text
stringlengths
0
31.7k
Ama sora mutfaktaki olaylar başladı. İlk önce aljinat, sitrat, kalsiyum klorür gibi kimyasal maddeler sipariş etmeye başladı. Ben de “Ne yapıyorsun aba?” diye sorduğumda, “Sferifikasyon deneyeceğim!” diye cevap verdi. Sferifikasyon! Ben bile tam olarak ne oldiğunu tam bilmiyeridim.
Soraki birkaç hafta tam bir kersanus oldi. Mutfak, laboratuvara dönmüştü. Her yer tüpler, beherler, şırıngalar… Evde sürekli portakallı suyu damlatiyeridim, çünkü abam sürekli “Portakallı suyu sferifikasyon içün kullanmam lazım!” diye bağıriyeridi. En komiği de, bir keresinde yanlışlıkla çamaşur sodasıyla kalsiyum klor...
Ama asıl olay, abamin doğum günü partisinde yaşandı. Misafirler geldi, her şey normal görünüyeridi. Sora abam, “Sürprizim var!” diyerek mutfaktan bir tepsi getirdi. Tepside, minik, portakallı su küreleri vardı. Sferifikasyon yapmıştı.
Herkes şaşkınlıkla küreleri denedi. İlk başta herkes “Vay canına, ne kadar ilginç!” dedi. Ama sora… küreler patlamaya başladı. Ağızlarda portakallı su patlamaları, misafirlerin üstüne sıçrayan portakallı su… Tam bir kaos!
Ben o an resmen utançtan yerin dibine girdim. Abam ise kahkahalarla gülüyeridi. “Ama çoh eğlenceliydi!” diye bağıriyeridi.
O gece, abamle sırıh sırıh konuştum. Ona abu hobisinin beni ne kadar strese soktuğunu, mutfağın ahvalini ve doğum günü partisinde yaşananları anlattım. O da bana hak verdiğini söyledi. Ama sora, “Biliyor musun,” dedi, “Ben abu molecular gastronomy işini yaparken gendimi çoh canlı hissediyerim. Sanki ceyilleşiyorum. Abu...
O an anladım. Abam sadece yemah yapmak istemiyeridi, gendini keşfetmek istiyeridi. Ve abu garip, bilimsel yöntemlerle yemah yapma tutkusu, ona bunu sağliyeridi.
Ahıriuç olarak, mutfağı ona devrettim. Artuğ ben seramik atölyemde çalışiyerim, o da mutfakta deneyler yapıyor. Bazen ahvala portakallı su kohisu geliyor ama artuğ kersanullenmiş turumdayım. Hatta bazen ben de ona yardım ediyerim. Mençki de ben de birez molecular gastronomy’ye merak salmaya başladım, kim bilir?
Abu hikayeden çıkardığım ders aşto: İnsanların tuhaf hobilerine saygı tuymalıyız. Mençki de o hobiler, onların hayatlarına anlam katıyordur. Ve bazen, birez kaos da hayatın bir parçasıdır.
(Evet, abam de Reddit’e üye oldi ve abu yazıyı okuyor. Merhaba aba!)
=== HİKAYE BİTti ===
## İpek Yastuhların Gizemi
Minik Ayşe’nin en sevdiği şey, böyükannesinin ipek yastuh kılıflarıydi. Yumuşacık, parlah ve alacalerdi! Böyükannesi her dört haftada bir abu yastuh kılıflarını el ile yıkardı. Ayşe her seferinde böyükannesini izler, “Niya makinede yıkamıyoruz abaanne?” diye sorardı. Böyükannesi gülümser, “İpek çoh narin bir kumaş Ayşe...
Bir gün Ayşe, gökyüzüne baktı. “Abaanne, gökyüzü niya hep mavi?” diye sordu. Böyükannesi, “Güneş’ten gelen ışık aslında beyazdır. Ama abu ışık, Dünya’nın etrafındaki hava moleküllerine çarptığında tağılır. Mavi ışık, diğer renklere göre daha çoh tağılır, abu sıfatden gökyüzünü mavi görürüz. Tıpkı bir el fenerinin ışıği...
Ayşe, böyükannesinin yastuh kılıflarını yıkarken zamanı tutmaya berfar verdi. Her yıkama tam 30 dakika sürüyeridi! Ayşe, bir yil heçoca kaç dakika harcandıği merak etti. Hesapladı: Bir yilda 52 hafta var, her 4 haftada bir yıkama yapılıyorsa, yilda 13 kere yıkama yapılıyor. 13 kere 30 dakika… Burtlam 390 dakika! Ayşe, ...
