image
imagewidth (px) 553
843
| surya
stringlengths 0
8.53k
| marker
stringlengths 24
184k
⌀ | pdf_path
stringclasses 27
values | page_num
int64 0
405
|
|---|---|---|---|---|
MILLİ EĞİTİM BAKANLIĞI YAYINLARI .............................................................................................................................................
DERS KİTAPLARI DİZİSİ ........................................................................................................................................................
Her hakkı saklıdır ve Millî Eğitim Bakanlığına aittir. Kitabın metin, soru ve şekilleri
kısmen de olsa hiçbir surette alınıp yayımlanamaz.
HAZIRLAYANLAR
EDİTÖR
Prof. Dr. Asım YAPICI
DİL UZMANI
Nurgül GÜVEN
PROGRAM GELİŞTİRME UZMANI
Hasan NASIRCI
ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME UZMANI
Hüseyin BÜYÜKBİÇER
REHBERLİK VE GELİŞİM UZMANI
Hatice Müge UĞRAŞAN
GÖRSEL TASARIM UZMANI
Volkan NUR
GRAFİK TASARIM UZMANI
Eren GÜMÜŞ
ISBN 978-975-11-4945-9
Millî Eğitim Bakanlığı, Talim ve Terbiye Kurulunun 18.04.2019 gün ve 8 sayılı kararı
ile ders kitabı olarak kabul edilmiştir.
2
| null |
/content/drive/MyDrive/pdf-testset-small/FELSEFE 11.pdf
| 1
|
|
KİTABIN TANITIMI
FELSEFE 11
Ünite Kapağı
Etkileşimli kitap, video, ses, animasyon, uygulama,
oyun, soru vb. ilave kaynaklara ulaşabileceğiniz
karekodu gösterir. Daha fazlası için http://ogmma-
teryal.eba.gov.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.
Ünite adını gösterir.
Ünitedeki konuların adını gösterir.
Ünitede geçen bazı kavramları bellirtir.
Uniteyi tanıtan ve konuların genel hatlarını veren
yazıdır.
Üniteye başlamadan önce konuya dikkat çeker ve ön
bilqileri yoklar.
Ünitede hedeflenen kazanımları gösterir.
Her ünitede yer alan konular belli bir kodlama sis-
temiyle ifade edilir ve bu kısım, ünite içindeki konu
başlıklarını gösterir.
Her ünitenin başında o döneme ait filozof ve düşü-
nürleri gösteren zaman çizelgesi vardır.
9
|
_page_8_Figure_0.jpeg)

DEVLET KİTAPLARI ……………………., 2021
| MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI YAYINLARI : 7013 | |
|-----------------------------------------|--|
| DERS KİTAPLARI DİZİSİ : 1166 | |
Her hakkı saklıdır ve Millî Eğitim Bakanlığına aittir. Kitabın metin, soru ve şekilleri kısmen de olsa hiçbir surette alınıp yayımlanamaz.
## HAZIRLAYANLAR
**İSTİKLÂL MARŞI**
Bastığın yerleri toprak diyerek geçme, tanı: Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı. Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı: Verme, dünyaları alsan da bu cennet vatanı.
Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda? Şüheda fışkıracak toprağı sıksan, şüheda! Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Huda, Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.
Ruhumun senden İlâhî, şudur ancak emeli: Değmesin mabedimin göğsüne nâmahrem eli.
O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım, Her cerîhamdan İlâhî, boşanıp kanlı yaşım, Fışkırır ruh-ı mücerret gibi yerden na'şım; O zaman yükselerek arşa değer belki başım.
Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl! Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl. Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl; Hakkıdır hür yaşamış bayrağımın hürriyet; Hakkıdır Hakk'a tapan milletimin istiklâl!
**Mehmet Âkif Ersoy**
Bu ezanlar -ki şehadetleri dinin temeli-Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.
Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak; Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak; O benimdir, o benim milletimindir ancak.
Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilâl! Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celâl? Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helâl. Hakkıdır Hakk'a tapan milletimin istiklâl.
Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım. Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım! Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım. Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.
Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar, Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var. Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar, Medeniyyet dediğin tek dişi kalmış canavar?
Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın; Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın. Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın; Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.
**EDİTÖR** Prof. Dr. Asım YAPICI
**DİL UZMANI** Nurgül GÜVEN
**PROGRAM GELİŞTİRME UZMANI** Hasan NASIRCI
**ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME UZMANI** Hüseyin BÜYÜKBİÇER
**REHBERLİK VE GELİŞİM UZMANI** Hatice Müge UĞRAŞAN
**GÖRSEL TASARIM UZMANI** Volkan NUR
**GRAFİK TASARIM UZMANI** Eren GÜMÜŞ
ISBN 978-975-11-4945-9
Millî Eğitim Bakanlığı, Talim ve Terbiye Kurulunun 18.04.2019 gün ve 8 sayılı kararı ile ders kitabı olarak kabul edilmiştir.

## İÇİNDEKİLER
| KİTABIN TANITIMI 9 | |
|--------------------------------------------------------------------------------------|--|
| | |
| 1. ÜNİTE: MÖ 6. YÜZYIL-MS 2. YÜZYIL FELSEFESİ11 | |
| 1.1. FELSEFENİN ORTAYA ÇIKIŞI 13 | |
| İLK MEDENİYETLERİN FELSEFENİN DOĞUŞUNA ETKİSİ 14 | |
| MÖ 6. YÜZYIL-MS 2. YÜZYILDA ANADOLU'DA YAŞAMIŞ FİLOZOFLAR 16 | |
| 1.2. MÖ 6. YÜZYIL-MS 2. YÜZYIL FELSEFESİNİN AYIRICI NİTELİKLERİ18 | |
| İLK NEDEN VE DEĞİŞİM DÜŞÜNCELERİ 18 | |
| SOKRATES VE SOFİSTLERİN BİLGİ VE AHLAK ANLAYIŞLARI 23 | |
| Sofistler 23 | |
| Sokrates 23 | |
| PLATON VE ARİSTOTELES'İN VARLIK, BİLGİ VE DEĞER ANLAYIŞLARI 25 | |
| Platon 25<br>Platon'un Varlık Anlayışı25 | |
| Platon'un Bilgi Anlayışı25 | |
| Platon'un Değer Anlayışı 26 | |
| Aristoteles 27<br>Aristoteles'in Varlık Anlayışı27 | |
| Aristoteles'in Bilgi Anlayışı 28 | |
| Aristoteles'in Değer Anlayışı 28 | |
| 1.3. MÖ 6. YÜZYIL-MS 2. YÜZYIL FİLOZOFLARININ FELSEFİ GÖRÜŞLERİNİN ANALİZİ30 | |
| 1.4. MÖ 6. YÜZYIL-MS 2. YÜZYIL FELSEFESİNİN DÜŞÜNCE VE ARGÜMANLARINI DEĞERLENDİRME34 | |
| ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME 35 | |
| | |
**1**
**2**
**ÜNİTE**
**ÜNİTE**
| 2. ÜNİTE: MS 2. YÜZYIL-15. YÜZYIL FELSEFESİ39 | |
|---------------------------------------------------------------------------------------|--|
| 2.1. MS 2. YÜZYIL-MS 15. YÜZYIL FELSEFESİNİN ORTAYA ÇIKIŞI41 | |
| 2.2. MS 2. YÜZYIL-MS 15. YÜZYIL FELSEFESİNİN AYIRICI NİTELİKLERİ43 | |
| HRİSTİYAN FELSEFESİNİN TEMEL ÖZELLİKLERİ VE ÖNE ÇIKAN PROBLEMLERİ 43 | |
| Tanrı'nın Varlığını Kanıtlama Problemi 44 | |
| Kötülük Problemi 45 | |
| Tümeller Problemi 45 | |
| İSLAM FELSEFESİNİN TEMEL ÖZELLİKLERİ VE ÖNE ÇIKAN PROBLEMLERİ 46 | |
| Yaratıcının Varlığını Kanıtlama Problemi 47 | |
| İrade Özgürlüğü Problemi 48 | |
| Toplumsal Yaşama Yönelik Problemler 48 | |
| MS 2. YÜZYIL-MS 15. YÜZYIL FELSEFESİNDE İNANÇ VE AKIL İLİŞKİSİ 50 | |
| 8. YÜZYIL-12. YÜZYIL ÇEVİRİ FAALİYETLERİNİN İSLAM VE BATI FELSEFESİNE ETKİSİ 52 | |
| 2.3. MS 2. YÜZYIL-MS 15. YÜZYIL FİLOZOFLARININ FELSEFİ GÖRÜŞLERİNİN ANALİZİ53 | |
| 2.4. MS 2. YÜZYIL-MS 15. YÜZYIL FELSEFESİNİN DÜŞÜNCE VE ARGÜMANLARINI DEĞERLENDİRME58 | |
| ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME 60 | |

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak; Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak. O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak; O benimdir, o benim milletimindir ancak.
Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilâl! Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celâl? Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helâl. Hakkıdır Hakk'a tapan milletimin istiklâl.
Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım. Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım! Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım. Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.
Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar, Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var. Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar, Medeniyyet dediğin tek dişi kalmış canavar?
Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın; Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın. Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın; Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın Bastığın yerleri toprak diyerek geçme, tanı: Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı. Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı: Verme, dünyaları alsan da bu cennet vatanı.
Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda? Şüheda fışkıracak toprağı sıksan, şüheda! Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Huda, Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.
Ruhumun senden İlâhî, şudur ancak emeli: Değmesin mabedimin göğsüne nâmahrem eli. Bu ezanlar -ki şehadetleri dinin temeli-Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.
O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım, Her cerîhamdan İlâhî, boşanıp kanlı yaşım, Fışkırır ruh-ı mücerret gibi yerden na'şım; O zaman yükselerek arşa değer belki başım.
Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl! Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl. Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl; Hakkıdır hür yaşamış bayrağımın hürriyyet; Hakkıdır Hakk'a tapan milletimin istiklâl!
#### **Mehmet Âkif Ersoy**
#### GENÇLİĞE HİTABE
Ey Türk gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dâhilî ve hâricî bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dâhilinde iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlîlerin siyasî emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr u zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk istiklâl ve cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.
Mustafa Kemal Atatürk


| | 3. ÜNİTE: 15. YÜZYIL-17. YÜZYIL FELSEFESİ 63 | |
|------------|-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------|--|
| | 3.1. 15. YÜZYIL-17. YÜZYIL FELSEFESİNİN ORTAYA ÇIKIŞI65 | |
| | 12. YÜZYIL ÇEVİRİ FAALİYETLERİNİN 15. YÜZYIL-17. YÜZYIL FELSEFESİNE ETKİSİ 66 | |
| | 15. YÜZYIL-17. YÜZYIL FELSEFESİNE ÖNCEKİ FELSEFİ DÖNEMLERİN ETKİSİ 67 | |
| | 3.2. 15. YÜZYIL-17. YÜZYIL FELSEFESİNİN AYIRICI NİTELİKLERİ 68 | |
| | SKOLASTİK DÜŞÜNCE İLE MODERN DÜŞÜNCENİN TEMEL FARKLARI 68 | |
| ÜNİTE | 15. YÜZYIL-17. YÜZYIL FELSEFESİNDE ÖNE ÇIKAN GÖRÜŞLER 69<br>Hümanizm 69 | |
| | Bilimsel Yöntem 71 | |
| 3 | Kartezyen Felsefe 71 | |
| | Hukuk Felsefesi 71 | |
| | BİLİMSEL ÇALIŞMALARIN 15. YÜZYIL-17. YÜZYIL FELSEFESİNE ETKİSİ74<br>3.3. 15. YÜZYIL-17. YÜZYIL FİLOZOFLARININ FELSEFİ GÖRÜŞLERİNİN ANALİZİ 76 | |
| | | |
| | 3.4. 15. YÜZYIL-17. YÜZYIL FELSEFESİNİN DÜŞÜNCE VE ARGÜMANLARINI DEĞERLENDİRME 79 | |
| | ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME 80 | |
| | 4. ÜNİTE: 18. YÜZYIL-19. YÜZYIL FELSEFESİ83 | |
| | | |
| | 4.1. 18. YÜZYIL-19. YÜZYIL FELSEFESİNİN ORTAYA ÇIKIŞI 85 | |
| | 4.2. 18. YÜZYIL-19. YÜZYIL FELSEFESİNİN AYIRICI NİTELİKLERİ88 | |
| | 18. YÜZYIL-19. YÜZYIL FELSEFESİNİN TEMEL ÖZELLİKLERİ VE ÖNE ÇIKAN PROBLEMLERİ 88 | |
| ÜNİTE | Bilginin Kaynağı 89<br>Birey-Devlet İlişkisi 91 | |
| | Ahlakın İlkeleri 93 | |
| 4 | Varlığın Oluşu 94 | |
| | 18. YÜZYIL-19. YÜZYIL FELSEFESİNİN DÖNEMİN DİL VE EDEBİYATI İLE İLİŞKİSİ 96 | |
| | 4.3. 18. YÜZYIL-19. YÜZYIL FİLOZOFLARININ FELSEFİ GÖRÜŞLERİNİN ANALİZİ98 | |
| | 4.4. 18. YÜZYIL-19. YÜZYIL FELSEFESİNİN DÜŞÜNCE VE ARGÜMANLARINI DEĞERLENDİRME99 | |
| | ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME 102 | |
| | 5. ÜNİTE: 20. YÜZYIL FELSEFESİ106 | |
| | 5.1. 20. YÜZYIL FELSEFESİNİN ORTAYA ÇIKIŞI107 | |
| | | |
| | 5.2. 20. YÜZYIL FELSEFESİNİN AYIRICI NİTELİKLERİ112 | |
| | 20. YÜZYIL FELSEFESİNİN TEMEL ÖZELLİKLERİ, PROBLEMLERİ VE ANA AKIMLARI113<br>Fenomenoloji ve Gerçeklik-Görünüş Sorunu113 | |
| | Hermeneutik ve Yorum Sorunu114 | |
| 5<br>ÜNİTE | Yeni Ontoloji ve Varlık Sorunu 115 | |
| | Varoluşçuluk ve Varoluş-Öz Sorunu 116 | |
| | Diyalektik Materyalizm ve Değişim Sorunu118<br>Mantıkçı Pozitivizm ve Metafizik Bilgi Sorunu 119 | |
| | TÜRKİYE'DE FELSEFİ DÜŞÜNCEYE KATKIDA BULUNAN FELSEFECİLER 120 | |
| | 5.3. 20. YÜZYIL FİLOZOFLARININ FELSEFİ GÖRÜŞLERİNİN ANALİZİ126 | |
| | 5.4. 20. YÜZYIL FELSEFESİNİN DÜŞÜNCE VE ARGÜMANLARINI DEĞERLENDİRME130 | |
| | 5.5. 20 VE 21. YÜZYIL FELSEFECİLERİ VE YAŞADIKLARI COĞRAFYA 132 | |
| | ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME 134 | |
| | CEVAP ANAHTARI 138 | |
| | SÖZLÜK138 | |
| | DİZİN 141 | |
| | KAYNAKÇA 142 | |
 hakkındaki düşünceleri (Thales, Anaksimandros,
Anaksimenes, Empedokles ve Demokritos) bazılarının da değişim hakkındaki düşünceleri (Lao
Tse, Herakleitos ve Parmenides) ele alınacaktır. Ardından Sokrates ve Sofistlerin (Protagoras ve
Gorgias) bilgi ve ahlak anlayışları verilecektir. Son olarak ise Platon ve Aristoteles'in varlık, bilgi
ve değer anlayışlarına değinilecektir.
.
Üçüncü konuda örnek felsefi metinlerden hareketle MÖ 6-MS 2. yüzyıl filozoflarının felsefi
görüşleri analiz edilecektir.
.
Son konuda Protagoras'ın "İnsan her şeyin ölçüsüdür." sözünün dayandığı argümanları tar-
tışmanız ve "bilgi-erdem ilişkisini" günlük hayatla ilişkilendiren özgün bir metin yazmanız
istenecektir.
Hazırlık Çalışmaları
1. Bir konu hakkında araştırma yapılırken o konunun tarihçesine bakılmasının faydaları
neler olabilir?
2. Felsefenin ortaya çıkmasına neler etki etmiş olabilir?
3. Felsefenin yöneldiği ilk konu ve problemler neler olabilir?
Neler Öğreneceksiniz?
· Felsefenin ortaya çıkışını hazırlayan düşünce ortamını açıklamayı,
· MÖ 6-MS 2. yüzyıl felsefesinin karakteristik özelliklerini açıklamayı,
· MO 6-MS 2. yüzyıl filozoflarının felsefi görüşlerini örnek felsefi metinlerden hareketle analiz
etmeyi.
· MÖ 6-MS 2. yüzyıl felsefesindeki örnek düşünce ve argümanları felsefi açıdan
değerlendirmeyi öğreneceksiniz.
12
| null |
/content/drive/MyDrive/pdf-testset-small/FELSEFE 11.pdf
| 11
|
|
1. ÜNİTE
İLK MEDENİYETLERİN FELSEFENİN DOĞUŞUNA ETKİSİ
İnsanın yaşamı; taşıdığı yetileri bakımından gelişmeye, eğitilmeye ve edindiği bilgileri kuşaktan
kuşağa aktararak kültür ve medeniyetler oluşturmaya imkân verir. Bu durum, insanın hayatına
farklı düzey ve şekillerde biçim vermesinin de yolunu açar; dünyayı ve kendilerini kavrayışlarında
çeşitlilik oluşturur. İnsanın toplumsal ve kültürel tarihi, her kültür ve medeniyette kendine özgü-
dür. Medeniyetlerde felsefi düşünce ve disiplinlerin gelişme dönemlerinden önce mitos, masal,
mistik öğreti ve tecrübeler her medeniyetin belirli bilgi birikimi oluşturmalarını sağlamıştır.
Felsefi düşünce, Antik Yunan'da sistematik bir hâle gelmiştir. Sümer, Mezopotamya, Mısır, Çin,
Hint ve Iran medenivetlerindeki kozmos ve erdem anlayısları: felsefi düsünce üzerinde olusum ve
gelişim açısından etkili olmuştur. İlk medeniyetlerde felsefenin yapısını oluşturan varlık, bilgi ve
değer alanlarına yönelik görüşler felsefenin ortaya çıkışını sağlamıştır.
Mezopotamya ve Mısır'da yazı öncesi döneme dair pek çok ögeden söz edilir. Ancak bu me-
deniyetlerin "yazılı" kültüre geçisleri daha önemlidir. Yazı dilinin oluşması, onun öğretilmesi ve
aktarılmasını: yazı matervallerinin (tablet veva parsömenler) üretilmesi ise okulların acılmasını
sağlamıştır. Bu durum, aynı zamanda üst düşünce üretimi anlamına da gelmektedir. Yazılı kül-
türe Sümer (çivi yazısı) ve Mısır ile (hiyeroglif yazı) geçildiği kabul edilir. Felsefi düşünce içinde
bu kültürler, ilkler olarak görülmektedir.
Sümerler, çamurdan yaptıkları (kil) tab-
letler üzerine Gilgamış Destanı'nı yaz-
mıştır. Bunlar, düşünce ve medeniyetle-
rin yazılı kültürdeki ilk büyük örneklerini
oluşturmaktadır. Bununla beraber Mısır
ve Sümer medeniyetleri özellikle ma-
tematik, geometri, astronomi gibi alan-
larda önemli bilgiler oluşturmuştur. Bu
bilgiler; mitolojik açıklamaların dışına
çıkılmasına olanak sağlamış, bu da felse-
fenin ortaya çıkmasında etkili olmuştur.
Özellikle ilk filozoflar olarak nitelendiri-
Görsel 1.1: Mısır Piramitleri
len doğa filozoflarında bu durum belirgin
olarak görülmektedir (Görsel 1.1).
Hint inançlarında insanı kötülüklerden arındırma ve isteklerin üstesinden gelme esastır. Bunu
başarmanın yolları düzenli bilgi ve akıl yürütme teknikleri değil, sezgi ve kişinin iç deneyleridir. Bu
vasamda elde ettikleri veterlilikler ölümden sonraki havatlarının düzevini de belirler. İnsanın istek-
lerden arınması onu, ulaşılması gereken en yüce vani Brahman'a ulaştırır. Hint inanışlarının
temelinde evrenin yaratılışında "su"yun her şeyin kökeni ve canlı kaynağı olduğu fikri de vardır.
Felsefenin ortaya çıkmasındaki ilk neden (arkhe) tartışmaları bu düşüncelerden etkilenmiştir.
İran'da MÖ 1000-600 yıllarında Zerdüşt, ikili (dualist) bir anlayışı öne sürer: Ahuramazda,
görünen ve görünmeyen evrenlerin Ehrimen ise kötülük ve yalanın yaratıcısıdır. Zerdüşt inancı,
özelikle felsefenin değer tartışmalarında etkili olmuştur.Zerdüşt'ün Mani'nin gelişine zemin hazır-
ladığı kabul edilir.
Mani'nin inanç düsturlarında iyilik ve kötülük ilkesinin ikisi de ezelîdir: aydınlık (iyi) ve ka-
ranlık (kötü). İkisinin karışımından da dünya oluşmuştur. Mani inancında Ehrimen'in egemenli-
ğindeki alanı ve insan bedeninde tutuklu bulunan aydınlığı gün yüzüne çıkarmak vardır. Egemen
güç olan Tann Zervan, akıl ve irade gücüyle bunu temsil eder. Mani inancına göre Mani, insanlara
kurtuluş yolunu göstermek için dünyaya gelmiş son elçidir.
Çin'deyse Taoculuk (Taoizm) inancında asıl olan bireydir. Mistik bir bilmeyle gizlere ulaşılma-
ya çalışılır. Transa geçilerek, duyusal bilgi dışına çıkılarak evrenin birliği duygusuna varılır. Lao
Tse'nin önderi olduğu bu inanç sisteminde evrenin kendiliğinden ne ise öyle olduğu savunulur. Var
olan her şey yani Tao (evrenin doğru yolu, özü) erdemli hayatın da ilkesidir. İnsan için en üstün
hayat şekli, üstün akılla Tao'yla birleşmektir. Taoculuk, insanın yaşamının ilkelerini dile getirmesi
açısından felsefenin ortaya çıkmasında etkili olmuştur.
14
|
_page_13_Picture_6.jpeg)
Görsel 1.1: Mısır Piramitleri
**Hint** inançlarında insanı kötülüklerden arındırma ve isteklerin üstesinden gelme esastır. Bunu başarmanın yolları düzenli bilgi ve akıl yürütme teknikleri değil, sezgi ve kişinin iç deneyleridir. Bu yaşamda elde ettikleri yeterlilikler ölümden sonraki hayatlarının düzeyini de belirler. İnsanın isteklerden arınması onu, ulaşılması gereken en yüce varlığa yani Brahman'a ulaştırır. Hint inanışlarının temelinde evrenin yaratılışında "su"yun her şeyin kökeni ve canlı kaynağı olduğu fikri de vardır. Felsefenin ortaya çıkmasındaki ilk neden (arkhe) tartışmaları bu düşüncelerden etkilenmiştir.
**İran**'da MÖ 1000-600 yıllarında Zerdüşt, ikili (dualist) bir anlayışı öne sürer: Ahuramazda, görünen ve görünmeyen evrenlerin Ehrimen ise kötülük ve yalanın yaratıcısıdır. Zerdüşt inancı, özelikle felsefenin değer tartışmalarında etkili olmuştur.Zerdüşt'ün Mani'nin gelişine zemin hazırladığı kabul edilir.
Mani'nin inanç düsturlarında iyilik ve kötülük ilkesinin ikisi de ezelîdir: aydınlık (iyi) ve karanlık (kötü). İkisinin karışımından da dünya oluşmuştur. Mani inancında Ehrimen'in egemenliğindeki alanı ve insan bedeninde tutuklu bulunan aydınlığı gün yüzüne çıkarmak vardır. Egemen güç olan Tanrı Zervan, akıl ve irade gücüyle bunu temsil eder. Mani inancına göre Mani, insanlara kurtuluş yolunu göstermek için dünyaya gelmiş son elçidir.
**Çin**'deyse Taoculuk (Taoizm) inancında asıl olan bireydir. Mistik bir bilmeyle gizlere ulaşılmaya çalışılır. Transa geçilerek, duyusal bilgi dışına çıkılarak evrenin birliği duygusuna varılır. Lao Tse'nin önderi olduğu bu inanç sisteminde evrenin kendiliğinden ne ise öyle olduğu savunulur. Var olan her şey yani Tao (evrenin doğru yolu, özü) erdemli hayatın da ilkesidir. İnsan için en üstün hayat şekli, üstün akılla Tao'yla birleşmektir. Taoculuk, insanın yaşamının ilkelerini dile getirmesi açısından felsefenin ortaya çıkmasında etkili olmuştur.
## **Uygulama**
Aşağıdaki sözleri okuyup bu sözlerden hareketle verilen soruları cevaplayınız.
Sen bilgin bir adamsın, bunları bilmen gerek. Ey Gılgamış! Bulamayacağın ölümsüzlüğü aramak için kaybettiğin zamana yazık olmuş. Sana verilen bu yaşamın tadını çıkarmaya bak! Gece gündüz keyiflen. Her gününü üzüntüyle değil sevinçli geçirmeye çalış (Görsel 1.2).
> Gılgamış Destanı

