english stringlengths 2 1.48k | non_english stringlengths 1 1.45k | language stringclasses 49
values |
|---|---|---|
Sami tried to escape but he was caught immediately. | Sami kaçmaya çalıştı ama hemen yakalandı. | en-tr |
Sami will be here for a long, long time. | Sami uzun bir süre için burada olacak. | en-tr |
Sami is undeterred. | Sami azimlidir. | en-tr |
Sami obtained a fake ID. | Sami sahte bir kimlik elde etti. | en-tr |
Sami is gonna rob a bank. | Sami bir banka soyacak. | en-tr |
Sami had no criminal history. | Sami'nin suç geçmişi yoktu. | en-tr |
Sami drove straight to Mexico. | Sami araçla Meksika'ya doğru gitti. | en-tr |
Sami got across the border. | Sami sınırı aştı. | en-tr |
Sami was identified as the robber. | Sami soyguncu olarak tanımlandı. | en-tr |
Sami is going to Cairo, Egypt. | Sami Mısır, Kahire'ye gidiyor. | en-tr |
Sami raised his kids in Cairo. | Sami çocuklarını Kahire'de yetiştirdi. | en-tr |
Sami served six years for his crimes. | Sami suçları için altı yıl hapis yattı. | en-tr |
Sami plans to return to Egypt. | Sami, Mısır'a dönmeyi planlıyor. | en-tr |
He spent money lavishly enough. | Yeterince savurgan bir şekilde para harcadı. | en-tr |
I must sound like an idiot. | Kulağa bir aptal gibi gelmeliyim. | en-tr |
Tom and Mary are pretty miserable, aren't they? | Tom ve Mary oldukça sefil, değil mi? | en-tr |
Mary wore a jumpsuit. | Mary bir tulum giydi. | en-tr |
Sami had a tailor. He wanted a new suit. | Sami'nin terzisi vardı. Yeni bir takım elbise istedi. | en-tr |
Tom signed a book deal. | Tom bir kitap anlaşması imzaladı. | en-tr |
Tom seemed somewhat anxious. | Tom biraz endişeli görünüyordu. | en-tr |
Tom grew angry. | Tom kızdı. | en-tr |
Tom is pretty weird. | Tom oldukça garip. | en-tr |
Tom might need that. | Tom'un buna ihtiyacı olabilir. | en-tr |
Why's Tom skeptical? | Tom neden şüpheci? | en-tr |
Tom has a motorcycle. | Tom'un bir motosikleti var. | en-tr |
Tom recommended that. | Bunu Tom tavsiye etti. | en-tr |
Who's talking to Tom? | Kim Tom'la konuşuyor? | en-tr |
Tom drives a nice car. | Tom güzel bir araba kullanıyor. | en-tr |
Tom never misses work. | Tom asla iş kaçırmaz. | en-tr |
Let's play tennis on Monday. | Pazartesi günü tenis oynayalım. | en-tr |
Why did Tom help Mary? | Tom neden Mary'ye yardım etti? | en-tr |
Why's Tom so stubborn? | Tom niye bu kadar inatçı? | en-tr |
I went swimming earlier today. | Bugün daha erken yüzmeye gittim. | en-tr |
What'll Tom say to Mary? | Tom, Mary'ye ne söyleyecek? | en-tr |
Who was waiting for Tom? | Хто чекав на Тома? | en-uk |
I've never done that by myself. | Bunu tek başıma hiç yapmadım. | en-tr |
I tried to teach Tom how to do that. | Tom'a bunu nasıl yapacağımı öğretmeye çalıştım. | en-tr |
What did Tom buy for you? | Tom sana ne aldı? | en-tr |
Why didn't Tom help Mary? | Tom Mary'ye neden yardım etmedi? | en-tr |
Tom has fixed the problem. | Tom sorunu çözdü. | en-tr |
Tom hasn't been found yet. | Tom henüz bulunmadı. | en-tr |
What do you dislike about Boston? | Boston hakkında neleri sevmiyorsun? | en-tr |
Why can't I just call Tom? | Neden sadece Tom'u arayamıyorum? | en-tr |
What time does your flight leave? | Uçağınız kaçta kalkıyor? | en-tr |
Why's Tom angry with Mary? | Neden Tom Mary'ye kızgın? | en-tr |
Tom has lost thirty pounds. | Tom 30 kilo kaybetti. | en-tr |
I'm too tired to go swimming today. | Bugün yüzmeye gitmek için çok yorgunum. | en-tr |
What do you think Tom said? | Tom'un ne söylediğini düşünüyorsun? | en-tr |
Why didn't anyone help Tom? | Neden kimse Tom'a yardım etmedi? | en-tr |
Why's Tom still a bachelor? | Neden Tom hâlâ bir bekar? | en-tr |
Do you still think Tom lied? | Ти й досі вважаєш, що Том сказав неправду? | en-uk |
Which shirt do you think I should wear? | Hangi gömleği giymem gerektiğini düşünüyorsun? | en-tr |
Where's Tom Jackson's office? | Tom Jackson'ın iş yeri nerede? | en-tr |
Why didn't Tom let you drive? | Tom neden arabayı sürmene izin vermedi? | en-tr |
Why would Tom help us escape? | Tom neden kaçmamıza yardım ederdi? | en-tr |
Tom took a nap this afternoon. | Tom bu öğleden sonra şekerleme yaptı. | en-tr |
Wasn't Tom in Boston last year? | Tom geçen yıl Boston'da değil miydi? | en-tr |
I've known Tom since third grade. | Tom'u ilkokul üçten beri tanırım. | en-tr |
Are we going to eat at a Chinese restaurant tonight? | Bu gece bir Çin lokantasında mı yemek yiyeceğiz? | en-tr |
How many people gave you Christmas presents this year? | Bu yıl sana kaç kişi Noel hediyesi verdi? | en-tr |
Why didn't you come back for Tom? | Neden Tom için geri gelmedin? | en-tr |
Has anybody been helping Tom? | Tom'a yardım eden var mı? | en-tr |
Tom didn't hurt anyone. | Tom kimseyi incitmedi. | en-tr |
Tom hasn't yet been offered a job. | Tom henüz iş teklifi almadı. | en-tr |
Tom hasn't yet been punished for doing that. | Tom bunu yaptığı için henüz cezalandırılmadı. | en-tr |
Tom hasn't been replaced yet. | Tom'un yerine geçen olmadı henüz. | en-tr |
Tom hasn't yet been told that he needs to do that. | Tom'a henüz bunu yapması gerektiğini söylenmedi. | en-tr |
Tom hasn't yet been told that he's required to do that. | Bunu yapması gerektiği Tom henüz Tom'a söylenmedi. | en-tr |
Tom told Mary he wanted to get married right away. | Tom, Mary'ye hemen evlenmek istediğini söyledi. | en-tr |
Can't you do something to help Tom? | Хіба ти не можеш щось зробити, щоб допомогти Тому? | en-uk |
Do you still think Tom can do that? | Yine de Tom'un onu yapabileceğini düşünüyor musun? | en-tr |
Tom is currently in Boston. | Tom şu anda Boston'da. | en-tr |
I'm planning to visit Boston. | Я планую відвідати Бостон. | en-uk |
Please trust us. | Lütfen bize güven. | en-tr |
Tom was swimming. | Tom yüzüyordu. | en-tr |
I wasn't in Boston at that time. | O zamanlar Boston'da değildim. | en-tr |
Tom and I don't plan to go together. | Tom ve ben birlikte gitmeyi planlamıyoruz. | en-tr |
Tom and I plan on going together. | Tom ve ben birlikte gitmeyi planlıyoruz. | en-tr |
Tom and I plan to go together. | Tom ve ben birlikte gitmeyi planlıyoruz. | en-tr |
Give us more time. | Bize daha fazla zaman ver. | en-tr |
There are a lot of parks in Boston. | Boston'da birçok park var. | en-tr |
Tell us your plan. | Bize planını anlat. | en-tr |
I intend to stay in Boston with Tom. | Boston’da Tom’la kalmayı tasarlıyorum. | en-tr |
Tom and Mary are away. | Tom ve Mary uzaktalar. | en-tr |
I lived in Boston until I was three. | Ben üç yaşıma kadar Boston'da yaşadım. | en-tr |
Tom and I eat together. | Tom ve ben beraber yeriz. | en-tr |
How would you like to live in Boston? | Boston'da nasıl yaşamak istersin? | en-tr |
I'm going to stay with Tom in Boston. | Tom’la Boston’da kalacağım. | en-tr |
Please let us help. | Lütfen yardım edelim. | en-tr |
Tom will be very happy. | Tom çok mutlu olacak. | en-tr |
Tom and I aren't stupid. | Tom ve ben aptal değiliz. | en-tr |
Those belong to us. | Onlar bize ait. | en-tr |
I always visit Tom when I go to Boston. | Boston'a gittiğimde her zaman Tom'u ziyaret ediyorum. | en-tr |
Don't go without us. | Biz olmadan gitmeyin. | en-tr |
I go to Boston more often than Chicago. | Chicago'dan daha sık Boston'a giderim. | en-tr |
Nobody speaks to us. | Kimse bizimle konuşmuyor. | en-tr |
Tom and I stuck together. | Tom ve ben beraber kaldık. | en-tr |
I met an old student of mine in Boston. | Boston'daki eski bir öğrencimle karşılaştım. | en-tr |
Wait for us outside. | Bizi dışarıda bekle. | en-tr |
Come and sit with us. | Gel ve bizimle otur. | en-tr |
Subsets and Splits
No community queries yet
The top public SQL queries from the community will appear here once available.