text stringlengths 97 665k | id stringlengths 12 12 | source listlengths 2 5 |
|---|---|---|
Salma Hayek'in Yeni Saçları
Kısa saç, son iki senedir ünlüler arasında çok popüler olmaya başladı. Katy Perry, Hilary Duff, Alessandra Ambrosio gibi saçlarını kısa kestiren ünlülerden sonra şimdi de Meksikalı güzel oyuncu Salma Hayek bu değişimin etkisinin içine girdi. Omzunun üstünde saçlarını kestiren Hayek, yeni saç modelini gösteren fotoğrafını "Yeni komedi filmim Drunk Parents için yeni saçlar!" yazısıyla Instagram hesabında paylaştı. Yeni projesi için değişime uğrayan Salma Hayek'in bu yeni kısa saçları, güzel oyuncuyu daha genç ve modern göstermiş.
Benzer Haberler
12 Aylık InStyle Aboneliği Sadece 120 TL
InStyle'ın i-Pad versiyonuna yıllık
32,99 TL'ye abone olabilirsiniz | d9451b52ac0f | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Günümüzde halk arasında sadece bir saç modelinden / trendden ibaret görülen rasta, aslında bir yaşam tarzı ve bir inanış biçimi, hatta bazı kesimler için bir din olarak kabul edilmekte.
Rastafari inanışı, kurucusu olan Haile Selassie’nin adıyla anılıyor. Haile Selassie'nin asıl adı Tafari Makonnen. Ras Tafari’nin Türkçe karşılığı ise "Prens Tafari" (ras=prens). Ras Tafari kral olduktan sonra “ilham gücü” anlamına gelen Haile Selassie adını almış.
Rastafarianizm dinine inananlar Etiyopya'nın son kralı Haile Selassie’yi tanrının dünyadaki yansıması olarak görmekteler. Rastafarianizim Mısır kökenli Ra dinlerinin Hristiyanlik ve Yahudilik ile karışımından oluşan bir din. Musa’nın asıl yol gösterdiği kutsal kavimin siyahlar, özellikle de Etiyopyalılar olduğunu savunuyorlar. Musevilik ile Hıristiyanlığın karışımı olan bu dini inanış hareketine göre, Hazreti Musa aslında zencilere liderlik etmiş ve Zion denen kutsal toprakları, cenneti onlara vaat etmiş. 1900'lü yılların başında, zamanında Afrika'dan götürülen köleleri tekrar Afrika'ya döndürme misyonunu üstlenen Marcus Garvey, gittiği yerlere bu dini yaymış. Bir gün bir mesihin Afrika'da ortaya çıkarak, siyah ırkı birleştireceği kehanetinde bulunmuş. Sayıları 150.000’ün üzerindeki bu inanışa sahip olanlara göre Hazreti İsa’da zenci.
Marcus Garvey kendisine siyahileri ülkelerine geri döndürmek gibi bir misyon üstlenmişti. 1930’lu yıllarda Jamaika’da ayaklanmaya başlayan işçi sınıfına ait siyahların güç hareketine Marcus Garvey, “Afrika’ya Geri Dön” sloganıyla kimlik kazandırmıştı. Siyah insanların başarılarını ve Afrika topraklarının zenginliklerinden bahsetti. Garvey, Haile Selassie için insanlara: “Bakın Afrika’ya; bir siyahiyi kral yaptılar. O, size vaat edilenleri verecek olan kişidir” dedi. Böylece yoksul olan halk, kurtuluş anahtarının Afrika’da olduğuna inanmaya başladı.
Haile Sellassie'nin Jamaika'ya bir ziyareti sırasında uzun süredir yağmayan yağmurun yağmasına vesile olduğu söylenmekte. Jamaikalı insanlar bu mucize karşısında onun Marcus Garvey'in kehanette bulunduğu mesihin Haile Sellassie olduğuna inanmışlar. Bu dönemde Haile Selassie’nin, Etiyopya’yı tam bağımsız monarşik bir yapıya kavuşturması bu bölgenin vaat edilen topraklar olduğuna olan inancı büyük ölçüde desteklemiş. Ayrıca Haile Selassie’nin dönemin tek siyahi kralı olması halk tarafından daha da kutsal olarak görülmesini sağlamış. Garvey’nin halkı bilinçlendirmesi, onları bir araya getirmek istemesi, Selassie’yi tanıtması ona peygamberlik sıfatının yakıştırılmasını sağlamış. Zaten kutsal olarak görülen Selassie de tanrı olarak kabul edilmiş. Haile Sellassie de bu sıfat karşısında 1960’lı yıllarda Jamaika'daki bu insanlara güney Etiyopya’da, Addis Ababa'nın 250km güneyinde Shashemene kasabasındaki kendi özel arazisini bağışlamış ve buraya yerleşmelerine izin vermiş. Rastafarizm Haile Sellassie’nin 1975’de ölmesine rağmen hala yaşamakta.
'Doğayla bir olmak amacımız, ot içmek ibadetimiz' diyen rastalar, 1963 yılında Etiyopya'nın son imparatoru Haile Selassie'nin rastalara toprak bağışlamasıyla 'yurt' sahibi oldular. Rasta'nın renkleri siyah, kırmızı, sarı ve yeşil. Kırmızı, yeşil ve sarı renkleri Etiyopya bayrağı, siyah Afrika halkını temsil ediyor. Sarı bütün altın mücevher ve hazineleri, yeşil insanların üzerindeyürüdüğü dünya. kırmızı ise siyah halkın dökülen kanını simgelemekte.
Rastafari inanışının ilahileri zamanla müziğe dönüşmüş ve zaman içinde bu ilahiler Jamaika'da reggae müziğinin temellerini oluşturmuş.Jamaika usulü rock diye de geçen Reggae Ska müziğinden türemiş. Bu türün bilinen en büyük temsilcisi hiç şüphesiz ki Bob Marley.
Marley Etiyopya Ortodoks Hristiyan Kilisesi tarafından Kasım 1980'de Kingston, Jamaika'da vaftiz edilmişti. 1981 yılında kanserden öldüğünde Bob Marley gitarı ve İncil'iyle birlikte Jamaika'da toprağa verildi. Bob'un eşi Marley'in vasiyeti olan mezarının Etiyopya'ya taşıması için uzun yıllardır zorlu bir çaba içerisinde.
Bob Marley'in vasiyeti maalesef iki ülke arasındaki bürokrasiye takılı kalmıış durumda.
Hem Jamaika, hem de Etiyopya için hayli önemli olan Bob Marley'i bakalım bu bürokratik engellerin neticesinde kim topraklarına kazanacak? | 49769ef39eb2 | [
"c4",
"culturax",
"hplt2",
"vngrs"
] |
İhanet edenin vatanı olmaz; FETÖ/PDY mensubu olduğu iddia edilen isimlerin hepsi yurtdışına kaçtı.
FETÖ/PDY yöneticileri korkularından bir bir yurtdışına kaçtı. Bugünkü köşesinde isim isim yurtdışına kaçan FETÖ/PDY mensuplarını sıralayan Zaman gazetesi yazarı Kenan Kıran 'Lideri ve yöneticileri firarda olan yapı çökmüştür' notunu düştü.
İşte Kenan Kıran'ın yazısının o bölümü;
Nihayet düğmeye basıldı. TSK'daki FETÖ mensubu olduğu iddia edilen kişiler gözaltına alınıyor.
Tümamiral Mustafa Zeki Uğurlu, Tuğamiral Ali Suat Aktürk ve gazeteci Tarık Toros hakkında casusluk suçlamasıyla yakalama kararı çıkarıldı.
Şüpheliler hakkında suçlama ağır: “Askeri belgeleri çalma, belgeleri tahrif etme ve tahrif edilen belgeleri kendilerine engel teşkil eden muvazzaf askerlerin bilgisayarına koyma..”
2 amiral ve 3 albay rapor alarak ifadeye gitmedi! Tarık Toros ise İngiltere'ye kaçmış.
Tarık Toros, pişkin pişkin; “Birkaç ay önce ailemle birlikte yurtdışına yerleştim” açıklamasında bulunmuş.
Neden kaçıyorsun?
Hakkındaki casusluk suçlamasına cevap versene?
Tarık Toros cevap veremez çünkü cezaevine girmekten korkuyor.
Sadece Tarık Toros mu?
FETÖ/Paralel devlet yapılanmasının yöneticilerinin tamamı korkaktır.
En başta liderleri kaçaktır.
Fetullah Gülen, Nuh Mete Yüksel hakkında soruşturma başlattığında Amerika'ya sığınmıştır. 1999 yılı Mart ayından bu yana 17 senedir Pensilvanya'da kalmaktadır.
Fetullah Gülen, önceki gün öldürülen Bahoz Erdal lakaplı Fehman Hüseyin'le birlikte başlarına 4 milyon TL ödül konulan kırmızı listedeki teröristler arasında yer almaktadır.
Fetullah Gülen'in onursal başkanı olduğu Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nda başkanlık yapan Harun Tokak ve Mustafa Yeşil de yurt dışına kaçmıştır.
Nuh Mete Yüksel'in kasedini gazetelere servis eden ve Fetullah Gülen'i kurtaran Harun Tokak, İsrail'de yaşamaktadır. Harun Tokak'ın, Nuh Mete Yüksel'in kasedinin bulunduğu Çağdaş Eğitim Vakfı'nda (ÇEV) ajanlık yapan polis amiri Bayram Özbek'le ilişkisi önümüzdeki günlerde ortaya çıkacaktır.
Mustafa Yeşil de, 17-25 Aralık darbe girişiminin ardından Amerika'ya yerleşmiştir.
17-25 Aralık darbe girişiminden hemen sonra, “Yakın bir gelecekte kimlerin inlerde yaşadığını, kimlerin saklanacak in arayacağını, kimlerin müsvedde, kimlerin asıl olduğunu herkes görecek.” diyerek Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı tehdit eden TUSKON Başkanı Rızanur Meral de, yurt dışına kaçmış ve saklanacak ‘in' aramaktadır.
Mehmet Doğan ve Mustafa Kaplan'ın da aralarında bulunduğu 11 kişinin 17 ay tutuklu kalmasına zemin hazırlayan gazetenin eski genel yayın yönetmeni Ekrem Dumanlı da yurt dışındadır. Ülke ülke dolaşmaktadır.
Soru çalanları, yasa dışı dinleme ve teknik takip yapan polis, hakim ve savcıları mağdur gösteren, kaset kumpasçılarını aklayan Zaman gazetesinde artık FETÖ'nün yasa dışı faaliyetleri belgeleriyle deşifre edilmektedir.
7 Haziran 2015 tarihinde gerçekleşen seçim gecesi, “Onursuzca indirip yargılamalıyız. Saray'ın kuşatsınlar kaçamasın” diyen Tuncay Opçin, “onursuzca” Amerika'ya kaçmıştır. Mehmet Baransu'ya belge taşıyan FETÖ'nün kripto gazetecisi Amerika'da iken, Mehmet Baransu Silivri Cezaevi'nde!.
Balyoz sanıkları hakkında yakalama çıkaran ve “Çağrıldığında gelecekleri belirtilen sanıklardan hiçbiri kendi iradesi ile gelmediği gibi telefonlarına bile ulaşılamadı.” şeklinde mütaalada bulunan savcı Celal Kara da yurt dışına kaçmıştır.
Terör örgütü PKK'dan medet uman ve “Gezi olaylarına PKK müdahil olsaydı şu an hükümet edenlerin bu makamda oturma imkanları olmayacaktı. PKK kimden emir aldıysa katılmadı!” diyen savcı Zekeriya Öz de, Almanya'da yaşamaktadır..
Hakan Şükür de Amerika'da yaşamaktadır.
Prof. Dr. Suat Yıldırım, savcılar Fikret Seçen ve Muammer Akkaş da yurt dışında..
Bu liste uzar, gider..
Taban da bu kaçışı görmektedir.
Lideri ve yöneticileri firarda olan yapı çökmüştür.
Deniz bitti artık..
İhanet edenin vatanı olmaz..
İhanet eden ülkesinde yaşayamaz! | bf5dc12df42f | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
İddialar neler?
Twitter’da ‘Demokratik Lise için Mücadele Komiteleri-Hack (DLMK Hack)’ hesabı tarafından paylaşılan ve ‘ortam dinlemesi’yle elde edildiği, bu nedenle de kötü bir ses içeriğine sahip olduğu öne sürülen kayıttaki iddialar vahim. Zira Erdoğan’ın,
* Baykal’a yönelik ’kaset komplosu’nu internete sızdırılmadan önce bildiği,
* Kaseti izlediği,
* Danışmanı Mustafa Varank ve MİT görevlisi olduğu öne sürülen kişilerle kaydın nasıl servis edileceğini planladığı,
* Kaydın internette yayınlanması talimatını verdiği,
* CHP’nin yeni yönetiminin bu meseleyi çözemeyeceğini söylediği,
* Baykal’ın halefi Kemal Kılıçdaroğlu için de ‘bir şeyler’ yapılmasını önerdiği öne sürülüyor.
‘Kayıtlar Varank’ın hesabından’
DLMK Hack Twitter hesabından yaptığı açıklamada, kayıtların Varank’ın arşivinde arşivinde bulunduğunu iddia etti. Varank’ın e-posta ve twitter hesabı kısa süre önce hacklenmişti.
Erdoğan’ın ‘webcam’ fotoğrafı da paylaşıldı
Grubun açıklamasında, kaydın sadece Erdoğan’ın sesi kalacak şekilde ayıklandığı savunuldu; yine Varank’ın e-postalarından elde edildiği öne sürülen ve Başbakan’a ait bir webcam fotoğrafı da paylaşıldı.
Kaydın yayınlanmasından çok kısa bir süre sonra Youtube, ‘gelen şikayet’ üzerine videoyu sildi ve hesabı kapattı.
DLMK-Hack, Gezi eylemleri sırasında polisin gaz fişeğiyle başından vurulan 15 yaşındaki Berkin Elvan’ın öldüğü 11 Mart’ta, Mustafa Varank’ın Twitter hesabını ele geçirerek ‘Berkin Elvan ölümsüzdür’ mesajını paylaşmıştı. | 963319100bb3 | [
"c4",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Merak edenlere, arayıp soranlara, mesajları ile yüzümü gülümsetenlere, uzaklardan derdime ortak olanlara ve en önemlisi dualarını esirgemeyen tüm dostlara;
Annemin hasta olduğunu, zor ve üzücü bir tedavi sürecinden geçtiğimizi biliyorsunuz. Kasım ayında (şu) yazımda bahsettiğim zorlu bir hastane sürecinden geçmiştik. Mart ayında beyin tümörü maalesef tekrar nüksetti. Bu aşamada doktorlarımız ve biz çok zor bir karar vermek zorunda kaldık. Annemin hastalığı maalesef artık tedavi edilemeyecek kadar ilerledi. Doktorlarımız önce ameliyat edilemez dediler. Bizim isteğimizle hayati organları etkileyen tümörün bir kısmını almaya karar verdiler. 19 nisanda ameliyat yapıldı, annem 3 gün yoğun bakımda kaldı. Sonrası mı? Sonrası derseniz eğer annem şimdi ameliyat öncesine göre biraz daha iyi. Evde nekahat sürecindeyiz şimdi.
Maalesef bu hastalığın bir tedavisi yok. Var aslında ama annemin durumunda artık son aşamadayız. Bu yüzden bir kez daha ameliyat olma şansımız yok. Bu sondu. Bundan sonra her şey güzel Allah'ıma kaldı. Gözümün nuruyla ne kadar zamanımız var kimse bilemez. Tek bildiğimiz her günün bizim için paha biçilemez olduğu. Her gün gözünün içine bakıyoruz, bizimle olduğu her gün için rabbime şükrediyoruz. Bize kazandırdıkları her gün için İstanbul Eğitim Araştırma Hastanesi Beyin Cerrahisi servisinde görevli tüm doktorlara sonsuz minnet duyuyoruz. Ameliyatımızın sorunsuz klinikte kabulünü sağlayan Opr.Dr.Feridun Kubilay, acilde olduğumuz dönemden taburcu olduğumuz ana kadar yakın ilgi alakasını eksik etmeyen sayın Dr. Nuriye Güzin Özdemir'e buradan bir kez daha teşekkür ediyorum.
Ve özellikle teşekkür etmem gereken biri daha var. Annemin hastalığının ilk teşhis edildiği 2011/Mart ayından bu zamana kadar hastanede bulunduğumuz dönemde her zaman ilgili ve dikkatli davranışlarıyla zor zamanlarımızı kolaylaştıran sayın Dr.Görkem Bitirak'a sonsuz teşekkürler. Bu yazıyı okur mu bilemem ama sayesinde hastanede geçirdiğim zor zamanlarda kendisinden çok destek gördüm. Özellikle birşey yaptığından değil, görevini yapıyordu ama bazen insanın tek ihtiyacı gülen bir güz, güvenilir birkaç kelime söyleyen biri oluyor. Çoğu zaman sadece orada olduğunu bilmek bile yeterli oluyordu. Yani demek istediğim eğer birgün burayı okursa kendisine ne kadar minnettar olduğumu bilmesini isterim. Bir insanın hayatta gelebileceği en güzel yerlerden birisinde bizim için; dualarımızda...
Blogumu bir daha ne zaman güncellerim bilmiyorum. Belki de bir daha yazmam. Bilemiyorum.
Size tek diyeceğim sevdiklerinizin değerini bilin. Hele ki anneniz. Bambaşkadır anne. Ciğeri ayrı yakar. Kavurur. Kül eder. Hayatta hiç birşeyin garantisi yok. Keşkeler olmasın hayatınızda. Elinizden geleni yapın sevdiklerinizle mutlu olmak için.
Bilinmez bir zamanda görüşmek dileğiyle.
Hoşçakalın. | 77a29d5891f3 | [
"culturax",
"hplt2"
] |
Son zamanlarda bloga yazı yazmamı engelleyen yapay bir bariyer var sanki. Ne zaman yeni yazı taslağına başlasam silip kapatıyorum. Yazmakta içinden gelmeli insanın. Bir şeyler yapma bir şeyler paylaşma isteği olmalı. Eee peki bloga yazmıyorsam neler yapıyorum. İki tane kore dizisi izleyip bitirdim. Bir tanesinin de onuncu bölümündeyim.
İlk önce "Sungkyunkwan Scandal" dizisini izleyip bitirdim. Sanırım Mart ayının ortalarında izlemiştim. Canım arkadaşım LaFea'nın indirip bana getirdiği dizilerden birisiydi. Genellikle eğlenceli ve komik, ara ara drama bağlayan, inişli çıkışlı güzel bir diziydi. Beğendim kısacası, ayrıca tavsiye de ederim ;)
Sonra bir ara verdikten daha doğrusu dizisizlikten kıvrandıktan sonra nihayet Scent of a Woman dizisinin de etkisiyle "Wild Romance" dizisini izlemeye başladım. Dürüst olmam gerekirse Greatest Love dizisinden sonra izlediğin en eğlenceli diziydi. Özellikle izlediğim en orjinal diyaloglara sahip Menajer Kim ve Dong Ah çifti için bile izlenebilir :D Ama dizi genel olarak da çok güzel. Seyircinin ilgisini sürekli üst düzeyde tutan bir akışı var. Tek bir konu üzerinden ilerlememesi ve zamana yayılması, komedi ve dram öğelerinin güzel harmanlanmasıyla gayet şahane bir dizi ortaya çıkmış. Şiddetle tavsiye ederim. Mutlaka izleyin ;)
Şu sıralar yine LaFea'nın bana getirdiği A Love to Kill dizisini izlemeye çabalıyorum. Tamam çok ama çok dramatik bir dizi olduğunu sağır sultan bile duydu ama çok beğenmedim ben ya. Tamam dizideki ninninin melodisi çok hoş ve dile dolanıyor, ama ne bileyim sarmadı bir türlü. Dizideki ikinci kıza çok accayip sinir oldum. Onun olduğu sahneleri ileri sarıyorum. Konuşması bile salakça pfff Şu anda 10. bölümdeyim devam edip etmeme konusunda kararsızım. Yarım bırakma işini hiç beceremem. Sanırım bir ara izleyip bitireceğim.
Kitap okuma isteğimde yazma isteğim gibi, okumak istediğim çok kitap var. Ama insanın kafasında bir dünya düşünce olunca kelimeler akmıyor. Elimde okumakta olduğum yani diğer bir değişle sürünen kitap Judith Ivory'nin 'Çirkin' romanı. 46. sayfada kalmışım. Ne zaman devam ederim bilemiyorum :(
Bunlar haricinde hayat aynen devam ediyor. Son zamanlarda canım accayip ramen yemek istiyor. Gaya Restaurant'ın kore yemeklerini sevenler ve denemek isteyenler için cumartesi günleri menü uygulaması başlamış. 10-20 TL arasında değişen fiyatlar varmış. Gidip denemeyi çok istiyorum.
Bu da öyle karışık bir yazı oldu işte. Son zamanlarda ben böyleyim. Umarım sizler iyisinizdir :) | 9ed7f2227512 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Haziran sonundan beri iş arama olayına aşırı yoğunlaştım. Öyle ki hala iş arıyorum. Sanal ortamda bütün kariyer sitelerine üye oldum, (gerçi üyeydim, güncelledim :P ) yüzlerce iş başvurusunda bulundum, yetmedi çoğu şirkete+hastaneye bizzat kendim gidip CV doldurdum.
Peki sorarsanız nedir bu kadar çabanın, bu kadar başvurunun cevap sayısı? O evet sayın okuyucu koskocaman bir SIFIR.
Yüzlerce ve belki de binlerce iş ilanına baktım. Türkiye'de sanırım iş veren kısmında şöyle bir kanı oluşmuş durumda; 30 yaşını geçen herkes ölsün! Cidden. Hangi ilanı açarsam açayım en az 5 yıl tecrübeli 27-30 yaş arasında eleman aranıyor. Hmmm peki biz bu iş eğitimine anne karnında başlayıp, üniversite okurken bir de 5 yıllık iş tecrübesi edinmeli ve sakın ama sakın 30 yaşımızı geçmemeliyiz.
Saçmalığın daniskası resmen. Nedir bu 30 yaş sınırı. İnsan 30 yaşından sonra iş arayamaz mı? 30 yaşında emeklilik kanunu çıktı da benim mi haberim yok?
Bir de şöyle bir durumla karşılaşıyorum sık sık. Türkiye'nin önde gelen firmaları, hastaneleri ve sanayi kuruluşları her gün düzenli olarak bu kariyer sitelerinde iş ilanlarını yayınlıyorlar. Şu aralar sıkı iş arayışı içinde olmasam pek fazla dikkat etmezdim bu duruma. Fakat iki aydan fazladır dikkatle bakıyorum sürekli aynı ilanlar, sürekli aynı pozisyonlar ve sürekli aynı firmalar eleman arayışı içindeler.
Cahil değiliz elbette biliyoruz biz de firmaların o iş ilanlarını reklam amacıyla verdiklerini. Yalnız sanırım bu büyük ve gösterişli firmalar reklam yaparken imajlarına ne kadar büyük zarar verdiklerinin farkında değiller.
Zira benim gözümde 'bir türlü aradıkları elemanı bulamayan' ve aylardır ilan yayınlayan bu firmalar güvenilir firma listesinde olmuyor. Aynı iş pozisyonu için bu kadar çok ilan yayınlayan, aylardır aradığı elemanı bulamayan firma imajını çatır çatır çiziyor. Gözümde 'iş arayanlar' için güvenilmez, eleman barındırmayan ve belli ki sık sık eleman aramak zorunda olan firma haline geliyor.
Türkiye'de kariyer sitelerinden iş bulunmaz diye bir kural yok. Ben bu siteler aracılığıyla birçok görüşmeye gittim, bir zamanlar iş bulup çalıştım bile. Keşke bu kariyer siteleri kuruldukları amaca hizmet etmeye devam etseler, reklam aracı olarak kullanılmasalar. Ve eleman arayan gerçek iş verenler, iş arayan kişilerle bir araya gelse.
Gerçi gelse ne yazar. Daha geçen hafta iş görüşmesi için gittiğim insan kaynakları müdürü 'bir tanıdığının yönlendirdiği' kişiyi işe alacağını söylediği bir konuşmaya tanık oldum. Adam utanmazca telefonda önümde konuştu. Eee ben daha ne yapayım yani.
Kıssadan hisse; varsa bir tanıdığınız işi de bulursunuz, yolunu da. Yoksa eğer bir tanıdığınız, kimse sizin için elini taşın altına koymuyorsa ne kadar çabalarsanız çabalayın boş. Sizin CV'niz torpilli olanların arasında yok olup gider.
Ama biliyor musunuz Türkiye'de en çok ne para kazandırır? Umut tacirliği! İşte bu kariyer sitelerinin yaptıkları da tamamen bu. Umudu insanlara satmak.
Her hayalin... her umudun gerçekleşmesi dileğiyle...
♥ Sevgiler ♥ | 3eacb26de8b5 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
İnanır mısınız tam tamına 365 gün olmuş...
Nedir 365 gün desem? Eminim ki hiç biriniz tahmin edemez.
Söylenenler doğruymuş. Cidden hayat herkes için devam ediyor. Tabii ki böyle de olması gerekiyor..
Ama benim için zaman hiç geçmedi.. 26 Temmuz 03:20'de durdu sanki zaman.. O zamandan beri göğsümün bağrımın ortasında yanan ateş bir an olsun sönmedi.. Yaka yaka kor ede ede yanıyor...
Hem söylesenize nasıl geçer ki bir annenin acısı? Geçer mi ki? Alışılır mı yokluğuna, unutulur mu sesinin tonu? Özlenmez mi bağrında yatıp mis kokusunu içine çekmenin mutluluğu, sıcaklığı.....
Geçmiyor, alışılmıyor, unutulmuyor, özleniyor...... Deliler gibi hem de... Aradan ne kadar zaman geçerse geçsin hep aynı kalıyor, aynı şiddette her kalp atışında her hücrende yaşıyor...
Aslında bu postumu 26 Temmuz'da yayınlayacaktım.. Lakin bayram arifesindeydik ve blogumu okuyan, takip edenlerin yüreklerine hüzün salmak istemedim.. Ve açıkçası elim de bir türlü bu satırları tamamlamaya gitmedi.. Kelimelerim yetmedi...
Hangi dilde ifade edilebilir ki zaten bu acı..
Biraz hayat dersi verir gibi olacak lakin size tek bir sözüm olur bu postu bitirirken..
Bayramlarda kara toprağa yüz sürmeden, alın koymadan annenizin kıymetini bilin.. Çünkü o zamandan sonra kara topraktan gayri elinizde hiçbir şey kalmayacak.. Sarılabileceğiniz, başınızı yaslayabileceğiniz kurumuş kara toprak..
Ötesi yok.. | b98416af1298 | [
"culturax",
"hplt2"
] |
Yaz aylarında, sıcak ve güneşte mükemmel görünmek isteyen kişilere işte top 10 güzellik önerisi;
1.“Botox”
Botox, estetik tedavilerde hala tüm dünyada liderliğini sürdürüyor. Nedeni de çok basittir; kolay, hızlı, acısız ve de sonuçları da önceden tahmin edilebiliyor olmasıdır. Emin ellerde ve güvenilir yerlerde yapılan toksin uygulamaları, yaşlanmanın da gözle görünür belirtilerini doğal bir şekilde ortadan kaldırır. Düzenli botox tedavileri ile herkes sonuç alabilmekte. Tedavinin sonuçları ise birkaç günde gözle görülebilir hale gelmektedir. Yani baharda ve yaz aylarında güzellik planlamalarınızda bunu da göz önünde bulundurmanız gerekir.
- “Dolgu maddesi enjeksiyonları”
Sınavlardaki “Fill in the blanks” gibi, boşluklar doldurulur veya yaş aldıkça cildin desteğini kaybetmiş olduğu bölgeye destek-hacim sağlanır. Cildin nem içeriği artar, ışıltılı, canlı ,esnek ve gergin bir görünüm kazanmış olur. Çene kontürü düzelerek; yüz ovali ve yanaklar belirginleşebilir; yüz güzellik üçgeniniz ise eski şekline dönebilir.
- “Ameliyatsız lifting”
Yaz ayından önce “ameliyatsız lifting” yöntemlerinden yararlanabilirsiniz. Son yıllarda geliştirilen “fokuslu ultrason” ve cilt altına yerleştirilmiş olan “organik ip” örgü teknolojileriyle sosyal yaşamdan da uzak kalmadan yeni kolajenlerinize merhaba diyebilirsiniz, böylece cildinizde hızlı toparlanma etkisi sağlayın.
4.“Elleriniz”
Yaşlanma karşıtı bakımda ellinizi çoğu zaman göz ardı edebilirsiniz. Ellerin bakımını kontrollü bir şekilde yapan herkese, özellikle de yaşı belli eden bu bölgelere dikkat etmelerini tavsiye ediyoruz. Eleriniz yaşlandıkça, kronolojik yaşınızı göstermeye başlar. Deride incelme ve doku kayıpları sonucu da damarlar belirgin hale gelmektedir. El tedavisinde dermal dolgu maddeleri ile beklemeye gerek kalmadan ve zahmetsizce hemen sonuç alınabilir; damarlı yapınız da kaybolur.
5.Dekolte ve boynunuz”
Dekolte ve boynunuzda elleriniz özellikle açık yakalı elbiseler veya mayo giydiğimizde yaşınızı belli etmektedir. Cildimizin bu bölgesi yıllar geçtikçe güneşin verdiği hasarlar ve genel olarak cildin bu kısımlarının ince doğası nedeniyle kırışır. Bazı vitamin ve mineral enjeksiyonları ile, bazı estetik tedavilerle (fokuslu ultrason vb) , çok daha derin dekolteleri giyme şansına sahip olabilmeniz mümkün.
6.Güzel bir bakış yüzü aydınlatır.
Göz ve çevresine ışık dolgusu ile gözyaşı kanalı güçlendirilerek hacimlendirilir ve alt göz kapağınızdaki sarkma da yukarıya itilir. Böylece sizi uykusuz, yorgun, mutsuz gösteren ifadeniz de kaybolur, böylece çok daha parlak bir bakışa sahip olursunuz ve yaz sıcağında da kapatıcı kullanımından kurtulmuş olursunuz.
7.“Dudaklarınız”
Dudaklarınızı özellikle dış köşelerini hafifçe volümlendirin… Burada amaç hiçbir zaman balık ağzı şeklinde abartılı vebüyük dudaklar oluşturmak değildir; yalnızca kaybedilen kadarki miktarı yerine koymak olmalıdır. Çünkü, kronolojik yaşlanma ile birlikte dudakları etkileyen tüm tabakalarda (yağ dokusu, kas, diş eti, diş) volum kaybı ve incelme gelişir. Üst dudakda “bar kod” çizgileri gelişerek uzar ve diş seviyesini geçer. Dermal dolgu malzemeleriyle bunların hepsini geriye döndürebilirsiniz… Ayrıca dudak ve çevresinin restorasyonu da yüzün orta üçgenini, yan projeksiyonunu etkiler. Böylece, çok daha genç görünüme sahip olabilir ve ufak bir parlatıcı ile de yaz akşamlarında daha çekici görünebilmeniz mümkündür.
8.“Günlük olarak cilt bakımı rutininiz”e özen gösterin.
Güneş koruyucu veya cilt bakım ürünü alışverişine çıktığınız zaman “rastgele “ demeyin. Dermatologunuzdan mutlaka yardım alın. Tatildeyken güneş koruyucu kreminizi ve nemlendiricinizi de yanınızdan ayırmayın.
9.Vücut ağırlığınızı da kontrol altında tutun
Aşırı kilo alıp, vermeyin… Aşırı zayıflama diyetleri sarkma ve deride gevşemeye sebep olur. Tersine aşırı şişmanlama durumunda da deride aşırı gerilmeyle elastik lif yapısında bozulmalara sebep olur.
10.Hayata gülümseyin
Gülümseme gıdık kaslarınızı çalıştırmanızın en hızlı, en ucuz ve en güvenli yoludur. Sonuç olarak bütün bunlar sonucunda harika görünebilirsiniz, öz güveniniz artar ve takvim yaşınızdan da 10-15 yaş daha genç görünebilmeniz mümkün. Hedefinizi belirleyin… | b848c8174a8f | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Küme Akademisi ve Rekabet Araştırmaları Merkezinin (REKMER) öncülüğünde 4.dönemi geride REKMER Girişimcilik Eğitimleri’nin 5. si düzenlenecektir.
Girişimci bir üniversite olma vizyonuyla hareket eden üniversitemize yakışacak, kapsamlı bir eğitim programı olan Girişimcilik Eğitimlerine, Yıldırım Beyazıt Üniversitesi lisans, yüksek lisans, doktora öğrencileri ve öğretim üyelerini katılabilir. Bu eğitimlerle katılımcıların girişimcilik konusunda gerekli kavramsal altyapıyı öğrenmeleri ve bu teorik bilgileri pratik hayata nasıl uygulayabileceklerini görmeleri sağlanacaktır. Bu programa her disiplinden öğrenciler ve akademisyenler başvurabilir. Eğitimler hem akademiden hem de özel sektörden isimlerden oluşan deneyimli bir kadro tarafından verilecektir.
Bu kapsamlı eğitimde aşağıdaki dersler verilecektir:
- Girişimciliğin Temelleri
- İş Modellemesi
- Tecrübe Paylaşımı
- Etkili Sunum
- Liderlik ve Yönetim Becerileri
- Mentorlük Uygulaması
- Strateji
Yalnızca Yıldırım Beyazıt Üniversitesi öğrencilerine ve akademisyenlerine yönelik olan bu eğitimde siz de yer almak istiyorsanız acele edin.
Son başvuru tarihi: 30 Ekim 2016 23:59
Mülakat tarihi: 01-02 Kasım 2016
Eğitimler ücretsiz ve sertifikalıdır. Cumartesi Günleri, Cinnah yerleşkesinde yapılacaktır. | c50525aee971 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Beyaz ince orlon iplerle işlenmiş geniş gözenekleri ve uzun püskülleri olan hem bahar aylarında hemde kış mevsiminde normal günlerde isterseniz özel davet günlerinde üzerinize rahatlıkla alabilacağiniz sizleri daha şık ve zarif gösterecek mükemmel bir şal modeli.Pembe mor renkli iplerden çok özel olarak örgü tığ ve şişlerle yapılmış bu şal modelini bahar mevsiminde ve yazın ince kıyafetlerin üzerine giyebilmeniz mümkündür süper bir şal modeli.
Yarasayı andıran ve yarasa şal modeli de olarak bilinen bu şal örneğini her mevsimde ve her ortamda her yaştan tüm bayanların kullanabileceği en trend en son moda şal modeli örneği.
Beyaz tül dantelden yapılmış özellikle ilkbahar ve yaz aylarında gece özel davetlerde yada normal günlerde dahi ince yazlık kıyafetlerin üzerine giyebileceğiniz 2012-2013 bayan şal modellerinden.
Beyaz pon pon papatya çiçek desenli çok özenerek el yapımı kışlık yün iplerden imal edilen bu şal modeli son yılların en çok aranan ve herkesin sahip olmak istediği çok şık bir şal modeli. | ceb8320eb7cd | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Dört Dublinli arasında yazınsal akrabalıkların ötesinde kişisel yakınlaşmalar da yaşanmıştı. Wilde, Londra’da akrabası bulunmayan Yeats’i 1888 yılında, Noel yemeğinde büyük bir incelikle ağırlamıştı. Yeats de, ahlaka aykırı davranışları nedeniyle Wilde hakkında bir dava açıldığında, yazara destek veren tanıklığıyla karşılık vermişti buna. Birkaç yıl sonra, Yeats gün doğumunda kalkıp Joyce’un trenini karşılamaya Euston Garına gidecekti; daha sonra Joyce’a iş bulmak için Londra’daki yayınevlerini birlikte dolaşacaklardı. Beckett’in bıçaklanmasının ardından, bir hastane odasında Joyce’la Beckett arasında
sessiz ama sevgi dolu bir iletişim yaşanmıştı. Joyce biyografisiyle haklı bir ün yapan Richard Ellmann bu küçük, ama yoğun kitapta edebiyatın müthiş dörtlüsünün temel izleklerini karşılaştırmalı olarak ele alıyor. | 3a29d1a645d7 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu uyarınca elektronik imzalı veri oluşturma ve bu veriler üzerindeki imzaların doğrulanması işlemlerinin yürütülebilmesi için, ilgili yazılım bileşenlerinin mevcut uygulama yazılımlarına entegre edilerek, elektronik imza kullanım özelliğinin sağlanması.
Uygulama yazılımlarına, güvenli elektronik imza oluşturma ve doğrulama kütüphaneleri entegre edilerek elektronik imza oluşturma ve imza doğrulama özellikleri eklenebilmektedir.
Kütüphaneler tarafından sağlanan fonksiyonlar aracılığıyla, imzalama ve imza doğrulama işlemleri sırasında, sertifika doğrulaması, sertifika iptal listesi (SİL/CRL) ve gerçek zamanlı çevrim içi sertifika durum sorgusu (OCSP) kontrolleri yapılabilmektedir.
Zaman damgası hizmeti de imza oluşturma işlemleri ile tümleşik olarak kullanılabilmektedir. Oluşan imzalı verilerin daha sonraki tarihlerde doğrulanabilmesi için, imzalanmış veri üzerine zaman damgası aracılığıyla anlık zaman bilgisi eklenebilir. Zaman damgası sunucu hizmeti isteğe bağlı olarak TÜRKTRUST tarafından sağlanmaktadır.
Yazılım bileşenlerinin tasarımı ve geliştirilmesi tamamen TÜRKTRUST tarafından gerçekleştirilmiştir. | 887f07f86e4f | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Milliyet`te yer alan habere göre, Konut Yatırımcıları ve Geliştiricileri Derneği (KONUTDER
) Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Faruk Çelik, yasa ile birlikte mevcut konut projelerinin aleyhine durum oluştuğunu belirterek, kanunda yer alan “Projeler ruhsat almadan satılamaz” maddesinin yanında yönetmelikte de “Kat irtifakı da kurulmalı” zorunluluğunun geleceğini söyledi.
İŞTE BU İKİ MALİYET EVE YANSIYACAK
1- KAT İRTİFAKI ZORUNLU OLACAK:
Projenin satışa çıkması için ruhsat almak yeterli olmayacak. Kat irtifakı zorunluluğu da aranacak. Bu da proje maliyetlerini yüzde 12-13 oranında artıracak.
2- 30 KONUTUN ÜSTÜNE SİGORTA ŞART:
30 konut ve üzeri projelerde şirket projenin tamamı için sigorta yaptırmak zorunda. Böylece müteahhit batsa da tüketici koruma altına alınacak. Fiyata etkisi yüzde 2 olacak.
Dolayısıyla projelerin ruhsatlarını almalarının ardından zeminden 1 kat yukarı çıkana kadar en az 1 yıl boyunca satışa çıkamama sorunununun ortaya çıkacağını belirten Çelik, “Şu anda yapımına devam edilen 1-2 katlı projeler için sorun yok. Ancak büyük projeler bu durumdan olumsuz olarak etkilenecektir. Projelerin satıldıkça yükseldiği bir ortamda, 1 yıl sonra satışa geçilebilecek bir projede müteahhit bunun maliyetini kendisi karşılayacaktır. Bu da fiyatların yüzde 12-15 seviyesinde artmasına neden olacaktır” dedi. Çelik konut tamamlama sigortasının da maliyeti yüzde 1-2 artıracağını söyledi.
SİGORTA ŞARTI VAR AMA HENÜZ ÜRÜN YOK
Özyurtlar İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı Tamer Özyurt ise kanunda projelere bitirme sigortası yapılması gerektiğinin yer aldığına dikkat çekerek, “Ancak bugün itibarıyla projelere sigorta sağlayacak bir firmanın varlığı söz konusu değil. Gidiyoruz, sigorta şirketleri ‘Böyle bir ürünümüz yok’ diyor” diye konuştu. Özyurt, 36 ay içinde projeyi bitirme zorunluluğuna karşı cezaya girmemek için satışları etaplara böldüklerinin de altını çizdi.
‘Ruhsat yoksa satışın durması çok doğal’ Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı, yasanın çıkmasının ardından ruhsatsız satış yapan konut projelerindeki satış faaliyetlerinin durmasıyla ilgili olarak değerlendirmelerde bulundu. Yazıcı, “Yasa elbette ki gücünü gösterecek. Eğer ruhsat almadan yap-sat başlamışsa bunun durmuş olması doğaldır diye düşünüyorum” ifadesini kullandı. | 7813502a1772 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Birliğimize Pfizer İlaçları Ltd. Şti.’nden gelen 17.02.2012 tarihli yazı ile ruhsatına sahip oldukları;
-“Lopid 600 mg 30 tablet” adlı ürünün 012041 (SKT: 04.2014) serisi için,T.C. Sağlık Bakanlığı İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü’nün bilgisi dahilinde, 15 Ağustos 1986 tarih ve 19196 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “Farmasötik ve Tıbbi Müstahzar, Madde, Malzeme ve Terkipleri ile Bitkisel Preparatların Geri Çekilmesi ve Toplatılması Hakkında Yönetmelik”e göre bir adet blisterde yabancı madde tespit edilmesi sebebi ile 2. Sınıf B seviyesinde (eczane, ecza deposu, hastane, v.b.) geri çekme işlemi uygulanacağı bildirilerek,
Eczaneler tarafından geri çekme işlemi kapsamında yukarıda bilgisi verilen ürün ve serinin satışının durdurulması ve ivedilikle iade faturası düzenlenerek ticari ilişki içinde bulundukları ecza depolarına iade etmeleri istenmiş olup, ürünün satışını yaptıkları bütün depolara aynı doğrultuda gerekli bilgilendirmenin yapıldığı belirtilmiştir.
Bilgilerinizi ve konunun üyelerinize duyurulmasını saygılarımla rica ederim.
Uzm.Ecz.Harun KIZILAY
Genel Sekreter | 3743f78a804e | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
İngiliz The Independent gazetesi Suudi Arabistan ve Katar’ın Suriye’deki muhalifleri silahlandırdığını ve silahların naklinin Türkiye üzerinden Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) tarafından sağlandığını yazdı.
Gazete Ankara’da görev yapan Batılı bir diplomata dayandırdığı haberinde Türkiye’ye deniz aracılığıyla gelen silahların kamyonlarla sınır bölgesine getirildiğini yazdı. Gazeteye konuşan diplomat bu silahların nakliyatından Türklerin de haberi olduğunu ifade ederken Ankara’nın bunu doğrulayacak resmi bir açıklama yapmadığını dile getirdi.
Batılı ülkelerin silahların radikal İslamcı kesimlerin eline geçtiği yönünde kaygılarının bulunduğunu da söyleyen diplomat silahların ağırlıklı olarak Müslüman Kardeşler örgütü ile irtibatlı muhalif gruplara verildiğini öne sürdü.
Türkiye üzerinden silah nakliyatı konusunda daha once de Özgür Suriye Ordusundan Batılı medya kuruluşlarına konuşan bazı militanlar açıklama yapmıştı.
Son olarak da yine adının açıklanmasını istemeyen sınırdaki Bab al-Hawa şehrinde konuşlanan bir komutan kendilerine Türkiye üzerinden silah ve iletişim malzemeleri gelmeye devam ettiğini ve önümüzdeki günlerde bir taarruz başlatacaklarını söyledi.
Suudi yetkililer Nisan ayının başında düzenlenen Arap Birliği toplantısında Suriye’de muhaliflerin silahlandırılması gerektiğini açık bir dille ifade etmişti. Katar da Suudilerin bu önerisine katılmıştı.
Türkiye ise bugüne kadar Suriye’de muhaliflerin silahlandırılması konusunda herhangi bir açıklama yapmadı. Ancak Ankara’nın silahlı muhalif gruplara açık siyasal destek verdiği biliniyor.
Türkiye'nin Suriyeli grupları silahlandırdığına yönelik ilk iddia bölgede yıllarca çalışmış emekli CIA ajanı Robert Baer'den gelmişti. Baer, Ağustos ayında, "Suriye'deki gruplara yalnızca Irak'tan değil, Türkiye'den de silah gönderiliyor" demişti.
Suriye'de Esad yönetimine karşı silahlı bir isyan başlatan Özgür Suriye Ordusu'nun karargahının Türkiye'de olması ve Türkiye-Suriye sınırında sürekli olarak ordu ile muhalifler arasında çatışma olduğuna yönelik gelen haberler bu iddiaları güçlendiriyor.
İddiaları son olarak Times gazetesinde Richard Beeston ve Charles Bremner dile getirmişti. Türkiye'nin silah geçişine göz yumduğu iddia edilen haber, Dışişleri Bakanlığı tarafından yalanlanmıştı. Bakanlık sözcüsü Selçuk Ünal, haberlerin gerçeği yansıtmadığını iddia etmiş, Türkiye'nin Suriye politikasının "son derece açık ve net olduğu"nu belirtmişti. | b66bef15720a | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Vatan Trafik Kurumsal
Vatan Trafik, tecrübeli ekibi ile Trafik İşaret Levhaları, Trafik Yön Bilgi Levhaları, Trafik Sinyalizasyon ve Kent Bilgi Sistemleri sektörlerinde hizmet veriyor. Ülkemizin hemen hemen her tarafına standartlardan ödün vermeden üretim aşamasından montaj kısmına kadar hizmet veren firmamız alanında bulunduğumuz Trafik sektörünün ciddiyetini ve önemini benimsemiş ve bu konuda her geçen gün Ar-Ge çalışmalarıyla trafikte kalıcı çözümler bulmayı kendine ilke edinmiştir.
Amacımız günlük hayatımızın her anında trafik ile ilgili sorunlara pratik, hızlı, hesaplı ve kalıcı çözümler bulmaktır. Bu amaçla Vatan trafik olarak bizim üstümüze düşen görev; Günün şartlarına uygun çözümler üretmek satış sonrası hizmet vermek ve müşteri memnuniyetini kalıcı kılmaktır.
Vatan Trafik olarak "Yönlendirme Bizim İşimiz" sloganı ile başladığı üretim serüveninde müşteri memnuniyetinin, müşteri potansiyeli ile bağlantılı olduğunun her zaman bilincinde olan ve bu bilinç doğrultusunda çalışmalarını titizlikle sürdüren, her geçen gün müşteri potansiyelini arttıran ve arttırmaya devam eden firmamız trafik ile ilgili her türlü ihtiyacınıza cevap vermeye hazırdır. | 5f7e5e9bc3b6 | [
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Emek'te oturan arakadaşımızın evini tercih etmemizin nedeni, evin geniş ve kaloriferli oluşuydu. Oysa o bölgeye faşiştler hakimdi. Tedirgindik. Onlardan olmadığımız her halimizden, özellikle de bıyıklarımızdan belliydi. Ölüm sokaklarda kol geziyordu. 1979 yılına korka korka giriyorduk.
1979'un ilk günü, öğleye doğru baş ağrısı ile uyandım. Ortaklaşa aldığımız piyango biletlerinde birkaç amorti vardı.
Yalnızca salonda soba kurulabilen dar, uzun bir dairede kiracı olarak oturuyoruz. Salonun dışında hiçbir yer ısınmıyor. Akşamları kirli hava sis gibi çöküyor Ankara'nın üzerine, dışarıda göz gözü görmüyor. Samsun sigarası içiyorum.
Yaşam evle iş arasında geçiyor. Geceleri bir yere gitmiyoruz. Siyah beyaz televizyonumuzdan haberleri izliyoruz; kahve taramalar, katliamlar, bombalar, ölümler... Silah sesleriyle uyandığımız çok oluyor. Cumartesi günleri Tunalı Hilmi Caddesi'ne çıkmak, Çağdaş Sahne ya da Akün Sineması'nda film izlemek, çıkışta hava uygunsa Kızılay'a kadar yürümek tek eğlencemizdi. Sık sık Zafer Çarşısı'na gider, kitapçıları dolaşırdık. Cumartesi günleri de balık ve şarap lüksümüz vardı. Sinema çıkışı Kızılay'da Sakarya Caddesi'ndeki balıkçılardan balık, Hüsmen Aga'dan turşu alırdık. Pazar günleri gazete sayısı üçe çıkardı, televizyonda sabah ondaki filmi izlerdik. Banyo kazanının sobasını yakardım, merdaneli bir çamaşır makinamız vardı.
Yıl boyunca okuduğum kitap ve dergileri bir yere yazmıştım. Bu alışkanlık iki yıl önce başlamıştı; amaç, bir önceki yıla göre daha çok kitap okumaktı. Aralık ayının sonlarına doğru, Emek'te oturan arkadaşım "yine bizde toplanalım" dedi. Yine onda toplandık ve ortak Milli Piyango bileti aldık. Çok şey beklediğim 1979 yılı beklentilerimi vermeden geçti.
"1979", Cemil Kavukçu
The Smashing Pumpkins - 1979 | 8bbfdb448575 | [
"c4",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Bu özrüm olsun ondan. Çok güzeldi. Telli bir ajandaydı. Evrenkent vermişti 2004 – 2005 öğretim yılında. O zaman kullanmamıştım. Sadece içindeki reklam sayfalarını yırtarak bir kenara emanet etmiştim. O anda, onun düşüncelerimi paylaşacak bir arkadaş olacağını aklımın 45 derece doğu meridyenine bile getirmemiştim. Birkaç dersimin defteri olma görevini de pekiyi yerine getirebilirdi. Ben onu sırdaş olarak seçtim, o da benimle arkadaşlığı kabul etti. Fazla ders çalışmıyorum zaten.
Yazı yazarken bazen ara veririm. İstemli veya tam tersi ve yazının içeriği bir anda değişir. Kısaca komşumdan gelen gürültüler bana eski komşumu özletti. Yöneticiye para vermek için çıktığımda, yöneticinin güzel kızından babasının evde olmadığını öğrendim. Birkaç kat aşağıya inerek ev sahibine geçerek, önce kahve sonrada oturma ve sohbet uzayınca çay içerek günlük olaylardan lak lakladık. Şimdide odamda bir sinek var rahatsız ediyor beni.
Aslında yazımı bir sayfada bitirmek için kısa kesmeye çalışmıştım ama ne gerek var ki, daha çok sayfam var. Kendimden bahsetmeye devam edeyim. Özbek soy ismine sahipseniz beklide akrabayızdır.
Çocukken –fırının üstündeki tencerenin içini göremeyecek kadarken- mutfakta yemek yapan anneme yaklaşarak sorardım ne çorbası yapıyorsun anne şeklinde bazı harfleri yutarak tabi. Annemde biraz mizah, birazda tüm gün yaptığı ev işlerinin verdiği yorgunlukla “ye doy çorbası” derdi. Bu “ye doy çorbası” oldukça değişkendi, her zaman sürprizlerle doluydu. Farklı farklı tarifleri vardı. Bazen çok seviyordum. Bazen de tabağımdakileri bitirmek zorunda bırakılıyordum.
Saat 23.15, kafam duman, Her şey bulanık. Bir şeyler saçma. Hiçbir şey içmedim aslında.
Çocukları seviyorum (böyle saçma oldu iki kelime arasına “çok” eklersem düzelir ama bu seferde samimiyetsiz duruyor). Siz istemediğiniz sürece yalan söylemezler. Bir yerlere bağlamak için birkaç örnek yazabilirim fakat (oldukça “ama” kullandım, değişiklik olsun) eminim sizinde sık sık başınıza benzer olaylar geliyordur. (Lütfen çocuğunuz oyuncak silah, kılıç, vs. almayın veya oyuncakçıysanız satmayın. Her şey daha güzel mi olur, yoksa fazla hayalperest miyim?)
Televizyonla büyüdüm ben. Bir bakıma o da aileden biriydi.Çok şey öğrendim ondan. Öğrenmeseydim de olurdular da var çokça.
Oyunlar vardı eskiden televizyonda. Tek dişi kalmış kahraman olan Hugo hala yayınlanıyor. Neler yoktu ki. Bursa’ da Olay Tv’ de araba yarışları vardı, iki kişi aynı anda oynuyordu galiba. Atv de hafta sonları çıkıyordu, sanırım sabahleyin. Bir sürü bilgisayar, bir sürü çocuk ve üçüncü kez tekrar etsem de bir sürü oyun (eskiden büssürü derdim), severdim bunu da. Star’ da Mario vardı. Atlı Mario derdim (çocukken zaten dört ayaklı her şeye atika dermişim). 8 bit atarilerde uzun bir süre aramama rağmen bu oyunu bulamamış Normal Mario ile idare etmiştim (Kasetler ateş pahasıydı). Atv de ayrıca Dinazorus adında bir oyun yayınlanırdı. Kahramanımız ezergeçerus, balgamatarus ve daha nicelerine karşı amansız bir mücadele vererek sevdiceğine kavuşmaya çalışıyordu. Kaykay bindiği araçtı.
Hugo’ yu Tolga Ağabey sunardı. Tren yolu ve dağ vardı. Hiç yanmadan geçsek bile iki bölümü, kaderimiz üç tane ipe bağlıydı en sonunda. Şans faktörünü öğrendik hayattaki. Benim sb bilgisayarımın olduğu zamanlar, bu oyunu yüklemişti babam, bilgisayara. Cd, dir, vs. komutun ne işe yaradığını ancak biliyordum. Hugo’ nın klasörüne giriyorum, dir yaparak ne yazmam gerektiğine bakıyorum. HUGOII yazabilsem komut satırına, oyunu açabileceğim. Ama bir sorun var, klavyede normal rakamlar olduğu halde Romen rakamları yok, sağ olsun babam yardım etti de Hugo’ yu ailesine kavuşturabildim. (Cadı Sila’ yı çekici bulmak, tırnağıyla ekranı çizerkenki sese gıcık olmak)
Bir keresinde de babama, haberler niye bitmiyor diye sormuştum. Çünkü TV deki her program, çizgi film, dizi bir süre yayınlanıyor ve bitiyordu. Ama haberler sürekli devam ediyordu. Bir adam ve bir kadın sırayla bir şeyler söylüyorlardı. Sanırım yine de anlamamıştım, babamın açıklamasından sonra, ne sıkıcıydı şu haberler.
Yandaki komşum yine yüksek sesle müzik dinlemeye başladı. Akşam ezanı okunurken müziğin sesini kapatmıştı, ya Müslüman’dı ya da diğer dinlerin değerlerine önem veren bir diğer din mensubu o da olmadı ateist. A be insan benim hakkıma tecavüz etmiyor musun? İlla benim uyarmam mı gerekiyor? Salak mısın? Yoksa kendini herkesten üstün mü görüyorsun?
22.09.06. son | 5a71245a5769 | [
"c4",
"culturax",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Çok yemek iyidir ama fazla yemek iyi değildir. Bilgisayar mimarisi dersinde öğretim görevlisi (Şirzat Kahramanlı) bize Türkçe dersi veriyor, helal olsun. Bir sene İngilizce hazırlık göreceğimize, Türkçe öğrenseydik daha iyi olurdu. Bildiğimizi sandığımızı bir şeyi cevaplarken kullandığımız kelimeleri doğru seçmediğimiz için karşımızdaki kişiye yanlış şeyler ulaştırdığımızı her ders gösteriyor bize.
Yandaki gürültüperver komşularım yüzünden başlıktaki aletlerden aldım. İthal silikondan yapılmış. Acaba bizim memlekette silikon ağacı yok mu diye düşündüm. Hadi çip, entegre üretemiyoruz da ham silikonu alarak kulak memesi kıvamına da mı getiremiyoruz. (Olayı bu boyuta taşımasam olmaz zaten!)
Umarım zararı yoktur, kısa bir araştırma yaptım gözüme bir şey çarpmadı. Ayrıca ev arkadaşıma on yıla kadar istediğimiz duyu organlarını istediğimiz süre zarfında devre dışı bırakabileceğimizi söyledim, o da bıyık altından gülümsedi nedense.
Komşularıma laflar hazırlıyorum sürekli (burada ha bire yazacaktım) ve içimden söylüyorum. Binayı diken saygı değer kişiyi de yalıtıma gösterdiği önem nedeniyle ayrıca öpmek istiyorum.
Yaklaşık 21 db cart curt yaparak, “doğal yolla daha iyi uyku uyumak için” bizlere hizmette sınır tanımıyormuş Elite marka bu non allergenic super soft silikon. Ayrıca kendileri kulak koruyucusu oluyormuş, düzeltmemi istedi.
Komşularımın sesi daha az geliyor ama yine de o nanahoş olmayan (değilinin değilinin tersi) seslerini yine de duyuyorum. Belki Galip’ den sesler duyuyorum. Belki de bende bir gariplik vardır.
Gün güneşlik insanlar neşeli. Susam Sokağı. Umarım ileride çocukluğumda bir günün sürekli tekrar ederek ömür boyu orada kalabilme isteğimden kurtulurum, can sıkıyor çok.
Kulak koruyucusu denize girerken de takılabiliyormuş. Boğulmaktan daha kötü bulurdum kulağıma su kaçmasını. Sanki küçük balıklar kulağımdan içeri girerek beynimi kemireceklermiş gibi
Patates cipsi yerken acayip ses çıkıyor. Ayrıca çıkardıktan sonra kulaklarımda uzun otobüs yolculuklarından sonra meydana gelen çınlamalar baş gösteriyor
En iyisi (hayır, komşularıma bir zarar vermeyeceğim)…
(14.11.2006)
Dün, yan odaya taşındım (11.12.2006) | cfd8d0167557 | [
"c4",
"culturax",
"hplt2",
"vngrs"
] |
KIZ BEBEK İÇİN HEDİYE HAZIRLANAN HASTANE ODASI İKRAMLIKLARI(BADEM ŞEKERLERİ VE MİNİ KURABİYELER)
Yayınlayan: Maviş'in Mutfağı -Tarih: 28.6.13
Pembe ahşap kutuda,50 adet kişiye özel süslenmiş bebek badem şekerleri ve mini boy bebek kurabiyeleri...
Son ana kadar bebeğin ismi belli olamadığı için kutu üzerine isim yazılamamıştır.İsteğe göre her çeşit süsleme, isim kutu üzerine işlenebilmektedir.Kutu içerisinde iki adet Pelit marka badem şekeri kullanılmıştır;kız bebek başı ve çiçekle süslenmiştir.(Süslemeler farklı şekillerde de olabilir.)
Mini boy bebek kurabiyeleri de, arzu edilen renklerde ve temalarda hazırlanabilir.Farklı sunum seçenekleri mevcuttur...
Bugün doğan bebeğimize ailesiyle beraber sağlıklı,mutlu uzun seneler dilerim...
Kaydol: Kayıt Yorumları (Atom) | 75bdcf7843b9 | [
"c4",
"culturax",
"hplt2"
] |
Golden Drop Şampuan
Golden Drop şampuan özel olarak saç dökülmesini önlemek ,kepeklenmiş,kırılmış,cansızlaşmış ,parlaklığını yitirmiş saçlarınıza yeniden oluşum sağlamak için geliştirilmiştir. Saç köküne etki ederek saç dokusunu geliştirip saçlarınızda ki olumsuzlukları giderip saç kalitenizi arttırır.Saçlarınızın uzamasını ve yeni saç çıkmasını destekler. Yenilikçi formülü saç köklerini güçlendirmek için çalışılmış içeriğinde Plasenta, Palmetto tohum ve Hop özler bulunmaktadır. Keratin, Panthenol ve Buğday Proteinleriyle saçlarınıza doğal parlaklık ve sağlıklı görünüm verir, besler . Saç dökülmesi kullanımının 4. ve 5. gününde azalır.
Ayrıca içeriğinde bulunan EGCG (hücre yenileyici) ile ölü hücreleri canlandırır. GOLDEN DROP Şampuan, bitkisel ve yağ kompleksi içeriğiyle tamamen doğal olup, hiçbir yan etki içermez, pH 5,5 değeriyle saç derisine uygundur. Bu sayede saç derisinin doğal koruyucu asit örtüsünü stabilize eder ve saçların yağ dengesini korur, her saç tipine ve sık kullanıma uygundur.250ml
Doğal şampuanlarımızda bitkilerden elde edilen yağ özleri ve bitki suları kullanılmış olup, Parafin,Paraben,EDTA,Esans İÇERMEZ.
*Adet fiyatıdır. Sipariş vermek için üzerine tıklayınız. | 31bf7777f87e | [
"culturax",
"hplt2",
"vngrs"
] |
IMDb'de okuduğuma göreeee, sıkı durun, Sex and the City 7. Sezon için televizyona geri dönebilirmiş!!
Anlaşılan 3. SATC filmi için olan söylentiler artık yeni TV sezonu yönünde olacak. Vogue'un sitesindeki habere göre Daily Mail'e bir kaynak, "Darren Star (dizinin yaratıcısı) son sözü söyleyecek, ama herkes TV show'un bu franchise'ı yönlendirmek istedikleri yer olduğuna karar verdi." demiş ve durun devamı da var; yapımcılığını da Sarah Jessica Parker yapacakmış. Zaten 2. film hakkındaki kötü yorum ve eleştirilerden sonra yeni bir film yapmak konusunda endişeleniyormuş ama bir TV şovu kesinlikle olmasını istediği bir şeymiş o kaynağın aktardıklarına göre.
Daha önceki söylentilere göre üçüncü film çekilecek ve bu sefer Carrie, Charlotte, Samantha ve Miranda'nın gençlik yıllarının anlatılacağı ve hatta Blake Lively'nin (Gossip Girl'ün Serena'sı) de başrolde olacağı konuşuluyormuş, ama anlaşılan planlar değişikliğe uğrayacak. Bakalım neler olacak?
Bu arada keşke yıllardır Friends için de aynı şeyler söyleniyor ne bir film ne bir reunioncık gördük. Keşke Friends de geri dönse! Çoluk çocuk yeni hayatları da aynı derece eğlendirmeye devam eder bence. :) | 7f060ffb6907 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Rasmussen:
2 Aralık 2012 Pazar
Düşman İzmir'e karargah kurdu
25 Kasım 2012
Tayyip Erdoğan: "Patriotların nereye konuşlandırılacağına biz karar vereceğiz"
AKP Sözcüsü Hüseyin Çelik: "Tetik Türk Ordusu'nda olacak"
Ama bu sözler gerçeği yansıtmıyordu.
Yetki de, tetik de, toprak da NATO'nundu.
Ne AKP Hükümeti ne de Türk Ordusu söz sahibi değildi.
İşte gerçekler:
Gazeteci soruyor:
"Patriotlar nereye konuşlanacak, kaç tane gelecek, komuta kimde olacak?"
AKP Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz yanıtlıyor:
"Önümüzdeki hafta NATO Konseyi karar verecek"
FAZ (Frankfurter Algemayne Zaytung) yazıyor:
"Komuta Amerikalı Amiral Stavridis'te olacak"
27 Kasım 2012
Amerikalı General Stavridis, soyadından da anlaşılacağı gibi Yunan asıllı.
Hazret anılarını kitaplaştırmış. Kitabın adı: Destroyer Captain
Bu kitapta, Kurtuluş Savaşımızı "Rumlara karşı etnik temizlik", "Soykırım" olarak suçluyor.
