text stringlengths 296 93k | summary stringlengths 48 2.09k |
|---|---|
Anayasa Mahkemesi gürültü koparan ve 1 Ekim 2008'de yürürlüğe giren 5754 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası kanunu esastan karara bağlayacak Bugün gazetesi ekonomi yazarı Saadettin Orhan, iptal halinde neler olacağını yazdı. İptal beklentisinin yüksek olduğunu belirten yazar, önceki mahkeme kararlarını örnek gösteriyor. (...) İptal kararı çıkarsa ne olacak? İptal yönünde karar çıkması durumunda, başlıkta da belirttiğimiz gibi tam manasıyla sosyal güvenliğin kıyameti kopacak diyebiliriz. Felaket tellallığı yapmak istemiyoruz ancak muhtemel bir iptal kararı, mevcut yasayı tam kalbinden vurmuş olacak. İptal yönündeki bir kararın sonuçlarına birkaç örnek verelim: · Emekli aylığı hesaplama sistemi değişecek: 1 Ekim 2008'den önce ülkenin büyümesinden SSK ve Bağ-Kur emeklilerine tam hisse verilirken, yeni kanun bu hisseyi %30'a düşürdü. Bu da SSK ve Bağ-Kur emekli aylıklarının hem daha düşük hesaplanması hem de daha yavaş artması anlamına geliyor. Eğer bu hüküm iptal edilirse, bu kesimin emekli aylıkları bundan sonra daha hızlı artacak. · Memurlar sistem dışı kalacak: Ekim 2008'den itibaren göreve başlayan yeni memurlar sosyal güvenlik bakımından, eski memurlar gibi 5434 Sayılı Emekli Sandığı Kanunu'na değil, 5510 Sayılı Kanun'a tabiler. Bu durumun en somut sonucu ise yeni memurlara daha düşük aylık bağlanmasıdır. CHP bu hükmün de iptalini talep etti ve genel sağlık sigortası da dahil, eski ve yeni memurların yeni yasadan tamamen çıkarılmasını istedi. Bu hükmün iptali gerçekleşirse, başta yeni memurlar olmak üzere kamu çalışanları sevinecek. · Dullar sevinecek: Yeni yasaya göre, ölen eşinden aylık alacak olanlar, eğer kendisi de emekli aylığı alıyor ise eşinin aylığı %25 düşük bağlanıyor. Bu hükmün de iptali talep edildi. İptal gerçekleşirse dullar sevinecek. · Yurtdışına giden işçiler sevinecek: Reform kanunuyla birlikte, yurtdışına giden işçiler için sadece kısa vadeli sigorta primlerinin ödenmesi, emeklilik primlerinin ise işçiler tarafından isteğe bağlı olarak ödenmesi hükme bağlandı. Bu durum yurtdışı işverenlerini sevindirirken, yurtdışına giden işçileri üzmüştü. Söz konusu hükmün iptali durumunda bu işçiler sevinecekler. · Part-time çalışanlar GSS primi ödemeyecek: Mevcut uygulamaya göre part-time (kısmi süreli) çalışanlar, ay içinde 30 günden eksik olan günlerinin genel sağlık sigortası primlerini kendileri ödüyor. Bu hükmün iptali durumunda prim ödemeyecekler. · Özel hastanelere yaptırımlar değişecek: 5510 Sayılı Kanun'un 103. maddesinde, özel sağlık kuruluşlarının usulsüz işlemleri için uygulanacak müeyyideler SGK ile yapılan sözleşmeye havale ediliyor. CHP, bu müeyyidelerin kanunla düzenlenmesi gerektiğini savunarak söz konusu hükmün iptalini talep ediyor. · Banka ve borsa sandıkları kapsam dışına çıkacak: 5510 Sayılı Kanun'un Geçici 20. maddesi, yirmiden fazla banka, oda ve borsanın yardım sandıklarının SGK'ya devrini öngörüyor. Ana muhalefet partisi, bu devrin de iptalini talep ediyor. İptal gerçekleşirse yüz binlerce çalışan ve emekli SGK'nın ve genel sağlık sigortasının dışına çıkmış olacak. · Hakimler ve savcılar SGK dışına çıkacak: Reform kanunuyla hakimler ve savcılar da 5510 sayılı Kanun kapsamına alındılar. Anayasa Mahkemesi'ne yapılan iptal başvurusunda bu hükmün de iptali talep edildi. İptal gerçekleşirse hakimler ve savcılar reform kanununun dışında kalarak, eski standartlarını sürdürmüş olacaklar. Anayasa Mahkemesi, vereceği kararlarda sadece yapılan başvuru ile sınırlı kalmak zorunda değil. Yani yukarıda saydığımız hükümlere ilaveten bazı hükümlerin iptaline de karar verebilir. Bunun yanında iptali istenen hükümlerin kimini iptal ederken kimisinin iptalini reddedebilir. İptal kararları geçmişe yürümüyor Öte yandan Anayasa Mahkemesi kararları, geçmişe yürümüyor. Yani iptal edilen yasa hükmüne göre daha önce yapılmış işlemler geçerli sayılıyor. Bu durumda akla şu sorular geliyor: · Yasa hükümlerinin iptalinden önce yapılan işlemler ne olacak? · Örneğin emekli aylıklarının hesaplanması sistemi değişirse, iki yıldır düşük artış alan SSK ve Bağ-Kur emeklilerine fark ödemesi yapılacak mı? · Memurlar reform dışı kalırsa onlar için ayrı bir kanun mu çıkarılacak? Bu soruları artırmak mümkün. Ancak muhtemel bir iptal durumunda Sosyal Güvenlik Kurumu'nu yoğun bir mesai bekliyor. Zira iptal kararı aynı zamanda yeni bir kanun ve yeni alt mevzuat anlamına geliyor. SGK ve toplum, henüz yeni yasaya tam olarak alışamamışken, tekrar sil baştan yapmak herkesi zorlayacak. Bu arada konunun uzmanları olarak bizleri de yoğun bir mesai bekliyor. | Anayasa Mahkemesi'nin kararı an meselesi. Bu davadan çıkan karar 72 milyon vatandaşın hayatını etkileyecek. |
Nergis DEMİRKAYA İNTERNETHABER ANKARA- Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) başkanlığını 25 Ocak’ta ilk kez bir Türk ve Müslüman parlamenter üstlenecek. AKPM Türkiye Delegasyonu Başkanı AK Parti Antalya Milletvekili Mevlüt Çavuşoğlu, Demokrat Grubun adayı olarak bir hafta sonra AKPM başkanlığını devralıyor. Bugüne kadar bir Türk’ün geldiği en üst düzey görevi üstlenecek olan Çavuşoğlu; kaderin cilvesi o ki başkanlık koltuğuna oturduktan bir gün sonra “alçak koltuk” krizinin mimarı İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı Danny Ayalon’ı ağırlayacak. 25 Ocak’ta yapılacak seçimden sonra göreve başlayacak olan Çavuşoğlu hummalı bir çalışmanın içinde görevi devralacağı güne hazırlanıyor. Oturacağı başkanlık koltuğunu Türkiye’nin son yıllardaki ekonomik, siyasi açıdan güçlenmesi ile demokrasi ve insan hakları alanındaki gelişmelere bağlayan Çavuşoğlu, “Bunlar olmasaydı, bırakın başkan olmayı komisyon başkanlığı vermezlerdi” dedi. İYİ AĞIRLAYACAĞIZ Pazartesi günü yoğun bir programın kendisini beklediğini belirterek ilk yapacağı işleri sıralayan Çavuşoğlu, gülümseyerek bunlardan birinin de Ayalon’la görüşme olacağını söyledi. Ayalon’un Türk Büyükelçisine yaptığını saygısızlık olarak niteleyen Çavuşoğlu “Biz ise onu Avrupa Komisyonu olarak en iyi şekilde ağırlayacağız” dedi. Göreve başlamasına sayılı günler kala ilk röportajını İNTERNETHABER’e veren Çavuşoğlu’nun sorularımıza yanıtları: Seçimin üzerinden 4 ay geçti. Göreviniz için geri sayım başladı. Böyle bir görevi yürütecek olmayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Eskiden böyle üst düzey görevler hayal bile edilemezdi. Şimdi ise Türkiye alışıyor böyle şeylere. Güvenlik Konseyi üyeliği, İslam Konferansı Örgütünde Genel Sekreterlik… Türkiye girdiği her seçimde kazanıyor. Bunlar çok önemli gelişmeler. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Başkanlığına seçilmemiz ise Sayın Cumhurbaşkanının tabiri ile bütün bunların taçlandırılması oldu. Bir Türk’ün geldiği en üst düzey görev olacak bu. 60 yıldır kurucusu olduğumuz ve 2004 yılına kadar ikinci sınıf ülke konumunda bulunduğumuz bir parlamentoya Türk başkan seçilmek gurur verici. Bir sürpriz olabilir mi? Benden başka aday yok. Çok ciddi bir destek var. 5 parti grubunun liderlerinin “Adayımız” diye imzası var. Sürpriz beklemiyoruz. Rusya’dan Azerbaycan’a, Almanya’dan Fransa’ya pek çok ülkeden destek. Üstelik kimi bizi AB’de zorlayan ülkelerin milletvekilleri. TÜRKİYE HANGİ TEKELİ KIRDI? ÇAVUŞOĞLU İLK GÜNLERDE KİMLERİ AĞIRLAYACAK? [PAGE] Türk başkan olmanın önemi nedir? Hızla 25 Ocak’taki çalışmalara hazırlanıyoruz. Çok yoğun bir gündem bizi bekliyor. Teşekkür konuşmamda bu göreve gelmeme destek veren herkese teşekkür edeceğim. Parlamenterler Meclisi’nin daha iyi noktaya gelmesi için neler yapılması gerektiğini anlatacağım. İlk defa bir Türk ve Müslümanın orada olmasının önemini vurgulayacağım. 60 yılda burada 8 ülke dışında ilk kez bir başka ülkeden başkan çıktı. Bu başkanlık o nedenle Trükler kadar Çekler için de, Slovaklar için de, Ruslar için de önemli. Başkanlık ilk defa 8 batı Avrupa ülkesi tekelinden çıkıyor. Göreve başladıktan sonra programınızda neler görünüyor? Yoğun bir program bizi bekliyor. Görevi devraldıktan sonra İsviçre Dışişleri Bakanı gelecek. Onunla görüşeceğiz, öğle yemeğimiz var. Ertesi gün Yunanistan Başbakanı Papandreu’yu ağırlayacağız. Ondan sonra da İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı Danny Ayalon ile Filistin Dışişleri Bakanını ağırlayacağız. Ortadoğu raporu görüşülecek. Bu raporlar görüşülünce o ülkelerden temsilciler de katılıyor. Konuşup düşüncelerini anlatacak. Salı günü sanırım öğlen yemekte de beraber olacağız. İlginç bir tesadüf. Sayın Ayalon’u nasıl ağırlayacaksınız? Tabi Ayalon’la yapılan görüşme kurumsal bir görüşme olacak. Biz de onu en iyi şekilde ağırlayacağız. Avrupa Konseyi protokol anlayışında onun yaptığı gibi saygısızlık yok. Hayat güzel tesadüflerle dolu. Türkiye’nin denetimden çıkmasına neden olan raporu veren Hristiyan demokratların başkanına onur ödülünü de biz vermiş olacağız. 2 yıllık bir görev süreniz var. Bu süreçte neler planlıyorsunuz? Hangi ülkeleri ziyaret edeceğimizi belirlemeye çalışıyoruz. Üye olan olmayan ülkelere de gideceğiz. Parlamenter Meclise davet edeceklerimiz olacak. ABD başkanı veya Clinton’ı düşünüyoruz. Mevcut sorunlarımız var. Kıbrıs, Gürcistan Rusya-Ukaryna, Belarus, Azerbaycan-Ermenistan. Bunların çözümü için destek çalışması yapacağız. Avrupa Konseyi kurumları arasında diyalog sorunları var. Bunları güçlendirmek gerekiyor. AİHM de Konsey’e bağlı. Ama Türkiye’nin pek çok dosyası var. Bu başkanlığa gelip bu kadar dosya sahibi olmak ironik değil mi? En çok dosyası olan ikinci ülkeyiz. Birinci sırada da Rusya var. Türkiye olarak yasal düzenlemeler yapmaya devam etmemiz gerek. Esas sıkıntı bu. Son yıllarda AİHM'ndeki dosya sayısında çok ciddi azalma var, ama eski başvurular nedeniyle hala ikinci sıradayız. Başta Anayasa olmak üzere yasal düzenlemeler gerek. Bizim Anayasamız pek çok hak ve özgürlük alanında engel. Bizim bir de ara mahkemeler, çözüm mahkemeleri kurmamız gerek. Türkiye’nin geldiği nokta ile bugün gelinen nokta arasında büyük fark var. Sorunlar var, ama gelişme de var. Bu niyetimizi gösteriyor. Türkiye’nin ekonomik siyasi güçlenmesi, en önemlisi demokrasi insan hakları konularındaki gelişmeler olmasaydı bırakın başkan olmayı komisyon başkanlığı vermezlerdi. TÜRKİYE EKSEN KAYMASI MI YAŞIYOR? TÜRKİYE Mİ AB Mİ HATALI? [PAGE] AB süreci çerçevesinde Türkiye’de eksen kayması yaşanıyor tartışması var. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Türkiye’nin kararlılık ve çalışmalarında hiçbir gerileme yok. Aksine ciddi bir atağa geçtik. AB müzakereciliği için Devlet Bakanlığı oluşturduk. Yasası da çıktı. Hem dışarıda ilişkiler daha da güçlendiriliyor hem de içeride ciddi bir yasal düzenleme için faaliyet var. 2007’de seçim nedeniyle bir yavaşlama oldu. Şimdi durum tersi. Asıl AB tarafından çıkan problemler var. Bir dosya açıyorsunuz Kıbrıs gibi haklı olduğumuz konularda 8 başlığı rafa kaldırıyorlar. Ama dikkat edin 7-8 aydır bu konuda da ses yok. B Sorun AB’den kaynaklı o zaman… Bunu görüyorum. Sapmamız yok. Eksen tartışması suni bir gündem özellikle pompalanıyor. ABD’de bir köşe yazısı çıkıyor. Küçümsemiyorum ama bunun karşısında da 10 tane başka makale var. Onları görmüyoruz. Olayın diğer boyutlarını görmüyoruz. Türkiye 8 yıldır aynı şeyi yapıyor. Bir yandan AB süreciyle uğraşırken bir yandan da Suriye ile ilişkileri düzeltmeye çalışıyoruz. Rusya ile ilişkilerimiz güçleniyor. İran’la yıllardan bugüne gelen ilişkimiz var. Türkiye’de eksen kayması yoktur. Tersine Türkiye’nin politikası bu olmalı. Kimse ihmal edilmemeli. Bu AB’nin de ABD’nin de istediği şey aslında. Türkiye rüştünü ispatladı, bu ilişkileri güçlendirmek de ülkenin yararına. Bunlar birbirini tamamlayıcı politika. Türkiye konumu, tarihi durumu, coğrafi yapısı, sosyal bağları ile böyle bir politikayı izlemesi gerekir. | Avrupa Konseyi Meclis Başkanı ilk kez bir Türk olacak. Koltuğa oturacak Çavuşoğlu ikinci gün Ayalon'u ağırlayacak. |
HSYK ve Adalet Bakanlığı'nın listeleri bir türlü uymadığı için 8 aydır seçilemeyen 34 Yargıtay üyesi sonunda seçildi. Hükümet cephesinden, "son dönemin en iyi listesi" yorumu geldi. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) Yargıtay'da boş bulunan 34 üyelik için seçim yaptı. 250 üye ile çalışan Yargıtay'ın 8 aydır boş olan üyelikleri seçememesi tartışmaların yanında atama bekleyen yüzlerce hakim ve savcının beklemesine de neden olmuştu. Poyrazoğlu ve Uğurlu da bulunuyor HSYK'nın dün gece geç saatlere kadar süren toplantısında Yargıtay'da boş bulunan 34 üyelik için seçim işlemi tamamlandı. Yargıtay'ın yeni üyeleri arasında Ankara Cumhuriyet Başsavcısı Hüseyin Poyrazoğlu Adalet Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Hüseyin Yıldırım ve Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdür Yardımcısı Hüsnü Uğurlu da bulunuyor. İşte Yargıtay'ın yeni üyeleri şöyle: ''Hacı Hüseyin Ünaldı (Ankara Hakimi), Hüseyin Poyrazoğlu (Ankara Cumhuriyet Başsavcısı), Aysel Koçak (Kadıköy Hakimi), Mehmet Erdoğan (Sarıyer Hakimi), İnci Aytaç (Ankara Hakimi), Mustafa Aysal (İzmir Hakimi), Mehmet Nuri Öztürk (Ankara Hakimi), Beyhan Azman (Ankara Hakimi), Refik Cemal Hanedan (Ankara Ticaret Mahkemesi Başkanı), Leyla Elen Köksal (Ankara Ticaret Mahkemesi Başkanı), Selma Bellek (Kartal Hakimi), Birol Soner (İzmir Hakimi), Ali İnceman (Bakırköy Ticaret Mahkemesi Başkanı), Mehmet Çamur (Bakırköy Hakimi), Meryem Üstener (Üsküdar Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı), Nilgün Zehra Canlı (Ankara Hakimi), Ayşe Şentürk (İstanbul Ticaret Mahkemesi Başkanı), Belkız Karakaş (Bakırköy Ticaret Mahkemesi Başkanı), İrfan Okur (İzmir Hakimi), Ahmet Tuncak (Ankara Ticaret Mahkemesi Başkanı), Mehmet Akarca (Karşıyaka Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı), Mustafa İsmet Yörük (Muğla Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı), M. Şebnem Günaydın (Yargıtay Cumhuriyet Savcısı), Yakup Ata (Yargıtay Tetkik Hakimi), Ahmet Karadavut (Yargıtay Tetkik Hakimi), Ayşe Çevikbaş Tartıcı (Yargıtay Tetik Hakimi), Fahri Akçin (Yargıtay Tetkik Hakimi), Doç. Dr. Adnan Değnekli (Yargıtay Tetkik Hakimi), Ali Orhan (Yargıtay Tetkik Hakimi), Fikriye Ernalbant (Yargıtay Tetkik Hakimi), Mete Duman (Yargıtay Tetkik Hakimi), Halit Baysoy (Adalet Başmüfettişi), Hüsnü Uğurlu (Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdür Yardımcısı), Hüseyin Yıldırım (Adalet Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı)'' Boyrazoğlu'ndan boşalan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı için atamanın önümüzdeki günlerde yapılacağı bildirildi. | 8 aydır boş bekleyen Yargıtay'daki 34 koltuk sonunda doluyor. HSYK Yargıtay'ın 34 üyesini seçti. |
Olay, Altan Gencebay'ın sahibi olduğu Yıldız Çiçeği Sokak'taki Kervan Prodüksiyon adlı müzik şirketine dün sabah şirket çalışanı Şahin Çakır'ın gelmesiyle ortaya çıktı. Kapılar zorlanarak şirkete girildiğini fark eden Çakır durumu polise bildirdi. ALARM DEVRE DIŞI KALDI Oğul Gencebay basına yaptığı açıklamada şirketteki LCD plazmanın zorlanarak yerinden söküldüğünü, 2 elektronik org ve babasına ait bulundurma ruhsatlı Magnum marka tabancaya ait bin mermi, bir DVD kamerası ve bir dizüstü bilgisayarın çalınmış olduğunu belirtti. Altan Gencebay ayrıca, arkadaki kapının kilidini zorlayarak girdikleri anlaşılan hırsızların, telefon ve alarm kablolarını da kestiklerini tespit ettiklerini söyledi. Kaynak: Orhan Yurtsever/Sabah | Hırsızlar, ünlü şarkıcı Orhan Gencebay'ın "Magnum" marka ruhsatlı tabancasına ait bin mermiyi çaldı. |
Muğla'nın Marmaris İlçesi'nde 19 yaşındaki F.T., üvey erkek kardeşi 10 yaşındaki S.O.'ya tecavüz ettiği iddiasıyla tutuklandı. Marmaris'te evlere temizliğe giderek aile ekonomisinde katkıda bulunan 45 yaşındaki Ş.O., dün gece geç saatlerde işten geldiğinde ilk eşinden olan oğlu F.D. ile diğer oğlu S.O'yu odada çırılçıplak buldu. KARDEŞİNE 5 KEZ TECAVÜZ ETMİŞ Anne Ş.O'nun ihbarı üzerine F.D., polis tarafından gözaltına alındı. Polis, üvey kardeşler F.D. ve annesinin izniyle psikolog ve avukat eşliğinde S.O.'yu kontrol için Marmaris Devlet Hastanesi'ne götürdü. S.O.'nun yapılan kontrollerinde, vücudunda üvey kardeşi F.D.'ye ait sperm kalıntılarına rastlanıldı. Gözaltına alınıp emniyet müdürlüğüne götürülen F.D.'nin ifadesinde, üvey kardeşine beş kez tecavüz ettiğini itiraf ettiği bildirildi. UZUN YILLAR BABASININ YANINDA YAŞAMIŞ İşlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen F.D., küçük yaşta çocuğa tecavüz etmek suçundan tutuklanarak Muğla E Tipi Kapalı Cezaevi'ne gönderildi. İlk eşinin yanında yaşayan F.D.'nin, 2009 yılının Kasım ayında annesi Ş.O'nun yanına geldiği belirtildi. Bir oto yıkamacıda çalışan F.D.'nin, üvey kardeşleriyle sürekli kavga ettiği ve tüm ısrarlara rağmen babasının yanına dönmeyi kabul etmediği belirtildi. | Anne eve gelince gördüklerine inanamadı. 19 yaşındaki oğluyla, 10 yaşındaki oğlu çırılçıplaktı. Gerçekler aileyi yıktı. |
Türkiye “Sivil diktatör” ‘dejavu’su yaşıyor. İddialar, iddia sahipleri ve yayın organları aynı. MANŞETLER AYNI Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “Aynı oyunu Menderes’e de, Turgut Özal’a da oynadılar” diye uyardığı “sivil diktatör” nakaratının Hürriyet gazetesinin 21 Ekim 1989 ve 13 Ocak 1990 tarihli sayılarının manşeti olduğu ortaya çıktı. 21 Ekim 1989’daki Hürriyet’te SHP Genel Sekreteri Deniz Baykal’ın, Özal için yaptığı “sivil diktatör” nitelemesi manşette yer alıyor. 13 Ocak 1990’daki Hürriyet’te de gazetenin Ankara Temsicisi Ertuğrul Özkök imzalı “Özal’ın tek adam olma hevesi” manşeti bulunuyor. Her iki manşetin atıldığı dönemlerde başyazar Oktay Ekşi, benzer iddiaları köşesinde sürdürüyor. ÖZKÖK, HÜRRİYET VE BAYKAL 14 Ocak 2010... Gazete yine Hürriyet. Yazar yine Ertuğrul Özkök. Senaryo yine aynı: Sivil dikta korkusu. Hürriyet’in birinci sayfasından da anonslanan Özkök’ün “Şahsi facebookumdam portreler” başlıklı yazısında, “Son günlerdeki sivil dikta tartışmalarını izlerken, o sahne yine gözümün önüne geldi” diyerek Ergenekon sanıklarını savunmasını yapıyor. 20 YIL ÖNCE DE BAYKAL SAHİP ÇIKMIŞTI Aynı medyada başlayan “sivil dikta” iddialarına 20 yıl önce Hürriyet’e “Özal sivil diktatör” suçlamasıyla manşet olan Deniz Baykal sahip çıktı. CHP lideri Deniz Baykal’ın Hürriyet’ten ilhamla dile getirdiği “Askeri vesayetten kurtuluyoruz diyerek sivil diktaya gidiliyor” sözleri yine Hürriyet’e haber oldu. Hürriyet’in başyazarı Oktay Ekşi’nin 15 Ocak 2010’da yazdığı ‘Referandumun arkası’ başlıklı yazıda, şu ifadeler yer alıyordu: “Zaten son günlerde tam da bu nedenle bir “sivil darbe” yahut “sivil dikta” tartışmasıdır gidiyor. Nitekim bizzat Başbakan Tayyip Erdoğan da tartışmaya katılarak, bu konuda görüşünü soran gazeteciye, ‘Hiç kimse üzerinde baskı yok. Baskıya izin vermeyiz. Seçimle geldik. Vakti zamanı geldiğinde ve milletimiz emaneti bizden aldığında baş göz üstüne der hemen yerimize gideriz’ yanıtını verdi. Verdi de... Bizzat Yargıtay Birinci Başkanı’nın yargıya yapılan baskılara bakarak ‘Alev bacayı sardı’ dediği; ülkenin en büyük ve bağımsız medya grubunun ölüm mangası önüne dikildiği... Özgürlüklerimizin her gün daha fazla daraldığının uluslararası örgütler tarafından da ilan edildiği bir Türkiye’de yaşıyorsak, ‘sivil dikta tehlikesi yok’ mu diyeceğiz?” 50 YILLIK SENARYO AKTİF 27 Mayıs darbesi ile idam edilen Başbakan Adnan Menderes’in oğlu Aydın Menderes, bugün AK Parti için yapılan sivil dikta yakıştırmasının aynısının 27 Mayıs öncesinde darbe zeminini hazırlamak için yapıldığını söyledi. Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın torunu Prof. Emine Görsoy Naksali de “O gün ile bugün arasında bir paralellik görüyorum. Yassıada davaları sırasında ortaya bugünkü sivil dikta meselesi atılıyordu” diye konuştu. VATAN BAŞLATTI BAYKAL SÜRDÜRDÜ Sivil dikta tartışmasını Hürriyet’in kardeş gazetelerinden Vatan’da yayımlanan bir röportaj başlattı. Nuray Mert’in “Demokrasi diye diye tek parti rejimine doğru koşuyoruz” sözlerini yazı dizisine çeviren Vatan’a gelen tepkiler, Ertuğrul Özkök’e yazı malzemesi oldu. Bazı kadın köşe yazarlarının da adını veren Özkök, sivil dikta iddialarına köşesinde yer verdi. Aynı gruba ait diğer gazeteler ve köşe yazarları da sivil dikta yazıları kaleme aldı. CHP lideri Deniz Baykal da partisinin Meclis grup toplantısında, bu iddiaya dayanarak hükümeti “sivil faşizm”le suçladı. 1989 1990 2010 | Medyada bir süredir sivil dikta tartışması aldı başını gitti. İddialar, iddia sahipleri ve yayın organları ise aynı... |
Burdur'da, 21 yaşındaki E.G., sevgilisi 20 yaşındaki İbrahim Ö.'nün evinde verdiği partide kendisine tecavüz ettiği iddiasıyla polise başvurdu. Polis, İbrahim Ö.'yü gözaltına aldı. Burdur'da üniversitede okuyan E.G., arkadaşlarıyla birlikte 10 gün önce tanıştığı sevgilisi İbrahim Ö.'nün dün gece evinde verdiği partiye gitti. Gece geç saatlere kadar alkol alarak eğlenen gençler, saat 01.30 sıralarında dağılmaya başladı. Arkadaşlarının gitmesinin ardından evde baş başa kalan İbrahim Ö. ile E.G. alkol almaya devam etti. İbrahim Ö. iddiaya göre odanın kapısını kilitledikten sonra E.G. ile zorla cinsel ilişkiye girdi. Saat 02.30 sıralarında polisi arayan E.G., “Erkek arkadaşım bana tecavüz etti” diyerek yardım istedi. Şikayet üzerine eve gelen polis, İbrahim Ö.'yü gözaltına alırken, tecavüze uğradığını iddia eden E.G.'yi de adli rapor için Burdur Devlet Hastanesi'ne götürdü. Olayla ilgili soruşturma sürüyor. | Burdur'da 21 yaşındaki üniversiteli kız, erkek arkadaşının ev partisinde büyük bir kabus yaşadı. |
Marca gazetesi, Atletico Madrid’in sakat olan Diego Forlan konusunda doktorlardan gelecek habere göre forvet arayışına başlayacağını, ilk adayın Güiza olacağını belirtti. Transfere 10 milyon euro bütçe ayıran İspanyol kulübünün, bu rakamın üzerine kesinlikle çıkmayacağı kaydedildi. Bu arada Chelsea’nin de Atletico Madrid formasını giyen Aguilera ısrarının sürdüğünü yazan Marca Gazetesi, İspanyol ekibinin golcü oyuncusunu satarak hem borçlarını kapatmayı, arta kalan miktarla da Güiza’nın transferini noktalamayı planladığını savundu. Gazete, Daniel Güiza’nın tekrar İspanya’ya dönmeye sıcak baktığını, hatta Fenerbahçe’de geri sayıma başladığını da iddia etti. | Atletico Madrid"in Fener"in golcü oyuncusu Güiza"yı yeniden transfer listesine aldığını ileri sürüldü. |
Diyarbakır'da görülen 11 sanıklı JİTEM davasında, 11 yıldır süren yargılamaya rağmen bir arpa boyu yol alınamadı. 1999'da İdil Savcısı tarafından hazırlanan dosyayla başlayan ağır aksak yargı sürecine 'görevsizlik' damgasını vurdu. Dava, 11 yılda 'görevsizlik' gerekçesiyle 5 mahkeme arasında gitti geldi. Güneydoğu'da 1987-94 yılları arasında bazı emekli generallerin bilgisi dahilinde "Adam öldürmek", "araç bombalamak", "suikast", "adam kaçırıp infaz etmek" ve "fidye almak" suçlarından haklarında ömür boyu hapis istemiyle hazırlanan dosya DGM'ye gönderildi. DGM rütbeli askerlerle, diğerlerinin evraklarını birbirinden ayırdı. Sekiz askerin dosyası Genelkurmay'ın talebiyle Diyarbakır 7'nci Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığı'na gönderildi. PKK itirafçıları İbrahim Babat, Adil Timurtaş, Recep Tiril, Ali Ozansoy, Hüseyin Tilki, Hayrettin Toka, Fethi Çetin ve Abdulkadir Aygan ile jandarma istihbarat elemanları Mehmet Zahir Karadeniz, Lokman Gündüz ve korucu Faysal Şanlı isimli 11 sanık hakkında ise "Cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak", "adam öldürmek" suçlarından 3 No'lu Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde dava açıldı. İki yılın sonunda, suçlamaların "terör suçu" kapsamında olmadığı gerekçesiyle dosya 3'üncü Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderildi. Mahkeme sanıkların suç işledikleri tarihte 'asker' olduklarını gerekçe göstererek, dosyayı 7'nci Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi'ne gönderdi. Askeri mahkeme de sanıklardan bazılarının jandarma ile ilişkilerinin kesilmesi nedeniyle Ankara'daki Uyuşmazlık Mahkemesi'ne gönderdi. 2009'da Uyuşmazlık Mahkemesi davaya 3'üncü Ağır Ceza Mahkemesi'nin bakmasına hükmetti. Son olarak bu mahkemeye Genelkurmay ve Jandarma'dan gelen "JİTEM adında bir birim yoktur" yanıtının ardından dosya, işlenen suçların "Yasadışı silahlı örgüt" kapsamında olduğu gerekçesiyle, bir kez daha görevsizlik kararıyla Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderildi. Duruşma önümüzdeki günlerde yapılacak. Davanın zamanaşımı süresi ise 20 yıl. Davanın müdahil avukatlarından Tahir Elçi, "Türkiye'deki adli sistemin, devlet içindeki örgütlü bu tür yapıları etkili şekilde soruşturamadığı bu davada ibretle ortaya çıkmıştır" dedi. İddianamede, 11 sanığın, dönemin generalleri ile Silopi JİTEM Grup Komutanı emekli Albay Arif Doğan, Veli Küçük, Yüzbaşı İsmail Hakkı Öztopal, Yüzbaşı Sinan Yaşar'ın bilgisi dahilinde yasadışı olaylarda kullanıldıkları belirtiliyor. Ayrıca Veli Küçük'ün İstihbarat Komutanlığı'na getirilmesi üzerine, PKK itirafçılarına asker kimliği çıkarılıp Grup Komutanlığı'nda görevlendirildiği iddiaları yer alıyor. (Sabah) | Faili meçhullerle ilgili 11 sanığın yargılandığı dava 11 yılda 'görevsizlik' gerekçesiyle toplam 5 mahkeme arasında gidip geldi. |
Bugün, 'Tam Gün Yasa Tasarısı'nın görüşmeleri Meclis Genel Kurulu'nda devam edecek; doktorlar da "Tam güne karşı tüm gün eylem ve etkinlik" parolasıyla iş bırakacak. Eylem süresince acil servislerdeki hastaların bakımı aksatılmayacak. Çocukların, hamilelerin, diyaliz hastalarının, yoğun bakım ve kanser hastalarının acil olmasa bile her türlü tedavisi devam ettirilecek. Yatarak tedavi gören hastaların tıbbi işlemlerinin aksatılmadan sürdürülmesi sağlayabilecek sayıda personel hazır tutulacak. TTB, Tam Gün Yasa Tasarısı’nın sağlık çalışanlarının ücretlerinde kalıcı ve emekliliğe yansıyan bir düzenleme içermediğini, tasarının temel hedefinin sağlığın ticarileştirilmesi olduğunu savunuyor. | Meclis'te görüşülmeye başlanan "Tam Gün Yasa Tasarısı"nı protesto etmek üzere doktorlar ayaklanıyor! Aman hasta olmayın!.. |
