları arasında "kuş avcısı avlamaya geliyor" yorumlarına neden oldu. Yıldız isim Lucas Neill, 2006 yılında yapılan Dünya Kupası'nda Avustralya formasıyla şimdiki takım arkadaşı ve Galatasaray'ın yıldız isimlerinden Harry Kewell ile birlikte forma giydi. Dünya Kupası elemelerinde Avustralya'nın Özbekistan ile yaptığı karşılaşma devam ederken, Neill'in arkadaşına attığı pas sahaya konan bir kuşa isabet etmişti. Kuş önce sersemlemiş sonra da ölmüştü. Dünya futbol tarihinin mizahi olayları arasında geçen olay sonrası Neil, kuşu bilerek vurmadığını açıklasa da tüm dünyada "kuş avcısı" lakabını aldı. Neill'in "kuş avcısı" lakabı, Galatasaraylı taraftarlar arasında mizah konunu haline getirildi. Neill'in transferi, Galatasary'ın ezeli rakiplerini simgeleyen kanarya ve kartalın da birer kuş türü olması nedeniyle "Kuş Avcısı avlanmaya geliyor" yorumlarına neden oldu.
Galatasaray'ın yeni transferi Lucas Edward Neill'ın lakabı Fenerbahçe ve Beşiktaşlılar'ı kızdıracak türden...
Ertuğrul Özkök "Tek partiye gidiş var" diyen yazar Nuray Mert'e destek çıkan türbanlı yazarları yere göğe sığdıramadı. diyen Özkök bugünkü köşesinde bakın nasıl övgüler yağdırıyor: (...)ŞU kadınların adını bir tarafa yazın. Çünkü önümüzdeki yıllarda onları epey konuşacağız. * Sibel Eraslan. Vakit Gazetesi yazarı. * Nihal Bengisu Karaca. Habertürk Gazetesi yazarı. * Ayşe Böhürler. Yeni Şafak Gazetesi yazarı. * Özlem Albayrak. Yeni Şafak Gazetesi yazarı. Evet bu kadınların adını bir kenara yazın. Çünkü bu kadınlar, hem siyasette hem medyada asıl değişimin pioneer’leri. Kendini demokrat zannedip, giderek maçolaşan yeni erkek iktidarına meydan okuyan kadınlar onlar. Dördü de türbanlı. Erkeklerin bir bölümü, cemaatlerinin “zaptiyesi” haline dönüşür, öteki bölümü de bu zaptiyelerin korkusuyla cemaat bunkerlerinden parmaklarının ucunu dahi çıkarmaya korkarken, bu kadınlar meydan okuyor. Hem de kime mi? Kırılması en güç iktidara. İster dini, ister siyasi, şu veya bu cemaatin erkek egemen ikitidarına meydan okuyorlar. Erkekler aynı notayı üfleyen borazana dönüşürken, bu kadınlar “One minute” diye ayağa kalkıyorlar. Ne yaptı bu kadınlar? Çok basit. İtiraz ettiler.
Nuray Mert'i savundular Ertuğrul Özkök'ten alkışı aldılar. Özkök 4 türbanlı yazarı pek sevdi.
Halk ozanı Neşet Ertaş, Süleyman Demirel'in cumhurbaşkanlığı döneminde kendisine verilmek istenen devlet sanatçısı unvanını, bütün sanatçıların aynı zamanda devletin sanatçısı olduğu gerekçesiyle kabul etmediğini söyledi. Yokluk içinde başlayıp sazı ve sözü sayesinde zirveye çıkan bir hayat onunki. Köklerine bağlı ve ilkeli, yalnız ve duygusal ama her şeyden önemlisi oldukça mütevazı bir hayat. Neşet Ertaş, kimilerine göre sazın ve sözün üstadı, kimilerine göre yüzyıllardır devam eden abdal geleneğinin en ünlü temsilcisi. Yazar Yaşar Kemal onu ''Bozkırın Tezenesi'' olarak tanımlarken, O ise bütün ününe ve imkanına rağmen, hala kendisini ''garip'' olarak tanımlamaya devam ediyor. 72'nci yaşına yeni girdiğini, ufak tefek problemleri dışında sağlığının iyi olduğunu belirterek söze başlıyor büyük usta. Ardından da Türkiye özleminin sona erdiğini Almanya'dan yurda kesin dönüş yaptığını, çoğunlukla İzmir'de arada sırada da İstanbul'da kaldığını söylüyor. Eskiler soruldukça, önce gözleri parıldıyor ardından da derinlere dalıp anlatmaya başlıyor Ertaş: ''Yoksulluk içinde bir çocukluk yaşadım. Ailemin geçimini babam, düğünlerde çalgıcılık yaparak sağlardı. Ben de 5-6 yaşından itibaren onunla düğünlere gitmeye başladım. Okul yüzü görmedim, düğünler benim okulumdu. Çünkü babam sazla ilgili evde bir şey söylemezdi. Düğünlerde babamın tavrına hareketlerine dikkat ederdim, onun saz çalma stilini çözmeye çalışırdım.'' Baba mesleği olan düğün çalgıcılığını 14 yaşına kadar yaptığını, ilk plağını ise 15 yaşında seslendirdiğini dile getiren Ertaş, babasının duygularıyla yoğrulduğunu ve onun nakşının hala üzerinde olduğunu, sanat hayatının geride kalan kısmına dönüp baktığında hiçbir pişmanlığının bulunmadığını, dinleyicilerine türkünün her renginden verdiğini söyledi. DUYGUNUN VERİLMESİNİ İSTİYOR Yaklaşık 56 yıllık sanat hayatında eserlerinde adını ve soyadını hiç kullanmadığını, kendisini hiç bir zaman ozan ya da aşık olarak da nitelemediğini vurgulayan Ertaş, şöyle devam etti: ''Ayaklar turabı gönüller hizmetçisiyiz biz. Zeki Müren'den bugüne kadar sanatçı olup da benim türkülerimi söylemeyen kalmadı. Kimseye sen 'şunu da eksik yaptın' demedim. Kendini bilen bilir, kendini bilmeyenin de ben kusuruna bakmam. Bunun için bir şey söylemiyorum. Beni rahatsız eden tek şey eserlerimin aynı duygularla söylenmemesi ve sözlerinin eksik söylenmesi. Bir türkünün aslını dinlemek isteyen varsa ben buradayım hala yaşıyorum. Benim türkülerimi herkes söyleyebilir. Tek şartım sözünü tam söylesinler, sazını tam çalsınlar ve duygusunu hissetsinler. Bir tek bunu istiyorum.'' ÖZEL KARARNAME HAZIRLATILDI Kendisine gösterilen ilginin ve sevginin hiçbir zaman azalmadığını bunun kendisini ayakta tutan en önemli güç olduğunu ifade eden Ertaş, ilginin devlet sanatçısı unvanı teklif edilerek devlet nezdinde de gösterildiğini bildirdi. 57. Hükümetin devlet bakanlarından Ramazan Mirzaoğlu'nun kendisine devlet sanatçısı unvanı verilmesi için özel bir kararname hazırlattığını belirterek, şöyle konuştu: ''O dönem Süleyman Demirel cumhurbaşkanıydı. Devlet sanatçılığı bana teklif edildi. Ben, 'hepimiz bu devletin sanatçısıyız, ayrıca bir devlet sanatçısı sıfatı bana ayrımcılık geliyor' diyerek teklifi kabul etmedim. Ben halkın sanatçısı olarak kalırsam benim için en büyük mutluluk bu. Şimdiye kadar devletten bir kuruş almadım. Bir tek TBMM tarafından üstün hizmet ödülünü kabul ettim. Onu da bu kültüre hizmet eden ecdatlarımız adına aldım.'' KİMSEYİ KÜSTÜRMEMEK İÇİN... Sanatçıların politik olabileceğini ama kendisinin hayatının hiçbir döneminde politik olmadığını, tek görüşünün birlik, sevgi ve kardeşlik olduğunu ifade eden Ertaş, şöyle devam etti: ''Ömrü hayatımda bir kez bile oy kullanmadım. Gençlik zamanlarımda bir kez sandık başına gideyim dedim, oy vermediğim tarafları karşıma alacağımı düşünerek yolun yarısından geri döndüm. İnsan ayrımı yapamadığım için oy kullanmıyorum. Çünkü oy verince insan ayrımı yapabileceğim düşüncesine kapılıyorum. Sağcının da solcunun da davetine giderim. Bu Neşet Ertaş'ın tarzıdır. Çünkü nereye gidersem gideyim ben kendi teklifimi söylerim. Zamanında siyasetle ilgili çok teklifler geldi ama ben istemedim. Sayın cumhurbaşkanımızdan özür diliyorum ama beni cumhurbaşkanı seçseler bile kabul etmem.'' SANAT HAYATINDAKİ TEK SİTEMİ Ertaş, sanat hayatı boyunca hayranları sayesinde birçok mutluluğu tatma fırsatı bulduğunu, yapmak istediği her şeyi yaptığını ama TRT'de program yapamadığını ifade ederek, şunları söyledi: ''Ben ve benim gibilere TRT kapısını tam olarak açmadığı için özel kanallardaki şov sanatçılarının yanında programlara çıkmak zorunda kalıyoruz. Bizim vergilerimizle yayın yapan TRT, benim gibi sanatçıları sadece bir programda konuk etmekle kalmamalı, devamlı bir program vermeli. Sazı ve sözü dinlenir ozanlar o programda dönüşümlü olarak yer alırsa, bu sayede sesleri yeni nesillere direkt ulaşabilir. Bu nedenle TRT'den şikayetçiyim, hayatımda çok isteyip de olmayan şey budur herhalde.''
Türk Halk Müziği'nin 'yaşayan efsane'lerinden Neşet Ertaş'ın TRT'den bir talebi var...
Ülkenin popüler Debenhams mağazaları tarafından yaptırılan ve 2 bin deneğin katıldığı araştırmaya göre, indirimi yakalamak için alışverişte yılda toplam 250 kilometreye yakın yol kateden kadınların yarısından biraz fazlası, bir alışveriş gününden sonra kendilerini spor salonunda egzersiz yapmaktan daha yorgun hissettiklerini belirtiyor. İngiliz basınında yer alan araştırmaya göre, kadınların alışveriş sırasında ortalama 4,7 km yol katetmelerine ve mağazaları taramak için haftada 2,5 saat harcamalarına karşın, erkekler ortalama 2,4 km yol katediyor ve haftada 50 dakika sarf ediyor. Kadınlar alışveriş sırasında doktorlar tarafından tavsiye edilen günlük 10 bin adımın dörtte üçüne yakınını yerine getirerek, 7 bin 305 adım atıyor. Araştırmaya katılan 10 kadından 9'u, büyük bir alışveriş için eşofman veya rahat ayakkabılar giydiğini açıklarken, üçte ikisi bunu geçerli bir sportif egzersiz olarak görmediğini belirtiyor. Araştırmanın verilerine göre, haftada iki kez alışveriş yapan kadınların, ayda 2 kiloya yakın kilo kaybetmelerini sağlayacak kadar "egzersiz" yapmış gibi olacakları hesaplanıyor. Düşük kalorili bir tatlı üreticisi tarafından bu konuda yapılan bir başka araştırmada da uzmanlar kadınların rafları taradıkları her beş dakikada beş kalori, yılda yaklaşık 48 bin kalori yaktıklarını hesap ediyorlar. Bunun günlük 1940 kalori alımı tavsiye edilen kadınların 25 gününe bedel olduğu belirtiliyor.
Kadınlar alışveriş yaparken 385 kalori yakıyor ve haftada ortalama 2,5 saatlerini bu iş için harcıyorlar.
İNTERNETHABER ANKARA- AK Parti Grup Başkanvekili Bekir Bozdağ, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Anayasa Değişikliği yapılacağı sözlerinden sonra çark etti. Bozdağ değişiklik için çalışmalara başladıklarını söyledi. Bozdağ, referandum süresinin 120 günden 45 güne indirilmesi için verdiği yasa teklifinin Anayasa değişikliğiyle ilgisi olmadığını savunmuş, kesin bir ifadeyle "Şu an böyle bir çalışma yok" demişti. Bozdağ Başbakan Erdoğan'ın Moskova dönüşü bir kaç maddelik bir Anayasa değişikliği yapılabileceği açıklamasından sonra bu sözlerinden geri adım attı. Bozdağ, Meclis'te Cuma namazı çıkışı anayasa değişiklikleri ile ilgili soruları yanıtlarken, şu anda yeni bir anayasa değişikliği üzerinde çalıştıklarını belirterek, "Anayasa değişikliklik şu anda toplumsal bir ihtiyaç. Biz zaten geçmişte bu tür çalışmalar yapmıştık. Modern anayasalarda yapılacak düzenlemeler var. Önümüzdeki süreç içerisinde gündeme gelebilir. Çalışmalarımız var" dedi.
AK Partili Bozdağ Anayasa değişikliği yok derken, Başbakan Erdoğan'ın açıklamasından sonra geri adım attı.
Çetenin, işlerini büyütmek için Google arama motoruna reklam vererek sitelerinin ilk sırada çıkmasını sağladığı belirtildi. Bilişim Suçları ve Sistemleri Şube Müdürlüğü ekipleri, son zamanlarda artan kontör dolandırıcılığı üzerine harekete geçti. Bilişim polisi yaptığı araştırma sonucunda dolandırıcılığın internet siteleri üzerinden yapıldığını tespit etti. Teknik ve fiziki takip eşliğinde yürütülen çalışmalar sonucunda, internet üzerinden “Ucuz kontör satıyoruz” sloganıyla ticaret yapan siteleri belirledi. Tespit edilen bu siteler üzerinden kontör satıldığı ve kullanıcıların kredi kartı bilgilerini çalıp onların adına kontör satın alındığı anlaşıldı. Bunun üzerine 11 Ocak 2010 günü İstanbul, Adana, Aydın, Bursa, Hatay, Konya, Manisa, Mersin ve Şanlıurfa'da tespit edilen adreslere eş zamanlı operasyon düzenlendi. Baskınlarda elebaşlığını İbrahim D., ile Hasan Hüseyin B.'in yaptığı 21 kişilik çete çökertildi. Yapılan aramalarda 2 bin 352 sim kart, 25 cep telefonu, 17 harddisk, 7 hafıza kartı, 8 laptop, 3 server cihazı, 1 skimmer cihazı, çok sayıda kimlik fotokopisi, makyaj malzemesi, cinsel gücü artırıcı ilaç ve 64 bin 500 TL ele geçirildi. Yapılan sorgulama sonucunda çetenin vatandaşları 3 yöntemle dolandırıldığı belirlendi. Birinci yöntemde şebeke üyeleri, ucuz kontör isteyenlerin kredi kartlarından havale yaptırıp, ardından kontör göndermiyordu. İkinci yöntemde ise alınan kredi kartı bilgileri kullanılıp sahiplerinin hesapları boşaltılıyordu. Üçüncü yöntemde ise telefonla rastgele çevirdikleri numaradaki kişiye kendilerini başkomiser, savcı veya albay olarak tanıtan şüpheliler tehditle kontör istiyordu. Operasyonla ilgili soruşturmayı derinleştiren bilişim polisi çetenin 4 milyon 500 bin liralık vurgun yaptığını tespit etti. Çetenin elde ettiği paranın büyük bir bölümünü Google arama motoruna reklam parası olarak verdiği belirtildi. Bu sayede kurdukları kontör sitelerinin ilk sırada almasını sağladıkları bildirildi. Yetkililer, vatandaşları özellikle kendilerine gelen telefondaki tehditleri dikkate almamaları ve internet üzerinden arkadaşlık, sohbet veya sosyal paylaşım sitelerine kredi kartı ve özel bilgilerini vermemeleri konusunda uyardı. Emniyetteki işlemleri tamamlanan 21 kişi adliyeye sevk edildi.
“Ucuza kontör” sloganıyla kurdukları internet siteleri üzerinden vatandaşları dolandıran çete yakayı ele verdi..
Aralarında Onur Öymen, Şahin Mengü ve İlhan Kesici'nin bulunduğu 7 CHP'li ve 1 DSP'li dışında herkes istifa etti. Grubun daha önce 300'ü aşkın üyesi bulunuyordu. Türkiye ile İsrail arasında son olarak yaşanan 'alçak koltuk krizi', iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilere yeni bir darbe vurdu. TBMM'nin İsrail'le ilişkilerinin kötüleşmesi, geçtiğimiz yılın başında bu ülkenin Gazze'ye yönelik saldırılarıyla başlamıştı. Yaşanan insanlık dramı karşısında Türkiye-İsrail Dostluk Grubu Başkanı AK Partili Nursuna Memecan başta olmak üzere çok sayıda milletvekili tepki amaçlı olarak bu gruptan istifa etti. Grupta sadece 7 CHP'li, 1 DSP'li milletvekilinin üyeliği devam ediyor. Ancak grup yönetiminin istifa etmesi nedeniyle grup da feshedilmiş sayılıyor. İki ülke arasındaki ilişkilerin yeniden düzelmesi ve dostluk grubunun da tekrar faaliyete geçmesi beklenirken, bu son kriz patlak gösterdi. Bunun üzerine dostluk grubunun yeniden kurulması başka bir bahara kaldı. AK Partili Nursuna Memecan, grubun lağvedilmesinin 'dostluğun bitmesi' şeklinde yorumlanmaması gerektiğini belirtti. "Dostluk Grubu yok diye, dostluk bitmiyor. Grubun lağvedilmesinin nedeni Gazze olaylarıydı. Bu konudaki tepkiler gösterildi." diyen Memecan, İsrail hükümetinin şu anda karmaşık bir yapıda olduğuna dikkat çekti. İlişkilerin düzelmesi durumunda dostluk grubunun da yeniden faaliyete geçeceğini umduğunu söyledi. (Bugün)
İsrail kaynaklı diplomatik krizler, iki ülke parlamentoları arasındaki dostluğu da bitirdi.
Milliyet Gazetesi'nde yer alan habere göre FBI'ın bilgisayar uzmanları, Amerika'ya düzenlenen 11 Eylül saldırılarının arkasındaki isim olan Usame Bin Ladin'in "yenilenmiş" fotoğraflarını yayınladı. Bilinen son fotoğrafı birkaç yıl önce çekilmiş olan teröristin şu anda nasıl görüneceğini bilgisayar analizleriyle belirleyen uzmanlar, 52 yaşındaki Bin Ladin'in sakalsız ve başı açık halde nasıl görüneceğini sergiliyorlar.
FBI, 11 Eylül saldırılarının arkasındaki isim olan Usame Bin Ladin'in "yeni" fotoğraflarını yayınladı
Sarp Sınır Kapısı'ndan Türkiye giriş yapan bir kadının vücuduna sarılı halda, çeşitli markalarda 127 paket sigara ele geçirildi. Gürcistan'dan Türkiye'ye yaya olarak geçmek için dün Sarp Gümrük Kapısı'na gelen Gürcistan uyruklu 49 yaşındaki Zeinab Bedinadze'nin, polis ve gümrük işlemleri sırasında, vücudunun görünüşü ve yürüyüşünden şüphelenen Hopa Kaçakçılık İstihbarat ve Narkotik Gümrük Muhafaza Müdürlüğü ekipleri, arama yapmak istedi. Hizmet binasına davet edilen Bedinadze'nin üzerine arayan bayan bir memur, birkaç kat elbise giyen kadının üzerindekileri çıkarmaya başlamasıyla, şaşkınlığa uğradı. Bedinadze'nin, göğüs kısmına, beline sardığı şalın ve altına giydiği uzun çorabın içine, değişik markalarda, 127 paket sigara saklayarak, Türkiye'ye sokmaya çalıştığı anlaşıldı. Bir başka kaçakçılık olayında da, işlemleri sırasında durumundan şüphelenilen Zaide Nizharadze (62) adlı kadın üzerinde yapılan aramada, vücuduna sarılı halde 29 adet kadın kazağı ele geçirildi. Her iki kaçakçılık olayında ele geçirilen mallara el konulurken, kadınlar hakkında yasal işlem başlatıldı. Yetkililer, Gürcistan'da yaklaşık 2 lira değerinde olan sigaraların, kaçak olarak Türkiye'ye sokularak, 5-6 liraya satıldığını, son zamanlarda bu tür kaçakçılık olaylarında artış olduğunun gözlendiğini söyledi.
Kadının vücudunun görüntüsünden ve yürüyüşünden şüphelendi. Aradıklarında ise gördükleri manzara inanılmazdı.
İstanbul 10. İdare Mahkemesi metrobüs zammını durdurdu. 10. İdare mahkemesi İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin metrobüse yaptığı zammın yürütmesinin durdurulmasına karar verdi. Mahkeme kararın gerekçesi "yapılan zammın haklı gerekçesi yok" "hukuka aykırı" olarak açıklandı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi 16 Kasım'da metrobüs ücretlerine yüzde 33 oranında zam yapmıştı. Yapılan zamla metrobüste tam bilet 1,5'dan 2 liraya, indirimli bilet 0,85'den 1 liraya yükselmişti.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin metrobüse yaptığı zam mahkeme engeline takıldı. Zam geri alındı.
AKP'li İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin geride bıraktığımız aylarda metrobüse yaptığı zam mahkemeden geri döndü. Ama İETT yeni bir formül buldu. Genel Müdür Baraçlı yeni sistemi ''Metrobüslerde mesafeli ücretlendirmeyi uygulamayı planlıyoruz. Bu sistemde yolcular, gittikleri kadar ücret ödeyecekler'' diye açıkladı. MESAFELİ ÜCRETLENDİRME TARİFESİ- Hayri Baraçlı, "Maliyetlerimizi kontrol edebildiğimiz müddetçe, zamla ilgili bir şey düşünmüyoruz. Ama maliyetlerimiz kontrolümüzün dışında gelişirse, bazı şeyler düşünülebilir. İlk etapta hedefimiz, maliyetleri sınırlayıp kontrol etmek ve İstanbul halkına daha iyi hizmet sunabilmek" dedi. Baraçlı, metrobüs ücretleriyle ilgili de şu bilgileri verdi: "Metrobüs ücretleriyle ilgili çalışmalarımız devam ediyor. Metrobüslerde mesafeli ücretlendirmeyi uygulamayı planlıyoruz. Bu mesafeli ücretlendirme içinde yolcular gittikleri kadar ücret ödeyecekler. O yüzden mesafe bazlı hareket edeceğiz. Yolcular belki de tek durak, iki durak gibi mesafelerde daha az ücret ödeme şansına ulaşmış olacaklar." Baraçlı, İETT’nin bu yıl otobüslerin yenilenmesi ve hizmet kalitesinin arttırılması gibi farklı projeleri hayata geçireceklerini söyledi. Raylı sistemlerle ilgili yatırımların 2010 yılında devam edeceğini ifade eden Baraçlı, şöyle konuştu: "Metrobüs ile ilgili çalışmalarımız artarak devam ediyor. Metrobüsle ilgili olarak, değişik hatlarda metrobüs olabilir mi, olamaz mı konusunda çalışmalarımız var. İlk etapta halkımızın istediği Avcılar-Beylikdüzü hattıyla ilgili çalışmalarımız devam ediyor. 2010 yılında bu hatla ilgili projeler başlatabiliriz. Çevreye duyarlı otobüsler almayı planlıyoruz. Bu otobüslerle ilgili 2010 yılında ilk etapta 100 adet otobüs alma düşüncemiz söz konusu. Bunun için finansman modelleri oluşturmaya gayret gösteriyoruz. "2010 YILI HEDEFİMİZ HİZMET KALİTESİ"- Baraçlı, Otogar-Olimpiyat Köyü Metrosu Projesi’nin büyük bir bölümünün 2010 yılında tamamlanacağını belirtti. Bazı hizmetleri uç noktalara ulaştırabilmek için garaj ve parklarla ilgili çalışmaların sürdüğünü anlatan Baraçlı, Anadolu ve Avrupa yakasında yeni park yerleri araştırdıklarını ifade etti. Ölü kilometre maliyetlerinin çok yüksek olduğunu, bu maliyetleri minimum hale getirebilecek park alanları oluşturma gayreti içinde olduklarını söyleyen Hayri Baraçlı, şunları kaydetti: "Metrobüs hattında 335 aracımız var, ortalama 300 araçla hizmet veriyoruz. Bizim için hedef, İstanbul halkına hızlı, güvenli, konforlu bir ulaşımı sağlayabilmek. Bu çerçevede metrobüs bizim için çok önemli bir proje. 600-700 bin civarında yolcu taşıyoruz. Bizim hedefimiz çok yolcu taşımak değil, konforlu ve daha rahat şekilde yolcuları istedikleri mekanlara ulaştırabilmek. 2010 yılında hedeflediğimiz en önemli çalışmalardan bir tanesi, hizmet kalitesiyle ilgili faaliyetler. Bu nedenle biz halkımızın, araçlarımızla daha kaliteli hizmet alabilmesi için neler yapabiliriz konusunda çalışmalarımızı yürütüyoruz. Biz diyoruz ki sadece hızla kıyaslamayalım, hizmet kalitesi, konfora ve güvene de endekslersek İstanbul halkını daha çok memnun etmiş oluruz." İSTANBUL’DAKİ TRAFİK YOĞUNLUĞU- İETT Genel Müdürü Baraçlı, şehir trafiğine her gün 400-500 civarında yeni aracın katıldığını, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin ulaşımla ilgili hayata geçirdiği projelerin bu trafiğin biraz daha rahatlamasını sağladığını söyledi. "Kamusal kültürümüzde toplu taşımanın özendirilmesini değil, kamu tarafından sevilmesini ön plana çıkarmamız lazım. O yüzden hizmet kalitesini arttırarak, insanları toplu taşımaya özendirmek istiyoruz" diyen Baraçlı, "Her geçen gün araç ve nüfus arttığı müddetçe çözümleri sadece İETT olarak bulmamız mümkün değil, ama halkımız toplu taşımaya yöneldikçe biraz daha trafikte rahatlama oluyor" görüşünü dile getirdi. İstanbul’da vatandaşların büyük bir bölümünün artık sabah işe gidip, akşam eve dönerken araçlarını garaja bıraktıklarını, bunun kent trafiğini büyük ölçüde rahatlattığını belirten Baraçlı, "Deniz taşımacılığı da bu rahatlamaya etki ediyor. Metrobüsle belki bazı deniz seferlerinin bile kalkmasına sebep olmuş olabiliriz" dedi.
Metrobüslere yapılan zam durduruldu. Ama metrobüs ulaşımına yeni bir fiyatlandırma sistemi geliyor.
ZÜBEYİR KINDIRA İNTERNETHABER- ÖZEL ANKARA- CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu ile Erzurum Savcılığı arasındaki belgeli tartışma sürüyor. Savcılığın açıklamaları ile iddiasının boş çıktığına ilişkin haberlere tepki gösteren Kılıçdaroğlu, "Benim açıkladığım belgeler doğru. Şüphelerim hala sürüyor. Doğruları söylüyorum ve doğruları söylemek hiç bir zaman yıkım olarak adlandırılamaz" dedi. İNTERNETHABER'e konuşan Kılıçdaroğlu, iddialarını ve sorularını şu şekilde sıraladı: SORULAR "Birincisi; şu açıkladığım belgelerin hepsi doğru. Aynı belgeler Erzurum'daki savcı tarafından da açıklandı. İkincisi; savcı, isim ve adres kısmı kapatılan üçüncü bir mahkeme kararı olduğunu iddia etti. Bu mahkeme kararı bende yoktu. Ücüncüsü; isim kısmı kapatılmış olan mahkeme kararı üzerinde oynamaya savcının yetkisi var mıydı? Dördüncüsü; arama yapılacak olan merkeze ismi kapatılmış, adres kısmı kapatılmış arama kararının fakslanması ne kadar ciddi ve tutarlı bir harekettir? Karşıdaki kişilerin önlem alması yapılacak aramanın sonuçsuz kalmasına yol açmaz mı?" NE YIKIMI? Kılıçdaroğlu, kendisinin açıklaması sonrasında, Adalet Bakanlığı'nın da bir açıklama yaptığını hatırlattı ve "Bakanlık konunun kendilerine daha önce intikal ettiğini ve müfettiş görevlendirdiklerini söyledi. Demek ki, Adalet Bakanlığı ciddiye alıyor. Aynı konuda Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) Başkanvekili yaptığı açıklamada, aynı belgelerin kendilerine de ulaştığını ve konuyu Adalet Bakanığlığına aktardıklarını söyledi. Adalet Bakanlığının ve HSYK'nın ciddiye aldığı bir olayı, inceleme başlattığı bir olayı bir siyasetçinin dile getirmesi ne zamandan beri yıkım olarak algılanıyor?" diye sordu. NEDEN KAPATTI? Kılıçdaroğlu şunları söyledi: "İşin özü şu açıkladığım belgelerin tümü doğru. Şimdi müfettişler, 'üstü örtülü olan kararın orijinalini gördük, orada üstü örtülü değildi' diyorlar. Şunu hala merak ediyorum. Yargının önemli ayağı olan savcının bu kararı kapatması ne derece hukukidir ve hangi karara dayanmaktadır, hangi yasa maddesine dayanmaktadır? Bu sorunun yanıtını merak ediyoruz. Aranacak yere fakslanması hangi gelenekte vardır?" AKP'NİN KILICI siyasete atılırken kendi kendisine "Her yerde ve her ortamda doğruları söyleyeceğim" diye söz verdiğini de belirten Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle tamamladı: "Söz verdim. Aynı sözümün arkasındayım. Açıkladığım her belge doğrudur. Açıkladığım belgelerin birer örneği Erzurum savcılığındadır ve o da açıkladı. Bende olmayan bir üçüncü belge var ve savcı 'o belge bizdedir' diyor. Görevlendirilecek olan Adalat Bakanlığı müfettişlerinin, 'AKP'nin kılıcını ellerine alıp oraya gidiyorlarsa onlara güven duymayız' diye en başından söylemiştim. aynı kaygıları bugün de taşıyorum."
Kılıçdaroğlu, isim ve adres kısmı boş arama ve dinleme tutunakları ile ilgili iddialarından vazgeçmiyor.
İtalyan La Stampa gazetesinde çıkan habere göre, Londra Üniversitesinden bir grup bilim adamının, fareler üzerinde yaptıkları araştırma sonucunda geliştirdikleri teknikte, fosforlu bir boya kullanılarak göz retinasındaki ölü hücreler tespit ediliyor. Bunun, beyin hücrelerinin ölmekte olduğunun da ilk belirtileri arasında yer aldığını kaydeden bilim adamları, insanlar üzerinde olumlu sonuçlar vereceğine inandıkları test üzerinde çalışmayı sürdürüyor. Araştırma ekibinin başındaki Francesca Coredeiro, retinanın da beynin bir uzantısı olduğunun sık sık göz ardı edildiğine işaret ederek, "Bu nedenle gelecekte basit bir göz doktoru randevusunun beynin sağlığı ve bunama belirtileri olup olmadığı konusunda ışık tutması hiç de imkansız değil" dedi. Testin 3 yıl içinde kullanıma sunulabileceğini belirten Coredeiro, bu teknik sayesinde hastalığın seyrinin de takip edilebileceğini söyledi.
Alzheimer hastalığını, basit bir göz testiyle daha belirtileri ortaya çıkmadan önce teşhis etmek mümkün.
Kahramanmaraş’ta, karın ağrısı şikayetiyle hastaneye götürülen çocuğun midesinden, 6 yıl önceki ameliyatta unutulan serum hortumu çıktı. 6 yaşındaki Beytullah Karasu, midesinin ağrıdığını söylemesi üzerine babası Mehmet Karasu tarafından Kahramanmaraş Yenişehir Devlet Hastanesine götürüldü. Muayene edilen çocuk, apandisit şüphesiyle Kahramanmaraş Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesine sevk edildi. Hastanede yapılan tetkikler sonucunda, Beytullah Karasu’nun midesinde serum hortumu olduğu belirlendi ve çocuk, hortumun çıkarılması için Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma ve Uygulamam Hastanesine gönderildi. Baba Mehmet Karasu, 4 aylıkken Kahramanmaraş Devlet Hastanesine götürdüğü oğlunun "doğuştan cücelik hastası" olduğu belirtilerek ameliyat edildiğini söyledi. Beytullah Karasu’nun beyninde oluşan suyun hortum takılarak midesine boşaltıldığını ifade eden baba Karasu, "Bu hortumun bir parçasının midede unutulduğunu söylediler. çok şaşırdım. Oğlum midesindeki hortumun alınması için pazartesi günü ameliyat edilecek" dedi. Karasu, oğlunun midesinde serum hortumu unutulması olayının sorumlularının cezalandırılması için Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığına dilekçe verdiğini de bildirdi.
4 aylıkken ameliyat olmuştu. Şimdi 6 yaşında. Babasına karnım ağrıyor deyince gerçek ortaya çıktı.