İlgili bölümü kısaltarak veriyorum:
"1920'lerin başında büyükbabam Rumlara karşı yürütülen etnik temizlik harekatının (pogrom diye okuyunuz) bir parçası olarak Türkiye'den sürgün edildi. Bir botla Ellis Adası'na kaçtı. Ama kardeşi onun gibi şanslı değildi ve doğrudan Rum azınlığı hedefleyen şiddet sonucunda öldürüldü."
Stavridis'in burada kullandığı "pogrom" kelimesi, özel olarak Çarlık Rusyası'nda Yahudilere karşı yapılan soykırım için, genel olarak da dinsel ve etnik bir azınlığa karşı uygulanan planlı sistemli bir soykırım için kullanılıyor.
Yani Yunan ordusu sanki İzmir'e çıkmamış, Polatlı'ya kadar ilerlememiş, her yeri yakıp yıkmamış da, Türkler Rumlara soykırım yapmış.
Tıpkı "Ermeni soykırımı" gibi aslı astarı olmayan bir iftira.
İşte hava savunmamız bizi soykırımcı olarak suçlayan bu Generale teslim. İlk Müslüman yöneticilerimiz sayesinde.
Stavridis'in kitabı
Patriotlar yerleştirilince Türkiye'nin hava savunmasında yetki NATO'nun Almanya'daki merkezine geçmiş olacak.
Libya saldırısında donanmamız, Barbaros'un yendiği Haçlı Amirali Andrea Dorya'nın adını taşıyan geminin kumandasına girmişti.
Bu ayıp, bu utanç şimdi ikiye katlandı. İlk Müslüman Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti sayesinde 2 defa Haçlı komutası altına girdik.
Bu kadarla da bitmiyor. Suriye'ye bir saldırı yapılırsa, kara, deniz ve hava kuvvetlerimiz Genelkurmay devre dışı kalacak şekilde Stavridis'in komutası altına girecek.
Hem Türk yetkililer, hem de NATO yetkilileri, patriotların "NATO Hava Savunma Planı" çerçevesinde Türkiye'ye gönderileceğini açıkladılar.
Bunun anlamı: Yetki de, tetik de NATO'da. Yabancı askerlerin Türkiye'ye geliş nedeni de bunları kullanmak.
Suriye sınırında NATO eliyle yapılacak bir provokasyon, bizi savaşa sokabilir.
Ayrıca, patriotlar taşınabilir platformlar üzerinde olduğu için, başka ülkelere karşı da kullanılabilir.
Patriotların konuşlandırılacağı yerleri tespit etmek için NATO askeri - teknik heyeti inceleme yapacak, NATO Konseyi karar verecek, patriotları gönderen ülkenin parlamentosu bu kararı onaylayacak.
Dikkat: Bizim ülkemize yerleştirilecek füzelerin yerlerini bir Haçlı ülkesinin parlamentosu onaylayacak, Türkiye Büyük Millet Meclisi adam hesabına bile alınmıyor.
İşte ilk Müslüman yöneticilerimiz ve getirdikleri ileri demokrasi sayesinde düştüğümüz durum: Adam hesabına bile alınmamak.
28 Kasım 2012:
"Peygamberimize hakaret eden karikatürleri savunan Rasmussen NATO Genel Sekreteri olamaz" diye yumruğunu masaya vurmuştu Tayyip Bey.
Daha sonra onay verdi ve "Rasmussen'in seçilmesi hayırlı olmuştur" dedi.
İşte bu Rasmussen bir açıklama yaparak Tayyip Bey'i yalancı çıkardı.
Tayyip Bey: "Patriotların tetiği bizde olacak, masrafları NATO karşılayacak. Patriot'a para vermeyi düşünmüyoruz." demişti.
Rasmussen:
Rasmussen:
"Tetik NATO'da olacak, masrafları ise Türkiye karşılayacak" deyiverdi.
Kürecik radarı olayında da böyle olmuştu. Tayyip Bey "Düğme (buton) bizde olacak" demişti. daha sonra "İsteğimiz oldu, düğme NATO'da" diye övünmüştü.
"Ne işi var NATO'nun Libya'da?" diye gürlemişti. Daha sonra "NATO Libya'ya Libya'nın Libyalılara ait olduğunu tescil etmek için gitti" gibi dünya mizah edebiyatına bir başyapıt olarak geçen açıklamasını yapmıştı.
29 Kasım 2012
NATO askeri heyetini İşçi Partisi karşıladı
İşçi Partisi Kürecik'te
Patriotların kurulacağı yeri tespit etmek için Malatya'ya giden 10 kişilik NATO askeri heyetini Kürecik Karahan Tepesi yamaçlarında İşçi Partisi karşıladı.
İşçi Partisi Malatya İl Başkanı Arif Doğan, "NATO ABD'nin saldırı örgütüdür" dedi. Jandarma engeli eylemi durduramadı.
Tayyip Bey "Kürecik sadece radardır, füze yoktur" demişti. Radarın Akdeniz'de dolaşan ABD gemileri ve İsrail uçakları tarafından atılacak füzelere yol gösterdiğini kimsenin bilmediğini farzediyordu.
Ama işte füzeler de gelmişti. Arif Doğan : "Hani sadece radardı, işte füzeler de geldi. İsrail'e kalkan olmamız istenmektedir. "Bu topraklar NATO'nundur" deme cüretini kimden alıyorsunuz" diye konuştu.
Tayyip Bey "Patriotların konuşlanacağı yerler NATO toprağıdır." demişti.
Amerika'nın Ankara Büyükelçisi Ricciardone de "Suriye'ye karşı NATO Türkiye'nin yanında yer alıyor. Türkiye ile İsrail arasında da devamlı ve verimli bir diyalog olmalı" deyiverdi.
Rusya DışişleriBakanlığı: "Patriot füzelerini Türkiye'ye yerleştirme fikri hoşumuza gitmiyor. Bu fikirde gizli tehdit görüyoruz"
30 Kasım 2012
İşçi Partisi Genel Başkanvekili Av. Hasan Basri Özbey:
"Gladyo, yani SüperNATO iktidardadır. Türkiye Cumhuriyeti ortadan kaldırılmakta, NATO Cumhuriyeti kurulmaktadır.
Bölünme Anayasası, Eyaletler Yasası, Ergenekon ve Balyoz tertipleri, başkanlık sistemi, kamuda Kürtçenin ikinci resmi dil haline getirilmesi, anadilde savunma, füze kalkanı, patriotlar, İzmir'in NATO savaş üssü yapılması, Suriye'ye karşı yıkıcı faaliyet, terör kampları, tekke ve zaviyelerin açılması, ve diğerleri, hepsi Büyük Ortadoğu yani Büyük Kürdistan Projesi uygulamasıdır. Türkiye'yi bölme, Büyük Kürdistan kurma amacına yöneliktir."
"Ama zor oyunu bozacaktır.
Önlenemez çöküşe sürüklenen Amerika, kaybetmeye mahkumdur. Devrimci önderlikle ayağa kalkan Türk Milleti, ABD'yi, NATO'su ile, Eşbaşkanı ile birlikte denize dökecektir."
1 Aralık 2012
NATO Müttefik Kara Komutanlığı, törenle İzmir Şirinyer'de faaliyete geçti.
Komutanlığa atanan Amerikalı Korgeneral Hodges bir soruyu şöyle cevapladı: "Suriye ile savaş durumunda NATO'daki Kara Kuvvetleri komutanlıklarının kontrol, idari ve yönetim merkezi burası olacaktır".
Emekli General Cengiz Aycan, bu sözleri şöyle tercüme etti:
"Savaş çıkarsa Türk Genelkurmayı devre dışı kalacak. Birinci, İkinci ve Üçüncü Ordu Komutanlıkları doğrudan Korgeneral Hodges'in komutası altına girecek."
Genelkurmay Başkanımız Sayın Özel ve Kuvvet Komutanları sigaralarını yakıp viskilerini içerek savaşı televizyondan takip edecekler yani.
İşçi Partisi NATO'nun kapısına dayandı
İP NATO'nun kapısında
NATO töreni öncesi 300 küsur İşçi Partili Şirinyer'de NATO'nun kapısına dayandı.
Polis barikatını farklı bir güzergahtan aşan İP'liler kapıya 50 metre kadar yaklaştı.
"İzmir NATO'ya mezar olacak"
"Yanki go hom"
İP İzmir İl Başkanı Tugay Şen: "Amerika ve acz içindeki BOP Eşbaşkanı ister NATO ile, ister Gladyo ile gelsinler, kaybetmeye mahkumdurlar."
İşçi Partisi eylemi nedeniyle 9:30 da başlaması planlanan NATO töreni 11:00 e ertelendi.
Çevik Kuvvet yetkilileri İşçi Partili gençlere: "Üzerinizdeki gömlekleri çıkarın" dediler. İP İl Başkanı Tugay Şen polislere: "Gömleklerimizdeki "Yaşasın Atatürk Cumhuriyeti" yazısı ve Atatürk resmi sizi niye rahatsız ediyor" diye sordu. Bunun üzerine emniyet yetkilileri bu isteklerinden vazgeçtiler.
Tugay Şen:
"Tayyip Erdoğan "Bu topraklar NATO topraklarıdır" dedi. Böyle bir başbakan olur mu? Demek ki egemenlik hakkınızdan vazgeçmişsiniz. Bu topraklar Türk Milletinindir"
Niye sadece İşçi Partisi? İhale onlara mı kaldı? Yok mu ülkeyi savunacak başka parti?
Kaydol: Kayıt Yorumları (Atom) | 04301f2d1c73 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Ülkemizde en önemli ulaşım kaynaklarından biri olan şehirlerarası otobüs seferleri gün geçtikçe gelişmeye ve yeni firmaların da katılımıyla daha kaliteli hizmet sunmaya devam ediyor. Bu sektörde yılların tecrübesi ile hizmet veren önemli markalardan biri olan Ak Turizm yenilikçi ve sürekli kendini geliştiren personeli ile adeta tüm rakipleriyle kıyasıya rekabet edebilecek güçte. Son model konforlu otobüslerle otobüs filosunu sürekli zengin tutan Ak Turizm müşteri memnuniyetini kaybetmemek için uğraşan önemli otobüs firmalarından biridir. Oldukça önemli illerimize seferleri olan Ak Turizm otobüs bileti edinmek için sitemizi kullanabilirsiniz. Bilet satın alma konusunda nakit paraya ihtiyaç duymadan kredi kartınızı kullanarak Ak Turizm seferlerinden faydalanabilirsiniz.
Günümüzde gelişen teknolojiler otobüslerin seferlerini de internet üzerinden tek tıklama ile kolayca takip edebilmenizi ve anı anına online bilet alabilmenizi sağlıyor. Teknolojinin sunduğu bu imkânlardan faydalanarak bilet almak için yoğun çaba göstermenize ya da bayilere kadar gitmenize hiç gerek yok. Tek tıkla internetten sitemiz aracılığı ile Ak Turizm ve diğer pek çok otobüs firmasının seferlerini sorgulayabilir ve biletlerini satın alabilirsiniz. Üstelik yolculuk yapmak istediğiniz otobüsün krokisini görerek boş koltuklardan dilediğinizi seçebilirsiniz.
Pek çok firmanın şube işlemlerinin internet ortamına taşındığı günümüzde Ak Turizm biletlerini de internetten kolayca satın alabilirsiniz. Tüm dünya ülkelerinde en çok kullanılan bilet satın alma sistemlerimiz ile / gün 24 saat online otogar diye tabir edilen merkezimizden bilet satın alabilir ya da rezervasyon yapabilirsiniz. Ak Turizm otobüsleri ile konforlu ve zahmetsiz bir seyahat yapmak için sitemiz üzerinden bilet satın alabilirsiniz. Şimdiden sizlere ve tüm Ak Turizm yolcularına hayırlı yolculuklar dileriz. Ak Turizm ile seyahat ettiğiniz ve bilet satın almak için bizi seçtiğiniz için teşekkür ederiz. | f0a1319b6bc3 | [
"c4",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Sunday, June 9, 2013
Solvey Konferansı ve Bir Fotoğrafın Hikayesi
Solvay Konferansları (Fransızca: Conseils Solvay), her üç yılda bir düzenlenen ve fizik ile kimya alanlarında çözümlenmemiş konuları ele alan konferanslardır. Uzay ve Zamanın Kuantum Yapısı konulu 23. Solvay Fizik Konferansı 2005 yılında, From Noncovalent Assemblies to Molecular Machines konulu 21. Solvay Kimya Konferansı ise 2007 yılındaBrüksel'de düzenlendi.
Tarihte düzenlenen ilk fizik konferansı olarak bilinen 1911 Solvay Konfransı, Hendrik A. Lorentz'in başkanlığında Brüksel'de toplandı. Radyasyon ve Kuantum konulu konferansta iki ayrı yaklaşıma (klasik fizik ve kuantum kuramı) yer vermenin yarattığı sorunlar ele alındı. Katılımcılar arasında en genç fizikçi Albert Einstein'dı. Marie Curie ve Henri Poincarékonferansta yer alan diğer önemli isimlerdi. Konferans başarıyla sonuçlanınca, Uluslararası Fizik ve Kimya Solvay Enstitüleri 1912 yılında Belçikalı sanayici Ernest Solvay tarafından Brüksel'de kuruldu.
Benjamin Couprie’nin 29 Ekim 1927 tarihinde çektiği bu fotoğrafın hikâyesi, çok daha önceye gider: 1911 yılına, dünyanın ilk ve en meşhur uluslararası bilim toplantısı olan Solvay Fizik Konferansı’na.
En sonuncusu 2011’de yapılan bu konferanslara, bir asırlık zaman dilimi içinde dünyanın en iyi fizikçileri katıldı; postmodern fizik bu konferanslarda biçimlendi. Modern bilimin yaklaşık dört yüzyıl önce kurulmasından bu yana entelektüel camiada binlerce panel, konferans ve kongre yapıldı fakat bunlardan hiçbiri, tartışmalarla gündeme gelen Beşinci Solvay Konferansı kadar bilim tarihinde kalıcı bir yer edinemedi. Bilimsel tartışma kavramı, Solvay Konferanslarını, özellikle Beşinci Solvay Konferansı’nı başarılı ve önemli kılan en önemli unsur olarak kabul edilir. Klasik mekanik ile kuantum mekaniği arasındaki ayrışmanın bu kadar erken fark edilmesi, Niels Bohr ile Albert Einstein arasında yaşanan ve konferansa damga vuran tartışmaya bağlanabilir. Bohr ve ekibi, klasik mekaniğin belirlenimcilik, kesinlik ve yerel gerçekçilik gibi sert ve güçlü karakterlerinde bundan böyle “yumuşaklık ve zayıflama” ihtiyacının doğduğu konusunda ısrar ederken klasik paradigmaya karşı binlerce yıllık sağduyumuza aykırı yaklaşımlar da (belirlenimsizlik, kesinsizlik, yerel-olmayan gerçeklik vb.) önerirler.
Dokuz Nobel ödüllü bilim insanını aynı karede görmemizi sağlayan bu fotoğraf, zengin tarihsel ve kuramsal bilgilerle örgülüdür. Ön sırada bilim tarihinin neredeyse biricik leydisi, Marie Curie var. Yorgun görünen Bayan Curie, radyasyon üzerine yaptığı yüzlerce deney sonunda önemli bilimsel keşiflere ulaşmayı başardı ancak görme yeteneğini büyük oranda kaybetti. Ne bir kadın oluşu ne de gözlerini yüce bir ideal uğruna kaybedişi, hiçbir soruna kesin bir çözüm üretmemiş fakat yalnızca düşünmüş olan Sokrates kadar ona ün kazandırdı. Düşünmenin erkeğin işi olduğunu açıkça dile getiren Sokrates’i onaylayıp bayan Curie’yi yadsıyan bir fotoğraf bu aynı zamanda.
Bayan Curie’nin sağında, güç ve otoritenin kendisinde olduğunu belli eden Hendrik Lorentz, solunda ise onur konuğu diyebileceğimiz Max Planck oturuyor. Konferanstaki her şey, ilk dört konferansa da başkanlık etmiş olan Lorentz tarafından, Planck’ın ortaya koyduğu yeni hipotez şerefine gerçekleştiriliyor. Şuna bakın ki Planck, fotoğraftaki en mutsuz kişi gibi algılanıyor. Doğanın sürekliliği ve nedensellik ilkesinin doğruluğuna inançtan vazgeçmesi mümkün olmayan Planck’ın bitkinliğinin hatta yılgınının en basit nedeni, konferanstan önceki 26 yılını, kendi hipotezini çürütmeye çalışarak geçirmesi olabilir. Grubun en yaşlısı olan Planck, 89 yıl sürecek hayatında bu ters yöndeki mücadeleye bir 20 yıl daha verecek fakat asıl acıyı, yaşadığı bir başka mücadelenin içinde bulacak. Yedi çocuğundan hayatta kalan sonuncusu, Hitler’e düzenlenen bir suikastın sanığı olarak tutuklanacak, bedel olarak Planck’tan, Nazileri destekleyen bir bildiriyi imzalaması istenecektir. Planck, evlat acısını son bir kere daha yaşayacak ancak bilim etiğini ve sorumluluğu terk etmeyecektir.
Fotoğrafta, Nazi politikasını reddeden bir başka bilim insanı daha var: Planck ile aynı sıradaki Einstein. Einstein, Planck hipotezini kullanarak hem fotoelektrik etki olayına bilimsel bir açıklama getiriyor hem de kuantum mekaniğinin ilk önemli kavramını, fotonu keşfediyor. Fakat Heisenberg’in kesinsizlik ilkesi nedeniyle kuramın geldiği son noktadan hiç hazzetmiyor ve hayatı, kuantum mekaniğinin eksik, düzeltilmesi gereken bir “safsata” olduğunu ispatlamaya çalışmakla geçiyor. Görelilik kuramı, yerel-gerçeklik varsayımı ile ışıktan hızlı etkileşimin olamayacağı olgusuna dayanır; bu yüzden klasik kesinlik ve belirlenimciliği korur. Kuantum mekaniği ise ya ışıktan hızlı etkileşmelerin varlığını onaylamak ya da belirlenimciliği terk etmek zorunda bırakıyor: Aklı başında herkes için aşılması çok zor bir uzlaşmazlık. Einstein, uzay ve zamanın göreli olduğunu ispat etse de fiziğin kesinlikçi ve belirlenimci yanını terk edemiyor; kesinlik ve belirlenimciliğe neredeyse bir mümin gibi inanıyor. Ona göre fizik, kesinliğin bilimidir; olasılık, rastlantısallık, olumsallık, belirlenimsizlik, kesinsizlik “bilim” kavramı içinde tevil edilemez şeylerdir. Ancak 20 yıldan fazla bir süredir kuantum fiziği üzerine kafa yoran Einstein’ın ikisi de yere basan ayakları ve gitmek üzereymiş izlenimi veren aceleci duruşu, önemli bir tedirginliği dışa vuruyor. Çünkü kuantum mekaniği ile klasik mekanik ve görelilik arasındaki çatlağın derinliğini Planck’tan sonra tam olarak ilk kez Einstein idrak ediyor.
Kuantum mekaniğin standart yorumunu yapmak, 42 yaşındaki Danimarkalı profesöre kalmış bir görev olarak addediliyor. Bohr’un rahat, kendinden emin ve gücünün doruğunda duruşu, Planck ve Einstein’a karşı vereceği entelektüel mücadelenin geleceğini sezmemize yardımcı oluyor. Bohr, uygulanan kuantum fiziğini, düşünülen kuantum mekaniğine dönüştürdüğünde nedensiz devinimler, ışıktan hızlı etkileşmeler, özdeşsizlikler yeni anlamlarına kavuşuyor. Fiziğin bu yeni kavramları, hem sağduyuya yabancı hem de us-dışı görünüyor. Einstein, onları “tuhaf” addediyor; hatta kuantum sıçramasını “hayalet etki” diyerek tiye alıyor.
Einstein’ın en önemli destekçisi Erwin Schrödinger, fotoğrafta da Einstein’ın tam arkasında ayakta duruyor; spor ceketi ve papyon kravatıyla sakin duruşu dikkat çekiyor. Onu, kedisiyle göremiyoruz çünkü henüz ne meşhur EPR makalesi yazıldı ne de buna dayanan “Shrödinger’in Kedisi” icat edildi. Einstein’a desteği, belirlenimciliğin yeniden inşası ve rastlantısallığın fizikten kovulması arzusuna yönelik. Kendi adıyla anılan dalga denklemleri, dalga fonksiyonun belirlenimci evrimini verebiliyor fakat dalga fonksiyonunu çökerten ölçüm, her seferinde rastlantısal çıktılara yol açmaktan kurtulamıyor.
Schrödinger’in sağında Verschaffelt’i, onun yanında ise kuantum mekaniğinin süvarilerinden, henüz yirmili yaşlardaki Wolfrang Pauli ve Werner Heisenberg’in kendilerine özgü, cesur ve dinamik duruşlarını görüyoruz. Heisenberg, kesinsizlik ilkesini Bohr’a asistanlık yaptığı yıllarda, henüz 26 yaşındayken bu konferanstan az önce keşfetmiş, adı geçen makaleyi Pauli’ye göndermişti. Önceki yıllarda Alman Gençlik Hareketi üyesi olan Heisenberg, daha sonra Almanya için atom bombası yapımında görev almış, hatta Bohr’u ikna etmeye çalışmış fakat Bohr, Planck ve Einstein gibi bu projede etik veya ideolojik gerekçelerle yer almamıştı. Schrödinger’in önünde solda ise konferansın en genç ismi Paul Dirac oturuyor. Dirac’in sağındaki Einstein’ın hemen arkasındaki içe dönük ama gururlu tip Arthur Compton. Onun sağında Loise de Broglie ile Max Born, onun da sağında, ortada en sağda Büyük Danimarkalı Bohr oturuyor. Onların Bohr’a yakınlığı yalnızca fiziksel değil. Fotoğraftakilere askeri bir komut verip “Ayağa kalk, sola dön, uygun adım ilerle” denilse, tarihsel gerçeklik bu resimde Bohr’un önderliğini, onu takip edenleri ve sonradan katılanları küçük bir hileyle bize sunacak gibi görünüyor.
Bu fotoğrafı, başka bir fotoğrafla karşılaştırabilseydik o fotoğrafta Arkhimedes, İbni Heysem, Harezmî, Kepler, Galilei, Newton, Faraday ve Maxwell gibi modern bilimin devleri yer alırdı. Klasik mekaniğin babalarını resmeden bu ikinci şaheserde zaman, tarihin derin yarıklarıyla ayrılmış, mekân ise aralarında anlık etkileşmeler gözlenemeyen farklı kıtalara dağılmış olurdu. Bununla birlikte bu fikir, yalnızca uzay ve zaman koordinatlarındaki yakınlaştırılamaz ayrışmadan ötürü değil, modern bilimin sosyolojik mekanizmasındaki bir olgu yüzünden de tasarlanabilir değildir: Klasik mekanik, dayandığı gerçeklik ve hakikat anlayışı nedeniyle zorunlu olarak art-süremli ve zaman-dizinseldir. Bir tarih şeridi üzerinde, dâhilerin bireysel çalışmaları ve yüksek iç görüleriyle işleyen sürecin bağımsız ürünlerinin birbirine eklenmesiyle inşa edilmiştir. Bu yüzden klasik mekanik, bu türden bir fotoğrafta kendi inşasına tanıklık edemezdi.
Kuantum mekaniğinin bu fotoğrafta bir araya gelen takım oyuncularının “şimdi ve burada” ve “birlikte-bulunuşları (co-existence)”, her şeyin birbirine çok yaklaştığı ve sınırların bulanıklaştığı bu yüzyıla has imkânlarla edimselleşir: bağlılaşım, yerel-olmayan etkileşimler, tümlerlik, tünelleme, kopyalama yasağı, belirlenimsizlik, dolanıklık. McEvoy’un karikatürize ederek tasvir ettiği gibi gelecek kuşaklar, kuantum fiziğinin bu devlerini 1927 yılında bir araya getiren coğrafi yakınlığı ve yoğun zaman kesitini öğrendiklerinde şaşkınlık ve hayret duyacaktır. Çünkü bilim tarihinde bu kadar kısa sürede, bu kadar az kişiyle, bu kadar çok şeyin açıklığa kavuşturulduğu bir başka zaman dilimi neredeyse yoktur.
Konferans bitip fotoğraf çekildikten bir gün sonra, 30 Ekim’de Brüksel Merkez İstasyonu’ndan Schrödinger, Einstein ve Planck Berlin’e doğru; Born, Göttingen’e; de Broglie, Paris’e; Dirac, Cambridge’e; Bohr ve Heisenberg, Kopenhag’a; Pauli, Zürih’e doğru yola çıktı. Yanlarında düşünce tarihinin tanık olmadığı en “tuhaf” fikirler dizisi vardı; onlara, düşünmeye bolca vakit sunan tren yolculuğunda yeni fizik kuantum mekaniği eşlik ediyordu. Çoğu muhtemelen Einstein’la hemfikir olarak kuantum mekaniği denilen bu çılgınlığın, daha eksiksiz bir kuram yolunda atılan sadece bir adım olduğunu ve daha iyi, sağduyuya daha uygun yeni bir kuram geliştirilince atılacağını, unutulup gideceğini umuyorlardı. Fakat Avrupa kıtasının küçük bir bölgesinde yoğunlaşan evlerine dönüp günlük çalışmalarına başladıklarında, bu umutlarını uzun süre koruyamayacaklarını fark edeceklerdir.
*Yrd. Doç. Dr., Marmara Üniversitesi, İletişim Fakültesi
ŞEVKI IŞIKLI*
kaynaklar:
Subscribe to: Post Comments (Atom) | 7d575d1831f8 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Son zamanlarda çeşitli forumlarda sıkça karşılaştığım şikayetlerden biri Blogları Google Web Yöneticileri Merkezine ekli olmasına rağmen Google’ın bazı sayfaları ve yazıları günler geçmesin rağmen bir türlü indexlemediğiydi.Bu sorunu yaşayanların çok işine yararyacağını düşündüm bir anlatım yapacağım bugün.
Tavsiye yazı: Blogger İçin Google Sitemap Oluşturma
Geçtiğimiz hafta Google resmi bir açıklama yaptı ve Google Web Yöneticileri Merkezini kullanan kişilerin indekslenmeyen sayfalarını manuel olarak indeksletebileceğini duyurdu.
Nasıl yapacağınıza geçmeden önce bir hatırlatma yapmak istiyorum.Her ay sadece 10 url ekleme işlemi yapabiliyorsunuz.
2. Sol taraftaki Sağlık menüsünden Google gibi Getir syazan yere tıklayın.
3. Eklemek istediğiniz sayfanın adresini yazın ve Getir butonuna basın.
4. İstediğiniz sayfa başarılı bir şekilde getirildikten sonra Dizine gönder linkine tıklayın.
5. Açılan pencereden URL seçeneğini işaretli bırakın ve Submit butonuna basın.
Hepsi bu kadar.. | aa8b5148cfdb | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Mavi İndirim Kodu ve Fırsatları ile Daha Ucuz Alışveriş
Mavi İndirim Kodu
Saleduck'ta bulabileceğiniz Mavi indirim kodları ile Mavi alışverişinizi daha ucuza yapabilirsiniz. Alışverişinize başlamadan önce Saleduck'ta indirim kuponlarına göz atın, ekstra indirimli alışveriş yapma şansını kaçırmayın. Mavi indirim kodu ile daha ucuz pantalonlar, t-shirtler, montlar ve daha bir çok ürünü siz alın. Saleduck'ta 20 TL Mavi indirim kodu, 10% Mavi indirim kodu gibi kampanyaları bulabilir, bu kampanyaları alışverişinize uygulayabilirsiniz.
Mavi Hediye Çeki
Mavi'den yaptığınız alışveriş sonrasında, kampanya dahilinde hediye çeki kazanabilir, bir sonraki Mavi alışverişinizde bu hediye çekini kullanabilirsiniz. Mavi hediye çeki kampanyalarını da Saleduck'tan takip edebilirsiniz.
Mavi İndirim Kampanyaları
Mavi indirim kodu dışında, indirim kampanyalarını da Saleduck'ta bulabilirsiniz. 70%'lere varan indirimlerle Mavi alışverişi yapmak için indirim dönemlerini yakalayın!
Ücretsiz Kargo Mavi
100 TL ve üzeri alışverişlerinizde kargo ücreti Mavi´den! Ayrıca, eğer ürün iadesi veya değişim yapmak isterseniz Yurtiçi Kargonun Mavi ile anlaşmalı kodunu kullanarak kargo ücreti ödemezsiniz.
Mavi İndirim Kodu Nasıl Kullanılır?
Saleduck'ta Mavi sayfasına gidin ve güncel indirim kodlarını görüntüleyin. Dilediğiniz kuponun üzerine tıklayın ve açılan kodu kopyalayın. Mavi'den alışverişinizi bitirdikten sonra ödeme ekranında ilgili "Hediye çeki kodu" yazan yere bu kodu yapıştırın ve sepetinize uygulayın. İndirim kuponu değeri kadar indirim sepetinize uygulanacaktır!
Şimdi sipariş et | 91e0536d62e5 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Trendyol İndirim Kuponu ile Dünya'nın Markaları Daha Ucuz
Trendyol en tanınmış markaları ve tasarımcıları herkesin ulaşabileceği bir platformda sunma hedefiyle 2010 yılında yola çıkmıştır. Modaya öncülük eden Trendyol, 2011 sonunda 6,5 milyon üyeye sahip oldu. 900 kişilik genç kadrosu ve 1000'den fazla marka seçeneğiyle Trendyol her gün onbinlerce siparişi hazırlamaktadır.
Ayakkabı & Çanta: Ayakkabı, Spor Ayakkabı, Sandalet & Terlik, Bot & Çizme, Çanta gibi ürünleri, Trendyol kampanyaları dahilinde dilediğiniz markadan alabilirsiniz. Modayı trendyoldan çok daha ucuza takip edin.
Kozmetik: Cilt Bakım Seti, Makyaj Seti, Bayan Deodorant, Bayan Parfüm Seti, Erkek Deodorant, Erkek Parfüm ve daha binlerce kozmetik ürünü Trendyol'da.
Ev & Yaşam: Aydınlatma, Dekoratif Aksesuar, Mobilya, Tekstil, Banyo, Ev, Yatak Odası, Sofra Banyo & Ev Konfor, Banyo Aksesuarları, Ev Konfor, Tekstil gibi ürün grupları Trendyol'daki kampanyalarda daha hesaplı fiyatlara satışa çıkar. Trendyol kampanyalarını takip ederek, ihtiyaçlarınızı giderebilirsiniz.
Trendyol İndirim Kuponları Saleduck'ta!
Yapacağınız alışverişlerde hem kaliteli hem de piyasa fiyatlarının altında olan tutarlarla ürün satın almak istiyorsanız Saleduck'ın sunduğu ücretsiz Trendyol İndirim kodu uygulamasından faydalanmalısınız. Herhangi bir ek ücret ödemeden alışverişin keyfini çıkarmak işte bu kadar kolay.
İndirim Kuponu
Trendyol İndirim Kuponu, üzerinde yer alan tutar kadar alışverişlerinizde avantaj sağlar. Trendyol indirim Kuponu, Trendyol 50 TL İndirim kodu gibi avantajlardan faydalanmak için Saleduck'ı takip edin.
Binlerce markanın ürünleri, Trendyol kampanyaları ile indirimle satışa çıkar. Ayrıca Trendyol'un genel indirim kampanyalarını yakalayabilir ve bu ürünleri daha da hesaplı alabilirsiniz. Trendyol'a dair indirim kampanyalarını Saleduck'tan takip edebilir, alışverişlerinizden önce kampanyaları öğrenebilirsiniz. Kredi kartı kampanyaları, operatör kampanyaları, genel indirim kampanyaları alışverişinize keyif katacak.
Ücretsiz Kargo
Trendyol'dan yapacağınız alışverişlerde minimum tutar üzerine kargo ücreti ödemezsiniz. Ayrıca Trendyol elite üyelerine daha cazip kargo fırsatları da sunulmaktadır. Saleduck'tan bulacağınız ücretsiz kargo kuponları ile de Trendyol alışverişinizi daha ucuza getirebilirsiniz.
Trendyol İndirim Kodu Nasıl Kullanılır?
Trendyol alışverişinizi yaparken ya da daha önce, Saleduck Trendyol sayfasını kontrol edin. Tüm güncel, geçerli Trendyol kuponlarını burada görebilirsiniz. Alışverişiniz bittikten sonra, ödeme sayfasında indirim kodu yazan bir kutucuk göreceksiniz. Saleduck'tan bulduğunuz indirim kodunun üzerine tıklayın ve açılan kodu kopyalayın. Kopyaladığınız indirim kodunuz bu kutucuğa yapıştırıp, uygulayın. İndiriminiz otomatik olarak sepetinizden düşülecektir.
Şimdi sipariş et | 86a63add057f | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Yaklaşık bir haftadır, Hatay Büyükşehir Belediyesinin web sayfasında, "İskenderun Projesini Seçiyor" başlığı ile bir anket paylaşılmış ve "İskenderun ilçesinin en problemli bölgesi olan İbrahim Karaoğlanoğlu Caddesi üzerinde bulunan Primemall kavşağında yaya ve trafik güvenliğini arttırarak trafik sirkülasyonunu rahatlatmak üzere hazırlanan projelerden uygulanmasını istediğiniz projeyi seçiniz" ifadelerinin altında, beş proje Hatay halkının seçimine sunulmuştu.
Projelerden birincisi ve siteyi ziyaret edenlerin % 80 oyunu almış görünen proje, web sitesinde şu şekilde ifade edilmiş : "Güneydoğu istikametinden gelip Fakülteye gidecek olan araçlar köprülü geçidi, kent merkezine direkt gitmek isteyen araçlar battı-çıktıyı, Arsuz yolundan gelen araçlar ise köprülü geçidi kullanarak trafik rahatlamış olacaktır."
Bu proje, Antakya girişi ile Çevre Yolunu birbirinden ayıran "Battı-Çıktı" ve "Döner Kavşak"ı andırıyor. Aynı zamanda, diğer dört projeye nazaran, en uygun proje gibi görünüyor. (Bana göre, Projeye uygun bir yaya geçidi de ilave edilirse, çok mükemmel olur)...
Anket'in bir an önce sonuçlandırılması ve Kavşağa en uygun projenin belirlenerek hayata geçirilmesi ve İskenderun'a kazandırılması gerçekten büyük bir hizmet olacaktır.
Sabırsızlıkla bekliyoruz...
"İNTRO" DAKİ YENİ PROJE...
Daha henüz, Anket aşamasında olan bu proje hayata geçirilmeden, Birkaç gündür Hatay Büyükşehir Belediyesinin web sayfasını açarken, karşınıza çok güzel bir "İntro" çıkıyor ve ben şahsen bu İntro'nun içeriğindeki Animasyonu büyük bir zevkle izliyorum. Herkese tavsiye ederim.
İskenderun, İsmet İnönü Maydanı Kavşağı...
Yine "Battı-Çıktı" Yine "Döner Kavşak"...
Döner kavşağın ortasında, yeşil alan ve (Eskiden, kavşakta çok güzel bir görsel olan) Fıskiye'nin üzerindeki büyük Mandalina...
Anlatılmaz, Yaşanır...
Rüya gibi...
Gerçekten mükemmel...
Çok güzel bir proje...
Mükemmelliğinin, görselliğinin yanında, hayata geçirildiği takdirde, İsmet İnönü Meydanı Kavşağının Trafik sirkülasyonunu rahatlatacağı bir gerçek...
Bu iki projeyi hayata geçirecek kişilerin isimleri Hatay tarihine Altın harflerle yazılır... | aabbdd468bb9 | [
"c4",
"culturax",
"hplt2"
] |
Bina inşaatları alanında olmak üzere uluslararası standartta gerçekleştirdiği projelerle Türkiye’nin yüzünü ağartan firmalardan biridir. Bugüne kadar Milli Savunma Bakanlığı İnşaat Emlak Daire Başkanlığına ve bir çok resmi kurum ve kuruluşlara başarı ile inşaat ve altyapı çalışmaları yapmıştır.
Geride bıraktığı yıllara karşın her zaman genç olmayı bilen, dinamizmini bu deneyimle birleştiren, dünyadaki tüm teknolojik gelişmeleri yakından izleyerek bünyesinde uygulayan ve yıllardır kendisini aşmayı ilke edinen LEFYAPI değişen ve hızla küçülen dünyada kendisine sürekli yeni fırsatlar yaratmaktadır. Yıllardır ülkemizde sürdürdüğü itibarını dışa açılarak pekiştirmektedir.
LEFYAPI uluslararası standarttaki yeni atılımlarıyla, artık globalleşen bir dünyada yerini almaya hazır!
Koşullar ne olursa olsun sürekli katma değer üretebilen ve yatırımlarını çok planlı yapan LEFYAPI günden güne büyüyen yapısı ile ileride daha büyük projelere imza atmayı hedeflemektedir.
Daima iş üreten bir inşaat şirketi olarak, giderek sınırları küçülen dünyada Türkiye’nin de hedeflerinin büyümesine katkı yapmaktadır. | 0abd663dfad7 | [
"c4",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
BAŞAKŞEHİR YANGIN MERDİVENİ
BAŞAKŞEHİR YANGIN MERDİVENİ
Yangın merdiveni alanında Başakşehir ilçesi ve İstanbul genelinde müşterilerine hızlı, ekonomik ve kaliteli çözümler sunan firmamız profesyonel çalışmalarını sürdürmektedir. Yangın merdivenlerinin yanı sıra kaçış yollarını da uzman ekibimiz ile birlikte projelendirmekteyiz. Bir bina ya da konstrüksiyonel yapının herhangi bir noktasından yer seviyesindeki güvenli bölgeye kadar olan engellenmemiş yola kaçış yolu denilmektedir. Zemin kata kadar ulaşan yangın merdivenleri ile zemin katta bulunan yangın merdivenleri çıkışlarından yer seviyesindeki bina tahliyesine açılan yollar, oda ya da benzeri diğer kapalı müstakil hacimlerden çıkışlar, her kattaki koridor ya da koridor özelliği ihtiva eden geçitler, alt kenarları zeminden en fazla 120 santimetre yukarıda olan pencereler, bina dışındaki güvenli tahliye bölgesine açık olan ve tabandan en çok 3 metre yükseklikte bulunan pencereler yangın durumundaki zorunlu hallerde kaçış yolu olarak kabul edilebilirler. Yangın merdivenleri olası bir yangın durumunda binadaki insanları tahliye etmek için kullanılan, amacına uygun olarak özel tasarlanmış merdivenlerdir. Diğer kaçış yolları ile birlikte bütünlük oluşturacak şekilde tasarlanırlar. Sayılarının yeterli olması durumunda ise bina ya da konstrüksiyonel yapının olağan merdivenlerinden yangın koşullarına uygun özelliklere sahip olanları da yangın merdiveni olarak kabul edilerek kullanılabilirler.
Asma katların kat olarak sayılmadığı ve bodrum katlarının 1 kat olarak
baz alındığı İstanbul Büyükşehir Belediyesinin hazırladığı Yangından Korunma Yönetmeliğine göre :
1 - Kat sınırlandırılmasına bakılmaksızın birden fazla katı bulunan tüm işyerleri, ticaret merkezleri ya da diğer topluma açık bütün yapılarda,
2 - Tüm 10 ya da daha yüksek katı mevcut olan yapı ve binalarda,
3 - Giriş ya da zemin katından başlamak suretiyle genel bir merdivenden 20 veya daha çok dairenin yararlandığı konut binalarında,
4 - Katlarının alan toplamı 600 metrekare ya da daha büyük olan veya zemin ile birlikte 4 normal katı aşan tüm büro binalarında,
YANGIN MERDİVENİ ZORUNLUDUR. | 70f7f9f0b8b6 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Hüseyin Sağlam / Doğruhaber
Uyduruk “Öz Yönetim” ilanları ve ayrılmaz parçası haline gelen “Hendekçilik”, PKK ve HDP'nin kendi içerisinde tartışılmaya devam ediliyor.
Tartışmalar, atışmalar, sataşmalar elbette kazılan çukur başlarında bir hiç uğruna telef edilen Kürt çocuklarının durumuyla ilgili değildir. Hendekler üzerinden yaşanan çatışmalarla darmadağın olan Kürt mahalleleriyle de ilgili değildir. Çatışmalardan kaçan binlerce insanın içine düştüğü ağır koşullarla hiç mi hiç ilgili değildir.
Tüm tartışmalar, seçim sonuçları ve kaybedilen oy sayılarındaki düşüşle ilgilidir. Yani kimisi canından olurken kimilerinin kariyer basamaklarında yaşanan düşüş, asıl tartışmaların odağını oluşturmaktadır.
İlginçtir ama HDP içerisinde “Kürt kimliği” ile tanınanlar, Öz Yönetim ilanları, hendekler ve buna bağlı çatışmaların oy kaybına yol açtığını söylerken, PKK ve HDP içinde “Türk Kimliği” ile öne çıkanlar tam tersine “Öz Yönetim ilanları ve hendeklerin” oy artırdığını iddia ederek adeta ölüm çukurlarına “devam” zorunluluğu getirdiler. Bunlara bir de Avrupa'da yaşayan ve Batılı istihbarat örgütlerinin kontrollerinde çalışan “PKK şahinlerini” de ekleyebilirsiniz.
Hendekler ve Öz Yönetim ilanları oy kaybettirdi diyenler anında Kandil ve HDP içerisindeki “Türklerden” zılgıt yiyerek suskunluğa gömüldüler.
İlk zılgıt, Kandil'deki baronlardan Mustafa KARASU'dan geldi. HDP'nin başarısızlığındaki asıl sebebin “PKK politikalarını yeterince uygulamamak” olduğunu söyleyerek HDP'yi “Hendek politikasını” yeterince sahiplenememekle suçladı.
Kandil'den cesaret almış olacak ki hendeğe ilk atlayan Figen Yüksekdağ oldu. Hendek-oy ilişkisi üzerine konuşan Figen Yüksekdağ şu cümleleri kullanıyordu:
“HDP hendekler yüzünden kaybetti' diyorlar. Hendeklerin olduğu bütün illerde biz ezici çoğunlukta oy almışız. O kadar can kaybına, sokağa çıkma yasaklarına, zulme ve işkenceye rağmen halk neredeyse firesiz bir şekilde HDP'ye oy vermiş. Bu nedenlerle, özyönetim süreçlerinin ve Kürt hareketinin geliştirdiği tutumların HDP'ye zarar verdiğini düşünmüyorum.”
Mesela son olarak Silvan'da baş gösteren “Hendek savaşları” üzerinden yaşanan ölümler ve on binlerce insanın mağduriyetiyle alay edercesine yaptığı bir açıklama, hendek fanatizminin Figen'de bir tutkuya dönüştüğünü gösteriyor.
Bu satırları kaleme aldığımızda Silvan'da sokağa çıkma yasağının dokuzuncu günü geride kalıyordu. İlçede çok büyük çatışmalar ve en kapsamlı operasyonlar yürütülüyor. Hatta resmi sonuçlar kamuoyuna nasıl yansıtılır bilemem, ama alınan duyumlara göre hendek başlarında ölenlerin sayısı ellinin üzerinde. Tam da böyle bir hengamede Figen'in yaptığı şu açıklamaya bir bakın:
“Silvan ruhu ile direniş mevzilerini yükseltelim. Bütün Türkiye halklarını eğer demokrasiyi tercih ediyorlarsa, Silvan'ın yanında olmaya çağırıyorum. Silvan ruhu demokrasi ruhudur, Saray'ın diktatörlüğüne karşı direniştir!”
Tamam, buraya kadar her şey güzel! “Direniş, halklar, mevzi vs vs.”
Bildiğimiz kadarıyla Figen Yüksekdağ, ESP'den, yani MLKP silahlı örgütünün siyasi kolundan.
Madem hendekler oy kazandırıyor.
Madem hendekler doğru bir tutumun ürünü,
Madem her bir hendek birer direniş mevzisi,
Madem hendek müdafaası demokrasi ruhudur,
Madem hendekler Saray'ın diktatörlüğüne karşı direniştir,
O halde siyasal mecralarında top koşturduğun MLKP silahlı örgütünü bir zahmet harekete geçir de âlem direniş görsün!
Ankara'nın Çankaya'sında hendek kaz da âlem demokrasi ruhunu, Saray'ın diktatörlüğüne karşı efsane direniş görsün!
İstanbullu, Sakaryalı, İzmitli direnişe, mevziye, demokrasiye, Saray karşıtlığına layık değil mi ki tüm yükü gariban Kürt çocuğunun boynuna yüklüyorsun!
Silvanlı gariban Kürt çocuğu kandırılıp hendeklere kurban edilsin, Adanalı faşist Figen bunu kahramanlık destanı olarak pazarlasın!
Yok mu bunu sorgulayan, diyeceğim ama, “Hendek Figenizmi” öyle bir hal almış ki, futbol fanatizmi bile bunun yanında hiç kalır.
Siz ölün çukur başlarında, Figen kanlarınızı Ankara'da pazarlasın! Oh ne güzel! | 9deeebcfd21b | [
"c4",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mehdi Eker'in, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mehdi Eker’in, Diyarbakır’ın Bismil ilçesinde bulunan aile mezarlığına yerleştirilen el yapımı patlayıcılara ilişkin sürdürülen soruşturma kapsamında, aralarında belediye çalışanları ve meclis üyelerinin de bulunduğu 13 kişi gözaltına alındı.
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Mehdi Eker'in, Bismil ilçesi Tepe beldesi Kurudere Mahallesinde bulunan aile kabristanındaki 5 ayrı noktaya bayramdan 2 gün önce el yapımın patlayıcı tuzaklanmıştı.
Patlayıcılarla ilgili Bismil Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında İlçe Jandarma Komutanlığı'nca 13 kişinin gözaltına alındığı öğrenilirken gözaltına alınan şüpheliler arasında belediye çalışanları ile meclis üyelerinin de bulunduğu öğrenildi.
Şüphelilerin İlçe Jandarma Komutanlığı'ndaki sorgularının sürdüğü belirtildi. | 59962476bca2 | [
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Ülkemizde geçici olarak bulunan ve yaşayan yabancı uyruklu müşterilerimizin yurt özlemlerini gidermek için arama kartı kampanyası
5 TL’lik Yurt Dışı Arama Kartımızla 3.Kademede bulunan ülkelere görüşme süresini 8 dakikaya yükseltirken diğer yönlerdeki avantajlı tekliflerimizi sunmaya devam ediyoruz.
Yararlanma Dönemi:
- Kampanya yalnızca üzerinde Yurt Dışı Arama Kartı yazan kartlarda 15 Ekim 2016 tarihine kadar geçerlidir.
- Kampanyaya katılmak için Yurt Dışı Arama Kartı almak yeterlidir.
- Kampanya yalnızca kartın üzerinde ve arka yüzünde belirtilen ülkelerde geçerlidir. | 53099e93f7d7 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
NeTTe Çocuk Var, bu seçeneği tercih eden aileler için, belirlenen kategorilerdeki içerikleri filtreleme imkanı sunar.
NeTTe Çocuk Var Hizmetinin Özellikleri
- Bu hizmetten yararlanmayı seçen ailelerin herhangi bir program yüklemesine gerek yoktur.
- NeTTe Çocuk Var hizmetini almak isteyen ailelerin internet servis sağlayıcıları ile temas kurmaları yeterlidir. NeTTe Çocuk Var hizmeti kısa zamanda açılır.
- Bu hizmet sayesinde pornografi, dolandırıcılık, uyuşturucu, alkol, kumar gibi sakıncalı ve şiddet içerikli ana kategorilerde tespit edilen siteler için filtreleme yapılır.
- NeTTe Çocuk Var hizmeti ile ilgili detaylı bilgi almak isteyenler; 444 1 444 numaralı Müşteri Hizmetlerine ya da Türk Telekom ofis ve bayilerine başvurabilir. | 44220b1923e8 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Bilindiği gibi, Kur’an bize bütün insanların tek bir nefsten, yani Hz. Âdem ile eşi Hz Havva’dan türediğini öğretmektedir.
Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan; ikisinden birçok erkek ve kadın (meydana getirip) yayan Rabbinize karşı gelmekten sakının. (Nisa – 1)
Bu ve benzeri ayetlerde Allah bize bütün insanların biyolojik köken olarak bir olduğunu bildirmektedir Dolayısıyla insanların biyolojik ve etnik olarak birbirlerine üstünlükleri yoktur.
Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, O'ndan en çok korkanınızdır. (Hucurât-13)
Bu ayetlerde de Allah, birbirleriyle tanışmaları ve bilişmeleri için, toplumsal ve tarihi bir olgu olarak insanları kabilelere, kavimlere ve milletlere ayırmıştır. Daha doğrusu insanlara topluluklar teşkil etme özellikleri vermiştir.
Dolayısıyla insanların bir aileye, bir ırka ve bir millete ait olmaları doğaldır. İnsanların bir kavme bir millete ait olduklarını söylemede ve bilmede bir beis yoktur. Ancak ayetin sonunda da belirtildiği gibi, insanların değerini onların şu veya bu kabileye veya kavme ait olmaları belirlemez. İnsanların üstünlük değeri ve ölçüsü Allah’a iman ve takvadır.
Allah, iman açısından tarih çerisinde insanlığı iki sınıfa ayırmıştır: Allah’a iman edip ve hakkı (doğruyu) temsil edenler; Allah’a iman etmeyen veya gereği iman etmeyen ve batılı (yanlışı) temsil edenler: kâfirler, müşrikler ve münafıklar. Bu ayırım, son din İslâm ile birlikte İslam’a inanlar ve inanmayanlar şeklinde olmuştur. İslam’a inanlar bir ümmet, inanmayanlar başka bir ümmet olarak nitelendirilmiştir. Allah, Peygamberimiz Hz. Muhammed’e hitaben şöyle der: “İşte bu sizin ümmetiniz bir tek ümmet ve Rabbiniz de Benim; artık hep Benden korkun! (Mu'minûn-52)
İslâm’a inanlar, yani Müslümanlar, dost ve kardeştirler: “Mü'minler ancak kardeştirler. Öyleyse iki kardeşinizin arasını düzeltin ve Allah'tan sakının. Umulur ki merhamet olunursunuz.”
İslâm’a göre kardeşlik ve dostluk İslâm kardeşliğidir; bu kardeşlik her türlü biyolojik ve ırkî kardeşlikten üstündür; hakiki kardeşlik, İslâm kardeşliğidir. Ensar ve muhacir kardeşliğinde olduğu gibidir.
İşte bu nedenle Allah, sürekli olarak Müslümanları, birbirlerini bırakıp da kâfirleri, müşrikleri ve münafıkları kardeş ve dost edinmemeleri için uyarmaktadır. “ Ey iman edenler! Müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmeyiniz…” (Nisâ-144) | f6b3b5ee2ad9 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Mehmet Emin Özmen / Doğruhaber/Araştırma
Bugüne kadar PKK'nin kuruluşu, 15 Ağustos 1984'teki Eruh ve Şemdinli baskınlarıyla arenaya çıkması ve zaman içinde geçirdiği evrelerle ilgili olarak, on binlerce makale, binlerce kitap yayınlanmış ve yüzlerce akademik çalışma yapılmıştır. PKK kendi yayınları vesilesiyle tezlerini ortaya koyarken, Türk milliyetçi ve ulusalcı çevreler bunlara antitezlerle cevap vermiş, tez ve antitezlerden sentezler çıkarılmıştır.
Bizim burada yapacağımız PKK'nin 15 Ağustos 1984'te eylemlere başlama yıldönümünden hareketle kuruluşu ve geçirdiği evreler ile ilgili üçüncü şık olan sentezlere ulaşmaktır.
Tabi küçük bir not ile başlamam gerektiğinin farkındayım. Her ne kadar 15 Ağustos 1984 Eruh ve Şemdinli baskınları PKK'nin ilk eylemleri olarak geçiyorsa da, Doç. Dr. İhsan Bal ve Emre Özkan, PKK'nin kanlı eylem kronolojisini 1979'dan başlatırlar. Hatta Ruşen ÇAKIR, Vatan Gazetesi'ndeki köşesinde 26.07.2012 günü; “Örneğin PKK 1970 sonlarından itibaren kendisine tabi olmayan diğer grupları şiddet yoluyla susturup Kürt hareketinin tekelini kazandı.” diyerek, hem yukarıdaki bilgileri teyit etmekte hem de eylemleri genel bir ifade ile belki de daha erkene almaktadır. Kısacası PKK kendinden önce kurulmuş Kürt örgüt yöneticilerine karşı suikastlerle işe başlamış, sonra da Eruh ve Şemdinli baskınlarıyla Devlete karşı silahlı eylemlere geçmiştir.
Neyse biz esas konumuza gelelim. PKK'nin kuruluşu, eylemleri, geçirdiği süreçler ile ilgili olarak, taraflarca kaleme alınan ve taraf oldukları için de objektif olmaktan uzak tez ve antitezler olduğunu yukarıda belirtmiştik. Bu tezlere taraflar açısından değinmekte fayda var.
PKK AÇISINDAN:
PKK açısından Kürt sorunu çok örgütlü bir yapı ile çözülmezdi. Kürtler sadece PKK etrafında toplanmalı, diğer örgütler tasfiye edilmeliydi. İşte Doç. Dr. İhsan Bal ve Emre Özkan'ın PKK eylemlerinin başlangıcını 1979'a almalarının sebebi, bu örgütün kendi dışındaki Kürt örgütlerine giriştiği suikast eylemleriydi. 12 Eylül'den önce bölgede var olan ve PKK'nin kendilerine sosyal şoven dedikleri; KUK (Kürdistan Ulusal Kurtuluşçuları), DDKD (Devrimci Demokrat Kültür Dernekleri), KDP'nin Türkiye yansıması gibi örgütleri şiddet ile bastırmaya çalışmış ve hatta bu örgütler içindeki yurtsever kadroları kendi içinde eritmiştir.
DEVLET AÇISINDAN:
Yukarıda belirtilen PKK'nin; ”Kürdistan'da sadece PKK olmalıdır, diğer örgütlerin tasfiye edilmesi gerekir, ancak bu şekilde bağımsız Kürdistan kurulur.” fikri Türkiye Cumhuriyeti'ne altın tepside sunulan bir ikram gibiydi. Çünkü o zamana kadar belli bir kurumsal kimliğe kavuşan Kürt örgütlerine, “Böl, parçala, yok et” taktiğini uygulaması için uygun zemin bulunmuş oluyordu.
Bu nedenle PKK'yi MİT kurdurdu fikri hala geçerliliğini sürdüren bir tezdir. Bunu Kürt aydınları, Türk sol çevreleri ve Türkiye'deki birçok yazar-çizer takımı kabul etmektedir. Örnek vermek gerekirse; Uğur Mumcu'nun öldürülmeden önce PKK-MİT ilişkisi üzerinde durduğu bilinen bir gerçektir. Bu ilişkinin izlerini yakalayan Mumcu, görüşlerini yayımlama aşamasındayken bombalı bir suikasta kurban gitti. Cinayeti İslami gruplara yıkmaya çalıştılar. Bu konuda 21 Ocak 2012'deki Sabah Gazetesi'ndeki yazısında Haşmet Babaoğlu; “Mumcu'nun MİT ve PKK'nin kuruluşu arasındaki ilişkiyi sorguladığı için öldürüldüğü tartışmasız bir gerçektir.” dedikleri halde, gazetelerinde “Mumcu Cinayetinde İran Kuşkusu” başlıklarını atan gazetelere ateş püskürtmektedir.
Yine Dengê Kürdistan'ın Şerafettin Elçi ile yaptığı röportajında Elçi, BDP'ye geçmeden önce Uğur Mumcu ile aynı kanaatleri paylaşmaktadır.
KÜRTLER AÇISINDAN:
PKK'nin esas amacı; Türkiye, Suriye, Irak ve İran'da bulunan Kürt coğrafyalarının birleştirilip, Marksizm ideolojisi ile bağımsız bir Kürdistan kurmaktı. Birçok Kürdün kulakları Marksizm'e aşina olmazsa bile, bağımsızlık fikri hoş geliyordu.
Yapılan kanlı eylemler sonucu, dökülen kan ile orantılı olmazsa bile bazı yumuşamalar görüldü. Örneğin; TRT'de Kürtçe bir kanalın yayına girmesi, Kürtçe eğitimde bazı iyileştirmelerin yapılması, Artuklu Üniversitesi'nde Kürt Dili ve Edebiyatı Bölümünün açılması, kültürel anlamda Kürt Edebiyat ve yazım hayatı ile Kürt Müziği önündeki engellerin kaldırılması gibi.
İSLAMİ GRUPLAR AÇISINDAN:
PKK Kürtlerin milliyetçi ve sol çevrelerini tasfiye edip, onların içinde yetişmiş elemanların bazılarını devşirmesi neticesinde Türkiye'nin Kürt coğrafyasında tek başına kalmayı başardı. Ancak orta yerde bir sorun vardı. Kürt dindarlarından oluşan yapılara da düşman olan PKK, onları da tasfiye etme girişiminde bulundu. Çünkü İslami gruplar Marksist/Leninist bir Kürdistan'ı kabullenmiyorlardı. Daha doğrusu PKK'nin İslami öğeleri öteleme politikalarına karşı kendi çaplarında mücadele veriyorlardı.
PKK'NİN GEÇİRDİĞİ EVRELER:
PKK'nin Marksist/Leninist, hatta Stalinist bir ideolojiye sahip olduğu ve ilk kuruluşta bunu deklere ettiği ortada açık seçik durmaktadır. Ancak süreç içerisinde SSCB'nin dağılması, komünist ülkelerin bir bir yıkılıp, yenidünya düzenine entegre olmaları, Müslüman Kürt halkının bu ideolojiye yabancı olması gibi nedenlerle, PKK tabanda ideolojisini terk etmek zorunda kaldı. Tabi bu ideolojik boşluğun doldurulması gerekiyordu. Bu noktada onların imdadına Kemalizm yetişti. Atatürk gibi ulusalcı bir çizgiyi benimsediler.
Daha önceleri “Dinin afyon” olduğunu savunan Abdullah ÖCALAN, Ali Fırat kod ismiyle, MELSA (Marks, Engels, Lenin, Stalin, Apo) Yayınları tarafından yayınlanan “Din Sorununa Devrimci Bir Yaklaşım” isimli kitabıyla, İslam'ın devrimci yönlerinin olduğu, İran'daki gibi harekete aktivite kazandırabileceğini, bu enerjiden istifade edilmesi gerektiğini bildirdi. Bunun üzerine “Kürt Dindarlar Birliği” gibi yapılar oluşturuldu ve eski medrese imamları örgüt içinde kullanılmaya başlandı.
Dört parçalı Kürt coğrafyasının birleştirilip, Marksist ideoloji ile bağımsızlığı fikrinden hareket eden PKK, ideolojisini terk etmekle kalmayıp, yaptığı açıklamalar ile bağımsızlığı da rafa kaldırdığını, “Biz karpuz gibi ikiye bölünmek istemiyoruz” cümlesiyle özerkliğe razı olduklarını deklere etti.
Türkiye, İran, Irak ve Suriye ‘den toprak alıp, bağımsız Kürdistan fikri ile yola çıkan PKK; MİT'in diğer Kürt örgütlerine karşı kendini kullanmasına, Suriye'de Hafız Esed döneminde, Suriye'nin su politikasına karşılık olarak bu ülkenin bir piyonu olmasına, Saddam Hüseyin'in Körfez Savaşı esnasında Türkiye'ye karşı bir kozu olmasına ve bir zamanlar Laik Türkiye'nin zayıflatılması için İran'ın müsamaha ile yaklaştığı bir lejyoner olmasına kendi içinde izin verdi.
SONUÇ:
PKK'nin MİT tarafından kurulduğuna dair en büyük delil, 12 Eylül askeri darbesinin bir buldozer gibi diğer Kürt örgütlerinin üzerinden geçmesine rağmen, PKK'nin lider ve militan kadrolarıyla Bekaa Vadisi'ne yerleştirilmeleridir. Eğer o zaman ki buldozer isteseydi bu yapılanmayı da ezip geçebilirdi.
12 Eylül öncesi Ankara öğrenci hareketleri içinde bulunan Abdullah Öcalan'ın eşi Kesire Öcalan'ın babası, yani Öcalan'ın kayınbabasının MİT ile ilişkisi olduğu ve bu vesileyle yapılan bazı eylemlerde solcu öğrenci liderler ceza alırken, meşhur Savcı Baki TUĞ'un “Delil yoktur” deyip onu serbest bırakması ilginç bir durumdur.
Uluslararası arenada PKK'nin şirin görünmesinin en büyük nedeni; laik, seküler zihniyetinden kaynaklanmaktadır. Bu durum Türk laiklerin de hoşuna gitmektedir. Çünkü 29 Ekim 1923'te ilan edilen Cumhuriyetin ana hedeflerinden biri ülke içinde yaşayan her kesimin laikleştirilmesi idi. Cumhuriyet nesli bazı bölgelerde bu hedefini halka benimsetti. Ancak ayrı bir dil ve kültüre sahip olan Kürtleri, laik yaşama alıştıramadı. Onun için bu yaşam tarzının Kürtlere, kendi dillerini konuşan ve kültürlerini paylaşan kişilerce enjekte edilmesi gerekiyordu. Tam da burada PKK devreye girip, özellikle günümüz Kürt genç kız ve erkeklerinde etkileri açık seçik görülen Batı'cı yaşam tarzını Kürtlere benimsetmeye çalıştı.
PKK'nin ulusalcı, laik, batıcı yaşam tarzı Kürt aydınları arasında tartışılmış, Altan Tan'ın tencere-kapak benzetmelerine yol açmış, kapağın tencereye uymadığı belirtilmiştir.
Sonuç olarak geleneksel İslami bir yaşamları olan Kürtlerin, devrimci bir İslami yaşam tarzına geçişlerine engel olunması açısından PKK, gayri İslami tüm devlet ve kurumlarına şirin gelmektedir. Bundan sonraki süreçte de var olup-olmayacağı, Kürtleri İslam'dan uzaklaştırıp, batı tarzı bir hayata geçirebilme yeteneğine bağlıdır. | 2e2c8da4a2db | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Çocuk bakıcısı arıyorum diyen kişiler için piyasada birbirinden farklı hizmetleri müşterilerine sunmaya devam danışmanlık firmaları bulunmaktadır. Bu firmaların deneyimlerine göre çeşitli hizmetler bulunmakta ve müşterilerin memnuniyetlerine sunulmaktadır. Danışmanlık firmalarında deneyimli ve eğitimli bakıcılar CV gibi kendilerini anlatan belgelerini bu firmalara bırakarak müşterilerin tercihlerine bırakılmaktadır. Her çocuğun karakteri ve büyüme tarzı birbirinden tamamen farklıdır. Kimi çocuk çok yaramaz olabilmekte kimi çocuk ise oldukça uslu olabilmektedir. Bu gibi farklı tavırlarda olan çocukların bakımının yapılması ise çok büyük bir sorumluluk gerektirmektedir. Çocuk bakıcısı arıyorum diyen kişilerin bu bakıcılarda aradıkları oldukça fazla sayıda özellik bulunmaktadır.
