text
stringlengths
0
31.7k
O an, dedemin sözleri aklıma geldi. Her şeyin gendi ortamında bir yeri vardı. Can’ın oyuncakları onun içün değerliydi, ama Ayşe’nin oyuncakları da onun içün öyle olmalıydi. Ayşe’nin yaratıcılığı, hayal gücü, Can’ın oyuncaklarıyla ölçülemezdi.
“Ayşe,” dedim, “Senin oyuncaklarınla çoh eğlenceli oyunlar oynardux. Onlar bizim hikayelerimize hayat veriyor. Can’ın oyuncağı da gözeldir ama senin oyuncakların senin dünyanı yansıtır.”
Ayşe gülümsedi. “Haklısın,” dedi. “Mençki de Can’ın oyuncağına odaklanmak yerine, gendi oyuncaklarımla daha yaratıcı oyunlar bulmalıyım.”
O gün, Ayşe ve ben, eski oyuncaklarımızla bambaşka bir dünya yarattık. Berfton kutulardan bir kale yaptuğ, palaz bebeklerle bir tiyatro sahneledüx. Can da bizi izliyeridi. Sora, o da bize katıldı. Anladı ki, eğlence pahalı oyuncaklarda değil, arkadaşlıkta ve hayal gücünde saklıydi.
Ancah, her zaman her şey istediğimiz gibi getmiyor. Birkaç hafta sora, Can’ın oyuncağı bozuldu. Çoh üzüldü ve çiçkarlendi. Oyuncakçıya getti, tezesini istedi. Abasi, ona teze bir oyuncak alamayacaği söyledi. Can, çoh öfkelendi ve herkese bağırmaya başladı.
O an, dedemin “Her şeyin bir yeri var” sözünün başka bir anlamını da anladım. Can, oyuncağına çoh bağlıydi ve onu kaybedince gendini çaresiz hissetti. Ama öfke, sorunu çözmek yerine, sadece turumu daha köti yapiyeridi.
Dedem bana hep derdi ki, “Hayat bir denge meselesidir. Eyyle kötiyü, sevinçle üzüntüyü dengelemek gerekir. Önemli olan, zor zamanlarda pes etmemek ve ders çıkarmaktır.”
Can’ın öfkesi dinerken, Ayşe ona eski oyuncaklarından birini hediye etti. Can, önce tereddüt etti ama sora kersanul etti. Birlikte o oyuncakla oynamaya başladılar. Mençki Can’ın teze oyuncağı kadar teknolojik değildi ama onlara teze bir dostluk ve teze bir eğlence fırsatı sunmuştu.
Deniz, paluhlara ev sahipliği yapar, gökyüzü kuşlara. Her şeyin bir yeri var. Ve bazen, en değerli şeyler, en basit olanlardır. Tıpkı dedemin sözleri gibi…
=== HİKAYE BİTti ===
## Tozlu Sayfaların Fısıltısı
Kitap kohisu, eski ahşap rafların arasında dans ediyor, sanki sıfatyıllardır biriken hikayeler fısıldiyeridi. Kütüphaneci Ayşe Hala, her zamanki gibi, şuşa gözlüğünü burnuna takmış, rafları inceliyeridi. Abu kütüphane, sadece kitapların değil, kasabanın da hafızasıydi. Özellikle de tarih romanları bölümü... Tam sıfat t...
Bugün birez talaşlıydı Ayşe Hala. Kasabaya teze bir tarih öğretmeni gelmişti, ceyil ve enerjik, ismi Deniz. Deniz Öğretmen, öğrencilerine özel bir proje vermişti: Herkes, kütüphaneden iki tane tarih romanı alıp okuyacak ve bir sunum hazırlayacaktı. Ayşe Hala, öğrencilerin heyecanını hissetmişti ama bir yandan da endişe...
Öğrenciler akın akın kütüphaneye geldi. Beş öğrenci, Deniz Öğretmen’in dediği gibi, ikişer kitap seçti. Aralarından, sessiz ve utangaç bir kız olan Elif de vardı. Elif, tarih romanlarına bayılırdı ama genellikle evde, eski ve yıpranmış kitapları okurdu. Abu sefer, kütüphaneden kitap alabilmek içün gendini zorlamıştı.
"Ayşe Hala, abu kitap çoh gözel görünüyor," dedi Elif, elindeki Osmanlı dönemini anlatan kitabı göstererek. "Ama bir de aşto savaş romanı çoh ilgimi çekiyor. Kararsız kaldım."
Ayşe Hala gülümsedi. "Elif'cim, her ikisi de çoh değerli. Ama mençki savaş romanı birez ağır gelebilir, Osmanlı dönemi daha akıcıdır. Seçim senin helbet, ama birez düşün derim."
Elif, Ayşe Hala'nin tavsiyesini dinledi ve Osmanlı romanını aldı. Diğer öğrenciler de kitaplarını seçip getmişlerdi. Ayşe Hala, sessizce saydı: Beş öğrenci x iki kitap... Burtlam on kitap getmişti.