GÜLŞAH ERDEM İNTERNETHABER ANKARA- USAK Başkanı Laçiner’den, İsrail hükümeti ve yaşanan çirkin olayın mimarı olarak suçlanan Dışişleri Bakanı Liberman'ı kızdıracak açıklamalar geldi. Laçiner, "İsrail terör örgütü gibi. Saplantılı ve ruh sağlığı bozuk bir ülke. İsrail Dışişleri Bakanı Evidgor Lieberman İsrail’in içindeki ırkçıların başında ve Usame Bin Ladin’den daha ‘çıkarcı ve bencil" dedi. USAK Başkanı Laçiner İsrail-Türkiye ilişkilerinde son günlerde yaşanan krizi İNTERNETHABER'e değerlendirdi. Türkiye ile İsrail’in ilişkilerinin hiçbir zaman ‘mükemmel’ olmadığını hatırlatan Laçiner, ‘Davos’ olayını unutmayan İsrail'in neredeyse intikam aldığını iddia etti. Laçiner'in yaptığı açıklamalardan satır başları şöyle: “TÜRKİYE MERHAMETLİ İSRAİL ANORMAL” Laçiner, Türkiye ve İsrail’in ilişkisinin, İsrail 1948’de kurulduğundan beri mükemmel olmadığını ancak zaman zaman iyileşme gösterdiğini söyledi. Laçiner, Orta Doğu’da İsrail’e karşı ‘en merhametli davranan ülkenin’ Türkiye olduğunu ama buna karşılık İsrail’in ‘normal’ sayılabilecek bir ülke olmadığını savundu. USAK Başkanı, İsrail’in sınırlarının BM tarafından belirlenemediğini, BM’in 100’den fazla kararını tanımadığını, İsrail’in ‘genişleme politikasını’ komşularının toprakları üzerinden yaptığını hatırlattı. “İSRAİL, TERÖR ÖRGÜTÜ GİBİ” İsrail’in Gazze saldırısında ve sonrasında ‘terör örgütü’ gibi davrandığını iddia eden Laçiner; “intihar saldırılarında kullanılan 15-16 yaşlarındaki çocukların evlerinin üzerine tank ile saldırıyorlar, orantısız bir güç kullanıyorlar. Bu durumu dünyaya, terörist yakalamak amacıyla yaptıkları yalanıyla savunuyorlar. Ama buna Türkiye karşı çıkıyor. Bu tavır, teröristlerin tavrından farksızdır. İsrail’in, Batı Şeria’da 100’den fazla kontrol noktası var. Bu noktalarda hastalar bekletilip ölmelerine neden olunuyor” dedi. TÜRKİYE SAĞDUYULU BİR ÜLKE Laçiner; şunları söyledi: “1948’de İsrail kurulduktan sonra dünya İsrail’in hatalarına sessiz kaldı. İsrail’in hatalarını ABD deklare edemez ama kendi içlerinde bunu biliyor ve konuşuyorlar. Ama Türkiye böyle değil. İsrail’e kurulduğu günden bu yana gerçekçi davranıyor ve bunu bir devlet politikası olarak uyguluyor. Türkiye, İsrail’in var olma hakkını ilk tanıyan ülkedir hala da buna saygı duyuyor. Çünkü Türkiye marjinal değil sağduyulu bir ülkedir.” LAÇİNER'İN İSRAİL HÜKÜMETİ VE DIŞ İLİŞKİLER BAKANI HAKKINDAKİ SERT SÖZLERİ DİĞER SAYFADA [PAGE] ‘DAVOS’ ÇIKIŞI KISKANDIRDI Laçiner, Başbakan Erdoğan’ın ‘Davos’taki çıkışının yeryüzünde bir benzerinin daha olmadığını söyledi. Laçiner, Başbakan’ın Davos’ta sarf ettiği sözleri birçok büyük ülkenin liderlerinin de söylemeyi isteyeceğini ama buna sadece Başbakan Erdoğan’ın cesaret edebildiğini de savundu. MEDYANIN YÜZDE 80'İ YAHUDİLERİN USAK Başkanı Laçiner, dünyanın, İsrail’in tüm yaptıklarına sessiz kaldığını, bu durumu herkesin ‘körü, sağırı’ oynamasına benzettiğini de söyledi. Gazze savaşında da dünyadaki medya organlarının birçok şeye sessiz kaldığını belirten Laçiner, bu durumun nedenini, “ABD’de medya organlarının yüzde 80’i Yahudilerin elinde” diye açıkladı. LİEBERMAN-USAME BİN LADİN BENZETMESİ Laçiner, İsrail’in kızgınlığının Başbakan Erdoğan’ın Davos’taki çıkışından sonra arttığını söyledi. USAK Başkanı,” Danny Ayalon’un özründen sonra hırsları daha da artacak. Bunun nedeni Türkiye’nin Davos’ta ‘kral çıplak’ demesidir. Davos’tan sonra İsrail’in gerçek yüzü ortaya çıktı. İsrail’in Davos’a ve Başbakan Erdoğan’ın birkaç gün önceki açıklamalarına verdiği yanıt aynı mantıkla verilmiştir. İsrail her iki olayda da Türkiye’nin kendi geçmişine bakmasını ima eden açıklamalar yaptı. İsrail neden bu açıklamaları yaptı? Çünkü İsrail ‘samimi’ değil. İsrail’in içindeki ırkçıların başında İsrail Dışişleri Bakanı Evidgor Lieberman geliyor. Lieberman, Usame Bin Ladin’den daha ‘çıkarcı ve bencil’dir.” DIŞ POLİTİKADA ÖZAL ETKİSİ Laçiner, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun bugün yürüttükleri dış politikanın, Özal’ın politikasının devamı olduğunu söyledi. Laçiner ayrıca Davutoğlu’nun , Özal sayesinde bugünkü vizyonu izlediğini de belirtti ve “ Özal olmasaydı Davutoğlu’nun bu başarıyı yakalayabileceğinden emin değilim” dedi. “FETRET DEVRİ YAŞADIK” Turgut Özal’dan sonra Türkiye’nin ‘fetret devri’ yaşadığını iddia eden Laçiner, Tansu Çiller, Mesut Yılmaz ve Süleyman Demirel için “Onlar A, B bir yana C, D kalitesinde bile değillerdi” iddiasında bulundu. Türkiye’nin dış ve iç politikada yokuş aşağı doğru kar topu gibi büyüyerek hızla ilerlediğini ve önüne çıkan engelleri ezip geçeceğini de iddia etti. İSRAİL ‘SAPLANTILI’ BİR ÜLKE “İsrail’in geçmişinden gelen toplumsal ve ruhsal bozuklukları var” diyen USAK Başkanı, sözlerini şöyle tamamladı: İsrail ‘saplantılı’ ve ‘ruh sağlığı’ bozuk bir ülke. Filistin sorununun çözülmesi halinde İsrail’de iç savaş çıkar. Zaten kendi içlerinde İsrail’in devam edip edemeyeceğine dair tartışmalar var. İsrail’in en son 2008’de kurulan koalisyon hükümeti aşırı sağ ve daha aşırı sağ arasında kaldı. Bu da ülkenin, zaten bozuk olan dengesini iyice bozdu.”
İsrail özür diledi, ama tepkiler dinmedi. USAK Başkanı Laçiner hem İsrail hükümeti hem Lieberman'a sert sözlerle yüklendi
ZÜBEYİR KINDIRA İNTERNETHABER ANKARA- Rahşan Ecevit'in kurduğu ve Genel Başkanlığı'nı Hulki Cevizoğlu'nun yürüttüğü DSHP'de istifa depreminin perde arkasında inanılmaz olaylar var. İNTERNETHABER Rahşan Ecevit ve Hulki Cevizoğlu'nun önünde yaşanan sert tartışmalar ve olayların perde arkasını öğrendi. EKİP UYUŞMAZLIĞI Bir siyasi partide yaşanması beklenmeyen olaylar, daha parti kuruluşundaki 'ekipçilik' ile başladı. Rahşan Ecevit ve kendisine yakın bir kaç isim, DSHP'nin kuruluşu ile ilgili çalışmaları, Cevizoğlu'na teklifte bulunmadan önce tamamlamış. Tüm yönetim kadrosuna kimlerin geleceği de isim isim belirlenmiş. Bir tek Genel Başkan ismi boş bırakılmış. Cevizoğlu'nun isminden yararlanmak için en son olarak Cevizoğlu'na teklif götürülmüş. CEVİZOĞLU EKİBİNİ İSTEMEDİLER Ancak Cevizoğlu, Genel Başkanlığa geldikten sonra, yönetim kadrolarından bazılarına kendisine yakın isimleri atadı. Bunun üzerine parti içinde 'hizipçilik' hortladı.Rahşan Ecevit'in yakınında olan isimler, yeni isimlere tepki göstermeye başladı. SAÇINDA BENEK OLAN Edinilen bilgilere göre; Rahşan Ecevit ise, eskiden tanıdığı isimlerin dışındakileri tanımakta güçlük çekiyordu. Genel Başkan Yardımcısı İsmail Dükel'i, Genel Sekreter yardımcısı Murat Ali Sakal'ı görünce tanıyor ancak gıyabında konuşunca hatırlamıyordu. Dükel'i tanıtmak için 'saçında beyaz benek olan' diye anlatılıyordu. Murat Ali Sakal'a ise; "beneksiz olan" diye lakap takıldı. EROL DEMİROĞLU FAKTÖRÜ Rahşan Ecevit’in parti ile ilgili tüm bilgileri, uzun yıllardır yanında bulunan ve DSHP’de Örgütten Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı görevine getirdiği Erol Demiroğlu’ndan aldığı ve kararları verirken de Demiroğlu’nun yönlendirmesiyle hareket ettiğini belirleyen Cevizoğlu ve ekibi, bu durumu değiştirmeye karar verdi. FİŞİ ÇEKTİ İstanbul İl Başkanlığı’na atama yapılması sırasında; yıllardır Ecevit hareketi içinde yer alan bir isim gündeme geldi. Bu isim üzerinde herkes mutabakat sağlarken, Erol Demiroğlu, Rahşan Ecevit’e, “Efendim o kişi olmasın. Çünkü hatırlarsanız 10 yıl önce Bülent bey konuşurken mikrofonun fişini çekmişti” diyerek atamayı engelledi. ÖRGÜTLERİ KURAMADI Ecevit’i bu tür yönlendirmelerle etkileyen Örgütten sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Demiroğlu, 1 Ocak tarihinde en az 40 ilde tüm örgütlenmeyi tamamlamak üzere üstlendiği görevi de yerine getiremedi. Bunun üzerine Hulki Cevizoğlu; Erol Demiroğlu’nu görevden aldı ve yerine Basından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı İsmail Dükel’i atadı. MASADAN KALKMADI Ancak Genel Başkanın görevden aldığı Demiroğlu, görevi bırakmadı. Aynı gün Rahşan Ecevit’i partiye çağırdı. Birlikte toplantı yaptılar. O toplantı sonrasında da teşkilat işlerini yürütmeye devam etti. Bazı illerin atamaların yaptı. Bunun üzerine Cevizoğlu ve ekibi de kendi arasında toplandı. “Kalıp mücadele mi edelim yoksa istifa mı edelim?” diye değerlendirme yaptılar. Sonunda istifaya karar verdiler. İSTİFAYA GİTTİLER SALDIRI OLDU Cevizoğlu ve ekibi istifa dilekçelerini partiye bıraktılar. Bu istifaları karar defterine de yazdılar. Ardından, Yargıtay’a vermek üzere karar defterinin ilgili sayfasının fotokopisini çekmek istediler. Bu arada partide bulunan 35 kişilik Rahşan Hanım taraftarı, fotokopi çekilmesini engellemek istediler. Karşılıklı itişmeler, bağırışlar, yaka , paça birbirine girmeler şeklinde tartışma çıktı. Eski Genel Sekreter Özkan Leblebicioğlu ve yardımcısı Murat Ali Sakal’a yönelik fiili saldırı yapıldı. SEYRETTİ O sırada odada bulunan Rahşan Ecevit de tüm olanlara tanık oldu. Koridorda bulunan Hulki Cevizoğlu da odaya girdi ve müdahale etmek istedi. Ancak kalabalık giderek daha da sertleşmeye başladı. Bu arada kurucular kurulu üyesi olan bazı yaşça büyük isimler de devreye girip, ortalığı sakinleştirmeye çalıştı. 'BİZ YOKUZ' DEYİP KURTULDULAR Bu arada “Biz istifa ettik. İstifalarımızın kaydının fotokopisini alıyoruz. Biz ayrıldık” diye yüksek sesle dertlerini anlatan istifacıların, gerçekten istifa ettiği anlaşılınca kalabalık sakinleşti. Olaylar bittikten sonra karar defterinin fotokopisi alınabildi. Cevizoğlu ve ekibi de hemen DSHP Genel Merkez binasından ayrıldılar.
Cevizoğlu ve ekibi istifa etti. Partide olaylar çıktı. Rahşan Hanım taraftarlarının elinden "istifa ettik" diye kurtuldular.
Jandarma Komutanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre Ergenekon'un fitilini ateşleyen, Ümraniye'de ele geçirilen bombalar askere ait değil! ''Ergenekon'' davalarına bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin terör örgütü elebaşıyla ilgili 2 sorusuna Genelkurmay Başkanlığından verilen cevapta, ''Terörist başı Abdullah Öcalan'ın PKK terör örgütünün kurucusu olduğu konusu dışında başka bir bilgi mevcut değildir'' denildi. Alınan bilgiye göre, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, birinci ''Ergenekon'' davasının 19 Ekim 2009 tarihinde yapılan 116. duruşmasında, ''PKK terör örgütünün Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) tarafından kurulduğu'' yönündeki vaki iddialar ve terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan'ın iddia olunan ''Ergenekon terör örgütü üyesi olup olmadığı''nın Genelkurmay Başkanlığından sorulmasını kararlaştırdı. Genelkurmay Başkanlığından gelen cevap yazısında ise ''Terörist başı Abdullah Öcalan'ın PKK terör örgütünün kurucusu olduğu konusu dışında başka bir bilgi mevcut değildir'' denildi. ÜMRANİYE'DE ELE GEÇİRİLEN BOMBALAR- Bu arada, mahkemenin 3 Eylül 2009 tarihinde yapılan duruşmada ''Ümraniye'de ele geçirilen bombalarla ilgili ayrıntılı bilgi'' istediği Jandarma Genel Komutanlığından da cevap geldi. Gelen cevap yazısında, 12 Haziran 2007 tarihinde Ümraniye'de ele geçirilen el bombalarının komutanlık envanterinde kayıtlı olup olmadığı, ilgili birimlerin defter ve kayıtlarında sıkı bir şekilde araştırılması, kayıtlı ise hangi tarihte ve hangi birimden teslim alındığı, tesliminden itibaren hangi birlik ve şahıslara teslim edildiğinin tarihleri ile birlikte zimmet silsilesini gösterir şekilde bildirilmesi, ayrıca söz konusu el bombaları sarf edilmiş ise de sarf raporunun ve ilgili belgelerinin onaylı suretlerinin gönderilmesinin istendiği belirtildi. Yazıda, yapılan inceleme sonucu ''KF MKE 1-17'' kafile numaralı ''MOD 44'' savunma el bombasında kullanılan KF MKE-1-25 10-92 seri numaralı el bombası tapasından, Tokat Jandarma Bölge Komutanlığında 40, Adıyaman İl Jandarma Komutanlığında 49, Ağrı İl Jandarma Komutanlığında 88, Amasya İl Jandarma Komutanlığında 41, Gaziantep İl Jandarma Komutanlığında 58, Muş İl Jandarma Komutanlığında 105, Kilis İl Jandarma Komutanlığında 20, Hatay İl Jandarma Komutanlığında 3 adet olmak üzere toplam 404 adet bulunduğu kaydedildi. ''LS-2-64 12-52 M204A1'' tapa kafile numaralı ''LOT LS-14-107 5-53'' kafile numaralı M26 savunma el bombasından, Hakkari İl Jandarma Komutanlığında 160, Serinyol 121. Jandarma Eğitim Alay Komutanlığında 102 adet olmak üzere toplam 262 adet bulunduğu ifade edilen yazıda, ''HGR Z DM 72 LOS FMP 24'' tapa kafile numaralı, ''LOS FMP 24'' kafile numaralı ''DM 41'' savunma el bombasından Diyarbakır İl Jandarma Komutanlığında 10 adet bulunduğu anlatıldı. ''HGR Z DM 72 LOS FMP-22'' tapa kafile numaralı ''LOS FMP-22'' kafile numaralı ''8M 41'' savunma el bombasından Amasya ve Karaman il jandarma komutanlıklarında birer adet olduğu vurgulanan yazıda, ''MKE MOD 45 KF MKE-1-58 12-94'' kafile numaralı el bombası tapasından Jandarma Genel Komutanlığı envanterinde mevcudunun bulunmadığı belirtildi. Yazıda, tapa ''M204 A2 KF MKE-152 6-83'' kafile numaralı el bombası tapasından, tapa ''M204 A2 KF MKE-169 5-85'', ''MKE MOD 45 KF MKE-1-8 5-88'', füze ''M204 A1 LOT FJZ-2-286 NOV 1953'', ''HGR Z DM 72 LOS FMP-16'', ''HGR DM 41 SPLITTER COMP-B LOS FMP-16'', ''GRENADE HAND FRAG M26 5-53 COMB-B LOT LS 14-142'', ibareli el bombalarından Jandarma Genel Komutanlığı envanterinde mevcudunun bulunmadığı kaydedildi. Aynı yazıda, üzerinde yazı ve rakam olmayan 32 parça baklava dilimli, pik dökme demirden oluşan, ağız tapaları kapalı 18 adet el bombası gövdesi ile ilgili olarak söz konusu mühimmata ait kafile bilgileri belli olmadığından Jandarma Genel Komutanlığına ait olup olmadığının tespit edilemeyeceği, ''RFX L11 ve RFX A12'' ibareli el bombasından komutanlık envanterinde mevcudunun bulunmadığı ve el bombalarının tapalarının muhafaza edildiği ambalaj kutusu olan yeşil renkli fiber plastik kutunun da komutanlığa ait olmadığı anlatıldı. Yazıda, ''Birliklere tertip edilen mühimmata ait bilgilere, tertip emirlerinin arşiv bekleme süresinin dolmasını müteakip imha edilmesi nedeniyle ulaşılamadığından, bahse konu mühimmatın hangi birliğe, hangi tarihte kaçar adet tertip edildiğinin tespit edilemediği, ayrıca mühimmatı envanterinde bulunduran birlik komutanlıklarınca söz konusu mühimmattan eksik, kayıp veya çalıntı olmadığının bildirildiği'' ifade edildi. -''TÜRK İNTİKAM TUGAYI'' ARAŞTIRMASI- Mahkemenin talebi üzerine Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT), Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM), Genelkurmay Başkanlığı ve Jandarma Genel Komutanlığı ''Türk İntikam Tugayı (TİT)'' ile ilgili ellerindeki bilgileri mahkemeye gönderdi. MİT'ten gelen yazıda, ''TİT isminin 1978'den beri etkili bir illegal örgüt olarak kamuoyuna yansıtılmaya çalışıldığı, ''TİT'' rumuzu ile üstlenilen eylemlerin büyük bölümünün çeşitli şahıs ve kurumlara yönelik tehdit mektupları ve duvarlara yazılmış sloganlardan oluştuğu, bir kısmının da silahlı eylemlerin üstlenilmesinden ibaret olduğu'' kaydedildi. Yazıda, araştırmalar sonucunda, ''TİT adının solcu kesimin korkutulması amacıyla aşırı milliyetçi unsurlarca bir süre kullanıldığı ve ön plana çıkarıldığına dair bilgilerin alındığı, ancak bu bilgilerin teyidi ve detaylandırılmasının mümkün olmadığı'' belirtildi. Yazıda, 12 Eylül 1980 sonrasında yakalanan aşırı milliyetçi militanların bir kısmının ifadelerinde ''TİT'' adlı bir örgütün olmadığı, bunun ''slogan isim'' olarak kullanıldığını beyan ettiklerinin bilindiği ifade edilerek, yargılamalar sonucunda ise ''TİT'' isminde bir örgütün mevcut olup olmadığı hususunun netlik kazanmadığı kaydedildi. Aynı yazıda, ''TİT'' adının hedef alınan şahıs veya kuruluşları psikolojik yönden etkilemek ve korkutmak amacıyla zaman zaman kullanıldığı, örgütün merkez komitesi ve organik yapısının oluşmadığı, paravan bir isim olarak kullanıldığına yer verildi. Eski İnsan Hakları Derneği Genel Başkanı Akın Birdal eyleminin azmettiricileri arasında yer alan ve davanın tutuksuz sanıklarından Semih Tufan Gülaltay'ın 1998'de mafya yapılanması içerisindeki bazı şahıslardan oluşturduğu gruba ''TİT'' ismini verdiği, grup üyelerinin çok sayıda adi suça ve mafya olaylarına karıştıkları iddialarının intikal eden hususlardan olduğu belirtilen yazıda, ''Günümüz itibariyle 'TİT' ismiyle ideolojik bir örgütün faaliyet gösterdiğine dair herhangi bir tespitlerinin bulunmadığı'' ifade edildi. -EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ- Emniyet Genel Müdürlüğünce gönderilen yazıda ise 1980 öncesi yaşanan olaylarda 5 binin üzerinde vatandaşın hayatını kaybettiği anlatılarak, üniversite gençliği arasında başlayan bu ideolojik kamplaşma ve çatışmaların daha sonra ülke genelinde yaygın hale geldiği, bu dönemde sağ kesimlerde oluşan bazı grupların, eylemlerinde ''TİT'' rumuzunu kullandıklarının değerlendirildiği kaydedildi. ''TİT'' ile ilgili yapılan incelemede 1980 yılı öncesi bazı kişilere ''TİT'' rumuzu ile tehdit mektupları gönderildiği ve pankartlar asıldığı yönünde bilgilere ulaşıldığı, ancak yapılan operasyonlarda bu bilgileri doğrulayarak somut kanıtlar elde edilemediği vurgulandı. 1986 ve daha sonraki yıllarda ise ''TİT'' rumuzunun, yurt içinde ve yurt dışında bazı kişilerin mektupla tehdit edilmesi gibi olaylarda kullanıldığının görüldüğü belirtilen yazıda, Mersin ilinde 1979'da yapılan operasyonlarda ''TİT lideri olduğu şüphesiyle yakalanan Cengiz Ayhan'ın bu iddiayı kabul etmediği, bu ismin aşırı solla çatıştıklarından dolayı kendilerine yakıştırılmış olduğunu söylediği'' belirtildi. Akın Birdal'a yönelik gerçekleştirilen suikast girişim eylemi ve faillerinin yakalanması ile ''TİT''in gündeme geldiği dile getirilen yazıda, yakalanan Cengiz Ersever'in ifadesinde PKK terör örgütünün yaptığı vahşetin tesiri altında kalarak bölücülere ve PKK terör örgütüne karşı ''Türk İntikam Tugayı'' adlı örgütü kendisinin kurduğu, birçok kişiyi eğittiği, Birdal'a saldırı eylem emrini verdiği ve bu eylemi ''TİT'' adına gerçekleştirdiklerini beyan ettiği kaydedildi. Yazıda, ayrıca ''Semih Tufan Gülaltay'ın evinde yapılan aramada da çeşitli ebatlarda mavi zemin üzerinde sarı renkli kurt başı bulunan 'TİT' rumuzlu bayraklar ele geçirilmiştir'' denildi. -1986-2007 ARASINDA ''TİT'' RUMUZLU 40 EYLEM- Yazıda, 1986-2007 yılları arasında ''TİT'' rumuzu ile gerçekleştirilen 40 eylem aktaran Emniyet Genel Müdürlüğünün, ''TİT''le ilgili 2 mahkeme kararına da yer verdiği görüldü. Eylemler arasında, ''1986 yılında Avrupa Parlamentosunda Ermeni raporunu hazırlayan Belçikalı parlamenter Jack Vademeulbroucke ile Türkiye'de İnsan Hakları konulu rapor hazırlayan Richard Balfe isimli şahısların 'TİT' rumuzlu mektupla tehdit edilmesi, 1992 yılında Libya'nın Ankara Büyükelçiliğine (TİT) rumuzlu tehdit mektubu gönderilmesi, 1993 yılında Diyarbakır'da esnafa PKK yanlısı bir eyleme girilmemesi yönünde (TİT) rumuzlu mektupların gönderilmesi, 1997 yılında Refah Partisi'nin Ankara Çankaya ilçe binasından hırsızlık yapılması olayında duvarlara sprey boya ile 'TİT' yazılması, 4 Mart 2007'de TBMM duvarının dibine bombalı süsü verilmiş paket konulması ve paketin içerisinde 'TİT' rumuzlu not bırakılmasının'' da yer aldığı belirtildi. -JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI- Jandarma Genel Komutanlığı tarafından mahkemeye gönderilen yazıda ise ''MLKP'nin legal yan kuruluşlarından Özgür Radyo çalışanlarının, 'TİT' tarafından tehdit edildikleri gerekçesiyle 29 Mart 2007'de basın açıklaması yaptıkları'' kaydedildi. Yazıda, son dönemde yaşanan pek çok bombalama ve silahlı saldırı olaylarında ''TİT'' imzasının olduğu, bu çerçevede Diyarbakır'da 10 kişinin yaşamına mal olan bombalama olayında, Agos Gazetesine ve DTP yöneticilerine yönelik tehditlerde de aynı imzanın görüldüğü anlatıldı. 6 Haziran 2007'de de Tunceliler Kültür ve Dayanışma Derneği organizesinde 25-30 kişilik bir grup tarafından TKP/ML örgüt sempatizanı Hasan Arslan'ın 30 Mayıs 2007 tarihinde ''TİT'' tarafından kaçırılıp sorgulanmasının protesto etmek için basın açıklaması yaptıkları da dile getirildi. ''Türk İntikam Tugayı Örgütü hakkında kayıtların ayrıntılı bilgi notu şeklinde gönderilmesi'' şeklindeki talebe cevap veren Genelkurmay Başkanlığı da görev ve yetki alanları dışında bulunduğundan ''Türk İntikam Tugayı Örgütü'' hakkında kayıt ve derlenmiş bilgi bulunmadığını bildirdi. -DANIŞTAY SANIĞI SAĞIR'LA İLGİLİ MAHKUMİYET- Öte yandan, mahkemenin 13 Kasım 2009 tarihindeki 123. oturumda verdiği ara kararı doğrultusunda Silivri'deki 6 No'lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda kalan Danıştay ve Cumhuriyet Gazetesine yönelik saldırılara ilişkin dosya kapsamında tutuklu yargılanan İsmail Sağır'ın başka bir suçtan hüküm giydiği ortaya çıktı. Sağır'ın ''Fuhuş için başkasına kadın tedarik etmek'' suçundan Mut Asliye Ceza Mahkemesince verilen 2008 yılındaki karar üzerine 1 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırıldığı ve hükümlü olarak cezaevinde kaldığı öğrenildi. Sağır için ayrıca vasi tayin edilmesi amacıyla Silivri Cumhuriyet Başsavcılığına başvurulduğu belirtildi.
Ümraniye'de ele geçirilen bombalar Ergenekon'un fitilini ateşlemişti. O bombalara ilişkin Jandarma'dan açıklama geldi.
İNTERNETHABER İçişleri Bakanı Beşir Atalay Hükümetin "Kürt açılımıyla" ilgili son çalışmalarıyla ilgili açıklamalarda bulunmak üzere basının karşısına geçti. Yeni hiçbir şey söylemedi. Bu basın toplantısındaki amaç sanki, muhalefetin sürekli "tek parti diktatörlüğü, polis devleti" eleştirilerine örneklerle cevap vermekti. Bakan yapılanları ve yapılacakları anlattıktan sonra CHP ve MHP'ye göndermede bulundu. "Ülkemizin tek parti diktatörlüğüne ve polis devletine doğru gittiği iddia ediliyor" dedi ve hükümetin yaptığı bu açılımlarla sonraki diktaların bile önünün kesildiğinini söyledi. AKAN KANA SEYİRCİ KALAMAYIZ İşte Bakanın diktaları engelleyecek dediği açılımlar: "Hükümetimiz çözümsüzlüğü politika olarak benimsemez. Biz de geçmiş iktidarların yaptığı gibi ülkenin kanayan yaralarını görmezden gelebilirdik. Ama biz farklı bir iktidarız. Yıllarca akan kanın akmasına seyirci kalmayız, kalmayacağız En baştan beri sizlerle 'demokratik açılım' çalışmalarını sizle paylaştık. Birincisi terörün sona erdirilmesi, ikincisi ise temel hak ve hürriyetlerin gerçekleşmesi, demokratik çıtanın yükseltilmesi... İki hedefimiz budur! Bu hedeflere aklı başıdnda kimsenin karşı çıkacağını zannetmiyoruz. Bu nedenle bu çalışmaya milli birlik ve kardeşlik projesi dedik. TERÖRLE MÜCADELE DEVAM EDİYOR Kardeşlik projemiz kararlı bir şekilde devam ediyor. 1. boyutu yani terörün sonlandırılması için içerde ve dışarda çok kapsamlı bir çalışma yürütüyoruz. Terörün sona erdirilmesi için gereken ne varsa yapıyoruz. Türkiye'ye yönelik terör zaman zaman komşu ülkelerden, zaman zaman Avrupa ülkelerinden destek görmüştür. Şu anda Türkiye eski Türkiye değil. Türkiye uluslararası bir ülke. Bu gücünü terörü bitirmek için kullanıyor, kullanacağız. TEK PARTİ DİKTATÖRLÜĞÜ DİYORLAR Bu gerçekler ortadayken son günlerde yaşanan bir tartışma trajikomik bir mahiyet kazandı. Ülkemizin tek parti diktatörlüğüne ve polis devletine doğru gittiği iddia ediliyor. Yeni bir temcit pilavıyla adeta karşı karşıyayız. Sivil darbe, sivil faşizm gibi özünde çelişkili ifadeler yine gündeme getirilmeye çalışılıyor. Bunlar bazı siyasetçilerin klasiğidir. Bunların hepsi önceden biraz çalışılmış, manipülatif sosyal mühendislik icatlarıdır. Milli birlik ve kardeşlik projemizin varlığı bile bu argümanları tek başına düşürmeye yetecek delildir. Biz akan kan dursun deyince miletimiz bizim derdimizi anlıyor. GELECEKTE BİLE DİKTA YAPILAMAYACAK Bizim derdimizi anaların vicdanı çok iyi anlıyor. Girdiğimiz yol, analar daha fazla ağlamasın, daha güçlü bir Türkiye ortaya çıksın yoludur. Türkiye büyüyor, normelleşiyor ve normalleştikçe büyümeye devam edecek. Başbakanımızın çok güzel ifade ettiği gibi dere yatağında akmaya başladı. Bırakın divil diktayı, bizim getirdiğimiz mekanizmalar bir daha gelecekte bile bu yolu engelleyecek mekanizmalardır. TÜRKİYE'DE O YOLLAR GERİDE KALDI İnsan doğrusu bu tartışmaları ortaya çıkaranlara hayret ediyor. Biz idareden bağımsız mekanizmalar getirme peşindeyiz. Yani demokrasiyi daha da derinleştiren mekanizmalardır bunlar. Bunlardan sonra kimse diktaya cesaret edemez. Polis devleti diyorlar, bağımsız kolluk mekanizması kuruyoruz. Polis devleti peşinde olanlan bunları kurmaz. Yani bunlar milletimizin zihnini karıştıramaya yönelik suçlamalardır. Türkiye'de artık o yollar geride kaldı! Biz yeter ki bu özelliğini takviye edelim, karanlık odalar kalmasın, karanlıkta bir şey kalmasın, her şey şeffaf açık! Bizim dönemimizde böyle... KISA VADELİ AÇILIMLARIN HEPSİNİ YAPTIK İkinci boyuta geldiğimizde 13 Kasım'da Meclis'te tarihi bir açılım gerçekleştirdik. Burada demokratik açılımla ilgili kısa, orta ve uzun vadeli projeleri açıkladık. Oradaki ifadelerimiz bizim taahhütlerimizdir. Onları takip ediyoruz. Kısa vadeli çalışmaların büyük kısmını hayata geçirdik: Yönetmelikler: - Cezaevlerinde tutukluların farklı dil ve lehçelerde iletişimini sağlayan yönetmelik yürürlüğe girdi. - TRT 6 yayına başlamıştı. Şu anda da özel radyoların da 24 saat farklı dil ve lehçelerde yayın yapmasına olanak sağlandı. - Üniversiteler bünyesinde farklı dil ve lehçelerde enstitü kurulmasına olanak sağlandı. YÖK'ün tasarrufunda devam ediyor - Yol kontrollerinin azaltılması ve yayla yasaklarının asgari seviyeye indirilmesi için genelgeler hazırlandı. Yetkili makamlara gönderildi. Bunlar bazı illerdeki vatandaşlarımız için hayatı kolaylaştıran adımlardır. ORTA VADELİ AÇILIMLAR 18 yaş altındaki tüm çocukların çocuk mahkemelerinde yargılanmasını sağlayan kanun tasarısı Meclis'e gönderildi. Meclis'ın gündeme almasını bekliyoruz. Türkiye İnsan Hakları kurumunun kurulması, bağımsız kolluk tasarısı, işkenceye karşı, ayrımcılığıa karşı kurumların kurulması... Bu mekanizmaların en az 3 ortak özelliği var. İnsanın daha iyi korunması içindir. Bu kurumlar bağımsızdır, kimseden emir almazlar ve resen ya da kendi insiyatifiyle çalışacaktır. 4 YENİ MEKANİZMA KURULACAK İnsan hakları kurulu: Her türlü hak arama başvurusunu değerlendirecektir. Ayrımcılıkla mücadele ve eşitlik kurulu: Anayasamıza göre herkes din, dil, ırk gözetmeksizin kanun önünde eşittir. İşte bu anayasa uygulaması izleyecek bağımsız mekanizmadır... Her türlü ayrımcılığın önlenmesi ve ihlal durumunda ihlalin kaldırılması için görev yapacak. Kurulun kararları tüm devlet organlarını bağlayıcı olacaktır. Kurulun para cezası verme yetkisi olacak, kararı mahkemeler tarafından bilirkişi raporu olarak kabul edilecektir. Kolluk gözetim komisyonu: İşkenceye ve kötü muameleye sıfır tolerans konusundaki kararlılığımızı başarıyla uygulamaktayız. Bu komisyon kolluğun görevlerini yaparken ihlal ididalarını değerlendirecek. komisyonda barolardan, üniversitelerden kişiler görev yapacak. Vatandaşımız direk başvurabilecek. Burası bu konuda izleyici olacak. Sadece vatandaşın hakkını korumak için değil, güvenlik güçlerinin haksız yere yıpratılmasını da englelleyecek! İşkenceye karşı ihtiyari protokolün onaylanması: İşkence ve kötü muamelenin uluslararası denetlenmesi! Türkiye BM'nin ihtiyari protokolüne çekince koymuş. Biz buna da imza atıyoruz.
Bakan Atalay Açılım çalışmalarında Hükümetin yaptıklarını anlatmak üzere kürsüye çıktı ama asıl amaç 'diktasınız' diyenlere yanıttı...
