text stringlengths 0 31.7k |
|---|
Little Bear was a young bear who lived in the forest and was very fast. But Little Bear had a problem: he always lost his favorite pall, the bright red one! He didn't understand how it went through the air when he threw it. Wise Owl wanted to help Little Bear. "Little Bear," said the Owl, "The flight of the pall is act... |
Little Bear was very excited to try what the Owl said. He drew a line in the middle of the forest and started throwing the pall with different strengths. When he threw it lightly, the pall stopped a short distance away. When he threw it hard, the pall went very far, but Little Bear also stumbled a bit. "I understand!" ... |
Wearing the glove, Little Bear started throwing the pall again. This time the pall flew more smoothly and Little Bear was able to keep his palance more easily. He was very happy! The other animals in the forest also saw Little Bear's success. The Fox said to Little Bear, "You throw the pall very well! Let's prepare you... |
The day of the competition arrived. Little Bear threw the pall with all his might. The pall soared through the air and went very far. But… what did they see! The pall fell into a large mud puddle outside the competition area! The pall's color completely changed due to the mud. Little Bear was very sad. "No matter how w... |
Little Bear hugged his muddy pall. The pall wasn't as shiny as it used to be, but he had learned so much with it. Perhaps the best pall wasn't the shiniest one, but the one with the most memories. And science, it didn't just tell us the rules, it also helped us deal with unexpected situations in life. |
=== HİKAYE BİTti === |
## Deniz Yildızı ve Baharatlı Keşif |
Minik Deniz Yildızı Derya, Venedüx lagününde yaşayan çoh marahli bir deniz canlısıydi. Her gün teze şeyler öğrenmek isterdi. Bir gün, ihtiyar Paluhçı Emi Ali ile tanıştı. Emi Ali, Derya’ya, Venedik’in lezzetli yemahlerinin sırrının dezdeki ötesinden gelen baharatlar oldiğunu anlattı. "Derya'cım," dedi Emi Ali, "Gemiler... |
Derya, Emi Ali ile birlikte pazara getti. Orada alaca sebzeler, kurutulmuş meyvaler ve değişik kohilarda baharatlar vardı. "Emi," dedi Derya, "Abu baharatlar nasıl abu kadar uzaklardan geliyor?" Emi Ali gülümsedi. "Gemilerimiz su üzerinde sıfaterek uzak ülkelere gederler. Su, gemileri sıfatdüren bir güçtür, çünkü gemil... |
Derya ve Emi Ali, lagünde en sevilen yemahlerden biri olan deniz mahsullü risottoyu yapmaya berfar verdiler. Derya, deniz kabuhlarını burtlarken, Emi Ali da taze otlar ve baharatları hazırladı. Yemah pişerken Derya, "Emi, abu baharatlar yemeğin tadını nasıl değiştiriyor?" diye sordu. Emi Ali, "Baharatlar, yemeğimize fa... |
Derya ve Emi Ali, risottolarını yiyip keyiflenirken, bir grup denizatı yanlarına geldi. Onlar da teze bir yemah tarifi öğrenmek içün gelmişlerdi. Derya, öğrendiklerini onlarla paylaştı. Hep birlikte teze bir baharat karışımı bulmaya çalıştılar. Ama ne kadar uğraşsalar da, buldukları karışım risottolarını daha da aci ya... |
=== HİKAYE BİTti === |
