text
stringlengths
97
665k
id
stringlengths
12
12
source
listlengths
2
5
Bir yaz sezonunun da kazasız belasız ve de tatilsiz bir şekilde sonuna geldik sayın okur. Kış kapıya geldi dayandı. Sabahın kör soğuğunda yuvasız it yavrusu gibi titremeler, akşam trafiğinin adım adım ilerlemesinde levye, çekiç kapıp birbirine girmeler, karanlık gökyüzünde güneşe hasret iç çekmeler vaktidir artık. Ben yaz çocuğuyum ya belki ondandır kışa bu olumsuz ve de ılımsız yaklaşımlarım. Ayaklarım üşümeye başladı mıydı ruhum da üşür. Bunalırım, depresirim. Mevsim geçişlerinde zor kadın olur, ortamı fena gererim. Bir de bunun üzerine okul stresini koyun. Koyun yahu çekinmeyin. Çok da normal olmayan birinin tamamen tırlatması için yeterli değil midir? Lakin yine bildiğiniz üzere, her anlamda kendi kendini tedavi edebilen bu mutant bünye, psikolojisini de evelallah kendisi düzeltebilme yeteneğine sahiptir. Bir çeşit kendin pişir, kendin ye; kendin hastalandır, kendin iyileştir durumu yani. Elbette kamuoyu yararına çalışan bir insan evladı olmamdan mütevellit, bu sırlarımı sizinle paylaşıp bir nevi amme hizmeti yapmayı da kendime görev telakki ederim sayın okur. De haydin iyisiniz yine!.. Hava daha aydınlanmamış, horozlar bile tatlı uykusunda iken, anne karga, baba kargaya “hadi len ordan, bu saatte kahvaltı mı edilir, yat zıbar” diye çemkirirken, emzikli bebeler anacıklarını rahatsız etmemek için mışıl mışıl horuldarken; dünyanın en çirkin çalışlı saatinin ötüşüyle uyanmak, bu sırada yorganı tepenize kadar çekip o gerzek saati duvara fırlatmak suretiyle paramparça etmek, dünyanın en rahatlatıcı şeyidir kanımca. Mutlaka deneyiniz. Gece ile gündüz arasındaki bu arafta uyanmanıza neden olan sevgili yavrunuzun gittiği okula, o okulu dünyanın öteki ucunda bir dağ başına inşa eden şahısa ve veya kuruma, bu okula gitmesi ve kaydolması esnasında, yayın ve yapımda emeği geçen tüm ekibe teşekkürlerinizi şöyle tumturaklı bir şekilde iletmek de yay gibi gerilen sinirlerinize çok iyi gelecektir. Benden söylemesi. Gözleriniz yarı kapalı vaziyette, melekler gibi uyuyan yavrunuzun başında dinelip, artık kalkması ve okula gitmesi için ikna etmeye çalıştığınız o kırk beş dakikalık süre boyunca, tanju miller modeli sesinizle “haydi benim biricik yavrucağım, artık uyanmalısın, okuyup adam olmalısın, bak insanlar kucaklaştı, okul vakti yaklaştı” diye sürekli tekrarlamanızı, olmadı kulağına parmak sokmak, saçınızı burnunda dolaştırmak, buz gibi olmuş ellerinizi aniden sırtına yapıştırmak, bacağından tek tek kıl çekmek suretiyle kendisine işkence etmenizi şiddetle öneririm. Unutmayın ki acılar, paylaşıldıkça azalır. Sonunda bin bir zahmet uyandırıp ayağa diktiğiniz evladınızın, bir lokma bir şeyler yemesi için kendinizi paralarken “anne ya, üff ya, bebek miyim ben ya, al kendin ye bunları yaaa” şeklinde namkörce yaklaşımlarından duyduğunuz dayanılmaz iç sancısını, yüzüne gözüne çikolata sürmek, sütünü boğazına dökmek şeklinde bir takım kontrataklarla azaltabilirsiniz. Size “psikopat ebeveyin, acımasız insan, tüü barnak kadar bebeye ne eziyetler ediyo utanmaaaz” diyebilirler. Bırakınız desinler, bu terapinize asla mani olmasın. Siz acele ettikçe, giyinme işini iyice ağırdan alan, saçlarını dana b.ku sürülmüş şekline sokmak için bir buçuk saatini banyoda geçiren canınız oğlunuzun ümüğüne çökmemek için, gözlerinizi sıkı sıkı kapatıp bildiğiniz bütün sabır dualarını okumaktan başka bir çareniz yoktur. Yapınız. Bebeyi güç bela evden gönderdikten sonra on dakika bekleyin. Her zamanki gibi son anda çıkmış olan yavrunuz geri gelip “anneee, servisi kaçırdım, babamı uyandırsana beni okula götürsün” diye hönkürmediyse hala, servise binip yola koyulmuş demektir. Derin bir nefes alma vaktidir. Alınız. Şimdi yapın kendinize bir kahve, giyin pofidik terliklerinizi, sarılın battaniyenize, açın güzel bir müzik… İşe gitme vakti gelene kadar, sabah sabah yakaladığınız içsel huzurun tadını çıkarmak gerektir artık. Çıkarınız. Bu hizmetimi de unutmayınız. Haydin eyvallah sayın okur. Bir dahaki seansta buluşmak dileğiyle, mutlu olun ve hep öyle kalın.
1dac257c93bf
[ "c4", "fineweb2", "hplt2" ]
ÇATI MUAYENESİ (PELVİS MUAYENESİ, PELVİK MUAYENE) Çatı muayenesi gebeliğin son haftalarında (37 haftadan sonra) annenin pelvis kemiklerinin (çatı kemiklerinin) yani doğum yolunun değerlendirilmesi için yapılır. Bu muayeneye göre doğum yaklaşmadan önce normal doğumun gerçekleşebilme ihtimali değerlendirilir. Doğumun sezaryenle gerçekleşeceği kesin olan bir hastada çatı muayenesi yapılmasına gerek yoktur, örneğin daha önce sezaryen olmuş veya bebeğin eşi doğum yolunu kapatıyorsa veya ikiz, üçüz gebelik gibi.. Çatı muayenesi nasıl yapılır? Çatı muayenesi normal jinekolojik muayene masasında ve aynı şekilde jinekolojik muayene pozisyonunda yapılır. Doktor iki parmağı ile çatı kemiklerinin durumunu değerlendirir. Bebeğin kilosu ile doğum yolunun darlığını - genişliğini kıyaslayarak normal doğum mümkün olabilir mi diye değerlendirmek yapar. Doğum başkamadan önce gebeliğin son haftalarında yapılan çatı muayensinde rahim ağzı kapalı olduğu için bebeğin kafasına veya diğer organlarına temas edilemez. Çatı darlığı: Eğer pelvik muayenede çatı darlığı (pelvik darlık) olduğuna yani doğum yolunun normal doğuma imkan vermeyecek derecede dar olduğuna karar verilirse normal doğum hiç denenmeden sezaryen ameliyatı planlanır. Ancak bu herzaman mümkün olmaz, yani çatı muayenesi herzaman doğum şeklini kesin belirleyemeyebilir bu durumda normal doğum denenir ve doğumun ilerlemesi esnasında yapılan muayeneler ile daha net karar verilebilir. Doğum sırasında rahim ağzı açık olduğu için hem rahim ağzının açılma miktarı ve durumu hem de bebeğin kafasının pozisyonu, durumu değerlendirilebilir bu nedenle doğum esnasında yapılan çatı muyenesi daha net bilgi verir. Ancak doğumdan önce gebeliğin son haftalarında yapılan çatı muayenesi de ön fikir vermesi için ve belki de normal doğum yapamayacak hastalaların normal doğum denenmeden farkedilmesi için gereklidir. Çatı muayenesi sırasında veya sonrasında ağrı, kanama olur mu? Çatı muayenesi ağrılı bir muayene değildir. Hamileliğin son haftalarında vajina dokusunda esneme olduğu için gebe olmayan kadınlara göre daha rahat bir şekilde vajinal muayene yapılabilir. Kanama genellikle hiç olmaz, bazen lekelenme veya az miktarda pembe, kırmızı kanama olabilir. Kanama olsa dahi çatı muayenesinin bir zararı veya riski yoktur, aksine faydası vardır. GEBELİKTE (HAMİLELİKTE) ÇATI MUAYENESİ NEDİR? NASIL YAPILIR? ÇATI MUAYENESİ (PELVİS MUAYENESİ, PELVİK MUAYENE)
ffc660df44e2
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
DOĞUM KESİSİNE (EPİZYOTOMİ) BAĞLI AÇIKLIK, KALAN PARÇA VEYA İZLERİN DÜZELTİLMESİ Doğum kesisi normal doğumların çoğunda özellikle ilk doğumlarda sıklıkla uygulanır. Doğum kesisi yani epziyotomi hakkında ayrıntılı bilgiye buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Özellikle ilk doğumlarda ve iri bebek doğuranlarda doğum kesisi büyük olabilir ve fazla sayıda dikişler gerekebilir. Bu durumlarda nadiren doğum kesisi iyileşmesinden sonra vajina dış bölgesinden annenin eline gelen ufak parçalar olabilmektedir ve yine kesinin büyük olmasına bağlı dikiş izleri ve vajina girişinin tam birleşmemesine bağlı açıklık hissi olabilir. Bu durumlarda doğum dikişinin olduğu bölge yeniden estetik düzeltme yapılacak şekilde düzeltilir ve ince estetik dikişlerle dikilerek izsiz şekilde yeniden iyileşmesi sağlanır. Bu bölgeden sarkan ve hastanın eline gelen ufak parçalar alınır ve vajina dış bölgesi doğum öncesi eski görüntüsüne kavuşturulur. Vajen girişinde açıklık hissi için de vajina daraltma (vajinoplasti) ameliyatı aynı anda yapılır sıklıkla. Vajina girişinde bir açıklık olmasa normal doğuma bağlı genişleme kadında açıklık varmış gibi his yaratabilir be bu durumun düzeltilmesi için vajina daraltma ameliyatıyapılır. DOĞUM KESİSİNE BAĞLI İZLERİN DÜZELTİLMESİ DOĞUM KESİSİNE (EPİZYOTOMİ) BAĞLI AÇIKLIK, KALAN PARÇA VEYA İZLERİN DÜZELTİLMESİ
d8b90f6113f6
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
Musul harekâtı 9. gününü geride bıraktı. Peşmerge güçleri dün Musul’un Naveran Cephesi’ndeki Hursabad köyünde kontrolü sağladı. Operasyonun ilk haftasında peşmerge güçleri ve Irak ordusunun yaklaşık 70 köyü IŞİD’den kurtardığı, bin kilometrekare alanda kontrolü sağladığı ifade edildi. Alınan bölgeler Musul’un etrafında bir kuşak oluşturuyor. Kuzeydoğuda Başika’dan başlayan bu kuşak, doğuda Bartılla, güneydoğuda Hamdaniye ve güneyde Kayyara’ya kadar uzanıyor. Bu kuşağın bazı noktaları Musul kent merkezine 8 - 10 kilometreye kadar yaklaşıyor. Erbil merkezli Rudaw gazetesi, Tiz Kharabi Gawra ve Tiz Kharabi Bchuk bölgelerinin de peşmerge kontrolüne geçmesinin ardından Kürt güçlerinin Musul’daki ilerlemesinin durduğunu yazdı. Buna göre, peşmerge gelinen noktada hendekler kazıyor. Bu hendeklerin ötesindeki operasyonu ise Irak ordusu gerçekleştirecek. Rudaw’a konuşan bir peşmerge komutanı, “Bu, Başkan Barzani’nin bize ilerlememiz için hedef koyduğu son nokta. Emir gelirse ilerleriz. Fakat şu an burada kalacağız” dedi. Rusya: ABD okul vurdu AFP’nin haberine göre Irak güçleri Musul operasyonunda ABD öncülüğündeki koalisyonun havadan desteğine rağmen IŞİD’den katı bir savunma ile karşı karşıya. AFP muhabirleri Irak güçleri ve peşmergenin bazı bölgelerde IŞİD’e karşı mesafe kat ettiği belirtilirken örgütün keskin nişancı ateşi, bombalı araçlar ve bubi tuzakları ile yanıt verdiğini aktardı. Rusya Genelkurmay Başkanlığı yetkilisi Korgeneral Sergey Rudskoy, bir ABD savaş uçağının geçen hafta Musul’da kız öğrencilerin eğitim gördüğü bir okulu vurduğunu öne sürdü. 70 Ezidi kurtarıldı IŞİD’in elinde esir tutulan 70 Ezidi, Irak Bölgesel Kürt Yönetimi’nin (IKYB) düzenlediği özel bir operasyonla kurtarıldı. Sputnik’e konuşan IKBY Diyanet İşleri Bakanlığı Ezidi Temsilcisi Xeyri Bozan, “Musul’da hâlâ üç bin kadar esir Ezidi var, onları da kurtaracağız. Ezidileri, Kürdistan hükümetine bağlı olan Ezidi kurtarma ofisimiz kurtardı” dedi. Iraklı Süryaniler de Peşmerge güçlerinin saflarında yer alarak en önde savaşmaya başladı. Sputnik’e konuşan Süryani savaşçı Eli Halit, 500 Süryani savaşçısının operasyona katıldığını söyledi. Canlı yayın yasağı geldi Peşmerge güçlerinin bulunduğu cephelerden uydudan yayın yapan Erbil merkezli Kürt televizyon kanallarına yayın yasağı geldi. Rudaw TV, K24 TV ve NRT’ye Irak Bölgesel Kürt yönetimi Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan gönderilen yazıda artık canlı yayın yapılamayacağı bildirildi.
095583fa48fc
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2" ]
Aysbergin görünen yüzü Karaman’daki vahşet, adını hatırlayamadığım ve seneler önce seyrettiğim bir film sahnesini çağrıştırıyor bana. Filmde, çocukların toplu olarak yaşadıkları yerdeki gece bekçisi, geceleri gelip, elindeki fenerin şavkını uyuyan çocukların üzerine tutup, kıpırdayan ya da gözlerini kırpıştıran erkek çocuğu alıp götürüp tecavüz ediyordu. Çok ürkütücü bir sahneydi. Çocuklar yaşadıkları yere, yeni bir çocuk geldiğinde, geceleri gözlerini hiç açmamasını tembihliyorlardı. Karaman’da da zavallı çocuklar aynı kaderi yaşamışlar. Geceleri çocukların üzerlerine kabus gibi çullanan sapık, seri bir şekilde eylemlerini gerçekleştirmiş. Senelerdir dayandıkları tecavüzü, kimselere söyleyemeden kendi içlerinde yaşamışlar İnsan bu çirkinlik karşısında, bulanan midesindekileri, kusmak ve çıkartmak istiyor. Vahşet tek bu değil. Başka başka vahşetlerde var. 2 yaşındaki çocuk, annesinin birlikte yaşadığı sapık tarafından yapılan tecavüz sonucu bağırsakları parçalandığı için hayatını kaybetti. Ve başka bir olayda. Çorumda 13 yaşındaki kız çocuğu 5 senedir, babası, ağabeysi ve amcası tarafından tecavüz ediliyor ve hamile. Yapılan DNA incelemesinde babasından olduğu anlaşılıyor. Ne oluyor bu topluma? Nasıl bir toplum olduk. Nereden nereye gidiyoruz? Turgut nereye koşuyor diye bir tabir vardı ya bende toplum nereye koşuyor? demek istiyorum. Kocaman yollar, kocaman binalar yaptık. Kocamanlıkların yanında, ahlakımız, inançlarımız bodoslama tepe taklak. İnançlar sağlıklı toplum yaratmak ister. Dürüst olmamızı. Kul hakkı yemememizi. Barışçıl olmamızı. Nefsimize hükmedebilmemizi ister. Yaşanan olaylar bize, inançlarımız nerede? Değerlerimiz nerede? diye sorduruyor. Doktor arkadaşım, “13 yaşındaki kızın annesi bu işler olurken neredeydi” diyor? Oradaydı. Korku ve şiddet halkasının içindeydi. Kadının insan hakları eğitimi almıştım bir kişi olarak yanıt veriyorum sorusuna. Mağdur, şiddet halkasının içindeyken sağlıklı düşünemiyor ve şiddet halkasının içinden çıkamadığı sürece de sağlıklı işler yapamıyor. Kızın annesi de şiddet sarmalının içindeyken, sağlıklı kararlar alıp, cinsel şiddet içindeki çocuğunu kurtaracak kudrette değildi. Yoksa hangi anne buna izin verir ki? Her gün bu çirkin haberleri okudukça insan olma haysiyetimiz utanca boğuluyor… Baba kızına, amca yeğenine tecavüz ederse, insanlığın varoluşundan itibaren yaratılan ahlaki değerler ve toplumsal yaşam ilkeleri sanırım yok olup gitti. Maskeli sapıklar toplum içinde. Çocuklarımız en kıymetli değerlerimiz. Çocuklarımız için çok dikkatli olmak zorundayız… Her gün taciz, tecavüz, çocuk pornocuları haberleri ile çocuklar kadar bizlerde örseleniyoruz. Midemiz bulanıyor ve ağız dolusu sapıkların suratına kusmak içimizde ki cerahati boşaltmak istiyoruz. Ve bunlar aysbergin görünen yüzü. Binlerce fiilde aysbergin görünmeyen yüzünde ve devam etmekte…
d2419e103b3d
[ "c4", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
Yerel medya çalışanlarına bağımlılık eğitimi… Başbakanlık Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü (BYEGM) ile Türkiye Yeşilay Cemiyeti işbirliğinde düzenlenen “Yerel Medya Bağımlılık Farkındalığı” eğitimlerinin ilki İzmir’de gerçekleştirildi. Basın mensuplarının, Türkiye’de halk sağlığını tehdit eden en önemli sorunlardan biri olan bağımlılık ile ilgili kapasitesinin artırılmasını amaçlayan eğitim programına İzmir, Aydın, Çanakkale, Muğla, Balıkesir, Manisa ve Denizli’den yerel medya mensupları, kamu kurumlarının çalışanları ve Yeşilay gönüllüleri katıldı. BYEGM İzmir İl Müdürü Deniz Dev’in açılış konuşması ile başlayan eğitimde katılımcılara Türkiye Bağımlılıkla Mücadele Eğitim Programı (TBM) formatörü İlkay Uysal tarafından bağımlılık farkındalığı hakkında bilgi verildi. Anadolu Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. İzlem Vural tarafından uyuşturucu kullanan kişilere yönelik tasvirlerin, betimlemelerin haber metninde nasıl verilmesi gerektiğine ilişkin açıklamaların yapıldığı eğitimde katılımcılarla birlikte atölye çalışması da gerçekleştirildi. Atölye çalışmasında uyuşturucu bağımlılığı ve medya eğitimi alan basın temsilcileri tarafından haber çalışmaları izlendi, örnek hikayelerden haber çalışması oluşturuldu. Eğitimde ayrıca gazeteci Ayşenur Asuman Uğur’un da katılımıyla medya ve sağlık iletişimi üzerine söyleşi gerçekleştirildi. HEDEF, BAĞIMLILIK İLETİŞİMİ KAPASİTESİNİN ARTIRILMASI BYEGM Genel Müdürü Mehmet Akarca ve Yeşilay Cemiyeti Genel Müdürü Savaş Yılmaz tarafından 28 Eylül’de imzalanan işbirliği protokolü kapsamındaki projeyle, başta yerel medya olmak üzere yayın araçları ile halkı bilgilendiren tüm kamu kurum ve kuruluşları ve Yeşilay gönüllülerinin bağımlılık iletişimi kapasitesinin artırılması hedefleniyor. 7 BÖLGEDE, 7 İLDE EĞİTİMLER DÜZENLENECEK Günlük iletişim dilinde bağımlılıkla ilgili hataların azaltılması, yanlış ifadelerden veya iletişim dilinden kaçınılması, özendirici içerik veya görsel kullanımının önlenmesi gibi konuları merkeze alacak proje, 7 bölgede 7 ilde gerçekleştirilecek. BYEGM ve Yeşilay işbirliği ile yürütülecek proje kapsamında “Yerel Medya Bağımlılık Farkındalığı” eğitimleri her bölgeyi temsilen bir ilde olmak üzere İzmir’in yanı sıra Erzurum, Antalya, Samsun, Gaziantep, İstanbul ve Ankara’da düzenlenecek.