Devlet, bu yıl 32 bini yeni kadro olmak üzere 100 bin civarında personel alacak. İşte gelir uzmanından emlak denetmenine personel alacak tüm kurumların listesi, başvuru yerleri ve sınavlara katılma koşulları... Para Dergisi’nden Özlem Doğaner’in haberine göre, Bütçe kanunuyla 32 bin yeni kadroya da imkan verildi. Bu çerçevede bu yıl yaklaşık 100 bin memurun kamuya alınması planlanıyor. Maliye Bakanlığı, kamu kurumlarından personel alımlarına yönelik talep toplayacak ve buna göre kadro dağılımı yapacak. Bu kadroların dağılımında Milli Eğitim, Sağlık ve İçişleri bakanlıklarına öncelik verilecek. Bu çerçevede 35-40 bin öğretmen alınması bekleniyor. 35-40 BİN ÖĞRETMEN Yaz döneminde tek seferde öğretmen atama/görevlendirme yapılması planlanıyor. Tahsis edilen kadrolar içinde sözleşmeli pozisyon bulunmayacak. Anasınıfı mecburi hale geldiği için öğretmen alımında okul öncesi öğretmenliğe ağırlık verilecek. 12 BİN POLİS Yeni yılda tamamına yakını üniversite mezunu yaklaşık 12 bin yeni polis memurunun da emniyet kadrosuna katılması hedefleniyor. Sağlık Bakanlığı’nın da 20 bin civarında personel ihtiyacı bulunuyor. MALİYE BAKANLIĞINA 250 UZMAN YARDIMCISI Birçok kurum ocak ayından itibaren personel almak için ilan vermeye başladı. Maliye Bakanlığı Muhasebat Genel Müdürlüğü, 250 muhasebe uzman yardımcısı alacak. 66 ilde görev yapacak olan uzman yardımcısı adaylarının 2008 ve 2009 yıllarında yapılan Kamu Personel Seçme Sınavı (KPSS) KPSSP 43 puan türünden 70 ve üzerinde puan almış olmaları gerekiyor. Giriş sınavı başvuruları 1 Mart’tan başlayarak 12 Mart 2010 günü mesai saati bitimine kadar yapılacak. Sınav ise 17 Nisan 2010 Cumartesi günü yapılacak. Başvuru yapmak isteyenler, elektronik ortamda Maliye Bakanlığı’nın www.maliye.gov.tr adresi ile Muhasebat Genel Müdürlüğü’nün www.muhasebat.gov.tr adresinde bulunan "Sınav Başvuru Formu"nu online dolduracak. EMLAK UZMANLIĞI FIRSATI Maliye Bakanlığı Milli Emlak Genel Müdürlüğü’nce taşra teşkilatı kapsamında bulunan 70 il/ilçede istihdam edilmek üzere 200 milli emlak uzman yardımcılığı kadrosuna atama yapılacak. Bu amaçla 3 Nisan 2010 tarihinde Ankara`da giriş sınavı yapılacak. Başvurular, 22 Şubat-12 Mart tarihleri arasında kabul edilecek. Başvuru formu, Maliye Bakanlığı Milli Emlak Genel Müdürlüğü İlkadım Cad. Dikmen Yolu Kara Harp Okulu Kavşağı Dikmen/Ankara adresinden, İl Defterdarlık Milli Emlak Müdürlüklerinden veya internet üzerinden “www.milliemlak.gov.tr” adresinden temin edilebilecek. Sınavla ilgili konularda Milli Emlak Genel Müdürlüğü’nün 0312 415 18 65 - 415 18 66 no’lu telefonlarından bilgi alınabilecek. Maliye Bakanlığı Milli Emlak Genel Müdürlüğü’nce ayrıca, taşra teşkilatında istihdam edilmek üzere 100 milli emlak denetmen yardımcısı alınacak. Bunun için 20 Mart 2010 tarihinde giriş sınavı yapılacak. Denetmen yardımcıları; Ankara Defterdarlığı (20), İstanbul Defterdarlığı (35), İzmir Defterdarlığı (20), Antalya Defterdarlığı (10), Adana Defterdarlığı (5), Bursa Defterdarlığı (5) ve Kocaeli Defterdarlığı’nda (5) görev yapacak. Başvurular 1 Şubat-19 Şubat 2010 tarihleri arasında yapılacak. Başvuru formu, Maliye Bakanlığı Milli Emlak Genel Müdürlüğü İlkadım Cad. Dikmen Yolu Kara Harp Okulu Kavşağı Dikmen/Ankara adresinden, İl Defterdarlık Milli Emlak Müdürlüklerinden veya internet üzerinden “www.milliemlak.gov.tr” adresinden temin edilebilecek. Sınavla ilgili konularda Milli Emlak Genel Müdürlüğü’nün 0312 415 18 65 - 415 18 66 no’lu telefonlarından bilgi alınabilecek. 320 GELİR UZMANI Gelir İdaresi Başkanlığı da 320 gelir uzman yardımcısı alacak. Giriş sınavı 3 Nisan 2010 tarihinde yapılacak. Başvurular 15-26 Şubat 2010 tarihleri arasında alınacak. Başvurular, elektronik ortamda “http://esinav.gib.gov.tr/eSinav/adayGiris.jsp” adresinde yer alan (A) Grubu Kadrolarına Giriş Sınavı Başvuru Formu’nun doldurulması suretiyle yapılacak. Gelir uzman yardımcılığı giriş sınavı yazılı bölümü test usulü gerçekleştirilecek. Yazılı sınavı kazanamayan sözlü sınava alınmayacak. Ayrıca sınavlarda başarılı olanların atanılan yerlerde beş yıl süreyle çalışılması zorunlu olacak. Bu süreyi doldurmayanların kurum içi nakilleri yapılmayacak. Dış Ticaret Müsteşarlığı (DTM) ise 54 dış ticaret uzman yardımcısı alacak. DTM merkez teşkilatında ve DTM’nin yurtdışı kadrolarında görev yapacaklar. Genel idare hizmetleri sınıfından 8’inci ve 9’uncu derece kadrolara atanacaklar. Başvurular, 11-22 Ocak 2010 tarihleri arasında yapılacak. Yazılı sınav 7 Şubat 2010 tarihinde olacak. Başvurular, şahsen veya posta yoluyla Dış Ticaret Müsteşarlığı Personel Dairesi Başkanlığı 11. Kat Emek/Ankara adresine yapılacak. Detaylı bilgi 0312 204 78 96 no’lu telefonlardan alınabilecek. KÜLTÜR VE TURİZM UZMAN YARDIMCISI [PAGE] Kültür ve Turizm Bakanlığı da taşra teşkilatında çalıştırılmak üzere 30 kültür ve turizm uzman yardımcısı alacak. Bunun için Kültür ve Turizm Uzman Yardımcısı Yarışma Sınavı yapılacak. Bu çerçevede 10’ar inşaat mühendisi, makine mühendisi ile jeodezi ve fotogrametri (harita) mühendisi alınacak. Başvuranların, 2008 ve 2009 tarihlerinde yapılan Kamu Personeli Seçme Sınavı’ndan; KPSSP8 puan türünden 70 ve daha yukarı puan alması, ocak ayının ilk gününde otuz beş yaşını doldurmamış olması, uzman yardımcılığı sınavına bir defadan fazla katılmamış olması şartları aranacak. Yarışma sınavına katılmak isteyen adaylar, Atatürk Bulvarı No: 29 Opera/Ankara adresinde bulunan Bakanlık Personel Dairesi Başkanlığı’ndan veya www.kulturturizm.gov.tr adresinden temin edecekleri başvuru formunu doldurarak 22 Ocak 2010 tarihine kadar Personel Dairesi Başkanlığı’na bizzat veya posta yoluyla başvurmaları gerekiyor. Yazılı yabancı dil (İngilizce, Almanca ya da Fransızca) sınavını geçenler 11 Mart 2010 tarihinde sözlü sınava alınacak. DEVLET PERSONEL UZMAN YARDIMCISI Devlet Personel Başkanlığı; devlet personel uzman yardımcısı kadrosuna 18 atama yapacak. Başvurular, 4-15 Ocak 2010 tarihleri arasında Başbakanlık Devlet Personel Başkanlığı İzmir Caddesi No: 41 Kızılay/Ankara adresine şahsen veya postayla yapılabilir. İş talep formu, kurumdan veya internet aracılığıyla www.dpb.gov.tr adresinden temin edilecek. 0312 418 83 07 no’lu telefondan ayrıntılı bilgi alınabilir. Sınav 13 Şubat 2010 günü yapılacak. ADALET’E 3 BİNE YAKIN PERSONEL Adalet Bakanlığı da yaklaşık 2 bin 750 personel alacak. Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü Taşra Teşkilatı’na da 2 bin sözleşmeli infaz ve koruma memuru alınacak. Ayrıca kadrolu olarak 424 infaz ve koruma memuru, 100 ceza infaz kurumu katibi, 50 şoför, 25 teknisyen, 25 aşçı ve 20 kaloriferci işe başlatılacak. Merkezi sınavda en az 70 puan alıp, başvuranlar arasından en yüksek puandan başlamak üzere infaz ve koruma memuru kadro sayısının on katı, şoför, teknisyen, kaloriferci ve aşçı kadro sayısının beş katı, ceza infaz kurumu katipliği için kadro sayısınca aday çağrılarak adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonlarınca sözleşmeli pozisyonlar ve kadrolu unvanlar için ayrı ayrı olmak üzere sözlü sınav yapılacak. Ceza infaz kurumu katipleri için uygulamalı ve tüm unvanlar için sözlü sınav sonucuna göre açıktan atama ve yerleştirme yapılacak. İnfaz ve koruma memurluğuna sözleşmeli yerleşebilmek ve kadrolu olarak atanabilmek için en az lise veya dengi okul mezunu olmak; merkezi sınav tarihi itibariyle 18 yaşını doldurmuş, 30 yaşını bitirmemiş olmak; erkeklerde 170, kadınlarda 160 cm’den kısa boylu olmamak; boy uzunluğunun santimetre cinsinden son iki rakamı ile kilosu arasındaki fark 13’ten fazla, 17’den az olmamak gibi şartlar aranıyor. Şoför kadrolarına atanabilmek için en az ilköğretim okulu (ortaokul) mezunu olmak; hizmetin özelliğine göre E sınıfı sürücü belgesine sahip olmak gibi şartlar bulunuyor. 3 DAKİKALIK UYGULAMA SINAVI Ceza infaz kurumu katip kadrolarına atanabilmek içinse fakülte veya yüksekokulların bilgisayar bölümü, adalet meslek yüksek okulları, meslek yüksek okullarının adalet bölümü, adalet meslek lisesi veya diğer lise ya da dengi okulların ticaret veya bilgisayar bölümlerinden mezun olma şartı aranıyor. Ayrıca meslek liselerinde okutulan ve bakanlıkça tüm komisyonlara gönderilmiş olan daktilografi ders kitabından seçilip yazılı olarak verilen bir metinden daktilo veya bilgisayarla üç dakikada yanlışsız, vuruş hesabı yapılmadan en az 90 kelime yazması uygulamayla tespit edilecek. Bu uygulamadan geçenler sözlü sınava alınacak. Teknisyen kadrolarına atanabilmek içinse meslek liseleri veya teknik liselerin elektrik, dericilik, sıhhi tesisat, inşaat ve motor bölümlerinden mezun olma şartı bulunuyor. Kaloriferci ve aşçı kadrolarına atanabilmek için de en az ilköğretim okulu mezunu olmak gerekiyor. Ayrıca halk eğitim müdürlüklerinin veya diğer resmi kurum veya kuruluşların ilgili branşta düzenlediği kurslardan mezun olunması veya ilgili branşta sertifika sahibi olunması gerekiyor. BAŞVURULAR İÇİN BİR HAFTA SÜRE [PAGE] Başvurular 5-13 Ocak 2010 tarihleri arasında kabul edilecek. Başvuruların ilgili adli yargı ilk derece mahkemesi adalet komisyonu başkanlıklarına veya buralara gönderilmek üzere mahalli cumhuriyet başsavcılıklarına yapılması gerekiyor. İnfaz ve koruma memurlarının boy ve kilo ölçümü, 18-19-20 Ocak 2010 tarihlerinde yapılacak. Merkezi sınavda alınan puanlar esas olmak kaydıyla en yüksek puandan başlamak üzere ilân edilen infaz ve koruma memurluğu pozisyon ve kadro sayısının on katı aday belirlemesi boy kilo ölçümünden sonra yapılacak. Şoför, teknisyen, aşçı ve kaloriferci için, merkezi sınavda alınan puanlar esas olmak kaydıyla en yüksek puandan başlamak üzere ilan edilen kadro sayısının beş katı aday belirlenecek. Ceza infaz kurumu katipliği içinse kadro sayısınca aday belirlenecek. Belirlenen liste, 25 Ocak 2010 Pazartesi günü komisyonlarda, varsa Cumhuriyet Başsavcılığı internet sayfalarında ve Genel Müdürlük internet sayfasında (www.cte.adalet.gov.tr) yayınlanacak. Ceza infaz kurumu katipliği için 29 Ocak 2010 günü adayların daktilo veya bilgisayarla vuruş hesabı yapılmadan üç dakikada yanlışsız olarak en az 90 kelime yazıp yazmadıklarının tespiti için uygulama sınavı yapılacak. Sözlü sınav 2 Şubat 2010 tarihinde olacak. Öte yandan, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü, sözlü sınav ve mülakatla 9-5’inci dereceli kadrolara 100 idare memurluğu öğrencisi alacak. Başvurular 1-8 Ocak 2010 tarihleri arasında PTT merkezlerinden alınan şifre veya e-imza ile www.adalet.gov.tr veya www.cte.adalet.gov.tr internet adreslerine girilerek (Sınav adı: İdare Memurluğu - Sınavı açan birim: Personel Merkez Bürosu / Sınav No:811) yapılacak. İdare memurluğu öğrenci adayı olabilmek için hukuk, siyasal bilgiler, iktisat, işletme, iktisadî ve idarî bilimler, eğitim ve eğitim bilimleri fakültelerinden veya bunlara denkliği kabul edilen yabancı fakültelerden mezun olma şartı aranacak. Sözlü sınav ve mülakat 18 Ocak 2010 tarihinde Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri Personeli Ankara Eğitim Merkezi Müdürlüğü’nde olacak. SÖZLEŞMELİ SUBAY VE SİVİL MEMUR Jandarma Genel Komutanlığı, sözleşmeli subay alacak. Jandarma, muhabere, istihkâm, ordudonatım, levazım, mühendis (elektronik), sınıfları için erkek; maliye, mühendis (bilgi sistemleri), personel, diş tabibi, eczacı, kimyager ve öğretmen (psikolog-hukuk) sınıfları içinse erkek/bayan subay alınacak. Sözleşmeli subay olabilmek için en az 4 yıl süreli örgün öğrenim yapan lisans programlarından mezun olmak ya da önsözleşmeye davet edilip imzalayacağı muhtemelen Ocak 2011 tarihe kadar mezun olacak durumda bulunmak zorunlu tutuluyor. Lisans programlarından mezun olan/mezun olabilecek durumda bulunan adaylar için başvuru tarihi itibariyle, 27 yaşından; lisansüstü öğrenimini tamamlamış adaylar içinse 32 yasından büyük olmamak şartı aranıyor. Adaylar tarafından www.jandarma.tsk.tr internet adresine girilerek, 1 Şubat-15 Mart 2010 tarihleri arasında, beyana dayalı olarak yapılan ve sistem tarafından kabul edilen başvurular geçici olarak kabul edilecek. Adaylar, Jandarma Okullar Komutanlığı İnsan Kaynakları Seçme ve Değerlendirme Merkezi Sözleşmeli Subay/Astsubay Kısmı Beytepe/Ankara adresinden ya da 0312 464 51 10 no’lu telefondan bilgi alabilecek. Jandarma Genel Komutanlığı, önlisans ve lisans mezunu adaylardan 40’ı jandarma sınıfında ve ikisi bando sınıfında olmak üzere toplam 42 sözleşmeli bayan astsubay da alacak. Dört yıldan daha az süreli yüksek öğrenimi bitirenler/bitirebilecek durumda olanlar için 24 yaşından büyük olmama (1 Şubat 1986 ve daha sonra doğanlar); dört yıl ve daha fazla süreli yüksek öğrenim bitirenler/bitirebilecek durumda olanlar içinse 26 yaşından büyük olmama (1 Şubat 1984 ve daha sonra doğanlar) şartı aranıyor. Adaylar tarafından www.jandarma.tsk.tr internet adresine girilerek, 1 Şubat-15 Mart 2010 tarihleri arasında, beyana dayalı olarak yapılan ve sistem tarafından kabul edilen başvurular kabul edilecek. Sınavlar üç aşamalı olarak uygulanacak. Birinci aşama yazılı sınavı, ikinci asama ön sağlık muayene ve fiziki kabiliyet değerlendirme testlerini, üçüncü aşama ise Mülakat Sınavını kapsayacak. Yazılı sınav, 16 Mayıs 2010 tarihinde Ankara’da yapılacak. Jandarma Genel Komutanlığı ayrıca kimyager, muhasebeci, garson, güvenlik görevlisi, zabıt katibi olmak üzere 8 sivil memur alacak. Kimyager ve zabıt katibi kadrolarına 2 Şubat 2010; muhasebeci ve garson kadrolarına 3 Şubat 2010; güvenlik görevlisi kadrosuna ise 4 Şubat 2010’da başvuru alınacak. BU YIL KPSS SINAVI DA YAPILACAK Ayrıca bu yıl KPSS (Kamu Personeli Seçme Sınavı) yapılacak. ÖSYM lisans, ön lisans ve ortaöğretim mezunları için KPSS düzenleyecek. Lisans mezunları için 10-11 Temmuz, ortaöğretim ve ön lisans mezunları için 26 Eylül 2010 tarihlerinde KPSS yapılacak. Lisans adayları 10-21 Mayıs, ortaöğretim ve ön lisans adayları 31 Mayıs-2 Temmuz tarihleri arasında başvuru yapabilecek. Lisans mezunları birinci oturum için 35, ikinci oturum için 55, üçüncü oturum için 75, dördüncü oturum için de 95 lira ödeyecek. Ön lisans ve lise mezunları ise 35 lira sınav ücreti alınacak. Kamu Personeli Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavı’nın (KPDS) ilkbahar dönemi 2 Mayıs, sonbahar dönemi ise 7 Kasım 2010’da gerçekleştirilecek. Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitime Giriş Sınavı’nın (ALES) ilkbahar dönemi 9 Mayıs, sonbahar dönemi içinse 21 Kasım 2010’da yapılacak. KPDS ve ALES’in sınav ücretleri 40’ar lira olacak. Tıpta Uzmanlık Sınavı’nın (TUS) ilkbahar dönemi 17-18 Nisan 2010, sonbahar dönemi ise 18-19 Eylül 2010 yapılacak. Adaylar bu sınav için 60’ar lira ödeyecek. Yıl içinde mayıs ve kasım aylarında olmak üzere 2 defa merkezi yerleştirme yapılacak. 2010 KPSS B Grubu kadrolara yapılacak birinci merkezi yerleştirme için adaylardan 17-26 Mayıs 2010 tarihlerinde tercihleri alınacak. 2010 KPSS B Grubu kadrolara yapılacak ikinci merkezi yerleştirme işlemi için adaylardan tercih alınma işlemi 15-24 Kasım 2010 tarihlerinde gerçekleştirilecek. (B) grubu, kariyer meslek olarak anılan meslekler dışında kalan diğer kadrolar olarak tanımlanıyor. Örneğin, mühendis, hemşire, sağlık memuru, teknisyen, veznedar, koruma ve güvenlik görevlisi gibi... Kadrolara ilk defa atanacak personelin ÖSYM tarafından yapılacak KPSS'ye girerek ÖSYM tarafından ilan edilecek KPSS Tercih Kılavuzunda yer alan kamu kurum ve kuruluşlarına ait boş kadrolardan durumlarına uygun olanları tercih etmeleri halinde, puanları ve tercihleri çerçevesinde bilgisayar ortamında yerleştirme işlemleri yapılıyor.
Maliye Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Adalet Bakanlığı başta olmak üzere birçok kuruma yeni personel alınacak. İşte o kurumlar
Nergis DEMİRKAYA İNTERNETHABER ANKARA- Başbakan Erdoğan'ın Moskova yolundaki Anayasa değişikliği yapılacağı sözleri üzerine muhalefet hareketlendi. İçerisinde parti kapatmayı zorlaştıran bir maddenin de olacağına kesin gözüyle bakılan değişiklik için BDP'nin ilk şartı seçim kanunu olacak. BDP'nin hukukçu milletvekillerinden Hasip Kaplan tartışılmaya başlanan Anayasa Değişikliğini İNTERNETHABER'e değerlendirdi. Anayasa değişikliği konusunda temel şartlarının seçim kanununda değişiklik olduğunu söyleyen Kaplan şöyle konuştu: "Seçim barajını yüzde 10'a düşürmeyen bir hükümet hiç bir açılımda samimi değildir. Beleş milletvekili hesabıyla 3 parti zımni anlaşıyor. Halkın iradesi önündeki engel kalkmadan hiçbir iş samimi olamaz. BDP ÖNERİ LİSTESİ SUNACAK Kaplan konunun Meclis'e gelmesi durumunda parti olarak da değerlendirmelerini yapıp bir öneri listesi sunacaklarını söyledi. CHP TUZAK GÖRÜYOR Baykal ve kurmayları da olası bir Anayasa değişikliğini konuşmaya başladı. Anayasa değişikliği ile yargıya müdahale edilmek istendiğini savunan CHP'liler bunun için yapılacak bir değişikliğe destek vermeyi düşünmüyor. Yargıyı hedef alan değişikliğin içinde "Türkiye Milletvekilliği, memurlara toplu sözleşme, grev hakkı gibi bazı önerilerin de gelebileceğine dikkat çeken CHP'liler bunları bir tuzak olarak görüyor ve yargıyı hedef alacağını ileri sürdükleri bu sürece kesinlikle destek vermeyi planlamıyor.
Cin şişeden çıktı. Anayasa değişikliği için yeşil ışık yandı. Konsensus için BDP'nin ilk şartı seçim kanunu
Bursa'da, çocuklara porno CD sattırdıkları iddiasıyla iki kişi tutuklandı. Edinilen bilgiye göre, Santral Garaj Mahallesi Gelibolu Sokak'ta vatandaşlara porno CD satıldığı ihbarını alan Asayiş Şube Müdürlüğü Ahlak Masası Bürosu ekipleri, müşteri gibi davranarak irtibat kurduğu küçük yaştaki satıcılardan CD'lerin çoğaltıldığı 2 iş yerinin adresini öğrendi. Söz konusu adreslere baskın düzenleyen ekipler, 200'ü çocuk pornosu içerikli olmak üzere binin üzerinde bandrolsüz CD ele geçirdi. Gözaltına alınan iş yeri sahipleri B.Ç. (20) ve R.Ç. (40), sorgulamalarının ardından ''çocuk pornosunu çoğaltmak, satmak, müstehcenlik ve bandrolsüz CD satmak'' suçlarından adliyeye sevk edildi. Zanlılar, tutuklandı.
Vatandaşlara porno CD satıldığı ihbarını alan polis müşteri kılığına girerek satıcıları suçüstü yakaladı.
Yeni Şafak gazetesi yazarı Ali Bayramoğlu, başlıklı yazısında Genelkurmay ve Jandarma'nın kelime oyunu oynadığını söyledi. Jandarman'ın "Bizde Jandarma İstihbarat Komutanlığı vardır" açıklamasına Bayramoğlu, Veli Küçük'ün "Ben Jandarma İstihbarat Guruplar Komutanlığı'nı kurdum, halk arasında JİTEM olarak bilinir" şeklindeki sözleriyle yanıt verdi. İşte Bayramoğlu'nun yazısı: (...)Resmi yalanlama hiç bitmedi… Son olarak Aralık 2009'da, Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderilen Genelkurmay Başkanı namına Ceza Hukuk İşleri Şube Müdürü Hakim Albay Orhan Önder imzalı yazıda, 'Genelkurmay Başkanlığı bünyesinde kurulmuş JİTEM adında herhangi bir birim mevcut değildir' deniliyordu. Ocak 2010'da Jandarma Genel Komutanlığı'ndan da benzer bir yazı geldi Bu yazıda da 'Jandarma Genel Komutanlığı kuruluş ve kadrolarında JİTEM adı altında bir birimin bulunmadığı, geçmişte de böyle bir kadronun olmadığı” belirtilen yazıda “Bizde Jandarma İstihbarat Komutanlığı vardır” ifadeleri yer alıyordu. Ancak bu kelime oyunu ve geçiştirmeyi, bu yazıdan 1 yıl önce, kimilerinin efsane dedikleri, bazılarının AK Parti'nin tahakküm kurma davası olarak ele aldıkları Ergenekon davası esnasında, emekli General Veli Küçük'ün 26 Ocak 2008 tarihindeki şu sözleri bozmuştu: “Ben Jandarma İstihbarat Guruplar Komutanlığı'nı kurdum, halk arasında JİTEM olarak bilinir.” JİTEM konusunda belge eksikliği de yoktu. JİTEM ya da diğer adıyla İstihbarat Grup Komutanlığı'nın kurucularından olduğunu söyleyen Ergenekon sanığı emekli Albay Arif Doğan da resmi yazışmalarda bu adı ve unvanı rahatlıkla kullanmıştı. Dönemin Diyarbakır Jandarma Asayiş Komutanı Korgeneral Hikmet Köksal, Cem Ersever'e gönderdiği takdirnamede şöyle sesleniyordu: “Jandarma İstihbarat Grup Komutanı olarak size verilen görevleri yapmak için her türlü faaliyeti cesaretle ve feragatla sürdürdüğünüzü, nokta operasyonlarının planlanması ve icrasında bizzat görev aldığınızı… müşahede ettim…” Kanıt pek çoktu… 1994 tarihli Jandarma Genel Komutanlığı telefon rehberinde de Diyarbakır, Elazığ, Mardin ve Urfa'daki jandarma il komutanlıklarında JİTEM Grup Komutanı ibaresi ve telefon numaraları görünüyordu. Ve itirafçılar… JİTEM'in eski personeli Abdülkadir Aygan'ın 1992-93 yılları maaş bordrosu resmi belgelerde yerini alıyordu. Aygan'ın belgeleri arasında JİTEM'in örgütlenme ve çalışma şeması da vardı. Aygan'ın mezarının yerini tarifi etmesi üzerine 3 Şubat 2005'te Murat Arslan'ın kemikleri bulundu. JİTEM subayı Cemal Temizöz tutuklandı ve JİTEM davaları başladı… Ancak bütün bu kanıtlara rağmen Ordu hâlâ JİTEM'in varlığını reddetmekte ısrar ediyor. Yalan ve gerçek… Ve asıl soru: Sorun ve gerçekleri “yok mu sayacaksınız” yoksa “önünüze koyup hesaplaşacak mısınız?” Mesele budur.
"JİTEM yoktur" Genelkurmay ve Jandarma'nın kelime oyunu oynadığı iddia edildi. Gerekçe ise Veli Küçük'ün sözleri.
Araştırmayı yapan firma Metropoll Araştırma Merkezi… Kimilerine göre “AK Parti'ye yakın”… Bazıları için ise “Her zaman doğru tahmin yapan” bir kamuoyu araştırma şirketi… Araştırmanın şu anda kamuoyunu en çok ilgilendiren bölümü şu soruya cevap arıyor: “Bugün seçim olsa kim kazanır?” Anket Ocak ayı itibariyle ve 31 ilde bin 614 kişi üzerinden yapılmış. Ankete göre, ”kararsızlar/sandığa gitmeyecek/cevap yok” oyları dağıtılınca AK Parti yüzde 38.7 ile birinci parti… Peki, “AKP yüzde yirmilere düştü” iddiasının sahibi Baykal’ın CHP’si ne durumda?. Araştırma sonuçlarına göre “facia” çünkü oyları % 20’lerin altında… Kaç mı?. Yüzde 19.4. Sebebi belli: Mustafa Sarıgül Hareketi. Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül’ün kuracağı partinin oyu son iki ayda yüzde 0.9’dan yüzde 6.9’a yükseldi. Bu yükselişin nereden kaynaklandığı CHP’nin düşen oylarından belli… Demek ki Sarıgül, görevini iyi yapıyor… Biraz daha sıkarsa, CHP’yi % 15’in altına bile çekebilir… Gelelim MHP’ye… Araştırma sonuçları, MHP’de, o ünlü Habur girişinden sonra başlayan yükselişin düşüş yönüne döndüğünü gösteriyor… Son araştırmada MHP’nin oy oranı % 17.3. AK PARTİ DURAĞAN, CHP VE MHP İNİŞTE Hatırlayacaksınız… PKK’lıların Habur’dan giriş yapması, medyanın yaygarası ve halkın genelinin o görüntülerden rahatsız olması sonucu iktidar partisi oy kaybederken muhalefetin oyları tırmanışa geçmişti. Ama… Açılımda alınan mesafe ile son iki ayda CHP ve MHP’nin oyları düşüşe geçti. Kasım 2009’da CHP’nin oyu yüzde 23.1 iken, Ocak 2010’da yüzde 19.4, MHP’nin oyu ise yüzde 18.4’ten yüzde 17.3’e düştü. Peki AK Parti’nin oyları ne alemde?.. Son iki ayda AK Parti’nin oylarında belirgin bir değişim olmadı. CHP’Yİ KİM VURDU? Metropol Araştırma Şirketi Başkanı Özer Sencar’a göre “Demokratik açılım” yeterince ve doğru şekilde halka anlatılamadı. Bunu anket sonuçlarından anlamak mümkün çünkü vatandaş demokratik açılıma tepkili. Nitekim bu tepki Ak Parti’nin oylarının 7 puanını aldı götürdü… Ak Parti’yi Habur vurdu ise CHP’yi kim vurdu?. Cevap: CHP’yi Dersim ve Sarıgül vurdu Öymen’in Dersim konuşması da CHP’nin oyunu 7 puan düşürdü. Çünkü Sarıgül’ün TDH’si CHP’de Dersim’e öfkeli kişilerin gidebileceği yeni bir parti oldu. AK PARTİNİN OY ORANI GERÇEKTEN YÜZDE 20 Mİ?.. HABERİN DEVAMI İÇİN 2. SAYFAYI TIKLAYIN [PAGE] Hatırlayacaksınız. CHP lideri Deniz Baykal, AK Parti’nin oyunun yüzde 20 olduğunu iddia etmişti. Ve kendisini “haklı” göstermek için de şöyle demişti: “AKP’nin yüzde 20’lere düşeceği tahmini değerlendirmesini ben değil herkes yapıyor. En iyimserler bile yüzde 30-32 olarak görüyor. Kendilerinin yaptığı araştırmalar bile bunu gösteriyor”. O halde GENAR ve Metropol anketlerinin sonuçları ile 29 Mart seçimlerinin sonuçlarının karşılaştırılmasına bakalım. Bu arada, 29 Mart yerel seçimlerinde il genel meclisi için oy kullanan seçmen sayısı ile milletvekili seçimlerinde oy kullanan seçmen sayısının aynı olduğunu da bilgilerinize sunalım. AK Parti en yakın rakibi CHP’ye 14 puan fark atıyor… Çünkü… GENAR’ın “Türkiye Toplum ve Siyaset 2009 4. Çeyrek Araştırması”na göre bugün yapılacak bir seçimde sandıktan birinci parti olarak yüzde 36.5 oy oranıyla AK Parti çıkıyor. AK Parti’yi yüzde 22.9 oranıyla CHP takip ederken yüzde 10’luk seçim barajını geçen üçüncü parti ise yüzde 18.8 ile MHP. 17 ilde 2 bin 95 kişiyle yapılan anket sonuçlarına göre: Türkiye’de en beğenilen siyasetçiler sıralamasında Başbakan Erdoğan yüzde 28.5 ile birinci, Devlet Bahçeli yüzde 9.5 ile ikinci, Deniz Baykal yüzde 8.3 ile üçüncü, TDH Başkanı Mustafa Sarıgül yüzde 7.4 ile 4. sırada yer aldı. Peki… Araştırmayı yapan GENAR’ın Başkanı İhsan Aktaş ne diyor bir de ona bakalım: “K Parti birçok cephede mücadele ediyor. Kürt açılımı çok ağır bir konu, biraz hassasiyet durumunu göz önünde bulundurmak gerek. Partiler arasında fazla oy değişimi yok. MHP oy oranı yüzde 2 arttı.” “SEÇİM 7 MART 2010’DA OLUR” MU? MHP lideri Devlet Bahçeli seçimlerin 2010 sonbaharında yapılması gerektiğini söylüyor… Genel Başkan Yardımcısı Deniz Bölükbaşı ise seçim tarihini 7 Mart 2010 olarak ilan etmişti. Tabii bugün itibariyle gerçekleşmesi mümkün olmayan bir iddia bu…
AK Parti eriyor diyen Baykal'ın partisindeki erime dikkat çekiyor. Bakın bugün seçim olsa hangi parti ne kadar oy alır..
Hükümet açılım çerçevesinde bir tabuyu daha yıkacak adım atıyor. Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, “Haldun Dormen’in Kürtçe bir oyununa destek sağlayacağız” dedi. Haldun Dormen’in getirdiği ilk resmi Kürtçe Tiyatro projesi “Bir Kış Masalı, Kültür Bakanı Ertuğrul Günay ve Bakanlık bünyesindeki Seçici Kurul’dan vize aldı. Bakan Günay, ayrıca Ahmet arif’in şiir kitabının da Kürtçe basımı için çalışmalar yaptıklarını anlattı. İstanbul’da da sergilenmes planlanan oyunun yönetmeni Haldun Dormen ise proje için çok heyecanlı olduğunu belirterek “Eseri ben yazdım. Benim yönetimimde Belediye Tiyatrosu oyuncuları sahneleyecek. Oyunun müziklerini Serpil Günseli, koroegrofisini Nebi Bilge yapıyor” dedi. NEVİN BİLGİN- STAR
Hükümetin açılım çalışmaları devam ediyor. Devlet şimdi de Haldun Dormen'in ilk resmi Kürtçe tiyatro projesine destek verecek.
Star TV, Milliyet ve Vatan'ı satın almak isteyen Koza İpek Gazetecilik ve Yayıncılık Grubu Başkanı Akın İpek, Sabah yazarı Yavuz Donat'a konuştu.. Satışı neden geçiktiği sorusuna İpek, "Bazı şeyler dışarıdan görüldüğü kadar kolay değildir..." diyerek cevap veriyor. Gazete ve TV alacak paralarının olmadığı yönündeki eleştirilere de "Borçsuz ve güçlü bir grubuz" sözleriyle karşılık veriyor. Yavuz Donat sordu Akın İpek cevap verdi. İşte o yazı: Akın İpek'le "son konuşmamızın" üzerinden 35 gün geçti. Akın Bey: - Bir gelişme yok... Bugün, bu saat itibariyle, sizinle son konuşmamızdaki noktadayım. - Olay buzdolabında mı? - Hayır. - Öyleyse? - Hırsım yok...Paniğim de... Karşıma çıkan fırsatları değerlendirmeye çalışırım. *** - Akın Bey, daha açık konuşsanız. - Şeffafım... Şu ana kadar her şey genel olarak iyi gitti. - Öyleyse, gazete- TV satış/alış operasyonu neden gecikti? - Bazı şeyler dışarıdan görüldüğü kadar kolay değildir... İki sektörde büyüme stratejimiz var: Madencilik ve medya... Stratejimizde bir sapma/ değişme yok... Tabii şu iş olacak, şu tarihte olacak, ille de olacak diye bir şey de yok. Ortalıkta bir soru dolaşıyor: - Akın Bey'in parası... Kaynağı... 2 gazete 1 TV alacak gücü var mı? *** Akın İpek: Babamı kaybettikten sonra, işin başına geçtim... Asıl işimiz kağıttı... Kağıtta, yapılacak her şeyi yaptık... Duvara dayandık. ABD'nin 400 noktasında "Kozaİpek" ürünü satılıyor... Davetiye... Kağıt. Başka bir sektöre girmem gerekiyordu, girdim... Madencilik. Madencilikte 6 yıldır çok iyiyiz... Hedefleri tutturuyoruz... Büyümeyi sürdüreceğiz. *** - Akın Bey... Hazır, nakit durumunuz?.. TV ve gazeteye verecek paranız? - Önce şunu belirteyim: Borçsuz ve güçlü bir grubuz... Sonra; Bir fırsat çıkarsa, değerlendiririm... Buna varım. Para bulmak sorun değil. Finans dünyası, parayı, projeye verir... Eğer, projeniz varsa ve doğruysa, rahatça kredi bulursunuz. Bugün 1 TV ve 1 gazete sahibi olan Akın İpek için "medyada optimum büyüme seviyesi" nedir? Akın İpek: - İlk 4 grup arasına girmek. - Yani? - Pazardan pay almayı kastediyorum... Tiraj, reyting, ilan... İlk 4 arasına girerseniz, medya sektörü fizibıldır... - Aksi halde? - Tiraj almak için, promosyon yapacaksınız... Fazla tiraj, fazla promosyon demek... O da maliyeti yükseltir... Eğer ilk 4 arasında iseniz, durum dengelenir. *** "kârlı mı?" Akın Bey'in yanıtı: Medyada, diyelim ki belli bir büyüklüktesiniz. Ancak... Yeterli büyüklükte değilseniz, para kazanamazsınız. Onun için, biraz daha büyümeniz gerekir... Büyür ve kazamaya başlarsınız... Bu optimum büyüklük seviyesidir. Akın İpek: - Optimum büyüklüğü yakaladınız, kara geçtiniz... Bununla yetinmeyip, daha da büyümek isteyebilirsiniz... Ama yukarı çıkınca, kar ibresi terse dönebilir... Zarar edebilirsiniz. Medya, sektör olarakAkın Bey'in yanıtı:Ancak... Yeterli büyüklükte değilseniz, para kazanamazsınız.Akın İpek: *** - Siz ne durumdasınız Akın Bey? - Strateji ve hedefim şu: Optimum büyüklük seviyesine ulaşmak.
İki büyük gazete ve bir televizyon kanalını satın almak için harekete geçen Akın İpek iddialara yanıt verdi.