Çocuklara olan yaklaşımın son derece iyi ve de sevecen olması büyük bir öneme sahip olmaktadır. Aynı zamanda çocukların herhangi bir problem ile karşı karşıya kalmaları durumlarında çocuk bakıcısının soğukkanlı olmasının ve problemleri çözmeye yönelik davranışlar içerisinde olması gerekmektedir. Bu sayede çocuklar kendilerini çok daha güvenilir ve huzurlu bir ortamda hissedebilmektedirler. Bir çocuğun başarılı ve karakterli olabilmesi için yaşadığı ortamdaki koşulların en iyi şekilde düzenlenmiş olması gerekir. Bu nedenle de kişiler bebek bakıcısı arıyorum dediklerinde piyasadaki bütün bakıcıları en iyi şekilde incelemekte ve o şekilde tercihte bulunmaktadırlar. | 77ebc733f273 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Çocuklarda uyku bozuklukları, sık uyanma, kâbus görme ve gece korkuları pek çok nedenle ortaya çıkabildiğini belirten uzmanlar, Annenin huzursuz ve stres altında olması çocuklarda uyku kalitesinin düşüren önemli faktörlerin başında geldiğine belirttiler.
Memorial Dicle Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü Doçent Doktor Mustafa Taşkesen, çocuklarda uyku problemleri hakkında bilgi vererek, anne ve babalara tavsiyelerde bulundu.
Uyku apnesi, dikkat eksikliği ve obezite uykusuzluğa yol açabileceğini ifade eden Taşkesen, çocuklarda uyku sürelerinin yaşa göre değiştiğini ve yeni doğan bebeklerin günün yaklaşık 16-18 saatini uyku ile geçirdiğini, bu sürede bebek büyüdükçe uykunun giderek azaldığını söyledi.
Taşkesen, “Ergenlikte ise bu süre 7-9 saat arasında değişmektedir. 5-6 yaşına kadar çocukların gündüz uyuması gerekirken, bu yaştan sonra çoğunlukla buna ihtiyaç duyulmaz. Çocuklarda uykusuzluğun en önemli nedenleri arasında; kolik sancılar, gece beslenme, reflü, diş çıkarma, geniz eti büyümesi, uyku apnesi, horlama, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, otizm, astım, ilaç kullanımı, çeşitli akciğer ve solunum problemleri, nörolojik problemler, obezite, akut üst solunum yolu enfeksiyonları, kronik hastalıklar, annedeki stres düzeyi, gebelik dönemi depresyonu, aile içi sorunlar, çocukta zor mizaç, duygusal aşırı tepkisellik ve bakıcıların uyku uygulamaları arasında tutarsızlıkları sayılabilir.” dedi.
“Uyku problemleri ilk 2 yaşta daha sık yaşanıyor”
Uyku sorunları tüm çocukluk çağı boyunca farklı şekillerde ortaya çıkabildiğini söyleyen Taşkesen, "En sık ilk 2 yılda görülmektedir. İlk 3-5 ay kolik sancılar, yetersiz beslenme gibi nedenlerle uyanma, huzursuzluk oluşurken; daha sonra ise en sık olarak uykuya dalma ve uykuyu sürdürmede zorluk yaşanmaktadır. Normal günlük uyku düzeni bozulmuş, sık uyanan, fazla uyuyan, uyanınca avutulmakta ve tekrar uykuya dalmakta zorluk çeken çocuklarda altta önemli bir hastalık olabileceği akla gelmelidir. Özellikle uykudan uyandıran ağrılarda daha dikkatli olunmalıdır. Böyle durumlarda ebeveynlerin çocuklarını iyi takip etmesi ve uzman bir hekime başvurulması gerekir.” ifadelerini kullandı.
“Bebeğinizin kendi kendine uyumasına imkân verin”
Bebeklerin kısa süreli uyumaları ve sık sık uyanmalarının nedeniyle bazı annelerin paniğe kapılarak bebeğin kendi kendini sakinleştirme yeteneğini oluşturmasının zorlaştırdığını belirten Taşkesen,"Bu durum özellikle çalışan annelerde daha sık görülmektedir. Bebekle birlikte uyumak alışkanlığı toplumda sık görülen bir durumdur. Ancak kendi odasında yalnız uyuyan bebeklerin ebeveynleri ile beraber uyuyan bebeklere oranla daha az uyandığı bilinmektedir. Çocuklarda uyku problemini tanımlamak ve sorunun ciddiyetini ortaya çıkarmak için başlıca yapılması gereken tedavi, altta yatan bir sorun varsa onu tanımlamak ve çözmeye çalışmaktır. Örneğin; uyku apnesi olan, gece sık sık uyanan, ağzı açık uyuyan ve horlayan bir çocukta sorunun geniz eti büyümesine bağlı olabileceğini ve bu durumda ameliyat gerekebileceğini unutulmamalıdır. Bunun dışında altta organik sorunun olmadığı durumlarda ailelere çeşitli önerilerde bulunulabilir.” şeklinde konuştu.
“Ailenin imkânları uygun ise çocuk ayrı bir odada ve yatağında uyutulmalıdır”
Taşkesen,"Çocuk uykuya dalmadan önce en sevdiği oyuncağı veya battaniyesini yanına alabilir, masal okunabilir, şarkı ya da ninni söylenebilir, banyo yaptırılabilir. Odanın sessiz ve loş olması, çocuğun dikkatini çekebilecek ses, görüntü olmaması önemlidir. Uyuma ve uyanma zamanı haftanın yedi günü mümkünse sabit veya yakın olmalıdır. Çocuğun uyku saatlerinin düzenli olması, uykuya dalmayı kolaylaştıracaktır. Her seslendiğinde çocuğun odasına gidilmemeli, odanın dışında veya kapısında durarak onunla konuşulmalıdır. Gece korku içinde uyanan çocuğun yanına hızlıca gidilmeli ve kendisinin hep yanında olduğunuzu hissettirip güven verilmelidir. Bu sırada anne çocuğu yanına almamalı ancak onu sakinleştirip tekrar uyuması için destek olmalıdır.” şeklinde tavsiyelerde bulundu. | 30ddcfaf6cb2 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Resmi Gazete’de bugün yayımlanan sözleşmeli öğretmen istihdamına ilişkin yönetmeliğe göre, alımlar KPSS sonucuna göre Şubat ayında mülakatla olacak.
Yönetmeliğe göre, sözleşmeli istihdamda, kalkınmada birinci derecede öncelikli yörelerdeki öğretmen açığı kapatılacak.
Başvuru şartları
Sözleşmeli öğretmenliğe atanmak üzere başvuruda bulunacaklarda, 657 sayılı Kanunun 48 inci maddesinde belirtilen genel şartların yanında aşağıdaki özel şartlar aranacak:
“Mezun olunan yükseköğretim programının, Bakanlığın öğretmenliğe atanacakların tespitine ilişkin kararına göre atama yapılacak alana uygun olması.
Öğretmenliğe kaynak teşkil eden yükseköğretim programlarından mezun olanların ihtiyacı karşılamadığı alanlara atanacaklar hariç, Bakanlıkça uygun görülen pedagojik formasyon eğitiminin başarıyla tamamlanmış olması.
Yurt dışındaki yükseköğretim kurumlarından mezun olanların, Yükseköğretim Kurulu Başkanlığınca yükseköğrenimlerinin ve/veya pedagojik formasyon belgelerinin yurt içindeki yükseköğretim kurumlarına veya programlarına denkliğinin kabul edilmiş olması.
KPSS’den, atanacakları alanlar için belirlenen taban puan ve üzerinde puan almış olması.
Devlet memurluğundan veya öğretmenlik mesleğinden çıkarılmayı gerektiren bir ceza alınmamış olması.”
Atama dönemleri
Sözleşmeli öğretmenlik pozisyonlarına Şubat döneminde atama yapılacak. Bakanlıkça gerekli görüldüğü hâllerde pozisyon imkânları ve ihtiyaç çerçevesinde bu dönem dışında da atama yapılabilecek.
Sözleşmeli öğretmenlik için başvuracaklarda aranacak şartlar, başvuruda bulunacakların nitelikleri, başvuru yeri, süresi, başvuruda bulunacaklardan istenecek belgeler, sözlü sınav, sınav sonuçlarının açıklanmasına yönelik süreler, itiraz süreleri ve atama ile uygulamaya ilişkin diğer hususlar Bakanlıkça ilan edilecek duyuruda belirtilebilecek.
Yönetmelikte öngörülen şartları taşıyanlar, duyuruda belirtilen süre içinde sözleşmeli öğretmen olarak atanmak üzere başvuruda bulunabilecek. Öğrenimleri birden fazla alana kaynak olanlar, bu alanlardan yalnızca birisi için başvuruda bulunabilecek.
Sözlü sınav komisyonunun oluşumu
Sözlü sınav komisyonu; Bakan veya görevlendireceği birim amiri tarafından belirlenen kamu görevlilerinden oluşacak bir başkan, iki asıl ve ihtiyaç duyulduğunda değerlendirilmek üzere iki yedek üyeden oluşacak. Yedek üyeler, sınav merkezlerinde oluşturulan yedek üye havuzundan görevlendirilebilecek.
Sözlü sınav komisyonu başkan ve üyeleri, boşanmış olsalar dahi eşlerinin, ikinci dereceye kadar (bu derece dâhil) kan ve kayın hısımlarının ve evlatlıklarının katıldığı sözlü sınavlarda görev alamayacak.
Sözlü sınav konuları ve ağırlıkları
Sözlü sınav konuları ve ağırlıkları ise şunlardan oluşacak: Bir konuyu kavrayıp özetleme, ifade yeteneği ve muhakeme gücü yüzde 25, iletişim becerileri, özgüveni ve ikna kabiliyeti yüzde 25, bilimsel ve teknolojik gelişmelere açıklığı yüzde 25, topluluk önünde temsil yeteneği ve eğitimcilik nitelikleri yüzde 25.
Sözlü sınav
KPSS sonucunda her alan için oluşan puan sıralamasına göre en yüksek puan alandan başlamak üzere, alanlar için belirlenen kontenjan sayısının üç katı aday sözlü sınava çağrılacak. Son sıradaki adayla aynı puana sahip olan adaylar da sözlü sınava çağrılabilecek.
Sözlü sınav, Bakanlıkça sözlü sınav komisyonu oluşturulması öngörülen sözlü sınav merkezlerinde yapılacak.
Sözlü sınava girmek isteyenler, tercihleri de dikkate alınarak belirlenen sözlü sınav merkezlerinden birinde sözlü sınava alınacak.
Sözleşmeli öğretmenliğe atama için yapılacak sözlü sınava katılmaya hak kazanan adaylar, sözlü sınav komisyonunca yüz tam puan üzerinden değerlendirilecek. Sözlü sınavda 60 ve üzerinde puan alanlar başarılı sayılacak ve sözleşmeli öğretmenliğe atanmak üzere tercih yapma hakkına sahip olacak.
Sözlü sınav sonuçlarının ilanı ve itiraz
Sözlü sınav sonuçları, tüm sınavların tamamlanmasını takiben duyuruda belirtilen süre içinde Bakanlıkça ilan edilecek.
Sözlü sınav sonuçlarına, sonuçların açıklanmasını takiben duyuruda belirtilen süre içinde sınava girilen sınav merkezinin bulunduğu il millî eğitim müdürlüğüne itiraz edilebilecek. Bu itirazlar sözlü sınav komisyonunca incelenerek oy çokluğu ile karara bağlanacak. İtiraz sonuçları, ilgili il millî eğitim müdürlüklerince itiraz sahiplerine duyurulacak.
Atama başvurusu ve tercihler
Sözlü sınav sonrasında sözleşmeli öğretmenliğe atanmak üzere tercih hakkı kazananların atama başvuruları, sözlü sınav sonuçlarının kesinleştiği tarihten itibaren ilan edilen süre içinde elektronik ortamda alınacak.
Sözleşmeli öğretmenliğe atanma isteğinde bulunanlara en fazla 20 tercih hakkı verilecek. Adaylar başvurularında, tercihleri dışına atanmayı kabul edip etmediklerini de belirtebilecek. Tercihleri dışında atanmayı kabul etmediğini beyan eden adayların tercihlerine yerleştirilemedikleri takdirde atamaları yapılmayacak.
Atama ve görev yerinin belirlenmesi
Sözlü sınavda 60 ve üzerinde puan alanlardan sözleşmeli öğretmenliğe atanmak üzere başvuruda bulunanların atamaları, sözlü sınav puanı üstünlüğüne göre tercihleri de dikkate alınarak ilan edilen kontenjanlar dâhilinde elektronik ortamda gerçekleştirilecek. Puan eşitliği hâlinde KPSS puanı üstünlüğü dikkate alınacak; eşitliğin devamı hâlinde atanacak aday bilgisayar kurası ile belirlenecek.
Bakanlıkça il/ilçe emrine atama yapılması hâlinde sözleşmeli öğretmenlerin görev yerleri, il/ilçe millî eğitim müdürlüklerince alanında ihtiyaç bulunan eğitim kurumları olacak şekilde belirlenecek.
İlan edilen kontenjanlardan atama şartlarını taşımadıklarının anlaşılması nedeniyle atamaların iptal edilmesi, atanılan göreve geçerli bir mazeret olmaksızın süresi içinde başlanılmaması ya da atanma hakkından vazgeçilmesi gibi sebeplerle boşalan pozisyonlara, sözlü sınav sonuçlarının kesinleştiği tarihten itibaren altı aylık süreyi aşmamak üzere aynı usulle atama yapılabilecek.
Öğretmen kadrosuna atama
Sözleşmeli öğretmenlerden sözleşme gereği dört yıllık çalışma süresini tamamlayarak adaylık sürecinde başarılı olanlar, talepleri halinde görev yaptıkları eğitim kurumunda öğretmen kadrolarına atanacak. Öğretmen kadrolarına atananlar, aynı yerde en az iki yıl daha görev yapacak, bunlar hakkında adaylık hükümleri uygulanmayacak. | 2720a37d20e0 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Mezopotamya bölgesine gelişi 1400’lü yıllara dayanan arbane (Def), Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yaygın olarak kullanılan müzik aletleri arasında yer alıyor.
Yuvarlak bir tahta kasnağa deriden bir örtü geçirilerek yapılan arbene, Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde yaygın olarak kullanılıyor. Çıkardığı ses ve oluşturduğu ritim ile farklı bir renk kazanan arbane, kulaktan gönüllere unutulmaz bir seda bırakıyor. Özellikle tasavvuf ehli kişilerde etkisini gösteren arbane, Diyarbakır’da sadece bir yerde üretiliyor.
Diyarbakır'ın tarihi Sur ilçesindeki küçük dükkânında arbane üreten Zülfi Yoldaş (70), yaptığı arbaneleri yurt içinin yanı sıra çok sayıda ülkeye de gönderiyor.
30 yıldır arbane üretimi yapan Yoldaş İLKHA mikrofonlarına konuştu.
Arbanenin, gürgen, söğüt ve kavak ağacından oluşan çembere suda bekletilen derinin çekilmesiyle yapıldığını söyleyen Yoldaş, yaptığı arbaneleri Hollanda, İsveç, Almanya, Irak, Arabistan ve Çin gibi birçok ülkeye gönderdiğini söyledi.
“Çin’e kadar arbanelerim gitmiş”
Şimdiye kadar 100 binden fazla arbane ürettiğini dile getiren Yoldaş, “Eskiden Ali Paşa Mahallesi'nde Sofi Hüseyn adından bir abimiz vardı. Diyarbakır’da sadece o arbane imalatı yapardı. O vefat ettikten sonra kimse arbane imalatı yapmadı. Bir gün misafirlikteydim, biri patlamış bir arbane getirerek artık bunu yapacak kimse olmadığını söyleyerek sitem etti. Ben de deriyi alıp suya soktuktan sonra kenarlarına tutkal vururum, sonra çivilerim olur diye düşündüm ve kendisine arbaneyi ben yapabilirim dedim. Aldım ve planladığım gibi arbaneyi yaptım. Ondan sonra kime arbane lazım olsa benim yanıma geldi. O zamandan bu zamana arbane imalatı yapıyorum. Anladım ki bu nöbet bana devredilmiş ve bu işe devam ettim. 30 yıldır bu işi yapıyorum. 100 bini aşkın arbane imalatı yapmışım. Çin’e kadar arbanelerim gitmiş.” dedi.
“Arbaneler, Arap ülkelerinden Mezopotamya bölgesine geldi”
Arbane yapım aşamalarından bahseden Yoldaş, “Arbanenin Mezopotamya bölgesine gelişi 1400’lü yıllara dayanır. Medine’de Muhacirler Ensarla buluştuğunda Peygamber Efendimizi arbaneyle karşıladılar. Arbaneler, Arap ülkelerinden Mezopotamya bölgesine geldi. Ben arbaneleri oğlak, kuzu ve koyun derisinden yaparım. Ayrıca plastikten de yapıyorum. Çemberleri Malatya’dan, derileri ise Tokat’tan hazır olarak getirerek arbane imalatı yapıyorum. Arbane, gürgen, söğüt ve kavak ağacından oluşan çember suda bekletilen derinin çekilmesiyle yapılıyor. Daha sonra bir süre güneşte bekletiliyor.” ifadelerini kullandı.
“Doğu ve Güneydoğu bölgesinde bu işi yapan yok”
Arbaneye rağbetin artığını söyleyen Yoldaş sözlerine şunları ekledi:
“İlk bu işe giriştiğimde ayda 2-3 adet arbane ancak satardım. Elhamdülillah şimdi günde 20 tane yapıp satıyorum. Şimdi arbaneye büyük bir rağbet var. Doğu ve Güneydoğu bölgesinde benim üzerimden bu işi yapan yok. Diyarbakır’ın tek arbane imalatçısıyım ama buradaki çalışmam ve emeğim Diyarbakır’ın büyükleri tarafından görülmüyor. Kimse gelip beni sormuyor.” | 5e8569fb52e3 | [
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Saraybosna’daki, Prag’daki, Ottawa’daki, İzmir’deki, Kastamonu’daki
veya dünyanın herhangi bir yerindeki köhne bir bahçede
gün batarken karşılıklı oturup rakı içmek istediğim
yegane arkadaşım için... Dedem için...
“Ömrümce tanımadığım üvey kardeşimin şehrinde gibiyim Saraybosna’da” diye yazmıştım eve döndüğümde. Saraybosna'nın geçmişten güçlü izler taşıyan gizemli sokakları; modern ve Avrupai görünümlü ışıklı caddeleri; rengarenk ve hareketli dükkanları; daha dün yaşanan akıl almaz drama rağmen cıvıl cıvıl, hayat dolu insanları ve kişide sanki batıya değil de doğuya doğru seyahat etmiş hissi uyandıran Osmanlı yapısı eski şehir merkezi beni hiç beklemediğim biçimde şaşırtmış ve hatta bu kenti yıllarca görmezden gelmiş olduğum için hafif utangaç bir pişmanlığa sürüklemişti.
Saklamaya hiç gerek yok; kentin sokaklarını adımlarken Alice’in keşfettiği harikalar diyarını ben de keşfetmişim gibi mutlu olmuş; hayallerimi ve duygularımı serbest bırakmak için tüm dünya sokakları arasından bu sokakları seçmiş olduğum için kendimi alabildiğine özel hissetmiştim.
Saraybosna, benimdi. Ben sanki Saraybosna’da yaşamıştım ömrüm boyunca. İnsan daha attığı ilk adımda, havaalanında aldığı ilk nefeste böyle hisseder mi? Kaç şehir böylesine sarıp sarmalar insanı? Hiç şüphe yok, evimdeydim orada. Buz gibi Sarajevsko birasını yudumladığım o ahşap renkli loş kafede tüm gençliğimi geçirmişçesine, hem de!
Kente ilk gidişim 2008 yılında Uluslararası Saraybosna Film Festivali’ni takip etmek içindi. Festivalin ana merkezi olan, açılış ve kapanış törenlerine ev sahipliği yapan bina kentin tam merkezinde. Binanın önündeki geniş meydana çadırlar kurulmuş meraklı halka bilgi veriliyor, kimi ürünlerin tanıtımı yapılıyor ve basın mensuplarına internet erişimi sağlanıyordu. Meydandan kent merkezine doğru ilerleyen sokağa girip yaklaşık üç yüz metre yürüdüğünüz zaman da, yanılmıyorsam sağ tarafta, film gösterimlerinin yapıldığı salonla karşılaşıyordunuz. İşte her şey bu üç yüz metrelik alanda olup bitiyordu. Akşam vakti film izlemeye gelen her yaştan insanı gördüğümü ve uzayıp giden o dar sokağa şöyle bir bakıp “Acaba bir festival bir kente bundan daha çok yakışabilir mi?” diye düşündüğümü daha dün gibi anımsıyorum.
Her ne kadar oradaki bulunuş amacım ve görevim festivali takip etmek olsa da kentteki zamanımı karanlık sinema salonlarında harcamaya hiç niyetim yoktu. Bu yabancı ama aynı zamanda benden olan kentin her bir köşesini adım adım tanımak, sunduğu yiyecekleri tatmak, insanlarını gözlemek, kafelerinde oturmak istiyordum. Öyle de yaptım. Bembeyaz tatlı bir soğanın eşlik ettiği, pide içine saklanmış olarak sunulan Cevapi kebabı ve her Saraybosnalının gurur duyarak yudumladığı enfes Sarajevsko birası, kentte geçirdiğim günler boyunca en yakın dostlarım oldular.
Kentin genel yapısına baktığınızda bir Anadolu şehrinde olduğunuzu sanabilirsiniz. Yoksulluk ve savaşın izleri Saraybosna’yı köhne bir yalnızlığa itmiş, Anadolu kentleriyle benzerliği işte buradan ileri geliyor. Yoksa gözünüzde canlanan tipik bir Anadolu kentinin o bildik "olmamışlığından", yıllardır maruz kaldığı çirkin yapılaşmadan ve zevksizlikten eser yok Saraybosna'da.
Biraz daha yaklaşıp kente ve insanlara daha özel bir çerçeveden bakacak olursanız, Saraybosna'nın, hatta Bosna Hersek'in Avrupalı yüzünü görürsünüz. Nispeten temiz sokaklar; bakımlı, geniş, yemyeşil parklar ve aralarına karışıp kendinizi kolayca güvende hissedebileceğiniz, kurallara uyan bir kentli insan topluluğu…
Savaşın izleri henüz çok taze. Bugünün gençliği, birer çocuktu o ateşli günlerde. O günlerde yaşananlar konuşulmadı, anlatılmadı, hissettirilmedi belki bir çoğuna. Ama bilirsiniz, sessizlik çocukları acıtır en çok! Dünyanın bu en sevimli coğrafyasında çocuklar, yaşıtlarım, dünyanın en çirkin yüzünü görerek büyüdüler.
Onlarla oturup konuştuğumda anlattıkları, anlatmadıkları, hissettikleri, hissettirmek istemedikleri, dünya görüşleri, ülkelerine bağlılıkları, kin gütmeden çevrelerindeki tüm toplumları derinlemesine analiz edebilme yetileri ve elbette genel kültürleri beni öylesine etkiledi ki, zaman zaman kendi rahatımdan utandım.
Zor zamanlar geçirmişlerdi. Babaları, kardeşleri esir alınmış; belki bir daha geri dönememişlerdi. Srebrenica onlar için uzak bir korku filmi değil, artık geçmişte de kalmış olsa, tüm şiddetiyle yaşanmış kanlı bir gerçeğin ta kendisiydi… Biliyorum ki sokakta gördüğüm, kahvede yan yana oturduğum, sohbet ettiğim herkesin muhakkak bir tanıdığı, bir akrabası, bir arkadaşı vardı o vahşet kasabasında öldürülen... Biliyorum ki bugün Saraybosna’nın dört bir yanını kusursuz bir tablo gibi kuşatan bu yemyeşil dağlardan kurşunlar, toplar, bombalar yağdı abluka altındaki insanlara… Hayal dahi edilemeyecek; hiçbir filmin, hiçbir hatıranın, hiçbir dost sohbetinin, hiçbir romanın aktaramayacağı ölçüde büyük, kanlı, tozlu ve dumanlı bir dehşet yağdı bu kentin insanlarının üzerine bir zaman…
Tüm bu acılar mı genç yaşlı tüm Saraybosnalıları bugün böylesine büyümüş, böylesine olgun kılan? Tüm evlerin duvarlarında görülen irili ufaklı kurşun delikleri; harabeye dönmüş, onarılmadan bekleyen yarı yıkık binalar mı bu insanları böyle güçlü yapan?
Baş Çarşı, eski kent merkezine verilen isim. Parçalı taşlarla örülmüş sokaklarda yürürken, sağlı sollu dizilmiş kafeler ve hediyelik eşya satan dükkanlar göze çarpıyor. Tek katlı Osmanlı yapıları ile kuşatılmış bu sokaklarda gezerken geçmişe dönüyor, bir süre orada kalmak, içinde yaşadığı çağın sıkıntılarına dönmeyi geciktirmek istiyor insan. Kebap kokuları arasında geçip gittiğiniz Baş Çarşı’nın sonunda büyük bir çeşme karşılıyor sizi.
Çeşmenin hemen önündeki caddeden karşıya geçip da yokuş yukarı çıkan dar sokağa girdiğinizde sağlı sollu iki otelle karşılaşıyorsunuz. Hafızam beni yanıltmıyorsa, Çoban Yıldızı ve Kovaci idi isimleri. Her ikisinde de konakladım. Turistik merkez olan Baş Çarşı’ya bu kadar yakın oluşlarının yanı sıra her ikisi de Boşnak aileler tarafından işletilen temiz ve ekonomik oteller.
Saraybosna'ya ve Bosna Hersek'in diğer kentlerine daha sonra da gittim. Her seferinde insanları ve yaşamlarını daha yakından tanıdım, sevdim. Yemyeşil dağların çevirdiği bu sevimli kentin sakinleriyle pek çok alanda ne denli benzeştiğimizi; kimi konularda ise tıpkı aynı evde büyüyen ama başka bireyler olan iki kardeş gibi nasıl da farklı düştüğümüzü görebilmek, inanın, herkese şiddetle önereceğim büyüleyici bir deneyimdi…
2008 yılında yaptığım o ilk Saraybosna gezisinden sonra eve dönüp aşağıdaki satırları kaleme almışım:
Bu yaralı ve güzel kentin sokaklarında gezinirken seni düşünüyorum Bağdat. Çocuklarını, annelerini, kızlarını düşünüyorum. Burada batan güneşin oradan nasıl göründüğünü, yıllar sonra nasıl görüneceğini, onu seyredenlerin gözlerinin önünden hangi resimlerin geçeceğini… Sizi düşünüyorum Beyrut, Kabil ve Musul; sizi ve olanca yalnızlıklarına inat gülümseyen insanlarınızı…
Ömrümce tanımadığım üvey kardeşimin şehrinde gibiyim Saraybosna’da. O kadar yakın, o kadar farklı… Nehir kıyısındaki kafelerden birinde oturuyorum. Tüm duvarları mermi ve top izleriyle sarılmış bir kentin, içindeki tarifsiz acıyı ustaca gizleyişini izliyorum. Penceresinin hemen altında koca bir delik yokmuşçasına kahkahalar atan kadına bakıyorum. Hayır, dolmuyor gözlerim. Her şey tam karşımda batmakta olan güneş gibi yolunda, diyor, gülümsüyorum…
Babaları esir alınan çocukların yaşadığı tüm kentleri sevdiğim gibi, usulca gözlerinde kaybolarak seviyorum Saraybosna’yı… O çocuklar büyüdükleri zaman konuşmayacaklar hiç, biliyorum. Çünkü gün gelecek, şehrin ve anılarının öte yanındaki bir çamaşır ipine dizecekler paslı, barut kokan sözcüklerini… Ve yine biliyorum ki en güzel söyleyenler, sözcüklerini asmış adamlar ve kadınlardır hep, aşkın sessiz türkülerini…
Elif, örneğin, Bağdat’taki… Hiç vurulmamış gibi dedesi, evindeki top izlerine yuva yapan kuşlara bakıp, aşık olduğu adamı özleyecek… Konuşmayacak… Elif… Bağdat’taki…
H i ç v u r u l m a m ı ş g i b i d e d e s i . . .
Orada olursam o gün, ona Mostarlı bir kızdan ve Nazım’ın dizelerinden bahsedeceğim. Güneşin batışına ve Elif’in parlayan gözlerine bakıp, her şeyin ne kadar da normal olduğunu düşüneceğim…
Gidip onunkilerin yanına, bir bir, bende kalan sözcükleri iliştireceğim…
Mart 2012 | 636c5742100c | [
"c4",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Elseve mucizevi saç bakım yağı ve pantene keratin ve E vitaminli saç bakım yağı incelemesi
Son zamanlarda saç bakım yağları oldukça revaçta. Özellikle elseve mucizevi yağın piyasaya sürülmesi ile saç yağlarına olan ilgi artmış bulunmakta. Kuru yağ teknolojisi ile üretilen bu saç bakım yağları saçta kesinlikle yağlı his bırakmıyor. Saçların tarama vb nedenlerle kırılmasını engelliyor.
Ayrıca kolay tarama sağladığı için koparak dökülmeleri engellemeye yarıyorlar. İçerikleri ve vaatleri markasına göre ufak değişiklikler gösterse de genel anlamda hepsi aynı görevi yapıyor.
Siz de saç yapınıza ve bütçenize göre çeşitli seçenekler içinden kendinize en uygun olanı kullanabilirsiniz. Bu yazımızda biz elseve ve pantene markalarına ait saç bakım yağlarını inceleyeceğiz.
Elseve Mucizevi Saç Bakım Yağı (onarıcı/mor kapak)
Elseve mucizevi yağ oldukça hafif formülü ile kesinlikle saçlarda ağırlık bırakmıyor. Mor kapaklı onarıcı olan çeşidi klasik sarı kapaklı ile aynı görevi görüyor. Ben aralarında bir fark görmedim. İkisi de saçların taranmasını oldukça kolaylaştırıyor ve fönün ısısına karşı koruma sağlıyor. Elseve mucizevi yağın farklı kullanım şekilleri mavcut. Şişenin arkasında da yazdığı üzere 3 farklı şekilde kullanılabilir:
- Duştan önce tüm saça uygulayıp bir süre bekletip yıkayarak,
- Duştan sonra ıslak saç uçlarına uygulayarak,
- Saçlar kuruduktan sonra daha parlak bir görünüm vermek ve elektriklenmeyi azaltmak için kuru saçlara uygulayarak kullanabilirsiniz.
Ben sadece duş sonrası 1-2 pompa kadar avcuma sıkıp ovuşturduktan sonra ıslak saç uç ve boylarına uyguluyorum. Bazen kuru saçlara da elektriklenmeyi azaltmak için kullanıyorum. Beklentim ise bir miktar saçlarımdaki elektriklenmeyi alması ve fön ısısından az da olsa koruması. Ayrıca tararken kolaylık sağlaması. Bu beklentilerimi büyük ölçüde yerine getiriyor. Fakat saç elektriklenmesi konusunda geçici bir etki sağlıyor.
Yalnız belirtmeliyim ki saçlarım aşırı elektriklenen bir yapıya sahip, ince telli ve sık dalgalı. Sizin de beklentileriniz kolay taransın ve yıpranmalara karşı korusun şeklindeyse elseve mucizevi saç bakım yağına tereddütsüz bir şans verebilirsiniz. Ayrıca tekrar belirtmeliyim ki saçlarda ağırlaştırmayla kesinlikle karşılaşmadım. Tabi fazla kullanımda ağırlaşma yapması muhtemel. Ayrıca kokusu çok güzel fakat saçta kalıcılığı fazla uzun değil.
Pantene Onarıcı ve Koruyucu Saç Bakım Yağı
Pantene'in bakım yağını, elseve mucizevi yağa göre çok az daha yoğun buldum. İçeriğindeki keratin ve E vitamini sayesinde saçları şekillendirme hasarına karşı koruduğu ve saçlarda onarım yaptığı vaat ediliyor. Onarım konusunda açıkcası bir etkisini görmedim ki bu durum elsevede de aynı. Çünkü kırık saçın onarılması mümkün değildir. Sadece yıpranmalar bu tarz yağ ve serumlarla gizlenebilir.
Ancak koruyuculuk görevi ikisi için de geçerli. Bu tarz yağlar saçları büyük ölçüde yıpranmadan koruyor.
Pantene'in onarıcı ve koruyucu etkili saç bakım yağını elseve mucizevi yağa göre daha çok beğendim. Elektriklenme konusunda saçlarımda daha başarılı oldu. Ayrıca bu yağı kullandıktan sonra saçlarımda hafif bir düzleşme oluyor. İçeriğinde bulunan keratinden dolayı olsa gerek. Daha pürüzsüz bir his bırakıyor. Ama elseve'e göre sanki çok hafif bir ağırlık yaratma söz konusu. Ancak bu da kararında kullanılarak bertaraf edilebilir. Bu arada ağırlıktan bahsetmişken saçlarımın ince telli olduğunu tekrar vurgulamalıyım. Koku olarak pantene de oldukça güzel ancak elseve daha hoşuma giden bir kokuya sahip.
Kısacası sizlerde saçlarınızı şekillendiriyor, en azından fönle kurutuyorsanız. Tararken yıpranmasını istemiyorsanız ve saçlarınızı daha bakımlı görmek istiyorsanız bu tarz yağları deneyeblirsiniz. | 246026d04341 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Bebek Yelek Modelleri
Her kadın gibi çocuğumuz doğduktan sonra hatta daha doğmadan onun için kıyafet araştırmalarına gireriz. İçimizde ki o çocuksu heyecan dört bir yanımızı sarar. O mucize dünyaya geldikten sonra onun gözlerine bakıp o masumiyeti görmek o çoşkuyu yaşamak kadar anlamlı bir duygu olmasa gerek.. Biz anneler çocuklarımızın mutluluğu için her fedakarlığı yapmaya çalışırız. Daha o dünyaya gelmeden bir yandan bizi tekme yağmuruna tutarken biz onlar için örgüler örmeye başlarız. :)
Aşağıda sizler için kendi zevkime göre beğenip seçtiğim bebek yelek modelleri bulunmakta. Hem erkek bebek yelekleri hem de kız bebek yelekleri bulunmakta. Beğendiğinizin üzerine tıklayıp daha büyük görebilirsiniz. | 0544521c9910 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Eflanim.Net’in 7. Yaşını kutluyoruz. Aralık 2007 tarihinde çıktığımız bu yolda ilk günkü heyecanla, azimle, umutla devam ediyoruz.
Yıllar çok çabuk geçip gidiyor, işte sitemizin internette yerini aldığı günden bu yana 7 yıl gibi bir zaman geçti. Yıllar bazı zaman bize bir şeyler katıyorlar bazen bizden bir şeyler götürüyorlar. Geçtiğimiz 7 yılda da sitemiz için yıllar bazı zaman bir şeyler kattı bazı zaman bir şeyler götürdü. Hayatın inişli çıkışlı yollarında Sitemizde çok aktif olduğumuz zamanlar oldu. Hiç ilgilenmediğimiz zamanlarda oldu. Acı tatlı haberlerle, yazılarla bir yılı daha geride bıraktık.
Hem geçen bir yıla hem de toplanmada geçen 7 yıla bir baktığımız da bizi mutlu eden şeylere imza attığımızı görüyoruz. Biz düşüncelerimizi hayallerimizi bu sitede yaşatıyoruz. Sitemizin ziyaretçi sayısı istediğimiz/beklediğimiz değerlerde olmasa da biz azla yetinmeyi biliyoruz. Son bir aylık istatistiklere baktığımızda günlük ortalama 133 ziyaretçi, 564 sayfa görüntüle sayısına sahibiz. Son bir yıllık istatistiklere baktığımızda günlük ortalama 156 ziyaretçi, 855 sayfa görüntüleme sayısına sahibiz. Eflani Fotoğraf albümümüzde 2200′ün üzerinde fotoğraf var. Bunlar 1.6 Milyondan fazla kez görüntülendi.
Sitemiz hakkında her türlü istek ve öneriye açığız. Şöyle olsa nasıl olur? Şu da olsun dediğiniz her şey için bize iletişim kısmından ulaşabilirsiniz.
Tüm Ziyaretçilerimize Teşekkür Ediyoruz. Sağolun Varolun… | 14e28377ed9c | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Herbiri birbirinden değerli 15 sanatçımızın Türk Müziğine gösterdikleri ahde vefası ve gelecek nesillere miras niteliği taşıması üzerine gerçekleştirilen "Unutulmayan Şarkılar" albümü, özenle seçilmiş 16 eser ile müzik severlerin beğenisine sunuluyor.
Müzik severlerin arşivlerinde bulunması gereken "Unutulmayan Şarkılar" albümünde; ‘’MUSTAFA CECELİ , AJDA PEKKAN, ZEKAİ TUNCA, AHMET ÖZHAN, GÖKHAN SEZEN, YILDIRIM BEKÇİ, FATİH ERKOÇ, MELİHAT GÜLSES, YEŞİM SALKIM, UMUT AKYÜREK, ZEKİ EROĞLU, SUAT YILDIRIM, BELGİN GÖK, AYŞE TAŞ, EMEL SAYIN ‘’ ın muhteşem yorumları, sevenleri ile buluşuyor. | 698518798b71 | [
"culturax",
"hplt2"
] |
Muhammedi ruh nedir, nasıl elde edilir?
Bu tür ifadeler mecazdır. Benzetme yönü hazfedildiği için teşbih-i beliğ türündendir. Yani, Hz. Muhammed (asv)in ruhuna benzeyen ruh ifadesi yerine Hz. Muhammed (asv)'in ruhu anlamında muhammedî ruh ifadesi kullanılmıştır. Çünkü, gerçekte hiç kimsenin ruhu başkasının ruhu olamaz. Herkesin ruhu kendine mahsustur.
Mecaz manada Muhammedî ruhu elde etmek Hz. Muhammed (asv) gibi yaşamaktan geçer. Hz. Aişe (ra) validemizin ifadesiyle Hz. Muhammedin ahlakı Kuran ahlakı idi. (Müslim, Müsafirin, 139) Demek ki, Onun ruhu Kuranla beslenmiş ve öyle olgunlaşmıştı ki,
Şüphesiz sen çok büyük bir ahlak üzeresin. (Kalem, 68/4)
şeklindeki Allahın iltifatını kazanmıştır.
Peygamber'de sizin için güzel bir misal/örnek vardır. (Ahzab, 33/21)
mealindeki ayette ifade edildiği üzere, Hz. Muhammed (asv) e ahlakta, kullukta, Allahın emir ve yasaklarına riayet etme hususunda uyarsak, onu gibi yaşamaya çalışırsak, onun kutsî ruhundan -bir parıltıda olsa- ruhumuza yansıtabilir, feyzinden istifaza edebilir, marifetinden istifade edebiliriz.
Özetle, Hz. Muhammed (asv)in ruhu iman ve İslam prensipleri çerçevesinde şekillenmiştir. Onun ruhundan bir ışık almak ve aydınlanmak için onun gibi hareket etmek gerekir. Bu da kitap ve sünnet dairesinde Ehl-i sünnet alimlerinin verdiği derslerinden istifade etmek ve bildiklerimizi amelle, pratiğe dökmekle olur.
Kaynak:Sorularla İslamiyet | 945c760e7a91 | [
"culturax",
"hplt2"
] |
OKUL MÜCADELE ALANIDIR
Atalay Girgin[i]
Soruların yanıtına geçmeden önce şunu belirteyim: Sorun doğru kavranmadığı ya da sorular yanlış sorulduğu sürece ne yanıtlar doğru olur ne de ileri sürülen çözüm önerileri…
Buradan hareketle, birkaç tespiti kısaca sıralamak gerek: Kapitalizmin değişen gerçekliği içinde, onun siyasal ve yasal bilinç sınırlarını aşmayan eğitim arayışları, anlayışları ve yöntemleri çözüm değildir. Keza tekil alanlar düzeyinde (örneğin, yerel yönetim, eğitim, ekonomi, vd. alanlarda) dile getirilen ve kısmen uygulama aşamasına taşınan, taşınmak istenen girişimler de sonuçsuz kalmaya mahkumdur. En iyi ihtimalle bu arayış ve girişimler kısa süreli parlayıp sönen deneyimler olmaktan öte geçemez. Aksine bu tür yaklaşımlar, kapitalist sömürü ve tahakküm düzenine muhalif (devrimci, sosyalist, komünist, vd.) kesimlerin sorunun yanıtını, belki de çaresizlik içinde, yanlış yerlerde aramasının bir ifadesidir. Çünkü sorun, yalnızca lafzi ve kitabi boyutta değil, kelimenin neliği ve gerçekliği anlamında kapitalizme karşı top yekûn bir sınıfsal ve toplumsal mücadele sorunudur.
Genel olarak eğitim ve özel olarak okul ise söz konusu mücadelenin tekil alanlarından yalnızca birisidir. Sınıfsal ve toplumsal düzeydeki bir mücadeleyle kuşatılıp beslenmediği sürece etkisi cılız ve geçici olmaktan öte gidemeyecek, bir alan…
(Birgün Gazetesi'nde 8 Ekim 2014 tarihinde yayımlanan yazının eksiksiz hali...) | 27e681c3308e | [
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Aslantepe hakkında
TOKİ Ali Sami Yen arazisini 475 milyon TL'ye Aşçıoğlu-Zorlu ortaklığına gelir paylaşımı modeli ile sattı. Bu projeden 500 milyon dolar gelir bekleniyor, yarısı yani 500 milyon TL yine TOKİ'nin dolaylı yoldan devletin kasasına girecek. Aslantepe stadına 300 milyon TL harcandı. Metro ve kavşak çalışmaları içinde 300 milyon TL. Üstelik ulaşım stadın yanına yapılan hastane içinde kullanılabilecek. Kaba hesapla devletin kasasına 500 milyon tl girdi ortalama 500 milyon tl daha girecek. Tam bir win & win olayı yani. Galatasaray Mecidiyeköy'de kalsa idi, ne devlet para kazanabilecekti ne de stad yenilenecekti. Çünkü o arazi GSGM'nindi. İmar planını bir tek TOKİ değiştirebiliyor. Galatasaray bu stada başbakan'ın deyimi ile 1 allah kuruşu harcamadı evet ama devlete milyonlarca lira kazandırdı. Ali Sami Yen'de kalan 49 yıllık kiracılık hakkı Aslantepeye taşındı ve stad yenilendi. Galatasaray bu olayın sadece burasında. Asıl rantı kim kime sağladı siz düşünün. O stad tüm Galatasaraylılara anasının ak sütü kadar helal herkes rahat olsun. Galatasaray'ı seçim malzemesi haline getiren herkesinde Allah belasını versin. Neyseki o gün o stadda bulunan gerçek taraftarlar bazı şakşakçılara inat tepkisini koydu da Galatasaray'ın onurunu kurtardı.
eteket galatasaray
şarap muhabbeti ve başkanlık
çok iyi hatırlıyorum canaydın döneminin sonuydu ve başkanlık seçimi yapılacaktı. canaydın'da aday değildi sanırım. adnan polat'ın ise başa geçeceği kesin gibiydi. faruk süren'de bir canlı yayına katılmıştı. eski güzel günlerden bahsediliyordu. sonunda kongre muhabbeti başladı. canaydın döneminin kötü olduğundan bahsetti eski başkan. sunucular "bundan sonraki dönem hakkında ne düşünüyorsunuz" diye sorduklarında kısa bir hikaye anlattı faruk süren ;
"günün birinde bir degüstatöre şarap kalitesini test etmek için 2 şarap getirmişler. ilk bardağı almış. içmiş. "diğer şarap" demiş. "ama daha diğerini içmediniz ki" dediklerinde , "hiçbir şarap içtiğimden daha kötü olamaz" demiş."
eski başkanımız hala aynı fikirde midir çok merak ediyorum doğrusu.
seviyeli paylaşımlar da istifa bekliyor. galatasaray'ın gururu için.
eteket galatasaray
mısır gevreği muhabbeti
şu amerikalılar mısır gevreğini kutusundan nasıl bu kadar rahat döküyorlar anlamıyorum ya. ben sadece poşetten dökebiliyorum.
eteket hayatın içinden
demek ki
"Flowshakerz - Outro Lex"
bu şarkıyı kamuoyunda herkes "apaçi" müziği olarak bilir. nasıl bir iletişim, blututt ayarı ile aynı anda telefondan telefona girdiği bilinmez. buna insanlar azcık şaşırır. bende şaşırırdım ama artık şaşırmıyorum. böyle 4-5 tane insan tipi var bence dünyada. bu 5 farklı insan tipinin de kendi içinde sevdiği şey aynı. bazıları kendi içlerinde etkileşim halinde , bazıları taban tabana zıt . mesela bu şarkıyı seven , telefonunda gezdiren insanların face profillerinde en sevdiği filmler bölümünde "im juli" göremeyiz. "hızlı ve öfkeli" olur bu arkadaşların profilinde. eleştirmiyorum he . hızlı ve öfkeli daha eğlenceli lan bence im juli'den. tokyo drift hele bomba. he bu insanlar birbirleri arasında bir bağlantı kurmadan nasıl profillerine "im juli"yi ekliyorlarsa bu outro lex'de öle dağılıyor ortamlara. demek ki böle yani.
eteket düşündüm yazdım
Kaydol: Kayıtlar (Atom) | cd825cd5ecce | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Gelinlerin vazgeçilmez takılarından olan Cumhuriyet altını, altın fiyatlarının düşük olduğu dönemlerde hediyelik takı olarak düğünlerde kullanılırdı.
Ancak fiyatların artmasıyla beraber yerini çeyrek altına bırakmış olsa da eski önemini korumaya devam etmektedir.
Kadınlarımızın yastık altı için kullandıkları en ideal altın çeşidi olan cumhuriyet altını kaç gramdır?
Kaç çeşidi vardır, ve bunların gram miktarları nelerdir?
Konuyla ilgili olarak açıklamalara geçmeden önce bugünkü cumhuriyet altını fiyatını canlı olarak sizlere sunalım.
Cumhuriyet altını , 23.11.2016-23:50 tarih ve saati itibariyle alış fiyatı 856.0800 liradan ve cumhuriyet altını satış fiyatı da 910.0000 liradan işlem görmektedir. Cumhuriyet altını alış ve satış arasında tam olarak 53.92 liralık bir fark söz konusudur.
Bu altınlar sadece Darphane tarafından basılabilir. 22 ayar olarak basılan cumhuriyet altınının çeşitli gramlarda ağırlıklarına göre farklı adlar almaktadır.
Çeşit olarak Meskük ( Ata ) ve Ziynet olarak ikiye ayrılır. Her iki türün de 5 – beş- çeşidi vardır.
Ziynet olarak ifade edilen altın türleri şunlardır:
Aşağıda cumhuriyet altını resimlerini inceleyebilirsiniz. | 7439c2606312 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Adana'da doğdu. Özel Adana Fen Lisesi'ni bitirdi. 2000 yılında Eskişehir Osmangazi Tıp Fakültesi'nden mezun oldu. 2001-2006 yılları arası İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi'nde ihtisasını tamamladı. 2006-2007'de Mardin Midyat Devlet Hastanesi, 2007-2008'de ise Kilis Devlet Hastanesi'nde mecburi hizmetini tamamladı.
Askerliğini Ankara Beytepe Askeri Hastanesi'nde yaptı. Adana Tabip Odası ve TOTBİT (Türk Ortopedi ve Travmatoloji Birliği Derneği), Türk El ve Üst Ekstremite Cerrahisi Derneği üyesi olan Op. Dr. Ertan Sağol 2009 yılından bu yana Adana Özel ortopedia Hastanesi'nde görev yapmaktadır. | 51420e773d40 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Ordu'nun Ünye ilçesinde sahur vakti meydana gelen fırtınada çatılar uçtu, ağaçlar yıkıldı. Fırtına tarım arazilerinde de zarara yol açarken, daldaki fındıkları döktü.
Bölgenin geçim kaynağı olan fındık, sahur vakti çıkan fırtınanın azizliğine uğradı. Tarım arazilerinin zarar görmesinin yanı sıra bazı bölgelerde ağaçlar ve elektrik direkleri devrildi. Tarım arazilerin zarar görmesi ve fındığın dökülmesine ilişkin açıklamalarda bulunan Ünye Ziraat Odası Başkanı Osman Sarıkahraman, dökülen fındığın hiçbir şekilde işe yaramadığını belirterek yüzde 50 oranında dökülme olduğunu belirtti.
Sarıkahraman açıklamasında, "200 rakımın üzerinde bu sene fındığı olmayanların daha acısını paylaşamamışken, Ünye sahilinde olacak fındığın rekolteye faydası olacağını düşünürken rüzgara yakalandık. Bunların hepsi afet kapsamında olan şeyler. Fırtına da sigorta kapsamında. Üreticimizin demek ki bu bölgedeki fındığı sigorta yaptırması gerekiyor. Bu bir kez daha görüldü" dedi.
Fındık üreticisi Abdullah Akbaş ise bir buçuk ton yerine 500 kg fındık yapabileceğini belirterek, "Normal şartlarda 1.5 ton fındığım oluyor ancak bu afetten sonra 500 kg fındık olur diye düşünüyorum. Dalda görünen fındık bunu gösteriyor. Bir ton fındık zayi oldu. Elma armut gibi meyvelere de hasar verdi rüzgar. Dalda hiç bir şey kalmadı" diye konuştu.
SELİM GÜREL
Kaynak IHA : Ünye'de fırtına daldaki fındıkları döktü
Alıntı: Ünye'de fırtına daldaki fındıkları döktü
Bursa Güvenlik Sistemleri | afa39cbc76a0 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Muscari Armeniacum
Arap Sümbülü
(Dağ Sümbülü, Misk Sümbülü, Üzüm Sümbülü)
İstanbul - Mart 2015 © Ahmet Tahan
Çok yıllık, soğanlı bitkidir. Yapay gibi düz yaprakların içinden bir sap üzerinde salkım biçimli boncuk boncuk dizili mor çiçekleri vardır. Bataklık alanlar, çam korulukları, maki çalılık, çayırlık, kalkerli kayalı yamaçlar ve kumullarda yaşar. 35cm`ye kadar boylanabilir. Genelde şubat-mayıs aylarında çiçek açarlar. Çiçek açıp, tohum verdikten sonra üst kısmı ölen bitkinin alt kısmı her bahar ayında tekrar filizlenip çiçek açar. Mavi, beyaz, sarı veya soluk pembe renklerde çiçeklenir. 20-40 çiçek tek bir salkımda toplanır. Çiçeklerinin bol miktarda balözü salgılaması nedeniyle arıları çeker. | 20208ae74f35 | [
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Günlük hayatınız da da sık sık kullandığımız kuru yemişlerin birde faydaları konusunda bilgiler paylaşmak istedim sizlerle.
Beden ve zihin yorgunluğunu giderir. Böbrek ,mesane ve tenasül yollarındaki iltihapları giderir. Baş ağrısı karaciğer ve böbrek ağrılarını hafifletir.
Vücuda kuvvet verir. Kalp rahatsızlıklarının en önemli nedeni olan yüksek kolesterolün düşürülmesinde en önemli ilaçtır. (%25.2 oranında) İnsan vücuduna yaralı kalsiyum, demir,
karbonhidrat, yağ ve çinko ile metabolizmayı düzenler, kemiklerin gelişmesini sağlar. E vitamini açısından zengindir. Kansızlığa karşı koruyucu etki yapar. Kanser yapıcı etmenlerin oluşmasını önler yada oluştuktan sonra onları etkisiz hale getirerek vücudu korur.
Antep fıstığı
Antep fıstığında kolesterol yoktur. Kandaki kolesterol seviyesini düşürür. Kroner kalp hastalığı riskini azaltır. Antep fıstığı, protein yönünden 2 kat, fosfor yönünden 4 kat etten daha üstündür.
İnce bağırsakta glikoz emilimini azaltır ve kan şekerinin yükselmesini önler.
Zekayı geliştirir. Yaprakları ve kabukları ile hazırlanan ilaçlar kanı temizler, kansızlığı giderir. İshal ve dizanteriyi keser. Verem ve şeker hastalığında hem besleyici, hem de tedavi edicidir. Kadınlarda görülen beyaz akıntıyı keser. El ve ayak donukların da, deri çatlaklarında faydalıdır. Saç ve elleri boyamakta da kullanılır. Çok kuvvetli bir besin olduğundan fazla yememek gerekir.
Ceviz yağı, kabızlığı giderir. Bağırsak solucanlarını düşürür. Derinin yanmasını önler.
Yer fıstığı
Vücudun gelişmesini sağlar. Beden ve zihin gücünü arttırır. Göğsü yumuşatır. Öksürük söktürür.
Kabuklu yer fıstığı
İçeriğinde sabit yağ ve proteinli maddeler vardır. Böbrek ve safra kesesi ağrılarını hafifletir.
Beyaz leblebi
Mide suyunu çekmede ve zayıflamak isteyenler için açlıklarını bastırmada önemli bir işleme sahiptir.
Sarı leblebi
Ham maddesi nohuttur. Vücudu kuvvetlendirir. Anne sütünü arttırır.
Ay çekirdeği
Ay çekirdeğinin içeriğindeki yağ damar sertliğini giderir. Kalp, sinir hastalıklarını önler. Bol E vitamini ve protein içerir. Cinsel gücü arttırır. İktidarsızlığı önler.
Kabak çekirdeği
Mükemmel bir kurt ilacıdır. Günde çocuklarda 10-15 adet, büyüklerde 20-30 adet kabak çekirdeği yenmelidir. Tenya solucanlarını gidermek için de kabak çekirdeği iyi bir ilaçtır.
Yüzde 18.3 gibi yüksek oranda lif içerir. Mısırın içeriğindeki yüksek karbonhidrat enerji seviyesini yükseltir. İçinde protein, kalsiyum,demir, fosfor, A vitamini bulunur.
Dut Kurusu
İdrarı arttırır. İştahı arttırıcı etkisi vardır. Enerji verir.
Bünyesinde B1, B2, B3, B6, A, C ve E vitaminleri, potein, karbonhidrat, selüloz ve mineral olarak da kalsiyum, sodyum, demir, potasyum ve magnezyum bulunur. Regl düzenleyici, idrar söktürücü ve terleticidir. Şiddetli öksürük şikayetlerinde eriğin kurusunu kaynatıp içebilirsiniz. B vitamini ihtiva eden erik bu özelliği sayesinde sinir sistemini takviye ediyor. Kanı temizleme ve kansızlığa da çare olma özelliği ile erik yaz meyvelerinin en cana yakın olanlarından. Ateş düşürücü etkisi de olan erik diş temizliği ile de bize yardımcı olur. Sindirim sistemi üzerinde de olumlu etkisi vardır. ölçülü yenmelidir Erik Çekirdeği Bağırsak Kurtlarını Düşürür.
İshalde iğde yenilmesi tıpkı limon ve şeftalide olduğu gibi epeyce yararlıdır. Ayrıca iğde çiçeklerini koklamak zihne kuvvet ve açıklık verir.
İğde meyvelerini belli bir süre düzenli olarak yerseniz idrar tutamama ve idrara çıkma zorluğunu yenmenize yardımcı olacaktır.
Egzama Bu hastalıkta iğde çiçekleri toplanıp kaynatılır ve her zaman olduğu gibi balla tatlandırılarak içilir. Bu şurubun öksürüğe ve bağırsak bozukluklarına iyi geldiği de bilinmektedir.
Böbrek rahatsızlıklarına iyi gelir.
Kuru Üzüm
Üzüm ürünlerindeki demir, kalsiyum ve potasyum minerallerinin, kemik gelişimi yanında kansızlığı, halsizliği, zayıflığı ve ishali tedavi edici özelliği bulunmaktadır. Kilo almak isteyen de rejim yapmak isteyen de üzüm yemelidir çünkü enerji verir. Protein ve karbonhidrat kaynağıdır. A,B1,B2,B6, C vitaminleri ile fosfat, kalsiyum, demir, fosforik asit, organik asitler, formik asit minerallerini içerir. Günlük kalsiyumun 1/5'ini ve demirin ise 1/3'ünü karşılar. Mineraller halsizliği, kansızlığı, ishali ve zayıflığı tedavi eder. Karaciğer zafiyetine öksürüğe, bronşite de iyi gelir. Mideye çok faydalıdır. Ayrıca Unutkanlığa da iyi gelir. Kuvvetli bir gıdadır.
Hurmanın Faydaları
Hurmanın meyvesi tatlı ve besleyicidir. Hurma, zihni ve bedeni gelişmeyi sağlar. Kansere karşı koruyucudur,
Öksürüğü keser. Boğaz ağrısını, bronşiti ve soğuk algınlığını giderir. Kemik hastalıklarında faydası ise yadsınamaz. Orucumuzu açarken, susuzluk ve açlıktan doğan şeker ihtiyacımızı karşılarız ve halsizliğimizi birden alıverir. Mineraller açısından oldukça zengindir. İçeriğinde kalsiyum. potasyum. demir, B vitamini bulunmaktadır.
Ihlamurun içinde uçucu yağ, tanen, şeker, C ve P vitamini reçine ve enzimler bulunur. Öksürük ve Balgam İçin Ihlamuru kaynatıp içtiğinizde hem göğsünüzü yumuşatır hem de rahatlatıp terletir. Mide Şikayeti Olanlara Ihlamuru tek başına kaynatıp içerseniz hazmı kolaylaştırır. Bunun yanı sıra ıhlamurun içine biraz kekik, nane ve rezene ile kaynatıp içerseniz hem mide yanmalarına, hem de kusma türü rahatsızlıklara iyi gelir. Cildinizde Leke mi Var? Hemen ıhlamuru suda kaynatıp sıvı sümüksü bir hal alıncaya kadar bekletin. Sonra bu sıvıyı lekelere sürün faydasını göreceksiniz. Yine aynı şekilde elde edeceğiniz ıhlamurla kırışıklıklara masaj yaparsanız iyi sonuç alacaksınız. Strese Stres için ıhlamur çayı iyi gelir. İçine çok az karanfil atarsanız hem tadına güzel bir tat katmış olursunuz, hem de sizi sakinleştiren etkisini arttırırsınız. Grip ve Nezle Olunca Grip ve nezle olunca ıhlamuru hiç eksik etmeyin. Bilinmelidir ki bu tür hastalıklarda ıhlamur sadece terlemeyi sağladığı için değil, aynı zamanda vücudun direncini de artırarak tedaviye yardımcı olur. Göz çapaklanmalarıa ıhlamuru kaynatın ve süzün. Pamuk yardımı ile gözlerinize kompres yapın. Hem çapaklanmaları önleyecektir, hem de gözünüzü dinlendirecektir. Gözlerinize kompres yaparken gözünüzü kapatmayı unutmayın. Saçlarınıza da Ihlamur Ihlamuru kaynatıp elde ettiğiniz su ile ara sıra saçlarınızı yıkayarak saçlarınızın beslenip kuvvetlenmesini sağlayabilirsiniz. Bu işlemden sonra saçınızı durulamayı ihmal etmeyin. Kan dolaşımını düzenler Kabızlıkta da ıhlamurdan yararlanabilirsiniz. Kramplar için de ıhlamurun iyi bir ilaç olduğunu unutmamalısınız. Sabah aç karnına içilmeye devam edilen ıhlamur zayıflamak isteyenlere bu hususta yardımcı olacaktır. Ihlamurun migren için birebir olduğu bilinir.
Cildi, mikrop ve mantarlardan korur, güzelleştirir. Deriyi korur ve yaraların tedavi edilmesinde birebir besin aracıdır Gözlere parlaklık verir. Mide ve on iki parmak bağırsağı ülserinin meydana gelmesine engel olur ve bu arada meydana gelmiş ülserin iyileşmesinde de önemli rol oynar Bağırsak tembelliğini giderir. Kansere karşı koruyucu bir etkiye sahiptir. Kalp kaslarını kuvvetlendirir. Fazla kiloları önler Safra bezlerini temizler, böbrekleri çalıştırır. Basura faydalıdır. A,B,C vitaminleri, protein, bol miktarda şeker ve madensel tuzlar içeren bir meyvedir. İştah açar, kan yapar, bedensel ve ruhsal yorgunlukları alır. Sinirleri güçlendirir. Uyku verir. Kabızlığa iyi gelir (aç karnına yenildiğinde hem de her haliyle; kuru, taze yada kompostosu, reçeli, hoşafı...) Cilt güzelliği için birebirdir. Yanınızda kayısı bulundurun, çünkü böylece açlıktan kan şekeriniz düştüğünde kayısı yersiniz. Vitamin A yönünden çok zengin bir kaynaktır. göz sağlığı açısından elzemdir | bf59ce4a5dab | [
"c4",
"culturax",
"hplt2"
] |
Geçtiğimiz ay piyasaya çıkan bir albüm Bir Nev-i Alaturka. Nevzat Doğansoy, nam-ı diğer Nev bu sıcacık alaturka albümüne harika bir isim bulmuş. Bundan önceki 3 albümünde de kaliteli bir sanatçı olduğunu, piyasa sanatçısı olmadığını gösteren Nev alaturka nağmeleri taşıyan o davudi sesini bu kez musikimizin unutulmaz şarkılarında göstermiş.
Albümü edindiğinizde sizi Sevmekten Kim Usanır adlı o harika şarkı karşılıyor. Tabii ki Nev'in harika sesi eşliğinde. Sonrasında modern bir düzenlemeyle klip olarak karşımıza gelen Mazideki Aşk adlı eseri dinliyoruz. Gerçekten güne uygun ancak sıcaklığını kaybetmemiş bir düzenleme olmuş. Albümde sırasıyla:
- Denizde Akşam
- Kapıldım Gidiyorum
- Kimseye Etmek Şikayet
- Ben Küskünüm Feleğe
- Sensiz Olamam
- Şimdi Uzaklardasın
- Ey But-i Nev Eda
- Kimseye Etmem Şikayet (Akustik)
şarkılarını dinleyebilirsiniz. Bu yaz günlerinde özellikle de akşam serinliğinde, mehtaba ve tatlı esen mehtaba karşı dinlenesi bir albüm Bir Nev-i Alaturka. Edebiyat Meclisi olarak öneriyoruz. | 953d0db69160 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Kastamonuspor, 2. ligdeki ilk karşılaşmasında Sarıyer’i konuk etti. Kırmızı-siyahlılar, 5'i süper lig, 5'i PTT 1. lig deneyimine sahip oyunculardan kurulu kadrosu ile 2. ligin marka değeri en yüksek ekiplerinden biri olan güçlü Sarıyer'i uzatma dakikalarında bulduğu golle yenmeyi başardı.
Kastamonuspor, sezonun ilk maçında elde ettiği bu galibiyetle üç puanın yanı sıra hem özgüven, hem de büyük bir moral ve motivasyon kazandı. Taraflarının lig mücadelesiyle ilgili konsantrasyonunu ve takım olarak rakiplerin gözünde yaratacağı etkiyi de yükseltti. Kırmızı-siyahlıları galibiyete ulaştıran goller 57. dakikada Halil Çelik ve uzatma dakikalarında Yaşar Çetin'den geldi.