Zeynep KURTBAY / İNTERNETHABER Biri medya diğeri edebiyat dünyasının iki değerli kalemi… Gazeteci Ruşen Çakır’ın yazar eşi Müge İplikçi ‘Gazetecilik denemeleri yaptım’ diyor ama medyanın her daim içinde aslında. Vatan Kitap'ta yazılar yazıyor; gazete ilavelerinde, dergilerde inceleme yazıları yayınlanıyor. Açık Radyo'da 'Sabun Köpüğü' adlı programı hazırlayıp sunan Müge İplikçi, şimdilerde TRT'de 'Açık Kitap' adlı programla edebiyat dünyasının nabzını tutuyor. Söyleşimizin ikinci bölümünde Ruşen Çakır medya dünyasını saran tehditlere dikkat çekerken acı bir itirafta bulundu… Müge İplikçi ise ‘Türkiye’de yazar olmanın sıkıntılarını’ anlattı… MÜGE İPLİKÇİ VE RUŞEN ÇAKIR'LA SÖYLEŞİNİN İLK BÖLÜMÜ İÇİN BURAYA TIKLAYIN Ruşen geçenlerde ‘Gazetecilikten sıkıldım’ gibi laflar ettiniz Yazıişleri’nde ekranda… Öyle mi gerçekten? Evet gazetecilik uzun zamandan beri rahatsızlık vermeye başladı. Bir grup arkadaş bir çağrı yayınlamıştık medyanın tahakkümüne karşı. Son dönemde özellikle medya siyaset ilişkisi, iktidar ilişkisi, nabza göre şerbet durumu tabii rahatsızlık veriyor. Bir de kendi özel durumumda olayların gerisinde kalma ve tembellik var… Bu gazetecilikte çok yaygın bir şeydir. Oturduğu yerden gazete okuyarak tahmin yürütmek, fikir yürütmek , gazete okuyup yorum yapmak. Ben hep uzakta durmaya çalıştım ama buraya doğru savruluyorum. O da beni çok rahatsız ediyor. İLİŞKİLERİMİ AZALTMAYA DOĞRU GİDİYORUM Yani şu andaki mutsuzluğun nedeni programdan dolayı sahada olamamak öyle mi? Neden buraya doğru savrulma var? Tehlikeli bir gidişat var. Ben açıkçası herkesin her türlü görüşmesinin her türlü kayda alındığı bir ortamda ilişkilerimi azaltmaya doğru gidiyorum. Benim gibi mesela PKK üzerine yazılar yazan birinin bazı yazıları farklı şekilde kullanılıyor. Bu da bende refleks oluşturdu. Şeffaf olmayan odaklar var işin içinde. Bazen çok gürültü koparan yazılarımı artık ntv’deki ofisimde yazıyorum. Gazetecilik yapmak o kadar zorlaştı ki. Normalde eskiden daha çok insanla görüşürdüm. Telefon görüşmelerimde bile kısıtlamaya gittim. O kadar tuzak var ki her yerde. Şeffaf olmayan odak var işin içinde… Kendi işlerine gelmeyenleri kendileri gibi düşünmeyenleri bertaraf etmek için ellerinden geleni yapıyorlar. EN MASUM İLİŞKİLER BİLE ÇARPITILARAK PAS EDİLİYOR Şimdi öyle şeyleri yapmaktan çekiniyorum. Bunun paranoyaklık olduğunu hiç düşünmüyorum. En olmadık en masum ilişkilerin bile çarpıtılarak pas edildiğini ve o odakların baş malzemesi olarak kullanıldığını görüyoruz. Herkes yapıyor bunu. Tarafları görüyoruz. Aylin Duruoğlu örneğinde yaşadık… Akıl almayacak bir suçlamayla karşı karşıya kaldı… Evet dolayısıyla bu çatışmaların içine hem dahil olmayıp bu çatışmaları anlatmak istiyorum demek aslında bir risk. Gazetecilik aslında bir risktir. Tam güvenmediğin ilişkiyi de kurarsın oradan bir şey çıkar umuduyla ama şimdi temkinli davranmak zorundasın. Bu bence basın özgürlüğünü tehdit eden en önemli olaylardan biri. Öyle tehlikeli ve gayri adil bir ortam ki bu… Başka bir gazetecinin hapse girmesine açık açık söyleyeyim alkış tutan bir yığın gazeteci var. Kendilerine geldiği zaman da basın özgürlüğü diyorlar. Bugün Türk medyası üzerinde psikolojik harekat uygulanmakta mıdır sizce? Evet ve maalesef bu tek yönlü bir psikolojik harekat değil. Bazı gazetecilerin tek başına siyasi iktidarı suçlaması bu bakımdan yetersiz kalıyor. İktidara karşı bir dizi odak ve daha ilginci iktidarı destekler görünmekle birlikte onunla amaç ve çıkar farklılığı içindeki bazı odaklar ve komplo teorisi gibi kaçacak ama, bazı dış odaklar medya üzerinden Türkiye toplumunun zihinlerini yönlendirmek için müthiş bir yarış, kavga, hatta savaş halindeler. TEHLİKE İÇERİDEKİ HER KESİM İNSANDAN GELİYOR Nereye doğru gider bu durum? Bir yere gitmediğini biliyorum. İçerideki her kesimden insandan geliyor. İnşallah bir yerde durur demek daha doğru. Dışarıdan gelmiyor öyle olsa gazeteciler el ele verir bertaraf eder. Ama içeriden geliyor ve her kesimden geliyor. Bir kesimin suçu yok. Diyelim yazdım bir yazı. Ortada bir yerde durmaya çalışıyorsun. Daha çok mu dayak yiyorsun ortada durunca? Mesela Yazıişleri’ne Ergenekon’u destekleyeni çağırıyoruz karşıdan tepki geliyor; ertesi gün kuşkuyla bakanı çağırıyoruz örneğin öbürleri bu defa kızıyor. Kimse ‘Dün bunu çıkarttı, bugün bunu’ demiyor. Diyelim ki alıntı yapıyoruz ya ‘Vay bu alıntıyı nasıl yaparsın’ diyor, ‘Bu alıntı yanlış’ demiyor. Her taraf kendinden insan olsun istiyor. Ya halbuki ben bu alıntıyı da yapıyorum seni de çağırıyorum. Zaten birçok tartışma programında ‘o varsa ben gelmem’ polemiği yaşanıyor. ‘Ben böyle diyorum o da böyle diyor, millet kararını versin’ görüşü hakim. Medyadaki kamplaşmalar nereye varacak? Bu keskin ayrımın medyaya faturası ne oluyor? İşte tarafsızlık böyle bir noktada çok değer kazanıyor.Bir gazeteci böylesine keskin ve yıpratıcı bir iktidar savaşında hiçbir tarafa angaje olmamalı; bu tarafsız konumunun avantajlarını da kullanarak bu savaşı olabildiğince iyi bir şekilde anlamalı ve anlatmalıdır. Ne var ki, bir gazetecinin olmazsa olmaz özelliklerinin başında gelmesi gerek tarafsızlık, ucuz ajitatij argümanlarla ayıp bir şeymiş gibi gösterilmeye çalışılıyor. Sonuçta gazetecilerimizin çoğu, şu ya da bu takımı tutar gibi, çatışan odaklardan şu ya da bunun tarafında yer alıyorlar. Sonuçta medya ülkedeki kamplaşmayı azaltıcı değil tırmandırıcı bir rol oynuyor. TÜRKİYE'DE YAZARLIĞIN KARŞILIĞI YOK Yazarlıkta nedir durum? Türkiye’de yazarlığın karşılığı var mı? İplikçi: Yok. Yazarlık meslek olarak algılanmıyor. Bestseller değilseniz para kazanamıyorsunuz. Yurtdışında yazarlığın bir alan olduğunu hissediyorlar. Türkiye’de ben 10 yıldır yazıyorum. 3 yıl öncesine kadar ben ‘yazarım’ demeye çekiniyordum. Ben yazarım dediğinizde ‘Haa iyi’ ya da ‘Ne yazıyordun sen’ diyorlar, üslup bu. GAZETECİLER NE YAZIK Kİ EDEBİYATA ÇOK MESAFELİ Gazetecilerin tavırları nasıl yazarlara karşı? O kadar kendi halindeler ki sadece bestseller’lara yönelik bir tavırları var. Oysa ki çok değerli edebiyat eserleri var ama gazete gibi etkili bir mecrada karşılık bulmaları çok zor. Charles Dickens gibi bir yazarın gazete köşelerinde yazarak kendin, var ettiğini hatırlarsak bir öyküyü bir gazetede yayınlamak mümkün değil bizim ülkemizde. Bırakınız onu Vatan gibi bir gazetede yazıyorum. Vatan’ın kültür sanat sayfası yok. Hazin çok hazin… İnsanların kitap okumaması için ellerinden gelen her şeyi yapıyorlar. Edebiyata çok mesafeli duruyorlar ne yazık ki gazeteci arkadaşlarımız. Ben o yüzden Ruşen’i çok takdir ediyorum, onca siyasi arbede içerisinde her daim kitap okur; bir edebiyat metni vardır mutlaka elinde. Edebiyat uzağımızda değil. Bir edebiyat dergisi 1500 satsa çok seviniyoruz. Oysa bir gazete desteklese onca acayip şeye sponsor oluyorlar… Bir evin içine girse edebiyat çok şey değişir. Yazarlar kendilerini çok yalnız hissediyorlar. Hakikaten dipsiz bir kuyuda hissediyorlar. Bir sürü pespaye yazı gazeteci kimliğiyle yazılmış ortada dolanırken; öbür tarafta dünyayı sorgulayan düşünen insanlar yalnızlığa terk edilmiş duruyor. Ne demek bir ülkenin yazarı sadece bestseller’sa baş tacı? Yok böyle bir şey. BEN MÜGE'Yİ OKUYORUM O BENİM HER YAZDIĞIMI OKUMUYOR Ruşen Çakır sizin edebiyatçı kimliğinizi desteklemek için ne yapıyor? İplikçi: Ruşen gibi biri olmasa yanımda çok zordu. Her daim kafasında rüzgarlar esen birini herkes anlayamaz. Hakkını vermek lazım. Bilmiyorum Ruşen benden memnun mu değil mi? Çakır: Ben cezaevinde çok kitap okudum. Edebiyata yabancı değilim. Edebiyat bildiğiniz zaman rahatsız etmiyor ne yazıp çizdiği. Ama benim yazdıklarım onu rahatsız etdiyor mesela. İplikçi: (Gülüyor) Çakır: Bilmiyorum. Ben senin her yazdığını okuyorum ama sen benim her yazdığımı okumuyorsun. İplikçi: Bazen AKP’nin yaptıklarını destekleyen şeyler yazdığında evet ona kızıyorum. Demek ki ilk eleştiri içeriden geliyormuş sana baksana? Ben onlara karşı şerbetliyim. ‘Yüzde 99 cumhurbaşkanı Gül’ dedim diye beni eleştiren çok oldu. Ben Gül’ün performansından pişman değilim. Gerçekten AKP grubu içerisinden olabilecek daha iyi bir cumhurbaşkanı var mıydı emin değilim. Ben şöyle bir cümle kurmuştum ‘Ben sevindim ama onun sevindiğinden emin değilim’ demiştim. Başbakanlık bekliyordu çünkü. ‘Gül buradan dönmez’ diye yazdım. MEDYADA ÇETELER VAR ÖZELLİKLE İSTANBUL’DA 2009’da medyayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Medyada şimdi yeni bir şey var. Yeni dönemde. İstanbul’da özellikle. Çeteler var. Birbirleriyle kavga edip birbirlerini pohpohluyorlar. Her gün heyecanlanarak okuduğum çok fazla yazı yok. Heyecalanmanın dışında bana bir şey öğreten yazan çizen insan sayısı çok az. Çok insanın önceden ne yazacağını kestiriyorum. Var muhakkak. Arkadaşım Kadri Gürsel (Galatasaray Lisesi’nden arkadaşı) son dönemde medyada farklı, belli bir birikimi olan bir yere oturdu. Ki konuşmazdık. Yazdığı yazıların çoğuna katılmıyorum. Neden konuşmazdınız? Kavgamız oldu. Artıhaberde beraber çalıştığımız dönemde. Kadri hakikaten yazar olarak kazanılan önemli bir isim oldu. Babamın cenazesinde barışmıştık. Peki ya Taraf? Habertürk? Taraf önemsediğim bir gazete değil. Habertürk sıfırdan yeni yazarlar aldılar bence tutulur. Medyadaki dengeler açısından ne olacak? Satış olursa nasıl yansır? Daha kötü olacak. Eden buluyor. Türkiye’de medya ortamının bugüne gelmesinde Doğan grubunun payı var. Ben yıllarca Doğan grubunda çalıştım. Özkök’ün alınması da geç kalınmış bir karar bence. Siz şifreleri doğru okuyan bir gazetecisiniz. Bunun sırrı nedir? Şifre okumak değil “anlamak” ve “anlayabildiğim kadar anlatmak” derdim var. Kaldı ki yaşadığımız birçok olay, çok karmaşık görünse ya da gerçekten böyle olsalar bile hiç de anlaşılmaz değil. Bu yüzden “şifre okumak” değil de tarafsız, önyargısız bir şekilde olup biteni anlamaya çalışmak yeterli olabilir. Ben de onu yapmaya çalışıyorum. Eskiden Uğur Mumcu gazeteciliği denirdi... Şimdi adı bile anılmıyor. Bugün hangi tür gazetecilik, yazarlık makbul? Uğur Mumcu ile sola bakışta ciddi farklılıklarımız vardı fakat kendisinin, yakın tarihimizin en büyük ve etkili araştırmacı gazetecisi olduğunu düşünüyorum. O tarihte de Mumcu gibi isimler fazla yoktu, bugün iyice azaldı. Günümüzde gazetecilik maalesef haber boyutu öne çıkarılarak yapılmıyor. Gazeteci merak eder, sorar, araştırır, öğrenir ve aktarır. Ama son dönemde zaten bildiğini, düşündüğünü doğrulamak için gazetecilik yapılır oldu. Bu nedenle beğenilmeyen gerçekler ya görmezden geliniyor ya da geri plana itiliyor. AK Parti iktidarı medyayı değiştirdi mi değiştirmedi mi? Bütün iktidarlar değiştirmiş, en azından değiştirmek istemiştir. AKP’lilerin, daha RP’nin ilk yıllarından beri gelen bir medya tecrübesi ve görmek istedikleri hesapları var. Bu hesapların bir kısmını gördüler, yakın zamanda da epey göreceğe benziyorlar. Fakat bütün bunlardan, tamamıyla AKP’nin denetiminde bir medya ortamı çıkmaz. Eğer AKP böyle bir arayış içindeyse boşuna enerji harcamış olur. Kaldı ki R. Tayyip Erdoğan’ın siyasi serüveni bu ülkede “medya sayesinde” değil, “medyaya rağmen”, hatta “medyaya karşı” siyasetin daha sonuç alıcı olduğunu gösterdi. Diğer bir deyişle, eğer bir siyasi parti medyayı büyük ölçüde denetim altına alırsa sonu da çok yakında demektir. | ''Tehlikeli bir gidişat var. Bu da bende bir refleks oluşturdu. İlişkilerimi azaltıyorum.'' Bu sözler haber kaynağını ilişkilerle besleyen bir gazeteciye ait. |
Avustralya'daki Perth's Telethon Çocuk Sağlığı Araştırma Enstitüsü'nün gerçekleştirdiği bir araştırmada, 1989-1992 yılları arasında doğum yapan 2 bin 300 kadının çocuklarının ruh sağlığı gelişimi 14 yıl boyunca gözlemlendi. Araştırmanın sonucunda, bebeklik dönemlerinde 6 aydan uzun bir süre anne sütüyle beslenmiş olan çocukların, psikolojik rahatsızlıklardan mustarip olma risklerinin daha düşük olduğu ortaya çıktı. Ekibinin başındaki Wendy Oddy, bu sonuçlarda anne sütünün içerdiği biyolojik bileşenlerin yanı sıra, emzirme yoluyla anne ve bebek arasında oluşan doğal bağın etkili olduğunu söyledi. | Bebeklik dönemlerinde anne sütüyle beslenen çocukların, biberonla beslenenlere göre daha huzurlu oldukları tespit edildi. |
Haiti'de yaşanan 7 büyüklüğündeki deprem sonrası arama ve kurtarma çalışmalarına katılan GEA, bölgede harikalar yaratıyor. Canlı bulunamayacağı düşüncesiyle terk edilen enkaza yerel halkın ihbarı ile gelen GEA, 5 kişiye ulaşınca Haiti halkı tarafından kahraman ilan edildi. Haitililer 'Yılmaz Türkler' adını verdikleri ekibe övgüler yağdırıyor. AKUT kadar tanınmasalar da 1994'ten bu yana başarıdan başarıya koşan GEA'nın amacı, insanların doğa ve aktif-felsefi bir birlik ideali ile bütünleşmelerini sağlamak. ABD'NİN ACİL YARDIM LİSTESİNDE Mitolojide yaşamın ve bereketin kaynağı 'Toprak Ana' anlamına gelen GEA, ulusal ve uluslararası alanda yaşamı tehdit eden felaketlerde canlı varlıkların hayatını korumak ve kurtarmak için gönüllü çalışmalar yapıyor. GEA'nın İstanbul Sorumlusu Avukat Gözde Balcı, 'Derneğimiz 7 gönüllü tarafından kuruldu. 1995 yılında ilk kez orman yangınlarında görev yaptık. Ormancılar ile çalışarak ekip olmayı öğrendik. 1999 Marmara Depremi'nde çalışma alanımızı genişleterek daha profesyonel bir şekilde hareket etme olanağımız oldu. Birleşmiş Milletler'in acil yardım ekipleri listesindeyiz' dedi. Yeni Yüksektepe Kültür Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Oya Uysal ise Haiti'deki operasyonu şöyle anlattı: 'Yerel yetkililerin ve halkın yönlendirmesiyle Carribean Alışveriş Merkezi'ne giden ekibimiz, kazazedelerle sesli iletişim kurdu. Çok zorlu 36 saat sonunda ilk olarak Lamy ve Jasme'yi canlı olarak kurtardı.' LAKAPLARI 'SESSİZ TİM' ANKARA merkezli Yeni Yüksektepe Kültür Derneği GEA, 1994'te kuruldu. Arama ve kurtarma faaliyetlerinde Türk Sivil Savunma Teşkilatı'nı model alıyor ve 'sessiz tim' lakabıyla tanınıyor. Farklı meslek gruplarından gönüllülerin oluşturduğu GEA'nın 1115 gönüllü üyesi, 112 uluslararası operasyon üyesi ve 246 ulusal operasyon ve destek ekibi bulunuyor. Hümanist felsefeyi ilke edinen GEA Arama Kurtarma Grubu, yurtiçi ve yurtdışında meydana gelen doğal afetlerde başarıdan başarıya koşuyor. Şu anda da Haiti'de 9 kişilik ekiple arama ve kurtarma çalışmalarına destek oluyor. Derneğin üç başlık halinde amacı: - Bütünleşmek: Farklı inançlar, toplumlar ve sosyal durumlardaki insanların doğa ve aktif-felsefi bir birlik idealiyle bütünleşmelerini sağlamak. - Karşılaştırmalı inceleme: Felsefeler, bilimler, inançlar ve sanatların karşılaştırmalı incelenmesiyle bütünsel bir bakış sağlamak. - Kendini ve doğayı tanımak: Kendini ve doğayı tanıyarak bireysel kapasiteleri geliştirmek. TV'ciler de bir kızı kurtardı AVUSTRALYALI Nine Network adlı bir televizyon kanalı ekibi, enkaz altından 18 aylık bir kız çocuğunu kurtardı. Geçen cuma günü bir röportaj sırasında yıkılan binadan sesler duyan Robert Penfold adlı kameraman, enkazı kazarak anne-babasının cesetleri yanında sıkışmış olan küçük kızı gördü. Robert Penfold, 'küçük kızın ağlamadığını, sanki dünyaya yeni gelmiş gibi şaşkın bir hali olduğunu' belirtti. | Haiti'deki bir enkazı yabancı ekipler 'canlı yok' diye terk etti. Türk ekip GEA yılmadı, inandı ve 5 kişiyi kurtardı. Onlar artık dünya basınında birer kahraman. |
Evlilik merasimi belki de bir insanın hayatındaki en önemli anlardan biridir. İnsan hayatında belki de tek bir defa yaşanan bu anı farklı sunabilmek için birbirinden ilginç alternatifler üretiliyor. Dünyadaki en uçuk evlilik merasimi acaba hangisidir? diye merak ediyorsanız; işte sizler için küçük bir derleme... 1. Gotik düğün 'Ölünceye kadar beraberiz' lafı nikah merasimlerinde klişe haline gelmiş bir laftır. Bu laftan yola çıkarak yaratılmış bu merasim gotik tarzda düzenlenmiş. Ölümü çağrıştıran tüm detayların kullanıldığı bu nikah, davetlileri biraz korkutuyor. Adams Ailesi görüntüsü veren bu çift nasıl bir depresyon içindeyse evlenmek için böyle bir tarzı seçmişler. | Evlilik merasimi belki de bir insanın hayatındaki en önemli anlardan biridir. insan hayatında belki de tek bir defa yaşanan bu anı farklı sunabilmek için birbirinden ilginç alternatifler üretiliyor. dünyadaki en uçuk evlilik merasimi acaba hangisidir? diye merak ediyorsanız; işte sizler için... |
6. Dünya Aile Zirvesi yemeğindeki 'kolibasili' skandalı üzerine yemeğin yapıldığı mutfak olan "The Marmara" garip bir savunma yaparak kendisinden başka herkesi suçladı. En ağır ithamın İstanbul Tarım Müdürlüğü'ne yapıldığı savunmada, "Numuneler 2 gün sonra analiz edilmiş. Aradaki bu 2 gün içindeki saklanma koşulları tarafımızca bilinmemektedir" denildi. Sabah'ın ulaştığı Tarım Müdürlüğü yetkilileri ise "Numunelerin bozulması imkansız. Son derece steril kaplarda özel olarak transferi sağlanmış ve analize aynı gün başlanmıştır" dedi. Geçtiğimiz aralık ayında Esma Sultan Yalısı'nda düzenlenen 6. Dünya Aile Zirvesi'ne, Başbakan Tayyip Erdoğan, eşi Emine Erdoğan, Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf, Vali Muammer Güler, Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş ve eşleri ile 105 ülkeden çok sayıda yabancı davetli katıldı. Başbakanlık Koruma Müdürlüğü görevlilerinin kontrol amacıyla Tarım Müdürlüğü'ne aldırdığı yemek numunelerinden "kanalizasyon bulaşığı" olarak bilinen "E.coli" (Kolibasili) ve "Staph.aureus" bakterisi çıktı. HERKES SUÇLU 'Kolibasili' skandalının Sabah'ta yer alması üzerine yemeklerin yapıldığı yer olan "The Marmara Oteli" savunma yaptı. Açıklamada otel mutfağı dışında herkesi suçlayan The Marmara, özellikle İstanbul Tarım Müdürlüğü'ne ait İstanbul İl Kontrol Laboratuvar Müdürlüğü'nü şu ifadelerle hedef aldı: "...numuneler alındıkları tarihten 2 gün sonra analiz edilmiş ve aradaki bu 2 gün içindeki saklanma koşulları, tarafımızca bilinmemektedir." İki sayfalık savunmada numunelerin Esma Sultan Yalısı'ndan değil de The Marmara'nın mutfağından getirildiği vurgulanırken, "Dolayısıyla davet esnasında servis edilen ürünler ile numunesi alınan ürünler aynı değildir" şeklinde bir ifade yer aldı. Açıklamada şu suçlamalarda bulunuldu: TRAFİK: "...Yetkililerin onayı ile söz konusu yiyecekler yemek üretim merkezimizden, Bakanlık görevlilerini bekletmemek adına taksi ile acilen yola çıkarılmıştır. Bu nedenle numuneler trafik sıkışıklığı nedeniyle yaklaşık 1 saat sonra Esma Sultan Yalısı'nda beklemekte olan Bakanlık yetkililerine teslim edilmiştir." GIDA KONTROLÖRÜ: "...Kendilerine mekânda sadece davetliler için hazırlanmış miktarda yiyecek bulunduğu, bu nedenle talep edilen numunenin ancak yiyeceklerin üretildiği merkezimizden getirtilebileceği bilgisi verilmiştir. Dolayısıyla davet esnasında servis edilen ürünlerle numunesi alınan ürünler aynı değildir." BADEMLİ PİLAV BAKTERİLİ ÇIKTI Yemek mönüsünde yer alan bademli pilav, humus ve çerkes tavuğunda normalin üzerinde kolibasili tespit edildi. Tespit Başbakanlık korumalarının başvurusu üzerine yapıldı. (Sabah) | Esma Sultan Yalısı'nda düzenlenen yemeklerde çıkan bakterilere savunma geldi. Mutfakta olan The Marmara, kendisinden başka herkesi suçladı. |
Alman sismologların araştırmasına göre, İstanbul'un 20 km güneyinden geçen sismik fay hattı, 7,6 büyüklüğünde tek bir deprem yerine, 7 büyüklüğünde birden fazla depreme yol açabilir. Almanya'nın Karlsruhe Üniversitesi'nden Tobias Hergert ve meslektaşlarının, Kuzey Anadolu fay sisteminin parçası olan İstanbul fayının üç boyutlu modelini oluşturarak yaptıkları araştırmada, bu fayın yılda 12,8 ve 17,8 milimetre arasında bir hareket içinde olduğunu tespit ettiler. Çalışmalarını Nature Geoscience dergisinin dünkü sayısında yayınlayan bilim adamları, bu hareketin şimdiye dek yapılan tahminden yüzde 45 düşük olduğunu belirterek, İstanbul'un yakınındaki bu fayın enerjisini tek bir kez yerine parçalar halinde bırakabileceğini kaydettiler. Bu farkın önemli olduğunun altını çizen ve 8 büyüklüğünde bir yer sarsıntısının, 7 büyüklüğündekinden 30 kat daha fazla enerji salıvereceğini belirten araştırmacılar, nispeten daha küçük bu deprem dizilerinin “ilke olarak her an olabileceğini, ancak 30 yıl içinde meydana gelme ihtimali bulunduğunu” savundular. | Alman sismologlar, İstanbul depremi için öyle bir senaryo yazdılar ki korkmamak elde bile değil. İşte o korkunç senaryo; |
NASA, şimdiye kadar 86 kez uzaya giden Atlantis, Discovery ve Endeavour uzay mekiklerini bu yıl sonunda kullanımdan kalktıktan sonra tanesini yaklaşık 29 milyon dolara satmayı öngördüğünü bildirdi. Başta fiyatı 42 milyon dolar olarak belirlenen, ancak sonra yüzde 30 indirim yapılmasına karar verilen mekikler için, Amerikan eğitim kuruluşları, federal, eyalet kurumları veya belediyelerden gelecek tekliflerin değerlendirileceği belirtildi. Şimdiye kadar 20 alıcının ilgilendiğini açıklayan NASA yetkilisi Mike Curie, başka alıcıların da ortaya çıkacağına emin olduklarını söyledi. New York Times gazetesi, NASA'nın Discovery'yi başkent Washington'daki Smithsonian Ulusal Havacılık ve Uzay Müzesine söz verdiğini yazdı. | NASA, bugüne kadar defalarca uzuya giden üç mekiğini satışa çıkarıyor. Rakamlar hiçte fena değil! |
15 yaşındaki Afgan asıllı çocuk, bagajdaki bavulun içinde sınırdan gizlice girmeye çalışıyordu. Çocuğun 17 yaşındaki abisi de, arabanın arka koltuğunun önünde, yerde, battaniyelerin altında bulundu. Çocukları ülkeye sokmaya çalışan araç sürücüsü Yunan asıllı 42 yaşındaki Alexandros Lepesiotis tutuklandı. Bari limanında yaşanan olay, feribottan inip sınır kontrolü sırasında gergin hareketleri dikkat çeken Alexandros'un aracının aranmasıyla ortaya çıktı. Bari polisinden bir yetkili, "Hergün binlerce insanın geçtiği bu noktada, daha önce de bir botun içine saklanmış, bagaja saklanmış insanlar yakalamıştık, ancak ilk kez valiz içerisinde birini yakaladık. Zavallı çocuk, onu bulduğumuzda çok korkmuştu. Sanırım insanların İtalya'ya iltica etmek için neleri göze alabildiğini gösteriyor." diye konuştu ve ekledi: "Bu bizim için bir başarı hikayesi olsa da, sanırım onlarcasını yakalayamıyoruz..." | İtalyan sınır polisi, rutin aramaları sırasında durdurduğu arabanın bagajını açtı ve bagajda duran bavulu kontrol edince şok oldu. |
Gülben Ergen önceki gece ‘Medya Kralı’ programında Güneydoğu’da yürüttüğü yardım kampanyasını anlattı. Önerilere kulak tıkayan Ergen, Devrim’in sabrını taşırdı. Hakkı Devrim: Sana yardımcı olmak çok zor, İstişare edemezsin sen. Gülben Ergen: Niye? H.D.: Sen yapmışsın, kararını vermişsin. Şahsi tatmin de söz konusu olsun biraz istiyorsun. G.E.: Hayır, asla asla! Bu suçlamanın ardından Ergen şaşkınlık yaşadı. Birkaç dakika sonra ise sevgiyle Devrim’in elini tuttu. “Hakkı Ağabey hadi bu projeyi birlikte yapalım” dedi. | Gülben Ergen önceki gece 'Medya Kralı' programında Güneydoğu"da yürüttüğü yardım kampanyasını anlattı. |
Türk Sineması’nın usta oyuncusu Münir Özkul’un kızı Güner Özkul, 3 ay önce sperm bankası aracılığıyla dünyaya getirdiği bebeğinin heyecanını yaşıyor. Süreyya ismini verdiği kızının her anını cep telefonuyla görüntüleyen ve Facebook’taki sayfasında yayınlayan Özkul, VATAN’a konuştu: “Süreyya hepimizden bir şeyler almış. Elleri ve ayakları bana, dudakları ise anneme (Suna Selen) benziyor. Kaşlarını çatınca da tıpkı babam (Münir Özkul). Babam torununu görünce çok mutlu oluyor, gülüyor.” Yeniden ekranlara dönmeye hazırlanan Özkul “Doğumdan sonra ilk hafta işlere giderken bebeğimden ayrı olduğum için ağlıyordum. Ama şimdi alıştım. Ara sıra sunuculuk işleri çıkıyor, gidiyorum. Seslendirme de yapıyorum. İstanbul dışındaki dizi tekliflerini bebek yüzünden reddettim ama İstanbul içi teklifleri kabul ederim” diyor. Güner Özkul, doğumun ilk günlerinde bebeğinin küçük olması nedeniyle geri çevirdiği reklam tekliflerine şu sıralar sıcak bakıyor. | Güner Özkul, sperm bankasından dünyaya getirdiği bebeğinin fotoğraflarını Facebook"ta paylaştı. |
Sigaradan akaryakıta kadar dolaylı vergiler halkın belini büküyor. 7 liralık sigaranın 5.47 lirası, 3.65 liralık 1 lt benzinin 2.44 lirası, 30 liralık cep faturasının 10 lirası vergiye gidiyor. Ortalama bir vatandaş dolaylı vergiye ayda 351 lira ödüyor Türk halkı günlük kullanımda pek çok mal ve hizmet için yüksek tutarlarda vergi ödüyor. 7 liraya satılan 1 paket sigaranın 5.47 lirasını, 3.65 lira ödenen 1 litre benzinin 2.44 lirasını, her 3 liralık cep telefonu faturasının da 1 lirasını vergiler oluşturuyor. Günde 1 paket sigara içen, ayda 1 depo benzin harcayan, ayda 2 adet 70’lik rakı içen, ayda 48 liralık cep ve 17 liralık ev telefonu faturası ödeyen ortalama bir vatandaş böylece, 351 lirayı dolaylı vergi olarak ödemiş oluyor. Dolaylı vergilerin yüksekliği, günlük yaşama olumsuz etkilerinin yanı sıra vergideki adaletsizliği de artırıyor. Mevcut uygulamada çok kazananlar genellikle az, az kazananlar çok vergi ödemek zorunda kalıyor. Bu yıl Gelir Vergisi’nden 42 milyar 927 milyon lira gelir elde edilmesi hedefleniyor. Bunun büyük bölümünü işçi ve memur ödüyor. Serbest meslek erbabı, faiz geliri elde edenler ve diğer beyannameli gelir vergisi mükelleflerinin ödemeleri beklenen vergi ise 2 milyar 283 milyon lira düzeyinde kalıyor. 2010 yılı içinde toplanması öngörülen kurumsal vergi tutarı 20 milyar 71 milyon lira olarak belirleniyor. Buna karşılık, devlet sadece akaryakıt ürünleri ve doğalgaz kullanımıyla vatandaştan 30 milyar 695 milyon lira ÖTV almayı planlıyor. ÖTV tahsilatının tütün mamullerinde 16 milyar 417 milyon lira, motorlu taşıtlarda 3 milyar 803 milyon lira, alkollü içkilerde de 2 milyar 166 milyon lira olması bekleniyor. Devletin bu yıl için öngördüğü Özel İletişim Vergisi de bütçede 4 milyar 829 milyon 820 bin lira olarak yer alıyor. Sigaradaki vergi yükü % 78.5 * Yapılan hesaplamalara göre, sigara üzerindeki vergi yükü yüzde 78.25. 7 liraya satılan bir paket sigara için vatandaş 4.41 lira ÖTV, 1.067 lira da KDV ödüyor. 7 liranın 5.4775 lirası vergilere gidiyor. * KDV ve ÖTV tutarları, motorlu taşıtlar ve akaryakıt fiyatları içinde de önemli bir yekün tutuyor. Motorlu taşıtlardaki vergi yükü yüzde 38 ile 47 arasında değişiyor. 1600 motor hacimli bir otomobilin vergi öncesi 30 bin 221 lira olan fiyatı, vergi sonrası 49 bin 600 liraya yükseliyor. Bu araç için vatandaş 11 bin 181 lira ÖTV, 7 bin 452 lira KDV ödüyor. 324 liralık MTV dahil edildiğinde, toplam vergi miktarı 18 bin 958 liraya ulaşıyor. * Kurşunsuz benzinin satış fiyatının yüzde 67.07’sini, motorinin yüzde 58.16’sını vergiler oluşturuyor. Satış fiyatı 3.65 lira olan 95 oktan kurşunsuz benzin için vatandaş, litre başına 1.8915 lira ÖTV, 0.5566 lira KDV ödüyor. * Cep ve sabit telefonlarda da KDV ve Özel İletişim Vergisi vatandaşın belini büküyor. 110 liralık bir cep telefonu faturasında ise 72.96 liralık kullanım ücretine karşılık aboneden 13.70 lira KDV, 19.03 lira Özel İletişim Vergisi alınıyor. Ortalama bir vatandaş ayda dolaylı vergiye ne ödüyor? Günde 1 paket sigara: 164 TL Ayda 1 depo (55 lt) benzin: 134.2 TL 48 liralık cep faturası: 14.8 TL Ayda 2 adet 70’lik rakı: 34 TL 17 liralık ev telefonu: 4.2 TL Toplam dolaylı vergi: 351.2 TL | Sigaradan akaryakıta kadar dolaylı vergiler halkın belini büküyor. Ortalama bir vatandaş dolaylı vergiye ayda 351 lira ödüyor. |
İsrail’in önde gelen gazetelerinden Yedioth Ahronot’un internet sitesinde “Asıl Ahmak Erdoğan” (“The Real Fool is Erdoğan”) başlıklı bir yazı yayınlandı. Yazıda Ayalon’un, Türk büyükelçisini bekletmesinde ve alçak koltuğa oturtulmasında kusur bulunmuyor. Ancak yazının altında imzası bulunan Hanoch Daum, diplomasinin kaba gösterilerle değil, ince davranış farklılıklarıyla işlediğini hatırlatıyor ve Ayalon’un bunları yapmasını değil ama, bir de fotoğrafçılar karşısında yaptıklarına yüksek sesle dikkat çekmesini çizmeyi aşmak olarak görüyor. DAUM'DAN AĞIR SÖZLER Gene de Daum’un gözünde asıl ahmak Erdoğan. Nedenleri şaşırtıcı değil: Davos’tan, Erdoğan’ın yaptığı çıkışlardan, İsrail’in su çaldığını söylemesinden, İran’la yakınlaşmasından söz ediliyor. | Yedioth Ahronot, Erdoğan için öyle bir yorum yaptı ki inanılmaz. İşte Erdoğan hükümetini kızdıracak gazete yorumu; |
