text
stringlengths
97
665k
id
stringlengths
12
12
source
listlengths
2
5
Geçenlerde Koçtaş tan ilmıştım yüzüme sürerim diye, Dolanırken nette; bilgilendim bu yaziyle , E hadi dedim okutalım herkese :))) (Not : Son kararım bitkiyi rendeleyip her ne kadar mukussu olsada yüzüme öylece sürmek; zira bugün denedim başlangıçta garip olsa da 10 dk sonra cilt ipek gibi oluyor) Çöldeki Anahtar "Aloe Vera" Aloe vera, Asphodelaceae (zambakgiller) familyasından tıbbi amaçlarla kullanılan bir sarısabır türüdür. Görüntüsü kaktüse benzer. Aloe Vera’nın anavatanı Afrika ve Yemen olup; Çöl zambağı, Ölümsüzlük bitkisi, Öd isimleriyle de bilinmektedir. Türkiye’de Aloe Vera’nın halk arasında bilinen adı Sarısabır otu’ dur. Bazı yörelerde azvay olarak da bilinmektedir. Bitkinin ismi Arapça Alloek’ den gelir ve parlak acı demektir. Vera wahre´ de ise yabani anlamına gelir. 200'den fazla cinsi bulunmasına rağmen, şifalı özelliklere sahip yalnızca üç veya dört çeşidi vardır. Bunlardan en etkilisi bitkisel amaçlı kullanılanı Aloe 'dir. Evde yetiştirilmesi kolay olup, küçük yanık, kesik ve çizikler için bile, yaprağı ikiye ayırıp etli kısmı doğrudan yaranın üzerine konularak kullanılabilir. Ülkemizde de bazı türleri yetişmesine rağmen doğal tedavide kullanılan barbadensis türü bizde yetişmemektedir. Eski Çağlarda Aloe Vera rastlanmıştır. Ayrıca daha eski Hint ve Çin kültürlerinde de bitkiyle ilgili yazılı kaynaklara rastlamak mümkündür. Aloe Vera 5000 yılı aşkın bir süredir, iyileştirici özellikleri ve rahatlatıcı nemli yapısıyla yüzyıllar boyu birçok medeniyette kullanılmıştır. Bu kadar uzun süre içinde, mucize vasfını hiç kaybetmeden günümüze popüler bir bitki olarak gelmiştir. “Ölümsüzlük Bitkisi” adı eski Mısırlılar tarafından kullanılmıştır. Mezopotamya, Nippur antik kentinde bulunan, MÖ. 2000 yıllarında yazılan Sümer kil tabletlerinde, Aloe Vera faydalı bitkiler arasında gösterilmektedir. Aloe Vera firavunların cenaze törenlerinde kullanılmaktaydı. Tarihi kayıtlardan, MÖ. 1500 yıllarında bile Eski Mısır’da yanık (Aloe Vera’nın taze yaprakları kırıldığında veya kesildiğinde akan sıvı doğrudan yanıklara tatbik edildiğinde hem kabarcık oluşumu hem de yanık ağrısı giderilmektedir.), enfeksiyon ve parazit tedavisinde kullanıldığı tespit edilmiştir. Hiyarogriflerde Aloe Vera’yı tarif eden çizimler bulunmaktadır. Nil kıyısında yetişen Aloe Vera’lar en değerli bitki olarak gösterilmiş ve Tanrılar tarafından kutsanmış olduğu bilinmektedir. Firavun Amen-Hotep I zamanında MÖ. 3500 yıllarında yazılan Ebers , Aloe Vera’nın kullanıldığı alanlardan geniş olarak bahsedilmektedir. Ebers papirüsünü yazan bilgenin, değişik kaynaklara ve kendi zamanından daha eskilere dayanarak yaptığı aktarmalar, bu bitkinin eski Mısır’da kullanımının çok daha eski tarihlere dayandığını ortaya koymuştur. Bu papirüs, doğal ilaçlar üzerine yazılmış raporların bir derlemesidir. Dioskarides ve diğer Yunan ve Romalı hekimler de bu bitkiyi başarı ile kullandıkları ve hatta bir efsaneye göre Aristo , Büyük İskender yaralı askerleri için kullanmak üzere büyük miktarda Aloe Vera elde etmek için Hint Okyanusundaki Socotra Adasını ele geçirmeye ikna ettiği, Mısır Kraliçesi Nefertiti ve Kleopatra sağlık ve güzelliklerinin, Aloe güzellik terapilerine borçlu oldukları da anlatılmaktadır. meşhur güzellik banyosunu, keçi sütü ve Aloe karışımı ile yaptığı, cildini taze tutmak için Aloe Vera ile masaj , Napolyon’un eşi Josephine ’nin yine bu maddeyi ünlü süt banyosu terkibine eklediğini öğreniyoruz. Aloe Vera, şifalı özellikleri çok eskiden beri bilinen bitkilerin en önemlilerinden biridir. İbni Sina’nın “El Kanun Fi’t Tıp” adlı kitabında adı geçen bu bitkiyi Christoph Colomb, vazgeçilmez dört besin maddesinden biri olarak tanımlar. “Dört bitki insan sağlığı için vazgeçilmezdir: Buğday, üzüm, zeytin ve . İlki insanı besler, ikincisi ruhunu yükseltir, üçüncüsü ona ahenk verir, dördüncüsü iyileştirir.” Christopher Columbus (1451-1506) Mahatma Gandi ise uzun süren oruç dönemlerinde Aloe Vera'dan çok yararlandığını belirtir. “Eğer uzun süren açlık zamanlarımın arkasındaki gizli güçleri soracak olursanız evet, sarsılmaz Tanrı inancım, basit ve tutumlu hayat tarzım ve yararlarını 19. yüzyılın sonunda Güney Afrika’ya seyahatim sırasında öğrendiğim aloe bitkisidir.” Mahatma Gandhi (1869-1948) Peygamber Efendimiz (S.A.V) tarafından Sarısabır suyunu, göz karşı kullanılmasını tavsiye etmiştir. Ayrıca Afrikalı avcılar onu ciltlerine sürerek terlemeyi ve vücut gidermek için kullanmaktadırlar. Aloe Vera’nın Fiziksel ve Kimyasal Özellikleri Aloe bitkisi bir kaktüs çeşidi olmasından dolayı %99 – %99.5 oranında su taşır ve PH değeri ortalama 4.5 civarıdır . Kalan katı kısımda ise birçok farklı vitamin, mineral, enzim, şeker, antrakinon, lignin, saponin, yağ asitleri ve aminoasitler bulunmakta, besleyici özelliği güçlü olan bir bitkidir. Aloe Vera içerisinde bugüne kadar 160 bileşen bulunmuştur. Birçok bileşen de bulunmaya devam edilmektedir. Sağlığa yardımcı ana bileşenler ve maddeler aşağıda sıralanmıştır. A, B1, B2, C, E, B12, Choline, FolicAcid, İnositol, Niasin. Aloe Vera’da vücut için çok önemli olan antioksidan özellik taşıyan A, C ve F vitaminlerini bolca bulabilirsiniz. Bunun yanında B vitamini (thiamine), niacin, B2 (riboflavin), cholin ve folik asit de bulunabilmektedir. Hatta bazı kaynaklar B12 vitamininin de bulunduğunu belirtmektedir. Sodyum, potasyum, kalsiyum, magnezyum, manganez, bakır, çinko, krom, demir bunların hepsi Aloe Vera bitkisinde bulunabilir. Magnezyum laktat, aminoasitlerden histamin salınımını engeller. Histamin ise birçok alerjik reaksiyonda salınan ve kaşıntı, acı gibi sonuçları olan bir maddedir. Histamin salınımını engellemesi, aloenin antipuritik etkisini açıklar niteliktedir. Amylase, lipase, catalase, protease, bradkinase, glcose, carboxypeptidase, cellulase, glcose, dehydrogenase, oxidase ve daha birçok enzim içermektedir. Monosakkarit ve polisakkarit şeklinde çeşitli şekerler Aloe Vera’da bulunabilir. Bunlardan en önemlileri glucose ve mannosedan olusan gluko-mannans diye bilinene polisakkaritlerdir. Bu tip sakkaritler sızıntılı bağırsak hastalığının (leaky gut syndrome) önlenmesinde ve iyileştirilmesinde çok büyük öneme sahiptir. Aloe Vera, proteinlerin yapıtaşı olan aminoasitler yönünden oldukça zengindir. Vücuda gerekli olan aminoasitlerden 20-22 tanesi Aloe Vera’nın jel kısmında bulunmaktadır. Bunun yanında vücudun üretemediği ve ihtiyacın besinlerden karşılanmak zorunda olduğu 8 aminoasitten 7 tanesi yine Aloe Vera’nın jel kısmında bulunmaktadır. Çalışmalar Aloepolisakkaritlerinin biyolojik olarak aktif olduğunu, vücuda yarar sağlayan ve iltihap önleyici özelliklerinin çoğunu sağladığını gösterir. En önemli özelliği bağışıklık sistemini güçlendirmesidir. Antikanser özelliği vardır. Anormal hücrelerin çoğalması ve büyümesini önler. Mide mukozası ve oniki parmak bağırsağı ülserine iyi gelir. Aynı zamanda diyabetlere, hepatit ve siroza faydalıdır. Flavone Maddeler Rutin, quercetin ve birçokları; rutin iltihap giderici ve antivirütiktir. Ouercetin balgam sökücü, öksürük gidericidir. Aynı zamanda astım etkilerini hafifletici ve azaltıcıdır, kan basıncı düşürücü, kılcal damarları güçlendirici ve esnekliğini artırıcıdır. Kolesterol düşürücü ve koroner arter damarları açıcıdır. Bitkinin %96'sı sudan oluşan yapraklarında ayrıca temel yağlar, amino asitler, mineraller, vitaminler, enzimler, glikoproteinler (glicoproteins), rezin ve antrasen veya antrakinon türevleri yer almaktadır. Sindirim sistemi, epitel doku, solunum yolları ve bağışıklık sistemi üzerinde düzenli kullanım ile mucizeler yaratan bitkinin yapısında aspirinin ana maddesi olan salisilik asid de bulunmaktadır. Aloe Vera Nedir? bitkisi 3 ana bölümden oluşmaktadır. Yaprağın kabuğu, Latex yapışkan sarı sıvı ve jel tabakası. Kabuk bölümü, müshil olarak kullanılan ve antrakinonlar verilen maddeleri içeren yeşil bölümdür. Bitki yaklaşık dört yılda olgunlaştıktan sonra yapraklarının özü, içindeki jelin ve dış kabuğundaki özsuyunun karışımı ile %100 doğal bir bitki olarak ürün haline dönüştürülür. Aloe Vera ; çeşitli Aloe (Liliaceae) familyası yapraklarından çıkartılan usarenin (öz), güneşte veya ısıtılarak yoğunlaştırılması ile elde edilen bir maddedir. Aloe Vera bitkisinin yapraklarında vitaminler, mikrobesinler ve yağ amino asitleri açısından zengin bir jel vardır. Aloe Vera’nın nemlendirici bileşeni cildi yumuşatıp pürüzsüzleştirerek kozmetik için mükemmel hale getirir. Yapılan araştırmalar Aloe Vera’nın cildi nemlendirdiğini, güneş yanığı ve cilt kızarıklıklarına iyi geldiğini, cildin esnekliğini ve tazeliğini korumaya, akne ve egzamayı kontrol altına almaya da yardımcı olduğunu göstermektedir. Aloe Vera ayrıca, böcek veya sinek ısırıklarından veya alerjiden kaynaklanan kaşıntıya da iyi gelmektedir. Aloe Vera Jeli Antrakinonları içeren kabuk bölümü suyunun uçurulması ile elde edilen ve laksatif olarak kullanılan kısma Aloe denir. Yaprağın iç kısmında bulunan ve parankim hücreler tarafından imal edilen müsilaj görünümlü renksiz kısma ise Aloe Vera Jel adı verilir. Bu iki kısım devamlı şekilde kavram karışıklığına neden olduğu için, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) nün Seçilmiş Tıbbi Bitkiler monografında ayrı bölümler halinde incelenmiştir. Bitkinin yapraklarından çıkarılan usare (özsu) nin , güneşte veya ısıtılarak yoğunlaştırılmasıyla elde edilen kısım, siyah parlak kütleler halinde kalır. Bu madde sarı sabır adını alır. Antrasen türevleri taşır. Kalın barsağa etkili bir müshildir. Jel kısmında , 18 amino asid, 20 mineral, 12 vitamin ile çeşitli bilimsel araştımalarda immunostimülan olduğu gösterilmiş olan , glukomannan , mannoz-6 fosfat , aloerid gibi polisakkaridler; çeşitli enzimler, deneysel olarak antihistaminik olduğu gösterilmiş olan alprogen ; yine çeşitli çalışmalarda kan kolesterol düzeylerine ve selim prostat hipertrofisine etkili olduğu bildirilen , beta-sitosterol ve kampesterol gibi steroller ile lignin, salisilat gibi maddeler bulunmaktadır. Aloe jeli denilen sıvı, yaprakların güneşte bekletilerek veya ısıtılması ile elde edilir. Koyu kahve renkli jelatinimsi parçalar halindedir. Suda kısmen, alkolde tamamen çözünür. Ağızdan veya yüzeysel olarak kullanılabilir. Aloe konsantre ise Aloe jelinin suyu uzaklaştırılıp dondurularak kurutulmuş şekli olup oral olarak kullanılır. Bir de yine oral olarak kullanılan Aloe Vera latex ürünü elde edilir. Bu Aloe'nin suyu buharlaştırılıp alındıktan sonra yapraklarda kalan kısmıdır ve daha ziyade antrakinon içerir. Yapışkan, acı, sarı bir sıvıdır. Vücudumuz için gerekli olan 22 amino asitten 20 tanesi Aloe Vera'da bulunmaktadır. Bu aminoasitlerden 7’si, vücudun üretemediği, diyet yolu ile temin edilen 8 adet aminoasit grubundandır. Antrakinon grubundan anti-bakteriyel, aneljezik, anti-fungal, anti-viral olan Aloin ve Emodin içerir. İçeriğindeki saponisler bakteri, mikrop, mantar ve pamukçuğa karşı kuvvetli bir anti-septiktir. Bağışıklık sistemini güçlendirici uzun polisakarin zinciri ve anti-viral özellikli Acemannan sayesinde beyaz kan uyararak bağışıklık sistemini düzenler. İltihaplanmayı önleyeyici etken maddeler olan sterolleri ( campesterol, lupcol, sitesterol) bulundurur. Özellikle Lupcol ve ağrı kesici olarak vücutta çalışır. Aloe Vera'da aspirinin ana ham maddesine benzer, iltihaplara karşı etkili, ağrı kesici(analgesic), ateş düşürücü ve kanı sulandırıcı etkileri olan salycylic asit bileşiği vardır. Aloe Vera'da sindirimi kolaylaştıran lipaz ve proteaz enzimleri yanı sıra iltihapları yok eden carboxypeptidase enzimini de bulunmaktadır. Aloe vera jel ’inin gerek yüzeysel kullanım, gerekse besin tamamlayıcısı olarak içecek şeklinde hazırlanması, özel yöntemler gerektirmektedir ve ürünler, günümüzün son derece gelişmiş analiz yöntemleri ile kontrol edilmektedir. Bundan amaç, jelde varolduğu bilinen maddelerin ürünün içinde de korunmuş olarak bulunmasıdır. Jel, pigment ve haşerat ilaçları yapımında kullanılır. Yanıkların sebep olduğu ağrıları keser. Sirke ile karıştırılıp saç diplerine sürülürse dökülmelerini önler. Aloe Vera nasıl kullanılır ? Aloe Vera’nın yapraklarından elde edilen değişik özler ve ekstreler, çeşitli cilt sorunlarında haricen kullanılır. Anti inflamatuar maddeler açısından zengin olan bu öz ve ekstreler, yanıklar ve yaralar için kullanılır. Cildin iyileşme hızını artırdığı bilinmektedir. Krem, merhem veya losyon yapımında hem dahilen hem de haricen cilt bakımı, güneşe karşı korunma, güneş yanığı, akne, yanıklar ve tıraştan sonra yüz bakımı için kullanılır. Bunun yanında antiviral ve antifungal (mantara karşı) etkileri de vardır. Diğer yandan, geleneksel olarak “iç ve dış yaraları iyileştirici” dahilen kullanıldığı hakkında kayıtlar da bulunmaktadır. Cilt yaraları dışında, mide ve sindirim sorunları için de tedavi edici özelliği vardır. Laksatif etkisinden dolayı da uzun yıllardan beri kullanılmaktadır. Son yıllarda ülkemizde, hakkında en çok spekülasyon yapılan doğal ürünlerin başında belki de Aloe Vera gelmektedir. Aloe Vera cilt kozmetiğinde ve estetik uygulamalarda gerçekten de yararlıdır. Sarısabır sirke ile karıştırılarak saç dipleri ovulursa saç dökülmesini azaltır. Aloe Vera Sabır şurubu Sabır özsuyu çıkarıldıktan sonra C, E Vitamini ve Sorbit katılır bozulması böylece önlenir: Sabır özsuyundaki 1,8-Dihidroksiantrasen türevleri özel bir metotla ayrılarak sabır şurubu (sabır özsuyu) içilebilir hale gelir. Ayrıca ilaç yapımında kullanılır ve geri kalan kısım özel işlemler sonucunda şurup gibi içilecek halle getirilir ve bu sabır özsuyu veya sabır şurubu birçok hastalığa karşı ve immun sistemini kuvvetlendirici olarak içilir. Sabır şurubu çok yeni olarak keşfedilmiş olup başta; allerji, bahar nezlesi, lösemi, kanser, verem, yorgunluk, nörodermatoz, nörodermatit, sedef hastalığı, immün zafiyeti, metabolizma zafiyeti, mide- ve bağırsak hastalıkları, akne, sivilce, baş ağrısı, ADS, ağız kokusu, bademcik iltihaplanması, burun tıkanması, abse, dişeti iltihaplanması, diş ağrısı, artoz, artrit, öksürük, bronşit, astım, üşütme, ayak mantarı, grip, enfeksiyon, saç dökülmesi, kaşıntı, gastrit, ülser, sindirim rahatsızlıkları, kabızlık, bulantı, şişkinlik, ishal, basur, böbrek iltihaplanması, pankreas iltihaplanması, kulak iltihaplanması, ödem, derini kuruması, siğil, yaşlılık lekeleri, mantar hastalıkları, prostat iltihaplanması, güneş yanığı, yanıklar, ezilme, burkulma, kist, şişmanlık, kalp anjini, uyku rahatsızlıkları, varis, damar sertliği, bacak ülserleri, kandaki yüksek şeker (diabet), kolesterol, lipid, trigliseride karşı kullanılır. Ayrıca karaciğer arıtıcı özelikleri vardır. Aloe Vera sabunu faydaları Binlerce yıldır çeşitli cilt sorunları için kullanılan bir bitkidir. Aloe Vera’da bulunan gliko-proteinler cilt yanmalarına, polli-sakkaritler cilt sorunlarının tedavisine yardımcı olmaktadır. Kan dolaşımını hızlandıran, cildin nem dengesini sağlayan Aleo Vera, alerjik ve kuru ciltler için faydalıdır. Cildi derinlemesine besleyerek, doğal dengesini kazanmasını sağlar. Cildin yağ-nem dengesini düzenlerken, aşırı yağlanmayı engeller. Gün boyu cildinizi nemlendirir. İpeksi dokusuyla cilde pürüzsüz, canlı bir parlaklık verir. Aloe Vera, çeşitli cilt sorunlarına karşı, özellikle epitel doku için faydalıdır. Akne, kireçlenme, egzama, sedef, mantar, böcek sokmaları, güneş ve cilt yanıklarına, alerjik, kuru, iltihaplanan ciltlere iyi gelir. Kan akımını arttırıcı, cilt nemlenmesini düzenleyici ve hücre jenerasyonuna etkilidir. Aloe Vera’nın Sağlığımızdaki Etkileri 1930’lu yıllardan beri yapılan Aloe Vera hakkındaki araştırmalar; yapraklarından elde edilen usarenin (öz) yaraları (Ameliyat yaraları dahil), ülserleri ve yanıkları üzerlerinde koruyucu bir tabaka oluşturarak hızla iyileştirdiğini ortaya koymuştur. Yaprakların %96’sı sudan oluşmakta olup; geriye kalan içeriği temel yağlar, amino asitler, mineraller, vitaminler, enzimler, glikoproteinler (glicoproteins), rezin ve antrasen veya antrakinon türevlerinden oluşmaktadır. Bu türevlerden en önemlisi Aloin (Barbaloin) dir. 1930’lu yıllardan beri; kolit (kalın bağırsak iltihabı) ve peptik ülser gibi sindirim tahrişlerine karşı kullanılmasının yanı sıra, sindirim kolaylaştırıcı, şişkinlik giderici, kan ve lenfatik dolaşıma Sistem: Hücreler arasındaki biriken sıvıyı lenf damarları aracılığı ile uzaklaştıran sistem), böbrek, karaciğer ve safra kesesi yardımcı olarak da kullanılmaktadır. Aloe Vera, en azından üç anti- inflamatuar etkili yağ asiti içermektedir. Bu yağ asitleri; mide, ince bağırsak ve kolon (kalınbağırsağın kolon denilen bölümü) üzerinde yardımcı etkiye sahiptir ve sindirim güçlüğü veya hazımsızlığın neden olduğu aşırı asitliliği (fazla mide asidi) önlemek için sindirim sıvılarını doğal olarak alkali hale getirir ve sindirim yollarını temizler. Aloe Vera içerisinde yakın zamanlarda bulunan bir bileşik olan acemannan’ ın ise vücudun doğal direncini (Bağışıklık sistemi) artırma yeteneği üzerindeki çalışmalar devam etmektedir. Şu ana kadarki çalışmalar; acemannan’ın T-lenfosit hücrelerini destekleyerek bağışıklık sistemine yardımcı olduğunu göstermiştir. İçerdiği ağrı ve yanıkları iyileştirici maddeler ise; salisilatlar, bradykinnase ve lactate (Laktik asit tuzları) dır. Ayrıca Aloe Vera, yanıklarda bölgeye kan akımını arttırarak iyileşme sürecine yardımcı olan maddeler de içermektedir. Aloe Vera kabızlığa karşı, bağırsak yumuşatıcı olması sayesinde laksatif olarak da kullanılmaktadır. Aloe Vera’nın önemli bir kullanım alanı da cilt ve cilt . Yapılan araştırmalar Aloe Vera’nın cildi nemlendirdiğini, güneş yanığı ve cilt kızarıklıklarına iyi geldiğini, cildin esnekliğini ve tazeliğini korumaya, akne (sivilce) ve egzamayı kontrol altına almaya da yardımcı olduğunu göstermiştir. Ayrıca Aloe Vera, böcek veya sinek ısırıklarından veya alerjiden kaynaklanan kaşıntıya da iyi gelmektedir. Yapılan araştırmalara göre Aloe Vera’nın cilt üzerindeki iyileştirme gücü, cilt ya da derideki oksijen miktarını ve doku sentezini arttırmasından ileri gelmektedir. Aloe Vera Ne Gibi Durumlarda Kullanılmalıdır? Aloe Vera bitkisi sonuçta vücuda zararı olmayan bir bitkidir ve herhangi bir meyve sebze gibi güvenle tüketilebilir. Buna karşılık Aloe Vera’nın bir ilaç olmadığı, sadece yararlı bir besin maddesi olduğu akıldan çıkarılmamalıdır. Aloe Vera’nın iyileştirici etkisinin kullanım alanları çok geniştir. 1. Bağışıklık sisteminin güçlü olmasını gerektiren her türlü durumda 2. Cilt hastalıklarında, sivilce, egzama, alerji, çıban, iltihap gibi cildin iyileştirilmesini gerektiren durumlarda 3. Virütik herpes ve uçuklarda antivirütik olarak 4. Saç dökülmesi, saç kepeklenmesi gibi cilt 5. Güneş yanıkları ve diğer yanık durumlarında, kesiklerde, sedef gibi hastalıklarda 6. Baş ağrısı, kas ağrısı, migren gibi 7. Diş eti problemlerinde 8. Karaciğeri etkileyen hepatit siroz gibi hastalıklarda 9. Bağırsak ve mide sorunlarında, ülserlerde, ağız 10. Kalp bozuklukları, yüksek tansiyon 11. Astım, gut, bronşit, soğuk algınlığı gibi rahatsızlıklarda 12. Prostatla ilgili Yukardaki rahatsızlıklarda yardımcı besin olarak kullanılır. Bu rahatsızlıklara faydalı olmasının sebebi, bağışıklık sistemi ve epitel dokuyu güçlendirmesidir. Aloe Vera’nın Kullanım Alanları Aloe Vera tüm sağlık sorunları için kullanılabilir. Sağlıklı bir bağışıklık sistemi oluşmasını düzenler. İçerisindeki bitkisel vitaminler, enzimler, mineraller ve amino asitlerden olan karışım, vücuda çok fayda sağlar. Sebze ve meyve kadar da kullanımı güvenlidir. Aloe Vera özellikle bağışıklık sistemi üzerinde fayda sağlamaktadır. Bu fayda asırlar boyu Aloe Vera' nın mide ülseri,sindirim rahatsızlıkları, kabızlık, ishal, hemoroid, zihinsel yorgunluk, migren, akne, kireçlenme, egzama, sedef, mantar, böcek sokmaları, tahrişler, güneş ve cilt yanıkları gibi rahatsızlıklarda iyi geldiğini bildiren binlerce insanın beyanlarıyla büyük ölçüde kanıtlanmıştır. Düzenli olarak içilen Aloe Vera sayesinde bağışıklık sisteminin neden olduğu rahatsızlıkların azaldığı görülmüştür. Özetle, genel olarak; - Bağışıklık sisteminin değerini yükseltir, toksinlerin atılmasını sağlar. - Ağrılarda, adale ağrısı, baş ağrısı, migren, - Genel yorgunluk ve isteksizlikte, stres, düzensiz metabolizma, psikolojik ve depresif rahatsızlıklar, uyku düzensizliği, - Mide ve bağırsak problemlerinde, ülserde, hazımsızlıkta, kolitte, - Hemoroid, - Yüksek - Egzama ve alerjilerde, sivilcelerde, deri kalitesi iyileştirilmesinde, sedef hastalığında, çıban ve iltihaplarda, - Zona, - Yanıklar ve güneş yanıklarında, küçük kesiklerde, kuru deri problemlerinde, böcek sokması, saç ve cilt kepeklenmesi, saç dökülmesi, - Diyabetlerde, - Antivirütik, herpes ve uçuklarda, - Kalp ve dolaşım bozukluklarında, yüksek tansiyonda, - Kolesterol, - Romatizmal hastalıklarda, eklem iltihaplanmasında, eklem ağrılarında ve kemik erimesinde, - Astım, - Soğuk algınlıklarında, boğaz enfeksiyonları ve diş eti problemlerinde, - Prostat, - Karaciğer iltihaplanması (Hepatit), Sirozda, - Bronşit, - Gut - Kanser tedavisi gören kişilerde, etkisi görülmüştür. Aloe Vera, aynı zamanda çok şiddetli bir cinsel güç artırıcı (afrodizyak) ürünüdür ve cinsel istek arttırma konusunda birçok ürüne kıyasla çok etkili bir ürün durumundadır. Bu ürün, aynı zamanda mükemmel bir etki yaratarak ayaktaki nasırları ve aşırı kötü kokuyu alma konusunda da çok etkili bir ürün durumundadır. Aloe Vera bitkisi, çay olarak tüketildiğinde çok etkili bir iştah kesici görür ve kısa zaman içerisinde zayıflamanız için gerekli olan tüm mineralleri vücudunuza enjekte ederek fazla kilolarınızdan, aynı zamanda hareketsizlik sonucu vücudunuzda birikmiş olan fazla yağlardan tam anlamı ile kurtulmanızı sağlayacaktır. Bu durumlarda vücuda yardım etmesinin sebebi bağışıklık sistemi veya epitel doku üzerindeki olumlu etkileridir. Yukarıdaki hastalıkların tedavileri kesinlikle doktor tarafından yapılmalıdır fakat tedaviyle birlikte besin desteği olarak Aloe Vera’lı ürünlerin kullanımı mantıklı olacaktır. Aloe Vera nasıl kullanılır? Aloe Vera’nın yapraklarından elde edilen değişik özler ve ekstreler, çeşitli cilt sorunlarında haricen kullanılır. Antiinflamatuar maddeler açısından zengin olan bu öz ve ekstreler, yanıklar ve yaralar için kullanılır. Cildin iyileşme hızını artırdığı bilinmektedir. Bunun yanında antiviral ve antifungal (mantara karşı) etkileri de vardır. Diğer yandan, geleneksel olarak “iç ve dış yaraları iyileştirici” dahilen kullanıldığı hakkında kayıtlar da bulunmaktadır. Cilt yaraları dışında, mide ve sindirim sorunları için de tedavi edici özelliği vardır. Laksatif etkisinden dolayı da uzun yıllardan beri kullanılmaktadır. Son yıllarda ülkemizde, hakkında en çok spekülasyon yapılan doğal ürünlerin başında belki de Aloe Vera gelmektedir. Aloe Vera cilt kozmetiğinde ve estetik uygulamalarda gerçekten de yararlıdır. • Sarısabır sirke ile karıştırılarak saç dipleri ovulursa saç dökülmesini azaltır. • Müshildir. Ancak fazla kullanılırsa diyareye neden olabilir. • Midevidir. Sindirimi kolaylaştırır. • Safra söktürücüdür. • Kadınlarda aybaşı kanamasını artırarak aybaşı dönemini kolaylaştırır. Böyle durumlarda, etkisinden yararlanmak üzere sarısabırın yaprakları kesilerek ya da çizilerek çıkan özsu alınır. Ancak, çok küçük bir dozu, bir-iki damla (0,1-0,3 gram) yeterli olur. • Deri iltihapları ve egzama durumlarında rahatlama sağlar. • Sarısabır ayrıca yaraları, küçük yanıkları, güneş yanıklarını ve böcek sokmalarını iyileştirir. • Kuru ciltleri nemlendirip rahatlatır. Bu gibi durumlarda, sarısabırın yapraklarından çıkarılan özsu, şikayetli yerlere dıştan uygulanır. • Gebe kadınlarda rahim kasılmalarına ve emzikli annelerde bebekte ishale neden olacağı için, bu gibi kişiler sarısabırı dahilen kullanmamalıdır. • Büyük yanıklarda kullanılmamalı, hemen uzman doktora başvurulmalıdır.• Deri iltihapları ve egzama durumlarında rahatlama sağlar. • Sarısabır ayrıca yaraları, küçük yanıkları, güneş yanıklarım ve böcek sokmalarını iyileştirir. Tıbbî Faydaları Nasıl ki bir askeri birlikte hava, kara, deniz, lojistik ve özel vurucu timlerden oluşursa insanın immün sistemi de T-Hücreleri, B-Hücreleri, makrofaj, lenfozitler ve granolizitler gibi çeşitli savunma güçleri ve bunların ürettiği ve kullandığı özel silahlardan (antikor) oluşur. Bu sistemi oluşturan unsurların farklı vitamin, mineral, enzim ve aminoasitler ihtiyaçları vardır. Aloe Vera da Allah’ın insanlara sunduğu bir nimettir ve bir eczane gibi çok yönlü ve çeşitli hastalıklara karşı kullanılır. * Aloe Vera T-Killer hücrelerinin sayısını çoğaltarak işlevlerinde daha aktif olmalarını sağlar. * Aloe Vera, antikor oluşumunu destekler. * Aloe Vera suyuyla desteklenen hücreler, tümörlü hücrelerin yok edilmesinde * Aloe Vera'da bulunan enzimler, vitaminler, mineraller, poli-sakkarit maddeleri, ur, tümör ve ölü hücrelerin yok edilmesini sağlayarak gerek hasta, gerekse sağlıklı hücrelerin yeterince beslenmesini sağlar. * Aloe Vera, gıda maddelerinin hücrelere ulaşmasını kolaylaştırmak için doku geçirgenliğini arttırır, hücrelerdeki toksinlerin daha kolay atılmasına yardımcı olur. * Şimdiye kadar bilinmeyen bir yöntemle Aloe Vera, tıbbi tedaviler sonucu ortaya çıkan radyoaktif ışınların hücrelere verdiği zararı nötralize eder. * Aloe Vera kemik iliği aktivitesini destekleyerek yeni alyuvarların oluşumunu hızlandırır. Bu faktör lösemi (kan kanseri) tedavisinde son derece etkilidir. * Işın tedavisi ya da kemoterapi sırasında Aloe Vera suyu yan etkileri azaltmada ve bağışıklık sisteminin hastalığın seyri esnasında güçlenmesinde yardımcı olur. * Aloe Vera’nın en önemli özelliği vücudu arıtıcı olmasıdır, özellikle de bu zamanda birçok tehlikeli çevre faktörü bunu zaruri kılmaktadır. Kanser hastalarının gördüğü ışın ve kemoterapi sonucu dokular tahrip olmaktadır ve tahrip olan bu dokular Aloe Vera ile tedavi edilebilmektedir. Aloe Vera’nın birleşimindeki 450 madde bulunur ve bunlar vücudu kuvvetlendirir ve immün sistemini harekete geçirir. Aloe Vera dahili olarak kullanıldığı gibi harici olarak da cilt ve saç bakımı için kullanılır. Araştırmalara göre Aloe Vera’nın en çok etkili olduğu bölgeler: 1) Epitel Doku Hücreleri: Epitel doku hücreleri vücudun yüzeyini kaplayan veya yüzeyiyle bir şekilde iletişim içinde olan doku hücreleridir. Derimiz epitel sistemin en büyük parçası olmakla birlikte en çok tahriş olan, bozulmalara uğrayan kısmıdır. Aloenin derideki ve diğer iç zarlardaki onarıcı etkisi çok yüksektir. 2) Bağışıklık Sistemi: İmmun sistem üzerinde de çok olumlu etkileri olduğu bilinen Aloe Vera’nın bağışıklığı artırıcı etkisi birçok amansız hastalıkta doktor tedavisine yardımcı bir unsurdur. Şüphesiz bağışıklık sistemini çökerterek insanı ölüme bile götürebilecek AIDS, kanser gibi hastalıklarda da bir tedavi yöntemi kadar etkili olmasa da vücudu zinde tutup, bağışıklık sistemini güçlendirdiği için Aloe Vera’lı ürünlerin kullanımının tedaviye faydalı olacağı gerçektir. a-) Hücre zarı: Acemannan hücre zarında yoğunlaşır ve hücreye bakteri, virüs, mantar ve parazitlerin girmesini ve zarar vermesini önler. Amerikalı pataloji doktoru Dr. Mc. Daniels Aloe Vera aldıktan bir kaç gün sonra bu etkinin ortaya çıktığını tespit etmişlerdir. Ayrıca akyuvarlar kuvvetlenerek en saldırgan virüsleri dahi zararsız halle getirir. b-) Hücre hareketleri: Acemannan hücreleri aydınlatır ve hareketlerini yükseltir, bu fiziki olarak ölçülebilir. Acemannan immün sisteminin alt türevlerindeki momozitler, makrofajlar, T-Hücreleri (öldürücü hücreler), antikorlar ve diğer savunma hücrelerini aktif hale getirir. Acemannan makrofajı (yiyici hücreler) harekete geçirerek yabancı proteinları ve allerjiye sebep olan allejenleri yok eder. İmmün sistemi güçlenerek bakteri, virüs ve parazitleri zararsız halle getirir. c-) Hücrenin nefes alması: Acemannan hücrelerin daha iyi nefes almasını sağlar. Böylece hücrelerdeki metabolik değişiklikler ve arınması daha da kolaylaşır. Radyoloji ile yapılan araştırmalarda vücut enerjisinin artığı görülmüştür. d-) Bağırsak ve bağırsak florası: Acemannan bağırsaklarda yoğunlaşan kimyasal zehirli maddelerin arıtılmasında büyük rol oynar. Bağırsaklar temiz olursa bağırsaklardaki vitamin ve mineraller en ideal şekilde absorbe edilir. Bağırsak mantarlarından candida mantarının salgıladığı zehirli maddeler özellikle de sinir zehiri olarak bilinen asetaldehidi kendine bağlayarak dışarı atılmasını sağlar. Aloe Vera jelinin sürekli alınması halinde bağırsak pH-değeri asitli ortamdan bazlı ortama doğru dönüşür, böylece mantarların yaşam ortamı yok olur. e-) Eklem, kiriş, kıkırdak ve kemik: Acemannanın hücre zarında yoğunlaşması ile kemik iliği zehirli maddelerden korunur. Acemannnan kiriş, eklem ve bandları yeniler ve eklemlerin yeterince sıvı salgılamasını sağlar. Böylece acemannanla eklemler artroz ve artrite karşı korunur. f-) İmmün sistemi: AIDS-Hastalarında görülen immün zafiyetine karşı Aloe Vera jelinin etkili olduğu tespit edilmiştir. ABD’li profesörler immün sistemini acemannnanın güçlendirdiği ve hastaların durumunun iyileştiği görülmüştür. Klinik araştırmalarda herpes ve grip virüslerinin Aloe Vera jeli ile 15 dakikada yok olduğu tespit edilmiştir. Kanserli köpek ve kediler üzerinde yapılan tedavi denemelerinde kanserli urların eridiği gözlemlenmiştir. Lösemili kediler üzerinde yapılan araştırmalarda Aloe Vera jeli ile tedavi edilen kedilerin %71 oranında sağlıklarına kavuştukları ve diğerlerinin öldüğü görülmüştür. Aminoasitler: 20 aminoasit türevi mevcuttur ve bunlar insan vücudunda binlerce proteinin oluşmasında temel taşlarını oluştururlar ve enzimlerin, hormonların, ve anti korların oluşmasında ve de metabolik değişimlerde çok büyük rol oynarlar. Bu amino asitlere hayati aminoasitler de denir. Aloe Vera bu aminoasitlerden 7’sini içerir. Ayrıca hayati olmayan ama birçok önemli fonksiyonları olan başka aminoasitlerde içerir. Mineraller: Aloe Vera’nın içerdiği mineraller insan için hayati öneme sahip olan minerallerdir. a-) Demir: Demir, kanın oluşumunda ve immün sisteminde çok önemli hayati görevler görür ve bu Aloe Vera’da fazlaca vardır. b-) Kalsiyum: Kalsiyum kemik ve dişlerin oluşumunda ve gelişiminde ve de metabolik değişimlerinde ve de kanın pıhtılaşmasında mutlaka olması gereken bir mineraldir. Ayrıca tansiyon ve kalp arışlarını ayarlayıcı ve de kas ve sinirlerdeki tahribatı iletici görevler görür. Bu mineralden yeterince Aloe Vera’da vardır. c-) Magnezyum: Magnezyum 300 enzimin oluşmasında anahtar görevi görür, kas ve sinirlerdeki uyarıları frenler, kalp ve damar hastalıklarını önler, kemik ve dişin oluşmasında önemli rol oynar. Magnezyuma Anti-Stres- Minerali’de denir, yani stresi önlemede önemli görevleri vardır. d-) Mangan: Mangan vücuttaki zehirli maddelerin arıtılmasında ve kanın oluşumunda önemli fonksiyonları vardır ve de ayrıca kemik, kiriş, kıkırdak ve ara dokunun oluşmasında önemli fonksiyonları vardır. e-) Selen: Selen serbest radikaller, çevre kirliliği, sigara ve stres gibi tahrip edici faktörlere karşı hücreleri korur. Selen enfeksiyona karşı immün sistemi güçlendirir. Bu elementin yetersizliğinde dokular beyini uyarırlar ve alarm durumuna geçerler. f-) Çinko: Çinko hücreleri serbest radikallere karşı korur ve immün sistemini güçlendirir. Bu element iltihapları önleyici, yaraları iyileştirici, deri saç ve tırnakları güçlendirici, sağlamlaştırıcı ve de parlatıcıdır (canlılık verici). Çinko yetersizliği enfeksiyona karşı mücadelede yetersiz kalma, iktidarsızlığa ve hatta sperma kalitesinin düşmesine ve de bu nedenle çocuk yapamamaya neden olabilir. Vitaminler: B1-Vitamini: Enerji kazanımı için ve de kaslarla sinirlerin çalışması için gereklidir. B1-Vitamin yetersizliği hemen sinirsel gerginlik ve dermansızlığa (güçsüzlük) sebep olur. B2-Vitamini: Vücuttaki biyolojik değişimleri yönlendirir, vücudu arıtılmasında önemli fonksiyonları vardır ve alyuvar yapımı ve derinin sağlıklı olmasında rol oynar. B6-Vitamini: Özellikle de karaciğerdeki aminoasitlerden enzime dönüşmelerde anahtar rol (katalisator) oynayan bir komplekstir. Bundan başka alyuvarın ana maddesi olan hemoglobinin oluşmasında ana rol oynar. B12-Vitamini: Bu vitamin hücre çekirdeğindeki nukleikasit’in oluşmasında rol oynar, nukleikasit hücrenin bölünüp çoğalması için gereklidir. B12-Vitamin yetersizliği nedeniyle omurilikte kan yapımı yavaşlar ve kansızlık ortaya çıkar. Günümüzde moda olan vejeteryan olma tutkusu yüzünden kişide B12-Vitamin yetersizliği görülür. B12-Vitamini sadece hayvansal besinlerde bulunur. Bu nedenle mümkünse haftada bir defa da olsa hayvansal besin almak gerekir. C-Vitamini: Bu vitamin immün sistemini güçlendirir, kemik, kiriş, kan ve hormonun oluşmasında rol oynar. Vücudun erken yaşanmasını önler, zehirli maddelere karşı korur. Kolesterolün yükselmesini önler. Derinin kurumasını ve ara dokunun sertleşerek donuklaşmasını önler. Enfeksiyonların Tedavisi Aloe Vera bitkisi, metabolizmanın kendisini ciddi enfeksiyonlara karşı korumasını sağlayan, anti-viral, anti-fungal ve anti-bakteriyel gibi çok önemli etmenler içermektedir. Ayrıca, içindeki acemannan adı verilen bağışıklık arttırıcı ve koruyucu maddesinin birçok bilimsel araştırmada, test tüplerinde HIV virüsüne karşı etken olduğu görüldüğünden, bu bitki AIDS bitkisel tedavi yönteminde önemli bir yere sahiptir. Tıbbi Kullanımı Anti-kanser aktivitesi : Kanserli dokuların büyümelerinin engellendiğini gösteren birçok çalışma yapılmıştır.Anti-virüs : Kızamık, herpes ve HIV e karşı aktivite görülmüştür. Bu etkilerin bir kısmının immün sistemin aktivasyonundan olabileceği düşüncesi de gündemdedir. : Aloe Aloe Vera era hepatit yüzünden hasara uğramış karaciğer hücrelerini tamir eder. İmmün sistemi: Hücresel Bağışıklık mekanizmasındaki T hücrelerini uyarır. Kan hücrelerinde lökosidlerin sentezini arttırır. Direkt kemik iliğine etki eder. Makrofaj hücrelerinin yabancı cisimleri içerisine alarak yutma ve yok etme faaliyetlerini arttırır. Hücrelere canlılık verir. İnterlökün sentezinin arttırılması sonucunda yabancı maddelere karşı T ve B lenfositlerinin hareketini arttırır. Kemik erimesi: Gerek kadınlar ve gerekse erkeklerdeki kemik erimelerinde hem kemiklerdeki yıkılmayı engellemekte ve hem de hızlı bir hücre tamiri yaparak aksiyel kemik yoğunluğunu da arttırmaktadır. Daha hızlı bir tedavi için omega 3 ve 9 içeren balık yağı da takviye olarak alınmalıdır. Kolesterol: Kolesterol LDL’yi karaciğere taşıyarak orada yok edilmesini sağlayan HDL hücrelerinin oranının arttığı gözlemlenmiştir. Dolayısıyla toplam kolesterol oranında düşme sağlanır. Mantarlar: Mantar enfeksiyonlarında Aloe Vera ile yeniden üreyen deri dokularına enfeksiyonun bulaşmadığı ve bu şekilde eski hücrelerin tendürdiyot ile dezenfekte edilerek dökülüp yerine yeni hücrelerin oluşturulmasıyla mantardan kurtulunmaktadır. Pamukçuk: Ağızda pamukçuk yapan maya hücrelerinin (candida albicans) üremesini durdurmaktadır. Sedef: Uzun süreli bir tedavi gerektirmektedir. Ancak neticede iyileşmektedir. Sindirim sistemi: Oral yolla alındığında yaralarda başarılı olmuştur. Bağırsak pasaj zamanını düşürür ve sindirimi hızlandırır. Bağırsak bakteri florasının daha iyi çalışmasını sağlar. Protein sindirimini ve emilimini arttırır. Kandaki alkol seviyesini düşürür. Şeker hastalığı: Azalmış insulin salınımı ile karakterize edilen bir karbonhidrat metabolizma bozukluğudur. Aloe Vera’nın insulin üretimini aktive ederek kan şekerini azalttığı ve şeker hastalığı yüzünden geç iyileşen yaraları çabuk iyileştirdiği tespit edilmiştir. Vitiligo: Derideki melanosit hücrelerinin hasar görüp deride beyaz lekeler oluşmasına vitiligo denir. Vücut oto immün antikorlar üretir ve bunlar hasara sebep olurlar. Aleo Vera bu çarpık üretimi düzenleyerek onların ortadan kalkmasını ve kıl foliküllerinde hala ölmemiş melanositler varsa onların oluşumunu hızlandırarak pigmentlerin yeniden eski hale dönmesini sağlar. Bu hususta diğer bir teoride Aloe Vera’nın süper oksitler oluşumunu engelleyerek onların melanositler üzerindeki etkisini ortadan kaldırarak hücrelerin yeniden aktivasyonuna kavuştuğu şeklindedir. Yanıklar-Yaralar: Her türlü sıcak, soğuk ve radyasyon yanıkları ve iltihaplı yaralarda hücreleri hızlı bir şekilde iyileştirir, ağrıları azaltır, şişkinliği giderir, kaliteli bir doku oluşmasını sağlar. Aloe Vera Jel güneş yanıkları ve 2. ila 3. derecede yanıklarda hızlı ve derinlemesine bir iyileşme süreci başlatır. Aloe Lelin içeriği 2-3 gücündeki ışığa karşı doğal koruma gücü cildi kısa vadede güneş ışınlarının zararlı etkilerine karşı korur. Saksıda Yetişen Nemlendirici… * Aloe Vera Jel cildin nem oranını mükemmel bir şekilde dengeleyerek, kurumasına engel olur ona esneklik; pürüzsüz bir görünüm ve dayanıklılık kazandırır. * Esneklik kaybeden ciltlerde Aloe Vera Jel yeni deri hücrelerinin gelişimini yedi kat hızlandırarak fibroplastların kolajen üretimini artırır. * Aloe Vera Jel cildi en derin tabakalarına nüfuz eden faydalı maddelerle besler ve yaşayan hücrelere dönüşmesini sağlar. * Aloe Vera enzimleri doğal bir peeling meydana getirerek cilt yüzeyini ölü hücrelerden arındırır. * Aloe Jelde bulunan E vitamini dokulara oksijen girişini kolaylaştırır, kan dolaşımını hızlandırır ve cildin erken yaşlanmasına engel olur. * Aloe Vera Jel cilt üzerinde doğal bir tabaka oluşturur ve zararlı çevre etkilerine karşı koyar. * Aloe Vera Jel ter ve toksinleri vücuttan kolayca atar. Koltuk altlarına doğal bir deodorant olarak uygulanabilir ve allerjik değildir. * Normal deodoranlar lenf yoluyla göğüs uçlarına ulaşarak göğüs kanserine neden alabilecek toksinli ağır metaller içerebilir. Haşerelere karşı yüz ve vücutta Aloe Vera suyu tatbik edilebilir. Doğal Aloe asidi sayesinde haşereler uzak tutulur. * Yanıklar, kesikler ve tahrişler Aloe Vera Jelin haricen uygulanması halinde kolayca iyileştirebilir. Bu esnada Bradykinase enzimi ve ağrıların daha hızlı dinmesine yardımcı olur. * Yara ve ameliyat izleri vücuda allerji akışını bloke temektedir. Aloe Vera suyu ile ovulursa kolayca iyileşir. Pürüzsüz bir görünüme kavuşur. Aloe Vera’nın Diğer Hünerleri * Antibiyotiklerle aylarca sürdürülen tedavilerin sonuçsuz kaldığı, ancak Aloe Vera suyu ile yapılan tedavilerle bir iki gün gibi kısa bir sürede cevap veren ciddi bronşit, soğuk algınlığı ve grip vakalarında olumlu sonuçlar alınmıştır. Aynı yöntemle solunum yolu rahatsızlıkları da kolayca iyileştiği görülmüştür. * Aloe Vera suyu kronik yorgunluk sendromu ( Epstein-Barr Virüsü) astım ve kireçlenme için de son derece faydalıdır. * Aloe suyunda bulunan andrakinon maddesi kireçlenmenin neden olduğu iltihaplanmalara iyi gelmektedir ve eklem yerlerindeki kayganlık yeniden sağlanmaktadır. * Arterlerdeki skleroz kireçlenme ve damar tıkanıklıkları, kolit ülser gibi rahatsızlıklarda Aloe Vera suyu ile iyileştirilebilir. * Her çeşit kolit-ülser hastasına Aloe Vera suyu ile yardımcı olunabilir. * Aloe Vera Jel kanamaların durdurulmasını sağlar. Salisilik asit ve Bradykinas enzimi ağrı kesici sakinleştirici, etkilere sahiptir. Dikkat edilmesi gereken noktalar: Dahilen alındığında mide krampları veya aşırı ishal oluşursa dozu düşürmek veya kullanıma ara vermek gerekir. Hamileler veya emziren kadınlar tarafından kullanılmamalıdır. Crohn hastalığı, ülseratif kolit gibi bağırsak sorunları olanların Aloe Vera ekstrelerini, hekim tavsiyesi ve gözetimi olmadan dahilen kullanmaları tavsiye edilmez. Aktif mide ülseri veya kanamasında da bu preparatlar alınmamalıdır. Kimyasal ilaçlarla etkileşimi var mı? Aloe Vera ekstrelerinin dahilen çok uzun süreli kullanımı diğer laksatiflerde olduğu gibi potasyum kaybına, dolayısıyla istenmeyen klinik tablolar meydana gelmesine neden olabilir. Yan Etkisi Var Mı? Haricen kullanımda bilinen ciddi bir yan etkisi yoktur. Ancak kalp, böbrek ve karaciğer nakli gibi organ nakli geçirmiş olanların, hamilelerin ve iki yaşından küçük çocukların ağız yoluyla kullanmamaları gerekmektedir. Uzun süreli kullanımda potasyum kaybına neden olabilmektedir. Polen alerjisi olan kişilerin ise ağız yoluyla veya haricen kullanımda çok dikkatli olmaları gerekmektedir. Ağız yoluyla kullanımda ortaya çıkan bir diğer sorun ise doz belirlemesidir. Aşırı dozda kullanım sorun yaratabilmektedir.Ağız yoluyla kullanımda kadınların regl dönemi kanamalarında artış olacağı ifade edilmektedir. Aloe Vera latex, uterusda kan dolaşımını arttırdığından menstrüasyon dönemlerinde veya ay döneminin kanamaların fazla arttığı günlerinde kullanılmamalıdır. Hamile ve emziren kadınlar ile kronik ishal veya karın ağrısı problemi olanların Aleo Vera’yı kullanmaları tavsiye edilmemektedir. Uyarılar…. • Aloe lateks potasyum düşüklüğüne, kramp ve mide ağrısına sebep olabilir. Aloe lateksin yüksek dozları böbreklere zarar verebilir. • Hamileler ve emziren anneler Aloe jel ve Aloe lateks ürünlerini ağızdan almamalıdır. • Aloe lateks müshil etkisiyle potasyum seviyesini düşürebilir. Potasyum düşüklüğü digoksinin yan etkilerinin artmasına neden olabilir. • Yine potasyumun düşmesine neden olabilecek meyan kökü gibi bitkilerle beraber kullanılmamalıdır. • Aloe lateksin laksatif ilaçlarla beraber kullanımı su ve mineral kaybına neden olabilir. Sinameki ve hintyağı gibi laktasif etkili ürünlerle de birarada kullanılmamalıdır. • Aloe jel kan şekerinin düşmesine sebep olabileceği için diyabet ilaçlarıyla beraber kullanılması önerilmez. Yine panax ginseng gibi kan şekerini düşüren bitkilerle de aynı anda kullanımı şekerin daha çok düşmesine yol açabilir. • Herhangi bir ameliyat söz konusu ise bu tür ürünlerin kullanımı 2 hafta önceden bırakılmalıdır. Bilimsel Araştırmalar… 5 bin denek üzerinde yapılan bir araştırma ise Aloe Vera’nın kalp krizi riskini azalttığını ortaya koymuştur. Aynı araştırma Aloe Vera’nın, adlı bir başka madde ile birlikte karıştırıldığında toplam lipid ve kolesterolü azalttığını göstermiştir. Chicago Üniversitesi’nde Aloe Vera’nın yanık tedavilerinde kullanımı üzerine başka çalışmalar gerçekleştirilmiş ve üç faktörün birbirine bağlı olduğu saptanmıştır: 1) Aloe Vera bitkisinin aspirin ile benzer içeriğe sahip olması ve içerdiği magnezyum ile anestezik etki gösterebilmesi. 2) Antimikrobik etkiler göstermesi ve yanıkların enfeksiyon kapmasını engellemesi. 3) Hücrelerin içerdiği prostaglandinlerin mekanizmasına göre hareket etmesi. Aloe Vera yaprağının dış kısmının, tıbbi olarak kabızlığı önleyici özelliği bilinmektedir. Yapraktan elde edilen usare ise genellikle kurutularak tane haline getirilir ve tıbbi amaçlarla kullanılır. Aloe Vera yaklaşık dört yılda olgunlaşmaktadır. Olgunlaştıktan sonra yapraklarının özü, içindeki jelin ve dış kabuğundaki özsuyunun karışımı ile doğal bir bitki suyu haline dönüştürülmektedir. Jel açık havada kaldığı takdirde kısa sürede okside olarak yararlı özelliklerini yitirir. Bu nedenle, saklanarak geniş bir kullanıma kavuşması mümkün olmamıştır. Ancak 1968 yılında Teksas’lı bir eczacı olan Dr. Bill Coats'un oksitlenmenin zararlı etkilerinden koruyucu ‘‘stabilizasyon’’ formülünü geliştirmesiyle günlük kullanıma yasal olarak girmiş ve bu ürün tıbbi amaçlar dışında kullanılan sınai bir hammadde konumuna gelmiştir. Günümüzde, ABD, Meksika, Doğu Afrika ve Japonya'da on binlerce dönüm alanda, Aloe Vera üretimi yapılmaktadır. İpek kağıt yapımında ve tekstil parlatıcı olarak kullanılmaktadır. Sağlık üzerindeki olumlu etkilerinin yanı sıra Aloe Vera kozmetik de çok sık kullanılan bir bitki olma özelliğini taşımaktır. Aloe Vera bitkisi cilt üzerindeki etkileri dolayısıyla kozmetik dünyasının oldukça ilgisini çekmiş ve bu yüzden Aloe Vera özü kullanılarak birçok güzellik ve bakım ürünü yapılmıştır. Aloe Vera cilt bakım ürünleri, Aloe Vera krem, Aloe Vera şampuan etiketini taşıyan geniş yelpazedeki birçok çeşit ürün, kozmetik vazgeçilmezleri arasına girmiştir. Akneli ciltler için Aloe Vera cilt maskesi Akneli bir cilde sahipseniz sizler için cildinizin bakımını yapacak Aloe Vera’lı maske formülü: 1 yemek kaşığı deniz yosunu Yarım yemek kaşığı Aloe Vera jeli yemek kaşığı bal (mümkünse işlenmemiş) Malzemeleri karıştırdıktan sonra 10 dk bekleyin ve temiz yüze uygulayın. Maske yüzünüzde 15 dk bekledikten sonra ılık suyla durulanın. Haftada 2-3 kez bu işlemi tekrarlayın. Her derde deva, hançere benzeyen yeşil yapraklı ve kaktüs benzeri Aloe Vera'nın marifetleri, bilinen bütün bitki türleri arasında pek azı ile Doğal tedavi alanında kullanılan en eski bitkilerden biri olan Aloe Vera’dan şifa bulmanız dileklerimle… Sıhhatle ve sevgiyle kalın… Nazan Başoğul, 05.12.2011
7006239a689f
[ "culturax", "fineweb2", "hplt2" ]