Kastamonuspor’un yeni sezonda en büyük sponsorluğunu, Ağaç Bazlı Panel Endüstrisinin Global Oyuncusu Kastamonu Entegre çatımız altında yer alan laminat parke markaları olan ‘Floorpan’ ve ‘Artfloor’ yapacak. Kastamonuspor’u ilk maçında, Floorpan göğüs ve Artfloor sırt reklamı ile yalnız bırakmayarak desteğimizi sene boyunca sürdüreceğiz. | 1285ec4a6185 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Alfabetik Karagöz - Kelime Oyunu
Geliştirici: Eflatun Yazilim
Uygulama satın almak ve indirmek için iTunes’u açın.
Alfabetik Karagöz - Kelime Oyunu bol eğlenceli yeni bir mobil kelime oyunudur.
Oyunumuzun ana karakterleri Karagöz ve Hacivat'tır. Oyun rastgele düşen harfleri kullanarak kelime üretmeye çalışılan bir zeka oyunudur. Toplamda 50 bine yakın Türkçe kelime veritabanı ile kullanıcılara geniş bir kelime seçeneği sunuyoruz. Oyunu oynarken kendinizi Hacivat'ın yerine koyun ve sabırla Karagöz'e okuma yazma öğretin. Karagöz'e öğrettiğiniz her kelime size puan kazandırır ve harita dahada üstlere çıkmanızı sağlar. Böylece arkadaşlarınızın önüne geçebilirsiniz.
Oyunun Hikayesi
Karagöz’e kızı Betik’ten bir mektup gelir. Mektubu okuyamaz ve bu duruma çok içerler. Okuma yazma öğrenmeye karar verir. Sokağa çıkar ve kendisine okuma yazma öğretecek birini arar. Ve Hacivat ile karşılaşır, durumu anlatır okuma-yazma öğrenmek istediğiniz söyler. Hacivat öğretmeyi kabul eder ve macera başlar.
Bu sıradan bir kelime oyunu değil. İşte Alfabetik Karagöz Oyununun Özellikleri
● Harfleri bütün yönlere birleştirme özelliği - yukarı, aşağı, çaprazlama hangi yöne isterseniz
● Parlak ve göz alıcı muhteşem grafikler
● Destansı bir yolculuğa çıkan cesur kahramanlar
● Güçlü patlatıcılar takıldığınız yerde size yardımcı olacak
● Harf bağlama ile ilk versiyonda birbirinden eğlenceli 49 bölüm
● Kendi oyun tarzınızı seçin! Uzun kelimeler mi buluyorsunuz yoksa 3 harfli basit kelimelerle yetinecek misiniz? Dikkat edin hamle sayınız bitmesin.
● Arkadaşlarınızın hangi bölümde olduğunu harita üzerinde görün
● Arkadaşlarında can isteme ve can gönderebilme özelliği
● Yaklaşık 50.000 Türkçe kelime veritabanı
● Kolayca tüm cihazlarınızda senkron olma
Versiyon 1.5 Büyük Güncelleme:
● İngilizce dil desteği eklendi!
● Hatalar düzeltildi.
● Müjde! Artık aynı seviyeyi oynayan diğer kişilerle sohbet edebilirsiniz,
● Oyunda eksik olduğunu düşündüğünüz kelimeleri eklenmesi için önerebilirsiniz,
● Joker harfler eklendi, Joker harf istediğiniz harflerle 3 yada 4 harfli kelimeler oluşturmanızı sağlar,
● Facebook'tan biri sizden can istediyse ya da can gönderdiyse bildirim olarak buton üzerinde görebilirisniz,
Bize aşağıdaki adreslerden ulaşıp geri bildirim yapabilirsiniz. Yaptığınız geri bildirimler ve belirttiğiniz eksik kelimeler ilk güncellemede eklenecektir.
apps@eflatunyazilim.com - http://alfabetikkaragoz.com/
1.7 Sürümündeki Yenilikler
- Bazı hatalar düzeltildi.
iPhone Ekran Görüntüleri
Müşteri Yorumları
Kelime oyunları arasında favorim 👌👍👍👍
Cok basarili 👍
Oyun oldukca basarili, ama ilk bolumler bana zor geldi daha kolay yapilabilir...
- Ücretsiz
- Kategori: Oyunlar
- Güncellendi: 03 Eyl 2016
- Sürüm: 1.7
- Boyut: 151 MB
- Dil: İngilizce
- Geliştirici: Eflatun Yazilim
- © Eflatun Game Studios
Uyumluluk: iOS 6.0 veya üst sürümünü gerektirir. iPhone, iPad ve iPod touch ile uyumludur.
POPÜLER UYGULAMA İÇİ SATIN ALIMLAR
- 50 Altın5,29 TL
- 10 Altın2,69 TL
- 500 Altın15,99 TL
- 100 Altın7,99 TL | 46e8d220df82 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Geçen sene gitmiştim kadıköy'e . Bu sene de gidecektim kafaya koydum yani. Yiğit'e de söyledim "param yok maram yok" dedi ama bir şekilde bulduk buluşturduk bileti almak için sabah 6.30'da Ali Sami Yen'deydik. Okuldan arkadaşım Ozan'da geldi. Neyse sıraya girdik , önlere kaynadık falan ama polis geldi ve bizi otoparkın oraya yolladı. Sonra yine çeşitli çileler, bilmediğimiz bir listeden adamlar çağırılıp içeri alındı polisler tarafından. Sonra bizde bir liste yaptık ama o liste hiçbir zaman okunmadı tabi . Liste olayı bitti sırayla alıncaz falan ama sıraya girmemiz de lazım tabi. Polis bir güzel saldırı gerçekleştirdi bize. Bu kargaşa da en önde buldum kendimi. Bizim Yiğit ile Ozan giremediler falan. Yiğit dümenden "gidiyorum ben" dedi. Polise "abi ufacık çocuk yanıma gelsin ya" desem de inanmadılar. Zaten Yiğit'in sakalları falan vardı nereye ufak çocuk ak.. Neyse 10 da satışa çıkan biletleri ben 12'de Yiğit'de 13.00'da aldı. mutluyduk
Sonraki günlerde haberler geldi 300 liraya alıcı var gibisinden ama satmadık biletlerimizi. Yiğit nerdeyse satıyordu ama ...
Maç günü geldi Enis,Evren,Yiğit ve Ozan beraberdik işte. Gülüp eğleniyorduk..Maç hakkında az konuşmaya çalışıyorduk. Pek umudumuz yoktu çünkü. Neyse haber geldi kapılar açılmıştı. Taksilere binme vaktiydi. Beklediğimiz bir arkadaşımız daha vardı : CAN . Yanımda Yiğit benle geleceği için ve ilk derbisi olduğundan biraz tedirgin olduğundan "kalabalıkla gidelim" diye baskı yaptı . Can'ın da daha evden yeni çıktığını öğrenince gitmek zorunda kaldık. Biraz ayıp oldu ama yapabileceğim yoktu büyük baskı altında bir karar vermek zorundaydım.. 4 kişi bir taksiye binerken Yiğit bana "bizim grup biraz sönük kalmadı mı?" dedi . Biraz güldük ama Yiğit'in gözünden hafif bir tırsmalar görüyordum ben. "Bırak stadın orayı yolda bile fenerli görmeyiz, görsek de biz daha sağlamız" dedim . Rahatladı mı bilmiyorum ama stadın oraya geldiğimizde yüzü baya gülüyordu. ÇOK SAĞLAMDIK!
Ufaktan sıkış kıkış bir sıradan sonra içerdeydik. Söylediğimiz gibi GELMİŞTİK! Zaman hızlı geçmişti.. Futbolcular sahaya geldi . Dimdikdiler. Yiğit o an bana söyledi "YENECEZ ULAN YENECEZ!" . Ben hala çekinceliydim ama içime bir güven gelmişti. Isınma hareketleri ve futbolcular içeri girdi.. Zaman yaklaşıyor..
İstiklal Marşı. Yer seçimi . MAÇ BAŞLADI! Oyunun hakimi GALATASARAY. Ama önceki maçları da hatırlıyoruz. Galatasaray iyi başlar ilk 10 dakika dolmadan garip bir gol yeriz. İçimden "birazdan neill'ın kaval kemiğine bir top çarpar sekerek köşeden girer" diye düşünürken çılgın forvetimiz PİNO Volkan'ı geçip boş ağlara topu yuvarlarken defans topu çıkarıyordu. "HAYDİ HAYDİ HAYDİ ALLAH AŞKINA!!!" kadıköy suskun..
45 dakika bitti.. Herkes birbirine bakıyordu . Umudumuzun olmadığı takım hagi'nin verdiği gazla mı ? yoksa başka birşeyle mi bilemediyoruz çok iyi oynuyordu . Özlediğimiz CİMBOM sahadaydı resmen .
2. yarı başladı maç ortada gibiyken çok garip bir pozisyon oldu. Top kalemize doğru giderken çıkardık topu fakat Aykut'a çarptı. Çok şanssız bir gol yiyebilirdik. Allah korudu. O pozisyon gol olsaydı zaten umudum kalmayacaktı artık.. Neyse son 10 dakkaya gelirdik sürekli bağıran bizim dermanımız kalmamıştı. Kadıköy de ki tılsımı bozuyorduk çünkü. 10 dakika kalmıştı. Oyunun kontrolü de bizdeydi. Bizim gerginliğimizi oyuncularımız alıyordu resmen güzel oyunlarıyla. Güzel oyunları fb stadındaki anonsçuyu bile gaza getirdi "HAYDİ FENER HAYDİ FENER HAYDİ :( " . 3 dakika uzatma !!! EMRE ÇOLAK! SABRİ ! PİNO ! 3 şut. hepsini kaleci çıkardı.. Herkes demirleri yumrukluyor.. "Galip gelebilirdik" diyor. Kimse beraberlikten memnun değil. Ama kısa bir süre sonra anlıyoruz ki . Dejavuculara, 7-0 cılara , tılsımcılara , büyücülere karşı galip gelmiştik aslında . Ve birileri istedi diye aslanlar ölmemişti. Küllerinden yeniden doğmuştu..
Neyse maç sonunda oyuncular geldi birbirimizi alkışladık. Onlar güzel oyunlarıyla bunu hak ediyordu zaten. Ardından anonscu kardeşimiz fener marşları çalmaya başladı. Cevap bizden gecikmedi " o.ç ciguliyi çalsana".. Sonradan beşiktaşın da biraz kulağı çınlatıldı ve dışarı çıkıldı. Ortam çok güzeldi. Her yer sarı kırmızı.. Anadolu yakası trene , Avrupa yakası metrobüse.. Güzel bir derbi günü de böyle bitti..
yenebilirdik. | 53ce62fd1402 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Botox nasıl etki eder?
Yüz hareketlerini yapmamızı sağlayan kaslar, üzerlerindeki deriye bağlıdırlar. Yıllar süren mimikler sonucu, kaslar deride gözle görülür çizgiler ve kırışıklıklar oluştururlar.
Kasa hareketi yaptıran sinir uçlarından kaslara geçen asetil kolin adlı kimyasaldır. Botox maddesi hareketleri kısıtlanmak istenen kas grubu bölgesine enjekte edilir. Sinir uçlarına yerleşen madde asetil kolinin tutularak kaslara geçmesini engeller ve kas hareketini belirli bir süre için sınırlar. Hareketi kısıtlanan kaslar gevşer bu bölgedeki kırışıklıklar kısa süre içinde kaybolur, daha huzurlu ve daha genç görünüm ortaya çıkar.
Botox yapılan bir alın daha düz, kırışıksız gözükür. Kaşlar daha az hareket eder ve kaş çatmak zorlaşır. Üçüncü aydan sonra bu etki azalır ve kaslar altıncı aya doğru yavaş yavaş eski hareketlerine dönerler. Tekrarlayan uygulamalar sonucu zaman içinde giderek daha uzun süreli etkiye sahip olarak botoks özellikle yüzün üst kısmındaki yaşlanmayı ciddi şekilde yavaşlatır. | adeaf2cb4aeb | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
20 Şubat 2012 Pazartesi
GÖZALTINA ALINANLARIN NE YAPMASI GEREKİYOR
GÖZALTINA ALINANLARIN NE YAPMASI GEREKİYOR Çağdaş Hukukçular Derneği, baskınları ve operasyonları dikkate alarak gözaltı, ev araması ve tutuklama süreçlerine maruz kalındığında yapılması gerekenleri kapsayan bir eğitim paneli gerçekleştirdi. Çağdaş Hukukçular Derneği İstanbul Şubesi, neredeyse gün aşırı yaşanan ev baskınları, gözaltılar ve operasyonları dikkate alarak sürece maruz kalanların yapması gerekenler ve şüpheli haklarını kapsayan bir eğitim paneli düzenledi. "Muhalifseniz, olağan şüphelisiniz" diyen ÇHD, bu kapsamda bir dizi eğitim gerçekleştirecek. İstanbul Barosu Orhan Adli Apaydın Salonu’nda gerçekleşen ilk eğitimde ÇHD İstanbul Şube Başkanı Taylan Tanay, gözaltı, ifade tutanağı, arama kararı, delil gibi birçok kavramı da açarak sinevizyon eşliğinde ilk aramadan mahkemeye kadarki süreçte neler yapılması gerektiğini anlattı. "Gözaltına alındığınızı bir yakınınıza haber vermek zorundasınız" Gözaltı gerçekleştiğinde bir yakına haber vermenin zorunda olduğunu belirten Tanay, "Gözaltına alındığınızda sizin belirleyeceğiniz bir yakınınıza gözaltına alındığınızı haber vermek zorundalıktır. Bu hakkın kullanımıyla kayıt dışı gözaltına ve gözaltında kötü muameleye engel olabilirsiniz. 90’larda kayıt dışı gözaltılar hayli yaşandı. Yeni CMK’da sizin belirleyeceğiniz bir yakına haber verme hakkınız var" diyen Tanay, yakalama ile gözaltına alınma arasındaki farkı tarif etti. "Gözaltı süreleri 4 günden fazla olamaz" Tanay, "Yakalandınız, hemen Cumhuriyet Savcısına haber verirler. Savcı iki işlem yapar, ‘Ya serbest bırakın ya da gözaltına alın’ der. Gözaltı işlemi böyle başlıyor. Gözaltı süreleri önemlidir, ihlali de 141. Madde uyarınca tazminat doğurur" dedi. Gözaltı süresinin 24 saat olduğunu söyleyen Tanay, "Gözaltına alınan, 24 saat sonra adli merci önüne çıkarılmak zorundadır. Ancak Özel Yetkili Mahkemelerde süre 48 saattir. DGM kapsamına giren suçlar açısından da gözaltı süresi 4 günden fazla olamaz. Her süre uzatımı kararı tebliğ edilir, avukatınız buna itiraz edebilir" şeklinde dile getirdi. "Neyle suçlandığınızı söylemek zorundalar" Gözaltına alınan kişiye neyle suçlandığının söylenmek zorunda olduğunu belirten Tanay, "Gözaltında neyle suçlandığınızı söylemek zorundalar. Bir avukatın hukuki yardımından faydalanabileceğinizi hatırlatmak zorundalar. Susma hakkı yasal bir haktır. Avukat istemek haktır. Teşhis, yer gösterme, ifade alma işlemlerinde de avukat bulunmak zorundadır. Kimsenin duyamayacağı bir biçimde avukatla görüşme yapabilirsiniz" diyerek hakları tanımladı. Eğer Terörle Mücadele’de gözaltı söz konusuysa 24 saat avukatla görüşün yapılamayacağını belirten Tanay, "24 saat görüş yaptırmayarak hakkınızı engelliyorlar. Bu süre içinde kolluk ifade işlemi, yer gösterme ve teşhis işlemlerini yapamaz. Bu süreyi sadece operasyonun maiyeti açığa çıkmaması için bu tip gizlilik kararı aldıklarını söylerler ama avukat bulundurmak zorundasınız diyerek avukatsız işlemin yapılamayacağına dikkat çekti. "Avukat seçiminiz çok önemli" Avukatla alınan ifadelerin kesin olduğunu belirten Tanay, "Artık avukatın huzurunda alınan ifade kesindir. Eğer avukatla hata yapıyorsanız durumunuz kötüdür. Avukatın tayini kritiktir" diyerek avukat seçiminde çok dikkatli olunması gerektiğini vurguladı. TEM’de bazı kadrolu avukatların olduğunu söyleyen Tanay, "Önce kişiyi yoruyorlar daha sonra TEM’in kadrolu avukatı ifade imzalıyor. Avukatınız değiştirmek isteseniz de maalesef ifade ve soruşturma işleminde sadece bir avukattan faydalanabiliyor" dedi. "Doktora ne rahatsızlığınız varsa gösterin" Yakalandıktan hemen sonra mutlaka doktora götürülme zorunluluğu olduğunu belirten Tanay, "Doktorla yalnız görüşme hakkınız var, doktora ne rahatsızlığınız varsa gösterin. Gözaltına alış, götürülüş, gözaltı süresinin uzatılma süreçlerinde dahi doktora çıkarmak bir zorundalıktır. Doktor işkencenin, kötü muamelenin belgelenmesinde önemlidir. Doktor emniyet ekiplerini içeride tutamaz, eğer böyle olursa doktorun ismini kaydedip İstanbul Tabip Odası’na şikayet edin. Kadınlar için de kadın doktor istenebilir" diyerek doktor aşamasında bulunan haklara değindi. Tanay, nakil işlemlerinde kelepçe takılamayacağını da vurguladı. "Gözaltında özgeçmiş vermeyin" Gözaltında hangi işlemlerin yapıldığını dile getiren Tanay, "Gözaltında yapılan işlemlerde ifade, teşhis ve yer gösterme işlemleri yapılır. Bu işlemlerden önce avukatınızla görüşebilirsiniz. Size sorulacak ve isnat edilecek suçlamalara susabilirsiniz. Haklarınız hatırlatılmamış, okumanıza izin verilmemişse, anlayamayacağınız hukuk cümleleri varsa tutanakları imzalamayın. Hükümlülüğü yok, imzalamak zorunda değilsiniz" dedi. Teşhiş tutanağını da imzalama zorundalığı bulunmadığını belirten Tanay, "Tutanakların tamamı okunamıyor ve size bir sureti verilmiyorsa imzadan imtina edebilirsiniz. Kimliğinize ilişkin sorulara doğru cevap vermek zorundasınız. Kimlik bilgileri derken sadece kimlikte bulunan bilgilerdir. Özgeçmiş vermeyeceksiniz" dedi. "Önce sorular sorulacak, sonra susma hakkı kullanılacak" Bazı dosyalara konulan gizlilik kararlarından ötürü gözaltına alınma gerekçesinin öğrenilememesine değinen Tanay, "Gizlilik kararı alındığında neyle suçlandığını bilemiyorsunuz. CMK uyarınca size isnat edilen suçlar için bu soruların hepsi tek tek sorulacak ki ben neyle suçlandığımı bilerek susma hakkımı kullanayım. Önce sorular sorulacak sonra susma hakkı kullanılacak. Tutanağı imzalamak zorunda değilsiniz, yasal haktır. Şerh düşebilirsiniz. Ayrıca tutanakların avukatlara verilmesi gerekiyor" diye konuştu. "Gözaltında kollukla sohbet etmeyin" Gözaltı esnasında kolluk kuvvetlerinin ‘sohbet’ adı altında konuşturmaya çalıştığını söyleyen Tanay, "Kollukla hiçbir arkadaşlık kurmayın, yasal değildir. Sohbet, görüşme, mülakat gibi şeyler yasa dışıdır. Avukatınız sizinle gözaltı esnasında dilediğiniz kadar görüşebilir. Polis kanuna aykırı vaatte bulunamaz, işkence yapamaz" dedi. Arama işleminde neler yapılması gerekir? "Üstünüzde, evinizde, işyerinizde arama gerçekleşir. Kapalı mekanlarda gündüz arama yapmak zorundadırlar. Güneşin doğumundan 1 saat önce ile batışından 1 saat sonra arasında arama yapılabilir. Kolluk sabahın ilk saatlerinde arama işlemi yapar, bir suçüstü hali söz konusuysa gece de arama yapılabilir" diyen Tanay, arama işleminin mutlak suretle kararla gerçekleştiğini belirtti. Arama kararında, ‘Adrese, suç eşyasının ne arandığına ve aramanın süresine' bakılması gerektiğini belirten Tanay, "Kolluk kapınızı çaldığınızda arama kararında adres, saat ve suç kontrol edin. Aramada Avukat, savcı, muhtar ya da iki komşu bulunması gerekiyor. Arama işlemine hemen başlatmayın, eğer avukatınız 15 dakika içinde gelecek derseniz beklemek zorundadır kolluk kuvvetleri. Galoş giymelerini isteyin ya da ayakkabılarını çıkarsınlar. İstedikleri zaman istedikleri odayı da arayamazlar" dedi. "Kitaplara el konulacaksa, toplatma kararlarını isteyin" Arama işleminde kontrollü davranmak gerektiğini ve 'delil koymaları' engellemek için dikkat etmek gerektiğini ifade eden Tanay, "Arama işlemine başlarken kontrolünüz altında olması gerekiyor. Her odaya birer birer girecekler. Yeterli sayıda kolluk personeli içeride olabilir. Eğer birden fazla polis varsa bir yerlere bir şey koyabilirler. Arama esnasında hiçbir eşyaya dokunmayın. Eşiniz, kardeşinizle mektuplarınız varsa da el koyamazlar" diyerek aramada her şeye el konulamayacağını anlattı. "Aramada her şeye el konulamaz. Kitaplara el konulacaksa, toplatma kararlarını isteyin. Arama işlemi bu şartlar altında yapılır. Tutanak tutulur, okuyun. Gerçeği yansıtıyorsa imzalayın. İmza atmıyorsanız gerekçelerini altına yazın" diyerek arama sürecinde yapılması gerekenleri anlattı. "Bilgisayarınızı alıp götüremezler, bilgileri kopyalamak zorundalar" Bilgisayarlar üzerinden elde edilen ‘delillere’ değinen Tanay, "Bilgisayarlarda her veri transferleri hangi silici programı kullanırsanız kullanın geri dönüşümle elde ediliyor. Son dönemlerde gözaltına alınanlar için bilgisayarlar delil oldu. Bilgisayarın zaptı için ayrı bir karar olması gerekiyor. Bilgisayarınızı alıp götüremezler, bilgileri kopyalamak zorundalar, imajını almak zorundadırlar" dedi. Polisin savcılık talimatıyla bilgisayarı alıp götürebildiği durumların da yaşandığını söyleyen Tanay, "Bilgisayarın imajını aldıktan sonra size teslim etmek zorundalar. Polisin yedeklediği bilgiler neyse, kendi çıkarttığı imaj neyse onun aynısını vermek zorundadır. Mesela Abdullah Öcalan’ın indirilmiş bir videosu, Kandil’de gerilla görüntüleri vs. delil olabiliyor. Arama işlemi için alınan karara itiraz etme ve tazminat isteme hakkınız da bulunuyor" dedi. "Savcılıkta da susma hakkınız var" Savcılıkta da susma hakkının kullanılabileceğini belirten Tanay, "Gözaltında yaşadıklarınızı savcıya anlatabilirsiniz. Savcılıkta da susma hakkınız var. Birden fazla savcı aynı işlemi sürdürürken karar verecek olan soruşturma savcısıdır. Savcı ifadelerden sonra ya serbest bırakır ya da mahkemeye tutuklama istemiyle sevk edilir. Savcının serbest bırakması hakkınızda dava açılmadığı ya da açılmayacağı anlamına gelmez" diyerek savcılık sürecine değindi. "Her işleme itiraz hakkınız var" Tutuklama kararına 7 gün içinde itiraz edilebildiğini belirten Tanay, "Tutuklanınca 7 gün içinde itiraz edebiliyorsunuz. Ayrıca her aşamada tahliye edilmenizi talep edebilirsiniz. Her işleme itiraz hakkınız var. İtiraz ettikçe fark yaratmış olursunuz, kolluğun oluşturmaya çalıştığı standardı bozmuş oluruz. İtiraz ederken çok ayrıntılı yazmayın. Çünkü daha sonra delil diye dosyaya konuluyor" diyerek hukuki prosedür olarak yapılması gerekenleri anlattı. Alıntı: (Sol.org)
Gönderen zazavun zaman: 10:02 Hiç yorum yok:
Kaydol: Kayıtlar (Atom) | 997138aed44a | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Her sene Ekim ayının ilk Cuma günü dünya gülümseme günü – world smile day – olarak kutlanıyor.
2016 yılında bu gün 7 Ekim Cuma’ya denk geliyor.
Dünyaca bilinen gülen surat – smiley face – 1963 yılında sanatçı Harvey Ball tarafından yaratılmıştı. 1999 yılından beri her yıl dünya gülümseme günü kutlanıyor.
Bugün yapmanız gereken aktivite çok basit. İlk önce kendiniz gülümseyin ve bu enerjiyi etrafınıza yayın. Ardından bir iyilik yaparak en azından bir kişinin daha gülümsemesine katkı sağlayın.
dünyagülümsemegünü worldsmileday | 60f7fb773323 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Kahve yolcuğuluna kalkan bu tren kaçmaz.Bu yıl ikincisi düzenlenen İstanbul Coffee Festival dün başladı.Haydarpaşa Tren Gar'ında kahve severler ile buluşan 3.dalga kahveciler deniz manzarası, nostaljik ortam, vagonlar, müzikler eşliğinde tüm hünerlerini sergileyerek kahve severlere merhaba dedi.Kahve festivalinin amacı üçüncü dalga kahve kültürünü anlatmak, tanıtmak ve farkındalığı arttırmak amacıyla kahveye ilgi duyan veya yeni başlayan kişilere sevdirmek.
Festivalde geçen sene olduğu gibi bu sene de kahve dükkanları dışında tasarım butikler, kitapçılar, resim sergileri, takılar, hediyelik eşyalar, giyim standları da dahil 100 farklı marka katılımcılarla buluşmak için yerini almıştı.Kahvecilerden Caribou Coffee, Caffe Nero, Brew Lab, Mambocino, Cofeee Manifesto, Cup Third Wave, M.O.C, Kronotrop, Petra Roasting Co, Coffee Nutz, Cofee Topia, Nescafe Dolce Gusto, Zapatista, Walter's Coffee ile birlikte birçok kahveci bulunuyordu.
Sınırsız kahve ikramı ve tadımı yapabilmenin yanında lezzetli atıştırmalıklar aynı zamanda workshoplar, seminerler, konser ve sergiler ile birlikte birçok aktivite ile eğlenceli anlar yaşadık.
25 Ekim'e kadar sürecek olan festival de biletlerin tükendiğini söylemek üzücü olsa da baristaların demleme teknikleri değişik metodlarla hazırladıkları lezzetli kahveleri deneyimlemek isteyenler İstanbul Coffee Festival'in programına buraya tıklayarak ulaşabilirler...
Dipnot olarak ; Bu sene festivalin en ilginç kısmı şüphesiz Nescafe Dolce Gusto 'nun ''Latte Artisti''Michael Breach'i standında ağırlayacak olması, latteler üzerine çizdiği portreler ile eşsiz bir deneyim yaşatacak olan latte artisti bugün öğleden sonra İstanbul Coffee Festival'de olacak, portrelerini çizdirmek isteyenler Pazar gününe kadar Nescafe'ye uğrayabilirler.
Haydarpaşa Tren Garı, | 764a46a33493 | [
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Beach Buggy Racing MOD APK (Sınırsız Para Hile)
Apk-Paylaş Oyun AçıklamasıOYUN ÖZELLİKLERİ
HEYECAN VERİCİ KART-YARIŞ EYLEM
Bitiş çizgisine yolunuzu mücadele için sürüş becerilerini ve yaratıcı powerups bir koleksiyon yararlanın. Bu sadece harika görünümlü 3D yarış oyunu değil, o muhteşem fizik-tabanlı oyun destansı bir savaş var!
SOĞUK ARABALAR özelleştirmek için
Toplamak ve Ay Rovers kas arabalara canavar kamyon benzersiz arabaları tam bir garaj, yükseltmek için kazancınızı kullanın!
İNANILMAZ powerups ton
Beach Buggy Yarış üzerinde 25 tamamen benzersiz Powerups ile diğer kart yarışçılar ezer ... ve daha Powerups geliyor!
12 MUHTEŞEM YARIŞ TRACKS
Dinozor musallat ormanlarda, lav saçan volkanlar, güzel plajları ve gizemli bataklık keşfedin. Her benzersiz bir yarış pisti gizli kısayollar ve sürprizlerle doludur.
Yarışçılar TAKIM COLLECT
Işınlanma gibi benzersiz bir özel güç ile her oynamak için sürücüler, alevli ateş parçaları ve karışıklık büyü bir ekibin görevlendirilmesi.
SPLIT EKRAN MULTIPLAYER
Yarış omuz-omuza kadar 4 Android TV'de arkadaşlar, ya da bir TV bağlı telefon ya da tablet ile. (In-App Satın Alma gerektirir)
GOOGLE PLAY GAME HİZMETLERİ
, Başarılar kazanmak, Liderler arkadaşlarınızla yarışın bulut oyun yedeklemek ve Google hesabınızla senkronize birden aygıtları tutmak.
İSTEDİĞİNİZ ŞEKİLDE OYNA
Sorunsuz-dokunmatik ekran ve USB / Bluetooth gamepad, tilt direksiyon arasındaki geçiş. Senin oyun deneyimini optimize etmek 3D grafik ayarlarını özelleştirin.
4.0 ve Yukarı: Android gerektirir
Sürüm: 1.0.1
MODE: BAĞLI | 07f039dee92e | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Çeviri : Çiğdem Erkal İPEK
1. Basım 1996
215 Sayfa
"Birbirlerine çok benziyorlardı da tamamen farklıydılar;
gömülü bir taş ile yükseklerde süzülen bir kuş kadar farklı."
Basım yılının 96 olması, kitabı sahaflardan almış olduğumun göstergesi.
Yerdeniz serisinin 4. kitabı, bu kitabı 3. kitaptan10 yıl sonra yazmış yazar.
Aslında 3'leme olarak kalsa daha mı iyi olacakmış , sorusuna;
sanırım 5. kitabı da okuduğum zaman karar verebileceğim.
Ged ile çıktığımız yolculuğa , Tenar ile devam ediyoruz.
Yazım; üslup olarak ta , bana geçirdiği hisler bakımından da ilk 3'ten farklı .
Yazarın verdiği 10 yıllık ara çok belirgin geldi bana.
Diğer kitaplarını daha yavaş okumak zorunda kalmıştım .
Bu daha masalımsı ya da kolay anlaşılır .
Üzerinde düşünülecek çok şey yok , her şey açık ve net anlatılmış.
İlk 2 kitabın verdiği keyfi diğerleri veremedi , bu net.
Bir de Tehanu 'yu o kadar çok görmüştüm ki sanalda, tek kitap zannına kapılmış,Mülksüzler'i bitirdiğim dönemde görüp düşünmeden edinmiş ve seri olduğunu o zaman öğrenmiştim .
Bana hep tek kitap izlenimi vermişti oysa.
Bir de o kadar çok anlatılması ,özellikle seriden değil de Tehanu'dan bahsedilmesi , beklentimi çok yükseltmiş te olabilir.
Yazarın bütün kitaplarını okumadım fakat okuduklarım içinde farklı olan , okuyun mutlaka dediğim kitap ;
Mülksüzler.
Neden diye sorsanız cevap veremeyebilirim ama o kitap beni çok fazla etkilemişti.
Herkese aynı gelecek diye bir şey yok tabii.
Mevzuyu çok dağıttım , serinin 4. kitabını EPİCHAN ile okuduk .
Ya da okumaya karar verdik diyelim , O maşallah ilk gün daha bitirmiş te , beni mahcup etmemek adına son güne kadar bir şey söylememiş :D
Ben de son gün olarak bir gün seçtiğimizden , o güne kadar bitirmemek için direndim :D.
Birlikte okuma/izleme olayını da bir türlü yapamıyorum , itiraf ediyorum.
Yine de kendisine çok teşekkür ediyorum , sanırım O'nun blogunda göremeyeceksiniz bu kitabı ama mutlaka bloguna göz atın , mutlaka size göre de bir tanıtımı vardır diye düşünüyorum.
Epichan , benim kronolojik okumalarına , ya da okumalarındaki sisteme hayran olduğum bloggerlardan biri .
Belki de O'nun kadar teknik okuyan ya da okuma tekniği olan tanıdığım başka blogger olmayabilir.
Saygılar sunuyorum kendisine , beni kaile alıp , birlikte kitap okumayı önermesi bile büyük onur benim için. | 9c25430d444d | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Bazı insanların şeytanın etkisiyle yaşadıkları olumsuz ruh haline ve kazandıkları karakter özelliklerine baktığımızda, nasıl bir yıkıma uğradıklarını görmemek mümkün değil. Sıkıntı içinde yaşayan, her şeye farklı/aykırı açıdan bakan bu kişileri birkaç maddeyle tarif etmek gerekirse:
Bu kişiler vicdanlarının sesini dinlemez, ona teslim olmazlar.
Sürekli olarak çevrelerindekilerin kötü insanlar olduğunu iddia ederler.
Etraflarındaki insanları bir şekilde tedirgin ederler.
Akıllarını beğenirler, kibirlidirler.
Her olay ve her durumda en kötü ihtimalin gerçek olacağını düşünürler.
Adeta sevilmemek için çaba gösterir, sonra da sevilmediklerini düşünür kendilerini kötü hissederler.
Her şeye olumsuz bakar, her şeye karşı çıkarlar. Mutluluğun, yaşanması zor bir duygu olduğunu düşünürler.
Girdikleri her ortamda sıkıntı ve vesveselerini aksettirirler.
İnsanları terslemek, kanırtmak, bağırıp-çağırmak en önemli özelliklerindendir.
Bunlara benzer, ahlakı çirkin hale getirecek diğer özellikleri huy edinir, sonra da bundan dolayı sıkıntı duyarlar.
Tüm bu özellikler şeytanın insan için hazırladığı tuzaklardan yalnızca bazıları. Şeytanın etkisindeki nefsinin verdiği olumsuzluk telkinlerinin etkisiyle böyle aykırı/ters bir kişilik geliştiren insan, çevresi bir yana neredeyse kendisine de düşmandır. Allah'ın kontrolünde olduğundan habersiz, sürekli korku ve endişe içinde yaşar. Hayatı tam bir karmaşadır; daha çok yalnızlığı seçer.
Hayırları, nimet ve güzellikleri göremeyen bu karamsar kişilerin, mutluluğa ve sevgiye inançları yoktur. "Rabbimiz, mutsuzluğumuz bize karşı üstün geldi
(Müminun Suresi, 106) der, yaşamlarını düşündükçe daha da mutsuzlaşırlar. Normalde sevinilmesi gereken olaylar bile onları memnun etmez. Kur'an ahlakını yaşamak ve Allah'a tevekkül etmek çözüm olacak iken bu kimseler mutsuzluğu adeta yaşam felsefesi edinirler.
Bu yapıdaki insanlara sıklıkla rastlarsınız. Uyumsuz kişilerin hemen her konuda karşıt fikir ileri sürmekten amaçları, doğruyu bulmak ya da en iyi olana ulaşmak değildir. İleri sürdükleri fikir mantıklı ya da mantıksız da olsa yalnızca muhalefet etmek için karşı çıkarlar.
Şeytan, verdiği telkinlerle bu kişilerin kendisi gibi isyankar, nankör, tevekkülsüz, aklını diğer akıllardan üstün gören, enaniyetli ve mütevazı olmayan bir karakter geliştirmelerinde etkili olur. Şeytani özellikler taşıdıkları için bu kimseler, topluluk içerisinde herkesten farklı davranır, herşeyde bir kusur bulur, herşeyden şikayet ederler. Güzellikleri görmez, olumsuz olanı ön plana çıkarırlar. Özveride bulundukları takdirde çözülebilecek bir sorun olduğunda buna yanaşmazlar. Kendilerine bir iyilik yapıldığında nezaketle teşekkür etmek yerine yapılan işte ufak da olsa kendilerince bir kusur bulurlar.
Sonunda bu kişiler, çevresi tarafından uyumsuz olarak tanımlanan, aksilik çıkaran, zorlaştıran, olumsuzlukları öne çıkaran, hiçbir şeyle mutlu olmayan, sürekli şikayet eden insanlar haline gelirler.
İnsan, Allaha ne denli yakınlaşırsa Allah'ın sıfatları üzerinde tecelli eder. Olumsuz karakter, vicdanını sesini dinlemek yerine nefsinin bencil istek ve tutkularının peşinden gittiği oranda Allahtan uzaklaşır.
İnsan olumsuz bakış açısından kurtulduğu, her şeye hayır gözüyle baktığı, etrafındaki güzellikleri, nimetleri, olumlu gelişmeleri görebildiğinde Rabbinin şefkatini, merhametini, yakınlığını ve en güzeliyle karşılık vereceğini umabilir.
Bu haber 1264 defa okunmuştur. | f76f2f587fa3 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Belgede, giriş başvurusu yapacak kadınların verecekleri fotoğraflarda başlarının açık, erkeklerin ise sakalsız olması gerektiği belirtiliyor. 28 Şubat sonrası orduevlerinde sıkça rastlanan bu uygulamanın Emniyet'te de gündeme gelmesi yasağın hâlâ sürdüğünün en açık kanıtı olarak yorumlandı.
YASAKÇI GENELGE YENİDEN DÜZENLENSİN
İstanbul Emniyet Müdürlüğünün sosyal tesisleri kuruluş, görev ve çalışma yönetmeliğinin 63. maddesine göre sosyal tesislere girmek için kart başvurusu yapacak kadınların başlarının açık, erkeklerin ise sakalsız olması gerektiği ibaresi yer alıyor. Yaşlı kadınlarda, halk arasında GATA Fiyonk'u tabir edilen baş örtme şekli yeterli görülüyor. Kurum çalışanları ve yakınları İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne ait İstanbul Polis Moral Eğitim Merkez Müdürlüğü internet sitesinde yer alan genelgenin düzeltilmesini istiyor. Hukukçular da İçişlerine bağlı Emniyet Genel Müdürlüğü'nün bu yasağı genelgeyle devam ettirmesini, insan haklarına aykırı buluyor.
Emniyet Genel Müdürlüğünün sosyal tesislerine girişte gündeme gelen kılık-kıyafet yönetmeliği, 28 Şubat süreciyle zirveye çıkan yasakçı zihniyetin varlığını yeniden gündeme getirdi. İstanbul Emniyet Müdürlüğünün sosyal tesisleri kuruluş, görev ve çalışma yönetmeliğinin 63. maddesine göre sosyal tesislere girmek için kart başvurusu yapacak kadınların başlarının açık, erkeklerin ise sakalsız olması gerektiği ibaresi yer alıyor. Yaşlı kadınlarda, halk arasında GATA Fiyonk'u tabir edilen baş örtme şekli yeterli görülüyor. Kurum çalışanları ve yakınları İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne ait İstanbul Polis Moral Eğitim Merkez Müdürlüğü internet sitesinde yer alan genelgenin düzeltilmesini istiyor.
İNTERNET SİTESİNDE YER ALAN MADDELER ŞÖYLE
Emniyet Genel Müdürlüğü'nün İstanbul'daki tesislerinde uyguladığı genelge, internet sitesinde ve sosyal tesislerin girişlerinde hala asılı duruyor. Emniyet Genel Müdürlüğüne ait http://www.istanbulpmem.pol.tr adlı internet sitesinde yer alan maddeler şöyle:
"Madde 63-
(1) Sosyal tesislere giriş kartı talebinde bulunanlardan;
a) Görevli personelin anne-baba, eş ve çocukları ile çocuklarının eşlerinden;
(2) Başvurularda verilecek fotoğraflar kişinin son haliyle çekilmiş, bayan ve erkekler başı açık, sakalsız ve resmi evrakta kullanılacak nitelikte olacaktır. Personelin anne-babaları tarafından, yaşları ileri olmak kaydıyla erkekler hafif sakallı, bayanlar çene altından bağlanmış, saç dipleri görülecek şekilde eşarplı fotoğraf verebilirler.
(3) Sosyal tesislere giriş kartları isteğine ilişkin başvuru formları Ek-8 ve Ek-9 örneğine uygun düzenlenir."
AÇIKÇA İNSAN HAKLARI İHLALİ
Emniyet Genel Müdürlüğü'nün insan hakları ihlali yaptığını belirten Adalet-Der Genel Başkanı Avukat Emre Yurtalan, "Genel olarak insan hak ve özgürlüklerine aykırı bir durum. Kamu kurum ve kuruluşlarına herkesin özgürce girme hakkı vardır, bu bir insan hakları ihlalidir. Bu maddelerin Emniyet Genel Müdürlüğü'ne bağlı bir yapılanmada geçerli olması tam anlamıyla bir skandaldır. İçişleri Bakanlığına bağlı Emniyet Genel Müdürlüğü'nün bu yasağı genelgeyle devam ettirmesi ciddi bir ayıptır. Bu ayıbın derhal düzeltilmesi gerekiyor" dedi.
YASAKÇI GENELGE YENİDEN DÜZENLENSİN
İstanbul Emniyet Müdürlüğünün sosyal tesisleri kuruluş, görev ve çalışma yönetmeliğinin 63. maddesine göre sosyal tesislere girmek için kart başvurusu yapacak kadınların başlarının açık, erkeklerin ise sakalsız olması gerektiği ibaresi yer alıyor.
Yaşlı kadınlarda, halk arasında GATA Fiyonk'u tabir edilen baş örtme şekli yeterli görülüyor. Kurum çalışanları ve yakınları İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne ait İstanbul Polis Moral Eğitim Merkez Müdürlüğü internet sitesinde yer alan genelgenin düzeltilmesini istiyor. Hukukçular da İçişlerine bağlı Emniyet Genel Müdürlüğü'nün bu yasağı genelgeyle devam ettirmesini, insan haklarına aykırı buluyor.
Kaynak: Milli Gazete (Eser Gedik)
Bu haber 3419 defa okunmuştur. | 1f10335dd82d | [
"c4",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Çok az insan başarılı ve profesyonel bir poker oyuncusu olur ve diğerleri ise nadir olarak bu aşamaya gelmeyi denerler. Bence bunu nadir olarak deneyen poker oyuncuları profesyonel olarak tanımlanamaz. Ancak soru uzun dönemde başarılı poker oynamanın neden zor olduğudur. Oyunun zor olmadığından eminim. Ancak oyun oyuncuların algılaması için o kadar da kolay değildir. Tek şey poker oyuncularının bazı gerekli adımları takip etmesidir. Bu şekilde profesyonel poker oyuncuları olabilirler.
Öncelikle oyuncuların poker oyununun bir versiyonunda kazanmaları için teknik beceriler edinmeleri gerekir. İkinci olarak oyuncular bu teknik becerileri oyunlarında bahis oynarken kazanmak için kullanmalıdır. Bir sonraki adımda oyuncular duygusal ve finansal durumlarını kontrol etmelidirler. Son olarak oyuncular kendilerini her ay idare edebilmek için büyük oranda eller oynamalıdırlar. Oyuncular bunu en az 6 ay boyunca yapmalıdırlar ve neler algıladıklarını belirtmelidirler.
Birçok poker oyuncusunun teknik becerilerini kullanmamasının asıl nedeni bütçelerini akıllıca kontrol etmemeleridir. Bütçenin agresif şekilde kullanılması oyunu kazanmak için kötü değildir fakat bunu yaparak oyuncular paralarının büyük çoğunluğunu poker oyununda kaybetmemelidirler. Bu nedenle tüm poker oyuncularına yüksek bahisli poker oyunlarında kazanma becerileri edinmelerini tavsiye ediyorum. Fakat aynı zamanda bütçelerini de kontrol etmelidirler. Bu şekilde bütün paralarını pokerde kaybetmemiş olurlar.
Diğer taraftan bazı oyuncular poker oyununda kazandıkları sürece kendilerini harika oyuncular olarak algılarlar. Ancak pokerde kaybetmeye başlayınca acı çekerler ve kötü şansları ile ilgili şikayet ederler. Bu nedenle uzman olarak büyük oranda bir kayıp elde etmedikleri sürece poker oyununda uzman veya profesyonel olamayacaklarını söylemek isterim. Aslında en iyi oyununun kötü tarafları olmaz. Bu tarz olaylarla karşılaşabilecek olduklarını bilirler. Eğer ünlü ve en iyi poker oyuncularını analiz edersek iki farklı şekilde ellerinin olabileceğini görürüz. Bir şekilde büyük paralar kazandıkları eller bulunur. Diğer kısımda ise bazen büyük paralar kaybettikleri ve bu döngünün tekrar ettiği durumlar göze çarpar.
Bu nedenle profesyonel bir poker oyuncusu olmanın kolay olmadığını söylemek isteriz. Birçok insan uzun dönemli düşüşleri yaşarlar. Ancak poker oyundan stresin üstesinden gelmeyi başardım ve bu nedenle pokerde profesyonel bir oyuncu oldum. Şimdiye kadar milyonlar kazanmamış olsam da pokerden devamlı ve yüksek oranda para kazandım. Bu nedenle profesyonel bir oyuncu olmak ne kolay ne de zordur. Oyuncular sadece bahislerini doğru şekilde kullanmalıdırlar ve bütçelerini akıllıca idare etmelidirler. En iyi casino oyunları sitelerinden biri olan casinometropol8 adresinde bir oyun çeşidi bulabilirsiniz.
Pai Ggow Pokerin Geçmişi
Pai Gow aslındaki domino ile oynanan geleneksel bir Çin oyunundur ve ‘Dokuz Yap’ anlamına gelir. Çinlilerin Baruttan Kağıda kadar her şeyi icat ettikleri düşünülür ve bu durumda Pai Gow Bakara veya Chemin de Fer’in temelini oluşturur. Pai Gow Domino’da bulunan taşlara benzer bir takım ile oynanır ve dağıtıcı bunları oyunculara dağıtır. Dağıtıcı zarı atarak hangi oyuncunun hangi taşı alacağını belirler.
Pai Gow Poker bu orijinal Pai Gow oyunu ile 52 kağıtlık Pokerin bir karışımıdır. Bu oyun 1800’ler gibi bir tarihte ortaya çıkmıştır fakat 1986’ya kadar çok fazla bilinmemiştir. Oyun bu tarihte Kaliforniya’daki casinolarda oynanmaya başlanmıştır. Bu oyun Blackjack masası boyutundaki bir masada 6 kişiyle oynanır. Pai Gow Poker ve Klasik Poker arasında 2 önemli fark vardır:
Öncelikle; Pai Gow Poker 53 kağıtla oynanır, yani 52 kağıtlık standart deste ve bir joker. Joker sadece bir as olarak Düz veya floşu tamamlamak için kullanılır.
İkinci olarak masadaki herhangi bir oyuncu banker olmayı talep edebilir. Bunun anlamı oyun sırasında diğer oyuncuların ellerini bankerin eli ile kıyaslamasıdır. Bu durumda Casino yine de kazanan ellerden yüzde beş komisyon alır ve her farklı oyunda bankerin rolünü alır. Bu aynı zamanda diğer bir popüler casino oyunlari olan rulet oyununda da olabilir.
Oyuncular en iyi eli elde etmek için Bankere karşı yarışır ve herkese 7’şer kağıt verilir. Bu 7 kağıt iki ele bölünür ve en yüksek el değerinde 5 ve en düşük el değerinde sadece 2 kağıt olmalıdır. Oyunun amacı her iki elin de banker/dağıtıcının elinden yüksek olmasıdır. | a72e71c8caf5 | [
"c4",
"culturax",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Yapım: 1993 | USA
Yönetmen: Edward Zwick
Oyuncular: Aidan Quinn, Anthony Hopkins, Brad Pitt
Reyting: 6705
19. yüzyılın son demleri. Kızılderili savaşları gazisi hümanist Albay William Ludlow 3 erkek çocuğunu Montana kırlarındaki çiftliğinde, annesiz büyütür. Aileye yakın bir kızılderilinin cesaretlendirmeleri ve esini sayesinde, oğullardan Tristan çok gözüpek ve maceracı bir genç adam olarak yetişir. Kardeşlerden birinin nişanlısı olan güzel Susannah kentten gelip hayatlarına karıştığında, yepyeni bir enerjiyi beraberinde getirir. Baba, kardeşler ve genç kadın arasında karmakarışık bir çekim vardır. Birinci Dünya Savaşı patladığında, Ludlow’un genç erkekleri İngiliz soydaşlarının yanında savaşmak için müthiş bir istek duyarlar. Babalarına rağmen Avrupa’daki cepheye giderler. Burada Tristan, aslında kendi kendisiyle olan savaşıyla yüzleşme fırsatı bulacaktır. Legends of the Fall - İhtiras Rüzgarları 720P görüntü kalitesinde ve altyazılı izle meniz için sizlerle... | ae06e7d138e0 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
TEKNOZONE OZON SİSTEMLERİ SAN. TİC. LTD. ŞTİ.
Ozon Sistemleri üretimi konusunda;
Gelişen ve yenilenen teknolojileri takip ederek, doğru ürünü, doğru zamanda, doğru fiyata sunmayı ve hizmet kalitesinden asla ödün vermeden sektör içerisinde yurt içi / yurt dışı projelerimizde ve ürünlerimizde liderliğimizi sürdürmek ve müşterilerimizin taleplerini en hızlı ve kaliteli bir şekilde karşılamayı amaçlıyoruz. | ca3d7c8742c8 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Geçde olsa herkese sevdikleriyle hep beraber olabilecekleri mutlu bayramlar diliyorum...
Çalışanlar için uzun bir bayram tatili oldu.
Daha önce konuklarıma hazırlamış olduğum Gül Tatlısı çok büyük beğeni aldı :) Bende Bayram için bu güzel tatlıdan kayınvalidemler için hazırladım.Hazırlamışkende sizlerlede paylaşmak istedim.
Sizinde hoşunuza gideceğini tahmin ediyorum.
Gerek görüntüsü ile olsun , gerek tadıyla olsun gerekse yemesiyle çok keyifli bir tatlı ;)
1 su bardağı sıvıyağ
Yarım su bardağı yoğurt
1 su bardağı irmik
1 yumurta
Yarım paket oda sıcaklığında margarin
1 paket vanilya
Yarım paket kabartmatozu
1 çorba kaşığı sirke
1 tutam tuz
Aldığı kadar un
1 su bardağı kadar ceviz yada fındık
ŞERBETİ İÇİN
2,5 su bardağı şeker
3 su bardağı su
Önce bir tencerede şerbeti için gerekli malzemeler konularak şerbet hazırlanır.
Hamuru için ise , karıştırma kabına un,vanilya ve kabartmatozu dışındaki tüm malzemeler konularak karıştırılır.
Malzemeler birbirine iyi bir şekilde yedirildikten sonra un,vanilya ve kabartmatozu ilave edilerek hamur karışımı hazırlanır.
Daha sonra hamur oklava yada merdane yardımıyla yaklaşık 1cm kalınlığında açılır.Açılan hamurdan çay bardağı yardımıyla aşağıdaki fotograftada gördüğünüz daire hamurlar elde edilir.
Sizlere yardımcı olmak amacıyla şekil verme aşamasında fotoğraflarını çektim.
Gül şekillerimizide verdikten sonra önceden ısıtılmış fırında yaklaşık 30dk. pembeleşinceye kadar pişirilir.
Yaklaşık 170 derece ısı olarak yeterli gelecektir.
Tatlılarımızı fırından çıkarttığımız gibi soğumuş olan şerbeti üzerine döküyoruz.
(Tatlının sıcak şerbetin ise soğuk olması gerektiğini unutmayalım)
:)
Afiyet Olsun .. | faf3454f3989 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Çatı nedir?
Çatı dendiği zaman aklımıza konutların üzerini örten yapılar gelir. Ancak detaylarına dair hiçbir bilgiye sahip olamayabilirsiniz. İşte bu yazımızda çatıların görevlerini ve bazı özelliklerini paylaşacağız.
Çatılar binalarda yaşayan insanları kar, yağmur, güneş, rüzgar, fırtına doğa ve iklim koşullarından korur. Bu korumaya sahip olması için özellikle son yıllarda gelişen çeşitli çatı çeşitleri vardır. Çeşitliliğe neden olan faktörler çatıların üretiminde kullanılan malzemeler ve binanın yüksekliğine göre değişmekte olan çatı şekilleridir.
Genellikle ahşap ve kiremit çatıları fazlaca görsek de, günümüzde yavaş yavaş bunların yerini çelikten yapılmış çatılar almaya başladı.
İki cephe, dört cephe, kule çatı gibi binanın modeline göre değişecek olan çatı çeşitlerini görebilirsiniz. Çatıların özellikleri arasında hava şartlarına göre yağmuru sızdırmaması, karın örtüsünü kaldırabilmesi, ısıdan etkilenmemesi vardır. Ayrıca çatıların çevresinde yağmur ve kardan birikmiş suların toplanıp akacağı şekilde oluklar yerleştirilir. Ayrıca çatılarda pencereli teras katlarına yer vermek veya oturmak için geniş alanlar açmak isterseniz kaplamaları esnasında bunları da belirebilirsiniz. İnsanların hayatını olumsuz olarak etkilememesi için her ayrıntının düşünüldüğü çatı sistemlerinde, tüm bu noktalarda uzmanlık gerektiren özel işçiliklerin kullanılması gerekir.
Firmanın kalitesinin ve işçilerinin sahip olduğu vasıfların değerlendirilmediği takdirde çatı yaptırılmaya karar verilmesi tehlikeli sonuçlara neden olabilir. Çökme, kırılma, paslanma gibi malzeme çeşitine göre hasarlar verebilir.
Bunlara yer vermeden sıfır hatayla uzun yıllar kullanabileceğiniz çatılara sahip olmak isterseniz seçimlerinizde firmaların niteliklerini de göz önünde bulundurmalısınız.
Firmamızdan alacağınız her çatı profilinin uzun yıllar garantisi vardır. Müşteri memnuniyeti misyonumuzla, güleryüzlü ve kaliteli bir şekilde çatı yapılarında kullanılacak malzemelerin üretimini ve kurulumunu gerçekleştirmekteyiz.
Siz de müşterilerimize özel sunduğumuz hizmetlerimizden yararlanmak için hemen bizi telefonlarımızdan arayın. | 067e11c1ef3c | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
ÇELİK ÇATI İMALATI
Çelik çatı büyük binaların üzerini örtmede daha çok tercih edilse de, istenildiğinde bu uygulamanın normal müstakil binalara göre de düzenlendiğini görmekteyiz. ‘‘ Çelik Çatı İmalatı ‘‘ sadece binaların üzerini örtmek amacıyla yapılıyor gibi düşünmemelisiniz. ‘‘ Çelik Çatı İmalatı ‘‘ sonucunda elde edilen sağlam ve dayanıklı çelik çatılar, doğal afetler için binaları tutucu ve toparlayıcı görevler üstlenmektedirler.
‘‘ Çelik Çatı İmalatı ‘‘ profesyonel firmalar tarafından yapılırsa, uzun yıllar güvenle kullanabileceğiniz ürünler elde edilmiş olur. Aynı zamanda sadece firmalar ‘‘ Çelik Çatı İmalatı ‘‘ ile kalmamalı, satış ve montaj işlemlerinden sonra da müşterilerini takip etmeli ve çelik çatıların rutin kontrollerini yapmalıdır.
‘‘ Çelik Çatı İmalatı ‘‘, demir çelik karışımı malzeme kullanılarak yapılır ve bu da çelik çatınızın çok dayanıklı olmasını sağlar. ‘‘ Çelik Çatı İmalatı ‘‘ sırasında aynı zamanda, çelik çatıyı dış etkenlere karşı korumak için çelik plakalar ve çelik profiller üzerine koruyucu karışım sıvıları uygulanmaktadır. Böylelikle çelik çatınız güneş ışınlarından ve soğuk hava koşullarından etkilenmeyerek, çelik çatılarınızın kullanım ömürleri artırılmış olacaktır.
‘‘ Çelik Çatı İmalatı ‘‘ yapan firmaların kullandığı malzeme kaliteleri firmadan firmaya değişiklik göstermektedir. Eğer çelik çatı yaptırmayı düşünüyorsanız, tercih ettiğiniz firmanın çelik çatı malzemelerinin neler olduğunu mutlaka öğrenmelisiniz. Mümkünse yüzde yüz demir çelik malzeme kullanarak ‘‘ Çelik Çatı İmalatı ‘‘ yapan firmalardan çelik çatı siparişi vermelisiniz.
‘‘ Çelik Çatı İmalatı ‘‘ yapan firmamız, sektörde kendisini ispatlamış olup yüzde yüz demir çelik malzeme kullanarak ‘‘ Çelik Çatı İmalatı ‘‘ yapmaktadır.
‘‘ Çelik Çatı İmalatı ‘‘ konusunda dikkat edilecek bir diğer konu ise ‘‘ Çelik Çatı İmalatı ‘‘ sırasında uygulanan standartlardır. Firmamız ‘‘ Çelik Çatı İmalatı ‘‘ sırasında Avrupa standartlarını kullanmakta ve standartların belirlediği ölçüleri kullanmaktadır.
‘‘ Çelik Çatı İmalatı ‘‘ profesyonel bir mühendislik işidir. ‘‘ Çelik Çatı İmalatı ‘‘ esnasında firmamızda çok sayıda mühendis çalışmaktadır ve onların kontrolleri ile imalatlar ilerlemektedir.
‘‘ Çelik Çatı İmalatı ‘‘ mühendislerimizin çizdiği statik projeler ve imalat projeleri ile ilerlemektedir.
Çelik çatı imalatları sonrası ortaya çıkan yapı sistemleri kalite kontrolcülerimiz tarafından hem üretim sahasında hem de kullanım sahasında defalarca kontrol edilir ve testler uygulanır.
‘‘ Çelik Çatı İmalatı ‘‘ işleminden sonra firmamızın taşıyıcı ekibi tarafından uygulama sahasına çelik çatı sistemleri taşınır ve montaj ekibi tarafından kolayca kullanılır duruma getirilir.
Çelik çatı imalatları sizin canınız ve mal değerleriniz için oldukça önemlidir. Çelik çatı imalatlarının yeni ve eski binalara kolayca uygulanabilir olduğunu unutmayın. ‘‘ Çelik Çatı İmalatı ‘‘ yapan firmamız ile kolayca iletişime geçebilirsiniz. | 7de840d0de6b | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Elektrik Mühendisleri Odası Laboratuvarı
Odamız laboratuvarının gün geçtikçe gelişmesi ve içindeki cihazların dünya standartlarına erişmesi için odamız tarafından yapılan çalışmalar semeresini vermiş ve firmaların talebi yanında Devlete de hizmet vermeye başlamıştır. Bu amaçla Elektrik Kurumu ve Maliye Bakanlığı tarafından açılan ve Merkezi İhale Komisyonu’nun takip ettiği Tasarruflu Lamba ihalesinde firmalar tarafından numune olarak verilen lambaların testleri Odamız laboratuvarında yapılmış ve gerekli raporlar Merkezi İhale Komisyonu’na ücret karşılığı iletilmiştir.
Laboratuvara eğitim amaçlı alınması düşünülen eğitim setleri için araştırmalar yapılmış ve İtalya Delorenzo firmasından 2 set olarak alınmıştır. Alınan bu eğitim setleri 17-18 Kasım tarihlerinde yapılan Müteahhitlik Yetki Belgesi sınavlarında da Pratik Sınav Amaçlı kullanılmıştır. | e3d34604b161 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
- 10 Haziran 2015, Çarşamba - 13:38
Değerli üyemiz, Gıda, Tarım ve Enerji Bakanlığı'nın hibrid inverterler ile ilgili uygulanacak kararını bilgilerinize sunar, gereğini arz ederiz. Karar yazısına, fotoğrafın üzerine tıklamak suretiyle ulaşabilirsiniz. Saygılarımızla, EMO YK
- 29 Nisan 2015, Çarşamba - 10:31
YEK PROJELERINDE ARANACAK OLAN ESASLAR 1- Dosyalarda bulunacak olan evraklar; a) İşveren ile elektrik mühendisi arasında yapılacak olan sözleşme (3 kopya). b) Müstehlik ismini belirleyen arazi koçanı veya kira sözleşmesi. c) Tapu vaziyet planı. (Site plan) d) Kıb-Tek elektrik faturası kopyası. (Tarife “01” olan faturalar kabul edilmeyecek) e) Teknik şartname. f) Elektrik projesi (3 kopya). g) Kıb-Tek müstehlik ismi ile YEK projesi aynı isimde olacaktır. 2- Projeler, Yenilenebilir Enerji Kurulunun hazırladığı teknik özelliklere uygun olarak çizilmeli. 3- Vaziyet planında sembolleri ile birlikte detaylı yerleşim planı olmalı. Grup numaraları ve PV panellerinin spesifik özellikleri yazılmalı. Bağlantı kutuları ve dağıtım tabloları çizilmeli. 4- Tek hat şemasında her grubun numaraları ve toplam güçleri yazılmalı. 5- Lejantta pafta adı bölümünde gücü ..... kwp on-grid veya off-grid PV sistemi olarak yazılmalı. 6- YEK projelerinde ileri aşama panel gösterilemez. 7- YEK projelerinde inverter gücü, panel gücünün ± %10’unu geçmeyecektir. 8- Projelerde hibrit (On-grid, off-grid) inverterler kabul edilmeyecektir.
- 23 Ekim 2014, Perşembe - 10:19
Değerli üyelerimiz; Proje ve kontrolluk sözleşmelerini hazırlamada sizlerin işlerini kolaylaştırmak amacı ile yaptığımız çalışmalar neticesinde “Proje ve kontrolluk Sözleşmesi”ni birleştirerek uygulamaya koymuş bulunmaktayız. İlgili sözleşme web sayfamızdan ( Dokümanlar / Formlar ) temin edilebilir. Bu çerçevede uygulama aşağıdaki gibi olacaktır: • Proje ve Kontrolluk Sözleşmesi 3 nüsha halinde vizeye sunulacaktır. • Lefkoşa Belediyesi sınırlarındaki projelerde “Mesleki Kontrolluk Belgesi” de proje dosyasında bulunmalıdır. • Proje ve Kontrolluk Sözleşmesi’nin doldurulurken 1 yaprağı aşması durumunda, her yaprak, ilgili taraflarca imza edilmesi gerekmektedir. Bilgilerinize saygı ile sunarız. EMO YK
- 5 Eylül 2014, Cuma - 08:47
YEK Örnek Projeleri WEB Sitemizin DOKÜMANLAR >> TEKNİK BİLGİLER kısmında yer almaktadır.
- 28 Ağustos 2014, Perşembe - 16:24
Değerli üyeler, Bilindiği üzere, Lefkoşa Türk Belediyesi’nin 2 Ocak 2014 tarihi itibarı ile yürürlüğe giren “Yapı Denetimi” uygulaması gereği; Lefkoşa Belediyesi'ne bağlı yerlerde çizilen her proje için inşaat ruhsatı aşamasında odamızdan alınan “Mesleki Kontrolluk Belgesi” aranmaktadır. Bu belgenin alınabilmesi için mal sahibi ile imzalanacak kontrolluk sözleşmesi 15 Eylül 2014 tarihinden itibaren Odamıza sunulacak olan TÜM PROJELERDE aranacaktır. Üyelerimizin, kontrolluk sözleşmesi yapılmamış projelerinin listesini en geç 12 Eylül 2014 Cuma mesai bitimine kadar oda sekreterliğine bildirmesi gerekmektedir. Bilgilerinize saygı ile sunulur.