İstanbul'da işadamları ve ünlü kişilere “İstanbul Escort Girls” adlı internet sitesi üzerinden kadın temin eden çete çökertildi. İstanbul polisi iki aylık çalışma sonucu, rezidans ve lüks apartman dairelerinde yaşayan eskort kızları tespit etti. Kadınları takibe alan polis, çetenin çalışma düzenini de ortaya çıkardı. Fuhuş çetesi seçtiği kızların fotoğraflarını çekerek boy, fizik ve becerilerine göre gruplara ayrıyordu. Daha sonra internet sitesine resimleri, özellikleri ve irtibat numarası konuluyordu. Çete üyeleri, polise takılmamak için de müşterilerle ’Rusça’ konuşuyordu. İş adamları ile beş yıldızlı otellerde buluşuyor, rezidanslarda kalan kadınlar lüks arabalarla alınarak otellere götürülüyor, saati 500 dolara pazarlanıyordu. Polis, Rusça bilen iki kadın yardımıyla konuşmaları tercüme edince çete hakkında geniş bilgilere ulaştı. Önceki gece 45 adrese yapılan baskında 60 kişi gözaltına alındı. Operasyon yapılan evlerde müşteri isimlerinin ve telefonlarının bulunduğu ajanda ve seks kölelerinin resimleri bulundu. | İstanbul'da işadamları ve ünlü kişilere İstanbul Escort Girls adlı internet sitesi üzerinden kadın temin eden çete çökertildi. |
Türkiye adım adım 12 Eylül darbesine doğru ilerlerken 1978’lerin sonları, 79’ların başlarında Ortadoğu’da bir başka ülke de tam anlamıyla kaynıyordu. İran toplumunu baştan sona değiştiren İran İslam Devrimi 20’nci yüzyılın en önemli dönüm noktalarından birisi oldu. Devrim öncesinde İran’da Şah Rıza Pehlevi iktidardaydı. Ülke yönetimi, Şah’ın yakın akrabaları ve dostları arasında paylaşılmıştı. 1970’lerde İran’da zengin ve yoksul arasındaki uçurum büyüdü. Şah Rıza Pehlevi’ye karşı muhalefet, Paris’te yaşayan Şii dinadamı Ayetullah Ruhullah Humeyni çevresinde toplandı. 1970’lerin sonuna yaklaşıldığında, Şah Rıza Pehlevi’nin rejimine karşı tüm İran’da geniş kapsamlı şiddet eylemleri düzenlendi. Bizdeki Maraşi, Maraşlı olmasın! İşte tam da bu dönemde Türkiye’de Alevi kökenli vatandaşların katledildiği Maraş olayı Türkiye’yi olduğu kadar İran’ı da sarstı. Tahran’daki İngiliz Büyükelçiliği, olayların haberlerini alır almaz hemen İngiliz Dışişleri Bakanlığı’na bir mesaj gönderdi. 29 Aralık 1978 tarihli mesajda şu çok ilginç ifadeler yer alıyordu: Maraş gibi bölgelerde sıkıyönetim ilan edilmesine neden olan “mezhep” çatışmalarından birşeyler öğrenmek ilgimizi çeker. Buradaki Kum Ayetullahları’ndan (Kum kentinde yaşayan ve İran toplumunun en büyük din adamları olarak nitelendirilen kişiler) ileri gelenlerinden birisinin ismi de “Maraşi”, büyük ihtimalle Maraş kökenlidir. Eğer Şii muhalifler, Türkiye’de din eksenli bir eylem ve ayaklanma için destek görürlerse bu gerçekten çok önemli bir olay olur. Yani İran’daki elçilik bir yandan İran’daki Şii muhalifleri izlerken bir yandan da Maraş olaylarıyla İran’da yaşananlar arasında bağlantı olup olmadığı konusunda şaşkınlık yaşıyordu. Türkiye’deki elçilik şu notu gönderdi: Türkiye’de Aleviler ve Sünniler yüzyıllarca yanyana yaşadılar. Bu nedenle uzmanlar mezhep farklılıklarının çatışmanın gerçek sebebi olduğunu düşünmüyor. Politik radikaller bazı bölgelerde mezhep farklılıklarını kendi çıkarları doğrultusunda kışkırtıyor. Maraş’ta yaşananların din odaklı olduğu yönünde kanıtımız yok. İran Şahı Pehlevi ise olaylardan 1 ay sonra, 1979’un Ocak sonunda “uzun bir istirahat” için Tahran’dan ayrıldı. Bir daha geri dönemedi. Ayetullah Humeyni liderliğinde İran İslam Devrimi gerçek olmuştu... KAHRAMANMARAŞ’TA NE OLMUŞTU? Türkiye’de olayların fitili 22 Aralık 1978’te ateşlendi. Kahramanmaraş’ta 5, Ankara’da 3, İstanbul’da 2, Malatya, Adana ve Eskişehir’de birer kişi öldürüldü. Aynı gün eski CHP Kahramanmaraş Senatörü Hilmi Soydan suikasta uğradı. 23 Aralık 1978 tarihinde ise Kahramanmaraş’ta Alevi kökenli 33 kişi öldü. 300’ün üstünde kişi yaralandı, evler ateşe verildi. Olaylar 3 gün sürdü ve toplam 98 kişi öldü. Olaylardan sonra 13 ilde sıkı yönetim ilan edildi. Bu olaylar tarihe Maraş katliamı olarak geçti. Demirel yine iktidar olursa Türkiye faşizme doğru gider Ecevit, iki Milliyetçi Cephe deneyiminden sonra Türkiye’de 1978 başında yeniden iktidarı devralmıştı. Demirel ise muhalefetin dozunu her geçen gün artırdı. Bu durumu yakından izleyen İngilizler, Demirel’in bir kez daha başbakanlık koltuğuna oturması durumunda “Türkiye’nin Hitler’i” olacağını öngörüyordu. Türkiye için 1970’li yılların sonu siyasetin en çalkantılı dönemlerinden biri oldu. Süleyman Demirel başkanlığındaki Birinci Milliyetçi Cephe Hükümeti, ardından gelen İkinci Milliyetçi Cephe hükümeti ve güvensizlik oyu ile Demirel’in iktidardan uzaklaşmasının ardından siyaset tarihine “11’ler olayı” olarak geçen transferle başbakanlığı bir kez daha aldı. 5 Ocak 1978’de Ecevit AP, CGP ve DP’den ayrılan 11 milletvekili ve bağımsızların desteğiyle 11’ler Hükümeti’ni kurdu ve baraj oyunu sadece 3 oyla geçerek 229 oyla güvenoyu aldı. Ancak 1978’in sonlarına doğru Demirel’in Ecevit hükümetine yönelik muhalefetinin şiddeti giderek artıyordu. Bu durum batı dünyasında da yakından izleniyordu. İngiliz Dışişleri Bakanlığı, Ankara’daki büyükelçiliğine Türkiye’de iktidar ve muhalefetin durumunu derinlemesine inceleyen bir rapor hazırlattı. 15 Kasım 1978 tarihli raporda siyah kalemle altı çizili olarak verilen mesaj çok netti: “Demirel bir daha iktidar olursa Türkiye’de şiddetin önü alınamaz.” İşte o rapordan satırbaşları Süleyman Demirel’in liderliğindeki Adalet Partisi’nin 2 yılda bir yapılan kongresine gittim ve genel olarak iç karartıcıydı. Partinin durağan olduğu açık. Toplantıda yerel iş adamlarının sayısı oldukça düşüktü ve açıkça Milliyetçi Hareket Partisi’ne ait olan gençlerin (özellikle de genç çetelerin) sayısı artmıştı. Kimse partinin önceki seçimleri neden kaybetiğini tartışmadı ve Kamran İnan’ın düşünceli eleştirilerine cevap verilmedi. En şaşırtıcı olan ise AP’nin neo-faşistlerle bağını asli olarak kabul etmesiydi. Konuştuğun tüm parti üyeleri 1981’de yapılacak seçimlerde “Milliyetçiler”in (AP ve MHP) kazanmasını beklediklerini söylediler. Bu durum 450 koltuklu parlamentoda çoğunluğa sahip olmayı yalnızca 30 koltukla kaçırarak 190 üyesini meclise sokan bir parti için rahatsız edici. Çıkardığımız sonuç şöyle: Demirel’in liderliğindeki Adalet Partisi artık Türkiye için uygun bir demokratik alternatif oluşturmamaktadır ve yeniden iktidara gelmesi durumunda ülke hızla Hitler’inkine benzer bir faşist rejime kayacaktır. MHP’nin ağır bastığı bir rejim, Türkiye’de Avrupa’nın 1940’lı yıllardan bu yana şahit olmadığı kadar çok kan dökülmesine yol açabilir. Kongrenin en rahatsız edici bölümü ise parti yönetimine üyelerini parlamentodan çekme hakkının verilmesi oldu. Demirel 1973’te yılında asker tarafından iktidarın elinden alınmasının ardından bana bu durumu “siyasi intihar” diye tanımlamıştı. Şu anda neden iç savaş politikası izliyor anlayamıyoruz. AP’nin başına İnan’ı istiyorlardı İngilizler’in Adalet Partisi için Demirel’e alternatif olarak gördüğü tek isim vardı. “Ilımlı” olarak nitelendirdikleri Kamran İnan... Raporda bu konuda şu yorumlara yer verildi: Türkiye siyasetinde merkezi sağın cesarete ihtiyacı var. Bu Kamran İnan gibi bir moderatörün muhafazakar desteği ve Demirel’in neo-faşistlerle yakınlaşmasının kınanmasıyla sağlanabilir. Öte yandan tüm tehlikelere rağmen Türkiye siyasetinin geleceğinde CHP, iktidarda kalmayı sürdürecek ve sallantıda olan Adalet Partisi’ni başbakanlık ofisinden uzakta tutmakta zorlanmayacak gibi görünüyor. Bu, Türkeş ve MHP’nin bir noktada artık şiddete başvurabileceği anlamına geliyor. Partinin polis tarafından yavaş yavaş dağıtılan bazı kolları ve mahkemeler onların çaresizce şiddet yoluna başvurmasına yol açabilir. Avrupa’daki merkez sağcı siyasetçilerin bunu anlaması önemlidir. MC iktidarında bakandı Ancak İngilizler 31 Ekim 1978’deki Adalet Partisi Kurultayı ve Demirel’in yeniden liderliğe seçilmesi ile hayalkırıklığına uğradı. Demirel beklentilerin çok üzerine çıkarak yüzde 95 oyla Adalet Partisi’nin genel başkanı olarak koltuğunu korudu. İngiliz elçiliğinden iletilen mesajda şu ifadeler yer aldı: Partinin amblemi olan ay Demirel’in tek binicisi olduğunu kabul etmiş görünüyor. At ile Demirel arasında duygusal bir bağ göze çarpıyor. Halen hayatta olan Türk siyasetinin ve dış politikasının duayen isimlerinden Kamran İnan, Demirel’in başbakanlığındaki 2’nci MC hükümetinde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı olarak görev aldı. 1979’dan başlayarak Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Örgütü’nde Türkiye’nin daimi temsilcisi oldu. 1983’e değin bu görevinde kaldıktan sonra yeni kurulan Milliyetçi Demokrasi Partisi’ne katıldı ve Bitlis milletvekili seçildi. 1987 başlarında Anavatan Partisi’ne geçti ve bu partiden milletvekili seçildi. Turgut Özal, Yıldırım Akbulut ve Mesut Yılmaz hükümetlerinde devlet bakanı olarak görev aldı. Fransa’nın kendisine verdiği Ligion d’honneur ödülünü, 2006 yılında Ermeni soykırımı yasa tasarısı gerekçe göstererek iade etti. Avrupa Parlamentosu Altın Madalyası sahibi İnan, 2002 seçimlerinde aktif siyaseti bıraktı. Ecevit Bangladeş liderine benziyor Aynı raporda Ecevit hakkında ise şu ifadelere yer veriliyordu: Görüştüğüm Türklerin büyük bir kısmı iktidardaki hükümeti destekliyor, partinin ülkenin içinde bulunduğu koşullarda tek uygun seçenek olduğunu düşünüyor ve 1981’deki seçimlere kadar iktidarda kalacağını tahmin ediyorlar. Muhafazakar Tercüman gazetesi tarafından yapılan bir kamuoyu anketinin bugün seçimler yapılsa Ecevit’in destekçilerinin büyük farkla kazanacağını ortaya koyduğu için yayınlanmasına engel olunduğuna dair sağlam otoritelere dayandırılan haberler var. Genel olarak halkın beklentileri bana sınırlı ve geçekçi göründü. Ancak hükümetin yaptığı birçok hatanın farkında oldukları ortada. Ecevit’in alternatiflerinin durumu da bilindiği için bu hatalar genellikle bağışlanıyor. Hükümetin en büyük hataları, kendi yandaşlarını yeteneklerinden daha yüksek konumlara getirmeleri. (Ancak yakın zaman önce Economist’deki Merkez Bankası İdareciliği haberi en iyisi gözardı edilmeli.) Bu durum, hükümetin Eğitim Bakanlığı ve diğer devlet kurumlarının içine geçen yıl yerleştirilen çılgın faşist serserilerden temizlenmesi için genişletilen çabaların biraz olsun dikkate alınmasıyla dengelenebilir. Elde ettikleri en büyük başarı buymuş gibi görünüyor. Ancak hükümetin güçsüzlüğü biraz da komik bir olayla aktarılabilir. Parlamento kütüphanesinin başında görev alan neo-faşistin yerine geçmesi için atanan adam, daha sonra doğu bölgelerinde Ecevit’in kendi parti merkezlerinden birini bombalamaya çalışırken tutuklandı. Başka ciddi idari hatalar da var. Bu yıl petrol fiyatları çok uzun süre aşağıda tutuldu. Ancak diğer projeler çok daha ilgi çekici, özellikle de kırsal kesimde ilerlemeyi hızlandırmak ve köylerden büyük kentlere göçü önlemek için geliştirilen kırsal gelişim projeleri. CHP’nin belediye başkanları büyük şehirlerdeki kentsel hizmetler konusunda büyük ilerleme kaydediyor. Yerel yönetimler şu anda Türkiye’de ciddi bir ilerlemenin kaydedildiği tek alan. Benim uzun vadedeki endişem ulusal hükümetin kurumlarının güçsüzlüğü ile ilgili. Yönetimin kalibresi o kadar düşük ki ülkenin günlük işlerini nasıl sürdürdüğünü anlamak çok zor geliyor. Bir işi gerçekleştirmek için ülkenin en etkili adamı olan Ecevit’e gitmek gerekiyor. Bu durum Şeyh Mucib Ür-Rahman’ın yönetimi altındaki Bangladeş’i hatırlatıyor. (El Rahman Bangladeş’in Pakistan’dan bağımsızlığına liderlik eden siyasi lider. Ülkenin kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanı. Ancak daha sonra kendisine muhalif diğer partileri yasaklaması yüzünden dikta rejimi kurmakla suçlandı ve ordudaki subaylar tarafından suikastla öldürüldü.) | İngilizler, Demirel"in bir kez daha başbakanlık koltuğuna oturması durumunda "Türkiye"nin Hitler"i" olacağını öngörüyordu. |
Ordu'nun Fatsa İlçesi'nde yaşayan 77 yaşındaki Şahin Alakurt adlı kadın cinayete kurban gitti. Boğazı kesilerek öldürülülen Alakurt'un katil zanlısı olarak torununun eşi Şefik A. gözaltına alındı. İlk ifadesinde cinayeti kabul eden Şefik A. 'Çok borcum vardı. Para istedim vermeyince öfkelendim, öldürdüm. Kolundaki iki bileziği aldım' dedi. Şefik A. tutuklanarak cezaevine gönderildi. Şahin Alakurt'un Adanalı dizisinde 'Maraz Ali'yi canlandıran ünlü oyuncu Mehmet Akif Alakurt'un dedesinin ikinci eşi olduğu öğrenildi. | Adanalı dizisinin başrol oyuncusu Mehmet Akif Alakurt'un babaannesi cinayete kurban gitti. Cinayeti kim neden işledi? |
Uygulama ‘Hababam Sınıfı’ filmini hatırlattı. Sosyetenin önemli simalarından Süreyya Yalçın’ın babası Faruk Yalçın tarafından Moda Mimar Sinan Güzel Sanatlar Lisesi’ne kiralanan köşk, biriken kira borcu nedeniyle 3 yıldır mahkemelikti. 2007’de mahkemeye müracaat eden Süreyya Yalçın ile kardeşi İsmail Yalçın’ın beklediği karar bir kaç gün önce çıktı. Dün 40 polis ile okula gelen avukatlar tahliye başlattı. Lise temsilcisi Erol Görgün, “Borcumuzu dönem bitimine kadar ödemeyi taahhüt ettik. Temmuz’a kadar müsaade edeceklerdi. Yarıyıl tatili başlıyor, yer arayacağız” dedi. 170 öğrenci ise olayı “Hababam Sınıfı” filminin konusuna benzeterek “Ormanda ders göreceğiz” diyerek tepki gösterdi. | Kadıköy"deki Moda Mimar Sinan Güzel Sanatlar Lisesi"nde yaşanan icra nedeniyle okul polis nezaretinde boşaltıldı. |
Son aylarda ABD ve NATO güçlerine ağır kayıplar verdiren Taliban militanları, savaşı Afganistan’ın kalbine taşıyarak başkent Kabil’i 4 saat boyunca savaş alanına çevirdi. Çatışmalar sabah erken saatlerde başladı. Taliban’a mensup 20 intihar eylemcisi, başkanlık sarayı, adalet bakanlığı, maden bakanlığı ve başkanlık idari binasına saldırı düzenledi. Daha sonra iki alışveriş merkezi, bir sinema ve beş yıldızlı Serena Oteli de hedef alındı. Başkanlık sarayı etrafındaki saldırılar, Devlet Başkanı Hamid Karzai’nin yeni kabinesinin yemin töreni sırasında meydana geldi. AMBULANSTA İNTİHAR KOMANDOSU Afganistan Parlamentosu üyelerinden Davud Sultanzoy, saldırının zamanlamasının tesadüfi olmadığını, saldırı düzenlenen yerden 100 metre uzakta kabine üyelerinin yemin ettiklerini belirtti. Polis, saatler süren çatışmaların ardından durumun kontrol altına alındığını açıkladı. Çatışmalarda en az 12 kişinini öldüğü, 70’ten fazla kişinin de yaralandığı bildirilirken, verilen sayılar arasındaki farklar nedeniyle bazı militanların hala kent merkezinde bulunmasından endişe edildiği kaydedildi. Kabil’de büyük paniğe yol açan saldırılar sırasında bir intihar komandosunun bomba yüklü ambulans kullanırken görüldüğü belirtildi. NATO güçleri Afgan polislere destek verirken, birçok NATO helikopteri bölge üzerinde uçtu. Güvenlik güçlerinin, saldırıda öldürülen bir militanın cesedi başında toplanarak zafer pozu vermeleri dikkat çekti. Uzmanlar, Taliban’ın ülkenin en sıkı korunan bölgesinde böyle bir saldırıyı gerçekleştirebilmesinin güvenlik açığına işaret ettiğini belirterek, saldırının ABD’nin yeni Afganisyan stratejisine ağır bir darbe vurduğunu söylediler. | Taliban Afganistan"da son dönemlerin en büyük saldırısını gerçekleştirdi. Kabil"e saldıran 20 intihar komandosu saatlerce polisle çatışırken , en az 12 kişi öldü. |
Ergen, "Çocuklarımla aynı şartlarda olmayan çocuklara yardım edeceğim" dedi. Ergen'in ilk hedefi ise başta Doğu Anadolu olmak üzere Türkiye'nin dört bir yanında fakir çocukların eğitileceği anaokulu yaptırmak. Enerjisini tamamen bu işe verdiğini belirten Ergen, internet sitesini ziyaret edecek hayırseverlerden yardım beklediğini söyledi. BİLGE KÖYÜ ETKİLEDİ Gülben Ergen önceki aylarda Mardin'in adı katliamla anılan Bilge köyüne giderek minik öğrencilere, vitamin, giyim ve kırtasiye yardımı yaptı. Gördüklerinden etkilenen sanatçı, İstanbul'a döner dönmez yardım kampanyası hazırlığına başladı. Bugüne kadar çok sayıda yardım kampanyasına katıldığını ifade eden Ergen, şöyle konuştu: "Anne olduktan sonra özellikle küçük çocuklara karşı daha da hassaslaştım. Benim çocuklarım gibi şanslı olmayan çocuklar var. Hele cocukların sıkıntılarını yakından görünce harekete geçme kararı aldım. Bundan sonra, kendi kuracağım vakıf aracılığıyla ihtiyaç sahiplerine ulaşacağım" dedi. | Sanatçı Gülben Ergen, kuracağı vakıf ve internet sitesi aracılığıyla fakir çocuklara eğitim desteği sağlayacak. |
Lösemi hastalığını yenerek sağlığına kavuşan şarkıcı Murat Göğebakan, uzun bir aradan sonra WOW Kongre Merkezi'nde düzenlenen organizasyonda sahne aldı. Özel bir dershanenin başarılı öğrencilerine ödül vermek için düzenlediği törene katılanlar Göğebakan'ın şarkılarıyla eğlenceli dakikalar geçirdi. Şarkılara hep bir ağızdan eşlik eden 3 bin kişi, şarkıcıya destek olduklarını gösterdi. Açtıkları 'Murat Abi Geçmiş Olsun' yazılı pankartları gören Göğebakan, gözyaşlarını tutamadı. ALBÜM GELİRİNİ BAĞIŞLAYACAK Murat Göğebakan konser öncesinde, "Hayatım boyunca paraya önem veren bir kişi olmadım. Sevenlerimin dualarıyla sağlığıma kavuştum. İyi ki insanlara yatırım yapmışım. Şimdi onu daha iyi anlıyorum. Ben de dualarıyla beni ayakta tutan yardıma muhtaç çocuklarımız için bundan böyle 'Ne yapabilirim?' diye düşünüyorum ve bunun için çalışıyorum" dedi. Şimdiye kadar albümlerinin çok satması için hiç hırslanmadığını dile getiren Göğebakan, ilk kez bir albümünün çok satmasını istediğini belirterek, "Buradan gelen gelirle yardıma ihtiyaç duyan insanların yaralarını sarabilir miyimin derdindeyim" diye konuştu. PANKARTLA GEÇMİŞ OLSUN Wow Kongre Merkezi'ni dolduran 3 bin genç yeniden sahnelere dönen Murat Göğebakan'a geçmiş olsun dileğini açtıkları pankartla iletti. | Lösemi hastalığını yenerek sağlığına kavuşan şarkıcı Murat Göğebakan, uzun bir aradan sonra sahne aldı. |
Akademi Ödülleri'nin provası niteliğini taşıyan Altın Küre Ödülleri'nin 67'ncisi Beverly Hills'te düzenlenen görkemli bir törenle sahiplerini buldu. Geceye, son günlerin en çok konuşulan filmi 'Avatar' damgasını vurdu. 'En İyi Film' seçilen 'Avatar', yönetmeni James Cameron'a da 'En İyi Yönetmen' ödülünü kazandırdı. 12 sene önce çektiği 'Titanik' filmiyle yine aynı iki ödülünü kazanan Cameron, ödül konuşmasında şunları söyledi: "Avatar bize dünyadaki her şeyin birbiriyle bağlantısı olduğunu gösterdi. Dünya üzerinde tüm insanlar birbirine bağlı. Avatar'da yarattığımız Pandora gibi bir dünyayı görebilmeniz için belki de dört buçuk ışık yılı gitmeniz gerekiyor, ancak sinemanın büyüsü sayesinde buna gerek kalmıyor. İşte sinemanın sihri de burada." Gecede 'Cecil B. DeMille Hayat Boyu Başarı Ödülü'nü de usta yönetmen Martin Scorsese, Robert de Niro'nun elinden aldı. Haiti'ye kurdeleli destek Dünyada 10 milyonlarca kişi tarafından izlenen törende; Haiti'de yaşanan depremde hayatını kaybedenler de unutulmadı. Kırmızı halıdan geçen Nicole Kidman, Penelope Cruz, Ricky Gervais, Jon Hamm, Adrian Grenier ve Lisa Edelstein gibi birçok yıldız elbise, smokin veya aksesuvarlarına sarı, mavi ve kırmızı kurdeleler taktı. İşte kazananlar: En İyi Kadın Oyuncu (Komedi/Müzikal): Meryl Streep-Julie&Julia En İyi Erkek Oyuncu (Komedi/Müzikal): Robert Downey Jr.- Sherlock Holmes En İyi Kadın Oyuncu (Drama): Sandra Bullock- The Blind Side En İyi Erkek Oyuncu (Drama): Jeff Bridges-Crazy Heart En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Monique- Precious En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Christoph Waltz-Soysuzlar Çetesi En İyi Yönetmen: James Cameron-Avatar Cecile B DeMille Yaşam Boyu Başarı Ödülü: Martin Scorsese En İyi Film (Komedi/Müzikal): The Hangover En İyi Film (Drama): Avatar En İyi Animasyon Film: Up En İyi Senaryo: Jason Reitman- Up In The Air En İyi Mini Dizi veya Film: Grey Gardens En İyi Kadın Oyuncu (Mini Dizi veya Film): Drew Barrymore-Grey Gardens En İyi Erkek Oyuncu (Mini Dizi veya Film): Kevin Bacon-Taking Chance En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Mini Dizi veya Film): Chloe Sevigny-Big Love En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Mini Dizi veya Film): John Lithgow-Dexter En İyi Kadın Oyuncu (TV'de Müzikal veya Komedi): Toni Collette-United States of Tara En İyi Erkek Oyuncu (TV'de Müzikal veya Komedi): Alec Baldwin-30 Rock En İyi Erkek Oyuncu (TV'de Drama): Michael C Hall-Dexter En İyi Kadın Oyuncu (TV'de Drama): Julianna Marguiles-The Good Wife En İyi Dizi (Drama): Mad Men En İyi Dizi (Komedi): Glee En İyi Yabancı Film: The White Ribbon | Altın Küre Ödülleri görkemli bir törenle sahiplerini buldu. Geceye, son günlerin en çok konuşulan filmi 'Avatar' damgasını vurdu. |
Savunmadaki problemi Lucas Neill ile çözen Galatasaray, ikinci yıldızı da Premier Lig'den buldu. Sarıkırmızılılar, Liverpool'da forma şansı bulamayan Hollandalı Ryan Babel'le de büyük ölçüde anlaştı. 2007'de Ajax'dan 14.5 milyon Pound'a transfer olduğu Liverpool'da 2.5 sezonda 101 maçta forma giyen ve 17 gol kaydeden 23 yaşındaki futbolcu yaklaşık 10 milyon Pound tutarındaki yüksek bonservis bedeli nedeniyle sezon sonuna kadar kiralık olarak alınacak. Hollandalı futbolcunun 8 milyon Euro'luk bonservis opsiyonu da bulunacak. Geçtiğimiz hafta sonu Liverpool'un Stoke ile 1-1 berabere kaldığı maçın kadrosuna alınmayan genç oyuncu twitter adlı sosyal paylaşım sitesine, "Hoca beni yine kadroya almadı. Bunun açıklaması yok" diye şikayette bulununca teknik direktör Rafa Benitez tarafından ipi çekilmişti. Bu gelişmenin ardından daha önce Birmingham City'nin 8 milyon Pound'luk teklifini reddeden Liverpool, Galatasaray'ın teklifine "Evet" dedi. BEŞİKTAŞ'A İKİ GOL ATTI Ryan Babel, Liverpool'un temsilcimiz Beşiktaş ile 6 Kasım 2007'de oynadığı 8-0 biten Şampiyonlar Ligi maçında iki gol atmıştı. 37 kez Hollanda Milli Takımı forması giyip 5 gol kaydeden Babel, ara transferde Galatasaray ile birlikte Beşiktaş'ın da gündemine gelmişti. Babel'in Galatasaray'ı Rijkaard ve Neeskens'in yanı sıra Liverpool'da birlikte forma giydiği Harry Kewell nedeniyle tercih ettiği belirtildi. | Savunmadaki problemi Lucas Neill ile çözen Galatasaray, ikinci yıldızı da Premier Lig'den buldu. Kim mi o isim? |
Türkiye’ye daha kuvvetli soğuk geliyor. Kar yağışı, Pazar gününe kadar tüm yurtta etkili olacak. Çarşamba günü bu haftanın en soğuk günü olacak. Bursa'dan Sakarya'ya kadar bölge genelinde yağış karla karışık yağmur ve kar şeklinde olacak. Marmara Bölgesi’nde yağış, bugün kuvvetlenecek ve günboyu yağacak. Yağmur, öğleden sonra Kırklareli, Edirne ve Tekirdağ arasında sulu kar ve kara dönüşecek. Akşam saatlerinde Trakya'da yoğun kar bekleniyor. İSTANBUL'A KAR GELİYOR İstanbul'da bugün kuvvetli yağmur var. Ancak akşam ve yarın sabah saatlerinde ise Çatalça ve Hadımköy’de kar bekleniyor. ÇARŞAMBA SULU KAR Çarşama günü Boğaz ve sahil kesiminde yağış, yağmur ve sulu kar şeklinde olacak. Ancak Sarıyer, Çekmeköy ve Pendik gibi yerlere zaman zaman kar düşecek. İÇ ANADOLU'DA İKİ GÜN KAR VAR İç Anadolu Bölgesi’nde yağış aralıksız sürüyor. Yağış, bugün de yağmur şeklinde olacak. Yarın ve Perşembe günü sıcaklığın 0 dereceye yaklaşması nedeniyle yağış, birçok yerde kara dönüşecek. EGE BUZ GİBİ Soğuk günler yaşayan Ege Bölgesi’nde yarın ve Perşembe günü kışın başından bu yana olan en düşük sıcaklıklar ölçülecek. Sıcaklık, Bodrum'da dahi 9 dereceye kadar inecek. Bu nedenle Manisa’dan Muğla'ya kadar yağış, sulu kar ve dağlarda ise kar şeklinde olacak. ANTALYA'DA KIŞLA TANIŞACAK Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde Cuma günü hariç, Pazar'a kadar yağış var. Bügün Adana ve Güneydoğu boyunca yağışın etkisi daha fazla görülecek. Çok soğuyacak Antalya'da, yarın sıcaklık 10 dereceye kadar inecek. DOĞU'DA KAR ŞİDDETLENİYOR Doğu Anadolu’da da yağışlar giderek şiddetleniyor. Şırnak-Hakkari-Van arasında üç gün kuvvetli yağmur olacak. Erzurum Kars ve Muş arasında ve bölgedeki dağlarda yoğun kar olacak. KARADENİZ DE SOĞUYACAK Karadeniz Bölgesi’nde ise yağış, bugün sağanak yağmur şeklinde görülecek. Yarın ve Perşembe günü ise hissedilir derecede soğuyacak havayla birlikte Bolu-Kastamonu boyunca kar başlayacak. | Edirne beyazlara büründü, İstanbul'a ise kar bugün geliyor. İşte Meteoroloji'nin kar uyarısı; |
Diyarbakır'ın Çınar ilçesinde tek katlı bir gecekonduda yaşayan İbrahim Özmez (28) sevdiği kızla evlenebilmek için 4 yıl önce Kütahya'ya çalışmaya gitti. 6 kardeşin en büyüğü olan İbrahim, Kütahya'daki Osmangazi Elektrik Dağıtım Şirketi'nde asgari ücretle iş buldu. Enerji nakil hattında görevlendirilen genç, 23 Temmuz 2005 günü yüksek gerilim hattına kapıldı. İbrahim'in vücudunda birinci derecede yanıklar oluştu. 'FELÇLİYE KIZ YOK' Yoğun bakım ünitesinde bir ay hayat mücadelesi veren İbrahim hayata tutundu, ancak ömür boyu tekerlekli sandalyeye mahkum kaldı. Belden aşağısı felç olan genç, bir darbe de sevdiği kızın ailesinden yedi. Kızın ailesi, "Bizim felçli birine verecek kızımız yok" dedi. Hayata küsen İbrahim, annesi Rafia ve ailesinin desteğiyle tekrar hayata döndü. 3 ayda bir aldığı 500 lira özürlü maaşıyla yaşamaya çalışan İbrahim, "Ailenin en büyüğü bendim. Bu evin direği ve bel kemiğiydim. Artık ömür boyu ailemin sırtında kambur gibiyim. İnsan hayatı bu kadar ucuz mu ? Ömrümün en güzel çağında bakıma muhtaç hale geldim" dedi. Bu arada Kütahya İş Mahkemesi'nde maddi ve manevi tazminat davası açan İbrahim Özmez'e mahkeme 500 bin lira tazminat ödenmesini kararlaştırdı. Yargıtay Hukuk Dairesi'ne temyiz başvurusunda bulunan firma, buradan da sonuç alamayınca çareyi aile ile dostane çözüme gitmekte buldu ve mahkemenin belirlediği 500 bin lira tazminatı geçen hafta verdi. Aldığı tazminatla bir nebze de olsa acıları hafifleyen talihsiz genç, "Düğün parası biriktirmek için gittim, ömür boyu sandalyeye mahkûm oldum" dedi. | Bir sevdiği vardır... Onunla evlenebilmek için Kütahya'ya çalışmaya gitti... İş kazası geçirdi ve belden aşağısı tutmaz oldu... Bir darbe de sevdiğinden yedi... |
BOLU F Tipi Cezaevi'nde `Kasten adam öldürmek ve gasp' suçundan mahkum olan 25 yaşındaki Sezer Karnal, kendini asarak yaşamına son verdi. 2003 yılında İstanbul'un Zeytunburnu İlçesi'nde cep telefonunu gasp ettiği genci vücuduna 5 kurşun sıkarak öldürmesi üzerine `Kasten adam öldürmek ve gasp' suçundan hükümlü olan Sezer Karnal, geçen cuma günü intihar etti. Cezaevinde işkenceye maruz kaldığı iddia edilen Sezer Karnal'ın hücrede ayakkabı bağcıklarıyla kendini ranzaya astığı öğrenildi. Jandarma olayla ilgili soruşturma başlattı. | Bolu F Tipi Cezaevi'nde `Kasten adam öldürmek ve gasp' suçundan mahkum olan 25 yaşındaki Sezer Karnal, kendini asarak yaşamına son verdi. |