Evet başlıktan da anlaşılabileceği gibi artık bitenler yazılarımı yıllık yazmaya karar verdim :) İşin içinden çıkmak mümkün değil, şunu bi kabul edelim artık, ben düzenli blog yazamıyorum :( 2015 bitenler yazısını 2015 Nisanına bir kala yazabilmiş olmam da bunun bir göstergesi zaten. Senelerin emeği de var tabi bu blogda, silmeye de kıyamıyorum ama benim tembellik yaptığım dönemde atı alan üsküdarı geçtiğinden 5binküsür takipçili blogların yanında minimal 700 takipçim ve ben birbirimizi ağırlıyormuşuz gibi hissediyorum. Dolayısıyla oluşan kısır döngüden bir türlü çıkamadım, ara ara yazmamdan memnun olanlarla yoluma devam ediyorum :) Dalin Bebe Şampuanı: Kah şampuan, kah göz makyajı temizleyici, kah fırça şampuanı olarak kullandığım dev boy dalin. Diğer ikisi olarak memnun kalsam da göz makyajı temizleyici olarak uzun vadede göz çevremi çok kuruttu, o yüzden tekrar almayı düşünmüyorum uzunca bi zaman. Listerine Zero Hafif Tat: Normal versiyonu kadar ağız yakmasa da yeterince kuvvetli olduğunu söyleyebilirim. Ferahlatması çok başarılıydı. Susam Yağı: Önceki bitenlerde de sıklıkla görebileceğiniz vazgeçilmezim susam yağı. Genelde yüzüme nemlendirici olarak kullanıyorum cilt bakımında yağlar başlıklı yazımda konuyu detaylıca okuyabilirsiniz. Doa Kozmetik C Vitamini Serumu: Bu ürün gerçekten mucizevi bir ürün. İçindeki C vitaminine sonradan cildim alerjik reaksiyon geliştirdiği için şu an kullanamıyorum ama kullandığım dönemde sivilce, yara gibi şeyleri iki günde iyileştirip cildin rengini açmasıyla vazgeçilmezim olmuştu. Uzun vadede alerji yaptı sanırım, artık kullanamadığım için de çok mutsuz olduğumu söyleyebilirim :/ En üstteki boş krem kutusuna doldurduğum bir cilt kremiydi, çantamda taşıyıp el kremi olarak kullanıp bitirdim. Issey Miyake Pur Homme: Bu parfüm aslında eşime hediye gelmişti ama çok kadınsı bulduğundan o kullanmadı, yazlık parfüm olarak kullanıp bitirdim. Ferah, narenciye notaları içeren güzel bir kokuydu fakat bir daha alınacak bir özelliği yoktu açıkçası. Doa Kozmetik Cilt Serumu: Bitirdiğim kaçıncı şişe bilmiyorum, Bitenler Volume:5 'te mevcut yorumları. Classics Şeffaf Oje: Bu oje markasından blogumda sıklıkla bahsetmiştim. Bir milyoncularda vs. bulunabilen bir oje markasıydı artık pek görmüyorum. Bunu da diğer ojelere baz olarak kullanıp bitirdim. Fa Nutri Skin Roll-On: Sevdiğim her şeyin üretimden kalkması durumunu bu üründe de yaşadım. Mis gibi yeşil limon kokan çok ferah bir roll on'du bu, üretimden kalkacağını duyunca yedeklemiştim. Bundan sonraki şişe de bitmek üzere artık ne kadar uzun süredir bu yazıyı beklettiğimi buradan anlayabilirsiniz :)) Aliminyum içeriyor olması lazım o yüzden zaten tekrar almazdım muhtemelen ama elimdekileri bitirince kokusundan sıkılmış olacağım muhtemelen :) Rebul Green Tea Kolonya: Rebul'un bu güzel kokulu kolonyalarını yaz döneminde parfüm olarak kullanıyorum. Sürekli tazeleyebilmek ve iç baymaması açısından mandalina ve yeşil çay favorim. Maybelline One by One Volum Express Maskara: Maybelline'in şimdiye kadar kullanıp da en beğendiğim maskarası bu oldu. Plastik fırçalı olduğu için tek tek ayırıyor, uzatması da fena değil. Hacim konusunda çok iyi değil ama kirpik kıvırıcı ile kıvırdığım kirpiklerimi düşürmedi benim için en olumlu tarafı da buydu. Elidor Canlandırıcı Kuru Şampuan: Uygun fiyatlı kuru şampuanlar arasında kötünün iyisi diyebileceğim bir kuru şampuan bu. Ağır bir limon kokusuna sahip, biraz fazla kullanınca bayabiliyor. Kokusu parfüm gibi bütün gün burnuma geliyor o özelliğini sevmedim. Önceden bahsettiğim isana kuru şampuan gibi, saç kirlenmese de azcık hacim vermesi için kuru şampuan kullanmak isteyenlere hiç uygun olmuyor bu yoğun kokulu kuru şampuanlar. En beğendiğim kuru şampuanı aşağıda yazacağım :) Doa Kozmetik Saç Toniği: Yine bir önceki bitenler yazısında bahsettiğim bir ürün, vazgeçilmezlerim arasında. Yves Rocher Duş Jeli: Parabensiz, nispeten temiz içerikli ve gerçekten çok sevdiğim bir duş jeliydi. Bundan sonra iki farklı kokusundan daha edindim, hepsinden de çok memnun kaldım. Köpürmesi, temizlemesi, nemlendirmesi her şeyiyle güzel bir ürün diyebilirim. İkinci Şişe Saç toniği :) Sağdaki ayak kremiyle ilgili detayları bilmiyorum hediye olduğu için. Sanırım güzellik mağazalarının birinde satılan tek kullanımlık kremlerden bir tanesi. Ancak bulduğunuz yerde alın diyebilirim, kokusuna ve nemledirmesine bayıldım. Biberiye Yağı: Selülit yağı hazırlamak için almıştım. Çeşitli kendin yap projelerinde kullanarak bitirdim. Doa Kozmetik Yağlı Saçlar için Sülfatsız Bakım Şampuanı: Bu şampuanla ilgili fikirlerim çok karışık. Sülfatsız ve doğal içerikli olduğu için kesinlikle hiç köpürmüyor. Köpürmemesi çok sıkıntı değil ancak köpürmediği için şampuanın bütün saça yetmediği hissi yüzünden çok bol kullanmak gerekiyor. Öyle olunca da şampuanı ziyan ediyormuş hissine kapılıyorum :)) Normalde sonbaharda avuç avuç dökülen saçlarım bunu kullandığım dönemde neredeyse üçte biri kadar az döküldü. Sadece sonbahar dönemlerinde bu etkisini kullanmak için tekrar alabilirim. 2015'in diğer bitenleri 2. bölümde gelecek, artık ondan sonra da 2016 bitenleri yazarım zaten :D
ada042468c7d
[ "fineweb2", "hplt2" ]
İslami kesim ve AKP’lilerle ne zaman bir araya gelsem güncel konuların yanı sıra, gazetelerden ve yazarlardan da bahsediliyor. Uzun zamandır şahit olduğum bu sohbetlerde, belli başlı isimler daha sık anılıyor. Tabii ki sevdikleri, takdir ettikleri yazarlar da var, nefret ettikleri ve sevmedikleri de.. Son zamanlarda Etyen Mahçupyan, Melih Altınok, Markar Eseyan gibi isimler daha bir popüler olmuş görünüyor. Mahçupyan’ın Başbakan Danışmanı olmasına çok seviniyorlar. Tabii ki, sevdikleri başka yazarlar da var. Kendilerindenmiş gibi görmeseler de Mehmet Barlas’ı, Engin Ardıç’ı da çok takip ediyorlar. Aslında beğendikleri isimlerin neredeyse hemen hepsi “kendilerindenmiş gibi görmedikleri” yazarlar. Mesela Ahmet Taşgetiren’i genelde çok seviyorlar, yazılarını ve samimi görüntüsünü takdir ediyorlar ama sohbetler de en çok “kendilerinmiş gibi olmayan” yazarlara hayranlıkları daha ağır basıyor. Bir de asıl dikkatimi çeken şimdi “düşmüş, devri geçmiş” gördükleri Ertuğrul Özkök, Hasan Cemal gibi yazarların bu tarz sohbetlerde adının çok geçmesi. Özellikle de Ertuğrul Özkök ismi ne kadar aleyhinde de konuşmuş olsalar derin bir iz bırakmışa benziyor. Uzun zaman sohbetlerden edindiğim bu izlenimleri kaleme almak ilginç geldi. Aşağı yukarı konuştuğum bütün insanların bileşkesi olacak yazdıklarım. ERTUĞRUL ÖZKÖK İslami kesimin 90’lı yıllarda en tırstığı, nefret ettiği, yazılarını gördükçe hafakanlar geçirdiği, neredeyse devletle ve askerle eş tuttuğu, çok yukarılarda gördüğü, öldüresiye kızsalar da okumadan geçemediği yazar Ertuğrul Özkök. Şimdi “zavallı duruma düştü, artık esamesi kalmadı” diye düşünenler bile bir zamanlar en tırstıkları yazar olduğunu kabul ediyorlar. “Neydi o bizdeki Ertuğrul Özkök korkusu” diye hala zaman zaman muhabbeti yapılıyor. Aslında benzer korkuyu sadece İslami kesim değil, çok geniş bir kesim hissetmiş. Şimdi itibarsızlaşmış, zavallılaşmış, bir zamanların etrafa korku saçan sert komutanıyken emekli olunca ister istemez yumuşamak ve hatta başkalarıyla iyi geçinmek zorunda kalan biri olarak görüyorlar. “Darbeci Kenan Evren’in emekli olduktan sonra ressam Kenan Evren’e dönüşmesi gibi onun durumu” diyenler var. İslami kesimin büyük çoğunluğu yazılarını takip etmiyor artık. Hürriyet’i de eskisi gibi okumaya gerek görmüyorlar. Ertuğrul Özkök’ün son dönem yazıları onlara göre, biraz alttan alan, zaman zaman anlamaya çalışan, eline fırsat buldukça yandan çakan, bunu yaparken de bir yandan “birbirimizi anlayalım” moduna dönen bir görüntü veriyor. Kendisinin de sık sık belirttiği gibi siyasi tahminleri hiç tutmayan ama hala istemiyormuş gibi göründe de siyasete yön verme isteğini hissettiren bir profil. HASAN CEMAL Aslında AKP’lilerin şu anda “en zavallı” gördükleri yazar Hasan Cemal. Zaten eski dönemde de “korkarak” ya da “severek” pek okumazlardı. Sabah gazetesinde yazdığı dönemlerde popüler olmasına rağmen çok ilgi duymazlardı. Ama AKP’yi öven yazılarından, konuşmalarından haberdar oluyorlardı. AKP’yi ve Erdoğan’ı övmesi, sürekli demokrasiden bahsetmesi, liberalliği biliniyordu. Ama, “Kimse Kızmasın Kendimi Yazdım” kitabında Kemalizme ve kendi Kemalistliğine dair yazdığı itiraflar ve Cumhuriyet gazetesi anıları İslami kesimin dikkatini çekmişti. O kitabı o yüzden çok okuyan oldu. Ama asıl dikkati, 27 Nisan e-muhtırasına şiddetle karşı çıkınca çekti. Muhtıranın verildiği gece NTV’ye bağlanmış, net bir şekilde “Muhtıraya hayır hayır hayır” demişti. Uzun süre AKP’ye ve Erdoğan’a açık destek veren ve Erdoğan’ın da “Hasan Abi” dediği Hasan Cemal, bir süredir şiddetle AKP’ye ve Erdoğan’a düşmanca tutum içinde. Öyle ki Milliyet gazetesinden ayrıldıktan sonra yazı yazdığı T24 internet sitesinde, neredeyse Erdoğan’dan başka bir şey yazmıyor. Her yazısı ama her yazısı Erdoğan’ın ne kadar kötü olduğuyla ilgili ve her yazı Erdoğan’ın sert, asık suratlı ve çirkin resimleriyle birlikte yayınlanıyor. Yakın zamana kadar bazı AKP’liler T24 internet sitesine, demokrat buldukları için sempatiyle bakıyorlardı. Ancak 17 Aralık operasyonundan sonra Hasan Cemal, Ergun Babahan gibi yazarların hem Erdoğan düşmanlığı yapan, hem de cemaate yandan destek veren tavrı yüzünden ilgilerini kaybetmiş durumdalar. Özellikle Ergun Babahan’ın “Kupa ABD’ye (Pensilvanya’ya) girsin” tweetinden sonra Fethullah Gülen’e hakaret etti diye yazdığı iki gazeteden kovulmasına ve sadece T24’de yazmasına rağmen Gülen’e değil de Erdoğan’a yönelik ağır yazılar yazması, “ikinci Hasan Cemal” olması, üstelik cemaati desteklemesi gibi hadiseler de bu ilgiyi yok etti. Babahan cemaatin yeni gazetesi Millet’in yazarı artık. AHMET HAKAN AKP’lilerin içinden yetişip de merkez medyaya transfer olmayı başaran ama oralarda kaybolmayıp ön plana çıkabilen “eski İslamcı” yazar olarak görülüyor. Kimilerine göre “Bağcılar’dan Nişantaşı’na atlayan” bir simge. Bunun dalgasını geçenler, küçümseyenler de var, “keşke biz de yapabilsek” diye iç geçirenler de, hakkında türlü komplo teorileri üretenler de.. Yani Ahmet Hakan, yazarlığından çok imajıyla, “sınıf atlayan nadir örnek” olmasıyla daha ön planda eski çevresinde. Kanal 7’de, özellikle 28 Şubat döneminde haber sunarken, o dönemin RP-FP’lilerin en çok beğendiği programcıydı. O kitle her gün Ahmet Hakan’ın haber sunacağı saati sabırsızlıkla bekliyordu. “Başkalarının Ali Kırca’sı vardıysa, o kesimin de Ahmet Hakan’ı vardı.” Oradan Sabah’a, sonra Hürriyet’e geçmesi ve başarılı yazar olması beklenmedik bir durumdu. Kimisi için başarıydı, kimisi içinse “işin içinde başka işler olan” bir serüvendi. Bazıları Hürriyet’teki “İslamcı ajan” olarak görürken, bazıları da “üç kuruşluk dünya menfaati için kendini Hürriyet’e satan” biri olarak değerlendirdi. Yazarlığına gelince Sabah gazetesinde yazdığı dönem çok fazla hatırlanmıyor. Ama pek çok İslamcının bir dönem “Amerikan rüyası” gibi gördüğü Hürriyet’te yazmaya başladıktan sonra, kendine has üslubuyla dikkat çekti. Başlangıçta bazı tereddütlere, çekincelere rağmen “bizim adamımız” sahiplenmesiyle okundu, takip edildi. Fakat Ahmet Hakan sadece eski çevresinin değil, Hürriyet’in genel okur kitlesinin de farklı üslubuyla dikkatini çekti. Zamanla Hürriyet’in en çok okunan, ilgi çeken yazarı oldu. Yılmaz Özdil, Bekir Coşkun’un yerine Hürriyet’e transfer olunca, en çok okunan yazar ünvanını kaptı ama daha sonra Hürriyet’ten ayrılmak zorunda kalınca, o unvan tekrar Ahmet Hakan’a geçti. Fakat son dönemlerde İslamcı kesim, Ahmet Hakan’a eski ilgisini kaybetti. Yaklaşık bir yıl bu ilgi azalması da sürüyor. Çünkü onlara göre Ahmet Hakan son dönemlerde “CHP’lilerin, Gezicilerin, Cemaatin ağzıyla” yazıyor çoğunlukla. AKP’lilere göre, “arada AKP’lilerin gönlünü hoş edecek şeyler yazsa da, genelde açıktan ya da yandan AKP’ye, Erdoğan’a çakıyor, cemaat-hükümet çekişmesinde de yandan yandan cemaati kollayan tavır sergiliyor.” Yine AKP’lilere göre Ahmet Hakan’da gizliden “iflah olmaz bir Erdoğan düşmanlığı” var. İlgi ve sahiplenme azalsa da, bazıları “durmadan AKP’ye çatmasından” sıkılsalar da, AKP’lilerin çoğu yine de Ahmet Hakan’ı okumaktan vazgeçemiyor FEHMİ KORU Yakın zamana kadar İslami kesimin en gözde, en sevilen köşe yazarıyken, hem kendi adına hem de müstear ismi Taha Kıvanç’a ayrı bir hayranlık duyulurken, enteresan bir şekilde bu ilgiyi hızla kaybeden bir yazar Fehmi Koru. Oysa o bir zamanlar “Emin Çölaşan, Ertuğrul Özkök gibi yazarlara bile haddini bildiren, o devasa yazarlara polemikleriyle mücadele edebilen”, İslami kesimin “en modern, en akıllı, okumuş, en iyi yazı üslubuna sahip” yazarıydı ve kuşkusuz o kesimin en çok okuduğu isimdi. Hatta ileride Sabah, Hürriyet gibi gazetelere yazabilecek yazar olarak düşünülüyordu. İslami kesimden biri, başka gazetelere girse “hain, ajan, satılmış” gibi yaftalarla peşin suçlanabileceği halde, nedense Fehmi Koru için böyle düşünen hiç yok gibiydi. Çünkü o oralarda yazmayı hak ediyordu ve gitse de İslami kesimi satmazdı. Zaman zaman (nedense) Hürriyet’e, Doğan grubuna transfer olacağı haberleri çıktığında sevinenler oluyordu. Ama gerçekleşmeyince, “Hürriyet’in kemalistleri, Ertuğrul Özkök, Emin Çölaşan gibi “din düşmanı” yazarları engel oluyor” diye kızıyorlardı. Taha Kıvanç’ın yazdığı kulisler, yaptığı polemikler İslami kesimin coşkuyla okuduğu yazılardı ve büyük hayranlıkla takip eden Taha Kıvanç fanatikleri vardı. Çoğu okur Fehmi Koru’nun değil aslında Taha Kıvanç’ın yazılarını okumayı seviyordu. Uzun yıllar sonra Zaman gazetesinde yazan Fehmi Koru, Sabah’ta Hürriyet gibi gazetelere değil de, Yeni Şafak’ta ve Star gibi “hükümet yanlısı” gazetelere transfer oldu. Fakat Zaman gazetesindeki ağırlığı buralarda git gide azaldı. “Obama gibi geldiler Bush’a benzediler” yazısının yanı sıra, Erdoğan’ı Nixon’a benzetmesi, “yakın arkadaşı Abdullah Gül’ün” başbakan olması gerektiğini ima eden ifadeler kullanması, Tayyip Erdoğan’ın “Sevsinler seni”, “Aklını kendine sakla” tepkisiyle karşılaştı ve AKP’lilerin çoğunun gözünden düştü. Daha sonra merkez medyaya transfer oldu ama Sabah’a, Hürriyet’e değil, Haber Türk gazetesine. Fakat hem artık eski havasında olmadığı, hem de Taha Kıvanç adıyla gazetede yazmadığı için AKP’lilerin nezdinde bunun pek bir anlamı yok. AHMET ALTAN İslami kesim Ahmet Altan’ı Taraf gazetesindeyken çok sevdi. Daha önce romanlarında “porno sahneler” kullandığı için muteber sayılmayan Ahmet Altan, hiç beklenmedik biçimde rejime, askere, genelkurmaya, derin devlete, darbecilere çok sert yazılar yazınca, Taraf’ın haberleriyle Ergenekon, Balyoz davaları açılınca bütün İslami kesim Ahmet Altan hayranı oldu. Cumhuriyet mitingleri, 27 Nisan muhtırası döneminde “Helal olsun be!.. Ne yazmış adam..” dedikleri, “Bu kadar sert nasıl yazabiliyor ki acaba?” diye şaşırıp takdir ettikleri yazar oldu. Aynı dönemde bir yazara daha benzer ilgiyi duydular: Tuğçe Baran. Vatan gazetesinde yazan Tuğçe Baran, İslami kesime göre dişi Ahmet Altan gibiydi. Vatan yazarlarının çoğu yazarı CHP-Kemalist tandanslı iken, “sarışın güzel bir kadın” olan Tuğçe Baran, AKP’lileri cumhuriyetçilere karşı savunuyor, yüreklere su serpiyordu. Tuğçe Baran’ın müstear bir isim olduğu anlaşılınca, çoğu Selahaddin Duman’ın müstear adı sandı. Fakat bir süre sonra her iki yazar da ortadan kayboldular. Tuğçe Baran, gerçek adı Mutlu Tönbekici adıyla yazmaya devam etti ama Tuğçe Baran gibi değildi. AKP’liler hala Ahmet Altan’ı ve Tuğçe Baran’ın neden kaybolduklarını anlamış değil. Mutlu Tönbekici’nin kendisine de, “Keşke Tuğçe Baran olarak devam etseydiniz” diyenler oluyormuş. O da, “O bir dönemdi, öyle gerekiyordu, geldi geçti” diyormuş. Şimdi daha çok turizm, butik oteller hakkında yazıyor, çalışıyor. YILMAZ ÖZDİL Şu anda en sevmedikleri, kızdıkları yazarların başında geliyor Yılmaz Özdil. Pek okumasalar da zaman zaman yazılarına bakmak zorunda kalıyorlar. Onun iflah olmaz AKP düşmanı olduğunu, nefret dili kullandığını, bunu da “ulusalcıları, Erdoğan düşmanlarını gaza getirmek için” yaptığını düşünüyorlar. Yazı tarzını, kısa cümlelerle çok şeyler ifade etmesini, kelimelerle oynayışını takdir edenler olsa da, düşman kabul ediyorlar ve sevmiyorlar. Bu yüzden de Hürriyet’ten ayrılmasına çok sevinmişler.
83a387e4a98a
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
Fenerbahçe Erkek Basketbol Takımımız, Spor Toto Basketbol Ligi Play Off Çeyrek Final Serisi 2.maçında Muratbey Uşak Sportif’e konuk oldu. Takımımız, Uşak Üniversitesi Spor Salonu’nda oynanan mücadeleden 64-81 galip ayrılarak Spor Toto Basketbol Ligi Play Off turunda Yarı Finale yükseldi. Fenerbahçe Erkek Basketbol Takımımız; Antic, Bogdanovic, Vesely, Ali Muhammed ve Datome beşiyle maça başlarken, hava atışı sonrasında ilk basket ev sahibi takımda Khem Brich’ten geldi(2-0). Çok geçmeden Ali Muhammed’in 3 sayılık basketiyle takımımız, 2-3 öne geçti. Muratbey Uşak Sportif ilk dakikalarda Khem Brich ile sayılar bulsa da Jan Vesely’nin basketleriyle skor 5-5’te eşitlendi. İlk 5 dakikalık bölüm 7-7’lik eşitlikle geçildi ve TV molasına bu skorla gidildi. Mola dönüşünde Jan Vesely, Datome ve Ali Muhammed’in basketleriyle 6-0’lık bir seri yakalayan Fenerbahçemiz, skoru 7-13’e taşıdı. Ev sahibi takımda bu seriyi bozan isimse Evaldas oldu(9-13). Son bölümde ise Datome’nin yerine oyuna dâhil olan Kalinic’in de skor yüküne ortak olmasıyla skor 9-18’e geldi. İlk çeyrekte son 25 saniyenin içine girilirken Pero Antic’in 3 sayı çizgisinin gerisinden bulduğu basketle farkı 11 sayıya(9-21) çıkaran Fenerbahçemiz, ilk periyotu 11-22 önde tamamladı. İkinci periyodun ilk 2 dakikalık bölümünde iki takımda sayı bulmakta zorlanırken, bu çeyreğin ilk basketi Kalinic’ten geldi(11-23). Bu çeyrekte oyuna giren bir başka isim takımımızda Melih Mahmutoğlu oldu ve üst üste bulduğu basketlerle skoru 18-32’ye getirdi. Ev sahibi takım Paul Harris, Andre Harris ve Khem Brich ile farkı(24-32) eritmeye çalışsa da Kalinic’in 2 sayılık basketiyle Fenerbahçemiz, aradaki sayı farkını korumayı başardı. Son 1 dakikanın içine girilirken ev sahibi takımda Gordon Watson 3 sayılık basketiyle skoru 28-35’e getirse de Kostas Sloukas’ın serbest atış çizgisinden kaydettiği 2 isabetli basketle Fenerbahçemiz soyunma odasına 28-37 önde girdi. 3.çeyreğe maça başladığı ilk 5’le başlayan Fenerbahçemiz; Datome, Vesely ve Antic’in basketleriyle ilk 4 dakikalık bölümü 35-45 önde tamamladı. Ev sahibi takım ise Andre Harris ile farkı azaltmaya çalışsa da TV molasına 41-47’lik skorla önde giren taraf Fenerbahçe Erkek Basketbol Takımımız oldu. Mola dönüşünde Pero Antic ve Luigi Datome basketlerine devam ederken, bu isimlerin yanına Melih Mahmutoğlu da dahil oldu ve son 1 dakikanın içine Fenerbahçemiz, 46-59’luk üstünlükle girdi. Muratbey Uşak Sportif çeyreğin bitimine son 8 saniye kala Angelo Harrison’un 3 sayılık basketiyle farkı 10 sayıya(49-59) indirse de Fenerbahçemiz final periyotuna 49-59’luk üstünlükle girdi. Müsabakanın final periyotunda ise Ali Muhammed ve Kalinic’in basketleriyle farkı koruyan Fenerbahçe Erkek Basketbol Takımımız, Kostas Sloukas ve Datome’nin de skora yaptıkları katkıyla ilk 5 dakikalık bölümü 58-76 önde geçti. Geri kalan dakikalarda ise ev sahibi takım Paul Harris ile potamızda basketler bularak, farkı azaltma çabalarına dur diyen isim ise takımımızda Antic oldu(62-78). Son 3 dakikanın içine girilirken Bogdanovic’in yerine oyuna dahil olan genç oyuncumuz Egehan Arna’nın son saniye 3 sayılık basketiyse karşılamanın sonucunu belirledi:64-81. Çeyrek Skorları: 1. Çeyrek: 21-11 (Fenerbahçe) 2. Çeyrek: 17-16 (Muratbey Uşak Sportif) 3. Çeyrek: 22-21 (Fenerbahçe) 4. Çeyrek: 22-15 (Fenerbahçe) Takım İstatistikleri (Muratbey Uşak Sportif-Fenerbahçe): 2 Sayı: 13/30 (%43.3) – 19/37 (%51.3) 3 Sayı: 6/20 (%30) – 13/27 (%48.1) Serbest Atış: 20/33 (%60.6) – 4/6 (%66.6) Ribaund: 35 - 36 Asist: 7 - 20 Top Çalma: 4 - 5 Top Kaybı: 13 - 11 Blok: 0 - 2 Fenerbahçe (81): Antic 18, Datome 15, Vesely 11, Melih 10, Kalinic 9, A.Muhammed 8, Sloukas 5, Egehan 3, Barış 2. Haber ile ilgili diğer fotoğraflar
f7785d80492c
[ "c4", "culturax", "hplt2", "vngrs" ]
Expertiz, eşya taşıma fiyatı, eşya taşıma firmaları Expertiz nedir? Expertiz kelimesi, evden eve taşıma dilinde kontrole gelen, eşyalarnızın hangi araç ile taşınacağı, ne şekilde paketleneceği, hangi semte kaç personel ile taşınacağı konusunda fiyat ve bilgi verir. Gelen expertiz bu belirleme için hiç bir şekilde ücret talep etmez. Deneyimli olan expertiz elemanımız her konuda sizleri doğru bir şekilde bilgilendirmektedir. Eşya paketleme, ev eşyası paketleme, eşya paketleme fiyatları, eşya paketleme fiyat Eşya paketleme işinde firmamız sizler için en uygun en kaliteli hizmeti sunmaktadır. Artık eşyalarınız zarar görecek diye endişelenmeyin! Her taşındığımda eşyalarımı çöpe atıyorum eşyalarım zarar görüyor, taşınmak bana çok pahalıya mal oluyor, antika eşyalarım çok değerli, nasıl olacak derdine artık son veriyoruz. Bizler Eyüpoğlu Nakliyat olarak eşyalarınızı en güvenli olacak şekilde paketliyoruz ve taşıma için hazırlıyoruz. Hiç endişelenmeyin bizler eşyalarınızın kıymetini bildiğimiz için her türlü kazaya ve doğal afete karşı sizi güvenceye alıyoruz ve eşyalarınızı önce sigortalıyor daha sonra nakliyesini ve teslimini yapıyoruz.
773b9043004a
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Prof. Dr. Halük Şükrü Akalın Prof. Dr. Şükrü Halük AKALIN, Türk Dil Kurumu Başkanı AZERBAYCAN’IN YETİŞTİRDİĞİ BÜYÜK ALİM, GÖRKEMLİ TÜRKOLOG, DİLBİLİMCİ Azerbaycan’ın yetiştirdiği büyük alim, görkemli Türkolog, dilbilimci, Afad Memmed Kurbanov benim çok eskiden tanıdığım, kendisinden bir bilim adamı olarak istifade ettiğim ve çok değer verdiğim bir insandı. Elbette, Türkoloji’ye, Türk dili üzerine araştırmalar yapmaya başlayınca, Türk dünyasındaki bilim adamlarını da, eserleriyle, makaleleriyle, kitaplarıyla tanımaya başlamıştım. Ama Afad Memmed Kurbanov’la benim tanışmam çok daha eskilere gidiyor. Ben 1975 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ne öğrenci olarak başlamıştım. İkinci sınıfa geçtiğimizde – 1976 yılında Fakülte’de 2. Milletlerarası Türkoloji Kongresi yapılıyordu. 4 Ekim 1976 günü bu kurultay başladı. Bu toplantıya hem Türkiye’den hem de yurtdışından büyük alimler, dil bilginleri, Türkologlar, dilbilimciler katılıyordu. Devir, Sovyetler Birliği dönemiydi. Sovyetler Birliği’nden de, şimdi sayısını hatırlayamıyorum, ama 10-15 kişi kadar Türkolog bu toplantıya katılıyordu. Bunlar içerisinde, şimdi hatırladığım kadarıyla, dünya çapında tanınan Türkologlar olan Şerbak, Kononov, Tenişev vardı. Biz, ikinci sınıf Türkoloji öğrencisi olarak bu kurultayın bildirilerini zevkle dinliyorduk, adlarını kitaplardan duyduğumuz meslektaşlarımızı orada görüyorduk. Bunlar içerisinde benim ilgimi çeken bir kişi vardı ki o da Azerbaycan’dan katılan ünlü Türkolog Afad Memmed Kurbanov’du. Evet, ben Afad Memmed Kurbanov’la 1976 yılında 20 yaşında bir civan iken tanışmıştım. O zaman Sovyet dönemi olduğu için biz, tabii, Azerbaycan’dan pek kimseyi tanımıyor, görmüyorduk. Azerbaycan’ın adını biliyorduk, Bakü’yü biliyorduk, Azerbaycan’ın dilini, edebiyatını kitaplardan takip edebiliyorduk. Ama bir Azerbaycan Türkünü ben o zamana kadar görmemiştim. İşte 2. Milletlerarası Türkoloji Kongresi’ne katılan Afad Memmed Kurbanov benim ömrümde tanıdığım ilk Azerbaycan Türkü, ilk Azerbaycan alimiydi ve onunla yüzbeyüz konuşan bir kişi olarak bende çok iz bıraktı. Bana kendi bildirisinin bir nüshasını ve kendi kitaplarından birkaç tane verdi. Toplantıdan sonra ayrıldık. O Azerbaycan’a döndü, ama dostluğumuz bitmedi. Ben bir öğrenci olmama rağmen, Afad Memmed Kurbanov’la mektuplaşmaya başladım. O bana yeni çıkan kitaplarından gönderirdi ve 1976 yılında – günümüzden neredeyse 30 yıl önce başlayan bu dostluk sayesinde ben Azerbaycan’daki Tük dili çalışmaları konusunda bilgi sahibi olmaya başladım. Ben Azerbaycan Türkçesi ile ilgili ilk bilgileri Afad Memmed Kurbanov’un bu kitaplarından edindim. Özellikle yer adları konusunda, adlandırmalar, yani onomastika konularında çalışıyordu. Afad Memmed Kurbanov’un bu çalışmalarından çok istifade ettim. Ben bu arada akademik çalışmayı tamamladım ve Çukurova Üniversitesi’ne öğretim üyesi oldum, Adana’ya gittim. 90’lı yıllarda Sovyetler Birliği dağıldı, Azerbaycan Cumhuriyeti bağımsızlığını ilan etti. O yıllarda Adana Valiliği ve Çukurova Üniversitesi olarak Adana’da Çukurova Halk Kültürü Sempozyumu düzenliyorduk. Valilik ve Üniversite Rektörlüğü istedi ki bu toplantıya Türk dünyasından da bilim adamları katılsın. İşte o zaman Afad Memmed Bey’e, bu toplantıya bildiriyle katılması için hemen bir davetiye gönderdim. Seve seve kabul etti ve 1976 yılındaki o ilk tanışmadan sonra aradan geçen neredeyse 20 yıla yaklaşan bir zaman sonra Afad Memmed Kurbanov Adana’ya geldi. Ben onu havaalanında karşıladım, Üniversite’ye götürdüm. Görüşemediğimiz zamanlardaki dönemleri konuştuk. O, Adana’da da yine onomastikayla ilgili bir bildiri sundu ve o yıldan sonra artık daha sık görüşmeğe başladık. Hem ben Azerbaycan’a gittiğimde, hem de Afad Bey Türkiye’ye geldiğinde görüşüyorduk. 1996 yılında Ankara’da düzenlenen 3. Uluslararası Türk Dili Kurultayı’na Azerbaycan’dan Afad Memmed Kurbanov da katılmıştı. 24 Eylül 1996 günkü oturumda Afad Memmed Kurbanov «Türk antroponimik ilim sahasının yaranması ve onun vazifeleri» başlıklı bir bildiri sunmuş ve daha sonra 26 Eylül günü, yani Dil Bayramı günü Afad Memmed Kurbanov’un başkanlığını yaptığı oturum gerçekleştirilmiştir. Kurbanov, bütün gün boyunca bu oturumların başkanlığını yapmıştır. Bu Kurultay dönemin Cumhurbaşkanı Sayın Süleyman Demirel’in himayelerinde gerçekleştirilmiştir ve o Kurultay’da Süleyman Demirel kurultay delegelerini Çankaya köşküne davet etmiş, Afad Memmed Kurbanov da bu davete icabet etmiştir. 2001 yılında Türk Dil Kurumu Başkanı olduktan sonra haberleşmemiz, görüşmemiz daha da arttı. Afad Bey, bir kitabı, bir makalesi yayınlandığında hemen bana, Türk Dil Kurumu’na gönderiyordu. İşte Afad Bey’le benim neredeyse, yani 1976’dan başlayıp 30 yılı aşan bir dostluğumuz var. Kurumumuzla olan ilgisine geline, Afad Memmed Kurbanov Türk Dil Kurumu’nun şeref üyesiydi, en başta gelen şeref üyelerindendi. Afad Memmed Kurbanov Türk Dil Kurumu’nun düzenlediği kurultaylara, toplantılara bildiriyle katılarak, bu toplantılarda oturum başkanlıkları yaparak Türk Dil Kurumu’nun çalışmalarına da katkıda bulunmuştu. İşte Afad Memmed Kurbanov hem bilimsel çalışmalarıyla, araştırmalarıyla, makaleleriyle, bildirileriyle, kitaplarıyla, hem de Türkoloji’ye yaptığı katkılarla, Türk Dil Kurumu’na yaptığı katkılarla Türk Dil Kurumu’nun şeref üyeliğine seçilmişti. Yazdığı eserler, makaleler, kitaplar, Türkoloji’nin baş eserleri olarak daima okunmaktadır, daima bu eserlere atıfta bulunulmaktadır. Yüce Atatürk’ün kurduğu Türk Dil Kurumu’nun kütüphanesinde hem Türkiye’de, hem de Türkiye dışında Türkologların, dil bilginlerinin, dilbilimcilerin yazdığı kitaplar, makaleler yer almaktadır. İşte bu kütüphanede pek çok dilbilimcinin yanı sıra Azerbaycan’ın yetiştirdiği büyük alim Afad Memmed Kurbanov’un da kitapları yer almaktadır. Bu kitaplar içerisinde hem Afad Memmed Kurbanov’un kütüphanemize bağışladığı kitaplar, hem de çeşitli zamanlarda başka kişiler tarafından kütüphanemize armağan edilen kitaplar yer almaktadır. Mesela Afad Memmed Kurbanov’un 1964 yılında Bakü’de yayınlanan muasır Azerbaycan diliyle ilgili bir kitabını TDK kütüphanesine 1966 yılında Şiraliyev armağan olarak vermiştir. Yine Afad Memmed Kurbanov, kitaplarını «TDK kütüphanesine müelliften – Prof. Dr. Afad Memmed Kurbanov» diyerek imzalamış ve Türk Dil Kurumu’na armağan etmiştir. Afad Memmed Kurbanov’un bu kitapları içerisinde elbette onomastikanın yanında Türk dünyasında ortak alfabe, ortak dil kullanımı konusunda kitaplar ve makaleler de yer almaktadır. Zaten Afad Memmed Kurbanov Türk dünyasında ortak alfabe, bilhassa Latin alfabesi temelinde bir alfabe kullanılması konusunda çalışmalar yapıyordu, kitaplar, makaleler yazmıştı. Ortak bir dil kullanılması konusunda da değerli görüşleri bulunmaktaydı. Kütüphanemizde Afad Memmed Kurbanov’un bulunan kitapları bunlar. Bu kitaplar şu anda kütüphanemizi ziyaret eden okuyucular tarafından okunmakta ve bu kitaplardan yararlanılmaktadır. Kendisinin rahmete gitmiş olmasından dolayı çok büyük bir üzüntü duyuyorum. Allah rahmet eylesin. Ama Afad Memmed Kurbanov yazdığı eserlerle, ortaya koyduğu bilimsel çalışmalarla, makalelerle Türkoloji’ye çok büyük hizmetleri olmuş, Azerbaycan’ın görkemli alimlerinden birisi olarak ebedi hayata intikal etti. Bir değerli dostumu kaybetmiş olmaktan dolayı çok büyük bir üzüntü duyuyorum ve Azerbaycan halkına, kederli ailesine başsağlığı diliyorum. Allah rahmet eylesin.
229afb4f661d
[ "c4", "culturax", "hplt2", "vngrs" ]
Istanbul’un Karadeniz’e açilan kapisi Sile de bulunan yazlik, is yeri, konut ve benzeri mekanlarin adres degisikliklerinde gerekli olan esya transferi hizmetlerini yürüten, daha çok Şile Evden eve Nakliyat islerine yogunlasmasina karsin diger alanlarin tasinmasi içinde en ideal çözümleri üreten kurulusumuz, yillarin verdigi deneyim ve profesyonel yapi sayesinde birbirinden kusursuz ve zahmetsiz transferlere imzasini atmaktadir. Fiyat bakimindan da son derece makul olan, sundugu ödeme seçenekleri ile sizleri zorlamayan firmamiz, bu güne kadar yasadiginiz ve bundan sonrada yasayabileceginiz en konforlu ve sikintisiz ev tasinma sürecini garanti etmektedir.Firma eksperi ile mekaninizi ve yeni tasinacaginiz alani önceden inceleyen fiyat belirlemesi de dahil olmak üzere sizin direktifleriniz dogrultusunda nakliye esnasinda izlenecek yol ve kullanilacak yöntemlere karar veren sirketimiz, tam tarih ve saatte ful donanim kapinizda hazir bulunmaktadir. Elektronik cihaz ve mobilyalarinizin demontesini gerçeklestirerek havali naylon ve battaniyelere saran, diger ürünleri de kategorisine ayirarak en ideal ve güvenli paketleme materyallerine sararak kolileyen çalisanlarimiz, sizin yapmaniz gereken her seyi adiniza yapmakta, yorulmadan, strese girmeden, isinizden geri kalmadan yeni evinize geçmenizi saglamaktadir. Son derece modern ve geniş kapsamlı nakliye hizmetleri veren ve Şile Evdeneve Nakliyat alanında da en çok tercih edilen isimlerden birisi olan firmamız Ambalajlı Taşımacılık ayrıcalığı ile zahmetsiz ve daha az stresli bir adres değişikliğine zemin hazırlamakta, Sigortalı Nakliye farkı ile de olası iş kazalarına karşı zarar tazmin güvencesi sunarak çıkarlarınızı koruma altına almaktadır. Bu da bu gün sektöründe geldiği noktanın hiç de tesadüf olmadığını müşteri memnuniyetinden ödün vermeyen hizmet anlayışı ve çözüm odaklı yaklaşımları ile lider ve neden tercih edilen olduğunun en açık ispatıdır. Şile Kurumsal Taşımacılık beklentilerine de en yüksek standartlarda cevap veren, avrupa standartlarına sahip şirket profili ile hem şehir içi hem de şehirlerarası mesafelerde eşya transferleri sağlayan kuruluşumuz ekspertlerinin yaptığı ön çalışma ile süreci en ince detayına kadar planlamakta, bizzat temin ettiği ambalaj çözümleri ile taşıyacağı alanda bulunan eşyaları toplayıp sınıfına göre en uygun paket malzemesi kullanarak ambalajlayarak nakliyeye hazır hale getirmekte, marangozluk, tesisat, demontaj ve montaj için ihtiyaç olacak teknik ustaları ile size yapacak hiç bir iş bırakmamaktadır. Hem de Sigortalı Taşımacılık ayrıcalığı ile. Özellikle siledeki tüm ilçelere nakliye hizmetimiz vardir riva evden eve nakliyat ömerli evden eve tasimacilik ve tüm yazlik mekanlariniza parsiyel nakliye hizmetlerimizde var bizleri tercih edinki rahat edersiniz.
b03178c74998
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2" ]
Diken darbe girişiminin başladığı andan itibaren gelişmeleri gün gün aktarmayı sürdürüyor… 15.45 Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, darbe girişimi gecesinde kendisine suikast düzenleyecekleri belirtilen askerlerden şikayetçi oldu. Erdoğan’ın avukatı aracılığıyla gerçekleştirilen şikayette askerler ‘cumhurbaşkanına suikast, Anayasayı ihlal, devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak, terör örgütü üyeliği ve diğerleri’ ile suçlandı. 15.34 Çorum Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen Gülen Cemaati soruşturması kapsamında İl Jandarma Komutanlığı’nda görev yapan 6 üsteğmen ve astsubay ile Ankara’da görev yapan 1 albay hakkında gözaltı kararı alındı. Altı asker sağlık kontrolünden geçirildikten sonra İl Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü. 14.06 Adana’da Süvari Giyim dahil 54 şirkete kayyım atandı. Sahiplerinin bir kısmı firari, bir kısmı da tutuklu bulunan şirketlere atanan dokuz kayyım göreve başlarken Yağmur Mobilya gibi tanınmış şirketler de bulunuyor. Süvari Giyim’in de 100’ü Türkiye’de olmak üzere toplam 150’ye yakın mağazası bulunuyor.
a0824a5e6b5c
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Ülkemizde eğitimin her alanında kaliteli bireyler yetiştirmek amacıyla ve bu hedefte yürümeye devam eden Darüşşifa Eğitim Kurumları “Her yıl bir önceki yıldan daha başarılı” sloganıyla yoluna devam etmektedir. Başarımızın sırrı hedeflerine ulaşıncaya kadar durmadan çalışmak olup bu amaçla: - Vatanına milletine bağlı, küçüğünü seven, büyüğünü sayan ahlaklı ve inançlı bireyler yetiştirmek. - Öğrencilerimize estetik, edebi, matematiksel, bilimsel, teknolojik, sosyal, ekonomik ve fiziksel etkileşimlerin dahil olduğu geniş bir deneyim yelpazesi sunmak. - Öğrencilerin keşfetme arzularını, ilgilerini ve hayal güçlerini canlandıran; tüm yaşamları boyunca tükenmek bilmeyen bir öğrenme isteğine sahip olmalarını destekleyen bir öğretim sistemi kurmak. - Öğrencilerin yaşamsal yeteneklerinin ve becerilerinin gelişmesini teşvik etmek. - Öğrencilerimiz, öğrenmenin; akademik kadromuz, öğretmenin; okullarımız ve velilerimiz de başarmanın keyfine Darüşşifa ile varacaktır. Darüşşifa ailesi olarak herkesin başarısı ve mutluluğu bizim için çok önemlidir. - Öğrencilerimizin hızla değişen dünyamıza uyum sağlamalarını temin edecek alt yapıyı oluşturarak, başarılı ve mutlu olmalarını sağlamak, en önemli hedeflerimiz arasındadır. - Darüşşifa Okulları Anadolu ve Fen Liselerinden mezun olan bütün öğrencilerimizin istedikleri üniversitelere yerleşmesi öncelikli hedefimizdir. Sevgi ve saygılarımla OSMAN KARAASLAN Yönetim Kurulu Başkanı
718e5d999f3e
[ "culturax", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
28 Haziran 2013 Cuma Türk dediğin, patlıcanı sever kardeşim! Dün yemeğe misafirlerimiz vardı, İspanyol arkadaşlarımız. Akdenizliler olarak boğazımıza düşkünüz tabii. Uzun uzun oturalım masada, bol kahkaha, bol sohbet olsun istiyoruz hepimiz. Öyle Batı Avrupa'nın hazır piş ağzıma düş tarzı yemekleri kesmez bu sofrayı. Bu durumda Türk sofrası kurdum tabii ki; karnıyarık, şehriyeli pirinç pilavı ve birkaç meze ve rakı. Arkasından el yapımını bir ömür boyu becereceğimi sanmadığım için - bende o sebat, o sabır ne gezeeer - Türk marketinden aldığım baklava. Biraz değiştirerek sundum ama, azıcık "katkılı". Karnıyarıkların üstüne kaşar rendeleyip fırına verdim mesela (kızartma sevmediğim için bu fırın usulünü kesinlikle öneririm), klasik yoğurtlu havuç salatamıza azıcık mısır kattım mesela (süt mısırı hoş bir çıtırtı verdi), semizotu salatasına biraz nar ekşisi (yeşilliklerin hepsine çok yakışır zaten), baklavayı vanilyalı dondurmayla servis ettim mesela.. Çok sevildi, pek çok övgü aldı, en güzeli de tabaklarda kalan sosun ekmekle sıyrılmasıydı - ki bu yemeğin beğenildiğini gösteren en samimi işaretlerden biridir bence. Patlıcan mevzuuna dönersek.. Türk dediğin patlıcanı sever kardeşim. Ve de güzel pişirir. (Püf noktası; patlıcanları önden 1 saat tuzlu suda bekletmek, acısı varsa akıtmak..) 26 Haziran 2013 Çarşamba Söz gümüşse.. Tam Türk aklı, kusura bakmasın kimse. Bu kısıtlamalar, haksızlıklar, adaletsizlikler adım adım önümüze sürülürken sesimizi çıkarttık mı? Orda bir köy var uzakta ya; yakılıp yıkılırken sesimiz neden çıkmadı? Çoğumuz ikinci dil biliyoruz, dış medyayı takip ediyoruz; orda çıkan haberlerle bizde çık(may)an haberler arasındaki farkı görürken sesimiz neden çıkmadı? Komşunun "solcu" oğlu teeee nerdeki haksızlığı, zulmü protesto etti diye yaka paça gözaltına alınırken nerdeydik? Bu ülkede yazarlar, sanatçılar, ilim insanları öldürülürken nerdeydik? Toplumsal bir galeyan içindeyiz. Hakkımızı arıyoruz. Haklıyız da. Bardağı taşıran son damla ve üstüne hala inatla doldurulan bir bardaktı son bir ayda yaşananlar. Geç olsun da, yine de olsun. Bu gelişmeler güzel. En azından sesimizi çıkarmayı öğrendik. "Vur ensesine, al ekmeğini" değil artık.. Keşke biraz daha erken farkına varabilseydik, daha erken sesimizi çıkartabilseydik. Ama buna da şükür. Tek temennim var; olaylar durulunca (durulacak elbet, bu ülkede neler unutulmadı..) o "ilk heyecan" geçince, unutmayalım bu günleri. Unutmayalım neden sokaklara döküldüğümüzü, ne istediğimizi, ne için uğraş verdiğimizi. O nedenle susuyorum şimdi, sözü başkalarına bırakarak. Onlar susunca yine bana sıra gelecek diye korkarak.. 14 Haziran 2013 Cuma Yeniliklere açık olmak Bazı insanlar karakter yapısı ya da zamanla yaşamın onlara öğrettikleri nedeniyle yeniliklere pek açık değiller. Yeni birşey önlerine çıktığında denemekten ya da deneyimlemekten kaçınıyorlar. Bu yeni bir yemek de olabiliyor, yeni bir sosyal ortama girmek de olabiliyor, yeni bir alışkanlık / hobi edinmek de olabiliyor. Mesela seyahatlerim sırasında tanıştığım bazı insanların "evet buralar da fena değil ama bizim ülkemiz gibisi yok" dediklerine, yurtdışında yaşayıp da o ülkenin kültürünü merak etmeden, hemen bir Türk grubu bulup kaynaşanlara ya da bir yemeği 40 sene aynı şekilde pişiren ve yiyen ve asla değiştirmeyi, yeni bir malzeme katmayı düşünmeyen insanlarla çok fazla karşılaştım. Ben çok meraklı, yeni yeni herşeye burnumu sokmayı seven, "dene ve öğren" felsefesine sıkı sıkıya bağlı bir tip olduğum için, bu insanları böyle bir silkeleyip dürtmek, yahu hayatta bir sürü renk var, neden tek renk kırmızı olsun demek falan istiyorum. İnsanlar yeni sosyal ortamlara girerken, mesela yeni bir ilişkiye başlarken kırılmaktan korkuyorlar. Bu çok normal. Ama sırf kalbim kırılacak belki diye o ilişkiye başlamamak ne kadar doğru? Bence en berbat yaşam deneyimi bile yaşamı hiç deneyimlememekten, sessiz sakin, kaçınarak, kollanarak, aman bana dokunmayan yılan bin yaşasın diyerek bir köşede saklanmaktan bin kat iyidir. Evet kalbimiz kırılabilir, insanlar hiç beklemediğimiz derecede bizi şaşırtabilir, üzebilir. Ama bu insanlığa olan inancımızı yitirmemizi gerektirmemeli bence. Tanıdığım bir çok insan, hayatları boyunca sadece "ıyyy çiğ balık" diye düşündükleri için asla sushi yememiş! Daha denemeden etiketi yapıştırmışlar, "sushi iğrenç birşeydir". Tanıdığım bir çok insan işe her gün aynı yoldan gidip geliyor, yeni bir rota denemek, belki orada daha az trafik vardır ya da belki daha kestirme bir yol bulurum diye düşünmek akıllarının ucundan dahi geçmiyor. Bir çok insan, her gün bir çok yaşam seçiminde "denemeden yaftalamayı" tercih ediyor. Bizimle aynı alışkanlıklara sahip olmayan insanları "öteki" görüyoruz, farklı olanı ya da farklıyı deneyeni bir nevi çılgın olarak adlandırabiliyoruz. Bu da kutuplaşmalara, biz ve ötekiler anlayışının hakimiyetine yol açıyor. Günlerdir yurtdışından Türkiye'yi izliyorum ve günlerdir içim bayılıyor. Bir yandan sıkıntı basıyor, bir yandan umut çiçekleri açıyor. Sanırım hepimiz aynı durumdayız, toplumca bir galeyan hali içindeyiz. Bir yanda düşüncelerini yaratıcılıklarıyla, umutla, vaz geçmeyerek savunan bir grup, öteyanda onları terörist, çapulcu, sapkın ilan eden bir başka grup. Nedense bu iki grup birbirinden gittikçe uzaklaşan iki uç haline geldi. Oysa birçok konu, tartışılıp uzlaşılabilecek nitelikte. Ama hani köprü üzerinde karşılaşan iki keçinin masalı misali, sırf zıtlık uğruna konuşmaya, tartışmaya ve uzlaşmaya kimse yaklaşamıyor sanki. Devlet adamları "biz değişmeyiz, neysek oyuz" diye demeçler veriyor. Yeniliklere açık olmak, bir düşüncenin ya da inancın zamanla değişebileceğini kabul etmek, esnek olabilmek kötü meziyetler mi? Bu devirde, yaşam hızla değişirken kaya gibi sert yerinde durmak, yaşamın getirdiklerini görmezden gelmek mümkün mü? Yeni şeyleri denemekten korkmamalıyız bence. Denemek, yanılmak, yeniden denemek, yaşam bu demek. Dipnot: Fotoğraftaki minyatür mandalina ağacını eşim bana aldırabilmek için yaklaşık 1 senedir dil döküyordu. Evde yaşamayacağını biliyorum, bir canlıyı baştan öldüreceğimi bile bile eve almak istemiyordum. Ama aldım. Çünkü belki tahmin ettiğim gibi ölmez, belki yaşar ve belki tepesindeki mandalinalar tatlı ve hatta çekirdeksiz çıkar, kim bilir?!? Bu da benim "yeniliklere açık olma ödevim" olsun.. 8 Haziran 2013 Cumartesi Sevincimi paylaşmak istedim :) Kızımız "Maya", 31 Mayıs saat 17.10'da dünyaya gözlerini açtı. Şu an tek kolumla onu tutuyor, diğer kolumla iki parmak - kaplumbağa hızıyla bu güzel haberi sizlerle paylaşıyorum. Bir insanın doğumu mucizeymiş gerçekten, sanki hayatımın miladı oldu Maya. Bu sabah 7 günlük kızım kollarımda emerken, koca koca bebek gözlerini açtı ve bana baktı. Ona dedim ki "Çok güzel bir dünyaya geldin Maya, kim ne derse desin, yaşanan tüm olumsuzluklara, haksızlıklara, vicdansızlıklara rağmen; sevginin asıl olduğu ve görmeyi bilirsen her yerde bolca ve karşılıksız bulunduğu bir yaşama geldin. Bunu asla unutma ve mutlu ol, mutluluğunu kendin yarat ve kimsenin bunu değiştirmesine izin verme. Yaşamı nasıl görmek istersen, yaşam sana kendini öyle gösterecek.." Umarım çok sağlıklı, neşeli, mutlu, şanslı, uzun ve güzel bir yaşamı olur Maya'mızın. Sever ve sevilir, kötülüklerden ve kötü insanlardan, hastalıklardan, kaza ve beladan, nazardan ve kötü yolları seçmekten uzak bir yaşamı olur. Umarım hayırlı bir insan olur, adil ve vicdanlı olur. Umarım hayat da ona karşı adil olur, onu mutlu eder, güzellikleriyle sarmalar. Sevincimizi sizlerle de paylaşmak istedim, sizler de AMİN diyin bu dualarıma istedim. Paylaşılarak çoğalsın istedim :) Kaydol: Kayıtlar (Atom)
d21c70208da0
[ "fineweb2", "hplt2" ]
ADIM DEVLET DİYE BEN Mİ ARAŞTIRAYIM? Bahçeli'den Bekir Bozdağ'ın 'herkes FETÖ'cüleri araştırsın' sözüne yanıt geldi: Sahip olduğu delil varsa göndersin, partiden atayım. Adım "Devlet" diye, onu da ben mi araştırayım? MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, "FETÖ'ye karşı herkes kendi içini temizlesin" diyen Adalet Bakanı Bekir Bozdağ'a, "MHP'deki milletvekillerinde toplu iğne başı kadar bulsunlar, yarım saatte partiden atayım. Adım Devlet diye onu da mı ben araştırayım?" yanıtını verdi. Yargı yılı açılışı, YÖK'ün akademik yıl açılışlarını Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda yapılacak olmasını da değerlendiren Bahçeli, YÖK'ün açılışına ilişkin kendilerine henüz bir davet gelmediğini belirtirken, "Ben Saray'ın çok mu meraklısıyım?" diye sordu. Takip et: @showhabercom Bu Haberle İlgili Yorumlar BU KATEGORİDEKİ İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER HABERLER GÜNCEL HABERLERİ EKONOMİ HABERLERİ SPOR HABERLERİ DÜNYA HABERLERİ
9851a24a0819
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Başbakan Yıldırım: Türkiye uçurumun kenarından döndü. Her yerden FETÖ’cüleri temizlemek zorundayız. Temizlik yapalım ama oyuna da gelmeyelim “Bizimle ilgili algı operasyonu yapılıyor. Sanki AK Parti’de FETÖ’cü varmış da temizlenmiyormuş diye. Bu bir tuzak. Asıl hedefleri birbirimize düşürmek. Geçmişte de gördük ki ne zaman parti içinde tartışma oluyor, biz başarısız oluyoruz. O nedenle birlik ve beraberliğimiz her zamankinden daha önemli. İçimizden bazı arkadaşlarımız maalesef haddini aşan açıklamalarda bulunuyor. Bu açıklamalar nedeniyle de muhalefet ve FETÖ’cüler, AK Parti içinde FETÖ’cü olduğu algısı oluşturarak bizi birbirimize düşürmeye çalışıyor. UÇURUMDAN DÖNDÜK Türkiye uçurumun kenarından döndü. Her yerden FETÖ’cüleri temizlemek zorundayız. Bunu yaparken de elbette bazı yanlışlar olacak ama fetömatik diye bir alet de yok. Temizlik yapalım ama oyuna da gelmeyelim. Üzerimize düşeni 17-25 Aralık’tan beri yapıyoruz. Bu mücadeleyi yapmazsak millet bizi affetmez. Bu konudaki mücadelemizi kararlılıkla sonuna kadar götüreceğiz. Ama bunu kimseye kin güderek yapmıyoruz. Geçmişin hesabının peşinde de değiliz. Geçmişte şu şöyle yapmış, şu böyle yapmış... Bu hesabın peşinde değiliz. ERGENEKON VARDI, FETÖ SULANDIRDI “FETÖ denen örgüt o kadar sinsi çalışmış ki, adam son ana kadar yanında durmuş, son anda ‘Komutanım ellerini uzat’ demiş, takmış kelepçeyi. Balyoz, Ergenekon da sapına kadar vardı ama FETÖ terörü konusunda da siz şikâyet makamında değil mücadele makamındasınız. Eğer bildiğiniz bir şey varsa ilgili makamlara iletin. Siyaseten ne getirir ne götürür diye düşünmeyin. Şikâyet edeceğinize gereğini yapın. Kamuoyu da bizden şikâyet değil mücadele bekliyor.”