- 25 Nisan 2014, Cuma - 14:36
43. Dönem Yönetim Kurulu’muz, MİEK (Meslek İçi Eğitim Komitesi) kapsamında düzenlenecek eğitim ve seminerlere katılım gösterecek tüm üyelerimize, her eğitim için "Eğitim Katılım Puanı" verme kararı almıştır. Önümüzdeki günlerde Yönetim Kurulu'muzun alacağı kararlar çerçevesinde, belirlenecek puan sayısına göre, yurt içi ve yurt dışında düzenlenecek eğitim ve mesleki etkinliklere katılımlarda puanlama göz önünde bulundurularak öncelik sağlanacaktır.
- 9 Nisan 2014, Çarşamba - 14:24
Odamızda satışı yapılan Kitapların listesi ve fiyatları WEB sitemizin Dokümanlar/Teknik Bilgiler bölümünde yayınlanmıştır.
- 20 Şubat 2014, Perşembe - 19:42
Kıbrıs Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği’ne bağlı odalar; üniversiteler; yenilenebilir enerji kaynakları alanında çalışan araştırmacılar; uygulayıcılar; yaşamı, doğayı ve çevreyi seven insanlar; çözümler üretmek ve kamuoyu yaratmak için Yenilenebilir Enerji Kaynakları Sempozyumu’nda bir araya geldiler. Elektrik Mühendisleri Odası ve Makina Mühendisleri Odası işbirliği ile 4-6 Ekim 2013 tarihlerinde Acapulco Hotel’de gerçekleştirilen sempozyum kapsamında 15 oturumda 62 bildiri sunuldu. Ayrıca 1 çağrılı konuşmacı, 2 özel sunum ve 2 panel yer aldı. Ülkemizde enerjiye olan gereksinim hızla artmaktadır. Bu durum elektrik enerjisi üretimine yatırım yapılmaması halinde yakın gelecekte üretimin tüketimi karşılayamayacağı sonucunu doğuracaktır. Ayrıca mevcut elektrik enerjisi üretimimizin tümüne yakını fosil yakıtlardan sağlanmaktadır ve dışa bağımlıdır. Bu nedenle potansiyel olarak oldukça iyi durumda olduğumuz yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarının özellikle de güneşin daha yoğunluklu olarak kullanımı, enerji üretimimizin çeşitlendirilmesi açısından da çok önemlidir. Sempozyum sonunda yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımına ilişkin tespitler aşağıdaki gibi özetlenmiştir: 1. Dünyada yaşanan küresel mali krizler enerji talebi üzerinde geçici daralmalara yol açmaktadır. Ancak orta ve uzun vadede nüfus artışı, sanayileşme, kentleşme gibi unsurlar dikkate alındığında enerjiye olan talebin artacağı görülmektedir. 2. Fosil yakıtların neden olduğu çevre sorunları yanında tükenmekte olmaları ve maliyetlerinin artması, doğaya uyumlu, temiz ve yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmeyi zorunlu kılmaktadır. 3. Elektrik üretiminde kamusal planlamanın işlevsizleştirilmesi, kamusal denetimin azaltılması, kamu üretim tesislerinin düşük kapasitelerde çalıştırılması ve bir bölümünün özelleştirilmesi, elektrik üretiminde sürekli olarak özel sektöre ağırlık verilmesini içeren süreç ciddi sorunlar doğurmaktadır. 4. Enerji tüketiminde enerjinin etkin ve verimli kullanımına yönelik düzenlemeler dünyadaki güncel uygulamaların gerisinde kalmıştır. 5. Yenilenebilir enerji kaynakları potansiyelimiz enerji üretimimizin önemli bir bölümünü karşılayacak düzeydedir. 6. Ülkemizde iletim ve dağıtım şebekesi göz önüne alınmadan plansız bir biçimde kurulan yenilenebilir enerji kaynaklı elektrik üretim santrallarının sistem bağlantıları sorunlara neden olmaktadır. 7. Ülkemizde orta ve uzun vadeli enerji politikaları oluşturulmamıştır. 8. Yenilenebilir enerji kaynaklarından enerji üretimi uygulamalarında kullanılabilecek bilimsel ölçümler yetersizdir. 9. Yenilenebilir Enerji Kaynakları Yasası ve Tüzüğü yürürlüğe girmesine rağmen, uygulanmamaktadır. Sempozyum’da; ortaya çıkan bu tespitler sonucu aşağıdaki önermeler elde edilmiştir. 1. Acilen enerji ile ilgili bakanlık, tüm ilgili kurumları (Kıb-Tek, odalar, üniversiteler, firmalar, vb.) biraraya getirecek bir atölye çalışmasında SWOT analizi yapmalı ve gelecekle ilgili gerek üretimde gerek tüketimde enerji planlaması ortaya konulmalıdır. Yenilenebilir Enerji Kaynakları için bir hedef belirlenmeli (örnek; AB üyesi ülkelerin 2020 yılına kadar yıllık enerji harcamalarının %20’sinin YEK’ten olması), kamuoyu ile paylaşılmalı ve bu hedef doğrultusunda çalışmalara başlanmalıdır. 2. YEK Tüzüğü içerisindeki eksikler/yanlışlar düzeltilerek işlerlik kazandırılmalı ve yatırımları yönetme adına önem arz eden teşvik mekanizmaları YEK Kurulu tarafından belirlenmelidir. 3. Ülkemizde öncelikli olarak yenilenebilir enerji kaynak yatırımları artırılmalıdır. Bu amaçla standartlara uygun üretim yapabilecek yerli sanayi desteklenmelidir. 4. Enerji Verimliliği Yasası ve Tüzüğü acilen hazırlanmalı, bilinçlendirme çalışmaları hızlandırılmalı ve teşvikler verilerek uygulanmalıdır. 5. Üniversitelerde yenilenebilir enerji kaynakları konusunda yapılacak olan akademik çalışmalar teşvik edilmeli ve desteklenmelidir. Üniversitelerimizin, topluma örnek olması açısından, çevreye duyarlı, iklim dostu yerleşke projeleri yapmaları ve örnek projeler üretmeleri gerekmektedir. 6. Yenilenebilir enerji kaynaklı elektrik üretim santrallarının şebeke bağlantı sorunları ve çözümleri için Kıb-Tek, meslek odaları ve üniversitelerle ortak çalışmalar yapılmalıdır. 7. Yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik enerjisi üretme işi, tesislerin merkezi ve bütüncül planlama ile yapılabileceği gibi dağınık her bir tüketici bazında da teşvik edilmeli ve enerjinin üretildiği yerde tüketilmesi sağlanmalıdır. 8. Elektrik enerjisi üretiminde bir aktör olan Kıb-Tek’in, yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik enerjisi üretiminde söz sahibi olmakla beraber düzenlemeleri bağımsız bir yapının yapmasının önü açılmalıdır. Bu doğrultuda enerji ile ilgili bir birimin kurulması ve enerji ile ilgili tüm alanları (sadece elektrik değil) denetlemesi ve ülkenin enerji planlamasını yapması (Ör.: Haberleşme alanında kurulan Bilgi Teknolojileri ve Haberleşme Kurumu) gereklidir. 9. YEK’ten elektrik üretiminin çoğaltılması amacı ile mikro-şebeke bazında konutlarda üretim teşvik edilmelidir. 10. Toplumsal bilinç ve teşviğin artırılması için çok önemli bir değer olan Serhatköy PV Santrali daha ön plana çıkarılmalıdır. (Gerek geziler düzenlenerek, gerekse medya kullanılarak bu yapılabilir.) 11. YEK yatırımlarını teşvik edebilmek adına bütçe yaratmak için; AB desteği ile inşa edilen Serhatköy PV Santrali’nde üretilen elektriğin ekonomik değerinin oluşturulacak bir destek fonuna aktarılması veya yeşil elektrik serfikasyonu gibi yöntemlerle teşvik için fona kaynak sağlanabilinir. 12. YEK yatırımlarını artırmak için teknik olarak daha büyük şebekelere bağlanmak önem arzetmektedir. Bu bağlamda gerek Güney Kıbrıs gerekse Kuzey’de Türkiye Cumhuriyeti’ne uygun şartlarda kablo ile enterkonnekte olmak büyük avantaj sağlayacaktır. 13. KKTC’nin resmi rüzgar ve güneş haritaları acilen hazırlanmalıdır. Bu konuda çalışan üniversiteler ve Meteoroloji Daire’si işbirliği yaparak süreci hızlandırabilir. 14. Ülkemizde uygulanma potansiyeli yüksek olan güneş ve rüzgar enerjileri yanı sıra alternatif olabilecek diğer YEK’lerin teknik, ekonomik ve çevresel fizibiliteleri yapılmalıdır. 15. Gerek enerji politikaları gerekse YEK ile ilgili yasal mevzuat oluştururken; meslek odaları, üniversiteler, sendikalar ve sivil toplum kuruluşlarının da görüşleri alınmalı ve kamu yararı güdülerek politikalar oluşturulmalıdır. 16. Kamusal bir nitelik taşıyan enerji üretiminin bu niteliği korunarak halkın; ucuz kaliteli ve kesintisiz elektrik enerjisi alması temin edilmelidir. YEKSEM 2013 Yürütme Kurulu
- 9 Ocak 2014, Perşembe - 08:00
Değerli Üyemiz, Proje Düzenleme Esasları kitabında gerekli görülen düzeltmeler PDE komitesince yapılmıştır. Yapılan düzeltmeleri ekte tarafınıza sunarken, 1 Ocak 2014 tarihi itibarı ile EMO Yayın No : 7 “Proje Düzenleme Esasları ve Genel Bilgiler” kitabının, "Düzeltme No-1-2013" ile birlikte okunması gerektiğini belirtiriz. Saygılarımızla, Osman EMİNEL Başkan Yönetim Kurulu (a) Proje Düzenleme Esasları (Düzeltmeler)'nı DÖKÜMANLAR sayfasındaki, TEKNİK BİLGİLER bölümünden indirebilirsiniz. | 50558eca9406 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Kur Savaşları KOBİ'lerimizi Etkiliyor
1980 yılından itibaren tüm dünyada hızla yayılan küreselleşme olgusu ülkemizde de birçok reformun hayata geçirilmesine neden olmaktadır.
Müge Kula / Araştırma Uzmanı - Venbey Yatırım Menkul Değerler A.Ş.
1980 yılından itibaren tüm dünyada hızla yayılan küreselleşme olgusu ülkemizde de birçok reformun hayata geçirilmesine neden olmaktadır. Ülke ekonomileri ilgili dönem sonrasında bilindiği üzere dışa dönük sanayileşme ve liberalizme dayalı ekonomi politikalarıyla yönetilmeye başlamıştı. Ülkemizde de kalkınma planları düzenlenirken ekonomik politikaların merkezinde küçük ve orta ölçekli işletmeler (KOBİ) yer almaktadır.
KOBİ’ler ekonomiye sağladıkları yatırım, istihdam ve ihracata dayalı katma değerleri göz gönüne alındığında ülkenin büyümesi açısından ekonominin belkemiğini oluşturuyor. Kredi maliyetlerindeki artış, talep ve ülkelerin uyguladıkları düşük para politikaları ucuz ürün girişine sebep olarak ülke ihracatını zor duruma sokmakta.
Başta Çin ve Japonya olmak üzere parasını devalüe eden ülkeler haksız rekabet ortamı oluşturuyor. Bu bağlamda ülke ekonomisinin dinamiklerini oluşturan KOBİ’ler zor durumda kalmakta. Çin ve Japonya’nın başlattığı haksız rekabet kur savaşlarının başlamasına neden oldu. Son dönemlerde ülke Merkez Bankaları’nın uygulamak istedikleri farklı para politikaları, global çapta oluşan büyüme endişeleri ve jeopolitik riskler kurlar üzerinde aşırı volatil hareketlerin yaşanmasına neden oluyor.
Türkiye’de 2015 yılının uzun bir süresini kapsayan siyasi belirsizlik ortamı ve Fed faiz artırım beklentileri etkisiyle USDTRY kuru 3.0744 tarihi zirvesini test ederken, EURTRY kuru da 3.3684 seviyesine kadar yükselişlerini sürdürmüştü. Türk Lirası’nda görülen aşırı değer kaybı, kur üzerinden borçlanan KOBİ’lerin büyük kayıplar vermesine neden oluyor ister istemez. Siyasi belirsizlik ortamının ortadan kaldırılması ve hükümetin kurulmasıyla değer kazan Türk Lirası, yakın zaman önce Suriye sınırında hava sahası ihlali yapan Rus uçağının Türk jetleri tarafından vurulması ardından artan jeopolitik risklerin etkisiyle kısa zamanda kazanımlarını geri verdi. Gerek Fed etkisinin sürmesi gerekse Türkiye-Rusya arasında ve son zamanlarda Irak ile yaşanan gerginliğin devam ediyor olması Türk Lirası üzerinde baskı oluşturmaya devam ediyor.
ABD Merkez Bankası (FED) bilindiği gibi 2008 krizinden bu yana sıfıra yakın faiz oranı politikası uygulamakta. 2014 yılının son aylarında varlık alımlarının sona erdirilmesinin ardından artık faiz artırım sürecinin eşiğine gelen Fed, ABD ekonomisinde gözlenen görece iyileşme (istihdam, ücretler ve büyüme de buna eklenebilir) ve Fed yetkililerinin söylemleri piyasaların faiz artış beklentilerini güçlendirdi. 15-16 Aralık tarihinde düzenlenecek Federal Açık Piyasa Komitesi’nde (FOMC) olası faiz artış kararının alınması tüm dünya ekonomilerini etkileyeceği gibi Türk Lirası’nın Dolar karşısında değer kaybetmesine neden olabilir.
Teknik açıdan USDTRY grafiği incelendiğinde, devam eden yükseliş trendinin etkisiyle 2.9880 seviyesini test eden kur yeni haftada boşluk oluşturarak 2.9560 seviyesinden açılış yaptı. USDTRY 2.9150 fiyat seviyesi üzerinde kalıcılık sağlaması durumunda yukarı yönlü fiyatlamasını 3.0000 ve 3.0800 seviyelerine sürdürmek isteyebilir. 16 Aralık’ta faiz artırımı yapılması durumunda piyasanın gözü oranın şiddetinde ve yapılacak açıklamalarda olacaktır. Piyasaların genel olarak beklediği 25 baz puan seviyesinde bir artırım gelmesi ve ardından 2016 yılında artırımların yavaş seyir izleyebileceği kanısı oluşursa Türk Lirası’nda güç kazanımları etkisini gösterebilir. Olası satış baskısının oluşması durumunda ise 2.9000 ve 2.8500 destek seviyelerine geri çekilmeler görebiliriz.
3 Aralık Avrupa Merkez Bankası para politikası toplantısında alınan kararlara göre gösterge faiz oranı değişmezken, mevduat faiz oranını beklentiler dâhilinde -0,20%’ den -0,30%’a çekilmişti. AMB Başkanı Draghi, varlık alım miktarında değişikliğe gidilmediğini ancak parasal genişleme programının Mart 2017’ye uzatıldığını açıklamıştı.
Bununla birlikte ana re-finansman ve TLTRO ihalelerine devam etme kararı alındığını ve yerel devlet tahvillerin de varlık alım programının kapsamında olacağını belirtmişti. Bunun yanı sıra ekonomik toparlanmanın devam ettiğini, alınan kararların toparlanma ivmesini kuvvetlendireceğini, 2016 ve 2017’de enflasyon oranlarında artış beklendiğini açıklamalarına eklemişti.
Açıklamalar sonrasında 3.0433 seviyesinden başlattığı yukarı yönlü seyrini 3.2870 seviyesine kadar devam ettiren EURTRY, yukarı yönlü fiyatlamasına devam etmesi durumunda 3.3025 ve 3.3280 seviyelerini test etmek isteyebilir. Satış baskının olması durumunda ise 3.2170 ve 3.1795 destek seviyelerine geri çekilmeler gözlenebilir.
Küresel piyasalardaki aşırı hareketlilik dış ticaret yapan KOBİ’lerin varlıklarını sürdürebilmeleri ve büyüyebilmeleri için döviz risklerine karşı korunmalarını gerekiyor. KOBİ’lerin riski minimum seviyeye indirmeleri için döviz riskini azaltan enstrümanları kullanmalarını öneriyoruz. Vadeli işlem piyasaları dediğimiz, türev araçlar olarak adlandırılan opsiyon, forward, future ve swap sözleşmeleri gelecekte döviz bazlı riskleri azaltmalarına yardımcı olacaktır. | b1b46a8311c7 | [
"c4",
"culturax",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Yangın Merdiveni
Firmamızı ürettiği yangın merdivenlerinde kullanılan malzemelerin kalite belgeleri ve geçirdikleri bütün aşamalar belirli kayıtlar altındadır. Üretim hattımızda yapılan işlerde sürekli olarak aynı kalitede ürün üretebilmek için yapılan sistemledir. Yapılan yangın merdiveni oldukça güvenli olabilmesi için özel malzemeler ile yapılması gerekir. Bu nedenle bu malzemelerin bir çok kalite belgesine sahip olması güvenilir olabilmesi için oldukça önemlidir. Firmamızın ürettiği her ürün tamamen kalite proseslerine uygun üretildiği için sistemsel olarak sıkıntı yaşamanız imkansız olur. Yapılan yangın merdivenleri üretilirken özel olarak belirli kontrollerden geçer ve bu kontrollerin genel olarak sorumluları olduğu gibi kalitesinden emin olunabilmesi için firmanın üretim hattını sürekli kontrol eden bir çok denetçide kalitenin uygun olduğunu sürekli kontrol eder. Yangın merdivenlerin teknik özelliklerinden bahsedersek öncelikler her binaya aynı tipte yangın merdiveni yapılması mümkün değildir. Yangın merdivenlerinin tipi olarak en çok kullanılanları z tipi ve spiral olarak aşağıya inen merdivenlerdir. Z tipi merdivenlerin en önemli özelliği her binaya özel iniş olanağı sağlaması ve inişlerin diğer merdivenlere göre biraz daha kolay olması tercih edilmesinde ki en önemli özelliğidir. İniş merdivenlerinde baklava desenli sac malzeme kullanılması da yangın merdivenlerinde olan önemli detayların başında gelir. Ayrıca bu merdivenlerde kullanılan ya da kullanılması gereken bir çok özellik yangın merdiveni gereklerinde yazmaktadır. Yazan bu detaylı maddelere uyulmadığı taktirde belediye tarafından bu merdivenlere onay verilmez ve bu merdivenlerde eksik olan bir çok maddeyi yerine getirebilmek için yeniden ilgili firma ile görüşmeniz gerekebilir. Ancak genelde geri dönüş yapmayan bir çok firma müşterilerini zor duruma düşürmüştür. Bu firmaların yangın merdiveni fiyatları yönünden işini iyi yapan firmalardan daha düşük fiyat vermeleri nedeniyle seçilseler de müşteriler bu tür bir firmaya iş vermekten dolayı her seferinde pişman olmuşlardır. Ayrıca yaptırmak istediğiniz yangın merdivenlerinde bizi seçebilmeniz için hangi ilde olmanızın hiç önemi olmadığı için her ilden bizimle irtibata geçebilirsiniz. Özellikle İstanbul yangın merdiveni yapımında edindiğimiz tecrübemizi her ilde uygulayarak en iyiyi size sunabilmek için elimizden geleni yapmaktayız. | a63f3e6513ac | [
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Yangın Merdiveni
Yangın, hızla yayılabilen ve büyüyen bir afettir. Bu nedenle can ve mal kaybı konusunda diğer afetlere göre daha çok kayba neden olabilir. Ayrıca teknolojik ve elektronik cihazla vasıtasıyla her an yangın çıkma ihtimali de bulunmaktadır. Bu nedenle her an karşı karşıya kalabileceğimiz bir afettir. Yangına karşı yangın kapısı, ‘’yangın merdiveni’’ gibi tedbirler ile kendimizi korumaya çalışırız. Ayrıca evlerimizde ve binamızda yangın söndürme tüpleri bulundurmamız gerekmektedir. Otomatik sprinkler sistemi kullanılarak yangına anında müdahale etmek de mümkündür. Yangınla MücadelenOtomatik sprinkler sistemi kendiliğinden devreye girerek yangına müdahale etmektedir. Yangının üzerine su sıkıp yangına müdahale ederken bir yandan da yangın çıktığına dair bir alarm ile insanları uyarır. Odanın ısısını ve duman seviyesini azaltması ile de öneğin müdahaleye gelen itfaiye çalışanlarının işlerini kolaylaştırır. Bu sprinkler sisteminin sulu ve köpüklü söndürme sistemi olmak üzere 2 farklı modeli bulunmaktadır. Bu modeller farklı yangın tiplerine karşı kullanılmaktadır. Sulu yandırma sisteminin amacı yangın çıktığında gelen alarm ile devreye girerek yangını söndürmektir. Köpüklü söndürme sistemleri daha çok büyük fabrikalar için uygun olmaktadır.nBinalarımız için önemli bir tedbirde yangın merdivenidir. ‘’Yangın merdivenleri’’ insanların yangın anında binadan tahliye edilebilmesini sağlar. Böylesine önemli bir görevi üstlenen yangın merdiveninin mutlaka yangın yönetmeliğine uygun bir şekilde tasarlanıp üretilmesi ve yine bu yönetmeliğe uygun monte edilmesi gerekmektedir. Binanızın yapısına uygun olan yangın merdiveni kullanılmalıdır. Yangın merdiveniniz ısıya dayanıklı olan malzemelerden yapılmalıdır. Yangın merdiveni aralıkları ile taşıma kapasitesi de yönetmeliklere uygun olmalıdır.nYani yangın merdivenleri ancak bu konuda uzman ‘’yangın merdiveni firmaları’’ tarafından üretilip monte edilmelidir. ‘’Yangın merdiveni modelleri’’ arasından binanıza uygun olan olanı seçilip şartnameler ile belirlenmiş ‘’yangın merdiveni ölçüleri’’ dikkate alınarak imal edilmelidir. Hangi model yangın merdiveni kullanılacağı konusunda sizlerin görüşü de alınabilir. ‘’Makaralı yangın merdiveni’’ ve ‘’galvanizli yangın merdiveni’’ sık sık tercih edilmektedir.n‘’İstanbul yangın merdiveni’’ firmasından bu konuda faydalanabilirsiniz. Uzman ekibi ve uygun ödeme seçenekleriyle sizlere daha kaliteli hizmet sunulur. Böyle önemli bir konuda gönül rahatlığıyla tercih edebilirsiniz.n Yangın MerdiveninYangın, hızla yayılabilen ve büyüyen bir afettir. Bu nedenle can ve mal kaybı konusunda diğer afetlere göre daha çok kayba neden olabilir. Ayrıca teknolojik ve elektronik cihazla vasıtasıyla her an yangın çıkma ihtimali de bulunmaktadır. Bu nedenle her an karşı karşıya kalabileceğimiz bir afettir.nYangına karşı yangın kapısı, ‘’yangın merdiveni’’ gibi tedbirler ile kendimizi korumaya çalışırız. Ayrıca evlerimizde ve binamızda yangın söndürme tüpleri bulundurmamız gerekmektedir. Otomatik sprinkler sistemi kullanılarak yangına anında müdahale etmek de mümkündür.nYangınla MücadelenOtomatik sprinkler sistemi kendiliğinden devreye girerek yangına müdahale etmektedir. Yangının üzerine su sıkıp yangına müdahale ederken bir yandan da yangın çıktığına dair bir alarm ile insanları uyarır. Odanın ısısını ve duman seviyesini azaltması ile de öneğin müdahaleye gelen itfaiye çalışanlarının işlerini kolaylaştırır. Bu sprinkler sisteminin sulu ve köpüklü söndürme sistemi olmak üzere 2 farklı modeli bulunmaktadır. Bu modeller farklı yangın tiplerine karşı kullanılmaktadır. Sulu yandırma sisteminin amacı yangın çıktığında gelen alarm ile devreye girerek yangını söndürmektir. Köpüklü söndürme sistemleri daha çok büyük fabrikalar için uygun olmaktadır.nBinalarımız için önemli bir tedbirde yangın merdivenidir. ‘’Yangın merdivenleri’’ insanların yangın anında binadan tahliye edilebilmesini sağlar. Böylesine önemli bir görevi üstlenen yangın merdiveninin mutlaka yangın yönetmeliğine uygun bir şekilde tasarlanıp üretilmesi ve yine bu yönetmeliğe uygun monte edilmesi gerekmektedir. Binanızın yapısına uygun olan yangın merdiveni kullanılmalıdır. Yangın merdiveniniz ısıya dayanıklı olan malzemelerden yapılmalıdır. Yangın merdiveni aralıkları ile taşıma kapasitesi de yönetmeliklere uygun olmalıdır.nYani yangın merdivenleri ancak bu konuda uzman ‘’yangın merdiveni firmaları’’ tarafından üretilip monte edilmelidir. ‘’Yangın merdiveni modelleri’’ arasından binanıza uygun olan olanı seçilip şartnameler ile belirlenmiş ‘’yangın merdiveni ölçüleri’’ dikkate alınarak imal edilmelidir. Hangi model yangın merdiveni kullanılacağı konusunda sizlerin görüşü de alınabilir. ‘’Makaralı yangın merdiveni’’ ve ‘’galvanizli yangın merdiveni’’ sık sık tercih edilmektedir.n‘’İstanbul yangın merdiveni’’ firmasından bu konuda faydalanabilirsiniz. Uzman ekibi ve uygun ödeme seçenekleriyle sizlere daha kaliteli hizmet sunulur. Böyle önemli bir konuda gönül rahatlığıyla tercih edebilirsiniz. | 273753676133 | [
"c4",
"culturax",
"hplt2",
"vngrs"
] |
29 Ocak 2011 Cumartesi
Başbakan Erdoğan’ın Bucak mitingi…
Sayın Başbakan Erdoğan’ın Burdur ziyareti ve mitingi günlerce Bucak İlçesinde belediye anons sisteminden ilan edildi… Bucak’tan mitinge gitmek isteyen vatandaşlar için Burdur’a otobüsler kaldırıldı. Neyse miting başladı, ben de televizyondan naklen izledim. Burdur meydanını iyi bilirim ve gördüm ki miting cansızdır, heyecansızdır… Konuşmasının sonlarına doğru Bucak’a salep içmeye geliyorum demez mi?
Burdur sonrası Denizli’ye geçecekken ve programda asla Bucak yokken; pat diye niye rota değişti?
Burdur merkez referandumda HAYIR demiş, Burdur’dan sonra en büyük nüfusa sahip Bucak ise EVET demiş… Sayın Başbakan çok akılıca bir hamleyle EVET’leri garantiye almak için 6 bakanıyla, çok sayıda milletvekiliyle ani bir kararla Bucak’a geldi. Bu arada AKP teşkilatı paldır küldür hazırlık yaptı ve meydana 500-1.000 kişiyi topladı… Ben de meydana şöyle göz gezdirdim.
Niye?
İşte kimler katılmış, ne kadar insan katılmış, falan filan…
Başbakan yoldayken ben artık karnımı doyurmak üzere Pehlivan Kebap Salonuna girdim. Neyse orada da hemen televizyonu açtılar. TRT-2 Haber Kanalı, Başbakan Erdoğan’ın Bucak mitingini naklen veriyordu…
Sayın Başbakan Erdoğan konuşmasında bildik konulara değindi ve lafı Burdur’dan 3-0 istiyorum isteğine geldi... Malumunuz Burdur Milletvekili dağılımı AKP 2, CHP 1 şeklindedir.
Bence Sayın Başbakan kusura bakmasın ama 2011 genel seçimlerinde 3-0 yerine 3’ün 1’ini alacaktır.
Diğer 2 milletvekilliğini ya CHP alacaktır ya da MHP ile CHP paylaşacaktır…
Zaten 3-0 AKP demenin mantığı da yoktur. Yüzde 47 oy aldığı 2007 seçimlerinde 3 yerine 2 çıkarttıysan 2011 seçimlerinde mümkünatı yok olmaz…
Bucak artık kritik siyasi eşik haline geldi.
Kimler için?
Hem AKP, hem CHP, hem de MHP için elbette…
Daha önce bu konuyu uzunca işledim. Tekrarına mahal yoktur. Sayın Başbakan Bucak’ın ne kadar önemli olduğunu biliyorsa; rakibi diğer partiler de bilmek zorundadır.
Saygı ve sevgilerimle…
Ömer Özdamar
Bucak CHP İlçe Yönetim Kurulu Üyesi
29 Ocak 2011
Burdur ili ve Bucak ilçesi nüfus analizi…
2010 ADNKS Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi’ne göre Bucak nüfus verileri şöyledir:
Bucak Toplam Nüfus: 61.173
Bucak Merkez toplam Nüfusu: 37. 667
Bucak Kırsal Toplam Nüfusu: 23.506
Bucak Toplam Merkez-Belde-Köy Erkek Nüfusu: 30.474
Bucak Toplam Merkez-Belde-Köy Kadın Nüfusu: 30.699
Bucak Merkez (belde-köy hariç) Kadın Nüfusu: 18.833
Bucak Merkez (belde-köy hariç) Erkek Nüfusu: 18.834
Bucak Kırsal Kadın Nüfusu: 11.866
Bucak Kırsal Erkek Nüfusu: 11.640
Burdur Merkez-Belde-Köy toplam erkek nüfusu: 55.493
Burdur Merkez-Belde-Köy toplam kadın nüfusu: 47.642
Burdur Merkez (kırsal hariç) toplam erkek nüfusu: 43.414
Burdur Merkez (kırsal hariç) toplam kadın nüfusu: 34.975
Burdur Belde-Köy (Merkez hariç) toplam erkek nüfusu: 12.079
Burdur Belde-Köy (Merkez hariç) toplam kadın nüfusu: 12.667
Çeltikçi toplam merkez-belde-köy erkek nüfusu: 2.848
Çeltikçi toplam merkez-belde-köy kadın nüfusu: 3.153
Çeltikçi toplam merkez (belde-köy hariç) erkek nüfusu: 1.093
Çeltikçi toplam merkez (belde-köy hariç) kadın nüfusu: 1.213
Burdur İlçelerinden olan Gölhisar, Tefenni, Karaman, Yeşilova, Ağlasun dengeli kadın erkek nüfusuna sahip iken Çeltikçi ilçesinin toplamında kadın-erkek nüfusunda dengesizlik vardır…
En dikkat çeken ise Bucak Merkez kadın-erkek nüfusudur. Neredeyse bire bir eşittir. Müthiş, şaşırtıcı ve hayret edilecek bir denge vardır.
En çarpıcı kadın-erkek dengesizliği Burdur Merkezde görülmektedir. Burdur kırsalı dengeli iken Burdur merkezde erkekler lehine denge bozulmaktadır. Bu dengesizlik az-buz değil ha, yaklaşık 10 bin erkek fazlalığı vardır. Bu da toplam nüfusunun yüzde 25’ine tekabül etmektedir. Burdur Merkezde kadın çok değerlidir çünkü az ya da kıttır::J))
Bu durumun nedenini araştırmak ve fikir sahibi olmak için Burdur Merkez 2009 yılı TÜİK ADNKS’ne baktım. Bakın neler çıkardım?
2009 Yılı
Burdur Merkez-Belde-Köy toplam erkek nüfusu: 49.417
Burdur Merkez-Belde-Köy toplam kadın nüfusu: 47.005
Burdur Merkez (kırsal hariç) toplam erkek nüfusu: 37.302
Burdur Merkez (kırsal hariç) toplam kadın nüfusu: 34.309
Peki, 2010 yılında ne olmuş?
Burdur Merkez-Belde-Köy toplam erkek nüfusu: 55.493
Burdur Merkez-Belde-Köy toplam kadın nüfusu: 47.642
Burdur Merkez (kırsal hariç) toplam erkek nüfusu: 43.414
Burdur Merkez (kırsal hariç) toplam kadın nüfusu: 34.975
Neyse küçük bir çalışmayla ne acayip sonuçlar çıkardım yahu::J)) Bu kadar bilgilendirme herhalde yeterlidir…
Ömer Özdamar
Bucak CHP İlçe Yönetim Kurulu Üyesi
29 Ocak 2011
15 Ocak 2011 Cumartesi
MHP bitmeyen oy hazinesi mi acaba?
AKP, özellikle referandumdan bu zamana kadar sürekli MHP oyları üzerine oynuyor…
Hani boksörün yumuşak karnı keşfedilir ve hep oraya çalışılır ya, Sayın Başbakan Erdoğan’da devamlı MHP refleksleri ve hassasiyetleri üzerine söylemlerde bulunuyor…
Niye?
Referandumda gelen oyların geri MHP’ye akmasını istemiyor…
Neler mi diyor?
Son günlerde ucube heykelden tutunda, Sarıkamış savaşında yazılan destanı, hatta Merkel’e karşı Kıbrıs konusunda bağırması ilk aklıma gelenler…
Esasen ne demek isteniyor?
Ey Milliyetçiler! MHP baraj altında kalacak, boşuna oy vermeyin!
AKP’nin siyasi gelecek denklem böyle işlerken CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin Bey, ‘MHP ile koalisyon mümkündür’
diyerek pat diye bombayı ortaya bıraktı.
Tüm bunlar yetmezmiş gibi bugün de ‘Türklük üzerinden-milliyetçi çizgisinden’ hiç taviz vermeyen Namık Kemal Zeybek DP Genel Başkanlığına seçildi.
Aklıma tabi yazımın başlığı geldi. MHP bitmeyen oy hazinesi mi acaba?
Taraf Gazetesinde Ahmet Altan, heykel konusunda Sayın Başbakan Erdoğan’a demediğini bırakmamış ve AKP’ye olan desteğini tamamen çekmiş…
Bugün Milliyet’te Hasan Cemal, ‘Kıbrıs şahinliği’ konusunda Başbakan’ın yanlış yolda olduğunu vurgulumış…
Kısaca yandaş Liberallerin, eski sosyalistlerin en azından bir kısmı şüpheden çıkarak AKP’nin muhafazakar, milliyetçi dindarlığa kaydığına kesin kani geldiler…
Sayın Başbakan, demokrasiye ve özgürlüğe bakışının çıpası olan AB ilişkilerini hızla zayıflatıyor, Erbakan döneminden kalma fantastik İslam Ülkeleri Birliğinden bahsediyor artık…
Sayın Başbakan Erdoğan adına en kötüsü ne biliyor musunuz?
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun dile getirdiği; RTÜK Kanunu içinde verilen padişahvari yetkiye bakın ne diyor?
Padişah gibi istediğim kanalı kapatabilirim anlamına gelen evet, o yetki var ama 1994 yılından kalmaymış yanıtıyla; aslında zihin gerisinde padişah gibi olmayı istiyor bence. Çünkü demokrasiyi ve özgürlüğü içselleştiren Sayın Başbakan, doğru padişah gibi bu yetki eskiden verilmiş ama asla kullanmam ve hemen kanunu değiştirelim diyemiyor…
Bir de bu içki konusunda ‘ıksırıncaya, tıksırıncaya kadar içiyorsunuz, karıştık mı?’ cümlesinin altında yatan keşke karışabilsemdir bence…
Sayın Başbakan Erdoğan’ın kullandığı ‘Entelektüel despot’ lafını kafaya taktım. Despotluk nedir? Zalimce ve baskıya dayanan yönetim tarzıdır. Araçları ise tank, top gibi silahlarıdır ki bunlara siyasi despot denir… Entelektüellere despot denince bu adamların silahı ne oluyor? Kalemleri ve düşünceleri…
Neyse son sözümü Ahmet Altan’dan alıntıyla noktalıyorum: Ama hiç unutma, gittikçe "ezilenlerden" uzaklaşan bu politikanla, gün gelecek sen de kendini özleyeceksin.
Saygı ve sevgilerimle…
Ömer Özdamar/Bucak-Burdur/15 Ocak 2011
Bucak Devlet Hastanesi Başhekimimize ve müdürümüze bir soru…
Malumunuz Milliyet Blog (sokak gazetecisi) yazarlığı ve CHP Bucak İlçe Yönetim Kurulu Üyesi-Başkan Yardımcısı olarak siyasi kimliğim vardır.
Çarşıda, pazarda kulağıma çok şeyler fısıldanır ya da dedikodu yapılırken kulak misafiri olurum…
Bucak merkezde kulaktan kulağa dolaşan rivayetten dolayı şahsen rahatsız oldum. Bu nedenle anlatacağım olay; ‘doğrudur ya da yanlıştır’, ‘vardır ya da yoktur’ şeklinde Bucak kamuoyuna yapacağınız bir açıklamayla hem dedikodunun önü kesilmiş olacak, hem de Bucak Devlet Hastanemizin güzide yöneticileri zan altında kalmayacaktır.
Gelelim olaya…
13 Ocak 2011 günü Bucak Devlet Hastanesi et deposunda soğutucuların yeterli çalışmaması nedeniyle 370 kilo kırmızı et (dana) ve 70 kilo beyaz et (tavuk) bozulmuş, tutanak tutulmuş ve 14 Ocak 2011 günü Bucak Belediyesi Mezbahane bölgesine toprağa gömülmüş…
Eğer olay doğruysa gelelim sorularıma:
-Soğutuculardan sorumlu kimdir?
-Toprağa gömülen yaklaşık 8 milyar (8 bin TL) zararın oluşmasında kimlerin ihmali vardır?
-Eğer ihmal varsa; Bucak Devlet Hastanesi Yönetimi ne gibi işlem yürütmüştür?
Sayın Bucak Devlet Hastanesi Başhekimim ve müdürüm, lütfen bu olay var mı yok mu, bir vatandaş olarak bana ve kamuoyuna bir açıklama yaparsanız; hem toplumumuzun ihtiyaç duyduğu şeffaflık ilkesi gereğini yerine getirmiş olacaksanız, hem de fısıltı ya da dedikoduya son noktayı koyacaksınız.
Sabırla sizlerden gelecek açıklamaya bekleyeceğim. Eğer yok derseniz hemen ve peşinen özrümü ileteceğim.
Saygı ve sevgilerimle…
Ömer Özdamar/Bucak-Burdur/15 Ocak 2011
11 Ocak 2011 Salı
CHP, Recep Mutlucan ile Burdur İli Bucak İlçesinde bu sefer tarih yazacaktır…
Yaklaşık 30 yıl sonra Burdur İli Bucak İlçesi ilk kez CHP Milletvekili Aday Adayı çıkardı…
Hep sağ cenaha terk edilmiş Burdur İli Bucak İlçesinde CHP, hem siyasi figür hem de hissedilir seçenek haline geldi artık…
CHP’nin bu noktaya taşınmasında, Sayın Recep Mutlucan’ın çok büyük hatta ölçülemez, maddi-manevi katkısı yadsınamayacak bir gerçektir.
Son 8-9 yılını Bucak CHP İlçe Başkanı olarak yürüten Sayın Recep Mutlucan Beyin, yürüttüğü başarılı siyasi çalışmalarına son 4 yıldır bizzat canlı tanıklık ettim.
Kar topu misali CHP’yi sürekli büyüttü, kanaviçe gibi örgütsel çalışma yürüttü, 2002 ve 2007 genel seçimlerinde Bucak’tan milletvekili adayı olmamasına rağmen CHP’ye 5 bine yakın oy topladı.
Takım çalışmasını seven ve bunu prensip edinen, ‘usta örgütçü’ bir CHP’lidir.
Son 30 yılını Bucak İlçesinde hep toplumla iç içe yaşamış, hakkında tek bir olumsuz laf duyulmamış, sakin, yardım-sever, tam bir ‘halk adamı’ CHP’lidir.
Hayatı hep tırnaklarıyla kazarak bir yerlere gelmiş, her şeyini emeğiyle kazanmış, hep onurlu duruş sergilemiş, Meslek Yüksek Okulundan mezun olmuş, ‘saygın ve kültürlü’ bir CHP’lidir.
Kim?
Bucak CHP İlçe Başkanı Recep Mutlucan Bey…
Niye bunları anlattım?
Çünkü Sayın Recep Mutlucan Bey, 10 Ocak 2010 günü Burdur İl Başkanlığından düzenlenen törenle; Bucak CHP İlçe Başkanlığından istifa ederek Burdur Milletvekili aday adaylığını açıkladı.
Basın açıklamasında Recep Mutlucan Bey, bakın neler dedi?
Sayın İl Başkanım, Sayın Milletvekilim, değerli Cumhuriyet Halk Partililer, değerli hemşerilerim ve değerli basın mensupları…
30 yıldır CHP’nin çeşitli kademelerinde görev yaptım. Son 8.5 yıldır sürdürmekte olduğum Bucak İlçe Başkanlığı görevinden CHP Merkez Yönetim Kurulunun 03.01.2011 tarihli kararı doğrultusunda milletvekili aday adaylığı için istifa ediyorum.
İlçe Başkanlığım döneminde bizlere desteklerini esirgemeyen Milletvekilimiz Sayın Ramazan Kerim Özkan’a, önceki il başkanlarımızdan Sayın Süleyman Solmaz’a, Sayın Mustafa Kayım’a, Sayın İsmail Erkaya’ya, mevcut il başkanımız Sayın Süleyman Erman’a ve yönetim kurulu üyelerine, beraber çalıştığım diğer ilçe başkanlarıma, belediye başkanlarıma teşekkür ediyorum…
Yine ilçe başkanlığım süresince geçirmiş olduğumuz iki referandum, iki yerel ve iki genel seçim olmak üzere beraber çalıştığım yönetim kurulu üyelerimize, partililerimize, zaman zaman beraber olduğumuz yerel basın mensuplarına, Kanal-15 ve çalışanlarına, sivil toplum kuruluşlarına ve tüm Bucak’lı hemşerilerime teşekkür ederim.
Önümüzdeki sürecin ve seçimlerin ülkemize, Burdur’umuza ve partimize hayırlı olmasını diler, saygılar sunarım.
CHP’yi Bucak’ta 2-3 basamak daha yukarı götürme adına taşın altına elini koymaktan çekinmeyerek; yılların siyasi çabalarını, uğraşılarını böyle aday adayı olarak taçlandırdı.
Kim?
Bucak CHP İlçe Başkanı Recep Mutlucan Bey,
Bana göre Burdur Milletvekili aday adaylığı anasının ak sütü kadar helaldir ve hakkıdır.
Şuna ben şahsen garanti veriyorum. Recep Beyin şahsında CHP, Bucak’ta gelmiş geçmiş en yüksek oyu alacaktır. İlla da rakam telaffuz edersem; referandumda 14.500 HAYIR oyu dikkate alınınca en az 10 bin oy CHP’ye gelecektir. Ama bu rakam 15 bin hatta 20 bin bile olabilir. O kadar sevilen bir insan ki göreceksiniz MHP’li, DP’li hatta AKP’li birçok seçmen oy verecektir.
Recep Beyin, son 7 yıldır Bucak CHP İlçe Başkanlığı görevi yürütmesi nedeniyle; Burdur Merkez ve diğer 9 ilçesinde (Altınyayla, Kemer, Yeşilova, Karamanlı, Gölhisar, Altınyayla, Çeltikçi, Ağlasun, Çavdır) CHP’liler tarafından bilinmesi, sevilmesi ve desteklenmesi ayrıca büyük avantajıdır.
Burdur’un çıkarabileceği Milletvekili sayısı 3’tür. 2002 ve 2007 genel seçimlerinde AKP 2, CHP 1 Milletvekili kazanmıştır. AKP, 2002 yılında milletvekili sıralamasını yaparken ustaca taktik ve strateji izlemiştir. 1 nci sıraya Bucak’lı adayı, 2 nci sıraya Burdur merkezden adayını koymuştur.
Buna karşın CHP ise Bucak’lı bir adayı 1 nci, 2 nci, 3 ncü sıraya değil listeye koyma gereği bile duymamıştır.
İlk kez 2011 seçimlerinde CHP Bucak İlçe Başkanı Recep Mutlucan Bey, Burdur milletvekili aday adaylığıyla bu trendi kırmıştır. En önemlisi elde edilecek seçim başarısıyla; Bucak-CHP’nin gelecek tarihine altın harflerle kazınacaktır.
CHP tescilli ve onaylı gönüllüsü olarak idealim ve vazgeçilmez isteğim, CHP’nin Burdur genelinde 1 nci parti olmasıdır.
Bunun da tek yolunun stratejik ve taktik olarak neredeyse 6 ilçenin seçmen sayısına eşit Bucak İlçesinden milletvekili adayı çıkmasıdır.
Bir dahaki yazımda bunun nasıl gerçekleşeceğini rakamlarla açıklayacağım. Beni takip edin derim…
Saygı ve sevgilerimle…
Ömer Özdamar
Burdur İli Bucak İlçesi CHP İlçe Yönetim Kurulu Üyesi, 10 Ocak 2011
6 Ocak 2011 Perşembe
Osmanlıda Harem-Türkiye Cumhuriyetinde Kadın
Harem ne demektir? Sarayda padişahın ailesinin ve evinin bulunduğu yerdir. Ayrıca girilmesi yasak alandır.
Haremde kimler bulunur? Padişahın annesi valide sultan, padişahın eşleri, hasekiler, şehzadeler, padişah kızları, ustalar, kalfalar ve cariyeler bulunurdu.
Haremde kaç çeşit cariye vardır?
1. Hizmetçi konumundaki cariyeler.
2. Padişahın eşi durumundaki cariyeler.
Sayıları kaçtır?
1. Hizmetçi cariyeler, kadın hizmetçi konumunda ve aldıkları belli bir ücret karşılığında haremde hizmet etmekte oldukları görülmektedir. Sayısı değişkendir.
2. Padişahın Eşi konumundaki cariyeler ise; padişahın nikah yaparak ya da nikah yapmadan karı – koca hayatı yaşadığı cariyelerdir.
Padişahın eşi durumundaki cariyeler kaça ayrılır ve sayıları?
1. Nikah yapılmayan cariyeler en fazla 12 olur ve bunlara gözde, ikbal ve peyk olarak adlandırılırlardı.
2. Nikahlı cariyeler ise en fazla 7’ye kadar çıkardı.
Yorum ve Analiz: Bu bilgileri niye verdim biliyor musunuz? Yukarıdaki bilgiler ve bakış açısıyla Osmanlı İmparatorluğu'nun hakkında olumsuz bir imaj çizmek asla amacım değildir. İş bu noktaya gelirse o dönem Avrupa’nın hem dinsel hem de yönetsel olarak kadınlara neleri reva görüldüğünü anlatmakla bitmez. Yani sicili bir hayli bozuktur. Anlatmak istediğim konu bu değildir. Ama ileride bunları da yazacağım.
Karşımızda iki resim durmaktadır. Birincisinde Osmanlı İmparatorluğu'nda harem teşkilatı ve kadının durumu; ikinci resimde ise Laik Türkiye’de kadının durumu.
Bu iki resmi göz önünde tutarak; Tandoğan, Çağlayan ve bugünki İzmir mitinglerinden şöyle bir çıkarımda bulunalım. Galiba cumhuriyet kadınları laiklik ekseninde kazanılmış kadın haklarının geriye götürülmesine yüksek sesle dur demişlerdir. Elimde sayısal bilgiler yok ama görüntülerde kadın ağırlığı çok ama çok hissediliyordu. Başka türlü cumhuriyetine sahip çıkma mitingleri bu kadar etkili olamazdı diyorum.
Neden kadınlar? Laiklik ekseninden çıkan bir Türkiye’de bir çok alanda elde ettikleri edinimlerini ya kaybedeceklerdi ya da tırpanlanacaktı.
Son söz: Yukarıda "Osmanlı’da harem" konusu ve bugünki İzmir mitingi ne alaka diyen çıkabilir. Ancak bilinçli Türk kadınlarının iki konu arasında irtibatı hemen kurduğuna inanıyorum.
Saygı ve sevgilerimle...
Ömer Özdamar/Burdur-Bucak/06 Ocak 2011
5 Ocak 2011 Çarşamba
Türkiye İş Bankası Genel Müdürü Sayın Ersin Özince’ye açık teşekkür…
Malumunuz bundan 1 hafta önce bir yazı yayınladım. Konumuz da olmayan kredi kartının yıllık aidatıydı…
Linki aşağıdadır…
Bugün tüm isteklerim yerine getirildi ve uzlaştık. Kısaca param bana iade edildi ve benden özür dilendi…
Burası çok önemlidir.
Neden mi?
Milyonlarca müşterisi olan Türkiye İş Bankası’nın kurumsal olarak insan odaklı çalışması, her bir müşteriyi değerlendirmesi, personel hatasından kaynaklanan müşteri memnuniyetsizliğini giderecek adımları hızlı ve hemen atması, tek kelimeyle HARİKA!
Yabancı bankalarla rekabet edebilmek ve yarışabilmek için başka da yol yoktur zaten…
Türkiye İş Bankası, şimdiye kadar Türk bankacılığının amiral gemisiydi. Bundan sonra da bu özelliğini asla kaybetmemelidir ve Türk bankacılığının yüz akı olmayı sürdürmelidir.
Yanlış yaptınız diyen bir müşteriye; inceleme ve araştırma sonucunda ‘evet, yanlış yapılmış, özür dileriz’ diyebilen bir banka zaten çoktan evrensel standartlara ulaşmıştır.
Bu arada nasıl yanlış üzerine eleştiri yaptıysam, doğru yapılanı da aynen ifade ederim. Hukuk ve adalet anlayışım böyledir…
Bu hakkaniyetli ve yerinde uygulamasından dolayı Türkiye İş Bankası’na, Sayın Genel Müdürü Ersin Özince Beyin nezdinde teşekkür ediyorum.
Saygı ve sevgilerimle…
Ömer Özdamar/Burdur-Bucak/05 Ocak 2011
Kaydol: Kayıtlar (Atom) | c4269ae6e606 | [
"c4",
"hplt2"
] |
Emniyetin ve yargının neredeyse tamamı, TSK’da özellikle subayların neredeyse yarısı FETÖ’cü olmuş, devletin diğer kurumlarına da önemli oranda yerleşmiş, sonra AKP’ye karşı 2013 yılında ‘17-25 Aralık’ yaşanmış, Erdoğan önderliğinde emniyette büyük FETÖ’cü tasfiyeler olmuş ama nedense TSK ve büyük oranda yargı beklemiş.. Yüzlerce vatandaşımız şehit, binlercesi yaralı bilançosuyla 2016 yılı Temmuz-15’de darbe teşebbüsü olmuş.
29 Eylül 2016 Perşembe
FETÖ asla bitmez, AKP ve CHP olduğu müddetçe..
Emniyetin ve yargının neredeyse tamamı, TSK’da özellikle subayların neredeyse yarısı FETÖ’cü olmuş, devletin diğer kurumlarına da önemli oranda yerleşmiş, sonra AKP’ye karşı 2013 yılında ‘17-25 Aralık’ yaşanmış, Erdoğan önderliğinde emniyette büyük FETÖ’cü tasfiyeler olmuş ama nedense TSK ve büyük oranda yargı beklemiş.. Yüzlerce vatandaşımız şehit, binlercesi yaralı bilançosuyla 2016 yılı Temmuz-15’de darbe teşebbüsü olmuş.
Son 40 yıla dayanan ve FETÖ'yü yaratan siyasetçiler/liderler halk nezdinde aklanmadan bu hikaye bitmez..
Nasıl basiretsiz tacir/tüccar varsa basiretsiz siyasetçi/lider de vardır.
15 Temmuz’a kadar FETÖ’nün gizli/örtülü niyetini istihbaratıyla, yargısıyla, ordusuyla anlayamayan Özal, Ecevit, Çiller, Demirel, Gül ve Erdoğan gibi halkın seçtiği siyasi liderler özür diler ve bunun sorumluluğunu tamamen üstlenirler mi ve bu durum oldu mu?
Özal merhum,
Ecevit merhum,
Demirel merhum,
Halan yaşayanlardan ise Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan, kendi dönemiyle ilgili hem özür diledi, hem de kendi sorumluluğunu üstlendi.
Sayın Gül, Sayın Çiller henüz özür dilemediler ve sorumluluğu üstlenmediler..
İşin özü 2014 yılına kadar olan zaman diliminde ağırlıklı olarak
AKP’den Erdoğan, Gül, Arınç..
DSP’den Ecevit..
DYP’den Demirel, Çiller..
ANAP’tan Özal, FETÖ örgütünün darbe teşebbüsünden siyaseten sorumludurlar..
Aynı dönemde CHP ne yaptı?
Başta yargı ve emniyet olmak üzere FETÖ ile çok çetin mücadele verdi. FETÖ tehlikesi her platformda dile getirildi ve bu yüzden kaset komplosuna maruz kaldı.
Peki, meşhur ve milat olarak kabul edilen 17-25 Aralık 2013 sonrası yani 2014-2015-2016 yıllarında ne oldu?
2014 yılının Ağustos ayına kadar Başbakan Erdoğan iktidarı, kalan 2 yıllık dönemde Başbakan Davutoğlu iktidarı, FETÖ ile ne kadar mücadele etti?
İşin özü yeterince etmedi ki 2016 yılı Temmuz ayında darbe teşebbüsü gerçekleşti.
Peki, aynı dönemde Ana Muhalefet Partisi CHP, ne yaptı?
AKP’den kopan FETÖ’cülere kucak açtı mı ve yardım etti mi?
17-25 Aralık yolsuzluk soruşturması üzerinden AKP’yi siyaseten yıpratmak, zayıflatmak üzere CHP ile FETÖ dirsek temasına girdi mi?
Soru olarak yukarıda saydıklarımın hepsi CHP’de az veya çok gerçekleşti. FETÖ bağlantılı kişi ve kurumların temizlenmesinde CHP, bir yerde bent/baraj oldu..
FETÖ’nün cenderesinde kalan mevcut AKP iktidarı ve FETÖ’nün kıskacında kalan CHP ana muhalefeti, ne yapabilirler?
Sadece hiç.. Türkiye’ye zaman kaybından başka işlevleri yoktur.
Peki, bizi ne bekliyor gelecekte?
Nasıl 40 yıldır PKK ile yaşamaya alıştıysak; FETÖ ile yaşamaya öyle ya da böyle alıştıracaklar..
Demedi demeyin, bizi bekleyen talihsiz gerçek budur..
Yazar Ömer ÖZDAMAR
23 Eylül 2016 Cuma
Ortaklığımızın sözleşmesi anayasa nerede?
Bu ülkede 100 yıldır anayasa sorununu bile çözülememiş be arkadaş..
Hiç Almanya’da, Fransa’da, ABD’de anayasa tartışması ve değişmesi yönünde siyasi demeci bırak, tek laf bile duyduk mu?..
Asgari müştereklerde kabul gören toplumsal mutabakat metni anayasa nedense bir türlü ülkemizde yerli yerine oturmadı.
Darbeciler başka anayasa,
Siyasi sağcılar başka anayasa,
Siyasi solcular başka anayasa,
Siyasi milliyetçiler başka anayasa,
Siyasi Kürtler başka anayasa,
Siyasi İslamcılar başka anayasa,
Siyasi muhafazakarlar başka anayasa istiyor ya…
Böyle olunca bir türlü ülkemizde genel geçer bir sistem çalışmıyor.
Malumunuz ABD’de, Almanya’da kim iktidara gelirse gelsin; sistem düzenli çalışır. Seçim yapılır, herkes işine gücüne bakar. Hatta iddiam odur ki seçimlere katılım bu yüzde hep düşüktür.
Ülkemizde de şahıslara bağlı olmayan bir sistem oturmuş olsaydı; her şey tıkır tıkır işlerdi.
Son söz: Anayasası olmayan (var ama fiilen devre dışı kalmış) karmaşık sistemle yönetilen ülkemizde yaşayan herkes bıktı, usandı ve çok yoruldu..
Yazar Ömer Özdamar
Facebook : https://www.facebook.com/omerozdamar62?ref=tn_tnmn
Twitter : https://twitter.com/omerozdamar
E-mail : homeros80@hotmail.com
Twitter : https://twitter.com/omerozdamar
E-mail : homeros80@hotmail.com
İnstagram : https://instagram.com/omerozdamar/
6 Eylül 2016 Salı
FETÖ soruşturması sakat ilerliyor..
Bilen, bilir ki sol tandanslı ve özgür düşünürüm.. 15 Temmuz FETÖ darbe girişiminden neredeyse 2 ay falan geçti.. Operasyonlar tüm hızıyla sürüyor ve de sürmeli.. FETÖ karşıtı olmama rağmen sol tarafımdaki vicdanımın rahatsız olduğu bazı hususları aktarmadan yapamadım..
1. Öğretmen gibi memurların daha dava konusu iddianamesi bile hazırlanmadan hatta soruşturma bile açılmadan memuriyetten atılmaları yanlıştır. Açığa alınan, gözaltına alınan, tutuklanan memurların davası sonuçlanır, Yargıtay da onaylanır ve de memur olmasını engelleyecek kadar ceza aldıysa çıkarma işlemi o zaman yapılması gerekirdi.
Ya memuriyetten attığın bu insanların bazıları masum çıkarsa ne olacak?
En önemlisi memuriyetten attığın memurların eşleri, çocukları neyle geçinecek? Hastası olan varsa SGK güvencisi olmadan nasıl ilaç alacak?
Devlet Suriyeli göçmenlere ne kadar yardım ediyorsa; bunlar arasında gerçekten zor durumda kalan insanlara da yardım eli uzatılmalıdır. İtham edilen kişinin çocuğu ve eşi neden cezalandırılsın ki, devlet tarafından özel rehabilitasyonla bu eşler, çocuklar kazanılmalıdır..
2. Sayın Başbakan’ın 17-25 Aralık 2013 olarak çizdiği milat hiç de hukuki temele oturmuyor.
Neden mi?
FETÖ okulları 15 Temmuz 2016 tarihine kadar yasal olarak açık mı? Açık..
Hatta Milli Eğitim Bakanlığı, 15 Temmuz 2016 tarihine kadar diğer özel okullara olduğu gibi FETÖ özel okullarına da yardım yaptı mı? Yaptı..
FETÖ dershaneleri 15 Temmuz 2016 tarihine kadar yasal olarak açık mı? Açık..
Peki, bu okullara ya da dershanelere çocuklarını gönderen insanlara direk FETÖ’cü suçlaması haklı mıdır? Mali destek gibi husus araştırılması gerekir ama sadece okula çocuğunu gönderen birisi suçlanamaz bence.. Mesela okul ücreti dışında himmet adı altında başka ödemeler yaptıysa tamam, aksi halde hukuki sakatlık barındırır..
3. Arkadaş benim vicdanım hiç rahat değil. Çünkü FETÖ’cü şüphesiyle köyde, kasabada, ilçede FETÖ’nün ırgat takımı diyeceğim sıradan insanlar soruşturulurken, açığa alınırken, gözaltına alınırken, siyasi ayağında ‘tık’ çıkmıyor.
Ne demek istiyorum?
Hadi anayasa gereği Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan, soruşturulamaz ancak Cumhurbaşkanlığı görevi bittikten sonra soruiturulabilir. Tamam, bunda hemfikirim. Ama Abdullah Gül, Bülent Arınç, Hüseyin Çelik, Melih Gökçek, Kadir topbaş savcı karşısına çıkarılmazsa şimdiden söylüyorum; FETÖ soruşturması güdük kalır ve vicdanları yaralar..
Neden?
Abdullah Gül’ün atadığı özel kalem müdürü FETÖ’den tutuklanırsa;
Bülent Arınç’ın, Melih Gökçek için Ankara’yı cemaate parsel parsel verdi iddiası varsa;
Kadir Topbaş’ın damadı kavurmacı TUSKON kongresinde Erdoğan karşıtı konuşmayı ayakta alkışlaması varsa;
Darbeci Tümgeneral Dişli, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Şaban Dişli’nin kardeşi oluyorsa;
Bir zahmet Cumhuriyet savcısı karşısına çıksınlar, bir dertlerini anlatsınlar bakalım..
İlaveten son 30 yılda bu FETÖ örgütüne siyaseten her kim kolaylık sağladıysa bir zahmet savcılık karşısına çıkıversin bakalım..
Bu yazdığım hususları sadece ben düşünmüyorum, halk nezdinde sık konuşulmaktadır. İlgilerin dikkatine sunarım, ister bakarlar, ister bakmazlar..
Kaydol: Kayıtlar (Atom) | 680978e71081 | [
"culturax",
"hplt2"
] |
31 Ocak 2014 Cuma
Bucak siyasetinde son durum..
Seçimlere 59 gün kala adaylar hemen hemen ortaya çıktı..
AK Parti Belediye Başkan Adayı Süleyman Mutlu,
MHP Belediye Başkan Adayı Ramazan Kesici,
DP Belediye Başkan Adayı Arsal Sarı,
Saadet Partisi Belediye Başkan Adayı Hasan Mersin,
BBP Belediye Başkan Adayı Abdurahman Sarı..
Öncelikle tüm adaylara başarılar dilerim. Burada yazacaklarım sadece benim özel düşünce ve yorumlarımdır..
Adaylar belli oldu artık..
Uzun süren bekleyiş sonrası Ramazan Ayaz mı yoksa Süleyman Mutlu mu soruları karşılığını buldu ve AK Parti adayı kesinleşti.
Örgüte emek verenlerin ödülü olarak; AK Parti’de 4 yıl ilçe başkanlığı yapan Süleyman Mutlu aday oldu. Elbette AK Parti adına 5 yıl Belediye Başkanlığı yapan Ramazan Ayaz için çok trajik bir son oldu. Keşke aday olarak ortaya çıkmasaydı derim ancak siyaset böyledir işte.. Milletvekili Hasan Hami Yıldırım’ın istifası, Milletvekili Bayram Özçelik’in diğer aday yanında durması şansızlıktır ve beklenmedik gelişmelerdir..
Ramazan Ayaz’ın nasıl bir tepki vereceği; hem başkan adayı Mutlu, hem AK Parti, hem de Bucak’ta seçimlerin kaderini etkileyecek kadar hayati bir önem arz etmektedir. Bakalım ne olacak, ne bitecek..
MHP Adayı Ramazan Kesici, yaklaşık 1.5 aydır sahada çalışıyor, aktif propaganda yapıyor, bir hayli mesafe alıyor, var olan MHP oylarının üstüne şahsi sempati oylarını eklemek istiyor.. Özellikle son 4 yıldır gezmediği düğün, gitmediği taziye evi kalmamıştır. Acısıyla, tatlısıyla tüm Bucaklılarla beraber olmaya çalışmıştır. Doğaldır ki, şimdide bunun karşılığını oy olarak almayı hedefliyor.
Saadet Partisi Belediye Başkan Adayı Hasan Mersin, çalışmalarına erken başlayandır. ‘’İşler gitmesin tersine-Oylar Hasan Mersin’e’’ sloganı bile şu an en çok konuşulandır.. Aslında bu bile başarıdır ve her zamankinden daha yüksek oy alacağı aşikardır.
