text stringlengths 97 665k | id stringlengths 12 12 | source listlengths 2 5 |
|---|---|---|
Geçen yıl 6-8 Ekim olaylarını kınama amaçlı bir yazılı basın açıklaması yapan Muş Selam Der, Yasin'in toprağa ekilen bir tohum olduğunu ve bu tohumdan binlerce Yasin'in yeşereceğini söyledi.
Muş Selam Der 2014 yılı Ekim ayında Diyarbakır'da Kobani bahane edilerek HDP yöneticileri tarafından sokaklara salınan PKK'li çeteler tarafından çıkarılan olaylarda şehit edilen Yasin Börü ve arkadaşlarını anma amacıyla yazılı bir basın açıklaması yaptı.
Dernek adına açıklama yapan Dernek Başkanı Mahfuz Ural, Yasin'in toprağa ekilen bir tohum olduğunu ve bu tohumdan binlerce Yasin'in yeşereceğini söyledi.
Ural açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
“Bilindiği üzere, geçen yıl 6-8 Ekim'de Kobani bahaneli HDPKK'nin kışkırtmasıyla Diyarbakır sokaklarında ortaya konulan vandalizm sonucu, Yasin Börü ve arkadaşları mazlumca şehit edilmişti. Bu katliam girişimi HDPKK zihniyetinin ilk defa ortaya koyduğu bir vahşet örneği değildi. Bu daha önce de defalarca sergiledikleri ve bölge insanının aşina olduğu katliam ve vahşetlerdendi. Bebeklerden tutun, 70 yaşındaki insanlara kadar, Susa Camiinde ibadetle meşgul iken şehit edilenlerden, Başbağlar'da elleri bağlanıp sıraya dizilerek şehit edilenlere, köy yollarına konulan mayınlardan, mahalle sokaklarına ve yaşam alanlarına çekilen savaş ve çatışmalara kadar yüzlerce çeşit katliam türüne şahit olmak mümkündür'' dedi.
Kobani bahaneli olaylarda yaşanan vahşetin asla unutulmayacağını vurgulayan Ural; “Bu zihniyetin bütün vahşetleri bir yana, 6-8 Ekim'de Kobani bahaneli çıkarılan olaylarda ortaya konulan vahşet, zihinlerden hiçbir şekilde silinmeyecek ve unutulmayacak kadar derin izler bırakmıştır. Bu katliamın, uluslar arası baronların da müdahil olduğu ve yerli işbirlikçileri ile ortaklaşa organize edildiği, günler öncesinden hazırlıklarının ve planlarının yapıldığı açıkça ortaya çıkmıştır. Marksist Vandallar, sözde Kobani'de zulme maruz kalanlara destek için ayaklanmışlardı. Fakat Kobani'den gelen mültecilere, yoksullara, kurban eti dağıtmakla meşgul olan Yasin Börü ve arkadaşlarına vahşice saldırmışlardı. Gözü dünmüş canavarlar, önlerine gelen her Müslüman görünümlü kişiye, her sakallıya, İŞİD bahanesi ile saldırıyor, İslami STK'ları, mütedeyyin insanların iş yerlerini yakmaya yağmalamaya çalışıyorlardı” şeklinde konuştu.
Yapılan saldırıların İslam'ı bu coğrafyadan silme amaçlı olduğunu kaydeden Ural; “Zalimler, Yasinlerimizi, Hasanlarımızı, Hüseyinlerimizi vahşice bıçakladılar, kurşunladılar, yüksek binalardan aşağı attılar, cesetlerini tanınmayacak hale getirdiler, üzerinden araba geçirerek ezdiler. Yetmedi, kinleri henüz yatışmamıştı ki, bu sefer benzin dökerek o mübarek bedenleri ateşe verdiler. İşte bu vahşet ve barbarlık tüm vicdan sahiplerini derinden yaraladı, yüreklerini dağladı. Bu vahşet sadece bir camiaya yönelik yapılan bir katliam girişimi değil; bu, mazlum İslam coğrafyasında İslam'ın izini tamamen söküp atmak ve İslami yaşamı bütünüyle halkın arasından söküp atma operasyonuydu. Zira bütün bölgeye yayılan olaylarda İslami simgeyi taşıyan herkes ve her kurum hedef olmuştu” ifadelerini kullandı.
Ural açıklamasının devamında; “Marksist-Lenininist zihniyet tarafından Müslümanlara ve İslami değerlere yönelik gerçekleştirilen bu saldırılar, bu zihniyetin topyekûn İslam'a düşman olduklarını net bir şekilde ortaya koymaktadır. HDP Eş başkanı Selahattin Dmirtaş'ın Amerika'dan döner dönmez olayların fitilini yakması, yaşanan olayların ucunun Amerika ve israil'e dayandığını gösteriyordu. Dolayısıyla HDPKK'nin taşeronluğunu yaptığı bütün uluslararası şer odaklarının Yasin ve katledilen diğer Müslümanların kanlarına elleri bulaşmıştır. Olaylar esnasında, bir hafta boyunca kolluk güçlerinin olaylara müdahil olmaması ve dönemin Diyarbakır Valisinin talihsiz açıklamaları ise, devletin sadece kendi güvenliğini sağlamakla meşgul olduğunu, vatandaşını ise vahşi canavarların ellerine terk ettiklerini gösteriyordu. Yetkililerin olaylara kayıtsız kalması, güç sarhoşluğu yaşayan HDPKK ve baltacı yandaşlarını bölgenin bütününde mütedeyyin insanları vahşice linç ve katletmeye sürüklemiştir.'' dedi.
Sorumluların akıtılan kanların hesabını bir gün mutlaka ödemek zorunda kalacaklarını vurgulayan Ural; “Ümmetin mazlumları vahşice katledilmiş, milyonlarca lira zarara mal olmuş kamu düzeni adına hiçbir şeyin kalmadığı bir durumda dahi, devletin ortada görünmemesi hiçbir şekilde mevcut iktidarı bu vebalden kurtarmayacaktır. Onlar da mahşerde bunun hesabını mutlaka vereceklerdir. Yaşanan bu fitne ateşinin fitilini ateşleyen Selahattin Demirtaş ise ecel terleri dökerken, Demirtaş'ın döktüğü terler yaşanan olayların baş sorumlusu olduğunu da açıkça ortaya koymuştur.
Ural açıklamasının sonunda, “Ve ey zalimler! Sizler vahşice mazlum kanı döktükçe, biz o kanlarla dirileceğiz. Bir Yasin'i vahşice katlettiniz, fakat bu Yasin tohumdu, yeşerdi, kök saldı ve meyvesini vermeye başladı inşallah. Bir Yasin şehit oldu binlerce Yasin dirildi, kök saldı. Yasin Musa'tır, Yasin, halkının kurtuluşu için kendisini feda eden Habib-i Neccar'dır, Yasin, hocası Aziz Şehit Aytaç Baran olan şehittir. Ve ey dünya! “Zulmetmekte olanlar, nasıl bir inkılaba uğrayıp devrileceklerini pek yakında bileceklerdir.“ (Şuara/227) Zalimler için yaşasın Cehennem!'' ifadelerini kullandı. | 43ea14b7bb68 | [
"c4",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Cemil Gözel
Demokratik Devrimimizin Büyük Lideri: Talat Paşa15 Mart 2016 | Yonetici
1980’ler emperyalizmin ikinci aşaması diyebileceğimiz küreselleşme programının dünya çapında uygulamaya koyulduğu yıllar oldu. Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte, ABD’nin tek güç olma yolundaki stratejisi, “ulusal devletlerin sona erdiği” teorisini pazarladı. Ulusal devlete ve ulusalcılığa düşmanlık küreselleşme programının bir olgusu olarak ulusal … Read More
Celal Şengör Diyanet İşleri Başkanlığına mı Hazırlanıyor?11 Mart 2016 | Yonetici
Celal Şengör’ün İlber Ortaylı’yla birlikte katıldığı bir televizyon programda Fransız Devrimi için “Avrupa’nın başına gelen en büyük belalardandır” “tespitini” yaptığı birçok haber sitesine yansıdı.
Bilim İnsanı Titizliği Yandı, Bitti, Kül Oldu!
Bu “tahlilin” bir bilim insanı titizliği taşımadığı açık. Aksine … Read More
“1 KASIM’DAN” 1 KASIM’A1 Kasım 2015 | Yonetici
22. Tarih Bilimi Kongresi’nde Çin Cumhurbaşkanı uzunca bir konuşma yapıyor. Bilim ve Ütopya Dergisi Kasım sayısında bu konuşmanın bir bölümünü yayımladı: “Bugünün dünyası, dünün dünyasının ulaştığı gelişimin neticesidir. Bugünün dünyasının karşılaştığı pek çok olayın izlerini tarihte bulmak mümkündür. Tarih içerisinde … Read More | 0e1249d4270b | [
"c4",
"culturax",
"hplt2"
] |
31 Aralık 2009
KAOS ÇIKMAZI VE UMUT TOHUMLARI..
Geride bıraktığımız bir yılı, film şeridi gibi geriye sarıp baktığımda;
Her günü stresli, gergin, mutsuz, umutsuz geçirdiğimizi görüyorum.
Milletçe yine iyi dayanmışız bu kadar gerginliğe ve kaosa..
Peki şimdi ben gelecek yıldan nasıl umutlu olurum?..
Nasıl güzel bir yıl hayal edebilirim?..
Düşünüyorum da, bunun mantığını kuramıyorum..
Umutlarımı tümden mi yitirdim ki?..
Ama hayır..
Asla öyle bir şey yok!..
Böyle karamsarlığa, umutsuzluğa düşmeye hakkım yok..
Ben henüz hayattayım..
Benim gibi düşünen, bu kaosun kalkması için çırpınan daha nice insan da hayatta..
Evet, çeşitli baskılar var..
Bir çokları aylardır suçlarının ne olduğunu dahi bilmeden içeride tutuluyor..
Daha bir çok kişi de suçsuz yere içeri atılabilir..
Onlar da umutlarından bir şey kaybetmiş değiller..
Ben nasıl umutsuz olabilirim ki..
Ama, yine de yazmak istediklerim dökülmüyor parmaklarımdan, klavyenin tuşlarına..
Zorluyorum ama, olmuyor..
Fakat, olmalı..
Gelecek olan yeni yılda daha çok yazmalıyım..
Daha çok bilgilenip, aydınlatmalıyım ve umut ekmeliyim beyinlere..
Yeşerip, filizlensin ve serpilip büyüsün umutlarımız..
İşte bu nedenle..
Şimdilik..
Tek bir şey diliyorum yeni yılda..
Sadece ve sadece "Huzur" diliyorum 2010'da..
Tüm milleti çıldırtma noktasına vardırılan bu stresli kaostan çıkmamızı diliyorum..
Umarım 2010 yılı 2009'dan daha huzurlu bir yıl olur..
Hepinizin yeni yılını kutlar, sağlık, başarı, mutluluk ve HUZUR içinde bir yıl dilerim..
Sevgilerimle..
....
Bir de kutlamam gereken çok sevgili bir arkadaşım, dostum, canım var..
Yılbaşında doğan sevgili NoEngel arkadaşım.. :)
Ne güzel bir günde doğdun canım benim..
Nice yaşlar diliyorum canım arkadaşım..
Sağlık, mutluluk ve huzur içinde geçsin tüm yaşamın..
İyi ki doğdun, iyi ki varsın ve iyi ki seni tanımışım..
Doğum günün ve yeni yılın kutlu olsun canım içi arkadaşım..
Öpüyorum yanaklarından, sevgilerimle..
Resim : deviantART
EKLEYEN : Arzu Breda ZAMAN: Perşembe, Aralık 31, 2009 31 YORUMLAR
ETİKET : 2009 , Doğum günü , Huzur , Kaos , Umut , Umut tohumları , Yılbaşı | 20315b971206 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
ABD'de yapılan araştırma, bebeklerini anne sütüyle besleyenlerin sadece miniklerin gelecekteki sağlıkları için değil kendi sağlıkları için de doğru tercihte bulunduğunu ortaya çıkardı ABD'de Pittsburg Üniversitesince yürütülen ve sonuçlan Kadın Hastalıkları ve Doğum dergisinin mayıs sayısında yayımlanan araştırma, bebeklerini emziren annelerin kalp damar hastalıkları, diyabet ve yüksek tansiyon ile felç geçirme riskinin emzirmeyenlere oranla daha az olduğunu gösteriyor.
Araştırmaya göre, emzirmek vücutta depolanan yağ miktarını azalttığı için bebeklerini anne sütüyle besleyen anneler ileriki yaşlarda belli hastalıklara karşı daha korumalı oluyor.
Üniversitenin doğumlarının üzerinden ortalama 35 yıl geçmiş 139 bin kadın üzerinde yaptığı araştırmada, bebeklerini yaklaşık 1 yıl boyunca emziren kadınların hiç emzirmeyenlere oranla kalp damar hastalıklarına yakalanma, kalp krizi ve felç geçkine riskinin yüzde 10 oranında azaldığı görülüyor. Emzirme süresi uzadıkça aralarında hipertansiyon, yüksek kolesterol, diyabetin de bulunduğu hastalıklara yakalanma riski azalıyor. Araştırma ekibinden New York Hastanesi hekimlerinden Dr. Adam Aponte, emzirmenin vücutta bazı hormonların salınımını artırdığını, emzirmeyle kadın vücudundaki yağ oranmm düşmesi kadar bu hormonların salınımının da daha sağlıklı bir yaşama katkıda bulunduğunu kaydetti.
Anne de bebek de kazançlı
Bebeklerin ilk 6 ay boyunca yalnızca anne sütüyle, bu sürenin ardından da diğer gıdalar ve anne sütüyle beslenmesi yönündeki yaklaşım dünya genelinde yaygınlık kazanır'ken sağlık alanında çalışan uluslararası kuruluşlar da düzenledikleri kampanyalarla anneleri bu yönde bilinçlendiriyor. Annelerin kalp damar sağlığını koruduğuna yönelik son bulgulara ek olarak, emzirmenin kadınlarda meme, rahim ve yumurtalık kanseri riskini azalttığı ve daha güçlü kemik yapısı sağladığı tıbbi olarak kanıtlanmıştı. Doktorlar, emzirmenin, bir kadının "doğum sonrası sağlık açısından toparlanma" dönemine büyük destek olduğunu belirtiyor.
Anne sütüyle beslenen bebekler solunum, sindirim ve boşaltım sistemi enfeksiyonlarına karşı daha güçlü bünyeye sahip oluyor. Anne sütü bebeklerin ishal risklerini azalttığı gibi "ani çocuk ölümü" olarak bilinen sendromun da anne sütü alan bebeklerde daha nadir görüldüğü kaydediliyor. Yaşamının ilk aylarındaki korumanın yanı su*a anne sütüyle beslenen çocuklarda ileriki yaşlarda da alerji, obezite veya diyabet gibi hastalıklar, ltiç anne sütü almayanlara oranla daha seyrek görülüyor. | 27ccd7ffa74d | [
"hplt2",
"vngrs"
] |
İNSAN NELERE DİKKAT ETMELİ
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللهِ وَبَرَكَاتُهُ
”Aziz, sıddık kardeşlerim;
Bu yaz mevsimi, gaflet zamanı ve derd-i maişet meşgalesi hengâmı ve şuhûr u selâsenin çok sevaplı ibadet vakti ve zemin yüzündeki fırtınaların silâhla değil, diplomatlıkla çarpışmaları zamanı olduğu cihetle, gayet kuvvetli bir metanet ve vazife-i nuriye-i kudsiyede bir sebat olmazsa, Risale-i Nur’un hizmeti zararına bir atâlet, bir fütur ve tevakkuf başlar.
….. …..
Risale-i Nur’un bir talebesini tecrübe ettim. Acaba bu heyecan, şimdiki siyasete karşı ne fikirdedir diye, Boğazlar hakkında bir boşboğazlığı münasebetiyle bir iki şey sordum. Baktım, alâkadarâne ve bilerek cevap verdi. Kalben, “Yazık!” dedim. “Bu vazife-i nuriyede zararı olacak.” Sonra şiddetle ikaz ettim.
اَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ وَالسِّيَاسَةِ ”Şeytandan ve siyasetten Allah’a sığınırım.” bir düsturumuz vardır. Eğer insanlara acıyorsan, geçmiş düstur onlara merhamete liyakatini selb ediyor. Cennet adamlar istediği gibi, Cehennem de adam ister. Beşinci Şuânın yine kısmen verdiği haberler tezahür ediyor.” (Emirdağ Lahikası-I)
Üstad Bediüzzaman Hazretleri, bu mektubta bizlere, Risale-i Nur hizmetine sekte vuracak olumlu olumsuz gerekçeleri sıralıyor. Bu gerekçelerden bazılarına insan dikkat etmezse, Risale-i Nur hizmetine zarar verebilir.
“Şuhûr-u selâsenin çok sevaplı ibadet vakti” üç aylar diye tabir edilen bu aylarda insan bazı özel ibadet ve duaya girebilir. İnsanlar için manevi bir panayır olan bu aylardan haklarını almak için bu aya dikkat kesilebilir. Fakat yine de hizmete dikkat etmek gerekir.
“Derd-i maişet meşgalesi” geçim telaşı insan için helal bir gerekçedir, çünkü insanlar tarlasını ekip biçmeden hayatlarını idame ettiremezler. Günümüz insanı ise eski dönemlere nazaran daha kolay tarzda tarlasını ekip biçebilmekte. Bu yüzden bu konuda daha dikkatli davranılmalıdır.
“Bu yaz mevsimi” insanların bağda, tarlada çiftte, çubukta çalıştığı, ekip, biçip ürün topladığı bir mevsimdir. Bu mevsimde de insan hem işini gücünü yapacak hemde hizmetine devam edecektir.
“Zemin yüzündeki fırtınaların silâhla değil, diplomatlıkla çarpışmaları zamanı olduğu cihetle” bu luzümsüz bir gerekçedir. Çünkü insanları boşyere kendi ile meşgul edip Risale-i Nur hizmetine zarar veriyor. Mümkün mertebe uzak durmak en iyisidir. En tehlikelisi ise olan bitenden haberdar olmayalım mı, sözüdür. Haberdar olayım derken bütün zamanını boşyere harcarsın.
Bu mektupta dikkat çeken bir diğer ifade de “Cennet adamlar istediği gibi, cehennem de adam ister.” İyi, güzel, günah, sevap, küfür, iman, kötü, çirkin, fıtratında yaratılan bir insanın, cennet ve cehennem ile sonuçlanması ya da oralara gitmesi, insanın yaratılış amacı ve hikmetinin bir gereğidir. | 2d6118ae47dc | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
NİÇİN DEVAMLI TEVHİD
”Bugünlerde mânevî bir muhaverede bir sual ve cevabı dinledim. Size bir kısa hülâsasını beyan edeyim.
Biri dedi: Risale-i Nur’un iman ve tevhid için büyük tahşidatları ve küllî techizatları gittikçe çoğalıyor. Ve en muannid bir dinsizi susturmak için yüzde birisi kâfi iken, neden bu derecede hararetle daha yeni tahşidat yapıyor?
Ona cevaben dediler: Risale-i Nur, yalnız bir cüz’î tahribatı, bir küçük haneyi tamir etmiyor; belki küllî bir tahribatı ve İslâmiyeti içine alan dağlar büyüklüğünde taşları bulunan bir muhit kaleyi tamir ediyor. Ve yalnız hususî bir kalbi ve has bir vicdanı ıslaha çalışmıyor; belki bin seneden beri tedarik ve teraküm edilen müfsit âletlerle dehşetli rahnelenen kalb-i umumî ve efkâr-ı âmmeyi ve umumun, bâhusus avâm-ı mü’minînin istinadgâhları olan İslâmî esaslar ve cereyanlar ve şeâirler kırılmasıyla, bozulmaya yüz tutan vicdan-ı umumîyi Kur’ân’ın i’câzıyla o geniş yaralarını, Kur’ân’ın ve imanın ilâçlarıyla tedavi etmeye çalışıyor.
Elbette böyle küllî ve dehşetli rahnelere ve yaralara hakkalyakîn derecesinde ve dağlar kuvvetinde hüccetler, cihazlar ve bin tiryak hâsiyetinde mücerrep ilâçlar, hadsiz edviyeler bulunmak gerektir ki, bu zamanda, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyânın i’câz-ı mânevîsinden çıkan Risale-i Nur, o vazifeyi görmekle beraber, imanın hadsiz mertebelerinde terakkiyat ve inkişafata medardır, diyerek uzun bir mükâleme cereyan etti. Ben de tamamen işittim, hadsiz şükrettim.” (Kastamonu Lahikası)
Üstad Bediüzzaman Hazretleri, Risale-i Nurların imana dair meselelerde çok tekrar ve yığınak yapmasını, bir yıkıma karşı umumi bir onarım, İslam alemine bir dayanak noktası, hem genel bir ıslah vazifesi, hem küfrün bütün birikimi ve hıncı ile İslam ve imana hücum etmesi, hem bütün insanlığa sarsılmaz ve kırılmaz bir kurtuluş ipi olması gibi sebeblere bağlıyor.
Risale-i Nurlar geniş ve genel bir yıkıma karşı külli bir onarım yapıyor. Bir küçük evin onarımı ile büyük bir kalenin onarımı aynı olurmu? Elbette bir kalenin onarımında çok alet, edevat ve malzemeler gerekir. Risale-i Nurlar maddecilik ile yara almış bir kalbi değil, bütün alem-i İslam’ın kalplerini tamir etmiş, bu yüzden hakkalyakin derecesinde ve dağlar kuvvetinde delillerle küfrün önüne set olmuştur. İşte Risale-i Nurların iman ve tevhide dair yığınakları bu ihtiyaçtan ileri geliyor. Her yönden İslamiyete saldırılan bu asırda tevhidin bütün makam ve derecelerini ispat eden Risale-i Nur’lar bu inkarcı akımlara bir settir.
İslam aleminin iman ve ahlak noktasından maddeci, inkarcı felsefenin karşısında zor durumda kaldığı dönemde Risale-i Nur’lar yazılmıştır. İnkarcılığın, dünyanın yarısını etki altına aldığı bir zamanda, Risale-i Nurlar bu inkarcı akıma karşı Anadoluda Kur’an’i bir set olmuştur. Risale-i Nur, İslam aleminide Kur’an’ın ve imanın ilaçlarıyla tedavi etmiştir. | c503b8731b63 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
NAMAZ İNSANI SIKINTIDAN KURTARIR
Namaz kılan insanın ruhi ve kalbi sıkıntıları nasıl kısmen yok olabilir?
Namazın birçok manevi ücretleri var. İnsan dünya hayatında da bu sıkıntılarından namazla kurtulabilmektedir. Üstad Said Nursi Hazretleri bu hususu veciz bir şekilde şöyle özetliyor:
”Acaba bu misafirhane-i dünyada âciz ve fakir kalbine kut ve gınâ; ve elbette bir menzilin olan kabrinde gıda ve ziya; ve herhalde mahkemen olan mahşerde sened ve berat; ve ister istemez üstünden geçilecek Sırat köprüsünde nur ve burak olacak bir namaz neticesiz midir veyahut ücreti az mıdır?”
Risale-i Nur Külliyatından Yirmi Birinci Söz’de namaz kılmanın insana verdiği kalbi ve ruhi faydalar şöyle anlatılmakta:
”Ey sersem nefsim! Acaba şu vazife-i ubûdiyet neticesiz midir? Ücreti az mıdır ki sana usanç veriyor? Halbuki bir adam sana birkaç para verse veyahut seni korkutsa, akşama kadar seni çalıştırır; ve fütursuz çalışırsın. Acaba bu misafirhane-i dünyada âciz ve fakir kalbine kut ve gınâ; ve elbette bir menzilin olan kabrinde gıda ve ziya; ve herhalde mahkemen olan mahşerde sened ve berat; ve ister istemez üstünden geçilecek Sırat köprüsünde nur ve burâk olacak bir namaz neticesiz midir veyahut ücreti az mıdır?
Bir adam sana yüz liralık bir hediye va’d etse, yüz gün seni çalıştırır. Hulfü’l-va’d edebilir o adama itimad edersin, fütursuz işlersin. Acaba hulfü’l-va’d hakkında muhal olan bir Zât, Cennet gibi bir ücreti ve saadet-i ebediye gibi bir hediyeyi sana va’d etse, pek az bir zamanda, pek güzel bir vazifede seni istihdam etse; sen hizmet etmezsen veya isteksiz, suhre gibi veya usançla, yarım yamalak hizmetinle Onu va’dinde itham ve hediyesini istihfaf etsen, pek şiddetli bir tedibe ve dehşetli bir tâzibe müstehak olacağını düşünmüyor musun? Dünyada hapsin korkusundan en ağır işlerde fütursuz hizmet ettiğin halde, Cehennem gibi bir haps-i ebedînin havfı, en hafif ve lâtif bir hizmet için sana gayret vermiyor mu?”(Sözler, Yirmi Birinci Söz)
Üstad Bediüzzaman Hazretleri, namaz kılmanın kabirde, mahşerde, sırattaki büyük neticeleri yanında dünyada da peşin bir mükafat olarak insanın “âciz ve fakir kalbine kut ve gınâ” olduğunu, kılınan namazın ilk ücretinin insana bu dünya misafirhanesinde verildiğini, bununda âciz ve fakir kalbimize gıda ve huzur zenginliği olarak aksettiğini söylüyor.
”Halbuki bir adam sana birkaç para verse veyahut seni korkutsa, akşama kadar seni çalıştırır” sözüyle Üstad Hazretleri, dünyada insanların az bir ücrete karşılık yahut tehdit ve korkutmakla belli işlerde çalıştırıldıklarına dikkat çekiyor. Daha sonra, ibadetin ücretinin Cennet ve isyanın ebedî cehennem gibi büyük bir azabı netice vereceği belirtilerek insan nefsinin namazdan kaçma yollarının her ikisi de kapatılıyor. Yani, namazın mükafatı cennet, kılmamanın azabı cehennem. Böylece insan nefsine “Cennetten büyük saadet, cehennemden büyük azap mı olur?” soruları sorulmuş ve namaz kılmaya yönelmesi istenmiş oluyor.
Üstad Bediüzzaman Hazretleri, bir şeye daha dikkatimizi çekiyor. Dünyada hapse girmek, cezaya çarptırılmak, her insanın en korktuğu şeylerdendir. Madem geçici dünyanın hapissiz, sıkıntısız geçmesi için bu kadar fedakarlık yapılıyor, ebedî dünyanın saadet ve selameti için de insan hiç olmazsa bir saatini farz namaza ayırmalıdır.
”Sen hizmet etmezsen veya isteksiz, suhre gibi veya usançla, yarım yamalak hizmetinle Onu vaadinde ittiham ve hediyesini istihfaf etsen” sözleri ile de Üstad Bediüzzaman Hazretleri, namaz kılmayan insanlara sesleniyor, ”Sen kılsan kılsan, yarım yamalak bir namaz kılacaksın. Hiç olmaz ise bu yarım yamalak namazı kıl ki, azap ve tedibden kurtul. Yoksa dehşetli bir azap seni bekliyor,” diye onları namaz kılmaya davet ediyor. | f69442988870 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
16 Ocak 2011 Pazar
Otomatik Bir Konser Kaydı
Kusura bakma yaram çok diyor, Cenk Taner ve ben donmuş bir zamanın keyfini Karga’da bira içerek çıkarmaya çalışıyorum. Kadıköy ise döngüsel ilk gençliğim. Umarsızca arıyorum, bendeki eski ben’leri. Kuşkusuz bu şarkıların yanıtı sadece burada olabilirdi, belki biraz Alsancak adasında. (ve her şarkıda bir kilise korosu)
Bu yalnızlar liginde ve 1 Kadıköy akşamında, tümel olandan korkuyorum. Buranın kaçı Kadıköy, kim nerde geldi bunun için; normal denilen anlarda demografik tablolar hiç yapmadık ki; ben bu dünyaya misafir. Hemen karşımda kadın sandığım bir adam, durmuş değil donmuş zamanda, o ince belirsizlik.(Saint Joseph kızları bahçenin neresinden kırarlardı okulu?)
Ben bir kayıt cihazıyım, bir makine sadece yazmaya; bunu çok söyledim, ama hep unuttum. Tek cümle bulmak yeterdi, çekmek için ipin ucunu, barikatlar çoktan geçilmişti ve barikatlar aslında hiç yoktu.(durdu uzam, hiç vakti değildi ve ölesiye açtı akşamlarda, yıldızlar)
Et çevirmişti etrafımızı, belirsiz boş uzaylar. Klostofobi kovduğum ve kovduğum ve kovduğum annemdi (rüyalarımdan)…
An durduğunda –ki o bir fotoğraf karesidir- kendime baktım dibini yakalamış bir 50’lik biranın sönmüş güneşi altında. Hiç birimizin yaşamadığı bir tarihin kahramanı olabilirdi, Cenk Taner; tek kişilik savaşların, hep gitmek isteyen seferisi…
Geriye bakınca tuza dönen 1 kadın ve kendi krallığını yeniden kurmak isteyen çocuklar. Oysa kum kalelerden stratejik hesaplar olmazdı. Ve kaybetmek ışıltılı bir masaldı, ilk gençlikte. (oyunlar çoktan unutulmuştu, makyaj yapılmıştı sivilceli yüzüne. ve hiç düşünmüyordun, durmuş an’lar da toza dönebilen Moda kayalıklarını)
Biz bize yaşar gider miyiz, donmuş zamanın klostofobik ufuklarında ve geride kaynayan kazan kör bir köyün kahvesi. Belirsiz izler var boşlukta. Hiç kaybetmemiş bir kitlenin yenik şarkılara sarıldığı, 1 soğuk duş sonrası, sadece gerçek olma provaları.(takvimler günlük birer gazete, tüm saatler uzuvlarını bıraktığında)
Tek derdimiz, 1 adım, tek kıvrım gerçek olmak. Terk edebilmek için yaşamak lazımdı, kesik açılarda belirsiz kadrajlar olabilirdik. Loş ışığın altında anlamsız bir lodostu, Karga bir şapel olabilirdi, diz çökmüş kazananların, zafer sarnıçlarında…
(bir masa üzerime doğru ilerliyor ve sonuç: Türk votkası bizi zehirliyor, güneş tersyöne ilerliyor ve belirsiz bir kedi var, tanımadığım bir kadının anneannesi isminde)
Yerel figürler var bu adada, kendi tarihlerini bir semte sticker ile yapıştırmış; sadece kendi egosuna ihtiyacı olan insanların uğultusu. Sakinleşecek oysa her şey, durulacak bu koca et-uzam.
Herkes siktirip gidecek, yine biz kalacağız.
Herkes siktirip gidecek sadece yaşanmışlıklar kalacak.
(bu cehenneme yaşam bitecek bir gün, teklik ile besle varlığını, sonsuz koca bir çöl olsa da)
Ben uzun bir düş diledim donmuş zamandan, durmuş zamana doğru uzun uzun ve yaban…
Kendimi silmek istedim sadece, bu yalan diyardan, eski, duru ve hala ışıltılı bir Cenk Taner ezgisi eşliğinde…
Karga Mecmua, Ekim 2010 tarihli sayında yer almıştır.
1 yorum:
- lekeler dedi ki...
bırakın beni gideyim/gitmek istediğim yer deniz kumundan/oraya doğru fazla gidersem/buraya dönmem coğrefya gereği/
*yakın zamanın paylaşılan yazgısı.
- 31 Ocak 2011 05:44 | 56f4678e37a2 | [
"c4",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Geçtiğimiz günlerde, Beyoğlu Firuzağa'daki bir plakçıda akşam saatlerinde 'Radiohead' grubunun internetten canlı yayınladığı konseri dinlemek için bir araya gelenler, biranda içeri giren bir grubun saldırısına uğramıştı. Aynı mahallede oturan bir bayanın evine giderken eğlence mekanının bulunduğu sokaktan geçerken alkol alanlar tarafından sözlü tacizin neden olduğu olayla ilgili Koreli plakçı, Ot Dergisi'ne konuştu, Korelilerin olayla ilgili kendisini suçladığını söyledi.
"KORE'DEKİLER BANA KIZIYORLAR"
Koreli Seogu Lee, "Kalbin kırıldı mı?" sorusuna şu cevabı verdi;
"Kalbim kırık evet, ama Türkler yüzünden değil. Bu olay Kore basınında da çıktı ve Kore’dekiler benim bir hata yaptığımı düşünüyorlar. İçinde yaşadığım kültüre saygısızlık ettiğimi düşündükleri için bana kızıyorlar. Böylesi daha iyi... En azından Türkleri suçlamıyorlar." | 467c377ceb8f | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Bugün yine güne güzel başladım. Bloguma Caprice Moda'dan bir ödül geldi. Bu ödülü bana layık gördüğü için kendisine çok çok teşekkür ediyorum, beni çok mutlu etti. Sizlerin beğenisini kazanmam zaten benim için çok büyük bir ödül :) Öncelikle Caprise'e ve size tekrar teşekkür ederim.
Benimde bu ödülü kurallar dahilinde bir başkasına yollamam gerekiyormuş.
Ödülün kuralları:
1- Ödülü verenin linkini yayımlamak.
2- Ödülü verdiğin kişilere mutlaka haber vermek.
3- Bu ödülü verdiğin blog sahibinin linkini vermek.
4- Gördüğünüz resmi eklemek.
Bende bloglarını severek takip ettiğim, beni hiç yalnız bırakmayan birkaç blogger arkadaşıma yollamak istiyorum. Caprice'cim sanada göndermek isterdim ama kurallar dahilinde sana gönderemiyorum :) Ama sana da bu ödülü vermişim gibi düşün :)
Jojik Moda , Şirinem , Beetlejuice , Merbe , Smilena , Annemoda , Kokosh Sayfa , Prettycool , Z Fashion , Taze Nane 'ye dağıtıyorum ödüllerimi...
Stilperisi sana Caprice vermiş o yüzden kurallar gereği veremiyorum ama bu ödülü sende hakediyorsun. Unuttuğum arkadaşlar varsa lütfen kusura bakmasın, kızmasınlar. Yorum olarak yazsınlar onlara da veririm :)
7 Nisan 2009 Salı
Kaydol: Kayıtlar (Atom) | 012646c6c629 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Featured, Haftanın iyileri, Kültür, Sanat & Sergiler, Tarih
Kukla Sanatı
İnsanların hikayeler anlatırken oynattığı, şarkılarla eğlendirdiği, mizahi öğelerle güldürürken düşündürdüğü oyuncak bebeklerdir kuklalar. Tahta, karton, bez, kumaş, pişmiş toprak gibi hafif maddelerden yapılan ve genelde iple ya da elle hareket ettirilen bu bebeklerle oynatılan oyuna kukla sanatı denir. Hepimizin ilk ve ortak mesleğidir aslında kuklacılık. Daha çocukken bebeklerimizi ya da çok sevdiğimiz pelüş oyuncağımızı konuşturup, herbirine karakter atfedip roller biçtiğimiz gibi kuklaların ve kuklacılığın tarih sahnesine çıkışı da benzer bir yolla olur.
Kuklacılığın tam olarak ne zaman ortaya çıktığı net olarak bilinmemekle birlikte tıpkı gölge oyunu gibi Hindistan’da ve Çin’de doğup yaygınlaştığı düşünülmektedir. Temelinde insanı kontrol etme güdüsü yatan kuklacılık, doğduğu topraklardan Orta Asya’ya ve İran yolu ile Batı’ya geçmiştir. Eski Mısır’da inanç sistemine göre ölen insanlar eşyalarıyla birlikte gömülürlerdi. Bazı çocuk mezarlarında ağaçtan ve fildişinden yapılmış bebekler bulunmuştur. Yine Mısır kabartmalarında kukla oynatan figürler vardır. Kuklacılık tarihi, büyü ayinleri ve bir takım dini törenlerle paralel gelişir. Maskeli ve eklemli bebeklerin bu tür törenlerde oynatıldığına dair yazılı kaynaklar mevcuttur.
Milattan önce genellikle dini ritüellerde kullanılan kuklalar, sonraları göçlerin de etkisi ve farklı uygarlıkların kaynaşmasıyla hikaye anlatma ve eğlenme amacıyla da kullanılmaya başlanmıştır. Antik Yunanistan’da yapılan kazılarda bulunan, pişmiş topraktan yapılmış bebekler; bu coğrafyadaki ilk kukla örneklerinden sayılır. Aristo, eserlerinde kuklacılıktan bahsederken “İnsanın kuklaları kontrolü, insanın dünyayı kontrolüne benzer.” der. Bu bakış açısı daha sonra birçok Yunan düşünürünü kuklalarla insanları karşılaştırmaya sevk etmiştir.
Tiyatro oyunlarına düşkün olan Antik Yunanlılar, benzer biçimde kukla gösterilerine ilgi gösterirler. Hikaye anlatanlar ve kuklacılar, tiyatroya kıyasla daha düşük bütçelerle köyden köye dolaşıp sahneler kurarak temsiller yapmaya başlarlar. Yüzlerce kişinin rahatça görebilmesi için insan boyutlarında tasarlanan kuklaların mekanizmaları, zamanına göre oldukça sofistikedir. Bu gösterilerde genellikle dönemin ünlü filozofları, şairleri ve siyasi figürleri mizahi öğelerle ele alınır.
Milattan sonra ilk yüzyıllarda, Hristiyanlıkla ilgili öğretileri konu edinen kukla oyunları oynatılır. Ancak daha sonraları Hristiyanlığın sahne sanatlarına karşı olması ve şekil olarak büyücülüğe benzemesiyle kukla gösterileri tiyatrolarda yer bulamazlar. Daha küçük sahnelerde, şehirden şehire dolaşarak gösterilere devam edilir. Büyücülük olarak algılanmasını önlemek için kuklaların ipleri ve mekanizmaları halka gösterilerek oynanmaya başlanır.
Kuklacılığın Türkler arasında eskiden beri var olduğu Divanu Lügati’t Türk’te yer alır. Eserde, çocukların oynadığı “kudhurcuk” isimli yapma bebeklerden bahsedilir. Geleneksel Türk kukla oyunları çoğunlukla iki teknikle oynanır; ip ile oynatma ve el kuklası. Geleneğimizde el oyunları “kol korçak”, ipli oyunlar “çadır hayal” olarak adlandırılır. Kuklacılar ise kuklabaz, hayalbaz gibi isimlerle anılır. Orta Asya Türklerinde özellikle Özbeklerde çok zengin bir kukla geleneği bulunur. Osmanlılar döneminde kuklacılık yaygın ve çeşitlidir. Dönemin şenliklerini anlatan birçok kaynak metin ve minyatürde kuklacılığa rastlanır.
Kukla, 17. yüzyıl Avrupa’sında halkın gerçek düşüncelerini yansıtan kalıplaşmış bir tip olarak sahneye çıkar. İngiltere’de ‘Punch’, Rusya’da ‘Petruşka’, Almanya’da ‘Horswurst’, Fransa’da ‘Polichinelle’ adıyla anılmaya başlanır. İtalya’da da “Fantoccini” adında ipli kuklalar yapılır; bu kuklaların en ilgi çekici özelliği ise insan gibi hareket etmeleri, abartılı mimikleri ve selamlama şekilleriyle halkı güldürmeleridir. Aynı kuklalara Fransızlar “Marionette” derler.
Modern zamanlarda ise kuklalar, artık televizyon programlarıyla evlere girer. Şüphesiz en çok bilineni ve başarılı örneği Amerikalı kuklacı Jim Henson’un “Susam Sokağı” (Sesame Street) adlı televizyon dizisi için tasarladığı “muppet”lerdir. Böylelikle binlerce yıldır hayatın bir parçası olmaya devam eden kukla sanatı, cazibesinden ödün vermeden modern dünyada da yerini bulur. | e881c002065e | [
"c4",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Bu bir ortak yayındır. Bu konuya duyarlı birçok blogda bugün bu yazıyı göreceksiniz.
Özgürlüğümüz kısıtlanamaz
T.C. Anayasası
VIII. DÜŞÜNCEYİ AÇIKLAMA VE YAYMA HÜRRİYETİ
Madde 26
Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma haklarına sahiptir.
Dün gece yarısı ülkemizde anayasa ihlal edilmiştir. Uluslar arası bir sosyal paylaşım ağı olan Twitter’a erişim farklı mahkeme kararları ile engellenmiş, halkın kendisini ifade etme ve haber alma özgürlüğü kısıtlanmıştır.
T.C. Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan dün Bursa’da düzenlediği seçim mitinginde “Twitter mwitter, hepsinin kökünü kazıyacağız Uluslararası camia şöyle der, böyle der hiç umurumda değil. Herkes Türkiye Cumhuriyeti’nin gücünü görecek.” dedikten ve Başbakanlık Basın Müşavirliği’nin “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının bazı linklerin kaldırılmasına ilişkin mahkemelerden çıkarmış oldukları kararların uygulanması konusunda Twitter yetkililerinin duyarsız kaldıkları bir süreç söz konusudur. Mahkeme kararlarını umursamama, hukukun gereğini yerine getirmeme biçimindeki bu tutumda bir değişiklik gözlenmemesi halinde, vatandaşlarımızın mağduriyetini gidermek için teknik olarak, Twitter’e erişimin engellenmesinden başka çare kalmayabileceği belirtilmektedir” açıklamasından sadece bir kaç saat sonra gece yarısı Twitter’a Türkiye’den erişim yasaklanmıştır. Internet servis sağlayıcılarına ulaşan mahkeme kararları ile Twitter’a ülke sınırları içinden erişim kapatılmış, mobil cihazlarda kullanılan 3G erişimi de aynı şekilde engellenmiştir.
Sayıları 12 milyona yaklaşan Türkiyeli Twitter kullanıcıları #TwitterBlockedinTurkey etiketiyle konuyu bir saat içinde Twitter’da dünya çapında en çok konuşulan etikete taşımış,farklı etiketlerle gece boyunca TT listesinde kalarak, dünya kamuoyunun dikkatini çekmiştir. Yasaklamadan sonraki ilk 4 saat içinde 2,5 milyondan fazla Türkçe tweet gönderildiği hesaplanmaktadır. Şu anda dünya basını Türkiye’deki Twitter yasağını öncelikli haber olarak vermekte, bunun özgürlükleri baltalama yönünde bir girişim olduğunu söylemektedir.
Biz, ülkemizin geleceğini oluşturacak çocukları yetiştiren anne babalar olarak Gezi Parkı direnişi ile tırmanan ve 17 Aralık süreciyle hızlanan şiddet ve sansür uygulamalarını esefle izlemekteyiz. Türkiye’nin gerçek demokrasiden gün be gün uzaklaşmasından, meclisinden medyasına, emniyet güçlerinden yargısına kadar her türlü sistemin çivisinin çıkmış olmasından derin bir endişe duymaktayız.
Dün geceki yasak kararıyla Türkiye dünya üzerinde Twitter’a erişimin engellendiği Çin dışındaki tek ülke olmuştur. Bunun utancı ve ayıbı bu yasağı getirmeye cesaret edenlere ait olmakla birlikte, ağırlığını omuzlarımızda taşımaktayız.
Bu ülkenin gelecek nesillerinin özgür bireyler olarak büyümesini en çok isteyen ve bunun için emek veren anne babalar olarak hükümetin son aylarda giderek artan baskıcı tavırlarını kabul etmiyor ve bu sansürü şiddetle kınıyoruz.
Herkesi gerek internet üzerinden, gerekse etrafımıza bu durumu anlatarak konuyu protesto etmeye ve nihai olarak da 30 Mart 2014 Pazar günü yapılacak olan yerel seçimlerde vatandaşlık hak ve sorumluluğu olan oy kullanma görevini mutlaka yerine getirmeye davet ediyoruz.
Blogger Anne ve Babalar | 8caa773a458b | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Aile Danışmanlığı Eğitim programının yanında alabileceğiniz eğitim programlarına bakacak olursak, Aile ve Yaşam Koçluğu Sertifikla Programı, Aile ve Sosyal Danışmanlık Sertifika Programı, Yaratıcı Drama Sertifika Programı, Satranç Eğitmenliği Sertifika Programı yada Akıl Zeka Oyunları Sertifika Programına kayıt yaptırabilirsiniz.
Bu Eğitimlere Tek Tek Bakacak Olursak;
Aile Danışmanlığı Sertifika Programı:
Bu eğitim Yönetmeliğe uygun 450 saat olarak yürütülmektedir. eğitimin sonunda alacağınız sertifika ile Aile Danışmanı Ünvanı alacaksınız.
– Ne İşe Yarar: Kendinize ait bir aile danışma merkezi açabilirsiniz,
– Var olan bir Aile Danışma Merkezinde yada psikolojik danışmanlık merkezinde çalışabilir siniz.
– Belediyelere bağlı aile danışma merkezlerinde çalışabilirsiniz.
– belediyelerin yada valiliklerin yaptığı projelerde danışman olarak görev alabilirsiniz.
– Devlet ataması olursa Aile Danışmanı unvanı ile başvuru yapabilirsiniz.
Aile ve Sosyal Danışmanlık Sertifika Programı:
Bu programın sonunda alacağınız sertifika ile devlet atamalarındaki aile ve sosyal danışman kadrolarına başvuru yapabilirsiniz. bu alanda Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı yakın zamanda alım yapmış istihdam sağlamıştır.
Yaratıcı Drama Eğitmenliği:
Bu eğitim programını başarı ile tamamlayanlar, halk eğitim merkezlerinde drama kursları açabilir, okullarda öğretmen olarak çalışanlar ister MEB üzerinden isterlerse okullar hayat bulsun projesi ile kendi okullarında haftada 6 saate kadar egzersiz açabilirler.
Satranç Eğitmenliği ve Akıl Zeka Oyunları Eğitmenliği:
Bu eğitim programlarını başarı ile tamamlayanlar, halk eğitim merkezlerinde satranç yada akıl zeka oyunları kursları açabilir, okullarda öğretmen olarak çalışanlar ister MEB üzerinden isterlerse okullar hayat bulsun projesi ile kendi okullarında haftada 6 saate kadar egzersiz açabilirler.
Şaban Bey : 0507 555 37 49
Merkez İletişim: 0322 234 9 234 – 0322 458 0 458 – 0507 204 61 82 & 83
Çok Önemli Duyuru: Sertifika/Belge: Tüm Eğitimlerimizde ÜNİVERSİTE onaylı sertifika verilmektedir.
AİLE DANIŞMANLIĞI SERTİFİKA PROGRAMI,
ÖĞRENCİ KOÇLUĞU VE EĞİTİM DANIŞMANLIĞI SERTİFİKA PROGRAMI,
ARABULUCULUK EĞİTİMİ SERTİFİKA PROGRAMI,
AKIL-ZEKA OYUNLARI EĞİTİCİ EĞİTİMİ,
OBJEKTİF TESTLER EĞİTİMİ………………. | 6834b60abeba | [
"c4",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
MANDIRA FİLOZOFU
Tür: Komedi
Süre: 105 Dakika
Yapım Yılı: 2014
Yönetmen: Müfit Can Saçıntı
Oyuncular: Müfit Can Saçıntı, Rasim Öztekin ve Ayda Aksel
Ses: Türkçe 5.1 / 2.0
Altyazı: İngilizce
Ekran: 1.85 Geniş Ekran
Ekstralar: Fragman, Kamera Arkası Belgeseli, İzleyici Görüşleri, Klip “Karşıyım”, Klip “Benim Adım Mandıra Filozofu”, Filmden Kareler
DVD Barkod: 8697762827871
Lisans Sahibi: Mint Prodüksiyon
Sınıflandırma: Olumsuz Örnek / 7+
Mustafa Ali’nin içinde yaşadığı dünya düzenine karşı koyduğu tavır, onu Muğla’nın Çökertme köyünün yakınlarında, ıssız bir kulübede yaşamaya kadar götürür. Felsefe bölümü mezunu olan Mustafa Ali burada doğayla iç içe, modern hayatın getirisi olan her şeyden uzak bir yaşam sürer ve zamanının tamamına yakınını kitap okuyarak geçirir. Çalışmaya ise kesinkes karşıdır. Cavit ise kurnaz ve çalışkan bir işadamıdır ve yeni projesi için Çökertme köyüne gelir. Amacı Mustafa Ali’nin sahip olduğu araziyi satın alıp yerine kazanç getirecek bir butik otel yaptırmaktır. Ne var ki İstanbul’dan gelen bu beklenmedik konuğun hayatı Mustafa Ali ile tanıştıktan sonra eskisi gibi olmayacaktır.
Birol Güven’in senaryosunu yazıp Müfit Can Saçıntı’nın yönetmenliğini yaptığı filmin başrollerini Müfit Can Saçıntı ve Rasim Öztekin paylaşıyor.
HALAM GELDİ
Tür: Dram
Süre: 101 Dakika
Yapım Yılı: 2014
Yönetmen: Erhan Kozan
Oyuncular: Burçin Terzioğlu, Miray Akay ve Tunç Oral
Ses: Türkçe 5.1/2.0
Altyazı: English, French, German, Dutch
Ekran: 1.85 Geniş Ekran
Ekstralar: Kamera Arkası, Halam Geldi Film Müziği – “Çeyiz Türküsü” – Sebahat Akkiraz, Sinema Fragmanı
DVD Barkod: 8697762827819
Lisans Sahibi: Sami Dündar / Doğa Yap.
Sınıflandırma: Olumsuz Örnek / Şiddet / 13+
Üç çocuk, üçü de Diyarbakırlı, üçü de 13 yaşında, üçü de kaderine tutsak yol arkadaşları…
Çözüldükçe karışan bir törenin, ÇOCUK GELİNLERİN hikâyesi bu…
Yaşanmış bir hikâyeyi konu alan film, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ezan seslerine kilise çanının, Türk müziğine Yunan ezgilerinin eşlik ettiği, Diyarbakırlı Türklerle Kıbrıslı Türklerin bir arada yaşadığı sınır köyü Akıncılar’da geçiyor.
Çocuk gelinlerin uzaktan uzağa seyrettiğimiz dramını ve akraba evliliğinden doğan engelli çocukların yaşamını anlatırken, aynı zamanda Kıbrıs’ın kuzeyi ve güneyi arasındaki sınır sorununu da insani yönleriyle ele alışıyla ön plana çıkıyor.
AŞK OYUNU
Tür: Romantik Komedi
Süre: 86 Dakika
Yapım Yılı: 2014
Yönetmen: Umut Yüksel
Oyuncular: Kemal Uçar, Pınar Göktaş ve Ebru Öztürk
Ses: Türkçe 5.1/2.0
Altyazı: İngilizce
Ekran: 1.78 Geniş Ekran
Ekstralar: Fragman, Kamera Arkası, Set Fotoğrafları
DVD Barkod: 8697762827833
Lisans Sahibi: Yükselen Prod.
Sınıflandırma: Genel İzleyici Kitlesi
Aslen Bolu Mengenli olan Cevat, İstanbul’daki bir İtalyan restoranında profesyonel aşçılık yaparak hayatını kazanmaktadır. Babası Ekrem’i bir süre önce kaybetmiş olan Cevat, bir gece onu rüyasında görür. Ekrem, oğlu Cevat’a Galatasaray’ın oynayacağı gelecek maç ve şampiyonluğa giden yol için bazı tüyolar verir. Cevat hemen ertesinde arkadaşlarını toplayıp işe koyulur. Ancak Cevat ve arkadaşlarının planlarında hiç olmayan bir olay başlarına gelecek; bu olay genç aşçıyı, hayatı ve ilişkisi arasında kalacağı bir maceraya sürükleyecektir…
Senaryosunu Umut Yüksel ve Ezgi Yüksel’in birlikte yazdığı, yönetmenliğini ise Umut Yüksel üstlendiği komedi türündeki filmin başrolünde Kemal Uçar yer alırken, oyuncu kadrosunda kendisine Pınar Göktaş, Lemi Filozof, Dilşah Demir, Bahtiyar Engin ve televizyonun renkli simaları olan Suzan Kardeş ile Ali İhsan Varol gibi pek çok başarılı isim eşlik ediyor.