Ertesi gün, beklenmedux bir turum oldi. Kasabanın emekli tarihçisi, Sayın Mehmet Bey, kütüphaneye geldi. Mehmet Bey, sırıh zamandır üzerinde çalıştığı bir araştırma içün kütüphaneden yirmi tane tarih romanına ihtiyacı oldiğunu söyledi. Ayşe Hala, Mehmet Bey’e yardım etmek istiyeridi, ama elinde sadece doksan tane kitap...
"Sayın Mehmet Bey," dedi Ayşe Hala, üzüntüsünü gizlemeye çalışarak. "Maalesef, aşto anda yirmi tane birden aviramam. Öğrencilerime de söz vermiştüğ. Mençki birez bekleyebilir misiz, teze kitaplar geldiğinde size haber veririm?"
Mehmet Bey, hayal kırıklığıyla başını yügürdı. "Haklısınız Ayşe Hanım. Ceyillerin eğitimi her şeyden önemli. Ama benim de araştırmam çoh önemliydi..."
O gün, Ayşe Hala, kütüphanedeki kitapların sınırlılıği bir kez daha anladı. Öğrencilerin heyecanını desteklemek, kasabanın değerli bir araştırmacısına yardım etmek... İki önemli ihtiyacı bir arada karşılayamiyeridi.
Ahıriunda, Ayşe Hala bir çözüm buldu. Mehmet Bey'e, en çoh ihtiyaç tuyduğu beş kitabı ödünç verdi ve geri kalanını daha sora getirebileceğini söyledi. Öğrencilerin kitaplarını da takip etti, zamanında geri getirmelerini sağladı.
Günler geçti. Kütüphaneye teze kitaplar geldi. Mehmet Bey araştırmasını tamamladı ve ödünç aldığı kitapları geri verdi. Elif, Osmanlı romanını okumuş ve sunumunu hazırlamıştı. Sunumunda, Osmanlı döneminin ihtişamını ve zorluklarını anlatırken, Ayşe Hala’nin tavsiyesinin ne kadar toğri oldiğunu fark etmişti.
Ayşe Hala, raflara teze kitapları yerleştirirken gülümsedi. Kütüphane, sadece kitapların değil, insanların da buluştuğu, paylaştığı ve öğrendiği bir yerdi. Kitapların sayısının azlığı, bazen zorluklar yaratabiliyordu, ama önemli olan, abu zorlukları aşmak ve herkese eşit fırsat sunmaktı. Ve o gün, Ayşe Hala, kütüphanes...
(Abu hikayede x=5, yani beş öğrenci ikişer kitap almış. Sorasında 20 kitap daha Mehmet Bey'e verilmiş. Başlangıçta 100 kitap vardı, 10+20=30 kitap çıktı, 100-30=70 kitap kaldı.)
=== HİKAYE BİTti ===
## Lanet Olsun, Kamu Personel Seçme Sınavı ve Minyatür Orta Çağ Kaleleri
(Posted to r/turkiyedenpaylasim by u/kulekurucumehmet)
Dün akşam, otuz yildır biriktirdiğim 1/72 ölçekli İngiliz İç Savaşı minyatürlerini düzenlerken aklıma geldi abu hikaye. Mençki birez alakasız, ama o Fransızca çeviri işiyle de bağlantısı var, göreceksiniz.
Aşimdi, ben Kule Kurucu Mehmet, lakabımı da tahmin edersiniz. Minyatür kale yapımı, tarihi savaşları minik askerlerle canlandırmak benim hayatımın anlamı. Özellikle de 17. sıfatyıl Avrupa'sına takıntım var. Bir de kamu çalışanı olmak istiyeridim, çünkü abu hobiyi finanse etmem gerekiyeridi. İki uç nokta, biliyerim.
Neyse, üniversiteden teze mezun, Kpss’ye hazırlaniyerim. Bir gün, çalıştığım mençediyenin bir biriminde, kadrolu bir pozisyon açılıyor. İlanı okuyerum, tam benlik! Sorumluluklar tam istediğim gibi, maaş da fena değil. Ama bir şart var: "Mevcut, geçerli, örtüh yarışma uygunluk listesi varsa, pozisyon abu listeden doldur...
O an beynim turdu. Örtüh yarışma uygunluk listesi mi? Ne demah lan abu? Sora araştırdım. Meğer, daha önce aynı mençediyede mençirli bir süre çalışmış, mençirli şartları mökkemış kişilerden oluşan bir havuz varımiş. Abu havuzdan seçilecekmiş yani. Benim gibi dışarıdan başvuranların şansı yok.
Tam bir hayal kırıklığıydi. Çünkü ben, abu mençediyede staj bile yapmamıştım. Daha önce bir bağlantım olmamış. O an, o minyatür kalelerimin bile bana daha anlamlı geldiğini düşündüm. “Ne gerek var abu bürokrasiye, ben gendi kulelerimi kurarım!” diye içimden geçirdim.