Başta Yunanistan olmak üzere Portekiz, İrlanda, İtalya ve İspanya’daki yüksek borçluluk oranı Avrupa Merkez Bankası’nı (ECB) harekete geçirdi. ECB, bazı ülkelerin ortak para birimi euroyu terketmeleri durumunda karşılışılacak senaryolar üzerinde çalışma başlattı. Yunanistan, Portekiz, İrlanda ve İspanya’nın acil tasarruf tedbirlerini hayata geçirmemeleri durumunda İzlanda’nın düştüğü durumla karşı karşıya kalabilecekleri söyleniyor. Almanya Maliye Bakanı’ndan sonra ECB Başkanı Jean-Claude Trichet’nin de “herhangi bir ülke herhangi özel bir uygulama beklememeli” uyarısını yapması da para birimi euro ile ilgili belirsizlikleri artırdı. BlueGold Capital’den Stephen Jen ise parasal birliğin biçiminin belli olduğunu, Euro Bölgesinin ayrışacağına inanmadığını belirtti. Jen’e göre Portekiz, İtalya, İrlanda, Yunanistan ve İspanya deflasyona kayarken reel faiz oranları daha da yükseliyor. Bu arada Avrupa Birliği, Yunanistan’ın açıkladığı verilerin güvenilirliğini sorguluyor. Komşu için kritik toplantı Brüksel’de dün biraraya gelen Euro Bölgesi maliye bakanları, iki gün boyunca Yunanistan konusunu masaya yatıracak. Konuya yakın kaynaklara göre, maliye bakanları Yunanistan’ı muhasebe kurallarını ve önde gelen kurumların yönetimini düzeltmeye çağıracak. Geçen hafta Avrupa Komisyonu Yunanistan’ın açıkladığı verileri güvenilir bulmadığını belirten bir rapor yayımlamıştı. Yunan basını, “Yunan Hükümeti’nin bütçe açığının kapatılmasına ilişkin daha sıkı önlemlerin alınmasından kaçınmak amacıyla Brüksel’de kritik müzakerelere başlayacağı” değerlendirmesinde bulundu. Yunan basını, Yunanlı ekonomi yetkililerinin, katıldıkları “Eurogroup” toplantısında, ülkenin, geçtiğimiz hafta açıklanan, “3 yıllık istikrar ve kalkınma paketi” çerçevesinde aldığı önlemlerin kalıcılığını savunacaklarını duyurdu. Haberlerde, Brüksel’deki yetkililerin, AB organlarının konuya ilişkin ciddi kuşkularını dile getirmelerine karşın, Yunan Hükümeti’nin son açıklamalarından sonra, ülkeye üç yıllık programı uygulaması ve büyük reformların yapılabilmesi amacıyla bir sürenin tanınacağına inandıkları kaydedildi. Öte yandan, Komisyon’un ise Yunan Hükümeti’nin vaatlerini yerine getirip getirmediği yönünde yoğun incelemelerde bulunacağı belirtilen haberlerde, Yunan ekonomisi yetkililerinin mevkidaşlarıyla zorlu bir müzakere turuna hazırlandıkları yorumunda bulunuldu. YUNANİSTAN’DA ÇİFTÇİLER 15 YOLU KAPATTI Yunanistan’da ürünlerini çok düşük fiyata sattıkları için ekonomik olarak zor durumda kaldıklarını belirterek finansal yardım talep eden çiftçiler eylem yaparak, traktörleri ile 15 yolu kapattı. Türkiye ve Bulgaristan sınır geçişleri de eylemden etkilendi. | Başta Yunanistan olmak üzere Portekiz, İrlanda, İtalya ve İspanya"daki yüksek borçluluk oranı Avrupa Merkez Bankası"nı (ECB) harekete geçirdi. |
Aşk-ı Memnu'da bu hafta yasak aşk düğümü çözülüyor. Adnan Ziyagil'in en büyük düşmanı olan Hilmi Önal, Nihal ve Behlül'ün nişan gecesinde Adnan Bey'e " Herkes seni kandırıyor, gözlerini açıp etrafına iyi bak" diyor. Adnan Bey'in kafası çok karışır ve köşkteki gerginlik giderek alev alır.Bu arada Hilmi Önal, Behlül ve Bihter'in yasak aşkını oğlu ve gelinine de söyler. Şimdi herkesin gözü Behlül ve Bihterde dir. İkili bir hesaplaşmaya giren çifti zor günler beklerken Bihter herşeyi Adnan'a anlatmaya karar verir. Aşk-ı .Memnu 21 Ocak Perşembe akşamı 20:00'da Kanal D ekranında. | Yasak aşkın şifreleri çözülür. Bihter ve Behlül artık karar vermek zorundalardır. Ve Bihter son hamleyi yapar... |
Diyarbakır-İzmir seferini yapan özel bir şirkete ait yolcu uçağında, kalkıştan kısa bir süre önce acil durumlar için bulundurulan oksijen tüplerinde sızıntı olduğu tespit edildi. Uçak, arızanın giderilmesinin ardından 4 saatlik bir rötar ile havalanırken yolcular, yetkililerin ilgisiz davrandığını iddia edip duruma tepki gösterdi. 147 yolcu uçağın etrafında 10 dakikalık sesiz oturma eylemi de yaptı. Diyarbakır- İzmir seferini yapan özel bir şirkete ait yolcu uçağında teknik arıza nedeniyle acil durumlar için bulundurulan oksijen tüplerinde sızıntı olduğu tespit edildi. Saat 13.45'te yolcuları almak için piste gelen XQ9780 sefer sayılı uçaktaki sızıntı, pist görevlileri tarafından fark edildi. Yetkililerin acil uyarısı üzerine 147 yolcu, tekrar bekleme salonuna alındı. Firma yetkilileri, Diyarbakır'da bulunan 2. Taktik Hava Kuvvetleri Komutanlığı'ndan yardım istedi. Askeri pilotların yardımı ile arıza yaklaşık 4 saat sonra giderilirken, oksijen tüpleri tekrar doldurulup kalkışa hazırlandı. OLUMSUZ BİR DURUMDA YOLCULARA OKSİJEN TAKVİYESİ YAPILIYOR İsmini açıklamak istemeyen bir yetkili, uçuş sırasında havada olumsuz bir durum ile karşılanması halinde yolculara maskeler aracılığı ile oksijen verildiğini belirterek, "Uçakta oksijen hayati önem arz ediyor. Özellikle olumsuz bir durum ile karşılanması halinde yolculara maskeler aracılığı ile otomotik olarak oksijen takviyesi yapılıyor. Normal şartlarda nefes darlığı çeken hasta yolculara ise bu uygulama sıklıkla yapılıyor. Uçağın oksijen tüplerinin boş olmasından ötürü kalkış yapmaması sağlıklı bir davranıştır" diye konuştu. ABD'DE BİR KİŞİ ÖLMÜŞTÜ 2008 yılında American Airlines'a ait bir uçakla Haiti'den New York'a uçan Carine Desir (44), havada boş oksijenin tüpünün kurbanı olmuştu. Yolcular arasında fenalaşan Desir, oksijen maskesi istemiş ancak oksijen tüpleri boş olduğu için talebi reddedilmişti. YOLCULAR 4 SAATLİK RÖTARA TEPKİ GÖSTERDİ Uçağın zorunlu rötar yapmasına tepki gösteren yolcular, yetkililerin ilgisiz davrandığını iddia etti. Ufuk Yıldız isimli bir vatandaş, "Uçağa bineceğimiz sırada yetkililer, oksijen sızıntısı olduğu belirtti ve bizi uçağa almadı. Saatlerce bekledik. Bize arıza ile ilgili bilgi verilmedi. Toplantıma geç kaldım" diye konuştu. Yolcular, uçak firmasının tutumunu protesto etmek için ilginç bir de eylem yaptı. 147 yolcu uçağın etrafında 10 dakikalık sesiz oturma eylemi yaptı. Uçak, arızanın giderilmesinin ardından 4 saatlik bir rötar ile havalandı. | Kalkıştan kısa bir süre önce acil durumlar için bulundurulan oksijen tüplerinde sızıntı olduğu tespit edildi. |
Dışişleri Bakanlığı, ''10 Ekim 2009 tarihinde imzalanan Türkiye-Ermenistan Protokollerine ilişkin olarak Ermenistan Anayasa Mahkemesi'nin anayasaya uygunluk konusundaki gerekçeli kararında, protokollerin lafzına ve ruhuna aykırı ön koşullar ve kısıtlayıcı hükümlerin zikredildiğinin tespit edildiğini'' bildirdi. Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, şu ifadelere yer verildi: ''10 Ekim 2009 tarihinde imzalanan Türkiye-Ermenistan Protokollerine ilişkin olarak Ermenistan Anayasa Mahkemesi 12 Ocak 2010 tarihinde, anayasaya uygunluk kararını kısa bir metinle açıklamıştı. Bu kez mahkeme gerekçeli kararını yayımlamıştır. Söz konusu kararda, protokollerin lafzına ve ruhuna aykırı ön koşullar ve kısıtlayıcı hükümlerin zikredildiği tespit edilmiştir. Bu karar, söz konusu protokollerin müzakere gerekçesini ve protokollerle hedeflenen temel amacı sakatlamaktadır. Bu yaklaşım tarafımızdan kabul edilemez. Türkiye, uluslararası alandaki taahhütlerine olan her zamanki sadakati istikametinde söz konusu protokollerin asli hükümlerine bağlılığını muhafaza etmektedir. Aynı sadakati Ermenistan Hükümetinden de beklemekteyiz.'' | Ermenistan Anyasasa Mahkemesi, 10 Ekim 2009 tarihinde imzalanan Türkiye-Ermenistan Protokollerine ilişkin olarak gerekçeli kararını açıkladı. |
Finlandiya hükümeti, sigarayı tamamen yasaklayan ilk ülke olmaya hazırlanıyor. Ülkede tütün ürünlerine karşı yasaların daha da sertleştirilmesi planlanıyor. İlkbahara kadar yürürlüğe girmesi beklenen yeni yasa tasarısında tütün ürünlerinin raflardan tamamen kalkması, hatta insanların özel araçlarında bile, eğer araçta 18 yaşından küçük biri varsa sigara yasağı öngörülüyor. Finlandiya Dışişleri Bakanı Ilkka Oksala, yeni yasa tasarısının sigaradan kesin olarak "kurtulmayı" öngördüğünü belirterek, bunun tütün üreticilerine karşı bir savaş değil, halkın sağlığıyla ilgili bir durum olduğunu vurguladı. Tütün üreticileri hükümetin kararına karşı resmi şikayette bulunmayı düşünüyor. Bu arada, halkın sigara tiryakisi olan yüzde 20'sinin çoğunluğu da hükümetin kararını destekliyor. | Finlandiya hükümeti, sigarayı tamamen yasaklayan ilk ülke olmaya hazırlanıyor. Ülkede tütün ürünlerine karşı yasaların daha da sertleştirilmesi planlanıyor. |
Atina ve Selanik Yerbilimleri Enstitüleri, depremin merkez üssünün, başkent Atina'nın 160 kilometre kuzeybatısında, Korint Körfezi'nde bulunan ''Navpakto'' kentinin ''Trikorfo'' yerleşim birimi olduğunu duyurdular. Enstitüler, saat 17.56'da kaydedilen sarsıntının ilk belirlemelere göre can ve mal kaybına yol açmadığını bildirdiler. Öte yandan, Yunan basını, çok sayıda artçı sarsıntının takip ettiği depremin, yüzeye yakın olduğunu ve Mora (Peloponissos) Yarımadası'ndaki ''Egio'', ''Patra'', ''İlia'' kentleriyle ana karadaki ''Amfissa'' ve ''Lamia'' illerinde hissedildiğini belirttiler. | Yunanistan'da 5,2 büyüklüğünde deprem meydana geldiği bildirildi. İlk belirlemelere göre can ve mal kaybına yol açmadı. |
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK), 2009 yılında çıkarılan kredi kartı borçlarına yeniden yapılandırma imkanı getiren yasadan yararlanamayan, kredi kartı borçlularına ikinci bir şans tanımak için düğmeye bastı. Star'ın haberine göre BDDK, geçen yıl çıkarılan ve kredi kartı borçlarını beş kez yapılandırma imkanı sağlayan düzenlemeyi, 2011 yılının mart ayına kadar uzatacak. Bu düzenleme ile işleri 2010 yılında düzelecek kredi kartı borçlarının 'ödeme kolaylığından' yararlanması öngörülüyor. Geçen yılki yapılandırmanın sona ermesinin ardından yapılan değerlendirmelerde, işleri 2010 yılı içinde düzelmesi beklenen kredi kartı borçlularına bir şans daha verilmesi kararlaştırıldı. ESKİSİ KADAR ESNEK DEĞİL Ancak bu düzenleme, yasada yer alan yapılandırma imkanları kadar olmayacak. Sadece yapılandırma hakkı konusunda sağlanacak. Söz konusu düzenleme de BDDK'nın Karşılıklar Yönetmeliği'nde yapacağı değişiklik ile sağlanacak. BDDK konuyla ilgili olarak bir yönetmelik değişikliği hazırlayarak, Türkiye Bankalar Birliği'nin görüşüne sundu. BEŞ YAPILANDIRMA HAKKI Yönetmeliğin yayınlanması ile birlikte, kredi kartı borçlularına yapılandırma konusunda geçtiğimiz yıl tanınan '5 yapılandırma hakkı' ikinci kez verilecek. Beş kez yapılandırma hakkı 2011 yılının Mart ayında dolacak. Düzenleme ne getiriyor? BDDK'nın Karşılıklar Yönetmeliği'nde yapacağı değişiklik ile, tüketicilere kredi kartı borçlarına 5 kez yapılandırma imkanı getiriliyor. Yani bir kredi kartı borçlusu, kredi kartı borcunu, ilk 90 günlük süre içinde iki kez yeniden yapılandırmasını isteyebilecek. Eğer kredi kartı borcu takibe uğrarsa, takip döneminde de beş kez yapılandırma talebinde bulunulabilecek. Böylece bir kredi kartı borçlusu bankasına giderek, borcunun beş kez yapılandırılmasını talep edebilecek. | 2009 sonunda biten kredi kartı borçlarının yapılandırılmasına ilişkin yasanın süresi Mart 2010'a uzatılarak tüketiciye yeni şans verilecek. |
Op. Dr. Nevra Topalismailoğlu düşük karbonhidratlı diyetin yeterli miktarda karbonhidrat alımına izin veriyorsa, hem anne hem de bebek için sağlıklı olduğunu belirtiyor. Ancak çok düşük karbonhidrat oranları içeren diyet yapmanız güvenli değildir. Çünkü karbonhidratlar hem enerji elde edilmesini sağlar, hem de yağ fragmanları içerir. Eğer belli oranda karbonhidrat alınmaz ise yağ alımı da normal yoldan olmaz ve keton olarak adlandırılan yağ yıkım ürünleri oluşur. Bu yağ yıkım ürünleri bebeğin beyin ve sinir gelişimine olumsuz etki yapar ve eksik olan enerji ile de sağlıklı büyüyüp gelişmesi sağlanamaz. Dr. Topalismailoğlu ekliyor: “Diyet yapmanız gerekiyorsa, doktorunuzun bilgisi ve kontrolü dahilinde, ancak bir diyetisyenin planlamasıyla yapabilirsiniz.” Uzm. Dyt. Dilara Koçak gebelik döneminde 9- 12 kg ağırlık kazanımının normal olduğunu; ancak gebeliğe fazla kilo ile başladıysanız 7- 8 kg ile gebeliği tamamlamanın da mümkün olabildiğini söylüyor. Eğer ikiz bebek bekliyorsanız ortalama 17- 22 kg ağırlık kazanımı normaldir. Koçak et, süt, meyve,sebze, tahıl ve ekmek besin gruplarından yeterli ve dengeli tüketmenin, hamilelik döneminde artan besin öğesi gereksinimini karşılamanın en kolay ve zahmetsiz yolu olduğunu söylüyor ve “Bebeğinizin gelişimini sağlayabilmek için günlük almanız gereken enerji miktarına 300 kalorilik bir enerji ilavesi yapmanız gerektiğini biliyorsunuz. Böylelikle gereksinimlerinizi karşılamış ve sağlıklı olan düzeyde, vücut ağırlığındaki artışı sağlamış olursunuz” diyor. Anadolu Sağlık Merkezi uzmanları gebelikte kilo almamak amacıyla özel bir diyetin uygulanmaması gerektiğini belirtiyorlar: “Bütün anne adayları, bebeğin sağlıklı gelişimi için gebelik döneminde almaları gereken sağlıklı kiloyu almalıdırlar”. Gebe bireylerin gebe olmayan bireylere göre her gün fazladan 2 köfte büyüklüğünde et ya da 2 yumurta, ayrıca 1 bardak süt, 1 dilim ekmek ve 1–2 tane meyve (elma, armut, muz, portakal gibi) yemesi yeterli olacaktır. Uzm. Dyt. Nesrin Artan ise gebelik döneminde protein, karbonhidrat, yağ gereksinimleri arttığını; diyetle alınan demir, kalsiyum, çinko, iyot, folikasit, B vitaminleri, A vitamini, D vitamini, C vitamini miktarlarında kişiye özel eklemeler yapılması gerekebildiğini söylüyor. Bu gereksinimlerin önemli olduğunu; bunların karşılanmazsa ölü doğum, zihinsel ve bedensel özürlü bebek doğumu, düşük doğum ağırlıklı yada premature (Erken doğum) bebek doğumu gibi hiç istenmeyen sonuçların ortaya çıkabileceğini belirtiyor. İşte gebelikte yeterli ve dengeli beslenme kuralları | Hamileyken diyet yapılır mı? Birkaç farklı uzmanın bu soruyla ilgili görüşlerini sizler için topladık. |
Yurtdışında yapılan bir araştırmada iletişim gücünün yüzde 55’ini vücut dilinin oluşturduğu ortaya çıkmış. Bu nedenle biriyle tanıştığınızda yüzünüzün, gözlerinizin, tokalaşmanızın, duruşunuzun ve kafa hareketlerinizin hiç de küçümsenmeyecek önemleri var! İşte biriyle tanışma esnasında dikkat etmeniz gereken beden dili detayları... Yüz Bedenimizin, gözlerden sonra, en çok anlam ifade eden bölgesi yüzümüzdür. Örneğin biriyle tanışma esnasında bu durumdan memnun olduğunuzu ona pozitif bir gülümsemeyle ifade edebilirsiniz. Gülümsemeniz abartılı bir şekilde olup yapaylık yaratmamalı; bu nedenle biriyle tanışma durumunuzda ağzınız kapalı gülümsemeyi tercih edin. Gözler Samimi ve direk temasın sağlandığı nokta gözlerdir. Uzun uzun karşısındakinin gözlerinin tam içine bakmak, üstünlüğünü kabul ettirme ihtiyacı veya korkutma belirtisi olarak yorumlanabilir. Gözünü sürekli olarak kaçıran ve genelde yere doğru bakan gözler ise boyun eğme, zayıflık veya sinsilik olarak yorumlanabilir. Tokalaşma Biriyle tanıştığınızda tokalaşırken, gözlerinin içine bakmanız ne kadar nazik olduğunuzu gösterir. Karşınızdaki kişinin elini sıkıca, dinamik bir şekilde ve çok uzatmadan sıkarsanız bu sizin samimi, özgüven sahibi ve etkileyici olduğunuzu gösterir. Yapılan araştırmalar gevşek bir şekilde yapılan tokalaşmanın insanların yüzde 66’sında özgüven ve karakter eksikliği anlamına geldiğini ortaya çıkarmış. Ellerin nemli olması ise sinirlilik ve kaygı anlamına gelir. Doğru pozisyon Eğer koltukta oturuluyorsa, tamamen dik oturmak; kollarla bacakları birbirine dolar pozisyonda durmamak (kapalılık ve ret izlenimi yaratır); ve etrafınızdaki konuşmacı/dinleyici kişilere doğru bakmak gerekir. Eğik bir şekilde oturmak halinizden memnun olmadığınız anlamına gelir. Ellerinizi dizinize koyabilirsiniz; ama avuçlarınız gözükür şekilde olursa bu, boyun eğme veya güçsüzlük izlenimi verir. Eğer elleriniz yumruk şeklindeyse bu, agresif olduğunuzu gösterir. Konuşulan kişinin bölgesine saygı duymak amacıyla, konuşurken çok fazla yakınlaşmamak ve kollarınızla kişiye temas etmekten kaçınmak gerek. Yaklaşık 60 cm’lik bir mesafeyi korumak saygıyı korumak açısından doğru olacaktır. Kafa hareketleri Karşınızdaki kişiyle konuşurken onu cesaretlendirme ve ona olan ilginizi göstermek amacıyla, onu dinlediğinizi ifade eden kafayla onaylama hareketi yaparsınız. Halbuki onu dinlediğinizi belli etmek için kafanızı sürekli hareket ettirmenize gerek yok! Kafanızı hafif bir şekilde eğerek onu dinlerken de ilginizi göstermiş olursunuz. () | Biriyle tanışırken bıraktığınız ilk intibada seçtiğiniz kelimeler kadar vücut diliniz de önem taşır. İşte dikkat etmeniz gereken hareketler! |
Show TV'den Atv'ye transfer olan Ezel'in adı da değişiyor... Haber3.com yazarı Can Bayır, Ezel'in Show TV'den Atv'ye transferinde yaşanan yazısında diziyle ilgili bir de tüyo verdi. Geçen hafta Türk televizyonlarında çok ilginç bir transfer yaşandı. Show TV’nin lokomotif dizisi son dönemin en dikkat çeken yapımı EZEL bir günde kanal değiştirdi. ATV’NİN HEDEFİ PRIME-TIME Aslında Ezel’in ATV’ye transfer olma süreci 7-8 hafta önce başladı, Dizi kanalı olarak bilinen ATV’nin son yıllarda diziler konusunda şansı yaver gitmemişti ve bu durumdan acil çıkması gerekiyordu. Öğle kuşağında oldukça başarılı olan ATV “Prime Time”de aynı başarıyı yakalaması gerekiyordu çünkü reklamdan asıl para kazanılan kuşak orasıydı. ATV yönetimi yeni başlattığı dizilerin iyi gitmemesi nedeniyle de sıkıntılı günler yaşıyordu. ATV yönetimi bu konuda akıllıca ama bir o kadar da riskli bir karar alarak reyting başarısı kanıtlanmış bir diziyi transfer etmek için kolları sıvadı. Aynı sırada Ay Yapım, tüm yapım şirketlerinin olduğu gibi Show TV’yle maddi problemler yaşıyordu ve Ezel’den dolayı çok büyük ölçekte maddi sıkıntı içersindeydi çünkü Show TV Ay Yapım'a ödeme yapmıyordu. ATV yönetimi gerçekten çok profesyonel kişilerden oluşuyor ve doğru hamleyi doğru zamanda yapıyorlar. KURTLAR VADİSİ GİBİ Tam Ay Yapım’la Show TV arasında ipler kopacakken ATV yönetimi zaten kendi bünyesinde Samanyolu adlı diziyi de yapan Ay Yapım’a teklifi sundu. Bu teklifin ardından düşünme, anlaşma ve geçiş süreci 7-8 hafta sürdü ve Ay Yapım artık ödenmeyen bölümlerin altından kalkamayacak duruma gelmeden mantıklı bir hareketle ATV’ye geçti aynı Pana Film’in Kurtlar Vadisi’ni Star’a geçirmesi gibi. Aslında Ezel’in ATV’ye geçmesi bu kadar basit. Ne transfer parası var, Ne tehdit var, ne vergi borcu sadece düzenli ödeme sözü. Şimdi gelelim ATV ile Show arasındaki farklara, Show TV’de son dönemde özellikle maddi konularda yaşanan aksaklıklar artık kanalın yeni yapımlardaki pazarlık gücünü de etkiliyor. Allahtan Acun çok başarılı bir televizyoncu ve yaptığı her iş tutuyor yoksa Show TV’nin yayınlayacak tek programı sadece Yemekteyiz kalacak. Kurtlar Vadisi’ni de Star TV’ye kaptıran Show TV’nin elinde artık kaçacak çok da fazla şey kalmadı. Show TV’nin ATV’ye göre artı yanı ise görüntü kalitesi, Evet gerçekten Show TV’nin diğer kanallardan daha iyi bir görüntü kalitesi var bu da izleyiciyi biraz üzecek. Şimdi gelelim ATV’ye... ATV yönetimi ve program kadrosu yıllarca sabah ve öğle kuşağı programlarında şansı gülmeyen ATV’yi hiç görmediği reytingleri almasını sağlıyor. Bu yüzden ki ATV gerçekten çok başarılı bir hamle yaptı ve yine bu yüzden ki Show TV’nin önlenemez çöküşü tüm hızıyla sürüyor… Ezel’in transferiyle ilgili de son gelişme Show TV’nin bugün itibari ile Ay Yapım’dan kasedi teslim etmesini beklediği yönünde. EZEL HALA YAYIN AKIŞINDA Hatta bu beklenti o kadar yüksek ki Ezel Show TV’nin sayfasında yayın akışında eski saatinde duruyor. Son olarak Show TV’nin bir açıklamasında yönetimin tüm bölüm paralarını ödediğine dair. Show TV olayı hukuksal bir boyuta taşımayı düşünüyorsa ödemeleri yapmış olabilir. EZEL 25 OCAK’TA BİR SÜRPRİZLE ATV’DE Show TV’nin bu hamlelerinin ne sonuç getireceği belli olmaz ama EZEL 25 Ocak’ta ATV’de yayınlanacak gibi gözüküyor fakat ismi EZEL olmayacak. Aynı Kurtlar Vadisi’nin sonuna “Pusu” koyması gibi EZEL’de sonuna bir şey ekleyecek. Haber3 | Ezel'in transferi sonrası başlayan karmaşa sürüyor. Show TV'den Atv'ye transfer olan dizinin adı da değişiyor... |
"İster Dinle, İster Seyret" programına telefonla bağlanan Avşar, "Şimdi görüyorum ki, çok yakışıklı çok başarılı gençler oluşmaya başladı. Ama onların jön olup olmadığına 5 - 6 sene sonra sormak lazım. Bir dizide oynadı ve başarılı oldu diye onlara jön diyemem" dedi. SİNEMA FİLMİNDE OYNAMAK ÇOK MU MÜHİM? Tatlıtuğ, "Ben merak ediyorum sinema filminde mi oynamak lazım jön olabilmek için? Önemli mi sinema filmi?" diyerek Avşar'a karşı çıktı. Avşar da "Sinema filmi çok önemli. Dizide de başarılı olmak çok önemli. Dizideki başarıya göre karar vermek gerekmiyor. 5 sene sonra aynı tavrı sergileyecekse işte o zaman jön diyebiliriz. Şimdi jön adayları diyebiliriz" diye konuştu | Hülya Avşar, "Komser Şekspir" dışındaki bütün projelerde tek tip oyunculuk yaptığını söylediği Kadir İnanır'ın ardından Kıvanç Tatlıtuğ'u da diline doladı. |
Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Şahin Alpay, Zaman gazetesi serüvenini anlatırken oldukça ilginç itiraflarda bulundu. Şahin, eşinin gazetede yazmaması için baskıda bulunduğunu söyleyerken, açılımla ilgili de oldukça ilginç sözler sarfetti. İşte Alpay'ın o sözleri; Balçiçek Pamir’le Söz Sende’nin bugünkü konuğu Bahçeşehir Üniversitesi öğretim üyesi ve Zaman gazetesi yazarı Dr. Şahin Alpay’dı. Alpay, Balçiçek Pamir’in Zaman gazetesinde yazdığınız için mahalle baskısı görüyor musunuz?” sorusuna ilginç bir cevap verdi: “Görmez olur muyum? Ben kendi ailemin içinde de gördüm bunu. Eşim bile ilk başlarda orada yazmamı istememişti. Ama yazmaya başlamamdan sonra, gazeteyi gördükten sonra benim iyi bir iş yaptığım kanısında zannediyorum. Ben bu kutuplaşmaların aşılmasına hizmet anlamında görüyorum bunu. Aslında benim dinle filan ilgim yok, hep söylerim bunu. Zaman gazetesinde yazmamın nedeni başka. Ben Zaman’ın özellikle 2002 yılından beri kutuplaşmaların önlenmesinde ve demokratikleşmenin yerleşmesi sürecine çok önemli katkılar verdiğini düşünüyorum.” "GÜLEN ELEŞTİRİLERİNDE ŞEYTANLAŞTIRIYORLAR" Pamir’in “Peki ama mesela zaman zaman Fethullah Gülen’le ilgili bir şey söylendiğinde siz onu savunmak durumunda kalabiliyorsunuz ya da cemaatle ilgili bir şey söylendiğinde mutlaka bir şey diyorsunuz?” sorusunu da şöyle cevapladı: “Öyle bir şeytanlaştırılıyor ki Gülen ve Gülen hareketi, ben buna kesinlikle prim vermeyen biri olarak ister istemez “durun bu böyle değil” demek mecburiyetinde kalıyorum. Yoksa ben dindar bir kimse olmadığımı, cemaatin bir üyesi olmadığımı hep söylüyorum. Ama ben bir demokratım. 60 ve 70’lerde kutuplaşmanın bu ülkeyi nerelere götürdüğünü, bunun acılarını yaşamış biri olarak çok iyi biliyor ve buna tavır almak ihtiyacı hissediyorum.” "PKK SİYASALLAŞMALI" Şahin Alpay programda ayrıca “Türkiye’de 1923-1950 arasının tek parti diktatörlüğü olduğu”, “Türkiye’nin bir milli güvenlik devleti haline getirildiği”, “demokratik açılım sürecinde gelinen noktada PKK’nın siyasallaşması gerektiği” ile ilgili çarpıcı açıklamalar da yaptı. Alpay Mehmet Ali Ağca’nın tahliyesi ile ilgili olarak da şunları söyledi: “Türkiye’nin gelmiş geçmiş en büyük genel yayın yönetmeni olan Abdi İpekçi’nin katilinin özgürlüğüne kavuşması içimi acıtıyor. Ben idam cezasına karşıyım. Ama bu tür suçlar işleyen insanların toplumdan uzak kalmaları gerektiğini de düşünüyorum.” | Öteki mahalleden ama Zaman'da yazıyor. Eşi bile baskı yapmış 'yazma' diye. Ama o yine bildiğini okumuş. |
Ziraat Türkiye Kupası'nın A Grubu'nun 4'ncü maçında Antalyaspor, evinde Fenerbahçeyi ağırladı. Karşılaşma 4-3 Antalyaspor'un üstünlüğü ile sona erdi. 6. dakikada Tita, Necati'nin gönderdiği topla ceza sahası dışında buluştu. Bu futbolcunun aşırtma vuruşu az farkla üstten auta çıktı. 9. dakikada kazanılan serbest atışı Alex kullandı. Ceza alanı içinde havadan gelen topu Selçuk kaleye gönderdi ancak top yan ağlarda kaldı. 17. dakikada Uğur Boral'ın pasıyla sol kanatta topla buluşan Dos Santos, meşin yuvarlağı ceza sahasına ortaladı. Alex, müsait pozisyonda ayağıyla topu filelere gönderdi, 1-0. 21. dakikada Antalyaspor'da Tita'nın kullandığı serbest atışta, ceza sahası içinde topu iyi takip eden Yalçın, kafayla meşin yuvarlağı ağlara gönderdi, 1-1. 43. dakikada Dos Santos ceza sahası sol çaprazında aldığı topu sert bir vuruşla kaleye gönderdi. Top az farkla üstten auta çıktı. 45. dakikada Sedat'ın yaptığı ortayla ceza sahasında buluşan Djiehoua'nın şutunu kaleci Mert çeldi, dönen topu Selçuk kafayla kornere attı. İlk yarı 1-1 berabere sona erdi. İKİNCİ YARININ KIRILMA ANLARI [PAGE] 48. dakikada Antalyaspor'un sağ çaprazdan kazandığı frikikte Tita'nın vuruşunu Mert son anda kornere çıkardı. 51. dakikada Antalyaspor'un geliştirdiği atakta Tita topu akıllıca ceza sahasına yönelen Necati'ye topu gönderdi. Necati'nin yerden sert vuruşu kaleci Mert'in solundan ağlarla buluşturdu: 2-1. 65. dakikada Sedat'ın ara pasında top Necati'ye geldi. Necati uygun şekilde aldığı topu kaleci Mert'in üstünden aşırtarak filelere gönderirken topa son anda Djiehoua, dokunarak ağlarla buluşturdu: 3-1. 72. dakikada Vederson'un ara pasında ceza sahası içerisinde top Özer'in önüne geldi. Özer'in yerden sert vuruşu filelerle gitti: 3-2. 80. dakikada Fenerbahçe'nin geliştirdiği atakta Gökhan Ünal topu Guiza'nın önüne çıkardı. Guiza'nın yerden sert vuruşu doksana giderek ağlarla buluştu. 3-3 87. dakikada Antalyaspor'da Korhan'ın uzaktan sert şutu az farkla auta çıktı. 88. dakikada Antalyaspor'un geliştirdiği atakta kaleci Mert ile karşı karşıya kalan Djiehoua topu ağlara gönderdi. 4-3 90. dakikada Antalyaspor'un geliştirdiği kontra atakta topla buluşan Necati topu yerden sert vurdu. Top direği sıyırarak auta çıktı. Bol gollü geçen karşılaşma 4-3 Kırmızı-Beyazlı ekibin üstünlüğü ile sona erdi. Antalyaspor bu galibiyetle puanını 7'ye çıkardı ve çeyrek finale yükselmeyi başardı.. Stat: Antalya Atatürk Hakemer: Özgür Yankaya 6, Tarık Ongun 6, Aleks Taşçıoğlu 6 Antalyaspor: Ömer 5, Yalçın 6, Sedat 5 (Dk.70 Korhan 4 ), Orhan 5, Djiehoua 7, Necati 7, Erhan 5 (Dk. 88 Veysel ?), Ertuğrul 5, Jedinak 5, Batak, Tita 6 (Dk. 68 Fatih Ceylan 4) Fenerbahçe: Mert 4, Bekir 4, Lugano 6, Bilica 6, Andre Santos 6, Ali Bilgin 4 (Dk. 70 Vederson 5), Selçuk 5, Emre 6, Uğur 5 (Dk. 70 Gökhan Ünal 5), Alex 6 (Dk.46 Özer 6 ), Guiza 6 Goller: Dk. 21 Yalçın, Dk.51 Necati, Dk. 65, Dk. 89 Djiehoua (Antalyaspor), Dk. 17 Alex, Dk.72 Özer, Dk.80 Guiza (Fenerbahçe) Sarı Kart: Dk. 25 Yalçın, Dk. 89 Djiehoua (Antalyaspor), Dk.67 Özer (Fenerbahçe) | F.Bahçe, Antalyaspor'a 4-3 mağlup oldu ama iki takımda bir üst tura çıkmayı garantiledi. |
Grizu patlaması sonucu 19 işçiye mezar olan Bükköy Maden Ocağı’nın sahibi; bilirkişi raporunda asıl kusurlu olarak gösterilen Nurullah Ercan, devletten para istedi. 'İşçileri mağdur etmeyeceğim' diyen Ercan'ın, maaşları da eksik yatırdığı ortaya çıktı. Alınması gereken önlemlerin alınmadığı, hayati önem taşıyan birçok teknik konunun ihmal edildiği Bükköy Madencilik’te meydana gelen grizu patlaması sonucu 19 işçi hayatını keybetmişti. DEVLETTEN PARA İSTEDİ Maden ocağı 6 ay süreyle kapatılan ve bilirkişi tarafından asıl kusurlu olarak o gösterilen patron Nurullah Ercan, maddi kaybını karşılamak için Kısa Çalışma Ödeneği'nden yararlanmak istediği belirtildi. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'na yapılan başvuru, 3 ay için 143 bin liralık destek anlamına gelecek. Kazadan 20 gün sonra Kısa Çalışma Ödeneği’nden yararlanmak istediğini bakanlığa bildiren işletme sahibine henüz yanıt verilmediği, bakanlığın, başvuru şartlarını taşımadığı gerekçesiyle Bükköy Madenciliğe olumsuz yanıt vereceği belirtiliyor. MAĞDURSUN SEN... Öta yandan, kaza sonrası işçilerini mağdur etmeyeceğini açıklayan Nurullah Ercan’ın, bu ay maaşları eksik yatırdığı belirtildi. Sadece 10 günlük çalışma ücretini alabilen 190 işçinin, işsizlik maaşı almak için İŞKUR'a başvuracağı kaydedildi. Ancak, Bükköy Madenciliğin sadece 90 işçinin sigorta pirimlerini düzenli şekilde yatırdığı ortaya çıktı. Pimleri yatırılmayan 100 işçi ise işsizlik parası alamayacak. | İşte size okkalı bir Türkiye örneği! 19 işçinin ölümünde kusurlu çıkan patron, işçilerin ailelerini de mağdur etti! |
Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT), Türkiye’de internet ortamında işlenen suçlarla mücadeleyi öngören yasayı, "çok kısıtlayıcı olduğu" gerekçesiyle eleştirdi. AGİT basın özgürlüğü temsilcisi Miklos Haraszti, yayımladığı açıklamada, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun ile ilgili olarak, "yasanın mevcut haliyle sadece ifade özgürlüğünü değil, aynı zamanda halkın bilgiye ulaşmasını katı biçimde kısıtladığını" savundu. Haraszti’nin servisinde çalışan uluslararası uzman Yaman Akdeniz’in Türkiye’de internete erişimle ilgili hazırladığı raporda, aralarında Youtube, GeoCities ve Google sitelerinin yer aldığı 3 bin 700 siteye erişimin engellendiği kaydedildi. Raporda, bununla birlikte 5651 sayılı yasanın örneğin çocuk pornosu fotoğrafları yayan siteler gibi tehlikeli siteleri cezalandıramadığı görüşüne de yer verildi. Haraszti, interneti bloke etmek için ortaya koyulan nedenlerden bazılarının siyasi ve keyfi olduğunu ve AGİT’in ifade özgürlüğü alanındaki taahhütleriyle uyuşmadığını savundu. | AGİT, Türkiye'nin internet ortamıyla ilgili yasasını kısıtlayıcı buldu. Hatta bir ibare var ki hükümet keyfilikle suçlanıyor. |
İstanbul’da kurdukları internet sitesi üzerinden kadın ve uyuşturucu pazarladıkları iddia edilen 40’ı kadın 61 kişi gözaltına alındı. Romanya uyruklu anne kızın elebaşılığını yaptığı çetenin üyeleri yakalanmamak için telefon konuşmalarını sadece Rusça konuştu. Asayiş Şube Müdürlüğü'ne gelen bir ihbarda bir internet sitesinden escort kız pazarlandığı ihbarı yapıldı. Bu ihbarı incelemeye alan dedektifler site içinde verilen telefon numarasını arayarak müşteri gibi bir kadın gönderilmesini istedi. Buluşmak için verilen 5 yıldızlı otelin önünde bekleyen dedektifler kadını getiren aracı takibe aldı. Daha sonra da çete üyelerinin isimleri ile çetenin işleyiş şeklinin belirlenmesi için teknik takip başlatıldı. 5 TERCÜMAN ÇEVİRDİ Polis zanlıları yakalamak için teknik takip başlattığında şebeke üyelerinin müşterileri dışında birbirleriyle Türkçe bilmelerine rağmen Rusça konuştuğunu tespit etti. Bunun üzerine savcılık tarafından görevlendirilen 5 tercüman 2 ay boyunca kayıt edilen Rusça metinleri Türkçe’ye çevirdi. Polisin belirlemesine göre, çete çalıştırdıkları kadınları Etiler ve Ulus'ta kiraladıkları villalarda 3-4 kişilik gruplar halinde bekletti. Müşteriler internet sitesinde beğendikleri kızlar için verilen telefon numarasından çete lideri anne ve kıza ulaştı. İnternet sitesinde yazan 100 ile 300 Euro arasında değişen miktarı bankaya havale eden müşteriye, çete elebaşlarının talimatıyla istenen kadın bir otomobille 5 yıldızlı otele götürüldü. Müşteri ile otelde birlikte olan kadın, aynı otomobille villaya geri getirdi. Çete, devamlı müşterilerinden banka havalesi istemedi. Parayı kadını götüren şoför üzerinden tahsil etti. Çete isteyen müşterine uyuşturucu da sağladı. AJANDA VE LAPTOPLAR İNCELEMEDE Asayiş Şube Müdürlüğü dün sabaha karşı Beşiktaş, Bakırköy, Şişli semtlerinde daha önceden belirlediği 32 adrese eş zamanlı baskın yaptı. Baskında Romanya uyruklu çete liderleri anne kızında aralarında bulunduğu 40’ı kadın 61 kişi gözaltına alındı. Ahlak ve Kumar Büro Amirliği'ne getirilen çete üyeleri sorgulanmaya başladı. Ahlak ve Kumar Büro Amirliği tarafından gerçekleştirilen operasyonda şebeke üyeleriyle birlikte ele geçirilen içinde müşteri listesinin bulunduğu ajanda ve 3 labtop bilgisayar incelemeye alındı. Aralarında işadamlarının bulunduğu fuhuş çetesi müşterileri isimlerinin tespit edilmesinin ardından Asayiş Şube Müdürlüğü'ne çağırılarak bilgilerine başvurulmak üzere ifadeleri alınmaya başlandı. Polis, yakalanan fuhuş çetesi üyelerinin sorgularının devam edildiğini şüphelilerle ilgili savcılıktan 4 gün gözetim izni alındığını söyledi. | İstanbul'da lüks otellere, kız servisi yapan Romanya uyruklu anne kız yakalandı. Polis yakalamak için 5 tercüman bile tuttu! |
Türkiye Futbol Federasyonu Başkan Vekili Lütfü Arıboğan, Milli Takım teknik direktörlüğüyle ilgili merak edilen soruları cevapladı. Arıboğan, ismi geçen tüm teknik adamların yabancı olduğunu söylerken medyanın işlerini zorlaştırdığını söyledi. İşte merak edilen o sorulara verilen cevaplar; Türkiye Futbol Federasyonu Başkan Vekili Lütfü Arıboğan, Habertürk'ün sorularını cevapladı. Arıboğan yayın ihalesindeki rakamın ödenebilirliği konusunda endişeleri olmadığını belirterek, “Rakamın iyi olması kimsede bir stres yaratmasın” dedi. İşte Arıboğan’ın açıklamaları: ’TEREDDÜTÜMÜZ YOK’ Yayın ihalesinde rakamsal olarak gelinen noktada Türk futbolunun ileriye dönük büyük değer kazanması gerekiyor. Rakamın ödenebilirliği konusunda bir kuşkunuz var mı? Türk futbolunun önümüzdeki 4 yılda bu gelirle, nerelere gelmesini umut ediyorsunuz? - İhaleyle çok iyi bir noktaya gelindiğini düşünüyorum. Bugünkü şartlarda olabilecek en iyi rakam bu. Hem dünyadaki ekonomik krizi ve durgunluğu düşünmek gerekir. Hem de genel olarak aslında bu konuda bütün yayıncıların tam rekabet oluşturmadığını düşünürsek bugünkü şartlarda oluşabilecek en iyi rakam oluştu bence. Bu 2 yayıncıyla yapılan bir yarıştı, 3. yayıncı olsaydı rakam daha da yukarı çıkabilirdi. Ücretin ödenebilirliğiyle ilgili bir tereddütümüz yok çünkü ihaleye giren 2 kuruluş da gücünü ispat etmiş, başarılı, hesabını kitabını yapabilecek şirketler. Bu nedenle tereddütümüz yok. Ayrıca her geçen gün futbolda yeni değeler kazanılıyor. Rakamın iyi olması kimsede bir stres yaratmasın. Bir ürünün değeri ne kadarsa ederi de odur. Bu geçtiğimiz 4 ya da 6 senede oluşan değerle oluşmuş nihai rakamdır. Önümüzdeki 4 senede oluşacak değerle meydana çıkacak yeni değer, 4 sene sonra ortaya çıkacaktır. ‘İHALE AYRI, TEKNİK DİREKTÖR AYRI’ Fatih Terim’in istifasıyla başlayan süreçte bugüne kadar gelinen nokta arasında yeni teknik direktörün ismini belirlemek adına ihaleye mi beklediniz? O günden bugüne kadar geçen zamanı kaybedilmiş bir zaman olarak mı değerlendirmek lazım, yoksa ince elenip sık dokunan bir süreç midir? - Hayır böyle bir şey yok. İhale ayrı bir konu, teknik direktörü belirlemek ayrı bir konu. Mükemmeli gerçekleştirmek için değerlendirilmiş bir zaman olarak açıklayabiliriz, kaybedilmiş bir zaman değildir o. Sonuç olarak Türk futbolu için mükemmeli gerçekleştirmek için değerlendirilen bir zamandır. ‘MEDYA İŞİMİZİ ZORLAŞTIRIYOR’ Medyada gündeme gelen isimler var. Ve bunların başında Trapattoni geliyor. Geçtiğimiz hafta ise federasyon olarak bunu yalanladınız. Trapattoni gündeminizde yok mu, yoksa var da netleşmediği için “yok” diyorsunuz? Trapattoni adaylardan bir tanesi. Birçok değerli teknik direktörün ismi medyamızda yer alıyor. Açıkçası söylemek gerekir ki hangisinin Türk Milli Takımı’nın antrenörünün kim ola konusunda medyamızın yarattığı telaş bizim işimizi zorlaştırıyor. Çünkü bu değerli teknik direktörlerin çeşitli anlaşmaları var, bağlantıları var ve bir değerleri var. Yani bu insanlar bizim bu anladığımız anlamda bu tarz heyecanla iş yapacak insanlar değiller. O da bizim futbolumuzda bir aşama oluyor. Yani bizim futbolumuzda her iş futbolun büyüklüğüne uymayacak heyecanlarla, telaşlarla yapılıyor. Teknik direktörün belirlenmesinde de bence yeni bir dönem yaşıyoruz. Telaşlı ve futbolun gücüne, ağırlığına uymayacak bir heyecan içerisinde değiliz. Sakin ve bilinçli bir şekilde, mükemmel bir sonuç almak için süreci yönetiyoruz. ‘ADAYLARIN HEPSİ YABANCI’ Tüm adaylar yabancı mı? Kriteri ‘yerli mi yabancı mı’ diye belirlediniz yoksa ‘Türk Milli Takımı’na faydalı olacak isimler bunlardır’ dediğiniz zaman mı yabancıya yöneldiniz? Başından itibaren adaylarımızın hepsi yabancıydı. Bu konudaki ilk açıklamayı sayın Mahmut Özgener yapmıştı ve yabancı olacağını söylemişti. Bu konuda spekülasyona yol açacak cevap vermek istemiyorum. Türkiye’de de çok değerli antrenörlerimiz var. Ama Milli Takım gibi Türkiye’nin, ülkemizin en hassas olduğu konuda, zor durumda kalacakları bir ortamı yaratmak istemiyoruz. O nedenle, bu dönemde onlarda da vizyon oluşturacak şekilde başarılı bir yabancı teknik adamla çalışmak istiyoruz. ‘VURAL’IN HASSASİYETİ BİZİ MUTLU EDİYOR’ Yılmaz Vural’ın milli takımla ilgili açıklamaları gündeme geliyor. Ve en son kendisi ‘Ölene kadar milli takıma talibim’ dedi. Vural’ı gündeminize hiç aldınız mı? Aranızda bile olsa hiç konusu geçti mi? Kişisel olarak Sayın Yılmaz Vural’ın Milli Takım’la ilgili hassasiyeti, duygusallığı, ilgisi, bizi mutlu ediyor. Zaten Türk vatandaşı olarak Milli Takım’la ilgili hepimizin ne kadar hassas olduğunu biliyoruz. Hepimiz bu takımla ilgili güzel şeyler hissediyoruz. Sayın Yılmaz Vural da bu görevle ilgili güzel şeyler hissediyor. Bizi memnun ediyor, bir Türk olarak. | TFF Başkan Vekili Arıboğan, Milli Takım için en iyisine çalıştıklarını söyledi. Arıboğan'ın Vural'a bir de mesajı var. |
ABD ham petrolünün varil fiyatı şubat ayı teslimi Asya'daki işlemlerde şu sıralar 70 sentlik düşüşle 77.30 dolardan işlem görüyor. Londra Brent tipi ham petrolün varil fiyatı ise şubat ayı teslimi 71 sentlik düşüşle 76,40 dolardan satılıyor. "Fiyatlar oldukça makul seviyede" Bu arada Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Enerji Bakanı Muhammad Bin Zaen el-Hameli, gazetecilerin petrolün varil fiyatının 100 dolar seviyelerine çıkma ihtimaline ilişkin bir sorusuna, tercihinin ne 100 ne de 30 dolar olmadığını söyledi. Mevcut petrol fiyatlarının oldukça makul seviyelerde bulunduğunu dile getiren El-Hameli, fiyatların uçmasını istemediklerini ifade etti. | Uluslararası piyasalarda ABD ham petrolünün varil fiyatı 78 doların altında seyrediyor. |
Ziraat Türkiye Kupası A Grubu 4.hafta karşılaşmalarında deplasmanda Antalyaspor’a 4-3 mağlup olan Fenerbahçe’nin teknik direktörü Cristoph Daum karşılaşma sonrası yayıncı kuruluşa açıklamalarda bulundu. İşte Daum’un açıklamaları: “İki takım da ofansif futbol oynadı ve karşılaşma oldukça heyecanlı geçti. İzleyenler güzel bir karşılaşma izledi. Toplam 7 gol oldu ve tempo oldukça yüksekti. Biz her zaman kazanmak için oynuyoruz. Bunu da geriye düştükten sonraki olumlu oyunumuzla belli etmiş olduk. Geriye düşmemize rağmen oyuncularım moralini bozmadı ve galip gelmeyi düşündüler. Takımımın genel anlayışından ve fikir yapısından memnunum. Bildiğiniz gibi kamp sürecimiz devam ediyor ve fiziksel olarak belki bir yorgunluk olabilir. Ben yine de genel gidişatımızdan memnunum. Yediğimiz gollerde merkezimizde sorun vardı. Defansımızın ortasında bazı problemler yaşadık”. “Gökhan’ın bugünkü maçını değerlendirmek biraz yanlış olur. Ama bu oyuncuyu bütün Türkiye tanıyor ve iyi bir oyuncu olduğunu herkes biliyor. Transferlerle ilgili hiçbir şey söylemek istemiyorum. Bu konudaki spekülasyonlar oldukça sıklaştı bu aralar. Bir transfer olursa mutlaka normal olarak herkesin haberi olacaktır”. | Fenerbahçe"nin teknik direktörü Cristoph Daum karşılaşma sonrası yayıncı kuruluşa açıklamalarda bulundu. |
Edirne'de etkili olan yoğun kar yağışı hayatı olumsuz etkiledi. Yağış nederniyle zaman zaman trafikte aksamalar yaşanırken, karayolları ekipleri, yolların açık kalması için kar küreme ve tuzlama çalışmalarını aralıksız sürdürüyor. Balkanlar üzerinden gelen soğuk ve yağışlı havanın etkisi altına giren Edirne’de akşam saatlerinde başlayan kar yağışı, ilerleyen saatlerde etkisini iyice arttırdı. Yola hazırlıksız çıkan sürücüler, zaman zaman zor anlar yaşadı. Bulgaristan’a geçiş sağlayan Lalapaşa İlçesi’ndeki Hamzadere Sınır Kapısı'nda kar yağışı ve tipi nedeniyle ulaşımda aksamalar oldu. Karayolları ekipleri ve belediye ekipleri, yolları açık tutmak için aralıksız kar küreme ve tuzlama çalışmaların sürdürüyor. Kar yağışına en çok sevinen ise her zamanki gibi çocuklar oldu. Sokaklara çıkan gençler ve çocuklar, kar topu oynayıp güreş tuttu. Beyaz örtüyle kaplanan tarihi Selimiye camii ise ayrı bir güzelliğe büründü. Meteoroloji Müdürlüğü yetkilileri, kar yağışının yarın da etkili olacağını belirterek, sürücüleri ve vatandaşları uyardı. | Edirne'de yoğun kar yağışı, hayatı olumsuz etkiliyor. Karayolları ekipleri, yolların açık kalması için yoğun çaba sarfediyor. |
HAİTİ'de çalışmalarına devam eden GEA Arama Kurtarma Grubu, Carribean Alışveriş Merkezinde sürdürdükleri çalışmada depremin 5'inci gününde enkazdan 3 kişiyi daha kurtardı. Ekiplerin yaptığı çalışmalar sonrasında enkaz altında bulunan Mireille Boulos Dittmev (41) 85 saat sonra, İndra La Fontain (40) 102 saat sonra Jean Pheleppe (30) 103 saat sonra kurtarıldı. KÜÇÜK DELİKTEN İLETİŞİM KURDUK GEA ekibi üyelerinden İbrahim Doğru yaptığı açıklamada, “Kazazedelerin olduğu enkazda sesleri duyabiliyorduk. Son kurtarılan kazazedeler daha önce kurtarılan kazazedelerin yakınında bulunmaktaydılar. Etraflarında reyonların metal rafları ve içindeki malzemelerle birlikte ezildikleri için yanlarına ulaşmak için rafların enkazdan temizlenmesi gerekiyordu. Bu da çok uzun bir zaman aldı. Küçük bir delik açılarak daha iyi iletişim kuruldu. Ayrıca bir sopanın ucuna bağlanan şişe ile birlikte az bir miktarda su yine aynı delikten ulaştırıldı. Uzun bir çalışmadan sonra enkaz temizlendiğinde yanlarına ulaştık ve sıkıştıkları yerden kurtardık. Bu anlattıklarım yaklaşık 14 saat sürdü. Kazazedeyi sedye yardımı ile açmış olduğumuz tünelden çıkardık” dedi. | GEA Arama Kurtarma Grubu, Carribean Alışveriş Merkezi'nin enkazından 3 kişiyi daha kurtardı. |
Galatasaray Kulübü Başkanı Adnan Polat, 3-4 gün önce kendileri için önemli bir oyuncu olan Baros'un ayağına sürpriz bir şekilde platin takılması nedeniyle takımda santrfor eksiğinin oluştuğunu belirterek, ''İçiniz rahat olsun herhalde bu hafta içinde santrfor transferi yapacağız'' dedi. Polat, 1905 GSYİAD Derneğinin olağan genel kurulunda yaptığı konuşmada, Baros'un takıma ancak Mart ayı sonunda dönebileceğini ifade etti. Polat, ''Yaptığımız bütçe planlamasında bu tür sürpriz bir şey beklemiyorduk. Geçen sene 12 sakatla ligi götürürken, bu sene daha iyi olacak diye düşünüyorduk. Şimdi transfer yapmak zorunluluğu doğdu. Havada uçan rakamları biliyorsunuz. Küçük rakamlar değil. Bu transferi herhalde hafta içinde bitireceğiz. İçiniz rahat olsun. Galatasaray bu sezon eksiksiz kadroyla, çok iyi bir teknik heyetle, hedefleri yakalamak için üst düzey gayret gösterecektir, inşallah da bunu yakalayacaktır'' diye konuştu. ''5 KUPA KAZANMAYI HEDEFLİYORUZ'' Adnan Polat, çok kolay bir dönem yaşamadıklarını ifade ederek, ellerindeki ekonomik imkanlarla gerekenleri yapmaya çalıştıklarını belirtti. Bu sezon futbola çok ciddi yatırımlar yaptıklarını anlatan Polat, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Galatasaray'ın hedefinde muhakkak ki tüm 5 kupanın 5'i de var. Bunlar nedir, Avrupa Ligi, Türkiye Ligi, Türkiye Kupası, Türkiye Süper Kupası ve Avrupa'da oynanacak Süper Kupa. Biz yola çıkarken 5 kupayı da hedef koyduk. Bu Galatasaray'da çok ciddi bir maç trafiği yaratıyor. İlk yarı bittiğinde bizim oyuncularımızın çoğu, şimdiye kadar, birinci lig takımlarının bir sezonda oynadığı maç kadar maç oynadılar. Bu kadar maç trafiği içinde, kadroya giremeyen oyuncuların da bu maçları kaldıracak üst düzeyde yetenekte olmaları lazım. 3 günde bir maç oynayacaklar. Şubat ayında böyle bir dönem bizi bekliyor. Bakıyorsunuz Avrupa'nın bir kentinden Anadolu'ya geçiyorsunuz. Bir maçtan öbürüne adapte olmak biz yöneticiler için bile zor oluyor. Dolayısıyla sağlam zihniyetli futbolcuların olması gerekiyor. Bu anlamda bir takım kurmuştuk. Şu ana kadar düşündüklerimizin hepsi olmadı, ama çok da kötü gittiğimiz söylenemez. Avrupa'da gruptan lider çıktık ve Türkiye Kupası'nda da gruptan lider çıkıyoruz. Ligde biz, sezon öncesinde ilk yarı için 45 puan hesaplıyorduk. Çok talihsiz kaybettiğimiz puanlar oldu. Futbolda bu olabiliyor. Ben yine de Galatasaray takımının performansından bu anlamda memnunum. Daha iyi olacağımızı düşünüyorum.'' | Galatasaray Kulübü Başkanı Adnan Polat, ''İçiniz rahat olsun herhalde bu hafta içinde santrfor transferi yapacağız'' dedi. |
Orhaniye köyünde yaşayan Çakaloğlu ailesinin iki çocuğundan bir olan 2 yaşındaki Ebru, cumartesi saat 13.00 sıralarında evinin önünde oynarken kayboldu. Çevrede yapılan aramalara rağmen çocuk bulunamayınca anne Pakize Çakaloğlu, jandarmaya haber verdi. Jandarmanın ve arama kurturma ekipleri bölgeyi karış karış aradı. 2 gün sonunda çocuğun cesedi köyün 6 kilometre uzağında, su depolarının yanındaki boş arazide buldu. Ebru'nun bulunması için oluşturulan kriz masasını yöneten Karacabey Kaymakamı Dursun Balaban, "Üzücü bir şekilde bulduk. Buraya nasıl geldi veya getirildi mi, ilk etapta bir şey söylemek mümkün değil. Bundan sonrasını adli soruşturma belirleyecek" dedi. Ebru'nun cesedini bulan arama kurtarma görevlileri, küçük kızın terliğinin birinin cesetten 10 metre uzakta olduğunu, elbiselerinin bozulmamış, yüzünün de kırmızı olduğunu ifade etti. Kaymakam ve yetkililer, cesedin bulunduğu noktaya çamur nedeniyle araçlarla ulaşamadı. 1 kilometre kadar yürümek zorunda kalan ekipler çamur içinde kalırken, bulunan cesette çamur olmaması ve giysilerinin temiz olması cinayet şüphesini artırdı. Ancak, Ebru'nun ölümüne ilişkin ilk bilgiler donarak öldüğü yönünde. Olay yerindeki incelemenin ardından Ebru'nun cesedinin ölüm nedeninin belirlenmesi amacıyla Bursa Adli Tıp Kurumu morguna kaldırılacağı belirtildi. Olayı çok yönlü soruşturduklarını belirten Karacabey Kaymakamı olayla ilgili gözaltıların olabileceğini söyledi. Baba ve dedenin ifadesi alınacak Bu arada, eşinden ayrı yaşayan çocuğun babası Güven Çakaloğlu ve dedesi Dursun Diken ile olay günü bölgede avlanan 2 kişi, ifadelerinin alınması için İlçe Jandarma Komutanlığına götürüldü. Televizyon programına katılmak üzere İstanbul'a giden anne Pakize Çakaloğlu ile anneanne Şerife Diken'in de Bursa'ya dönüşlerinde ifadesine başvurulacağı öğrenildi. Öte yandan, küçük kızın cesedinde darp ve yara izine rastlanmadığı, anne Pakize Çakaloğlu hakkında "taksirle ölüme sebebiyet verme" suçundan soruşturma açılacağı bildirildi. | Bursa'da cumartesi günü kaybolan 2 yaşındaki kız çocuğunun cesedi bulundu. |
TCDD Genel Müdürlüğü, inşaatı bitirilen Sincan-Esenkent ve Hasanbey-Eskişehir arasındaki demiryollarının, mevcut Yüksek Hızlı Tren (YHT) yoluna bağlantı çalışmaları nedeniyle 19, 20 ve 21 Ocak'ta YHT'lerin çalıştırılmayacağını bildirdi. TCDD Genel Müdürlüğü'nün internet sitesinde yer alan açıklamada, vatandaşlara daha hızlı ve konforlu hizmet vermek amacıyla YHT raylarına ilave edilmek üzere inşaatı bitirilen Sincan-Esenkent arasında 15, Hasanbey-Eskişehir arasında 6 kilometre uzunluğundaki yolların mevcut YHT yoluna bağlantı çalışmaları yapılacağı belirtildi. Çalışmalar nedeniyle 19, 20 ve 21 Ocak'ta Ankara-Eskişehir arasında YHT'lerin çalıştırılmayacağı vurgulanan açıklamada, yolcuların istekleri halinde bu tarihlere alınan biletlerin başka tarihli bir seferle değiştirilebileceği gibi ilk 50 adet promosyon dahil olmak üzere kesintisiz iade işlemi yaptırılabileceği kaydedildi. Açıklamada, bu tarihlere ait YHT seyahat kartı sahibi yolcuların da kartlarının süreleri sonunda, 3 günlük ücret iadesinin yapılacağı bildirildi | TCDD Genel Müdürlüğü, Yüksek Hızlı Tren seferlerinin durdurulduğunu açıkladı. İşte seferlerinin iptal edildiği günler. |
Trabzonspor Kulübü Başkanı Sadri Şener, Zenit takımında forma giyen eski oyuncuları Fatih Tekke'nin transferinde olumlu gelişmeler yaşandığını ve bu transferin özel bir problem çıkmadığı takdirde bitebileceğini söyledi. Başkan Şener, yaptığı açıklamada, Fatih Tekke'nin bonservisinin indirimi konusunda olumlu görüşmeler yaptıklarını belirterek, ''Özel bir problem çıkmazsa bu transfer bitebilir. Olumlu gelişmeler var. Ünal Karaman bu işle uğraşıyor'' dedi. Sportif direktör Ünal Karaman'ın tekrar görüşme yapmak üzere Rusya'ya gideceğini kaydeden Şener, bu hafta içinde bu transferin netlik kazanabileceğini de kaydetti. | Müjdeli haber bu kez Trabzon Kulübü Başkanı Sadri Şener'den geldi. İşte Şener'in Fatih Tekke müjdesi; |
Gaziantep'te küçük yaştaki bir kız çocuğuna cinsel organını gösterdiği iddia edilen 25 yaşındaki F.M.K., çıkarıldığı mahkemece tutuklandı Karataş Mahallesi'nde oturan adı açıklanmayan küçük bir kız, ailesine birinin kendisine cinsel organını gösterdiğini söyledi. Ailenin haber vermesi üzerine polis, şüpheliyi kısa sürede mahallede yakaladı. Görgü tanıklarının teşhis ettiği F.M.K.'ya, Avukat Cengiz Gökçek Devlet Hastanesi’ne getirilerek sağlık raporu alındı. Bu sırada hastaneye gelen ve mağdur olan kızın ailesi, şüpheli hakkında şikayetçi oldu. F.M.K., sorgulanmasının ardından çıkarıldığı mahkemece tutuklandı. | Gaziantep'te 25 yaşındaki F.M.K, sokak ortasında küçük bir kıza cinsel organını gösterdi. |
Yunanistan'ın başkenti Atina'yı ziyaret eden Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, "Türk tarafının önerilerinin kabul edilemez nitelikte olduğunu" savundu. Hristofyas, temasları çerçevesinde Yunanistan Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu ile bir araya geldi. Görüşmeden sonra ortak basın toplantısı yapan Papandreu ve Hristofyas, Kıbrıs'taki son gelişmeleri ve Türkiye'nin AB sürecini ele aldıklarını bildirdiler. Hristofyas, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın ilerleme istediğini belirtirken, "kabul edilemez, uzlaşılmaz ve olumsuz öneriler" sunduğunu iddia etti ve "bunun çelişki yarattığını" söyledi. "Ümit ederim, ikinci turda Sayın Talat daha yapıcı bir tavır izler de, 'yönetim' konusunda daha olumlu bir ilerleme kaydedilir" ifadesini kullanan Hristofyas, Papandreu'ya ilettiği Kıbrıs davetinin kabul edildiğini de açıkladı. Rum lideri, gerek kendisi, gerekse Ada'daki siyasi parti liderlerinin Kıbrıs meselesinin ortak şekilde değerlendirilmesi için Papandreu ile bir araya geleceklerini söyledi. Türkiye-AB ilişkilerine de değinen Rum lider, Türkiye'nin Aralık ayındaki AB zirvesinden "yara almadan" çıktığı yönündeki değerlendirmelerin yanlış olduğunu savundu. Hristofyas, 6 başlığın dondurulduğuna dikkati çekti. Papandreu ise "Atina'nın faal biçimde Lefkoşa'nın (Rum), BM kararları, AB ilke ve değerleri ile AB müktesebatının tam olarak uygulanması temelinde, hakemlik ve zaman çizelgeleri olmaksızın, adil, işler ve kalıcı çözüm bulunması yönündeki çabasını desteklediğini" söyledi. Papandreu, "Kıbrıs konusunda varılacak çözümün, Ada'daki Türk işgaline son vermesini de beraberinde getireceğini" kaydetti. "Kıbrıs Türk tarafının önerilerinin geri adım teşkil ettiğini" belirten Papandreu, "Bu konuda Atina'nın Lefkoşa (Rum) ile hemfikir olduğunu" belirtti. Başbakan Papandreu, Hristofyas ile Türk tarafıyla müzakerelerde ilerleme kaydedilmesi için, temelin, iki bölgeli, iki toplumlu, siyasi eşitlik, tek uyruk, tek egemenlik ve bir uluslararası kimlik olmasının gerektiği konusunda mutabık kalındığını söyledi. Atina ile Rum Yönetimi arasında sıkı koordinasyon ve işbirliği ilişkileri olduğunu kaydeden Papandreu, bu çerçevede, bir "özel hukuk adamları grubu" oluşturulmasının kararlaştırıldığını belirtti. Papandreu ayrıca, Kıbrıs'da çözümün Türkiye, Yunanistan, KKTC ve Kıbrıs Rum taraflarının çıkarına olacağını belirttiği konuşmasında, "Türkiye'nin, bölgenin gerilim bölgesinden işbirliği ve barışa örnek bir bölge haline dönüşmesi için Ada'da çözüm bulunmasına katkıda bulunması zamanının geldiğini" savundu. Türkiye'nin AB sürecine de değinen Papandreu, Türkiye'nin AB'ye karşı bir dizi yükümlülüğü olduğunu, bunlar arasında yalnızca Kıbrıs Rum kesimiyle ilişkilerin normalleştirilmesi değil, Kıbrıs meselesinin Öte yandan, Papandreu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı Atina'ya davet edeceğini de açıkladı. "Ziyaret için belli bir tarih belirlenmediğini" ifade eden Papandreu, Erdoğan'ın geçen yıl sonunda gönderdiği mektuba ne zaman yanıt vereceğine ilişkin sorular üzerine, "Başbakan Erdoğan'a yanıt mektubunu önümüzdeki günlerde göndereceğini" söyledi. | Rum lider Hristofyas, Yunanistan'ı ziyaret etti. İkili görüşmede Türkiye'nin isteklerine yine kulak tıkandı. |
Cumhurbaşkanı'nın sendikalardan gelen talebi dikkate alarak veto ettiği Özel İstihdam Büroları'na ilişkin düzenleme, bir kez daha Meclis gündeminde. Tasarıya göre, Özel İstihdam Büroları, işçilerle sözleşme yapacak ve bu işçileri bir başka işverene devredebilecek. Bir işyerindeki geçici işçi sayısı, ancak toplam işçinin beşte biri kadar olacak. Geçici iş ilişkisi sözleşmelerinin toplam süresinde sınır ise 18 ay. 18 aydan fazla çalıştırılan işçi ile işveren arasında belirsiz süreli iş sözleşmesi kurulmuş olacak. Tasarıda, belediyelerin borçlarına karşılık bütçeden aldıkları paylara ilişkin düzenleme de var. Belediyelerin 1 Mart 2010'dan önceki borçları için bütçe vergi gelirlerinden alacakları paylardan yapılan kesinti tutarı, yüzde 40 ile sınırlandırılıyor. Tasarının gerekçesine göre, belediyelerin mevcut borçları için yapılan kesinti sınırı korunuyor. Ancak yeni borçlar için kesinti sınırı uygulanmıyor. Gerekçeye göre, belediyeler yeni oluşacak borçlarını zamanında ödemeye teşvik ediliyor. Ancak tasarıyla Bakanlar Kurulu'na verilen yetki dikkat çekiyor. Belediyelerin borçlarına karşı yapılacak kesintilerin oranlarını, mahsuplaşma gibi kriterleri belirleme konusunda Bakanlar Kurulu yetki alıyor. Hükümetin emekli aylıklarına yapılan zammı finanse etmek için bulduğu çözüm de tasarıda. Bankalar şubeleri için devlete yıllık en az 24 en fazla 48 bin Türk lirası tutarında harç ödeyecek. Tasarıyla, 49 ilde uygulanan teşviklerin süresi 2 yıl daha uzatılıyor. Hükümet ayrıca kriz sonrası işsizlikle mücadele için güdeme getirdiği kısa çalışma ödeneğinde de süreyi bu tasarı ile bir kez daha uzatıyor | Hükümet ilk torba tasarısını Meclis'e sevk etti. Tasarı da Özel İstihdam Büroları kurulmasına ilişkin düzenleme var. |