MC DANDİK
Tür: Komedi
Süre: 100 dakika
Yapım Yılı: 2013
Yönetmen: Ragga Oktay, Cem Yaz
Oyuncular: Ragga Oktay Zerrin Arkan ve Tümer Tilmaç
Ses: Türkçe 5.1 / 2.0
Altyazı: İngilizce
Ekran: 2.35 Geniş Ekran
Ekstralar: Yok
DVD Barkod: 8697762827864
Lisans Sahibi: Paprika Film
Sınıflandırma: Olumsuz Örnek / 13+
Öksüz ve yetim bir çocuk olarak büyüyen Dandik, hayatı boyunca çeşitli sorunlarla karşılaşmış ve herbirini tek başına halletmeyi başarmıştır. Bir gün seneler önce kaybettiği çocukluk aşkı Aslı ile karşılaştığında ise hayatı değişir. Dandik, aşkının peşinden gitmeye kararlıdır ancak karşısında beklenmedik bir düşman bulur. Bu kötü adamı alt etmeye çalışırken çeşitli zorluklar ve engellerle karşılaşır fakat aşkından vazgeçmeyi bir an bile aklından geçirmez. Dandik’in tek isteği mutlu bir hayat kurmaktır ve bu yolda tek yardımcısı en yakın arkadaşı Fiko olacaktır.
Yönetmenlik koltuğu ve senaryo aşamasında Ragga Oktayve Cem Yaz ikilisinin bulunduğu filmin oyuncu kadrosunda Ragga Oktay, Zerrin Arıkan, Sümer Tilmaç ve Lemi Filazof gibi isimler bulunuyor.
OCULUS – GÖZ
Tür: Korku
Süre: 104 Dakika
Yapım Yılı: 2014
Yönetmen: Mike Flanagan
Oyuncular: Karen Gillan, Brenton Thwaites ve Katee Sackhoff
Ses: İngilizce 5.1 / Türkçe 2.0
Altyazı: Türkçe
Ekran: 1.85 Geniş Ekran
Ekstralar: Kamera Arkası
DVD Barkod: 8697762827796
Lisans Sahibi: D Productions / Focus
Sınıflandırma: Olumsuz Örnek / Korku / 15+
Çocukluğunda büyük bir travma yaşayan Kaylie, yıllarca erkek kardeşi Tim’in ailesini öldürdüğü iddiasıyla karşı karşıya kalmıştır. Aralarının düzelmesi için çabalasalar da sanki yine de bir şeyler yolunda gitmemektedir. Çevresindeki herkes, ailelerini Tim’in öldürdüğünden emin gibidir fakat Kaylie’ye göre ailesini katleden, erkek kardeşi Tim değil, doğaüstü bir varlıktır. Kime ait olduğu bilinmeyen, kendisine bakan kişiyi ele geçirebilme özelliğine sahip olan antika bir ayna, Kaylie’nin şüphelerinin merkezine oturur.
Kaylie hem cinayetin sebebiyle yüzleşmek hem de erkek kardeşinin adını temize çıkarabilmek için kendisini tehlikenin göbeğine atar!
Umut Yüksel | 7b843507cf6a | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Yaygın gelişimsel bozukluk (YGB) veya yaygın gelişimsel bozukluk ileri düzeyde ve karmaşık bir beyin gelişim yetersizliği olarak tanımlanabilecek bir grubu içinde bulunduran genel bir terimdir. Bu bozukluklar değişen derecelerde sosyal etkileşim, sözel ve sözsüz iletişim ve tekrarlayıcı davranış zorluklarıyla karakterize edilir. Bu grupta yer alan bozukluklar;
Otistik bozukluk,
Rett sendromu,
Çocukluğun dezintegratif bozukluğu,
yaygın gelişimsel bozukluk-başka türlü adlandırılamayan (YGB-BTA-OTİZM)
Asperger sendromu sayılabilir.
Asperger sendromu (ASD) zihinsel engellilik, motor koordinasyon güçlüğü ve dikkat, uyku bozuklukları ve gastrointestinal rahatsızlıklar gibi fiziksel sağlık sorunları ile ilişkili olabilir. Bazı ASD lilerin görsel becerileri, müzik, matematik ve sanat yetenekleri mükemmel olabilir.
Otizmin kökleri çok erken beyin gelişiminde gibi görünüyor. Ancak otizmin en belirgin belirtileri 2 ile 3 yaş arasında ortaya çıkmaktadır. Sonuçları kanıtlanmış davranışçı terapiler ile erken müdahale, erken tanı için etkili yöntemler otizmin belirtilerinin hafifletilmesinde çok ciddi bir öneme sahiptir.
Otizm yukarıda sayılan dört gelişimsel bozukluktan biridir. Her bin doğumdan bir veya ikisinde görülür. Dünya sağlık örgütü raporuna göre Türkiye’de yaklaşık 100 bin otizmli çocuk vardır.
Otizmin nedenleri nedir?
Kısa bir zaman önce bu sorunun cevabı “nedeni hakkında hiçbir fikrimiz yok” olurdu. Fakat artık bu soruya farklı cevaplar verebiliyoruz. En önemlisi şu ki otizmin tek bir nedeni yok ve yine aynı şekilde tek bir çeşit otizm yok. Son beş yıldır, bilim adamları nadir gen değişiklikleri ya da mutasyonları otizm ile ilişkilendirmektedir. Otizm vakalarının çoğunda erken beyin gelişimini etkileyen, genetik ve çevresel faktörlerin bir arada otizme neden olduğu görünür.
Gebelik sırasında ebeveyn yaşı (anne ve baba her ikisi de), özellikle gebelik sırasında maternal hastalık, doğum sırasında oksijen yoksunluğu gibi bazı zorluklar bebeğin beyin gelişimini değiştirebilir. Bu faktörlerin etkisiyle gelişen otizme ebeveynin neden olmadığını bilmek önemlidir. Aksine, bu çevresel koşullar genetik risk faktörleri ile kombinasyon halinde olunca otizm riskini artırmaktadır.
Araştırmalar yapıldıkça çeşitli nedenler ortaya çıkmaktadır. Mesela son araştırmalar giderek artan bir şekilde anne adayının gebelikten önce ve sonra folik asit açısından zengin bir diyetle (en az 600 mg günde) veya folik asit içeren vitamin alarak veya yiyerek otizmli bir çocuğa sahip olma riskini azalttığını göstermektedir
Otizm nasıl teşhis edilir?
Aşağıdaki listede çocuğunuzun bir otistik spektrum bozukluğu için risk altında olduğunu işaret edecek belirtiler yer almaktadır. Çocuğunuz aşağıdakilerden herhangi birini sergiliyorsa, bir değerlendirme yapması için çocuk doktoruna ya da psikoloğuna gitmelisiniz:
Altı ay ve sonrasında hiçbir gülümseme veya diğer sıcak, neşeli ifadeler yoksa
Dokuz ay ve sonrasında seslere, gülümsemelere veya diğer yüz ifadelerine tepkisi yoksa
12 aylıkken babıldamaları yoksa
12 aylıkken jestleri taklit etmiyorsa
16 aylıkken hiçbir kelimesi yoksa
24 aylıkken iki kelime den oluşan anlamlı cümle öbekleri kurmuyorsa
Her yaşta konuşma ya da sosyal becerilerden herhangi birinin kaybı varsa
Yaygın Gelişimsel Bozukluklar Destek Eğitim Programı
Yaygın gelişimsel bozukluk (YGB) veya yaygın gelişimsel bozukluk ileri düzeyde ve karmaşık bir beyin gelişim yetersizliği olarak tanımlanabilecek bir grubu içinde bulunduran genel bir terimdir. Bu bozukluklar değişen derecelerde sosyal etkileşim, sözel ve sözsüz iletişim ve tekrarlayıcı davranış zorluklarıyla karakterize edilir. Bu grupta yer alan bozukluklar; | b6fad31956a1 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
ev temizliği, fabrika temizliği,ofis temizliği,inşaat temizliği,villa temizliği izmir temizlik
Şirket temizliği, büro temizliği, ofis temizliği, işyeri temizliği, avm temizliği, İzmir temizlik
İZMİR TEMİZLİK HİZMETLERİ, İZMİR TEMİZLİK ŞİRKETLERİ,İZMİR TEMİZLİK FİRMALARI
Zemin Temizliği ve Cilalama
İzmir Zemin temizliği ve mermer cilalama izmir temizlik, firmamızın izmir ve ege bölgesinde uygun ekip ve ekipmanlarla profesyonelce sunduğu hizmetlerimizden sadece biridir.zemin temizliği yapıldıktan sonra, polimerize yada kristalize cila uygulaması yapılmaktadır. Zemin cilalamada dikkat ettiğimiz en önemli husus; zeminin parlaklığı kadar cilanin kalıcılık süresinin uzunluğudur.zemin cilalama işinde yer temizliği çok önemlidir yeri n temiz kuru ve pürüz olması gerekir.İzmir` de zemin cilalama ve zemin temizliği işleri yılların verdiği deneyimle izmir temizlik personell tarafından yapılır.
İzmir Zemin Temizliği, İzmir Zemin Cilalama; Mermer, taş, çini, mozayik, marley, linolyum ve epoksi yüzeyler de dahil olmak üzere; farklı temizlik ürün ve programlarının uygulanmasını gerektiren tüm yüzeylerin bakım ve temizliğini, piyasadaki en kaliteli, doğa dostu sert zemin ürünleri ile garantili olarak yapmaktayız. Cilalama işlerinin yanı sıra zeminde silim işlemleri, kaydırmazlık uygulamaları gibi uygulamalar mevcuttur izmir mermer cilalama işleri,izmirde yer yıkama ve bakımı,izmir temizliğin sunduğu hizmetlerden bazılarıdır. | ac074e6574fe | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
KIBRISLIRUM BASIN ÖZETLERİ, 11 Şubat 2013
FİLELEFTEROS gazetesinin bugünkü ana haberi Kıbrıslıların özelleştirmelere ilişkin yaklaşımı. Gazeteye göre Kıbrıslılar, Kıbrıs Elektrik Kurumu’nun, Kıbrıs Telekomünikasyon Kurumu’nun ve Limanlar İdaresi’nin özelleştirilmelerine karşılar. Filelefteros gazetesi hesabına RAİ şirketi tarafından yapılan kamuoyu araştırmasının sonuçlarına göre, Troyka’nın önerdiği özeleştirmeleri yurttaşlar oy verdikleri siyasi partilerden bağımsız bir şekilde reddediyorlar. %62’lik bir kesim Kıbrıs Elektrik Kurumu’nun özelleştirmesine karşı çıkarken bundan yana olanların oranı %34. Kıbrıs Telekomünikasyon Kurumu’nun ve Limanlar İdaresi’nin özelleştirilmesine karşı çıkanların oranı ise %61. Memorandum konusunda ise toplum üçe bölünmüş durumda. %36’lık bir kesim memorandumu kabul ederken, %33 buna karşı çıkıyor. %28’in ise ne bundan yana, ne de buna karşı bir eğilim içerisinde olduğu görülüyor. Bu tablo, konuyla ilgili kamuoyunda gerçekleştirilen tartışmaların yarattığı karmaşayı da ortaya koyuyor. Bu arada %52’lik bir kesim memorandumu tek yol olarak görüyor. %43’lük bir kesim ise krizden çıkış için daha başka yolların da olduğunu düşünüyor.
KIBRISLIRUM BASIN ÖZETLERİ, 4 Şubat 2013
FİLELEFTEROS gazetesinin bugünkü ana haberi Pimko’nun son raporu. Gazeteye göre, Kıbrıs için zorluklar şimdi başlıyor. Pimko ilk pozisyonunda ısrar etti ve Kıbrıs bankaları ile kooperatif kuruluşlarının gereksinimleriyle ilgili olarak uç senaryonun ön gördüğü 10,1 milyar avroluk bir hesap çıkardı. Pimko ilgili raporunu hazırlarken Kıbrıs bankalarının önümüzdeki üç yıllık sürede uğrayacakları zararı da dikkate aldı. Elde edilen bilgilere göre, temel senaryoda öngörülen rakam 7 milyar avro oldu. Kıbrıs Bankası ile Laiki Bankası’nın gereksinimleri için 4 milyar avronun altında bir rakam üzerinde durulurken kooperatifler için 1 milyar, Helenik Bank için de 300 milyon avro hesaplandı. Temel senaryoda ise Helenik Bank için herhangi desteğe gerek görülmüyor. Pimko’nun raporu sonrası esas soruyu Kıbrıs’ın borçlarının sürdürülebilir olup olmadığı teşkil ediyor. Pimko’nun belirlediği rakamlara göre, Kıbrıs’ın borcunun Gayri Safi Yurtiçi Hâsıla’ya oranı %144’e çıkıyor. Bunun yanı sıra Uluslararası Para Fonu’nun kredi paketine katılımı ve Rusya’nın bu süreçte yer alması, yarı kamusal iktisadi teşekküllerin özelleştirilmesi, bankaların önümüzdeki altı aylık süre içerisinde sermaye arayışları ve özel sektör bankalarının devletleştirilmeleri konuları ele alınması gereken konular olarak gündemde olacak. Pimko’nun raporu sonrası kendilerinin bilgilendirilmediğini iddia eden muhalefet öfkeli.
EYYpaφή σe: Avaptήσeις (Atom) | 485dcfa14593 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Müezzinoğlu, Türk Telekom'un teknik desteğiyle hayata geçirilen, "e-Nabız" Projesi'nin Conrad İstanbul Hotel'deki tanıtım toplantısına katıldı.
Bakanlık olarak, vatandaşların sağlık açısından geleceğe umutla bakması için birçok sessiz devrime imza attıklarını söyleyen Müezzinoğlu, çalışmalara ve yeniliklere devam edeceklerini aktardı.
Müezzinoğlu, vatandaşların çok daha iyi bir sağlık sistemini hak ettiğini anlatarak, "Bilimsel verileri, ilerleyen teknolojileri vatandaşımıza sunmak ve onu bu anlamda daha güvenli bir ortama taşımak en büyük sorumluluğumuz ve görevimizdir" diye konuştu.
- Hastalar, bilgilerini yanlarında taşıyacak
Sağlık bilgilerini hatırlamak ve ilgili muhatabına aktarmadaki sıkıntıların varlığına dikkati çeken Müezzinoğlu, proje sayesinde hastanın ilaç, muayene, röntgen gibi bilgilerini yanında taşımasının mümkün olacağına vurgu yaptı.
Müezzinoğlu, bu tür teknolojik altyapıyı vatandaşa sunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, şöyle devam etti.
"Bu projeyi önemsiyoruz. Çünkü artık bilim ve iletişim... Gerçekten parmağımızın ucunda olacak kadar ya da avucumuzun içinde olacak kadar çok yakın. Diğer taraftan da dünyanın diğer ucuna ulaştıracak kadar kısa ama hızlı. Hakkari'de çekilmiş radyolojik tetkikin, İstanbul'da bir hocamıza gösterilirken veya oradan konsültasyon yaparken değerlendirilebiliyor olması. Bu projenin diğer bir iddialı yönü de tamamen milli bir proje olmasıdır. Dünyanın bu alandaki en ileri projesi olması bizim için mutluluk kaynağıdır."
- Sağlık okuryazarlığına katkısı olacak
Bakan Müezzinoğlu, projede sağlıkla ilgili bilgilerin yer aldığı portalların hizmete sunulacağını anlatarak, bu sayede sağlık okuryazarlığı konusunda önemli bir bilinçlenme yaşanacağına dikkati çekti. Projeyle vatandaş sağlık personeli arasındaki iletişimin artacağına vurgu yapan Müezzinoğlu, "Projenin önemli bir ayağı da acil durumlarda kullanılacak '112 butonu'. Bu uygulamanın müdahaleye ihtiyacı olanın yerini de gösteriyor olması, adres tarifi ihtiyacının ortadan kalkması ve 112 ekibine yerin adresini, koordinatlarını veriyor olması da acil durumlarda bizim için de hizmet sunanlar için de önemli bir imkandır" ifadelerini kullandı.
Türkiye'nin bilgiyi, bilimi ve teknolojiyi kullanmada çok önemli mesafeler kat ettiğini dile getiren Müezzinoğlu, bakanlık olarak kendilerinin de bu gelişmelere ayak uydurduklarını söyledi.
Sağlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Şuayip Birinci de bu tür projenin dünyanın hiçbir yerinde olmadığını aktararak, sisteme ilişkin bilgiler verdi.
- "e-Nabız" Sistemi
Sağlık Bakanlığı'nın, tüm sağlık kuruluşlarının bilgi sistemlerini birbirine entegre ettiği ve Türk Telekom'un desteği ile hayata geçen "e-Nabız", vatandaşların kişisel sağlık kayıtlarına, hem kendilerinin hem de dilerlerse ilgili sağlık personelinin erişebilecekleri bir platform olarak hizmet verecek. Proje sayesinde sağlık kurum ve kuruluşlarında gerçekleştirilen tüm tetkik, kontrol ve operasyonlar tek bir veri tabanına kaydedilecek. Vatandaşlar ve Türkiye'nin 81 ilindeki tüm kamu sağlık kuruluşları, kişisel sağlık kayıtlarına erişebilecek.
Vatandaşlar istedikleri zaman, aldıkları tedavilerin detaylarını görebilecek ve yine kendi rızaları doğrultusunda yakınlarıyla ve istedikleri doktorlarla paylaşabilecek. Sistem tablet bilgisayarlar ve akıllı telefonlar için geliştirilen mobil uygulamayla da kullanılabilecek.
"e-Nabız", vatandaşların sağlık kuruluşlarında alınan tüm hizmetlere detaylı bir şekilde erişebilmesinin yanı sıra, günlük, saatlik, hatta anlık olarak temel sağlık göstergelerini bizzat kendilerinin kaydedebileceği ve gerektiğinde doktoruna gösterebileceği bir özelliği barındırıyor.
- Sistemin işleyişi
Vatandaşlar, "e-Nabız" sisteminin mobil uygulamasında bulunan 112 acil butonunu kullanarak acil durumlarda en hızlı hizmeti alabilecek. Buton, vatandaşlarımızın acil durumlarda anlık konumlarını ve sağlık durumlarını, 112 Acil Merkezi'ne bildirmelerini sağlayarak daha hızlı ve daha kaliteli hizmet almalarını sağlayacak. Engelliler için de planlanan 112 Acil uygulaması çok yakın zamanda tanıtılacak. | 34a2189c0db5 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
KIBRISLIRUM BASIN ÖZETLERİ, 19 Mart 2013
FİLELEFTEROS gazetesinin bugünkü ana haberi “B Planı aranıyor” başlığı altında ekonomik durum. Gazeteye göre, mevduatlarda kesinti kararına karşı Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda dün akşamdan itibaren yeni formüller aranıyor. Eurogrubun talep ettiği 5,8 milyar avroluk miktarın özel ve tüzel yatırımcılardan, alternatif kaynaklardan bulunması için Maliye Bakanlığı’nda araştırma yapılıyor. Yabancı mevduat sahipleri arasında yaratılan karmaşa ve bankalar açılır açılmaz kesin olarak mevduatların bankalardan çekilecek olmasına karşı hükümet alternatif yollar arıyor. Bu arada Meclis’in de tıraşlanmaya onay vermeme olasılığı var. Böylesi bir durumda hükümet nelerin yapılabileceğini araştırıyor. Maliye Bakanı Mihalis Sarris’in dün bu konuda hem Almanya Şansölyesi Angela Merkel’i, hem de Eurogrubu bilgilendirdiği ifade ediliyor. Bankaların açılacağı Perşembe gününe kadar konuya ilişkin zaman da daralıyor. Yani Perşembe gününe kadar her şey netleşmeli. Netleşmesi gereken olgular arasında Kıbrıs bankalarının Yunanistan’da bulunan yan şirketlerinin satışı konusu da var. Ekonomi çevrelerine göre gelinen aşamada ne yapılırsa yapılsın önemli sayıda Rus mevduat sahibi adadan kaçacak. Bu noktada öncelik taşıyan olgu en azından Rus şirketlerini adada tutabilmek. Geçen Cumartesi gününden itibaren paralarını Kıbrıs bankalarından çekmek isteyen yabancı uyruklular avukatlarına, muhasebe bürolarına ve bankacılarına baskı yapıyorlar.
Gazetenin diğer haberlerinden bazıları
- Kıbrıs aracı ile saldırı altında olduğu düşüncesinde olan Moskova aynı zamanda bu sürecin zayıf halkası olarak gördüğü Kıbrıs’ı uyarıyor. Kıbrıs Cumhuriyeti ile ilişkilerinin değişeceği uyarısında bulunuyor. Rusya’nın Kıbrıs ile ilişkileri sadece ekonomik değil, aynı zamanda siyasi ve tarihsel de. Rusya Federasyonu Kıbrıs’ta mevduatların tıraşlanması kararının ardından kendi tepkisini hazırlamaya başladı. Cumhurbaşkanı Nikos Anastasiadis’in Rusya Devlet Başkanı Putin ile telefonda görüşmesi bekleniyor. Bu arada Maliye Bakanı Mihalis Sarris de bugün Moskova’ya giderek Rus yetkililerle görüşecek. Sarris Temsilciler Meclisi ekonomi komisyonun son toplantısı sırasında Rus Maliye Bakanı ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirmişti. Sarris Rusya’da Kıbrıs’ın kurtarılma planına Moskova’nın katılmasının koşullarını görüşecek. Bu ya 2,5 milyar avroluk Rus kredisinin ödenmesi süresinin uzatılması ya da ek bir kredi daha alınması yollarıyla gündeme getirilecekti. Ancak mevduatların tıraşlanması kararı ile birlikte durum şimdi kökten değişti. Rusya Devlet Başkanı Putin tıraşlanma kararı sonrası bu kararı haksız, meslek dışı ve tehlikeli bir karar olarak nitelendirdi. Başbakan Medvedev de Rusya’nın Kıbrıs Cumhuriyeti ile ilişkilerini gözden geçirme durumunda kalacağı uyarısına bulundu.
Gazetenin diğer haberlerinden bazıları
- Eğer yeni bir erteleme olmazsa Cumhurbaşkanı Anastasiadis’in olur verdiği memorandum yasa tasarısı Meclis’e gelecek. Meclis dünkü oturumunu erteleme kararını Kıbrıs krizinin Avrupa’yı etkisi altına alan bir krize dönüşmesi ve Eurogrup kararının de fakto olarak değişmesi umuduyla almıştı. Bunun yanı sıra birilerinin gelip Kıbrıs banklarını kurtarması beklentisi de var. Bu arada ertelemede partilerden hiçbirinin ciddi bir alternatif ortaya koyamaması da bir etken oldu. DİSİ gelişmelerden memnun değil, ancak Cumhurbaşkanı Anastasaidis’in geçen Cuma akşamı aldığı kararın esiri durumunda. Bunun için de “eşeğini dövmeyen semerini döver” misali Maliye Bakanı’nı eleştiriyor. Maliye Bakanı’nın kontrolsüz bir biçimde hareket ettiği üzerinde duruyor. DİSİ’nin bugün Meclis’te 19 sandalyesi var. Ancak bir milletvekilleri Arajantin’de bulunuyor. AKEL ise son günlerde rövanş alan bir tavır içinde. Meclis’te 19 sandalyesi olan AKEL tıraşlama tasarısına karşı oy kullanacak. Bu süreçte DİKO düzenleyici konumunda. Parti evet ile hayır arasında dalgalanıyor. DİKO evet demek için bazı koşullar öne sürdü. DİKO’nun sandalye sayısı da 8. EDEK ise 5 sandalyeye sahip ve oylamada olumsuz oy verecek. EVROKO ise bölünmüş durumda. Parti Başkanı Silluris evet derken, Nikos Kutsu hayır diyecek. Ekologlar da hayır oyu vereceklerini açıkladılar.
SİMERİNİ gazetesinin bugünkü ana haberi mevduatların tıraşlanması ile ilgili tartışmalar. Gazeteye göre, Eurogrubun Kıbrıs’ta mevduatların tıraşlanması kararından 48 saat sonra bu kararda değişikliklerin yapılması bir veri olarak gündeme geldi. Gerek Kıbrıs’ta, gerekse Avrupa’da ortaya konulan tepkiler kreditörleri uzlaşmaz tavırlarında değişikliğe zorladı. Eurogrubun dün akşamki telekonferansında mevduatların tıraşlanmasına ilişkin formülde değişikliğe gidilmesi kabul edildi. Bu değişiklikler küçük tasarruf sah,iplerini koruyacak bir biçimde yapılacak.
Gazetenin diğer haberlerinden bazıları
- Kıbrıs bugüne ip boynunda başlıyor. Temsilciler Meclisi bugün evet ya da hayır demek için toplanacak. Maliye Bakanlığı bir yandan küçük tasarruf sahiplerini korumaya çalışırken, diğer yandan da yabancı yatırımcıların Kıbrıs’tan kaçmasını engellemeye çalışılacak formüller arıyor. Ancak alınacak karar ne olursa olsun, Kıbrıs bu süreçten zarara uğramış durumda. Hayır kararı alınması durumunda Laiki Bankası’na nakit akışı durdurulacak ve bunun ardından tüm mali-kredi sistemi çökecek.
- FORBES dergisi Kıbrıs’ta mevduatların tıraşlanması kararını yanlış olarak niteledi. Avrupalı yetkililerin sorumsuz bir karar aldıklarına vurgu yaptı. Bu karar dünyada ekonomik krizi fitilleyen Lehman Brothers kararı ile karşılaştırılıyor. Bu arada Nobel ödüllü Kıbrıslı ekonomist Pissaridis 30 bin avronun altındaki tasarruflara dokunulmaması gerektiği görüşünü savundu.
HARAVGİ gazetesinin bugünkü ana haberi “Troyka dışında çözüm” başlığı altında. Gazeteye göre, AKEL Kıbrıs ekonomisinin karşı karşıya olduğu sorunlara ilişkin Troyka dışında bir çözüm bulunmasına yönelik öneri hazırlığı içinde. AKEL Kıbrıs’ın egemenlik haklarını koruyacak ve kreditörlerin dengesiz koşullarından Kıbrıs’ı kurtaracak bir dizi öneri yapacak. AKEL’in bu konudaki önerilerini parti ötesinde ekonomistlerle diyalog içinde parti ekonomi bürosu hazırladı. Bu öneriler hem istikrarın sağlanmasını, hem de bankaların yeniden sermayelendirilmelerini öngörüyor. AKEL bu konuda 15 maddelik bir belge hazırladı. Bunun temel düşüncesi Avrupa destek mekanizmasından yardım talebinin geri çekilmesi ve aynı rakama ulaşacak politikaların ileri götürülmesi. AKEL en geniş birliği sağlamak amacıyla bugün Meclis’te temsil edilen siyasi patilerle temasa geçecek. Bu arada mevduatların tıraşlanması kararına Meclis’in yaklaşımı olumsuz. Halkın ciddi baskısı karşısında hükümet ve Avrupa Birliği dün yeni bir girişimle 20 bin avronun altındaki tasarruflardan kesintiye gidilmemesi eğilimine girdiler. Konunun dün Eurogrup toplantısında tartışılması sırasında birçok ülke bakanının 100 bin avronun altındaki mevduatlarda tıraşlanmaya gidilmemesi görüşünü ortaya koydukları ifade ediliyor. Avrupa Parlamentosu’nun mali ve ekonomik işler sorumlusu Şaron Bules de “Kıbrıs’la ilgili anlaşmada tozlar oturunca ki bu anlaşmanın geçmemesini umarım, birleşik pazarın çok küçük bir fiyata satıldığını göreceğiz” dedi.
Gazetenin diğer haberlerinden bazıları
- Wall Street Journal gazetesi Cuma akşamki Eurogrup toplantısında yaşananların perde gerisini araladı. Bu gazeteye göre, Nikos Anastasiadis saat 10’da bu kararı kabul etti ve tüm mevduatlardan kesintiye gidilmesi yönelimini benimsedi.
- Brüksel Kıbrıs’ta mevduatlardan kesinti yapılması uygulamasının diğer ülkeler için geçerli olmayacağını vurguluyor. Bu uygulamanın sadece Kıbrıs’a yönelik olduğuna dikkat çekiyorlar. Buna karşı yatırımcılar bu uygulamanın diğer ülkeler için örnek olacağından korkuyor.
EYYpaφή σe: Exόλιa avάptnσnς (Atom) | a35b1e880765 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Değerli Araştırmacılar,
2017 ve 2018 yıllarında Belçika Denizaşırı Bilimsel Kraliyet Akademisi tarafından yarışmalar tertiplenmesi öngörülmektedir. Ayrıca, bu yarışmaların dünyanın her yerinden bilim insanlarına açık olduğu ve kazanan bilimsel araştırmaların 2,500 Avro para ödülü ile ödüllendirileceği, anılan yarışmalara başvuru son tarihinin 2017 yılı için 1 Mart 2017, 2018 yılı için ise 1 Mart 2018 olduğu belirtilmektedir. Yarışmalara ilişkin daha detaylı bilgi için lütfen tıklayınız.
Saygılarımızla.
TÜBİTAK Araştırma Destek Programları Başkanlığı | bfedca9486ff | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Düşüş serisinin 3. kitabı Tutku da bitmiş bulunuyor.
Goodreads'te yine klasik bir Düşüş notu verdim bu kitaba da. Nedense 3 yıldızdan fazlası içimden gelmiyor.
Gelelim eksilerine artılarına. Bir kere ikinci kitabından daha hızlı okudum. Belki okurken ki ruh halimden kaynaklı ama Tutku'yu daha çabuk bitirdim. Azap'ın sonunda bir Duyurucu'nın içine girip geçmişe yolculuk yapmaya karar vermişti Luce, Tutku da aynen öyle başlıyor. Luce'un giderek geçmişe, daha da geçmişe seyahat etmesi ve orada eski benlikleriyle -tabii aynı zamanda eski Daniel'lerle- karşılaşması geniş bir yer tutuyor. Fazlasıyla monoton olduğuna inandığım kızımız Luce bir şekilde eski benliklerinin içine girip onların hissettiklerini hissetmeyi öğreniyor. Bu arada unutmadan, bir Duyurucu'nın içinde tanıştığı yeni yol göstericisi Bill hikayeye birazcık da olsa renk katmış. Melankolik aşıklar iyi, güzel, hoş sayın Kate ama bana göre bu türde bir kitap eğlenceli unsurlarla beslenmeli aynı zamanda. Yazar bu açığı Bill'le kaparmak istemiş olsa da yine fazla öne çıkamıyor.
Vee gelelim finale. Bu kitabı okurken sonlara doğru "Daha ne kadar geçmişe gidecek bu kız? İlk insan zamanına kadar yolu var." demiştim. Söylediğime benzer bir şekilde Luce, peşinde onu arayan Daniel'le bayağı bir geçmişe gitti. Kitabın sonu ise şaşırtıcılıktan uzaktı. (Spoiler vermemek için burayı biraz anlamsızlaştırıyorum) Birden ortaya çıkan kötü mü kötü düşmandan kahramanlarımız öyle hızlı kurtuldular ki ne oldu anlayamadım. O yüzden son kısımları hem çok tahmin edilebilir hem de aksiyon bakımından noksandı.
4. kitap Rapture'u sırf meraktan okuyacağımı bildiriyor ve umarım bu serinin 'gerçekten' son kitabı olur diyorum.
Bu da Rapture'un beğeniye sunulan kapağı:
Puan: 3 | 099e788a0c17 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Televizyonunuz Tavanda Dilediğiniz Açıda!
Dark, yeni nesil televizyonları tavana asmanız ve dilediğinizce hareket ettirmeniz için VESA bağlantıya sahip askı aparatını hazırladı. 37"-70" boyutlarındaki 50Kg'a kadar TV ve LCD monitörleri kolayca tavana asabileceksiniz. Dark VT12 otel, lobi, havaalanı, terminal gibi kapalı devre televizyon sistemine sahip alanlarda TV'lerin reklam amaçlı sergilenmesi için idealdir. 0-15 derecelik öne/arkaya ve yukarı/aşağıya hareket kabiliyetine sahip Dark TV askı aparatı ile televizyonunuz tavanda istediğiniz açıda olacak.
Teleskopik Yapısıyla İstediğiniz Yükseklikte Ayarlayın
Dark VT12 tavan askı aparatında iç içe geçebilen borular yardımıyla yükseklik ayarı yapılabilmektedir. Bu sayede en kısadan en uzun kol açıklığına kadar tüm uzunluklarda cihazınızın tavan bağlantısını yapabilirsiniz.
70" ve 50 KG'a Kadar Tüm TV'lerde Kullanılabilir
Sağlam malzeme yapısı ve 50 Kg'a kadar taşıma kapasitesi ile 37''-70'' aralığındaki tüm LCD/LED TV'lerinizde güvenle kullanabilirsiniz.
Maksimum Güvenlik
Dark VT12 ekstra güçlendirilmiş gövdesiyle TV'nize tutunurken alt vidası yardımıyla cihazınızı tamamen kendisine kilitler. Bu sayede cihazınıza alttan veya yandan gelebilecek darbelere karşı ekstra güvenlik sağlanmış olur.
Eğimli Tavanlara Uygun
Dark VT12 restoran, kafe, bar yada eğimli tavana sahip çatı katınızda sorunsuzca kullanım için ideal bir yapıya sahiptir.
Yüksek Uyumlu VESA Monte Sistemi
Dark VT12 birçok TV ile uyum sağlayabilmek için VESA standartları kullanmaktadır. Vida ile sabitleyeceğiniz yapısı ve 300x300, 400x400, 600x400 ve 800x400 mm desteğiyle tüm televizyon ve monitörlerinizde kullanabilirsiniz.
Kablolar Problem Oluşturmaz
Dark VT12'yi tavanınıza sabitlediğinizde cihazınızın kabloları sağa sola sarkmaz. İhtiyacınız olan tüm kablolar geniş bağlantı borusu içerisinden geçerek kablolu ve karmaşık yapıdan uzak sade bir görünüm oluşturur.
* ile işaretlenen bölgeleri doldurmanız gerekmektedir
Taksit ve Ödeme Avantajları Burada.
Kredi Kartı Bilgileriniz 128 Bit SSL Sertifikası ile korunmaktadır | 6fd257c04c95 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
26 Nisan'da elime ulaşan bir e-posta ile öğrendim Feshane'deki Anadolu Kültür ve Turizm fuarını, keşke gidebilsem demiştim ve kısmet oldu gittim. Eğer el işlerine sizler de benim kadar meraklı ve İstanbul'da iseniz, kaçırmayın derim.
Özellikle de Kahramanmaraş'a ait bölümü ve Nakkaş'ın el işlerini sakın ola kaçırmayın diye altını bir kez daha çizerim. Nasıl bir kültürün evlatlarıyız, hanımlarımız ne kadar marifetli bir kez daha gözlerinizle görüp, dünyalar tatlısı Sıdıka hanım ile tanışabilir, onun tatlı dilinden çalışmalarını dinleyebilirsiniz.
İpek üzerine yapılan işlemelere bakmaya bile kıyamayacağınızı garanti ederim.
Fuara pek çok ilimizden katılım var. Edirnenin aynalı süpürgeleri ile meyve sabunları, Kastamonu'nun sarımsağı, el bağlamalı çarşafları, örtüleri, Yozgat'ın yazmaları... Neler var, neler...
Detayları daha sonra anlatacağım. Ama gözleri ile görmek isteyenlere önceden haber vermek istedim.
Kaçırmayın! | 0196c8202e57 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, TGRT Canlı yayınında Batuhan Yaşar ve Nuri Elibol’un sorularını yanıtladı.
Bozdağ, 15 Temmuz FETÖ darbe girişiminin başarısız olmasıyla Türkiye’nin uzun süre devam edecek bir iç çatışmanın eşiğinden döndüğünü belirtti.
Bozdağ’ın açıklamalarından başlıklar şöyle:
15 TEMMUZ KARA BİR GÜN
15 Temmuz 2016 Türkiye için kara bir gün. Demokrasimiz için utanç günü ve milletimiz o gün büyük bir kâbusu daha yatmadan yaşamaya başladı. Ama millet bu kâbusa karşı büyük bir direnç ortaya koydu. Cumhurbaşkanımızın ölüme uçması ve darbecilere meydan okuması, Hükümetimizin, Başbakanımızın ortaya koyduğu dirayetli tavır, Türkiye’deki siyasi partilerin darbeye karşı ortak duruşu, medyanın birlikte hareket edişi, sivil toplumun dayanışması, dahası 79 Milyon insanımızın bütün görüş farklarına rağmen o gün yekvücut olması ve her ilde, her ilçede, hatta belde ve köylerde dahi medyana çıkması, darbecilere karşı meydan okuması, adeta halkın darbeye karşı bir darbe gerçekleştirmesi sonucu başarısız olmuştur. Türkiye o gün bölünmekten kurtulmuştur. Bir uzun süre devam edecek iç çatışmanın eşiğinden dönmüştür. Rejim değişikliğinden kurtulmuştur. Dinde reform tehlikesinden, tehdidinden korunmuştur, kurtulmuştur. Ekonominin çökmesinden belki yüz binlerce insanın gelecekte ortaya çıkacak, kriz, kaos ve iç çatışmada hayatını kaybetmesi ve sakat kalmasından, ülkemizin ve milletimizin enerjisini harcamasından, yüz yıl geriye giden bir durumdan o gün kurtulmuştur. Onun için bu büyük bir badireyi atlattı. Bugün herkes büyük işler yaptı. Meclis’te olsun, köprüde olsun, Genelkurmay’ın önünde olsun, Kızılay’da olsun, Vatan’da olsun, baktığınızda Türkiye’nin dört bir yanında insanlar aynı kahramanlığı gösterdi.
Meclis’te bizim konuşmamızı gündeme getiriyorsunuz, başkaları, başkalarının yaptıklarını gündeme getiriyor ama hiç birisi bunların hiç birisi tankın önüne yatan vatandaşımızın yiğitliği gibi değerlendirilemez. Ömer Halis demir’in ölümü göze alarak orada öldürüleceğini bilerek kurşun atmasıyla ölçülemez. Tankın altında şehit olan insanımızla ölçülemez ve Genelkurmay’ın önünde, başka yerlerde kurşunlara karşı ölüme, cennete girercesine koşan insanların cesaretiyle ölçülemez. O gün gerçekten herkes büyük bir kahramanlık ortaya koydu. Ben o kahraman insanların bir ferdi olarak, onların arasında olmaktan sadece büyük bir onur duydum. Allah bir daha milletimize böylesi bir darbe tehlikesi ve tehdidi yaşatmasın. Türkiye o gün bir oldu, belki istiklal harbinden sonra ilk defa bu kadar bir ve bütün hale geldi. Yüz senedir yoktu böyle bir birliktelik ve tek vücut oldu, yekvücut oldu. Bir yandan tek millet, tek vatan, tek devlet, tek bayrak derken, öte yandan bu millet demokrasiyi de ben canım pahasına ben korurum dedi. Hukuk devletini ve milletin iradesini namusum ve canım gibi aziz bilirim dedi ve ona sahip çıktı. Bundan sonra Türkiye’de artık demokrasi halk tarafından tehlikeye sokuluyor veya hukuk veyahut da milli irade tehdit altında kimse diyemez çünkü bu halk demokrasiyi, hukuku ve milli iradeyi korumak için büyük bir kahramanlık göstermiştir ve büyük bir destan yazmıştır.
Şimdi o gün şöyle söyleyeyim uzun tabi. Meclise geçtikten sonraki kısmı paylaşmak isterim. Biz meclise Güven Hastanesi istikametindeki kapıdan girdik. Zira oradaki bize anlatılana göre, Meclisin hem Çankaya girişi hem Dikmen girişi askerler tarafından tutulduğuna dair haberler biz alıyorduk. Onun üzerine biz arka kapıdan girelim dedik. Arka kapıdan arkadaşlarımızla beraber çevrildik. O sırada meclis başkanımız Sayın İsmail Kahraman ve Meclisi açmış kendisi güvende, Meclisi yönetiyor. AKP’li CHP’li MHP’li Milletvekilleri, Grup Başkan Vekilleri, Genel Başkan Yardımcıları oradalar. İçeri girdikten sonra oradaki vekillerin arasında pek çok vekil olmayan memurlar da vardı, eski vekiller vardı. Korumalardan insanlar vardı. Hükümet sıralarına oturdum konuşmacılardan birisi konuşuyordu. Arkasından hükümet adına ben de söz aldım. Meclis başkanlığı söz verdi. Ben konuşmaya başladım. Konuşmamın bir yerinde bir bomba atıldı. Bomba atılınca insanlar sağa sola kaykıldı. Yerden toz kalktı yukarıda lambalar sallandı ve baya bir şey oldu. Orada bombanın sarsıntısı şok etki yarattı. İnsanlar tabi biraz tedirgin oldu. Ama konuşmama devam ediyorum. Ona rağmen devam ediyorum. O arada Meclis Başkanımıza bazı Milletvekilleri şimdi isimlerini vermeyelim, İşte burada bir devlet tahtına ihtiyaç var. Burada meclise bomba düşerse bu kadar insan var burada sığınağa gidelim şeklinde bir takım arkada konuşmalar oldu. Benim de bunlardan bir kısmı kulağıma geldi. Ben önce konuşmamı bıraktım. Arkaya döndüm çünkü o anda benim aklımdan şu geçti. Birden eğer burada Meclisteki Milletvekilleri ve Meclis Başkanı bir panik ve endişeye kapılıp Meclis Genel Kurulunu terk ederse bunu gören halk daha büyük bir tedirginlik yaşayabilir. Darbenin amacı da meclisi kapatmaktır. Meclisi kapatmamak açık tutmak gerekir. Onun üzerine Meclis Başkanına döndüm dedim ki biz buradan gidersek millet de meydana gelmez. Tabi bize düşen burada ölmektir. Sağ olsun Meclis Başkanımız İsmail Kahraman büyük bir kahramanlık yaptı orada. Meclisin çalışmasına devam kararı aldı. Bunun üzerine ben konuşmaya kaldığım yerden devam ettim. Bir beş dakika ya geçti ya geçmedi bu sefer ikinci büyük bomba aynı konuşma içerisinde, ama bu bomba birinciden daha tesirli daha yakına düştüğü belli ve o bombanın üzerine de bazı yaralanmalar mecliste olduğu söylendi. Onun üzerine bir sarsıntı oldu. Ama biz konuşmayı kesmedik. Gene konuşma yapıldı bitti. Ondan sonra Meclis Başkanı oturumu kapattı. Şimdi oradaki yaşananlara baktığımızda tabi darbeciler için meclis büyük bir hedef. Darbe yapıyorlar bir yandan meclis canlı yayın yapıyor. Çünkü darbenin bir amacı meclisi kapatmak ele geçirmek. Ama meclis çalıştığı zaman ve ele geçirilmediği zaman onların morali psikolojisi bozuldu. Onun için meclisi bombaladılar. Orayı karartmak kapattırmak için onu yaptılar. Biz de onun için orayı açık tutalım. Kapattırmayalım kararttırmayalım düşüncesiyle CHP’li, MHP’li AKP’li arkadaşlar hep beraber orada meclisin millet adına nöbetini birlikte tuttuk. Oradaki bütün arkadaşlara ben buradan bir kez daha teşekkür ediyorum. Çünkü herkes orada canı pahasına durdu. Bomba atılıyor ve meclis hedef alınarak bomba atıldı ve siz de biliyorsunuz tam o şeref kapısından girişte oraya bomba düştü. Bombanın düştüğü yerle genel kurul arası çok az bir mesafe. 5 metre 10 metre bu tarafa düşmüş olsa genel kurula düşmüş olacak ve orada pek çok kişi hayatını kaybedebilir. Yaralanabilir ve buna rağmen insanlar orada durdular ve bu riski göze aldılar. Meclis o yüzden kazandı Türkiye o yüzden kazandı. Gazi meclis deniyor. Kurtuluş savaşında savaşı yönettiği için. Ama esas gaziliğin şeyi saldırıya ilk defa maruz kaldı. O zaman Türkiye’yi savaşı yönettiği için gazi meclis deniyordu. Ama şimdi doğrudan saldırıya uğradığı için demokrasi nöbetini tutup demokrasi korumacılığı için ikinci kez gazi meclis unvanını aldı. Meclisi açık tutmak her şeyden önemliydi ve biz orayı açık tutmayı başardık. Darbecilerin psikolojisini bozdu ve onların moral motivasyonunu yok etti.
DARBE BAŞARILI OLSAYDI?
Ben darbenin hiçbir şekilde başarılı olacağına ihtimal vermiyordum. Ama eğer başarılı olsaydı Türkiye bölünürdü. Çok net söylüyorum. Türkiye’de rejim değişikliği olurdu. Atatürk’ün heykelleri FETÖ ile paradaki FETÖ ile yer değiştirir yeni bir Türkiye için yeni bir başlangıç olurdu. Dinde reform söz konusu olurdu. Fethullah Gülen’in kitaplarında ortaya koydukları, sohbetlerinde anlattıkları, baktığımız zaman o veriler dinin kendi içerisinde nasıl yorumlarla değişme gösterdiğini siz orada görüyorsunuz. Kanaatimdir bu. Dinde başkalarının istediği istikamette onların arzusu doğrultusunda yeni bir yorumla farklı bir nokta ortaya çıkardı ki ben bunun dinde Fethullah Gülen’in kendi iradesi istikametinde ama o iradenin Gülen’in sevk ve idaresiyle bir reform yapılabilme ihtimali olduğunu düşünüyorum. O gün dinde reformdan Türkiye kurtuldu. Bütün bunlara halk karşı çıkacağı için bir iç savaş söz konusu olacaktı. Türkiye uzun süre devam edecek 5 yıl belki 6 yıl belki daha çok bir iç savaştan ve bu iç savaşta da yüz binlerce insanın ölmesi yaralanması, ekonomi çökmesi ve Türkiye’nin yüz yıl geri gitmesinden kurtuldu. O gün gerçekten millet olarak çok net bir badireden kurtulduk hem demokrasimizi koruduk hem ülkemizin bütünlüğünü koruduk hem rejimi koruduk, hem iç savaşı önledik hem de dinimizi koruduk. Allah bir daha milletimize böyle bir tehlike göstermesin.
FETULLAH GÜLEN’İN İADESİ
Türkiye ile ABD arasında suçluların iadesi ve cezai konularda adli yardımlaşma anlaşmamız var 1979 tarihli. Bu anlaşmaya göre Türkiye iade talebinde bulundu. Biz dört dosyayı ABD yetkili makamlarına gönderdik. Anlaşmanın dokuzuncu maddesi; dosya, bilgi, belge kendine geldikten sonra ilgili ülkeye talep eden devletin talepleri doğrultusunda her türlü tedbiri almasını söylüyor ve burada bir takdir hakkı da bırakmıyor. Bu tedbirlerin arasında tutuklama da söz konusu. Ne zamana kadar talep eden ülkenin iade talebine talep edilen ülke olumlu veya olumsuz karar verinceye kadar onu tutuklamak zorunda. Burada bir takdir hakkı falan yok. Dokuzuncu madde çok açık. Bugüne kadar ABD yetkili makamları ve ABD kendi iç hukuku çerçevesinde bu dokuzuncu maddeyi uygulamadı. 15 Temmuz’dan önceki Fetullah Gülen’e isnat edilen suçlarla alakalı. Kimi soruşturma konusu, kimi şuan da dava konusu. Bunları biz hemen 15 Temmuz’un arkasından darbe teşebbüsünden hemen sonra ABD yetkili makamlarına intikal ettirdik ve onların elinde. Buna göre onların iki şey yapması gerekiyor; birincisi dokuzuncu maddeyi işletmeleri ve tedbir alıp Fetullah Gülen’i tutuklamaları gerekiyor. Şimdi terörist başı Fetullah Gülen’i tutuklamadılar. Bir defa bunu uygulamadı. Ardından biz geçici tutuklama talebinde de bulunduk. Onu da yaptık ve bunun üzerine bize dediler ki neden siz geçici tutuklama talebinde bulunuyorsunuz ? Yani bunun aciliyeti, acele tutuklama talep ettiren nedenler nedir bize izah edin dediler, biz de onlara şunları söyledik. Bir kere darbe teşebbüsü oldu. Bu darbe teşebbüsünün artçıları söz konusu. Fetullah Gülen yaptığı açıklamalarda da artçıların olacağını açıkça ifade ediyor. Tekrarını önlemek için bu şarttır. İkincisi, terör örgütünü hala oradan yönetiyor, bu yönetmeyi engellemek için de bu şarttır. Üçüncüsü ABD’nin iade edeceğine dair bir endişeye kapıldı. Çünkü darbe teşebbüsünden sonra ABD makamları konuya daha öncekinden farklı bir yaklaşım göstermeleri onu gösteriyor. Bu nedenle kaçma ihtimali var. Dördüncüsü istihbarat raporları geliyor ki; işte Kanada’ya, işte Güney Afrika’ya, Mısır’a başka bazı ülkelerde yer arayışı var buralara kaçacağına dair. Bunu önlemek için bu tedbir gerekiyor. Beşincisi de şu anda delillerin toplanması aşamasındayız. Pek çok delilin karartılması tehlikesi var. Bu açıdan acele ediyoruz. Altıncısı da suikatslerden bahsediliyor. Başka başka suçların işlenme ihtimalleri söz konusu. Ve bütün bunlar Fetullah Gülen’in sevk ve idaresi altında olabilecekmişler. Onun için acelece tutuklanması lazım dedik.
ABD İLK DEFA HEYET GÖNDERDİ
Türkiye ABD'den hem adi suçlu hem terör suçlusu taleplerinde bulundu. Terör suçlarına ilişkin bulunduğumuz iade taleplerinde şu ana kadar iade ettiği herhangi bir kimse yok adi suçlarla ilgili iade talebimizin kabul edilmesi söz konusu. ABD bizden 10 tane iade talebinde bulunmuştur yani tutuklama talebini de Türkiye olarak konuyu mahkemelere intikal ettirmişiz, muhkemlerde tutuklama kararı vermiş. 9'u yakalanmış, cezaevine konmuş bir tanesinin yakalama kararı var hala aranıyor. Türkiye ABD ile arasında olan anlaşmaya sadık kalmış ve o hükümleri aynen uygulamıştır. Uygulamaya da devam ediyor. Ancak, ABD terör suçları ile ilgili konuda Türkiye ile arasındaki anlaşmanın hükümlerini Türkiye gibi bir uygulama yapmamıştır. Şu anda mevcut bulunan dokuz tane terörle ilgili dosya var bunun dördü Fetullah Gülen ile alakalı ve diğerleri de başka dosyalarla alakalı ve bunlarla ilgili bugüne kadar dediğim gibi Türkiye'ye dönük olumlu bir yaklaşım yok. İlk defa ABD Fetullah Gülen dosyasına alaka gösteriyor, bu önemli çünkü ABD ile aramızda bunca süredir anlaşma hükümleri uyguluyoruz şimdiye kadar ABD yönetimi Türkiye’ye herhangi bir iade dosyasıyla ilgili bir heyet göndermedi, Türkiye'den de heyet istemedi. İlk defa Dışişleri Bakanı da olmak üzere dört tane temsilci geldi Türkiye'ye, bu konu görüşüldü. Sayın Beiden geldi, Beiden' in görüşmesinde de ana konu buydu. ABD'nin bu iade konusuna bu kadar hassasiyet göstermesinden biz memnunuz yani konuya alakadar oluyor, bu açıdan önemli ama neticeden önemli değiliz. Neden çünkü anlaşmayı uygulamadı, dokuzuncu maddeyi uygulamadı onun dışında da kamuoyunda şöyle bir algı var. ABD Türkiye'yi oyalıyor yani ipe un seriyor, “bak işte biz ilgileniyoruz, neler istediğimize dair bilgi verdik hatta uzmanlarda gönderdik ama Türkiye istediğimiz delileri dosyaya koymadı” gibi bir eksiklik ve başka şeyler ileri sürerek önce zamana yayıp sonrada reddedeceği gibi halk arasında bir kanaat var. Bu tabi Türkiye'yi rahatsız ediyor. Bugün Türkiye'de ABD'nin tutumundan dolayı ABD karşıtlığı halkta yükselmiş durumda anket yapıp bakın 15 Temmuz ihanetinin faili Fetullah Gülen mi? Fetullah Gülen kimsede bir şüphe var mı? Yok, daha öncede söyledik ABD'nin böyle bir şüphesi de yok benim kanaatimce.