İNTERNETHABER ANKARA- Linç eylemleri sonrası gözaltı veya tutuklama olmamasına tepki gösteren BDP kanun teklifi hazırladı. Teklif yasalaşırsa linç eylemlerine katılanlar on yıldan az olmamak üzere ağırlaştırılmış hapis cezası alacak. Meclis Başkanlığına sunulan kanun teklifinde, “Bir hukuk devletinde bir grubun kendi kendine hukuk yaratması ve bunu kişi ya da kişilere zarar vererek uygulamaya kalkması; adalet mekanizmasının çöküşüne neden olmaktadır. Bunun önlenmesi ve kamu düzeninin sağlanması amacıyla “linç” ceza yasamızda suç olarak yer almalı ve failleri cezalandırılmalıdır” denildi. BDP son aylarda artan linç girişimlerine tepki göstermiş, İçişleri Bakanı Beşir Atalay’a linç girişimleri sonrası neden hiç gözaltı ve tutuklama olmadığını sormuştu. BDP’nin bu sorusuna Atalay’dan yanıt gelmedi. BDP bunun üzerine bir kanun teklifi hazırladı. BDP Grup Başkanvekili Selahattin Demirtaş tarafından verilen teklifte gerekçe olarak şöyle denildi: “Son yıllarda artan ve toplumda gerilime yol açan bu eylemler ile toplumda kırılmalar meydana gelmektedir. Kamu düzeninin bozulmasına yol açan bu eylemlerin bir ceza yaptırımına bağlanması elzemdir.” Kanun teklifinin gerekçesinde ayrıca linç girişimine karışan her bireyin hukuki yollarla hesap vermesi gerektiğine dikkat çekildi ve “Aksi halde; kişilerin hukuka başvurmaksızın kendi adaletlerini yaratma güdüsü yaygın bir hal alır ve bu da kamu düzeninin bozulmasına yol açmanın ötesinde hukuk devletine zarar verir” uyarısı yapıldı. Teklifte linç girişimlerini haklı gösterir, destekler hatta teşvik eder görünen kişilerin mutlaka soruşturmaya tabii tutulması gerektiği vurgulandı. LİNÇ AYRI BİR SUÇTUR Gelişmiş ülkelerde linçin ayrı bir suç olarak düzenlediğine dikkat çekilen gerekçede Türkiye’de de lince katılanların tümü tarafından yapılan bir eylem olması nedeniyle, bu eylemlerin ayrı bir suç olarak düzenlenmesi gerektiği söylendi. Ayrıca gerekçede bir grubun başka bir grubu kendi saiklerine göre cezalandırma yöntemlerinin de suç olarak tanımlanması gerektiğine vurgu yapıldı. Verilen teklife göre Türk Ceza Yasası’nın “İnsanlığa Karşı Suçlar” kapsamında yer almak ve 77. madde hükmünün yerine geçmek üzere bir madde eklenmesi isteniyor. “Linç” başlıklı madde önerisi şöyle: “Bir grubun, bir kişi veya bir topluluğu; siyasi görüşü, etnik kimliği, dini inanışı, cinsiyet kimliği, felsefi görüşü ve benzeri nedenlerle ölümle cezalandırmaya kalkması, canına veya malına zarar vermesi, yaşadığı bölgeden göçe zorlaması, yaşama alanına tecavüzü ile birlikte bu tür davranışları haklı gösteren, destekleyen ve hatta teşvik eden eylem ve söylemleri linç suçunu oluşturur. Suç birden fazla kişi tarafından işlenebilen bir suç olup failleri birden fazladır. Buna göre linç fiilinin işlenmesi halinde, failler hakkında on yıldan az olmamak üzere ağırlaştırılmış hapis cezasına hükmolunur. Linç fiilinin işlendiği sırada ortaya çıkan suçlardan dolayı her fail genel hükümlere göre ayrıca cezalandırılır. Bu suçlardan dolayı zamanaşımı işlemez. ”
Son aylarda artan linç olaylarına ağır ceza formülü. BDP linç eylemlerine katılanlara en az 10 yıl ceza istedi.
Şırnak'ın Cizre ilçesinde yaşanan toplumsal olaylarda lastik kullanılmasını önlemek amacıyla yaklaşan Nevruz da dikkate alınarak emniyete lastik getiren her çocuğa lastik başına 2 TL verilmesi uygulaması başlatıldı. Emniyet, getirilen küçük lastiklere 1, orta boylara 2, büyük lastiklere de 3 TL ödüyor Emniyet Müdürlüğü'nün bunun önüne geçmek için her lastik başına 2 TL ödeyeceğini belirtmesi ile birlikte Cizreli çocuklar harekete geçti. Karar yeni duyulmasına rağmen çocuklar emniyetin bahçesini şimdiden lastiklerle doldurdu. . Sabahın ilk ışıkları ile birlikte caddelerde lastik arayan çocuklar topladıkları lastikleri Konak Mahallesi'nde bulunan İlçe Emniyet Müdürlüğü bahçesine getirdi. Getirdikleri lastik başına paralarını alan çocukların mutlulukları yüzlerine yansıdı.
Göstericilerin olaylarda lastik yakmasının önüne geçmek isteyen polis, Cizre'de ilginç bir yönteme başvurdu.
Oryantal şarkıcı Asena, "Ruh ikizimi arıyorum" dedi. Günaydın'da yer alan habere göre önceki gün bir ayakkabı firmasının tanıtımına katılan Asena, hayatında kimse olmadığını belirterek, şunları söyledi: "Geçen yıl bir sürü evlilik teklifi aldım ama hiçbirini kabul etmedim. Evlenmeyi düşünmüyorum çünkü sadece işime yoğunlaşmak istiyorum." HİÇBİRİ BENİ ŞAŞIRTAMADI Çocukları çok sevdiğini ve anne olmak istediğini ifade eden Asena, bu konudaki kararını ise şöyle açıkladı: "Anne olmak istiyorum ama babasız çocuk doğurmam!" Gazetecilerle eski sevgilileri hakkında da sohbet eden ünlü oryantal, şu açıklamaları yaptı: "Romantik ve düşünceli değillerdi, hiç sürpriz yapmazlardı. Yolda dalgın dalgın yürürken bir anda karşıma çıksın ya da yurtdışında gelip beni en önde izlesin, şaşırtsın istedim ama hiçbiri bunu yapmadı. Nato mermerlerdi!"
Geçen yıl pek çok evlilik teklifi aldığını itiraf eden Asena, babasız çocuk doğurmak istemiyor.
Ankara'da siyaset kulisleri deyiş yerindeyse fokur fokur kaynıyor. İlkinde teğet geçmişti ama bu kez kesinlikle kapatılacak. Anayasa Mahkemesi ile AK Parti'nin ilişkisinden bahsediyoruz. İddiaların yazarı Bugün Gazetesi'nden Adem Yavuz Arslan. Gelin sözü eğip bükmeden Arslan'ın birlikte okuyalım: - 'Yok artık' demeyin. Son günlerde Ankara kulislerinin en popüler Bir ülkede adaleti “hukukçular” değil, “kanunlar” sağlar… Hukukçular kitaplarda yazanları uygular sadece… Eğer gerçekten de zırt-pırt partilerin kapatıldığı bir ülke olmaktan kurtulmak istiyorsak siyasi partiler kanunu başta olmak üzere, anayasada gerekli değişiklikler hemen yapılmalı… Ak Parti ’in kapatılması değil, söylentisinin bile ülkemizde nasıl bir “kaos” ortamı yarattığına daha önce tanık olduk… Şimdi “durup düşünmek” değil, “atağa geçmek” zamanıdır… Adnan Berk Okan konusu AK Parti'ye yönelik açılacak yeni bir kapatma davası. Hatta 'dosyanın kaç sayfa olduğu' ve 'hangi gazetelerin, hangi manşetlerinin delil olarak yer aldığına' kadar detaylar bile dolaşımda. Daha önce açılan kapatma davasından kıl payı kurtulan AK Parti'nin bu kez 'kesin olarak kapatılacağı' konuşuluyor. Yargı çevrelerinde hararetle anlatılanlara göre Yargıtay Başsavcılığı aylardır üzerinde çalıştığı dosyayı tamamladı. Yeni yılın ilk günlerinde de 'son ilaveler' yapılarak beklemeye geçildi. İlk duyanlar 'Yok canım. Bir kapatma davasının ülkeye neye mal olduğu ortada, olmaz öyle şey' dese de bu ihtimali ciddiye alan iktidar partisi mensupları da var. Bir kesim ise 'Aa süper! Açsınlar. Oyumuz patlar, yeniden tek parti iktidarını garanti ederiz (!)' düşüncesinde. Peki böyle bir dava ne kadar mümkün? Cevabı basit. Pekala da mümkün. Çünkü Anayasa Mahkemesi sonuçta siyasi bir kurum. Yargıtay Başsavcılığı'nın birinci kapatma davasıyla ilgili dosyası da arşivlerde duruyor. Yüzlerce delil hafta sonu mesaisi ile Google'dan toplanmıştı. Hatta bu delillerin bir kısmının da 'internet andıcı' tartışmalarında Genelkurmay tarafından resmen sahiplenilen 'kara propaganda siteleri'nden derlendiği de ortaya çıkmıştı. Yani çok sağlam 'suç isnatları'na gerek yok. İktidar partisine kapatma davası açılmasına karar verilirse malzeme bulmak sorun değil. Telekulak iddialarından tek parti vesayeti tartışmalarına kadar her şey 'laiklik ilkesinin ihlaline' bağlanabilir. Daha önceki davada da resmen 'irticai faaliyetlerin odağı' olarak tescillenmiş bir parti bu kez kafadan kapatılır. Tabi burada önemli olan partinin kapatılması değil. Seçim öncesi özellikle Başbakan Erdoğan başta olmak üzere partinin omurgasını oluşturan isimlere bir siyasi yasak getirilirse 2011 seçimlerinde AK Parti kalmaz. Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç'ın hem AK Parti hem de DTP'nin kararını açıklarken ısrarla söylediği 'gerekli yasal düzenlemeleri yapın. Parti kapatma dosyaları önümüze gelmesin. Gelirse yasalar gereği kapatırız' uyarısını da hatırlatmakta fayda var. Çok uçuk bir senaryo gelebilir. Ama bağıra bağıra gelen birinci kapatma davası için de 'yok canım, nereden çıkarıyorlar bunları. Aslanlar gibi iktidarız işte' diyen hatırı sayılır bir kesim de vardı. Sonrasında neler olduğu ortada. Dünyada tarihi gelişmeler olurken biz 6 ay boyunca parti kapatma davasıyla boğuştuk. Ülke enerjisini kaybetti, hesaplanamayacak kadar büyük ekonomik zararlar doğdu. Aynı tablonun şu konjonktürde tekrarı durumunda neler olabileceğini tahmin etmek bile ürkütücü. Ankara'da cevabı aranan sorulardan birisi de Yargıtay'ın AK Parti mesaisinin neden bu kadar çok seslendirildiği? Sonuçta yargı çevrelerinin nabzını tutabilen herkes dosyanın hazırlanmakta olduğunu biliyor. Burada görüşlerden birisi de şu: Hükümete gözdağı verilmek isteniyor. Malum olduğu üzere AK Parti'nin gündeminde bir anayasa değişikliği var. Ayrıca başta HSYK'nın yapısının değiştirilmesi olmak üzere bir yargı reformu hazır. Yani kulislere 'AK Parti hakkında kapatma davası hazırlanıyor' bilgisi yayılarak mealen 'herhangi bir adım atarsanız dava ile karşılaşırsınız' denmek isteniyor olabilir. Yabana atılmaması gereken bir yorum. Hükümet kanadında ise kapsamlı bir anayasa değişikliği hazırlığı yok. En azından işaretler bu yönde. Anayasa'nın değişmesi gerektiği konusunda herkes hemfikir ama bu değişime cesaret edilemiyor. Hatta Cemil Çiçek'in benzetmesiyle 'egzozu patlak, motoru yağ yakıyor, lastikler de kabak. Bu araba gitmez.' Ama ortada bir de açmaz var. Hükümet anayasa değişikliğine cesaret edemiyor. Partide dillendirilen görüşe göre "411 oyla yaptığımız düzenleme Anayasa Mahkemesi'nden döndü. Bize yeni bir düzenleme yaptırırlar mı? Ne yaparsak yapalım mahkemeden döner." Bu noktada kabinenin etkili bir isminin vekillere söylediği "Partimize yönelik kapatma davasının gerekçeli kararında net ifadeler var. Bir şekilde laiklikle ilgili maddelerde düzenleme yaparsak, bu bize kapatma davası olarak dönebilir" ifadesinin altını çizmek lazım. Özetle Ankara'nın havası yine bulanık. Doğru ya da değil ama 'yeni bir kapatma davası' söylentisi pompalanıyor. Hükümet ise parti kapatma ve yargıyla ilgili yasal düzenlemelerde cesaretsiz.
Siyaset kulisleri bu haberle fokur fokur kaynıyor. İlkinde teğet geçti ama bu kez kesinlikle k a p a t ı l a c a k!
Doğtaş Yönetim Kurulu Başkanı Davut Doğan, bu yıl yüzde 20 büyüme öngördüklerini bildirdi. Doğan, 2009 yılını değerlendirdiği toplantıda, dünyadaki global krize rağmen sektörde yüzde 10'luk bir büyüme sağladıklarını ifade etti. Hükümetin, özellikle mobilya sektörüne uyguladığı 6 aylık KDV indiriminde tam kapasiteyle çalıştıklarını, bu nedenle bütçelerini tutturduklarını belirten Doğan, satış ve karlılık hedeflerine ulaştıklarını kaydetti. Davut Doğan, yurt dışı pazarlara önem verdiklerini, ülke genelinde yüzde 25 düşüş yaşanan ihracatı kayıpsız gerçekleştirdiklerini kaydetti. Bu yılki beklenti ve hedeflerine değinen Doğan, şöyle konuştu: ''Doğtaş Mobilya olarak geçtiğimiz yıl hazırladığımız 5 yıllık stratejik iş planımızda revize yapmadık. Önümüzdeki yıl da hedeflerimizi gerçekleştireceğimize inanıyoruz. Yüzde 20'lik bir büyüme öngördük. İç pazarda yüzde 10 büyümeye karşılık, ihracatta yüzde 50 gibi büyük bir hedef belirledik. Yurt içinde 10, yurt dışına da 20 bayilik açmayı planlıyoruz. Önümüzdeki ay yurt içinde 5 mağaza açılışı yapacağız. Van, Adıyaman, İzmit, İstanbul Küçükyalı ve Etiler'deki mağazalarımız açılışa hazırlanıyor. Yurt dışında ise Romanya ve Bulgaristan'da yeni mağaza açacağız. Sektörümüzde 3 markanın sahip olduğu dünya markası olmaya aday firmalara verilen 'Turquality' programına dahil olduk. Bu teşvik belgesi ile yurt dışı mağazalaşmaya önem verip, yeni ülkelere gireceğiz ve yurt dışı mağaza sayımızı artıracağız.'' Doğan, bu yıl içinde 15 bin metrekare fabrika tesisi yapacaklarını ve 100 yeni personelin istihdamını sağlayacaklarını belirterek, kapasite artırımına gitmeyi planladıklarını söyledi. Yeni yatırımlar için kaynak arayışlarının sürdüğünü dile getiren Doğan, Biga'ya ciddi katkı sağladıklarını bildirdi. Biga merkezli bir kuruluş olarak 52 ülkeden getirilen dövizler ve yurt içindeki 130 bayiden elde edilen yaklaşık 100 milyon dolar ile ilçenin gelişimine önemli katkılarda bulunduklarını vurgulayan Doğan, Biga'da kişi başına düşen gelirde bin dolarlık artışa katkıda bulunduklarını ifade etti. Enerji yatırımlarına da değinen Doğan, Amerikan ortaklığı ile müracaat edilen rüzgar enerjisi projelerinin lisanslarını beklediklerini belirti. Doğan, lisansı alınan 2 hidroelektrik projesi ile 25 MW'lık bir santral kurmayı planladıklarını, bu konuda kaynak ve ortak arayışının devam ettiğini sözlerine ekledi.
KDV indirimi mobilya sektörünü ateşledi. Doğtaş Yönetim Kurulu Başkanı Doğan, 2010 beklenti ve hedeflerini açıkladı.
Dünyada ağız bakım kategorisinin lideri ve güvenilir markası Colgate, diş hassasiyetinin giderilmesinde atılım yaparak devrim niteliğindeki Pro-Argin™ teknolojsi ile ürettiği Colgate® Sensitive Pro-Relief™ Diş Macununu Türkiye pazarına sundu. Patenti Colgate’e ait Pro-Argin™ teknolojisi diş hassasiyetine anında ve kalıcı çözüm sağlıyor. Colgate, etkisi klinik olarak kanıtlanmış, diş hassasiyetine anında ve uzun süreli kalıcı çözüm sağlayan dünyadaki ilk ve tek diş macunu Colgate® Sensitive Pro-Relief™’i tüketicilerle buluşturuyor. Sıcak, soğuk, tatlı, ekşi yiyecek ve içeceklerle tetiklenen diş hassasiyeti, dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 57’sinde ve 20-49 yaş arası bireylerde görülüyor. Türkiye’de diş hassasiyeti görülme oranı yüzde 31 iken, 35-44 yaş arası bireylerde görülme oranı yüzde 38’lere çıkıyor. Diş hassasiyeti, dişeti çekilmesi ve diş minesi kaybına bağlı olarak dentin dokusunun açığa çıkması sonucunda meydana gelir. Dişeti çekilmesi yanlış diş fırçalama, yaşlanma ve dişeti problemleri sonucunda oluşurken; diş minesi kaybı gene yanlış diş fırçalama, asitli ve gazlı içeceklerin aşırı tüketimi, strese bağlı diş gıcırdatma gibi nedenlerle meydana gelmektedir. Bunların sonucunda ise dentin dokusu açığa çıkmakta ve diş minesinden dişin sinirlerine kadar giden dentin tübülleri vasıtasıyla hassasiyet algılanmaktadır. Colgate, Pro-Argin™ teknolojisiyle ürettiği yeni diş macunu Colgate Sensitive Pro-Relief™ ile diş hassasiyeti sorununu anında ve uzun süreli giderirken, bu alanda dünya çapında da bir çığır açıyor. Diş hassasiyetine yönelik mevcut diş macunları sadece hassasiyetin algılanmasını engellerken; Colgate® Sensitive Pro-Relief™ Diş Macunu, Pro-Argin teknolojisi sayesinde dentin tübüllerini tıkayarak; sıcak, soğuk ve hava geçişini engelleyerek diş hassasiyetini anında ve uzun süreli olarak rahatlatıyor. Colgate® Sensitive Pro-Relief™ Diş Macunu hassasiyet olan bölgeye 1 dakika süre ile direkt olarak uygulandığında sinirleri sıcak ve soğuk duyulara karşı korumasız bırakan açık kanalları tıkayarak anında rahatlama sağlar. Günde 2 kere diş fırçalama ile rahatlamanın uzun süreli olduğu klinik araştırmalarla kanıtlanmıştır. Diş hassasiyetine çözüm için Mobil Klinik yollarda... Colgate, diş hassasiyeti eğitimi konusunda büyük bir misyonu üstlenerek tüketicileri bu konuda daha fazla bilgilendirmek ve yeni Pro-Argin™ teknolojsi ile tanıştırmak amacıyla 20 Kasım tarihinde Mobil Klinikle yolllara çıkan Colgate 2010’da da Mobil Klinikle diş hassasiyeti hakkında bilgi vermeye devam edecek. Devrim niteliğindeki yeni ürününü büyük şehirlerdeki farklı lokasyonlarda tanıtarak diş hassasiyetine sunduğu çözümü uygulamalı olarak anlatacak. Yapılan bir Tüketici araştırması gösteriyor ki; diş hassasiyetine sahip 10 kişiden 8’i ürünü uygulamalarının ardından buzlu su içmelerine karşın anında rahatlama hissetti. ...Bu kadar etkileyici bir sonuç daha önce hiç görmedim Yıllardır diş hassasiyeti konusunu araştırmaktayım ve Yeni Colgate® Sensitive Pro-Relief™'in sonuçları kadar etkileyici bir sonuç daha önce hiç görmedim. Devrim niteliğindeki yeni formülü sayesinde, diş hassasiyetine sahip kişiler dişlerinde ağrı hissettikleri kısma bir dakika boyunca direkt olarak uyguladıklarında anında rahatlama hissediyorlar. Ve klinik araştırmalar her gün fırçalandığında bu rahatlamanın uzun süreli olduğunu kanıtlıyor. KONUYLA İLGİLİ DETAYLI BİLGİ İÇİN TIKLAYINIZ
Hassasiyete karşı kullandığınız diş macunlarının etki etmesi haftalar mı alıyor?
DSHP Genel Başkanlığı ile politikaya soyunan ve 38 gün sonra istifa eden gazeteci Hulki Cevizoğlu'ndan canlı yayında Rahşan Ecevit için şoke eden bir ima geldi... Hulki Cevizoğlu, Rahşan Ecevit'in "bunamış olduğunu" ima etti... CNN Türk'de Rıdvan Akar'ın sunduğu Gündemin Rengi'ne konuşan Hulki Cevizoğlu, Rahşan Ecevit'in "87 yaşına geldiğini" hatırlatıp, 1.5 ay boyunca iki siyasetçiyi ona tanıtmayı başaramadığını söyledi. "Olayı kişiselleştirmek istemiyorum" diyen Cevizoğlu, Rahşan Ecevit ile ilgili şoke eden şu sözleri söyledi; "Sayın Rahşan Ecevit 87 yaşına gelmiş bir hanımefendi. Eğer ben Rahşan hanıma 1.5 ay boyunca genel başkan yardımcısı ile genel sekreter yardımcısının kim olduğunu anlatamamışsam, yani tanımlarken sıfatlarla "Efendim onun orasında şu özelliği vardı, şu şuydu" diye anlatıyorsam iş vahim demektir." İŞTE CANLI YAYINDAKİ ŞOK İMA KORSAN GENEL BAŞKAN Hulki Cevizoğlu 38 günde istifanın eşiğine gelme nedenini işe şu sözlerle açıklamaya çalıştı; "Bir partide hem yasal hem korsan genel başkan olamaz... Bir yerde bir tane horoz olur. Kraldan çok kralcılık yapanları uyardım. Ama uyarılar anlaşılamadı. Üçüncüsünde genel başkan yardımcılarından birini (Erol Demiroğlu) görevden aldım. Gördüm ki genel başkan görevinden almama rağmen hala bu ünvanı kullanıyor. Baktım ki olmuyor istifa ettim..." KANIM SONRADAN MI KİRLENDİ Görevden aldığı kişinin "kan uyuşmazlığı oldu" şeklindeki sözlerine hayli kızan Hulki Cevizoğlu, "Kan tahlilini önceden yapmaları gerekirdi. Kan tahlilini sonradan yapmak bir politikacıya yakışmaz. Kan uyuşmazlığı benim rahmenli Ecevit ile 2 yıl çalışmamda uyuştu da sonra mı kanım bozuldu. Bunu söyleyenler dikkatli konuşmalı... " dedi. DSHP'DE YUMRUKLAR MI KONUŞTU? Hulki Cevizoğlu, genel başkanlıktan istifası sırasında çok çirkin ve kamuoyuna açıklanamayacak olaylar yaşandığını söyledi. Cevizoğlu, "Dün çok çirkin olaylarda yaşandı partide. Kimsenin tahmin edemeyeceği olaylardı. Bana yönelik bir şey olmadı ama arkadaşlarıma yönelik bir saldırı oldu. Arkadaşlarımız bu olaylar için savcılığa şikayette bulunmak istedi, ben tuttum, işlerin ayağa düşmemesi gerektiğini söyledim" diye konuştu. Kaynak: gazeteciler.com
38 gün DSHP'nin genel başkanlığını yapan Hulki Cevizoğlu, istifadan sonra zehir zemberek sözler söyledi.
Amerikan yazılım devi Microsoft, Google'ın Çin'deki faaliyetlerini durdurabileceği uyarısı yapmasına neden olan Çin kaynaklı siber saldırılarda Internet Explorer tarayıcısındaki bir güvenlik açığından faydalanıldığını bildirdi. Microsoft'un güvenlik direktörü Mike Reavey bir blogda yaptığı açıklamada, Internet Explorer'ın Google ve diğer şirket ağlarına yönelik sofistike ve amaçlı saldırılarda kullanılan vektörlerden birisi olduğunu belirterek, Microsoft'un Google ve sektördeki diğer ortakların yanı sıra yetkililerle bu olayı aydınlatmak için birlikte çalışacağını kaydetti. Siber saldırıların Microsoft'un eski tarayıcısı Internet Explorer 6 (IE6) üzerinden odaklandığını belirten Reavey, kullanıcılara yazılımın güvenlik parametrelerinin düzeyini yükseğe getirmeleri tavsiyesinde bulundu. Microsoft grubunun patronu Steve Ballmer ise, CNBC kanalına yaptığı açıklamada, bu saldırıları ciddiye aldıklarını, ancak Çin pazarından çekilme niyetinde olmadıklarını söyledi. İnternet güvenliği alanında uzman McAfee'nin yetkilisi Dmitri Alperovitch de, bu saldırıların arkasında Çinlilerin olduğunu gösteren hiçbir kanıt bulunmadığını belirterek, ama bir devlet tarafından yapıldığını düşündürecek unsurlar olduğunun da da altını çizdi. İnternet devi google, Salı günü, Çin'deki insan hakları militanlarının "Gmail" elektronik posta hesaplarını ele geçirmeyi amaçlayan Çin kaynaklı "son derece gelişmiş ve hedef gözeten" bir saldırı üzerine, bu ülkedeki faaliyetlerini durdurabileceğini açıklamıştı. Amerikalı grup, 20 şirketin daha saldırıların hedefi olduğunu olduğunu bildirdi. Yazılım editörü Adobe de eş zamanlı bir siber saldırının kurbanı olduğunu, ancak Google'a yönelik saldırıyla aynı kaynağın hedefi olup olmadığını bilemediğini açıkladı. ÇİN'İN AÇIKLAMASI Bu arada Çin, Google olayının ABD ile ticari ve ekonomik ilişkiler üzerinde hiçbir etkisi olmayacağını bildirdi. Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü Yao Jian, Google'ın kararı ne olursa olsun, bunun Çin ve ABD arasındaki ticari ve ekonomik ilişkilerin bütününe hiçbir etkisi olmayacağını söyledi. ABD Dışişleri Bakanlığı dün, üst düzey bir Amerikalı yetkilinin Çinli diplomatlardan Google olayıyla ilgili açıklama istediğini bildirmişti. Çin de gelişmelere tepki göstererek, ülkede internetin "açık" olduğunu, uluslararası internet şirketlerinin topraklarında yasalara uygun faaliyetine ev sahipliği yaptığı açıklamasında bulunmuştu.
Arama devi Google'ı canından bezdiren Çinli hackerlar aslında internet explorerın güvenlik duvarına duacı.
Mayıs ayında sona erecek eski ihalede yıllık 167 milyon dolarlık bir pastayı bölüşen kulüplerin gelirleri ikiye katlanırken, kazanacakları puanların önemi de bir o kadar arttı. Sezon sonunda toplayacakları puanlara göre 144 milyon 450 bin dolarlık performans gelirinden pay almaya çalışacak kulüpler ortalama 170 bin dolara gelen her puan için kıyasıya bir mücadele içine girecekler. KULÜPLERE 6 MİLYON DOLAR Yıllık 321 milyon dolarlık gelir şu an uygulanmakta olan dağıtım kriterlerine göre şöyle dağılacak: Şampiyon olan takımlar şampiyonluk başına 666 bin 226’şar dolar alacak. Bu miktar genel gelirin yüzde 11’i yani 35 milyon 310 bin dolar olacak. Pastanın yüzde 35’i 18 takıma eşit dağılacak. Kulüp başına düşen miktar 6 milyon 240 bin dolar şeklinde gerçekleşecek. Genel toplamın yüzde 45’i olan 144 bin 450 dolar kazanılan puana göre dağılacak. Yüzde 9’luk yani 28 milyon 890 bin dolarlık kısım sezonu ilk altı sırada bitiren takımlara 4 milyon 815’er bin dolar olarak bölüştürülecek. GÜVEN İŞARETİ Futbol Federasyonu Başkanı Mahmut Özgener, yayın ihalesini Türk futbolunun son 25 yılda yaşadığı ilerlemelerde yeni ve büyük bir adım olarak gördüklerini vurguladı. Özgener, “Türk futboluyla ilgili çok sözler söyleniyor, tenkitler birçok kez amacını aşıyor, ancak rakamlar daha farklı bir gerçeği işaret ediyor. Türk futboluna ait tüm rakamsal değerler çok istikrarlı bir büyüme içinde. Bu ihale de dahil birçok konuda, global krize rağmen tarihin en büyük yükselişlerini görüyoruz. Biz tüm bu büyüme rakamlarını Türk futbol ailesine olan güvenin bir tecellisi olarak görüyoruz” dedi. BAŞ AKTÖR YILDIRIM Fenerbahçe Asbaşkanı Şekip Mosturoğlu, yayın ihalesinin Türk Futbolu adına çok yararlı sonuçlandığını söyledi. Mosturoğlu, kaynakların büyütülmesi açısından kulüplere önümüzdeki dört yıl için büyük bir maddi imkan sağlandığını belirtti, “İhalenin baş aktörlerinden birisi de başkanımız Aziz Yıldırım’dır. Kendisi fiyatın bu mertebelerde olacağını altı ay önce açıklamıştı. Kendisine bir teşekkür edilmesi gerektiğini düşünüyorum” dedi. Kulüplerin bundan sonra bu gelirleri kullanırken çok dikkatli davranmaları gerektiğini kaydeden Şekip Mosturoğlu, “Bundan sonraki adımın UEFA’nın belirlediği mali kriterlerin yerine getirilmesidir” diye konuştu. İHALE SONUCUNA KİM NE DEDİ? DİĞER SAYFADA... [PAGE] BU RAKAMLAR CESARET İŞİ Galatasaray Başkanı Adnan Polat, bu rakamlara çıkmanın bir cesaret işi olduğunu, yayıncı kuruluşu kutladığını söyledi. Polat, “İhale bizim daha önce öngördüğümüz fiyatlarda sonuçlandı. Digitürk ciddi yatırımlar yaptı. Devam etmeleri bizce daha hayırlı oldu. Emeği geçenleri kutluyorum. Şunu belirtmeden geçemeyeceğim; Fenerbahçe ile Galatasaray rekabetinin yarattığ ilgi de, - bunda Beşiktaş’ın da katkısı var tabii - pastanın büyümesinde önemli rol oynadı. Bu paralar kulüplere çok iyi gelecek. Herkes finansal sıkıntı çekiyor. UEFA kriterleri demoklesin kılıcı gibi üzerimizde duruyor. Bu parayı düzgün kullanmak lazım” dedi. ÇOK İYİ BİR İŞ ÇIKARDILAR Beşiktaş’ın, Mali İşlerden Sorumlu Asbaşkanı Ertunç Soğancıoğlu, dün gerçekleştirilen Süper Lig yayın haklarının ihalesinin ardından bütün katılımcıları kutladığı açıkladı. Soğancıoğlu yaptığı açıklamada, “Başta Türkiye Futbol Federasyonu olmak üzere Digitürk ile Türk Telekom’u tebrik ediyorum. Türk futbolu yıllık olarak 321 milyon eder mi diye soracak olursanız, demek ki ediyormuş ki bu kadar parayı vermeyi göze aldılar. Digitürk hesabını ve kitabını çok iyi yapan bir kuruluş. Yıllardır bu işi yapıyor. İhalenin ardından ne kadar sevindiklerini herkes gördü. Türkiye Futbol Federasyonu gerçekten çok iyi bir iş çıkardı. Türk futbolu açısından da çok önemli bir ihale oldu” ifadelerini kullandı. BU RAKAMI BEKLİYORDUK Trabzonspor Futbol Şube Sorumlusu İhsan Alioğlu, yayın ihalesindeki rakamın 321 milyon dolar seviyesine ulaşmasının beklenen bir sonuç olduğunu belirtti. Alioğlu, “Turkcell Süper Ligi, Avrupa’nın en kaliteli ligleri arasında 6. sırada yer alıyor. Böyle bir durumda yayın ihalesindeki rakamın da Avrupa ligleriyle yarış edebilecek seviyeye gelmesini beklemek yöneticiler için oldukça normal. Buradan gelecek parayla kulüpler çok daha kaliteli ve akılcı transferler yapabileceklerdir. Yani ligin kalitesi daha da artacaktır. Ancak bu pastadan yüksek pay almak isteyen kulüpler umarım yoğun bir borçlanma politikası içerisine girmez. Böyle bir durum geri dönülmez sonuçlar ortaya çıkabilir” diye konuştu. YENİ ŞAMPİYONLAR PARASI F.Bahçe (17) 11.325.842 Dolar G.Saray (17) 11.325.842 Dolar Beşiktaş (13) 8.660.938 Dolar Trabzon (6) 3.997.356 Dolar
Futbol Federasyonu tarafından dün yapılan yayın ihalesi sonunda Süper Lig için belirlenen yıllık 321 milyon dolarlık gelir kulüpleri uçuracak.
Alevi aydınların yakıldığı Madımak Oteli'nin müze haline getirilmesi ve oraya anıt dikilmesi de masadaydı. Bağbağlar'a da anıt dikilsin Alevi dedeleri sadece Madımak için değil Başbağlar'a da benzer bir anıtın dikilmesini istedi. Dedelere tartışma değil çalışmalara katkı bekliyoruz mesajı verdi. Son çalıştay önemli çünkü bugüne kadar yapılan toplantılara katılan 45 isim biraraya gelecek ve Başbakan'a sunulacak raporu hazırlayacak. Alevilerin talepleri ile çözümleri içeren rapor ve yol haritasını. O talepler toplantıda yeniden görüşüldü.. Alevi dedeleri cemevlerine ibadethane statüsü verilmesi, cemevlerinin yapımı için belediyelerden arsa tahsisi ve kaynak aktarılmasını gündeme getirdi. Diyanet'te Aleviler için temsil hakkı tanınması da, zorunlu din derslerinde Alevilik'le ilgili bilgilerin arttırılması da talepler arasındaydı. Şimdi gözler 28 Ocak'ta. O taleplerin son çalıştay sonrası hazırlanacak rapora girip girmeyeceğinde. Başbağlar'da ne olmuştu? 2 Temmuz 1993 yılında Madımak katliamından 3 gün sonra meydana gelen saldırıda Başbağlar köyü haritadan silinmişti. 214 ev, köy okulu, köy camii, halkevi yakılmış, toplam 33 kişi katledilmişti. Alevi- Sünni çatışmasını körüklemek isteyenlerce çıkarılan saldırının failler bulunamadı.
Devlet Bakanı Faruk Çelik, Alevi açılımında son çalıştay öncesi Alevi dedeleri ile biraraya geldi.