Arsal Sarı destekçilerine ilaveten AK Parti küskünlerinden, MHP oylarından, CHP tabanından, hatta cemaatten (Hizmet Hareketi) oy ithal etmeye çalışacaktır. Bıçak sırtı siyaset, Arsal Sarı için sırada beklemektedir.
Arsal Sarı için ‘To be or not to be’’ denen meşhur İngilizce deyimi karşılık bulmaktadır. Türkçesi ise olmak ya da olmamak dense de bence ya kazanacak ya da silinecektir..
Bucak merkez için ortada yaklaşık 20-25 bin oy vardır. Hadi oy kullanan seçmen ve geçerli oy 22 bin olsun diyelim..
Eğer ana oylar 3’e bölünürse; 7-8 bin oy alan kazanabilir. Çok muhtemeldir ki, Arsal Sarı, Ramazan Kesici, Süleyman Mutlu yarışacaklardır. Herkes 30 Mart 2014 akşamı ipi göğüslemek için büyük bir mücadele vereceklerdir.
Son bir not: 12 Haziran 2011 seçimlerinde Bucak Merkez AK Parti oylarının 16 bin olduğunu, ancak o köprünün altından çok sular aktığını anımsatmak isterim..
Şimdiden Bucak için, adaylar için seçimler hayırlı, uğurlu olsun..
29 Ocak 2014 Çarşamba
Dolara endeksli AKP oy oranı..
Türkiye halkını tanıdığım kadarıyla cebinden para alındığı (fakirleştiği) zaman sokak jargonuyla ‘babasını tanımaz’..
12 yıl boyunca AKP iktidarı, dolar endeksini hep TL lehine çevirmeyi başardı. Karşılığında ise seçimlerde hep yükselen oy trendi yakaladı.
Her ne kadar ekonomi yönetiminin yüzde 100 başarısı olarak gösterilse de işin aslı öyle değildir..
Şöyle tarif edebilirim. Hani boğazdan balıklar koloniler hainde geçiş yaparlar ya, eline oltasını alan kabını ağzına kadar balıkla doldurur ya, son 10 yılda piyasada dolaşan dolar aynen böyledir. ABD’den çıkan 1 ya da 1.5 trilyon dolar dünya para piyasasında deli gibi dolaştı, durdu.. Türkiye dahil 20 küsur ülkenin iktisaden büyümesine ve rezervine katkı yaptı, elbette karşılığında para da kazandı ve şimdi geldiği yere, ABD yollarına koyuldu.
Bu çıkış aralıklarla, 2015 ortalarına kadar sürer kanaatindeyim.
Gelelim dolara endeksli AKP oy oranlarına..
İddia ediyorum; eğer 30 Mart 2014 gününe kadar dolar, 2.00 TL’ye gelsin, AKP oy oranı yüzde 55 olur.. Hele dolar, 1.80’ne gerilesin oy oranı yüzde 65’e çıkar..
Dolar bugün itibarıyla 2.25 TL civarındadır. Eğer 2.30 TL karşılığını 1 dolara 30 Mart 2014’e kadar sabitlemeyi başarabilirse; AKP’nin alacağı oy yüzde 40-45 bandıdır..
30 Mart 2014 tarihine kadar 1 dolar, 2.40 TL karşılığını alırsa; AKP oy oranı 35-40 bandına gelir.
Dolar-TL karşılığı 2.50 ve üzeri kalırsa AKP, yüzde 30 ve aşağısına sarkar..
Hele dolar 3 TL falan olursa; AKP resmen çöker..
Özetlersek 30 Mart 2014 tarihinde dolar-TL endeksine bakarsanız; AKP’nin alacağı oyu rahatlıkla tahmin edebilirsiniz..
28 Ocak 2014 Salı
CHP iktidar olamaz..
Yahu bunu pat diye söyleyince hemen kızmayın..
Var bir bildiğimiz, var bir tecrübemiz ki, bu yargıyı başlık yapıyoruz.
İşte bu yargımı doğrulayan veriler:
-Türkiye halkının demografik/nüfus yapısı ve siyasi tercihi..
-90 yıldır var olan CHP adının yarattığı, çelik gibi olumsuz algı..
TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu) sitesini açın, bakın, inceleyin..
Bu zamana kadar yapılan çok partili tüm genel seçimlerinde Türk halkının yüzde 65-70 bandında yer alan seçmenler tercihini hep sağ partiler üzerine yapmıştır. Buna karşın sol partilerin toplam alabileceği azami oy yüzde 35 civarındadır. Sadece 1977 Genel Seçimlerinde istisnai durum yaşanmıştır.
Nasıl?
Dağlara taşlara ‘Karaoğlan’ yazılmış, Kıbrıs Fatihi olmuş ve en önemlisi sol Kürtlerin oyları akmış olan CHP ve Genel Başkanı Bülent Ecevit, yüzde 44 oy almıştır. Bu oy rekoruna rağmen iktidar çoğunluğu kazanamamıştır. Karşısındaki sağ siyasi partiler (AP, MSP, MHP) yüzde 55 oy almış ve meşhur MC (Milliyetçi Cephe) hükümetleri kurulmuştur.
Gelelim CHP adının yarattığı kırılması ve onarılması zor olan çelik gibi negatif algıya..
CHP tek parti döneminde yaşanan dünya savaşları, siyasi çalkantılar, iktisadi zorluklar, ısıtılıp-ısıtılıp halkın önüne konur ve etkin siyasi propaganda malzemesi dün yapıldı, bugün yapılıyor, yarın da yapılacaktır.
Sağ cenah partiler ise bu yıpranmanın farkına varıp; hemen isim değişikliğine giderler ve bence akıllıca iş yaparlar..
İşte somut örnekler: DP Menderes, AP Demirel, DYP Demirel, ANAP Özal, AKP Erdoğan..
1980 sonrası diğer partiler gibi CHP de kapandığı için önce Halkçı Parti kuruldu, sonra SODEP kuruldu ve 2 parti birleşti ve SHP (Sosyal Demokrat Halkçı Parti) oldu. 1989 yılında SHP, ANAP karşısında İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük şehirleri alarak müthiş bir yerel seçim zaferi kazandı.
Her şey normal ve siyaset doğal seyrinde akarken Deniz Baykal ortaya çıktı, ‘illa da CHP olacak, illa da genel başkan ben olacağım’ feryadıyla siyaseti duman etti. Böylece sol seçmen cenahının gelecek hayallerini yerle bir etti.
İşte kabaca anlattığım siyasi tarihimizle ve CHP ile tekrar çıkmaz yola girildi, 20 yıldır iktidar arayışı sürdü ama nafile..
Çare nedir?
Çare Sarıgül diyecek değilim:J)
CHP, anlı-şanlı tarihiyle Türk halkına veda edecek ve hemen siyasi müze haline gelecektir. Evrensel sosyal demokrat programı tam olarak bünyesine katan yeni bir siyasi parti kurulacak ve Türkiye halkına 10-15 belki 20 yıl kendini anlatacak, işte ancak o zaman iktidara gelebilecektir.
İnanın! Başka da çare yoktur.
Son söz: bu minvalde 3-4 yıl önce yine yazdım ve çok tepki aldım. Yok Soroscu, yok liboş, yok şu, yok bu gibi demedik sıfat bırakmadılar., Ama doğru bildiğime inandığım şeyleri yazmaktan asla bıkmayacağım ve ısrar edeceğim.
Gönderen omer ozdamar zaman: 21:03 Hiç yorum yok: Bu yayına verilen bağlantılar
24 Ocak 2014 Cuma
AK Parti 4 yıl istirahat edecektir..
17 Aralık’tan bu yana Başbakan Erdoğan’ın maalesef kimyası bozuldu ve kontrolü elden kaçırdı..
Maalesef diyorum çünkü vatandaş olarak bu durumdan ben de zarar görüyorum.
Nasıl?
Dolar 3 TL’ye koşuyor, benzin 6 TL’ye koşuyor, diğerleri koşmak için sırada bekliyor..
Yine maalesef bu koşunun, 30 Mart gününe kadar süreceği öngörüsüdür..
Devlet yönetiminde dizginleri bir kaybedersen, ancak ilk seçimle geri alabilirsin..
2010 yılı Mayıs ayında ortaya çıkan Baykal kaset skandalı,
2011 yılı Mayıs ayında ortaya çıkan MHP MYK Üyelerinin kaset skandalı,
2012 yılı başlarında ortaya çıkan Başbakanlıkta böcek skandalı, yine maalesef yaşandı, kullanıldı ve atıldı.
Ne zamana kadar?
‘17 Aralık’ yolsuzluk ve rüşvet operasyonuna kadar..
Bu öyle bir püsküllü bela ki ne ‘Gezi’ işine benziyor, ne de postmodern darbelere..
Her iki durumda da son sözü halk söyler (öyle de oldu geçmişte) ve konu kapanır. Herkes düstüğü pozisyonuna razı olur.
Ulan bu durum öyle bir şey değil ki, ne yapılsa, ne edilse içinden çıkılamıyor.
Hani ey halkım, paralel devlet, AK Parti iktidarını yıkmaya çalışıyor dese; ayakkabı kutularında saklanan 4.5 milyon dolar nasıl açıklanır?
Ha keza bakan oğlunun evinde yakalanan 1.5 milyon dolar ve kasalar paralel devletin neresiyle izah edilir?
Mümkün değildir.
Neden?
Yahu can siperane savunmaya çalışan medya mensupları bile ‘AK Parti, 2010 yılından beri paralel yapının üzerine gitmeyerek hata yapmıştır’, demek zorunda kalıyorlar..
Bir de ‘paralel devlet’ üzerine 35-40 gündür konuşan Başbakan Erdoğan, henüz somut bir belge ortaya koyamamıştır.
Örneğin evine ve başbakanlığa konduğu iddia edilen böcekle ilgili hala açıklama yapılmamıştır.
Bugün Cuma Namazı sonrası açıklanmasında ise ‘sayılı günler kaldı’ diyor..
Kim?
Bu ülkenin 12 yıldır Başbakan’lığını yürüten Sayın Erdoğan..
Daha sayılacak çok mevzu var ama tekrara girmek istemem..
Netice itibarıyla gidişat; AK Parti’ye ana muhalefeti gösteriyor..
Bu ne demek oluyor?
4 yıl boyunca yeni bir iktidar için güç toplama ya da istirahat anlamı taşıyor. Bir şartla tabi, birliğini ve bütünlüğünü koruyabilirse..
İktidarın nimetlerine kaynak olmuş insanlar partisine sadık kalır mı?
Zor dostum zor!
Şunu da söylemeden geçemem.. Halk hala AK Parti’yi tek seçenek olarak görüyor, çünkü kafasında Kılıçdaroğlu Başkanlığı’nda hükümet şablonu henüz net oturmuyor..
Ha keza 30 Mart akşamı, AK Parti için öyle çok büyük hezimet kimse beklemesin.. Bence ilk kazandığı 2002 seçiminin oy oranını hala koruyor. Kısaca yüzde 35-40 bandında halk desteği çok kuvvetli orta yerde duruyor.
Bu yüzden 30 Mart öyle bir darbe seçimi olacak ki, hem tasfiyelere, hem de değişen genel başkanlara yol açacaktır...
14 Ocak 2014 Salı
CHP-AKP demokrasi koalisyonu..
AK Parti grup konuşmasında Başbakan Erdoğan, ‘muhalefet RTÜK tarzı HSYK değişikliğine varsa; komisyondaki tasarı meclise gelmez, anayasa değişikliğiyle bu mesele çözülür’ dedi..
Başbakan Yardımcısı ve hükümet Sözcüsü Bülent Arınç, ‘çok safmışız’ mealinde cümle kurdu.
Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, ‘geçmiş önemli davalarda sesimizin yeterince çıkmaması, hatalıydı’ tarzında ifadesi vardır.
BDP Başkanı Selahattin Demirtaş, ’11 yıldır her şeyi paylaştılar, milletvekillerini, bakanları bile bölüştüler ama şimdi paralel devlet, çete adlandırması yapılıyor’ dedi.
Tüm bu olup bitenlerin ışığında ilk kez AK Parti’nin dolaylı olarak Başbakan Erdoğan’ın geri adım attığına tanıklık ediyorum:
‘Meclis anayasa komisyonunda görüşülen HSYK Yasa Tasarısını geri çekebiliriz’ demesi tarihi bir kırılma anıdır.
Ha bu kötü mü?
Bence çok iyi oldu. Demokrasinin uzlaşma kültürü olduğunu geçte olsa idrak etti.
Soruşturmaların biriktirilmesi ve makineli tüfek yaylım ateşi misaliyle operasyon yapılması, şüphe doğuruyordu zaten.. Bugün internete düşen Fetullah Gülen’e ait olduğu iddia edilen telefon tapeleriyle artık şüphe zirve yaptı.
‘Paralel devlet’, ‘devlet içinde devlet’, ‘derin devlet’ her nasıl isimlendirilse fark etmez, hepsi aynı kapıya çıkar, bu yapıların tasfiyesi için hem demokrasi adına hem de ideolojik karşı duruş adına, CHP’nin anayasa değişikliğiyle AKP iktidarına yardımcı olması gerekir kanaatindeyim.
11 yıllık iktidarın bugün için geldiği nokta; hatasını kabul ediyor ve demokrasi içinde çıkış arıyor..
Ergenekon, Balyoz davalarında başta olmak üzere birçok davada şüpheli tanık ve delil oluşturulduğunu söyleye gelen CHP’nin yanına, AK Parti de kaynak olmuştur, aynı fikirde olmuştur.
Nasıl?
İşte 3-4 yıl önce CHP Genel Başkanı’nın savcılar ve mahkemeler için kullandığı ifadelerin neredeyse kopyasını, Başbakan Erdoğan da bugün grup toplantısında bizatihi kendisi söylemiştir.
AK Parti ile anayasa değişikliği yapan CHP ne kaybeder, ne kazanır?
Bence tarihi fırsatlar, 40 yılda bir gelir, işte böyle altın tepside önünü konur.
Bence kazancı, kaybında kat ve kat fazla olur.
Nasıl mı?
Varan-1: Türkiye’nin sürüklendiği devlet krizine katkın ve desteğinle son verilir, böylece demokrasi kahramanı olursun.
Varan-2: HSYK’ya CHP kontenjanından yargı mensubu gönderirsin, böylece yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarının akıbetini takip edebilirsin.
Varan-3: Halk nezdinde hep iddia edilen bozguncu imajın düzelir, itibarın artar, elbette oyların da yükselir..
Varan-4: Siyasi parti paradigman istikrarını korur, böylece hem AK Parti demokrasi içinde kalır, hem de demokrasi dışı yapılar tasfiye olur.
Aksi olursa ne olur?
AK Parti iyicene zıvanadan çıkar, demokrasi dışı ne varsa devreye sokar, böylece ülke kaotik ortama sürüklenir.
Benim için temel kriter demokrasinin korunmasıdır ve geliştirilmesidir.
Son söz: Umarım, Çarşamba veya Perşembe günü toplanacak CHP MYK’sında bu yönde bir karar çıkar.
11 Ocak 2014 Cumartesi
Yolsuzluk depremi ve hasar tespiti..
17 Aralık ‘büyük yolsuzluk ve rüşvet depremi’ üzerinden yaklaşık 25 gün geçti..
Sıra geldi hasar tespitine..
Valla mealen yıkım, kayıp, yaralı var ama herkes ‘ayaktayız, bir şey yok’ nidalarını gökyüzüne fırlatıyor..
Neyse biz işin aslına gelelim..
İstifalar, bağrışlar, çağrışlar arasında geçen 25 gün sonra bugün akılda kalan neler var?
O da görecelidir, ona, buna, sana göre değişkenlik gösteriyor. Kimisi illa ayakkabı kutusu diyor, kimisi illa ‘paralel devleti’ işaret ediyor, kimisi de ‘savcıya gitmeyenleri’ haykırıyor..
Başbakan Erdoğan, Malezya gezisinde bir soru üzerine en doğru tespiti yaptı ve ifadesi aynen şöyledir:
‘Dostmodern Darbe!’ ya da bir rivayete göre ‘Ghostmodern Darbe’ yani hayalet darbe..
Bu cümleciğin anlamı ise ne kadar hazırlıksız yakalandığının belirleyici bir dışavurumudur..
Hemen siyasi hasar tespiti yaparsak; bence iktidar bile gidebilirdi ama son darbeyi vurmak istemiyor..
Kim?
O tarif edilemeyen ya da tarifinde zorluk duyulan gizemli güç..
Gizemli gücü beki yazı sonlarına doğru açabiliriz..
Peki, iktidar nasıl düşerdi?
İstifa etmeyi bekleyen en az 40 AK Parti Milletvekili olduğu kanısındayım. Patır patır istifalarını sunarsa, bir anda 275’e düşer ve iktidar çoğunluğunu kaybeder.
Peki, o gizemli güç neyi bekliyor?
Bence hala ikame edecek yani yerine koyacak siyasi bir iktidar alternatifi yaratamadı. Yerel seçimlere kadar bekleyecek, Cumhurbaşkanlığı seçiminde çifte sandık konması için her türlü aksiyonu ortaya koyacaktır.
Gelelim somut siyasi hasara.. Bir kere yüzde 10’luk oy gitti..
Geçmiş olsun artık..
Yolsuzluk ve rüşvet operasyonu nedeniyle güven kaybına uğrayan yüzer-gezer seçmen kitlesinin önemli bölümü AK Parti’den kaçtı..
Tahminim odur ki, yerel seçimlerde AK Parti oyları yüzde 40 bandına demir atacaktır.
Esas ve bomba soru şudur:
Bu siyasi hasarla Başbakan Erdoğan, Ağustos-2014 ayında nasıl davranacak, ne karar verecek ve AK Parti’yi geleceğe kimin liderliği taşıyacak?
Çok zor sorular, ancak gördüğüm kadarıyla, herkes hesap kitap yapıyor ve risksiz kendi pozisyonu belirliyor..
Türkiye ajandasında Kürtler bayağı alt sıraya düştü. Kandil, İmralı 30 Mart sonrası nasıl bir tutum takınacaklar? Valla kimse bilemiyor..
Ehee AK Parti’yi ne gezi eylemleri, ne PKK eylemleri, ne de derin devlet adı altında yapılan eylemler ve söylemler dize getiremedi..
İşte bu gizemli güç, 17 Aralık günü düğmeye bastı. Başbakan Erdoğan, ‘sen de mi Brütüs’ dedi ve şaşkınlığı iliklerine kadar hissetti..
Tek adam figürünü yansıtan ve neredeyse dünyaya biçim vermeye yeltenen liderin en korktuğu hamle nedir?
Tartışmasız lideri olduğu AK Parti ve özenle yerleştirdiği bürokrasi içinden gelmesine inancıdır..
Yandı ki ne yandı!
Neden?
Yargısı, emniyeti, diğer sivil devlet bürokrasisi, AK Parti karşısında örgütlenmiş korkusudur.. Çünkü elin kolun budanmış oluyor, hareket etme alanın çok daralıyor. Herkese boyun eğdirirken, bir anda kendisi boyun eğmek zorunda kalıyor. Uzlaşma sözcüğünü siyasi lügat kitabında hiç yazmayan ve hiç kullanmayan bir lider için çare nedir?
İlla da savaşacaktır ve kaybetme pahasına sonuna kadar ipleri elinde tutmaya çalışacaktır.
Tarafları saymaya çalışalım.. Yani kim kiminle yan yana duruyor?
İçeride AK Parti, Kürtler, MİT, TSK, MUSİAD bir tarafta dururken cemaat, CHP, MHP, ulusalcılar, TUSİAD karşı cephede yer alıyor..
Dışarıda AK Parti yanında duranlar; Irak Kürt Yönetimi, Suudiler yani Sünni cephe..
Karsında ise İsrail, Neo-concu ABD’liler, İran, Irak Merkezi Yönetimi, AB lokomotifi Almanya..
Ortada duranlar; İngiltere, Fransa, Rusya, Çin..
Aslında Başbakan Erdoğan için tek çaresi vardı ancak opsiyonu hiç kullanmadı ve kullanmayacağı aşikardır.
Hani iddia ettiği gibi demokrasi dışı güçle nasıl mücadele edilir?
Demokrasi içi siyasi araçlarla ve temsilcileriyle..
Kim bunlar?
İşte siyasi partiler ve temsilcileriyle..
Ama ana muhalefet partisi genel başkanına ‘genel müdür’ dersen, TBMM’de temsil eden diğer siyasi partiye demediğini bırakmazsan, yapacak bir şey yoktur ve iktidar partisi lideri için o kapı kapalıdır.
Oysa milleti temsil eden siyasi partilerdir ve demokrasi dışı güçlerle ancak siyasi partiler uzlaşarak yenebilirler..
Ama milletin tek temsilci benim diye ortaya çıkarsan milleti temsil eden diğerleri yanında hiç durmaz..
12 Eylül 1980 öncesi AP Lideri Demirel ile CHP Lideri Rahmetli Bülent Ecevit uzlaşabilselerdi, asla askeri müdahale olmazdı, olamazdı..
Neyse çok uzun ve etraflıca bir yazı oldu, artık kestim..
Gönderen omer ozdamar zaman: 00:07 Hiç yorum yok: Bu yayına verilen bağlantılar
Etiketler: 17 aralık, AK Parti, Başbakan Erdoğan, Irak, iktidar, imralı, İran, Kandil, Kuzey Irak, Malezya, MİT, MUSİAD, PKK, rüşvet, TSK, TUSİAD, yolsuzluk
8 Ocak 2014 Çarşamba
Bucak’ta siyasi atmosfer..
AK Parti, CHP, MHP, Saadet Parti, BBP 30 Mart yerel seçimlerinde aktif olarak yer alacaktır.
9 Ocak 2014 itibarıyla (seçimlere 80 gün kala) partilerin durumlarına bir göz atalım mı?
Hadi önce iktidar partisinden başlayalım..
4 belediye başkan aday adayı olan AK Parti, hala adayını belirleyemedi. Üstüne üstlük Bucak AK Parti İlçe Başkanı bile asaleten atanamadı ve yaklaşık 2 aydır vekaleten yürütülüyor.. Tüm bunların üstüne bir de AK Parti’den Burdur Milletvekili Sayın Hasan Hami Yıldırım istifa etti.
Oysa AK Parti için aday belirlenmiş, projelerinin ve kendisinin tanıtımına çoktan başlamış olması gerekirdi.
MHP ise en çabuk, aday açıklayan parti oldu. MHP’nin Bucak Belediye Başkan Adayı Sayın Ramazan Kesici, çalışmalarını hızla sürdürüyor. İşte yerel basında PR (reklam-tanıtım) yapıyor, MHP Bucak İlçe Başkanı Alpaslan Dursun yanında refakat ederek STK’ları geziyor, vatandaşla birebir temas kuruyor ve oy istiyor.
Saadet Partisi Bucak Belediye Başkan Adayı Sayın Hasan Mersin olup; çalışmalarına devam ediyor.
BBP Bucak Belediye Başkan Adayı Sayın Abdurrahman Sarı olacağı söylenebilir.
Bugüne kadar CHP’nin Bucak Belediye Başkanı için ne aday adayı vardır, ne de adayı..
‘DP’nin Bucak Belediye Başkan adayı çıkacak mı? Çıkacaksa kim olacak?’ soruları yanıt bulmak için hala askıda beklemektedir.
Velhasıl bu kadar belirsizliğin ve soruların bol olduğu siyasi atmosfer çok ama çok sakin geçiyor.
Galiba adayların açıklanması için ben de dahil hepimiz, Ocak ayı sonuna kadar sabır edeceğiz, ancak ondan sonra ‘yolsuzluk operasyonun etkisiyle kim kazanır, nasıl kazanır?’ yorumlarını yazıp, paylaşabileceğim..
Gönderen omer ozdamar zaman: 22:14 Hiç yorum yok: Bu yayına verilen bağlantılar
Etiketler: AK Parti, AKP, Alpaslan Dursun, Badurrahman Sarı, BBP, Bucak, Burdur, CHP, HASAN HAMİ YILDIRIM, Hasan Mersin, MHP, Ramazan Kesici, SP
5 Ocak 2014 Pazar
Güle Güle Erdoğan! Güle Güle AK Parti!
Bu iş bitti artık!
Cumhuriyet tarihinde siyaset çöplüğüne giden yüzlerce parti vardır ve maalesef, hatta çok üzgünüm ama AK Parti de siyasi tarih çöplüğüne uğurlanacaktır.
Kim yapacak bunu?
Elbette, tartışmasız, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan yaklaşık 50 milyon seçmendir.
Son 30 yılı anımsatayım mı?
Yolsuzluk ve rüşvet iddialarıyla tarihin siyasi çöplüğüne giden partiler Özal liderliğindeki ANAP, önce Demirel sonra Çiller’in liderliğindeki Doğru Yol Partisi en meşhur, en ünlüleridir..
4 bakanın istifa ettiği yolsuzluk ve rüşvet soruşturması asla kapanmayacaktır.
Tam aksine gazete ve televizyonlar üzerinden böyle manipüle edilmeye çalışıldıkça kamuoyunun şüpheleri daha da artacaktır. Demek ki buzdağının görünen yüzü buysa; kim bilir görünmeyen yüzünde neler vardır neler..
Sıradan bir vatandaş olarak bir noktayı hala anlamış değilim. Medyaya sızan videolar, fotoğraflar, krokiler, telefon konuşmaları okuyunca, görünce insan sormadan edemiyor?
Halk Bankası Genel Müdürü’nün evinde, ayakkabı kutularına istiflenmiş, 4.5 milyon dolar tutarındaki paralar nedir?
Bu paraları ayakkabı kutularına çete, örgüt, paralel devlet koymadığına göre (itiraz yoktur) müdür niye böyle bir iş yapmıştır?
Hangi akla hizmetle, bu para saklama metodunu uygulamıştır?
Yine basına sızan telefon konuşmasında müdürün eşi mealen bakın ne diyor?
‘’Sevgili kocacığım, yeşilleri teslim aldım’’
Hayır, imam hitap lisesi yapımı için iddia edildi ya, peki bu konuşmayı kim ve nasıl açıklar?
Hele yine basına sızan içişleri bakanının, oğluyla telefon konuşması nasıl izah edilebilir?
Ne diyor mealen o telefon konuşmasında?
‘’Oğlum dikkatli ol, telefonların dinlenebilir, artık o tarz davranmayın’’
Ehee bu nedir abi?
Rüşvet ve yolsuzlukla suçlanan 1 numaralı şüpheli; ‘istifa eden bir bakanı ailesiyle birlikte özel jetine alıyor ve umre ziyareti yapıyor..’
Bu nasıl iştir abi?
Yine aynı bakana bilmem kaç bin dolarlık saat hediyesini kim, nasıl yorumlar abi?
Yolsuzluk ve rüşvet olayının dibine kadar batmışlar bana göre..
Bu gidiş AK Parti ve Başbakan Erdoğan adına kötü ve iniş aşağıyadır..
Ne olacak peki?
30 Mart 2014 yerel seçimlerinde yüzde 35 bandına düşer, 2015 Haziran ayında yapılacak genel seçimlerde ise yüzde 20 bandına oturur.. AK Parti’nin 3 dönem kuralını işletmeyecekler ama bu bile gerilemeye engel olamayacaktır.
Bülent Arınç’ın söylediği gibi 30 Mart Yerel Seçimlerinde AK Parti yüzde 52 oy alsın, bir daha siyaseti ağzıma almayacağım ilaveten kendimi siyasi cahil ilan edeceğim..
Oysa yüzde 52 oy alması mümkün değildir.
Çünkü 11 yıldır iktidarda olan AK Parti’nin; hatalarından kaynaklanan ağır hukuk ve ekonomik krizin faturası oy azalmasıyla sonuçlanması kaçınılmazdır.
Önümüzdeki aylar, yıllar içinde mutlaka merkez sağa hitap eden yeni bir siyasi oluşum kurulacaktır.
CHP’nin Genel Başkanlığına Mustafa Sarıgül gelecektir. Tasfiye olacağını bilen ve bu tehlikeyi gören Deniz Baykal yeniden sahneye çıkmıştır. Mağdura yatarak geri gelmeye ya da gücünü korumaya çalışacaktır ancak bence nafile çabadır..
2015 yılı, siyaset sahnesinde bambaşka aktörleri görmeye hazır olun..
3 Ocak 2014 Cuma
Cemaat mi, AK Parti mi? Yoksa Demokrasi mi?
Galiba saflar netleşmeye başladı.
İşte bir tarafta cemaat ve uzantıları, diğer tarafta AK Parti, Kürtler, en son ulusalcılar da bu tarafa eklemlendi..
Benim için ölçü hak, hukuk, eşitlik, elbette daha çok demokrasi..
Demokrasiden uzaklaşan AK Parti mi yoksa daha çok demokrasi, daha çok özgürlük diyen cemaat mi?
Haliyle son 20 gündür olup bitenleri tarafsız (ne AK Partili ne de cemaatçi) gözle izlerken oyunu bugün fark ettim..
17 Aralık 2013 günü düğmeye basılan ‘yolsuzluk ve rüşvet operasyonu’ karşısında 11 yıldır sürdürdüğü iktidarın ayaklarının altından kayıp gittiğini gören AK Parti, her kim ittifaka katılırsa, her kim ne isterse verme safhasına geçti.
Cemaat ‘hukuk işlesin’ diyor, AK Parti ‘milli orduya bile kumpas kuruldu’ diyor..
Cemaat ‘adalet tecelli etsin’ diyor, AK Parti ‘yargı cuntası’ diyor..
Cemaat ‘yargının bağımsızlığına’ dem vuruyor, AK Parti, ‘paralel devlet’ diyor..
Cemaat yolsuzluğu bakan bile olsa her kim yaptıysa hesap versin diyor, AK Parti ‘çeteler, örgütler, militanlar, dış güçlerin uzantıları’ diyor..
Yolsuzluk ve rüşvet suçlamasıyla 4 bakanını kaybeden AK Parti, ‘denize düşen yılana sarılır’ misali; her kim yanında durursa, her kim ne isterse verecek pozisyonu kabul ve tercih ediyor artık..
HSYK suçlu, savcı suçlu, Danıştay suçlu, ancak kolunda 30 bin mi, 300 bin mi, her ne fiyatsa, hediye saatle dolaşan bakan suçsuz öyle mi? Yemezler arkadaş yemezler..
Hani aklıma çocukluğum geldi. Suçüstü yakalanan yaramaz çocuk ne yapardı?
Gacara gucarayla, bağrışla, çağırışla ortalığı velveleye verir ki, yaptığı göz önüne alınmasın ya da yok sayılsın..
Ulan arkadaş yargının nasıl işlediği bugün mü öğrendin?
Soruşturmanın gizliliğine dün de uyulmadı, bugün de uyulmadı.. Ancak dün hiç itirazın yoktu, bugün nasırına basılınca ciyak ciyak ötüyorsun..
Yok böyle taraflı savcı mı olur, yok bildiri dağıtan savcı mı olur, yok basına delilleri sızdıran savcı mı olur?
Doğru, hiç olmaz ama hep vardı, hep olageldi.
O zaman, sen önce bugüne kadar olagelen ve alkışladığın savcıyı, hakimi dolayısıyla soruşturmayı kabul et, hesabını ver, ondan sonra anayasa mı değişecek, HSYK mı değişecek, savcı mı değişecek, Danıştay mı değişecek, bilahare karar verilir..
Ne yaparsan yap, ne edersen et, nafile çabalardan ibarettir. Çünkü ayakkabı kutularını, para sayma makinesini, para kasalarını unutturamazsın! Bu halk bu görüntüleri unutmaz!
AK Parti, bu çizgisinde yürümeye devam ettikçe; Türkiye’miz hem iktisaden hem de siyaseten çok zarar görecek çok.. Vebali de AK Parti üzerinedir..
Savcı ve hakim kararları uygulanmayacaksa (hem 2.yolsuzluk soruşturmasında, hem de TIR olayında görüldü); Türkiye’de tüm adalet saraylarını kapatın gitsin abi.. Ne diye görev yapıyorlar ki o zaman..
‘’Adalet ve hukuk işlesin’’ diye cemaat ağzı çıktığı kadar bağırıyor, feryat ediyor, karşı taraf ise işlememesi için elinden geleni ardına koymuyor..
Abi ben işlemesinden yanayım.
Varsa ki vardır, aksaklıklar yanlışlıklar, yine hukuk içinde çözülmesinden yanayım.. Böylece ben demokrasiden yanayım..
Abi kör topal işleyen adaleti rafa kaldırırsak; adaletsiz yaşam cehennem olur.. Aman ha, aklınızı başınıza alın, bir daha düşünün, bu adalet, bu hukuk herkesi gün gelir lazım olur..
Hiç aklıma gelmezdi..
Ne mi?
Solcu, hem sosyalist olarak bir gün cemaati savunacağım ha:J)
Kaydol: Kayıtlar (Atom) | 36bca0990043 | [
"c4",
"culturax",
"hplt2"
] |
28 Haziran 2012 Perşembe
Suriye krizinin derin analizi..
Kabaca 1 yıldan beri Suriye-Türkiye ilişkileri bozulmuş, karşılıklı diplomatik personeller kovulmuş, Suriye muhalefetine her türlü yardım ve organize yapılmış, Hatay ve Gaziantep civarında mülteci kampları açılmış, kısaca savaş öncesi durumu geçilmiş..
RF-4 cinsi keşif ve fotoğraf amaçlı savaş uçağımız, çok ama çok alçaktan uçarak; Suriye hava sahasını ihlal etmiş, uluslararası hava sahasında Suriye hava-savunma unsurlarınca vurulmuş ve Suriye kıyısına 8 mil mesafede yani Suriye kara suları içine düşmüş.. Tam 1 hafta geçmiş, ne pilotlarımız, ne de savaş uçağımızın enkazı hala bulunamamış..
Bir kere çok büyük hata vardır.
Nerede?
Amma eğitim, amma radar testi, amma başka bir görevle uçuş yapacak RF-4 keşif uçağımız; Malatya’dan korumasız yani F-4 ya da F-16 uçakları eşlik etmeden neden kaldırıldı?
Suriye ile savaşında eşiğinde olduğumuzu Hava Kuvvetleri ve Malatya Hava Üssü, bu tür provakasyon vuku bulacağını neden öngöremedi?
Öğleyin uçağımız vuruluyor ve düşüyor, nedense Türkiye kamuoyu tam 8-9 saat sonra bilgilendiriliyor. Yanlış giden bir şeyler olduğunu; bu zaman gecikmesi bile tek başına kanıtlıyor. Yabancı ajanslar, medya kuruluşları uçağımızın düşmesini neden bizden önce öğrnediler ve nasıl öğrendiler?
Sonra Suriye kıyısına 13 mil uzaklıkta uçağımız vuruldu, 8 mil uzaklıkta düştü argümanı hiç sağlam durmuyor. Hele füzeyle vurulan bir savaş uçağı 5 mil neden içeride düşsün? Bence havacılık ve fizik kuralları bu söylemi dsteklemiyor..
Yazımın başında belirttiğim gibi savaş öncesi son perde yaşanırken bu savaş uçağımız tek başına Suriye Hava Sahası’na neden gönderildi? Gönderildi ise neden mütekabiliyet gereği yapılmadı? Rusya nedeniyle karşılık verilemediyse neden Rusya faktörü hiç dikkate alınmadı?
Rusya’nın Akdeniz’e çıkan son kalesi Suriye’dir. Suriye düştüğü an Rusya’nın Akdeniz’le dolayısıyla Orta Doğu’yla bağı fiilen kesilir..
Rusya olduğu müddetçe Beşar Esad’ın iktidarı bırakmayacağını Türkiye diplomatları neden öngöremiyor?
Son vahim ve trajik olay gösterdi ki meğer Türkiye’nin sağlam temellere dayanan dış politikası hiç yokmuş, tam aksine politikasızlık varmış, tam aksine savrulma varmış..
Bu durumda daha bizim başımıza çok çorap örecekler gelecek günlerde, gelecek aylarda, gelecek yıllarda..
26 Haziran 2012 Salı
Türkiye ya genleşecek ya da büzüşecek..
Cetvelle, müzakerelerle, tavizlerle, gelecek kaygısı adına ama öyle, ama böyle sınırlarımız çizildi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana aşağı-yukarı 90 yıl geçti..
Artık 2012 yılına gelindiği zaman Türkiye ya genleşecek, yani sınırları değişecek ve büyüyüyecek aksi halde büzüşecek, yani küçülecek.. Bunun ortası olan mevcut durumu muhafaza etme şansı geldiğimiz bu noktada bence kalmadı..
Ya Erbil Türkiye’nin vilayeti olacak ya da Güneydoğu kopacak,
Ya Şam Türkiye’nin eyaleti olacak ya da Güneydoğu kopacak.
Duyar gibi oluyorum, ‘’Türkiye sınırlarını korusun, yeter’’
Maalesef 30 yıldır yaşanan, bir türlü sulha ulaşmayan (ulaştırılmayan) PKK meselesi bu imkanı ortadan kaldırdı. Kuzey Irak Kürtleri ya Türkiye ile entegre olacak ya da Güneydoğu Kuzey Irak ile entegre olacak..
Yazı tura gibi, ya o ya bu..
Arap Baharı olarak adlandırılan gelişmeler Cumhuriyet öncesi mola verilen Şam, Halep toprakları ve yaşayanları ya Hatay (Türkiye) ile entegre olacak ya da 3’e ayrılmış küçük oluşumlar olarak dağılacaklar..
Son 20 yılda Türkiye’nin batısında mikro devletçikler oluştu, gelecek 10 yılda Türkiye’nin doğusu ve Güneydoğusu’na ilavelerle Türkiye mega büyük devlet olacak..
Batı kültürüyle, doğu kültürü farkı bu ayrışmada net olarak görülecektir..
Daha bugün gözüme bir gazete ilişti. İspanya’da Katalon ve Bask bölgeleri, İngiltere’de İskoçlar, Belçika’da Flaman topluluklar kendi kaderlerini kendileri çizmek istediklerini göstermek amacıyla 1 milyon imza toplamaya başlamışlar. Yani mikro bağımsız devletçik olmak istiyorlar..
Türkiye’nin doğusunda asla böyle talepler yoktur, hiç göremezsiniz..
Sonuç: Türkiye ya genleşecek ya da büzüşecek.. Bakalım, tarih hangisini yazacak..
19 Haziran 2012 Salı
Bucak ilçemiz hızla irtifa kaybediyor..
Bucak ilçemiz her alanda olduğu gibi maalesef adalet alanında da irtifa kaybediyor.
Bakın nasıl oluyor?
Tefenni Adliyesi’nde 2 savcımız, 3 hakimiz görev yapmaktadır.
Burdur Adliyesi’nde 1 başsavcımız, 6 savcımız ve 10 hakimimiz görev yapmaktadır.
Bucak Adliyesi’nde ise 1 başsavcımız, 3 savcımız ve 5 hakimimiz görev yapmakta idi..
Bilgi kaynağımız: http://www.nettehukuk.com/adli-rehber-detay/180/burdur-adliyesi-telefon-rehberi.html
Son yaz kararnamesiyle başsavcımız ve 2 hakimimiz tayin oldu, böylece Bucak Adliyesi’nde halen 3 savcımız, 3 hakimimiz görev yapmaktadır.
Burada bir yanlışlık vardır.
Nasıl mı?
Burdur ilimizin merkez toplam nüfusu kırsalla birlikte 120 bin küsur diyelim, Bucak ilçemizin de kırsalla birlikte toplam nüfusu 60 bin küsur diyelim ve düz mantık güdelim: Burdur merkezde 10 hakim görev yapıyorsa, Bucak ilçesinde de en az 5 hakim görev yapmalıdır. Ancak son HSYK yaz kararnamesiyle 3 hakime düşmüştür. Naneci Medya’nın söylediğine göre 1 hakimiz de kursa gitmiştir. Kaldı 2 hakim..
Ehee ne olacak şimdi?
İşin kötü yanı sonbahar kararnamesi de kalkmıştır. Gelecek yaz kararnamesine kadar başka bir atama kararnamesi yayınlanmayacaktır.
Peki, kim takip edecek ve ayarlıyacak bu işleri?
Herhalde ben değilim.. Ben sadece eksik gördüğüm hususları muhalif gözüyle yazabilirim.
Peki, kim ya da kimler?
Elbette Bucak İlçemizi temsil eden AK Parti Milletvekili Hasan Hami Yıldırım Bey ilk sıradadır.. Sonra AK Parti İlçe Başkanı, sonra AK Parti siyasetçileri bu genel işleri takip edecektir. Hoş, özel işlerden sıra gelmiyor herhalde:J)
Bucak ilçemiz adalet alanında böyle bir boşluğu asla hak etmiyor. Sürekli büyüyen, sürekli üreten Bucaklılara bari devletin temel hizmetlerinden olan adaleti layıkıyla ve tam almasını sağlayın arkadaşlar..
Gelelim diğer konulara..
Yeni Bucak Devlet Hastanemizin yapımı için herkes esti, gürledi, yok kazma vuruluyor, yok şu kadar sürede bitiyor derken aylar geçti, çıt yoktur.. Bu konuda o kadar çok beyanat verildi ki saymaya iki elin parmakları yetmez.. Nedense hepsi derin sessizliğe gömüldüler..
Bucak İlçemizde devletle bağı kuracak iletişimde problem olduğu kanaatindeyim. Özel sektör inşaat alanında büyüyor, özel sektör madencilik alanında büyüyor, özel sektör ticaret alanında büyüyor, buna karşın devlet sektöründe (TOKİ istisna) tek bir yatırım gözükmüyor..
Hani nerde Polis Meslek Yüksek Okulu inşaatı, hani nerde kapalı Pazar yeri inşaatı, hani nerde bir devlet yatırımı..
Kulağıma gelenlere ve iddialara göre Burdur AK Parti ile Bucak AK Parti arasında sorun olduğunu geçtiğimiz aylarda icra edilen il kongresinde su yüzüne çıkmıştır. İl Yönetimine önerilen Bucaklı kimse alınmamıştır, böylece tepki mahiyetinde Bucaklı delegeler de liste oylamasında toplu halde çizik atmışlardır..
Sanki Burdur Milletvekili Bayram ÖZÇELİK (TBMM Başkanlık Divanı Üyesi,
AK Parti MKYK Üyesi) ile Burdur Milletvekili Hasan Hami Yıldırım arasında gizliden siyasi çatışma vardır. Bana göre Bucak İlçemizin büyük ölçekli devlet yatırımlarından yoksun kalmasında bu gizli çekişme yatmaktadır.
AK Parti MKYK Üyesi) ile Burdur Milletvekili Hasan Hami Yıldırım arasında gizliden siyasi çatışma vardır. Bana göre Bucak İlçemizin büyük ölçekli devlet yatırımlarından yoksun kalmasında bu gizli çekişme yatmaktadır.
Sonuç olarak Bucak İlçemiz her alanda hızla irtifa kaybediyor düşüncesine iyicene ve derinden kapıldım. Umarım ve dilerim yanılırım.. Çünkü Bucak hepimizindir..
17 Haziran 2012 Pazar
Yunanistan Genel Seçim Sonuçları..
17 Haziran 2012 günü Yunan halkı tercihini sandıkta gösterdi. Öncelikle oy oranı ve milletvekili sayısını vereyim, sonra yorum ve düşüncemi paylaşayım..
Yeni Demokrasi Partisi (YDP) Yüzde 30 oy oranıyla 130 milletvekili,
Birleşik Sol Partisi (RYSOS) Yüzde 27 oy oranıyla 70 milletvekili,
Pan-Helenik Sosyalist Partisi (PASOK) Yüzde 13 oy oranıyla 33 milletvekili,
Bağımsız Yunanlılar Partisi (AEP) Yüzde 8 oy oranıyla 20 milletvekili,
Halkın Birliği-Altın Şafak Partisi (LSP) Yüzde 7 oy oranıyla 19 milletvekili,
Demokratik Sol Parti (DAP) Yüzde 6 oy oranıyla 16 milletvekili,
Yunan Komünist Partisi (KKE) Yüzde 5 oy oranıyla 12 Milletvekili,
Diğerleri Yüzde 4 oy..
Yunan Parlemantosu toplam 300 milletvekilinden oluşuyor. Hükümet kurup güvenoyu alabilmek için asgari 151 milletvekili olması gereklidir.
Muhtemelen merkez sağ partisi olan YDP ile merkez sol parti PASOK koalisyon kuracaklardır. Çünkü hükümet kurmak için gerekli olan 151 milletvekilini geçiyorlar, toplam 163 milletvekiline ulaşıyorlar.
Son 30 yılda ülkeyi zaten bu 2 parti yönetmiştir. Çıkan krizin nedeni de bu 2 partidir. Yunanlılar yaklaşık 1 ay önceki seçimde bu 2 partiye çoğunluk vermemiştir ancak bu kez krizin daha da derinleşmesi nedeniyle gönülsüz de olsa bu 2 partiye koalisyon hükümeti kurma görevini vermiştir.
Yunanistan yaşadığı 3 yıllık ekonomik krizinin etkisiyle Halkın Birliği-Altın Şafak Partisi (LSP) isimli nur topu gibi faşist partisi doğmuş, yüzde 7 oy oranıyla 19 milletvekili çıkarmış ve parlementoya girmiştir. Bu faşist parti, ‘göçmenleri istemiyor, İstanbul bizim diyor, Trakya Türkleri yok diyor’ ve yüzde 7 oy alıyor..
10 Haziran 2012 Pazar
Bucaklı kadın kursiyerlerimiz sabit halk eğitim yeri istiyorlar..
Nakış kursu, giyim kursu, kırk yama kursu gibi muhtelif konularda kadınlarımız için el becerilerine artırmaya yönelik eğitim gördüklerinini hepimiz biliyoruz..
Nerede?
Halk Eğitim Merkezinin açtığı kurslarda..
Ne zaman?
İşte Ekim ayında başlayıp Haziran ayında sona eren periyotta..
Her yıl sürekli eğitim-kurs yerleri değişen kadın kursiyerlerimiz memnun değillerdir..
Peki, ne istiyorlar?
Aynı yerde hem kurs göreceği, hem de yıl sonu sergisini açabileceği sabit bir mekan talep etmektedirler..
Şahsen çözüm önerim şudur:
Yeni yerine taşınan Emin Gülmez Meslek Yüksek Okulu binası tahsis edilebilir.. Eğer Emin Gülmez eski yerine Sağlık Meslek Lisesi taşınacaksa; Sağlık Meslek Lisesi’nin eski yeri de halk eğitim merkezi binası için uygun olabilir..
Sayın Kaymakamımız, Sayın İlçe Milli Eğitim Müdürümüz ve diğer ilgililerin bu konuyu en uygun çözüme kavuşturacaklarına güvenimiz tamdır..
4 Haziran 2012 Pazartesi
Başbakan Erdoğan, şaşırtıyor herkesi..
Önce kürtaj, sezeryan çıkışların yaptı, sonra işten atılan THY çalışanları için ‘gereği yapılmış’ dedi, sonra bence en talihsizi de bu ifadeydi ‘öğretmenler haftada 20 saat çalışıyor, çok maaş alıyor’ mealinde laf etti..
Sayın Başbakan Erdoğan’a etrafında bulunan danışman ordusundan birisi anımsatma yapmalıdır.. Bazı meslek gruplarının yaptığı iş saatle ölçülemez, kaldı ki öğretmenler için her dersin ayrı branşı olması münasebetiyle istese de 40 saat çalışamaz.. Doğrudur, bir matematik öğretmeni haftada 20 saat çalışıyor, aynı şekilde 20 saat çalışan fizik öğretmeni var, kimya öğretmeni var, coğrafya öğretmeni var, velhasıl var oğlu var..
Her öğretmen ister ki, haftada 40 saat çalışayım, ek ders ücreti alayım, dolgun maaşa ulaşayım.. Ama nerede o zaman, nerede o imkan.. Zaten mantıken de mümkün değildir..
Öğretmenler bilgiyi geleceğin nesline aktarıyorlar ve kutsal bir iş yapıyorlar.. Öğretmenler, haftada 40 saat çalışan mutat, standart masa başı memurluğu yapmıyorlar..
Şimdi birisi kalkıp; ‘Sayın Başbakanımız, imamlar da günde 5 vakit namaz kıldırıyorlar, toplam 25 dakika çalışıyorlar, şu kadar maaş alıyorlar’ derse o vakit ne yanıt vereceksiniz?
Hem imamların, hem de öğretmenlerin yaptığı iş kutsaldır ve zamanla ölçülemez..
Sayın Başbakan, bu çıkışıyla bence hata yapmıştır, elleri öpülesi öğretmenler çok incinmiştir ve bir şekilde gönlü alınmalıdır derim..
Kaydol: Kayıtlar (Atom) | fd17c02010ec | [
"c4",
"hplt2",
"vngrs"
] |
27 Ağustos 2011
Elia:Gerekirse yürüyerek giderim Juventus'a
1226 km. Yürüyerek 6 gün 6 saat sürüyormuş yolculuk. Şimdiden kolay gelsin.
10 milyon avro bonservis isteniyormuş. Şuradaki performansına bakarak diyebilirim ki yılın fiyasko transferi olur gittiği yerde..
Gönderen Borges an: 13:28 3 yorum:
Diego...
İkili oynamıştı Juve transferinde. İnanırım ki Bayern başkanı Uli Höness bir Vidal'ı bir de Diego'yu sevmez. Zira Juve ile iş kesinleşesiye kadar Bayern'i yedekte tuttu. Şimdi de öyle yapıyor. istediği Atletico ve cebinde tuttuğu da Galatasaray.. Her ikisiyle görüşüyor ama bu sefer bana göre kendi kazdığı kuyuya düştü gibi.
Atletico ile babası anlaştı aslında ama Arda'dır Falcao'dur paraları saçan Atletico daha çok kiralamak istedi. 9 milyon avro maaşı olan adamdan bonservisi alınmadan kiralık olarak kurtulmak dahi bir meseledir Wolfsburg'da ve fakat gelin görün ki cebinde tuttuğu Galatasaray'ın yaptığı 10 milyonluk teklif de onun atletico rüyasını söndürdü.
"Diego Atletico ile görüşüyor biz değil." Zira Magath kiralık görüşme teklifini direkt geri çevirdi. 10 milyonluk teklif var ama bu Atletico'dan değil derken alman medyası Galatasaray'ın teklifi olarak yorumladı bunu. Bu teklif olduğundan dolayı da kiralık satış mümkün olmayacaktır bir bakıma..
Selçuk-Melo bu kesin. Fatih Terim üçüncü düz ve savaşçı bir orta sahayı buraya eklemleyecek Sabri gibi.. Dolayısla aradığı adam sol kenar için. Diego gelirse Galatasaray zorunlu olarak 4-2-3-1'e yönelecektir. Selçuk Melo'nun önündeki on numara Diego olarak değişecek sistem.. Bu taktiksel farklılığı..
Podolski'yi alırsın o paraya ve bir sonraki satışı da mümkündür. Diego'da ise verdiğin parayı geri çıkaramama olasılığı bir hayli fazla. Her ikisinde de risk olsa da Diego'da daha büyük..
Lan bitirdi ikisi de beni.. Alın genç bir yetenek.. Benim isteğim budur sorsa birisi bana.
İzledim iki doksan dakika.. Teemu Pukki.! 21 yaşında transfermarkt değeri 200 bin avro.. 400 bine kapatırsın. Sevilla bunu zamanında 1.5 milyona almış ama olmayınca Sevilla Atletico'ya ordan da Helsinki'ye gitmiş. 16 maçta 9 gol 7 asist ama bunlar önemsiz. Schalke karşısında hem orada hem burada iki gol attı ki inanılmazdı birisi hatırlarsanız.
Böyle oyuncuları alıp yukarıya taşıyamıyorsanız zaten..
Tamam yıldız oyuncu gerekiyor ama o kontenjanı Melo olsun Elmander olsun dolduramadık mı hala? Bir isimsiz genç oyuncuya yer yok mudur bu takımda.. Pukki olur tukki olur fark etmez..
Podolski Gelir mi? #3
Eğer tivitirda Galatasaraylı muhabirleri ve gazeticileri izlememiş ve onları ciddiye almamış olsaydım bugün benim için sürpriz bir gelişme yoktu. Köln Podolski'yi 10 milyonun altında bir fiyata vermez arkadaşım. Değeri bana göre 12-13'dür. Bunu da milyon kez söyledik. Ben dahil içerisinde bulunan bir grup 8.5 milyona bitti haberini yaptık İbrahim Seten'in tivitırdaki açıklaması nedeniyle ve gelin görün ki yok böyle bir şey ve olması da imkansız.
Neden mi?
Podolski 10 milyon avro bonservis bedeli karşılığında Bayern'den geri alınırken Köln'ün buna gücü yoktu aslında. Nasıl oldu? Rewe Sponsor oldu.. Solarworld keza aynı şekilde. Franz Josef Wernze'nin 1.5 milyonluk katkısı var ki bonservisinin yüzde on beşi bu adama ait. (Geromel'in bonservisinin yarısı bu adama ait) Bayern bir dahaki satışından pay alabildiği için 10 milyona verdi.(minumum yüzde 20) Velhasıl bugün Galatasaray 8.5 milyona verse Köln bunun yarısını bile zor alırdı.. 4-5 milyona da böyle oyuncusundan vazgeçip türlü türlü sorunu yaşamaz
Çok değil iki ay önce 20 milyonluk bir teklif vardı Podolski'ye Manchester City'nin yaptığı.. gibi.
15 Milyon verilmeli miydi? Burada pazarlık yapıp işi 12-13'e kapatılmalıydı bence. Zira bu oyuncu çok büyük bir aksilik olmazsa bu sene sonunda Avrupa Şampiyonası oynayacaktır. Alman milli takımındaki yerini garanti oluşunu ve orada coşacağını hesap ederek verim alınamadığı takdirde bu parayı 4 yıllık bir sözleşmenin de gücüyle rahatlıkla çıkarabilirdiniz gibi ama yine de bu bir risktir.
Velhasıl muhabirleri, onları bunları sallamayın siz. Ben salladım çok kötü oldum buradaki almanlarla.. Gel de puştlara şimdi anlat durumu. (başından bu yana olmaz bu iş olmaz olmaz diye beynimi yediler..) Biz de bekleştik aha bitti haberi geliyor aha geliyo diye tüm Galatasaraylılarla.
Benim artık nasıl bir şeyse hala umudum var. Bir arıza çıkardı yönetim masaya oturdu. Şimdi Poldi bir arıza daha çıkarırsa 10'a da indirir bu rakamı.! Umut fakirin ekm..
24 Ağustos 2011
Weidenfeller ?
Bir önbilgi olarak şunları söyleyeyim: Almanya'da pek çok insan Löw'ün eşcinsel olduğuna inanır. Keza aynı dedikodular Lahm için de geçerlidir. İkilinin aynı yerde tatil yapması dahi konuşulmuştur filan.. Ya da Ballack'ın menajerinin ima ettiği eşcinsel birliğin de işaret ettiği Löw v.s. Gerçi Klinsmann'dan Jansen'e kadar bu dedikodular her futbolcu için yapılır lakin a Löw başı çeker Lahm da evlenmesine rağmen bunlardan kurtulamamıştır. Fanatik Bayern'li arkadaşım Lahm'ın düğünü düzmecedir ve yöneticiler ya da futbolcular da katılmamıştır der ama bunları bugünlük bir kenara bırakalım. Vaziyet bu..
Şimdi Löw Adler'in sakatlığında kaleye uzun zamandır formda olan Weiedenfeller yerine Hannover'in gerçekten yetenekli kalecisi Ron Robert Zieler'i geçirdi. Weidenfeller delirdi elbette ve şunları söyledi..
"Sanırım benim saçlarımı kestirmem filan gerekir ya da biraz daha "narin" olmalıyım. Daha önce de dilimin ucuna gelen pek çok kötü söylem vardı, hep tuttum kendimi. Şimdi de söylemesem daha iyi.. Belki daha gençlerin kampında daha pek çok genç kaleci vardır"
Bu pek çok blogda orda burda homofobik bir açıklama olması bir yana Löw'ün eşcinselliğine bir gönderme olara yorumlandı. Weidenfeller'in diyesi odur ki Löw performansa göre değil de başka başka kriterlere göre milli takım seçimlerini yapıyor.
Biraz daha narin "zierlicher" olmalıyım'ın nasıl bir açıklaması olabilir ki?
Derbi.!
Frankfurt derbisi oynandı geçen hafta. FSV Frankfurt evinde Eintracht Frankfurt'u konuk etti ve pankarta bakar mısınız?
"İki kalp bir gögüste.."
Bir şehrin iki farklı kalbinin o şehir için atması.. Güzel yaklaşım.!
23 Ağustos 2011
Başarının Kovdurdukları.!
Bu yazı 22 Ağustos 2011'de BirGün'de yayımlanmıştır. Burada bir kaç cümle eklenmiş ve kimi düzeltmeler de olmuştur yer fazlalığı nedeniyle.
Yakından takip ettiğim Bundesliga 3. haftasını geride bıraktı. Şöyle bir genel tabloya baktığım zaman gördüğüm şey futbolun kendi içerisinde bir adalete sahip olduğudur. Er ya da geç hak yerini bir şekilde bulur ve haksızlık yapan cezasını çeker ki aşağıdaki örneklerde göreceğimiz üzere bazen hakkı yenen insan bizzat bu cezayı kesmiştir. ister Türkiye'deki Zico, Lucescu örnekleri olsun isterseniz de buradaki örneklere bakın "haksızlık" yapan kulubün sonrasında bunun cezasını çektiğine şahit oluyoruz.. Hemen her defasında adaletsiz kararlar sonucunda baş aşağı gitmeler yaşanmıştır. Bu hafta yerimizin dar olması nedeniyle Bundesliga'da başarılı olmasına rağmen kovulanlardan bir 'Top 5' yaptık. Haftaya bakarsınız TSL ve Avrupa karışığı bir liste olur Lucescu'ları, Zico'ları içeren...
5 – Lucien Favre
4- Christoph Daum
1986 yılında Köln takımının başına yardımcı antrenörlükten geçiş yapar. O dönemin Köln'ü orta sıra takımıdır. Daum ile müthiş bir grafik yakalar takım. 1988'de 3. ve 1989 ve 1990'da ise son maça taşınılan şampiyonluk yarışının kaybedilmesi sonucu 2.likler... 1990 Dünya Kupası esnasında ise Daum kovulur. Ne o gün ne de bugün bu kovulmanın gerekçesi açıklanmamıştır. O gün giden Daum sonrasında Stuttgart'ın başına geçer ve çok değil kovuluşunun ardından 2 yıl sonra Stuttgart'ı şampiyon yapar. Köln ise cezasını bir daha bu seviyeye asla ve asla ulaşamayarak sürekli düşme potasında gezinerek çekecektir.. Yıllar sonra ikinci ligde iken Daum'u takımın başına getiren Köln birinci lige çıkıp iyi bir yola girdiğinde ise Fenerbahçe'nin teklifi sonrası Köln'ü terk edecektir aslında tam da kendisine yapıldığı gibi..
3- Mirko Slomka
O aslında "no name“ (isimsiz) idi Almanya'da. Konsept sahibi teknik direktörlerin en tepesinde yer alan Ralf Rangnick'in yardımcısıydı hem Hannover hem de Schalke'de. Schalke, Rangnick ile yollarını ayırdığında takım Slomka'ya emanet edildi. Ne bir futbolculuk geçmişi ne de bir başarısı vardı yardımcı antrenörlüğün dışında. İşte bu adam Almanya'da Bundesliga içerisinde Hitzfeld sonrası en iyi puan ortalamasına sahip oldu. Schalke tarihinde ilk defa Şampiyonlar Ligi'nde üst tura çıkıp çeyrek final gördü. Gruplarda Fenerbahçe'yi geride bırakıp bir üst tura çıkınca da öeyrek finalde de Barça'ya elenmişti hatırlarsanız.Lincoln'un o kırmızı kartı ve 5 maçlık cezası olmasa puan puana gittiği yarışta 50 yıllık özlemi dahi dindirip, Schalke'yi şampiyon dahi yapabilirdi. Ve işte bu başarılar onu kovdurdu. Schalke yukarıdaki örnekte olduğu gibi cezasını çekti. Şampiyonluğu son saniyede kaçıran takım Slomka sonrası ligde ancak 8. olabildi. Favre gibi Slomka da Enke'nin ölümü sonrası baş aşağı giden seri mağlubiyetler alan düşme potasındaki Hannover'in başına geçti. Takımı o sene kendisine getirip ligde tuttu ve sonrasında ise 19 yıl sonra Hannover'i Avrupa Kupası'na götürdü.. Bugün Sevilla'yı evinde yenip gruplara kalma konusunda avantaj sağladığı gibi yine ligin tepesinde yenilgisiz..
2-Felix Magath
3 buçuk yıllık başarılı Stuttgart macerası sonrası Bayern Münih'in başına geçti. İlk 2 yıl hem şampiyon olup hem de Almanya Kupası'nı kaldırıp, 'Duble' yaptı. Bundesliga tarihi içerisinde 2 yıl üst üste duble yapmayı Magath'dan başka kimse başaramamıştır. 3. yılında Deisler'in futbolu bırakması Lİncoln ya da sistemi için önemli on numaranın transfer edilemeyişi sonrası Magath baş aşağı gitti ve ilk tökezlemesinde kovuldu. İlk etapta yerine gelen Almanya'nın en başarılı hocası Hitzfeld olduğundan Bayern'in cezasını sadece bir süre ertelendi. Haksız yere kovulan adam tarihinde en fazla 9. olabilmiş Wolfsburg'un başına geçer. İlk yılında takım 5. yapar ama çıkışı ve intikamı 2. yılında olur ve Wolfsburg'a tarihindeli ilk şampiyonluğu yaşatırken Grafite'nin topukla Bayern ağlarına gol attığı ve 5-1 biten Bayern maçı ise geç kalmış adaletin biraz daha gösterişli olmasını sağlıyordu.
1-Otto Rehhaggel
Bremen'de 14 yıl aralıksız çalıştı. Başarısından dolayı 1995-96 sezonunda Bayern Münih'in başına getirildi. Ancak UEFA Kupası'na katılım gösterebilecek seviyedeki takıma her şeye rağmen bir UEFA finali ve aslında kupasını hediye ettilakin tam da o final maçından bir gün önce Uli Höness ve Beckenbauer onu görevine son vermek için çağırdı. Kovulduğunu öğrendiğinde karşılığında tek bir kelime etmeden ceketini alıp odayı terk etti. 2. ligden Kaiserslautern'in başına geçti. Takımı 1. lige çıkardığı ilk senesinde kovulduğu Bayern Münih'i içeride dışarıda yenerek tarihte bir ilki gerçekleştirip şampiyon oldu Bundesliga'da... UEFA Finali öncesi kendisini kovan kulübüne cezayı bizzat kendisi kesti. Bundan daha iyi bir intikamı ben bilmem..