BU İŞİ SEVK VE İDARE EDEN FETULLAH GÜLEN'DİR
Fetullah Gülen'in böyle bir işi sevk ve idare etmesini bilmemesi bu işin doğasına aykırı. Fetullah Gülen Pensilvanya’da oturuyor ve CIA Fetullah Gülen'in nefes alıp verme sayısını biliyor. Bilmiyorum diyorsa o zaman ABD büyük bir devlet değildir. CIA bizim bildiğimiz kadar dünyanın en güçlü istihbarat örgütü değildir demektir. Bizim bilgimiz yok diyorlarsa bu siyaseten söylenmiş bir sözdür onun için bu darbe teşebbüsünü planlayan sevk ve idare eden düğmeye basan ve buradaki teröristlerine bu işi uygulatan Fetullah Gülendir. Eğer Beyaz Saray bombalanmış olsa, eğer kongre bombalanmış olsa Sayın Obama'ya suikast girişimi olsa 241 ABD vatandaşı öldürülse 2 Bin küsür ABD vatandaşı yaralanmış olsa ve pek çok maddi manevi zarar ortaya çıksa bu işi yapan Türkiye'de olsa ABD’liler ne düşünür ? ABD vatandaşları Türkiye hakkında ne düşünür. Temsilciler Meclisi Başkanı, Sayın Obama Pentagon, CIA yetkilileri Adalet Bakanı, diğer yetkililer Türkiye hakkında ne düşünür ? Onlar bu konuda Türkiye ile ilgili ne düşünürlerse Türkiye'de şimdi bir benzerini düşünür. Empati yapmak son derece önemli Fetullah Gülen'in iade süreci aramızdaki anlaşmaya göre yürüyecektir.
ABD'YE HEYET NE ZAMAN GİDECEK ?
Vatandaşın veya kişinin başka ülkeye iadesini istediği zaman hukuksal süreç o istek doğrultusunda netice verir. Sayın Biden diyor ki : “mahkeme karar verir, Obama bile bir şey yapamaz”. Amenna bizde de mahkeme var. Hukuk devletinde nasıl işliyorsa, ABD’deki mahkemede öyle işliyor. Ve bu iade kararları neden siyasi kararlarla neticeleniyor? Çünkü dış politikayla ilgili bir boyutu var. Mahkeme karar verse bile son kararsı siyasi makam veriyor. Neden bunu koymuşlar? Dış politika mahkemeler aracılığıyla etkilenmesin, tayin edilmesin. Yargı ülkelerin menfaatlerine aykırı karar verebilir, ona göre bir durum ortaya konsun. Onun için mahkemeye sevk etmişler, mahkeme karar veriyor. Eğer bir ülke çok net söylüyorum eğer AB Henüz karar vermedik tarihe önce bu belgeleri göndereceğiz kendilerine ondan sonra belki Türkiye’den bir heyet gidebilir. Tabi tek bir heyet gidebilir. Ve oradan tekrar bir heyet gelebilir. Arkasından biz tekrar gidip bu konuyu muhataplarımızla konuşacağız. Bunun bir zaman alacağından şüphe yok. Bizim gönderdiğimiz dosya ABD yetkili makamına gittikten sonra onlar bir inceleme yapacaklar daha sonra bunu ABD’nin ilgili eyalet mahkemesine gönderecekler oradaki mahkemede inceleyecek. Bizdeki sistemin bir benzeri. Bizde de ağır ceza var. Bir karar veriyor. Ama sonuçta ağır ceza veya oradaki eyalet mahkemesi ABD yetkili makamının gönderdiği evrak kadar inceleme yapacak. Şimdi diyelim ki biz kolilerce evrak gönderdik. Onların hepsini mahkemeye gönderecek mi onu bilemeyiz? Onu makam takdir edecek. Diyelim ki bizim gönderdiklerimizden bir kısmını gönderdi mahkeme ona göre karar verecek. Bunu şunun için anlatıyorum. Ben umarım böyle bir sonuçla karşılaşmayız, eğer ABD terörist başı Fetullah Gülen'i Türkiye'ye iade etmezse bütün bu verilere belgelere delilleri rağmen iade etmezse bu Türkiye ile ABD arasındaki ilişkileri uzunca bir süre olumsuz etkileyecektir bu bir. İki Türk halkının ABD ye bakışı çok olumsuz bir noktaya gelmiştir bu olumsuzluk daha da ileri noktaya taşıyacaktır. Türk halkının dostluğunu ABD yönetimi olumsuz anlamda daha kötü değişmesine katkıda bulunmuş olur ve şu çıkacaktır ortaya ABD 79 milyonluk bölgesinde ve dünyada güçlü bir ülke olan Türkiye'yi terörist başı Fetullah Gülen'e feda etmiş durumdadır. Burada bir tercih olacaktır, ya Türkiye'nin dostluğunu tercih edecektir ya da Türkiye'nin dostluğunu tercih edecektir. Dünya Ticaret Merkezi bombalandığında Pentagona saldırı yapıldığında kim yaptı bunu el-kaide terör örgütü ABD'nin birinci gündemi El-Kaide terör örgütüydü. Usame Bin Ladinin infaz edilmesi. ABD uluslararası hukuku işleterek mi yaptı bunu yani iade anlaşmalarına göre mi ve Usame Bin Ladin’le ve örgütüyle başa çıktı. Biz o zaman ABD'nin yaptığı bu mücadeleye Türkiye olarak destek verdik. Çünkü gerçekten bir terör saldırısı var yüzlerce insan hayatını kaybetmiş, bir insanlık suçu var buna karşı Türkiye'nin yanı teröristin karşısında ve mağdur olan ABD'nin yanında yer almaktır. Şu anda bizim meclisimiz bombalanmış, cumhurbaşkanlığı sarayı bombalanmış, Cumhurbaşkanına suikast yapılmış ve Kuvvet komutanlıklarımız işgal edilmiş. Böyle bir olay karşısında El-kaideye karşı bütün Uluslaşası toplumun alması gereken tedbiri ABD nasıl istediyse Fetullah Gülen konusunda da aynı tedbiri Türkiye'nin ABD'den isteme hakkıdır. Dostluğumuzun hukukumuzun gereği de budur. Model ortaklık stratejik ortaklığın gereği de budur. ABD ile aramızdaki dostluğun gereği olarak bu kadar zor iş yapmış insanların kanına girmiş birisinin Türkiye'ye iadesini istiyoruz veya hukuka uygun bir şekilde istiyoruz. Deli yetkililer dinliyorsa, biz kitaplarda da öyle okuduk, hocalar bize öyle öğretti. Yani bir ülke birini iade etmek istemiyorsa mahkemeye gönderiyor. Mahkeme reddetti, ne yapalım bizde bağımsız, elimiz bağlı, kolumuz bağlı. Biz de vermek istiyorduk ama hukuk var, kuvvetler ayrılığı var. Yargı bağımsız, biz demokratik hukuk devletiyiz, yüzyıllardır geleneğimiz böyle diyorlar ve topu taca atıyorlar. Ama iade etmek istediği zaman mahkeme kararı veriyor, yine hukuk devleti var diyor. Şimdi bu hem iade yapmak istediğinde sistemi işletmek için, hem de iade yapmak istemediğinde siyasi iradeyi dışarıdan gelen bakıya karşı bu sistemi bütün ülkeler işletiyor. Birbirimiz aldatmaya gerek yok. Sizde öyle de, bizde böyle de. Bu bütün dünyanın en demokratik ülkesinde de böyledir, hukukun en üstün riayet ettiği ülkesinde de böyledir. Öbürü birbirimizi ağırlamaya dönük cümlelerdir. Bunun ötesinde bir şey yok. Onun için şimdi bu süreç hukuksal verilerle ilerleyecek bir süreç. Ama Amerikan merkezi makamı doğrusu ABD yönetimi Fetullah Gülen teröristini iade etmeye karar verdiği zaman, merkezi makam mahkemeye gösterecek, göndereceği dosyayı. Ona göre hazırlar. O dosyadan sonuç alınır. Ama iade etmek istemediği zaman evrakların bir kısmını göndermez, bir kısmı gider. Mahkeme baktığında da dosya boş der ve onu reddeder. Mahkeme iadeye karar verse de vermese bu siyasi bir karardır. ABD yönetimi bu konuda siyasi bir karar verecektir. Bu son derece açıktır. Biz bunu dediğimizde hukuku reddediyorlar gibi değerlendiriliyor. Ben hukuku reddetmiyorum. Hukukun bu konudaki gerekçesine bakarak ben bunu söylüyorum.
Gelen heyet teknik bir heyet, bürokratlardan oluşan bir devlet ama heyet sonuçta sadece şekil incelemesi yapıyor, dosyanın değerlendirilmesini yapıyor ama nihai karar siyasi karar olacaktır. Türkiye'ye bu kötülüğü yapmış birisinin elbette Türkiye'ye iadesini isteriz ama kararı mahkeme verecektir demek ayrı bir şey işte delilleri görelim bir bakalım, biz bu işe karışmıyoruz, bu konu mahkemenin kararına demek ayrı bir şeydir. ABD yönetimi şunu demiş olsa "biz Fetullah Gülen'in Türkiye'ye iadesine evet deriz ama karar verme konusu bize ait değildir." bu kararı mahkeme verecektir. Bütün iadeyle ilgili anlaşmalarda var, bütün ülkeler arasında bütün hocalar bunu anlatır yarın şöyle olacaktır der ama nasıl işlediğini anlatır. Sonuçta mahkeme yoluyla dış politika belirlenmesin, ülkeler arası ilişkiler üzerine sistem kurulmuş. Mahkeme birinin iradesine karar verse bile o ülkenin yönetimi ben iade etmiyorum diyebilir.
FETÖ DEVLETTEN AYIKLANACAK
Bununla ilgili hiç hata yoktur dersek eksik ve yanlış söylemiş oluruz. Elbette böylesi büyük bir soruşturma yapılırken zaman zaman hatalar olabilir ama bilerek bir hata yapılması tehlikelidir, şu anda hukuk olduğu gibi uygulanıyor ve doğru uygulamak için herkes büyük hassasiyetle üzerine düşeni yapıyor. Gözaltılar var tutuklamalar var bunlarla ilgili ne olacağı delillerin değerlendirilmesi neticesinde karar verilecek. Belki savcılar bazılarının tahliyesine karar verecek bazıları hakkında iddianame düzenlemeyecek takipsizlik kararı verecek bazılarının cezalandırılması için dava açacak, iddianame düzenleyecek. Sonuçta hukuk işleyecek, kendi içinde de bu hukukun pek çok denetim yolu var
Soruşturmalarla ilgili kısım ayrı yürüyecek ama birde devletin içerisindeki Fetullahçı Terör Örgütüne ait yapının ayıklanması söz konusu, hiçbir devlet kendi organları içerisindeki kişilerin anayasa ve meşru idare dışında başka bir yere bağlılığını kabul etmez eğer biz bunu kabul edersek, devlete de milletin bize emanetine ihanet etmiş oluruz. Şimdi düşünün siz bir ülkesiniz, Türkiye'nin genelkurmay başkanının neler düşündüğünü öğrenmek istiyorsunuz, dünya'nın yatırımını yaparsınız buna ve siz en iyi istihbaratçınızı da hazırlasanız Genelkurmay Başkanının odasına sokamazsınız. Genelkurmay Başkanının emir subayı diyor ki ben dinleme cihazını her gün koyuyorum , akşamda abime götürüp veriyorum oda başka yerlere, Pensilvanya'ya gidiyor. Fetullah Gülen Teröristi Türkiye'nin Genelkurmay Başkanının o gün ne düşündüğünü ne konuştuğunu psikolojisinin ne olduğunu bilince daha iyi tevsirmi yazacak, daha iyi hadismi şerh edecek, yoksa daha iyi bir eğitim mi verecek? Ne işine yarar bir din ve eğitimle ilgilenen kişinin bu bir devletin işine yayar peki?
Fetullah Gülen bu dinleme kayıtlarını hangi ülkeye veriyor, kime veriyor ? Şimdi düşünün Türk Genelkurmay Başkanının her gün psikolojisini, hareket tarzını, zihninin çalışma tarzını siz bir ülke olarak biliyorsunuz. Buna dair politikalarınızı geliştirmezcisiniz? Ben Türkiye olarak bakıyorum Genelkurmay Başkanının yanında bu var, başbakanını ofisinde, bakanların evinde var, başbakanın yakın korumasında bu var. Eğer biz devletin içerisinde bu Fetullah Gülen teröristine bağlı çalışır bu devlete ihanet etmeyi Fetullah Gülen'in talimatları doğru yanlış hiç ayrım yapmaksızın bunların gereğini yapmayı kendini cennete götürecek ibadet zanneden kişilere karşı biz mücadele etmez, bunları devletten ayıklamazsak, Türkiye 5-10 sene sonra bu tehlikeyle karşı karşıya kalabilir. Bizim yaptığımız şey devletimizin içerisinden bu ihanet yapısını ayıklamaktır. Burada adalet esastır, eğer biz adaleti bir kenara bırakırsak adalete de zarar vermiş oluruz. Şu anda bu işlerin adaletle yapılması için bütün bakanlıklar özveri ile çalışıyor, çünkü mesuliyetli bir iş hem hukuk karşısında, hem de Allah karşısında hepimizin mesuliyeti var o yüzden hepimizin yaptığı işi doğru yapmak için gayret ediyoruz.
Bu soruşturmaları Cumhuriyet savcıları yürütüyor dolayısıyla biteceğine nerede duracağına bu soruşturmayı yapan Anayasal yetkili makamlar karar verecektir. Şu anda büyük bir soruşturma yürüyor. Sadece darbe teşebbüsü ile ilgili değil, Fetullahçı Terör Örgütü ile ilgili örgüt üyeliği ve bu örgüt faaliyeti kapsamında işlenen suçlarla alakalıda yürüyen soruşturmalar var. Bunları birbirinden ayırmak lazım. Şu anda kamuoyu gündemine gelenlere baktığımızda, sanki hepsi darbe teşebbüşü ile ilgili soruşturmaymış gibi algılanıyor, hâlbuki bunlar birbirinden farklı soruşturmalar, konular. Bunlar ayrı ayrı şeyler, bir defa bunu karıştırmamak lazım.
Bu nereye kadar gidecek ne kadar olacak bu ortaya çıkan delillerden sonra anlaşılacaktır. Şu anda sadece ifadeler var. Ama şimdi toplanan delillerin analizi deşifresi ve tasnifi değerlendirilmesi yapılacaktır. Bunların hepsi bu işin nereye gideceğini gösterecektir. Şu anda kamera kayıtlarında neler var? Dijital verilerin içinde neler var? Hatta MOBESE kayıtlarında neler var ve ele geçen yazılı evrakta neler var bunlar çıktıkça zaten kamuoyu buna muafık oluyor. Şu anda bunların hepsi yapılıyor, bu yapıldıktan sonra fotoğraf daha net ortaya çıkacaktır.
Kimsenin engellemesi söz konusu değil, herkes nereye kadar gidiyorsa oraya kadar gitmesini istiyor. Halkta bunu istiyor, iktidar olarak ta biz bunu istiyoruz, muhalefette bunu istiyor, medya da bunu istiyor, yargıda zaten vazifesi onu yapmak, onun için de zaten süreç yürüyor. Ama bu yavaş yürümesi işin doğasından kaynaklanıyor. Şimdi diyelim ifadesini veren insanlar ben yoktum diyor ama ses kaydı çıkıyor adam göbeğine kadar işin içinde yalan söylediği işin içinde, başka başka şeyler. O yeniden ifadesini almayı gerektiriyor onun. O kayıtlar sorulacak çağırılıp, hani yoktun dilyordun bak işte burada da bu var. Bütün bunlar işi gösterecek. Öte yandan yurtta sulh konseyi kim ? Şu ana kadar basına yansıyanlar var. Elde edilen veriler o delillerden çıkacak ve kim olduğu da net bir şekilde ortaya çıkacaktır. Şu ana kadar ulaşılan bilgiler var ama onların hepsi soruşturmanın seyri içerisinde netleşecektir. Peki bu darbe teşebbüsünün ben siyasin ayağı kelimesini kullanmıyorum, ben sivil ayağı kelimesini kullanıyorum siyasi ayak deyince sanki sadece siyasetçi varmış gibi, bunun içerisinde işadamı da vardır, siyasetçisi de vardır,hukukla uğraşanda vardır. Herkes vardır. Sivil ayağı dediğinizde işi daraltıyorsunuz, o zaman bu işin sivil ayağı nedir ona bakmak lazım.
Bende merak ediyorum doğrusu bu darbe teşebbüsü başarılı olsaydı tamam Fetullah Güleni biliyoruz, ama bu ülkenin Bakanlar kurulu kim olacaktı?
Başbakanı kim olacaktı? Adalet Bakanı kim olacaktı? Ona dair bir hazırlık yaptılar mı yapmışlardır.
Bu hazırlıklar kayıtta olabilir veyahutsa zihinde olabilir. Ama bizin bunu da bu soruşturma sürecinde öğrenmemiz gerekir. Bunu adli soruşturmayı yürüten Cumhuriyet savcıları ben bunları ortaya çıkaracaklarına inanıyorum. Çünkü elde edilen bilgiler belgeler veriler açık deşifre edilip analizi değerlendirilmesi yapıldıkça yol daha net ve daha aydınlık olacaktır.
Sayın Bahçeli, Kılıçdaroğlu ve Barolar Birliği Başkanı 70 baro başkanıyla beraber Külliye'ye geldi doğru bir şey yaptılar. Hepimiz bir olduk dayanışma içerisinde olduk.
YARGI BAĞIMSIZLIĞI MEKANLARLA ZEDELENMEZ
Adli yıl açılışı bu sene Cumhurbaşkanlığı Millet Kongre ve Kültür Merkezi’nde yapılacak. Bir perde arkasını burada paylaşmak isterim. Bu program esasında Rixos'ta yapılacaktı. Barolar birliği başkanımızın Sayın Cumhurbaşkanımızı ziyareti sırasında geniş toplantıdan sonra özel bir görüşme oldu. Görüşmede Sayın Barolar birliği başkanı Metin Feyzioğlu var, ben varım, Fahri Kasırga bey var, bakan yardımcımız ve müsteşarımız var, barolar birliğinin yönetim kurulu üyeleri var ve daha başka danışman arkadaşlarımız var. Orada değişik konular konuşuldu bu birliğin önemine vurgu yapıldı. Halkın bütünleşmesine vurgu yapıldı. Barolar birliği başkanı ve Cumhurbaşkanı karşılıklı olumlu görüşler iade ettiler. Konu bir ara Adli yıl açılışının nerede yapılmasına geldi. Oradan barolar birliği yönetiminden biri Rixos'ta yapılacak dedi. Sayın Cumhurbaşkanımızda oraya neden para veriyorlar burada devletin yeri var çok ta güzel bir yer. Millet Kongre ve Kültür Merkezi var çok da güzel dedi. Burada yapılsa ne olur dedi. Herkes çok iyi olur dedi, orada kimse karşı bir fikir söylemedi. O da vardı orada hepsi beraberdik orada. Hiç kimse bir şey demedi. Orada konuşuldu bu ondan sonra da öyle kaldı. Cumhurbaşkanı da böyle söyledi. Ondan sonra böyle bir yer değişikliği söz konusu oldu. Yani kimse de bir hesap falan yok. Yani şöyle yapalım, böyle yapalım tamamen spontane gelişen bir durum.
Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı dediğimiz şey yargı görevlilerinin görevini yaparken her türlü bağlılığı reddetmesi ve adil hukuka uygun kararlar vermesi ile ancak oluşacak bir şey. Biz bir şekilciliğe kaptırmışız. İdeolojik kalıplaşmalar, gruplaşmalar. Diyelim ki adli yıl açılışı Rixos'ta yapıldı, özel sektöre ait bir yer, yargı bağımsız ve tarafsız. Hilton da yapıldı yargı bağımsız ve tarafsız, ATO'da yapıldı yargı bağımsız ve tarafsız, külliyede yapıldı yargı bağımsız ve tarafsız değil. Külliye'de yapıldığı zaman Cumhurbaşkanı’nın emrine mi giriyor? Rixos'ta yapıldığı zaman Rixos'un emrine mi giriyor? ATO’da yapıldığı zaman ATO’nun emrine mi giriyor? Yani bir defa böyle bir şekilcilik yok. Cumhurbaşkanlığında yapılmıyor, oradaki bir kongre ve kültür merkezinde yapılıyor orası herkese açık bir yer. Bunun için yapılmış sadece yargı değil, devletin böyle toplantılarının hem daha güvenli, hem daha kaliteli bir yerde yapmasını sağlamak için, daha az maliyetli bir yerde yapmak için. Ben şunu anlamakta zorlanıyorum biz ATO’da yaparsak yargı bağımsız ve tarafsızdır yok Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ndeki Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi’nde yapılırsa yargı tarafsızlığını ve bağımsızlığını kaybeder. Bu şekilciliktir, ideolojik bir yaklaşımdır. Bizim artık şekilcilikten bu işi çıkarmamız lazım. Dayatmalara hepimizin karşı durmamız lazım. Yargı bağımsızlığı ne ise onun gereğini hep birlikte yapalım. Şurada toplandın yargı bağımsızlığını kaybetti. Şununla merhaba dedin yargı bağımsızlığını kaybetti. Cumhurbaşkanını seyret yargı bağımsızlığını kaybetti. Ama Cumhurbaşkanı’na sen sövdün sen bağımsız ve tarafsızsın. Bu ideolojidir, başka bir şey değildir. Bu hukukun üstünlüğü değil, ideolojinin hukukun üstüne çıkarılmasıdır.
Metin Feyzioğlu ve Kılıçdaroğluna buradan tekrar çağrı yapıyorum ikisi de 15 Temmuz darbe teşebbüsünden sonra ve sırasında gerçekten Milli İradeye, Demokrasiye, Hukuka sahip çıkan yaklaşım ortaya koydular. Dayanışma içinde oldular. Yenikapı’ya destek verdiler ve ben diyorum ki biz bu ruhu yaşatalım ve bu toplantıya katılalım. Şimdi katılmayacağını her ikisi de açıkladı. Ve keşke diyorum katılmış olsalar. Sayın Bahçeli katılacak ona teşekkür ediyorum. Keşke onlar da katılmış olsa. Şimdi ikisi de katılmayınca bu sefer millet ne diyor Barolar Birliği, CHP beraber aynı istikamette birlikte tavır koyuyor. Bu konuda ben buradan çağrı yapıyorum ama davet sahibi ben değilim. Adli yıl açılışının davet sahibi Yargıtay Başkanı’dır. Ve Yargıtay Başkanı kendilerini davet etti. Kendileriyle görüştüğünü de biliyorum. İllerin Baro başkanları davetli listesinde var ise davet edilirler. Yargıtay Başkanımızın davetli listesinde kimler var tam bilemiyorum. Eğer Baro Başkanlarımızı davet etmişlerse elbette onlar da katılır.
CEZAEVLERİNDE ŞU ANDA YER SIKINTISI YOK
Bildiğiniz gibi Denetimli Serbestliği süre olarak genişleten bir adım attık bir yıl ilave yaptık, bazı suçların infazında 1 Temmuz 2015'e kadar 1/2 infaz getirdik. Bu Cezaevlerinde bir rahatlamaya yol açtı. 38 bin civarında şu anda bir tahliye olacağını tahmin ediyoruz.
MİNİ ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ
Partiler birer kişi verdiler bir uzlaşma ortamı oluştu, şu anda çalışmalar devam ediyor, çok olumlu bir noktaya gelindi. HSYK ile ilgili bir tartışma var inşallah orada da bir uzlaşma olacaktır.
SEÇİMİN DÖRT YILDAN BEŞ YILA ÇIKARILMASI
Anlaşılırsa bu isabetli olur. Daha önce uygulama 5 yıldı, Cumhurbaşkanlığı seçiminin yapılması için zorunluluktan o dönem Sayın Mumcu'nun ısrarı üzerine 4 yıla çekildi, bunun 5 yıl olmasında fayda var. Mevcut seçilmişlerin 5 yıla uzatılması mümkün değil. Anayasa değişikliği yapılırsa 2019'da seçilecek. Belediye seçimlerinin süresinde bir değişiklik olacağını tahmin etmiyorum.
ABDULLAH ÖCALAN ÜZERİNDEN TERÖR ÖRGÜTÜ KENDİNİ KONSÜLTE EDİYOR
Bu konu bölücü terör örgütü tarafından sürekli istismar ediliyor ve kamuoyuna sürekli yanlış bilgiler aktarılıyor. 15 Temmuzdan sonra cezaevinin güvenliğiyle ilgili yeniden gözden geçirmeler oldu. Sağlığıyla ilgili önemli bir sorun yok. Abdullah Öcalan üzerinden, terör örgütü kendini konsülte etmek için pek çok yalanı ortaya koyuyor. Yakınlarının görüşmesi yasal bir sıkıntı yoksa yapılabiliyor.
ARTIK FETÖ'YE DUR DEYİN
Ş u anda bir soruşturma var, bu soruşturma insanların mağdurluğu üzerinden yapılmıyor. İnsanlar bir suç şüphesi üzerine sorgulanıyor. 15 Temmuzdan sonra hiçbir şey olmamış gibi hareket edersek Türkiye yeni bir 15 Temmuz’u yaşar. Bu gurubun içerisinde sadakati Türkiye'ye ve Anayasa'ya olmayan Paralel Devlet olmak isteyenlere gönül bağı kuranlar var. Fetullah Gülen'i eleştirmeyi imanında zade gören zavallılar var. Öldür dediğinde halkı da Cumhurbaşkanlığını da bombalayanlar var. Bunu yaparken kendisinin cennete gideceğine inanıyor. Bunlarla alakam yok diyorsa birisi gereken yerlere, bunlarla ilgili müracaat edecek. Şu anda takiyye nedeniyle masumların ayıklanması konusunda bir zorlukla karşı karşıyayız. Ama devlet bu zorluğu aşmak için kılı kırk yararcasına uğraşıyor. Çünkü bu hem dünyevi, hem de uhrevi bir zorunluluk gerektiriyor. Kardeşi kardeşe düşman etti Fetullah Gülen. Fetullahçı Terör Örgütüne bir şekilde oraya meyl etmiş vatandaşlarımada diyorum ki artık buna bir dur deyin.
YUNANİSTAN'A KAÇAN DARBECİLER
Yunanistan şu anda kendisinde bulunan sekiz kişinin iade edilmesi için Yunan makamlarından talepte bulunduk, umarız ki iade ederler orada olumlu bir süreç işliyor. Çipras ile Sayın Cumhurbaşkanımız ve Başbakanımız konuştu. | 2578e84a8215 | [
"c4",
"culturax",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Avustralya Boşanma Tanıma Tenfiz Davası Nedir
Avustralya Boşanma Tanıma Tenfiz Davası Nasıl Yapılır?
Avustralya’da boşanma istemiyle mahkemeye başvurmuş ve bu ülkede boşanma gerçekleştirmiş Türk vatandaşlarının ülkemizde de boşanma hükmünün geçerli olabilmesi ancak ülkemizde boşanma tanıma tenfiz davası açılması ile mümkündür. Avustralya’daki boşanmanın Türkiye’de tanınması adına açılacak olan boşanma tanıma tenfiz davası açılmaması durumunda Avustralya’da boşanan Türk vatandaşları ülkemizde hala yasal olarak evli görüneceklerdir. Bu nedenle boşanma tanıma tenfiz davası bir an evvel açılmalıdır.
Avustralya’da boşandım Türkiye’de dava açmam gerekli mi diye soran kişilerin bu davayı açmamaları durumunda Türkiye’de hala evli görünüyor olmaları nedeniyle tekrar evlenmeleri mümkün olmamaktadır.
Avustralya Boşanma Tanıma Tenfiz Davası Nerede Açılır?
Avustralya’da boşanan Türklerin ülkemizde açacakları boşanma tanıma tenfiz davası için yetkili mahkemeler Aile Mahkemeleridir. Bireyler Türkiye’de ikamet adresleri yok ise boşanma tanıma tenfiz davası açmalarıg gereken yer İstanbul, Ankara veya İzmir illerinden birisi olmaktadır. Boşanma tanıma tenfiz davası açacak kişilerin ülkemizde bulunan tanıma tenfiz avukatları aracılığı ile bu davayı nerede açabilecekleri bilgisini ve sürecin nasıl ilerleyeceği bilgisini almaları mümkündür.
Avustralya Boşanma Tanıma Tenfiz Davası Süresi
Avustralya mahkemelerince boşanmalarına hükmedilen Türk vatandaşlarının ülkemizde açacakları boşanma tanıma tenfiz davası süresi, dava sürecinde atılacak olan adımlara göre farklılık göstermektedir. Örneğin Avustralya’da boşanmış çiftlerin ikisinin de ülkemizdeki farklı boşanma tanıma tenfiz davası avukatı ile bu süreci yürütmeleri onların 10 gün ile 3 ay arasında değişen sürelerde boşanmalarının tanınmasını ve tenfizini sağlayabilmektedir. Lakin Avustralya’da boşanmış kişilerin bu süreci kendileri yürütmek istemeleri durumunda hukuki bilgilerinin yetersiz olacağı düşünülürse Avustralya’daki boşanmanın Türkiye’de tanınması yıllarca sürebilmektedir.
Avustralya Boşanma Tanıma Tenfiz Davası Ücreti | bcf1897cf267 | [
"c4",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Özbekistan Boşanma Tanıma Tenfiz Davası Nedir?
Özbekistan’da yaşayan veya bu ülkede yaşadığı dönemde Yunan Mahkemelerince boşanmasına hükmedilen Türk vatandaşlarının boşanma kararları Milletlerarası Özel Hukuk’a göre ülkemizde tanınmamaktadır. o nedenle Özbekistan’da boşanma gerçekleştiren vatandaşlarımızın Türkiye’de tanıma tenfiz davası açmaları gerekir. Boşanma tanıma tenfiz davası açılmaması durumunda Özbekistan’daki boşanma ülkemizde geçerli olmadığından Özbekistan’da boşanan Türkler ülkemizde hala evli olarak görünmektedirler. Özbekistan Boşanma Tanıma Tenfiz Davası Özbekistan’da boşananlar için ülkemizde mutlaka açılması gereken bir dava türüdür.
Özbekistan Boşanma Tanıma Tenfiz Davası Nerede Açılır?
Özbekistan’daki boşanmanın Türkiye’de tanınması adına açılacak olan boşanma tanıma tenfiz davası için yetkili mahkeme Aile Mahkemeleridir. Özbekistan’da boşanan kişilerin ülkemizde ikamet adresleri yok ise boşanma tanıma tenfiz davasını İstanbul, İzmir yada Ankara illerinden birisinde açmaları gerekir.
Özbekistan Boşanma Tanıma Tenfiz Davası Süresi
Özbekistan’da boşanma gerçekleştiren Türklerin ülkemizde açmaları gereken boşanma tanıma tenfiz davası ile ilgili olarak merak ettikleri konulardan birisi de Özbekistan’daki boşanmanın Türkiye’de tanınması davası süresi olmaktadır. Boşanma tanıma tenfiz davası süresi, bu süreçte atılacak olan adımların doğruluğuna göre değişmektedir. Öyle ki boşanma tanıma tenfiz davası yıllarca sürebileceği gibi prosedürlere hakim olan uzman bir boşanma tanıma tenfiz avukatı ile sürecin yürütülmesi sonucu 1 haftada da çözülebilmektedir. O nedenle Özbekistan’da boşanan kişilerin bu süreci doğru yürütmeleri önerilmektedir.
Özbekistan Boşanma Tanıma Tenfiz Davası Ücreti
Özbekistan’daki yun ülkemizde tanınması için açılacak olan boşanma tanıma tenfiz davası için merak edilen bir diğer konu boşanma tanıma tenfiz davası ücreti olmaktadır. Boşanma tanıma tenfiz davası ücretini belirleyen faktörler bulunur. Örneğin boşanma tanıma tenfiz davasının hangi ilde açılacağı, boşanma tanıma tenfiz davası için avukat tutulup tutulmayacağı, boşanma tanıma tenfiz davası belgelerinin hazırlanması… gibi faktörler boşanma tanıma tenfiz davası ücreti açısından belirleyicidir. Boşanma tanıma tenfiz davalarında Özbekistan’da boşanan çiftlerin ikisinin de Türkiye’de farklı farklı boşanma tanıma tenfiz avukatına vekalet vermesi en kısa sürede boşanmanin Türkiye’de tanınmasını sağlarken, iş yükü açısından daha kolay olacağu için boşanma tanıma tenfiz davası ücreti de paralel olarak daha ucuz olacaktır.
[si-contact-form form='1'] | ef18f0b587b5 | [
"c4",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Kulak kiri, yabancı cisimler, cerahatla dış kulak yolu tıkanırsa duyma azalır. Bunun için hususi madeni uçlu kulak yıkama şırıngaları vardır. Böbrek küvet, eğri kulak pensi, kaynadıktan sonra ılıklaştırılmış su, pamuk, dezenfekton solüsyon bulundurulmalıdır.
Hasta oturtulur, böbrek küvet kulak memesi altına konarak dayanır. Sol elle kulak kepçesi yukarı ortaya doğru biraz çekilir. Sağ elle puvar veya enjektör dış kulak yolu ağzına yerleştirilir ve suyu şırınga edilir. Bu maksak için 250-500 cc. su kafidir. yalnız kuru olan kulak kirlerinde iki gün önceden gliserin damlatılmalı kir yuşutalımladır. Suyu çok basınçlı vermemek ve suyun gidiş istikameti dış kulak yolunun arka üst duvarına doğru olmak, yani kulak zarı korunmalıdır. Yıkama işlemi bitinci pamuk yardımı ile içindeki su alınmalı, kir altlarında kızarıklık varsa antibiotik damla damlatılmalıdır. Kulak kirinin yaptığı tıkaca Buşon denir. Siyahca yağlı ve iince zarımsı bir maddedir. | b8030855996f | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Vega Yazılım
Vega Yazılım ticari entegre programı bugün Türkiye’ de 100 binin üzerinde işletmeye ulaşmış durumda. Sektörel geliştirdiği paketlerle çözüm ortaklarının kobilerde işlerini hayli kolaylaştıran Vega Yazılım, market otomasyonu, mağaza otomasyonu, restaurant otomasyonu, oto servis / oto satış, genel ticari ve üretim sahalarında oldukça kullanışlıdır.
Vegawin Professional
Vega Shopstar
Perakende mağazacılık sistemi uygulamalarının göz bebeği!
- Peşin satışlar
- Kredi Kartlı satışlar
- Taksitli satışlar
- Siparişe dayalı satışlar
- Çok şubeli mağazalar için online uygulamalar
- Anlık ciro ve kasa raporlamaları
- Mağazalar arası ürün talep işlemleri
- Mağazalar arası ürün kabul işlemleri
- Her mağaza, her kasa için özgün uygulamalar ve ekran tasarımları
Vega Şef’ im
Şef’IM Vega Yazılım tarafından geliştirilmiş, Restoran, Cafe, Bar, vb. işletmelerin kullanımı için özel olarak dizayn edilmiş bir Restoran uygulamasıdır. Genel özellikleri itibarıyle, Dokunmatik PC ve El terminallerinde hızlı, kesintisiz çalışmak üzere tasarlanmıştır.
Genel Özellikleri:
Bağımsız Stok Yapısı : Şef’IM tamamen bağımsız bir stok yapısına sahipdir. Kendi “Config” programı aracılığı ile tanımlanabilen stok kartlarını diğer tüm benzer programlardan ayıran en büyük özelliği seviyeli ve seçenekli stok kartı ve özelliği tanımlayabilmesidir.
Kullanım Kolaylığı
- Dokunmatik sistemlerde çalışabilmesi için özel olarak dizayn edilmiş ekranları sayesinde kolay kullanılabilir, eğitim gerektirmeyecek kadar pratikdir.
- Hızlı ve kesintisiz veri akışını için özel veritabanı
- Bağımsız Stok, Bağımsız Cari kart tanımlayabilme Dokunmatik PC ve El terminallerinde çalışabilmesi
- Kırılımlı (seviyeli) stok yapısı sayesinde çok ince detaylara kadar ürün tanımı yapılabilmesi ve bunların çok kolay kullanımı,
- Masa taşıma,
- Masa birleşirme özellikleri
- Özel Masa açabilme,
- Özel ürün açabilme | fd2178f55c07 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Yıldırım Bayezid Hanın İçki İçtiği Söyleniyor Osmanlı Tarihi
Sual: Yıldırım Bayezid Hanın içki içtiği söyleniyor. Doğru mudur?
İslam düşmanları, hiç bir vesikaya dayanmadan (Yıldırım içki içerdi) diye yalan söylüyorlar, iftira ediyorlar. Maalesef müslümanım diyen bazı ahmak kimseler de, bu dinsizlerin tesiri altında kalıp, onları vesika göstererek yüce padişaha aynı iftirayı yapıyorlar.
Dinsizin biri, bir kitap yazıyor. Kitapta (Falanca padişah içki içerdi, masondu) diyor. Başka bir dinsiz de bu kitabı vesika gösteriyor, sayfa numarası veriyor. (İşte masonluk vesikası) diyor. Müslümanım diyen bazı ahmaklar da bunları vesika olarak gösterip Osmanlı sultanlarına iftira ediyorlar. Osmanlı sultanlarına olan düşmanlığın altında din düşmanlığı yatmaktadır.
Avrupa’nın Yıldırım Han’a düşmanlığı neden ileri geliyor? Bu kahraman padişah, Alman, Macar ve Fransız ordularını Niğbolu’da perişan etti. İstanbul’u fethetmeye çalıştı. Bizans imparatoru on bin altın cizye vermek mecburiyetinde kaldı. Nefes darlığından vefat etti. Bursa’ya defnedildi. Yıldırım Han’ın ölüm haberini işiten Timur Han, (Yazık oldu, büyük bir mücahidi kaybettik) dedi. Çok cesur ve adil bir sultan idi. Bursa’da yaptırdığı Cami-i kebir, bu kahraman mücahidin İslamiyet’e olan bağlılığının bir vesikasıdır. Kızını Emir Sultan gibi evliya bir zatla evlendirdi. Emir Sultan hazretleri de, mücahid bir padişaha damat olmakla şereflendi. Evliya bir zat, kötü bir kimsenin kızı ile evlenmek istemez.
Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk) | 6572ab8bbde9 | [
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Seyahat ve Diyabet
Yolculuklar ve seyahatlar herkes için değerli zamanlardır. Bu zamanlar hem dinlenmemize, hem eğlenmemize olanak tanır. Şüphesiz ki bu güzel dönemin en zorlu kısmı öncesindeki hazırlık sürecidir.
Yolculuğa hazırlık süreci yorucu olabilmekle beraber, tatildeki günler esnasında sıkıntı yaşamamak adına herkes için önemlidir. Özellikle de diyabetli bireyler için. Diyabetli kişiler yolculuk ve seyahatlerine hazırlanırken çok daha özenli olmalıdırlar. Eğer dikkatli ve özenli hazırlanılırsa bu süreç çok kolay şekilde geçirilebilir ve keyifli bir seyahate çıkılabilir.
Biz de Hayat Çok Değerli Kulübü olarak sizlere yardımcı olması için ufak bir rehber hazırladık. Eksiksiz ve rahat bir seyahat yapmanın 5 püf noktasına bakalım.
Yanınıza almanız gerekenler
Tatilinizi kışın veya yazın da yapsanız, trenle veya uçakla da gitseniz hazırlanırken yapacağınız en akıllıca şey yanınıza alacaklarınızın bir listesini oluşturmaktır. Bu listeyi birkaç gün önceden yaparsanız eşyalarınızı unutma ihtimalinizi en aza indirmiş olursunuz ve çantanızı hazırlarken bu listeden faydalanacağınız için çok kolay ve hızlı hareket edebilirsiniz.
Doktorunuza danışarak seyahat esnasında yanınızda bulundurmanız gereken diğer ilaçlar hakkında bilgi alabilirsiniz. Buna ek olarak hekiminizin yazdığı insülin ve uygulama sistemi ile ilgili reçeteyi ve yanınızda taşıdığınız diğer ilaçları ne için kullandığınızı gösteren bir belgeyi de yanınızda bulundurmayı unutmayın. Eğer mevcutsa, diyabetli olduğunuzu kanıtlayan bir kimlik belgesi faydalı olacaktır.
Diyabet günlüğünüzü veya takip defterinizi de yanınıza almayı unutmayın. Tüm bu malzemeleri koyabileceğiniz yeterli boyutta bir seyahat çantası işinizi kolaylaştıracaktır. İnsülini serin yerde muhafaza etmeniz gerektiğini de hatırlamak önemlidir, bu amaçla bir soğutucu/termos kullanmanız uygun olacaktır.
Yanınızdaki kişi
Birlikte seyahat ettiğiniz kişi de en az yanınıza alacağınız eşyalar kadar, hatta belki daha da önemlidir. Çünkü acil durumlarda size yardımcı olacak ve doğru kararları alması gereken kişi odur.
Eğer bir tanıdığınızla seyahat ediyorsanız seyahate çıkmadan önce ona hangi insülini nasıl kullandığınızı, gerekli malzemeleri nerede taşıdığınızı ve acil durumlarda ne yapması gerektiğini anlatmanızda yarar vardır. Yalnız seyahat ediyorsanız bile otobüste, uçakta veya trende yanınızda oturan kişiye veya kabin görevlisine bu konuda önceden ufak bir bilgilendirme yaparsanız daha güvenli bir yolculuk geçirebilirsiniz.
Seyahat ve beslenme
Seyahate çıkarken yanınıza kolayca taşıyıp tüketebileceğiniz ufak tefek gıdalar almalısınız, bunlar ihtiyacınız olması durumunda sizi yiyecek arama derdinden kurtaracaktır. Diyabetli çocuğunuz için de fazla enerji ihtiyacı ihtimaline karşı yanınızda yiyecek bulundurmanız önerilir.
Her 4 saatte bir bir şeyler atıştırmanız iyi olacaktır. Bune ek olarak eğer normalden daha hareketli bir gün geçiriyorsanız mutlaka arada sırada ufak tefek şeyler atıştırmalısınız. Bu tempoya uygun ayarlamaları yapabilmek için de kan seviyenizi daha sık takip etmek ve dozunuzu buna göre ayarlayabilmek önemlidir.
Uçak veya otobüs yolculuğu yaparken sizlere sunulan yiyeceklerin besin değerlerine dikkat etmeyi unutmayın.
Yolculuk esnasında
Kuru havadan dolayı sıkıntı yaşamamak için uçağa binmeden önce bol sıvı almanız tavsiye edilir. Uçuş esnasında da sıvı almayı ihmal etmeyin.
Yolculuk esnasında normalden daha az hareket edebileceğiniz için kan şekeri seviyeniz normalin üzerine çıkabilir. Otobüs ile yolculuk ediyorsanız mola verildiğinde, otomobil ile yolculuk ediyorsanız 2 saatte bir durarak yürüyüş yapın. Uçak yolculuğunda mümkün olduğunca hareket etmeye çalışın.
Tatil ile ilgili bazı detaylar
Hastalanmanız durumunda karbonhidrat ve insülin alımınızı nasıl dengeleyeceğinizi hekiminize danışarak belirleyebilirsiniz. Bu konuda ayrıntılı bilgi almanızda fayda vardır. Kan şekeri seviyenizi daha sık takip etmeniz, normal yaşantınızdan farklı bir tempoda geçebilecek tatiliniz süresince şekerinizi daha rahat kontrol altında tutmanıza yardımcı olacaktır. Güneş altında (özellikle güneş ışığının en yoğun olduğu saatlerde) uzun süre kalmayın ve yüksek faktörlü güneş kremleri ile korunun. Ayak, kol ve omuzlarınızı örten hafif giyecekler giymeye ve şapka takmaya çalışın. Yürüyüşleriniz için yanınızda rahat iki çift ayakkabı bulundurun ve asla çıplak ayakla dolaşmayın. Ciddi bir yaralanma durumunda ihmal etmeden mutlaka doktora başvurun.
Rahat bir yolculuk ve güzel bir tatil dileriz! | fb0b2ed1fd17 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
24 Şubat 2014 Pazartesi
Mama Sandalyeleri
Mama sandalyeleri bebek ve çocuklar için üretilir. Bebekler için 6 aydan itibaren kullanılmaya başlayan mama sandalyeleri ergonomik ve pratik kullanımı olan sandalyelerdir. 3 yaşına kadar kullanılabilme özelliği vardır. Çift kılıfı bulunan mama sandalyeleri çocuk büyüdükçe kullanılabilmesi açısından çift kılıflı yapılmıştır.
Dolgulu çift kılıf çocuğun büyümesi nedeniyle daha sonraki aylarda çıkartılabilmektedir. Mama sandalyeleri 2 sabit ayak ve 2 tekerlekli ayaklı olarak üretilmiştir. Mama sandalyeleri kılıfları bebeklerin ve çocukların ilgisini çekecek desenlerden oluşmaktadır. Bol renk içeren kumaşlardan üretilen mama sandalyeleri kılıfları mavi, kırmızı, pembe, beyaz ağırlıklıdır. Bebeğin düşmemesi için emniyet kemeri bulunur.
Mama tabağının konulduğu alan bebeğe zarar vermeyecek şekilde dizayn edilmiş ve plastikten üretilmiştir.
Kaydol: Kayıtlar (Atom) | 7f5a7e3a7306 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Muamma bitmek bilmiyor.
Aerosmith muammasının çözümlendiğini düşündüğümüz sırada grubun gitaristi Joe Perry'den bir açıklama daha geldi: "Aerosmith, Steven Tyler için beklemede olmayacak" Evet, maalesef önceki açıklamalar kötü bir şakadan ibaret değillermiş.
Joe Perry ayrıca Aerosmith olarak çalışıp üretmek istediklerini, bu sebeple de Steven Tyler tarafından istenen iki yıllık molanın mümkün olamayacağını vurguladı. Ardından yeni şarkıcı arayışında olduklarını da belirtti.
Son olarak ise Joe Perry iki gece önce Steven Tyler'ın Joe Perry Project'in New York konserinde sahneye çıkıp Aerosmith'den ayrılmadığını açıklaması konusuna da açıklık getirdi. Bu olayın kendi isteminin dışında gerçekleştiğini, Steven Tyler'ın o gün orda görmeyi umduğu son kişi olduğunu ekledi. | 2aba480a400e | [
"culturax",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Jon Hamm sinemada tutunabilecek mi?
Televizyondan sinemaya geçiş çok da kolay değil biliyorsunuz. George Clooney tam anlamıyla kabul görene kadar 3 - 4 filmde oynadı ( One Fine Day, The Peacemaker, From Dusk Till Dawn, Batman & Robin ) ve hemen hepsinde de kötü eleştiriler aldı. Neyse ki Soderbergh imdadına yetişti de Out Of Sight ile her ikisinin de kariyeri kurtuldu. Mesele temel olarak şu aslında: televizyonda uzun süre aynı karakterle görünen oyuncuyu izleyicinin farklı bir rolde kabullenmesi vakit alıyor. Bu geçiş aşamasında yanlış seçimler yapan oyuncu da gerisin geriye televizyona dönüş yapıyor. Jon Hamm bildiğiniz gibi son yılların en başarılı televizyon dizilerinden biri olan Mad Men'in başrol oyuncusu. Son 2 yıldır en seksi erkekler arasında gösteriliyor. George Clooney'nin biraz daha erkeksi, biraz daha derinlikli olanı. Tabii televizyondaki popülaritesi ona sinemada bazı kapılar açmaya başladı. Keanu Reeves'li The Day The Earth Stood Still'de oynadı örneğin ( ki film tutmadı, Hamm ses getirmedi ). Stolen Lİves diye bir filmde oynadı, akibeti belirsiz. Allen Ginsberg'in hayatını konu alan Howl'da oynadı, film henüz çıkmadı ( çıksa da rolü 2. derece görünüyor ). Şimdi aldığım bir habere göre Ben Affleck'in yöneteceği ( ve oynayacağı ) The Town adlı bir filme başlayacakmış. Chuck Hogan'ın romanından uyarlanan film romantizmin ön plana çıktığı bir suç filmi ve Jon Hamm'e aradığı çıkış fırsatını verebilecek bir işe benziyor. Mad Men'in yeni sezonu da 16 Ağustos'ta başlıyor bu arada.
Kaydol: Kayıtlar (Atom) | 9bc78890538c | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Dünyada onlarca ülke, büyüklükleri ve küçüklüklerine göre değişik yönetim biçimleri geliştirerek halk, ulus, ülke birlikteliğini sağlamak için çabalamıştır. Bu çabalarda kaygıların giderilmesi, yönetimin, ülke iradesinin kolaylaştırılması kadar dil, din, coğrafik farklılıklar da belirleyici olmuştur. Birçok ülke bu yollara başvurmuştur. Kendilerini yöneten bölgeler, bölgesel geliri içe harcadıkları için, merkezi devlete ihtiyaç duymadan gelişme kaydediyor. Bu durumun, merkezi devletin yükünü hafiflettiği gibi, birlikte yaşamayı güçlendirdiğini, dayanışma ruhunu geliştirdiğini söyleyebiliriz.
Ülkelerin koşullarına göre farklılık gösteren yönetim biçimlerinin başlıcaları; il, bölgesel yönetim, özerklik, konfederasyon, federasyon, eyalet sistemleri biçimindedir. Kimi federal bölgeler bile kendi içinde özerklik hakkı tanıyarak hem birlikte yaşamayı kolaylaştırıyor, hem de yönetim yükünü hafifletiyor. Hangi sistem olursa olsun bu sistem kendi kendini yönetme, öz iradesiyle ortak yaşamaya evet demektedir. Dışsal dayatmanın olmadığı ama yasalarca belirlenen, dış yasaların iç yasalarla uyumlulaşması esastır. Temel şart ve koşul budur. Merkezi yasalar, bölgesel yasaları gözetip korurken, bölgesel yasalar merkezi yasaların uyumluluğuna dayanarak öz yönetimde merkezi yasaları çiğnemez. Yani yasalar yine yasalarla sınırlandırılır. Ne merkez bölgeyi ne de bölge merkezi yadsır.