# **FELSEFE 11**
**MÖ 6. YÜZYIL-MS 2. YÜZYIL FELSEFESİ**
## **ÜNİTE KONULARI**
- 1.1. FELSEFENİN ORTAYA ÇIKIŞI
- 1.2. MÖ 6. YÜZYIL-MS 2. YÜZYIL FELSEFESİNİN AYIRICI NİTELİKLERİ
ÜNİTE
1.
- 1.3. MÖ 6. YÜZYIL-MS 2. YÜZYIL FİLOZOFLARININ FELSEFİ GÖRÜŞLERİNİN ANALİZİ
- 1.4. MÖ 6. YÜZYIL-MS 2. YÜZYIL FELSEFESİNİN DÜŞÜNCE VE ARGÜMANLARINI DEĞERLENDİRME
#### **TEMEL KAVRAMLAR**
•İlk Neden •Değişim •Sofist •İdea •Erdem
#### **Giriş**
Felsefe; insanın kendini, toplumu, evreni anlama ve açıklama çabasının sonucudur. İlgilenilen konu ve alanlar bakımından eleştirel ve sistemli düşünme ile düşündüklerini ifade etme sürecidir. Felsefede asıl olan hakikatin aranmasıdır. Gerçeğin doğru bilgisini bulma çabası; kişiyi kimi zaman evreni araştırmaya, kimi zaman da kendi veya başkalarının düşünceleri üzerine düşünmeye yönlendirir.
Felsefe; erdemli hayatı ve hakikati bulma yoludur. Bununla birlikte insan; felsefe, bilim, sanat ve din gibi önemli alanların bütünlüğü içinde yaşar. Felsefe tarihine bakıldığında felsefenin her çağda diğer alanlarla etkileşim içinde olduğu görülür. Bu etkileşimde alanlara atfedilen değer çağlara göre değişiklik gösterse de felsefe, insan yaşamındaki bütünlüğü anlamlandırmayı sürdürmüştür.
MÖ 6. yüzyıla doğru Anadolu ve Akdeniz kıyılarında medeniyetlerin etkileşimiyle felsefenin ortaya çıktığı kabul edilir. Filozoflar ele aldıkları konular üzerine sistemli, tutarlı ve akla dayalı düşünceler üretmiştir. Filozofların öne sürdüğü konular, bugün hâlâ tartışılmakta ve dolayısıyla güncelliğini korumaktadır.
MÖ 6-MS 2. yüzyıl felsefesi ünitesinde şu konular ele alınacaktır:
- İlk konuda felsefenin ortaya çıkışını hazırlayan düşünce ortamını açıklayabilmek için Sümer, Mezopotamya, Mısır, Çin, Hint ve İran medeniyetlerinde varlık, bilgi ve değer anlayışlarının felsefenin doğuşundaki etkilerine değinilecektir. Ardından Anadolu'da yaşamış bazı filozofların biyografik bilgilerini incelemeniz istenecektir.
- İkinci konuda MÖ 6-MS 2. yüzyıl felsefesinin karakteristik özelliklerini açıklamak için ilk olarak bazı filozofların ilk neden (arkhe) hakkındaki düşünceleri (Thales, Anaksimandros, Anaksimenes, Empedokles ve Demokritos) bazılarının da değişim hakkındaki düşünceleri (Lao Tse, Herakleitos ve Parmenides) ele alınacaktır. Ardından Sokrates ve Sofistlerin (Protagoras ve Gorgias) bilgi ve ahlak anlayışları verilecektir. Son olarak ise Platon ve Aristoteles'in varlık, bilgi ve değer anlayışlarına değinilecektir.
- Üçüncü konuda örnek felsefi metinlerden hareketle MÖ 6-MS 2. yüzyıl filozoflarının felsefi görüşleri analiz edilecektir.
- Son konuda Protagoras'ın "İnsan her şeyin ölçüsüdür." sözünün dayandığı argümanları tartışmanız ve "bilgi-erdem ilişkisini" günlük hayatla ilişkilendiren özgün bir metin yazmanız istenecektir.
#### **Hazırlık Çalışmaları**
- 1. Bir konu hakkında araştırma yapılırken o konunun tarihçesine bakılmasının faydaları neler olabilir?
- 2. Felsefenin ortaya çıkmasına neler etki etmiş olabilir?
- 3. Felsefenin yöneldiği ilk konu ve problemler neler olabilir?
#### **Neler Öğreneceksiniz?**
- Felsefenin ortaya çıkışını hazırlayan düşünce ortamını açıklamayı,
- MÖ 6-MS 2. yüzyıl felsefesinin karakteristik özelliklerini açıklamayı,
- MÖ 6-MS 2. yüzyıl filozoflarının felsefi görüşlerini örnek felsefi metinlerden hareketle analiz etmeyi,
- MÖ 6-MS 2. yüzyıl felsefesindeki örnek düşünce ve argümanları felsefi açıdan değerlendirmeyi öğreneceksiniz.
## **1.1. FELSEFENİN ORTAYA ÇIKIŞI**
Felsefenin ortaya çıkmasıyla ilgili görüşler çoğunlukla kabullere dayanır. Bu kabuller, bugüne ulaşan sözlü ve yazılı (tarih, antropoloji, arkeoloji vb.) birçok bilginin yorumlanması sonucunda oluşmuştur. Elde edilecek yeni bilgiler var olan kabulleri değiştirebilir ama uzlaşılan bilgilere göre felsefe; farklı medeniyetlerin felsefeye temel olabilecek bilim, inanç ve öğretilerinin sistemleştirilmesi ile MÖ 6. yüzyılda belirgin olarak ortaya çıkmıştır. Felsefenin ortaya çıkışı ve sistemleşmesinde bazı filozoflar öne çıkmaktadır (Tablo 1.1).
Tablo 1.1: MÖ 6-MS 2. Yüzyıl Filozofları
| | | 700 | | | |
|----------------------------------|-------|------------|-------------------------------------------------------------------------------------|---------------------------------------------------------------------------------------------------|--------------------------------------------------------------------------------------------------------------|
| | | | Thales<br>Lao Tse<br>Anaximandros | (Tales)<br>(Lao Tze)<br>(Anaksimandros) (MÖ 610-547) | (MÖ 625-546)<br>(MÖ 604-520) |
| | MÖ | 600 | Anaximenes<br>Pythagoras<br>Konfüçyüs | (Anaksimenes)<br>(Pisagor)<br>(Konfüçyüs) | (MÖ 585-528)<br>(MÖ 570-495)<br>(MÖ 551-479) |
| ARI<br>OFL | | 500 | Herakleitos<br>Parmenides<br>Anaksagoras | (Herakliytos)<br>(Parmenides)<br>(Anaksagoras) | (MÖ 540-480)<br>(MÖ 515-460)<br>(MÖ 500-428) |
| Z<br>O<br>YIL FİL<br>Z<br>Ü<br>Y | | | Protagoras<br>Empedokles<br>Gorgias<br>Sokrates<br>Demokritos<br>Platon<br>Diogenes | (Pratagoras)<br>(Empedokles)<br>(Gorgiyas)<br>(Sokrates)<br>(Demokritos)<br>(Platon)<br>(Diyojen) | (MÖ 490-420)<br>(MÖ 490-430)<br>(MÖ 480-380)<br>(MÖ 469-399)<br>(MÖ 460-360)<br>(MÖ 427-347)<br>(MÖ 412-323) |
| MS 2.<br>Ö 6- | | 400 | Aristoteles<br>Epiküros<br>Zenon | (Aristoteles)<br>(Epikür)<br>(Zenon) | (MÖ 384-322)<br>(MÖ 341-270)<br>(MÖ 333-262) |
| M | | 300<br>200 | Karneades | (Karnedes) | (MÖ 214-129) |
| | | 100 | Cicero | (Çiçero) | (MÖ 106-43) |
| | MİLAT | 0 | Seneca | (Seneka) | (MÖ 65-MS 4) |
| | MS | 100 | Epiktetos | (Epiktetos) | (MS 50-135) |
| | | 200 | M. Aurelius | ( Ayreylus) | (MS 121-180) |
#### **İLK MEDENİYETLERİN FELSEFENİN DOĞUŞUNA ETKİSİ**
İnsanın yaşamı; taşıdığı yetileri bakımından gelişmeye, eğitilmeye ve edindiği bilgileri kuşaktan kuşağa aktararak kültür ve medeniyetler oluşturmaya imkân verir. Bu durum, insanın hayatına farklı düzey ve şekillerde biçim vermesinin de yolunu açar; dünyayı ve kendilerini kavrayışlarında çeşitlilik oluşturur. İnsanın toplumsal ve kültürel tarihi, her kültür ve medeniyette kendine özgüdür. Medeniyetlerde felsefi düşünce ve disiplinlerin gelişme dönemlerinden önce mitos, masal, mistik öğreti ve tecrübeler her medeniyetin belirli bilgi birikimi oluşturmalarını sağlamıştır.
Felsefi düşünce, **Antik Yunan**'da sistematik bir hâle gelmiştir. Sümer, Mezopotamya, Mısır, Çin, Hint ve İran medeniyetlerindeki kozmos ve erdem anlayışları; felsefi düşünce üzerinde oluşum ve gelişim açısından etkili olmuştur. İlk medeniyetlerde felsefenin yapısını oluşturan varlık, bilgi ve değer alanlarına yönelik görüşler felsefenin ortaya çıkışını sağlamıştır.
**Mezopotamya** ve **Mısır**'da yazı öncesi döneme dair pek çok ögeden söz edilir. Ancak bu medeniyetlerin "yazılı" kültüre geçişleri daha önemlidir. Yazı dilinin oluşması, onun öğretilmesi ve aktarılmasını; yazı materyallerinin (tablet veya parşömenler) üretilmesi ise okulların açılmasını sağlamıştır. Bu durum, aynı zamanda üst düşünce üretimi anlamına da gelmektedir. Yazılı kültüre **Sümer** (çivi yazısı) ve Mısır ile (hiyeroglif yazı) geçildiği kabul edilir. Felsefi düşünce içinde
bu kültürler, ilkler olarak görülmektedir. Sümerler, çamurdan yaptıkları (kil) tabletler üzerine Gılgamış Destanı'nı yazmıştır. Bunlar, düşünce ve medeniyetlerin yazılı kültürdeki ilk büyük örneklerini oluşturmaktadır. Bununla beraber Mısır ve Sümer medeniyetleri özellikle matematik, geometri, astronomi gibi alanlarda önemli bilgiler oluşturmuştur. Bu bilgiler; mitolojik açıklamaların dışına çıkılmasına olanak sağlamış, bu da felsefenin ortaya çıkmasında etkili olmuştur. Özellikle ilk filozoflar olarak nitelendirilen doğa filozoflarında bu durum belirgin olarak görülmektedir (Görsel 1.1).
 birçok bilginin yorumlanması sonucunda
oluşmuştur. Elde edilecek yeni bilgiler var olan kabulleri değiştirebilir ama uzlaşılan bilgilere göre
felsefe; farklı medeniyetlerin felsefeye temel olabilecek bilim, inanç ve öğretilerinin sistemleştiril-
mesi ile MÖ 6. yüzyılda belirgin olarak ortaya çıkmıştır. Felsefenin ortaya çıkışı ve sistemleşmesin-
de bazı filozoflar öne çıkmaktadır (Tablo 1.1).
Tablo 1.1: MO 6-MS 2. Yüzyıl Filozofları
700
Thales
(Tales)
(MO 625-546)
(MO 604-520)
Lao Tse
(Lao Tze)
Anaximandros
(Anaksimandros) (MO 610-547)
600
(MO 585-528)
Anaximenes
(Anaksimenes)
(MO 570-495)
Pythagoras
(Pisagor)
Konfücyüs
(Konfücyüs)
(MO 551-479)
(MO 540-480)
Herakleitos
(Herakliytos)
(MO 515-460)
Parmenides
(Parmenides)
(MO 500-4281
Anaksagoras
(Anaksagoras)
-MS 2. YÜZYIL FİLOZOFL
500
(MO 490-420)
Protagoras
(Pratagoras)
Empedokles
(Empedokles)
(MO 490-430)
mö
Gorgias
(MO 480-380)
(Gorgiyas)
(MO 469-399)
Sokrates
(Sokrates)
(MO 460-360)
Demokritos
(Demokritos)
(MO 427-347)
Platon
(Platon)
(MÖ 412-323)
Diogenes
(Diyojen)
400
(MO 384-322)
Aristoteles
(Aristoteles)
(MO 341-270)
Epiküros
(Epikür)
Zenon
(Zenon)
(MO 333-262)
300
(Karnedes)
(MO 214-129)
Karneades
200
(MO 106-43)
Cicero
(Cicero)
100
(MO 65-MS 4)
Seneca
(Seneka)
mil AT
0
Epiktetos
(Epiktetos)
(MS 50-135)
100
ખર
M. Aurelius
(MS 121-180)
( Ayreylus)
200
13
| null |
/content/drive/MyDrive/pdf-testset-small/FELSEFE 11.pdf
| 12
|
|
1. UNITE
MÖ 6. YÜZYIL-MS 2. YÜZYILDA ANADOLU'DA YAŞAMIŞ FİLOZOFLAR
MO 6-5. yüzyıl arasında Anadolu'nun batı kıyısında yaşamış bazı filozoflar, doğa olayları hak-
kındaki açıklamalarıyla öne çıkmıştır. Bu açıklamaların ortak niteliği mitolojik unsurlar içermeyen
doğal gözleme ve incelemelere dayanmasıdır. Filozoflar; varlığı, doğayı ve evreni yapmış oldukları
gözlemler cercevesinde belli ilkelerle acıklamaya calısmıstır. Thales, Anaksimandros, Anaksimenes,
Anaksagoras. Ksenofanes ve Herakleitos en cok bilinen filozoflardandır.
Filozofların çalışmaları, kendiler için temel olması ve felsefenin gelişip sistem-
leşmesine katkı sağlaması açısından önemlidir. Felsefenin sistemli olarak başlaması noktasında
çoğu kaynakların bu filozofları işaret etmesi onların önemini daha da artırmaktadır. O dönem itiba-
rıyla felsefi düşünceye katkısı olmuş birçok düşünür, bu coğrafyada bulunur. Diogenes, Aristoteles,
Epiktetos ve Lukianos bunlar arasında öne çıkanlardır.
Thales
Milet'te (Aydın/Didim) yaşamıştır. Bazı kaynaklara göre tarihin ilk filozofu ve bilim insanı ola-
rak kabul edilir. Evrene vönelik acıklamasında maddeye dayalı bir ilke öne sürmüstür. Felsefe dı-
şında matematik, geometri ve astronomi gibi alanlarda da çalışmaları vardır. Günes tutulmasını
önceden tahmin ettiği söylenir. Geometrideki "Thales Teoremi"de onun çalışmasıdır.
Anaksimandros
Thales gibi Milet'te (Aydın/Didim) yaşamıştır ve onun öğrencisi olarak kabul edilmektedir.
Matematik, astronomi, haritacılık ve doğa gibi konularda da çalışmalar yapmıştır. Güneş saati üze-
rinden güneşin konumunu belirleyen bir alet geliştirdiği ve yeryüzü haritalarını çizdiği de söylenir.
Anaksimenes
Milet'te (Aydın/Didim) yasamıs filozoflardandır. Anaksimandros'un öğrencisi olduğu kabul
edilir. Evren sistemi ve varlıkların oluşmasıyla ilgili düşünceleri felsefe tarihinde öne çıkmıştır.
Astronomi alanında çalışmalar yapmıştır. Güneş ve Ay tutulmaları hakkında doğru bilgiler vermiştir.
Anaksagoras
Klazomenai'da (İzmir/Ürla) yaşamıştır. Felsefe tarihinde varlıkların temeline yönelik "nous"
kavramıyla öne çıkmıştır. Bu kavram, maddeleri bir amaca göre düzenleyen ve hareket ettiren
ilkeyi işaret eder.
Herakleitos
Ephesos'ta (İzmir/Efes/Selçuk) yaşamıştır. Varlıklar üzerine oluş düşüncesiyle öne çıkmıştır.
Yapıtlarının anlaşılmasının güç olması ve anlatımını özdeyişler şeklinde yapmasından dolayı ona
"Karanlık Herakleitos" denmiştir. Düşünce tarihinde "Aynı ırmağa iki kere girilemez." sözünün
sahibidir.
Ksenofanes (Kısefones)
Kolophon'da (İzmir/Değirmendere) doğmuştur. İnsan ve toplumun kültürel yaşantısıyla ilgili
düşünceler oluşturmuştur.
Epiktetos
Hierapolis'te (Denizli/Pamukkale) doğmuştur. Stoa felsefesinin temsilcilerinden olan Epiktetos,
ahlak alanındaki düşünceleriyle tanınmıştır. Bilgelik, irade, özgürlük ve doğaya uyum gibi konu-
larda fikirleriyle öne çıkmıştır.
Diogenes
Sinope'de (Sinop) doğmuştur. "Kinik" felsefi öğretisini savunan filozoftur. Rıhtımda bir küfenin
içinde yaşayan Diogenes; hayatta malın mülkün önemli olmadığını, insanın doğaya uygun yaşama-
sı gerektiğini ileri sürmüştür. Kendisini ziyarete gelen Makedonya Kralı Büyük İskender'in “Benden
bir isteğin var mı?" sözüne karşılık "Gölge etme başka ihsan istemez." sözüyle düşüncelerini açıkça
ortaya koymuş bir filozoftur.
Lukianos (Lukiyanos)
Samsat'ta (Adıyaman) doğmuştur. Özellikle ahlakla ilgili eserler vermiştir. Güçlü bir retorikçidir
(söz ile ikna etme sanatı). Dönemin özellikle de Kiniklerin düşüncelerini ve inanışlarını eleştirmiştir.
16
| null |
/content/drive/MyDrive/pdf-testset-small/FELSEFE 11.pdf
| 15
|
|
MÖ 6. Yüzyıl-MS 2. Yüzyıl Felsefesi
İlk Neden (Arkhe) Problemi
Thales
Su
Thales ilk neden sorununu
ortaya koyan ilk düşünürdür.
Thales'e göre evrenin ilk nede-
ni sudur. Su; varlıkların tümü-
nün nedeni, ilk maddesidir. Tüm
varlıklarda suyu bulmak müm-
Anaksimandros
kündür. Değişen her şeyde de-
Aperion
ğişmeden varlığını sürdürendir.
Evrendeki çokluğun temelinde-
Anaksimandros'a göre ilk ne-
ki birliktir. Suyun soğuduğunda
den nicelik olarak sınırsız, nite-
buz, ısındığında ise buhar olması
suyun tüm varlıklarda farklı bi-
lik olarak ise belirsiz olmalıdır.
Bu da su gibi fiziksel bir madde
çimlerde var olduğunu gösterir.
olamaz. Arkhe; duyusal olma-
yan bir varlık, soyut bir ilkedir.
Anaksimenes
Sonsuz olan bu ilk neden ape-
Hava
irondur. Apeiron, bütün varlık-
ların temelidir. Apeirondan ilk
Anaksimenes, Anaksimandros
olarak birbirine karşıt olan sıcak
arkhe prob-
ve
Thales gibi
ve soğuk ortava cıkmıstır. Bütün
lemiyle
ilgilenmiştir.
Arkhe.
varlıklar da bu iki durumun
Anaksimenes'te havadır. Hava,
oluşturduğu zıtlıklardan oluşur.
Thales'te olduğu gibi somut ancak
Anaksimandros'ta olduğu şekliyle
Empedokles
sonsuzluk niteliğindedir. O, "Hava
Toprak, su, hava, ates
olan ruh, nasıl bedeni ayakta tutu-
vorsa dünvavı ve evreni de avakta
tutan havadır." demektedir. Hava,
Empedokles'te arkhe, dort
yoğunlaşma ve seyrekleşmesiy-
ana maddeden oluşur: su, top-
le diğer varlıkların oluşmasını
rak, hava ve ateş. Kendinden
sağlar.
başka bir şeye indirgenemeyen
ve hareketsiz olan bu ana mad-
deleri hareket ettiren dış bir gü-
Demokritos
cün olması gerektiğini söyler.
Atom
Bu güç, sevgi ve nefrettir. Tözler
değismez ancak farklı oranlarda
göre
Demokritos’a
arkhe.
bir araya gelerek farklı varlık-
maddenin en küçük yapı taşına
ların oluşumunu gerçekleştirir.
kadar bölünüp artık bölünemeye-
Sevgi birleştirici, nefret ise ayı-
cek hâle gelindiğinde elde kalan
rıcı ilkedir.
son parcadır. O. bu parcava atom
demektedir. Atomlar sonsuz, de-
ğişmeyen, boşluksuz ve yer kapla-
yan özelliktedir. Boşlukta hareket
eden atomlar, basınçları sonucu
sınırsız sekiller hâlinde birleserek
varlıkları oluşturur. Atomların bir
araya gelmesi doğum, birbirin-
den ayrışması ise ölümdür.
19
| null |
/content/drive/MyDrive/pdf-testset-small/FELSEFE 11.pdf
| 18
|
|
MÖ 6. Yüzyıl-MS 2. Yüzyıl Felsefesi
Uygulama
Aşağıdaki sözleri okuyup bu sözlerden hareketle verilen soruları cevaplayınız.
Sen bilgin bir adamsın, bunları bilmen gerek. Ey
Gilgamış! Bulamayacağın ölümsüzlüğü aramak için
kaybettiğin zamana yazık olmuş. Sana verilen bu yaşamın
tadını çıkarmaya bak! Gece gündüz keyiflen. Her gününü
üzüntüyle değil sevinçli geçirmeye çalış (Görsel 1.2).
Gilgamış Destanı
Görsel 1.2: Sümer kil tabletleri
Brahman Harisvâmin'in karısı ortadan kaybolur. Brahman
günlerce onu arar. Her tarafa bakar ama bulamaz. Keder icin-
de yollara düşer. Sıcak bir günde yaşlı bir karı-kocanın evine
gelir. Burası bir tür "aş evi"dir. Yaşlı kadın Brahman'a pirinç ve
süt dolu bir kap yemek verir ve onu, bu düşkünler evine lâyık
olmayan soylu bir kişi olarak gördüğü için yemeğini dere ke-
narında yemesini ister. Harisvâmin de öyle yapar. Bir ağacın al-
tında yemeğini yerken ağacın üstünde duran bir çaylağın pen-
çesinde tuttuğu siyah kobra yılanının ağzından zehiri yemeğin
icine düser. Bunu viyen Brahman ölür. Masalın sorusu sudur:
Brahman'ın ölümüne neden olan suçlu yemeği veren yaşlı
çift mi, çaylak mı yoksa yılan mıdır? Kral şöyle cevap verir:
"Düşmanın çaresiz avı iken yılan nasıl suçlu olabilir? Çaylak
da karnı acıktığı için doğal olarak yemeğini temin etmektedir.
Ac insanları sevabına dovuran vaslı kisilerin de bunda bir sucu
olamaz. Bu nedenle Brahman'ın ölümünü herhangi birine yük-
leyen kişi, çok aptal bir kişi olmalıdır.
Korhan KAYA, Hortlağın Yırmi Beş Hikâyesi
Sorular
1. Gılgamış Destanı ile ilgili verilen metne göre bilgin bir kişi ne yapmalıdır?
..............................................................................................................................................................................
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
2. Hint hikâyesinde olaylara tanık olmayan kralın ahlaki bir sonuca varmasındaki
dinî ve mitolojik açıklamalar ile kendi sezgisinin rolünü karşılaştırınız.
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
..............................................................................................................................................................................
3. Yukarıdaki alıntılarda ilk medeniyetlerin felsefenin ortaya çıkmasına olan
etkisini değerlendiriniz.
..............................................................................................................................................................................
..............................................................................................................................................................................
..............................................................................................................................................................................
15
|
_page_14_Picture_7.jpeg)
Görsel 1.3: Brahman heykeli
Brahman Harisvâmin'in karısı ortadan kaybolur. Brahman günlerce onu arar. Her tarafa bakar ama bulamaz. Keder içinde yollara düşer. Sıcak bir günde yaşlı bir karı-kocanın evine gelir. Burası bir tür "aş evi"dir. Yaşlı kadın Brahman'a pirinç ve süt dolu bir kap yemek verir ve onu, bu düşkünler evine lâyık olmayan soylu bir kişi olarak gördüğü için yemeğini dere kenarında yemesini ister. Harisvâmin de öyle yapar. Bir ağacın altında yemeğini yerken ağacın üstünde duran bir çaylağın pençesinde tuttuğu siyah kobra yılanının ağzından zehiri yemeğin içine düşer. Bunu yiyen Brahman ölür. Masalın sorusu şudur: Brahman'ın ölümüne neden olan suçlu yemeği veren yaşlı çift mi, çaylak mı yoksa yılan mıdır? Kral şöyle cevap verir: "Düşmanın çaresiz avı iken yılan nasıl suçlu olabilir? Çaylak da karnı acıktığı için doğal olarak yemeğini temin etmektedir. Aç insanları sevabına doyuran yaşlı kişilerin de bunda bir suçu olamaz. Bu nedenle Brahman'ın ölümünü herhangi birine yükleyen kişi, çok aptal bir kişi olmalıdır.
Korhan KAYA, Hortlağın Yirmi Beş Hikâyesi
#### **Sorular**
### **1. Gılgamış Destanı ile ilgili verilen metne göre bilgin bir kişi ne yapmalıdır? ................................................................................................................................ ................................................................................................................................ ................................................................................................................................ 2. Hint hikâyesinde olaylara tanık olmayan kralın ahlaki bir sonuca varmasındaki dinî ve mitolojik açıklamalar ile kendi sezgisinin rolünü karşılaştırınız. ................................................................................................................................ ................................................................................................................................ ................................................................................................................................ 3. Yukarıdaki alıntılarda ilk medeniyetlerin felsefenin ortaya çıkmasına olan etkisini değerlendiriniz. ................................................................................................................................ ................................................................................................................................ ................................................................................................................................**
#### **MÖ 6. YÜZYIL-MS 2. YÜZYILDA ANADOLU'DA YAŞAMIŞ FİLOZOFLAR**
MÖ 6-5. yüzyıl arasında Anadolu'nun batı kıyısında yaşamış bazı filozoflar, doğa olayları hakkındaki açıklamalarıyla öne çıkmıştır. Bu açıklamaların ortak niteliği mitolojik unsurlar içermeyen doğal gözleme ve incelemelere dayanmasıdır. Filozoflar; varlığı, doğayı ve evreni yapmış oldukları gözlemler çerçevesinde belli ilkelerle açıklamaya çalışmıştır. Thales, Anaksimandros, Anaksimenes, Anaksagoras, Ksenofanes ve Herakleitos en çok bilinen filozoflardandır.
Filozofların çalışmaları, kendilerinden sonrakiler için temel olması ve felsefenin gelişip sistemleşmesine katkı sağlaması açısından önemlidir. Felsefenin sistemli olarak başlaması noktasında çoğu kaynakların bu filozofları işaret etmesi onların önemini daha da artırmaktadır. O dönem itibarıyla felsefi düşünceye katkısı olmuş birçok düşünür, bu coğrafyada bulunur. Diogenes, Aristoteles, Epiktetos ve Lukianos bunlar arasında öne çıkanlardır.
#### **Thales**
Milet'te (Aydın/Didim) yaşamıştır. Bazı kaynaklara göre tarihin ilk filozofu ve bilim insanı olarak kabul edilir. Evrene yönelik açıklamasında maddeye dayalı bir ilke öne sürmüştür. Felsefe dışında matematik, geometri ve astronomi gibi alanlarda da çalışmaları vardır. Güneş tutulmasını önceden tahmin ettiği söylenir. Geometrideki "Thales Teoremi"de onun çalışmasıdır.
#### **Anaksimandros**
Thales gibi Milet'te (Aydın/Didim) yaşamıştır ve onun öğrencisi olarak kabul edilmektedir. Matematik, astronomi, haritacılık ve doğa gibi konularda da çalışmalar yapmıştır. Güneş saati üzerinden güneşin konumunu belirleyen bir alet geliştirdiği ve yeryüzü haritalarını çizdiği de söylenir.
#### **Anaksimenes**
Milet'te (Aydın/Didim) yaşamış filozoflardandır. Anaksimandros'un öğrencisi olduğu kabul edilir. Evren sistemi ve varlıkların oluşmasıyla ilgili düşünceleri felsefe tarihinde öne çıkmıştır. Astronomi alanında çalışmalar yapmıştır. Güneş ve Ay tutulmaları hakkında doğru bilgiler vermiştir.
#### **Anaksagoras**
Klazomenai'da (İzmir/Urla) yaşamıştır. Felsefe tarihinde varlıkların temeline yönelik "nous" kavramıyla öne çıkmıştır. Bu kavram, maddeleri bir amaca göre düzenleyen ve hareket ettiren ilkeyi işaret eder.
#### **Herakleitos**
Ephesos'ta (İzmir/Efes/Selçuk) yaşamıştır. Varlıklar üzerine oluş düşüncesiyle öne çıkmıştır. Yapıtlarının anlaşılmasının güç olması ve anlatımını özdeyişler şeklinde yapmasından dolayı ona "Karanlık Herakleitos" denmiştir. Düşünce tarihinde "Aynı ırmağa iki kere girilemez." sözünün sahibidir.
#### **Ksenofanes** (Kısefones)
Kolophon'da (İzmir/Değirmendere) doğmuştur. İnsan ve toplumun kültürel yaşantısıyla ilgili düşünceler oluşturmuştur.
#### **Epiktetos**
Hierapolis'te (Denizli/Pamukkale) doğmuştur. Stoa felsefesinin temsilcilerinden olan Epiktetos, ahlak alanındaki düşünceleriyle tanınmıştır. Bilgelik, irade, özgürlük ve doğaya uyum gibi konularda fikirleriyle öne çıkmıştır.
#### **Diogenes**
Sinope'de (Sinop) doğmuştur. "Kinik" felsefi öğretisini savunan filozoftur. Rıhtımda bir küfenin içinde yaşayan Diogenes; hayatta malın mülkün önemli olmadığını, insanın doğaya uygun yaşaması gerektiğini ileri sürmüştür. Kendisini ziyarete gelen Makedonya Kralı Büyük İskender'in "Benden bir isteğin var mı?" sözüne karşılık "Gölge etme başka ihsan istemez." sözüyle düşüncelerini açıkça ortaya koymuş bir filozoftur.
#### **Lukianos** (Lukiyanos)
Samsat'ta (Adıyaman) doğmuştur. Özellikle ahlakla ilgili eserler vermiştir. Güçlü bir retorikçidir (söz ile ikna etme sanatı). Dönemin özellikle de Kiniklerin düşüncelerini ve inanışlarını eleştirmiştir.
#### **Aristoteles**
Felsefe tarihinin en önemli filozoflarından olan Aristoteles, yaşamının bir kısmını Assos'ta (Çanakkale/Ayvacık) geçirip burada felsefi çalışmalar yaptığı için Anadolu'da yaşayan filozoflar arasında sayılmıştır. Mantık, siyaset ve biyoloji gibi birçok bilgi alanında çalışmalarıyla öne çıkan Aristoteles, o dönem itibarıyla bu alanların çoğunda ve etkisi çağlar boyu süren görüşler ortaya koymuştur. Kendinden önceki felsefeler ve bilimsel çalışmalar hakkında verdiği bilgiler dolayısıyla ilk felsefe tarihçisi olarak da bilinir. Canlıları sınıflandırmasından dolayı ilk biyolog olarak bilinen Aristoteles, Makedonya Kralı Büyük İskender'in öğretmenliğini de yapmıştır.
#### **Kleanthes**
Çanakkale Ayvacık'ta doğmuştur. Kleanthes, Atina'ya gittikten sonra Zenon'un öğrencisi olmuş, ondan sonra da okulunun başına geçmiştir. Felsefesinde ruhun ölümsüzlüğünü savunmuştur.
#### **MÖ 6. YÜZYIL-MS 2. YÜZYILDA ANADOLU'DA YAŞAMIŞ FİLOZOFLAR**
. İlk dönem filo-
zoflarının olup biteni doğa ile açıklama girişimleri, onların doğa filozofları olarak adlandırılmasını
sağlamıştır. Mitolojik açıklamalarla yetinmeyen düşünürler, belirli bir neden-sonuç ilişkisi açıkla-
ması geliştirmeye çalışmıştır. Dünyanın ve bütün varlıkların ortaya çıkış nedenini sorgulayan düşü-
nürler, mistik açıklamalardan kopmamakla birlikte arayışlarını doğaya yöneltmiştir.
Görsel 1.4 Efes
Bu dönem felsefesinin ana problemi, varlığın ilk nedeninin ne olduğudur. Varlığın ilk maddesi-
nin ne olduğu; ilk neden, ilke ve arkhe olarak isimlendirilmiştir. İlk neden, her şeyin ondan çıktığı
ve her şeyin temelini belirleyendir. Bu problem, bir yandan öz (mahiyet) bir yandan da varlığın
değişimi tartışmalarına dönüşmüştür. Doğa filozoflarından Thales, Anaksimandros, Anaksimenes,
Empedokles ve Demokritos varlığın özü tartışmalarında ilk neden anlayışıyla öne çıkmıştır. Varlığın
değişimi tartışmalarında ise felsefe tarihinin ilk karşıt fikirlerinin sahipleri olan Herakleitos ve
Parmenides ve Yunan filozoflarının dışında etkili bir filozof olan Lao Tse'nin görüşleri önemlidir. Bu
dönemi daha iyi anlamak için ismi geçen filozofların görüşlerini kısaca açıklamak gerekmektedir.
18
|
_page_17_Picture_7.jpeg)
Görsel 1.4: Efes
Bu dönem felsefesinin ana problemi, varlığın ilk nedeninin ne olduğudur. Varlığın ilk maddesinin ne olduğu; ilk neden, ilke ve arkhe olarak isimlendirilmiştir. İlk neden, her şeyin ondan çıktığı ve her şeyin temelini belirleyendir. Bu problem, bir yandan öz (mahiyet) bir yandan da varlığın değişimi tartışmalarına dönüşmüştür. Doğa filozoflarından Thales, Anaksimandros, Anaksimenes, Empedokles ve Demokritos varlığın özü tartışmalarında ilk neden anlayışıyla öne çıkmıştır. Varlığın değişimi tartışmalarında ise felsefe tarihinin ilk karşıt fikirlerinin sahipleri olan Herakleitos ve Parmenides ve Yunan filozoflarının dışında etkili bir filozof olan Lao Tse'nin görüşleri önemlidir. Bu dönemi daha iyi anlamak için ismi geçen filozofların görüşlerini kısaca açıklamak gerekmektedir.
## **İlk Neden (Arkhe) Problemi**
#### **Anaksimandros**
#### Aperion
Anaksimandros'a göre ilk ne den nicelik olarak sınırsız, nite lik olarak ise belirsiz olmalıdır. Bu da su gibi fiziksel bir madde olamaz. Arkhe; duyusal olma yan bir varlık, soyut bir ilkedir. Sonsuz olan bu ilk neden ape irondur. Apeiron, bütün varlık ların temelidir. Apeirondan ilk olarak birbirine karşıt olan sıcak ve soğuk ortaya çıkmıştır. Bütün varlıklar da bu iki durumun oluşturduğu zıtlıklardan oluşur.
#### **Empedokles**
Toprak, su, hava, ateş
Empedokles'te arkhe, dört ana maddeden oluşur: su, top rak, hava ve ateş. Kendinden başka bir şeye indirgenemeyen ve hareketsiz olan bu ana mad deleri hareket ettiren dış bir gü cün olması gerektiğini söyler. Bu güç, sevgi ve nefrettir. Tözler değişmez ancak farklı oranlarda bir araya gelerek farklı varlık ların oluşumunu gerçekleştirir. Sevgi birleştirici, nefret ise ayı rıcı ilkedir.
#### **Thales**
#### Su
Thales ilk neden sorununu ortaya koyan ilk düşünürdür. Thales'e göre evrenin ilk nede ni sudur. Su; varlıkların tümü nün nedeni, ilk maddesidir. Tüm varlıklarda suyu bulmak müm kündür. Değişen her şeyde de ğişmeden varlığını sürdürendir. Evrendeki çokluğun temelinde ki birliktir. Suyun soğuduğunda buz, ısındığında ise buhar olması suyun tüm varlıklarda farklı bi çimlerde var olduğunu gösterir.
#### **Anaksimenes**
#### Hava
Anaksimenes, Anaksimandros ve Thales gibi arkhe prob lemiyle ilgilenmiştir. Arkhe, Anaksimenes'te havadır. Hava, Thales'te olduğu gibi somut ancak Anaksimandros'ta olduğu şekliyle sonsuzluk niteliğindedir. O, "Hava olan ruh, nasıl bedeni ayakta tutu yorsa dünyayı ve evreni de ayakta tutan havadır." demektedir. Hava, yoğunlaşma ve seyrekleşmesiy le diğer varlıkların oluşmasını sağlar.
#### **Demokritos** Atom
ARKHE
(İLK NEDEN)
Demokritos'a göre arkhe, maddenin en küçük yapı taşına kadar bölünüp artık bölünemeye cek hâle gelindiğinde elde kalan son parçadır. O, bu parçaya atom demektedir. Atomlar sonsuz, de ğişmeyen, boşluksuz ve yer kapla yan özelliktedir. Boşlukta hareket eden atomlar, basınçları sonucu sınırsız şekiller hâlinde birleşerek varlıkları oluşturur. Atomların bir araya gelmesi doğum, birbirin den ayrışması ise ölümdür.
## 1. ÜNİTE MÖ 6. Yüzyıl-MS 2. Yüzyıl Felsefesi
#### **Değişim Problemi**
#### **Lao Tse**
Lao Tse, Taoizm'in kurucusu olarak kabul edilir. Lao Tse hakkındaki bazı bilgiler rivayetlere dayanmaktadır. Tao, patika, yol ve öğreti anlamlarında kullanılmıştır. Lao Tse'ye göre dünya var olan ve var olmayanlardan meydana gelmiştir. Var olmayanların isimlendirilmesiyle var olanlar oluşmuştur. Bu değişim, sonsuz bir kaynaktan beslenir. Bu kaynak **Tao**'dur. Her şey Tao'dan çıkar ve ona geri döner. Tao, bu hâliyle tüm değişimlerin içinde değişmeden kalandır.
Lao Tse; Tao düşüncesiyle doğa filozoflarındaki temel madde, ilke veya arkheye benzetilebilecek bir cevheri dile getirmiştir. Tao düşüncesiyle evrenin değişimine açıklama getirmeye çalışmıştır.
#### **Herakleitos**
Felsefede varlığın oluşu ve değişimi denince akla gelen ilk filozoftur. Bilgelik ile çok bilgi sahibi olmayı birbirinden ayırır.
Herakleitos'a göre "arkhe" ateştir. **Ateş,** ölçüsü değişse de değişimin temelinde bulunur. Ateş, oluşumu sağlar. Bu durum süreklidir yani her şey sürekli bir değişim içindedir. Değişimi anlamak için zamanı düşünmek yeterlidir. Her şey karşıtıyla vardır ve kaçınılmaz olarak karşıtına dönüşecektir. Yaşam ölüme, sıcak soğuğa… Karşıtların savaşı uyumlu birliğe ve ardından yeniden karşıtların savaşına dönecektir. Değişimin maddesi ateş, ilkesi logostur. Logos ölçüdür, akıldır. Ancak bu aklın her şeyi yeniden başlatmanın dışında belirli bir amacı yoktur.
Herakleitos; değişim ve oluşa yönelik düşünceleriyle günümüze kadar birçok filozofu etkilemiş ve etkilemeye de devam etmektedir.
#### **Parmenides**
Parmenides, kendinden önceki birçok doğa filozofunda temel problem olan arkhenin ne olduğundan öte varlığın değişimi ve bilgisi üzerine fikirler öne sürmüştür. Felsefe tarihinin ilk büyük karşıtlığının tarafı olan Parmenides, Herakleitos'un düşüncelerinin tam tersini dile getirmektedir. Parmenides, düşüncesinin merkezine "Varlık vardır, yokluk yoktur." ilkesini temel almıştır. Ona göre varlık; ezelî-ebedî, bölünemez, boşluk içermeyen ve hareketsiz olandır. Varlık aldatıcı olarak, çokluk olarak görünse de asıl olarak varlık **bir olan**dır. Ayrıca değişimin reddiyle varlığın zamanla olan bağının olmadığını da söyler. Parmenides'e göre değişim, bir şeyin o şey olmaktan çıkıp başka bir şey olmasıdır. Yani bir şey varken yok olmaktadır. Yokluk olmadığından yok olmak da mümkün değildir. O hâlde değişim duyusal bir yanılgıdır. Varlığın değiştiğini düşünmek mantıksal bir hatayla çelişkiye düşmektir. Düşünce var olanların bilgisine sahiptir, yokluk olmadığından yokluğun bilgisi de olamaz.
-
-
-
| <br><br><br><br><br><br><br><br><br><br>Toprak | <br><br><br><br><br><br><br><br><br><br>Su |
|------------------------------------------------|----------------------------------------------|
| <br><br><br><br><br><br><br><br><br><br>Hava | <br><br><br><br><br><br><br><br><br><br>Ateş |
**Uygulama**
Aşağıdaki metinleri okuyup metinlerden hareketle verilen soruyu cevaplayınız.
Düşünülebilen ve olabilen bir ve aynıdır. Söylenebilen ya da düşünülebilen zorunlu olarak vardır, Çünkü olması olanaklıdır, Ama yok olan için olmak olanaklı değildir. Budur düşünmeni istediğim şey. Budur seni geri tuttuğum ilk araştırma yolu Ve hiçbir şey bilmeyen ölümlülerin İki-yüz ile üzerinde dolanıp durdukları ötekinden de geri tutuyorum seni, Çünkü göğüslerindeki başıboş düşünceleri çaresizlik güder; Kör ve sağırların şaşkınlığı içinde yargıda bulunamayan sürü gibi sürüklenip dururlar. Onlar için olmak ve olmamak aynı şeydir ve gene de aynı şey değildir. Ve onlar için tüm şeyler karşıt yönlerde gider!
Çünkü olmayan şeylerin oldukları hiçbir zaman kanıtlanmayacaktır.
Parmenides, Doğa Üzerine
Aynı şeydir yaşayanla ölmüş, uyanıkla uyuyan, gençle ihtiyar. Bunlar değişince ötekilerdir ve ötekiler değişince de bunlar. Bunların hayatı onların ölümü, onların hayatı da bunların ölümüdür.
Soğuk ısınır, sıcak soğur, yaş kurur, kuru nemlenir. Kendinde ikilik olan şeyin "logos"da nasıl uyuştuğunu anlamazlar. Daire çemberi üzerinde başlangıç ve son, ortaklaşa bir şeydir. Keçeci mengenesinin doğru ve eğri yolu bir ve aynıdır. İnen ve çıkan yol, bir ve aynıdır. İyi ile kötü, bir ve aynı şeydir. Zaman; oynayan, dama taşı süren bir çocuktur. Bir çocuğun hakan oyunu! Olduğu yerde kalan hiçbir şey yoktur. Aynı ırmaklara girenlerin üzerine hep başka başka sular akar, gelir. Aynı ırmaklara giriyoruz, hem girmiyoruz. Hem biziz hem değiliz.
Aynı ırmağa iki kere girilemez.
Herakleitos, Doğa (W. Kranz, Antik Felsefe)
#### **Soru**
**Yukarıdaki metinlere göre varlığın değişim problemiyle ilgili Parmenides ve Herakleitos'un düşüncelerindeki temel farklar nelerdir?**
................................................................................................................................................. .................................................................................................................................................
#### **SOKRATES VE SOFİSTLERİN BİLGİ VE AHLAK ANLAYIŞLARI**
MÖ 6-MS 2. yüzyıl felsefesinde doğa filozoflarından sonra insanın merkeze alındığı felsefi düşünceler tartışılmaya başlanmıştır. Bu tartışmaların bir tarafı Sofistler diğer tarafı ise Sokrates'tir. Sofistler; para karşılığı ders veren, bir konuda uzmanlaşmış bilgili kişilerdir. Bu kişiler özellikle konuşma sanatında (hitabet) ve siyasette eğitim vermişlerdir. Sofistler, bilgide kesinliğin olmadığını bu yüzden kesin bilgi arayışının da doğru olmadığını savunmuşlardır. Sokrates ise kesin bilginin var olduğunu ve ahlaki bilgilerin de bu türden bilgiler olduğunu savunmuştur.
Sofistler ve Sokrates hakkındaki bilgiler daha çok Sokrates'in öğrencisi olan Platon'un yazmış olduğu diyalog türü eserlere dayanır.
#### **Sofistler**
**Protagoras** ve **Gorgias** başta olmak üzere Sofistlere göre insan duyular yoluyla edinilen bilgilerde algı yanılması yaşar. Suya batırılan çubuğun düz olmasına rağmen onun kırık görünmesi bu yanılmadan kaynaklanır. Bilgi edinme sürecinde duyuların kullanılması, elde edinilen bilginin hatalı olma ihtimalini doğurur. Dolayısıyla onlara göre her zaman geçerli olan kesin bir bilgi yoktur. Çünkü bilgi, kişiden kişiye değişen **göreceli** bir niteliğe sahiptir. Felsefede bu bakış açısı rölativizm olarak adlandırılır. Protagoras, "İnsan her şeyin ölçüsüdür." derken bir şeyin doğru veya yanlış olmasını tamamen kişiye bağlar. Benzer biçimde Gorgias, "Hiçbir şey yoktur, olsa da bilemeyiz, bilsek de aktaramayız." sözüyle üzerinde uzlaşılabilecek hiçbir bilgi olmadığını savunur.
Sofistler, bilgi görüşlerinde olduğu gibi ahlak görüşlerinde de göreceliği temele alırlar. İyi ve kötünün insanın kendinde anlam kazandığını ileri sürerler. Onlara göre herkesin uymak zorunda olduğu ahlaki bir yasa, insanın bu göreceli algısından dolayı mümkün değildir.
#### **Sokrates**
"Sorgulanmamış yaşam, yaşamaya değmez." diyerek hayatın sorgulanmasına dikkat çeken Sokrates, soru sorma ve fikir tartışmalarını felsefesinin yöntemi olarak gören filozoftur. Sokrates, düşüncelerinden dolayı yargılanmış ve idama mahkum edilmiştir (Görsel 1.5).
Sokrates, ahlak üzerine kapsamlı olarak felsefe yapan ilk filozoflardandır. Sokrates'in ahlak görüşleri Platon, Aristoteles ve daha birçok filozofu etkilemiştir. Günümüz açısından da evrensel bir niteliğe sahip olma iddiasını taşır.
Sokrates, Sofistlerin doğru bilginin mümkün olamayacağına yönelik düşüncelerini eleştirir. Sokrates'e göre ahlaki doğrular vardır ve bunlar Sofistlerin dediği gibi göreceli değildir. Sokrates'in görüşlerinin ana teması şudur: Bilgi;
 geçirip burada felsefi çalışmalar yaptığı için Anadolu'da yaşayan filozoflar
arasında sayılmıştır. Mantık, siyaset ve biyoloji gibi birçok bilgi alanında çalışmalarıyla öne çıkan
Aristoteles, o dönem itibarıyla bu alanların çoğunda ve etkisi çağlar boyu süren görüşler ortaya
koymustur. Kendinden önceki felsefeler ve bilimsel calısmalar hakkında verdiği bilgiler dolayısıyla
ilk felsefe tarihçisi olarak da bilinir. Çanlıları sınıflandırmasından dolayı ilk biyolog olarak bilinen
Aristoteles, Makedonya Kralı Büyük İskender'in öğretmenliğini de yapmıştır.
Kleanthes
Çanakkale Ayvacık'ta doğmuştur. Kleanthes, Atina'ya gittikten sonra Zenon'un öğrencisi olmuş,
ondan sonra da okulunun başına geçmiştir. Felsefesinde ruhun ölümsüzlüğünü savunmuştur.
MO 6. YÜZYIL-MS 2. YÜZYILDA ANADOLU'DA YAŞAMIŞ FİLOZOFLAR
15
Aydın/Didim (Miletos)
Thales
1
Anaksimandros
Aydın/Didim (Miletos)
Anaksimenes
Aydın/Didim (Miletos)
Anaksagoras
Izmir/Urla (Klazomenai)
Herakleitos
2
Izmir/Selcuk/Efes (Ephesos)
Ksenofanes
Izmir/Menderes/Değirmendere (Kolofon)
3
Denizli/Pamukkale (Hierapolis)
Epiktetos
4
Diogenes
Sinop (Sinope)
5
Lukianos
Adıyaman/Samsat (Samosata)
Canakkale/Ayvacık (Asos)
Aristoteles
6
Kleanthes
Canakkale/Ayvacık (Asos)
Harita 1.1:MÖ 6-MS 2. Yüzyılda Anadolu'da Yaşamış Filozoflar
17
|
_page_16_Figure_6.jpeg)
| 1 | Thales<br>Anaksimandros<br>Anaksimenes | Aydın/Didim (Miletos)<br>Aydın/Didim (Miletos)<br>Aydın/Didim (Miletos) |
|---|------------------------------------------|-------------------------------------------------------------------------------------------------|
| 2 | Anaksagoras<br>Herakleitos<br>Ksenofanes | İzmir/Urla (Klazomenai)<br>İzmir/Selçuk/Efes (Ephesos)<br>İzmir/Menderes/Değirmendere (Kolofon) |
| 3 | Epiktetos | Denizli/Pamukkale (Hierapolis) |
| 4 | Diogenes | Sinop (Sinope) |
| 5 | Lukianos | Adıyaman/Samsat (Samosata) |
| 6 | Aristoteles<br>Kleanthes | Çanakkale/Ayvacık (Asos)<br>Çanakkale/Ayvacık (Asos) |
Harita 1.1:MÖ 6-MS 2. Yüzyılda Anadolu'da Yaşamış Filozoflar
 düşüncelerinden hareketle hazırlanmış olan
bölümlere aşağıdaki maddelerde istenen açıklamaları yazınız.
1. Bu ögenin sizde çağrıştırdıkları nelerdir?
2. Doğa filozoflarının bu öğeyi arkhe olarak ele almasındaki gerekçeler nelerdir?
3. Günlük dilde (atasözü, deyim vb.) bu kavramların yer aldığı cümleleri yazınız.
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
..............................................................................................................................................................................
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
..............................................................................................................................................................................
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
..............................................................................................................................................................................
Toprak
Su
..............................................................................................................................................................................
..............................................................................................................................................................................
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
..............................................................................................................................................................................
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
..............................................................................................................................................................................
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
..............................................................................................................................................................................
Hava
Ates
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
..............................................................................................................................................................................
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
..............................................................................................................................................................................
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
..............................................................................................................................................................................
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
..............................................................................................................................................................................
21
| null |
/content/drive/MyDrive/pdf-testset-small/FELSEFE 11.pdf
| 20
|
|
1. ÜNİTE
Uygulama
Aşağıdaki metinleri okuyup metinlerden hareketle verilen soruyu cevaplayınız.
Düşünülebilen ve olabilen bir ve aynıdır.
Söylenebilen ya da düşünülebilen zorunlu olarak vardır,
Çünkü olması olanaklıdır.
Ama yok olan için olmak olanaklı değildir.
Budur düşünmeni istediğim şey.
Budur seni geri tuttuğum ilk arastırma yolu
Ve hiçbir şey bilmeyen ölümlülerin
İki-yüz ile üzerinde dolanıp durdukları ötekinden de geri tutuyorum seni,
Çünkü göğüslerindeki başıboş düşünceleri çaresizlik güder;
Kör ve sağırların şaşkınlığı içinde yargıda bulunamayan sürü gibi sürüklenip
dururlar.
Onlar için olmak ve olmamak aynı şeydir ve gene de aynı şey değildir.
Ve onlar için tüm şeyler karşıt yönlerde gider!
Çünkü olmayan şeylerin oldukları hiçbir zaman kanıtlanmayacaktır.
Parmenides, Doğa Uzerine
Aynı şeydir yaşayanla ölmüş, uyanıkla uyuyan, gençle ihtiyar.
Bunlar değişince ötekilerdir ve ötekiler değişince de bunlar.
Bunların hayatı onların ölümü, onların hayatı da bunların
ölümüdür.
Soğuk ısınır, sıcak soğur, yaş kurur, kuru nemlenir.
Kendinde ikilik olan şeyin "logos"da nasıl uyuştuğunu anlamazlar.
Daire çemberi üzerinde başlangıç ve son, ortaklaşa bir şeydir.
Keçeci mengenesinin doğru ve eğri yolu bir ve aynıdır.
İnen ve cıkan vol, bir ve aynıdır.
İyi ile kötü, bir ve aynı şeydir.
Zaman; oynayan, dama taşı süren bir çocuktur.
Bir çocuğun hakan oyunu!
Olduğu yerde kalan hiçbir şey yoktur.
Aynı ırmaklara girenlerin üzerine hep başka başka sular akar, gelir.
Aynı ırmaklara giriyoruz, hem girmiyoruz.
Hem biziz hem değiliz.
Avnı ırmağa iki kere girilemez.
Herakleitos, Doğa (W. Kranz, Antik Felsefe)
Soru
Yukarıdaki metinlere göre varlığın değişim problemiyle ilgili Parmenides ve
Herakleitos'un düşüncelerindeki temel farklar nelerdir?
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
22
| null |
/content/drive/MyDrive/pdf-testset-small/FELSEFE 11.pdf
| 21
|
|
MÖ 6. Yüzyıl-MS 2. Yüzyıl Felsefesi
SOKRATES VE SOFİSTLERİN BİLGİ VE AHLAK ANLAYIŞLARI
MO 6-MS 2. yüzyıl felsefesinde doğa filozoflarından sonra insanın merkeze alındığı felsefi dü-
şünceler tartışılmaya başlanmıştır. Bu tartışmaların bir tarafı Sofistler diğer tarafı ise Sokrates'tir.
Sofistler; para karşılığı ders veren, bir konuda uzmanlaşmış bilgili kişilerdir. Bu kişiler özellikle ko-
nuşma sanatında (hitabet) ve siyasette eğitim vermişlerdir. Sofistler, bilgide kesinliğin olmadığını
bu yüzden kesin bilgi arayışının da doğru olmadığını savunmuşlardır. Sokrates ise kesin bilginin
var olduğunu ve ahlaki bilgilerin de bu türden bilgiler olduğunu savunmuştur.
Sofistler ve Sokrates hakkındaki bilgiler daha çok Sokrates'in öğrencisi olan Platon'un yazmış
olduğu divalog türü eserlere dayanır.
Sofistler
Protagoras ve Gorgias başta olmak üzere Sofistlere göre insan duyular yoluyla edinilen bilgiler-
de algı yanılması yaşar. Suya batırılan çubuğun düz olmasına rağmen onun kırık görünmesi bu yanıl-
madan kaynaklanır. Bilgi edinme sürecinde duyuların kullanılması, elde edinilen bilginin hatalı olma
ihtimalini doğurur. Dolayısıyla onlara göre her zaman geçerli olan kesin bir bilgi yoktur. Çünkü bilgi,
kişiden kişiye değişen göreceli bir niteliğe sahiptir. Felsefede bu bakış açısı rölativizm olarak adlan-
dırılır. Protagoras, "İnsan her şeyin ölçüsüdür." derken bir şeyin doğru veya yanlış olmasını tamamen
kişiye bağlar. Benzer biçimde Gorgias, "Hiçbir şey yoktur, olsa da bilemeyiz, bilsek de aktaramayız."
sözüyle üzerinde uzlaşılabilecek hiçbir bilgi olmadığını savunur.
Sofistler, bilgi görüşlerinde olduğu gibi ahlak görüşlerinde de göreceliği temele alırlar. İyi ve
kötünün insanın kendinde anlam kazandığını ileri sürerler. Onlara göre herkesin uymak zorunda
olduğu ahlaki bir yasa, insanın bu göreceli algısından dolayı mümkün değildir.
Sokrates
"Sorgulanmamış yaşam, yaşamaya
değmez." diyerek hayatın sorgulanma-
sına dikkat çeken Sokrates, soru sorma
ve fikir tartışmalarını felsefesinin yön-
temi olarak gören filozoftur. Sokrates,
düşüncelerinden dolayı yargılanmış ve
idama mahkum edilmiştir (Görsel 1.5).
Sokrates, ahlak üzerine kapsamlı
olarak felsefe yapan ilk filozoflardan-
dır. Sokrates'in ahlak görüşleri Platon,
Aristoteles ve daha birçok filozofu etki-
lemiştir. Günümüz açısından da evren-
sel bir niteliğe sahip olma iddiasını taşır.
Sokrates. Sofistlerin doğru bilginin
mümkün olamayacağına yönelik düşün-
celerini eleştirir. Sokrates'e göre ahlaki
doğrular vardır ve bunlar Sofistlerin
Görsel 1.5: Sokrates'in Olümü
dediği gibi göreceli değildir. Sokrates'in
görüşlerinin ana teması şudur: Bilgi;
ahlaklı ve erdemli olmayı getirir, kişinin bilgisizliği ise ahlaktan yoksun davranışlar göstermesine
neden olur. Ona göre kimse bilerek kötülük yapmaz. Insan, özü itibarıyla iyidir. Kötülük, onun bil-
eisizliğinden kavnaklanır.
Sokrates, geliştirmiş olduğu tartışma yöntemiyle insanlarda doğuştan var olduğunu düşündüğü
bilgileri ortaya çıkarmaya çalışır. İlk önce kendisinin hiçbir şey bilmediğini dile getirerek (ironi), ör-
neğin onlara "Cesaret nedir?" gibi sorulardan birini yönelterek tartışmayı başlatır ve onların görüş-
lerinden hareketle de başka sorular sorarak kendi cevaplarını gözden geçirmelerini sağlar. Tartışma
boyunca karsı tarafın fikirlerinin gücsüzlüğünü ortaya çıkarır. Konusulan konuyla ileili doğustan
var olan bilgilerin hatırlanmasına imkân verir. Doğru bilgi bir anlamda kişinin akıl yürütmeleri ile
doğurtulur.
23
|
_page_22_Picture_11.jpeg)
Görsel 1.5: Sokrates'in Ölümü
ahlaklı ve erdemli olmayı getirir, kişinin bilgisizliği ise ahlaktan yoksun davranışlar göstermesine neden olur. Ona göre kimse bilerek kötülük yapmaz. İnsan, özü itibarıyla iyidir. Kötülük, onun bilgisizliğinden kaynaklanır.
Sokrates, geliştirmiş olduğu tartışma yöntemiyle insanlarda doğuştan var olduğunu düşündüğü bilgileri ortaya çıkarmaya çalışır. İlk önce kendisinin hiçbir şey bilmediğini dile getirerek (ironi), örneğin onlara "Cesaret nedir?" gibi sorulardan birini yönelterek tartışmayı başlatır ve onların görüşlerinden hareketle de başka sorular sorarak kendi cevaplarını gözden geçirmelerini sağlar. Tartışma boyunca karşı tarafın fikirlerinin güçsüzlüğünü ortaya çıkarır. Konuşulan konuyla ilgili doğuştan var olan bilgilerin hatırlanmasına imkân verir. Doğru bilgi bir anlamda kişinin akıl yürütmeleri ile doğurtulur.
## 1. ÜNİTE MÖ 6. Yüzyıl-MS 2. Yüzyıl Felsefesi
Bu yöntem, günümüzde Sokratik Yöntem (maiotik yöntem) olarak bilinmektedir ( Şekil 1.1).
.
Platon ve Aristoteles, çeşitli tartışmaların ana
problemlerini tespit etmiş ve onlara yönelik tutar-
lı görüsler ileri sürmüstür. Bütüncül felsefelerinden
dolayı felsefe tarihinin ilk sistem filozofları ola-
rak nitelendirilirler.Platon, görüşleriyle idealizmin
Aristoteles de realizmin öncüsü olarak kendilerin-
den sonra gelen filozoflara ilham vermiş ve yol gös-
terici olmuştur.
Platon
Platon, yalnız MO 6-MS 2. yüzyıl boyunca değil
tüm zamanların en önemli filozoflarından biri olarak
kabul edilmektedir. Kimilerine göre felsefenin bütün
tartışma başlıklarını açmış, kimilerine göre ise ken-
dinden önceki düşünürlerin (özellikle Herakleitos,
Parmenides, Protagoras ve Sokrates) fikirlerini sen-
tezlemiştir. Platon'un felsefe tarihinin ilk sistemli
Görsel 1.6: Platon ve Aristoteles
filozofu olması: sivasetten sanata, dinden eğitime
bütün alanlarda kendi felsefesi içinde tutarlı ve bütünlükçü görüşler ortaya koymasındandır.
Platon felsefesi üzerine çalışma yapan birçok araştırmacı, Platon'u felsefeye yönlendiren adımın
siyaset olduğunu düşünmektedir. Hocası Sokrates'e yaşadığı toplumun idam hükmünü vermesi
onu bu aravısa itmistir.
Herkes için geçerli doğrulukla ilgili değişmez bir gerçeklik arayışına giren Platon, bütün felse-
fesinin temelini oluşturacak fikri ortaya atacaktır. Bu değişmez gerçeklik alanı, idealar dünyasıdır.
Platon'un gerçekliğe yönelik düşünceleri idealar kuramı olarak ifade edilmiştir.
Platon'un Varlık Anlayışı
Platon öncesi filozoflarda varlığa yönelik düşünceler varlığın değişimi konusunda farklılık gös-
termektedir. Platon, varlığın değişimini kabul ve reddeden düşüncelerden yola çıkarak "idealar
kuramı" olarak isimlendirilen varlık anlayışını oluşturmuştur.
Platon'a göre gerçek varlık, değişmeden kalabilen olmalıdır; aksi hâlde bilgisine ulaşılamaz.
Platon'un varlık anlayışının temelinde akılla kavranabilen, değişmeyen, kendi kendinin nedeni
olan gerçek varlıklar, idealar vardır. İdealar duyusal dünyanın dışındadır. Duyusal alana bağlı olan
varlıklar ise idealardan pay alarak var olan fenomenlerdir. Bu varlıklar, ideaların yani gerçeğin
birer kopyasıdır.
Platon'un Bilgi Anlayışı
Platon, bilgi anlayışını oluştururken varlık anlayışından yola çıkar. Gerçek varlığın yani ideanın
bilgisiyle sadece bir yansıma olan fenomenlerin bilgisini ayırmıştır. İdeaların bilgisi, idealar dünya-
sından akıl yoluyla edinilir. Akıl bu bilgiye ulaşmak için ideaların bilgisinin olduğu kendi
içine dönmelidir. Bu kendine dönüş bir tür anımsamadır. Platon'a göre ideaların bilgisi doğuştan zi-
hinde hazır bulunur. Platon, bu bilgilere episteme demektedir. Bu düşünceye ruhun ölümsüzlüğü
fikriyle ulaşır. Ruh, doğum ve ölümle idealar ve fenomenler dünyasına gidip gelmektedir. Bu gidiş
ve gelişlerde idealar dünyasında görülenler fenomenlerin ışıltısında unutulmaktadır. Platon'un bil-
gi anlayışında fenomenlere yönelik bilgi olarak kabul edilmez. Fenomenler, insanda
sadece sanı ve tahminler oluşturur.
25
|
_page_24_Picture_6.jpeg)
Görsel 1.6: Platon ve Aristoteles
bütün alanlarda kendi felsefesi içinde tutarlı ve bütünlükçü görüşler ortaya koymasındandır.
Platon felsefesi üzerine çalışma yapan birçok araştırmacı, Platon'u felsefeye yönlendiren adımın siyaset olduğunu düşünmektedir. Hocası Sokrates'e yaşadığı toplumun idam hükmünü vermesi onu bu arayışa itmiştir.
Herkes için geçerli doğrulukla ilgili değişmez bir gerçeklik arayışına giren Platon, bütün felsefesinin temelini oluşturacak fikri ortaya atacaktır. Bu değişmez gerçeklik alanı, idealar dünyasıdır. Platon'un gerçekliğe yönelik düşünceleri **idealar kuramı** olarak ifade edilmiştir.
#### **Platon'un Varlık Anlayışı**
Platon öncesi filozoflarda varlığa yönelik düşünceler varlığın değişimi konusunda farklılık göstermektedir. Platon, varlığın değişimini kabul ve reddeden düşüncelerden yola çıkarak "idealar kuramı" olarak isimlendirilen varlık anlayışını oluşturmuştur.
Platon'a göre gerçek varlık, değişmeden kalabilen olmalıdır; aksi hâlde bilgisine ulaşılamaz. Platon'un varlık anlayışının temelinde akılla kavranabilen, değişmeyen, kendi kendinin nedeni olan gerçek varlıklar, idealar vardır. İdealar duyusal dünyanın dışındadır. Duyusal alana bağlı olan varlıklar ise idealardan pay alarak var olan fenomenlerdir. Bu varlıklar, ideaların yani gerçeğin birer kopyasıdır.
#### **Platon'un Bilgi Anlayışı**
Platon, bilgi anlayışını oluştururken varlık anlayışından yola çıkar. Gerçek varlığın yani ideanın bilgisiyle sadece bir yansıma olan fenomenlerin bilgisini ayırmıştır. İdeaların bilgisi, idealar dünyasından akıl yoluyla edinilir. Akıl bu bilgiye ulaşmak için idealara, ideaların bilgisinin olduğu kendi içine dönmelidir. Bu kendine dönüş bir tür anımsamadır. Platon'a göre ideaların bilgisi doğuştan zihinde hazır bulunur. Platon, bu bilgilere **episteme** demektedir. Bu düşünceye ruhun ölümsüzlüğü fikriyle ulaşır. Ruh, doğum ve ölümle idealar ve fenomenler dünyasına gidip gelmektedir. Bu gidiş ve gelişlerde idealar dünyasında görülenler fenomenlerin ışıltısında unutulmaktadır. Platon'un bilgi anlayışında fenomenlere yönelik bilgiler, gerçek bilgi olarak kabul edilmez. Fenomenler, insanda sadece **sanı** ve **tahmin**ler oluşturur.
1. ÜNİTE MÖ 6. Yüzyıl-MS 2. Yüzyıl Felsefesi
Yer altında, mağaramsı bir yer içinde insanlar çocukluklarından beri ayak ve boyunlarından zincire vurulmuş bir mahpus olarak yaşar. Kımıldayamaz ve burunlarının ucundan başka bir yeri göremezler. Yüksek bir yerde yakılmış ateş arkalarında parıldar. Mahpuslarla ateş arasındaki yolda başka insanlar, ellerinde tahtadan yapılmış kuklalar taşır. Mahpuslar, bu kuklaların karşılarındaki mağaranın duvarına yansıyan gölgelerini görüp bunları gerçek zanneder. Gerçek, mahpuslar için nesnelerin gölge-
 olarak bilinmektedir ( Şekil 1.1).
Karşı taraftan
Sunulan
Sorgulamaya
Karşı tarafın
Kanıtları destek-
verilen
Soru
örneklerin
karşı görüş
doğru bilgiyi
lemeyen istisna
cevaplar icin
sorulur.
geçersiz
tekrar gözden
görmesi
örnekler sunulur.
kanıt sunması
kılınana kadar
geçirilmesi
sağlanır.
istenir.
devam edilir.
istenir.
Şekil 1.1: Sokratik Yöntem
Uyqulama
Değer alanına yönelik bazı sorular aşağıda verilmiştir. Bu soruları sınıfta Sokratik Yöntem'le
tartışınız. Tartışma sürecinde savunulan ve geçersiz kılınan görüşleri aşağıda boş bırakılan yerlere
nedenleriyle birlikte yazınız.
Adalet nedir?
İddia
Karşı İddia
1. Adalet güclünün isine gelendir.
1. Adalet güclünün değil haklının
yanındadır.
2. Güclü kimseler, nüfuzlu va da zengin
kimselerdir. Gücün cazibesi tesirlidir.
2. Bir ülkede güclü ve vetkin kimseler.
yasalardan ayrılmayan yargıçlardır.
3. Yetkili kimseler gücünü çıkarlarına
3. Büvük ve nüfuzlu kisilerin cıkarları-
göre kullanır.
nın çatıştığı zamanlarda neler olacak
4. Otoriter ve zorba olan, çatışmayı
düşündün mü? Bu durum nasıl sona
durduracak ve dağılan insanları ateşin
erecek peki?
etrafında toplavacaktır. Daha zorba
4. Bu durumda eskiden güç sahibi olanın
olan diğerinin ateşine su katana kadar
bu durum devam eder.
durumu ne olacak?
5. Güçlü olan gücünü kaybedecek sonun-
5. Akıllı bir kimse bilir ki bir gün güçlü
da güc el değiştirecektir.
güçten düşer ya da kendinden daha
güclüsü karşısına dikilir. Öyle bir gün
6. Yani adalet, güçlü güçsüz herkes için
gelir, güçlü dediğin kimseler de adaleti
zorunludur diyorsun? Peki. Onlar ada-
arzu eder.
leti nerede arayacaklar?
6. Doğruluktan avrılmayan vargıclarda
arayacaklar çünkü onlar adaleti sağla-
yacak olan tek yetkin kimselerdir.
Sabır nedir?
İddia
Karşı İddia
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
..............................................................................................................................................................................
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
..............................................................................................................................................................................
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
..............................................................................................................................................................................
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
..............................................................................................................................................................................
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
..............................................................................................................................................................................
..............................................................................................................................................................................
..............................................................................................................................................................................
24
|
_page_23_Figure_2.jpeg)
Değer alanına yönelik bazı sorular aşağıda verilmiştir. Bu soruları sınıfta Sokratik Yöntem'le tartışınız. Tartışma sürecinde savunulan ve geçersiz kılınan görüşleri aşağıda boş bırakılan yerlere nedenleriyle birlikte yazınız.
| İddia | Adalet nedir?<br>Karşı İddia | | |
|---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------|------------------------------|------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------|-------------|
| 1.<br>Adalet güçlünün işine gelendir.<br>Güçlü kimseler, nüfuzlu ya da zengin<br>2.<br>kimselerdir. Gücün cazibesi tesirlidir.<br>Yetkili kimseler gücünü çıkarlarına<br>3.<br>göre kullanır.<br>İddia<br>4.<br>Otoriter ve zorba olan, çatışmayı<br>durduracak ve dağılan insanları ateşin<br>etrafında toplayacaktır. Daha zorba<br>İddia<br>olan diğerinin ateşine su katana kadar<br>bu durum devam eder.<br>Güçlü olan gücünü kaybedecek sonun<br>5.<br>da güç el değiştirecektir.<br>Yani adalet, güçlü güçsüz herkes için<br>6.<br>zorunludur diyorsun? Peki. Onlar ada<br>leti nerede arayacaklar?<br>İddia | | 1.<br>Adalet güçlünün değil haklının<br>yanındadır.<br>Bir ülkede güçlü ve yetkin kimseler,<br>2.<br>yasalardan ayrılmayan yargıçlardır.<br>Büyük ve nüfuzlu kişilerin çıkarları<br>3.<br>Karşı İddia<br>nın çatıştığı zamanlarda neler olacak<br>düşündün mü? Bu durum nasıl sona<br>erecek peki?<br>Karşı İddia<br>Bu durumda eskiden güç sahibi olanın<br>4.<br>durumu ne olacak?<br>Akıllı bir kimse bilir ki bir gün güçlü<br>5.<br>güçten düşer ya da kendinden daha<br>güçlüsü karşısına dikilir. Öyle<br>bir gün<br>gelir, güçlü dediğin kimseler de adaleti<br>arzu eder.<br>Doğruluktan ayrılmayan yargıçlarda<br>6.<br>arayacaklar çünkü onlar adaleti sağla<br>yacak olan tek yetkin kimselerdir.<br>Karşı İddia | |
| İddia | Sabır nedir? | | Karşı İddia |
| | <br><br><br><br><br> | <br><br><br><br><br> | |
#### **PLATON VE ARİSTOTELES'İN VARLIK, BİLGİ VE DEĞER ANLAYIŞLARI**
Felsefe tarihinin önde gelen filozoflarından Platon ve Aristoteles'i çağın diğer filozoflarından ayıran temel fark, felsefenin bütün alanlarına yönelik görüşleri belli bir sistemde sunmaları ve felsefe alanında yazılı eserler bırakmalarıdır (Görsel 1.6).
Platon ve Aristoteles, çeşitli tartışmaların ana problemlerini tespit etmiş ve onlara yönelik tutarlı görüşler ileri sürmüştür. Bütüncül felsefelerinden dolayı felsefe tarihinin ilk sistem filozofları olarak nitelendirilirler.Platon, görüşleriyle idealizmin Aristoteles de realizmin öncüsü olarak kendilerinden sonra gelen filozoflara ilham vermiş ve yol gösterici olmuştur.
#### **Platon**
Platon, yalnız MÖ 6-MS 2. yüzyıl boyunca değil tüm zamanların en önemli filozoflarından biri olarak kabul edilmektedir. Kimilerine göre felsefenin bütün tartışma başlıklarını açmış, kimilerine göre ise kendinden önceki düşünürlerin (özellikle Herakleitos, Parmenides, Protagoras ve Sokrates) fikirlerini sentezlemiştir. Platon'un felsefe tarihinin ilk sistemli filozofu olması; siyasetten sanata, dinden eğitime
 katkısı ve günümüze etkisi-
dir. Özellikle 2-15. yüzyıl arasında Hristiyan ve İslam coğrafyalarındaki felsefelerin temelinde
Aristoteles'in etkisi açık olarak görülür. Onun fizik ve mantık alanındaki çalışmaları, bu dönemin
düşünce dünyasının şekillenmesinde rol oynamıştır.
İslam filozofları tarafından “ilk öğretmen” olarak da isimlendirilen Aristoteles’in eserleri Arapçaya
çevirilmiş ve yapılan çalışmalarla bilim ve felsefe alanında önemli gelişmeler sağlanmıştır.
Aristoteles'in Varlık Anlayışı
Aristoteles, varlıkların görünüşlerinin sürekli değiştiğini belirtir. Değişime uğrayan şeyin yani
maddelerin değişim süresince özlerini koruduğunu düşünür. "Gerçek varlık nedir?" sorusuna ho-
cası Platon'un görüşlerini eleştirerek cevap verir. Platon, gerçek varlığı fenomenlerden ayrı olarak
düşünmüştür. Ona göre gerçek varlık, kendisinin adlandırdığı idealar dünyasındadır ve fenomen-
ler, onların birer kopyasıdır. Aristoteles ise gerçek varlığın ayrı bir dünyada olmadığını düşünür ve
Platon'dan farklı olarak maddelerin özünde bulunduğunu ileri sürer. Aristoteles'e göre varlıkların
değişim içinde olması onların öz ya da tözlerinin değişmesini gerektirmez. Varlıkların özünün ko-
runarak baska baska varlıklara dönüstüğünü savunur.
Aristoteles, değişim problemini madde ile form arasında kurduğu ilişkiyle ele alır. Ona göre
duyularla fark edilen her şey, form (biçim) kazanmış maddelerdir. her varlık bir maddenin veya
birden fazla maddenin birleşmesi sonucunda oluşmuş bir formdur. Aynı zamanda kendinden olu-
şan başka bir formun da maddesidir.
Aristoteles'e göre doğadaki her varlığın bir nedeni vardır. O, herhangi bir şeyin varlığını ve dün-
yadaki işlevini dört neden görüşüyle açıklar (Şekil 1.3).
Maddi Neden
Formel Neden
Fail Neden
Ereksel Neden
Şekil 1.3: Aristoteles, "Dört Neden Görüşü"
Maddi Neden: Bir şeyin kendisinden yapıldığı veya kendisinden meydana geldiği maddedir.
Alçıdan yapılmış bir vazonun maddi nedeni alçıdır.
Formel Neden: Bir şeyin biçimsel nedenidir. Alçının vazo görünüşünü alması formel nedendir.
Fail Neden: Hareket ettirici neden olarak da bilinen fail neden, maddenin bicim kazanmasını sağ-
layan nedendir. Alçının vazoya dönüşmesini sağlayan sanatçı, fail nedendir.
Ereksel Neden: Bir maddenin biçim kazanmasındaki amacını gösteren nedendir. Vazonun bir de-
met çiçek için biçim almasının nedeni ereksel nedendir.
27
|
_page_26_Figure_8.jpeg)
Şekil 1.3: Aristoteles, "Dört Neden Görüşü"
**Maddi Neden:** Bir şeyin kendisinden yapıldığı veya kendisinden meydana geldiği maddedir. Alçıdan yapılmış bir vazonun maddi nedeni alçıdır. Lorem ipsum
**Formel Neden:** Bir şeyin biçimsel nedenidir. Alçının vazo görünüşünü alması formel nedendir. **Fail Neden:** Hareket ettirici neden olarak da bilinen fail neden, maddenin biçim kazanmasını sağlayan nedendir. Alçının vazoya dönüşmesini sağlayan sanatçı, fail nedendir.
**Ereksel Neden:** Bir maddenin biçim kazanmasındaki amacını gösteren nedendir. Vazonun bir demet çiçek için biçim almasının nedeni ereksel nedendir.

Şekil 1.4: Altın orta örneği
"Nikomakhos'a Etik" adlı eserinde ortaya koyduğu düşünceleri aynı zamanda onun siyaset ile ilgili görüşlerine de zemin teşkil eder.
Mutluluğun yaşanması için doğru ortamın toplumsal yaşam olduğunu ileri sürer. Sosyal olmayan insanların mutlu olmadığını belirtir. Aristoteles, "İnsan, doğası gereği siyasi bir hayvandır." sözüyle bunu anlatmak ister. Mutluluğun sırrı, toplumsal ve siyasal düzen içindedir. Devlet, yapacağı düzenlemelerle bireylerin mutluluğunu sağlayabilir.
Aristoteles'in iyi ve erdem temelinde ahlaki davranışları açıklaması, çağdaş dünyada toplumun bir üyesi olan insanın sorumluluklarını fark etmesi açısından önemlidir.
# **Uygulama**
Aristoteles'in "altın orta" görüşünden hareketle boş bırakılan yerlere verilen kavramları yazınız.
| Eylemin Eksikliği | Altın Orta | Eylemin Aşırılığı |
|-------------------|------------|-------------------|
| Korkaklık | | Delice atılganlık |
| Güdümlü olma | | Asilik |
| Cimrilik | | Savurganlık |
| Vurdumduymazlık | | Aşırı kaygılılık |
| Cahillik | | Bilgiçlik |
#### **cömertlik, sorumluluk, dengeli olma, cesaret, bilgelik**
## **1.3. MÖ 6. YÜZYIL-MS 2. YÜZYIL FİLOZOFLARININ FELSEFİ GÖRÜŞLERİNİN ANALİZİ**
MÖ 6-MS 2. yüzyıl felsefi döneminde yapılan felsefe tartışmalarını daha iyi anlamak için aşağıda o döneme ait metinler verilmiştir. Bunlara yönelik hazırlanmış metin analizi uygulamalarını yapınız.
**Metin Analizi**
Aşağıdaki metni okuyup metinden hareketle verilen soruları cevaplayınız.
#### **ÜSTÜN ERDEM**
#### **Birinci Bölüm (Öğrenmek)**
**Filozof Tsang dedi ki (IV):** "Her gün kendimi üç nokta üzerinde yoklarım. Başkaları için bir iş görürken acaba onlara bağlı mıyım? Arkadaşlarla konuşurken içten miyim? Derslerden yeterli derecede bilgi edinebildim mi?"
**Üstat dedi ki (VII):** "Bir bilgin ağırbaşlı değilse ona karşı saygı gösterilmez. Onun bilgisi de sağlam değildir.", "Bağlılığı ve içtenliği birinci planda tut.", "Kendine uygun olmayan kimselerle arkadaşlık etme.", "Yanlışlarını düzeltmekten korkma."
#### **Dördüncü Bölüm (Komşulara Karşı Erdemli Olmak)**
**Üstat dedi ki (II):** "Erdemli olmayan kimseler (…) sıkıntıya ve eğlenceye karşı koyamazlar." **Üstat dedi ki (III):** "**İstenç** (irade), erdemin üzerine kurulursa nefret uyandırıcı davranışlar olmaz."
**Üstat dedi ki (IX):** "Büyük ve üstün insan, erdemi; küçük insansa rahatını düşünür."
#### **On İkinci Bölüm (Yen Yüan)**
**Chung-kung:** "**Üstün erdem**"i sordu.
**Üstat yanıt verdi (II)**: "Ülke dışına çıktığında herkese sanki büyük bir konuğu kabul ediyormuşsun gibi davran. Sanki bir kurban töreninde görevliymişsin gibi halkına hizmet et. Kendine yapılmasını istemediğin şeyleri başkasına yapma. Gerek ülkende gerekse ailende kendine karşı bir yakınmada bulunulmasına yol açma."
> Konfüçyüs, İdeal Bir İnsan ve Topluma Dair Konuşmalar
**1- Metinde kırmızıyla yazılmış kavramlarla ne anlatılmak istenmiştir?**
**2- Metinde altı çizili bölümde vurgulanmak istenen düşünce nedir? Açıklayınız.**
**3- İnsanın çıkarını düşünmesi, Konfüçyüs'ün ahlak görüşleri açısından ne gibi sonuçlar doğurmaktadır? Değerlendiriniz.**
. Bu heykele yönelik verilmiş ifade-
lerin, Aristoteles'in dört neden öğretisine göre karşılıklarını yazınız.
Heykeltıras
Güneşe Benzemesi
..............................................................................................................................................................................
..............................................................................................................................................................................
..............................................................................................................................................................................
..............................................................................................................................................................................
Hitit Medeniyetini
Kil
Temsil Etmesi
..............................................................................................................................................................................
..............................................................................................................................................................................
..............................................................................................................................................................................
Görsel 1.9: Hitit Güneşi heykeli
Aristoteles'in Bilgi Anlayışı
Aristoteles felsefesinin sistematiğini onun bilgi anlayışı oluşturur. O, "Bütün insanlar doğal olarak
bilmek isterler." der. Herhangi bir şeyin bilinmesini idealar kuramı görüşüyle açıklayan Platon'dan
farklı olarak Aristoteles, bilmenin duyular ve akıl yürütme yoluyla gerçekleştiğini düşünür.
Aristoteles'e göre bilinen şey, duyuları etkileyen form almış maddelerdir. İnsan, potansiyel ola-
rak maddeleri algılar ve akıl yoluyla onların ne olduğunu anlar. Bir şeyin bilinmesi, onun neden-
lerinin bilinmesidir. Bilgi; ona göre doğru tümel önermeler arasında akıl yürüt-
meyle kurulur, ilgili olduğu nesneyle aynıdır ve onun nedenlerinin bilgisidir.
Aristoteles'e göre bir şeyin ne olduğunu söylemek için o şeyi bir kavramla ilişkilendirmek gere-
kir. "Bu, bir masadır." dendiğinde karşılaşılan nesne, masa kavramıyla tanımlanmış olur. Bu tanım-
lama zihinde var olan kategoriler aracılığıyla olanaklıdır. Dolayısıyla varlığın bilgisinin ona ait olan
kategorilerle bilinebileceğini belirtir.
Aristoteles'in Değer Anlayışı
Aristoteles'in ahlak görüşleri "Nikomakhos'a Etik" adlı eserinde yer alır. Nikomakhos,
Aristoteles'in oğludur ve bu eseri, Aristoteles'in ölümünden sonra oğlunun yayımlattığı söylenir.
Aristoteles, her eylemin iyiyi arzuladığını söyler ve bu iyinin ne olduğunu sorgular. Her yapılan
eylemin bir amacı olduğunu ve bunun iyi ile ilgili olduğunu belirtir. Ona göre insan bu iyi ile mut-
lu olur. Mutluluk, en güzel ve en hoşa gidendir. Mutluluk, "Ruhun amacıdır." ve bu amaca uygun
davranış, erdeme uygun olan davranıştır. Dolayısıyla Aristoteles'e göre erdemin araştırılması gere-
kir ve bu erdemler, insan ruhunun erdemleridir. İnsanın bir özelliği olarak erdemi görür.
Aristoteles'e göre iki tür erdem vardır: düşünce ve karakter. Düşünce erdemi eğitimle, karakter er-
demi de alışkanlıkla elde edilir. Karakter erdemleri çevreyle oluşan erdemlerdir. Aristoteles, insan ey-
lemlerindeki aşırılık veya eksikliğin iyi olmadığını ve insanı mutsuz ettiğini belirtir. Ona göre erdemli
olmak bu iki uç arasında orta yolu bulmaktır. Erdemlilik eylemlerin aşırılığı ya da eksikliği nedeniyle
bozulur. Kişi, kendi iradesiyle orta yolu bulur. İnsanın erdemli olması buna bağlıdır. Aristoteles'in gö-
rüşü günümüzde altın orta olarak da bilinir (Şekil 1.4).
28
|
_page_27_Picture_1.jpeg)
#### **Aristoteles'in Bilgi Anlayışı**
Aristoteles felsefesinin sistematiğini onun bilgi anlayışı oluşturur. O, "Bütün insanlar doğal olarak bilmek isterler." der. Herhangi bir şeyin bilinmesini idealar kuramı görüşüyle açıklayan Platon'dan farklı olarak Aristoteles, bilmenin duyular ve akıl yürütme yoluyla gerçekleştiğini düşünür.
Aristoteles'e göre bilinen şey, duyuları etkileyen form almış maddelerdir. İnsan, potansiyel olarak maddeleri algılar ve akıl yoluyla onların ne olduğunu anlar. Bir şeyin bilinmesi, onun nedenlerinin bilinmesidir. Bilgi; ona göre doğru tümel önermelerle tikel önermeler arasında akıl yürütmeyle kurulur, ilgili olduğu nesneyle aynıdır ve onun nedenlerinin bilgisidir.
Aristoteles'e göre bir şeyin ne olduğunu söylemek için o şeyi bir kavramla ilişkilendirmek gerekir. "Bu, bir masadır." dendiğinde karşılaşılan nesne, masa kavramıyla tanımlanmış olur. Bu tanımlama zihinde var olan kategoriler aracılığıyla olanaklıdır. Dolayısıyla varlığın bilgisinin ona ait olan kategorilerle bilinebileceğini belirtir.
#### **Aristoteles'in Değer Anlayışı**
Aristoteles'in ahlak görüşleri "Nikomakhos'a Etik" adlı eserinde yer alır. Nikomakhos, Aristoteles'in oğludur ve bu eseri, Aristoteles'in ölümünden sonra oğlunun yayımlattığı söylenir.
Aristoteles, her eylemin iyiyi arzuladığını söyler ve bu iyinin ne olduğunu sorgular. Her yapılan eylemin bir amacı olduğunu ve bunun iyi ile ilgili olduğunu belirtir. Ona göre insan bu iyi ile mutlu olur. Mutluluk, en güzel ve en hoşa gidendir. **Mutluluk**, "Ruhun amacıdır." ve bu amaca uygun davranış, erdeme uygun olan davranıştır. Dolayısıyla Aristoteles'e göre erdemin araştırılması gerekir ve bu erdemler, insan ruhunun erdemleridir. İnsanın bir özelliği olarak erdemi görür.
Aristoteles'e göre iki tür erdem vardır: düşünce ve karakter. Düşünce erdemi eğitimle, karakter erdemi de alışkanlıkla elde edilir. Karakter erdemleri çevreyle oluşan erdemlerdir. Aristoteles, insan eylemlerindeki aşırılık veya eksikliğin iyi olmadığını ve insanı mutsuz ettiğini belirtir. Ona göre erdemli olmak bu iki uç arasında orta yolu bulmaktır. Erdemlilik eylemlerin aşırılığı ya da eksikliği nedeniyle bozulur. Kişi, kendi iradesiyle orta yolu bulur. İnsanın erdemli olması buna bağlıdır. Aristoteles'in görüşü günümüzde **altın orta** olarak da bilinir (Şekil 1.4).
. Platon'un varlık anlayışına göre gölgeler fenomenleri,
kuklalar ise ideaları sembolize eder. İnsanların duyularla elde ettiği fenomenlerin bilgisini gerçek
olarak düşünmeleri yanılgıdır. Gerçek, akılla ulaşılan ideaların bilgisinden oluşur.
Uygulama
Aşağıda sinema salonu görseli verilmiştir (Görsel 1.8). Platon'un mağara benzetmesi ile günü-
müz sinema salonlarını karşılaştırıp Tablo 1.2'deki eşleştirmeyi yapınız.
Tablo 1.2: Kavramlar
Sinema Salonu
Mağara Kavramları
Kavramları
Mahkümlar
Ates
Duvardaki gölgeler
Görsel 1.8: Sinema salonu
Platon'un Değer Anlayışı
Felsefede değer kavramı; etik, siyaset ve sanat gibi alanların dahil olduğu bir adlandırmadır.
Platon'un etik, siyaset ve sanat anlayışları; bilgi anlayışında olduğu gibi varlık anlayışıyla şekillenir.
Platon'un gerçek varlıklar olarak nitelendirdiği ideaların en üstünde iyi ideası bulunur. Platon
ahlak anlayışını bu doğrultuda oluşturur. Platon’a göre ahlakın kaynağı mutluluktur ve mutluluğa
iyi ideasına ulaşmaya çalışmakla varılır. İyi ideasına ulaşmak için onun bilgisini ortaya çıkarmak;
bunun içinse erdemli, adil ve doğru olmak gereklidir.
Platon, siyaset felsefesi düşüncelerini insanların istek ve ihtiyaçlarının doğal olarak oluşturduğu
"devlet" düşüncesiyle açıklar. Platon'a göre devlet; insanların "iyi", "güzel" ve "doğru" bir hayat
yaşamaları için ortaya çıkmıştır. Platon, devletin böylesi bir amacı gerçekleştirebilmesinin koşulu
olarak yöneticilerin filozof olması gerektiğini söyler. Ona göre ancak filozoflar iyi ide-
asının bilgisine ulaşabilir. Filozofların erdemi bilgeliktir. Filozofların bilgece yönetimi insanların
mutlu olmasını sağlar.
Platon, sanat anlayışını da varlık anlayışına göre kurar. Ona göre sanat, gerçeğin soluk bir
kopyası olan fenomenlerin birer kopyasını yapmaya koyulursa değersiz bir ürün ortaya çıkarır. Bu
hâliyle sanat, sadece yansımasıdır. Platon'a göre sanatçı, eserlerinde fenomenleri değil
ideaları yansıtabildiğinde mükemmelliğe ulaşır.
26
|
_page_25_Picture_7.jpeg)
Görsel 1.8: Sinema salonu
| Tablo 1.2: Kavramlar<br>Mağara Kavramları | Sinema Salonu<br>Kavramları |
|-------------------------------------------|-----------------------------|
| Mahkûmlar | |
| Ateş | |
| Duvardaki gölgeler | |
#### **Platon'un Değer Anlayışı**
Felsefede değer kavramı; etik, siyaset ve sanat gibi alanların dahil olduğu bir adlandırmadır. Platon'un etik, siyaset ve sanat anlayışları; bilgi anlayışında olduğu gibi varlık anlayışıyla şekillenir.
Platon'un gerçek varlıklar olarak nitelendirdiği ideaların en üstünde **iyi ideası** bulunur. Platon ahlak anlayışını bu doğrultuda oluşturur. Platon'a göre ahlakın kaynağı mutluluktur ve mutluluğa iyi ideasına ulaşmaya çalışmakla varılır. İyi ideasına ulaşmak için onun bilgisini ortaya çıkarmak; bunun içinse erdemli, adil ve doğru olmak gereklidir.
Platon, siyaset felsefesi düşüncelerini insanların istek ve ihtiyaçlarının doğal olarak oluşturduğu "devlet" düşüncesiyle açıklar. Platon'a göre devlet; insanların "iyi", "güzel" ve "doğru" bir hayat yaşamaları için ortaya çıkmıştır. Platon, devletin böylesi bir amacı gerçekleştirebilmesinin koşulu olarak yöneticilerin filozof olması gerektiğini söyler. Ona göre ancak ve ancak filozoflar iyi ideasının bilgisine ulaşabilir. Filozofların erdemi bilgeliktir. Filozofların bilgece yönetimi insanların mutlu olmasını sağlar.
Platon, sanat anlayışını da varlık anlayışına göre kurar. Ona göre sanat, gerçeğin soluk bir kopyası olan fenomenlerin birer kopyasını yapmaya koyulursa değersiz bir ürün ortaya çıkarır. Bu hâliyle sanat, sadece yansımanın yansımasıdır. Platon'a göre sanatçı, eserlerinde fenomenleri değil ideaları yansıtabildiğinde mükemmelliğe ulaşır.
26
#### **Aristoteles**
Platon'un öğrencisi olan Aristoteles, bir diğer önemli sistem filozofudur. Aristoteles'in düşüncelerinin anlaşılması için ona iki açıdan bakılabilir. Birincisi, eserlerinde kendinden önceki filozofların düşüncelerine yer vermesi ve onların ele aldığı problemleri ayrıntılı olarak inceleyerek kendi çözüm yollarını göstermesidir. Bu yönüyle ilk felsefe tarihçisi olarak da kabul edilen Aristoteles, problemlere sistematik açıdan yaklaşmış ve öğretici bir dil kullanmıştır. İkincisi ise yapmış olduğu çalışmalarıyla felsefenin dışında birçok alana (bilim, sanat vb.) katkısı ve günümüze etkisidir. Özellikle 2-15. yüzyıl arasında Hristiyan ve İslam coğrafyalarındaki felsefelerin temelinde Aristoteles'in etkisi açık olarak görülür. Onun fizik ve mantık alanındaki çalışmaları, bu dönemin düşünce dünyasının şekillenmesinde rol oynamıştır.
İslam filozofları tarafından "ilk öğretmen" olarak da isimlendirilen Aristoteles'in eserleri Arapçaya çevirilmiş ve yapılan çalışmalarla bilim ve felsefe alanında önemli gelişmeler sağlanmıştır.
#### **Aristoteles'in Varlık Anlayışı**
Aristoteles, varlıkların görünüşlerinin sürekli değiştiğini belirtir. Değişime uğrayan şeyin yani maddelerin değişim süresince özlerini koruduğunu düşünür. "Gerçek varlık nedir?" sorusuna hocası Platon'un görüşlerini eleştirerek cevap verir. Platon, gerçek varlığı fenomenlerden ayrı olarak düşünmüştür. Ona göre gerçek varlık, kendisinin adlandırdığı idealar dünyasındadır ve fenomenler, onların birer kopyasıdır. Aristoteles ise gerçek varlığın ayrı bir dünyada olmadığını düşünür ve Platon'dan farklı olarak maddelerin özünde bulunduğunu ileri sürer. Aristoteles'e göre varlıkların değişim içinde olması onların öz ya da tözlerinin değişmesini gerektirmez. Varlıkların özünün korunarak başka başka varlıklara dönüştüğünü savunur.
Aristoteles, değişim problemini **madde ile form** arasında kurduğu ilişkiyle ele alır. Ona göre duyularla fark edilen her şey, form (biçim) kazanmış maddelerdir. her varlık bir maddenin veya birden fazla maddenin birleşmesi sonucunda oluşmuş bir formdur. Aynı zamanda kendinden oluşan başka bir formun da maddesidir.
Aristoteles'e göre doğadaki her varlığın bir nedeni vardır. O, herhangi bir şeyin varlığını ve dünyadaki işlevini dört neden görüşüyle açıklar (Şekil 1.3).

