text stringlengths 0 31.7k |
|---|
Elif’in yanında, tam zıttı bir karakter olan komşiları Can vardı. 14 yaşındaki Can, pratüğ, birez da sabırsız ve her şeye bir hinkalkla yaklaşan bir çocuhtu. Elif’in hayal dünyasına pek anlamazdı. |
“Ne abu kadar heyecanlanıyorsun ki Elif? Burası sadece otlarla doli bir harabe,” dedi Can, burnunu büzerek. “Bence burayı pakleyip futbol sahası yapsak daha ey olur.” |
Elif, Can’a ters ters baktı. “Futbol sahası mı? Burası dedemin en sevdiği yerdi! Burada alaca çiçekler, mis kohilu meyva ağaçları vardı. Onları geri getirmek istiyerim.” |
Can omuz silkti. “Hayalperestlik işte. Zati kim uğraşır bunlarla?” |
Elif, dedesinin eski bahça aletlerini buldu. Paslanmış bir kürek, kırık bir tırmıh… Her bir alet, dedesinin ellerinde nasıl parladıği hatırlattı ona. Bahçayi paklemeye başladığında, burtrağın nemli ve savuh dokusu ellerine değdi. Kuş sesleri, yağmurun ritmiyle karışiyeridi. Bir yandan da yabani otların keskin kohisu b... |
Can, ilk başta alaycı bir şekilde izledi. Ancah Elif’in azmini görünce, merakına tezek düştü. “Peki, abu otları nereye atacağız?” diye sordu, yardım etmeye istekli gibi görünerek. |
“Şuradaki kompost yığınına. Dedem her zaman atıkların bile değerli oldiğunu söylerdi,” diye cevapladı Elif. |
Birlikte çalışmaya başladılar. Elif, her bir bitkiyi ehtibarlice inceliyeridi. Bazılarını taniyeridi, dedesinden dinlediği isimleri hatırliyeridi. Can ise sadece otları hızla yolup kompost yığınına atiyeridi. |
Bir gün, bahçanin en ücra köşesinde, kurumuş bir gül fidanı buldular. Elif’in gözleri parladı. “Abu dedemin en sevdiği gül! Ona ‘Umut Gülü’ derdi.” |
Can, gül fidanına şüpheyle baktı. “Kurumuş işte. Ne yapacaksın?” |
Elif, dedesinden öğrendiği bilgileri hatırladı. “Burtrağını değiştireceğiz, bol bol su vereceğiz. Mençki canlanır.” |
Can, isteksizce yardım etti. Günler geçti. Elif, her sabax erkenden kalkıp gül fidanını suladı, burtrağını havalandırdı. Can ise, zaman zaman yardım etse de, ahvala başarısız olacaklarını düşünüyeridi. |
Bir sabax, Elif ve Can bahçaye geldiklerinde, gül fidanında minik yeşil filizler mençirdiğini gördüler. Can şaşkınlıkla, “Nasıl oldi abu?” diye sordu. |
Elif gülümsedi. “Dedem derdi ki, sabır ve sevgiyle her şey mümkün olur. Umut, her zaman yeşerir.” |
Bahça yavaş yavaş canlanmaya başladı. Elif ve Can, birlikte çalışarak, dedesinin bahçasini tezeden eski ihtişamına kavuşturdu. Komşilar da onlara yardım etmeye başladı. Bahçade çiçekler açtı, meyva ağaçları yeşerdi. Bahça, sadece bir çiçek bahçasi değil, aynı zamanda bir burtluluk bahçasi ahvaline geldi. |
Ancah, bahçanin tezeden canlanmasıyla birlikte bir sorun da ortaya çıktı. Bahçanin yanındaki fabrika, atıklarını gizlice bahçanin sınırına dökmeye başlamıştı. Köti kohilar yayılıyor, bitkiler soluyeridi. |
Can, hemen fabrikayla kavga etmeye berfar verdi. “Onlara dava açalım! Abu yaptıkları kersanul edilemez!” diye bağırdı. |
Elif ise daha sakin bir yaklaşım sergiledi. “Önce konuşalım Can. Mençki bir yanlış anlaşılma vardır. Mençki de fabrikanın yöneticileri, bahçanin turumu hakkında bilgi sahibi değildir.” |