Ayşe, böyükannesine “Abaanne, ben de sana yardım etmek istiyerim!” dedi ve yastuh kılıflarını yıkamaya başladı. Ancah, ilk yıkamasında birez ecele etti ve kılıflardan birini yanlışlıkla kıtmir bir delük açtı. Böyükannesi üzülmedi, “Olur canım, herkes hata yapar. Ama abu bize bir şey öğretti. İpek çoh hassas, ehtibarli ...
Ayşe, yastuh kılıfını tamir etmeye çalıştı ama deliği tamamen kapatamadı. Yastuh kılıfı artuğ eskisi kadar kusursuz değildi. Ayşe üzüldü. Böyükannesi, “Hayat da ebele Ayşe’ciğim. Her şey teze ve mükemmel kalmaz. Zamanla değişir, yıpranır. Önemli olan, o şeyi ne kadar sevdiğimizi ve ona nasıl değer verdiğimizi hatırlama...
=== HİKAYE BİTti ===
## Gökyüzü Mavi Niya?
Minik Ayşe ve arkadaşı Pisik Mırnav, tepedeki en yüksek ağaca tırmanmışlardı. Amaçları, gökyüzünü daha yakından incelemekti. Ayşe, mavi gökyüzüne hayranlıkla bakarken sordu: “Mırnav, gökyüzü niya hep mavi? Sanki kocaman bir deniz gibi!”
Mırnav, buyuhlarını oynatarak cevap verdi: “Hmm, abu çoh ilginç bir soru! Dedem, gökyüzünün renginin aslında güneş ışığıyla ilgili oldiğunu söylerdi. Güneş ışığı aslında beyazdır, ama Dünya’nın etrafındaki hava, abu beyaz ışığı kıtmir parçalara avirır. Mavi renk, diğer renklere göre daha kolay tağılır. İşte abu sıfatde...
O gün, Ayşe ve Mırnav, gökyüzünü incelemek içün özel bir alet yapmaya berfar verdiler. Eski berfton kutulardan, renkli şuşalardan ve bir büyüteçten harika bir “Gökyüzü Gözlemci” yaptılar. Abu aletle gökyüzünü incelediklerinde, gerçekten de farklı renklerin parıltılarını gördüler! Çoh bahtli oldilar ve buluşlarını tüm a...
Ancah, Gökyüzü Gözlemci’lerini arkadaşlarına gösterdiklerinde, bekledikleri gibi tepki almadılar. Arkadaşları, aletin komik göründüğünü söylediler ve gökyüzünün zati mavi oldiğunu, niya abu kadar uğraştıklarını anlamadılar. Ayşe çoh üzüldü. “Ama biz gökyüzünün aslında daha karmaşık oldiğunu gördüx!” diye haykırdı. Mırn...
Ayşe, Mırnav’ın sözlerinden güç aldı. Evet, arkadaşları anlamamıştı ama o ve Mırnav, gökyüzünün sırrını keşfetmenin heyecanını yaşamışlardı. Ve abu, onlara teze sorular sormak ve araştırmaya devam etmek içün daha da ziyada istek vermişti. Gökyüzü ahvala maviydi, ama artuğ Ayşe içün sadece bir renk değil, bir merak ve ö...
**English Translation of the original snippet:**
Despite public protests, economic experts support Greece's austerity plan, saying that the Prime Minister is leading the country in the right direction.
=== HİKAYE BİTti ===
## Lanet Olsun Abu Ağaçlara (r/turkiyedenetkinlikler forumundan)
Başlık: Keresteci Dedem, ABD Başkanı ve Benim Bonsai Takıntım
Ya, biliyerim başlık birez garip. Ama anlatınca anlayacaksınız. Benim dedem, rahmetli Hasan Usta, tam bir keresteciydi. Ağaç kohisuyla büyüdüm, keser sesini ninni gibi dinlerdim. Ama ben, dedemin aksine, ağaçları kesmek yerine minyatür ahvallerini yaratmaya takmıştım. Bonsai. Tam bir bonsai delisiydim.
İşin ilginç tarafı, abu takıntım Amerikan tarihine olan garip ilgimle birleşti. Özellikle de 12. başkan Zachary Taylor’a. Niyaini ben de tam bilmiyerim, çocuhken bir kitapta okumuştum, o zamandan beri aklımda kaldı. Savaş kahramanı, alçah süren bir dönem, ve o garip “Wood, Zachary Taylor” girişi… Biliyorsunuz, internet...
Neyse, yillar geçti, bonsai hobim ciddiye dönüştü. Hatta bir yarışmaya katılmaya berfar verdim. “Anadolu’nun Minik Bahçaleri” diye bir şeydi, bayağı prestijli bir yarışmaydı. Haftalarca uğraştım, en ey Japon akçasını seçtim, kök budamasını, tel sarmayı, toprah karışımını… Her şeyi mükemmelleştirmeye çalıştım. Ahıriunda...