Kendi yasanı kendin koy
Türkiye’de Demokratik Özerklik üzerinde yürütülen tartışmalarda kimi bilinçli saptırmalardan medet uman üniterci, faşist kesimler her halükarda buna karşı çıkmaktadırlar. Soruna bölücülük diyerek en kolay ve kestirmeci yolu seçen teorisyen vandalistler, katı merkeziyetçi devleti savunmakla asıl bölücülüğü yapmaktadırlar. Bağımsızlık dışındaki hiçbir yönetim biçiminin “bölücü”lük olarak değerlendirilemeyeceğinin onlarca, yüzlerce örneği var. Bizim için asıl olan ise Demokratik Özerkliktir.
Özerklik, Yaderklik karşıtı bir kavramdır. Yaderklik dışarıdan gelen yasa ya da buyruğa göre davranma, başkalarınca konulan yasalara bağlılığı ifadelendirir. Özerklik ise, Yaderklik karşıtı olan ve toplumbilim dilinde, kendi yasasını kendi koyan, başkasının buyruğu, uydusu altında olmayan, kendi kendini yönetmeden türetilmiştir.
I. Kant, töre biliminde Us’un egemenliğini dile getirir. Kant kesin söylemini “Kendi yasanı kendin koy” formülüyle dile getirmiştir. Kant’a göre akıllı insan kendi kendisinin ereğidir. Bu savıyla insana açıkça özerk ol diyor. Bunun için de iradenin özgür olması, erkin başına buyruk olması gerekir. Kant’a göre töresellik kişisel özerkliktir. Ona göre bu töresel buyrukları insan kendine rağmen vermelidir, hiçbir etki altında kalmadan vermelidir.
Felsefesi bir anlam atfedilen bu sözler, topluluğun kendi kendini yönetme güç ve yetkisini de belirtir, öyle de yorumlanır. Yunanca Autos (kendi) ve Nomas deyiminde türetilmiş olan “Kendi yasanı kendin koy” mantığı özerkliği ifade etmektedir. Özerklik ülkelerin koşullarına göre dar ya da geniş inisiyatif kazanır.
Dünya örnekleri
Özerk yönetimler bölgesel olduğu kadar yerel yönetimlere dayalı özerkliklerde de yerel parlamentoya sahiptir. Birçok ülkede yerel (belediye) yönetimler geniş özerkliğe sahiptir. Bu, kolluk kuvvetlerini de içine aldığı gibi temelde sağlık, eğitim tamamen yerel yönetimlerin yetki alanındadır. Türkiye’de de yerel yönetimler var, ama bunlar son derece dar alana hapsedilmiş, merkezi devletin insafına terk edilmiştir. Merkezi devlet belediyeyi daraltarak “Devlet Babanın” gücü gölgesinde yaşamaya mahkum etmiştir. Devletçi toplum anlayışının en bariz örneğinin göstergesi Türkiye’dedir. Bu anlayıştan kaynaklıdır ki, Demokratik Özerkliği üniter devletin bölünmesi olarak algılıyorlar. Halbuki o kendilerine örnek aldıkları Avrupa ülkelerinin birçoğunda, Afrika ve Asya ülkelerinin birçoğunda özerklikler söz konusu olmasına rağmen bölünmüyor, parçalanmıyor. Tam tersine bütünlük oluşturuyor.
İtalya, 20 yerel yönetim bölgesine ayrılmış, kendi içinde bağımsız ve bu bölgeler içinde beşine özel bir özerklik statüsü tanınarak idare edilir. Bölgelerin yönetim birim ve organları halk tarafından seçilir, yerel yasalarla yönetmelikler çıkarma yetkisine sahip bölge meclisi, meclisin kendi üyeleri arasından oluşturduğu yürütmeyle görevli bölge komitesi ve komitenin başkanıdır. Olağan bölge meclisleri yasaların öngördüğü doğrultuda tarım, ormancılık ve kendi planlaması gibi yerlerde yasa çıkarabilir. Özel bölgelere daha geniş yasama yetkisi tanınmıştır. Ekonomik bakımdan özerk olan bölgelerin mülk edinme, belirli gelir ve vergi toplama yetkisi de vardır. Bürokraside kastlaşmayı önlemek için de bölgelerin idareyle ilgili işleri belediye ve il düzeyinde yürütülür. Bölgelerin çıkardığı yasalar Anayasa Mahkemesi’nin denetimine tabidir; uygun görmediği yasaları geçersiz kılabilir. Hükümet tarafından atanan bölge yöneticisinin başında bulunduğu devlet denetim komisyonu bölgedeki idari işlemleri denetler.
En küçük yerel yönetim birimi olan belediyelerde de belediye meclisi, belediye komitesi ve belediye başkanı bulunur. Kolluk kuvvetleri belediyeye bağlıdır, kendisi kurar bunu. Yerel vergi koyabilme hakkına da sahiptir. Yine sağlık, toplu taşımacılık, kanalizasyon, aydınlanma gibi hizmetlerle de sorumludur. Denetim tamamen belediyelere aittir, valilerin denetimi bulunmamaktadır. Belediyeler ile bölgeler arasında bir ara birim olan illerin örgütlenmesi de benzer yapı gösterir. Bölge yöneticileri bölgelerde, valilerde il ve belediyelerde merkezi yönetimi temsil eder. Yerel yönetim sorumluları da belirli alanlarda merkezi yönetime ilişkin görevleri yerine getirir.
Hollanda hem ekonomik hem de kültürel anlamda gelişkin ve zengin olmasına rağmen, yerel yönetimler oldukça güçlü ve etkilidir. Her belediye doğrudan seçimle belirlenir ve üye sayısı belediyenin nüfusuna göre 7-45 arasında değişebilen meclisle yönetilir. Belediyenin yetki alanlarına giren konularda tam bir özerkliği vardır. Yine Hollanda kendisine bağlı ve özerk olan Hollanda Antilerinde yürütme yetkisi Hollanda hükümdarı adına bu hükümdarın görevlendirdiği vali tarafından icra edilir. Vali kendisine yardımcı olma gayesiyle bir bakanlar kurulu atar. Merkezi hükümet iç işlerinde tam anlamıyla özerktir. H. Angilleri 1954’te içişlerinde tam bağımsız olarak gönüllülüğe dayanarak Hollanda’ya katılır. 1970-80’de Antilerin tam bağımsızlığını savunan bir hareket gelişir (Aruba). Bu hareket sonuçta 1986 yılında on yıllık bir geçiş süreci neticesinde tam bağımsız olmak ve bu süre içinde yalnızca savunma, dış işleri konusunda Hollanda’ya bağımlı kalmak üzere Antilerden ayrılmasına rağmen birlikte yaşadılar.
Dünyanın bir diğer ucunda yer alan Finlandiya dahi biri özerk olmak üzere 12 ile bölünerek yönetilmektedir. Bu illerin her biri vali tarafından yönetilir. İller kentsel ya da kırsal olabilen bucaklara ayrılır. Dört yıllık süreler için seçilen bucak konseyleri sağlık, eğitim, sosyal hizmetler konularında sorumludurlar. Finlandiya’ya bağlı Alanda adaları, kültürel ve ekonomik ilişkiler nedeniyle İsveç’e katılmak istiyordu. Finlandiya, İsveç’e katılmamaları için Özerklik hakkını tanıdı. Soruna yol açan bu durum İngiltere’nin Milletler Cemiyetine başvurmasıyla Finlandiya sorunun kendi “münhasır yetkisine” girdiği iddiasına rağmen M.C. üç hukukçudan oluşan bir komisyon kurar. Komisyon adaların halkına özerklik konusunda garanti verilmesi konusuyla Finlandiya’nın egemenliğinin tanınmasını cemiyete tavsiye etti. Hükümet 1920’de bir yasayla adalara özerklik tanıyarak, kendi eyalet parlamentosu kurma hakkı tanıdı, Uluslararası Cenevre Konferansı’ndan sonra 1921’de yapılan anlaşmayla Adaların tarafsızlık statüsü bir grup devletin garantisi altına alınır ve bu garanti 1947 Paris anlaşmasıyla da yenilendi. Fin Parlamentosu statüyü 1951’de onayladı.
Danimarka’ya bağlı Faroe adalarında da durum aynı. 1906’da özerk yönetim partisi kurularak mücadele etti. Bu mücadele sonucu 1912’de okul ve kiliselerde kullanılmasına izin verilen Faroe dili 1938’de öğretmenin istemesi koşuluyla eğitimdeki tek dil durumuna geldi. 2. Dünya Savaşında Danimarka’nın Almanlar tarafından işgaliyle, Ada Britanya’nın denetimine girdi. Bu özerklik talebinin güncelleşmesini sağladı. Yapılan oylama sonucu halk bağımsızlıktan yana oy kullandı. Fakat 1946’daki Lagting seçimlerinde bu sonuç tersine dönünce Kopenhag da görüşmeler başlar. Görüşmeler 1948’den sonra Danimarka’ya bağlı kalma şartıyla eşit statü kazandı.
İngiltere ile Arjantin arasında savaşa sahne olmuş ve halende sorun olarak devam eden Falkland Adaları da, özerk İngiliz sömürgesi olmasına rağmen Anayasanın Demokratik ve bağımsız olarak tanıdığı ada, Birleşik krallığın atadığı valiyle yönetilir.
İzlanda 23 ile 20’den fazla bağımsız kent ve kasabaya ayrılmış yerel yönetim birliğidir. Kasabalar ve iller seçimle işbaşına gelmiş meclislerce yönetilir. Yerel yönetimler bölgenin eğitim, sağlık, sosyal işlerle bire bir sorumlu ve yetkisindedir.
Türkiye’nin sık sık ulus-devlet olarak dem vurduğu Fransa’da dahi durum çok farklı. Yönetim birimi olarak il, bucak, deniz aşırı topraklar olarak yönetilen Fransa’da dört deniz aşırı ili de kapsamak üzere en önemli yönetim birimi altı yılda bir seçilen Canton temsilcilerinin oluşturduğu genel meclislerdir. Vali merkezi hükümetin temsilcisi ve genel meclisin yürütme görevlisidir. Vali yardımcısı illerin bölündüğü ilçelerin başında bulunur. En küçük idari birim olan bucaklar altı yılda bir seçilen en az dokuz üyeli belediye meclislerince yönetilir. Meclis hükümete karşı da sorumlu olan belediye başkanı seçer. Deniz aşırı topraklar ize özerktir.
Fransız Polinzyası, Fransız Parlamentosuna iki milletvekili ve bir senatör gönderme hakkına sahiptir. Özerkliğin genişletilmesi amacıyla yürütülen mücadele sonucunda 1977’de yeni bir Anayasa yürürlüğe konulur. Fransa’nın dış işleri, savunma, para politikası ve yargı alanlarındaki denetim hakkı korunur, öteki alanlarda yerel yönetimin yetkileri arttırılır. Yasama gücü Fransız hükümetince atanan bir yüksek komiser ile beş yıl için doğrudan yapılan seçimlerle iş başına gelen 41 kişilik Topraklar Meclisi üyelerinin elindedir. Bu meclisin seçtiği yüksek komiserin başkanlık ettiği yönetim konseyi başta ticaret olmak üzere çeşitli alanlarda geniş yönetsel yetkilere sahiptir.
Yeni Kaledonya, Fransız parlamentosuna iki milletvekili bir senatör gönderir. Fransız hükümetince atanan bir yüksek komiserin gözetimi altında çalışan dört özerk bölge konseyi tarafından yönetilir. Konseyin oluşturduğu Topraklar Kongresi yasama organı niteliği taşır, başkanını kendi üyeleri arasında seçer. Topraklar kongresinin 54 üyesi beş yılda bir yapılan seçimlerde belirlenir.
Brezilya 23 eyalet 3 federal birim ile federal başkentten oluşan federal bir Cumhuriyet olarak yönetiliyor. Eyaletler ve bölgeler siyasal ve yönetsel bakımdan kendi içinde özerk belediyelere bölünmüş, bu yolla güçlü bir birliktelik doğurmuştur. Ulusal kongre her eyaletten üçer temsilcinin oluşturduğu federal senato ile eyaletlerin nüfuslarına oranla temsil edildiği temsilciler meclisinden oluşur. Bölge hakkı ise ancak ikişer temsilci seçebilmektedir.
Sık sık özerklik tartışmaları olunca hemen İspanya ve Kanada örneği verilir. Oysa tüm ülkeler çeşitlilik gösterir. Kanada siyasal açıdan on eyalete ve Yukon ile Kuzey batı toprakları olarak iki bölgeye ayrılmıştır. Federal yönetime benzer kurumsal yapısı olan eyaletlerin yetki alanına mülkiyet hakları, medeni hukuk, dolaysız vergiler, yerel yönetim, doğal kaynakların kullanımı, eğitim ve sağlık hizmetine girer. Yukon ve Kuzeybatı toprakları sınırlı bir özerklikle federal yönetime bağlıdır. Buna rağmen eyaletlerin yerel yönetim sistemleri önemli farklılıklar gösterir. Bundan kaynaklı eyalet topraklarının ayrıldığı yönetim birimlerine değişik adlar verilir. İl sistemi Ontario ve Quebec eyaletlerinin güney bölgelerinde uygulanır.
Yukon Topraklarında yasama meclisi genel oyla seçilir. Yürütmenin başı vali, Federal hükümetçe atanır. Federal yerli ve kuzey bölgesini geliştirme bakanlığının denetiminde görev yapar. Bölgeye ilişkin yasalarda valinin onayı aranır. Yasama meclisi üyelerinden oluşan konseyi, günlük yönetim işlerinde sorumludur.
Kuzeybatı Toprakların da petrolün bulunmasıyla beraber Kanada hükümeti burada bölgesel bir yönetim kurar. Bu bölge 1920’lere değin kürk tüccarları, misyonerler ve polis örgütü egemen durumdaydı. 1969’da yeniden düzenlenen bölgesel yönetim, genel oyla seçilen yasama meclisi oluşur. Yürütmenin başında federal hükümetçe atanan yerli işleri ve Kuzey bölgesinin kalkındırılması bakanlığına hem de meclise karşı sorumlu olan vali bulunur. Bölgesel yargı organları yüksek mahkeme ile yerel mahkemelerden oluşur. Eyalet hükümetleriyle aynı hakka sahip olan bölgesel hükümet Kanada birliğini oluşturur.
Sonuç olarak, Kürt iradesini tanımamak için her türlü teoriyi öne sürerek inkarcılığı meşrulaştırmak için çabalayan bu kesimler gerçekliği görmek istemiyorlar. Kürtler kültürel, etnik, coğrafik, dil gibi birçok temel alanda ayrı bir halktır. Demokratik Özerklik temelinde kendi iradesinin tanınmasıyla siyasi birlikteliği sağlayacaktır. Özerklik hangi ülkeyi böldü ki Türkiye’yi bölsün.
Mustafa Kemal dahi bu birlikteliği sağlamak için Özerkliği ortaya atmadı mı? O zaman Mustafa Kemal bölücü müydü? Yoksa Kürtleri aldatmak için yalan mı söyledi? Demokratik Özerkliği bölücülük olarak algılayan egemen zihniyet dönüp önce Mustafa Kemal’e “ülkeyi bölmek istiyordu”, “bölücü” desinler. Ya da “Atatürk’ümüz siz Kürtleri aldattı,” desinler. Bunu diyemeyeceklerine göre Mustafa Kemal’in öngördüğü gib Türkiye’nin demokratikleşmesinin yegâne yolu Kürtlerin haklarının teslim edilmesidir. Bunun da en özgün ifadesi Demokratik Özerkliktir. | 04a30f25675b | [
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Spike Lee'yi özleyenlere
Ben özledim mesela. Gerçi belgesel filmleri de çok güçlü gerçekten ama kurmaca bir Spike Lee joint her zaman iş yapar bizim mahallede ( yani evde demek istedim aslında, maksat jargon olsun ). Üretkenlik konusunda Woody Allen ile yarışacak kadar faal bir sinemacı olan Spike Lee şu sıralar Nagasaki Deadline adında bir film üzerinde çalışıyor. 2008 tarihli Miracle In St. Anna'dan bu yana sadece belgesel filmlere ( Kobe Doin' Work ve When The Levees Broke'un devamı ) vakit ayıran Lee iki yıl aradan sonra başladığı ilk kurmaca filminde bir terörist saldırıyı önlemek üzere zamanla yarışan bir FBI'nın başından geçenleri anlatıyor. Ben tabii ki Do The Right Thing ve diğer ilk dönem Lee filmlerini daha çok sevmekle birlikte Inside Man ya da 25th Hour gibi yeni dönem filmlerinin fena bulmam. O yüzden merakla bekliyorum. Tabii oyuncular falan belli değil henüz.
Kaydol: Kayıtlar (Atom) | 59e1a161504d | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
7 Temmuz 2011 Perşembe
ALIŞVERİŞ VE YENİ CİCİLER
Hafta sonundan beri ufak tefek alışverişler ve gezmeler içerisindeyim.Mesela haftasonu Mersini keşfettik.Sevgili Cingifilli kulakların çınlasın. Mersini bilmeden doğaçlama azıcık gezdik.Bir takı dükkanı keşfettim .Henüz adanada böylesini keşfetmemem bütçeme yararlıolduğuna karar verdim.Canımıniçinin hadi ama baskılarına dayanamayarak sadece bilezik takımı alarak çıktım .Mavi delisi olduğum için ki bunu bloğun devamında anlayacaksınız efenim mavi seçtim.
Salı günü Lcw ya uğradım hem kendime hem de canımıniçine birer gömlek aldım onlarda şöyle ...
Bu bluzun dantele benzeyen detayları çok hoşuma gitti Sade beyaz çok hoşuma gidiyor açıkçası.Sonra ilham geldi dedim bunu canımıniçiyle birlikte giyersek buna uygun bir kolye yapmalıyım Elimdeki parçalardanuyduruk kaydırık birşeyler yaptım bakalım beğenecekmisiniz.
Nasıl olmuşş?Beğenirseniz diğer yaptığım takılarımı da gösteririm :)))
Kaydol: Kayıt Yorumları (Atom) | e05ee649fa39 | [
"culturax",
"hplt2"
] |
7 Mayıs 2010 Cuma
Oradaydık: 11. Ahırkapı Hıdrellez Şenlikleri
Author: İpek Burcu Şaşmaz | Posted at: 7.5.10 | Filed Under: avaz sosyal, hıdrellez
“Buraya göbek atmak yasaktır!”
İstanbul Film Festivali, İKSV Caz Festivali gibi etkinliklerde bile bu kadar “entel”in bir arada görülmediği 11. Ahırkapı Hıdrellez Şenlikleri’nde, ağaçtaki dileklerin kafamıza düşmesiyle şunu fark ettik: Meğer herkes “Buraya göbek atmak yasaktır!” kuralını çiğnemeye dünden razıymış.
Parkın her köşesinde ayrı bir insan prototipi vardı: Senkronize olamayan ve ortaya sadece gürültü çıkaran çalgıcılar, turistler, Rock’n Coke hayranları, ateşli ip döndürücüleri ve ateş püskürtücüleri, rastalılar, anneanneler, babaanneler, teyze-kızları, amca-oğulları gibi birçok ünvanı olan insanlar... En başta dört bir yandan farklı ezgiler duyup hangisine dahil olacağımızı seçmekte biraz zorlandık. Hangisi olduğu çok da önemli olmadığı için bize en yakın olana ayak uydurduk. Fakat ekonomik kriz Ahırkapı’yı da vurmuş olmalı ki çalgıcılar hiçbir yerde 10 dakikadan fazla durmadılar, istek parçalara karşı da soğuk baktılar. Olsun, eğlendirmesine eğlendirdiler bizi.
Arada küçük kağıt parçalarına dileklerimizi çizmeyi de ihmal etmedik tabii. Yaklaştıkça çalan oynak parça daha da tanıdık geldi ve bir süre sonra fark ettik ki biz de muhtemelen diğerleri gibi ilk defa o an duyduğumuz yeni bir Ederlezi uyarlamasında göbek atıyoruz.
Topraklara gömülen ve ağaçlara asılan dileklerle geceyi, Sultanahmet’ten Beşiktaş’a yürümeye çalışarak olaysız bitirdik.
“Buraya göbek atmak yasaktır!” ibaresinden korkmuyorsanız, seneye birlikte gidelim.
Bineceğiniz tramvayın sizi de şaşırtması dileğiyle!
Yazıyı yazanlar: Coşku Arslanboğan, Gözde Cöbek, Ulaş Yardımcı (Katkılarından dolayı çok teşekkür ediyoruz.)
0 yorum:
Kaydol: Kayıt Yorumları (Atom) | da362cfb8222 | [
"c4",
"culturax",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Michaela McManus, The Vampire Diaries kadrosuna katıldı!
İkinci sezonunda bir çok yeni karakterle karşılaştığımız The Vampire Diaries'de yakında yeni bir yüzle daha karşılaşacağız: 'Michaela McManus'. 1983 doğumlu genç aktristi özellikle One Tree Hill'de iki sezon boyunca oynadığı 'Lindsey Strauss' karakteri ve Law&Order: SVU'dan hatırlayabiliriz. McManus'un The Vampire Diaries'de canlandıracağı karakterin ismi ise 'Jules' olacak. Jules, dizide Mason Lockwood'un bir arkadaşı olarak karşımıza çıkıyor ve Mystic Falls'a onu aramak için geliyor. Jules karakteri diziye Aralık ayının başlarındaki 2.11 bölümü ile katılacak.
Posted by Deep Red at 4:51 PM 0 comments Links to this post
Labels: The Vampire Diaries
Subscribe to: Posts (Atom) | 10b6c27a34c6 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
27 Mayıs 2012 Pazar
Kamu Malı Değilim
Başbakanımız kürtaj ve dahi sezaryene savaş açtı; kürtaj cinayetmiş, sezaryen günahmış, zulümmüş! Peki ya istenmeyen gebelikler? Tecavüze uğrayan N.Ç.ler? Çocuk bakmaktan hayata karışamayan çocuk anneler? Onlara yazık günah değil mi? Taciz, tecavüz bir yana, cinselliğini yaşayan her kadın anne olmak zorunda mı? Bu işin sonu, "evli değilsen, seks senin neyine?"ye gitmiyor mu?! Gitti bile. Evli olmayan kadınların cinsel hayatının olması düşünülemez bile. Bekar olup da seks yapan kadın ya orospudur, ya da orospu!
İmam osurursa cemaat ne yapmaz? Faruk Mercan da "Kadın, çocuk doğurma kapasitesi itibariyle topluma aittir. Yaratılış kanunu..." buyurdu twitter'da. Konuyla ilgili Sibel Üresin'in değerli yorumlarını bekliyorum, ondan henüz bir duyum alamadık.
3 çocuk mevzusu yeni değil, bunu epeydir duyuyoruz ancak bu iş epey ciddi bir hal almaya başladı. Kadın toplum örgütlerinin konuyla ilgili tepkileri olacağı kesin; umarım sesimizi yeterince duyurabilir, geri adım atmalarını sağlayabiliriz zira bu gidişin sonu iyi değil!..
Kaydol: Kayıtlar (Atom) | 69d61838bd3c | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Filmekimi'nde ne izlemeli?
Saul'un Oğlu - Laszlo Nemes
Macar sinemacı Nemes'in filmi ( ilk filmi olduğunu belirteyim bu arada ) Cannes'da Jüri Büyük Ödülü'nü ( ve FIPRESCI ödülünü ) aldı ve birçoklarından çok iyi eleştiriler aldı. Muhtemelen yılın en iyi filmi. 1944 yılında Auschwitz'deki bir cenaze görevlisinin başından geçenleri anlatan film tüm Filmekimi'nde tek bir film görecek olanlar için banko tercih bence.
Hazine - Corneliu Porumboui
Bükreş'in Doğusu filmiyle adını ezberlediğimiz Corneliu Porumboui son filmi Hazine ile yine Cannes'a katıldı ve Belirli Bir Bakış bölümünde Belirli Bir Yetenek ödülünü aldı. Rumen sinemasının en önemli isimlerinden biri olan Porumboui son filminde büyükbabasının bahçesinde gömülü olduğunu düşündüğü hazinenin peşindeki bir adamın hikayesini anlatıyor.
The Lobster - Yorgos Lanthimos
Dogtooth ve Alps filmleriyle adını duyuran Lanthimos günümüz Yunan sinemanın en dikkat çeken ismi. Şok eden filmleriyle ( ancak izlemiş olanlar anlayacaktır ) tanınan sinemacı bu kez uluslararası bir oyuncu kadrosuyla çalışmış ( Colin Farrell, Rachel Weisz vs ) ve ilk kez ülkesinin dışına çıkmış. Kaçırmamakta fayda var.
The Witch - Robert Eggers
Korku sinemasına meraklı olanların asla kaçırmaması gereken bir film The Witch. Robert Eggers'in ilk uzun metrajlı filmi olan The Witch insanlık tarihinin en karanlık dönemlerinden birine odaklanıyor ve New England'da yaşanan cadı avını konu ediniyor. Sundance'de büyük sükse yapan film türünün en iyilerinden biri olmaya aday.
Carol - Todd Haynes
Cate Blanchett En İyi Kadın Oyuncu Oscar'ını alalı iki yıl olmadı ama Carol ile bir kez daha alırsa şaşırmamak lazım belki de. Todd Haynes'in filmindeki performansı için o kadar iyi eleştiriler aldı ki bu cümleyi kurmakta sakınca görmüyorum. Patricia Highsmith'in otobiyografik özellikler taşıyan romanından hareketle çekilen film sadece oyuncu performansları için bile görülmeli bence.
Yukarıda bahsi geçen filmler bence Filmekimi'nin kreması ve kesinlikle görülmeleri gerek. Ama hepsi, bunula sınırla değil elbette. Noah Baumbach imzalı Bayan Amerika, Cannes'da Altın Palmiye'yi alan Jacques Audiard imzalı Dheepan, Taylandlı usta sinemacı Apichatpong Weerasethakul'un son filmi Saltanatın Mezarlığı, Pablo Larrain'den The Club, Joachim Trier ( Oslo 31 Ağustos ) imzalı Sessiz Çığlık, italyan sinemasının iki önemli ismi Matteo Garrone ve Paolo Sorrentino'nun son filmleri Bir Varmış Bir Yokmuş ve Gençlik bu listeye eklenmesi gereken yapımlar.
Bitmedi. Stephen Frears'ın Lance Armstrong'un skandal hikayesini anlattığı Son Efsane, Cannes'da Belirli Bir Bakış bölümünün ödülünü alan İzlanda filmiş İnatçılar, Anton Corbijn'in James Dean'in hayatını anlattığı filmi Life, Can Evrenol'un Toronto'da ses getiren ilk filmi Baskın, Hırvatistan'ın Oscar adayı Güneş Tepedeyken ve Venedik'te Altın Aslan'ı alan Venezüela filmi uzaktan bu yılın es geçilmemesi gereken diğer yapımları. Aklınızda olsun.
Kaydol: Kayıtlar (Atom) | 2fc1448c6ca1 | [
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
17 Nisan 2015 Cuma
“ İçerdeki Çocuklara” Anaokulu
Anneleri cezaevinde olduğu için, parmaklıklar arasında yaşamak zorunda kalan 0-6 yaş arası cezaevi çocuklarının oyun ve eğitim imkanlarının iyileştirilmesi için “İçerde çocuk var” adıyla bir sosyal proje başlatıldı.
Projeyle Türkiye genelindeki 7 kadın ceza infaz kurumundaki anaokullarının iyileştirilmesi amaçlanıyor. Projenin ilk adımı Adalet Bakanlığı’nın izni ve işbirliğiyle İstanbul Bakırköy Kadın İnfaz Kurumu’nda atıldı.
Çeşitli meslek gruplarından 24 duyarlı vatandaşın gönüllü olarak yola çıkıp, Türkiye Çocuklara Yeniden Özgürlük Vakfı ile bir araya gelerek başlattığı İçerde Çocuk Var adlı projenin amacı, cezaevlerinde, annelerinin hem yatağını hem de kaderini paylaşan miniklerin hayatına dokunarak geleceklerine katkıda bulunmak. Proje,cezaevi çocuklarına öğrenebilecekleri, eğlenebilecekleri eksiksiz bir anaokulu ortamı oluşturmak, yeşil alanlar yaratarak doğayla tanışmalarını sağlamak, gelişimlerine uygun yemek hazırlanabilecek mutfak inşa etmek ve dış mekan oyun alanı kurarak cezaevi içinde özgür bir yaşam alanı yaratmayı hedefliyor.
İstanbul Bakırköy Cezaevi’nde başlayacak proje kapsamında, mahkum annelerinin kaderini yaşamak zorunda kalan cezaevlerinin masum çocukları için kaynak bulmak amacıyla çeşitli etkinlikler ve kampanyalar yapılacak. Ayrıca, İstanbul Valiliği’nin izniyle alınan 4528’e gönderilecek SMS’ler ve banka hesap numarasına yapılacak bağışlarla kampanyaya gelir sağlanacak. Böylece, mevcut anaokullarının iyileştirilmesi ve anaokulu bulunmayan kadın cezaevlerinde de yeni ana okullarının yapılmasında kullanılacak. Hedeflenen anaokullarının çocuklara kazandırılmasından sonra ise proje, cezaevi çocuklarının dışarıdaki yaşıtları ile eşdeğer eğitim şansına sahip olmalarını sağlamak ve cezaevi yaşam koşullarının iyileştirilmesi için devam edecek.
İlk adım İstanbul’ da
Türkiye’deki 7 tane kadın ceza infaz kurumunda yaklaşık 5 bin kadın mahkum var. Bunlardan 370 Kadın mahkum, 0-6 yaş arası çocuklarını kendi yatağında yatırarak cezaevinde büyütüyor. Örneğin, İstanbul Bakırköy Kadın Cezaevi’nde mahkum anneleriyle cezaevinde yaşayan 0-6 yaş arası 53 çocuk var. Bakırköy Cezaevi’ndeki çocukların bir kreşi var ancak bu kreşin de iyileştirilmesi, eğitici oyuncak ve kitaplarla yeniden elden geçirilmesi gerekiyor. Projenin ilk adımı da Adalet Bakanlığı’nın izni ve işbirliğiyle Bakırköy Cezaevi’nde atılacak.
Oyuncak ve oyun arkadaşları yok
Cezaevinde doğan ya da annelerinin kucağında parmaklıklar arkasına gelen, cezaevlerinin masum çocukları, hayatlarının en önemli evrelerini yaşıtlarının sahip olduğu birçok şeyden yoksun, olumsuz koşullarda geçiriyor. Oyun oynama ve eğitim almaları gereken zamanlarını annelerinin koğuşunda, çeşitli suçlardan mahkum, yetişkin kadın koğuş arkadaşlarıyla geçiren çocukların, bu süreçte yaşadıkları deneyim, hayatlarının sonraki dönemlerini özellikle ergenlik ve gençlik yıllarını ne yazık ki derinden etkiliyor. Koğuşlar kalabalık olmasın diye her koğuşa sadece bir çocuğun konulduğu cezaevi çocuklarının oyuncak ve kendi yaşıtı oyun arkadaşları yok.
“İçerde Çocuk Var” projesi ilk adım İstanbul’da Bakırköy Kadın İnfaz Kurumu’nda atıldı. Tüm mimari ve inşaat hazırlıkları tamamlanan anaokulunun çok yakın bir zamanda tamamlanması hedefleniyor. Bakırköy Kadın İnfaz Kurumu tamamlandıktan sonra Türkiye’de bulunan diğer Kadın cezaevlerine de anaokulu kazandırılacak. Böylece proje ile cezaevi çocukları, kreş, oyuncak ve oyun arkadaşlarına kavuşacaklar.
Proje ile ilgili detaylı bilgiye www.icerdecocukvar.com sitesinden ulaşabilirsiniz.
Bağış için ;
COCUK yazıp 4528’ e SMS gönderilebilir.
Banka bağışı için; Vakıfbank Kadıköy Şubesi, Şube kodu 012 Türkiye Çocuklara Yeniden Özgürlük Vakfı (TL)
TR 94 0001 5001 5800 7303 0490 01
Bilgi : Arife Avcu Çallıoğlu
İletişim Ofisi Halkla İlişkiler Ajansı
arife.avcu@iletisimofisi.com / 0212 324 80 17
Hiç yorum yok:
Kaydol: Kayıt Yorumları (Atom) | c9a537c09686 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Bir düşünün... Gece 30 yaşında yatıyorsunuz, sabah uyanıyorsunuz ki
yatak odanız akşam yattığınız oda değil,
aynaya bakıyorsunuz, uzun saçlarınız kısalmış,
yüzünüz de biraz yaşlanmış.
Küçük çizgiler, ufak değişiklikler olmuş.
İçeri doğru dehşetle ilerliyorsunuz,
bir kere acayip lüks bir evde olduğunuzu anlıyorsunuz.
Ama tamamen yabancı bir ev.
Mutfakta küçük bir erkek çocuk var.
-Anne ekmek kızartır mısın bana diyor.
Zaten anneyi duyunca dehşete kapılıyorsunuz.
Çünkü yattığınız akşam henüz bir çocuğunuz yoktu.
Salona gidiyorsunuz, fotoğraflar görüyorsunuz,
neyse ki evlilik ve aile fotoğraflarında gördüğünüz adam tanıdık.
Dün aşık olduğunuz adam.
Ama anlaşılan evlenmişsiniz.
Ve birçok ipucundan sonra bir anlıyorsunuz ki,
yatmışsınız kalkmışsınız 10 sene geçmiş,
40 yaşındasınız, ama hiç bir şey hatırlamıyorsunuz,
arada yaşanan hiçbir şeyi.
Başka bir kadın, güzel bir senaryo.
Juliette Binoche ve Matheu Kassaovitz ise yine çok şeker.
Ve film insana sorgulatıyor, kendi 10 senenizi düşünüyorsunuz.
Ben 10 senede neler yaşamışım diye...
Benim için de, en önemli adımlar, dönüm noktaları hep bu 10 senede olmuş.
10 sene olmuş evleneli,
5 sene olmuş çocuğumla tanışalı...
Önemli bir 10 yıl olmuş açıkçası...
Keyifli film, hafta sonuna da iyi gelir... | ed30190e1e78 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Hugh Howey
Çeviri: Mehmet Rasim Eminosmanoğlu
Gökhan Sarı
1.basım Mart 2014
Tür: Post-Apokaliptik Roman
Bilim Kurgu
517 sayfa
Ülkemizde 2014 itibariyle yayımlanan Silo , okuyanlar arasında şimdiden büyük bir beğeni topladı.Tabiki bunda kitabın kurgu olarak farklı olması ve okurun merakını her an canlı tutmasının payı büyük.Ben de Silo'yu çok beğendim açıkçası, sanırım bu yüzden kitabı 1.5 günde okudum.Okuma süresince etrafıma azılı katil gibi bakışlar attım ki kimse çıt çıkarmasın, yanıma yaklaşıp bir şey demesin de rahat rahat merakımı gidereyim. Ama merakımı gidermek nerdeee, tam tersi okudukça daha da çekti beni içine, merakım katlandıkça katlandı, sorular kafamda arttıkça arttı ve cevaplar bulmak için okudukça okudum, silo değil bataklıktı mübarek.
Öncelikle kitabı okumak istiyorsanız kesinlikle insanlardan birkaç gün uzaklaşacaksınız, yoksa ağzını açan herhangi bir garibanın boğazının ellerinizin arasında kalması mümkün, buna ek olarak kitap boyunca atacağınız 'Yuh!!' 'Hadi canım!!' 'Yok artık Lebron James!' 'Sen insan olamazsın Hugh Howey!' nidalarıyla başkalarını da rahatsız etmek istemezsiniz herhalde.Ve evet sen okuyucu, arkana bakma evet evet sen! bu nidaları atacaksın istesen de istemesen de, oku gel sonra tartışalım bunu, ama sonra demedi deme de!
Silo kitabına değinmeden önce bu kitabın Seri'nin ilk kitabı olduğunu belirtmeliyim.Ayrıca seri tam olarak 3 kitaptan oluşmakta:
1-Wool ( gördüğüm kadarıyla 5 kitabın birleşiminden oluşmuş.)
2-Shift (yine gördüğüm kadarıyla 3 kitap birleşiminden oluşmuş.)
3-Dust (9.kitap da bu)
Ve açıklamalardan anladığım kadarıyla biz Silo'yu okumakla Wool'u okumuş oluyor ve hoop Shift'e geçiyoruz ( tabi çevrildikten sonra).
Kitap post-apokaliptik bir dünyada geçiyor.(Kitap wikipedia'da bilim kurgu olarak geçiyor ama ben pek bilim kurgu ögesi göremedim belki serinin devamında mevcuttur bilemiyorum lakin bana daha çok distopyaya yakın geldi, bunu da eklemek istedim.) Bu dünyada yeryüzünü zehirli gazlar kaplamış bu yüzden hiçbir canlının yeryüzünde yaşama şansı yok. Tüm insanlar 144 kattan oluşan yerin altında yer alan silolarda yaşamak zorunda.144 katın ise bir hiyerarşisi mevcut. En-Derin ve En-Tepe arasında konuşlanan bu hiyerarşik yapıya baktığımızda:
En-Tepe'de yani üst katlarda her zamanki gibi bürokrasinin kalburüstü adamları yer alıyor: Başkan, şerif , Şerif yardımcısı ve diğerleri.
Orta katlarda ise çok ayrıcalıklı yetkilere sahip IT Departmanı yer alıyor, yeri geldi mi silonun başkanının bile borusu ötmüyor bu departmanın karşısında, düşünün o derece ayrıcalıklı.
En-Derin yani en alt katlarda ise mekanikerler, denetçiler gibi Silonun teknik işlerinin tıkırında gitmesini sağlayan birimler mevcut.
Siloda yine normal bir hayat karşınıza çıkıyor; insanlar her gün işlerine gidiyor, çocuklar okullarına gidiyor, para yerine geçen jetonlar mevcut, iletişim için bilgisayarlar var lakin iletişim için bilgisayar kullanmak fazlasıyla külfetli bu yüzden daha çok silo katları arasında iş gören, taşıyıcılık yapan, isimleri 'taşıyıcı' olan insanlar kullanılıyor.Ayrıca burada nüfus politikası kısıtlılıkta Çin'i bile aşmış, aileler ancak çekilişle elde ettikleri hak sonucu çocuk yapabiliyorlar.Ayrıca Silodaki katlar arasında ulaşım, dar ve döner şekildeki merdivenlerden sağlanıyor, en üst kattan en alta inmek kendinizi fazla yormamak kaydıyla günler alabiliyor.
Siloda her şeyden öte dışarısı hakkında konuşmak yasak, yasağın nedeni ise daha önce birçok kez bu düşüncelerin isyana yol açmış olması.Siloda yaşanan en son isyanda ise birçok veri kaybı yaşanmış, insanların geçmişle bağlantıları, geçmiş hakkındaki bilgileri bu yüzden çok kısıtlı.Dışarı hakkında konuşmanın cezası ise 'Temizlik'; yani dışarıya postalanmak ve Silonun en üst tepesinde yer alan, yeryüzünü görebilmeye yarayan ama yeryüzündeki tozlardan kirlenen, bu yüzden görüş açısı gittikçe körelen lensleri 'temizlemek'. Bu yüzden cezaya 'Temizlik' adını vermişler.
Kitabın başlangıcında Silonun şerifi Holston, dışarı çıkmak istediğini belirten bir istekle çıkıyor karşımıza.
''Şef?''
Holston parmaklıkların arasından anahtarı uzattı. Marnes anahtara şüpheyle baktı, sonra da razı olup avucunu açtı.
''Neler oluyor şef?''
'
'Başkanı getir.'' dedi Holston. Derin bir nefes verdi, üç yıldır içinde tuttuğu bir soluktu bu.''Ona dışarı çıkmak istediğimi söyle.''
'' Holston gözlerini zemine çevirdi.İkisi de aralarına bir sessizliğin çökmesine izin verdi.Sonunda sükuneti bozan Başkan Jahns oldu.
'Henüz bunu yapmayacağına dair hiçbir tehditte bulunmadın ama bazıları temizleyeceğini söylemediğin için bunu yapmayacağın konusunda endişeli.'
Holston güldü.' Sensörleri temizlemeyeceğimi söyleseydim kendilerini daha mı iyi hissedeceklerdi?' Bu delice mantık karşısında başını iki yana salladı.
'Bugüne dek o bankta oturmuş herkes bu işi yapmayacağını söyledi.''dedi Jahns ona,
'Ama sonra yaptılar.' ''
İşte tüm bu diyaloglardan sonra kitap tam anlamıyla başlıyor, ağır ağır ama tempoyu düşürmeden, merakı her daim canlı tutarak ilerliyor.
İşin özü bu, ha son olarak, sonunda tam tatmin olmadım, nedeni ise kitap boyunca var olan ve kendi içinde bir mantığa sahip olan koşulların son dakikada kendiyle çelişmesi.Yani gerçek hayatta bu işler böyle yürümez dedim içimden ( okuyanlar anlamıştır sanırım nereyi kastettiğimi ).Ama en nihayeti bir kitap, ben biraz fazla realistim sanırım sonuçta gerçek hayatta siloda yaşayanlar da yok değil mi?
Velhasılı kelam kitabı gönül rahatlığıyla alıp okuyabilirsiniz.Ben serinin devamının çevrilip bir an önce basıma verilmesini iple çekiyorum, şöyle mürekkebi kurumadan, baskıdan yeni çıkmış sıcak sıcak ellerime düşmesini hayal edeceğim bir süre.Siz okumayan ve okuyacak şanslılara ise şimdiden keyifli okumalar diliyorum.
Not: Kitabın film haklarını da alınmış durumda yani filmine kadar okuyup filmine de hazırlıklı olun derim ben. | 34dc9cbb5ab8 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
YAŞLI ADAM VE DENİZ
/THE OLD MAN AND THE SEA
Ernest Hemingway
Çeviri: Orhan Azizoğlu
Bilgi Yayınevi
20.Basım 2010
132 sayfa
Nobel Ödüllü Ernest Hemingway
'i ilk olarak konusunu İspanya İç Savaşı'ndan alan kitabı Çanlar Kimin İçin Çalıyor
ile tanımış ve kendisine hayran olmuştum.Kendisi uzun yıllar yaşadığı ve gazetecilik yaptığı bu ülkeye vefa borcunu İspanya İç Savaşı
'nda Cumhuriyetçilerin sesini duyurmak amacıyla yazdığı bu eseri ile ödemişti her ne kadar eser tamamlandığında Madrid çoktan düşmüş olsa da.
Pablo Picasso gibi Ernest Hemingway'in de bu mücadeleci, toplum için üretme, toplum için sanat anlayışını fazlasıyla takdire şayan görüyorum.Burada Pablo Picasso'ya değinmemin nedeni ikisinin de aynı dönemde insanlığa, topluma; bilhassa aynı konularda, aynı haksızlıklarda direnme gücü aşılamaları. Bu tarz sanatçılar; hangi halktan olursa olsun önemsemeden salt toplum için güçlülerle göğüs göğüse vuruşan sanatçılar malesef günümüzde pek kalmadı, belki o zamanlar da bir avuçtular ama sesleri bu kadar medya araçları ellerinin altında olmamasına rağmen şimdikinden fazla çıkıyordu.Bu da bizlerin ayıbı olsun.Her neyse konuyu dağıtmayayım en iyisi.
Yıllar sonra kendisine hayranlığımı daha da pekiştiren şey, Ernest Hemingway
'ın yazmaya düşkün bir insan oluşunu gerçek anlamda keşfetmem oldu.Keşfedişim ise acı bir gerçeği öğrenmemle vuku buldu.Bütün kitapları, gezip gördüğü ve tanık olduğu olayların ışığında ortaya çıkan Hemingway,
yaşlandığında ve sağlığı bozulduğunda artık tüm bu imkanlardan yoksundu ve yazmayı bırakmıştı, bu ise onu derinden sarsmış ve sonu gelmeyen bir mutsuzluğa hapsolmasına neden olmuştu.İşte bu kadar yazmaya aşık bir insan olan Ernest Hemingway
özgür kalmak için bu mutsuzluğundan kurtulmak için malesef acı bir tercih yaptı: İntihar etti.
Keşke etmeseydi diyorum ama ne fayda, onun yazmaya olan aşkı o kadar fazlaydı ki bizim için elim görünen durum onun için mutluluğun tek yoluydu belki de.
Yaşlı Adam ve Deniz
kitabı benim uzun zamandır okumak istediğim ve fırsat bu fırsat diyip kitap okuma şenliğinde Ödüllü Kitaplar kategorisi dahilinde okuduğum ilk kitap oldu.Çok iyi bir başlangıç yaptığımı düşünüyorum bu kitapla.O kadar güzel, dingin ve huzur verici bir kitaptı ki okuma şevkimi fazlasıyla yerine getirdi.
Yaşlı bir Kübalı balıkçının okyanusun ortasında dev balıklara karşı tek başına verdiği bir savaş var kitapta. Gerçek bir onurlu mücadele, talihsizliğin zincirini kırma azmi o kadar yoğun ki, bu azimden etkilenmemek mümkün değil. Balıkçı olan iyiniyetli yaşlı adamın düşünceleri, insanlığı da o kadar naif ve ince ki işte tüm bunlar kitap boyunca bir huşu ile dolmama, bu insana daha da sevgi beslememe neden oldu. Avladığı balıklara bile merhamet besleyen, balıkçı olmasına rağmen balık tutmasını bile sorgulayan bir insan var bu kitapta karşımızda, talihsizliği buna rağmen arkasını bırakmayan bir insan.Tüm talihsizliğine rağmen ise pes etmeyişi, gücünün son haddine kadar koca okyanusta tek başına verdiği mücadele ve Ernest Hemingway'in bu mücadeleyi satırlara, sade ama kınından çıkmış bir kılıç gibi keskince saplayarak işlemesi kitabın vuruculuğunun altında yatan asıl nedenler.
Kitapta geçen ihtiyar balıkçının monologlarından alıntılar ise ihtiyarın tüm bu iyiniyetini, azmini , cesur mücadelesini en güzel şekilde ortaya koyuyor:
''Balık'' diye söylendi. ''Seni seviyorum, sana saygı duyuyorum. Ama bilmiş ol ki gün bitmeden seni öldüreceğim.''
''...Gücümü idareli kullanmak zorundayım...Allahım onun bu kadar büyük olacağını hiç beklemiyordum.Olsun onu yine haklarım.'' diye mırıldandı.
''Ne kadar büyük ve kuvvetli olursa olsun.'' Aklından da, ''Bu haksızlık olacak ya'' diye geçiriyordu. ''Ama ona bir insanoğlunun neler yapabileceğini, nelere katlanabileceğini göstereceğim.Oğlana ben bir garip ihtiyarım, demiştim.Şimdi bunu kanıtlamanın zamanı geldi.''
''İnsan yenilmek için yaratılmadı'' dedi dokunaklı bir sesle; ''Ademoğlu mahvolur ama yenilmez.''
''Hem bu hatırı sayılır bir günahtır bence.Aklına günahı getirmenin sırası mı şimdi?Günahı anmadan düşünecek bunca dert var.Hem ben ondan bir şey anlamam ki.
Günahın ne olduğunu anlamam, ona pek inanmam da.Belki balık tutmak da günahtır.Geçimimi sağlamak, başkalarını doyurmak için yaptığım halde bu işin günah olduğunu sanıyorum.Ama o zaman her şey günah sayılırdı.Günahı münahı düşünmenin sırası değil şimdi.Bunun İçin çok geç kaldık, hem millet bununla doyuruyor karnını.Başkası düşünsün, bir ben mi kaldım aklını yoracak? Balık nasıl balık olarak yaratılıyorsa, sen de balıkçı olmak için yaratılmışsın...''
Son olarak kitabın iki adet filmi de mevcut, filmlerin birinde başrolü Anthony Quinn oynamakta, bu yüzden kaçırılmaması gereken bir film olduğunu düşünüyorum.Kitabı okumak isteyenlerin filme de bir göz atmalarında fayda olduğunu da eklemek istiyorum.Ayrıca bu hususta beni bilgilendiren kişiye teşekkürlerimi sunuyorum.
Herkese keyifli okumalar dilerim.
1953 yılında Ernest Hemingway'e Pulitzer Ödülünü kazandıran 'Yaşlı Adam ve Deniz' ,
Yaz Okuma Şenliğinde; Herhangi bir edebiyat ödülü kazanmış kitap kategorisinde bana da 10 puan kazandırdı :) | a9186681a420 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
The Vampire Diaries 'Elena ve Katherine yüz yüze' - 2.04 'Face to Face' Video
The Vampire Diaries'in dün yayınlanan 'Memory Lane' bölümünün en akılda kalan sahnelerinden birisi Elena ve Katherine'nin yüz yüze ilk kez karşılaştıkları sahneydi. Katherine korkutucu gözükürken, Elena ise bu karşılaşmadan haliyle bir o kadar ürkmüş gözüküyordu. Elena, Katherine'ye şaşkınlıkla ' Bu nasıl mümkün olabilir, birbirimizin nasıl aynısıyız'' derken Katherine 'Yanlış sorular soruyorsun' der ve Stefan'ın gelmesiyle kaybolur..
K- You must be Elena
E - "How is this possible? "How do we look exactly alike?"
K - "You're asking the wrong questions,"
Face to Face on the Vampire Diaries - TV Replay (Video)
The Vampire Diaries 2.05 'Kill or Be Killed' Promo ve Bölüm Özeti
The Vampire Diaries 2.05 'Kill Or Be Killed'den kareler!
Posted by Deep Red at 5:40 PM 0 comments Links to this post
Labels: The Vampire Diaries
The Vampire Diaries 2.05 'Kill or Be Killed' Promo ve Bölüm Özeti
'The Vampire Diaries', dün yayınlanan 'Memory Lane' bölümü ile ikinci sezonun dördüncü bölümünü de geride bıraktı. 07 Ekim'de 'Kill or Be Killed' bölümü ile devam edecek dizinin yeni bölümü için yayınlanan ilk karelerin ardından ilk promo da yayınlandı. Videoyu yazımızın devamında bulabilirsiniz. Uzun fragman yayınlandığında onu da ekleyeceğimizi belirtelim.
The Vampire Diaries Promo 2x05 - Kill or Be Killed (Extended Preview)
The Vampire Diaries Promo 2x05 - Kill or Be Killed
The Vampire Diaries 2.05 'Kill or Be Killed' Sneak Peek / Yeni Cast Fotoğrafı
The Vampire Diaries 'Elena ve Katherine yüz yüze' - 2.04 'Face to Face' Video
The Vampire Diaries 2.05 'Kill Or Be Killed'den kareler!
Posted by Deep Red at 4:57 PM 0 comments Links to this post
Labels: The Vampire Diaries
'Cehennem 3D' vizyonda! Filmle ilgili son gelişmeler ve yeni kareler!