Elif, fabrikanın yöneticileriyle görüştü. Onlara bahçanin dedesi içün ne kadar değerli oldiğunu, bahçayi tezeden canlandırmak içün ne kadar emek harcadıklarını anlattı. Fabrika yöneticileri, Elif’in samimiyetinden ve bahçaye olan sevgisinden etkilenerek, atıklarını bahçaye dökmeyi turdurmaya berfar verdiler. Hatta, bah... |
Abu olay, Elif ve Can’a önemli bir ders verdi. Öfkeyle xareket etmek yerine, empati kurmak ve konuşarak sorunları çözmek her zaman daha ey ahıriuçlar veriyeridi. Can, Elif’in sabrının ve anlayışının gücünü görmüştü. Elif ise, Can’ın pratüğ zekasının ve kararlılığının değerli oldiğunu anlamıştı. |
Unutulmuş bahça, sadece çiçekler ve meyvalerle değil, aynı zamanda dostluk, empati ve umutla tezeden yeşermişti. Yağmur turmuştu, güneş bulutların arasından süzülüyeridi. Bahçanin kohisu, artuğ sadece toprah ve çiçek kohisundan ibaret değildi. Abu kohi, dedenin anılarıyla, Elif ve Can’ın dostluğuyla ve burtluluğun daya... |
=== HİKAYE BİTti === |
## Kırmızı Fenerlerin Altunda Bir Kölge |
Osaka’nın Dotonbori’sindeki neon ışıklar, yağmurla parliyeridi. Her zamanki kalabaluh, ıslak kaldırım taşlarına yansiyeridi, birer hayalet gibi. Ben, Kaito, abu tağıntının içünde, “Kırmızı Fener” adındaki eski bir kitapçının dükkanına sığınmıştım. Dükkanın sahibi, Bayan Hana, sıfatündeki derin çizgilerle Osaka’nın tüm ... |
Kitapçının kohisu… eski kağıt, mürekkep, ve yüngül bir yalağuzlık kohisu. Buraya, paapmın ölümünden sora, onun bırahtığı bir not sıfatünden gelmiştim. Notta sadece tek bir cümle vardı: “Tanizaki’nin ruhunu ara.” Paapm, edebiyat profesörüydi ve Jun’ichirō Tanizaki’yi takıntı arıhcesinde severdi. Ama “ruhu aramak” ne anl... |
Bayan Hana, tozlu raflardan bir kitap alırken bana baktı. “Kaybolmuş gibisin, ceyil adam.” |
“Mençki de öyleyim,” dedim, sesim neon ışıkların uğultusuna karıştı. “Paapm vefat etti. Bana Tanizaki’nin ruhunu aramamı söyledi.” |
Bayan Hana yüngülçe gülümsedi. “Ah, Profesör Sato. Ey bir adamdı. Ve Tanizaki’ye olan sevgisi… derinlere inmişti. Ruh arayışı… ilginç bir istek.” |
“Ne demah istediğini bilmiyerim. Paapmın notu abu kadarla sınırlı. Sanki bir bilmece gibi.” |
Bayan Hana, elindeki kitabı istolya bırahtı. “Tanizaki, gözelliğin ve çürümenin, arzu ile pişmanlığın iç içe geçtiği bir dünyayı yazdı. Osaka, onun eserlerinde bir güzgiydı. Şehrin ihtişamı ve yozlaşması… İnsan ruhunun karmaşıklıği yansıtan bir zemin.” |
“Peki, abu ruhu nerede bulabilirim?” diye sordum, umutsuzlukla. |
Bayan Hana gözlerini benden avirmadan konuştu: “Ruh, sadece kitaplarda değil, onların arasında geçen boşluklarda, satırlarda gizlidir. Tanizaki’nin eserlerini okurken, gendi içindeki karanuhla sıfatleşmen gerekecek. O karanuhta, paapnın sana vermek istediği mesajı bulacaksın.” |
Günler, haftalara dönüştü. “Naomi”yi, “Quince Flower”ı, “Some Prefer Nettles”ı okudum. Tanizaki’nin karakterlerinin iç dünyasına taldım, onların tutkularını, saplantılarını, acilarını hissettim. Paapmın notu ahvala bir sır olarak kaliyeridi ama Tanizaki’nin eserleri içimde bir şeyler uyandıriyeridi. Özellikle “Quince F... |
Bir akşam, dükkana gene uğradığımda, Bayan Hana’nın gözleri daha da hüzünlüydi. “Profesör Sato’nun bir sırrı vardı,” dedi. “Yillar önce, ceyil bir kadınla… bir ilişki yaşamıştı. Abu ilişki, ailesini ve kariyerini tehlikeye atmıştı. Kadının adı, Yaeko’ydu.” |