Sergi alanı kalabaluhtı, birbirinden gözel bonsailer vardı. Benimki de fena turmuyeridi, gururla etrafında dolaniyeridim. Jürideki hocalar, tek tek eserleri inceliyeridi. Bir tanesi, ihtiyarca bir beyefendi, benim bonsai’min önünde sırıh sırıh turdu. Sora bana döndü ve dedi ki: “Çoh gözel bir çalışma. Ama… abu ağacın k...
Ben de heyecanla “Evet, efendim! Tamamen meşe ağacının kök yapısını yansıtmaya çalıştım. Amerikan meşeleri özellikle…” diye başladım anlatmaya.
Adamın sıfatü asıldı. “Amerikan meşeleri mi? Ceyil adam, sen Zachary Taylor’un memleketinden mi geliyorsun?”
Ben şaşırdım. “Nasıl yani?” dedim.
Adam, “Benim dedem de keresteciydi. Ama onun keresteleri, Amerikan İç Savaşı sırasında Konfederasyon ordusuna getti. Ve dedem, Zachary Taylor’ın ölümünden sora, onun doğduğu Kentucky’deki meşe ağaçlarından birini kesip, o ağacın odunundan bir kutu yapmış. O kutuyu, savaşta kaybettiği oğlunun hatırası olarak saklamış. A...
Donup kaldım. Dedemin keresteciliği, benim bonsai takıntım, Zachary Taylor’a olan garip ilgim… Hepsi bir anda anlam kazandı. Sanki dedemin ruhu, beni o ağacın minyatürünü yaratmaya yönlendirmişti.
Yarışmayı kazanmadım. Ama o ihtiyar beyefendinin hikayesini dinledikten sora, ödül falan umrumda kalmadı. O bonsai, benim içün sadece bir bitki olmaktan çıktı. Bir aile hikayesi, bir tarihi bağ, bir tesadüf zinciri… Ve o “Wood, Zachary Taylor” anlamsızlığı, aslında hayatın ne kadar garip ve anlamlı olabileceğini hatır...
=== HİKAYE BİTti ===
## Minik Avicık ve Süper Burt
Minik Avicık, meşada yaşayan, çoh çapuh koşan bir avi balasuydu. Ama Minik Avicık’ın bir sorunu vardı: En sevdiği burtu, parlah kırmızı burtu, hep kaybediyeridi! Burtu fırlattığında, havada nasıl gettiğini anlamiyeridi. Bilge Baykuş, Minik Avicık’a yardım etmek istedi. "Minik Avicık," dedi Baykuş, "Burtun uçuşu aslında...
Minik Avicık, Baykuş’un söylediklerini denemek içün çoh heyecanlandı. Meşaın ortasına bir çizgi çizdi ve burtu farklı güçlerle atmaya başladı. Yüngül attığında burt alçah mesafede turdu. Kavi attığında ise burt çoh uzağa getti ama Minik Avicık da birez sendeledi. "Anladım!" diye bağırdı. "Daha güçlü atmak burtu daha uz...
Eldiveni giyen Minik Avicık, burtu tekrar atmaya başladı. Abu sefer burt daha rebiteli uçtu ve Minik Avicık dengesini daha kolay koruyabildi. Çoh bahtliydu! Meşaın diğer hayvanları da Minik Avicık’ın başarısını gördüler. Tilki, Minik Avicık’a “Sen çoh ey burt atıyorsun! Seni yarışmalara hazırlayalım, sana sponsor bulal...
Yarışma günü geldi. Minik Avicık, tüm gücüyle burtu attı. Burt, havada süzülerek çoh uzağa getti. Ama… bir de ne görsünler! Burt, yarışma alanının dışındaki böyük bir çamura düştü! Burtun rengi çamurdan dolayı tamamen değişti. Minik Avicık çoh üzüldü. “Ne kadar ey atarsam atayım, bazen de şans yanımızda olmaz,” dedi Ba...
Minik Avicık, çamurlu burtuna sarıldı. Burtu artuğ eskisi kadar parlah değildi ama onunla birlikte çoh şey öğrenmişti. Mençki de en ey burt, en parlah olan değil, en çoh anı biriktirdiği burttu. Ve bilim, sadece kuralları değil, aynı zamanda hayatta karşımıza çıkabilecek beklenmedux turumlarla başa çıkmamıza da yardımc...
**(Translation for understanding - not part of the Turkish response)**
## Little Bear and the Super Pall