Gönderen Borges an: 19:41 1 yorum:
Etiketler: BirGün
Podolski Gelir mi? #2
1- Köln satmaz. Satmak istemez. Arda'dan farkı böyle bir oyuncu giderse Sportif direktör ve başkan da aynı şekilde gider. Çünkü Misimoviç'in Arda'nın aksine bu oyuncunun gitmek istemesinin nedeni en azından taraftar algısında 'yönetim suçu' olarak yer etmiştir. Şimdiden Finke'yi tehtit etmeler başlamış.. "Poldi giderse Finke de hiç durmasın yoksa biz göndeririz onu"
2- Podolski satılırsa bu 9 ya da 10 milyona olmaz. Adamın gelişi zaten budur. Bir ihtimal Podolski'nin alınışında katkıda bulunan sponsorların zorlaması olur ki yine bu rakam 9 olmaz. Köln ekonomik krizden Podolski'yi satarak kurtulmak isteseydi Bundesliga içerisine bu fiyattan fazlasını bulurdu. Dortmund olsun Wolfsburg olsun Bremen olsun verirdi.. Bir ihtimal hepsini bir anda peşin vermesi aradaki farkı kapatır.
3- Podolski Galatasaray'a gelmek ister. 26 yaşında ve yetenekli olması bir yana İspanya ile beraber şu an Avrupa'nın en formda takımı Alman milli takımında oynamasına rağmen bir Bayern faciası yaşadı. Dolayısla çoook büyük kuluplere gitmek gibi bir hevesi yok. Memleketim dedi kalbim orada dedi gitti Köln'ün başına onca kulup onu ister iken.. Şimdi de kafası attı gelir Galatasaray'a.. Samimidir ama. Gelmek istiyordur paradan bağımsız ikna edilmiştir zira duygularıyla hareket eder çokca.. Onun pozisyonundaki hiçbir insanoğlu Bayern sonrası milli takımda isminden herkese söz ettirdiği noktada Köln'e gitmezdi. Değişik ve arıza bir adam.."Neden" diye sormayın zira senin benim doğrularımdan çok başkalarına sahip..
4- Aslında taraftar baskısı olmasa Köln satar. İşine gelir. Solbakken'in yeni sisteminde yine o sorun yaşayacak ki gitmesinin bir başka nedeni de budur. Dahası Köln onu gönderse dahi bu bölgeye sol kenara oyuncu almaz Jajalo orasını doldurur. Oradan gelecek parayla gider Helmes'i alırlar.. Bir dönem Podolski ile iyi bir ikili olmuş eski forvetlerini.. Yani: Taraftar baskısı olmasaydı Köln rahatlıkla Podolski'yi 9'a değil de 12-13'e satar ve yerine alacağı oyuncularla yeni bir başlangıç yapardı. Sadece Podolski'siz Kaiserslautern'e karşı oynanılan futbol dahi yönetimi sportif açıdan onun yokluğunun çok büyük problem olmayacağı konusunda ikna etmiştir. Amma velakin Köln dediğin şehrin bir taraftarı var ki..
5- Podolski işleyen bir takımın içerisinde oynar. On numara gibi fantezileriniz varsa şimdiden bir kenara bırakın bunu. 4-3-3'ün ideal sol kenarıdır. Forvet arkası oynar ama asıl yeri bence sol dış forvet.. Arda'nın tersidir aslında. Çalımcı filan değil ve fakat muhteşem bir şut tekniğine sahip. Kenarlara biraz farklı da olsa inebilir, gole götürebilir. Kombinasyon futbolunda önemli bir yere de sahiptir. Takım kötü giderse Podolski'den medet ummayın. Ben olsam ilk hedefimi Diego yapardım her bakımdan.. Amma velakın Poldi de diğer mevkilerde sorun olmazsa ve sistem oturursa gole yakınlığı nedeniyle hücum futboluna çok ciddi katkıları olur. Daha da önemlisi Melo-Selçuk ve bir düz orta saha olduğunda Diego sistem dışı kalır ve Podolski de kaçınılmaz alternatif olur.(Transfer olursa geniş çaplı inceleriz burada) Beğenmezseniz de satarsınız yine Bundesligaya zira Schürrle gibi alternatifleri olsa da Löw ondan kolay kolay vazgeçmez. Adam Bayern'de forma giyemezken her daim Löw'ün ilk onbirinde yer buldu.. Galatasaray'da da bulur ve bu da piyasasını sizden habersiz yükseltir burada ne yaparsa yapsın..
6- Arıza bir adamı alıyorsunuz. Köln'de prens adam.. Abartısız Kral'ın oğlu. Ne yapsa tolere ediliyor. Taraftarları bilirsiniz.. Arda'nın resmi olarak Manchester City'den teklif almasına rağmen Galatasaray'a geri döndüğünü düşünün.. Premiere Lig yerine Galatasaray'a dönüyor. Siz böyle bir oyuncuyu her konuda hoş görüp tepenize çıkartmaz mısınız? Durum bu. Gelirse burada da benzer sorunları olacaktır..Şimdiden bilin.. Diego'nun da yıldız sendromu olur ama onun çirkefliği inanın bana burada onun avantajı olacaktır. Podolski ise Misimovic'den beterdir. Kendi bildiğini okur çokca.. Ama Diego olsun Podolski olsun Terim'e güveniyoruz çokca başka bir şeye değil.
7- Adnan Öztürk'ün aracı olmasını istediği Ayhan Tumani "boşa bir çaba olur" demiş. Bana sorsaydınız ben de öyle derdim. Tüm bunlara rağmen tutup da bu adamı söylenilen fiyata transfer ederse Galatasaray işte başarı budur. Helal olsun diyorum şimdiden ama inanın bu fiyata buradan bu oyuncuyu almak çok zor..
8- Ben bayılmıyorum Podolski haberlerine. Nasıl oynadığını, sisteme uygunluğunu ve oyun tarzını sabahlara kadar keyifle tartışırım ama geldiydi gelmediydi geyikleri sıkıyor beni. Baygınlık bile veriyor ama şunu düşünün: Kaç kişi bunu size soruyor mailde tivitirda.. Kaç insanoğlu merakla bekliyor gelişmeleri ve biz koşullandırılıyoruz haliyle. İki üç çeviri ile bilgilendiriyoruz insanları.. GS taraftarı olmayanlar beni de hoş görsün.. Gelirse Podolski artık prens değil.. Kral olsun.!
Erken Kaybedenler.!
Emrah Serbes'in iki polisiye kitabının sonrasında yazdığı küçük küçük hikayelerden oluşan eseri. Genelde bacak kadar veletlerin hocasına, abisinin kızarkadaşına-çok iyiydi bu- , mahallenin genç kızına olan aşklarını konu ediyor ve Alper Kamuvari bir tadı yakalamış.. Alın, bir solukta bitirin zira çok keyifli. Neden çabuk okuyacaksınız diye soracak olursanız çünkü tamamen sizin mahallenin içerisinden çıkmış. Sahiciliği en büyük çekiciliği. Onun deyimiyle "taşrada ve kainatta, yapayalnız kalmış çocukların hikayesi"
Hikayeler çok güzel, dili çok akıcı ve sıkmadan, şişirmeden.. Dinlenmek için, onca sorunun arasında kafayı dağıtması için elime aldım ki o dünyamın içerisinden beni çıkarıp aldı..
Yalnız son sayfa ise..
".. Ertesi sabah kıraathanenin önünden geçerken babam çağırdı. Boş bir masaya oturttu beni.
-Apartmanın girişindeki lambayı sen mi kırdın Bülent ?
-Hangisini?
-Otomatik yanan, sensorlu lamba.
-Hayır.
-Komşu görmüş, yalan söyleme. Süpürge sapıyla kırmışsın dün gece.
Önüme baktım...
-Neden kırdın?
Cevap yok.
-Hasta mısın evladım? Söyle bana, neyin var, neden kırdın lambayı, yapma böyle..
-Kırdımsa kırdım, ne olacak! Çok mu değerliymiş?
-Lamba senden değerli mi evladım, lambanın amına koyayım, lamba kim? Yöneticiye de dedim. Lambanızı sikeyim, kaç paraysa veririz. Sen değerlisin benim için.
-Beni görünce yanmıyordu baba..
-Nasıl yaa..
-Görmezden geliyordu, yanmıyordu. Kaç sefer yok saydı beni.
- E beni görünce de yanmıyordu bazen, böyle el sallayacaksın havaya doğru, o zaman yanıyor.
-Hadi ya! Sahiden mi?
-Evet. Ucuzundan takmışlar. Bizimle bir alakası yok..
Babama sarıldım, yıllar sonra.
Maximilian Beister..
Podolski'dir Diego'dur gidiyor. Bana kalsa bu 20 yaşındaki çocuğu transfer ederim.
Solak. 1990 doğumlu. Her iki kenarda da iş yapıyor. Düsseldorf ile oynadığı beş maçta iki gol üç asist ki hepsi puan getirici..Hızlı, teknik, çalımcı. Üç doksan dakika seyrettim ve muhteşemdi.
Dedim ya bana kalsa 20 ve üzeri 24'den küçük yıldız adaylarını alır oynatırım. İş bize kalmıyor ve aslında teknik adama da değil sadece.. Size,medyaya ona buna. Bu ülkenin koşullarını oluşturan her bir parçaya..
Diyelim ki Beister'i aldı Galatasaray. Sonrası tamamen şans.. İlk üç maçında ekstrem işler yaparsa ne ala yapmazsa bitti gitti kariyeri.
Yıldız olacak.. Keşif olmayan yani. Genç olacak.. Da o zaman neden size gelsin? Ya karakteri bozuk olacak ya kronik sakatlığı ya da mutlaka sizin tamir edip yola devam etmesini sağlayacağınız bir özellik.. Ve hepsinde her şeye rağmen ederinin üç beş katı para vermelisiniz..
Melo geliyor bir şekilde. Elmander keza.. Ujfalusi.. Podolski-Diego-Forlan bekleniyor. İsimsiz tek bir oyuncu üzerinde dahi durmuyoruz.
Yönetime de kızamıyorsunuz zira bu ülkenin medyası daha maç oynamadan isimsiz olmasından yola çıkıp gencecik çocuğu bitirir.. İsim teknik adamdan ziyade sus payı olarak önce medyaya sonra da taraftara..
Beister'a dönecek olursak her iki kenarda oynamasına rağmen gole yakınlığı cezbedici.. Kaliteli bir takımda da oynadığından dolayı geleceği de parlak diyoruz..
22 Ağustos 2011
Mainz-Schalke 2-4
Müthiş bir maç oldu. Hocaların hikayesi her daim burada takımların önüne geçiyor.
Tuchel'in Ulm'daki futbolculuk döneminde hocası Rangnick idi. Üç yıl çalıştı onun yönetimi altında ve defansın değişmez oyuncusuydu. Hikayeyi biliyorsunuz genç yaşında sakatlandı ve 25'inde ikinci şansını arar iken bugün rakibi olan takımın teknik adamı Rangnick onu teknik direktörlüğe yöneltti. Hatta Mainz onu takımın başına geçireceği sırada Rangnick yardımcı olarak Hoffenheim'a aldırmak için baya bi uğraştı.. Nerden bakarsan bak usta-çırak hikayesi..
Lakin..
Tuchel'in Rangnick'e karşı inanılmaz bir üstünlüğü var. 4 kez Hoffenheim'ın başında iken karşılaşmış ve her seferinde de Tuchel galibiyet ile ayrılmış.. Nitekim ilk yarı da böyle başladı.
İki farkı yakaladı Mainz. Schalke'nin kenarları çalışmadığı gibi kenarların merkeze olan uzaklığı Holtby'i yalnız bırakması bir yana Jurado ve Moravek'in formsuzluğu bu kötü ilk yarının sorumlusuydu.
işte tam burada iki hocadan iki farklı hamle geldi. Rangnick her iki kenarını da yeniledi. Jurado ve Moravek çıktı genç yetenek Draxler ve Farfan oyuna girdi. Bu doğru bir değişiklik iken bunu daha da doğrulatan bir başka hamle de Tuchel'den geldi. Savunması da bir hayli iyi olan Risse'yi çıkarıp kontradan gol bulma olasılığını arttırmak için Choupo-Moting'i oyuna soktu. Bu oyuncunun savunması yoktur ve Farfan ise savunulmak için en az iki kişiye ihtiyaç duyuyor..
Çıkan iki kenar oyuncusunun yaptığı ortalar 4'de 1 iken giren yeni iki oyuncu 11'i buluyordu. Özellikle Farfan çokca ikili savunmaya maruz kalsa da maçı koparan isim oldu aslında. Sol kenardaki Stieber'in çıkarıp Kirchoff'u merkeze koyup Stieber bölgesine de Soto'nun kaydırılması ise Farfan'ı durdurmaya yetmedi..
Kenarlar işliyor ve diğerleriyle mesafesini kısaltıp bir bütün olmanın ilk meyvesini Holtby-Draxler ile verkaça girip Raul'u kaçırtarak güzel bir hücum sonrası farkı bire indiriyordu. Akabinde Farfan ve kornerler sonucu 33 dakikada dört gol buldu Rangnick'in takımı..
Velhasıl taktik savaşını bu sefer usta kazandı. 2-0'dan deplasmanda 4-2 maç aldı.
Çok beğendiğim sol bek Fuchs 90 dakika boyunca ıslıklandı. Zira geçen sene Bochum'dan kiralık olarak alınan ve Tuchel'e söz vermesine rağmen Schalke'ye imza atan eski oyuncusunu affetmedi taraftar. Güzel olan ise onca yuhalanma sonrası son altı golünde olduğu gibi yine frikikten doksanda golünü atmasına rağmen hesap kesmedi, sevinmedi Fuchs.. Saygı duydu eski takımına..
Elbette soru şudur: 33 dakikada Mainz'a 4 golü atan Schalke kendi evinde Helsinki'ye yemeden üç golü atabilecek midir?
21 Ağustos 2011
Aaa.!
F.Terim bir Türk düşmanıyla sarmaş dolaş?
Bu absürdlükleri bir kenara bırakın. Bire bir olayı yaşayan Nuri dahi maçın sonunda tokalaşmış, poldi özrünü dilemiş olay kapanmış iken saçma sapan beyanatlarla birilerini hedefe koymaya çalışmayın.. Olur devran döner hedefe koyduğun adam gelir takımının sol kenarına oturur..
Sonra ?
Güzel adamdır Podolski.. Arızadır ama güzeldir. Severim ben Podolski'yi..
Gönderen Borges an: 23:26 8 yorum:
Tanıdın?
Şimdi bakınca böyle tanıdık geliyor da ilk etapta bilememiştim kimdir diye..
Tivitırdan açıklamama rağmen sorup duruyorsunuz. Bir üst fotoda Fatih Terim'e sarılan insanoğludur kendisi.
Gönderen Borges an: 21:42 2 yorum:
Farkımız.!
9 ülkenin liginin başlaması üzerine "TV'de futbol" olarak her ülkenin farklılıklarını dile getiren bir makale okudum. Orada yazar misal;
..İspanya'yı ele alıyor.
Barlarda sokaklarda her yerde televizyonların olduğunu ve futbolun nasıl sevildiğini,konuşulduğunu..
İngiltere'yi ele alıyor.
Almanyada hafta içi maç olduğunda "ingiliz haftası" derler. Ne kadar fazla maç yapıldığından ne kadar çok futbolun sevildiğine dair tarifler.. Elbette TV parasının nasıl çok fazla olduğu ayrıntısı.
Misal İsveç'i ele alıyor.
Burada hemen herkesin kendi liginden daha çok Premiere Lig seyrettiğinden..
İtalya'yı ele alıyor..
Maçların içerisinde kameraların soyunma odalarına da indiğinden bahsediyor.
Rusya'yı ele alıyor..
Şifreli kananlda izlemeyen çoğunluğun barlara akın ettiğini ve burada bir masa kapmanın en az 25 avro olduğundan bahsediliyor.
En sonunda Türkiye'yi ele alıyor.. Aynen aktarayım ben size.
"Her kanalın kendine ait bir tartışma programı var. Yerel kanallardan kulup kanallarına kadar.. Çok fazla maç görüntüleri olmamakla beraber bunun yerine bol bol sokak jargonu ile pireyi deve yapmak var. "
....
Maraton programının başlangıcı bir milattır bu ülke futbolunda. Ne zaman ki Cine 5-Lig Tv maç görüntülerini kendine sakladı işte o zaman görüntüsüz futbol programı yapmak zorunda kalan diğerleri çareyi işin bokunu başka yönden çıkarmakta buldular ve bu ülkenin futbol kültürü haline geldi. Sevsin ya da sevmesin maç görüntülerini en erken veren Maraton programının zorunlu izleyicileri de Erman Toroğlu karakterini içselleştirince bugünlere kadar geldik.. Bir futbol programının jargonu yabancı bir ülkedeki makaleye dahi konu oluyor ve biz bunu artık konu etmiyor şiddeti, futbol dışı olayları halkın cahilliğine bağlıyorsak işimiz iş demektir..
Gönderen Borges an: 04:27 7 yorum:
Etiketler: Basin
Bayern Münih - Hamburg 5-0.!
Size bu hafta Misli.Com'a yaptığım maç yorumundan bir paragraf sunayım.
"Kadroları, taktik dizilimleri hepsini bir kenara bırakın. Hamburg her koşulda zorluk çıkartmış ve her zaman beraberlik en büyük ihtimal olmuştur bu büyük duelloda ve fakat bugün biraz başka.
Ben Bayern'in Hamburg'a fark atacağını düşünüyorum."
Dahası.. İki fark Bremen, İki fark Hoffenheim iki fark Bayern verip de Braunschweig üst olur diyerek muhteşem kuponumu da ziyan ettim. Braunscweig beklediğimin aksine rezil bir oyun ortaya koysa da Paulus Kumbela öküzünün kaçırdığı penaltı da tuzu biberi oldu.
Hamburg'un ilk maçında dedik ki ön dörtlü sorunlu. Gidecekti sakattı şuydu buydu derken oradan geriye kalan Gökhan Töre oldu. Daha ligin üçüncü maçında çok başka bir formasyona dönmek zorunda kaldı Michael Oennning.. 4-2-3-1'den iki asli mevkisi forvet olmayan 19 yaşındaki genç çocukları sahaya sürdü oldukça defansif 4-4-2'sinin içerisinde..
Dörtlü defansı bir yana bırakın. Orta dörtlü Rincon-Jansen-Jarolim-Westerman.. Rincon defansif orta saha. Westerman aslında stoper. Jansen de sol bek.. Keza Jarolim de defansif orta saha. Hedef ikili dörtlü set kurmak ve yakaladığı toplarla sprinter olmayan ve fakat genç iki oyuncuyla sonuca gitmek.. Çok net bir korku ve onun yarattığı son derece gereksiz bir defansif oyun anlayışı.
Bayern'de ise Zürih kadrosundan üç isim değişmişti. İlk golü atan eski HSV'lu VAn Buyten nedense stopere çok yakıştıramadığım Boateng yerine oyuna dahil olur iken Gustavo yerine Timoschuk ve farkı yaratan değişiklik ise Kroos yerine oynatılan Thomas Müller.. Buraya bir parantez açmak gerekir.
Müller sahanın en fazla koşan oyuncusu olur iken 28 sprint ile en yakın rakibine iki katı bu konuda fark attı. Gol atamadı belki ama Ribery ve Robben'in alanının boşalmasına yardımcı olmakla kalmadı en fazla kaleye şutu çeken insan oldu. Sadece skor üretme konusunda sıkıntı çekti. Tam anlamıyla forvet arkası pozisyonunun hakkını verdi. Oyun zekası tekniği ve içgüdüsel olarak doğru yerde olması onu ve haliyle Bayern'i farklı kıldı bu akşam..
Hamburg ise orta çizgiyi geçtiğinde ben onlara gol yazdım ama yine maçı Bayern kazandı. Kadro istikrarı ve dengesizliği söz konusu. 4-2-3-1'den vazgeçmeyerek Son'u mutlaka ilk onbir tutup Gökhan'ın diğer kanadına da Jansen'i oturtsa dahi Petric olmadığında net bir merkez forvet bulmaları gerekir. Hem Petric'in hem de Guerrero'nun aynı anda sakatlanması talihsizlik olsa da bu denli bilinçsiz ve kendine güvensiz takımın toparlanması bir hayli zaman alır..
Çekilen şutları gördüğünüz zaman sonucun aslında biraz da beceriksizlikten bu şekilde olduğunu anlayabiliriz. tarihi fark olabilirdi. Bir de elbette Robben farkı.. Attığı gol muhteşemdi. Her maça damgasını vuruyor ve bu dünyada onu bir Mourinho taktiği bir de sakatlık durdurabiliyor. Yüzde 70 ile sahaya çıkmasına rağmen yine o.. İnanılmaz bir oyuncu ve gerçekten kelimelerimiz yetmiyor artık..
Cacauuuu.!
Kafasındaki şey ne diye sorarsanız rund magazine arkadaşı yalan makinasına bağlayıp röportaj yapmış. Onun şeysi.. Yok öyle çok ilginç bir ayrıntı çıkmadı heyecanlanarak okumaya başladığım röportajında..
Daha çok ölüm korkusu yaşadınız mı hiç sorusuna verdiği cevap ilginçti. İki kez ölüm korkusu yaşamış.
Birincisinde olayların olduğu yerde şansızlık eseri toplanmış bir grubun içerisindeymiş. Polisler gelmiş ve potansiyel suçluymuşçasına silahı dayamış ve yarım saat bu şekilde işkence ettikten sonra evlerine bırakmış. Çok kormuş..
İkincisi ise güzel olanı. Arkadaşının evine ziyarete gitmiş ama tam o gitmeden birisi kısa pantolonlu mavi ceketli birisi evi soyacak diye polise ihbarda bulunmuş. Şans o ya diyor ben de kısa pantolonlu mavi ceketliydim. (Birisi güzel bir şaka yapmış yıllar önce bugün bile farkında değil gibi ) Polis silahı dayamış tehtit etmiş "Gel biraz seninle gezinti yapalım" demiş ve işte ikinci kez ölüm korkusunu burada hissetmiş.
İlginç olan diğer ayrıntı ise "Çeteye üye oldunuz mu" sorusuna "öyle gerçek bir çeteye değil" derken makinaya göre yalan söylemiş olması. Keza "hayvanlara işkence ettiniz mi" sorusuna verdiği "hayır" cevabını da makina çok kabul etmemiş.. miş..
45 dakikada 4 farklı Taktik.!
Elbette o.. Başka kim olabilir ki?
Bir takımın başarısının pek çok etkeni vardır. Oyuncular, teknik direktör, gelenekleri, tarihi, koşulları v.s. Lakin Mainz tek başına antrenör üzerinden yürüyor. Bir meydan okuma var çok iyi bir şekilde algılayabildiğimiz..
Bizzat Tuchel yıldız yapmıştır aslında Schürrle'yi.. Holtby'i.. Szalai'yi ve fakat bir süre sonra sanki bu güçlü kadro nedeniyle başarı gelmiş gibi alglanmaya başladı. Geçen sene başarı göstermiş takımın bütün yıldızları gitti . Artık Schürrle,Holtby,Fuchs yok Szalai de sakat.. Değişen bir şey var mı? İki de iki galibiyet ama nasıl..
Liderlik tartışmalarında Kahn'a hak veriyor sadece o karakterin illa ki sahanın içerisinde yer alması gerekmediğinin üzerinde duruyor. Mainz'da lider futbolcu yoktur zira bir iki oyuncu hariç üst üste forma giyeni dahi bulamazsınız ki otursun da liderlik etsin. Herkes hocasına güvenir.. Nasıl güvenmesin ki?
4-2-3-1 ile çıktı Freiburg karşısına.. İkinci yarı ise baklava 4-4-2'ye döndü. Arkasından dört orta sahalı 4-4-2.. Son çeyrekte ise defansif 4-4-1-1'e geçiş yaptı. 45 dakika içerisinde dört farklı taktik ile sahada yer alıp en önemlisi iki maçta ikinci galibiyetini elde etti.
Yarın Schalke karşısına çıkıyor ve fakat hemen herkes bunun usta-çırak karşılaşması üzerinden değerlendiriyor. Bizzat onu hocalığa yönlendiren ve hatta Mainz'dan önce Hoffenheim'e yardımcı yapacak iken son anda elinden kaçıran Rangnick ve onun başarılı talebesi Tuchel..
Hoffenheim'in başında iken Tuchel galip geldi.. Bugün ise Mainz kendi sahasında kendisi gibi Avrupa Liginde madara olmuş ustasının karşısına çıkıyor..
37 yaşında ve bugünkü açıklamaları sonrası da kendisini Bayern'e hazırladığını söyleyebiliriz. Onu çok çok başarılı bir taktisyen olarak görsem de maççı bir hocanın sabit bir sistem olmadan bu şekilde büyük bir kulupte yapamayacağını söylerim. Amma velakin düşük bütçeli bir takım ile büyük başarılar kazanmak isteyenin de gözü burada olsun.. Bir Tuchel bir Slomka.. Mainz ve Hannover. Yüzde doksan beş teknik adam üzerinden yürüyen "teknik direktörlük" mesleğini sonuna kadar üzerine basan başarılı adamlar.. Yarın sahaya nasıl çıkacak bilmiyorum ama onca Mainz maçı izledim yenildiğini gördüm ama ezildiğini bir kez olsun çaresiz kaldığına şahit olmadım..
Podolski Gelir mi ?
Podolski gelir mi ?
İki açıdan bakalım. Ekonomik ve Sportif. Hemen kapatalım baktık yeterince: Gelir.. Ekonomik açıdan daha iyi bir teklif sunacağımız ortada iken ilk iki maçını kaybeden ve gittikçe küme düşme potasının daimi müşterisi konumundaki Köln'ü bırakıp Şampiyonluk kovalayacağı Galatasaray'a gelmesi sportif açıdan da bir gelişmedir.
Kaptanlığını aldılar elinden.. O Bayern sonrası özelllikle Premiere Kuluplerinin ve Almanya'nın diğer devlerinin başına üşüştüğü bir sırada duygusal davranıp eski takımına geri dönmüştü. Eğer kaptan yapılmamış olsaydı bu sorun olmazdı ama elindeki bir şeyi alırsanız bunu nankörlük olarak algılayabilir oyuncu. Podolski milli takımda Schweinsteiger-Lahm seviyesinde olmasına rağmen kaptanlık için adı geçmez ve o da geçirmez.. Bireysel takılır.. Amma velakin geçen sene onca güzel performans sergilediği halde pazu bandı ile sene başında bunun alınması saygısızlık gibi bir şey aslında.
Sorunu o tatlı adam Solbakken olmadığı açık. Sportif direktör Volker Finke.. Kulube hakim ve başarısız sonuçlarda teknik adam gitse de bu adam kalacak ve Podolski sorunu da yaşamaya devam edecek.. Bir başka kulbe gitmesi olağan.. Neden Galatasaray olmasın? Tek bir sorun var o da kulubün taraftar korkusu nedeniyle satmaya yanaşmaması..
Memleketimizde haberler çıksa da henüz daha bu tarafta basın bu konuyu ele almadı. Ben Podolski değil ama Köln kulününün şu konumda böyle bir risk alacağını tahmin etmiyorum ama Podolski ısrar eder gitmekte diretirse kulup de bunu bu şekilde aksettirirse her şey olası..
26 yaşında. Götze'nin adı geçse yüzde yüz iş yapar diyemeyiz ama şunu belirtelim: Milli takımın yıllardır değişmez oyuncusu ve kulup takımında yedek kaldığı dönemde dahi o formayı Löw ona verdi ve vermeye devam edecek gibi her ne kadar Schürrle-Reus v.s. gibi çok önemli rakipleri olsa da.. Demem odur ki uyumsuzluk durumunda dahi Bundesliga piyasası olan ve geri satışı mümkün bir futbolcudur. Denemeye bir hayli değer..
Olur da transfer gerçekleşirse çok daha ayrıntılı bir şekilde elbette burada..
Kaydol: Kayıtlar (Atom) | 90b424f773a4 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
19 Kasım 2010
No Surprises.!
Hemen herkesin farklı bir hayatı yaşadığı yerde hepsine birden ortak kimi kuralları dayatmanın manasızlığı en az babasının sahip olduğu ve kendisinin inanmaktan başka çaresinin olmadığı yerde bunu evrensel doğru/olması gereken diye insanlara sunma gayretinde olanlar kadar tuhaf bulurum.. Mevzu bahis konu bir insanın neye inandığı ve ne yaptığı değil; ötekinin neye inanması gerektiğini ve ne yapması gerektiğini kendi yaşamına ve algısına bakarak karar veren insanlardır.
Özellikle ebeveynlerin çocukları üzerinde yaptığı en büyük hatalardan birisi de budur sanırım.
Samimiyetsizlik ile ahlaklı olmak bana çok yakın gelir hep.. Bunların içerisinde din olgusunu da ekleyip muhteşem bir yazı çıkabilir becerene. Beş yaşında çok şeyin farkında olmazsınız ve hatta aslında on ya da on beş yaşında da.. Ve fakat bazı şeyleri birileri sizden istiyor ya da toplum algısı içerisinde bir değeri olduğu için yapmak istersiniz aslında çok hoşunuza gitmese de.. kimi düşünceleri dışarıya vuramazsınız düşünseniz de.. Çünkü kabul edilenler arasında değildir. Ancak bu ahlaksızlığı göze alan birden fazla insan çıktığı vakit sizden çok sonra bir başkasının kendi özelini bastırması için ancak 'kabul edilenler' arasına girebilecektir. Pek çokların dile getirdiği gibi Ahlaksızlık bir bakıma Ahlaklılığın'ın ardılıdır.
Birisi bir gün 'Kürtçe Müzik yapacağım' dedi linç ettiniz.. Linç edenleri alkışlayanlar arasında bulunan onun açtığı yoldan kürtçe müzik de söyleyebildi. Burada dile getirilen Ahmet Kaya ve Mahsun Kırmıgül arasındaki ilişkiyi tarih içerisinde toplumdan topluma değişen ahlak yasalarına da uygulabilirsiniz.. Aynı şekilde 'ahlaklı' ile 'ahlaksız' arasında doğru-yanlış demeden 'samimiyet' farkını da gözetebilirsiniz kesinlikle..
Ahlaksızlar, özgürlük düşkünüdürler. "Zamanın Ruhunun" oyuncağı/soytarısı olmadan kendilerini gerçekleştirebilen insanlardır.
Örnek olarak mahallede, okulda orda burda gösterilen hiçbir çocuğu sevmedim ki bunlardan birisi de ben'dim.. Kendimden biliyorum; samimiyetsizler ordusu. Çocukluğumun, hayallerimin katili.
Benim kabul etmediğim doğruların peşinden koşarken terk ettiğim hayallerimin kırıntısının peşinden bugün koşturuyorum. Benden istenileni değil benim istediğimi gerçekleştirmek üzere futbolun içerisinde olduğu bir işin peşinde koşturuyoruz ve bayramdan ziyade budur yokluğumuzun sebebi.. Belki buralar biraz daha sessiz olacak ama güzel olan biz futbolun içerisinde olacağız hep...
Hepinize iyi Bayramlar..
16 Kasım 2010
İvan Ergiç'in Yazısı.!
Futbolcular bir ürün, taraftar ise tüketici
Futbolu ve sporu geniş anlamıyla bir metaya dönüştüren aşırı ticarileşme, oyuncuları taraftara
yabancılaştırma sürecinden başka bir şey değildir. Toplumda olduğu gibi, sporun küçük dünyasında da her şeyin bir fiyat etiketi var. İş dünyası temsilcileri spordaki rant potansiyelini gördüklerinde, o güne değin temiz kalmış bu bedensel faaliyete ticaretin ruhunu ve sermayeyi bulaştırdılar.
Zamanla her şey satılık bir eşyaya dönüştü, profesyonellik ve pazarlama spocuları seyircilerden –en yumuşak ifadesiyle sonsuza dek- kopardi. Oyuncular bir ürün, seyirciler ve halk da gündelik bir tüketici; hatta bir müşteri oldu. Artık herkes bunun farkında.
Adam Smith´in eli!
Uefa ve Fifa´da „koltukları“ olup futboldan ve spordan zerre kadar anlamayan pazarlama güruhu &bürokratların desteğiyle, taraftar-sporcu ilişkisini piyasa mantığına göre belirleyen bir spor ekonomisi yapısı oluştu. Smith´in şu ünlü „görünmeyen el“ i futbolcuları ve taraftarları, onlar ne kadar direnseler de bir kukla misali oynatiyor, onlara kimlik ve anlam veriyor. Sonuç olarak sporcu-taraftar ilişkisi yabancılaşmakla beraber gizemli bir hale de geliyor. Oyuncu, tüketici için daha cazip olsun diye -pırıl pırıl ve sadece vitrinden görülebilen pahalı bir aksesuar misali -dokunulmaz mertebesine yükseltiliyor. Futbolcu-taraftar ilişkisinde en yanıltıcı noktayı bize takım otobüsleri anlatır. Takım otobüsleri stadyumlara giden birçok kişinin dikkatini çekmiştir; oyuncular görünmesin diye pencereler karartılmıştır, bir de otobüse eskortluk etmek zorunda olan güvenlik güçleri krallara özgü gizemli bir sadakat etkisi yaratır.
Sporcu : İnsan değil, pazarlama sembolü
Artık otobüslerin arkasından „kahramanlarını“ görmek icin koşan çocuklar yok. Bu çocukları daha çok mağazalarda, televizyonda izlemiş oldukları yıldız futbolcularin ayakkabılarını almak için ebeveynlerini çekiştirirken görürsünüz. Bazı kulüpler stadyuma geliş için takım otobüsü tutmak yerine direk VIP salonları ile bağlantılı, giyim kabini olan, futbolcuların kendi arabaları ile gelmesi ve kimselere görünmemesini sağlayan, yeraltında bulunan park alanları yapıyor. Birçoğunun belki de önemsemediği bu küçük detaylar, spor endüstrisindeki yabancılaşmanın son basamağını oluşturuyor. Guy Debord bu yüzden „Gösteri Toplumu“nda bugünlerde her şeyin birbirinden çok uzak olduğunu,insanlar arası ilişkilerin bile hayal ve tasarımlarla sürdüğünü yazıyordu. Taraftar sporcuya normal bir insan gibi değil de, bir pazarlama sembolü gibi, cisimleştirebildiği bir hayal gibi bakıyor, ve ilişkisini böyle kuruyor.
Zamanında futbolcular taraftarlarla içmeye giderlerdi
Artık futbolcularla taraftarların buluşabileceği bir nokta yok. Elit-kapitalist hayat felsefesine göre
yüksek maaşla çalışan sporcularin toplumdan kopması normaldir. Sporcunun kendisine hayran olan sıradan kişi ile hiçbir temas noktası kalmaz. Daha önceleri oyuncular maçlardan sonra bugünün aksine taraftarların olduğu yerlere gider, onlarla bira içer ve fikir alışverişinde bulunurlardı. Bugün yıldız ve yıldız adayı oyuncular toplumdan ayrı bir hayat tarzı yaşıyor, ve ayrı hareket ediyorlar. Dokunulmaz oldular. Tıpkı bir zamanlar Hollywood prodüktörlerinin sanatçıları daha çekici hale getirmek için özel yaşamlarında ve beyaz perdede gizemli bir kimliğe büründürmelerinde olduğu gibi, sporcular da farketmeden kendi kimliklerinin Hollywood´laştırılmasına maruz kalıyor.
Firma müşteri ilişkisi
İster oyunun başındaki zorunlu seramoniler, ister oyunun sonunda „desteğiniz icin teşekkür ederiz“ alkışları, sporun içinde biraz da rastlantısal olması gereken sporcu-taraftar ilişkisini yapmacık kılıyor. Eğer bir de maç kaybedilmişse ve morali bozuk futbolcu bir an evvel soyunma odasına gitmek isterken saha kenarında onu bekleyen öfkeli teknik direktörü veya basın sözcüsü „seyirciye gidin, selamlayın“ diye buyuruyorsa...Bu zorunlu davranış aslında müşterisine velinimet gözüyle bakan ve onu her daim tatmin etmek durumunda bulunan bir firmanın davranışlarından farksızdır. Oyunculara zül gelen imza günleri ve taraftar derneği ziyaretleri gibi organizasyonlar da bu tip ilişkilerde var olan „promosyon“ faaliyetlerindendir. Saydığım bu faaliyetlerin tamamı, müşteri ilişkilerine dikkat eden ticari şirketlerin çalışanlarıyla yapmış olduğu anlaşmalarda olduğu gibi, oyuncu sözleşmelerinin zorunlu maddelerindendir. İş gününün son saatlerinde yorgunluktan neredeyse bayılacak olan bayan satış elemanının müşteriyi etkilemek icin gösterdiği yapmacık gülümseme, futbolcu-taraftar ilişkisinin bir muadilidir.
Kibirli, sabırsız taraftar
Taraftar da nihayet, bayağı bir müşteri olduğunun, bir tüketiciye indirgendiğinin bilincine vardi.
Oyuncular şımarık yıldızlarmış gibi davranırken, seyirciler de bilet paralarını ödemiş, birinci sınıf
maç bekleyen ve mümkünse şov da isteyen şımarık müşteriler gibi davranıyor. Müşteri olarak
memnuniyetsiz kaldığı anda hıncını çıkarması için ona her yol mübah görünüyor. Hatta kulüplerine diğer tüketicilerden farklı olarak gönülden bağlı olanlar bile bazen sabrını yitirip, tepkisini alkışlarla ve sözlerle ortaya koyuyor.
Futbolcular için söylenen şarkılardan, yapılan tezahüratlardan belki de en dikkat çekici olanı
Bundesliga´da. Takım kötü sonuçlar aldığında veya beklenen oyun sergilenemediğinde tüm
stadyumdan „rezil milyonerler“ (scheiß Millionäre!) tepkisini duyarsınız. Bu tepkinin arkasında spor endüstrisinin gizlenmiş özünü ve amacını görürsünüz. Aşırı pazarlanmış bu spor dalında futbolcu paraya ve ilgiye boğulur ki, basit bir sonuç elde edildiğinde hedef tahtasına o oturtulsun, futbolu idare edip de kargaşadan hasarsız olarak çıkacak yöneticiler tarafından suç ona yüklensin.
İğnelerle Maça Çıkmak
Taraftarlar ve futbolcular yadsınamaz bir şekilde ayrılmışlardır ve bu, yabancılaşmanın olabilecek en kötü şeklidir. Her iki taraf birbirine daha yakın olup empati kurabilseydi son parasını maça veren taraftarı, futbolcu; ağrıdan duramazken iğnelerle sahaya çıkmak isteyen ve sürekli baskı altında oynayan futbolcuyu da taraftar daha iyi anlardı. Fakat şimdi hem onun, hem de diğerinin belirlenmiş rolleri, beklentileri var. Karl Marx´ın formülasyonundan her iki taraftan birinin bu yabancılaşmada kendini diğerinden daha rahat hissetmesiyle sadece birazcık ayrılan şu ortamda taraftarlar da futbolcular da kendilerine dayatılan yüksek kar amaçları ve ticarileşme uğruna kurban edilmiştir. Bir tarafın kendini daha rahat hissediyor olmasi da şüphelidir. Oyuncu ve taraftar arasındaki ilişkiye bir anlam katarak, onu ticari nedensellik seviyesinden yukarı çıkarmak hemen hemen imkansızdır. Her iki taraf için birbirine yakınlaşmak ilkin yabancılaşma gerçeğinin bilincine varıp onun doğasını anlamak ile
mümkün olur.
......
Çeviri blog okuru Berlin'de buluşamadığımız Hasan Koç'a aittir. Bu emeğinden dolayı ona çok çok teşekkürler..
Gönderen Borges an: 16:36 11 yorum:
Kaydol: Kayıtlar (Atom) | 8dae5ed7f374 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
10 Ocak 2009
Podolski Köln'e Dogru.!
"Westdeutschen Rundfunks" orkestrasi Podolski icin sarki bestelemis.. Sözleri de var ama asagi yukari icerigi belli.. gel buraya, özledik seni seklinde idi. Ise yaramis anlasilan..
Öyle veya böyle Bayern Poldi konusunda Köln ile anlasti anlasacak gibi.. Alman basinina göre transferi hemen hemen bitti .. Podolski Ümit Özat'in, Mondragonun yanina geri dönüyor.. Köln buyuk sehirdir, futbol sehridir, güzel olacaktir ikinci yari Bundesliga..
Ha ben olsam geri gitmezdim Köln'e. Cok ilginc bir secim oldu, Bayern olmasa da baska büyük takim ki hemen bütün bundesliga takimlari istemistir onu olabilirdi.. Bekleyip görecegiz..
Gönderen Borges an: 03:09 10 yorum:
Militarizm.!
"Bir insanin dörtlü sira halinde bando esliginde uygun adim yürümekten zevk almasi ona acimam icin yeterlidir. O büyük beyin ona yanlislikla verilmistir sadece bir omurilik ona yetecektir."
Albert Einstein
Hoffenheim'in Maliyeti.!
Hopp'un aciklamarina göre son sekiz yilda SAP'den Hoffenheim'a cikan para 175 milyon euro. Bu paranin buyuk bir miktari tesislesmeye harcandi. Iki tane stad ve cesitli antrenman sahalari icin 90 milyon Euro. Keza devaminda spor sehri olmasi icin vakiftan direkt klube aktarilan miktar 40 milyon euro. 25 milyon euro yeni gelen oyunculara ve 20 milyon da borc seklinde verilmis..
Gönderen Borges an: 02:43 2 yorum:
9 Ocak 2009
Futbol Blog Sona Erdi.!
Aceto Balsamico'nun postundan sona erdigini ögrendik.. nedenlerini bilmiyoruz ama yüksek ihtimal Okay Karacan'in görevden ayrilmasi ile ilintilidir..
Ne desem bilmiyorum, üzüldüm cok.. iki basamakli sayida program yapildi sonucta, bir acidan bir baslangic oldu devaminin bir gün nerde olur bilmiyorum ama gelmesini diliyorum sadece.
Mutlaka ki reyting sorunu da yasanmistir fakat program gün gectikce cok iyiye dogru yol aliyordu. Bloglarla ilgili bölümün disinda ilk programda eksik ne varsa giderilmisti en azindan bana göre..
Ben cok fazla türk kanallarini ve icerisinde barindirdiklari spor programlarini maalesef izleyemiyorum sadece aile ziyaretlerinde imkanim oluyor yine de izlediklerimi baz aldigim vakit Bülent Timurlenk'in bu avrupa liglerine olan ilgisi/bilgisi ve ayni zamanda türkiye süper ligine olan hakimiyetinin herhangi bir kanal tarafindan su ortam icerisinde degerlendirilememesi oldukca garip gelir..
Iki küfür edersiniz, sacmalarsiniz, bir sekilde soytariliklarla gündem yaratip popüler oldugunuz vakit birakin sürekli kanallar tarafindan transfer edilmeyi, is bulmayi ayni zamanda ortak oldugunuz saklabanliklar kadar ücret alirsiniz.. Biz uzun zamandir buna alistirildik. Icerigi futbol olan program denildigi vakit mahallenin kabadayisi seklinde futbolculara, hakemlere, yöneticilere racon kesen adamlarin cirit atttigi programlar aklimiza geliyor..
Aksi oldugu vakit sonuc da aslinda cok sasirtici olmuyor..
Cok düzgün bir programdi, yasama sansi aslinda cok yoktu ama bize yasattiklari da unutulmazdir, tekrardan tesekkürler Ali Okanci Bülent Timurlenk ikilisine..
Gönderen Borges an: 04:58 4 yorum:
Ribery Sadakatsizligi.!
Ben cok fazla röportaj okurum.. cok eski futbolculardan yenilerine kadar gördügüm her röportaja dikerim gözümü.. Ribery'nin bir bucuk yil icerisinde kacinci röportajini okudum bilmiyorum ama hemen hepsinde "cok mutluyum, sözlesme sonuna kadar buradayim" gibi benzer aciklamalar vardi.. Simdi durduk yere söylenmeye basladi.. (bir teklif almis olabilir ihtimali bu yüzden olasidir) Kontratimin sonuna kadar burada kalacagima söz veremem, her teklife acigim her an her sey olabilir gibi.. hatta Madrid'de oynamayi isterim gibi söylemlerini ispanyol gazeteleri yazmis, Madrid'in de 60 milyon euroyu gözden cikardigini filan diye gidiyor daha asparagas haberleri..
Ama su kesin, bu adam gidecek.. Yeter ki birisi onu istesin, o da gitmeyi.. Kim tutabilir ? Hangi oyunu bu sefer oynar bilemiyorum ama bu yüzden sadece bir gün saglam cakilmasini isterim..
Sunu da iddia ederim ki bu performansini baska hicbir ligde gösteremez.. Misal Diego, her yerde oynar, Ribery oynar ama bu sekilde degil.. Bayern'e gelesiye kadar olan dönemde hicbir zaman istikrarli bir oyuncu olamamistir ne Marsilyada ne de Metz'de ve hatta milli takimda da.. Sadece bu bence futbol icin cok olumlu olan ortamda ancak kendisini bulmustur..
Yine de gitmesini ve yere cakilmasini cani gönülden de diliyorum..
Roberto Rivelino Frikigi.!
1974 dünya kupasi grup maclarinda Dogu Almanya'ya attigi frikiktir.. Maci bu frikik golüyle kazanirken uyguladigi taktik gercekten ilginctir.. Kurulan barajin tam üzerine topa faso veren Rivelino, golü nasil buluyor izleyin efendim.
Gönderen Borges an: 04:03 4 yorum:
Etiketler: Videolar
Diego.!
Bremen'in Diego'su.
Öncelikle bu futbolcunun Fenerbahceye transferi bana göre mucizedir. Olmaz demiyorum, Lincoln icin demistim en son ve fakat agzimizin payini aldik orada yine de türkiye süper ligine su an icin transferi bana göre mümkün degildir. Bugün istesin Madridinden Barcasina kadar her takimdan teklif alir daha da önemlisi her yerde rahatlikla oynar.. Cok iyi bir on numaradir.. Hatta cekinmeden belirteyim bana göre Ribery'den daha yeteneklidir ama iste buyuk fark sudur ki o Brezilyalidir.. Surdaki sevgilisi, almanyada Sarah Connor geyikleri, gec gelmeleri, kartlari, omuz atmalari sik sik oyun disi kalmalari filan .. Klubun anlasmasi oldugu araba markasi ile degil de porschesi ile dolasir ve kacinci kez bu yüzden ceza yemistir bilinmez.. Brezilyali iste.. Bunu bilenler ona göre katlanir,Ronaldinho gibi abartmadigi takdirde cok buyuk sorun olmaz. Bu adamlar memleketlerinde soludugu havayi baska yerde soluyamiyor, cok baska bir özlem var.. Giden gelmiyor bi kere.. Disiplinsizler.. Türkiye Süper ligine gelsin sürekli tartisilir ama aslinda tipik özellikleri.. Nasil ki frikikleri iyi filan diye bahsediyorsaniz aldiginiz zaman olasi sacmaliklarini kabul edip fazla büyütmeyecek sekilde takimin icerisine koyacaksiniz.. Baska türlü olsalar Zidane gibi ulasilmaz olacaklar futbol piyasasinda.. Mücadelecidir celimsiz yapisina ragmen.. Üc tane mesut özil eder savunma futbolunda.. Alan alsin derim en az 30 milyon euroyu gözden cikarin ama..
Yakindan bakiyoruz sevgilisine.. Cok bir seye benzetemedim ben ama idare..
Babasi.. saglam eski futbolcu gibi duruyor, o da nasil bir durussa artik..
Helikopterle gelen diego abimiz hemen bir arkadaslik macina cikiveriyor..
Cocuklugunda da yildizmis.. Ki tahmin edebiliyoruz bu yetenegin cocukluk hikayelerini..
Kupalarla dolu müzesi var , bu da onlardan birisi..
Pele ile cekilmis fotosu.. Hangisi diego diye sormayacaksiniz sanirim.. yine de biraz kopya vereyim, ortadaki degil.
Sanki Lincoln gibi.. hepsi ayni bunlarin. Müzik manyaklari.. salsa, dans, müzik,parti, eglence.. Ronaldinho'yu al, Lincoln'ü al Diego'yu al bes kare ortak olur cekilmis alti fotografdan..
Annesi ve Babasi ile..
Biyiklar..
Ali Daei ve Karim Bagheri
tanimayininiz yoktur aslinda.. Ali Daei'nin iran adina attigi goller rekordur sanirim. 109 gol idi yanilabilirim. Baska acidan su an iran milli takiminin da basinda.. Hertha zamanlarini da iyi biliyoruz.. Bielefeld getirdi bayern transfer etti ve bir sene sonra Hertha'ya verdi. Fena da degildi hani.. bagheri ile beraber gelmisti Ali Daei. Bagheri hala faal futbol hayatina tahran semalarinda devam ediyor.. Artik o liberolasma yasina gelse de 50'ye yakin golü var iran milli takiminda ve 34 yasinda.. Velhasil kim derdi su iki foto futbolcularin ve üstelik bundesligada..
Kurt Pinkall ve Bernd Schmider
Burdan bakinca sagda duran abi.. ikisi bir takimin iki oyuncusu degil de mac sonrasi sahaya inen kayincosuna formasini vermis gibi duruyor.. ondan kayinco olur, baska seyler olur ama asla futbolcu olmaz. Biyiklardan ziyade celimsizligi be abi..
Walter Frosch ve Rüdiger Wenzel.
Birisine Kaiserslautern digerinde de baska forma olsa da eski St.Paulili yildizlardir bunlar.. Wenzel'in Hamburg'a attigi gol hala akillardadir ve fakat buradaki bakisi da unutulacak gibi degil. Su Wenzel'in biyiklari inanilmaz moda olsa gerek.. Nubar terziyan biyiklari. Bunlari yine anliyorum ben, su ifadeyle baska türlü bir kombinasyon olsa yine komik olacak belki ve sözüm bunlara degil zaten.. ki St.Pauli oyunculari ,efsane gollerin adamlari.. da asagiya bakin siz.
Werner Lorant
Seni sevmedim ki biyigini seveyim.. Siyah-beyaz kombinasyon muthis olmus..
Jürgen Kohler
Komik degil ilginc degil ama Kohler biyikli futbolcu dedigi zaman Bundesligada ilk aklima gelen isimdir benim.. Güzel futbolcuydu vesselam..
Mario Basler
Cuma namazina gidecek gibi duruyor..
Marek Lesniak
Hemen hemen bütün ilginc fotograflar listesinde her daim ismi vardir bu adamin ve nedendir bilmem ayni fotoyla yer alir hep. Aslinda nerden karelesen ilginc bir adam..
Günter Thiele
90'li yillara gelmeden ikinci lige düsen Duisburg'dan venezuella'ya gidip birakti futbolcu sonra asistan olarak venezuella milli takiminda filan da calisip geldi ülkeye futbol okulu acti bebeler icin.. 190 macta 58 gol.. yine futbolcu degil de film artisti gibi bir sey saniyor insan..
Bertram Beierlorzer
Bizim fürth'ün yardimci antrenörlügünü filan da yapti.. Bayernden bilenler bilir belki baska özelligi onca yil defans oynayip hic kirmizi kart almamasidir..
Walter Laubinger ve Oliver Freund
Saka gibiler yemin ediyorum.. Sag taraftaki Oliver abimin asil meslesigi de oto tamirciligi.. Bi yerde kirilma olmus..
Jos Luhukay
Bu sezonun kovulan ilk teknik adamidir.. Gladbach sezon basi yol verdi kendisine.. Ve fakat o da bir zamanlar oyuncuydu RKC Waalwijk'de oynarmis.
Paul Breitner
Efsanedir.. her bakimdan.
Daum..
Yorumsuz.
Franz Beckenbauer
Erbakan'in almanyaya gelip benzinli ve dizel araba olasiligina baktigi zaman dilimleri.. Artik nerde karsilasmislarsa onu bilemicem..
Berti Vogts ve Ruben hugo Ayala.
Klaus Schlappner
Antrenör... Ikinci ligde pek cok takim calistirtiktan sonra Cin'in basina gecti sonra iran diye devam etti.. Ayni zamanda bir dönem Kemal Sunal ile film cevirdi.. Sakar Sakir'deki Gardrop Fuat..
Ralf Zumdick ve Lothar Woelk
Soldaki de alman sagda ki de.. her ikisi de aslinda alman degil soldaki macar sagdaki rus desem kim itiraz edebilir ki ?
Horst Weyerich ve Harald Konopka
Konopka o dönem kizlarin sevgilisi.. Devid bekimi futbolun.. Reklamdan kazaniyormus daha cok parasini.. Köln ile sampiyonluklar filan önemli olsa da aslinda fizigi nedeniyle önplana ciktigi icin takim iyi tartismalara sebebiyet vermis.. Onun yüzünden antrenmanlari seyirciye kapatmis köln takimi..
Karl Marx..
Yok daha neler.. ne karl ne marx ne de futbolcu, hentbolcü.. Gregorio Lopez. bunu da koymuslar, es gecilecek gibi degil zira.
Gönderen Borges an: 02:29 9 yorum:
8 Ocak 2009
Altay: 1 Galatasaray: 2
Gönülsüz bir sekilde ekranin karsisina gectigimizde bu kadar keyifli bir macin bizi bekledigini düsünmedik.. Kupa maci olmasi bir yana Lincoln gibi maci kacirmama nedenlerinin arasinda olan futbolcularin yoklugu da önemliydi. Kendi adima keyif aldigim bir doksan dakika izledim.. O cok bahsedilen "one touch football" mevzusunun özellikle Kewell-Lincoln eksikliginde görmek isteyenler bu maci bir daha izlesinler.. Galatasaraydaki degisimin en somut göstergesiydi belki de Altay maci.. Sabri'nin o daglara taslara ve kime, nereye oldugu mechul ortalarin en buyuk atagimiz oldugu yillar geride kalmis gibi duruyor.. Ne kadar bilincli oldugu soru isareti olan Skibbe tercihinin/hamlesinin ilk görünür meyveleri bana göre bugün sahadaydi..
Ümit Karan takimdan ziyade kendisinin ihtiyaci olan golü bulmak adina bencillesmeye basladigi anda kendisini saha kenarinda buldu ki cok yerinde bir hamleydi kesinlikle.. Ki bu sistemin dislayacagi futbolcularin basinda geliyor . Son vurus ustasi ve bu bakimdan "Büyük golcü" olarak anilmasinda sakinca görülmeyen futbolcunun sistem ici faydasi söz konusu oldugunda cok buyuk soru isareti olmasi bir yana takimin su an huzurunu kaciracak yegane isimdir..
Sabri su performansi ile sag bekin bir numarali ismi olmasi bir yana hucuma yaptigi katki ile modern sag bek kavramina uygun düstügünü de gösterdi.
Bir de macin en güzel hareketi kesinlikle Altay'in o muhtesem golü iken ayni zamanda Galatasarayin galibiyet golünden önce Baros'un o ters ayakla topu önüne alisina bittim..
Süperdi.
Izmir yine yapti yapacagini, doldurdu stadi. Benim gibi izmirde uzun süre kalmis, o sehrin büyüklügünü an ve an yasamisgiller her daim bu sehrin buyuk bir takiminin Süper Ligde yer almamasindan her daim üzüntü duyarlar.. Ankara-Istanbul belediye takimlari yerine Altay-Göztepe-Karsiyaka üclüsünden minumum ikisi burada olmali.. Sehrin bir zengini artik takima el mi atar baska gelismeler mi olur bilmiyorum ama bu istirap bitmeli artik..
Kaydol: Kayıtlar (Atom) | 262b7fe610c1 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Yangın Merdiveni Basamak Özellikleri
Tehlikesiz bir yaşam sürmek isteyenler, özellikle uzun süre kalacakları kapalı alanlarda kendilerine nefes alacakları alanlar açmalıdırlar. Bunlardan birisi de acil durumlarda çıkabilmeleri için gerekli olan yangın merdivenleridir. Bu yangın merdivenleri sayesinde oldukça rahat edeceklerinin farkına varmaları, yaşamlarında büyük gelişmeleri beraberinde getirecektir.
İşte sizler de basamaklarından yana hiçbir sıkıntı yaşamayacağınız yangın merdivenlerine kavuşmak için sabırsızlık yaşıyorsanız, ekibimiz ile tanışmışsınız demektir. Çünkü sizlere hızlı ve pratik olarak hizmet vermekte olan ekibimiz, basamak ölçülerinden görünümüne ve kaymayan yapısına kadar her ayrıntıyı düşünmektedir. Kat sayısı az olan binalarda basamakları daire biçiminde kullanabilen, ancak 4 katın üzerindeki binalarda Z tipi ve köşeli görünümü ile dikkat çekici devasa yapıları oluşturabilen deneyimli ekibimiz ile siz de hemen tanışın ve çok daha özel çizimlere kavuşun. Sizlerin istekleri doğrultusunda geliştirilecek olan yangın merdivenleri sayesinde oldukça rahat edeceksiniz. Hayatınızı düzenli ve güvenilir bir şekilde yaşamanızın mümkün olduğunu görmek için, kendinizi tehlikede hissettiğiniz anda hayatınızı kurtaracak olan bu yapıların olması yeterli olacaktır. Aileniz ve sevdiklerinizle geçirdiğiniz keyifli anların büyük bir felaketle sonuçlanmaması için sizler de ihmal etmeyin. Yangın merdivenlerini mutlaka evlerinizde veya bulunduğunuz binalarda bulundurun.
Böylece aldığınız bu karar sayesinde siz de can güvenliğinizi sağlamış olacaksınız. Güvenilir ve kaliteli adreslerde bulunmanın rahatlığını derinlemesine yaşayabileceğinizi asla unutmayın.
Tüm özelliklerini sizin yerinize düşünen ve eksiksiz bir biçimde tamamlayacak olan ekibimiz sayesinde oldukça rahat edeceksiniz. Yangın merdivenlerinin güvenilir ve dayanıklı olması için malzeme kalitesinin birinci sınıf olması gerektiğinin altını çizmekte olan ve bunu ürünlerinde gösteren firmalarımız ile siz de bir an önce tanışabilirsiniz. Bu kararlarınız sayesinde geleceğe yönelik planlarınızda herhangi bir eksiklik duymayacaksınız. yangın merdiveni için gözle görülür bir kalite için tek adresiniz firmalarımızdan geçmelidir. | 5accd16e1a61 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
EVLENMEK İÇİN GEREKLİ BELGELER
Çiftler müracaata beraber gelmelidir.
1-Evlenecek çiftlerden biri ilçede ikamet etmeli,
2-Çiftler İlçe dışında ikamet ediyorsa; Çiftlerden birinin ikamet ettiği belediye evlendirme memurluğuna birlikte başvurarak evlenme izin belgesi getirilmelidir.
3-Nüfus cüzdanlarında T.C kimlik numarası olması gerekir. T.C kimlik numarası olmayan çiftlerin başvuruları dikkate alınmayacaktır.(Urla Kaymakamlığı'nın 11.04.2008 Tarih ve 1661 sayılı yazısına istinaden)
4- Çiftlerden biri ilçede ikamet etmiyorsa, çiftler birlikte Nüfus müdürlüğünden Evlenme Ehliyet Belgesi almalıdır. (Urla Kaymakamlığı İlçe Nüfus Müdürlüğü'nün 28/03/2012 Tarih ve 676 sayılı yazısına istinaden)
5-Bağlı bulundukları İlçe Sağlık Ocakları Aile Hekimlerinden resmi sağlık raporu almaları gerekir. (Urla Kaymakamlığı İlçe Nüfus Müdürlüğü'nün 16/05/2012 Tarih ve 1045 sayılı yazısına istinaden)
6-Kırtasiyeden temin edecekleri Evlenme Zarfı
7-Nüfus cüzdanları aslı ve fotokopileri
8- 5 şer adet fotoğraf (Son 6 aylık vesikalık fotoğraf)(Fotoğraflar fotokopi olması halinde kabul edilmeyecektir)
9- Yaşı küçük olanlar: A- 15 yaşını dolduran küçükler, mahkemece ergin kılınsa dahi evlenemez.
B- 16 yaşını bitirenler mahkeme kararı getirmeleri ile müracaatları kabul edilir
C- 17 yaşını bitirenler anne ve baba izni ile evlenebilirler
(Anne ve babanın kendisi, nüfus cüzdanlarının aslı ve fotokopileri, evlenecek kişiye ait Vukuatlı Nüfus Kayıt Örneği)
10- Bayan boşanmış ve eşi ölmüş ise; boşanma ve eşinin ölüm tarihinden itibaren 300 gün (10 ay) geçmeden evlenemez. Bu sürenin kaldırılması ve evlenilebilmesi için; Aile mahkemesinden İddet Müddetinin kaldırılması kararı ve Kesinleşmiş Şerh alınacaktır. Nüfus cüzdanı yenilenecektir.
11- Boşanmış olduğu halde nüfus cüzdanında medeni hali Evli görünenlerin işlemi, ancak; nüfus cüzdanları değiştirildiği takdirde yapılacaktır.
12- Yabancılar için yetkili merkezi makamlarca veya o devletin temsilcilikleri tarafından; Kişinin adını,soyadını, anne ve baba adı ile doğum tarihini, medeni halinin bekar, boşanmış, dul olarak açıkça yazılması evlenmeye engel halinin bulunup bulunmadığını gösterir şekilde düzenlenerek verilmiş ve usulüne göre tasdik edilmiş belge, evlenme ehliyet belgesi kabul edilir.
DİKKAT: HAZIRLANAN EVRAKLARIN GEÇERLİLİK SÜRESİ ALTI (6) AYDIR. (Evlenme yönetmeliğinin 42. Maddesi gereği bu süre içerisinde evlenme akdi yapılmadığı takdirde dosya işlemden kaldırılır ve iptal edilir ) | 9b51018653b2 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Tüm otomotiv imalatçıları, belirli aralıklarla normal bakım ve kontrollerin yapılmasını önermektedirler. İyi ve zamanında yapılan bakım size para ve zaman kazandıracağı gibi, aracınızın ömrünü de artıracaktır. Periyodik bakımla, birçok tamirat masrafından kurtulabilirsiniz. Periyodik bakım özellikle motorun yakıt, ateşleme ve emisyon kontrol sistemlerini içermelidir.
Bakım yaptırmakla sağlanacak kazançlar:
Az tamir masrafı.
Tamir masrafları azalır. Hasarlı bir parçanın zamanında belirlenmesi ve daha büyük problemlere yol açmadan değiştirilmesi, önemli para tasarrufu sağlar.
Güvenlik.
Bakımsız araç, ciddi kazalara sebep olabilir. Güvenli sürüş için frenlerinizi, direksiyon ve süspansiyon sisteminizi kusursuz durumda tutunuz.
Daha iyi performans.
Bakımlı araç, daha iyi yakıt ekonomisi ve sürüş demektir.
Çevre koruma.
Bakımsız araçlar önemli ölçüde hava kirliliğine neden olmaktadır.
İkinci el satış değeri.
Bakımlı araçlar, bakımsızlara oranla iki üç katına kadar fazla değer etmektedir.
Kullanım kolaylığı.
Bozuk tekerlek ayarları, aşınmış süspansiyon elemanları ve lastikler kötü sürüşe sebep olmaktadır.