591a68d9df65
[ "culturax", "fineweb2", "hplt2" ]
BAŞKAN'IN MESAJI TAŞLAR YENİDEN DİZİLİRKEN Zor bir coğrafyanın belki de en zorlu sürecinin içinden geçmekteyiz. Bugünleri gerek askeri, gerekse diplomatik açıdan başarıyla atlatırsak, Türkiye’mizin gücünü bir kez daha kanıtlamış olacağız. Ancak, görebildiklerimiz kadarıyla bu çok da kolay olmayacaktır. Çünkü, Dünya siyasi tarihinde sınırlar adeta yeniden çizilmeye, taşlar yeniden dizilmeye çalışılmakta, rotalar stratejik partner ülkelere çevrilmektedir. Jeopolitik önemi, Türkiye’yi bu durumlarda her zaman kilit ülke konumunda tutmaktadır. Diplomatik başarımız doğrultusunda bu bizi geleceğe emin adımlarla taşıyacak bir süreçtir. O nedenle de, çok iyi değerlendirmek zorundayız. Rusya ile yeniden anlaşmaya varılması ve mavi akım projesine atılan imzalar işte böylesi bir süreçte atılan en doğru adımdır. Bakınız, küresel arenada yeni güç birlikleri oluşmaktadır. Bu ilişkiler ağını çok iyi okumalıyız. Zira küresel ekonomi bu şekilde yeniden şekillenecektir. Doğu’ya kayan üretim, Batı’da dağılan birliktelikler, gözleri bir kez daha Ortadoğu’nun üstünde toplamaktadır. Hem sıcak savaşın, hem de soğuk savaşın hakim olduğu bir sürece, küresel ekonomi de kayıtsız kalamadı ve küresel büyüme gerilemeye, ticaret hacmi de 2014’ten bu yana daralmaya devam etmektedir. Küresel borç rekor seviyelere ulaşmıştır. Tüm bunlar, 2017 yılının sanayicimiz açısından yine zorlu geçeceğinin bir işaretidir. Özellikle de, ihracat pazarlarımızdaki ciddi sıkıntı, gerileyen rakamlarda da kendini göstermektedir. Hükümetin de; gerek içerde, gerekse dışarda yaşanılanların ekonomiye olası etkilerini azaltmak doğrultusunda ard arda açıkladığı paketler, teşvik adımları bu anlamda çok önemlidir. Özellikle bizlerin de bir süredir girişimlerimizi sürdürdüğü yeşil pasaport konusunun hayata geçiriliyor olmasında emeği geçen herkese teşekkürlerimizi sunuyorum. Son 3 takvim yılı itibariyle; yıllık ortalama ihracatı 1 milyon ile 10 milyon dolar arasında olan firmalara 1 adet yeşil pasaport verilecek. İhracatı 10 ile 25 milyon dolar arasında olanlara 2; 25 milyon ile 50 milyon dolar arasındakilere 3; 50 ile 100 milyon dolar arasındakilere 4; 100 milyon dolar üzerinde olan firmaların ise 5 yetkilisine hususi damgalı pasaport (yeşil pasaport) verilebilecektir. Diğer yandan, Ege Bölgesi Sanayi Odası olarak bizler de; ihracat pazarlarımızı genişletebilmek amacıyla, 26-28 Eylül’de 3 günlük bir Polonya-Varşova seyahatimiz oldu ve çok başarılı geçti. Ekonomi Bakanlığımız tarafından İzmir’in ihracat stratejileri açısından Polonya ile eşleştirilmesini takiben, Aristo’nun “Görmezsen eksik kalırsın” dediği, Victor Hugo’nun Prenses sıfatını verdiği İzmir’i tüm zenginlikleri ile anlatmaya çalıştık. Son 10 yılda 14 katına çıkan iki ülke arasındaki ticaret hacminin yetersizliğini vurguladık. İmkanlarımız elverdiği sürece de benzer organizasyonları yapmaya devam edeceğiz. Ve en önemlisi Varşova’dan umutlu döndük. Diliyoruz ki, umudumuz her daim devam etsin. Ülkemizin umuda, barışa, mutluluğa, refaha en çok ihtiyaç duyduğu günlerden geçmekteyiz. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımızın 93. yıldönümünü şehitlerimizin gölgesinde ve bu duygular içinde kutlarken, başta Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, silah arkadaşlarına sonsuz şükranlarımızı sunuyoruz. Ruhları şad olsun. Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet ilkelerini esas alarak, Cumhuriyetimizi yaşattığımız sürece, hiçbir güce teslim olmayacağımız bilinsin. Dünden daha kararlı, dünden daha çok kenetlenerek, daha çok çalışarak, daha çok üreterek yolumuza devam etmekten başka da bir şansımız yoktur. Hepimizin yolu açık olsun. Ender YORGANCILAR Yönetim Kurulu Başkanı
e28934614742
[ "c4", "culturax", "hplt2", "vngrs" ]
Srebrenitsa Katliamı'nın 20'nci yıldönümü anmasına katılan Sırbistan Başbakanı Aleksandar Vuçiç, taşlı saldırıya uğradı. Anmaya katılanlar Vuçiç'e tepki göstererek Vuçiç'e taş ve şişeler fırlattı. CNN'in haberine göre, aracından indiğinde kalabalık tarafından yuhalanan Vuçiç, olayın ardından aracına binip kaçmak zorunda kaldı. Reuters'a göre ise başbakanın alandan ayrılıp ayrılmadığı kesinleşmedi. Vuçiç'in beraberindeki heyetin araçlara koşarken görüldüğü de bilgiler arasında. Vuçiç, sabah saatlerinde liderlerle birlikte katliam kurbanları için hazırlanan Anı Odası'na girişi sırasında da ıslıklanmıştı. Srebrenitsalı anneler tarafından karşılanan Vuçiç'e tepki gösteren vatandaşlar, "iki yüzlü" sloganları attı. Başbakan Vuciç törenden birkaç gün önce yaptığı açıklamada, "Barışmaya ve diğer halkların kurbanları önünde başımızı eğmeye hazır olduğumuzu göstermenin zamanıdır. Bu yüzden Sırp hükümeti oy birliğiyle, başbakan olarak benim 11 Temmuz'da Sırbistan Cumhuriyeti'ni Srebrenitsa'da temsil etmeme karar vermiştir" demişti.
76452e0cf488
[ "hplt2", "vngrs" ]
Aslında bugün ki hislerimin sebebi tamamen kendi dengesizliğim. Oğlumu sabah 7:10 dersine bıraktıktan sonra her zaman yaptığım gibi işe gelen ben, bir kaç gündür yorgunluktan dolayı eve geri dönüp "5 dakika" daha diye kendimi kandırıp, koltuğuma uzanınca uykuya dalıyor ve mutlaka 8:30 da mesaisi başlayan işime deli gibi geç kalıyordum. Dün de patronum "Her halde yarın sabah erken gelirsiniz Mina Hanım" diyince kuyruğum bacaklarımın arasında 8:10 da iş başı yaptım (patronum haklı ama bende izin yapmak istiyorum ben de haklıyım - koskoca departman bende). Erken işe gelmenin şerefine kendime tost söyledim. Patronumu gelişen olaylar, yapılacaklar ve yapılmaması gereken konularda brifing verip, depo sorumlusunu "Aman ofise gelen her mal numunesi tertemiz olsun, işçiler ellerini yıkasın, bir cifleyin bakayım oraları" talimatı verdikten sonra bir gazeteye bakayım dedim. İlk haber kadına karşı şiddette bir gelişme olan elektronik kelepçe haberiydi. İkinci haber Fatmagülün Suçu Ne dizisinde Kerim karakterini oynayan Engin Akyürek'in "iyi erkekler de var" mesajını tecavüze uğramış kadınlara vermek için haftalık olarak destek grubu seansında izletilmesiydi. Bir haber de Wisconsin senatörü Glenn Grothman'ın bekar annelerin çocuk istismarına sebep olduğunu bu nedenle ABD devletinin bekar anneleri verdiği destek ve maddi yardımları kaldırması gerektiğini, böylece kadınların evlenmek zorunda kalıp, çocuklarının çekirdek aile yapısında büyüteceğini ve çocukların şiddet ve istismardan korunacaklarına dair yaptığı savunmaydı. Burada yola çıkarak bekaranneyim sitesinde tartışılan, bekar annelere ülkemizde destek verilmediği ve bu konu için bir mail grubu, destek grubu oluşturma fikri için "Bekar Anneler için Devlet Desteği" diye google araştırması yapayım dedim. Pek bir şey bulamayacağımı biliyordum ama Baba Blogları (www.babaolmak.com ) buldum ve özellikle Antalyalı bekar babanın kızı ile haftada 1 gün olan buluşmaları ile ilgili bir blog okudum (www.gulkokan.com - tavsiye ederim). Babaların çocukları için yaptıklarını, beraber geçirdikleri zamanları, duyguları okuyunca kıskandım çok kıskandım. Ne benim ne de oğlumun böyle bir dünyası olabildi. Acayip bir yorgunluk çöktü üzerime. Anılar canlandı, hayallerim hortladı. Sanırım yanlız kalmam gerekiyor biraz, köşeme çekileyim ben! Bu arada:
113ad678fd26
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
Vali Tahsin Bey, cepheye yiyeceklerin çocuklar tarafından taşınabileceği fikri üzerine harekete geçer. Durum okullara, muhtarlara bildirilir. Bir gece Amerikan bezlerinden 30 kiloluk bini aşkın torba dikilerek unla dolduruldu. Sayıları bine yaklaşan henüz çocuk yaştaki gençler, Hükumet Konağı önünde toplanarak, cepheye kadar taşıyacakları unları sırtlar, aşırı soğuğa rağmen, cepheye yiyecek yetiştirecek olmalarının gururu ile yola çıkar ve yiyecekler yerine ulaştırırlar. Kaynak- Prof. Dr. Konukçu
ab5838eed1d9
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Soykırımı İnkar, Kurbanlara Hakarettir" Hollanda'nın Lahey kentindeki Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICTY) Başsavcısı Serge Brammertz, Srebrenitsa'daki soykırım gerçeğini inkar etmenin son derece "endişe verici" olduğunu belirterek, "Soykırımı inkar etmek, kurbanlara ve kurban yakınlarına hakarettir" dedi. Lahey'deki Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi Başsavcısı Brammertz: - "(Srebrenitsa'daki) Soykırımı inkar etmek, kurbanlara ve kurban yakınlarına hakarettir"- "Karaciç'in davasında kararın yıl sonuna kadar açıklanması bekleniyor. Mladiç'in davasına ise savunmaya Tomaşitsa ile ilgili kanıtlar konusunda hazırlanabilmeleri için kısa süreliğine ara verilmişti"- "Burada (Tomaşitsa) bulunan deliller, bölgede sistematik katliamların yaşandığını açıkça gösteriyor" BEDRUDİN BRLYAVAC - Hollanda'nın Lahey kentindeki Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICTY) Başsavcısı Serge Brammertz, Srebrenitsa'daki soykırım gerçeğini inkar etmenin son derece "endişe verici" olduğunu belirterek, "Soykırımı inkar etmek, kurbanlara ve kurban yakınlarına hakarettir" dedi.Brammertz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, sağlık nedeniyle geçici olarak serbest bırakılan Sırp savaş suçu zanlısı Voyislav Şeşely'in tutukevine geri dönmesi, ICTY'nin geleceği ve devam eden davalar hakkında değerlendirmede bulundu.Şeşely'in ne zaman Lahey'deki tutukevine geri döneceği ile ilgili henüz kesin bir tarih veremeyeceğini söyleyen Brammertz, Başsavcılık olarak mahkemenin Temyiz Konseyi'nden Şeşely ile ilgili nihai kararı verme talebinde bulunduklarını hatırlattı.Brammertz, daha önce beyninde tümör tespit edilen ve bu nedenle geçici olarak serbest bırakılan bir diğer Sırp savaş suçu zanlısı Goran Haciç'in davasının seyrinin, zanlının sağlık durumuna göre ilerleyeceğini vurguladı.BM tarafından 1993 yılında kurulan ICTY'nin, halen devam eden davaların da sonuca bağlanmasının ardından 2017 yılında kapanacağını aktaran Brammertz, "Geçen hafta BM Güvenlik Konseyi'nde mahkemenin raporunun sunumu yapıldı. Mevcut durumu göz önünde bulundurduğumuzda, son temyiz davalarının 2017 yılında olması bekleniyor. Bu da muhtemelen mahkemenin kapanma tarihi olacak" diye konuştu.Brammertz, bu tarihe kadar Radovan Karaciç ve Ratko Mladiç davalarında kararın verileceğini vurgulayarak, "Bu kararlara itiraz olması halinde, ki kesinlikle olacaktır, davaları ICTY mekanizmaları üstlenecek ancak ICTY olmayacak. Bu davaları görüşecek yeni bir yapı olacak" ifadesini kullandı.Karaciç davasında, kararın bu yıl içinde açıklanması gerektiğini söyleyen Brammertz, "Karaciç'in davasında kararın yıl sonuna kadar açıklanması bekleniyor. Mladiç'in davasına ise savunmaya Tomaşitsa ile kanıtlar konusunda hazırlanabilmeleri için kısa süreliğine ara verilmişti. Hakimlere de nihai kararı yazabilmeleri için zaman gerekiyor" dedi.Bosna Hersek'in Priyedor şehri yakınlarındaki Tomaşitsa'da bulunan toplu mezarda elde edilen delillerin, Mladiç davası için çok önemli olduğunu aktaran Brammertz, burada bulunan delillerin bölgede sistematik katliamların yaşandığını açıkça gösterdiğini söyledi.Brammertz, Tomaşitsa'nın Priyedor'daki yüzlerce insanın organize bir şekilde öldürüldüğü ile ilgili ek bilgiler verdiğini belirterek, buradaki delillerin bu dava için önemine dikkati çekti. - "Soykırımın inkarı, endişe verici" ICTY Başsavcısı Brammertz, gerek Bosna Hersek'te gerekse bölgede hala bazı kişi ve çevrelerin, Srebrenitsa'da soykırım yaşandığı gerçeğini inkar ettiğine işaret ederek, bunun son derece "endişe verici" olduğunu, Srebrenitsa'da yaşananların soykırım olduğunun uluslararası mahkemece onayladığını vurguladı.Uluslararası mahkemelerin verdiği "soykırım" kararını inkar edenleri her zaman endişeyle izlediğini anlatan Brammertz, "Bu yaşananların sınıflandırılması ile ilgili hiçbir şüphe yok. İnsanların gerçeklikle alakası olmayan yorumlarda bulunmalarını anlamakta zorlanıyorum. Soykırımı inkar etmek, kurbanlara ve kurban yakınlarına hakarettir" şeklinde konuştu.Brammertz, bugün de dünyanın birçok yerinde savaş suçları işlenmeye, katliamlar ve soykırımlar yapılmaya devam edildiğini aktararak, "Maalesef, neredeyse her yerde zulümler devam ediyor. Uluslararası toplum dersini aldı mı? Buna pek emin değilim. Uluslararası toplum, tüm insanların daha iyi bir geleceğe sahip olabilmesi için geçmişten ders almalı" dedi.İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra, hiçbir zaman bugünkü kadar savaşların yaşanmadığına işaret eden Brammertz, "Kurbanlara baktığınızda, sivillerin, kadın ve çocukların sayısının, hayatını kaybeden asker sayısını geçtiğini görüyoruz. Bugün insanlığa karşı suçların ve savaş suçlarının işlendiği, soykırımların yapıldığı durumla karşı karşıyayız. Umarım uluslararası toplum, üzerine düşen sorumluluğu yerine getirecektir" ifadesini kullandı. Kaydol: Kayıt Yorumları (Atom)
3a4726d060b0
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2" ]
Dünyanın Kirli Nehir, Bölge ve Şehirleri Temiz bir çevrede yaşamak; temiz hava solumak, temiz su tüketmek ve temiz topraktan yararlanmak insanların evrensel hakkıdır. Bundan 40 yıl önce, kirli dereler, akarsular ve sanayi bölgelerindeki insan sağlığını tehdit eden kirlilikler biliniyordu ama bu kirliliklerin artarak bütün insanlığı tehdit edeceği kimsenin aklına gelmiyordu. Bazı dâhiler kirlilik konusunda uyarılar yaptıklarında, insanlar, onları dinlemiyordu. Yöneticiler, işadamları ve bilginler kirliliğin varacağı noktaları bilemiyorlardı. Günümüzde bırakalım küçük akarsuları, kocaman nehirler, denizler hatta okyanuslar insan sağlığını tehdit edecek düzeyde kirleniyor. Bu konuda değişik kuruluşlar düzenli çalışma yapıyor, değişik ölçümlerle kirliliğin vardığı sınırları ortaya koyuyorlar. Bazı nehir, göl ve bölgelerde kirlilik oldukça tehlikeli boyutlara ulaşmıştır. Biyolojik, kimyasal, evsel atık ve radyoaktif kirliliklerin insanlar ve canlılar üzerindeki etkileri farklıdır. The Blacksmith Institute (New York) ve Green Cross (İsviçre) görevlileri yıllardır kirlilikle ilgili araştırmalar yapıyorlar. Araştırmalar şunu vurguluyor: Dünyadaki kirlilik bütün insanları ilgilendiriyor. Örneğin, Çin ya da ABD’DE, kirli ortamlarda üretilen gıdalar, satıldığı her ülkedeki insanların sağlığını etkiliyor. Ya da kirli sularda çoğalan balıklar, zehirleri, diğer canlılara ve insanlara iletiyor. The Blacksmith Institute (New York) ve Green Cross (İsviçre) görevlileri dünyadaki en kirli nehirleri şöyle sıralıyor: 1-Cuyahoga Nehri – Ohio, U.S.A. 2-Matanza-Riachuelo Nehri – Buenos Aires, Arjantin Bu nehrin kirlilik bölgesinde yaklaşık 3,5 milyon insan yaşıyor. Riachuelo Nehrinde çekilen resime dikkatlice bakarsanız, bir kaplumbağanın yaşamaya çalıştığını görürsünüz. Fotoğraf: Natacha Pisarenko/AP 3- Citarum Nehri – Batı Java, Endonezya Son yirmi yılda yaklaşık 5 milyon insan bu nehrin havzasına yerleşti. Hızlı nüfus artışı ve kirliliği önleyecek tesislerin kurulmaması sonucu; nehir, dünyanın kirli akarsularından biri oldu. Nehir suyu sulama ve içme suyu temininde kullanılıyor. Nehir’in temizlenmesi için Endonezya hükümeti, 2008 yılında, Asya Gelişme Bankasından 500 milyon dolar borç aldı. Yapılan projeye göre, nehrin 15 yılda temizlenmesi için 3,5 milyar dolar gerekiyor. Bilimsel bir araştırmaya göre, nehrin suyundaki alüminyum miktarı 97 ppb (Dünya ortalaması: 32), magnezyum miktarı 195 ppb (Dünya ortalaması: 34 ppb) ve demir miktarı 194 (Dünya ortalaması: 66) olarak ölçülüyor. (The Blacksmith Institute ve Green Cross) 4-Buriganga Nehri – Dakka, Bangladeş Yaklaşık 4 milyon insan nehrin kirli sularını değişik biçimlerde tüketiyor. Kimyasal, biyolojik, tıbbı atıklar, evsel atıklar, hayvan ölüleri, plastik, yağlar… Nehri kirleten unsurlardır. 5-Ganj Nehri – Allahabad, Hindistan Dünyanın en kirli ve kutsal nehirlerinden biridir. Her yıl milyonlarca insan nehir sularına girerek hacı oluyor. İnsanlar gözleri ile değil, belleklerindeki kavramlar ile görürler, işitirler, dokunurlar, tadarlar… Bu her türlü kiri taşıyan nehir, sularına dalan milyonlarca insanı nasıl arındırıyor acaba? Nehirleri kirletmek insanlık suçudur. Kutsal nehirleri kirletmek ise insanlık suçu ve evrensel günahtır. 6-Yellow River (Sarı Nehir) – Lanzhou, Çin Çin’in Lanzhou Bölgesinde akan Sarı Nehir, kimyasal atıklarla kırmızıya dönüşmüş. 7- Yamuna Nehri – Yeni Delhi-Hindistan Resim, bulutların arasında uçan bir insanı andırıyor ama değil… Yeni Delhi’den boşalan atıklar nehirde resimdeki kirli köpükleri oluşturuyor. 8-Ürdün Nehri (Jordan River) – Israil 9-Mississippi Nehri – U.S.A. Misisipi Nehri, sadece nehir olarak değil, aktığı Meksika Körfezini kirletiyor. Nehir’in aktığı bölgede ölü bölge oluşmuş durumdadır. Meksika Körfezinde petrol kirliliği Fotoğraf: Daniel Beltra-Greenpeace/Spill 9-12-2013 Meksika Körfezindeki kirliliğin uydudan çekilmiş fotoğrafı Fotoğraf: Daniel Beltra-Greenpeace/Spill 9-12-2013 10-Nijer Nehri (Niger River)- Delta, Nijerya Nehir deltası o kadar kirlenmiş durumdadır ki, sadece nehir suyu değil, toprak yüzeyi aşırı kirlenmiş durumdadır. Milyarlarca dolar petrol gelirinin, insan ve çevre sağlığına katkısı sıfır düzeydedir. Dünyanın en kirli bölgeleri 1-Agbobloshie bölgesi, Gana Afrika, asırlardır gelişmiş ülkelerin yağma ve talan alanıdır. Günümüzde: _Afrika’nın doğal kaynaklarına, tiranlar aracılığıyla, el konuluyor. _Afrika, gelişmiş ülkelerin çöplüğü durumundadır. Gana’da her yıl yaklaşık 215.000 ton atık elektrik-elektronik malzeme depolanıyor. Bu malzemeler yakılarak bakır elde ediliyor. Yakma işinde strafor kullanılıyor. Çevreye yayılan duman kurşun atıklarını toprağın yüzeyine yayıyor. Örneğin, Agbogbloshe çevresinde, toprakta 18.125 ppm kurşun bulunuyor. Toprakta, normal olarak 400 ppm kurşun bulunur. Gana’da, The Blacksmith Institute ve ortak çalıştığı kuruluşlar, kablo yakmasını önlemek, aletle kabloları sıyırmak için çalışmalar yapıyorlar. 2- Çernobil ve çevresi (Chernobyl) –Ukrayna Yapılan ölçümlere göre, Enstitü, Fukuşima’yı en kirli 10 bölge içine almamıştır. 3- Chaohu Gölü – Anhui Bölgesi, Çin Gölde çekilen bu resim kirlilik hakkında yeterli bilgiyi veriyor. 4-Hazaribagh, Bangladeş 5-Kalimantan, Endonezya 6- Karaçay Gölü (Lake Karachay) – Rusya Dünyanın en kirli şehirleri 1. Linfen, Çin 2. Tianying, Çin 3. Sukinda, Hindistan 4. Vapi, Hindistan 5. La Oroya, Peru 6. Dzerzhinsk, Rusya 7. Norilsk, Rusya 8. Sumgayit, Azerbaycan 9-Kabwe*, Zambiya *Bu şehirde yaşayan çocukların kanlarında 50-100 ug/dL kurşun bulunuyor. Normal insanlarda bu rakam 5 ug/dL civarındadır. Aşırı düzeyde kirlilik insan sağlığını, diğer canlıları ve yiyecekleri etkilemektedir. Örneğin, kanserin değişik türlerinin hızla artması çevre kirliliği ile doğrudan bağlantılıdır. Batı Etiyopyalı bu dört kadın podoconiosisten acı çekiyorlar. Kadınların çevrede bulunan kirli volkanik kırmızı toprakla düzenli temaslarından adı geçen hastalık meydana geliyor. Fotoğraf: Wellcome Trust 28-10-2013 Nurettin Değirmenci Elk. Yük. Müh. Kaydol: Kayıt Yorumları (Atom)
0661e58a6eec
[ "c4", "culturax", "hplt2" ]
yarın Ceturk'ün düzenlediği "Business Intelligence Semineri" ne katılacağım Ceturk'ün seminerleri faydalı geçiyor umuyorum ki yarın ki seminerde faydalı olucak Yarınki semineri verecek olan Aykut Hocam ile bugün Netron'da tanışma fırsatım oldu. Daha önce YTÜ Bilişim günleri kapsamında sanırım 2004 senesiydi o zaman ki verdiği seminerde bulunmuştum zaten ceturk ile de orada tanıştım :) Şu an iş arayışında ve iş görüşmelerine devam ettiğim için zamanımı bu tarz etkinlikler ile geçirmek güzel ve faydalı oluyor. İnşaallah en kısa sürede benim için hayırlı olucak işe başlarım Yarın görüşmek üzere Mutlu Günler Katılımcılar bu seminerde son yıllarda özellikle kurumsal alanda önem kazanan ve geleceği olan bir iş alanı diye de nitelendirilen Business Intelligence (Kurumsal Zeka) konusunda bilgi sahibi olacaklar. BI vizyonu içerisinde yer alan Data Mining, OLAP, Data WareHousing ve Raporlama gibi konular seminerin alt başlıklarını teşkil edecektir. Seminerin detayları bu linkte mevcut
17b33ca18890
[ "c4", "hplt2" ]
BENTOS MÜHENDİSLİK ÇEVRE DANIŞMANLIĞI HAVUZ VE ATIKSU ARITMA uzman ve dinamik ekibiyle ihtiyacınıza yönelik Havuz ve Atıksu arıtma tesislerinin eko-mühendislik prensibini esas alarak projelendirmesi ,dizaynı,imarı,devreye alma,işletme,müşavirlik hizmetleri ve bu tesisler için gerekli tüm kimyasal madde ve ekipman temini hizmetlerini vermektedir.Güvenlik,kalite ve verimlilik ana değerlerimiz olup , konusu ile ilgili yenilikçi yatırımlar yapmak çevre konularında toplum bilinci oluşmasına katkıda bulunmak önceliklerimizdir.
885d1fe3aa3f
[ "fineweb2", "hplt2" ]
imdb:71 2007 * Sinema Tarihinin en iyi 10 Shiper filmi arasındadır... * Bence Sinema Tarihinin en iyi sniper filmi... * Avangartı: Rambo Rambo bir kovboy filminden öykünme ihtimali yüksek... Ama bir askerin kendine komplo düzenleyen bir grup devlet adamını alt etmesi babında bir ilk... Bu film de onun benzeri bir yapım denilebilir... * Filmde geçen ikinci Sniper karakteri: "Önce birini ayağından vurur... Onu kurtarmaya gelenleri tek tek haklar..." dediği iki filmde de kullanılan meşhur sahneye gönderme gibi... Hatta bu sniper o diyebiliriz sanırsam: 1- Full Metal Jacket 2- Saving Private Ryan Filmin Hatunu: Rhona Mitra Underworld'ların başrol oyuncusu * Sinema Tarihinin en iyi 10 Shiper filmi arasındadır... * Bence Sinema Tarihinin en iyi sniper filmi... * Avangartı: Rambo Rambo bir kovboy filminden öykünme ihtimali yüksek... Ama bir askerin kendine komplo düzenleyen bir grup devlet adamını alt etmesi babında bir ilk... Bu film de onun benzeri bir yapım denilebilir... * Filmde geçen ikinci Sniper karakteri: "Önce birini ayağından vurur... Onu kurtarmaya gelenleri tek tek haklar..." dediği iki filmde de kullanılan meşhur sahneye gönderme gibi... Hatta bu sniper o diyebiliriz sanırsam: 1- Full Metal Jacket 2- Saving Private Ryan Filmin Hatunu: Rhona Mitra Underworld'ların başrol oyuncusu Gönderen kilavuzkarga zaman: 12:22 Hiç yorum yok: Etiketler: 2007 Los Cronocrimenes 2007 Yılının en iyi Bilim Kurgu Filmi 2007 Yılının en iyi İspanyol Filmi 2007 Yılının en iyi Avrupa Filmi İspanya'nın Fantastik Filmlerdeki Başarısı Pan'ın Labirenti Los Cronocrimenes Abre Los Ojos -eksi- de filme dair yazılabilecek en iyi yazı yazılmış: Olayları yoluna koymaya çalışan hector'un başından geçenleri anlatan 2007 yılı ispanya yapımı taş gibi bilimkurgu aksiyon filmi. Türkçeye çevrildiğinde zaman cinayetleri gibi bir anlama gelen ismine aldanıp seri cinayet filmi gibi düşünülebilir, ancak işin aslı öyle değil. Hector eşiyle beraber yeni evlerine taşınmanın keyfini sürmektedir. insanın başına ya meraktan ya y.r.kt.n gelirmiş diye boşuna dememişler. hector da elindeki dürbünle ileride gördüğü soyunan bir hatunun peşinden gittiğinde başına gelmedik kalmaz. Sonrasında karşısına Arif Susam tipli bir bilimadamı çıkar. Bu bilimadamını filmi yazıp yöneten olayları yoluna koymaya çalışan hector'un başından geçenleri anlatan 2007 yılı ispanya yapımı taş gibi bilimkurgu aksiyon filmi. türkçeye çevrildiğinde zaman cinayetleri gibi bir anlama gelen ismine aldanıp seri cinayet filmi gibi düşünülebilir, ancak işin aslı öyle değil. hector eşiyle beraber yeni evlerine taşınmanın keyfini sürmektedir. insanın başına ya meraktan ya yaraktan gelirmiş diye boşuna dememişler. hector da elindeki dürbünle ileride gördüğü soyunan bir hatunun peşinden gittiğinde başına gelmedik kalmaz. sonrasında karşısına arif susam tipli bir bilimadamı çıkar. bu bilimadamını filmi yazıp yöneten nacho vigalondo oynamaktadır. hector'un ingiliz kralları gibi 1. hector, 2. hector gibi sürümlerinin etrafta dolaştığını söyler ve hector'u içinden çıkılmaz olaylara sürükler. Avrupa ve Latin Sinema Dünyasının Nudity Blogundan Filmin Hatunu: Barbara Goenaga Gönderen kilavuzkarga zaman: 15:21 Hiç yorum yok: * Melez Filmler: Modern bir Bonnie And Clyde Yorumu 1967 * Avangartı Bonnie And Clyde olan filmler * Vasat Bilim Kurgu... * Vakit Nakittir arkadaş kelamından araklamışlar konuyu :) * Filmin Hatunu: Amanda Seyfried Nudografisini Mamma Mia'da şeettirimişik: Gönderen kilavuzkarga zaman: 10:54 Hiç yorum yok: Etiketler: 2011, bizden arak Intouchables 2011 Cesar Ödüllerini Silip Süpürmüş 2011 En İyi Avrupa Filmi Avrupa Sinemasının en iyi 100 filmi arasında Yılın En Komik filmi Çok Keyifli, Gayet Akıcı (hızlı ritimli ve çok çok komik bir fillm... Dimağınızda hoş bir seda, güzel bir tat bırakacak leziz bir film ... - Dört yanı felçli bir adamı nerede bulursun? - Nerede? - Tabi ki bıraktığın yerde ... (filmin içinde filmi özetleyen bir espri) * Kemal Tahir'in bir tespiti var, Hapishanelerde ve küçük yerleşim yerlerinde sakat insanlar, deforme vücutlar kendinle daha barışıktır... Çünkü lakapları bu olur... Çolak Hüseyin, Yımık Bırınlı Mustaa, Kocagübek Osman Ağa, Sinek Ahmet gibi... Bu filmde de şehrin o sahte yüzünden bıkmış bir zenginin ona her telefon geldiğinde telefonu uzatacak kadar sakat olduğunu unuttan ve sakatmış gibi davranmayan kötü eğitimli, hırsız yardımcısının samimiyetini seviyor... Ve bize sevdiriyor... Mizahın en güzel yanı kontrastlığıdır... Film bu bağlamda çok güldürüyor... * Opera bu tip filmlerin en gözde alay konusu oluyor: * Opera bu tip filmlerin en gözde alay konusu oluyor: Zenci: Bu ne ya ağaç şarkı söylüyor... Hem de almanca... ne kadar sürecek bu (çok gülüyor ama) Zengin: 4 Saat Zenci: Gülmesi duruyor... * Klasik Müzikler ve onun için ne ifade ettiği sahne filmin klasikleşecek GAG'ı En sevdiğim avrupa filmleri listemi alt üst etti, nereye koyacağımı şaşırdım... ilk onda olması garanti ama :) 2000'lerin en sevdiğim avrupa filmleri: `adams aebler` 2005 Le fabuleux destin d'Amélie Poulain 2001 `los lunes al sol` 2002 `in bruges` 2008 `good bye lenin` 2003 `lat den ratte komma in` 2008 `mam som hatar kvinnor` 2009 `das laben der anderen` 2006 `no man's land` 2001 `un long dimanche de fiançailles` 2004 `hot fuzz` 2007 `los cronocrimenes` 2007 `die falscher` 2007 `les triplettes de belleville` 2003 "Parfume" 2006 "Parfume" 2006 `kynodontas` 2009 `das experiment` 2001 `the hitchiker's guide to the galaxy` 2005 `frequently asked questions about time travel` 2009 `children of men` 2006 `mar adentro` 2004 `un prophete` 2009 `de helaasheid der dingen` 2009 `die welle` 2008 `california dreamin'` 2007 `vozvraschenie` 2003 `13 tzameti` 2005 `cache` 2005 `irreversible` 2002 `rec`... gibi... Artık o ilk 10 film arasında Gönderen kilavuzkarga zaman: 09:52 Hiç yorum yok: Etiketler: * başyapıt, 2011, 31 Güldüren Filmler, en iyi 100 avrupa sineması İran Sineması Bunu da sonunda başardı - Oscar'ı aldı En iyi Batı Dışı 100 film - Bir İran Filmi- En iyi Yabancı film Oskarı 2012 Asya Film Ödüllerini Toplamış Altın Ayı 2011 Bafta'yı Almadovar'a kaptırması acı İstanbul Film Festivali'nde izlediğim Ayneh (1997) - O yıl en iyi yabancı film seçilmişti - filminden beri İran Sinemasını takip etmeye çalışıyorum... Ülkem sinemasını, İran sineması mukayese ettiğimde de bu kadar koşulları zor ve sistemin daha baskısı altında bir ülke sinemasının dünya platformundan bu kadar ön plana çıkması ve ödüller almasını da kıskanmadım değil... * Evet bunu da başardılar ve düşman oldukları ülke Amerika'nın en iyi yabancı film Oskar'ını da almayı başardılar... * Günah, Yemin, Kur-an ve inançlı insanın tereddütleri; herkesin kendince haksız, kendince haklı olduğu o zor durumları katmer katmer öyle güzel işlemiş ki bu film... * Filmde farklı sınıfların, farklı davranış biçimleri o kadar iyi verilmiş ki, filmin bize yüklediği merak duygusunu çok çok gerçekçi kılıyor... * Filmde bir ara İran'ın yargı sistemini eleştiren bir yargıç iken, filmin kendisinin yargıcı oluverdim... İnsanların hepsini haklı bulup kendi vicdanımla herkesi sorguladım... Film dengesiyle bizi çok etkiliyor... * Anlamadığım, insanlar şikayetlerini geri çekince nasıl oluyor da dava da düşüyor... Cinayet davası ise bu, savcı devreye girer ve kamu davasına dönüşür... * Bize inancı bütünlüğüyle ders veren kadının dürüst olmasının ona ve ailesine ne kadar zarar verdiğinin farkına varamaması, aydın kesimin ise yalan söyleyerek ailesini ve kendini koruyabilmesi... Çok güzel anlatılmış bir tezatlık değil mi? Gönderen kilavuzkarga zaman: 14:59 Hiç yorum yok: Etiketler: * başyapıt, 2011, en iyi 100 dünya sineması Kaydol: Kayıtlar (Atom)
4ad923eb4c52
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Camiatik Mahallesinde İncebey mevkiinde tepe üzerinde bulunan Şehitlik Abidesi, 1912 yılında Bulgarlar tarafından şehit edilen 263 masum vatandaşımız için yapılmıştır. Vatandaşlarımızın şehit edildiği Kasap Mahmut'un çöplüğü denilen bu yer, Malkara Askerlik Şubesi Başkanının gayretleri ve cami Derneğinin desteği sonucu 1957-1960 yılları arasında derlenerek, Malkara'ya yakışır bir şekilde park olarak düzenlenmiş ve halkın ziyaretine açılmıştır. Çevresi çiçek ve güller ile bezenmiş ve 1968 yılında belediye tarafından yapılan çevre duvarları ve içinde bulunan ağaçlar ile bölge halkının en çok ziyaret ettiği bir mekan olmuştur. 1972-1975 yılları arasında fazla ziyaret ve dinlenme sonucu çay ocağı devreye sokulmuştur. Yoğun istek üzerine 1976 yılında Şehitlik Abidesi, ışıklandırılması yapılarak Şehitlik Parkı olarak halkın hizmetine verilmiştir. 1912 öncesi II. Murat zamanında yaşamış Mahmut Bey Veled-i Kasap mescidinin burada olduğu yaşlılardan ve yazılı kaynaklardan anlaşılmaktadır. Kasap Mahmut mescidi savaşlar esnasında yakılarak tahrip edilmiş, zamanla tamamen ortadan kalkmıştır. Malkara ilçesi bulunduğu konum itibari ile asırlarca bu vatana birçok şehitler vermiştir. Osmanlı döneminde yapılan savaşlarda verdiği sehitlerin yanında, Balkan harbinde, Çanakkale savaşında ve milli mücadele sırasında vatan ve millet uğruna birçok Malkaralı seve seve canlarını vermişlerdir. Aziz yurdumuzun her köşesi olduğu gibi Malkara'da her karış toprağı semtlerimizin kanları ile sulanmış kutsal topraklardan oluşan bir ilçedir. Tarih boyunca birçok şehit veren ilçenin, özellikle Balkan harbi sırasında verdiği şehitlerin anlamı bambaşkadır. a) Balkan Harbi Şehitliği: 1912 yılında Balkan savaşının birinci döneminin sonunda Malkara Bulgar 4 üncü Ordu Birlikleri tarafından işgal edilmiştir. Bulgar orduları, eski Kalivye (Gönence) yolu üzerindeki Gerçem çeşme yönünden Malkara'ya girmişlerdir. Şehir içindeki kahvelerde oturan Türk gençlerini sebepsiz yere rahatsız eden Bulgar milisleri ile Türk gençleri arasında kavga çıkmış Türkler, Bulgarları feci şekilde dövmüşlerdir. Bunun üzerine Kurban Bayramının 1. günü olan 7 Kasım 1912'de Bulgarlar Gazi Süleyman Paşa Camiinde Bayram namazını kılan cemaati camiden çıkarken alıp, halen şehitliğin bulunduğu yere getirmiş ve 263 masum vatandaşlarımızı kurşuna dizmişlerdir. 263 vatandaşımızın şehit edildiği Kasap Mahmut'un çöplüğü denilen yer, Malkara Askerlik Şubesi Başkanının gayretleri ve cami Derneğinin desteği sonucu 1957-1960 yılları arasında derlenerek, Malkara'ya yakışır bir şekilde şehitlik parkı olarak düzenlenmiştir. 1968 yılında bu parka Şehitler Abidesi adı verilerek Belediye Başkanlığınca etraf duvarları yapılmıştır. Şehitlik anıtının üzerinde şu yazı bulunmaktadır: “Ey Türk Genci!... 7 Kasım 1912 (1328) Çarşamba günü Kurban Bayramı sabahı şafakla beraber Bulgarlar tarafından 263 Masum kardaşlarımızın işkence ile burada şehit edildiklerini, Sende Unutma” b) Küçük Şehitlik: Malkara Gazi Ömer Bey Camii havlusu içinde kalan Küçük Şehitlik ise, cesedi teşhis edilip, cami havlusuna gömülen kişiler arasında Asım Bey ile oğlu İlyas Talat Efendi de bulunmaktadır. Özellikle Bulgarlar tarafından haksız yere şehit edilen 263 kişiden 248'i büyük şehitlikte, 15'i ise Gazi Ömer Bey cami havlusu içinde bulunan küçük şehitlikte yatmaktadır.
a0af38992446
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
Yandaki fotoğraf 12 Nisan 1961′de, Yuri Gagarin uzaya fırlatılmadan biraz önce çekilmiş. Dünya’nın iki süper gücünün en büyük yarışında gelinen son noktada kendisi. Daha önce hiç kimsenin denemediği, tatmadığı bir hissi tadacak. Günümüzde bile uzaya gitmek üzere o koltuğa oturan insanlar gidip de dönmeme ihtimalinin olduğunu biliyorken, bu fotoğraftaki o ilk uzay adamının acı gülümsemesine şaşırmamak gerekir. Bugün sıradan bir hesap makinesindeki kadar bile işlem gücü olmayan bir araçla uzaya çıkmak... Şimdi yaşadığım yerlerde ise başka bir anlamı var 12 Nisan’ın. 1993 yılının 12 Nisan günü, Türkiye İnternet’e bağlandı. İşte bu yüzden bu hafta İnternet Haftası olarak kutlanıyor Türkiye’de. Aynı Yuri Gagarin’in uzaya çıkması gibi önemli bir olay bence bu. Türkiye’nin gelişmesi, iletişimin artması ve daha güzel bir ülke olmasını sağlıyor. Eğer İnternet olmasaydı her gün kalkıp gazetelerde yazanları, kişisel olarak tanımadığınız siyasetçilerin neler dediklerini okuyor olacaktınız; ama bugün İnternet’e bağlanıp benim bu yazımı okumayı tercih edebildiniz. Hepinizin İnternet Haftası kutlu olsun!
3fa7b80a31c3
[ "c4", "culturax", "hplt2", "vngrs" ]
Fransız basınına yaptığı açıklamada, Aurier'nin bilincini yitiren Doumbia'ya yaptığı müdahaleyi hayati olarak değerlendiren Giresse, "Bütün futbolcular, dilini yutan Doumbia'nın nefessiz kaldığını fark etti. Aurier, bizim futbolculardan biriyle ona hızlıca müdahale etti ve yan yatırdıkları Doumbia'nın dilini çıkardı." ifadelerini kullandı. Rusya'nın Rostov ekibinde forma giyen Malili futbolcu Doumbia, uğradığı sert müdahaleyle kafasını sert bir şekilde yere vurarak yaşadığı sakatlığın ardından 20. dakikada oyundan alındı. Karşılaşma ise Fildişi Sahili'nin 3-1'lük üstünlüğüyle tamamlandı. Öte yandan Fildişi Sahilli savunmacı Aurier, daha önce tepki çeken davranışlarıyla gündeme gelmişti.
bd1c9f8e39eb
[ "hplt2", "vngrs" ]
Bir dönem jokey kulübü başkanlığını da yapmış olan Türkiye'nin yetiştirdiği en önemli iş adamlarının başında gelen Vehbi Koç her sene adına düzenlenen koşularla anılmaktadır. Vehbi Koç kupalı koşusu şampiyon safkanların büyük mücadelelerine sahne olmaktadır. Bu senede başarılı ingiliz atlarının katılacağı Vehbi Koç koşusu bugün "İstanbul Veliefendi Hipodromu"nda koşulacak.Altılı ganyanın dördüncü ayağında koşulacak koşu 20.30 da başlayacak. 1600 metre mesafedeki koşuya 6 ingiliz atı katılacak kazanan safkan sahiplerine 110 bin TL lik ikramiye kazandıracak. Gerçektende hem safkanlar hem de jokeyler arasında büyük bir mücadele yaşanacak bütün atların ayaklarının düz basması dileğiyle... Koşuya Katılacak Safkan İngiliz Atları; - Invincible Son (2012 Vehbi Koç Kupası Galibi) - Agresivo - Deha - White Ram - Dutyfree - Fast Stars Line Vehbi Koç Resimleri
f8068bddf0e7
[ "c4", "hplt2", "vngrs" ]
1.Ayak: Grubun en formda isimlerinden biri olan ve son yarışında başarılı bir ikincilik elde eden GÜLSEVİM’in kazanması bana göre normal sonuç olur. KATI KAZAN, ÇAKI ve BEY RÜZGARI bu safkanın eksik koşması durumunda devreye girebilecek ilk isimlerdir. 2.Ayak: Birbirlerine yakın güçteki safkanların bir araya geldiği bu koşuda BURSIBUR bir adım önde ancak ben NOISY BOY, O BENİM OĞLUM ve TARGET LIFE’ın kolay rakip olmayacağını ve yarışın bu dört safkan arasında geçeceğini düşünüyorum. 3.Ayak: Rakiplerine oranla biraz daha ağır bir sıklet taşıyacak olmasına rağmen SILENT FORCE koşunun en şanslı ismidir. MAGIC RAIN ve ROSE DAILY’nin bu safkana sıkı rakip olmalarını beklediğim yarışta MISS WILLISTON ve YELLOW APACHY de sağlam kuponlarda göz ardı edilmemesi gereken safkanlardır. 4.Ayak: 3 Yaşlı Arap taylarının maidenden çıkma mücadelesinde KARIKBEY ve CEMBEY arasında bir birincilik mücadelesi olması beklenmesine rağmen ben bu mücadeleye ŞEN MÜRVET ve UMUNÇ’un da katılabileceğini düşünüyorum. 5.Ayak: 8 Yaşındaki emektar safkan TÜMÖZBEY mükemmel formu ile sevdiği pist ve mesafede yine en şanslı isimdir. Kendi jenerasyonunun en başarılı isimlerinden biri olan YALNIZEFE’yi bu safkana en yakın rakip olarak görüyorum. Süratli giden yarışlarda etkili sprinti ile sonuca gidebilen TURABİ ve zaman zaman beklenenin çok üzerinde yarışlar çıkartabilen YAMANER de koşuya ağırlıklarını koymasını beklediğim safkanlar. 6.Ayak: İstanbul’dan sonra Adana’da yarış kazanmayı başaran MANZANILLO, mükemmel ahır bakımı sayesinde korumayı başardığı formu ile bu grupta da kazanmaya en yakın isim olup bana göre günün de en sağlam bankosudur. Diğer Tahmin 1.Ayak: Yaklaşık 4 ay ara verdikten sonra gördüğü iki yarışla kondisyon açığını kapatan ve bu yarış için yapmış olduğu hazırlıklarda mükemmel durumda görünen ÇAKI favorim. Adana’da bu grubun en formda isimlerinden biri olan KATI KAZAN’ı bu safkana en yakın rakip olarak görüyorum. GÜLSEVİM ve starttan iyi çıkış yapması halinde çok ters koşmasını beklediğim PETRO’ya da dikkat…! 2.Ayak: 1500 metrede kazandıktan sonra 2000 ve 2200 metrelerde tatminkar üçüncülükler elde eden BURSIBUR, yarışın en formda ve sabah çalışmalarında en istekli görünen safkanı. Ben büyük bir aksilik olmadığı taktirde bu safkanın birinciliğe uzanacağına inanıyorum. Ekonomik kuponlara banko olarak önereceğim bu safkanın rakipleri NOISY BOY, O BENİM OĞLUM, KALANTA, TARGET LIFE ve SILVERRAY olabilir… 3.Ayak: Denk güçlerin mücadelesinde sizlere sırasıyla beş safkan önermek istiyorum. Bu safkanlar; SILENT FORCE, MISS WILLISTON, ROSE DAILY, YELLOW APACHY ve MAGIC RAIN… Kuponlarınızda bu safkanları ayırım yapmadan bulundurmanızda fayda var. 4.Ayak: İkisi de bu yarışa çok iyi hazırlandılar ve büyük bir olasılıkla aralarında birincilik mücadelesi yapacaklar. Bu ikiliye bir tek uzayan mesafe nedeniyle UMUNÇ’un tehlike yaratabileceğini düşünüyorum. 5.Ayak: Altılı Ganyanın beşinci ayağı bana göre günün en zor yarışı… TÜMÖZBEY, BALBEY, TURABİ, ORÇUN, YAKUPBEY, TAYCAN, YALNIZEFE ve SEZAR kuponlarda mutlaka bulundurulması gereken safkanlar. Çok tehlikeli bir yarış olarak gördüğüm bu ayağa yazabildiğiniz kadar çok at yazın… 6.Ayak: Geçen yarışını 10 üzerinden 7 hazırlıkla giren MARVELOUS GIRL, bu defa 10 üzerinden 10 hazırlıkla gireceği yarışta bana göre kolay kolay geçilmeyecek bir isim. Ben bu safkanın ekonomik kuponlara tek olarak yazılabilecek bir isim olduğunu düşünüyorum. Ancak MANZANILLO başta olmak üzere süper galoplar yapan HAYIRLI, ŞASEMU ve CANIS MAJORIS’in de koşunun şanslı isimlerinden olduğunu söylemek lazım…
542db283f432
[ "fineweb2", "hplt2" ]
İşte bir süredir kullanmakta olduğum ve nispeten memnunda kaldığım ama bir türlü paylaşma fırsatı bulamadığım bir ürün daha. The Balm artık kozmetik blogger'ı arkadaşlar sayesinde hepimizin hayatında oldukça aktif rol oynuyor. Mesela benim Gratis'e gitme nedenim acaba The Balm serisinden nelere baksam, neleri alsam olmaya başladı yavaş yavaş. Malumunuz 8 Mart Dünya Kadınlar Günü indirimlerinde resmen talan edilmişti The Balm stantları ve birçoğumuz aradığımız ürünleri alamamıştık, ben det tam olarak ondan 1 hafta sonra gittim tam rakamını hatırlamıyorum ama yaklaşık 60 TL gibi bir fiyata bu palete sahip oldum. Kozmetik blogger'ı arkadaşlar detaylı şekilde inceleyip anlattığından ben sadece memnun kaldığım ve kalmadığım özelliklerini sayıyor olacağım. Öncelikle şunu söylemeliyim ki çantaya at ama hiçbirşeyi dağılmasın özelliğini çok sevdim. Makyaj çantasına gerek kalmadan tek bir ürünle hem farınız, hem rujunuz, hem allığınız hem de aydınlatıcınızı yanınıza almış oluyorsunuz. Mesela ben çok yoğun makyaj yapan birisi olmadığımdan paletteki far tonları benim için biraz koyu geldi. Görebildiğiniz üzere Metal-ica, Iron Maid-in ve Third Eye Blinded (çıkmamış ismi ama sağ en alt) en çok kullandıklarım oldu. Diğerlerini de genelde eser miktarda alıp açık renklerle karıştırarak kullanmaya çalışıyorum. Ne yazık ki resmi düz çeviremedim :)) İdare edin bu şekilde :)) Üstteki resimde parlamış olan aydınlatıcı ve allığın asıl renklerini görebilirsiniz. Açıkçası aydınlatıcı ile büyük aşk yaşıyorum. Allıkta bronz tonları seven birisi olmama rağmen gayet tatmin edici bana göre. Rujlarının rengine gelirsek tabi ki Vanilly bana göre değil ama Milly'ye bayılıyorum kelimenin tam anlamıyla :) Ben yoğunlukla Milly'yi kullandığımdan açık bir renk olmasınında etkisi olabileceğini düşünerek çok kalıcı değil diyorum. Yine şaşı bak şaşır yapmanız gereken bu resimde ise size opsiyonel kombin seçeneği sunulmuş :) Aydınlatıcı ve allığın elimdeki duruşları ise aşağıdaki gibi, buradan da neden aydınlatıcı ile büyük aşk yaşadığımı anlayabilirsiniz :) Görenler genelde yüzüne bir güzellik gelmiş, aydınlanmışsın diye soruyor ne yaptığımı :) Ve tabi ki aynasının da olması başka bir aşık olunası özelliği
311cf0db45c6
[ "c4", "culturax", "hplt2", "vngrs" ]
Yazar @ Marmara Üniversitesi’nde Radyo TV Sinema eğitimi alırken, ulusal televizyon kanallarında çocuk programcısı olarak çalışmaya başladı. Kanal D, TRT gibi kanallarda yönetmenlik ve senaristlik, reklam ajanslarında metin yazarlığı, sinema projelerinde danışmanlık yaptı. İlk kitabı olan Masalistanbul 2013 yılında yayınlandı. Erken çocukluktan gençliğe, çeşitli yaş gurupları için yayınlanmış 11 kitabı olan yazar, çocuk dergilerine içerik hazırlamakta, çeşitli sosyal sorumluluk projelerine yazar olarak katkı sunmaktadır. Figen Yaman Coşar evli ve bir çocuk annesidir.
63c02fe4b21e
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Yapımcı ve Yönetmen @ İSF STUDİOS Trabzon Karadeniz Teknik Üniversitesi İstatistik ve Bilgisayar Bilimleri Bölümü’nden mezun oldu. Yüksek Lisansı’nı Ankara Atılım Üniversitesi Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimleri Bölümü’nde tamamladı. Üniversite eğitimi boyunca yaklaşık 4 yıl süre ile profesyonel olarak fotoğrafçılık yaptı. İstatistik ve Bilgisayar Bilimleri Kulübü olarak yayınlanan İsabet dergisinde genel yayın yönetmenliği, fotoğraf, tasarım ve dizgi alanlarında görev yaptı. 3D animasyon hayatına üniversite öğrenimi sırasında bitirme tezi olarak “3ds Max Programında Karakter Modelleme ve Canlandırma” adında yaptığı tezle başladı ve bu konuda seminerler verdi. Yurt içi ve yurt dışı birçok projede teknik yönetmenlik yaptı. Ayrıca alanında kendi adına geliştirmiş olduğu, yeni yazılım ve sistemlerle sektöre katkıda bulundu. 2012 yılında ISF STUDIOS ismi ile kendi şirketini kurdu. Halen ISF STUDIOS’da yapımcı ve yönetmenlik yapmaktadır.
604cad80a6a5
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Mersin Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılacak ve bir yılda bitirilmesi planlanan Gülnar Otogarı'nın temeli, Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Burhanettin Kocamaz tarafından atıldı. Büyükşehir Belediyesi'nin 2017 yılında Gülnarlıların hizmetine sunmayı hedeflediği Gülnar Otogarı'nın temel atma törenine, Başkan Kocamaz'ın yanı sıra MHP Mersin Milletvekili Baki Şimşek, Gülnar Belediye Başkanı Ahmet Günel, meclis üyeleri, muhtarlar ve çok sayıda vatandaş katıldı. Törende bir konuşma yapan Başkan Kocamaz, otogarın Gülnarlılara hayırlı olmasını diledi. Aslında otogar inşaatının başladığını ve belli bir mesafe kat edildiğini belirten Kocamaz, "Daha önce ülkemizdeki terör olaylarından dolayı iki kez bu töreni ertelemek zorunda kaldık. Gülnarımız için çok farklı projelerimiz var. İnşallah Gülnar'a birçok hizmet yapacağız" dedi. Milletvekili Şimşek ise Gülnar'ın hizmetlerin en iyisine layık olduğunu ifade ederek, "Bugün dünyanın her yerinde bir Gülnarlı ile karşılaşmak mümkün. Bu kadar eğitimli, kıymetli, bilinçli insanlar yetiştiren Gülnar'ımıza hizmetlerin en güzeli yakışır" diye konuştu. Gülnar Belediye Başkanı Günel de yapılacak otogarın Gülnar için önemli bir hizmet olduğunu, yıllardır ilçe olarak böyle bir hizmete ihtiyaçlarının olduğunu söyledi. Başkan Kocamaz'a teşekkür eden Günel, "Burası önceden insanımızın geçmeye korktuğu ıssız bir mevkiydi, 100 metre ilerisi çöplüktü. Çöplüğü kapatarak mesire alanını yaptık. Sonra da Mersin Büyükşehir Belediyesi tarafından Gülnar'a yakışan bu otogarın yapımına başlandı. Başkanımızın ilçelere yapılmak üzere söz verdiği otogarların ilki olma özelliğine sahip olan bu otogar Gülnarımızın ihtiyacı olan bir hizmetti" ifadelerini kullandı. Gülnar'ın çevre il, ilçelere ve ilçe merkezine uzak mahallelere ulaşım sağlanması bakımında oldukça önemli bir konuma sahip olan Gülnar Otogarı, 2017 yılı Mart ayı içerisinde hizmete girecek. Devetaşı mevkinde 6 bin 400 metrekare alan üzerine kurulu, 3 bin 700 metrekare inşaat alanına sahip Gülnar Otogarı, 8 şehirlerarası ile 5 ilçe otobüsü peronu ve 15 sivil araç park alanıyla Gülnarlılara hizmet verecek. Mersin Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılacak ve bir yılda bitirilmesi planlanan Gülnar Otogarı'nın temeli, Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı...
47d42f7d8941
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
Cezmi GEDİK Seben Dedeler köyü halkından Merhum Fatma GEDİK 'in eşi, Özel İdareden Emekli Şaban GEDİK , Sağlık Müdürlüğünden Emekli Hüseyin GEDİK, Polis Memuru Yusuf GEDİK ve Hidayet GEDİK 'in babaları, Rukiye , Gülin, Hakan , Hakan , Ümmügülsüm Hayriye ve Bülent 'in dedeleri, Cenazesi bugün seben Dedeler köy camide kılınacak öğle ve cenaze namazından sonra köy mezarlığına defnedilecektir. Mehmet OĞUZ Karacasu halkından Yüksel ve İsmail OĞUZ 'un babaları, Cenazesi bugun Karacasu Merkez Camide kılınacak öğle ve cenaze namazından sonra Karacasu Mezarlığına defnedilecektir. Namazdan önce Mevlidi şerif okutulacaktır.
ab955598a8d8
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Yargılama hukukunda birçok hüküm taraflar ve tarafların nitelikleri hakkındadır. Taraf kim olacaktır sorusuna verilecek cevap, yargılamanın her aşamasında büyük önem arz eder. Nitekim mahkemeye başvurarak hukuki himaye talebinde bulunabilecek kimse davacı tarafında yer alacak, kendisine karşı hukuki himaye talebinde bulunulacak kimse de davalı tarafında yer alacaktır. Taraflar dava malzemesini getirecekler, davanın yürütülmesinde önemli rol oynayacaklar ve nihayet hakimde kendi menfaatlerine uygun şekilde kanaat oluşturmaya çalışacaklardır. Karar taraflara ilişkin olarak verilecektir. Kanun yollarına yine taraflar başvuracaklar ve yargılamanın sonunda verilen kararın icra edilmesini taraflar isteyeceklerdir. İşte bu sebeplerden dolayı, kimin somut hukuki uyuşmazlığın tarafı olduğunu mümkün olduğunca doğru tespit etmek gerekecektir. (Giriş bölümünden)Genel DağıtımAdalet - Ankara - (312) 231 17 94Damga - İstanbul - (212) 511 54 32Seçkin - Ankara - (312) 435 30 30Yetkin - Ankara - (312) 231 42 34Online SatışHukukMarket Satın Al
e6df0ef7cd6c
[ "c4", "hplt2", "vngrs" ]
Bolu’da özel bir firmaya ait iş makinesi kazı yaptığı 5 metrelik çukara düşerken, sürücü kazadan yara almadan kurtuldu. Edinilen bilgiye göre, kaza Kalıcı Konutlar yolu Devlet Hastanesi Bulvarı’nda meydana geldi. Bolu Belediyesi’nin yer altına çöp konteynırı yerleştirme çalışmalarını yapan özel bir firmaya ait iş makinesini kullanan Erkan Erdoğdu bir anlık dalgınlıkla geri geri gelirken aracı 5 metrelik çukura düşürdü. Sürücü Erdoğdu çukurdan kendi imkanlarından çıkarken hafif şekilde yaralandı. İş makinesi firma yetkilileri tarafından çukurdan çıkartıldı.
7357d7e9fc85
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Jeoloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Onur Köse, Marmara Bölgesi’nde depremlerin olabileceği uyarısında bulunarak, “Buna yönelik kentsel yapılaşmalara ilişkin politikaları desteklememiz gerekir” dedi. Yrd. Doç. Dr. Onur Köse, Kuzey Anadolu fayının Karlıova’dan Erzincan, Tokat, Amasya, Bolu ve Kocaeli sınırlarından Marmara Denizine kadar ulaştığını belirterek, “Bu hat daha sonra Sarısu Körfezinden de Ege Denizine ulaşan bir aktif fay zumudur. Dolayısıyla muhakkak beklenti içerisinde olmamız lazım. Bazen vatandaşlarımıza abartılıyor gibi görünüyor, ancak Marmara Bölgesi hem sanayisiyle hem ekonomisiyle hem de nüfusuyla Türkiye’nin kalbi ve beyni noktasındadır. En önemli yeridir. Dolayısıyla burada meydana gelecek olan olası yıkımlar hem uzmanlaşmış insan kitlesi kaybı, hem ekonomik kayıplar açısından bütün Türkiye’yi etkileyebilecek bir özelliğe sahiptir. Bu nedenle Kuzey Anadolu fayında her an deprem olabilir. Marmara Denizinde de her an deprem olabilir. Bunu hiçbir zaman göz ardı etmemeliyiz. Buna yönelik kentsel yapılaşmalara ilişkin politikaları desteklememiz gerekir” uyarısında bulundu.