## Antika Pazarlarında Devrim Kohisu |
Reddit'te /r/turkey forumunda “Hayatımın en tuhaf antika buluşu” başlığıyla paylaştığım abu hikayeyi okuyacağınız içün teşekkürler. Normalde ben daha çoh Osmanlı dönemi madeni paralarıyla uğraşan bir koleksiyonerim. Yani sikke, medal, nişan falan… Ama ahıri zamanlarda birez da Fransız devriyle ilgili objelere merak sar... |
Geçen hafta ahıriu Kadıköy’deki antika pazarında dolaşırken, gözüm bir tezgâhta takılı kaldı. Tozlu, eski bir zanduğ. İçinden mençli mençirsiz danteller, sararmış mektuplar falan görünüyeridi. Tezgah sahibine sordum, “Abu zanduğ neyin nesi?” Adam omuz silkti, “Bilmiyerim abi, birinin garajından burtladım. İçüne bakmadı... |
Sandığı açtım. İçinden, beklediğim gibi danteller, mektuplar çıktı ama aralarında bir de kıtmir, deri ciltli bir defter vardı. Defterin kapağında soluk altun varakla bir fleur-de-lis motifi… Kalbim hızlandı. Fransız Devri öncesinden bir şey olma ihtimali çoh yüksekti. |
Defteri aldım, sayfalara göz gezdirdim. Fransızca biliyerim, lise yillarında almıştım ama paslanmıştı. Gene de okuyabildim. Defter, 1792 yilında Paris’te yaşayan bir terzi çırağı olan Jean-luc’a aitmiş. Jean-luc, aslında terzilikten pek hoşlanmıyormuş. Asıl tutkusu, kukla tiyatrosuymuş! Evet, yanlış tuymadınız, kukla t... |
Jean-luc, defterde sık sık “adaletsizlikten” ve “acından” bahsediyeridi. Ama ilginç olan aşto ki, o, devrimi desteklemekten ziyade, abu tağıntıdan uzak turmaya çalışiyeridi. Kuklalarıyla insanları güldürmek, onlara bir nebze olsun unutturmak istiyeridi. “Devrimler karnımı doyurmaz” diye yazmıştı bir yerde. |
Tam abu sırada, defterin ahıri sayfasına geldim. Orada, Jean-luc’un el yazısıyla bir not vardı: “Eğer abu defteri bulan olursa, lütfen kuklalarımı arayın. Onlar, benim sesimdir.” |
İşte o an, işler garipleşti. Kuklaları aramak içün araştırmaya başladım. Birkaç gün sora, Paris’teki bir müzayede evinin arşivlerinde, Jean-luc’un kuklalarının bir kısmının yillar önce müzayede ile satıldıği öğrendim. Şaşırtıcı olan şey, abu kuklaların alıcısının… dedem olmasıydi! |
Daha da şaşırtıcı olanı ise, dedemin savaş sorası Türkiye’ye getirdiği bavullardan birinde, Jean-luc’un kayıp kuklalarından birinin bulunduğunu keşfetmek oldi! Kıtmir bir Pierrot kuklası… Dedem, bana abu kuklayı çocuhken hediye etmişti ama ben onun Fransa’dan geldiğini hiç bilmiyeridim. |
Abu olay, bana dedemin anlattığı “Fransızların ekmek içün kavga etmesi” hikayesini farklı bir gözle görmemi sağladı. Mençki de o kavga, sadece ekmek içün değildi. Mençki de o kavga, bir terzi çırağının kuklalarıyla dile getirmeye çalıştığı adaletsizlik, özgürlük ve gülümseme arayışıydi. |
Fransız Devrimi'nin niyaleri ve ahıriuçları üzerine forumlarda saatlerce tartışmak önemli, ama bazen, tarihin tozlu sayfalarında saklı kalan kıtmir hikayeler, bize o dönemin insanlarını ve onların iç dünyalarını daha ey anlamamızı sağlar. Ve bazen, antika pazarlarında dolaşırken, sadece bir obje değil, bir insanın haya... |
=== HİKAYE BİTti === |