Filozof Tsang dedi ki (IV): "Her gün kendimi üç nokta üzerinde yoklarım. Başkaları için bir
iş görürken acaba onlara bağlı mıyım? Arkadaşlarla konuşurken içten miyim? Derslerden yeterli
derecede bilgi edinebildim mi?"
Üstat dedi ki (VII): "Bir bilgin ağırbaşlı değilse ona karşı saygı gösterilmez. Onun bilgisi de
sağlam değildir.", "Bağlılığı ve içtenliği birinci planda tut.", "Kendine uygun olmayan kimselerle
arkadaslık etme.". "Yanlıslarını düzeltmekten korkma."
Dördüncü Bölüm (Komşulara Karşı Erdemli Olmak)
Üstat dedi ki (II): "Erdemli olmayan kimseler ( ... ) sıkıntıya ve eğlenceye karşı koyamazlar."
Üstat dedi ki (III): "İstenç (irade), erdemin üzerine kurulursa nefret uyandırıcı davranışlar
olmaz."
Üstat dedi ki (IX): "Büyük ve üstün insan, erdemi; küçük insansa rahatını düşünür."
On İkinci Bölüm (Yen Yüan)
Chung-kung: "Üstün erdem"i sordu.
Üstat yanıt verdi (II): "Ülke dışına çıktığında herkese sanki büyük bir konuğu kabul ediyor-
muşsun gibi davran. Sanki bir kurban töreninde görevliymişsin gibi halkına hizmet et. Kendine
yapılmasını istemediğin şeyleri başkasına yapma. Gerek ülkende gerekse ailende kendine karşı bir
yakınmada bulunulmasına yol açma."
Konfüçyüs, Ideal Bir Insan ve Topluma Dair Konusmalar
- Metinde kırmızıyla yazılmış kavramlarla ne anlatılmak istenmiştir?
Metinde altı çizili bölümde vurgulanmak istenen düşünce nedir? Açıklayınız.
İnsanın çıkarını düşünmesi, Konfüçyüs'ün ahlak görüşleri açısından ne gibi sonuçlar
doğurmaktadır? Değerlendiriniz.
30
| null |
/content/drive/MyDrive/pdf-testset-small/FELSEFE 11.pdf
| 29
|
|
MÖ 6. Yüzyıl-MS 2. Yüzyıl Felsefesi
Metin Analizi
Aşağıdaki metni okuyup metinden hareketle verilen soruları cevaplayınız.
SOKRATES'IN SAVUNMASI
Atinalılar! Beni suclayanların üzerinizdeki tesirini bilemiyorum. ( ... ) Bircoğunuzu ta cocuklu-
ğunuzdan beri yalanlarla kandırarak güya göklerde olup bitenlerle uğraşan, yerin altında neler
gectiğini araştıran, yanlışı doğru gibi göstermeyi beceren Sokrates adlı bir bilgin olduğuna sizi
inandırmışlardır. ( ... ) İnsan bilgisinin büyük bir şey olmadığını, hatta hiçbir şey olmadığını göster-
mek istemiştir; ( ... ) Bilge sandığın kimi bulursam konuşup soruyorum; bilge olmadıklarını anla-
yınca da Tanrı sözüne hak vererek bilge olmadıklarını kendilerine gösteriyorum.
Meletos, şöyle gel; bana cevap ver:
- Sence kötü kimselerle birlikte yaşamak mı yoksa iyi kimselerle birlikte yaşamak mı daha iyi?
Cevap versene dostum; zor bir şey sormuyorum. Iyi insanlar yanlarındakilere hep iyilik, kötüler de
kötülük ederler. Değil mi?
- Süphesiz.
- Şimdi, bir arada yaşadığı kimselerden faydalanan, çok zarar görmek isteyen var mı? Cevap ver
dostum; kanun, cevap vermeni emrediyor. Zarar görmek isteyecek kimse var mıdır?
- Elbette voktur.
- Peki, gençleri doğru yoldan çıkarıyor, kötülüğe götürüyor diye beni suçluyorsun. Sence ben bu
suçu bilerek mi bilmeyerek mi işliyorum?
- Bilerek diyorum.
- Demek ki Meletos, iyilerin yanlarındakilere iyilik; kötülerin ise kötülük ettikleri şu genç ya-
şında senin yüksek zekânca bilinen bir gerçek olduğu hâlde ben bu yaşımda birlikte yaşamak zo-
runda olduğum bir kimseyi doğru yoldan ayırırsam ondan bana zarar geleceğini bilmeyecek kadar
karanlık ve bilgisizlik içindeyim. Hem de bunu iddiana göre bile bile yapıyorum. Meletos, buna ne
beni inandırabilirsin, ne de başkalarını. Öyleyse ya ben onları doğru yoldan çıkarmıyorum yahut
da çıkarıyorsam bunu bilmeyerek yapıyorum, her iki hâlde de yalan söylüyorsun. Bundan başka
işlediğim suç bilmeyerek işlenmişse kanun onu suç tanımaz, beni bir kenara çekerek ayrıca hatır-
latman ve öğüt vermen gerekirdi çünkü öğütle bilmeyerek işlediğim suçu, herhâlde işlemekten
vazgecerdim. Hâlbuki sen benimle konuşmaktan, bana öğretmekten kaçındın, bunu istemedin;
beni mahkemeye, kanunun aydınlatılması gerekenleri değil cezalandırılması gerekenleri gönder-
diği mahkemeye sürükledin.
Platon, Sokrates'in Savunması
Metinde kırmızıyla yazılmış kavramlarla ne anlatılmak istenmiştir?
Metinde altı çizili bölümde vurgulanmak istenen düşünce nedir? Açıklayınız.
Sokrates'e göre bilgi ve erdem arasındaki ilişkiyi açıklayınız.
31
|
_page_30_Picture_1.jpeg)
Aşağıdaki metni okuyup metinden hareketle verilen soruları cevaplayınız.
#### **SOKRATES'İN SAVUNMASI**
Atinalılar! Beni suçlayanların üzerinizdeki tesirini bilemiyorum. (…) Birçoğunuzu ta çocukluğunuzdan beri yalanlarla kandırarak güya göklerde olup bitenlerle uğraşan, yerin altında neler geçtiğini araştıran, yanlışı doğru gibi göstermeyi beceren Sokrates adlı bir bilgin olduğuna sizi inandırmışlardır. (…) İnsan bilgisinin büyük bir şey olmadığını, hatta hiçbir şey olmadığını göstermek istemiştir; (…) Bilge sandığım kimi bulursam konuşup soruyorum; bilge olmadıklarını anlayınca da Tanrı sözüne hak vererek bilge olmadıklarını kendilerine gösteriyorum.
Meletos, şöyle gel; bana cevap ver:
– Sence kötü kimselerle birlikte yaşamak mı yoksa iyi kimselerle birlikte yaşamak mı daha iyi? Cevap versene dostum; zor bir şey sormuyorum. İyi insanlar yanlarındakilere hep **iyilik,** kötüler de **kötülük** ederler. Değil mi?
– Şüphesiz.
– Şimdi, bir arada yaşadığı kimselerden faydalanan, çok zarar görmek isteyen var mı? Cevap ver dostum; kanun, cevap vermeni emrediyor. Zarar görmek isteyecek kimse var mıdır?
– Elbette yoktur.
– Peki, gençleri doğru yoldan çıkarıyor, kötülüğe götürüyor diye beni suçluyorsun. Sence ben bu suçu bilerek mi bilmeyerek mi işliyorum?
– Bilerek diyorum.
– Demek ki Meletos, iyilerin yanlarındakilere iyilik; kötülerin ise kötülük ettikleri şu genç yaşında senin yüksek zekânca bilinen bir gerçek olduğu hâlde ben bu yaşımda birlikte yaşamak zorunda olduğum bir kimseyi doğru yoldan ayırırsam ondan bana zarar geleceğini bilmeyecek kadar karanlık ve bilgisizlik içindeyim. Hem de bunu iddiana göre bile bile yapıyorum. Meletos, buna ne beni inandırabilirsin, ne de başkalarını. Öyleyse ya ben onları doğru yoldan çıkarmıyorum yahut da çıkarıyorsam bunu bilmeyerek yapıyorum, her iki hâlde de yalan söylüyorsun. Bundan başka işlediğim suç bilmeyerek işlenmişse kanun onu suç tanımaz, beni bir kenara çekerek ayrıca hatırlatman ve öğüt vermen gerekirdi çünkü öğütle bilmeyerek işlediğim suçu, herhâlde işlemekten vazgeçerdim. Hâlbuki sen benimle konuşmaktan, bana öğretmekten kaçındın, bunu istemedin; beni mahkemeye, kanunun aydınlatılması gerekenleri değil cezalandırılması gerekenleri gönderdiği mahkemeye sürükledin.
> Platon, Sokrates'in Savunması
**1- Metinde kırmızıyla yazılmış kavramlarla ne anlatılmak istenmiştir?**
**2- Metinde altı çizili bölümde vurgulanmak istenen düşünce nedir? Açıklayınız.**
**3- Sokrates'e göre bilgi ve erdem arasındaki ilişkiyi açıklayınız.**
 Ofkelenmek, para vermek ve harcamak herkesin yapabileceği kolay bir şeydir ama bun-
ların kime, ne kadar, ne zaman, niçin, nasıl yapılacağı ne herkesin bileceği bir sev ne de kolavdır.
Bunları iyi yapmanın ender, övülesi, güzel bir şey olmasının nedeni de bu. Bunun için Kalypso'nun
öğütlediği gibi ortayı arayanın önce ona daha karşıt olandan uzak kalması gerekiyor.
Nitekim uçlardan biri ötekinden daha çok yanlışa götürür; ortayı bulmak ise son derece güç
olduğundan derler ki ikinci yol olarak en az kötü olanları seçmek gerekir. ( ... ) Bu da bizim neler-
den haz aldığımızdan nelerden acı duyduğumuzdan anlaşılacaktır. Öyleyse kendimizi bunlara ters
yöne çekmemiz gerekli, eğri odunları düzeltenlerin yaptığı gibi isabetsizlikten çok uzaklaşmakla
ortaya ulaşacağız.
Aristoteles, Nikomakhos'a Etik
Metinde kırmızıyla yazılmış kavramlarla ne anlatılmak istenmiştir?
Metinde altı çizili bölümde vurgulanmak istenen düşünce nedir? Açıklayınız.
Aristoteles'in "altın orta" düşüncesinin temel dayanakları nedir? Açıklayınız.
રૂક
|
_page_32_Picture_1.jpeg)
Aşağıdaki metni okuyup metinden hareketle verilen soruları cevaplayınız.
#### **DAVRANIŞLARDA ORTA YOLU BULMA**
#### **İkinci Kitap**
...
Biri düşünce, diğeri ise **karakter erdemi** olmak üzere iki tür erdem vardır. Bunlardan düşünce erdemi daha çok eğitimle oluşur ve gelişir, bu nedenle de deneyim ve zaman gerektirir; karakter erdemi ise alışkanlıkla edinilir.
Üzerinde durduğumuz sav, her ne kadar böyle bir sav ise de onu desteklemeyi denemeli. İlkin güç ve sağlık konusunda gördüğümüz gibi "Bu tür şeyler, doğal yapıları gereği eksiklik ya da aşırılık yüzünden bozulur." savını araştıralım. Nitekim aşırı ve eksik yapılan beden eğitimi gücü yıpratır, aynı şekilde içecek ve yiyecekler çok fazla ya da çok az olduğu zaman sağlığı bozar; dengeli olduğu zaman ise sağlığı meydana getirir, artırır ve korur. Ölçülülük, yiğitlik ve öteki erdemlerde de bu böyledir. Her şeyden kaçan, korkan ve hiçbir şeye dayanamayan korkak; hiçbir şeyden korkmayan, her şeyin üzerine giden cüretli olur. Aynı şekilde her hazzı tadan ve hiçbirinden uzak kalmayan haz düşkünü, yabani gibi hepsinden kaçan ise duygusuz olur. Ölçülülük de yiğitlik de aşırılık ya da eksiklik yüzünden bozulur, orta olma ile korunur.
... O hâlde karakter erdeminin **orta olma** olduğu ve ne şekilde orta olduğu: Biri aşırılık öteki eksiklik olan iki kötülüğün ortası olduğu ve etkilenimlerde ve eylemlerde ortayı hedef edinmekle böyle olduğu yeterince belirtilmiş oldu. Bu nedenle erdemli olmak güç iştir. Her şeyde ortayı bulmak zor iştir. (…) Öfkelenmek, para vermek ve harcamak herkesin yapabileceği kolay bir şeydir ama bunların kime, ne kadar, ne zaman, niçin, nasıl yapılacağı ne herkesin bileceği bir şey ne de kolaydır. Bunları iyi yapmanın ender, övülesi, güzel bir şey olmasının nedeni de bu. Bunun için Kalypso'nun öğütlediği gibi ortayı arayanın önce ona daha karşıt olandan uzak kalması gerekiyor.
… Nitekim uçlardan biri ötekinden daha çok yanlışa götürür; ortayı bulmak ise son derece güç olduğundan derler ki ikinci yol olarak en az kötü olanları seçmek gerekir. (…) Bu da bizim nelerden haz aldığımızdan nelerden acı duyduğumuzdan anlaşılacaktır. Öyleyse kendimizi bunlara ters yöne çekmemiz gerekli, eğri odunları düzeltenlerin yaptığı gibi isabetsizlikten çok uzaklaşmakla ortaya ulaşacağız.
> Aristoteles, Nikomakhos'a Etik
**1- Metinde kırmızıyla yazılmış kavramlarla ne anlatılmak istenmiştir?**
**2- Metinde altı çizili bölümde vurgulanmak istenen düşünce nedir? Açıklayınız.**
**3- Aristoteles'in** "altın orta" **düşüncesinin temel dayanakları nedir? Açıklayınız.**
| Tartışalım |
|--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------|
| MÖ 6-MS 2. yüzyılın önemli düşünürlerinden Protagoras, "İnsan, her şeyin ölçüsüdür." sözüyle<br>tanınmaktadır. Bu sözün temel argümanını belirleyerek tartışınız. Tartışmaya yönelik notlarınızı<br>aşağıda verilen boşluğa yazınız. |
| Tartışma Notları |
| <br> |
| |
| <br> |
| |
| |
| |
| Başlık | |
|------------------------------|------|
| Problemin Felsefedeki Yeri | |
| Probleme<br>Yönelik Fikirler | <br> |
| | |
| | |
| | |
| | |
| Kaynakça | |
## **ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME**
**Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerlere doğru sözcükleri yazınız.** A
- **1. Platon, ideaların bilgisine …………………. aracılığıyla ulaşılabileceğini belirtir.**
- **2. Sokrates'e göre …………………………….. ahlaki olmayan davranışın nedenidir.**
- **3. Konfüçyüs'e göre genç bir insanın arkadaşlarına karşı erdemi …………………… olmasıdır.**
- **4. Bilginin ve ahlakın insanın algısı tarafından anlamlandırıldığını savunan düşünürlere ............................. denir.**
**Aşağıda Romen rakamlarıyla verilen filozof isimlerini harf ile verilen felsefi kavramlarla eşleştirerek doğru harfi parantez içine yazınız.**
- **5.**
B
| | Filozoflar | Arkhe |
|--------|--------------------|---------------------------|
| (<br>) | I.<br>Thales | a) Ateş |
| (<br>) | II.<br>Anaksimenes | b) Atom |
| (<br>) | III. Anaksimandros | c) Su |
| (<br>) | IV.<br>Empedokles | ç) Toprak, su, hava, ateş |
| (<br>) | V.<br>Demokritos | d) Apeiron |
| (<br>) | VI. Herakleitos | e) Hava |
| | | f) Evren |
C
**Aşağıda verilen açık uçlu soruların cevaplarını ilgili alanlara yazınız.**
- **6. Aristoteles'e göre insan, nesnenin ne olduğunun bilgisini nasıl elde eder? Açıklayınız.**
**....................................................................................................................................... ....................................................................................................................................... ....................................................................................................................................... ....................................................................................................................................... ....................................................................................................................................... 7. Aristoteles'in** "altın orta" **öğretisine bir örnek veriniz. ....................................................................................................................................... ....................................................................................................................................... ....................................................................................................................................... ....................................................................................................................................... .......................................................................................................................................**
- 1. ÜNİTE MÖ 6. Yüzyıl-MS 2. Yüzyıl Felsefesi **8. Meletos:** Sokrates, seni böyle vakitsiz bir sona sürükleyen bir ömürden utanç duymuyor musun? **Sokrates:** Dostum, yanılıyorsun. Değeri olan bir kimse, yaşayacak mıyım yoksa ölecek miyim diye düşünmemelidir. Bir iş görürken yalnız doğru mu eğri mi hareket ettiğini, cesaretli bir adam gibi mi yoksa tabansızca mı hareket ettiğini düşünmelidir. Platon, Sokrates'in Savunması **Sokrates'in yukarıdaki düşüncesine göre erdemli yaşamak için nasıl hareket edilmelidir? Açıklayınız. ....................................................................................................................................... ....................................................................................................................................... ....................................................................................................................................... ....................................................................................................................................... ....................................................................................................................................... 9.** İnsanın görme algısının fiziksel olarak bir sınırı vardır. Protagoras'a göre insan, duyuları aracılığıyla bilgi oluşturur. Duyular her insanda farklı yoğunlukta gerçekleştiğinden duyunun bilgisi göreceli ve değişir özelliktedir. **Protagoras'ın her şeyin ölçüsünün insan olduğu fikrine varmasında insanın duyularının değişebilir olmasının etkileri neler olabilir? ....................................................................................................................................... ....................................................................................................................................... ....................................................................................................................................... ....................................................................................................................................... ....................................................................................................................................... 10.** Ö. Faruk Erdem'in "Mitolojik Dönem ve Sonrasında Türklerin Felsefi Anlayışı" adlı makalesine göre Türk hikmetinin en eski örneklerine İslamiyet öncesi dönemde, destanlarda ve eski Türk savlarında rastlanır. Eski Türklerde yöneticinin en önemli özelliklerinden biri bilge olmaktır. Bu yüzden kağan ve vezir gibi yöneticilerde bilge olma özelliği aranır. Yöneticinin diğer erdemleri çalışkanlık, vatan sevgisi, cesaret, kahramanlık, gurur ve iyi huy olarak sıralanır. Eski Türk metinlerinde Platon ve Aristo gibi Antik Yunan filozofları arasında geçen bilge yönetici tartışmaları da görülür. **Metne göre eski Türk metinlerinde geçen hikmet görüşleriyle Antik Yunan filozoflarının felsefi görüşleri arasında benzerlik var mıdır? Açıklayınız. ....................................................................................................................................... ....................................................................................................................................... ....................................................................................................................................... ....................................................................................................................................... ....................................................................................................................................... 11. Sofislerin bilgi görüşünün temel özelliği nedir? ....................................................................................................................................... ....................................................................................................................................... ....................................................................................................................................... ....................................................................................................................................... .......................................................................................................................................**
#### **12. Sokratik yöntemin aşamaları nelerdir?**

Thales
(
I.
a) Ateş
)
II. Anaksimenes
b) Atom
(
)
III. Anaksimandros
c) Su
(
)
IV. Empedokles
c) Toprak, su, hava, ates
(
Demokritos
d) Apeiron
)
(
V.
)
VI. Herakleitos
e) Hava
(
f) Evren
C
Aşağıda verilen açık uçlu soruların cevaplarını ilgili alanlara yazınız.
6.
Aristoteles'e göre insan, nesnenin ne olduğunun bilgisini nasıl elde eder?
Açıklayınız.
…………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………
…………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………
..............................................................................................................................................................................
………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………
..............................................................................................................................................................................
7.
Aristoteles'in "altın orta" öğretisine bir örnek veriniz.
…………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………
…………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………
…………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………
……………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………
..............................................................................................................................................................................
રૂક
| null |
/content/drive/MyDrive/pdf-testset-small/FELSEFE 11.pdf
| 34
|
|
1. UNITE
Metin Analizi
Aşağıdaki metni okuyup metinden hareketle verilen soruları cevaplayınız.
DEVLET
1. Kitap: "Buradan şu çıkıyor ki sevgili dostum Thrasymakhos (Tireysimakos), adaletsiz olmak
adil olmaktan asla daha yarar getirici olamaz." ( ... ) "Ben, aslında hiçbir şey bilmediğimi anlamış
oldum. Çünkü adaletin özünün ne olduğunu bilemedikten sonra onun bir yetenek, beceri (erdem)
olup olmadığını, ona sahip olanın mutlu olup olmadığını nasıl bilebilirim ki?"
3. Kitap: "lyi eğitilmiş erdemli bir ruh, hem kötülüğün hem de iyiliğin nasıl bir şey olduğunu
öğrenir. Bana kalırsa bilgelik kötü adamın değil erdemli adamın sahip olabileceği bir meziyettir."
6. Kitap: "Bir devletin ve tek bir bireyin kusursuz bir yapıya sahip olabilmesi için şu sapkınlaşma-
mış ama toplum tarafından işe yaramaz olarak kabul edilen az sayıdaki filozofun bunu istesinler ya
da istemesinler devlet yönetiminin içinde bulunmaları gerektiğini söylüyorum."
7. Kitap: "Insanları yerin altındaki mağaraya benzer bir mekânın içinde, kafanda ve gözünde
canlandır; bu mekânın ışığın geldiği yönde mağaranın kendisi kadar geniş bir ağzı bulunmakta-
dır. Bu mağaranın içinde insanlar, çocukluktan itibaren orada yaşamak mecburiyetinde kalmış ve
sadece karşılarına bakabilecekleri ama zincirlerden ötürü başlarını (sağa-sola) çeviremeyecekleri
şekilde boyunlarından ve bacaklarından zincirlenmiş hâlde yaşamaktadırlar. Çok uzaklardan, ar-
kalarından ve yüksekten bir ateşin ışığı parlamaktadır; bu ışık ve zincirlenmiş insanların arasında
bir yol yukarılara gitmektedir; bu yolun üzerinde tıpkı kukla oynatanların seyircinin önüne çekmiş
oldukları ve üzerindeki sahnede sanatlarını icra ettikleri tahta perdeyen alçak bir duvar
duşunun."
"Zincirlerden kurtulma, gölgelerden yüzünü çevirip resimlere (görüntülere) ve mağaradaki ışık
kaynağına bakma, sonra da mağaradan Günes'e yükselme, orada (gözün kamaşması nedeniyle)
geçici olarak önce varlıklara, bitkilere ve Günes'e bakamama, buna karşılık sudaki Tanrısal imgele-
re ve hakiki şeylerin gölgelerine bakma ama elbette (mağaradaki gibi) başka sadece güneşe benzer
bir atesin ısığıyla ortaya çıkmış imgelerine değil. İste bütün bunlar, yukarıda saydığımız
bilimler ile uğraşmanın içinde yer alırlar; hani güçleri ruhumuzun o en iyi bölümünü varlık dünya-
sına (var olma hâli) bakmaya götüren bilimlerin ve orada bedenin en açık-seçik, belirgin bölümü,
cisimsel olanın ve görünür dünyanın en aydınlık bölümüne yönlendirilir."
Platon, Devlet
Metinde kırmızıyla yazılmış kavramlarla ne anlatılmak istenmiştir?
Metinde altı çizili bölümde vurgulanmak istenen düşünce nedir? Açıklayınız.
Platon'a göre bilmeyen birine bilmediğini göstermek neden gereklidir? Açıklayınız.
32
|
_page_31_Picture_1.jpeg)
Aşağıdaki metni okuyup metinden hareketle verilen soruları cevaplayınız.
#### **DEVLET**
...
**1. Kitap:** "Buradan şu çıkıyor ki sevgili dostum Thrasymakhos (Tireysimakos), adaletsiz olmak adil olmaktan asla daha yarar getirici olamaz." (…) "Ben, aslında hiçbir şey bilmediğimi anlamış oldum. Çünkü adaletin özünün ne olduğunu bilemedikten sonra onun bir yetenek, beceri (erdem) olup olmadığını, ona sahip olanın mutlu olup olmadığını nasıl bilebilirim ki?"
**3. Kitap:** "İyi eğitilmiş **erdemli bir ruh**, hem kötülüğün hem de iyiliğin nasıl bir şey olduğunu öğrenir. Bana kalırsa **bilgelik** kötü adamın değil erdemli adamın sahip olabileceği bir meziyettir."
**6. Kitap:** "Bir devletin ve tek bir bireyin kusursuz bir yapıya sahip olabilmesi için şu sapkınlaşmamış ama toplum tarafından işe yaramaz olarak kabul edilen az sayıdaki filozofun bunu istesinler ya da istemesinler devlet yönetiminin içinde bulunmaları gerektiğini söylüyorum."
**7. Kitap:** "İnsanları yerin altındaki mağaraya benzer bir mekânın içinde, kafanda ve gözünde canlandır; bu mekânın ışığın geldiği yönde mağaranın kendisi kadar geniş bir ağzı bulunmaktadır. Bu mağaranın içinde insanlar, çocukluktan itibaren orada yaşamak mecburiyetinde kalmış ve sadece karşılarına bakabilecekleri ama zincirlerden ötürü başlarını (sağa-sola) çeviremeyecekleri şekilde boyunlarından ve bacaklarından zincirlenmiş hâlde yaşamaktadırlar. Çok uzaklardan, arkalarından ve yüksekten bir ateşin ışığı parlamaktadır; bu ışık ve zincirlenmiş insanların arasında bir yol yukarılara gitmektedir; bu yolun üzerinde tıpkı kukla oynatanların seyircinin önüne çekmiş oldukları ve üzerindeki sahnede sanatlarını icra ettikleri tahta perdeye benzeyen alçak bir duvar düşünün."
"Zincirlerden kurtulma, gölgelerden yüzünü çevirip resimlere (görüntülere) ve mağaradaki ışık kaynağına bakma, sonra da mağaradan Güneş'e yükselme, orada (gözün kamaşması nedeniyle) geçici olarak önce varlıklara, bitkilere ve Güneş'e bakamama, buna karşılık sudaki Tanrısal imgelere ve hakiki şeylerin gölgelerine bakma ama elbette (mağaradaki gibi) başka sadece güneşe benzer bir ateşin ışığıyla ortaya çıkmış imgelerin gölgelerine değil. İşte bütün bunlar, yukarıda saydığımız bilimler ile uğraşmanın içinde yer alırlar; hani güçleri ruhumuzun o en iyi bölümünü varlık dünyasına (var olma hâli) bakmaya götüren bilimlerin ve orada bedenin en açık-seçik, belirgin bölümü, cisimsel olanın ve görünür dünyanın en aydınlık bölümüne yönlendirilir."
> Platon, Devlet
**1- Metinde kırmızıyla yazılmış kavramlarla ne anlatılmak istenmiştir?**
**2- Metinde altı çizili bölümde vurgulanmak istenen düşünce nedir? Açıklayınız.**
**3- Platon'a göre bilmeyen birine bilmediğini göstermek neden gereklidir? Açıklayınız.**
 Hint
Ksenofanes
V.
B) Cin
C) Iran
Yukarıdaki filozofların hangileri
D) Mısır
Anadolu'nun batısında yaşamamıştır?
E) Sümer
A) I-II
14. Konfüçyüs, "İdeal Bir İnsan ve Topluma
B) II-III
Dair Konusmalar" adlı eserinde "Erdem.
C) II-III-IV
erdem içindedir." demektedir. Bu söze
D) III-IV-V
göre bir erdemi istemek başka bir erde-
E) I-II-III-IV-V
mi de istemektir. Farklı erdemler birbiri-
ni tamamlavan bir yapıdadır.
17. Değişme karşısında değişmeden kalan
asıl varlığı bilmenin insan hayatına
Bu duruma uygun düşecek örnek aşa-
faydası hangi seçenekte doğru olarak
ğıdakilerin hangisinde verilmiştir?
verilmiştir?
A) Kurnaz esnafın müşterilerine karşı
A) Varlığın yapısının araştırılması ve
güler yüzlü davranması
“arkhe”nin ne olduğu sorusunun
B) Canı sıkılan kişinin eşine ev
yanıtlanması
işlerinde yardım etmesi
B) İnsanın gerçek varlığı ve değerli
C) Mahalle sakinlerinin mahalle
olanı bilmesiyle eylemlerine anlam
çeşmesini tamir etmesi
vermesi
D) Akrabalık ilişkilerini seven bir
C) Duyuların bitmeyen bir değişmeyi
gencin bayram ziyaretlerine
ve oluşu işaret ederek insanı çevre-
katılması
sine yöneltmesi
E) Kisinin sans ovunlarını haksız
D) Değişmenin varlığın asıl gerçeği
kazanç olarak görmesi
olup olmadığı konusunda insanı
süpheve düsürmesi
15. Thales; evrenin ana maddesini, ilk
E) Değişmenin gerisinde değişmeden
nedenini aramış, doğadaki her şeyin
kalan ve üstün olan asıl varlığın
temelinde suyun olduğunu iddia etmiş-
olduğunu bilmesi
tir. Thales'ten sonra Anaksimandros,
arkhe olarak sonlu bir varlık olan suyun
18. Lao Tse'nin düşüncesinde evrendeki
sonsuz sayıda varlığın oluşumunu açık-
her türlü değişimin beslendiği sonsuz
lamada yetersiz olduğunu söyleyerek
kaynak aşağıdakilerden hangisidir?
arkheyi sonsuz olan “apeiron” kavramı
A) Tao
ile açıklamıştır.
B) Idea
Buna göre asağıdakilerden hangisi
C) Madde
"apeiron"un bir özelliği olamaz?
D) Form
A) Nicelik olarak sınırsızdır.
E) Aperion
B) Duyusal, somut bir varlıktır.
C) Sonsuzluk niteliği vardır.
D) Bütün varlıkların temelidir.
E) Nitelik olarak belirsizdir.
37
|
_page_36_Picture_1.jpeg)
D **Aşağıda verilen çoktan seçmeli soruların doğru seçeneğini işaretleyiniz.**
- **13.** "Gılgamış Destanı"**nı tabletlere yazarak düşüncenin yazılı kültüre aktarılmasını sağlayan ilk medeniyet aşağıdakilerin hangisidir?**
- A) Hint
- B) Çin
- C) İran
- D) Mısır
- E) Sümer
- **14.** Konfüçyüs, "İdeal Bir İnsan ve Topluma Dair Konuşmalar" adlı eserinde "Erdem, erdem içindedir." demektedir. Bu söze göre bir erdemi istemek başka bir erdemi de istemektir. Farklı erdemler birbirini tamamlayan bir yapıdadır.
#### **Bu duruma uygun düşecek örnek aşağıdakilerin hangisinde verilmiştir?**
- A) Kurnaz esnafın müşterilerine karşı güler yüzlü davranması
- B) Canı sıkılan kişinin eşine ev işlerinde yardım etmesi
- C) Mahalle sakinlerinin mahalle çeşmesini tamir etmesi
- D) Akrabalık ilişkilerini seven bir gencin bayram ziyaretlerine katılması
- E) Kişinin şans oyunlarını haksız kazanç olarak görmesi
- **15.** Thales; evrenin ana maddesini, ilk nedenini aramış, doğadaki her şeyin temelinde suyun olduğunu iddia etmiştir. Thales'ten sonra Anaksimandros, arkhe olarak sonlu bir varlık olan suyun sonsuz sayıda varlığın oluşumunu açıklamada yetersiz olduğunu söyleyerek arkheyi sonsuz olan "apeiron" kavramı ile açıklamıştır.
#### **Buna göre aşağıdakilerden hangisi** "apeiron"**un bir özelliği olamaz?**
- A) Nicelik olarak sınırsızdır.
- B) Duyusal, somut bir varlıktır.
- C) Sonsuzluk niteliği vardır.
- D) Bütün varlıkların temelidir.
- E) Nitelik olarak belirsizdir.
#### **16.**
- **I.** Diogenes
- **II.** Lukianos
- **III.** Aristoteles
- **IV.** Thales
- **V.** Ksenofanes
#### **Yukarıdaki filozofların hangileri Anadolu'nun batısında yaşamamıştır?**
- A) I-II B) II-III C) II-III-IV D) III-IV-V E) I-II-III-IV-V
- **17. Değişme karşısında değişmeden kalan asıl varlığı bilmenin insan hayatına faydası hangi seçenekte doğru olarak verilmiştir?**
- A) Varlığın yapısının araştırılması ve "arkhe"nin ne olduğu sorusunun yanıtlanması
- B) İnsanın gerçek varlığı ve değerli olanı bilmesiyle eylemlerine anlam vermesi
- C) Duyuların bitmeyen bir değişmeyi ve oluşu işaret ederek insanı çevresine yöneltmesi
- D) Değişmenin varlığın asıl gerçeği olup olmadığı konusunda insanı şüpheye düşürmesi
- E) Değişmenin gerisinde değişmeden kalan ve üstün olan asıl varlığın olduğunu bilmesi
#### **18. Lao Tse'nin düşüncesinde evrendeki her türlü değişimin beslendiği sonsuz kaynak aşağıdakilerden hangisidir?**
- A) Tao
- B) İdea
- C) Madde
- D) Form
- E) Aperion
## 1. ÜNİTE
#### **19.**
- **I.** Kâğıdın görüntüsü, gerçeğinin yansımasıdır.
- **II.** Kâğıdın bilgisi beyaz, yanıcı ve yırtılabilen olmasıdır.
- **III.** Kâğıdın bilgisi, görünüşünden soyutlanarak ideayla kavranır.
- **IV.** Kâğıdın bilinmesi, onun nedenlerinin bilinmesidir.
**Aristoteles'in bilgi görüşüne ait olan öncüller aşağıdakilerin hangisinde verilmiştir?**
- A) I-II
- B) I-III
- C) II-III
- D) II-IV
- E) III-IV
- **20. Aristoteles'in görüşlerine göre insanın toplumsal yaşamdaki refahı neye bağlıdır?**
- A) Cömertlik
- B) İyi yönetim
- C) Bilgelik
- D) Güç ve nüfuz
- E) Çoğunluğun idaresi
- **21.** Platon'un "Devlet" adlı eserindeki görüşleri dikkate alındığında devleti yönetenlerin bilgili, akıllı ve adil olması gerekir. **Buna göre aşağıdakilerden hangisi bu düşüncenin gerçekleşmesinin koşuludur?**
- A) Topluluğun erke itaat etmesi
- B) Yöneticilerin filozof olması
- C) Yurttaşların eğitimden geçmesi
- D) İnsanın toplumsal yaşama uyumu
- E) İnsanların seçkin bir zümre tarafından yönetilmesi
- **22.** Platon'a göre gerçeğin bilgisi "episteme"ye akıl yoluyla ulaşılır. Akıl, bu bilgiye ulaşmak için ruhun derinliklerine yönelir ve orada varolan bilgileri açığa çıkarır.
#### **Platon'un bu görüşü aşağıdakilerden hangisiyle ifade edilir?**
- A) Bilmek, anımsamaktır.
- B) Bilmek, tecrübe etmektir.
- C) Bilgi, genellemelerle elde edilir.
- D) Bilmek, özün bilgisini bilmektir.
- E) Bilgi, tahmin ve sanıdan meydana gelir.
- **23.** Ahlakın kaynağı mutluluktur ve mutluluğa iyi ideasına ulaşmaya çalışmakla varılır.
#### **Platon'a göre iyi ideasına aşağıdakilerden hangisiyle ulaşılır?**
- A) Ödev bilinci taşımak
- B) Erdemli olmak
- C) Sorumlu davranmak
- D) İyi niyetle hareket etmek
- E) Faydalı olana yönelmek
- **24.** Ustanın biri ormanda gezerken yaşlı bir ağaca rastlar. Ağacın dallarını keser, toplayarak atölyesine götürür. Dalları yontar ve şekil verir. Sonunda bir sandık yapar.
**Metinde geçen usta ve sandık kavramları Aristoteles'in aşağıda verilen hangi nedenlerine sırasıyla karşılık gelmektedir?**
- A) Fail, maddi B) Maddi, ereksel C) Ereksel, maddi D) Maddi, formel E) Fail, formel
#### **DEĞERLENDİRME**
Cevaplarınızı cevap anahtarıyla karşılaştırınız. Yanlış cevap verdiğiniz ya da cevap verirken tereddüt ettiğiniz sorularla ilgili konuları veya faaliyetleri üniteye dönerek tekrarlayınız. Cevaplarınızın tümü doğruysa bir sonraki öğrenme faaliyetine geçiniz.
 felsefi deneme türüne uygun
özgün bir metin yazınız. Daha sonra Tablo 1.3'ü doldurup çalışmanızı sınıfta arkadaşlarınızla pay-
laşarak değerlendiriniz.
Tablo 1.3: Özgün Metin Yazımı Sonrası İstenenler
Başlık
Problemin Felsefedeki Yeri
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Probleme
..............................................................................................................................................................................
Yönelik Fikirler
..............................................................................................................................................................................
..............................................................................................................................................................................
..............................................................................................................................................................................
Kaynakça
34
| null |
/content/drive/MyDrive/pdf-testset-small/FELSEFE 11.pdf
| 33
|
|
1. ÜNİTE
19.
22. Platon'a göre gerçeğin bilgisi "episte-
I.
Kâğıdın görüntüsü, gerçeğinin yansıma-
me"ye akıl yoluyla ulaşılır. Akıl, bu bil-
sıdır.
giye ulaşmak için ruhun derinliklerine
II. Kâğıdın bilgisi beyaz, yanıcı ve yırtıla-
vönelir ve orada varolan bilgileri acığa
bilen olmasıdır.
cıkarır.
III. Kâğıdın bilgisi, görünüşünden soyutla-
Platon'un bu görüşü aşağıdakilerden
hangisiyle ifade edilir?
narak ideayla kavranır.
IV. Kâğıdın bilinmesi, onun nedenlerinin
A) Bilmek, anımsamaktır.
bilinmesidir.
B) Bilmek, tecrübe etmektir.
Aristoteles'in bilgi görüşüne ait olan
C) Bilgi, genellemelerle elde edilir.
öncüller aşağıdakilerin hangisinde
D) Bilmek, özün bilgisini bilmektir.
verilmiştir?
E) Bilgi, tahmin ve sanıdan meydana
A) I-II
gelir.
B) I-III
C) II-III
23. Ahlakın kaynağı mutluluktur ve mutlu-
D) II-IV
luğa iyi ideasına ulaşmaya çalışmakla
E) III-IV
varılır.
Platon'a göre iyi ideasına aşağıdaki-
20. Aristoteles'in görüşlerine göre insa-
lerden hangisiyle ulaşılır?
nın toplumsal yaşamdaki refahı neye
A) Ödev bilinci taşımak
bağlıdır?
B) Erdemli olmak
A) Comertlik
C) Sorumlu davranmak
B) Ívi vönetim
D) İvi nivetle hareket etmek
C) Bilgelik
E) Faydalı olana yönelmek
D) Güç ve nüfuz
E) Çoğunluğun idaresi
24. Ustanın biri ormanda gezerken yaşlı
bir ağaca rastlar. Ağacın dallarını keser,
21. Platon'un "Devlet" adlı eserindeki
toplayarak atölyesine götürür. Dalları
görüşleri dikkate alındığında devleti
yontar ve şekil verir. Sonunda bir sandık
yönetenlerin bilgili, akıllı ve adil olması
yapar.
gerekir. Buna göre aşağıdakilerden
Metinde geçen usta ve sandık kav-
hangisi bu düşüncenin gerçekleşmesi-
ramları Aristoteles'in asağıda verilen
nin kosuludur?
hangi nedenlerine sırasıyla karşılık
A) Topluluğun erke itaat etmesi
gelmektedir?
B) Yöneticilerin filozof olması
C) Yurttaşların eğitimden geçmesi
A) Fail, maddi
D) İnsanın toplumsal yaşama uyumu
B) Maddi, ereksel
E) İnsanların seckin bir zümre
C) Ereksel, maddi
tarafından yönetilmesi
D) Maddi, formel
E) Fail, formel
DEGERLENDIRME
Çevaplarınızı cevap anahtarıyla karşılaştırınız. Yanlış cevap verdiğiniz ya da cevap verir-
ken tereddüt ettiğiniz sorularla ilgili konuları veya faaliyetleri üniteye dönerek tekrarlayınız.
Cevaplarınızın tümü doğruysa bir sonraki öğrenme faaliyetine geçiniz.
રૂક
| null |
/content/drive/MyDrive/pdf-testset-small/FELSEFE 11.pdf
| 37
|
|
FELSEFE 11
S
MS 2. YÜZYIL-MS 15.
YÜZYIL FELSEFESİ
ÜNİTE KONULARI
2.1. MS 2. YÜZYIL-MS 15. YÜZYIL FELSEFESİNİN ORTAYA ÇIKIŞI
2.2. MS 2. YÜZYIL-MS 15. YÜZYIL FELSEFESİNİN AYIRICI NİTELİKLERİ
2.3. MS 2. YÜZYIL-MS 15. YÜZYIL FİLOZOFLARININ FELSEFİ GÖRÜŞLERİNİN ANALİZİ
2.4. MS 2. YÜZYIL-MS 15. YÜZYIL FELSEFESİNİN DÜŞÜNCE VE ARGÜMANLARINI DEĞERLENDİRME
TEMEL KAVRAMLAR
· Teoloji · İslam Felsefesi · Hristiyan Felsefesi · İnanç · Akıl
39
|
_page_38_Picture_0.jpeg)
# **FELSEFE 11**
**MS 2. YÜZYIL-MS 15. YÜZYIL FELSEFESİ**
## **ÜNİTE KONULARI**
2.1. MS 2. YÜZYIL-MS 15. YÜZYIL FELSEFESİNİN ORTAYA ÇIKIŞI 2.2. MS 2. YÜZYIL-MS 15. YÜZYIL FELSEFESİNİN AYIRICI NİTELİKLERİ 2.3. MS 2. YÜZYIL-MS 15. YÜZYIL FİLOZOFLARININ FELSEFİ GÖRÜŞLERİNİN ANALİZİ 2.4. MS 2. YÜZYIL-MS 15. YÜZYIL FELSEFESİNİN DÜŞÜNCE VE ARGÜMANLARINI DEĞERLENDİRME
#### **TEMEL KAVRAMLAR**
•Teoloji •İslam Felsefesi •Hristiyan Felsefesi •İnanç •Akıl
ÜNİTE
2.
#### **Giriş**
Düşünce tarihinin en uzun dönemi olan MS 2-15. yüzyıl felsefesi, kendinden sonraki dönemleri etkilemiştir. Bu etkinin merkezini inanç ve inanca destek olan akıl oluşturmuştur. Dönemin anlaşılması için başvurulacak kaynaklar arasında filozof ve düşünürlerin eserleri önceliklidir. Bu dönem filozoflarının birçoğunun aynı zamanda din adamı olması bu kaynakların önemini daha da artırır. Din hakkında düşünen, düşündüğünü eyleme geçiren, onları yazıya aktaran bu filozofların ve bununla beraber diğer filozof ve düşünürlerin külliyatlarından yararlanmak o dönemin anlaşılması açısından faydalıdır.
Bu dönem felsefesi, iki farklı din anlayışından oluşan iki farklı felsefedir. Hristiyan felsefesi ve İslam felsefesi olarak belirginleşen bu felsefelerin MÖ 6-MS 2. yüzyıl felsefelerinden etkilendiği görülür.
Bu dönemde din, felsefenin neredeyse tek konusudur. Bununla beraber İslam felsefesinin var olduğu coğrafyalarda yoğun bir şekilde matematik, astronomi ve tıp alanında faaliyetlerde bulunulması etkili bilimsel buluşlar yapılmasını sağlamış ve dinin yanında bilimin de felsefede konu edinilmesine sebep olmuştur. Nitekim bazı filozofların aynı zamanda bilim insanı olması da bundandır.
Her iki coğrafya da tarih boyunca etkileşim içindedir. Özellikle çeviri faaliyetlerinde görülen bu etkileşim, dönem dönem bilgi paylaşımını sağlamıştır. Ayrıca bu durum, MS 2-15. yüzyıl felsefesinden 15-17. yüzyıl felsefesine geçilmesinde etkili bir unsur olarak yerini almıştır.
MS 2-15. yüzyıl felsefesi ünitesinde şu konular ele alınacaktır:
- İlk konuda dönemin felsefesini hazırlayan düşünce ortamını açıklayabilmek için bir önceki yüzyılın felsefesinin bu döneme olan etkisine değinilecektir.
- İkinci konuda öncelikle Hristiyan felsefesi ve İslam felsefesinin temel özellik ve problemleri üzerinde durulacaktır. Ardından "inanç-akıl ilişkisi" üzerinde iki coğrafyanın yaklaşımları ve aralarındaki farklar vurgulanacaktır. Bu konunun sonunda çeviri faaliyetlerinin İslam ve Batı felsefesine etkilerine değinilecektir.
- Üçüncü konuda örnek felsefi metinlerden hareketle filozofların görüşleri analiz edilecektir.
- Son konuda dönemin felsefesindeki örnek düşünce ve argümanları felsefi açıdan değerlendirebilmek için ilk olarak Anadolu bilgelerinden Mevlânâ, Yûnus Emre ve Hacı Bektâş Velî'nin eserlerinden derlenen bir metinden hareketle tasavvuf düşüncesindeki insan anlayışlarının tartışılması, ardından Anselmus'un "Anlamak için inanıyorum." sözünden hareketle "inanç-akıl ilişkisini" ele alan özgün bir metin yazılması istenecektir.
#### **Hazırlık Çalışmaları**
- 1. MS 2-MS 15. yüzyıl tarihsel dönemi hakkında neler söylenebilir?
- 2. Çeviri faaliyetlerinin felsefeye etkisi neler olabilir?
- 3. Din ve felsefe arasında ilişki kurulabilir mi?
#### **Neler Öğreneceksiniz?**
- MS 2- MS 15. yüzyıl felsefesini hazırlayan düşünce ortamını açıklamayı,
- MS 2-MS 15. yüzyıl felsefesinin karakteristik özelliklerini açıklamayı,
- MS 2-MS 15. yüzyılın örnek felsefi metinlerinden hareketle filozoflarının felsefi görüşlerini analiz etmeyi,
- MS 2-MS 15. yüzyıl felsefesindeki örnek düşünce ve argümanları felsefi açıdan değerlendirmeyi öğreneceksiniz.
#### **2.1. MS 2. YÜZYIL-MS 15. YÜZYIL FELSEFESİNİN ORTAYA ÇIKIŞI** Mevlânâ (1207-1273) Hacı Bektâş Velî (1209-1271) Yûnus Emre (1238-1321)
İbn Haldun (1332-1406)
El Kindî (801-866)
Gazâlî (1058-1111) İbn Rüşd (1126-1198)
MS 2-MS 15. yüzyıl felsefesi, inancın merkezde olduğu bir felsefedir. (Tablo 2.1, Tablo 2.2). Bu dönemde Hristiyan felsefesi düşünürlerinin çoğu aynı zamanda din adamıdır. İslam felsefesi düşünürlerinde ise böylesi belirgin bir ayrımdan söz etmek hatalı olur. İslam coğrafyasında felsefe, din adamlarının yanı sıra başka düşünürler tarafından da yapılmıştır. 1500 **DÜŞÜNÜRLERİ VE FİLOZOFLARI**
 yaklaşmış, çoğunlukla onun bir parçası olarak görülmüş ve
genel olarak inanç konularının akılsal kanıtlamalarında araç konumuna gelmiştir (Şekil 2.1).
Hristiyan filozoflarının ilgisini ilk olarak insan ruhunun ahlaki gelişimini kendi sisteminin temel
parçası yapan Platon çekmiştir. Hristiyanlığı savunmak ve yaymak için ondan faydalanılmıştır.
Özellikle ruhun ölmemesi hatta tekrar dirilebilmesi fikri, Hristiyanlıktaki diriliş fikrini desteklediği
için bu eğilimi doğal bir şekilde gerçekleştirmiştir. Aristoteles'in etkisi daha çok İslam felsefesinde
görülür ve geliştirdiği mantık, Tanrı'nın varlığına yönelik akılsal kanıtlamalara destek olarak kulla-
nılmış ve her türlü tartışmada yöntem olarak belirlenmiştir.
Stoa felsefesi; ahlak, istenç (irade) konularında Hristiyan felsefesini derinden etkileyen diğer
bir felsefedir. Stoa felsefesine göre insanlar arasında ayrım yoktur. Alt-üst, zengin-fakir vb. hiçbir
statü insanların birbirine olan eşitliğini bozamaz. Stoa felsefesi, insanların gücünün yetmediği
şeylerin var olduğunu savunur. İnsandan üstün bir varlığı (Tanrı) kabul eder. Dolayısıyla insanın
o varlığın düzenine uyum sağlayarak mutlu olacağı ahlak kurallarını ileri sürmesi, Hristiyan düşü-
nürleri tarafından da savunulmuştur.
MS 2-MS 15. yüzyıl felsefesini etkileyen diğer felsefeler de Epikürosçuluk ve Yeni-Platonculuk'tur.
Epikürosçuluğun mutluluğa ulaşmak için dünyevi hazlardan uzak durulması gerektiği düşüncesi ile
Yeni-Platonculuk'un "Tanrı" ve "ruh" kavramları konusundaki düşünceleri üzerinden oluşan tartış-
malar bu etkiyi oluşturmuştur.
Platon
Aristoteles
MS 2-MS 15. Yüzyıl
Stoa Felsefesi
Felsefesi
Epikürosculuk
Yeni-Platonculuk
Şekil 2.1: MS 2-MS 15. yüzyıl felsefesine etki eden MÖ 6-MS 2 yüzyıl felsefeleri
Hristiyan ve İslam felsefesi, kendinden önceki felsefelerin devamı niteliğinde değildir. MS 2-15.
yüzyıl felsefesi, tek bir bütün oluşturmaktan çok kendi içinde dönemsel ve coğrafi farklılıklar taşır.
42
|
_page_41_Figure_6.jpeg)
Şekil 2.1: MS 2-MS 15. yüzyıl felsefesine etki eden MÖ 6-MS 2 yüzyıl felsefeleri
Hristiyan ve İslam felsefesi, kendinden önceki felsefelerin devamı niteliğinde değildir. MS 2-15. yüzyıl felsefesi, tek bir bütün oluşturmaktan çok kendi içinde dönemsel ve coğrafi farklılıklar taşır.
## **2.2. MS 2. YÜZYIL-MS 15. YÜZYIL FELSEFESİNİN AYIRICI NİTELİKLERİ**
MS 2-MS 15. yüzyıl felsefesini anlayabilmek için öncelikle onun temel özellik ve problemlerine Hristiyan felsefesi ve İslam felsefesi açısından bakmak önemlidir. Bunların yanı sıra bu çağın en önemli özelliği olan inanç-akıl ilişkisine ve ayrıca bu dönemin çeviri faaliyetlerine de bakmak gerekmektedir.
#### **HRİSTİYAN FELSEFESİNİN TEMEL ÖZELLİKLERİ VE ÖNE ÇIKAN PROBLEMLERİ**
Hristiyan felsefesi, Hristiyanlık dininin ortaya çıkışıyla başlayan ve 15. yüzyıla kadar geçen sürede Batı felsefesi için kullanılan bir adlandırmadır. Hristiyanlık, yayılma sürecinde bazı felsefi görüşlerle karşı karşıya gelmiştir. Hristiyan dinine karşı yapılan eleştirileri savunmak adına bu din içinden bazı filozoflar çıkmıştır. Bu filozofların felsefesi, apoloji (savunma) olarak bilinir. Bu savunma felsefesi, ilk zamanlarda bazı felsefi görüşlere karşı yapılsa da zamanla dini açıklama felsefesine dönüşmüştür.
Dinî inanç ile felsefi düşüncelerin kaynaşması yaşanmış ve felsefenin tüm alanlarında din etkili olmaya başlamıştır. Bu etkinin olumsuz yansımaları da olmuştur. Felsefeye karşı alınan bu tutumdan dolayı bu dönemde felsefenin yanında bilim de dışlanmıştır. Felsefe ve bilim merkezleri bir bir kapatılmıştır. Örneğin 5. yüzyılda İskenderiye Kütüphanesi bilimsel ve felsefi çalışmaların Hristiyan düşüncesine zarar verdiği gerekçesiyle yakılmıştır (Görsel 2.1). Benzer gerekçelerle 6. yüzyılda Platon Akademisi de kapatılmıştır.
Bu dönemde temel olarak inancın bilgiyi mümkün kıldığı düşünülür. Amaç yeni bilgiler oluşturmak değil kutsal olanı anlamaya çalışmaktır. Uzun bir zamana denk gelen Hristiyan felsefesi, iki temel dönemle sınıflandırılır. Bunlar Patristik ve Skolastik dönemlerdir.
Görsel 2.1: Hypatia, İskenderiye okulunda ders veren kadın düşünürdür. Geometri, matematik, astronomi ve felsefe dersleri vermiştir. İskenderiye Kütüphanesi'nin yakılması esnasında yaşamını yitirmiştir.
**Patristik Dönem**, MS 2-MS 8. yüzyıl arasında kalan ilk dönem Hristiyan felsefesidir. Bu dönem Hristiyan filozofları aynı zamanda din adamlarıdır. Tertullian, Clemens ve Augustinus bunların önde gelenleridir ve "Kilise Babaları" olarak da adlandırılırlar. İsmini bu adlandırmadan alan Patristik Dönem'de özellikle Augustinus'un izlediği akılla dini açıklama yolu, inancın temel öğretisi hâline gelmiştir. Bu dönem felsefesinde Hristiyan dininine yönelik saldırılara karşı savunma tarzında düşünceler öne çıkmaktadır.
#### Hristiyan Felsefesi
. Bu
dönemde Hristiyan felsefesi düşünürlerinin çoğu aynı zamanda din adamıdır. İslam felsefesi düşü-
nürlerinde ise böylesi belirgin bir ayrımdan söz etmek hatalı olur. İslam coğrafyasında felsefe, din
adamlarının yanı sıra başka düşünürler tarafından da yapılmıştır.
Tablo 2.1: Hristiyan Felsefesi Düşünürleri ve Filozofları
150
(150-215)
Clemens
(Klemens)
HRİSTİYAN FELSEFES
İNÜRLERİ VE FİLOZO
(Tertulyan)
(155-240)
Tertullian
(Agistinus)
(354-430)
Augustinus
(480-524)
Boethius
(Boyetus)
MS
(810-877)
Erigena
(Ercina)
(1033-1109)
Anselmus
(Anselmus)
(1225-1274)
Aquinalı Thomas (Akinalı Tamıs)
Ockhamlı William (Okhamlı Vilyım)
(1285-1349)
1400
Tablo 2.2: İslam Felsefesi Düşünürleri ve Filozofları
800
El Kindi
(801-866)
İSLAM FELSEFESİ
İNÜRLERİ VE FİLOZO
Fârâbî
(871-951)
İbn Sîna
(980-1037)
Gazali
(1058-1111)
મદ
İbn Rüsd
(1126-1198)
(1207-1273)
Mevlânâ
(1209-1271)
Hacı Bektâs Velî
(1238-1321)
Yünus Emre
İbn Haldun
(1332-1406)
1500
41
|
_page_40_Figure_5.jpeg)
Clemens (Klemens) (150-215) Tertullian (Tertulyan) (155-240) Augustinus (Agistinus) (354-430) Boethius (Boyetus) (480-524) Erigena (Ercina) (810-877) Anselmus (Anselmus) (1033-1109) Aquinalı Thomas (Akinalı Tamıs) (1225-1274) Ockhamlı William (Okhamlı Vilyım) (1285-1349)
MS 2. yüzyıla doğru Antik Yunan medeniyetinde farklı öğretilere sahip felsefe okullarının açıldığı, felsefenin giderek yaygınlaştığı ve sistemleştiği görülür. Hristiyanlığın ve ardından İslamiyet'in doğup geniş kitlelere yayılmasıyla birlikte felsefe, ilahi dinlerle etkileşime girmiş ve zamanla yeni bir anlayış kazanmıştır. MS 2-15. yüzyıl felsefesi olarak da bilinen bu yeni felsefe, dönemin her düşünsel temasında kendini göstermiş ve Antik Yunan felsefesi karşısında özgün bir yol tutmuştur.
Antik Yunan felsefelerinden Platon, Aristoteles, Epiküros ve Yeni-Platonculuk felsefeleri bu dönemin oluşumunda etkili olmuştur. MS 2-MS 15. yüzyıl felsefesinde ya inancın pekiştirilmesi amacıyla felsefeye başvurulmuş ya da inanca zarar verdiği düşüncesiyle felsefe dışlanmıştır. Bu dönem boyunca felsefe teolojiye (ilahiyat) yaklaşmış, çoğunlukla onun bir parçası olarak görülmüş ve genel olarak inanç konularının akılsal kanıtlamalarında araç konumuna gelmiştir (Şekil 2.1).
Hristiyan filozoflarının ilgisini ilk olarak insan ruhunun ahlaki gelişimini kendi sisteminin temel parçası yapan **Platon** çekmiştir. Hristiyanlığı savunmak ve yaymak için ondan faydalanılmıştır. Özellikle ruhun ölmemesi hatta tekrar dirilebilmesi fikri, Hristiyanlıktaki diriliş fikrini desteklediği için bu eğilimi doğal bir şekilde gerçekleştirmiştir. **Aristoteles**'in etkisi daha çok İslam felsefesinde görülür ve geliştirdiği mantık, Tanrı'nın varlığına yönelik akılsal kanıtlamalara destek olarak kullanılmış ve her türlü tartışmada yöntem olarak belirlenmiştir.
**Stoa felsefesi**; ahlak, istenç (irade) konularında Hristiyan felsefesini derinden etkileyen diğer bir felsefedir. Stoa felsefesine göre insanlar arasında ayrım yoktur. Alt-üst, zengin-fakir vb. hiçbir statü insanların birbirine olan eşitliğini bozamaz. Stoa felsefesi, insanların gücünün yetmediği şeylerin var olduğunu savunur. İnsandan üstün bir varlığı (Tanrı) kabul eder. Dolayısıyla insanın o varlığın düzenine uyum sağlayarak mutlu olacağı ahlak kurallarını ileri sürmesi, Hristiyan düşünürleri tarafından da savunulmuştur.
MS 2-MS 15. yüzyıl felsefesini etkileyen diğer felsefeler de **Epikürosçuluk** ve **Yeni-Platonculuk**'tur. Epikürosçuluğun mutluluğa ulaşmak için dünyevi hazlardan uzak durulması gerektiği düşüncesi ile Yeni-Platonculuk'un "Tanrı" ve "ruh" kavramları konusundaki düşünceleri üzerinden oluşan tartışmalar bu etkiyi oluşturmuştur.