71c3eb784826
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2" ]
Çalışmaya başladıktan sonra bir çok renkli ojemle vedalaşmış olsam bile, oje sürmekten asla vazgeçmedim, herhalde vazgeçemem de. Özellikle simli ojelerden! Geçen haftalarda Instagram'da Makyaj Saati sitesinde Models Own ojelerin 5 liraya düştüğünü görünce hemen siteye girip oje seçmeye başlamıştım, tabi kızlara da söylemeyi unutmadım! 3 free, vegan ve hayvanlar üzerinde deney yapmayan bir marka olan Models Own ojeleri bu kadar uygun fiyat bulmuşken almamak tabi ki olmazdı ama değil mi? Ojelerin bir çok rengi ben baktığımda tükenmişti bile ama ben tam kendimlik renkleri bulup aldım bile ♥ Ojeleri çalışırken oldukça haşin şartlar altında deneyimleme şansım oluyor. Ve üç günde sadece uçlarında aşınmalar olduğunu söyleyebilirim. Fiyatları 5 lira iken Models Own ojelere puanım 5 üzerinden 5! Fakat normal satış fiyatları 25-30 lira iken bu kadar fazla MO oje almazdım. Kızların Models Own Oje hakkındaki yorumlarını okumak için:
85cff80ab6b2
[ "fineweb2", "hplt2" ]
12 Temmuz 2013 Cuma VO70 Black Betty İstanbul’da Geldi geliyor derken Türkiye’nin ilk VO70’i Black Betty nihayet Türkiye’de. Mayıs ortasında İngiltere’nin Portsmouth Limanı’ndan palamarları çözen Black Betty, 22 Haziran’da İstanbul’a ulaştı. 2005-2006 Volvo Ocean Race’te Mike Sanderson dümenciliğindeki ABN Amro One’la rekorlara imza atan Juan K. tasarımı Black Betty’nin Türkiye’de ilk olarak bugün start alan Aşağı Yarışı’nda boy göstermesi planlanıyordu. Ancak İngiltere’den Türkiye’ye seyri tahminlerden uzun süren 70 feet’lik tekne, İstanbul’a ulaşması gecikince Aşağı Yarışı’na da kayıt yaptıramadı. Black Betty şu an Pendik Marina’da, alışkın olmadığı sularda yeni maceralar için sırasının gelmesini bekliyor. Sahiplerinden Duran İzgi, 3000 millik seyirleriyle ilgili birkaç sorumu yanıtladı. Yolculuk ne kadar sürdü? Yolculuğumuz planladığımızdan daha uzun sürdü. 16 Mayıs’ta İngiltere Portsmouth’tan yola çıktık, bazı zorunlu duraklamalarımız oldu. 25-26 gün kadar sürer diye düşünüyorduk ama 22 Haziran’da ancak gelebildik. Rotanız nasıldı? Okyanusta fazla alternatif yok zaten. Portsmouth’tan çıktıktan sonra ilk durak noktası Biskay Körfezi’nin güney tarafındaki İspanya’nın La Coruna Limanı oldu. Sonra Portekiz, Lizbon girişindeki Cascais. Buradan da doğrudan Fas’ın Tangeria Limanı’na gidildi. Akdeniz’e girdikten sonra daha kısa etaplarla devam ettik. Sırasıyla Gibraltar, Cartagena, Palma De Mallorca, Calgiari, Messina, Patras, Korint geçişinden sonra doğrudan Bozcaada ve oradan da İstanbul. Bu seyir tekneyi öğrenmenize yardımcı oldu mu? Olmaz mı, Hem de nasıl.. Bir tekneyle 3000 mil yol yapmak, o tekne üzerinde size anlatılan pek çok şeyden daha faydalı bir eğitim oluyor.. Ekip kaç kişiydi? VO70 deneyimi olan var mıydı? Ekipte bazı etaplarda kişiler değişse de 6-8 kişiden oluşuyordu. İngiltere’den yola çıkarken Black Betty’nin eski takımından da birilerini ekibe dahil etmeyi planlamıştık ancak çıkıştaki gecikmemiz, yaz sezonu öncesi herkesin işlerinin yoğun olması gibi sebeplerle bunu yapamadık. Yani bu uzun yolda biz bize kaldık.. Ama belki de daha iyi oldu, pek çok şeyi deneyerek öğrendik. Yelkenleri ne kadar kullandınız? Rüzgarın izin verdiği her fırsatta kullandık. Zaden sadece motorla seyir çok daha yavaş oluyor. Alışkın olmadığınız türden bir tekne. Zor oldu mu? Tekne sadece yarış düşünülerek dizayn edilmiş ve üretilmiş olduğu için her türlü ihtiyacı karşılayacak minimum düzen var. Bu da bazı arkadaşlarımızın daha önce alışık olduğu bir şey değil tabii. Bu nedenle teknede duş, tuvalet, buzdolabı, yemek vs. gibi konularda sıkıntılı zamanlarımız oldu. Bunun dışında özellikle meteorolojik şartlarda oldukça şanslıydık fırtına denebilecek bir havaya yakalanmadan geldik. Genellikle rüzgarın tam gideceğimiz doğrultudan gelmesi (kafadan gelmesi.. hep böyle olur ya zaten) pek hoşumuza gitmediyse de çok bir sıkıntı yaşamadık. Ha, aklıma gelen bir şey, Cascais’te akşam karanlığında sularında çekilmeye başladığı saatlerde Portekizli bir balıkçının marina girişine attığı ağın salmamıza takılmasıyla yaşadığımız manevra sıkıntısını, daracık marina girişinde, yandan gelen 22-25 knot rüzgar altında bir tek palamar botu yardımıyla (bir ara o da ağlara takılmıştı) nasıl içeriye kendimizi atabildiğimizi anlatmaya unutmuşum.. Hava soğuk olmasına rağmen teknedeki herkes boncuk boncuk terlemişti. J Bizden sonra gelen tekneler de aynı ağ yüzünden bayağı bir sıkıntı yaşamışlardı. Tekne nerede duracak? Geldiğimizde doğrudan Pendik Marintürk Marina’ya girdik ve orada Marintürk’ün de sponsorluk desteğini alarak sözleşmemizi yaptık. Bundan sonraki plan nedir? İlk hangi yarışa katılacak? Tekneyi getirmeden önce bu sene için pek çok planımız vardı. Ancak gelirken gecikmemiz nedeniyle bu senenin önemli yarışlarını kaçırdık. Zaten gördük ki bu sene birkaç fazla yarışa girmektense tekneye daha özenli bir bakım yapıp, disiplinli, bilgili bir ekip oluşturmak daha doğru bir karar olacak. Yine de bazı uzun rotalı yarışları hedefleyebiliriz. Bu konuda yeniden bir planlama yapmak gerekiyor. Gönderen Şule Kaya zaman: 08:09 Etiketler: Volvo Ocean Race, VOR70 Kaydol: Kayıt Yorumları (Atom)
2f767ee48875
[ "culturax", "fineweb2", "hplt2" ]
Çekirge ilaçlama sıcak mevsimlerde ortaya çıkan ve insanların besinlerine zarar veren bu haşerelere karşı en etkili yoldur. Bu canlı türlerine ve çeşitlerine göre farklı bölgelerde de yaşayabilmektedirler. Beslenme şekilleri olsun, boyutları olsun bunlara göre de çeşitlilik göstermektedirler. Çekirgeler çok farklı bir yapıya sahiptirler. Baş kısmında 2 antenleri vardır. Ayrıca 100 den fazla gözcükleri de mevcuttur. Ağızlarında ise keskin dişleri vardır. İnsanların beslendikleri ürünlere musallat olurken bu dişleri kullanırlar. Besinlerimize zarar veren bu canlıyı yok etmek için çekirge ilaçlama yaptırmak gereklidir. Besinlerini ise kemirerek yerler. Çekirgelerin ömrü diğer haşerelere göre daha kısadır. Yaklaşık 4 ay kadar yaşayabilen canlı güçlü ayakları sayesinde zıplayarak havalanma özelliğine de sahiptir. Canlının besinlerimize zarar vermemesi adına çekirge ilaçlama şirketleri büyük bir çaba ile çalışmaktadırlar. Çekirge İle Mücadele Çekirgelerde diğer haşereler gibi ürerken yumurta bırakırlar. Ama bir çekirge tek üremesinde 80-200 arası yumurtayı çevresine bırakabilir. Bu nedenle çekirge ile mücadele oldukça zordur. Çekirgeler sıcak havalarda yumurtalarını otların arasına bırakır ama soğuk havalarda ise toprağa tünel kazarak yumurtalarını toprak altında sıcak bir yere bırakmaya çalışırlar. Aslında bu da bizim ilaçlama uygulamasını yaptırmamızın önüne geçebilecek bir nedendir. Çünkü bizler etrafımızda besinlerimize zarar veren bu canlıyı göremediğimiz zaman yok oldu sanıyoruz. Halbuki o yumurtalarını toprağın altına saklayarak bizi şaşırta biliyor. Aslında bu konu için ilaçlama şirketlerinin sunduğu detaylar daha önemlidir. Çekirge ilaçlama yaptırmak öncelikle bizim besinlerimizi koruma adına önemlidir. Önemsemediğiniz tek tük olan çekirge bir süre sonra bakmışsınız ki besinlerinize istila etmişlerdir. Bunun neden ile etrafımızda fark ettiğimiz çekirgeler için yapılan uygulamaları dikkate almalıyız. Çekirgelerin Zararları Çekirgelerin insanların üzerinde zararları yoktur. Yani diğer haşereler gibi insanlara hastalık falan bulaştırmazlar. Ama ilaçlama yapılmadığı zaman etrafta bulunan sebzelere, meyvelere ve daha birçok besin kaynaklarına zarar verirler. Bu da bizlerin uzun yıllar kullanabileceği besinlerin bu canlı yüzünden yok olması anlamına gelmektedir. Bunun için ilaçlama şirketinin yaptığı uygulamaları incelemek gerekir. Bu canlı için yapılabilecek be kesin çözüm elde edilecek en sağlıklı yöntemlerin başında çekirge ilaçlama gelmektedir. Gün Boyu İlaçlama Hizmeti Sibel ilaçlama, Sağlık Bakanlığı tarafından onaylı ve yasal bir şirkettir.İlaçlama uygulamalarımız doğa ve insan sağlığını koruyarak uzman ilaçlama personellerimiz dahilinde gerçekleşmektedir.Firmamız tüm haşere türlerine karşı 7 gün 24 saat ilaçlama hizmeti sağlamaktadır.
2d759e504f8a
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
Öykü ile hikaye arasında bir fark var mıdır yok mudur bilemiyorum. Bu tartışmayı edebiyatçılara bırakıyorum. Ancak bu iki türün Anadolu kültürüne romandan daha yakın olduğunu düşünüyorum. Osman Şahin'in "Sonuncu İz" öykü kitabını okuyunca buna daha çok kani oldum. Sonuncu İz, Anadolu'nun çeşitli bölgelerinde geçen 7 öyküden oluşuyor. Kitaba ismini veren Sonuncu İz, tam bir yol hikayesi. Kitap beni çeken de bu tarafı oldu zaten. Arka kapak yazısını okur okumaz bir yakınlık hissettim. Hele hele daha ilk sayfasında yapılan yolculuğu anlatması can kalbimden vurdu beni. - Uzun, hızlı akan dereleri geçerek, bitmek tükenmez yokuşları çıkarak, sisleri, bulutları yararak, kayalıkları arkadan, yandan dolanarak yaptığım bir yolculuktu bu. (Sayfa 11) Öykü, bir adamın arkadaşının aşağıdaki tavsiyesi ile Bolkarlara yapılan yolculuğu anlatıyor. -Yürümeyi seviyorsan, Bolkarlara doğru yürü ! Oralarda göremediğini görecek, şaşırtıcı "izler" bulacaksın, insana ait "son izler". (Sayfa 12) Daha sonra Bolkarların muhteşem atmosferi anlatılarak yolculuk anlatılmaya devam ediliyor. - Yürüdükçe güneşin gökteki yoluna göre gölgem önüme düşüyor. Adımlarım benden kaçar gibi oluyor. Eski Yörük mezarlığından geçiyor yolum. Ölüm ve yaşam bir arada yan yana. (Sayfa 13) Bolkarların zirvelerine ulaştığında üst üste yığılmış taşlar görür. Ve sonuncu ize ulaştığını anlar. Bu taşların bizim dağ tırmanışlarında zirvelerde gördüğümüz taşlar olduğu aklıma geldi hemen. Sonunda uyku ile uyanıklık arasında bir rüya görüyor. Bir anda yörüklerin dünyasında buluyor kendini. Osman Şahin, Anadolu'dan beslenenerek 40 küsur yılını öykücüleğe adamış usta bir yazardır. Köy Enstitüsünden yetişen Şahin'in hayatı Anadolu'nun köylerinde geçer. Böylece en ince damarlara bile inebilmiş, gizli kalmış hikayeleri günyüzüne çıkartabilmiştir. Ayrıca bir çok öyküsü senaryolaştırılarak filme çekilmiştir. Yeşilçam sinemasında defalarca izlediğimiz Züğürt Ağa, Kibar Feyzo, Kurbağalar, Adak, Kan, Tomruk ve daha birçok yapım Osman Şahin'in öykülerine dayanır. Sonuncu İz'deki diğer öykülerde de bu sinema tadını bulacaksınız zaten. Ancak beni en çok etkileyen ise okuduğum öykülerden bir tanesi annemin anlattığı hikayelerde birisinin neredeyse aynısı olması. Okuduğum zaman annem anlatıyor zannettim neredeyse. Mersin doğumlu olan Şahin'in dili Yörüklerin dilidir. Türkmenleri dilidir. Yani göçün, yolculuğun dilidir. Bizim dilimizdir. - Uzun yol insanı olmadığımız için kar kekliği gibi sekmeye başladık. (Sayfa 86)
ddd12dad4987
[ "c4", "culturax", "hplt2" ]
BÖLGE ECZACI ODASI YÖNETİM KURULU BAŞKANLIĞI’NA Birliğimize T.C. Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu’ndan gelen 12.11.2012 tarihli yazı ekte iletilmekte olup, yazıda web sayfamızda (www.teb.org.tr) yayınlanan “Ölüm Kapsülleri Can Alıyor” başlıklı haberde Birliğimizin “Zayıflama İlaçlarının ölüm kapsülleri haline geldiği, bitkisel olduğu gerekçesiyle hala masummuş gibi gösterildiği belirtilerek önlem alınması isteğinde” bulunulmuş olduğu; 5996 sayılı Kanun uyarınca Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının Gıda İşletim İznine sahip firmalar tarafından üretilen “Takviye Edici Gıdaların” ilaç olarak değerlendirilemeyeceği ve bir hastalığı tedavi etme gibi bir amacının olmadığı, söz konusu ürünlerin endikasyon belirterek satışının yapılması ve ilaç etken maddesi içermesi gibi hususlarla ilgili Bakanlıkça ve Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından gerekli işlemlerin yapıldığı bildirilmektedir. Yazıda ayrıca “Takviye Edici Gıda” olarak nitelendirilen bu ürünlerin endikasyon belirterek satışı, ilaç etken madde içermesi gibi hususlara ve tüketici sağlığının tehdit edebilecek her ürüne karşı gelecek bildirimlerin Kurum tarafından hassasiyetle değerlendirileceği belirtilmektedir. “Takviye Edici Gıda” olarak nitelendirilen ve endikasyon belirterek satışı yapılan ürünler ile ilgili bölgelerinizde yaşamakta olduğunuz yerel sorunların Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu’na bildirilmek üzere Birliğimize iletilmesi hususunda bilgilerinizi ve konunun tüm üyelerinize duyurulmasını saygılarımla rica ederim. Uzm.Ecz.Harun KIZILAY Genel Sekreter