Yönetmen: Biray Dalkıran
Tür: Gerilim, korku
Yapım: Türkiye, 2010
Oyuncu Kadrosu: Ogün Kaptanoğlu, Tuğba Melis Türk, Serhan Süsler, Pelin Ermiş
Yapımcı: Selva Alemdar, Burak Saraçoğlu , Coşkun Tözen
Gösterim Tarihi: 01 Ekim 2010
Web Sitesi: http://www.cehennem3dfilm.com/
Filmin konusu: Yıllar önce engelli çocuklarından utanarak onu sahibi oldukları fabrikada öldüren karı-koca ve ailesinden intikam almak için, kurbanlar seçip onları arayan küçük bir çocuk… Aşık olup evlenen ancak maddi olarak istediği seviyede yaşayamayınca kocasını boşamak isteyen ve onu ünlü bir mankenle aldatan bir kadın… Karısına ve aşklarına tüm saf yüreğiyle inanan, boşanmak istemeyen, sorunların çözüleceğini düşünen fotoğrafçı bir koca… İntikam…. Ve insanın derisini kavuran Sekar…. Karısını aynı zamanda asistanı olarak kullanan fotoğrafçı, bir moda çekimi için eski bir mum fabrikasına gider. Gelişen olaylar, duvarlarda kendi kendine beliren mesajlar, çıkan yangınlar, vahşice öldürülen insanlar ile hikaye gelişir ve bilinmeyen sürpriz bir sonuca ilerler.
Çekimleri yaz aylarında tamamlanan, yönetmenliğini Biray Dalkıran’ın üstlendiği, yurtdışından gelen 3D supervisorları ve teknisyenleri yardımı ile çekilen ve başrollerini Ogün Kaptanoğlu, Tuğba Melis Türk, Serhan Süsler ve Pelin Ermiş'in paylaştığı Türkiye'nin ilk 3 boyutlu filmi 'Cehennem 3D'nin vizyon tarihi sonunda geldi çattı. Oyuncu kadrosu genç isimlerden oluşurken göze batan en önemli isim Ogün Kaptanoğlu. Kaptanoğlu, özellikle son gerilim-korku türünde ve genelini kötü olarak nitelendirebileceğimiz oyunculukların sergilendiği Konak filminde fena olmayan bir performans sergilemişti. Pelin Ermiş'i ise rol aldığı Aşk-ı Memnu - Cemile (1.sezon 2008-2009),(2.sezon 2009-2010), Vazgeç Gönlüm - Zeliha (2007) gibi dizilerden hatırlayabiliriz. Tuğba Melis Ertürk, ismini Miss Turkey 2009 Güzellik Yarışması finalistlerinden biri olarak duyurduktan sonra bu filmle sinemaya adım atıyor ve oyunculuktaki en önemli sınavını bu filmle vermiş olacak. Ertürk, rol gereği film ekibinden makyaj sanatçısı Arzu Yurter tarafından dokuz saat süren makyaj sonucu tanınmaz hale gelmiş.Yönetmen Biray Dalkıran ismini ise yine bu türde bir yapım olan Araf (2006) ismiyle hatırlıyoruz. Reklam yönetmenliğinden gelen ve yer yer olumsuz eleştiriler alan Dalkıran için de önemli bir sınav olacak bu film. Diğer ilginç olan bir nokta ise Dalkıran'ın bir önceki yönetmenlik deneyiminde bulunduğu filmin isminin 'Cennet' olması!
Ayrıca filmin kadrosunda intikam almak için dünyaya geri dönen kötü ruhu canlandıran çocuk oyuncu Çağrı Ayaydın da rol alıyor. Yedi yaşındaki Ayaydın'ın yüzünün zarar görmemesi için özel bir teknikle yukarıda gördüğünüz gibi önce yüz kalıbı çıkarılmış ve küçük oyuncu daha sonra bu maske üzerine yapılan plastik makyajla korkunç hale getirilmiş.
Cehennem 3D - Trailer (English Subtitle)
"Cehennem" (in english: "Hell") is the first Turkish horror film in 3D. The 2010 movie is directed by Biray Dalkıran and
starring Ogün Kaptanoğlu,Tuğba Melis Türk,Serhan Süsler.Cehennem is a co-production of spanish and turkish film makers.
Fono Film Yönetim Kurulu Başkanı Cemal Okan'ın açıklamalarına göre filmin 3 hafta sonra yurtdışı gösterimleri başlayacak. Ayrıca yurtdışı dağıtımı için 4 firma talep getirmiş durumda.. Amerikan-İngiliz 2 ortak Çin'de filmle ilgili görüşme yapıyor. Almanya'nın Kinostar firması ile dünyaya satış pazarlığını yapılıyor. İskandinavya'dan, Kanada'dan ve Türkiye'den bir firma da yurtdışı satışını istemekte. Kasımdaki Amerikan Film Market'e filmi hazırlıyorlar. İlk defa ticari anlamda bir filmi ABD'de vizyona sokmayı hedefliyorlar. Film, Almanya, İsviçre, Avusturya, Fransa, İngiltere, Danimarka ve Türkiye olmak üzere 8 ülkede vizyona girecek. Ayrıca Rusya'dan da talep alınmış.
Bakalım 'Cehennem 3D' son dönemlerde sayı olarak hızla artmaya başlatan Türk korku filmi denemeleri arasında kendisine nasıl bir yer bulacak. Kuşkusuz 3D teknolojisinin kullanılmış olması, yaratılan merak sonucu seyircileri sinema salonlarına çekmeye sebep olacak önemli bir unsur olacak.
Filmden kareler
'Cehennem 3D' Fragman Yayında!
Coming Soon: Cehennem 3D (01 Ekim 2010)
Posted by Deep Red at 3:46 AM 15 comments Links to this post
Labels: Cehennem 3D
Subscribe to: Posts (Atom) | 64e130715faa | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Dr. Mustafa Peközİslamcı Ergenekon Gladyosu bu saldırılar için özel olarak eğitilmiş bulunuyor. 200’e yakın istihbaratçı ve kontra elemanının Avrupa’da görevlendirilmesi, söz konusu saldırıların çok daha artarak devam edeceğine dair ipucu veriyor
Özellikle kadınların seçilmiş olması, Kürtlerin geleneksel değerleriyle ilişkilidir. Kürt halkının yaşam tarzına yapılmış çok bilinçli bir saldırıdır. Ayrıca, belirlenen hedefin kim olduğuna bakılmaksızın, saldırılara uğrayacağı mesajı verilmek istendi. Bu durum Kürtlerin sembolleşmiş politik yöneticilerine karşı saldırı politikasının Ortadoğu ve Avrupa’yı kapsayarak geliştirildiğini ortaya koyuyor. İslamcı Ergenekon Gladyosu bu saldırılar için özel olarak eğitilmiş bulunuyor. 200’e yakın istihbaratçı ve kontra elemanının Avrupa’da görevlendirilmesi, söz konusu saldırıların çok daha artarak devam edeceğine dair ipucu veriyor.
Bu saldırı sıradan bir cinayet olmayıp, politik olarak verdiği mesaj oldukça derin ve köklüdür. Oluşturulan yeni tasfiye konseptinin ilk adımıdır. Sakine Cansız, Kürt Özgürlük Mücadelesi tarihinde suikasta uğrayan ilk PKK Kurucusudur. Saldırı, Sakine’nin şahsında Kürt Özgürlük Hareketi’nin kadrolarına verilen bir mesajdır. PKK’nin merkezi kadrolarına yönelik birçok kez saldırı girişiminde bulunuldu. Gerillanın deney, tecrübe ve karşı hamleleri çok iyi okuması nedeniyle her zaman boşa çıktı. Devletin milyonlarca dolar harcadığı suikast eylemlerinin tamamı başarısız kaldı. Bu kez, zayıf halkayı yani Avrupa’yı seçti. Önemli bir örgütlenme ağı bulunan MİT ve İslamcı Ergenekon güçlerinin Avrupa’daki konumlanışı önümüzdeki saldırılara dair ipuçları veriyor.
Dahası bu katliam devletin Kürtlere ilk barış hediyesi oldu. Kürtlere tasfiye politikasının dayatılmasının en önemli halkalarından biridir. Ne ilginçtir ki, Erdoğan Nijer gezisinden dönerken gazetecilere “örgütün lider kadrosunun Avrupa’ya gönderileceğinden” bahsettiği saatlere yakın, Paris’in en işlek caddelerinin birinde PKK Kurucu kadrolarından Sakine CANSIZ’a yönelik bir suikast yapılıyor. Erdoğan’ın Ergenekon’u göreve çağırdığı anlaşılıyor. Bu bakımdan, katliamın siyasal sorumluluğu AKP’ye ait olup, devletin Kürt sorununa yönelik çözüm politikasını çok net olarak ortaya koymaktadır. Erdoğan birkaç hafta önce büyükelçileri Ankara’ya davet etti ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan, bunlara ‘terör’ konusunda bir brifing verdi. Erdoğan da, terörle mücadelenin uluslararası boyutunu anlattı. Sanırım verilen mesaj, ‘Paris Katliamı’ ile uygulanmaya konulmuş oldu.
Ayrıca AKP yöneticilerinin ilk yapacakları açıklamayı hepimiz tahin ediyorduk. Erdoğan’ın kölesi Hüseyin Çelik, hiçbir bilgi sahibi olmadan, henüz olayın ne olduğunu bilmeden, ‘PKK’nin iç işidir’ açıklamasını yaptı. Çelik, bu işin İslamcı Ergenekon tarafından yapıldığını bildiğinden, ilk işi medyayı yönlendirmek oldu. İyi polis rolünü oynayan figüran Arınç da, ‘bu eylem bir provokasyondur’ söylemiyle dengeyi sağlamış oldu.
Bu katliam uluslararası Gladyo’nun desteğiyle Türk kontrgerillası tarafından gerçekleştirilen Avrupa’nın Roboski’sidir. Bundan böyle PKK’nin lider kadrolarına yönelik izlenecek olan politika bu tarzda gelişecek. Yani belirlenen stratejinin ilk ipuçları verilmiş oldu. Bu saldırı, devlet, MİT ve kontrgerilla içinde herhangi bir grubun yaptığı bir katliam değildir. Bu doğrudan AKP ve Gülen rejiminin bir politikasıdır. Erdoğan ısrarla tasfiye sürecinin kesintisizce devam edeceğini vurgulamış olması, önümüzdeki süreçte Kürt politikacılarına, kanaat önderlerine yönelik bu tür saldırıların devam edeceğini gösteriyor.
Bununla verilen mesaj çok açık: “Kürtlerle barış ve çözüm müzakeresi yoktur.” Sürekli ‘tasfiye’ politikası ön plandadır. Sanırım bu politik söylemlerin karşılığı tam da budur. Henüz ortaya konulmuş, barış görüşmelerine dair atılan somut bir adım yokken, İslamcı Ergenekon medyası, ''PKK’nin tasfiyesinin yakın olduğunu'' şimdiden ilan etti. Müzakere değil, ''teslim alma'' olarak iddia edilen bu sürecin karşılığı, ‘Paris Katliamı’dır. Barış görüşmelerine yönelik Kürt tarafının attığı olumlu adımların karşılığını vermeye cesareti olmayan devlet, savaşı Avrupa’ya taşıma kararı almış bulunuyor.
Uluslararası güçlerin de, bölge güçlerinin de gördüğü tek politik gerçeklik şu; Kürtler tarihin en güçlü dönemini yaşıyor. Türk devleti ilk kez PKK karşısında çok yönlü bir yenilgi aldı. Uyguladığı bütün stratejiler, politikalar çöktü. Tasfiyeye yönelik her hamlesi, her manevrası başarısızlıkla sonuçlandı. Kürtler her geçen gün bir güç oldu. Bugün bölge dengelerini belirlemektedirler. PKK, Ortadoğu’da artık hesaba katılması gereken bir politik aktör haline geldi. İslamcı devlet öylesine sıkışmış durumda ki, artık tek alternatif Kürtlerle masaya oturmak zorunda kaldı. Bunu dahi kirli yöntemlerle uyguluyorlar. PKK gerçeğini kabullenmek yerine, böylesi hile ve komplolarla süreci kurtarmaya çalışıyorlar.
Paris’in seçilmesi de çok bilinçlidir. Türk Kontrgerillasının en iyi örgütlendiği bir alandır. Paris, Abdullah Çatlı ve ekibinin merkeziydi. Ermenilere yönelik birçok suikast bu şehirde planlanmıştı. Fransa istihbaratının Türk MİT’i ile en iyi çalıştığı ve özellikle Kürtlere yönelik saldırıların yapıldığı, Kürtlerin tutuklandığı şehir olarak ön plana çıkar. Bu bakımdan, Türk devleti kadar Fransa da sorumludur. İslamcı Ergenekon bu katliamı tek başına gerçekleştirme kabiliyetine sahip değildir. Profesyonel katillerin kullanıldığı bu eylem, uluslararası kontrgerilla güçlerinin bir ortak eylemidir. Ortadoğu güç dengelerinin Kürtler lehine gelişmesini istemeyen ve özellikle PKK’nin politik bir aktör olarak masanın bir tarafından olmasını istemeyen uluslararası güçlerin de bir bakıma yönlendirdiği bir katliamdır. Türk kontrgerillası doğrudan görev almış olsa da, NATO gladyosunun sürecin bir parçası olduğunu hesaba katmalıyız. Yoksa Paris gibi bir yerde, bir istihbarat biriminin tek başına böylesi bir katliamı olmasına izin verilmez. Bu bakımdan, politik arka planı çok daha derin olan bir saldırıdır.
Böyle kirli yöntemlerle Kürtleri dize getireceklerini sananlar yanılıyorlar. Tersine Kürtler, çok daha güçlenecek ve kenetleneceklerdir. Bu saldırı bütün Kürtlere yapılmıştır. Kürtler, kendi özgürlük savaşçılarına en zor koşulda sahip çıkması gerektiğini biliyorlar.
Bunun karşısında Kürtlerin çok daha kenetlenmesi ve tasfiyeye karsı açık bir duruş göstermesi gerekir.
Çünkü bu katliam Kürtlerin özgürlüğüne yöneliktir.
Kürt halkının üç değerli evladına sahip çıkma gündür. Değerlerimize sahip çıkma zamanıdır. | a0c8e417e9b8 | [
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Edebiyat çetelerinden pek hoşlanmıyorum, belki sekseninci kez söylüyorum ve mevzunun oldukça eskilere dayandığını görmek hoş olmadı. İlk hikâyede Salim Şengil'in küçük çaplı kulis çalışmaları görülüyor. Sabahattin Ali, Şengil'in hikâyesini beğeniyor. Sadri Ertem de beğeniyor ve CHP'nin yarışmasında jüri olarak yer alıyor. Süper. Bizimkinin öyküsü birinci oluyor, sonra aşırı sosyalist bir öykü olduğu konusunda eleştiriler ortaya çıkıyor. Ertem, Falih Rıfkı ve Reşat Nuri'nin oluşturduğu komisyondan çıkan yorum gerçekten hoş, belki de anının tek hoş yanı.
"...Bu öyküde sosyalizm doktrinine ve propagandasına rastlanmadı. Yirminci yüzyılın bütün sanatlarına yansıyan realizm denilen ekolün türünden olup Ulus Meydanı'ndan herhangi bir yöne doğru gidilirse bu hikâyede anlatılan olayın bir başka türlüsünü görmek mümkündür." (s. 16)
O zamanlar -gerçi şimdi de- öcü gibi korkuyorlar sosyalizmden, komünizmden, birçok şeyden. Oysa bunlar adam yemez, korkulacak bir şey yok. Gerçi ABD de onca sanatçısının başını yemedi mi bu aptallıktan?
Orhan Veli ve Nurullah Ataç'la olan anı da süper. Şengil, devlet desteğiyle kurulmuş bir pavyonun müdürü oluyor ve bol tekme tokatlı günler başlıyor. Parası çıkışmayanı, sıkıntı çıkaranı dövüyorlar, bilmem ne. Pavyon olduğundan kadınlar, konsomatrisler, ilginç olaylar. Neyse, bu iki sanatçımız mekanda içiyor ve paraları çıkışmıyor. İkisi de birbirinde para olduğunu düşünmüş falan. Ulan bunlar bizi döverler falan derken Şengil yanlarına geliyor, yahu hah hah, sonra ödersiniz diye yolluyor bunları.
Ahmet Muhip Dıranas efendi adammış, sakin sakin içermiş, masaya kadın çağırırmış, etkileyici bir ses tonu varmış. Şairliği iyi, kişiliği de iyi. Ne güzel.
Cahit Sıtkı'yı tedavi olmak üzere İsviçre'ye giderken uğurlayanlardan biri de Şengil. Bir dahaki sefer ancak tabutunu görebiliyor, çok üzücü. Cahit Sıtkı ince yapılı, orta boylu bir adam. İçtiği belli başlı yerler var, demlenirken yazarmış şiirlerini. Geç vakte kadar kaldıkları bir gün siyasi meseleler konuşulurken lokantada boş yer kalmamış, sivil polis sarmış dört bir yanı ve lokantacı olan dostları gitmelerini istemiş. Polisleri katakulliye getirerek sıyrılmışlar. Çakırkeyif eve dönerlerken Şengil bırakırmış evine Cahit Sıtkı'yı, sultanlığının son aylarında. Sonra şairimiz evlenmiş, keyif ortamlarından uzak kalmış ve alışkanlıkları zorla değiştirilmiş, öyle ima ediyor Şengil. Cahit Sıtkı'yı çok iyi anladım, bir yerden çekilince başka bir yerden itmek gerekiyor. Adam da sabahları işe gidiyorum diye çıkıp iki tek atmadan yapamazmış. Ah be abi.
Sait Faik. "Sürekli parasızlık Sait'in kaderi değil, yaşamının biçimiydi." (s. 49) Dergi savaşları eğlenceli, Şengil'in çıkardığı dergi, öykü başına verdiği ücreti artırdıkça Varlık da artırıyor, Sait Faik'in işine geliyor bu ama ne kadar verseler azmış şimdi bakınca. Sonra Şengil mevzuyu bitiriyor, başka bir dergiye öykü yollamaması şartıyla Sait Faik'e oldukça yüksek bir meblağ öneriyor ama yazar o sırada vefat ediyor. Bir ilginç olay: Şengil'le Attila İlhan, Sait Faik'le yedikleri bir yemekte ünlü yazarın son sözlerinin onun vasiyeti olduğunu düşünüyorlar. İlhan, vasiyetin yazarın annesine söylenmesi gerektiğini düşünüyor ama Şengil bunu engelliyor, sebebini de söylemiyor. Açıklamaktan çekinirmiş. Olay neydi acaba?
Memduh Şevket Esendal'la ilgili karakteristik bilgilerin dışında bir iki olay ilgi çekici. Adını kullanarak 2000 Lira borç alan bir tanıdığının yediği haltı kendi üstleniyor ve o borcu çatır çatır ödüyor. Bir de Erdal Öz, Can Yayınları'nı kurduktan sonra Şengil'in MŞE kitaplarını basma önerisini geri çevirmek zorunda kalmış, yeterli sermaye yokmuş o zamanlar. Sonrasında Bilgi bastı zaten.
İlhan Berk'in şiir aşırma hadiselerine çok yerde rastladım ama hesabı ödemeyip hacamat edildiğini ilk kez duydum. Muhabbet etmek için millete içki ısmarlar gibi yapıp arazi olmuş, ertesi gün bunu yere yatırıp zorla o parayı almışlar. Vay ya. Ha, bunu yapan adam da Can Yücel. Ev kirasıymış o para da, Can Yücel hiç sallamamış, almış parayı.
Hasan Hüseyin'in bir konuda çark etmesi Şengil'i kırmış ama asıl facia Yılmaz Güney. Yani yazılanlar harfi harfine doğruysa bu Yılmaz Güney ne pis adammış arkadaş, çok kalp kırmış. Kalp kırmak ne kelime, milleti iflas ettirmiş resmen, umutlarla oynamış. Sözünün eri değilmiş hiç, en azından anlatılan hususta.
Politik anılara girmiyorum, memleketin çığırından çıktığı bu günlerde pek hafif kalır.
Güzel, sevdiğiniz adamları daha çok veya daha az sevmek için okuyun bence. | b47b392ee236 | [
"c4",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Son yıllarda suya ve toza dayanıklı akıllı telefonları ve tabletleri ile Android dünyasında büyük bir çıkış yakalayan Sony’nin küçük ekranlı bir tablet üzerinde çalıştığı iddia edildi. Tablet sektörü ile çok fazla ilgilenmeyen Sony’nin ilk mini tableti olacağı söylenen cihaz, Sony tarafından bir bakıma doğrulanmış da oldu.
Sony’nin Bluetooth bağlantı seçeneğine sahip bir hoparlörünün destek sayfalarında karşımıza çıkan mini tabletin adı Xperia Z3 Tablet Compact olacak. Adı boyutu gibi mini olmayan bu tabletin, önümüzdeki günlerde Berlin’de başlayacak olan IFA 2014 etkinliğinde tanıtılacağı tahmin ediliyor.
Peki ne gibi özellikleri olacak?
Açıkçası tabletin teknik özellikleri konusunda sızdırılmış fazla bilgi bulunmamakta. Bu sebepten dolayı sizlerle paylaşacağımız özelliklerin tamamı tahminlerden oluşmakta. Cihazın isminden yola çıkarak şirketin amiral gemileri ile benzer donanıma sahip olacağını söylemek mümkün.
iPad Mini rakibi
iPad Mini’nin belki de en çok sevilen özelliği alüminyum malzemeden üretilmiş olması. Sadece bu sebepten dolayı Samsung tabletlerindense iPad Mini’yi tercih eden kişilerin sayısı azımsanamayacak kadar çok. Samsung’un ısrarla plastik kullanması Sony’nin mini tabletine yarayabilir.
Apple gibi malzeme kalitesine önem veren Sony’nin mini tabletinde de kaliteli bir kasa yapısı sunacağını ön görmek mümkün. Şirket bu sayede iPad Mini almayı düşünen kişilerin en azından bir kere daha düşünmelerini sağlayabilir. | 2e9e6d46c7ff | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
"Yüzyılın deneyi" diye adlandırılan ve evrenin oluşum sırlarını çözmek üzere "Büyük Patlama" deneyinin yapıldığı Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi'nin (CERN) Başkanı Prof Dr Rolf-Dieter Heuer, "evrenin henüz bilinmeyen yüzde 95'ini anlamanın tam başında" olduklarını söyledi.
CERN Başkanı Prof Dr Rolf-Dieter Heuer, ODTÜ Kemal Kurdaş Kültür ve Kongre Merkezi'nde düzenlenen konferansta, daha önce İsviçre, İtalya, Danimarka, ve Avusturya'da açılan serginin ilk kez üye olmayan bir ülkede düzenlendiğini belirterek, CERN'e üyelik başvurusu yapan Türkiye'nin, bilimadamlarıyla ve CERN'e yaptığı katkılarla önemli bir ülke olduğunu söyledi.
CERN'ün amacı, araştırma, inovasyon (yenilik) ve eğitim alanlarındaki misyonuyla ilgili bilgi veren Prof Dr Heuer, CERN'ün bilginin sınırlarını daha da ileriye taşımak, hızlandırıcılar ve detektörler için yeni teknolojiler geliştirmek, geleceğin bilimadamı ve mühendislerini yetiştirmek, değişik ülke ve kültürlerden insanları bir araya getirmeyi amaçladığının altını çizdi.
CERN'de geliştirilen teknoloji ve yeniliklerin tıp gibi alanlarda kullanıldığına ve günlük yaşamı kolaylaştırdığına dikkati çeken Heuer, “Hadron tedavisi” adı verilen yöntemle dünyadaki 30 bin hızlandırıcıdan 17 bininin tıp amaçlı kullanılarak 70 bin hastanın tedavi edildiğini, ayrıca görüntüleme teknolojilerinin geliştirildiğini kaydetti.
Prof. Dr. Heuer, en büyük mücadelelerinin ise “Büyük Patlama”dan hemen sonra Evren'in ilk anlarını anlayabilmek olduğunu belirterek, fizikteki “standart modelin” öngördüğü ve temel parçacıklara kütlelerini verdiği düşünülen “Higgs Boson”unu bulmak için, dünyanın en büyük bilimsel cihazı olan “Büyük Hadron Çarpıştırıcısı”nın (BHÇ) Cenevre yakınlarında inşa edildiğini anlattı.
Tasarımında ve üretiminde 10 bin kişinin çalıştığı ve yaklaşık 10 milyar dolara mal olan BHÇ'nin sıfırın altında 271 santigrat derece evrenin en soğuk yeri ve iki proton hüzmesinin çarpışması sırasında ortaya çıkan Güneş'in merkezinin bin milyon katı sıcaklığıyla galaksinin en sıcak yeri olduğunu söyleyen CERN Başkanı, 27 km uzunluğundaki tünelde yapılan CMS ve Atlas deneylerinde her saniyede 600 milyon protonun çarpıştığını ve bu deneylerin verilerinin kaydedildiğini belirtti.
CERN Başkanı, sadece geçen yıl 23 Peta Byte tutarında veri toplandığını, bu verilerin bilgisayarlarca kaydı ve analizi için aralarında ODTÜ bilgisayarlarının da olduğu birçok ülkenin bilgisayarlarının oluşturduğu bir ağdan faydalanıldığını belirterek, deneyin daha sonraki aşamalarında enerji seviyesi 7-8 TeV'e (trilyon volt) çıkarılınca Higgs parçacığının izini bulmayı umduklarını söyledi.
CERN Başkanı Prof Dr Rolf-Dieter Heuer, “Tanrı parçacığı diye adlandırılan Higgs bosonu bulunsa da büyük bir keşif, bulunmasa da büyük bir keşif. Evrenin büyük bölümünü oluşturduğu sanılan karanlık madde ve enerjinin anlaşılmasında bu ilk adım. Büyük Hadron Çarpıştırıcısı veri sağlıyor” dedi.
CERN heyetinden Prof Emmanuel Tsesmelis de AA'ya yaptığı açıklamada, deneyin bundan sonra aşamasında enerji seviyesini 3,5 TeV'den 4,5-5 TeV'e kadar çıkarmayı, ardından bir süre deneye ara vermeyi planladıklarını belirterek, Türkiye'nin CERN'e üyeliği konusundaki görüşmelerin sürdüğünü, bu yıl içinde üyeliğe kabul edilmesinin beklendiğini söyledi.
ODTÜ Rektörü Prof. Dr. Ahmet Acar da konferansa ilginin büyük olmasının ve daha önce konserler için yer bulunamayan bu salonun bir bilimsel ve akademik sergi için öğrencilerle dolu olmasının sevindirici olduğunu kaydetti. (Radikal Gazetesi) | bdb7ea0fb739 | [
"c4",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Bonibonlu kurabiye
Selam KelebekTR Takipçileri Şimdide Sizlere Bonibonlu kurabiye Tarifi Vereceğiz. Bonibonlu kurabiye ile çocuklarınızı sevindirebilir, gelen misafirlerinizle Sohbet muhabbet ederken ikram edebilir memnuniyet kazanabilirsiniz 🙂 KelebekTR ‘yi Takipten Vazgeçmeyiniz her geçen gün Yeni yemek, tatlı, Çorba, salata ve bi çok Tarifi sizlerle Buluşturacağız..
Malzeme Listesi
100 gram tereyağ
80 gram çikolata (Tercih ederseniz sütlü veya bitter çikolata kullanabilirsiniz.)
1 adet yumurta
1 su bardağından 2 parmak eksik şeker
Yarım paket vanilya
Yarım paket kabartma tozu
Bir fiske tuz
Aldığı kadar un (yaklaşık 2 buçuk su bardağı)
Bonibon (isterseniz damla çikolata da kullanabilirsiniz.)
Adım 1
Öncelikle 80 gram çikolata ile 100 gram tereyağı benmari usulü ile eritin. Benmari usulünü bilmeyenler için açıklamak gerekirse; çikolatayı ve tereyağı ısıya dayanıklı bir kasede, içerisinde su kaynayan bir tencerenin içerisine oturtun ve kaynayan suyun sıcaklığı yardımıyla eritin. Ancak çikolata ve tereyağının bulunduğu kasenin içerisine su kaçmadığından emin olun. Su kaçtığı takdirde çikolatada topaklanmalar meydana gelebilir.
Adım 2
Yoğurma işlemini gerçekleştirmek için yeterince derin bir yoğurma kabı çıkarın. Hazırladığınız yemeğin tadını bozmaması için içerisinde yağ veya su kalıntısı olmadığından emin olun. Yoğurma kabının içerisine 1 adet yumurta kırın ve yumurtanın üzerine şekeri ilave edin. Şekeri ilave ettikten sonra yumurta ve şeker mayonez rengi alana kadar güzelce çırpın.
Adım 3
Siz şeker ve yumurtayı çırparken çikolatalı karışımınız da hazır olmuş olur. Şeker ve yumurta mayonez rengini aldıktan sonra hazırlamış olduğunuz çikolatalı karışımı da yoğurma kabının içerisine ilave edin ve güzelce karıştırın. Ardından yarım paket vanilya ile yarım paket kabartma tozunu da karışıma ilave edin ve tekrar karıştırın. Bir fiske tuz eklemeyi unutmayın.
Adım 4
Ardından karışımı ellerinizi kullanarak yoğurmaya başlayın. Bir yandan karışımı yoğururken bir yandan da bir bardak yardımıyla un eklemeye başlayın. Burada amacımız her zaman olduğun gibi yumuşak, ele yapışmayan bir hamur elde etmek. Bu kıvamda bir hamur elde edene kadar un eklemeye devam edin. Yaklaşık 2,5 su bardağı un yeterli olur. Hamurunuz hazır olduktan sonra dinlenmesi için bir süre bekletin. (Yaklaşık 15 dakika yeterli olur.)
Adım 5
Üzerinde kurabiyeleri pişirmek istediğiniz fırın tepsisini güzelce yağlayın. Eğer evinizde yağlı kağıt varsa daha rahat olması açısından tepsinin üzerine yağlı kağıt da serebilirsiniz. Ardından kulak memesi kıvamındaki ele yapışmayan hamurdan ceviz büyüklüğünde parçalar yuvarlayın. Yuvarladığınız parçaları fırın tepsisinin üzerine hafif yassı şekilde yerleştirin. Yerleştirdiğiniz hamurların üzerine dilediğiniz şekillerde bonibonlar yapıştırın. Son olarak tepsiyi önceden 180 derecede ısıtılmış fırına yerleştirin. Yaklaşık 15 dakika sonunda kurabiyeler hazır olacaktır. Soğuduktan sonra servis edebilirsiniz. Afiyet olsun.
Püf Noktası
Bonibonları hamurların üzerine yerleştirirken biraz derine girdiklerinden emin olun aksi halde bonibonlar kurabiyeler piştikten sonra yerlerinden çıkabilir. | b8a51ed961e7 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
12 Haziran 2012 Salı
Christoph Daum vs. Ergin Ataman...
1993 – 1994 sezonun devre arası… Beşiktaş o zamanlar 16 takımlı oynanan ligde lider G.Saray’ın 10 puan ardından 3.sırada ilk yarıyı tamamlıyor ve Süleyman Seba yönetimi, kulübünün tarihine altın harflerle adını yazdırmış bir teknik direktör olan Gordon Milne’in görevine son veriyor. Dilekolay 6,5 yılda 3 şampiyonluk, 3 de ikincilik başarısı (“şerefli ikincilik” sözü de onun zamanına denk gelmiştir) ile kariyerine zirve yaptıran bir takımı bırakmak zorunda kalıyordu İngiliz teknik adam. Beşiktaş tarihinin belki de en unutulmaz, bir o kadar da gelmiş geçmiş en iyi kadrosuyla müthiş bir başarı öyküsünün baş mimarıydı o. Feyyaz , Ali, Metin, Gökhan, Mutlu, Recep, Kadir, Rıza, Şifo, Mehmet, Sergen ve Oktay gibi kaliteli yerli oyuncuların yanında bir de Nartallo ve Madida…
Böylesine bir teknik adamla yollarını ayıran yönetim, Alman teknik direktör Christoph Daum’u göreve getirir. Almanya dışında ilk defa farklı bir ülkede çalışma fırsatı bulan tecrübeli teknik adam (Köln, Stutgart) gelir gelmez ayağının tozuyla Türkiye Kupası Çeyrek Finali’nde Fenerbahçe karşısına çıkacaktır. Daha dün gibi hatırlıyorum… O zamanlar yarı finale kadar oynanan maçlar tek maçlı elemeli sistemle oynanıyordu ve maç da Beşiktaş’ın şansına İnönü’deydi. Daum ilk defa Türkiye’de bir takımın başında maça çıkıyor ve bu da bir derbi maçıydı. Beşiktaş, taraftarının da desteğiyle beraber Ali ve Madida ile goller bulur ilk yarıda. İkinci yarıda ise yine bir diğer Alman teknik adam Holger Osieck’in çalıştırdığı Fenerbahçe, Bülent Uygun ile farkı bire indirse de maç böyle sonuçlanır ve Beşiktaş kupada yarı finale uzanır…
Daum, bu maçtan 1 hafta sonra çıktığı ilk lig karşılaşmasında ise Ankara’da G.Birliği’ni Feyyaz’ın tek golüyle devirir. Ligde ilk 8 maçından tek kaybını Bursa ile 0-0 berabere kalarak yaşar. Fakat işler sonra ligde istediği gibi gitmez ve kalan 7 maçın sadece 2 tanesini kazanarak mükemmel başladığı Beşiktaş lig serüvenini 4.sırada tamamlar…
ZORLU TÜRKİYE KUPASI SÜRECİ
Daum’un Türkiye’de belki de uzun yıllar kalmasını sağlayacak olan başarısı ise takımın başına ilk geçtiği Türkiye Kupası’nda yaşanacaktır. Çeyrek Final’de Fenerbahçe’yi eleyen takımına yarı finalde Şenol Güneş’in Trabzon’u çıkacaktır. Yarı Final maçları diğer turların aksine çift maçlı eleminasyon sistemine göre oynanacaktı. İnönü’de Bülent Yavuz’un yönettiği ilk karşılaşmada rakibini 3-1’lik avantajlı bir skorla yenen Daum’un öğrencileri bu defa rövanşta Oğuz Sarvan’ın orta hakem olduğu Avni Aker’den 1-1’lik beraberlikle dönünce adını finale yazdırıyordu. Şüphesiz Alman teknik adam kimselerin beklemediği şekilde 2 büyük takımı birden eleyerek Türkiye Kupası’nda finale kadar yükselerek büyük bir başarıya imza atıyordu…
Finaldeki rakiplerini de artık tahmin edebiliyorsunuzdur : Galatasaray… Bir büyük takıma bir kupa da gelebilecek en zorlu rakipler Beşiktaş’ın karşısına çıkıyordu. Rakibi G.Saray ise çeyrek finalde Kayserispor’u, yarı finalde de Kocaelispor’u eleyerek finale kalmıştı. Çok ilginçtir, sarı-kırmızılı takımın da başında Alman teknik adam Reiner Hollmann vardı. O sezon tam bir Alman havası ve modası vardı İstanbul’un 3 büyük kulübünde.
Tarih 6 Nisan 1994. Finalin ilk ayağı unutulmaz statlardan Ali Sami Yen’de… 20 yaşındaki Alpay’ın kırmızı kart gördüğü maç 0-0 sonuçlanıyor ve Daum avantajı cebine koyuyordu. 4 Mayıs’ta Ahmet Çakar’ın düdük çaldığı finalin ikinci ayağı unutulmayacak bir maça sahne oluyordu. Maçın başında efsane golcüsü Hakan Şükür’le İnönü’yü susturan Cimbom, daha sonra Beşiktaş’ın istekli oyununa müdahale edemeyince Metin Tekin ve Madida’nın golleriyle 22.dakikada bir anda 2-1 mağlup duruma düşüyordu. 78’de ‘Breave Heart’ Bülent Korkmaz sahne alıyor ve ‘maç daha bitmedi’ mesajını veriyordu : 2-2… İlk maçta takımının 40 dakika 10 kişi oynamasına sebep olan genç Alpay 83.dakikada atacağı golle Alman teknik adam Daum’un Türkiye kariyerindeki ilk kupasını almasına büyük bir katkıda bulunacak ve yine Daum’un uzun yıllar sürecek Türkiye serüvenin de başlangıç sayfasını oluşturacaktı… Sezon finalini ise lig şampiyonu G.Saray ile oynayacakları Cumhurbaşkanlığı Kupası ile yapan Beşiktaş bu maçı da 3-1 kazanarak 'duble' yapar...
Bir sezonda 3 büyükleri de ekarte ederek hem Türkiye Kupası’nı hem de Cumhurbaşkanlığı Kupası’nı göreve gelir gelmez sadece 4 ayda kazanmak Daum’un el üstünde tutulmasını sağlayacaktı. Türkiye’ye iyice ısınan Alman teknik adam bu hızla beraber ertesi sezon Beşiktaş’ı lig şampiyonu yapacak, her kesimi kendisine hayran bırakacaktı…
………………………………………..
Erkek Basketbolu’nda 2011-2012 sezonu. Ergin Ataman yönetiminde Beşiktaş Milangaz, sezon başında NBA’deki lokavt sonucu kadroya dahil edilen büyük yıldız Deron Williams ve Semih Erden’e rağmen kadro olarak tecrübesizliklerinden dolayı şampiyon adayları arasında 3. yada 4.sırada gösteriliyordu. Kasım ayının sonunda NBA’de lokavt sona erince ABD’nin yolunu tutan NBA patentli basketbolcularından yoksun kalan takım hemen devre arasında Arroyo ve Mensah Bonsu gibi iki yabancıyla kadrosuna alternatif kazandırdı. Fakat yerli oyuncu rotasyonu rakiplerine göre bir hayli kısıtlıydı.
Tüm bu şartlarda takımını çok iyi motive eden, oyuncularını çok iyi tanıyan ve onlardan maximum şekilde verim almayı çok iyi bilen tecrübeli koç Ergin Ataman yönetiminde önce tarihlerinde ilk defa Türkiye Kupası’nı kazandılar. Yetmedi, üzerine Avrupa’da mücadele ettikleri Euro Challange kupasını da ülkemize kazandırdılar. 1996’da Efes Pilsen’in Koraç Kupası şampiyonluğundan sonra ülkemize 2.Avrupa Kupası’nı getiriyordu siyah-beyazlılar…
BİR SEZONDA 3 KUPA MI? NEDEN OLMASIN?
Ergin Ataman’ın gözü yükseklerdeydi. Arroyo – Bonsu – Hawkins – Hersek – Kemp - Serhat ve Ersin ile tarihinin en iyi jenerasyonuna sahip olan takımını lig şampiyonluğu ile taçlandırmak istiyordu. Ligde normal sezonu 4.sırada bitirdikleri için çeyrek finalde rakipleri Fenerbahçe oldu. Rakibini 2-0’lık net bir skorla geçen Beşiktaş, yarı finalde kupanın en büyük favorisi Galatasaray ile eşleşti. Adeta final gibi bir eşleşme içinde geçen serinin ilk maçını kaybeden Ataman’ın öğrencileri sonrasındaki 3 maçı da kazanıp finale yükseliyordu. Bu aynı zamanda Beşiktaş’ın tarihinde ilk defa Euro League gruplarına direkt katılmasını da sağlıyordu. Şüphesiz bu durum basketbolda daha önce herhangi bir başarısı olmayan takım için merdivenlerin en üst basamağıydı…
Yukarıda Daum’lu Beşiktaş futbol takımının Türkiye Kupası’nı F.Bahçe, Trabzon ve G.Saray’ı yenerek aldığını belirtmiştik. Basketbolda da Beşiktaş Milangaz bu başarının neredeyse aynısını yakalama şansı vardı. Çeyrek finalde F.Bahçe, yarı finalde G.Saray’ı saf dışı eden takımın finaldeki rakibi Türkiye’nin basketbol deyince ilk akla gelen markası, yeni adıyla Anadolu Efes oluyordu. 2 gün arayla rakibini 2 maçta da Sinan Erden’de yenen Beşiktaş, serinin geride kalan maçlarının oynanacağı Abdi İpekçi’de oynadığı ilk karşılaşmayı kaybetti. Serinin 4. maçını açık farkla kazanan siyah – beyazlılar, sıradaki maçı kaybedince seri 3-2’ye geldi. En son 11 Haziran’da oynanan mücadeleyi de 80-76 kazanan Beşiktaş Milangaz, toplamda 4-2’lik net bir skorla rakibine şans vermeden tam 37 yıl sonra lig şampiyonu apoletini de alarak sezonu bir futbol terimi olan 'hat-trick' ile kapattı…
Bundan 18 sene önce futbolda 3 büyükleri birden yenerek Türkiye Kupası’nı müzesine götüren Beşiktaş’ın, basketbolda da yine 3 büyükleri teker teker eleyerek lig şampiyonu olması hatırlayanlar için gayet manidar oldu. 18 sene önce Daum’u ayakta alkışlarken, sezonu 3 kupa ile bitirip Euro League vizesi alan Ergin Ataman’ı da canı gönülden tebrik edip bu özel hikayeleri biz sporseverlere yaşattıkları için de teşekkürlerin en büyüklerini kendilerine iletiyoruz…
twitter @serdarsozkesen
Kaydol: Kayıt Yorumları (Atom)
SON 1 AYDA EN ÇOK OKUNANLAR
Tenis sporundaki en büyük organizasyon, herkesin malumu, Grand Slam turnuvalarıdır. Bunu, sezon sonu klasmandaki ilk 8 tenisçinin katıl...
En yetenekli futbolcuların adresi olan ülkedir Brezilya. Futbol ansiklopedilerinde "En..." ile başlayan birçok futbolcusu vardır...
Arsene Wenger’in artık alışkanlık haline getirdiği Şampiyonlar Ligi son 16 kabusu ve 13 yıldır özlemi duyulan Premier Lig şampiyonlukları...
"Golcün kadar yarıştasın, defansın kadar şampiyonsun ve kalecin kadar iyisin..." Mo dern futbol öğretilerinde kalecilerin yeri v...
Tenis sporunu tüm dünyaya sevdiren en ünlü tenisçileri, hoş bir müzik eşliğinde hatırlamak ister misiniz? Gözlerinizden bir film şeridi gib... | 3035b1d9c86d | [
"culturax",
"hplt2"
] |
NTV de seyrettiğim bir belgesel geldi aklıma. bizim evde nerdeyse hiç
kızartma yapılmadığından aslında üstüme alınmamıştım. ancak firma
sahibinin anlattıkları çok anlamlıydı :
" biz türkler maalesef bu konuda çok tembeliz. atık yağı bir kavanoza
dökmek yerine lavaboya dökmek kolaylarına geliyor. ya da içine bazı
kimyasallar döküp yeniden kullanıyor. maalesef yeterince toplayama-
dığımızdan dolayı kapasitenin 10da biri ile çalışıyoruz. hatta yağı
almaya gittiğimiz bazı lokanta sahipleri tarafından kovalandığımız
bile oluyor."
ayaklarına ladar gelip alt tarafı atık olan bir ürünü almak istiyorlar
ve insanların gördüğü muameleye bak :( maalesef geri dönüşüm
konusunda çok gerideyiz ve güzelim memleketimizi çok kirletiyoruz.
bu konuda oğlumu şimdiden işlemeye çalışıyorum. bunun için
şu kitabı aldım. isimleri can ile değiştirince gerçekten de çok
ilgisini çekti ve hoşuna gitti.)
hatta ilk meyvesini de verdi :)
can : aa anladım. hani biz tuvalet kağıdının içindeki kartonları
boyuyoruz ya .onu yeniden kullanıyoruz di mi anne ?
anne : :) | 509b2851dd79 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Merhabalar. Çok memnun kaldığım bir otel. Personelleri güleryüzlü ve hizmeti çok iyi yapıyorlardı. Arkadaşlarımla gittiğim...
EN ÇOK TERCİH EDİLEN TERMAL OTELLER
Hatay Termal Oteller
Akdeniz’in uç noktası Hatay termal otelleri, denizi, yaylaları ve lezzetli yemekleriyle bilinir. Şifalı sularında yenilenirken ilin tüm olanaklarından yararlanabilirsiniz. Plajlarında da yüzebilir tarihi yerlerini keşfe çıkabilirsiniz. Ünlü Hatay sofralarında başköşede yerinizi almak size iyi gelecek kültürleriyle tanışabileceğiniz şölen ve festivallerine de katılabileceksiniz.
Yenileyici özelliklere sahip özellikli termal suları binlerce yıldır hastalara şifa kaynağı olmuştur. Spa ve saunalı Hatay kaplıca otelleri geleneksel Türk hamamları ve çeşitli spor olanaklarıyla her sezon açıktır. Yurdumuzda kükürt oranı en yüksek sulara sahip Green Hamamat Hotelde bu ilimizdedir. Dünya üzerinde bir de yalnızca Hindistan’da var olan Hamamat’ın başka yerde eşi benzeri yoktur.
Hatay’ın Antakya, Kumlu, Dörtyol bölgelerinde yer alan termal otellerin adres ve telefonları sayfamızda listelenmiştir.
OTEL FIRSATLARI İÇİN ÜYE OL
TERMAL TATİL YORUMLARI
çınarçıkta harika bir otel ailenizle gidebileceğiniz.
İstanbul Kartal’da oturuyorum. Yakın olduğu için 2 ayda bir Yalova Termal bölgesine gidiyorum. Burası gerçekten bizler için bir... | 74a7b34b7c06 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
1975’de İstanbul Robert Kolej’i bitirdikten sonra, İngiltere’de Leicester Polytechnic’de (sonradan ismi değişip, DeMontford University oldu) grafik eğitimi aldım. 80’li yılların başlarında 2 sene ABD’de, kuzey Kaliforniya’da, daha sonra da İstanbul’da grafik, tekstil ve duvar kağıdı deseni dallarında serbest çalıştım ve 1982’de o zamanki eşim/ortağımla Eflatun Seramik Atölyesi’ni kurdum.
Grafik üniversite yıllarından itibaren yaşamımın içinde. Kalem , kağıt, boya, fırça gibi “eski moda” araçlarla yapmayı öğrendiğim grafik çalışmalarımı uzun süre inatla aynı eski metotlarla devam ettirdikten sonra – ve hala da onlardan vazgeçmem – bilgisayarı da yaşamıma almayı kabullendim. Hatta grafiğin, desenin “özünü” bildikten sonra, bilgisayarın ne kadar yararlı olabileceğini de kabul ettim. Bir grafik tasarım işine başlarken önce kağıtla kalemle eskizlerimi hazırlayıp sonra bilgisayarın sağladığı teknik kolaylıklardan yararlanarak sonuçlandırmanın keyfini yaşıyorum şimdi. Web tasarımı da böylece eklendi grafik çalışmalarıma.
Yaptığım resimlerde hep bir grafik unsur oldu. Akrilik kullanarak yaptığım tabloları, illaki bir “tarz” sorulduğunda “naif/fantastik/figüratif” olarak tanımlıyorum. İnsan, veya insanlaşmış hayvan figürleri, daha çok portreler, gerçeküstü ortamlarda, gerçek bakışlarıyla, benim hayal alemimden izleyeninkine sürükleniyorlar, detaylar, renkler içinde. Nerede olduğu unutulmuş bir gül bahçesinden ölümün sonsuzluğuna; yaprakları dökülmüş çınarlardan, rengarenk kuşun kanatlarındaki umuda; kim olduğu bilinmeyen sepya fotoğraftaki kürklü kadından, inci kolyeli , sert bakışlı kedi/kadına….
Seramik ise daha orta okul yıllarından başlayan bir tutkuydu. İngiliz sanat öğretmenimizin elime ilk çamuru tutuşturmasıyla başlayıp, kendi atölyemi kurmaya, sanat seramiğinden daha endüstriyel seramikler yapmaya, ve sonunda büyük duvar panolarına kadar taşan bir tutku. Eflatun Seramik Atölyesi 1993 yılına kadar sürdü, sonra gerek Türkiye’nin bir furya halinde gelen seramik duvar panosu uygulamalarına doyması, gerek özel yaşamın sürüklemeleri sonucu kapandı. Ama o tutku hiçbir zaman yok olmadı. Seramik panolar kendi şekillendirdiğim çamurun pişmesi, sırlanması ve daha büyük parçaların bir araya gelmesiyle oluşan bir nevi mozaikti; şimdi ise gerek seramik, gerek taş, mermer, cam gibi malzemeleri kırarak şekillendiriyorum, ve daha küçük parçalarla mozaiklerimi yaratıyorum. Mozaiği duvar, yer, tezgah, masa, heykel ve çeşitli objelerde kullanıyorum.
2000 yılında çok sevdiğim , ama artık karmaşasından uzaklaşmaya karar verdiğim İstanbul’dan Bodrum’a göçünce, ilk olarak ücra bir dağ köyünde, küçük eski bir taş evde, resim atölyemi kurdum. Fakat içinde olduğum mekan ve çevremdeki doğa bana ısrarla mozaik yapmam gerektiğini hissettirdi. Mozaik seramiğin bir uzantısı, ya da öncüsü olarak beni hep etkilemişti. Çocukluğumdan beri antik Yunan ve Roma medeniyetlerinin, Bedri Rahmi’nin, Gaudi’nin eserlerinde karşıma çıktığında beni heyecanlandıran bu sanat, benim de yaşamımın bir parçası oldu. İtalya’da, Ravenna’da katıldığım bir mozaik atölyesinde orijinal Bizans yöntemleri, malzemeleriyle çalışmayı öğrendim ve Türkiye’de, Bodrum’da kullanabileceğim malzeme ve yöntemlerle, kendi desenlerim ve bakış açımla özgün mozaik çalışmalarıma başladım.
Şimdi atölyem Ortakent’de, bir mandalin bahçesinin içinde. Çevremde hala bana ilham veren yaşamlar, mandalin ve zeytin ağaçları, taşlar, kayalar, dağlar, kaktüsler, gün batımları, derin denizler, kertenkeleler… ve bukalemunlar.
Grafik dalında eğitim aldığımdan, yaptığım bütün sanatsal çalışmalarda – ilustrasyon, seramik, resim, heykel, mozaik – grafik bakış açısı hep ön planda oldu. Çalışmalarımda kullandığım karışık medya ve teknikler, yaratıcı işlerimdeki büyük mozaiği oluşturuyor, hepsi “desen”le başlıyor, birbiriyle iç içe geçip, bir bütün oluşturuyor.
Bir mozaiğin yaratımında karşılaştığım çözülmesi gereken her adım beni heyecanlandırıyor. Tek bir malzeme veya teknikle çalışmadığımdan, ilk adım yap-boz’un ilk parçasını bulmak gibi bir duygu. Desen, boyut, renkler ve hepsinden öte o anki ruh halim ve iletmek istediğim duygu, kullanacağım malzemeye karar vermemi sağlıyor – cam, kırık seramikler, çakıl taşları, deniz kabukları, smalti, ya da kendi yaptığım seramik parçalar…
Mozaik yapmaya başlamadığım zamanlarda büyük seramik duvar panoları yapıyordum. Kili önce bir bütün olarak elle şekillendirip, küçük parçalara kesip, pişirip, sırlayıp, tekrar pişirerek. Daha sonra parçalar duvarda tekrar bir araya gelip panoyu oluşturuyorlardı. Bunlara “seramik pano”lar diyorduk, şimdi ise onların da daha büyük parçalardan oluşan mozaikler olduğunu görüyorum.