5b54b75b8ebc
[ "c4", "culturax", "hplt2" ]
Malum 22 Mart 2017 de Londra’da yine terör olayı oldu ve canlar gitti, insanlar yaralandı. “İnsanlar” hangi din, milliyet veya ırktan olurlarsa olsunlar tabii ki üzüldüler ve bunu ifade ettiler mesajlarıyla. Türkiye’de ise en tepedeki makamda bulunan kişi bu vesileyle yayınladığı mesajda Avrupa’ya üzüntüden ziyade bir kızgınlık... Kategori Arşivi: Dünya Hollanda’da seçimin galibi Başbakan Rutte’nin liderliğindeki Özgürlük ve Demokrasi için Halk Partisi oldu. Bir taraftan Türkiye’ile oluşan referandum toplantıları krizini yönetirken diğer taraftan da seçim için yarışan Rutte sonunda en ciddi rakibi Wilders’i geride bırakarak zafere ulaştı. Hollanda genel seçiminde bildirilen... Hollanda’ile Türkiye arasındaki kriz tarihte benzeri görülmemiş şekilde tırmanırken Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Başkanı Pedro Agramunt’dan bir açıklama geldi. Agramunt, Türkiye ve Avrupalı ortakları arasında artan gerilimin endişe yarattığını belirtti. Başkan, Hollanda’nın Çavuşoğlu’nun uçağının iniş iznini... Almanya’dan sonra Hollanda’ile de devlet düzeyinde tabiri caizse “papaz olmuş” vaziyetteyiz. Hükümetin bu ülkelerde referandum kapsamında propaganda toplantıları yapması söz konusu ülkeler tarafından çeşitli sebeplerle engellenmiş vaziyette. Bizim hükümet de “Biz yaparız” diye sertleşince iki ülke iyice tavır aldılar... Sosyalist Enternasyonal Konseyi’nin etik komite toplantısı Kolombiya’nın Cartagena kentinde düzenlendi. Topluluğun başkan yardımcısı CHP’li eski vekil Umut Oran toplantıda konuşma yaptı ve PYD’nin alt kademe üyeliğinin tam yetkili üyeliğe çevrilmesi için yaptığı başvurunun reddedilmesini sağladı. Oran bu konuda bir yazılı açıklama yaparak... 1923 de cumhuriyet idaresinin tesis edilmesinden sonra uzun yıllardır parlamenter demokrasinin hüküm süürdüğü ülkemize “BAŞKANLIK” adı altında neredeyse tüm yetkileri tek bir kişinin eline veren oldukça riskli bir sistem getirilme gayreti içindeyken Nursultan Nazarbayev tarafından 26 yıldır başkanlık sistemiyle yönetilen Kazakistan’da... Dünyanın en tehlikeli devleti ABD yine bazı entrikalar peşinde koşmaya başladı gibi görülüyor, Suriye ve Irak’ta. Hani bizler kendimizce “Bu ABD bu sefer çuvalladı Putin girince devreye” filan diye düşünürken öyle anlaşılıyor ki ABD tekrar esas oyuncu olarak sahneye çıkma peşinde ve pek birşeyden de vazgeçmiş filan değil. Nerden... Bizler ülkede basına uygulanan sansürden son derece rahatsız olup bundan her fırsatta şikayet ederken, özgürlük ve demokrasinin yeryüzündeki “YILMAZ” jandarması ABD’de bir BAŞKAN hepimizi hayretler içerisinde bırakacak bir şekilde BASINI AFOROZ ETTİ. İster inanın ister inanmayın, “Arkadaş siz bizim basın toplantılarımıza... Donald Trump koltuğa oturur oturmaz seçim kampanyasında söylediklerini hayata geçirmeye başladı adeta – ki bunlar dünyada aklıselim sahibi olan yöneticiler ve hatta milyarlarca dünyalı üzerinde ciddi şekilde tedirginlik yarattı. Örnek mi istersiniz; Meksika duvarı meselesi ve de son olarak mültecilere oldukça da zalim bir şekilde kapıları kapaması... Suriye’de bu sefer gerçekten de barışa çok yaklaşıldı gibi görünüyor – ABD’nin bütün manevralarına, ayak oyunlarına rağmen hem de. Konuyla ilgili olarak Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ve Savunma Bakanı Sergey Şoygu ile görüşen Putin, Şam ile muhalefet arasında üç belge imzalandığını belirtti. Putin’in ifadesine...
167e00cf9902
[ "culturax", "hplt2" ]
Boluspor Teknik Direktörü Fatih Tekke, göreve geldiği 8 hafta da ancak bir galibiyet alabildi. Sadece Adanademirspor maçında galibiyet yüzü görebildik. Cüneyt Karakuş’un görevine son verilmesinin ardından 8 hafta önce takımın başına getirilen Fatih Tekke, sadece 7 puan alabildi. Adanademirspor maçında aldığı 3 puanla iyi bir başlangıç yapan Fatih Tekke kalan 7 maçta 3 puanı unuttu. Boluspor son 7 maçında 3 puanı bir arada göremezken bu maçlardan sadece 4 beraberlik alarak hanesine 4 puan yazdırabildi. Son 8 maçta maç başına 1 puan ortalamasının altında kalan Boluspor'da Tekke'nin istifası camiada beklenti haline geldi.
e001f97593b1
[ "fineweb2", "hplt2" ]
İnsanlara açık havada sinema keyfi yaşatarak firmaları ve markaları geniş kitlelere duyuran acikhavadasinema.com web sitesi Webekspres yazılım altyapısı ile yayın hayatına başladı. Site üzerinden verilen hizmetlere, referanslara, haberlere, film önerilerine, iletişim bilgilerine, organizasyonlara ait video ve resimlere erişabilirsiniz. İngilizce ve Türkçe olmak üzere iki dil destekli olarak geliştirilen yazılım altyapısı Google Seo uyumlu olarak çalışmaktadır. W3 standartlarına uygun olarak geliştirilen sistem HTML5 ve CSS3’e uygun olarak semantik yapıda kodlanmıştır. Bu sayede eklediğiniz içerikler çok kısa zaman içersinde arama motorlarında yerini almakta ve arama sonuçlarında üst sıralara yükselmektedir. Dilerseniz sitenizin kurumsal web site temasını ya da mobil temasını yönetim panelinde yer alan tema yönetimi bölümünü kullanarak değiştirebilirsiniz. Sürekli güncellenen temalarla siteniz sürekli teknolojiyi takip ederek yeni kalsın. Siteye www.acikhavadasinema.com adresinden erişebilirsiniz.
6deffc28dc73
[ "c4", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
Yarım paket yaşmaya Tuz(ben 1tatlı kaşığı kadar kullandım) 1Tatlı kaşığı şeker Ilık su 7-8 Adet haşlanmış patates 1Yemek kaşığı tereyağı İsteğe göre karabiber,pul biber Ayrıca üzerine sürmek için tereyağı Yapılışı: Geniş bir yoğurma kabında maya ve şeker ılık suyla eritilip tuz,un eklenerek azar azar su ilavesiyle yoğrularak yumuşak bir hamur elde edilir ve üzeri örtülerek mayalanmaya bırakılır.. İçini hazırlamak için haşlanıp kabukları soyulmuş patatesler iyice ezilir ve bir yemek kaşığı tereyağı,tuz ve baharatlarda eklenip karıştırılarak avuçiçi büyüklüğünde toplar hazırlanır.. Mayalanan hamurdan mandalina büyüklüğünde bezeler yapılıp elle bastırılıp ortalarına hazırladığımız patates toplarından konulur, büzerek beze kapatılıp hafif unlanmış tezgahta merdane yardımıyla açılır ve saçda kızartıldıktan sonra üzerleri tereyağıyla yağlanıp üst üste dizilir istenilen şekilde servis yapılır.. Afiyet olsun..
8cb3f176d293
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Sevgili Meslektaşlarım; Gözlükçülük mesleği değişen dünya normları ile hızla gelişen ve büyüyen bir sağlık mesleğidir... Bilindiği üzere görmeye yardımcı tıbbi cihazlarda yani optik ürünlerde ( gözlük çerçevesi, gözlük camı, her türlü lens, teleskopik gözlük vb ) TİTUBB ... Bilindiği üzere Medula Optik Provizyon Sistemi şifreleri SGK Hizmet Sunumu Genel Müdürlüğü tarafından 25 Ağustos 2016 tarihinde Medula Optik Provizyon... Yazar Ünvanı : Göz Hastalıkları Uzmanı, FEBO, FICO Toplam Yazı : 14 Adet Yazar Ünvanı : Ankara Avrupa Göz Hastanesi Başhekimi Toplam Yazı : 1 Adet Sevgili Meslektaşlarım; Gözlükçülük mesleği değişen dünya normları ile hızla gelişen ve büyüyen bir sağlık mesleğidir... Bilindiği üzere görmeye yardımcı tıbbi cihazlarda yani optik ürünlerde ( gözlük çerçevesi, gözlük camı, her türlü lens, teleskopik gözlük vb ) TİTUBB ... Bilindiği üzere Medula Optik Provizyon Sistemi şifreleri SGK Hizmet Sunumu Genel Müdürlüğü tarafından 25 Ağustos 2016 tarihinde Medula Optik Provizyon... ULTRAVİYOLE RADYASYONU (UVR) - GÜNEŞ GÖZLÜKLERİ Taylan Küçüker GOK Yön.Kur.Üyesi REÇETE GEREKTİRMEYEN (nonprescription) GÜNEŞ VE MODA AMAÇLI KULLANILAN GÖZLÜKLER BUNLARLA İLGİLİ TÜRK VE BATI STANDARTLARI TS EN 1836–2003(Kişisel Göz Koruması - Genel Kullanım Amaçlı Güneş Gözlükleri ve Güneşe Karşı Koruyucu Filtreler) (ANSI Z80.3)-1996,EN 1836–1997 Etrafımızda bulunan ve kullandığımız hemen her nesnede biraz cam vardır. Yani camı kullanırız, görürüz, yada cam yardımıyla görürüz. Güneş gözlükleri yıllarca moda (Süslenme-estetik) rahatlık, gözleri rüzgâr, kar, yağmur ve yabancı objelerden korumak amacı için kullanılmıştır.Artık biliyoruz ki doğru seçilmiş güneş gözlükleri ve geniş gölgelik kısmı olan bir şapka, gözlerimizi UV radyasyonundan koruyacaktır. Güneş gözlüklerinin uluslar arası bir standarda göre üretilmesi göz ve görme sağlığını korur, göz ve yüzün yaralanmalara karşı emniyetini (güvenliğini)sağlar. Kolaylıkla tutuşmaz, alerji ve tahriş yapmaz, kanserojen ve zehirli bir materyal içermez. Trafikte araç kullanırken, sinyal ışık renkleri kolaylıkla fark edilir. Göz ve görme sağlığı açısından son derece zararlı, ünlü markaların kötü taklidi sahte işporta gözlükleri, çok ucuz olması, satın alan yada kullanan için suç teşkil etmemesi nedeni ile ne yazık ki hala önemli miktarda pazarda yer buluyor. Dünyada olduğu gibi, ülkemizde de bu sahte taklit ürünlerin satışının, tamamen sıfırlanması mümkün değildir.Ancak eğitimle yasal önlemlerle ve uluslararası standartlara uygun üretim ile azaltılabilir. Maalesef Türkiye’mizde bizim insanımız UV radyasyonu konusunda oldukça bilgisiz ve duyarsız bir duruş sergilemektedir. İnsanlar tüm hayatları boyunca maruz kaldıkları UV radyasyonunun yaklaşık olarak % 80 'ini 18 yaşına kadar almaktadır. Bu nedenle toplumların eğitiminin daha ilk yaşlardan itibaren başlaması, güneşlenme ve UV radyasyonundan korunma alışkanlıklarının kazandırılması halk sağlığı açısından çok önemlidir. ULTRAVİYOLE RADYASYONU NEDİR?, NEDEN ZARARLIDIR?, UV’DEN NASIL KORUNURUZ ? KİMLER RİKS (Tehlike) ALTINDADIR? Güneş Dünyamızdan 150 milyon km uzaktadır. Isı, ışık ve UV radyasyonu yayar. Isı ve ışık dünyamızda yaşayan milyonlarca canlının yaşam kaynağıdır. Kısa dalga UV ışınları enerji bakımından daha yüklüdür. Canlı dokular için son derece zararlıdır ve zamanından önce yaşlanmasına sebep olur. Güneş ışınlarının çok az bir kısmını görebiliriz (400-700nm-Bir nanometre milimetrenin milyonda bir büyüklüğünü ifade eder) UV radyasyon güneş ışınlarının %5'ini oluşturmasına rağmen çok tehlikelidir. Radyasyonu gözlerimizle göremeyiz ve hissedemeyiz ancak zararlı etkilerini gözlemleyebiliriz. Güneş ışınımı dalga boylarına göre sıralanır ve aşağıda verilen temel gruplar ile ifade edilir. a- Gama Işınları , b- X- Işınları , c- Ultraviole Işık (Ultraviole radyasyon, 320–400 nm dalga boyları arasında UV-A, 290-320 nm arasında UV-B, 200-290 nm arasında da UV-C olmak üzere üç bileşenden oluşmaktadır) d- Görünür (Visible ) Işık (400 nm-700nm) e- Kızıl Ötesi (Infrared) Işık UV-A, UV radyasyonun en az zararlı şeklidir ve dünyaya büyük miktarlarda erişir. Çoğu UV-A ışınları ozon tabakasının içerisinden doğrudan geçer. UV Radyasyonundan korunmada uyulması tavsiye edilen altın kurallar Öğlen saatlerinde ışınlara maruz kalma süreninizi sınırlayın. Güneş ışınlarının en şiddetli olduğu öğlen saatlerinde (11.00 ile 15.00 arasında) UV radyasyonu diğer zamanlara göre %70 daha yüksektir. Çalışırken, dışarıda yapılan sporlara katılırken, yürüyüş yaparken koşarken veya güneş altında herhangi bir şey yaparken Kaynakçı, medikal teknoloji servisinde, elektrik devre kartları yapımında çalışıyorsanız, Güneş lambası, bronzlaşma odası kullanıyorsanız, UV radyasyonuna karşı duyarlılığınızı artıran ilaç kullanıyorsanız, Katarak ameliyatı olduysanız mutlaka ihtiyacınıza göre genel amaçlı yada özel amaçlı kullanılan bir güneş gözlüğü takılmalıdır. Sonuç olarak, ışığı odaklayan herhangi bir optik düzenek ile (mercek, dürbün, teleskop vs.) güvenilir bir koruyucu filtre kullanmaksızın Güneş'e bakılmamalıdır! UV RADYASYONUNUN CİLT VE GÖZ ÜZERİNDEKİ AKUT VE KRONİK ETKİLERİ CİLT KANSERİ RİSKİ UV RADYASYONUNUN GÖZ ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ (KATARAKT OLMA RİSKİ) UV radyasyonunun zararları kümülatiftir. Ne kadar çok UV radyasyonuna maruz kalırsanız, hayatınızın sonraki evrelerinde katarakt hastası olma riskiniz artar. Kanıtlar hem UV-A’ ya hem de UV-B’ ye maruz kalındığı taktirde uzun veya kısa süreli göz ve görme hasarlarına yol açabilecekleri tezini desteklemektedir. UV ışınlarının göz üzerindeki şiddetli etkilerinin içinde, kornea ve irisin iltihaplanması( photokeratitis) ve göz kapaklarının içinde çizgiler halinde uzanan ince zar olan konjonktivin iltihaplanması ( photoconjunctivitis) yer almaktadır. Gözün UV ışınlarına maruz kalması sonucunda, uzun vadede ortaya çıkan etkilerinin içinde pterygiumun gelişimi (korneaya bitişik olan beyaz veya krem rengindeki şeffaf olmayan büyüme) ve konjonktivin ışık geçirmez hücre kanseri yer alabilir. REÇETE GEREKTİRMEYEN GÜNEŞ VE MODA AMAÇLI KULLANILAN GÖZLÜKLER BUNLARLA İLGİLİ TÜRK VE BATI STANDARTLARI(ANSI Z80.3)-1996,EN 1836–1997,TS EN 1836–2003 Amerika Güneş Gözlüğü Tedarikçileri(şirketleri) Birliği; tarafından belirlenen, Güneş gözlüğü camları ile ilgili öngörülen özellikleri karşılayan, uluslararası bazı standartlar aşağıda liste halinde sunulmuştur. · Avrupa standardı - EN 1836–1997 · Amerika standardı - ANSI Z80.3 – 1996 · Avustralya standardı - AS 1067,1 – 1990 · Kanada standardı - CSA Z94.5 – 1995 Türkiye’mizde Güneş gözlüğü camları ile ilgili beklentileri karşılayan bir Avrupa Standardı' olarak EN 1836 standardı esas alınarak TSE tarafından hazırlanan 'TS EN 1836: Kişisel Göz Koruması - Genel Kullanım Amaçlı Güneş Gözlükleri ve Güneşe Karşı Koruyucu Filtreler' standardı, 27.4.2003 tarihinde Türk Standardı olarak kabul edilmiş ve Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından mecburî standart olarak yürürlüğe konulmuştur. Bu standart, güneş gözlükleri ve genel kullanımda güneş ışınlarına karşı koruma amaçlı, karayollarında araç sürerken sosyal ve dâhili kullanımlı reçete gerektirmeyen anma gücüne sahip güneşe karşı koruyucu filtreler için fiziksel özellikleri (mekanik, optik)kapsar. Bu standart kapsamına giren malları üreten ve satanların bu tebliği hükümlerine uymaları zorunludur( Sanayii ve Ticaret Bakanlığı Mecburi standart tebliği No: ÖSG–2003/71) Yazının devamında ANSI Z80.3–1996, EN 1836 –1997 ve TS EN 1836–2003 Türk Standardı (Kişisel Göz Koruması - Genel Kullanım Amaçlı Güneş Gözlükleri ve Güneşe Karşı Koruyucu Filtreler) karşılaştırmalı ve özet halinde sunuldu. ANSI (American National Standards İnstitute) (Amerika Ulusal Standartlar Enstitüsü) Özel kar amacı gütmeyen bir organizasyondur. Tüketicinin memnuniyeti, yüz ve gözün yaralanmalara karşı korunması, güvenliği, göz ve görme sağlığının korunması ve devamı en önemli değeridir ANSI Z80.3–1996 Standardına göre güneş gözlüklerini UVA ve UVB tutma (Önleme*bloke etme) kapasitesine bağlı olarak, 3 temel gurupta tasnif edilir. 1) Kozmetik -Estetik(moda –süslenme amaçlı) kullanılan gözlükler, UV A nın %60 ‘ı kadarını, UVB nin en az %70 ini bloke etmelidir(önlemelidir) 2) Genel kullanım amaçlı güneş gözlükleri UVA nın %60’ı kadarını, UVB nin en az %95 ini bloke etmelidir(Önlemelidir) 3) Özel kullanım amaçlı güneş gözlükleri: UVA nın %60 ‘ı kadarını, UVB nin en az %99 unu bloke etmelidir(önlemelidir) Avrupa normları - EN 1836–1997 ve TS EN 1836–2003 Filtre kategorileri ve özellikleri (Kişisel Göz Koruması - Genel Kullanım Amaçlı Güneş Gözlükleri ve Güneşe Karşı Koruyucu Filtreler) Kozmetik, genel ve özel amaçlı kullanılan güneş gözlüklerinde, görünür ışık geçirme kapasitesi Avrupa normları - EN 1836–1997, (TS EN 1836–2003), Amerika standardı - ANSI Z80.3 – 1996, Avustralya standardı - AS 1067,1 – 1990 standartlarında farklıdır. Bu oranlar aşağıdaki tabloda karşılaştırmalı olarak verilmiştir 380 ile 780 nanometre arasındaki görünür ışığın filtre edilmek suretiyle geçirilme nispeti, Uluslar arası bazı farklı standartlarda kullanılan farklı ölçme metotları Gündüz Yolda araç sürerken kullanım için şartlar EN 1836–1997 standartlarına göre karayollarında araç kullanırken, kullanım için uygun filtreler (0.1.2 veya 3) kategorilerinde olmalı ANSI Z80.3 nonpresciription (reçete gerektirmeyen moda, genel, özel kullanım amaçlı güneş gözlükleri, Reading glases-hazır takılabilen yakın okuma gözlükleri, clip-on vb) standardına göre güneş gözlüğü camları, araç kullanırken trafik sinyal ışık renklerinin fark edilmesinde bir güçlük yaratmamalıdır. Kırmızı yeşil renkler birbirinden kolaylıkla ayırt edilmeli ve tanınmalıdır.(fark etmelidir)Karayollarında ve araç sürerken özel ihtiyaçlar gereğince uygun filtreye sahip olmalıdır. EN1836–1997 standartlarına göre 500nm ile 650nm arasında ışık tayfı geçirgenliği 0,2 x Büyük olsa da Işık tayfı geçirgenliği EN ve ANSI standartlarında, bütün normlarda %8 den büyük olmalıdır. Trafikte sinyal ışık renklerinin tanınması(fark edilmesi) TS EN 1836 –2003’ göre kullanılan malzemenin yüzey kalitesi özetle şöyle olmalıdır: Kabarcıklar, çizikler, yabancı maddeler, koyu noktalar, oyuklar, döküm izleri, çentikler, takviyeli noktalar, su benekleri, gaz kalıntıları baloncuklar, talaş, çatlaklar, cilalama kusurları, malzeme veya işleme kusurları olmamalıdır. Sağlamlık-Yaralanmalara karşı göz ve yüz emniyetinin (güvenliğinin ) sağlanması Basınca karşı mukavemetli (dayanaklı) olmalı göz ve yüz güvenliğini önerilen standartları da karşılamalıdır.Bütün gözlük camları ve güneş gözlüğü camlarının, standart çelik bir bilye testi esnasında kırılmamasını öngörmektedir(ANSI Z87.1 standardı Eğitim ve mesleki uygulamada göz ve yüz koruması standardıdır) Cam kırılabilir,gevrek bir madde olup kırıldığında, yüz ve göz için çok tehlikeli keskin parçalar hasıl eden bir maddedir.Günlük hayatta yüzün ve gözün korunması için camlar Termal, kimyasal,Lamine yöntemlerle kırılganlığı daha zor hale getirilir.Normal camlara göre 6 kez güçlenir.Termal olarak sertleştirilmiş camlar,çatladıkları zaman,çentikli kenarları olan,ufak parçalar halinde kırılmazlar ve normal camlardaki gibi,keskin küçük parçalara bölünmezler.Normal camların aksine, bu camlar esas olarak boyutları yaklaşık aynı, gevrek ufalanır kenarlı bir mozaik şeklinde küçük parçalara ayrıldıklarından, tehlikeli göz yaralanmaları çok daha az ihtimalle olabilir. Güneş gözlüklerindeki kabarıklıklar keskin kenarlar veya amaçlanan kullanım esnasında, yaralanmaya ve rahatsızlığa sebep olabilecek diğer kusurlar olmamalıdır .Güneş gözlüklerinin bu emniyet testlerinden geçmesi bu gözlüklerin endüstriyel emniyet gözlüğü olarak (ör:kaynakçı koruma filtresi) yada tehlikeli spor yaparken(ör motosiklet yarışı) koruyucu emniyet gözlüğü olarak kullanılır anlamına gelmez.Güneş gözlükleri endüstriyel amaçlı kullanılan emniyet gözlüğü değildir ve bu ihtiyaçları karşılamaz.Endüstriyel gözlük camları daha kalındır bu camların minimum kalınlığı 3 mm dır.Sertleştirme işlemi,iç gerilimi elimine etmek için, cam malzeme iç gerilimlerin ortadan kalktığı tavlama sıcaklığına kadar ısıtıldıktan sonra, gerilim oluşamayacak bir sıcaklığa kadar kontrollü bir hızda soğutulur. Bu ısıtma ve kontrollü soğutmaya Ôtavlama' denir ve tünel fırınlarda (tavlama fırınları) yürütülür. Tavlamanın hızı cidar kalınlığına göre değişir. Gerilimi alınmış cam malzemeler gerektiğinde ısıl yada kimyasal yolla temperlenerek dayanıklılıkları arttırılır. Temperleme yoluyla cam malzemenin içinde çekme, yüzeyinde ise basma gerilmesi oluşturulur. Yüzeyde düzgün bir kompresyon dağılımı, cam malzemenin mekanik dayanımını ve basınç dayanımını önemli derecede arttırır. Tutuşma: Güneşe karşı koruyucu filtreler, kolaylıkla tutuşabilecek malzemelerden yapılmamalıdır. Yanmaya ve alevlenmeye dayanıklı malzemelerden üretilmelidir Komple gözlüklerin imali için malzemeler: İmalatçılar; tahrişe, zehirli reaksiyonlara veya normal sağlıklı bir durumda takıldığında ciltle teması sonucu zararlara yol açtığı bilinen çerçeve malzemeleri kullanmamalıdır. (Kanserojen, tahriş edici zehirli ve alerji yapacak materyaller kullanılamaz) Güneş gözlüğü camları, diyoptri ve prizmatik etki yaratmamalıdır. TS EN 1836 –2003 Standardına göre Bilgi ve etiketleme, Komple güneş gözlükleri için; Her bir güneş gözlüğü ile verilecek bilgi: İmalatçı ve ithalatçı-tedarikçi tanımı, filtre kategorisi, karşıladığı uluslar arası standardın numarası, örn: TS EN 1836–2003, (ANSI Z80.3)-1996,EN 1836–1997 gibi, filtre kategorisi 4 e girenler onaylanmış sembol halinde yada yazı ile, “kara yollarında ve araç sürerken kullanım için uygun değil uyarısı sembolünün en az yüksekliği, 5 mm olmalıdır. TÜKETİCİLER GÜNEŞ GÖZLÜĞÜ SATIN ALIRKEN NELERE DİKKAT ETMELİDİR? Reçetesiz güneş gözlüğü satın alınabilir mi? Refraksiyon kusurunuz yoksa refraksiyon kusurlarını düzeltici bir gözlüğe yada özel bir gözlük ihtiyacınız yoksa reçetesiz olarak güvenle profesyonel bir optisyenden yardım alarak satın alabilirsiniz Araba sürerken güneş gözlüğü kullanılır mı? Güneşin göz kamaştırıcı parlamaları sürücüyü çok rahatsız eder. Bu parlamaları azaltmak, araç sürmenin zor koşullarında sürücüye daha iyi bir görme ve görüş keskinliği sağlar.Sürme emniyetini ve konforunu artırır.Bu amaçla kullanılan güneş gözlükleri en çok beğenilen zorunlu ve gerekli bir aksesuardır. Gece güneş gözlüğü takılır mı? Güneş gözlüğü gün boyu kullanılabilir ama asla gece takılmaz.Gece güneş gözlüğü takıldığında, pupillalar fazla ışık almak için genişler , göz çabuk yorulur ve görüş yeterli olmaz.Tam görüş sağlanamadığı için trafikte risk doğar.Gece araç kullanırken numaralı gözlük kullanılıyorsa beyaz ve antirefle kaplı olanı idealdir. Gece araç kullanan sürücüler, kontrast artırıcı, görüntünün algılanmasında derinlik sağlayan, amber (kehribar ) renkli, gece gözlüğü olarak adlandırılan gözlük kullanırlar. Yaklaşan araba farlarının parlaklığını azalttığı için kendilerini çok rahat hissederler. Ayrıca filtre kategorisi sıfır(o),şeffaf veya çok açık tonlu ışık geçirgenlik aralığı %80’den -%100’e kadar olan moda amaçlı gözlüklerde az ışıklı ortamda, alacakaranlık da ve gece araç sürerken kullanılabilir. Moda amaçlı gözlükler hiçbir zaman genel yada özel amaçlı güneş gözlüğü olarak kullanılmaz, onlar sadece moda, estetik ve süslenme amaçlı gözlüklerdir. Ancak kontrast artırıcı sarı renkli moda amaçlı gözlükleri sürücülerin gece kullanmaları, gece araç sürerken güneş gözlüğü kullanılır anlamına gelmez Kontrast artırıcı sarı renkli gözlükler mavi rengi tutar avcılarda yaygın olarak kullanırlar. Çok önemli bir Uyarı, gündüz araç kullanırken (uzun süreli ),rengi çok koyu tonlu güneş gözlüğü takılmaz.(ışık geçirgenliği %8 den düşük olan camlar kullanılmaz) Genel kullanım amaçlı orta koyuluktaki güneş gözlükleri kullanmak araba sürerken, piknik yaparken ve benzeri aktivitelerinizde idealdir RENK NEDİR? RENKLERLE İLGİLİ TEMEL BİLGİLER Göz tarafından algılanan ışık, retinada sinirsel sinyallere dönüştürülüp, buradan optik sinir aracılığıyla beyine iletilir. Göz, üç temel birleştirici renk olan, kırmızı, yeşil ve maviye tepki verir ve beyin, diğer renkleri bu üç rengin farklı kombinasyonları olarak algılar. Renklerin algılanışı dış koşullara bağlı olarak değişir. Aynı renk güneş ışığında ve mum ışığında farklı algılanacaktır. Fakat insanın görme duyusu ışığın kaynağına uyum sağlayarak, bizim her iki koşuldakinin de aynı renk olduğunu algılamamızı sağlar. Beyaz ışığın bir prizmadan geçtiği esnada, ışık kırılır ve gökkuşağının yedi rengine ayrılır. Bu ışık bir cisimle karşılaştığında, bir bölümü cismin üstüne yansır. Bizim, nesnenin rengi olarak algıladığımız şey de işte bu yansımadır. İnsanlar iki çeşit rengi algılayabilirler. Işık yayan bir cismin rengi “direkt renk” ve aydınlatılmış bir cismin rengi “yansıyan renk” olarak adlandırılır. Işık yayan bir cisim, güneş gibi doğal veya bilgisayar ekranı, ampulden oluşturulan gibi yapay olabilir. Yansıyan renk, aydınlatılmış bir cismin rengidir. Bu renk cismin yüzeyinden ve yüzeyinin iç kısmından yansıyan ışığın bir birleşimidir İnsan gözü 400-500nm civarındaki dalga boylarını mavi, 500-600nm civarındakileri yeşil ve 600-700nm civarındakileri kırmızı olarak algılar. Doğadaki tüm renkler yalnızca bu üç dalga boyunun farklı yoğunluklarda kullanılmasıyla elde edilebilir. Üçünün %100 oranında karışımından beyaz ışık elde edilir. Her bir eleman %0 oranına indirgendiğinde ise ışıksızlık, karanlık yani siyah elde edilecektir.; mavi emilip, yeşil ve kırmızı yansıdığındaysa sarı rengini görürüz Güneşli bir günde renklerin daha parlak ve daha canlı olmaları, kapalı bir havada ise renklerin parlaklığını kaybetmeleri ve olduklarından daha koyu görünmeleri, rengin ışığa bağlı olduğunu gösterir. RENKLİ GÖZLÜK CAMLARI KULLANILIRKEN, RENKLERİN GÖZ ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ Mavi ışık ve göz üzerindeki etkileri: Ultraviyole, görünebilir spektrum, infraret ışınlarından oluşan üç tane temel solar radyasyon dalga boyu bulunmaktadır. Bunların arasında en zararlı olanı görünebilir spektrum ışınlarıdır ki bu ışınlar mavi ışın alanını oluşturmaktadır. Diğer ışınlar; ultraviyole ozon tabakası, infraret ışınları atmosferde bulunan yağmur damlaları tarafından emilmektedir. Sadece mavi ışık ışınları atmosferde hiçbir engele takılmadan direkt olarak yeryüzüne ulaşır. Dolaysıyla mavi ışık, atmosfere ve doğal olarak insan gözüne hiçbir engel olmadan yayılır. Bu ışınlar retinada imajların oluştuğu odak noktasına gelerek, gözün iç kısmının mavi ışıkla aydınlanmasına neden olur ve görüşün bulanıklaşmasına yol açar. Mavi ışık ışınlarının sağlıklı ve normal gözlerdeki etkisi az olmasına karşın özel hassasiyeti veya göz hastalığı bulunan insanlarda etkisi göz ardı edilemez. Gözlerdeki algılama azalır, bakılan objeler soluklaşır. (Amber ) - (kehribar rengi):Doğadaki bütün renk tonlarının da kontrast artırmasına imkan verir (kehribar rengi)–mavi rengi filtre eder(tutar),yeşil ve kırmızının geçmesine izin verir. Kehribar rengi bulutlu sisli havada kontrast artırıcı özelliğinden dolayı çok iyi sonuç verir Amber rengi güneş gözlüğü kullanıcısına gözlüksüz görüşten ortamın daha parlak berrak ferah olduğu fikrini verir.Görme keskinliğini artırır ve kontrast(karşıtlık) algısını geliştirir. İntraocular mavi ışık yayılmasını azaltır, böylece görüş netleşir. Gözün zorlanmasını en aza indirger pilot, avcı, kayak yapanlar için önerilir (Mirror) - Aynalı (Işığı yansıtacak şekilde ayna özelliği kazandırılmış lensler)yüksek yoğunlukta ışığın parıltısını azaltır. Çok sayıda değişik renklerde olanları mevcuttur Blue and Silver Mirror – Mavi ve gümüşi renkli ayna özelliği kazandırılmış lensler: Vakumla pulvarize edilerek cam yüzeyi aynalandırılır. Bütün yüzey kaplanacağı gibi iki kademelide yapılabilir. Yansıtma yoluyla göze gelen ışık miktarı azaltılır. Koyu renkli güneş camlarında absorbe etmek suretiyle ışık miktarı azaltılır. Kullanıcının gözlerini karşısındakinden gizler moda ifade eden gözlüklerdir.Aynalı camlar, plaj, kar, su, çimenli ortamlarda güçlü yansımış parıltılara karşı son derece iyi önleyicidir Green – (Yeşil) :Günlük kullanım için en ideal gözlük camı rengidir. Gözü zorlayan parlak ışığı azaltır, parlak ışıkta iyi kontrast sağlar ve renklerin gerçek şekilde algılanmasına kolaylıkla imkan verir Yellow –(Sarı) :Sarı renkli camlar güneşe karşı koruyucu gerçek bir boyalı cam değildir. Az ışıklı ortamda alaca karanlıkta, akşam ve gece araç kullanırken kullanılır sürücü gözlüğü yada gece gözlüğü olarak da adlandırılır. Sarı renkli gözlük camı, mavi rengi absorbe ettiği için kontrastı artırıcı bir flitrasyon yaparak keskin görüş sağlar. Özellikle bulutlu günlerde, düşük ışıkta kontrastı artırır.Görüntü algılanmasında derinlik sağlar, avcılıkla ilgili örneğin;atışlarda, çalılar arasındaki bir hayvanın daha iyi görünmesine imkan verir.Kayak sporunda mükemmeldir Hazard Orange Lenses/Light Rust: hazard açık puslu portakal rengi /açık pas rengi lensler orta ve düşük ışıkta kontrast artırır.Golf, beysbol, kar, ve atış sporları için uygun seçeneklerdir. Parıltı ve sisin birleşeni olan mavi ışığı absorbe eder Brown – (Kahverengi) :Günlük kullanım için en ideal güneş gözlüğü camıdır. Kontrast artırıcı özelliğe sahiptir.Yelkencilik, balık tutma kayak ve benzeri sporlarda yüksek ışık parlamalarına karşı mükemmeldir.Bulutlu havada ve güneşlenirken idealdir. Crimson Brown Lenses: koyu kırmızı kahve gözlük camları :Golf sporu için idealdir. Çevre ve hava koşullarında gözün daha iyi focus yapmasına imkan verir, mavi rengi tutar, kontrast artırıcı özelliği vardır Bronz kahverengi lensler-Bronze Brown lenses-çok yönlü kullanıma uygun olan lenslerdir, golf, bisiklete binme, yürüyüş yaparken, atış sporlarında, araç sürerken kullanımı tavsiye edilir Grey (Gri) :Genel amaçlı kullanım için renklerin en iyisidir. Son derece doğru ve kusursuz bir görüşe imkân verir. Eşit şekilde bütün renkleri absorbe eder. Koşarken, bisiklete binerken, golf oynarken kullanımı çok uygundur. Kontrast artırıcı özelliği olmamasına rağmen, gerçek renklerin algılanmasına kolaylıkla imkân sağlarKırmızı:Avcılık ve kayak sporunda önerilir, düşük ışık da görüntünün algılanmasında derinlik sağlar Açık berrak (renksiz) şeffaf ve çok açık tonlu güneş gözlüğü camları; gözleri UV ‘den yabancı objelerden ve rüzgârdan korur. Renklerin önemini değiştirmeden azami görüş verir.Işık geçişine imkân verir, kapalı mekânlarda atış sporunda, endüstriyel alanlarda, diş hekimliğinde, gece araç kullanırken ve benzer aktivitelerde önerilir. Vermillion Lenses/Pale Rose: /Alev kırmızısı/soluk pembemsi kırmızı, gül rengi lensler; atış sporları, golf, kayak sporları için önerilir.Sıcak renklerin yoğunluğunu, düşük yada yapay ışık koşulları olduğu zaman. detaylı ve derinliğine görmeyi artırır Nötr koyu maviye çalar renkli lensler; Renkleri çarpıtmadan parlaklığı azaltır, sporla ilgili her türlü aktivitede idealdir. Genel kullanım amaçlı lenslerdir. Sonuç olarak önerilen en ideal güneş gözlüğü cam rengi :gri, kahve ve yeşildir TEZGÂHTA(İŞPORTADA) SATILAN GÜNEŞ GÖZLÜKLERİ, GÖZ VE GÖRME SAĞLIĞI AÇISINDAN TEHLİKE SAÇIYOR! Güneş gözlüğü satın alırken, uzun dönemde gözlerin sağlığını maksimum koruyacak güneş gözlükleri seçilmelidir. Fiyatı uygun olan mallar arasında; Türkçe tanıtma ve kullanma kılavuzu, garanti belgesi veya standarda uygunluk (TSE) markası olanlar tercih edilmelidir. Tüm bu anlatılanlardan da, anlaşılacağı üzere güneş gözlüğü seçimi dikkat gerektiren, bizlerin daha çok ilgilendiği estetik uygunluk dışında, göz sağlığını büyük ölçüde etkileyen ciddi bir iştir. Yukarıda sayılan özelliklere dikkat etmek uygun olacaktır. Aksi halde herhangi bir yerden(İşporta gibi) elde edilen herhangi bir gözlük, yeterli göz koruması sağlamadığı gibi, zararlı da olmaktadır. Normalde karanlık ortamlarda göz bebeklerimiz büyür. Ve böylece daha çok ışık göz bebeklerimizden içeri sızar. Eğer % 100 ultraviyole koruyuculuğu olmayan bozuk camları takarsak karanlık bir ortam oluşacağından göz bebeklerimiz genişleyecektir. Ve koruyuculuk oranı düşük olan bu camlardan geçen UV ışınları gözümüze zarar verecektir.. Standartlara uygun güneş gözlüğü camları, araç kullanırken trafik sinyal ışık renklerinin tanınmasında(fark edilmesinde) bir güçlük yaratmamalıdır. Kırmızı yeşil renkler birbirinden kolaylıkla ayırt edilmeli ve tanınmalıdır. Ucuz ve işportada satılan güneş gözlükleri ile trafikte sinyal ışık renklerinin algılanmasında güçlük meydana gelebilir.Bu da sürüş güvenliğini bozar, kazalara sebep olabilir.Batıda hazır takılabilen okuma gözlükleri, marketlerde satılır ve yukarda belirtilen standartlara göre üretilir. Ülkemizde numaralı gözlükler reçetesiz satılamaz. Ancak camii önlerinde işportada hazır numaralı gözlükler satılmaktadır.Çoğu zaman uzak doğu Çin menşelidir .Sosyal güvenlik kurumları bu gözlükler müşteriye verildiğinde sözleşmelerini fesih etmektedir.Gözün ve yüzün yaralanmalara karşı korunması ve emniyeti çok önemli bir husustur.Cam olan güneş gözlüklerinde(işportada) hammadde olarak pencere camı hammaddesi kullanılmaktadır.Bu malzeme çok kırılgandır.Optik camlar pencere camlarına göre 6 defa daha basınca karşı dirençlidir.Kırıldığında dağılarak göze zarar vermezler. İşporta gözlüklerinde bu risk çok yüksektir. Esasında optik cam ve pencere camları kimyasal terkipleri de farklıdırlar. Organik ve mineral güneş camları damarlı olabilir, hava kabarcığı, çizik, çatlak olabilir Yine güneş gözlükleri kolayca yanıp tutuşabilecek malzemelerden yapılmamalıdır ve işporta gözlüklerinde bunu kimse garanti edemez. Çerçeveler ( nontoksik) zehirli olmayan, alerji yapmayan, tahriş (irritasyon) etmeyen.,kanserojen olmayan malzemeden üretilmiş olmamalıdır.Bütün bu özellikler standartlarla düzenlenerek insanların göz sağlığı yüz ve göz güvenliği temin edilebilir. Bütün bu işlemler çerçevelerin boyasından yapıldığı malzemelere kadar bir seri işlemleri kapsar. Sonuç olarak; güneş gözlüğü renkli iki cam ve sıradan bir çerçeveden ibaret değildir. Tüketiciler dışardan bakarak ya da gözlemleyerek bu özellikleri asla anlayamazlar. Dikkat edilirse eğer bir profesyonel destek söz konusu değilse güneş gözlüğü alan tüketiciler arasında geçen konuşma genelde şöyledir “gözlük yüzüme yakıştı mı?”, ” camın koyuluğu yeterlimi?”bu sorularla tüketicinin ihtiyacına göre doğru güneş gözlüğü seçimi yapılamaz.. Lens görünür ışığın ne kadarını geçirmelidir.? UV tutma kapasitesi nedir? Uluslar arası bir standarda göre üretilmiş mi? Sağlam mı?,üretildiği malzeme kalitesi standardına uygun mu? Gündüz araç sürerken kullanılır mı? Müşterinin takmak istediği güneş gözlüğünün koyuluğu kişisel zevk, ihtiyaç ve çevre koşullarına göre olmalıdır. EN EKONOMİK; ÜRETİM STANDARDLARA UYGUN ÜRETİM, EN EKONOMİK TÜKETİM; STANDARDLARA UYGUN TÜKETİMDİR. O halde standartlara uygun üretmek ve tüketmek herkes için millî ve insanî bir görev telakki edilmelidir. Ancak bu suretle kaynakların optimum değerlendirilmesi mümkün olabilecek ve böylelikle toplumun refah düzeyinde önemli bir artış sağlanabilecektir. Enformasyon ve üretim teknolojilerindeki gelişme ile birlikte hızlı bir küreselleşme sürecinin yaşandığı günümüzde standartlar uluslararası ticaretin ORTAK DİLİ haline gelmiştir. Artık, uluslararası pazarlarda rekabet edebilmenin yolu standartlara uygun ve kaliteli mal ve hizmet üretiminden geçmektedir. Kaliteyi teşvik eder, kalite seviyesi düşük üretimle meydana gelecek emek, zaman ve hammadde israfını ortadan kaldırır. Sanayiyi belirli hedeflere yöneltir. Üretimde kalitenin gelişmesine yardımcı olur. Ekonomide arz ve talebin dengelenmesinde yardımcı olur. Yanlış anlamaları ve anlaşmazlıkları ortadan kaldırır. İhracatta ve ithalatta üstünlük sağlar. Yan sanayi dallarının kurulması ve gelişmesine yardımcı olur. Rekabeti geliştirir. Kötü malı piyasadan siler. Söz konusu standarda göre uygun üretim yapmayan ilgililer hakkında: Ürünlere İlişkin Teknik Mevzuatın Hazırlanması ve Uygulanmasına dair 4073 sayılı kanun ve 4822 sayılı kanun ile değişik 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunlar gereğince gerekli işlem yapılmaktadır. Taylam Küçüker Eczacı Gözlükçü
3f3bf832e09a
[ "culturax", "hplt2" ]
Ahududu Keton Bitlis Türkiye Içinde Satın Alınır Ahududu keton [ddd içinde] satın almak Ahududu keton son kilo kaybı Bitlis Türkiye işte. Bu yüzden kilo vermek için bir ek almak Superfood denilen be getting çok uluslararası ilgi. Bitlis Türkiye bazı insanlarda ahududu keton hapları bir mucize diyet düşünün. Ahududu keton Kırmızı Ahududu bir enzim Bitlis Türkiye kaybı kilolu insanlara yardımcı olduğunu. Ahududu keton kaç bileşenleri aşağı ince isteyenler tarafından kullanım için Dr Oz öneriyor olduğunu. Yakın zamana kadar ahududu keton kozmetik endüstrisinde kullanılır. Son zamanlarda, ancak, ahududu keton Bitlis Türkiye insanların kilo kaybı yardımcı olabilir keşfetti. Ahududu keton adiponektin hormon salgılanmasını uyarır. Adiponektin tükettiğimiz gıda daha verimli metabolizma yapar. Raspberry Ketone Plus içinde Bitlis Türkiye satın almak için tıklayınız Ahududu keton faydaları - Bitlis Türkiye insanlar tarafından her hafta 1-2,5 kilo kaybetmek yardımcı olabilir - Metabolizma hızını artırır - % 100 doğal maddeler olduğunu - Güçlü bir antioksidan olan - Raspberrry keton hiçbir yan etkisi yoktur Raspberry Ketone Plus bir yenilikçi gıda takviyesi demonstrably zayıflama için aşırı kilo kaybetmek isteyenler içinde Bitlis Türkiye yardımcı olabilir olduğunu. Raspberry Ketone Plus en iyi sonuçları olan yağ yakma yardım 9 doğal özler içeren benzersiz bir formül kullanır. Raspberry Ketone Plus en popüler ahududu keton [ddd içinde] ek ve fiyat benzer ürünlere kıyasla vardır. Dr Oz, en ünlü ABD'li hekimler, ahududu keton ateşli bir destekçisi olduğunu ve tüm bir gösteri için yağ yakma, ahududu keton etkileyici yetenekleri adadı. Dr Oz ahududu keton şişe içinde sayı 1 mucize diye. Raspberry Ketone Plus içinde Bitlis Türkiye satın almak için tıklayınız Kilo kaybı için ahududu ketonlar Lipoliz adıyla da bilinen bir işlem. Bunun benim için ne anlama geliyor? Ahududu ketonlar, senin metabolizma artırmak ve hız senin yağ kaybı yeteneğine sahip. Dr Oz ayrıca ahududu ketonlar sadece yararlanmazsanız ürün değil ama sağlıklı bir diyet ve egzersiz programı için bir yanı olduğu gerçeğini üzerinde stres koydu. Ahududu ketonlar da doğal enerji düzeyini, egzersiz programı ve insanlar Bitlis Türkiye sonunda yardımcı olacak artacaktır metabolizma fat artırmaktadır. Hiç inkar ahududu keton dayalı diyetler aktarabilir olumlu etkileri vardır. Off bu istenmeyen yağ akıtan vücutta birikmiş için en iyi takviyeleri Bitlis Türkiye içinde kullanılabilir biridir. Ahududu keton enzim vücudun metabolik etkinliklerini artırmak için doğal yetenekleri vardır. Raspberry Ketone Plus içinde Bitlis Türkiye satın almak için tıklayınız Ahududu keton hakkında söylenecek ne Dr Oz? Dr.Oz göre ahududu keton bir kilo kaybı programı için dünyanın en iyi ürün biridir. Onun listesinde en iyi yağ yakma ek bugün mevcut pazarda ilk spot ürün verir. O daha da doğrudan Kırmızı Ahududu alınan doğal bir bileşik kırmızı hapı gerçekten güçlü ekledi. Dr Oz göre ahududu ketonlar, vücudun yağ yakan motoru botları kompresörlü bir metabolik güçlendirici olduğunu. Ahududu keton ve hızlı çalışır hakkında bir veya iki hafta içinde gözle görülür sonuçlar gösterir. Bunun üzerine çok uygun olduğu. Başlangıçta Dr Oz gerçek olamayacak kadar iyi olmasını düşündüm, ama sonra ürün kabul etti. Raspberry Ketone Plus bir yenilikçi gıda takviyesi demonstrably zayıflama için aşırı kilo kaybetmek isteyenler içinde Bitlis Türkiye yardımcı olabilir olduğunu. En iyi sonuçları olan yağ yakma yardım 9 doğal özler içeren benzersiz bir formül kullanır. En popüler ahududu keton ek ve fiyat benzer ürünlere kıyasla vardır. Dr Oz, en ünlü ABD'li hekimler, ahududu keton ateşli bir destekçisi olduğunu ve tüm bir gösteri için yağ yakma, ahududu keton etkileyici yetenekleri adadı. Raspberry Ketone Plus içinde Bitlis Türkiye satın almak için tıklayınız Raspberry Ketone Plus inceleme Raspberry Ketone Plus etkileyici etkinliğini kendi ana borçlu ahududu keton bileşenidir. Ahududu keton ahududu (ahududu) gelen bir enzimdir ve aroma için sorumludur. Yakın zamana kadar ahududu keton kozmetik sektöründe kullanılmıştır Son zamanlarda, ancak, ahududu keton Bitlis Türkiye insanların kilo kaybı yardımcı olabilir keşfetti. Ahududu keton adiponektin hormon salgılanmasını uyarır. Adiponektin tükettiğimiz gıda daha verimli metabolizma yapar. Ahududu keton metabolizma artar ve daha verimli bir şekilde yağ yakmak için vücut destekler hormon norepinefrin üretiminde yardımcı olur. Raspberry Ketone Plus içinde Bitlis Türkiye satın almak için tıklayınız Raspberry Ketone Plus diğer maddeler Ayrıca ahududu keton Raspberry Ketone Plus kilo kaybı hızlandırmak diğer doğal maddeler içerir. - Acai Berry-en zengin antioksidan meyve dünyanın ciddi hastalıkların önlenmesinde yardımcı olur. Zengin vitamin, lif ve mineral kaynağıdır. Acai Berry bağışıklık sistemini güçlendirir, serbest radikallere karşı korur, metabolizma hızı artar ve detoksifikasyon yardımcı olur. - African Mango – iştah, artış enerji düzeyleri ve artırır metabolizma azaltmaya yardımcı olur. - Resveratrol-özellikle kırmızı üzüm içinde bulunan antioksidan. Zayıflama ve kas oluşturma yardımcı olur. - Enerji zengin antioksidanlar yeşil çay yeşil çay-artar, kolesterol ve kan basıncı azaltmak ve serbest radikallerin mücadeleye yardımcı. - Greyfurt-termojenik etkisi vardır, zengin vitamin, iştahı azaltır, metabolizma artar ve yağ yakma yardımcı olur. - Yosun-genellikle yosun içinde bulunan vitaminler zengin bir kaynak ve metabolizma daha hızlı çalışmasını destekler. Raspberry Ketone Plus içinde Bitlis Türkiye satın almak için tıklayınız Raspberry Ketone Plus yan etkileri FDA belirledi o ahududu keton genel kullanım için güvenli bir madde olarak. Bugüne kadar hiçbir kullanımı bildirilen yan etkileri vardır. Diğer doktorlar ahududu keton diyabet, kalp hastalığı, yüksek tansiyon, astım ve kronik obstrüktif akciğer hastalığı olanlara üzerinden kullanmayı tavsiye ederim. Raspberry Ketone Plus standart GMP ve kalite belgesi ISO 2000:9001 kullanılarak üretilen. Raspberry Ketone Plus içerdiği bileşenlerin bazıları alerjisi olanlar tarafından kullanılmamalıdır. Ayrıca hamile veya hastalık acı varsa doktorunuz Raspberry Ketone Plus almadan önce danışmalısınız. Raspberry Ketone Plus içinde Bitlis Türkiye satın almak için tıklayınız Raspberry Ketone Plus Bitlis Türkiye içinde satın alınır? Raspberry Ketone Plus eczanelerde satılmaz. Raspberry Ketone Plus sadece resmi web sitesinden satın alabilirsiniz. Raspberry Ketone Plus en güvenilir online mağazadan takviyeleri biridir. Raspberry Ketone Plus 30 gün para iade garantisi sunar. Sen-ebilmek denemek o ve görmüyorum, para istemek için sonuçlar alın. Raspberry Ketone Plus bir mükemmel gıda takviyesi temel madde ahududu keton olduğunu. Raspberry Ketone Plus online, kullanılabilir Bitlis Türkiye içinde besin takviyeleri ve bir dünya çapında en büyük en büyük online perakendeci. Raspberry Ketone Plus geniş kabul İngiltere'de tüm hikayesini Raspberry Ketone Plus belirli becerileri üzerinde adamış FOX TV kanalı ile başlayan medyada buldu. . Ahududu keton, yağ yakıcı için eşsiz bir formüldür. Onun ana madde ahududu keton, yanı sıra diğer 8 diğer maddeler içerir. Raspberry Ketone Plus içinde Bitlis Türkiye satın almak için tıklayınız
0e13395767d6
[ "c4", "hplt2", "vngrs" ]
B&B Pitagora Tesis genelinde ücretsiz WiFi özelliği, B & B Pitagora Crotone hayvan dostu konaklama, Catanzaro 50 km uzaklıktadır. Ücretsiz özel park yeri mevcuttur. Bu yatak ve kahvaltı Her odada klima ve düz ekran TV ile donatılmıştır. Odaya bir kahve makinesi bulacaksınız. Odalarda küvet veya duş ile donatılmış özel banyo bulunmaktadır. Rahatınız için, ücretsiz banyo malzemeleri ve saç kurutma makinesi bulunuyor. Tesiste ücretsiz servis vardır. En yakın havaalanı Crotone Havaalanı, tesise 10 km uzaklıktadır.
7abfa1576ab0
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Çelik Çatılar Sistemleri ile Riske Yer Yok Çelik çatılar, demir ve çelikten yapılmış çatılardır. Önceleri genellikle sanayiler de kullanılan bu çatılar günümüzde minyatür şekilde düzenlenip evlerde de kullanılabilmektedir. İstanbul çelik çatı firmaları günümüzde oldukça çoğalmıştır çünkü çelik çatılar İstanbul’un deprem bölgesinde olmasından dolayı fazlaca tercih edilmektedir. Bunun ana nedeni çelik çatıların hafif malzeme ile üretilmesidir. Ayrıca çelik çatılar binanın yağmur, kar, dolu vb. birçok olaydan en az derecede etkilenmesini sağlamaktadır. Bu sebeple evlerde de oldukça büyük oranda tercih edilmeye başlamıştır. Sunduğu modern görünüm ve verdiği büyük güven, kalite ile ileride oldukça geniş alanlarda kullanıma girmesi bekleniyor. Günümüzde de birçok proje aşamasındaki yapılarda çelik çatı sistemleri kullanılmaktadır. Sizde ucuz fiyatlarla evinizi, fabrikanızı, atölyenizi çelik çatı sistemleri ile güven altına alabilirsiniz. Çelik Çatıların Genel Özellikleri Çelik çatılar fabrikalarda oldukça fazla tercih edilmektedir. Çelik çatı sistemleri, fabrikaların kurulum, montaj süresini oldukça azaltmış hemde dayanıklılık oranlarında büyük bir artış sağlamıştır. Özellikle fabrika kurulumunda her türlü doğa felaketinin düşünülmesi söz konusudur. Bu sebeple fabrikada bulunan araçların, yarı mamüllerin güvende kalabilmesi amacıyla çelik çatı sistemleri oldukça ideal bir seçenek olmaktadır. İnsanlara güven veren dayanıklılık abidesi çelik çatılar ile sizde evinizde veya fabrikanızda oluşabilecek en kötü felaket senaryolarını önleyebilir, en azından gerekli önlemi alabilirsiniz. Artan teknoloji ile birlikte günümüzde çelik çatı sistemleri de oldukça gelişmekte ve her geçen gün küçük, orta, büyük farketmeden çoğu işletme çelik çatı sistemlerini tercih ediyor. Çelik Çatı Fiyatları Çelik çatı fiyatları, üretimde kullanılan malzemenin kalınlığı, işlevselliği açısından fiyatları değişken bir hale getirmiştir. Özellikle evlerinizde çelik çatı kurulumu yapmadan önce değişik internet sitelerinden çelik çatı fiyatlarını araştırmanız da fayda var. Yine de en doğru fiyatlandırma ve net bir cevap için çelik çatı kurulum alanında keşif ve detaylı bir araştırma gerekmektedir.