Şaşkınlıktan donup kaldım. “Yaeko… “Quince Flower”daki Yaeko mu?” |
Bayan Hana başını yügürdı. “Evet. Profesör, abu kadına delicesine aşıktı. Ama ahıriunda, burtlumsal baskılara tezek düştü ve onu terk etmek zorunda kaldı. Yaeko, o günden sora ortadan kayboldu. Profesör, hayatının geri kalanını abu pişmanlıkla geçirdi.” |
“Peki, paapmın notu… Tanizaki’nin ruhunu aramam… abu, Yaeko’yu bulmam anlamına mı geliyor?” |
“Mençki de,” dedi Bayan Hana. “Mençki de paapn, sana onun hikayesini anlatmak, onunla sıfatleşmeni mökkemak istedi. Mençki de sana, geçmişin kölgelerinden kurtulmanı, gendi ruhunu bulmanı istedi.” |
Yaeko’yu bulmak içün araştırmaya başladım. Eski gazete kayıtlarını, nüfus kayıtlarını inceledim. Ahıriunda, bir huzurevinde, Yaeko’nun izini buldum. |
İhtiyar ve kırılgan bir kadındı. Gözlerinde ahvala o eski tutkunun izleri vardı. Ona paapmdan bahsettim. Gözleri doldu. |
“O… ey bir adamdı,” dedi titrek bir sesle. “Ama korkak bir adamdı. Beni bırakmak zorunda kaldı. Ama ben onu hiç unutmadım.” |
Yaeko ile geçirdiğim saatler, paapmın hayatına dair teze bir perspektif kazandırdı. Onun kusurlu, karmaşık bir insan oldiğunu, geçmişin yükünü taşıdığını anladım. Ve o yükü, bana bırakmıştı. |
Dotonbori’deki kırmızı fenerler altunda, paapmın ruhunu, Tanizaki’nin eserlerinde, Yaeko’nun gözyaşlarında buldum. Ruh arayışı, beni gendime toğri bir yolciluğa çıkarmıştı. Artuğ kayıp değildim. Paapmın bırahtığı mires, sadece bir edebiyat sevgisi değil, aynı zamanda bir pişmanlık, bir aşk ve bir affetme hikayesiydi. V... |
=== HİKAYE BİTti === |
## Faturalar ve Bir Sürpriz… (Faturalar ve Bir Sürpriz…) |
Salam şennik, birez içimi dökmek istedim. Mençki birinizden de benzer bir şey yaşamış olan vardır, bilmiyerim. Ahıri zamanlarda finansal olarak birez sıkıntıdaydım. İşler birez yavaşladı, ek gelirler kesildi derken, faturaları ödemekte zorlanmaya başladım. Özellikle kredi berftı borcu… Resmen kersanus gibi. |
Forumda okuduğum tavsiyeleri uygulamaya çalıştım. Otomatüğ ödeme talimatı verdim bazı faturalara, takvimime hatırlatıcılar kurdum, hatta bir bütçe yapmaya çalıştım ama o bütçe de pek tutarlı olmadı açuhçası. Yani, elimden geleni yapiyeridim ama gene de arada bir gecikme oluyeridi. Birkaç kere de geç ödeme cezası yedim,... |
En ahıriunda dayanamadım, kredi berftı şirketini aradim. Borcu yapılandırma, taksitlendirme falan… Ne yapabilirlerdi diye sordum. Gayet ilgiliydiler, bir ödeme planı ayarladux. Rahat bir nefes aldım, “Tamam, artuğ kontrol bende” diye düşündüm. |
Birkaç ay geçti, ödemeleri düzenli yapiyeridim. Hatta bir yandan da ek işler bulmaya çalışiyeridim, bütçemi daha mökkem ahvale getirmek içün. Bir gün, telefonuma bir mesaj geldi. Kredi berftı şirketinden. Kalbim sıkıştı, gene bir sorun oldi diye düşündüm. Mesajı açtım… |
“Sayın [Adım Soyadım], kredi berftı borcunuz tamamen ödenmiştir. Borcunuzun tamamı, bir heyirsever tarafından kapatılmıştır. Ey günler dileriz.” |
Subsets and Splits
No community queries yet
The top public SQL queries from the community will appear here once available.