Büyük mozaik heykeller yaratmak ise bambaşka bir serüven: çizimden kil modele, metal iskeletten beton heykele, ve nihayet yüzeyin mozaikle kaplanmasına kadar. “Yaratık” larım çoğunlukla organik formlardan oluşuyor, özellikle kertenkeleler, bukalemunlar (bir iguana doğmak için bekliyor), denizde yaşayanlar… Hareketlerinin esnekliği, muhteşem yuvarlak çizgileri, sahip oldukları engin renk yelpazesi onlarla çalışmayı heyecanlı bir maceraya dönüştürüyor
Gerek iki boyutlu gerek üç boyutlu mozaiklerle çalışmak maceraperest doğama öylesine uyuyor ki… İki boyutlu bir parçada bile, malzemenin özellikleriyle kazanılan derinlik, taslaktaki çizim ile bitmiş işin arasındaki farkı yaratıyor. Mozaiğin
çizimden, heykelin gerçek modelinden daha canlı durduğunu söyleyenler oluyor hep. | e49d52f9fad7 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Konfederasyonu (TESK) Yönetim kurulu Üyesi ve Malatya Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği (MESOB) Başkanı Şevket Keskin, terör örgütlerinin saldırılarını kınayarak, “Bugün dünden daha çok, daha kuvvetli bir şekilde vatanımıza ve milletimize sahip çıkma günüdür.” çağrısında bulundu.
Keskin yaptığı yazılı açıklama da, “FETÖ terör örgütünün darbe girişiminin ardından, aynı ruh ve aynı kaynaktan beslenen PKK’nın son günlerde girişmiş olduğu bombalı saldırılar artmış, son 24 saatte, Van, Bitlis ve Elazığ’daki olaylardan dolayı yüreğimiz bir kez daha kanamıştır. Saldırılarda şehit düşen vatan evlatlarına Allah’tan rahmet, milletimize başsağlığı diliyor, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum. Karabulut gibi sayısız çekirge sürüsü gibi ülkemize ve milletimize saldıran terör örgütlerinin ihanetlerini sadece Türk milleti değil, dünya tarihi bile bu kadar yükseklikte bir hainliği yaşamamıştır. Artık terör örgütleri için ne ortada riya, nede yüzlerinde maske kalmıştır. Bu durumda millet olarak, devlet olarak, hükümet olarak yapılacak tek şey kalmıştır; eşkıyaları bir daha ülkemizde görünmemek üzere def etmek ve bütün fitne ocaklarını kapatmaktır. Esnaf ve sanatkar camiası olarak hükümetimizin terörle mücadele konusunda yapacağı tüm çalışmaların yanındayız ve destekliyoruz.” dedi.
Keskin şunları söyledi, “Millet olarak, şanlı tarihimizde Kur’an’la hilali, dinle bayrağı, ezanla vatanı bir birinden ayırmadık. Biliyoruz ki, Hilalin parlamadığı yerde Kur’an’da kapanıyor, bayrağın dalgalanmadığı yerde dinde çiğneniyor, biliyoruz ki vatanın kaybedildiği yerde minarelerde susuyor. Bu nedenle bugün dünden daha çok, daha kuvvetli bir şekilde vatanımıza ve milletimize sahip çıkma günüdür.”" | 97e490898add | [
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Kullanılan Dövme makinesinin orijinal olması:
Türkiye’de üretimi bulunmayan dövme makineleri Avrupa ve Amerika ‘da sanayileşmiştir. Bu alanda birçok firma bulunmaktadır. Yapılacak dövmenin tarzına göre çeşitli devir hızlarında dövme makineleri bulunmaktadır. Bu işle sadece merak anlamında uğraşan kişilerin amatörce yaptıkları, teyp yada kapı zilinden bozma bobinlerle asla profesyonel dövme yapılamaz. Profesyonel dövme makinelerinin bobinleri özel olarak sarılırlar. En hafif, en güçlü ergonomik makine ideal makinedir.
Kullanılan Dövme Boyalarının orijinal olması:
Türkiye’de üretimi bulunmayan profesyonel dövme boyaları Avrupa ve Amerika’da laboratuvarlarda dermatalogların denetiminde hazırlanır. Ve bu boyalar Avrupa Sağlık Birliğinin onayladığı kimyasal aralığın üstünde ve zararlı kimyasal karışım içeremezler. Bu boyaların ana maddesi “pigment” adlı bir tozdur. Saf olan boyalar pigment ile karıştığı zaman deride kalıcılık sağlar. Dövmeciler sertifikaları ve laboratuvar raporları olmayan boyaları kullanmazlar. Kullanmamalıdırlar. Boyaların özelliklerini bilmelidirler. Kalem mürekkepleri ve çini boyalarını kalıcı dövmede kullanmak sağlıklı değildir. Profesyonel kalıcı dövme boyaları bu mürekkepler gibi kanserojen madde içermezler.kullanım süreleri vardır. Bir dövme boyası gerekli saklama koşullarında maksimum bir yıl içinde tüketilmelidir.
Kullanılan Dövme İğnelerinin orijinal olması:
Türkiye’de üretimi bulunmayan dövme iğneleri 0.20 mm incelikten başlayarak derecelenirler. Ve yapılacak dövmeye göre tek veya birkaç tanesi bir araya getirilerek kullanılırlar. Maddelerin alaşımlarından dolayı paslanmazlar. Toplu iğne, bocuk iğnesi ve dikiş iğneleriyle profesyonel dövme yapılması mümkün değildir. İğneler tek kullanımlıktır ve belirli bir saatten sonra aşınma yaparlar. Büyük dövmelerde, belirli bir süre sonra yeni iğne kullanmak gerekebilir.
Kullanılan Dövme Teçhizatının uyumlu olması:
Profesyonel Dövme makineleri elektrik ile çalışır. Bu elektrik teçhizatının da makinenin devir hızına uygun olması gerekir. Ayrıca makineyı tutmak için kullanılan “grip” boyanın deriye akmasını ve iğnenin belirli bir düzlemde hareket etmesini sağlayan “nozzle” yani ibrik bölümü de sanatçının tarzına, eline uygun olmalı ve medikal alaşımlar içeren metalden üretilmiş olmalıdır.( ya da tek kullanımlık bir kılıf bölümü kullanılmalıdır) grip-nozzle-back birleşimine kılıf denir.
Dövme yapımının steril şartlarda olması:
Dövme yapan kişinin ameliyat eldiveni kullanması, tek kullanımlık peçetelerle deriyi; dövme yapım aşaması öncesi ve sonrasında, dezenfeksiyon sıvılarıyla temizlemesi gerekir. Profesyonel dövme boyalarının konulacağı kapların tek kullanımlık olması gerekir. Bar-cafe köşelerinde profesyonel dövme yapılamaz. (Dövmede kullanılan sabit kullanımlık aletlerin aletlerin ilk önce ultrasyonik yıkma makinesinde yıkanması sonrasında poşetli sterilizasyon yapılıyorsa poşete girmesi, poşetsiz sterilizasyon yapılıyorsa direkt otoklava atılması gereklidir. Bunların yanı sıra tek kullanımlık makine aksamları da kullanılabilir. Bunlar dövmeye ekstra maliyet getirecekleri için ücretleri ayrıca dövme yapılan kişiden talep edilebilirler.)
Dövmeyi yapan kişinin işinin ehli olması:
Tüm yukarıda saydığımız özellikleri bünyesinde toplayacak kişiye profesyonel dövme sanatçısı diyebiliriz. Bu şartları oluşturmamış yerlerde dövme yaptırmak, yaptıran kişileri de yapan kişiler kadar suçlu yapar. Çünkü kendi vücuduna değer veren insanlar gerekli araştırmayı da yaparlar. | 11856d45d808 | [
"c4",
"culturax",
"hplt2",
"vngrs"
] |
2006 yılında, halk arasında Molla Halil veya Şâb Camii olarak anılan 54.00 m uzunluğunda, 32.50 m genişliğinde ve 8.00 m derinliğindeki alanda gerçekleştirilen kazılarda dört farklı döneme ait yapı kalıntıları ortaya çıkarılmış ve Hasankeyf mimarisine yeni bir halka eklemiştir .
2004 yılı kazılarıyla ortaya çıkarılan Yamaç Külliyesi Camii’nin plan ve mimari açıdan bir benzeri olarak karşımıza çıkan Şâb Camii, harim, son cemaat yeri ve avludan oluşmaktadır . Enine dikdörtgen planlı harim, üzeri muhtemelen beşik tonoz örtülü, tek neften oluşan bir yapıya sahiptir. Moloz taş ağırlıklı dolgu duvar tekniği ile örülmüş, iç mekân casla sıvanmıştır. Anıtsal yapıdaki taç kapısı, diğer kapı ve pencere söveleri ile mihrapta kaliteli, düzgün kesme taş kullanılmıştır. Enkaz yığınları arasından çok sayıda geometrik ve bitki motifleriyle süslenmiş taşlarla mukarnas yuvaları, bitki bezemeli alçı (cas) pano parçaları ele geçirilmiştir . Bu malzemelerin kapı ve pencerelerle mihraba ait olduğu düşünülmektedir. Ayakta kalan kıble duvarının üst seviyesinde casla oluşturulmuş kalın bir kitabe kuşağının izleri bulunmaktadır.
Mihrabın insitu halde kalmış mimari bezemesi ile alana dağılmış örnekleri bir araya getirildiğinde, Yamaç Külliyesi mihrabı ile aynı kurguya sahip olduğu görülmektedir. Burada yazı kuşağını oluşturan insitu durumdaki taşlar fazlaca aşınmış haldedir. Revak biçiminde düzenlenen son cemaat yeri harim ile aynı kotta tutulurken, kuzeydeki geniş avlunun daha düşük kotta olduğu gözlenmiştir. Tüm zemin kaliteli kesme taşla kaplanmış olup avluda uzun dikdörtgen bir havuz yer almaktadır .
Şâb Camii, topografik konum olarak da ilginç bir görünüm sergilemektedir. Hasankeyf’in kayalık kesiminde düz zemin olmadığından, vadide büyük programlı bir cami için (Roma dönemi yapılarının sağlam mimarisi göz önünde tutulmuş olmalı) I. Kale Kapısı ile dükkânların tonozlu örtü sistemi uygun görülmüş ve cami (daha sonra da mescit) bu zemin üzerine oturtulmuştur. Ancak kemerler üzerinde taşındığı anlaşılan su kanalı ve Kale yolunun bulunduğu vadi kesimi daha çabuk çökmüş ve günümüze ulaşamamıştır. Kalan kısımları da altı boş olduğundan, her an yıkılma tehlikesi ile karşı karşıya bulunmaktadır. | 6089d0e66f92 | [
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Yasli adam, bir konfeksiyon magazasina ait vitrine uzun uzun baktiktan sonra, ilerideki yesillikte oynayan çocuklarin en zayifina dönerek "Küçüüük!" diye seslendi, "Bana biraz yardimci olur musun?" Çocuk, hafta sonlarinda yaptiklari misket oyununu ilk defa kazanmis olmasina ragmen arkadaslarini birakip geldi. 7-8 yaslarindaydi ve üzerindeki elbiseler, "tek kelimeyle" dökülüyordu. Yasli adam, çocugun saçlarini oksadiktan sonra: "Vitrindeki elbiseyi giymeni istemistim" dedi. "Bakalim üzerine uyacak mi?" Çocuk, bu teklifi ilk önce saka sandi. Ama adam son derece ciddiydi. Onunla birlikte magazaya girerken, ilk önce rüyâda olup olmadigini, daha sonra da simdiye kadar yeni bir elbise giyip giymedigini düsündü. Genellikle ailedeki büyük çocuga alinan veya komsular tarafindan verilen giyecekler, elbiselerin ona dar gelmesiyle birlikte ortanca kardese kalir, birkaç sene sonra da dizleri asinmis veya delinmis vaziyette kendisine yamanirdi. Ama "her zaman hasta" dedikleri babasinin ne kadar zor para kazandigini bildiginden, bu ise bir kere bile itiraz etmemisti. Simdi ise, ilk defa yeni bir elbisesi olacakti. Üstelik de bayrama üç gün kala...
Çocuk, yasli adamin gösterdigi elbiseleri giydiginde, büyümüs oldugunu ilk defa fark etti. Çizgili kadifeden yapilmis pantolon bacaklarinin ne kadar uzun oldugunu ortaya koyarken, yeni ceketi de omuzlarini iyice genis göstermisti. Fakat hepsinin üzerine giydigi kaban bir baskaydi ve artik üsümeyecekti. Çocuk, biraz önce kazandigi misketleri onun cebine biraktiginda, iyice keyiflendi. Irili ufakli misketler, gayet derin olan ceplerin bir kösesinde kalmisti. Demek ki her bir cep, en az elli misket alabilirdi. Yasli adam, çocugu saga sola döndürdükten sonra, elbiselerin paketlenmesini istedi. Ve is tamamlandiginda, tezgâhtara dönerek, "Elbiseleri torunuma aliyorum" dedi. "Kendisine sürpriz yapacagim için, onlari bu çocugun üzerinde denedim. Ikisinin de boyu falan ayni da..."Çocuk, bir anda beyninden vurulmusa döndü ve ne diyecegini bilemedi. Ama artik büyüdügüne göre, bir sey belli etmemeliydi. Aynaya son bir defa baktiktan sonra, üzerindekileri yavasça çikararak bir kenara firlattigi eskileri giydi. Adam, elbiselerin torununa uyacagindan emindi. Yaptigi hizmet için çocuga bir ciklet parasi vermek istediginde, onu yaninda göremedi. Haylaz velet, belli ki bu isten sikilmisti. Çocuk, arkadaslarinin yanina döndügünde, bir kenara çekilerek onlari seyretmeye basladi. Ve bütün israrlara ragmen oyuna katilmadi. Arkadaslari, "Niçin oynamiyorsun? diye sordular. En güzel misketleri sen kazanmistin. Çocuk, inci gibi yaslar süzülen gözlerini arkadaslarindan kaçirmaya çalisirken, "Misketlerim, bu elbiselere yakismayacak kadar güzeldi" dedi. "Bu yüzden onlari, bayramlik kabanimin cebine sakladim. " Aslinda her yasta ama farkli sekillerde hep birileri tarafindan kandirilip sonra da bir kenara firlatilmadik mi? Isimizde, askta, dostlukta, arkadaslikta, belki ailemizde, belki çevremizde... Kimin umurunda "bir baskasinin" duygulari, hissettikleri veya kandirilmasi? Gözyaslari ya da kalp kirikliklari? Bir ömür kalan izler? Ne yazik ki külliyen hiç kimsenin... Keske.... Keske.... Farkli olabilseydi her sey. Biraz daha hassas, dürüstçe, biraz daha yüreklice...Ve biraz daha insanca... | 743da590336d | [
"culturax",
"hplt2"
] |
Adını yaşanan maden faciasıyla duyuran Manisa’nın güzel ilçesi Soma için güzel haber geldi.
Türkiye’nin en büyük çimento fabrikası Manisa’nın Soma ilçesine kuruluyor.
Türkiye’nin en büyük çimento fabrikası Manisa’nın Soma ilçesinde yapılıyor. 200 milyon dolarlık bir yatırım olan ve binden fazla insana istihdam sağlayacak olan fabrikanın 2018’e kadar tam kapasite çalışması hedefleniyor.
AK Parti Manisa Milletvekili Uğur Aydemir bir dizi ziyaret ve programa katılmak üzere Soma’ya geldi. İlk olarak Cenkyeri’nde eski belediye başkanı Meyhet Kaya’nın babasının vefatı dolayısıyla hayrına katılan Aydemir ardından ilçedeki yatırımları inceledi. Soma Çimento Fabrikasında incelemelerde bulunan AK Parti Manisa Milletvekili Uğur Aydemir Genel Müdür Ali Kalemkaş’tan bilgi aldı. Kalemkaş, fabrikanın 2018’e kadar tam kapasite faaliyete gireceğini ve toplamda 200 milyon dolarlık yatırım yapılacağını vurguladı. Soma Çimento Fabrikası’nda 1000’in üzerinde kişinin çalışacağını kaydeden Kalemkaş Türkiye’nin en önde gelen Çimento Fabrikalarından biri olacağını belirterek, çevreye sıfır zararlı bir tesis olacağını da sözlerine ekledi.
AK Parti Manisa Milletvekili Uğur Aydemir 6 binin üzerinde çalışanıyla madencilikte Soma’nın en fazla işçi çalıştıran firması İmbat Madencilik’i ziyaret ederek Genel Koordinatör Gökalp Büyükyıldız ile bir araya geldi. Aydemir’e Soma Belediye Başkanı HASAN Ergene ile AK Parti İlçe Başkanı Şeref Kavruk ve partilileri eşlik etti.
13 Mayıs maden faciası sonrasında madencilikte çok büyük aşamalar kaydedildiğine dikkat çeken AK Parti Manisa Milletvekili Uğur Aydemir işçilerin gerek sosyal gerekse ekonomik anlamda hak ettiği ücretleri almaya başladığını belirterek, “Helali hoş olsun, sonuna kadar hak ediyorlar” dedi.
İş sağlığı ve güvenliğine ilişkin de konuşan Aydemir, “Biz bir işçinin dahi burnu kanasın istemiyoruz. Siz de öyle istiyorsunuz. Manisa ve soma bir daha böyle bir acıyı kaldıramaz. Çok teşekkür ediyoruz, sizler İmbat Madencilik olarak İş Sağlığı ve İş Güvenliği’ne riayet ediyorsunuz. Önem veriyorsunuz. İnşallah bütün maden ocaklarında da bu şekilde önem verirler. Hem bu kömürü çıkartan memnun olsun, hem işveren memnun olsun, hem de ülke ekonomisi çıkacak yer altı zenginlikleriyle memnun kalsın. Önce iş sağlığı ve güvenliği sonra üretim. Ne olursa olsun önce can” şeklinde konuştu.
İmbat Genel Koordinatörü Gökalp Büyükyıldız ise “Bizim birinci görevimiz çalışanlarımızın evinden geldiği gibi tekrar evine sağlıklı bir şekilde gitmesi birinci görevimiz. Biz bu işin bilincindeyiz. Kesinlikle kadro olarak tüm tedbirleri en üst düzeyde aldık. Çalışanlarımız da bu bilinçle çalışıyor. 13 Mayıs madencilik sektöründe bir milat. Yer altında ve yer üstünde çok ciddi iyileştirmeler yapıldı. Biz de firma olarak çok ciddi yatırımlar yaptık” ifadelerini kullandı. | 7ea3e98612d0 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Akşam saat 18.00’da Şarkikaraağaç ilçesine bağlı Aşağıdinek köyünde, Adem Çemrek isimli vatandaşın ahşap evinde henüz belirlenemeyen bir nedenle yangın çıktı. Alevler bir anda Çemrek’in evini sararken, evde yaşayanlar ve komşuları alevlere müdahale etti.
İTFAİYE EKİPLERİ ANINDA MÜDAHALE ETTİ
Adem Çemrek’e ait evin hemen bitişiğindeki diğer evlere sıçramadan alevlere son anda müdahale edildi. Bölgeye çok sayıda itfaiye ekipleri sevk edildi. Çıkan yangında köy halkı korku içinde alevleri söndürmek için seferber oldu. Olay yerine Yalvaç ve Şarkikaraağaç itfaiye ekipleri sevk edildi. 4 saat süren yangında 1 ev ve yanında bulunan samanlık tamamen kullanılamayacak vaziyette kül oldu. Evleri yanan vatandaşlar gözyaşlarına boğuldu.
YOĞUN ÇABA HARCANDI
İtfaiye ekipleri yangını kontrol altına alabilmek için yoğun çaba harcadı. Olay yerine gelen Şarkikaraağaç İlçe Kaymakamı Yaşar Çarkanat, yetkililerden bilgi aldı. Vatandaşlarla konuşarak sıkıntılarını dinleyen Yaşar Çarkanat, yangınla ilgili olarak mağdur olan aileye "Devlet Her Zaman Yanınızda, ne gerekiyorsa yapılacak" diyerek mağdur aileyi teselli etti. | e03e7b84ed3f | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Arabasına bomba konulan Tatar müftüsü İldus Fayzov, patlama ağır yaralanırken İldus Fayzov'un yardımcısı evinin önünde kurşunlanarak öldürüldü.
Rusya Federasyonu'na bağlı Tataristan Cumhuriyeti'nde düzenlenen saldırılarda bir müftü öldürüldü; bir müftü yardımcısı da yaralandı.
Tataristan Müftüsü İldus Fayzov, Kazan kentinde bir radyo istasyonundan ayrıldıktan sonra bindiği otomobil infilak etti; olayda Fayzov yaralandı. Aynı dakikalarda eskiden müftü yardımcısı olan Valiulla Yakupov evinin yakınlarında vurularak öldürüldü. Yakubov'un vurulmasına rağmen otomobiline kadar gidebildiği belirtildi.
Yakubov, Bölge Müslümanları Dini Yönetimi Eğitim Dairesi Başkanıydı.
Interfax Haber Ajansı, Yakubov'un Rusya'nın ilk İslam yayınevini kurduğunu ve kökten dinciliğe sert şekilde karşı çıkan bir din adamı olduğunu kaydediyor.
Müftü Fayzov'un da, kökten dinci Müslüman grupları eleştirmesiyle tanındığı belirtiliyor.
Bölgede daha önce de müftüler çeşitli ölümcül saldırılara hedef olmuştu.
Bu son saldırıların ardındaki nedenler henüz belirlenememişse de, Rusya Soruşturma Komisyonu sözcüsü Vladimir Markin, her iki din adamının aşırı uçlardaki görüşlerle mücadele ettiklerine dikkat çekti ve saldırıların arkasında görevleriyle bağlantılı faaliyetlerinin bulunması olasılığının soruşturulduğunu açıkladı.
Rusya Federasyonu'ndaki İslamcılar bir halifelik kurma isteklerini belirterek Rus yetkililere karşı şiddet eylemlerine girişiyorlar. Ancak bu grupların faaliyetleri daha çok Çeçenistan, Dağıstan ve İnguş Cumhuriyeti'nde yoğunlaşıyor.
Şimdiye dek Tataristan'da durum, söz konusu bölgelere kıyasla daha sakindi ve Cumhuriyet, Rusya'da dini hoşgörü simgesi olarak örnek gösteriliyordu.
Interfax Haber Ajansı, bu son saldırıdan sonra Tataristan'daki din adamları ve dini alanlar çevresinde güvenlik önlemlerinin sıkılaştırıldığını bildirdi.BBC TÜRKÇE
Bırakın Fikirleriniz Özgür Kalsın ! http://www.alternatifforum.org
Dunyadinleri.Com Yöneticisi
Yorumlar : 0Newsweek'in kapağına İslam Tepkisi
Yorumlar : 0Almanya'da Müslümanlardan Boko Haram tepkisi
Yorumlar : 0Karadağ’da, İslam resmi din olarak tanındı
Yorumlar : 0Almanya'da bir eyalet daha İslam anlaşması hazırlıyor
Yorumlar : 0Avusturya Müslümanlara ait kreşleri kapatmak istiyor
Yorumlar : 0'İslam Vakfı'nın kuruluşunda Müslümanlar pek dikkate alınmıyor'
Yorumlar : 0Dağıstan'da bir imam daha öldürüldü
Yorumlar : 0Gaziantep’te ‘Kutlu Doğum Sempozyumu"
Dark Budha
Evrim KAYA
Demet Sezgili
kenan 791
Islamic State
rukiye egl | 4195e7f7444f | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Yazın tam ortasındayız! Ve size en sevdiğim aylardan Temmuz’un mutluluk takvimi ile merhaba demek istedik.
Temmuz bize mutluluklar, heyecanlar ve kocaman hayaller getirsin.
Temmuz ayı listemizin teması ise Özgürlük!
1- Plajlarda tüm kaygılardan uzak, özgürce takıl. Bırak kumlar üzerine yapışsın, saçların darma dağın olsun.
2- Bohem takıl. Elindeki elbiselerden, en çiçekli, en özgür kız modunda olanı üzerinden çıkarma. Abartılı ve renkli takılar takmayı unutma.
Mutlaka bir kimonon olsun ve özellikle jean şortlarının üzerine giyerek özgür kız imajını parlat:)
3- En sevdiğin müzikleri dinle. Kulaklığın en yakın arkadaşın olsun.
4- Kitaplardan ilham almayı unutma.
5- Bisiklete bin. Hem sağlığın hem güzelliğin hem de uzak yerlere gitme duygusunu tatman için.
6- Yogaya başla. Ruhuna daha iyi gelen bir spor bulamassın:)
7- Kendini dinle. Hem de en derinden. Senden daha ötesi ve önemlisi yok unutma!
8- Aşık ol:) Kolay değil ama kendini yaza ve aşka motive et. Eminim aradığın karşına çıkacak.
9- Kendin ol. Daha güzeli yok. Bu Temmuz kendin olmanın güzelliğinin tadını çıkar. Kimsenin fikirlerini çok önemseme. Ne istiyorsan ona odaklan ve yazın tadını çıkar.
#mutluyumçünkü takımı
Yeni Yıl Mutluluğu | 87d5a43c8a4e | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Karakterleri birbirlerine çok benzeyen bu nedenlede çok iyi anlaşan iki arkadaş kendi yaşadıkları hayat ve kimliklerden çok sıkılmışlardır. Büyük bir plan yaparlar ilk önce kendi kimliklerinden kurtulmaları gerekmektedir. Bunun için ise ölmeleri lazımdır o yüzden ilk aşama olarak kendi ölümlerini planlamak ve sonrasında yeni kimliklerle hayata yeni başlangıç yapmak olacaktır. Tabikide bu planlar yüzde yüz kusursuz işlemez ve başları belaya girecekir ünlü oyuncuların başrolde oynadığı komedi filmi The Do-Over 2016 filmleri arasına ismini yazdırmış güzel bir filmdir fullhdfilmizle.tv
Oyuncu listesi güncellenmektedir. | 4bb4a7109cbc | [
"c4",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı'nda saat 11.00’de buluşma. Pegasus Havayolları PC 769 seferi ile 13.00’te Tiran’a hareket. Bir buçuk saatlik uçuşun ardından 14.35’te Tiran'a iniş yapıyoruz. Pasaport kontrolü ve resmi işlemler sonrasında, tur boyunca bizlere hizmet sunacak olan tur rehberimiz ve aracımızla buluşup alandan ayrılıyoruz. Şehir merkezinde panoramik Tiran şehir turumuzda Ethem Bey Camii, Saat Kulesi, İskender Bey Heykeli ve Meydanı, Janna Nehri görülecek yerler arasındadır.Tirandan sonra Arnavutluk un liman şehri Dures e hareket ediyoruz.Duras şehri panoramik turumuzdan sonra Otelimize varışımızla birlikte odalara yerleşme ve serbest zaman.
2.Gün: Durres - Elbasan –Struga - Ohrid
Alınan sabah kahvaltısının ardından otelden ayrılıyoruz. Elbasan’a hareket. Elbasan’da göreceğimiz yerler arasında Fatih döneminden kalan bir kale, II. Beyazıt döneminden Hünkâr Camii, II. Abdülhamit’in yaptırdığı Saat Kulesi ve 17. yüzyıldan kalma çifte hamam yer alıyor. Elbasan’dan hareket ile yolculuğumuz Ohri'ye doğru devam ediyor. Pasaport işlemlerinden sonra Makedonya’nın Ohri şehrine varış. Öğlen yemeğinin ardından rehberimizin ekstra olarak organize edeceği yaklaşık yarım saat süren göl kıyısı yolculuktan sonra, bir doğa harikası olan Ohri gölünün kaynağını temaşa ediyoruz. Kısa molanın ardından, Slav dünyasının kullandığı Kiril alfabesinin kurucuları Az. Kiril ve Metodi’nin de görev aldığı ve ikamet ettikleri Az. Naum Manastırı’nı ziyaret ediyoruz. Manastırın içinde aynı zamanda Sarı Saltuk efsanesinin taş oyma ile anlatılan bir lahitine de rastlıyoruz. Az. Naum’dan ayrılıp Ohrid’e geçiyoruz. Geceleme otelimizde. Dileyen misafirlerimiz ile birlikte ekstra Makedon gecesi turu.
Ohrid Gölü Turu: 15 Euro
Makedon Gecesi Turu: 25 Euro
3. Gün: Ohrid –Kalkandelen-Tetovo-Üsküp
Alınan sabah kahvaltısının ardından otelden ayrılıyoruz. Balkanların incisi olarak ün yapmış olan şehri keşfe dalıyoruz. Farklı imparatorluk ve kültürlere ev sahipliği yapmış, bin yıldan eski olan Ohri şehrini geziyoruz. Sur içi şehir gezisi ile başlayan Ohri macerasında, eşsiz göl manzarası eşliğinde gezerken; Slav Ortodoks akımının doğduğu yer olarak kabul edilen Az.Kliment kilisesi, Az. Kaneo, Aya Sofya kiliseleri, Roma dönemine ait Antik Tiyatro, Elveda Rumeli dizisinde Kaymakamlık binası olarak kullanılan tarihi konak, 18 yy. Türk mimarisinin izlerini taşıyan konakların bulunduğu tarihi sokak, Ohri çarşısı, Çınar meydanı, Halvetilik kültürünü yaşatan Pir Mehmed Muhammed Hayati Dergâhı ve Camisi ziyaret edeceğimiz yerler arasındadır.Yolumuza Kalkandelen üzerinden devam ediyoruz ve Uskube variyoruz. Ünlü şairimiz Yahya Kemal Beyatlı’nın doğum yeri olan Üsküp’te Yahya Paşa Camii, Saat Kulesi, Türk Çarşısı, İsa Bey Camii, Mustafa Paşa Camii, Murat Paşa Camii, Kapan Han, Sulu Han, Davut Paşa Hamamı, Taş Köprü bulunmaktadır. Vardar Nehri'nin kıyısından ve nehrin öteki tarafında bulunan Türk ve Yahudi mahallelerini seyrederek yürüyoruz. Bu yürüyüşümüzde Makedonya Meydanı'nı, Osmanlı Köprüsü'nü ve Davut Paşa Hamamı'nı dışarıdan göreceğiz. Ardından Türk Çarşısı'na gidiyor ve Türk Çarşısı'ndaki tarihi eserleri görmeye başlıyoruz. Göreceğimiz bir diğer yapı olan ve eski Türk Çarşısı içinde yer alan ve 1550 tarihli Kurşunlu Han günümüzde Güzel Sanatlar Akademisi olarak kullanılıyor. Osmanlı döneminde 17 han binası inşa edilmiş olan Üsküp’te günümüzde 3 han binası kalmıştır. 15. yy’ın 2. yarısında inşa edilmiş Sulu Han ve Kapan Hanı’nı ziyaretlerin ardından Üsküp’ün sembol eserlerinden biri olan ve 16. yy.da inşa edilmiş saat kulesini, 14. yüzyılda yapılmış erken dönem camilerimizden Sultan Murat Camii'ni ve yine aynı yüzyıldan kalma İsa Bey Camii’ni ziyaret ediyoruz. Akşam konaklama Üsküp te.
4.Gün: Prizren - Pristine - İstanbul
Alınan sabah kahvaltısının ardından çok erken otelden ayrılıyoruz ve Prizren’e varıyoruz. Balkanlar’ın belki de en güzel ve en şirin kentlerinden birisi olan ve mimari silueti, yol ve dükkanlardaki Türkçe ibareleri ile hemen ilk görüşte Anadolu Osmanlı kenti izlenimini veren ve Osmanlıların 37 cami inşa ettikleri Prizren’de göreceğimiz ilk eser, süslemeleriyle ünlü Sinan Paşa Camii’dir. Halveti Tekkesi, Bayraklı Camii ve Gazi Mehmet Paşa Hamamı’nı gördükten sonra Pristineye Havaalanina Dogru yol aliyoruz. Saat 11:30 da havaalanı na varıyoruz .Uçuş pegasus havayolları PC ___ sefer nolu tarifeli uçak 13:25
Fiyata Dahil Olan Hizmetler
İSTANBUL –TİRAN GİDİŞ /PRİSTİNE İSTANBUL DÖNÜŞ PEGASUS H.YOLLARI UÇAK BİLETİ
Belirtilen kategori otellerde 3 gece kahvaltı dâhil konaklamalar
• Havalimanı-otel-havalimanı transferleri
• Tüm şehirlerarası transferler
• Panoramik şehir turları
• Profesyonel Türkçe rehberlik hizmetleri
Fiyata Dahil Olmayan Hizmetler
• Zorunlu seyahat sağlık sigortası
• Yurt dışı çıkış harcı bedeli
• Her türlü otel ekstraları ve kişisel harcamalar
• Opsiyonel turlar
• Müze ve ören yerleri giriş ücretleri
GENEL ŞARTLAR
• Ulaşım ve rehber iletişim bilgileri tur hareketinden 48 saat önce iletilecektir.
• Rehberlerimiz gerekli gördüğü takdirde ekstra turların günlerinde ve güzergahlarında değişiklik yapabilirler.
• Yol üzerinde yapılacak ekstra turlarda, tura katılmayacak olan misafirlerimiz rehberlerimiz tarafından kente girmeden önce yol üzerinde yer alan dinlenme alanlarına yönlendirilecektir | f270051b43b0 | [
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Sayın Çelik, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı görevini devraldı
04 Aralık 2015
Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun açıkladığı 64. Hükümet'te Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı görevine getirilen Faruk Çelik görevini Kutbettin Arzu'dan devraldı.
Bakanlığın Mehmet Akif Ersoy Konferans Salonu'nda gerçekleştirilen devir-teslim töreninde Bakan Çelik, konuşmasına "Topraktan geldik toprağa döneceğiz" sözleriyle başladı.
Bakan Çelik, tarım ve hayvancılığın önemine dikkati çekerek, geçmişteki kadim medeniyetlerin, tarım üzerinden yükseldiğini ifade etti.
Cumhuriyet döneminde 45 bakanın bu bakanlık ile Türkiye'ye hizmet ettiğini öğrendiklerini aktaran Bakan Çelik, AK Parti döneminde Sami Güçlü ile yola çıktıklarını, daha sonra Mehmet Mehdi Eker'in devralmasıyla 10 yılı aşkın süre çok önemli reformlara ve düzenlemelere imza atıldığını kaydetti.
Kabinede birlikte çalışmaktan onur duyduğu Eker ile bu reformları gerçekleştirmeyi ve millete hizmet etmeyi bir görev bildiklerinin altını çizen Bakan Çelik, "Çok şükür ülkemizin çağ atlamasına, büyük bir dönüşüm yaşamasına AK Parti hükümetleri sayesinde vesile olduk. İnsan hayatında tecrübe önemli. Ben uzun yıllar çalışma hayatında görev yaptım. Dolasıyla orada oluşan tecrübelerimiz var ama bu farklı bir alan, bu alandaki tüm deneyimlerden tecrübelerden yararlanacağımızı bu devir teslim vesilesiyle ifade etmek istiyorum" diye konuştu.
Eski Bakanlar Mehdi Eker ve Kutbettin Arzu'ya hizmetlerinden ötürü teşekkür eden Bakan Çelik, en büyük teşekkürü ise "isimsiz kahramanlar" olarak tanımladığı bakanlık çalışanlarının hak ettiğini söyledi.
Bakan Çelik, çalışmayı seven bir insan olduğunu vurgulayarak, "Bayrağı devralarak taşınması gereken nokta neresi ise oraya bir takım ruhu içerisinde taşıyacağımız konusunda kimsenin de endişesi olmasın" dedi.
"Bayrağı daha ileri taşıyacağına inanıyorum"
Türkiye'de 59, 60, 61 ve 62. hükümetlerde Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı yapan Mehmet Mehdi Eker ise konuşmasında Faruk Çelik'e bakanlık görevinin devredilmesinden dolayı duyduğu memnuniyeti dile getirerek başladı.
Eker, işçiler ile çiftçiler arasında çok yakın bir ilişki olduğuna dikkati çekerek, iki meslek grubunun da emekleri ve alın terleriyle geçindiklerini bildirdi.
Çelik'in Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı olarak zorlu, sıkıntılı bir sektörün sorunların çözümüne büyük fedakarlıklarla çok büyük katkılar sağladığını dile getiren Eker, bugün tarım sektörünü ve onun sorumluluğunu devraldığını ve bu bayrağı da çok ileri taşıyacağına inandığını söyledi.
Eker, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının bağlı kuruluşlarıyla 74 bin insanın istihdam edildiği bir kurum olduğuna dikkati çekerek, Bakanlığın, ürettiği hizmet standartları ve hizmet kalemleri bakımından Türkiye Cumhuriyeti kuruluşları içerisinde bir numara olduğunu savundu.
Eker, atılacak daha çok adımlar olduğunun altını çizerek, "Bunlar da Sayın Bakanımızın öncülüğünde, sektör paydaşları ve üreticiler ile çiftçiler ile birlikte inşallah daha iyi bir noktaya taşınacak" dedi.
"Görevi, sanat adamından, gönül adamına devrediyorum"
Arzu da AK Parti hükümetleri döneminde Türkiye'de devrim niteliğinde çalışmalar gerçekleştirildiğini ifade ederek, Türkiye'de tarımsal hasılanın 23 milyar dolardan 61 milyar dolara çıktığını kaydetti. Arzu, söz konusu dönemde 4 milyar dolarlık tarımsal ihracatın 18 milyar dolara yükseldiğini, süt üretiminin 8,5 milyon tondan 18,5 milyon tona çıktığını belirtti.
Arzu, 3 ay önce bakanlık görevini eski Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker'den devraldığını hatırlatarak, "Değerli bir siyaset adamından, bir sanat ve edebiyat adamından, Sayın Mehmet Mehdi Eker'den aldığımız bu görevi yine değerli bir devlet adamı ve gönül adamı, ülkemizde Roman açılımının ve Alevi açılımının mimarlarından ve çok riskli bir sektör olan işçi ve işveren ilişkilerini çok iyi sürdüren bir devlet adamına teslim etmenin büyük mutluluğunu yaşıyorum" dedi.
Şanlıurfa, Bursa ve Karadeniz illerinden gelen vatandaşların yoğun ilgi gösterdiği törene Bakan Çelik'in oğulları Safa Yaşar Çelik, Enes Çelik ve kızı Zeynep Çelik'in yanı sıra, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, bakanlık yetkilileri ve çalışanları da katıldı.
Törenin sonunda Bakan Çelik tebrikleri kabul etti. | b477237fbd5b | [
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Kilis'e sığınan Suriyeli savaş mağduru yetimler ile dul kadınların günlük ihtiyaçları, İHH tarafından hazırlanan "Yetim Dayanışma Günleri" projesi kapsamında karşılanmaya devam ediyor. Projeye Gebze ve Dilovası İHH’da destek verdi.
KİLİS, REYHANLI VE SURİYE’YE GİTTİLER
İHH Gebze ve Dilovası Temsilcilikleri tarafından bölgeye yapılan iki günlük ziyaret kapsamında Kilis, Reyhanlı ve Suriye’ye giden temsilciler bölgeye hem yardım desteğinde bulundu hem de bir dizi ziyaretlerde bulundular.
KARDEŞLİK DUYGUSUYLA HAREKET ETMELİYİZ
İHH Dilovası Temsilcisi Ayhan Akbulut, yaptığı açıklamada, iç savaş nedeniyle Suriye'de yaklaşık 500 bin çocuğun yetim kaldığını söyledi. Akbulut, "İHH olarak başlattığımız faaliyetlerimiz kapsamında Ülkelerindeki iç savaştan kaçıp Türkiye'ye sığınan yaklaşık 100 bin Suriyeliye ev sahipliği yapan Kilis'te, yetim çocuklar ve savaş mağduru dul kadınlara sahip çıkmaya çalışıyoruz. İHH’nın ülke genelinde başlattığı çalışmaya bizde Dilovası ve Gebze Temsilcilikleri olarak destek sunmak için sivil toplum kuruluşlarımız ve hayırsever vatandaşlarımızdan topladığımız gıda ve giyecekleri burada bulunan yetim çocuklarımıza teslim ettik. Yetimler diğer çocuklara göre daha mahcup ve mahzun. Bu çocuklarımıza sahip çıkmamız gerekiyor. Bundan dolayı çalışmalarımızı hızlı şekilde devam ettiriyoruz. Buradaki insanlar gerçekten çok zor durumda. Hepsi uzanacak bir yardım elini bekliyor. Kardeşlik duygusu ile hareket etmeli ve bu yardımı onlardan esirgememeliyiz."dedi.
Toplam 4 sayfadan 1. sayfadasınız.
Etiketler: Etiket Eklenmemiş. | 260ca7158746 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Netsec, Türkiye'deki bilgi ve bilişim güvenliği çalışmalarına destek vermek amacıyla 2006 yılında kurulmuş gönüllü bir oluşumdur. E-posta listesi olarak 2006 - 2009 yılları arası hizmet vermiş olan NetSec, 2010 yılı itibariyle Ankara ve İstanbul'da düzenli etkinlikler gerçekleştiren ve siber güvenlik dünyasının nabzını tutan profesyonel bir topluluk haline gelmiştir.
“NetSec Topluluğu Siber Güvenlik Etkinliği” 11 Ağustos tarihinde Microsoft Türkiye Ankara Ofisi’nde gerçekleştirilecek.On birinci yaş gününü kutladığımız, 3.500’den fazla ağ, sistem, yazılım ve güvenlik uzmanının bir araya geldiği NetSec Ağ ve Bilgi Güvenliği Topluluğu’nun Ankara’da düzenlenecek olan Siber Güvenlik Etkinliğine katılım ücretsizdir.
Microsoft Türkiye Ankara Ofisi’nde yapılacak olan birbirinden farklı teknik konularda, ürün tanıtımı ve reklamdan uzak, gerçek hayat tecrübelerini içeren NetSec oturumlarına sizleri davet ediyoruz.
Bu yıl üçüncüsünü gerçekleştireceğimiz NetSec Ağ ve Bilgi Güvenliği Topluluğu Siber Güvenlik etkinliği için katılımınızı ve katkılarınızı bekliyoruz.
Etkinlikte kayıt zorunlu ve katılım ücretsizdir.
Etkinliğimizde gündeme getireceğimiz konular ve konuşmacılar önümüzdeki günlerde paylaşılacaktır. Sınırlı kontenjan sebebi ile kayıt için öncelik kurumsal firma çalışanlarına ayrılmıştır.
Etkinlik ile ilgili görüşleriniz için [email protected] adresimizi kullanabilirsiniz.
Sponsor: Microsoft Türkiye
Program: Yakında Açıklanacak
Tarih: 11 Ağustos Perşembe
Yer: Microsoft Türkiye Ankara Ofisi
Kayıt: http://netsec.eventbrite.com
Tarih: 11 Ağustos Perşembe
Yer: Microsoft Türkiye Ankara Ofisi
Kayıt: http://netsec.eventbrite.com | 4ab44179c01a | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Redwolf Tattoo; Mimar Sinan Üniversitesi, Heykel Bölümü mezunu Ahmet Güngör tarafından 2006 yılında kurulmuştur. Kurulduğu günden beri ilkemiz; sağlık risklerinden uzak bir ortamda güzel bir dövmeye sahip olmanızı sağlamaktır. Sizlere herzaman iyi bir dövmenin yanı sıra steril ve sıcak bir ortam sunmaktan gurur duyuyoruz.
İyi bir dövmeye sahip olmanın ana şartı kaliteli malzemelerle yapılmış olmasıdır. Bu yüzden biz Redwolf Tattoo olarak her zaman en kaliteli malzemeleri kullanıyoruz. Boyalar ve iğneleri zaman zaman misafir dövmeci olarak gittiğimiz Almanya’ dan tedarik ediyoruz. Sizlere de tavsiyemiz “merdiven altı” diye tabir edilen; ne tür boyalar ve kaç kişide kullanıldığı meçhul iğnelerle dövme yapan, herhangi bir resmi kaydı olmayan, “nispeten” uygun fiyatlı “dövmeci” lerden uzak durmanızdır.
Tüm boya ve iğnelerimiz AB standartlarına uygun ve CE sertifikalıdır. Dünya Sağlık Örgütünden (WHO) onaylı ve vücuda uyumluluğu test edilmiş ve onaylanmışdır.
Dövme ve piercingde kullandığımız tüm sarf malzemelerimiz tek kullanımlıktır. Dövme ve piercingde kullanılan iğneler kapalı steril paketlerde olduğundan hijyeniktir. Sizin için kullanılan boya, iğne gibi malzemeler işlemin bitiminde hemen imha edilir.
Redwolf Tattoo gereken çalışma ve ustalık belgelerine sahiptir. Stüdyomuz ayrıca Dövmeciler Derneği (VÜSAD) üyesidir. | c4e5126195a3 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Sitemize Hoş geldiniz Firmamızın resmi web sayfasına hoşgeldiniz. Uzun yıllara dayanan araç kiralama deneyimimiz ile siz değerli müşterilerimize kaliteli hizmetler sunmaktayız. Sürekli gelişmekte olan İzmir oto kiralama sektöründe önemli bir konumda bulunmakta ve müşterilerimizin taleplerini en iyi şekilde karşılamaktayız. Firma olarak vermiş olduğumuz hizmetin arkasında durmakta ve profesyonel ekibimiz ile en doğru hizmeti sağlamaktayız. Araç kiralama hizmeti sunarken siz değerli müşterilerimizi bekletmeden zamanında aracınızı teslim ediyor ve yine zamanında teslim alıyoruz. Bizler İzmir araba kiralama isteklerinizde günün her saatinde yanınızdayız. Web sitemiz üzerinden dilediğiniz saatte online rezervasyon yapabilirsiniz. Firmamız sizlere en kısa sürede geri dönüş sağlayacaktır. Bizi tercih ettiğiniz için teşekkür eder, iyi yolculuklar dileriz.
Güvenli Araç Kiralayın Şirketimiz uzun yıllardır İzmir araç kiralama sektöründe faaliyet göstermektedir. Profesyonel anlamda araç kiralama hizmetleri sunan firmamız yüksek model ve yetkili servis bakımlı araçlar ile müşterilerine sorunsuz hizmetler sunmaktadır. Günümüzde bir çok firma ve şahıslar araç kiralayan kişileri mağdur etmektedir. Düşük model ve bakımsız araçlar ile faaliyetlerde bulunan bazı işletmeler bu konuda ciddi sıkıntılara sebebiyet verebilmektedir. Son model araçları ekonomik fiyatlar ile kiralamak istiyorsanız İzmir Rental Cars sizler için vazgeçilmez bir adres haline gelecektir. | 90667042163b | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Pamukçuk hastalığı nedir ?
Genellikle bebeğin doğumunun ilk haftasının sonunda kendisini gösteren bir dil ve ağız hastalığıdır.
Pamukçuk hastalığı neden ileri gelir ?
Mantar veya mantar sınıfından ilkel bir bitkiden ileri gelen bir hastalıktır.
Bu mantar nereden gelmektedir ?
Genellikle vajinasında hafif bir mantar hastalığı bulunan anneden. Çocuk rahimden çıkarken bu mantarla enfekte olur. Mantarın gelişmesi yaklaşık bir hafta sürer. Hastalık, ayrıca enfekte olan bir çocuğun kullanmış olduğu biberon başlıklarından da başka bir çocuğa bulaşabilir.
Pamukçuk ciddî bir hastalık mıdır ?
Hayır, çok rastlanan bir hastalıktır.
Pamukçuğun tedavisi nasıl yapılır ?
Mor kantaron (gentian violet) bir çubuğa sarılmış pamuk ile hafif hafif bebeğin ağız, dil ve damağına sürülür. Ayrıca mantara karşı bir ilâç olan «Nystatin» yine bu şekilde sürülebilinir veya bebeğe yutturulur.
Pamukçuğun tedavisi uzun sürer mi ?
Hayır. Bir hafta ile on gün arası bebek tamamen iyileşir.
Pamukçuk önlenebilir mi ?
Eğer annenin vajinasında ifrazat yapan bir mantar hastalığı olduğu bilinirse, doğumdan önce tedavi edilmesiyle önlenebilinir.
Hastanelerde bebeklere ayrılan bölümde bir bebekte pamukçuk görülürse bu bebek tecrit edilmeli midir ?
Evet. Böylece hastalığın öteki bebeklere bulaşması önlenir. Hasta bebeğin bakımında kullanılan bütün kap, çatal, bıçak ve kaşıklar da ayrı tutulmalıdır. | 692ec43aab4e | [
"culturax",
"hplt2"
] |
İdam İsteyen Gençler Hükümete İsyan Etti
3.02K Gösterim0 Yorum0 Favori
İdam İsteyen Gençler Hükümete İsyan Etti
Sultan Mahallenin Ağır Abisi Milletvekillerinin Alayına İsyan Etti
4.50K Gösterim0 Yorum0 Favori
Sultan Mahallenin Ağır Abisi Milletvekillerinin Alayına İsyan Etti
Fatih Çarşamba’da Görenleri Şaşırtan İlginç Resim
4.90K Gösterim0 Yorum0 Favori
Fatih Çarşamba'da Görenleri Şaşırtan İlginç Pankart
Böyle Bir Milli Görüşçüye Can Kurban
1.10K Gösterim0 Yorum0 Favori
Böyle Bir Milli Görüşçüye Can Kurban
Romanların Recep Tayyip Erdoğan Sevgisi
3.77K Gösterim0 Yorum0 Favori
Romanların Recep Tayyip Erdoğan Sevgisi
Türkiye ile Rusya savaşın eşiğinde
3.72K Gösterim0 Yorum0 Favori
Rus askeri uzman Alexander Golz, DW Rusça Servisi’nin sorularını yanıtladı. Golz, NATO’nun savaştan özellikle kaçınmasına karşın Moskova ile Ankara arasındaki gerginliğin tırmanmasını ‘tehlikeli’ olarak gördüğünü söyl...
Rus uçağın düşürülmesinde Ülkü Ocakları’nın bağlantısı olabilir
2.17K Gösterim0 Yorum0 Favori
Kommersant gazetesi, MHP'nin gençlik kolları olarak bilinen Ülkü Ocakları'nın, Mısır'ın Sina Yarımadası'nda düşen ve 224 kişiye mezar olan uçaktaki patlamayla bağlantılı olabileceğini iddia etti Kommersant'a bilgi ve...
Bütün İnsanlığın İzlemesi Gereken Röportaj
1.53K Gösterim0 Yorum0 Favori
Hükümet Yetkililerinin Acil İzlemesi Gereken Video
Alparslan Çelik cenazeye katıldı
557 Gösterim0 Yorum0 Favori
Rus istihbaratının hedefindeki isim olan Alparslan Çelik, Fatih İlçe Başkan Yardımcısı İbrahim Küçük'ün cenaze törenine katıldı.Hava sahamıza girdiği için düşürülen Rus savaş uçağından paraşütle atlayan pilotu öldürdü...
CHP İstanbul Milletvekili Selina Doğan’ndan haddini aşan sözler: Allah’tan korkmuyoruz
2.35K Gösterim0 Yorum0 Favori
CHP İstanbul Milletvekili Selina Doğan, Meclis'te yaptığı konuşmada büyük bir skandala imza atarak "Her ne kadar Sayın Cumhurbaşkanı hukuku göz ardı etmeyi buyurmuş olsa da, 'biz Allah'tan değil, hukuktan ve bu ülkeni...
Rusya’dan akıllara zarar Türkiye açıklaması
3.40K Gösterim0 Yorum0 Favori
Rusya Genelkurmay Başkanlığı Askeri Akademisi Müdür Yardımcısı General Sergey Çvarkov, Türkiye ile ilgili akıllara zarar bir iddiada bulundu.Türkiye'nin 24 Kasım'da Rus savaş uçağını düşürdüğü tarihin bilinçli bir ter...