5c397b0819ec
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
"Japonca Şarkı Söyleyebilir Misiniz?" 23 Kasım'da yayınlanan programın sadece Türkiye'de çekilen Karaoke şov bölümünü kestim, tamamı için videonun sahibi olan B級Image動画'nin youtube kanalına bakınız. Ben Karaoke Bar'daki lolita kostümlü izleyiciyim, çok muhteşem bir şovdu! Mekan ise Ortaköy Princess Hotel'in içinde hizmet veren minnacık Mido Restaurant'ın karanlık ve dar karaoke barı. Fakat eğlenceliydi ^_^ "Can you sing japanese songs?" program - TV Tokyo - November 23. I cut Turkey part out only and we were Karaoke Bar watchers~ That was a awsome show, we had so much fun!! İZLE! PAYLAŞ! Tasarımları oradan buradan bakınıp kafamdan uydurdum açıkçası..... Sonra tuttum aynı kostümden bebeğim Ganaj'a da diktim. ETKİNLİK FOTOĞRAFLARI! Aşağıda gördüğünüz iki süper yetenekli zarif hanım, sıkı takipçisi olduğun SHOUJO SPIN grubu üyeleridir, şiddetle tavsiye ederim! <3 Şarkı yorumlamaları ile çok popülerler, ki geçenlerde performansları, NHK World kanalında "Your Voice" yarışmasında birincilikle ödüllendirildi. R.I.P Kazumi Takaya En solda gördüğünüz muhteşem insanı geçtiğimiz günlerde kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyoruz. O gün yayınladığım bildirimimi paylaşmak istiyorum: "Resmen şoktayım, inanmak istemiyorum. Bu kadar hayat dolu, muhteşem bir insanın böyle saçma bir kazaya kurban gitmesi... Yıllardır neredeyse her Japon kültürü ile alakalı etkinliğimde yanımda destekçimdi... Onun sayesinde Cosplay çalışmalarımız ile Japon kanalları NHK ve Tv Tokyo da yer bulabildik. Her vazgeçtiğimde, artık yapamam tükendim dediğimde bir çalışmaya davet etti beni. O gazla ben çalışmaya devam ettim, vazgeçmedim, savaştım hep. Ben onu etkinliğe davet etmek için mail hazırlamıştım, o maili yine de yollayacağım. Nurlar içinde yat Kazumi Takaya-san..."
a32d4785dfa8
[ "hplt2", "vngrs" ]
16 Eylül 2013 Pazartesi Gül Ağış Londra Moda Haftasında... Gül Ağış, LUG VON SIGA 2014 İlkbahar & Yaz Koleksiyonunu, 14 Eylül Cumartesi günü Londra’da tanıttı. Koleksiyonun sergilendiği defile, tüm davetliler tarafından büyük beğeniyle karşılanmış. Gül Ağış, bulunduğumuz coğrafyanın zengin tarihinden ve kültüründen esinlenerek, kimi zaman bir dönemi, kimi zaman da bir sorunu mercek altına alıyor ve hazırladığı kavramsal koleksiyonlarla ilgi uyandırıyor. Tasarımcı bu sezon da ilhamını kızgınlığı ifade etmenin bir türü olarak öne çıkan kabile ruhundan alıyor. Koleksiyon, Türkiye’de geçtiğimiz aylar boyunca gündeme damgasını vuran Gezi Parkı protestosunun tasarımcının kişisel yorumunun izlerini taşıyor. Siyah, mercan kırmızısı, beyaz ve karamel renginin hakimiyetinde olan koleksiyon ipek krep, deri, garza ve örgü gibi farklı materyalleri bir araya getiriyor. Yazan Flame zaman: 13:55 Etiketler: Basın Bülteni, Defile, IFW, Sezon Koleksiyonları, Yerli Tasarımcılar Kaydol: Kayıt Yorumları (Atom)
908657b9f8e8
[ "c4", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
MHP Taşova’da Mehmet SARI Damgasını Vurdu 7 Haziran’da yapılacak olan 25. dönem milletvekilliği seçimlerinde TBMM’ye Amasya’dan vekil göndermeye hazırlanan MHP seçim çalışmalarına ilçemizin Şahinler (Kuşuf) köyünden başladı. Milliyetçi Hareket Partisi Amasya milletvekili adayı Mehmet Sarı, 1 Mayıs 2015 Cuma günü büyük bir konvoy eşliğinde seçim çalışmalarına Şahinler köyü Hıdrellez şenliklerine katılarak başladı. Konuşması sık sık tezahüratlarla kesilen Sarı, vatandaşların sorunlarını dinledi. Heyeti ile birlikte manevi değerlerimizden olan köyün kurucusu “KUŞ BABA “ türbesini ziyaret ederek dua etti Yemek ikramından sonra konvoy eşliğinde Mülkbükü, Andıran, Uluköy, Alpaslan’ı ziyaret eden MHP Amasya milletvekili adayı Mehmet Sarı ilçemiz sanayi sitesine geldi. Burada sanayi esnafı ile kucaklaşarak, sorunları dinledi ve tam destek sözü aldı. MHP Amasya milletvekili adayı Mehmet Sarı, 1 Mayıs 2015 Cuma günü ilçemiz köylerinde yaptığı gezide 7 Haziran seçimlerine tek yürek, tek ses olarak giriyor. 2 bugün, 780 toplam okunma
46ce45d38c77
[ "fineweb2", "hplt2" ]
12 Mayıs 2010 Çarşamba 63.Cannes Film Festivali Başladı.. Sinema dünyasının en saygın etkinliği olarak görülen Cannes Film Festivali görkemli bir törenle kapılarını açtı.. 63.Cannes Film Festivalinin açılışı ise Russell Crowe ile Cate Blanchette'in oynadığı Robin Hood filmiyle yapıldı. 23 Mayıs akşamı düzenlenecek ödül töreni ile de sona erecek. Bakalım ünlüler Cannes'da neler giymiş.. Russell Crowe ile Cate Blanchette yeni filmleri Robin Hood'un gösterimi için Cannes'da hazır bulundular. Cate Blanchette'in basın bülteninde giydiği pembe takım Armani Privé.. Cate Blanchette'in kırmızı halıda tercihi ise Alexander McQueen Hintli güzel Aishwarya Rai'nin lila tonlarındaki elbisesi Elie Saab.. Salma Hayek'in bordo elbisesi Gucci.. Usta oyuncu Helen Mirren Cannes için Elie Saab'tan siyah bir elbise seçmiş.. Kate Beckinsale'in tül ve drapelerle bezeli muhteşem elbisesi Marchesa.. Eva Longoria'nın gelinliği andıran elbisesi Emilio Pucci.. Yazan Flame zaman: 17:22 Etiketler: Cannes, Celebrity Style, Gala Kaydol: Kayıt Yorumları (Atom)
24cddfffb295
[ "c4", "hplt2" ]
AŞK’A DAVET GECESİ İlçemiz Cumhuriyet caddesinde 2014 Ekim ayında kurulan Yeşilırmak Derneği, Farukiye Vakfı, Amasya Belediyesi, Özlenen Ay Derneği’nin birlikte organize ettiği kutlu doğum münasebetiyle Aşk’a Davet Gecesi tertip edildi. “Sadece bir haftayı değil, bir ömrü kutlu kılan Peygamber! (s.a.s) ” sloganıyla yapılacak etkinliğe Mahmut Et- Tuhi, Ömer Koçer, Ömer Döngeloğlu katılacak. Vakıf başkanı Muzaffer Yalçın hoca efendinin teşrif edeceği program 5 Mayıs 2015 Salı günü saat 20.00’de Amasya Hamit Kaplan Spor Salonunda gerçekleştirilecek. Yeşilırmak Derneği ilçemiz yetkilileri geceye tüm vatandaşları davet etti. 2 bugün, 352 toplam okunma
581518af78ad
[ "culturax", "hplt2" ]
Dostluk, birlik ve beraberlik, kardeşlik, sevgi, hoşgörü duygularının yoğunluk kazandığı, umutların yeşerdiği, iyiliklerin filizlendiği bayram günlerini en güzel şekilde değerlendirmeliyiz. Bu bayramı, dayanışma ruhumuzu, kardeşlik hukukumuzu pekiştirecek bir fırsat olarak görmeliyiz. Komşularımızı, akrabalarımızı, kapısının çalınmasını bekleyen kimsesizleri, fakirleri ziyaret ederek onlara sevgimizi göstermeli ve Kurban Bayramı’nın anlamına uygun yardımlarda bulunmalıyız. Bu duygularla Kurban Bayramı’nın İslam alemine ülkemize, ilçe ve kasabamıza sağlık, huzur ve başarı getirmesini diliyorum. Tüm hemşerilerimin Kurban Bayramı’nı en içten dileklerimle kutlar, sağlık ve huzur içerisinde bayram geçirmelerini temenni ederim. Özgür Özdemir Taşova Belediye Başkanı Cha-Taşova Gazetesi 1 bugün, 258 toplam okunma
1d6ef0141193
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2" ]
Evdeneveilenakliyat.com evden eve nakliyat platformu Evden eve nakliyat hakkında genel bilgi verecek olursak bir yerden başka bir yere araçlar yardımı ile yapılan taşıma işlevidir. Evden eve nakliyat; eşyalarınızın oturmuş olduğunuz evden yeni taşınacağınız eve taşınması olarak tanımlanır. Evden eve nakliyat birçok evreden oluşmaktadır. Bunlar eşyaların paketlenmesi, de-montaj işlemlerinin yapılması eşyaların araca itinalı şekilde yerleştirilmesi sadece taşınmanın bir bölümünü oluşturmaktadır. Anlaştığınız firmayla Sözleşme yapılmalıdır. Nakliyat firması tarafından gelebilecek zararlarda hasar görmüş eşyaların maliyeti firma tarafından üstlenmelidir” ibaresi sözleşmede muhakkak olmalıdır. Sigorta işlemleri hakkında bilgi almalı ve firma hakkında detaylı bilgiler toplamak eşyanız ve sorunsuz bir nakliye için çok önemlidir. Taşınma yapılırken malzemenin uzman elemanlar tarafından de-monte edilmesi kırılma ve çizilme olaylarına karşı paketleme ve tekrar profesyonelce monte edilmesi gerekmektedir. Evden eve Nakliyat profesyonel olan kişiler tarafından yapılması gereken ve bu konuda bilgili olan firmalar tarafından yapılmalıdır. Eşyanın başka bir yere güvenle nakliyesi için dikkat edilmesi gereken bazı işlemler vardır. İkinci bölümde ise eşyaların araca yüklenmesi evde her odada eşyaların tekrar aynı düzende yerleştirilmesi ve montaj işlemlerinin yapılarak işlem tamamlanmış olur. Zor gibi görünen işlemi profesyonel bir kadro ile çok kısa bir zaman aralığında halledebilirsiniz.Evdeneveilenakliyat bir çok firma ile evden eve taşımacılık tekifi alabilirsiniz.
27bdbd12245a
[ "c4", "culturax", "hplt2", "vngrs" ]
muhtemelen borular oksijen bariyerli oladığından ve şebeke suyunun kireç oranı yüksek olduğundan çabuk tıkanıyordur;özellikle temizlemeden sonra kopan tortu parçaları sistemi tıkıyor olabilir,buda pompanın devir daimini önlüyordur; Tavsiyem kimyasal ilaçla iyice sistemi yıkatın ve mümkünse arıtılmış yada en ideali sisteme yağmur suyu basın daha geç tortu yapar, En garantisi ve verimli ısınma yöntemi yerden ısıtmada kombi çıkışı ile kollektör arasına eşanjör ve ilave pompa takarsanız hem verimli hemde sorunsuz ısınabilirsiniz,eşanjör sonrası sekonder devre harici pompa ile döneceğinden çevrim daha güçlü olacaktır,sisteme arıtılmış su basmanız çok avantaj sağlar en kolayı yağmur suyunu sisteme bastırın tesisatçılarda su test pompası var onunla bastırabilirsiniz, eşanjör sayesinde kombi tarafı primer devrede tıkanmalar önlenecek ve kombinin devreye girme süresi azalacaktır..
65de57677c14
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Ekim 14, 2009 Hakkınız Yok. Arda €15m Semih €7m Hırvatistan maçı. Dakika 120+2. Paha Biçilemez. 2002'de Senegal-Brezilya maçlarında sokakta bir insan bile yoktu. 2008'de Hırvatistan maçındaki golle gece aydınlanmıştı bir anda Türkiye'de. Çek maçında herkes 3. golün geleceğini biliyordu sanki. Atv'de de, Lig Tv'de de aynı anda gol gelebilir dedi spikerler bile. UEFA Kupası'nın zevki de inanılmazdı ama Milli Maç ayrı oluyor. Herkes tek yürek, anneler, nineler ellerinde tesbihlerle dua ediyorlar. Gollerde tanımadığınız insanların üstüne atlıyorsunuz. Açılım maçılıma dönüyor bütün ülkede. Yurtdışında yaşayanlar göğsünü gere gere dolaşıyor ertesi gün. Messi Arda, İspanya Gol Kralı 2. Nihat, Premier League oyuncusu Tuncay, €8m'luk Servet iseniz bu zevki bizden almaya hakkınız yok. Hoca falan hikaye. Hırvatistan maçında son dakika taktik mi verdi Terim. 1,5 senede halimiz. Cillop gibi grupta son maç. Ermenistan'la formalite maçı. Şu maçı zerre kadar izlemek istemiyorum. Ermenistan Cumhurbaşkanı gelsin izlesin. 2 yorum: Cok guzel ozetlemissin ozellikle son 1.5 dakikada taktik mi verdi terim sözü çok yerinde.. - 14 Ekim 2009 16:09 Valla milli takımı sevmek istiyorum ama malesef sevmeme engel oluyorlar.Bu nedenle çoğu zaman izlemiyorum bile.Eski günlerdeki gibi milli takımın grup maçlarının heyecanı da sokaklarda hissedilmiyor artık bence.Finallere de işte arada bir gidersek milli takım bir anlam ifade eder herkese artık sanırım. - 15 Ekim 2009 21:43
165cde670b85
[ "c4", "culturax", "hplt2" ]
Yenibosna Demirdöküm kombi servisleri hizmeti. Bahçelievler ilçesinde ve İstanbul’un genelinde Kombi Servisi hizmeti sağlayan firmamız Demirdöküm kombiler konusunda uzman kadrosu ile soğuk geçmesi beklenen kış aylarında yanınızda. Kombileri kışın özellikle evimizin olmazsa olmazı diyebileceğimiz bir cihaz. Son günlerde artan dövizler nedeniyle kombi yedek parçalarıda aşırı derecede pahallı bir halde desek herhalde yalan söylemiş olmayız değerli Demirdöküm kombi kullanıcıları. Demirdöküm Aden, Kalistro, Nitro ve diğer modelleri ile geniş bir kombi ağına sahip olan Demirdöküm oldukça yaygın bir biçimde kullanılmaktadır. Kombilerinizin bozulmasını, […] Etiketler:bakım, ilaç, kombi, servisler, yenibosna servisleri Güneşli Demirdöküm kombi servisi ısıtma sistemleri. Türkiye’n,n en büyük kombi markalarından olan Demirdöküm kombilerin her türlü teknik servis hizmetini firma olarak karşılıyoruz. Bağcılar ve Bahçelievler ilçelerinde ikamet eden Demirdöküm kombi kullanıcılarına sadece bir telefon kadar yakınız. Her türlü sorunlarınızda sizlere gerek canlı destek gerekse yerinde teknik servis desteği sunuyoruz. Kış ayının soğuk geçeceğini şu günlerde televizyonlarınızda duyuyorsunuzdur veya duymadınız ama artık biliyorsunuz. Çetin geçecek olan kış aylarının önlemini şimdiden almanızı tavsiye ederiz değerli müşterilerimiz. Kombi yedek parçaları konusunda her türlü […] Etiketler:demirdöküm kombi, güneşli servis, kombi güneşli Demirdöküm Kombi tamiri ve bakımı alanında, tüm Demirdöküm kombi servisler arasında, profesyonel teknik servis hizmeti sunan firmamız, sadece bir telefon uzağınızdadır. Özellikle kış aylarında kombiler arıza vermektedir. Çünkü kış aylarından önce kombinin periyodik bakımı yaptırılmadığı için, kombiler uzun süre yoğun kullanımda sıkıntı ortaya çıkarabiliyor. Kombilerin, böyle zamanlarda arızalanmaması için, herhangi bir problem olup olmadığını kontrol etme ve bakım yapma açısından, profesyonel kadroya sahip firmamızın deneyiminden faydalanabilirsiniz. Bakımı yapılmamış olan kombiler, kış aylarından faturalarınıza da yansır. İyi ısıtma ve çalışma sağlamayan […] Etiketler:arıza tespit, demirdöküm tamiri, kombi servis, kombi tamiri İstanbul Demirdöküm servisi olarak, kombilerinizin bakım ve onarım çalışmalarını yapmaktayız. Öncelikle, siz tüketicilerimizin soru ve sorunlarını, çağrı merkezlerimize ulaştığınız zaman, telefonda bir takım çalışmalar ile halletmeye çalışıyoruz. Eğer sorun telefonda halledilemeyecek boyutta bir sorunsa, eğitimli çalışanlarınızı, bize vermiş olduğunuz adrese en kısa zamanda yönlendiriyoruz. Kombiler, son yıllarda gelişen teknoloji ile evlerin vazgeçilmezleri haline gelmiştir. Kombi veya diğer ısıtma cihazları, zaman içerisinde çeşitli nedenler ile siz kullanıcılarımıza büyük problemler çıkarabilmektedir. Bu durumlarda yapılması en doğru olan şey, alanında iyi servis ve elemanları […] Etiketler:cihaz montajı, istanbul demirdöküm, klima, periyodik bakımlar Son zamanlarda azalan kaynaklar ile beraberinde gelen zamlar, doğalgazın değerine değer ekledi. Günümüzde artık doğalgaz, altın kadar değerli bir hâl aldı. Doğalgaz faturalarınızı en aza indirmek için her türlü tasarrufu deneyip yine de başaramadınız mı? Soğuk kış günlerinde kombisiz de olmuyor tabi ki, ancak faturalarda cep yakıyor… Doğalgaz faturalarınız en aza indirmek için alabileceğiniz tedbirler var. Öncelikle evinizde ısı yalıtımı yaptırın. Isı yalıtımı olan evinizde kesinlikle %50 enerji tasarrufu sağlayacaksınız. Yazın içerideki soğuk dışarı çıkıp, dışarıdaki sıcak içeriye girmeyecek, kışın […] Etiketler:demirdöküm, doğalgaz, doğalgaz faturaları, fatura, periyodik bakım Etiketler:istanbul demirdöküm, kış dönemi, kombi bakımı, kombi servisi Demirdöküm kombi servisleri, Türkiye’nin dört bir yanında şubeleri bulunan demirdöküm markasının yaygın servis ağı ile Türkiye’nin lider firmaları arasında yerini uzun süreler önce almıştır. Demirdöküm servisleri oldukça yaygın dedik tabi ama bunlar ne servisleri diyede izah edecek olursak bunun içinde herşey dahil edilebilir diye düşünüyorum. Bizim uzmanlık ve ilgi alanımız kombiler diyebiliriz. Firmamız uzun yıllardır İstanbul’da demirdöküm kombi servisi hizmeti sunarak Demirdöküm kombi kullanıcılarına hizmet sunuyor. Kullandığınız demirdöküm kombiniz arıza yaptı ve çalışmıyorsa o zaman hemen servisini aramanızı tavsiye ederiz. […] Etiketler:anadolu, avrupa, demirdöküm servisleri, istanbul İkitelli Demirdöküm kombi servisi, İstanbul’da faaliyet gösteren ve bütün ilçelere mobil araçlar ile kesintisiz olarak demirdöküm kombi servisi hizmeti sağlıyoruz. Demirdöküm kombi kullanan bütün müşterilere kesintisiz olarak aynı şartlarda hizmet sağlayan firmamız İkitelli‘de servis ağı ile hergün hizmet sunuyor. Demirdöküm kombiler konusunda son derece uzman olan teknisyen kadrosu ile sorunlarınız dakikalar içerisinde tespit edilerek yine dakikalar içerisinde profesyonel uzman teknisyenlerimiz tarafından yerinde müdahale ile çalışmıyorsa cihazınız çalışır hale getirilir veya bakım ihtiyacı varsa yine uzman teknisyenlerimiz tarafından detaylı bir bakım […] Etiketler:ikitelli demirdöküm, ikitelli kombici, ikitelli servisi Demirdöküm Solaris kombi modeli arıza kodları ve açıklamalarını bu yazımızda sizinle paylaşacağız değerli demirdöküm kombi kullanıcıları. Birçok müşterimizin merak ettiği arıza kodlarının tanımını bu yazımızda sizlere aktaracağız. Solaris F0 arıza kodu : Isıtma devresi CH sistemi düşük basınç arızası. Solaris F1 arıza kodu : Aşırı ısınma nedeniyle emniyet termostatı hatası. Solaris F2 arıza kodu : Kullanım suyu devresi DHW sıcaklık sensörü hatası. Solaris F3 arıza kodu : Isıtma devresi CH sıcaklık sensörü hatası. Solaris F4 arıza kodu : Alev başlığı […] Etiketler:demirdöküm solaris, solaris arıza, solaris kodları Demirdöküm aden kombi 70 arıza ışığı yanıyor ve sönüyorsa veya yanık bir şekilde kalmışsa o zaman kombiniz arıza yapmış demektir değerli demirdöküm kombi kullanıcıları. Şimdi sizlere demirdöküm aden 70 ışığı neden ve hangi şartlarda yanar. Nasıl bir arıza olursa 70 ışığı yanar ve kombi çalışmaz. 70 ışığının yanmasının ana neden sorunu baca sensörünün arıza yapması durumunda yanar. Hermatik kombilerde hava prostatı arızasında özellikle demirdöküm kombilerde 70 ışığı yanar hava prosestadı fandan yeterli basıncı alır ama özelliğini kaybettiği için çalışmaz. Etiketler:70 ışığı, aden 70 arızası, aden 70 ışığı
5d98de55e807
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2" ]
Düşük doz X-ışını kullanarak görüntü elde edilen mamografi, memenin görüntülemesi için kullanılan en temel yöntem. Tüm görüntüleme ve tanı yöntemleri içinde meme kanserini en erken saptayabilen yöntem mamografi. Bir nevi memenin görüntüsünü alabilen röntgen cihazı olarak açıklanabilir. Mamografi tetkikinde amaç, meme kanserinin erken evrede saptanabilmesi çünkü meme kanseri ne kadar erken saptanırsa tedavisi de o kadar başarılı yürütülebiliyor. Günümüzde bilinen standart mamografi yönteminin yanı sıra başta dijital olmak üzere farklı mamografi teknolojileriyle hizmet veriliyor. Yaygın olarak ise dijital mamografi kullanılıyor. Nasıl uygulanıyor? Mamografide görüntü elde etmek için memenin görüntü dedektörü ve kompresyon plakası arasında bir miktar sıkıştırılması gerekiyor. Rutin mamografide her memenin önden ve yandan iki farklı poz görüntüsü alınıyor. Eğer şüpheli bir bulgu varsa bu alanı daha iyi görüntülemeye ve tanı koymaya yönelik ek filmler çekilmesi gerekebiliyor. Sıkıştırmanın amacı - Memenin hareket etmesini önlemek ve kaliteli görüntü elde etmek - Memenin kalınlığını azaltarak daha az X-ışını verilmesini sağlamak - Meme içinde birbiri üzerine binen dokuların açılmasını sağlayarak olası tanı hatalarını engellemek Mamografi öncesi nelere dikkat edilmeli? Modern ve yeterli teknolojiye sahip bir mamografi cihazında sıkıştırma, sadece kaliteli bir görüntü alınmasını sağlayacak kadar yapılıyor. Hasta bu durumda, sıklıkla ağrı değil sadece bir miktar basınç hissediyor. Eğer memelerde genel olarak ağrı duyuluyorsa, incelemenin adet döneminin ikinci haftasına yani kanama kesildikten sonraki hafta içine ayarlanması, rahatsızlık hissini en aza indiriyor. Mamografi çekimine gelirken göğüs bölgesine ve koltukaltına pudra, deodorant ya da parıltılı krem gibi kozmetik maddeler uygulanmaması gerekiyor. Bu maddeler kuşkulu görüntülere yol açarak tanıda hataya neden olabiliyor. Dijital Mamografi Nedir? Dijital mamografi meme görüntülemesinde hızla önemli ve vazgeçilmez hale gelen bir yöntem. Klasik mamografiden farkıysa, aynı dijital kameralarda olduğu gibi, görüntünün bir dedektör sayesinde dijital ortamda elde edilmesi. Bu görüntü, meme radyologları tarafından mamografi için özel olarak geliştirilmiş, görüntü işleyebilen ekranlarda inceleniyor ve istenirse film üzerine de basılabiliyor. Dijital mamografinin özellikleri nelerdir? - Radyasyon oranını düşürüyor: Dijital mamografinin en büyük avantajı klasik mamografiye göre radyasyon dozunun ortalama yüzde 30 daha düşük olması. - Kalsifikasyon odakları kalsiyum birikintilerinin röntgen filminde elde edilen görüntüleri. Dijital mamografi özellikle meme kanserinin en erken, henüz başlangıç aşamasına ait bir bulgu olan mikrokalsifikasyonların (küçük kireç odakları) saptanmasında tartışılmaz bir üstünlük sağlıyor. - Görüntülerin ekran üzerinde işlenebilmesi nedeniyle hastadan bazı ek çekimler istenmesine gerek kalmıyor. Böylece hastanın yeni çekim nedeniyle bir kez daha radyasyon almasını engelliyor. - Çekimlerde her zaman aynı kalitede standart görüntüler elde edilebiliyor. - Klasik mamografilere kıyasla memeyi daha az sıkıştırarak kaliteli görüntü elde etmek mümkün olabiliyor. - Görüntüler arşivlenebiliyor. - Farklı merkezlere gönderilerek uzmanların üzerinde tartışmasına olanak tanıyor. - Şüpheli alanları belirliyor: CAD (Computer Aided Detection – Bilgisayar Destekli Tanı) adı verilen programların kullanılmasına olanak sağlıyor. ‘Üçüncü Göz’ adı da verilen CAD, filmlerdeki şüpheli alanları işaretliyor ve radyoloji uzmanının bu alanları tekrar incelemesini sağlıyor. Bu sayede daha az belirgin olan kanser bulgularının gözden kaçması önleniyor. - Kimlere dijtal mamografi öneriliyor? - 50 yaşından genç, henüz menopoza girmemiş veya yeni girmiş kadınlara, - Memenin değerlendirilmesini kolaylaştırdığı ve meme kanserini saptamada standart mamografiye göre daha başarılı olduğu için meme yapısı yoğun olan (yani süt üreten dokudan zengin) kadınlara, - Meme ameliyatı geçirmiş ya da meme protezi konmuş, bu nedenle değerlendirilmesi güçleşmiş memelere sahip kadınlara öneriliyor. Tomosentezli Dijital Mamografi Nedir? Mamografinin 3 boyutlu şekli olarak tanımlanabilen tomosentez, dijital teknolojinin sunduğu en yeni ve en önemli olanaklardan biri. Aslında tomosentez de bir dijital mamografi cihazı. Cihazın kendisi ve çekim şekli mamografiye çok benziyor. Nasıl uygulanıyor? Tomosentezin çekimi sırasında cihazdaki X-ışını tüpü sağa ve sola doğru hareket ediyor. Çok düşük radyasyon dozu vererek memenin farklı açılarda 1 mm. kalınlığında kesitlerle seri görüntülerini elde ediyor. Bu işlemde alınan toplam radyasyon dozu, normal mamografide verilen doza eşit. Tomosentezin özellikleri nelerdir? Tomosentezin önemli avantajları var ve bunlar, mamografide sıklıkla karşılaşılan önemli hata kaynaklarını elimine etmek için geliştirilmiş. Yoğun meme dokusunda hata payını düşürüyor: Yağ, destek doku ve süt üreten dokunun karışımından oluşan meme dokusu kanserli dokuyu gizleyebiliyor. Her kadında bu dokuların oranı farklılık gösteriyor. Özellikle süt üreten doku ve destek doku fazlaysa (yoğun meme), küçük kanser kitleleri kolaylıkla bu dokunun arkasına gizlenebiliyor. Bazen de tam tersine meme içindeki çeşitli dokular üst üste binerek kansere benzeyen ancak gerçek olmayan şüpheli görünümlere yol açabiliyor. Bu durumda ek filmler çekilmesi, hatta gereksiz biyopsiler yapılması bile gerekebiliyor. Seri görüntüler sayesinde hata payı düşüyor: Statik tek bir görüntüyle sınırlı kalmıyor ve memeden seri görüntüler alıyor. Bu sayede dokular üst üste binmediği için hatalı tanı olasılığı çok azalıyor. Kanserli doku çok daha net olarak görülebiliyor. Böylece kanseri saptamak kolaylaşıyor. Gereksiz işlemler engelleniyor: Diğer mamografik çekimlerdeki, çekim hataları nedeniyle yeniden istenebilen mamografi tetkikleri biyopsi ve ameliyat olma oranlarını düşürüyor. Çekim konforu sunuyor: Mamografi çekimlerinin kadınlar için en can sıkıcı kısmı, memenin sıkıştırılması nedeniyle duyulan rahatsızlık ya da ağrı hissi. Tomosentez ile çekimde meme daha az sıkıştırılıyor. Mamografi çekimi ağrı veren bir işlemdir ve memeye zarar verebilir. Mamografi çekimi sırasında meme baskılanıyor. Bu rahatsızlık veren bir durum olsa da memeye zarar vermiyor ve genelde ağrı duyulmuyor. Mamografi çekiminin, memenin daha az hassas olduğu adet dönemi sonrasına denk getirilmesi, bu rahatsızlığı azaltabiliyor.
1109b18f9d83
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
CHRYSA Teknolojisiyle üretilen ilaçların farkı: -Solvent, toksik emülgatörler ve güçlü çözücüler kullanılmadan Chrysa ile üretilen zirai ilaçlar, bitkiyi strese sokmaz, bitkinin gelişimi engellenmez, dolayısıyle verim artar. -Chrysa etken maddenin molekül bağlarını parçalamadığından, ilacın toksisitesi azalır, Repellent etkisi (Haşereleri uzaklaştırma etkisi) artar, ilaçlama personelinin sağlığını tehlikeye sokmaz, Toprağa ve çevreye verilen zararı asgariye indirir. -İlacın Nanokapsül zerrecikleri bitkinin yüzeyini ince bir zar tabakası gibi kaplar, akma yapmaz, dolayısıyla ilacın etki süresi uzar, bu da zararlıların tekrar yaşama dönmesini ve ilaca karşı bağışıklık kazanmasını önler ve yeni haşerelerin üremesini ve dışardan gelmesini geciktirir. -Ayrıca Repellent ve uzun süreli etkiden dolayı ilaçlama aralıkları uzar, tasarruf sağlanır ve bitki sık sık ilaçlama stresinden korunur. -Konsantre ilaç su ile karıştırıldıktan sonra, suyun her molekülüne eşit oranda bağlanır ve bir daha ayrışmayan, çökmeyen homojen bir emülsiyon sağlar. Dolayısıyla ilacın ilk damlasından son damlasına kadar her püskürtmede eşit oranda etken madde uygulanır. -Su ile karıştıktan sonra çökme ve ayrışma olmadığından, sulandırılan ilaç uzun süre saklanabilir ve tekrar, tekrar kullanılabilir. - CHRYSA nın diğer önemli özelliği ise suya karıştıktan sonra aktivitesi artarak, bileşimindeki minimum etken madde ile maximum etki sağlar. MÜŞTERİLERİMİZİN DİKKATİNE: Kullanılan aktif maddelerin özelliklerine bağlı olarak, tüm ürünlerimizde CHRYSA teknolojisi uygulanamamaktadır. Lütfen sorunuz.
e9e74d380304
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Anfaş Fuarcılık, “Uluslararası Alanda Ben De Varım!” Diyen Firmalar İçin Çok Özel Bir Kampanya Sayın Üyemiz, ANFAŞ FUARCILIK, “ULUSLARARASI ALANDA BEN DE VARIM!” DİYEN FİRMALAR İÇİN ÇOK ÖZEL BİR KAMPANYA BAŞLATMIŞTIR. Anfaş Fuarcılık tarafından düzenlenen 5. ULUSLAR ARASI SAĞLIK TURİZMİ FUARI ANFAŞ HETEX ve DOĞA, MACERA, SPOR VE ALTERNATİF TURİZM FUARI ANFAŞ ATEX 14- 16 KASIM 2013 tarihleri arasında ANTALYA EXPO CENTER’da düzenlenecektir. Fuarlarımız her yıl olduğu gibi sizi 10.000 İN ÜZERİNDE YERLİ VE YABANCI ZİYARETÇİ ile bir araya getirmek; dünyanın dört bir yanından gelen ve VIP düzeyde ağırlanacak sektör profesyonelleri ile Türkiye’nin kendi alanında EN BAŞARILI İKİLİ İŞ GÖRÜŞMELERİ PLATFORMUNDA çok özel bir katılım paketi ile buluşturmak için hazırlanıyor. *Fuarlarımız T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı ve T.C. Sağlık Bakanlığı tarafından desteklenmektedir. Kosgeb desteği vardır. TÜRKİYE’NİN EN BAŞARILI İKİLİ İŞ GÖRÜŞMELERİ PLATFORMUNDA YERİNİZİ ALIN, DÜNYAYA AÇILIN! Geçen yıl 30 ülkeden üst düzey profesyonelin katılım gösterdiği İkili İş Görüşmeleri organizasyonumuzda toplam 2.750 adet iş görüşmesi gerçekleşmiş; görüşmelerin başarısı hem Türkiye’de hem de dünyada büyük yankı uyandırmıştır. Geçen sene elde ettiğimiz başarının ve yurtdışından gösterilen büyük ilginin de etkisiyle bu sene özenle oluşturulmuş alanımızda yaklaşık 3.500 iş görüşmesine (B2B) ev sahipliği yapmak için hazırlanmaktayız. Türkiye’deki sağlık turizminin ve alternatif turizm imkanlarının tüm dünyaya tanıtılmasını sağlamak, Türk şirketlerinin uluslar arası alanda kendilerini göstermelerine imkan vermek misyonuyla yola çıkan ANFAŞ FUARCILIĞIN bu amacı çerçevesinde siz değerli sektör mensuplarına sunduğumuz bu çok özel “katılım paketi” inden yararlanmak için vakit kaybetmeden bizimle irtibata geçin! Uluslararası alanda kendisini tanıtmak ve potansiyellerini arttırmak isteyen tüm firmaları 14- 16 Kasım 2013 tarihleri arasında Antalya Expo Center’a bekliyoruz. Detaylı bilgi için; İletişim için; Arzu Yüngül Fuar Direktörü 0 533 655 68 57 Mustafa Çalık Başaran Ulusoy ANFAŞ TÜRSAB Y. K. Başkanı Başkan
df71ba3e77fc
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2" ]
Panel Hakkında - Panel Programı - Davetli Konuşmacılar Sakarya Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü tarafından 1 Nisan 2016 Cuma günü Türkiye'de Hükümet Sistemi Arayışları başlıklı bir bilimsel panel gerçekleştirilecektir. Gün boyu oturumlar halinde düzenlenen panelde Parlamenter Sistem ve Başkanlık Sistemi konularında teorik tartışmalar ve Türkiye'ye ilişkin öneriler sunulacaktır. Panelin detaylı programına, davetli konuşmacılar listesine yandaki menüden erişebilirsiniz. Panelimize tüm öğrencilerimizle, akademik ve idari personelimiz davetlidir. Panel Yürütme Kurulu: Panel Sekretaryası:
8d2ee060065e
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Herkese Selamlar. Benimde çocukluk hayallerimdendi; iyi giyinmek, çok yer gezmek, güzel arabaya binmek, güzel yerlerde yaşamak. Okuldan eve dönüşte ev ödevlerimi yapmaktansa, dünya atlasını açar ülkeleri inceler ve ansiklopediden araştırırdım. 80’li yıllarda benim düşüncelerim ile liseyi bitirmek imkansızdı. Ben de yurt dışına çıktım, hayatıma orda devam ettim. Tahsilatımı Amerika’da bitirdim.Çok ülkeler gezdim. Yıllarca paranın peşinde koşturdum durdum. Kamu memurluğundan emlakçılığa. Ticaretten restorancılığa bir çok iş ve işverenlik yaptım. Yıllarca “O”nların gıda mezarlıklarında alışveriş yaptım. “O”nların istediği televizyon programlarını ve filmleri seyrettim. “O”nların seç dediği başkanları seçtim. (Yanlış anlaşılmasın, o kadar güzel ve rahat bir ülke ki Amerika, gerçekten insanı kendisine bağlıyor. Sistem kusursuz. Ta ki madalyonun öbür yüzünü çevirene kadar.) 40 yaşımda Litvan uyruklu güzel eşimle evlendim. Sofia Hatice adında kızımız ve Adas Turan adında oğlumuz var. Hamileliğimiz sürecinde yeni bilgiler edindik ve doğurduğumuz çocuklarımızla beraber bizim de gözlerimiz açıldı. Kimyasal, yapay ve materialistik yaşamı arkamızda bırakıp ülkemize döndük. Gördük ki “O”nlar Türkiye’mize de gelmişler. Bununla beraber doğallığa dönüş ile, Permakültür ile yavaştan bir akım başlatılmış yurdumuzda, ama o kadar çok işimiz var ki… Ben bir köylüyüm. Gediz ovasında doğup büyüdüm. Herşeyi dedemden öğrendim. Organik gıda, Permakültür, ekolojik ve sürdürülebilir yaşam terimlerini kullanırım ama herşeyin başlangıç noktası nedir? Toprak. Güneş ve su. Orijinallik benim saplantım Venice beach California’da birisiyle tanıştım. işsiz güçsüz bir genç adam. Sahilde gün boyu boş kağıda para dızaynları yapıyor. Sonra bunları marketlere götürüp: ¨Bakın bende bu var. Bana şu kadar aşlık suluk lazım, ne dersiniz?¨ diye soruyor. Kimi marketler evet diyor kimi hayır. Ama genç adam böyle yaşıyor. Bundan böyle biz de kendi paramızı kendimiz basacağız; kendi yediklerimizi kendimiz yetiştirerek. Tüketici olmaktansa üreticiliğe geçerek. Bütün TV dizilerini seyretmektense bir fotoğraf çekerek, bir video belgesel yaparak… Bu blog sayfamizdaki gayemiz, herkese herşeyin mümkün olduğunu yaşayarak göstermek ve isteyen herkese doğallık üzerine ailemizin elinden geldiği kadar yardımcı olmak. Hedefimizdeki büyük tablo şu: Organik tarım üzerinde kırsal turizm. Böylece; doğallığın ne kadar mümkün olduğunu, en büyük düşmanın bizim kendimizin olduğunu ve bundan kurtulmanın çok kolay olduğunu isteyen herkese yaşayarak göstermek. Bu HAKKIMIZDA sayfamızı da zamanla yenileyip düzenleyeceğiz. Sizinle tanışıyormuşuz gibi bir üslubla kısa ve basit yazacağım. Aile sağlığı,çocuk bakımı ve aktiviteler üzerine olan yazılar genellikle eşim Birüte’ye ait olacak. Umarız beğenir ve faydalı bulursunuz. Bu sayfa üzerinden, online platformlarda ve ileride oluşturacağımız organizasyonlar üzerinden belki de yüz yüze görüşmek umuduyla; Hoşça kalın. Nihat Efe Birute Efe Sofia Hatice Efe Adas Turan Efe
52def2bcb0fe
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Cep Telefonu Sinyal Kesicileri (Jammer) Trenleri Koruyabilir mi? - Yazan Kürşad YAVUZ - Cumartesi, 04 Ağustos 2012 16:32 - yazı boyutu yazı boyutunu küçült Yazı boyutu büyüt Merhaba Değerli Arkadaşlarım. Geçenlerde bu konuyla ilgili üzücü sonuçları olan bir tartışma yaşanmıştı ve akabinde konu silinmişti. Konunun netlik kazanması açısından, işlerimden vakit bulduğum zamanlarda küçük bir araştırma yapıp, altta gönderdiğim yazıyı hazırladım. Yazıyı hazırlamamdaki amacım, şayet trenlere jammer takılması önerilecekse, karşıya çıkacak olumsuzlukları ve jammer'dan önce alınması gereken tedbirleri belirtmektir. Zaten güvenlikle ilgili konuların, uzman kişilerin desteğiyle, belli bir planda yapılması en doğru olanıdır. Jammer cihazlarının çalışma prensibi ile ilgili olarak aşağıda iki adet web sayfası gönderiyorum. Konunun daha iyi anlaşılması için, önce bu sayfalarda yazılanları okumanızı öneririm. Saygılarımla. Trenlerde kullanılabilinir mi? Jammer cihazlarının trenlerde kullanılmasını incelediğimizde, karşımıza bazı sorunların çıktığını görürüz. Bu cihazlar yukarıdaki linkler içerisinde bahsedildiği gibi alan etkili cihazlardır. Kısaca, elimize bir pergel alalım. Pergelin metal sivri uçlu kısmı çizeceğimiz dairenin merkezinde kalmaktadır. Pergelin kalemli diğer ucu ile daireyi çizelim. Çizdiğimiz daire jammer'ın etki alanı, pergelin metal sivri ucunun olduğu dairenin merkezi de, jammer cihazının bulunduğu yerdir. Trenimiz de bu dairenin içerisinde bulunmalıdır. Bu da jammer cihazını trenin ortasına yerleştirmek anlamına gelmektedir. Lokomotife konulan bir jammer cihazının trenin arka vagonlarınıda koruyabilmesi için etki alanının çok büyük olması gerekmektedir. Bu da, raylara uzak olan yerleşim alanlarının da iletişimini etkilemek demektir. Kaldı ki trenin ortasına konulacak bu cihazların dahi küçük veya büyük yerleşim alanlarının yakınından geçerken, iletişimi etkilemesi kaçınılmazdır. Sağlık ocağındaki bir sağlık görevlisinin, acil durumda olan bir hastası için uzman doktordan bilgi alması veya çağırması, telsiz alanının dışarısında kalan güvenlik güçlerinin haberleşmesi, ve benzeri pek çok istisnai durum için olumsuz sonuçlar doğuracaktır. Bunu önlemek amacıyla, bu cihazların başında bir görevli bulundurulup, yerleşim alanlarına ve istasyona yaklaşırken cihazı kapatabilir. Ya da iki adet küçük alan etkili jammer kullanılır. Bu cihazların birini lokomotife yakın vagonlardan birine, diğerini ise, trenin sonuna yakın vagonların birine koymak gerekecektir. Böylece hattın yakınında bulunan yerleşim alanları, sinyal bozulmasından daha az etkilenecektir. Başka bir sorun ise, cihazların besleme voltajının teminidir. Trenin ortasına denk gelecek vagona yerleştirilen cihaz için yolcu trenlerinin vagonlarında elektrik tertibatı olduğundan, yolcu treninde pek sorun teşkil etmez. Fakat, yük trenleri için aynı şeyi söyleyemeyiz. Lokomotiften, cihazın çalışma voltajına göre regüle edilmiş bir gerilimi bir kablo ile orta vagona uzatmak gerekecektir. Ya da bu cihaz için kendinden dinamolu ve akülü bir, iki cihaz kullanılacaksa iki vagon tahsis edilecektir. Bunlar göreceli olarak, başedilebilecek sorunlardır. Asıl sorun ise, sabotajın şekli olacaktır. Askerlik yapanlar için askerde verilen bilgiler haricinde, pek çok savaş konulu filmde de yer alan araç mayınları vardır. Arazide toprağın altına gömülü duran bu tuzak, üzerinden aracın tekerleği yada bir tankın paleti geçtiği anda, elektrik düğmesi gibi, küçük, çıkıntı şeklinde duran ateşleyici mekanizmayı içeri doğru iterek patlamaya yol açar. Bunlarda hiç bir elektronik devre yoktur. Bunun haricinde basit bir düğmeye basılarak, yine çok basit bir elektronik zaman gecikmeli devreler kullanılarak patlatılan patlayıcılar sivil kuruluşlarca da kullanılmaktadır. Bunlara örnek olarak, maden ya da yol açmada kullanılan, veya eski binaların yıkımında kullanılan patlayıcılar. Kısacası üzerinden bir ağırlık geçtiği zaman düğmenin basılmasıyla patlayan bombalar diyebiliriz. Bu düzenekler, cep telefonu düzeneğınden daha basittirler. Bu tip tuzaklar, genelde şehir içi veya nadiren şehirler arası otoyolları kullanan karayolu taşıtları için kullanılmazlar. Araç mayınına benzer bir patlayıcı düzeneği yapıldığında bunun, yola konulması için asfaltın kazılması gerekecektir. Ayrıca yolu kullanan diğer araçlar ve yolun genişliği gözönüne alındığında, aracın tekerleğinin geçebileceği pek çok yere tetikleyici düğme veya mekanizma konulması demektir. Tabi ki bu tip kazı dikkat çekecektir. Bunun haricinde dikkatli bir şoförün yoldaki durumu farketmesi veya tuzağa varmadan çok kısa bir sürede alınan bir istihbarat ile, yönünü aniden değiştirecektir. Bu sebeplerden ötürü, karayolu taşıtlarını sabote etmek için, uzaktan kontrollü patlayıcılar kullanılmaktadır. Kısacası, hepimizin bildiği cep telefonu ile patlatılan bombalar. Karayolu taşıtının gideceği güzergahta, yol kenarında çeşitli ytöntemlerle gizlenen bu patlayıcılar, sabote edilecek araç yakınından geçerken, durumu gözetleyen biri tarafından cep telefonu ile patlatılmaktadır. Bu sebepten ötürü, karayolu taşıtları için jammer kullanmak çok önemli bir güvenlik gerekçesi olmuştur. Karayolu taşıtlarının trene nazaren boyutları küçük olduğu için, çok büyük alanları kapsayacak şekilde jammer kullanma ihtiyacı duymazlar. Fakat, trenler için durum böyle değildir. Trene düzenlenecek sabotajda,yukarıda bahsedilen düğme veya basit bir ateşleyici mekanizmaya sahip, araç mayını gibi çalışan patlayıcılarda kullanılabilmektedir. Raya kurulacak bu düzenek, trenin tekerleği mekanizmanın üzerinden geçtikten sonra, ateşleyiciyi çalıştırıp, patlamanın oluşmasına sebebiyetverecektir. Ya da el bombası gibi geç patlayarak, lokomotiften sonraki vagonlar da hedef alınabilinir. Bu düzenek cep telefonlu düzeneklere göre daha basittir. Trenlere jammer takıldığı bir şekilde öğrenileceği için, bu sistemlerle sabotaj yapılabilinir. Bu durumlarda jammer cihazları hiç bir işe yaramayacaktır. Dünya geneline baktığımızda, yakın dönemde yaşanan ve hafızalarda kalan saldırılardan biri, İspanya’da yaşanan yolcu treninin bombalanması, diğeri ise Japonya’daki metroya yapılan kimyasal bomba saldırısıdır. Anahat trenlerine göre güvenliğin çok daha sıkı olduğu metro sisteminde bile saldırı yaşanmıştır. Gerek İspanya, gerekse Japonya güvenlik açıklarını bulup, bu açıkların kapanması için, konunun uzmanı olan birimlerle çalışmaya girmişlerdir. İstasyon, demiryolu hattı ve tren içi güvenliği hususunda profesyonel destek almışlar ve uygulamaya geçirmişlerdir. Ülkemiz içinde durum bu şekilde olmalıdır. Trene binen yolcuların valiz veya torbalarında ne vardır? Havaalanları veya büyük alışveriş merkezlerinin giriş kapılarında olduğu gibi, çantalar X Ray cihazlarından geçirilip içerisinde ne olduğu kontrol edilmekte midir? Yolcular, dedektör kapılarından geçirilip, üzerlerindeki metal eşyalar kontrol edilmekte midir? Peki yük trenlerine konulan yükün içerisindekinin ne olduğu bilinmekte midir? Taşınacak yükün içeriği için sadece düzenlenen evraklara güvenmek yeterli midir? Trene konulacak yüklerin içerisinde ne olduğunu gösteren X Ray cihazları kullanılmakta mıdır? Eminim ki konunun uzmanı olan kişiler bu soruları çok daha uzatacaklar ve detaylandıracaklardır. Konu güvenlik olduğu zaman, temelde alınması gereken önlemler alınmalıdır. Bunun için TCDD’nın kurum bazında profesyonel destek alması, çok daha faydalı olacaktır. Ek Bilgi - Kısa açıklama: Jammer cihazlarının çalışma prensibi ile ilgili olarak aşağıda iki adet web sayfası gönderiyorum. Konunun daha iyi anlaşılması için, önce bu sayfalarda yazılanları okumanızı öneririm. - Kısa başlık: Jammer Trenleri Koruyabilir mi - İlgili sayfalar: Jammer) Trenleri Koruyabilir mi Kürşad YAVUZ Türkiye İçin DemiryollarıWeb site: www.demiryolcuyuz.biz
f2112e8f3c39
[ "culturax", "fineweb2", "hplt2" ]
Cep Telefonu Satışı için E-ticaret Sitesi Açmak Teknolojinin gelişmesiyle birlikte günümüzde teknoloji severler azımsanmayacak derecede fazlalaşmıştır. Teknoloji severler her yeni çıkan ürünü neredeyse takip etmektedirler. Yıllık 1 milyonun üzerindeki cep telefonu satışları, hali hazırda bu işi yapan satıcıların e-ticaret sitelerinde de bu satışlarını gerçekleştirmeye doğru itmiştir. Eskiden hatırlarsanız cep telefonlarının hiçbir özelliği yoktu, sadece arama ve mesaj gönderebiliyorlardı(içlerindeki yılan gibi efsane oyunları saymazsak). Fazla değil bundan 15 sene önce cep telefonuna sahip olan kişiler maddi durumu yerinde olan kişilerdi, dolayısıyla herkesin cep telefonu yoktu. Fakat günümüze baktığımızda artık cep telefonu lüks değil bir ihtiyaç olarak karşımıza çıkıyor. Bu yüzden cep telefonu satışları yapan internet siteleri son zamanlarda kar marjlarını yükseltmiş durumdalar. Her ne kadarda son zamanlarda çıkan cep telefonlarına taksit imkanının yasaklanması satışları bir nebzede olsa azaltsada, satıcılar ve site sahipleri bunun içinde çözüm yolları üretmişlerdir. Cep telefonı satmak için açacağınız internet sitesi mutlaka ziyaretçiye görsel olarak hitap etmelidir. Ayrıca tedarikçinizi iyi seçmelisiniz. Satacağınız ürün elektronik bir ürün olduğu içinde bunun garantisinin sizin veya bir aracı tarafından karşılanması gerekmektedir. Bu tarz sitelerin en büyük eksi yönü teknolojinin çok hızlı gelişmesi ve yeni çıkan bir ürünün eskimesiyle birlikte değerini büyük ölçüde kaybetmesidir. Örneğin zamanında aldığımız ilk telefonları hatırlayın, bizlere ne kadarda pahalı geliyordu. Fakat şimdi o telefonları size bedava verseler bile belki de kullanmak istemezsiniz. Cep telefonu satış sitelerinizde mutlaka bir diğer telefon ile karşılaştırma özelliği bulunsun, bu sayede ziyaretçilere çeşitli alternatifler de sunmuş olursunuz. Hızlı bir şekilde satabildiğiniz yeni çıkan bir ürün size her şekilde kar ettirecektir, bu yüzden yeni çıkan model telefonların muhakkak reklamlarını yapın. Ayrıca çok büyük bir cep telefonu e-ticaret sitesi iseniz GSM şirketleriyle bile anlaşma sağlayabilirsiniz. Sitelerinizde ek olarak satacağınız ürünler ise; cep telefonu kılıfları, şarj cihazları, bataryalar, cep telefonu araç aksesuarları vs… diye sıralanabilir. Bu işe girmek isteyen girişimcilerin mutlaka bir fark yaratması gerekmektedir. Bunu sitenizi diğer sitelerden değişik yaparak, ürün yelpazenizi geniş tutarak, destek ekibinizi profesyonellerden oluşturarak, reklam ağınızı büyüterek vb… şekilde yapabilirsiniz.
f2f7e71be385
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
Komiteler Arası Koordinasyon Toplantısı Gerçekleştirildi 9 Ekim 2014 Perşembe günü Birlik Genel Merkezimizde Eğitim, Proje ve Kalkınma Ajansları ile İlişkiler Komitesi tarafından organize edilen “Komiteler Arası Koordinasyon Toplantısı” gerçekleştirildi. Birliğimiz İhtisas Komiteleri Başkanlarının katılım sağladığı toplantıda sektörel sorunlarının yanı sıra Eğitim, Proje ve Kalkınma Ajansları ile İlişkiler Komitesi ile yapılabilecek ortak çalışmalar görüşüldü. Söz konusu toplantıya Birlik Başkanı Başaran Ulusoy, Genel Sekreter Çetin Gürcün ve Yönetim Kurulu Üyesi Davut Günaydın iştirak etmiştir.
5154d277ec5b
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Fuşya Mutfak Dolabı Modelleri - Ayrıntılar - Kategori: Mutfak Dekorasyon Son yıllarda dekorasyonun trend renkleri büyük bir hızla değişiyor. Özellikle mutfak dekorasyonunda, yıllardır alıştığımız beyaz ya da kahverengi mutfak dolaplarının yerini, artık çok daha renkli, çok daha canlı ve çok daha dikkat çekici renk ve modeller alıyor. Yeni evli çiftlerin evinde sıkça görebileceğiniz bir mutfak dolabı rengi de fuşya oluyor. Geleneksel kadınların kullanmaya pek cesaret edemediği, ancak modern ev dekorasyonunda son dönemde sıkça karşılaştığımız fuşya mutfak dolabı modelleri, mutfağın havasını bir anda değiştiriyor. Genç bayanlar için harika bir seçenek olan bu renk dolaplar, mutfağınıza yepyeni bir görünüm, yepyeni bir tarz kazandıracak. Son dönemde, alt üst dolaplardaki renk farklılığı da gözlerden kaçmıyor. Tezgah altı mutfak dolaplarını beyaz, üst mutfak dolaplarını fuşya tercih ederek de şık, modern ve ferah bir alan yaratabilirsiniz. Fuşya renkli mutfak dolabı tercih edecekseniz, mutfakta bazı diğer değişikliklere de gitmeniz gerekecek. Zaten yeterince dikkat çekici olan bu rengi, beyaz gibi soft renkte mutfak aksesuarları ve tekstil ürünleri ile tamamlayabilirsiniz. Büyük bir mutfağınız varsa, siyah da yine mutfakta fuşya renkli mutfak dolapları ile tamamlayabileceğiniz renklerden. Bu tarz renkler, hem büyük hem de küçük mutfaklar için ideal. Fuşya mutfak dolabı modelleri için Lineadecor, Vanucci, Zeguma, İtal Deko, Artevetta, Bonvagon, Selecta Mutfak, Evdema, Guen Mutfak, Land gibi mutfak dekorasyon mağazalarını, daha uygun fiyatlı seçenekler arıyorsanız da; İKEA, Koçtaş, Tekzen gibi yapı marketlerini ziyaret edebilirsiniz.
ae1b5495fd37
[ "fineweb2", "hplt2" ]
SABIR ILE ASK! Ask, âsigindan sabir ister Sabir, sonum selâmet der Selâmetle olur her sey güzel Sevgi, ask ve sabir ne güzel Ask ile yasamak çok zordur Asksiz yasam ise, bos bir kuyudur Susuz ve bos kuyudan ne olur Suy... Yillar yili cevrin ile yiktin beni ey mâh. Bin nâz ile sevdin,çekemem bir daha billâh. Bittim, tükendim, kalmadi artik sana sabrim. Pisman bile olmam,sevemem bir daha billâh Güler TURAN ... O Adlari andikça mazime düsman oldum Alfabemden harf sildim yine utanmadilar ! Her geçen gün her saat bin bir isyanla doldum Çakallari dost bildim yine utanmadilar ! Dolasmaya çikmistim yöneldim bir tarafa Yasli gözlerim... Gözlerimden yüregime akan yassin sen Yakiyorsun yikiyorsun eritiyorsun Gozlerimden yüregime akan yassin sen Acitiyor incitiyor titretiyorsun GEL YANIMA,AL YANINA SENSIZ OLMUYOR NE YAPTIN NASIL ALISTIM YERIN DOLMUYOR Kal... yagmur tenimden süzülürken damlaciklari gözlerimdeki ve yüregimdeki sevgiyi dizginlemek için kendimce kurdugum sinirlarimi zorluyor her damlasi bir duvar yikiyor her blok düsdükçe ruhum alev olup yakiyor bedeni gözler...
3378c0c08e8e
[ "c4", "hplt2" ]
Siirt Valisi Mustafa Tutulmaz, ilçe gezileri programı kapsamında, İl Jandarma Komutanı Kurmay Albay Halidun Eren, İl Emniyet Müdürü Mustafa Tokyay ile birlikte, Eruh ilçesini ziyaret ederek, denetim ve incelemelerde bulundu. Vali Tutulmaz ve beraberindeki heyet ilk olarak, Eruh kaymakamlığını ziyaret ederek, İlçe Kaymakamı Murtaza Dayanç’tan, ilçede yürütülen çalışmalar hakkında bilgi aldı. ZİYARETLE İLGİLİ FOTOĞRAFLAR BURDA Vali Tutulmaz daha sonra Eruh Belediye Başkanlığı, İlçe Emniyet Amirliği ve İlçe Jandarma Komutanlığını ziyaret ederek, yürütülen çalışmaları inceledi. Denetimlerde bulundu. Vali Tutulmaz,‘Kamu kurumları arasında işbirliği ve eşgüdümün sağlanması, sorunların mahallinde tespiti ve çözüm üretilmesi amacıyla ilçe ve köy gezilerinin büyük önem taşıdığını’ vurguladı. Kayyum ataması yapılan Eruh Belediyesi, halkımıza yeni ve kaliteli hizmet sunma noktasında çalışmalara hızla başladığını belirten Vali Tutulmaz, ‘Hedefimiz; huzur ve güven içinde, ilçenin sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeyini artırmak, vatandaşlarımızın yaşam standartlarını yükseltmektir.’ dedi. ERUH’TA HALK KÜTÜPHANESİ AÇILDI Kurum ziyaretlerinin ardından Vali Tutulmaz, “Eruh Halk Kütüphanesi” açılışını yaparak, kütüphanede incelemelerde bulundu. Yetkililerden bilgi aldı. Vatandaşların yoğun katılım gösterdiği açılış töreninde konuşan Vali Tutulmaz, Eruh’ta halkımızın hizmetine sunulan kütüphanenin hayırlı olmasını diledi. Eğitimin önemine değinen Vali Tutulmaz, Eruh’taki vatandaşlarımızı, gençlerimizi Kitapla buluşturmaktan, büyük bir memnuniyet duyduklarını belirterek, Eruh’un terörle değil, kitapla, sanatla, eğitimle ve güzel hizmetlerle anılmasını istiyoruz.’ dedi. ‘ŞAL-ŞAPİK’ ATÖLYE PROJESİ Vali Mustafa Tutulmaz, Eruh Halk Eğitim Merkezince Sodes projesi kapsamında yürütülen yöresel şal-şapik dokuma atölyesini ziyaret etti. Atölyeyi gezerek, inceleyen Vali Tutulmaz, unutulmaya yüz tutmuş kültürel değerlerin yeniden yaşatılması ve tanıtılması gerektiğine vurgu yaparak,‘Mezopotamya’da dokunan ilk kumaşlardan biri olan ve kültür mirası olarak gördüğümüz ‘Şal-Şapik’ kumaşının yaşatılması ve gelecek nesillere aktarılmasını hedefliyoruz.’dedi. Şal-Şapik atölyesinde incelemelerini tamamlayan Vali Tutulmaz ve beraberindeki heyet daha sonra Eruh Kadın Toplum Merkezini ziyaret ederek, buradaki kursiyerle sohbet etti. Üretilen ürünleri inceledi. Yapım devam eden Eruh Öğretmenevi inşaatını inceleyerek, denetimlerde bulunan Vali Tutulmaz ve beraberindeki heyet, daha sonra Siirt’te döndü.
1cfc9f3ebd0d
[ "c4", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
9 Ağustos 2015 Pazar Emekliyim, tüm sigorta kollarına tabi olarak çalışmaya başladım ve ayrıldım - Tekrar emekli aylığım nasıl bağlanır? Emekliyim, tüm sigorta kollarına tabi olarak çalışmaya başladım ve ayrıldım. Tekrar emekli aylığım nasıl bağlanır? Tekrar hesap edilir mi? Yaşlılık aylığı kesilenlerden, işten ayrılarak veya işyerini kapatarak yeniden yaşlılık aylığı bağlanması için yazılı istekte bulunanlara, yazılı istek tarihini takip eden ödeme döneminden itibaren yeniden yaşlılık aylığı bağlanır. Yeni aylık Kanunun 30 uncu maddesinin üçüncü fıkrasının (a) bendine göre hesaplanır. Buna göre, yeni aylık, eski aylığın kesildiği tarihten sonra aylıklara yapılacak artışlar uygulanarak yeni aylık başlangıç tarihi itibarıyla bulunan tutarı ile emeklilik sonrası çalışmaya ait kısmi aylığın toplamından oluşur. Emeklilik sonrası çalışmaya ait kısmi aylık, talep tarihindeki emeklilik öncesi ve sonrası prim ödeme gün sayısı ve emeklilik sonrası çalışmaya ait prime esas kazançları üzerinden 29 uncu maddeye göre hesaplanan aylığın emeklilik sonrası prim ödeme gün sayısına orantılı bölümü kadardır. Kaynak: SGK SSK VE BAĞ-KUR EMEKLİLİK HESAPLAMA Ali ÖZTÜRK Ekonomist SGK Sorularınız İçin Yazın: SSK ve Bağ-kur Emeklilik Hesaplama En erken nasıl emekli olacağınızı öğrenmek ister misiniz?
67f4b6f55419
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Uykunuzun Tam Almanın 5 Etkili Yolu Yetersiz bir uyku yorgunluk, gün boyunca yarı uyku hali, duygu durum ve konsantrasyon bozukluları oluşturur ve ayrıca yetersiz uykunun sağlık üzerinde etkileri olabilir. • Engelleri belirleyiniz. İyi biliyoruz ki, gün boyunca yaşadığımız anlaşmazlıklar, iş yerindeki problemler, kişisel sorunlar -özellikle kaygılı insanlar için- uyku kalitesi üzerinde etkilidir. Fakat uykuyu bozan faktörleri her zaman düşünmüyoruz. Bunlar; Gürültü, ışık, yatılan odada yüksek sıcaklık; Susuzluk, açlık ya da tam aksine akşam yemeğini fazla kaçırma, aşırı içecek içme (alkol, çay, kahve, meyve suları ya da C vitamini zengin sodalar, kafein) • Uykuya dalmak için küçük ipuçları Uykuya dalmadan önce duş almanız tavsiye edilir. Üşümeden suyun sıcaklığına alışmak için, suyu, ılıktan yavaş yavaş soğuğa ayarlayınız. Neden soğuk bir duş? Vücudunuz termoregülasyon (ısı düzenleme) süreci üzerinde rol oynayarak uyumanızı kolaylaştıracağı için. Biliyoruz ki uyku süresince vücut ısısı birkaç derece düşer. Başka bir deyişle yatmadan önce sıcak su banyosundan kaçının. Elektromanyetik aletleri odanızdan uzakta tutunuz. /(telefon, bilgisayar) • Kendinizi uykunun kollarına bırakınız Uykunuz geldiği an yatınız. (esneme, gözlerin kapanması) Mümkün olduğunca ışıksız ortamda uyuyunuz. çünkü ışıklı ortam, beyin tarafından salgılanan uyku hormonu oranını azaltıyor (melatonin) • Kendinizi gevşetmeyi öğreniniz Aralarında vücut tarama ve Schultz alıştırmaları (Alman psikiyatrisi Johaness Schultz tarafından geliştirilmiş bir gevşeme tekniği) bulunan birçok rahatlama alıştırmaları vardır. Uykuya geçmeye yardımcı olmak için yatağınızda bu alıştırmaları uygulayabilirsiniz. • Dikkat! Belirtiler devam ederse, “geçecek” diye beklemenize veya uyku ilaçları içmenize gerek yok ama hemen bir doktora danışmanız gerek. Clarisse Gardet Çeviri: Merve ESENDAĞ
a675683eb637
[ "fineweb2", "hplt2" ]
30 yılı aşan süreye ilişkin ikramiye farkı nasıl hesaplanıyor? SÖZCÜ gazetesindeki köşenizde çok faydalı bilgileri emeklilere aktarıyorsunuz, tebrikler. 30 senenin üstündeki ikramiyelerle ilgili defalarca yazı yazdınız ve bu konuda yazmaktan belki de bıktınız, bunu da anlıyorum. Ancak en önemli bir konu var ve ona hiç değinmediniz, o da 30 sene üstü için ödenen ikramiye tutar farklarının 2005 öncesi ve sonrası emekli olanlar için değişik miktarlarda uygulanması. Bu farklılık neden kaynaklanıyor, ben anlayabilmiş değilim. Kesinlikle bir gerekçesi olmalı. Bu konuda bilginiz varsa, bizleri aydınlatmanızı rica ediyorum. C.U. Sayın Okurum, aslında bu konuyu da birkaç kez yazdım. İkramiye farkları, ödemenin yapıldığı tarihte değil, emekli aylığının bağlandığı (emekli olunan) tarihteki kat sayılar dikkate alınarak hesaplanıyor ve başvuru tarihinden itibaren faiz işletiliyor. Fark da buradan kaynaklanıyor. Bu nedenle verdiğim yanıtlarda, dava açmadan önce emekli olunan tarihte bir yıllık hizmet için ödenen ikramiye tutarını dikkate alarak dava açıp açmamaya karar verilmesi gerektiğini, emeklilik tarihi eski olanların dava açmasına değmeyeceğini belirttim. İkramiye farkının, ödemenin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan aylık bağlamaya esas tutar (güncel değer) üzerinden hesaplanarak ödenmesi yolundaki temyiz istemi de Danıştay tarafından reddedilmiş, 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanununun 89. maddesinde yer alan “…her tam fiili hizmet yılı için aylık bağlamaya esas tutarın bir aylığının emekli ikramiyesi olarak verileceği” hükmü gereği, idare mahkemesinin, “30 fiili hizmet yılından fazla hizmet süreleri için emekli aylığının bağlandığı tarihte yürürlükte bulunan değerler dikkate alınarak hesaplanacak emekli ikramiyesi tutarının başvuru tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faizi ile birlikte ödenmesi”ne ilişkin kararı onanmıştır (Danıştay 11. Dairesinin 17.2.2016 tarih ve E. 2016/223, K. 2016/583 sayılı kararı). Sezgin ÖZCAN - SÖZCÜ - 3600 günle eşim emekli olabilir mi? - SGDP kaldırıldı diye öğrendim doğru mu? - Emekli muhtarların aylıklarından SGDP kesintisi yapılıyor mu? - SSK girişim 1 Şubat 1992 ne zaman emekli olurum? - Ne zaman emekli olacağım? - Bağ-Kurluyum kaç yaşında emekli olacağım? - Daha erken emekli olabilir miyim? - Kızım aç yaşında emekli olabilir? - Çalışan emekliden kesilen SGDP kesintisi kalktı mı? - Askerlik durumunuza göre üç yıl erken emekli olma durumu hk. - Vefat eden eşten memur olarak çalışan eşe aylık bağlanması hk. - 25 Nisan 1997’de SSK’lı oldum - Ne zaman emekli olabilirim? - Görevine son verilen memurlara emekli ikramiyesi ödenir mi? - İntibak yasasından nasıl yararlanabiliriz? - Sağlık güvencesi olmayanlara önemli uyarı! - Kadınlara sigorta başlangıcı öncesi doğumlar için prim ödeme hakkı istiyoruz! - SSK primlerimin tamamı asgari ücretten ödendi muhtemelen ne kadar maaş alabilirim? - 12 Kasım 1990’dan bu zamana halen memur olarak çalışmaktayım ne zaman emekli olurum? - Sigorta giriş tarihim 1 Nisan 1988 olup 1985-1987 arasında yaptığım 18 ay askerliğimi borçlandım ne zaman emekli olurum? - Eşim 5 Ağustos 2009 tarihinden bu yana Bağ-Kur sigortalısı acaba ne zaman emekli olabilir? - Emeklilik ya da Bağ-kur prim ödemelerinin iadesi için nasıl bir yol izlemeliyiz? - Yüzde 55 özürlü oranında sürekli raporum var vergi indirimimi aldım ne zaman emekli olurum? - 1986 yılı Nisan ayı Bağ-Kur girişim var ne zaman emekli olabilirim? - 15 ay askerlik yaptım askerlik borçlanması yaparsam daha erken emekli olabilir miyim? - 1985 yılından sigortalıyım 3900 günüm var ne zaman emekli olabilirim? - Askerliğimi borçlanırsam kaç yaşında emekli olurum? - Mahkeme kararı ile yaşımı 2 yaş büyüterek 1968 doğumlu olarak değiştirdim ne zaman emekli olurum? - Yeni durumum emeklilikte avantaj sağlıyor mu? - Askerlik dönemi için prim ödememi yaparsam ne zaman emekli olurum? - Devletle davalı olduğumdan 5 yıldır sigorta yaptırmıyorum ne zaman ve ne şekilde emekli olabilirim?
f56077ca5bc4
[ "fineweb2", "hplt2" ]
2009 H1N1 gribi salgını nedeniyle okulların tatil edilmesinin tartışıldığı şu günlerde veliler çocuklarını gribal enfeksiyonlardan nasıl koruyacağını düşünüyor. Uzmanlar, çocukları influenza ve üst solunum yolu enfeksiyonlarından korumanın ilk adımının bağışıklık sisteminin güçlendirilmesinden geçtiğini söylüyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Neşe Karaaslan Bıyıklı, aşıların düzenli yapılması, sağlıklı beslenme ve kaliteli uykunun çocukların bağışıklık sisteminin güçlenmesi açısından önem taşıdığını söylüyor. Yenidoğanların, süt çocuklarının ve oyun çocuklarının bağışıklık sisteminin yeterince güçlenmemiş olması enfeksiyon hastalıklarına daha kolay ve sık yakalanmalarına neden olabiliyor. Bunun dışında altta yatan kronik akciğer hastalığı, kalp hastalığı, böbrek hastalığı, kan hastalığı, beslenme yetersizliği olan çocuklarda enfeksiyon daha ağır seyredebiliyor. Okul çocuklarının yoğun sınav ve ders dönemlerinde yorgunluk, aşırı stres nedeni ile vücut dirençlerinin düştüğü biliniyor. Sonbahar ve kış aylarında sık görülen enfeksiyonlarda virüslerin etken olduğunu söyleyen Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Neşe Karaaslan Bıyıklı, bulaşıcı olan bu hastalıkların yayılma yollarıyla ilgili şu bilgileri veriyor; "Hastanın kullandığı eşyalara temas edilmesi sonucu mikrop vücuda giriyor. Kısa sürede solunum yollarında çoğalmaya başlıyor ve 1-3 gün içinde ateş, boğaz ağrısı, öksürük, halsizlik, baş ağrısı, kas ağrısı gibi belirtilere yol açıyor. Daha nadir olarak solunum sıkıntısı, bulantı, kusma, bilinç değişikliği, havale geçirme, döküntü gibi belirtiler de görülebiliyor. Bunlar durumun ağır olduğuna işaret eden belirtilerdir. Bu mevsimlerde kapalı ortamlarda bulunulması, kreş, okul gibi kalabalık mekanlarda hasta olan bir kişiden virüsün kolaylıkla ortama bulaşması nedeni ile hastalık hızla yayılabiliyor." Korunmak için neler yapılabilir? Çocukların bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi için Aşılar eksiksiz olarak yapılmalı Düzenli beslenmeye önem verilmeli Çocukların sebze ve meyve tüketimini artırın Hazır meyve suları yerine çocuklara taze sıkılmış meyve suları içirilebilir. Yeterli ve kaliteli uyumaları sağlanmalı Hekim önerisi olmadan ilaç kullanıllmamalı ve özellikle antibiyotik kullanılmalı Düzenli sağlık kontrolleri ihmal edilmemeli İnfluenza ve üst solunum yolu enfeksiyonlarından korunmak için Altı aylıktan büyük çocuklara grip aşısı yaptırın Çoçukların ellerinini sık sık yıkamaya özen gösterin Kapalı ve kalabalık yerlerde bulunmamaya çalışın Ev içinde odaların ve okullarda sınıfların sık sık havalandırın Piyasada bulunan ve bağışıklık sistemini güçlendirdiği belirtilen ilaçları hekim kontrolünde kullanın
1e5d87b24da3
[ "fineweb2", "hplt2" ]
İlk çağlardan bu yana sağlık kazanmak için kullanılan faydalı güneş ışınları, modern tekniklerin gelişimiyle birlikte cihazlarda üretilerek tedavi amaçlı kullanılıyor. Güneşin ultraviyole ışınlarının kullanıldığı fototerapi yöntemiyle birçok hastalığı iyileştirmek mümkün. Yöntemden sedef hastalığı, vitiligo, iyileşmeyen egzemalar ve bir tür cilt kanserinin tedavisinde yararlanılıyor. Sosyal ve psikolojik sorunlara yol açan dermatolojik hastalıklarda yüz güldüren fototerapi tedavisiyle ilgili sorularımızı Anadolu Sağlık (ASM) Ataşehir Tıp Merkezi Cilt Hastalıkları Uzmanı Dr. Sadiye Kuş’a yönelttik. Bugünlerde daha çok zararlarından söz edilen ve korunmaya çalıştığımız güneş ışınlarının her zaman zararlı olduğunu söylemek güç. Öyle ki, yararlı güneş ışınları ilk çağlardan bu yana bazı hastalıkların tedavisinde kullanılıyor. Günümüzde ultraviyole ışınları kullanılarak fototerapi yöntemiyle birçok hastalık iyileştirilebiliyor. Konuyla ilgili olarak Anadolu Sağlık (ASM) Ataşehir Tıp Merkezi Cilt Hastalıkları Uzmanı Dr. Sadiye Kuş sorularımızı yanıtlarken, fototerapi yöntemiyle sedef hastalığı, vitiligo, iyileşmeyen egzemalar ve bir tür cilt kanserinin tedavisi hakkında bilgiler verdi. Fototerapi nedir? Fototerapi, ultraviyole (UV) ışınlarının çeşitli deri hastalıklarının tedavisinde kullanıldığı bir tedavi yöntemidir. Güneşin UV ışınlarından bu amaçla yüzyıllardır yararlanıldığı biliniyor. Tedavi Ultraviyole B (UVB) ışınlarının tek başına ya da ultraviyole A (UVA) ışınlarının Psoralen (deri hücrelerinin bu ışına duyarlılığını artıran bir madde) ile beraber (PUVA: Psoralen + UVA) verilmesiyle uygulanıyor. Psoralen maddesi çeşitli bitkilerde bulunuyor ve deriye sürülerek ya da ağızdan alınarak kullanılıyor. Fototerapinin tedavi mekanizması nasıl etki gösteriyor? Ultraviyole ışınları, deri hücrelerinin yenilenme hızının arttığı hastalıklarda bu hızı düşürerek ve deride aktivitesi artmış bağışıklık sistemi hücrelerinin aktivitelerini baskılayarak etki gösteriyor. Fototerapi ile hangi hastalıklar tedavi edilebiliyor? Fototerapi en sık sedef hastalığının tedavisinde kullanılıyor. Ayrıca vitiligo, bir tür deri kanseri olan mikozis fungoides. Pityriasis lichenoides hastalığı, jeneralize kaşıntı ve atopik egzema gibi başka deri hastalıklarında da bu yöntemden faydalanılıyor. Fototerapinin uygulama sıklığı nasıl ayarlanıyor? Haftada 2-3 seans yapılıyor. Uygulamalar, seanslar arasında en az bir tam gün boşluk bırakacak şekilde, lezyonlar tamamen ya da büyük oranda gerileyene kadar sürdürülüyor. Ortalama seans sayısı bazı hastalıklarda daha uzun olmakla beraber 15- 30 arasındadır. El ve ayak lezyonlarının tedavisinde küçük, bölgesel ışın veren bir cihaz kullanılıyor. Eğer hastalık yaygınsa tüm vücudu ışınladığımız, kabin şeklinde bir cihaz kullanıyoruz. Hangi tedavinin uygulanacağına ise (UVB ya da PUVA) hastalığın tipine ve önceki tedavi yanıtlarına bağlı olarak karar veriliyor. Tedavinin yan etkileri var mı? Ultraviyole tedavisi sırasında güneş yanığı benzeri reaksiyon gelişebileceği ve uzun vadede katarakt riski artacağı için hastanın gözlerinin mutlaka korunması gerekiyor. Bu nedenle tedavi sırasında koruyucu güneş gözlüğü kullanılmalı. Ayrıca PUVA tedavisine özel olarak, psoralen maddesinin ağızdan alındığı durumlarda da, tedavi sonrası güneş ışığından korunmak için yeterli UV koruması olan bir güneş gözlüğü kullanılması önem taşıyor. Güneş ışınlarına kontrolsüz olarak maruz kalındığında deri yaşlanmasının hızlandığı ve deri kanseri gelişme riskinin arttığı biliniyor. Bu nedenle tedavinin yan etkileri de kullanım süresine, hastanın deri tipine ve verilen ışın miktarına göre artıyor. Verilebilecek maksimum doz ve süreler aşılmamalı. Güneşe duyarlılığın arttığı, "lupus" gibi hastalıklarda tedavinin uygulanmaması gerekiyor . Gebeler ve emziren hastalar, PUVA tedavisinde kullanılan psoralen nedeniyle bu yöntemle tedavi edilemez. Mümkünse tedavi ertelenir ya da gebeliğin ilk üç ayından sonra UVB şeklinde verilebilir. Tedavinin başarı oranı nedir? PUVA ve diğer ultraviyole tedavi yöntemlerinin başarı oranları yüksek. Ancak bu tedavi yöntemleri hastalığı tamamen ortadan kaldırmıyor. Hastalıkta "iyileşme dönemi sağlamak" başarılı olunduğunu gösterir. Ancak belli bir süre sonra lezyonlar tekrarlayabiliyor. Bu iyilik hallerinin süresi kişinin genetik yapısı, bağışıklık sistemi ve strese yanıtıyla ilişkilidir. Bookmark/Search this post with
82fc1494eb14
[ "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
Gemi, treyler ve konteyner ile sevk edilecek olan tüm tekne ve yatların bağlanması ve sabitlenmesi hizmetimizdir. Kıymetleri hatrı sayılır seviyede olan tekne ve yatların lashing operasyonları ciddiyet gerektiren bir iş olup, özel hazırlanan saddle veya cradle firmamızca bu taşımalar için kullanılmaktadır. Saddle veya Cradle üzerine alınan tekne ve yatın sağa-sola devrile riski minimize edilmektedir. Ayrıca, diğer lashing ekipmanlarımızca da taşıma yapacak vasıtaya sabitlenerek lashing operasyonu tamamlanmaktadır. Tekne ve Yat lashingi özel bilgi ve tecrübe gerektiren bir operasyon olup, kullanılacak malzeme itina ile seçilmelidir. Firmamız kullanılacak malzemeleri tecrübesi ve uzman personeli ile önceden tayin ederek, yükleme zamanında adresinizde hazır bulunur ve en ince ayrıntısına kadar yükleme anında operasyona müdahale edilir. Hizmet kültürümüzün bir parçası olan ” problemleri çözmeyelim, problemlerin önüne geçelim ” anlayışı da bunu gerektirmekte ve bundan dolayı tüm yüklemelere operasyon ekimiz refakat etmektedir.
4da4428738f2
[ "culturax", "fineweb2", "hplt2" ]
Bugünlerde ev için bir şeyler yapmak istiyorum. Tabii yaptıktan sonra bunları da koyacak yer bulmak lazım. :( Neyse ben yapayım da biraz içim açılsın, sonra koyacak yerde bulurum. Bazı zamanlarda boş durmaktan mıdır yoksa bazı sıkıntılardan mıdır sürekli içimden dikmek, boyamak, nakış yapmak gibi şeyler geliyor. Böylelikle düşüncelerimden uzaklaşıp sanki terapi görmüş gibi oluyorum. Üniversitede iken ahşap boyama kursuna gitmiştim ve ara sıra ev için birkaç şey boyamıştım. Bu aralar boyama aşkı tekrar geri geldi. Dönem dönem bir şeyler ön plana çıkıyor. Şimdi sıra boyamada. Yeniden ahşap boyama malzemesi aldım. İki tane tenceremi geri dönüşüm yapacağım. Birinin dibi tutmuştu, birinin de kulpu kopmuştu. Kutular aldım onları dekupaj çalışması ile süsleyeceğim. Mutfak için kutu ve de çerçeve yapacağım. Birde Kayseri'de son zamanların modası olan 3,5 Marketinden aldığım zeytinyağı şişesi boyayacağım. Bunların hepsini Ceyda uyurken yapmam gerektiği için Allah bilir ne zaman biterler ama beni de iyi meşgul ederler. :) Aşağıdaki kağıtları Pinterest'ten buldum. Laminas Decoupage bloğuna aitler. Blogda kişisel kullanım içindir diye uyarı da bulunmuşlar. Bilginize! Bu arada Pinterest'teki dekupaj resimleri panoma da bakabilirsiniz. Oraya da kağıt eklemeye devam edeceğim.
6828745dc183
[ "c4", "fineweb2", "hplt2" ]
Mevsim geçişlerinde ve özellikle de bahar aylarında artan saç dökülmesinden şikayetçi olanlara Dermatoloji Uzmanı Dr. Neslihan Dolar, saç mezoterapisini öneriyor: Saç dökülmelerine karşı en etkili yöntem olan mezoterapi, saç dökülmesini durdurmayı, var olan saçın kalitesini artırmayı ve yeni saç çıkışlarını aktif hale getirmeyi de sağlıyor Medical Park Bahçelievler Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Neslihan Dolar; saç dökülmesi ve tedavi yollarıyla ilgili bilgi verdi: Saç dökülmesi problemi erkeklerde daha sık görülmekle beraber, hem erkek hem de kadınları etkileyen bir durumdur. Bu durum birçok faktörle ilgilidir. Başta genetik yatkınlıklar olmakla birlikte; hormonal, aşırı androjen miktarı (erkek tipi saç dökülmesi), gebelik, emzirme, menopoz dönemi, tiroit hastalıkları, şeker hastalığı, saçlı deri kan akımının zayıf olması, beslenme bozuklukları, aşırı kilo alımı ve ani kilo kaybı, uygun olmayan diyetler, vitamin-mineral eksiklikleri, bazı ilaçlar, kronik hastalıklar (kan hastalıkları, maligniteler, enfeksiyon hastalıkları vs.), saça uygulanan mekanik ve kimyasal işlemler ve psikolojik stres sayılabilir. Ayrıca saç kıran, mantar hastalıkları gibi saçlı derinin primer hastalıkları da saç kaybına neden olabilir. Saç dökülmesinin tedavisi, öncelikle doğru tanıyı gerektirir. Bu yüzden saç dökülmesi ve seyrelmesi şikayeti olan herkes öncelikle bir dermatoloji uzmanı tarafından değerlendirilmelidir. Saç dökülmesi ve saç kalitesindeki değişimin tedavisine yönelik yaklaşımda, öncelikle nedene yönelik eksikliklerin giderilmesi ve aşırı hormonal aktivitenin engellenmesine yönelik çeşitli tedavi modelleri arasında ‘saç mezoterapisi’ parlayan bir yıldız olarak yerini almıştır. Mezoterapi, etkinliği bütün dünyada kanıtlanmış geleneksel bir tıp yöntemidir. Birçok ülkede uygulanıyor olması, her gün binlerce doktorun hastalarına uygulaması, yararlı bir yöntem olduğunun en güçlü kanıtıdır. DÖKÜLMEYİ DURDURUR Mezoterapi, potansiyel olarak saç ekimine alternatiftir ve saç ekimine olan gerekliliği ortadan kaldırabilir. Saç mezoterapisi; saç dökülmesini durdurmak, var olan saçın kalitesini artırmak ve yeni saç çıkışlarını aktif hale getirmek için belli periyotlarla saçlı deriye uygulanan bir tedavi şeklidir. Saç mezoterapisi ile; saç gelişimi için önemli vitaminler, aminoasit ve minerallerle hazırlanan özel kokteyller direkt olarak kıl köklerine iletilmekte, damar düzenleyici ajanların etkisiyle kılların daha iyi beslenmesi ve gelişmesi sağlanmakta ve androjenleri nötralize edici ajanlarla kılların minyatürizasyonu engellenebilmektedir. YAN ETKİSİZ YÖNTEM Bu yöntemin diğer klasik ilaç tedavilerine göre üstünlüğü, yan etki riski olmaksızın ağızdan ilaç takviyesine gerek kalmadan, sorunlu bölgenin direkt tedavisi ile etkili sonuçlar alınmasıdır. UZMANINA YAPTIRIN Saç mezoterapisinin hem erkeklerde hem de kadınlarda yeniden saç gelişimi üzerinde olumlu etkileri gösterilmiştir. Genellikle daha ilk seanslarda saç dökülmesi durmakta ve yeni saç çıkımı sağlanabilmektedir. Ancak saçların kalıcılığı açısından devamlılık gereklidir. Başlangıçta sık seanslar gerekebilmekle beraber, idame tedavilerde uygulama aralığı uzamaktadır. Saç mezoterapisi; uzman ellerde deri dezenfeksiyonuna dikkat edildiği ve uygun formülasyonlar kullanıldığı takdirde oldukça güvenli ve etkili bir yöntemdir. Bookmark/Search this post with
74cd33aaf194
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
´Environmental Science and Technology´ (Çevre Bilimi ve Teknoloji) dergisinde yayımlanan bir makalede, toksin kimyasallarla dolu ev tozlarınınkansere neden olduğu belirtildi. Akademik çalışmalarıyla bilinen Amerikan ´Environmental Science and Technology´ (Çevre Bilimi ve Teknoloji) dergisinde yayımlanan bir makalede, toksin kimyasallarla dolu ev tozlarının kansere neden olduğu belirtildi. ABD´li araştırmacılar, sert plastikleri yumuşatmak amacıyla kullanılan ancak insan üzerindeki zararlı etkileri bilinen ´fitalaf kimyasalının ev tozlarınm içerisine de karıştığını ifade etti. Araştırma ekibinin başındaki Veena Singlar "Evlerimizin güvende olduğunu zannediyoruz ama o kadar emin olmamalıyız. Ev tozlarınm içerisinde sağlığa zararlı olduğu bilinen toksik kimyasallar var" diye konuştu. .
cea0df31287a
[ "hplt2", "vngrs" ]
Üretim, perakende, dağıtım ve lojistik sektörlerinin ihtiyaçları gözönüne alınarak uçtan uca mobilite sağlamak amacıyla tasarlanan MC9000-G, sahip olduğu IP64 çevre koruma standardı ve 1.8 metreden düşmeye dayanıklılığı ile en zorlu koşullarda bile rahatlıkla kullanılabileceğini ispatlayarak sağlamlığı ile ön plana çıkıyor. Intel tarafından üretilen Xscale işlemci ile performans ve gücün gerektirdiği tüm uygulamalar için ideal olan MC9000-G, Windows Mobile ve Windows CE.NET işletim sistemi seçeneklerinin yanı sıra 5250 ve 3270 emülasyon seçenekleri ile her türlü uygulama için ölçeklendirilebilir, esnek alternatifler sunarak kullanıcının yatırımının korunmasını hedefliyor. Symbol Technologies'in mobil terminaller, kablosuz ağlar ve barkod okuyucular konusunda sahip olduğu deneyim, bilgi birikimi ve yüksek teknolojinin ergonomi ile benzersiz bir bileşimi olan MC9000-G, mono ya da renkli ekran seçenekleri, farklı tuş takımı ve bellek seçenekleri ile her türlü ihtiyaca cevap vermek üzere tasarlandı. Yüksek performanslı lazer barkod okuma modulünün yanı sıra sunduğu görüntüleyici (imager) opsiyonu ile iki boyutlu barkodları okuyan terminal dağıtım ve kargo sektöründe zaman zaman gerekli olan teslimatın kanıtlanması uygulamaları için ideal çözüm. Geliştirilmiş ergonomisi ve pistol grip opsiyonu ile yoğun barkod okutma gerektiren uygulamalar için ideal olan terminalin 2200 mAh akım kapasitesine sahip olan LiION pili kullanıcılara çalışmalarını vardiya boyunca sürdürebilmeleri için gereken gücü sağlıyor. 11 Mbps kablosuz bağlantı ile kablosuz ağ üzerinden ana bilgisayara bağlanan MC9000-G, Bluetooth opsiyonu ile taşınabilir yazıcılardan arada herhangi bir bağlantıya ihtiyaç duymadan baskı alabiliyor. Symbol tarafından yüksek standartlı satış sonrası hizmet anlayışı ile birlikte sunulan MC9000-G, kurumsal mobilite arayanlar için gerçek çözüm. * Intel XScale PXA255@400 işlemci * Microsoft Windows Mobile 2003 işletim sistemi * 64 MB RAM, 64 MB ROM bellek * 3.8" mono 1/4 VGA ekran * 802. 11b kablosuz iletişim * Lazer barkod okuyucu, uzun mesafe barkod okuyucu * 1.8 metreden betona düşmeye dayanıklılık * IP64 suya ve toza dayanıklılık standardı * -20 C ile 50 C arasında çalışma sıcaklığı
01b9694fc49c
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Sağlıklı beslenme ve obeziteye dikkat çekmek için yapılan yürüyüşe Kazan Belediye Başkanı Lokman Ertürk, Kızılcahamam Belediye Başkanı Muhittin Güney, Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Başkanı Prof. Dr. Seçil Özkan, Kazan İlçe Sağlık Müdürü Dr. İbrahim Ünlü ve vatandaşlar katıldı. Ellerinde balonlar ve uçurtmalarla yürüyüşte yer alan küçük çocuklar da etkinliğe ayrı bir renk kattı. Yürüyüş başlamadan önce sağlıklı beslenmeye dikkat çekmek için katılımcılara elma dağıtıldı. Yürüyüşe katılanlar ellerinde “Sevdiklerimizle sağlığa yürüyoruz, Ankara yürüyor obezite bitiyor, dengeli besleniyoruz hareket ediyoruz” gibi sloganların yazılı olduğu dövizler taşıdılar. Kurtboğazı Barajı’nın girişinde başlayan “Obeziteye Karşı Sağlıklı Yaşam Yürüyüşü kesintisiz yağan yağmura rağmen devam etti ve katılımcılar bir süre yürüdükten sonra baraj içinde bulunan piknik alanına ulaştı. Yürüyüşe katılanlar burada piknik yaparak yorgunluk attı. Yürüyüşe katılan Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Başkanı Prof. Dr. Seçil Özkan burada yaptığı konuşmada; Sağlıklı Yaşam ve Hareket Yılı Eylül Ayı yürüyüş etkinliğini Kurtboğazı Barajı’nda gerçekleştirdiklerini belirterek, “Bu yağmurlu günde aileleriyle bu yürüyüşümüze katılan arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum. Türkiye sağlıkta önemli adımlar attı. Beklenen yaşam süremiz 76’lara geldi. Dolayısıyla daha çok kronik hastalıklar göreceğiz. Bunların önüne geçmek için iki önemli stratejimiz var. Bunlardan birisi sağlıklı beslenme diğeri de fiziksel aktivite yapmak. Bu yüzden her ayın son pazarında yaptığımız yürüyüşlerimizi bundan sonra hafta sonu olarak planladık ve bunu Sayın Başbakanımıza sunduk kendisi de bize tam destek verdi” diye konuştu. Kazan Belediye Başkanı Ertürk de yerel yönetimler olarak çağın hastalığı obeziteyle mücadele adına böyle bir etkinliğe ev sahipliği yaptıklarını belirterek, “Yağan yağmura rağmen sağlığın daha önemli olduğuna dikkat çekmek için bu yürüyüşe katıldık. Amacımız sağlıklı yaşam noktasında toplumumuzda bir farkındalık oluşturmaktır. İnanıyorum ki Türkiye sigara ile mücadelede kazandığı başarıyı obezite ile mücadelede de gösterecektir” şeklinde konuştu. Etkinliğin sonunda Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Başkanı Özkan yürüyüşe katkılarından dolayı Kazan Belediye Başkanı Ertürk’e teşekkür plaketi verdi.
7b84108bac92
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
Tezer Özlü’nün 1978 yılında yayımlanan ilk kitabı Eski Bahçe, yazarın 1963 yılından sonra dergilerde yayımlanan öykülerinden oluşuyor. Bu ilk kitap, yazarın 1986 yılındaki ölümünün ardından daha sonra yazdığı öykülerle birlikte Eski Bahçe – Eski Sevgi (1987) adıyla yeniden basılarak günümüze ulaşmıştır. Yapı Kredi Yayınları tarafından yayımlanan kitapta yirmi üç öykü yer alıyor. Öykülerden altı tanesi Almanca olarak yazılmış, yazarın ölümünden sonra kardeşi Sezer Duru tarafından Türkçe’ye çevrilmiştir. Kitabın arka kapağında yazar, “edebiyatımızın lirik prensesi” olarak tanımlanmış. Yazarın yaşam, ölüm ve cinsellik ekseninde yaşamın anlamını arayan ve yazdığı her türlü metinde bu arayışını hissettiren farklı dili, metinlerin varlığından bağımsız olarak okuyucuyu sarmalıyor. Yazarın bilincinin ve bilinçaltının zaman zaman birbirine karıştığı ve an’ların hiç de sıradan olmayan bir anlatısının ortaya çıktığı anlatılar bunlar. Kitabın adında geçen “eski” kelimesi ile kastedilen yazarın çocukluğu veya yazarın çocukluğundan bilinçaltında kalanlar belki. Tezer Özlü’nün Leylâ Erbil ve Ferit Edgü ile kurduğu dostluklar Leylâ Erbil’e Mektuplar (1995) ve Her Şeyin Sonundayım (2010) isimli eserler vasıtası ile edebiyatımıza yansımıştır. Ayrıca Yaşamın Ucuna Yolculuk (1984), Çocukluğun Soğuk Geceleri (1994) isimli iki romanı ve ölümünün ardından yazdıklarının toplandığı Kalanlar (1990) isimli bir kitabı da bulunmaktadır. Yazar, kısa yaşamı boyunca edebiyatı hayatının baş köşesine koymuş sanki. Taşan duygularını anlatabilmek için bir yol … Ferit Edgü “Tezer Özlü için” isimli şiirinde şöyle diyor: “Yazmak için yaşayanlardan değildi / Yaşamak, yaşayabilmek için yazanlardandı." Üslubundaki kendine has melankoli hakkında söylenebilecek şeyler onun yazılarının değerine karşılık gelmeyecek diye çekiniyor insan. Ancak edebiyatımızın büyülü isimlerinden birisi olduğunu vurgulamak gerek. Tanımlanması zor ve insanı kolayca yakalayan samimi bir hüznü var. Onu bu kendine özgü prenseslik mertebesine yükselten şey, kendisinin erken ölümü mü, yaşamında olanlar mı yoksa salt edebiyatı mı buna okur karar vermeli ancak bana göre hepsinin bir tutam etkisi var. Tezer Özlü Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan bir yazısında şöyle diyor: “… kanımca yazı yazmak coşku, hafifçe melankoli, taşkınlık gibi psikolojik bir semptomdur. İnsan yazarlık hastalığını -az yazsa da- sürekli olarak içinde taşır. Ben, bu hastalığa dayanamayacak hâle gelince, neredeyse psikoza girecek duruma geldiğimde yazabilen bir hastayım.” diyor ve sonra da yazısını şöyle sonlandırıyor: “Neden yazılır? Dünya acılı olduğu için yazılır. Duygular taştığı için yazılır. İnsanın kendi zavallılığından sıyrılması çok güç bir işlemdir. Ama insan bu, bir kez bu zavallılıktan sıyrılmaya görsün, o zaman yaşamı kendi egemenliği altına alabilir. İşte böylesi bir egemenliği bir iki kişiye daha anlatmak için yazılır ya da kendi kendine kanıtlamak için. Çünkü insanın kişisel özgürlüğü, kendi dünyasına egemen olmasıyla başlar. Dünyasına egemen olan insan, acıları coşkuya, bunalımı yaratmaya, sevgisizliği sürekli aşka dönüştürebilir. Ben dünyama egemen olabilmeyi edebiyatla öğrendim." Sonuç olarak, yazarın kendi dünyasına egemen olmayı kendi kendine öğrettiğini ifade ettiği edebiyat, bu kitabında öykü olarak nitelendiren yazılarının çoğunluğunu bir bilinç akışı anlatısına yakın metinler hâline getirmiş görünüyor. Tezer Özlü Eski Bahçe - Eski Sevgi Yapı Kredi Yayınları 2012, 119 sayfa, 8 TL (Tezer ve Leylâ Erbil'in fotoğrafı mavimelek.com; Ferit Edgü’nün fotoğrafı: tramvayduragi.com/kackinlar; Tezer Özlü'nün ilk fotoğrafı kalanlar.tumblr.com; ikinci fotoğrafı: pinarandac.blogspot.com) *Bu yazı ilk olarak 27.8.2012 tarihinde the Magger websitesi aracılığıyla burada yayımlanmıştır. the Magger'a teşekkürlerimle.
da3ba7bbc393
[ "culturax", "hplt2" ]
28 Kasım 2015 Hafta Sonu Naklen Yayınlar 28 Kasım Cumartesi 13:30 Boluspor - Göztepe @TRT Spor 13:30 1461 Trabzon - Adanaspor @TRT Avaz 16:00 Medicana Sivasspor - Medipol Başakşehir @LigTV 16:00 Şanlıurfaspor - Kayseri Erciyesspor @TRT HD 16:00 Adana Demirspor - Balıkesirspor @TRT Avaz 16:30 Bayern München - Hertha Berlin @Eurosport2 16:30 Terek Grozny - Zenit St. Petersburg @Tivibu 17:00 Barcelona - Real Sociedad @LigTV3 17:00 Manchester City - Southampton @LigTV4 18:00 Paris Saint-Germain - Troyes @LigTV2 18:30 Alanyaspor - Karabükspor @TRT Spor 19:00 Eskişehirspor - Mersin İdmanyurdu @LigTV 19:15 Atletico Madrid - Espanyol @LigTV3 19:30 Leicester City - Manchester United @LigTV3 20:45 Excelsior - Feyenoord @Tivibu 21:00 Nantes - Bastia @LigTV2 21:30 Malaga - Granada @İdman TV 21:45 Milan - Sampdoria @LigTV2 22:45 Tondela - Porto @Tivibu 23:00 Las Palmas - Deportivo La Coruna @LigTV2 23:05 Celta Vigo - Sporting Gijon @LigTV 29 Kasım Pazar 13:00 Getafe - Villarreal @LigTV4 14:00 Gençlerbirliği - Gaziantepspor @LigTV 14:00 Tottenham - Chelsea @LigTV3 15:00 Saint-Etienne - Guingamp @LigTV4 15:30 PEC Zwolle - Ajax @Tivibu 16:00 Altınordu - Yeni Malatyaspor @TRT Spor 16:00 Roma - Atalanta @LigTV3 16:05 West Ham United - West Bromwich @İdman TV 16:30 Borussia Dortmund - Stuttgart @Eurosport2 17:00 Beşiktaş - Akhisar Belediyespor @LigTV 17:00 Eibar - Real Madrid @LigTV4 18:15 Norwich City - Arsenal @LigTV3 18:15 Liverpool - Swansea City @Digiturk 18:30 Samsunspor - Giresunspor @TRT Spor 18:30 Bayer Leverkusen - Schalke 04 @Eurosport2 19:00 Empoli - Lazio @LigTV4 20:15 Kasımpaşa - Galatasaray @LigTV 21:30 Sevilla - Valencia @LigTV4 21:45 Palermo - Juventus @LigTV3 22:00 Marsilya - Monaco @LigTV2 00:00 FC Dallas - Portland Timbers @Eurosport 02:30 New York Red Bulls - Columbus Crew @Eurosport 30 Kasım Pazartesi 18:00 Dinamo Moscow - Lokomotiv Moscow @Tivibu 20:00 Fenerbahçe - Trabzonspor @LigTV 20:00 Sassuolo - Fiorentina @LigTV3 21:00 Sporting Lisbon - Belenenses @Tivibu 22:00 Napoli - Inter @LigTV3 23:00 Sporting Braga - Benfica @Tivibu 22 Kasım 2015 Hamza Hamzaoğlu'na Milli takımla çıktığı uzun yolculuktan “Evin yanıyor, gel söndür” deyip çağırdılar. Söndürmekle de kalmadı, üç de kat çıktı o evin üstüne. Sonra git dediler. Hamza Hamzaoğlu’nun bir yıllık Galatasaray serüveninden teknik adamlar için hayatta kalma rehberi çıkar mı? Meğerse evi bildiği Galatasaray onun değilmiş, kiracıymış, haberi yokmuş... “İsviçre’den ağabeyimiz gelecek; olmadı İstanbul’dan amcamız oturacak. Al yastığını yorganını, git” dediler. Hamza Hamzaoğlu’nun Galatasaray için gel-git hikayesi özetle budur. Bir de onun bir yıl içinde yaşadığı gel-git’lerden geriye kalan bir teknik adamın hayatta kalma rehberi: PARAYI KONUŞ Profesyonel futbolda “Sen bizim evladımızsın” diyen yöneticilere inanma. Her işin bir bedeli var. Teknik adamların da, futbolcuların da aldıkları yıllık maaşlar ortada. “Ne verirseniz kabulümdür” deyip yıldız futbolcunun aldığının çeyreğini alma. Sonra “O işi almadı, işi ona verdiler” derler. Hakkını iste, tazminatını bırakma. DUYGUSAL OLMA Ağlamak güzeldir ama dört duvar arasında. Sevinç gözyaşlarını herkesin ortasında akıt ama hüznün bir takımın lideriysen ayna karşısında kalsın. Sakat sakat oynamak isteyen futbolcu oyuna girmek istediğinde gözlerinin içine baktığında, gözlerini kaçır. 25 futbolcudan birkaçını daha çok sevebilirsin ama sırtlarını ortalık yerde sıvazlama.. ÖZÜR DİLEME Senin taktiğin tez ise, rakibin taktiği de anti-tez. Bu oyun güzel ama aynı zamanda garip oyun. Maç kaybedince taktiğinin işlemediğine, yanlış değişiklik yaptığına inanıyorsan bile kendine sakla. Futbolu herkes bilir ama o koltukta oturuyorsan, “En iyi sen biliyorsun” diye ikna olsunlar. Her maç kazanılmaz, her kaybedilen maçtan sonra özür dileme. Bu hakkını her sezon bir kez kullan, “Koca yürekli adam” derler. Tek suçlu sen değilsin, kazandığında tek kazanan da sen olmadığı gibi.. MÜTEVAZI OLMA Galibiyeti sahadaki yıldız futbolcuların sayesinde aldıklarını söyleyecekler. Kenardan bağırmakla olmaz diyecekler. İnanma. Teknik direktör tek başına maç da alır, maç da kaybeder. “Mütevazı olma inanırlar” ile tevazu arasındaki denge, takım içi dengelerden daha mühimdir. Kazandığın kupaları kimse unutmaz, her başarısızlıkta hatırlatma. Çok kupa ruhunu da zengin eder banka hesabını da ama oturduğun koltuğun baba koltuğu değil sallanır sandalye olduğunu unutma... YÖNETENLERİ KOLLAMA Düğününe herkes gelir, göbek atar. Boşanma davasından sonra adliye çıkışında kokteyl veremezsin. Kupa törenine senden önce fırlayıp podyuma çıkan yöneticiler, takım kaybettiğinde evlerinde kanal değiştirip film izlerler, sen mağlubiyetin analizini yaparsın sabaha kadar. Transferi beceremeyen toy yöneticiye, profesyonele sahip çıkma. Başlarının çaresine baksınlar. Unutma, onlar senin yerine teknik direktör bulup kameralara gülümsediğinde sen bunu televizyon ekranından izleyeceksin... SENİN İÇİN DÜŞÜNSÜNLER Sen 25 genç adamın kaprisini çekiyor, idman yaptırıyor, rakibe göre taktik belirliyor, her 90 dakika ömründen kimbilir belki de 90 günü alıyor. Yaptığın iş kolay değil, 4-4-2 mi 4-2-3-1 mi, Ahmet mi solda Mehmet mi sağda derken, aileni bile unutuyor; sevdiklerine vakit ayıramıyorsun. Medya karşısına geçtiğinde iletişim danışmanının desteğini al. Hangi soruya hangi cevabı hangi uslupla vereceğine, öfke kontrolünü nasıl yapacağına bırak uzmanları karar versin. Doktor gibi bil onları. Senin yerine düşünmeleri, seni az düşünen yapmaz... DON KİŞOTLUK YAPMA Senin rakibin karşındaki takım ve onun başındaki meslektaşın. Hakemler, gazeteciler, futbol yorumcuları senin başarısız olman için sabah yataklarından kalkmıyorlar. Senin gibi onların da bir hayat mücadelesi verdiğini unutma, saygı duy... Hayali düşmanlara karşı savaşma, yorulur; asıl hasmına yenik düşersin. TARAFTARI KARŞINA ALMA İnsan doğar, bir takımı sever, onu severek gider bu dünyadan. Sen taraftar değilsin, çok takım sevecek, çok takım çalıştıracaksın. Taraftar hep yeni transfer ister, kaybettiğinde başka takımın golcüsüne gıptayla bakar. O yüreğiyle bakar oyuna, sen aklınla. Taraftarın tezahüratına iyi kulak ver, onu karşına alma. Büyük kalabalıkların haykırışını çığlığınla bastıramazsın. Tribündeki adam eleştirir, sen onları eleştirme. TAKIM ELBİSELERİNİ GİYME Başkanlar, yöneticiler kurumsallaşmadan bahsederler, sen çimenin kokusunu tekmenin acısını bilen adamsın. Kurumsallaşma. Kulübün sponsorunun verdiği takım elbiseyi giy ama yönetimlerin ruhuna giydirmeye çalıştığı ceket-pantolonun içine sığma. Sen kendi hayatının terzisisin. Ruhun duble paça mı seviyor, bırak demode olsun, hiç olmazsa sen bilirler. İstersen bunların hiçbirini yapma, gel futbol yorumcusu ol. “Tek santrfor oynayıp gol atamayan takıma çift santrfor oynamalı, çift oynayana da orta sahası bir adam eksik kalıyor” dersin, olur biter... Kaydol: Kayıtlar (Atom)
21d6f04fa1a4
[ "culturax", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
Ailemizin avukatı Evrim Deniz Karatana’nın, 25 Haziran’da polisler hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunarak, görgü tanıklarının dinlenmesi ve kamera görüntülerinin incelenmesi talebine, aylar sonra emniyetten yanıt geldi. Şişli İlçe Emniyet Müdürlüğü, MOBESE Büro Amirliği’ne gönderdiği yazıda, Mahmut Şevket Paşa mahallesinde meydana gelen olayla ilgili kamera kayıtlarını istedi. Şişli İlçe Emniyet Müdür Yardımcısı Mustafa Ateş, savcılığa 25 Eylül’de olayla ilgili gerekli incelemelerin tamamlandığını belirterek cevap yazdı. Emniyetin hazırladığı raporda, “16.06.2013 tarihinde İlçe Emnniyet Müdürlüğümüz tarafından Eren Sokak civarında herhangi bir personel görevlendirilmesi yapılmamıştır. Kamera kayıtları ile ilgili gerekli çalışma yapılmış, olayla ilgili herhangi bir kamera görüntüsü tespit edilememiştir” denildi. MOBESE kamerası yok MOBESE Büro Amirliği ise Emniyete gönderdiği yazıda, Berkin'in vurulduğu olay yerinde, Şişli Emniyet Müdürlüğü’ne ait MOBESE kamerasının bulunmadığını belirtti. Büro amirliğinin cevabında, “Feriköy Polis Merkezi Amirliği’nin ilgili soruşturmayla alakalı olarak bahse konu yerde bulunan MOBESE kamerasının bahsi geçen tarih-saate ait görüntü kayıtları büromuzdan istenilmiştir. Mahmut Şevket Paşa mahallesi Eren Sokak’ı gören Şişli İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne ait herhangi bir MOBESE kamerası mevcut değildir” ifadelerine yer verdi. Polisler tarafından hazırlanan tutanakta ise “Mahmut Şevket Paşa Mahallesi Eren Sokak 11.08.2013 günü M.A.’nın ifadesinde belirtmiş olduğu Gaziler Sokak 21.09.2013 günü biz görevliler tarafından kontrol edildiğinde söz konusu sokaklarda herhangi bir kameranın mevcut olmadığı anlaşılmıştır” denildi. Yani kısaca polis yokmuş, kamera kaydı yokmuş...
413527bcbd7c
[ "culturax", "hplt2" ]
Şeker tüketiminin azaltılması derinin yeniden esnekliğine kavuşmasına yardımcı oluyor. Uzmanlar şeker tüketimine karşı dikkat çekici sonuçlar ortaya koydu. “Lugduname”, sofra şekerinden 200.000 kat daha tatlı...İşte o sonuçlar... 1- Ortalama bir Amerikalı yılda yaklaşık 24,5 kilo rafine şeker tüketiyor. Bunun 10 kilosunu şekerlemeler oluşturuyor. Cadılar bayramında şeker tüketimi doruk noktasına ulaşıyor. Öte yandan, Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı’na bağlı Tarımsal Ekonomi ve Araştırma Enstitüsü’nün değerlendirmeleri, 1994-2005 döneminde Türkiye’de kişi başına tozşeker tüketiminin yılda ortalama 18 kilodan 15,3 kiloya düştüğünü ortaya koyuyor. Ülkemizde de şeker bayramı sırasında şeker tüketimi artıyor. 2- Kandaki şekerin fazlası glikolizlenme adıyla bilinen bir süreçle derideki kolajenlere ilişir. Bu da derinin esnekliğini yitirmesine ve kırışıklıkların oluşmasına yol açabilir. 3- Şeker tüketiminin azaltılması derinin yeniden esnekliğine kavuşmasına yardımcı olabilir. 4- Hindistan’da insanlar en az 2000 yıldır şeker kamışından elde ettikleri şekeri kristalleştiriyor. Büyük İskender’in eşlikçileri oraya ayak bastıklarında arısız bal üreten bu insanlar karşısında şaşkınlığa kapılmışlardı. 5- Alman kimya uzmanı Andreas Marggraf, 1747 yılında, şeker pancarının içerdiği şeker ile şeker kamışındaki şekerin birbirleriyle aynı olduklarını keşfetti. Şeker pancarından elde edilen şekerin arıtım işlemlerine ilk kez 1802 yılında başlandı ve böylelikle kuzey iklim ülkeleri ilk kez ucuz şekerlemelere kavuşmuş oldu. 6- A.B.D’de bir yılda üretilen 8,4 milyon ton şekerin yarısından fazlası şeker pancarından elde ediliyor. Türkiye’de de üretilen şekerin %90 kadarı... 7- Bir oturuşta tam 16 kesme şekeri midenize indirdiğinizi düşünebiliyor musunuz? Oysa, bu miktar 20 cl’lik bir şişe kola içtiğinizde tükettiğiniz şekerin biraz altında. 8- Sakarin ve aspartam gibi yapay tatlandırıcılar, çok farklı başka bir araştırma yapmakta olan uzmanların, deneydeki bileşimleri tatmaları ve tadından hoşlanmaları sonucunda kazara bulundular. 9- Bir araştırmacının deney malzemesini tatmaya kalkışması pek de olağan bir durum sayılmaz. Ne var ki, bu araştırmacıların en azından bir gerekçeleri vardı. Şimdilerde Splenda markasıyla satılan sükralozu bulan bilim insanları, aslında bir böcek ilacı oluşturmaya çalışıyorlardı. 10- Bugüne dek bilinen en tatlı bileşim olan “lugduname”, sofrada kullandığımız şekerden 200.000 kat daha tatlı. 11- Şekerler karbon, hidrojen ve oksijen moleküllerinden oluşur. En basit şekerler glikoz, fruktoz ve galaktoz içerir. Sofra şekeri kristalleştirilmiş sukrozdur. Sukroz ise bir fruktoz molekülü ile bir glikoz molekülünün birleşmesi sonucunda oluşur. 12- Şekerler, canlılarda en fazla bulunan organik molekül türü olan karbonhidratların yapıtaşlarıdır. 13- Sekiz atomlu bir şeker türü olan glikolaldehid’e, Samanyolu’nun merkezine yakın bir yerdeki yıldızlar arası bir gaz bulutunda bile rastlanıldı. 14- Glikolaldehid üç karbonlu bir şekerle tepkimeye geçerek hem RNA, hem de DNA’nın temelini oluşturan riboz maddesinin oluşmasına yol açabilir. Öyle ki, uzayın derinliklerinde bulunan glikolaldehid yeryüzünde yaşamın habercisi sayılan kimyasal olabilir. 15- Sözü edilen gaz bulutu glikolaldehidin tatlı bir akrabası ve antifrizlerin temel maddesi olan etilen glikol de içerir. Ya karmaşık şekerler yıldızlar arasında birleştirilebiliyorlar ya da evrenin ucunda bir kamyon durağı olabilir. 16- Bu konuyu araştırmak üzere uzaya gitmenize şeker yardımcı olabilir. Sukrozu bir miktar glikoz ve güherçile ile yaktığınızda amatörler arasında son derece gözde olan şekerli bir roket yakıtını elde edebilirsiniz. 17- Derdinize çare mi arıyorsunuz? Amerikan Gıda ve İlaç Birimi’nin ölçütlerine göre üretilen “Obecalp” adlı ilaç, çocuklarda görülen hafif sıkıntılara çözüm getirmek üzere piyasaya sürüldü. (İlacın adını bir de tersten okumayı deneyin!) 18- Glükosamin adlı şeker türü farelerde bağışıklığı önleyici bir etki yaratıyor. Bir şeker alkolü olan ksilitol de küçük çocuklarda görülen kulak iltihaplanmalarının önüne geçebiliyor. Rita Urgan
e56e40380511
[ "c4", "culturax", "hplt2", "vngrs" ]
Hesap Silme İnternet sitesinde bulunan makalelerin tamamı herkesin anlayabileceği şekilde yazılmıştır. Makalelerden faydalanmak isteyen kullanıcılara doğrudan bilgi verilmektedir. Makaleler içerisinde hesap silme linkleri paylaşılmaktadır. Bu sayede kullanıcılar silme işlemini tek tıklama ile başlatabiliyorlar.
f76ff962f990
[ "culturax", "fineweb2", "hplt2" ]
Türk Yapı Prefabrik Ev Ankara Ostim'de faaliyet göstermektedir. Firmamız yıllardır prefabrik ve konteyner sektöründe hizmet vermektedir. Üretimlerini kalite ve müşteri memmuniyetini ön planda tutarak yapmakta ve bu sayede olumlu referanslar almaktadır. Bizler için müşterilerimizin referansı ile gelen yeni müşteri demek huzur demektir. Sektörde prefabrik ev, prefabrik çelik ev, prefabrik betopan ev, prefabrik villa, prefabrik ofis binası, prefabrik şantiye binası, prefabrik yemekhane binası, prefabrik yatakhane binası, konteyner ev, yaşam konteyner, ofis konteyner, şantiye konteyner, yemekhane konteyner, yatakhane konteyner, güvenlik-bekçi kulübesi gibi bir çok imalat yapmaktayız. İsterseniz standart boyut ve tasarımlarda istersenizde özel boyut ve tasarımlarda prefabrik ve konteyner imalatlarımız mevcuttur. Siz hayal edin biz yapalım. Hayalinizdeki evi veya ofisi sizler için 3 boyutlu olarak çiziyoruz ve onayınızdan sonra imalatına hemen başlıyoruz. Dayanıklıklıkları ve hızlı imal edilmeleri nedeniyle gün geçtikçe daha çok tercih edilen prefabrik evler ve konteyner yapılar kalıcı ve geçici barınma ihtiyaçlarına hızlı çözümler oluşturmaktadır. Prefavrik villalar maliyetlerinin betonarme yapılara göre daha uygun olmaları ve hızlı inşaa edilmeleri nedeniyle tercih edilmektedir. Prefabrik villalar çelik destekli olarak imal edildikleri için depreme karşı dayanıklıdırlar. Firmamız Ankara il ve ilçeleri başta olmak üzere çevre illerede hizmet vermektedir. Hizmet verdiğimiz il ve ilçeleri öğrenmek için bizi arayabilirsiniz. Uygun prefabrik ev ve konteyner ev fiyatları için firmamızı tercih ediniz. Daha önce yapmış olduğumuz bazı prefabrik ve konteyner işlerine ait fotoğrafları web sitemizden inceleyebilirsiniz. Tüm referanslarımız hakkında firmamızdan bilgi isteyebilirsiniz.
d91841c714ff
[ "culturax", "fineweb2", "hplt2" ]
Kutlu Doğum'da Kur'an-ı Kerim hediye etmeyin! - Yönetici - Mesajlar: 1226 - Kayıt: 11 Haz 2008 15:08 - Ruh Hali: Yorgun - Cinsiyet: Kadın - Burç: Başak - Takım: Fenerbahçe Kutlu Doğum'da Kur'an-ı Kerim hediye etmeyin! Çünkü burası Türkiye… Başınız derde girer, inanamazsınız olup bitenlere! Tezadın, güzelliklerin, iyiliklerin, doğruların, yanlışların, iyilerin, kötülerin iç içe olduğu bir garip ülkede yaşıyoruz. Bu anlatacağım olayı yeni öğrendim ve şaşkınlığım, hüznüm, öfkem birbirine karışmış durumda. Yerin hiçbir önemi yok. Önemli olan olayın hususiyeti. Geçtiğim Nisan başlarında kutlanan “Kutlu Doğum Haftası’nda” bir ilçemizde Kaymakamlık, Müftülük ve İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından bir kutlama programı düzenlenir. Öğrencilere program sonrası günün anısına Kur’an-ı Kerim hediye edilir. Hepiniz eminim ki doğal karşıladınız bu hususu. Öyle ya, böyle bir günde bundan daha güzel ne hediye edilebilir ki diyeceksiniz. Bendeniz de böyle düşünüyorum. Ancak programın akabinde sözde bir eğitim sendikası bunu bir suç olarak algılar ve suç duyurusunda bulunur. Bu ilçede irticai faaliyette bulunulmuştur! Ve ilin valiliği hiç vakit kaybetmeden o ilçe Milli Eğitim Müdürü hakkında soruşturma açar ve müfettişler incelemeye başlarlar! Burada şaşırmamak, hüzne kapılmamak, endişe etmemek hatta çıldırmamak, aklımızı kaybetmemek elde değil. Bu nasıl bir zihniyettir, bu nasıl bir mantıktır anlamak mümkün değil. Hani Cumhuriyet Bayramında böyle bir şey olsa bir nebze anlamaya çalışacağım ancak kutlu doğum haftasında iyi niyetle, samimiyetle yapılmış bir kutlamanın ardından böyle bir fesatlığı çıkaran zihniyete hiç mi hiç itimadım yok. Çünkü samimiyetsiz ve riyakâr olduklarını düşünüyorum. Bu fitne fücur tayfasına özellikle içime dert olan bazı hususları buradan hatırlatıp sormak isterim: -Siz ki “irtica” kelimesini uzun yıllardan beridir ağzınıza pelesenk ettiniz ama hepsi kof çıktı, sadece boş boş konuşmuş oldunuz. Asıl tehlikenin gençliğin avucuna düştüğü hedonizm, sekülarizm gibi tehlikeler olduğunu özellikle görmezden geldiniz. Şimdi ortaya çıkan bencil, tatminsiz, zevkçi gençlik arzuladığınız gençlik midir? Yoksa hayalinizdeki gençlik barlarda sabahlayan gençlik midir? - Siz ki başını kapatarak edebiyle ahlakıyla eğitimini tamamlamak isteyen kızları üniversite kapısından döndürdünüz. Öte yandan yapay “kardelen” projelerine destek verir gibi yaptınız. Madem kızların okumasını böyle çok istiyordunuz başını kapatanlara neden okulların kapılarını kapadınız? Amaç kızların okumasıysa bu durumu bir açıklasınız diyorum. -Siz ki sözde kadın haklarını savunurdunuz ama birgün işsiz, aşsız, yersiz, yurtsuz bir kadının elini tutarken görmedik sizi. Lüks salonlarda konuşup şişinmek dışında kadınlarla ilginiz yokken neden insanları kandırdınız? Feminizm hoş ve fakat boş bir hayal miydi sizin için! Siz hayatınızı hep boş avuntularla mı geçirirsiniz? -Siz ki söz dinden açılınca hemen söze atlayıp “benim ninem de başörtülü, dedem de oruç tutardı” teraneleri ile kendinizin müslümanlığını büyüklerinizin ibadetleriyle ispatlamaya çalışırsınız. Madem siz de dindarsınız kutsal kitabınıza olan bu düşmanlığınız neyin nesi? Bana kendinizden birazcık söz etseniz diyorum? Çünkü hala sizi tanıyamadım! -Siz ki kutlu doğum haftalarında beylik laflar eden önderlerinizi avuçlarınızı patlatırcasına alkışlarken aslında neyi alkışlıyordunuz? Önderinizi mi, yapılan takkiyeyi mi, yoksa gerçekten yürekten edilmiş sözleri mi? Hangisini? Bu sorduğum soruların hiç birini cevaplamazsınız siz? Biliyorum. Ancak ucuz Bizans entrikalarıyla varlık sebebinizi pekiştirirsiniz. Bir kutlu doğum haftasında hediye edilen Kur’an-ı Kerimleri suç sayan bir zihniyete söyleyecek söz bulamıyoruz aslında. Lügatimiz zorlanıyor. Acaba bu günde sizce ne hediye edilmeliydi? Her şeyin haftasını kutladığınız halde, büyük büyük törenlerle, etkinliklerle kutladığınız halde bu hafta neden böyle size battı, dert oldu bir açıklasınız ne kadar sevineceğim. Ama sanmıyorum. Çünkü siz huzuru, iyiliği, güzelliği, dinginliği sevmiyorsunuz. Siz karmaşayı seviyorsunuz, siz durmadan birilerini şikâyet etmeyi, birilerinin hüznünden mutluluk devşirmeyi seviyorsunuz. Siz aydınlığı değil, karanlığı seviyorsunuz. Şimdi bu ilçe Milli Eğitim Müdürü irticai faaliyetten dolayı soruşturma geçiriyor! Suç: Kutlu doğum haftasında müftülüğün hazırladığı programda öğrencilere Kur’an-ı Kerim dağıtılması. Şikâyetçi: sol tandanslı bir eğitim sendikası! Çamur at izi kalsın, kabilinden bir yıpratma, sindirme, baskılama yöntemi. Ortada hiçbir suç yok iken, suçlu yok iken ortaya atılan saçma sapan iddiaları hemen soruşturan valiliklerin bu hususlarda daha temkinli olmaları gerektiğine inanıyorum. Kendi memurları hakkında soruşturma başlatmadan evvel, yapılanın yasal olup olmadığına bakıp bu tür şikâyetleri ciddiye almamak ve gereksiz yere insanları hırpalamamak lüzumuna dikkat çekmek istiyorum. Birçoğu saçma sapan kin ve garezin yansıması olan bu tür şikâyetlerin ciddiye alınmaması ve iddia edilen suçların asılsız çıkması durumunda şikâyetçiler hakkında iftira atmak ve devleti boş yere meşgul etmek hususlarında suç duyurusunda bulunmak gereklidir diye düşünüyorum. Kutlu doğum haftasında gül ve Kur’an-ı Kerim hediye edilir. Sadece öğrencilere değil, herkese hediye edilmelidir. Millet olarak göklerden yüreğimize seslenen o kitaba her zamankinden daha çok muhtacız. Oku! Diyen o sese pür dikkat kulak kabartıp yeni baştan kendi ruh coğrafyamıza dönmeliyiz. Acilen! Kanayan ellerimizde gül kokulu başka neyimiz kaldı? Meryem Aybike Sinan – Haber 7 28 Haziran 2010 Ben bu çağın Dışında kaLmayayımda içinde mi boğuLayım ? Necip Fazıl Kısakürek "YALAN" Zeka işidir.. dürüstlük ise Cesaret.. Eğer "ZEKAN" yetmiyorsa yalan Söylemeye.. Cesaretini kullanda "DÜRÜST" olmayı Dene. Necip Fazıl Kısakürek Kimler çevrimiçi Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 5 misafir
0bc573de1352
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
Fareler üzerinde yürütülen deneylerde, levetiracetam adlı bir sara hastalığı(epilepsi) ilacının hafıza kaybını önlediği keşfedildi. ABD’deki Gladstone Institutes bünyesinde gerçekleşen bu buluşun mimarı olan bilimadamları 6 Ağustos tarihli PNAS dergisinde çalışmalarına dair bir makale yayınladılar. Gladstone Institutes‘ün araştırma görevlileri Alzheimer’a karşı yeni ve mucizevi bir ilacın haberini yapmak isteyen basın tarafından birkaç haftadır aralıksız rahatsız... Dünyada ki 20 milyon Türkiye’de 300 bin kişiye kendini unutturan hastalık alzheimer için önlem: Kafein ya da Tein! Günlük yaşamın koşuşturmacası, internet, yeteri kadar kitap okumamak gibi bir sürü nedenden kaynaklanan unutkanlık pek çok kişinin yaşadığı en büyük sorun. Gelişen teknoloji sayesinde bilgiye kolay ulaşabilmenin rahatlığı zihni tembelleştirerek unutkanlığı daha da arttırıyor. Unutkanlığa karşı beyni,... “Journal of Clinical Investigation” adlı bilimsel dergide yayınlanan makaleye göre hafıza kaybı olan farelerin yapılan deneyler sonucunda hafızalarını yeniden kazandıklarından bahsedilmekte. Fransız bir ekip tarafından yürütülmüş olan bu çalışmada, insana ait koku alma kök hücrelerinin hayvanların beynine enjekte edilmesinden sonra, bu hücreler 4 hafta içinde nöron (sinir hücresi) şeklini almış. Bu 4 dört haftanın...
5d47e61e567e
[ "culturax", "hplt2", "vngrs" ]
ISITMA TESİSATI Isıtma sistemlerinde dört tip akışkan kullanılır. Isı enerjisinin taşınmasını sağlayan akışkan türlerine göre, ısıtma sistemleri adlandırılmaktadır. Sıcak Sulu Isıtma Sistemi : Maliyetinin ucuz olmasına karşılık ısıyı en iyi taşıyan akışkan sudur. Çıkış suyu sıcaklığı 110°C ye kadar olan sistemlerdir. Günümüzde bina ısıtmalarında genelde sıcak sulu ısıtma sistemleri kullanılmaktadır. Sıcak sulu ısıtma sistemleri, genelde 80 derece gidiş ve 60 derece dönüş sıcaklığına göre dizayn edilirler. Yerden ısıtma sistemi yapılacaksa, 55 derece gidiş ve 45 derece dönüş sıcaklığı alınır. Kızgın Sulu Isıtma Sistemi : Çıkış suyu sıcaklığının 110 derecenin üstünde olduğu sistemlerdir. Büyük kapasiteli bölge ısıtmalarında, proses ısıtmalarında kullanılır. Buharlı Isıtma Sistemi : Yüksek sıcaklık ve yüksek ısı taşıma özelliğinden dolayı, büyük tesislerde ve proses ısıtmalarında tercih edilir. Kızgın Yağlı Isıtma Sistemi : Su sıcaklığı arttığında, paralel olarak ısı taşıyan tesisatın basıncı da artar. Tesisat basıncının artmasından dolayı maliyetlerde artar. İlave emniyet şartlarınında yerine getirilmesi gerekir. Bu sebeplerden dolayı, yüksek sıcaklığa ihtiyaç duyulan proses ısıtmalarında tercih edilir. Konfor ısıtma sistemlerinde genelde düşük sıcaklıklı kazanlar kullanılır. Dönüş suyu sıcaklığının, 50°C nin altında olduğu doğalgaz yakıtlı ısıtma sistemlerinde, yüksek verimli yoğuşmalı kazanlar kullanılmalıdır. Konfor ısıtma sistemlerinde verimi arttırmak için, dış ve iç hava sıcaklıklarına bağlı çalışan programlanabilir otomasyon sistemleri, oransal kontrollü brulörler, ekonomizörler, frekans inverterli sirkülasyon pompaları, ısıtılan mahallerde termostadik kontrol ekipmanları, ısı geri kazanım cihazları, standartlara uygun hesaplanmış ve düşük ısı geçirgenliğine sahip izolasyon malzemeleri kullanılmalıdır.
8b4fbc61af0e
[ "c4", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
Roma seyahatinden İstanbul'a çılgın gibi alışveriş yüküyle, hayata geçirilecek projelere dair ilhamla, nasıl bir hayat yaşamak istediğim konusunda oldukça kararlı biçimde döndüm. Döndüğüm gibi de yoğun çalışma saatleri gerektiren bir projenin ortasına düştüm. Kafamın içi de, ajandam da oldukça dolu. Zihnimi ve işlerimi yoluna koyar koymaz bir sürü yazı ile huzurlarınızda olacağım. Bu seferlik valizimden çıkan ganimetlerimin bol fotoğrafı ve az kelime ile karşınızdayım: İtalya'ya gidince mutlaka yapılması gereken bir şey varsa o da market alışverişi... Türkiye'de gerçekten fahiş fiyatlara satılan makarnalar, filtre kahveler ve peynirlerle bir valizi doldurabilir, aylarca o lezzetlerin keyfini sürebilirsiniz. Ayakkabı, İtalya'ya gitmişken alınabilecek en mantıklı şeylerden bir diğeri. Çin malı ürünler, malesef Roma'daki pek çok butiği de işgal etmiş durumda; ama Türkiye'de saçma sapan iki giyişte ağzı yüzü kayan markaların ayakkabılarına vereceğiniz paraya, gerçek deri ve taş gibi sağlam ayakkabılar alabilirsiniz. İtalya benim için zaten şarap ile neredeyse eş anlamlı. Her yerde çok ucuza çok leziz şaraplar içebilirsiniz. Benim favorim geçen sene Toskana'da hakkında bilgi sahibi olduğum Chianti. Chianti, bir marka değil, sangioveta üzümünden yapılan bir şarap türü. Chianti'nin 'classico' olabilmesi için, şarabın %90'ında sangioveta üzümü kullanılmış olması gerekiyor. Chianti ile chianti classico arasında fiyat farkı da var. Bunların arasındaki farkı anlamak için şişede horozlu bir amblem var mı yok mu ona bakmanız lazım. Şişenin boyun kısmında horozlu bir sticker varsa (yukarıdaki fotoğrafta görebilirsiniz), bilin ki elinizde tuttuğunuz %90 sangioveta üzümünden yapılmış bir Chianti Classico'dur. Tatmak isterseniz, Chianti, Zorlu'daki Beymen Cafe'de kadeh olarak da servis ediliyor. Tabii orada bir kadeh Chianti için ödediğiniz fiyata, İtalya'dan bir şişe Chianti Classico alabileceğinizi herhalde söylememe bile gerek yok. İtalya'dan şarap stoklamadan dönerseniz pişman olursunuz. Ayrıca birine misafirliğe giderken de daha iyi bir hediye düşünemiyorum ben. Bol bol çanta ve mont alarak, bu sezonki alışverişimi de tamamladım. Bunlara yer açabilmek için, önümüzdeki günlerde bir çok çantayı da chucha boutique'ten yeni sahiplerine kavuşturacağım, takipte kalın. Valiz ihtiyacınız varsa, Caprisa kalite ve fiyat orantısı bakımından harika bir seçenek. İtalya'daki her şehirdeki alışveriş caddesinde en az bir butiği var zaten, çok aramanıza gerek bile yok. KIKO, Milano çıkışlı bir İtalyan kozmetik markası. Bolonya'da keşfetmiştim, bugüne kadar da aldığım her üründen çok memnun kaldım. Fiyatları oldukça makul ve mağazaları da her zaman tıklım tıklım. Her girdiğimde aklımı yediğim, bu güne kadar pek çok Avrupa ülkesinde mağazasına girip de hiç boş çıkmadığım İskandinav kökenli marka TIGER, İtalya'ya özgü değil; ama hangi şehirde ne zaman karşınıza çıkarsa, girin mutlaka bayılacağınız bir sürü şey bulacaksınız. Çok yakında Türkiye piyasasına da gireceklerinin müjdesini de buradan vereyim. : ) "Eee, iyi hoş, güle güle kullan da bize ne?" derseniz, artık gittiğim seyahatlerden sadece o şehirde çektiğim fotoğraflar ile keşif havadislerimi değil, minnoş hediyeler de getirmeye karar verdim. Herkes hediyeleri sever öyle değil mi? Roma valizimden, Mushaboom8 okurlarının bahtına çıkanlar: 1. Şık ve kullanışlı bir beyaz deri bozuk para cüzdanı 2. Süper tatlı bir minnoş nutella kavonozu. Her yediğimde kavonozun dibini görüyorum diyenler için, zararsız bir boy 3. MOSCHINO tasarım Coca Cola Light 4. Tiger'dan bıyık şeklinde kulaklık sarıcı. Çantanızda kıvrılıp bozulan kulaklıklardan yorulduysanız veya sadece süs olsun isterseniz... 5. Wallpaper'ın Roma Şehir Rehberi Peki bunlardan birine sahip olmak isterseniz ne yapacaksınız? Mushaboom8'deki en sevdiğiniz yazıyı seçip, bunun linkini herhangi bir şekilde twitter, facebook, blog aracılığı ile sevdiklerinizle paylaşmanız ve paylaşım linkinizi yorum olarak aşağıya yazmanız veya bana e.sezenturker@gmail.com ile mail yoluyla ulaştırmanız yeterli. :) Mushaboom8'in bir de Facebook sayfası oldu, şanslı beş kişiyi de oradan paylaşacağım. Keyifle ve şansla kalın! Bu arada, Roma sokaklarında dolanırken, zihnimin arka fonunda dolanan şarkıyı da paylaşayım. Bir cover'ı Romeo ve Juliet'in de soundtracki olmuştu. When doves cry:
5ddbf5fa38be
[ "fineweb2", "hplt2" ]
"Yeni Anayasa" girişimine karşı 13 Mayıs 2012 Pazar Milli Anayasa Kurultayı Ankara 28 Nisan 2012 Ülkemizi bölmeyi amaçlayan ABD-AKP-PKK'nin "Yeni Anayasa" girişimine karşı "Yeni Anayasa" girişimine karşı Türk Milletinin "Milli Anayasa" Kurultayı yapıldı. Kurultay kararı: "CHP ve MHP Anayasa Uzlaşma Komisyonu'ndan çekilmelidir." "Bu Meclis, Anayasanın 175. Maddesine göre, sadece Anayasa değişikliği yapabilir. --Anayasanın Başlangıç Bölümü, --Türk Dili, Türk Milleti ve Laiklik kavramları, --ilk 4 Maddesi --ve bu ilk 4 Maddenin içeriği ve anlamı ile ilişkili maddeler kesinlikle değiştirilemez." "Milletimiz, bu Bölünme Anayasası girişimine izin vermeyecektir" 5 dakika süreli video gösterisi için tıklayınız: Aydınlık, 27 Nisan 2012 Kurultay Genel Kurul Yöneticileri: Başkan: Hüsamettin Cindoruk, Eski TBMM Başkanı Üyeler: Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu, Eski İstanbul Üniversitesi Rektörü Haluk Dural, USMER (Ulusal Strateji Merkezi) İstanbul İl Başkanı Kurultay Düzenleme Kurulu Üyeleri: Yekta Güngör Özden, Eski Anayasa Mahkemesi Başkanı Ferit İlsever, İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Necdet Basa, Eski TBMM Başkanlık danışmanı Ali Topuz, Eski CHP Milletvekili ve Bakan Şahin Mengü, Eski CHP Milletvekili Zekeriya Beyaz, Marmara Üniversitesi eski Dekanı Ataol Behramoğlu, şair - yazar Ümit Ülgen, Atatürkçü Düşünce Derneği Eski Marmara Bölge Başkanı Fevzi Durgun, USİAD (Ulusal Sanayici ve İşadamları Derneği) Genel Başkanı Özcan Yeniçeri, MHP Milletvekili Haluk Dural'ın konu ile ilgili açıklaması: "Kurultayı "Atatürk'te Birleştik" sloganı altında topluyoruz. AKP tarafından dayatılmakta olan "Yeni Anayasa" girişiminin esas amacı, Türkiye'ye bir bölünme anayasası dayatmaktır. Milli devletimizin üniter yapısı bozulup, devletimizin iki bölgeli, iki halklı ve iki dilli federal bir yapıya dönüştürülmesi istenmektedir. Bu girişim, Güneydoğu Anadolu Bölgemizin "Bölgesel Özerklik" adı altında bir süreç içinde ülkemizden kopartılarak Kuzey Irak'ta ilan edilecek Kukla Devlet ile birleştirilmesini öngören ABD planının, yani Büyük Ortadoğu Projesi'nin bir parçasıdır." Aydınlık, 29 Nisan 2012 Bugüne kadar 22 il ve 33 ilçede yapılan Milli Anayasa Forumu toplantılarına 500'ü aşkın demokratik kitle örgütü, CHP, MHP, İP, DSP, YP, SP ve hatta AKP'nin tabanından 20 binden fazla yurttaş katıldı. Bu Forumların bir sonucu olan 28 Nisan'daki Ankara Kurultayına yurdun her yanından 4 bine yakın temsilci katıldı. AKP'nin topladığı Anayasa Platformlarında vatandaşların görüşleri matbu soru formları ile alındığı için halkın gerçek görüşleri ifade edilemiyor. Halbuki Milli Anayasa Forumlarında vatandaşlar özgür iradeleri ile görüşlerini ifade etmişlerdir. Bu yüzden, bu forumların bir sonucu olarak Ankara'da yapılan Kurultay, gerçek bir Millet Meclisi karakteri taşımaktadır. Kurultayda yapılan konuşmalardan bölümler: Hüsamettin Cindoruk: "Katılımcıların gönüllülerden oluşmaktadır, bu toplantı bir milli hareket ve halk direnişidir. Bugün yargı ağır baskı altında. Cezaevindeki mahkeme bir zulüm mahkemesidir. Bir toplama kampıdır. Orası bir tiyatro salonudur. Ben davanın savcısıyım diyen bir Başbakan olabilir mi? O mahkemeye ne hakim ne savcı ne de avukat yakışıyor. Sadece Doğu Perinçek’e savunmasından dolayı on yedi kez davacı olmak o mahkemeye yakışır mı? Türkiye coğrafyası, halkı ile bölünme tehlikesiyle karşı karşıya. Atatürk’ü çiğnetmeyeceğiz, Cumhuriyeti çiğnetmeyeceğiz” Yekta Güngör Özden: “Laikliği ortadan kaldıracağı tescillenmiş bir partinin başkanının Cumhuriyet’e ve Atatürk’e söyleyecek bir sözü olamaz. Anayasa suçlusu bir iktidarın anayasa yapması kabul edilemez” Ali Topuz: “Kurucu iradeyi göz ardı ederek Anayasa yapmaya çalışmak hem ahlaki değil hem de söz konusu bile edilmemesi gerekir” Şahin Mengü: “Bize dayatılan Yeni Anayasa, Sevr’i hayata geçirme planıdır. Sevr’in yırtılıp Lozan’ın yapılmasını içlerine sindiremediklerini görüyoruz. Bazı aymazlar dün bize Sevr’i dayatanlardan daha ağır taleplerle geliyorlar. Aylardır Atatürk’e ve İnönü’ye küfretmelerinin sebebi Lozan’ı içlerine sindirememelerinden kaynaklanıyor. Bu anayasanın yapılmasına yardımcı olan herkesi gördüğünüz her yerde lütfen lanetleyin” Özcan Yeniçeri: "Yeni anayasadaki amaç, bağımsız Kürdistan’a giden yolun açılmasını sağlamak. Meselenin Anayasa değil, Türkiye’yi Amerikan projelerine uydurma girişimleridir" Ufuk Söylemez: “Milli bir ittifak yaratmak gerekiyor. Hiç bir siyasi partinin ve dış gücün etkisinde olmadan bir araya gelmek onlara korku salıyor. Burada demokratik meşru Kuvayi Milliye ruhu var. Muhalefet partilerine sesleniyorum: Ya Atatürk Cumhuriyeti’nin yanında olacaksınız ya da olmayacaksınız. Hem Sorosçu, hem Atatürkçü olunamaz. Hem vicdani retçi hem Atatürkçü olunamaz. Hem TESEV’ci hem Atatürkçü olunamaz. Demokratik milli bir ittifak ihtiyacı vardır. Bir çatı partisinde herkesin ittifakı olmalıdır. Gün mazlum milletlerin birliğini başımıza çuval geçirenlere karşı savunma günüdür.” İsa Gök: “Karşımızda bir rejim değişikliği var. Zaman devrimci mücadele zamanıdır. Zaman cumhuriyeti kurma zamanıdır. Bu toplantı çok önemli. Ulusal, demokratik anti emperyalist cephe yaratmak açısından çok önemlidir.” Osman Erbil (Türkiye Gençlik Birliği Ankara İl Başkanı): “12 Eylül hukukunun kaldırılacağı söyleniyor. Bu büyük bir yalandır. AKP 12 Eylül’ün gayrımeşru çocuğudur. Bizler ABD askerlerinin başına çuvalı geçirdik. Gördüğümüz her yerde geçirmeye devam edeceğiz.” Ferit İlsever: “Biz Namık Kemallerden, Turan Dursunlardan, Nazım Hikmetlerden, Tıbbıyeli Hikmetlerden aldığımız bayrağı taşıyoruz. Biz yola çıktık. Cumhuriyetimizi yeniden kurma iradesi ve kararıyla. İster soldan ister sağdan gelelim Atatürk’te birleştik, kararımız budur. Cumhuriyet ve emek hareketinin birleştiği günler geliyor. Cumhuriyet hareketi büyüyerek geliyor. Türk devriminin büyük yürüyüşü burada başlamıştır. Yola çıktık. Hayırlı olsun.” Diğer katılımcılar: Hasan Basri Özbey, İşçi Partisi Genel Başkanvekili Kamer Genç, CHP Milletvekili Ali Rıza Öztürk, CHP Milletvekili Uğur Bayraktar, CHP Milletvekili İsa Gök, CHP Milletvekili Ufuk Söylemez, Eski Bakan (DYP) Yaşar Okuyan, Eski Bakan (MHP) E. Orgeneral Tuncer Kılınç, Eski MGK Genel Sekreteri E. Hava Korgeneral Erdoğan Karakuş, E.Tuğamiral Türker Ertürk, Eski Deniz Harp Okulu Komutanı E. Tümgeneral Osman Özbek, Nilgül Doğan, Bedri Baykam, Servet Bora, Eski MHP Senatörü Hakkı Süha Okay, Eski CHP Milletvekili Güneş Gürseler, Eski CHP Milletvekili Muzaffer Eryılmaz, Çankaya Belediyesi E. Başkanı , Zeki Alçın, CHP Ankara İl Başkanı , Cumhur Utku, E.Piyade Kd. Albay Öner Tanık, ADD GYK Üyesi, Gençlik Kolları Bşk. Şahin Çulcuoğlu, Birleşik Kamu-İş Yönetim Kurulu üyesi , Hasan Ünal, DP Genel Başkan Yardımcısı , Müge Gülses, BCP MYK üyesi , Ahmet Saltık, ADD Bilim Danışma Kurulu üyesi , Tuncay Alemdaroğlu, Türk Hukuk Kurumu Başkanı , Ali Ercan, ADD Bilim Kurulu üyesi , Zafer Kars, Cumhuriyet Üniversitesi Rektör Yardımcısı , Turhan İçli, Türkiye Körler Federasyonu ve Engelliler Konfederasyonu Yönetim Kurulu Üyesi, CHP PM Üyesi Alparslan Işıklı, TÜMÖD Genel Başkanı veçok sayıda aydın ve kitle örgütü temsilcisi. Kaydol: Kayıt Yorumları (Atom)
39cb887f1ba8
[ "c4", "culturax", "hplt2" ]
Aydınlık, 4 Kasım 2014 Anayasa Mahkemesi Balyoz'da "Hak İhlali" kararı verdi, esirler tahliye edildi, Anadolu 4.Ağır Ceza Mahkemesi 236 tutuksuz sanığın yeniden yargılanmasına karar verdi. İkinci duruşma yapıldı. DARBEYİ ÖNLEDİKLERİ ÖNE SÜRÜLEN ESKİ GENELKURMAY BAŞKANI HİLMİ ÖZKÖK ve ESKİ KARA KUVVETLERİ KOMUTANI AYTAÇ YALMAN TANIK OLARAK DİNLENDİ Özkök: "Darbe planı yapıldığına dair bilgi almadım. Bazı dedikodular geldi ama bunlar soruşturma açılacak kadar ciddi değildi. Balyoz,Suga, Oraj gibi planların hiç birisini duymadım. Balyoz'u basından duydum." Yalman: "Balyoz Planı'na ilişkin istihbarat almadım. Belge ve bilgiye sahip değilim. Basından öğrendim. Bu konu ile ilgili, bu hareketşin engellenmesi hususunda girişimim olmadı." SONUNDA TANIKLAR LÜTFEDİP KONUŞABİLDİLER Özkök ve Aytaç ifade verdikten sonra sanıklar söz aldı. E. Tuğamiral Osman Kayalar: "Sonunda tanıklar lütfedip konuşabildiler. Uğradığım zararların telafisini istiyorum." E.Oramiral Özden Örnek: "Her bir bilirkişinin özgeçmişini, hangi okullarda okuduğunu, bilirkişi sertifikası var mı yok mu, bildirilmesini istiyorum" E. Tümamiral Cem Gürdeniz: "Tanıkların beyanları ile Balyoz kumpası hukuken de, siyaseten de çökmüştür. Murat Özenalp hayata geri dönebilir mi? Gasp edilen hayatlarımız geri verilebilir mi? Tanıklar çok geç konuşmuşlardır. Kayıplar çok büyüktür. Bu davalar Türk adalet tarihinde kara bir lekedir." E. Albay Servet Bilgin: "Yeni bilirkişi heyetindeki kişiler araştırılmalı. Askeri bilirkişi oluşturulmasını istiyorum" E. Tuğgeneral Süha Tanyeri: "Bu kadar (ileri) teknik olmasına rağmen hala bu CD'lerin sahte olduğuna dair şüpheniz var mı yok mu merak ediyorum" E. Tümgeneral Recep Rıfkı Durusoy: "Bayrampaşa Biz Çok Kalmayacağız" filmindeki hadise daha vahim bir şekilde başımıza geldi. Salakça hazırlanmış (sahte) bir planın nasıl uygulanamayacağına dair askeri bilirkişilerin rapor hazırlamasını istiyorum" ZAMANINDA DOĞRANMAYAN SOĞAN YEMEĞİN TADINI BOZAR MUSTAFA MUTLU, AYDINLIK, 4 KASIM 2014 Balyoz davasında yeniden yargılama dün başladı. Silivri’deki “özel görevli” mahkemenin, sanıkların ısrarlarına karşın dinlemeyi reddettiği önceki Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök ve önceki Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman ‘tanık’ sıfatıyla ifade verdi. Her ikisi de sanıklara yöneltilen “darbe yapacakları” iddiasıyla ilgili bir bilgiye sahip olmadıklarını söylediler. Böylece kumpas tamamen çöktü... Hatırlarsınız Hilmi Özkök, tanık olarak çağrılmasa bile konuyla ilgili açıklama yapmasını isteyen asker ailelerine, “Ben kasaptaki ete soğan doğramam” diye yanıt vermişti. Şimdi bu iki eski komutana soruyorum: Ne olurdu; çıkıp konuşsaydınız, dün açıkladığınız gerçekleri iki yıl önce açıklasaydınız? Omzunuzdaki yıldızlar mı dökülürdü? Diliniz mi aşınırdı? Hiçbir şey olmazdı... Sadece iktidar mensuplarını birazcık kızdırırdınız; o kadar! Ama bugün böyle bir sorun da kalmadı. Çünkü iktidarla bu operasyonu sürdüren cemaatin yolları ayrıldı. Yani siz; kendinizi garantide hissettiğiniz anda konuştunuz. Bir askere söylenecek en son sözdür bilirim ama sizin bu korkaklığınız yüzünden dava arkadaşlarınız boş yere hapis yattı. O et, kasapta değil; ocaktaydı; siz laf cambazlığı yaparak soğan doğramaktan kaçındınız beyler! Tarih, bunu aynen böyle yazacak!
70d980b2b61d
[ "c4", "culturax", "hplt2" ]
15 Nisan 2013 Pazartesi İzmir 16 Nisan'a böyle hazırlandı İşçi Partisi, 9 Nisan'dan bu yana İzmir'in 30 ilçesinde her gün masa açıyor. Masalarda 200 bin bildiri dağıtıldı, yüzlerce ayaklı pano ve pankart, binlerce afiş asıldı. Son bir haftadır tüm pazar yerlerinde çalışma yapılıyor. Araçlarla dolaşılarak 16 Nisan için sesli çağrı yapılıyor. İşçi Partisi, ilçelerden otobüs kaldırıyor. İzmir'de 40'ı aşkın parti ve kitle örgütünün oluşturduğu Cumhuriyet İçin Güçbirliği Platformu 16 Nisan için çağrı yaptı. Platform adına basın açıklamasını TGB Genel Başkan Yardımcısı ve İzmir İl Başkanı Ezgi Sağcan yaptı: Video kaydı 1:52 dakika "Amerikan emperyalizmi, Türk Ordusu'nu savaşmadan teslim alma hazırlığındadır. Ergenekon, Balyoz ve nice sahte davalarla vatanseverlerimiz ve Türk Ordusu esir edilmiştir. "Askeri Casusluk Davası" da bu tertiplerin devamıdır. Bu dava Deniz Kuvvetleri'ni ve Ege Ordusu'nu bitirme planıdır. Bu davada 357 sanık, 79 tutuklu var. Ama hangi ülke için casuslık yapıldığı dahi uydurma iddianamede yok. Bu davada, Türk Ordusu'nun acil bir saldırı durumunda yürürlüğe koyacağı en gizli savaş ve seferberlik planları deşifre ediliyor. Bu davalar nedeniyle Güney Deniz Saha ve Hava Kuvvetleri Komutanlıklar vekaleten yürütülmektedir. Casus kimdir? Amerika'nın Büyük Ortadoğu Projesi'nin Eşbaşkanlığını yürüttüğünü söyleyen Tayyip Erdoğan mı? Uydurma delillerle, iftiralarla zindanlarda esir edilen Türk Ordusu'nun onurlu askerleri mi? Bu davada yargılanan, Mustafa Kemal Atatürk ve Türk Milletidir. Ege'nin efeleri, İzmir'in Kubilayları! Casusluk tertibini bozalım! Tertipçileri İzmir'den denize dökelim! 16 Nisan Salı günü saat 8'de İzmir bayraklı Adliyesi'nde buluşalım." Basın açıklamasına katılan Platform üyeleri: Balbaya Özgürlük Platformu Talat Paşa Komitesi Emekli Subay Eşleri Derneği İşçi Partisi Demokratik Sol Parti UDİH (Ulusal Demokratik İşçi Hareketi) Birleşik Kamu-İş Eğitim-İş İzmir Şb. Türkiye Emekli Subaylar Derneği Konak Şb. Çağdaş Eczacılar Derneği İzmir Şb. İzmir Tabip Odası TOBAV (Tiyatro bale Çalışanları vaj-kfı) Karşıyaka Latife Hanım Gurubu Vardiya Bizde İzmir Gurubu Cumhuriyetçi Avukatlar Gurubu Genel Sağlık-İş Genel merkezi CKD İzmir Şubeleri İzmir Veteriner Hekimler Derneği Türk Hemşireler Derneği İzmir Şb. Ulusal Uyanış Platformu Ulusal eğitimciler Derneği ÇYDD İzmir Şb. arşiv; İzmir Bayraklı Adliyesi önündeyiz 16 Nisan Saat 08 Kaydol: Kayıt Yorumları (Atom)
ee704bf4bc41
[ "fineweb2", "hplt2" ]
“Ergenekon tertibinin Utah'daki merkezi“ Savcılar da resmi bilirkişilere ya da üniversite profesörlerine değil, bu polislerin raporlarına dayanarak iddianame yazıyorlar. Peki bu raporları hazırlayan polisler eğitimlerini nerede aldı? Adı geçen polisler başka bir nedenle de tartışmalı. Ancak bu polislerin isimleri "Yeminli Bilirkişi Listesi"nde yok. Buna rağman, Savcılar, bilirkişi raporlarını ısrarla bu polislere yazdırıyorlar. BALYOZ CD’LERİ ONLARA TESLİM Bunun üzerine adları kurallara uygun şekilde yeminli bilirkişi listesinde olan Ramazan Akkan ve Ahmet Ekim ertesi gün savcılığa giderek yemin etti. Ancak Savcı Bayraktar bu isimlere sadece CD'leri kopyalattı. 1 Şubat 2010 tarihinde ise CD'ler üzerine rapor yazması için kopyalarını yine Bekir Peker, İsa Akyüz, Muhammed Bağdat ve Cengiz Koçak isimli polislere teslim etti. İstanbul İl Adli Komisyonu Bilirkişi listesinde bilişim suçları ve CD incelemesi konusunda 65'i polis olmak üzere 156 bilirkişi var. Savcı Bayraktar, buna rağmen, İstanbul dışındaki bir ilden, Ankara'dan isim vererek bu polisleri çağırdı ve görevi onlara verdi. Söz konusu bilirkişiler sadece Balyoz davasında değil son dönem tartışılan tüm davalarda görev aldı. HER DAVADA ONLAR Poyrazköy ve Amirallere Suikast Davası'nda iddianameye konu olan dijitallere ilişkin raporları aynı polisler yazdı. Balyoz davasında ikinci ve üçüncü iddianameye konu olan Gölcük ve Eskişehir'de bulunan dijitalleri adı geçen polisler raporladı. Odatv davasında tartışılan tüm dijital dosyalar hakkındaki raporları adı geçen polisler yazdı. Savcıların ısrarla görevlendirdiği söz konusu polislerin hazırladığı raporlar uzmanların raporlarıyla açık çelişki içeriyor. Başbakanlığa bağlı TÜBİTAK dahi söz konusu dosyaların sanıkların bilgisayarlarında oluşturulmadığını, değiştirilmediğini ve açılmadığını raporlamıştı. Ayrıca dışarıdan dosya göndermeye yarayan virüsleri tespit etmişti. Ancak söz konusu isimler raporlarında böyle bir tespite yer vermedi. BİLİRKİŞİLİK MEVZUATI Davalarda kimlerin bilirkişi olarak gösterilebileceği, CMK’nın 64. maddesinin 1. fıkrasında şöyle tanımlanıyor: “Bilirkişiler, il adlî yargı adalet komisyonları tarafından her yıl düzenlenen bir listede yer alan gerçek veya tüzel kişiler arasından seçilirler. Aynı maddenin ikinci fıkrasında ise şu istisnadan söz ediliyor: “atama kararında, gerekçesi de gösterilmek suretiyle, birinci fıkrada belirtilen listelere girmeyenler arasından da bilirkişi seçilebilir.”Bilirkişi olarak görevlendirilen Bekir Peker, İsa Akyüz, Muhammed Bağdat, Hüseyin Koçer, Kemal Gökbaş, Cengiz Koçak ismindeki polisler ise bu listede yoklar. ERGENEKON’LA YERLERİ DEĞİŞİYOR Peki kim bu polisler? Rapor yazan polislerden İsa Akyüz, 11 Kasım 2003 tarihinde Konya Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele (KOM) Şube Müdürlüğü’nde görevlendirildi. Ergenekon operasyonlarının başlamasının ardından Akyüz’ün yeri sürpriz bir şekilde değişti. 7 Nisan 2008 günü “bilgisayar ve diğer dijital materyallerin incelenmesi için” geçici olarak Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığı’na atanan Akyüz’ün kadrosu 20 Mayıs 2009’da bu pozisyonda kalıcı hale geldi. Akyüz, bugüne kadar bütün davalarda dijital incelemeleri savcının ismen çağırmasıyla yaptı. Akyüz’ün bilirkişiliğinin nedeni Kasım 2007’de Utah merkezli Access Data şirketinden 21 saatlik Access Data BootCamp eğitimi alması. Bu eğitim orta seviyeye denk geliyor. Akyüz bu eğitimin ardından 28 Ocak-1 Şubat 2008 arasında “Bilişim Suçları Soruşturma Teknikleri” üzerine Antalya’da 5 günlük kurs gördü. Raporların tamamında bulunan bir diğer isim Bekir Peker ise 12-23 Aralık 2005 tarihinde Türkiye-İsrail ikili işbirliği çerçevesinde düzenlenen “Bilişim Suçları ve Adli Bilişim” eğitim programında kurs gördü. İsa Akyüz’le birlikte Kasım 2007’de Utah merkezli Access Data’dan Access Data BootCamp kursu aldı. 7-18 Şubat 2011 tarihlerinde ABD Devlet Departmanı Diplomatik Güvenlik Bürosu Antiterörizm Destek Programı sponsorluğunda düzenlenen Advance Dijital Forensics kursu gördü.
ea69dbe6e75a
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Herkese merhabalar ! Sana da merhaba sonbahar :) Yaz mevsiminin nefes aldırmayan sıcağından çıkmak iyi oldu.Zira dayanılacak gibi değildi. Bırakın makyajı,cilt bakım rutinimi bile uygularken bu kadar zorlandığım bir dönem hatırlamıyorum. Sonbaharı sevmem ama hoş geldi.Bu yazdan sonra değerini daha iyi anladım. Kış mevsimini de sevmiyorum. Çünkü soğuklara karşı dayanıksızım,kansızım bu yüzden çok üşürüm.Ben ilkbahar insanıyım. Her ne kadar kış mevsiminde doğmuş olsam da ilkbaharı çok seviyorum. Bilirsiniz,cildimiz de bu mevsim geçişlerinden nasibini alır. Biz de bakımımızı bu yönde değiştirerek bu geçişlerin vereceği zararları en aza indirebiliyoruz. Cildimize uygun ürünlerle bunları yapıyoruz. Isı değişikliği,nem,rüzgar,ultraviyole değişikliklerinin hele bir de benim gibi hassas ciltliyseniz zarar verme olasılığı çok yüksek. Bu problemlerden biri de aslında mevsim tanımayan bir sorun, sivilce ve sivilce lekeleri. Sivilce problemi,bana en çok sorulan sorulardan biri. Sivilce ve sivilce lekeleri. Benim cildimde sivilceler en çok çene bölgemde çıkar. Özellikle stresli,yemek düzenimin bozuk olduğu dönemlerde biri gider biri gelir. Sivilcelerle nasıl savaştığımı anlatan detaylı bir yazı yazacağım, bugün sadece baş etme yöntemlerimden biri olan Öncelikle,her cildin bir bakım rutini olmalı. Herkes cildine uygun ürünlerle bir bakım rutini oluşturmalı. Sivilcelerin oluşum nedeni,cildimizdeki gözeneklerde biriken kirlerdir. Bu da bakımdan muzdarip ciltlerin genel sorunudur. Her bakım yapanda sivilce çıkmaz diye bir şey de yok tabi ki biz sadece bu problemle nasıl başa çıkabileceğimizi bilmeliyiz. Bu durumda yardımımıza sivilce ile savaşan ürünle koşuyor tabi ki. sivilce-siyah nokta,akne,aşırı yağlanma gibi cildin baş problemleriyle savaşmayı amaçlıyor. 200 ml ve rahatsız edici bir kokusu yok,ferah. Yağlanmayı kontrol altına alarak gözenekleri temizliyor,sıkılaştırıyor. Benim gibi aşırı hassas ve alerjik ciltliler için bir tavsiye, makyaj temizleme pedine ya da pamuğunuza dökerek cildinizin sadece sorunlu bölgelerine uygulayın.Tüm yüzünüzden ziyade sadece sivilcelerinizin üzerine,burun kenarlarınıza ve burnunuzun üzerine bölge bölge uygulayın. Günde bir ya da iki kere uygulamanız yeterli olacaktır. Yağlı ciltliler için aynı şekilde sadece T bölgelerine uygulamaları yeterli.Parlamayı ve yağlanmayı kontrol altına almada yardımcı :) günlük kullanıma uygun yüz yıkama jeli. Her sabah uyandığımda ıslak yüzüme masaj yaparak uyguladım ve duruladım. Bunu da rutin haline getirin kızlar. Bu ürünün ekstra faydası da benim gibi yağlı ciltlilerin bir günde bile ciltlerinde biriken yağı alması, matlaştırması ve temizliğinin tatmin etmesi. Bazı ürünler fazla jel ve beni itiyor, yapış yapış bir etki bırakıyorlar, aksine yüzümü kirletmiş gibi hissediyorum. Ama bu ürün de rutinimdeki diğerleri gibi ferahlatan bir temizlik etkisine sahip. turkuaz renkte ve jel kıvamda. İçinde çok ufak tanecikler bulunuyor ki bunları gözle görmek bile zor. Sürünce hissediyorsunuz. Bunu ayrıca sevdim çünkü hassas ciltlilerin peeling yaparken dikkatli olmaları gerekiyor, içindeki taneciklerin de küçük olması cildimiz için daha avantajlı. Haftada bir kez uygulamak yeterli. Siyah nokta oluşumunu engellemede, yağlanmayı kontrol altına almada, ölü hücreleri temizlemede oldukça yardımcı. bence aralarındaki en iddialı ve başarılı ürün. Bendeki nemlendirici sevdasını bilirsiniz. Bu ürün,yukarıda saydığım üç ürünün de birleşimi gibi bir şey. Nemlendirmesi yeterli geldi ama bunun yanında birkaç kombosu daha oldu. Ben sivilce lekelerimden, kullandığım güneş kremim sayesinde kurtulmuştum. Şu an yüzümde ufak çaplı birkaç sivilce ve izi var. Bu ürünlerin hepsini bir arada rutinime dahil edince fark ettim ki, sivilcelerimde küçülme,kızarıklıklarında hafifleme, cildimde matlaşma gördüm. Sivilce lekelerinin giderilmesi uzun ve düzenli bakım, kullanım ister. Bunu unutmayın, ben yaklaşık 6 ay gibi bir sürede kurtuldum hepsinden. Bu ürünler de onların tekrar nüksetmemesi için ihtiyacımmış. Çünkü hala arada ufak ufak sivilceler çıkıyor. Hiçbir zaman tamamen kurtulamayız bu dertten ama en aza indirebiliriz. Unutmayın,düzenli bakım şart ! Umarım beğenmişsinizdir. Acnecinamide® ürünlerini eczanelerde, Migros mağazalarında, kozmetik mağazalarında bulabilirsiniz. Ayrıca ilk fotodaki güzel paketi, instagram'da bir takipçime hediye ediyoruz.
5690bca03d29
[ "fineweb2", "hplt2" ]
-Rastlantıları düzenlediğine ve insanlara iyi ya da kötü durumlar hazırladığına inanılan doğaüstü faktör. -Mantıkla açıklanamayan birtakım rastlantısal olayların nedeni olan güç, baht, talih, felek. Bir kimsenin bilgi ve emeğinden çok rastlantı sonucu elde ettiği elverişli durum. Olasılık; Bir şeyin olmasının veya olmamasının matematiksel değeri veya olabilirlik yüzdesi, değeridir. Olasılık kuramı istatistik, matematik, bilim ve felsefe alanlarında mümkün olayların olabilirliği ve karmaşık sistemlerin altında yatan mekanik işlevler hakkında sonuçlar ortaya atmak için çok geniş bir şekilde kullanılmaktadır. Daha açık anlatmak gerekirse şans, çok küçük ihtimallerin gerçekleşmiş olmasını anlatmak için kullanılan soyut bir kelimedir. "Çok şanslısın ki yangın çıktığında markete gitmiştin" "Yagın çıktığında markete gitmiş olman ne büyük bir şans!" Cümlelerinde görüldüğü şekillerde kullanılabilen şans kavramı, aslında sadece bir olayı veya durumu nitelendirir. Yani bir kişinin genel olarak şanslı olmasından bahsetmek mümkün değildir. Ölüm tehlikesi atlatan bir kişinin çok küçük bir ihtimalle ölümden kurtulmuş olması halinde kişinin şanslı olduğu söylenir ancak bu, aynı durum tekrar yaşandığında kişinin kurtulma ihtimalinin artacağı anlamına gelmez. -Profesör R.Wiseman'ın araştırması Neden bazı insanlar inanılmaz derecede Şanslıyken, diğerleri hak ettikleri olanaklara asla sahip olamaz? Bir psikolog, yanıtı bulduğunu söylüyor. "10 yıl önce, şansı araştırmaya başladım. Neden bazı insanların hep doğru zamanda doğru yerde olduğunu, diğerlerinin ise sürekli olarak şanssızlıklarla boğuştuğunu merak ediyordum. Ulusal gazetelere ilan vererek kendilerini her zaman şanslı yada şanssız hisseden insanların benimle temasa geçmelerini rica ettim. Yüzlerce sıra dişi erkek ve kadın, araştırmam için gönüllü oldu. Yıllar boyunca, onlarla söyleşiler yaptım; yaşamlarını gözlemledim ve deneylere katılmalarını sağladım. Sonuçlar gösteriyor ki insanlar, neden şanslı ya da şanssız olduklarını tam olarak bilemeseler de düşünceleri ve davranışları, bu durumu büyük ölçüde açıklıyor. Bir şans ya da bir fırsat gibi görünen durumları düşünelim. Şanslı insanların bu tür fırsatlarla sürekli karşılaşmalarına karşılık, şanssız insanlar bunlarla hiç karşılaşmazlar. Bu durumun, insanların söz konusu fırsatları fark etme yetenekleri arasındaki farklılıklardan mı kaynaklandığını bulmak için basit bir deney yaptim. Hem şanslı, hem de şanssız insanlara bir gazete verdim ve onlardan gazeteyi iyice inceleyip içinde ne kadar fotoğraf olduğunu bana söylemelerini istedim. Gazetenin ortalarında bir yere, üzerinde şu not yazılı olan büyük bir mesaj yerleştirdim: "Deney görevlisine bunu gördüğünüzü söyleyin; 250 dolar kazanın." Bu mesaj, sayfanın yarısını kaplıyordu ve yüksekliği 5 cm'nin üzerinde olan bir fontla yazılmıştı. Herkesin yüzünü sabit bakışlarla süzüyordum.Şanssız insanlar, bunu fark edemezlerken, şanslı insanlar hemen fark ettiler. Şanssız insanlar, genel olarak şanslı insanlardan daha gergindirler. Bu endişeli ruh hali, beklenmeyeni fark etme yeteneklerine zarar verir. Sonuç olarak, fırsatları kaçırırlar; çünkü baska bir şeyi aramaya aşırı odaklanmışlardır. Partilere, mükemmel eşlerini bulma düşüncesiyle giderler; bu yüzden de iyi arkadaşlar edinme fırsatlarını kaçırırlar. Belli iş ilanlarını bulmaya kararlı bir biçimde gazeteleri incelerler ve diğer iş olanaklarını kaçırırlar. Şanslı insanlar, daha rahat ve açıktırlar. Dolayısıyla, yalnızca aradıklarını değil, orada ne olduğunu da görürler. Araştırmam, sonuç olarak şunu gösterdi: şanslı insanlar, dört ilke sayesinde şanslarını yaratırlar. * Şans fırsatlarını yaratma ve fark etme konusunda beceriklidirler; * Sezgilerini dinleyerek şanslı kararlar verebilirler; * Olumlu beklentiler sayesinde doğru çıkan tahminlerde bulunurlar * ve şanssızlığı şansa dönüştüren esnek bir yaklaşım benimserler. Çalışmanın sonuna doğru, bu ilkelerin, şansı yaratmada kullanılıp kullanılamayacağını merak ettim. Bir grup gönüllüden, bir ay boyunca, şanslı bir insan gibi düşünüp davranmaya yardımcı olacak egzersizler yapmasını istedim. Çarpıcı Sonuçlar. Bu egzersizler, şans fırsatlarını fark etmeleri, sezgilerini dinlemeleri, şanslı olmayı ummaları ve şanssızlığa karşı daha esnek olmalarında onlara yardımcı oldu. Gönüllüler, bir ay sonra döndü ve neler olduğunu anlattılar. Sonuçlar, çarpıcıydı: Bu insanlarin %80'i, artık daha mutluydu; yaşamında daha çok tatmin oluyordu ve belki de en önemlisi, daha şanslıydı. Sonuç olarak, asla akla gelmeyecek "şans faktörü"nü bulmuştum. Aşağıda, Profesör Wiseman'ın şanslı olmak için önerdiği dört temel ipucu bulunuyor: * İçsel sezgilerinizi dinleyin; normalde doğru çıkarlar. * Yeni deneyimlere ve normal rutininizi bozmaya açık olun. * Her gün birkaç dakikanızı iyi giden şeyleri hatırlayarak geçirin. Önemli bir toplantı ya da telefon görüşmesi öncesinde kendinizi şanslı olarak hayal edin. * Şans, çoğu zaman, doğru çıkan bir tahmindir." -Laplace Şeytanı Laplace demiştir ki "evrendeki tüm doğa olayları ve o anki varlıkların konumunu bilen ve bunun hesabını yapabilen biri için gelecek aynen geçmiş gibi gözünün önündedir." Bir madeni parayı attığımızda iki olay gerçekleşebilir. Yani ya Yazı gelir ya tura. ( Dik gelme olasılığı konusunu sakın açmayın ) Yani bu parayı havaya attığımızda yazı gelme olasılığı 1/2'dir Örnek Uzay=2(Yazı veya Tura) Yazı=1 (Bir madeni parada bir yazı tarafı) Tura=1(Yine aynı mantıkla bir tura tarafı) Yani parayı iki defa attığımızda en az birinde yazı gelmesi gerekiyor bu olasılıklara göre.Ama şöyle bir hesap yaparsak iki defa parayı attığımızda; Yazı gelmeme olasılığı--->TT (1) Tura gelmeme olasılığı--->YY(1) En az bir Yazı gelme olasılığı--->YT,TY(2) Başka olasılıklarında ortaya çıktığını görüyoruz. Ve bu noktada olayı şansla bağdaştırıyoruz. Laplace Şeytanı burada devreye giriyor.Parayı atarken o anki madde konumları ve de bunun gibi şeylerin hesaplanması durumunda (rüzgar hızı,atış açısı,atış şiddeti) neyin gelebileceğini insanın bilebileceğini anlatıyor. Düşündüğümüzde gayet mantıklı.Peki neden şansa bağlıyoruz bu olasılığı? Çünkü normal bi insan beynince hesaplanamıcak birçok işlem ve veri gerektiği için. Peki sırf bir şeyi yapamadığımız, hesaplayamadığımız için buna şans demek ne kadar doğru? Jung, eşzamanlılık terimini, “evrensel güçlerin” bir bireyin yaşam deneyimleri ile paralellik gösterme halini tanımlamak için kullanmıştır. Jung, tesadüf olarak tabir edilen deneyimlerin şanstan değil, bu güçlerin aynı yere ve zamana denk gelmesinden doğan olay veya şartlar olduğunu öne sürmüştür. Jung, bu güçlerin sezgisel seviyede farkında olma ve onlarla uyum içinde hareket etmeye, “bireyleşme” adını vermiştir. Jung’a göre, bireyleşmiş kişi, bilinçlerinin ortak bilinçaltı ile iletişim kurması yoluyla, gerçekten de çevresindeki olayları şekillendirebilir. Jung, eşzamanlılıktan, “nedensellik dışı bir bağlayıcı ilke”, yani, nedensellikle açıklanamayan bir bağlantı motifi olarak söz etmiştir. Şans kanunları, tesadüflerin bazen doğal olarak meydana geldiğini öne sürer. Ancak, biraz düşününce, hepimiz, deneyimlediğimiz bazı olayların, şans kanunlarına pek uymadığını da görürüz. Bunun en yaygın örneği, uzun süredir görüşülmemiş bir arkadaşı düşünürken, o arkadaş tarafından telefonla aranmaktır. -Jung, Eşzamanlılık eserinde, aşağıdaki deneyimini paylaşmıştır: Tedavi etmekte olduğum genç bir kadın, kritik bir süreçte, kendisine altından bir pislik böceğinin verildiği bir rüya gördü. O bana rüyasını anlatırken, ben, arkam pencereye dönük oturuyordum. Hafif bir vurma sesi gibi bir ses işittim. Arkamı döndüğümde, dışarıdan cama vuran bir böcek gördüm. Pencereyi açtım ve böcek içeri uçarken onu yakaladım. Bir gül böceğiydi; bizim bulunduğumuz enlemde yaşayan, pislik böceğine en yakın canlıydı. Normal alışkanlıklarına ters olarak, o an içerisinde, karanlık bir odaya girme dürtüsü hissetmişti… Kendilerini hiç beklenmeyen olaylarda gösteren gizli bağlantılarla ilgili fikirler, fiziksel dünyanın altında yatan bir ruhani gerçeklik görüşü ile tamamen uyum içindedir. Modern fiziğin keşfetmekte olduğu birçok etki de, bilimin ulaşabildiğinden daha derin bir varoluş olduğu hakkında ipuçları vermektedir. .
197bcc46c5e4
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Avon Solutions Complete Balance Oil Free Day Mattifier SPF15. etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster Avon Solutions Complete Balance Oil Free Day Mattifier SPF15. etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster Herkese merhaba. Avon'un Solutions serisinden Complete Balance ürününü mutlaka kullanan vardır. Ben de kullandım. Artık yazısını yazma zamanı geldi de geçiyor bile :) Ürünün özellikleri şöyle ; -Kamelya çayı ve yaprağı içerikli. -Düzenli kullanım ile cildin tümüyle dengeleneceğini vadediyor. -Karma / Yağlı ciltlerin T bölgesindeki yağlanma sorununu ortadan kaldırma amaçlı. -Yağ içermeyerek cilt görünümünü matlaştırma ve SPF 15 koruması. Özellikleri oldukça güzel.Ancak bende bu vaatlerin hiçbiri gerçekleşmedi açıkçası. Çünkü cildim,bu ürüne ihtiyaç duyacak kadar yağlı değilmiş meğersem.Benim T bölgemde yağlanma sıkıntısı var ancak bu ürün aşırı kurutucu bir etkiye sahip.Yani bu üründen fayda görmeniz için aşırı ve aşırı derecede yağlılık oranına sahip olmanız gerekiyor. Ben bu ürünü yaklaşık 1 ay kadar kullandım.İnanılmaz derecede kuruluk yaptı bende.O yüzden kullanmayı bıraktım.Daha sonra bu serinin Hydra Radiance serisini kullandım.Onun da yazısını ayrı yazacağım. Ürünün rengi parlak beyaz.Gayet hoş.Kokusunda bir sıkıntı yok. Ancak dediğim gibi,aşırı yağlı bir cildiniz varsa tavsiye ederim,çok iyi kurutuyor :) Yine de dikkatli olmak lazım.Böyle ürünleri cilt testinden sonra mutlaka bilen birine danışarak alın. Unutmayın,her ürün herkeste aynı etkiyi yapacak diye bir kural yok.Herkesin yapısı farklı ! Sizin deneyimleriniz varsa lütfen yazın ♥ Gönderen Yasemin Yiğit zaman: 13:30 2 yorum Etiketler: Avon, Avon Solutions, Avon Solutions Complete Balance Oil Free Day Mattifier SPF15., http://yaseminjess.blogspot.com/ Kaydol: Kayıtlar (Atom)
5ae1db6c2f2e
[ "fineweb2", "hplt2" ]
-New York Times Book Review -Ön Not: Sn. Cem Şen'in Anadolu Arifleri gurubunda Flow/Akış üzerine yapılan bir sohbet içerisindeki yorumu ile: "Flow/Akış fikri ayrıca Hinduizm, Budhizm, Chan/Zen ve Taocu düşüncenin de temelidir. Taoizmde Wu Wei, Hinduizmde, özellikle Bhagavad Gita'da ve Patanjali'de Samyama, Hinduizmden Budhisme geçen Jhana ve yeni terimiyle Dhyana ve en son da Çincesi Chan, Japoncasi Zen hep aynı durum anlatılıyor. Akışta önce ya da sonra yok. Tek bir zamansız hareket var. Siz heykeltraşsınız sanırım, değil mi? Eğer yanlış bilmiyorsam mesleğinizi, bazen bir sanat eseri yaratırken kendinizi kaybediyorsunuzdur... Hatta eser üzerinde çalışırken öyle tuhaf bir şey olur ki, eser birden bire sizin kurguladığınızdan farklı bir biçim almaya başlar, adeta heykel kendi kendini oyuyor, müzik kendi kendini yapıyor, kitap kendi kendini yazıyor gibi olur. Dolayısıyla burada zaman yoktur, önce ve sonra yoktur. Akış, asla önce ve sonrayı barındırmaz, tek zamanlıdır; ve o zaman geçmiş ve gelecek diye birbirinden ayrılabilecek bir aralık taşımaz. İnsanların geçmişi gelecekten ayırmak için kullandıkları "şimdi" tanımı, tek zamanı anlatan öncesiz ve sonrasız, dünsüz ve yarınsız bir zamana dönüşür akış halinde." Müzik alanından birkaç cümle: “Öyle gerçek dışı bir duruş ki, ellerim benliğimi reddediyor sanki ve bağımsız hareket ediyorlar. Ben ise sadece müziğin akışını gözlemleyebiliyorum, hangi sakinleştirici bir şeyler içmişim gibi” Şair’in notlarından: “Hiçbir yerin ortasına açılan bir kapıyı açmak gibi bir şey. Oraya gitmek durumundayım ve devamında içinde kayboluyorum. Bildiğimiz hiçbir dış dünya kuralı orada çalışmıyor, yerçekimi bile yok.” Artistik patinaj dalında olimpiyat sporcusu: “Her şeyin yolunda olduğunu hissediyorum, sadece otomatik pilota devretmiş gibiyim. Hiç düşünmüyorum, müziğe kendimi teslim ediyorum ve oluyor.” Bir CEO’nun anlatımı: “Her zaman başarılı olmak istedim. Benim başarı tanımım dünyaya bir şeyle kazandırmak ve bunu gerçekleştirirken de mutlu olmak.” -Giriş: Yıllardan beri mutluluk konusunda araştırmalar yapan ve kitaplar yazan Chicago Üniversitesi Psikoloji bölümü kurucusu Mihaly Csikszentmihalyi, insanların, yemek yerken, konuşurken, topluluk içine girdiklerinde, sevişirken, hobileriyle uğraşırken, spor yaparken veya sinemaya gittiklerinde mutlu olduklarını görmüş. Beden temizliği yaparken ya da televizyon izlerken nötr duygular yaşıyoruz diyen bilim adamına göre, mutluluk duygularını uyandıran etkinlikler dışında, yine hoşa giden ve mutluluğa çok yakın bir duyguyu uyandıran etkinlikler söz konusu. Csikszentmihalyi, "flow" kavramı ile, insanın bir etkinliğe kendisini tamamen kaptırarak vakit geçirmesini açıklamaya çalışıyor. Flow, yaşadığımız zaman, duygularımız, isteklerimiz ve düşüncelerimiz o anla uyumludur. Yerine getirdiğimiz etkinlikler sırasında ne geçen zaman ne de kendimizin önemi vardır ve etkinlik zahmetsizce gerçekleşiverir. Psikolog, ayrıntılı analizler sonucunda çalışmanın, hobilerin, spor etkinliklerinin, dost çevremizin vs flow yaratabileceğini keşfetmiş. -The Flow / Akış Macar asıllı Mihaly Csikszentmihalyi, bugün psikoloji alanında mutluluk ve yaratıcılık konularındaki en önemli araştırmacılardan biri olarak kabul edilmektir. Kendisi yapmış olduğu bir konuşmada, çocukluk döneminin ikinci dünya savaşı sonrasına gelmesiyle de paralel olarak, işlerini, evlerini, güvenlerini yitirmiş insanlar için hayatı yaşamaya ne değer kılar sorusu üzerinde çok düşündüğünü ve sonrasında da biraz da tesadüf eseri bu soruya yanıt ararken psikolojide karar kıldığını anlatır. Mihaly Csikszentmihalyi’nin çalışma odağı, günlük yaşam içinde kişilerin kendilerini gerçekten mutlu hissettikleri anlar olmuştur. Yaratıcı insanlarla çalışırken, onların yaratma anlarındaki duygu durumlarını tanımlamak üzerine çalışmıştır. Flow (Akış) ve Creativity (Yaratıcılık) adlı kitaplarında bu konuları işlemiştir. Farklı alanlarda yaratıcı olan kişilerle yapılan görüşmeler ve onların yaratıcılık anlarında neler yaşadıklarını/ yaşamadıklarını anlatmaları, Mihaly Csikszentmihalyi’nin çalışmalarının temelini oluşturmaktadır. Her yıl, iyi görünme, zengin olma ya da özgüven geliştirme yollarını anlatan yüzlerce kitabın yayımlandığını görüyoruz. Bu kendini geliştirme kitapları, kısa vadede okura yardımcı olabilse de, büyük olasılıkla doyurucu sonuçlar vermiyor, çünkü yaşam niteliğini arttırmak için fazla bir şey yapmıyor. Peki insanların yaşamaktan zevk almaları için gereken nedir? Yaşamı değerli kılan içsel yaşantılar nelerdir? Mihaly Csikszentmihalyi, yirmi yılı aşkın bir süredir "üst düzey yaşantı" durumlarını, yani insanların yoğunlaştıkları ve yaptıkları işten derin bir zevk aldıklarını bildirdikleri zamanları araştırmaktadır. Bu araştırmalar, yaşantıyı gerçek anlamda doyurucu yapan şeyin, akış adı verilen bir bilinç durumu olduğunu ortaya çıkarmıştır; akış, insanın dikkatini odakladığı bir etkinlikte kendini kaybetmesine neden olan bir yoğunlaşmadır. Herkes zaman zaman akış yaşar ve akışın özelliklerini bilir: Akış durumunda insanlar güçlüdürler, dikkatlidirler, çaba harcamaksızın durumun denetimini ellerinde tuttuklarını ve yeteneklerinin doruğunda olduklarını hissederler. Zaman duygusu da, duygusal sorunları da ortadan kalkmıştır; sanki ve nefes kesici bir aşkınlık duygusu yaşarlar. Akış: Üst Düzey Yaşantının Psikolojisi, kendimize zorluklar belirleyerek, yani yeteneklerimize göre fazlasıyla zor ya da fazlasıyla kolay olmayan görevler seçerek, bu zevk veren durumu şansa bırakmaksızın nasıl denetleyebileceğimizi anlatıyor. Böyle hedeflerimiz olduğunda, bilince giren bilgiyi denetler ve böylece yaşamlarımızın niteliğini yükseltiriz. Psikolog Mihály Csíkszentmihályi bu terimi 1975’de ilk kullanan kişi. Bu konuda yazdığı kitabin ismi de “Akış / The Flow” . İncelediği vak’alar akarkenki durumlarını “bir nehir içinde akmak gibi bir duygu” diye tanımlayınca, bu ruh haline “Akış (Flow)” terimini uygun görmüş. Araştırma büyük oranda “Tecrübe Örnekleme Metodu” adını verdikleri son derece basit bir yönteme dayanıyor: Araştırmaya katılan kişilerin, günlük hayatlarına devam ederken, rastgele zamanlarda çalan saatler yardımıyla anlık olarak neyle ilgilendiklerini ve nasıl hissettiklerini kaydetmeleri üzerine kurulu bir sistem oluşturuluyor. Sonra bu bilgiler toplanarak istatistiksel yorumu yapılıyor. Araştırmaya katılanlar arasında her türlü insan var; sanatçılar, sporcular, cerrahlar, koro elemanları, köyünde yaşayan sürü çobanları... Ortak noktalar ortaya çıktıkça, ilk dikkat çeken şey insanların genellikle hiçbir şey yapmadıkları zaman mutsuz oldukları, mutlu oldukları zamanlarda ise genellikle aktif olarak bir şeyler yapıyor oldukları. Şaşırtıcı bir gerçek de, onları mutlu edenin ne olduğunu kendilerinin de pek bilmiyor oldukları gerçeği. Binlerce kişiden toplanan veriler değerlendirildikçe, “mutluluk”un dış etmenlere bağlı olarak ortaya çıkabilen ve aslında ikinci planda kalan bir kavram olduğu, ‘hayattan tatmin alma’nın daha öznel katılımlı farklı bir kavram çevresinde yapılandığı ortaya çıkıyor. Csikszentmihalyi bu kavrama, katılımcıların yaşadıkları bu tecrübeyi anlatırken sık sık başvurdukları bir metafora gönderme yaparak “Akış” adını vermiş. Şimdi bir düşünün, hayatınızda kendinizden geçerek yaptığınız bir şeyler var mı? Bir yamaçtan aşağı kaymak, bir koroda şarkı söylemek, dans etmek, briç oynamak ya da kitap okumak olabilir. Akışı bir dağa tırmanırken, karmaşık bir cerrahi operasyon gerçekleştirirken veya dini bir ayin yaparken yaşayabilirsiniz. Hatta bir arkadaşınızla sohbet sırasında ya da bir bebekle oynarken bile Akış ortaya çıkabilir. Akışı yaşayan herkes bunu tam olarak aynı kelimelerle ifade etmiyor. Kimi için bu “kendinden geçme duygusu”, kimine göre “coşku” ya da “uçmak”... Adı ne olursa olsun, tüm dünyada birbiriyle tamamen ilgisiz konulardaki eylemler sırasında insanların yaşadığı bu tecrübelerin ortak bazı noktaları var. En basitinden Akış, insanın farkındalığında ikilem ve çatışmaya yer bırakmıyor. Belki en önemli tarafı, Akış yaşayan insanlar, sıkıcı günlük rutinin dışına çıkarak hayatı tatmin edici bulmalarını sağlayan bir uğraşa sahip durumdalar. Diğer bir deyişle, hayatları onlar için anlamlı ve yaşamaya değer. Araştırmayı bu kadar anlamlı kılan da, tatmin edici bir hayata sahip olmak hakkında son derece net ve kullanılabilir bir tabloyu gözler önüne sermesi. Şimdi Akış sırasında yaşanan ortak noktalara bir göz atalım. Her biri tüm örneklerde mutlaka karşımıza çıkmasa da, Akışın temel prensiplerini şu şekilde sıralayabiliriz: 1. İçinde bulunulan eylemin çok net tanımlanmış hedefleri ve kuralları olmalı. Belirsizlik katılımda isteksizliğe neden oluyor. Yetenek ve deneyimlerin ile elde edebileceğin hedefler olması önemli ama bir tutam da “zorluk / meydan okuma” içermesi gerekiyor 2. Eylem konsantrasyon ve odaklanma içermeli. Dar bir alana yönelmiş yüksek konsantrasyon, kişinin aktiviteye derinlemesine dalmasını ve tüm varlığıyla katılmasını mümkün kılıyor. 3. Eylem sırasında özfarkındalık zayıflaması hatta yitirilmesi, genellikle yerini eylemle ve çevreyle birlik duygusu alıyor. 4. Zaman algısı yitirilmesi veya bozulması. Eylem sırasında geçen zaman olduğundan daha uzun ya da daha kısa algılanabiliyor. Kişisel zaman deneyiminin değişme uğraması olgusu ortaya çıkıyor 5. Aktivitenin yapısında doğrudan ve anında geribildirim oluşumu. Olumlu ve olumsuz sonuçların hemen gözlemlenebilmesi ve açık olması, anında tepki verebilmeyi sağlıyor ve eylem sırasında başarı ve başarısızlıklarımızdan ders çıkararak, gerekiyor ise akışımıza çeki düzen verilmesi. 6. Kişinin becerisi ile eylemin zorluğu arasında denge var. Bu denge kişinin mücadeleye devam etmesini sağlıyor. Yani çiğneyebileceğin lokma ısırmak gibi. 7. Kişi eylem üzerinde bir kontrol duygusuna sahip, yani sonuçların kendi elinde olduğuna inanıyor. Kumar örneğinde olduğu gibi, bu kontrol duygusu her zaman gerçeği yansıtmayabiliyor. 8. Aktivite kendi ödülünü taşıyor. Dolayısıyla katılım çaba gerektirmiyor, kendiliğinden kişiyi içine çekiyor. Bu bu nedenle kişi kendini çaba harcıyormuş gibi hissetmiyor. 9. Kişiler kendilerini eyleme kaptırıyorlar ve farkındalık tamamen eyleme odaklanıyor, öyle ki kişi eylemle bütünleşiyor; bazı meditasyon tekniklerinde “eylemin kendisi haline gelmek” gibi. 10.Kişi yemek, içmek, yorulmak gibi temel ihtiyaçlarını eylem sürecinde unutuyor. Tüm dünya genelinde Dominik’deki rahiplerden, Himalaya’lardaki çobanlara kadar eğitim ve kültür farklı gözetmeden yapılan 8.000’i aşkın kişiyi kapsayan çalışmalar sonucunda; “akış” halinde denebilmesi için bir kişinin nasıl hissettiğini tanımlayan yedi unsur şöyle olmuştur: 1. Tamamen yapılan işe odaklanmak ve yüksek konsantrasyon 2. Günlük gerçekliğin dışında yaratıcı olmanın uyuşturucu etkisini hissetmek 3. Ne yapılması gerektiğini çok iyi bilmek- kendi içinde net olmak 4. İşin yapılması için gereken becerilere sahip olmak 5. Dinginlik içinde olmak- hiçbir endişe, kaygı taşımamak 6. Zamansızlık- sadece anın içinde olmak geçmiş ve gelecek zamanı düşünmemek 7. Yaratılan işin kendisini ödül olarak görmek- içsel motivasyon Bu maddelerden yeterli miktarı bir araya geldiğinde, benlik duygusu kayboluyor. Kişi eylemle, çevredeki ortamla ya da eylemi birlikte gerçekleştirdiği ekip arkadaşlarıyla “bir olma” duygusunu yaşıyor. Eylemle ilgisi olmayan her şey, çevredeki ilgisiz kişiler ve nesneler, geçmişten taşınan sıkıntılar, gelecek kaygısı, her şey siliniyor. Bu sonuca ulaşmakta benlik duygusunun ortadan kalkmış olmasının ne kadar önemli olduğu açık. Eylem tamamlandığında, benlik duygusu daha da güçlenmiş olarak geri dönüyor. Csikszentmihalyi’nin yaptığı çalışmalar sonrasında “Akış” hali ve diğer duygu durumları grafikte gösterildiği gibi işin zorluk algısı ve kişinin ilgili becerilerinin sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Her kişinin beceri ve zorluk olarak değerlendirildiğinde kendi orta noktası bulunmaktadır ve kişiye özel bu orta noktadan hareketle sahip olunan beceriler ve zorluk algısı ne ölçüde akış sağlayabilecek ve yaratıcıkla sonuçlanabilecek söylenebilmektedir. Canlanma aşamasındaki bir duygudan söz ediyorsak, algılanan zorluğun derecesinin çok yüksek bununla birlikte sahip olunan becerilerin de biraz yetersiz kaldığını görebiliriz. Akış halinin komşu alanı bize şu mesajı vermektedir; yeni beceriler kazanmak, sahip olan becerileri geliştirmek, güvenlik çemberini biraz zorlamak ve öğrenme sürecinde ilerlemek akış haline de beraberinde getirecektir. Becerilerin artması, algılanan zorluk derecesini de düşürecektir… Kontrol alanına baktığımızda sahip olunan/ sergilenebilecek becerilerin algılanan zorluk düzeyinin üzerinde olduğu için, her şey kontrol altında tadının, akışa geçmeyi ertelediğini görebiliriz. İşin içine biraz daha zorluk katmak, eksik olan heyacanı ve akışı sağlayacaktır. Sonuç: Becerilerimizi ve algıladığımız zorluğu tanımlamak, hangi alanda akış yaşamak istediğimizle bağlantılı olarak ilk adım olacaktır. Kavramın oluşum süreci: Akışın İçindeki Mutluluk Profesör Mihaly Csikszentmihalyi’nin kardeşi emeklidir ve hobisi mineraller ile ilgilenmektir. Bir gün eline bir kristal alır ve kahvaltıdan hemen sonra mikroskobunun başına geçerek bunu incelemeye başlar. Bir süre sonra, kristalin içini görmekte zorlandığını fark eder ve “herhalde güneşi bir bulut kapattı” diyerek gökyüzüne bakar ve akşam olduğunu, güneşin batmış olduğunu görür. Profesörün kardeşi için zaman durmuştur. Peki zaman sizin için ne zaman durur? Ne zaman kendinizi gerçekten yapmak istediğiniz şeyi yaparken bulursunuz? Ne zaman bu anın hiç bir şekilde bitmemesini istersiniz? Böyle bir an sizin için en mutlu olduğunuz an olarak tanımlanabilir mi? Ne yaparken bunu hissedersiniz; çok sevdiğiniz bir konuda çalışırken, futbol oynarken ya da çok sevdiğiniz bir sporu yaparken, çocuğunuzla boğuşup oynarken, dua ederken, mutfakta en iyi yaptığınız yemeği hazırlarken? Her birimiz için bu an farklı bir faaliyet yaptığımız sırada yaşadığımız an olabilir. Bir insanın yerinden hiç kalmadan koca bir günü, bir mikroskobun başında geçirmesi şaşırtıcı sayılabilir. Sizin de başınıza gelmiş olabilir; uzun süre bir şeyle uğraşmış olmanıza rağmen zamanın nasıl geçtiğini anlamamışsınızdır. Csikszentmihalyi, dans etmekten kaya tırmanışına müzik yapmaktan satranç oynamaya kadar, çeşitli, insanların kendilerini akış içinde mutlu hissettikleri, zamanın nasıl geçtiğini anlamadıkları, heyecan verici faaliyetlerde bulunan binlerce insanı incelemiştir. “Bu aktivitelerde heyecan veren nedir?” diye merak ettiğinde aşağıdaki cevapları almıştır: Yepyeni bir şey tasarlama, yepyeni bir şey keşfetme, yeni yerler keşfetme, yeni bir şey öğrenme ya da yeni bir şey öğrenme. Buradan hepimiz için ışık veren bir cevap yükseliyor. Mutluluk sahip olmakla değil, bir şey yapmakla ilgili. Bizim sevdiğimiz, merak ettiğimiz, kalbimizin onun için çarptığı bir şey yapmakla ilgili. Diğer bir deyişle mal, mülk edinmek bize onlara ilk sahip olduğumuz anda bir mutluluk veriyor; hedefimize ulaşmış oluyoruz; ancak sonra onlara alışıyoruz. Ancak eylemler öyle değil. Bize heyecan veren, bizi zorlayan ve gerçekten yapmaktan hoşlandığımız eylemlerle uğraşıyorsak onlar bizim için bu özelliklerini korudukları sürece mutlu oluyoruz. Mihaly Csikszentmihalyi “akış”ı şöyle tanımlıyor: “Akış: En yüksek düzeyde içsel güdülenmenin gerçekleştiği durumdur. Ruh ve bedenin birlikte oluşturduğu, zaman ve mekan algılamasının bulanıklaştığı, sonunda çok özel bir şeyler olduğu duygusunun yerleştiği, harmoni içinde bir yaşam anıdır.” Bu tanımlamaya bir ekleme daha yapılabilir. Her akış anında insanın bir faaliyet yapması söz konusudur ve bu faaliyetin sonucunda insan bir şeyler üretir. Ürünler çok değişik olabilir: Çocuğuyla ilgilenmiş olmak, bir dağa çıkmak, bir elektronik devre tasarlamak, bir sunum yapmak. Ama faaliyetin sonunda bir üretim vardır. Sahip olmakla, faaliyet arasındaki en temel fark da budur. Sahip olmak bir şey üretmezken, faaliyetlerimiz bir şeyler üretir. Bizi de aslında mutlu yapan, faaliyetimiz ve sonucunda bir şey üretmektir. Hangi faaliyetleri yapmak bizi mutlu ediyor? Yapmayı sevdiğimiz faaliyetler, ancak çok önemli bir kriter daha var: “Bizim beceri düzeyimizi belirli ölçüde zorlayan faaliyetler.” Yani herhangi bir eylemi yapmak bizim için çok kolaysa bu bizi mutlu etmiyor. Eğer söz konusu faaliyet, bizim becerilerimizi çok aşıyorsa çok zor bir faaliyetse, onunla uğraşmak bize başarısızlık hissi veriyor; böyle bir faaliyet bizi üzüyor. Öyleyse mutlu olmak için ihtiyaç duyduğumuz, bizi belirli ölçüde zorlayacak faaliyetler bulmak. Kitabın Arka Kapağından : '' 'Akış' bize, kendimizi daha iyi hissetmemizin ve daha iyi işlev görmemizin en doğru yolunun kendi içimize bakmak olduğunu anımsatıyor. Esinleyici ve okumaya değer bir kitap.'' Delia O'Hara, Chicago Sun-Times ''Akış, insan doğası hakkında, bütün insanların yaşam deneyimlerini gerçekten aydınlatan bir dizi bilimsel buluşu belgeliyor. Mihaly Csikszentmihalyi, etkileyici ve yol gösterici bir kitap yazmıi'' Howard Gardner ''Kişinin kend için olduğu kadar toplum için de, zevkle duygusal ve bir o kadar da entellektüel bağlılığın, tutkulu ve etkili bir savunması.'' ''İnsanların neyi güdülediğini yeniden ele alıyor'' ''Bugünlerde psikoloji, felsefe ve insanlığın bu denli sanatsal ve keyifli bir biçimde bir araya getirildiği bir kitap bulmak kolay değil. Csikszentmihalyi, yanıtsız gibi görünen 'mutluluk nedir?' sorusunu, yapıtında, incelikle ama güzel okunan bir biçimde ele almış... baştan çıkarıcı bir kitap.'' Jerome L. Singer Ayrıca Bkz: http://www.ted.com/talks/lang/tr/mihaly_csikszentmihalyi_on_flow.html Çeşitli Kaynaklardan Derlenmiş ve Düzenlenmiştir
8ea58162214b
[ "fineweb2", "hplt2" ]
İslam içrekçiliğinde, iblis'in Adem'in önünde secde etmemesinin sebebi olarak iblis'in kibri gösterilmez. Tam tersine o, Tanrısını, başka bir varlığa, onun tarafından yaratılmış bir varlığa secde etme saygısızlığını gösteremeyecek kadar çok sevmektedir. Yani bazı ravilerin söylediği gibi iblis, Tanrılık taslamamış tam tersine Tanrının tekliği ilkesine her ne pahasına olursa olsun sadık kalmıştır. Emre karşı gelmiştir ama Tevrat'ın sınayıcı meleğinin tam tersine, sınandığını düşünen bir melektir; itaatsizlik ederek sadece inancına olan bağlılığını ispatlamıştır. Böylece iblis, bir değişmezlik simgesi olarak belirir, bu anlamda insanın karşısında yer alır. Çünkü insan değişip bozulur. O sınavı geçmiştir ve işte Allah'ın iblis'in Kıyamete kadar yaşamasına izin vermesindeki anlam budur. Ve Tanrının bir hizmetkarı olarak görevine devam etmektedir. O sadakatini göstermek için itaatsizlik etmiştir. Ne trajiktir ki, imanını imansızlıkla göstermek zorunda kalmıştır. Bu tür bir yoruma temel oluşturan ilk fikir, ehlibeyt imamlarından Caferi Sadık'a (öl. 148/765) atfedilir. Bu fikir, Allah'ın kullarını sınayıcı davranışlarının varlığına dayandırılır.İblis'e, Adem'e secde etmesini emrettiği halde aslında secdenin yapılmasını irade etmemiştir. Eğer iblis'in secde etmesini gerçekten isteseydi, iblis'i secde ettirmeye gücü yeterdi. Aynı şekilde, Adem'in, malum ağaçtan yemesini yasaklamıştı; ama iradesi ağaçtan yenmesi yönünde idi. Eğer ağaçtan yenilmesini istemeseydi Adem yemeyecekti. Caferi Sadık'a atfedilen bu sözleri daha da geliştirilmiş bir şekilde Hallac'ın düşüncelerinde buluyoruz. O bu noktadan hareketle iblis figürünü ters çevirmiş, ona itibarını iade etmiştir. ,Böylece Tanrı hizmetkarı Şeytan imgesi geri dönmüştür. Allah bir sınayıcı olarak, bazen tuzak da kurmakta ve gerçek inananların bu tuzaklara yakalanmamasını arzulamaktadır. Bu yüzden bir irade ve emir ayrımı ortaya çıkmaktadır. Hallac, ibilis konusundaki islam içrekçiliğininfarklı görüşünü, işte bu temel prensibe dayandırmıştır. Ona göre, Allah'ın emri ile gerçek gayesi her zaman örtüşmeyebilir. Yani bazen emri başka, iradesi başkadır. Bir şeyi istemediği halde onu emredebilir. İçrekçilere göre bu inceliği anlamak evrene derin bakmayı gerektirir. Hallac'tan etkilenen Abdülkerim el-Cili (ö. 1428) bu kavrayış inceliğini yine ince bir yorumla ifade eder. Ona göreiblis'in bu kavrayış duyarlığını gösteren incelik şu noktada düğümlenmektedir: Allah ona,niçin secde etmediğini sormamıştır; ona, engel olan şeyin mahiyetini sormuştur. iblis de emrin sırrına uygun bir cevapla: "Ben ondan hayırlıyım" demiştir. Yani Allah ve iblis diyalogu son derece derinden işleyen bir diyalogtur aslında. Konuşmanın yüzeyinde ne olup bitiyorsa derinliğinde tam tersi olmaktadır. Hallac, iblis'e verilen Azazil ismini de şöyle yorumluyor: "Azazil kelimesindeki 'ayn' [ayn, Arapça 'u lvi' ve 'ali' kelimesinin ilk harfi] 'iblis'in gayesinin ululuğuna, 'za' ['ziyade' kelimesinin ilk harfi] Ihimmetindeki değerin fazlalığına, 'elif ['ülfet' kelimesinin ilk harfi] ülfetinin büyüklüğüne, ikinci 'za' [zühd] makamı için gösterdiği zühde, 'ya' [ben, beni, bana] kendi ululuk ve yüksekliğine sığınmasına, 'lam' ['mücadele' ve 'bela'] ıstırap ve imtihanındaki mücadelesine işarettir. İblis'e yönelik bu düşünceler, tasavvuftaki şu düşünceyi çağrıştırıyor. Bedreddin Simavni, Varidarında şöyle dile getirmişti bunu: "Bir salik, küfür katına ulaşıp da o katı aşmadıkça tam Müslüman olamaz. Bu kat iki çeşit islam (Müslümanlık) arasında bir geçit olduğundan, orada duran salik zındık olur. Bu duruştan Tanrıya sığınırız. Ben de o kata ulaştım ve orada birçok zamanlar kaldımsa daçok şükür inayet-i ezeliyenin yardımıyla orayı geçerek selamet kıyısına çıktım" Tasavvufa göre, kötülük, iyiliği tamamlayan bir şeydir imtihan ancak onunla mümkündür. Muhasibi ve Hallac derler ki, 'yaradılış (hilkat) inayetin eseridir. Eğer Allah insana tecrübe hürriyetini vermeseydi aksiyonun ne değeri kalırdı. Allah kendine hizmet edeni (Hadim) sevdiği zaman onu tecrübe eder.' Tasavvuf doktrininde ıstırap, felaket, doğal itaat kanunundan daha geneldir. Istırap bizzat varlıktır; saadet ondan doğar. Çünkü varlık fiildir ve fiil mihnettir. Ancak tahakkuk ettiği zaman saadet olur. işte bu tahakkuka mistikler ayn-ül-cem diyorlar. Allah, sevdiğine ıstırap çektirir hükmü mutasavvıfları paradokslara sevk etmiştir. Allah'tan en uzak olan, ona ulaşma şevkini en çok duyandır. Şu halde AlIah'ın sevgilisi iblis'tir. HaIlacın görüşlerini daha başkaları da izledi ve ondan etkilendiler. Ferideddin Attar, Ilahiname isimli eserinde, iblis'i vefakar bir muhib, sadık bir aşık ve fedakar bir yiğit olarak tasvir eder. Onu, Hak'tan başkasına boyun eğmeme ve secde etmeme uğrunda ebedi azabı göze alan bir aşk kahramanı olarak tanıtır. Ihya'nın yazarı imam Gazali'nin oğlu Ahmed Gazali, Hallac'ın aşk ve 'iblis yorumlarından etkilenerek aynı düşünceyi sürdürdü. iblis'i sadık ve kararlı biraşık olarak tasvir etti. iblis, Ianetlenmeyi göze alarak, Allah'a secdeyi ikinci bir varlıkla paylaşmamış, Allah'a aşkını bir başka varlıkla bölüşmeyi kabullenmemiştir. Ona göre, "Tevhidi, iblis'ten öğrenmeyen kafirdir:' Dolayısıyla iblis velilerin en büyüklerindendir. Başka bir ifadeyle iblis kovulmadan önce nasıl Allah'ın dostuysa, itaatsizliği yüzünden kovulduktan sonra da yine öyle kalmıştır. Çünkü o AlIah'ln emrini doğru anlamış, emri, yerine getirmeyerek yerine getirmiştir. Bir günahkar haline gelerek günahsızlığını göstermiştir. Kısacası, Gazali'ye göre, iblis'in suçu aşkının bir eseridir. Bunun içindir ki iblis'i: "Ayrılığa düşmüşlerin, aşıkların yüz akı" diye anmıştır. Ahmed Gazali'nin "öğrencisi Aynulkudat, Muhammed'in nurunu güneşe benzetiyor, iblis'in ışığını ise güneşten sürekli ışık alan ayın aydınlığına benzetiyor Söylemeye bile gerekyok, bu iblis yorumları bir iblislik olarak yorumlanmış ve bu, düşünürlerin çoğunun katline neden olmuştur. Muhammed ikbal de yine Hallac'tan hareketle Cavidname'de şunları söylüyor iblis hakkında: "Biz cahiliz ama o, varı ve yoğu bilir; bize o sırrı, onun küfrü açtı Aşık olmak onun ateşi sayesinde yanmak demektir; onun ateşi olmadan yanmak, yanmamak demektir. O, aşk ve hizmette daha eski;.olduğundan dem onun sırlarına mahrem olamamıştır. Kendisinden tevhidi 'öğrenmek için taklit gömleğini yırt!" Ayrılık ehlinin üstadıdır iblis. O, aşkı daha heyecanlı, aklı daha kavrayışlı kılmıştır. Baştan başa yanlıştır o ve yalnızdır. Ama neyse de odur. Bu anlamda hem rint ve molla, hem hakim ve derviştir; amellerinde çok gayretli zahidier gibi davranır. Onun yaratılışı vuslat zevkini bilmez; onun zühdü, sonsuz cemali terk etmektir.Yanlışlıkta dosdoğrudur. Karanlığıyla ışıtan iblis, Hakk'ın varlığını inkar etmemiştir; gözü dışa değil içe açmış, sözü dışa değil içe etmiştir. Adem'in yoldaşıdır; yol dışında yürüyen bir yoldaş,.dikenli bir yolda yalın ayak bir yolcudur. ,Allah'a yaklaşmak için Şeytandan uzaklaşmak gerekir ama yine de Tanrı kadar yakındır bize. telkinleri ile asıl niyeti bir mıknatısın iki ayrı kutbu gibidir. Telkini kendisine çeker sizi, niyeti -tanrıya doğru iter. Kendini terk edecek dostlar aramaktadır o. Yalnızlığı da buradadır. O öyle bir avcıdır ki, avını ölümsüzleştirmek için tuzağına yem olarak kendini koyar. Av yöntemi, her av için kendinden bir parçayı yem yapmayı gerektirir.. İslam içrekçiliğinin iblis'i kendini Tanrıya kurban etmiş bir melek, trajik bir kahraman, yalnız bir bilge, sadık bir aşıktır. Tanrı- Şeytan kutupsallığı varoluş için gerekli görülmektedir. Bu anlamda iblis, karşıt kutup olarak, özlem, özgürlük, ayrılık, isyan gibi niteliklerle belirmektedir. Muhammed ikbal, Cavidname'sinde, iblis, Tanrının birliğine inanmakla kalmaz, aynı zamanda insanlara seçme özgürlüğünü öğretir. Onun itaatsizlik etmesi ve Adem'i baştan çıkarıp cennetten kovdurması, insana iyi ile kötü arasındaki farkı görme ve bunların arasından seçim yapabilme yeteneği kazandırmıştır. ikbal'in eserinde iblis hiçbir zaman Allah'ın düşmanı değil, insanın düşmanıdır. Ama bu insan kötücül bir insandır. Adem'in ilk günahı insanın seçme özgürlüğü içingerekliydi ve bu yüzden de Kuran'da bu ilk günah affedilmiştir. Ama insan günah işlemeye devam ediyor; dünyada yaşadığı sürece de edecek. Fakat ikbal bir çelişkiye düşer sonunda, iblis'in onu Müslüman etmekle öldürüleceğini söyleyerek yapar bunu. Ama o Müslümanlığını gayrimüslimliğine borçlu tek Müslüman değil midir. O değil midir küfürle övgüler yağdıran. Onu Kur'an'ın kılıcıyla öldürelim diyor ikbal. Bir Müslümanı katletmek olmaz mı bu? Sonra hiç adil değil. Çünkü o hiçbir zaman doğrudan katletmedi.İçimizdeki katilin ihbarcısıo; o katilin katli yine bizim elimizde. Bizi bize ispiyonlamıyor mu iblis. İblis'i öldürmenin yolu İdris'i öldürmekten geçmiyor mu? Bu da onun varlığını kaçınılmaz kılmıyor mu? Şeytanı öldürmek demek başlangıçtaki, bilgisiz, özgür iradesiz insanlık durumuna dönmek demek değil mi? Şeytani telkin, içinden geçeceği kulak bulamadığı gün iblis de ölmüş oIacak. Şeytanı taşlarken ağlamıyorsa bir insan, müslim değildir. İşte budur Müslümanın trajedisi. .
e33bae0e960d
[ "culturax", "fineweb2", "hplt2" ]
1-Ayakkabınızdaki bir bölge ayağınızı sıkıyorsa bir çift kalın yünlü çorap giyerek sıkan bölgeye sıcak saç kurutma makinesini uygulayın. Bir miktar olsun genişlediğini fark edeceksiniz. 2-Kapalı ve sivri uçlu topuklu ayakkabı giyecekseniz 3. ve 4. ayak parmaklarınızı birbirine bantlar iseniz ayaklarınızın balansını bir miktar değiştirip daha az basınç hissetmesini sağlarsınız. 3- Eğer ayaklarınız benim gibi çok terliyor ise teri emmek için ayakkabılarınızın tabanına günlük hijyenik pedlerden koyabilirsiniz. Yardımcı olacaktır. 4- Ayakkabılarınızın tabanının çok kaymasından şikayetçiyseniz biraz zımparayla bu soruna çare bulabilirsiniz. 5- Su toplamış ayaklarınızın enfeksiyon kapmaması ve rahatlaması için ılık siyah çay banyosu yapın. 6-Rugan ayakkabılarınızı camsil ile parlatabilirsiniz. 7-Aseton ayakkabılarınızın öndeki deri yada rugan olan kısımlarındaki çizikleri giderir. 8-Ayaklarınıza saç spreyi sıkıp topuklu ayakkabınızı giyerseniz kaymayı önlemiş olursunuz. Özellikle parmak arası terlik giyecekseniz bı size çok yardımcı olacaktır. 9- Çizme gibi ıslak bir ayakkabınız varsa içine gazate kağıtları doldurursanız nemi ve ıslaklığı daha hızlı emdiğini göreceksiniz. 10- Dar ve sıkan ayakkabılarınızı içi su dolu poşetler ile derin dondurucuya koyun su donarken yavaş yavaş genleşeceği için ayakkabınızında genişlemesi kaçınılmazdır. 11-Soğuk havalarda ayakkabınızın tabanına yün kumaş parçaları koyun ayaklarınızı sıcak tutun. 12-Uzun ve yorucu bir günün sonunda tenis topu ile ayak tabanınızda yuvarlama hareketleriyle rahatlama sağlarsınız. 13- Özellikle spor ayakkabılarınızın içine serpeceğiniz kabartma tozu kötü kokuları engeller. 14- Süet ayakkabılarınızdaki inatçı lekeleri tırnak törpüsü kullanarak çıkarabilirsiniz. 15- Uzun çizmelerinizin ayakkabılıkta şeklini korumasını sağlamak için havuz makarnasını kullanabilirsiniz. 16- Yine vaselin ile rugan ayakkabılarınızdaki çiziklerden kurtulursunuz. 17- Ayaklarınıza süreceğiniz deodorant sürtünmeyi ve terlemeyi önleyeceği için ayaklarınızın su toplamasını önler. 18- Ayakkabılarınızın içine kuru şampuan spreyinden sıkarsanız terlemeyi önlemede yardımc olacağını göreceksiniz.
994ffb69978c
[ "fineweb2", "hplt2" ]
daha sonra fotoğraflarla ayrıntılı olarak anlatacağım :) Herkese merhaba ! diğer yazılarımdan çok farklı ve yapmayı da çok istediğim bir proje yazısıyla karşınızdayım :) Geçtiğimiz günlerde, sevgili blogdaşlarım ile beraber çok güzel bir projeye imza atmak için kolları sıvadık. Berna ' mın fikri olan bu projede, 6 kişi toplanıp sizlere makyajlar ve kombinler yaptık. Böyle projelerde yer almayı çok ama çok istiyordum ve Berna'm sayesinde gerçekleşti. Çok da güzel organize etti sağ olsun,hepimize yardımcı oldu, aklımızda hiçbir soru işareti kalmasına izin vermedi. Bu güzel düşüncesi için,beni de bu projeye dahil ettiği için ve blogger arkadaşlarımızla bir araya gelmemizi sağladığı için kendisine çok teşekkür ediyorum ♡ Projeye katılan blogdaşlarımı, yaptıkları makyaj ve kombinleri aşağıda bulabilirsiniz :) Berna - Güzellik ve Bakım / Günlük Kullanıma Uygun Yaz Makyajı Selin - Beautybysyln / Gece Makyajı Pınar - Miss.Poine / Gelin Makyajı Gizem - Gizem'in Saksısı / Pin-up Makyajı Gizem - Leopar Delisi / Makyajlarımıza Uygun Kombinler Evett,gelelim benim ne yaptığıma. Ben de sizlere, özel gecelerde kullanılmak üzere bir Dumanlı Göz Makyajı yaptım :) Öncelikle kullandığım malzemelerime bakalım, daha sonra fotoğraflarla ayrıntılı olarak anlatacağım :) daha sonra fotoğraflarla ayrıntılı olarak anlatacağım :) Genel olarak kullandığım ürünler bunlar ; Ten makyajımda kullandığım ürünler sırasıyla ; -Vichy Aqualiathermal Nemlendirici -Avon Matte Mat BB Krem / Light -Benefit Some Kind-a Gorgeous Fondöten -Avon Colortrend Concealer -Benefit Hoola Bronzing Powder -Catherine Arley Pudra / 06 Numara -Flormar Passionate Dots Invisible Powder -Garnier Göz Altı Kapatıcı Roll-on -Essence Beauty Beats Blush Öncelikle cildimi Vichy Aqualiathermal Nemlendiricim ile nemlendirdim. Biraz bekledikten sonra, Real Techniques / Buffing Brush ile Avon Matte Mat BB Kremimin Light tonunu uyguladım. Kalıcılığı arttırmak için Benefit Some Kind-a Gorgeous Fondötenimi sürdüm. Avon Colortrend Concealerı, BB krem ve fondötenimin yetersiz kaldığı bölgelere dokundurdum. Sırasıyla Benefit Hoola Bronzing Powder , Catherine Arley Pudra / 06 Numarayı ve Flormar Passionate Dots Invisible Powder uygulayarak makyajımı akmayacak hale getirdim. Hepsini azar azar uyguladım. Son olarak Garnier Göz Altı Kapatıcı Roll-on ile göz altlarıma kadifemsi dokunuşu uyguladım ve Ecotools / Bamboo Powder Brush 1200 fırçamla Essence Beauty Beats Blush uygulayarak ten makyajımı bitirdim. Göz makyajı ürünlerim sırasıyla ; -Avon Göz Farı Bazı -Wet n Wild Brulee Eye Shadow / Single -Avon True Color Far Paleti / Glow Teal -Wet n Wild Coloricon Eye Shadow / Trio -The Balm Far Paleti / Balm Voyage -Flormar Waterproof Eyeliner / No : 101 -Avon Glimmerstick Kaş Kalemi / Blonde -Maybelline The Rocket Volum Express -1000HOUR takma kirpik. İlk olarak,Avon Göz Farı Bazımı uyguladım. Sonra bütün göz kapağıma Wet n Wild Brulee Eye Shadow / Single rengi Real Techniques / Deluxe Crease Brush ile uyguladım.Gözlerime aydınlık kazandırması için. Avon True Color Far Paleti / Glow Teal paletinden 1 numarayı ve daha sonra -Wet n Wild Coloricon Eye Shadow / Trio paletinden Browbone rengini, Ecotools / Eye Shadow fırçamla uyguladım. Bu işlemler aydınlık kazandırmamız ve renkleri karıştırırken kolaylık sağlamamız için. Wet n Wild Coloricon Eye Shadow / Trio paletimi tekrar aldım ve Crease rengiyle göz kapağımdaki çukur kısıma gölge uyguladım.Tamamen siyah rengi yumuşatmak ve karıştırmak için. The Balm Far Paleti / Balm Voyage paletinden A4 numaralı siyahı da Real Techniques Base Shadow Brush ile kirpik diplerimden,göz kapağımdaki çukur kısma kadar dağıttım.Daha sonra siyahı ve kahverengiyi The Balm / Give Crease a Chance fırçamla birbirine karıştırarak renk geçişini yumuşattım. Flormar Waterproof Eyeliner / No : 101 rengi kirpik diplerime ve göz içlerime uyguladıktan sonra 1000HOUR takma kirpiklerimi takarak Maybelline The Rocket Volum Express maskaramı uygulayarak göz makyajımı bitirdim. Wet n Wild Coloricon Eye Shadow / Trio ile eyeliner fırçama alarak doldurdum.Avon Glimmerstick Kaş Kalemi / Blonde rengi ile çerçeveledikten sonra , Ecotools / Kirpik ve Kaş Fırçası ile şekillendirdim. Dudaklarımda sırasıyla ; -Flormar Waterproof Lipliner / No : 230 -Oriflame Lip Spa Therapy / Natural Pink -Avon Lovely Fuchsia uygulayarak bu tatlı pembe tonu elde ettim. dudak fırçası kullanarak rujumun daha kalıcı olmasını sağladım. Kullandığım fırçalar ; -Real Techniques / Buffing Brush -Ecotools / Bamboo Powder Brush 1200 -Real Techniques / Deluxe Crease Brush -The Balm / Give Crease a Chance -Real Techniques / Base Shadow Brush -Ecotools / Eye Shadow -Real Techniques / Brow Brush -Ecotools / Flat Eyeliner -Ecotools Dateiler / Lip -Real Techniques / Detailer Brush -Ecotools / Kirpik ve Kaş Fırçası Bakalım makyajım nasıl olmuş ? :) Heyyooiiii,ben bu işi çok sevdim :D Imm,acaba beğenecekler mi ? Her zaman yapalım bunu yeaa :D Evet canlarım, benim makyajım böyleydi. Umarım beğenmişsinizdir. Oriflame ürünlerini almak isteyip ulaşamıyorsanız sizlere gönül rahatlığıyla göz atabileceğiniz bir link bırakıyorum; https://www.orikatalog.com/oriflame-urunleri/ Benim sevdiğim ve sizin de seveceğiniz yüzlerce ürünün bulunduğu kataloğu zevkle inceleyebilirsiniz :) Bu güzel saç aksesuarım için sevgili İlknur'un Dünyası bloguna çok teşekkür ederim ♡ Gönderen Yasemin Yiğit zaman: 12:00 24 yorum Etiketler: Avon, benefit, blog, blogger projesi, dumanlı göz makyajı, Ecotools, essence, Garnier, http://yaseminjess.blogspot.com.tr/, makeup, makyaj, Oriflame, rea techniques, the balm, Vichy, Wet n Wild Kaydol: Kayıtlar (Atom)
7594df355a28
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Herkese merhaba ! Yaklaşan mezuniyet telaşı, mezun olacakları çoktan sardı bile :) Ee tabi saç,makyaj,elbise,ayakkabı,çanta,takı aman Allah'ım hangi birini düşüneceğimi şaşırdım :) Ben de bu temaya uygun bir makyaj yaparak, kendimce mezuniyetimi tasarladım :) Aslında günün anlam ve önemi ne kadar ağır olursa olsun, ağır makyaj yapamıyorum. Kendime ve cildime yakıştıramıyorum. Yine bu makyajımda da elimden geldiğince sade olmaya çalıştım. Sadece jel eyeliner ve kırmızı ruj ile ne kadar güzel bir görüntü elde edebileceğimizi göstermek istedim :) Haydi bakalım ; Önceden temizleyip nemlendirdiğim cildime kapatıcımı ve pudramı uyguladım. Daha sonra kaşlarımı kaş farım ile doldurup taradım. Takma kirpik olmadan olmaz :) Gözlerime far bazımı uyguladıktan sonra jel eyeliner ile kalın bir eyeliner uyguladım. Göz kapaklarım oldukça hacimli olduğu için ince eyeliner pek görünmüyor :) 2 kat rimel uyguladım ve göz içlerime de simli siyah göz kalemi çektim. Böylece göz makyajımı bitirdim :) Dudaklarımı önce nemlendirdim,daha sonra kırmızı dudak kalemi sürdüm. Üzerine de hafif mat bir kırmızı ruj geçtim ve peçeteyi bir kere öptüm, fazla ruju alsın diye :D Saçlarımı önce yana doğru maşaladım, sonra sıkıldım açtım :) Bakalım nasıl olmuş :) Işık yansımasıyla ombre görünen dudak, harika :/ Blogger fotolarımı mahvetmeye devam ediyor ! Umarım beğenmişsinizdir canlar :) Gönderen Yasemin Yiğit zaman: 18:00 25 yorum Etiketler: Avon, eyeliner, http://yaseminjess.blogspot.com.tr/, kırmızı ruj, Kozmetik, makyaj, mezuniyet, mezuniyet makyajı, siyah, takma kirpik Kaydol: Kayıtlar (Atom)
9c02146786a0
[ "fineweb2", "hplt2" ]
15 yıllık bankacıyım. 11-12 yılı adeta rüya gibi geçti. İşi severek yaptım. Gişede başlayan meslek hayatımı pazarlamada sürdürdüm. Tüm sertifikalarımı ve SPK'yı ilk alanlardanım. Çünkü işimi seviyorum. Her zaman eğitimlere severek gittim. Hafta sonu herkes eğitimi zül olarak görürken ben kendimi yetiştirme anlamında hiç şikayetçi olmadım. Son 3 yıl her şeyin allak bullak olduğu yıl. Belki de insanlığımızı yitirdiğim yıl oldu. Hedef baskısı yüzünden insanlara sattığım o saçma sapan ürünler ilk başlarda vicdanımı rahatsız ediyordu ama sonra ayakta durmak ve işime sahip çıkma adına alıştım her halde. Mesela oğlunun kart borcunu ödemek için 10 bin lira kredi kullanan emekli müşterime hayat sigortasının yanında bir de işsizlik sigortası yaptım. Hedef baskısı vicdanımı öylesine köreltti ki, bana güvenen insanların mevduatlarını "daha yüksek vaadiyle" günlerce boşta tutacak kadar. Her şey hedefler tutsun diye. Ama son 1 yıl, artan hedefler ve baskılara kaybolan vicdanım bile yetişemez oldu. Sadece benim değil aynı şubede bir çok arkadaşımın. Hedefler yükseldikçe performansım yerlerde sürünmeye başladı. Müdürün sürekli dışarı çık müşteri bul sözleri çaresizliğimi daha da arttırdı. Ne yapabilirdim ki, birahanelere, barlara ve cafelere mi gitmeliyim yeni müşteri için. Çünkü KKB sicili bozuk olmayan insan var mı ki? Olan ise zaten sokakta veya ayağına gelen bankacıyı ciddiye almıyor. Havaya giriyor. Farklı beklentinin işaretlerini veriyor. İşte böyle bir günde bir haber dikkatimi çekti. "249 bankacıya ahlaksız teklif" Sıradan bir haber gibi okudum. Haberin sonuna geldiğimde bu bankanın benim çalıştığım kurum olduğunu anladım. En çok mobbing davası, en çok personel çıkartan, son bir yılda el değiştiren. Yani papaz-imam diye izaha gerek yoktu. Bu banka bizdik. Okuyunca "yazık" dedim. Haberden bir iki saat sonra şube müdürü kapıyı kapattı uzun bir telefon görüşmesi yaptı. Belli ki bir sıkıntılı durum vardı. Sonra kokusu çıktı. Personel çıkartma doğruymuş. Ve bizim şubeden de 1 kişi çıkartılacakmış. Yine aldırmadım. Tıpkı ölüm gibi bir şey bu. İnsan ölümü kendisine hiç yakıştıramaz. Ölüm haberlerine üzülürüz ama hiç başımıza geleceğini düşünmeyiz. Ta ki, Azrail'in göğsüne oturup o canını almaya geldiği an gibi. Ya da 2 yıl önce kanser olduğunu öğrendiği an "neden ben?" diye soran bir arkadaşım gibi. Akşam üstü gecikmeleri ararken şube müdürü beni ve yine pazarlamadaki en yakın arkadaşımı odasına çağırdığı an vücudumun tüm kimyası bozuldu. Şube müdürü kapıyı kapattırdı. O an telefon tekrar çaldı. Arayan bir müşteriydi ama o an benim kanım donmuştu. Kulağımda bir uğultu, kalbim adeta duracak gibi çarpıyordu. Tırnağımla bir başka tırnağımı koparmaya çalışıyordum. Geçen her saniye bana daha da büyük işkence oldu. Müdürün telefonu uzadıkça uzadı. Karşımda en yakın arkadaşım oturuyordu. İyi kötü günlerimizin birlikte geçtiği can arkadaşım. Çocuğumun hastalığında benimle birlikte hastanede nöbet tutan hatta ekmeğini bile bölüşen canım arkadaşım. Sonunda müdür konuşmasını bitirdi. Bizim şubeden pazarlama kadrosu teke düşürülecekti. Yani bir kişi işten çıkartılacaktı. Ya ben ya da arkadaşım gidecekti. İşte o an bozuk olan dengem daha da bozuldu. Bir an aklıma evin kredisi geldi. Daha 4 yıl vardı bitmesine ne yapardım. Sonra bu hayattaki en büyük varlığım kızım geldi. Onun okulu ne olacaktı. Eşimin maaşı ne krediyi ne de kızımızın okul parasını ödemeye yetmeyecekti. Tüm bu düşünceler tansiyonumun iyice düşmesine neden oldu. Artık gözlerim bile flu görmeye başladı. O an tırnağımla koparmaya çalıştığım diğer tırnağı dişimle çekmeye başladım. Bir an arkadaşım ile göz göze geldim. Onun iki çocuğu vardı ve bir çocuğu sorunluydu. Tedavi görüyordu. O an aklıma okuduğum bir yazı geldi. Askeri lojmanda bir subay eşinin binalarına şehit haberini vermek üzere gelen ekip ile ilgili duyguları.. Kendi zillerini çalmamaları için okuduğu dualar.. Aynı psikolojiye sahiptim aslında. Bu kez bu duyguya sahip olan bendim. Müdürün ağzından benim adım çıkmaması için sürekli dua ettim. Üstelik bunu yaparken arkadaşımın gözlerinin içine bakarak. O bir kaç dakika bana yıllar gibi geldi. Müdürün ağzından çıkan isim ben olmadım. O an beynimden tüm omuriliğime yayılan bir titreme hissettim. Arkadaşımın sesli ağıdı ile bir an irkildim. Ayağa kalktım bir an ruhumu kirlenmiş hissettim. Arkadaşıma sarılıp teselli ederken bir dakika önce benim değil de onun işten çıkartılması için yaptığım dualar kendimden nefret etmeme neden oldu. Kader işte. Arkadaşım işten çıkartılmıştı. Ben şimdilik belki de üç ay belki 6 ay daha kalacaktım. Ne fark ederdi ki? Akşam bankacılık sektörünün bana verdiğinden çok aldığının muhakemesini yaptım. Sabaha kadar o müdürün odasında geçen 11 dakikanın beni insanlığımdan nasıl çıkarttığını düşündüm utandım. Sonra şu soruyu sordum: Değer miydi? Nuray D. " Bu mektup bankacı bir okuyucumdan geldi ve aynen, yorum katmadan verdim. Umarım aynı vicdani rahatsızlığı bankacılık sektörünü bu hale getirenler duyar. Kaynak: YANİÇAĞ GAZETESİ-Bir bankacının kâbusu - Remzi ÖZDEMİR
d8b5fca51e7c
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
Oruç-takva ilişkisi Orucun farz kılındığını anlatan 2/el-Bakara, 183. ayetinin sonunda "le'allekum tettekûn" buyuruluyor: "umulur ki ittika edersiniz." Bu ifade "oruç" ile "takva" arasında bir ilişki bulunduğunu anlatıyor. Bundan daha tabii birşey olamaz. Aslında bütün ibadetlerin, hatta bütün emir ve yasakların bizi takvaya götürücü özelliği vardır. Sırat-ı müstakim üzere sabit-kadem bulunmak, ilahî emir ve yasaklara titizlikle riayete bağlıdır. Efendimiz (s.a.v) insanlığın sırat-ı müstakim karşısındaki durumunu şöyle bir misalle açıklamış: Sırat-ı müstakimin (dosdoğru yol) iki yanında duvarlar, o duvarlarda açık kapılar, kapıların üzerinde de örtüler vardır. Yolun başında birisi durmuş şöyle seslenmektedir: "Ey insanlar! Hep birlikte yola girin, sağa-sola sapmayın (başka istikametlere gitmeyin!" Yolun üstünde de biri vardır ve kapılara yaklaşan olduğunda şöyle seslenmektedir: "Yazık sana! Sakın o kapıyı açma! Zira onu açacak olursan oradan girersin!" Efendimiz (s.a.v) devam ediyor: "O yol İslam'dır. Kapıların üzerindeki perdeler hududullah (Allah Teala'nın çizdiği sınırlar) dır. Açık kapılar Allah'ın meharimi (haram kıldığı şeyler) dir. Yolun başındaki, Allah Azze ve Celle'nin Kitabı'dır. Yolun üstündeki ise Allah Teala'nın her mü'minin kalbinde bulunan vaizi (öğütçüsü) dir." İşte oruç, hem yolun üstündeki rehberin çağrısı, hem de her birimizin kalbindeki uyarıcıyı harekete geçiren ilahî uyarıcıdır. Alimler, oruçta, diğer ibadetlerde bulunmayan birçok özelliğin bulunduğunu vurgulamıştır. Bunların başında, orucun bizi sürekli oto-kontrol (nefis muhasebesi) halinde tutan özelliğidir. Oruç tutan ve oruç tutmanın manası üzerinde az da olsa tefekkür etme imkânı bulmuş olan herkes kendi nefsinden bilir ve tecrübe eder ki, oruçluyken diğer zamanlardaki halimize kıyasla kendimize daha bir çeki-düzen veririz. Diğer ibadetlere karşı içimizde ayrı bir iştiyak bulunur. Namazı ayrı bir neşve içinde kılar, infak ve tasadduk konusunda oruçluyken sergilediğimiz cömertliğe kendimiz de şaşarız. Bunda orucun sadece açlık, susuzluk ve cinsel arzulara karşı sabırdan ibaret olmayan, dili, gözü kulağı ve diğer azaları da sair zamanlardakine göre daha bir disipline eden etkisi vardır. Bunun için Efendimiz (s.a.v), diline, gözüne ve sair azalarına hakim olamayan oruçluların kârının sabahtan akşama kadar aç durmaktan ibaret olacağı uyarısını yapmıştır. Orucun uzun ve sıcak yaz günlerine denk gelmesi üzerinde de ayrıca durmak gerekir. Kısa ve merin günlerde oruç tutmakla bu mevsimde oruç tutmak arasında şüphesiz büyük bir fark var. Hz. Ömer'in, oğlu Abdullah'a (Allah ikisinden de razı olsun) ögüt verirken, "es-Savmu fi's-sayf ve darbu'l-a'dâi bi's-seyf..." diye başlayan cümleleri meşhurdur ki, "Yaz günlerinde oruç ve düşmanla cihad..." demektir. Efendimiz (s.a.v)'in, evlenmeye yol bulamayan gençlere orucu tavsiye ettiği vakıası üzerinde de ayrıca durmamız lazım. Orucun nefsi eğiten yönü burada bariz bir şekilde ortaya çıkıyor. Yalnız bir noktaya dikkat etmek gerekiyor: Oruç tuttuğumuzda birtakım şeyler "otomatiğe bağlanmış" olmuyor. "Oruçluyum, ama nefsî arzularım devam ediyor" ya da "Ramazan'da şeytanların bağlanacağı söyleniyor; ama şeytanlar yine iş başında" deniyor. Oysa oruçluyken nefisle mücadele de, şeytanla mücadele de devam ediyor. Orucun bize sağladığı ise "artı bir direnç"tir. O avantajı iyi kullanarak mücadeleye devam etme iradesi bizi sonunda takvaya ulaştıracaktır. Ayetin vurgusunu bu şekilde anlamak yanlış olmayacaktır. Kaynak: Bu yazı Milli Gazete, Aile Hayat bölümü’nde 15.08.2011 tarihinde yayınlandı. Bu haber 970 defa okunmuştur.
cab14cd2fb09
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
İnternet Ortamı’nın sık kullanılan Kartı paykasa’yı yüksek kurdan bozum yapabileceğiniz doğru adrestesiniz Paykasa.org Türkiye’nin resmi reseller sitesidir. Sizlere daha hızlı güvenli paykasa bozdurma hizmeti verebilmek için ”paykasa nasıl bozdurulur” hakkında yapmanız gerekenleri aşağida listeliyoruz, lütfen detayları dikate alınız. Paykasa Bozumdurmak için İlk Adımlar. 1-) Müşteri Temsilcileri ile irtibata geçip kur fiyatını öğrenmektir. Satış fiyatlarımıza burdan göz atabilirsiniz 2-) Firmamıza güvenebilirsiniz 6 yıldır Sektör’de öncü firmayız 3-) Paykasa Kodunu Müşteri hizmetleri teslim edin ve banka hesap numarasını belirtin 4-) yapmanız gereken artık Paykasa.org tarafından ödeme yapılması hesabınıza. 5-) Hesap numaranızı belirtikden 15 dk içinde ödeme hesabınıza ulaşmış olur. Değerli kullanıcılarımız unutmayınızki ödemeler Maximum 15 DK içinde hesabına geçecektir
2ef7815b9085
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Soğuk çekme lama piyasanın en sağlam ve dayanıklı ürünüdür. Ürün özellikle çelik konstrüksiyon ve otomotiv yapılarının desteklerini kuvvetlendirir. Profiller arasındaki bağları kuvvetlendirir. Soğuk çekme işlemi demirin dayanıklılığını ve esnekliğini arttırır ve dış yüzeyi pürüzsüzleştirir. Soğuk çekme sıcak demir kütüklerinin tekrar işleme alınmasıdır. Bu işlemde önce sıcak çekme demirlerin yüzeyinde bulunan kabuk ve çapaklar temizlenir. Daha sonra yüzey kayganlaştırıcı maddeyle kaplanır. Kütükler çekim yataklarına yatırılır, istenen ölçü kalıpları yerleştirilir ve demir kütükler çekilerek kalıplara alınır. Malzeme istenen uzunlukta kesilir. Soğuk çekme işlemiyle malzemenin mukavemeti arttırılır. Soğuk çekme tekniği ile ürünler hassas ölçü toleranslarına getirilir. Yüzey kalitesi sıcak haddeye göre daha üst seviyededir. Ürünün akma ve çekme gerilimi artar. Çeliğin sertliği artarken sünekliği azalır. Soğuk çekme düşük karbonlu çeliklere uygulanır. Soğuk çekme işlemi için ilk adım yüzeyde bulunan kabuk ve çapakların temizlenmesidir. Daha sonra hammadde kayganlaştırıcı yağ ile kaplanır ve üretim bandına sokulur. İstenen ölçülerdeki kalıplar yerleştirilir ve hammadde kalıplara doğru itilir. Soğuk çekme işleminden geçirilen ürün istenen boy ölçüsünde kesilir. Soğuk çekme işlemi tamamlanan ürünler uygunluk testlerinden ve kalite kontrollerinden geçirilir. Amaç müşterilere istedikleri kalitede ve ölçülerde ürün teslim etmektir. Dizdar Metal olarak müşterilerimize kaliteli soğuk çekme mil, soğuk çekme kare, soğuk çekme altıköşe gibi ürün tedariği yapmaktayız. Ülke sanayinin gelişmesi kaliteli üretimle, kaliteli üretim ise kaliteli malzemeyle olur. Bu bilinçle Dizdar Metal olarak tüm ürün çeşitlerimizde kaliteyi en üst seviyeye çıkarmayı hedefliyoruz. Bu amaçla kurduğumuz modern metalürji laboratuvarımızda ürünlerin kalite, sertlik ve dayanım gibi testlerini yapıyoruz. Otomotiv başta olmak üzere inşaat, makine imalatı, asansör imalatı, zincir ve dövme sanayi, savunma sanayi ve tarım sektöründe yüzlerce firmaya kaliteli hammadde tedariği yapıyoruz. Firmamızın öncelikli hedefi müşteri memnuniyeti sağlamaktır. Bunun için müşterilerimizin talep ettiği ürün çeşidini yüksek kalite ve uygun fiyat özellikleriyle temin ediyoruz. Web sitemizde tüm ürün çeşitlerimizi ve kullanım alanlarıyla ilgili bilgileri bulacaksınız. Zamanında teslimat konusunda da hiçbir endişeniz olmasın. Kendi nakliye araçlarımızla en hızlı şekilde ürünlerinizi getiriyoruz.
152dfe566035
[ "fineweb2", "hplt2" ]