0bccc0d2c34e
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2" ]
Bir süt markasının düzenlediği yarışma nedeniyle yarışmanın kazananlarıyla buluşmak için Kapadokya´ya gelen ünlü sunucu Bursu Esmersoy, sıcak hava balonuna binerek Kapadokya´yı kuşbakışı görme imkanı buldu. Kapadokya turuna da katılan ve hayran kaldığını belirten Esmersoy´a konakladığı Yunak Evleri´nin sahibi Erol Özsoy tarafından otelin anahtarı verildi. Burcu Esmersoy, 5 yıl boyunca otelde ücretsiz konaklayabilecek. Hediye karşısında çok şaşıran ve çok heyecanlandığını belirten Burcu Esmersoy, bugüne kadar aldığı en güzel hediye olduğunu söyledi. 5 yılın çok uzun bir süre olduğunu, kendisinin yemeyi içmeyi çok sevdiğini söyleyen Burcu Esmersoy, otel sahibine “Ne yaptığınızın farkında değilsiniz isterseniz bir yıla düşürün.” dedi. Burcu Esmersoy, "Kendi kendime her sene geleceğim kararını verdikten sonra bu hediye verildi. Yanlış zamanda verdiler. İnanılmaz güzel. Herkese tavsiye ediyorum. Vaktim olmadığı için bu gezilere katılamıyordum geniş bir vakitte Kapadokya´ya geldiğim için çok mutluyum. Bu kadar geç geldiğim için çok mutsuzum.” diye konuştu. Otel sahibine takılan Burcu Esmersoy, “Geldiğimde kapı kapalı olur, yönetim değişti gibi bahaneleri kabul etmem” dedi. Çok memnun kaldığını vurgulayan Burcu Esmersoy, “Balon inanılmaz güzeldi. İstanbul´da çok uyarıyorlar ama bunlar saçma sapan şeyler. İnsanlar bilmediği şeyden korkuyor. İnanılmaz profesyonel bir ekip çalışıyor. Kaptanımız da dünya tatlısıydı her an bizi bilgilendirdi. Çok huzurlu bir gündü, çok mutluyum.” şeklinde konuştu. Haber: Alpaslan Körükcü
b1876b9feb26
[ "culturax", "fineweb2", "hplt2" ]
2 Gruplu Espresso Capuccino Kahve Makinası Elle Dozlamalı İki Gruplu Şebeke Bağlantılı Endüstriyel Kullanıma Uygun Otomatik Espresso Kahve Makinesi - 2 gruplu Cappuccino Makinası Espresso kahve makinasının Genişliğ : 78 cm Espresso kahve makinasının Derinliği : 56 cm Espresso kahve makinasının Yüksekliği: 48 cm Espresso kahve makinasının Sıcak Su Haznesi Kapasitesi: 11 Litre Espresso kahve makinasının Voltajı: 230/400 Volt, 50 Hz Espresso kahve makinasının Isıtma Gücü: 4300 Wat Espresso kahve makinasının Ağırlığı: 53 Kg Gövde ve diğer aksamları: Elektrostatik Boyalı / Paslanmaz Çelik / Isıya Dayanıklı Özel Plastik Espresso kahve makinasının Saatte yaklaşık 100 - 200 fincan kahve üretim kapasitesi Espresso kahve makinasında Mekanınızın şık görüntüsünü tamamlayan estetik dış görünüm Espresso kahve makinasında Güvenilir ve kolay kullanımlı dijital elektronik kontrollü tuş takımı Espresso kahve makinasında Patentli özel çizilmeyen ve kir barındırmayan dış gövde ile daima yeni duran görüntü Espresso kahve makinasında Elektrostatik boyalı yan kapaklar ve gövde Espresso kahve makinasında Paslanmaz krom çelik saçdan mamul ön panel Paslanmaz krom çelik saçdan mamul atık su haznesi ve ızgarası Espresso kahve makinasında Paslanmaz krom çelik saçdan imal edilmiş üst kahve fincanı sıcak tutma plakası (boiler tankından yükselen sıcaklıktan hariç kuru tip ısıtıcı rezistanslı) Otomatik boiler tankı sıcaklık kontrol sistemi ile anında kapasite miktarı kadar kahve üretimi Güçlü ve kaliteli rezistansı ile suyu çabuk ısıtma Espresso kahve makinasında Kahve çıkış nozullarının "Çevir, Kilitle" sistemiyle güvenli kullanımı Espresso kahve makinasında ihtiyacınız halinde arayabilirsiniz 0212 2370749 Espresso kahve makinasında Damlatma yapmayan özel selenoid valfler Espresso kahve makinasında Dahili ölçekli su pompası vardır Espresso kahve makinasında Otomatik su seviyesi kontrolü ile cihazın susuz kalmaması sağlanıp, olası arızaları önlenmiştir. Espresso kahve makinasında Yüksek ısı ve buhara dayanıklı buhar çıkış kolları ve muslukları Espresso kahve makinasında Sıcağa dayanıklı gövde tasarımı, iç ekipmanlar ve aksamlar Espresso kahve makinasında Rezistansın devrede olduğunu gösteren uyarı ışığı Espresso kahve makinasında Ana ısıtıcı tankı içerisindeki buharın basıncını gösteren mekanik basınç göstergesi Espresso kahve makinası Kullanım alanından tasarruf için mümkün olan en küçük ölçülerde dizayn edimiştir Espresso kahve makinası İçilebilir nitelikteki temiz su tesisatına bağlanılarak kullanılır Espresso kahve makinasında Nozullardan damlayan, fincanlardan taşan su ve kahvelerin dışarı atılabilmesi için atık su giderine bağlanarak kullanılması gereklidir. Espresso kahve makinasında Standart Espresso Kahve Aksesuarları, Parçaları Espresso kahve makinasında 2 kahve fincanını aynı anda dolduran (2 çıkışlı) filtreli kahve kolu (nozulu), Tek kahve fincanını dolduran (1 çıkışlı) filtreli kahve kolu (nozulu), Makina üzerinde 2 buhar alma yönlendirme çubuğu, 1 adet yüksek sıcaklıktaki suyu alma musluğu, Kahve ölçü kaşığı ve temizleme fırçası, Yükseltilebilir ayak takımı, Sökülebilir Gider tablası... Ayrıca opsiyonel (fiyatı ayrıca ödenerek satın alınabilen, yeni bir makinayla birlkte daha ucuz fiyatla satılan) aksesuar olarak Kahve Öğütücü kullanılabilir... Espresso kahve makinası 2 yıl garantili Espresso kahve makinası 15 yıl yedek parça bulundurma garantili Fiyatlara; kullanım alanının hazır olup, elektrik, su tesisatının uygun şekilde yapılmasından sonraki; montajı, test çalıştırması ve kullanımı hakkındaki bilgilendirme dahildir, ücretsizdir. Not: Aksan, Sürekli ürün geliştirme nedeniyle; espiresso makinalarının model, şekil, teknik özelliklerini değiştirme hakkını saklı tutar. Zaten bir espresso kahve yapma makinanız Var ve Arızalı ise Teknik Servis Çağırarak tamirini yaptırmak için Arayınız 0212 2370759 Bu Espresso Kahve Yapma Makinası çok kullanışlı ve kolay kullanabilirliği ile değişik türlerdeki kahve (Doppio Lungo Ristretto Espresso Macchiato Cappuccino Caffe’ latte Latte macchiato benzeri espressoları) türlerini yapma işlerinizde otomatik ve verimli bir çalışma sağlar. Orta ve büyük çaplı cafeler, restaurantlar, oteller ve büyük iş yerleri için uygundur. Kafelerde, otel ve restaurantlarda işyerlerinde şık görünümüyle bulunduğu ortama ayrı bir hava verir. Düzenli ve otomatik çalışan suyu ısıtma, buhar islimi oluşturma sistemi ile kahve filtrelenirken lezzet ve aroması kaybolmadan çıkar. Buradaki kahve yapma makinaları hijyenik ve hızlı kahve yapımında çok yararlı cihazlardır. İhtiyacınız halinde yardımcı olmaktan mutluluk duyarız.... Arayınız 0212 2370749 Bu Elle Dozlamalı Espresso Kahve Yapma Makinası otel restaurant kafeterya benzeri orta boy işletmelerin mutfaklarındaki espresso kahvesi sunumunu bütün kahve çeşitlerini tek başına yaparak rahatlıkla karşılar. Sorunsuz çalışır, yaptığı kahvelerin aroması tam olarak anlaşılır. Arayabilirsiniz 0212 2370749 - Henüz hiç yorum yok Sorular / Cevaplar İstanbul Gaziosmanpaşa'daki yerimizde çalışmak üzere sıcak tatlı(lokma tulumba halka) u...
aa1415d6b766
[ "fineweb2", "hplt2" ]
21 Haziran 2010 Pazartesi Dünya Kupası 2.Maçlar sonu Değerlendirmelerim Maçları grup olarak değerlendirmeye başlayalım. A Grubu: ilk maçta hayal kırıklığı yaratan Fransa 2.maçlar sonucunda tamamen karıştı meksikaya 2-0 yenilen fransa bavulunu toplamak için son maçı bile beklemyebilir aslında çünkü son maçta zayıf ev sahibi güney afrikayı yense bile meksika ve uruguay beraberlik halinde gruptan ele ele çıkacakları için fransa evine dönüş biletini almıştır. Bu grubun başında bu grupdan kim çıkarsa süpriz olmaz demiştim fransa elenirse şaşırmam demiştim ve yanılmadım fransa 3.olur meksikayla berabere kalıp uruguay 1. meksika 2.olarak gruptan çıkarlar el ele. B Grubu: arjantin koreyi 4-1 yenerek turnuvanın en büyük favorisi olduğunu gösterdi bir kez daha ve yunanistanı da yenerek 9 puanla 2.tura çıkacaklardır 2.ise kim olacak tam bir muamma bence kore-nijerya kazananı 2.tura çıkacaktır ben hala nijerya diyorum izleyip göreceğiz ya nijerya ya da kore 2.tura çıkacaktır 2.olarak. C Grubu: Grubun ve turnuvanın favorisi ingiltere 2.maçında da şaşırttı grubun ve turnuvanın en zayıf takımı olan cezayire gol atmayı başaramayan ingiltere 0-0 ile sahadan moralsiz ayrıldı ve 3.maçda slovenyayı yenmek zorunda ki yeneceklerdir çünkü aşırı bir motivasyonla doldular cezayir maçı sonrası, 1.olacak takım ise cezayir-abd maçına bağlı tabi ki ve bence abd cezayiri farklı yenerek 1.olup gruptan çıkacaktır. D Grubu: İşlerin en karışık olduğu gruplardan biri de d grubu ilk maçta avustralyaya 4 atan almanya 2.maçında sırbistana yenildi, sırbistan da benim turnuvanın süpriz takımı adayımdı ama ilk maçta ganaya yenilerek şaşırtmışlardı ki 2.maçda almanyayı yenerek benim iddamı haklı çıkardılar 3.maçlara gelirsek avustralyayı yenerek sırbistan 1.olarak çıkacaktır gruptan 2.ise gana-almanya maçına bağlı gana yenilmezse çıkıcak almanya çıkması için mutlaka kazanmalı eğer kingston iyi oynarsa ben gananın yenilmeyeceğini ve almanyanın turnuvaya veda edeceğini düşünüyorum. Ama yine de sanki almanya sırbistan çıkacak gibi gözüküyor 1.sırbistan 2.almanya olarak gruptan. E Grubu: Hollanda 2 maçta 2 galibiyet alarak gruptan çıktı bile son maçta 2 maçta sıfır çeken kamerunla oynayacaklar 2.olarak gruptan çıkmak isteyen 2 takım japonya ve danimarka karşılaşacak ve bence danimarka 2.olarak gruptan çıkacaktır. F Grubu: C grubunda nasıl ingiltere 2 puan alıp zayıf cezayiri yenemediyse bu grupta da italya 2 puan aldı ve zayıf yeni zelandayı yenemedi 2 maçta 2 puan alan italya 2.tura çıkmak için slovakyayı yenmek zorunda ki yenecektir grubun 1.ise paraguay oldu bile son maçda yeni zelandayı yenecektir paraguay. G Grubu: Portekiz 2.maçda koreye adeta gol olup yağdı 7-0 gibi tarihi bir fark attı ronaldo önderliğindeki portekiz ve gruptan çıkmayı garantiledi gibi bu skorlar brezilyada fildişini 3-1 yenerek gruptan çıktı diyebiliriz. bu grupta 1.olacak takım büyük ihtimalle ispanyayla karşılaşacağı için son maçda karşılaşacak portekiz-brezilya maçı farklı olacak şuan 1.olan brezilya portekizin 1.olmak istememesinden dolayı 1.olacaktır ve erken finalde 2.turda ispanyayla karşılaşacaktır. H Grubu: bu grupta ilk maçta isviçreye yenilen ispanya zayıf hondurası 2-0 la geçerek avantaj kaybetti ama yine de son maçda şiliyi yenerse gruptan çıkacaktır isviçrede şiliye yenilerek gruptan çıkmayı garantileme fırsatını tepse de son maçta zayıf hondurasa en a 3 atarak gruptan çıkacaktır 1.olarak 2.çıkacak takım ispanya-şili maçına bağlı ispanyada aynı almanya gibi mutlaka kazanması lazım gruptan çıkması için ve şili de çok güçlü bir ekip ispanya çok zorlanacaktır ama yinede 2.olarak 2.tura çıkacaktır ve erken finalde brezilyayla karşılaşacaktır ama şili berabere bile kalsa çıkacağı için ispanyanın işi çok zor şili çıkarsa şaşırmam açıkçası. 1 yorum: Şu ana kadar maçlık bazda en takdir ettiğim takım Brezilya karşısındaki K.KoreYanıtlaSil En beğendiğim oyuncu Asamoah Gyan En büyük eleştirim hakemler ve onların çoğu saçma kartları(özellikle Almanya-Sırbistan maçındaki hakem) En büyük sinirim malum yazmaya gerek bile yok.Yöresel çalgıymış..Hadi ordan.. Gönülden romantizmle ve ümitsizce desteklediğim takım Arjantin. Gol kralı adayım L. Fabiano Şimdilik aklıma gelenler bunlar. F.yurdusev (bu arada hayırlı olsun blog.)