Geleceği planlama yeteneği.
Kontrol sonucunda, bir parçanın ileride değiştirilmesi gerekeceği anlaşılırsa, bütçenizi ona göre ayarlayabilirsiniz.
Vefakarlık.
Bakımlı bir araç kolay çalışır, sizi yolda bırakmaz. Bakımsız araçla ise zor durumda kalabilirsiniz.
Sürüş zevki.
Yola iyi oturan ve isteklerinizi yerine getiren bir aracı kullanmak zevktir.
Sahiplik gururu.
Aracınız sizin kişiliğinizin bir devamıdır. Ona iyi bakmaya devam etmelisiniz.
Aşağıda (imalatçıların önerilerinin yokluğunda) kolayca uygulayabileceğiniz, size zaman, para ve güven kazandıracak bazı ipuçları açıklanmıştır.
Günlük Bakım
Fren, dönüş ve dörtlü acil sinyal lambalarınızın çalıştığından emin olunuz. Lambaları her zaman temiz tutunuz.
Aylık Bakım
Motor yağ seviyesini kontrol ediniz.
Soğutma sisteminden sızıntı olup olmadığını gözle muayene ediniz. Radyatör antifriz/soğutucu seviyesini kontrol ediniz. Yeni otomobillerde seviye işaretli şeffaf depolar bulunmaktadır. 50/50 kalıcı antifriz ve su karışımı ile doldurunuz. Dikkat: Motor sıcakken basınç kapağını açmayınız.
Cam silecek suyu deposunu dolu tutunuz. Doldurma işleminden sonra, silici lastiklerini, üzerine bir miktar çözücü döktüğünüz bir bezle siliniz.
Kayışları ayda bir kontrol ediniz. Aşınmış, yüzeyi camlaşmış veya kavrulmuş kayışları değiştiriniz veya iyi durumda iseler gerginliklerini kontrol ediniz. Kayış gerginliği, kasnaklar arasından baş parmağınızla bastırdığınızda 10-15 mm esneyecek düzeyde olmalıdır. Esnemiş, şişmiş veya çürümüş hortumları değiştiriniz. Kelepçeleri sıkınız.
Fren hidroliğini ve varsa kavrama hidroliğini kontrol ediniz. Kapağı açmadan önce fren merkez silindirini temizleyiniz. Hidrolik eklemeniz gerekiyorsa, onaylanmış tipte hidrolik ekleyiniz ve muhtemel sızıntı yerlerini kontrol ediniz.
Güç direksiyonu yağını ayda bir kez kontrol ediniz. Seviyesi düşük ise yağından ekleyiniz.
Motor çalışır ve sıcak durumda, park freni çekili iken transmisyon yağı seviyesini kontrol ediniz. Gerekli ise ekleyiniz. Gereğinden fazla yağ doldurmayınız.
Lastik basınçlarını kontrol ediniz ve önerilen basınçta tutunuz. Lastik yüzey ve dişlerindeki kesikleri, diğer hasarları ve düzenli düzensiz aşıntıları inceleyiniz. Düzensiz aşıntı, tekerlek açı ayarlarının veya balansının bozuk olduğunu gösterir.
Motor ve transmisyon yağlarını ve yağ sızıntları olup olmadığını kontrol ediniz. Yağ çubuğunu çıkarıp silerek tekrar yerine takınız ve tekrar çıkararak yağ seviyesini kontrol ediniz. Gerekli ise ekleyiniz. Gereğinden fazla yağ doldurmayınız.
Bir iki ayda bir hava filtresini kontrol ediniz. Kirili ise değiştiriniz.
Akünüzü soğuk havalarda ayda bir, sıcak havalarda haftada bir ve uzun yolculuklarda her gün kontrol ediniz. Kabloların sıkı ve oksitlenmemiş olduğundan emin olunuz. Eğer kapaklı tipte ise, sıvı seviyesini kontrol ediniz. Eksilmiş ise saf su ekleyiniz. Dikkat: akünün yakınında sigara içmeyiniz, kibrit veya çakmak yakmayınız.
6 Aylık veya 10 000 km'lik Bakım
Motor yağını ve uygulanabilirse yağ filtresini değiştiriniz.
Mekanik vites kutusu yağ seviyesini kontrol ediniz. Eksilmiş ise tamamlayınız.
Diferansiyel yağ seviyesini kontrol ediniz. Eksilmiş ise tamamlayınız.
Fren balatalarının aşıntı kontrolünü yapınız.
12 Aylık veya 20 000 km'lik Bakım
Motoru ayarlayınız, bujileri değiştiriniz (Platin bujiler imalatçının önerisi doğrultusunda değiştirilmelidir).
Kavrama pedalı boşluk ayarını yapınız (mekanik transmisyonlularda).
Tekerlek balansı yaptırınız.
Ön düzen ayarı yaptırınız.
Amortisörlerde yağ sızıntısı olup olmadığına bakınız. Amortisörün çalışıp çalışmadığını test etmek için, aracı yukarı aşağı sallayınız. Sallamayı bıraktığınızda araç hemen sallanmayı bırakmalıdır. Aşınmış veya sızdıran amortisörler daima çift olarak değiştirilmelidir.
24 Aylık veya 40 000 km'lik Bakım::
Soğutma sisteminizi boşaltıp yıkadıktan sonra önerilen antifriz ve su karışımı ile doldurunuz.
Fren hidroliğini değiştiriniz
Hava filtresini değiştiriniz.
Cam sileceklerini değiştiriniz. Aşınmış veya sertleşmiş lastiklerde sıvama veya gevşeklik görülür.
Otomatik transmisyon sıvısını boşaltarak yenileyiniz, filtresini temizleyiniz veya değiştiriniz, bantları ayarlayınız (uygulanabiliyorsa).
Aracın altından, delik kırık veya gevşek egzoz borusu, susturucu ve bağlantıları olup olmadığını kontrol ediniz. Hasarlı parçaları değiştiriniz.
NOT: Modern taşıt motorlarının çoğunda lastik kam mili kayışı (trigger kayışı) kullanılmaktadır. Bu kayışın imalatçının önerileri doğrultusunda değiştirilmesi önemlidir. Aksi halde kayış kopabilir ve motor hasarına yol açabilir. Önerilen değiştirme periyodları 40 000 km...100 000 km veya 4...5 yıl arasındadır. | f1f5c8beeaf0 | [
"hplt2",
"vngrs"
] |
Reklam Filmi Romanlar İle Renklenecek
Trakya'nın tanıtım filmine Romanlar renk katacak.
Trakya Kalkınma Ajansı, Trakya’nın turizm potansiyelini arttırmak için tanıtım filmi hazırlıyor. Tanıtım filminin Tekirdağ ayağında yapılan çekimler, Roman vatandaşların çoğunlukta yaşadığı Aydoğdu Mahallesi’nde devam ediyor.
Trakya Kalkınma Ajansı tarafından hazırlanan tanıtım filminde Edirne’nin tarihi güzellikleri, Tekirdağ’ın insan güzellikleri, Kırklareli’nin ise doğal güzellikleri ön plana çıkacak. Yönetmenliğini Serhat Genç’in yaptığı filmin müziklerini ise Fuat Saka hazırlayacak.
Edirne ve Kırklareli’nin ardından çekimler, Tekirdağ’da Romanların çoğunlukta yaşadığı Aydoğdu Mahallesi’nde devam ediyor. Romanların müzik ve danslarının ön planla alınacağı tanıtım filmi için Roman kızlar kültürünü yansıtan kıyafetleri giyerek darbuka ve klarnet eşliğinde dans etti. Çekimlerin oldukça heyecanlı geçtiği mahallede zaman zaman vatandaşlar müziğin ritmine kapılarak kendilerini dansın içerisine attı.
Tanıtım filmindeki amaçlarının Uzak Doğu’dan, Avrupa’dan, Amerika’dan turistlerin bölgeye film çekmek için gelmelerini sağlamak olduğunu belirten Yönetmen Serhat Genç, "Bu bölge gözardı edilen bir bölge. İnsanlar genellikle bu bölgelerden turistik bölgelere geçişler yapıyorlar. Ama kendisi de turizm potansiyeli yüksek bir bölge. Bunu ön plana çıkaracak hem yerli hem yabancı bir film anlamında. Şu anda da roman mahallesindeyiz. Romanlar Trakya’nın önemli renkli unsurlarından birisi. Hem görsel anlamda hem işitsel anlamda Trakya’ya renk katan en önemli unsur Romanlar. Bu unsurların planlarını alıyoruz. Tanıtım filminde hem Edirne’nin tarihi güzelliklerini, Tekirdağ’ın insan güzelliklerini, Kırklareli’nin doğal güzelliklerini ön plana çıkardık. Filmin müziklerini Fuat Saka hazırlıyor. Edirne’de mehteran, yine Edirne’de belediye bandosu, buradaki roman arkadaşlar aynı eserin farklı versiyonunu çalacaklar. Biz tüm bu versiyonlarını Fuat Saka’yla Tekirdağ üzümünün batı versiyonunu, bandoyla biraz askeri versiyonu, mehteranlarla tarihi versiyonunun birleştirip en son roman arkadaşlarla cilasını yapacağız. İnşallah güzel bir film olur" dedi.
Genç, "Güzel resimlerle süslenmiş işitsel olarak çok güçlü bir film ortaya koymak gerekiyor. Çünkü insanlar izlemiyorlar. Ama müzik klipleri izleniyor. Biz buna bir tür Trakya’nın müzik klibi olacak diyebiliriz. Burada Roman arkadaşların günlük yaşamından kesitler göreceğiz. Her gün bir düğün oluyor. Zaten müzisyenler. Biri eline bir şey alıp çalınca hep birlikte oynuyorlar. İşimiz zor insanlar çok. Yüzde 99 yerli bir tane turist görünümlü oyuncu arkadaşımız var. O buradan geçiyormuş eğlenceye dahil olmuş gibi onu vermeye çalışacağız" ifadelerini kullandı.
Trakya’yı tanıtacak olan kısa film için ellerinden geleni yapacaklarını belirten Tekirdağ Roman Kültürünü Yaşatma ve Müzisyenler Dernek Başkanı Ümit Satılmış, "Türkiye’nin birçok kültüre sahip olduğunu herkes biliyor. Bunlardan bir tanesi de Trakya’nın ayrı bir kültürü var. Tabi Romanların da ayrı bir kültürü var. Romanların kültürü gerçekten çok renkli ve tat verici bir kültür. Dünyada Roman deyince akla dans ve müzik geliyor. Trakya’da geçimini müzikten sağlayan çok insan var. Genelde Tekirdağ’da Aydoğdu Mahallesi’nde roman vatandaşlar yoğunlukta yaşıyor. Yaklaşık 12 bin tane Romanımız var" şeklinde konuştu. | a8338cd89801 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Renkli Taşlı Yüzükler
Sıradanlıktan sıkıldıysanız ve renk konusunda daha farklı tasarımlar arıyorsanız, sizler de renkli taşlı pırlanta yüzükler kategorimize göz atabilirsiniz. Pırlantalı mücevher bölümünde renkli taşlı yüzükler, sizleri daha farklı ve daha özel hissettirecektir. Birbirinden özel doğal renkli taşların kullanıldığı bu tasarım pırlanta yüzükler, herkesin gözlerini kamaştırmaya devam ediyor ve bizler de Mercan Ziya Göral olarak bu modellere de yer vermeyi tercih ediyoruz. Sitemizde olmayan diğer farklı alternatif özel pırlantalı renkli taşlı yüzüklerimizi görmeniz için sizi her zaman Şişli/İstanbul'daki butik mağazamıza bekliyoruz. Seçimlerinizi sitemiz üzerinden yapabilir ve daha sonrasında bizimle iletişime geçerek, sipariş verebilirsiniz. Ayrıca kişiye özel sipariş ile de müşterilerimizin istedikleri doğal renkli taşlı yüzük modellerini hayata geçirebiliyoruz. | e1901cb6b85c | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
ÇANKIRI İLİ ORTA İLÇESİ ELMALIK BELDESİ
ELVAN SEYYİD SOSYAL KÜLTÜR YARDIMLAŞMA
DAYANIŞMA VE EĞİTİM DERNEĞİ
YÖNETİM KURULU BAŞKANLIĞIN'DAN
Derneğimizin Olağan Genel Kurul toplantısı aşağıda belirtilen gündem maddelerini görüşmek üzere 18 Aralık 2016 Paazr günü saat 13:00 Yakuplu Mahallesi Barış Caddesi 74.Sokak No:23/A Beylikdüzü/İSTANBUL adresinde bulunan dernek merkezinde yapılacaktır.
Çoğunluk sağlanamaması halinde, ikinci toplantı; 25 Aralık 2016 Pazar günü aynı gündemle, aynı yer ve saatte yapılacaktır.
Derneğimiz üyelerine duyurulur.
ELESDER YÖNETİM KURULU
GÜNDEM MADDELERİ
1.Yoklama, Genel Kurulun açılışı, saygı duruşu ve İstiklal Marşının okunması,
2.Genel Kurulu yönetmek üzere bir Başkan ve Başkan Yardımcısı, bir
sekreterden oluşan Başkanlık Divanı seçimi
3. 2014-2015-2016 yılı Yönetim Kurulu çalışma Raporu, Bilanço, Gelir-Gider
Tabloları ve Denetim Kurulu Raporlarının okunarak görüşülmesi.
4.Yönetim ve Denetim Kurullarının raporlanması ayrı ayrı ibrası, Genel Kurul
onayına sunulması
5.Menkul ve Gayrimenkul alımı, satımı, tevhit, trampa, ipotek, şerh,intifa, irtifak
hakkı tesisleri konularında, Dernek Yönetim Kuruluna yetki verimesi hususunun
görüşülerek Genel Kurul onayına sunulması,
6. Dernek tüzüğünde yapılacak değişikliklerin görüşülmesi
7.Yönetim ve Denetim Kurulu Asıl ve Yedek üyelerin seçimi
8.Dilek ve temenniler | 112c64e572c7 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Koklayarak yapılan inceleme
Dr.Şükran Gölbaşı
Mart-Nisan 2009
Koklayarak yapılan incelemenin amacı öncelikle şarapta herhangi bir kusur olup olmadığını araştırmak ve şarabın sahip olduğu aromatik yapının tespit edilmesidir. incelemektir. Şarapta 700 farklı aromatik bileşen mevcuttur. Şarabın yapıldığı üzümden kaynaklanan birincil kokular için ‘aroma’ terimi kullanılırken, mayalanma ve fıçıda eskitmeden kaynaklanan ikincil ve şişede eskitmeden dolayı açığa çıkan üçüncül kokulara ‘buke’ (bouquet) denir. Kokusal inceleme, ardı ardına yapılan üç inceleme ile şarabın aromalarının ve buke’lerinin yoğunluğu ve kalitesi hakkında bilgi edinilmesidir.
Birinci inceleme "ilk burun" olarak adlandırılır. İlk burunda, kadehi sallamadan şarap koklanır. Şarabın kadehe konulmasının hemen ardından, burun tamamen kadehin içine sokularak, büyük bir dikkat ve konsantrasyonla burundan derince bir nefes alınır.
Bağlar çiçek açarken
.
Burada amaç, şarabın içindeki son derece uçucu, çabuk ayrışarak kısa sürede kaybolan aromaların algılanmasıdır. İlk burunda üzümden kaynaklanan kokular alınır. Genç şaraplarda ilk burunda alınan kokular belirgindir. Genellikle, meyve ve baharat özelliği gösteren taze ve kuvvetli kokular alınır. Şarap içerdiği zengin aromatik bileşenler sayesinde çok değişik kokulara sahiptir. Bu bileşenler şarabın kimi zaman biber, kimi zaman vişne, tropik meyveler, badem, armut ya da çimen kokmasına neden olur.
İlk burun da alınan aromalar şarapların yapıldıkları üzüm çeşitleri hakkında fikir verirler. Örneğin, Cabernet Sauvignon üzümünden yapılan şaraplar, genellikle frenk üzümü, sedir ağacı, kurşun kalem, tütün ve zeytin aromaları içerirler. Muscat şarapları ise üzümün meyvemsi aromalarını yansıtan parfümlü şaraplardır. Bu aromalar, üzümlerin yetiştiği coğrafyaya ve iklime göre farklılık gösterseler de, şarapların genel karakteristik aromaları vardır. Bu aromalar her zaman güzel olmayabilir, örneğin; Sauvignon Blanc'lar kedi idrarı, Bourgogne'lar çiftlik, Shiraz'lar ise yanık lastik kokabilirler. Bu kokular genellikle rahatsız edici düzeyde olmazlar, hata olarak da kabul edilmezler.
İkinci burunda, kadeh dairevi hareketlerle dikkatle çalkalanıp şarap durgunlaşırken hemen koklamak gerekir. Bu çalkalama işleminin amacı, ‘şarabı açmak’ yani şarapta erimiş durumda bulunan gazların oksitlenerek açığa çıkmasını sağlamak içindir. Birinci buruna göre daha ağır ve yoğun kokular alınır, şarap durgunlaşırken kokuların arttığı gözlenir. İkinci burunda alınan kokular, fermentasyon sırasında açığa çıkan aromalar hakkında bilgi verir.
şaraptaki tüm aromalar ortaya çıkarılmaya çalışılır.
Aromalar, şarabın yaşı hakkında da fikir verebilir. Genç şaraplar, daha çok birincil aromalara sahipken, yıllandıkça daha kompleks, daha olgun aromalar ya da bukeler kazanırlar.
Bu aromalar, şarabın korunması için eklenen kükürt dioksit kokusu ya da iyi işlenmemiş mantar kokusu gibi şarabın üretimi hakkında bize bilgi verecek nitelikte olabilir.
Üçüncü burunda kadeh daha güçlü çalkalanır, nadiren burnu uyandırmak veya olası bir hatayı onaylamak için avuçla kapatılıp kuvvetlice çalkalandığı da olur. Üçüncül aromalar, şarabın olgunlaşması ya da şişede yıllandırılması sırasında oluşan aromalardır. Şarabın bekletildiği fıçıdan şaraba bir takım aromalar geçebilir. Tereyağı, vanilya ve kızarmış ekmek kokuları fıçıdan gelen aromaların en tipik örnekleri arasında sayılabilir. Bir şarapta birincil aromalar ne kadar güçlüyse, o şarabın bukesi de o denli güçlü olur.
Şarapların, bir ya da iki sene şarap saklanmış yeni fıçılarda eskitilmesi, bukesi ve yapısı üzerinde fark edilecek bir etki bırakır. Taze meşenin daha baharatlı ve yumuşak taneni kendini belli eder, şaraba sıkı ve kompleks bir yapı verir. Yeni fıçılarda tahtadan kaynaklanan baskın koku, vanilya aromasıdır. Eskitme sırasında kimyasal bileşimler yeni tatlar ve kokular oluşmasına neden olur. Cabernet kaynaklı şaraplarda, sedir veya sigara paketi kokusu, görülen bir durumdur. Kırmızı şarapların biraz isli ve beyaz şarapların kızarmış ekmek çağrışımlı aroması, fıçı üretiminde fıçıların içi ateş üzerinde eğilerek tahtasının kömürleştirilmesinden kaynaklanır. kömürleşir. Yeni meşe fıçılarda uzun süre bekletilen şarapta vanilya kokusu belirginleşir.
Şarapta algılanan kimi kokular bozulmanın habercisi olabilir. Birincil aromaların zamanla havadan oksijeni emerek değişmesi sonucu farklı bukeler oluşabilir. Çeşitli nedenlerle okside olmuş şaraplarda sirkeye dönmeye başlar. Sirkemsi kokular kazanmış bir şaraptan tamamen ümit kesilmelidir. Okside olan şaraplarda, sirke kokularından önce daha farklı kokular ortaya çıkar. Bozulmaya başlayan kırmızı şaraplarda domates püresi kokusu oluşur, beyazlar karton kokar ya da bayat kokular gelir.
Bazı kokular ise hatanın habercisidir. Şarabın mantarı enfekte olmuşsa, küf ve nem kokuları alınır. Mantar kokusunun, şarap açıldıktan sonra düzelmediği tam tersine gittikçe ağırlaştığı görülür. Böyle şaraplara, bouchonné (buşone) adı verilir. Fransızca bouchon kelimesi mantar anlamına gelir. Bazen şişe ilk açıldığında karşılaşılan mantar kokusu, mantarla şarap arasında sıkışmış ve kapalı kalmış havadan kaynaklanabilmektedir. Böyle bir durumda koku, şarap kadehe boşaltıldığında azalıp dağılır.
Kadeh, şarap tadımında görünüm, koku, tat ve yapı üzerine mümkün en iyi duyumları alabilmek için çok önemlidir. Bir şarabın içerdiği aroma ve buke miktarının ne kadarının bir kadehten koklanabileceği dört faktöre bağlıdır:
1. Kadehin biçimine,
2. Şarap kadehe konurken ve konduktan sonra sallandığında oluşan şarap bulaşmış iç yüzeye,
3. Aroma maddelerinin sirkülasyon yapabildiği, gelişip, yoğunlaşabildikleri, şarap yüzeyiyle kadeh ağzı arasındaki iç bölgeye,
4. Kadeh ağzı büyüklüğünün, gövdesine oranına.
Fransız kadeh üreticisi Jacques Pascot tarafindan tasarlanan "Les Impitoyables" kadehlerinin, şarabın tüm bukelerini koklayabilmek için en doğru seçim olduğu ileri sürülmektedir. Pascot, kadeh yüksekliğindeki bir kaç milimetrelik farkın bile, şarabın bukesini tam olarak koklayabilmede, büyük bir etken olduğunu tespit ederek, bukeyi en iyi bir şekilde tutan kadehleri tasarlamıştır. Pascot diğer kadehlerle %30’u yakalanan şarap bukesinin kendi kadehleriyle %80'inin koklanabileceğini iddia etmektedir.
Koklama suretiyle şarabı tanırken, tanımlamada güçlük çektiğiniz aromaları daha kolay teşhis edebilmeniz için kokuların başlıcaları aşağıda gruplandırılarak verilmiştir:
Meyve kokuları: Kiraz, çilek, ahududu, nar, erik, şeftali, kayısı, kuru üzüm, elma, kavun, bergamut, limon, ananas, mango, kuru incir, vs.
Çiçek kokuları: Gül, menekşe, portakal çiçeği, hanımeli, vs.
Bitkisel kokular: Çimen, yeşil biber, kırmızı biber, bezelye, kuşkonmaz, kabak, mantar, vs.
Ağaç kokuları: Meşe, kuru tahta, sedir ağacı, puro kutusu, vs. kokularıdır.
Baharat kokuları ve herbal kokular: kimyon, zencefil, karanfil, karabiber, nane, maydanoz, biberiye, soğan, vs.
Mineral kokuları: Quartz, tebeşir, ıslak taş, vs.
Hayvansal kokular: Av eti, taze et, deri, ıslak köpek derisi, keçi peyniri, balık, amonyak vs.
Kimyasal kokular: Alkol, aseton, sirke, petrol, çürük yumurta, plastik vs.
Reçine kokuları: Çam, reçine, vs.
Yanık kokuları: Duman, kızarmış ekmek, karamela, kavrulmuş kahve, vs.
Bu yazının hazırlanmasında eksik kimi bilgiler için “Şarap ve Şarapçılık Dosyası”, Kavaklıdere Şarapları AŞ., 1990 ve http://www.cafeturco.com/Content.asp?CID=166&CP=3 web sitesinden yararlanılmıştır. | a7df52a921c9 | [
"c4",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Pedro Almodovar uzun zamandır kötü filmler çektiği için, onu ve filmlerini hakikaten seven sinemaseverlerde bir “lütfen, bari bu filmi iyi olsun” beklentisi oluşuyor. Ben de son filmi Julieta’nın fragmanını gördüğümden beri, “valla bu kez olacak, baya seveceğim ben bu filmi” falan dedim ve kendimi de tam olarak bu şekilde şartladım.
Her zaman Almodovar’ın ilk dönemini şefkatle anan biri olarak, onun melodrama kaydığı ilk yılları hep ulaşılmaz bir tepe olarak gördüm. Özellikle 1987 yapımı Arzunun Kanunu (La ley del deseo) Almodovar’ın üç atını, yani mizah, saplantı ve melodramı kusursuz şekilde bir araya getirmişti. Almodovar, Arzunun Kanunu sonrasında yaptığı filmlerde de bir şekilde hep mizah ve melodram arasında dolaştı. Bazen mizahın dozunu sıfıra indirip Konuş Onunla (Hable con ella) ve Annem Hakkında Her Şey (Todo sabre mi madre) gibi başyapıtlara imza attı, bazen de melodramdan vazgeçip bütünüyle mizaha yaslandığı Sinir Krizinin Eşiğindeki Kadınlar (Mujeres al borde de un ataque de nervios) gibi şamata dozu yüksek filmler yaptı.
Julieta, bu kabaca ayırdığımız iki istikametten melodrama daha yakın duruyor. Almodovar’ın geçtiğimiz günlerde … artık mizah kullanmamaya karar verdim. Bunun acı dolu bir hikâyeyi anlatmanın en iyi yolu olduğunu düşünüyorum, demesinin hakkını verircesine ölümler, kayıplar ve terk edişler arasında herhangi bir gülümseme anını bile yakalayamadığımız filmle ilgili yönetmene getirilen ilk eleştiri de “neden güçsüz kadınlar?” şeklinde oldu.
Bir yönetmene “neden kadınları güçsüz gösteriyorsun?” diye sormanın nasıl bir mantığı var çözemedim de, her şeyi görmek istediğimiz gibi görme işini filmlere de şarj etmek büyük bir haksızlık gibi geliyor bana. Bir kaybın hatta kayıpların ardından yaşanan çöküş, toparlanamayış hayatta yok mudur? Elbette vardır. E o zaman koskoca adama, “böyle güçsüz kadınlar sana yakışmadı Almodovar” demek biraz komik olmuyor mu?
Yıllara yayılan ve içinde birçok yan öykü de barındıran Julieta, Almodovar dışında birinin elinde büyük ihtimalle darmadağınık bir film olurdu. Önce eşinin ölümü, daha sonra ise kızının onu terk etmesiyle hayatta yapayalnız kalan Julieta’nın bastırdığı güçsüzlük yıllar sonra kayıp kızının en yakın çocukluk arkadaşını görmesiyle depreşiyor. Portekiz’e yerleşme hazırlıklarından vazgeçip kızına defterler boyu mektuplar yazarak geçmişe dönüyor.
Aslında filmi izlerken kimi tercihler yapmak durumunda kalıyoruz. Dallanıp budaklanan öyküyü tüm ayrıntılarıyla takip ederken, bir taraftan da Almodovar’ın geçişlerindeki yumuşaklığı ve neredeyse her sahnede bir başka saplantısı olan kırmızıyı nasıl kullandığına odaklanabiliyoruz. Ne yalan söyleyeyim, ben de ilk izleyişte sürekli kırmızıları takip ettim ve bir yerden sonra olup biteni bırakıp Almodovar’ın biçimine kendimi kaptırdım. Giysilerde, duvarlarda, şemsiyelerde, her yerde karşımıza çıkan kırmızı Annem Hakkında Her Şey’den beri Almodovar’ın bu saplantısının en fazla su yüzüne çıktığı film olabilir.
Filmin edebi referanslarına bakınca ise zengin bir külliyat ile karşılaşabiliriz. Hâlihazırda Alice Munro’nun üç kısa öyküsünden derlenen film kimi yönleriyle Patricia Highsmith’e de açık göndermelerde bulunuyor. Julieta’nın sevgilisi Lorenzo’nun (Dario Grandinetti ya da Konuş Onunla’daki Marco diye de hatırlayabiliriz kendisini) hastanede geçen sahnede kendini saplantılı bir Highsmith karakterine benzetmesi (Sweet Sickness?) ya da filmin başlarında trende yaşanan kısa gerilimin Trendeki Yabancılar’ı epey andırması bunlara örnek olabilir.
Julieta, Almodovar’ın yirminci filminde kendi kariyerine bulunduğu bir saygı duruşu olarak da okunabilir. Kadınlar arasında geçen filmografisinin yirminci adımında da bütünüyle kadınların domine ettiği bir film yapan Almodovar’ın özellikle Rossy de Palma ile tekrar çalışması ya da bilhassa melodramlarında yanından eksik etmediği kostüm tasarımcısı Sonia Grande ile yola çıkması bunun göstergeleri.
Julieta, eski ve yeni dostlarını toplayan ve en iyi bildiği sularda yüzen Almodovar’ın en iyi filmlerinden biri değil elbette. Ama son dönemlerde yaptığı filmler içinde ilgiyi en fazla hak eden, daha da önemlisi onu o yapan tüm Almodovarian ögeleri içinde barındıran ve yönetmeni bir şekilde seven herkesin sevebileceği bir film. Hatta, sadece kırmızıyı takip etmek bile filmi sevmeye yetebilir.
8/2/12, yazihane | 7f0dfa630131 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Kleerup, Andreas Kleerup‘ın 2004 yılından beri solo çalışmalarını toparladığı projesi. Şu ana kadar yayınlanmış iki uzun, iki tane de kısa albüme sahip ve bu sayılar hızla artmaya devam ediyor. Birçoğumuz kendisini belki de işbirliği yaptığı Robyn, Susanne Sundfør, Lykke Li gibi isimlerle birlikte hatırlıyor olsak da, kesinlikle bütün projeleri dinlenmesi gereken ve canlı performansının da harika olacağına inandığımız bir isim. 3 Kasım‘da Salon‘da yine İsveç’ten tanıdığımız isimler olan Dunger ve BF/C ile birlikte sahne alacak Andreas Kleerup’la sohbetimize bir göz atın:
Merhabalar, nasılsın? Umarım her şey yolundadır. Hemen müzikle olan geçmiş deneyimlerinle ilgili bir soru sormak istiyorum. Duyduğum kadarıyla geçmişte bir metal grubundaymışsın ve aynı zamanda caz dersleri almışsın. Bu kadar geniş bir ilgi alanına sahip olman şu anki tarzını ve müzikal anlayışını nasıl etkiledi/etkiliyor?
Şu an yaptığım müziğin temeli kesinlikle her tür müzikten etkileniyor olmama dayanıyor ama müziğimi asıl besleyen şey dinleyerek büyüdüğüm müzisyenler: Frank Zappa, E.L.O, Steely Dan, Fleetwood Mac, Aphex Twin, ABBA, NEU!, The Eagles, Arvo Pärt ve Talking Heads.
İlk albümün ve mini-albümün tamamen İngilzce şarkılardan oluşuyor ama diğer albümlerinde sadece birkaç tane var. Bunun özel bir sebebi var mı?
Albümlerimde İngilizce’yi tercih ediyorum ama çoğunluğu İsveççe olan iki albümüm öyle olmak zorundaydı. Birincisi Aniara, İsveç edebiyatının klasiklerinden Nobel ödüllü Harry Martinsson’ın bir bilim-kurgu/şiir kitabının uyarlaması. İkincisi Det Var Den Sommaren ise 7 müzisyenin bir hafta boyunca aynı evi paylaşıp birbirlerini coverladığı Så Mycket Bättre isimli ünlü bir televizyon programındaki performanslarımın bir toparlaması.
Sık sık çok başarılı kadın vokallerle çalışıyorsun, bu bir tercih mi yoksa sadece öyle mi denk geldi? Birlikte çalıştığın isimler arasından bir favorin var mı, en ilham verici buldukların kimlerdi?
Kadın vokali şarkılarıma gerçekten yakıştırdığım bir şey ve eğer erkek vokali şarkıya uygunsa Me and My Army için 3 Kasım’da benimle birlikte izleme şansı bulacağınız müzisyenlerden biri olan Joel “California Man” Magnusson’la birlikte yaptığımız gibi kendim söylemeyi tercih ediyorum. En çok etkilendiğim isme gelecek olursak Robyn ve Titiyo diyebilirim.
Lykke Li’yle işbirliği içinde yaptığınız şarkı Until We Bleed Misfits’in soundtrackinde yer aldı; ardından geçtiğimiz senelerde H&M koleksiyonunun tanıtımında Susanne Sundfør’la çalışmanız Let Me In’i kullandı. Bu tip diğer sanat kollarıyla etkileşim içinde olmanın müziğine bir etkisi oluyor mu sence? Yakın zamanda benzer bir çalışmaların olacak mı?
Bunlar halihazırda kaydedilmiş/yayınlanmış olan parçalarımın bu kanallar aracılığıyla daha çok insana ulaşması yönünden harikaydı. Aynı zamanda kareograflarla birlikte de çalışıyorum ve soundtrackler yapmaya devam ediyorum. Eskiden çok fazla remix de yapardım. Müzik beni neye yönlendirirse ve dinleyicimi ne mutlu ediyorsa o yönde ilerleyerek tüm bunları yapmaya devam etmeyi planlıyorum.
İki yeni mini-albüm yayınlamak gelecek planlarına dair duyduğum en son şeydi. Şimdi ise bu albümler çıkalı belli bir süre geçmiş durumda, bir sonraki aşama ne? Şu an neler üzerinde çalışıyorsun?
Şu an Kleerup olarak yayınlayacağım bir albümü bitirme aşamasındayım, önce bir mini-albüm sonra bir normal uzunlukta albüm şeklinde olabilir, sonra da muhtemelen bir Me and My Army albümü olur diye düşünüyorum. Bunlara ek olarak bir radyo belgeselinin de müziklerini besteliyorum.
Daha önce hiç İstanbul’a geldin mi? Umarım harika zaman geçirirsin. Nasıl bir dinleyici kitlesiyle karşılaşmayı umuyorsun? Performansınızdan ne beklemeliyiz?
Daha önce hiç İstanbul’a gelmemiştim ama şehrinizi görmek için sabırsızlanıyorum, orada yaşayan bir sürü arkadaşım var ve çok eğleneceğime eminim. Dinleyicilerimle ilgili özel bir beklentim yok sadece mutlu bir şekilde ayrılmalarını umuyorum. Röportaj bana yönelik diye okuyucuların karışıklığa düşmesini istemem sadece bu konuda bir ekleme yapabilirim sanırım, 3 Kasımda sahnede bizi Küngen adıyla Dunger, Kleerup & BF/C olarak izleyeceksiniz. Çok teşekkürler, görüşmek üzere. | 77c46d0f5b85 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Demokrasi İçin Birlik İnisiyatifi’nin, Şişli Kent Kültür Merkezi'ndeki 'demokrasi buluşması' başladı
Cansu PİŞKİN / Evrensel
İstanbul / 23 Ekim 2016 11:05
CHP, HDP, SHP ve BDP eski milletvekilleri ile aydın, yazar ve sanatçılardan oluşan Demokrasi İçin Birlik Hareketi, Şişli Kent Kültür Merkezi’nde ‘Demokrasi İçin Birlik Buluşması’nı gerçekleştirdi.
AKP hükümetinin savaş ve baskı politikalarına karşı barışı ve demokrasiyi savunmak için bir araya gelen çok sayıda siyasetçi, demokratik kitle örgütü temsilcisi, sendikacı, insan hakları savunucusu, sanatçı, aydın, akademisyen ve gazeteciler, demokrasi için birlikte mücadelenin zorunluluğuna dikkat çekti.
"Demokrasi İçin Birlik Buluşması" adı altında Şişli Kent Kültür Merkezi'nde bir araya gelen siyasetçiler, AKP hükümetinin savaş politikalarına karşı barışı savunmak için buluştu. Siyasetçiler, sivil toplum örgütü temsilcileri, emek örgütleri ve insan hakları savunucuları tarafından oluşturulan Demokrasi İçin Birlik Buluşması'na çok sayıda siyasetçi, sanatçı, aydın, akademisyen, insan hakları savunucusu ve gazeteci katıldı. Buluşmanın gerçekleştirildiği kültür merkezine "Demokrasi İçin Birlik Buluşmasına hoş geldiniz" pankartı asıldı.
'AKP'NİN BAŞKANLIĞINI MHP HORTLATTI'
Buluşma, CHP Eski Milletvekili Binnaz Toprak tarafından yapılan açılış konuşmasıyla başladı. Toprak, Türkiye'de bugün sol alternatif üretmenin ne kadar ihtiyaç olduğu, Türkiye'de ki sol seçmeninin var olan seçmen sayısının üçte biri kadar olduğunu dile getirdi. Toprak, böyle bir ortamda işlerinin zor olduğunu dile getirerek, "AKP ile bu milliyetçi, dinci kesimler daha da ortaya çıktı. AKP'nin gündeme getiremediği başkanlık sistemini bugün MHP hortlattı" dedi.
'ÖNEMLİ OLAN SOLUN BİRLEŞMESİ'
Sol birleşemediği taktirde ülkenin hızlı bir şekilde diktatörlüğe gidişinin engellenemediğini ifade eden Toprak, "Sol kesimlerde büyük bir umutsuzluk söz konusu. Müthiş bir beyin göçü ile karşı karşıya kalmamız kaçınılmazdır. On kişi burada, on kişi orada olarak bir şey elde edemeyiz. Önemli olan birleşmemizdir. Bu birleşme kurumsal olarak değil de birlik olarak bir araya gelmeliyiz. Bu birlikteliği oluşturduğumuzda o zaman başarı sağlarız" diye konuştu.
‘AKP DEĞİL BİZ NE YAPACAĞIZ’
Toprak, konuşmasının devamında konuşmacılardan ricada bulunarak, AKP'nin değil kendilerinin yapacakları üzerinden tartışılmasını istedi. Toprak, birçok kentte çalışmalar yaptıklarını dile getirerek, Ankara, İzmir gibi kentlerde de bu tür buluşmaları yapacaklarını söyledi.
‘TÜRKİYE EN AĞIR DÖNEMİNİ YAŞIYOR’
Toprak’ın konuşmasının ardından avukat Fethiye Çetin, ANAP eski Genel Başkanı Nesrin Nas, Akın Birdal ve Türkiye’nin ilk açık LGBTİ siyasetçisi Sedef Çakmak divan heyetine seçildi. Divan adına konuşan Akın Birdal, Türkiye’nin en ağır dönemini yaşadığını belirterek, “İlk kez eski SHP, CHP, HDP vekilleri biraraya geldik. Vicdanı olan insanlarla buluşup diyalog grubu oluşturduk. Daha sonra 28 Haziran’da 103 kuruluş biraraya gelerek ‘Demokrasi İçin Birlik’ adıyla koordinasyon oluşturup bu güne geldik. Koordine ya da kurultay demiyoruz. İlk toplantımızın başlangıç bildirisiyle yola çıktık ve bugün bir araya geldik” dedi.
‘AYAKLAR ALTINA ALINAN DEMOKRASİYİ AYAĞA KALDIRMALIYIZ’
Yeni bir demokrasi hareketi başlatmak için toplandıklarını söyleyen Rıza Türmen, “Bugün demokrasinin savunulmasına ciddi ihtiyaç var. Bu kriz yeni başlamadı, 15 Temmuz’dan önce de vardı. Kriz 15 Temmuz’dan itibaren arttı ve mevcut demokrasi krizi OHAL döneminde büyüdü, yeni boyutlar kazandı. OHAL, hukukun askıya alınıp, muhalefetin bastırılmasının meşru zemini olarak görüldü” dedi
Bugünün Türkiye’sinin savaş, şiddet, kan, baskının egemen olduğu bir Türkiye olduğunu vurgulayan Türmen şöyle konuştu:: “Böyle bir ortamda gücün tek bir elde toplandığı, otoriter, tek tipçi, din referanslı yeni bir toplum inşa edilmek istenmektedir. Başkanlık ise bunun anayasal zeminin oluşturacaktır. Barışın olmadığı yerde demokrasi yaşayamaz. Laiklik demokrasinin harcıdır. Bir topluma korkunun egemen olması demokrasinin olmadığının en belirgin ölçütüdür. Şimdi yere atılıp, üzerine hoyratça basılan, ayaklar altına alınan demokrasiyi ayağa kaldırıp, toprağa dikmeye, sulamaya, kök salmasını sağlamaya gereksinim var. Bunu için buradayız.
‘GÜCÜMÜZ BARIŞ DEMOKRASİ VE ÖZGÜRLÜKTEN KAYNAKLANIR’
Demokrasi İçin Birlik’in bir araya gelmesindeki iki önemli etkeni parlementonun işlevini yitirmesi ve siyasetin siyasetsizleştirilmesi olarak sıralayan Türmen, “Parlementonun bu kadar işlevsiz olmasından sonra siyaseti, parlementonun dışına çıkarmak olduğu fikrindeyiz. İkinci etken ise demokrasi mücadelesi parçalanmış olarak yürütülürse hegemonyaya karşı başarısız olacaktır” dedi. Türmen, DİB'in hiçbir siyasal partinin karşıtı ya da yandaşı olmadığının da altını çizerek şöyle tanmladı "Hangi partiden gelirse gelsin demokrasiyle bağdaşmayan herşeyin karşısındadır, demokrasiyi seçim sandığına indiren anlayışları demokrasi olarak görmeyiz reddederiz. Bizim polisimiz, tankımız, tüfeğimiz yok cezaevimiz de yok gücümüz barış demokrasi ve özgürlükten kaynaklanır."
‘DAHA İYİ BİR GELECEK İÇİN BİRARAYA GELMEYELİYİZ’
Gazeteci yazar Altan Öymen ise demokrasi ve barış kelimelerinin Türkiye'de yok edilmiş durumda olduğunu ifade ederek, "Fiili başkanlık sistemi içinde bulunuyor Türkiye. Aman daha kötü olmasın diye biraraya gelmiş olmayalım daha iyi bir gelecek için biraraya gelmeyeliyiz. Bugün OHAL altındayız. Yüz bine yakın insan gözaltına alınmış, işten atılmış, insanlar perişan edilmiş ki bir milyona yakın insan etkilendi dolaylı olarak. Parlemento devre dışı... Bu topluluğun başarıya ulaşmasını diliyorum demokrasiyi yerine getirecek insanlar ne kadar fazla olursa o kadar iyi olur" dedi.
'ADALETİ KORUYACAK, DOĞRULUĞU YAŞAYACAĞIZ'
Öldürülen Agos gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'in eşi Rakel Dink "Adalet ve doğruluk olmayan yerde huzursuzluk ve şiddet olur. Adaleti koruyacak doğruluğu yaşayacağız" dedi.
‘KHK'LAR VARKEN ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ YAPILAMAZ’
Anayasa Hukuku Araştırmalar Derneği Kurucu Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu, anayasa değişikliğinin meşru olmadığını söyleyerek, "Bir çok devletin anayasasına göre sıkıyönetim döneminde değişiklik yapılamaz. Bu ortamda KHK'lar varken anayasa değişikliği yapılamaz. Bir rejim dönemine dönük anayasa değişikliği hiç yapılamaz" diye konuştu. Bulunduğumuz ortamın 12 Eylül'den daha kötü olduğunu da ifade eden Kaboğlu, "Ak Parti ortam ve koşullar ne olursa olsun dinselleştirme, ülkesel yağma ve iktidarın kişiselleştirmesine yürüyüyor. Bunun bilincinde olmalı ve teşhir etmeliyiz. Hukuku siyaset üretir ama hukuka önce siyaai aktörler uymalıdır. Seçilmişler ve hukuk arasında zıtlık yaratılıyor" dedi. Medyaya eşit giriş hakkı olmadığı ve serbest tartışma ortamı bulunmadığı için toplumun bilgi kirliliğiyle boğulduğuu ifade eden Kaboğlu, "Eşit giriş hakkını savunmak için bir medya grubu oluşturulmalı" dedi.
'DEMOKRASİ CEPHESİ OLUŞTURULABİLİR'
CHP adına konuşan Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, "Karşımızda sadece bir siyasi parti yok, her alanda hayatımızı etki altına almaya çalışan 200 yıl öncesinin anlayışıyla hareket eden bir partiyle karşı karşıyayız" dedi. OHAL ile hem hukukun hem de parlamentonun askıya alındığını hatırlatan Ağbaba, "Türkiye'nin önüne bir rejim değişikliği dayatılıyor. Önümüzde bir başkanlık seçimi görülüyor. Asgari müşterekte buluşabilecek bir demokrasi cephesi oluşturulabilir. Bu platformda merkez sağdakilerin de bulunması bu yapının gücünü arttırır" diyerek konuşmasını sonlandırdı.
‘ EZBERLERİ BOZACAK BİR SİYASET TARZI’
Ağbaba ardından söz alan HDP sözcüsü Ayhan Bilgen, konuşmasına Hrant Dink ve Tahir Elçi'yi anarak başladı. Tutuklanan akademisyenler ve gazetecileri de selamlayan Bilgen, "Kürtlerle dayanışmayı aşan bir durumla karşı karşıyayız. Mesele artık sadece Kürtler değil, Türkiye'nin her yerinde kendi kimliklerimizle var olma ya da yok olmakla karşı karşıyayız. Başkanlık referandumuna karşı yürüteceğimiz kampanya dilini ve tutumu şimdiden belirlememiz lazım. Yeni kampanya dilinin karşı bloku kıracak bir dille netleştiremezsek sonrasında sesimizi topluma duyurma imkanı bulamayabiliriz. Taşları tek tek döşenilmiş bir kampanyaya doğru sürükleniyoruz. Yeniden silkelenmek eski ezberleri bozacak bir siyaset tarzını da belirlemek zorundayız" dedi.
'ARTIK TALEP ETMEK DEĞİL KURMAK ZAMANI'
DİSK Genel Sekreteri Arzu Çerkezoğlu, "Korunması gereken değil kurulması gereken bir demokasi için buradayız" diyerek başladığı konuşmasını, "Başkanlık rejimi adı altında tek adam diktatörlüğüne uzanan otoriterleşmenin altında Neo-Liberalizm politikalar vardır. Emeğin hakları olmadan demokrasi, demokrasi olmadan emeğin hakları olmaz. İşçi sınıfını bölen parçalayan ve birbirine düşüren ayrımcı politikalara söz vermeden demokrasiden söz edilemez. Artık mevcut siyasi iktidardan bir şey talep edilemez. Artık talep etmek değil kurmak zamanıdır" diye sürdürdü.
‘ORTAK MÜCADELE DIŞINDA BAŞKA ÇAREMİZ YOK’
KESK Genel Başkanı Lami Özgen ise Türkiye'deki bütün demokrasi güçlerinin kendi varlıkları için demokrasiye ihtiyaç duyduklarına inanması gerektiğine değindi. Özgen, "26 yıllık bir kurum olarak biz emek ve demokrasi mücadelesini beraber yönetiyoruz. Faşizme ve diktatörlüğe, savaşa karşı ortak mücadele geliştirilmezse demokrasi mücadelesinin ayaklarının eksik kalacağını düşünüyorum. Sessizce sıramızı bekleme çaresizliğini bize dayatıyorlar buna karşı durmak için mücadele birliğimiz ve gücümüz var. Emek barış demokrasi taleplerimiz için buradaki birliktelik önemlidir. Ortak mücadele dışında başka çaremiz yok" diyerek birlikte mücadele çağrısında bulundu.
‘DİB KOYU KARANLIK, BERBAT GÜNLERDE BİR IŞIK GİBİ DOĞDU’
Sanatçı Deniz Türkali, DİB'in bir umut olduğunu söyleyerek, "İktidara gelmeyi hedeflemeyen, orda olanları sıkıştırarak iç dinamiğinizden kopmadan, ortaklıklarımızla itirazlarımızı dile getiriceğiz. Bu umarım muhakefet partilerine de örnek olur. DİB koyu karanlık, berbat günlerde bir ışık gibi doğdu" dedi.
'İNSAN HAKLARI ARAÇSALLAŞTIRILDI'
İnsan haklarının araçsallaştırıldığını ifade eden İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, "İnsan hakları araçsallaştırıldı. Bu kavram kullanılarak antidemokratik uygulamalar yapılıyor iktidar tarafından" dedi. Bu araçsallaştırma tutumundan şikayetçi olduklarını söyleyen Türkdoğan, "Türkiye şu anda bir savaşta. Kürtler kendi statüsünü elde etmesin diye Ortadoğu'da, Suriye'de, Irak'ta bir savaş söz konusu. Karşımızda biraraya gelmeyeceğini sandığımız kesimlerden bir cephe oluşmuş durumda. Buna karşı durmalıyız" diye konuştu. Çözüm sürecinde Türkiye'nin fiili kazanımları olduğunu hatırlatan Tükdoğan, "OHAL ve KHK'lar ile ilgili yaşanılan durumda otoriter bir yönetim anlayışı var hatta otokrasiden bahsedebiliriz. Savaşı ve her türlü çılgınlığı yapacak bir iktidar var karşımızda. Cezaevlerinde sürekli işkence ve kötü muamele iddiaları var özellikle siyasi mahkumlara karşı. Masumiyet karinesi yok edildi, inancımızdan kültürümüzden dolayı suçlandık. Şimdi mücadele etme zamanı" dedi.
‘DAHA BİR KÖKLÜ SORUNA HEP BERABER İŞARET EDİLMELİ’
TTB adına konuşan Hüseyin Demirdüzen de "Demokrasi için birlikte mücadele etmek yaşamsal ve vazgeçilemez bir şeydir. Sağlığı istemek ya da ölmeyi istememek yetmez bunlar sahip olduklarımızın ya da olamadıklarımızın sonucudur aynı barış gibi. Daha bir köklü soruna hep beraber işaret edilmeli. İktidarın parçalayıcı tutumuna karşı yeni bir durumu nasıl yapıcaz bunun peşinden koşmamız gerekiyor" diye konuştu.
'HADİ BİR ŞEY YAPALIM'
MİT tırları haberinden dolayı tutuklanan ve bir süre cezaevinde kalan gazeteci Can Dündar'ın eşi Dilek Dündar ise "Sözün tükendiği yerlere geliyoruz hadi bir şey yapalım" dedi.
"Bölge yeniden bir kuruluş sürecine giriyor" diyen yazar Eşber Yağmurdereli, "Küresel pazarı genişletmek adına Suriye pazarını içine almak amacıyla yüzbinlerce insanın hayatını hiçe sayan koşullarda demokratik hedeflere ulaşmak için yollar arıyoruz. 30 yıl önce bize yönelttikleri devlet yıkıcılığı suçlamalarını kendileri yapıyor. Bilinen anlamada Türkiye Cumhuriyeti devletinden söz edemeyiz çünkü anayasası, yargısı, yasası yoktur. Diktatörlük tarafından bugün hepimiz sarılıp sarmalanmış bulunuyoruz. Bölge yeniden kendisini kurmaya çalışıyor. Artık sahip olduğumuz terbiye halkın terbiyesidir. Bölgede parçalanmış olan statüko uluslararası güçlerin müdahalesiyle yeniden kurulması amaçlanıyor. Yerel yönetimleri güçlendirmek merkezi iktidara sahip olmaktan önemli hale geliyor" diye konuştu.
'SİSTEM FAŞİZM ÜZERİNDEN YENİDEN İNŞAA EDİLİYOR'
Son olarak konuşan Emek Partisi Genel Başkanı Selma Gürkan, sistemin faşizm üzerinden yeniden inşaa edildiğini ifade etti. Gürkan, "Gidilen yol bu kadar kapsamlı olunca bunun karşısındaki güçlerin de birleşmesi ortaklıkların büyütülüp geliştirilmesi lazım. Koşullar ortak mücadeleyi zorunlu hale getirmektedir. Bir umutsuzluktan bahsedildi. Umutsuz olan, mücadele arayışında olan sadece yüzde 30'luk kesim değil. Bir bütün olarak siyasal sistem yeniden inşa ediliyor. Çalışan arkadaşlar hükümetin doğrudan ekonomik sosyal ve siyasal saldırısıyla karşı karşıya. AKP'li olsa bile iktidardan kaygı duyan bir kesimin varlığından söz edebiliriz. Muhalefeti toparlarken demokrasi talepleri hak ve özgürlüklerle çeşitlenmiş bir siyasal zeminde ortaya konacaktır" diyerek demokrasi mücadelesinin bir parçası olacakarını söyledi.
Gün boyu sürecek sunumların ardından saat 18.30'da sonuç bildirgesinin okunmasıyla buluşma son buluşacak. | fe4c2cc2633d | [
"c4",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Bu ayın vanilya club kutusundan çıkan bir lipglossu anlatmak istedim bugün size çünkü ilk defa bir dudak ürününü bu kadar çok beğendim.
Ofra markasını ben daha önce duymamıştım , biraz araştırma yaptığımda da ne yazık ki çok detaylı bilgiye ulaşamadım .Ofra Gaito adlı terapist ve makyaj sanatçısı olan bir bayanın kurduğu bir markaymış.Sadece makyak ürünleri değil cilt bakım ürünleri de varmış .Ülkemiz de vanilya club mağaza dışında satışta olduğu bir yer yok sanırım belki gittigidiyor vb. sitelerde ki ürün tedarikçilerinde bulunabilir.
Kutudan çıkan çok tatlı bir pembe lipgloss du .Pembe makyaj ürünleriyle pek aram olmadığı için ee güzelmiş deyip kenara bıraktım ama denemek için kapağı açtığımda kokusuna ve yapısına bayıldım.
-Müthiş bir şeker kokusu geliyor burnunuza ilk sürdüğünüzde ama kesinlikle bu koku ağzınıza yayılmıyor sürdükten kısa bir müddet sonra geçiyor ve sizi rahatsız etmiyor .
-Mat bir yapısı var
-Sürerken taşırmamaya ve dikkatli sürmeye özen gösterilmesi gerekiyor çünkü sürdükten bir kaç saniye sonra donuyor ve siz silmeden çıkmıyor
-Bazı rujlar yapısından dolayı dudakta ağırlık yapar ve sanki bir şey yemişiz de ağzımızın kenarında kalmış hissi verir :) ama bu rujun varlığını hiç hissetmiyorsunuz
-Yukarıda çıkmıyor dedim , evet bu ruj siz yeseniz,içseniz de sabah sürüp tüm günü onla geçirseniz de gerçekten çıkmıyor,yenilemeye,tazelemeye gerek duymuyor.Şurdan biliyorum ; geçen gece eve çok şiddetli bir baş ağrısıyla gelip yüzümde ki makyajı bir şekilde silip yattım ama o kafayla ruju silmeyi unutmuşum ve sabah bir kalktım ''kim bana gece ruj sürdü ? '' diye aynaya baka kaldım ki ben o ruju öğlen sürmüştüm ve gece yatarken illa ki kafamı,gözümü yastığa gömmüşümdür di mi ? :)
-Vanilya club da sadece pembe rengi gözüküyor ama kendi sitelerinde bir çok rengi var bakınızzz .Kırmızı gibi iddialı olan bu rengi ten ve göz makyajını minimum düzeyde tutarak rahatça kullanıyorum,hayatımda ilk defa pembe ruj sürüyorum :) | feb2ccf8c884 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
8 Haziran 2012 Cuma
HAFTANIN OJESİ : GOLDEN ROSE MATTE !
Herkese günaydınlar havaların şöyleeee randıman alıp yaz moduna geçememesinden dolayı içine darallar gelenler,offlayanlar,poflayanlar,ne giyeceğine bir türlü karar veremeyip çıldıranlar olarak , renkli oje sürmeye benimde pek elim gitmiyor karanlık havalarda o yüzden geçen haftadan kalan bir haftanın ojesiyle karşınızdayım
Bu tarz ojeleri (şahsi fikrim) kısa tırnaklara daha çok yakıştırdığım için sürmeden önce uzunnn tırnaklarımı bir güzel ilk okul çocuğu boyuna getirdim ama farkettim ki bu sayede bulaştırmadan,taşırmadan oje sürüyorum.
Ojenin genel olarak kıvamı iyi , matlığıda yerinde fakat içinde parlaklıklar olduğu için daha mat gözüksün diye extra matlaştırıcı cila geçtim ama görünüş pek değişmedi.
Tavsiye ederim :)
Gönderen Elidaa zaman: 6/08/2012 09:08:00 ÖÖ
Etiketler: golden rose, haftanın ojesi, matlaştırıcı, oje
Kaydol: Kayıt Yorumları (Atom) | c1773fc67734 | [
"c4",
"culturax",
"hplt2"
] |
Herkese güzel günler :)
Çok severim makyajı diyeceğim ama makyaj yapmayı mı?yaptırmayı mı? yoksa makyaj malzemesi almayı mı? bilemedim :) Hafta içi hiç sayılabilecek kadar yaptığım makyajlarla istiyorum ki özel bir günde yapıyorsam da yaptırıyorsam da hakkını vereyim :) O yüzdende makyaj çantamda hakkını verecek az ve öz ürün bulunur .Her ne kadar annem ''yeter artık koyacak yerin kalmadı alma alma'' dese de inanın bazen ruj bazen bir kalem dışında extra birşey alanlardan değilim ancak çok beğenmem ve sınırlı sayıda bir ürün olması gerekir ki kaçırmayım :) zaten diğer ürünlerde her ay vanilya club vb. yerlerden gelen ürünler ...
Yukarıda ki grup özel bir gece için hazırlandığım ürün grubum :)
*Urban decay 2 palet benim kurtarıcım ve ondan başka far paletim hatta farım bile yok ..sevdiğim renklerden oluştuğu ve ben öyle maviler,pembeler fln sevmediğim için gerek duymadım belki ilerleyen zamanlarda macden 4lü smokey eye kiti hazırlayabilirim.
*BeautyBlender sünger ..bloglar arasındaki furyayla bende bir yerlerden almışım ama dolapta unutmuşum son zamanlarda özellikle göz altı kapatıcısı ve aydınlatıcı kullanımında son rütüşları yapmak için kullanıyorum ama uzmanlar tarafından süngerler özellikle temizlendiği halde çok bakteri topladığı için pek tavsiye edilmiyor o yüzden ne yapalım bilemedim.
*Kırmızı çanta ; yukarıda ki çantayı daha doğrusu kalemliği d&r dan ''çocuklar gülsün diye'' standından aldım hem çok hesaplıydı hemde bir hayra geçsin alışverişim diye edindim normalde kalemlik ama ıvır zıvır makyaj malzemelerini çok iyi kamuflaj ediyor,çantalarada rahatlıkla sığıyor .Görürseniz almanızı tavsiye ederim.
*Fırçalar fırçalar :) Son zamanlarda gereksiz malzeme almıyorum dedim ya üst satırlarda ne kadar gereksiz malzeme almıyorsam bir o kadar fırça aldım ..fırçaları şu an tek tek tanıtmayacağım ilerleyen zamanlarda numaraları,işlevleri ve almaya gerek var mı yok mu ? yorumlarımla sizleri bilgilendireceğim.
*Mac Bronzlaştırıcı ve nars aydınlatıcı - sabitleyici
Bugünlük bu kadar düğün,nişan,kına vb. sezonun açılmasıyla evde oturamadığım için sizlere detyalı yazılar hazırlayamıyorum affola :) en kısa zamanda tekrar sizlerleyim
herkese mutlu hafta sonları :) | 0edf6f9235e2 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Bilen bilir ben bir fikrimühim üyesiyim.Dönem dönem çeşitli marklardan çeşitli ürünleri deneyip onlar hakkında mühim raporlar veririm.Diş macunu,deterjan,nescafe vb. ürünlerden sonra yeni deneyim ürünümüz tam yılbaşı günü elime geçen ağız sulandıran kruvasanlardı. Kocaman kırmızı bir kutuyla kapımı çalan kargoyla baya heycanlandım açıkçası ve zaman kaybetmeden ürünü deneyimledim.
Elvan markasının Today kruvasanlarını bu sıralar dönen reklamlarıyla mutlaka duymuş veya görmüşsünüzdür.Açıkçası bir sürü marka kruvasan yememe rağmen ben pek haberdar değildim kendilerinden.
Kutuda çikolata dolgulu kruvasanlarla kahve keyfi yapabilmemiz için birde kupa göndermişler bu soğuk ve karlı günlerde cam önünde keyif yapmamız için birebir oldu.
Samimi bir şekilde konuşmak gerekirse ben today çikolatalı kruvasanı çok beğendim.Gerçekten lezzetli ve diğerleri gibi orta kısmında değilde ısırdığınız ilk lokma itibariyle çikolata dolgusuna bolca ulaşabiliyorsunuz ve uyarmalıyım ki yanınızda peçete yokken bu ürünü yemeğin :)
Bu güzel paket için fikrimühime ve today ailesine teşekkürler sevgiler :) | 33f710424d45 | [
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Kafes Tel
Basket sahaları, tenis kortları, halı sahalar ve diğer spor alanlarında kullanılan farklı çevreleme sistemleri var. Son yıllarda ise bu alanların yanı sıra farklı alanları da çevrelemek için en çok kullanılan yöntem hiç kuşkusuz kafes tel oldu. İnsanlar tenis kortları, halı saha alanları ve spor tesislerinin yanı sıra arsa, bağ, bahçe, villa ve yazlık evlerini de bu çevreleme sistemi ile çevreliyorlar.
Son yılarda artık kara yolu, askeriye ve bazı kamu kurum ve kuruluşlarının da bu sistemle çevrelendiği yadsınamaz bir gerçektir. Kullanılmaya başlamasından kısa bir süre sonra yaygınlaşmaya başlayan bu uygulama çevrenin korunmasında oldukça önemli bir etkiye sahiptir.
Kısa sürede piyasada olumlu bir izlenim oluşturmasından sonra bu çevreleme sistemini uygulamak ve yüksek kar elde etmek isteyen pek çok girişimci kafes tel çevreleme işine girmiştir. Kafes tel, iki farklı şekilde üretilmektedir. İhtiyacı olan müşterilerin bu iki ürün arasında tercih yapması bekleniliyor.
Kafes tel, galvanizli kaplı ve Pvc kaplı olmak üzere iki farklı şekilde müşterilere sunuluyor. Herhangi bir çevreleme işlemi için bu tellerden satın alacaksanız mutlaka bir fiyat araştırması yapmayı ihmal etmeyin. Böylece kaliteli ve marka ürünleri uygun fiyatlara satın alabilirsiniz.
Kafes Telin Sağladığı Avantajlar ve Dezavantajlar Nelerdir?
Kafes tel, çevreleme hizmetinin sağladığı en önemli avantaj hiç kuşkusuz, çevrelemek istenilen alanı pratik bir şekilde çevrelemesi ve rahat kullanım sağlamasıdır. Oldukça kolay bir şekilde uygulanması kullanıcıları büyük bir iş gücünden kurtarmaktadır. Farklı çevreleme sistemlerine göre daha uygun fiyatlıdır. Ayrıca internetten araştırarak ya da daha önce bu tellerden satın alan arkadaşlarınıza sorarak çok kaliteli ürünleri uygun fiyatlara satın alabilirsiniz.
Kafes Tel Satın Alacak Kişilerin Nelere Dikkat Etmesi Gerekiyor?
Çevrelenecek alanı mutlaka ölçün ve firmalardan buna göre bir fiyat vermesini isteyin. Geniş alanları çevrelemek çoğu zaman daha uygunlu olacaktır. İstediğiniz telin kaliteli mi yoksa adi ve basit bir ürün olması gerektiğini firma yetkililerine belirtin. Eğer kısa süreli bir çevreleme ise kaliteli ürün almak pek de akıllıca olmayacaktır. | dbc52aea75df | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |