english stringlengths 2 1.48k | non_english stringlengths 1 1.45k | language stringclasses 49
values |
|---|---|---|
Sami sent blessings upon the Prophet. | Sami peygambere salavat getirdi. | en-tr |
Sami sent salawat upon the Prophet. | Sami peygambere salavat getirdi. | en-tr |
Sami sent peace and blessings upon the Prophet Muhammad. | Sami Hz. Muhammed'e salatuselam getirdi. | en-tr |
Sami memorized the 99 names of Allah. | Sami Allah'ın 99 ismini ezberledi. | en-tr |
Sami memorized Asmaul Husna. | Sami Allah'ın 99 ismini ezberledi. | en-tr |
Sami stoned the devil in Mina. | Sami Mina'da şeytan taşladı. | en-tr |
Sami prayed salatul tasbih. | Sami tespih namazı kıldı. | en-tr |
Sami fasted during Ramadan. | Sami ramazanı oruçlu geçirdi. | en-tr |
Sami performs i'tikaf in the last ten days of Ramadan. | Sami ramazanın son on günü itikafa girer. | en-tr |
Sami fasted throughout the whole three holy months. | Sami üç aylar boyunca oruç tuttu. | en-tr |
Sami regularly fasts on Mondays and Thursdays. | Sami pazartesi ve perşembe günleri düzenli olarak oruç tutar. | en-tr |
Sami performed sawm al-wisal. | Sami visal orucu tuttu. | en-tr |
Sami did uninterrupted fasting. | Sami bağlamalı oruç tuttu. | en-tr |
Sami repented of his sins. | Sami günahlarından tövbe etti. | en-tr |
Tom repented of his sins. | Том розкаявся у своїх гріхах. | en-uk |
Tom is doing intermittent fasting to lose weight. | Tom kilo vermek için aralıklı oruç diyeti yapıyor. | en-tr |
Tom got a signing bonus. | Tom imza parası aldı. | en-tr |
I had no idea what I should say. | Ne söyleyeceğimi bilmiyordum. | en-tr |
Our rent is going up next month. | Kiramıza bir dahaki ay zam geliyor. | en-tr |
Tom and Mary said that they didn't like their new jobs. | Tom ve Mary yeni işlerini sevmediklerini söylediler. | en-tr |
Tom and Mary said that they heard somebody singing. | Tom ve Mary birisinin şarkı söylediğini duyduklarını söyledi. | en-tr |
Tom and Mary said they're not going anywhere. | Tom ve Mary, hiçbir yere gitmediklerini söyledi. | en-tr |
Tom and Mary said that they're not going anywhere. | Tom ve Mary, hiçbir yere gitmediklerini söyledi. | en-tr |
Tom and Mary said they weren't ready to go. | Tom ve Mary gitmeye hazır olmadıklarını söylediler. | en-tr |
Tom and Mary said they felt responsible. | Tom ve Mary kendilerini sorumlu hissettiklerini söylediler. | en-tr |
Tom and Mary said they want to retire. | Tom ve Mary emekli olmak istediklerini söylediler. | en-tr |
Tom and Mary said that they want to retire. | Tom ve Mary emekli olmak istediklerini söylediler. | en-tr |
Tom and Mary said that they're unemployed. | Tom ve Mary işsiz olduklarını söylediler. | en-tr |
Tom and Mary said that they're not hungry. | Tom ve Mary aç olmadıklarını söylediler. | en-tr |
Tom and Mary said that they were Canadian. | Tom ve Mary Kanadalı olduklarını söylediler. | en-tr |
Tom and Mary said that they were at home. | Tom ve Mary evde olduklarını söylediler. | en-tr |
Tom and Mary said that they aren't hungry. | Tom ve Mary aç olmadıklarını söylediler. | en-tr |
Tom and Mary said that they're unhappy. | Tom ve Mary mutsuz olduklarını söylediler. | en-tr |
Tom and Mary said they're ready. | Tom ve Mary hazır olduklarını söylediler. | en-tr |
Tom and Mary said that they're ready. | Tom ve Mary hazır olduklarını söylediler. | en-tr |
They said that they weren't planning to stay. | Kalmayı planlamadıklarını söylediler. | en-tr |
They told me that they found this in a cave. | Bunu bir mağarada bulduklarını söylediler. | en-tr |
They said that they didn't want to watch TV. | Televizyon seyretmek istemediklerini söylediler. | en-tr |
They said that they needed to stay at home. | Evde kalmaları gerektiğini söylediler. | en-tr |
They said that they couldn't do that again. | Tekrar yapamayacaklarını söylediler. | en-tr |
They told me they often dreams in French. | Bana genellikle Fransızca rüya gördüklerini söylediler. | en-tr |
They said they weren't planning to stay. | Kalmayı planlamadıklarını söylediler. | en-tr |
They said that they would come tomorrow. | Yarın geleceklerini söylediler. | en-tr |
They told me they found this in a cave. | Bunu bir mağarada bulduklarını söylediler. | en-tr |
They said they didn't want to watch TV. | Televizyon seyretmek istemediklerini söylediler. | en-tr |
They said that they were really hungry. | Çok aç olduklarını söylediler. | en-tr |
They said that they didn't feel hungry. | Aç olmadıklarını söylediler. | en-tr |
They said they've never been arrested. | Hiç tutuklanmadıklarını söylediler. | en-tr |
They said they needed to stay at home. | Evde kalmaları gerektiğini söylediler. | en-tr |
They said that they paid income taxes. | Gelir vergisi ödediklerini söylediler. | en-tr |
They told me that they were innocent. | Bana suçsuz olduklarını söylediler. | en-tr |
They said they would come tomorrow. | Yarın geleceklerini söylediler. | en-tr |
They said they were really hungry. | Çok aç olduklarını söylediler. | en-tr |
They said they didn't feel hungry. | Aç olmadıklarını söylediler. | en-tr |
They said that they weren't bored. | Sıkkın olmadıklarını söylediler. | en-tr |
They said they paid income taxes. | Gelir vergisi ödediklerini söylediler. | en-tr |
They told me they were innocent. | Bana suçsuz olduklarını söylediler. | en-tr |
They said they were really sick. | Çok hasta olduklarını söylediler. | en-tr |
They said that they're not busy. | Meşgul olmadıklarını söylediler. | en-tr |
They said that they aren't tired. | Yorgun olmadıklarını söylediler. | en-tr |
They said that they were drunk. | Sarhoş olduklarını söylediler. | en-tr |
They said they're not busy. | Meşgul olmadıklarını söylediler. | en-tr |
They said they aren't tired. | Yorgun olmadıklarını söylediler. | en-tr |
They said they liked rain. | Yağmuru sevdiklerini söylediler. | en-tr |
They aren't good enough, are they? | Yeterince iyi değiller, değil mi? | en-tr |
They aren't fast enough, are they? | Yeterince hızlı değiller, değil mi? | en-tr |
They aren't here now, are they? | Şimdi burada değiller, değil mi? | en-tr |
They aren't fighting, are they? | Savaşmıyorlar, değil mi? | en-tr |
They aren't afraid, are they? | Korkmuş değiller, değil mi? | en-tr |
They've lost their hearing. | Duyma yetilerini kaybettiler. | en-tr |
They wash their hair every day. | Her gün saçlarını yıkarlar. | en-tr |
They washed their faces. | Yüzlerini yıkadılar. | en-tr |
They tried to hide their concern. | Endişelerini gizlemeye çalıştılar. | en-tr |
They took off one of their gloves. | Eldivenlerinden birini çıkardılar. | en-tr |
They took off their raincoats. | Yağmurluklarını çıkardılar. | en-tr |
They took off their gloves. | Eldivenlerini çıkardılar. | en-tr |
Tom and Mary told us that they couldn't eat peanuts. | Tom ve Mary bize fıstık yiyemediklerini söylediler. | en-tr |
Tom and Mary told me that they didn't like fishing. | Tom ve Mary bana balık tutmayı sevmediklerini söylediler. | en-tr |
Tom and Mary told me that they liked the movie. | Tom ve Mary bana filmi sevdiklerini söylediler. | en-tr |
Tom and Mary told me that they knew you. | Tom ve Mary bana seni tanıdıklarını söylediler. | en-tr |
Tom and Mary told me that they'd help. | Tom ve Mary bana yardım edeceklerini söylediler. | en-tr |
They told me that they were home last night. | Bana dün gece evde olduklarını söylediler. | en-tr |
They told me they were home last night. | Bana dün gece evde olduklarını söylediler. | en-tr |
They told me that they liked rain. | Bana yağmuru sevdiklerini söylediler. | en-tr |
They told me they needed my help. | Bana yardımıma ihtiyaç duyduklarını söylediler. | en-tr |
They told me they liked rain. | Bana yağmuru sevdiklerini söylediler. | en-tr |
They told everyone that they were done. | Herkese bitirdiklerini söylediler. | en-tr |
They told everybody they were done. | Herkese bitirdiklerini söylediler. | en-tr |
They told everyone they were done. | Herkese bitirdiklerini söylediler. | en-tr |
To live without hope is to cease to live. | Umutsuz yaşamak yaşamayı bırakmaktır. | en-tr |
Tom's here, right? | Tom burada, değil mi? | en-tr |
Tom ran his hand back through his hair. | Tom eliyle saçını düzeltti. | en-tr |
Tom turned the valve. | Tom vanayı çevirdi. | en-tr |
Tom isn't exactly an expert. | Tom tam olarak uzman değil. | en-tr |
Tom likes model trains. | Tom model trenleri sever. | en-tr |
I got this car for a very reasonable price. | Bu arabayı çok uygun fiyata aldım. | en-tr |
It's just as I suspected. | Aynen şüphelendiğim gibi. | en-tr |
Tom owns a glider. | Tom'un bir planörü var. | en-tr |
I don't impose my opinion onto anyone. | Fikrimi kimseye benimsetmiyorum. | en-tr |
I'm staying in bed, because it's too cold outside. | Dışarısı aşırı soğuk olduğundan dolayı yatakta dinleniyorum. | en-tr |
Subsets and Splits
No community queries yet
The top public SQL queries from the community will appear here once available.