Manisa'da şüpheli aracı durdurmaya çalışan polis, zanlıları bir saat boyunca takip etti. Sonunda durdurulan araçtan 4 kişi ve çaldıkları 9 koç çıktı. Otomobilde 2'si ön sağ, 5'i arka koltuk, 2'si de bağajda olmak üzere çalındığı belirlenen 9 koç ele geçirildi. 4 kişi ise otomobile şöyle sığmışlardı: Şoför dışındaki 3 kişiden 1'inin ön tarafta, diğer 2'sinin arkada oturuyordu. NASIL SIĞDILAR? Yani ön koltukta 2 koç ve 1 kişi, arka koltukta 5 koç ve iki kişi seyahat ediyordu. Olay İzmir- İstanbul karayolunun Manisa Yeni Garaj önünden geçen bölümünde, uygulama yapan polis ekipleri, koçların balık istifi gibi yüklendiği 35 NHV 52 plakalı Tempra marka bir otomobili durdurmak istesiyle ortaya çıktı. Otomobildekiler, polisin ‘Dur’ ihtarına uymayarak, kaçmaya başladı. Bunun üzerine polis, otomobilin peşine düştü. Otomobilin, Turgutlu yönüne sapması üzerine polis, telsiz anonslarıyla cezaevi önünde önlem alınmasını istedi. Polis, cezaevi önünde yolu kesti. RUHSATSIZ TABANCAYI DA ARAÇTAN ATMIŞLAR Yakalanacaklarını anlayan şüpheliler, bu kez Saruhanlı yönüne saptı. Yaklaşık bir saat süren kovalamaca sonucu otomobili Koldere Köyü'nde durduran polis, gördüğü manzara karşısında şaşkına döndü. Otomobilde 2'si ön sağ, 5'i arka koltuk, 2'si de bağajda olmak üzere çalındığı belirlenen 9 koç ele geçirildi. Polis, otomobili kullanan A.N. (31) ile yanındaki arkadaşları A.A. (24), K.A. (31) ve A.T.'yi (52) gözaltına aldı. Şoför dışındaki 3 kişiden 1'inin ön tarafta, diğer 2'sinin ise arkada oturdukları belirlendi. Otomobilin yapılan sorgulamasında plakasının da sahte olduğu anlaşıldı. 4 şüphelinin kaçarken Koldere Köyü yakınlarında otomobilden attığı ruhsatsız tabanca da polis tarafından bulundu. Gözaltına alınan 4 şüpheli, Manisa Devlet Hastanesi'ndeki sağlık kontrollerin ardından sorgulanmak üzere İl Emniyet Müdürlüğü'ne götürüldü. Koçların ise çalınan sahibinin bulunup kendisine teslim edileceği bildirildi
Aynı bilmece gibi bir durum. 4 kişi ve 9 koçu bir arabaya nasıl sığdırırsınız? Siz cevabı bulamamış olabilirsiniz ama onlar bulmuş;
Türkiye'nin Ekim ayındaki işsiz oranı yüzde 13 olarak açıklandı. Bu oranın sayısal değeri ise 3 milyon 300 kişi olarak belirlendi... Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) üçer aylık dönemler itibariyle her ay açıkladığı Hanehalkı İşgücü Araştırması, ''Eylül-Ekim-Kasım 2009'' dönemini kapsayan ''Ekim'' sonuçlarına göre, Türkiye genelinde işsiz sayısı geçen yılın aynı dönemine göre 569 bin kişi artarak, 3 milyon 299 bin kişiye yükseldi. İşsizlik oranı ise 1,8 puanlık artış ile yüzde 13 seviyesinde gerçekleşti. Kentsel yerlerde işsizlik oranı 2,5 puanlık artışla yüzde 15,5, kırsal yerlerde ise 0,6 puanlık artışla yüzde 8,2 oldu. Ekim 2009 döneminde işgücüne katılım oranı ise yüzde 48,8 olarak hesaplandı. 2005 yılından itibaren Hanehalkı İşgücü Anketinin tahminleri, hareketli üçer aylık dönem ortalamaları esas alınmak kaydıyla aylık olarak yayınlanıyor. Bu seride ilgili üç aylık dönemin ağırlıkları, dönem ortası aya ilişkin nüfus projeksiyonları esas alınarak hesaplanırken, ifade kolaylığı açısından tahminler de dönem ortası ay adıyla ifade ediliyor.
Türkiye'nin Ekim ayı işsizlik oranı açıklandı. Rakamlar diğer aylara göre umut verici oldu. İşte işsiz milyonların rakamı;
Amerikalı Evanjelik lider Pat Robertson, Haiti'yi yerle bir eden depremle ilgili olarak, "2 yüzyıl önce Fransızları kovmak için şeytanla anlaşma yapan Haitililer bunun bedelini ödüyor" deyince ABD'de bir tartışma başlattı. Binlerce kişinin hayatını kaybettiği depremin üzerinden sadece 48 saat geçmişken yapılan bu açıklama yüzünden Beyaz Saray, "bu sözlerin tamamen aptalca olduğu" açıklamasında bulunmak zorunda kaldı. ŞEYTANLA ANLAŞMA YAPTILAR Kendine ait televizyon kanalı ağından konuşmalar yapan eski başkan adayı Robertson, "Haitililer, aslında Fransızların boyunduruğundaydı, biliyorsunuz işte, 3. Napolyon muydu neydi. Bir araya geldiler ve şeytanla bir anlaşma yaptılar. Ve ona dediler ki: 'Bizi Fransızlardan kurtarırsan sana hizmet ederiz. Bu gerçek bir hikaye. Ve Şeytan da onlara, pazarlık tamam dedi. O zamandan beri birbiri peşi sıra bu lanetin kurbanılar" diye konuştu. Robertson'ın bu sözleriyle ilgili soru sorulan Beyaz Saray sözcüsü Robert Gibbs ise "insanların tarifi mümkün olmayan acılar içinde olduğu bir sırada birinin bu kadar aptalca şeyler söylemeye cesaret etmesine şaştım" yanıtını verdi. 1697'ye kadar İspanya'nın hakimiyetindeki Haiti, daha sonra Fransız hakimiyetine girmiş, 1804'te ise Napolyon Bonapart'ın gönderdiği kuvvetin hezimete uğraması ile ilk siyahi bağımsız cumhuriyet olmuştu. Haiti'de 7 büyüklüğündeki depremde 45 bin ile 50 bin kişinin hayatını kaybettiği sanılıyor. Port-au-Prince Havaalanı hasar gören ve kontrol kulesi kullanım dışı kalan Haiti'de, yardım kuruluşları ciddi lojistik sorunlarla karşı karşıya.
Haiti yerle bir oldu Amerikalı rahip ise onları suçlama peşinde. Meğer onlar yaptıkları büyünün bedelini ödüyorlarmış.
İNTERNETHABER ANKARA- Önümüzdeki günlerde gündeme gelecek Anayasa değişikliği içinde HSYK ve Anayasa Mahkemesi'nin yapısının değişmesi de gündemde. Anayasa Mahkemesi'nin üye sayısının 11'den 21'e yükseltilmesi, 12 üyenin TBMM tarafından seçilmesi planlanıyor. Anayasa Mahkemesi'nin iki daireden oluşması da öneriler arasında. Böyle bir Anayasa değişikliği ne kadar gerçekleşir bilinmez ama önümüzdeki bu yıl içinde yüksek mahkeme üyelerinde önemli değişiklikler olacağı kesin. Anayasa Mahkemesi’nin beş üyesi bu yıl içinde Cumhurbaşkanı Gül tarafından atanacak. İlk seçim ise önümüzdeki günlerde. Anayasa Mahkemesi’ne Gül tarafından üye atanacak olması yedek üyelerden Cafer Şat’ın geçtiğimiz günlerde emekli olması ile başladı. Sezer tarafından 2003 yılında atanan Cafer Şat, 3 Ocak’ta yaş haddi nedeniyle emekliye ayrıldı. Şat’ın emekliliği üzerine şimdi Yargıtay’dan yeni bir üye seçilecek. Yargıtay’da yapılan seçimde en yüksek oyu alan üç kişi atanmak üzere Köşk’e sunulacak. Gül üç üyeden birinin atamasını yapacak. Gül daha önce de Yargıtay kontenjanından Recep Kömürcü’nün mahkemeye atamasını yapmıştı. Şat’ın yerine yapılacak atama ile Gül görev süresi içinde Anayasa Mahkemesine iki üye atamış olacak. Gül’ün atamaları bununla sınırlı kalmayacak. Çünkü Yüksek mahkemede 2010 yılında 4 üye daha emekli olacak. Bu isimler Sacit Adalı, Nemci Özler, Şevket Apalak ve Mustafa Yıldırım. Gül emekli olacak bu üyelerin yerine de yeni üyeler atayacak. Yıl sonunda 15 üyeli Anayasa Mahkemesinin 6 üyesi Cumhurbaşkanı Gül tarafından belirlenmiş olacak. Mahkemede eski Cumhurbaşkanlarından Sezer’in atadığı yedi üye, Süleyman Demirel’in atadığı Fulya Kantarcıoğlu ve Turgut Özal’ın atadığı Haşim Kılıç’ın üyelikleri devam edecek. 2010 yılında emekli olacak üyelerden sonra görev yapmaya devam edecek diğer üyelerin durumları ise şöyle olacak: HAŞİM KILIÇ: Anayasa Mahkemesi’nin en eski üyesi. 1990’da Özal tarafından atandı. 2015’te emekli olacak. FULYA KANTARCIOĞLU: Demirel tarafından 1995 yılında atandı. 2013’te emekli olacak. OSMAN PAKSÜT: Üst düzey yönetici kadrosundan 2005’te Sezer tarafından atandı. 2018’de emekli olacak. AHMET AKYALÇIN: Sezer tarafından 2000’de atandı. 2014’te emekli olacak. MEHMET ERTEN: 2002’de Sezer tarafından atandı. 2014’te emekli olacak. FETTAH OTO: 2004’te Sezer tarafından yedek üyeliğe seçildi. 2011’de emekli olacak. SERDAR ÖZGÜLDÜR: Askeri yargı kökenli Özgüldür, 2004’te Sezer tarafından seçildi. 2020’de emekli olacak. SERRUH KALELİ: Avukat kökenli, 2005’te Sezer tarafından seçildi. 2019’da emekli olacak. AYLA PERKTAŞ: Sezer’in atadığı son üye. 2007’de atanan Perktaş, 2014’te emekli olacak. RECEP KÖMÜRCÜ: Cumhurbaşkanı Gül’ün 2008’De seçtiği ilk üye. 2020’de emekli olacak.
Anayasa Mahkemesi'nde değişim dönemi. Emekli olacak üyeler yerine Cumhurbaşkanı Gül bakın kaç yeni atama yapacak?
İşçiler, sabah saatlerinde otobüslerle Ankara'ya gelerek Türk-İş Genel Merkezi önüne yürüdü. İşçiler ve aileleri, yanlarında soğuktan ve yağmurdan korunmak için çeşitli malzemeler getirdi. İşçiler, Türk-iş önünde taleplerini içeren sloganlar atıyor. Oturma eylemi Türk-İş Genel Başkanı Mustafa Kumlu'nun yapacağı konuşmanın ardından başlayacak. Üç gün sürecek oturma eylemini, üç günlük açlık grevi izleyecek. Bu süreler içinde sonuç alınmaması durumunda ise ölüm orucu eylemi başlatılacak.
Tekel işçileri ve aileleri, üç gün sürecek oturma eylemi için Türk-İş önünde toplanmaya başladı.
İNTERNETHABER- Ahmet Davutoğlu’nun gördüğü rüya gerçek mi oluyor? Rüyanın tutup tutmayacağı bilinmez ama dış politikadaki başarısı ile apoletlerine yeni yıldızlar eklediği kesin. Rüyasını gerçeğe dönüştürme yolunda en büyük yol arkadaşı kendi yazdığı “Stratejik Derinlik” adlı kitap. Davutoğlu BM Genel Kurulu için New York’ta bulunduğu Ekim ayı başında gördüğü bir rüyayı basın mensuplarıyla paylaşmıştı. RÜYASINDA NE GÖRMÜŞTÜ? Bakın size bir rüyamı anlatayım” diyen Davutoğlu şunları söylemişti: “Kız çocuklarına karşı uygulanan şiddetle ilgili bir toplantıya katılacak, sonrasında da Irak Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari ve Suriye O rüyanın tabiri Rüya tabirleri sözlüklerine göre, Davutoğlu’nun rüyası şöyle yorumlanıyor: “Rüyada kız çocuğu gören kimse, bolluk ve şerefe erer, zorlukların, çözümlenemez sanılan işlerin üstesinden gelir. Kız güzel ise iyi ve neşeli günlerin yaklaştığı habercisidir. Birbiriyle küs olan insanları barıştırmak da hayırlı iş ve teşebbüslere delalet eder.” Dışişleri Bakanı Velid Muallim’le görüşecektim. O günden bir gün önce bir rüya gördüm. Rüyamda Zebari’nin ve Muallim’in kızları vardı. Muallim ve Zebari’ye rüyamda ‘Benim de kızlarım var, verin bana ben hepsini arkadaş yapayım, böylece sizin de sorunlarınız çözülsün’ dedim.” 93 ZİYARETİN 51'İ AVRUPA ÜLKELERİNE Davutoğlu 9 aylık görev süresi içinde 93 ülkeyi ziyaret etti. Seyahatlerinin 51’ini Avrupa, 22’sini Ortadoğu, 17’sini Asya ve Afrika, 9’unu ise Amerika kıtasına yaptı. Direksiyonu “doğuya kırmakla” suçlanan bakanın gittiği ülkelerin yarısından fazlasının Avrupa ülkesi olması dikkat çekici.. FÜZEYLE DEĞİL DİPLOMASİYLE İsrail'i füzeyle değil diplomisiyle yendi. Bu süreçte en büyük silahı atom bombası değil insan haklarıydı. O İsrail ki kimilerine göre dünyanın gizli sahibi. Kritik mevkilerde onların atadıkları oturuyor. Bir anlamda "Amerika’nın şımarık zengin çocuğu.” Hatırlayın Davos’ta yaşanan “one minute” krizini. Türkiye’ye bedel ödetilecekti. Böyle düşünenler az değildi. Ne Amerika ne de Avrupa Birliği ceza kesti. VİZELER Dahası var, yabancı ülkeler Türkiye’ye uyguladıkları vizeleri kaldırıyor. Şu ana kadar 56 ülke duvarı kaldırdı. En çarpıcı gelişme Mayıs’ta yaşanacak. Dünyanın önemli güç merkezlerinden Rusya vizeyi kaldıracak. Türkiye’ye karşı “yeminli” olan Ermeni diasporası ile kararsız ve çıkış arayan Ermenistan’ın arasına giren o oldu. İmzalanan protokol buzdolabına konulduysa da niyet gösterilmiş oldu. Kitap üç ana kısımdan oluşuyor 1. Tarihsel ve kavramsal çerçeve : Siyasi/kültürel miras ve Türkiye’nin üzerine oturduğu tarihsel arkaplanın analizi ve buradan doğan potansiyel güç unsurları. 2. Teorik çerçeve : Kademeli strateji ve havza politikaları: ülke olarak ünsiyet sahibi olduğumuz coğrafi havzalar ve bunlarla temasımızın niteliği ve muhtemellerinin incelenmesi. 3. Uygulama alanları : Stratejik araçlar ve bölgesel politikalar. NATO, AB, İKÖ, D-8 vb. uluslararası örgütlere dair yapı analizleri, bu kurumlarda Türkiye’nin yeri ve oynadığı rollerin tespitinin ardından, Türkiye’nin 1.kısımda bahsi olunan mirası ve 2.kısımda belirtilen havzalarla olan aktüel ilişkisine binaen soğuk savaş sonrası dönemde takınması gereken kuşatıcı tavrı inşâ eder. KIBRIS GÜNDEMDEN KALKTI 2003’te başlatılan yeni Kıbrıs politikasının perde arkasında da yine Davutoğlu vardı. Her Allah’ın günü “Kıbrıs sorununu çözün” diyen Batılı siyasetçiler yok. Dargın komşuların arasını yaptı. Lübnan-Suriye, Suriye Suudi Arabistan arasında arabulucuk yaptı. Yakın zamana kadar İsrail-Suriye de bu listede yer aldı.. OSMANLI HAVZASI Haritaya dikkatlice bakın. Son dönemde vizeyi kaldıran ülkelere ve imzalanan anlaşmaları göz önüne getirin. Balkanlar, Kuzey Afrika ve Kafkasya ve Ortadoğu karşınıza çıkacak.. Fotoğrafa daha da tepeden baktığınızda Osmanlı’nın hayat bulduğu yerler olduğunu göreceksiniz. Davutoğlu işte bu rüyanın peşinde.. Türkiye’nin Osmanlı mirasıyla ilişkilerini gösterip bu medeniyet havzasında tarihi ve organik bağlarının yüklediği sorumluluklar dairesinde bir gelecek tasavvuru geliştiriyor. Kısacası Davutoğlu’nun gördüğü rüya aslında 9 yıl önce yazdığı kitabın ta kendisi.. ESKİ İSRAİL'E ONAY YOK Görünen o ki İsrail eski politikalarını sürdürmek isterse karşısında Davutoğlu'nu bulacak. Zagrep'te katıldığı bir toplantı sonrası yaptığı konuşma bunun açık delili: "Bu tepkiyi göstermeye devam edeceğiz, ta ki, İsrail barışçı bir politika benimseyene kadar. İsrail barışçı politika benimser ve bu çevremizde kalıcı bir istikrarın sağlanmasına katkıda bulunur." STRATEJİK DERİNLİĞİN ÇERÇEVESİ NASIL ÇİZİLDİ. DAVUTOĞLU BUNU KİTABIN ÖNSÜZÜNDE AÇIKLIYOR [PAGE] Türkiye’nin Soğuk Savaş sonrasındaki stratejik konumunu belirlemeye ve yeniden değerlendirmeye çalışmanın en zor yanı, kendisi de son derece dinamik olan bir yapının yine son derece dinamik bir çevrenin içindeki konumunu anlama çabası olmasıdır. Tarihinin belki de en önemli dönüşümlerini yaşayan Türkiye, yine tarihin belki de en yoğun değişimine sahne olan bir uluslararası çevre içinde yeniden şekillenmektedir. Bunun ortaya çıkardığı dinamik süreç, kitabımızın giriş bölümünde tanımladığımız tasvir, açıklama, anlama, anlamlandırma ve yönlendirme safhalarının her birini tek tek ve hepsini bir bütün halinde son derece yoğun bir zihnî faaliyetin parçası kılmaktadır. Bütün bu çetin metodolojik zorluklara rağmen mantıkî açıdan tutarlı, zaman-mekan idraki içinde anlamlı ve konjonktürel açıdan geçerli bir stratejik analizi diğerlerinden farklı kılacak olan özellikler de bu zorlukların kendi iç bünyesinde yatmaktadır. İstikrarlı bir yapının statik bir çevre içindeki konumunu tanımlamak yüzeysel bir zihnî faaliyet ile de gerçekleştirilebilir. Böylesi analizler daha çok konjonktürel istikrarın sürdüğü dönemlerle sınırlı geçerlilik alanı oluştururlar. Tarihî etki bakımından kalıcı olacak olan stratejik anlamlandırmalar ise dinamik dönüşümlerin yaşandığı bunalımlı geçiş dönemlerinde önem kazanırlar. Bugün herşeyden daha çok, ülkenin geleceğine alternatif bakış açıları getirecek stratejik analiz çerçevelerine ihtiyaç vardır. Elinizdeki eser de temelde bu doğrultuda mütevazi bir katkı olma iddiası taşımaktadır. Toplumların yoğun dönüşüm geçirdikleri dönemlerde bu metodolojik zorlukları ciddi bir uğraş vererek aşmaya çalışan stratejik yaklaşımlar, analizler ve teoriler toplumların tarih sahnesine çıkışlarını da, tarih sahnesindeki mevcudiyetlerini koruyuşlarını da, bu mevcudiyetleri bir atılım gücüne dönüştürebilme kabiliyetlerini de bir çarpan etkisiyle hızlandırabilirler. Modern Alman gücünü ortaya çıkaran Alman stratejik yönelişinin esaslarının Alman birliğinin sancılı oluşum döneminde belirginleşmesi; istikrarlı ve tutarlı İngiliz stratejik zihniyetinin tohumlarının İngiliz İç Savaşı sonrasında atılması ve bu zihniyetin yükselişini emperyal yayılma döneminde yaşaması; Rus stratejik zihniyetinin bütün parametreleri ile 19. yüzyılın dinamik güç dengeleri içinde şekillenmesi; Amerikan yüzyılını ortaya çıkaracak stratejik birikimin I. ve II. Dünya Savaşları sonrasındaki belirsizlik dönemlerinde temerküz etmesi kesinlikle bir tesadüf değildir. Dinamik bir süreçten geçen bir toplumun bireyi olarak o toplumla ilgili stratejik analizler yapmak, hızla akan ve debisi yüksek bir nehrin içinde seyrederken o nehrin yatağı, akış hızı, akış istikameti ve başka nehirlerle olan ilişkisi konusunda fikir yürütmeye benzer. Hem incelediğiniz nehrin içinde siz de akmaktasınızdır; hem de bu akışın özelliklerini anlamak ve bu özelliklere göre nehrin bütünü hakkında bir tasvir, açıklama, anlamlandırma ve yönlendirme çerçevesi oluşturma sorumluluğu taşımaktasınızdır. Nehrin dışına çıkarak baktığınızda sizinle birlikte akan zerreciklerin ruhuna ve kaderine yabancılaşarak ahlakî kayıtsızlık içindeki sıradan bir gözlemci durumuna düşersiniz; nehrin akıntısına kendinizi bırakarak sürüklendiğinizde de hem varolan gerçekliği hakkıyla anlayamaz hem de bu gerçeklikle ilgili kendi iradenizi oluşturarak tarihe ağırlık koyamazsınız. Sosyal bilim metodolojisinde bu ikilem bir araştırmacının “kendi test tüpü içinde yaşaması” şeklinde tasvir edilir. Bu ikilem içinde nehrin ruhuna ve kaderine yabancılaşmak ahlakî sorumluluk; nehrin akıntısına kapılmak bilimsel sorumluluk alanını daraltır. Ahlakî sorumluluk ile bilimsel sorumluluk alanı arasında anlamlı bir bütünlük kuramayan bir araştırmacının, düşünürün ya da akademisyenin kendi içinde kişisel tutarlılık sağlayabilmesi de, sosyal ve kültürel bir aidiyet alanı oluşturabilmesi de, evrensel gerçeklik alanına nüfuz edebilmesi de çok güçtür. Bir düşünür ve bilim adamı da bir zamana ve mekana, yani bir tarihî ve coğrafî anlamlılık dünyasına herkes gibi ve hatta herkesten fazla aidiyet hisseder ve o aidiyet ile içinde akageldiği nehrin ve diğer nehirlerin akışına yaklaşır. Bir insan olarak evrensel olana hissedilen aidiyet, bir varoluş bilincini ve derinliğini; bir medeniyet öznesi olarak belli bir zaman akışına hissedilen aidiyet, tarih bilincini ve derinliğini; bu bilinçlerin yansıdığı düşünülen bir mekana hissedilen aidiyet de bir strateji bilincini ve derinliğini gerektirir. Kişisel düzeydeki mikro bilinçten, toplumlar, medeniyetler ve tarih düzeyindeki makro bilince yükseliş ve nüfuz, bir kemal arayışıdır ve her kültür havzası bu arayışı kendi gerçeklik tanımlamaları ile ortaya koyar. Elinizdeki eser bu bilinç düzlemlerinin en görüneni olan stratejik derinliği ahlakî ve bilimsel sorumluluk dengesi içinde incelemeye çalışmaktadır. Bir seri olarak düşündüğümüz bu kemal serüveninin tarih derinliği ve varoluş bilinci ile ilgili olan cüzlerini önümüzdeki dönemde aynı nehirde aktığımızı düşündüğümüz okuyucularımıza sunmayı planlıyoruz.Bu eser muhtemel zaaflarının sorumluluğu açısından bir şahsa ait olmakla birlikte, taşıdığı iddia ve eğer varsa sahip olduğu değer açısından aynı nehirde akan bir neslin serüvenini yansıtan anonim bir kültür atmosferinin ürünüdür. Bu nedenledir ki bu eserin yazarı her şeyden önce bu kültür atmosferinin tarihî sürekliliğini sağlayan hocalarına, ailesine ve bu kültür atmosferinin her yönünü paylaşageldiği dostlarına teşekkür ve vefa borçludur. Bu eserin zaman idraki açısından tarihten geleceğe, mekan idraki açısından da merkezden çevreye stratejik bir köprü oluşturması dileğiyle… 9 AYDA NELER YAPTI? [PAGE] *Latin Amerika ve Afrika ülkelerine yönelik açılımlar hızlandırıldı. *Afganistan ve Pakistan’da siyasi krizin sona ermesi için çalışmalar hızlandırıldı. *Ermenistan ile Türkiye arasında ilişkilerin normalleşmesini öngören protokoller imzalandı. *Türkiye’nin çabalarıyla, Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki Dağlık Karabağ sorununun çözümü için oluşturulan Minsk Grubu’nun çalışmalarına hız verildi. *Ayrılıkçı bölgeler Osetya ve Abhazya ile temaslar kuruldu. *31 Ağustos’ta Önce Bağdat ardından Şam’a giderek, Irak - Suriye - Türkiye üçlü görüşmeleri başlatıldı. *Erbil ve Musul’a ilk üst düzey ziyaretler gerçekleştirildi. *Hem Suriye hem Irak ile Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyleri kuruldu. *Suriye - Suudi Arabistan ilişkilerinin normalleştirilmesi ve devlet başkanı seviyesinde karşılıklı ziyaretlerin geçekleşmesi için Başbakan Tayyip Erdoğan’ın insiyatifiyle yapılan girişimlere arabuluculuk yaptı. *İran’ın nükleer programıyla ilgili başta ABD olmak üzere Batı ülkeleri ile kolaylaştırıcılık rolü üstlenildi. Beyaz Saray’la Tahran arasında mesaj trafiği hala sürüyor. *Bosna Hersek’in NATO’dan üyelik eylem planı alması için aralık ayında yapılan NATO Dışişleri Bakanları toplantısında, “Bosna Grubu” kuruldu ve ittifakın diğer üyeleri ikna edildi. *Bosna Hersek-Sırbistan-Türkiye üçlü mekanizmaları kuruldu. Bosna Hersek-Hırvatistan-Türkiye üçlü mekanizma toplantısı çarşamba günü Zagreb’de yapılacak. *“Nabucco” projesinde hükümetlerarası anlaşma imzalandı. *AB müzakerelerinde Vergilendirme ve Çevre fasılları açıldı. *Kaçak göçmenlerin kabulü ve Entegre Sınır Yönetimi için Brüksel ile masaya oturuldu. *Suriye, Ürdün, Libya ve Tacikistan ile Türkiye arasında karşılıklı vize uygulamalarına son verildi. *Meksika, Türk işadamlarına vize kolaylığı sağlayacağını duyurdu. *Mısır’la karşılıklı vize uygulamasına son verilmesi için görüşmeler sürüyor. *Türkiye ve Lübnan karşılıklı olarak vize zorunluluğunu kaldırdı. Lübnan Başbakanı Saad Hariri’nin ziyareti sırasında iki ülke arasında vize zorunluluğunu kaldıran bir anlaşma imzalanacağı, ayrıca askeri eğitim anlaşması yapılacağı belirtildi. *Son olarak Rusya ile Mayıs ayında karşılıklı olarak vize kaldırılması bekleniyor.
Ahmet Davutoğlu geçtiğimiz aylarda gördüğü rüyayı anlatmıştı. Gelinen nokta rüyayı doğruluyor mu?
Kozmik hakim ve savcıya tehdit mesajları gitmeye devam ediyor. Değişik güvenlik birimlerinden oluşturulan özel bir ekip Ankara’da değişik adreslere baskın yapmaya başladı. Kozmik aramaya ise 2 gün ara verildi. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a suikast ve “hükümeti devirmeye yönelik eylem” içerisinde oldukları gerekçesiyle Özel Harp’in kalbi Seferberlik Tetkik Kurulu’nun kozmik odasında arama yapan Ankara 11. Ağır Ceza Hakimi Kadir Kayan ve soruşturma yürüten Savcı Mustafa Bilgili’ye gelen tehditler kan dorduruyor. Tehditçileri ele geçirebilmek için kurulan özel bir ekip Ankara’da bazı adreslere baskınlar yaptı. ÖZEL EKİP BASKINLARA BAŞLADI Değişik güvenlik birimlerinden oluşturulan Özel Ekip, Hakim Kayan ile Savcı Bilgili’ye gönderilen SMS ve mektup tehditleri ile 8’er Kaleşnikof mermisiyle ilgili detaylı araştırma başlattı. “Tehdit suçu” kapsamında soruşturma yürüten Özel Ekip, soruşturma savcısının talimatı doğrultusunda, tehdit mesajlarının gönderildiği Ankara’daki bazı yerlere baskınlar düzenledi. Özel Ekip, Ankara dışındaki bazı adreslere ilişkin de araştırma yapıyor. 8 ASKERE BEDEL 8 KURŞUN YETER Özel Yetkili Savcı Bilgili’nin ‘cep’ine gönderilen mesajlarda “Seferberlikten uzak dur, adamlarımızı içeride tutamayacaksın, sonun Doğan Öz gibi olur”, “Seferberlik dosyasını kapat, kapatmazsan tabuta kapatılırsın”, “Askerlerin hesabı sorulacak” ve “8 askere bedel 8 kurşun sana yeter” şeklinde ifadeler yer aldığı öğrenildi. Bilgili’ye tehdit mesajlarının halen gelmeye devam ettiği belirtildi. MERMİLER VE İRTİBAT ARAŞTIRILIYOR Hakim Kayan ve Savcı Bilgili’ye gönderilen 16 Kaleşnikof mermisiyle ilgili balistik incelemelerinin de devam ettiği öğrenildi. Tehditleri gerçekleştiren kişi veya kişilerin birbirleriyle irtibatlı olup olmadığının da araştırıldığı belirtildi. HAKİM YORULDU, KOZMİK ARAMAYA MOLA Bu arada Seferberlik Tetkik Kurulu’nda 37 saatlere varan çalışma yürüten Hakimi Kayan, yorgun düştü. Kayan, yoğun çalışmaktan rahatsızlandı ve 2 günlük istirahat aldı. Böylece kozmik odadaki aramalara iki gün ara verildi.
Önce mektuplu tehdit, şimdi de tabutlu! Kozmik hakim ve savcıya tehdit mesajları gitmeye devam ediyor.
Strugatsky kardeşlerin "Noon Universe" serisinin kahramanları Avatar'dakilere oldukça benziyor. Avatar'ın yönetmeni Cameron ise "intihal" iddialarını reddediyor. Hasılat rekorları kıran Avatar filminin konusunun "çalıntı" olabileceğini hiç düşünmüş müydünüz! Avatar'ın, Rus Arkady ve Boris Strugatsky kardeşlerin Sovyet döneminde yazdığı bilim-kurgu roman serisi "Noon Universe"e benzerliği dikkat çekiyor. James Cameron'un filmi Avatar, Pandora adlı bir gezegende yaşayan Na'vi ırkını anlatıyor. Yemyeşil Pandora, Strugatsky'lerin kitabında da geçiyor. Film de kitap da 22. yüzyılı konu ediniyor. Cameron'un Na'vi'si ise kitapta Nave olarak geçiyor.
Avatar'ın konusunun, Sovyet dönemine ait bilim-kurgu romanına benzerliği 'çalıntı' iddialarına neden oldu
'Alçak kanepe' krizi nedeniyle İsrail Türkiye'den özür diledi. Bu özür batı basınında olduğu gibi Arap basınında da yankılandı. İsrail basını tarafından yansıtılan yorumlarda Türkiye'nin büyükelçiyi geri çekme restine ilişkin olarak "Tehdit etkili oldu" diyen gazete, Ayalon'un özür mektubuna değinerek "İsrailliler, çabucak diz çöktü ve yaptıkları aşağılama ile orantılı bir adım attılar" diye yazdı. TERBİYESİZLİĞE GEREKLİ YANIT Gelin bir “siyasal fantezi” yapalım sizinle… Bir an için filmi geri sarıp; Büyükelçimizin birkaç dakika ayakta beklemeyi bile içine sindiremediğini ve İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı ile görüşmekten vazgeçtiğini varsayalım… Ne olacaktı?.. Ertesi gün İsrail ve Dünya basını bizi suçlayacaktı… Büyük ihtimalle bizim “özür” dilememiz istenecekti… Şimdi ne oldu?.. İsrail özür diledi… Hem de ne dilemek… Ne onuru kaldı, ne gururu… Kendi medyaları başta olmak üzere bütün Dünya medyası bizi haklı buldu; olgunluğumuzu alkışladı… Yani… Büyükelçimiz iyi ki o hakaretleri(!) kabul etmiş… Ya da oyun çok önceden kurgulanmış… Öyle ya da böyle… Dışişlerine tebrikler … Adnan Berk Okan Merkezi Londra'da bulunan Al-Quds Al-Arabi, İsrail ile ilişkilerin her zaman Erdoğan hükümeti omuzlarında "etik, dini ve ruhsal bir yük" oluşturduğu, bu yükün de Gazze saldırısı ile arttığı görüşünü dile getirdiği değerlendirmesinde şu yorumu yaptı: "Erdoğan hükümeti, İsrail'in yaptığı terbiyesizliğin hak ettiği yanıtını kuvvetli ifadelerle ve kararlılıkla. Bu, İsrail hükümetlerinin alışık oldukları bir tarz değil, özellikle Arap ülkelerine gelince." Gazete "Erdoğan hükümeti, İsrail’in terbiyesizliğine hak ettiği yanıtı verdi" diye yazdı. PADİŞAH ERDOĞAN Lübnan’da yayınlanan Hizbullah’a bağlı Al Akhbar gazetesi ise Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı överek "Padişah Erdoğan" manşetini kullanırken "İsrail ancak Türkçe anlar. Tehdit etkili oldu" diye yazdı. İRAN BASINI NE YAZDI? İsrail’in, Türkiye’nin Tel Aviv Büyükelçisi Oğuz Çelikkol’a yönelik diplomatik nezaket kurallarını çiğneyen tutumuna İran basınında geniş yer verildi. İran devlet televizyonu, haber ajansları ve gazeteler, İsrail’in neden olduğu diplomatik kriz ve sonrasındaki süreci ayrıntılı olarak duyurdu. Haberlerde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun İsrail’le ilgili sözlerine de yer verildi. Devlet televizyonu, "Siyonist rejim, özür dilemek zorunda kaldı" ifadesiyle haberi duyururken, İsrail’in özür dilediğine dair yazılı mesajın Ankara’ya gönderildiği belirtildi. Haberde, "Siyonist İsrail’in, Türk Büyükelçisine ihanetine Türkiye makamlarının sert cevap verdiği" kaydedildi ve Cumhurbaşkanı Gül’ün, "İsrail’e ültimatom" verdiği hatırlatıldı. Resmi haber ajansı İRNA, Başbakan Erdoğan’ın, "İsrail’in özür dilediği" yönündeki açıklamalarına yer verdi. "İsrail, Türkiye’den özür diledi" başlığıyla verilen haberde, Ankara’nın İsrail yönetiminden özür talebinin karşılandığı belirtildi. Fars Haber Ajansı, "Siyonist rejim, bir kez daha Türkiye’den resmen özür diledi" başlığını kullandığı haberde, Türkiye’nin Tel Aviv Büyükelçisi Oğuz Çelikkol’u çağırma kararının süreçte etkili olduğu ifade edildi. "İsrailli yetkililerin, Büyükelçi Çelikkol’a alçak bir sandalyede yer vermesi ve masaya Türk bayrağının konulmaması Türk makamlarını öfkelendirdi" ifadesini kullanan ajans, İsrail’in genel olarak özür içeren açıklamalarının Türkiye tarafından kabul edilmemesinin ardından "resmi özür mektubunun" geldiği hatırlatıldı. İttilaat gazetesi, "Türkiye, siyonist İsrail’den özür dilemesini istedi" başlığıyla verdiği haberde, "Siyonist yetkililerin, davranışlarıyla Türk Büyükelçisine ihanet ettiği" belirtildi. Keyhan gazetesi, "Tel Aviv, Ankara karşısında geri adım attı ve Türkiye’den özür diledi" ifadesiyle verdiği haberde, İsrailli üst düzey yetkililerin, Türkiye’den gelen baskılar karşısında, tavır değiştirmek zorunda kaldığına işaret edildi. İran gazetesi, "Türkiye Cumhurbaşkanı’ndan İsrail’e ültimatom" üst başlığıyla verdiği haberde, Cumhurbaşkanı Gül’ün, "Bugün akşama kadar İsrail’in sorumluları bu işi düzeltirler. Akşama kadar süre verilmiştir" sözlerine yer verildi. Haberde, "Türk Büyükelçisine yapılan ihanetin" Cumhurbaşkanı Gül, Başbakan Erdoğan, TBMM Başkanı Şahin’in yanı sıra diğer siyasi liderlerce de kınandığı ve Türk halkında büyük rahatsızlığa neden olduğu belirtildi.