olarak bilinir. Bu savunma felsefesi, ilk zamanlarda bazı felsefi
görüşlere karşı yapılsa da zamanla dini açıklama felsefesine
donusmustur.
Dinî inanç ile felsefi düşüncelerin kaynaşması yaşanmış
ve felsefenin tüm alanlarında din etkili olmaya başlamıştır.
Bu etkinin olumsuz yansımaları da olmustur. Felsefeve karsı
alınan bu tutumdan dolayı bu dönemde felsefenin yanında
bilim de dışlanmıştır. Felsefe ve bilim merkezleri bir bir kapa-
tılmıştır. Orneğin 5. yüzyılda İskenderiye Kütüphanesi bilim-
sel ve felsefi çalışmaların Hristiyan düşüncesine zarar verdiği
gerekçesiyle yakılmıştır (Görsel 2.1). Benzer gerekçelerle 6.
Görsel 2.1: Hypatia, İskenderiye
yüzyılda Platon Akademisi de kapatılmıştır.
okulunda ders veren kadın düşünürdür.
Bu dönemde temel olarak inancın bilgiyi mümkün kıldığı
Geometri, matematik, astronomi ve
düsünülür. Amac veni bilgiler olusturmak değil kutsal olanı
felsefe dersleri vermistir. İskenderiye
anlamaya çalışmaktır. Uzun bir zamana denk gelen Hristiyan
Kütüphanesi'nin yakılması esnasında
yaşamını yitirmiştir.
felsefesi, iki temel dönemle sınıflandırılır. Bunlar Patristik ve
Skolastik dönemlerdir.
Hristiyan Felsefesi
Patristik Dönem, MS 2-MS 8.
Skolastik Dönem, 8. yüzyıldan
vüzvıl arasında kalan ilk dönem
15. yüzvıla kadar olan ikinci dönem
Hristiyan felsefesidir. Bu dönem
Hristiyan felsefesidir. Skolastik ismi,
Hristiyan filozofları aynı zamanda
Patristik
Hristiyanlığın öğretilmesi için bu dö-
din adamlarıdır. Tertullian, Clemens
nemdeki okullasma hareketinden ge-
Dönem
ve Augustinus bunların önde gelen-
lir. Skolastik "okul yolu" veya "okul-
leridir ve "Kilise Babaları" olarak da
laşma" anlamlarına gelir. Anselmus,
adlandırılırlar. İsmini bu adlandırma-
Aquinalı Thomas ve Ockhamlı William
dan alan Patristik Dönem'de özellik-
bu dönemin önde gelen filozofların-
le Augustinus'un izlediği akılla dini
dandır. Skolastik Dönem'de felsefenin
Skolastik
açıklama yolu, inancın temel öğretisi
eğitim alanına taşınması birçok öğren-
Donem
hâline gelmiştir. Bu dönem felsefesin-
cinin dinî eğitim alarak Hristiyanlığı
de Hristiyan dininine yönelik saldırı-
hızla yaymalarına neden olmuştur.
Bologna ve Oxford üniversiteleri bu
lara karşı savunma tarzında düşünce-
ler öne çıkmaktadır.
dönemde kurulan ve bu geleneğin on-
cüsü olan yerlerdir.
43
|
_page_42_Figure_11.jpeg)
**Skolastik Dönem**, 8. yüzyıldan 15. yüzyıla kadar olan ikinci dönem Hristiyan felsefesidir. Skolastik ismi, Hristiyanlığın öğretilmesi için bu dönemdeki okullaşma hareketinden gelir. Skolastik "okul yolu" veya "okullaşma" anlamlarına gelir. Anselmus, Aquinalı Thomas ve Ockhamlı William bu dönemin önde gelen filozoflarındandır. Skolastik Dönem'de felsefenin eğitim alanına taşınması birçok öğrencinin dinî eğitim alarak Hristiyanlığı hızla yaymalarına neden olmuştur. Bologna ve Oxford üniversiteleri bu dönemde kurulan ve bu geleneğin öncüsü olan yerlerdir.
## **HRİSTİYAN FELSEFESİNİN GENEL ÖZELLİKLERİ**
- İnanç merkezli görüşler ortaya çıkmıştır.
- İnancın akılla temellendirilmesi yapılmaya çalışılmıştır.
- Akıl ve inanç tartışmaları ön plana çıkmıştır.
- İnancın bilgiyi mümkün kıldığı düşüncesi egemendir.
- Antik Yunan felsefesinden etkilenmiştir.
- Tanrı'nın varlığı kanıtlanmaya çalışılmıştır.
- Kutsal metinlerin doğruluğu merkeze alınmıştır.
- Dinsel otoriteye karşı gelinmemesi gerektiği vurgulanmıştır.
#### **HRİSTİYAN FELSEFESİNİN BAZI PROBLEMLERİ**
- Tanrı'nın Varlığını Kanıtlama Problemi
- Kötülük Problemi
- Tümeller Problemi
#### **Tanrı'nın Varlığını Kanıtlama Problemi**
Hristiyan felsefesinde bazı düşünürler Tanrı'nın varlığının kanıtıyla ilgili görüşler ortaya koymuştur. Tanrı'nın var olmadığını savunanlar karşısında Hristiyan düşünürleri, ontolojik ve kozmolojik açıdan kanıtlar sunmuştur. Ontolojik kanıtlama Platon'un tümel kavramları gerçek olarak ifade ettiği felsefesine, kozmolojik kanıtlama ise Aristoteles'in ilk neden görüşüne dayanır. Bu kanıtlamaları daha sonra İslam felsefesi düşünürleri de kullanmıştır.
 tümel kavramları Tanrısal açıklamalardan ayırır. Onların duyu
deneyimiyle her bir varlıkta kavranabilineceğini ileri sürer. "Insan" kavramının gerçekliği doğada
görülen her insanın içinde bulunur. Onemli temsilcisi Aquinalı Thomas'tır.
Adcılık (nominalizm) görüşüne göre tümel kavramlar, birbirine benzeyen nesnelerin ortak özel-
liklerine adlar verilmesiyle oluşur. Onların kendi başına yani insan zihninin dışında gerçeklikleri
yoktur. "İnsan" kavramı, doğada akıl sahibi varlıkları işaret etmek için zihin tarafından üretilen bir
adlandırmadır. Dolayısıyla zihin dışında gerçekliği yoktur. Önemli temsilcisi Ockhamlı William'dır.
45
| null |
/content/drive/MyDrive/pdf-testset-small/FELSEFE 11.pdf
| 44
|
|
2. ÜNİTE
HRİSTİYAN FELSEFESİNİN GENEL ÖZELLİKLERİ
İnanç merkezli görüşler ortaya çıkmıştır.
İnancın akılla temellendirilmesi yapılmaya çalışılmıştır.
Akıl ve inanç tartışmaları ön plana çıkmıştır.
İnancın bilgiyi mümkün kıldığı düşüncesi egemendir.
Antik Yunan felsefesinden etkilenmiştir.
Tanrı'nın varlığı kanıtlanmaya çalışılmıştır.
Kutsal metinlerin doğruluğu merkeze alınmıştır.
Dinsel otoriteye karşı gelinmemesi gerektiği vurgulanmıştır.
HRİSTİYAN FELSEFESİNİN BAZI PROBLEMLERİ
Tanrı'nın Varlığını Kanıtlama Problemi
• Kötülük Problemi
- Tümeller Problemi
Tanrı'nın Varlığını Kanıtlama Problemi
Hristiyan felsefesinde bazı düşünürler Tanrı'nın varlığının kanıtıyla ilgili görüşler ortaya koy-
muştur. Tanrı'nın var olmadığını savunanlar karşısında Hristiyan düşünürleri, ontolojik ve koz-
molojik acıdan kanıtlar sunmustur. Ontolojik kanıtlama Platon'un tümel kavramları gercek olarak
ifade ettiği felsefesine, kozmolojik kanıtlama ise Aristoteles'in ilk neden görüşüne dayanır. Bu ka-
nıtlamaları daha sonra İslam felsefesi düşünürleri de kullanmıştır.
Hristiyan Felsefesinde
Tanrı'nın Varlığına Yönelik Kanıtlar
Ontolojik kanıtlama, Tanrı kavramından
Kozmolojik kanıtlama, her şeyin bir
çıkar ve mantıksal olarak onun varlığını ka-
nedeni olduğu fikrine dayanarak evrende
nıtlamaya yöneliktir. Hristiyan felsefesinde
var olan bütün varlıkların kendinden önce
Anselmus tarafından ileri sürülen bu kanıtla-
gelen bir varlık nedeniyle var olduğunu
ma, daha yetkini düşünülemeyen ve tasarla-
söyler. Geriye doğru gidildiğinde mantık-
namayan anlamıyla Tanrı'nın insan zihninde
sal olarak bir ilk varlığın olması gerektiği-
bulunmasını Tanrı'nın var olduğuna kanıt
ni ve o varlığın Tanrı olduğunu ileri sürer.
olarak kullanılabileceğini ifade eder. Buradan
Aquinalı Thomas, bu kanıtlamanın önde
hareketle Tanrı'nın mutlak olarak var olduğu
gelen savunucularından biridir.
sonucuna ulaşır.
44
|
_page_43_Figure_16.jpeg)
**Ontolojik kanıtlama**, Tanrı kavramından çıkar ve mantıksal olarak onun varlığını kanıtlamaya yöneliktir. Hristiyan felsefesinde Anselmus tarafından ileri sürülen bu kanıtlama, daha yetkini düşünülemeyen ve tasarlanamayan anlamıyla Tanrı'nın insan zihninde bulunmasını Tanrı'nın var olduğuna kanıt olarak kullanılabileceğini ifade eder. Buradan hareketle Tanrı'nın mutlak olarak var olduğu sonucuna ulaşır.
**Kozmolojik kanıtlama**, her şeyin bir nedeni olduğu fikrine dayanarak evrende var olan bütün varlıkların kendinden önce gelen bir varlık nedeniyle var olduğunu söyler. Geriye doğru gidildiğinde mantıksal olarak bir ilk varlığın olması gerektiğini ve o varlığın Tanrı olduğunu ileri sürer. Aquinalı Thomas, bu kanıtlamanın önde gelen savunucularından biridir.
#### **Kötülük Problemi**
Kötülük problemi düşünüldüğünde genel olarak iyi ve kötünün veya günah ve sevabın açıklanması gerekir. Ana sorun "Eğer Tanrı varsa, mutlak güç sahibiyse ve insanın iyiliğini istiyorsa neden dünyadaki kötülükleri önlemiyor veya ortadan kaldırmıyor?" gibi sorular ekseninde şekillenir.
Kötülük problemi, Hristiyan felsefesinde pek çok problemle ilişkilidir. Kötülük, Tanrı'nın varlığına ilişkin tartışmalarda Tanrı'nın var olmadığına yönelik delil olarak sunulmuştur. Tanrı, kötülüğü kaldırmıyorsa ve kötülük de varsa o hâlde Tanrı yoktur çıkarımında bulunanlar olmuştur. Bu çıkarım Hristiyan ve İslam düşünürleri tarafından eleştirilmiştir.
Hristiyanlığa göre Tanrı; insanlara iyiliği emreden, kötülükten uzak durmalarını isteyen ve her şeyi yaratan tek varlıktır. Bu açıdan Hristiyan felsefesinde kötülük problemine çeşitli açıklamalar getirilmiştir. Bunlar arasında Augustinus'un ve Aquinalı Thomas'ın açıklamaları öne çıkmaktadır.
**Augustinus**, Tanrı'nın her zaman iyiyi emrettiğini ama insana irade vermek suretiyle iyiyi veya kötüyü seçme özgürlüğünü de tanıdığını belirtir. Kötülük, irade zayıflığından kaynaklanır. Hz. Adem'in bile yasaklanan bir şeye el uzatması sonucunda cennetten kovulduğuna işaret ederek Tanrı'nın insanı kukla olarak yaratmadığını belirtir. Bu açıdan kötülük problemi aynı zamanda kader ve özgür irade problemiyle yakından ilişkilidir. Kaderin Tanrı tarafından bilinip insan tarafından bilinmiyor olması özgür irade sorununu doğurur. Augustinus, insanın kaderini bilmiyor olmasını özgür iradenin gerçekleşmesi olarak düşünür.
Hristiyan felsefesinde kötülük problemine yönelik Augustinus'un görüşlerinin yanı sıra İslam filozofu İbn Sînâ'nın görüşleri de kabul görmüştür. İbn Sînâ'ya göre kötülük kusurlu olan insanın erdemden uzak oluşundan kaynaklanır. Ayrıca iyinin anlaşılabilmesi için kötülük gereklidir.
#### **Tümeller Problemi**
Tümeller kavramı bir sınıfı oluşturan, bütün üyeleri içine alan genel kavramları işaret etmek için kullanılır. "ağaç" kavramı ele alınacak olursa onun doğada meyve verebilen, gövdesi odun veya kereste olmaya elverişli bulunan ve uzun yıllar yaşayabilen bitkileri ifade etmek için kullanıldığı görülür. "ağaç" tümel bir kavram iken onun üyeleri olan ve doğada gözlemlenen varlıklar ise tekildir. Varlıklar ya da nesneler içerdikleri özelliklerin benzerlikleri üzerinden soyutlanarak tümel kavramlara dönüşür. Dolayısıyla tümel kavramlar, nesneler hakkında genelleştirilmiş geçerli bilgi imkânı sunar.
Tümellerin ne olduğu, nasıl oluşturulduğu, nerede bulunduğu gibi sorular filozoflar tarafından açıklanmaya çalışılmıştır. Platon'a göre tümel kavramlar yani idealar, tek tek nesnelerde değil onlardan bağımsız olarak vardır. Aristoteles'in varlık görüşünde tümel kavramların kendi başına gerçekliği yoktur, tümel kavramlar nesnelerin kapsamındadır.
MS 2-15. yüzyılda ise tümel kavramların ne olduğu, nesnede mi nesnelerden bağımsız mı bulunduğu tartışması; Tanrı'da bulunup bulunmadığı tartışmasıyla mantık, bilgi ve inanç açısından yeniden şekillenmiştir.
**Kavram realizm**ine göre tümel kavramların varlığı Tanrı'nın zihnindedir. İnsan zihninde bu kavramlar "Tanrısal ide" olarak yer alır. Mutlu insan, görünen bir varlıktır ama mutluluk genel bir kavramdır ve Tanrı'nın zihninde gerçekliği vardır. Önemli temsilcileri Augustinus ve Anselmus'dur.
**Kavramcılık** (konseptualizm) tümel kavramları Tanrısal açıklamalardan ayırır. Onların duyu deneyimiyle her bir varlıkta kavranabilineceğini ileri sürer. "İnsan" kavramının gerçekliği doğada görülen her insanın içinde bulunur. Önemli temsilcisi Aquinalı Thomas'tır.
**Adcılık** (nominalizm) görüşüne göre tümel kavramlar, birbirine benzeyen nesnelerin ortak özelliklerine adlar verilmesiyle oluşur. Onların kendi başına yani insan zihninin dışında gerçeklikleri yoktur. "İnsan" kavramı, doğada akıl sahibi varlıkları işaret etmek için zihin tarafından üretilen bir adlandırmadır. Dolayısıyla zihin dışında gerçekliği yoktur. Önemli temsilcisi Ockhamlı William'dır.
#### **İSLAM FELSEFESİNİN TEMEL ÖZELLİKLERİ VE ÖNE ÇIKAN PROBLEMLERİ**
İslamiyet öncesi dönemde Doğu'daki çeşitli merkezlerde (Antakya, Harran, İran ve İskenderiye gibi) açılan okullarda Antik Yunan felsefesine dair çeviriler yapılmıştır. Özellikle Yunan (Grekçe) dilinden Süryaniceye yapılan çeviriler, Doğu ile Batı arasındaki coğrafyayı Antik Yunan felsefesiyle tanıştırmıştır. İslam medeniyetinin hızla yayılması çok farklı kültürlerin birbiriyle etkileşim kurmasını sağlamış; bilim, sanat ve felsefede önemli gelişmeler oluşturmuştur. Bağdat bu gelişmelerin merkezi konumuna gelmiştir (Görsel 2.2). İslam felsefesi; MS 7-12. yüzyıl arasında İslam dininin kabul gördüğü, bünyesinde farklı milletlerin bulunduğu geniş bir coğrafyada ortaya çıkmış ve yayılmıştır.

**Hay:** Düşünce! Düşünmek! Nasıl düşünüyorum ben? Görüyorum, duyuyorum. Nasıl görüp nasıl duyduğumu biliyorum. Ama nasıl düşündüğümü bilemiyorum. Bu konuda bildiğim tek şey düşündüğüm. Ben düşünüyorum. Canlıları yaşatan şey de düşünce gibi bir şey olamaz mı peki? Düşünce! Belki de en önemli şey bu, düşünce.
Bir gün bir ördek yumurtasını alıp baykuş yuvasına koymuştu. Sonucu merakla beklemişti günlerce. Yuvadan ayrılan yavru ördek doğruca suya koşmuş ve yüzmek konusunda da hiç acemilik çekmemişti. Hâlbuki Hay, yüzebilmek için günlerce uğraşmıştı.
**Hay:** Ben yaptığım her şeyi sonradan öğreniyorum. Onlarsa yapacakları her şeyi öğrenmiş olarak doğuyorlar. Birisi ne yapmaları gerektiğini onların içine koyuyor. Evet, başka biri!
**Hay:** Bütün bu etrafımda gördüğüm her şey kendi kendine, kendiliğinden olamaz. Bunların bir sahibi ve bir yöneteni olmalı. Bana ellerimi veren, içime sevgiyi koyan biri mutlaka olmalı. Ama onunla karşılaşamıyorum. Onu bulamıyorum. O nerede? Bütün hayvanlara ne yapacaklarını öğreten onun içine kendisini bulduracak bir ipucu koymuş olamaz mıydı? Belkide düşüncede gizliydi, düşüncede.
Hay yiyecek toplayacağı sırada ansızın Absal'la karşılaştı. Hay ile Absal'ın dost olmaları fazla uzun sürmedi. Hay, ona anne ceylandan başlayarak başından geçen her şeyi anlattı. Absal da ona kendi hikayesini. Geldiği adada yaşanan hak dini, o dinin peygamberlerini ve kurallarını anlattığında buna Hay'ın cevabı şöyle oldu.
**Hay:** Benim yıllar süren düşüncelerim sonunda ulaştıklarımla senin bana anlattıkların aynı şeyler.
**Sorular**
- **1. Hay, yaratıcının olduğu düşüncesine hangi delilleri kullanarak ulaşmıştır?**
- **2. Hay adada tek başınayken davranışlarından sorumlu mudur? Değerlendiriniz.**
#### **MS 2. YÜZYIL-MS 15. YÜZYIL FELSEFESİNDE İNANÇ VE AKIL İLİŞKİSİ**
MS 2-MS 15. yüzyıl felsefesinde Tanrı tarafından verildiği düşünülen her türlü dinî bilginin onaylanmasında inanç, bilindiği iddia edilen şeyin mantıksal temellendirmeyle ispat edilmesinde ise akıl ön plandadır. Bu açıdan inanç, din alanında akıl ise felsefe alanında konumlandırılır. Akıl ve inanç arasındaki ilişki, vahiy ve akıl bilgisi temelinde felsefe ile din arası ilişki olarak da düşünülmüştür.
Hristiyan felsefesi düşünürleri için inanç-akıl ilişkisine getirilen açıklamalar dönem boyunca farklılıklar göstermiş ancak genel olarak inanç-akıl ilişkisi daha çok inanç merkezinde yorumlanmıştır.
Patristik Dönem'in başlarında **Tertullian**, "Akıl almaz (saçma) olduğu için inanıyorum." yargısında bulunarak aklın bir sınırı olduğunu ve onunla bazı şeylerin anlaşılamayacağını belirtmiştir. Ona göre inanmak için akla gerek yoktur çünkü inanılan şey akıl için saçmadır. Hz. İsa'nın tekrar dirildiği bilgisi akılla kavranılamaz sadece inanç ile kabul edilir.
"Anlamak için inanıyorum." yargısıyla Tertullian'u eleştiren **Clemens**, inanılan şeyin akıl tarafından onaylanması gerektiği üzerinde durarak inanç ile aklı uzlaştırmaya çalışmıştır. Daha sonra **Agustinus** ve **Anselmus**'un da bu görüşe katılmasıyla Hristiyan felsefesinde insanın inancı kavraması akla bağlanmıştır. Hakikatin bilinmesi için önce inanmak, sonra onu akılla kavramak gereklidir. İnsan mutlu olmak istiyorsa Tanrı'ya inanmalı ve onun emirlerini akılla anlamalıdır.
Dönemin sonuna doğru bu görüş eleştirilmiş, akıl ve inanç birbirinden farklı alanlar olarak görülmüştür. "İnanayım diye biliyorum." yargısıyla **Aquinalı Thomas**, inanç ve aklın aralarında ahenk (uyum) olmasına rağmen birbirinden farklı iki alan olduğunu belirtir. Ona göre inanç teoloji, akıl da felsefe alanına aittir. Akılla inanç alanına ait bazı bilgilerin bilineceğini vurgular.
İslam felsefesinde inancın bilgisi, aklın bilgisiyle çelişkiye düşmez. İnançla akıl ilişkisinin tartışılmasında İslam kelamcıları ile filozofları arasında büyük farklılık görülmez. İslam kelamcıları genel olarak Kur'an-ı Kerim'i delil göstererek hakikatin akıl ile bilineceğini ancak aklın naklî (vahiy, ayet ve hâdis bilgisi) bilginin önüne geçemeyeceğini belirtmiştir.
**Mâtürîdiyye** kelamcılarına göre "Naklî bilgi aklın bilgisinden önce gelir." çünkü aklın bir sınırı vardır ve sadece onun ölçü olarak alınması hataya yol açar. Akıl doğru kullanılırsa insan hakikate ulaşır. Aklın doğru kullanılması dine yönelik oluşan hurafelerin kaldırılmasında da gereklidir.
**İmam Gazâlî**, "Maddi şeylerin bilgisi göz ve kulak gibi duyu organlarıyla tahsil edilir. Manevi şeylerin bilgisi ise kalbin algılamasıyla hasıl olur." sözüyle insanın akıl ile hakikatin kesin bilgisine ulaşamayacağını belirtir. Ona göre akla ancak inancın (vahiy) bilgisinin bilinip onaylanması açısından başvurulabilir. Gazâlî vahiy bilgisini güneşe, akli bilgiyi ise göze benzetir. Güneş olmadan gözün göremeyeceğini, göz olmadan da ışığın yeterli şekilde idrak edilemeyeceğini ifade eder. Gazâlî, inanca dayalı bilginin kesinliğini insanın sezgisel olarak kalbi ile bilebileceğini belirtir. İnsanın manevi yönden bu bilgileri algılayabileceğini ileri sürer.
**İbn Rüşd**, "Felsefe, dinin getirmiş olduğu her şeyi inceler. Eğer araştırdığı şeyi algılayabiliyorsa iki algı (ikisinin algısı) eşittir." sözüyle Gazâlî'yi eleştirir ve inançsal olanın akılsal olduğunu savunur. Yaradan, açık olarak var olan her şeyi akıl yoluyla değerlendirmeye insanları davet etmektedir. Dolayısıyla felsefenin dinle çatışmadığı aksine uzlaşı içinde olduğu görüşündedir. Akılla bilgiyi ortaya koyan birinin kişisel durumlarına bakılmaması, önemli olanın bilginin akılsal olup olmadığının ortaya konması gerektiğini belirtir.
## **Uygulama**
"Gerçeğin anlaşılmasında inancın ve aklın rolü nedir?" sorusuna yönelik aşağıda dört farklı bakış açısından görüşler verilmiştir. Bu görüşleri paylaşıp düşünce ve örneklerinizi boş bırakılan yerlere yazınız.
, mümkün
olan (mümkin-ül vücud) ve mümkün olmayan (mümte-
ni-ul vücud) varlıklar. İbn Sînâ, mümkün olmayan var-
lıkları sadece mantık açısından kabul eder. Onun ontolo-
jik olarak yoğunlaştığı varlık ilk ikisidir. Zorunlu varlık;
Îbn Sînâ
varlığı başka bir varlığa muhtaç olmayan, ezelî ve ebedî
varlıktır. Mümkün varlık; etrafta görülen, sürekli bir şe-
kilde var olan ama daha sonra vok olan varlıklardır. Bu
varlıklar, zorunlu varlıktan taşma sonucunda çıkmıştır.
Zorunlu varlık yaratıcıdır ve ilk olarak aklı yaratır, ilk
akıl da ikinci aklı yaratır ve bu yaratma sürekli devam
eder. Bu görüş, İslam felsefesinde sudür nazariyesi (ku-
ramı) olarak da bilinir ve temelleri Plotinos'a dayanır.
Birçok İslam filozofu gibi yaratıcının varlığını kanıt-
lamak için "hudûs deliline" başvurur. Hudûs, sonradan
yaratılan demektir. Hudûs delili, sonradan yaratılanın
zorunlu olarak bir yaratıcıyı gerektirmesi mantığına da-
yanır. El Kindî'ye göre âlem (evren), kadîm (öncesiz)
değil hâdistir (sonradan olan). Onun bilfiil (eylemli ola-
El Kindî
rak) gerceklesmesi hâdis olmasındandır. Alemin sonra-
dan yaratılan olduğunu kanıtlamak için âlemde zamanla
değişim olduğunu ve zamanın olmasının da âlemin son-
lu olduğuna kanıt olduğunu ileri sürer. Alem sonlu ol-
duğuna göre bir başlangıcı ve bir başlatıcısı vardır, görü-
şündedir. Älemde düzen ve uyum olmasının Yaradan'ın
varlığına ilişkin bir başka delil olduğunu savunur.
47
| null |
/content/drive/MyDrive/pdf-testset-small/FELSEFE 11.pdf
| 46
|
|
2. ÜNİTE
İrade Özgürlüğü Problemi
İslam felsefesinde özgürlük problemi, insanın seçme ve eylemde bulunma yetisi üzerine şekille-
nir. Özgürlük denildiği zaman dönem itibarıyla kader ve irade kavramları da bu problemle beraber
ele alınır. İslam kelamcıları bu probleme felsefe üzerinden bakarak Allah karşısında insanın konu-
munu belirlemeye çalışmışlardır. Çebriye hariç diğer tüm kelamcılar insanın eylemlerinde özgür
olduğunu savunmuşlardır.
Probleme İslam filozoflarının bakısı ise akıl ekseninde sekillenir. Fârâbî'ye göre insan akılı bir
varlıktır ve kendi iradesiyle iyi ve kötüyü seçebilir. İrade ile insanın hareket etme gücünü kasteden
Fârâbî, irade olmadan davranışın olamayacağını belirtir. İnsan akıl ve iradesiyle kendi davranışla-
rını seçebilme özgürlüğüne sahiptir ve bu aynı zamanda onun davranışlarından sorumlu olduğunu
da gösterir. Ona göre insan eğer düşündüğünü yapamıyorsa köledir. Düsünemeven ve irade sahibi
olmavan insan olamaz.
İslam felsefesinde Allah'ın iradesi altında insanın davranışlarında özgür ve bu nedenle de onlar-
dan sorumlu olduğu fikri zamanla yaygınlaşmıştır. İslam dininin ileri sürdüğü dünya hayatının bir
imtihan olması anlayışı da bu fikri desteklemektedir.
Toplumsal Yaşama Yönelik Problemler
Bu problemlerde bazı görüşler öne çıkmıştır. Bunlar arasında toplumun yasayısı üzerine oluşan
devletle ilgili görüşler önemlidir. "El-Medinet'ül Fazıla" eseriyle Fârâbî ve "Mukaddime" eseriyle
İbn Haldun, İslam felsefesinde devletle ilgili tartışmalarda öne çıkan iki filozoftur.
İbn Haldun, toplum ve devleti
Fârâbî, erdemli hayatın ahlaki
açıdan ideal olan devlette gerçekle-
değerlendirir. Ona göre toplum in-
şeceğini ileri sürer. İnsanların kendi
sanların birbirine ihtiyaç duymala-
aralarında düzen kurmak için devleti
rından doğar. Güvenlik kaygıları ne-
oluşturduğunu dolayısıyla ihtiyaç-
deniyle kabileler arasında mücadele
larını da bu düzenin içinde giderdi-
edildiğini ve sonuçta da bir kabilenin
ğini belirtir. İnsanların mutlu olabil-
egemenliğiyle devletin kurulduğunu
melerinin koşulu olarak kurdukları
belirtir. Devleti yönetenler, toplu-
düzen içinde adaletin sağlanmasını
mun faydası için hareket etmelidir.
öngörür. Adaleti de ancak güclü bir
Topluma karşı zulüm, devletin var-
orgut olan devletin sağlayabilece-
lığını tehlikeye sokar. İbn Haldun
ğini ifade eder. O. erdemli devlette
devletin hüküm süresini canlı bir or-
insanların mutlu olacağı fikrindedir.
ganizmava benzetir. Devletler doğar.
Bilgili, yetkin ve sorun çözücü gibi
gelişir ve ölür yani yıkılır. O; devlet-
leri kuruluş, yükselme ve çöküş ola-
özellikleri bulunan kişi tarafından
erdemli devletin yönetilmesi gerekti-
rak üç aşamada inceler. Her yıkılan
ği görüşündedir.
devletin verine bir baska devletin ku-
rulduğunu belirtir.
48
| null |
/content/drive/MyDrive/pdf-testset-small/FELSEFE 11.pdf
| 47
|
|
2. ÜNİTE
İSLAM FELSEFESİNİN TEMEL ÖZELLİKLERİ VE ÖNE ÇIKAN PROBLEMLERİ
İslamiyet öncesi dönemde Doğu'daki çeşitli mer-
kezlerde (Antakya, Harran, Iran ve Iskenderiye
gibi) açılan okullarda Antik Yunan felsefesine dair
çeviriler yapılmıştır. Özellikle Yunan (Grekçe) di-
linden Süryaniceye yapılan çeviriler, Doğu ile Batı
arasındaki coğrafyayı Antik Yunan felsefesiyle ta-
nıştırmıştır. İslam medeniyetinin hızla yayılması
cok farklı kültürlerin birbiriyle etkilesim kurmasını
sağlamış; bilim, sanat ve felsefede önemli gelişme-
ler oluşturmuştur. Bağdat bu gelişmelerin merkezi
konumuna gelmiştir (Görsel 2.2). İslam felsefesi;
MS 7-12. yüzyıl arasında İslam dininin kabul gör-
Görsel 2.2: el-Vasiti Bagdat Okulu minvatilr eseri
düğü. bünyesinde farklı milletlerin bulunduğu ge-
niş bir coğrafyada ortaya çıkmış ve yayılmıştır.
İslam düşünürlerinin Antik Yunan felsefesi üzerine düşünme ürünleri oluşturması, Batı'nın tek-
rar Antik Yunan felsefesinden etkilenmesine neden olmuş ve bu durum zamanla Batı'da Rönesans'ın
oluşmasına zemin hazırlamıştır.
İslam coğrafyasında ilim açısından elverişli ortam, İslami ilimler dışında çeşitli bilimsel ve felsefi
çalışmaların yapılmasını sağlamıştır. İslam felsefesi, sadece Müslümanların geliştirdiği bir felsefe
değildir. İslam coğrafyasında yaşayan farklı dinlere mensup veya herhangi bir dine mensup ol-
mayan filozofların yapmış olduğu felsefi çalışmalar da İslam felsefesi altında incelenir. Bu durum
İslam felsefesinde çeşitli felsefi akımların görülmesine de neden olmuştur. İslam felsefesi filozofla-
rından Ebû Bekir Râzî, Tanrı ile insan arasında aracı kabul etmeyerek deist bir yaklaşım sergilemiş
ve bilgilerin duyumlar aracılığıyla kazanıldığı savunan natüralist (tabiyyun) akımı savunmuştur.
İbnü'r Râvendi ise Tanrı'nın varlığını kabul etmeyerek gerçek olan tek şeyin ezeli ve ebedi olan
madde olduğunu savunmuş ve İslam felsefesinde materyalist (dehriyye) akımın öncüsü olmuştur.
Bunların yanı sıra El Kindî, Fârâbî, İbn Sînâ ve İbn Rüşd gibi filozoflar tarafından meşşâiyye felse-
fesi oluşturulmuştur. Bu felsefe İslam esaslarına bağlı, ağırlıklı olarak Aristoteles, kısmen de Platon
etkisiyle oluşmuş mantık ve matematik temelli görüşler içerir.
İSLAM FELSEFESİNİN GENEL ÖZELLİKLERİ
Antik Yunan felsefesinden etkilenilmiştir.
Akıl, iman ve inanç gibi konular tartışılmıştır.
Önceki dönemin felsefi problemleri tartışılmıştır.
Çeviri faaliyetleri yapılmıştır.
Felsefenin gelişimine katkı sağlamıştır.
Batı felsefesini etkilemiştir.
İSLAM FELSEFESİNİN BAZI PROBLEMLERİ
■
· Yaratıcının Varlığını Kanıtlama Problemi
· İrade Özgürlüğü Problemi
Toplumsal Yaşama Yönelik Problemler
46
|
_page_45_Picture_3.jpeg)
Görsel 2.2: el-Vasiti Bağdat Okulu minyatür eseri
İslam düşünürlerinin Antik Yunan felsefesi üzerine düşünme ürünleri oluşturması, Batı'nın tekrar Antik Yunan felsefesinden etkilenmesine neden olmuş ve bu durum zamanla Batı'da Rönesans'ın oluşmasına zemin hazırlamıştır.
İslam coğrafyasında ilim açısından elverişli ortam, İslami ilimler dışında çeşitli bilimsel ve felsefi çalışmaların yapılmasını sağlamıştır. İslam felsefesi, sadece Müslümanların geliştirdiği bir felsefe değildir. İslam coğrafyasında yaşayan farklı dinlere mensup veya herhangi bir dine mensup olmayan filozofların yapmış olduğu felsefi çalışmalar da İslam felsefesi altında incelenir. Bu durum İslam felsefesinde çeşitli felsefi akımların görülmesine de neden olmuştur. İslam felsefesi filozoflarından Ebû Bekir Râzî, Tanrı ile insan arasında aracı kabul etmeyerek deist bir yaklaşım sergilemiş ve bilgilerin duyumlar aracılığıyla kazanıldığı savunan natüralist (tabiyyun) akımı savunmuştur. İbnü'r Râvendi ise Tanrı'nın varlığını kabul etmeyerek gerçek olan tek şeyin ezeli ve ebedi olan madde olduğunu savunmuş ve İslam felsefesinde materyalist (dehriyye) akımın öncüsü olmuştur. Bunların yanı sıra El Kindî, Fârâbî, İbn Sînâ ve İbn Rüşd gibi filozoflar tarafından meşşâiyye felsefesi oluşturulmuştur. Bu felsefe İslam esaslarına bağlı, ağırlıklı olarak Aristoteles, kısmen de Platon etkisiyle oluşmuş mantık ve matematik temelli görüşler içerir.
#### **İSLAM FELSEFESİNİN GENEL ÖZELLİKLERİ**
Antik Yunan felsefesinden etkilenilmiştir.
- Akıl, iman ve inanç gibi konular tartışılmıştır.
- Önceki dönemin felsefi problemleri tartışılmıştır.
- Çeviri faaliyetleri yapılmıştır.
- Felsefenin gelişimine katkı sağlamıştır.
- Batı felsefesini etkilemiştir.
#### **İSLAM FELSEFESİNİN BAZI PROBLEMLERİ**
- Yaratıcının Varlığını Kanıtlama Problemi
- İrade Özgürlüğü Problemi
- Toplumsal Yaşama Yönelik Problemler
### **Yaratıcının Varlığını Kanıtlama Problemi**
İslam felsefesinde yaratıcının varlığının delilleri problemi, Yaradan'ın varlığına ilişkin akla uygun delil getirilmesi üzerine şekillenir. Mesele, Yaradan'ın varlığının akılsal olarak temellendirilmesidir. Bu probleme kelamcılar ve İslam filozofları çeşitli açıklamalar getirmiştir. İslam kelamcılarından Eş'arî, filozoflardan ise El Kindî, İbn Sînâ ve İbn Rüşd düşünceleriyle öne çıkmaktadır.
> Yaratıcının varlığına yönelik kanıtlarını doğada gözlenen değişimlere dayandırarak açıklar. Ona göre insan akıl sahibi olması bakımından diğer yaratılan varlıklar arasında en mükemmel olanıdır. İnsanın doğumdan ölüme kadar farklı biyolojik süreçlerden geçerek olgun bir varlık hâline geldiğini belirten Eş'arî, insanın bu olgunluğa kendi kendine ulaşamayacağını belirterek zorunlu olarak bir yaratıcının olması gerektiğini savunur. İnsan aklı ile yaratıcının varlığını bilebilir. İnsanın yaratılışına ilişkin Kur'an-ı Kerim'den ayetler gösteren Eş'arî, onların meallerini örnekler üzerinden anlatarak yaratıcının varlığına ilişkin deliller sunar.
**İbn Sînâ**
**Eş'arî**
Varlığı üçe ayırır: zorunlu (vâcib-ül vücud), mümkün olan (mümkin-ül vücud) ve mümkün olmayan (mümteni-ul vücud) varlıklar. İbn Sînâ, mümkün olmayan varlıkları sadece mantık açısından kabul eder. Onun ontolojik olarak yoğunlaştığı varlık ilk ikisidir. Zorunlu varlık; varlığı başka bir varlığa muhtaç olmayan, ezelî ve ebedî varlıktır. Mümkün varlık; etrafta görülen, sürekli bir şekilde var olan ama daha sonra yok olan varlıklardır. Bu varlıklar, zorunlu varlıktan taşma sonucunda çıkmıştır. Zorunlu varlık yaratıcıdır ve ilk olarak aklı yaratır, ilk akıl da ikinci aklı yaratır ve bu yaratma sürekli devam eder. Bu görüş, İslam felsefesinde sudûr nazariyesi (kuramı) olarak da bilinir ve temelleri Plotinos'a dayanır.
**El Kindî**
Birçok İslam filozofu gibi yaratıcının varlığını kanıtlamak için "hudûs deliline" başvurur. Hudûs, sonradan yaratılan demektir. Hudûs delili, sonradan yaratılanın zorunlu olarak bir yaratıcıyı gerektirmesi mantığına dayanır. El Kindî'ye göre âlem (evren), kadîm (öncesiz) değil hâdistir (sonradan olan). Onun bilfiil (eylemli olarak) gerçekleşmesi hâdis olmasındandır. Âlemin sonradan yaratılan olduğunu kanıtlamak için âlemde zamanla değişim olduğunu ve zamanın olmasının da âlemin sonlu olduğuna kanıt olduğunu ileri sürer. Âlem sonlu olduğuna göre bir başlangıcı ve bir başlatıcısı vardır, görüşündedir. Âlemde düzen ve uyum olmasının Yaradan'ın varlığına ilişkin bir başka delil olduğunu savunur.
#### **İrade Özgürlüğü Problemi**
İslam felsefesinde özgürlük problemi, insanın seçme ve eylemde bulunma yetisi üzerine şekillenir. Özgürlük denildiği zaman dönem itibarıyla kader ve irade kavramları da bu problemle beraber ele alınır. İslam kelamcıları bu probleme felsefe üzerinden bakarak Allah karşısında insanın konumunu belirlemeye çalışmışlardır. Cebriye hariç diğer tüm kelamcılar insanın eylemlerinde özgür olduğunu savunmuşlardır.
Probleme İslam filozoflarının bakışı ise akıl ekseninde şekillenir. Fârâbî'ye göre insan akıllı bir varlıktır ve kendi iradesiyle iyi ve kötüyü seçebilir. İrade ile insanın hareket etme gücünü kasteden Fârâbî, irade olmadan davranışın olamayacağını belirtir. İnsan akıl ve iradesiyle kendi davranışlarını seçebilme özgürlüğüne sahiptir ve bu aynı zamanda onun davranışlarından sorumlu olduğunu da gösterir. Ona göre insan eğer düşündüğünü yapamıyorsa köledir. Düşünemeyen ve irade sahibi olmayan insan olamaz.
İslam felsefesinde Allah'ın iradesi altında insanın davranışlarında özgür ve bu nedenle de onlardan sorumlu olduğu fikri zamanla yaygınlaşmıştır. İslam dininin ileri sürdüğü dünya hayatının bir imtihan olması anlayışı da bu fikri desteklemektedir.
#### **Toplumsal Yaşama Yönelik Problemler**
Bu problemlerde bazı görüşler öne çıkmıştır. Bunlar arasında toplumun yaşayışı üzerine oluşan devletle ilgili görüşler önemlidir. "El–Medinet'ül Fazıla" eseriyle Fârâbî ve "Mukaddime" eseriyle İbn Haldun, İslam felsefesinde devletle ilgili tartışmalarda öne çıkan iki filozoftur.
**Fârâbî,** erdemli hayatın ahlaki açıdan ideal olan devlette gerçekleşeceğini ileri sürer. İnsanların kendi aralarında düzen kurmak için devleti oluşturduğunu dolayısıyla ihtiyaçlarını da bu düzenin içinde giderdiğini belirtir. İnsanların mutlu olabilmelerinin koşulu olarak kurdukları düzen içinde adaletin sağlanmasını öngörür. Adaleti de ancak güçlü bir örgüt olan devletin sağlayabileceğini ifade eder. O, erdemli devlette insanların mutlu olacağı fikrindedir. Bilgili, yetkin ve sorun çözücü gibi özellikleri bulunan kişi tarafından erdemli devletin yönetilmesi gerektiği görüşündedir.
**İbn Haldun**, toplum ve devleti değerlendirir. Ona göre toplum insanların birbirine ihtiyaç duymalarından doğar. Güvenlik kaygıları nedeniyle kabileler arasında mücadele edildiğini ve sonuçta da bir kabilenin egemenliğiyle devletin kurulduğunu belirtir. Devleti yönetenler, toplumun faydası için hareket etmelidir. Topluma karşı zulüm, devletin varlığını tehlikeye sokar. İbn Haldun devletin hüküm süresini canlı bir organizmaya benzetir. Devletler doğar, gelişir ve ölür yani yıkılır. O; devletleri kuruluş, yükselme ve çöküş olarak üç aşamada inceler. Her yıkılan devletin yerine bir başka devletin kurulduğunu belirtir.
# **Uygulama**
Aşağıda İbn Tufeyl'in "Hay Bin Yakzân" adlı eserinden uyarlanan, yönetmenliğini Haşim Vatandaş'ın yaptığı çizgi filme ait görüntü ve replikler verilmiştir. Bunlardan hareketle soruları cevaplayınız.
#### **Açıklama**
"Adasal roman" türü olarak yazılan ilk eserdir. XIV. yüzyılda en fazla okunan eserlerden biri olan ve farklı dillere çevirilen "Hay Bin Yakzân" birçok düşünürü etkilemiştir. İbn Tufeyl, ıssız bir adada etrafında insanlar olmadan büyüyen bir çocuğun adım adım olgunlaşarak kendini, doğayı ve evreni anlamasını ve hakikati aramasını anlatır.

"Akıl almaz (sacma) olduğu için inanıvorum."
bilginin önüne geçemeyeceğini belirtmiştir.
yargısında bulunarak aklın bir sınırı olduğu-
nu ve onunla bazı şeylerin anlaşılamayacağını
Mâtürîdiyye kelamcılarına göre "Naklî bil-
belirtmiştir. Ona göre inanmak için akla gerek
gi aklın bilgisinden önce gelir." çünkü aklın
bir sınırı vardır ve sadece onun ölçü olarak
yoktur çünkü inanılan şey akıl için saçmadır.
alınması hataya yol açar. Akıl doğru kullanı-
Hz. Isa'nın tekrar dirildiği bilgisi akılla kavra-
lırsa insan hakikate ulaşır. Aklın doğru kulla-
nılamaz sadece inanç ile kabul edilir.
"Anlamak için inanıyorum." yargısıyla
nılması dine yönelik oluşan hurafelerin kaldı-
rılmasında da gereklidir.
Tertullian'u eleştiren Clemens, inanılan şeyin
İmam Gazâlî, "Maddi şeylerin bilgisi göz
akıl tarafından onaylanması gerektiği üzerin-
ve kulak gibi duyu organlarıyla tahsil edilir.
de durarak inanç ile aklı uzlaştırmaya çalış-
mıştır. Daha sonra Agustinus ve Anselmus'un
Manevi şeylerin bilgisi ise kalbin algılamasıyla
hasıl olur." sözüyle insanın akıl ile hakikatin ke-
da bu görüşe katılmasıyla Hristiyan felsefe-
sin bilgisine ulaşamayacağını belirtir. Ona göre
sinde insanın inancı kavraması akla bağlan-
akla ancak inancın (vahiy) bilgisinin bilinip
mıştır. Hakikatin bilinmesi için önce inanmak,
onaylanması açısından başvurulabilir. Gazâlî
sonra onu akılla kavramak gereklidir. İnsan
vahiy bilgisini güneşe, akli bilgiyi ise göze ben-
mutlu olmak istiyorsa Tanrı'ya inanmalı ve
zetir. Güneş olmadan gözün göremeyeceğini,
onun emirlerini akılla anlamalıdır.
göz olmadan da ışığın yeterli şekilde idrak edi-
Donemin sonuna doğru bu görüş eleşti-
lemeyeceğini ifade eder. Gazâlî, inanca dayalı
rilmiş, akıl ve inanç birbirinden farklı alan-
bilginin kesinliğini insanın sezgisel olarak kalbi
lar olarak görülmüstür. "İnanavım diye bili-
ile bilebileceğini belirtir. Insanın manevi yön-
yorum." yargısıyla Aquinalı Thomas, inanç
ve aklın aralarında ahenk (uyum) olmasına
den bu bilgileri algılayabileceğini ileri sürer.
rağmen birbirinden farklı iki alan olduğunu
İbn Rüşd, "Felsefe, dinin getirmiş olduğu
belirtir. Ona göre inanç teoloji, akıl da felse-
her şeyi inceler. Eğer araştırdığı şeyi algılaya-
biliyorsa iki algı (ikisinin algısı) eşittir." sözüy-
fe alanına aittir. Akılla inanç alanına ait bazı
le Gazâlî'yi eleştirir ve inançsal olanın akılsal
bilgilerin bilineceğini vurgular.
olduğunu savunur. Yaradan, açık olarak var
olan her şeyi akıl yoluyla değerlendirmeye in-
sanları davet etmektedir. Dolayısıyla felsefenin
dinle catısmadığı aksine uzlası icinde olduğu
görüşündedir. Akılla bilgiyi ortaya koyan biri-
nin kişisel durumlarına bakılmaması, önemli
olanın bilginin akılsal olup olmadığının ortava
konması gerektiğini belirtir.
50
| null |
/content/drive/MyDrive/pdf-testset-small/FELSEFE 11.pdf
| 49
|
|
MS 2. Yüzyıl-MS 15.
Yüzyıl Felsefesi
Uygulama
"Gerçeğin anlaşılmasında inancın ve aklın rolü nedir?" sorusuna yönelik aşağıda dört farklı
bakış açısından görüşleri verilmiştir. Bu görüşleri paylaşıp düşünce ve örneklerinizi boş bırakılan
yerlere yazınız.
Dogmatik Bakış
Aklın hatalı çıkarımda bu-
lunma özelliği vardır. Bu yüz-
den akıl, gerçeği kavramada
insanı yanıltabilir. Gerçek, an-
cak inanç veya vahiyle kavrana-
bilir ve akıl, inanç için gerekli
değildir.
..............................................................................................................................................................................
Elestirel Bakış
..............................................................................................................................................................................
Akıl, kullanılması için insa-
..............................................................................................................................................................................
na verilmiş bir hazinedir. Bu
..............................................................................................................................................................................
yüzden insanlar, aklını bir ta-
rafa bırakma tedbirsizliğinde
bulunmamalıdır.
Faydacı Bakış
..............................................................................................................................................................................
İnanç, insanın ilkel yönünü
..............................................................................................................................................................................
terbiye ederek gerçeği anlama-
..............................................................................................................................................................................
sını sağlar. Akıl da bu istek ve
..............................................................................................................................................................................
eğilimleri eğitir. İnanç ile akıl
bağını kurmuş bir insan, dünye-
vi yaşamda değer birliği sağlar
ve pozitif yaşamı şekillendirir.
İnsanlar arası sevgi ve bağlılık
Uzlaştırıcı Bakış
bu şekilde gelişir.
Gerceğin
kavranmasında
..............................................................................................................................................................................
akıl ve inanç yol göstericidir.
..............................................................................................................................................................................
İnanılan ve inancın ilkeleri akıl-
..............................................................................................................................................................................
la uyumludur. Insan; kendi ve
..............................................................................................................................................................................
çevresindeki düzeni, incelikleri
ve değerleri inanç ile akıl ara-
sında kuracağı doğru ilişki sa-
yesinde kavrayabilir.
..............................................................................................................................................................................
..............................................................................................................................................................................
..............................................................................................................................................................................
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
51
|
_page_50_Figure_3.jpeg)
Aklın hatalı çıkarımda bulunma özelliği vardır. Bu yüzden akıl, gerçeği kavramada insanı yanıltabilir. Gerçek, ancak inanç veya vahiyle kavranabilir ve akıl, inanç için gerekli değildir.
........................................ ........................................ ........................................ ........................................
#### **Faydacı Bakış**
İnanç, insanın ilkel yönünü terbiye ederek gerçeği anlamasını sağlar. Akıl da bu istek ve eğilimleri eğitir. İnanç ile akıl bağını kurmuş bir insan, dünyevi yaşamda değer birliği sağlar ve pozitif yaşamı şekillendirir. İnsanlar arası sevgi ve bağlılık bu şekilde gelişir. **Uzlaştırıcı Bakış**
#### **Eleştirel Bakış**
Akıl, kullanılması için insana verilmiş bir hazinedir. Bu yüzden insanlar, aklını bir tarafa bırakma tedbirsizliğinde bulunmamalıdır.
Gerçeğin kavranmasında akıl ve inanç yol göstericidir. İnanılan ve inancın ilkeleri akılla uyumludur. İnsan; kendi ve çevresindeki düzeni, incelikleri ve değerleri inanç ile akıl arasında kuracağı doğru ilişki sayesinde kavrayabilir.
........................................ ........................................ ........................................ ........................................
### **8. YÜZYIL-12. YÜZYIL ÇEVİRİ FAALİYETLERİNİN HRİSTİYAN VE İSLAM FELSEFESİNE ETKİSİ**
MS 2-MS 15. yüzyılda yapılan çeviriler, kültürlerin birbirlerini daha yakından tanımalarına neden olmuştur. Antik Yunan medeniyeti dışında da bilim ve felsefe merkezlerinin kurulmasını sağlamıştır.
8. yüzyılda Porphyrius'a ait eserler Grekçeden Latinceye kazandırılmıştır. 9. yüzyılda ise Roma patriğinin misyoner faaliyetleri gereği İncil'in Slavcaya çevirisi yapılmış ve Hristiyanlık yayılmaya çalışılmıştır. Aristoteles ve Platon eserlerinin çevirisinde Hristiyan inançlarına yatkın olan ve aykırı olmayan bölümler seçilmiştir. Çevirilerin Hristiyanlık öğretilerine dayanak oluşturmak maksadıyla inanç felsefesine yönelik çalışmalar olduğu görülmektedir.
8-9. yüzyıl arasında İslam coğrafyasında Antakya, Urfa, Cundişapur, Harran, Nisibis (Nusaybin) ve Bağdat'ta kurulan çeşitli okullarda çeviriler yapılmıştır. İslam felsefesinin temel kaynaklarından kabul edilen bu çeviri faaliyetleri neticesinde İslam düşünürleri Yunan felsefesi ile tanışmıştır.
Abbasi halifelerinin talimatları doğrultusunda 9-12. yüzyıl arasında Süryani, Arap, Farisi ve Hint çevirmenler sayesinde birçok felsefi eser Arapçaya çevirilmiştir. Harun Reşit döneminde fethedilen yerlerden getirilen eserler, Bağdat'ta Beyt'ül Hikme adında kurulan kütüphanede toplanmıştır (Görsel 2.3). Özellikle Abbasi halifesi Mensur tarafından Beyt'ül Hikme'de başlatılan çeviri faaliyetlerinde Aristoteles'in "Organon" ve Porphyrius'un "İsagoji" eserleri (mantık alanına ait eserler) çevirilmiş, burası bilim ve felsefe akademisi hâline getirilmiştir. Plotinos'un sudûr nazariyesi ve Aristoteles'in mantık görüşleri, İslam felsefesi filozoflarını büyük ölçüde etkilemiştir. Yapılan çeviriler, İslam felsefesine yön vermiş ve İslam coğrafyasını felsefenin merkezi hâline getirmiştir.

