text
stringlengths
296
93k
summary
stringlengths
48
2.09k
Bu sabah her zamanki gibi sınıflarına gelen Moda’daki Özel Mimar Sinan Güzel Sanatlar Lisesi öğrencileri karşılarında polisleri ve kamyonları görünce ne yapacakları şaşırdı! Çünkü İkoncan mahkeme kararıyla okullarını boşalttırmıştı. Babasından kalan mülkte eğitim veren Moda'daki Özel Mimar Sinan Güzel Sanatlar Lisesi, 2000 yılından bu yana Süreyya Yalçın'ın kiracısı olarak hizmet veriyordu. Altı ay önce yaptıkları bir etkinliğe sosyete güzeli Süreyya Yalçın'ı da davet eden okul yönetimi, Yalçın'ın "burası çok özel bir yer. Yaşatmamız için her türlü desteği vereceğim" sözüyle umutlanmışlardı. Ancak Süreyya Yalçın'ın babası Faruk Yalçın'dan kalan bu evde oturmak istemesi bütün planları alt-üst etti. Kiracısı olan ve Milli eğitime bağlı Özel Mimar Sinan Güzel Sanatlar Lisesi'ni tahliye etmek için Mahkemeye başvuran Yalçın, davayı kazandı. Bu sabah mahkeme karaarıyla okulu boşalltıran Süreyya Yalçın'ın "zamansız" tahliyesi veliler, öğrenciler ve okul öğretmenleri tarafından tepkiyle karşlandı.
Karne almaya bir haftaları kalan öğrenciler ve öğretmenler kendilerini sokakta buldular. Nedeni ise İkoncan!
İngiltere Premier Lig takımlarından Chelsea'nin orta saha oyuncusu Frank Lampard, Avrupa Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek finalde eşleştikleri İtalya'nın İnter takımı ile yapacakları maçları, şu an İnter'in başında olan Chelsea'nin eski teknik direktörü Portekizli Jose Mourinho ile rakip olacakları için sabırsızlıkla beklediğini söyledi. Lampard, Fransız Haber Ajansı'na (AFP) yaptığı açıklamada, ''Maçları iple çekiyorum. Hayal gibi bir kura. Maçlar çok zorlu geçecek, ancak Mourinho'nun dönüşü hem bizim, hem taraftarlar, hem de kendisi için heyecan verici olacak'' dedi. Kura çekiminden sonra Mourinho ile birkaç kez mesajlaştıklarını söyleyen Lampard, ''Kuradan memnundu. Chelsea'yi seviyor. Yakın süre önce buraya gelip bir maçımızı izledi. Kendisiyle görüştüm, Chelsea'nin kendisi için neler ifade ettiğini anlattı. Mourinho ile taraftarlarımız arasındaki sevgi karşılıklı. Taraftarlar onu çok seviyor. Bu yüzden Londra'da olağanüstü bir maç izleyeceğiz'' diye konuştu. Jose Mourinho, 2004-2007 yılları arasında Chelsea'de teknik direktörlük yaptıktan sonra İnter takımının başına geçti. Chelsea, Mourinho döneminde 2'si Premier Lig şampiyonluğu (2005-2006) toplam 6 kupa kazandı. Avrupa Şampiyonlar Ligi çeyrek finalinde Chelsea ve İnter takımları 24 Şubat'ta Milano'da 16 Mart'ta Londra'da karşılaşacak.
Chelsea'nin orta saha oyuncusu Frank Lampard'ı heyecan bastı. Futbolcu ve taraftarlar Mourinho'yu bekliyor.
İtalya futbol ligi Serie A'da, Kasım ayından bu yana galibiyet yüzü görmeyen Tuttosport'un haberine göre, takımlarının dün Catania ile 1-1 berabere kalmasının ardından çılgına dönen bir grup Sampdoria taraftarı, Mannini ile Pazzini'nin içinde olduğu taksiyi yolda durdurdu ve Mannini'yi itip kakarken, Pazzini'ye sözlü saldırıda bulundu. Taraftarın tepkisini gösterme şeklinin her iki futbolcuyu da aşırı derecede korkuttuğu belirtildi. Taraftarlar, takımlarının durumunu, son birkaç haftadır kulübün Bogliasco tesislerinde gösteri düzenleyerek protesto ediyor. Lige iyi bir başlangıç yapan Sampdoria, son şampiyon İnter'i 1-0 yenmesinin ardından hızlı bir düşüş sürecine girmişti. Sampdoria, şu an ligde 13. sırada yer alıyor.
Sampdoria'nın kızgın taraftarları, hıncını bu kulüpte forma giyen Giampaolo Pazzini ile Daniele Mannini'den çıkarttı.
Ziraat Türkiye Kupası'nda dün akşam Galatasaray, Denizli Belediye'yi ağırladı. Rakibini rahat bir oyunun ardından 5-1 mağlup eden Galatasaray'da kaptan Arda'nın bir davranışı da dikkat çekti. İlk yarının son dakikaları oynanıyordu. Caner'in vuruşunu kaptan Arda Turan kaleye göndermek istedi. Ancak sonra beklenmedik bir hareket. Elini kaldırarak 'Ofsayttayım hocam' diyerek yardımcı hakeme seslendi. Ancak yardımcı hakem Adil Sinem, Arda'nın uyarısına karşın oyunu devam ettirdi.
Maçın son dakikaları oynanıyordu. Arda ayağındaki topla gole gidiyordu ama bir an durdu ve hakeme seslendi...
İngiltere'nin başkenti Londra'da, tamamlandığında Karara gerekçe olarak, camiyi inşa ettiren Hindistan merkezli Tablighi (Tebliğ) cemaatinin 'aşırı radikal gruplarla bağlantısının olması' gösterildi. Londra'da 2012 Olimpiyat Oyunları'nın yapılacağı bölgede yapımı geçtiğimiz aylara kadar süren 12 bin kişi kapasiteli caminin arazisi satışa çıkarıldı. Ancak camiyi yapan Tebliğ cemaati, inşaatın devamı için hükümete baskı yapacaklarını açıkladı. İngiltere'de faaliyet gösteren Tablighi cemaati, radikal görüşleri ve bazı terör odaklarıyla bağlantılı olmakla suçlanıyordu. Grubun El-Kaide ile de bağlantısı olduğu öne sürülmüştü. İnşaatın durdurulması için başlatılan imza kampanyasında ise şu ana kadar 48 bin kişini imzası bulunuyor. Karardan duyduğu memnuniyeti belirten ırkçı Hristiyan Halk İttifak Partisi (Christian People's Alliance), "Cami inşa edilseydi, bu kişilere kendilerini toplu halde ifade etmede büyük bir fırsat verilecekti." açıklamasını yaptı. Caminin kapasitesinin İngiltere'de en büyük Anglikan Klisesi'nin dört katı büyüklüğünde olması dikkat çekmişti. Tamamlanması durumunda camide aynı anda 12 bin kişi ibadet edebilecekti.
Avrupa'nın en büyük camisi olacak 'Mescid İlyas'ın inşaatı hükümet tarafından durduruldu.
Türkiye Partisi Genel Başkanı Abdüllatif Şener, ''İktidar muhalefetle her gün kavga ederken, kini, nefreti derinleştirirken, böyle bir ortam sivil bir anayasaya vücut verecek bir ortam değildir'' dedi. Partisinin Bergama ilçe binasının açılışı dolayısıyla ilçeye gelen Şener, Cumhuriyet Meydanı'nda parti otobüsü üzerinden halka seslendi. ARKAMIZDA MİLLET VAR Şener, Türkiye Partisi'nin teşkilatlanmasını tamamladığını, seçimlere girme hakkı kazandığını belirterek, siyasete farklı bir üslup ve tarz getirme iddiasıyla yola çıktıklarını dile getirdi. Şener, partilerinin ülkenin her yanında güçlü olduğunu, arkalarında ABD'nin, İsrail'in, patronların veya başka bir kesimin bulunmadığını, arkalarında milletin bulunduğunu kaydetti. HESAP SORACAĞIZ Türkiye Partisi iktidarında dokunulmazlığın kaldırılacağını söyleyen Şener, ''Mecliste 500 soruşturma dosyası var. Milletvekillerinin, bakanların, başbakanın dosyaları var. İhaleye fesat karıştırmaktan, yolsuzluktan vesaireden. Hepsi meclisin raflarında tozlanıyor, açan yok, hesap soran yok. Dokunulmazlığı olmayanlar, olanlara sesleniyor diyoruz ki hesap soracağız, hodri meydan'' dedi. Türkiye'de siyasi, ekonomik ve sosyal krizin bulunduğunu ileri süren Şener, yeni bir ses, yeni bir soluğa ihtiyaç duyulduğunu, siyasette iktidar ve muhalefetin soğuk savaş siyaset tarzını yürüttüğünü öne sürdü. Ülkeye en büyük zararı kavga edenlerin verdiğini, tüm partilerin birbirine muhtaç olduğunun unutulduğunu ifade eden Şener, son dönemde anayasa değişikliği tartışmalarının gündemde olduğunu hatırlattı. Türkiye'nin sivil bir anayasa ihtiyacı olduğunu belirten Şener, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Demokrasinin kurallarına sonuna kadar inanan ve mücadele veren bir siyasi hareketiz. Türkiye Partisi'nin hedefi tam sivil bir anayasa hazırlamaktır. İktidar meclisteki çoğunluğuna güvenerek bazı istemediği maddeleri değiştirmek istiyor. Türkiye'nin sivil bir anayasa ihtiyacı vardır ama anayasalar mutabakat, uzlaşma metinleridir. 'Benim meclis çoğunluğum vardır' diye tek taraflı anayasa değişikliği olmaz. Onun için mutabakatın, iş birliğinin olmadığı bir ortamda sivil bir anayasa hazırlanamaz. İktidar muhalefetle her gün kavga ederken, kini, nefreti derinleştirirken böyle bir ortam sivil bir anayasaya vücut verecek bir ortam değildir. Sivil anayasa ancak ve ancak birlikten beraberlikten uzlaşmadan yana olan, bunu tesis etmeyi, siyasetin temel anlamı olarak gören Türkiye Partisi yapabilir.'' Türkiye'de yaşanan ekonomik sorunların küresel krizden değil, hükümetten kaynaklandığını, tarım ve sanayinin bitirildiğini savunan Şener, çok partili siyasi hayatta emekli ve memur maaşlarına en fazla zam yapan düzenlemelere imza atan bir bakan olarak hükümetin emekli maaşlarına yaptığı yüzde 20'lik zammı doğru ama eksik bulduğunu ifade etti. Abdüllatif Şener, iktidar olmaları halinde yabancıya toprak satışını yasaklayacaklarını, eğitimde dershane sorununu ortadan kaldıracaklarını sözlerine ekledi. İlçe teşkilatının açılışını yapan Şener, partililerle bir süre görüştü.
Türkiye Partisi Genel Başkanı Abdüllatif Şener hükümete yüklendi. Şener hesap soracaklarını iddia etti.
Pakistan merkezli http://www.dunyanews.tv sitesini hackleyen Türk hacker, Taliban'a, "Yeter artık, bu kanı durdurun" mesajı verdi. Edinilen bilgiye göre, aşırı dinci Taliban'ın Afanistan ve Pakistan'da giriştiği saldırılara kızan bir Türk hacker, Pakistan merkezli bir medya sitesini çökerterek ana sayfaya, "Stop Taliban. Yeter artık" diye yazdı. 'stres' nickini kullanan hackerın başka sitelere de saldırdığı ve yeni projelerinin olduğu belirtiliyor.
Pakistan merkezli siteyi hackleyen Türk hacker, Taliban'a, "Yeter artık, bu kanı durdurun" mesajı verdi.
Eskişehir'de ''bebeğe bağırma'' meselesinden çıkan kavgada kendisini darbeden eşini bıçakla yaraladığı iddia edilen kadın gözaltına alındı. Alınan bilgiye göre, Akarbaşı Mahallesi'nde yaşayan şoför B.K. (28) ile muhasebeci eşi G.K. (27) arasında ''bebeğe bağırma'' meselesinden tartışma çıktı. Tartışmanın kavgaya dönüşmesi üzerine G.K'nin kendisini darbettiğini öne sürdüğü eşi B.K'yi kasığından ve sol elinden bıçakla yaraladığı öne sürüldü. B.K, 112 Acil Servis ekiplerinin müdahalesinin ardından Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine kaldırıldı. G.K. ''kasten bıçakla yaralama'' suçundan gözaltına alındı. Doktor raporu için polisler tarafından Eskişehir Devlet Hastanesine getirilen G.K'nin 5 aylık kızının kucağında olduğu gözlendi.
Şoför B.K. (28) ile muhasebeci eşi G.K. (27) arasında ''bebeğe bağırma'' meselesinden tartışma çıktı.
TGC'den yapılan açıklamaya göre, Türkkan'ın cenazesi, yarın öğle vakti Altunizade Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Camisi'nde yapılacak cenaze töreninin ardından Zincirlikuyu Mezarlığı'nda toprağa verilecek. İstanbul'da 1920 yılında doğan Türkkan, St. Joseph, Galatasaray ve Kabataş Lisesi'nde okudu, Hukuk Fakültesi'ni bitirdikten sonra Sorbonne ve Columbia üniversitelerinde eğitim gördü. Yurtiçi ve yurtdışında çeşitli üniversitelerde öğretim üyeliği yapan Türkkan, ''Sorularla Programlı Öğrenim'' metodunun üç kurucusundan biri olarak ''Who's Who'' ansiklopedisinde yer aldı. ABD hükümeti tarafından 4 eyaletin eğitim planlaması ve açık üniversitenin kuruluşunda eğitim teknolojisi danışmanı olarak görevlendirildi. Türkkan, 1938–1944 yılları arasında Türkçülük faaliyetlerine katıldı. Dergi ve kitaplar yayınladı. Cumhuriyet, La Republiqe, Tasvir, Tercüman, Türkiye, Milliyet, Adalet ve Türkeli gazeteleri ile Human Values, Reader's Digest, Kıvılcımlar, Türk Yurdu, Türk Edebiyatı, Hisar, Milli Kültür, Türk Kültürü, Türk Dünya Araştırmaları, Ergenekon, Bozkurt, Gökbörü, Türk 2000 Postası, Yeni Forum ve Yeni Türkiye dergilerinde binlerce makale, dizi ve araştırması yayınlandı. Pek çok seminere katıldı. Türkçe, Fransızca ve İngilizce olarak yayınlanmış 37 kitap, 9 film ve 3 TV senaryosu yazdı. Senaryolarından ''Too Early For Death (Ölüm İçin Çok Erken)'' Amerika'da NBC'de, Türk mizahı hakkındaki ''Rions Ensemble (Beraber Gülelim)'' MIP Cannes'de gösterildi. Uyuşturucudan kurtulanların hikayesi olan ''To Be Born Again (Yeniden Doğmak)'' ABD'de ''Human Values'' vakfınca değerlendirildi. Türkkan, ''İçtiğimiz Çay'', ''Altın Yumurta'', ''Türkün Dışarıda Kalan Mirası'', ''Stranger In Paradise (Garip Adasında Garip)'', ''İpek Kadife'' filmlerini hazırladı.
Türkçü-Turancı ideolojinin önde gelen isimlerinden Reha Oğuz Türkkan hayatını kaybetti.
Adana'da El Kaide'ye yönelik operasyonda 20 kişi gözaltına alındı. Edinilen bilgiye göre, Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi ekipleri, istihbarat çalışmaları üzerine Özel Harekat polisleriyle sabah erken saatlerde merkez Yüreğir ile Seyhan ilçelerindeki 25 ayrı adrese baskın yaptı. Baskınlarda El Kaide üyesi oldukları iddiasıyla 20 kişi gözaltına alındı. Şüphelilerin evlerinde yapılan aramalarda 1 tabanca örgütsel dokümanlarla video görüntüleri ele geçirildi. Şüphelilerin emniyetteki sorguları sürüyor
Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi ekiplerinin yaptığı baskında El Kaide'ye yönelik operasyonda 20 kişi gözaltına alındı.
Zonguldak İdare Mahkemesi, nöbet tutan şoförlere her sekiz saat için bir gün izin verilmesi gerektiğine hükmetti. Sağlık-Sen Genel Başkanı Önder Kahveci, yaptığı yazılı açıklamada, sendikaları tarafından Zonguldak’a bağlı Karadeniz Ereğli ilçesinde 112 acil sağlık hizmetlerinde görev yapan şoför H. T’ye nöbet ücreti ödenmemesi veya izin kullandırılmaması nedeniyle dava açtıklarını belirterek, Zonguldak İdare Mahkemesi’nin açılan davayı karara bağladığını söyledi. Kahveci, Mahkeme’nin kararında ilgili kanunlarda sadece sağlık ve yardımcı sağlık personeline tutmuş oldukları nöbet karşılığı ücret hakkının tanındığını belirterek, Mahkeme’nin nöbet karşılığı izin kullanılmasını ise özlük hakları bakımından değerlendirdiğini kaydetti. Kahveci, mahkeminin kamuya bağlı kurumlarda fazla çalışma karşılığı izin verildiğine dikkat çekerek tutulan her sekiz saat nöbet için bir gün izin verilmesine hükmettiğini belirtti. Kahveci, “Mahkeme nöbet tutan üyemiz şoföre tutulan nöbetler için izin verilmesi gerektiğini karara bağladı. Sağlık hizmetleri sınıfında olmayan çalışma arkadaşlarımızın da hakları için mücadeleyi sürdürüyoruz. Açtığımız dava sonucu şoför arkadaşımız için tutuğu nöbetlerin karşılığı olarak izin verilmesini sağladık. Sınıfları farklı olsa da ekip hizmeti olan sağlık hizmetinin yürütülmesine katkı sağlayan idari hizmetlerde görevli arkadaşlarımızın mağduriyetleri son bulmalıdır. Biz bu arkadaşlarımız için mücadeleye ve kazanıma devam edeceğiz” dedi.
İdare mahkemesinden şoförlere iyi haber geldi. Mahkeme her sekiz saat için bir gün izin verilmesi gerektiğine hükmetti. Tabii hepsine değil!..
Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım, 1907 Plajı'nın açılışında "Efsane başkan" diyen sunucuya, "Efsaneler yalandır, ben gerçeğim" diye kızdı Başkan Aziz Yıldırım, Antalya'da da esti. Antalya F.Bahçeliler Derneği'nin "1907 Plajı"nın açılışına katılan Yıldırım'ı sunucu, "Efsane başkan" diye anons etti. Yıldırım kurdelayı keserken sunucuyu yanına çağırıp, "Beni onurlandırmak için 'efsane' dedin ama efsaneler yalandır, ben yalan değilim" dedi. Yıldırım açılışta imza dağıtmak ve fotoğraf çektirmekten mekten yoruldu.
Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım, 1907 Plajı'nın açılışında "Efsane başkan" diyen sunucuya kızdı.
Macaristan'ın başkenti Macaristan'ın başkenti Budapeşte'de toplanan Dünya Fair-Play Konseyi (CIFP) 2009 Fair Play Büyük Ödülü'ne milli atlet Elvan Abeylegesse'yi layık gördü. Budapeşte'de 16 Ocak'ta toplanan CIFP, 2009 Dünya Fair Play Ödülleri'nin sahiplerini açıkladı. Aralarında Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi (TMOK) Başkanı Togay Bayatlı'nın da yer aldığı konsey üyeleri her kıtadan ve hemen her ülkeden aday gösterilen isimleri inceledi. Konsey, Türk atlet Elvan Abeylegesse'yi oybirliği ile Davranış Dalı'nda Fair-Play dünyasının en büyük ödülü olan ve Modern Olimpiyat Oyunları'nın kurucusu 'Baron Pierre de Coubertin'in adıyla anılan 'Trophy' ile onurlandırıldı. Dünya Fair-Play Konseyi ayrıca, TMOK Yönetim Kurulu Üyesi Sema Kasapoğlu'na da 'Tanıtım Dalı'nda Fair-Play Şeref Diploması ödülü verilmesini kararlaştırdı. Berlin'de yapılan son Dünya Atletizm Şampiyonası'nda 15 Ağustos 2009 tarihinde koşulan bayanlar 10 bin metre yarışı öncesi ayakkabılarını otelde unutan ve kendisi gibi yarışın favorilerinden olan Etiyopyalı atlet Meselech Melkamu'ya yedek ayakkabılarını vererek yarışmasını sağlayan Elvan Abeylegesse, bu örnek davranışı nedeniyle Uluslararası Olimpiyat Komitesi'nin (IOC) eski direktörü Etiyopyalı üye Fekrou Kidane tarafından Dünya Fair Play Ödülü'ne aday gösterilmişti. Elvan Abeylegesse ve Sema Kasapoğlu, Dünya Fair-Play örüllerini 27 Mart 2010 tarihinde Macaristan'da düzenlenecek törende alacaklar. Türkiye, CIPP 'Baron Pierre de Coubertin Büyük Ödülü'nü daha önce de İsmet Karababa (1983) ve Hilal Coşkuner (2007) ile iki kez kazanmıştı. "Çok şaşkın ve mutluyum" Sezon hazırlıklarını Etiyopya'da sürdüren Abeylegesse, ayakkabılarını otelde unutan ve kendisi gibi yarışın favorilerinden olan Etiyopyalı Meselech Melkamu'ya yedek ayakkabılarını vermesiyle ilgili olarak, telefonla görüştüğü AA muhabirine şu açıklamaları yaptı: "Ödülü aldığım için çok şaşkın ve mutluyum. Ayakkabılarımı rakibime ödül beklentisiyle vermemiştim. Hatta yarış sonunda, idarecilerimin bana 'neden ayakkabılarını rakibine verdin' demelerinden korktuğum için Melkamu'nun yanına giderek ayakkabılarımı geri istedim. Bunu gören yöneticilerim, yaptığım hareketi takdir edince fair-play konusu gündeme geldi. Melkamu, bu yarış sonunda ilk defa bir Dünya Şampiyonası'nda madalya kazandı. Bu da beni ayrıca çok sevindirdi. Şimdi çok iyi arkadaş olduk." Sakatlıklarla uğraştığı sezon sonrasında, Etiyopya'da yükseklik antrenmanlarına başlayan milli atlet, "çok iyi bir çalışma ortamında, verimli bir hazırlık dönemi geçiriyorum" dedi. Abeylegesse, "antrenmanlarımda çivili ayakkabı kullanmıyorum, düz ayakkabılarımla çalışıyorum. Şubat ayında bir yarışa katılarak son durumuma bakacağım. Bu yarış, yarı maraton veya 10 kilometre olabilir. Buna, antrenörümle beraber daha sonra karar vereceğiz" diye konuştu. (CIFP) 2009 Fair Play Büyük Ödülü'ne milli atlet Elvan Abeylegesse'yi layık gördü. Budapeşte'de 16 Ocak'ta toplanan CIFP, 2009 Dünya Fair Play Ödülleri'nin sahiplerini açıkladı. Aralarında Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi (TMOK) Başkanı Togay Bayatlı'nın da yer aldığı konsey üyeleri her kıtadan ve hemen her ülkeden aday gösterilen isimleri inceledi. Konsey, Türk atlet Elvan Abeylegesse'yi oybirliği ile Davranış Dalı'nda Fair-Play dünyasının en büyük ödülü olan ve Modern Olimpiyat Oyunları'nın kurucusu 'Baron Pierre de Coubertin'in adıyla anılan 'Trophy' ile onurlandırıldı. Dünya Fair-Play Konseyi ayrıca, TMOK Yönetim Kurulu Üyesi Sema Kasapoğlu'na da 'Tanıtım Dalı'nda Fair-Play Şeref Diploması ödülü verilmesini kararlaştırdı. Berlin'de yapılan son Dünya Atletizm Şampiyonası'nda 15 Ağustos 2009 tarihinde koşulan bayanlar 10 bin metre yarışı öncesi ayakkabılarını otelde unutan ve kendisi gibi yarışın favorilerinden olan Etiyopyalı atlet Meselech Melkamu'ya yedek ayakkabılarını vererek yarışmasını sağlayan Elvan Abeylegesse, bu örnek davranışı nedeniyle Uluslararası Olimpiyat Komitesi'nin (IOC) eski medya direktörü Etiyopyalı üye Fekrou Kidane tarafından Dünya Fair Play Ödülü'ne aday gösterilmişti. Elvan Abeylegesse ve Sema Kasapoğlu, Dünya Fair-Play örüllerini 27 Mart 2010 tarihinde Macaristan'da düzenlenecek törende alacaklar. Türkiye, CIPP 'Baron Pierre de Coubertin Büyük Ödülü'nü daha önce de İsmet Karababa (1983) ve Hilal Coşkuner (2007) ile iki kez kazanmıştı. "Çok şaşkın ve mutluyum" Sezon hazırlıklarını Etiyopya'da sürdüren Abeylegesse, ayakkabılarını otelde unutan ve kendisi gibi yarışın favorilerinden olan Etiyopyalı Meselech Melkamu'ya yedek ayakkabılarını vermesiyle ilgili olarak, telefonla görüştüğü AA muhabirine şu açıklamaları yaptı: "Ödülü aldığım için çok şaşkın ve mutluyum. Ayakkabılarımı rakibime ödül beklentisiyle vermemiştim. Hatta yarış sonunda, idarecilerimin bana 'neden ayakkabılarını rakibine verdin' demelerinden korktuğum için Melkamu'nun yanına giderek ayakkabılarımı geri istedim. Bunu gören yöneticilerim, yaptığım hareketi takdir edince fair-play konusu gündeme geldi. Melkamu, bu yarış sonunda ilk defa bir Dünya Şampiyonası'nda madalya kazandı. Bu da beni ayrıca çok sevindirdi. Şimdi çok iyi arkadaş olduk." Sakatlıklarla uğraştığı sezon sonrasında, Etiyopya'da yükseklik antrenmanlarına başlayan milli atlet, "çok iyi bir çalışma ortamında, verimli bir hazırlık dönemi geçiriyorum" dedi. Abeylegesse, "antrenmanlarımda çivili ayakkabı kullanmıyorum, düz ayakkabılarımla çalışıyorum. Şubat ayında bir yarışa katılarak son durumuma bakacağım. Bu yarış, yarı maraton veya 10 kilometre olabilir. Buna, antrenörümle beraber daha sonra karar vereceğiz" diye konuştu.
Budapeşte'de toplanan Dünya Fair-Play Konseyi 2009 Dünya Fair Play Ödülleri'nin kazananını açıkladı: Elvan Abeylegesse!
Terör örgütü PKK lideri Abdullah Öcalan'ın İmralı Cezaevi'nde görüşe çıkmama kararı alması nedeniyle, eylem yapılma ihtimali üzerine Sabahın erken saatlerinde Tunceli'nin Nazımiye ilçesine bağlı Dokuzkaya, Tunceli-Bingöl sınırında bulunan Yayladere ve Yedisu ilçeleri kırsal alanında bulunan çok sayıda geçiş noktası, bölgeye sevk edilen jandarma özel harekat timleri tarafından tutulmaya başlandı. Kobra helikopterlerin destek verdiği operasyonda bölgedeki çok sayıda mağara yoğun bombardımana tutuluyor.
Tunceli-Bingöl kırsal alanında hareket halindeki bir grup PKK'lıya yönelik operasyon başlatıldı.
Gülhane Askeri Tıp Akademisi (GATA)'nde muayene olan Mehmet Ali Ağca'ya nasıl rapor verdi... Ağca, işlemlerin tamamlanmasının ardından Sincan F tipi Cezaevi'nden bu sabah tahliye edildi. Ağca, askerlik işlemleri için GATA'ya doğru götürülmek üzere yola çıkarıldı. Ağca'nın kardeşi Adnan Ağca'nın da aralarında bulunduğu grup, konvoyun geçişi sırasında davul ve zurna eşliğinde sevinç gösterilerinde bulundu. KOVALAMACA YAŞANDI Yol boyunca konvoyu takip eden araçlardaki gazeteciler Ağca'nın görüntüsünü çekebilmek için yoğun çaba harcadı. Çevre yoluna çıkmadan önce basın mensuplarını taşıyan araçların önü polis ekiplerince kesilmek istendi. Konvoyda polis ve basın mensuplarını taşıyan araçların dışında bazı sivil kişilerin de bulunduğu araçlar dikkati çekti. Takip sırasında basın mensuplarını taşıyan araçlardan bazıları maddi hasarlı kazalar yaptı. EL SALLADI GATA'ya girişte gazetecilerin görüntü alması kapıdaki askerler tarafından engellenmeye çalışıldı. Ağca, kendisini takip eden kameramanlara el salladı. Yaşanan yoğunluk nedeniyle GATA'nın ana giriş kapısı araç trafiğine kapatıldı. ÇÜRÜK RAPORU VERİLDİ GATA'a muayene edilen Mehmet Ali Ağca'ya "askerliğe elverişli değil" raporu verildi. GATA'nın arka kapısından ayrılan Ağca, Kavaklıdere'de bulunan 5 yıldızlı bir otele gitti.
Gülhane Askeri Tıp Akademisi (GATA)'nde muayene olan Mehmet Ali Ağca'ya nasıl rapor verdi...
Günlük kullanımda vatandaşlar, pek çok mal ve hizmet için çok yüksek tutarlarda vergi ödüyor. 7 liraya satılan 1 paket sigaranın 5,47 lirasını, 3,65 lira ödediğimiz 1 litre benzinin 2,44 lirasını, her 3 liralık cep telefonu faturasının da 1 lirasını vergiler oluşturuyor. Dolaylı vergilerin yüksekliği, günlük yaşama olumsuz etkilerinin yanı sıra vergideki adaletsizliği de artırıyor. Mevcut uygulamada çok kazananlar genellikle az, az kazananlar da çok vergi ödemek zorunda kalıyor. BAZI ÜRÜNLERDEKİ VERGİ ORANLARI TÜTÜN MAMULLERİ: 7 liralık sigaralar -ÖTV tutarı : 4,41 TL -KDV tutarı : 1,067 TL -Toplam vergi : 5,4775 TL -Vergi yükü : Yüzde 78,25 5 liralık sigaralar -ÖTV tutarı : 3,15 TL -KDV tutarı : 0,7625 TL -Toplam vergi : 3,9125 TL -Vergi yükü : Yüzde 78,25 4,5 liralık sigaralar -ÖTV tutarı : 2,835 TL -KDV tutarı : 0,6862 TL -Toplam vergi : 3,5212 TL -Vergi yükü : Yüzde 78,25 ALKOLLÜ İÇKİLER: 70'lik rakı -Satış fiyatı : 29,90 TL -ÖTV tutarı : 12,474 TL -KDV tutarı : 4,559 TL -Toplam vergi : 17,033 TL -Vergi yükü : Yüzde 56,96 AKARYAKIT ÜRÜNLERİ: Kurşunsuz benzin Litre-95 oktan -Satış fiyatı : 3,65 TL -ÖTV tutarı : 1,8915 TL -KDV tutarı : 0,5566 TL -Toplam vergi : 2,4481 TL -Vergi yükü : Yüzde 67,07 Motorin-Litre -Satış fiyatı : 3,04 TL -ÖTV tutarı : 1,3045 TL -KDV tutarı : 0,4636 TL -Toplam vergi : 1.7681 TL -Vergi yükü : Yüzde 58,16 Fuel oil 6-Kilogram -Satış fiyatı : 1,45 TL -ÖTV tutarı : 0,2240 TL -KDV tutarı : 0,2211 TL -Toplam vergi : 0,4451 TL -Vergi yükü : Yüzde 30,69 Gazyağı-Litre -Satış fiyatı : 2,46 TL -ÖTV tutarı : 0,7605 TL -KDV tutarı : 0,3751 TL -Toplam vergi : 1,1356 TL -Vergi yükü : Yüzde 46,16 Otogaz-Kilogram -Satış fiyatı : 1,98 TL -ÖTV tutarı : 1,2780 TL -KDV tutarı : 0,3019 TL -Toplam vergi : 1,5799 TL -Vergi yükü : Yüzde 79,79 MOTORLU TAŞITLAR: 1.400 motor 1 otomobil -Vergi öncesi fiyat : 18.406,53 TL -ÖTV tutarı : 6.810,42 TL -KDV tutarı : 4.539,05 TL -ÖTV KDV : 11.349,47 TL -Motorlu Taşıtlar Ver: 324,00 TL -Plaka : 420,00 TL -Toplam vergi : 11.673,47 TL -Vergi yükü : Yüzde 38,27 -Satış fiyatı : 30.500,00 TL 1.600 motor 1 otomobil -Vergi öncesi fiyat : 30.221,45 TL -ÖTV tutarı : 11.181,94 TL -KDV tutarı : 7.452,61 TL -ÖTV KDV : 18.634,55 TL -Motorlu Taşıtlar Ver: 324,00 TL -Plaka : 420,00 TL -Toplam vergi : 18.958,55 TL -Vergi yükü : Yüzde 38,22 -Satış fiyatı : 49.600,00 TL 2000 motor 1 otomobil -Vergi öncesi fiyat : 54.069,65 TL -ÖTV tutarı : 32.441,79 TL -KDV tutarı : 15.572,06 TL -ÖTV KDV : 48.013,85 TL -Motorlu Taşıtlar Ver: 896,50 TL -Plaka : 420,00 TL -Toplam vergi : 48.910,35 TL -Vergi yükü : Yüzde 47,3 -Satış fiyatı : 103.400,00 TL TELEFON KONUŞMA ÜCRETLERİ: 110 liralık bir cep telefon faturası -Konuşma ücreti : 72,96 TL -Aylık ücret : 2,65 TL -Diğer ücretler : 0,51 -Ücretler toplamı : 76,12 TL -KDV tutarı : 13,70 TL -Özel İletişim Ver. : 19,03 TL -Diğer vergi, harç ve fonlar : 1,00 TL -Toplam vergi : 33,73 TL -Vergi yükü : Yüzde 30,72 -Toplam fatura : 109,80 TL 48 liralık bir cep telefon faturası -Konuşma ücreti : 7,89 TL -Aylık ücret : 24,47 TL -Diğer ücretler : 0,51 TL -Ücretler toplamı : 32,87 TL -KDV tutarı : 5,92 TL -Özel İletişim Ver. : 7,89 TL -Diğer vergi, harç ve fonlar : 1,00 TL -Toplam vergi : 14,81 TL -Vergi yükü : Yüzde 31,04 -Toplam fatura : 47,70 TL 17 liralık bir ev telefonu faturası -Kullanım ücreti : 1,33 TL -Aylık ücret : 11,15 TL -Diğer ücretler : 0,38 TL -Ücretler toplamı : 12,86 TL -KDV tutarı : 2,31 TL -Özel İletişim Ver. : 1,93 TL -Toplam vergi : 4,24 TL -Vergi yükü : Yüzde 24,80 -Toplam fatura : 17,10 TL Bu tablo içinde, en adil vergileme araçları olan gelir ve kurumlar vergisi tahsilatı düşerken, katma değer vergisi, özel tüketim vergisi, özel işlem vergisi gibi vergiler de ise sistemde çok daha fazla yer tutmaya başlıyor. Bu yıl da, Gelir Vergisi'nden 42 milyar 927 milyon lira gelir elde edilmesi hedefleniyor. Bunun çok büyük bölümünü de işçi ve memur ödüyor. Holding sahipleri, doktor, avukat gibi serbest meslek erbabı, faiz geliri elde edenler ve diğer beyannameli gelir vergisi mükelleflerinin ödemeleri beklenen vergi ise 2 milyar 283 milyon lira düzeyinde kalıyor. 2010 yılı içinde toplanması öngörülen kurumsal vergisi tutarı da 20 milyar 71 milyon lira olarak belirleniyor. Buna karşılık, devlet sadece akaryakıt ürünleri ve doğal gaz kullanımıyla vatandaştan 30 milyar 695 milyon lira Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) almayı planlıyor. ÖTV tahsilatının tütün mamullerinde 16 milyar 417 milyon lira, motorlu taşıtlarda 3 milyar 803 milyon lira, alkollü içkilerde de 2 milyar 166 milyon lira olması bekleniyor. Devletin bu yıl için öngördüğü Özel İletişim Vergisi de bütçede 4 milyar 829 milyon 820 bin lira olarak yer alıyor. Bu durumda, vatandaşın cep ve sabit telefon konuşmalarıyla ödediği Özel İletişim Vergisi bile beyannameli Gelir Vergisi mükelleflerinden alınan verginin neredeyse 2 katını buluyor. Sigaranın zehiri tiryakiye, zenginliği devlete Yapılan hesaplamalara göre, ülkemizde sigara üzerindeki vergi yükü yüzde 78,25'e ulaşıyor. Halen 7 liraya satılan bir paket sigara için vatandaş, 4,41 lira ÖTV, 1,067 lira da KDV ödüyor. Böylece 7 liranın 5,4775 lirası vergilere gidiyor. Vergi tutarı, 5 liralık sigarada 3,9125 lira, 4,5 liralık sigara da 3,5212 lira olarak belirleniyor. 29,9 liraya satılan 70'lik rakıdan da 12,474 lira ÖTV, 4,559 lira KDV alınıyor. Böylece rakıda, toplam vergi tutarı 17,033 lirayı, vergi yükü ise yüzde 56,97'yı buluyor. Arabanın da, yakıtının da vergisi çok yüksek KDV ve ÖTV tutarları, motorlu taşıtlar ve akaryakıt fiyatları içinde de önemli bir yekün tutuyor. Motorlu taşıtlardaki vergi yükü yüzde 38 ile 47 arasında değişiyor. 1600 motor hacimli bir otomobilin vergi öncesi 30 bin 221 lira olan fiyatı, vergi sonrası 49 bin 600 liraya yükseliyor. Bu otomobil için vatandaş 11 bin 181,9 lira ÖTV, 7 bin 452,6 lira KDV ödüyor. 324 liralık Motorlu Taşıtlar Vergisi de (MTV) dahil edildiğinde, söz konusu araçtaki toplam vergi miktarı 18 bin 958,5 liraya ulaşıyor. Böylece, bu aracın satış fiyatının yüzde 38,2'si vergi olarak devlete aktarılıyor. 2000 motor hacimli bir otomobilde ise vergi yükü yüzde 47'lere çıkıyor. Vergi öncesi fiyatı 54 bin 69 lira olan bir otomobil için vatandaş, 48 bin 910 lira vergi ödüyor. Kurşunsuz benzinin satış fiyatının yüzde 67,07'sini, motorinin yüzde 58,16'sını, gaz yağının yüzde 46,16'sını, otogazın da yüzde 79,79'unu vergiler oluşturuyor. Ankara'da satış fiyatı 3,65 lira olan 95 oktan kurşunsuz benzin için vatandaş, litre başına 1,8915 lira ÖTV, 0,5566 lira KDV ödüyor. Böylece kurşunsuz benzindeki toplam vergi yükü 2,4481 liraya çıkıyor. 3,04 liraya satılan motorinde de ÖTV tutarı litre başına 1,3045 lira, KDV tutarı ise 0,4636 lira olarak belirleniyor. Kullanım ücreti 1 lira, fatura ise 17 lira Cep ve sabit telefonlarda da KDV ve Özel İletişim Vergisi vatandaşın belini büküyor. Bu ay ödemesi yapılacak bir sabit telefonda kullanım ücreti 1,33 lira, fatura tutarı ise 17,10 lira olarak hesaplanıyor. Söz konusu abonenin faturasında aylık ücret 11,15 lira, diğer ücretler de 0,38 lira şeklinde yer alıyor. Bu faturanın KDV tutarı 2,31 lira, Özel İletişim Vergisi tutarı da 1,93 lira olarak tespit ediliyor. Bu şekilde 1,33 liralık konuşma yapılan fatura için vatandaşın cebinden 4,24 lira vergi çıkıyor. 110 liralık bir cep telefonu faturasında ise 72,96 liralık kullanım ücretine karşılık aboneden 13,70 lira KDV, 19,03 lira Özel İletişim Vergisi alınıyor. Diğer vergi, harç ve fonlar adı altında da aboneye 1 liralık ek maliyet çıkarılıyor. Buna göre, söz konusu faturadaki vergi yükü yüzde 30,72'yi buluyor. Bazı mal gruplarındaki ÖTV gelir hedefi 2010 Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu ile bazı mal gruplarında öngörülen ÖTV geliri rakamları şöyle: ÖTV Hedefi - Mal grupları (Bin TL) Tütün mamulleri 16.417.469 Alkollü içkiler 2.166.762 Motorlu taşıt araçları 3.803.146 Petrol ve doğalgaz ürünleri 30.695.331
Türkiye'de vatandaş çok yüksek vergiler ödüyor. Mesela 7 liralık sigaranın vergisi 5.47 lira! 3 liralık konuşmanın ise 1 lira vergisi var!..
Bursa İl Jandarma Komutanlığı tarafından düzenlenen operasyonda baskı, şiddet ve cebir uygulayarak ekonomik zorluk çeken şirketlerin yönetimini ele geçirmek isteyen çete çökertildi. Yağma, nitelikli tehdit ve kasten yaralama yanı sıra silahla işyeri basan çeteye aracılık ettiği iddia edilen emekli binbaşı C.Ö. de operasyon kapsamında gözaltına alındı. Edinilen bilgiye göre, bazı şirket yönetimlerini baskı ve şiddet uygulayarak ele geçirmek isteyen kişilerin olduğu yönündeki ihbar üzerine Bursa İl Jandarma Komutanlığı ve Osmangazi İlçe Jandarma Komutanlığı ekipleri harekete geçti. Zanlıların ele geçirmek istedikleri şirketlere operasyon yaparak şirket yönetimine gözdağı verdikleri belirlendi. Bunun üzerine jandarma olayla ilgili operasyon başlattı. Yapılan araştırmalarda şüphelilerin bazı şirket hisselerinin devredilmesi konusunda şirket sahibine yönelik tehdit ve darp olayları gerçekleştirdikleri, son olarak bir şirket sahibini darp ederek, şirket hisselerinin devredilmesi ve paraların ödenmesi için 3 gün süre verdikleri belirlendi. İzmir'e giden zanlıların, 3 gün sonra kiralık otomobille tekrar Bursa'ya döneceklerini tespit eden güvehlik güçleri, zanlıları yakalamak için Bursa merkez Osmangazi ve Nilüfer ilçeleriyle İstanbul'da eş zamanlı operasyon düzenledi. 'Yağma, nitelikli tehdit, kasten yaralama, 6136 Sayılı Kanun'a muhalefet' suçları işledikleri iddia edilen M.Ş.A., liderliğindeki çete çökertildi. Operasyonda çete liderinin adamları A.A., Ö.A., Y.B., E.S., O.A., M.K.O.M. ve K.A. ile çeteye aracılık ettiği öne sürülen emekli binbaşı C.Ö. gözaltına alındı. Operasyon kapsamında yapılan aramalarda 2 adet 9 milemetre çapında ruhsatsız tabanca, muhtelif senetler, ajandalar ve tapu senetleri ele geçirildi. Jandarmada sorgulamaları tamamlanan 10 zanlı sabah saatlerinde adliyeye sevk edildi.
Ekonomik zorluk çeken şirketlerin yönetimini ele geçirmek isteyen çete çökertildi.
YGS'ye, öğretim yılında ortaöğretim kurumlarının lise veya dengi okullar ile açıköğretim lisesinin son sınıfında okuyan öğrenciler, ortaöğretim kurumlarının son sınıflarında beklemeli durumda bulunanlar, ortaöğretim kurumlarının dışarıdan bitirme sınavlarına girenler, ortaöğretim kurumlarını bitirmiş olanlar, ortaöğretimlerini yabancı ülkelerde yapanlardan durumları bu şartları taşıyanlar başvurabilecek. Sınava belirtilen özellikleri taşıyan yabancı uyruklu ve uyruksuz adaylar da başvurabilecek, ancak bu adaylar ÖSS sonuçları ile 2010-ÖSYS Yükseköğretim Programları ve Kontenjanları Kılavuzu'nda yer alacak yükseköğretim programlarına yerleştirilmeyecek. 2010-2011 öğretim yılında yükseköğretimin tüm lisans ve ön lisans (meslek yüksekokulları ile açıköğretim önlisans programlarına sınavsız geçiş dahil) programlarına girmek veya yurt dışında öğrenim görmek isteyen adayların da YGS'ye başvurmaları gerekiyor. Ortaöğretim Kurumu Müdürlükleri, ÖSYM Sınav Merkezi Yöneticilikleri ve ÖSYM büroları ÖSYS'de başvuru merkezi olarak görev yapacak. Adaylar başvuru merkezlerinden içerisinde 2010-ÖSYS Aday Bilgi Formu da bulunan ''2010-Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Sistemi (ÖSYS) Kılavuzu''nu 2 TL karşılığında edinebilecek. Henüz mezun olmamış son sınıf düzeyindeki adaylar başvurularını okulların bağlı olduğu başvuru merkezine yapacak. Mezun durumundaki adaylardan 2008 ve 2009 ÖSYS'nin her ikisine de başvurmamış olanlar ile 2008 veya 2009-ÖSYS'ye başvurmuş olanlardan öğrenim bilgilerinde değişiklik olanlar başvurularını istedikleri başvuru merkezine yapabilecek. Mezun durumdaki adaylardan 2008 veya 2009 ÖSYS'ye başvurmuş olan ve öğrenim bilgilerinde değişiklik olmayan adaylar ise başvurularını isterlerse bireysel olarak internet aracılığıyla ya da diledikleri bir başvuru merkezine yapacaklar. Başvurusunu başvuru merkezinde yapacak adayların gidecekleri başvuru merkezinden randevu alması gerekiyor. Başvuru işlemini yaptıracak aday, başvuru merkezine gitmeden önce başvuru ücretini yatırmış, 2010-ÖSYS Aday Bilgi Formu'nu doldurmuş ve bu formdaki öğrenim bilgilerinin okulun bir yetkilisi tarafından onaylanmış olacak. Başvuru Merkezi'ne giderken adayların 2010-Aday Bilgi Formu'nu, fotoğraflı ve onaylı bir kimlik belgesini, banka dekontunu ve mezun öğrenciler ortaöğretim diplomasını yanında bulundurması gerekecek. YGS'ye girecek adaylar sınav ücreti olarak 35 TL, YGS'ye girmek istemeyen ancak sadece Sınavsız Geçişe başvurmak isteyen adaylar ise 10 TL ödeyecek. Sınava başvuru sırasında formdaki ''İnternet üzerinden işlem yapmak istemiyorum'' seçeneğini işaretleyen adaylar sınav sonuçlarını internetten öğrenemeyecekler ve ayrıca internet üzerinden bazı işlemleri yapamayacak. Sınav sonuçlarını internetten öğrenemeyecek adayların adreslerine sınav sonuç belgesi gönderilecek. Ayrıca internetten öğrenen adaylara da sınav sonuç belgesi iletilecek. Başvurular 12 Şubatta sona erecek.
Üniversiteye girişte bu yıldan itibaren uygulanacak sınav siteminin birinci aşaması Yükseköğretime Geçiş Sınavı'na (YGS) başvurular bugün başladı.
Başbakanlık korumalarının rutin tarama için laboratuvara gönderdiği yemek örneklerinden humus, çerkez tavuğu ve bademli pilavda yüksek oranda "Koli Basili" ve "Staph.aureus" bakterisi saptandı. Hijyen uzmanı Doçent Doktor Uğur Günşen iki bakterinin şiddetli gıda enfeksiyonlarına neden olabileceğini söyledi. 5 Aralık 2009 tarihinde yaşanan skandal, Beşiktaş Kaymakamlığı'nın savcılığa suç duyurusunda bulunmasıyla ortaya çıktı. Sabah Gazetesi'nin haberine göre o gün, Esma Sultan Yalısı'nda 6. Dünya Aile Zirvesi sonrası bir akşam yemeği düzenlendi. Yemeğe, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, eşi Emine Erdoğan, kızı Sümeyye Erdoğan, Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf, Vali Muammer Güler, Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş ve eşleri ile 105 ülkeden çok sayıda yabancı davetli katıldı. Başbakanlık Koruma Müdürlüğü görevlileri rutin kontrol amacıyla yemeklerden numune alınması için Tarım Müdürlüğü'ne başvurdu. İKİ KONTROLÖR DENETLEDİ Talep üzerine Eyüp İlçe Tarım Müdürlüğü'nde görevli gıda kontrolörü Mine Sevil Kara ve Şirin Yılmaz gecede servis yapılan yemeklerden levrek balığı, zeytinyağlı soğuk mezelerden çerkez tavuğu ve humus, tatlılardan kazandibi ve garnitür olarak bademli pilavdan numune aldı. Numune alınması sırasında bazı eksiklikler de tespit eden kontrolörler, bu eksikliklerin tamamlanması için işletmeye 15 gün ek süre vererek rapor hazırladı. Esma Sultan Yalısı'nın işletmesi, önemli davetlerde cathering hizmeti veren büyük bir şirket tarafından yapılıyor. Numuneleri inceleyen İstanbul İl Kontrol Laboratuvar Müdürlüğü'nün 18 Aralık 2009 tarihinde hazırladığı rapor hijyen skandalını ortaya çıkardı. Gıda kontrolörleri Mine Sevil Kara ve Gökhan Dik tarafından düzenlenen değerlendirme raporunda, o gece mönüde yer alan çerkez tavuğu, bademli pilav ve humus mezesinde normalin üzerinde "kanalizasyon bulaşığı" olarak bilinen "E.coli" (Koli Basili) ve "Staph.aureus" bakterisine rastlandığı belirtildi. SUÇ DUYURUSU YAPILDI Skandal rapor üzerine Beşiktaş Kaymakamı Sadettin Yücel İstanbul Cumhuriyet Savcılığı'na suç duyurusu yaptı. Kaymakam Yücel suç duyurusunda, sorumluların TCK 185. maddeden yargılanmasını talep etti. İlgili maddenin içeriği ise şöyle: "...içilecek sulara veya yenilecek veya içilecek veya kullanılacak veya tüketilecek her çeşit besin veya şeylere zehir katarak veya başka suretlerle bunları bozarak kişilerin hayatını ve sağlığını tehlikeye düşüren kimseye iki yıldan 15 yıla kadar hapis cezası verilir"
Esma Sultan Yalısı'nda 'Aile Zirvesi' düzenlendi. Zirveye Başbakan ve ailesi de katıldı. Yemekler tam bir rezaletti...
Sıcak hava nedeniyle şehir merkezinde kar bulunmazken, sabah saatlerinde hafif yağmur görüldü. Sabah yağmurun yağdığı Ardahan'da öğle saatlerinde ise güneş açtı. Çarşıda güneşli havada yürüyüş yapan insanlar, ocak ayında sıcak havaya pek alışık olmadıklarını dile getirerek, bu yıl farklı bir kış geçirdiklerini ifade etti. Ardahan Meteoroloji Müdürlüğü'nden alınan bilgiye göre gündüz hava sıcaklığı 5 derece olarak ölçüldü. Gece en düşük hava sıcaklığının sıfır derece olduğu belirtildi. Ardahan'da geçtiğimiz yıl ocak ayında gece hava sıcaklığı ortalama sıfırın altında 30 derece olarak gerçekleşmişti.
Ardahan'da bu yıl ocak ayının sonu yaklaşmasına rağmen hava sıcaklıkları mevsim normallerinin üzerinde seyrediyor.
Alınan bilgiye göre, Ümit Çetin'in kullandığı 10 AFF 42 plakalı otomobil, Uludağ Üniversitesi (UÜ) Görükle Yerleşkesi'ndeki Ziraat Fakültesi Kavşağı'nda, yol kenarındaki elektrik direğine çarptı. Kazada, üniversitenin İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi (İİBF) öğrencisi 20 yaşındaki Şeyda Zehir hayatını kaybetti. Sürücü Ümit Çetin ile otomobilde bulunan arkadaşı Hasan Koyuncuoğlu (22) ve İİBF öğrencisi Betül Kökten (20) yaralandı. UÜ Tıp Fakültesi Hastanesine kaldırılan yaralılardan Betül Kökten'in hayati tehlikesi bulunduğu bildirildi. Balıkesir'in Gönen ilçesinde oturan Ümit Çetin'in Bursa'nın Karacabey ilçesinde yaşayan arkadaşı Hasan Koyuncuoğlu'nun UÜ'de ziyaret ettiği kız arkadaşları Şeyda Zehir ile Betül Kökten'i eve bırakmak için yola çıktığı öğrenildi. Kazada hayatını kaybeden ve ağır yaralı olan iki öğrencinin UÜ İİBF'de sınıf arkadaşı olduğu bildirildi.
Bursa'daki trafik kazasında 1 kişi öldü, 1'i ağır 3 kişi yaralandı.
ADNAN BERK OKAN - ANALİZ Dağ fare bile doğurmadı… Çünkü çok daha küçüğü çıktı devasa Ege dağlarının karnından… Ve… “Mustafa Sarıgül, Tek başına Ak Parti İktidarı’nı engelleyebilir mi?..” soruları cevabını buldu… Hayır!.. Aksine… Mustafa Sarıgül, oylarında belirli bir düşüşün yaşandığı konusunda herkesin hemfikir olduğu Ak Parti'nin yeniden “tek başına iktidar" olmasını sağlar... Çünkü… Sarıgül’ün kuracağı partinin alacağı oy miktarı, 2002 seçimlerinde DSP'den kaçıp Ak Parti'ye giden oylar + % 3 CHP’den çalınacak oy kadar olacaktır... Nedir o oran?.. Hemen söyleyeyim... DSP'nin 1999 seçimlerinde aldığı % 22 oyun, % 11'i CHP'ye gitti... % 1.5 kendisinde kaldı... % 9 kadarı da Ak Parti'yi iktidara taşıdı... Demek ki bugün Ak Parti’de olan o oyların en çok % 9'unun Sarıgül Hareketi’ne gitme ihtimali var ki bu mümkün değil çünkü O gün Ak Parti'yi tercih eden oylar, 1999'da, RP, DYP ve ANAP’tan kopup DSP'ye giden Gülen Cemaati oylarıydı... Bugün, “Sarıgül’ün akıl hocası” Jack Kamhi ve bazı Musevi cemaati liderleri tarafından Hareket'e çekilmek istenen cemaat oylarının Ak Parti'den tamamen kopacaklarını ve kurulacak partiye gideceklerini söylemek akıl noksanlığı gerektirir... Gelelim, DYP - ANAP cephesine... *** Unutulmasın ki 2002 seçimlerinde DYP % 9.5, ANAP da % 5.5 oranında oy almışlardı… O gün, % 14 eden iki partinin bugünkü toplam oyları % 3... Halen % 11'i Ak Parti'de... O % 11'in yuvaya dönmesi için ne Hüsamettin Cindoruk yeterli, ne de Süheyl Batum... O % 11'i Yeni DP'ye getirebilecek 3 isim var: 1.) Tansu Çiller 2.) İlhan Kesici 3.) Rifat Hisarcıklıoğlu. Bu üç ismim dışında Adnan Menderes kabrinden, Süleyman Demirel Güniz sokaktaki villasından çıksa olmaz... *** Son söz: Mustafa Sarıgül Hareketi CHP'yi böler, Ak Parti'nin yollarını açar... Tansu Çiller, İlhan Kesici, Rifat Hisarcıklıoğlu üçlüsünden biri DP'nin başına geçer ve diğer ikisini de yanına alırsa (birini sağ koluna, diğerini sol koluna) Ak Parti çok fazla zarar görürr... Hatta işte o zaman % 30'ların çok altına geriler... Peki, “ya Rahmi Koç’un merkez sağdan getireceği oylar?” diyen olabilir… Cevap vereyim… Sarıgül’ün merkez sağdan oy alması mümkün değil… Asla… Eşyanın tabiatına aykırı… adnanberkokan@gmail.com
Sarıgül'ün kuracağı partinin alacağı oy miktarı, 2002 seçimlerinde DSP'den kaçıp Ak Parti'ye giden oylar + % 3 CHP'den çalınacak oy
Ukrayna’da 2004’te yapılan devlet başkanlığı seçimlerine Viktor Yuşçenko itiraz etmişti. Yuşçenko yandaşları turuncu atkılarla günlerce protesto gösterileri yapmıştı. Bunun üzerine seçimler tekrarlanmış ve Viktor Yuşçenko devlet başkanı seçilmişti. ‘Turuncu Devrim’le ülkenin lideri olan Yuşçenko dün yapılan devlet başkanlığı seçiminde sandığa gömüldü. 18 adayın katıldığı seçimde en yüksek oyu yüzde 35’le Rusya’ya yakın bir politikacı olarak bilinen Viktor Yanukoviç aldı. Başbakan Yuliya Timoşenko ise yüzde 27 ile ikinci oldu. İKİNCİ TURA KALDI Yanukoviç yüzde 50’lik barajı aşamadığı için seçimlerin ikinci turu yapılacak. 7 Şubat’ta yapılacak seçimlere ilk iki sırayı paylaşan Yanukoviç ile Timoşenko katılacak. En yüksek oyu alan aday devlet başkanı olacak
'Turuncu Devrim'le ülkenin lideri olan Yuşçenko dün yapılan devlet başkanlığı seçiminde sandığa gömüldü
Norveçli bilimadamlarının yaptıkları araştırmada, ortalama 18 yıl boyunca yaşları 20 ve üzeri olan yaklaşık 50 bin sağlıklı insanı izlediler. Bu süre içerisinde, 6 bin 33 erkek ile 4 bin 442 kadın hayatını kaybetti. Erkeklerin yüzde 58'inden fazlası ve kadınların da yüzde 41'inden fazlası kalp krizi ve felç nedeniyle öldü. "Journal of Epidemiology and Community Health" isimli dergide yayınlanan çalışmaya göre, hastaların dinlenmiş durumdaki nabız atışının yüksek olması, kardiyovasküler hastalıklardan ve kısmen de iskemik kalp hastalığından (kalp krizi ve anjin) ölüm riskinin de daha yüksek olması anlamına geliyor. Nabzı dakikada 101 ve daha fazla olan erkeklerin yüzde 73'ünün, nabız atışı dakikada 61-72 arasında olanlara göre (normal sağlıklı oran) iskemik kalp hastalığından ölüme daha yatkın olduğu belirtildi. Normal nabız atışına sahip olanlara göre, nabzı dakikada 101 olan kadınların ise yüzde 42'sinin, iskemik kalp hastalığından ölüme daha yatkın olduğu açıklandı. Çalışmanın sonuçlarına göre, kalp atış hızı yüksek olan 70 yaşın altındaki kadınlar için bu kısmen doğru. Ayrıca, araştırma, daha fazla fiziksel aktivite yapan kadınların kalp atışları yüksek bile olsa, iskemik kalp hastalığından ölme risklerinin daha düşük olduğunu da gösterdi. Kalp atışı dakikada 88 olan ve egzersiz yapmayan kadınların kalp krizinden ölüm oranı, daha düşük kalp atışına sahip olanlara göre iki kat fazla olduğu tespit edildi. Ancak, kalp atışı dakikada 88 ve üstü olmasına rağmen sık sık ve yoğun egzersiz yapan kadınların kalp krizinden ölüm oranının ise sadece yüzde 37 olduğu belirlendi. Buna rağmen, egzersizin bu koruyucu etkisi erkeklerde kendini göstermiyor.
70 yaşın altındaki kadınlar için, dakikada fazladan 10 kalp atışı kalp krizinden ölme riskini yüzde 18 arttırıyor...
İzmir'de Ege Üniversitesi Hemşirelik Meslek Yüksekokulu öğrencisi 18 yaşındaki S.K., patlayıcıyı düzeneğiyle yakalandı. PKK terör örgütü elemanı olduğu belirtilen S.K.'nın, plastik patlayıcıyı sigara paketine, fünyeyi de bir sigaranın içerisine yerleştirip, tütünle kamufle ettikten sonra patlamaya hazır hale getirdiği ortaya çıktı. BOMBALI SALDIRI TALİMATI ALDI PKK terör örgütünün üst yönetiminin vereceği talimatlara göre bombalı saldırı yapılacağı bilgisini alan İzmir Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri çalışma başlattı. Ekiplerin araştırmaları sırasında, önceden terör örgütünün bir çok izinsiz gösterisine katılan ve bombalı saldırılar düzenleyen Ege Üniversitesi Meslek Yüksekokulu Hemşirelik Bölümü öğrencisi S.K. takibe alındı. SİGARA PAKETİNDE PATLAYICI Ekiplerin uzun süren teknik ve fiziki takibinin ardından S.K.'nin elinde patlayıcı madde olduğunun saptanmasıyla operasyon düzenlendi. Pınarbaşı semtinde kaldığı eve düzenlenen baskında S.K. gözaltına alındı. S.K.'nin yakınına ait evin depo ve kömürlük olarak kullanılan bölümünde, kavanoz içerisine saklanmış üç sigara paketinde plastik patlayıcı ile fünyeler ele geçirildi. Ayrıca evde, örgütsel dökümanlarla yasak yayınlar da bulundu. FÜNYE SİGARANIN İÇİNDE Ele geçirilen patlayıcıların incelenmesiyle S.K.'nin terör örgütünün patlayıcı konusunda ilk kez kullandığı yeni bir patlayıcı düzeneği hazırladığı ortaya çıktı. S.K.'nin RDX plastik patlayıcıyı sigara paketine, elektrikli fünyeyi ise sigaranın içerisine yerleştirip tütünle kamufle ettiği saptandı. S.K.'nin, hazırladığı paket içerisindeki bombayı, hiç bir şüpheye yer bırakmadan istediği yerde, özellikle alışveriş merkezlerinde patlatabileceği bildirildi. KÜÇÜK YAŞI KURTARMIŞ Terör örgütünün kamplarında patlayıcı eğitimi aldığı tahmin edilen S.K.'nin geçen yıl, bir alışeriş mağazası zincirlerinin 4 ayrı şubesine bombalı saldırı eylemine karıştığı iddiasıyla 8 kişiyle birlikte yakalandığı, ancak yaşı küçük olduğu için tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldığı belirlendi. S.K.'nin ayrıca, geçen Nisan ayında nevruz kutlamaları öncesinde ve Kasım ayında da polisin uygulamasında yine gözaltına alındığı ancak aynı gerekçeyle serbest kaldığı açıklandı. Sorgusunda susma hakkını kullanan S.K., işlemlerin ardından adliyeye sevk edildi.
Terör örgütü PKK'dan akıllara durgunluk veren eylem planı. Üniversiteli genç öyle bir patlayıcı düzeneği ile yakalandı ki..
Benzeri sitelerden farklı olarak, tasarımı ve zengin içeriği ile dikkat çeken Hakdin.net gelişen teknoloji ile bilgi için en çok başvurulan kaynak olan internette, İslam Dini’ne ait merak edilen sorulara cevaplar bulmayı hedefliyor. İçeriğinde yer alan bilgilerin oluşturulmasında Hakikat Kitapevi Yayınları ve www.dinimizislam.com sitesinden faydalanılan ve sürekli olarak güncel tutulan site, kategori altına aldığı konularla ziyaretçilerine tam bir bilgi ziyafeti sunuyor. Kuran-ı Kerim, Tefsir, İlmihal, İslam Tarihi gibi kategori başlıkları bulunan sitede ayrıca Peygamberlerin Hayatı, Eshab-ı Kiram, Mukaddes Mekânlar gibi birçok başlık da bulunuyor. Ehl-i sünnet âlimlerinin kıymetli eserlerini kaynak alarak, Ehl-i sünnet itikadına uygun olarak hazırlanmış www.hakdin.net sitesi, değişik kültürlerden insanlara ulaşmak ve İslam dinini tanıtmak amacıyla İngilizce, Almanca, Fransızca, İspanyolca, Boşnakça ve Arnavutça olmak üzere 6 dilde yayın yapıyor. En kısa zamanda dil sayısının 14’e çıkartılacağı sitede, 2001 yılında vefat eden Prof. Dr. Orhan Karmış’ın sesinden Kuran-ı Kerim tefsiri de yer almakta. İnternet kullanıcıları www.hakdin.net adresine girerek İslamiyet hakkında daha detaylı bilgiye sahip olabiliyor hem de İslam Dini hakkında en çok sorulan soruların cevaplarını bulabiliyorlar.
İslam Dini hakkında hazırlanan en kapsamlı internet sitelerinden biri olan Hakdin.net yayın hayatına başladı.
Mali Polis, Almanya'da yaşayan hasta ve yaşlı vatandaşlardan veya kanuni mirasçılarından aldıkları vekalet ile "Permi" haklarını, vatandaşlar öldükten sonra kullanarak Türkiye'ye kaçak otomobil getirdikleri tespit edilen 12 kişiyi gözaltına aldı. Emniyet yetkililerinden alınan bilgiye göre, bazı kişilerin Almanya'da irtibatlı oldukları kişiler aracılığıyla Türkiye'ye kaçak otomobil getirdiği ihbarını alan Ankara Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Mali Suçlar Büro Amirliği ekipleri, Sincan Cumhuriyet Savcısı'nın talimatıyla projeli bir çalışma başlattı. Yaklaşık 8 ay süren teknik ve fiziki takibin ardından harekete geçen ekipler başta Ankara olmak üzere Nevşehir, Antalya, İzmir ve Zonguldak'ta "Miras" adını verdikleri eş zamanlı operasyonlar gerçekleştirdiler. Operasyonlarda Salih Gökçe Y. liderliğindeki şebekenin elemanları oldukları belirlenen ve aralarında gümrük müşaviri ile bir gümrük memurunun da bulunduğu Yakup E, Yılmaz E, Ahmet T, Halil İbrahim Ö, Turgut Y, Hanifi Yılmaz C, Canan E, Sabina K, Zakir K, Savaş K, ve Yaşar K. gözaltına alındı. Zanlıların ev ve işyerlerinde yapılan aramalarda çok sayıda vekaletname, araç satış sözleşmeleri, gümrük beyannameleri ile hak sahibi olmayan kişilerce sahte belgeler kullanılmak suretiyle ithal edildiği tespit edilen 21 lüks otomobil ele geçirildi. Otomobillere Gümrük Muhafaza Müdürlüğü görevlilerince el konuldu. Zanlıların emniyette yapılan sorgularında, Nevşehir'de oturan ve özel bir hastanenin de sahibi olduğu belirtilen Salih Gökçe Y.'den talimat alan şebeke üyelerinin, Almanya'da gazetelere ilan vererek, "Permi'satın aldıkları belirlendi. Ayrıca zanlıların Almanya'da yaşayan hasta ve yaşlı Türk vatandaşların kendilerinden veya kanuni mirasçılarından aldıkları vekaletler üzerinden elde ettikleri "permi" hakkını, söz konusu yaşlı ve hasta vatandaşlar öldükten sonra düzenledikleri sahte evraklarla birlikte kullanarak Türkiye'ye kaçak otomobil ithal ettikleri tespit edildi. Getirilen otomobillerin Türkiye'deki ortalama bedellerinin 80-100 bin dolar civarında olduğu, zanlıların bu şekilde binlerce TL'lik haksız kazanç elde ettikleri değerlendirildi. Emniyette sorguları tamamlanan 12 zanlı adliyeye sevk edildi.
Alman mali polisi Türkiye'ye ölü vatandaşların isimlerini kullanarak kaçak oto getiren çeteyi gözaltına aldı...
Birleşik Krallık'ta yayımlanan en eski Yahudi gazetelerinden İngiliz basın-yayın kuruluşlarının haberine göre, gazetenin internet sayfasına bu sabah erken saatlerden itibaren girilemedi. Sayfada siyah fon üzerinde Filistin bayrağına ve "Filistin mücahitleri tarafından hack'lenmiştir" yazısı ile Türkçe ve İngilizce olarak Gazze'ye yönelik ambargoya son verilmesini isteyen mesajlara yer verildiği kaydedildi. Jewish Chronicle'in editörü Stephen Pollard, "bu saldırının geçen hafta İsrail ile Türkiye arasında yaşanan diplomatik krizle ilişkili olabileceğini" söyledi.
"Jewish Chronicle"ın internet sayfasının hack'lenerek, sayfaya Türkçe ve İngilizce mesajlar konulduğu bildirildi.
Yenişehir Belediye Başkan Yardımcısı Hafize İpek, belediyede düzenlediği basın toplantısında, daha önce sendika ile yaptıkları toplu iş sözleşmesine "aileyi koruma" adı altında bir maddenin eklendiğini hatırlatarak, sözleşmenin 93. maddesinin "eşine ve çocuklarına şiddet uygulayan çalışanın maaşının yüzde 50’si eşine verilir" olduğunu söyledi. İpek, bu kapsamda birkaç gün önce belediyede çalışan sözleşmeli temizlik işçisi F.A’nın (48) eşinin belediyeye başvurarak, eşinden şiddet gördüğü yönünde bir beyanda bulunduğunu ifade ederek, araştırmaların ardından kadının şiddet gördüğünü doğrulayan tespitlere ulaşıldığını bildirdi. Bunun üzerine toplu iş sözleşmesinde yer alan maddeyi işleme koyduklarını kaydeden İpek, şöyle konuştu: "Belediye personelimizin eşine şiddet uyguladığını tespit etmemiz sonrasında F.A’nın bin 500 liranın üzerindeki bir aylık maaşının yarısını bir kereye mahsus olmak üzere şiddet gören eşine ödedik. Ancak şiddetin devamı halinde bu uygulama sonraki aylarda da sürecek. Sözleşme imzalandığından bu yana Diyarbakır’da ilk uygulanan ceza oldu. Şiddetle ilgili bir beyan olduğu takdirde bu maddenin doğrudan işleme koyulacağını çalışanlarımıza önceden duyurmuştuk." -"ŞİDDETİ ASLA ONAYLAMIYORUZ"- İpek, toplu iş sözleşmesinde yer alan maddeyi uygulamaları için erkeğin eşine uyguladığı şiddetin boyutunun önemli olmadığına dikkati çekerek, burada önemli olan tek şeyin kadının rencide olması, şiddet gören çocuk ve kadınların psikolojik anlamda yıkıma uğraması olduğunu söyledi. Amaçlarının eğitim ile "şiddete dur" diyebilmek olduğunu kaydeden İpek, şöyle konuştu: "Cezayı uyguladığımız F.A. da son derece pişman olduğunu belirtti. Şiddet uygulamaya devam ettiği sürece aynı cezayı almaya devam edeceğini biliyor. Eşine şiddet uygulamaya yeltenenler için bu ceza aynı zamanda emsal teşkil ediyor. Şiddeti asla onaylamıyoruz. Eşine şiddet uygulayan personelimiz dahi olsa şiddet gören kadının sonuna kadar savunucusu olmaya devam edeceğiz. Şiddetin topyekün önlenmesinin uzun vadede eğitim ile mümkün olacağını düşünüyoruz. Bu kapsamda ileri ki günlerde belediyemizde çalışan erkek personele yönelik toplumsal cinsiyetle ilişkili eğitim çalışmaları düzenleyeceğiz. Bu çalışmalarda şiddeti önleme yöntemlerini belediye personeli ile görüşerek ortaya koymaya çalışacağız."
Diyarbakır"da eşine şiddet uygulayan belediye işçisinin maaşının yarısı eşine ödendi.
“Ebru’ya deli gibi aşığım, uğruna canımı bile veririm. Bizi kimseler ayıramaz” Bu sözler Ebru Gündeş’in sevgilisi işadamı Reza Zarrab'a ait. Reza Zarrab, turuncutime isimli internet sitesine sessizliğini bozdu. İşte ünlü işadamının açıklamaları: * Ebru ile bir yıl önce ömür boyu birlikte olma kararıyla yola çıktık. O benim hayatımın kadınıdır. Benim helalim, sevdiğim kadındır. Allah nasip ederse evlenmek istediğim tek insandır. * Eski sevgilim Günel, benim Ebru’ya 4 milyon dolar harcadığımı iddia ediyor. Ebru çok kazanan bir sanatçı, benim parama ihtiyacı yok. Ancak Günel’e 8 yılda bu iddia ettiği rakamın daha fazlasını harcadım. Sadece albümüne 350 bin dolar harcadım. Bunu belgelerim. * 8 yıllık ilişkimiz Günel’in ihaneti yüzünden bitti. Günel benden önce Ramin adlı bir çocukla üç yıl çıktı. Bu çocukla benimle birlikteyken de görüşmüş. Çocuk buna ’Aşkım seni seviyorum’ diye mesaj atınca şok oldum. Çocuk Günel yüzünden karısından bile boşanmış. * Günel çok tehlikeli oyunlar oynuyor. Babasıyla görüştüğüm bir gün cep telefonumu farkında olmadan aldırıyor gizlice Ebru’ya mesaj çekiyor. Aynen mesajlarda şunu yazıyor “Ebru, ben anladım ki Günel’e deli gibi aşığım. Bu iş bitmiştir. Herkes kendi yoluna” Daha bunun gibi birkaç mesaj daha. * Bu yaşananlar yüzünden Ebru da çok yara aldı ama hiç konuşmadı. Her kadın Ebru’dan kadınlık ve insanlık dersi almalı. Çocuğumun annesi olması için her şeyimi verebilirim. Ona tapıyorum. Bizi kimse ayıramaz.
Ebru Gündeş"in İranlı armatör sevgilisi Reza Zarrab sessizliğini ilk kez bozdu. Zarrab sanatçıya deliler gibi aşık.
Ziraat Türkiye Kupası'nda Denizli Belediyespor'u 5-1'le geçen Florya Metin Oktay Tesisleri'nde, teknik direktör Frank Rijkaard yönetiminde gerçekleştirilen çalışmada futbolcular, iki grup halinde antrenman yaparken, Denizli Belediyespor maçında forma giyen oyuncular, hafif bir yenileme çalışmasıyla yetindiler. Diğer gruptaki oyuncular özellikle gole dönük pas çalışmasının ağırlıkta olduğu bir programda çalışırken, yarı sahada çift kale maçla antrenmanı tamamladılar. RİJKAARD'DAN BİRE BİR GÖRÜŞME Teknik direktör Frank Rijkaard, Denizli Belediyespor maçında forma giyen oyuncularıyla antrenman sırasında tek tek görüştü. Her oyuncusuyla tercümanı vasıtasıyla ayrı ayrı konuşma yapan Hollandalı teknik adamın, dünkü maçla ilgili değerlendirmelerde bulunduğu öğrenildi. KEWELL TAMAMLAYAMADI Ziraat Türkiye Kupası'ndaki Orduspor karşılaşmasında sakatlanan Harry Kewell, takımla birlikte çalışmaya katılmasına karşın, antrenmanı yarıda bırakmak zorunda kaldı. Koşularda ve taktik pas çalışmasında yer alan Avustralyalı oyuncu, son bölümdeki yarı saha çift kale maçta da bir süre oynamasının ardından, kasığındaki ağrıların artması üzerine idmanı bıraktı. Eliyle devam edemeyeceği şeklinde işaret yapan Kewell, soyunma odasına gitti. Sarı-kırmızılı takımın antrenmanına, tedavileri süren Sabri, Aydın ve Baros ile Afrika Kupası maçları nedeniyle Fildişi Sahili Milli Takımı'nda bulunan Keita katılamadı. Galatasaray, yarını izinli geçirmesinin ardından, çarşamba günü Gaziantepspor maçı hazırlıklarını sürdürecek.
Galatasaray, Turkcell Süper Lig'de Gaziantepspor ile yapacağı maçın hazırlıklarına başladı.
Batman'ın Sason İlçesi ile Diyarbakır'ın Kulp İlçesi arasındaki dağlık kesimde güvenlik güçleriyle PKK'lı teröristler arasında çıkan çatışmada, şehit olan 4 yıllık Uzman Jandarma Çavuş Serkan İpek'in cenazesi, memleketi Konya’nın Ereğli İlçesi'nde toprağa veriliyor. Şehit İpek'in aile bireyleri, sinir krizleri geçirip gözyaşları döktü. İki kız kardeşi bulunan şehit Uzman Çavuş İpek'in babasının vefat ettiği belirtildi. Şehit uzman çavuş ipek'in cenazesi, Ereğli'daki Ulu Camii’nde düzenlenecek askeri törenin ardından toprağa verilecek.
PKK ile girilen çatışmada şehit olan Uzman Çavuş Serkan İpek son yolculuğuna uğurlanıyor... Gözyaşları sel oldu!
TBMM Cinayetini Araştırma Komisyonu Başkanı Ersönmez Yarbay, Cumhuriyet gazetesi yazarı Uğur Mumcu'nun ölümünü araştırırken, adı konmamış fiili bir dirençle karşılaştıklarını söyledi. Yarbay, o dönemde Mumcu olayı ile ilgili ihmali bulunan yetkililer hakkında suç duyurusunda bulunduklarını; ancak savcıların bir türlü harekete geçmediğini ifade etti. Yarbay, dönemin Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Başkanı, İçişleri Bakanı ve Emniyet Müdürü ile görüşme taleplerinin ise karşılanmadığını kaydetti. Uğur Mumcu, 24 Ocak 1993'te, evinin önünde, arabasının altına yerleştirilen bombanın patlaması sonucu hayatını kaybetti. Tam 17 yıl önce işlenen ve faili meçhul kalan suikastın aydınlatılması ve faillerinin bulunması için birçok girişimde bulunuldu. TBMM, suikastı araştırmak amacıyla komisyon kurdu. Ancak soruşturma çok ileri götürülemedi. Kolluk güçlerinin yanı sıra yargı ve Meclis araştırmalarından sonuç alınamadı. TBMM Uğur Mumcu Cinayetini Araştırma Komisyonu'nun başkanlığını yapan Ersönmez Yarbay, aradan geçen 17 yıllık süreye rağmen ünlü gazetecinin öldürülmesi ile ilgili suikastın neden aydınlatılamadığı ile ilgili CİHAN'a çarpıcı açıklamalarda bulundu. "BİLGİ VERMEDİLER" Yarbay, Uğur Mumcu olayının faillerini ortaya çıkarmak için başta büyük bir heyecanla araştırma yaptıkça olayın şeklinin değiştiğini söyledi. Olay ile ilgili bir taraftan yoğun bir bilgi kirliliği ve karartma yaşandığını ifade eden Yarbay, "Mumcu ile ilgili 16-17 senaryo vardı. Bunun karartma amaçlı yapıldığını düşünüyorum. Mumcu da buna müsait bir insandı. Uyuşturucu, PKK, İran ile ilgili yazılar yazmış ve Sakıncalı Piyade'nin yazarı. Daha sakıncalı görüldüğü asker ile bilgi alış verişinde bulunuyor. Yine istihbarat örgütleri ile irtibatının olmaması mümkün değil. Böyle bir kişilik olunca da işin içinden çıkılmıyor. Yani tam bir karartma vardı." dedi. Yarbay, bilgi almak için dönemin yetkililerine başvurduklarını, ancak gerekli desteği göremediklerini söyledi. Özellikle çok şey bekledikleri DGM Başsavcısı Nusret Demiral'in yargının bağımsızlığı gerekçesiyle sahip olduğu bilgileri komisyon üyeleri ile paylaşmadığını ifade eden Yarbay, "Oysa biz gelmesini çok isterdik. Bilgi verebilirlerdi. Bizim de zorla getirme gibi bir yetkimiz yoktu." diye konuştu. Yarbay, ihmalin bununla sınırlı olmadığını söyledi. Bu konuda yalnız bırakıldıklarını anlatan Yarbay, "İşin derinine inip konuyu çözme değil de sanki vatandaşın gazını alma havası vardı. Meclis Başkanı olayla ilgilenmedi. Yine yanlış bilgiler verdiler. Ankara Valisi, Emniyet ve İçişleri bakanları bilgi paylaşmadılar. Gelenlerin de bildiklerini anlattığını düşünmüyorum. Çünkü verilen bilgiler tatmin edici değildi. Onun için bir gelişme sağlanamadı." diye konuştu. Yarbay, Mumcu'nun devletin gizli-saklı bazı sırlarına vakıf olduğu için öldürülmüş olabileceğini belirterek, şöyle devam etti: "Sıradan cinayetler ya da bazı akımların, örgütlerin yaptığı suikastlar kolay ortaya çıkar. Ancak içinde istihbarat örgütlerinin ya da derin devletin parmağının olduğu cinayetler kolay kolay ortaya çıkmaz. Hablemitoğlu ve Uğur Mumcu cinayetleri bu tür cinayetlerdendi. Özellikle Mumcu, devletin kirli ilişkilerini ortaya çıkaracak bilgi ve belgelere sahipti." ifadelerini kullandı. DEVLET SIRRI KONUSU Yarbay, devlet sırrı kavramına da açıklık getirdi. Hukuk devletinde devlet sırrının olmayacağının altını çizen Yarbay, "Devlet sırrı dedikleri kayıt dışı bir takım işlerdir. Kayıt dışı olunca devlet sırrı orada başlıyor. Yoksa hukukun içinde olan olaylarda devlet sırrı yoktur. Yani yaptıkları kirli işlere devlet sırrı diyorlar. Örneğin, 1990'lı yıllardan sonra teröristin yöntemi ile olayları üzerine gidildi. İstihbarat ve JİTEM 'PKK'ya finans sağlayan Kürt işadamlarını yok edelim, PKK'lıları yakalamayalım da infaz edelim' dedi. Bu iş için görevlendirme yapıldı, paralar ayrıldı. İşte bunlar devlet sırrı oluyor." değerlendirmesinde bulundu. Yarbay, bu dönemdeki bütün kirli işlerin ve faili meçhullerin devlete fatura edildiğini söyledi. Yarbay, "Tabi böyle bir zeminde olayların tamamı devlete fatura edildi. Çünkü, böyle bir atmosferin oluşmasına yol açtı. Oysa hukuk devletinde bu tür gizli işlere girilmemesi lazım. Her şey şeffaf olmalı. Belki başta iyi niyetle başlanıyor ama daha sonra ayaklarına dolanıyor. Devlet hesap veremez hale geliyor. Hukuk içinde mücadele edilmeli. Belki bu zor bir yöntemdir ama hem uzun vadede etkili hem de devleti töhmet altında kalmaktan kurtarır." "SOL'UN DERDİ OLAYLARI ÇÖZMEK DEĞİL, İKTİDARI YIPRATMAKTIR" Ersönmez Yarbay, Türkiye'de Sol'un bu tür olaylara yaklaşımını da yorumladı. Geçmişte Susurluk'un üzerine neden gidilmiyor diye ortalığı ayağa kaldıran Sol kesimin, bugün Ergenekon, millete komplo ve suikast planlarının ortaya çıkarılması konusunda engelleyici bir rol oynadığını söyledi. Yarbay, bu durumu şöyle izah etti: "Susurluk'ta hükümet olayların üzerine gitmiyordu. O yüzden eleştirdiler. İktidar bu işi çözemez ama yıpranır. Çözülsün diye yapmıyorlardı. Zaten Sol partilerin politikası iktidarda partiyi yıpratmaktır. Ergenekon'da iktidarda CHP olsa üzerine giderdi. Ama iktidarda AK Parti var. Bunun çözülmesini istemiyorlar. Çünkü, bu sefer niye gidiyorsun diye baskı yapıyor. Niye gitmiyorsun diyemiyor. Üzerine gidince, karşısında Susurluk, üzerine niye gitmiyorsun? Ergenekon üzerine gitmiyorsunuz? Demokrasiye sahip çıkmıyorsunuz diye üzerine gideceklerdi. Türkiye çalkantılı bir dönemden geçiyor. Solcular ulusalcı oldu. Sol neyi, sağ neyi savunuyor karışmış durumda. Kültürel birikimi olan insanlar saf değiştirdi." EŞİ GÜLDAL MUMCU'NUN TAVRI Yarbay, CHP'li Meclis Başkanvekili Güldal Mumcu'nun eşi Uğur Mumcu suikastı konusunda ketum davranmasının ise CHP'nin içinde bulunduğu duruma benzetti: "Güldal Hanım çalışmalarımız sırasında bize yardımcı oldu, eşine sahip çıktı. Ama şimdi çelişki yaşadığını sanıyorum. Acaba 'laikim deyip de bu işi işlemiş olabilir mi?' diye. Ayrıca, şu an siyasette olduğu için açıklamalarının CHP'ye zarar verip vermeyeceği endişesini taşıyor."
TBMM Uğur Mumcu Cinayetini Araştırma Komisyonu'nun başkanlığını yapan Ersönmez Yarbay'dan ilginç açıklamalar.
Oda Tv Şakir Süter'in 2005'te yazdığı bir yazıyı yeniden gündeme taşıdı. Yazıda bir Türk politikacının ABD'ye girmesi halinde 'cinsel taciz'den tutuklanacağı yazıyordu. Oda TV bu yazıyı yeniden gündeme almasının sebebini ise şöyle açıklıyordu: "Bu yazıyı rahmetli Akşam gazetesi yazarı Şakir Süter 25 aralık 2004'te kaleme almıştı. Biz niye mi anımsatıyoruz? Bir siyasi 'hareketi' yakından tanımanız için!" İşte o politikacının ABD'de yaptıkları: "Bugünlerde siyasette atak halinde olan siyasetçimiz, bazı politikacılarımız için icazet makamı haline gelen ABD'ye gider. Oradan yakını gazetecileri arayıp nasıl itibar gördüğünü ballandırarak anlatır. Oysa gezisi Amerikan Haberler Merkezi'nin rutin ülkeyi tanıtım gezisidir. İngilizce bilmeyen siyasetçimize kendisine tercümanlık ve rehberlik yapması için bir Türk mihmandar verilir. Bu mihmandar öyle sıradan biri de değildir... Amerikan Senatosu'nda Türkiye'nin haklarını savunmakla ünlü çok etkin bir Senatörün gelin adayıdır! Siyasetçimizin kadınlara aşırı zaaafı orada da kabarır. Asansörde, arabada, büroda; sürekli 'hiperaktif erkek' havalarındadır! Bunlar bir yana... Randevularına gitmeyip, buluşturulduğu hiç kimseyi dinlemediği için... Amerikan Dışişleri Bakanlığı 4 haftalık geziyi 1 hafta önceden kesip siyasetçimizi erken uğurlar. Siyasetçimizin Türkiye'ye dönmesinin ardından, kendisine yapılan 'cinsel tacizi' gururuna yediremeyen mihmandar kız, sözleşmeli olarak çalıştığı ABD Dışişleri Bakanlığı'na durumu anlatır. Amirleri kızcağızı güzel bir fırçalarlar: -Skandal olur diye korkup, bize niye daha önce anlatmadın? Bu konuda ne kadar hassas olduğumuzu, gerektiğinde ABD Başkanı'nı bile yargıladığımızı nasıl unutursun? Erken haber verseydin, ülke dışına çıkmadan tutuklatırdık! Mihmandar kız, başından geçen olayı, Türkiye'de yaşayan ailesine de anlatır. Mihmandarın babası güvendiği bir gazeteciye ulaşır ve olayı ayrıntılarıyla anlatır. Gazeteci hemen olayın kahramanı olan siyasetçiyi telefonla arar. Aldığı tepki çok ilginçtir: - Sevgilim, bunlar telefonla konuşulmaz, uçak biletini alayım atla gel. Hatta gelmeden önce, benden mükellef tatil yap! Gazeteci çirkin teklifi umursamaz ama karşısındaki müthiştir! 15 dakika sonra Antalya'da çok ünlü 5 yıldızlı tatil köyünden aranır. Gazeteci ve eşi için 'İki haftalık herşey dahil' bir rezervasyonun yapıldığı ve ağırlanmak için beklendikleri bildirilir. Gazeteci böyle bir rezervasyon yaptırmadığını, bunun nereden çıktığını sorunca, siyasetçinin ..... Özel Kalem Müdürlüğü'nce yaptırıldığını öğrenir. Gazeteci bunlara aldırmaz haberini yazıp gönderir. Gönderir göndermesine ama siyasetçimiz müthiş lobi yeteneğini kullanıp haberin yayınlanmasını önler. ......... Şimdi, 'kim bu siyasetçimiz' diyorsunuz, biliyoruz. Bugünlerde ABD'ye gidebilecek cesareti gösteremeyecek biri olduğunu söylemekle yetinelim. Çünkü, ABD Dışişleri Bakanlığı'nın ülkeye giriş yasağı koydurduğu bu siyasetçimiz, ABD'ye girmeyi başarsa bile, çıkması çok zor!
Bu politikacı ABD'ye girerse cinsel tacizden tutuklanacak. Bugünlerde siyaset dünyasında atağa geçen politikacı kim?
İNTERNETHABER ANKARA- Tükiye son yıllarını darbe tartışmalarıyla geçirdi. Ergenekon soruşturması kapsamında ortaya çıkan darbe girişimleriyle ilgili yargılamalar sürüyor. Bu yargılamaların da etkisiyle halkın büyük kısmı artık darbe olacağına inanmıyor. Metro Poll Stratejik ve Sosyal Araştırmalar şirketinin yaptığı araştırmaya göre, Türkiye’de bundan böyle askeri bir darbenin olamayacağına inananların oranı yüzde 62.2. Ordunun kendi içerisindeki darbe heveslileri ile yerince mücadele ettiğine inananların oranı yüzde 46,5 iken bu kesimlerle yeterli mücadelenin yapılmadığına inananların oranı ise yüzde 47,2. Araştırma, Genelkurmay Başkanı’nın “ordu demokrasiye ve hukuka bağlıdır” sözünü defalarca dillendirmesine rağmen katılımcıların bu söze yeterince güveni olmadığını ortaya koydu. Araştırma bulgularına göre; TSK içerisinde darbe yapmak isteyen kimi personelin hala mevcut olduğuna inananların oranı yüzde 55 civarında olsa da, ordunun darbe yapma ihtimali olduğuna inanların oranı yüzde 26,9. Buna karşılık, Türkiye’de bundan böyle askeri bir darbenin olamayacağına inananların oranı yüzde 62,2. Araştırmaya göre, Genelkurmay Başkanı’nın Ordu ile ilgili iddialara karşılık yaptığı açıklamaları samimi ve inandırıcı bulanların oranı yüzde 42,4 iken, tam tersi düşünenlerin oranı yüzde 45’tir. Araştırma, son zamanlarda yaşanan Ordu ile ilgili olayların bu kurum ve Genelkurmay Başkanı’na duyulan güveni yüzde 30 civarında olumsuz etkilediği, yüzde 10 civarında da olumlu etkilediğini ortaya koydu. Bu türden olayların TSK’ya duyduğu güvende bir değişiklik oluşturmadığını belirtenlerin oranı ise yüzde 57 civarındadır. DEMOKRATİK AÇILIMA DESTEK DÜŞTÜ Araştırma, her ay hayattan memnuniyet, Türkiye’nin gidişatı, partilerin oy potansiyelleri gibi konuları da araştırdı. Araştırmaya göre, bu açılım politikalarına ve icraatlara katılımcıların yüzde 38,7’si destek verirken, yüzde 53,8 oranında büyük bir kesim destek vermediğini ortaya koydu. Araştırma, Kasım 2009 araştırması ile karşılaştırıldığında ise birkaç puan da olsa destek oranının düştüğü ve desteklemeyenlerin oranın yükseldiğini ortaya koydu. Açılım sürecinin başladığı Temmuz ayından sonra gerçekleştirilen Ağustos 2009 araştırması ile karşılaştırıldığında bu açılıma karşı olanların oranında yüzde 10 bir artış gözlenmektedir. Hükümetin demokratik açılımı yönetme sürecini halkın yüzde 33,3’ü başarılı bulurken, yarıdan fazlası yüzde 59,2 başarılı bulmamaktadır. Araştırmada, hükümeti bu süreçte başarılı bulanların oranı partilere göre: CHP’li yüzde 87,7 ve MHP’li yüzde 75,5 seçmenler gelmektedir. Araştırmaya katılanların yüzde 70’i ise DTP’nin kapatılmasına destek veriyor. SARIGÜL’E DESTEK BÜYÜYOR Araştırma bulgularına göre; Sarıgül’ün kuracağı partiye oy vermeyi düşünebileceğini ifade edenlerin oranı yüzde 28 ve oy vermeyeceğini ifade edenlerin oranı ise yüzde 54,6’dır. Araştırmaya göre, bugün milletvekili seçimi olsa, kararsızlar ve protesto oyları dağıtılmaksızın halkın yüzde 32,3’ünün AK Parti’ye, yüzde 16,2’sinin CHP’ye ve yüzde 14,4’ünün de MHP’ye oy verecek. Kasım 2009 tarihinde yaptılan araştırmada, AK Parti’nin oy oranında bir değişim gözlenmezken, CHP’nin oy oranında yaklaşık 6 puan ve MHP’nin oy oranında ise 4 puanlık bir azalma olduğu görülmektedir. Araştırma CHP’nin bu kadar kısa sürede yüksek bir oy kaybı yaşamasının nedenleri arasında Onur Öymen’in “Dersim gafı” ve buna Deniz Baykal’ın destek çıkması ile Mustafa Sarıgül’ün yeni parti kurma çalışmalarının sinerji yaratmasının etkili olduğunu ortaya koydu. HALKIN YÜZDE 58’İ BÖLÜNMEDEN KORKUYOR Araştırmaya göre halkın, demokratik açılıma genel olarak yüzde 35,4 oranında tam destek ve yüzde 4,6 oranında ise kısmen destek veriyor. Buna karşılık, halkın yarıdan fazlası yüzde 51,6 bu süreci olumsuz değerlendirmekte ve açılıma karşı olduklarını belirtmektedir. Bu açılımı en yüksek oranlarda destekleyenler beklenildiği üzere DTP’li yüzde 89,2 ve AK Parti’li yüzde 57,7 seçmenlerdir. Buna karşılık; yine beklenildiği üzere bu açılıma en yüksek oranlarda karşı olanlar MHP’li yüzde 81,1 ve CHP’li yüzde 71,7 seçmenler. Araştırmadaki diğer noktada, CHP’li seçmenlerin yüzde 23’ünün, MHP’li seçmenlerin yüzde 12,5’inin bu açılımı ‘tamamen veya kısmen’ desteklediklerini ifade etmeleridir. Araştırmanın sonuçlarında, Ağustos 2009 araştırması ile karşılaştırıldığında bu açılıma karşı olanların oranında yüzde 8 civarında bir artış gözlenmiştir. Araştırmaya göre, hükümetin demokratik açılımı yönetme sürecini halkın yüzde 34,9’u tamamen ve kısmen başarılı bulurken, yarıdan fazlası yüzde 59,1 başarılı bulmamaktadır. Söz konusu bu açılımın kendisine olan destek yüzde 40’larda iken, hükümeti bu süreci yönetmede başarılı bulanların oranı yalnızca yüzde 35 civarındadır. Araştırmaya göre, bu sürecin tehlikeli ve bölünmeye yol açacağına inananların oranı yüzde 58,4 oldukça yüksektir. Buna karşılık bu sürecin ülkenin birlik ve bütünlüğüne hizmet edeceğine inananların oranı ise yüzde 32 civarındadır. Ağustos 2009 araştırması ile karşılaştırıldığında ise bölünme tehlikesi görenlerin oranında yüzde 8 artış gözlenmiştir. Araştırma, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, darbeci veya hukuk dışı faaliyetlerde bulunan subayları bünyesinde barındırmayacağına inananların oranı yüzde 52,8, bu görüşe katılmayanların oranı yüzde 37 civarında olduğunu ortaya koydu. Benzer şekilde; TSK’nın mevcut haliyle hukuka ve demokrasiye tam anlamıyla bağlı olduğunu düşünenlerin oranı yüzdr 60,1, bunun aksini düşünenlerin oranından yaklaşık iki kat yüzde 30,2 daha yüksektir. KÜRT AÇILIMINA DESTEK YÜZDE 31.2 Araştırma şirketinin araştırmasına göre, Kürt açılımına genel olarak yüzde 31,6 oranında tam destek ve yüzde 21,3 oranında ise kısmen destek verilmektedir. Buna karşılık, halkın yüzde 43,8’i bu süreci olumsuz değerlendirmekte ve açılımı desteklememektedir. Bu açılımı destekleyenler beklenildiği üzere DTP’li yüzde 95,2 ve AK Parti’li yüzde 64,5 seçmenlerdir. Buna karşılık; yine beklenildiği üzere bu açılıma en yüksek oranlarda karşı olanlar MHP’li yüzde 67,2 ve CHP’li yüzde 59,4 seçmenlerdir. Araştırmaya göre, CHP’li seçmenlerin yüzde 37,6’sının, MHP’nin 31’inin bu açılımı ‘tamamen veya kısmen’ destekliyor. Araştırma ayrıca; cinsiyet açısından erkeklerin, yaş dağılımı açısından gençlerin, eğitim düzeyi açısından yüksek eğitimlilerin ve bölgesel dağılım açısından ise Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde yaşayanların söz konusu bu açılıma daha yüksek oranlarda destek verdiklerini ortaya koydu. ASKER GÖRÜŞ BİLDİRMESİN Araştırmaya göre, askerlerin siyasi konularda görüş bildirmelerini doğru bulanların oranı yaklaşık olarak yüzde 30 iken, askerlerin siyasi konularda görüş bildiremeyeceklerini ifade edenlerin oranı yüzde 65 civarındadır. Araştırmaya katılanların, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin medya gruplarından bazılarına kendi faaliyetlerini izleme izni verirken bazılarına yasak koymasını, büyük oranda yüzde 61,6 yanlış bir uygulama olarak görüyor. Bu uygulamaya askerlerin hakkı olduğunu ve doğru bulduklarını ifade edenlerin oranı ise yüzde 30,8’dir.
Son iki yıldır Türkiye darbeyi tartışıyor, ancak halkın büyük kesimi Türkiye'de darbe olacağına inanmıyor.
Hükümet, yaklaşık 100 milyar lirayı bulan vergi, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) borçlarını tahsil edebilmek için kamuoyunda tepki gören farklı uygulamalara imza atıyor. Kod uygulamasının ardından şimdi de SGK’nın borçluların banka hesaplarına el koyması uygulaması tartışılıyor. Söz konusu uygulama bir yılı aşkın süre önce yasalaştı ancak SGK, gelecek tepkiler nedeniyle bu yönteme başvurmamıştı. Ancak 2009 yılında krizin faturasının ağırlaşmasıyla alacakları artan ve tahsilatta zorlanan SGK, borçluların banka hesaplarındaki paralardan alacaklarını tahsil etmeye başladı. Bu uygulama 28 Eylül 2009 tarihinde Resmi Gazete’de sessiz sedasız yayınlanan “5510 Sayılı Kanun’un 8. Maddesi’nin 7. Fıkrasının Uygulanması Hakkında Tebliğe” dayanıyor. Tebliğ yayınlandığı ve yürürlüğe girdiği dönemde uygulamanın yaratacağı sonuçları öngöremeyen iş dünyası ve Bağ-Kur’lular şimdi ne yapacağını bilemiyor. Uygulama özetle şöyle: Bankalar, hesap sahiplerinin kimlik bilgilerini SGK’ya vermekle yükümlü. SGK da bu bilgileri alarak Kurum’a borçlu olanların, bankalardaki hesaplarına elektronik ortamda haciz koyarak borcunu tahsil ediyor. Bir başka deyişle, ekonomik krizdesiniz ve işletmenizi ayakta tutmak için devlete ödemeniz gereken vergi ve primleri ertelediniz. Çek ödemeniz ya da elektrik faturanız için banka hesabınıza para yatırdınız ancak SGK parayı borcunuza karşılık sizin ve bankanın haberi olmadan tahsil ediyor. Bankaya gittiğinizde paranın olmadığını görüyorsunuz... Vergi uzmanları ve hukukçular bu uygulamanın ticari haklara ve bireysel özgürlüğe engel olduğunu belirtiyor. Kişinin devlete borcunu ödemeyerek faiz yükünü kabul ettiğini, buna karşın devletin habersiz bir şekilde banka hesabınıza girip tahsilat yapmasının ticaret hukukuna ve teamüllere aykırı olduğu belirtiliyor. BANKADAN KREDİ ALMAK DA ARTIK TEHLİKE Söz konusu tebliğin bir diğer uygulaması da kredi talepleriyle ilgili. SGK, bankalardan kredi talebinde bulunan ve kredisi onaylanan kişinin aldığı tutardan alacağını kesiyor. Bir örnekle açıklayalım: A bankasından 100 bin liralık kredi talep ettiniz ve krediniz onaylandı. Bu arada SGK’ya 40 bin liralık prim borcunuz var. SGK, krediniz hesabınıza geçtiğinde hemen 40 bin lirayı kesiyor. Bu durumda SGK borçluları banka kredisi almaktan imtina ediyor.
Çok tartışılacak bir uygulama! Bir gün hesabınızda hiç para kalmadığını öğrenirseniz şaşırmayın
Fenomen dizi Kurtlar Vadisi Pusu'da yer alan bir sahneyi hazmedeyince, dizi ve Pana Film'i baskı altına almak amacıyla diplomatik küstahlığa varan hareketlerle Türkiye'yi aşağılamaya kalkan İsrail'e tepki çığ gibi büyüdü. Pana Film'in, "Şikayet etme, vahşeti durdur" çağrısı yaptığı ve "Kurtlar Vadisi, doğruları söylemeye ve yanlışları teşhir etmeye devam edecektir" denilen açıklamasını takiben bugün önce Dışişleri Bakanlığı, sonra Başbakan Erdoğan, MHP ve çok sayıda diplomat İsrail'e karşı çok sert tepki gösterdi. SIRADA EMPERYALİST TERÖR VAR Bu arada Kurtlar Vadisi Pusu senaristlerinden Bahadır Özdener, televizyonların haber programlarına katılarak canlı yayınlarda İsrail'in gösterdiği tepkiye karşılık "Şimdi de emperyalist terörü anlatacağız" diyerek, yeni bir hazırlığın mesajını da verdi. Özdener, "Radikal İslam terörünü işlemeye devam ediyoruz. Biz hiçbir terörü birbirinden ayırmıyoruz. 1,5-2 dakikaya hassasiyet gösteriyorlar. Müsaade edin, biz de sinemacılar olarak onları (İsrail'i) zor duruma düşürelim. 1,5 saatlik Filistin'i anlatalım, bakalım ne tepki verecekler" dedi.
Kurtlar Vadisi'nin yapımcısı Pana Fim'den, 2 dakikalık görüntüyü hazmedemeyen İsrail'e, 1,5 saatlik Filistin cevabı...
Goodyear kış lastiklerinin kullanımı hakkında yurt çapında seçilmiş alışveriş merkezlerinde tanıtım yapıyor. Goodyear'ın, kış lastiklerinin kullanımı hakkında yurt çapında seçilmiş alışveriş merkezlerinde kurduğu stantlarda 30 binin üzerinde tüketiciye bilgi verdiği, 25 bin araçta da diş derinliği ölçümü gerçekleştirdiği bildirildi. Goodyear'dan yapılan yazılı açıklamada, 21 Kasım-27 Aralık tarihleri arasında Goodyear stantlarında yeni performans kış lastiği UltraGrip Performance 2 ile birlikte tüm kış serisi UltraGrip lastiklerinin tanıtıldığı aktivitenin yapıldığı, alışveriş merkezlerinin otoparklarında da ziyaretçilerin araçlarına diş derinliği ölçümü yapılarak, sürücülerin, lastiklerinin durumu hakkında bilgilendirildiği belirtildi. Açıklamada, şu bilgiler yer aldı: ''İstanbul Cevahir Alışveriş Merkezi ve Ankara Anka Mall'da başlayan aktiviteler, Bursa, Eskişehir, Kayseri, Konya ve Erzurum illerinde seçilen alışveriş merkezlerinde ve plazalarda gerçekleştirildi. Kış Uzmanı Goodyear, bu süre zarfında 30 binin üzerinde tüketicisini kış lastikleri hakkında bilgilendirdi. Bununla birlikte, alışveriş merkezlerinin otoparklarında bulunan 25 bin araçta diş derinliği ölçümü gerçekleştirdi. Goodyear standını ziyaret edenlere kış lastiği kullanılması için karlı, buzlu veya sulu karlı gibi açık şartların beklenmemesinin gerekliliği aktarıldı.'' Kış lastiklerinin kullanımı hakkında önemli bilgilerin de verildiği açıklamada, şöyle denildi: ''Kış lastiklerinin, 7 derecenin altındaki tüm hava sıcaklıklarında kullanılması kaza riskini azaltır ve güvenli sürüş sağlar. Bir kış lastiği ne kadar fazla diş derinliğine sahip olursa, kışın yollarda o kadar iyi performans gösterir. Tüm kış lastikleri aynı değildir. Her kış lastiği, bünyesinde farklı teknik özellikler barındırır.'' Açıklamada, aktiviteler kapsamında kış lastiklerinin kullanımını özendirmek üzere ikinci lastik alımına yüzde 50 indirim kuponunun dağıtıldığı kaydedildi.
Goodyear kış lastiklerinin kullanımı hakkında yurt çapında seçilmiş alışveriş merkezlerinde tanıtım yapıyor.
Taraf Gazetesi'nden Tuncer Köseoğlu'nun sorularını yanıtlayan Belma Akçura ilginç açıklamalarda bulundu. Mehmet Ali Ağca'nın 30 yıl sonra tahliye edilişinin gününde açıklamalarda bulunan "Ağca'nın Derin İlişkileri" kitabının yazarı Belma Akçura ilgili soruyu şöyle yanıtlıyor: İpekçi cinayetinde adı geçenlerden biri Çatlı'nın bilmediğimiz bir cinayetinden bahsediyor? Evet, Abdullah Çatlı Türkiye'ye döndükten sonra ANAP millvtekili Alparslan Pehlivanlı'nın Adalet Bakanı olması için harakete geçmiştir. Zaten Çatlı'nın gelişini de o ayarlamış. Hesabı yapmışlar. Pehlivanlı Adalet Bakanı olduğu zaman Çatlı da aklanacak. ama Pehlivanlı öldürülür. Çatlı da aynı yıl Pehlivanlı'yı öldürenleri aynı noktada öldürür. Doğan Yıldırım'a göre bunu o zaman Anavatan'ın en başındaki adam dahi biliyordu. İpekçi cinayetinde rol oynayanlardan birini göre de İpekçi'nin öldürüleceğini Türkeş de biliyormuş. Bazıları da cinayeti değil ama cinayetten sonra failleri öğrenmişti diyor. Tabii Tükeş öldüğü için ona sorma şansımız yok. Ama MHP içerisinde bir tür infaz kararları alan ya da tetikçilerini kaçırıp saklayan Ülkü Ocakları değil, bir parti içerisinde bir gizli yapıdan söz eden var. Bunu Emin Pazarcı da bir yazısında teyit etmişti.
Ağca'nın Derin İlişkileri adlı kitabın yazarı Belma Akçura ilginç bir iddiayı aktarıyor: 80 öncesi MHP'de gizli bir tim vardı...
Haiti'deki şiddetli depremin ardından başkent Port Au Prince'e ulaşan Türk arama ve kurtarma ekibi Yeni Yüksektepe, yabancı ekiplerin arama yaptıktan sonra ''canlı yok'' diye terk ettiği şehrin en büyük alışveriş merkezi Carrebean Center'dan, iki günde beş kişiyi sağ çıkarınca kahraman oldu. İki Haiti vatandaşının kurtarılmasının ardından Fadıl El Magrabi adlı bir Suudi Arabistanlı, Türk ekibinin yanına gelerek ısrarla içeride kardeşinin eşi Mireilli Boulas Dittmen'in olduğunu ve yaşadığına inandığını söyledi. Bunun üzerine Türk ekibi, Amerikalılar dinlenirken vakit kaybetmemek için aramayı hızlandırdı. El Magrabi'nin akrabasına da dün ulaşıldı. Türk ekibin başarısı çevrede toplanan Haitililerin takdirini toplarken, uluslararası medya kuruluşları da Carreban Center enkazına gelmeye başladı. 50'nin üzerinde basın mensubu çalışmaları takip etmeye başladı. CNN ve NBC televizyonları, canlı yayınlarla Türklerin başarısını anlattı, ardından Türk kurtarma ekibiyle röportaj yaptı. Enkazdaki çalışmalara devam eden her iki ülkenin arama kurtarma ekipleri, dün gece 11.45'te 30 yaşlarında bir kadın ve bir erkeği daha alışveriş merkezinin süpermarket kısmında sağ olarak çıkardılar. TÜRK VE AMERİKALILAR SARILARAK BİRBİRLERİNİ KUTLADI Türk ve Amerikalı arama ve kurtarma ekipleri, enkazdan çıkardıkları son iki Haitili'nin ardından başarılarını birbirlerine sarılarak kutladılar. Bu arada, enkazdan çıkardıkları Suudi Arabistan vatandaşı Dittmen'in akrabası El Magrabi, gözyaşları içinde Türk ekip üyelerine tek tek sarıldı. Kardeşinin eşinin iyi olduğunu, özel bir uçakla Miami'de bir hastaneye götürdüklerini söyleyen El Magrabi, Türk arama ekibini ülkesine davet etti. GÖNÜLLÜ ÇALIŞIYORLAR ABD'nin Florida eyaletinden gelen 80 kişilik resmi kurtarma timi, enkaz başında bekleyen gazetecilere yaptıkları açıklamada 9 kişilik Türk ekibinin çok başarılı ve cesur olduğunu, Türklerin gönüllü olarak çalıştıklarını ve bir ücret almadıklarını öğrenince daha da şaşırdıklarını ve saygı duyduklarını belirttiler. Uluslararası haber kuruluşu CNN'in İstanbul'dan deprem için gelen muhabiri Ivan Watson da, Türk timi ile röportaj sonrası uzun süre sohbet etti. TÜRK KURTARMA EKİBİ BAŞKANI DİNÇŞAHİN :''ÇOK MUTLUYUZ'' Türk arama kurtarma ekibinin başında bulunan Umut Dinçşahin, enkaz başında A.A'ya yaptığı açıklamada, Türkiye'ye çok uzak bir bölgede, yoksulluk içindeki insanların hayatlarını kurtarmanın ve Haitililerden ''Yılmaz Türkler'' şeklinde övgüler almanın kendilerini mutlu ettiğini söyledi. Haiti'ye çok zor şartlar altında ulaştıklarını kaydeden Dinçşahin, hava yolu şirketinin arama kurtarmada kullanılacak en önemli ekipmanlardan olan jeneratörü uçağa almadığını belirterek, "Dominik Cumhuriyeti'ne ulaşmamızın ardından buradan bir jenaratör satın almak zorunda kaldık. Dominik'ten Haiti'ye ulaşmamız da yolun tehlikeli olması nedeniyle oldukça güç ve uzun oldu'' dedi. Umut Dinçşahin, Port Au Prince'te de insanların yoksulluk ve açlık içinde olmasından dolayı çalışmalarının zor şartlar altında ve Birleşmiş Milletler'e bağlı güvenlik güçlerinin kontrolünde sürdüğünü söyledi. Dinçşahin, 1994 yılından beri faal olarak arama ve kurtarma hizmeti veren derneğin, daha önce de dünyanın pekçok yerinde doğal afetlerde çalıştığını ifade etti. Ekip Başkanı Dinçşahin, Haiti'de en büyük sorunun sosyal dayanışma eksikliği olduğunu vurgulayarak, ''Marmara Depremi'nde bizim sosyal dayanışmamız ortaya çıktı. Haiti'de ise yoksulluk çok yüksek, insanlar arasında sosyal dayanışma yok'' dedi. Haiti'de bulunan Yeni Yüksektepe bünyesindeki arama kurtarma ekibi, Umut Dinçşahin, Zeynep Gül Ünal, Kadir Erkan, Caner Kalaycı, Mihrican Bal, Nazım Özdemir, Betül Ergün, İbrahim Doğru, Cem Behar'dan oluşuyor. Deprem bölgesinde bulunan tek Türk arama kurtarma ekibi, 19 Ocaka kadar Port Au Prince'de kalarak ağırlıklı olarak yıkılan alışveriş merkezindeki çalışmalarını sürdürecek. Bu arada, Haiti'ye gelen 40'ın üzerindeki ülkenin resmi arama ve kurtarma ekibinin büyük çoğunluğuna, güvenlik gerekçesiyle çalışma yaptırılmıyor. Port Au Prince'de yağma ve açlık yüzünden kentte dolaşmanın riskli olduğu açıklandı. Başkent, geceleri elektrik olmadığı için karanlığa bürünüyor.
Yabancı ekipler canlı yok diye enkazı terketti. Pes etmeyen Türk ekip iki iki günde 5 kişiyi canlı kurtardı.
Vatan Gazetesi özel izinle İngiliz Gizli Arşivi'ne girdi ve 12 Eylül'ün bilinmeyen gerçeklerini araştırdı. Jan Devletoğlu 1978-1979 dönemine ait Türkiye belgelerini tek tek inceledi Tarihe ışık tutacak haber şöyle: İNGİLİZLER DARBENİN GELECEĞİNİ HİSSETTİ "Türkiye’yi 12 Eylül darbesine götüren olayların en önemlilerinden biri 7 TİP’li gencin Abdullah Çatlı tarafından 9 Ekim 1978’de katledilmesiydi. Bu olayın ardından Türkiye’nin adım adım darbeye gittiğini düşünen İngilizler istihbarat faaliyetlerine hız verdi. İngiliz Dışişleri’nin İşçi Partili Bakanı David Owen, Türkiye hakkında uluslararası kamuoyunda artan darbe söylentileri üzerine 17 Ekim 1978 tarihinde İngiltere’nin Ankara Büyükelçiliği’ne Türkiye’deki “darbe olasılığının” araştırılarak bir rapor hazırlanması talimatını verdi. Beklenen raporun askeri ayağı Türkiye’de görev yapan bir İngiliz general tarafından hazırlandı. BİSHOP, TÜRK DIŞİŞLERİ DARBE KONUSUNDA UYARDI Türkiye’de görev yapan İngiliz General Bishop’tan (Mesaj gizli olduğu için sadece soyadı kullanılıyor) Kraliyet Hava Kuvvetleri Filo Komutanı Binbaşı Shepherd’a İngiliz Dışişleri Bakanlığı’na iletilmesi istemiyle yazılan mesajda İngiliz ordusunun Türkiye’de olası bir darbeyle ilgili şu izlenimler aktarıldı: VECİHİ AKIN DARBE YAPAMAZ Türkiye’de Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Vecihi Akın liderliğinde bir darbe söylentisi dolaşıyor. Ben kendisiyle görüştüm ama bu tür bir izlenim alamadım. Orgeneral Vecihi Akın 62 yaşında ve darbe lideri olamayacak kadar gevşek biri. Ancak muhafazakâr görüşlerine sıkı sıkıya bağlı. Yemekte General Fraser’e Türkiye’nin Osmanlı prensiplerine geri dönmesi gerektiğini düşündüğünü ima eden muğlak bazı görüşler ima etti. Darbe olursa yönetim kadrosunda iyi bir figür olarak yer alabilir. EVREN TSK'YA LİDERLİK ETMEKTE YETERSİZ Bu olaydan birkaç gün sonra Elçilikte verilen davette Deniz Harp Okulu’nda eğitim görevlisi olduğunu öğrendiğim biri yanıma gelip, “Harbiyeliler rahatsız” dedi. Genç Harp Okulu öğrencilerinin siyasetçilerin iç ve dış meseleleri çözmekte yetersiz kaldıklarını düşündüğünü söyledi. Evren’in Ecevit’in adamı olduğunu ve TSK’ya liderlik etmekte yetersiz kaldığını söyledi. Yine de ordunun Ecevit’in yerini almak isteyeceğini düşünmüyorum. DARBE OLMAMASI İÇİN ÖNERİLER Amerikan ambargosu (Kıbrıs operasyonu nedeniyle Amerika’nın Türkiye’ye uyguladığı ambargo) mümkün olduğu kadar çabuk kalkar ve askeri teçhizatta gözle görülür bir düzelme olursa askerin morali düzelecek ve hükümet karşıtı görüşler azalacak. İhtiyaçları büyük ve çok pahalı. Ancak bol miktarda yedek parça sağlanırsa askerler en azından elindeki modası geçmiş silahların kullanılabileceğini hissedecek. Ambargo nedeniyle dondurulan parçalar ellerine ulaşmaya başladığı için kısa sürede olumlu rapor gönderebileceğimi umut etmekteyim. SUBAY LİSTESİ GÖNDERİLDİ Bu rapora ek olarak size Türk Silahlı Kuvvetleri’nin emir-komuta zinciri listesini, subayların görevleri ve bağlı oldukları bölgelerle ilgili detaylı bilgi gönderiyorum. Bazı son değişiklikler konusunda açık bir şekilde ulaşabileceğimiz bilgi mevcut olmadığı için raporumda yer almıyor. Bu konuda bilgi temin eder etmez size göndereceğim. İNGİLİZLERİ KORKUTAN OLAY 9 Ekim’de TİP’li gençlerin katledilmesi olayı İngiliz Dışişleri Bakanlığı’nı harekete geçirdi. 12 EYLÜL’ÜN AYAK SESLERİ... İNGİLİZ Devlet Arşivleri 1838 yılında kuruldu. Arşivler Britanya’nın bilinen 1000 yıllık tarihiyle ilgili belgeleri içeriyor. Adalet Bakanlığı’na bağlı olan Arşiv devletin çeşitli kurumlarına ilişkin yaklaşık 11 milyon resmi belgeyi muhafaza ediyor. Her yıl 30 yılını doldurduktan sonra gizliliği kaldırılan belgelerle genişliyor. Magna Karta’dan, ilk haritalara, tarihe damgasını vuran savaşlara varıncaya kadar sonsuz bir tarihi zenginlik barındırıyor. Halen 270 milyon belgeye elektronik olarak dünyanın dört bir yanından ulaşmak mümkün. Bu yıl gizliliği kaldırılan Dışişleri 1979 yılı Türkiye Masası arşivlerinde Türkiye’nin “darbenin ayak sesi yılları” olarak bilinen dönemine ait yaklaşık 2 bine yakın belge var. HALK CİNAYETLERİ KANIKSADI Araştırma sırasında sokak cinayetleriyle ilgili gözlem ve yorumu içeren 14 Mart raporu dikkatimi çekti. Yılın ilk yarısında öldürülenlerin sayısının 205 ulaştığını belirterek “Bu cinayetler ya kişisel husumetten ya da siyasi nedenlerle işleniyor. Rahatsızlık yaratan şey gazetelerde sansasyonel ve kanlı fotoğraflar yayınlanmadığı sürece halk artık olayları Türk siyasi hayatının kaçınılmaz bir parçası olarak görmesi....” diyor. Bu yorumlar bana bir İngiliz gazeteci arkadaşımın Türkiye’den döndükten sonra söylediklerini hatırlattı. “Sizin dizileri izledim. Hepsinde siyah arabalı, siyah takım elbiseli, açık yaka beyaz gömlekli, tabancalı adamlar sürekli birilerini vuruyor. Çoluk çocuk herkes gece yarılarına kadar TV başında heyecanla bu cinayetleri izliyor. Sanal yaşantı sanki gerçek yaşamınızın bir parçası olmuş. İnsanlar dizi karakterlerini öylesine benimsemiş ki gerçek hayattaki normal insanlar çoğu kişiye sanal gelmeye başlamış.” İngiliz arşivlerinde Türkiye’nin darbeye doğru koşar adımlarla nasıl gittiğini anlatan gizli belgeler 28 Şubat 1980’e gelmeden sona eriyor. Aynen TV dizileri gibi olayın en heyecanlı yerinde kesiliyor. Bizim dizilerden farklı olarak gelecek hafta değil 1 yıl sonra 30 yılı dolduran devlet arşivleri üzerindeki yayın yasağı kalktığı zaman devam edecek. Yani 2010 yılına kadar malesef bunlarla yetinmek zorundayız... EVREN ECEVİT'İN ADAMI İNGİLİZ arşivlerindeki belgeleri incelerken dikkatimizi çeken en önemli detay hemen hemen kaleme alınan tüm raporda ve mesajda Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren’in, Bülent Ecevit’in “adamı” olarak nitelendirilmesi oldu. Kenan Evren için yazılan tüm yorumlarda Başbakan Ecevit’in politikalarına uygun bir strateji izlediği, iki liderin arasında su sızmadığı, hatta ordu içinde de bu durumun rahatsızlık yarattığı vurgusu yapılıyor. İngilizler’e yapılan “Harbiyeliler rahatsız” uyarısının arkasında da bunun yattığı belirtiliyor. Akın 1983’te vekil seçilip parlamentoya girmişti VECİHİ Akın, Aydın 1916 doğumlu. Kara Harp Okulu’ndan sonra Kara Harp Akademisini bitiren Vecihi Akın, 15 Ağustos 1975 - 16 Ağustos 1976 tarihleri arasında Kara Kuvvetleri Komutanlığı Kurmay Başkanlığı görevinde bulundu. Akın, Genelkurmay İkinci Başkanlığı, İkinci Ordu Komutanlığı ve NATO Güneydoğu Avrupa Kara Kuvvetleri Komutanlığı da yaptı. Akın’ın ismi İzmir’de bir kışlaya verildi. Akın, emekli olduktan sonra, 1983’te Turgut Özal’ın karşısında seçimlere giren ve büyük hayal kırıklığı yaşayan Milliyetçi Demokrasi Partisi’nin kurucu üyeleri arasında yer aldı. 6 Kasım seçimlerinde yine aynı partinin Konya milletvekili seçilerek parlamentoya girdi. MDP, 12 Eylül darbesinden sonra emekli orgeneral Turgut Sunalp ve 40 arkadaşı tarafından kurulmuştu. Akın, Sunalp’le hareket eden isimlerden birisiydi. 3 İHTİMALLİ DARBE İngiliz Dışişleri Bakanlığı’na sunulmak üzere 1978 sonunda hazırlanan Türkiye’de darbe olasılıkları raporunda Türk ordusunun emir-komuta zincirine bağlı olduğu belirtilerek “Darbe olursa tepeden olur” sonucuna varıldı. Ancak Ecevit’in güçlü olduğu vurgulandı “Demirel güç kazanırsa Türk ordusu emir komuta zincirinde darbe yapabilir” 6 AralIk 1978 tarihinde Ankara’daki İngiliz Büyükelçiliği, Dışişleri Bakanlığı’nın talimatı üzerine Türkiye’de darbe olasılıklarını konu alan ve 3 farklı senaryoyu değerlendiren bir rapor hazırladı. Ordudaki düşük rütbeli subaylar tarafından gelecek bir askeri darbe: Tahminimizce Türkeş ve Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) yanlısı sağcı bir grup tarafından gerçekleştirilebilir. Türk ordusunda emir komuta zinciri sağlam olduğu için düşük ihtimalli. Düşük rütbeli subaylar üslerinin haberi olmadan darbe yapma planlarını gerçekleştiremezler. Türkiye’nin şu anki koşullarında bu tür bir darbe oldukça düşük bir ihtimal olarak görülüyor. Tepeden gerçekleşecek, emir-komuta zinciri dahilinde bir darbe: Darbe olursa bu şekilde olabilir. Ancak bunun hayata geçmesi Ecevit ya da sonraki Başbakan’ın bütün gücünü kaybetmesiyle mümkün olabilir. Başbakanın ülke güvenliğini ve ekonomik dengeyi kaybetmesi, Ecevit’in güç kaybedip Adalet Partisi lideri Süleyman Demirel’in tekrar güç kazanması durumunda gerçekleşmesi olası darbeyi Türk Silahlı Kuvvetleri’nin tepedeki generalleri tarafından ve emir komuta zincirinde gerçekleşecektirecek. Başbakan Bülent Ecevit yönetimi şu an sağlam ve güçlü görünüyor, ordu da yönetimi şu an ele almaya hevesli değil, o yüzden böyle bir ihtimal düşük. Amerikan elçisi de ülkede şu aralar askeri darbe girişimi olacağını tahmin etmiyor Ordudaki sol tandanslı subaylar tarafından gerçekleştirilecek bir darbe: Elbette bu darbelere alternatif sol kanatın başlatabileceği bir darbe ihtimaller dahilinde. Fakat böyle bir darbenin Türkiye’de gerçekleşme olasılığı çok düşük. TSK 1960’larda ve 70’lerin başlarında edindiği tecrübelerde askeri kesimin ülkeyi yönetip idare etmenin ne kadar zor olduğunu anladı. Şöyle söylemek gerekirse Türk halkı, kendi liderine geleneksel olarak bağlı ve modern toplumların politik ve teknokratik destekler olmadan yaşayamayacağının farkında olan bir silahlı orduya sahip olduğu için çok şanslı. Özetlemek gerekirse darbe olasılığı düşük gözüküyor. Fakat sonuç itibarıyla iç güvenlikte bir sorun yaşanma olasılığı yok ve Ecevit Bey dış ilişkilerde elde ettiği başarının bir benzerini ekonomi alanında da sağlayabilirse askerle mücadeleye girmez. BEKLENMEYEN ŞEYLER OLABİLİR Bu mektubu gören büyükelçi “küreye bakmak asla kolay değildir ve beklenmeyenler gerçekleşebilir” dedi. Büyükelçi ve onun Avrupa Ekonomi Topluluğu’ndaki iş arkadaşları Bülent Ecevit’in yakın gelecekte gücünü koruyacağını düşünüyor. Amerikalılar da bu görüşü paylaşıyor. Kendisiyle temasta olduğumuz Ankara’daki Amerikan Büyükelçisi de ülkede şu aralar askeri bir darbe girişimi olacağını düşünmüyor.
Özel izinle girilen gizli arşivde darbenin ayak sesleri anlatılıyor ve Kenan Evren için Ecevit'in adamı deniyor. İşte o sırlar;
Derginin internet sayfası aracılığıyla geçen hafta boyunca devam eden oylama ve tartışmaların ardından, oylamaya katılanların yüzde 71'inin bu soruya "Hayır", yüzde 29'unun "Evet" yanıtı verdiği açıklandı. Okuyucular sadece oy vermekle kalmadı, aynı zamanda konuya ilişkin görüşlerini de paylaştı. Çoğu okuyucunun İran'a askeri bir müdahalenin, "nükleer silahlar" konusunun çözümü olamayacağını, konunun diplomatik yollarla ve daha sıkı yaptırımlarla çözülebileceğini ifade ettiği dikkati çekti. Kimi okuyucu ise İran'a gerekli yaptırımların ve uyarıların şimdiye kadar yapıldığını, tek çözümün bu ülkeye askeri müdahale olduğunu savundu.
İngiliz Economist dergisi ankette, "İran'a askeri bir operasyon yapılmalı mı?" sorusunu yöneltti.
İnternet Medyası Derneği Başkanı Hadi Özışık'tan site sahiplerine önemli uyarı: Kes yapıştır yapan siteler gidici... Saadet Partisi İstanbul İl Başkanı Erol Erdoğan, internet habercileriyle sabah kahvaltısında bir araya geldi. İnternet medyasının önemli isimlerinin katıldığı kahvaltıda, Saadet Partisi’nin çalışmaları hakkında kısa bir sunum yapan Erdoğan, gündeme ilişkin değerlendirmelerde de bulundu. İnterneti yakından takip ettiğini ve Türkiye’de ilk elektronik internet dergisini yaptığını anımsatan Erdoğan, “İnternet haberciliğinin de 212 sayılı basın kanunu kapsamına alınması ve internet yayıncılığının ‘sorumlu’ hale getirilmesinden yanayız. Bunun için Saadet Partisi olarak üzerimize ne düşerse yapmaya hazırız” dedi. “Türkiye’de internet denince akla hemen eğlence ve chat geliyor. Bu yargıyı ortadan kaldırmak için internet kullanıcılarının bilinçlendirilmesi lazım” diyen Erdoğan, gündeme ilişkin ise şu değerlendirmelerde bulundu: HÜKÜMET, İSRAİL KONUSUNDA İKİLİ BİR TAVIR İÇİNDE “Büyükelçi Çelikkol, İsrailli diplomat Ayalon’la görüşmesinde bir diplomasi skandalı yaşanırken, Tel Aviv’de Türkiye’den giden bir heyetin silah görüşmesi yapıyor olması izahı güç bir çelişkidir. Medyanın bu çelişkiyi görmesi gerekir. 1 yıldır, Gazze’de yaşananlar yüzünden Saadet Partisi olarak Tel Aviv Büyükelçimizin çekilmesi gerektiğini vurguluyoruz. Ama Büyükelçiye yapılan hakaretin ardından, ‘İsrail özür dilemezse elçimizi çekeriz’ şeklinde açıklamalar yaparken, Tel Aviv’deki silah görüşmesine İsrail Savaş Bakanı Ehud Barak’ın Ankara ziyaretiyle devam edilmesi soru işaretleri oluşturuyor. Üstelik Barak’ı Türkiye’ye Savunma Bakanı Vecdi Gönül davet etmiştir. Bu ikiliği kim, nasıl izah edebilir?” “SAADET PARTİSİ SİZİ DİNLİYOR” Partisinin çalışmaları hakkında da bilgi veren Erdoğan, geçtiğimiz günlerde 650 işadamıyla basına kapalı yemekli bir toplantı yaptıklarını ifade ederek, “23 Ocak’ta Grand Cevahir Otel’de Genel Başkanımız Sayın Numan Kurtulmuş ‘Farklı Çözüm: Ekonomi’ konulu bir konferans verecek. Yine teşkilatlar olarak ‘Saadet Partisi Sizi Dinliyor’ adlı bir organizasyonla halkı dinliyoruz ve bunun ilk çalışmasını Tuzla’da yaptık” şeklinde konuştu. HADİ ÖZIŞIK: EN BÜYÜK SORUNUMUZ SORUMLU GAZETECİ OLAMAMAK İnternet Medyası Derneği Genel Başkanı ve İnternethaber Genel Müdürü Hadi Özışık, internet medyasının sorunları hakkında bilgi verdi. İnternet medyası olarak en büyük sorunlarının 212 sayılı basın kanununa tabi olamamak olduğunu vurgulayan Özışık, “Bunun mücadelesini veriyoruz. Bu yolda epey mesafe kat ettik, kanun meclise gelmez üzereyken, sayın Bakan Beşir Atalay bunu engelledi. Ulaştırma Bakanı bu konuda bize çok büyük destek veriyor, ama onun yetki alanı içinde değil” dedi. DAVALARA DİKKAT İnternet habercilerini yayınları konusunda uyaran Özışık, “copy paste ile habercilik yapan siteler yok olup gidecekler. Haberleri kendilerine özgü bir dille vermeyip başka yerlerden alıntılayanlar özellikle DHA (Doğan Haber Ajansı)’nın büyük davaları ile karşılaşacaklar” şeklinde konuştu. ÜNAL TANIK: İNTERNETTEN HABER ALINIYOR Haber7.com’un Genel Yayın Yönetmeni Ünal Tanık ise, internet medyası sorununun bu yasama yılı içerisinde çözüleceğini umduklarını belirterek şu bilgileri verdi: “Türkiye’de internet, kültür düzeyi son derece düşük insanlar ile Türkiye’ye yön veren insanlar tarafından kullanılıyor. Kültür düzeyi düşük insanlar interneti bir eğlence aracı olarak görürken, kültür seviyesi yüksek insanlar ise interneti asli fonksiyonuna uygun yönde kullanıyorlar.” Tanık, internette bilgi kirliğinin önüne geçilebilmesi için de yasal düzenlemelerin bir an evvel yapılması gerektiğine de değindi. KIŞLAKÇIK: İNTERNET DERS OLMALI Time Türk’ün sahibi Turan Kışlakçık ise internetin okullarda ders olarak okutulması gerektiğini ifade ederek, batıda internetin ders olarak okutulduğunu söyledi. Pazar sabahı Saadet Parti İstanbul İl Başkanlığı’nda gerçekleşen kahvaltılı toplantıya; İnternethaber, Haber7, Haberler.com, ajans5, haber5, milligazete.com.tr, özgünduruş, cafesiyaset, yazete.com, Dünya Bülteni, Dünya Bizim, HaberAyna, Haber Alemi, Boyut Haber ve Time Türk’ün Yayın yönetmenleri ve editörleri katıldı.
İnternet Medyası Derneği Başkanı Hadi Özışık'tan site sahiplerine önemli uyarı: Kes yapıştır yapan siteler gidici...
Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, 31 Ocak 2010 tarihi itibariyle Tekel işçilerine ortalama 41 bin lira kıdem ve ihbar tazminatı ödeneceği, bu tarihten sonra işçilerin iş akitlerinin sona ereceğini bildirdi. İş akdi feshedilecek 8 bin 364 işçiye 1 Şubat 2010 tarihinde hesaplarına yatırılmak suretiyle toplam 350 milyon lira ihbar ve kıdem tazminatının ödeneceğinin hesaplandığı kaydedildi. ÖİB'den yapılan yazılı açıklamada, üretimin artırılması ve geliştirilmesi amacıyla devlet eliyle işletilen kurum ve kuruşlara yönelik özelleştirme çalışmalarının uzun yıllardan beri sürdürüldüğü, bu çerçevede Tütün, Tütün Mamulleri, Tuz ve Alkol İşletmeleri AŞ'nin de (TEKEL), 2001'in Şubat ayında Özelleştirme Yüksek Kurulu Kararı ile özelleştirme kapsam ve programına alındığı, ardından özelleştirme stratejisinin belirlendiği kaydedildi. Kuruluşun en önemli iki faaliyet alanı olan 'alkollü içkiler' ile 'sigara' sektörlerinde faaliyette bulunan bağlı ortaklıklarının ilk kez 2003 yılında özelleştirme ihalesine çıktığına işaret edilen açıklamada, bu ihale döneminde sigara sektöründeki bağlı ortaklığa uygun teklif gelmediği ancak, alkollü içkiler alanında faaliyet gösteren ortaklığın, gelen tekliflerin değerlendirilmesi sonunda özelleştirildiği ve 2004'ün şubat ayında yatırımcıya devredildiği anımsatıldı. Sigara üretim işiyle ilgili varlıkların ve markaların özelleştirilmesi konusunda yeniden başlatılan çalışmaların ardından 2008 yılında tekrar ihaleye çıkıldığı ifade edilen açıklamada, bu defa ihaleden uygun teklif elde edildiği ve ihaleye konu varlık ve markaların, 24 Haziran 2008 tarihinde imzalanan devir sözleşmesini takiben yatırımcıya devredildiği belirtildi. Açıklamada, kuruluş bünyesinde, 1 Ocak 2010 tarihi itibariyle; 155 kadrolu, 1185 sözleşmeli personel ile 10 bin 818 işçi olmak üzere toplam 12 bin 158 personelin istihdam edildiği, bu işçilerin 'ortalama giydirilmiş ücreti'nin 3 bin 108 lira olarak hesaplandığı, söz konusu işçilerin devlete maliyetinin aylık yaklaşık 40 milyon lira olduğu ve maaşlarının halen ödendiği kaydedildi. ÖİB'den yapılan açıklamada şöyle denildi: ''Bu çerçevede Özelleştirme Yüksek Kurulunun 2 Kasım 2009 tarihli kararıyla Kuruluşun destekleme tütün alımı hizmetleri ve uhdesindeki diğer kamu görevlerinin 03.01.2002 tarihinde çıkarılan 4733 sayılı Kanunla kaldırılmış olması, tütün alımlarının Sigara Sanayi İşletmeleri ve Ticareti AŞ'ye bağlı sigara fabrikalarının ihtiyacını karşılayacak seviyeye inmesi; ancak, sigara fabrikalarının özelleştirilme işlemlerinin 24.06.2008 tarihinde tamamlanması, sigara fabrikalarının özelleştirilmesi nedeniyle iş yükünün asgari düzeye inmesi, yaprak tütün İşletmelerinin taşra teşkilatındaki atıl istihdam çokluğu nedeniyle bunların küçülme ihtiyacı, üreticiden satın alınan tütünlerin alım ve ambarlama işlemlerinin, Haziran 2009 itibariyle tamamlanması, stoklarda bulunan yaprak tütün miktarının eski yıllara oranla asgari düzeye inmesi,işçilik maliyetlerinin, stoklarda bulunan tütünlerin piyasa değerinin çok üzerinde olması, mevcut durumuyla Özelleştirme Fonuna yüksek miktarda finansman yükü (ayda yaklaşık 40 milyon TL) yüklüyor olması nedenleriyle, Yaprak Tütün İşletme Müdürlüklerinin, Yaprak Tütün İşleme Fabrika ve Atölyelerinin, Yaprak Tütün Bakım Amirliklerinin belli bir program dahilinde kapatılmaları öngörülmüş bulunmaktadır.'' Özelleştirme Yüksek Kurulu kararı uyarınca, 31 Ocak 2010 tarihi itibariyle ihbar ve kıdem tazminatları ile varsa kanun ve toplu iş sözleşmesinden doğan tüm alacakları peşin olarak ödenmek suretiyle iş akdi feshedilecek işçi sayısının 8 bin 367 kişi olarak belirlendiği ifade edilen açıklamada, bu işçilerin tamamının faal olmayan Yaprak Tütün Birimlerinde atıl durumdaki işçiler olduğu, bunlardan 3 bin 925'inin daha önce özelleştirilen sigara fabrikaları ile kapatılan Pazarlama ve Dağıtım Başmüdürlüklerinden nakledildiği ve birimlerinde istifade edilemeyen işçiler olduğu belirtildi. Söz konusu işçilerin kuruluşa maliyetine bakıldığında; 'ortalama giydirilmiş maliyet'in 3 bin 108 lira olduğu, 8 bin 364 işçinin bir aylık toplam maliyetinin yaklaşık 26 milyon lira olduğu belirtilen açıklamada, şunlar kaydedildi: ''Keza, gayrifaal olmaları nedeniyle kapatılacak olan iş yerlerinin aylık ortalama yükü (işçi ücretleri dahil) yaklaşık 30 milyon lira civarındadır. Bilindiği gibi 2004 yılında Bakanlar Kurulu bir karar alarak bu işçilerimize, 657 Sayılı Kanunun 4/C maddesi çerçevesinde kamuda tekrar istihdam imkanı sağlamıştır. Bu imkan 1992 yılından bugüne kadar özelleştirme nedeniyle işsiz kalan tüm işçilerimize uygulanmıştır. Bu uygulamadan bugüne kadar özelleştirme nedeniyle işsiz kalan yaklaşık 20 bin işçimiz yararlanmıştır. Söz konusu TTA işçilerimizde iş akitlerinin feshini takiben bir ay içerisinde talepleri alınmak suretiyle kamuoyunda kısaca 4/c olarak bilinen usulde kamuda tekrar istihdam edilebileceklerdir. 31 Ocak 2010 tarihi itibariyle Tekel işçilerimize ortalama 41 bin TL kıdem ve ihbar tazminatı ödenecektir. Bu tarihten sonra iş akitleri sona erecektir. İş akdi feshedilecek 8 bin 364 işçiye 1 Şubat 2010 tarihinde hesaplarına yatırılmak suretiyle toplam 350 milyon lira ihbar ve kıdem tazminatı ödeneceği hesaplanmaktadır. Tütün, Tütün Mamulleri, Tuz ve Alkol İşletmeleri AŞ işçilerinin 4/C'ye geçmesiyle birlikte en son yapılan iyileştirmelerle durumları şu şekilde olacaktır. İlköğretim mezunlarının maaşları yüzde 17,4 oranında 114 lira artırılarak 658 liradan 772 liraya, lise mezunlarının maaşları yüzde 15,8 oranında 116 lira artırılarak 856 liraya, Yükseköğrenim mezunlarının maaşları yüzde 14,3 oranında 117 lira artırılarak 938 liraya yükseltilmiştir. Çalışma süresi 10 aydan 11 aya çıkartılmıştır. Çalışma süresinin 10 aydan 11 aya çıkartılmasıyla ayrıca, 2009 yılına göre 2010 yıllık bazda ilköğretim mezunlarına yüzde 29,1, lise mezunlarına yüzde 27,3, üniversite mezunlarına ise yüzde 25,7 oranında daha fazla ödeme yapılacaktır. Sosyal güvenlik ve özlük hakları korunan bu işçilerimize bütçe imkanları zorlanarak iş hayatı devam ettirilecek olup, hiçbir işçimiz kendi istemedikçe özelleştirme nedeniyle işlerini kaybetmeyeceklerdir.''
Bütün Tekel işçilerin dikkatine! Bu tarihten sonra iş akitleri sona erecek.
Almanya'da yaşayan Türkler’in dramını konu alan Türk - Alman ortak yapımı 'Takiye' filminde türbanlı bir genç kızı oynayan Fahriye Evcen, oynadığı rol ile ilgili olarak düşüncelerini paylaştı. Evcen, "Bana çok yakın bir hikaye olduğu için projeyi kabul ettim" diyerek şöyle konuştu: "Film sadece Almanya'da yaşayan Türklerin hikayesini anlatan bir film değil. Filmin anlatmak istediği başka gerçeklik de var. Ben başörtülü biri değilim ama Almanya'da türbanlı arkadaşlarım oldu. Sırf kapalılar diye onlara önyargıyla yaklaşmak ve gruplara ayırmak benim için kabul edilemez. Ancak ben tüm başı kapalıların fundamentalist ya da terörist gibi algılanmasına karşıyım. Özellikle Almanya'da başı kapalılara bu önyargıyla bakıyorlar. Filmde bunu da gösteriyoruz. Eleştirilere açığız. Bu tarz şeylerin üstüne cesurca gitmek gerek." Dört milyon euroya mal olacak film 7 Mayıs'ta vizyona girecek.
Türk - Alman ortak yapımı 'Takiye' filminde türbanlı bir genç kızı oynayan Fahriye Evcen'den çarpıcı açıklamalar.
İzmir'de daha önce bir alışveriş merkezine düzenlenen bombalı saldırılarla ilgili gözaltına alınan, ancak serbest bırakılan Ege Üniversitesi (EÜ) Hemşirelik Yüksekokulu'nun erkek öğrencisi S.K. (19), evinde patlatılmaya hazır halde üç sigara paketine hazırlanmış RDX plastik patlayıcı ve 4 adet elektrikli fünyeyle yakalandı. Emniyet yetkilileri, ilk defa sigara paketi içinde bir bomba düzeneğiyle karşılaştıklarını, zanlının aramalarda yakalanmamak için bu yöntemi seçtiğini kaydetti. Zanlının hedefinde alışveriş merkezleriyle kamu kurum ve kuruluşları olduğu bildirildi. İzmir Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, 10 Aralık 2009 tarihinde EÜ'de terör örgütü PKK lehine gösteri yapan, polisi taşlayıp fakülte binasının camını kıran grubun içinde yer aldığı gerekçesiyle aradığı S.K.'nin, Bornova ilçesinde bir yakının evinde olduğunu belirledi. Terörle Mücadele ekipleri, 2009 Şubat ayında da bir alışveriş merkezinin dört mağazasına düzenlenen bombalı saldırılarla bağlantılı olduğu, Nevruz'da terör örgütü lehine eylem yapacağı gerekçesiyle gözaltına alınıp serbest bırakılan S.K.'nin kaldığı eve operasyon düzenledi. S.K. gözaltına alınırken bomba ve patlayıcı bulmakta eğitimli polis köpeği Rex'in de katıldığı aramada, özenle saklanmış kavanozların içinde sigara paketleri bulundu. Köpeğin tepki vermesi üzerine durumdan şüphelenen polis, sigara paketlerinde, açıldığında bile anlaşılamayan bomba düzenekleri olduğunu gördü. Polis tarafından, terör örgütünün Kuzey Irak'taki kamplarında bomba eğitimi aldığı değerlendirilen S.K.'nin, yurt dışından temin ettiği plastik patlayıcı RDX'i küçük parçalar halinde lüks bir sigaranın paketinin içine yerleştirdiği, elektrikli fünyeyi ise tütününü boşalttığı sigaraların içine koyduğu tespit edildi. Polis yetkilileri, Türkiye'de ilk defa böyle bir olayla karşılaştıklarını, zanlının, özellikle lüks marka seçip aramalarda sigara paketine bakılmayacağını düşünerek böyle bir düzenek hazırladığını düşündüklerini kaydetti. İçine fünye yerleştirilen sigaranın yakılıp mekanizmanın harekete geçirileceği, sigara kendiliğinden sönmediği için bir süre sonra plastik patlayıcının patlayacağı belirtildi. Sigaranın yanma süresinde bombacının rahatlıkla kaçabileceği bildirildi. Polis, Uğur Mumcu suikastını örnek göstererek, sigara paketindeki patlayıcının bir insanı öldürebilecek güçte olduğunu belirtti. Emniyette ifade vermeyerek susma hakkını kullanan zanlı S.K.'nin, daha önce katıldığı ileri sürülen bir alışveriş merkezinin dört mağazasının bombalanması, Nevruz ve EÜ'deki olaylar sebebiyle terör örgütü PKK'nın şehir yapılanması KCK ile bağlantısı olup olmadığının araştırıldığı bildirildi. Emniyetteki işlemleri tamamlanan zanlı S.K., adliyeye sevk edildi.
Ege Üniversitesi'nde okuyan bir genç yapılan aramada sigara türü bomba ile yakalandı
Kanaltürk'ün bir programına katılan Demirören, valiler ve emniyet müdürlerinin Beşiktaş kongre üyelerini arayıp yönlendirmeye çalıştıklarını savunarak, “Seçime siyaset girdi. Beşiktaş Kulübü ve başkanı siyaset üzerinde kalmalı. Ama bugün bir bakan bile kongre üyelerini arıyorsa siyaset girmiştir” dedi. İlk başkanlığa aday olduğu dönemi hatırlatan başkan Demirören, “Büyük bir zevkle başkan adayı oldum. Doğru yolda giderken yanlışlar olmuştur. Bunlardan ders çıkardık. 2004'teki Yıldırım Demirören ile 2010 dönemindeki Yıldırım Demirören çok farklı. Tecrübe kazanıyorsunuz” diye konuştu. Yıldırım Demirören, seçilememesi halinde borcunu alacağı yönündeki bir soruyu, “Bir aday benim için 'Dolandırıcı, zengin şımarık çocuğu' derse o parayı alırım. Rakibim kazanırsa kendisiyle oturup konuşacağım. Beşiktaş'ın marka değerine zarar vermeden seçimi götürelim. Bana hakaret edilirken ben kaybetmiyorum, Beşiktaş kaybediyor” diye yanıtladı. Rakibi Murat Aksu ile bu konuda bir görüşme yapıp yapmadığı yönündeki soru üzerine Yıldırım Demirören, “Aramızda bu konuda bir konuşma geçti. Ama bu aramızda kalsın. Kişiliğinizle ilgili bir şey söylenirse kırgınsınız demektir” dedi. Eski teknik direktörleri Vicente Del Bosque'nin tazminatı konusunda Murat Aksu'nun açıklamalarının hatırlatılması üzerine de Demirören, “Murat Aksu ikinci başkandı. 'Bilmiyordum, haberim yoktu' demek doğru değil. O zaman sizin ikinci başkanlığınız da tartışılır. Hukuk işlerine bakan Sayın Aksu'ydu” diye konuştu. “BABAMIN DA BAŞKANIYIM” Babasından fikir aldığı yönündeki iddialara da değinen Yıldırım Demirören, babası Erdoğan Demirören'in gerektiğinde başbakanla, bakanlarla fikir alışverişinde bulunduğunu söyledi. Demirören, “Babam böyle bir değer. Ben fikir alışverişini diğer Beşiktaşlılarla da yapıyorum. Beşiktaş'ın başkanı olduğum için ben babamın da başkanıyım” diye konuştu. “BATUHAN TAKIMDA KALACAK” Başkan Demirören, çok eleştirilen genç futbolcu Batuhan Karadeniz'in ise takımda kalacağını söyledi. “Batuhan'ın kimsenin haberi olmadan imam nikahı yaptığını” ileri süren Yıldırım Demirören, şöyle konuştu: “Hocamız bugün kendisini düşünmüyor, ama yarın oynatır. Batuhan imam nikahı yapmış kimsenin haberi yok. Kaliteli futbolcu iyi zıplayan, gol atan değil, takım ruhu olandır. Takımın yüzde 60'ı yabancılardan oluşuyor. Onlar da bu konulardan çok etkileniyor. Batuhan'ı kiraya vermeyeceğim. Çünkü bunu ödül olarak görüyor. Para kazandığını düşünüyor. Takımda kalacak ve hocanın gözüne girerek oynayacak.” TABATA KONUSU Gaziantepspor'dan transfer edilen, ancak kendisi için verilen miktara rağmen henüz beklentileri karşılayamayan Tabata'nın düzeleceğini ifade eden Demirören, Tabata için birkaç milyon fazla vermiş olabileceğini söyledi. Demirören, “Bugün bu transferde beni eleştirenlerin hepsi geçen sezon 'Tabata'yı al' diyorlardı” dedi. Gaziantepspor Kulübü Başkanı İbrahim Kızıl ile iş ilişkileri olduğu yönündeki soruyu yanıtlayan Demirören, şunları kaydetti: “En son İbrahim Kızıl'a 5 sene önce mal sattım ve parasını aldım. Ailevi görüşme dışında ilişkimiz yok. 1996 yılında Beşiktaş Ayhan'ı 12 milyon dolara aldı. Bu kulüpten İbrahim Toraman, İbrahim Üzülmez alındı. 10 yıldır takımda bulunan İbrahim Üzülmez'e 5 milyon dolara alındı. Bugünün rakamlarına göre daha pahalıya geldiler. Aynı takımdan alınan İsmail bundan sonra Beşiktaş'ın ve milli takımın oyuncusudur. İbrahim Üzülmez'den sonra Beşiktaş'ın bütün sorunlarını çözecek.” Chelsea'den Deco'yu transfer etmek için girişimlerde bulunduklarını anlatan Yıldırım Demirören, “Deco'yu transfer ediyorduk. Ancak Chelsea'nin teknik direktörü Carlo Ancelotti, Pirlo'nun transferi halinde buna izin verecekti. Pirlo gelmeyince Deco'yu alamadık” diye konuştu. Demirören, takımın tecrübeli oyuncularından Nihat Kahveci'yle ilgili de “Nihat'ın en büyük hatası kendini Türkiye'de ispat etmeye çalışmasıdır” dedi. Transferde en büyük hayal kırıklığını Ailton'da yaşadığını vurgulayan Demirören, transfer etmeye çalıştıkları, ancak Fenerbahçe'ye giden Mehmet Topuz konusunda ise “Bir Anadolu çocuğunun anne babasının bana verdiği sözünde durmaması en büyük üzüldüğüm konudur” diye konuştu. “DELGADO'NUN DURUMU BUGÜN NETLEŞİR” Sakatlığı nedeniyle uzun süredir takımdan ayrı kalan ve İstanbul'a iki gün önce gelen Delgado konusunda da Demirören, “Teknik direktörümüz Denizli ile bugün bu konuyu netleştireceğiz. Delgado oynarsa şampiyonluğu çok rahat alacağımıza inanıyorum” dedi. Demirören, “Mustafa Denizli, 'Tabata gitsin veya Delgado gitsin' dediği takdirde hangisi için içiniz cız eder” sorusunu ise “Delgado'nun gitmesini söylemesi halinde içim cız eder” diye yanıtladı. YÖNETİM KURULU LİSTESİNDEKİ BAZI İSİMLERİ AÇIKLADI Yıldırım Demirören, yönetim kurulu listesine alacağı bazı isimleri de açıkladı. Demirören, Azeri iş adamı Mubariz Mansimov konusundaki bir soru üzerine, “Aile dostumuzdur. Çok iyi Beşiktaşlıdır. Kulüp delegesidir ve Türk vatandaşıdır. Azerbaycan'da kendisine futbol federasyonu başkanlığı teklif edildiği için yönetime girmiyor. Ama CEO'su Alaaddin Aykaç yönetime giriyor. Bunun yanında Fahrettin Curoğlu, Mete Düren, Doğan Küçükemre, Cengiz Zülfikaroğlu ve Serdar Adanalı konuştuğum kişiler. Zamanı gelince isimler açıklanacak” yanıtını verdi. Yıldırım Demirören, eski başkan Serdar Bilgili döneminde kaçan şampiyonlukla ilgili bir soruya da “Bunun için bir kurul kurduk ve araştırdık. Bu işin aslını Beşiktaşlılar bilsin diye. Serdar Bilgili başkan kalsaydı Beşiktaş 5 yıl üst üste şampiyon olurdu” cevabını verdi. Demirören, istikrardan yana olduğunu ve teknik direktör Mustafa Denizli ile devam etmek istediğini sözlerine ekledi.
Beşiktaş Kulübü Başkanı Yıldırım Demirören, 31 Ocakta gerçekleştirilecek kongre öncesi “siyasetin seçime karıştığını” iddia etti.
"Le Soir" gazetesi, konuya birinci sayfasında yer verirken, Papa II. Jean Paul'e suikast girişiminde bulunan Ağca'nın "esrarengiz mesih" görüntüsünü sürdürdüğünü yazdı. Gazete, İtalya ve Türkiye'de toplam 29 yıl hapis yattıktan sonra tahliye edilen Ağca'nın, "cazip öneriler sunan bazı cömert basın organlarına" açıklamalarda bulunmasının beklendiğini yazarak, "ömrü yalan söylemekle geçen bir kişinin anlattıklarına inanmanın zor olduğu" görüşünü yansıttı. Ağca'nın, kendi yaşam öyküsünü kaleme almak, Amerikalı yazar Dan Brown ile birlikte roman yazmak, Afganistan;a giderek Usame Bin Ladin'i yakalamak gibi projeleri olduğuna da dikkat çekildi. Mehmet Ali Ağca'nın "gazetecileri ve emniyet birimlerini parmağında oynatan bir hilekar" veya bir "ruh hastası" olduğu konusunda tereddütlerin sürdüğüne değinen gazete, kamuoyunun ve yakın çevresinin bu kişinin sırlarını çözemediğini belirtti. Kendisine "imparator", "mesih" gibi unvanlar veren "megaloman" Ağca'nın, "son iki yıldır Türk adaleti tarafından zayıflatılan mafya, politika ve güvenlik birimleri bağlantılı derin devlet" ile ilişkilerinden söz eden "Le Soir", bu kişinin bir "tarikat lideri" veya "karizmatik entelektüel" olmadığına dikkati çekti. Mehmet Ali Ağca'nın yaşam öyküsünü anlatan, çelişkili açıklamalarını hatırlatan gazete, İpekçi cinayetinin ardından 1979'da yakalanan ve kısa süre sonra yüksek güvenlikli bir hapishaneden firar etmeyi başaran bu kişinin 1981'de, Roma'da Papa'yı öldürme girişimine değinirken, tahliyenin ardından bazı sırların aydınlığa kavuşabilmesi olasılığından söz etti. Gazete Ağca'nın, "Hristiyan olmak", "gerçek İncil'i yazmak" gibi arzu ve talepleriyle bazı avukatlarını ve yandaşlarını kaybettiğini, öldürülmekten korktuğunu, ancak bunun nedenini açıklamadığını, tahliyesinden sonra bir kahraman gibi karşılanması endişesinin ağır bastığını anlattı.,
Belçika gazetelerinden "Le Soir", Mehmet Ali Ağca'nın tahliyesine ilişkin haber ve yorumlara geniş yer verdi.
Meteoroloji Genel Müdür Yardımcısı Ali Karataş, İstanbul'da yarın öğle saatlerinden sonra Anadolu yakasının yükseklerinde ve akşam saatlerinden itibaren de kentin genelinde kar yağışı beklendiğini bildirdi. Karataş, yaptığı açıklamada, İstanbul'da bugün ve yarın öğleye kadar yağmurun devam edeceğine işaret ederek, hava sıcaklıklarının yarın ve çarşamba günü düşeceğini ifade etti. "Yarın öğle saatlerinden sonra Anadolu yakasının yükseklerinde ve akşam saatlerinden itibaren de kentin genelinde kar yağışı bekleniyor" diyen Karataş, kar yağışının ilk etapta yağmurla karışık olacağını söyledi. Karataş, çarşamba günü ise kent genelinde kar yağışının etkisini kaybedeceğini ancak Anadolu yakasında lokal olarak kar yağışı beklentisinin bulunduğunu belirterek, perşembe günü ise kentte yağışın beklenmediğini de kaydetti.
Meterooloji'den alınan bilgilere göre İstanbul yarın öğle saatlerinden sonra kar yağışına sahne olacak...
H.Kübra KOCAOĞLU İNTERNETHABER ANKARA- Ankara sokakları kadın çöpçüler emanet. Özellikle Çankaya Köşkü'ne çıkan protokol yolunda bir süredir ojeli tırnaklarıyla yol boyunca temizlik yapan kadın çöpçüleri görmek mümkün. Çankaya Belediye'sinin başlattığı bir projey sonucu bu görüntüler ortaya çıktı. Artık bazı sokak ve caddeleri kadın çöpçüler süpürecek. Kızılay ve Cinnah Caddesi'ndeki protokol yolunda sabah saatlerinde çalışacak olan kadın çöpçüler, Ankaralıların merakını çekti. VATANDAŞ ÇOK MEMNUN Çankaya Belediyesi'nin başlattığı bu uygulamadan vatandaş da çok memnun. Yollarda gördükleri kadın çöpçülerin özellikle yanlarına giderek tebrik eden vatandaşlar, bu uygulamanın sürekli olmasını istiyorlar. Çöpçü başanlar da Ankara sakinlerinden aldıkları bu olumlu tepkiden çok hoşnutlar. GENİŞLEYECEK Çankaya Belediye Başkanlığı'nın başlattığı ve pilot uygulamasını özellikle devletin üst yönetiminin kullandığı Protokol yolunda yaptığı 'kadın çöpçü' projesinden olumlu tepkiler alınması üzerine, projenin genişletilmesi kararı alındığı da öğrenildi. Belediye, Ojeli Tırnaklar'ı Çankaya'nın tüm ana caddelerinde devreye sokacak. Bu sayede hem sokaklar, caddeler Avrupa kentlerindeki gibi pırıl pırıl olacak; hem de çöpçülerin görüntüsü ile estetik bir hava sağlanacak.
Onlar, sokaklarda görmeye alışık olduğumuz çöpçü profiline uymuyorlar. Ankara sokakları artık kadın çöpçülere emanet.
"Bir Türk'ü öldür ve istirahat et." Ünlü İsrailli barış aktivisti, gazeteci-yazar Uri Avnery, İsrail'de kullanılan bu şaka üzerinden Türkiye-İsrail ilişkilerini ve Türk Büyükelçi Oğuz Çelikkol'a yapılan hakareti anlattı. İşte aktifhaber.com sitesinin çevirisini yaptığı o yazı: Çar Rusyası'nda bir Yahudi asker Türklere karşı savaşması için askere alınır. Yahudi askerin gözü yaşlı annesi, oğlunu tren istasyonunda uğurlarken şu nasihatte bulunur: "Kendini fazla yorma. Bir Türk öldür sonra hemen dinlen. Ardından yine bir Türk öldür ve yine dinlen..." Oğlu, "Ama anne! Ya bir Türk beni öldürürse ne olacak?" diye sorar. Anne büyük bir tepkiyle haykırır, "Neden öldürsünler seni. Sen onlara ne yaptın ki!" Bu Yahudi şakası bir Yahudi gerçeğini yansıtıyor. Ve geçtiğimiz hafta da gerçek oldu. Ne yazık ki şaka gerçeğe döndü. Bir Türk dizisinde ajanlar İsrail büyükelçiliğinde esir tutulan Türk çocuğunu kurtarıyor ve büyükelçi de öldürülüyor. Böyle bir sahneyi kimileri görmezden gelebileceği gibi kimileri de orta çaplı bir tepkiyle karşılayabilir. Ancak bizim meşhur Dışişleri bakanımız ve yardımcımız, bizim artık rezil bir Yahudi azınlığı olmadığımızı göstermemizin zamanının geldiğini düşünmüş olacaklar ki, Türk büyükelçiyi küçük düşüren bir gösteriye girişti. Elçiyi alçaktaki bir koltuğa oturtmakla yetinmeyen Ayalon, İbranice olarak da durumu gazetecilere özetledi. Belki de Ayalon bu fikri, Charlie Chaplin'in 'The Great Dictator' filminden aldı. Filmde de, iki diktatör Hitler ve Mussolini karşı karşıya otururken biri diğerini ezmek için sürekli sandalyesini yükseltir. Ta ki sandalyeler son seviyeye gelene dek. Bu olaya Türk tepkisi elbette şiddetli oldu. Türkler, ulusal onurları konusunda çok hassastırlar. Ayrıca bu Ayalon'un ilk vukuatı da değil. Daha önce de Norveçliler Nazi sempatizanı yazar Knut Hamsun'u andıkları için onlara şiddetli tepki göstermişti. Yani Ayalon'un yabancı ülkeleri küçük düşürme gibi bir eğilimi var. Bu nedenle de hem yabancı muadilleri hem de İsrailliler tarafından ırkçı ve faşist olarak görülüyor. Ancak unutmamamız gereken bir nokta var. İsrail savunma endüstrisi büyük ölçüde Türk siparişlerine bağımlı. Her yıl yaklaşık 1 milyar dolarlık silah satışı yapıyoruz. Tüm İsrail kurulu düzeni, Ayalon'un bu aptalca tutumunun büyük bir zarara neden olduğunun farkında. Tüm bunları gözönünde bulundurarak adım atmakta fayda var.
İsrail'lilerin günlük yaşamda da zaman zaman yaptığı bir Yahudi şakası var. Hemen hemen her Yahudi bu şakayı bilir:
Jandarma Komutanlığı ekiplerinin Bahçe'nin Aslanlıbel mevkii D-400 karayolu üzerindeki denetimleri sırasında bir şahsın aracında yapılan aramada hayvanlarda suni tohumlama, aşı, kulak küpesi takma, boynuz kesme vb. faaliyetlerde kullanılan veteriner malzemesi ele geçirildi. Şahsın veterinerlik diploması olmadan veteriner mesleğini icra ettiği öğrenildi. Araçta bulunan şüpheli şahıs serbest bırakılırken, ele geçirilen malzemelere el konuldu.
Osmaniye'de bir araçta yapılan aramada veterinerlikte kullanılan çok sayıda malzeme ele geçirildi.
Kabil'deki güvenlik yetkilisi Emir Muhammed, en az 10 intihar komandosunun, aralarında alışveriş merkezleri ve bankaların bulunduğu binalara girdiğini ifade ederek, 200'den fazla Afgan güvenlik görevlisinin de bölgede konuşlandığını ve militanlarla çatıştığını söyledi. Patlamaların sorumluluğunu üstlenen Taliban örgütünün sözcüsü ise Associated Press haber ajansına, bazıları intihar kemeri taşıyan 20 kadar silahlı militanın Kabil'deki bakanlık binalarına girdiğini söyledi. Taliban'a ait bir internet sitesinde yayımlanan bildiride, militanların özellikle Devlet Başkanlığı Sarayı, Merkez Bankası, Sanayi ve Madencilik Bakanlığı ile Serena Otelini hedef aldığı vurgulandı. BAŞKANLIK SARAYI YAKINLARINDA PATLAMA Bu arada Kabil'deki çatışmaların, bir intihar komandosunun Devlet Başkanı Hamid Karzai'nin Devlet Başkanı Sarayı yakınlarında kendini havaya uçurmasından sonra başladığı belirtildi. Görgü tanıkları, başkentte dumanların yükseldiğini, Afgan güçleriyle militanların çatıştığı kentte patlamalar duyulduğunu bildiriyor. Militanlar, Savunma ve Adalet Bakanlığı binalarının yanı sıra Batılıların tercih ettiği Serena Otelini hedef aldı. Afganistan Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Muhib Safi, güçlü bir patlamayı silah seslerinin takip ettiğini belirterek, çalışanların bina içinde ve güvende olduğunu, militanların binaya girmediğini söyledi. NATO'dan yapılan açıklamada da Merkez Bankası yakınında bir patlama rapor edildiği, uluslararası güçlerin Afgan askerleriyle bölgede güvenliği sağlamak için beraber çalıştığı kaydedildi. NATO, bir intihar komandosunun Devlet Başkanı Sarayı yakınlarında kendini havaya uçurmasından sonra militanlarla Afgan güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmalarda bir alışveriş merkezine giren iki silahlı militanın öldürüldüğünü belirtti. Çatışmaların üzerinden iki saat geçmesinin ardından Dışişleri Bakanlığı ve Eğitim Bakanlığının bulunduğu kavşakta şiddetli bir patlama daha olduğu, bölgede bir aracın yandığının görüldüğü kaydediliyor.
Ülkenin başkenti Kabil'den patlama sesleri yükseliyor, bakanlık binaları bir bir bombalı intihar komandolarının eline geçiyor.
Çok eşli tarla farelerinin genetiği ile oynayan bilim adamları farelerin tek eşli olmasını sağladı. Bu araştırmanın ardından tıp dünyası "Şimdi sıra insanlarda mı" sorusunu tartışıyor ABD'de tarla farelerinin genetiği üzerinde yapılan bir araştırma sadakat ve çapkınlığın kalıtımsal olduğunu ortaya çıkardı. Çok eşli olan tarla farelerinin geniyle oynayan bilim adamları tarla farelerini tek eşli hale getirdi. GENLERİYLE OYNANDI Atlanta kentinde bulunan Emory Üniversitesi'nde Zoe Donaldson ve ekibi tarafından yapılan araştırmanın sonuçları Biology of Reproduction (Üremenin Biyolojisi) isimli dergide yayınlandı. Sabah Gazetesi'ne göre araştırma için çok eşli olan tarla farelerinin genetiği ile oynandı ve ortak yaşam alanlarında tek eşliliğe geçtikleri gözlendi. Uzmanlar bir gün sadakat kavramı için insan embriyosu üzerinde de değişiklik yapılabilecek mi sorusunu sormaya başladılar. Bir gün genetik müdahale ile insanlar tek eşli olabilecek mi? ÇAPKINLIK GENİ Bu sorular tüm dünyada tıp otoriteleri tarafından tartışılmaya başlandı. Kocaeli Üniversitesi Gen Terapi Merkezi Başkanı Prof. Dr. Erdal Karaöz fareler üzerinde yapılan bu çalışmanın insana uygulanabileceğini düşünüyor. Karagöz, bu işin teknik olarak mümkün olduğunun altını çiziyor. Ancak bu tip araştırmaların şu anda etik olmadığı için yapılamayacağını anlatan Prof. Erdal Karaöz tedavi yöntemleriyle ilgili şunları söylüyor: "Şu anda gen bilimi genetik müdahaleleri ancak hastalık söz konusu olduğunda yapmaya çalışıyor. Bozuk genler ancak hastalık durumunda insandan temizleniyor. Sadakat, yeşil göz, beyaz ten gibi isteklere yönelik genetik oynamaların yapılması ise şu anda dünyada yasak. Belki gelecekte yapılabilir ama önce bunun ne kadar doğru olacağının tartışılması gerekir" İNSAN ASLINDA ÇOK EŞLİ Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tuncay Özgünen ise insanların biyolojisinin aslında çok eşli olduğunu vurguluyor. Tek eşliliğin ise sonradan öğrenildiğini anlatan Prof. Dr. Özgünen, "genetikle oynamaya gerek yok, tek eşlilik öğretilebilir. Zaten yüzyıllar içinde insanlar bunu öğrendi. Buna rağmen 'benim genetiğimde çok eşlilik' var diyenler bunu ancak bahane olarak kullanıyor" diyor. Kadının da erkek kadar biyolojik olarak çok eşli olduğunu iddia eden Prof. Dr. Tuncay Özgünen şunları söylüyor: "Biz tabiattaki diğer canlılar gibi yalnızca biyolojimize göre hareket etmiyoruz. Tabiattaki canlılar ya çok eşlidir ya tek eşlidir. Bizim biyolojimiz de çok eşli ama tek eşliliği öğrendik ve öyle yaşama planları geliştirdik. 'Ben öğrenemedim, ancak genlerimle oynanması gerekli' diyenlerin kişilik bozukluğu vardır. Onların genleri ile oynanacağına psikolojik tedavi almaları daha kolay." "DON JUAN'LIK ÇOCUKKEN ÖĞRENİLİR" AİLE Sağlığı Araştırma Derneği Uzman Psikologu Meliha Karayay da cinsel davranışların genetik değil sonradan öğrenildiğini iddia ediyor. Karayay, "Don Juan doğulmaz, olunur. Bu bir kişilik özelliğidir. Sonradan kazanılır. Beş altı yaş arasında öğrenilir. Yetişkin olduğunda ortaya çıkacak cinsel kişilik üç ile altı yaşında edinilir. Bunun için genetikle oynamaya gerek yok" diyor. Çapkınlığın genetik yapısı üzerine araştırmalar ise sürüyor. Bu araştırmaların sonuçları daha uzun süre tartışılacak gibi görünüyor.
Kadınlara iyi haber. Artık kocanız çapkınlık yapamayacak! Araştırmacılar, çapkınlık genlerini yok etmeyi başardı.
Tahliye haberi, gazetelerin internet sayfalarında da anında yer buldu. İtalyan haber ajansı ANSA, flaş haberinde, Ağca'nın askerlik işlemleri için polis gözetiminde Sincan F tipi Cezaevi'nden alınarak GATA'ya götürüldüğünü belirtti. Ağca'nın kapsamlı bir basın toplantısı yapmasının zayıf bir ihtimal olduğunu kaydeden ajans, Ağca'ya para karşılığında kitap yazma, özel söyleşi ya da film önerisinde bulunan şirketlerin, genel bir basın toplantısına sıcak bakmadıkları görüşüne yer verdi. La Repubblica gazetesi, Ağca'nın 13 Mayıs 1981'de Polonyalı Papa 2. Jean Paul'e suikast girişiminde bulunmuş olmasını ön plana çıkararak, "Ağca, Ankara'da serbest kaldı. 1981'de Wojtyla'ya suikast düzenlemişti" başlığını kullandı. Mesihlik iddiasında bulunmaya devam eden Ağca'nın avukatları aracılığıyla bugün dağıttığı mektupta, "Bu yüzyılda tüm insanlar ölecek. Ben ebedi kurtarıcıyım" dediği belirtilen haberde, şu ifadelere de yer verildi: "Katoliklik dinine geçen eski terörist, birçok kez Papa suikastına ilişkin yeni açıklamalar vaadinde bulundu. Bu tüyler ürpertici olayı kitaplaştırma arzusunu da dile getirmişti." La Stampa gazetesi ise Ağca'nın kendine bir İtalyan eş bulmak ve Papa 2. Jean Paul'ün kabrini ziyaret etmek istediğini anımsatarak, "Serbest kalan Ağca: Vatikan'a gitmek istiyorum" başlığını kullandı.
İtalyan haber ajansları, Mehmet Ali Ağca'nın tahliye edilmesini flaş haber olarak duyurdu.
Büyük Birlik Partisi Edirne Merkez İlçe Başkanı Ogün Taşyenen, partisine gönül vermiş Alperenlerin toplumda kaos ortamı oluşturmak isteyenlerin ekmeğine yağ sürmeyeceğini söyledi. Alperenlerin sahada olmayacağını belirten Taşyenen, toplumun huzur ve güvenini sağlamak için büyük fedakarlık gösteren güvenlik güçlerini zor durumda bırakacak adımlardan uzak duracaklarını kaydetti. Edirne'deki güvenlik güçlerinin görevlerini eksiksiz yerine getirdiğini dile getiren BBP Merkez İlçe Başkanı, Başta Edirne Valisi olmak üzere jandarma komutanı ve emniyet müdürüne teşekkür etti. Edirne'de eylem yapmak isteyen grubun PKK'lı olmadığını anlatan Taşyenen, "Ama hepimiz biliyoruz ki, PKK'lar da ne Türk Bayrağı taşırlar ne de İstiklal Marşı'nı söylerler, ne de şehitlere saygı duruşunda bulunurlar. Hal böyle olursa insanların sizi PKK'lı zannetmesi normaldir. Birbirinize benzer çok şeyiniz var. Gelenlerin ve getirenlerin niyetleri aslında vatansever, milliyetçi insanları karşılarına alarak Edirne'yi karıştırmak ve huzuru bozmaktı." dedi. Ogün Taşyenen, son günlerde bazı açıklamalar yapan sivil toplum kuruluşları ve sendikaları da eleştirdi.
Edirne'de son günlerde meydana gelen olaylarla ilgili BBP Edirne Merkez İlçe Başkanı Ogün Taşyenen açıklama yaptı.
Görüntüdeki hareketleri gerçek gibi gösteren 3D AA muhabirinin aldığı bilgiye göre, her alanda olduğu gibi sinema sektörü de gelişen teknolojiden en üst seviyede yararlanıyor. Özellikle son yollarda yüksek teknoloji desteğiyle geliştirilen yeni filmler, sinema keyfini ikiye katlıyor. Teknolojinin son yıllarda sinema sektörüne sunduğu en büyük yeniliklerin başında ise 3D teknolojisi geliyor. İnsanları izledikleri görüntünün içine taşıyan, adeta filmdeki oyuncularla aynı heyecanı, sevinci, hüznü ve korkuyu yaşatan 3 boyut(3D) teknolojisiyle hazırlanan filmler, son yıllarda giderek artıyor. Özel salonlarda, gözlüklerle izlenebilen üç boyutlu filmler, sinema sektörünün korsana karşı en büyük silahı olarak da nitelendiriliyor. 3 boyutlu bir filmi, sinema salonlarında kaçak yollarla çekim yapıp, kopyalayarak çoğaltmak mümkün olmuyor. Sinema sektöründe hasılat ve seyirci rakamları üzerine yayın yapan bir internet sitesinin sahibi Tolga Akıncı, 3D'nin halen dünyadaki en ileri sinema teknolojisi olduğunu söyledi. Görüntüyü adeta gerçek gibi sunan 3 boyutlu filmlerin insanlara farklı deneyimler yaşattığını belirten Akıncı, bu nedenle 3D özellikli filmlerin büyük bir izleyici kitlesi topladığını ifade etti. Akıncı, Türkiye'de üç boyutlu filmlerin 2009 yılı itibarıyla hız kazandığını, 2010 yılında bu teknolojiye sahip yapımların patlama yapmasının beklendiğini bildirdi. Her sinema salonunda 3 boyut özelliğine sahip filmleri gösterme imkanının olmadığını belirten Akıncı, ''Bu durum, 3D'yi destekleyen salonlara da ilgiyi artırıyor. Vizyona giren filmi 3 boyutlu oynatan salonlar, tüm biletlerini neredeyse öğle saatlerine kadar satıyor. Ama diğer salonlarda rahatlıkla istenilen seansa bilet bulunabiliyor'' dedi. SON ÖRNEK AVATAR Tolga Akıncı, dünya genelinde yükselen 3 boyutlu film teknolojisinin son örneğinin, ''Titanic''in yönetmeni James Cameron'ın son filmi ''Avatar'' olduğunu, Türkiye'de bu filmin, 4 haftada, 158 salonda 1 milyon 310 bin 871 kişi tarafından izlendiğini söyledi. Türkiye'de bütün salonlarda oynayan çok az filmin bu rakama ulaşabildiğini ifade eden Akıncı, ''Avatar''ın her salonda oynamamasına rağmen bu rakama ulaşmasının 3 boyutlu bir film olmasından kaynaklandığını belirtti. Akıncı, son dönemde sinema salonlarına giren 3D teknolojisi sayesinde film izlemenin keyfinin, yaklaşık 2 saat beyaz perdenin büyüsüne kapılmaktan öteye gittiğini vurgulayarak, ''Kendinizi film karesinin ortasında hissetmek beyaz perdenin büyüsünü artıran bir etken olarak karşımıza çıkıyor'' dedi. Geçen yıl 3D teknolojisiyle gösterilen filmler arasında ''Bolt'', ''Canavarlar Yaratıklara Karşı'', ''Sevgililer Günü Katliamı'' gibi yapımların da yer aldığını bilderen Akıncı, 2010 yılı itibarıyla gösterime girmesi beklenen filmler arasında da bu teknoloji kullanılarak çekilen önemli yapımlar olduğunu kaydetti. Akıncı, bu yıl içinde ''Alis Harikalar Diyarında'', ''Garfield Pet Force'' ve ''Shrek Forever'' yapımların 3 boyutlu olarak vizyona girecek filmlerden birkaçı olduğunu, iki yıl içinde 40'tan fazla 3 boyutlu filmin sinemalarda gösterilmesinin beklendiğini söyledi.
teknolojisinin kullanıldığı filmler büyük ilgi görürken, sektör bu teknolojiyi korsana karşı en büyük silah olarak nitelendiriyor.
BM eski silah denetçisi Scott Ritter’in internette çocukları taciz ettiği belirlendi. Ritter’ın daha önce de birçok defa sapıklığının tespit edilip örtbas edildiği anlaşıldı... Irak'ta BM'nin baş silah denetçisi olarak görev yapmış olan Scott Ritter'ın internette 15 yaşındaki bir kızla 'chat' yaparak, cinsel ilişkiye girmek istediğini söyleyip web kamerası karşısında cinsel aktivasyon sergilerken suçüstü yakalandı. Ritter'ın konuştuğunu sandığı kişi aslında 15 yaşında bir kız değil, çocuk tacizcilerini internet ortamında takip eden bir polis memuruydu. 44 yaşındaki eski silah denetçisinin en az 10 yıl hapis cezasına çarptırılması ve hüküm giydikten sonra çocuk tacizcisi olarak kayıtlara geçirilerek ömrünün sonuna dek polis tarafından izlenmesi bekleniyor. Ritter, 15 yaşında 'Emily' adında bir kız olduğunu sandığı kişiyle 'Delmarm4fun' takma adıyla konuştu ve New York'ta yaşayan 44 yaşında bir erkek olarak kendini tanıttı. ÇOCUK TACİZİYLE SUÇLANDI Emily aslında polis memuru Ryan Venneman'dı. Evli olan Ritter, Emily'den fotoğrafını istedi ve webcam'ini açtı. Kızın 15 yaşında olduğunu öğrenince kamerayı kapatan fakat daha sonra tekrar açan Ritter'ın kamera karşısında cinsel aktivasyon yaptığı tespit edildi. İnternet ortamındaki mesajlaşma Şubat 2009'da tespit edildi ve kasımda sonlandırılan soruşturmanın ardından Ritter çocuk taciziyle suçlandı.
Bir sapığın sözüyle milyonlarca kişi öldü. Çünkü Irak'ta nükleer silah olduğunu söylemiş ve savaş başlamıştı.
Tüketiciler Birliği Genel Başkanı Nazım Kaya, kendi oluşturdukları markalarla daha düşük maliyetle fason üretim yaptırarak tüketicilerin karşısına çıkan ''indirim marketler''in kaliteden taviz verdiklerini öne sürdü. Kaya, AA muhabirine yaptığı açıklamada, tüketicileri, son yıllarda sayıları hızla artan ve kendi oluşturdukları markalarla düşük maliyetlerle satış yapan ''indirim marketler'' konusunda uyardı. İndirim marketlerin, kendi oluşturdukları markalarla daha düşük maliyetle fason üretim yaptırarak tüketicinin karşısına cazip fiyatlarla çıktıklarını belirten Kaya, ''Bu marketlerde, kendi markaları ile satılan gıda ve temizlik alanındaki bir çok ürün, ciddi şikayetlere neden oluyor'' dedi. Tüketiciye, daha düşük maliyetle ürün sunmak isteyen firmaların, ürünün kalitesinde ciddi tavizler vermelerinin yanında, ambalaj giderlerini de kısmak zorunda kaldıklarını vurgulayan Kaya, şöyle konuştu: ''Gıda denetimlerinin yetersiz olduğu günümüzde, üretim aşamasının denetime yabancı kalması ve kamu otoritesinin üreticinin beyanı ile yetinmesi nedeniyle ucuz fiyatla rafa konan ürünün maliyeti, tüketici açısından daha da artabilmektedir. Tüketiciler, bozulmuş, son kullanma tarihi geçmiş gıdalarla sık sık karşılaşmakta, beklediği faydayı sağlayamamaktadır.'' ''SON KULLANMA TARİHİNE DİKKAT' Tüketicinin, ürün tercihi yaparken sadece fiyatına değil, etiket bilgileri ve ambalajına da mutlaka bakması gerektiğini ifade eden Kaya, ''Tüketici ayrıca, ürünün içeriği ve son kullanma tarihine de dikkat etmeli'' diye konuştu. Kaya, tüketicinin aldığı ürünün ayıplı olması halinde satıcı veya üretici firmadan bedel iadesi isteme veya yenisi ile değiştirme hakkının her zaman bulunduğunu da sözlerine ekledi.
Fason üretim yaptırarak tüketicilerin karşısına çıkan ''indirim marketler''in kaliteden taviz verdiklerini öne sürüldü.
Fenerbahçe’yle olan sözleşmesi bitmeden Corinthians’a gitme kararı alan Roberto Carlos, Brezilya’da verdiği yeni bir röportajda sarı-lacivertli kulübe eleştirilerini sürdürmeye devam etti. Bir internet sitesine konuşan 36 yaşındaki tecrübeli futbolcu röportajında, “Neden Fenerbahçe’deki kontratımı bitirmedim? Çünkü kulüp benim düşündüğüm kadar iyi organize değildi. Günlerce ödeme yapılmıyordu. Türkiye haricinde bir tarihi yoktu. Dünyayı kandırmaya devam edemezdim” ifadelerini kullandı. Fenerbahçe’de oynadığı dönem boyunca görevini başarıyla yerine getirdiğini belirten Carlos, “Bazıları aksini söyleyebilir, ama orada iyiydim. Geçtiğimiz iki yıl süresince sahada olan bir futbolcuydum. Her zaman yüksek bir seviyedeydim” diye konuştu. Fenerbahçe’de yaşadığı “hayal kırıklığının” ardından Brezilya’ya dönmeyi düşündüğünü belirten deneyimli savunmacı, Santos ve Palmeiras’a da gitme fırsatının olduğunu vurguladı.
Fenerbahçe'den ayrılan Roberto Carlos, Fenerbahçe'yi vurmaya devam ediyor! Son yaptığı röportajda yine demediğini bırakmadı.
Türk Tabipleri Birliği (TTB), 19 Ocak Salı günü, Meclis'te görüşülmekte olan Tam Gün Yasa Tasarısını protesto etmek için iş bırakma eylemi yapacak. TTB tarafından daha önce yapılan açıklamada, öncelikli taleplerinin sözkonusu Tasarı'nın acilen geri çekilmesi olduğu belirtilerek, "Eylemimiz hiçbir şekilde halkımıza, hastalarımıza karşı değildir. Sağlık ocaklarında 2 TL, devlet hastanelerinde 10 TL, özel hastanelerde hem 15 TL hem de üstüne "ilave ücret' ödemek zorunda kalanlar başta olmak üzere uygulanan sağlık politikalarından zarar gören, mağdur olan bütün vatandaşlarımız davetlimizdir" denilmişti. Hastanelerin acil servisleri ise işbaşında olacak!
Tam gün yasasına tepkiler sürüyor. Doktorlar salı günü bir günlük iş bırakma eylemi yapacak! Peki ya acil hastanız varsa?
Avrupa'nın İngiltere, Fransa, İtalya, Almanya ve İspanya'dan sonra en büyük ligi konumundaki Süper Lig, Türkiye Futbol Federasyonu'nun gelecek 4 sezonu kapsayan yayın ihalesi sonucu yayın gelirlerinde bu ülkelerle arasındaki farkı kapatmaya başladı. Günümüzün en büyük endüstrilerden biri haline gelen futbolda, yayın gelirleri kulüplerin en önemli gelir kalemleri arasında yer alıyor. Bu konuda Avrupa'nın büyük liglerinin oldukça gerisinde kalan Turkcell Süper Lig, aradaki farkı giderek azaltıyor. Önceki ihale döneminde bu liglerle Turkcell Süper lig arasında 8-10 katı bulan fark, yeni ihaleyle birlikte 3-4 kata kadar indi. Yeni ihaleyle birlikte yayın gelirleri, yayın haklarını Digitürk'ün aldığı A paketinden (naklen yayın gelirleri) gelecek 321 milyon dolar, TRT'nin aldığı B paketinden (1. Lig yayın gelirleri ve haber amaçlı özet görüntüler) gelecek 40 milyon dolar ve Türk Telekom'un aldığı C paketinden (Maç görüntülerinin 3G'li telefonlardan verilmesi) gelecek 13,5 milyon dolarla 374,5 milyon dolara ulaşacak. Önceki dönem Alman Ligi Bundesliga'nın 573 milyon dolarlık naklen yayın gelirinin ancak 4'te 1'ine sahip Süper Lig, yeni ihalede ulaşılan 374,5 milyon dolarla aradaki farkı 1,5 kata indirdi. Avrupa'da yayın gelirlerinde 1,2 milyar dolarla ilk sırada yer alan İngiltere Premier Lig'i, 1,1 milyar dolarla İtalya Serie A, 971 milyon dolarla Fransa ligi Ligue 1, 743 milyon dolarla İspanya ligi La Liga, 573 milyon dolarla Almanya ligi Bundesliga ve 374,5 milyon dolarla Turkcell Süper Lig izliyor. Gelirlerin mevcut dağıtım sisteminin devam etmesi durumunda, yeni belirlenen yayın gelirlerinin yaklaşık 40 milyon doları şampiyonluk yaşayan 4 büyük kulüp arasında bölüşülecek. Yayın gelirlerinin yüzde 35'i dayanışma payı olarak 18 kulübe eşit olarak paylaştırılırken, yüzde 45'lik kısmı da kulüplerin performanslarına göre dağıtılacak. Yüzde 9'u da sezon sonu ligi ilk 6 içinde bitiren kulüplere verilecek. Yeni ihaleyle, kulüplerin yayın gelirleri de yaklaşık iki kat artacak. Bu durum Türk spor kulüplerinin Avrupa'daki rakipleriyle rekabet gücünü yükseltecek. Turkcell Süper Lig'de mevcut durumda berabere kalan takımlara 177 bin lira ödeniyor, yeni dönemde bu rakamın 350 bin lirayı bulacağı tahmin ediliyor. Şu anda 354 bin lira olan galibiyet priminin ise 700 bin lirayı bulması bekleniyor. Yeni gelirlere göre, sezon sonunda şampiyon olan takıma yaklaşık 7 milyon lira şampiyonluk primi verilecek. AVRUPA'NIN BÜYÜK LİGLERİNDE DURUM NASIL İngiltere Premier Lig'de canlı yayın hakları son olarak 2009 yılında ihale edildi ve yüzde 4.25'lik bir artışla ihaleyi 1992'den bu yana 18 yıldır lig maçlarını yayımlayan BSkyB (Sky TV) kazandı. İngiltere'de, maçlar, 2 yayıncı kuruluş tarafından izleyiciye ulaştırılıyor. Hakların yüzde 8'lik bölümü (önem derecesi düşük 23 adet maç) Setanta şirketine aitti. İhale sonrasında Setanta şirketi gerekli ödemeyi yapamadığı için sözleşmesi feshedildi. Setanta'nın sahip olduğu yayın hakları ESPN adlı Amerikan kuruluşu tarafından 90 milyon pound karşılığında satın alındı. BSkyB yayın haklarının yüzde 92'sini elinde bulunduruyor ve derbiler dahil 115 maçı yayımlama hakkına sahip. Her ihalede yayın haklarının paket dağıtımı (İnternet-özet-mobil-bant yayın) BSkyB ile İngiltere Futbol Federasyonu tarafından ortaklaşa belirleniyor. Yayın haklarından gelen gelirin yüzde 50'si eşit olarak Premier Lig'de mücadele eden 20 takıma dağıtılıyor. Gelirin yüzde 25'i takımların yayınlanan maç sayısına göre, kalan yüzde 25'lik bölümü de ligdeki başarılarına göre paylaştırılıyor. Geçen yılın şampiyonu Manchester United televizyon gelirlerinden 60 milyon sterlin kazandı. FRANSA Fransız Ligi Ligue 1'de yayın gelirlerinin yüzde 83'ü 20 kulüp arasında 'Dayanışma Primi' adı altında her kulübe eşit olarak, yüzde 10'u sportif performansa göre, yani sezon sonundaki lig sırasına göre, kalan yüzde 7'si ise her hafta yayınlanan maçlar içinde en yüksek reytingi alan üç maçı oynayan kulüpler arasında popülaritelerine göre paylaştırılıyor. Fransa'da birinci lig futbol karşılaşmalarının yayın hakkını 2008 yılında düzenlenen açık artırmada şifreli yayın yapan Canal Plus televizyon kanalı ve Orange Telekom şirketi dört yıllık süre için aldı. Orange, cep telefonlarından da maçların seyredilmesine olanak sağlıyor. Canal Plus için abone olma ücreti ilk yıl aylık 20 avro, ikinci yıldan sonra aylık 30 avro. İSPANYA İspanya'da futbol maçlarının televizyon yayın hakları için şirketler, kulüplerle tek tek anlaşma yapıyor. Ülkede en güçlü medya gruplarından Mediapro'nın neredeyse İspanyol ligindeki tüm kulüplerle anlaşması bulunurken, sadece 2. lig takımlarından Real Betis'in Sogecable firmasıyla anlaşması var. 1. lig takımlarından Getafe ve Atletico Madrid ise Caja Madrid bankası ile Tele Madrid televizyonu konsorsiyumuna bağlı durumda. La Liga'da Mediapro'nun televizyon yayın haklarından dolayı futbol kulüplerine ödediği paralarla ilgili net bir bilgi yok. Buna karşın yine de yayın gelirlerinden Real Madrid ve Barcelona'nın aldığı pay ile La Liga'daki diğer kulüplerin aldıkları arasında ''uçurum'' denilecek boyutta fark olduğu biliniyor. İTALYA Serie-A'da ise ligi domine eden dört büyük kulüp yayıncı kuruluşla (Sky-Italia) yaptıkları serbest pazarlık sonucunda toplam naklen yayın gelirlerinin yaklaşık yüzde 65'ini kendi aralarında paylaşıyorlar. Aslan payını alan bu kulüpler Milan, Inter, Roma ve Juventus. Kalan diğer 16 takım ise Federasyon aracılığıyla Sky-Italia ile maçlarının şifreli kanallardan yayınlanması koşuluyla serbest pazarlık yaparak naklen yayın geliri elde ediyorlar. ALMANYA Almanya'da yayın gelirinin yüzde 50'si bütün kulüplere eşit olarak dağıtılıyor. Gelirlerin yüzde 37,5'i son 3 yıl baz alınarak kulüplerin başarısına göre, kalan yüzde 12,5'i de kulüplerin sportif performanslarına göre dağıtılıyor. Almanya'da futbol maçları Gol TV tarafından yayınlanıyor.
Türk futbolu yerinde saydı ama maddi gelirde Avrupa ile makas daralıyor. Süper lig kazançta 6. sıraya yükseldi.
Şike ve bahis skandallarını gün yüzüne çıkaran Milliyet gazetesi, şimdi de 26 Nisan'da oynanan ve 3-2 misafir takımın galibiyetiyle sonuçlanan Malatya-Kayseri Erciyes maçının öncesinde ve sonrasında yaşananları, karşılaşma sırasındaki olayları ve telefon konuşmalarını açıkladı. İşte Milliyet gazetesinde yer alan o haber... Bochum Kriminal Dairesi Yüksek Komiserliği'nden KHK Kerpen tarafından, telefon dinlemeleri ışığında hazırlanan ve savcılığa gönderilen raporda, iki olay dikkat çekicidir: Biri, devre arasında dayak, diğeri de, nakit gelen paranın İstanbul'daki havalimanında takılmaması için buradaki görevlilerle anlaşıldığı iddiası... 18 Haziran 2009'da hazırlanan rapora bakalım: Planlanmış bahis skandalının ilk kanıtı, Sapina ile Erdem' in 24 Nisan 2009 tarihi, saat 14:22'de yapmış olduğu telefon görüşmesi sonucunda ortaya çıkmıştır. Telefon görüşmesinden 9 dakika önce, Erdem, Ante Sapina'ya bir kısa mesaj (SMS) yollamıştır. Erdem, bu mesajda iyi bir haberinin olduğunu bildirmiştir. Erdem, konuşmasında, “Biz” bir tanesini bitirdik der. Burada bir tanesini bitirdik ile kastedilen; bir takımın futbol karşılaşmasıdır. Söz edilen karşılaşma Malatya ile Kayseri Erciyes'tir. Erdem, “Acaba kim kazanacak?” der. Ante ise aslında Kayseri'nin kazanması gerektiğini söyler. Erdem bu lafa güler ve aslında onların kaybetmesi gerektiğini söyler. Ante sorar: “O zaman Malatya'ya mı?” der. Erdem bunu onaylar ve bu karşılaşmayı, dört oyuncu ve bir hakem ile ayarladıklarını açıklar. Söz konusu olan oyuncular, kaleci Gökhan Tokgöz ve takımın kaptanı Evren Nuri Turhan'dır. Ante, onlar “übertore” (2,5 gol üstü) yapıyorlar mı der. Buna 'hayır' cevabını veren Erdem, sadece mağlubiyet için bahis yapılmasını söyler. Erdem' in dediğine göre, karşılaşma iyi bir karşılaşma ve bu maçın kotası 2.60'tır. 26.04.2009 00:00: Sapina, Erdem'i arar. Erdem, Ante'ye, arkadaşı Levent'in (Levent Gündüz) az sonra Türkiye'ye uçacağını bildirir. Levent parayı Türkiye'deki, Erdem'in eniştesi olan Hamit'e (0090 539...) verecektir. Çünkü Hamit bu parayı Malatya'da futbolcuların bir adamına ödeyecektir. Ante, parayı geri almanın sorun olabileceğini söyler. Erdem onu sakinleştirir. Erdem'in kuzeni maçın başından sonuna kadar bu adamla beraber olacaktır. Eğer sonuç kötü olursa, geri alınacaktır. Ante'nin, “Arkadaşın Levent bunların yanında kalabilir mi?” sorusuna, Erdem “Problem yok” yanıtını verir. Fakat Levent, Malatya uçağında yer bulamayacaktır. Ante, Levent ile birlikte 100 bin Euro yollamak zorundadır. Ante, sınırda bir problem görür. Erdem bu problemi ortadan kaldırır, çünkü havalimanında herkesi tanımaktadır. Ante, Malatya'nın ilk yarının bitimine kadar 2-0'lık üstünlüğü sağlamalarını ister. 03:10: Levent, Ante'yi arar, uçağa bindiğini söyler. 10:09: Erdem, Türkiye'den arar, Levent'in üzerinde sadece 80 bin Euro olduğunu söyler. Bunun üzerine Ante, kalan 20 bin Euro'yu sonradan yollayacağını söyler. 10:45: Marijo Cvrtak - Ante Sapina, internette online'dır ve Skype üzerinden konuşurlar. 11:28: Erdem, Türkiye'den Ante'yi arar. Erdem'in verdiği bilgiye göre, Malatyaspor'un Antrenörü (Hayati Palancı- bilgi İnternet) ile konuşulmuştur ve onun söylediğine göre her şey yolundadır. Ante, tekrardan Malatya olayının yüzde 100 gerçekleşeceğine dair bir onay alır. 11:40: Erdem yine Ante'yi arar, bir karşılaşma daha ayarlanabileceğini söyler; İskenderun-Ş.Urfa Belediyesi. Fakat bu maç, hiçbir bahiste mevcut değildir. 13:08: Ante, Erdem'e 2 kısa mesaj yollar. Mesajda kendisinin oynadığı karşılaşmaların bahisleri ve durumları hakkında bilgi vermektedir. Buna karşılık şu söylenebilir, bahis kuponu Branko üzerinden oynanmıştır. * * * 12:40: Aşağı yukarı aynı zamanda Marijo Cvrtak, Tuna Akbulut ile beraber bahislerini başlatırlar. Bahse yatırılan parada ortaklaşa ödenmiştir. Malatya karşılaşması da bunlara dahildir. 12:49: Tuna Akbulut bir şey unuttuğu için tekrar Marijo'yu arar. Bu esnada 17 bin 500 miktarında bir bahisten söz edilir. Marijo'nun söylediğine göre, paranın yarısını 'O' diğer yarısını ise onlar diye geçen (Tuna ile Marijo) alacaktır. 13:04: Marijo, Nuri Günay'dan bir kısa mesaj (SMS) alır, mesajda hızlı bir şekilde geri araması talep edilir. Bundan sonra Nuri, Marijo'yu arar ve 50 bin Euro yatırmak istediğini söyler. Tahmin edilen takım Erciyes'tir. (ama konuşma zor anlaşılır) Sonraki görüşmede Ante, Erdem'e Nuri'den bahseder. 13:11: Ante, Erdem'i arar ve ona bahisleri bir de sözlü olarak bildirir. Görüşme içerisinde Ante, Erdem'e Nuri isminden bahseder. Erdem, Nuri ismini duymuştur. Bu Nuri, Kayseri'nin kazanacağını ve kaptanın oynamak istediğini Ante'ye söyler. 'O' Kayseri için 50 bin Euro yatırmak ister. Erdem buna inanmak istemez. Ante, Malatyaspor'un kaptanının 50 bin Euro'yu Kayseri için oynamak istediğini tekrarlar. Erdem, Ante'yi sakinleştirir. Dört oyuncunun ve hakemin onların yanında olduğunu söyler. 13:20: Marijo Cvrtak, Rıfko lakaplı, ismi Rıfat Gegiç olan birini arar. Ve onun Josip (Cvrtak)'a şunu söylemesini ister. Springer bahis şirketinde şu maçları oyna: Kırıkkalespor, 2. Amatör Lig B Grubu beraberinde Malatya ve diğer kombinasyonları. KAPTANIN İSMİ NE? DEVAMI [PAGE] 13:25: Erdem, Ante'yi arar ve kaptanın ismini öğrenmek ister. O, onu ve onun kuzenini tanıyor. Bahsedilen isim Evren Turhan. Bu öyle bir şey yapmaz. Ama diğer kaptan böyle bir şey yapar. Onlar bir kez daha Malatya'nın Antrenörü Hayati Palancı ile görüştüler. 14:10: Ante, İngiltere'deki Joseph'i arar. SBO adlı bahis şirketinden oynamak ister. Malatya-Kayseri maçının bahisi IBC'de handikap olarak 2.58'dir. Ante'ye göre de SBO'da bu bahsin kotası 2.66'dır. Joseph onun için ev sahibi takıma bahis oynar. 14:26: Joseph'in onayı kısa mesaj (SMS) olarak gelir. 50 bin Euro'yu 2.45 bahis kotasında olan bir karşılaşma için belirlenmiştir. 14:29: Ante Sapina, Erdem'e bir mesaj (SMS) yazar: “Bu maçın gelmesi gerekiyor dostum!!!!. Aksi takdirde benim için problem olur” * * * Ve oyun başlar. Ante heyecanlı ve sinirlidir ve durmadan telefon ile arar. Skor 0-2 olur. 14:56: Golden hemen sonra Ante, Erdem'i arar ve ne olduğunu sorar. 'O' Erdem'in yanında oturmakta ve hiçbir şey bilmemektedir. Ante, 'O' nun, oyuncularla konuşması için, soyunma odasına gitmesine onay verir ve Erdem'in de birlikte gitmesini ister. 15:08: Ante'ye Joseph'ten bir telefon gelir. Joseph'in verdiği bilgiye göre, saat 12:00'de birisi misafir takım için bahis oynamıştır. Joseph bu bahsi veren kişinin hesap bilgilerini öğrenmeye çalışır. (Bu bilgi Malatyaspor kaptanının, Kayseri için bahsini oynamasıyla bağlantılı olduğu tahmin ediliyor.) 15:09: Ante yine Erdem'i arar ve ilk yarıda, son kez soyunma odasına gitmesini söyler. Verdiği diğer bilgiye göre 150 bin Euro yatırdığını belirtir. 15:27: Joseph, 60 bin Euro'nun yatırıldığını bildirir. Bunun kim olduğunu Ante'ye sorar. 15:44: Ante, yine Erdem'i arar. Başka bir oyuncu bu karşılaşmayı satmıştır ve antrenör bu olayı öğrenmiştir. Erdem'in adamı ise onu dövmüştür. 15:49: Erdem arar ve durumun 2-2 olduğunu söyler. İki golün yenmesine sebep olan oyuncu da bu karşılaşmayı satmıştır. Antrenör onu oyundan aldı. Erdem bir golün daha olacağından çok emindir. Erdem, Ante'nin yüzüne bakamaz hale gelmek istemez. 16:12: Son olarak Malatya yine 3-2 yenik duruma düşer. Marijo'nun söylediğine göre telefondaki 'O' tamamen çıldırmıştır. Oyunun bitmesine daha 10 dakika vardır. 16:16: Ante Sapina, Erdem'e bir kısa mesaj yazar. Mesajda, Ante hem parasını, hem de ona olan güvenini yitirdiğini söyler. 16:20: Erdem ile Ante'nin arasında bir mesajlaşma daha olur. Ante'den bu (SMS) mesaj 3 defa tekrarlanarak gelir. O esnada ise maça ara verilmiştir ve 10 dakika geçmiştir. Seyirciler dışarı atılmıştır. Sadece polisler kalmıştır. 16:25: Tuna Akbulut, Marijo Cvrtak'ı arar. Malatya 10 dakika kaybedilen zamanı oynar. Başka bir oyun hakkında daha konuşulur ve sonrasında Marijo, Malatya karşılaşmasının bittiğini söyler. Kaybetmişlerdir. Tuna : “Kahretsin” (Ach du Scheisse) der. 16:28: Erdem, Ante Sapina'yı arar. Ve oyunun bittiğini haber verir. 76. dakikada oyuna ara verilmiştir. Maçın tekrarlanması gündemde bulunduğu için belki parayı geri alma ihtimalleri doğmuştur. 16:47: Ante tekrar Erdem'i arar. Statta yangın çıkmıştır, itfaiyeciler ve polis stattadır. Maç şimdilik durduruldu, sonrasında maça devam edilmiştir. Çünkü hakemin bir komisyondan gördüğü baskıya karşılık, başka maniple argümanlarının da ağır basmakta olduğunu anlamak mümkündür. 16:59: Ante Sapina bir daha Erdem' i arar. Ante, “Bu nasıl olur, (Erdem'in) söylediğine göre, hakem O'nun, 4 oyuncu O'nun ! Ondan sonra böyle bir boşluk oluyor! Böyle bir şey nasıl olur?” der. Sonrasında maçın devam edileceğine dair bir mesaj gelir. 17:03: İkisi tekrar bir telefon görüşmesi yapar. Ante, maçın berabere bitmesi halinde biraz para kurtarabileceğini söyler. 17:07: Marijo Cvrtak, Sapina'yı arar. Marijo canlı skor tabelasında 'Live-Score' maçın bittiğini ve Malatya'nın maçı 3-2 kaybettiğini görür. 17:13: Marijo, bilinmeyen Dragan ile telefon görüşmesi yapar. (Hırvat cep telefonu bağlantısı). Bu görüşmede kendi bahislerinden söz eder. Kendi oyunu 5-1 sonuçlanmıştır. Ama şişmanla (Ante Sapina) oynadığı oyunu kaybetmişlerdir. Burada söz edilen oyun Malatya karşılaşmasıdır. Marijo, Ante Sapina'nın mutlak surette Türkiye'de bir oyunu etkilemesini doğru bulmaz. (“Bu şişkoda nedense illa ki Türkleri 'bitirmek' istedi”) 17:31: Tuna Akbulut, Marijo Cvrtak'ı arar. Bu görüşmede söylenen olay, başka birinin Malatyaspor'un oyuncusunun yardımıyla, oyunu etkilemek istediğidir. Tahmin edilen kişi Nuri olarak anılan Nurettin Günay'dır. 18:07: Ante Sapina, Erdem'i arar. Söylediği kadarıyla şu an 150 bin Euro borcu vardır. Bu yüzden de 'rüşvet parasını' acil geri ister. Bu parayı Levent'in tekrar geri getirmesi gerekmektedir. Erdem'in verdiği bir diğer bilgiye göre, 30 Nisan 2009'da oynanacak bir karşılaşmayı yine ayarladığını söyler. Bu oyun garanti bir oyundur. Çünkü, Kayapınar (Diyarbakır) takımında 2 oyuncu akrabasıdır. Bu uzun telefon görüşmesinin sürecinde Ante, Erdem'e kaç paraya ihtiyacı olduğunu sorar. 30 bin Euro ile Erdem, Diyarbakır veya bir 1. Lig veya Bank Asya Ligi maçı ayarlayabilir. Tam olarak söylenen, gollerin nasıl düşeceği ve kaç gol olacağıdır. Bununla birlikte Ante, 100 ile 150 bin Euro arası daha kazanabilir. Sonuçta Erdem 30 bin Euro'yu kendisi için ayırıp, 50 bin Euro'yu Levent'e geri verecektir. Skype üzerinden yeni bir görüşme ayarlanır. 19:32: Erdem, Ante Sapina'yı arar. Erdem bu görüşmede Malatya'nın oyunu sattığını belirtir. Skype üzerinden konuşmak isterler.
Bahis skandalında neler olmuş neler! Ortaya çıkan diyaloglar, şikenin boyutunu da gözler önüne seriyor
Galatasaray Antrenörü Johan Neeskens, maçta daha iyi olabileceklerini ancak alınan 3 puandan dolayı memnun olduklarını söyledi. Neeskens, maçtan sonra düzenlediği basın toplantısında, takımının gösterdiği performanstan memnun olduğunu belirterek, "Hedefimiz galip gelmekti. Böyle net bir galibiyetten dolayı mutluyuz. İlk yarının 3-0 bitmesi bizi motive etti. Saha içinde 10 günlük kamptan dolayı yorgunlukları sezinledik. Belki daha iyi oynayabilirdik ama sonuçta 3 puanı aldık ve bundan dolayı memnunum" şeklinde konuştu. "NISTELROOY İLE KONUŞMAMIZ OLMADI" Johan Neeskens, bazı basın organlarında transfer edeceklerine dair haberler çıkan Real Madrid'li futbolcu Ruud Van Nistelrooy ile herhangi bir görüşmelerinin olmadığını söyledi. Konuyla ilgili bir soru üzerine Neeskens, "Ne benim ne de Rijkaard'ın Nistelrooy ile bir konuşması oldu. Bunlar İngiliz basınında yer alan şeyler. Onun dışında Türk basınına baktığımızda Galatasaray için yazılan isimler 10'u geçti. Bizim şu ana kadar yaptığımız tek transfer Lucas Neill. Diğerleri için beklemeniz lazım" değerlendirmesini yaptı. "Nistelrooy'u kadronuzda görmek ister misiniz?" şeklindeki bir soruya Neeskens, "Bunu konuşmak anlamsız kendisi Real Madrid'in futbolcusu" cevabını verdi.
Rijkaard'ın yardımcısı Johan Neeskens basında çıkan Nistelrooy haberleri hakkında açıklamalarda bulundu.
Siyah-beyazlı kulüp, 3.5 yıllık sözleşme yenilediği Slovak futbolcu Filip Holosko ile ilgili İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'na (İMKB) açıklama yaptı. Beşiktaş Futbol Yatırımları Sanayi ve Ticaret A.Ş'den İMKB'ye gönderilen açıklamaya göre, siyah-beyazlılar, Slovak futbolcuya 3.5 yılda toplam 6 milyon 400 bin euro ödeyecek. 3.5 YILA 6.4 MİLYON EURO Şirketten yapılan açıklamada sözleşmenin ayrıntılarına yer verilerek, "Şirketimiz profesyonel futbolcularından Filip Holosko ile sözleşmemiz yenilenmiştir. Sözleşme bedeli olarak futbolcuya 2009-2010 sezonu için 5 eşit taksitte ödenmek üzere toplam 800.000 euro, 2010-2011 sezonu için 10 eşit taksitte ödenmek üzere toplam 1.750.000 euro, 2011-2012 sezonu için 10 eşit taksitte ödenmek üzere toplam 1.850.000 euro ve 2012-2013 sezonu için de 10 eşit taksitte ödenmek üzere toplam 2.000.000 euro ödenecektir" denildi.
Siyah-beyazlı kulüp, 3.5 yıllık sözleşme yenilediği Slovak futbolcu Filip Holosko ile ilgili İMKB'ye açıklama yaptı.
Hükümet, yaklaşık 100 milyar lirayı bulan vergi, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) borçlarını tahsil edebilmek için kamuoyunda tepki gören farklı uygulamalara imza atıyor. Kod uygulamasının ardından şimdi de SGK’nın borçluların banka hesaplarına el koyması uygulaması tartışılıyor. Söz konusu uygulama bir yılı aşkın süre önce yasalaştı ancak SGK, gelecek tepkiler nedeniyle bu yönteme başvurmamıştı. Ancak 2009 yılında krizin faturasının ağırlaşmasıyla alacakları artan ve tahsilatta zorlanan SGK, borçluların banka hesaplarındaki paralardan alacaklarını tahsil etmeye başladı. Bu uygulama 28 Eylül 2009 tarihinde Resmi Gazete’de sessiz sedasız yayınlanan “5510 Sayılı Kanun’un 8. Maddesi’nin 7. Fıkrasının Uygulanması Hakkında Tebliğe” dayanıyor. Tebliğ yayınlandığı ve yürürlüğe girdiği dönemde uygulamanın yaratacağı sonuçları öngöremeyen iş dünyası ve Bağ-Kur’lular şimdi ne yapacağını bilemiyor. Uygulama özetle şöyle: Bankalar, hesap sahiplerinin kimlik bilgilerini SGK’ya vermekle yükümlü. SGK da bu bilgileri alarak Kurum’a borçlu olanların, bankalardaki hesaplarına elektronik ortamda haciz koyarak borcunu tahsil ediyor. Bir başka deyişle, ekonomik krizdesiniz ve işletmenizi ayakta tutmak için devlete ödemeniz gereken vergi ve primleri ertelediniz. Çek ödemeniz ya da elektrik faturanız için banka hesabınıza para yatırdınız ancak SGK parayı borcunuza karşılık sizin ve bankanın haberi olmadan tahsil ediyor. Bankaya gittiğinizde paranın olmadığını görüyorsunuz... Vergi uzmanları ve hukukçular bu uygulamanın ticari haklara ve bireysel özgürlüğe engel olduğunu belirtiyor. Kişinin devlete borcunu ödemeyerek faiz yükünü kabul ettiğini, buna karşın devletin habersiz bir şekilde banka hesabınıza girip tahsilat yapmasının ticaret hukukuna ve teamüllere aykırı olduğu belirtiliyor. BANKADAN KREDİ ALMAK DA ARTIK TEHLİKE Söz konusu tebliğin bir diğer uygulaması da kredi talepleriyle ilgili. SGK, bankalardan kredi talebinde bulunan ve kredisi onaylanan kişinin aldığı tutardan alacağını kesiyor. Bir örnekle açıklayalım: A bankasından 100 bin liralık kredi talep ettiniz ve krediniz onaylandı. Bu arada SGK’ya 40 bin liralık prim borcunuz var. SGK, krediniz hesabınıza geçtiğinde hemen 40 bin lirayı kesiyor. Bu durumda SGK borçluları banka kredisi almaktan imtina ediyor.
Çok tartışılacak bir uygulama! Şimdi de SGK"nın banka hesaplarına el koyması uygulaması tartışılıyor.
Hakan Arıkan ve Rüştü Reçber’in sakatlığıyla ilk yarının sonundan beri arayışa geçen Siyah-Beyazlılar, burnu kırılan tecrübeli file bekçisi Rüştü’nün hazır hale gelmesiyle sevindi. Takımla birlikte çalışmalara başlayan Rüştü’nün, hafta sonunda Turkcell Süper Lig’de oynanacak İstanbul BŞB karşılaşmasında forma giyebilecek duruma geleceği öğrenildi. Teknik direktör Mustafa Denizli, Rüştü’den gelen olumlu haber nedeniyle biraz olsun rahat nefes alırken, dün maske takarak idmanda yer alan oyuncusuyla bir süre saha kenarında sohbet etti. Rüştü, “Hocam şu anda son derece iyi durumdayım. Eğer görev verirseniz İstanbul BŞB maçında sahaya çıkarım” dedi. Bunun üzerine Denizli de “Sakatlığını çabuk atlatman sevindirici. Bizim için ilk planda senin sağlığın geliyor. Kendini iyi hissedersen her zaman görev senin” diye tecrübeli eldivene moral verdi. Bu arada İstanbul BŞB mücadelesinde sakatlanan Ramazan yetişmezse, ligdeki maçta Rüştü’nün yedeği genç Korcan olacak.
Kartal'da sakatlığı geçen tecrübeli kaleci, ligdeki İstanbul BŞB mücadelesinde ilk 11 de sahaya çıkabilecek
İngiltere Federasyon Kupası (FA Cup) 3. turunda, hafta ortasında sürpriz bir şekilde Reading'e elenen ve taraftarlarının tepkisini çeken Liverpool, 58. dakikada Kyrgiakos'un golüyle 1-0 öne geçti. Tuncay Şanlı'nın ilk 11'de sahaya çıktığı ve 90 dakika mücadele ettiği maçta Stoke City, 90. dakikada Huth'un golüyle 1-1'lik eşitliği sağladı. Son dakikaları oldukça çekişmeli geçen karşılaşmanın uzatma dakikalarında, Liverpoollu Kuyt'ın vuruşunda top direkten döndü. Tuncay Şanlı ise 90 dakika boyunca hücumda sergilediği pozitif futbolla Stoke taraftarlarından alkış aldı. Liverpool, bu sezon aldığı 4. beraberliğin ardından puanını 34'e yükseltirken, Stoke City puanını 25 yaptı. Lider Chelsea Stamford Bridge'de Sunderland'ı 7-2 ile topa tutup zirvedeki yerini korudu. Everton ise M.City'i 2-0 mağlup etti.
Milli futbolcumuz Tuncay Şanlı'nın formasını giydiği Stoke City, sahasında Liverpool ile 1-1 berabere kaldı.
2009'un son çeyrek satışları, bilgisayar sektörünün ''yüzünü güldürdü''. AA muhabirinin Gartner araştırma şirketinin, 2009 son çeyreğini içeren bilgisayar satış raporundan derlediği bilgilere göre, 2008 yılının aynı dönemine göre yüzde 22,1 artışla küresel ölçekte yaklaşık 90 milyon satış gerçekleşti. Rapora göre Avrupa, Ortadoğu ve Afrika (EMEA) bölgesinde satışlar, ekonomik krize ABD ve Asya Pasifik bölgesinden sonra girildiği için daha az oldu. Ancak artışta özellikle netbook türü ''ucuz'' dizüstü bilgisayarların satışı etkili oldu. Raporda ayrıca geçtiğimiz yıl çıkan Windows 7 işletim sisteminin, ''ekstra bilgisayar talebi yaratmadığı'' ve tüketicilerin fiyat eksenli alışveriş yaptıkları belirtildi. Araştırmaya göre HP, küresel satışta liderliğini sürdürürken Acer ve DELL hızlı bir yükseliş ivmesi sağladı. Raporda şu istatistiklere yer verildi: MARKA 2009, 4. ÇEYREK SATIŞLARI(BİN ADET) PAZAR PAYI(YÜZDE) 2008, 4. ÇEYREK SATIŞLARI(BİN ADET) PAZAR PAYI(YÜZDE) 2008-2009YÜZDELİK DEĞİŞİM HP 17,792,2 19,8 14,239,9 19,3 24,9 ACER 12,188,2 13,5 8,612,7 11,7 41,5 DELL 10,397.1 11,5 9,839,3 13,3 5,7 LENOVO 7,836,5 8,7 5,509,3 7,5 42,2 TOSHIBA 4,811,9 5,3 3,668,1 5,0 31,2 DİĞERLERİ 37,008,5 41,1 31,855,4 43,2 16,2 TOPLAM 90,034,5 100,0 73,724,7 100,0 22,1
Bilişim dünyası, uzun süren küresel ekonomik krizin etkilerini atmaya başladı
Pepsi Center'da 19 bin 519 biletli seyircinin izlediği karşılaşmada Denver Nuggets'ın konuğu olan milli basketbolcu Mehmet Okur'un formasını giydiği Utah Jazz rakibine 119-112 mağlup oldu. Utah Jazz bu sezonki 18. yenilgisini Denver Nuggets deplasmanında aldı. Utah'ta Deron Williams 23 sayı, 13 ribauntluk başarımıyla takımının en etkili ismi olurken, Carlos Boozer 18 sayı, 13 ribauntla mücadeleyi tamamladı. Oyuna kenardan dahil olan Kyle Korver'ın 19 sayı ürettiği maçta Paul Milsap da 17 sayıyla mücadele etti. Milli basketbolcu Mehmet Okur ise ilk 5 başladığı karşılaşmada 21:52 dakika süre alırken maçı da 8 sayı, 5 ribaunt ve 1 top kaybıyla tamamladı. Mehmet Okur, 3/6 genel şut ortalaması ile oynarken, 3 sayılık atışlarda , serbest atışlarda ise 1/1 isabet sağladı. Bu sezonki 26. galibiyetini alan ev sahibi ekip Denver Nuggets'ta ise yıldız basketbolcu Carmelo Anthony attığı 37 sayıyla hem takımının hem de maçın en skorer ismi oldu. Chauncey Billups'un 29 sayıyla skora önemli katkı sağladığı maçta Brezilyalı oyuncu Nene de 18 sayıyla Denver adına skor üretti. Dallas: 88 - Toronto: 110 Air Kanada Centre'da 19 bin basketbolseverin izlediği karşılaşmada ligin güçlü takımlarından Dallas Maverciks'i ağırlayan milli basketbolcu Hidayet Türkoğlu'nun formasını giydiği Toronto Raptors rakibini 110-88 mağlup etti. Toronto Raptors bu sezonki 21. galibiyetini Dallas Mavericks karşısında aldı. Toronto'da Chris Bosh 23 sayı, 13 ribauntluk başarımıyla hem takımının hem de maçın en etkili ismi olurken Andrea Bargnani de 22 sayıyla takımının galibiyetine önemli katkı sağladı. Oyuna kenardan dahil olan Jose Calderon 15 sayı üreterek dikkat çekerken Jarret Jack ve Antawn Johnson ise 10 sayıyla oynadı. Karşılaşmaya ilk 5 başlayan ve 36:16 dakika süre alan milli basketbolcu Hidayet Türkoğlu ise 8 sayı, 4 ribaunt, 6 asist, 2 top çalma ve 1 top kaybıyla maçı tamamladı. Hidayet 2/9 genel şut ortalaması ile oynarken, 3 sayılık atışlarda 1/5, serbest atışlarda ise 3/5 isabet sağladı. Geceyi mağlubiyetle kapatan ve bu sezonki 14. yenilgisini alan Dallas Maverciks'te ise Alman yıldız Dirk Nowitzki attığı 19 sayıyla takımının en skorer ismi olurken, Jason Terry 18, Shawn Marion 15 ve Jason Kidd de 12 sayıyla maçı tamamladılar.
Amerikan Profesyonel Basketbol Ligi'nde (NBA) sezona 2 karşılaşmayla devam edildi.
ADNAN BERK OKAN - K.K.T.C. konusunda bize en büyük ve hatta tek desteği veren küresel devlet hangisi?.. Cevap: İsrail… - Terörle mücadele yaptığımız süreçte dostumuz, müttefikimiz Almanya, "benden satın aldığınız tankları PKK’ya karşı kullanamazsınız” diye yasak koyduğunda terörle savaşan askerlerimize el altından ve hem de bedava silâh ve mühimmat veren ülke hangisi?.. Cevap: İsrail… - Her sene ABD Temsilciler Meclisinde sözde Ermeni Soykırımı tasarısının kabulünü engelleyen Lobi hangisi?.. Cevap: İsrail ve Yahudi Lobisi… Peki… - Bu durumda Ortadoğu’da bize “en yakın, en yararlı” devlet hangisi?.. Cevap: İsrail… O halde bir başka soru daha sorayım: - Ortadoğu’da bizim güvenmediğimiz ve bize güvenmeyen devlet hangisi?.. Cevap: Yine İsrail mi?.. - Peki biz Türkler en çok hangi hasletimizle övünürüz?.. Cevap: Vefalı oluşumuzla… Hem de başka hiçbir dilde karşılığı olmayan vefa duygumuzla… Sizce doğru mu söylüyoruz?.. Öp beni, öpeyim seni - İsrail’in bize Kuzey Kıbrıs’ta verdiği desteğin sebebi karakaşımız, karagözümüz mü?.. Cevap: Ne alâka?.. - Peki ne?.. Cevap: Kendi ülkelerinin çıkarları… - Türkiye, AB ve diğer ülkeler için Kıbrıs’ta ne konumdadır?.. Cevap: İşgalci… - İsrail, Arap topraklarında ve Filistin’de ne konumdadır?.. Cevap: İşgalci… - Müslüman Araplar ve hem Türk hem Müslüman Azeriler Kuzey Kıbrıs’a neden destek vermediler?.. - Cevap: İşgalci olduğumuz için… - İsrail, K.K.T.C’ye neden destek verdi?. Cevap; Kendi de Arap topraklarında ve Filistin’de “işgalci” olarak tanımlandığı için… - Hem Türk hem de Azeri Müslümanlar, Türkiye ile Ermenistan’ı yıllardır neden aynı kefeye koydular?.. Cevap; Ermenistan’ın da Karabağ’ı, Türkiye’nin Kıbrıs’ı işgal ettiği gibi işgal ettiğini düşündüler… - Dış Politika nasıl ve hangi kriterlere göre yapılır? Cevap: Öp beni, öpeyim seni kriterine göre... Dominant unsur Müslümanlık mı?.. - Demokrasi nedir?.. “Sosyal çıkar guruplarının” kendi çıkarlarını korumak için “siyasi partiler” şeklinde örgütlendikleri rejimin adıdır… - Açar mısınız? Açayım… İşçiler, Liberal kapitalist bir partiyi nasıl tercih etmezlerse, Liberal Kapitalist sınıf da “işçi” partisine oy vermezler… Sanatçılar genellikle “emek” partilerinden yana oy kullanırlar… Devletler de öyledir… Aynı dinden ve soydan oldukları değil, aynı siyasal – ekonomik çıkarlara sahip ülkelerle işbirliği kurarlar… Türkiye’nin salt Müslüman oldukları için - ki çoğu Müslüman değil – Filistin’den yana tavır alması da asla mümkün değildir… Din ve soy etkin olsaydı Filistinlilere en büyük desteği Mısır verirdi… Hem unutmayın… Müslümanlık dominant unsur olsaydı Türkiye, Filistin’den önce ABD ve diğer saldırgan devletlere karşı Irak’ın işgaline karşı çıkardı… Çünkü Irak’ın hemen hemen neredeyse tamamı Müslüman ve sadece tek bir kentinde Filistin’de yaşayandan daha çok Müslüman ve hatta Türkmen yaşıyor… Oysa Türkiye, Irak'ın işgaline sesini bile çıkarmadı... Bağdat'ın en büyük camiinin bir Kadir Gecesi bombalanmasına ve 163 Müslüman'ın katledilmesine seyirci kaldı... Neden? Çıkarları öyle emrettiği için... *** Ne dersiniz?.. Ortadoğu’daki gelişmeler salt dostlukla tarif edilecek kadar “romantik” mi?.. Yoksa Ak Parti hükümeti, “romantizmin” değil de "aklın” ve “ülkemizin çıkarlarının” gereklerini mi yerine getiriyor?.. Efendim?.. Ne dediniz?.. Duyamadım… adnanberkokan@gmail.com
Terörle mücadele yaptığımız süreçte dostumuz, müttefikimiz Almanya, 'benden satın aldığınız tankları PKK'ya karşı kullanamazsınız'
Alevilerin istek ve beklentilerini öğrenmek amacıyla düzenlenen alevi çalıştaylarının final oturumunda, zorunlu din dersleri, Diyanet'in yapısı, cemevleri ve Madımak Oteli'nin durumu gibi konular ele alınacak. 28-30 Ocak tarihleri arasında Kızılcahamam'da yapılacak değerlendirme oturumuna Arif Sağ, Ethem Ruhi Fığlalı, Tarhan Erdem, Oral Çalışlar ve Ercan Geçmez'in de aralarında bulunduğu yaklaşık 40 davetli katılacak. Beyan ve kimlik sorunları, zorunlu din dersleri, Diyanet İşleri Başkanlığının yapısı, cemevlerinin ve Madımak Oteli'nin durumu gibi konuların tartışılacağı final oturumunun ardından tüm alevi çalıştaylarının değerlendirileceği bir rapor hazırlanacak ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a sunulacak. Çalıştayın, son oturumunda da hükümeti Devlet Bakanı Faruk Çelik temsil edecek, moderatörlüğü Necdet Subaşı yapacak.
Alevi Çalıştayı bu hafta sonlanıyor. Ankara'da yapılacak final oturumuna 40 kişi katılacak
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK), 2009 yılında çıkarılan kredi kartı borçlarına yeniden yapılandırma imkanı getiren yasadan yararlanamayan, kredi kartı borçlularına ikinci bir şans tanımak için düğmeye bastı. BDDK, geçen yıl çıkarılan ve kredi kartı borçlarını beş kez yapılandırma imkanı sağlayan düzenlemeyi, 2011 yılının mart ayına kadar uzatacak. Bu düzenleme ile işleri 2010 yılında düzelecek kredi kartı borçlarının 'ödeme kolaylığından' yararlanması öngörülüyor. Geçen yılki yapılandırmanın sona ermesinin ardından yapılan değerlendirmelerde, işleri 2010 yılı içinde düzelmesi beklenen kredi kartı borçlularına bir şans daha verilmesi kararlaştırıldı. ESKİSİ KADAR ESNEK DEĞİL Ancak bu düzenleme, yasada yer alan yapılandırma imkanları kadar olmayacak. Sadece yapılandırma hakkı konusunda sağlanacak. Söz konusu düzenleme de BDDK'nın Karşılıklar Yönetmeliği'nde yapacağı değişiklik ile sağlanacak. BDDK konuyla ilgili olarak bir yönetmelik değişikliği hazırlayarak, Türkiye Bankalar Birliği'nin görüşüne sundu. BEŞ YAPILANDIRMA HAKKI Yönetmeliğin yayınlanması ile birlikte, kredi kartı borçlularına yapılandırma konusunda geçtiğimiz yıl tanınan '5 yapılandırma hakkı' ikinci kez verilecek. Beş kez yapılandırma hakkı 2011 yılının Mart ayında dolacak. DÜZENLEME NE GETİRİYOR? BDDK'nın Karşılıklar Yönetmeliği'nde yapacağı değişiklik ile, tüketicilere kredi kartı borçlarına 5 kez yapılandırma imkanı getiriliyor. Yani bir kredi kartı borçlusu, kredi kartı borcunu, ilk 90 günlük süre içinde iki kez yeniden yapılandırmasını isteyebilecek. Eğer kredi kartı borcu takibe uğrarsa, takip döneminde de beş kez yapılandırma talebinde bulunulabilecek. Böylece bir kredi kartı borçlusu bankasına giderek, borcunun beş kez yapılandırılmasını talep edebilecek.
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu kredi kartı borçlularına ikinci bir şans tanımak için düğmeye bastı.
Yeni yapılan araştırmada, bir çeşit derin beyin uyarmasının (DBS), tikleri ve Tourette sendromunun (aynı şekilde tekrar tekrar meydana gelen istemsiz, hızlı, ani hareketler veya sesler içeren tiklerle karakterize edilen nörolojik veya "nörokimyasal" kalıtsal bir rahatsızlık) diğer belirtilerini hafiflettiği görüldü. BBC Focus dergisinde yer alan habere göre, kalp piliyle aynı prensibi kullanan beyin pilinde, uyarı kalp yerine beyine uygulanıyor. Bir mikroelektrot beynin derinlerine yerleştiriliyor, bir nabız jeneratörü beyne elektrikli impulslar (dürtüler) gönderiyor. Birmingham ve Solihull Akıl Sağlığı Vakfı'nda Davranışsal Nöroloji bölümünde görevli Dr. Andrea Cavanna, İtalya'daki uzmanlarla çalıştı ve diğer tedavilere cevap vermeyen 15 Tourette sendromu hastasını tedavi etmeyi başardı. Cavanna'nın DBS uygulamasından sonra, hastalarda ortalama yüzde 52 daha az tik görülürken, diğer belirtilerde ise yüzde 33 iyileşme tespit edildi. Tourette sendromu, İngiltere'de yaklaşık 300 bin kişiyi etkiliyor. Aynı şekilde tekrar tekrar meydana gelen istemsiz, hızlı, ani hareketler veya sesler içeren tiklerle karakterize olan hastalığın hastaların günlük yaşamları üzerinde çok büyük etkiye sahip olduğu belirtiliyor. DBS, Parkinson hastalığı ve depresyon gibi hastalıkların belirtilerinin tedavisinde de kullanılırken, yöntemin Tourette hastaları için lk kez uygulandığı belirtildi.
Hastalarda ortalama yüzde 52 daha az tik görülürken, diğer belirtilerde ise yüzde 33 iyileşme tespit edildi.
Avukatı Gökay Çağlaralp Gültekin, Mehmet Ali Ağca'nın 20 Ocak Çarşamba günü bir basın toplantısı düzenleyebileceğini söyledi. Gültekin, Ağca'nın kaldığı otelin giriş kapısında gazetecilere açıklama yaptı. Ağca'nın dinlendiğini ifade eden Gültekin, İstanbul'a gideceğine dair söylentinin doğru olmadığını söyledi. ''Biz buradayız. Muhtemelen ayın 20'sinde bir basın toplantısı düzenleyecek kendisi'' diyen Gültekin, ''Sizin sorularınıza cevap verecek. Nerede olacağını ben de bilmiyorum ama size haber vereceğiz. Büyük ihtimal ayın 20'sinde bir basın toplantısı düzenleyecek, Ankara'da olacak'' diye konuştu. Bir gazetecinin, ''Neden İngilizce konuştu?'' sorusuna Gültekin, ''Onu bilemeyeceğim, basın toplantısında siz sorarsınız'' yanıtını verdi. Bir başka gazetecinin, ''Spekülasyonlara neden olabilecek şeyler söylemiş olabilir. Ne söyledi?'' sorusu üzerine Gültekin, ''Bakın bunları biz cezaevi girişinde dağıttık. Oradaki kağıtlarda ne söylediği yazıyor. Duydunuz 'Ben Tanrı değilim', 'Ben Tanrı'nın oğlu değilim' dedi. Bildiğim kadarıyla bu kadar'' diye konuştu. Gültekin, ''Daha önce verilen sağlık raporu mu onaylandı, yoksa kendisine başka bir rapor mu verildi?'' sorusunu da şöyle yanıtladı: ''Bir önceki rapor geçersiz sayıldı. Yani bunu bir kontrol muayenesi de sayabilirsiniz, yeni bir rapor da sayabilirsiniz. Herhangi bir tetkik yapılmadı, yalnızca kontroller yapıldı. Tek tek odalara girip doktorlara muayene oldu, ondan sonra Sağlık Kurulundaki doktorların karşısına çıktı ve de raporunu aldı.'' Raporda bulgunun ne olduğunun sorulması üzerine Gültekin, bir önceki rapordaki teşhisin tekrarlandığını söyledi. Gültekin, Ağca'nın herhangi bir yabancı siyasi ile görüşüp görüşmediği yönündeki bir soruya da ''Olabilir tabii ki. Bunları basın toplantısında kendisine sorabilirsiniz'' yanıtını verdi. Bir başka soru üzerine de Gültekin, Ağca'nın Hollywood'da film yapmak istediğini belirterek, teklif alıp almadığının kendisine sorulmasını istedi. Gültekin, ''Tahliye olduktan sonra ilk sözü ne oldu?'' sorusuna da ''Tahliye olduktan sonra hemen biz göremedik. Daha sonra bir odada oturduk, sohbet ettik. Bu arada bu işlemler yapıldı işte. Muayene işlemleri yapıldı. Bazı evraklar eksikti, cezaevinden tekrar o evraklar getirildi. Adli sicil kaydı istediler, gittik Adliye'den kaydını getirdik. Bunları tamamladık. Yazımızı aldık şu anda rahatız'' yanıtını verdi. Güvenlikle ilgili bir kaygılarının olup olmadığına ilişkin bir soru üzerine de Gültekin, ''Burası Türkiye, müvekkilim de bir Türk vatandaşı. Biz Türkiye'de çok güvende olduğumuza inanıyoruz. Güvenlik görevlisi talebimiz olmadı'' dedi. Gültekin, Ağca'nın yanında şu anda kardeşi ve arkadaşlarının bulunduğunu söyledi.
Abdi İpekçi'nin katili ve Papa suikastçisi Mehmet Ali Ağca tahliye oldu. Ağca cezaevi çıkışı şov yaptı..
Taraf'tan röportajın usta ismi Neşe Düzel'e konuşan Star Gazetesi Ankara Temsilcisi Şamil Tayyar'dan çok çarpıcı bir iddia daha. Tayyar'a göre geçen Beşiktaş Adliyesi'nde sivil kıyafetlerle gazetecilere yakalanan Albay Dursun Çiçek'in amacı Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'a mesaj vermekti. İşte Neşe Düzel'in sorusu ve Şamil Tayyar'ın yanıtı: Başbuğ'a yönelik bir suikast planı olabilir mi? Bugün gelinen noktada İlker Başbuğ Ergenekon'un sevdiği bir Genelkurmay Başkanı değil. Yaşar Büyükanıt'la ilgili hayal kırıklığı yaşayan Ergenekon'un en son planı 2009'da bir darbeydi. Bu da olmadı ve şimdi son düzlüğe gelindi. İlker Paşa 30 Ağustos'ta emekli olacak. Özellikle Başbakan'ın son Genelkurmay ziyaretinde, hükümetle Genelkurmay'ın ateşkes ilan etmeleri Ergenekon'u öfkelendirdi. Albay Dursun Çiçek'in Beşiktaş Adliyesi'nin önünden geçmesi de tesadüf değildi. Genelkurmay'ın hükümetle ilişkilerinin iyi olması, kendisinin ve aarkadaşlarının tasfiye edileceği kaygısına yol açtı. Başbuğ'a 'bize sahip çıkın. Yoksa konuşabiliriz' mesajıydı bu. Sonuçta askerle hükümet arasındaki ilişkilerin bozulması için ciddi bir çaba var. Ergenekon, İlker Başbuğ'un Ağustos'tan önce gitmesini istiyor.... Ergenekon İlker Başbuğ'un zamanından önce gitmesini niye istiyor? Bu sorunun yanıtı için ikinci sayfaya geçiniz [PAGE] Niye? Çünkü Ağustos'ta onun yerine gelecek olan Işık Koşaner Paşa da Ergenekon'un çok h az ettiği biri değil. Üstelik Koşaner üç yıllığına geliyor. Başbuğ Ağustos'tan önce görevini bırakırsa, Koşaner'den sonraki dönemde kafalarına uygun bir generali genelkurmay başkanlığı koltuğuna oturtmanın hesabını yapıyorlar. CHP Genel Başkanı Baykal'ın komutanları istifaya ç ağırması çok tesadüfi bir laf değil. İlker Paşa'dan sonrasına yönelik Ergenekon'un planlarına bilerek ya da bilmeyerek destek veriyor Baykal.. Taraf'tan Neşe Düzel'in, Şamil Tayyar'la yaptığı röportajın tamamını okumak için tıklayın
AK Parti'yi bitirme planı ile gündeme gelen Albay Dursun Çiçek, sivil kıyafetlerle adliyenin önünden niye geçti?
Zonguldak Birinci Amatör Küme Merkez Grubu'nda Play-Off mücadelesi veren Üzülmezspor ile Asmaspor arasında oynanan karşılaşmada olaylar çıktı. 10 kırmızı kartın gösterildiği maçta, futbolcular arasında çıkan kavga, emniyet güçleri tarafından güçlükle kontrol altına alınabildi. Zonguldak Deplasmanlı Süper Amatör Lig'e çıkacak takımların belirleneceği Play-Off maçlarına katılmak için mücadele eden 28 puanlı Üzülmezspor ile 26 puanlı Asmaspor, Erdoğan Demir Sahası'nda karşı karşıya geldiler. Maç, orta hakem Osman Ender Bulut'un düdüğüyle başladı. Maçın 8. dakikasında Asmaspor, gol attı. İlk yarının son dakikasında Asmaspor'dan Muammer ikinci sarı karttan kırmızı kart görerek takımını 10 kişi bıraktı. Maçın 60. dakikasında ilk golünü atan Üzülmezspor, beraberliği yakaladı. Bu dakikanın ardından, maçın tansiyonu yükseldi. Dakikalar 73'ü gösterirken Asmaspor'dan Alaattin, atağa kalkan Üzülmezsporlu Tezcan'ı düşürdü. Maçın orta hakemi Osman Ender Bulut, Alaattin'e ikinci sarıdan kırmızı kartı göstererek ihraç etti. Sahadan çıkmak üzere olan Alaattin, aniden geri dönerek yerde yatan Tezcan'a tekmeyle vurmaya başladı. Bunun üzerine her iki takım oyuncuları sahada birbirine girdi. Taraftarların da sahaya girmesi nedeniyle olaylar büyüdü. Güvenlik güçleri cop kullanarak her iki tarafı da ayırmaya çalıştı. Güçlükle yatıştırılan olayların ardından hakem Osman Ender Bulut, olaylara karıştıkları gerekçesiyle Asmaspor'dan 4, Üzülmezspor'dan da 4 futbolcuya kırmızı kart gösterdi. Asmaspor, gördüğü kırmızı kartların ardından sahada 5 kişi kaldığı için maçın hakemi Bulut, karşılaşmayı tatil etti. Bu maçla ilgili son kararı Futbol Tertip Komitesi verecek.
Zonguldak Birinci Amatör Küme Merkez Grubu'nda Play-Off mücadelesi veren iki takımın maçında olaylar çıktı.
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak ile görüşmesinde, Ankara'nın görüş ve beklentilerinin tüm açıklığıyla iletildiği öğrenildi. Planlanandan uzun olarak 2 saat 15 dakika süren görüşmede ikili ilişkiler başlığa altında Gazze Savaşı'ndan bu yana en son yaşanan büyükelçi krizi de dahil olmak üzere son bir yıldaki gelişmeler ele alındı. Bölgesel konularda da İsrail-Suriye, İsrail-Filistin ve İsrail-Lübnan gibi bütün barış kanallarının gündeme geldiği öğrenilirken, Ankara İsrail tarafına hedefinin Orta Doğu barış sürecinin yeniden canlanması olduğu mesajı verdi. Edinilen bilgiye göre, Barak da Türkiye ile ilişkilere verdikleri önemi vurgulayarak, Türkiye'nin Tel Aviv Büyükelçisi Oğuz Çelikkol'a yapılan davranışı tasvip etmediğini söyledi. Diplomatik kaynaklar, İsrail tarafına Ankara'nın gerek ikili ilişkiler gerekse bölgesel konulardaki bütün görüş ve beklentilerinin tüm açıklığı ile iletildiğini söyleyerek, iki ülke arasındaki bütün dosyaların ele alındığını ve değişik seviyelerde temasta kalınmasına karar verildiğini kaydettiler. Bu arada, İsrail heyeti görüşmede bulunan Büyükelçi Çelikkol'a özel ilgi gösterdi, Barak, özel fotoğrafçısını çağırarak, Çelikkol ile hatıra fotoğrafı çektirdi.
İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak Dışişleri Bakanı Davutoğlu ile görüşmesinde Çelikkol'un gönlünü aldı
Ankara 2'nci Asliye Hukuk Mahkemesi, tarihi bir karara imza atarak, aldatılan kadına ödenecek tazminatın aldatan kocasından ve metresinden ortak alınmasına karar verdi. Yargıtay 4'üncü Hukuk Dairesi'nin, "Evlilik dışı yaşayan koca ile sevgilisi, aldatılan eşe manevi tazminat ödemeli" kararının ardından, yerel mahkeme bu karara uyarak eş ve sevgiliyi 10 bin TL tazminat ödemeye mahkûm etti. 'HERKESE ANLATTI' Dava konusu olay, 2006 sonunda yaşandı. Resmi nikâhlı eş Ş.C., eşi M.C.'nin kendisini G.G. isimli kadınla aldattığını, 3 çocuğunun babası eşinin âşığının yanına yerleştiğini, bu birlikteliği akraba ve arkadaş ortamında da rahatça anlatarak kendisini küçük düşürdüğünü ileri sürdü ve eşi ile sevgilisinden manevi tazminat talep etti. Davaya komşular, ortak tanıdıklar, hatta çocuklar bile tanıklık yaparak, baba M.C.'nin G.G. ile ilişkisini anlattı. Yerel mahkeme ise görevli mahkemenin Aile Mahkemesi olduğunu belirterek, manevi tazminat ödenemeyeceği yönünde karar verdi. Davacı da dosyayı temyiz ederek, dosyayı Yargıtay'a taşıdı. Yargıtay 4'üncü Hukuk Dairesi de "Evlilik dışı birliktelik yaşayan koca ile sevgilisinin, resmi nikâhlı eşe manevi tazminat ödemesine" hükmetti ve dosyayı bozarak yerel mahkemeye yolladı. FAİZİYLE ÖDEYECEKLER Yargıtay kararında, "Uzun süredir devam eden evlilik dışı birliktelik, resmi nikâhlı eşin sosyal ve kişilik değerlerine zarar verir. Davaya Asliye Hukuk Mahkemeleri de bakabilir'' denildi. Dosya da yeniden Ankara 2'nci Asliye Hukuk Mahkemesi'ne geldi. Yerel mahkemedeki duruşmada davalı vekili Yargıtay'ın bozma kararının usule ve yasaya uygun olmadığını savundu. Hâkim Hüseyin Ünaldı'nın kararı ise Yargıtay'ın bozma kararına uyulması yönünde oldu. Mahkeme, "10 bin TL manevi tazminatın, yasal faiziyle birlikte davalılardan (resmi nikâhlı eş ve metresi) müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine" karar verdi.
Yargıtay'ın "Metres de tazminat ödesin" kararına yerel mahkeme de uydu ve aldatan koca ile metresini 10 bin TL ödemeye mahkûm etti
Rijkaard’ın sezon başında kadroya almadığı genç yetenek şansını iyi değerlendirdi Galatasaray’da yeni bir yıldız daha doğuyor. Cim-Bom’un genç yeteneği Emre Çolak, Denizli Belediye maçında oyuna sonradan girerken attığı iki golle karşılaşmaya damgasını vurdu. 61. dakikada kazanılan penaltıda, Arda topu genç futbolcuya verip, büyük bir jest yaparken, 4 dakika sonra kazanılan serbest vuruşu da 18 yaşındaki Emre’ye bıraktı. Sol ayağıyla yaptığı şık vuruşla ikinci golünü atan Emre büyük bir sevinç yaşadı. Sarı-kırmızılı taraftarlar da, Fenerbahçe’de top koşturan Galatasaray’ın eski yıldızı Emre Belözoğlu’nu akıllara getiren genç futbolcuya tezahüratlarla destek verdi. İlk resmi maçında duble yapan Emre, sezon başı kampında başarılı bir görüntü çizmiş ancak Rijkaard bu futbolcuyu kadro dışında tutarak lig ve Avrupa maçlarında düşünmemişti. Rijkaard ve Neeskens maç sonrası Emre’yi sarılarak tebrik etti. Neeskens, genç futbolcunun performansından memnun olduklarını belirterek, “Kalitesini daha önce de bize göstermişti” dedi. Bu arada Rijkaard, Emre’nin maç sonrası basına konuşmasına izin vermedi.
İlk resmi maçında Cim-Bom"un iki golüne imzasını atan Emre Çolak, Emre Belözoğlu"nu akıllara getirdi.
Fenerbahçe'de herkes Dentinho için Brezilya’ya giden Sportif Direktör Aykut Kocaman’dan gelecek güzel haberi bekliyor. 1 hafta Brezilya’da kalacak olan Kocaman, Brezilya’nın gelecekteki forveti olarak gösterilen 20 yaşındaki yıldızı sarı-lacivertlilere kazandırmak için elinden geleni yapacak. Brezilya 20 yaş altı Milli Takımı’nın kadrosunda olan ve özellikle diş yapısı nedeniyle Ronaldinho’ya benzetilen Dentinho için sarı-lacivertlilerin teklifi 8.5 milyon Euro. Ancak böylesine potansiyelli bir golcü için Corinthians ilk başta 12 milyon Euro talep etmişti. Pazarlıklar sonrasında Brezilya ekibi 10 milyon Euro’ya indi. Corinthians'ın olumlu yaklaşımı sonrasında 4. Brezilya seferine çıkan Kocaman, transferi bitirirse, F.Bahçe önemli bir yatırım da yapmış olacak. Bunun nedeni de Dentinho’nun vadettiği gelecek. JUVE DE İZLİYOR 2009 G.Amerika 20 Yaş Altı Şampiyonası’nda Brezilya Milli Takımı’nın kadrosunda yer alan Dentinho, Sambacılar’ın kazandığı turnuvada 6 maçta, 1 gol atmıştı. Futboluyla İtalyan devi Juventus’un gündemine gelen Dentinho, Corinthians’ta bu sezon 29 maçta 9 gol attı. Sambacı yaptığı asistlerle de göz kamaştırıyor.. GÜNDEM DENTINHO Vatan, F.Bahçe’nin Corinthians’lı Dentinho ile ilgilendiğini ve golcü oyuncu için Brezilya kulübüne 8.5 milyon Euro bonservis ödemeye hazır olduğunu 16 Ocak’ta yazmış ve gündem oluşturmuştu.
Fenerbahçe Dentinho'ya giden Aykut Kocaman'dan gelecek habere kilitlendi. Bakalım transfer olumlu sonuçlanacak mı?
CHP Yalova milletvekili Muharrem İnce’nin TBMM'de bütçe görüşmeleri şu sıralarda internetin en favori videoları arasında!... Çünkü Muharrem İnce iktidar partisini eleştirirken bu kez Ak Parti'nin en hassas olduğu noktadan vurdu. ABD'DEN KORKTUĞUNUZ KADAR ALLAH'TAN KORKSAYDINIZ "7 yıldır hayal tüccarlığı yaptınız! İktidara gelir gelmez gömlek değiştirdiniz, sonra sakallarınızı kestiniz, sonra da orman içindeki villarında oturdunuz" dedikten sonra "ABD'den korkutuğunuz kadar Allah'tan korksaydınız şimdi bu durumlarda değildik" dedi. Arınç'a yönelik de 'civanım delikanlım ne hale geldi diyeceğine 'güzelim memleketim ne hale geldi diye bak" diye devam etti! AKP'lilere de "Sizin yatacak yeriniz yok" dedi. İŞTE O KONUŞMA Yükleyen . -
CHP'li vekil bütçe görüşmelerinde Ak Parti hükümetine öyle sözler söyledi ki daha önce kimse söylememişti. İşte o sözler;
Türkiye Barış Meclisi’nin düzenlediği “Henüz Geç Değil Barış İçin Çözüm Ellerimizde” konferansına katılmak için Ankara’ya gelen PKK’nın Kandil ve Mahmur grubunun, BDP’nin yarın yapılacak grup toplantısına katılmak istediği öğrenildi BDP Genel Başkanı Demir Çelik, grubun BDP’nin grup toplantısını izleme isteğinin kendilerine iletildiğini ve talebin partinin bugün kendi içinde yapacağı toplantıda karara bağlanacağını söyledi. BDP’de, vatandaşlara açık olan toplantıyı, grubun da izleyebileceği belirtiliyor. Barış Grubu sözcülerinden Nurettin Turgut, “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyız. Türkiye’nin her yerini gezme özgürlüğümüz var. Bölücü değil birleştiriciyiz” dedi. “Türkiye halkıyla kucaklaşma” çalışması kapsamında batıdaki kentlere açılma kararı alan ve Ankara’ya gelen grup, daha sonra İstanbul ve diğer illere gitmeyi planlıyor. Belirlenen program çerçevesinde daha önce Meclis’e gelmek isteyen grup, tepki üzerine gelişini ertelemişti. Siyasi parti grupları ve bazı milletvekilleri ile TBMM’de görüşme isteklerine olumsuz yanıt verilen ve Barış Meclisi’nin dünkü konferansa katıldıktan sonra Diyarbakır’a döneceğini açıklayan PKK’lı grubun, bu kararından vazgeçtiği ve BDP’nin grup toplantısına katılmak için Ankara’da beklediği bildirildi.
Öcalan'ın çağrısıyla Kandil ve Mahmur'dan Türkiye'ye gelen PKK'lılar BDP de onay verirse yarın Meclis'e girmeyi zorlayacak
www.sonsayfa.com adlı internet sitesinin özel haberine göre Şişli Belediye Başkanı ve Yeni Değişim Hareketi lideri Mustafa Sarıgül hakkında suç duyurusunda bulunuldu. Suç duyurusunda Sarıgül Hakkında örgüt kurmak ve sahte belgelerle kimsesiz gayrimüslüm vatandaşın malına el koyma ve işal ettirme suçunu işlediği iddialarına yer verildi. İşlenen suç Şişli Halaskargazi caddesi üzerinde Ermeni asıllı bir vatandaşa ait olan beş katlı bir apartman dairesi ile ilgili. İddiaya göre olay şöyle gelişti: Bir süredir hastanede yatalak olarak yatan 84 yaşındaki yaşlı adamın durumu fırsat olarak değerlendirilip hemen harekete geçilir. Mustafa Sarıgül tarafından örgütlendiği iddia edilen Özel Kalem Müdürü Nuray Gençay, Sekreteri Aslı Ziylan, daha önce avukatlıktan ihraç edilmiş olan ve çeşitli suçlardan aranan Hatice Yılmaz isimli eski avukat harekete geçer. Sahte doktor raporları ve sahte kira sözleşmeleri düzenleyerek söz konusu apartmanı ele geçirmek üzere işlemler kısa sürede bitirilip fiilen de içeri girerek daireler işgal edilir. Yaşlı adamın ölümünden sonra olayı öğrenen Amerikaka'daki ailesi, İstanbul'da vekalet verdikleri Avukat Erol Tufan Akpınar eliyle hukuki mücadelele başlatılmasını ister. Bunun üzerine avukat Erol Tufan Akpınar zaman kaybetmeden harekete geçer.. Av. Akpınar, apartmanı işgal edenler hakkında hukuki mücadelesine önce işgalcilerin binadan tahliyesi için Şişli Mahkemesinde dava açarak başlar. Ancak, davanın ilerleyen günlerinde, karşısına çıkan sahte doktor raporları, Adli Tıp incelemesi ve sahte kira sözleşmeleri ile konunun çok daha derin ve karmaşık olduğu ortaya anlaşılınca, Mustafa Sarıgül ile, Özel Kalem Müdürü Nuray Gençay, sekreteri Aslı Ziylan, sahte avukat Hatice Yılmaz ve diğer üç kişi hakkında İstanbul C. Başsavcılığına şikayet dilekçesini verdi. Avukat Erol Tufan Akpınar yaşanan olayları birebir doğrulayarak, sanıklar Mustafa Sarıgül ve arkadaşlarından şikayetçi olduğunu, İstanbul Savcılığı tarafından dosyanın yetki yönünden Şişli Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilerek tahkikata başlandığını ve kendisinin Savcılığa davet edilerek şikayetçi vekilleri sıfatıyla ifadesine başvurulduğunu, bu safhada şikayetinin içeriği ve detayları hakkında, dosyanın hazırlık soruşturması safhasında bulunduğu için beyanda bulunmak istemediğini ifade etti. Av. Akpınar, iddianın mahiyeti, delil durumu ve belgeler muvacehesinde, Şişli Baş Savcılığı tarafından, sanıklar hakkında örgütlü suçlara bakmakla görevli Ağır Ceza Mahkemesinde dava açılacağını düşündüğünü ifade etti.
Şişli Belediye Başkanı ve Yeni Demokrasi Hareketi lideri Mustafa Sarıgül hakkında suç duyurusu...
Ağca'nın 1979'da cezaevinden kaçırılışı hakkında Türkeş'in açıklamasını, Star gazetesi yazarı Mehmet Altan bugünkü köşesinde yazdı.. (...)Bir gazetede de tefrika edilen anılarında, Alpaslan Türkeş, Ağca’nın Kartal Askeri Cezaevi’nden kaçırılmasının “bir devlet operasyonu olduğunu” söyler. Yeri göğü sarsması gereken bu iddia karşısında herhangi bir soruşturma açılmadığı gibi hiçbir savcı da Alpaslan Türkeş’e “bu sözleriniz ile neyi kastediyorsunuz” diye sormamıştır. Kısacası, devlet bir anda sağırlaşıvermiştir. *** Bu sağırlık, Ağca’nın yakalanmasını sağlayan dönemin İçişleri Bakanı Hasan Fehmi Güneş’in demokratik bir hukuk devletinde, sadece devletin değil, toplumun da topyekûn ayağa kalkmasına neden olacak açıklamaları sırasında da sürmüştür. Yirmi yıl önce, 22 Temmuz 1990’da Fehmi Güneş Milliyet’e şunları söylüyor: “Hangi örgüt nereden destekleniyor, nereden korunuyor, nereden donatılıyor, nereden para alıyor, bunlar biliniyor artık. Bu bilgiler devletin elindedir. O nedenle ‘bunun arkasında kim var, bilmiyorum’ demeye devletin hakkı yoktur. Hala ‘Çetin Emeç cinayetinin arkasında kim var, bunu bilmiyoruz’ demeye kimsenin hakkı yoktur.”
Herkes her şeyi biliyor ama hiçbir şey resmen açıklanmıyor. Ağca hakkında Türkeş bakın neler söylemişti?
Meteoroloji Genel Müdürlüğü tarafından yapılan haftalık değerlendirmeye göre, ülkemizin büyük bir bölümünde hafta boyunca mevsim normalleri civarında kış şartları görülecek. Salı günü ülke geneli yağışlı geçecek. Genellikle yağmur ve sağanak, Karadeniz'in iç kesimleri ve İç Anadolu'nun yükseklerinde, Doğu Anadolu'nun kuzey ve doğusunda, öğle saatlerinden sonra Marmara'da karla karışık yağmur ve kar şeklinde olacak yağışların, Güneydoğu Anadolu Bölgesi ile Hatay, Osmaniye, Elazığ, Bingöl, Bitlis, Muş, Hakkâri, Şırnak çevrelerinde kuvvetli olması bekleniyor. Rüzgâr, Marmara'da kuzey ve kuzeydoğu (Poyraz) yönlerden kuvvetli olarak esecek. Çarşamba günü ise, ülke geneli çok bulutlu, Marmara'nın batısı ve Kıyı Ege dışında ülke geneli yağışlı geçecek. Kıyılar ve Güney Doğu Anadolu Bölgesi'nde yağmur ve sağanak, yağış alan diğer yerlerde karla karışık yağmur ve kar şeklinde olacak yağışların, Güneydoğu Anadolu Bölgesi ile Adana, Osmaniye, Hatay, Kahramanmaraş, Elazığ, Bingöl, Bitlis, Muş çevrelerinde kuvvetli olması bekleniyor. Perşembe günü ise ülke geneli çok bulutlu, Karadeniz, İç Anadolu, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri ile Kocaeli, Sakarya, Bilecik, Kütahya, Uşak, Afyon, Adana, Osmaniye, Hatay ve Kahramanmaraş çevreleri yağışlı geçecek. Yağışlar, kıyılar ve Güney Doğu Anadolu Bölgesi'nde yağmur ve sağanak, yağış alan diğer yerlerde karla karışık yağmur ve kar şeklinde olacak. Türkiye'ye Cuma günü ise ülke geneli çok bulutlu, Marmara, Ege, Akdeniz, Batı Karadeniz, Doğu Anadolu'nun kuzeydoğusu ile Ankara, Eskişehir, Çankırı, Trabzon, Rize ve Artvin çevreleri yağışlı geçecek bir hava bekliyor. Yağışlar, Doğu Karadeniz'in iç kesimleri ve Doğu Anadolu'nun kuzeydoğusunda kar, yağış alan diğer yerlerde yağmur şeklinde olacak. Halen mevsim normalleri üzerinde seyreden hava sıcaklığı, batı bölgelerde hissedilir derecede (5-7 derece) olmak üzere, ülke genelinde azalarak mevsim normalleri civarında seyredecek
Orta Akdeniz üzerinden gelen yağışlı hava ile üst seviyelerde Sibirya kaynaklı soğuk havanın etkisi altına gireceği bildirildi.
Diyarbakır'da 42 baro başkanının katıldığı 'Barolar Açılımı Tartışıyor' toplantısı sona erdi. Toplantının sonuç bildirgesi kamuoyuna açıklandı. Hasanpaşa Hanı'ndaki basın toplantısında barolar adına açıklamayı yapan Diyarbakır Baro Başkanı Mehmet Emin Aktar, ülkenin temel sorunlarının, sivil inisiyatif ve katılımcı bir anayasa ile çözüleceğini söyledi. Aktar Güneydoğu'da son çeyrek yüzyılda yaşanan çatışmanın binlerce insanın ölümü, ağır insan hakları ihlalleri, büyük ekonomik kaynakların heba edilmesi ve toplumlar arasında ayrışma duygusuna yol açtığını belirtti. "SİLAHLI ÖRGÜTLER YURTDIŞINA ÇEKİLMELİ" Silahlı çatışma riskini ortadan kaldıracak tedbirlerin alınması gerektiğini de söyleyen Aktar, silahsızlanma şartlarının oluşturulması için de öncelikle silahlı örgüt üyelerinin Türkiye sınırları dışına çekilmesi ve operasyonların durdurulması gerektiğini vurguladı. Ardından oluşacak barış ortamında sağduyu ve demokrasi içerisinde sorunların çözüleceğine işaret eden Aktar, "Demokratik açılımın Diyarbakır'da tartışılmasının, görüşlerin ortaklaştırılması çabasının barış ve uzlaşı bakımından öneminin bilinci ile Türkiye baroları olarak toplumumuzun temel meselelerini, Türkiye'nin farklı illerinde tartışmaya, çözüm yolunda ortak zeminde buluşma çabamız devam edecektir." dedi. Yargının siyasallaşmasının adalete olan inancı ve güveni zayıflattığının altını çizen Aktar, yargı bağımsızlığına saygı gösterilmesi ve yargının bağımsızlığıyla bağdaşmayan uygulama ve düzenleme arayışlarından vazgeçilmesi gerektiğini söyledi. Aktar, Türkiye'deki diğer meslek örgütleri ve sivil toplum kuruluşlarının da bu çabalarına katkı ve destek vermelerini beklediklerini kaydetti.
Barolar'ın bildirisi terör örgütü PKK'nın hoşuna gitmeyecek. Diyarbakır'da yapılan açıklama yankı bulacak gibi..
Bazı sahneleri nedeniyle İsrail’in tepkisini çeken “Kurtlar Vadisi Pusu” dizisinin Polat Alemdar’ı Necati Şaşmaz, önceki gece Maçka’daki Scotch Club Discotheque’de arkadaşlarıyla eğlenirken, kapıya da bir polis otosu geldi KORUMA ORDUSU Sabah altıda Club’dan gazetecilere görünmeden ayrılmak isteyen Şaşmaz, kapıya yanaşan otomobiline bir koruma ordusu eşliğinde bindi. Şaşmaz, Nişantaşı’ndaki şirketi Pana Film’e geçti. Bu sırada polis otosu da Şaşmaz’ın aracına eşlik etti. GİDECEĞİNİZ YERE KADAR BIRAKALIM Şaşmaz’ın içeri girmesini bekleyen polis otosu, daha sonra şirketin önünden ayrıldı. Emniyet yetkilileri de polisin tesadüfen Şaşmaz’la aynı yerlerde olduğunu belirtti. Polislerin, Şaşmaz’a “Gideceğiniz yere kadar bırakalım” diye jest yaptıkları, Şaşmaz’ın da “Gerek yok çocuklar, zaten gideceğimiz yer 500 metrelik mesafe” dediği, ancak, buna rağmen polislerin ünlü oyuncuya eşlik ettiği öğrenildi.
Polat Alemdar'ı canlandıran Necati Şaşmaz bir gece klübünden çıktı. Polisin de işi gücü yoktu herhalde ki ona gideceği yere kadar eskortluk etti.
Emekliler Ocak maaşlarını normal zamlı aldılar. İyileştirme zammını alamayan emekliler diye sordu.. Bugün gazetesi yazarı Saadettin Orhan emeklilerin endişesini giderdi.. Bugünkü köşesinde bir emeklinin sorusuna cevap verdi. (...)Soru: Sadettin Bey, ben SSK emeklisiyim. 2009 Aralık maaşım 640 liraydı. 2010 Ocak zamlı maaşım 671 lira olmuş. Yani 31 lira zam almış oluyorum. Oysa en düşük emekli maaşına 63 lira zam verildiği açıklanmıştı. Benim gibi başkalarında da aynı artış olmuş. Yani onlar da 63 TL artış alamamışlar. Baktım, herhangi bir kesinti miktarım yok. Bu artış doğru mudur? Biz 63 TL zammı alamayacak mıyız? Ünal Kuyucu Cevap: Ünal Bey, sizin gibi ocak ayında maaşını alan bütün emeklilerimiz aynı soruyu soruyor. Sayın Başbakan'ın da açıkladığı üzere Ocak/2010 itibarıyla 1.298 TL'den düşük emekli aylıklarına seyyanen 60 TL, 1.298 TL'nin üzerindeki aylıklara ise %4,62 oranında zam yapıldı. Ancak açıklanan bu zam için yasal düzenleme gerektiğinden, bu ay için 60 TL'nin tamamını değil, %4,62'lik rutin zammı aldınız. Bu da sizin aylığınıza 31 TL olarak yansımış. Bugünlerde konuyla ilgili yasal düzenleme TBMM'den geçtikten sonra, hem ocak ayı farkını alacaksınız, hem de şubattan itibaren maaş zammınız ilk altı ay için 60 TL'ye çıkacak. Yani geç de olsa zam elinize geçmiş olacak.
Başbakan'ın zam açıklamasından sonra maaşlarını alan emeklilerin aklını kurcalayan sorunun yanıtı şubatta..
“İntihar etmesi mümkün değildir” raporuyla yeniden açılan Özel Harekat Daire Başkanı Behçet Oktay soruşturmasında sorgulamalar başlıyor. Oktay öldüğü sırada yanında bulunan ve elinde barut izi tespit edilen Halil Kesici ifadeye çağırıldı. Oktay’a müdahale eden sağlık ekibi de sorgulanacak BAŞINA İSABET EDEN TEK KURŞUN Türkiye geçen Şubat’ta, Emniyet Genel Müdürlüğü Özel Harekat Dairesi’nin 13 yıllık başkanı Behçet Oktay’ın ölümüyle sarsıldı. Ankara’da Dikmen’de aracının içerisinde başına isabet eden tek kurşunla hayatını kaybeden Oktay’ın sırlarla dolu ölümü aylarca konuşuldu. CİNAYET ŞÜPHESİ UYANDIRAN DELİLLER * Oktay’ın hayatını kaybetmesine neden olan kurşun başının sağ şakağından girdi. Oysa Oktay solaktı. * Oktay’ın olay sırasında yanında bulunan Halil Kesici’nin de iki el avuç içi svaplarında atış artığı bulundu. * Silahtan bir kurşun atıldığı ikincisinin ise atılmak istendiği tespit edildi. * Oktay’ın bulunduğu yerden yaklaşık 8 metre uzaklıkta yoğun kan izine rastlandı ancak inceleme yapılmadı. * Oktay’ın otomobilinin anahtarı dışarda karlar üzerinde bulundu. İNTİHAR DEYİP KAPATTILAR Oktay’ın intiharı sırasında yanında sevgilisi Neriman Fıçıcı ve sevgilisinin ağabeyi Halil Kesici’nin bulunması ve Kesici’nin elinde barut izlerine rastlanması olayın bir cinayet olabileceği kuşkularına neden oldu. Otopsi raporunda da Oktay’ın vücudunun çeşitli yerlerinde kırıklar ve darp izleri tespit edildi. Ancak soruşturma dosyası Oktay’ın ölümünün intihar olduğu gerekçesiyle şaşırtıcı bir şekilde kapatıldı. Ancak bu karar Oktay Ailesi tarafından inandırıcı bulunmadı. Aile Oktay’ın otopsi raporunu Adli Tıp Kurumu eski Başkanı Prof. Dr. Özdemir Kolusayın’a göndererek bilimsel bir mütalaa istedi. İNTİHAR OLAMAZ RAPOSU Oktay’ın otopsi raporunu inceleyen Kolusay, Oktay’ın ölümünün intihar olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığını tespit etti. Kolusay hazırladığı raporun son bölümünde, “Oktay’ın baş, göğüs, el ve ayaklarda travmatik belirtilerin bulunması, olay anında ölenin yanında bulunan şahsın elinde barut izi kalması, ölüm anında kandaki alkol miktarının kişinin direncini yok edecek derecede çok yüksek olması nedeniyle Behçet Oktay’ın ölümünün intihar olarak kabul edilmesinin pek mümkün olmadığı kanaatini bildirir bilimsel mütalaadır” denildi. TANIKLAR TEKRAR SORGULANACAK Oktay Ailesi bu bilimsel mütalaa ile birlikte dosyanın yeniden görülmesi için savcılığa başvurdu ve Behçet Oktay dosyası yeniden açıldı. Oktay’ın ölümü sırasında yanında bulunan sevgilisinin ağabeyi Halil Kesici’nin yeniden sorgulanmasına karar verildi. Kesici yarın Ankara 4. Sulh Ceza Mahkemesi’nde ifade verecek. Avuçlarında barut izine rastlanan Halil Kesici daha önce verdiği ifadesinde barut iziyle ilgili olarak ’İntiharı önlemek istedim. Tabancaya yakındım’ yanıtını vermişti. SAĞLIK PERSONELİ DİNLENECEK Göğüs kafesinde 7 kırık bulunan Oktay’ın otopsi raporunda bu kırıkların kalp masajı yapıldığı sırada oluşmuş olabileceği belirtilmişti. Prof. Dr. Özdemir Kolusayın verdiği bilimsel mütalaada ise bu kırıkların bazılarının ölümden önce bazılarının ise ölümden sonra olduğu ve Oktay’ın vücudunda ölümden önce darp izlerine raslanıldığı belirtilmişti. Bu sonuçları değerlendiren savcılık Oktay’a müdahele eden sağlık personelinin de ifadesinin alınmasına karar verdi. Oktay ailesinin avukatı Ülkü Gedikli ise mahkemeye Oktay’ın vücudunda bulunan kırıkların kalp masajı sırasında oluşup oluşmayacağını soracaklarını söyledi. ERGENEKON İDDİALARINDAN SONRA ÖLÜ BULUNDU Oktay, Özel Harekat Dairesi eski Başkan Vekili İbrahim Şahin’le hem birlikte çalıştı hem de yakın arkadaştı. Ergenekon dosyasındaki iddiaya göre, Şahin ’S -1’ isimli suikast timini Özel Harekatçılar’dan kurmuş, timi oluşturmak için Oktay’dan yardım almıştı. 11. dalgada gözaltına alınan Elazığ Emniyeti Özel Harekat Şube Müdürü Ayhan Atabek ifadesinde, ’İbrahim Şahin 29 Ağustos 2008’de Elazığ’a gelmişti. Gelmeden önce Başkanımız Oktay arayıp Şahin ile ilgilenmemi istedi’ demişti. Antalya Özel Harekat Şube Müdürlüğü’nde Grup Amiri olan Servet Kaynak ise ’2002-2003 yıllarında Daire Başkanı Behçet Oktay beni arayarak İbrahim Şahin’in Antalya’ya geleceğini, kendisiyle ilgilenmemi istedi’ diye ifade vermişti. İddiaların ortaya atılmasının hemen arkasından Oktay ölü bulundu.
Özel Harekat Başkanı arabasında ölü bulundu. İntihar denilmişti. Ancak soruşturma yeniden açıldı. Çünkü cinayet şüphesi var.
Çin'de dün sabah meydana gelen 3,4 büyüklüğündeki depremde 7 kişinin öldüğü bildirildi. Ülkenin güneyindeki Guizhou bölgesinde meydana gelen depremle ilgili açıklama yapan yerel yetkililer, depremin iki ayrı yerde toprak kaymasını tetiklediğini ve 7 kişinin toprak altında kalarak öldüğünü kaydetti. Halen bir kişinin kayıp, iki kişinin de ağır yaralı olarak hastaneye kaldırıldığını belirten yetkililer, çok sayıda güvenlik görevlisinin toprak kaymalarının olduğu bölgeye sevkedildiğini söyledi.
Çin'in güneyindeki Guizhou bölgesinde 3.4 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Deprem başka bir felaketi tetikledi.
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, ''kendisine yönelik suikast iddiaları ve yürütülen soruşturma sürecine'' ilişkin olarak, ''Türkiye'de yaşayan bir insan ahmak değilse, sağında, solunda, önünde, arkasında olup bitenleri yıllardan beri takip ediyorsa bu olayı nasıl küçültebilirsiniz? Bu olayı nasıl basit görebilirsiniz?'' dedi. Arınç, TRT-1'de canlı yayınlanan ''Politik Açılım'' programına katılarak gündemdeki konulara ilişkin soruları yanıtladı. ''Kendisine yönelik suikast iddialarının ve ardından başlatılan soruşturmanın'' hatırlatılması üzerine Arınç, olaydan nasıl haberdar olduğunu anlattı. Bu süreç içinde konuyla ilgili pek çok şey yazıldığını, tartışıldığını, farklı kesimlerin olaya farklı açılardan baktığını söyleyen Arınç, yargı süreci devam ederken ve hükümet üyesi bir bakan olarak konuyla ilgili söyleyeceklerinin ve değerlendirmelerinin kısıtlı olacağını belirtti. "TELEFONLA İHBAR EDİLİYOR" Suikast iddiasının bir ihbar üzerine başlatılan operasyon kapsamında ortaya çıktığını dile getiren Arınç, ''O ihbarın da uzaydan mı yoksa Ankara'ya çok yakın bir yerden mi yapıldığı tartışılıyor. O ihbarda 'iki kişi iki araçla Arınç'ın evinin yakınında gözetleme yapıyorlar, bir saldırı ihtimali de olabilir' deniliyor ve plakaları da veriliyor'' dedi. Arınç, ''suikast iddiası soruşturulurken Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığındaki aramalarla olayın daha geniş bir tartışmaya yol açtığının'' belirtilmesi ve ''Bunun nedeni siyasi miydi yoksa böyle bir beklenti içerisinde iş oraya mı sıçradı? Emniyetten bilgi geldiğinde acaba askerlerle doğrudan irtibata geçerek olayın gerçeğini görebilecek bir noktada olabilir miydiniz? Neden birden bire konu büyük bir asker-sivil tartışmasına, Hükümet ile Genelkurmay arasında açıklamalara yol açtı?'' diye sorulması üzerine, konunun yargı sistemi içerisinde yürüdüğünü söyledi. Bir takım bilgiler, belgeler bir araya getirildiği zaman suç vasfının savcının sevk etmesiyle hakim tarafından tayin edildiğine dikkati çeken Arınç, şöyle konuştu: ''Biz işin dışındayız, pek çok kişi de dışında. Böyle bir olayda bence kişiler belli. En azından o gün için belli. Olayın üzerinde de devam ediliyor. Ben filan kişileri ya da filan kurumu arayıp da 'Ne oluyor, nereye gidiyoruz, siz ne yapıyorsunuz?' demeli miydim? Bence dememeliydim. En azından bana karşı işlendiği iddia edilen bir olay, suç ya da suça yönelik gelişme, bir icra başlangıcı varsa ve kişiler belliyse, o kişiler o kurumların mensubu iseler, belki o kurumdan birisinin 'Sayın Başbakan Yardımcım geçmiş olsun. Böyle bir olay var ama...'' Bu sözlerinden sonra ''Böyle bir arama olmadı mı?'' diye sorulması üzerine Arınç, ''Ancak bu kadar kibarlıkla ifade edebiliyorum. Daha ne söyleyeyim? Hayır. Böyle bir arama olmadı. Olmasını düşünürler mi düşünmezler mi bilmiyorum. Belki de onlar 'İş tamamen ortaya çıktıktan sonra biz bunu yapalım' demiş olabilirler'' yanıtını verdi. Arınç, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın, ''kozmik odadan patates çıktı'' ifadelerinin ve bu konudaki genel değerlendirmelerinin hatırlatılması üzerine de böyle bir olay karşısında öncelikle meseleye insani açıdan bakılması gerektiğini söyledi. Ana muhalefet partisinin hem protokol hem siyaset açısından büyük önem taşıdığını ifade eden Arınç, bu süreç içerisinde, ''Ergenekon'' soruşturması kapsamında da ''meseleyi basite almanın, hafif görmenin, olayı küçültmenin, bütün bunlarla iktidarı hedef alarak bu kumpasları kuranın iktidar olduğunu söylemenin ana muhalefet partisini adeta geleneği olduğunu'' söyledi. ''BECERİKSİZ, SERSEM ADAMLAR...'' Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Öyle yazılar yazdılar, öyle sözler söylediler ki bunları tekrarlamaktan utanıyorum. Ama toplarsanız şöyle bir şey ortaya çıkar: 'Beceriksiz, sersem, salak adamlar adresi bile kağıda yazmışsınız. İnsan utanır be'. Bunun arkasında yatan şey şudur: 'Bir işi başaramadınız. Ağzınıza, yüzünüze bulaştırdınız'. Türkiye'de bu söyleniyor. Hem de belli bir çevreden ısrarla söyleniyor. Bana yapılan olaydan üzüntü duyduklarını değil, bana yapılan veya yapılmak istenen olayın en kötü ihtimal içinde bile neden gerçekleşmediğini, 'Bu adamdan niye bizi kurtarmadığınızı' onlarların salaklığıyla ifade etmeye çalışıyorlar. Bu çok yanlış bir şey. ''DEVLET SIRRI'' Soruşturma kapsamında ''devlet sırrı'' konusunun gündeme geldiğinin hatırlatılması üzerine Arınç, ''devlet sırrı'' konusunun ilk kez TBMM Başkanı olduğu dönemde ciddi olarak karşısına çıktığını, Anayasa'da devlet sırrı ve ticari sırların Meclis araştırması kapsamına girmediğine ilişkin bir madde olduğunu belirtti. Kurulan meclis araştırma komisyonlarında bu maddenin karşılarına çıktığını ve bu nedenle komisyon raporlarının işletilemediğini, rapor haline getirilenlerin de Genel Kurul'da görüşülemediğini, komisyonların icrai fonksiyonlarını kaybettiğini ifade eden Arınç, o dönemde, ''devlet sırrı'' ve ''ticari sır'' kavramlarının Genel Kurul'da nasıl konuşulacağına ilişkin Meclis İçtüzüğü'nde bir değişiklik tasarladıklarını, ancak gerçekleştiremediklerini anlattı. Arınç, hükümetten de bu kavramların tarif edilmesini, konuyla ilgili bir kanun çıkarılmasını istediklerini belirterek, ''Herkes bunun arkasına gizlenerek bir şeylerin araştırılmasını, incelenmesini engelleyebilir. O dönemde olmadı. Bir eksiklik olarak şimdi bu sır kavramının hukuki unsurlarıyla beraber tarif edilmesi lazım'' dedi. ''Sizin anlattıklarınızdan, özellikle askerler cephesinden yapılan ilk açıklamalarda, yani bir başka askeri kişinin izlendiği açıklamalarından yeterince ikna olmadığınız gibi bir izlenim edindim. Siz soruşturmanın bugüne geldiği noktada ikna oldunuz mu?'' sorusuna Arınç, ''Olayı ben soruşturmuyorum, savcılar soruşturuyor. Benim ikna olup olmamam çok önemli değil. Ben vicdanımda buna bir değer biçerim mutlaka. Ama savcılar gidebildikleri yere kadar gideceklerdir, sonra bulduklarıyla yetineceklerdir. Buldukları onları dava açmaya da takipsizlik kararı vermeye de götürebilir. Ben hayatta olduğum sürece bu konuyla ilgili bizzat müşahede ettiğim, duyduğum, gözlemlediğim, bu olaylardan çıkardığım bir sonucu kendi bünyemde her zaman muhafaza edeceğim'' diye yanıt verdi.
Suikast iddiasıyla yakalananların asker olduğuna dikkat çeken Arınç, "Bir özür dilenmedi" serzenişinde bulundu.
Oscar'dan sonra en prestijli ödüllerden biri olan Altın Küre'de, son haftalarda listeleri alt üst eden "Avatar" en iyi film, filmin yaratıcısı James Cameron da en iyi yönetmen ödülüne layık görüldü. Yaşam boyu başarı ödülü ise, usta yönetmen Martin Scorsese'nin oldu. Altın Küre, Beverly Hills'te düzenlenen görkemli törenle sahiplerini buldu. Törende, yaşayan en büyük yönetmenlerden biri olan Martin Scorsese, "Cecil B. DeMille Hayat Boyu Başarı Ödülü"yle onurlandırıldı. En iyi film ödülünü, tüm dünyada büyük ilgiyle izlenen ve tüm zamanların en çok kazanan ikinci filmi haline gelen "Avatar" aldı. Yönetmen James Cameron da "Avatar" filmiyle, en iyi yönetmen ödülünü kazandı. Altın Küre'de, Sandra Bullock "The Blind Side"daki rolüyle en iyi kadın oyuncu ödülüne layık görülürken, en iyi erkek oyuncu ödülünü de "Crazy Heart"taki başarılı performansıyla Jeff Bridges kazandı. Altın Küre'de drama dalında diğer ödüller ise şöyle: En iyi yardımcı kadın oyuncu "Precious" filmindeki performansıyla Mo'Nique, en iyi yardımcı erkek oyuncu "Inglourious Basterds"daki oyunculuğuyla Christoph Waltz. En iyi senaryo ödülünü "Up in The Air" ile Jason Reitman ve Sheldon Turner aldı. Gecede, en iyi animasyon ödülüne layık görülen "Up" filmi, besteci Michael Giacchio'ya da en iyi müzik ödülünü kazandırdı. Müzikal veya komedi dalında en iyi film "The Hangover", en iyi kadın oyuncu Meryl Streep (Julie&Julia) ve en iyi erkek oyuncu Robert Downey Jr. (Sherlock Holmes) seçildi. Öte yandan, en iyi şarkı ödülü Ryan Bingham ve Bone Burnett'ın "Crazy Hard" filmi için yazdığı "The Weary Kind"a giderken, yabancı dilde en iyi film ise Alman yapımı "White Ribbon" oldu. TELEVİZYON ÖDÜLLERİ Televizyonda drama dalında ise ödüllere doymayan "Mad Men" Altın Küre'de de en iyi drama dizisi seçildi. Drama dalında, en iyi kadın oyuncu ödülü "The Good Wife" dizisindeki Julianne Margulies'e, en iyi erkek oyuncu ödülü de "Dexter"daki katili canlandıran Michael C. Hall'a gitti. Televizyonda komedi ve müzikal daldaki yapımlar arasında en iyi dizi "Glee" oldu. Bu dalda, en iyi kadın oyuncu Toni Collette (United States of Tara), en iyi erkek oyuncu da Alec Baldwin (30 Rock). Öte yandan "Mini dizi veya filmi" dalındaki ödüller de şöyle: - En iyi mini dizi veya film: "Grey Gardens" - En iyi kadın oyuncu: Drew Barrymore (Grey Gardens) - En iyi erkek oyuncu: Kevin Bacon (Taking Chance) - En iyi yardımcı kadın oyuncu: Chloe Sevigny (Big Love) - En iyi yardımcı erkek oyuncu: John Lithgow (Dexter) KIRMIZI HALIDA HAİTİ'YE DESTEK Dünyada 10 milyonlarca kişi tarafından izlenen törende, kırmızı halıdan geçen Nicole Kidman, Penelope Cruz, Ricky Gervais, Jon Hamm, Adrian Grenier ve Lisa Edelstein gibi birçok yıldız, Haiti'deki depremde hayatlarını kaybedenlere destek için elbise, smokin veya aksesuarlarına sarı, mavi ve kırmızı kurdeleler taktı. Kırmızı halı geçişleri sırasında yağmur görülmesine rağmen, yıldızlar şemsiye altında da göz kamaştırdı. Moda yorumcuları, siyahın yanı sıra pembe ve mor gibi çok renkli kıyafetlerin de tercih edildiği ve mücevherlerin giysileri süslediği gecede, yıldızları yine de aşırı süslü bulmadı. Sandra Bullock, Emily Blunt, Fergie, Diane Kruger ve Maggie Gyllenhaal mor veya pembe giyenler, Penelope Cruz, Marion Cotillard, Lea Michele ve Heather Graham ise siyah renkli omzu açık ya da askısız elbiseleri tercih edenler arasında yer aldı. Şarkıcı Mariah Carey ise beli sıkan dar siyah elbisesiyle çok göz alıcı bulundu. Ancak kıyafetlerdeki bu çok renklilikle Hollywood'un izleyicilere ekonomik kriz, artan güvenlik korkuları ve deprem gibi üzücü gerçekliklerden "Hollywood tarzı kaçış" imkanı yarattığı yorumları yapıldı.
Oscar'ın habercisi sayılan Altın Küre ödülleri görkemli bir törenle sahiplerini buldu. Avatar geceye damgasını vurdu
Kağıthane'de su içmek için yatağından kalkan emekli Deniz Piyade Albay Süleyman Yılmaz, 3'üncü kattaki evinin penceresinden düşerek yaşamını yitirdi. Olayı soruşturan polis, bir süredir psikolojik tedavi gören Süleyman Yılmaz'ın intihar etmiş olabileceği ihtimali üzerinde duruyor. Olay, Ayazağa Oyak Sitesi'nde saat 03.00 sıralarında meydana geldi. Emekli Deniz Piyade Albay Süleyman Yılmaz, gece saatlerinde kalkıp su içmek için yatak odasından çıktı. Bir süre sonra uyanan Mahide Yılmaz, eşinin yanında göremeyince diğer odaları kontrol etti. BETON ZEMİNE ÇAKILMIŞ Eşini bulamayan Mahide Yılmaz, bir odanın açık olan penceresinden baktığında Süleyman Yılmaz'ı beton zemin üzerinde yerde kanlar içinde gördü. Paniğe kapılıp çığlık atan Mahide Yılmaz'ın sesine uyanan oğlu, hemen polis ve sağlık ekiplerine haber verdi. Kısa sürede olay yerine ulaşan sağlık ekipleri, Süleyman Yılmaz'ın öldüğünü belirledi. İNTİHAR ETMİŞ OLABİLİR Olay yerinde yapılan incelemenin ardından Süleyman Yılmaz'ın cesedi Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin morguna kaldırıldı. Olayla ilgili soruşturmayı sürdüren polis, Süleyman Yılmaz'ın intihar etmiş olabileceği ihtimali üzerinde duruyor. Öte yandan, Süleyman Yılmaz'ın 3 yıldır psikolojik tedavi gördüğünü belirten komşuları, zaman zaman halüsinasyonlar gördüğünü ve birileri tarafından takip edildiğini zannettiğini söyledi.
Ordu Yardımlaşma Sitesi'nde emekli albay ölü bulundu. Garip olan ölüm şekliydi. Gece yarısı balkondan düşmüştü.
Oyların yaklaşık yüzde 99'u sayılırken, Pinera'nın bu oyların yüzde 52'sini, eski devlet başkanı Eduardo Frei ise yüzde 48'ini aldı. Seçimlere ''Şili'yi dünyanın en iyi ülkesi yapacağı'' vaadiyle katılan Pinera'nın galibiyeti, Augusto Pinochet'in diktatörlüğünden sonra yaklaşık 20 yıldır iktidarı elinde tutan sol koalisyon için büyük bir darbe niteliği taşıyor. Pinera, seçimi kazandığının belli olmasından sonra yaptığı konuşmada, Şili'nin büyük, zengin ve çok güçlü bir ülke olmadığını, ancak dünyadaki en iyi ülke olabileceklerini, kaybedecek bir dakikaları bile bulunmadığını söyledi. Siyasi rakiplerine birlik ve diyalog çağrısında da bulunan Pinera, ülkenin iyi bir yönetimin yanı sıra iyi ve yapıcı bir muhalefete de ihtiyacı olduğunu kaydetti. Pinera, seçim kampanyasında bir milyon kişiye iş alanı açılması ve 12 bin dolar olan kişi başına düşen milli gelirin yılda yüzde 6 oranında artacağı gibi vaatlerde bulunmuştu.
Şili'de dün yapılan devlet başkanlığı seçimini, 52 yaşındaki işadamı Sebastian Pinera kazandı.
Haiti Devlet Başkanı Rene Preval, ''ABD'nin, başkentte asayişin sağlanması için BM güçlerine yardımcı olacağını'' söyledi. Preval, gazetecilere yaptığı açıklamada, başkentte asayişin sağlanmasının çok güç olduğunu belirterek, 3 bin 500 Amerikan askerinin BM ve Haiti güvenlik güçlerine bu konuda destek vereceğini kaydetti. Haiti'deki Amerikan askeri operasyon komutanı Korgeneral Ken Keen de, ABC televizyonuna yaptığı açıklamada, bu ülkede insani yardım için bulunduklarını, ancak güvenlik konusunun büyük önem taşıdığını ve güvenliği sağlamak zorunda olduklarını söyledi. Haiti'ye yapılan uçuşlardan sorumlu Albay Buck Elton da, bazı yardım uçaklarının Port Au Prince'e inemedikleri yönünde şikayetleri nedeniyle Haiti'ye inecek tüm yardım uçaklarına yardımcı olmaya çalıştıklarını dile getirdi. Elton, ancak havaalanın küçük olması nedeniyle trafiğin çok yoğun olduğunu kaydetti. Port Au Prince havaalanının denetimi de Amerikan askeri görevlileri tarafından gerçekleştirilirken, ülkedeki ABD askeri gücü de 5 bini aşmış durumda. CHAVEZ'İN TEPKİSİ Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez ise ABD güçlerinin insani yardım bahanesiyle Haiti'yi işgal ettiğini öne sürdü. Chavez, haftalık televizyon konuşmasında, 3 bin Amerikan askerinin daha Haiti'ye gönderildiğini anımsatarak, ''Denizciler savaşa gider gibi silahlı. (Haiti'de) Şu anda ihtiyaç duyulan şey silahlar değil ki. ABD'nin doktor, ilaç, yakıt, sahra hastanesi göndermesi gerek. Gizlice Haiti'yi işgal ediyorlar'' dedi. Haiti'de caddelerde de Amerikan askerlerinin görünmediğini söyleyen Chavez, ''Ölüleri mi topluyorlar, yaralılara yardım mı ediyorlar? Onları göremiyorsunuz, onları göremiyorum. Neredeler?'' diye konuştu. ABD'nin yaptığı insani yardımı sorgulamak istemediğini belirten Chavez, kendisinin sadece bu kadar çok Amerikan asker gönderilmesine dikkati çekmek istediğini kaydetti. Chavez, konuşmasında ülkesinin Haiti'ye ulaşım ve elektrik üretimi için yakıt göndereceğini de söyledi. -KANADA'DAN BİN ASKER DAHA- Öte yandan, Kanada da, yardım çalışmalarına destek amacıyla Haiti'ye 1000 asker daha göndereceğini bildirdi. Savunma Bakanı Peter MacKay, Haiti'ye yardımcı olmanın Kanada için ahlaki bir sorumluluk olduğunu belirterek, gönderilecek askerlerin, mühendislik, tıbbi yardım ve güvenlik gücü olarak faaliyet göstereceğini söyledi. Haiti'deki durumun çok ciddi olduğunu belirten MacKay, içme suyu ve temel gıda maddelerinin bile büyük ihtiyaç olduğu ülkede halkın hoşnutsuzluğunun giderek arttığını ve güvenliğin de önem taşıdığını kaydetti. Kanada'nın bugün göndereceği askerlerle birlikte Haiti'deki asker sayısı 2 bini aşacak. Kanada Dışişleri Bakanı Lawrence Cannon da, Haiti'nin Dostları Grubu adı altında 16 ülke temsilcisinin 25 Ocak'ta Montreal'de bir araya geleceğini belirterek, ''Hepimiz farklı kaynaklardan gelen malzeme ve yardımların yerine ulaşması için gerekli işbirliği ve en iyi çalışmayı nasıl yapacağımızı belirlemeye çalışıyoruz'' dedi. Cannon, yaklaşık 6 bin Kanadalının Haiti'de yaşadığını, bunlardan 8'inin öldüğünü, bini aşkın Kanadalının akıbetinin ise henüz bilinmediğini kaydetti.
Depremin yıktığı Haiti'de yaşanan karmaşaya ABD el koydu. Askerlerin bu ülkeye gelmesi Chavez'i kızdırdı.
Burdur'da, 21 yaşındaki E.G., sevgilisi 20 yaşındaki İbrahim Ö.'nün evinde verdiği partide kendisine tecavüz ettiği iddiasıyla polise başvurdu. Burdur'da üniversite öğrencisi E.G., erkek arkadaşı İbrahim Ö. ile 10 gün önce tanıştığını ve dün gece İbrahim Ö.'nün evinde verdiği partiye katıldığını söyledi. Gece geç saatlere kadar eğlendiklerini, partiye katılan arkadaşlarının evden ayrıldıktan sonra İbrahim Ö. ile yalnız kaldığını belirten E.G., kendini odaya kapatarak tecavüz ettiğini iddia etti. Genç kız, gece saat 02.30 sıralarında 155'i arayarak 'Erkek arkadaşım bana tecavüz etti" ihbarında bulundu. Polis, ihbar üzerine İbrahim Ö.'nün evine giderek şahsı gözaltına aldı. Burdur Adliyesi'ne sevk edilen İbrahim Ö., çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.
Burdur'da üniversiteli gençler parti yaptı, gece genç bir kız için kabusla bitti. Olay kızın ihbarıyla ortaya çıktı.
Hükümet, yaklaşık 100 milyar lirayı bulan vergi, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) borçlarını tahsil edebilmek için kamuoyunda tepki gören farklı uygulamalara imza atıyor. KOD uygulamasının ardından şimdi de SGK’nın borçluların banka hesaplarına el koyması uygulaması tartışılıyor. Söz konusu uygulama bir yılı aşkın süre önce yasalaştı ancak SGK, gelecek tepkiler nedeniyle bu yönteme başvurmamıştı. Ancak 2009 yılında krizin faturasının ağırlaşmasıyla alacakları artan ve tahsilatta zorlanan SGK, borçluların banka hesaplarındaki paralardan alacaklarını tahsil etmeye başladı. Bu uygulama 28 Eylül 2009 tarihinde Resmi Gazete’de sessiz sedasız yayınlanan “5510 Sayılı Kanun’un 8. Maddesi’nin 7. Fıkrasının Uygulanması Hakkında Tebliğe” dayanıyor. Tebliğ yayınlandığı ve yürürlüğe girdiği dönemde uygulamanın yaratacağı sonuçları öngöremeyen iş dünyası ve Bağ-Kur’lular şimdi ne yapacağını bilemiyor. Uygulama özetle şöyle: Bankalar, hesap sahiplerinin kimlik bilgilerini SGK’ya vermekle yükümlü. SGK da bu bilgileri alarak Kurum’a borçlu olanların, bankalardaki hesaplarına elektronik ortamda haciz koyarak borcunu tahsil ediyor. Bir başka deyişle, ekonomik krizdesiniz ve işletmenizi ayakta tutmak için devlete ödemeniz gereken vergi ve primleri ertelediniz. Çek ödemeniz ya da elektrik faturanız için banka hesabınıza para yatırdınız ancak SGK parayı borcunuza karşılık sizin ve bankanın haberi olmadan tahsil ediyor. Bankaya gittiğinizde paranın olmadığını görüyorsunuz... Vergi uzmanları ve hukukçular bu uygulamanın ticari haklara ve bireysel özgürlüğe engel olduğunu belirtiyor. Kişinin devlete borcunu ödemeyerek faiz yükünü kabul ettiğini, buna karşın devletin habersiz bir şekilde banka hesabınıza girip tahsilat yapmasının ticaret hukukuna ve teamüllere aykırı olduğu belirtiliyor. Bankadan kredi almak da artık tehlike SÖZ konusu tebliğin bir diğer uygulaması da kredi talepleriyle ilgili. SGK, bankalardan kredi talebinde bulunan ve kredisi onaylanan kişinin aldığı tutardan alacağını kesiyor. Bir örnekle açıklayalım: A bankasından 100 bin liralık kredi talep ettiniz ve krediniz onaylandı. Bu arada SGK’ya 40 bin liralık prim borcunuz var. SGK, krediniz hesabınıza geçtiğinde hemen 40 bin lirayı kesiyor. Bu durumda SGK borçluları banka kredisi almaktan imtina ediyor. Telefon dinlemelerinden sonra şimdi cebimizdeki paraları mı izleyecekler? DİĞER SAYFADA... [PAGE] Güngör Uras-Milliyet yazarı: Telefon dinleme ne ki? Bilemediniz on bin, bilemediniz elli bin kişinin telefonu izleniyor. Ankara şimdi daha büyük bir işe soyundu. Halkın tamamının cebindeki para günü gününe izleniyor. Kimin nesi var, nesi yok, Ankara’da kayda geçiyor. Ankara’da bilgisayarın başına oturan devlet görevlisi, (diyelim ki) “Ali Rıza Kardüz Bey’in nesi var, nesi yok?” diye meraklandı. Önce bilgisayardan Ali Rıza Kardüz’ün vatandaşlık numarasını buluyor. Bunu yazıp düğmeye basıyor... Ali Rıza Kardüz’ün nesi var, nesi yok ekrana dökülüyor. Üzerine kayıtlı kaç ev, arsa var, ne zaman almış kaça almış, otomobilinin markası ne, kaç yıllık, bankada ne kadar parası var, ne kadar aylık alıyor, kiradan eline ne geçiyor, ne kira ödüyor, hangi kredi kartıyla, nerede, ne kadar harcama yapmış, kendine son aylarda neler almış, hesabından kime ne kadar para göndermiş, ne kadar dövizi, ne kadar hisse senedi var? Hepsi... Ama hepsi ekranda görülüyor. Böyle bir şey dünyanın hiçbir yerinde yok... Türkiye’de var... Başka ülkelerde böyle bir izleme gündeme gelse kıyamet kopar. İnsan haklarına, kişinin özel hayatına saygısızlık olarak bu önlenir. Kötü kullanımı halinde insanların hayatı büyük risklerle karşılaşacağı için buna kimse izin vermez. Borç içindeki faiz düşsün kalana 36 ay taksit olsun Prof. Dr. Şükrü Kızılot-Vergi Uzmanı: Sosyal Güvenlik Kurumu’nun alacakları faizle birlikte 10 milyar lira sınırına dayanmış durumda. Bu tutarın önemli bir kısmını da yüksek faiz oluşturuyor. Vatandaşın sadece SGK’ya değil, Maliye’ye de borcu var, toplam borç miktarı 100 milyar liraya yaklaşıyor. Bu devlet açısından ciddi bir rakam. Ancak banka hesaplarına el koyarak, işletmeleri zor durumda bırakarak bu borcu tahsil etmek mümkün değil. En mantıklı yöntem ödeme kolaylığı getirilmesi. Devlet, bir süre önce futbol kulüplerine çok önemli kolaylıklar sağladı, vergi ve diğer borçlarını 10 yıllık vadeye yaydı faizini de yüzde 3 olarak belirledi. Futbol kulüplerine sağlanan bu kolaylığın en azından bir kısmı istihdam yaratan, vergi ödeyen şirketlere de verilmeli. Borç içindeki faiz tutarı yeniden hesaplanmalı, bu hesaplamada da enflasyon oranı dikkate alınmalı. Ardından yıllık bir faiz tutarı belirlenerek 36’lık aylık vade yapılmalı. Bu sağlandığında devlet alacaklarının çok önemli bir kısmını tahsil edebilir, banka hesaplarına el koyarak olmaz. Artık kimse bankalara parasını yatırmaz olur Umut Oran-TOBB Hazır Giyim Meslek Komitesi Başkanı: SGK’nın borçları yeniden yapılandırması reel sektör açısından çok önemli. Ancak bu yapılırken dikkatli olunmalı, mutlak surette bir af getirilmemeli. Çünkü af, borcunu düzenli ödeyenleri cezalandırmak anlamına gelir. Ancak makul bir ceza faizi belirlenip belirli bir vade yapıldığında borçların tahsili mümkün olur. Bu yapılmayıp banka hesaplarına el koymak gibi yöntemlere başvurulursa kimse bankaya gitmez. Çünkü ekonomik kriz içindeki şirketler öncelikle hayatlarını devam ettirebilmek için daha öncelikli olan borçlarını ödüyor. Kirasını, çekini ödüyor, hammadde alıyor. Eğer bunun da önü kesilirse işletmeler ayakta kalamaz. Süreç karşılıklı diyaloğu gerektiriyor, bu tür kararlar alınmadan önce tüm tarafların dinlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Bir anda oldu bittiyle herhangi bir uygulamaya geçmek devlet geleneğine yakışmaz. Diğer yandan hükümet, belediye iştiraklerine bu tip borçları için ne faiz uyguluyor ne de paralarına el koyuyor. BİT kapsamındaki birçok şirketin vergi, SGK borcu olmasına karşın bu uygulamalardan muaf tutuluyor. Devlet vatandaşına karşı biraz daha adil davranmalı. MALİYE’DEN MÜKELLEFE YENİ YIL HEDİYE PAKETİ 1.7 milyon liralık yılbaşı cezası MALİYE Bakanlığı denetim elemanları, yılbaşı tatili süresince Türkiye genelinde 48 bin 846 mükellefi denetledi. Yapılan denetimlerde, toplam 1 milyon 747 bin 611 liralık usulsüzlük cezası kesildi. İşte Gelir İdaresi Başkanlığı verilerinden, yılbaşı denetimleriyle ilgili rakamlar: GEÇEN yıl aynı dönemde 38 bin 901 mükellefin denetiminin yapıldığı yılbaşı tatilinde bu yıl ise 48 bin 846 kişi denetime tabi tutuldu. DENETİMLERDE 310 mükellefin Maliye’de hiç kaydı olmadığı anlaşıldı ve bunlara mükellefiyet tesis ettirildi. YAPILAN denetimlerde ceza kesilen tutanak sayısı 6 bin 477’yi bulurken, toplam 1 milyon 747 bin lira usulsüzlük cezası kesildi. Bir önceki yıl toplam 764 bin 325 lira ceza kesilmişti. YILBAŞI tatili süresince en çok denetlenen illerin başında Ankara ve Mersin yer aldı. Bu şehirleri Adana, İstanbul ve İzmir izledi. DENETİMLER kapsamında Muğla’da 533, İzmir’de 366, Ankara’da 320, Antalya’da 273, Mersin’de 269, Bursa’da ise toplam 232 iş yerinde hasılat tespitleri yapıldı. İŞLETMELERDE yapılan incelemelerde Antalya’da 8 milyon 881 bin 932 lira, İstanbul’da 6 milyon 273 bin 492 lira, İzmir’de 3 milyon 849 bin 822 lira, Ankara’da 3 milyon 31 bin 633 lira, Bursa’da 3 milyon 11 bin 669 lira hasılat tespit edildi.
İşverenden borcunu tahsil edemeyen SGK, borçluların banka hesaplarına göz koydu.
Deutsche Welle'nin haberine göre, Almanya Federal Enformasyon Teknolojileri Güvenliği Dairesi, Internet Explorer’ı tercih edenlerin bilgisayarlarının siber korsan saldırıları sonucu zarar görmesine de hazırlıklı olması konusunda uyardı. Zira bilgisayar korsanları manipüle ettikleri bir web sayfası aracılığıyla Internet Explorer kullanan bilgisayarları tahrip edici bir yazılım gönderebiliyor. Bu yüzden kullanıcılara Internet Explorer’deki güvenlik açığı giderilene kadar, Firefox ya da Safari gibi alternatif tarayıcılar kullanılması önerildi. Microsoft – Google işbirliği Güvenlik açığı Explorer’in Windows’un XP, Vista ve Windows 7 sürümlerini kapsıyor. Microsoft’tan yapılan açıklamada, şimdiye kadar Internet Explorer kullanan bazı kurumların siber saldırılara maruz kaldığı belirtildi. Microsoft, sorunun giderilmesi için çalışmaları sürdüğünü duyurdu. Microsoft, Internet Explorer’daki güvenlik açığının giderilmesi için arama motoru Google ile işbirliği yapıyor. Deutsche Welle’nin haberine göre, Google geçtiğimiz günlerde Çin’de internet korsanlarının siber saldırılarına maruz kalmıştı. İnternet arama motoru Google insan hakları aktivistlerinin Gmail hesaplarına siber saldırı düzenlemekle suçladığı Çin yönetimini uyarmış ve bu ülkedeki faaliyetlerini sonlandırmakla tehdit etmişti. ABD şirketleri saldırı altında Gmail hesaplarına yönelik saldırıların ardından ABD’li bazı büyük şirketlere daha siber saldırılar düzenlendiği haber veriliyor. Adobe Systems ve Juniper Networks’un yanı sıra Yahoo da sistemlerinin korsanların yoğun saldırısına maruz kaldığını bildirdi. Güvenlik uzmanları şimdiye kadar 30′dan fazla kurumun bilgisayar korsanlarının saldırısından mustarip olduğunu belirtiyor.
Bilgisayar kullanıcıları aman dikkat! İnternetteki sörfünüzü mümkün olduğunda explorerdan yapmayın! Çünkü büyük tehlike var!
Milliyet gazetesi Genel Yayın Müdürü Abdi İpekçi cinayeti hükümlüsü Mehmet Ali Ağca, bugün tahliye oluyor. Ancak Ağca, üç yıl önce verilen “askerliğe elverişli olmadığına” dair sağlık raporu Milli Savunma Bakanlığı’nca (MSB) onaylanmadığı için, cezaevinden çıktıktan sonra kontrol muayenesi için askerlik şubesine götürülecek. Ağca’nın kamu hizmetinden kaçma düşüncesinde olmadığını kaydeden avukatı Hacı Ali Özhan, dinsel inançları ve felsefi değerlerine aykırı olduğu gerekçesiyle eline silah alamayacağını söylediğini aktardı. Bürosunda dün basın toplantısı düzenleyen avukat Özhan, Ağca’ya 16 Ocak 2006’da GATA tarafından “askerliğe elverişli değildir” raporu verildiğini ifade etti. “Buna rağmen Malatya Askerlik Şubesi, Ağca’nın vasisi olan Adnan Ağca’ya ‘raporun onaylanmadığını, bu nedenle işlemler için muayene edilmesi gerektiğini’ bildirmiş” diye konuşan Özhan, şunları kaydetti: ‘Karşı çıkacağız’ “Milli Savunma Bakanlığı (MSB) Askere Alma Daire Başkanlığı ve Malatya Askerlik Şube Başkanlığı, yazılarıma cevaben, Ağca’nın ‘askerliğe elverişli değildir’ şeklindeki raporunun MSB Sağlık Dairesi Başkanlığı’nca onaylanmadığı gerekçesiyle cezaevinden tahliye edilmesinin ardından kontrol muayenesi için GATA Komutanlığı’na sevk edileceğini bildirdi.” Ağca’nın yeniden muayeneye götürülmesinin usul hatası olacağını öne süren Özhan, “Bu usul hatası ihmalden kaynaklanıyorsa, derhal düzeltsinler. Doktor muayenesine gönderilmesine karşı çıkacağız. Yarın (bugün) tahliyesinin ardından gönderileceği askerlik şubesinden serbest bırakılmasını talep edeceğiz” dedi. Ağca’nın üç yıl önce serbest bırakılmasından kısa süre sonra hesap hatası olduğu gerekçesiyle yeniden cezaevine konulduğunu hatırlatan Özhan, müvekkilinin, tüm dünya kamuoyunun gündeminde yer aldığını, bu nedenle 2006’dakine benzer bir krizin Türkiye’deki hukuki işleyişin sorgulanmasına yol açacağını ileri sürdü. Askerliğiyle ilgili yeni süreç üzmüş Ağca’nın uzun yıllar kendisi ve kardeşi Adnan Ağca dışında hemen hemen kimseyle görüşmediğini, bu durumun psikolojisine olumsuz yönde etki ettiğini savunan Özhan, askerliğe ilişkin yeni sürecin müvekkili Ağca’yı çok üzdüğünü ve şoke ettiğini söyledi. Özhan, müvekkilinin tahliyesinin ardından Ankara Akdere’deki askerlik şubesine götürüleceğini, 2006’daki raporunun geçerli olduğu yönünde itiraz edeceklerini bildirdi. Özhan, bir soru üzerine, Ağca’nın Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak yaşamını sürdüreceğini, ancak birçok ülkeyi gezmeyi planladığını belirtti. Ağca’nın 2006’da aldığı askerlikle ilgili raporun geçerli sayılıp sayılmayacağı, askere alınıp alınmayacağı bugün belli olacak.
Ağca cezaevinden doğruca askerlik şubesine götürülecek. Avukatı ise 'Müvekkilim eline silah alamaz' dedi. Neden mi?