Yarbay Mustafa Dönmez'in yargılanmasına, Genelkurmay Başkanlığı Askeri Mahkemesi'nde devam edildi. Duruşmaya, başka suçtan tutuklu sanık Dönmez ile avukatı Gülten Güven katıldı. Esas hakkındaki savunmasını yapan Yarbay Mustafa Dönmez, 700 sayfalık savunma hazırladığını belirterek, yanında getirdiği bilgisayar aracılığıyla ekrana yansıttığı savunmasını okudu. Kendisinin ''suikast planı'' yapmakla, ''ne olduğu belirsiz bir örgüte'' üye olmakla suçlandığını ileri süren Dönmez, hakkında provokasyon düzenlendiğini savundu. Dönmez savunmasında, Melih Aşık, Yavuz Donat gibi gazetecilerin ''Ergenekon soruşturmasıyla'' ilgili çeşitli tarihlerde yayımlanan yazılarından örnekler verdi. Mustafa Dönmez, ''İnanıyorum ki Mustafa Kemal yaşasaydı, o da göz altına alınırdı'' görüşünü ileri sürdü. Görev yaptığı süre içerisinde tüm devlet malzemelerini yetim hakkı olarak gördüğünü, ancak bu malzemeleri ''hile'' ile almakla suçlandığını iddia eden Dönmez, bilim insanlarıyla yaptığı telefon görüşmeleri nedeniyle tutuklandığını savundu. Dönmez, ''Bu faaliyet planlıdır. Başbakan'ı şikayet ettiğim için hazırlanan bir kurgudur. Ben saatlerce Atilla İlhan'la, Mahir Kaynak'la da görüşüyordum. Bu görüşme tutanakları nerede? Sadece belli kişilerle görüşmelerim delil sayılıyor'' iddiasında bulundu. Sanık Dönmez, evinde ve ofisinde polis tarafından yapılan aramaların hukuksuz olduğunu ileri sürerek, aramalarda kamera kullanılmadığını, evde kimse bulunmadığı sırada arama yapıldığını öne sürdü. Dönmez, ''Adaletten, hukuktan bahsediliyor. Suçsuzluğumu kanıtlamamı istiyorlar, ancak karşımda oyun oynayan bir polis teşkilatı var'' görüşünü savundu. ''Zir Vadisi'nde bulunan mühimmatla'' ilgili aramalar sırasında polisler tarafından yapılan kamera kayıtlarının bazı yerlerinin kesildiğini öne süren Dönmez, bu kamera kayıtlarını mahkemeye sunacağını söyledi. Hazırladığı iddia edilen krokinin kendisine ait olmadığını ileri süren Dönmez, şu görüşleri savundu: ''Aramalar kanunsuzdur. Mühimmat Zir Vadisi'ne götürülmüş, devletin televizyonu TRT çağrılmıştır. Mahkemeye sunulan ve krokideki imzanın benim olduğunu iddia eden bilir kişi raporu gerçeği yansıtmamaktadır, hukuka aykırıdır. Ülkemizde adaletten, demokrasiden, insan haklarından ve barıştan bahsedeceksek, çeteleşmiş polislerden ve onların gerisindeki insanlardan hesap sorulmalıdır. Yoksa kimse kendini güvende hissetmez.'' Dönmez, Zir Vadisi'ndeki mühimmatların polis istihbarat deposundan çıktığını, Makina Kimya Endüstrisi'nin mühimmatlarla ilgili sahte belge düzenlediğini iddia ederek, ''Mühimmatların hemen hemen aynısı özel hareket depolarında da var. Behçet Oktay ölmeseydi belki de konuşacaktı'' dedi. Yarbay Mustafa Dönmez, esas hakkındaki savunmasına yarın devam edecek. ASKERİ SAVCININ ESAS HAKKINDAKİ GÖRÜŞÜ Dönmez'in yargılandığı davanın bir önceki duruşmasında esas hakkındaki görüşünü açıklayan Askeri Savcı, Dönmez'in, Askeri Ceza Kanunu uyarınca 5 yıla kadar hapis cezasına çarptırılmasını, ayrıca Türk Silahlı Kuvvetleri'nden çıkarılmasını talep etmişti. | Yarbay Mustafa Dönmez'in yargılanmasına devam edildi. Dönmez, öyle bir söz etti ki salondakiler gülümsedi! |
Yönetimle yaşadığı sorunlar nedeniyle sıkıntılı günler geçiren Semih Şentürk, Fenerbahçe'den ayrılmayı kafasına koydu... Futbol Federasyonu, Sarı-Lacivertli yönetimin kullandığı tek taraflı opsiyon hakkını geçerli saydığı için Türkiye'den başka bir takıma transferi mümkün gözükmeyen milli futbolcuyla Bundesliga takımları çok ciddi bir şekilde ilgileniyor. Semih'e menajeri aracılığıyla Hamburg ve Eintracht Frankfurt'tan teklifler geldiği ve tecrübeli yıldızın da Bundesliga'ya gitmeye sıcak baktığı gelen haberler arasında. Semih'in federasyona yaptığı itirazın geçersiz sayılması halinde sezon sonunda Fenerbahçe yönetimiyle masaya oturacağı ve bonservis ücretinde indirime gidilmesini isteyeceği öğrenildi. Milli futbolcuya Rusya'dan da bazı takımların talip olduğu fakat Semih'in bu teklifleri hemen reddettiği iddia edildi. Yönetim Antalya'da toplanıyor F.Bahçe yönetimi haftalık olağan toplantısını bugün Antalya'da yapacak. Yönetimin Önder'in affı ve transferle ilgili konuları görüşeceği öğrenildi. | Fener'den ayrılmayı kafasına koyan Semih'e, Almanya Bundesliga takımlarından ciddi teklifler var. |
Mehmet Ali Ağca'nın tahliyesi, Vatikan'da mukim Orlandi ailesini, 1983'te esrarengiz bir biçimde ortadan kaybolan kızları Emanuela konusunda yeni bir beklentiye soktu. Emanuela'nın kardeşi Pietro Orlandi, "Ağca ile görüşmek istiyorum. Görüşmenin kolay olmayacağını biliyorum. Ağca, 1988'de babama, Emanuela'nın hayatta ve iyi olduğunu, bizlere yardım için elinden geleni yapacağını belirtmişti. Babama verdiği tutmalı" dedi. Pietro Orlandi, "Babam, onun sözlerine güveniyordu. O pek bir şey söylemese de güveniyordu. Ben iyimser biriyim. Babama söz vermiş olduğu için de sözünü tutmasını bekliyorum. Ben öteden beri bu hikayenin bir gün mutlaka aydınlanacağını düşünüyorum" diye konuştu. Ağca'nın tahliyesiyle birlikte Emanuela ile ilgili muammanın da aydınlanabileceğini düşünen Pietro Orlandi, konuya ilişkin beklentilerini şu cümlelerle özetledi: "Ağca, bir deli de olabilir. Ama bizim ailemiz açısından her söz, her ipucu büyük önem taşıyor. O, Emanuela hakkında kanıt sunamasa da hep konuştu. Ben umudumu yitirmiş değilim. Onun cezaevinden çıkmasını, yeni bir şeylere vesile olacak umutlar çerçevesinde bir muştu olarak algılıyorum." Pietro Orlandi, Emanuela'nın bulunması için yeterince gayret göstermemekle suçladığı Vatikan'ı ise şu ifadelerle eleştirdi: "İlk aylar hariç, hep aynı tavırla karşılaştık. Emanuela konusunu bir kelimeyle bile olsa gündeme getirmediler. Olayın akabindeki ilk Noelde Papa 2. Jean Paul ziyaretimize gelmişti. Daha sonra onun papalık döneminde de, şimdiki papalık döneminde de kimse kılını kıpırdatmadı. Halbuki, Papanın ikametgahına yüz metrelik bir mesafede oturuyoruz. Emanuela bir Vatikan vatandaşı ve halen bir ölüm belgesi dahi yok. Bir şeyler söylemeleri pekala mümkündü. Bu, en azından yargının olayın üstüne daha fazla gitmesini sağlardı." Orlandi, sözlerini, "Vatikan bahçeleri adeta bizim kendi bahçemiz gibi. Kendimizi, ailesi tarafından terk edilmiş biri gibi hissettik. Emanuela'yı hemen unutuverdiler. Oysa bir şeyler yapılsaydı, en azından bu olay çerçevesinde Vatikan üzerine çöken kuşku bulutları dağıtılmış olurdu" diye sürdürdü. Vatikan'da çalışan bir memurun kızı olan Emanuela Orlandi, 22 Haziran 1983'te Roma'da esrarengiz biçimde ortadan kaybolmuş ve bir daha kendisinden hiçbir haber alınamamıştı. Aileye telefon açan kimliği meçhul kişiler, Emanuela'yı Ağca'nın serbest bırakılmasını sağlama amacıyla kaçırdıklarını ileri sürmüşlerdi. Emanuela vakası henüz tam olarak aydınlatılamamakla birlikte, son bir yıl içerisinde 1983'te kızın bir mafya çetesi tarafından kaçırılmış ve öldürülmüş olabileceği de ileri sürülüyor. | Serbest kaldı, lüks otelde dinlenmeye çekildi. Tüm dünya, kendisini mehdi ilan eden Ağca'nın peşine düştü. |
Fatih Altaylı hayatının en acı günlerinden birini yaşadı. 82 yaşında yaşama veda eden babasını toprağa verdi. Altaylı gözyaşlarını tutumadı. Kalp rahatsızlığı nedeniyle tedavi gördüğü hastanede dün hayatını kaybeden Talat Altaylı için (82), Teşvikiye Camisi’nde düzenlenen törende eşi Seven Altaylı ile oğulları Fatih ve Burak Altaylı taziyeleri kabul etti. Törene, Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, DSP Genel Başkanı Masum Türker, CHP İstanbul Milletvekili Mehmet Sevigen, İstanbul Valisi Muammer Güler, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, İstanbul İl Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın, CHP İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin ile İstanbul Sanayi Odası (İSO) Yönetim Kurulu Başkanı Tanıl Küçük, Koç Holding Yönetim Kurulu üyesi ve Kurumsal İletişim ve Bilgi Grubu Başkanı Ali Koç, Başbakanlık Uluslararası Spor Organizasyonları Danışmanı Mehmet Atalay, Galatasaray Spor Kulübü Başkanı Adnan Polat, Vakko Yönetim Kurulu Başkanı Cem Hakko, Topkapı Sarayı Müzesi Başkanı Prof. Dr. İlber Ortaylı, Saran Holding Yönetim Kurulu Başkanı Saadettin Saran ile Hülya Avşar, Mahsun Kırmızıgül, iş adamı Halis Toprak, gazeteciler Hıncal Uluç ve Umur Talu’nun da aralarında bulunduğu siyaset, medya, sanat, spor ve iş dünyasından isimler katıldı. Fatih Altaylı, gazetecilere yaptığı açıklamada, yaşadığı bu duygunun tarif edilemez olduğunu olduğunu belirterek, "Babamı kaybettim, bu, çok acı bir duyguymuş" dedi. Talat Altaylı’nın cenazesi, burada öğle namazından sonra kılınan cenaze namazının ardından, Zincirlikuyu Mezarlığı’nda toprağa verildi. TÖRENDEN NOTLAR HABERİN DEVAMINDA... [PAGE] Talat Altaylı'nın 50 yıldır hayatı paylaştığı eşi Seven Altaylı, küçük torunlarına sarılarak güçlü durmaya çalışıyordu. Fatih Altaylı ve eşi Hande Altaylı ile kızları Zeynep, Fatih Altaylı'nın erkek kardeşi Burak Altaylı ve eşi Ebru Altaylı, Talay Altaylı'nın kardeşi Turgut Altaylı ve eşi Neyire Altaylı, bu acı günde onları yalnız bırakmayanlara tek tek teşekkür etti. Zaman zaman göz yaşlarına hakim olamayan Fatih Altaylı ise acısını ifade etmekte zorlandı. Dudaklarından "Babamı kaybettim. Çok acı bir şey... Ne diyebilirim ki!" sözleri döküldü yalnızca... TÖRENDEN NOTLAR HABERİN DEVAMINDA... [PAGE] Cenaze namazında konuşan cami imamı "İnsanlara takdim edilen hayat ne kadar uzun olursa olsun bu sınırlıdır. Kuran-ı Kerim'de bu hayatın geçici olduğu ifade edilmektir" diyerek son yolculuğunda merhum Talat Altaylı için şahedet ve helallik istedi. Cemaatin üç kere "Helal olsun" sözlerinin ardından Talat Altaylı'nın tabutu çocukları tarafından omuzlara alındı. Fatih Altaylı, cenaze aracına bineceği sırada dedesi için gözyaşı döken kızı Zeynep ve yeğeni Eren'i teselli ederken, o da göz yaşlarına boğuldu. Son yolculuğuna uğurlanmak üzere yola çıkan konvoy Zincirlikuyu mezarlığına ulaştığında Talat Altaylı'nın cenazesi dualar eşliğinde toprağa verildi. CENAZE TÖRENİNDEN KARELER... [PAGE] [PAGE] | Habertürk gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Fatih Altaylı"nın babası Talat Altaylı, toprağa verildi. |
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Birleşik Arap Emirlikleri'nin başkenti Abu Dabi'deki temaslarını tamamlayarak, özel uçak “Ana” ile Suudi Arabistan'a hareket etti. Başbakan Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Havaalanı'ndan, BAE Ekonomi Bakanı Sultan Bin Sayid El Mansuri ve Türkiye'nin BAE Büyükelçisi Vural Altay tarafından uğurlandı. Erdoğan ile birlikte eşi Emine Erdoğan, Devlet Bakanı Zafer Çağlayan, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız da Riyad'da gitti. | Erdoğan, Abu Dabi'deki temaslarını tamamlayarak, özel uçak Ana ile Suudi Arabistan'a hareket etti. |
İNTERNETHABER.COM Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir önce KCK soruşturması kapsamında ifade vermesi için savcılığa çağırıldı. "Gitmez, yurt dışına kaçar" diyenler oldu ama Baydemir savcılığa giderek ifade verdi. İfadesinden sonra hakkında “yurtdışına çıkma yasağı” getirildi. Bu yasağa rağmen "Bir yolunu bulur kaçar" diyenlere “Onlarca suikast girişimi yaşadım. Bir gün bile yurtdışına gitmeyi düşünmedim. Kimsenin şüphesi olmasın ki bundan sonra da gitmeyeceğim” diye cevap verdi. Hasankeyf'i Yaşatma Girişimi'nin ise "KCK girişimi olarak lanse edildiğini" iddia etti. Daha büyük iddiasını ise bu açıklamasından sonra ortaya attı: "Bana göre sıra Türk aydınlarına, sanatçılarına gelebilir..." Siyaset ve sanat çevreleri, Osman Baydemir'in bu öngörüsünün çıkıp çıkmayacağını tartışıyorlar. | Tarkan'a, Sezen Aksu'ya ve Ajda Pekkan'a ve bugüne kadar Hasankeyf'i, Zeugma'yı savunan ve bunları korumaya çalışan |
Finlandiya hükümeti, ilkbahara kadar tüm ülkede sigarayı tamamen yasaklamaya hazırlanıyor. Yürürlüğe girmesi beklenen yeni yasa tasarısında tütün ürünlerinin raflardan tamamen kalkması, hatta insanların özel araçlarında bile, eğer araçta 18 yaşından küçük biri varsa sigara yasağı öngörülüyor. Finlandiya Dışişleri Bakanı Ilkka Oksala, yeni yasa tasarısının sigaradan kesin olarak "kurtulmayı" öngördüğünü belirterek, bunun tütün üreticilerine karşı bir savaş değil, halkın sağlığıyla ilgili bir durum olduğunu vurguladı. Tütün üreticileri hükümetin kararına karşı resmi şikayette bulunmayı düşünüyor. Bu arada, halkın sigara tiryakisi olan yüzde 20'sinin çoğunluğu da hükümetin kararını destekliyor. | Finlandiya hükümeti, sigarayı tamamen yasaklayan ilk ülke olmaya hazırlanıyor. Sigara yasağıyla ilgili yasalarda sertleşiyor. |
Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'in öldürülmesinde azmettirici olduğu iddiasıyla tutuklanarak Tekirdağ F Tipi Cezaevine konulan Erhan Tuncel, Kamu Personeli Seçme Sınavı'ndan (KPSS) 83,125 puan alınca, cezaevine infaz koruma memuru olmak için başvurdu. Bugün jandarma nezaretinde tutuklu bulunduğu cezaevinden Tekirdağ Adliyesi'ne elleri kelepçeli olarak gelen Tuncel, şartlara uygunluk sınavına girdi ve boyu ve kilosu ölçüldü. Adalet Bakanlığı Tekirdağ 1 ve 2 no’lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevine 3 ay önce 120 gardiyan alınacağı duyurusu yaptı. Cezaevinde tutuklu bulunan Erhan Tuncel, bakanlığın duyurusu üzerine KPSS sınavından 83,125 puan alınca yattığı cezaevine infaz koruma memuru olabilmek için Tekirdağ Adliyesi'ne başvuruda bulundu. Henüz kesilmiş cezası olmadığı için ön başvurusu kabul edilen Erhan Tuncel, bugün öğleden sonra tutuklu sevk aracı ile Tekirdağ Adliyesi'ne getirildi. Cezaevinde kilo aldığı gözlenen Erhan Tuncel rahat tavırları ile dikkat çekti. Adliyenin arka kapısından içeri alınan Tuncel, başvuruların alındığı komisyonun önüne çıktı. Jandarma erlerinin eşlik ettiği Erhan Tuncel'in ilk olarak boyu ve kilosu ölçüldü. 92 kilo ve 1,83'lük boyu ile infaz koruma memurluğu şartlarını tutturan Erhan Tuncel, adliyedeki işlemlerinin ardından diğer memur adaylarının şaşkın bakışları arasında arka kapıdan cezaevine aracına elleri kelepçeli olarak bindirildi ve tutuklu bulunduğu Tekirdağ F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevine götürüldü. Yargılaması devam eden ve 3 yıldır tutuklu olduğu cezaevine infaz koruma memuru olabilmek için herhangi bir engeli olmayan Erhan Tuncel önümüzdeki günlerde başvuruların son aşaması olan sözlü sınav için yeniden Tekirdağ Adliyesine getirilecek. İnfaz Koruma memurluğu için toplam 650 kişinin başvurduğu öğrenildi. 48 YIL HAPSİ İSTENİYOR Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'in öldürülmesinde azmettirici olduğu iddiasıyla tutuklanarak Tekirdağ F Tipi Cezaevine konulan Erhan Tuncel'in 48 yıl hapsi isteniyor. Dink iddianamesine göre Erhan Tuncel'in Hrant Dink'in öldürülmesine azmettirmek suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis, silahlı terör örgütünün yöneticisi olmak, patlayıcı madde imal etmek, patlayıcı madde atmak, mala zarar vermek, 6 kişinin yaralanmasına neden olmak suçlarından 22.5 ile 48 yıl arasında hapis cezasına çarptırılması isteniyor. OLAY Gazeteci Hrant Dink 19 Ocak 2007 tarihinde, Şişli Halaskargazi Caddesi'nde bulunan Agos Gazetesi önünde vurularak öldürülmüştü. Suikast soruşturması kapsamında gözaltına alınan ve azmettirici olduğu öne sürülen Erhan Tuncel 26 Ocak 2007 tarihinde tutuklanarak Tekirdağ 1 nolu F tipi kapalı cezaevine konulmuştu. | Şimdilik en azından sonuçlar açıklanıncaya kadar Tuncel'in kafasındaki ideali bu. İşte Erhan Tuncel'in ilginç başvurusu; |
Sivas'ta amatör bir maçta 7-0 mağlup durumda olan takımın bir futbolcusu, hakemin kararlarına tepki amacıyla kendi kalesine gol attı. Sivas Süper Amatör Futbol Ligi'nde İl Özel İdarespor ile Demirçelik Divriğispor, 2 gün önce Gültepe mevkisindeki Spor Parkı 1 No'lu sahada karşılaştı. Ligde 2. sırada yer alan İl Özel İdarespor, 4. sıradaki Demirçelik Divriğispor karşısında üstün bir futbol sergiledi. Maçın son 15 dakikasına 7-0 yenik durumda giren Demirçelik Divriğispor takımının savunma oyuncusu Burhan Saydan, maçın hakeminin yönetimine tepki amacıyla karşılaşmanın son anlarında kendi kalesine gol atarak skoru 8-0'a getirdi. TFF 3. Lig'den geçen sezon amatör lige düşen Divriği ekibinin tecrübeli savunma oyuncusu Burhan'ın hakeme tepki amacıyla kendi kalesine attığı gol, teknik heyet, takım arkadaşları, rakip takım ve maçı izleyenlerce şaşkınlıkla karşılandı. AA muhabirinin görüştüğü Demirçelik Divriğispor Antrenörü Hakan Öz, maçın hakeminin yönetiminden şikayet ederek, özellikle 3. golde hakemin hatalı olduğunu ileri sürdü. Orta hakemin 3. golde yardımcı hakemin bayrağına uymadığını ve golü verdiğini belirten Öz, yenilgiye bahane bulmak istemediğini, bu farklı skorun tek sorumlusu olarak hakemleri görmediğini, ancak genel anlamda hakemlerin takımlarına karşı olan tutumundan şikayetçi olduklarını söyledi. Futbolcusu Burhan'ın kendi kalesine gol atmasını tasvip etmediğini ifade eden Öz, futbolcusunun anlık bir sinirle hareket ederek bu şekilde tepkisini ortaya koyduğunu aktardı. “TEPKİM TAMAMEN HAKEME YÖNELİK” 36 yaşındaki tecrübeli futbolcu Burhan Saydan ise maçın 7-0 devam ettiği sırada hakemin yönetimine tepki amacıyla topu kalecilerinden aldığını, kaleciye “çekil” dedikten sonra topu ceza alanı yayı yakınlarından boş kaleye gönderdiğini söyledi. Yaptığı hareketin doğru olmadığını, ancak bu şekilde davranmak zorunda kaldığını anlatan Saydan, hakemin yönetimine tepki gösterdi. İl Özel İdarespor takımının kendilerinden güçlü bir ekip olduğunu, rakiplerini ortaya koydukları futbolla yenmelerinin mümkün olmadığını, ancak hakemin kötü yönetimi nedeniyle skorun 8-0 olduğunu anlatan Saydan, normalde maçın 4-5 farklı bitebileceğini kaydetti. Yıllardır futbol oynadığını, Demirçelik Divriğispor'da ve bazı kulüplerde profesyonel olarak da top koşturduğunu anlatan Saydan, tepkisinin tamamen hakeme yönelik olduğunu söyledi. Maçta yardımcı hakeme itirazdan dolayı sarı kart gördüğünü belirten Burhan Saydan, kendi kalesine attığı golün de sportmenliğe aykırı bir davranış olduğunu, bu hareketin de sarı kartla cezalandırılması gerektiğini, ancak hakemin kendisine kart göstermediğini ifade etti. Saydan, takımına karşı hakemlerin tutumunu eleştirerek, hakem camiasının yetkililerinden bu duruma çözüm bulmalarını istedi. | Sivas'ta rakiplerinden 7 gol yiyen amatör küme oyuncusu, hakemin kararına kızıp bir kendi kalesine bir gol de kenti attı! |
Midyat Denetimli Serbestlik Şube Müdürlüğünce yapılan çalışmada, intihar vakaları ile dikkati çeken Midyat'ta intihar edenlerin yüzde 85'inin kadın olduğu belirlendi. Midyat Denetimli Serbestlik Şube Müdürlüğünde görevli Sosyolog Tekin Karaçam, gazetecilere yaptığı açıklamada, Midyat'ta 2009 yılında 40 intihar vakası meydana geldiğini, intihar edenlerin büyük bir bölümünün öğrenciler ve çalışmayan kadınlardan oluştuğunu tespit ettiklerini söyledi. Öğrenciler ve ev kadınlarının intihara yönelmelerinin kaygı verici olduğunu belirten Karaçam, şöyle dedi: ''Yaş gruplarına göre intihar edenlerin yüzde 72,5'i 15-24 yaş, yüzde 20'si 25-34 yaş, yüzde 5'i 15 yaş altı, yüzde 2,5'i 35-49 yaşında. Yine araştırmada intihar edenlerin yüzde 72,5'inin bekar, yüzde 27,5'nin de evli olduğu sonucuna varıldı. Dünyanın ve Türkiye'nin en önemli sorunu olan intihar olgusu, maalesef sinsi bir şekilde yaygınlaşıyor. Yaptığımız araştırmalar özellikle genç nüfusun tehdit altında olduğunu ortaya çıkarıyor.'' Bireyleri intihara sürükleyen nedenlerin başında sosyolojik olguların geldiğini bildiren Karaçam, bunun dışında psiko-patolojik rahatsızlıkların da intihar nedenleri arasında yer aldığını kaydetti. ''İntihar düşüncesi daha çok ailevi ve ekonomik sorunlar sonrasında ortaya çıkıyor'' diyen Karaçam, şöyle devam etti: ''İntihar edenlerin büyük bir bölümü, intihara teşebbüs eden kişinin ailesine ve sosyal çevresine baskı ve şantaj yapmak istemesidir. Yani vakaların büyük bölümü ölümü düşünmeden intihara teşebbüs etmektedir. Ancak her ne nedenle olursa olsun gençlerin ve ev hanımlarının çözümsüz kaldığını hissettiği durumlarda intiharı seçmiş olması düşündürücü bir durumdur.'' | Mityat'ta artan intihar vakalarını inceleyen Denetimli Serbeslik Şube Müdürlüğü ilginç sonuçlara ulaştı. |
Zonguldak’ta, lise öğrencisi 15 yaşındaki Erdi Demirci, okul çıkışı arkadaşlarıyla birlikte gittiği sahildeki kayalıklarda ayağının kayması sonucu denize düştü. Dalgaların arasında kaybolan Demirci’nin yaklaşık yarım saat sonra cesedi çıkarıldı. Olay, bugün saat 15.30 sıralarında Zonguldak Limanı’nın arka tarafındaki kayalıklarda meydana geldi. Fener Lisesi 1’inci sınıf öğrencisi Erdi Demirci, 3 arkadaşıyla birlikte okul çıkışında deniz kenarındaki kayalıklara çıktı. Demirci, kayalıkların üzerinde yürüdüğü sırada iddiaya göre yosunların etkisiyle ayağının kayması sonucu denize düştü. Dalgalar arasında çırpınan Demirci, kısa sürede kaybolurken arkadaşları polise ihbarda bulundu. Zonguldak Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı Deniz Polisi ekipleri, denizde arama çalışması başlattı. Balık adamların dibe dalarak yaptıkları aramalarda, kıyıdan 15 metre uzaklıkta Demirci’nin cesedi bulundu. Yaklaşık yarım saat sonra denizden çıkarılarak bota alınan Demirci’nin cesedi, Zonguldak Gümrük Müdürlüğü’nden cenaze aracına konularak Zonguldak Atatürk Devlet Hastanesi morguna kaldırıldı. Olayla ilgili soruşturma başlatıldı. | Zonguldak'ta kayalıklardan denize düşen lise öğrencisi hayatını kaybetti. Olayla ilgili soruşturma sürüyor. |
Sarı-lacivertlilerde yönetim kurulu, Volkan Arslan, Barbaros Barut, Semavi Özgür ve Emre Aygün'den kendilerine kulüp bulmalarını istedi. Başkent temsilcisi, Stuttgart takımının altyapısında yetişen Kaan Söylemezgiller ile beş, Ankaraspor'dan Umut Sözen ile de üç yıllık sözleşme imzaladı. Transfer çalışmalarını sürdüren Ankaragücü'nün, Gençlerbirliği'nde forma giyen Momha ile anlaşmak üzere olduğu belirtilirken, takımdan birkaç oyuncunun daha gönderilebileceği öğrenildi. | Ankaragücü dört futbolcuyla yollarını ayırırken, iki genç futbolcuyla ise sözleşme imzaladı. |
119 gün önce Ramazam Bayramı'nda şeker toplamak için evlerinden çıkan 3 çocuktan Türkan Ay'ın annesi bu üzüntüye daha fazla dayanamadı. Önceki gece kısmi felç geçirdi. Talas ilçesinde geçen 21 Eylül'de şeker toplamak için evden çıktıktan sonra kaybolan 7 yaşındaki Dilruba Tekin ile ağabeyi 8 yaşındaki Ahmet Tuna Tekin ve komşularının kızı 11 yaşındaki Türkan Ay, aradan 119 gün geçmesine rağmen bulunamadı. Çocuklarından haber alamayan aileler çaresiz ve üzüntülü bu durum saglıklarını da olumsuz etkilemeye devam ediyor. Yaklaşık 1 ay önce kayıp çocuklardan Tekin kardeşlerin babası kalp krızi geçirmişti. Önceki gece ise kızı Türkan'dan aylardır haber alamayan Özlem Ay fenalaşarak hastaneye kaldırıldı. Ay'ın kısmı felç geçirdigi sol göz kapagı ve sol bacagının tutmadıgı belirlendi. | Bayramda şeker toplamak için evlerinden çıkan 3 çocuktan Türkan Ay'ın annesi, üzüntüsünden felç oldu. |
"25 yıldır ordu niye PKK'yı bitiremedi?" sorusunun haksızlık olduğunu belirten Erdal, "Bence bunlar Türk ordusuna yapılan haksız eleştirilerdir" dedi. Terör örgütü liderlerinden Behrol Erdal PKK'nın sitesine yaptığı açıklamalarda dikkat çekici ifadeler kullandı. Türk ordusunu NATO'nun en güçlü ordusu olarak tanımlayan Erdal, AKP'nin orduyu yıprattığını iddia etti. İşte Erdal'ın açıklamalarının bir kısmı.. 25 YILLIK SÜREÇTE ORDU ZAYIF DAVRANMADI Türk ordusu NATO'nun en güçlü ordularındandır. Geçen 25 yılda eğer savaşla ve silahla başaramamışsa bu, ordunun az donanımlı veya silahlarının eski olmasından veya modern teknolojiden yoksun olmasından kaynaklanmamaktadır. Türk ordusu, en modern savaş teknolojisine sahip olmaya çalışmıştır ve olmuştur da. Bunu Amerika İsrail ve NATO'dan almıştır. 2008 yılında Zap'a yönelik olarak geliştirilen operasyon da dahil olmak üzere tüm operasyonlarda bilumum savaş tekniğinden, uçaklardan tutalım, tank ve diğer ağır silahlara, termallere kadar tüm modern savaş silahları hem istihbaratta hem de vuruşta kullanılmıştır. Şöyle bir tartışma var: "25 yıl boyunca ordu niye PKK'yi bitiremedi?" "Niye kayıp veriyor?" "Tedbiri zayıftır, tekniği azdır veya ihmalkarlık vardır" türünden eleştiriler var. Buna karşı çare olarak, daha fazla karakol, daha fazla teknik, daha fazla asker, daha fazla operasyon diyorlar. Bence bunlar Türk ordusuna yönelik yapılan haksız eleştirilerdir. 25 yıllık süreçte ordu az savaşmadı, zayıf da davranmadı. Türk ordusu NATO'nun önemli bir yere sahip bölgenin en güçlü ordularındandır. Bunlar birer gerçektir ve 25 yıl boyunca savaşın her türlü biçimini bize karşı yürüttüler. Bütün askeri operasyon türlerini kışın da yazın da gerçekleştirdiler. Hem büyük güçlerle, hem de küçük güçlerle, her türlü savaş tekniğini de kullanarak savaştılar. GENELKURMAY'IN EKSİĞİ YOK Eğer Türk ordusu buna rağmen başaramamışsa bunu ordunun bir zaafı, generallerin veya Genelkurmay'ın bir eksikliği, bir suçu olarak değerlendirmemek gerekir. Bu başarısızlık, sorunun yanlış teşhisinden ve yanlış tedavi yönteminden kaynaklanmaktadır. Sorun tarihsel, toplumsal, siyasal boyutu olan bir sorundur. Salt askeri yöntemle, imhayla bu soruna yönelmek, sorunu çözmeyeceği gibi daha fazla da körükleyecektir. Ne kadar savaş ve silah boyutuyla yönelirsen, o kadar sorunu derinleştirmiş oluyorsun. Nitekim Kürdistan'da yaşanan da tam olarak bu oldu AKP HÜKÜMETİ ORDUYU ZAYIFLATMAK İSTİYOR Son yıllarda AKP hükümeti sinsi bir kurnazlıkla ordunun bilinen psikolojik yapısını, komplekslerini kışkırtarak, onu tahrik ederek tekrar savaşa sürdü. Ordunun başarısız olacağını bildiği halde bizimle savaştırarak zayıflatmaya ve etkisini azaltmaya çalıştı. Nitekim son üç dört yılda yaşanan bu oldu: Ordu Kuzey ve Güney Kürdistan'a yönelik olarak yoğun saldırı ve operasyonlara başvurdu ancak başarılı olamadı. Bu savaşta ısrar, ordunun prestijini zayıflatır ve özgüvenini yitirtir. Ve bundan sonra savaşta ısrar edilirse en fazla zararı ordu görür. Sadece fiziki kayıp veya asker ölümü anlamında değil; maneviyat, özgüven ve moral olarak da zarar görecektir. Çünkü değil Türk ordusu, dünyanın en güçlü ordusu, en modern tekniğe sahip olan ordusu olsun böyle haklı bir davaya ve inançlı iradeli bir modern gerillaya karşı başarı şansı yoktur. Olamaz da. Bugüne kadar AKP hükümeti de dahil tüm hükümetler, siyasal bir soruna karşı siyasal bir çözüm ve proje geliştirerek çözeceğine, en kolay yöntem olarak kendini sorumluluk altına koymadan, kendi görevini orduya havale ederek, orduyu saldırtarak, savaşı tahrik ederek daha fazla orduyu yıpratmıştır. | PKK'nın lider kadrosundan olan Suriye uyruklu Behroz Erdal Türk ordusuna sahip çıktı |
İNTERNETHABER ANKARA- Türkiye'de çalışacak yabancıların izin prosedüründe değişiklik yapılıyor. Bürokratik işlemlerin azaltıldığı sistemle artık yabancılar işe başlamak için aylarca beklemeyecekler. Verilecek ön biz izinle çalışmaya başlayacak olan yabancılar daha sonra işlemleri tamamlayabilecekler. Mesleki hizmetler kapsamında çalışacak yabancılardan akademik ve mesleki yeterliliklerine ilişkin istenilen belgelerin temin edilmesinde yaşanan sıkıntılar ve prosedürlerin tamamlanma süreci izin süresini uzatıyordu. Kanunda yapılan değişiklikle bu süreç daha kolay bir hale getirildi. Türkiye dışında ikamet eden yabancılar, çalışma izni başvurularını bulundukları ülkelerdeki Türkiye Cumhuriyeti temsilciliklerine yapabilecek. Temsilcilikler, bu başvuruları doğrudan Bakanlığa iletecek. Bakanlık ilgili mercilerin görüşlerini alarak başvuruları değerlendirecek. Durumu uygun görülen yabancılara çalışma izni verilecek. Bu izin, çalışma vizesi ve ikamet izninin alınması halinde geçerlilik kazanacak. Çalışma izin belgesini alan yabancıların, bu belgeyi aldıkları tarihten itibaren en geç 90 gün içinde ülkeye giriş vizesi talebinde bulunmaları, ülkeye giriş yaptıkları tarihten itibaren de en geç 30 gün içinde İçişleri Bakanlığına ikamet tezkeresi almak için başvurmaları zorunlu olacak. Türkiye'de geçerli ikamet izni olan yabancılar veya bunların işverenleri, başvurularını, Bakanlığa yurt içinden de yapabilecek. Mesleki hizmetler kapsamında çalışacak yabancılara akademik ve mesleki yeterlilik ile ilgili işlemleri tamamlanıncaya kadar, ilgili mevzuat hükümleri saklı kalmak kaydıyla bir yılı geçmemek üzere ön izin verilebilecek. Mesleki eğitim alanı dışında istihdam edilecek yabancı uyruklu personel için bu Kanunda belirtilen görüşler alınmayacak. Bu kişiler, akademik ve mesleki yeterlilik ile lisans talep ve yeterlilik uygulamasına tabi olmayacak. Çalışma izinleri, ikamet sahibi yabancılar veya bunların işverenlerinin Bakanlığa yazılı talebi üzerine, çıkarılacak yönetmelik hükümlerine göre verilecek ve uzatılacak. Usulüne uygun olarak yapılan başvurular, belgelerin tam ve eksiksiz olması kaydıyla Bakanlık tarafından en geç 30 gün içinde sonuçlandırılacak. | Yabancıların çalışma izni alması eziyet olmaktan çıkacak. Verilecek bir ön izinle artık aylarca beklemek zorunda kalmayacaklar. |