a2fa3c6e6a79
[ "fineweb2", "hplt2" ]
DOSAB Termik Santraline itiraz ediyoruz! DOSAB Kömürlü Termik Santrali Projesi ile ilgili olarak hazırlanan Mart 2015 tarihli Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu, kanunlara, planlara aykırı olarak alınan olumlu kurum görüşlerine, teknik ve bilimsel eksikliklerine rağmen Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ÇED İnceleme ve Değerlendirme Komisyonu tarafından yeterli bulunarak 01.04.2015 günü itibariyle “Nihai ÇED Raporu” olarak kabul edilmiştir. Nilüfer Kent Konseyi'nin de bileşeni olduğu DOSAB Termik Santraline Hayır Platformu olarak, bugün Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü'ne giderek, basın açıklamasının ardından kurumsal ya da bireysel olarak toplanan itiraz dilekçelerimizi verdik. Nilüfer Kent Konseyi'nde de toplanan dilekçeler, Nilüfer Kent Konseyi Başkanı Şazi Çavuşoğlu tarafından imza karşılığı Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü'ne teslim edildi. BİR KENT CİNAYETİNE İTİRAZ EDİYORUZ! Bilindiği gibi, DOSAB Kömürlü Termik Santralı Projesi ile ilgili olarak hazırlanan Mart 2015 tarihli Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu, kanunlara, planlara aykırı olarak alınan olumlu kurum görüşlerine, teknik ve bilimsel eksikliklerine rağmen Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ÇED İnceleme ve Değerlendirme Komisyonu tarafından yeterli bulunarak 01.04.2015 günü itibarıyla “Nihai ÇED Raporu” olarak kabul edilmiştir. DOSAB’da Termik Santrala Hayır Platformu olarak söz konusu santrala en başından bu yana itiraz ediyoruz. İtiraz ediyoruz, çünkü santral kurulursa sağlığımız olumsuz etkilenecek. Bilimsel kanıtlara göre, kömürlü termik santrallerin solunum sistemi ve kalp – damar sistemi hastalıkları başta olmak üzere birçok hastalığa, hatta kansere ve erken ölümlere yol açtığını biliyoruz. İtiraz ediyoruz, çünkü santralden kaynaklanacak zehirli kimyasalların havamıza, suyumuza karışacak olması bir yandan asit yağmurlarına neden olacak, diğer yandan da iklimi değiştirerek küresel ısınmaya katkıda bulunacaktır. İtiraz ediyoruz, çünkü santralın suyumuzu kirletecek olması sebebiyle bu suyla sulanacak tarım arazilerimizde yetişen gıda maddeleri kirlenecek; aynı zamanda topraklarımızın verimi de düşecektir. İtiraz ediyoruz, çünkü santral kentin içerisine kurulmaktadır. Santralın etki alanı içerisinde yüz binlerce insan yaşamaktadır. Santralın mahallelere çok yakın olması ve hâkim rüzgâr yönünün kent merkezine doğru olması nedeniyle hava yolu ile taşınacak kirleticilerden bütün kent olumsuz etkilenecektir. İtiraz ediyoruz, çünkü santralın kurulmasının kamu yararı yoktur. Santral yalnızca gözünü kâr hırsı bürümüş bazı patronların kârını arttıracaktır. Halkın bu projeden hiçbir kazanımı olmayacaktır. Kaldı ki ülkemizin elektrik kurulu gücü ihtiyaçtan fazladır ve bu durum bizzat elektrik kesintisi sonrasında Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı tarafından da dile getirilmiştir. Bu gerçekler bilimsel olarak kanıtlandığı halde, Bursa kent merkezine kömürlü bir termik santral yapılması bir kent cinayetidir. Güzel Bursa’mızın içindeki insanlarla birlikte ölüme gönderilmesidir. BİZ BU CİNAYET GİRİŞİMİNE İTİRAZ EDİYORUZ! Bursa’dan milletvekili adayı olan Sayın Sağlık Bakanını DOSAB Kömürlü Termik Santralına ilişkin görüş açıklamaya davet ediyoruz. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nı DOSAB Kömürlü Termik Santralının Nihai ÇED Raporunu reddetmeye çağırıyoruz! Çağrımıza ilişkin binlerce yurttaşımızın imzaladığı dilekçelerimizi Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na iletilmek üzere bugün İl Müdürlüğüne veriyoruz. Sürecin takipçisiyiz; bu cinayete karşı durmak için DOSAB’da Termik Santrala Hayır Platformu olarak, sonuna kadar bütün çabamızı göstermek kararlılığında olduğumuzu bir kez daha duyuruyoruz. 10 Nisan 2015 DOSAB’DA TERMİK SANTRALA HAYIR PLATFORMU
aa57cdc45bf0
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2" ]
Arap Camii Karaköy Perşembe Pazarı'nda köhnemiş binaların, hırdavatçı dükkanlarının arasına gizlenmiş aslında bir kaç sene öncesine kadar unutulmuş, unutturulmuş, kendi kaderine terkedilmiş bir hazine. Karaköy Meydandan Haliç boyunca yürüdüğünüzde sağ tarafta kalmasına rağmen meraklı gözler haricinde kimsenin dikkatini çekmez. İki sene önsesine kadar benim bile haberim yoktu açıkçası. Bir Arap Camii'nin varlığından haberdardım. Endülüs'lü müslümanların yerleştirildiğini biliyordum ama nedense hep Yeraltı Camii aklıma geliyordu. Candostum Yavuz Alper'le bir Ramazan günü mahya çekimi için Karaköy'de mekan ararken keşfetmiştim Arap Camii'ni. 11 Ağustos 2012'de kaleme aldığım notlardaki duygular halen yaşadığıım için kelime kelime aktaryorum. "İstanbul’da Endülüs Kokusu Almak : Bu akşam İstanbul’u ne kadar bilmediğimi bir kez daha şahit oldum. İsmini tarihçesini hikayelerini bilmeme rağmen Arap Camiini ilk defa gördüm. Eski bir kilise çan kulesi olmasına rağmen caminin minaresi Endülüs Mimarisine o kadar çok benziyordu şaşkınlıktan uzun süre kendime gelemedim. Yıllardır okuduğum, araştırdığım, seyahat planları yaptığım, hayatımda sayacağım en önemli 3 şeyden biri olan Endülüs’ten bir parçanın kapımın dibinde olmasına rağmen fark etmemem büyük bir gaflet. İnternette gördüğüm bir tabir bunun nedenini açıklıyor açıkçası. “Arap Camii görünmezliğini koruyor”. Arap camii ile tanışmamız da ayrı bir güzel oldu bu gece. Karaköy Perşembe pazarında bir otelin terasında mahya çekimi için plan yapmıştık. İftarımızı da otele yakın bir dükkanda yapıp hemen çekimlere başlamayı düşünüyorduk. İşte o zaman fark ettim Endülüs tarzı minareyi. Ara sokaktan selam veriyordu bize. Ancak durmayıp otele devam ettik. Otele geldiğimizde etrafında bir tane bir bile dükkanın açık olmadığını görünce nerdeyse İstanbul ortasında iftarı kaçıracaktık. Geriye dönüp sağa sola bakınırken sanki ara sokaktan bizi çağıran bir şey vardı. Can dostumun acaba camide iftar veriyorlar mıdır düşüncesi ile girdik avluya. Nasibimiz bizi bekliyordu masalarda. İftar sahiplerine dualarımızı yaparak sevinçle yaptık iftarımızı. Belki de bu ramazan keyif aldığım en güzel iftardı. Mütevazi ama samimi. Avludan çıkarken Endülüs’ün kokusunu duyduğumu hissettim bir an. Zulümden kaçan Endüslülerin getirdiği bir koku. Endülüs bende bir sevda iken bu kokuyu yıllardır neden alamadım acaba. Geçte olsa keşfetmekten memnun oldum. En uğrak mekanlarımdan biri olacaktır artık Arap Camii. " Arap Camii'ne bir kaç kere daha uğrasamda geniş bir çekim yapamamıştım bir türlü. Kısmet bu hafta sonunaymış. Doya doya her köşesini fotoğrafladım. Elbette halka açık olan kısımları. Kule'ye özel izin alıp çıkmalı. Gelelim camiinin hikayesine. İstanbul'da inşa edilen ilk camii olarak kayıtlara geçmiş. İstanbul'un Ebu Eyyûb el-Ensari'nin katıldığı kuşatmadan 50 yıl sonra yapılan 7 yıllık 3. Arap kuşatması boyunca Galata'yı elinde tutan müslümanların namaz kılmaları için 717 yılında komutan Mesleme Bin Abdülmelik (R.A) tarafından yaptırılmış. Kabri ya da makamı günümüzde caminin köşesinde yer almakta. Arapların geri çekilmesinde sonra Bizanslılar tarafından bir çan kulesi ilave ettirilerek kiliseye çevrilmiş. Günümüzdeki minare aslında bu bu çan kulesi. Fetihten hemen sonra tekrar camiye çevrilen yapının Arap Camii ismini alması ise İspanya'dan sürgün edilen bir kısım Endülüs müslümanlarının bu caminin etrafına yerleştirimesi sonrası olur. Bu rivayet bana Mine Sultan Ünver'in Hilalin İki Ucu isimli romanında konusu geçen tarihi iddiayı hatırlatmakta. Kimi tarihçilere göre Araplar İstanbul'u deniz yolu ile alamayacaklarını anlayınca kendilerine farklı bir rota çizerler. Karadan yani tüm Avrupa'yı fethederek İstanbul'a almaya çalışırlar. Bunun ilk adımı olarak İspanya'ya çıkarlar. Ve çok kısa bir zamanda Fransa'ya kadar gelirler. Sonrası 800 yıllık Endülüs medeniyet. İşte İspanya'yı fetheden Arapların torunlarının geç ve hüzünlü de olsa İstanbul'a gelmiş olmaları anlamlı benim için. Hakkındaki çeşitli rivayetlere rağmen Arap Camii benim Endülüs kokusu aldığım bir mekan. Şamdaki Emevi Camii tarzı minaresi, at nalı bahçe kapısı, ahşap iç döşemeleri ile huzur dolu bir ortam. Hatıralarımda hep özel bir yer teşkil edecek.
1c42a5e8feb0
[ "culturax", "hplt2" ]
Nevşehir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen FETÖ/PDY terör örgütü soruşturması kapsamında 2 kişi tutuklandı. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen FETÖ/PDY terör örgütü soruşturması kapsamında Nevşehir Barosu avukatlarından Oğuz Ç. ve mağaza çalışanı Murat B. tutuklanarak E Tipi Kapalı Cezaevine gönderildi. Sulh Ceza Hâkimliğine tutuklama talebi ile sevk edilen avukat Metin. Ö ise adli kontrol ile serbest bırakıldı. Edinilen bilgilere göre mağaza çalışanı olan Murat B.´dan ise bylock şifresinin çıktığı öğrenildi.
c8c72181f248
[ "c4", "fineweb2", "hplt2" ]
Turizm İşletme Belgesi Turizm Tesisleri için İşletmeye geçiş aşamasında verilen belgedir. Belge talep edilen tesisin tür ve varsa sınıfı için Yönetmelikte tanımlanmış asgari niteliklere ve tüm tesisler için belirtilmiş genel nitelikler bölümündeki hususlara uygun olarak yapılmış olması gerekmektedir. Yönetmelikte belirtilmiş bazı tesisler için yatırım belgesi verilmesi, değerlendirme Kurulunun kararına bağlıdır. Turizm Desteklerinden yararlanmak için Yatırım İşletme Belgesi almayı ihmal etmeyiniz. Marsturk ile çalışmıyor olsanız dahi bilgi almak ve aramaktan çekinmeyiniz. Marsturk Bilginin sınırlı verilerek müşterinin kendisine dönmesini beklemek yerine, Bilgilendirilmiş, doğru karar vermiş müşterinin bir gün kendisine döneceğinden emindir. FİRMANIZA SUNABİLECEĞİNİZ HİZMETLERİMİZ İnceleme Raporu: Yapacağınız tesisin özelliklerine, yatırım yapılacak bölgesine iline göre değerlendirme yapılarak, Turizm işletme belgesi alabilmesini sağlayan şartlarla, devlet desteklerinden en yüksek oranda yararlanma şartları hakkında bilgilendirilir. Başvuru: Evrakların titizlikle kontrol edilerek ilgili kuruma başvurusu yapılır. Takibi: Dosyanın ilgili kurumdan günlük takip edilerek işleme alınmasının sağlanır, işlem süreçleri hakkında firma yetkilileri bilgilendirilir. Sonuçlandırma: Takip sonucunda onaylanan belgenin kurumdan alınarak Belge Kullanım kılavuzu ile birlikte firmanıza gönderilir BAŞVURU İÇİN GEREKLİ BİLGİ VE BELGELER 1. Başvuru dilekçesi: 2. Rapor 3. Ticaret sicili gazetesi 4. İmza sirküleri 5. İş Yeri Açma ve Çalıştırma Ruhsatı Yatırımın özelliği ve turizm bölgesine göre farklı belge yada fikir projesi talep edilecektir. Eksiksiz hazırlanmış bir Turizm İşletme İzin Belgesi dosyası, kısa sürede sonuçlanması için önemlidir. Her türlü bilgi ihtiyacınız için Marsturk’ü aramaktan çekinmeyiniz.
4b89adea9c90
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Çanakkale Savaşı; ülkeleri kurmaya ya da yok etmeye, halkları birbirine düşürmeye çalışan emperyalist güçlere karşı verilen bir bağımsızlık ve mücadele destanı olarak tarihe yazılmıştır. Bu ülke halkının toprağı ve özgürlüğü uğruna verdiği mücadelenin adı olan Çanakkale Zaferi, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu sürecinde de bir dönüm noktası olmuştur. O topraklarda canıyla kanıyla mücadele veren binlerce genç, bizlere çok önemli bir ders vererek, özgür bir ülkede yaşamak için nelerin feda edilebileceğini göstermişti. Bugün Çanakkale Anıtı, yalnızca bizlere değil tüm dünyaya bağımsızlık mücadelesi açısından çok açık bir ders vermektedir. Çanakkale Savaşları yalnızca Türkiye’yi değil, bir bütün olarak tüm dünyayı derinden etkilemiştir. Dünya paylaşım savaşının yönünü değiştirmiş ve imkansız olanı gerçek kılmıştır. Ülkeler, bu cesur yüreklerin kararlılığı karşısında adeta diz çökerek, bağımsızlığa özlem duyan bir milletin ve Ulu Önder Mustafa Kemal’in askeri dehasını da görmüştür. Bu anlamıyla Kurtuluş Savaşı sürecine de çok önemli etkisi olmuştur. Bizler bu anlamlı günde; tarihin akışını değiştiren Çanakkale Zaferi’nde kararlılıkla, inançla, canı pahasına mücadele eden başta Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere, tüm şehitlerimizi saygı, şükran ve minnetle anıyoruz. Basına ve kamuoyuna saygıyla duyurulur. TÜRK ECZACILARI BİRLİĞİ MERKEZ HEYETİ
eababe54eb62
[ "fineweb2", "hplt2" ]
BÖLGE ECZACI ODASI YÖNETİM KURULU BAŞKANLIĞI’NA Son dönemde sporumuzda meydana gelen doping vakalarının artması nedeniyle ilgili Bakanlığın dopingle mücadelede ciddi olarak çalışmalara başladığı; ayrıca TBMM’de de “Son yıllarda Türk Sporunda Yaşanan Doping Sorununun Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırma Komisyonu” kurulduğu, Bu çerçevede Kurum olarak ülke sathında yapılabileceklere yönelik 04.12.2013 tarihinden itibaren bir çalışma başlatıldığı; Bu nedenle yazı ekinde gönderilen Dünya Anti Doping Ajansı (WADA) tarafından yayınlanan yasaklılar listesindeki etken maddeleri ihtiva eden ilaçların reçetesiz satışının kontrol altına alınmasına yönelik uygulamaların Dopingle mücadeleye katkı sağlayacağı belirtilmektedir. Söz konusu Bakanlık yazısı ve eki ilaç listesi ekte iletilmekte olup bilgileriniz ve konunun tüm üyelerinize duyurulmasını saygılarımla rica ederim. Uzm. Ecz. Harun KIZILAY Genel Sekreter
0fcfe0ef282b
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Birliğimiz bünyesinde kurulan ECZACI TV çok yakında yayın hayatına başlıyor. Birliğimizin yürüttüğü faaliyetlerin aktarıldığı haberlerin yanı sıra, eczacılarımızı ilgilendiren ve sağlık alanındaki pek çok konu uzmanları ile konuşulacak, tartışılacak. Güncel sağlık haberlerin aktarıldığı bültenimizde, bizden haberlerin yanı sıra, eczacılarımızı, vatandaşları yakından ilgilendiren hemen her konu, ECZACI TV ekranlarında olacak. Eczacı ve halk röportajları, mevzuatlara ilişkin gelişmeler de canlı yayınlarla ECZACI TV ekranlarında olacak. Aynı zamanda, sürekli mesleki gelişim için uzaktan eğitimlerimiz ile dünyadaki gelişmeleri de yakından takip etme fırsatı yakalayacaksınız. Çok yakında yayın hayatına başlayacak olan ECZACI TV SİZİN KANALINIZ. ECZACI TV'nin tanıtım videosunu izlemek için lütfen tıklayınız. TÜRK ECZACILARI BİRLİĞİ MERKEZ HEYETİ
aed16573f270
[ "fineweb2", "hplt2" ]
39. DÖNEM 1. BÖLGELERARASI TOPLANTISI MALATYA’DA BAŞLADI 39. Dönem Merkez Heyeti 1. Bölgelerarası Toplantısı Malatya Eczacı Odası ev sahipliğinde saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından başladı. 7 Haziran 2014 tarihine kadar devam edecek olan toplantının ilk gününde konuşma yapan Malatya Eczacı Odası Başkanı Ecz. Tahir Özelçi, tarih boyunca çeşitli medeniyetlere ev sahipliği yapmış olan Malatya’ya toplantı amacıyla gelen konuklara, bu durumdan duyduğu mutluluğu ifade etti. Özelçi, konuşmasında ilk bölgelerarası toplantının şehirlerinde olmasının kendilerini son derece onurlandırdığını belirterek, ‘Manisa’nın Soma ilçesindeki maden faciasında hayatını kaybeden işçi kardeşlerimizi de saygı ve sevgi ile anmak istiyorum. Umarım toplantımız sizlerin katılımıyla güzel bir şekilde geçer’ dedi. AKP Malatya Milletvekili Ecz. Öznur Çalık, Malatya Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Çakır, Malatya Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Ahmet Kızılay, Malatya Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreteri Dr. Şükrü Özdemir, İl Sağlık Müdürü Nail Umay, SGK İl Müdürü Ayten Karar, Malatya Sağlık Sosyal Güvenlik Merkezi Müdürü Dr. Ahmet Fırat’ın da katılım sağladığı toplantının açılışı, Malatya ilinin ve Malatya Eczacı Odası’nın tanıtım filmlerinin izlenmesi ile devam etti. 1. Bölgelerarası Toplantı’nın açış konuşmasını yapan TEB Başkanı Ecz. Erdoğan Çolak, kendisinin Malatyalı olmasından dolayı burada bulunmaktan ayrıca büyük bir onur duyduğunu belirtti. Çolak konuşmasında şunları söyledi: Piyasa ekonomisi ile hayatımıza kimi sihirli kavramlar da girmişti hatırlarsınız. Bu kavramlardan en önemlisi özelleştirme idi. İktisadi devlet teşekkülleri ve kamu iktisadi kuruluşları bürokratikti, hantaldı, demokratik olmaktan uzaktı. Kuşkusuz bu tespitlerde doğruluk payı vardı. Ancak her derde deva ilaç gibi sunulan özelleştirmenin ve piyasalaştırmanın nasıl olumsuz sonuçlar doğurduğunu acı deneyimlerle öğrenmiş bulunuyoruz. Bunun en son örneği Soma’da yaşadığımız facia. Türk Eczacıları Birliği Merkez Heyeti ve tüm Türkiye’den eczacı odalarımızın yöneticileri ile Soma’daydık. Soma halkının, madenlerde yakınlarını kaybedenlerin acısını paylaşmaya gittik. Bizler de bu acıyı derinden yüreklerimizde duyduğumuz için, onlara yalnız olmadıklarını söylemek için, onları yalnız bırakmamak için gittik. Bizler Soma’da hayatını kaybeden işçilerimiz için yastayız. Ama aynı zamanda öfkeliyiz. İşçi sağlığı iş güvenliği yasası çıktıktan hemen sonra Türkiye’nin en büyük iş kazasını, iş cinayetini, katliamını yaşıyoruz. 