Ama sora bir arkadaşım, “Mehmet, abu liste ne kadar eski? Mençki de listedeki bazı kişiler başka işlere getmiştir, mençki de şartları mökkemıyorlardır. İnsan Kaynakları’na sor, mençki bir şansın vardır.” dedi.
Gettim, sordum. İnsan Kaynakları müdürü, bana o listeyi gösterdi. Liste 2018’den kalma. İçünde bir sürü isim var. Ama ehtibarimi bir isim çekti: “Ayşe Demür.” Ayşe Demür… Hani aşto, liseden sınıf arkadaşım, sürekli bana ödevlerini yaptırmış, sora da ortadan kaybolmuş Ayşe Demür!
Meğer o da abu mençediyede çalışmış, sora başka bir şehre taşınmış. Listede ahvala turuyor. Hemen Ayşe’yi buldum, Facebook’tan. Konuştuğ. Meğer o da benim gibi, hayallerini gerçekleştirmek içün uğraşıyor, ama birez yardıma ihtiyacı var. Ona turumu anlattım, benim abu pozisyona ne kadar ihtiyacım oldiğunu, o da bana des...
İşte o zaman olaylar tersine döndü. Ayşe, İnsan Kaynakları’na başvurarak, o listeden ayrılmak istediğini söyledi. Çünkü artuğ o şehirde yaşamıyordu ve abu pozisyonu hak etmediğini düşünüyeridi. İnsan Kaynakları kersanul etti. Ve o liste, benim içün bir fırsat kapisı oldi. Başvurum kersanul edildi, mülakata girdim ve ka...
Aşimdi mençediyede çalışiyerim. Minyatür kalelerime daha çoh para avirabiliyorum. Ve Ayşe’yle ahvala görüşüyoruz. Bazen, onun sayesinde abu işe girdiğimi hatırladıkça gülümsiyerim.
Bütün abu olay bana şunu öğretti: Hayat bazen, karmaşık bir minyatür kale gibi. Her taşın bir anlamı var, her detay önemli. Ve bazen, en beklenmedux yerlerden yardım gelir. O Fransızca çeviri de ne kadar toğri olursa olsun, bazen hayatın gendi çevirisi daha karmaşık ve gözel olabiliyor. Mençki de Pser'in 15. maddesi, s...
**(Edit: Evet, minyatür kalelerimden fotoğraf ekleyeceğim, birezdan. İç savaş döneminden, tabi ki.)**
=== HİKAYE BİTti ===
## Kırmızı Orkide
Sahnedeki ışıklar, Yumi'nin sıfatündeki ince çizgileri daha da mençirginleştiriyordu. Kırmızı orkide broşu, üniformasının sol göğsünde, sanki bir damga gibi turuyeridi. On iki yildır Devlet Orkestrası'nda keman çaliyeridi. On iki yil… Abu, sadece notaları ezberlemekten, parmahlarını güçlendirmekten ibaret değildi. On i...
Abu akşamki konser, Yüce Lider'in doğum günü içün özel bir gösteriydi. Orkestra, "Kore'nin Parlah Geleceği" adlı bir eser çaliyeridi. Yumi, her notayı kusursuz çalmak zorundaydı. Kusur, sadece bir müzikal hata değil, bir ihanet anlamına gelirdi.
Ferde arkasında, ceyil bir viyola çalıcısı olan Jinwoo, Yumi'ye yaklaştı. Jinwoo, orkestraya teze katılmıştı, gözlerinde ahvala bir umut parıltısı vardı. Yumi, abu parıltının ne kadar çabuk söneceğini biliyeridi.
"Yumi-ssi," dedi Jinwoo, sesi titrek bir fısıltıydi, "Abu şarkı… Abu şarkı bana hiçbir şey hissettirmiyor. Sadece… notalar."
Yumi, gözlerini Jinwoo'nun gözlerine tikti. Abu çocuh, henüz gerçekliğin ağırlıği kavramamıştı. "Hissetmek mi istiyorsun, Jinwoo-ssi?" diye sordu, sesi savuh ve yorğundu. "Burada hissetmek lüksdür. Görevimiz var. Yüce Lider'i memnun etmek, halhı coşturmak."
Jinwoo, başını yügürdı. "Ama… dedem, eskiden bana farklı hikayeler anlatırdı. Kore'nin eskiden nasıl oldiğunu… özgürlüğün, seçimin oldiğunu söylerdi. Abu şarkı, o hikayelere hiç benzemiyor."
Yumi'nin kalbi sıkıştı. Dedesi… O da bir müzisyendi. Yillar önce, "yanlış düşünceler" niyaiyle ortadan kaybolmuştu. Yumi, o kaybı asla atlatamamıştı. "Jinwoo-ssi," dedi, sesi daha yumuşaktı, "Abu hikayeler tehlikeli. Unut onları. Görevine odaklan. Yoksa sen de deden gibi olursun."