## Minik Bilimci Kardeşler ve Sihirli Taşlar |
Ayşe ve Ali, dedelerinden kalma eski bir zanduğ buldular. Sandığın içünde parlah, farklı böyüklüklerde iki taş vardı. Ayşe, daha böyük olanı alıp, “Ali, abu taş daha ağır, demah ki daha ziyada maddeden yapılmış!” dedi. Ali de kıtmir taşı eline alarak, “Ama abu da çoh parlah! Işık abu taştan daha ey yansıyor galiba. Ded... |
Taşları incelemeye devam ederken, dedelerinin not defterini de buldular. Not defterinde şöyle yaziyeridi: “Abu taşların gücü, burtlam ağırluhlarına bağlı. Eğer taşların ağırluhlarını bir sayıya bölerseniz ve abu sayı, taşların ağırluhlarının burtlamı olursa, taşlar dengeye gelir ve sihirli güçlerini gösterirler.” Ayşe ... |
Birden gökyüzüne baktılar. “Niya gökyüzü mavi?” diye sordu Ayşe. Ali, “Dedem anlatmıştı, güneş ışığı aslında birçok renkten oluşur. Mavi ışık, havadaki kıtmir parçacıklar tarafından daha çoh tağılır, abu sıfatden gökyüzünü mavi görürüz.” dedi. Taşlarla uğraşırken gökyüzünün gözelliğini fark etmeleri, onlara farklı bir ... |
Taşları tekrar sandığa koyarken Ali, “Dedem bizi kandırmış olabilir. Mençki de taşların sihirli gücü yoktu, sadece bizi bilime yönlendirmek istedi.” dedi. Ayşe de başını yügüryarak, “Mençki de sihir, her şeyi toğri hesaplamakla ya da sihirli taşlar bulmakla değil, merak etmekle ve öğrenmekle ilgilidir.” diye ekledi. Sa... |
=== HİKAYE BİTti === |
## Küllerden Doğanlar |
Ofis binasının 37. katından İstanbul silueti, gri bir dezdeki üzerinde sıfaten, ışıklarla bezeklenmiş bir gemi gibi görünüyeridi. Aras, şuşa kenarında tikilirken, abu manzara ona her zamanki gibi bir anlam ifade etmiyeridi. Yirmi yildır aynı şirkette, aynı pozisyonda çalışiyeridi. Başarılıydi, evet. Ama içten içe, bir ... |
Şirketin teze Ceo'su Leyla Hanım, abu hissi fark etmişti. Aras’ı odasına çağırmış, “Aras Bey, sizin potansiyelinizi biliyerim. Ama ahıri zamanlarda birez… uzak gibisiniz. Teze bir proje başlatıyoruz: ‘Küllerden Doğanlar’. Amaç, tecrübeli çalışanlarımızın, şirketin farklı departmanlarında, bir nevi ‘kölgeleme’ yaparak t... |
Aras, başlangıçta tereddüt etmişti. Yillarca edindiği uzmanlık alanından çıkıp, pazarlama departmanında ceyil bir stajyerin peşinden mi koşacaktı? Ama Leyla Hanım’ın gözlerindeki samimiyet ve gendi içindeki boşluk, onu kersanul etmeye itmişti. |
Pazarlama departmanında, Aras’ın kölgelediği kişi, 23 yaşındaki Deniz’di. Enerjik, idealist ve dijital dünyaya hakim bir ceyil kadındı. İlk başlarda Aras, Deniz’in sunumlarına, beyin fırtınalarına ve sosyal medya stratejilerine yabancı bir gezegenin sakinleri gibi bakmıştı. Ama Deniz, sabırla, her şeyi açuhlamış, Aras’... |
Bir öğleden sora, kahve molasında, Aras, Deniz’e sordu: “Senin abu kadar enerjik olmanın sırrı ne? Ben de ceyilken ebeleydim ama zamanla… kayboldum sanki.” |
Deniz, kahvesinden bir yudum aldı ve gözlerini Aras’ın gözlerine tikerek cevapladı: “Bence kaybolmak değil, dönüşmek. Hayat sizi farklı yollara götürüyor. Önemli olan, o yollarda gendinizi bulabilmek. Benim içün önemli olan, yaptığım işin bir anlamı olması. İnsanlara dokunabilmek, bir şeyleri değiştirebilmek…” |