Büyük ihtimalle yedek kulübesinde oturması beklenen yıldız futbolcu maçın ilerleyen bölümlerinde 39 numaralı formasıyla ilk şansı bulacağı öğrenildi. Lisansı çıkan, bu sabah da maç ta giyilecek forması hazırlanan milli utbolcunun oldukça heyecanlı ve bir o kadar da mutlu olduğu da alınan bilgiler arasında. Önceki gün antrenmada sakatlanan Deivid’den sonra, dün yapılan antrenmanda sakatlanan Özer Hurmacı, Volkan Babacan, Semih Şentürk’ün bu akşam oynanacak Antalyaspor maçının kadrosunda yer almayacak. Fenerbahçe’nin maça şu kadroyla çıkması bekleniyor. Volkan Demirel, Bekir, Bilica, Lugano, Vederson, Mehmet Topuz, Christian Baroni, Emre Belözoğlu, Uğur Boral, Alex, Guiza . | Trabzon'dan alınan milli takımın yıldız futbolcusu Gökhan Ünal bu akşam oynanacak Antalyaspor maçında ilk 18"de. |
THY'nin tarifeli uçağıyla New York üzerinden İstanbul'a gelen Şensoy çiftinin öğleden sonra Ankara'ya geçeceği öğrenildi. Şensoy neden istifa etmişti? Kulislerde konuşulanlara göre, Ankara ABD ziyaretini ve Erdoğan-Obama görüşmesini aylar öncesinden ince ince hesaplamıştı. Buna göre ABD Başkanı ile Başbakan Erdoğan’ın görüşmesine iki ülkenin Dışişleri Bakanları Hillary Clinton ile Ahmet Davudoğlu’nun da katılmasını planlanmıştı... Ve Beyaz Saray’da önce heyetlerle kapsamlı bir görüşme yapıldı. Erdoğan ile Obama’nın birebir görüşmesi için Dışişleri bakanları da dışarıya çıkartıldı. Dışarıdaki bekleyiş sırasında Bakan Davutoğlu, Büyükelçi Nabi Şensoy’a bu görüşmenin formatında iki ülkenin de Dışişleri bakanlarının da olması gerektiğini belirterek, bu talebin Beyaz Saray’a iletilip iletilmediği sordu. Şensoy ise iletilmediğini söyledi. Bunun üzerine Şensoy’a rahatsızlık duyulduğu ifade edildi. Şensoy da gerekirse görevden alabileceklerini söyledi. Şensoy, görevden alınmasına ilişkin kararnameyi beklemeye gerek duymadan görevinden istifa etti. ’Azar’ kaygısı Şensoy’un istifası, Ankara’da siyasi kulisleri hareketlendirdi. Emekli büyükelçi ve eski milletvekili İnal Batu, “İstifanın Başbakan’ın Washington ziyaretinden sonra olması çok şey akla getiriyor. Tesadüf olması çok zor geliyor bana” dedi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ı “azarladığını”, bürokrat ve büyükelçilere yönelik çıkışlarını hatırlatan Batu, “Dileyelim ki Başbakan’ın kırıcı bir davranışından dolayı istifa etmemiştir” diye konuştu. | Türkiye'nin, merkeze atanan Washington Büyükelçisi Nabi Şensoy ve eşi Gülgün Şensoy, Türkiye'ye döndü. |
Başbakan'ın dünürü,Turkuvaz Medya Grubu Yönetim Kurulu başkanvekili Serhat Albayrak ile Çalık Grubu CEO'su Berat Albayrak'ın babası yazar Sadık Albayrak, polisler tarafından dövüldü. Albayrak'ın dayaktan kolu kırıldı. DAYAKTAN KOLU KIRILDI cafesiyaset.com'un haberine göre gece bir toplantı çıkışında yanında arkadaşı ile giderken yolu başka bir araçla kesilen Albayrak'ın dayak sırasında kolu kırıldı. Görüyor musunuz?.. Ergenekoncular “Polis devleti kuruluyor” diye ağlaşırken; “Polis Devleti kurduğu iddia olunan Başbakan"ın dünürü yedi polis dayağını… Geçen gün de Taksim’de bir pandomim sanatçısı, polis tarafından “casus” sanılmış olmalı ki sanatını icra etmekten kaba kuvvetle ala konuldu… Polis devletini, hükümet yerine yanlışlıkla(!) Ergenekoncular mı kuruyorlar ne?... Adnan Berk Okan Türkiye Yazarlar Birliğinin doğumunun 100. yılı dolayısıyla Sultanahmet'teki Kültür Merkezindeki toplantıdan çıkan üç kişi ile polisler arasında çıkan tartışma kavga ile bitti. Polislerin darp ettiği üç kişiden biri olan İHH Yönetim Kurulu üyesi ve Ortadoğu Özel temsilcisi Ahmet Emin Dağ savcılığa şikayette bulunurken, darp edilen üç kişiden birisinin Başbakan Erdoğan'ın dünürü Sadık Albayrak olduğu belirlendi. POLİSLER SİVİLLERİ DARP ETTİ Kavganın üç arkadaşın tramvay yolundan geçerken yeşil ışıkta üzerlerine gelen bir sivil araca tepki göstermeleri ile başladığı iddia edildi. İddiaya göre, "hem tramvay yolundan gidiyorsunuz hem de kırmızı ışıkta geçiyorsunuz" tepkisi üzerine araçtan inen polislerle üçlü arasında tartışma çıktı. Karşılıklı kimlik isteyen taraflar arasındaki tartışmanın büyümesi üzerine polislerin sivilleri darp ettiği belirtildi. Ahmet Emin Dağ'ın darptan dolayı savcılığa başvurduğu belirtiliken, Sadık Albayrak'ın da kolunun kırıldığı iddia edildi. Albayrak'ın bugün polisleri şikayet için İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın ile görüşeceği belirtildi. | Bu haberi okuyan inanamıyor... Başbakanın dünürü, Turkuvaz medyanın başkanı Serhat Albayrak'ın babası dövüldü. |
Sabah saatlerinde ajanslara düşün haberlerde, Samsun'da boğazı kesilerek öldürülen 77 yaşındaki Şahin Alakurt'un, oyuncunun önce öz babaannesi olduğu duyuruldu. Daha sonra ise yaşlı kadının, Alakurt'un 4 yıl önce vefat eden dedesinin ikinci eşi olduğu belirtildi. Katil zanlısının eşinin de Alakurt ile akrabalığı bulunduğu ileri sürüldü. Ancak sanatçı bu iddiaları yalanladı. Cinayet haberi üzerine telefon yağmuruna tutulan Alakurt, yaptığı açıklamada üvey babaannesi olduğu iddia edilen yaşlı kadınla hiçbir akrabalığı bulunmadığını, olayın isim benzerliğinden kaynaklandığı açıkladı. Prodüksyon şirketi de sevilen oyuncunun resmi açıklamasını haber merkezlerine iletti. İşte Alakurt'un üzücü olayla ilgili açıklaması; “Mehmet Akif alakurt’un babaannesi öldürüldü” başlıklı haberde babaannem olduğu belirtilen Şahin Alakurt’la herhangi bir tanışıklığım yoktur. Bu durum sadece soyadı benzerliğinden kaynaklanmıştır. Gerçek babaannem Feride Alakurt Çarşamba/Samsun’da ikamet etmekte olup, 10 yıl önce hayatını kaybetmiştir. | Adanalı dizisinde "Maraz Ali" karakterini canlandıran Mehmet Akif Alakurt, haber ajanslarının servis ettiği bir cinayet haberi yüzünden sıkıntılı anlar yaşadı. |
Yıldırım Demirören, dün akşam Kanaltürk'te yayınlanan Telegol programında Beşiktaş kongre süreciyle ilgili çarpıcı iddialarda bulunmuştu. Kongre öncesi Beşiktaş başkanlık seçimine siyasetin karıştığını iddia eden Demirören, bazı vali ve emniyet müdürlerinin kongre üyelerini arayarak yönlendirdiğini ileri sürmüştü. Bu iddialar üzerine Beşiktaş başkan adayı Murat Aksu bir açıklama yaptı. İşte o açıklama... 17 Ocak 2010 Pazar gecesi Beşiktaş Jimnastik Kulübü Başkanı Sayın Yıldırım Demirören’in katıldığı bir televizyon programında yaptığı açıklamaları, seçim sürecinin kendisi üzerinde yarattığı karamsarlık ve düş kırıklığının yansıması olarak gördüğümü öncelikle bir Beşiktaş taraftarı ve Başkan Adayı olarak üzüntüyle belirtmek isterim. Beşiktaş JK Başkan Adayı Murat Aksu olarak şunun altını çizmeliyim ki şahsıma gelen tekliflere rağmen hayatımda hiçbir siyasi partinin üyesi olmadım ve şimdi de değilim. Sayın Yıldırım Demirören seçim malzemesi olarak nedense Beşiktaş ve siyaseti yan yana getirmeye özel bir çaba göstermektedir. Sayın Demirören, mevcut ikinci başkanının bir siyasi partinin üst düzey yönetiminde bulunduğunu ve aktif siyaset yaptığını ne çabuk unuttu! Aynı partinin gençlik kollarından ve üyelerinden kendi dönemi içinde çok sayıda kişiyi Beşiktaş Jimnastik Kulübüne üye yaptırdığı belgelerle sabittir. Sayın Demirören öncelikle Beşiktaş Genel Kurul’u üzerine koymaya çalıştığı bu siyasi vesayeti açıklamalıdır. Beşiktaş’tan başka kaygısı olmayan üyelerimizin bu Genel Kurul’a gelerek oylarını kullanmaları ve buna benzer vesayetleri kırmaları bir kez daha önem kazanmıştır. Bu “Beşiktaşlı” üyeler ve etraflarında ki suç çetelerinin Beşiktaş-Denizlispor maçında, demokratik haklarını kullanarak kendisini “küfürsüz” şekilde protesto eden taraftarlara karşı organize bir şekilde neden şiddet uyguladıklarının açıklamasını da yine Yıldırım Demirören’den bekliyorum. Ayrıca Sayın Yıldırım Demirören’le 2004-2007 yılları arasında Beşiktaş Jimnastik Kulübü yönetiminde çalıştık. O dönemde siyaset ile ilgili yapılmayan dedikodu ve manüpilasyonların, bugün özellikle gündeme getirilmesi, Sayın Demirören’in kamuoyuna empoze etmeye çalıştığı ”mağduriyet” propagandasının ürünüdür. Sayın Yıldırım Demirören Beşiktaş’ta seçim sürecine siyaset karıştırdığını iddia ettiği Bakan, Vali ve Emniyet Müdürlerinden söz ediyor. Ancak isim ve yer belirtemiyor. İddiasını ispatlayacak hiçbir kanıt öne süremiyor. Bütün bunlar “çamur at izi kalsın” mantığından başka bir anlam taşımaz ve her şeyden önce Beşiktaş Başkanlığı makamında duran birine yakışmaz. Beşiktaş Jimnastik Kulübü, bünyesinde her siyasi görüşten, her etnik kökenden, her dini inanıştan ve toplumun her kesiminden insanı kucaklayan bir üst kimliktir. Doğal olarak Beşiktaş siyaset üstü bir kurumdur. Benim tek rengim siyah - beyaz, tek partim Beşiktaş’tır. Üzerinde sıkça spekülasyon yapılan Del Bosque konusunda Sayın Yıldırım Demirören’in söylemlerine istinaden bir kez daha açıklama yapma zorunluluğu doğmuştur. Öncelikle şunu açıkça belirtmek isterim. Del Bosque davasına bakan Avukatlardan Ayhan Çopuroğlu Sayın Serdar Bilgili döneminden beri Beşiktaş JK’nın avukatıdır ve Beşiktaş’a büyük katkıları olmuştur. Ayrıca Ortega davasındaki başarısından dolayı Sayın Aziz Yıldırım’ın Sayın Demirören’e tavsiye ettiği İtalyan Avukat Ettore dava sürecini Ayhan Çopuroğlu ile birlikte götürmüşlerdir. Sayın Yıldırım Demirören yönetim kurulu üyelerinin verdiği yetki dahilinde Vincente Del Bosque ile, hukuki anlamda görüşümü almadan, İspanya’da kontrat imzalamıştır. Kontrata bakıldığında Beşiktaş aleyhine ağır hükümlerin olduğu açıkça görülür. Herhalde Sayın Demirören o anki panikle doğru dürüst okumadan bu kontratı imzalamıştır. İmza attığı bir kontratı bile okumayan biri, Beşiktaş gibi bir kulübün başında daha bir 3 yıl kalabilir mi? Del Bosque’nin kontratının feshi öncesi Sayın Demirören’i, olası bir feshin sonuçları konusunda defalarca uyardım. Buna rağmen benim yurtdışında olduğum bir dönemde İspanyol teknik adamın kontratı tek taraflı olarak fesih edildi. Sonuçlarını düşünmeden kontrat fesheden, sonra da telaşla sorumlu arayan biri daha bir 3 yıl Beşiktaş’ın başında kalabilir mi? Tüm Beşiktaş camiasının speküle edilen her konu ile ilgili doğru bilgilendirilme hakkı var. “Birlik ve beraberlik” spekülasyonlarıyla gerçekler örtülemez. Beşiktaş’tan başka kaygısı olmayanlar bu gerçeklerle yüzleşmekten korkmaz. Beşiktaşlıların Genel Kurul’da gerekeni yapacağına ve sorunların çözümü için yeni bir dönemi başlatacaklarına inancım sonsuz. Beşiktaşlılara doğruları söylemenin Beşiktaş’a hiçbir zararı yoktur hatta büyük faydası vardır. Önümüzde ki günlerde Beşiktaş kamuoyunu meşgul eden ve tartışılan diğer konularda Beşiktaş camiası ile paylaşmaya devam edeceğim. | Beşiktaş Kulübü Başkanı Yıldırım Demirören'in 'Siyaset seçime karıştı' iddiasına Murat Aksu'dan yanıt geldi... |
Zeynep KURTBAY İNTERNETHABER Siyasal İslam analizleriyle olduğu kadar Kürt sorununa ilişkin tespitleri; siyasi hareketlere dair gözlemleri ve sezgileriyle kuşkusuz medyanın en dikkat çeken kalemlerinden. Gündemin en çalkantılı konularını doğru anlamak; şifreleri doğru çözebilmek için başvurulacak en önemli referanslardan biri Ruşen Çakır’ın yazıları, yorumları. Çakır’ın bu yeteneği araştırmacı gazeteciliğinden, sahada olmaktan, her kesime kulak vermekten geliyor. Belki de artık medyada önemini yitiren bir değere sahip çıkıyor Çakır, ‘Gazetecilik iyi anlayıp iyi anlatmaktır’ diyor; öyle de yapıyor… Basın Odası’nda, köşe yazılarında Ruşen Çakır’a hep kulak kabartırız da onun bir yazarla evli olduğunu çoğumuz bilmeyiz… Çakır, Müge İplikçi ile evli. İplikçi ise çağdaş edebiyatın önemli kalemlerinden. Vatan Kitap'ta yazılar yazıyor, ilavelerde inceleme yazıları yayınlanıyor. Açık Radyo'da 'Sabun Köpüğü' adlı programı hazırlayıp sunan Müge İplikçi, şimdilerde TRT'de 'Açık Kitap' adlı programla edebiyat dünyasının nabzını tutuyor. İplikçi ile Çakır'ın yolu; Müge İplikçi'nin deyimiyle 'gazetecilik denemeleri' yaparken kesişmiş. İlişkilerini anlatmak söz konusu olunca Müge İplikçi konuştu; Ruşen Çakır dinledi. Gerçeklerin izini süren bir gazeteci ile hayallerin peşinde koşan bir yazarın hayatı nasıl olur diye merak ederseniz okuyun… ORTA HALLİ BİR AİLENİN 4 ÇOCUĞUNDAN BİRİ Kendini anlatırken ilk sözü ‘Hopalıyım, Lazım’ demek olan Çakır’ın eş seçimine şaşmamak gerek. Müge İplikçi de Karadeniz toprağından. Ruşen Çakır orta halli bir ailenin 4 çocuğundan biri. Müge İplikçi ise doktor anne babanın tek çocuğu. GALATASARAY LİSESİNDE OKURKEN CEZAEVİNE GİRDİ Ruşen Çakır, sol kültürle büyümüş. Babası Hopa’da bir dönem CHP’nin ilçe başkanlığını yürütmüş. 4 yaşında ailecek İstanbul’a taşındıklarında Galatasaray Lisesi’ni kazanmış. Ve Dev Genç mücadelesi başlamış, henüz 13-14 yaşlarındayken. Çakır o yılları ‘’Biz erken başlayanlardandık. Öyle masum şeyler değildi. Örgütlü hareketlerdi. Hayatımız yoğun bir şekilde mücadeleyle geçti’’ diye anlatırken Müge İplikçi ‘’harddd’’ diye söze atılıyor. Atılıyor ve Kadıköy Anadolu Lisesi’nde okuduğu; edebiyat ve sanatın ne kadar önemli olduğunu anladığı yıllarda varoluşçu düşünceyi benimsediği için ‘solcu abi ve ablalarından’ nasıl azar işittiğini anlatıyor: ‘’İyi ki de öyle olmuşum. 45 yaşında nihilist olmakla 25 yaşında nihilist olmak arasında dağlar kadar fark var. Solcu abi ablalarımız ‘bak gel kardeşim sana gerçeği anlatalım’ diye sırtımı sıvazlardı. Şimdilerde kendilerinin böyle olduğunu görsek de.’’ Ruşen Çakır, Galatasaray’da okurken cezaevine girmiş; okulu da dışarıdan bitirmiş. Sonra Boğaziçi Üniversitesi ve ardından Nokta dergisi… Yıl 1985… ‘Dinci gençlikte patlama’ kapağında Ruşen Çakır'ın da imzası vardı. Çakır siyasal islam üzerine uzmanlaşmanın adımını işte o yıllarda atıyordu… BİR GÜN BANA ‘SEN NE YAPARSIN’ DİYE SORDU ‘’Ercan Arıklı hep birikimli, sol kültürden gelen isimleri bir araya getirmişti. Ama hep kadınları parlatmakla uğraşırdı. Nadire Materler, Ayşenur Arslanlar… Ayrılmak için yanına gittiğimde bana ‘sen ne yaparsın’ diye sordu.’’ Nasıl yani, sizi bilmiyor muydu? Çakır: Bilmiyor değil de ben onun için çok önemli birisi değildim. Ayrılmamda etkisi oldu. Sonra Tempo’ya geçtim. Sizin hikayeniz de Tempo dergisinde başladı. Öyle değil mi? İplikçi: Tempo’ya girdim. Ruşen şefimdi. Kötü gazetecilik deneyimlerim var benim. Ben bir konuya başladığımda o konunun her türlü detayına savrulurdum. Kaldı ki Türkçem de çok savruktu o yıllarda. Ruşen bir abi olarak beni düzeltmeye çalıştı çok. Nasıl bir yöneticiydi Ruşen Çakır? İplikçi: Sertti. Nokta geleneğinden geliyordu. Bir yandan da sol gelenek. Çok saygı duyuyordum o yüzden. Çok öfkelenirdi. Ben onun karşısında küçük bir kız gibiydim. O ÇOK SERTTİ BEN KÜÇÜK BİR KIZ ÇOCUĞU GİBİYDİM İplikçi: Hep savrulurdum. O savrulmalarıma bak bunu yapma burada çok önemli bir şey vardı derdi. Fakat ben küçük bir kız çocuğu gibi aldırmazdım. Hiç dinlemezdim. Alıp başımı giderdim. O dönemde başlayabilecek bir ilişki bu yüzden başlamadı zaten. Öyle bir yakınlaşma oldu yani? İplikçi: Evet. Geldiği an hissedersin ya öyle bir şey. Hissettim tabii. Ama ben Tempo’da gazetecilik yapamayacağımı anlamıştım. En önemli anladığım gerçek oydu. Aldım başımı gittim. Politikanın çok etkisi vardı. Çok sertti. Ve ben o sertliğe alışamayacaktım. O dediği tartışmalar gözümüzün önünde cereyan ediyordu. Mesela ben bir cümle üzerine o kadar kavga koparılmasını çok gereksiz buluyordum. Çünkü sayısız insan öldürülmüştü. Çok kan dökülmüştü. Gençler heba olmuştu. Bunun üzerine yapacak daha fazla şey varken gençliğin de verdiği heyecanla bir makale üzerine bu kadar kafa patlatmak bana gereksiz geliyordu. ‘Ben edebiyat dünyasındaki hayatıma devam edeyim. Öğretmen olayım’ dedim. Ve ayrıldım. Peki Tempo’dan ayrılınca görüşmediniz mi hiç? İplikçi: Duygusal bir ilişki o zaman hiç başlayamadı. Bir tanesi olmaya çalışan biri de hakikaten olmuş bir gazeteciydi. Sonra ben evlendim. 7 yıl süren bir birlikteliğim oldu. Bu arada biz Ruşen’le karşılaşıyorduk. O benim yazılarımı takip ediyordu. Bu arada Ayet ve Slogan çıktı. Gazeteci kimliğimle yazıyordum. Yazar kimliğimle değil. Fuarda karşılaşmıştık çok büyük bir coşkuyla onu tebrik etmiştim kitap için. İlk arayan kim oldu? İplikçi: Ayrıldıktan sonra ben Ruşen’i aradım. ‘Ruşen ben boşandım’ dedim ve tekrar buluşmaya başladık. Hazır olarak duran şey hayata geçti. 97’de evlendik. 12 yaşında Ali Deniz var şimdi. Biriniz hayallerin peşinden koşuyorsunuz biriniz tam tersi gerçeklerin peşinden. Zor olmuyor mu? Edebiyatçı kimliğiyle gazeteci kimliği çakışmıyor mu? İplikçi: Anlam aramaksa benim için her yol mubah. Siyasetten anlamam demem siyaset benim için de çok değerli. Ama içerisinde birebir yer almam. O kadar bilgim ve donanımım yok. Dünya üzerindeki olup bitenlere edebiyatla da siyasetle de ekonomiyle de bakabilirsiniz. Ben Ruşen’in siyasetle bakmasına saygı duyuyorum. Edebiyat daha dolaylı anlatıyor tabii. Çetrefilli. Zamanın geçmesi gerekiyor. Edebiyatçıların söylediği sözün gerçeklik bulması için zamanın geçmesi gerekiyor. Mesela Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar’ını, yıllar önce söylediklerini biz ‘Aa evet doğruymuş’ diye tartışıyoruz. Ama geçen geçmiş. Tutunamayanlar mentalitesini biz o gün dikkate alsaydık bugün hakikaten ‘Tutunamayanlar’ olmayabilirdik. Aydın olmanın sorunlu bir kimlik olduğunu bize göstermişti. Bunu anlayabilmemiz için 10 yıl geçti. Evde kararları kim alıyor? İplikçi: Tabii ki ben. Yazarlık yaparken sizin bir de kadın duruşunuz, kadın haklarını gözeten bir yanınız var. Evdeki halleriniz nasıl? Ya biz en eşit insanlar olarak duruyoruz değil mi ama değil işte evin bütün işi ne yazık ki hala kadının üzerinde bilirsiniz işte. Ruşen Çakır gibi bu tür duruşlara değer veren bir gazeteci mesela... Onun evdeki duruşu nedir? Yok yani. Ruşen gibi sayısız insan biliyorum. Çok medeniler çok sevilesiler çok saygı duyulasılar ama ne yazık ki ev içinde hayatın içinde öyle değiller. Öyle yetiştiriliyorlar ne yazık ki erkek çocuklar. Benim oğlum da öyle yetişiyor. Babası da ondan çekiyor o ayrı. Kadın hakları arayışındaki arkadaşlarımızın sözünü ettiği bu. Evin içinde özerk alanda aile içinde biz eşitliği sağlayabiliyor muyuz sağlayamıyor muyuz? Biliyorsunuz üniversite mezunları kadınların dayak yeme oranı daha çok. Ben kendi annemden biliyorum çok değerli bir jinekologdu. Eğitimse aynı eğitim yorgunluksa aynı yorgunluk ama gelip yemeği o pişirirdi. Peki en çok kavga ettiğiniz konular? İplikçi: Ruşen’in evden gitmesi iş için. Hayatımızı en bloke eden şey buydu. Çakır: Eskiden evde olduğu zaman ev işlerinden yazmaya zamanı kalmıyordu. Şimdi ofisi var artık orada çalışıyor. İplikçi: Yazarlık 24 saat mesaidir. Haftada 4 gün ofise gidip en azından evde kurguladığım şeyleri burada kağıda döküyorum. RUŞEN HAFİFLETTİ İŞLERİNİ MUTLU OLDUM Ruşen Çakır gazeteci kimliğiyle çok yoğun bir tempo içindeyken siz baş edebiliyor musunuz bu yalnızlıkla? İplikçi: Yalnızlığı tanıyan, başedebilen biriyim. Yazar yalnız olmayı bilmeli. Ama Ruşen’in durumu nedeniyle katmerli bir yalnızlık yaşadım. Çok somut yalnızlıklar başıma geldi. Evin idame ettirilmesi, çocuğun bakımı. Ben ‘yazarım’ diyorsanız bunların çok soyut bir halde hayatınızda olması gerekiyor. Bir dönem onun çok zorluğunu çektim. Şimdi daha iyiyim sanki Ruşen biraz daha hafifletti işlerini sanki. Şehir dışına ve yurtdışına daha az gidiyor, rica ettim. Ve öyle olunca da mutlu oldum. Öyle mi Ruşen Çakır? Siz mutlu musunuz peki bu durumdan? Çakır: Program nedeniyle fazla hareket edemediğim için gidemiyorum. Benim yaptığım gazetecilik muhabirlik. Sahada muhabirlik yaparak keyif alıyorum. Her gün Yazıişleri bir de Salı akşamı program olunca gidemiyorum, Müge de mutlu oluyor. Ruşen Çakır neden gazetecİlikten sıkıldı? Gazetecilik yapmak neden zorlaştı? Çakır neden ilişkilerini azaltmaya gidiyor? Gazetecilikteki tuzaklar neler? Röportajın devamı yarın..... | Biri gerçeklerin izini sürüyor, diğeri hayallerle besleniyor... Gazeteci Ruşen Çakır nasıl bir yöneticiydi? Şimdi evde nasıl bir eş? Müge İplikçi anlattı |
GÜLŞAH ERDEM İNTERNETHABER- ÖZEL ANKARA- Taraf gazetesinin bugün manşetine taşıdığı, Bilecik’te ölen asker Ergin Önen’in cenazesinde ‘Türk bayrağı konulmadı’ haberine, aileden isyan var. Olayın aslının Taraf’ın yazdığı gibi olmadığını anlatan aile, işin aslını İNTERNETHABER’e anlattı. Şehit er Ergin Önen’in ağabeyi Ercan Önen, İNTERNETHABER’e yaptığı özel açıklamada Türk Bayrağı’na bir tepkileri olmadığını ve Taraf’ın yazdığı gibi bir protestonun bulunmadığını söyledi. Taraf Gazetesine öfke kusan Ercan Önen, şunları söyledi: KOMUTANLARDAN İZİN ALDIK “Cenaze Batman Havalimanından camiye götürülünceye kadar tabutta Türk Bayrağı vardı. Ama sadece camiden mezarlığa götürülürken Türk bayrağını kaldırdık. Çünkü, dini sembol olarak kullandığımız yeşil bir örtü ile defnetmek istiyorduk. Bu bizim dini inancımız gereğiydi. Bunu Türk Bayrağı’na protesto olarak yorumlamak provokasyondur.Cenazeyi Batman Havaalanından bizzat ben aldım. Havaalanından camiye kadar cenazenin üzerinde Türk bayrağı vardı. Camiye getirildikten sonra komutanlar ve yetkililerden izin alarak dini inançlarımızı yerine getirmek için Türk bayrağını kaldırıp üzerine yeşil örtü örttük. Cenazeyi yaklaşık 100 metre kadar bu şekilde taşıdıktan sonra defnettik. Bu haber yapılırken bize danışsalardı böyle bir haber yapmazlardı. Doğrusunu yazarlardı. Annem bu haber yüzünden rahatsız oldu. Çok üzüldü, öfkeli. Hepimiz öfkeliyiz.” “BU BAYRAK HEPİMİZİN” Ercan Önen, Türk bayrağının sadece Kürtlere ya da Türklere ait olmadığını Türkiye Cumhuriyeti Devletine ait olduğunu söyledi. Önen, bir amcasının şehit, bir diğer amcasının da gazi olduğunu da belirterek, “Türk bayrağına saygımız tamdır” dedi. TSK'NIN SORUŞTURMASI BEKLENİYOR Önen, kardeşinin ölümüne ilişkin olarak TSK'ya karşı dava açıp açmayacaklarına yönelik olarak da, "Genelkurmay Başkanlığı kendi içinde zaten bir soruşturma açmış.. Bunun bilgisini bize verdiler. soruşturmanın tamamlanmasını bekliyoruz. Soruşturma sonucuna göre bir tavır belirleyeceğiz. O soruşturma bitmeden herhangi bir yasal işlem başlatmayı düşünmüyoruz" dedi. | Taraf Gazetesi, 'Batman"lı şehit askerin cenazesinde Türk Bayrağı protestosu' diye manşet attı. Ama işin aslı öyle değil. |
Erkeklerdeki testosteron hormonunun, kadınların yumurtlama döneminin işaretlerine karşılık verdiği bildirildi. Science Daily'nin internet sitesine göre araştırmada, kadınların her yıl karşı cinsi cezbetmek için parfüm ve losyonlara boşuna milyarlarca dolar harcadığını, kadının doğal kokusunun erkeğin ilgisini çekmek için en iyi yol olabileceğini gösterdi. Sonuçları Psychological Science dergisinde yayımlanan araştırma çerçevesinde, Florida Üniversitesinde görevli bilim adamları Paul L. Miller ve Jon K. Maner, hayvanlarda bilinen bu özelliğin insanlar için de geçerli olduğunu ortaya çıkardı. Yapılan iki ayrı çalışmada, kadınlara menstrüel döngülerinin çeşitli evreleri boyunca 3 gece tişörtler giydirildi ve katılımcı erkeklere, kadın katılımcıların giydiği, bazı erkeklere de kimsenin giymediği tişörtler koklatıldı. Araştırmada, erkeklerden tişörtleri koklamadan önce ve kokladıktan sonra salya örnekleri alındı, yumurtlama döneminde kadınların giydiği tişörtleri koklayan erkeklerdeki testosteron seviyelerinin, yumurtlama döneminde olmayan ya da kimsenin giymediği tişörtleri koklayan erkeklerinkinden daha yüksek çıktığı tespit edildi. Bilim adamları ayrıca, erkeklerin tişörtlerdeki kokuları çekiciliğine göre sıralandırırken, yumurtlama dönemindeki kadınlar tarafından giyilenleri en üst sıraya yerleştirdiklerini söyledi. | Kadınlar karşı cinsi cezbetmek için parfümlere milyonlarca dolar yatırıyor ama ortaya çıkan gerçek onları yanılttı. |
El Cezire televizyonunun internet sitesinde yer alan habere göre, İsrail, Kudüs'ten sonra ikinci tarihi kent olan Yafa'daki Müslüman mezarlığına ve Yafa'nın Ulu Cami bitişiğindeki alana otel inşa edecek. Haberde, Memluk devleti dönemindeki tarihi mezarların yer aldığı alanda ve 1948 yılında Filistin'den göç eden Filistinlilere ait onlarca dönüm arazi üzerinde beş yıldızlı otellerin inşaata başlanacağı ifade edildi. Söz konusu alanlarda vakıf arazilerinin de olduğunu söyleyen kent sakinleri, İsrail'in, Yafa Ulu Cami çevresindeki alanlarda otel inşa etme hakkını nereden aldığını merak ettiklerini belirtiyorlar. El Kuds Vakfı yetkilisi Abdülmecid İğberiyet, Yafa'daki Hilton otelinin de yıllar önce Abd Nebi mezarlığının bulunduğu yerde kurulduğunu söyledi. İğberiyet, İsrail'in Kudüs, Hayfa ve diğer kentlerin mezarlıkları üzerinde binalar ve otoparklar inşa ettiğini belirtti. İsrail'in başkenti Tel Aviv de bulunan Tel Aviv Üniversitesi de bir Müslüman mezarlığı üzerinde kurulmuştu. | İsrail'in, Yafa'da bulunan eski İslami Kışla mezarlıkları üzerinde beş yıldızlı oteller inşa etmeye hazırlandığı bildirildi. |