1960’dan sonra 200’den fazla ölüm olan iki maden kazası olmuş; ikisi de Türkiye’de. Demek ki ters giden bir şeyler var. Demek ki özelleştirme insanların canına mal oluyor. Demek ki denetimsizlik işçi öldürüyor. Biz Türk Eczacıları Birliği olarak bir mali yardım kampanyası başlattık. Acılı Soma halkı ve madenci aileleri kabul ederse, tüm Türkiye’den 24.000 eczacı adına çocuklarının eğitimlerine katkı yapacağız. Vatandaşlar olarak, sağlık çalışanları olarak, eczacılar olarak, bir sivil toplum örgütü olarak üzerimize düşeni yapacağız. Bu bağlamda Soma’ya yardım kampanyasına destek veren tüm eczacı odalarımıza ve sizlerin nezdinde eczacılara çok teşekkür ediyorum. Konuşmamın başında özelleştirme ve piyasalaşmadan bahsettim. Hepinizin bildiği gibi sağlık alanı da kuşkusuz daha öncesi de olmakla birlikte özelikle 2003’de uygulamaya konulan Sağlıkta Dönüşüm Programı ile birlikte en fazla özelleştirilen, ticarileştirilen ve piyasa süreçlerine dâhil edilen alanlardan biri oldu. Devletin kamu hizmeti sunumundan aşama aşama çekilmesi, sağlık alanını özel sektör için yeni ve kârlı bir değerlenme alanı haline getirdi. Bu süreçte vergi indirimleri, kredi ve teşvikler, belirli hizmetlerin özelden alımı gibi düzenlemelerle özel sağlık sektörünün mantar gibi büyümesine olanak sağlanırken katkı, katılım payı, fark ücreti, ilave ücret, tamamlayıcı sağlık sigortası, sosyal güvenlik teminat paketinin daraltılması, kamu-özel ortaklığı sistemi ve şehir hastaneleri ile kamusal sağlık hizmetleri de “yeni kamu işletmeciliği” yaklaşımı adı altında piyasalaştırıldı ve ticarileştirildi. Yani özetle paran kadar sağlık” devri başladı. Hem sağlığın özelleştirilmesi, piyasalaştırılması, ticarileştirilmesi yönündeki politik tercihlerin hem de küresel ekonominin bütçe üzerinde yarattığı baskının kamu sağlık harcamalarını kısmaya dönük tasarruf tedbirlerini beraberinde getirmesi de kaçınılmazdı. Tasarruf tedbirleri denilince ilk akla gelen ise ilaç harcamaları oldu. Oysa kamu sağlık harcamaları içinde, ayakta ve yatarak sunulan tedavi hizmetleri dâhil olmak üzere tedavi giderlerinin payı en yüksek oranı oluşturduğu, Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın başlangıcından bu yana yıllar içerisinde tedavi harcamaları sürekli arttığı ve son 4 yılda dikkat çekici şekilde ilaç harcamalarındaki artışın önüne geçtiği, bu artıştan aslan payını özel sağlık kuruluşlarının aldığı her nedense göz ardı edildi. Nitekim oranlara baktığımızda durum şudur: 2012’de tedavi harcamaları 29. 206 Milyon TL iken ilaç harcaması 14.300 Milyon TL olarak gerçekleşmiştir. 2013 yılında ise toplam sağlık harcaması içine ilaç harcamasının payı % 31 iken tedavi harcamaları % 67’dir. 49.806 Milyon TL olan sağlık harcamasının 33.531 Milyon TL’si tedavi harcamaları iken, 15. 570 Milyon TL’si ilaç harcamalarıdır. Toplam sağlık harcamaları içerisinde özel hastanelerin payı 2001’de % 6,2 iken 2008’de ,3 çıkmıştır. Türkiye’deki özel hastane sayısı, özellikle büyük sermaye gruplarının açtığı yeni şubelerle birlikte 550’lere yaklaşmıştır. 2012 yılında Özel Sağlık Kuruluşlarına başvuruda alınan ilave ücretlerde artışa gidilmiş, bu ücretler % 200’e çıkarılmıştır. Özel hastaneler hem SGK’nın ödediği miktarı hem de bunun %200’e kadarını ilave ücret olarak hastadan istemektedir. Diğer yandan Türkiye’nin OECD ülkeleri içinde kişi başına sağlık ve ilaç harcamaları tutarı acısından hala son sıralarda yer alan ülkelerden birisi olduğunu vurgulamak isterim. GSYİH (Gayrı Safi Yurt İçi Hasıla) içindeki payına bakıldığında Türkiye’de oran % 5,4’dür. OECD ortalaması ise, % 9,2’dir. OECD ülkelerinde kişi başına sağlık harcaması ortalama 3.324 dolar iken, Türkiye’de 981 dolardır. Türkiye’de kişi başına ilaç harcaması 105 Dolar OECD ortalaması ise 497 Doların bir hayli altındadır. Hatta derin bir ekonomik krizle boğuşan komşumuz Yunanistan’da bile toplam sağlık harcamalarının GSYİH içindeki payı % 9,1, kişi başına ilaç harcaması 673,4 Dolardır. Değerli meslektaşlarım, Bütçe açıklarını kapatmak ve sağlıkta tasarruf adına uygulamaya konulan, ilaç harcamalarını baskılamaya yönelik düzenlemeler, paydaşların katılımı olmadan alınan kararlar ilaç ve eczacılık alanını olumsuz etkilemektedir. İlaca ayrılan bütçenin kısılması ilacın üretimi ve ithali noktasında sorunlar yaratmakta; ilacın bulunabilirliği ve alınabilirliği giderek zorlaşmakta ve ilaçta kalite sorunu ortaya çıkmaktadır. Bu durum toplum sağlığını doğrudan doğruya tehlikeye atan bir olgudur. Yaşamsal önemdeki kanser, böbrek, kalp hastaları bakımından ilaca ulaşamama insan yaşamı için geri dönülmez sonuçlar demektir. Sağlık risklerinin ortadan kaldırılması ve sürdürülebilir bir ilaç ve eczacılık hizmeti için ilaç politikalarının yeniden yapılandırılması; ilaç harcamalarına ayrılan payın sosyal faydayı artıracak, ilaç hakkına erişimi kolaylaştıracak, hem sağlık hizmet sunucuları hem de sağlık hizmetlerinden yararlanalar açısından eşitliği sağlayacak şekilde tahsis edilmesi elzemdir. Bütün bunlar yapılırken sağlığın sadece malî-teknik bir konu olarak değerlendirilemeyeceğinin, dolayısıyla kamu sağlık ve ilaç harcamalarının yalnızca tasarruf tedbirleri çerçevesinde yapılandırılamayacağının, özel kesime kaynak aktarımını değil kamusal sağlığı önceleyen politikaların hayata geçirilmesi gerektiğinin altını çizmek isterim. Her şeyden önce ifade etmek istiyorum ki, bu yönetmeliğin çıkartılmasında başta TİTCK yetkilileri ve Sağlık Bakanlığı olmak üzere, bizim tarafımızdan da çalışan Merkez Heyeti üyelerimiz ve görüş bildiren Oda başkanlarımıza çok teşekkür ediyoruz. Nihayet 6308 sayılı yasamızla ilgili değişiklik tamamlanmış oldu. Eczane sınırlaması da böylelikle hayata geçmiş oldu. Biliyorsunuz yönetmelikle ilgili hem kendi içimizde hem de Sağlık Bakanlığı yetkilileri ile uzun süren tartışmalar yaşadık. Ancak sonuç olarak bakıldığında yönetmeliğin bu son halinin bizim için önemli bir kazanım olduğunu değerlendiriyoruz. Geçtiğimiz dönemden beri, daha katılımcı olduğuna inandığımız bir yaklaşım deniyoruz; Başkanlar Danışma Kurulu toplantılarımızın yanı sıra, çeşitli konularda çalıştaylar düzenliyoruz. Belirli bir yöntemle ve herkesin katılmasını sağladığımız küçük gruplarla yapılan bu toplantıların bizlere daha faydalı olduğu şeklinde de geri dönüşler alıyoruz. Katılımcılığı artırmak konusundaki önerilerinize de her zaman açığız. Önümüzdeki dönem, 25-27 Eylül 2014 tarihlerinde, 12 inci Türkiye Eczacılık Kongresi’ni gerçekleştireceğiz. 25 Eylül biliyorsunuz, 2009’da İstanbul’da yapılan FIP Kongresinde Türk delegasyonunun önerisi ile Dünya Eczacılık Günü ilan edilmişti. İşte bu yıl, Dünya Eczacılık Günü’nde FİP Başkanı bizimle olacak ve Kongremizin açılış sempozyumunu verecek. Sizin de Türkiye’nin dört bir yanından eczacılar olarak, Dünya Eczacılık Gününü FİP Başkanı ile birlikte kutlamaya gelmenizi ve kongreye katılmanızı diliyoruz. Değerli meslektaşlarım Sözlerime son verirken, Malatya, Medlerden, Perslere, Romalılardan, Bizansa, Selçuklu’ya ve Osmanlı’ya kadar çok çeşitli kültürlere ev sahipliği yapmış, onlarla harmanlanmış, ona kendi kültürünü katmış bir kenttir. Aynı Türkiyemiz gibi, bir mozaiktir, rengârenktir, bu rengârenkliği ile de barışıktır. On bin yıldır insanlara ev sahipliği yapan bu coğrafyanın, bugün de tüm Türkiye’den eczacılara ev sahipliği yaptığını eczacılık tarihi yazacaktır. Hepinize iyi ve verimli bir toplantı diliyorum.’ Daha sonra bir konuşma yapan Malatya Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Çakır, eczacıların toplumda çok önemli kişiler olduğunu belirterek, ‘Ecazcı hastaları terapi ediyor, sadece ilaç vermiyor. Bunun farkındayız. Emekleriniz için teşekkür ediyoruz. Sağlıkta bir dönüşüm yaşandı. Bizler de bir araştırma yaptık, en fazla memnuniyetin sağlık alanında olduğunu tespit ettik. Ancak elbette bazı eksiklikler vardır, olacaktır. İşte bu toplantılarda bu çözüm önerilerinin tartışılıyor olması son derece önemlidir. Bu anlamda da hepinizi tebrik ediyor, başarılı bir toplantı geçirmenizi temenni ediyorum’ dedi. Daha sonra söz alan AKP Malatya Milletvekili ve MKYK Üyesi Ecz. Öznur Çalık, eczacılara seslenerek ‘şehrimize hoşgeldiniz’ dedi. Çalık, siyasetçi olmasından öte bir eczacı olmasının bu ortamda kendisini çok onurlandırdığını belirterek, ‘Herkesin, ne derdi olursa olursa önce eczaneye gelir. Dertleşir, fikir alır. Dolayısıyla sıkıntılarınız daha da artıyor. Ben bir eczacı olarak, her türlü sıkıntınızda yanınızdayım. Elimizden ne geliyorsa yapmaya hazırız. Sorunların çok farkındayız ve ben gerek başbakanımzıla gerekse sağlık bakanımızla bunları sürekli paylaşıyorum. Sağlıkta dönüşümle birlikte, ssk, bağ-kur, yeşil kart ve emekli sandığı reçetelerinin serbest eczanelere açılması elbette bir rüyanın gerçekleşmesi. Bununla birlikte iş yükü ve sorunlarınızın arttığını da biliyorum. Benim eczanem hala çalışıyor. Sorunların hepsini ben de yaşıyorum. Bunları aşmak için TEB başkanımız ve yönetim kurulumuzla çalışmalarımıza sürekli olarak devam ediyoruz. Örneğin sayın bakanımız Faruk Çelik ile birlikte yaptığımız zorlu bir toplantı sürecinden sonra kazanılan reçete başına ücret bir kapı açmıştır. Bu anlamda çok önemsiyorum. Sağlık Bakanımızla bu sabah konuştum, selamlarını iletti. Her sorununuzda daima yanınızda olduğunu iletti. Ben de bir kardeşiniz olarak her zaman yanınızdayım. Sevgi ve saygılarımı sunuyorum’ dedi. Açılış konuşmalarının ardından ‘Türk Eczacıları Birliği Eczacılık Akademisi Sürekli Eğitim Programlarının Değerlendirilmesi, Önemi ve Geleceği’ isimli panele geçildi. TEB Denetleme Kurulu Başkanı Ecz. Sertaç Özmen’in moderatörlüğünü yaptığı panelde ilk olarak sunum yapan Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi Bölümü’nden Prof. Dr. Buket Akkoyunlu, bilginin neden önemli olduğunu belirten bir konuşma yaptı. Akkoyunlu sunumunda, bilgiyi üreten ve kullananların gelişmiş ülkeler olduğunu, bilgi ile tüm süreçlerin, iş yapılarının, kişisel özelliklerin değiştiğini, yaşam boyu öğrenme kavramının hayatımıza girdiğini söyledi. Daha sonra konuşma yapan TEB Eczacılık Akademisi Başkanı Prof. Dr. Ahmet Başaran, Eczacılık Akademisi’nin kuruluşundan bugüne kadar yaptıkları çalışmaları anlattı. Başaran, Akademi kadrosu ve bu kadronun nasıl oluşturulduğundan, eğitim programlarının nasıl belirlendiği konusuna kadar detaylı bir sunum yaptı. Son olarak TEB Eczacılık Akademisi Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Tayfun Uzbay bir sunum yaptı. Uzbay, Eğitimci Gözüyle Meslek İçi Eğitim başlıklı sunumunda, eczacının ilaç ile doğrudan, ilacın ise insan sağlığı için olmazsa olmaz bir ürün olduğunu belirtti. Uzbay, ‘Eczacı halkın en yetkili ve bilgili sağlık danışmanıdır. Bu nedenle kendini sürekli geliştirmek, bilgilerini güncellemek zorundadır’ dedi. Panelin ardından, TEB Genel Sekreteri Uzm. Ecz. Harun Kızılay TEB Merkez Heyeti Çalışma Raporu’nu sundu. Daha sonra, TEB Saymanı Ecz. İsmail Başdil Mali Raporu, TEB Denetleme Kurulu Başkanı Ecz. Sertaç Özmen ise, Denetleme Kurulu Raporu’nu sundu. Sunumların ardından 39. Dönem Merkez Heyeti 1. Bölgelerarası Toplantısı’nın ilk günü sona erdi.
2a1d1429b441
[ "fineweb2", "hplt2" ]
BÖLGE ECZA ODASI BAŞKANLIĞI YÖNETİM KURULU BAŞKANLIĞINA Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu tarafından 14.03.2016 tarihinde aynı tarihli ve 2164347 sayılı Müsteşarlık Makamının Onayı ile; “Kontrole Tabi Madde ve Müstahzarlara İlişkin Reçeteler Hakkında” 2016/3 sayılı Genelge yayımlanmıştır. Genelgede özetle yeşil reçeteye tabi ilaçların tüm formlarının (ampul, tablet, damla formları da dahil reçetelendirilmesinde her bir yeşil reçeteye aynı etkin maddeyi içeren ilaçlardan en fazla 2 (iki) kutu yazılabileceği; bu miktarın üstündeki psikotrop ilaçların reçetelendirilmesinde ise sağlık kurumlarınca verilen ilgili tek uzman hekim tarafından düzenlenen hastalık tanısı ve ilaç kullanım doz şeması belirten rapora istinaden mümkün olabileceği; Dördüncü maddesinde ise yeşil ve kırmızı reçetelerin ilk nüshasının, eczacı tarafından bu reçetelerdeki bilgileri ihtiva edecek şekilde hazırlanarak ekte bir örneği yer alan form eşliğinde, müteakip ayın 10'una kadar il sağlık müdürlüklerine gönderileceği; ancak ayın l0'unun hafta sonu tatiline veya diler resmi tatile rastlaması halinde, tatil gününü takip eden ilk mesai gününde teslim edileceği belirtilmektedir. Genelge ve ekleri yazı ekinde iletilmekte olup bilgilerinizi ve konunun tüm üyelerinize duyurulması hususunu saygılarımla rica ederim. Arman ÜNEY Genel Sekreter
a17be2d90b2a
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2" ]
24 Ekim 2014 Cuma Orange is the New Black (2. Sezon) İkinci sezonu da izleyip bitirdim, şimdi üçüncü sezonu bekleyenler kervanına katılabilirim. Dizinin ikinci sezonu da tıpkı ilki gibi yine 13 bölümden oluşuyor. Yine her bölümde farklı bir karakterin hapishaneden önceki hayatına odaklanıyor ve kalan sürede de Piper'ın macerasını izlemeye devam ediyoruz. İlk bölümde Piper tahliye için başka bir hapishaneye naklediliyor ve bu sayede farklı bir hapishene ortamına daha şahit oluyoruz. Ama tabii ki Piper gibi biz de eski hapishane ortamını özlüyoruz. Tahliye Alex'e yarıyor, o salıveriliyor fakat Piper yeniden eski hapishenesine gönderiliyor. Sevgilisiyle de ayrılan Piper, çok daha zor günler geçirmeye başlıyor. Sevgilisinin, en yakın kız arkadaşı Polly ile birlikte olmaları ise Piper için son nokta oluyor. İkinci sezonun en önemli olaylarından biri ise hiç kuşkusuz, haspihanenin eski dönemlerinde en çok korkulan isim olan Vee'nin tekrar hapisheneye girmesi ve siyahlar ile beyazların arasının açılmasında başrol oynamasıdır. Sigara ve uyuşturucu ticareti ile kısa sürede hapishenede en çok korkulan ve saygı duyulan biri hale gelecektir tekrardan. Fakat sezon finalinde tam kaçtığı sırada araba çarpmasına (çarpan kaçak mahkum bilinçli olarak yaptı) üzüldüm. Umarım ölmemiştir de tekrar izleyebilme fırsatı buluruz üçüncü sezonda. Red'in mutfağı kaybetmesi ve işin başına Latin kadınların geçmesi de yine bahsedilmesi gereken bir konu zira bu değişim hapishane dengelerini iyiden iyiye değiştirdi. Eski gücünü kaybeden Red, küllerinden yeniden doğmak için Altın Kadınlar'la planlar yapacaktır. Hapishane yönetiminde de çalkalanmalar meydana gelecektir. Natalie'nin yaptığı yolsuzlukları gün yüzüne çıkaran Piper sayesinde Joe Caputo başa gelecektir ve buna istinaden de Piper'ın başka bir hapishaneye transferi engellenecektir. Harika bir karakter değişimine sahne olduğumuz Sam Healy ise mahkumlar için "Güvenli Bir Yer" adında bir etkinlik düzenler. İlk zamanlarda olumlu sonuç verse de, zamanla katılımın sıfıra indiği için büyük bir hayal kırıklığına uğrar. Sevdiği kadının değişiminde önemli bir rol oynadığı Healy'i oynayan Michael Harney bir tebriği hak ediyor. Harney haricinde çok iyi bir oyunculuk daha var dizide, hatta en iyisi olmaya bile aday: Uzo Aduba'nın canlandırdığı Suzanne 'Crazy Eyes' Warren karakterini izlemek oldukça keyifli. Orange is the New Black'i izlemenizi öneririm. Tabii önce kitabı da okuyabilirsiniz. 18 Ekim 2014 Cumartesi Dexter (7. Sezon) Henüz izlemediyseniz okumanız tavsiye edilmez. (7.sezon) Kısaca söylemek gerekirse: En sevdiğim Dexter sezonu kesinlikle 7.sezon oldu. Birkaç hafta oluyor sezonu bitireli. Bitirdikten hemen sonra sıcağı sıcağına bir yorum yazsaydım daha iyi olabilirdi tabii ki fakat yine de sezonun önemli olaylarını unutmuş değilim. Hep merak ediyordum, Debra ağbisi Dexter'ın bir seri katil olduğunu öğrendiğinde ne tepki verecekti? Bu gerçeği bilerek onunla nasıl yaşayacaktı? Yoksa kabullenmeyip onu adalete teslim mi edecekti? İşte bu sezonda bu çok merak ettiğim sorularıma cevaplar buldum ve kesinlikle de tatmin oldum. Debra'nın 6. sezonda Dexter'a aşık olmasını ilk başlarda garipsemiştim fakat daha sonra "neden olmasın?" diye sordum kendime ve olmaması için herhangi bir mantıklı cevap bulamadım. Aşk bu, ne zaman ve nasıl olacağı belli olmaz. Kime olacağıysa asla. Nitekim bu gerçeği kabullendikten sonra 7. sezondaki senaryo çok daha tutarlı bir hale geliyor. Bu sezonu en sevdiğim sezon ilan etmemin başında elbette ki Hannah McKay geliyor. Yvonne Strahovski'nin oynadığı karakter oldukça çekiciydi. Dexter'la olan ilişkileri biraz hastalıklı başlasa da, zamanla düzene gireceğini düşünüyordum. Fakat finale doğru işler hiç de umduğum gibi gitmedi ve Debra ile Hannah'ın aralarının açık olması sebebi ile, Dexter tam olarak istediğini elde edememiş oldu. Oysa ki onları mutlu olarak görmek bir seyirci olarak beni sevindirirdi. Hannah'ın yanı sıra bir karakter daha vardı bu sezona güç veren ve keyifle izlememi sağlayan: Isaak Sirko. Çok sağlam bir karakter yaratmış senaristler lakin çok da çabuk harcadılar. Sadece dokuz bölümde izleyebildik kendisini ama diziye bıraktığı iz büyüktür kanımca. Ölmesine yakın gay olduğunu öğrenip bir şok yaşasak da, karakteri itibarıyla birçok Dexter izleyicisinin kalbinde taht kurmuş bulunmakta. Özellikle ölmeden önceki Dexter'la olan son diyalogları mükkemmeldi, çok doğru tespitlerde bulundu ve fikirleri ile beni etkiledi. Sezonun en önemli olaylarından biri ise hiç şüphesiz Maria LaGuerta'nın ölümü idi. Geçen sezonda kilise enkazında bulduğu kan lamınının peşini bırakmayan ve bu sezon boyunca da bunun izini sürerek Dexter'ın Liman Koyu Kasabı olduğunu ve aslında Doakes'un suçsuz yere öldüğünü kanıtlamaya çalışan LaGuerta'yı finalde çok acı bir sürpriz bekliyordu... Aslında onu değil, tüm izleyicileri. Kardeşi ve aynı zamanda aşık olduğu adam konumundaki Dexter'ı korumak adına Maria'yı kendi silahıyla vuran Debra, inanıyorum ki bunu çok kolay atlatamayacak. Dexter yüzünden sürekli bir düşüş yaşayan Debra kelimenin tam anlamıyla dibe vurmuş durumda. Bu sebepten dolayı 8. sezonda nasıl bir ruh hali içerisinde olacağını şimdiden merak etmeye başladım. Sezonun en etkileyici sahnesi benim için sezon finalinin son üç dakikası idi. Dexter ve Debra'nın arka arkaya yürüdükleri ve içlerinde fırtınalar koptuğu halde dışlarına hiçbir şey yansıtmadan partiye katılmaları beni çok etkiledi. Zaman zaman açıp izliyorum hatta o son sahneyi. Parti demişken, Angel'in emekli olduğunu ve kendisine bir mekan açtığını da belirtmek gerek. Artık bu işlerden elini eteğini çeken Angel Batista'nın son sezonda mesleğe döneceğiyle ilgili bir his var içimde. Bekleyip göreceğim. Açıkçası onsuz ekip eksik kalır. Tüm bu olaylara nazaran nispeten daha önemsiz bir şey daha yaşandı, o da şuydu: Louis'in ölümü. Geçen sezondan itibaren Dexter'a musallat olan ve gün geçtikçe sınırlarını zorlayan Louis'in gidici olduğunu anlamıştık az çok fakat bunun Dexter'ın elinden değil de, Isaak Sirko ve adamlarının elinden olması şaşırtıcı idi. Ama nihayetinde öldü ve Dexter da rahat bir nefes almış oldu. Son olarak, Quinn'in bu sezondaki birçok davranışını tasvip etmiyor ve yeni sezonda düzelmesini, en azından eski klasik Quinn olmasını temenni ediyorum. Masuka için bir eleştirim yok, o herzamanki gibi neşeli ve senaryo gereği zaman zaman izleyiciyi de neşelendirmeyi beceriyor. Artık önümde tek bir sezon kaldı, sonra Dexter yok... Şimdiden üzülmeye başladım. Hem zaten son sezon için en kötüsü diyorlar, finali ise felaketmiş. Ama bilmiyorum, izleyip karar vereceğim elbette fakat en azından birkaç ay daha izlemeyi düşünmüyorum. Kaydol: Kayıtlar (Atom)