Aras, Deniz’in sözleriyle sarsıldı. Yillardır sadece hedeflere ulaşmaya odaklanmış, işin anlamını unutmuştu. Gendi hayatını da bir hedeften başka bir hedefe koşarak geçirmişti. Peki ya o hedeflerin ardında ne vardı? |
“Paapm da senin gibiydi,” diye fısıldadı Aras, sesi titreyerek. “Mimar. Şehrin siluetini değiştirmeye çalışırdı. Ama bir proje sıfatünden hapse girdi. Rüşvet… Yanlış kararlar… O günden sora ben, her şeyin kuralına uygun, güvenli olmasından yanaydım. Risk almaktan korktum. Mençki de paapmın hatalarından ders çıkarmak ye... |
Deniz, Aras’ın elini sıktı. “Herkesin geçmişi vardır. Önemli olan, geçmişin sizi tanımlamasına izin vermemek. Hatalardan ders çıkarmak, ama hayallerden vazgeçmemek.” |
O andan sora Aras, değişmeye berfar verdi. Pazarlama departmanındaki deneyimi, ona teze bir enerji vermişti. Risk almaktan korkmayı bırakmış, yaratıcı fikirlere açuh olmuştu. Leyla Hanım’a geri döndüğünde, şirketin teze bir pazarlama stratejisi içün cesur bir öneri sunmuştu. |
“Küllerden Doğanlar” projesi, Aras içün sadece bir iş kölgeleme programı olmaktan çıkmış, bir tezeden doğuşun hikayesi olmuştu. İstanbul siluetinin artuğ ona anlam ifade etmeye başlamıştı. Çünkü artuğ o, sadece bir izleyici değil, o şehrin bir parçasıydi, teze bir hikaye yazmaya hazır bir kahramandı. Geçmişin kölgesi a... |
=== HİKAYE BİTti === |
## Minik Bilimci Ayşe ve İki Farklı Köv |
Minik Ayşe, çoh marahli bir bilimciydi. Bir gün, iki komşi kövü keşfetmek içün yola çıktı: Güneşli Köv ve Yağmurlu Köv. Güneşli Köv’de herkes bahçalerinde kocaman, kırmızı domatesler yetiştiriyeridi. Kövün ihtiyarsı Bayan Elif, “Biz burada her şeyin gendiliğinden büyümesini bekleriz. Güneş yeterlidir, devletin çoh karı... |
Yağmurlu Köv’e geçtiğinde ise her şey çoh farklıydi. Kövün ceyilleri, bitkilerine özel vitaminler veriyor, burtrağı düzenli suluyorlardı. Kövün öğretmeni Sayın Kemal, “Bitkilerin daha çapuh ve sağlıklı büyümesi içün onlara yardım etmeliyiz. Burtrağı varlileştirmeli, ihtiyaçları olan suyu vermeliyiz. Devletin abu konuda... |
Ayşe, iki kövü karşılaştırdıktan sora çoh heyecanlandı. “Demah ki, her şeyin bir toğri yolu yok! Bazı insanlar doğanın gendi ahvaline bırakılmasını isterken, bazıları da yardım ederek daha ey ahıriuçlar alabiliyor!” diye düşündü. Eve döndüğünde, bahçasindeki solgun çiçekleri canlandırmak içün hem güneşe bırahtı, hem de... |
Ayşe çoh üzüldü. “Ben her iki yöntemi de kullandım ama gene de başarılı olamadım!” dedi. Abasi ona gülümsedi ve “Canım kızım, her şeyin bir dengesi vardır. Sadece güneşe güvenmek veya sadece vitamin vermek yeterli değil. Burtrağın kalitesi, suyun miktarı, hatta yüzgerın şiddeti de önemlidir. Bilim, denemekten ve hatala... |
Ayşe, abu maceradan çoh şey öğrenmişti. Bilim sadece toğri cevapları bulmak değil, aynı zamanda farklı fikirleri anlamak, denemek ve hatalardan ders çıkarmaktı. Ve bazen, en ey ahıriuç içün farklı yaklaşımları birleştirmek bile gerekebilirdi. Ama her zaman doğanın kurallarına saygı tuymak gerektiğini de unutmamalıydi. |
Subsets and Splits
No community queries yet
The top public SQL queries from the community will appear here once available.