Rusya denizden vurdu! Çok sayıda ölü ve yaralı var
1.26K Gösterim0 Yorum0 Favori
Rusya, Akdeniz'de konuşlandırdığı savaş gemisinden füze fırlatarak Suriye'nin İdlib İline bağlı Salkin Kasabası'nı vurdu. Saldırıda 20 kişi öldü, 40 kişi yaralandı.Suriyeli yerel kaynaklar yerleşim yerlerinin hedef al... | cb7fee0e9ba5 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Güneş, burada basın mensuplarına yaptığı açıklamada, Kenan İskender ile uzun yıllar birlikte olduklarını belirterek, "Yakınlığımız abi-kardeş gibiydi. Trabzonspor için çok çalışan, kulübü her zaman işinden ve ailesinden önde tutan biriydi. Biz de öyleydik. Öyle bir takımdık. Futbolcuyken, hoca iken her zaman bana destek oldu. Trabzonspor’dan ayrılıp diğer takımlara gittiğim zamanlarda benim hep başarılı olmamı istiyordu. Hep doğru ilkeli ve düzgün bir iş yaparak başarılı olmamı istiyordu. Hata yapmamı engelleyen, beni etkileyen bir insandı. Benim için özel bir insandı. Onun için bugün konuşmaya geldim aramızdan ayrıldığını da düşünmüyorum" dedi.
Beşiktaş Onursal Başkanı Süleyman Seba’nın da mezarını ziyaret ettiğini belirten Güneş, "Beşiktaş gibi büyük bir camiada görev yaptığım için ona gittim, çünkü onun da benim üzerimde emeği olan insanlardan biriydi" ifadelerini kullandı.
"BEŞİKTAŞ BENİ KARŞILIKSIZ SEVİYOR"
Beşiktaş Teknik Direktörü Şenol Güneş, Trabzon’da kendisine yapılan eleştirilerle ilgili olarak ise, "Şike süreci hiç gündeme gelmeden ben bir toplantı yapmıştım. Takımın başında bendim orada ne söylediklerim belli. Bugünkü düşüncelerimde de değişen bir şey yok. Hak ettiği kupayı almayan Trabzonspor’un benim üzerimden speküle ederek haklarını araması doğru değil. Ben şehrimi ve Trabzonspor’u seviyorum. Beşiktaş beni karşılıksız seviyor. Gittiğim ilk günden beri sahip çıktı. Orada da mutluyum şu anda" ifadelerini kullandı.
AHMET SUAT ÖZYAZICI’YA ZİYARET
Beşiktaş Teknik Direktörü Şenol Güneş, futbolculuk döneminde bordo-mavili forma ile şampiyonluk yaşadığı eski hocası ve bir dönem Trabzonspor’da birlikte çalıştıkları Ahmet Suat Özyazıcı’yı da ziyaret etti. Güneş, "Ahmet Suat Özyazıcı ve Özkan Sümer ile birlikte çalıştım. Onlar zaman zaman ayrı dönemlerde çalıştılar. İkisi sıcak ve soğuk gibiydi. Ben de onların hep ortasında ılık bir şekilde gittim. Ahmet hocamın üzerimde çok emeği vardır. Kendisine çok teşekkür ederim" dedi.
Güneş ile uzun süre sohbet eden Özyazıcı ise ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getirdi ve Güneş’e başarılar diledi.
ÖZKAN SÜMER’E DE GİTTİ
Başarılı teknik adam, Kenan İskender ve Ahmet Suat Özyazıcı’ya yaptığı ziyaretlerinin ardından, Trabzonspor’da yaşadığı iki şampiyonluk hocası olan bordo-mavililerin eski teknik direktörü ve başkanı Özkan Sümer’i ziyaret etti. Güneş, Özkan Sümer’den oyuncu üretimini ve yarışmayı öğrendiğini belirterek, "Özkan hocam bir okul gibiydi. Doğru ve ilkeli duruşu olan bir insandı. Ondan çok şeyler kendimize kattık. Şehri gelirken sadece kupayı kazandığımız için değil, yılların teşekkürünü sunmak için geldim. Bu işin okulu yok. Hatayı az yapmak için uğraştık. Benim de en büyük zenginliğim. Başarı veya başarısızlıktan çok bıraktığın izlerdir önemli olan. Ben sadece Türkiye’de değil, Kore’de de bunları yaşadım. Bir yabancının bana sevgiyle ve saygıyla bakması, futbol kültürünün insan sevgisinin çok olmasından kaynaklanıyor. Güney Kore’nin Seual Kulüp Başkanı’nın, Beşiktaş’ta yaşadığım şampiyonluğun ardından beni araması çok önemli bir olaydır" diye konuştu.
"48 YILDIR FUTBOLUN İÇİNDEYİM OKUMA İŞİNİ NİHAYET ÖĞRENDİĞİMİ DÜŞÜNÜYORUM"
Güneş, Özkan Sümer ile yaptığı görüşme sırasında da "Kendisine oyunu okuyamadığı" şeklinde yapılan eleştirilere göndermede bulundu. Güneş, "48 yıldır futbolun içindeyim. Okuma işini nihayet öğrendiğimi düşünüyorum. Çünkü eskiden oyunu okuyamıyordum. Üniversite bitirdik yine okuyamadık. Bakalım ne yapacağız bilmiyorum" şeklinde konuştu.
Trabzonspor eski teknik direktörü ve eski başkanı Özkan Sümer de Şenol Güneş’in başarısıyla gurur duyduklarını ifade ederek, ziyaretten dolayı teşekkür etti. | aed7e04bfea3 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
SELÜLİT NEDİR?
Selülit özellikle kadınlarda görülen ve adiposit adını verdiğimiz derialtı yağ hücre gruplarının aşırı derecede gelişmesiyle beraber kan ve lenfatik dolaşım üzerine yaptığı baskı, dolaşımın bozulmasına, bozulan dolaşım deri altı dokularında sıvı birikimine ve bağ dokuların yeteri derecede beslenememesine ve deride sonuç olarak çökmelere sebep olur. Bununla birlikte deride portakal kabuğu görünümüne neden olur.
SELÜLİT NEDEN OLUŞUR?
NEDEN ÇOĞUNLUKLA KADINLARDA DAHA ÇOK GÖRÜLÜR?
Selülit kadınların neredeyse tamamında (%90'ı ile %98 'inde )bulunmaktadır. Kilo alımı ile daha belirgin duruma gelmekte ve zayıf kadınlar da bile görülmektedir (Goldman, 2002; Murray ve Pizzorno, 1999).
Selülitin çoğunlukla kadınlarda görülmesinin nedeni, salınan dişilik hormonlarının deri metabolizması üzerinde etkili olmasıdır. Steroid yapısındaki bu hormonlar, diğer etkenlerden bağımsız olarak düşünüldüğünde, deride en çok basenlerde görülür. Daha sonra iç bacak, diz üstü, arka bacak, kolların üst kısmı en çok görülen bölgelerdir. Bu bölgelerde en çok görülmesinin sebebi ise yağ birikimine bağlı olarak selülit oluşumuna neden olmaktadır. Bu nedenle, kadınlarda menopoz sonrası selülit belirtilerinde azalma olduğu bildirilmiştir (Goldman, 2002).
ERKEKLERDE GÖRÜLMEMESİNİN NEDENİ?
Erkeklerde hem düşük yağ oranı hem de deri altındaki yağların depolanma biçiminin farklı olmasından dolayı selülite rastlanmamaktadır.
Aynı zamanda kadınlık hormonu olarak da bilinen östrojenin selülite neden olduğu bilinmektedir ve erkeklerde çok az salgılanan bu hormon dolayısıyla selülite sebep olmaz. Deri kalınlığı da kadınlara göre yüksek olan erkeklerde selülit bir şekilde oluşsa dahi dışarıdan belli olmayacaktır.
SELÜLİTİN ÇARESİ VAR MIDIR?
Bugün pek çok kadın görünüşünden rahatsız olduğu için selülitten kurtulmanın yollarını arıyor. Ancak bir kez vücudunuzda selülit oluşmuşsa piyasadaki hiçbir kozmetik ürün, masaj teknikleri ya da cerrahi yöntemler selüliti yok edemez. Bilimsel olarak henüz hiçbir yöntemin selüliti yok ettiği kanıtlanmamıştır.
Aksine bilim dünyası, doğru bir beslenme ve egzersiz programının dışarıda sunulan çarelere göre çok daha etkili olabileceğini söylemektedir.
On kadından en az sekizinde ortaya çıktığı bilinen selülit problemi için günümüz teknolojisi çare aramaya devam ediyor. Yine de selülite çare olarak sunulan yöntemlerin ne kadar gerçekçi olduğunu hem para ve zaman kaybı yaşamamak hem de hayal kırıklığına uğramamak adına iyice sorgulamalısınız.
Sonuç olarak düzenli spor nedeniyle kas kütlesi yüksek olduğu durumlar hariç, tüm kadınlarda az veya çok selülit görülmektedir. Dolayısıyla, bu durumun cinsiyete özgü ve hormonal bir durum olduğu söylenebilir. | 06d653ce652b | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Kayar Taban Sistemli Transfer Semi Treyler
Hidromak olarak almış olduğumuz kayartabanlı transfer semi treylerlerin teslimatı sürüyor.
Kayar taban, alüminyum profillerden oluşan bir boşaltma sistemi. Semitreylerin tabanına yerleştirilen sistem hidrolik güç vasıtasıyla, atığı boşaltmaktadır.
Kullanım alanı :
Kayar tabanlı sistemler, yürüyen taban olarakta adlandırılmaktadır. Hidromak olarak kullandığımız taban sistemi avrupada üretilmektedir ve türkiyede de kullandığımız metrik sistemlerle uyumludur. Bu sayede kullanılan hidrolik sistem elemanlarının bulunabilirliği fazladır.
Detaylı bilgiyi buradan inceleyebilirsiniz. Ürün sayfamızdan sistemin nasıl çalıştığını görebilirsiniz. | 32e2cc2136cd | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Samsung Ativ SE Görseli Sızdı, Samsung’un merakla beklenen Windows Phone 8.1 işletim sistemli yeni cihazı Ativ SE’nin basın görseli ortaya çıktı. Teknoloji dünyasına yönelik sızıntılarla tanınan Evleaks Twitter hesabından paylaşılan fotoğrafta, cihazın ön ve arka yüzü ayrıntılarıyla görülüyor.
Samsung’un Windows Phone platformu üyesi diğer telefonu olan Ativ S ile benzerliği dikkat çeken yeni cihazda, fiziksel Windows tuşu da benzerliği sağlayan başlıca öğeler arasında yer alıyor. Ativ SE’nin tasarım hatlarında ise Galaxy serisi modellerin etkisini fark etmek mümkün. Cihaz, yuvarlak kenarları ve dokulu yüzeyiyle Galaxy S4’ü andırıyor. | bf688cb9b577 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Trakya Üniversitesi (TÜ) Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Işık Görker, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ebeveynlerin, çocuklarını başka çocuklarla başarı ve davranış biçiminden kıyaslanmasının yanlış olduğunu belirtti.
Anne ve babaların çocuklarını kapasitelerine göre değerlendirmesi gerektiğini anlatan Görker, şöyle konuştu:
''Anne ve babaların çocuklarını, başka çocuklarla kıyaslaması, çocuğun akademik başarısını etkilediği gibi öz güvenini de etkiler. O yüzden çocuğun kapasitesi nasılsa ona göre davranılmalı. Çocuğu başkalarıyla kıyaslamak yerine, ona destek vermek onun yanında olduğunu bildirmek, hem çocuğun anne ve babası arasındaki ilişkiyi üst düzeye taşıyacak hem de çocuğun öz güveni artacaktır.''
-ÖDÜL VE CEZAYA DİKKAT-
Görker, kıyaslamanın yanı sıra çocuğa verilecek ödül ve cezanında çok önemli olduğunu, ailelerin buna da çok özen göstermesi gerektiğini bildirdi.
Ödülün çocukla ailesi arasında ''menfaat ilişkisi'' boyutuna getirmeyeceği türden olması gerektiğini vurgulayan Görker, şunları kaydetti:
''Çocuğa belli ödülleri tabii ki vereceksiniz ama bu ödüller çocuğun performansını engelleyecek şekilde olmamalı. Örneğin bazı aileler çocuğun yaptığı olumlu bir şeyde çocuğa bir oyuncak alır, para verir. Bu menfaat ilişkisine döner ve çocuk bunu böyle kavrarsa ebeveyniyle ilişkisini bu şekilde sürdürür.
Ruhsal bir doyum ilişkisi olmalıdır. Sen derslerini çalışırsan hep birlikte pikniğe gideriz, bisiklete bineriz gibi güzel bir şeyler sunulduğu zaman ruhsal bir doyum sağlanır. Ödül sosyal doyumu sağlayacak nitelikte olmalıdır. Ödül yalnız eşya niteliğinde olursa çocuk mutluluğu bulamayacaktır, bu yüzden aileler ödüllendirirken ödülün çocuğun ruhunu da doyuracak nitelikte olmasına dikkat etmesi gerekir.''
Cezalarında istismar edici olmaması gerektiğini bildiren Görker, ''Cezalandırmada kesinlikler fiziksel istismarlar, ceza olarak uygulanmamalı. Çocuğun anladığı iletişim yolu seçilerek, doğru davranış biçimi anlatılmalı, eğer ki bunda başarı sağlanamıyorsa mutlaka uzmandan yardım alınmalı'' diye konuştu. | a108c8483521 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
1 aydır gündemde. Ben saçlarımı kestiricem ve bir daha da uzatmıycam!
Biliyorsunuz, bir ara nasıl da şiddetle karşı çıkıyordu kestirmeye,
ucundan acık bile kestiremiyorduk. Bu sefer de, işi abartıp,
göz hizasını göstererek, şurada kestireceğim demeye başladı.
Kızım yok öyle bir boy diyoruz, anlamıyor.
Neyse, öyle kararlı anlatamam. Ben onun kadar hazır değildim
rapunzelimin saçlarını kestirmeye öyle söyliim.
İki farklı sebebi olabilir, ilki Megazeka...
Megazeka'yı izledikten sonra oradaki kısacık saçlı kız gibi kestirmek istedi.
2. Yüzme dersinde saçları boneye sığmıyormuş. Artık öğretmenler mi işledi bilemem.
Babası bi doz Rapunzel seyredelim düzelir dedi, denedik, yok olmadı. Kararı karar...
Gerçi ben bir kısa saç severim, ama ne bileyim, makas rapunzel saçlara değince bir tuhaf oldum, ne yalan söyleyeyim.
Sonuçta kuaför koltuğunda bulduk kendimizi.
Bizimki gibi, kendini bildi bileli saçları poposunda yaşamaya alışık biri için çok büyük bir adım oldu.
Ama kestirdikçe nasıl bir mutlandı, hihihiii diye nasıl sevinç duydu anlatamam.
Kestikten sonra da, habire saçlarını oradan oraya atıp durdu.
Bitince de oh be dünya varmış dedi. Çocuk artık ne sıkıldıysa...
Önüne gelene ben saçlarımı kestirdim diye duyuru yaptı.
Enteresan... Hem daha çocuk çocuk oldu, ama bi yandan da büyüdü sanki.
Nereden öğrenmişse öğrenmişsin Hasta la vista!!! (görüşürüz) diye koşarak babasının üzerine atlayan bir kişilik var sonuçta karşımızda...
Hadi bakalım, görüşünceye dek... Hasta la vista Rapunzel, merhaba yeni Yaz!
Haaa söylemiş miydim, büyüyünce Murat Boz'la evlenecekmiş bu arada.... | 9ef071148602 | [
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Merhaba! Hayat nasıl gidiyor?
Benim Rusça derslerimle hayat hızla akıp geçiyor, aslında yavaş yavaş cümleler kurmaya başladım ama burda yazmaya çekiniyorum, bu dili yeni öğrenen biri olarak mutlaka hatalar yapacağım ve müdahale eden birileri çıkarsa moralim bozulacak ;) Ben de tamamen kendime güvenene kadar burada Rusça parçalamaktan vazgeçtim :)
Bu hafta moralimi bozan şey cuma günü Gorki Evi'ne yapacağımız gezinin soğuk hava şartları ve yetersiz katılım nedeniyle iptal edilmesiydi, napalım kısmet değilmiş! Ben de cuma günkü planlarımı evde hobilerime vakit ayırma olarak hızla değiştirdim. Şu sıralar kumaş ve keçelerle haşır neşirim, aslında keçeyi deneyen çok sayıda kişi var, pek bir esprisi kalmadı ama internette yaptığım gezilerde enteresan şeylere denk gelebiliyorum, ve deniyorum, onlardan birkaç tanesi de bu iki kolye oldu...
Bu beni oldukça uğraştırdı, çiçeğin her bir yaprağını tek tek diktim ve kalın keçeyi dikmek çok zormuş! Püf noktası varsa da ben bilmiyorum :)
Bu biraz daha minimalist bir çalışma oldu...
Boyundaki görüntüsü de böyle...
Yazın yapacağım sürpriz çekilişlerimde hediye etmek üzere bu iki kolyeyi bir kenara ayırdım... Bu arada hazır Şubat'ın son gününe girmişken Mart ayının ilk haftasında sürpriz çekilişimi yapacağımı sizlere haber vermek isterim ;)
Geçtiğimiz haftalarda da bir iki yeni şey denedim, onlar da hobi sayfamda
;)
Hepinize harika bir hafta diliyorum! | b2a3ad59ac93 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
MÜSİAD Karşısına Çıkan Bütün Engelleri Kaldırıyor
MÜSİAD dışında Güney Kürdistan’a yatırım yapmak isteyen büyük sermaye grupları MÜSİAD engeliyle karşı karşıya gelmektedirler. Yatırım yapanlar iflas ettirilerek mali çöküntü içine sokulmakta adeta kaçırtılmaktadır. 2003 yılından beri Türkiye’den Güney Kürdistan’a yatırım yapan şirketlerin büyük bir çoğunluğu yatırdıkları sermayeleri ile birlikte iflas ettirilmiştir.
Güney Kürdistan piyasasını tamamen ele geçiren MÜSİAD, Türkiye’deki en büyük sermaye gruplarından olan TÜSİAD’ın Güney Kürdistan’a girişine izin vermemiştir. 2010 yılının son aylarında TÜSİAD yönetiminin Güney Kürdistan ziyaret edeceği belirtilmişti. Fakat bir süre sonra ziyaretin iptal edildiği açıklaması yapılmıştı. Güney Kürdistan’a girdiği iddia edilen patlayıcı yüklü bir araba ile Türk şirketlerine yönelik eylem yapılacağı ihbarı nedeniyle TÜSİAD’ın ziyaretinin ertelendiği belirtilmişti. Daha sonra ‘bombalı araç’ iddiasının AKP ve Fetullah Gülen bağlantılı MÜSİAD’ın MİT ile tezgâhladığı karanlık bir oyun olduğu açığa çıkmıştı. MÜSİAD’ın bomba tezgâhı ile TÜSİAD Güney Kürdistan’a sokulmamıştı.
MÜSİAD ve AKP hükümeti, TÜSİAD’ın yeni yönetiminden memnun değildir. Özellikle TÜSİAD başkanı Ümit Boyner’in Kürt sorunu konusundaki açıklama ve yaklaşımları AKP hükümetinde rahatsızlıklara neden olmuştur. Demokratik Özerkliğe, iki dilli yaşama, demokratik yeni Anayasa çalışmalarına yönelik TÜSİAD’ın bakış açısı, tekçi zihniyetin temsilcisi AKP hükümetini kaygılandırmaktadır.
AKP hükümetinin TÜSİAD’ı hedef alan açıklamalarının altında bu rahatsızlıklar yatmaktadır. Tayip Erdoğan ve Abdullah Gül’ün bütün yurtdışı ziyaretlerinde götürülen iş adamlarının çoğunluğu MÜSİAD’ dan seçilmektedir.
Hatırlanacağı üzere 90’lı yılların ortalarında TÜSİAD’ın Kürt sorunu konusundaki açıklamaları dönemin savaş hükümetleri tarafından şiddetle kınanmış ardından TÜSİAD başkanı Sakıp Sabancı’nın kardeşi derin devletin taşeron örgütü tarafından öldürülerek TÜSİAD’a, Kürt sorunu ile ilgilenmemesi konusunda mesaj verilmişti.
Bu günde AKP eliyle TÜSİAD’ı hedef alan ekonomik ve siyasi saldırılar yapılmaktadır. AKP yandaşı basın üzerinden TÜSİAD hedef tahtasına konmuştur. Basın üzerinden saldırılar yürütülürken diğer taraftan da MÜSİAD tarafından piyasa ambargosu konmaktadır.
TÜSİAD gibi diğer sermaye grupları ve şirketlerin Güney Kürdistan’a girişi MİT tarafından düzenlenen tezgâhlarla engellenmektedir. Bir süre önce Güney Kürdistan’a yatırım yapmak amacıyla Süleymaniye’ye gelen yabancı iş adamlarının kaldığı otel ateşe verilmişti. Çıkan yangında onlarca kişi yanarak ölmüştü. Daha sonra olayın MİT tarafından organize edildiği açığa çıkmıştı.
Rojdi Sait’in sahip olduğu şirketler grubunun 9 milyar dolarlık geliri bulunuyor. Rojdi Sait’in Güney Kürdistan’daki yükselişini durduramayan MÜSİAD, 2008 yılında MİT’i devreye sokarak Rojdi Sait’e Dubai’de suikast girişiminde bulunulmak istenmişti. Suikast girişimi, MOSSAD tarafından önceden Rojdi Sait’e bildirildiği için suikast gerçekleştirilememiş, suikast girişiminde bulunan 2 MİT elemanı yakalanmıştır. Daha sonra AKP hükümetinin girişimleri sonucu ve başbakanın Dubai’ye yaptığı ziyaret sonucu yapılan görüşmelerle serbest bırakılmış, olayın basına yansıtılmaması karşılığında Birleşik Arap Emirliklerine yüklü miktarda para ödemek zorunda bırakılmıştı.
Rojdi Sait’e yönelik suikastında başarılı olamayan MÜSİAD, bu seferde AKP hükümeti üzerinden KDP içinde elde edilen siyasi nüfuzunu kullanarak Güney Kürdistan hükümetinden YNK’ye baskı yapılarak Rojdi Sait’e destek vermemesi istenmiş ayrıca büyük ihalelerin verilmemesini ve Güney Kürdistan’a yatırım yapmasının önüne geçilmesi istemişti.
Avrupa’da, İran, Ürdün ve Mısır'da yatırımları ve şirketleri bulunan Rojdi Sait inşaat dışında medya, elektronik gibi birçok alanda şirketleri bulunuyor. Güney Kürdistan’da YNK’den destek gören Rojdi Sait’in Süleymaniye ve Hewler merkezli kurduğu Al-Adel Company Group’un ortakları arasında Talabani ailesinden Abdulkadir Talabani’de bulunuyor.
İbrahim Tatlıses Suikastının Arkasındaki Gerçekler
MÜSİAD ile Rojdi Sait’in Güney Kürdistan’da kurduğu Al-Adel Company Group’un Güney Kürdistan pazarından pay kapma savaşını verdiği dönemde İbrahim Tatlıses, Rojdi Sait’in şirketine yüzde elli hisse ile ortak oldu. İbrahim Tatlıses'e, Türkiye ve Güney Kürdistan’daki bazı kesimler tarafından, MÜSİAD’ın bu ortaklıktan rahatsız olduğunu, Rojdi Sait ile ortaklığa son vermesini, aksi taktirde başına kötü şeylerin gelebileceği konusunda uyarılarda bulunmuşlardı.
Bütün bu uyarılara rağmen İbrahim Tatlıses, Rojdi Sait ile ortaklığa devam etti. MİT’in taşeron olarak kullandığı ve kirli işlerini yaptırdığı Sauna Çetesi ve Abdullah Uçmak’ın başında olduğu çete tarafından tehdit edilmiş, haraç istenmişti. Abdullah Uçmak’ın MİT tarafından kullanıldığı ve MİT adına bazı kirli işleri organize ettiği Ergenekon’dan cezaevine alınan istihbaratçı emekli askerlerin ifadelerinde de yer alıyordu.
İbrahim Tatlıses, Rojdi Sait ile kurduğu ortaklıkta sorunlar yaşamaya başladı. Türkiye’den getirilen inşaat malzemelerin Habur sınır kapısından geçişlerinde sorunlar çıkartıldı. Türkiye’de malzeme bulmakta zorlandı. Türkiye’den getirdiği ve çalıştırdığı mühendis, mütahit, usta ve işçilerin vize ve oturum işlemlerinde Türkiye’nin Hewler başkonsolosluğu ve Hewler asayişi sorunlar çıkarmaya başladı.
İbrahim Tatlıses’in ortağı olduğu Al-Adel Company Group’un Güney Kürdistan’da aldığı işler arasında 1 milyar dolarlık Süleymaniye Barajı ihalesi de bulunmaktadır. Şirket, Süleymaniye’de 850 konutluk “Kifri Projesi, Hewler’de “Cennet Bahçesi” adı altında 500 villa, 1000 daire projesi yine Kerkük’te onlarca dönümlük araziye inşa edilecek daireler, villalar ve alışveriş merkezleri projelerinin ihalelerini de aldı.
Ayrıca Tatlıses ve Rojdi Sait medya alanında ortaklığa gittiler. United Medya isimli bir şirket kurarak Nil sat uydusundan yayın yapan UM TV isimli bir televizyonda açtılar.
İbrahim Tatlıses’in Rojdi Sait ile ortaklığıyla hızla büyümesi, büyük oranda sermaye edinmesi ve Güney Kürdistan piyasasında sahip olduğu ünü ile yer edinmesi ve özellikle Kürt oluşu MÜSİAD açısından birçok tehlikeyi beraberinde getiriyordu. Rojdi Sait’i durduramayan MÜSİAD, İbrahim Tatlıses’in devre dışı bırakılarak Rojdi Sait ve İbrahim Tatlıses’in MÜSİAD’a rağmen yükselişi durdurulacak ve bunlar şahsında diğer sermaye gruplarına da gereken mesaj verilecekti.
İbrahim Tatlıses’e suikast girişimi ilk değildir. 1994 yılında Tansu Çiller-Doğan Güreş-Mehmet Ağar üçlü çetesinin PKK’ye yardım eden işadamlarına ait yüz kişilik ölüm listesinde İbrahim Tatlıses’inde ismi yer alıyordu. Listede ismini öğrenen İbrahim Tatlıses, çete başı Tansu Çiller’e milyonlarca dolar vererek listeden kendi ismini çıkartmıştı. 94 yılında gerçekleşmeyen öldürme girişimi 17 yıl sonra aynı devlet ve aynı zihniyete sahip hükümet tarafından gerçekleştirilmeye çalışıldı.
Suikastta kullanılan arabada GPS sisteminin olduğunun bilinmemesi mümkün değildir. İstanbul’da araba kiralayan bütün şirketler, çalınma vb durumlara karşı kiralık arabalarına GPS taktırmışlardır. Bunun böyle olduğunu herkes bilmektedir. Böyle bir araba kullanılarak birileri adeta ‘fail benim’ demiş ya da dedirtilmiştir. Suikast için çalıntı bir araba ya da plakası değiştirilmiş bir araba kullanmak yerine GPS’i bulunan bir araç tercih edilmiştir. Arabayı kiralayan kişiler Abdullah Uçmak’ın adamlarıdır. Olay sonrasında arabanın plakasının bir şekilde tespit edilmesi mümkün iken bu konuda bir gizliliğe gidilmemiş her şey alenen yapılmıştır. Araba kiralandıktan sonra başka bir birime teslim edilmiştir.
Suikastta kullanılan arabanın temin edilmesinde hiçbir ayrıntıya dikkat etmeyenler olayda kullandıkları arabada hiçbir parmak izi bırakmamışlardır. Yine parmak izleri kullanılan silahta da bulunamamıştır.
Suikast sonrasında, olay yerinden belirlenen hız sınırlarını aşacak şekilde ayrılan arabanın, hız sınırını kontrol eden ve sürücüsünü görüntüleyen kameraların arabanın geçişi sırasında birkaç saniyeliğine kapatılmış olması da dikkat çekicidir. Sadece genel mobese kameralarıyla arabanın markası ve plakasının tespit edilmesine izin verilmiştir.
Bir başka dikkat çekici nokta ise suikastın hazırlık aşaması ve gerçekleşme anıdır. İbrahim Tatlıses’in uzun bir süredir takip edildiği anlaşılmaktadır. Kendisinin, menajeri ve korumalarının telefonları dinlenmiştir.(ki telefon dinleme konusunda Fetullah Gülen Cemaatine bağlı Polis Teşkilatının İstihbarat Dairesinin yetenekleri de sır değil artık) Tatlıses’in bütün programı ve hareket tarzı öğrenilmiştir. Korumaların sayı ve nitelikleri, araçları ve özellikleri, İbrahim Tatlıses’in arabaya bindiğinde nereye oturduğu, koruma arabaların hareket tarzı gibi ayrıntılara dikkat edilmiştir.
Suikasta uğradığı televizyona gelmeden önce korumaların kullandığı iki araçtan biri nedeni bilinmeyen bir şekilde çalışmamıştır. İki araç önlü ve arkalı olarak koruma yapıyordu. Önde koruma aracı olarak giden aracın çalışmaması üzerine daha büyük bir araç ile bütün korumalar birlikte televizyonun bulunduğu binaya gelmişlerdir. İbrahim Tatlıses’in çıkış saati suikast için önceden planlanmıştı. Gece 12.00 sıralarında hem civarda kimsenin bulunmaması hem de yolların boş olması nedeniyle suikastçılara önemli fırsat sunuyordu.
Başka bir şey ise, İstanbul’un göbeğinde neredeyse her noktada polisler bulunmuş olmasına rağmen, herhangi bir olayda polisin birkaç dakika içinde olay yerinde olmasından övgüyle bahsedenler, suikast sonrasında hiçbir polisin orada olmamasını, hiçbir polis aracının son hızla yolda giden bir araca müdahale etmesini sorgulamamıştır.
Suikast silahını kullanan kişinin çok profesyonel ve silaha çok hâkim olan biri olduğu gözden kaçmamıştır. Uzun bir süre cezaevinde yatmış ve daha çok tabancalarla haşır neşir olan birinin hareket halindeki bir arabadan seri atışa ayarlanmış-desteksiz bir pozisyonda hedefini vurabilmesi mümkün değildir. Sokak lambalarının ışığında, uzak bir mesafeden-görüş açısının az olduğu bir koşulda hareket halindeki araçtan uzun namlulu bir silahtan sadece hedefteki arabanın sağ tarafını vurabilmek sıradan bir çete başının işi değildir. Türk ordusundaki subaylardan oluşan bordo berelilerin ve MİT elamanlarının böylesi eğitimlerden geçirildiği bilinmektedir.
Bütün bu tespitlerden anlaşılacağı üzere, suikastı gerçekleştirenlerle suikastı üstlenenler ayrı kişilerdir.
Olayın karanlıkta kalması beraberinde birçok şaibeyi beraberinde getireceği ve bundan hükümetin sorumlu olacağı düşüncesiyle suikastı birilerinin üstlenmesi gerekiyordu. Olayın faillerinin hemen açığa çıkarılmasıyla polisin başarısının propagandası yapılacaktı. Buna bir de daha sonra PKK eklendiğinde taşlar yerine oturtulmuş oluyordu. Dikkat edilirse istihbarat örgütlerinin içinde olduğu bütün suikast ve karanlık işlerin hiçbir zaman tek bir amacı yoktur. Yapılan her operasyonun birçok hedefi ve amacı vardır. İbrahim Tatlıses suikastı da böyle bir amaca hizmet ediyordu.
Suikast ardından İbrahim Tatlıses, Güney Kürdistan piyasasından süpürülmüş oluyordu. Rojdi Sait, Tatlıses suikastı ile uyarılıyordu. Suikastı açığa çıkaran polisin başarısı göklere çıkarılıyordu. Olayın hemen açığa çıkarılması nedeniyle AKP hükümeti ve polis zan altında kalmıyordu. Yine AKP hükümetinin bilgisi dâhilinde yapılan suikast operasyonu ardından Tatlıses, katili tarafından sahip çıkılıyor ve Kürtlerin en yoğun olduğu İstanbul’dan milletvekili adayı yapılmaya çalışıyordu.
Planın en sonunda ise suikast PKK’ye ihale ediliyordu. Suikastla ilgili olduğu gerekçesiyle gözaltına alınan ve PKK’li olduğu iddia edilen kişilerin Güney Kürdistan’da-Hewler’de BDP temsilciliğinin açılması çalışmalarını yürütenler olduğu anlaşılmıştır. Söz konusu kişilerin sorgularında ise İbrahim Tatlıses suikastı ile ilgili tek bir soru dahi sorulmamıştır. Suikastın PKK ile ilişkilendirme görevini, AKP ve Fetullah Gülen cemaatinin beslemesi; Vatan, Sabah, Zaman, Hürriyet, Habertürk, Star, Bugün, Yeni Şafak gazeteleri ile STV, Kanal Türk, Kanal 7, Kanal 24 televizyonları üslenmiştir.
Tabi bu suikast öncesinde de gözden kaçırılmaması gereken önemli bir husus vardır. Suikastın hedefine ulaşabilmesi için AKP’nin işbirlikçi basını ve her türlü amaç için kullanılabilen kiralık yazarlar üzerinden bazı işbirlikçi-kendine Kürt diyen kişilere tehdit ve suikast yapıldığı iddiaları gündemde tutulmuş, bilinçaltlarında PKK hedef haline getirilmiştir.
Sıradan bir çetenin yaptığı bir suikastın bu kadar AKP’ye yararı olabilir mi? Neresinden bakarsanız bakın hepsinde AKP kazançlıdır. Suikastı gerçekleştirenin uzun bir süre cezaevinde kalmayacağının da garantisi vardır. Bu konuda kimsenin şüphesi olmasın. AKP adına, devlet adına adam öldürenin cezaevinde uzun süre kalmadığı hatta hiç içeri girmediği, öldürdüğü tespit edildiği halde beraat ettirildiği çok iyi bilinmektedir. Hizbul-Kontra tetikçilerini serbest bırakan AKP hükümeti değil miydi? Kürdistan’da onlarca çocuğu-genci öldürenler AKP hükümeti tarafından serbest bırakılmadılar mı? “Devlet adına kurşun sıkanlar” her zaman “iyi çocuklar” oldular ve Türk devleti de “iyi çocuklarını” her zaman korudu.
İbrahim Tatlıses suikastını iki gün içerisinde açığa çıkartan AKP hükümetinin başarılı polisleri her nedense devletin para-militer güçleri tarafından öldürülen 17 bin kişinin faillerini bir türlü bulamamaktadır. Hatta kelle avcısı özel timci Ayhan Çarkın gibileri çıkıp katliam yaptığını söylemesine rağmen dokunulmamaktadır.
Bütün bu gerçeklerin İbrahim Tatlıses tarafından iyi araştırılıp anlaşılmasında büyük fayda vardır. AKP ve onun arkasındaki güçlerin-güç mücadelelerinin ne kadar çirkince ve adice yürütüldüğünün bilinmesi gerekmektedir. İbrahim Tatlıses’in hala hayatta olması onun için büyük bir mucizedir. Başına gelenleri iyi araştırmalıdır. Birazcık onur varsa, katilinin yanı başında olduğunu, onu ziyaret eden- elini sıkan ve ona vaatlerde bulunan kişi olduğunu bilmelidir.
Yasin Kılıçkaya | 454b1831e3d5 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
haftadır kadınlarla yelkenden gidiyorum. Sanmayın ki denizde kadın-erkek farkı
gözetirim. Sadece şartlar bunu gerektirdi. Ama güzel de oldu hani. Bir önceki
hafta sonu BAYK Kış Trofesi’nin üçüncü ayağında Sea Witches ekibiyle -kendi
çapımızda- destan yazmış, Bodrum’da nefis bir hafta sonu geçirmiştim.
Geçtiğimiz hafta sonu da TAYK’ın takımı W Collection’ın daveti üzerine yine bir
kadınlar ekibi olarak denize açıldık. Antrenman günü 8 Mart Dünya Kadınlar
Günü’ne gelince böyle güzel bir organizasyon düşünmüş TAYK ekibi. Teşekkür eder
bu tip organizasyonlarının devamını dileriz.
bir yarış teknesiyle heyecanlı bir seyre davet alınca gitmemek olmaz, hava buz
gibi ve yağmurlu olsa da. Bir türlü gelmeyen soğuk kışın en sonunda tam bize
denk geldiği 8 Mart Cumartesi sabahı erkenden marinada buluştuk o günkü ekip
arkadaşlarımızla. Toplam 13 kadındık. Aramızda çocukluğundan bu yana yelken
yapan da vardı, sadece birkaç sene önce başlayan da. Ve hatta hayatında ilk kez
yelkenli tekneye binen de... Yelkenler hazırlandı, basıldı ve çıkıldı yola.
Soğuk mu soğuk havada bir saat boyunca keyifli bir seyir yaptık, balon bastık,
bir rakibimizle mini bir kapışma yaşadık.
gerçek ekibi görevi devralmak üzere botla yanaştığında, onların uyarısı üzerine
ne kadar açıldığımızı ancak fark ettik. Yaklaşık 1,5 saatlik seyrin ardından teknenin
o güne özel kadın konukları bota geçti, gerçek ekibi görev yerlerini devraldı.
Ben de TAYK’tan Cihan Erkan’ın “Sen kalmak ister misin” sorusuna elbette
kayıtsız kalamadım ve şanslı eleman olarak ekiple birlikte antrenmana devam
ettim. Yasemin Akyıl dümenciliğindeki TAYK’ın yarış ekibi W Collection'ın antrenmanını izledim, az biraz da yardım
ettim.
kritiğini yapamasam da amatör yelkenci ve yarışçı olarak takımın teknesi Bolt37’yle
ilgili söyleyebileceğim birkaç gözlemim var.
- Bir kere tasarımı ve çözüm önerileri oldukça
farklı. Her teknede bulunan koç boynuzu ya da mapa gibi çıkıntılar bu teknede
yok. Güverte ve başüstü dümdüz. Benim gibi her yere takılan, bir yerlerini
çarpan ve hatta bu haliyle bir de başüstü işi yapanlar için oldukça konforlu
bir ortam.
- Konfor dediysek bildiğimiz konforu aramayın.
Tamamen yarış teknesi olarak tasarlandığından içerisi bildiğiniz kabuğun iç
kısmından ibaret. Mutfak dediğiniz küçücük bir tezgah. Şöyle oturabileceğin
yumuşak bir yer yok. Sadece birkaç dar ranza var. Tıpkı VO70’ler gibi. Bir de
biraz uzun boyluysanız içeride işiniz zor. Ufak tefek bir arkadaşı içerideki
işlerden sorumlu tutmak en mantıklısı. W Collection Sailing Team de öyle
yapmış. Eh hızlı olması için bazı şeylerden ödün vermek gerek.
- Güverte çok geniş ve düz olduğundan
tramolalarda rüzgarüstüne geçmek de çok rahat. Kaymaz zemin de bir şahane. Yine
benim gibi sakarları düşünerek söylüyorum.
- Gövde çok ince olduğundan havuzluk zemini
bayağı esnek. 51 kiloluk ben bile yürüdüğümde zemin hafiften yaylanıyor. Bu durum bazılarının kafasında "Tekne acaba sağlam değil mi?" sorusunu oluşturuyor. Tekneyi üreten Can Ergün ise bunu şöyle açıklıyor: "Yarış teknesi esner. O yüzden üzerinde zıplanmaz, koşulmaz, yumuşak adımla basılır. Zira amaç yelken ve salmadan gelen yükleri minimum ağırlıkla karşılayabilmektir. Mühendisliği sınırda yapılan yarış teknesi adımlarda esner. Esnemezse gereğinden fazla ağırdır ve mühendisliği rafine yapılmamış demektir" diye açıklıyor.
- İlk defa runner’lı bir tekneye bindim. Yani
bu teknenin kıç ıstralyası yok. Düşününce ürkütücü. O yüzden basit bir görev
gibi görünse de runner’cılık oldukça önemli bir iş.
- Farklı tasarımı nedeniyle ilk önce biraz
şaşırsanız da kullanımı hiç de zor değil. Hemen alışılıyor. Güçler
bölündüğünden ekipte herkese rahat rahat görev düşüyor. Ancak koordineli
çalışmak önemli. Bir güzel yanı da o kadar insanın en hızlı olunması gerektiği
zamanlarda bile birbirine çapariz yapmadan görevini rahatça yapması.
- Hızlı, gerçekten hızlı bir tekne. Ruhunuzda
rekabet varsa sizi fazlasıyla tatmin ediyor. Hele benim gibi bugüne kadar gezi
tipi teknelerde yarıştıysanız neye uğradığınızı şaşırıyorsunuz. Biz o gün 10
knot’ta 7 knot orsa hızı gördük. Ertesi gün daha sert havada açılan bir başka
ekip 20-22 knot rüzgarda balonla 15 knot hıza ulaşmış.
Son not: W Collection Sailing Team'le siz de yarışabilirsiniz. Bunun için TAYK'la iletişime geçmeniz gerek. Başlıkta da söylediğim
gibi Kadınlar Günü bahane, Bolt37’yle seyir şahaneydi. Yaklaşık beş saatlik
seyire rağmen tadı damağımda kaldı diyerek yazımı tamamlıyorum.
Fotoğraflar: Ayşe Evciler Erda | 74f04828ea78 | [
"c4",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Sağlıklı Ticâret: Ticâret için, gönlün sağlıklı olması îcâb eder. Şer güçlere değil İlâhî güçlere teslim olmak gerekir. Çünkü bize müşteri olan Rabbimizdir (cc). “Allah Teâlâ mü’minlerden mallarını ve canlarını, kendilerine verilecek cennet karşılığında satın almıştır.” (Tevbe, 111.)
Ticârette Amaç Kârdır: “Ne zarar vermek, ne de zarara girmek yoktur” dînimizde. Cafer-i Sadık (ks) “Kendinizi cennet karşılığında değil Cemâlüllâh karşılığında satın” der. Hz. Ebubekir’in (ra) “Yâ Suheyb, alış-verişin kârlı olsun” dediği ticârete tâlib olur kazancını bilenler. “İnsanlardan öyleleri de var ki, Allah Teâlâ’nın rızasına ermek için kendini ve malını fedâ eder.” (Bakara, 207.)
Gözü Açık Tâcir: “Onlar, ne ticâret ne de alış-verişin kendilerini Allah Teâlâ’yı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekât vermekten alıkoyamadığı insanlardır.” Saff Sûresi’nin on ilâ on birinci âyetlerinde, azabtan kurtaracak hayırlı ticâretin yolu gösterilir. O da, kâmil bir îmanla, malı ve canı sâhibine teslim etmektir fî sebîlillâh. Müşteri Allah Teâlâ, satıcı mü’minler, pazarlanan can ve mal, kâr cennet ve Cemâl-i İlâhî’dir.
Kârda Had: Aşırı kâr da makbûl değildir. Hem maddî hem de mânevî ticârette emeğin karşılığı vardır. “Onlara: İşte size cennet; yapmış olduğunuz iyi amellere karşılık ona vâris kılındınız.” (A’raf, 43.)
İflâsa Gitmeyenler: Fâtır Sûresi’nin 29-30. âyetlerinde; Kitâb-ı Kerîm’i okuyanlar, namaz kılıp, yolunda Rabbimizin gizli ve açık sarfedenlerdir. Şükürlerinin netîcesi bağışa ve mükâfâta erenlerdir.
Zarara Girenler: Ticâretin kâide ve esâsını bilmeyenler tâcir olamazlar. Bakara Sûresi’nin 16. âyetinde, ‘hidâyete karşılık sapkınlığı satın alanlar ziyandadır’ buyurulur. Îmâna küfrü, İslâm’a bâtıl ideolojiyi, itâate mâsiyeti, güzel ahlâka fenâ huyu tercih edenler zarardadır. Haksız kazanç yollarına düşenler ziyandadır. Efendimiz (sav) “Fâiz yiyenlerle zekât vermeyenleri cehennem ateşiyle müjdele.” buyurur.
Batağa giren müessese, Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimiz’in tavsiyeleriyle kurtulur. Pazarı teftiş buyuran Efendimiz (sav) mübârek ellerini daldırdığı buğday çuvalındaki ıslaklığı görünce “Bizi aldatan bizden değildir.” buyurdu. İmâm-ı Âzam (rha) ortağına, kumaşın hatasını belirleyerek fiyatın düşüklüğünü söylemediği için, elde edilen kârı muhtâcına infâk eder. Efendimiz (sav) “Doğru olan tâcir kıyâmet gününde Allah Teâlâ’nın Arş’ının gölgesinde sıcaktan korunur.” buyurur.
Ticârette alan ve veren, mal ve bey’, satış sözcüğü vardır. O da aldım verdim ifâdesidir. Mal kusursuz, istifâde edilen; kendisinin veya izinle satılan mal olmalıdır. Malın vasıf ve miktârı bilinmelidir. Tama, aşırı hırstan kaçınmalıdır. Az kârı küçük gören, kazançtan mahrûm olur.
Hak dostları, helâl malın teminindeki sebepleri bile araştırmışlardır. Zâlimlerin kazdığı su kanallarında bile hassas davranmışlardır. İşte bunlar sıddîklardır. Bir başkasına âid su ile sulanan bahçenin salatalığını yememiştir Ebü’l Hasen-i Harakani (ks). Vârislerin hakkıdır diye, yanan kandili, ölümünden sonra kişinin, söndürenler de müttakîlerdir. Cenâze götürülürken, arkadan bir ambulans gelir düşüncesiyle yolu tıkamayanlar da ebrar sınıfındandır. Kendisine hediye edilen zemzemin bidonunu, son nefesine kadar helâlleşmiştir Üstâzımız. Sigara satılan yerden alış-veriş de yaptırmamıştır Sâmi Ramazanoğlu (ks)Ne kadar müftiler fetvâ da verseler, mutmain, huzurlu gönüllerine mürâcaat eden kimseler de sâlihlerdir. Her mesleğin bir ilmi vardır. Alış-veriş bilgilerini öğrenmek farzdır. | 39b376f9dbff | [
"c4",
"hplt2",
"vngrs"
] |
27 Ocak 2010 Çarşamba
Williams Evinde Rahat
Gallerli oyuncu Mark Williams bugün karşılaştığı rakibi Fergal O'Brien'i 5-2 ile geçerek son 16'ya kaldı.İzleyenlere eğlenceli bir maç izleten Gallerli maç sonunda şu açıklamalarda bulundu:
"Mutluyum.İyi bir iş başardım ancak maç esnasında gerildim.Burası benim evim ve en iyisini yapmaya çalışıyorum.Ayrıca turnuvayı evimde televizyondan takip ediyorum."
Mark Williams son 16'da ki rakibi olan Andrew Higginson için ise şunları söyledi:
"Kendisiyle daha öncede karşılaşmıştık ve o maçı kazanmıştım.Kendisinin son 32'den 16'ya yükselmesini bekliyordum.Diğer sandalyede kim oturuyor yani rakibim kim benim için pekte önemli değil.Ben masada ki toplarla oynuyorum.Seyirci desteği arkanızda olursa size bir kaç frame kazandırabilir.
Öte yandan turnuvanın süpriz sayılabilecek skorlarından biri Jamie Cope-Ding Junhui maçından geldi.Cope, Çinli oyuncuyu 5-3 ile geçerken bir sonraki turda Ronnie O'Sullivan'ın rakibi oldu.24 yaşında ki genç oyuncu maç sonrasında şunları söyledi:
"Gerçekten iyi oynadığımı düşünüyorum.Bu işi başardığım için mutluyum çünkü şu ana kadar sabit bir şekilde ilerleyen bir sezon geçiriyordum.GrandPrix'te talihsiz bir kura çektim.Uk Championshipte biraz daha iyisini yapmak istedim sanırım daha iyisini yapabilirdim.Burada maç kazandığım için mutluyum.".
Son 16 turunda karşılaşacağı Rocket için ise "Bir kaç sene önce UK Championship çeyrek finalinde Ronnie'yle karşılaşmıştım.İyi bir maç olmuştu ve iyi bir oyun oynamıştım.O yüzden endişelenmem için bir sebep yok."
Günün diğer maçında ise Graeme Dott 2-0 geriye düştüğü maçta Joe Perry'i 5-3 ile geçerek bir üst tura adını yazdıran diğer bir isim oldu.
Öte yandan turnuvanın en yüksek serisi bugün Jamie Cope-Ding Junhui maçından Ding'den geldi.132'lik bir seri yapan Çinli oyuncu bu seriyi geçen olmazsa 2 bin £'un sahibi olacak.
Kategoriler: Ding Junhui, Graeme Dott, Jamie Cope, Joe Perry, Mark Williams
Kaydol: Kayıt Yorumları (Atom) | 2208e4fe0b78 | [
"c4",
"hplt2",
"vngrs"
] |
İtiraf ediyorum en çok üşendiğim konulardan bir tanesi göz çevresi bakımıdır.
Gece yatmadan önce sürülmek için bekleyen kremler üşengeçlikle es geçilir, uykunun tatlı cazibesine kapılıp, yatağa geçilir, bir güzel uyunur.
Sabaha da şiş gözlerle ve giderek daha çok morlukla uyanılır. Sonra daha çok makyaj, daha çok morluk...Kaçınılmaz sondur bu.
Bana göz altı bakımını sevdiren tek ürün budur a dostlar! Meğer göz altlarına pıt pıt krem sürmeye üşenen ellerim, bu bilyeli minik ucu bekler dururmuş!
Resimde gördüğünüz set içinden çıkan küçük boyu. Ama nerdeyse 1 yıl olacak bitiremedim, o kadar bereketli bir ürün.
Hem makyajdan önce, hem yatarken göz pınarından dışarıya doğru masaj yaparak uyguluyorum.
Güzel nemlendiriyor.
Göz altına uyguladığınız makyaj daha hoş duruyor.
Uygulaması zevkli.
Göz altındaki morluk ve şişliklerim azaldı.
Göz çevremin eskiye nazaran daha aydınlık olduğunu söyleyebilirim.
Kafein, antioksidan ve botanik özler içeriyor.
Cildim çok hassastır.Bir çok göz altı kremini sürdüğüm zaman bir yanma hissi olur bende. Formülü çok hafif; yanma kızarıklık gibi şeyler hiç olmadı.
Set halinde alındığı zaman fiyata oldukça hesaplıya geliyor.
Kolay kolay bitmiyor.
Hazırladığım buz küpleri ve All About Eyes Serum ile mutlu mesut yaşayıp gidiyoruz biz. Sizlere de tavsiye ederim şiddetle.
Bu arada şurdaki Acnecinamide çekilişinden hediye kazanan kişi hazel bağcı oldu.
Kendisine mail atıyorum.
İyi günlerde kullansın.
Sivilceler bizden uzak olsun. | 5588af54c51f | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
İyi haberlerle kötü haberlerin harmanlandığı bir hafta oldu.
Bir tarafımız, korktu endişelendi, bir tarafımız sevindi mutlu oldu.
Mesela dün geceden bu sabaha iki bebiş haberi aldım.
Mecburen hepsi aynı anda yaşanıyor, hayat...
Malum tezkere haberinin yanı sıra
bu haftanın benim için önemli olaylarından biri de İstanbul Radyosu ile ilgili idi.
Duydunuz mu bilmiyorum, radyo evinin binasını BM'e verme ihtimali var.
Birleşmiş Milletler İstanbul'da bir bina istemiş,
Radyo Evi gösterilmiş adres olarak.
Adı üstünde radyo evi olan bu bina bu ülkenin bir değeri
ve bir çok değere ev olmuş gerçekten.
Radyo sanatçılarından, yapımcılara sayısız
ustaya evsahipliği yapmış. Duvarları tarih kokuyor.
Arşivine bir girseniz, Türkiye tarihi gibi...