026b9bcf72ce
[ "culturax", "fineweb2", "hplt2" ]
Ünlü Alman teknik adam Ottmar Hitzfeld çalıştırdığı İsviçre milli takımının dünya kupasına veda etmesinin ardından dev kariyerinin sona erdiğini açıkladı. Dünya futboluna adını altın harfler ile yazdıran Alman teknik adamın kariyerinin en güzel yılları Borussia Dortmund'da geçmişti. 1 temmuz 1991'de Borussia Dortmund'un başına geçen Ottmar Hitzfeld ilk büyük başarısını 1992/93 sezonunda takımı UEFA kupası finaline taşıyarak başarsada finali Juventus'a kaybetmekten kurtulamamıştı.. Asıl güzel günler ise 1994/95 sezonunda gelecekti. Hitzfeld yönetimindeki BVB bu sezonda 32 yıl süren suskunluğa son veriyor ve Almanya şampiyonluğuna ulaşıyordu. Bu yılın sonunda Almanya Süper kupasınıda kazanan Dortmund, sonraki sezona ünvanını korumak için çıkıyor ve 1995/96 sezonunuda Almanya şampiyonu olarak tamamlıyordu. BVB aynı şekilde bu sezonda Almanya süper kupasını müzesine götürmeyi başladı..Ve rüya sezon: 1996/97.. İki Almanya şampiyonluğunun ardından BVB fırtınası Avrupa'da esmeye başlıyor, Borussia Dortmund Şampiyonlar liginde Auxerre, Atletico Madrid, M.United gibi takımları devirip finale çıkmayı başarıyordu.. Tarihler 28 mayıs 1997'yi gösterirken Ottmar Hitzfeld 1993 yılında UEFA finalini kaybettiği Juventus'u 3-1 ile geçiyor, hem rövanşı almayı başarıyor hem de Borussia Dortmund'un Avrupanın en büyüğü olduğunu ilan ediyordu.. Ottmar Hitzfeld oluşturduğu Borussia Dortmund bir sonraki sezonda yeni antrenörü Nevio Scala ile Dünya kıtalar arası kupa şampiyonluğuna ulaşacaktı..1 UEFA Kupası finali 2 Almanya Bundesliga Şampiyonluğu 2 Almanya Süper kupası 1 Avrupa Şampiyonlar Ligi Şampiyonluğu.. TÜM GÜZEL GÜNLER İÇİN TEŞEKKÜRLER OTTMAR HITZFELD, DORTMUND SENİ ASLA UNUTMAYACAK !!
e3bf6e39f3ed
[ "c4", "hplt2", "vngrs" ]
Seriyi ve yan kitapları basan YKY, yeni kitabı da basacağını Twitter üzerinden duyurdu. Çevirmen konusunda kesinleşen ya da bize aktarılan bir haber yok ama sadece kitap çevirmekte uzmanlaşmış birine değil, Harry Potter dünyasında da uzmanlaşmış birine veya birilerine verilmeli. Anladınız. Sihir başladı ve hiç bitmeyecek bir şekilde devam ediyor.
643ac15f2610
[ "fineweb2", "hplt2" ]
7 Ağustos 2015 Kapı Boyama After-Before... Bugünkü konumuz kapı boyama:) Kapımız gördüğünüz gibi siyahtı. Yeni taşındığımızda kırmızıya boyamak istedim hangi akla hizmet aldıysam yağlıboyayla:( Gördüğünüz gibi başarılı olamadım ve öylece bıraktım. Yaklaşık 1,5 yıldır böyle dalgalı duruyordu. Bugünlerde elimde boya ve fırçayla dolaştığım için bir anda gözüme takılan kapıya gelmişti sıra. DYO Nanoipekmat beyaz boya ile sanırım 8-10 kat boyamşımdır. Evet kapıyı beyaz boyamak istiyordum ama bir renk olsun istemiştim ve o da tabiki maviydi. Mavi boyamda vardı hazır. Kalıp olarak ne kullanacaktım peki? Yıllardır yüz temizleme süngeri olarak duran fakat kullanmadığım süngerler geldi aklıma, hem de kendinden baklava dilimi. Fazla uğraştırmadan baskı işlemini de tamamladım herhangi bir şablona bağlı kalmadan, çünkü öyle bir hazırlığımda yoktu. Kapı süsü olarakta evdeki bütün kozalakları topladım, kurdelelerle birleştirip astım. Hem kapı boyama işim, hem de kap süsü tamamlanmış oldu. Bu arada bu madalyonun bu yüzü, diğer yüzü hala siyah:)) Ve tabiki siyah olarak kalacak, beyaz olursa çok dikkat çekermiş, sevgili öyle diyor:) Hepinize mutlu günler dilerim. Pin It 45 yorum: Nasıl da iç açıcı olmuş. Helal olsun sana valla. Güle güle kullanın. O kapıdan girip çıkan herkes kahkalar atsın.YanıtlaSilYanıtlar teşekkürler gülsüm'cüm. inşallah:)))Sil O kapının siyah olması yanlışmış zaten. Etrafında herşey beyazken pek yalnız kalmış garibim.YanıtlaSil İki ayrı dünyanın arasında yer aldığı için iki yüzünün farklı renk olması da yadırganmamalı. Yazıyı okumadan önce mavi baklavaları camdan sarkaç sandım :) Becerikli ellerinin değdiği her şey güzelleşiyor arkadaşım, ellerin dert görmesin. nowacraft, zaten bu kapı yapılırken bu ev de bembeyaz değilmiş:)) biz taşınınca böyle oldu. evet yalnızlığı biraz uzun sürdü ama o da artık ortama ayak uydurdu:))Sil çok teşekkür ederim:) Beyaz her yeri aydınlatıyor. Emeğinize sağlık :)YanıtlaSilYanıtlar theSeldy Blog evet beyaz, beyaz, beyaz diyorum ben de:))Sil Kapının neresi siyah kaldı? Anlamadım. Fotoğraflardan iki tarafı da boyadın gibi algıladım. Kozalakları astığın kapının dışı değil mi?YanıtlaSil Neyse, beyaz-mavi çok hoş olmuş. Sana şablon mablon gerekmez şekerim, gayet iyisin bu konuda:) Öpüyorum:)Yanıtlar semi'cim kapının dışarıdan kalan kısmı siyah kaldı:) yanin sokak kapısı tarafı diyeyim:))Sil ben de öpüyorum:) çok mantıklı bir yenileme olmuş nagehancım içaçıcı ve ferah!YanıtlaSil güle güle kullanın..Yanıtlar teşekkür ederim sebuşum. hep aklımdaydı bu zamana kısmetmiş:)Sil Amanınnn bi tembel ben kaldım ! Önce Emel balkon takımını boyadı, sonra sen kapıyı ben " öfff çok sıcak , püfff hiç iş yapasım Yok" modunda dolanıp duruyorum.YanıtlaSil Eline sağlık Nagehan hanımcığım yine çok başarılısınız 👌🏼Yanıtlar collette'cim bu sıcaklarda hiçbirşey yapamayacağımı düşünüyordum fakat kapı dahil, birçok iş yaptım. emekliliğin avantajlarından faydalandım:)) aklımda ne varsa gerçekleştirdim. ne çok yapılacak şey varmış, benim liste epey kabarıkmışta, haberim yokmuş:))Sil çok teşekkür ederim, Ne güzel fikirler.YanıtlaSilYanıtlar teşekkürler birgül erdogan...Sil Açık renk çok güzel olmuş, kozalaklar da çok şirin.YanıtlaSilYanıtlar kendi mutfağında şef çok teşekkür ederim:)Sil çok iyi yapmışsınız harika görünüyor beyazın ferahlığı da tartışılmaz biz de tadilat sonrası TV sehpası mutfak dolabı ve portmantoyu boyadık beyaza sanki ev genişledi:))))YanıtlaSil Ellerinize sağlık.Yanıtlar ÖRGÜÇANTAM-Hatici Yazıcı, ben yorumunuzu yanıtlamakta geciktim fakat o zamanlarda şöyle bir blogunuza göz gezdirmiştim göremedim boyadıklarınızı, ben mi göremedim, yayınlamadınız mı bilemedim.Sil çok teşekkür ederim, evet mutlaka beyaz:))) Çok değişik olmuş elinize sağlık çok güzelYanıtlaSilYanıtlar kozmetik psikolojisi teşekkürler...Sil harika olmuş, senin evin zaten beyaz tonlarında kapı çok siyah kalmıştı.. eline sağlık :)YanıtlaSilYanıtlar merve sevim, evet artık öyle bir siyahlıkta yok:)) yaşasın beyaz:))Sil teşekkür ederim Son hali güzel olmuş hele o makyaj süngerlerini kullanmak harika fikirmiş :)YanıtlaSil Harika olmuş. Müthiş değişim... Ellerinize sağlık...YanıtlaSilYanıtlar renkli pastel sepeti çok teşekkür ederim:))Sil Nagehanım almışsın fırçayı eline aydınlatıvermişsin ortalığı. Şık, özel tasarım ve el emeği;) daha ne olsun. Bundan iyisi Şam'da kayısı:)) sevgiler canımcığımYanıtlaSilYanıtlar nilgün'cüm hem de ne aydınlatmak, bu güne kadar nasıl tutmuşum o kapıyı öyle, kendime şaşırıyorum:))Sil çok teşekkür ederim. sevgiler benden de... çok güzel olmuş nagehan bayıldım.benim de kapı sorunum var,gözüm hep üstünde.YanıtlaSil çelik kapımıydı senin ki,cesaretlendim bak şimdi,istanbula dönünce hakkından geliciim o koyukahve çelik kapı bozuntusunun. havva'cım çelik değildi, ahşaptı. ama çelik kapı olsaydı da farketmezdi boyardım yine de:)) yaparsın sen, hem de ne güzel yaparsın:))Sil sevgiler benden de... Kapının beyaz haline bayıldım harika olmuş. Beyazı evlere çok yakıştırıyorum. Benim İzmirdeki evimde de her yer çoğunlukla beyaz. İlk başta aaa her yer beyaz çok çiğ olur yaptırma bile diyenler olmuştu ama ben inat ettim kırık beyaz ve fil dişi gibi tonlarla beyaz yaptım duvarları yerleri kapıları banyoları her yeri:) Sonra görünce ne kadar ferah ne güzel dediler. Başka renklerle tamamlamak da hem kolay hem keyif verici oluyor. Böylelikle istediğin her rengi de kullanabiliyor insan evinde beyaza her şey yakışıyor. Sokak kapımız şu anlık bizim de kahve ama değişecek. Bu postadan sonra ben de acaba beyaz bir kapı mı yaptırsam diye düşünmeye başladım:) Güle güle mutlulukla kullanmanız dileğiyle.YanıtlaSil tuğba'cım, aynı tepkileri ben de aldım. biraz renk olsunmuş falan. heryer beyaz olsunda, renklendirmesi kolay değil mi? hiç pişman değilim. yerlerde beyaz olsaydı fena olmazdı aslında ama, neyse ieride yaptırabiliriz belki. belki onuda boyamayı denerim:)) çok teşekkür ederim.Sil sevgiler... maşallah bayan becerik :)YanıtlaSilYanıtlar deeptone canımsın:))Sil Ellerine kollarına sağlık! Bu sıcakta bu çalışkanlık bravo valla :) Benim evin çelik kapısı da çok kötü durumda. Hem modeli çirkin hem de üzerine hep eskiden yapılmış yağlı boyalar sıçramış hep. Çok uzun zamandır boyamak istiyorum. Malzeme bilgisi için çook teşekkürler. Ev sahibim izin verirse ben de sıvayacağım kolları bakalım. Sevgiler...YanıtlaSilYanıtlar monica livas çok teşekkür ederim. evet bu sıcaklarda ben coştum, ama epey eksiği, gözüme hoş gelmeyeni, ihtiyacı olan herşeyi yeniledim:)) kapının durumu kötü ise, evsahibi bence izin verir bence:))Sil Çok güzel bir fikir olmuş. Elleriniz dert görmedin. BayıldımYanıtlaSilYanıtlar çok teşekkür ederim bahar elkovan:)Sil Süper bir fikir, elinize sağlık (:YanıtlaSilYanıtlar çok teşekkür ederim aslı'nın dünyasıı:))Sil Kapının eski hali tam bir felaket fakat yeni hali harika görünüyor. Ayrıca amerikan kapıya astığınız kozalaklı süse bayıldım. Aynısını dış kapıya yapmayı düşünüyorum. Çok güzel görünüyor. Ellerinize sağlık. Çalışmalarınızın devamında başarılar.YanıtlaSilYanıtlar kapı, aslında o felaketi yapan da benim:)) siyah bir kapıydı, kırmızıya boyamak istedim yağlıboya ile niyeyse:)) çok zor oldu ve bıraktım öylece:)) çok teşekkür ederim, sizede kolaygelsin.Sil merhaba ,YanıtlaSil bloğunuz çok renkli cıvıl cıvıl ..kapınız çok cici olmuş beyazın ferahlığı her zaman şahane ...izlemeye aldım ,sizde uğrarmısınız :)sevgiyle kalınız.Yanıtlar aysel melike, teşekkür ederim, sevindim blogu beğenmiş olmanıza.Sil beyaz güzeldir:)) sevgiler... çok güzel olmus emeğinize sağlıkYanıtlaSilYanıtlar teşekkür ederim cileklireccel:)Sil
2a117b5da173
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Akdeniz EDAŞ, 18.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren EPDK(Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu) Arge kurul kararı ile Arge faaliyetlerine başlamış ve 1 yıl gibi kısa bir sürede EPDK, Tübitak ve Horizon 2020(Avrupa Birliği Arge ve Akıllı Şebeke Teşvik Programı) gibi kurum ve programlara yaptığı fon başvurularında, başvuru yaptığı 20 projeden 9 tanesi için onay alındığı ve gerek başvuru sayısı, gerekse onay sayısı itibariyle Akdeniz EDAŞ Türkiye’nin en önde gelen dağıtım şirketleri arasında yerini almıştır. Bu projeler ile, müşterilere sunulan hizmet kalitesinin en üst düzeye artırılması amacıyla, Türkiye’de henüz olmayan fakat gelişmiş ülkelerdeki en iyi mühendislik uygulamaları veya inovasyon olarak yeni bir ürün, hizmet ve mühendislik çalışmaları hayata geçirilecektir. En son Ekim 2015 döneminde EPDK’dan onay alındığı bildirilen 2 projeye ilişkin özet bilgi aşağıda paylaşılmaktadır: 1. KAPASİTE ARTIŞA DAYALI TM (TRAFO MERKEZİ) VE OG (ORTA GERİLİM) ŞEBEKE YATIRIM İHTİYACININ OPTİMİZASYONUNA YÖNELİK YÖNTEM, METRİK VE ALGORİTMA GELİŞTİRME PROJESİ Sadece yurtdışında üretim ve iletim sektörlerinin kesişim noktalarındaki tesis planlamasında kullanılan özel bir mühendislik algoritmasının, Türkiye de iletim ve dağıtım sektörlerinin kesişim noktası olan TEİAŞ TM (Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi Trafo Merkezleri) ve dağıtım OG(Orta Gerilim) yatırım planlamasında kullanılmak üzere oluşturulması ve bu yatırım planlarının optimize edilerek, hizmet kalitesi ve fayda maliyetlerin artırılmasının amaçlandığı ve 12 ayda tamamlanması planlanan proje Aralık 2015 döneminde başlatılacaktır. 2. TEDARİK SÜREKLİLİĞİNİN İYİLEŞTİRİLMESİ İÇİN ŞEBEKE VARLIKLARININ ATMOSFERİK VE TOPOĞRAFİK ANALİZİ İLE KESTİRİMCİ KESİNTİ YÖNETİM SİSTEMİ PROTOTİP GELİŞTİRMEPROJESİ Proje kapsamında, seçilecek olan pilot bölgelerde, 3-boyutlu topoğrafik ve atmosferik verilerin dağıtım şirketinin istatistiki geçmiş verileri ile birlikte şebekeye olan etkisinin analiz edilerek, olası elektrik kesintilerini ve arızaları önceden tahmin edebilen Kestirimci Kesinti Yönetim Sisteminin geliştirilmesi ve varlık yönetimine esas teşkil eden proaktif bakım ve yenileme konseptinin pilot olarak oluşturulması hedeflenmektedir. Proje sayesinde Akdeniz EDAŞ’ın sorumluluk alanında bulunan Akdeniz bölgesinde sıklıkla rastlanabilen yangınlar, aşırı yağış, fırtına, yıldırım düşmesi, kar gibi atmosferik ve çevresel olayların, elektrik tedariğine olan etkisinin minimize edilerek hizmet kalitesi ve müşteri memnuniyetinin en üst düzeye çıkarılması amaçlanmaktadır. Projeden elde edilecek fayda maliyete göre, projenin yaygınlaştırılmasına karar verilecektir. BİZDEN HABERLER BİZE KATILIN TALEP VE ÖNERİLERİNİZ BİZE ULAŞIN
51a7d66be201
[ "c4", "culturax", "hplt2" ]
Yoksul bir ülkede doğacaksın, yeteneğin olacak ama en önemlisi farkedileceksin, önün açılacak, sendeki cevheri keşfetmene destek olacaklar ve o yeteneğinin "10 sn" lik eseriyle dünyanın en popüler insanı olacaksın. Kolay bir süreç değil. Eminim ki evinde bir kucak dolusu madalya olan Micheal Phelps bu kadar zorlanmadı madalyaları toplarken. Belki kendisi çok istemediği halde annesi onu yüzme kursuna yazdırdı hatta tutkusu olmadığı halde iyi ve sürekli bir eğitimden geçtiği için bu dalda iyi bir sporcu oldu. Daha doğrusu işin özü şu; Bolt New York'ta, Phelps Trelawny'de doğmuş olsa neler oldurdu bilmiyorum. Çünkü Tunuslu Mellouli Phelps'le yarışmaya Londra Olimpiyaları'nda değil doğduğu gün başladı. Phelps'in kendini içinde bulduğu ekonomik rahatlıktan tutun da bu rahatlığın ve ülkesinin sosyal refahının sağladığı imkanların her birinde bir fark koydu Phelps Tunusluya. Mellouli ise onunla başedebilmek için açığı kapatmak zorundaydı ve daha çok çalışmalı, daha çok fedakarlık yapmalıydı. Hayat bundan ibaret olabilir mi? 1-0 geride başlayan, hayatta hep bir adım geride gidenler farkı kapamak için nefes nefese kalmak zorundalar. Bu farkı kapatacak imkanı bulamayanlarsa Türkiye'nin ücra bir köyünde 100 metreyi 9.50 sn de koşuyor olsa bile dünya onun için köyünden ibaret. Ortalama 70 yıl yaşayacağı bu gezegende duyguları, yetenekleri bastırılmış, büyük çoğunluğunu mutsuz olarak yaşamaya mahkum olacağı bu hayatı hazırlamıştı zaten insanların kurduğu bu sistem. Televizyonda hemen hemen birçok siyasiye sözü geçebilecek, istediği zaman gündemi sallama potansiyeline sahip bir iş adamı başarı hikayesini anlatırken düşündüm de gerçekten benim gittiğim yoldan giderek mi başarılı oldu daha doğrusu böyle bir adam benim yolumdan giderek aynı seviyeye gelebilir miydi? Ailesinin maddi durumuna, okuduğu okullara, aldığı eğitimlere, çevresine bakıyorum da bahsettiği başarı hikayesini kulağım duymamaya başlıyor. Her adımında, aldığı havada, her işittiğinde fark var. Bana "farklı düşün, çalışmaktan vazgeçme" dese neye yarar. Ben onun gibi düşünebilmek için onun çevresinde yaşamalı, onun ailesinde yetişmeli ve onun yaptıklarını yapmalıyım. Aksi takdirde ben kendi sınırlı düşünce dünyamdan çıkamam. Ortada dolaşan efsaneler var ya neden 1.olmayasın? Neden bi Facebook olmasın? Neden Türkiye'den Messi çıkmasın? Neden şu, neden bu olmasın?