ve Bağdat'ta kurulan çeşitli okullarda çeviriler yapılmıştır. İslam felsefesinin temel kaynaklarından
kabul edilen bu ceviri faaliyetleri neticesinde İslam düsünürleri Yunan felsefesi ile tanısmıştır.
Abbasi halifelerinin talimatları doğrultusunda 9-12. yüzyıl arasında Süryani, Arap, Farisi ve
Hint çevirmenler sayesinde birçok felsefi eser Arapçaya çevirilmiştir. Harun Reşit döneminde fet-
hedilen yerlerden getirilen eserler, Bağdat'ta Beyt'ül Hikme adında kurulan kütüphanede toplan-
mıştır (Görsel 2.3). Özellikle Abbasi halifesi Mensur tarafından Beytül Hikme'de başlatılan çeviri
faaliyetlerinde Aristoteles'in "Organon" ve Porphyrius'un "Isagoji" eserleri (mantık alanına ait eser-
ler) çevirilmiş, burası bilim ve felsefe akademisi hâline getirilmiştir. Plotinos'un sudür nazariyesi
ve Aristoteles'in mantık görüşleri, İslam felsefesi filozoflarını büyük ölçüde etkilemiştir. Yapılan
çeviriler, İslam felsefesine yön vermiş ve İslam coğrafyasını felsefenin merkezi hâline getirmiştir.
Görsel 2.3: Temsili Beyt'ül Hikme
Uygulama
Aşağıdaki metni okuyup metinden hareketle verilen soruları cevaplayınız.
Aristoteles'in eserlerinin Arapcava cevirilmesiyle onun düsünceleri vorumlanmıştır.
"Fârâbî, Aristoteles'in birçok teorisini geliştirmiş, o zamana kadar çözülmemiş birçok problemi
çozmüş ve Skolastısızmı nitelik (quiddites), zorunlu bir varlık, tesadüfi bir varlık, spekülatif ve
pratik akıllar (intellectus) vb. terimlerle zenginleştirmiştir.
Bu durum Albertus Magnus'un Fârâbî'den alıntılarında açıktır, yazılarını bilmeseydi onun dü-
şüncelerini elbette aktaramazdı. Böylece Fârâbî'nin eserlerinin bilinmesi Albertus Magnus'a ve
onun öğrencisi St Thomas'a, Hristiyan teorisiyle çatışan teorileri atmak ve aynı zamanda onlara
mantıken tutarlı ve Hristiyanlıkla uzlaşabilir görünen teorileri de almak fırsatını verdi."
Robert HAMMOND, Farabi Felsefesi ve Ortaçağ Düşüncesine Etkisi
Soru
Fârâbî, Aristoteles'den çevirilen eserleri tekrar yorumlaması, felsefi tartışmaları nasıl
etkilemiştir?
52
|
_page_51_Picture_6.jpeg)
Görsel 2.3: Temsilî Beyt'ül Hikme
**Uygulama**
Aşağıdaki metni okuyup metinden hareketle verilen soruları cevaplayınız.
Aristoteles'in eserlerinin Arapçaya çevirilmesiyle onun düşünceleri yorumlanmıştır.
"Fârâbî, Aristoteles'in birçok teorisini geliştirmiş, o zamana kadar çözülmemiş birçok problemi çözmüş ve Skolastisizmi nitelik (quiddites), zorunlu bir varlık, tesadüfi bir varlık, spekülatif ve pratik akıllar (intellectus) vb. terimlerle zenginleştirmiştir.
Bu durum Albertus Magnus'un Fârâbî'den alıntılarında açıktır, yazılarını bilmeseydi onun düşüncelerini elbette aktaramazdı. Böylece Fârâbî'nin eserlerinin bilinmesi Albertus Magnus'a ve onun öğrencisi St Thomas'a, Hristiyan teorisiyle çatışan teorileri atmak ve aynı zamanda onlara mantıken tutarlı ve Hristiyanlıkla uzlaşabilir görünen teorileri de almak fırsatını verdi."
> Robert HAMMOND, Farabi Felsefesi ve Ortaçağ Düşüncesine Etkisi
#### **Soru**
**Fârâbî, Aristoteles'den çevirilen eserleri tekrar yorumlaması, felsefi tartışmaları nasıl etkilemiştir?**
## **2.3. MS 2. YÜZYIL-MS 15. YÜZYIL FİLOZOFLARININ FELSEFİ GÖRÜŞLERİNİN ANALİZİ**
MS 2-15. yüzyıl felsefi döneminde yapılan felsefe tartışmalarını daha iyi anlamak için aşağıda o döneme ait metinler verilmiştir. Bunlara yönelik hazırlanmış metin analizi uygulamalarını yapınız.
**Metin Analizi**
Aşağıdaki metni okuyup metinden hareketle verilen soruları cevaplayınız. **İTİRAFLAR**
Tanrı insandadır, insan Tanrı'dadır (...) Eğer bende mevcut olmasaydın Tanrı'm, ben var olmazdım; hiç bir şey olurdum. Daha doğrusu her şey Sen'den, Sen'in aracılığınla ve Sen'in için var olur; Sen'de olmasaydım hiç olurdum.
… Ey Rabb'im senin hoşuna gidebilmek için bu şeyleri bilmek yeterli midir? Bütün bilimleri bilmesine rağmen seni bilmeyen insana ne yazık, bilimlerden haberi bile olmayan ama seni tanıyan insana ne mutlu! Hem bilimleri bilen hem de seni tanıyan insan, mutluluğunu bilimleri bilmeye borçlu değildir; seni tanıyarak seni bir Tanrı gibi yüceltiyorsa, sana şükrediyorsa ve boş düşüncelerinde kendini kaybetmiyorsa o zaman mutluluğu sadece senden gelecektir.
…
…
Tanrı iyidir ve yarattıklarından çok daha değerlidir. Tanrı iyi olduğu için iyi varlıklar yarattı ve onları nasıl da çevreliyor ve kaplıyor. (…) Tanrı iyi şeyler yarattığına göre kötü nereden geliyor?
Zavallı yüreğimden böyle düşünceler geçiyordu, ayrıca ölüm korkusunun ve gerçeği boşuna aramış olmanın getirdiği kaygılar yüreğimi tedirgin ediyordu.
Kötünün ne olduğunu aradım ve onun bir **töz** olmadığını keşfettim. **Kötülük**; yüce tözden yani Tanrı'yı senden yüz çevirten, bu içten zenginlikleri reddeden, daha aşağı seviyedeki şeylere dönerek dışarıda gururla şişinen bir iradenin ahlak bozukluğudur.
> Augustinus, İtiraflar
**1- Metinde kırmızıyla yazılmış kavramlarla ne anlatılmak istenmiştir?**
**2- Metinde altı çizili bölümde vurgulanmak istenen düşünce nedir? Açıklayınız.**
**3- Augustinus'un kötülük problemine yaklaşımını açıklayınız.**
 Eğer bende mevcut olmasaydın Tanrı'm, ben var olmazdım;
hiç bir şey olurdum. Daha doğrusu her şey Sen'den, Sen'in aracılığınla ve Sen'in için var olur; Sen'de
olmasaydım hiç olurdum.
Ey Rabb'im senin hoşuna gidebilmek için bu şeyleri bilmek yeterli midir? Bütün bilimleri bilmesine
rağmen seni bilmeyen insana ne yazık, bilimlerden haberi bile olmayan ama seni tanıyan insana ne
mutlu! Hem bilimleri bilen hem de seni tanıyan insan, mutluluğunu bilimleri bilmeye borçlu değildir;
seni tanıyarak seni bir Tanrı gibi yüceltiyorsa, sana şükrediyorsa ve boş düşüncelerinde kendini kaybet-
miyorsa o zaman mutluluğu sadece senden gelecektir.
Tanrı iyidir ve yarattıklarından çok daha değerlidir. Tanrı iyi olduğu için iyi varlıklar yarattı ve onları
nasıl da çevreliyor ve kaplıyor. ( ... ) Tanrı iyi şeyler yarattığına göre kötü nereden geliyor?
Zavallı yüreğimden böyle düşünceler geciyordu, ayrıca ölüm korkusunun ve gerçeği boşuna aramış
olmanın getirdiği kaygılar yüreğimi tedirgin ediyordu.
Kötünün ne olduğunu aradım ve onun bir töz olmadığını keşfettim. Kötülük; yüce tözden yani
Tanriyı senden yüz çevirten, bu içten zenginlikleri reddeden, daha aşağı seviyedeki şeylere dönerek
dışarıda gururla şişinen bir iradenin ahlak bozukluğudur.
Augustinus, Itirafiar
Metinde kırmızıyla yazılmış kavramlarla ne anlatılmak istenmiştir?
Metinde altı çizili bölümde vurgulanmak istenen düşünce nedir? Açıklayınız.
Augustinus'un kötülük problemine yaklaşımını açıklayınız.
53
| null |
/content/drive/MyDrive/pdf-testset-small/FELSEFE 11.pdf
| 52
|
|
2. UNITE
Metin Analizi
Aşağıdaki metni okuyup metinden hareketle verilen soruları cevaplayınız.
ERDEMLİ ŞEHİR
Sakinlerinin ancak mutluluğa erişmek maksadıyla yardımlaştıkları bir şehir, erdemli bir şehir
olur. ( .. ) Bütün sehirleri mutluluğa erismek maksadıyla el ele vererek calısan bir millet de erdemli
bir millettir. Bütün milletleri, mutluluğa ulaşmak maksadıyla el birliğiyle çalışan bir dünya da er-
demli bir dünya olur. Erdemli şehre aykırı olan şehirler şunlardır: cahil şehir, bozuk şehir, değişmiş
şehir, şaşkın şehir.
Kendisinden daha vetkili hüküm veren herhanei bir kimse bulunmavan baskan: O. erdemli seh-
rin önderi ve birinci yöneticisidir. ( ... ) Bu hâl ancak doğuşunda on iki meziyeti kendinde toplayan
kimseye nasip olur.
Evyela yücudunun tam ve her organının kıyamında olması lazımdır.
.
.
Kendisine söylenen her şeyi tabiatıyla iyi kavrayıp anlaması lazımdır.
.
Hafızası kuvvetli olmalıdır.
.
Uyanık ve zeki olması lazımdır. Güzel konuşmasını bilmelidir.
.
Güzel konuşmasını bilmeli ki zihnindeki her şeyi açıkça izah etsin.
.
Öğretmevi ve öğrenmevi sevmesi, her sevi kolayca öğretmesi lazımdır.
.
Yemeye, içmeye ve hazlara düşkün olmaması ve tabiatıyla oyundan sakınması lazımdır.
.
Doğruluğu ve doğru insanları sevmesi, yalandan ve yalancılardan nefret etmesi lazımdır.
.
Ulu olması ve ululuğu sevmesi lazımdır.
.
Adaleti ve adalet ehlini sevmesi, istibdattan, zulümden ve zalımlerden nefret etmesi lazımdır.
.
Insaflı mizaçta olmalı ki kendisinden adalet istendiği zaman şiddet göstermesin.
.
Büyük bir azim ve irade sahibi olmalıdır.
Bütün bu meziyetlerin bir kişide toplanması güç olduğundan bu yaratılıştaki kimselere insanlar
arasında az tesadüf edilir. Eğer erdemli şehirde öyle bir kimse bulunur ve bu kimse büyüdüğü za-
man zikrettiğimiz şartlardan ilk altısını veya beşini kendinde toplarsa yönetici olur. Böyle bir ada-
ma hiç rastlanmazsa o şehrin yönetimine gelmiş olan ilk yöneticisi ile yerine geçenlerin verdikleri
hükümler ve dinsel kurallar muhafaza edilirler. Fakat hikmet yönetimin şartı olmaktan çıktığı gün
diğer şartlar bulunmuş olsa da erdemli şehir kralsız kalır. Şehri idare eden yöneticisi kral olmayın-
ca şehir tehlikeye maruz olur.
Fârâbî, El-Medinetü'l Fâzıla (Erdemli Şehir)
Metinde kırmızıyla yazılmış kavramlarla ne anlatılmak istenmiştir?
Metinde altı çizili bölümde vurgulanmak istenen düşünce nedir? Açıklayınız.
Metinde geçen erdemli şehrin yöneticisinin özelliklerinden hareketle Fârâbî'nin dün-
ya devleti oluşturma ideali, günümüz açısından uygulanabilir mi? Değerlendiriniz.
54
|
_page_53_Picture_1.jpeg)
Aşağıdaki metni okuyup metinden hareketle verilen soruları cevaplayınız.
#### **ERDEMLİ ŞEHİR**
Sakinlerinin ancak mutluluğa erişmek maksadıyla yardımlaştıkları bir şehir, erdemli bir şehir olur. (…) Bütün şehirleri mutluluğa erişmek maksadıyla el ele vererek çalışan bir millet de erdemli bir millettir. Bütün milletleri, mutluluğa ulaşmak maksadıyla el birliğiyle çalışan bir dünya da erdemli bir dünya olur. Erdemli şehre aykırı olan şehirler şunlardır: **cahil şehir,** bozuk şehir, değişmiş şehir, şaşkın şehir.
… Kendisinden daha yetkili hüküm veren herhangi bir kimse bulunmayan başkan: O, erdemli şehrin önderi ve birinci yöneticisidir. (…) Bu hâl ancak doğuşunda on iki meziyeti kendinde toplayan kimseye nasip olur.
- Evvela vücudunun tam ve her organının kıvamında olması lazımdır.
- Kendisine söylenen her şeyi tabiatıyla iyi kavrayıp anlaması lazımdır.
- Hafızası kuvvetli olmalıdır.
- Uyanık ve zeki olması lazımdır. Güzel konuşmasını bilmelidir.
- Güzel konuşmasını bilmeli ki zihnindeki her şeyi açıkça izah etsin.
- Öğretmeyi ve öğrenmeyi sevmesi, her şeyi kolayca öğretmesi lazımdır.
- Yemeye, içmeye ve hazlara düşkün olmaması ve tabiatıyla oyundan sakınması lazımdır.
- Doğruluğu ve doğru insanları sevmesi, yalandan ve yalancılardan nefret etmesi lazımdır.
- Ulu olması ve ululuğu sevmesi lazımdır.
- Adaleti ve adalet ehlini sevmesi, istibdattan, zulümden ve zalimlerden nefret etmesi lazımdır.
- İnsaflı mizaçta olmalı ki kendisinden adalet istendiği zaman şiddet göstermesin.
- Büyük bir azim ve irade sahibi olmalıdır.
…
Bütün bu meziyetlerin bir kişide toplanması güç olduğundan bu yaratılıştaki kimselere insanlar arasında az tesadüf edilir. Eğer erdemli şehirde öyle bir kimse bulunur ve bu kimse büyüdüğü zaman zikrettiğimiz şartlardan ilk altısını veya beşini kendinde toplarsa yönetici olur. Böyle bir adama hiç rastlanmazsa o şehrin yönetimine gelmiş olan ilk yöneticisi ile yerine geçenlerin verdikleri hükümler ve dinsel kurallar muhafaza edilirler. Fakat **hikmet** yönetimin şartı olmaktan çıktığı gün diğer şartlar bulunmuş olsa da erdemli şehir kralsız kalır. Şehri idare eden yöneticisi kral olmayınca şehir tehlikeye maruz olur.
Fârâbî, El-Medinetü'l Fâzıla (Erdemli Şehir)
**1- Metinde kırmızıyla yazılmış kavramlarla ne anlatılmak istenmiştir?**
**2- Metinde altı çizili bölümde vurgulanmak istenen düşünce nedir? Açıklayınız.**
**3- Metinde geçen erdemli şehrin yöneticisinin özelliklerinden hareketle Fârâbî'nin dünya devleti oluşturma ideali, günümüz açısından uygulanabilir mi? Değerlendiriniz.**
 değil midir?"
Göz yıldızlara bakar ve onların sadece küçük bir altın lira büyüklüğünde olduklarını görür. Daha
sonra astronomi ilminin delilleri, o yıldızların dünyadan kat kat daha büyük olduklarını ortaya
kovar.
İşte duyu organlarından biri, buradakine benzer bir hükme varıyor. Daha sonra akıl hakemi or-
taya çıkarak duyu organlarının verdiği hükmün savunulmayacak şekilde yanlışlığını ortaya koyu-
yor ve onu ihanet ile suçluyor. ( ... ) Böyle düşünmeye başlayınca duyu organlarım bana şu sözlerle
karşı çıktılar:
"Aklınla elde ettiğin bilgilere karsı duyduğun bu güvenin daha önce duyu organlarınla elde etti-
ğin bilgilere karşı duyduğun o güven gibi olmadığından nasıl emin olabilirsin? ( ... ) Oyleyse akıl ha-
kemi ortaya çıkarak duyu organlarının verdiği bilgilerin yanlışlığına nasıl hükmettiyse akıl idraki-
nin ötesinde başka bir hakem doğabilir ve onun sağladığı bilgilerin yanlış olduğuna hükmedebilir."
Bu hastalık amansız bir hâle geldi ve yaklaşık olarak iki ay sürdü. Bu iki aylık süre içinde ben
fiilen "safsatacı" (her şeyden şüphe eden) bir hâl üzereydim. Ancak içinde bulunduğum bu durumu
kimseye söylemiyor, sözlü olarak ifade etmiyordum.
Nihayet Cenabıhak beni bu amansız hastalıktan kurtardı. Vicdanım tekrar eski sağlıklı hâline
kavuştu. Artık vicdanım zorunlu akli bilgileri makbul ve geçerli görmeye, onlara güvenmeye ve
doğruluklarını kabul etmeye başladı.
Bu bunalımdan peş peşe deliller getirmek veya güzel sözleri ardı ardına sıralamak yoluyla kur-
tulmuş değildim. Bu hastalıktan sadece Cenabıhakk'ın gönlüme akıtmış olduğu bir nur sayesinde
kurtulabilmiştim.
Hakikati keşif, işte bu nurdan beklenmelidir.
Imam Gazâlî, El-Münkız Mine'd-Dalâl (Dalâletten Hidayete)
Metinde kırmızıyla yazılmış kavramlarla ne anlatılmak istenmiştir?
Metinde altı çizili bölümde vurgulanmak istenen düşünce nedir? Açıklayınız.
Gazâli'nin hakikatin bilgisine ulaşmada şüpheyi kullanmasından hareketle akla verdi-
ği rol nedir? Değerlendiriniz.
58
| null |
/content/drive/MyDrive/pdf-testset-small/FELSEFE 11.pdf
| 55
|
|
MS 2. Yüzvıl-MS 15.
Yüzvıl Felsefesi
Metin Analizi
Aşağıdaki metni okuyup metinden hareketle verilen soruları cevaplayınız.
AÇIKLAMA
Ibn Sînâ, alegorik (temsilî) tarzda olan bu hikâye üzerinden soyut düşünsel felsefesini somut-
laştırma yoluna gitmiş, "Salâmân ve Absâl" ve "Hay bin Yakzân" adlı iki eser yazmıştır.
Ziya Avşar, Ibn Sînâ'nın Hay bin Yakzân'ı ariflerin yöntemiyle gerçeğin bilgisine ulaşan bir tip
olarak tasarladığını belirtir. Avşar'a göre "Salâmân ve Absal", âdeta "Hay bin Yakzân"ı görüntüleyen
bir ayna görevindedir.
HAY BİN YAKZAN
"Adım, sanım Yakzân (Uyanık) oğlu Hay'dır (Diri)." (İbn Sînâ, Hay'ın soyut akıl olduğunu an-
latmak ister.)
"Beytülmakdis'tenim." (kutsal olan akılsal evren, dünya)
"İşim evrenleri gezmektir. Bu gezilerim nedeniyle bütün evrenin gerçekliğini kavramış, er
nesneyi öğrenmiş bulunuyorum. Gezilerim ve öğrenmelerim sırasında yüzümü sürekli babama,
Yakzân'a tutardım.
O, bütün ilimlerin anahtarını elime vermiş, evrenlerin yollarını göstermiş olduğundan iklimlerin
ufukları önümde açıldı; tümü bana bir anda göründü." (Burada Ibn Sînâ, etkin aklın ya da ilk aklın
bilgisinin aşamalı değil de bir anda öğrenildiğini anlatmak ister.)
"Sen ve senin yanında bulunanlar için benim yolculuğum gibi bir yolculuk mümkün değildir.
Benim yolculuğumun yolu, sana ve senin yolunda bulunanlara kapalıdır. Bu yolculuğu, tek başına
kalmanız kosuluyla yapabilirsiniz. Bu durumda da belirlenmis, ileri va da geri almanız olanaksız
olan zamanı beklemelisiniz. Siz, konaklamalı bir yolculuğu seçmek, bununla yetinmek zorundası-
nız. Bir süre yolculuk etmeli, bir süre de bunlarla birlikte bulunmalısınız. Ne zaman içinden gelen
büyük bir ask, seni bunlardan avırıp yolculuk etmeye yöneltirse beni karşında bulursun. Ben sana
yoldaşlık ederim. Yine onları arzulayacak olursan beni bırakır, onların yanına dönersin. Bu yarım
yolculuklar, senin onlardan tümüyle ayrılışına kadar sürer." (Burada İbn Sînâ, insanın zamana
karşı sınırlı bir varlık olduğunu, etkinliğine ölmeden ulaşılamayacağını ve bu nedenle
yaşamı boyunca insanın bedensel eksikliklerden tümüyle sıyrılamayacağını anlatmak ister.)
"İnsanlık evreninden ayrılan bölüm ve yanları vardır. Kazanılmış güçlerle donanmayan, yalnız-
ca doğal güçlerle kalanlar oralara geçemezler." (Sadece yaratılıştan gelen güçler yetmez, kazanıl-
mış gücler de gereklidir.)
Ibn Sînâ, Hay bin Yakzân
· Metinde kırmızıyla yazılmış kavramlarla ne anlatılmak istenmiştir?
Metinde altı çizili bölümde vurgulanmak istenen düşünce nedir? Açıklayınız.
Metinden hareketle Ibn Sînâ'nın varlık görüşlerinin inanç ve akıl açısından önemi
nedir? Değerlendiriniz.
55
|
_page_54_Picture_1.jpeg)
Aşağıdaki metni okuyup metinden hareketle verilen soruları cevaplayınız.
#### **AÇIKLAMA**
İbn Sînâ, alegorik (temsilî) tarzda olan bu hikâye üzerinden soyut düşünsel felsefesini somutlaştırma yoluna gitmiş, "Salâmân ve Absâl" ve "Hay bin Yakzân" adlı iki eser yazmıştır.
Ziya Avşar, İbn Sînâ'nın Hay bin Yakzân'ı ariflerin yöntemiyle gerçeğin bilgisine ulaşan bir tip olarak tasarladığını belirtir. Avşar'a göre "Salâmân ve Absâl", âdeta "Hay bin Yakzân"ı görüntüleyen bir ayna görevindedir.
#### **HAY BİN YAKZÂN**
"Adım, sanım Yakzân (Uyanık) oğlu Hay'dır (Diri)." (İbn Sînâ, Hay'ın soyut akıl olduğunu anlatmak ister.)
"Beytülmakdis'tenim." (kutsal olan akılsal evren, dünya)
"İşim evrenleri gezmektir. Bu gezilerim nedeniyle bütün evrenin gerçekliğini kavramış, her nesneyi öğrenmiş bulunuyorum. Gezilerim ve öğrenmelerim sırasında yüzümü sürekli babama, Yakzân'a tutardım.
O, bütün ilimlerin anahtarını elime vermiş, evrenlerin yollarını göstermiş olduğundan iklimlerin ufukları önümde açıldı; tümü bana bir anda göründü." (Burada İbn Sînâ, etkin aklın ya da ilk aklın bilgisinin aşamalı değil de bir anda öğrenildiğini anlatmak ister.)
…
"Sen ve senin yanında bulunanlar için benim yolculuğum gibi bir yolculuk mümkün değildir. Benim yolculuğumun yolu, sana ve senin yolunda bulunanlara kapalıdır. Bu yolculuğu, tek başına kalmanız koşuluyla yapabilirsiniz. Bu durumda da belirlenmiş, ileri ya da geri almanız olanaksız olan zamanı beklemelisiniz. Siz, konaklamalı bir yolculuğu seçmek, bununla yetinmek zorundasınız. Bir süre yolculuk etmeli, bir süre de bunlarla birlikte bulunmalısınız. Ne zaman içinden gelen büyük bir **aşk**, seni bunlardan ayırıp yolculuk etmeye yöneltirse beni karşında bulursun. Ben sana **yoldaşlık** ederim. Yine onları arzulayacak olursan beni bırakır, onların yanına dönersin. Bu yarım yolculuklar, senin onlardan tümüyle ayrılışına kadar sürer." (Burada İbn Sînâ, insanın zamana karşı sınırlı bir varlık olduğunu, etkin aklın yetkinliğine ölmeden ulaşılamayacağını ve bu nedenle yaşamı boyunca insanın bedensel eksikliklerden tümüyle sıyrılamayacağını anlatmak ister.)
… "İnsanlık evreninden ayrılan bölüm ve yanları vardır. Kazanılmış güçlerle donanmayan, yalnızca doğal güçlerle kalanlar oralara geçemezler." (Sadece yaratılıştan gelen güçler yetmez, kazanılmış güçler de gereklidir.)
İbn Sînâ, Hay bin Yakzân
**1- Metinde kırmızıyla yazılmış kavramlarla ne anlatılmak istenmiştir?**
**2- Metinde altı çizili bölümde vurgulanmak istenen düşünce nedir? Açıklayınız.**
**3- Metinden hareketle İbn Sînâ'nın varlık görüşlerinin inanç ve akıl açısından önemi nedir? Değerlendiriniz.**
Aşağıdaki metni okuyup metinden hareketle verilen soruları cevaplayınız.
#### **KALP GÖZÜ**
Doğruluğundan emin olunmayan bilginin kesin bilgi olmadığı kanaatine vardıktan sonra bütün bilgilerimi inceden inceye gözden geçirdim. Sonuç olarak hissî yani duyu organları ile elde edilen bilgilerle zorunlu akıl prensipleri dışında kalan bilgilerin bu niteliği taşımadığını anladım.
… "Duyu organları ile elde edilen bilgilere nasıl güvenebilirsin? Duyu organlarının en güçlü olanı görme duyusu (göz) değil midir?"
Göz yıldızlara bakar ve onların sadece küçük bir altın lira büyüklüğünde olduklarını görür. Daha sonra astronomi ilminin delilleri, o yıldızların dünyadan kat kat daha büyük olduklarını ortaya koyar.
İşte duyu organlarından biri, buradakine benzer bir hükme varıyor. Daha sonra **akıl hakemi** ortaya çıkarak duyu organlarının verdiği hükmün savunulmayacak şekilde yanlışlığını ortaya koyuyor ve onu ihanet ile suçluyor. (…) Böyle düşünmeye başlayınca duyu organlarım bana şu sözlerle karşı çıktılar:
"Aklınla elde ettiğin bilgilere karşı duyduğun bu güvenin daha önce duyu organlarınla elde ettiğin bilgilere karşı duyduğun o güven gibi olmadığından nasıl emin olabilirsin? (…) Öyleyse akıl hakemi ortaya çıkarak duyu organlarının verdiği bilgilerin yanlışlığına nasıl hükmettiyse akıl idrakinin ötesinde başka bir hakem doğabilir ve onun sağladığı bilgilerin yanlış olduğuna hükmedebilir."
… Bu hastalık amansız bir hâle geldi ve yaklaşık olarak iki ay sürdü. Bu iki aylık süre içinde ben fiilen "safsatacı" (her şeyden şüphe eden) bir hâl üzereydim. Ancak içinde bulunduğum bu durumu kimseye söylemiyor, sözlü olarak ifade etmiyordum.
Nihayet Cenabıhak beni bu amansız hastalıktan kurtardı. Vicdanım tekrar eski sağlıklı hâline kavuştu. Artık vicdanım zorunlu akli bilgileri makbul ve geçerli görmeye, onlara güvenmeye ve doğruluklarını kabul etmeye başladı.
Bu bunalımdan peş peşe deliller getirmek veya güzel sözleri ardı ardına sıralamak yoluyla kurtulmuş değildim. Bu hastalıktan sadece Cenabıhakk'ın **gönlüme** akıtmış olduğu bir nur sayesinde kurtulabilmiştim.
… Hakikati keşif, işte bu nurdan beklenmelidir.
> İmam Gazâlî, El-Münkız Mine'd-Dalâl (Dalâletten Hidayete)
**1- Metinde kırmızıyla yazılmış kavramlarla ne anlatılmak istenmiştir?**
**2- Metinde altı çizili bölümde vurgulanmak istenen düşünce nedir? Açıklayınız.**
**3- Gazâli'nin hakikatin bilgisine ulaşmada şüpheyi kullanmasından hareketle akla verdiği rol nedir? Değerlendiriniz.**
 göre (Tanrı'dan gelen) dinler; insanları, bütün
insanların ortaklaşa olarak izleyebilecekleri yollardan bilgeliğe (hikmet) yönlendirdikleri için zo-
runludur. Felsefe, mutluluğun yolunu kimi insanlara ussal olarak göstermektedir. Felsefenin isi,
şeylerde bulunan incelikleri (hikmet) öğretmektir. Din ise tüm insanlığı bilgilendirme amacıyla
gönderilmistir. Bununla birlikte hicbir din voktur ki bilge kisilere özeü konularda birtakım uyan-
larda bulunmus olmasın ve aynı zamanda sıradan insanlarla da ilgilenmis olmasın.
Toplumda elit sınıfın varlığının yetkinliği ve mutluluğa erişebilmesi yalnızca insanların geneli
ile aralarında bulunan ortak yönlere bağlıdır. Bu nedenle elit sınıfın varlığı ve yaşaması için bir-
takım genel bilgilerin ister çocukluk çağında ister gençlik çağında ya da uzmanlık alanına geçiş
sırasında öğretilmesi zorunludur. Bir kimsenin erdemli olabilmesi için bu noktada karşısına çıkabi-
lecek olan kimi bilgileri basite almaması, bunları en güzel bir biçimde yorumlaması (te'vil) ve bu
bilgilendirmenin seçkin kimselere değil insanların genelik olduğunu bilmesi zorunludur.
Ayrıca bir kimse tüm dinlerin gerçek olduğunu bilse de onun bu dinler arasından en üstün ola-
nını seçmesi ve üstün olan dinin daha üstün bir din tarafından geçersiz kılındığını bilmesi zorun-
ludur. Bu nedenledir ki insanlar arasında İskenderiye'ye (Felsefe Okulu'na) bağlı oldukları bilinen
filozoflar, İslam dini kendilerine ulaşınca Müslüman olmuşlardır. Aynı şekilde Rum toprakları ola-
rak bilinen yerlerde bulunan filozoflar da kendilerine Isa'nın dini ulaşınca Hıristiyan olmuşlardır.
( ... ) Vahiy alan kimseler arasında da bilgelik (hikmet-felsefe) hiç eksik olmamıştır. ( ... ) Her
peygamber bilgedir (hakîm-filozof), her bilge peygamber değildir ama bunlar peygamberlerin va-
risi olan bilgin kimselerdir. ( ... ) Tüm dinlerin kaynağı vahiydir, akıl ise vahyin ayrılmaz bir parçası-
dır. Kım yalnızca akla dayanan bir dinin bulunabileceğini ileri sürerse bilmelidir ki böyle bir düzen,
kaynağı hem vahiy hem akıl olan dinlerden kesinlikle eksik olacaktır.
İbn Rüşd, Tehâfut et-tehâfut el-felâsife (Tutarsızlığın Tutarsızlığı)
Metinde kırmızıyla yazılmış kavramlarla ne anlatılmak istenmiştir?
Metinde altı çizili bölümde vurgulanmak istenen düşünce nedir? Açıklayınız.
İbn Rüşd'e göre din ve felsefe ilişkisini değerlendiriniz.
57
|
_page_56_Picture_1.jpeg)
Aşağıdaki metni okuyup metinden hareketle verilen soruları cevaplayınız.
#### **TUTARSIZLIĞIN TUTARSIZLIĞI**
Kısaca söylemek gerekirse onlara (filozoflara) göre (Tanrı'dan gelen) dinler; insanları, bütün insanların ortaklaşa olarak izleyebilecekleri yollardan **bilgeliğe** (hikmet) yönlendirdikleri için zorunludur. Felsefe, mutluluğun yolunu kimi insanlara ussal olarak göstermektedir. Felsefenin işi, şeylerde bulunan incelikleri (hikmet) öğretmektir. **Din** ise tüm insanlığı bilgilendirme amacıyla gönderilmiştir. Bununla birlikte hiçbir din yoktur ki bilge kişilere özgü konularda birtakım uyarılarda bulunmuş olmasın ve aynı zamanda sıradan insanlarla da ilgilenmiş olmasın.
Toplumda elit sınıfın varlığının yetkinliği ve mutluluğa erişebilmesi yalnızca insanların geneli ile aralarında bulunan ortak yönlere bağlıdır. Bu nedenle elit sınıfın varlığı ve yaşaması için birtakım genel bilgilerin ister çocukluk çağında ister gençlik çağında ya da uzmanlık alanına geçiş sırasında öğretilmesi zorunludur. Bir kimsenin erdemli olabilmesi için bu noktada karşısına çıkabilecek olan kimi bilgileri basite almaması, bunları en güzel bir biçimde yorumlaması (te'vil) ve bu bilgilendirmenin seçkin kimselere değil insanların geneline yönelik olduğunu bilmesi zorunludur.
Ayrıca bir kimse tüm dinlerin gerçek olduğunu bilse de onun bu dinler arasından en üstün olanını seçmesi ve üstün olan dinin daha üstün bir din tarafından geçersiz kılındığını bilmesi zorunludur. Bu nedenledir ki insanlar arasında İskenderiye'ye (Felsefe Okulu'na) bağlı oldukları bilinen filozoflar, İslam dini kendilerine ulaşınca Müslüman olmuşlardır. Aynı şekilde Rum toprakları olarak bilinen yerlerde bulunan filozoflar da kendilerine İsa'nın dini ulaşınca Hıristiyan olmuşlardır.
(…) Vahiy alan kimseler arasında da bilgelik (hikmet-felsefe) hiç eksik olmamıştır. (…) Her peygamber bilgedir (hakîm-filozof), her bilge peygamber değildir ama bunlar peygamberlerin vârisi olan bilgin kimselerdir. (…) Tüm dinlerin kaynağı vahiydir, akıl ise vahyin ayrılmaz bir parçasıdır. Kim yalnızca akla dayanan bir dinin bulunabileceğini ileri sürerse bilmelidir ki böyle bir düzen, kaynağı hem vahiy hem akıl olan dinlerden kesinlikle eksik olacaktır.
> İbn Rüşd, Tehâfut et-tehâfut el-felâsife (Tutarsızlığın Tutarsızlığı)
**1- Metinde kırmızıyla yazılmış kavramlarla ne anlatılmak istenmiştir?**
**2- Metinde altı çizili bölümde vurgulanmak istenen düşünce nedir? Açıklayınız.**
**3- İbn Rüşd'e göre din ve felsefe ilişkisini değerlendiriniz.**
, hem şifa verici hem kuvvettir. Bu sebeple bunlarda gece
gündüz Hakk'ın ibadetinden ayrılmazlar. Yel esmeyince ekinler samanından
ayrılmaz, bütün âlem kokudan helak olurdu. Oyle ki dünyada ne varsa helal,
haram, temiz ve pis hepsi din ile malum olur. Çünkü din kapısı ulu kapıdır.
İkinci bölük zahitlerdir. Bunların aslı ateştendir ve bunlar tarikat taifesidir. Bu
sebeple gece gündüz yanmaları, kendilerini yakmaları lazımdır. Her kim bu
dünyada kendisini yakarsa yarın ahirette türlü azaplardan kurtulacaktır. Şunu
Grosal 24
iyi bilin ki bir kez yanan başka yanmaz. Üçüncü bölük, ariflerdir. Bunların
Temsill Hacı Bektaş
Vell
aslı sudandır ve bunlar marifet taifesidir. Su, hem kendisi temizdir hem de
temizleyicidir. Bu sebeple hem temiz olmalı hem de temizleyici. Dördüncü
taife muhiplerdir. Bunlar hakikat taifesidir ve bunların aslı topraktandır. Toprak teslimiyet ve rızayı
temsil eder. Bu yüzden muhipte teslimiyet ve rıza içerisinde olmalıdır.
Hacı Bektâş Velî, Makâlât
MEVLÂNÂ
Ey insan, sen görünüşte maddi varlığınla "küçük bir âlem"sin. Fakat ma-
nen, gerçek varlığınla "büyük bir âlem"sin. Görünüşte bir ağacın dalı, mey-
venin aslı temelidir. Çünkü yemiş dalda bulunur. Fakat hakikatte o dal, o
meyve için var olmuştur. Meyve elde etmek için bir meyli ve ümidi olmasaydı
bahcıyan hic ağac diker miydi? Öyle ise görünüste mevye, ağactan mevdana
geliyor da hakikatte o ağaç meyve çekirdeğinden doğmuştur.
Mevlână, Mesnevi
Sen cihanın hazinesisin, cihan ise yarım arpaya değmez.
Sen cihanın temelisin, cihan senin yüzünden taptazedir.
Divelim ki âlemi mesale ve ısık kaplamıs.
Görsel 2.5
Çakmaksız ve taşsız olduktan sonra o, iğreti bir rüzgârdan başka nedir?
Temsili Mevlână
Mevlânâ, Rubâîler
58
|
_page_57_Picture_19.jpeg)
Görsel 2.5 Temsilî Mevlânâ
 Fârâbî'nin "El -Medinetü'l Fâzıla" adlı
düsüncelerin insanda farklı bir cazibesi vardır.
eserine göre insan; akılsal tabiatı gereği dikkat-
İnancın belli düzeyde aklın imkânlarını ve de-
li ve analiz ederek düşünür. (II) Düşündüklerini
neyimin gözlem gücünü kullanması, bunların
birbirine bağlayarak sonuca gider. Sonuçlar,
şüphe süzgecinden geçirilmesi onu vazgeçilmez
insanda kacınma va da vönelim olusturur. (III)
hâle getirir.
Bevza: İnancı olusturmak ve Tanrı'vı anla-
İnsanda duyuların ve haval etmenin sonucu
oluşan iradi eylemler; derin düşünmeyi, arzu
mak için varlıkları gözlemleme ve düşünme
ve bilgiyi bir arada taşımalıdır. (IV) Böylece in-
yoluna girildiğinde insanın sanat, fizik ve
san eylemleri, mutluluk getiren ve iyi eylemler
doğaya yönelmesi gerekir. Bu yolla Tanrı ve
hâlini alır. Erdemli insan, kendini mutsuz eden
âlem arasındaki uyumu, doğadaki nedenselli-
eylemden kaçınıp akli seçimlere yönelmelidir.
ği anlamak için gösterdiği çabanın insana bir
(V) İnsanın varlığından güç toplayacağı bir
cevabı olacak mıdır?
maddeye gereksiniminin olmadığı mertebenin
Zeynep: Tann yalnızca kendisinin ve yarat-
adı mutluluktur.
tıklarının bilinmesini istemez. İnsanın ruhsal ve
dünyevi bakımdan doyuma ulaşmasını da ister.
13. Bu metinden hareketle Fârâbî'nin
İnanç ve Tanrı ile ilgili düşünceler, açık zihin
insanın mutluluğunu ve erdemini bağ-
ve kavrayış yoluyla oluşur. Bu düşüncelerin
ladığı eylem aşağıdakilerin hangisin-
bilgisi, doğru kaynaklardan elde edilmelidir. Bu
de verilmistir?
bilgiler, dinî tecrübe sırasında bireysel seçimle-
re dönüşür.
A) Düsünme
B) Akli seçim
15. Bu metne göre aşağıda verilen konuş-
C) İradi eylem
macılardan hangisinin fikri, inancın
D) İdrak etme
akılla anlaşılacağı konusunda kaygı
E) Duyum veya hayal etme
taşımaktadır?
A) Kuzey
14. Epikürosçuluğun mutluluk için dünyevi
B) Beyza
hazlardan uzak durulması gerektiği dü-
C) Zeynep
şüncesi, inanç unsurlarını içine alan bir
D) Kuzey ile Beyza
E) Zeynep ile Kuzey
havatın temeli olarak düsünülmüstür.
Metinde verilen numaralandırılmış
ifadelerin hangisi bu düşünceyle ben-
16. Metinde hangi felsefi probleme yer
zerlik göstermektedir?
verilmemiştir?
A) I
B) II
C) III
D) IV
E) V
A) Akıl-inanç
B) Tanrı-âlem
C) Yaratıcının varlığı
D) İrade özgürlüğü
E) Ruhun ölümsüzlüğü
DEGERLENDİRME
Çevaplarınızı cevap anahtarıyla karşılaştırınız. Yanlış cevap verdiğiniz ya da cevap verir-
ken tereddüt ettiğiniz sorularla ilgili konuları veya faaliyetleri üniteye dönerek tekrarlayınız.
Cevaplarınızın tümü doğruysa bir sonraki öğrenme faaliyetine geçiniz.
62
| null |
/content/drive/MyDrive/pdf-testset-small/FELSEFE 11.pdf
| 61
|
|
MS 2. Yüzyıl-MS 15.
Yüzyıl Felsefesi
Gazâlî ye İbn Rüsd'ün inanc-akıl iliskisi görüslerini karsılastırınız.
8.
…………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………
…………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………
…………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………
..............................................................................................................................................................................
…………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………
..............................................................................................................................................................................
Patristik felsefe ile skolastik felsefe arasındaki temel farklar nelerdir?
9.
…………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………
..............................................................................................................................................................................
…………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………
..............................................................................................................................................................................
..............................................................................................................................................................................
…………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………
ID
Aşağıdaki çoktan seçmeli soruları okuyunuz ve doğru seçeneği işaretleyiniz.
10. Clemens'in "Anlamak için inanıyorum."
12. Hacivat ve Karagöz, gölge oyununda
yargısını A. Thomas "İnanayım diye
oldukça tanınan karakterlerdir. Perdenin
biliyorum." yargısına dönüştürmüştür.
arkasında zorunlu bir el tarafından hare-
Bu dönüşümün akıl ile inanç ilişkisi
ket ettirilmeye ihtiyaçları vardır. Onların
varlık nedenleri izleyenleri düşündürme,
açısından farkı aşağıdakilerin hangi-
sinde verilmiştir?
eüldürme ve sasırtmadır. Perdenin arka-
sına geçemez ve kendilerine ruh veren
A) Aklın inançtan önce gelmesi
varlığı bilemezler. Oyunu bitiren elden
B) İnancın akıldan önce gelmesi
sonra ne Hacivat ve Karagöz'ün perdeve
C) Akıl ve inancın birbiriyle acıklanması
yansıyan gölgeleri ne de perde kalır.
D) Akıl ile inancın alanlarının farklı
Gölge oyunundaki perdenin on ve
olması
arkasında yer alan varlıkların varoluş-
E) İnancın aklın sınırlarını geçmesi
larında bahsedilen farklılık, aşağıdaki
seçeneklerde verilen görüşlerden han-
11. Zihnin izlenimlerini kullanarak nesneler
gisini açıklar?
hakkında genel bilgiye ya da kavramlara
ulaşılır. Bunlar aracılığıyla insan, gerçek-
A) İbn Sînâ, "sudür görüşü"
B) El Kindî, "yaratıcı-âlem görüşü"
liğin evrensel bilgisini elde etme imkânı
C) Augustinus, "ruhun ölümsüzlüğü
bulur.
Hristiyanlık felsefesinde bu konunun
görüşü"
işlendiği problem aşağıdakilerin hangi-
D) Tertullian, "akıl-inanç görüşü"
sinde yer almaktadır?
E) İbn Haldun, "toplum ve devlet
görüşü"
A) Tümeller problemi
B) Kötülük problemi
C) Tanrının varlığı
D) Ruhun ölümsüzlüğü
E) Tanrı-evren ilişkisi
61
| null |
/content/drive/MyDrive/pdf-testset-small/FELSEFE 11.pdf
| 60
|
|
MS 2. Yüzyıl-MS 15.
Yüzyıl Felsefesi
BİR KEZ GÖNÜL YIKTIN İSE
Bir kez gönül yıktın ise
Yol odur ki doğru vara
Yunus bu sözleri çatar
Bu kıldığın namaz değil
Göz odur ki Hakk'ı göre
Sanki balı yağa katar
Halka matahların satar
Yetmiş iki millet dahi
Er odur alçakta dura
Yüceden bakan göz değil Yükü gevherdir tuz değil
Elin yüzün yumaz değil
Bir gönülü yaptın ise
Erden sana nazar ola
Yünus Emre
Er eteğin tuttun ise
İçin dışın pür nur ola
Bir kez hayır ettin ise
Beli kurtulmuştan ola
Gorsel 2.8
Binde bir ise az değil
Şol kişi kim gammaz değil
Temsili Yûnus Emre
Tartışma Notları
…………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………
……………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………
…………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………
…………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
……………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………
・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・・
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
…………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………
…………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Yazalım
MS 2-15. yüzyıl felsefesinin en önemli problemlerinden "inanç-akıl ilişkisi"ne yönelik
"Anlamak için inanıyorum." sözünden hareketle felsefi deneme türüne uygun özgün bir metin yazı-
nız. Daha sonra aşağıdaki Tablo 2.3'ü doldurup çalışmanızı sınıfta paylaşarak değerlendiriniz.
Tablo 2.3: Özgün Metin Yazımı Sonrası İstenenler
Başlık
..............................................................................................................................................................................
Problemin Felsefedeki Yeri
..............................................................................................................................................................................
Probleme
Yönelik Fikirler
..............................................................................................................................................................................
..............................................................................................................................................................................
..............................................................................................................................................................................
..............................................................................................................................................................................
Kaynakca
..............................................................................................................................................................................
દેવે
|
_page_58_Picture_7.jpeg)
| Başlık | |
|------------------------------|------|
| Problemin Felsefedeki Yeri | |
| Probleme<br>Yönelik Fikirler | <br> |
| | |
| | <br> |
| | |
| Kaynakça | |
A
## **ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME**
**Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerlere doğru sözcükleri yazınız.**
- **1. 2-15. yüzyıl Hristiyan felsefesinde Tanrı'nın varlığına yönelik olarak ……………… ve ................ kanıtlar kullanılmıştır.**
- **2. Hristiyan felsefesinin ilk dönemi .......................... olarak bilinir.**
- **3. Tümellerin ayrı bir varlık olarak Tanrı'nın zihninde olduğu düşüncesi ……........ ……………… olarak adlandırılır.**
- **4. İslam coğrafyasında Bağdat'ta bulunan …………………………….. çeviri merkezlerinden biridir.**
**Aşağıda Romen rakamlarıyla verilen önermeleri harf ile verilen felsefi akım ve filozofların isimleriyle eşleştirerek doğru harfi parantez içine yazınız.** B
- **5.**
| | | | Önermeler | Kavram ve Filozoflar |
|---|---|-----|--------------------------------------------------------------------------------------|----------------------|
| ( | ) | I. | Kötülüğün insandaki irade<br>zayıflığından kaynaklandığını<br>ifade eden filozoftur. | a) A.Thomas |
| ( | ) | II. | Tümel kavramların tek tek<br>varlıklarda kavrandığını savunan<br>görüştür. | b) Dehriyye |
| ( | ) | | III. Âlemin hâdis (sonradan)<br>olduğunu savunan filozoftur. | c) Meşşâiyye |
| ( | ) | IV. | Akla dayanan inancı savunan<br>İslam felsefesi görüşüdür. | ç) Augustinus |
| ( | ) | V. | Gerçek olan maddenin ezelî<br>ve ebedî olduğunu savunan<br>görüştür. | d) El Kindî |
| | | | | e) Kavramcılık |
C
**Aşağıda verilen açık uçlu soruların cevaplarını ilgili alanlara yazınız.**
- **6. MS 2-15. yüzyıl felsefesini önceki dönem felsefesinden ayıran temel farklar nelerdir? Açıklayınız.**
**....................................................................................................................................... ....................................................................................................................................... ....................................................................................................................................... .......................................................................................................................................**
- **7. 8-12. yüzyılda çeviri faaliyetlerinin İslam felsefesinin gelişmesine katkısı nelerdir? Açıklayınız.**
**....................................................................................................................................... ....................................................................................................................................... ....................................................................................................................................... .......................................................................................................................................**
- **8. Gazâlî ve İbn Rüşd'ün inanç-akıl ilişkisi görüşlerini karşılaştırınız.**
**....................................................................................................................................... ....................................................................................................................................... ....................................................................................................................................... ....................................................................................................................................... ....................................................................................................................................... ......................................................................................................................................**
## **9. Patristik felsefe ile skolastik felsefe arasındaki temel farklar nelerdir?**
**....................................................................................................................................... ....................................................................................................................................... ....................................................................................................................................... ....................................................................................................................................... ....................................................................................................................................... .......................................................................................................................................**
# D
**Aşağıdaki çoktan seçmeli soruları okuyunuz ve doğru seçeneği işaretleyiniz.**
- **10. Clemens'in** "Anlamak için inanıyorum." **yargısını A. Thomas** "İnanayım diye biliyorum." **yargısına dönüştürmüştür. Bu dönüşümün akıl ile inanç ilişkisi açısından farkı aşağıdakilerin hangisinde verilmiştir?**
- A) Aklın inançtan önce gelmesi
- B) İnancın akıldan önce gelmesi
- C) Akıl ve inancın birbiriyle açıklanması
- D) Akıl ile inancın alanlarının farklı olması
- E) İnancın aklın sınırlarını geçmesi
- **11.** Zihnin izlenimlerini kullanarak nesneler hakkında genel bilgiye ya da kavramlara ulaşılır. Bunlar aracılığıyla insan, gerçekliğin evrensel bilgisini elde etme imkânı bulur.
**Hristiyanlık felsefesinde bu konunun işlendiği problem aşağıdakilerin hangisinde yer almaktadır?**
- A) Tümeller problemi
- B) Kötülük problemi
- C) Tanrının varlığı
- D) Ruhun ölümsüzlüğü
- E) Tanrı-evren ilişkisi
- **12.** Hacivat ve Karagöz, gölge oyununda oldukça tanınan karakterlerdir. Perdenin arkasında zorunlu bir el tarafından hareket ettirilmeye ihtiyaçları vardır. Onların varlık nedenleri izleyenleri düşündürme, güldürme ve şaşırtmadır. Perdenin arkasına geçemez ve kendilerine ruh veren varlığı bilemezler. Oyunu bitiren elden sonra ne Hacivat ve Karagöz'ün perdeye yansıyan gölgeleri ne de perde kalır. **Gölge oyunundaki perdenin ön ve arkasında yer alan varlıkların varoluşlarında bahsedilen farklılık, aşağıdaki seçeneklerde verilen görüşlerden hangisini açıklar?**
- A) İbn Sînâ, "sudûr görüşü"
- B) El Kindî, "yaratıcı–âlem görüşü"
- C) Augustinus, "ruhun ölümsüzlüğü görüşü"
- D) Tertullian, "akıl-inanç görüşü"
- E) İbn Haldun, "toplum ve devlet görüşü"
**13 ve 14. soruları aşağıda verilen metinden hareketle cevaplayınız.**
(I) Fârâbî'nin "El –Medinetü'l Fâzıla" adlı eserine göre insan; akılsal tabiatı gereği dikkatli ve analiz ederek düşünür. (II) Düşündüklerini birbirine bağlayarak sonuca gider. Sonuçlar, insanda kaçınma ya da yönelim oluşturur. (III) İnsanda duyuların ve hayal etmenin sonucu oluşan iradi eylemler; derin düşünmeyi, arzu ve bilgiyi bir arada taşımalıdır. (IV) Böylece insan eylemleri, mutluluk getiren ve iyi eylemler hâlini alır. Erdemli insan, kendini mutsuz eden eylemden kaçınıp akli seçimlere yönelmelidir. (V) İnsanın varlığından güç toplayacağı bir maddeye gereksiniminin olmadığı mertebenin adı mutluluktur.
- **13. Bu metinden hareketle Fârâbî'nin insanın mutluluğunu ve erdemini bağladığı eylem aşağıdakilerin hangisinde verilmiştir?**
- A) Düşünme
- B) Akli seçim
- C) İradi eylem
- D) İdrak etme
- E) Duyum veya hayal etme
- **14.** Epikürosçuluğun mutluluk için dünyevi hazlardan uzak durulması gerektiği düşüncesi, inanç unsurlarını içine alan bir hayatın temeli olarak düşünülmüştür. **Metinde verilen numaralandırılmış ifadelerin hangisi bu düşünceyle benzerlik göstermektedir?**
- A) I B) II C) III D) IV E) V
#### **15 ve 16. soruları aşağıda verilen metinden hareketle cevaplayınız.**
**Kuzey:** İnanca dayanan ve temeli olan düşüncelerin insanda farklı bir cazibesi vardır. İnancın belli düzeyde aklın imkânlarını ve deneyimin gözlem gücünü kullanması, bunların şüphe süzgecinden geçirilmesi onu vazgeçilmez hâle getirir.
**Beyza:** İnancı oluşturmak ve Tanrı'yı anlamak için varlıkları gözlemleme ve düşünme yoluna girildiğinde insanın sanat, fizik ve doğaya yönelmesi gerekir. Bu yolla Tanrı ve âlem arasındaki uyumu, doğadaki nedenselliği anlamak için gösterdiği çabanın insana bir cevabı olacak mıdır?
**Zeynep:** Tanrı yalnızca kendisinin ve yarattıklarının bilinmesini istemez. İnsanın ruhsal ve dünyevi bakımdan doyuma ulaşmasını da ister. İnanç ve Tanrı ile ilgili düşünceler, açık zihin ve kavrayış yoluyla oluşur. Bu düşüncelerin bilgisi, doğru kaynaklardan elde edilmelidir. Bu bilgiler, dinî tecrübe sırasında bireysel seçimlere dönüşür.
#### **15. Bu metne göre aşağıda verilen konuşmacılardan hangisinin fikri, inancın akılla anlaşılacağı konusunda kaygı taşımaktadır?**
A) Kuzey
- B) Beyza
- C) Zeynep
- D) Kuzey ile Beyza
- E) Zeynep ile Kuzey
#### **16. Metinde hangi felsefi probleme yer verilmemiştir?**
- A) Akıl-inanç
- B) Tanrı-âlem
- C) Yaratıcının varlığı
- D) İrade özgürlüğü
- E) Ruhun ölümsüzlüğü
#### **DEĞERLENDİRME**
Cevaplarınızı cevap anahtarıyla karşılaştırınız. Yanlış cevap verdiğiniz ya da cevap verirken tereddüt ettiğiniz sorularla ilgili konuları veya faaliyetleri üniteye dönerek tekrarlayınız. Cevaplarınızın tümü doğruysa bir sonraki öğrenme faaliyetine geçiniz.

zayıflığından kaynaklandığını
a) A.Thomas
ifade eden filozoftur.
II.
Tümel kavramların tek tek
)
varlıklarda kavrandığını savunan
b) Dehriyye
(
görüştür.
III. Alemin hådis (sonradan)
c) Messâiyye
(
)
olduğunu savunan filozoftur.
IV. Akla dayanan inancı savunan
(
)
c) Augustinus
İslam felsefesi görüşüdür.
V.
Gerçek olan maddenin ezelî
)
ve ebedî olduğunu savunan
d) El Kindî
(
görüştür.
e) Kavramcılık
Aşağıda verilen açık uçlu soruların cevaplarını ilgili alanlara yazınız.
6.
MS 2-15. yüzyıl felsefesini önceki dönem felsefesinden ayıran temel farklar nelerdir?
Açıklayınız.
……………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
7. 8-12. yüzyılda çeviri faaliyetlerinin İslam felsefesinin gelişmesine katkısı nelerdir?
Açıklayınız.
……………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………
…………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………
..............................................................................................................................................................................
..............................................................................................................................................................................
60
| null |
/content/drive/MyDrive/pdf-testset-small/FELSEFE 11.pdf
| 59
|
|
15. Yüzyıl-17. Yüzyıl Felsefesi
3.1. 15. YÜZYIL-17. YÜZYIL FELSEFESİNİN
ORTAYA ÇIKIŞI
15-17. yüzyıl, bilei alanlarında hızlı ve köklü değişikliklerin olduğu bir dönemdir. Bu değişiklik-
ler, bilgi alanları üzerinden çeşitli şekillerde topluma yansımış ve zamanla benimsenip bir yaşam
kültürü hâlini almıştır. Bu değişimlerin izlerini sürebilmek ve dönemin felsefesini anlayabilmek
için 12. yüzyıl çeviri faaliyetlerine ve MS 2-MS 15. yüzyıl felsefesinin etkilerine bakmak gerekir. Bu
etki, en çok bu dönemin düşünür ve filozoflarında görülür (Tablo 3.1).
Tablo 3.1: 15. Yüzyıl-17. Yüzyıl Düşünürleri ve Filozofları
1400 -
Machiavelli
(Makyevelli)
(1469-1527)
(1473-1543)
N. Kopernik
(Kopernik)
(Mor)
(1478-1535)
T. More
ÜZYIL- 17. YÜZYIL DÜŞÜNÜRLERİ VE FİLOZOFI
1500 -
Montaigne
(Monteyn)
(1533-1592)
(1561-1626)
F. Bacon
(Beykin)
(1564-1616)
W. Shakespeare (Sekspir)
MS
G. Galileo
(Galile)
(1564-1642)
T. Hobbes
(Habs)
(1588-1679)
R. Descartes
(Dekart)
(1596-1650)
1600 -
Pascal
(Paskal)
(1623-1662)
Spinoza
(Sipinoza)
(1632-1677)
(Lak)
(1632-1704)
J. Locke
(1643-1727)
I. Newton
(Nivhn)
Leibniz
(1646-1717)
(Laypniz)
1700
65
|
_page_64_Figure_3.jpeg)
Tablo 3.1: 15. Yüzyıl-17. Yüzyıl Düşünürleri ve Filozofları
### **12. YÜZYIL ÇEVİRİ FAALİYETLERİNİN 15. YÜZYIL-17. YÜZYIL FELSEFESİNE ETKİSİ**
12. yüzyıla doğru İslam dininin geniş bir coğrafyaya yayılması, beraberinde bilim ve felsefenin de bu coğrafyalarda gelişmesini sağlamıştır. Bu durum, Bağdat, Tunus, Toledo, Sicilya, Solerno gibi yerleri bilim ve felsefenin merkezi konumuna getirmiş; astronomi, tıp ve felsefe gibi alanlarda gelişmeler olmuştur (Görsel 3.1).
12. yüzyıldan itibaren Batı; ilk olarak İslam ilimleri, Antik Yunan, Hint ve Mısır eserlerini Arapçadan kendi dillerine çevirmeye başlamıştır. Aralarında Müslüman, Yahudi ve Hristiyanların bulunduğu mütercim bir grup tarafından Aristoteles'in "Metafizik", İbn Sînâ'nın "el- Kanun