THY'yi 2,5 yıllığına resmi sponsor yapan anlaşmanın altına THY Genel Müdürü Temel Kotil ve Barcelona Kulübü Başkanı Joan Laporta'nın imza attı. Basın toplantısı öncesinde sembolik de olsa bir imza töreni yapılmaması dikkat çekti. Yetkililer imzaların daha önce atıldığını açıkladı. Yabancı gazetecilerin de ilgi gösterdiği basın toplantısında THY Genel Müdürü Temel Kotil, "Bugün THY için çok önemli bir gün ve bu anı sizinle paylaşmaktan çok mutluyum" dedi. Barcelona gibi bir futbol devi ile sponsorluk anlaşması imzalamanın ayrıcalık olduğunu belirten Kotil, anlaşmanın Barcelona'ya daha büyük başarılar getirmesini diledi. Barcelona Kulübü Başkanı Joan Laporta ise sözlerine, "Bugün özel bir gün" diyerek başladı. THY ile ilk olarak geçen aralık ayında, Abu Dabi'deki turnuvaya giderken tanıştığını belirten Laporta, özellikle servis hizmetindeki kalite ve personelin güler yüzünün kendisini çok etkilediğini söyledi. Laporta, anlaşmanın her iki kuruma da "başarı ve kar" getireceğini ifade etti. Konuşmaların ardından Laporta'ya arkasında Turkish Airlines yazılı bir Barcelona forması ile, takımın renklerinin giydirildiği maket THY uçağı hediye edildi. Bu sırada THY Genel Müdürü Temel Kotil'in Barcelona atkısı taktığı görüldü. İkili anlaşmayı birbirlerine sarılarak kutladı. Basın toplantısı bittikten sonra saha içine geçildi. THY Genel Müdürü Temel Kotil ve Barcelona Kulübü Başkanı Laporta burada hatıra fotoğrafı çektirdi. Bu sırada gazetecilerin saha içine inmelerine izin verilmedi. Kokteyle geçildiğinde THY Genel Müdürü Temel Kotil'e bir sürpriz yapıldı. Barcelonalı bir yetkili, geçen cuma günü Nou Camp'te Barcelona'nın Sevilla'yı 4-0 yendiği maçın topunu Temel Kotil'e hediye etti. Topun üzerinde Barcelonalı futbolcuların imzasının olduğu öğrenildi. SPONSORLUK ANLAŞMASI Sponsorluk anlaşmasına göre THY, Barcelona Kulübüne 2 buçuk sene için toplam 7 milyon 700 bin avro ödeyecek. Barcelona'ya ilk sene için 1 milyon 900 bin avro, ikinci ve üçüncü sene için 2 milyon 900 bin avro sponsorluk bedeli verilecek. Sponsorluk bedelinin yarısı sezon başında peşin olarak ödenecek. Kalan yarısı için barter yapılacak. Anlaşma gereği Barcelona her istediğinde ücretsiz olarak taşınmayacak. Uçuşlar için charter (tarifesiz) seferler de dahil bir bedel belirlenecek. Bu bedel yıl sonunda toplanıp barter anlaşmasından düşülecek. Böylece THY;nin ödeyeceği sponsorluk ücretinin bir kısmı kendi kasasına geri dönecek. Sponsorluk anlaşmasından önce Barcelona'nın ikisi Katalan (La Caixa Bankası ve Estralla Damm-Bira markası) ikisi ülke dışından (Nike ve Audi) 4 resmi ana sponsoru bulunuyordu. İmzaların atılması ile THY Barcelona'ya ülke dışından üçüncü, toplamda beşinci ana sponsor oldu. ANLAŞMANIN DETAYLARI THY ile Barcelona arasında imzalanan sponsorluk anlaşmasının detayları da belli olmaya başladı. Barcelonalı futbolcuların yer alacağı bir reklam filmi çekilecek. Filmde hangi futbolcuların oynayacağına ve senaryonun son haline teknik direktör Guardiola karar verecek. Guardiola onaylarsa reklam filmine Şubat ayı içerisinde başlanacak. THY bunun dışında şu haklara sahip olacak: -THY'nin Nou Camp Stadı;nın içindeki reklam panolarında kullanım hakkı olacak. 90 dakikalık maç esnasında minimum 2 buçuk dakika THY tanıtımı yapılabilecek. Bu sürenin üzerine çıkılması halinde herhangi bir ücret ödenmeyecek. -THY, stadın içinde ve dışında etkinlik yapabilecek. Stadın içinde davet ya da kokteyl düzenlenebilecek. Stat dışındaki alanda ise bir sezonda 2 defa olmak üzere, konser gibi etkinliklere izin verilecek. -Nou Camp Stadının bazı girişlerinde, futbolcuların sahaya çıkış için kullandığı koridor ve röportaj verecekleri basın alanında THY logoları yer alacak. Maç arasında bilet çekilişi yapılabilecek. Talihliler Barcelonaİstanbul arasında gidiş dönüş bileti kazanabilecek. Zamanla bilet çekilişi diğer uçuş noktalarına yayılacak. -THY, digital ortamı kullanarak Barcelona'nın kayıtlı 4 milyon üyesine ulaşılabilecek. Bu üyelerin e- maillerine direkt olarak ulaşılıp, uçuş profili çıkarılacak. Böylece yeni bir pazarlama stratejisi geliştirilecek. -Ayrıca Facebook ve Twitter gibi sosyal paylaşım siteleri kullanılarak ortak kampanyalar düzenlenecek. -Barcelona THY'ye, üzerinde futbolcuların imzası bulunan 20 adet forma verecek. Bu formalar Uzak Doğu ülkelerinde açık artırma usulü ile satılacak. Buradan elde edilecek gelir sosyal sorumluluk projelerine aktarılacak. | THY ile Barcelona arasındaki "resmi sponsorluk anlaşması", Nou Camp Stadı'nda basın toplantısıyla duyuruldu. |
Türkiye Tütün Müskirat Gıda ve Yardımcı İşçiler Sendikası (TEKGIDA-İŞ) Genel Başkan Danışmanı Servet Akbudak, işçilerin Türk-İş Genel Merkezi önünde gerçekleştirdiği 3 günlük oturma eyleminin bugün sona ereceğini,bunun ardından programladıkları gibi 3 günlük açlık grevinin başlayacağını kaydetti. Akbudak, 3 günlük açlık grevinden olumlu bir sonuç alınamaması durumunda işçilerin süresiz açlık grevine gideceğini söyledi. "Demokratik haklarımızı almak için direniş göstermeye devam edeceğiz" diyen Akbudak, sonucu değiştirecek tarafın iktidar olduğunu belirterek, şöyle devam etti: "Sonucu değiştirmek, bizim irademizde değil. Bunu ancak iktidar değiştirebilir. İktidar tarafından meselenin insani yönü görülmemekte. İşçiler bu konuda oldukça kararlı. Çaresiz kalan insanlar tarafından beklenmedik olumsuz olaylar yaşanabilir. Kamuoyunu duyarlı olmaya, iktidarı da bu meseleyi yeniden gözden geçirmeye davet ediyoruz. İnsanlarımız mağdur oldu. Bu durumun insani ve ahlaki boyutu göz ardı edilmemeli." SENDİKA BİNASI SATILDIServet Akbudak, sendikanın örgütlü bulunduğu ÇAYKUR ile TEKEL'de Bakanlığın yetkisini alması nedeniyle 1 yıldan beri 25 bin üyenin aidatını ödeyemediğini, sendika binasının satılmak zorunda kaldığını söyledi. Akbudak, şu bilgiyi verdi: "Sendikanın yaşadığı ekonomik sıkıntı nedeniyle sendikaya ait Malatya Bölge Başkanlık binasını satışa çıkarmak zorunda kaldık. Malatya'da bir emlakçı aracılığı ile en yüksek teklif veren alıcıya 1 milyon 250 bin TL karşılığında bina satıldı. Bu satış bedeliyle bir ayı aşan eylem masraflarının bir kısmı karşılandı. Tüm hesaplarımız Yeminli Mali Müşavir denetimde ve web sayfamızda açıkça yayınlanmakta." | Türkiye Tütün Müskirat Gıda ve Yardımcı İşçiler Sendikası (TEKGIDA-İŞ) TEKEL eylemine açlık greviyle destek verecek. |
Batman'ın Sason İlçesi'nde yapılan operasyonda uzman çavuş Serkan İpek'in şehit olması 1 uzman çavuşun da yaralanmasıyla sonuçlanan olayda, ateşi yanlışlıkla bölgede bulunan köy korucularının açtığı öne sürüldü. Genelkurmay Başkanlığı ise bu konuda,, “Olayın nasıl meydana geldiğinin tespiti amacıyla dün Kulp Cumhuriyet Savcılığı tarafından soruşturma başlatılmıştır” açıklamasını yaptı. Milliyet'ten Arif Aslan'ın haberine göre Sason İlçesi ile Diyarbakır'ın Kulp, Silvan ilçeleri üçgenininde yapılan operasyonda açılan ateş sonucu Jandarma Uzman Çavuş Serkan İpek şehit olurken, 1 uzman çavuş da yaralandı. Olay ardından bölgede PKK'lı terörist bulunmadığı ve havanın çok sisli olması nedeniyle ateşi nöbet tutan köy korucularının açtığı iddia edildi. GENELKURMAY AÇIKLAMASI Genelkurmay Başkanlığı, resmi internet sitesinde bu konuda açıklama yaptı. Açıklamada olayın soruşturulduğu vurgulanırken şu görüşlere yer verildi: “17 Ocak 2010 günü, Batman- Sason bölgesinde geçici köy korucuları ve jandarma timlerince müştereken icra edilmekte olan bir operasyonda, alınan terörist görüntüsü üzerine yapılmakta olan manevra esnasında, açılan ateş sonucu bir uzman jandarma çavuş şehit olmuş, bir uzman jandarma çavuş ise yaralanmıştı. Olayın nasıl meydana geldiğinin tespiti amacıyla, dün (aynı gün) Kulp Cumhuriyet Savcılığı tarafından bir soruşturma başlatılmıştır. Kamuoyuna saygı ile duyurulur.” Yücebağ Beldesi ile Diyarbakır'ın Kulp İlçesi’ne bağlı Hamzalı Köyü yakınlarında meydana gelen olayla ilgili olarak köylüler, şu iddialarda bulundu: “Pazar günü öğle saatleriydi. Zore Çayı'nın su yatağı sisle kaplıydı. Jandarma 3- 4 gündür o bölgede arama- tarama faaliyetlerini sürdürüyordu. Bir dönemler ‘Zore Kampı' olarak bilinen bölge tamamen mağaralarla kaplı bir alan. Uzun süredir bölgede sessizlik vardı ve olay da yaşanmıyordu. Öğle saatlerinde 1 şarjörlük silah sesi duyduk. Başka ses işitmedik. Pusudaki korucuların alan taramasını yapan güvenlik ekiplerine ateş açtığı hemen herkesin dilinde. Eğer PKK'lı grup çatışmada olsaydı, başka silah sesleri duyulurdu. Onlardan da zayiat olurdu. Bu olayın ciddi bir şekilde araştırılmasını istiyoruz | Sason'da yapılan operasyonda şehit düşen uzman çavuş Serkan İpek, kör bir kurşuna mı kurban gitti... |
Haiti'yi vuran deprem sırasında yıkılan evlerden birinde video kamera kayıttaydı... O anlarda bakın neler oldu.. Haiti'yi vuran ve ölü sayısının 200 bine ulaşmasından endişe edilen deprem sırasında yıkılan evlerden birinde, video kamera kayıttaydı. Deprem anını ve sonrasını saniye saniye yaşatan görüntülerde, yatağının üzerinde az sonra başına geleceklerden habersiz bir kadın görülüyor. Depremin başlamasıyla kendisini odanın dışına atan kadının sesi arka plandan gelmeye devam ederken önce etraf kararıyor, ardından kimi eşyaların yere düşüp kırılma sesleri gelmeye başlıyor. Sonrasında da büyük bir gürültüyle binanın çöküşü duyuluyor. Sadece 20 saniye süren dehşetin ardından oluşan sessizlik insanların şaşkın bağırışları ve ardından çığlıklarıyla bölünüyor. Birbirlerine bağırdığı, yardım istedikleri duyulan insanların sesleri, tüyleri diken diken ediyor. Videoyu kaydeden kişi ve odadan kaçan kadının akibeti bilinmiyor. Haiti'de depremin ardından ölü sayısının 200 bine ulaşmasından korkuluyor. | Haiti'yi vuran deprem sırasında yıkılan evlerden birinde video kamera kayıttaydı... O anlarda bakın neler oldu.. |
Okan Bayülgen'in Cumatesi akşamı yayınlanan programında 'namus nedir' sorusunu yönelttiği kişi sanatçı Fatih Erkoç'tu... Fatih Erkoç bu soru karşısında şaşırırken Bayülgen hemen devreye girerek; "En namussuz sen göründün gözüme direkt sana sordum" dedi... Bozulduğunu farkettirmemeye çalışan Erkoç'un cevabı ise "Ben namuslu olduğumu zannediyordum" oldu. SEVİŞME SORUSU Okan Bayülgen, kırdığı potun şokunu atlatamaya Fatih Erkoç'a bir 'belaltı' soru daha yöneltti! O soru ise: "Bu yaştan sonra sevişmek zor oluyor mu?" oldu! Fatih Erkoç bu soruya da şakayla karşılık vererek durumu geçiştirmeye çalıştı. | Okan Bayülgen'in Cumatesi akşamı konuklarına bir soru sordu. Fatih Erkoç soruya yanıt vermekte güçlük çekti! |
Genelkurmay Başkanlığından, Batman'ın Sason ilçesindeki operasyon sırasında, dün bir uzman çavuşun şehit olduğu ve bir uzman çavuşun yaralandığı olayın "Nasıl meydana geldiğinin tespiti amacıyla, aynı gün, Kulp Cumhuriyet Savcılığı tarafından soruşturma başlatıldığı" bildirildi. Genelkurmay Başkanlığının internet sitesinde yer alan bilgi notunda şunlara yer verildi: "17 Ocak 2010 günü, Batman–Sason bölgesinde Geçici Köy Korucuları ve Jandarma timlerince müştereken icra edilmekte olan bir operasyonda, alınan terörist görüntüsü üzerine yapılmakta olan manevra esnasında, açılan ateş sonucu bir Uzman Jandarma Çavuş şehit olmuş, bir Uzman Jandarma Çavuş ise yaralanmıştı. Olayın nasıl meydana geldiğinin tespiti amacıyla, dün (aynı gün) Kulp Cumhuriyet Savcılığı tarafından bir soruşturma başlatılmıştır. Kamuoyuna saygı ile duyurulur." | Genelkurmay Başkanlığı internet sitesinde Sason'da operasyonda şehit olan uzman çavuşla ilgili bir açıklama yaptı. |
Beşiktaş Teknik Direktörü Mustafa Denizli, son günlerde kendisiyle ilgili yapılan yorumlarla ilgili açıklama yaparak, "En az 5 yıl daha Çeşme'ye gitmeyi düşünmüyorum" dedi. Kulüp resmi internet sitesinden yer alan açıklamasında Denizli, son günlerde bazı basın organlarında şahsına yönelik, 'Aklı Çeşme'de, kendini takıma veremiyor' şeklinde yorumlar yapılmakta ve yazılar yazılmakta olduğunu belirterek, "Türkiye'de herkesin özellikle de Beşiktaş Camiası'nın bilmesini isterim ki; şu anda aklımın, kalbimin ve ruhumun olduğu yerdeyim. Bunun için de çok mutluyum. 20 yıldır yaptığım her röportajda Çeşme'yi özlediğimi söyledim. Ancak nedense bazı basın organları sadece son yaptığım röportajda, bu yöndeki sözlerimden farklı anlamlar çıkarttılar. Bunun son derece manidar ve sadece yıpratma amaçlı olduğu düşüncesindeyim" ifadelerini kullandı. Denizli, "Çeşme'ye dönmek istersem kimseden icazet alacak halim yok. Futboldan maddi ve manevi bir beklentim de yok. İkisine de fazlasıyla sahibim. Bir tek şeye ihtiyacım var, o da camianın başarıyı yaşaması ve benim de bu başarıda pay sahibi olmam. Şu anda geçen yıldan çok daha konsantre ve yoğun bir şekilde kulübümün başarısı için çalışmaktayım" şeklinde konuştu. Kötü bir dönem geçirdiklerini ve bu nedenle üzüldüklerini vurgulayan tecrübeli teknik adam, "Ancak bunu telafi edeceğiz. Hem ben hem de oyuncularım, hep birlikte her türlü çabayı sarf edeceğiz. Elbette ki camiamızın da takımın yanında olmasına ihtiyacımız var" dedi. Mustafa Denizli, zaman zaman kontratlarının bir yıllık olmasına da dikkat çekildiğini dile getirerek, "Bu benim bütün meslek yaşantım boyunca çalışma şeklim olmuştur. Kontratlarımın süresi hiç önemli değildir. Bu camia bana görev verdiği sürece ve hangi görevi verirse versin çalışmaya devam edeceğim. En az 5 yıl daha Çeşme'ye gitmeyi de düşünmüyorum. Sadece her yıl olduğu gibi tatilimi orada geçireceğim. Merak edenler varsa, bunu benim ağzımdan duysunlar istedim" diyerek sözlerini tamamladı. | Beşiktaş Teknik Direktörü Mustafa Denizli, kendisi hakkında yapılan bir dedikodu için zorunlu açıklama yaptı. |
Alişan, konserinde ' En büyük asker bizim asker" tezahürat yapan bayanlara "Siz gidin" dediği yönündeki iddialara bu sabah' Herşey Dahil' programında yanıt verdi. Oldukça sinirli olan ve Çağla Şikel tarafından sakinleştirilen Alişan'ın sözleri: "Konser sırasında bana öyle bağırdıklarında 'Ben gidince söylersiniz' dedim. Ben askerlik yapmayacağım demiyorum. Ben şu anda TC'nin bana verdiği tecil etme hakkımı kullanıyorum. Eğer o hak benden alınırsa seve seve askere gideceğim. Keşke askerliğimi daha önceden yapsaydım. Evet şu anda tecilliyim. Bu ülkedeki binlerce kişi gibi tecilliyim. Benim o lafı söylediğimi ispat etsinler, elimde avucumda ne varsa herşeyimi vereyim, dünyanın en şerefsiz insan olayım. Ben ne kendi kendime futbol lisansı aldım, ne askerden kaçtım. Şu anda sadece tecilliyim, tecil, yani asker kaçağı değilim." | Alişan kendine 'en büyük asker bizim asker' diye tezahürat yapanlara 'Siz gidin askere' dediği iddalarını yanıtladı |
Taraf Gazetesi'nden Neşe Düzel 'e konuşan Star yazarı Şamil Tayyar'dan çarpıcı iddialar geldi. Tayyar'a göre AK Parti'ye karşı yeni kapatma davası, telefon dinlemelerinden hareketle 'sivil dikta' iddiasıyla açılacak. EMNİYET'TE ÜÇ GRUP ÇATIŞIYOR Tayyar'ın iddiaları bununla da sınırlı değil. Emniyet'te üç grubun çatıştığını öne süren Tayyar, ilgili soruya şu yanıtı veriyor: Emniyet'in içinde kim kiminle çatışıyor? Ülkücü grupla Fethullahçı grup arasında bir çatışma mı bu? Emniyet'in içinde de farklı gruplar var ve iç çatışma deidğim bir tür iktidar kavgası. Bu iktidar kavgasının içinde cemaatle bağlantılı isimler olduğu söyleniyor. Ülkücü kökenli isimler de söyleniyor. Mesela Milli Görüş çizgisinde bir ekip var. Fethullahçılarla Milli Görüş'çü polisler arasındaki çatışma çok mu sert? Evet. Aralarında ciddi bir çatışma ve ayrılık var şu anda. AK PARTİ'NİN KAPATILMA İHTİMALİ VAR MI? Askerlerin kışlasına çekildiği bir demokrasiye kavuşabilecek miyiz? Bu bir süreç. Bu bir mücadele. Siyasi iradenin bu mücadelede sağlam durması gerekiyor. Şimdi AK Parti hakkında ikinci bir kapatma davası açılması planlanıyor. Bu konuda Yargıtay Başsavcısı bir soruşturma başlattı. Biliyorsunuz birinci kapatma davası irticai faaliyetlerin odağı olduğu iddiasıyla açılmıştı. Bu seferki davanın, telhefon dinlemelerinden hareketle, 'sivil dikta' iddiasıyla açılmasının hesabı yapılıyor. Yani ikinci kapatma davası, bu dönemde tartışma konusu olan sivil vesayet, sivil dikta, sivil faşizm gibi gerekçelerle açılacak. AK Parti'nin kapatılma ihtimali var mı? Evğer dava açılırsa bu sefer kesin kapatırlar. Bu kez yarıda bırakmazlar ve kapatırlar. Böylece sivil darbe iddiaları da, yargı darbesine dönüşür ve AK Parti kapatılır. Son dönemde başlatılan 'sivil ikta', 'sivil vesayet' tartışmaları, bu kapatma davasının alt yapısını oluşturma faaliyetidir. AKP'nin dar kapsamlı anayasa değişikliği hamlesi, kapatılmayı önlemek için mi? Gerekçelerinden biri kapatılma ihtimalidir. Eğer kapatma davası açılırsa, Ergenekon süreci hızlanır. Daha büyük dalga operasyonlar olur. Çünkü askerle hükümetin ilişkileri sertleşir. Şu anda Ergenekon'da frene basıldı. Bir numaraya kadar gidilebilecek yol kapatıldı. Eğer kapatma davası açılırsa ilk kapatma davasında yaşanan gene yaşanır. O zaman da Ergenekon soruşturması hızlanmıştı, şimdi gene hızlanır. Çünkü AK Parti uzlaşarak değil, çatışarak ayakta kalacağını birinci kapatma dravasında anladı. Bugün Ergenekon süreci yavaşlatılmış durumda. Dalan hala yakalanamıyor. Haberal hala hastanede yatıyor. Generaller hala dışarıda bulunuyor. Eğer Ergenekon süreci hızlanırsa. Ne olur? Birçok kuvvet komutanının ve emekli generalin içeri alınmasına yol açabilecek çük sürpriz gelişmeler yaşanabilir. Ayrıca eşanlı olarak orduda da bir idare operasyon başlatılabilir. KAPATILMA DAVASI NE ZAMAN AÇILABİLİR Kapatma davasınının açılıp açılmayacağı ne zaman belli olur? Soruşturma ne zaman tamamlanır? Bu bir güç oyunu ama bu sadece Türkiye'deki iç dinamiklerle açıklanamaz. Bu süreci yönlendirebilecek uluslararası güç odakları var. Amerika'nın tavı çok önemli. Çok ilginç bir döneme giriyoruz. O yüzden medyadaki birçok tartışmayı bağımsız olarak değerlendirmek bizi yanlış sonuçlara götürür. Tartışmalar hep birbiriyle ilişkili ve bağlantılı. Nuray Mert, 'sivil dikta' lafını ederken, bu büyük oyudan haberdar olmayabilir ama onu harekete geçiren ve bunları yazmaya iten iklimi yaratanların planı özetle bu... Taraf Gazetesi'nden Neşe Düzel'in Şamil Tayyar'la yaptığı röportajın tamamını okumak için tıklayın | Gazeteci Şamil Tayyar'a göre AK Parti'ye karşı yeni kapatma davası 'telefon dinlemeleri'nden açılacak. |
Burdur'da 21 yaşındaki E.G., sevgilisi 20 yaşındaki İbrahim Ö.'nün evinde verdiği partide kendisine tecavüz ettiği iddiasıyla polise başvurdu. Polis, İbrahim Ö.'yü gözaltına aldı. Burdur'da üniversitede okuyan E.G., arkadaşlarıyla birlikte 10 gün önce tanıştığı sevgilisi İbrahim Ö.'nün dün gece evinde verdiği partiye gitti. Gece geç saatlere kadar alkol alarak eğlenen gençler, saat 01.30 sıralarında dağılmaya başladı. Arkadaşlarının gitmesinin ardından evde baş başa kalan İbrahim Ö. ile E.G. alkol almaya devam etti. İbrahim Ö. iddiaya göre odanın kapısını kilitledikten sonra E.G. ile zorla cinsel ilişkiye girdi. Saat 02.30 sıralarında polisi arayan E.G., “Erkek arkadaşım bana tecavüz etti” diyerek yardım istedi. Şikayet üzerine eve gelen polis, İbrahim Ö.'yü gözaltına alırken, tecavüze uğradığını iddia eden E.G.'yi de adli rapor için Burdur Devlet Hastanesi'ne götürdü. Olayla ilgili soruşturma sürüyor. GELİNİNE 1,5 YIL TECAVÜZ ETTİ [PAGE] GELİNİNE 1,5 YIL TECAVÜZ ETTİ Sultangazi'de bir kadın, damadı cezaevindeyken kızına 1.5 yıl boyunca tecavüz ettiği öne sürülen dünürünü silahla vurarak öldürdü. İddiaya göre, Sultangazi'de yaşayan İnci G'nin (20) eşi Vehbi G., uyuşturucu suçlamasıyla 2 yıl önce cezaevine girdi. Genç adam, eşi ve çocuğunu ise babası Hikmet G'ye teslim etti. Oğlunun cezaevinde olmasını fırsat bilen baba Hikmet G., gelinine 1.5 yıl boyunca tecavüz etti. Yaşananlara daha fazla dayanamayan İnci G. savcılığa başvurarak kayınpederi hakkında şikayette bulundu. Gelininin şikayeti üzerine gözaltına alınan Hikmet G. delil yetersizliğinden serbest bırakılırken, tutuksuz yargılanmasına karar verildi. İnci G., şikayetin ardından annesi Melahat H.'nin evine geldi. Delil yetersizliğinden serbest bırakılan Hikmet G. ise dünürünün kapısına dayanarak gelinini almaya geldiğini söyledi. Bunun üzerine sinirlenen anne Melahat H., dünürünü birkaç kez gitmesi konusunda uyardı. Hikmet G. ise gelinini almadan gitmeyeceğini belirterek, ısrarını sürdürdü. Bunun üzerine Melahat H. evde bulunan ruhsatsız tabancayı eline alarak dünürünün üzerine rastgele ateş etti. Hikmet G. vücuduna isabet eden kurşunlarla olay yerinde hayatını kaybetti. Teslim olan Melahat H. ise Sultangazi Asayiş Büro Amirliği ekiplerince gözaltına alındı. Şubeye gelen İnci G. ve annesi Melahat H. basın mensuplarının sorularını yanıtsız bıraktı. Melahat H'nin sorgusunun devam ettiği öğrenildi. BÖYLESİ ANCAK TÜRKİYE'DE OLUR! [PAGE] BÖYLESİ ANCAK TÜRKİYE'DE OLUR! Trabzon'da işe girebilmek umuduyla kız kaçırmaya yardım eden işsiz Vedat Boran ve kızı Tenzile Boran, ‘kişiyi hürriyetinden yoksun bırakmak’ suçundan tutuklanarak cezaevine konuldu. Olay 14 Ocak'ta Boztepe Mahallesi Mazlum Sokak'ta meydana geldi. 17 yaşındaki S.A. adlı kızın oturduğu eve, kendilerini sağlık memuru olarak tanıtırak giren 1'i kadın 2 kişi, genç kızı eterle bayıltarak kaçırmak istedi. Ancak genç kız, karşı koyup bağırmaya başlayınca sahte sağlık memurları da çareyi kaçmakta buldu. Dışarı çıkan sahte sağlık memurlarından Coşkun Pekşen dışarda bekleyen 2 arkadaşıyla birlikte kaçarken, 23 yaşındaki Tenzile Boran, evin dışında bekleyen babası 49 yaşındaki Vedat Boran'ın fenalık geçirip bayılmasıyla olay yerinde kaldı ve gelen polislerce birlikte ikisi de gözaltına alındı. Olay yerinden 61 FE 595 plakalı otomobille kaçtıkları belirlenen 25 yaşındaki Coşkun Pekşen, 36 yaşındaki Alper Aydın ve kimliği belirlenemeyen bir kişinin yakalanması için çalışma başlatılırken, otomobil kent merkezinde bulundu. Araçta yapılan aramada, yakasında ‘Serdar’ yazan beyaz bir eczacı gömleği, anket kağıtları, üzerinde Tenzile Boran'ın fotoğrafı bulunan ve ‘Dilek Boran’ adına düzenlenmiş sahte Sağlık Müdürlüğü personel kimliği bulundu. İŞ BULMA UMUDUYLA OLAYA KATILDIM Vedat Boran'ın Emniyet'teki ifadesi ise olayın ilginç bir boyutunu gözler önüne serdi. Vedat Boran, kız kaçırma olayına iş vaadiyle katıldığını belirterek, ”Bir süredir işsizdim. Onur Akın olarak tanıdığım ancak sonradan Alper Aydın olduğunu öğrendiğim kişi, bana iş vaadinde bulundu ancak karşılığında bir kız kaçırma olayında kızımla birlikte kendilerine yardım etmemi şart koştu. Olay yerine 5 kişi gittik. Kızım Tenzile kendisini sağlık memuru olarak tanıtarak anket doldurma bahanesiyle kaçıracağımız S.A.'nın evine girdi. Kızımın ardından yine sağlık memuru kılığındaki Coşkun Pekşen de eve gitti. Bir süre sonra evden çığlıklar gelmeye başlayınca ortalık karıştı. 3 kişi kızımla beni olay yerinde bırakarak geldiğimiz araçla kaçtı” dedi. Sorgularının tamamlanmasının ardından ‘tasarlayarak ve planlayarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, sahte kimlik belgesi düzenleme ve kullanma’ suçlarından mahkemeye çıkarılan Vedat Boran ve kızı Tenzile Boran tutuklanarak Bahçecik Cezaevi'ne gönderildi. Polis, firari 3 kişiyi yakalamak için çalışmalarını sürdürüyor. GENÇ ŞEYDA TRAFİK KAZASI KURBANI [PAGE] Bursa'daki kontrolden çıkarak elektrik direğine çarpan otomobilde bulunan Uludağ Üniversitesi İktidasi ve İdari bilimler Fakültesi öğrencisi 20 yaşındaki Şeyda Zehir trafik kazasında öldü, aynı yaştaki sınıf arkadaşı Betül Kökten ağır yaralandı. Kazadan otomobili kullanan aynı yaştaki Ümit Çetin ile yanında oturan Hasan Koyuncuoğlu ise kazadan hafif yaralarla kurtuldu. Kaza, dün saat 20.00 sıralarında merkez Nilüfer İlçesi'ne bağlı Görükle Mahallesi'ndeki Uludağ Üniversitesi Kampusu'nda meydana geldi. Ümit Çetin yönetimindeki 10 AFF 42 plakalı otomobil, Ziraat Fakültesi Kavşağı'nda aşırı hız ve yolun yağışlı olması nedeniyle virajı alamayıp kontrolden çıktı. Elektrik direğine çarpan otomobilde sıkışan Ümit Çetin ile yanında oturan Hasan Koyuncuoğlu, gelen polisler tarafından araçtan çıkartırken ağır yaralanan arka koltukta oturan Şeyda Zehir, ambulans gelinceye kadar öldü. Durumu ağır olan arkadaşı Betül Kökten ise, sıkıştığı yerden itfaiye ekipleri tarafından kurtarılıp yakında bulunan Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'ne kaldırıldı. Kökten'in hayati tehlikeyi atlatamadığı açıklandı. Kaza şokunu atlatan Balıkesir’in Gönen İlçesi'nde oturan Ümit Çetin, verdiği ifadede Karacabey'de oturan arkadaşı Hasan Koyuncuoğlu’nu otomobili ile alarak Uludağ Üniversitesi'nde okuyan kız arkadaşları Şeyda Zehir ile Betül Kökten'i ziyaret etmek için Bursa’ya geldiklerini söyledi. Çetin, üniversite kampusundaki kafeteryada oturduktan kız arkadaşlarını evlerine bırakmak isterken kaza yaptıklarını anlattı. Şeyda Zehir'in cenazesi otopsi yapılmak üzere Adli Tıp Kurumu’na kaldırılırken, Samsun'da toprağa verileceği açıklandı. Hastanede arkadaşıyla birlikte tedavisi devam eden Ümit Çetin ise taburcu olurken hakkında ‘Dikkatsizlik ve tedbirsizlik sonucu ölüm ve yaralamaya neden olmak' suçlarından soruşturma sürdürülüyor. | Evinde bir parti veren genç, yeni tanıştığı sevgilisini de davet etti. Gece herkes gitti, ikisi başbaşa kaldı. Ve dehşet saatleri başladı. |
İhbar üzerine Karayılan Mahallesi, Şehit Ali Karakaş Caddesi üzerinde bir aracı durduran Şahinbey Belediyesi zabıta ekipleri, 580 kilo kokmuş hayvan kulağı ve deri kazıntısıyla karşılaştı. Zabıta ekipleri, Kurtuluş Mahallesi Karapınar mevkiine deki bir bağ evine de baskın yaparak, burada da 2 bin 800 kilo kokmuş hayvan kulağı ve deri kazıntısı buldu. Gıda ürünlerinin içine karıştırıldığı iddia edilen yaklaşık 3,5 ton kokmuş hayvan kulağı ve deri kazıntıları imha edildi. | Gaziantep'te gıda ürünlerine karıştırıldığı iddia edilen 3,5 ton büyük ve küçükbaş kokmuş hayvan kulağı ve deri kazıntıları ele geçirildi. |
2. Zombi düğünü Az önce gördüğünüz gotik tarzda düğünün daha uç noktası ne olabilir diye düşünüyorsanız işte cevabı. Zombi düğünü. Voodoo inancına göre zombilik doğaüstü güçler ve şaman hekimliği vasıtasıyla, yaşayanlar arasında korku yaratmak amacı ile ölü insan bedenlerinin yeniden canlandırılmasıdır. Bu tuhaf törende de ilginç bir organizasyon gerçekleştiriliyor. Evlenecek olan çifte özel bir zombi makyajı yapılıyor. Düğüne katılan davetliler de dilerse bu konsepte uygun giyiniyor. | 1. gotik düğün 'ölünceye kadar beraberiz' lafı nikah merasimlerinde klişe haline gelmiş bir laftır. bu laftan yola çıkarak yaratılmış bu merasim gotik tarzda düzenlenmiş. ölümü çağrıştıran tüm detayların kullanıldığı bu nikah, davetlileri biraz korkutuyor. adams ailesi görüntüsü veren bu çift... |
BJK Nevzat Demir Tesisleri'nde, teknik direktör Mustafa Denizli yönetimindeki antrenmana takım halinde koşular yaparak başlayan futbolcular, istasyon ve şut çalışmalarının ardından taktik çalışmalar yaparak günü tamamladı. Antrenmana tedavileri devam eden Hakan Arıkan ve Ramazan Özcan katılmazken, İsmail Köybaşı ile Ferrari takımdan ayrı koşu yaptı. Bu arada Delgado'nun testlerine de başlandı. Siyah-beyazlılar, yarın saat 11.00'de basına açık yapacağı idmanla hazırlıklarına devam edecek. Antrenman öncesinde saat 10.30'da ise futbolcular basın toplantısı düzenleyecek. | Beşiktaş, İstanbul Büyükşehir Belediyespor ile yapacağı Turkcell Süper Lig maçının hazırlıklarını yaptığı antrenmanla sürdürdü. |
Jeofizik Mühendisleri Odası (JFMO) Adana Şube Başkanı Melih Baki, son 3 yıldır Afrika kıtasının Anadolu'yu sıkıştırdığını belirterek, “Özellikle Akdeniz'de son günlerdeki deprem hareketliliği dikkati çekiyor” dedi. Baki, Haiti'de meydana gelen 7 büyüklüğündeki depremin yerküreyi etkilediğini söyledi. Bu depremin tüm fayları etkilediğini bildiren Baki, bu durumun tektonik çatıyı oluşturan ve gerilen yerlerde küçüklü büyüklü depremler üreteceğini ifade etti. Baki, Afrika kıtasının son 3 yıldır Akdeniz ile Anadolu'yu sıkıştırmasının, irili ufaklı depremlerle kendini yoğun şekilde hissettirdiğini kaydetti. Akdeniz bölgesinde son 2 günde 21 deprem olduğunu belirten Baki, şöyle devam etti: “Özellikle Akdeniz'de son günlerdeki deprem hareketliliği dikkat çekiyor. Halen devam eden bu depremlerin büyüklükleri, 2,9 ile 4,9 arasındadır. Batıda, Girit-Rodos-Dalma-Batma kuşağında oluşan bu depremlerden, 17 Ocakta 40 kilometre derinde 4,9 büyüklüğünde olan deprem çok önemlidir. Deprem 22.15'de meydana gelmiştir. Artçısı saat 22.59'da aletsel büyüklüğü 4,1 olarak yerin 15 kilometre derinliğinde olmuştur. Bunun sonucunda, Anadolu topraklarındaki uzantısı üzerinde deprem çoğalmaları-yoğunlaşması vardır. Bu bölge, güneyden gelen önemli bir kaktırma güçleri altında gerilmektedir. Bu yay boyunca biriken gerginliğin, daha büyük depremleri tetiklemesi sürpriz olmayacaktır.” | Haiti'de meydana gelen 7 büyüklüğündeki deprem tüm dünyayı etkiliyor. Akdeniz'de de son günlerde bir hareketlilik var. |
Subsets and Splits
No community queries yet
The top public SQL queries from the community will appear here once available.