dd0e4bde96ae
[ "c4", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
Futbol Malzemeleri toptan veye perakende satışı için en iyi fiyatlar her zaman altunayspor.com'dadır. Bütün futbol ekipmanlar, eldivenler, tekmelikler, toplar, formalar ve diğer malzemeleri firmamızdan temin edebilirsiniz. Adetli alımlar için malzeme listesini bize mail olarak atmanız durumunda siizn için en iyi fiyat teklifini hazırlayıp en kısa zamanda tarafınıza geri dönüş yapıalcaktır. Firmamızda ihtiyaç duyabileceğiniz her türlü spor malzemesi mevcuttur. Aramış olduğunuz ürün yada malzemeyi bu sayfada göremediyseniz mutlaka telefon veya maille bizimle iletişime geçiniz. Hemen hemem bütün ürünler için bir çok markanın ürünlerini size alternatif olarak sunuyoruz. Sitemizde gördüğünüz formalar kendi atolyemizde imal edildiğinde çok iyi fiyatlara verme şansımız bulunmaktadır. Sitemizde bulunan hazır formaları tercih edeiblirisiniz veya bizimle ileitşime geçerek özel tasarım isteyerek forma yaptırabilirsiniz.
428ef64441f3
[ "c4", "culturax", "hplt2", "vngrs" ]
ÇANAKKALE DESTANININ HER SATIRINDA İNSANLIK ONURU VARDIR İskenderun Belediye Başkanı Seyfi Dingil, Çanakkale Zaferi’nin 101. Yıldönümü ve Şehitleri Anma Günü dolayısıyla bir mesaj yayımladı. Vatan topraklarını korumak ve savunmak için canlarını ortaya koymaktan çekinmeyen şehitlerimiz, vatanın birlik ve beraberliğinin güvencesi olarak sonsuza kadar milletimizin gönlünde yaşamaya devam edecektir diyerek duygularını ifade eden Belediye Başkanı Seyfi Dingil mesajında şu görüşlere yer verdi;” Çanakkale Cephesinde Seyit Onbaşı gibi nice kahramanlarıyla dünyada eşi görülmemiş fedakârlıkla vatanını savunan güvenlik güçlerimiz bugün de her şartta, her bölgede, saldırılara göğüs germektedir. Çanakkale Zaferi, Türk askerinin imkânsızı başardığı, vatan sevgisini ve iman gücünü en üst düzeyde ortaya koyduğu bir destandır. Bu destanın her satırında insanlık onuru vardır. Bu onur, düşmana sadece silahlı mücadelede değil, verdiği insanlık dersi örnekleriyle de baş eğdiren Aziz Mehmetçiklerimize aittir. Tarih boyunca istiklal ve bağımsızlığını, milli birlik ve bütünlüğünü her şeyin üstünde tutan, bu uğurda büyük bedeller ödeyen aziz milletimiz, hiçbir zaman esaret altında yaşamayı kabul etmemiş, canından aziz bildiği kutsal vatan topraklarını, canı ve kanı pahasına korumasını bilmiştir. Bu duygu ve düşünceler içerisinde 18 Mart Şehitleri Anma Gününde, Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere, ebediyete intikal eden kahramanlarımızı ve vatanını canından aziz bilen tüm şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyor, gazilerimize şükranlarımı sunuyorum” dedi. BENZER HABERLER KÖŞE YAZARLARITüm Yazarlar
0072b8147c71
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Trafik Dersi Deneme Soruları - 4 1. İşaretleme reflektörü hangi araçlarda ve en az kaç adet bulunacaktır? 2. İşaretleme reflektörlerinde bulunması gereken özelliklerden birisi aşağıdakilerden hangisidir? 3. Yangın söndürme cihazı aracın neresinde bulunmalıdır? 4. Trafik kazasına karışan bir sürücü, yaralanmamış veya hafif yaralı ise, aşağıdaki görevlerden hangisini yerine getirmek zorundadır? 5. Trafik kazasına karışan bir sürücünün dikkat etmesi gereken hususlardan biri aşağıdakilerden hangisidir? 6. Trafik kazasına karışan sürücülerin yerine getirmesi gereken görevlerden biri aşağıdakilerden hangisidir? 7. Sadece maddi hasarla sonuçlanan kazalarda, taraf olanlar anlaşır ve yetkililerin gelmesine gerek görmezlerse, ne yaparlar? 8. Kazaya karışanların veya olay yerinden geçenlerin sorumluluklarından biri aşağıdakilerden hangisidir? 9. Aşağıdakilerden hangisi trafik kazasında asli kusur sebebi sayılır? 10. Aşağıdakilerden hangisi trafik kazalarında "asli" kusur sebebi sayılır? 11. Aşağıdakilerden hangisi trafik kazasında asli kusur sebebi sayılır? 12. Aşağıdakilerden hangisi trafik kazasında asli kusur sebebi sayılır? 13. Trafik suçu işleyen sürücüler adına düzenlenen " Trafik ceza tutanağındaki" para cezasının kaç gün içinde ilgili kurumlara yatırılması zorunludur? 14. Adına "Trafik ceza tutanağı" düzenlenen sürücüler, cezalarını süresi içinde ödemedikleri takdirde cezaları kaç katına çıkar? 15. İkinci süre sonunda da ödenmeyen trafik para cezası kaç katına çıkar? 16. Aşağıdakilerden hangisi " asli" kusur sebebi sayılır? 17. Trafik suçunun işlendiği tarihten geriye doğru bir yıl içinde ikinci defa 100 puanı dolduran sürücülerin sürücü belgeleri kaç ay içinde geri alınır? 18. Trafik suçunun işlendiği tarihten geriye doğru bir yıl içinde üçüncü defa 100 puanı dolduran sürücüler hakkında nasıl bir yasal işlem yapılır? 19. Asli kusurlu olarak ölüme neden olan sürücünün sürücü belgesi ne kadar süreyle geri alınır? 20. Başıboş hayvan bırakma yasağına riayet etmeyerek trafik kazasına sebebiyet verenlere hangi ceza verilir?
cd3655c0a5d5
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Elektro Gitar Dersi: Genel olarak 8 yaşından itibaren herkesin Elektro Gitar eğitimi alması mümkündür. Özel ders haftada bir gün bir ders saati şeklinde olan eğitime takviye olarak ücretsiz tüm müzik bölümü öğrencilerine açık haftada enaz 1 ders saati solfej eğitimi de ücretsiz olarak verilmektedir. Alanlarında uzman eğitmenlerimiz tarafından verilen gitar kurslarımızın amacı öğrencilerimize müzik sevgisini aşılamak, müzik duygusunu geliştirmek ve beynin mantıksal işleyişini arttırmaktır. Aksi talep edilmedikçe bireysel olarak yapılan gitar derslerimizde öğrencilerimize gitar tarihçesi, nota ve ritim bilgileri, gitar çalım teknikleri aktarılmaktadır. Her öğrencinin seviyesi uygun olarak oluşturulmuş programlarımız ile iyi bir gitar eğitimi alması başlıca amaçlarımızdandır. Belli bir seviyeden sonra öğrencilerin dinlediği müzik tarzı da göz önüne alınarak sevdiği parçalarda çalışılmaktadır. Kursumuzun sağladığı ücretsiz 10-15 dakikalık tanışma derslerimizde eğitmenlerimiz tarafından gerçekleştirilen kulak ve ritim testlerinden yararlanabilirsiniz. Ayrıca kursumuzda Konservatuar, London College Of Music, Eğitim Fakültelerinin Müzik Bölümleri, Anadolu Güzel Sanatlar Liseleri programlarının sınavlarına girmek isteyen öğrencilerimiz için düzenli ve sistemli bir çalışma programı uygulamaktadır. Özel Nar Sanat Eğitim Kursu’nun Milli Eğitim Bakanlığına bağlı bir kurs olmasından dolayı verdiğimiz eğitimlerin sonunda Milli Eğitim Bakanlığı onaylı belge vermekteyiz. 5 yaştan itibaren her yaşa yönelik eğitim programı uygulanmaktadır. Gitar derslerimiz haftada 1 gün 45 dk lık 1 ders saati özel ders şeklinde yapılmaktadır, hocayla birebir çalışıldığı için gün ve saat tercihi yapılabilmektedir size ve hocamıza uygun gün ve saatler ayarlanabilmektedir. Özel derslerde derse gelemediğiniz durumlarda ( bir dönem içinde 3 kez olmak şartıyla) en geç 1 gün önce haber vermek kaydıyla dersinizi iptal edebilirsiniz haber verdiğiniz takdirde ders hakkınızı kaybetmezsiniz. Dersin telafisi size ve hocamıza uygun gün ve saatte yapılır. Ayrıca kursların pekte üzerinde durmadığı solfej eğitimini önemsemekteyiz. Kursumuzda farklı zamanlarda başlayıp devam eden haftada 1 ders saati şeklinde ücretsiz solfej (nota bilgisi) derslerimiz grup olarak öğrencilerimize hizmet vermektedir.Toplamında; Bir sınıf okul öncesi olmak üzere, Ocak ayına kadar enaz 4 grup solfej dersi açılmaktadır.) İsteyen öğrencilerimiz ekstra ücret ödemeden solfej gruplarına katılabilmektedir. Solfej eğitimimizde mümkün olduğunca gruplar yaşlara ve seviyeye göre ayrılmaktadır. Eğitimlerde M.E.B. talim terbiye kurulunun onayladığı programları öğrencinin yaş ve seviyesi göz önüne alarak uygulamaktayız, programımız 32 haftalık yani 8 aylık dönemler şeklinde devam etmektedir.