## **FELSEFE 11**
**15. YÜZYIL-17. YÜZYIL FELSEFESİ**
#### **ÜNİTE KONULARI**
ÜNİTE
3.
3.1. 15. YÜZYIL-17. YÜZYIL FELSEFESİNİN ORTAYA ÇIKIŞI 3.2. 15. YÜZYIL-17. YÜZYIL FELSEFESİNİN AYIRICI NİTELİKLERİ 3.3. 15. YÜZYIL-17. YÜZYIL FİLOZOFLARININ FELSEFİ GÖRÜŞLERİNİN ANALİZİ 3.4. 15. YÜZYIL-17. YÜZYIL FELSEFESİNİN DÜŞÜNCE VE ARGÜMANLARINI DEĞERLENDİRME
#### **TEMEL KAVRAMLAR**
•Hümanizm •Bilim •Ütopya •Akıl
#### **Giriş**
MS 2-15. yüzyıl arasında Avrupa'da egemen olan düşünsel yapı, 12. yüzyılla birlikte değişime uğramaya başlamıştır. Bu değişime yol açan temel unsur, toplumsal hayatta yaşanan gelişmelerdir. 15. yüzyıla gelindiğinde ilk olarak İtalya'da kendini hissettiren bu durum, zamanla Avrupa coğrafyasını sarmıştır. Avrupa'da yaşanan bu döneme Rönesans adı verilir.
Rönesans "yeniden doğuş" anlamına gelmektedir. Yeniden doğuş, MÖ 6-MS 2. yüzyıl felsefesinin yeniden ele alınmasını işaret eden bir kavramdır. Bu yüzyıl felsefesinin aklı temele alan yapısı, Rönesans'ın esin kaynağı olmuştur. Bu dönemde bir yandan MS 2-15. yüzyıl düşüncesinin etkileri görülmüş bir yandan da modern düşüncenin ilk örnekleri ortaya çıkmıştır. Avrupa'da bilimsel gelişmelerin felsefeye uygulandığı, din felsefesinden uzaklaşıldığı ve bilim felsefesine yaklaşıldığı görülmüştür.
15-17. yüzyıl felsefesi ünitesinde şu konular ele alınacaktır:
- İlk konuda 15-17. yüzyıl felsefesini hazırlayan düşünce ortamını açıklamak için 12. yüzyıldaki çeviri faaliyetleri üzerinde durulacaktır. Ardından MS 2-15. yüzyıl felsefesinin bu dönem felsefesi üzerindeki etkisi anlatılacaktır.
- İkinci konuda bu dönem felsefesinin karakteristik özellikleri açıklanacaktır. Önce skolastik düşünce ile modern düşüncenin temel farkları sonra hümanizm, bilimsel yöntem, kartezyen felsefe ve hukuk felsefesi üzerinde durulacaktır. G. Galilei, N. Kopernik, I. Newton ve F. Bacon'ın bilimsel çalışmalarının dönemin felsefesi üzerindeki etkilerine değinilecektir.
- Üçüncü konuda örnek felsefi metinlerden hareketle filozofların felsefi görüşleri analiz edilecektir.
- Son konuda 15-17. yüzyıl felsefesindeki örnek düşünce ve argümanlar felsefi açıdan değerlendirilecektir. Bunun için ilk olarak F. Bacon'ın "Bilgi güçtür." sözünün olumlu ve olumsuz yönlerinin güncel hayattan örneklerle tartışılması sağlanacak, ardından da ütopya kavramı ve türleri üzerinde durularak özgün bir ütopya yazılması istenecektir.
#### **Hazırlık Çalışmaları**
- 1. Toplumsal değişimi neler belirleyebilir?
- 2. Yeniliğe neden ihtiyaç duyulur?
- 3. Bir toplumda yapılan bilimsel çalışmalar o toplumun düşünsel gelişimine nasıl katkıda bulunur?
#### **Neler Öğreneceksiniz?**
- 15-17. yüzyıl felsefesini hazırlayan düşünce ortamını açıklamayı,
- 15-17. yüzyıl felsefesinin karakteristik özelliklerini açıklamayı,
- 15-17. yüzyıl filozoflarının felsefi görüşlerini metinlerden hareketle analiz etmeyi,
- 15-17. yüzyıl felsefesindeki örnek düşünce ve argümanları felsefi açıdan değerlendirmeyi öğreneceksiniz.
## **3.1. 15. YÜZYIL-17. YÜZYIL FELSEFESİNİN ORTAYA ÇIKIŞI**
15-17. yüzyıl, bilgi alanlarında hızlı ve köklü değişikliklerin olduğu bir dönemdir. Bu değişiklikler, bilgi alanları üzerinden çeşitli şekillerde topluma yansımış ve zamanla benimsenip bir yaşam kültürü hâlini almıştır. Bu değişimlerin izlerini sürebilmek ve dönemin felsefesini anlayabilmek için 12. yüzyıl çeviri faaliyetlerine ve MS 2-MS 15. yüzyıl felsefesinin etkilerine bakmak gerekir. Bu etki, en çok bu dönemin düşünür ve filozoflarında görülür (Tablo 3.1).
.
12. yüzyıldan itibaren Batı; ilk olarak İslam
ilimleri, Antik Yunan, Hint ve Mısır eserlerini
Arapçadan kendi dillerine çevirmeye başlamıştır.
Törsel 3 1 - Zevtunive Üniversitesi Tunus M8 7
Aralarında Müslüman, Yahudi ve Hristiyanların
İbn Haldun burada öğrenim gören
mütercim bir
grup
tarafından
bulunduğu
İslam düşünürlerinden biridir.
Aristoteles'in "Metafizik", İbn Sînâ'nın "el- Kanun
fi't Tıp" ve Sahl b. Bişr'in "Astronomi Risalesi", İbn Rüşd'ün "Aristoteles Şerhleri" gibi bilim ve felsefe
eserleri öncelikle çevirilmiştir. Çeviri merkezlerinin kurulmasıyla Batı'da İslam filozoflarının görüşleri
17. yüzyıla kadar güçlü etkisini sürdürmüş ve üniversitelerde "İbn Rüşdeülük", "Avicenna Ekolü" gibi
adlandırılmalar yapılmıştır.
Genel olarak çeviri hareketleri 12. yüzyılda Afrikalı Konstantin'in Tunus'tan getirdiği tıp alanındaki
eserleri Salerno'da Latinceye kazandırmasıyla başlamıştır. Zamanla çeviri hareketi Almanya ve Fransa'ya
yayılarak 14. yüzyılda bütün Avrupa'yı etkisi altına almıştır. Bu etkinin oluşumunda Anadolu coğrafya-
sının da payı vardır. Yunancadan Farscava cevirilen eserler. Tebriz ve Trabzon üzerinden Anadolu ile
Bizans'a geçmiştir. Ayrıca ünlü matematikçi ve astronom Nasreddin-i Tusî'nin İslam âlimlerince prob-
lemleri çözülmüş olan triyonometriye yönelik eserinin ilk kez Osmanlı Dönemi'nde çevirisi yapılmıştır.
Çeviri hareketinin yoğun olarak 16-17. yüzyılın sonlarına kadar devam ettiği görülmektedir. İki kül-
türün etkileşimi, Antik Yunan felsefesinin neredeyse tamamının Batı tarafından öğrenilmesini sağlamış
ve dolayısıyla Rönesans'ın ortaya çıkmasının nedenlerinden biri olmuştur.
Uygulama
Aşağıdaki metni okuyup metinden hareketle verilen soruyu cevaplayınız.
17. yüzyılda yaşamış filozof Digby, İbn Sînâ'nın ruh hakkındaki düşüncelerini ve onun uçan
adam metaforunu yakından takip eder. Metaforda gözleri kapalı, kulakları işitmeyen, bedeninin
herhanei bir noktası kendisine değmeyen, havada övlece salınan bir adam tasayyur edilir. Adam.
bedene sahip olduğunu bilmiyor ancak düşünüyor, düşünü bilerek düşünüyor. Var olduğu-
nu, bir başkasının onun varlığını onaylamasına ve kendisini inandıracak bir başka bilince gerek
duymadan düşünüyor.
"Digby, Ibn Sînâ'ya ait ruhun bedenden ayrı varlığı olduğu ve ruhun varlığının farkında oldu-
ğuna dair kanıtlarını inceler. Ibn Sîna'dan esinlendiği şey "uçan adam" metaforudur. Kaleme aldığı
denemesinde Ibn Sînâ'nın Latinceye çevirilen 'Almahad' ve Descartes'ın 'Metod' eserinde aynı tespi-
tin bulunduğuna dikkat çeker. İkisi de aynı şeyi kastederek şöyle demektedir. Benliğimi yürümemi,
konuşmamı, düşünmemi sağlayan kişiden (bedenden) soyutlasam; bacaklarım ve dilim olmayıp da
yürüyemesem ama hayatta olsam bana sadece zihnim karşılık verecektir. Sonuçta aynı şey olarak
kaldığımı, benliğimin kaybolmadığını bilirim."
Veysel Kaya, Ibn Sînâ'nın Batı Dünyasındaki Etkileri
Soru
Digby'nin yorumundan hareketle filozofların düşüncelerinin biçimlenmesinde çevirinin
etkisini tartışınız.
હક
|
_page_65_Picture_4.jpeg)
Görsel 3.1: Zeytuniye Üniversitesi, Tunus, MS 732 İbn Haldun burada öğrenim gören İslam düşünürlerinden biridir.
fi't Tıp" ve Sahl b. Bişr'in "Astronomi Risalesi", İbn Rüşd'ün "Aristoteles Şerhleri" gibi bilim ve felsefe eserleri öncelikle çevirilmiştir. Çeviri merkezlerinin kurulmasıyla Batı'da İslam filozoflarının görüşleri 17. yüzyıla kadar güçlü etkisini sürdürmüş ve üniversitelerde "İbn Rüşdcülük", "Avicenna Ekolü" gibi adlandırılmalar yapılmıştır.
Genel olarak çeviri hareketleri 12. yüzyılda Afrikalı Konstantin'in Tunus'tan getirdiği tıp alanındaki eserleri Salerno'da Latinceye kazandırmasıyla başlamıştır. Zamanla çeviri hareketi Almanya ve Fransa'ya yayılarak 14. yüzyılda bütün Avrupa'yı etkisi altına almıştır. Bu etkinin oluşumunda Anadolu coğrafyasının da payı vardır. Yunancadan Farsçaya çevirilen eserler, Tebriz ve Trabzon üzerinden Anadolu ile Bizans'a geçmiştir. Ayrıca ünlü matematikçi ve astronom Nasreddin-i Tusî'nin İslam âlimlerince problemleri çözülmüş olan trigonometriye yönelik eserinin ilk kez Osmanlı Dönemi'nde çevirisi yapılmıştır.
Çeviri hareketinin yoğun olarak 16-17. yüzyılın sonlarına kadar devam ettiği görülmektedir. İki kültürün etkileşimi, Antik Yunan felsefesinin neredeyse tamamının Batı tarafından öğrenilmesini sağlamış ve dolayısıyla Rönesans'ın ortaya çıkmasının nedenlerinden biri olmuştur.
## **Uygulama**
Aşağıdaki metni okuyup metinden hareketle verilen soruyu cevaplayınız.
17. yüzyılda yaşamış filozof Digby, İbn Sînâ'nın ruh hakkındaki düşüncelerini ve onun uçan adam metaforunu yakından takip eder. Metaforda gözleri kapalı, kulakları işitmeyen, bedeninin herhangi bir noktası kendisine değmeyen, havada öylece salınan bir adam tasavvur edilir. Adam, bedene sahip olduğunu bilmiyor ancak düşünüyor, düşündüğünü bilerek düşünüyor. Var olduğunu, bir başkasının onun varlığını onaylamasına ve kendisini inandıracak bir başka bilince gerek duymadan düşünüyor.
"Digby, İbn Sînâ'ya ait ruhun bedenden ayrı varlığı olduğu ve ruhun varlığının farkında olduğuna dair kanıtlarını inceler. İbn Sînâ'dan esinlendiği şey "uçan adam" metaforudur. Kaleme aldığı denemesinde İbn Sînâ'nın Latinceye çevirilen 'Almahad' ve Descartes'ın 'Metod' eserinde aynı tespitin bulunduğuna dikkat çeker. İkisi de aynı şeyi kastederek şöyle demektedir. Benliğimi yürümemi, konuşmamı, düşünmemi sağlayan kişiden (bedenden) soyutlasam; bacaklarım ve dilim olmayıp da yürüyemesem ama hayatta olsam bana sadece zihnim karşılık verecektir. Sonuçta aynı şey olarak kaldığımı, benliğimin kaybolmadığını bilirim."
> Veysel Kaya, İbn Sînâ'nın Batı Dünyasındaki Etkileri
#### **Soru**
**Digby'nin yorumundan hareketle filozofların düşüncelerinin biçimlenmesinde çevirinin etkisini tartışınız.**
#### **15. YÜZYIL-17. YÜZYIL FELSEFESİNE ÖNCEKİ FELSEFİ DÖNEMLERİN ETKİSİ**
15-17. yüzyıl felsefesi Batı ekseninde gerçekleşir. Rönesans ilk olarak İtalya'da ortaya çıkmış ve burada ilk örneklerini vermiştir. Rönesans'ın ortaya çıkışıyla ilgili birden çok etkenden bahsedilmektedir. İslam coğrafyasından yapılan çeviriler, coğrafi keşifler, ekonomik faaliyetler ve siyasal hareketlilikler etken olarak gösterilebilir.
Bu dönemde felsefe alanındaki değişimlerden önce bilim, sanat, din, ekonomi ve bunların bir sonucu olarak toplumsal hayat ve kültürel alandaki değişimden bahsedilmektedir. Rönesans, bir yandan zihniyet dönüşümlerinin yaşandığı bir yandan da toplumsal hayatın farklı yönetim dengelerinin yeniden oluştuğu bir dönemdir. Rönesans'ta yaşanan değişimlere karşı başlarda kilisenin birey üzerindeki baskısı artmış ama 18. yüzyıla doğru bu baskı zayıflamıştır. Yine bu dönem felsefesinde ulus bilincinin oluşmaya başladığı görülmüştür.
15-17. yüzyıl felsefesini daha iyi anlamak için MÖ 6-MS 2. yüzyıl ve MS 2-MS 15. yüzyıl felsefelerine bakmak gerekir.
Tüm felsefe tarihini etkileyen **Platon** ve **Aristoteles**'in etkisini 15-17. yüzyıl felsefesinde yakından görmek mümkündür. Bu etki daha çok İslam felsefesi üzerinden yapılan çevirilerle kendini gösterir. Antik Yunan düşüncesinin hem orijinal hem de yeni yorumuyla tanışan Batı coğrafyası bu felsefelerde oluşan düşünceler çerçevesinde hızla gelişir. Platon ve Aristoteles akademileri kurulur ve onların felsefeleri üzerine yoğunlaşılır. Bu durum zamanla kilisenin etkisinin azalmasına, insan aklını merkeze alan hümanizm anlayışının doğması ve gelişmesine neden olmuştur.
MS 2-MS 15. yüzyılda Hristiyan felsefesinin başlarında sadece inançsal doğruların kesin olduğu ve inancın anlaşılabilmesi için de aklın kullanılması gerektiği düşüncesi vardır. İslam felsefesinin akla verdiği önemle yani inançsal doğruların yanında zorunlu olarak akılsal doğruların da var olduğu düşüncesiyle değişime uğramıştır.
Hristiyan felsefesinin sonlarına doğru özellikle **Aquinalı Thomas**'ın inancın Tanrı'yı, aklınsa Tanrı'nın yarattıklarını bilmekle ilgili olduğu düşüncesi; bu değişimin 15-17. yüzyıl felsefesine kaynaklık etmesini sağlamıştır. 15-17. yüzyıl felsefesini, MS 2-MS 15. yüzyıl felsefesinin devamı olarak görmek hatalı olur. Çünkü 15-17. yüzyıl felsefesi çoğunlukla o dönemin reddedilmesine dayanır. Akıl giderek inançtan bağımsızlaşmış ve bu dönemin karakteristiğini oluşturmuştur.

ve Dante (Dante), tiyatroda Shakespeare (Sekspir), resimde Leonardo da Vinci [Leonardo da Vinci
(Görsel 3.2)], mimaride P. Brunelleschi (Burnoleski), heykel ve resimde Michelangelo (Mikelancelo)
gibi büyük sanatçılar Rönesans Dönemi'nde vermiştir. Tüm bu değişimler bu dönem felse-
fesinin oluşmasını sağlayan diğer önemli etkenlerdir.
67
|
_page_66_Picture_8.jpeg)
Görsel 3.2: Leonardo da Vinci'nin notlarından alınan bir makine tasarımı
15-17. yüzyıl felsefesi, bir önceki dönemin düşünsel yapısından kopuşun başladığı ancak hâlâ izlerinin görüldüğü geçiş dönemidir. Değişimin ilk izleri sanat alanında görülmüştür. Sanatın birçok alanında bugün hâlâ yoğun ilgi gören eserler o dönemde yapılmıştır. Edebiyatta Cervantes (Servantes) ve Dante (Dante), tiyatroda Shakespeare (Şekspir), resimde Leonardo da Vinci [Leonardo da Vinçi (Görsel 3.2)], mimaride P. Brunelleschi (Burnoleski), heykel ve resimde Michelangelo (Mikelancelo) gibi büyük sanatçılar Rönesans Dönemi'nde ürünler vermiştir. Tüm bu değişimler bu dönem felsefesinin oluşmasını sağlayan diğer önemli etkenlerdir.
## **3.2. 15. YÜZYIL-17. YÜZYIL FELSEFESİNİN AYIRICI NİTELİKLERİ**
15-17. yüzyıl felsefesini anlayabilmek için öncelikle skolastik düşünceyle olan farkının bilinmesi gerekir. Özellikle hümanizm ve bilimsel yöntem gibi konuları incelemek ayrıca bu dönem yaşamış bilim insanlarını da yakından tanımak faydalıdır.
## **SKOLASTİK DÜŞÜNCE İLE MODERN DÜŞÜNCENİN TEMEL FARKLARI**
Skolastik, 2-15. yüzyıl felsefesinin sonunda Hristiyan felsefesi için kullanılan terimdir. Terim anlamı "okul felsefesi"dir. Dönemin sonunda açılan üniversiteler, skolastik felsefenin en iyi anlaşıldığı yer olmuştur. Skolastik felsefe, Hristiyan inancı öğretilerini akılla anlaşılır kılma çabasının sonucudur. Skolastik felsefede teoloji egemendir. Felsefi açıklamalar dinsel kabullerin doğrultusunda yapılmaktadır. Akıl-inanç probleminde aklın yetersizliği vurgulanmış, bu eksikliğin inançla tamamlanabileceği düşünülmüştür. Sadece aklın yetersizliği değil bireyin de yetersiz olmasından kiliseye tam bağlılığın esas alınması gerektiği savunulmuştur. Skolastik düşünce, bireysel hayatla birlikte toplumsal hayatın bütününde de etkilidir. Yönetim, ekonomi ve hukuk gibi alanlarda da din tek belirleyici unsurdur. Bu dönemde bilimsel çalışmalara ihtiyaç duyulmamış, doğaya yönelik açıklamalarda Aristoteles'in fizik görüşünde olduğu gibi bazı bilimsel savlar, tartışmasız olarak doğru kabul edilmiştir.
Skolastik Dönem sonrası bu skolastik düşünceye ait olan tüm unsurlarda değişim yaşanmıştır. Rönesansla başlayıp 17. yüzyılda pekişen düşünce sistemine **modern düşünce** adı verilir. Skolastik felsefenin düşünce alanında ve hayatın tüm yönlerinde etkili oluşu, modern düşüncenin yarattığı değişimin yine hayatın her yönünde etkili olması sonucunu doğurmuştur. Modern düşüncede felsefe, bilimi temel almıştır. Birey ve bireyin düşüncesi tüm yönleriyle öne çıkarılmıştır. Aklın bilimsel yöntemi kendine kılavuz etmesi beklenmektedir. Farklı iki alan olan inanç ve aklın bilgisiyle ilgili olduğu düşünülen bu durum, birbirinden ayrı konumlandırılmıştır.
| SKOLASTİK DÜŞÜNCE | MODERN DÜŞÜNCE | |
|---------------------------------------------------------|-----------------------------------------------|--|
| Felsefenin konusu dindir. | Felsefenin konusu insan, doğa ve evrendir. | |
| Teoloji, felsefeye egemendir. | Bilim felsefeyi etkilemiştir. | |
| Doğa, din ve akıl ile açıklanabilir. | Doğa, deney ve akılla açıklanabilir. | |
| Hayatın tüm unsurları dine bağlıdır. | Toplumsal hayat dünyevidir. | |
| Birey geri plandadır. | Birey ön plana çıkmıştır. | |
| Bilim, Tanrı'nın yarattığını anlamak için<br>önemlidir. | Bilim, sağlayacağı yarardan dolayı önemlidir. | |
| Düşünürler, kiliseye bağlıdır. | Düşünürler, otoriteye bağlı değildir. | |
| İnanç merkezlidir. | İnsan merkezlidir. | |
| Hukuk, kilisenin etkisindedir. | Hukuk alanında devlet belirleyici unsurdur. | |
## **15. YÜZYIL-17. YÜZYIL FELSEFESİNDE ÖNE ÇIKAN GÖRÜŞLER**
Her dönemde felsefenin etkilendiği ve etkilediği alanlar bulunur. 15-17. yüzyıl felsefesini de bilim etkilemiştir. Bu dönem felsefesini açıklayabilmek için öne çıkan hümanizm, bilimsel yöntem, kartezyen felsefe ve hukuk felsefesi gibi konulara değinilmesi gerekir (Şekil 3.1).
. Ruh akla karşılık gelen, düşünen; madde ise uzayda yer kaplayan
tözdür. Dolayısıyla Descartes, düalist bir anlayıs sergiler.
Hukuk Felsefesi
Rönesans'ta reform hareketleri, devlet ve hukuk üzerine düşüncelerin artmasını sağlamıştır ve
bunun doğrultusunda kilisenin gücü giderek azalmıştır. Siyaset kapsamında devlet ve hukuk üze-
rine Niccolo Machiavelli ve Thomas Hobbes'un görüşleri önemlidir.
Machiavelli, İtalya'nın güçlü bir prens tarafından yönetildiği zaman ulusal birliğin sağlanabi-
leceğini ileri sürer. Prensin mutlak güç sahibi olması gerektiğini ve bütün kurumların ona bağlı
olmasının zorunlu olduğunu belirtir. Ona göre “Amaca ulaşmak için her yol mübahtır." ve prens bu
ilkeye göre devleti yönetmelidir.
71
|
_page_70_Figure_8.jpeg)
elde etmeye çalışır. Ayrıca ona göre varlık alanında iki ana töz vardır: yaratan töz ve yaratılan tözler. Yaratan töz, kendinden başka hiçbir şeye ihtiyacı olmayan ve her şeyi yaratan sonsuz tözdür. Yaratılan töz ise birbirine indirgenemeyen iki alt tözden oluşan ve aynı zamanda sonlu olan ruh ve madde tözleridir (Şekil 3.3). Ruh akla karşılık gelen, düşünen; madde ise uzayda yer kaplayan tözdür. Dolayısıyla Descartes, düalist bir anlayış sergiler.
#### **Hukuk Felsefesi**
Rönesans'ta reform hareketleri, devlet ve hukuk üzerine düşüncelerin artmasını sağlamıştır ve bunun doğrultusunda kilisenin gücü giderek azalmıştır. Siyaset kapsamında devlet ve hukuk üzerine **Niccolo Machiavelli** ve **Thomas Hobbes**'un görüşleri önemlidir.
Machiavelli, İtalya'nın güçlü bir prens tarafından yönetildiği zaman ulusal birliğin sağlanabileceğini ileri sürer. Prensin mutlak güç sahibi olması gerektiğini ve bütün kurumların ona bağlı olmasının zorunlu olduğunu belirtir. Ona göre "Amaca ulaşmak için her yol mübahtır." ve prens bu ilkeye göre devleti yönetmelidir.
Hobbes'a göre devletin ortaya çıkması zorunludur. Devlet görüşünü doğal bir durum içinde insanı tanımlamasıyla başlatır. İnsanların doğal durumda eşit olduklarını, kendi istek ve amaçları doğrultusunda birbirleriyle mücadele ettiklerini belirtir. Doğal durumda herkesin her şey üzerinde hakkı olduğunu ama menfaatlerin çatışmasıyla güvenlik sorunlarıyla karşı karşıya kaldıklarını söyler. Hobbes, herkesin herkesle savaştığı bir ortamı "İnsan, insanın kurdudur." şeklinde betimler. Can güvenliği olmadığı için insanların zorunlu olarak haklarını bir yöneticiye veya bir sınıfa devrederek yapay olan devlet sistemine geçtiklerini belirtir. Devletin mutlak güç olduğunu söyleyen Hobbes, bu gücün kaynağını insanların aralarında yaptığı toplumsal sözleşmeye bağlar. Egemenliğin kaynağı bu sözleşmedir.
Hukuk felsefesi açısından 15-17. yüzyıl felsefelerinde ütopyalarla karşılaşılır. **Ütopya**, hayalî bir devlettir. İdeal yönetim ve toplum, bu hayalî devlette tasarlanır. Bunlar arasında **Thomas More**'un "Ütopya" adlı eseri, hem bu tür eserlere isim olması hem de oluşturduğu devlet ve toplum kurgusuyla dönemin siyasal yapısını eleştirmesi bakımından önemlidir. More, özel mülkiyetin her türlü mutsuzluğun kaynağı olduğu görüşündedir. O, eserinde ütopya ismini verdiği bir ada ülkesi tasarlar; bu ülkede özel mülkiyet yoktur. Eşitlikçi zihniyette düzenlenmiş bu adada herkes gücünün yettiği şekilde çalışır. Yöneticilerin halk tarafından seçilmesi gerektiğini belirten More, demokratik ve sosyal bir devlet önerir.

Cesur Yeni Dünya (A. Huxley)
.
.
El Medinetü'l Fâzıla (Fârâbî)
.
1984 (G. Orwell)
.
Utopya (T. More)
.
Günes Ülkesi (Campanella)
Yeni Atlantis ( F. Bacon)
Sekil 3.4: Ütopya türleri
Ütopya tarzında yazılan eserler, insanlar için ideal olan anlayışları içerir. Onerilen sistemde
insan değerlidir ve adalet hâkimdir. Bu eserlerin önemi, iyi bir yasam düzeni kurulmasına düşün-
sel bir katkı sağlamasıdır. T. More'dan önceki dönemlerde de bu tip eserler yazılmıştır. Platon'un
"Devlet" ve Farabi'nin "El Medinetü'l Fazıla" eserleri bunlardan bazılarıdır. İnsanlar, tarih boyunca
ideal yaşam alanları kurmak istemiştir.
Ütopyalar, ideali isteyenle tam tersi durumu öngören anlatılar olarak zamanla ikiye ayrılmıştır
(Şekil 3.4). Ters ütopya, korku ütopyası veya istenmeyen ütopya olarak isimlendirilen bu ikinci tip
ütopyalar; var olan siyasal durumun daha da kötüye gideceğini anlatan toplum tasarımlarıdır.
72
|
_page_71_Figure_3.jpeg)
Ütopya tarzında yazılan eserler, insanlar için ideal olan anlayışları içerir. Önerilen sistemde insan değerlidir ve adalet hâkimdir. Bu eserlerin önemi, iyi bir yaşam düzeni kurulmasına düşünsel bir katkı sağlamasıdır. T. More'dan önceki dönemlerde de bu tip eserler yazılmıştır. Platon'un "Devlet" ve Farabi'nin "El Medinetü'l Fazıla" eserleri bunlardan bazılarıdır. İnsanlar, tarih boyunca ideal yaşam alanları kurmak istemiştir.
Ütopyalar, ideali isteyenle tam tersi durumu öngören anlatılar olarak zamanla ikiye ayrılmıştır (Şekil 3.4). Ters ütopya, korku ütopyası veya istenmeyen ütopya olarak isimlendirilen bu ikinci tip ütopyalar; var olan siyasal durumun daha da kötüye gideceğini anlatan toplum tasarımlarıdır.
# **Uygulama**
Balık kılçığı diyagramında modern düşüncenin ortaya çıkmasına yönelik "üst nedenlerden" üçü verilmiştir (Şekil 3.5). Aşağıda karışık olarak verilen "alt nedenleri" ilgili olduğu "üst nedenlerle" eşleştiriniz. Diyagramda boş bırakılan dördüncü üst nedeni ve ona yönelik iki alt nedeni belirleyiniz. Diyagramı doldurduktan sonra nedenlerin ortaya çıkardığı sonuçlar hakkında değerlendirmelerinizi yazınız.
#### **Alt Nedenler**
- 1. Kilisenin bazı düşünceleri aykırı bulması
- 2. Felsefenin toplumsal ve siyasi alana yönelmesi
- 3. Bilimin kilise etkisinden uzaklaşmaya başlaması
- 4. Kilisenin Hristiyanlık inancını güçlendirme çabası
- 5. Bilimsel açıklamalarda kilise adamlarının yetersiz kalması
- 6. Felsefenin konularının insana dönmesi
- 7. ………………………………………………………….……….
- 8. ……………………………………………………………..……
.
15. YÜZYIL-17. YÜZYIL FELSEFESİNDE ÖNE ÇIKAN GÖRÜŞLER
Kartezyen
Hukuk Felsefe
Hümanizm
Bilimsel Yöntem
Felsefe
Sekil 3.1: 15. yüzyıl-17. yüzyıl felsefesinde öne çıkan görüşler
Hümanizm
Hümanizm anlayışı, insanı MS 2-MS 15. yüzyıl felsefesinin doğmatik etkisinden uzaklaştıran
ve Antik Yunan felsefesine geri götüren bir düşünüşün sonucudur. Bu geri dönüş, insanı ve evreni
yeniden yorumlama anlamı taşır. Hümanizm bir felsefe değil bir yönelimin adlandırılmasıdır ve
insanı özneleştiren bir çaba içerir. İnsanın merkeze alının öne çıkarıldığı bir bakış açı-
sıdır. Bu bakış açısı, yeni hayat anlayısı ile insan ve dünya üzerine felsefe yapma isteğinden oluşur.
Hümanizm, ilk olarak bugünkü İtalya'da ortava çıkmıstır. Bu coğrafyada yapılan ceviri faaliyet-
leri ve Antik Yunan düşüncesine dayanan felsefi arka plan bu çıkışın belirgin nedenleridir.
Felsefeye dair ilk çalışmalar, Floransa'da kurulan Platon Akademisi'nde görülmüştür (Görsel
3.3). Burada Platon'un tüm eserleri çevirilmiş ve Platon felsefesi bütün Avrupa'ya yayılmıştır.
Benzer bir durum da Aristoteles felsefesinde görülmektedir. Aristoteles'le ilgili Ibn Rüşd'ün yorum-
larına yönelme Aristoteles düşüncesinin yeniden ele alınmasını sağlamıştır. Bu yönelimle skolastik
felsefenin Aristoteles yorumundan uzaklaşılmış ve Aristoteles yeniden yorumlanmıştır.
Hümanizm düşüncesinde skolastik düşünce tarzı reddedilmiştir. Özellikle kilisenin otorite ola-
rak görülmesine karşı çıkılmıştır. Bazı hümanist düşünürlere göre kilisenin otoritesi ve uygulama-
ları insanları asıl olan inançtan uzaklaştırmıştır. Bu düşünceler, reform düşüncelerine de temel
oluşturmuştur. Hümanizm özellikle sanat alanında kendini göstermiş, yeni düşünceler sanatsal
ürünlerde ifade edilmeye başlanmıştır. Bu dönemle birlikte MS 2-MS 15. yüzyıl felsefesinin geri
plana attığı kuşkucu felsefe yeniden önemli hâle gelmiştir.
Görsel 3.3: Floranss
દિવે
|
_page_68_Picture_10.jpeg)
Görsel 3.3: Floransa
# **Uygulama**
W. Shakespeare'in Hamlet eserinde yer alan hümanizmle ilgili olduğunu düşündüğünüz sözlerin altını çiziniz ve ilişkisini alt tarafa açıklayınız.
#### **Olmak ya da Olmamak**

Var olmak ya da olmamak, mesele bu. Gözü dönmüş talihin sapanına, oklarına, İçin için katlanmak mı daha soylu, Şu fani bedenden sıyrılıp çıktığımızda, Göreceğimiz rüyalar bizi duraksatır ister istemez.
İşte felaketi onca uzun ömürlü kılan da bu. Kim katlanırdı yoksa zamanın kırbaçlarına, küfürlerine,
Kim katlanırdı, bu yorgun yaşamın yükü altında homurdanıp terlemeye, Ölümden sonraki bir şeyin korkusu olmasaydı? Sınırlarını bir geçenin bir daha dönmediği O bilinmeyen ülkenin korkusu kafamızı karıştırıp Bizleri, tanımadığımız dertlere koşup gitmektense, Başımızdakilere katlanmak zorunda bırakmasaydı? ......................................................................... ......................................................................... ......................................................................... .........................................................................
- ......................................................................... ......................................................................... ......................................................................... .........................................................................
İşte bunları düşündükçe Ödlek olup çıkıyoruz hepimiz, Ve işte böyle kararlılığın doğal rengi, Endişenin soluk gölgesiyle bozuluyor; Bulutları hedef alan büyük ve iddialı atılımlar Bu yüzden yörüngesinden sapıyor Ve bir girişim olmaktan çıkıyor adları. Hey, o da kim? Güzel Ophelia! ... Peri kızı, dualarında benim günahlarımı da unutma.
#### W. Shakespeare, Hamlet
| <br> |
|------|
| |
| <br> |
| <br> |
| <br> |
| |
| <br> |
| <br> |
| <br> |
| <br> |
| |
| |
#### **Bilimsel Yöntem**
15-17. yüzyılın en büyük başarısı bilimde olmuştur. Rönesans, diğer birçok alana olduğu gibi MS 2-15. yüzyıl Hristiyan düşüncesinde şekillenen bilim anlayışına da karşı çıkmıştır. Skolastik düşünce, deney ve gözlem yerine otorite kabul ettikleri bilgilerle bilimsel konularda açıklama yapmaya çalışmıştır. Rönesans düşüncesi ise bilimde otorite olmuş bilgilere değil deney, gözlem ve hesaplanabilir bilimsel çalışmalara yönelmiştir.
15-17. yüzyıl, bilim ve bilimsel yöntemin geliştiği dönemdir. Gözlem, kontrollü deney, hipotez ve matematiksel hesaplama; bilimin yöntem kazanmasına katkı sağlamıştır. Gözlem, eski çağlardan bu yana yapılan bilimsel çalışmanın aşamasıdır. Rönesans'ta bilimin yöntem kazanması özellikle astronomi ve anatomi konusunda ciddi bilgiler oluşturulmasını sağlamıştır. Kontrollü deneyler ise özellikle fizik alanında bilimsel hesaplamalar yapılmasını, geçici açıklama modeli olan hipotezlerin doğrulanmasını sağlayan bilimsel araştırmanın önemli bir basamağıdır. Gözlem, kontrollü deney ve hipotez sonrası yapılan matematiksel hesaplamalar bilimsel bilginin güvenilirliğini oluşturmuştur.
17. yüzyıl düşünce dünyasının ve modern felsefenin ilk filozoflarından **Francis Bacon**, bilginin güç için olduğunu ifade edip doğanın bilgisine ulaşmanın en güvenilir yolunun bilim olduğunu ve bilimsel yöntemin bu bilgiyi sağlayabileceğini savunmuştur. Bacon, bilimsel yöntemi aklın bir aracı olarak ifade etmiştir..
#### **Kartezyen Felsefe**
**Descartes** felsefesi olarak bilinen kartezyen felsefe, kesin bilginin varlığını ortaya koymaya çalışan yöntemli bir felsefedir. Bu yöntem, her türlü bilgiden şüphe duymak suretiyle yanılgılardan kurtulup sağlam bir temele ulaşmayı ve bu temele dayanarak doğru bilgilerin oluşmasını içerir. Başka bir ifadeyle Descartes, bilgilerden şüphe ederek kendisinden şüphe edilmeyen bilgilere ulaşmaya hedefler. Bu şüphe, bazı sofistlerde olduğu gibi mutlak değil metodik bir şüphedir. Metodik
şüpheyi kendi üzerinde deneyen Descartes, bildiği ve duyumsadığı her şeyden kuşku duyabileceğini ancak son noktada kuşkudan, kuşku duymakta olan kendinden ve tüm süreç boyunca gerçekleştirdiği düşünme eyleminden asla kuşku duyamayacağını belirtir. Bu durumu "Düşünüyorum, o hâlde varım." sözüyle ifade eder. Dolayısıyla insanın akıl yoluyla kesin bilgilere ulaşabileceğini ve bu bilgilere dayanarak yaşamı boyunca elde ettiği bilgilerin doğruluğunu ortaya koyabileceğini iddia eder. Descartes'ın kartezyen felsefesi düşünen "ben"i temele alan, onu özneleştiren bir sonuç doğurur. Bilginin merkezinde olan özne, varlık hakkındaki gerçeklerin bilgisini akıl yoluyla
 doğruya yakın kanılara göre hareket etme zorunda olduğumuz açıktır.
4. Duyulur nesnelerin gerçeğinden niçin kuşkulanılabilir?
Çünkü ilkin duyularımızın bircok kez bizi yanılttığını denevimlerle gördüğümüz için onlara
isterse tek bir kez bile yanıltmış olsalar da fazla inanmak toyluk olur.
5. Neden matematiğin kanıtlarından da kuskulanılabilir?
Matematiğin kanıt ve ilkelerinden bile çoğu kişiler bu konular üzerinde usavurma yaparken
aldanmış oldukları için onlardan yine kuşkulanacağız.
6. Kuşkulu şeylere inanmaktan sakınmamıza olanak tanıyarak aldanmamıza engel olan özgür
bir tutumumuz vardır.
7. Var olmasaydık kuşku duyamazdık, bu da edinebileceğimiz ilk doğru bilgidir.
Düşünülen şeyin düşünürken gerçekten var olmadığını kavramak bize o denli aykırı geliyor ki
en şaşılası varsayımlara karşın şu "Düşünüyorum, o hâlde varım." sonucunun doğru olduğuna ve
bunun düşüncelerini bir sıra içinde yönlendiren ve yöneten bir kimseye görünen ilk doğru sonuç
olduğuna inanmaktan kendimizi alıkoyamıyoruz.
Descartes, Felsefenin Ilkeleri
Metinde kırmızıyla yazılmış kavramlarla ne anlatılmak istenmiştir?
Metinde altı çizili bölümde vurgulanmak istenen düşünce nedir? Açıklayınız.
Descartes, var olmanın kanıtı olarak ileri sürdüğü fikirlerini nasıl temellendirmiştir?
76
| null |
/content/drive/MyDrive/pdf-testset-small/FELSEFE 11.pdf
| 75
|
|
15. Yüzyıl-17. Yüzyıl Felsefesi
Uygulama
Balık kılçığı diyagramında modern düşüncenin ortaya çıkmasına yönelik "üst nedenlerden" üçü
verilmiştir (Şekil 3.5). Aşağıda karışık olarak verilen "alt nedenleri" ilgili olduğu "üst nedenlerle"
eşleştiriniz. Diyagramda boş bırakılan dördüncü üst nedeni ve ona yönelik iki alt nedeni belirleyi-
niz. Diyagramı doldurduktan sonra nedenlerin ortaya çıkardığı sonuçlar hakkında değerlendirme-
lerinizi yazınız.
Alt Nedenler
1. Kilisenin bazı düşünceleri aykırı bulması
2. Felsefenin toplumsal ve siyasi alana yönelmesi
3. Bilimin kilise etkisinden uzaklaşmaya başlaması
4. Kilisenin Hristiyanlık inancını güçlendirme çabası
5. Bilimsel açıklamalarda kilise adamlarının yetersiz kalması
6. Felsefenin konularının insana dönmesi
7 . ..........................................................................................................................................................................
8. ...........................................................................................................................................................................
Bilim
Felsefe
Modern
Skolastik
düşünce nasıl
dusunce
oluşmuştur?
Kilise
Sekil 3.5: Balık kılçığı
Sonuç Olabilecek Düşünceler
1. Kilise tarafından bazı düşünceler yasaklanmıştır.
2. ...........................................................................................................................................................................
3. ...........................................................................................................................................................................
4. ...........................................................................................................................................................................
5. ...........................................................................................................................................................................
6. ...........................................................................................................................................................................
7 . ..........................................................................................................................................................................
8.
..............................................................................................................................................................................
73
|
_page_72_Figure_12.jpeg)
Şekil 3.5: Balık kılçığı
#### **Sonuç Olabilecek Düşünceler**
- 1. Kilise tarafından bazı düşünceler yasaklanmıştır. 2. ………………………………………………………….………. 3. ………………………………………………………….………. 4. ………………………………………………………….………. 5. ………………………………………………………….………. 6. ………………………………………………………….………. 7. ………………………………………………………….………. 8. ……………………………………………………………..……
#### **BİLİMSEL ÇALIŞMALARIN 15. YÜZYIL-17. YÜZYIL FELSEFESİNE ETKİSİ**
15-17. yüzyıl felsefesi dönemine kadar Aristoteles etkisi altında Ptolemy (Batlamyus) tarafından ileri sürülen dünya merkezli evren sistemi kabul edilmiştir. Yasaları birbirinden farklı Ay altı ve Ay üstü olmak üzere iki ayrı evrenin tasarlandığı bu sistemde Güneş ve diğer gök cisimlerinin Dünya'nın etrafında döndüğü ileri sürülmüştür.
İkili evren anlayışına karşı çıkan **Kopernik**, gök cisimleriyle dünyadaki cisimlerin fiziksel özelliklerinin aynı olduğunu savunmuş ve evrenin Dünya merkezli değil Güneş merkezli olduğunu belirtmiştir. Kopernik'in bu düşüncesi, düalist (ikicilik) evren anlayışından monist (tekçi) evren anlayışına geçilmesinde etkili olmuştur. Aynı zamanda insanın merkeze alındığı bir felsefi anlayışın doğmasına da öncülük etmiştir.
Aristoteles'e diğer bir eleştiri de **Francis Bacon** tarafından getirilmiştir. Bacon, Aristoteles'in "tümdengelim" yöntemine karşı "tümevarım" yöntemini öne sürmüştür. Bilimsel araştırmada olguların bir araya getirilmesi ve belli bir kurala göre düzenlenmesi gerektiğini düşünen Bacon, tümevarım yöntemiyle yanlış yargılardan kurtulmanın mümkün olduğu görüşündedir. Bacon, doğru düşünmenin önünde engel olan ön yargılara "idoller" adını verir. Ona göre tümevarım yöntemiyle doğanın doğru bilgisine ulaşabilmek için ilk önce idollerden kurtulmak gerekir. Bacon bu düşünceleriyle bilimsel araştırmanın önünü açmış ve ona yöntem kazandırmıştır. Bununla beraber felsefede empirizm düşüncesinin gelişmesine de destek sağlamıştır.
 tarafın-
dan ileri sürülen dünya merkezli evren sistemi kabul edilmiştir. Yasaları birbirinden farklı Ay altı
ve Ay üstü olmak üzere iki ayrı evrenin tasarlandığı bu sistemde Güneş ve diğer gök cisimlerinin
Dünya'nın etrafında döndüğü ileri sürülmüştür.
İkili evren anlayışına karşı çıkan Kopernik, gök cisimleriyle dünyadaki cisimlerin fiziksel özel-
liklerinin aynı olduğunu savunmuş ve evrenin Dünya merkezli değil Güneş merkezli olduğunu
belirtmiştir. Kopernik'in bu düşüncesi, düalist (ikicilik) evren anlayışından monist (tekçi) evren
anlayışına geçilmesinde etkili olmuştur. Aynı zamanda insanın merkeze alındığı bir felsefi anlayışın
doğmasına da öncülük etmiştir.
Aristoteles'e diğer bir elestiri de Francis Bacon tarafından getirilmistir. Bacon. Aristoteles'in
"tümdengelim" yöntemine karşı "tümevarım" yöntemini öne sürmüştür. Bilimsel araştırmada ol-
guların bir araya getirilmesi ve belli bir kurala göre düzenlenmesi gerektiğini düşünen Bacon, tü-
mevarım yöntemiyle yanlış yargılardan kurtulmanın mümkün olduğu görüşündedir. Bacon, doğru
düşünmenin önünde engel olan ön yargılara "idoller" adını verir. Ona göre tümevarım yöntemiyle
doğanın doğru bilgisine ulaşabilmek için ilk önce idollerden kurtulmak gerekir. Bacon bu düşünce-
leriyle bilimsel araştırmanın önünü açmış ve ona yöntem kazandırmıştır. Bununla beraber felsefe-
de empirizm düşüncesinin gelişmesine de destek sağlamıştır.
15-17. yüzyıl felsefi döneme kadar etkili olan Aristotelesçi ev-
ren modeline karşı Kopernik'le başlayan eleştiri, Galileo ile birlik-
te hızla gelişmiş ve Aristotelesçi evren modelini kökten değişime
uğratmıştır (Görsel 3.4). Galileo, hem felsefede hem de mekanik
alanda vapmıs olduğu calısmalarıyla bilinir. Bilimsel calısmalarını
olgu ve gözleme dayandıran Galileo, aynı zamanda doğayı ma-
tematiksel bir dil ile de açıklamaya çalışmıştır. Bu düşünceleriyle
felsefede matematiksel düşünce modellerinin gelişmesine katkı
sağlamıştır. Özellikle Descartes'ın mekanik doğa felsefesi bu ma-
tematiksel model üzerine şekillenir.
Galileo'nun bilimsel çalışmalarından öne çıkanlar arasın-
da onun "eylemsizlik ilkesi" ve "serbest düşme yasası" gelir.
Cisimlerin hareketi üzerine şekillenen bu çalışmalar, daha sonra
Isaac Newton'la beraber hareket yasalarına dönüşmüştür.
Görsel 3.4: Galileo Galilei
15-17. yüzyıl felsefesi döneminin düşüncelerinden beslenen
Newton, cisimler nasıl düşer sorusunu bilimsel açıdan ele almış
ve "Kütle Çekim Yasası"nı keşfetmiştir (Görsel 3.5). Cisimlerin ha-
reketlerini açıklayan Newton, geleneksel felsefenin metafiziksel
açıklamalarını eleştirmiş ve felsefede nesnelere yönelik nedensel
açıklamaların gelişmesine katkı sağlamıştır. Newton'un fiziksel,
mekanik ve düzenli evren anlayışı kendisiyle aynı dönemde ya-
şamış filozoflardan olan Leibniz tarafından ele alınmış ve felse-
fi anlamda geliştirilmiştir. Bu anlayış bilim ve felsefeyi derinden
etkilemistir.
15-17. yüzyıl felsefi döneminde yapılan bilimsel çalışmalar, bu
dönem felsefesinin gelişmesinde önemli bir role sahiptir. Fizik ve
astronomi alanında cisimlerin hareketi üzerine yapılan çalışma-
lar, kimyada maddenin yapısı ve özellikleri, biyolojide canlıların
gelişimi gibi bilimsel çalışmalar felsefede varlığın algılanışını de-
ğiştirmiş ve ona yönelik düşünceleri şekillendirmiştir.
Görgel 3.5: Isaac Newton
74
|
_page_73_Picture_11.jpeg)
Görsel 3.5: Isaac Newton
## **Uygulama**
Aşağıdaki metni okuyup metinden hareketle verilen soruları cevaplayınız.
#### **BİLİM FELSEFESİ**
15-17. yüzyıl bilim insanlarından ilki Kopernik'tir. Ptolemy (yer merkezli evren) sistemini incelerken öğretinin yetersiz yanlarını geliştirmek için merkeze "Güneş"i koyan Kopernik, otoriteler tarafından kınama ve alay etme tepkileriyle karşılaşır. Kopernik eserlerinde mistik bir ifadeyle güneşi şöyle tasvir eder:
"Evrenin merkezine güneş taht kurmuştur. Bu görkemli tapınakta her şeyi bir anda aydınlatan "Güneş" dediğimiz nur kütlesi için daha saygın bir konum düşünülebilir miydi? Güneşi evrenin lambası, bilge yöneticisi diye övenler olmuştu. Güneş gerçekten tahtına kurulmuş sultan gibi çevresinde dolaşan gezegenleri çocukları gibi yönetir."
İnsanlığın mutlu ve aydınlık geleceğine yönelen aklı ve güvenilir bilgiyi yanlış bilgilerden, yerleşik tabulardan kurtarmak gerektiğini ifade eden F. Bacon, bu doğrultuda bilim insanına bilimsel olma yönünde yeni bir amaç belirler.
"Bilim insanı ne ağını içinden çekerek ören örümcek gibi ne de çevresinden topladığıyla yetinen karınca gibi davranmalıdır. Bilim insanı topladığını işleyen, düzenleyen bal arısı gibi yapıcı bir etkinlik içinde olmalıdır."
Galilei, hızla yayılan eserlerinin kilise tarafından onaylanmış resmî görüşe ters düştüğü gerekçesiyle engizisyon mahkemesine çıkarılır. Ağırlaştırılmış ceza karşısında düşüncelerini geri alması ve pişmanlığını dile getirmesi şartıyla serbest bırakılacağı belirtilir.
"Ben Galileo Galilei; geçmişteki tüm aykırı ve yanlış düşüncelerimden huzurunuzda kendimi lanetliyor, bir daha böyle saçmalıklara düşmeyeceğime, kutsal öğretiye aykırı hiçbir fikir taşımayacağıma yemin ediyorum."
İngiltere'de dünyaya gelen Newton, yazmak için üzerinde iki yıl çalıştığı "Prensipler" eserini düzeysiz polemiklerden korumak için Latince kaleme almıştır. Eşsiz yapıtlarıyla etkisi dünyanın her yerine yayılan Newton, evren karşısındaki merak ve heyecanını dile getirmekten kaçınmaz.
"Dünyaya nasıl göründüğümü bilmiyorum ama ben kendimi keşfedilmemiş gerçeklerle dolu bir okyanusun kıyısında oynayan, düzgün bir çakıl taşı ya da güzel bir deniz kabuğuna sevinen bir çocuk gibi görüyorum."
> Cemal Yıldırım, Bilimin Öncüleri
#### **Sorular**
- **1. Metne göre Rönesans'ta felsefi ve bilimsel gelişmelere karşı gösterilen direncin nedenleri nelerdir? Açıklayınız.**
**..................................................................................................................................... .....................................................................................................................................**
- **2. Metinde verilen düşünürlerin sergilemiş olduğu duruş, bilimin gelişmesine fayda sağlamış mıdır? Değerlendiriniz.**
**..................................................................................................................................... .....................................................................................................................................**
## **3.3. 15. YÜZYIL-17. YÜZYIL FİLOZOFLARININ FELSEFİ GÖRÜŞLERİNİN ANALİZİ**
15. yüzyıl-17. yüzyıl felsefi döneminde yapılan felsefe tartışmalarını daha iyi anlamak için aşağıda o döneme ait metinler verilmiştir. Bunlara yönelik hazırlanmış metin analizi uygulamalarını yapınız.
# **Metin Analizi**
Aşağıdaki metni okuyup metinden hareketle verilen soruları cevaplayınız.
#### **İNSAN BİLGİSİNİN İLKELERİ**
1. Gerçeği arayanın yaşamında bir kez tüm nesnelerden gücü yettiği ölçüde **kuşku** duyması gerekir.
2. Bu nedenle kendilerinden kuşku duyulan tüm nesnelere yanlış gözüyle bakmak da yararlı olur.
3. Bu kuşkuyu hiçbir zaman işlerimizi yönlendirmede kullanmamalıyız.
Çünkü (…) doğruya yakın kanılara göre hareket etme zorunda olduğumuz açıktır.
4. Duyulur nesnelerin gerçeğinden niçin kuşkulanılabilir?
Çünkü ilkin duyularımızın birçok kez bizi yanılttığını deneyimlerle gördüğümüz için onlara isterse tek bir kez bile yanıltmış olsalar da fazla inanmak toyluk olur.
5. Neden matematiğin kanıtlarından da kuşkulanılabilir?
Matematiğin kanıt ve ilkelerinden bile çoğu kişiler bu konular üzerinde usavurma yaparken aldanmış oldukları için onlardan yine kuşkulanacağız.
6. Kuşkulu şeylere inanmaktan sakınmamıza olanak tanıyarak aldanmamıza engel olan özgür bir tutumumuz vardır.
7. Var olmasaydık kuşku duyamazdık, bu da edinebileceğimiz ilk doğru bilgidir.
Düşünülen şeyin düşünürken gerçekten var olmadığını kavramak bize o denli aykırı geliyor ki en şaşılası varsayımlara karşın şu "**Düşünüyorum**, o hâlde varım." sonucunun doğru olduğuna ve bunun düşüncelerini bir sıra içinde yönlendiren ve yöneten bir kimseye görünen ilk doğru sonuç olduğuna inanmaktan kendimizi alıkoyamıyoruz.
Descartes, Felsefenin İlkeleri
**1- Metinde kırmızıyla yazılmış kavramlarla ne anlatılmak istenmiştir?**
**2- Metinde altı çizili bölümde vurgulanmak istenen düşünce nedir? Açıklayınız.**
**3- Descartes, var olmanın kanıtı olarak ileri sürdüğü fikirlerini nasıl temellendirmiştir?**
 bundan
ibarettir. Gerçekten de mutluluk, Tanrı'yı sezgisel olarak bilmekten doğan ruh huzurundan
başka bir şey değildir. Aklımızı mükemmel kılmaksa Tanrı'yı, onun sıfatlarını ve onun doğasının
zorunluluğundan kaynaklanan edimlerini (eylemlerini) anlamaktır. ( ... ) İnsan doğanın bir
parçasıdır ve doğa yasaları, insan doğasını kendine itaat etmeye ve hemen hemen her yola
başvurarak kendisiyle uyumlu olmaya zorlar.
( ... )
Doğa'da kötü olduğuna karar verdiğimiz ya da var olma ve akıl temelli bir yaşam sürme
çabasına ket vuracağını düşündüğümüz her şeyden kendimizi daha güvende hissedeceğimiz bir
yol tutup uzaklaşmalıyız. ( ... ) Kendi hayrına olacağını düşündüğü her şeyi yapabilmek mutlak
anlamda herkesin en doğal hakkıdır. ( ... ) Anlama yetisi olmadan akli bir yaşam da mümkün
değildir. Şeyler insanın zekâyla belirlenen zihinsel bir yaşamdan haz almasına yardımcı oldukları
ölçüde iyidir. Ama onu aklını mükemmelleştirmek ve akli bir yaşamı doya yaşamaktan
alıkoyan şeyler varsa işte bir tek bu türden şeylere ben kötü derim.
( ... )
Insanın doğanın bir parçası olmaması ve onun ortak düzenine uymaması imkânsızdır. İnsan,
doğasının anlaştığı bireyler arasında yaşıyorsa bu durum onun etkinlik gücüne yardımcı olacak
ve onu besleyecektir. Ama doğasının hiç anlaşamadığı bireyler arasında yaşıyorsa kendi doğasını
büyük ölçüde değiştirmeden kendisini onlara uyduramaz. ( ... ) Cahiller arasında yaşayan özgür
bir insan mümkün mertebe onların yapacağı iyiliklerden uzak durmaya bakar. Herkes kendi
düsüncesine göre nevin ivi olduğuna karar verir. ( ... ) Sadece özeür insanlar birbirlerinin kadrini
bilir. Sadece onların birbirlerine yararı dokunur ve çok güçlü bir dostluk bağıyla birbirlerine
sımsıkı bağlıdırlar. Böyle insanlar birbirlerine besledikleri aynı yoğunluktaki sevgiyle karşılıklı
yardımlaşmak için çabalarlar. ( ... ) Kör bir arzunun tutsağı olan insanların birbirlerine gösterdiği
kadirşinaslıktan öte bir pazarlık meselesi ya da bir rüşvettir.
Spinoza, Etika
Metinde kırmızıyla yazılmış kavramlarla ne anlatılmak istenmiştir?
Metinde altı çizili bölümde vurgulanmak istenen düşünce nedir? Açıklayınız.
Spinoza'nın ahlak görüşünü insanın tabiatla olan ilişkisi bakımından değerlendiriniz.
77
|
_page_76_Picture_1.jpeg)
Aşağıdaki metni okuyup metinden hareketle verilen soruları cevaplayınız.
#### **AHLAK**
Yaşamımızda anlama yetimizi yani aklımızı elimizden geldiğince mükemmel kılmak bizim için her şeyden faydalıdır. Hatta en büyük insani mutluluk yani kutluluk (yüce mutluluk) bundan ibarettir. Gerçekten de mutluluk, Tanrı'yı sezgisel olarak bilmekten doğan ruh huzurundan başka bir şey değildir. Aklımızı mükemmel kılmaksa Tanrı'yı, onun sıfatlarını ve onun doğasının zorunluluğundan kaynaklanan edimlerini (eylemlerini) anlamaktır. (…) İnsan doğanın bir parçasıdır ve doğa yasaları, insan doğasını kendine itaat etmeye ve hemen hemen her yola başvurarak kendisiyle uyumlu olmaya zorlar.
#### (…)
Doğa'da kötü olduğuna karar verdiğimiz ya da var olma ve akıl temelli bir yaşam sürme çabasına ket vuracağını düşündüğümüz her şeyden kendimizi daha güvende hissedeceğimiz bir yol tutup uzaklaşmalıyız. (…) Kendi hayrına olacağını düşündüğü her şeyi yapabilmek mutlak anlamda herkesin en doğal hakkıdır. (…) Anlama yetisi olmadan akli bir yaşam da mümkün değildir. Şeyler insanın zekâyla belirlenen zihinsel bir yaşamdan haz almasına yardımcı oldukları ölçüde **iyidir**. Ama onu aklını mükemmelleştirmek ve akli bir yaşamı doya doya yaşamaktan alıkoyan şeyler varsa işte bir tek bu türden şeylere ben **kötü** derim. (…)
İnsanın doğanın bir parçası olmaması ve onun ortak düzenine uymaması imkânsızdır. İnsan, doğasının anlaştığı bireyler arasında yaşıyorsa bu durum onun etkinlik gücüne yardımcı olacak ve onu besleyecektir. Ama doğasının hiç anlaşamadığı bireyler arasında yaşıyorsa kendi doğasını büyük ölçüde değiştirmeden kendisini onlara uyduramaz. (…) Cahiller arasında yaşayan özgür bir insan mümkün mertebe onların yapacağı iyiliklerden uzak durmaya bakar. Herkes kendi düşüncesine göre neyin iyi olduğuna karar verir. (…) Sadece özgür insanlar birbirlerinin kadrini bilir. Sadece onların birbirlerine yararı dokunur ve çok güçlü bir dostluk bağıyla birbirlerine sımsıkı bağlıdırlar. Böyle insanlar birbirlerine besledikleri aynı yoğunluktaki sevgiyle karşılıklı yardımlaşmak için çabalarlar. (…) Kör bir arzunun tutsağı olan insanların birbirlerine gösterdiği kadirşinaslıktan öte bir pazarlık meselesi ya da bir rüşvettir.
Spinoza, Etika
**1- Metinde kırmızıyla yazılmış kavramlarla ne anlatılmak istenmiştir?**
**2- Metinde altı çizili bölümde vurgulanmak istenen düşünce nedir? Açıklayınız.**
**3- Spinoza'nın ahlak görüşünü insanın tabiatla olan ilişkisi bakımından değerlendiriniz.**
 sistemini in-
celerken öğretinin yetersiz yanlarını geliştirmek için merkeze "Günes"i koyan Kopernik, otoriteler
tarafından kınama ve alay etme tepkileriyle karşılaşır. Kopernik eserlerinde mistik bir ifadeyle
güneşi şöyle tasvir eder:
"Evrenin merkezine güneş taht kurmuştur. Bu görkemli tapınakta her şeyi bir anda
avdınlatan "Günes" dediğimiz nur kütlesi için daha saygın bir konum düsünülebilir miv-
di? Güneşi evrenin lambası, bilge yöneticisi diye övenler olmuştu. Güneş gerçekten tah-
tına kurulmuş sultan gibi çevresinde dolaşan gezegenleri çocukları gibi yönetir."
Insanlığın mutlu ve aydınlık geleceğine yönelen aklı ve güvenilir bilgilerden, yer-
lesik tabulardan kurtarmak gerektiğini ifade eden E Bacon, bu doğrultuda bilim insanına bilimsel
olma yönünde yeni bir amaç belirler.
"Bilim insanı ne ağını içinden çekerek ören örümcek gibi ne de çevresinden topla-
dığıyla yetinen karınca gibi davranmalıdır. Bilim insanı topladığını işleyen, düzenleyen
bal arısı gibi yapıcı bir etkinlik içinde olmalıdır."
Galilei, hızla yayılan eserlerinin kilise tarafından onaylanmış resmî görüşe ters düştüğü gerek-
çesiyle engizisyon mahkemesine çıkarılır. Ağırlaştırılmış ceza karşısında düşüncelerini geri alması
ve pişmanlığını dile getirmesi şartıyla serbest bırakılacağı belirtilir.
"Ben Galileo Galilei; geçmişteki tüm aykırı ve yanlış düşüncelerimden huzurunuzda
kendimi lanetliyor, bir daha böyle saçmalıklara düşmeyeceğime, kutsal öğretiye aykırı
hiçbir fikir taşımayacağıma yemin ediyorum."
Ingiltere'de dünyaya gelen Newton, yazmak için üzerinde iki yıl çalıştığı "Prensipler" eserini
düzeysiz polemiklerden korumak için Latince kaleme almıştır. Eşsiz yapıtlarıyla etkisi dünyanın
her yerine yayılan Newton, evren karşısındaki merak ve heyecanını dile getirmekten kaçınmaz.
"Dünyaya nasıl göründüğümü bilmiyorum ama ben kendimi keşfedilmemiş gerçek-
lerle dolu bir okyanusun kıyısında oynayan, düzgün bir çakıl taşı ya da güzel bir deniz
kabuğuna sevinen bir çocuk gibi görüyorum."
Cemal Yıldırım, Bilimin Öncüleri
Sorular
1. Metne göre Rönesans'ta felsefi ve bilimsel gelişmelere karşı gösterilen direncin
nedenleri nelerdir? Açıklayınız.
..............................................................................................................................................................................
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
2. Metinde verilen düşünürlerin sergilemiş olduğu durus, bilimin gelişmesine fayda
sağlamış mıdır? Değerlendiriniz.
..............................................................................................................................................................................
..............................................................................................................................................................................
75
| null |
/content/drive/MyDrive/pdf-testset-small/FELSEFE 11.pdf
| 74
|
|
15. Yüzyıl-17. Yüzyıl Felsefesi
Tatsız durumlarla karşılasacağını düsünen kisi, dayetli olduğu partiye katılmama kararı
9.
alabilir. İnsan, B. Spinoza'nın "Etika" adlı eserine göre varlığını sürdüren, ruhunun yetkin-
liğini güçlendiren şeylere yönelirken aksi durumlardan kaçınmalıdır.
Buna göre insan ruhunu etkin ya da edilgin hâle getiren yaşantıları örnekleyerek
açıklayınız.
…………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………
…………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………
..............................................................................................................................................................................
…………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………
…………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………
10. T. Hobbes, "Leviathan" adlı eserinde "Egemenin yaptığı hiçbir şey, vatandaş tarafından
cezalandırılamaz. Egemen, ödül ve ceza vermek (önceki bir yasa ölçüsünü belirlememis
ise) bunu da dilediği gibi yapma hakkına sahiptir." der.
Buna göre egemenin vatandaşına ödül ve ceza vermesinde ölçü var mıdır? Belirtiniz.
..............................................................................................................................................................................
…………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………
..............................................................................................................................................................................
…………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………
…………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………
11. C. Yıldırım, "Bilimin Öncüleri" adlı eserinde Kopernik sisteminin devrim olarak nitelendi-
rilmesinin nedenini yerkürenin evrenin merkezi olmaktan çıkarılıp Güneş etrafında dönen
sıradan bir gezegen olarak açıklanmasına bağlar.
Metinde "yerkürenin sıradan bir gezegen" olduğu düşüncesi, evrenin merkezine ilişkin
hangi bilim anlayışını etkisiz hâle getirmiştir?
…………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………
..............................................................................................................................................................................
…………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………
…………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………
…………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………
Aşağıda verilen çoktan seçmeli soruları okuyunuz ve doğru seçeneği işaretleyiniz.
12. Aşağıdakilerin hangisi 15-17. yüzyıl
13.
I. Devlet (Platon)
felsefi döneminin özelliklerinden
değildir?
II. El Medinetü'l Fâzıla (Fârâbî)
III. Ütopya (T. More)
A) İnsan aklı ön plana çıkmıştır.
IV. Cesur Yeni Dünya (A. Huxley)
B) Bilimsel çalışma hızlanmıştır.
V. 1984 (G. Orwell)
C) Bilim ve felsefe dogmatik yargılar
Numaravla belirtilmis olanlardan
icerir.
hangileri gerçekleşmesi istenen
D) Hümanizm düşüncesi oldukça
ütopyalardandır?
gelismistir.
E) Antik Yunan ruhunun yeniden
A) I-II
canlandığı dönemdir.
B) II-III
C) III-IV
D) I-II-III
E) III-IV-V
81
|
_page_80_Picture_9.jpeg)
D **Aşağıda verilen çoktan seçmeli soruları okuyunuz ve doğru seçeneği işaretleyiniz.**
- **12. Aşağıdakilerin hangisi 15-17. yüzyıl felsefi döneminin özelliklerinden değildir?**
- A) İnsan aklı ön plana çıkmıştır.
- B) Bilimsel çalışma hızlanmıştır.
- C) Bilim ve felsefe dogmatik yargılar içerir.
- D) Hümanizm düşüncesi oldukça gelişmiştir.
- E) Antik Yunan ruhunun yeniden canlandığı dönemdir.
#### **13.**
- I. Devlet (Platon) II. El Medinetü'l Fâzıla (Fârâbî) III. Ütopya (T. More) IV. Cesur Yeni Dünya (A. Huxley) V. 1984 (G. Orwell)
#### **Numarayla belirtilmiş olanlardan hangileri gerçekleşmesi istenen ütopyalardandır?**
A) I-II B) II-III C) III-IV D) I-II-III E) III-IV-V
#### **14. Aşağıdaki seçeneklerin hangisinde modern düşüncenin skolastik düşünceden farkı verilmiştir?**
- A) Düşünürler, kiliseye bağlıdır.
- B) Bireysel konular geri plandadır.
- C) Doğa, din ve akıl yoluyla açıklanır.
- D) Doğa, deney ve akıl yoluyla açıklanır.
- E) Bilim, Tanrı'nın yarattıklarını anlamak için önemlidir.
- **15.** Descartes'a göre çevredeki her şey bizi yanıltmaya müsaittir. Bu yüzden insan, doğru sandığı tüm bilgilerden şüphe duymalıdır. Ancak hakkında şüphe duymayacağı seviyeye geldiğinde kesin bilgiye ulaşır. Bilgilerin kesinliği, akıl tarafından onaylanarak tamamlanır. **Metne göre aşağıda verilen kesin yargılardan ilk olarak hangisine ulaşılır?**
- A) 2x2=4
- B) Ben varım.
- C) Dünya dönüyor.
- D) Evrenin yaratıcısı Tanrı'dır.
- E) Ruh, düşünen varlıktır.
- **16.** İnsan, doğal ve hukukun olamadığı bir düzende insanlarla güç ve çıkar yüzünden anlaşmazlığa düşer. Sürekli bir çatışma ve savaş hâlindedir. Bu durum, insanların güvenliğini tehlikeye sokar. **Hobbes'un görüşlerini destekleyen düşünce aşağıdakilerden hangisidir?**
- A) İnsan, insanın kurdudur.
- B) Bilgi, benzeri olmayan güçtür. C) İnsan için otorite zorunlu bir
- gereksinimdir. D) Amaca ulaşmak için her yol mübahtır.
- E) Devlet, düzenin sağlanması için gereklidir.
- **17.** A.Botton'un "Statü Endişesi" adlı eserine göre N. Machiavelli, insanların bencilce hareket etmeye eğilimli olduğu görüşündedir. Sevginin temelinde yer alan şükran duygusunu arkada bırakıp kendi işlerine göre bir yol tutarlar. İnsanda korkuyu canlı tutan, güç gösterisine maruz kalma ve cezalandırılma ihtimalidir. Bu ihtimalin insanlar üzerinde etkili olmadığı hiç görülmemiştir. İnsanların bir arada tutulması için güçlü bir prens tarafından yönetilmeye gereksinimleri vardır. Prens, mutlak güç sahibi olmalı ve gerektiği gibi hareket edebilmelidir. Bunun için bütün kurumların ona bağlı olması gerekir.
**Bu metne göre aşağıdaki düşüncelerden hangisi Machiavelli'nin görüşlerine karşılık gelmektedir?**
- A) İnsan, insanın kurdudur.
- B) Amaca ulaşmak için her yol mübahtır.
- C) Düşünüyorum, o hâlde varım.
- D) Tebaanın refahı, erkin gücünün sınırıdır.
- E) Özel mülkiyet, her türlü mutsuzluğun kaynağıdır.
- **18.** İnsan aklı, içinde taş ve hayaletlerin olduğu sihirli bir küre olarak düşünülürse ön yargı, yanlış soyutlama ve genellemeler, temelsiz kabuller ve hurafeler insan düşüncesine engel olan, yıkılması gereken putlar olarak görülür. **Metinde geçen F. Bacon'ın düşüncesine göre aşağıdakilerden hangisi yapılması gerekenlerden sayılmaz?**
- A) İnsana ait yerleşik inançları gözden geçirme
- B) Astrolojiyi, fal ve büyüye olan inancı kaldırma
- C) İnsan aklından temelsiz düşünceleri ayrıştırma
- D) Olaylara bakışta ön kabullerden hareket etme
- E) Genellemelerin kusurlu olanını dışarıda bırakma
#### **DEĞERLENDİRME**
Cevaplarınızı cevap anahtarıyla karşılaştırınız. Yanlış cevap verdiğiniz ya da cevap verirken tereddüt ettiğiniz sorularla ilgili konuları veya faaliyetleri üniteye dönerek tekrarlayınız. Cevaplarınızın tümü doğruysa bir sonraki öğrenme faaliyetine geçiniz.
 ikincisi ise bir
kişiye veya bir kurula, onun kendilerini başkalarına karşı koruyacağı inancıyla tabi olmak için insan-
ların gönüllü olarak kendi aralarıdır. Bu ikincisi, siyasal bir devlet veya sözleşme ile
kurulmuş bir devlet olarak; birincisi ise edinilmiş devlet olarak adlandırılabilir. İlk önce sözleşme ile
kurulmuş devletten bahsedeceğim.
Sözleşmeyle Kurulmuş Egemenlerin Hakları Üzerine
.
Uyruklar (yatandaşlar) hükümetlerini değiştiremezler. İlkin sözleşme yaptıkları için daha ön-
ceki bir sözleşme gereği olarak buna aykırı herhangi bir şeye bağlı olmadıkları anlaşılmalıdır.
.
Egemen güçten vazgeçilemez. İkinci olarak hepsinin birden kişiliğini taşıma hakkı, ege-
menin onlardan herhangi biriyle değil onların birbirleriyle yaptıkları ahit (söz verme) ile
egemen tayin ettikleri kişiye verilmiş olduğundan egemen açısından herhangi bir sözleşme
ihlali söz konusu olamaz ve bu nedenle onun uyruklarından hiçbiri, vazgeçme mazeretini
öne sürerek uyrukluktan kurtulamaz.
.
Egemenin eylemleri uyruklar tarafından eleştirilemez. Dolayısıyla egemeninden haksızlığa
uğradığından şikâyet eden bir kimse, bizzat kendisinin amili olduğu bir şeyden şikâyet edi-
yor demektir.
Thomas Hobbes, Leviathan
Metinde kırmızıyla yazılmış kavramlarla ne anlatılmak istenmiştir?
Metinde altı çizili bölümde vurgulanmak istenen düşünce nedir? Açıklayınız.
Hobbes, devletin kuruluşunu neden bir sözleşmeye dayandırır? Değerlendiriniz.
78
|
_page_77_Picture_1.jpeg)
Aşağıdaki metni okuyup metinden hareketle verilen soruları cevaplayınız.
#### **EGEMENLİĞİN TEK BİR ELDE TOPLANMASI**
#### **Mııtluluğu ve Mutsuzluğu Bakımından İnsanlığın Doğal Durumu Üzerine**
İnsan doğasında üç temel kavga nedeni buluyoruz. Birincisi rekabet, ikincisi güvensizlik, üçüncüsü de şan ve şeref.
Devlet olmadıkça herkes herkese karşı daima savaş hâlindedir. Buradan şu açıkça görülür ki insanlar hepsini birden korku altında tutacak genel bir güç olmadan yaşadıkları vakit, savaş denilen o durumun içindedirler ve bu savaş herkesin herkese karşı savaşıdır.
#### **Bir Devletin Nedenleri ve Doğuşu ve Tanımlanması Üzerine**
Devletin amacı, bireysel güvenliktir. Bu güvenlik doğal hukukla sağlanamaz. Çünkü **adalet**, hakkaniyet, tevazu, merhamet ve özet olarak bize ne yapılmasını istiyorsak başkalarına da onu yapmak gibi doğa yasaları, bunlara uyulmasını sağlayacak bir gücün korkusu olmaksızın bizi taraf tutmaya, kibre, öç almaya ve benzer şeylere sürükleyen doğal duygularımıza aykırıdır.
Egemenlik iki yoldan elde edilir. Birincisi, bir kimsenin kabul etmezlerse onları yok etmek kudretiyle çocuklarını veya onların çocuklarını kendi yönetimine boyun eğdirmesinde (...) ikincisi ise bir kişiye veya bir kurula, onun kendilerini başkalarına karşı koruyacağı inancıyla tabi olmak için insanların gönüllü olarak kendi aralarında anlaşmalarıdır. Bu ikincisi, siyasal bir devlet veya sözleşme ile kurulmuş bir devlet olarak; birincisi ise edinilmiş devlet olarak adlandırılabilir. İlk önce **sözleşme ile kurulmuş** devletten bahsedeceğim.
#### **Sözleşmeyle Kurulmuş Egemenlerin Hakları Üzerine**
- Uyruklar (vatandaşlar) hükümetlerini değiştiremezler. İlkin sözleşme yaptıkları için daha önceki bir sözleşme gereği olarak buna aykırı herhangi bir şeye bağlı olmadıkları anlaşılmalıdır.
- Egemen güçten vazgeçilemez. İkinci olarak hepsinin birden kişiliğini taşıma hakkı, egemenin onlardan herhangi biriyle değil onların birbirleriyle yaptıkları ahit (söz verme) ile egemen tayin ettikleri kişiye verilmiş olduğundan egemen açısından herhangi bir sözleşme ihlali söz konusu olamaz ve bu nedenle onun uyruklarından hiçbiri, vazgeçme mazeretini öne sürerek uyrukluktan kurtulamaz.
- Egemenin eylemleri uyruklar tarafından eleştirilemez. Dolayısıyla egemeninden haksızlığa uğradığından şikâyet eden bir kimse, bizzat kendisinin amili olduğu bir şeyden şikâyet ediyor demektir.
Thomas Hobbes, Leviathan
**1- Metinde kırmızıyla yazılmış kavramlarla ne anlatılmak istenmiştir?**
**2- Metinde altı çizili bölümde vurgulanmak istenen düşünce nedir? Açıklayınız.**
**3- Hobbes, devletin kuruluşunu neden bir sözleşmeye dayandırır? Değerlendiriniz.**
| Tartışalım |
|----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------|
| F. Bacon'ın "Bilgi güçtür." sözünün olumlu ve olumsuz yönlerini güncel hayattan örneklerle tar<br>tışınız. Tartışmaya yönelik notlarınızı aşağıda verilen boşluğa yazınız. |
| Tartışma Notları<br> |
| <br><br> |
| |
| Başlık | |
|------------------------------|------|
| Problemin Felsefedeki Yeri | |
| Probleme<br>Yönelik Fikirler | <br> |
| | |
| | |
| | |
| | |
| Kaynakça | |
## **ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME**
 Kütle çekim görüşü
I.
R. Descartes
(
)
b) Kartezyen felsefe
F. Bacon
(
)
II.
c) Mutlak gücün egemenliği
III. T. Hobbes
(
)
ç) Bilimsel yöntem
IV
Newton
)
(
d) Dünya merkezli evren anlayışı
Aşağıda verilen açık uçlu soruların cevaplarını ilgili alanlara yazınız.
Rönesans'ın bilim ve bilim felsefesi açısından önemi nedir? Açıklayınız.
6.
……………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………
..............................................................................................................................................................................
……………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
İslam coğrafyasından Avrupa'ya yapılan çeviri faaliyetlerinin 15-17. yüzyıl felsefesin-
7.
deki bilim ve felsefeye olan etkilerini açıklayınız.
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
..............................................................................................................................................................................
……………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………
……………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Hümanizmin insan aklı ve değerlerini ön plana çıkaran anlayışının size göre günümüze
8.
uzanan etkileri var mıdır? Değerlendiriniz.
..............................................................................................................................................................................
……………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………
..............................................................................................................................................................................
..............................................................................................................................................................................
…………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………
80
|
_page_79_Picture_2.jpeg)
**Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerlere doğru sözcükleri yazınız.**
- **1. Bacon'a göre doğru düşünce, ……..............…. yüzünden engellenir.**
- **2. Güneş merkezli evren sistemini savunduğu için …………………… engizisyon mahkemesinde yargılanan bilim insanıdır.**
- **3. İnsanın merkeze alınarak aklın öne çıkarılması anlayışına ..........................… denir.**
- **4. İslam coğrafyasından yapılan …………………… faaliyetleri Rönesans'ın ortaya çıkışında etkili olmuştur.**
B
**5.**
**Aşağıda Romen rakamları ile verilen bilim insanlarıyla harf ile verilen onlara ait görüşleri eşleştirerek doğru harfi parantez içine yazınız.**
| | Bilim İnsanı | Görüş |
|--------|--------------------|----------------------------------|
| (<br>) | I.<br>R. Descartes | a) Kütle çekim görüşü |
| (<br>) | II.<br>F. Bacon | b) Kartezyen felsefe |
| (<br>) | III.<br>T. Hobbes | c) Mutlak gücün egemenliği |
| (<br>) | IV.<br>Newton | ç) Bilimsel yöntem |
| | | d) Dünya merkezli evren anlayışı |
C **Aşağıda verilen açık uçlu soruların cevaplarını ilgili alanlara yazınız.**
- **6. Rönesans'ın bilim ve bilim felsefesi açısından önemi nedir? Açıklayınız.**
**....................................................................................................................................... ........................................................................................................................................ ....................................................................................................................................... ....................................................................................................................................... 7. İslam coğrafyasından Avrupa'ya yapılan çeviri faaliyetlerinin 15-17. yüzyıl felsefesindeki bilim ve felsefeye olan etkilerini açıklayınız. ....................................................................................................................................... ....................................................................................................................................... ....................................................................................................................................... ....................................................................................................................................... ....................................................................................................................................... 8. Hümanizmin insan aklı ve değerlerini ön plana çıkaran anlayışının size göre günümüze uzanan etkileri var mıdır? Değerlendiriniz. ....................................................................................................................................... ....................................................................................................................................... ....................................................................................................................................... ....................................................................................................................................... .......................................................................................................................................**
- **9.** Tatsız durumlarla karşılaşacağını düşünen kişi, davetli olduğu partiye katılmama kararı alabilir. İnsan, B. Spinoza'nın "Etika" adlı eserine göre varlığını sürdüren, ruhunun yetkinliğini güçlendiren şeylere yönelirken aksi durumlardan kaçınmalıdır. **Buna göre insan ruhunu etkin ya da edilgin hâle getiren yaşantıları örnekleyerek açıklayınız.**
**....................................................................................................................................... ....................................................................................................................................... ....................................................................................................................................... ....................................................................................................................................... .......................................................................................................................................**
- **10.** T. Hobbes, "Leviathan" adlı eserinde "Egemenin yaptığı hiçbir şey, vatandaş tarafından cezalandırılamaz. Egemen, ödül ve ceza vermek (önceki bir yasa ölçüsünü belirlememiş ise) bunu da dilediği gibi yapma hakkına sahiptir." der.
**Buna göre egemenin vatandaşına ödül ve ceza vermesinde ölçü var mıdır? Belirtiniz.**
**....................................................................................................................................... ....................................................................................................................................... ....................................................................................................................................... ....................................................................................................................................... .......................................................................................................................................**
- **11.** C. Yıldırım, "Bilimin Öncüleri" adlı eserinde Kopernik sisteminin devrim olarak nitelendirilmesinin nedenini yerkürenin evrenin merkezi olmaktan çıkarılıp Güneş etrafında dönen sıradan bir gezegen olarak açıklanmasına bağlar.
**Metinde** "yerkürenin sıradan bir gezegen" **olduğu düşüncesi, evrenin merkezine ilişkin hangi bilim anlayışını etkisiz hâle getirmiştir?**
**....................................................................................................................................... ....................................................................................................................................... ....................................................................................................................................... ....................................................................................................................................... .......................................................................................................................................**