Müzzeyen Senar'lardan Zeki Müren'lere
radyo tiyatrolarından, çocuk bahçesine
kadar bir tarih o stüdyolarda kaydedilmiş, yayınlanmış.
O bina, bu şehrin belleklerinden biri.
Benim için de yeri çok ayrı.
Ben iş hayatıma İstanbul Radyosu'nda başladım.
Küçücük bebeyken, kocaman koridorlarda bant taşıdım
- O zamanlar programlar bant denen makaralara kaydediliyordu.-
Müziğin iyisini, Türkçe'nin düzgününü gördüm.
Özelimde kocamla orda tanıştım.
Kayınpederimi ise radyosu tiyatrosu dönemini tadanlar tanırlar
Efektler Korkmaz Çakar diyeyim
hatırladınız mı?
Dün radyosunu vermek istemeyen, radyosuna ve şehrin belleğine sahip çıkanlar
radyonun önündeydi.
Umarım, yanlıştan daha işin başında dönülür.
Ayrıntıları buradan takip edebilir, destek verebilirsiniz.
Bu hafta biz Yaz'la matematik işlemleri yapmaya başladık.
Şöyle ki, Yaz'ın 3 sticker'ı var, dedesi de bir tane sticker getirirse
kaç sticker'ı olur? gibi... Matematiği bana sevdiremeyen öğretmenlerime sevgiler yolluyorum, keşke daha eğlenceli bir şekilde gösterselerdi. Umarım Yaz sever matematiği, ya da en azından zorlanmaz.
Öğretmeni sevmek deyince, geçen sene aşık olduğu öğretmeninden yeni öğretmene geçince nasıl olacak diye düşünüyordum, bu öğretmenimize de gayet ısındık Allah'a çok şükür.
Dün şöyle bir şey oldu,
evde öğretmencilik oynarken bize biraz yükses sesle bağırdı,
çocuklar hadi yerlerinize oturun! diye.
Ama öğretmenim bize niye bağırıyorsunuz dedik.
Anneme söyliyceem diye biraz yoklamak istedim.
Öğretmenler kimseye söylenmez dedi.
Bu ya da herhangi bir öğretmeni için değil,
ama bizim çocuklarımız bizim nesil gibi öğretmenin dediği kanundur, her zaman doğrudur
fikriyle ve hoca korkusuyla yetişmesinler istiyorum.
Dedim ki, eğer öğretmen de yanlış bir şey yaparsa, söylenir neden söylenmesin.
Benim kardeşim ilkokul birdeyken öğretmeni sınıfı epey bir tokatlıyormuş ve korkusundan
annemler kızar diye söylememiş.
Tabii öğretmeni saymayan bir nesil de yetiştirmek değil, ama sorgulayıp, doğru karar verebilsin
en azından.
Bu hafta, annem ve kardeşim çok uzaklarda dayımın yanındalar.
Özledim... Özlemlerim var bu hafta.
Hem canlarımı özledim, hem de yurtta barış, dünyada barış dediğimiz günleri...
Barış dolu bir hafta diliyorum.... İyi tatiller. | 20f80fb6a611 | [
"c4",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
5 Kasım 2013 Salı
Noktalama çok çok kolay bir uygulama ve zaman da almıyor. Çoğu zaman tek yaptığım bir kalemle veya bir kürdanla tırnaklarıma pıt pıt pıt noktalar koyuyorum ve tırnaklarımda güzel bir görüntü elde ediyorum. Eğer zamanım yoksa yada üşeniyorsam tek yaptığım şey tırnaklarıma bir cila çekip üzerine noktalar koymak. Bazen tek renk oje kullansam da rengarenk yaptığım da oluyor. İşte size birkaç örnek
Değişik fikirlerinizi ve yorumlarınızı bekliyorum. Görüşmek üzere öpüyorum hepinizi :)
Kaydol: Kayıt Yorumları (Atom) | 5d4dd156f88c | [
"culturax",
"hplt2"
] |
28 Ağustos Perşembe günü İTU Teknokent’te İstanbul Coders topluluğuna karşı ‘Hybrid Apps with Angular & Ionic Framework’ adlı sunumu gerçekleştirdim.
İstanbul Coders nedir derseniz sitesinde yer alan yazıyı paylaşmak isterim;
Biz kimiz?
Yazılım geliştirme hakkında tartışmak, bilgi paylaşmak ve çalışmak için bir araya gelen kodcularız. Eğer siz de bu alandaki tutkunuzu paylaşan, benzer kafada, bir şeyler öğrenebileceğiniz ve öğretebileceğiniz insanlar arıyorsanız buluşmalarımızdan birine bekleriz.
İstanbul Coders gerçekten samimi bir ortamda işini daha iyi öğrenmek ve kendini geliştirmek isteyen arkadaşlarla dolu. Her hafta farklı bir konu hakkında sunum oluyor ve bu sunumlar backend/frontend ayrımı olmadan sadece yazılım üzerine oluyor.
Buradan bu topluluğu oluşturan ve destekleyen herkese tekrar teşekkür ediyorum.
Repo: https://github.com/cihadhoruzoglu/foursquareVenueSearch | 6f1e2284cd00 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
SATSO16. Meslek Komitesi GSM Operatörünün Uygulamasını Durdurdu
Sakarya Ticaret ve Sanayi Odası sigorta aracılık hizmeti ile iştigal eden üyeleri temsil eden 16. Meslek Komitesi, bir GSM Operatörünün sigorta poliçe sahiplerine yönelik poliçe bitim tarihi konusunda belli bir ücret karşılığında bilgilendirme hizmeti vereceğine yönelik duyurular ve reklamlara istinaden harekete geçerek gerekli girişimler sonucunda GSM Operatörünün uygulamasını durdurdu.
SATSO 16. Meslek komitesinin girişimleriyle geri çekilen uygulama Türkiye'de ilk olmasının yanısıra sigorta aracılık hizmeti veren sektör temsilcilerinin haksız rekabetle mücadelesine de güzel bir örnek teşkil etti.
Konu ile ilgili değerlendirmede bulunan SATSO Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Kösemusul Sakarya Ticaret ve Sanayi Odası olarak üyelerimizin menfaatlerini korumak ve iş dünyasında başarılı bir şekilde ilerleyebilmelerini sağlamak adına 7/24 hizmet etmekteyiz. Bu anlamda sektörlerimizin Odamız çatısı altındaki en önemli temsilcileri olan Komitelerimiz de gayretli çalışmaları ile en önemli iç paydaşlarımız arasında yer alıyor. Komitelerimizden 16. Meslek komitesinin talebi doğrultusunda gerekli girişimlerle GSM Operatörü tarafından haksız rekabete neden olacak bir uygulama önlenmiş oldu.
Üyelerimizin endişe duyduğu konuları çözmek ve sıkıntılarını gidermek üzere hizmet ediyoruz Daha önce de okullarda serbest kıyafet uygulamasıyla üretici ve esnafın yaşadığı mağduriyetin giderilmesine yönelik SATSO olarak gerekli girişimlerde bulunmuş ve yine sadece Sakarya'daki sektör temsilcilerini değil tüm Türkiye'deki sektör üreticileri için olumlu bir şekilde sonuçlandı. Şimdi de 16. Meslek komitemiz öncülüğünde ve Odamız Ticaret Servisi'nin müracaatlarıyla yapılan çalışmalar sonuçlanarak GSM Operatörünün haksız rekabete neden olacak ve sigorta acentelerini ve sigortalıları mağdur edecek uygulama engellenmiş oldu. Komitemize, üyeleri için gösterdikleri hassasiyet ve gayretlerinden dolayı teşekkür ediyorum dedi.
SATSO 16. Meslek Komitesi'nden meclis üyesi Zafer Yıldırım ise GSM Operatör Şirketi tarafından hem poliçe sahiplerinin özel bilgilerine yetkisiz olarak erişmelerinin önüne geçmek hem de haksız rekabeti önlemek adına yapılan çalışmanın detayları hakkında bilgi vererek şunları dile getirdi:
Acentelerimizin portföy hakları saklı kalması hususu konusunda kanun koyucunun talimatının açık olduğu ve bu portföy bilgisinin sadece acente, sigortalı, sigorta şirketi ve Tramer dışında kimsede olamayacağını ve bu bilginin kimse ile herhangi bir bedel mukabilinde satılamayacağını bildirmiştir. Tam bu noktada 5684 Sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 23. Madde ve 16. Fıkrasında; Sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra sigorta şirketi sigorta acentesinin portföyü sayesinde önemli menfaatler elde ediyor ise sigorta acentesi, sigorta şirketinden tazminat talep edebilir. denilerek sigorta acenteleri kanun koyucu tarafından sigorta şirketlerine karşı korunmuştur.
Bu bağlamda, sigortacılık sektöründe faaliyet gösteren Odamız üyesi olan acentelerin portföylerindeki sigortalıların bilgilerinin GSM Operatörlerine servis edildiği konusunda yoğun şikayetler aldık.
Bazı GSM Operatörlerinden abonelerine gönderilen sms mesajlarında belli bir bedel karşılığında kasko ve trafik sigortası bitiş tarihlerinin kendilerine hatırlatılabileceği hususunda bildirimler geldiği bilgisini Sigorta Bilgi Merkezi, Hazine Müsteşarlığı, TOBB Sigortacılık Müdürlüğü ile paylaştık ve girişimlerimiz olumlu sonuçlandı. SATSO Yönetim Kurulu Başkanımız ve Yönetim Kurulumuzun desteği ve ivedilikle müdehale etmeleri bizim için çok önemliydi. Yönetim Kurulumuza gösterdikleri hassasiyetten dolayı teşekkür ediyoruz dedi. | 97369c2757ce | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
SATSO ÜYELERİNİN AİDAT BORÇLARINA YAPILANDIRMA VE TAKSİTLENDİRME FIRSATI
“Aftan Yararlanın”
19/08/2016 tarihinde yayınlanarak yürürlüğe giren 6736 sayılı "Bazı alacakların Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Kanun"; Odaların 30/06/2016 (dahil) tarihinden önceki aidat alacaklarına tahakkuk eden gecikme zamlarına da af getirmektedir. Kanuna göre Oda Aidat borçlarının ana parasının ödenmesi durumunda kredi kartıyla 6 eşit taksite kadar taksit imkanı sunuluyor.
Konu ile ilgili değerlendirmede bulunan Sakarya Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Kösemusul ; üye aidatları ile ilgili yapılandırmanın firmalar için büyük kolaylık sağlayacağına dikkat çekerek kanun ile ilgili bilgi verdi.
Başkan Kösemusul açıklamasında “Bazı alacakların Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Kanun” çerçevesinde Odamız üyelerinin 30 Ağustos 2016 tarihinden önceki aidat alacaklarına tahakkuk eden gecikme zamlarına da af getirilmiştir. Aidat borcunun anaparası ödenmesi durumunda 6 eşit taksit imkânı da sunulan yapılandırma için son başvuru tarihi 31 Ekim 2016. Bu kolaylığa üyelerimizin ilgi göstereceğini düşünüyor, af ve taksitlendirme uygulamasından faydalanmalarını öneriyorum.” dedi.
Yapılandırma ile ilgili detaylı bilgiye www. satso.org.tr adresinden ulaşılabilir. | 9720ce39949e | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Türkiye’nin rekabet gücünde ivme yapmasında aşılması gereken merhale olan Endüstri 4.0 SATSO Sakarya Ticaret ve Sanayi Odası’nın da gündeminde…
Bu doğrultuda Sakarya Ticaret ve Sanayi Odası, Sakarya Üniversitesi ve Sakarya Teknokent ortaklığı ile “Türkiye perspektifinden endüstri 4.0 uygulamaları” konulu bir konferans düzenlendi.
Siemens Dijital Fabrikalar Proses Enstitüleri Yöneticisi Hakan Mavruk ve Arçelik Üretim Teknolojileri Direktörü Mustafa Esenlik ’in konuşmacı olarak katıldığı konferansın ev sahipliğini SATSO Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Kösemusul gerçekleştirdi.
Konferansa ayrıca Sakarya Vali Yardımcısı Hikmet Dinç, Sakarya Üniversitesi Rektörü Muzaffer Elmas, Rektör Yardımcıları; Prof.Dr. Mehmet Ali Yalçın ve Prof. Dr. Ümit Kocabıçak, SAÜ Teknoloji Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mehmet Sarıbıyık, İşletme Fakültesi Dekanı Ahmet Vecdi Can, Fen Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. İbrahim Özsert, TÜBİTAK Marmara A.Ş. Genel Müdürü Dr. Orhan Çömlekçi, Sakarya Teknokent A.Ş. Genel Müdürü Tahsin Engin, Kocaeli Teknokent Genel Müdürü Ahmet Balkaya, SATSO Yönetim Kurulu ve Meclis Üyeleri, il protokolü, daire müdürleri ve STK Temsilcileri iştirak etti.
“Sanayi 4.0 daha hızlı, esnek, kaliteli, verimli bir endüstri yolculuğunu tanımlıyor”
Toplantının açılış konuşmasını yapan Teknokent Müdürü Prof. Dr. Tahsin Engin şunları dile getirdi:
“Bilimsel ve teknolojik bilginin üretilme hızının, insanlığın varoluşundan bu yana en yüksek düzeyine çıktığına ve üstel bir biçimde çılgınca artmaya da devam ettiğine şahitlik ettiğimiz bir dönemden geçiyoruz.
“Endüstri 4.0 ile üretkenlik, verimlilik ve kaynak kullanımında optimizasyon sağlanacak”
Toplantıda konuşan Sakarya Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Kösemusul şunları dile getrdi:
“Sakarya Ticaret ve Sanayi Odası olarak şehrimizin potansiyelini, değerlerini ve hassasiyetlerini dikkate alarak Üniversitemizle önemli çalışmalar gerçekleştirmenin mutluluğunu yaşıyoruz. Endüstri 4.0, mobil cihazımızdan ya da bilgisayarımızdan, bulunduğumuz yerden, zamandan ve mekândan anında tasarruf ederek üretim kararları ve talimatları verme, üretimi yönlendirme ve bununla ilgili tüm ayrıntıları içeren çalışmaları yapma çağıdır. Endüstri 4.0 devrimine ayak uydurmak, zamanın da ötesine geçmek, eğitim ve istihdam politikalarımıza, üretim yöntemlerimize çekeceğimiz formatın kapsamı üzerine kafa yormanın önemi, temel meselelerimiz olmaktadır. Kaynakların verimli kullanımı, kaliteli ve seri üretim, zamandan tasarruf, arge ve inovasyonun Endüstri 4.0 dönemine geçişi hızlandıran etkenler olacağı bir gerçektir. Eğer doğru ve kolaylaştırıcı yöntemler uygulanırsa üretkenlik, verimlilik ve kaynak kullanımında optimizasyon sağlanmış olacak ve belirlenen hedeflere ulaşma hızı da yükselecektir.
Sanayi ve Üniversitenin birbirinden uzak kalması düşünülemez. İş dünyamız bu anlamda her fırsatta üniversitemizle, akademisyen ve öğrencilerle bir arada olmak, ortak çalışmalar yapmak istiyor. Çünkü dünya değişiyor, yöntemler değişiyor. Kendimizi ve kurumlarımızı zamanın ruhuna, çağın şartlarına ve sert rekabete göre yenilemezsek başarılı olmamız mümkün değildir. Sanayi, teorilerin pratiğe dönüştüğü, gerçeğin olduğu yerdir. Doğru ve sürekli iletişimin, her iki tarafın birbirinin amacını iyi anlamasının önemi burada ortaya çıkmaktadır. Hükümetimizin verdiği yüksek teşvikler ve vergi muafiyetlerine ek olarak iş dünyamızın eğitim dünyası ile güçlü ortaklıklar ve kapsamlı iş birlikleri geliştirmesi de yeni dönüşüme ayak uydurmak noktasında ekonomimize hız kazandıracağı bir gerçektir. Bu durumda Endüstri 4.0, firmalar için yönetim, eğitim ve teknik bilgi düzeyinin mevcut durumdan daha yüksek düzeylerde olmasını gerektirmektedir. Bu anlamda özellikle, mesleki ve teknik eğitim önem kazanmaktadır. Kaynarca ilçemizde kuruyor olduğumuz Makine İhtisas OSB, Endüstri 4.0 döneminin gerekliliklerini göz önünde bulunduruyor. Odamız da, bu farkındalığın artırılması için eğitimler, seminerler düzenleyecektir.
Sakarya Ticaret ve Sanayi Odası olarak başarısıyla bizleri gururlandıran Üniversitemizin ortağı olmaya, Teknokent’imize her daim destek olmaya, ortak, başarılı projeler üretmeye devam edeceğiz. Bu program, Üniversitemiz ile birlikte Endüstri 4.0 ile ilgili gerçekleştireceğimiz çalışmaların ilki olması anlamında oldukça önemlidir.”
“Endüstri 4.0’ü bilmeden üniversite 4.0 olarak kurmuşuz”
Kürsüye gelen Sakarya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Muzaffer Elmas, “Dünyada yükseköğretim ile ilgili her türlü yeniliği yakından takip edip izleyen bir üniversiteyiz. Dünyada yeni kavramlar var. Kalite süreçleri, aktivasyon süreçleri, üniversite değerlendirme süreçleri, performans, izleme gibi hususlar üniversitelerin olmazsa olmazları haline geldi. Global olarak bakıldığında, aslında mantalite olarak değişen hiç bir şey yok yani dünya bin iki yüzlü yılların, binli yılların mantalitesinde temel fikir olarak işin içine sadece dijital dünya ve internet girdi ve bizde bunu iyi kullanan interneti, bilişim uygulamalarını iyi kullanan bir üniversiteyiz. Bu bakımdan bu ödülleri alıyoruz zaten. Rekabet etmek isteyen bir kişi bu süreçlerin içinde de olmak zorunda. Siz dünyayı yakından bilip tanıyıp oradaki gelişmelere göre bir iş yapıyorsanız bu sizi ileri taşıyacaktır. Şimdi endüstri 4.0 kapsamında yapılmak istenen şeyler aslında bizim üniversite de yaptığımız işlerin benzeri biz de dijital bir üniversite kurmaya çalışıyoruz. Üniversite de ayrı ayrı giden operasyonları dijital anlamda birbiriyle konuşturmak ilişkilendirmek amacındayız.
Rektör Prof. Dr. Muzaffer Elmas, 4.0’ın, belediye, valilik gibi yerel yönetimlerden genel yönetimlere de kadar evrilmesinin faydalı olacağını dile getirerek “Rekabet eden herkes bu yenilikleri uygulamak zorunda. O bakımdan biz üniversite olarak da bunun mantığı içindeyiz. Bu süreci geliştirmede çok mesafe alacağımıza inanıyorum. Tabi bu konuda öncü Türkiye’de firmalar uygulamaları, örnekleri yaptıkları bizim için çok önemli.
“Tüm markalar Sanayi 4.0 paralelinde gelişmek zorundadır”
Endüstri 4.0 çerçevesinde Arçelik olarak yapılan yenilikler ve mental değişimler konusunda da bilgi veren Esenlik, konuşmasında “Arçelik olarak yaklaşık 60 milyon değerinde bir Ar-Ge Merkezi kuruyoruz. Müşteri odaklılığı önemsiyoruz. Dünya’da 20’nin üzerinde fabrika ile İngiltere, Güney Afrika, Polonya, Romanya gibi birçok ülkede pazar birincisiyiz. Bu bölgelerdeki tüketicilere özel ürün tasarlıyoruz. Yenilikçi ürün tasarımı çok önemli ve bunun sürekliliği de… 60 milyon dolarlık bir Ar-Ge Merkezi kurma çalışmalarımız devam ediyor. Bu yeni dönem, yeni ürün ve hizmetleri internet üzerinden pazarlama imkanı da getirdi. Tüm ürünlerin birbiri ile konuşabilir ve yönetilebilir olması yönünde “internet of thing” tabanlı çalışmalarına yönelik alt yapıları hazırlıyoruz. Dijital dönüşümüne müşteri odaklılıkla devam edeceğiz.” Dedi.
Konferansın ikinci bölümü soru cevap bölümü olarak gerçekleşti. İş dünyasının sorularının yanıtlanmasının ardından SATSO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Günay Güneş, Siemens Dijital Fabrikalar Proses Enstitüleri Yöneticisi Hakan Mavruk’a. Teknokent Müdürü Prof. Dr. Tahsin Engin ise Arçelik Üretim Teknolojileri Direktörü Mustafa Esenlik’e plaket takdim etti.
Haber Tarihi : 12/10/2016 | aef969480fbe | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
4.Meslek Komitesi 24 Ocak 2014 Cuma Günü Toplantı Kararları
KOSGEB gelirlerinin 3624 sayılı KOSGEB Kuruluş Kanunun 4684 sayılı değişik KOSGEB Bütçe Kaynaklarının sıralandığı 14.maddesi g bendinde (Organize sanayi bölgeleri müteşebbis heyetlerince yapılan arsa satış hasılatlarının yüzde 1'i oranında ayrılacak pay) olarak belirtildiği üzere ; Yatırım yapmak üzere Organize Sanayi Bölgelerinden arsa satın almak isteyen müteşebbislerin, satın alacakları arsa satış bedelinin %1 i kadar bir tutarı KOSGEB e ödeme yapmak durumunda olmaları müteşebbisleri olumsuz etkileyen bir uygulamadır.
Söz konusu payın kaldırılması hususunda gerekli yasal düzenlemelerin yapılarak yaşanan mağduriyetlerin giderilmesi için konunun TOBBne aktarılmasına.24.01.2014.08
Son düzenlemelerle(Anayasa mahkemesi 31 10 2013 tarih ve 2013/49 esas 125 karar sayılı iptal kararı ) Organize Sanayi Bölgeleri Tüzel kişiliklerinin kamulaştırma yetkisi kaldırılmıştır. Bu durum Türkiye genelinde yeni kurulacak olan ve kuruluşunu tamamlamamış olan OSB'ler açısından hukuki ve fiili sıkıntı ve karışıklık yaratacaktır.
OSB'lerin kuruluşuna katılan İl Özel İdareleri büyükşehirlerde kapanma aşamasında olduğundan OSB lerde kamulaştırma iş ve işlemlerinin ne şekilde ve hangi kurum nezdinde yürütüleceği konusu belirsizliğini korumaktadır.
Bu nedenle OSB müteşebbis heyet başkanlıklarının yapılacak bir düzenlemeyle valiler üzerinde bırakılması ve de devlet adına kamulaştırma yetkisinin özel bir düzenlemeyle valiliklere verilmesi OSB lerde belirsizliğini koruyan kamulaştırma yetkisi karmaşasını ortadan kaldıracaktır.
Gerekli yasal düzenlemelerin yapılarak OSB'lerde kamulaştırma yetkisi belirsizliğinin giderilmesi için konunun TOBB ne aktarılmasına.24.01.2014.08
TOBBnin 19/12/2013 tarih ve 25925 sayılı hayvansal yan ürün ithalatındaki uygulamalar konusunda bilgilendirme yazısı görüşüldü.
Söz konusu yazının 04 ve 27. meslek grubu üyelerine e-mail ile duyurulmasına.24.01.2014.08 | 6126b5342b87 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Mehmet Eroğlu “9,75 Santimetrekare”de 2013 Haziran’ında Gezi
Parkı Direnişi yaşanırken yüzü ve ruhu yaralı bir adamın 90’lı yılların sonunda
Şırnak’ta bir dağ köyünde yaşadıklarını hatırlamaya çalışarak kendiyle
hesaplaşmasını, insani değerleri sorgulamasını anlatıyor.
Mehmet Eroğlu romanlarının yapısı üzerine bir çalışma
yapılmış mıdır, bilmiyorum. Ama Eroğlu’nun eserleri hakkında yazılan yazılarda
bu yapıya sık sık değinildiğini biliyorum. Mehmet Eroğlu, “yaralı adam”ları yazıyor.
Bu adamlar savaştan dönmüştür. O savaşın izlerini ruhlarında ve bedenlerinde
taşırlar. O izlerin silinmesi, yaranın kapanması için verilmesi gereken cevaplar,
anlaşılması gereken gerçekler vardır. Ama geçmiş daima pusludur, gerçekleri
öğrenmek kolay değildir. Bu “yaralı adam”lar yaşadıkları bu kısa ya da uzun
süreli savaş halinde insanoğlunda olması gereken temel nitelikleri de gerçekle
sınamak olanağı bulmuştur. Ölüm bir adım ya da bir an ötedeyken, ahlak,
fazilet, dürüstlük, dostluk gibi kavramların doğru anlamlarını, yaşamdaki
karşılıklarını bulmak daha kolaydır. Örneğin o adımı sizin yerinize arkadaşınız
atarsa ölecektir. Bu anda insan olmanın temel değerlerine göre davranıp
arkadaşınızı uyaracak ve ölüme siz mi gideceksiniz yoksa ölümü göze alamayıp
sessiz mi kalacaksınız? Böyle ikilemlerle karşılaşır Mehmet Eroğlu’nun
kahramanları ve çoğunlukla o anda ne yaptıklarını hatırlayamaz ve canlı olarak
dönmeyi başardıkları savaştan sonra o an ne olduğunun sorusunun cevabını bulana
dek kendilerini yiyip bitirirler. Bu hesaplaşma, gerçekte ne olduğunu
sorgulama, bulma sürecinde günlük hayata ayak uyduramaz, kenarda kalır,
çoğunlukla da insanlara uzak dururlar. Bu uzak durma hali özellikle genç
kadınların ilgisini çeker. “Yaralı adam” ilk zamanlar bu ilgiye karşılık vermez
hatta muhatabını uzaklaştırmak için kabalıklar yapar, incitici sözler eder. Bu
tavır genç kadının ilgisini daha da artırır. Sonunda yaralı adam neden soğuk
davrandığını anlatırsa bu genç, güzel ve çekici kadının ilgisinin azalacağı,
kendisini rahat bırakacağı düşüncesiyle öyküsünü anlatmaya başlar. Biz okurlar
da genç kadınla birlikte adamın yarasının neden kaynaklandığını, cevap aradığı
soruyu parça parça olsa da öğrenmeye başlarız.
Sonra çözüm aşaması gelir. Savaş, bir yandan insanın en
temel değerlerini “can pazarı”nda sınadığı bir mahşerdir ama aynı zamanda en
derin dostlukların ya da onarılmaz düşmanlıkların da temelinin atıldığı yerdir.
Çözüm aşamasında “yaralı adam”ın yanında bu savaş halinde kendisine omuz veren,
arkadaşı için kendini ölüme atan ya da ölümden kurtardığı arkadaşları vardır.
Derin dostlukları vardır ve birbirlerine birer can borçlu oldukları duygusuyla
davranırlar sivil hayatta da.
Tabii ki bu ana yapı ile yetinmez Mehmet Eroğlu, günceli,
yakın geçmişi aynı insanlık değerleri ile sorgular, yeni dostluklarda, aşklarda
sınar. Romanlar çok renklileşir, katmanlanır ve birbirinden farklılaşır.
Mehmet Eroğlu’nun romanlarında zaman doğrusal olarak tek bir
ana hatta akmaz, olaylar kronolojik olarak anlatılmaz. Daha doğrusu romanın
akışı anlatıcıya bağlıdır ve bu anlatıcı da romanın kahramanı “yaralı adam”dır.
“Yaralı adam” da öyküsünü doğal bir sohbetteki gibi parçalı ve zaman ve mekanı
karmaşık bir biçimde anlatır. Bir yandan da kahramanımızın olayları anlattığı
dönemde neler yaşadığını, düşündüğünü okuruz. Bu içiçe geçmiş romanlar şeklinde
de olabilir. Yapısı böyle olduğu için Mehmet Eroğlu’nun romanlarına
“postmodern” diyemeyiz sanırım. Bu daha çok biçimsel bir tercih, bugünün dünle,
hatta yarınla içiçe olduğu düşüncesinin yapıta yansıtılmasıdır.
Mehmet Eroğlu’nun romanlarının alameti farikası olan bir
özellikten de söz edip bu yapı bahsini kapatacak ve Eroğlu’nun yeni romanı
“9,75 Santimetrekare”ye (2014, İletişim yay.) geleceğim. Mehmet Eroğlu’nun kahramanları,
özellikle baş kahramanları durumları, olayları, ruh hallerini özlü sözlerle,
aforizmalarla açıklarlar. Bu kendi sözleri de olabilir, bir yazardan, yapıttan
alıntılanmış da olabilir. Bu sözlerden bir derlemeyi “Edebi Aforizmalar” (Agora
Kit.) bulmak mümkündür.
2013’ün Haziran ayında İstanbul’dayız. Cihangir’de bir
apartman. Birkaç yüz metre ileride Gezi Parkı Direnişi sürüyor. Kahramanımız
Ahmet (ya da kendine koyduğu yeni adıyla Tarık) olan bitenle pek ilgili değil,
kapısı çalınıp komşusu Marilyn iki direnişçiyi bir süre konuk eder mi diye
sormasa ilgileneceği de yok. O 90’lı yılların sonunda askerliğini yaparken
yaşadıklarını hatırlamaya ve geçmişiyle hesaplaşmaya çalışıyor. O karanlık
gecede, o on dakikada neler yaptığını hatırlayabilirse hayati önemdeki sorusuna
cevap bulabilecek ve yazmakta olduğu romanı da bitirebilecek.
Romana adını veren “9,75 Santimetrekare” Ahmet’in yüzündeki
çocukluktan kalan yaranın yüz ölçümü. Bu yarayı uzun bir sakalla gözden ırak
kılmış. Sakalıyla daha yaşlı gözüküyor belki ama sakal yarayı kapattığı için
ilk bakışta korkulup çekinilen biri olmaktan kurtuluyor. Bu yara nedeniyle
çocukluk çağlarında bir öksüz ve yetim olarak kendisiyle çok alay edilmiş,
dışlanmış. İnsanlarla pek ilişki kurmasa da artık öyle davranışlarla da
karşılaşmak istemiyor.
Ahmet içine kapalı haline hatta insanlara itici davranmasına
rağmen özellikle kadınların ilgisini çekiyor. Ona “Cyrano” muamelesi yapan ve
kendisi için güzel cümleler söylemesini isteyen genç güzel bir sevgilisi var.
Yaşamını evlenebileceği adamı arayarak, geceleri talipleriyle buluşarak geçiren
Ayşın’la cinsellik temelinde gelişen bir ilişki kurmuşlar. Ayşın kendisinden
başka hiç kimse ve olayla ilgilenmediği için Ahmet’in yarasının nedenini de
sorgulamıyor. Zaten ilişkileri de Ayşın doğru talibi bulup evlenene kadar
sürecek.
Mehmet Eroğlu kahramanı Ahmet’e aforizmalar söyletir,
sevgilisine aforizmalı mesajlar yollatırken sık sık “Pierre Schoendoerffer”i
anıyor. Schoendoerffer kült romanı “Krala Veda” (Can yay.) ile tanınmış bir
yazar ve film yönetmeni. II. Dünya Savaşı’na, 1951’de Fransız ordusu ile Vietnam’a
kameraman olarak gitmiş, 1954’de Dien Bien Phu Savaşı’na katılmış, esir düşmüş.
1955’de Fransa’ya dönebilmiş. Eroğlu’nun kahramanlarına örnek olabilecek bir
yaşamı var. Yine romanlarının yapısı ve aforizma tutkusu ile de Mehmet
Eroğlu’na esin kaynağı olmuş ki yazarımız açıkça göndermeler yapıyor Schoendoerffer’e.
Belki de iyi okurdan, eleştirmenden yapıtları ile Schoendoerffer’in
romanlarının karşılaştırmalı bir okumasını yapmasını bekliyor.
Ahmet’in ruhundaki yarayı daha ilk görüşte fark edecek olan
evine tanrı misafiri olarak kabul ettiği Gezi Parkı Direnişçisi Serap. Serap
merakı, ilgisi ve güzelliği ile Ahmet’in gönlünü kazanmakla kalmıyor onun
anlatmasını da sağlıyor. Bir yandan Ahmet’in romanını yazma sürecinde Serap’la
yaşadıklarınıokuyoruz, diğer yandan Ahmet’in henüz sonunu yazamadığı romanında
babası ve amcalarının terörist olduğu ihbarıyla bir gece yarısı köyleri
kuşatılıp evleri basılan ve son anda ölümden kurtulan Zinar’ın yaşam öyküsünü.
Mehmet Eroğlu, Kürt sorununa, uzun süreli “düşük yoğunluklu”
savaş haline ve bu halin her iki taraftan insanlar üzerinde etkilerine önceki
romanlarında değinmiş ve “Fay Kırığı” üçlemesinin son cildi “Rojin”de de iyice
yoğunlaşmıştı. O romanın cümlesi “Eğer savaşı unutabiliyorsa, insan
her şeyi unutabilir”di. Çünkü savaşı, savaşta yaşananları bir “insan”ın kendi
ile hesaplaşmadan unutması mümkün değil. O nedenle aynı zaman dilimine bir yıl
arayla çıkan iki romanda değinmekte sakınca görmemiş olmalı. Tüm romanlarını
okumuş biri olarak “9,75 Santimetrekare”nin “Rojin”deki etkiyi yapmadığını
söylemeliyim. Ahmet o olayı Gabar’da değil de başka bir yerde, başka bir
savaşta da yaşamış olabilirdi. Kurbanı da Zinar değil de başka bir çocuk
olabilirdi. Yani yer ve zaman olayı özelleştirip farklılaştırmıyor.
Gezi Parkı Direnişi, bu yılın romanlarında değinilmeden geçilmeyecek
bir konu halini aldı. Sanki 2013’de geçen bir roman yazılacaksa sözü edilmesi
gerekli gibi görülüyor. Ben bu kadar sıcak bir konunun, hele dakika dakika
anılarda görüntülerde yer alırken yazılmasının mümkün de gerekli de olmadığını
düşünüyorum. “9,75 Santimetrekare”de de Marilyn’in, Serap’ın, Cengiz’in
durumlarının, Cihangir’de hâlâ yaşandığı varsayılan çok renkli yaşamın Gezi
Parkı Direnişi’nden söz etmeden de anlatılabileceğini düşünüyorum. Gezi Parkı
Direnişi romana bir artı puan kazandırmadığı gibi olaylar hâlâ belleğinde net
olarak bulunan okura “Doğru anlatabilmiş mi? Bakış açısı ne?” gibi gereksiz
sorular da sorduruyor. | 5f76de091180 | [
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Santrifüj edilerek ıslaklığı alınmış nemli halıların kurutulması kurutma odasında yapılmaktadır.
Halılar, leke ve iz bırakmayacak paslanmaz malzemeden yapılmış boru askılara alınarak,doğalgaz klimalarından içeriye otuz ile elli derece aralığında sıcak hava basılmakta;ısınmayla birlikte açığa çıkan nem tahliye edilmektedir.
Isının yüksek olduğu mevsimlerde doğal ısıdan da yararlanılmakta; bu amaçla, kaplı teraslarda,halılar doğrudan güneş ışığına maruz bırakılmadan havalandırılarak kurutulmaktadır.
Kuruyan halılar, son kontrolleri yapıldıktan sonra; vakumlama işleminden geçirilip parfümlenerek ambalajlanmaktadır.
Leave a Reply | c9a1cf8a2d32 | [
"culturax",
"hplt2"
] |
Hitit Üniversitesi Fen- Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölüm Başkanı Doç. Dr. Meral Demiryürek ve eğitimci yazar Abdulkadir Ozulu, Belediye Başkanı Muzaffer Külcü'yü ziyaret etti. Demiryürek ve Ozulu, Çorum Belediyesi tarafından basımı gerçekleştirilecek olan "Eşref Ertekin'in Günlüklerinden Bir Zamanlar Çorum" adlı kitabın taslak çalışmasını Başkan Külcü'ye takdim etti.
Çorum'un zengin bir kültüre sahip olduğunu, Çorum Belediyesi’nin de bu zengin kültürün korunması ve sonraki nesillere aktarılması hususunda titizlikle çalıştığını kaydeden Belediye Başkanı Muzaffer Külcü, “İlimizde yer alan maddi ve manevi bütün kültür öğelerini, kültürel değerlerimizi araştırıyor, açığa çıkarıyor ve bir eser haline getirip şehrimizin ve Türkiye’mizin kültür hafızasına kazandırıyoruz. Çorum’un tarihine ışık tutacak ve gelecek nesillere aktarılacak miras niteliğindeki; yazılı, sözlü ve görsel kaynaklarımıza Çorum’un hafızası konumundaki Kent Arşivi’nde en kolay ulaşabilecek şekilde hemşehrilerimizin hizmetine sunuyoruz. Hasan Eşref Ertekin de Çorum'da yaşamış ve kütüphanecilik yönüyle şehrimizin kültürel hayatına büyük hizmetlerde bulunmuş saygın bir şahsiyettir. Eşref Ertekin'in bir döneme ışık tutan günlüklerini, notlarını bir kitap haline getiren Demiryürek ve Ozolu hocalarımıza emeklerinden dolayı teşekkür ediyorum. Bu eserin basımını gerçekleştirip Çorum'un kültürel hafızasına kazandırmış olacağız."dedi.
Meral Demiryürek ve Abdulkadir Ozulu da hazırlamış oldukları"Eşref Ertekin'in günlüklerinden Bir Zamanlar Çorum" adlı kitap hakkında Başkan Külcü'ye bilgi vererek, Hasan Eşref Ertekin’in 1892 ve 1979 yılları arasında Çorum'da yaşamış ve şehrin kültür hayatına büyük hizmetlerde bulunarak hafızalarda derin izler bırakmış saygın bir şahsiyet olduğunu belirterek “Eşref Ertekin, ilimizde modern kütüphaneciliğin kurucusu olmuştur. Çorum'da onun adına Eşref Ertekin Kütüphanesinin ve Eşref Hoca Caddesinin bulunması, kadirşinas Çorumlunun Eşref Ertekin'e olan vefa ve saygı borcunu ödeme gayretinin güzel yansımalarıdır. Eserde Ertekin'in günlük türü, hayatı, eserleri ve hizmeti öz olarak anlatıldı. Geniş bir zaman aralığında kaleme aldığı günlükler ilk defa bu kadar kapsamlı bir eser aracılığıyla paylaşılmış oldu. Çorum'da şehir-üniversite kaynaşmasını en önemli konuların başında gören ve ortak projemizi teşvik eden Hitit Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Reha Metin Alkan'a ve bu eserin yayımlanarak nihai hedefe, okuyucuya ulaşmasını sağlayan Belediye Başkanı Sayın Muzaffer Külcü'ye teşekkür ediyor, şükranlarımızı sunuyoruz” diye konuştular.
Kategori : Haberler | d5d29e06d523 | [
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Belediyemiz Gençlik Merkezleri tarafından 15 Temmuz şehitleri yararına kermes düzenlendi. Kermesten elde edilecek gelir şehit ailelerine bağışlanacak.
Belediye Başkanı Muzaffer Külcü, Gençlik ve Spor İl Müdürü Haşim Eğer ve Belediye Başkan Yardımcısı Zeki Gül ile birlikte Hürriyet Meydanında açılan kermesi ziyaret etti. Kermeste çocuklarla sohbet eden Başkan Külcü, daha sonra 15 Temmuz gecesinde yaşananların anlatıldığı fotoğraf sergisini gezdi.
15 Temmuz şehitlerinin anısına Çorum Belediyesi Gençlik Merkezlerindeki öğrenciler tarafından kermes düzenlendiğini dile getiren Başkan Külcü, Bu kermesin bizim için çok büyük önemi var. 15 Temmuz gecesi yaşananlar asla unutulmaması gereken olaylardır. Ülkemizin birliği, beraberliği, geleceği için hafızamızda o günü sürekli taze tutmamız lazım. Bu bilincin küçük yaşlardan itibaren çocuklarımıza kazandırılması gerektiğine inanıyorum. Bunu biz gençlik merkezlerimizde değişik faaliyetlerimizde yapıyoruz. Bizimle beraberler bunu gerek Milli Eğitim Müdürlüğü gerek Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü kendi faaliyetlerinde yapıyorlar. Nesilden nesile bu işin aktarılması için bu çalışmayı birlikte yürütüyoruz dedi.
Türkiye ve Türk milleti için Kurtuluş Savaşı ne kadar önemli ise 15 Temmuz gecesi yaşananların da ülke ve milletin geleceği için o kadar önemli olduğunu vurgulayan Başkan Külcü, Bu bilinci canlı tutmamız lazım. Otak gelecek şuuru arzusu böyle oluşuyor. Üzerinden yüzyıl geçmesine rağmen Çanakkale Zaferini nasıl hatırlıyorsak konuşuyorsak ve o günkü ruh halini nasıl yeni nesillere aktarmaya gayret ediyorsak bunu da aynı şekilde düşünmeli ve ona göre hareket etmeliyiz. Yavrularımızın bu düşünce içerisinde olmaları bizim için fevkalade değerledir dedi.
Kategori : Haberler | ab626b7ec1f7 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Boşanmanın Kolay Atlatılma Yolları
Evlilik her genç kızın hayalidir. Mutlu bir yuva, neşeli çocuk sesi, romantik yemekler ve romantik bir eş her genç kızın hayallerini süsler. Daha sonra belli bir yaşa geldikten sonra kendine uygun, aşık olduğu bir eş bulur ve evlenirler. Ama her zaman her ilişki mutlu bir şekilde sürüp gitmiyor.
Şiddet, geçimsizlik, yakın akrabalar, çocuk olmaması ve birbirlerine uygun olmadıklarını anladıktan sonra çoğu evlilik bitmektedir. Böylesi durumlarda erkek daha güçlü ve daha çabuk toparlanır fakat kadın yeni bir hayat yeni bir düzen ve yalnız başına ayakta durmak zorundadır o dönemde. Bu dönemde depresyona girmemek mümkün değil diyen kişilere itimat etmeyin çünkü bu tarz durumlarda atlatmanın yolları tabiki de mümkündür. İlk başta şunu unutmayınız boşanmış olmanız sizler için bir son değildir bunun tersine sizler için yeni bir hayat yeni bir başlangıçtır güçlü olun.
Daha sonra kafa toplayabilmek için bulunduğunuz yerden biraz uzaklaşın mesela tatile gidin gezin, eğlenin, güzelliklerinin tadını çıkarın. Geri döndüğünüzde ona ait olan veya size onu hatırlatan bütün eşyaları atın eğer bunu istemiyorsanız henüz kendinizi o kadar güçlü hissetmiyorsanız göremeyeceğiniz bir yere kaldırın. Kendi dolabınızda bulunan kıyafetlerinizi, ayakkabılarınızı, çantalarınızı yani kısacası sizi güzel gösteren yeni şeyler yeni tarzlar bulun kendinize dolabınızı baştan döşeyin. | 7a5d4b87909a | [
"c4",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
1986´da Mimar Sinan Üniversitesi Tekstil tasarım bölümünü bitirdikten sonra İtalya ve İsviçre’de çeşitli mesleki çalışmalar yaptı.
Hemen sonrasında profesyonel iş hayatına girdi. 86’dan beri iplikten kumaşa, konfeksiyondan örmeye, ihracattan dekorasyona tekstil sektörünün hemen her alanında tasarımcı ve yönetici olarak çalıştı.
Bu süreçten sonra 2010 yılından beri de kendi adıyla tasarımlara yön vermeye başladı. Bir çok yurt içi ve yurt dışı ev, otel, tekne ve resmi kurum projelerinin tekstil giydirmelerine imza attı, saray tekstil uygulamalarına katkıda bulundu . Halen Nişantaşı ofisi ve atölyesinde , ekibi ile birlikte proje bazlı tekstil tasarımları alanında faaliyet gösteriyor. Mekana ve kişiye özel butik tasarımlar yapıyor.
2016 yılı yaz itibariyle adıyla bir perakende ürün koleksiyonu hazırladı..
Aynı zamanda Mimar Sina Üniversitesinde öğretim görevlisi ve çeşitli ATHİB ve UTİB kumaş ve ev tekstili yarışmalarında jüri olarak görevler alıyor.
Evli, bir kızı bir de oğlu var..
1986'da Mimar Sinan Üniversitesi Tekstil tasarım bölümünü bitirdikten sonra İtalya ve İsviçre’de çeşitli mesleki çalışmalar yaptı.
Müge Krespi'yi takip et,
yeniliklerden haberdar ol.
Müge Krespi Instagram
Takip Et | 84b583197a09 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Sanatçı Orhan Gencebay, CNN Türk'te konuk olduğu programda telif haklarıyla ilgili açıklamalarda bulundu. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde gidip ödül aldığı gün, telif hakları konusunu açtığında, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bakana talimat vererek "Bu işi, telif konusunu halledin" dediğini vurguladı.
"O TALİMATTAN SONRA BÜYÜK BİR İVMEYLE ÇALIŞMAYA BAŞLADIK"
Gencebay, Erdoğan'ın talimatının kendilerini daha da motive ettiğini belirterek "Biz ondan sonra büyük bir ivmeyle daha iyi, daha moralli çalışmaya başladık ama daha çok yolumuz var" ifadelerini kullandı. | 312acb6b6fd4 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Kuzey Irak'ta Sincar'a Peşmerge'nin yaptığı operasyona PKK'nın da katıldığını iddia eden HDP eş başkanı Selahattin Demirtaş, Sincar'daki Yezidiler tarafından da yalanlandı.
Bölgesel yönetime bağlı Peşmerge güçleri 11-12 Kasım tarihlerinde DAEŞ işgalindeki Musul'un Sincar bölgesine operasyon gerçekleştirmiş ve Sincar kurtarılmıştı.Demirtaş o operasyona PKK'nın da katıldığını iddia etmiş ancak Peşmerge ve sonrasında da Mesut Barzani bu iddiayı yalanlamıştı.
Kuzey Irak bölgesel yönetiminin Demirtaş'ın sözlerine yönelik tepkisine bölgedeki Ezidilerden de destek geldi.
Sincar'daki Ezidilerin liderlerinden olan Kasım Şeyşo, Sincar operasyonuna PKK'nın destek verdiği yönündeki iddiaları asla kabul etmediklerini söyledi.
Ezidi komutan, "Sincar'ın özgürleştirilmesine PKK'nın yardım ettiğini duymak bile kabul edilemez bir şey" dedi.
Ezidi lider Kasım Şeyşo, Sincar bölgesinde PKK dahil diğer yabancı unsurların yerinin olmadığına dikkat çekerek, PKK'ya karşı Sincar'dan asla taviz vermeyeceklerini vurguladı. | 45bb43d040e9 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Geçtiğimiz günlerde ülkemize konser için gelen Latin şarkıcı Jennifer Lopez hala adından söz ettirmeye devam ediyor....
Konserini en önden izleme fırsatı buldum gerçekten enerjisine ve sempatikliğine hayran kaldım... Konserde çok ama çok keyifliydi... İnstagram'dan (esra1783) beni takip edenler fotoğraflardan anlamıştır!;)
Gelelim güzel habere!
Jennifer prensip gereği (reklam olmaması açısından) hediye kabul etmiyormuş... Ülkemizde de Galatasaray formasının dışında tek bir hediyeyi kabul etmiş o da çok büyük bir hayranı olan Hilal Topaloğlu'nun kendisi için tasarladığı JLO yazılı yüzük!
Yüzüğü parmağından çıkartmayan ünlü sanatçı hayranı olan genç tasarımcıdan JLO markası için özel bir takı koleksiyonu hazırlamasını istemiş....
Jennifer "Bu uzun zamandır gerçekleştirmek istediğim bir projeydi ancak ertelenmişti, bir gün bir Türk tasarımcıyla çalışacağımı düşünmemiştim. Onun gözlerinde işine tutkuyu ve mükemmeliyetçiliği gördüm. Bana gençlik yıllarımı hatırlattı, bu yüzden projemi onunla gerçekleştireceğim...." dedi.
2013 yılında ülkenizi tekrar ziyaret edecek olan Lopez, Hilal Topaloğlu ismindeki genç mücevher tasarımcısıyla JLO takı ve mücevher markasının tasarımlarını hazırlamak ve lansmanını yapmak üzere bir araya gelecek....
Arkadaşımın bu keyifli haberini sizlerle paylaşmak istedim... Yakında Hilal ile bir araya gelip daha detaylı bir post yapacağız... Biz çok heyecanlandık... Takipte kalın!;) | 7bfc0cd9c2af | [
"c4",
"culturax",
"hplt2",
"vngrs"
] |
26 Şubat 2015 Perşembe
Hay bin Yakzan
Hay bin Yakzan
Ibn Sina / Ibn Tufeyl
Yapi Kredi Yayinlari
Bir süredir pesindeydim. Yapi Kredi Yayinlari'ndan cikan bu baskisinda hem Ibni Sina'nin yazdigi Hay bin Yakzan adli kücük hikaye, hem de ondan esinlenerek Ibn Tufeyl'in yazdigi ayni adi allegorik roman vardi, üstelik dönemin felsefi geri planini ve hikayelerin semboliklerini anlatan giris yazilariyla. Dört ayak üstüne düsmek diye buna denir.
Her ne kadar Ibn Tufeyl'in (1106-1186) yazdigi romanda, Ibni Sina'nin ayni adli hikayesinden esinlendigi söylense de, esinlenme sadece romanin ve bas kisinin adindan ibaret. Bir de hikaye edis sekli olarak allegorinin kullanilmasindan...
Ibn Tufeyl'in romani bizim cografyamizda az bilinse de, oldukca erken dönemlerde Bati dillerine cevrilmis ve Bati'da taninmis. Su sözler kitaptaki tanitim yazisindan:
" Rousseau’nun Emile’ine, Thomas More’un Ütopya’sına, Daniel Defoe’nun Robinson Crusoe’suna Hay bin Yakzan’ın çocuğu gözüyle bakanların sayısı hiç de az değildir. Batı’nın büyük filozofu Spinoza da, kendi felsefesini kurarken büyük ölçüde Hay bin Yakzan’dan aldıklarına dayanmıştır. "
Latince'ye Philosophus Autodidactus (Kendi kendini egiten filozof) adiyla cevrilmis, bazi Bati dillerinde de böyle biliniyormus.
Hay bin Yakzan gercekten de bir issiz ada romani, hani kitapta da belirtildigi gibi "robinsonad" diyecegim ama, öncülü ardilla tarif etmek gibi tuhaf bir durum olusacak :) Hikaye, öyle ya da böyle issiz adaya düsmüs ve bir ceylan tarafindan büyütülmüs bir insanin dünyayi anlama ve kendini tanima macerasinin, sadece cevresini gözleyerek ve düsünerek insanin varabilecegi noktanin hikayesi. Bu arada Arapca Hayy "diri", Yakzan ise "uyanik" demek. Yani kahramanimizin adi "Uyanik oglu Diri". Uyanik oglu Diri'nin hikayenin son kisminda anlatilan toplum icinde yasama ve toplumu dogruya ve gercege cagirma macerasi ise ayrica ibret verici. Neredeyse bildik ve tanidik... Insanda konusmayi bilmeden, dili tanimadan düsünebilme, Tanri'yi araci ve ögreti olmadan düsünce ve mantikla bilip taniyabilme becerisi oldugu, kitabin dayandigi ilginc ve temel varsayimlar...
Hos, düsündürücü, ögretici, ilginc bir hikaye. Güncel, anlasilir Türkcesi oldukca rahat okunuyor. Parantez icindeki Arapca kavramlar baglantilari daha iyi kurmamiza yardimci oluyor. Iyi ki cevirmisler, iyi ki yayimlamislar dedirtiyor.
Kaydol: Kayıtlar (Atom) | 88c9ded4005b | [
"c4",
"fineweb2",
"hplt2"
] |