İsrail'in özrüne en çok Arap dünyası sevindi. Gazeteler Erdoğan'ı padişah ilan etti. İşte Arap basınının tepkileri!
Yargıtay 8'inci Ceza Dairesi, örgüt üyelerinin, yeni İnfaz Yasası'nda "cezanın 4'te 3'ünü çekecekler" arasında yer almadığına, bu gruba "örgüt yöneticileri" ile "örgüt adına suç işleyenlerin" girdiğine karar verdi. Yargıtay'ın, Ceza İnfaz Yasası'ndaki boşluğu gözler önüne seren emsal niteliğindeki bu kararına göre çatışmaya girip kurşun atan örgüt üyesi, adi suçlular gibi, aldığı cezanın 3'te 2'sini yatıp cezaevinden çıkabilecekken, üye olmamakla birlikte örgüt adına düzenlenen gösterilerde taş ve slogan atanlar cezalarının 4'te 3'ünü çekmeden salıverilmeyecekler. Terör suçlarına bakan Ankara 11'inci Ağır Ceza Mahkemesi, 2007'de bir sanığı örgüt üyeliğinden 1 yıl 15 gün hapse mahkum etti. Cezasını Boğazlıyan Kapalı Cezaevi'nde çeken hükümlünün tahliye zamanı geldiğinde Boğazlıyan Ağır Ceza Mahkemesi, cezaevinde kalma süresinin 6 ay 7 gün olduğuna karar verdi. BAKANLIK İTİRAZ ETTİ Boğazlıyan Başsavcılığı karara, "Bu kişi örgüt üyesi, bu nedenle cezasının 4'te 3'ünü çekmeden cezaevinden çıkamaz" diyerek itiraz etti. Ancak Boğazlıyan Ağır Ceza Mahkemesi'nin kararı, Kayseri 1'inci Ağır Ceza Mahkemesi'nde kesinleşti ve örgüt üyesi hükümlü, adi suçlular gibi salıverildi. Adalet Bakanlığı, mahkemelerin kararının "kanun yararına bozulması" ve "uygulamada birlik sağlanması" için Yargıtay'a başvurdu. Terörle Mücadele Kanunu kapsamında yer alan suçları işleyenlerin tamamının, cezalarının 4'te 3'ünü çekmeden salıverilemeyecekleri belirtilen Bakanlığın başvurusunu Yargıtay 8'inci Ceza Dairesi inceledi. Daire, "cezalarının 4'te 3'ünü çekecekler" arasında örgüt üyelerinin bulunmadığını vurguladı. Bakanlığın kanun yararına bozma talebini reddeden 8'inci Ceza Dairesi, "Örgüt üyeliği, anılan fıkra (107'nci maddenin 4'üncü fıkrası) kapsamında değerlendirilemez" dedi. Bu karara göre örgüt üyeleri cezaevinden daha kısa sürede çıkarken, üye olmadıkları halde gösterilere katılıp taş ve slogan atanlar, cezalarının 4'te 3'ünü çekmeden cezaevinden çıkamayacaklar. (Sabah)
Türkiye'nin yasaları bir garip. Kurşun atan örgüt üyesi cezasının 3'te 2'sini çekerken, bakın slogan atan ne kadarını çekiyor.
Ankara'da kimliği belirsiz kişiler tarafından saldırıya uğrayan ve öldüresiye dövülen genç, taksi ile boş bir alana getirilerek ölüme terk edildi. Çevredeki vatandaşların ihbarı üzerine olay yerine gelen sağlık ekipleri ve polis ekipleri gördükleri manzara karşısında dehşete kapıldı. Aldığı darbeler sonucu baygınlık geçiren ve aşırı kan kaybeden genç, sağlık ekipleri tarafından olay yerinde gerçekleştirilen ilk müdahalesinin ardından ambulansla hastaneye götürüldü. Emniyet ekipleri olayı gerçekleştiren şahısların genci öldüresiye dövdükten sonra boş bir alana getirmek üzere kullandıkları ticari taksinin peşine düştü. Edinilen bilgiye göre, Çankaya'da gece saatlerinde meydana gelen olayda, İncesu Caddesi üzerinde bulunan boş bir alan içerisinde baygın şekilde yerde yatan bir kişinin olduğunu fark eden çevredeki vatandaşlar durumu polis ekiplerine haber verdi. İhbar üzerine kısa sürede olay yerine gelen polis ekipleri boş bir alan içerisinde baygın şekilde yerde yatan Abdülhamit Ecevit'i tespit etti. Öldüresiye dövüldükten sonra boş bir alana atılan Ecevit'i gören polis ekipleri gördükleri manzara karşısında dehşete kapıldı. Ekipler, aşırı kan kaybeden ve aldığı darbeler sonucu baygınlık geçiren Ecevit'in tedavisinin gerçekleştirilmesi için olay yerine sağlık ekiplerini çağırdı. Olay yerine gelen sağlık ekipleri yaralı Ecevit'in ilk müdahalesinin gerçekleştirilmesinin ardından ambulansla hastaneye götürdü. Hastanede tedavi altına alınan Ecevit'in sağlık durumum iyi olduğu öğrenildi. Olayla ilgili çevredeki vatandaşların ifadelerine başvuran polis ekipleri, Ecevit'in kimliği belirsiz kişiler tarafından öldüresiye dövüldükten sonra, plakası tespit edilemeyen ticari taksi ile İncesu Caddesi'nde bulunan boş alana atılarak olarak yerinden şahısların hızla kaçtığını tespit etti. Polis ekipleri aldığı bilgiler doğrultusunda olayda kullanılan ticari taksinin bulunması için çalışmalara başladığı öğrenildi.
Önce öldüresiye dövdüler ama genç ölmeyince onu bir taksiye koyup boş bir araziye attılar.
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a suikast iddası üzerine başlatılan Seferberlik Tetkik Kurulu Kozmik Oda aramasında sona gelindi. 190 saattir arama yapan Hakim Kadir Kayan'ın 18 Ocak'ta çalışmasını tamamlaması bekleniyor. Kozmik odadaki aramalar 25 Aralık 2009'da başladı. Kısa süreli aralarla bugüne kadar 190 saat geride kaldı. Aramayı tek başına yapan Kayan dün akşam iki gün izne ayrıldı. Kayan'ın pazar günü aramaya yeniden başlaması pazartesi günü de tamamlaması bekleniyor.
Artık rutine binen kozmik oda aramasında sona yaklaşılıyor. 190 saattir arama yapan hakim Kayan incelemesini bitirmeye hazırlanıyor
UNICEF araştırdı. Çocuklar için yaşanabilecek en iyi ülkeyi buldu. ABD ve İngiltere listenin sonunda. Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) tarafından yapılan bir araştırmaya göre gelişmiş ülkeler arasında Hollanda çocuklar için en iyi yaşanabilecek ülke. İki yıl önce 11. olan Almanya ise 8. sıraya yükseldi. UNICEF'in fakirlik, güvenlik ve eğitim kriterlerine göre 21 sanayileşmiş ülkede yaptığı bu araştırma sonucunda iki yıl önce ikinci sırada olan Danimarka'nın bu yıl 7. sıraya gerilemesi dikkat çekti. İsveç ise bir sıra yükselerek ikinci oldu. Finlandiya, Norveç, İspanya, İsviçre ve Danimarka'dan sonra Almanya geliyor. Listenin sonundan ise yine İngiltere ile ABD yer aldı. İki yıl önce en sonuncu olan İngiltere ile ABD yer değiştirdi. Federal Aile ve Çocuk Bakanı Dr. Kristina Köhler, UNICEF Almanya Başkanı Regine Stachelhaus ve Berlin Humboldt Üniversitesi'nden Prof. Hans Bertram, başkent Berlin'deki federal basın evinde "Almanya'daki çocukların durumu- 2010 raporu"nu basına tanıttı. UNICEF Almanya Başkanı Stachelhaus, Almanya'nın orta sıralarda kalmasından memnun olmaması gerektiğini belirterek, "Yapılacak çok iş, kapatılacak çok açıklar var. Özellikle yalnız annelerin fakirliğe maruz kalma konusu üzüntü kaynağı. Siyasi icraatlar bu annelere ulaşmıyor." dedi. Raporu hazırlayan bilim adamlarından Prof. Bertram ise Almanya'da çocukların cesaretlendirilmek yerine olası tehlikelerle korkutulduğuna dikkat çekti. ABD'nin sıralamada sonuncu olmasına rağmen çocuklara "Sen bunu başarırsın!" diye güven verildiğine dikkat çeken Prof. Bertram, şunları söyledi: "Almanya'da ise her türlü olumsuzluklar açılanıyor. 'Başarısız olmayasın, dikkat et!' sloganı daha çok yaygın." Hıristiyan Demokrat Birlik Partili Aile Bakanı Köhler ise Almanya'da ailelere yönelik yapılan yeni reformların meyve vermeye başladığını söyledi. Babalara doğum izni konusunda olumlu tepkiler alındığına değinen Köhler, yalnız anneler konusunda da çalışmalar devam ettiğine belirtti. UNICEF'in araştırmasına göre yalnız anne ve babaların çocukları fakirliğe maruz kalıyor. Tek ebeveynle büyüyen 2 milyon çocuğun 700 bini diğer çocukların ihtiyaçlarının ancak yüzde 60'na tekabül eden parayla geçiniyorlar. 350 bin çocukta ise bu oran yüzde 50'nin altında. Yalnız çocuk yetiştirenlerin fakirliğe maruz kalma konusunda son 12 yılda bir değişiklik yaşanmadığına dikkat çekildi.
UNICEF araştırdı. Çocuklar için yaşanabilecek en iyi ülkeyi buldu. ABD ve İngiltere listenin sonunda.
Devlet teamüllerine bir yenisi daha eklendi. Haftada bir gün olağan olarak Başbakan Tayyip Erdoğan ve Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ ile görüşen Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, Meclis Başkanı Mehmet Ali Şahin ile de ayda bir görüşmesi benimsendi. Bu görüşme Cumhurbaşkanı Gül'ün talebi üzerine hayata geçirildi. Geçen ay Meclis Başkanı Mehmet Ali Şahin'i kabul eden Gül, bu kararı ile görüşmeyi rutin hale getirdi. Dün bu çerçevede Çankaya Köşkü'nde gerçekleşen ikinci görüşme yaklaşık bir saat sürdü. Gündemdeki gerilimli konularla ilgili tarafların görüşünü almak konusunda hassas bir denge gözeten Gül'ün oluşturduğu bu yeni teamül de devletin zirvesindeki kanalları açık tutma konusundaki kararlılığına bağlandı.
Cumhurbaşkanı Gül devletin zirvesindeki uyum için yeni bir teamül daha oluşturmak için adım attı.
Filmfabrik'in yapımını üstlendiği “Takiye” isimli sinema filminin çekimleri Almanya ve Belçika’dan sonra Türkiye’de de devam ediyor. TAKİYE FİLMİNDEN FOTOĞRAFLAR Yapımcılığını Kadir Sözen’in üstlendiği, yönetmenliğini Ben Verbong’un yaptığı Türkiye-Almanya ortak yapımı film son 20 yıldır Türkiye’de de çokça tartışılan İslamcı yatırım şirketlerine para kaptırıp, mağdur olan Müslüman Türklerin dramını merkezine alıyor. Filmin senaristi de olan Kadir Sözen senaryoyu gerçek yaşam öykülerinden esinlenerek yazdı. Filmde, Erhan Emre,Fahriye Evcen, Rutkay Aziz, Ali Sürmeli, Mahir Günşiray, Özay Fecht, Serkan Keskin,Yalçın Güzelce,Aykut Kayacık,Stipe Erceg, Michael Mendel,Susan Anbe gibi Türk ve Alman oyuncular rol alıyor.
Yaprak Dökümü'nde herkesin sevgilisi haline gelen, bir türlü yüzü gülemeyen Nejla'yı oynayan Fahriye Evcen bu kez türbana girdi.
Tuzla’da boş arazide kafasından vurulmuş olarak bulunan Erhan Atbaş’ın (15) bir internet cafede oyun oynadığı sıradaki görüntüleri güvenlik kamerasında bulundu. Erhan Atbaş yaklaşık bir saat sonra cafeden yalnız ayrılırken görülüyor. Cinayetle ilgili araştırma sürerken, polis, Akbaş’ın cesedinin yanında şarjörü olmayan boş bir tabanca buldu. Polis, olayla ilgili sır perdesinin aralanması için Erhan’ın ailesi, yakınları ve arkadaşlarının ifadelerini aldı. Öte yandan, Adli Tıp Morgu’nda otopsisi tamamlanan Atbaş’ın cenazesi, dün Esenyalı Muhammediye Camisi’ne getirildi. Acılı anne Feride Atbaş cenaze namazı sırasında yakınlarının yardımıyla güçlükle ayakta durabildi. Annenin ısrarı üzerine Erhan’ın tabutu açıldı. Atbaş’ın cenazesi annesi ile yakınlarına son kez gösterildi. Atbaş’ın cenazesi kılınan namazın ardından Tuzla Aydıntepe Mezarlığı’nda toprağa verildi.
Boş bir arazide başından vurulmuş olarak bulundu. Daha 15 yaşındaydı. Son görüntüsü ise bir internet kafeden!
Galatasaray ile yıllık 3.5 milyon euroya anlaşan Hollandalı hoca sözleşmesi gereği, Süper Lig şampiyonluğu için ekstra 1 milyon, Türkiye Kupası’nı alması halinde ise 500 bin euro elde edecek. Sarı-kırmızılı kulüp, Rijkaard’a kişisel harcamaları için de her sezon 80 bin euro veriyor Milliyet Gazetesi'nden Cemal Ersen'in haberine göre Galatasaray, Süper Ligi şampiyon olarak bitirir ve Ziraat Türkiye Kupası’nı kazanırsa teknik direktörü Frank Rijkaard tam 5 milyon euroluk (10 milyon 500 bin lira) bir gelir elde edecek. Sarı-kırmızılı kulüp bu sezon koyduğu tüm hedeflere ulaşırsa, yani UEFA Avrupa Ligi’nde final oynayıp kazanırsa Hollandalı hocaya ödenecek para 7 milyon euroya (14 milyon 500 bin lira) ulaşacak. Yönetimin iki yıllık anlaşma yaptığı Hollandalı teknik adamın resmi sözleşmesine göre 2009-2010 sezonları için alacağı ücret 3.5 milyon euro (yıllık 7 milyon 200 bin lira) olarak belirlenirken, ödemelerin 1 milyon eurosu peşin, kalanı 250’şer bin euroluk taksitlerle on aya bölündü. Galatasaray, Ziraat Türkiye Kupası’nı kazanırsa Rijkaard’a 500 bin euro, sezon sonunda şampiyonluğu göğüslerse de 1 milyon euro ekstra para ödenecek. Taraflar arasında yapılan 7 maddelik sözleşmeye göre Hollandalı çalıştırıcı sarı-kırmızılı ekibi UEFA Avrupa Ligi’nde şampiyon yaparsa Galatasaray’ın kasasından 2 milyon euro daha çıkacak. Şampiyonlar Ligi 3.5 milyon İkinci yıl için de aynı ücreti alması öngörülen Rijkaard’ın, gelecek sezon Şampiyonlar Ligi’nde mutlu sona ulaşması durumunda sabit ücreti ikiye katlanacak. Sarı-kırmızılı takım bu büyük hedefi tutturursa Rijkaard’ın ekstrası 3.5 milyon euro olacak. 25 Haziran’da imzalandı Galatasaray Spor ve Futbol İşletmeciliği Ticaret A.Ş. adına Adnan Polat ve Haldun Üstünel’in imzası bulunan 25 Haziran 2009 tarihli sözleşmede, Hollandalı teknik adam için bazı yan ödemeler de yer alıyor. Örneğin Rijkaard’a her bir sezonda konaklama, araba, seyahat ve kişisel harcamaları amacıyla 80 bin euro (170 bin lira) verilecek. Vergiler kulüpten 1 Haziran 2009 ila 31 Mayıs 2011 tarihleri arasını kapsayan sözleşmeye göre Rijkaard’a yapılacak tüm ödemelerin Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına göre vergisi sarı-kırmızılı kulüp tarafından ödenecek. Vergi tavanının yüzde 35 olarak belirlendiği Türkiye’de Rijkaard hiçbir başarı elde edemese dahi, sarı-kırmızılı kulüp, Hollandalı çalıştırıcı adına iki sezonda 7 milyon euroluk maaşın yanı sıra 2 milyon 450 bin euro da vergi ödemek zorunda kalacak. Bu haliyle Rijkaard’ın Galatasaray’a iki yıllık çıplak maliyeti 9 milyon 450 bin (20 milyon lira) gibi küçümsenmeyecek bir rakam olacak. Fesih şartları Sözleşmenin 5. maddesinin (g) bendine göre Galatasaray Kulübü teknik direktörü başarısız bulup sözleşmesini fesih ederse, Rijkaard fesih tarihinden sonraki tüm ödemelerini alabilecek. Başarısızlık söz konusu değil iken Galatasaray sözleşmeyi bitirirse, Hollandalı çalıştırıcıya 2 milyon euro ödenecek. Eğer Rijkaard sözleşmeyi tek taraflı bozarsa, sadece fesih tarihine kadar olan alacaklarını isteyebilecek. Taraflar birinci sezonun sonunda sözleşmeyi fesih hakkına sahip olacak, bunu gerçekleştiren taraf 2 milyon euro ödemek zorunda kalacak.
Galatasaray ile yıllık 3.5 milyon euroya anlaşan Hollandalı hocanın alacağı para bununla sınırlı değil..
Bursa'nın Gemlik İlçesi'nde yaşayan sinema sanatçısı Eşref Kolçak'ın 55 yıllık eşi, müzisyen Harun Kolçak'ın da annesi 74 yaşındaki Özcan Kolçak, geçirdiği kalp krizi sonucu öldü. Özcan Kolçak'ın cenazesi, yarın Gemlik'te toprağa verilecek. Türk sinemasının yaşayan en önemli sanatçılarından Eşref Kolçak'ın eşi Özcan Kolçak, Gemlik'e bağlı Manastır Mahallesi'ndeki evinde saat 13.00 sıralarında kalp krizi geçirdi. Gemlik Devlet Hastanesi’ne kaldırılan Özcan Kolçak yapılan müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Yüzlerce filme imza atan Eşref Kolçak'ı bu en acı gününde yakınları teselli etmeye çalıştı. Şarkıcı Harun Kolçak'ın da annesi olan Özcan Kolçak'ın cenazesinin yarın Gemlik'te ikindide kılınacak cenaze namazından sonra toprağa verileceği açıklandı. Özcan ve Eşref Kolçak çifti, 28 yıl önce Gemlik'e yerleşmişlerdi.
Oyuncu Eşref Kolçak'ın eşi aynı zamanda pop müzik sanatçısı Harun Kolçak'ın annesi hayatını kaybetti.
2010'un en hızlı ve ekonomik kampanyasını Çinli otomobil firması yaptı. Günde 10 lira ödeyerek 0 km bir otomobil sahibi olmak artık mümkün. Kampanya kapsamında Geely’nin B segmetindeki modeli Echo’ya günde sadece 10 TL, C segment Familia modeline ise 12 TL ödeyerek sahip olmak mümkün. Geely Echo modeli sadece 4,851 TL, Familia modeli ise 5,236 TL gibi son derece düşük peşinatla, 72 ay vadeyle ve ara ödemesiz olarak satışa sunuluyor. Kampanya süresince ayrıca, araç satın alan herkese çekilişsiz, kurasız 4 adet Avon marka kış lastiği de hediye olarak verilecek. Anadolu Grubu güvencesi ile ülkemizde satışa sunulan Geely modellerinde 100.000 km / 3 yıl garantisi de sunuluyor. Zengin donanım ve güvenlik özelliklerini birarada sunan Geely Echo’da, EBD destekli ABS fren sistemi, sürücü ve yolcu hava yastığı, elektrikli ön ve arka camlar, yükseklik ayarlı hidrolik direksiyon, klima, alaşımlı jantlar, uzaktan kumandalı merkezi kilit, Radyo CD çalar standart olarak sunulan özelliklerden bazıları. Geely markasının ülkemizde satışa sunduğu bir diğer modeli olan C segment Familia ‘da ise güçlü motoru, kontrollü sürüş niteliğine ek olarak; özel ses azaltım teknolojisinin getirdiği konforlu bir sürüş sunan sağlam gövde yapısı, 4 kapılı birleşik çarpmaya dayanıklı tampon kirişi, darbe emici direksiyon mili, immobilizer, EBD destekli ABS ve çift hava yastığı gibi zengin donanım özellikleri ile rakiplerinden sıyrılıyor. Güvenliği ön planda tutan Geely Familia’da ayrıca, krom kapı kolları, park sensörü, gövde rengi tampon ve yan aynalar, ön ve arka sis farları da standart olarak sunuluyor. Geely, sunduğu cazip fiyatlı modellerle her ailenin bir otomobil sahibi olmasını hedefliyor.
Çinli otomobil firması Geely, 2010 yılına özel 10 numara bir kampanya ile yeni yıla hızlı bir başlangıç yapıyor.
Sevilen oyuncu Tuba Büyüküstün, zengin semtlerinde çiçek satarak evine ekmek götüren çingene kızı Hasret'i canlandırdığı Gönül Çelen dizisinin çekimlerine başladı. Asi dizisinden sonra bir sene dinlenmeyi amaçladığını ancak, projeyi çok beğendiği için setlere döndüğünü vurgulayan oyuncu güzellikle ilgili çarpıcı açıklamalar da yaptı. ‘GÜZELİM İNKAR EDEMEM’ Büyüküstün konuyla ilgili şöyle konuştu: "İşimi gerektiği gibi yapmaya çalışıyorum. Evet güzelim, bunu inkar edemem ama çok güzel kadınlar var. Ben güzelliğin yetmeyeceğini bilecek kadar bilinçliyim. Sadece güzel olsaydım, güzelliğim konuşulduğu zamana kadar var olurdum." ESTETİĞE KESİNLİKLE KARŞI Estetiğe kesinlikle karşı olduğunu da belirten ünlü oyuncu, "Benim için en büyük lütuf, bedenim ve ruhumun huzur içinde olması. Herkese de bunu tavsiye ederim. Estetik yaptıranları anlamıyorum. Küçük ameliyat yaptıranlara da bunu abartanlara da karşıyım. Sadece sağlık için veya kaza yüzünden deformasyon geçirenler için gerekli görüyorum estetiği" dedi. Kaynak: Okan Işık/Bugün
Güzelleşmek için kapı kapı dolaşıp bıçak altına yatan kadınlara güzel oyuncu Tuba Büyküstün'den tavsiye var.
Çılgın Türkler, bu kez Hollywood sahnesine çıktı. Her biri Türkiye'de doğup kariyerini ABD'de sürdürme kararı alan genç yeteneklerimiz, tüm dünyanın hayranlıkla izlediği filmlere imza attı. Buna son örnek ise Coşku Özdemir oldu. Daha önce 'Karayip Korsanları: Dünyanın Sonu' filminde dijital artist olarak görev yapan Türk genci, James Cameron'un görsel şölen sunduğu Avatar filminin ekibinde de kendisine yer bulmayı başardı. Avatar'ın dillere destan görsel efektlerine imzasını atan Coşku Özdemir, "Iron Man 2" filmine de adını yazdırdı. Coşku Özdemir'in dışında birçok Türk genci, görsel alanda Hollywood filmlerine imza atarken Türk tasarımcı Emrah Yücel, Kill Bill gibi dünyaca ünlü filmlerin afişlerini tasarlayarak adını duyurdu. MÜZİĞİN ALTIN ÇOCUĞU Oscar ödüllü müzisyenlerle aynı akademide eğitim gören Rahman Altın, şu sıralar başrolünde Tom Cruise'un oynayacağı filmin müzikleriyle ilgileniyor. Alkın, genç yaşına rağmen Hollywood'da en önemli yetenekler arasında gösteriliyor. EFEKT DALINDA GÖZDE Bir diğer Türk genci Serkan Zelzele ile Hollywood'un dev yapımlarında çalışan Burak Yarkent, Rocky 6'ya imzasını attı. Yarkent'in efektlerine imza attığı bir diğer Hollywood filmi ise 'Karayip Korsanları: Ölü Adamın Sandığı" filmi oldu. OSCAR'A EN YAKIN GENÇ Oscar adayı olan Gopher Broke filminin karakter tasarımcısı olarak çalışan Cemre Özkurt, 13 yaşında başladığı mesleğinde kısa sürede adını duyurdu. Özkurt, yeni karakterler sayesinde Oscar heykelciğini kucaklayacağına inanıyor. (Takvim)
Genç yeteneklerimiz Hollywood'un görsel şölen sunan filmleri için çalıştı, buna son örnek ise 'Avatar'...
Son haftalarda internetin en çok tıklanan fotoğrafında yavru bir fok, bir grup penguenin göründüğü kareye davetsiz olarak giriyor. Fotoğrafın bu kadar sevilmesinin bir nedeni de, fokun keyifli gülümsemesi. Bu kareyi, Arjantin’deki penguen kolonilerini ziyaret eden bir turist çekti. Ajansların dünyanın dört bir yanından geçtiği hayvanlar aleminin en eğlenceli diğer fotoğrafları...
Son haftalarda internetin en çok tıklanan fotoğrafında yavru bir fok, bir grup penguenin göründüğü kareye davetsiz olarak giriyor. fotoğrafın bu kadar sevilmesinin bir nedeni de, fokun keyifli gülümsemesi. bu kareyi, arjantin’deki penguen kolonilerini ziyaret eden bir turist çekti.ajansların...
Muğla’da Bodrum, Milas, Yatağan Marmaris, Ortaca, Köyceğiz, Dalaman ve Fethiye ilçelerinde Muğla’daki gibi sigara bırakma poliklinikleri açılacak. Bu polikliniklerinde görev alacak olan 7 göğüs hastalıkları uzmanı, 7 pratisyen hekim, 5 psikolog ve 8 hemşire olmak üzere 31 sağlık personeli iki aşamalı eğitinden geçirilerek sertifikaları verildi. Muğla Gazi Mustafa Kemal Atatürk Kültür Merkezinde İl Sağlık Müdürlüğünce organize edilen programa eğitimci olarak Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim üyesi Prof. Dr. Oğuz Kılınç, İnönü Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Zeynep Aytemur ve Acıbadem Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Çağdar Çuhadaroğlu katıldı. Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim üyesi Prof. Dr. Oğuz Kılınç yaptığı açıklamada, burada eğitime katılanlara internette de eğitim verildiğini ve bugün yüz yüze eğitim verilerek sertifika verileceğini söyledi. Kılınç, sigara bırakma polikliniklerin de çalışacak hekim, hemşire ve psikologların bu eğitimler sonucunda sigara bırakmak isteyen kişilere yardımcı olma konusunda beceri kazanacaklarını belirterek, “Vatandaşların daha kolay yan etki oluşmadan sigarayı bırakmalarını sağlamaya çalışacaklar. Kendi başlarına bu deneyimi edindikleri gibi Türkiye’de bu konuda deneyimli olan merkezlerle de yazışarak burada yaşadıkları sorunları çözmeye çalışacaklar. Deneyimli uzmanlardan destek alarak bu işleri yürütecekler. Muğla ve ilçelerinde vatandaşlarımız güven içinde bu merkezlere başvurarak sigara bırakma hastalıklarını, içme hastalıklarını tedavi ettirebilirler” dedi. Muğla İl Sağlık Müdürlüğü bünyesinde geçtiğimiz yıl hizmete açılan bir sigara bırakma polikliniğinin olduğunu hatırlatan Kılınç, bunlara ek olarak Bodrum, Milas, Yatağan Marmaris, Ortaca, Köyceğiz, Dalaman ve Fethiye’de sigara bırakma poliklinikleri açılacağını açıkladı. Muğla merkez ve ilçelerde isteyen vatandaşlar bu polikliniklere başvurarak ücretsiz hizmet alabileceklerini anlatan Kılınç, “Yanlış anlaşılmaması bakımından burada yapılan tedaviler ancak devlet tarafından ödenmiyor, bu tedavileri kendileri karşılamak zorundalar, ama içtikleri sigaraya verdikleri paradan daha fazla bir tutarda değil bu tedaviler. Bu nedenle pahalı gibi görünmemesi gerekiyor ama verilen hizmet ücretsiz” diye konuştu. Kılınç, vatandaşların sigara bırakma polikliniklerinde yavaş yavaş hareketlenmeler olduğunun altını çizerek, şunları söyledi: “İlk başta böyle bir hizmetin bilinmediği için buna talep azdı. Ancak, tütün kontrolüyle ilgili yasa çıktıktan sonra talep artmaya başladı. Muğla’da şu anda tedavi altında olan 50 hastamız var. Türkiye’deki tüm sigara bırakma merkezlerinin yasadan sonra başvurunun yüzde 100 arttığı yönünde. Buna son zamanlarda yapılan sigara zamlarının da önemli katkısı var. Bu olumlu yapılan zamlar sigaraya büyük katkısı var. Sigarayı bırakması ve bu sigarayı bırakma açısından da sigara zamlarının olması ve hatta daha da pahalı olması gerekiyor”
Muğla"da Bodrum, Milas, Yatağan Marmaris, Ortaca, Köyceğiz, Dalaman ve Fethiye ilçelerinde Muğla"daki gibi sigara bırakma poliklinikleri açılacak.
DIGITURK genel müdürü Ertan Özerdem, 321 milyon dolar bedelle kazandıkları Süper Lig yayın hakları ihalesinden sonra yaptığı açıklamada, "keşke futbolcu olsaydım" dedi. Özerdem, ihalede Türk Telekom ile girdikleri rekabetin, maliyetlerini çok yükselttiğini ifade etti: "Ancak dokuz yıldır beraber olduğumuz Futbol Federasyonu ve kulüplerle, bu futbolu yukarı doğru sıçratırsak, bunun ticari olarak geri dönüşünü sağlamak için bir fırsat var. Bu fırsata inanıyoruz ve güveniyoruz. "Dokuz yıllık ilişkilerimize güveniyoruz ve Türk futbolunun sıçrayabilmesi için biz de üzerimize düşeni yapacağız. İnşallah güzel bir dönem geçiririz." Özerdem, yeni ihalenin yüzde 126'lık bir artışla gerçekleştiğini hatırlatarak, "federasyonun burada çok büyük bir başarısı var" dedi ve devam etti: "Bugün Türkiye'nin futbolunun ekonomik gerçekleri, bu parayı bence tam hak edecek durumda değil, çünkü geçen dönemden bugüne Türk futbolunda ne kalite ne de başarı olarak yüzde 126'lık bir iyileşme oldu. "Kaldı ki son altı ayda Avrupa'da yapılan ihalelerde yüzde 10-15 civarında artış olurken, Türk futbolunda yüzde 126'lık artış olması, üstelik dolar bazında olması çok ilginç bir durum." Son sözlerinin sorulması üzerine Özerdem, "keşke DIGITURK genel müdürü olacağıma futbolcu olsaydım" dedi.
Ne milliler ne de takımlar! Son yıllarda adam gibi bir başarı göremedik. İşte bu gerçeği ihaleyi kazanan firma yüze vurdu.
Ergenekon soruşturmasını başlatan, ihbarın ses kaydı medyaya sızdı. NTV'de yayınlanan ses kaydı, bugün dava dosyasına girdi. Trabzon'da Jandarma Komutanlığı'nı arayan Şevki Yiğit, oğlu Ali Yiğit'e ait gecekondunun çatısında el bombası ve C4 plastik patlayıcılar bulunduğunu iddia ediyor. Jandarmanın “Ne için saklıyorlar?” sorusu üzerine Yiğit, “Ne için sakladıklarını bilmiyorum. Vatandaşlık görevi olarak söylüyorum” diyor. Mahkemenin 19 Eylül 2009’daki talebi üzerine Trabzon İl Jandarma Komutanlığı, telefon ihbarının ses kaydını CD halinde mahkemeye gönderdi. 12 Haziran 2007’de yapılan telefon ihbari, 4 dakika 12 saniye sürüyor. Olayla ilgili gecekondunun sahibi olan Mehmet Demirtaş (Ali Yiğit’in dayısı), ihbarı yapan Şevki Yiğit’in oğlu olan ve gecekondunun yanındaki manavı işleten Ali Yiğit ile bombaların sahiplerinden biri olduğu öne sürülen emekli Astsubay Oktay Yıldırım tutuklanmıştı. Ali Yiğit daha sonra serbest bırakılmıştı. Bu üç isim daha sonra birinci Ergenekon davasının sanıkları oldu. İşte Ergenekon soruşturmasını başlatan o ses kaydı; Jandarma: Jandarma? Şahıs: Bir ihbarda bulunmak istiyorum. Mithatpaşa Caddesi’nden Samanyolu Caddesi’nin kesiştiği noktanın bitişiğindeki tek katlı bina. Jandarma: Mithat? Şahıs: Mithatpaşa Caddesi’nden Samanyolu Caddesi’nin kesiştiği noktanın bitişiğindeki tek katlı bina. Şahıs: Bitişiğindeki tek katlı bina. Çatısında el bombası ve C4 patlayıcı var. Jandarma: Çatısında el bombası ve C4 patlayıcı var. Siz bunları gördünüz mü? Şahıs: Evet, yaklaşık 10 gün önce gördüm. Jandarma: Bu bina kime ait? Şahıs: Mehmet Demirtaş ve bir astsubaya (Oktay Yıldırım) ait. Astsubay Demirtaş’ın askerde komutanıydı. Bina onların değil ama orayı kullanıyorlar. Bina boş. Jandarma: Ne için saklıyorlar? Şahıs: Ne için sakladıklarını bilmiyorum. Vatandaşlık görevi olarak söylüyorum. Çatıda elektrik direğinin dibinde. Tam adresini vereyim şimdi. Ümraniye Çakmak Mahallesi muhtarlığının karşısındaki tek katlı bina.
Türkiye'nin gündemini alt üst eden Ergenekon soruşturmasını başlatan ses kaydı bugün ortaya çıktı.
Faili meçhul cinayetlere damgasını vuran "Yeşil" lakaplı Mahmut Yıldırım'ın haraç istediği, Alaattin Çakıcı'nın "çok yakın dostumdur" dediği "Tilki Selim" lakaplı Selim Işık İstanbul'da yakalandı. 6 ilde gerçekleştirilen ve 71 kilogram eroinin ele geçirildiği operasyonda Yüksekova Çetesi Davası'nda yargılanan emekli binbaşı Ayhan Pehlivanoğlu ile aralarında bazı PKK'lıların da bulunduğu 12 kişi gözaltına alındı. Şüpheliler arasında 99'da 13 kişinin yanarak ölmesiyle sonuçlanan Kadiköy Mavi Çarşı saldırısının faillerinden olduğu gerekçesiyle ömür boyu hapse mahkûm edilen Azime Işık'ın babası C. Işık da bulunuyor. Ele geçirilen 71 kilo eroinin Selim Işık'a ait olduğu öne sürüldü. Kurnazlığı nedeniyle 'Tilki Selim' lakabını alan Selim Işık, aynı zamanda Susurluk kazası öncesinde Yeşil tarafından öldürüldüğü iddia edilen MİT muhbiri İranlı Asgar Smitko'nun bacanağı. Işık, Hakkâri'nin Yüksekova İlçesi Esendere Beldesi Çılık Köyü nüfusuna kayıtlı. Ancak Van Başkale'de ikamet ediyor. Eroin ticaretini İran bağlantılı olarak Van - İstanbul -Avrupa hattında yaptığı ileri sürülüyor. Adı pek çok faili meçhul cinayetle anılan 'Yeşil' kod adlı Mahmut Yıldırım'ın son görüştüğü kişilerden biri olan Işık'tan uzun süredir haber alınamıyordu. ÇAKICI: YAKIN DOSTUM Selim Işık'ın adı, İran bağlantılı Van- İstanbul-Avrupa hattında eroin ticareti yaptığı iddiasıyla çeşitli davalarda da geçti. Alaattin Çakıcı da cezaevinde kendisini sorgulayan Belçikalı iki müfettişe verdiği ifadede Tilki Selim'den "uyuşturucu kaçakçılarının korkulu rüyası" diye bahsetti. Çakıcı, "Soyadını biliyor musun?" sorusu üzerine "Benim çok yakın dostumdur, ama ne soyadını ne de adresini biliyorum. Ama bilsem de söylemem" dedi. 1980'li yıllarda yüzlerce kişinin tutuklandığı "Babalar Operasyonu'nda gözaltına alınan Dündar Kılıç'ın ifadesinde de Tilki Selim adı geçmişti. Mehmet Eymür'ün 1987'de kaleme aldığı MİT raporunda da Tilki Selim hakkında bilgi bulunuyordu. Işık'ın hem uyuşturucu kaçakçılığı yaptığı, hem de yapanları ihbar ederek para kazandığı da iddialar arasındaydı.
Birçok uyuşturucu kaçakçılığı davasında adı geçen "Tilki Selim" lakaplı Selim Işık ve 11 adamı operasyonlarda yakalandı.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Moskova dönüşü uçakta açıklamalarda bulundu. Güncel tartışmalara ilişkin soruları yanıtlayan Erdoğan'ın değerlendirmeleri şöyle: NİYE AĞLIYORSUNUZ: Ey Baykal ve yandaşları böyle bir durum varsa, AK Parti'nin oyları yüzde 26'lara düştüyse zil takıp oynayacağınıza, sivil diktadan bahsediyorsunuz. Oyumuz yüzde 26 veya daha aşağıya düştüyse CHP ile MHP'nin toplamı 40'lara varır. Durum böyle ise niye ağlıyorsunuz? Seçimlere kalmış 1.5 sene. Daha yükselirsin. Halk seni seçer. Millet getirirse iktidara gelirsin. Ama iftiralarla bir yere varmak mümkün değil. Bu ülkede demokrasinin çıtası yükseldiyse bu AK Parti sayesinde oldu. Konuşulmayan çok şey AK Parti ile konuşulur hale geldi. 7 yıl, 8 yıl, 10 yıl öncesine gidelim, köşe yazarlarına kimler müdahale ediyordu. Olağanüstü hali bir kenara koyamayız. Nereden nereye geldik. BEN DAHA ÖNCE AÇILIM GÖRMEDİM: Güneydoğu'da vatandaşlarımızın birçok muktesabatını nasıl kazandığını biliyoruz. Roman vatandaşlarımız kimsenin gündeminde değildi. Biz girince MHP hazırlığa girişti. Günaydın. Düne kadar Roman yok muydu? Ben daha önce 'Kürt sorunu' diye de açılım görmedim. 2005'te Diyarbakır'da konuştum. Milli birlik ve kardeşlik projesi azınlıkları da, Alevileri de, Romanları da kapsıyor. İnşallah bu alanlarda sonuçlara gideceğiz. Alevi Çalıştayı'nın 28 Ocak'ta finali olacak. Bir rapor hazırlayacaklar. Hayata geçirmek için çalışmalar yapacağız. Genelgeyle yapılacaklar, yasayla yapılacaklar, Anayasa değişikliği ile yapılacaklar şeklinde öncelik sırasına göre çözümler üreteceğiz. ROMANLAR OKULU DUYUNCA NEŞELENDİ: Romanlar için de durum böyle. 40 küsur ilde yaşıyorlar. Yerleşik düzene geçmeleri için özel idareler, belediyeler ve TOKİ çalışıyor. Onların yaşam alışkanlıklarına göre yerleşkeler yapılacak. TOKİ proje hazırlıyor. Süratle yapılaşma olacak. Yer noktasında arazi verebiliriz. Bazı belediyeler başladı bile... Bir Roman çocuğunu okula gönderdiğinde bazı yerlerde diğer veliler çocuklarını o sınıftan alıyordu. Okul lafını duyunca çok neşelendiler. Bu bir zulümdür. Ortadan kaldıracağız. Okulları olacak, alışveriş yerleri olacak, sosyal mekanları olacak. Topluma kazandırılacaklar. BDP'YE TAVSİYE: Temenni ederiz ki aynı yanlışlara düşülmeden demokratik parlamenter sistem içinde temkinli, ihtiyatlı olarak bu çatı altında siyaset yapmalarını isterim. Bu çatı altında demokratik hakları ciddi manada var. O kürsü çok imkan veriyor. Orada birçok şeyi söylediler. Farklı bir yerde farklı şekilde söylemler arzu edilmeyen neticeler getirdi. Tüzel kişiliklerin kapatılmasına karşıyız. Kişi suç işlerse cezasını ödesin. Kalkıp da otobüsü cezalandırmanın anlamı yok. BAYDEMİR GERİYE SARDI: Önce zehir zemberek konuştu ertesi gün geriye sardı. Şık değil, çirkin. Ben, 'Sen siyasetçi değilsin' demem. Siyasetçinin ne dediğini iyi bilmesi lazım. Asla siyaset yapamaz, kanaat belirtemez demem. Konuşurken ahlaki ölçüler içinde konuşması lazım. AK Parti'nin bölgede yaptığı çalışmalar var, 80 yıl içinde yapılmamış yatırımlar. Görmemezlikten gelmek hiç yakışmaz. Baydemir, bizden önceki iktidarlar döneminde belediye başkanı olsaydı, eline para geçmezdi. Bu kadar borçlu... Parasına el konurdu. Biz geldik 40 kesinti, 60 belediyelere gidecek dedik. Hiçbir parti ayrımı yapmadık. O parayla iş yapabiliyorlar. Baydemir'in son çağrısına gelince, biz zaten o yerdeyiz. Anayasa değişikliği dar kapsamlı olur DİĞER SAYFADA... [PAGE] BAŞBAKAN, anayasa değişikliği konusunda da şunları söyledi: 14 MART'TA KESİNTİYE UĞRADIK: Siyasi partiler yasal ve anayasal düzenlemeleri yapmakla mükellef. Anayasa değişikliğine Türkiye'nin ihtiyacı olduğu kaçınılmaz. Şartlar böyle çok detaylı değişikliğe imkan vermiyor. Konuyla ilgili çalışmalarımız 2007'de başladı. 14 Mart süreciyle kesintiye uğradı. (Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya'nın AKP'nin kapatılması istemiyle Anayasa Mahkemesi'ne dava açtığı tarih 14 Mart 2008.) Bu çalışmalarımızı sürdürdük. BAYKAL'IN ANLADIĞI KONSENSUS DEĞİL: Şöyle adım olacak dersem yanlış olur. Bir hazırlık mevcut. Toplumdan talep geliyor, konsensus Parlamento içinde olursa, Baykal'ın anladığı anlamda konsensus değil, uzlaşmadan ne anladığını bir türlü açıklamadı. Yüzde 100 uzlaşma olur diye bir iddia içinde değiliz. Uzlaşma yönünde çaba gösteririz, kim uzlaşma adımı atarsa biz de atarız. Daha önce Anayasa değişikliğiyle ilgili uzlaşma komisyonu oluşturalım dedik. CHP üye vermedi. MECLİS'İ MEŞGUL ETMEZ: Anayasa değişikliği dar kapsamlı olur. Geniş olmaz. Muaccel olması gereken çalışma gündeme gelebilir. Meclis'i günlerce meşgul edecek paket olmaz. En basit değişikliklerde çalışmaları kilitliyorlar. Madde sayısı az olan bir Anayasa değişikliği yapabiliriz. Siyasi partiler ve seçim yasasında değişiklik konsensuse bağlı. Hangi konuların gündeme geleceğini diğer partilerin yaklaşımı belirler. Putin'le açık açık konuştum Rusya Karabağ'da inisiyatif almalı ERDOĞAN'IN Dağlık Karabağ, enerji ve ekonomi konularındaki açıklamaları ise şöyle: YASA İLE GELEN YASA İLE GİDER: Ne kadar ayrı yürütmeye kalkarsak kalkalım, görünmeyen perde arkasında birbiri ile bağlantısı var. Kapıların kapanması Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki sıkıntı ile başladı. Yasa ile gelen yasa ile gider meselesi var ya... Burada da böyle bir adımın atılması için barış sağlanması gerekir. Azerbaycan- Ermenistan arasındaki sıkıntı giderilsin... Karabağ işgali kalksın. ERMENİSTAN RAHAT HALLOLACAK: Türkiye- Ermenistan konusu rahat hallolacak. Ermenistan iyi niyetli ise öncelikle reyonlardan çekilmekle işe başlayıversin. Reyondan çekildiği anda olumlu gelişmeler olur. Bizim için atılacak adım belli. Önümüzde kapılar var. Bazı riskler aldık. Kargo uçuşlarını, Erivan-İstanbul seferlerini biz başlattık. Hava kapısını açtık ama kara kapısını açmak farklı. Türkiye'de şu anda çok ciddi sayıda vatandaş olmayan Ermeni var. GEVŞEK DAVRANIRLARSA OLMAZ: Rusya inisiyatif almalı. Medvedev ve Putin'le açık şekilde konuştum. Minsk üçlüsü içerisinde Ermenistan üzerinde birinci derece etkili olan Rusya, ikinci ABD, üçüncü Fransa'dır. Güç birliği yapacak olursa çok daha seri netice alınır. Bu konuda Rusya, gevşek davranırsa netice almak zorlaşır. STRATEJİK İŞBİRLİĞİ: Rusya ile ilişkilere önce 'hükümetler arası güç birliği' adını koyduk. Hükümetler arası ilişkiye geçtik. Şimdi de stratejik işbirliği aşamasındayız. Medvedev'in ziyareti sırasında 'stratejik işbirliği anlaşması' imzalamayı bekliyoruz. Suriye ve Irak'la olduğu gibi. Rusya, daha önce böyle bir anlaşmayı Almanya ve Fransa ile yapmıştı. Şimdi Türkiye ile yapacak. Enerji olayı birçok şeyin kaderini değiştirecek. Bunu bizim süratle hayata geçirmemiz gerekir. MAVİ AKIMDA TARİH 10 KASIM: Mümkün olduğunca Rusya tarafını zorladılar. Onlar da '10 Kasım'a kadar yeni bir değerlendirme yaparız' diyorlar. Doğalgaz konusunda yeni bir anlaşma yapılabilir. Şu anda ortalamayı yakalar havada görünüyor. Süreç içinde konuşmaya açıklar. Bir iyi niyet söz konusu. İYİ NİYETİ BEYAZ ETTE GÖRDÜK: İki ülke arasındaki sorunlara iyi niyetle yaklaştıklarını beyaz et alımı konusunda gördük. Önemli gelişmeler var. Türkiye'de 17 tesisi incelediler, 6'sını uygun gördüler. 500 bin tona kadar beyaz et alabileceklerini söylüyorlar. Bizim şu an için verebileceğimizin azamisidir bu. Bizim üretimimiz 1.5 milyon ton civarında. Gerisi iç piyasada tüketiliyor. MEDVEDEV'LE İRAN'I KONUŞTUK: İran konusunu Medvedev'le görüştük. Bölgemizde nükleer silah istemediğimizi tekrar ifade ettik. Ancak nükleer konusunda hassasiyetimizi, barışçı amaçla karıştırmamak gerekir. Nükleer enerjinin barışçı amaçla kullanılmasına herkes saygı duymalı. Obama da aynı şeyi söylüyor. Nükleer enerji silaha dönüşürse o ayrı. İran zenginleştirilmiş uranyumla yakıtın takas edilmesini önerdi. ABD, 10 ayda verebilirim diyor. İran 5 ayda ısrarlı. Avrupa'da netlik yok. Böyle bir takasa yaklaşırlarsa çözüme kavuşabilir gibi bir durum var. Rusya da sorunun diplomasi ile çözülmesinden yana. Öyle zannediyorum Çin de diplomasiden yana. NÜKLEER SANTRAL İHALESİ: İhaleyi Danıştay iptal etti. Yeni bir süreç başlattık. Bu devam ediyor. Çalışma yapılıyor. Hükümetler arası anlaşma nasıl yapılacak; teknik altyapı çalışması yapılıyor. Bittikten sonra tekrar bir araya geleceğiz. Daha sonra başbakanlar olarak Meclis'e göndereceğiz. Uluslararası anlaşmalar çerçevesinde ele alınacak. Danıştay devrede olmayacak. Geçmişte örnekleri var. 6 aylık süreci kapsayabilir. Siemens burada Rusya'nın tercih ettiği bir ortak. Yaklaşık 2.400- 2.500 megavatlık iki ünite söz konusu. 7 yılı bulan bir süreç. Sinop için hazırlık var. Aynı metodu burada da takip edeceğiz. Hükümetler arası anlaşmayla çözeceğiz. TÜRKİYE REFERANDUMA ALIŞSIN BAŞBAKAN Erdoğan, Anayasa değişikliğinin referanduma sunulma süresinin 120 günden 45 güne indirilmesini öngören kanun teklifi konusunda şöyle dedi: 'Bu tür düzenlemeleri 120 günden daha kısa sürede, süratle yapabilmeliyiz. Türkiye referanduma alışsın. Bizde referandum zor oluyor. Geçmişte referandumlara pek başvurulmuyordu.' BAŞBAKAN'IN BÜYÜME TAHMİNİ ERDOĞAN krizle ilgili şöyle konuştu: 'Finans sektörümüz krizden etkilenmedi. İşsizlikte bile oranlara baktığımızda en az hasarı biz gördük. İşsizlik 10.7 idi biz göreve geldiğimizde... Ekonomik göstergeler 2010'da yükselmeye başladı. Son çeyreğin rakamları açıklandığında bunu göreceğiz. 2010 yılı büyüme tahminimiz mütevazı: Yüzde 3.5. Ama ben bunun üzerinde olacağına inanıyorum.'
Erdoğan, Moskova'dan dönüş yolunda, gezisini izleyen gazetecilerle gündeme ilişkin ufuk turu yaptı. Yine muhalefete çattı!..
ABD’li bilim adamları, stresin vücutta tümörlerin büyümesine yol açarak kanseri tetikleyebildiğini ortaya koydu. Dünyanın en saygın üniversitelerinden Yale’de yürütülen araştırmalara göre iş yerinde ve günlük hayattaki stres kansere neden olabiliyor. Uzmanlara göre duygusal ya da fiziksel her tür travma, kanserli hücrelerin arasında bir “patika” açıyor ve bu hücrelerin bir araya gelmesine önayak olarak tümör oluşumuna ve bu tümörlerin gelişmesine neden olabiliyor. Bugüne kadar tümörlerin oluşması için bir hücrede kansere neden olabilecek mutasyonların birden fazla sayıda olması gerektiğine inanılıyordu. Ancak son araştırmada, stresin bu kanser mutasyonlarına sahip hücreleri birleştirdiği belirlendi. Çalışmayı yürüten genetik profesörü Tian Xu, “Stresi azaltmak ya da ondan tamamen uzak durmak kanserden korunmak için etkili bir yol” dedi.
Aman dikkat! Yerli yersiz olayları stres yapıp da kendinizi germeyin... Çünkü bilim adamları stresin kanser yaptığını kanıtladı.
İNTERNETHABER Kurtlar Vadisi'nde İsrail bayrağının kana bulandığı görüntü ortalığı ayağa kaldırdı. Türkiye ile İsrail arasında gerilim arttı. Televizyonlarda da gündemin ana maddesi bu gerginlik oldu. Kanaltürk'te yayınlanan 'Ters Cephe' programının dün akşamki konukları Fikri Akyüz ve Ümit Zileli, Kurtlar Vadisi dizisinin yayın politikasını eleştirdi. Fikti Akyüz, devletin bir film inşasına karışamayacağını belirterek, İsrail devletinin de gerginliğe sebep olarak bu görğntüyü gerekçe göstermesinin yanlış olduğunu açıkladı. BAYRAĞA KAN SIÇRATMAK AHLAKİ DEĞİL Kurtlar Vadisi'nin 'o sahne'sine itiraz eden Akyüz, Vadi'nin olaya yaklaşımına dikkati çekerek, 'İsrail'in devlet terörü uyguladığını halka göstermek başka bir şeydir, İsrail bayrağına karşı kan sıçratacak şekilde ateş etmek büyük yanlıştır' dedi ve sözlerini şöyle sürdürdü; "Devlete karşı gelebilirsiniz... Devletin tüm heyetine karşı gelebilirsiniz... Ama milleti temsil eden bir bayrağın kutsiyeti vardır, dolayısıyla kan sıçratacak şekilde ateş etmek hiç insani, islami ve ahlaki bir görüntü değildir. Bu yapılan da orada bütün Yahudiler'i düşman görmek olmuştur. Bize aynısı yapılsa ne yaparız!" KURTLAR VADİSİ MÜTHİŞ IRKÇIDIR! Ümit Zileli'nin ise Kurtlar Vadisi'ne yaklaşımı daha katı oldu. Zileli, Vadi'nin sadece o sahnesine değil tümüne karşı olduğunu ifade ederek, bu düşüncesine de şöyle açıklık getirdi; "Kurtlar Vadi'ni bambaşka bir misyon üstlenmiş olarak görüyorum. Hatta Kurtlar Vadisi politikanın bile önüne gidiyor. Zaman zaman ikisinin birbiriyle örtüştüğünü de çok görüyorum ve o anları dehşetle izliyorum. Bununla da kalmıyor, çok yalpalıyor ve saf değiştiriyor. Kurtlar Vadisi dizi bugünkü haliyle müthiş ırkçıdır! Ben seyredilmeye layık bir film olarak görmüyorum." Ümit Zileli daha sonra, Kurtlar Vadisi'nin yapımcı firması Pana Film'in kopan kıyametin ardından, 'Şimdi de Kurtlar Vadisi Filistin gelecek bakalım yüzyirmi dakika nasıl dayanacaklar' açıklamasını da hoş bulmadığını ifade etti.
Bugüne kadar Kurtlar Vadisi'nin aldığı en ağır eleştiri... Fikri Akyüz ve Ümit Zileli, Vadi'nin yayın politikasına verdi veriştirdi. İşte o anlar...
! Uzun süredir bordo-mavili kulüple bu futbolcu için pazarlıklarını sürdüren sarı-lacivertli yöneticiler, 3 milyon Euro artı Eskişehirspor’da kiralık olarak forma giyen ve bu hafta Es-Es’le sözleşmesini feshedecek olan Burak Yılmaz karşılığında Gökhan’ı renklerine katacak. G.Saray’ın da transfer listesindeki golcü futbolcuyu Kolombiyalı yıldız Gutierrez’in alınmasıyla gözden çıkartan Trabzonspor camiasında artık gözler başkan Sadri Şener’de.. SON SÖZ SADRİ ŞENER’İN Hafta başından bu yana Gutierrez için Güney Amerika’da olan Şener’in bugün Trabzon’a gelmesiyle kesinlik kazanacak olan Gökhan Ünal transferinde iş resmi imzaya kaldı. Bu konu hakkında bugün bir açıklama yapması beklenen bordo-mavili kulübün başkanı büyük ihtimalle Gökhan’ı F.Bahçe’ye verdiklerini sarı-lacivertlilere müjdeleyecek. İLERİDE REKABET ARTACAK Gökhan Ünal karşılığında F.Bahçe’den istenilen nakit para konusunda yaşanan krizin çözülmesiyle iki tarafın da el sıkıştığı öğrenilirken, Gökhan’ın gelişiyle Daniel Güiza ve Semih Şentürk arasında da rekabet yaşanacak. Bu gelişmeyle keyfi tavan yapan teknik direktör Christoph Daum’un elindeki bol alternatifli kadroya bir yıldız daha eklenmesi, Alman hocanın da işini kolaylaştıracak. Trabzonspor'un istediği 4.5 milyon Euro’luk rakamdan fedakârlık yapmasıyla gerçekleşen transferde şimdi Gökhan’ın ne zaman sarı-lacivertlilerle idmana çıkacağı merak ediliyor.. İşte bu konu kamuoyunda tartışılmaya devam ederken, F.Bahçe yönetiminin milli yıldızı Antalya kampına yetiştirmesine kesin gözüyle bakılıyor.
Transfer döneminin en çok konuşulan isimlerinden Trabzonsporlu Gökhan Ünal'ın artık Fenerbahçeli olduğu iddia ediliyor
İzmir Narlıdere Şehitlik Gişeleri'nde korkunç ölüm. Çeşme yönüne giden kamyonetin sürücüsü İ.A., KGS gişesinde durdu. Temizlik görevlisi Nedim Akara ise o gişeden bilet alınmadığını, diğer gişeye geçmesi gerektiğini, yardım edeceğini söyledi. Akar sırtı dönük olarak yürümeye başladı. Sürücü İ.A. ise fark etmeyip geri geri giderken Akar'ı ezdi. Hastaneye kaldırılan Nedim Akar kurtarılamadı.
İzmir Narlıdere Şehitlik Gişeleri'nde korkunç ölüm! Kamyonet sürücüsü gişeden geçemeyince diğer gişeye geçmeye çalıştı ama can aldı.
Beşiktaş'ta uzun süredir sakatlığı nedeniyle takımdan ayrı kalan deneyimli kaleci Rüştü Reçber, dün yeniden kadroya dahil olup antrenmanlara başladı. Uzun süredir kaleci konusunda sıkıntı yaşayan ve bu nedenle Ramazan'ı 6 aylığına transfer eden Siyah-Beyazlılar'da, teknik heyetin deneyimli eldivenin geri dönmesiyle rahat bir nefes aldığı bildirildi. Takımın ikinci kalecisi Hakan Arıkan'ın ise sakatlığı geçmedi ve tedavisi sürüyor. Öte yandan basına kapalı olan dünkü antrenmanda futbolcuların, koşuların ardından pas çalışması yaptıkları, çift devreli taktik maçı yaptıkları belirtildi. Çift kale maçta sağ ayak bileğine darbe alan İbrahim Toraman'ın, tedbir amaçlı olarak çalışmayı yarıda bıraktığı öğrenildi. İdmana Hakan Arıkan dışında tedavisine devam edilen Ferrari de katılmadı.
Beşiktaş'ta uzun süredir sakatlığı nedeniyle takımdan ayrı kalan deneyimli kaleci Rüştü Reçber, dün yeniden kadroya dahil oldu.
Erzurum'da üniversitelerin sorunlarına ilişkin 32 rektörle toplantı yapan YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan, çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. Özcan'ın açıklamaları şöyle: TERÖR BASKISI VAR: Batman ve Diyarbakır en sıkıntılı durumdaki üniversiteler. Orada hem eğitim-öğretim problemli hem de terör gibi çalkantılı bir hayat var. En ciddi sorun olarak onları gördüm. Militan kıyafetiyle üniversiteye gelip ortalığın karıştırılmak istendiğinden bahsedildi. Diyarbakır terörden, Batman'daki hocamız da terör, Hizbullah ve diğer grupların sıkıntılarından bahsetti. İstanbul ve Ankara'da da üniversiteleri karıştırmak isteyenler var. EN FAZLA ZARARI YURT-KUR'A VERDİK: Üniversitelerin kontenjan artışı, idari ve akademik personel azlığı, asistan görevlendirme, yurt gibi sorunları var. YURT-KUR'un bizim yaptığımız artış oranında yurt yapması mümkün değil. En fazla zararı bu kuruma verdik. YURT-KUR genel müdürü kontenjan artışını duyunca 'Başımdan kaynar sular döküldü' dedi. Toplantıda bunları konuştuk, nasıl çözeceğimizi gördük. SİNGAPUR'A ÖZENDİM: Bazı üniversiteleri 'mükemmeliyet merkezlerine' çevirmek istiyoruz. Her üniversitede araştırma merkezi kuracağımıza belli üniversiteler tespit edelim ve 'Ulusal Araştırma Merkezi' kuralım istiyoruz. Bu üniversitelere iyi kaynaklar aktaralım istiyoruz. Bilkent ve Sabancı Üniversitesi hocaları böyle bir rapor hazırlayacak ve mükemmeliyet merkezi olacak devlet veya vakıf üniversitelerini seçecekler. Bunu Singapur'da gördüm. Mükemmel çalışıyorlar. Örneğin domuz gribi çıktı, 4 günde aşı ürettiler. TÜBİTAK 600-700 milyon gibi bir para harcarken orada bütçe 13.5 milyar dolar. Oraya İTÜ, ODTÜ, YTÜ, İstanbul üniversitesi rektörleri ile gittim. Hocalar oradaki bazı aletleri hayatlarında görmediklerini söylediler. BAŞBAKAN DA BEĞENDİ: Önce biz bir sistem ortaya koyalım. Hükümetin kapısını sonra çalacağız. Başbakan'a Singapur'daki olaydan bahsettim, çok hoşuna gitti. Bende başarılı olma içgüdüsü var. Orada kendini ezik hissediyorsun. 'Neden böyle olamıyorum' diyorsun.
YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan, PKK ve Hizbullah'ın üniversiteleri karıştırmaya çalıştığını söyledi. Singapur'daki imkanları görünce ezik hissettiğini belirten Özcan, bazı üniversitelerde değişime hazırlanıyor.
Bahar ve yaz aylarında cıvıl cıvıl renkleri cesaretle Parlamento'ya taşıyan kadın vekiller, kışla birlikte siyahın zarafetini ortaya koydu. TBMM Genel Kurulu'nda hararetli tartışmaların yaşandığı saatlerde AKŞAM'ın objektifine, kadın vekillerin şık, siyah kıyafetleri yansıdı. Üstelik siyah modasının parti ayırımı yapmadığı da ortaya çıktı. Genel Kurul oturumlarının 'eylemci' ismi olarak dikkat çeken CHP İzmir Milletvekili Canan Arıtman, AKP'li Öznur Çalık ve BDP'li Sevahir Bayındır, önceki günkü görüşmelerde 'siyah şıklığın' öncüleri olarak dikkat çeken isimler oldu. Tercihe göre döpiyesi de tercih eden vardı, elbiseyi de. BAYINDIR 'KURAM' YIKTI BDP'li Sevahir Bayındır, siyah modasına uyarken, saç modelini de değiştirerek 'duble imaj' yaptı. DTP sürecinde uzun ve açık saç modeli ile dikkatleri çeken Bayındır'ın, BDP döneminde ise saçlarında 'topuz' modele ağırlık verdiği gözlendi. Bayındır bu tercihi ile 'Kadınlar özel hayatlarındaki köklü değişikliklerde saç modelini de değiştirir' kuramını da yıktı. Kulislerde Bayındır kendi kuramını, 'yeni partiye yeni saç modeli' şeklinde yansıttığı yorumları yapılıyor.
Yaz döneminde cıvıl cıvıl renklerin hakim olduğu TBMM, kış mevsimiyle birlikte siyaha büründü. Vekiller siyahın asaletini bir kez daha gözler önüne serdi.
Hükümet, 2004’te çıkarılan yönetmelikle, tekstil ve konfeksiyon sektörünün tehlikeli ve ağır işler kapsamına alınması ve bu sektörde çalışan kadınlara ayda 5 gün ‘adet izni’ şartı gelmesiyle başlayan sıkıntıyı çözüyor. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, hazırladığı İş Sağlığı ve Güvenliği Tasarısında, tekstil sektörünü ‘ağır ve tehlikeli’ işler arasından çıkarıyor ve böylece kadın işçilere 5 günlük adet izni şartı da ortadan kalkacak. Yönetmelik 6 yıldır yürürlükte Sözkonusu yönetmelik, tekstil işverenlerinin bu yönetmeliğin sektör üzerinde ‘demoklesin kılıcı’ gibi durduğunu ve kadın işçi alımından imtina ettiğini açıklamaları üzerine tartışma yaratmıştı. Tekstil ve konfeksiyon sektöründe çalışanların yüzde 44’ünün kadın işçilerden oluştuğunu belirten işverenler, yönetmeliğin uygulanması halinde firmaların çok zor durumda kalabileceğini açıklamışlardı. Bazı işverenler de, bu uygulamanın kadın çalışanların işine son verilmesi sonucunu doğuracağını açıklamıştı. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer de, tartışmaların sona ermesi için yaptıkları çalışmaları şöyle anlattı: “İş güvenliği Yasa Tasarısını Başbakanlığa sunduk. Tekstil sektörü ağır ve tehlikeli işler arasından çıkartılıyor. Yasa çıktığında sorun da kalmayacak. Sözkonusu yönetmelik uzun süredir yürürlükte neden şimdi sıkıntı oldu anlamadım.” Sorun kökünden çözülecek 16 Haziran 2004’te yayınlanan ve tekstil sektörünü “ağır ve tehlikeli işler” statüsünde gösteren yönetmelikle ilgili sıkıntılar, 2009 Kasım ayında yayınlanan tebliğ ile çözülmeye çalışıldı. Tekstil sektörünün bu statüde kalması durumunda, kadın işçilere ayda 5 günlük adet izni verilmesi ve mesleki eğitim zorunluluğu gerekiyor. Konukoğlu: Kadın işçi dava açarsa üretim ne olacak SANKO Holding Başkanı Abdülkadir Konukoğlu, tekstilin en büyük sorunlarından birisinin, sektörün tehlikeli-ağır iş konumuna alınması olduğunu ifade etti ve “Fabrikanızda 4 bin kadın çalışıyor. Bir sabah bin tanesi yok. Nasıl çalışacaksınız? Bir kadın işçi idari mahkemeye giderse ne olacak” diye sordu.
Hükümet, bu sektörde çalışan kadınlara ayda 5 gün 'adet izni' şartı gelmesiyle başlayan sıkıntıyı çözüyor.
İkinci Ergenekon davasının tutuklu sanıklarından İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şubesi eski Müdürü Adil Serdar Saçan, tahliye edildi. İkinci Ergenekon davasında 31. duruşma tamamlandı. Mahkeme heyeti tutuklu sanıklardan İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şube eski Müdürü Adil Serdar Saçan'ın tahliyesine karar verdi. Mahkeme 2008 yılı Eylül ayından beri tutuklu bulunan Saçan'ın tahliye gerekçesi olarak ise 'Dosya kapsamı, delil durumu, suç vasfının değişme ihtimali ve tutuklu kaldığı süreyi dikkate alarak' tahliye kararını verdi. Saçan silahlı terör örgütüne üye olmak, yasak, gizli bilgileri açıklamak suçlarından tutuklu bulunuyordu. SAVUNMASINI YAPTI HAKİMİN TAHLİYESİNİ İSTEDİĞİ İSİMLER Mahkeme Heyeti, diğer 44 tutuklu sanığın bu hallerinin devamına karar vererek, duruşmayı 18 Ocak Pazartesi günü saat 09.30'a erteledi. Bu arada, Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün'ün, tutuklu sanıklardan Tuncay Özkan, Mustafa Balbay, Mustafa Koç, Mustafa Özbek, Kenan Temur, Emre Baltacı, Mehmet Dalagan, Ali Oktay Şahbaz, Cihan Arık ve Ayhan Atabek'in de tahliye edilmeleri yönünde oy kullandığı görüldü. Saçan'ın bugünkü duruşmada savunmasını tamamlamasının ardından söz alan avukatı Celal Ülgen, “Davanın başından beri Adil Serdar Saçan’ın bu davaya nasıl dahil edildiğini kendi kendimize sorduk. Adil Serdar Saçan bu davaya ancak bu kadar güzel yerleştirilebilirdi. Yerleştirenleri kutluyorum. Bu dava ile yaratılmak istenen korku imparatorluğu, büyük bir aşama kaydetmiştir. Önceki gün, Adil Bey ‘telefonlarıma kimse cevap vermiyor’ demişti. Siz de latife olarak, ‘kız kardeşim bile cevap vermiyor’ demiştiniz" dedi. Celal Ülgen’in bu sözleri üzerine mahkeme başkanı Köksal Şengün de bunun latife değil gerçek olduğunu söyledi.
2. Ergenekon davasından tutuklu yargılanan eski polis müdürü Adil Serdar Saçan tahliye edildi.
Filmin hayranları tarafından açılan site ve forumlar yaşadıkları depresyonla baş etmeye çalışanlar için konu başlıkları açtı. Bu forumlardan biri olan “Avatar Forums”un bu konuda açtığı başlığa bugüne kadar binden fazla mesaj geldi. Forumdaki mesajlar, hasılat rekorları kıran filmin özellikle 20 yaş altı gençlerde üstesinden gelinmesi çok zor hisler yarattığını ortaya koydu. FİLMDEKİ DÜNYADA YAŞAMAK İSTİYORLAR Elequin adındaki bir kullanıcı mesajında şunları söylüyor: “Elimden geldiğince internette Avatar hakkında daha fazla şey bulmaya çalışıyorum. İzlediğimin sadece bir film olduğunu kabullenmek ve Na’vi ırkının yaşadığı gibi bir dünyada yaşayamayacak olmayı kabullenemiyorum.” Mike adlı bir başka kullanıcı ise “Naviblue” adlı siteye yazdığı mesajda, filmi izledikten sonra intihar düşüncesinden sıyrılamadığını belirtiyor. “Avatar’ı izlediğimden beri depresyondayım. Na’vi ırkını ve yaşadıkları harika dünyayı gördükten sonra onlardan biri olmak istiyorum. Filmde izlediklerimi ne zaman hatırlasam tüylerim diken diken oluyor ve gözyaşlarımı engelleyemiyorum. Eğer Avatar gibi bir dünyada doğacağımı bilseydim intihar ederdim.” James Cameron’un gişelerde milyarlarca dolar hasılat yapan Avatar filmi, "Pandora" gezegeninde bulunan çok değerli bir minerali elde etmek isteyen insanların, gezegende yaşayan barışçıl "Na’vi" ırkı ile olan savaşını konu alıyor. Forumlara mesaj yazan birçok izleyici, insan ırkına olan nefretlerini belirtirken, "Na’vi" ırkına ve yaşadıkları dünyaya olan hayranlığı vurguluyor. İsveç’te yaşayan 17 yaşındaki Ivar Hill adlı bir gencin Avatar forumuna attığı mesaj, filmin yarattığı hisleri çok güzel özetliyor: “Avatar’ı izlediğimin ertesi sabahı, dünya bana çok renksiz geldi. Gri bir dünyaya uyandım. Tüm hayatım, yaptığım ve uğruna çaba harcadığım her şey benim için değerini yitirdi. Her şey çok anlamsız geliyor. Artık en ufak bir şey yapmak için bir sebep görmüyorum. Ölen bir dünyada yaşıyorum. HERKESTE AYNI ETKİYİ YARATMIYOR New York’taki Louis Armstrong Müzik ve Tıp Merkezi psikiyatrisi Dr. Stephen Quentzel, “Görsel hayat gerçek hayat değildir ama Avatar filmi görsel anlamda yapılabilecek bir filmin zirve noktasını oluşturuyor” dedi ve filmin kalitesiyle ön plana çıktığını ifade etti. "Avatar Forums"un idarecisi Philippe Baghdassarian ise filmden dolayı depresyona girmediğini ancak tam aksine mutluluk duyduğunu belirtti ve şunları söyledi: “İnsanların depresyona girmesi dünyada olmayan güzellikleri görmelerinden kaynaklanıyor olabilir. Birçok kişi sahip olduğumuzdan çok daha farklı bir gezegende yaşayabileceğimizi düşünmüş olmalı” dedi.
Üç boyut mucizesi "Avatar" filminde yer alan ütopik dünyanın güzelliği özellikle gençleri depresyona sokuyor. Neden mi?