# **FELSEFE 11**
**18.YÜZYIL- 19. YÜZYIL FELSEFESİ**
## **ÜNİTE KONULARI**
4.1. 18.YÜZYIL-19. YÜZYIL FELSEFESİNİN ORTAYA ÇIKIŞI 4.2. 18.YÜZYIL-19. YÜZYIL FELSEFESİNİN AYIRICI NİTELİKLERİ 4.3. 18.YÜZYIL-19. YÜZYIL FİLOZOFLARININ FELSEFİ GÖRÜŞLERİNİN ANALİZİ 4.4. 18.YÜZYIL-19. YÜZYIL FELSEFESİNİN DÜŞÜNCE VE ARGÜMANLARINI DEĞERLENDİRME
#### **TEMEL KAVRAMLAR**
•Aydınlanma •Değişim •Ahlak •Özgürlük •Akıl •Bilgi
ÜNİTE
4.
#### **Giriş**
18-19. yüzyıl felsefesi, 15. yüzyılla başlayan bir sürecin birçok alanda sonuçlarının yaşandığı dönemi işaret etmektedir. Bilim, teknik, sanat ve felsefede birçok ürün ortaya konmuş ve toplumsal yapıda dönüşümler yaşanmıştır. Bilim ve teknik alanındaki gelişmeler yeni bir ekonomik sistemi ortaya çıkarmıştır. Bu yeni sistem; yeni bir kültürel yaşantıya yol açmış, yönetim biçimlerini etkilemiş ve değişime zorlamıştır. Sistemle birlikte insanların istek ve ihtiyaçları da değişmiş, farklı sanatsal etkinlikler yapılmaya başlanmıştır.
Bu dönem filozofları; daha çok siyaset, ahlak ve bilgi alanında düşünceler geliştirmiştir. Siyaset felsefesinde hayatın dinamiklerini açıklayacak ve toplumsal düzeni daha iyi taşıyacak fikirler üretmeye çalışmışlardır. Değişen toplumsal yapının farkına varıp ahlaki kuralların üzerine eğilmişlerdir. Bilimin ilerlemesiyle birlikte yöntem kazanarak çoğalan bilginin doğasına yönelik sorgulamalar yapılmıştır.
Bu dönemde yeni felsefi akımlar ortaya çıkmıştır. 18-19. yüzyıl felsefesi, kendinden önceki felsefelere dönüşü ve onları yeniden yorumlamayı içerdiği kadar bilim ve sanat gibi önemli alanların gelişimine de katkı sağlamıştır.
18-19. yüzyıl felsefesi ünitesinde şu konular ele alınacaktır:
- İlk konuda 18-19. yüzyıl felsefesini hazırlayan düşünce ortamını açıklamak için bir önceki dönem felsefesinin bu dönem üzerindeki etkilerine değinilecektir.
- İkinci konuda 18-19. yüzyıl felsefesi karakteristik özelliklerini açıklamak için ilk önce dönemin temel özellik ve problemleri üzerinde durulacak, ardından dönemin dil ve edebiyatla ilişkisi anlatılacaktır.
- Üçüncü konuda örnek felsefi metinlerden hareketle bu çağ filozoflarının felsefi görüşleri analiz edilecektir.
- Son konuda 18-19. yüzyıl felsefesindeki örnek düşünce ve argümanları felsefi açıdan değerlendirebilmek için J. J. Rousseau'nun "İnsan özgür doğar oysa her yerde zincire vurulmuştur." sözünden hareketle özgürlük problemi tartışılacak, ardından günlük hayatta kullanılan bilgilerde akıl ve deneyin rolüne ilişkin özgün bir metin yazılması istenecektir.
#### **Hazırlık Çalışmaları**
- 1. Toplumsal değişimler felsefeyi nasıl etkileyebilir?
- 2. Dil açısından felsefi metinle edebî metin arasında farklılıklar neler olabilir?
- 3. Bilimsel gelişmelerin felsefeye etkileri neler olabilir?
#### **Neler Öğreneceksiniz?**
- 18-19. yüzyıl felsefesini hazırlayan düşünce ortamını açıklamayı,
- 18-19. yüzyıl felsefesinin karakteristik özelliklerini açıklamayı,
- 18-19. yüzyıl filozoflarının felsefi görüşlerini metinlerinden hareketle analiz etmeyi ve
- 18-19. yüzyıl felsefesindeki örnek düşünce ve argümanları felsefi açıdan değerlendirmeyi öğreneceksiniz.
**4.1. 18. YÜZYIL-19. YÜZYIL FELSEFESİNİN ORTAYA ÇIKIŞI**
18-19. yüzyıl felsefesi, bireysel ve toplumsal olarak Batı'da aydınlanmanın yaşandığı dönemdir. Aydınlanma, kelime anlamı olarak bir şeyi netleştirmek için onun üzerinde düşünmek, onu açığa çıkarmak olarak düşünülebilir. Bu dönem düşünürleri aklı ön planda tutarak toplumu aydınlatmaya çalışmıştır. İnsanın aklı sayesinde tüm sorunlardan kurtulabileceği ve toplumsal olarak ebedî barışa ulaşabileceği düşüncesi hâkimdir. Bu çağ, "Akıl Çağı" olarak da isimlendirilir (Tablo 4.1).
 Düşünürler, kiliseye bağlıdır.
şükran duygusunu arkada bırakıp kendi
B) Bireysel konular geri plandadır.
işlerine göre bir yol tutarlar. İnsanda
C) Doğa, din ve akıl yoluyla açıklanır.
korkuyu canlı tutan, güç gösterisine
D) Doğa, deney ve akıl yoluyla
maruz kalma ve cezalandırılma ihtimali-
acıklanır.
dir. Bu ihtimalin insanlar üzerinde etkili
E) Bilim, Tanrı'nın yarattıklarını
olmadığı hiç görülmemiştir. İnsanların
anlamak için önemlidir.
bir arada tutulması için güçlü bir prens
tarafından yönetilmeye gereksinimleri
15. Descartes'a göre çevredeki her şey bizi
vardır. Prens, mutlak güç sahibi olmalı
yanıltmaya müsaittir. Bu yüzden insan,
ve gerektiği gibi hareket edebilmelidir.
doğru sandığı tüm bilgilerden şüphe
Bunun için bütün kurumların ona bağlı
duymalıdır. Ancak hakkında şüphe
olması gerekir.
duymayacağı seviyeye geldiğinde kesin
Bu metne göre aşağıdaki düşünceler-
bilgiye ulaşır. Bilgilerin kesinliği, akıl
den hangisi Machiavelli'nin görüşleri-
tarafından onaylanarak tamamlanır.
ne karşılık gelmektedir?
Metne göre aşağıda verilen kesin yar-
A) İnsan, insanın kurdudur.
gılardan ilk olarak hangisine ulaşılır?
B) Amaca ulaşmak için her yol
A) 2x2=4
mübahtır.
B) Ben varim.
C) Düsünüyorum, o hâlde varım.
C) Dünva dönüvor.
D) Tebaanın refahı, erkin gücünün
D) Evrenin yaratıcısı Tanrı'dır.
sınırıdır.
E) Ruh, düşünen varlıktır.
E) Özel mülkiyet, her türlü
mutsuzluğun kaynağıdır.
16. İnsan, doğal ve hukukun olamadığı bir
düzende insanlarla güç ve çıkar yü-
18. İnsan aklı, içinde taş ve hayaletlerin
zünden anlaşmazlığa düşer. Sürekli bir
olduğu sihirli bir küre olarak düşünülür-
çatışma ve savaş hâlindedir. Bu durum,
se on yargı, yanlış soyutlama ve genel-
insanların güvenliğini tehlikeye sokar.
lemeler, temelsiz kabuller ve hurafeler
Hobbes'un görüşlerini destekleyen
insan düsüncesine engel olan, vıkılması
düşünce aşağıdakilerden hangisidir?
gereken putlar olarak görülür.
A) İnsan, insanın kurdudur.
Metinde geçen E. Bacon'ın düşünce-
B) Bilgi, benzeri olmayan güçtür.
sine göre aşağıdakilerden hangisi
C) İnsan için otorite zorunlu bir
yapılması gerekenlerden sayılmaz?
gereksinimdir.
A) İnsana ait yerleşik inançları gözden
D) Amaca ulaşmak için her yol
gecirme
mübahtır.
B) Astrolojiyi, fal ve büyüye olan
E) Devlet, düzenin sağlanması için
inancı kaldırma
gereklidir.
C) İnsan aklından temelsiz
düsünceleri avrıstırma
D) Olaylara bakışta ön kabullerden
hareket etme
E) Genellemelerin kusurlu olanını
dışarıda bırakma
DEGERLENDİRME
Çevaplarınızı cevap anahtarıyla karşılaştırınız. Yanlış cevap verdiğiniz ya da cevap verir-
ken tereddüt ettiğiniz sorularla ilgili konuları veya faaliyetleri üniteye dönerek tekrarlayınız.
Cevaplarınızın tümü doğruysa bir sonraki öğrenme faaliyetine geçiniz.
82
| null |
/content/drive/MyDrive/pdf-testset-small/FELSEFE 11.pdf
| 81
|
|
18. Yüzyıl-19. Yüzyıl Felsefesi
4.1. 18. YÜZYIL-19. YÜZYIL FELSEFESİNİN ORTAYA ÇIKIŞI
18-19. yüzyıl felsefesi, bireysel ve toplumsal olarak Batı'da aydınlanmanın yaşandığı dönemdir.
Avdınlanma, kelime anlamı olarak bir sevi netlestirmek için onun üzerinde düşünmek, onu acığa
çıkarmak olarak düşünülebilir. Bu dönem düşünürleri aklı ön planda tutarak toplumu aydınlatma-
ya çalışmıştır. İnsanın aklı sayesinde tüm sorunlardan kurtulabileceği ve toplumsal olarak ebedî
barışa ulaşabileceği düşüncesi hâkimdir. Bu çağ, "Akıl Çağı" olarak da isimlendirilir (Tablo 4.1).
Tablo 4. 1: 18-19. Yüzyıl Düşünürleri ve Filozofları
1600
(Börkley)
(1685-1753)
G. Berkeley
(1689-1755)
Montesquieu
(Monteskü)
(Volteyr)
[1694-1778]
Voltaire
1700
İZYIL-19. YÜZYIL DÜŞÜNÜRLERİ VE FİLOZOF
(1709-1751)
La Mettrie
(La Metri)
(1711-1776)
D. Hume
(Huym)
J. J. Rousseau
(Russo)
(1712-1778)
(1713-1784)
Diderot
(Dido)
(1717-1783)
d'Alembert
(Delamber)
(1724-1804)
1. Kant
(Kant)
(1748-1832)
MS
Bentham
(Bentim)
(Fihte)
(1762-1814)
Fichte
(Hegel)
(1770-1831)
F. Hegel
Schelling
(Seling)
(1775-1854)
(1788-1806)
Schopenhaver
(Sopenhaur)
(1798-1857)
A. Comte
(Kont)
1800
J. S. Mill
(Mil)
(1806-1873)
Kierkegaard
(Kirkekard)
(1813-1855)
Marx
(Marks)
(1818-1883)
(1844-1900)
Nietzsche
(Nice)
1900
85
|
_page_84_Figure_3.jpeg)
| | Tablo 4.1: 18-19. Yüzyıl Düşünürleri ve Filozofları | |
|--|-----------------------------------------------------|--|
|--|-----------------------------------------------------|--|
18-19. yüzyıl felsefesi; Batı coğrafyasının toplumsal yaşantısındaki köklü değişimler, **Fransız İhtilali** ve **Sanayi Devrimi** gibi bütün dünyayı etkileyen olayların yaşandığı bir dönemde geleneksel düşünceye karşı aklı özgürleştirmek adına yapılan felsefi bir harekettir. Dönemi anlayabilmek için onun tarihsel arka planına bakmak ve oluşum unsurlarını bilmek gerekir. 15-17. yüzyıl felsefesi, 18-19. yüzyıl felsefesini etkilemiştir. Bu dönem felsefesinin üzerinde yükseldiği temeller; felsefe, sanat ve bilimde yaşanan gelişmelerle toplumsal değişimlerdir.
2-15. yüzyılda Batı coğrafyasında her türlü probleme yönelik açıklamalar, din ekseninde yapılmıştır. Dinin temsilcisi olarak kendini gören kilisenin dini temellendirme dışında aklın kullanımına izin vermemesi ve toplumu baskı altında tutması, Rönesans'ın ortaya çıkışıyla azalmıştır. İslam coğrafyasından yapılan çeviri faaliyetleriyle başlayan bu yeni anlayış, coğrafi keşifler ve bilimsel gelişmeler doğrultusunda hızla yayılmıştır. Bu durum bilimsel ve felsefi gelişimi tetiklemiş, din merkezli düşünceden insan merkezli düşünceye geçilmesini sağlamıştır. Avrupa'da aklın kullanımına engel olan baskıcı zihniyet giderek ortadan kalkmıştır.
**Hümanizmin** etkisiyle sanat ve felsefede yeni ekoller doğmuş, bilimde evrene yönelik yeni keşifler yapılmıştır. Matbaanın icadıyla okuryazarlığın artması dinî konularda kilisenin otoritesini azaltmıştır. Bu yeni anlayış, Katolik mezhebinde reform hareketlerinin yapılmasına neden olmuş ve Protestanlık gibi yeni mezhepler oluşmuştur.
Sanat alanında yenileşmeyle başlayan 15. yüzyıl, bilim ve felsefenin önünün açıldığı bir dönemdir. **Rönesans** ve **reform** hareketleri, 17. yüzyıl düşünce ortamını hazırlamıştır. Bu dönemde gerçekleşen bilim ve teknikteki gelişmelerle özellikle coğrafi keşifler, Akıl Çağı'nın oluşmasını sağlayan önemli unsurlardır.
18-19. yüzyılda yaşanan gelişmeler doğrultusunda bilim ve sanayide yaşanan gelişmeler, insanın doğaya bakışını değiştirmiştir. Bu yeni durum karşısında toplumda yeni yaşam kültürleri görülmüş ve yeni oluşmuş toplumsal sınıfların mücadeleleri başlamıştır. Bu durum, insanların özgürlük arayışını da tetiklemiştir. Bu yaşananlar felsefeye yeni anlayışlar getirmiş, özellikle insan ve toplum üzerine yeni düşünceler doğmuştur.
Görsel 4.1: Temsilî Sanayi Devrimi
18. yüzyılın ortalarına doğru İngiltere'de belirginleşen Sanayi Devrimi, pamuk dokumacılığı sektöründe başlamıştır (Görsel 4.1). Makineleşmeyle beraber pamuğun iplik hâline getirilmesi ve dokuma tezgâhlarının geliştirilmesi sağlanmıştır. Buhar gücünün kullanılmasıyla tekstil alanında hızlı üretimler gerçekleştirilip ekonomik büyüme yakalanmıştır.
## **Uygulama**
Aşağıdaki metni okuyup metinden hareketle verilen soruları cevaplayınız (Görsel 4.2).
Doğa, insanları yabancı bir yönlendirilmeye bağlı kalmaktan çoktan kurtarmış olmasına karşın (naturaliter maiorennes) tembellik ve korkaklık nedeniyledir ki insanların çoğu bütün yaşamları boyunca kendi rızalarıyla erginleşmemiş olarak kalırlar ve aynı nedenlerledir ki bu insanların başına gözetici ya da yönetici olarak gelmek başkaları için de çok kolay olmaktadır. Ergin olmama durumu çok rahattır çünkü. Benim yerime düşünen bir kitabım, vicdanımın yerini tutan bir din adamım, perhizim ile ilgilenerek sağlığım için karar veren bir doktorum oldu mu zahmete katlanmama hiç gerek kalmaz artık. Para harcayabildiğim sürece düşünüp düşünmemem de pek o kadar önemli değildir bu sıkıcı ve yorucu işten başkaları beni kurtaracaktır çünkü. I. Kant, Aydınlanma Nedir?
.
Doğa, insanları yabancı bir yönlendirilmeye bağlı kalmaktan çok-
tan kurtarmış olmasına karşın (naturaliter maiorennes) tembellik ve
korkaklık nedeniyledir ki insanların çoğu bütün yaşamları boyunca
kendi rızalarıyla erginleşmemiş olarak kalırlar ve aynı nedenlerledir
ki bu insanların basına gözetici va da vönetici olarak gelmek baska-
ları için de çok kolay olmaktadır. Ergin olmama durumu çok rahattır
çünkü. Benim yerime düşünen bir kitabım, vicdanımın yerini tutan
bir din adamım, perhizim ile ilgilenerek sağlığım için karar veren bir
doktorum oldu mu zahmete katlanmama hiç gerek kalmaz artık. Para
harcayabildiğim sürece düşünüp düşünmemem de pek o kadar önemli
değildir bu sıkıcı ve yorucu işten başkaları beni kurtaracaktır çünkü.
I. Kant, Aydınlanma Nedir?
Görsel 4.2: I. Kant
Sorular
1. Metindeki altı çizili cümlelerin hümanizmle ilişkisi nasıl açıklanabilir?
..............................................................................................................................................................................
..............................................................................................................................................................................
2. Metne göre insanın akıl yetisiyle iradesini yönetememesi ne gibi sonuçlar doğura-
bilir?
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
..............................................................................................................................................................................
Uygulama
Aşağıda bazı toplumsal kurumlar verilmiştir. Bu kurumların toplumun aydınlanmasındaki işle-
vine yönelik görüşlerinizi boş bırakılan yerlere nedenleriyle birlikte yazıp sınıfta paylaşınız.
Eğitim
……………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………
…………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………
Din
..............................................................................................................................................................................
..............................................................................................................................................................................
Ekonomi
..............................................................................................................................................................................
………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………
87
|
_page_86_Picture_4.jpeg)
Görsel 4.2: I. Kant
#### **Sorular**
- **1. Metindeki altı çizili cümlelerin hümanizmle ilişkisi nasıl açıklanabilir?**
**..................................................................................................................................... .....................................................................................................................................**
- **2. Metne göre insanın akıl yetisiyle iradesini yönetememesi ne gibi sonuçlar doğurabilir?**
**..................................................................................................................................... .....................................................................................................................................**
## **Uygulama**
Aşağıda bazı toplumsal kurumlar verilmiştir. Bu kurumların toplumun aydınlanmasındaki işlevine yönelik görüşlerinizi boş bırakılan yerlere nedenleriyle birlikte yazıp sınıfta paylaşınız.
| Eğitim | |
|---------|--|
| | |
| | |
| | |
| Din | |
| | |
| | |
| | |
| Ekonomi | |
| | |
| | |
## **4.2. 18. YÜZYIL-19. YÜZYIL FELSEFESİNİN AYIRICI NİTELİKLERİ**
Bu dönem felsefesini daha iyi anlamak için onun özellik ve problemlerine bakmak ayrıca dönemin dil ve edebiyatının felsefeyle olan ilişkisini incelemek gerekmektedir.
## **18. YÜZYIL-19. YÜZYIL FELSEFESİNİN TEMEL ÖZELLİKLERİ VE ÖNE ÇIKAN PROBLEMLERİ**
Aydınlanma olarak da bilinen 18-19. yüzyıl felsefesinin en iyi tanımlarından birini o dönemde yaşamış filozof Immanuel Kant yapar. Kant, "Aydınlanma Nedir?" başlıklı yazısında aydınlanmayı, insanın kendi suçu nedeniyle düşmüş olduğu ergin olmayış durumundan kurtulma olarak tanımlar. Kant, ergin olmayış benzetmesiyle insanın aklını kendi başına kullanamayışını işaret eder ve bunun insanın suçu olduğunu vurgular. Kant, bu dönemin sloganı olarak da "Aklını kullanma cesaretini göster!" demiştir.
İnsanı ve doğayı sadece akıl temelinde anlamak aydınlanmanın amacıdır. Bu çağın felsefesinde insanın biyolojik olarak doğanın bir parçası olduğu ve akıl sahibi olması bakımından da hayatı daha güzel hâle getirebileceği düşünülmüştür. Mutluluğu ve doğruyu özgürce bulabilen bir insanlık hayal edilmiştir. Akla önem veriş, birçok alanda birçok gelişmeyi beraberinde getirmiştir. Ekonomik ve siyasal açıdan kendini hissettiren bu gelişmeler, Fransız İhtilali gibi bir olayın ve Sanayi Devrimi gibi üretime dair bir olgunun yaşanmasına neden olmuştur. Bu olayların yarattığı etki, aydınlanmanın içeriğini de belirlemiştir.
**Fransız İhtilali**, 15. yüzyılda başlayan gelişmelerin ve 18-19. yüzyıl felsefesinin somut bir sonucudur. Halk yoksulluk içindeyken kralın zenginliği Fransız İhtilali'nin görünen nedenidir. İhtilalin arkasındaki sebepler arasındaysa okuryazarlığın artması ve bağımsız yayınların desteklenmesiyle toplumda büyük bir değişim ve bu değişimi organize eden Fransız aydınları ve onların felsefi görüşleri vardır. Sosyal yaşayıştaki eşitsizlik ve adaletsizlik, aydınlanmayla oluşan özgürlük düşüncesiyle halk içinde krala karşı bir ayaklanma başlatmıştır. Bütün dünyayı etkileyen ihtilal, Fransa'da mutlak monarşinin yıkılması ve cumhuriyet rejiminin kurulmasıyla sonuçlanmıştır.
İngiltere'de başlayan **Sanayi Devrimi**, hızlı üretim yapan fabrikaların kurulmasını ve ulaşımın kolaylaşarak kültürel ve ekonomik etkileşimin artmasını sağlamıştır. Bilim ve teknolojideki gelişmeler ve ekonomik alana yönelik felsefi düşünceler bunların zeminini oluşturmuştur. Bu durum, bazı insanlara rahat yaşam gibi faydalı sonuçlar getirmiş ama diğer taraftan da devletler arası rekabeti artırıp savaş gibi kötü sonuçlara götürmüştür. Ham madde ve yeni pazar arayışları sömürgeciliği hızlandırmış ve ortalama bir asır sonra güçlü devletlerin rekabeti nedeniyle 1. Dünya Savaşı yaşanmıştır.
## **18. YÜZYIL-19. YÜZYIL FELSEFESİNİN GENEL ÖZELLİKLERİ**
Akla güven duyulmuş ve akılcı düşünceye önem verilmiştir.
Özgürlüğü engelledikleri düşüncesiyle siyasi ve dinî otoritelere karşı gelinmiştir.
Düşünce özgürlüğü desteklenmiştir.
Aydın ve yazarlar sınıfı oluşmuştur.
Sanat, felsefe ve edebiyatta önemli eserler verilmiştir.
Fransız İhtilali ve Sanayi Devrimi gerçekleşmiş ve buna bağlı problemler tartışılmıştır.
Felsefede yeni ekoller ortaya çıkmıştır.
#### **18. YÜZYIL-19. YÜZYIL FELSEFESİNDE ÖNE ÇIKAN PROBLEMLER**
.
Bu anlatımdan hareketle Eşref Armağan'da oluşan çizim bilgisinin kaynağını, rasyonalizm ve
empirizm akımlarından hangisi size göre daha iyi açıklamaktadır? Bunun nedenini boş bırakılan
bölüme yazınız. Daha sonra görüşlerinizi sınıfta paylaşıp değerlendiriniz.
Görme engelli ressam Esref Armağan'ın videosu
http://www.eba.gov.tr/video/
izle/03f2ce413bf212b8=4f7090600a92f4c2f07142cb2012
Görme engelli ressam Esref Armagan'ın resim galerisi
http://esrefarmagan.com/tr/gallery/
Görsel 4.3: Eşref Armağan'ın tablosu
RASYONALİZM
..............................................................................................................................................................................
……………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………
..............................................................................................................................................................................
..............................................................................................................................................................................
..............................................................................................................................................................................
..............................................................................................................................................................................
..............................................................................................................................................................................
……………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………
EMPİRİZM
..............................................................................................................................................................................
..............................................................................................................................................................................
..............................................................................................................................................................................
..............................................................................................................................................................................
..............................................................................................................................................................................
..............................................................................................................................................................................
..............................................................................................................................................................................
……………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………
90
|
_page_89_Picture_4.jpeg)
#### **Birey-Devlet İlişkisi**
17. yüzyıl felsefesinde mutlak monarşiye dayalı devlet sistemleri düşünülmüş, devletin her türlü gücü elinde bulundurmasının birlik ve beraberlik açısından zorunlu olduğu görülmüştür. Bu görüşe kapsamlı olarak ilk karşı çıkış J. Locke tarafından yapılmıştır. Locke, mutlak monarşiye karşı liberal (özgürlükçü) bir devlet sistemini ileri sürmüştür.

sırf akılla oluştuğunu belirtirken empirizm, a posterioriden(deneyden çıkan ve deneye bağlı olan)
oluştuğunu ileri sürer. Bu iki görüşü uzlaştırmaya çalışan 18. yüzyıl filozofu Kant ise bilginin akıl
ve deneyimle oluştuğu görüşündedir. Rasyonalist filozoflardan Descartes (17. yüzyıl), empirist fi-
lozoflardan J. Locke (17-18. yüzyıl) ve iki akımı sentezleyen Kant'ın (18. yüzyıl) bilgi hakkındaki
görüsleri önemlidir.
Descartes, kendisinden asla şüphe duyulmayacak ve başka bil-
gilere de temel olabilecek açık bir bilgi arar. "Düşünüyorum, o
hâlde varım." önermesine ulaştığında kesin bilgilerin kaynağı olarak
akıl görüşüne varır. Ona göre bilgi, sonradan oluşan deneyimlerle
değil doğuştan gelen aklın ilkeleriyle gerçekleşir. Matematik ve ge-
ometri bilgisinin kesin olmasını akla dayandırmıştır. Doğru bilginin
kaynağını da akıl olarak belirlemiştir.
J. Locke, Descartes'ın doğuştancılık fikrine karşı çıkar ve bilginin
doğuştan değil sonradan deneyimler aracılığıyla oluştuğunu belirtir.
İnsanın duyu organları vasıtasıyla kendi zihninin dışında bulunan
dış dünyadan birtakım izlenimleri deneyimlediğini ve bu izlenimler-
Bilginin Kaynağına
den oluşan fikirleri zihninde tasarlayarak bilgi edindiğini savunur.
Yönelik Görüşler
İnsan zihni, ona göre doğuştan boş bir levhadır (tabula rasa) ve
insan, deneyimleri sayesinde bu boş levhayı bilgileriyle doldurur.
Kant, "Algısız kavramlar boş, kavramsız algılar kördür." sözüyle
duyu verileri olmadan akılda var olan kavramların boş olduğunu,
sadece bunlara dayanarak anlamaya çalışan aklın ise kör olduğunu
belirtir. İnsanın bilgi edinmede iki yönünü de kullandığı görüşüyle
bilginin kaynağı konusunda rasyonalizm ve empirizmi birleştirerek
yeni bir yol önerir. İnsan, ona göre duyuları aracılığıyla dışarıdan
veriler alır ve bunları aklın formlarında işleyerek bilgiyi oluşturur.
Bu görüşü kritisizm olarak adlandırılır.
89
|
_page_88_Picture_6.jpeg)
**Descartes**, kendisinden asla şüphe duyulmayacak ve başka bilgilere de temel olabilecek açık seçik bir bilgi arar. "Düşünüyorum, o hâlde varım." önermesine ulaştığında kesin bilgilerin kaynağı olarak akıl görüşüne varır. Ona göre bilgi, sonradan oluşan deneyimlerle değil doğuştan gelen aklın ilkeleriyle gerçekleşir. Matematik ve geometri bilgisinin kesin olmasını akla dayandırmıştır. Doğru bilginin kaynağını da akıl olarak belirlemiştir.
**J. Locke**, Descartes'ın doğuştancılık fikrine karşı çıkar ve bilginin doğuştan değil sonradan deneyimler aracılığıyla oluştuğunu belirtir. İnsanın duyu organları vasıtasıyla kendi zihninin dışında bulunan dış dünyadan birtakım izlenimleri deneyimlediğini ve bu izlenimlerden oluşan fikirleri zihninde tasarlayarak bilgi edindiğini savunur. İnsan zihni, ona göre doğuştan boş bir levhadır **(tabula rasa)** ve insan, deneyimleri sayesinde bu boş levhayı bilgileriyle doldurur.
**Kant**, "Algısız kavramlar boş, kavramsız algılar kördür." sözüyle duyu verileri olmadan akılda var olan kavramların boş olduğunu, sadece bunlara dayanarak anlamaya çalışan aklın ise kör olduğunu belirtir. İnsanın bilgi edinmede iki yönünü de kullandığı görüşüyle bilginin kaynağı konusunda rasyonalizm ve empirizmi birleştirerek yeni bir yol önerir. İnsan, ona göre duyuları aracılığıyla dışarıdan veriler alır ve bunları aklın formlarında işleyerek bilgiyi oluşturur. Bu görüşü kritisizm olarak adlandırılır.
.
Makineleşmeyle beraber pamuğun iplik hâline
getirilmesi ve dokuma tezgâhlarının geliştiril-
mesi sağlanmıştır. Buhar gücünün kullanılma-
sıyla tekstil alanında hızlı üretimler gerçekleş-
tirilip ekonomik büyüme yakalanmıştır.
Görsel 4.1: Temsílî Sanayi Devrimi
કેદ
| null |
/content/drive/MyDrive/pdf-testset-small/FELSEFE 11.pdf
| 85
|
|
4. ÜNİTE
Uyqulama
Insan hakları konusunda tarihsel olarak bazı gelişmeler aşağıda verilmiştir. Bu bilgilerden hare-
ketle verilen soruları cevaplayınız.
Hammurabi Kanunları
MO 19. yüzyılda Babil Kralı Hammurabi tarafından belirlenen kanunlardır. Bu kanun-
ların özünde kim kime ne yapmışsa aynısı ona da yapılacak ilkesi vardır (kısasa kısas)
Veda Hutbesi
632 yılında Hz. Muhammed (s.a.v) insanlığa seslenen bir konuşma yapmıştır. Veda
Hutbesi'nde Hz. Muhammed, "Bütün insanlar Adem'den gelmis, Adem de topraktan ya-
ratılmıştır. Arap'ın Arap olmayana, Arap olmayanın Arap'a, beyazın siyahın da
beyaza hiçbir üstünlüğü yoktur. ( ... ) Dikkat edin! Sizin kadınlar üzerinde hakkınız oldu-
ğu gibi onların da sizin üzerinizde hakları vardır." demiştir.
Magna Carta
1215 yılında İngiliz Kralı'nın imzaladığı bir belgedir. Bu belgeyle Kral, yasalardan
üstün olmadığını duyurmuştur.
İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi
1789 vılında Fransa'da toplanan Fransa Ulusal Halk Meclisi tarafından insanlığa ilan
edilen bildirgedir. Bildirgede yönetimde meydana gelen bozulmaların toplumları olum-
suz etkilediği ve bu durumun insan haklarının hiçe sayılmasına neden olduğu üzerinde
durulmustur. Yapılması gerekenin insan haklarının neler olduğunun hatırlatılması gerek-
tiği fikrinden hareketle 17 maddelik bir bildirge yayımlamışlardır. Bildirgenin ilk madde-
sinde insanların özgür ve eşit doğdukları ve bir arada yaşadıkları vurgulanmıştır.
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi
2. Dünya Savaşı sonrasında 1948 yılında Birleşmiş Milletler tarafından yayımlanan
bir bildirgedir. Bildirgenin dayandığı en temel ilke, dünyadaki bütün insanların özgür
ve aynı derecede esit olduklarıdır. Dünya barısının oluşturulması hedef alınmış ve insan
haklarının korunması noktasında karar verilmiştir.
Sorular
1. Yukarıda verilen maddeler tarihsel olarak düsünüldüğünde insan haklarının korunması
noktasında geçmişe nazaran daha iyi bir duruma gelindiği söylenebilir mi? Açıklayınız.
2. İnsan haklarının belirlenmesi ve korunması noktasında filozofların ne gibi etkileri ol-
muş olabilir?
92
| null |
/content/drive/MyDrive/pdf-testset-small/FELSEFE 11.pdf
| 91
|
|
18. Yüzyıl-19. Yüzyıl Felsefesi
Birey-Devlet İliskisi
17. yüzyıl felsefesinde mutlak monarşiye dayalı devlet sistemleri düşünülmüş, devletin her türlü
gücü elinde bulundurmasının birlik ve beraberlik açısından zorunlu olduğu görülmüştür. Bu görüşe
kapsamlı olarak ilk karşı çıkış J. Locke tarafından yapılmıştır. Locke, mutlak monarşiye karşı liberal
(özgürlükçü) bir devlet sistemini ileri sürmüştür.
İnsan doğasından yola çıkar, toplumsal sözleşmeyi kabul eder ama
düsüncelerinin sonucunda mutlak monarsiye varmaz. İnsanların doğal
ortamda özgür yaşadığını ifade eden Locke, herkesin eşit olduğunu ve
birbiriyle dayanışma hâlinde bulunduğunu belirtir. Eğer bir kişi bu düzeni
bozar ve birine zarar verirse zarara uğrayan kişi, orantılı bir şekilde zarar
veren kisivi cezalandırma hakkına sahiptir. Cezalandırma isinde insanla-
rın öfkelerine yenik düşebileceklerini belirten Locke, bu durumun karga-
Locke
şa yaratabileceğini söyler. Dolayısıyla hukukun güvencesi için haklarını
insanların kendi istekleriyle siyasal bir otoriteye yani devlete devrettikle-
rini belirtir. Meşru yönetimin kaynağı çoğulcu iradedir.
İki toplum arasındaki ilişkiyi düzenleyen hukukun devletler hukuku,
devlet içindeki siyasi ilişkileri düzenleyen hukukun siyasal hukuk ve kişi-
ler arası ilişkileri düzenleyen hukukun da medeni hukuk olduğunu belir-
tir. Yasaların niteliğini, yapıldığı toplumun belirleyeceğini söyler. İnsanın
özgürce davranma yetisine sahip olduğunu belirten Montesquieu, bu
Montesquieu
özgürlüğün korunması için güçler ayrılığı ilkesini öne sürer. Devletlerde
yasama, yürütme ve yargı güçlerinin bulunduğunu ve özgürlüğü kı-
sıtlamamak için bunların birbirini denetlemeleri gerektiğini belirtir.
Montesquieu, görüşleriyle günümüz devlet sistemini oluşturan ve güçler
ayrılığını kuramlaştıran ilk düşünürdür.
İnsanların bir araya gelip zorunlu olarak "toplumsal sözleşme" yaptığı-
nı ve bunun doğrultusunda devletin kurulduğunu ileri sürer. İlk devletin
varlığının başka bir devletin oluşmasını sağladığını, devletlerin giderek
arttığını ve bu durumun da savaşlara sebep olduğunu düşünür. Haksızlık
Rousseau
durumlarına çözüm olsun diye oluşturulan toplumsal sözleşmenin insan-
ları köleleştirdiğini belirten Rousseau, geriye yani doğal duruma dönü-
şün mümkün olmadığını söyler. Çünkü insanların bu ikilemden kurtul-
ması mümkün değildir. Yapılması gereken şey, doğal yaşama uygun olan
yasaların çıkarılmasıdır. Toplumda kötülüğe yol açan unsurların ortadan
kaldırılmasının tek volu budur. Rousseau, medeni toplumun vasalarla
düzenli bir bütün oluşturabileceğini düşünür.
91
|
_page_90_Picture_7.jpeg)
İnsanların bir araya gelip zorunlu olarak "toplumsal sözleşme" yaptığını ve bunun doğrultusunda devletin kurulduğunu ileri sürer. İlk devletin varlığının başka bir devletin oluşmasını sağladığını, devletlerin giderek arttığını ve bu durumun da savaşlara sebep olduğunu düşünür. Haksızlık durumlarına çözüm olsun diye oluşturulan toplumsal sözleşmenin insanları köleleştirdiğini belirten Rousseau, geriye yani doğal duruma dönüşün mümkün olmadığını söyler. Çünkü insanların bu ikilemden kurtulması mümkün değildir. Yapılması gereken şey, doğal yaşama uygun olan yasaların çıkarılmasıdır. Toplumda kötülüğe yol açan unsurların ortadan kaldırılmasının tek yolu budur. Rousseau, medeni toplumun yasalarla düzenli bir bütün oluşturabileceğini düşünür.
## **Uygulama**
İnsan hakları konusunda tarihsel olarak bazı gelişmeler aşağıda verilmiştir. Bu bilgilerden hareketle verilen soruları cevaplayınız.
#### **Hammurabi Kanunları**
MÖ 19. yüzyılda Babil Kralı Hammurabi tarafından belirlenen kanunlardır. Bu kanunların özünde kim kime ne yapmışsa aynısı ona da yapılacak ilkesi vardır (kısasa kısas)
#### **Veda Hutbesi**
632 yılında Hz. Muhammed (s.a.v) insanlığa seslenen bir konuşma yapmıştır. Veda Hutbesi'nde Hz. Muhammed, "Bütün insanlar Âdem'den gelmiş, Âdem de topraktan yaratılmıştır. Arap'ın Arap olmayana, Arap olmayanın Arap'a, beyazın siyaha, siyahın da beyaza hiçbir üstünlüğü yoktur. (...) Dikkat edin! Sizin kadınlar üzerinde hakkınız olduğu gibi onların da sizin üzerinizde hakları vardır." demiştir.
#### **Magna Carta**
1215 yılında İngiliz Kralı'nın imzaladığı bir belgedir. Bu belgeyle Kral, yasalardan üstün olmadığını duyurmuştur.
#### **İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi**
1789 yılında Fransa'da toplanan Fransa Ulusal Halk Meclisi tarafından insanlığa ilan edilen bildirgedir. Bildirgede yönetimde meydana gelen bozulmaların toplumları olumsuz etkilediği ve bu durumun insan haklarının hiçe sayılmasına neden olduğu üzerinde durulmuştur. Yapılması gerekenin insan haklarının neler olduğunun hatırlatılması gerektiği fikrinden hareketle 17 maddelik bir bildirge yayımlamışlardır. Bildirgenin ilk maddesinde insanların özgür ve eşit doğdukları ve bir arada yaşadıkları vurgulanmıştır.
#### **İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi**
2. Dünya Savaşı sonrasında 1948 yılında Birleşmiş Milletler tarafından yayımlanan bir bildirgedir. Bildirgenin dayandığı en temel ilke, dünyadaki bütün insanların özgür ve aynı derecede eşit olduklarıdır. Dünya barışının oluşturulması hedef alınmış ve insan haklarının korunması noktasında karar verilmiştir.
#### **Sorular**
- **1. Yukarıda verilen maddeler tarihsel olarak düşünüldüğünde insan haklarının korunması noktasında geçmişe nazaran daha iyi bir duruma gelindiği söylenebilir mi? Açıklayınız.**
- **2. İnsan haklarının belirlenmesi ve korunması noktasında filozofların ne gibi etkileri olmuş olabilir?**
#### **Ahlakın İlkeleri**
18-19. yüzyıl felsefesinin genel karakterini taşıyan akılcı yönelim, yaşanan toplumsal olaylar neticesinde kaçınılmaz olarak ahlak alanına yönelmiştir. Bu dönemin filozoflarından bazıları aklı merkeze alarak ahlakı anlama ve yorumlamaya yönelmiştir. Bunlar arasında Kant ve Bentham'ın görüşleri önemlidir.
Kant, iyi istenç (iyi isteme) kavramıyla şartlar ne olursa olsun her zaman doğru olarak kabul edilebilecek ilkelere göre davranmayı anlar. Bu davranış akıl eşliğinde yapıldığı için hem diğer canlıların davranışlarından hem de insanın güdüsel davranışlarından farklıdır. İnsan, iyiyi sırf iyi olduğu için aklı ile içten karar vererek istemişse orada iyi istenç vardır. İyi istenç, ahlak açısından değerli olan şeyin koşulsuz biçimde yerine getirilmesidir. Kant; ahlakı ve iyiyi, eylemlerin sonucuna göre değil onların arkasındaki amaca göre değerlendirir. Buradaki amaç Kant'ın deyimiyle ödeve uygun olmalıdır. Kant, iyi istencin yanında ödev kavramını kullanarak onun nasıl bir eylem olduğunu da açıklamaya çalışır. Ona göre ödev insanın kendi isteğiyle sorumluluğunu aldığı, koşulsuz, içten ve vicdanı tarafından verilen emirlerdir. Ödev, bütün insanlar için geçerli olan ama kimsenin arzu ve isteklerine bağlı olmayan evrensel ahlak ilkesi taşır. Dolayısıyla bir irade, ancak ödevi yerine getirdiği zaman iyi irade olur.
Kant, ahlaki açıdan üç ilke öne sürer. Bunlar Kant'ın maksimleri olarak da bilinir. Maksimler, kişinin davranışta bulunurken ödeve uygun davranmasını sağlayan evrensel ilkelerdir (Şekil 4.2). Kişi, bu ilkelere uygun davranırsa ödeve uygun davranmış olacaktır.
#### **Kant'ın Maksimleri**
| "Öyle eylemde bulun ki eyleminin gerisindeki maksim, herkes<br>için geçerli evrensel bir yasa olsun!" | |
|-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------|--|
| "Kendinde ve başkalarında insanlığı bir araç olarak görecek şe<br>kilde değil de onu bir amaç edinecek şekilde davran." | |
| "Her zaman akıllı iradeni, evrensel bir yasa koyucu olarak gö<br>revde bulunacağı şekilde davran." | |
Şekil 4.2: Kant'ın Maksimleri
**Bentham,** ahlakı fayda temelinde açıklar. Bentham, ahlakı pratik alanda öngörür. Ona göre insan, doğası gereği acıdan kaçar ve hazza yönelir. Bu eylemin akılla bilinçli bir şekilde yapıldığında insana erdemli olma niteliği kazandıracağını öne sürer. Acı karşısında hazzı, haz karşısında acıyı ölçüp tartan biri; faydayı hangisinde daha çok görürse ona yönelmelidir. Bentham, bazen büyük hazlar için küçük acılara katlanılmasını veya büyük acılardan kaçmak için küçük hazlardan vazgeçilmesi gerektiğini belirtir. Ona göre mutluluk, insanın aklıyla kendi eylemini seçmesindedir.
Bentham'a göre kötülük, insanın yanlış tercihte bulunmasından kaynaklanır. Haz ve acı arasında hesabını yeterince yapamayan insan, kötülüğün ortaya çıkmasına neden olur. Mutlu olmak istediği için eylemlerde bulunmuş ama hesabı tutmamıştır. Ona göre mutluluk, insanın çevresiyle ilgilidir. Çoğunluğun faydasına olan davranış doğru eylemdir.
## **Uygulama**
Aşağıdaki örnek olay metnini okuyunuz. Kant'ın ödev ahlakına göre birinci ve ikinci donör kutularına "Ödeve uygundur." veya "Ödeve aykırıdır." kavramlarını yazınız. Daha sonra aşağıda verilen soruyu cevaplayınız.
#### **Örnek Olay**
Lösemi hastası için ilik kan hücresi bağışlayacak olan donörlere hasta yakınları tarafından maddi destek sağlanmaktadır (Görsel 4.4). İlik hücreleri aranan özellikte olan iki donör, ilik bağışı için gönüllü olur. Birinci donör işlemlerinin başlatıldığı sırada temin edilen maddi tutarı alarak hastaneden uzaklaşmıştır. Bunun üzerine işlemler diğer gönüllü donörle tamamlanmıştır.
 kavramıyla şartlar ne olursa olsun her zaman doğru olarak kabul
edilebilecek ilkelere göre davranmayı anlar. Bu davranıs akıl esliğinde vapıldığı için hem diğer
canlıların davranışlarından hem de insanın güdüsel davranışlarından farklıdır. İnsan, iyiyi sırf iyi
olduğu için aklı ile içten karar vererek istemişse orada iyi istenç vardır. İyi istenç, ahlak açısından
değerli olan şeyin koşulsuz biçimde yerine getirilmesidir. Kant; ahlakı ve iyiyi, eylemlerin sonu-
cuna göre değil onların arkasındaki amaca göre değerlendirir. Buradaki amaç Kanı'ın deyimiyle
ödeve uygun olmalıdır. Kant, iyi istencin yanında ödev kavramını kullanarak onun nasıl bir eylem
olduğunu da açıklamaya çalışır. Ona göre ödev insanın kendi isteğiyle sorumluluğunu aldığı, ko-
şulsuz, içten ve vicdanı tarafından verilen emirlerdir. Ödev, bütün insanlar için geçerli olan ama
kimsenin arzu ve isteklerine bağlı olmayan evrensel ahlak ilkesi taşır. Dolayısıyla bir irade, ancak
ödevi verine getirdiği zaman ivi irade olur.
Kant, ahlaki açıdan üç ilke öne sürer. Bunlar Kant'ın maksimleri olarak da bilinir. Maksimler,
kişinin davranışta bulunurken ödeve uygun davranmasını sağlayan evrensel ilkelerdir (Şekil 4.2).
Kişi, bu ilkelere uygun davranırsa ödeve uygun davranmış olacaktır.
Kant'ın Maksimleri
01
"Öyle eylemde bulun ki eyleminin gerisindeki maksim, herkes
için geçerli evrensel bir yasa olsun!"
02
"Kendinde ve başkalarında insanlığı bir araç olarak görecek şe-
kilde değil de onu bir amaç edinecek şekilde davran."
03
"Her zaman akıllı iradeni, evrensel bir yasa koyucu olarak gö-
revde bulunacağı şekilde davran."
Sekil 4.2: Kant'ın Maksimleri
Bentham, ahlakı fayda temelinde açıklar. Bentham, ahlakı pratik alanda öngörür. Ona göre in-
san, doğası gereği acıdan kaça yonelir. Bu eylemin akılla bilinçli bir şekilde yapıldığında
insana erdemli olma niteliği kazandıracağını öne sürer. Acı karşısında hazzı, haz karşısında acıyı
ölçüp tartan biri: faydayı hangisinde daha cok görürse ona vönelmelidir. Bentham, bazen büyük
hazlar için küçük acılara katlanılmasını veya büyük acılardan kaçmak için küçük hazlardan vazge-
çilmesi gerektiğini belirtir. Ona göre mutluluk, insanın aklıyla kendi eylemini seçmesindedir.
Bentham'a göre kötülük, insanın yanlış tercihte bulunmasından kaynaklanır. Haz ve acı ara-
sında hesabını yeterince yapamayan insan, kötülüğün ortaya çıkmasına neden olur. Mutlu olmak
istediği için eylemlerde bulunmuş ama hesabı tutmamıştır. Ona göre mutluluk, insanın çevresiyle
ilgilidir. Çoğunluğun faydasına olan davranış doğru eylemdir.
ે રેક
| null |
/content/drive/MyDrive/pdf-testset-small/FELSEFE 11.pdf
| 92
|
|
4. ÜNİTE
18-19. YÜZYIL FELSEFESİNİN DÖNEMİN DİL VE EDEBİYATI İLE İLİŞKİSİ
Felsefenin dil ve edebiyatla olan ilişkisi, 18-19. yüzyıl felsefesini önemli ölçüde etkilemiştir.
Düşüncelerin oluşturulması ve bunların aktarımı felsefenin dışına çıkmış, genel olarak sanatta
özel olarak edebiyatta yeni anlatım yöntemleri kazanmıştır. Edebiyat, bir yandan düşünce alanını
genisletmis bir yandan da insanların kitaplara olan ilgisini artırmıstır.
18. yüzyılda matbaaların sayısı hızla artmış ve Avrupa'nın çeşitli yerlerinde birçok yayın gö-
rülmeye başlanmıştır. Bu dönemde burjuva sınıfının giderek büyümesi, felsefenin yanı sıra dil ve
edebiyata olan ilgi edebiyat ve felsefe alanında verilen ürünlerin artmasını sağlamıştır. Siyaset,
sanat ve felsefe gibi alanlarda yapılan entelektüel tartışmaların gazete ve dergilerde anlatıldığı,
problemlere yönelik eserlerin de kitaplaştığı görülmektedir. Akıl, deney, ilerleme, özgürlük, insan
hakları, adalet ve eşitlik gibi kavramlar sık sık kullanılmıştır.
Edebî eserler, felsefenin halk arasında yayılmasına etki eden en önemli alan olmuştur. Filozoflar,
edebî eserler de kaleme almıştır. Dil ve edebiyat alanındaki yazarların eserlerinde de felsefenin
etkisi görülür. Felsefi ve edebî eserlerin giderek çoğalması düşünsel zenginliği artırmış ve halkın
avdınlanmasında etkili olmustur.
18-19. yüzyıl felsefesinin dil ve edebiyatla olan ilişkisi, ağırlıklı olarak Fransa olmak üzere bü-
tün Avrupa'da görülür.
Fransa'da Voltaire, Montesquieu ve Rousseau gibi filozoflar, önemli felsefi eserler vermiştir.
Ayrıca dönemin en ünlü yayını olarak bilinen Ansiklopedi'de d'Alembert ve Diderot gibi düşü-
nürlerle beraber yazılar yazmış ve bu ansiklopediden cilt cilt yayımlamışlardır. Eleştirel bir tavır
içinde yazılan bu eserler, o zamana kadar edinilmiş birçok bilgiyi içinde barındırması ve geniş bir
kitle tarafından okunması acısından önemlidir. Bu filozoflardan bazıları, düşünsel ve elestirel va-
yınlarının yanı sıra olay örgüsü içeren edebî türlerde de eser vermiştir. Bu eserler aydınlanmanın
ruhuna uygun, felseh içerikli eserlerdir. Yazarlar, eserleriyle kültürel etkileşime hız katmış; halkın
aydınlanmasına katkı sağlamış ve bu çabalar da Fransız İhtilali’nin oluşmasında etkili olmuştur.
18-19. yüzyılın sonlarına doğru özellikle Fransız İhtilalı'nin etkisiyle aristokrasi rejiminin or-
tadan kalkması, düşünsel alanda duygu ve düşüncenin ideal formlarda ifade edilmesini sağlayan
özgür bir ortam hazırlamıştır. Bu yeni durum, edebiyatta romantizm akımını ortaya çıkarmıştır.
Romantizm; toplumun bütün sınıflarına hitap eden, duygu ve coşkunun önemli olduğu ve sade bir
dilin kullanıldığı edebî akımın ilkeleri 19. yüzvilda Victor Hueo tarafından belirlenmis.
bu akım felsefe ve edebiyatı etkilemiştir. Romantizm akımına tepki olarak doğan realizm akımı,
insan ve toplum gerçeğini anlatma üzerine şekillenerek bu dönem felsefesini etkileyen edebî akım
olmuştur. Tolstoy ve Dostoyevski önemli temsilcilerindendir.
Romantizm ve realizm akımları, 19. yüzyıl Türk edebiyatı ve düşünce hareketini etkilemiştir.
Türk edebiyatında bu akımın temsilcileri Namık Kemal, Ahmet Mithat, Recaizade Mahmut Ekrem,
Abdülhak Hamit Tarhan ve Ziya Paşa'dır.
18. Yüzyılda Öne Çıkan Felsefi İçerikli Edebî Kitaplar
.
Voltaire, Candide
.
Jonathan Swift, Gulliver'in Gezileri
.
Daniel Defoe, Robinson Crusoe
.
Goethe, Genç Werther'in Acıları
.
Rousseau, Emile
.
Tolstoy, Anna Karenina
.
Dostoyevski, Karamazov Kardeşler
વેલ
| null |
/content/drive/MyDrive/pdf-testset-small/FELSEFE 11.pdf
| 95
|
|
18. Yüzyıl-19. Yüzyıl Felsefesi
Uygulama
Aşağıda eserin açıklaması ve eserden alıntılar verilmiştir. Bunları okuyup bunlardan hareketle
verilen soruyu cevaplayınız.
ESER AÇIKLAMASI
Voltaire bu eserinde iyimserlik düşüncesini savunan Leibniz'i eleştirir. Voltaire, her şeye inanan
saf Candide'nin filozof Pangloss ile başından geçen olayları anlatır ve onları sorgulatır. Dünyada
kötülüğün de olduğunu göstermeye çalışır. Pangloss ile dünyayı dolaşırlar. Karşılaştıkları her olay-
da iyimserliğin getirdiği sonuçlar gözler önüne serilir. Candide, bu yolculuklarda hayatın anlamını
aramaktadır. Son uğradıkları yer ise İstanbul'dur.
CANDIDE
Yaslı adam: Bir sev bilmiyorum. Zaten ben hicbir müftü ile vezirin
adını öğrenmiş değilim; söz ettiğiniz olaydan da haberim yok. Kamu
işlerine karışanların çoğu zaman sefalet içinde öldüklerini ve buna
layık olduklarını sanıyorum; hiçbir zaman İstanbul'da neler olup bit-
tiğini öğrenmeye çalışmadım; bahçemde yetiştirdiğim yemişleri oraya
satmaya göndermekle vetinirim.
(Bu sözleri söyledikten sonra yabancıları evine buyur etti. Iki kızıy-
la iki oğlu onlara kendi yaptıkları çeşitli şerbetlerden başka kaymak-
lı turunc receli, portakal, limon, ananas, fistik, ne Batavia'nın ne de
adaların o kötü kahvesi karışmamış halis Moka kahvesi ikram ettiler.)
Candide: Çok geniş, çok bereketli bir toprağınız olmalı.
Yaşlı adam: Yalnızca yirmi dönümlük bir yerim var. Burasını ço-
cuklarımla birlikte eker biçerim; bu iş, üç büyük kötülük olan can
sıkıntısını, ahlaksızlığı ve yoksulluğu bizden uzak tutar.
(Candide çiftliğine dönerken Türk'ün söyledikleri üzerine derin
derin düşündü.)
Candide (Pangloss'la Martin'e): Bana bu iyi yürekli yaşlı adamın,
birlikte yemek yediğimiz altı kralın hayatına değişilmeyecek bir haya-
tı var gibi gelivor
Pangloss: Filozofların sözlerine bakılırsa büyük mevkiler çok teh-
likelidir. ( ... ) Imparator IV. Henri'nin nasıl mahvolduklarını bilirsiniz!
Candide: Biliyorum. Bahçemizi yeşertmek gerektiğini de biliyorum.
Pangloss, (ara sıra Candide'ye): Olası dünyaların en iyisinde bü-
tün olaylar birbirine bağlıdır. Çünkü Matmazel Cunegonde'un aşkı
uğruna güzel bir şatodan tekme yiyip kovulmasaydınız, engizisyo-
nun işkencesine uğramasaydınız, yaya olarak bütün Amerika'yı do-
laşmasaydınız, kılıcınızı Baron'un vücuduna saplamasaydınız, güzel
Eldorado ülkesinden aldığınız bütün o koyunları yitirmeseydiniz şim-
di burada turunç reçeliyle fıstık yiyemezdiniz.
Candide: Bunlar güzel sözler ama bahçemizi yeşertmek gerek.
Voltaire, Candide
Soru
Felsefi görüşlerin anlaşılmasında edebî eserlerin katkıları neler olabilir?
97
| null |
/content/drive/MyDrive/pdf-testset-small/FELSEFE 11.pdf
| 96
|
|
4. UNITE
4.3. 18. YÜZYIL-19. YÜZYIL FİLOZOFLARININ
FELSEFİ GÖRÜSLERİNİN ANALİZİ
18-19. yüzyıl felsefi döneminde yapılan felsefe tartışmalarını daha iyi anlamak için aşağıda o
döneme ait metinler verilmiştir. Bunlara yönelik hazırlanmış metin analizi uygulamalarını yapınız.
Metin Analizi
Aşağıdaki metni okuyup metinden hareketle verilen soruları cevaplayınız.
BİLGİNİNİN OLUŞUMUNDA DENEYİM
1. KITAP (Bölüm I)
Gelin zihni başlangıçta üzerine hiçbir şey yazılmamış düz beyaz bir kâğıt (tabula rasa) gibi
düşünelim. Bu kâğıt nasıl doldurulur? İnsanın sınırsız kurgu yeteneği ile zihne aktardığı bu
zenginliğin kaynağı neresidir? Tüm bu bilgi ve akıl malzemelerini zihin nereden edinmektedir?
Bunlara tek yanıtım var, "deneyim". Tüm bilgimiz önünde sonunda deneye dayanır ve deneyimden
gelir. Anlama yetimizi tüm düşünme malzemeleri ile donatan dışımızdaki duyulur, nesneler ya
da kendi içimizde algılamadığımız ve duyduğumuz zihinsel işlemlere yönelik gözlemlerimizdir.
Bunlar tüm idelerimizin doğduğu bilgi pınarlarıdır.
Bir bebeğin dünyaya gelirken gelecekteki bilgilerinin özünü oluşturan bir sürü ide ile yüklü
olduğunu düşünmek için pek az nedenimiz vardır. Çocuk, aşama aşama o idelere kavuşur. Kimi
bilinir niteliklere ait idelerdir. Bunlar bellek, zaman ya da sıra kaydı tutmaya başlamadan önce
yerleşiyorsa da yabancı nitelikler için o kadar uzun bir süreç gereklidir ki onlarla tanıştığı zamanı
anımsayacak pek kimse yoktur. Çaba gösterilse de kuşkusuz bir çocuk yetişkin olana dek sıradan
idelerin bile çok azıyla büyütülebilir. Ne kadar özen gösterilse de bebekler dünyaya geldiklerinde
çevrelerini saran, çeşitli ve sürekli biçimlerde etkileri cisimlerin zihinlerinde
bıraktığı izlenimlerden kurtulamazlar. İşık ve renkler, sesler ve dokunulur nitelikler çocukların
duyularını uyarma ve zihinlerine eirmede etkindir fakat bir cocuk yetiskin olana dek siyah ve
beyaz dışında hiçbir şey görmeyeceği bir yere kapatılsa bir istiridye ya da ananasın tadını hiç
yemediğinden bilemeyeceği gibi kızıl ya da yeşil idelere de sahip olamaz.
John Locke, Insan Zihni Uzerine Bir Deneme
Metinde kırmızıyla yazılmış kavramlarla ne anlatılmak istenmiştir?
Metinde altı çizili bölümde vurgulanmak istenen düşünce nedir? Açıklayınız.
Metinden hareketle Locke'ın bilginin kaynağı hakkında görüşlerini bilginin elde edil-
mesi açısından açıklayınız?
વેક
|
_page_97_Picture_3.jpeg)
Aşağıdaki metni okuyup metinden hareketle verilen soruları cevaplayınız.
#### **BİLGİNİNİN OLUŞUMUNDA DENEYİM**
#### **1. KİTAP (Bölüm I)**
Gelin zihni başlangıçta üzerine hiçbir şey yazılmamış düz beyaz bir kâğıt (tabula rasa) gibi düşünelim. Bu kâğıt nasıl doldurulur? İnsanın sınırsız kurgu yeteneği ile zihne aktardığı bu zenginliğin kaynağı neresidir? Tüm bu bilgi ve akıl malzemelerini zihin nereden edinmektedir? Bunlara tek yanıtım var, "deneyim". Tüm bilgimiz önünde sonunda deneye dayanır ve deneyimden gelir. Anlama yetimizi tüm düşünme malzemeleri ile donatan dışımızdaki duyulur, nesneler ya da kendi içimizde algılamadığımız ve duyduğumuz zihinsel işlemlere yönelik gözlemlerimizdir. Bunlar tüm idelerimizin doğduğu bilgi pınarlarıdır.
Bir bebeğin dünyaya gelirken gelecekteki bilgilerinin özünü oluşturan bir sürü ide ile yüklü olduğunu düşünmek için pek az nedenimiz vardır. Çocuk, aşama aşama o idelere kavuşur. Kimi bilinir niteliklere ait idelerdir. Bunlar bellek, zaman ya da sıra kaydı tutmaya başlamadan önce yerleşiyorsa da yabancı nitelikler için o kadar uzun bir süreç gereklidir ki onlarla tanıştığı zamanı anımsayacak pek kimse yoktur. Çaba gösterilse de kuşkusuz bir çocuk yetişkin olana dek sıradan idelerin bile çok azıyla büyütülebilir. Ne kadar özen gösterilse de bebekler dünyaya geldiklerinde çevrelerini saran, çeşitli ve sürekli biçimlerde etkileri altına girdikleri cisimlerin zihinlerinde bıraktığı izlenimlerden kurtulamazlar. Işık ve renkler, sesler ve dokunulur nitelikler çocukların duyularını uyarma ve zihinlerine girmede etkindir fakat bir çocuk yetişkin olana dek siyah ve beyaz dışında hiçbir şey görmeyeceği bir yere kapatılsa bir istiridye ya da ananasın tadını hiç yemediğinden bilemeyeceği gibi kızıl ya da yeşil idelere de sahip olamaz.
> John Locke, İnsan Zihni Üzerine Bir Deneme
**1- Metinde kırmızıyla yazılmış kavramlarla ne anlatılmak istenmiştir?**
**2- Metinde altı çizili bölümde vurgulanmak istenen düşünce nedir? Açıklayınız.**
**3- Metinden hareketle Locke'ın bilginin kaynağı hakkında görüşlerini bilginin elde edilmesi açısından açıklayınız?**
Aşağıdaki metni okuyup metinden hareketle verilen soruları cevaplayınız.
#### **ÖDEV SAHİBİ OLARAK İNSAN**
…
Herkesin kabul etmesi gerekir ki bir yasa **ahlak yasası** olarak geçerli olacaksa yani bir yükümlülük nedeni olacaksa mutlak zorunluluk taşımalıdır. Gerçekten ahlak yasaları olan diğer bütün yasalarda da durum böyledir, dolayısıyla yükümlülük nedeni burada insanın doğal yapısında ya da içinde bulunduğu dünyanın koşullarında değil a priori (deneyimsel koşullarda değil de zorunlu akılsal koşullarda) olarak doğrudan doğruya saf aklın kavramlarında aranmalıdır.
… Genel yasalarca belirlenen şeylerin varoluşunu meydana getirdiğinden genel **ödev** buyruğu şöyle dile getirilebilir: Davranışının maksimi sanki senin istemenle genel bir doğa yasası olacakmış gibi davranışta bulun. Eğer en yüksek bir pratik ilkenin ve insanın istemesi bakımından bir kesin buyruğun olması gerekiyorsa bu, kendisi amaç olduğundan zorunlu olarak herkes için amaç olanın tasarımından istemenin nesnel bir ilkesini oluşturan dolayısıyla genel pratik yasa işini görebilen bir ilke ya da buyruk olmalı. Öyleyse pratik buyruk şu olacak: Her defasında insanlığa, kendi kişinde olduğu kadar başka herkesin kişisinde de sırf araç olarak değil aynı zamanda amaç olarak davranacak biçimde davranışta bulun.
Yaşamını sürdürmek ödevdir ayrıca da herkesin buna doğrudan doğruya bir eğilimi vardır. Ama bunun için de insanların çoğunun yaşamlarına gösterdikleri çok kez endişe dolu dikkatin yine de hiçbir iç değeri maksimlerinin (kuralların) hiçbir ahlaksal içeriği yoktur. İnsanlar, yaşamlarını ödeve uygun olarak koruyorlar ama ödevden dolayı değil. Buna karşılık eğer talihin kötü cilveleri ve umutsuz acı, yaşamdan tat almayı büsbütün yok ettiyse eğer ruhu güçlü olan mutsuz kişi, cesareti kırılmış ya da yıkılmış olmaktan çok alınyazısına küserek yaşamdan bağlarını koparmayı dileyebilir. Ancak yaşamını onu sevmeden, eğilimden ya da korkudan değil ödevden dolayı yine de sürdürüyorsa işte o zaman maksiminin ahlaksal içeriği vardır.
> I. Kant, Ahlak Metafiziğinin Temellendirilmesi
**1- Metinde kırmızıyla yazılmış kavramlarla ne anlatılmak istenmiştir?**
**2- Metinde altı çizili bölümde vurgulanmak istenen düşünce nedir? Açıklayınız.**
**3- Metinden hareketle Kant'ın "ödev ahlakı" anlayışı, günümüz dünyası düşünüldüğünde evrensel bir ahlak yasası olarak kabul edilebilir mi? Değerlendiriniz.**

gerekir. Sonucta veni bir sentezle olabileceği
şeye bu diyalektik sürecin sonunda dönüşür.
Orneğin bir elma çekirdeği aynı zamanda to-
humdur, bu tohumda bir ağaç ve ağaçta bir
elma olma gücü vardır. Tohumdan yeniden
meyvenin icinde tohum olma süreci divalektik
bir döngüdür. Tohum, toprağa düştüğünde ye-
Anti Tez
terli koşullar oluşursa filizlenir yani tohumluk-
tan çıkar. Tohum bedeni oluşturmaktadır ve bu
Sentez
beden, henüz veni tohumları icermez, Büyüme
(Yeni Tez)
koşulları yerindeyse yeni bir sıçramayla çiçek-
lenmeye, ardından meyve vermeye ve dolayı-
sıyla yeni tohumlar oluşturmaya başlar.
Sentez
"Tarihte Akıl" adlı eserinde "Güneşin altın-
(Yeni Tez)
da yeni bir şey yok." diyen Hegel, doğanın di-
yalektiğini bir döngü olarak dile getirir. Hegel
felsefesinde her varlık, sav ve kavram için
diyalektik geçerlidir. Ancak insanlık tarihi bu
Anti Tez
TİN
döngüselliği kırmış ve aklı sayesinde hem can-
lılığını hem de bilgilerini aktarabilmiştir.
Tez
Şekil 4.3: Diyalektik idealizm
Uygulama
"Varlığın oluşu" konusunda diyalektik yöntemle ilgili yapılan açıklamalarla aşağıda verilen ör-
nekleri birlikte ele alınız. Bunlardan hareketle sav, kavram veya varlık hakkında tez, antitez ve
sentez aşamalarına örnekler yazınız.
Tez
Elma çekirdeği
..............................................................................................................................................................................
Antitez
Elma ağacı
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Sentez
Elma ağacı meyvesi
..............................................................................................................................................................................
..............................................................................................................................................................................
ે રેણવાડી તેમ જ દૂધની ડેરી જેવી સવલતો પ્લાન છે. આ ગામનાં લોકોનો મુખ્ય વ્યવસાય ખેતી, ખેતમજૂરી તેમ જ પશુપાલન છે. આ ગામનાં લોકોનો મુખ્ય વ્યવસાય ખેતી, ખેતમજૂરી તેમ જ પશુપાલન છે.
|
_page_94_Figure_3.jpeg)
**Uygulama**
"Varlığın oluşu" konusunda diyalektik yöntemle ilgili yapılan açıklamalarla aşağıda verilen örnekleri birlikte ele alınız. Bunlardan hareketle sav, kavram veya varlık hakkında tez, antitez ve sentez aşamalarına örnekler yazınız.
| Tez<br>Elma çekirdeği |
|------------------------------|
| <br> |
| Antitez<br>Elma ağacı |
| <br> |
| Sentez<br>Elma ağacı meyvesi |
| <br> |
#### **18-19. YÜZYIL FELSEFESİNİN DÖNEMİN DİL VE EDEBİYATI İLE İLİŞKİSİ**
Felsefenin dil ve edebiyatla olan ilişkisi, 18-19. yüzyıl felsefesini önemli ölçüde etkilemiştir. Düşüncelerin oluşturulması ve bunların aktarımı felsefenin dışına çıkmış, genel olarak sanatta özel olarak edebiyatta yeni anlatım yöntemleri kazanmıştır. Edebiyat, bir yandan düşünce alanını genişletmiş bir yandan da insanların kitaplara olan ilgisini artırmıştır.
18. yüzyılda matbaaların sayısı hızla artmış ve Avrupa'nın çeşitli yerlerinde birçok yayın görülmeye başlanmıştır. Bu dönemde burjuva sınıfının giderek büyümesi, felsefenin yanı sıra dil ve edebiyata olan ilgi edebiyat ve felsefe alanında verilen ürünlerin artmasını sağlamıştır. Siyaset, sanat ve felsefe gibi alanlarda yapılan entelektüel tartışmaların gazete ve dergilerde anlatıldığı, problemlere yönelik eserlerin de kitaplaştığı görülmektedir. Akıl, deney, ilerleme, özgürlük, insan hakları, adalet ve eşitlik gibi kavramlar sık sık kullanılmıştır.
Edebî eserler, felsefenin halk arasında yayılmasına etki eden en önemli alan olmuştur. Filozoflar, edebî eserler de kaleme almıştır. Dil ve edebiyat alanındaki yazarların eserlerinde de felsefenin etkisi görülür. Felsefi ve edebî eserlerin giderek çoğalması düşünsel zenginliği artırmış ve halkın aydınlanmasında etkili olmuştur.
18-19. yüzyıl felsefesinin dil ve edebiyatla olan ilişkisi, ağırlıklı olarak Fransa olmak üzere bütün Avrupa'da görülür.
Fransa'da Voltaire, Montesquieu ve Rousseau gibi filozoflar, önemli felsefi eserler vermiştir. Ayrıca dönemin en ünlü yayını olarak bilinen Ansiklopedi'de d'Alembert ve Diderot gibi düşünürlerle beraber yazılar yazmış ve bu ansiklopediden cilt cilt yayımlamışlardır. Eleştirel bir tavır içinde yazılan bu eserler, o zamana kadar edinilmiş birçok bilgiyi içinde barındırması ve geniş bir kitle tarafından okunması açısından önemlidir. Bu filozoflardan bazıları, düşünsel ve eleştirel yayınlarının yanı sıra olay örgüsü içeren edebî türlerde de eser vermiştir. Bu eserler aydınlanmanın ruhuna uygun, felsefi içerikli eserlerdir. Yazarlar, eserleriyle kültürel etkileşime hız katmış; halkın aydınlanmasına katkı sağlamış ve bu çabalar da Fransız İhtilali'nin oluşmasında etkili olmuştur.
18-19. yüzyılın sonlarına doğru özellikle Fransız İhtilali'nin etkisiyle aristokrasi rejiminin ortadan kalkması, düşünsel alanda duygu ve düşüncenin ideal formlarda ifade edilmesini sağlayan özgür bir ortam hazırlamıştır. Bu yeni durum, edebiyatta **romantizm** akımını ortaya çıkarmıştır. Romantizm; toplumun bütün sınıflarına hitap eden, duygu ve coşkunun önemli olduğu ve sade bir dilin kullanıldığı edebî akımdır. Bu akımın ilkeleri 19. yüzyılda Victor Hugo tarafından belirlenmiş, bu akım felsefe ve edebiyatı etkilemiştir. Romantizm akımına tepki olarak doğan **realizm** akımı, insan ve toplum gerçeğini anlatma üzerine şekillenerek bu dönem felsefesini etkileyen edebî akım olmuştur. Tolstoy ve Dostoyevski önemli temsilcilerindendir.
Romantizm ve realizm akımları, 19. yüzyıl Türk edebiyatı ve düşünce hareketini etkilemiştir. Türk edebiyatında bu akımın temsilcileri Namık Kemal, Ahmet Mithat, Recaizade Mahmut Ekrem, Abdülhak Hamit Tarhan ve Ziya Paşa'dır.
#### **18. Yüzyılda Öne Çıkan Felsefi İçerikli Edebî Kitaplar**
- Voltaire, Candide
- Jonathan Swift, Gulliver'in Gezileri
- Daniel Defoe, Robinson Crusoe
- Goethe, Genç Werther'in Acıları
- Rousseau, Emile
- Tolstoy, Anna Karenina
- Dostoyevski, Karamazov Kardeşler
## **Uygulama**
Aşağıda eserin açıklaması ve eserden alıntılar verilmiştir. Bunları okuyup bunlardan hareketle verilen soruyu cevaplayınız.
#### **ESER AÇIKLAMASI**
Voltaire bu eserinde iyimserlik düşüncesini savunan Leibniz'i eleştirir. Voltaire, her şeye inanan saf Candide'nin filozof Pangloss ile başından geçen olayları anlatır ve onları sorgulatır. Dünyada kötülüğün de olduğunu göstermeye çalışır. Pangloss ile dünyayı dolaşırlar. Karşılaştıkları her olayda iyimserliğin getirdiği sonuçlar gözler önüne serilir. Candide, bu yolculuklarda hayatın anlamını aramaktadır. Son uğradıkları yer ise İstanbul'dur.
#### **CANDİDE**
**Yaşlı adam**: Bir şey bilmiyorum. Zaten ben hiçbir müftü ile vezirin adını öğrenmiş değilim; söz ettiğiniz olaydan da haberim yok. Kamu işlerine karışanların çoğu zaman sefalet içinde öldüklerini ve buna layık olduklarını sanıyorum; hiçbir zaman İstanbul'da neler olup bittiğini öğrenmeye çalışmadım; bahçemde yetiştirdiğim yemişleri oraya satmaya göndermekle yetinirim.
(Bu sözleri söyledikten sonra yabancıları evine buyur etti. İki kızıyla iki oğlu onlara kendi yaptıkları çeşitli şerbetlerden başka kaymaklı turunç reçeli, portakal, limon, ananas, fıstık, ne Batavia'nın ne de adaların o kötü kahvesi karışmamış halis Moka kahvesi ikram ettiler.)
**Candide**: Çok geniş, çok bereketli bir toprağınız olmalı.
**Yaşlı adam**: Yalnızca yirmi dönümlük bir yerim var. Burasını çocuklarımla birlikte eker biçerim; bu iş, üç büyük kötülük olan can sıkıntısını, ahlaksızlığı ve yoksulluğu bizden uzak tutar.
(Candide çiftliğine dönerken Türk'ün söyledikleri üzerine derin derin düşündü.)
**Candide** (Pangloss'la Martin'e): Bana bu iyi yürekli yaşlı adamın, birlikte yemek yediğimiz altı kralın hayatına değişilmeyecek bir hayatı var gibi geliyor.
**Pangloss**: Filozofların sözlerine bakılırsa büyük mevkiler çok tehlikelidir. (…) İmparator IV. Henri'nin nasıl mahvolduklarını bilirsiniz!
**Candide**: Biliyorum. Bahçemizi yeşertmek gerektiğini de biliyorum.
**Pangloss**, (ara sıra Candide'ye): Olası dünyaların en iyisinde bütün olaylar birbirine bağlıdır. Çünkü Matmazel Cunégonde'un aşkı uğruna güzel bir şatodan tekme yiyip kovulmasaydınız, engizisyonun işkencesine uğramasaydınız, yaya olarak bütün Amerika'yı dolaşmasaydınız, kılıcınızı Baron'un vücuduna saplamasaydınız, güzel Eldorado ülkesinden aldığınız bütün o koyunları yitirmeseydiniz şimdi burada turunç reçeliyle fıstık yiyemezdiniz.
**Candide**: Bunlar güzel sözler ama bahçemizi yeşertmek gerek.
Voltaire, Candide
#### **Soru**
**Felsefi görüşlerin anlaşılmasında edebî eserlerin katkıları neler olabilir?**
## **4.3. 18. YÜZYIL-19. YÜZYIL FİLOZOFLARININ FELSEFİ GÖRÜŞLERİNİN ANALİZİ**
18-19. yüzyıl felsefi döneminde yapılan felsefe tartışmalarını daha iyi anlamak için aşağıda o döneme ait metinler verilmiştir. Bunlara yönelik hazırlanmış metin analizi uygulamalarını yapınız.
. İlik hücreleri
aranan özellikte olan iki donör, ilik bağışı için gö-
nüllü olur. Birinci donör işlemlerinin başlatıldığı sı-
rada temin edilen maddi tutarı alarak hastaneden
uzaklaşmıştır. Bunun üzerine işlemler diğer gönüllü
donörle tamamlanmıştır.
Görsel 4.4: Lõsemi hastas
Birinci donör
İkinci donör
Soru
Bentham'ın "Çoğunluğun faydasına olan, doğru ve mutluluk veren eylemdir." sözünü birinci
ve ikinci donör açısından açıklayınız.
Birinci donör
İkinci donör
..............................................................................................................................................................................
..............................................................................................................................................................................
..............................................................................................................................................................................
..............................................................................................................................................................................
..............................................................................................................................................................................
..............................................................................................................................................................................
Varlığın Oluşu
Hegel'in "Gerçek bütündür." ve "Akılsal olan gerçek, gerçek olan akılsaldır." yargıları; Hegel felsefe-
sinin özeti, kapsamı ve başlangıcıdır. Hegel, bütün varlıkların tek bir özden bir yasa dâhilinde var ol-
duğunu söyler. Hegel’de “Tanrı”, “geist”, “fikir”, “akıl” veya “tin” kavramları mutlak olanı temsil eder.
Tin, ilk başta kendiyle özdeş ve kendisi için varlıktır. Tin, bu aşamada kendini tanımamaktadır.
Kendini tanıyabilmesi için kendi olmayanda kendini görmelidir. Kendi olmayan karşıtıdır. Tînin karşı-
tı doğadır. Doğaya ve evren olmaya dönüşen tin burada kendini yitirmiştir. Yitirileni çekip koparmak
yeni bir dönüşümü gerektirir. Amacı kendini tanımak olan tin, doğayı yeni bir dönüşüme zorlar. Tin
ve doğa uzlaşır. Sentezlenen yeni durum, tin ve doğanın mükemmel uyumu olan insandır. İnsanlık
tarihi, tinin kendini bulup tanımasının zeminidir.
Tinin kendini bilip tanıması, Hegel'in varlıkların oluş ve değişimini açıkladığı bir ilkenin ve diya-
lektik yasanın sonucudur. Bu yasa üçlü bir oluş sürecini içerir (Şekil 4.3): tez (sav), antitez (karşı
sav) ve sentez (yeni sav). Yeni sav, yeni bir diyalektik sürecin de başlangıcıdır.
94
|
_page_93_Figure_10.jpeg)
#### **Varlığın Oluşu**
Hegel'in "Gerçek bütündür." ve "Akılsal olan gerçek, gerçek olan akılsaldır." yargıları; Hegel felsefesinin özeti, kapsamı ve başlangıcıdır. Hegel, bütün varlıkların tek bir özden bir yasa dâhilinde var olduğunu söyler. Hegel'de "Tanrı", "geist", "fikir", "akıl" veya "tin" kavramları **mutlak olan**ı temsil eder.
Tin, ilk başta kendiyle özdeş ve kendisi için varlıktır. Tin, bu aşamada kendini tanımamaktadır. Kendini tanıyabilmesi için kendi olmayanda kendini görmelidir. Kendi olmayan karşıtıdır. Tinin karşıtı doğadır. Doğaya ve evren olmaya dönüşen tin burada kendini yitirmiştir. Yitirileni çekip koparmak yeni bir dönüşümü gerektirir. Amacı kendini tanımak olan tin, doğayı yeni bir dönüşüme zorlar. Tin ve doğa uzlaşır. Sentezlenen yeni durum, tin ve doğanın mükemmel uyumu olan insandır. İnsanlık tarihi, tinin kendini bulup tanımasının zeminidir.
Tinin kendini bilip tanıması, Hegel'in varlıkların oluş ve değişimini açıkladığı bir ilkenin ve diyalektik yasanın sonucudur. Bu yasa üçlü bir oluş sürecini içerir (Şekil 4.3): **tez** (sav), **antitez** (karşı sav) ve **sentez** (yeni sav). Yeni sav, yeni bir diyalektik sürecin de başlangıcıdır.
Her bir varlık, içinde bir şey olma potansiyeli taşır. Her varlığın olacağı şey için başkalaşması yani kendi karşıtına dönüşmesi gerekir. Sonuçta yeni bir sentezle olabileceği şeye bu diyalektik sürecin sonunda dönüşür. Örneğin bir elma çekirdeği aynı zamanda tohumdur, bu tohumda bir ağaç ve ağaçta bir elma olma gücü vardır. Tohumdan yeniden meyvenin içinde tohum olma süreci diyalektik bir döngüdür. Tohum, toprağa düştüğünde yeterli koşullar oluşursa filizlenir yani tohumluktan çıkar. Tohum bedeni oluşturmaktadır ve bu beden, henüz yeni tohumları içermez. Büyüme koşulları yerindeyse yeni bir sıçramayla çiçeklenmeye, ardından meyve vermeye ve dolayısıyla yeni tohumlar oluşturmaya başlar.
"Tarihte Akıl" adlı eserinde "Güneşin altında yeni bir şey yok." diyen Hegel, doğanın diyalektiğini bir döngü olarak dile getirir. Hegel felsefesinde her varlık, sav ve kavram için diyalektik geçerlidir. Ancak insanlık tarihi bu döngüselliği kırmış ve aklı sayesinde hem canlılığını hem de bilgilerini aktarabilmiştir.
 olarak doğrudan doğruya saf aklın kavramlarında aranmalıdır.
Genel yasalarca belirlenen şeylerin varoluşunu meydana getirdiğinden genel ödev buyruğu
şöyle dile getirilebilir: Davranışının maksimi sanki senin istemenle genel bir doğa yasası olacakmış
gibi davranısta bulun. Eğer en vüksek bir pratik ilkenin ve insanın istemesi bakımından bir kesin
buyruğun olması gerekiyorsa bu, kendisi amaç olduğundan zorunlu olarak herkes için amaç olanın
tasarımından istemenin nesnel bir ilkesini oluşturan dolayısıyla genel pratik yasa işini görebilen bir
ilke ya da buyruk olmalı. Oyleyse pratik buyruk şu olacak: Her defasında insanlığa, kendi kişinde
olduğu kadar başka herkesin kişisinde de sırf araç olarak değil aynı zamanda amaç olarak davra-
nacak biçimde davranışta bulun.
...
Yaşamını sürdürmek ödevdir ayrıca da herkesin buna doğruya bir eğilimi vardır. Ama
bunun için de insanların çoğunun yaşamlarına gösterdikleri çok kez endişe dolu dikkatin yine
de hiçbir iç değeri maksimlerinin (kuralların) hiçbir ahlaksal içeriği yoktur. İnsanlarını
ödeve uygun olarak koruyorlar ama ödevden dolayı değil. Buna karşılık eğer talihin kötü cilvele-
ri ve umutsuz acı, yaşamdan tat almayı büsbütün yok ettiyse eğer ruhu güclü olan mutsuz kisi,
cesareti kırılmış ya da yıkılmış olmaktan çok alınyazısına küserek yaşamdan bağlarını koparmayı
dileyebilir. Ancak yaşamını onu sevmeden, eğilimden ya da korkudan değil ödevden dolayı yine de
sürdürüyorsa işte o zaman maksiminin ahlaksal içeriği vardır.
I. Kant, Ahlak Metafiziğinin Temellendirilmesi
Metinde kırmızıyla yazılmış kavramlarla ne anlatılmak istenmiştır?
Metinde altı çizili bölümde vurgulanmak istenen düşünce nedir? Açıklayınız.
Metinden hareketle Kant'ın "ödev ahlakı" anlayışı, günümüz dünyası düşünüldüğün-
de evrensel bir ahlak yasası olarak kabul edilebilir mi? Değerlendiriniz.
ਰੂਰ
| null |
/content/drive/MyDrive/pdf-testset-small/FELSEFE 11.pdf
| 98
|
|
4. ÜNİTE
Metin Analizi
Aşağıdaki metni okuyup metinden hareketle verilen soruları cevaplayınız.
DİYALEKTİK İDEALİZM
Çağımızın bir doğuş ve yeni bir döneme geçiş çağı olduğunu görmek zor değildir. Tin, şimdiye değin
içinde var olduğu ve imgelediği dünya ile bozuşmuştur ve onu geçmişe gömme düşüncesini taşımakta-
dır. Artık kendi öz dönüşümünün emeği içindedir.
Hiç kuşkusuz o hiçbir zaman dinginlikte değildir, tersine her zaman ilerleyen devinimi kavramıştır.
Ama nasıl çocukta uzun dingin bir beslenmeden sonraki ilk soluk, o salt nicel gelişimin dereceliğini kı-
rıyorsa -nitel bir sıcrama ve çocuk doğmuştur- oluşumu içindeki tin de öyle yavaş ve usulca yeni şekline
doğru olgunlaşır, önceki dünyasının parça parça çözer ve bunun sarsınısı tek tük belirtilerde
sezilir; kurulu düzende yayılan kayıtsızlık ve can sıkıntısı, bir bilinmeyenin belirsiz önsezisi, bunlar yak-
laşan değişimin müjdeleridir. Bütünün yüzünü değiştirmeyen bu dereceli ufalanış bir gün doğumu ile
kesilir ki bir şimşek gibi birdenbire yeni dünyanın biçim ve yapısını aydınlatır.
Ama bu yeni dünya tıpkı yeni doğmuş bir çocuk gibi eksiksiz bir edimsellikten yoksundur ve bunu
gözden kaçırmamak özsel önem taşır. İlk sahneye çıkış yalnızca dolaysızlığı ya da kavramıdır. Bir yapı
temeli atıldığında nasıl bitmemişse bütünün erişilen kavramı da gene öyle bütünün kendisi değildir. Bir
meşeyi gövdesinin gücünde ve dallarının yayılımı ile yapraklanışının kütlesinde görmeyi isterken bize
bunun yerine bir palamut tanesi gösterildiği zaman bundan pek hoşnut kalamayız. Gene böyle bilim,
bir tin dünyasının tacı, başlangıcında eksiksiz değildir. Yeni tinin başlangıcı çeşitli ekin biçimlerindeki
yaygın bir devrimin ürünü, dolambaçlı ve çapraşık bir yolun ve o denli karışık çaba ve uğraşın ödülüdür.
Gerçek bütündür. Bütün ise ancak kendi gelişimi yoluyla kendini tümleyen özdür. Saltık üzerine söy-
lenmesi gereken onun özsel olarak sonuç olduğu, gerçekte ne ise ancak erekte o olduğudur ve doğası
edimsel, özne ve kendisinin kendiliğinden oluş süreci olmak işte bunda yatar. Saltığın özde bir sonuç
olarak kavranması gerektiği ne denli çelişkili görünse de biraz düşünüp taşınmak bu çelişki görünüşünü
doğru bir yere oturtmaya yetecektir.
Hegel, Tinin Görüngübilimi
Metinde kırmızıyla yazılmış kavramlarla ne anlatılmak istenmiştır?
Metinde altı çizili bölümde vurgulanmak istenen düşünce nedir? Açıklayınız.
Metinden hareketle Hegel'in diyalektik anlayışını inceleyip onun kendi felsefesinde
gerceğe verdiği rolü açıklayınız?
100
|
_page_99_Picture_1.jpeg)
Aşağıdaki metni okuyup metinden hareketle verilen soruları cevaplayınız.
#### **DİYALEKTİK İDEALİZM**
Çağımızın bir doğuş ve yeni bir döneme geçiş çağı olduğunu görmek zor değildir. **Tin**, şimdiye değin içinde var olduğu ve imgelediği dünya ile bozuşmuştur ve onu geçmişe gömme düşüncesini taşımaktadır. Artık kendi öz dönüşümünün emeği içindedir.
Hiç kuşkusuz o hiçbir zaman dinginlikte değildir, tersine her zaman ilerleyen devinimi kavramıştır. Ama nasıl çocukta uzun dingin bir beslenmeden sonraki ilk soluk, o salt nicel gelişimin dereceliğini kırıyorsa -nitel bir sıçrama ve çocuk doğmuştur- oluşumu içindeki tin de öyle yavaş ve usulca yeni şekline doğru olgunlaşır, önceki dünyasının yapısını parça parça çözer ve bunun sarsıntısı tek tük belirtilerde sezilir; kurulu düzende yayılan kayıtsızlık ve can sıkıntısı, bir bilinmeyenin belirsiz önsezisi, bunlar yaklaşan değişimin müjdeleridir. Bütünün yüzünü değiştirmeyen bu dereceli ufalanış bir gün doğumu ile kesilir ki bir şimşek gibi birdenbire yeni dünyanın biçim ve yapısını aydınlatır.
… Ama bu yeni dünya tıpkı yeni doğmuş bir çocuk gibi eksiksiz bir edimsellikten yoksundur ve bunu gözden kaçırmamak özsel önem taşır. İlk sahneye çıkış yalnızca dolaysızlığı ya da kavramıdır. Bir yapı temeli atıldığında nasıl bitmemişse bütünün erişilen kavramı da gene öyle bütünün kendisi değildir. Bir meşeyi gövdesinin gücünde ve dallarının yayılımı ile yapraklanışının kütlesinde görmeyi isterken bize bunun yerine bir palamut tanesi gösterildiği zaman bundan pek hoşnut kalamayız. Gene böyle bilim, bir tin dünyasının tacı, başlangıcında eksiksiz değildir. Yeni tinin başlangıcı çeşitli ekin biçimlerindeki yaygın bir devrimin ürünü, dolambaçlı ve çapraşık bir yolun ve o denli karışık çaba ve uğraşın ödülüdür. …
Gerçek bütündür. Bütün ise ancak kendi gelişimi yoluyla kendini tümleyen özdür. Saltık üzerine söylenmesi gereken onun özsel olarak sonuç olduğu, gerçekte ne ise ancak erekte o olduğudur ve doğası edimsel, özne ve kendisinin kendiliğinden oluş süreci olmak işte bunda yatar. Saltığın özde bir sonuç olarak kavranması gerektiği ne denli çelişkili görünse de biraz düşünüp taşınmak bu çelişki görünüşünü doğru bir yere oturtmaya yetecektir.
> Hegel, Tinin Görüngübilimi
**1- Metinde kırmızıyla yazılmış kavramlarla ne anlatılmak istenmiştir?**
**2- Metinde altı çizili bölümde vurgulanmak istenen düşünce nedir? Açıklayınız.**
**3- Metinden hareketle Hegel'in diyalektik anlayışını inceleyip onun kendi felsefesinde gerçeğe verdiği rolü açıklayınız?**
| Tartışalım |
|-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------|
| J. J. Rousseau'nun "İnsan özgür doğar oysa her yerde zincire vurulmuştur." sözünden hareketle<br>özgürlük problemini tartışınız. Tartışmaya yönelik notlarınızı aşağıda verilen boşluklara yazınız. |
| Tartışma Notları |
| |
| |
| |
| |
| |
| |
| |
| Başlık | |
|------------------------------|------|
| Problemin Felsefedeki Yeri | |
| Probleme<br>Yönelik Fikirler | <br> |
| | |
| | |
| | <br> |
| | |
| Kaynakça | |
## **ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME**
**Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerlere doğru sözcükleri yazınız.**
- **1.** Kant'a göre insanın eylemlerini belirleyen ve vicdanı tarafından verilen emirlere ………………..... denir.
- **2.** Hegel, oluşum ve değişimi ..................................... yöntemine göre açıklar.
- **3.** Montesquieu'ya göre iki toplum arasındaki ilişkiyi .............................. hukuku düzenler.
- **4.** Locke, mutlak monarşiye tepki olarak ................................ devlet modelini ortaya atmıştır.
B
A
**5.**
**Aşağıda Romen rakamlarıyla verilen filozof isimlerini harf ile verilen felsefi kavram, akım ve eser isimleriyle eşleştirerek doğru harfi parantez içine yazınız.**
- **Filozof Kavram, akım, eser** ( ) **I.** Kant a) Candide ( ) **II.** Hegel b) Toplum sözleşmesi ( ) **III.** Voltaire c) Ödev ahlakı ( ) **IV.** Rousseau ç) Faydacılık ( ) **V.** Bentham d) Diyalektik idealizm e) İdealar dünyası
C **Aşağıda verilen açık uçlu soruların cevaplarını ilgili alanlara yazınız.**
- **6. 18-19. yüzyıl felsefesinde insanlar için** "aydınlanma" **kavramıyla neler amaçlanmıştır?**
**....................................................................................................................................... ....................................................................................................................................... .......................................................................................................................................**
- **7.** "Aklını kendin kullanma cesaretini göster." **sözüyle Kant'ın 18-19. yüzyıl felsefesine olan etkisi nedir? Açıklayınız.**
**....................................................................................................................................... ....................................................................................................................................... .......................................................................................................................................**
- **8. Bilgi konusunda 18-19. yüzyıl felsefesinde öne çıkan felsefi akımlar nelerdir? ....................................................................................................................................... ....................................................................................................................................... .......................................................................................................................................**
**9 ve 10. soruları aşağıda verilen metne göre cevaplayınız.**
- Onur Uca, "Akışlar ve İlişkiler" adlı eserinde fabrika çalışanlarına iki tip soru yöneltmiştir.
- A) Sizce adalet iki adet çikolatayı birer birer olacak şekilde iki çocuğa vermek midir? Yoksa iki adet çikolatayı iki çocuk arasında yapılan koşu yarışında kazanan çocuğa vermek midir?
- B) Çalıştığınız fabrikada ikramiye veya prim dağıtılmasına karar verildi. Dağıtım nasıl olmalıdır, herkese eşit mi yoksa pozisyona göre mi?
İlk soruya yanıtlar, çikolatanın her çocuğa verilmesi gerektiği ve çocukların yarış ortamına alınmaması yönünde olmuştur. İkinci sorunun cevabı ise pozisyona uygun olarak iş ortamında durumların farklı geliştiği şeklinde olmuştur. Profesyonellik ve iş ahlakı bağlamında adaletin farklı uygulandığına dair duygusal yorumlardan uzak yanıtlar gelmiştir.
- **9. Her iki tip soru için de adalet ve eşitlik kavramlarına yapılan vurgular nelerdir? ....................................................................................................................................... .......................................................................................................................................**
- **10. Metinden hareketle Fransız İhtilali ve Sanayi Devrimi'nin etkisi altında felsefede ortaya çıkan eşitliğe dayalı toplum düzenini değerlendiriniz.**
**....................................................................................................................................... .......................................................................................................................................**
- **11. J. J. Rousseau, "Emile" adlı eserinde** "Her zaman söylediğimi yine söylüyorum, çocuğunuzu özgürce koşup oynayabilmesi için kırlara götürün. Özgürlüğün sağladığı rahatlık duygusu birçok acıyı unutturur." **sözüyle çocukların eğitimi için doğa ile özgürlük arasında nasıl bir bağ kurmuştur? Açıklayınız.**
#### **....................................................................................................................................... .......................................................................................................................................**
![](
|
/content/drive/MyDrive/pdf-testset-small/FELSEFE 11.pdf
| 99
|
Subsets and Splits
No community queries yet
The top public SQL queries from the community will appear here once available.