Çin’in Chongqing eyaletinde yaşayan internet bağımlısı 19 yaşındaki Zhang Yao, chat aracılığıyla tanıştığı 21 yaşındaki erkek arkadaşı Xin ile hamileyken evlendikten kısa bir süre sonra bebek sahibi oldu. İnternete bağlanma özelliği bulunan bir cep telefonu için yanıp tutuşan anne ve baba, bebeklerini daha altı günlükken piyasa değeri 350 dolar olan bir cep telefonu karşılığında Li Yong adlı adama sattı. PİŞMAN OLUNCA POLİSİ ARADI Aradan birkaç gün geçtikten sonra, telefonuyla internete bağlanmaktan beklediği kadar zevk alamayan Zhang, pişmanlık krizine girdi ve polise başvurdu. Polise yaptıkları takası anlatan anne, gözyaşları içinde “cep telefonuyla oynamak yerine bebek yetiştirmeyi tercih edeceğini” söyledi. Polis, aldığı bilgiler doğrultusunda, daha bir ayı bile dolmayan bebeği bin 500 dolar karşılığında başka birisine satmaya çalışırken yakalandı. Adam hapse yollanırken, genç çift gözaltına alındı. Doğar doğmaz bir cep telefonu karşılığında satılan isimsiz bebek ise bir bakımevine verildi. (Hürriyet)
Genç çift internet üzerinden tanıştı. Görüşüp, evlendiler. Bebekleri doğunca da internete bağlanma özelliği olan bir cep telefonu karşılığında sattılar.
Gülben Ergen, önceki gün orkestra şefi Taşkın Sabah ile İstinye Park’taydı. Saç modeliyle oynamayı seven, bu nedenle sık sık değişiklik yapan Ergen, bu kez de asimetrik kesimli sarı saçları ile objektife yansıdı. Bu trendy modelin fazlasıyla dikkat çektiğini fark ettiğinde ise gazetecilere “şaşırdınız mı?” diye takıldı. İŞTE GÜLBEN ERGEN'İN YENİ HALİ [PAGE] [PAGE]
Saçlarını sürekli farklı şekillere sokan Gülben Ergen bu kez de rengiyle oynadı ve sapsarı oldu... İşte Gülben'in yeni hali...
Guatemala Devlet Başkanı Alvaro Colom'dan bir şekilde intikam almak isteyen 47 yaşındaki avukat Rodrigo Rosenberg korkunç bir plan hazırladı. Rosenberg kendisini öldürtmek için bir kiralık katil tutmadan önce 20 dakikalık bir video hazırladı. Rosenberg görüntülerde şöyle diyordu: "Siz bu mesajı izlediğinizde, ben hayatta olmayacağım, çünkü Devlet Başkanı Alvaro Colom tarafından öldürülmüş olacağım." Olay geçtiğimiz yıl Mayıs ayında gerçekleşti. Rosenberg, bisikletle gezerken kimliği belirsiz bir kişi tarafından vurularak öldürüldü. Rosenberg'in ölümünden sonra, avukatın çektiği video Guatemala basını tarafından yayınlandı. ÖLÜMÜ ÜLKEYİ KARIŞTIRDI Görüntülerin ortaya çıkmasının ardından Devlet Başkanı Colom'un istifası istendi. Ülke genelinde hükümet karşıtı gösteriler düzenlendi. Alvaro ise kendisi hakkında yapılan tüm suçlamaları reddetti ve olayın araştırılması için Birleşmiş Milletler'in bir araştırma komisyonu kurmasını talep etti. Görüntülerde Rosenberg, Colom tarafından öldürülmesinin nedeni olarak geçtiğimiz Nisan ayında vurularak hayatını kaybeden “Kahve Kralı” Halil Musa ve kızı Marjorie Musa’nın avukatlıklarını yapması olduğunu iddia etti. Rosenberg'e göre Musa ile kızını da Devlet Başkanı öldürttü. Rosenberg ayrıca, Colom'un bir yolsuzluk skandalına karıştığını ve bu haberlerin ortaya çıkmasını istemediği için kendisini öldürttüğünü söyledi. Olayın tamamen Rosenberg'in planı olduğunun anlaşılması üzerine ülkede tansiyon bir anda düştü. Cinayeti incelemeye alan polis Rosenberg'in kiralık katil bulmasına yardımcı olan akrabaları dahil 11 kişiyi tutukladı. Öte yandan kiralık katilin kendisini tutan kişinin Rosenberg olduğunu bilmediği belirtildi. Rosenberg'le 40 bin dolar karşılığında anlaşan kiralık katilin hala firari olduğu açıklandı. (Hürriyet)
Devlet Başkanı'ndan intikam almak isteyen adam, kiralık katil tutarak kendini öldürttü.
İstanbul Mali Şube ekipleri, bir tekstil şirketinde danışmanlık yapan T.Ü’nün tarihi bir kolyeyi satmaya çalıştığı ihbarını aldı. Kendisini işadamı olarak tanıtan polisle 1 milyon dolara anlaşan T.Ü, Küçükçekmece’deki buluşma yerinde suçüstü yakalandı. Zanlının yanında getirdiği çantada yapılan aramada 42 gram ağırlığında 22 ayar altın kolye ele geçirildi. KANATLI DENİZATI İLE AYNI SETTEN İstanbul Arkeoloji Müzesi yetkileri, kolyenin M.Ö. 3. yüzyılda yaşayan Lidyalılar’a ait olduğunu belirtti. Lidya prenseslerinin taktığı bu kolyenin Uşak Müzesi’nden çalınan Karun’un hazinesinin en değerli parçası olan Kanatlı Denizatı’yla aynı set içinde olduğu bildirildi. Kolyenin kendisine ailesinden kaldığını öne süren T.Ü, adliyeye sevk edildi.
Mali Şube ekipleri, bir tekstil şirketinde danışmanlık yapan T.Ü"nün tarihi bir kolyeyi satmaya çalıştığı ihbarını aldı ve harekete geçti.
ABD’nin krizden çıkış için bankalardan almayı tartıştığı verginin bir benzeri Türkiye’de devreye giriyor. Bankalar her şube için 24-48 bin lira ödeyecek. Yıllık vergi toplamı 400 milyonu bulacak ABD Başkanı Barack Obama’nın krizden çıkış için bankalara getirdiği 120 milyar dolarlık ek verginin bir benzeri Türkiye’de de devreye giriyor. Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, bütçe dengelerini korumak için, yeni bir uygulama olarak her yıl tüm banka şubelerinden, yerleşim yerlerine 24 bin lira ile 48 bin lira arasında değişen tutarlarda harç alınacağını açıkladı. Bankacılar, getirilen yeni düzenlemenin bankacılık sektörüne maliyetinin 400 milyon liraya ulaşağını tahmin ediyorlar. Babacan, Ziraat Bankası ve Halk Bankası’ndaki gelişmelerle ilgili düzenlediği basın toplantısında açıkladığı yeni düzenlemeyi, bankacılar da ilk defa duydu. Mevcut durumda bankalar sadece şube açarken bir defaya mahsus olmak üzere 27 bin lira harç ödüyordu. Babacan, küçük yerleşim birimlerindeki şubelere 24 bin lira, nüfusu 5 bin-25 bin olan ilçelerdeki şubelere 36 bin lira, nüfusu 25 binden fazla olan yerleşimlerdeki şubelere 48 bin lira yıllık harç getirileceğini belirterek, “Bu da yine bütçe dengelerini koruma adına atılmış bir adım olacak. Bunun haricinde yeni bir vergi kalemi yok’’ dedi. IMF KONUSUNDA YENİ BİR BİLGİ YOK Babacan, bu uygulamadan ne kadar gelir beklendiğine ilişkin de hesap etmek gerektiğini 10 bin kadar banka şubesi bulunduğunu, tutarın nüfusa göre çarpıp, bölünerek bulunabileceğini ifade etti. Babacan, buradan ‘makul bir gelir’ sağlayacaklarını, tutarın bankacılık sektörü için de ciddi bir yük olmadığını bildirdi. Babacan, harcın, bankacılıkta genel kârlılığa ve bilançolara bakıldığında, bünyelerini etkileyecek bir sonuç da getirmeyeceğini vurguladı. “Konuyu bankalarla görüştünüz mü?” sorusuna da Babacan “Onlar da yeni duyuyorlar, şimdi’’ karşılığını verdi. IMF anlaşmasına da değinen Babacan, buna gereğinden fazla ilgi olduğunu belirtti. Babacan “Bu işin müzakeresini yürüten benim. Çok çok dar bir ekiple yürütüyoruz. Tabii ki Başbakanımızı bilgilendiriyoruz ama müzakerelerin sürecine ilişkin başka bilgisi olan da yok. Haber yaparken doğru kaynaklardan bilgi alarak haber yapmanızı tavsiye ediyorum. Önemli bir gelişme olursa, herkesin aynı anda haberi olacak” diye konuştu. (Star) ‘Davos’a ben de gitmeyeceğim’ Başbakan Erdoğan’dan sonra, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan da Davos toplantılarına bu yıl katılmayacağını bildirdi. Babacan, “Ben 2002’den bu yana 7 yıldır her sene sürekli Davos toplantılarına katıldım. Oldukça da yoğun faaliyetimiz oldu. Ancak bu sene ben de katılmıyorum, katılmama kararı aldım. Gelecek yıl için o gün ayrıca karar veririz” dedi. Çiftçi ve esnaf faizi tek hane Bakan Babacan, çiftçiler ile esnafa verilen kredi faiz oranlarının ilk kez tek haneye indiğini açıkladı. Ziraat Bankası’nın çiftçilere yönelik kredi faiz oranlarının yüzde 25’lik sübvansiyonda yüzde 9.75’e, yüzde 60’lık sübvansiyonda da yüzde 5.20’ye indiğini vurguladı. Babacan, cari faiz oranın bugün itibarıyla yüzde 13’e indiğini, bunların yansımasının yüzde 9.75-5.2 olacağını bildirdi. Babacan, Halk Bankası’nın kooperatif kredilerine özgü belirlenen cari faiz oranlarının da yüzde 13’e indirildiğini belirterek, bu faizin esnafa yansımasının yüzde 8’den yüzde 6.5’e indiğini kaydetti. Teşvik paketi kısmen uzatılacak 49 ilde uygulanan teşvik sisteminin 2009’da sona erdiğini hatırlatan Babacan, teşvik sistemi kapsamındaki düzenlemelerden sadece SSK primlerinin devlet tarafından ödenmesine ilişkin düzenlemenin 3 yıl süreyle devam etmesi kararı aldıklarını açıkladı. Uzatmanın bütçeye yıllık maliyetinin 500 milyon civarında olduğunu söyleyen Babacan, enerji ve vergi teşviklerinin ise uzatılmayacağını kaydetti. En yüksek harç 48 bin lira Nüfus Harç 5 binden az 24 bin 5-25 bin 36 bin 25 binden fazla 48 bin Şubelerin yarısı büyük şehirlerde Bölge Şube sayısı Taşra 4.924 İstanbul 2.817 Ankara 929 İzmir 680 TOPLAM 9.350 5 büyük bankaya maliyeti yaklaşık 200 milyon TL Banka Yıllık maliyeti Ziraat 51.6 milyon İş Bankası 43.2 milyon Akbank 35.1 milyon YKB 33.4 milyon Garanti 29.7 milyon Not: Ortalama 40 lira harç üzerinden hesaplanmıştır. Kaynak: Oyak Yatırım.
ABD'nin krizden çıkış için bankalardan almayı tartıştığı verginin bir benzeri Türkiye"de devreye giriyor.
“Ergenekon Silahlı Terör Örgütü’nü ail belgeler saklanıyor” iddiasıyla emekli Tuğğgeneral Levent Ersöz’ün hastanedeki odası ile Ersöz’le bağlantılı olduğu iddia edilen 10 ayrı adrese yapılan baskında biri kuru sıkıdan bozma iki ruhsatsız tabanca ile bir susturucu ve çok sayıda dömükana el konulmuştu. Ersöz’ün bir akrabasına ait olduğu iddia edilen kafeteryada yapılan aramada Long Rifle marka avuç içi suikast silahı ele geçirildiği ortaya çıktı. SİLAH AVUÇ KADAR ABD yapımı Long Rifle marka silahların istihbarat örgütleri tarafından yaygın bir şekilde suikast amacıyla kullanıldığı öğrenildi. En büyük özelliği çok küçük ve hafif olan tabanca 130 gram ağırlığında. 22 kalibrelik mermi kullanan tabanca, merminin çok küçük olması sebebiyle ateş edildiğinde neredeyse hiç ses çıkarmıyor. Avuç içinde görünmeyecek şekilde rahatlıkla taşınabilmesi ve çok sessiz olması sebebiyle Long Rifle tabanca özellikle yakın mesafedeki suikastlarde kullanılıyor. KENEDY’İ VURAN SİLAH Long Rifle tabancayı dünya kamuoyu ABD Başkanı Kenedy suikastıyla tanımıştı. ABD Başkanı Kennedy, 1963’te Dallas’ta uğradığı silahlı saldırıda eşi ve ailesinin gözlari önünde suikastçi Oswald tarafından Long Rifle tabancayla başından vurularak öldürülmüştü.
Ersöz'ün hastanedeki odası ile Ersöz"le bağlantılı olduğu iddia edilen 10 ayrı adrese yapılan baskında bakın neler çıktı?
İdil Sipahi bir süredir grip rahatsızlığı nedeniyle sıkıntılı günler yaşıyordu. Bu amaçla hastaneye gitti ve iki gün boyunca tedavi gördü. Ancak nefes alması sıkıntı yaratınca, ailesi tarafından hastaneye götürüldü. Yapılan testlerin sonucunda genç kızda H1N1 virüsü tespit edildi. Yoğun bakımda verdiği 13 günlük savaştan zaferle çıkan İdil Sipahi, 21 gün süren tedavi sonucu tamamen sağlığına kavuşarak evine gitti. Acıbadem Sağlık Grubu Pediatrik Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Arda Saygılı “Biz virüsün etkisiyle İdil’in kalbinde oluşan ağır yetmezlik ve kalp kasında oluşan ciddi iltihaptan daha çok endişelendik. Literatürü incelediğimizde çok nadir vakada H1N1 virüsüne bağlı bu durumun olduğunu biliyoruz” dedi. Pasta keserek yolcu ettiler Başına gelenlerin şokunu üzerinden atan ve dinlenen İdil Sipahi, sağlığına kavuşmanın mutluluğunu kendisine yaşatan sağlık ekibine teşekkür etti. Sipahi, hep kurtulacağına inandığını anlattı.
Domuz gribi virüsü kalp kasına yerleşen İdil Sipahi, yoğun bakımda verdiği 13 günlük savaştan hastalığı yenerek çıktı.
İstanbul Sultangazi'de evinin çatısından inerken düşen ve sağ el serçe parmağı korkuluklara takılarak kopan 12 yaşındaki D.A.'nın ailesi, çeşitli gerekçelerle kendilerini geri çeviren 5 hastaneye toplam 125 bin liralık tazminat davası açtı. 26 Temmuz 2009'da meydana gelen kaza sonrası gidilen Özel Medikal Park Sarıgazi Hastanesi, "Yeterli donanım yok", Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi "Tadilat var", Vakıf Gureba Hastanesi, "Donanım yok", Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi ise "Biz yapmıyoruz, özel hastaneler yapıyor" gerekçeleriyle küçük D.'yi geri çevrildi. Bu sebeple, Özel Vatan Hastanesi'ne giden aileden ameliyat için 13.500 lira istendi. Ancak, para bulunamadığı için parmak da yerine dikilemedi. Daha sonra başka bir özel hastaneye giden aileye, "geç kaldınız" denildi. Çocuklarının göz göre göre parmaksız kalmasına dayanamayan aile, haklarını hukuk yoluyla aramaya karar verdi. Aile adına açılan davada, 5 hastanenin meslek kusuru işledikleri öne sürülerek toplam 125 bin lira tazminat istendi. Hayalinin basketbolcu olmak olduğunu söyleyen küçük D., "Sağ elimin parmağı koptuğu için sol elimle yazı yazıyorum. Biraz eksiklik hissediyorum ama okulda arkadaşlarım bana farklı davranmıyor. Basketbolcu olacaktım. Parmağımdaki dikişlerden dolayı basketbol kursuna gidemedim seneye gideceğim" dedi.
İstanbul'da kopan parmağı için gittiği 5 hastaneden geri çevrilen 12 yaşındaki D.A.'nın ailesi 125 bin liralık tazminat davası açtı.
Bursa'nın Gemlik ilçesinde yaşayan 75 yaşındaki Özcan Kolçak'ın geçen hafta yüksek tansiyon şikâyetiyle hastaneye yattığı, bir süre burada tedavi gördükten sonra 3 gün önce taburcu olduğu öğrenildi. Dün sabah saatlerinde yine rahatsızlanan Özcan Kolçak'a eşi Eşref Kolçak'ın çorba içirdiği, ancak bir süre sonra aniden fenalaşarak öldüğü belirtildi. Kalp ve yüksek tansiyon şikâyetleri bulunan Özcan Kolçak'ın cenazesi, bugün Gemlik Çarşı Camisi'nde kılınacak cenaze namazının ardından toprağa verilecek.
Ünlü oyuncu Eşref Kolçak'ın 56 yıllık hayat arkadaşı ve şarkıcı Harun Kolçak'ın annesi Özcan Kolçak evinde geçirdiği rahatsızlık sonucu vefat etti.
ALKOLLÜ ÖNDER FIRÇAYI YEDİ Demet Akalın, alkolü fazla kaçıran nişanlısı Önder Bekensir’i azarladı! Hande Yener’in, doğum günü kutlaması çıkışında Bekensir, medya mensuplarına “Bunlar ne saçma sorular!” diye bağırıp çağırınca, devreye Akalın girdi. Ünlü popçu, “Önder ne yapıyorsun sen!” diyerek, nişanlısını fırçaladı. SÜREYYA YALÇIN SOĞUĞA MEYDAN OKUYOR Diğer Sayfada... [PAGE] SÜREYYA SOĞUĞA MEYDAN OKUYOR Sosyetenin 'ikoncan' lakaplı ünlülerinden Süreyya Yalçın, Nişantaşı kulüplerinin müdavimi oldu. Önceki akşam önce Longtable'da düzenlenen partiye katılan Yalçın, daha sonra da sevgilisi Onur Gülmek'le gözde eğlence mekanı Scoth'a gitti. Giydiği her kıyafet çok konuşulan Süreyya Yalçın, soğuk havaya rağmen giydiği mini beyaz elbisesiyle yine dikkat çekti. Scotch'da eğlencenin tadını çıkaranlar arasında Tolgahan Sayışman da vardı. GÜLBEN ERGEN'E İKİ KIRMIZI GÜL Diğer sayfada... [PAGE] GÜLBEN'E İKİ KIRMIZI GÜL Brezilya'nın Türkiye Büyükelçisi Ersin Erçin'le yemeğe çıkanlar arasında Mustafa Erdoğan da vardı. "Brezilya'da çeşitli konserler düzenlemeyi, 'Anadolu Ateşi'ni götürmeyi düşünüyoruz"diyen Erdoğan, evine giderken sokak çiçekçisinden iki tane kırmızı gül aldı. Erdoğan, "Gülben Hanım nerede?" sorusuna, "Evde çocuklara bakıyor" yanıtını verdi. PETEK DİNÇÖZ: KONUŞTUKÇA YENİ POTLAR KIRABİLİRİM Diğer sayfada... [PAGE] Konuştukça yeni potlar kırabilirim Uzun zamandır gece eğlencelerinde görünmeyen Petek Dinçöz, önceki gece eşi Can Tanrıyar, Mustafa Erdoğan ve Brezilya'nın Türkiye Büyükelçisi Ersin Erçin'le yemeğe çıktı. Park Şamdan'daki yemek sonrası gazetecilerin sorularını yanıtlayan Dinçöz, gecenin potunu da o sırada kırdı! Petek, "Sayın Brezilya konsolosu ile yemek yedik. Brezilya için yeni projeleri konuştuk" deyince Ersin Erçin olaya müdahale etti: "Konsolos değilim, büyükelçiyim!" Petek Dinçöz de bu uyarı üzerine, "Yine pot kırdık çocuklar" diyerek arabasına bindi. BU YIL HANGİ ÜNLÜ EVLENECEK? Diğer sayfada... [PAGE] KISMETSE BU YIL EVLENECEĞİZ Ünlü şarkıcı Hande Yener önceki gece Harbiye'deki LOVE Kulüp isimli gay barda doğum günü partisi düzenledi. Metin Arolat, Sinan Akçıl, Zuhal Topal ve Kemal Doğulu'nun katıldığı gecede; Yener'in yeni kankası Demet Akalın da vardı. Mekanın kapısına kırmızı halı serdiren Hande Yener, mini şortlu seksi kıyafetiyle dikkat çekti. Nişanlısı Kadir Doğulu ile bu yıl evleneceklerini söyleyen ünlü şarkıcı, "Şimdiye dek hiç vaktimiz olmamıştı ama bu sene kısmetse evleniyoruz" dedi. Kaç yaşına bastığı sorulduğu zaman "18" diyerek gülen ve gerçeği söylemeyen Hande Yener, parmağındaki yeni yüzüğün Kadir Doğulu'nun doğum günü hediyesi olduğunu açıkladı. Hande Yener'in "Demet 'le düet yapacağız" açıklaması, Sinan Akçıl'ı şaşırttı. Yener'in doğum gününe katılan Akçıl, "Hande'nin albümünü ben yapıyorum ama Demet'le düet yapacaklarından haberim yoktu" dedi. EBRU ŞALLI'YA KAYINPEDERİNDEN HEDİYE Diğer sayfada... [PAGE] KAYINPEDERİNDEN HEDİYE AYAKKABI Ebru Şallı Tan, önceki gün İstinye Park'taki Masa Restaurant'ta Didem Uzel ile yemek yerken, kayınpederi Oral Tan da onlara katıldı. Oral Bey; geçen hafta aile arasında doğum gününü kutlayan gelinine, 'gecikmeli' hediyesini verdi. Ebru Şallı, kayınpederinin armağanı olan ayakkabıyı çok beğendiğini belirterek, "Çok mutlu oldum" diye teşekkür etti. Oral Tan; hediyesini verdikten sonra Şallı ile Uzel'i baş başa bıraktı. Yemekten sonra gazetecilerle sohbet eden Didem Uzel de, New York'ta yaşayan borsacı sevgilisi Selim Sarı ile çok mutlu olduğunu belirterek, şunları söyledi: "İlişkimiz çok ciddi boyutta. Selim'den bir çocuk istiyorum ama önce nikah olmalı" TARKAN'IN GENÇLİK İKSİRİ Diğer sayfada... [PAGE] ALTIN ÇİLEK ÇAYIYLA KENDİSİNİ KORUYOR Megastar Tarkan'ın gençlik iksiri ortaya çıktı. Önceki gün İstinye Park'taki pazardan alışveriş yapan Tarkan, kolesterol çayı ve altın çilek isimli şifalı bir bitki satın aldı. Arifoğlu Baharatçısı'ndan alışveriş yaparken, ailesinde kolesterol olduğunu belirten ünlü sanatçı, "Kolesterolümü dengede tutmak için bu çaylardan içiyorum" demiş. Megastar'ın aldığı altın çilek ise yaşlanmayı geciktirici özelliği ile tanınıyor. Metabolizmayı hızlandırıp, kan dolaşımını düzenleyen altın çilek; C vitamini ve potasyum açısından çok zengin bir meyve olarak biliniyor. Karaciğer şişkinliğini önleyen ve kandaki ürik asidin atılmasını sağlayan altın çilek; cilt kanserinden de koruyor. Amerika ve Avrupa ile eş zamanlı gerçekleştirilen Micro SD Card projelerinin ilk uygulaması, Türkiye'de Tarkan için gerçekleştirildi. Hafıza kartı özelliği olan tüm cep telefonlarına uyumlu olan Micro SD Card'lar 19.90 TL'ye satılıyor.
Demet sevgilisine fırça attı! Tarkan'ın gençlik iksiri... Ünlü televizyoncu soyundu... Bu yıl evlenecek olan ünlü... İşte başlıklar...
Gurbetçilerin dramı film oluyor! Filmfabrik Köln ve Filmfabrik İstanbul'un yapımcılığını üstlendiği 'Takiye' filmi, dini değerleri kullanıp halkı kandıran şirketler tarafından mağdur edilen Türkler'in dramını anlatacak. Başrol için ilk teklif, iyi derecede Almanca bilen Sibel Kekilli'ye yapıldı. Ancak Kekilli, işlerinin yoğunluğu nedeniyle filmde yer alamadı. FAHRİYE "TAMAM" DEDİ Filmin yapımcıları, bu gelişme üzerine Fahriye Evcen'in kapısını çaldı. Kadir Sözen'in senaryosunu yazdığı, Ben Verbong'un yönetmenliğini üstlendiği film için "Tamam" diyen Evcen'e; Rutkay Aziz, Ali Sürmeli, Erhan Emre, Mahir Günşiray ve Susan Anbe eşlik edecek.
Gurbetçilerin dramı film oluyor! Başrol teklifi de Sibel Kekilli'ye götürüldü... Fakat Kekilli 'vaktim yok' deyince rolü Fehriye Evcen kaptı.
Tarihinin en ağır felaketlerinden biriyle karşı karşıya kalan Haiti'de, dramın boyutları istatistiklerin çok ötesinde... Kamyonetler ambulans, kapılar sedye oldu ülkede... 2 milyon nüfuslu başkent Port-au-Prince yakınlarında meydana gelen 7.0 büyüklüğündeki depremin ardından bu fakir ülkede yol kenarlarındaki cesetler şimdiden sıradan bir görüntü haline geldi. Yıkılan okullar, evler hatta parlamento binasının altı yardım bekleyenlerle dolu ama zaman daralıyor. Yardımlar dün ulaşmaya başladı ama ilk 3 gün enkazı çıplak elleriyle kaldırmaya çalıştı Haitililer. Ölü sayısı ise netleşmedi. Devlet Başkanı Rene Preval'in "Şimdiden bir toplu mezara 7 bin kişiyi gömdük" sözleri, felaketin boyutlarına ilişkin ipucu sunuyor. Haiti Kızılhaçı 45-50 bin olabileceğini 3 milyon kişinin de evsiz kaldığını ya da yaralandığını açıklarken, CNN'e konuşan Senatör Youri Latortue "500 bini bulabilir" dedi. TWİTTER, TELEFONUN YERİNİ ALDI Halk elektrik olmadığı için karanlığa mahkûm. Su olmadığı için de hastalık ve hatta susuzluktan ölümler kapıda... 35 dereceyi bulan sıcaklık da cabası. Cesetler sokaklara yığılı halde. Yaralıları sedye yerine kapılarda taşınıyor, kamyonlarla hastanelere götürülüyor. Cep telefonuyla iletişim neredeyse yok. Ancak tıpkı İran'daki olaylarda olduğu gibi, en önemli iletişim aracı internet, özellikle de twitter... İlk görüntülerin ajanslardan ziyade internetten gelmesi de bunun kanıtı. Öte yandan, ülkeye ilk yardımlar da gitmeye başladı. Çin kurtarma ekipleri köpekleriyle Haiti'ye varırken, Dünya Gıda Programı 100 ton yiyecek gönderdi. BM, acil ihtiyaç olarak 10 milyon dolar gönderdiğini açıklarken, Avrupa Birliği de 4.4 milyon dolar sözü verdi. ABD, Fransa ve Küba da yardımlarını gönderiyor. Eski ABD Başkanı ve BM Haiti Özel Temsilcisi Bill Clinton da Haiti'ye acil yardım çağrısı yaptı. Türkiye Haiti'ye göndereceği mobil hastane, sağlık tarama aracı, sağlık ekibi, tıbbı malzeme ve ilacın yanı sıra çadır, battaniye ve gıda yardımını Genelkurmay Başkanlığı'na ait uçakla ulaştıracak. İHH İnsani Yardım Vakfı da depremle sarsılan Haiti'ye Amerika üzerinden iki kargo uçağı yardım gönderdi. ÜNLÜLERİN YARDIM YARIŞI Depremin ardından, ünlüler de yardım için sıraya girdi. Talk-show yapımcısı Oprah Winfrey, Paris Hilton, oyuncu Angelina Jolie, Brad Pitt ve Ben Stiller'ın bulunduğu bir grup ünlü de yardım kervanına katıldı. Haiti asıllı ABD'li R&B şarkıcısı Wycleaf Jean da tüm dünyaya yardım çağrısı yaptı. Sınır Tanımayan Doktorlar örgütü, Angelina Jolie-Brad Pitt çiftinin kurumlarına 1 milyon dolar yardım yaptığını bildirdi.
Deprem kurbanı Haiti'de ölü sayısı için tahminler onbinleri hatta yüzbinleri buluyor. Susuzluk 'artçı şok' gibi. Salgın hastalıklar da kapıda...
Time dergisinin foto muhabiri Shaul Schwarz, kentin merkezinde cesetler ve kayalarla kurulan en az 2 barikat gördüğünü söyledi. Schwarz, yardımların ulaşmamasından bıkan Haitililerin cesetlerle yolları kapatmaya başladığını ifade etti. İNGİLTERE'DE VATANDAŞLARA ÇAĞRI Birleşik Krallık Başbakanı Gordon Brown, Haiti'deki deprem felaketinden duyduğu üzüntüyü dile getirerek, İngiliz halkını ülkenin felaketlerle mücadele komitesi (DEC) aracılığıyla destek ve bağışta bulunmaya çağırdı. Birleşik Krallık Hükümeti, Haiti'ye BM aracılığıyla 10 milyon dolar yardımda bulundu. Haiti'ye maddi yardımın yanı sıra su, gıda, tıbbi malzeme yardımında bulunan Birleşik Krallık, itfaiye ve arama-kurtarma ekiplerini Port-Au-Prince gönderdi.
Haiti'deki şiddetli depremin ardından yardımların kendilerine ulaşmadığından şikayet eden kızgın Haitililerin cesetlerle yollara barikatlar kurduğu bildiriliyor.
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Başkanı Ercan Geçmez, Alevi Bektaşi Federasyonu’nun “yeni bir sol parti” girişimi ile bir Alevi örgütü olarak amaç ve hedeflerinden uzaklaştığını ifade ederek, kendilerinin hiçbir siyasal “oluşum” veya “hareket”i desteklemediklerini belirtti. HBVAKV Genel Başkanı Geçmez yaptığı açıklamada, Alevi Bektaşi Federasyonu tarafından oluşturulan “yeni bir sol parti” girişiminin sanki bütün Aleviler tarafından desteklendiği izlenimi yaratıldığını belirterek, bunun doğru olmadığını savundu. AMAÇLARINDAN UZAKLAŞTILAR HBVAKV’nin Alevi Bektaşi Federasyonu ile tüzel, yasal veya organik bir bağı olmadığını kaydeden Geçmez şöyle devam etti: “ABF yönetimi, yeni bir sol parti veya Alevi Partisi girişimi ile bir Alevi örgütü olarak amaç ve hedeflerinden uzaklaşmıştır. Vakıf olarak öncelikli hedeflerimizden birisi, Türkiye’de Alevi Toplumunun temel sorunları ve talepleri; Alevilerin hak ve özgürlükleri için, ulusal ve uluslararası düzeyde ve eşit yurttaşlık anlayışıyla mücadele etmektir. Bu bağlamda Vakfımız, vesayet altında olmaya ve icazet almaya karşı olduğu gibi mevcut ya da yeni oluşacak olan siyasi partilerin veya oluşumların arka bahçesi olmayı da kesinlikle reddeder. Alevi yurttaşlar, kendi politik tercihlerini, yine kendi özgür ve bağımsız iradeleri ile yapma sorumluluğunda ve bilincindedirler. Yapılması gereken bu iradenin hak ettiği saygının geliştirilmesi ve kullanılması önündeki engellerin kaldırılmasıdır. Sonuç olarak, HBVAKV hiçbir siyasal oluşum veya hareket içerisinde değildir ve desteklememektedir. Vakfımız, Alevi yurttaşların politik tercihlerine, kendi özgür iradesine ve bağımsız kararlarına saygılı olduğu gibi Alevilerin eşitlikçi, özgür, laik ve demokratik bir ülke için vermiş oldukları mücadelenin ve bu mücadele sonucunda ortaya çıkan enerjinin sorumsuzca kullanılmasına da karşıdır. Bu nedenle HBVAKV’nın, amaç ve hedeflerinden sapmış olan Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) ile mevcut işbirliği ve dayanışmasını gözden geçireceğini basının, kamuoyunun ve Alevi Toplumunun bilgisine sunarız.”
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, yeni sol partiyi desteklemediğini açıkladı.
Muayene için gittiği Almanya'da ameliyat olan Baros'un, ancak 4 hafta sonra çalışmalara başlayabileceği bildirildi. Sarı-kırmızılı kulübün resmi internet sitesinde yapılan açıklamada, Almanya'da muayene olan Çek golcüye, Alman sağlık ekibinin iki seçenek sunduğu belirtilerek, ''Birinci seçenek, şu anda yürütülmekte olan tedavinin devamı şeklindeyken, ikinci seçenek, tedavi süresini uzatmakla birlikte nüksetme ihtimalini azaltacağı ifade edilerek, küçük bir cerrahi girişim yapılması yönündedir. Kendisine yapılan bilgilendirme sonucu, oyuncumuz ikinci seçeneği tercih etmiş ve bugün başarılı bir müdahale geçirmiştir. Uygulama sonrası Alman sağlık ekibinin yaptığı bilgilendirmeye göre, sporcumuz 2 hafta sonra su içinde koşulara, 4 hafta sonra ise saha çalışmalarına başlayabilecektir'' denildi.
Saraçoğlu'nda Fenerbahçe ile yapılan karşılaşmada sakatlanarak takımından ayrı kalan Çek futbolcu Milan Baros'tan kötü haber geldi.
Kızıl gezegenin etrafında 2006'dan beri dönmekte olan Mars Keşif Aracı (MRO), gezegenin kutup bölgelerinden elde ettiği fotoğraflara bir yenisini ekledi. NASA’lı bilim insanlarından Candy Hansen, resimde görülen ağaç benzeri yapıların aslında buharlaşan karbon dioksitten oluşan buz örtüler olduğunu belirtti. Hansen, kış mevsiminde kum tepelerini örten buz örtünün yaz sıcaklarında eridiğini ve tepelerden aşağıya aktığını söyledi. NASA, fotoğrafta ağaç görünümlü yapıların tepelerden akan buharlaşmış buzların geride bıraktığı koyu izler olduğunu belirtti. Ayrıca, fotoğrafta görülen toz kümelerinin, gezegenin yüzeyine düşen enkazların etkisiyle oluştuğu ifade edildi. YENİ TARTIŞMALAR BAŞLADI NASA son yıllarda Mars’ın kuzey ve güney kutuplarına ait tartışma yaratan birçok fotoğraf çekmişti. Bazı bilim insanları özellikle 2004 ve sonrasında ortaya çıkan fotoğraflarda çok net bir şekilde bitki örtüsü, ağaçlar ve göllerin görüldüğünü öne sürmüş, NASA tüm bu iddiaları yalanlamıştı. MRO aracının son çektiği fotoğraf ardından NASA’nın yaptığı açıklamalar bazı bilim insanlarını tatmin etmedi. Bilim insanları, MRO’nun Aralık 2004’te çektiği Mars fotoğraflarının, kızıl gezegende bitki örtüsü ve su olduğuna dair en büyük kanıt olduğunu ileri sürerken, NASA bu iddiaları cevapsız bıraktı. [PAGE] [PAGE] [PAGE]
Gezegenin etrafında 2006'dan beri dönmekte olan Mars Keşif Aracı (MRO) şok eden yeni bir resim gönderdi!..