5f57deb0f734
[ "fineweb2", "hplt2" ]
'Damsel in Distress' Damsel in distress = Yardıma ihtiyacı olan kız. Yani ben. Yani bugün. Yani şu yukarıda gördüğünüz saatler 12'yi göstermeden önce (göstermişler bile!!!!) hazırlanmak durumunda olan kişi. Disney dünyasında Rapunzel, gerçek dünyada her gün hepimiz... Kozmetik bizim beyaz atlı prensimiz olabilir mi? Kararınızı şu ürünlere göz attıktan sonra verin. Diyelim ki... BİR GECE ÖNCE OYNADIĞINIZ SİVİLCENİZ YARA OLDU, NE 'KAPATICI' NE DE FONDÖTEN TARAFINDAN KAPATILABİLİYOR Çünkü cilt tahriş olduğunda fondöten ve kapatıcıdan önce bir baz ürüne ihtiyaç duyar. Aksi takdirde henüz iyileşmemiş yaranın üzerindeki kaygan yapı, sıvı ya da krem fondötenin kayıp gitmesini ve sizin en çok kapatmak istediğiniz bölgeyi asla kapatamamanızı sağlar. Bugüne kadar kullandığım en muhteşem baz ürün Benefit'in The Porefessional'ı. Bunu gönül ve cilt rahatlığıyla söyleyebilirim. Cildimin en tuhaf günlerinde bile kullandığım tüm ürünlerin dağılmadan yüzümde kalmasını sağladı. Kadife etkisi yaratan, muhteşem bir ürün. Diyelim ki... SAÇLARINIZ FELAKET GÖRÜNÜYOR, YIKANMANIZ LAZIM AMA VAKTİNİZ YOK Kuru şampuanların pratik dünyasına hoşgelin o halde siz de! Cansız ya da mat görünen bir saça ipek yumuşaklığı ve parlaklığı kazandırmak için kuru şampuandan daha kolay bir yol olamaz. Sephora'nın Hair Volume Express Shampoo'sunu deneme fırsatım oldu geçtiğimiz haftalarda. O günden beri banyo rafımın en güzide üyesi olarak en başta duruyor. Tam tamına 5 saniyede!!!! bebek yumuşaklığında saçlara sahip oluyorum. Tek yapmanız gereken spreyi KURU saçınızdan uzakta tutarak diplere doğru değil uçlara doğru sıkmanız (aynen saç spreyine yaptığınız gibi), daha sonra ister tarak ister el yardımıyla ürünü dağıtmanız ve saçlarınızı şekle sokmanız. O kadar kolay bir işlem ki hakkında bu kadar kelime sarfetmek bile yersiz aslında... Diyelim ki... BUGÜN İLLA DA GİYMEK İSTEDİĞİNİZ YÜKSEK TOPUKLU AYAKKABINIZIN TABANI KAYGAN VE YERE KAPAKLANMA TEHLİKESİ İÇİNDESİNİZ O ayakkabının tabanını bir makas, bıçak ya da çakı yardımıyla enine ve boyuna çizdikten sonra, banyonuzda daha önce bu iş için kullanılmamış olan saç spreyine uzanacaksınız. Muhtemelen 'baştan aşağı spreylenmek' gibi kutsal bir amaç içinde değilsiniz ancak denemiş biri olarak söyleyebilirim ki tabanına saç spreyi sıkılmış bir ayakkabı asla ve asla kaymıyor. Diyelim ki... ÖĞLEN YEMEĞİNİZİ YEDİNİZ, KIRMIZI ŞARABINIZI İÇTİNİZ, DUDAKLARINIZ KURUDU VE YANINIZDA LİP BALM YOK!!!! Nasıl olur? Böyle bir şey olabilir mi? Yanınızdaki arkadaşınızda ve hatta erkek iş arkadaşınızda ve hatta sevgilinizde de mi yok? Diyelim ki yok. Mekanda lip balm bulunamıyor. Yapacağınız şey basit: Garsonu kibar bir hareketle çağıracak, size biraz zeytinyağı getirmesini rica edeceksiniz. O zeytinyağına aynı kibar hareketle batıracağınız parmağınızı dudaklarınızda şöyle bir dolaştıracaksınız. Saçlarınızın uçları da mı elektriklenmiş? Hemen oraya da bir damla Ege mucizesi! Ve işte artık tam kıvamında yağlı bir insan olarak işe geri dönmeye hazırsınız. 1 comment:
452571b07a99
[ "c4", "hplt2", "vngrs" ]
Parfüm provası: YSL Belle D'Opium Belle D'Opium, YSL koku ailesindeki hiçbir parfüme benzemiyor. Bunu hemen, yazının en başında belirtmek isterim. Annelerimizin senelerce başucundan ve çantasından ayırmadığı klasik Opium'la da, şişesi ve oryantal yaklaşımı dışında hiçbir ortak noktası yok. Lansman partisine Truman Capote'nin de şeref verdiği Opium, hem ismi hem de baştan çıkarıcı notalarıyla karanlık ve şehvetli bir kokuydu. Akla ilk olarak 'skandal' kelimesini getiriyordu. Opium şişesini kokladığında, parfümün etkisi altına giren o kadın, her an her şeyi yapabilirdi... Belle D'Opium'da, parfümüne hayran o kadını bir kenara bırakıyor ve herkesi kendine hayran bıraktıran yepyeni, modern ve genç bir kadınla karşılaşıyoruz. Oryantal etkiler, şehirli ve Parizyen bir modernizmle birleşiyor. Parfümün yüzü, Fransız aktris Mélanie Thierry. Reklam filminde, loş ışıklı, hamamı andıran bir mekanda, Salome dansı yapıyor. Kollarında kalın bilezikler, üzerinde beyaz ve seksi bir elbise ile... İsim değişikliği de işte tam burada devreye giriyor. Opium'un gücü bitiyor, Opium güzeli olan Mélanie, herkesi hipnotize ediyor. Karanfil, biber, yasemin, tarçın, şeftali, amber ve paçulinin gücüyle bir 'esans bombası' olarak yaratılan Opium, minik kız kardeşiyle tanıştığında bir parça hayal kırıklığına uğramıştır önce. Çünkü Belle D'Opium, çok daha yumuşak, parfümden ziyade bir body mist edasıyla adım atıyor sahneye. Zambak, sandal ağacı, gardenya, beyaz biber, jasmine absolut denilen muhteşem bir notayı algılıyoruz ilk olarak. Daha sonra burnumuza "nargile" kokusu geliyor. Koku tende kaldıkça, pudralaşıyor. Beyaz ve temiz çamaşır kokan bir pudra değil bu. Oryantal, şekerli ve yumuşak. Belle D'Opium, temiz tende denenmeli ve hakkında herhangi bir karara varılmadan önce en az bir gece beklenmeli. Her ne kadar daha genç ve modern bir kadın için yaratılmış olsa da, Opium'un hırçın duruşundan payını almış bir parfüm kendisi. Belle D'Opium'un New York'ta gerçekleşen partisinde Alexa Chung, Maggie Gylenhaal, Olivier Martinez, Ashley Olsen (Sahara kostümünü giymiş olarak) ve tabii ki parfümün yüzü Mélanie Thierry (Stefano Pilati'nin özel olarak hazırladığı siyah, straplez bir elbise içinde) arz-ı endam etmiş. www.whatisyouropium.com u tıklarsanız, YSL'in koku için yarattığı web sitesine göz atma şansını yakalayacak ve Belle D'Opium parti gecesine katılmış kadar olacaksınız. Opium reklam kampanyalarını es geçmek olmaz. Es geçilemeyecek kadar güzeller. Stefano Pilati'nin hükümdarlığında, Opium, yeni bir şişeye, yenilenmiş bir esansa, Maria Carla Boscono ve Karen Elson gibi iki cool modele kavuşmuştu. Sanırım, ben Opium'un o bir tık modernleşmiş ama aslına sadık kalmış, ara versiyonunu seviyorum en çok. Kampanyalarda da favorim Karen Elson'lı olan. (Üstten alta) Maria Carla Boscono, Karen Elson ve Linda Evangelista farklı dönemlerdeki farklı Opium kadınları. Bugün, Belle D'Opium'un yüzü olan Mélanie Thierry'nin de hevesimi azıcık kursağımda bıraktığını söylemek zorundayım... (Bakınız ilk resim, en yukarıda) Peki sizin Opium'unuz hangisi? 3 comments:
fb6f4e499f07
[ "c4", "culturax", "hplt2" ]
Zumba Nedir? Dünyada hızla yayılan bu dans – fitness egzersiz programı, kalori yakmak ve kasları esnetmenin en eğlenceli yollarından biri. Ateşli Latin müzikleriyle vücudunuz fit ve zinde bir görünüm kazanırken oldukça eğleneceksiniz. Uluslararası egzersiz standartlarına uygunluğu American Spor Konseyi (ACE), Amerikan Aerobik ve Fitness Kuruluşu (AFAA) tarafından onaylanarak bütün dünyaya hızla yayılmıştır. Fox News, CNN, Time Magazine, People, Woman’s World, Japan’s Fuji tv ve China Fitness gibi yüzlerce televizyon programı ve dergide ‘egzersiz dünyasının bir numarası’ olarak yer aldı. Zumba milyonlarca insanı etkisi altına alan eğlenceli ve yararlı bir program. Zumba Nasıl Başladı? 1986′da, Alberto Beto Perez, (Jennifer Lopez gibi bir çok ünlünün eğitmeni) eğitmenliğini yaptığı aerobik sınıfında kullandığı aerobik müzikleri kasetini unuttuğu için arabasındaki, geleneksel salsa ve merenge müziklerinden oluşan kasetleri alır ve aerobik için geleneksel olmayan bu müziklerle doğaçlama bir ders yapar. Öncelikle Kolombiya ‘da başarı yakalayan bu tarzı, daha sonra Amerika ‘ya taşır (1999) Daha sonra ev videoları ve eğitmenlik eğitimleri ile bu stil dünyaya hızla yayılır.
a7c0126bf798
[ "fineweb2", "hplt2" ]
... sabahları şu yukarıda gördüğünüz iştah açıcı suyu yalnızca mideye indirmek değil, aynı zamanda cildinizi de onunla temizlemek. Bazılarınız beni şaşırtarak içinde nane, salatalık ve elma olan bu toniği evde her sabah hazırlamayı göze alabilir. Bazılarınız ise (doğal olarak) böyle bir görevi yerine getiremeyeceğini açık ve net olarak biliyordur. Yapmanız gereken Sephora'da Clarins standının yanına usul usul yaklaşmak. En tepede dizilmiş olan toniklerin içinden yeşil renkteki Water Purify One Step Cleanser With Mint Essential Water'ı bulmak. Hemen kasaya koşmak. Sonra evde her sabah ve her akşam bu tonikle yüzünüzü nemlendirici öncesinde güzelce temizlemek. Belli belirsiz nane ve bitki özlerinin mis kokusuyla rahatlamak bir yandan da. Kuru ciltler için doğru bir seçim olmayabilir. Onlar gül ya da hanımeli gibi çiçeklere yönlenmeliler.
83fb853b4fa9
[ "culturax", "fineweb2", "hplt2" ]
Karayip Denizi boyunca ilerlerken vurduğu Haiti'de en az 339 kişinin ölümüne yol açan Matthew kasırgası, bugün ulaştığı ABD kıyılarından Florida'yı şiddetli yağmur ve fırtınayla etkisi altına aldı. Şiddeti 4. kategoride ölçülen kasırga, saatte 100 km hızla esen rüzgarlarla bu sabahın erken saatlerinden itibaren Florida eyaletinin doğu kıyılarını vurmaya başladı. Florida Valisi Rick Scott, 140,000'den fazla eve elektrik verilemediği söyledi. ABD Ulusal Kasırga Merkezi saatte 215 km hıza ulaşan tehlikeli rüzgarların Bahama Adaları'nın kuzeybatısından geçerek Florida'nın Atlantik kıyılarına yöneldiğini söyledi. Haiti'de yetkililer evleri yerle bir eden ve ağaçları köklerinden söken kasırganın 339 kişinin ölümüne yol açtığını, binlerce kişinin evsiz kaldığını söylediler. Matthew kasırgasının ABD'de en büyük hasarı nerede vereceği henüz kestirilemedi. Ancak Ulusal Kasırga Merkezi etkisinin, Florida'nın Atlantik kıyısı boyunca kuzeydeki Georgia ve Güney Carolina eyaletlerine kadar uzanabileceğini bildirdi. Florida, Georgia, Güney Carolina ve Kuzey Carolina eyaletlerinde olağanüstü durum ilan edildi. Kasırga uzmanı Jeff Masters, eğer kasırga Florida kıyısında yatışmazsa, Florida'dan Atlantik Okyanusu'na uzanan Cape Caneveral'da bulunan Kennedy Uzay Merkezi'nin ve yakınındaki üslerin risk altında olduğunu duyurdu.
02ae24af2f4a
[ "fineweb2", "hplt2" ]
22 Nisan 2012 Pazar Sessiz sinema şaheserleri 2 Sherlock Jr. Üzerine Sinema bizim için ne ifade ediyor? Bir mucizeyi mi, rüyalar alemini mi, gerçekleri mi? Hepsini veya hiçbirini, az ondan az bundan belki çokça hepsinden. Öyle bir huşû içinde izliyorum ki eski filmleri. Onları aşamadığımızı düşünüyorum hep, hep onlara hayran kalacağımızı. 1924... günümüzden ne kadar da uzak. Buster Keaton'ın hem oynadığı hem yönettiği bir film: Sherlock Jr. Çok deli bu adam ya! Kısa bir filmini izlemiştim, çok değil birkaç ay önce: Neighbors. O kadar eğlenceli ve sinemasal bir filmdi ki. Aslında evet, masal... O dönemi ne kadar karşılar bu sözcük bilmiyorum ama öyle anmayı seviyorum galiba, masal gibi... Sherlock Jr. esasında sinemada çalışan ama dedektif olma hayali kuran bir adam üzerine 45 dk.lık bir film. Ancak o 45 dk bize o kadar çok şey yaşatıyor ki! Özellikle sinemada film gösterirken daldığı bir rüya var ki Keaton'ın, sizi alıp sinemasal bir evrende gezdiriyor. O döneme göre o kadar incelik barındırıyor ki, günümüzdeki işlerin değeri silinip gidiyor adeta. Orada gerçekten sinemanın ne olduğuna dair düşünmeye başlıyorsunuz. Oradaki adam gibi bir düşü yaşamak mı yoksa? Sanırım bu, bir rüyayı paylaşmak; o rüyanın içinde yaşamak. İşte sinemanın en leziz anları... Buster Keaton'a o rüyayı gerçek kıldıran sahneler izleyiciler için bulunmaz sinema nimetlerine dönüşüyor. Sinemanın bir mucize yaratmak olduğunu bir kez daha gösteriyor bize. Neden bu sanatı sevdiğimi bir kez daha hatırlattı bana Sherlock Jr. Çünkü denemenin sonu yok sinemada, yaratmanın ve paylaşmanın. Bunu hem düşünce ve duyguyla beslemek hem de rüyanızı birilerine iletmek. Sinema bir anda birçok yerde bulunmayı sağlıyor, aynı Keaton'ın daldığı rüyada oaradan oraya savrulması, bir sahneden diğerine geçerken zaman ve mekanda yolculuk edebilmesi. Sahneleri bambaşka zaman ve mekanda çekerek onları kurguyla biraraya getirdiğinizde izleyicinin algısıyla ne kadar oynayabileceğinizi defalarca göstermedi mi sinema bize? Gerçeklik algısıyla bu kadar oynayabilen bir başka sanat var mı? Gördüğüme inanırım mottosunu bu kadar yıkabilen bir başka sanat? Kaydol: Kayıt Yorumları (Atom)
eb75e73bb232
[ "culturax", "hplt2" ]
Web sitemizin içeriği ziyaretçileri bilgilendirmeye yöneliktir. Web sitemizin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir. Sitede ki bilgiler tıbbi teşhis, tedavi planı veya reçete özelliği taşımaz. Çocuğunuzun sağlık durumuyla ilgili en doğru bilgiyi çocuğunuzu devamlı takip eden hekiminizden alabilirsiniz. Sitedeki bilgilerin yanlış anlaşılması veya kullanılması nedeniyle doğabilecek tıbbi veya yasal problemlerden dolayı site yapımcıları sorumlu tutulamaz.
3150ac93ec7c
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Bilişim sektöründe 2008 yılından beri yüzlerce müşteriye hizmet veren AydınWeb Yazılım® Türkiye, değişen teknolojik şartları ve sektörel gelişmeleri dikkatle takip ederek, her zaman içinde bulunulan şartların gerektirdiği yeniliklerin öncülerinden olmuştur. İş disiplini, kaliteli ve uzun erimli hizmet anlayışı, müşteri tavsiyesiyle büyüme hedefi doğrultusunda, yaptığı işlerin her zaman arkasında ve müşterisinin yanında olan firmamız başka alanlara yönelmeden, uzmanlığı olan E-ticaret Yazılım, İlan Scripti, Emlak İlan Scripti & Oto İlan Scripti konusunda bilgi, donanım ve altyapısını derinleştirmiş; çalışma sahasını genişletmiştir. E-ticaret Yazılım, İlan Scripti, Emlak İlan Scripti & Oto İlan Scripti ilk kez tanışan bireysel girişimcilere yönelik AydınWeb Yazılım® Türkiye girişimiyle tanıdığınız firmamız, bu kez daha profesyonel bir yazılım altyapısı, profesyonel danışmanlık hizmeti ve SEO Danışmanlığı ile bir E-ticaret Girişimcisinin ihtiyaç duyacağı tüm gerekleri tek merkezde bulabileceği altyapıyı hazırlamıştır. E-ticaret Yazılım, İlan Scripti, Emlak İlan Scripti & Oto İlan Scripti Sektöründe başarıyı hedefleyen bir girişimcinin, süreç içerisinde ihtiyaç duyabileceği her alandan uzmanı, tek merkezde toplayan altyapımız sayesinde, sorunlara en hızlı çözüm hedefleyen iş prensibimizin gereklerini yerine getirmekteyiz. Piyasanın arz-talep dengesindeki değişime bağlı olarak, ortaya çıkan çok sayıda profesyenel görünümlü amatör E-ticaret Yazılım, İlan Scripti, Emlak İlan Scripti & Oto İlan Scripti ve Hizmet firmasının hızla çoğaldığı günümüzde, E-ticaret Yazılım, İlan Scripti, Emlak İlan Scripti & Oto İlan Scripti ne yeni başlayan, henüz profesyonelle amatörü ayırabilecek kadar sektör bilgisine sahip olmayan e-ticaret girişimcilerinin, zaman, para ve enerjilerini doğru kullanmalarını, hata yapma ihtimallerini minimuma indirmeyi, başarısı muhtemel bir projeye yanlış bilgilerle başlayarak, başarısız olma risklerini ortadan kaldırmayı misyon edindik. E-ticaret Yazılım, İlan Scripti, Emlak İlan Scripti & Oto İlan Scripti girişimcilerinin, bu alana ayırdıkları bütçe ve yatırımlarını en rasyonel biçimde kullanmalarını, sektörel koşullara bağlı olarak yatırımlarının gerektrdiği maksimum verimi almalarını sağlamak. Bizimle çalışmayı tercih etsin ya da etmesin; E-ticaret Yazılım, İlan Scripti, Emlak İlan Scripti & Oto İlan Scripti alanına yatırım yapmayı hedefleyen kişi ya da işletmelerin, işini layığıyla yapan profesyonel firmalarla çalışmalarını ve sektöre doğru bilgilerle başlayıp, doğru hedefe ulaşmalarını temin etmek. > Güvenilirlik > Yaratıcılık > Hizmet Odaklılık > Güvenli E-ticaret Yazılım, İlan Scripti, Emlak İlan Scripti & Oto İlan Scripti Konusunda Duyarlılık > Takım Ruhu > Yaratıcılığa Destek İnsan Kaynaklarımız > Kendi alanında en iyi olmayı hedefleyen, akademik bilgiyi iş sahasına uyarlayabilen > Yöneticilerinin ve müşterilerinin karşısına sorunlarla değil çözümlerle çıkan > Portföyündeki müşterileri iş ortağı gibi, müşteri sitelerini kendi sitesi gibi benimseyen > Portföyündeki işlerde oluşan aksamaları müşterisinden önce farkeden > Uzmanlık alanındaki gelişmeleri aksatmadan takip eden > Takım ruhuna yatkın Hizmet Anlayışımız Kazanmanın, kazandırma sonrasında hakedilen bir değer olduğunu benimseyen, hakedişin gereklerini ihmallere feda etmeyen, küçük aksaklıkların büyük kayıplara neden olabileceğinin bilincinde bir hizmet anlayışını benimsemekteyiz. Sosyal Sorumluluk Sosyal yaşam içerisinde kendimize biçtiğimiz E-ticaret Yazılım, İlan Scripti, Emlak İlan Scripti & Oto İlan Scripti uzmanlığı misyonu dahilinde; ülkemizde E-ticaret Yazılım, İlan Scripti, Emlak İlan Scripti & Oto İlan Scripti in gelişmiş ülkelerdeki çizgiye yaklaşması, sektörün yanlış tanınmasına neden olan profesyonel görünümlü amatörlerin müşteri tarafından farkedilir kılınması, giderek daha temiz, daha güvenilir bir E-ticaret Yazılım, İlan Scripti, Emlak İlan Scripti & Oto İlan Scripti sektörü yaratma sorumluluğunu taşımaktayız. Bizi "Daha Yakından Tanıyın" Veya "Hemen İrtibata Geçin"
5804c8a9b983
[ "c4", "fineweb2", "hplt2" ]
Yüksek teknoloji unsuru araçlarınızın arıza tespiti ve onarımı sonrası kontrolleri, Autologic Diagnos cihazı ile yapılmaktadır. İleri teknoloji ile donatılmış araçlarınızın periyodik bakımları esnasında tüm elektronik ünitelerinin arıza hafızaları ve fonksiyonları kontrol edilmekte, gerekli müdahaleleri parça değişimi gerekmiyorsa ve geçici elektronik arızaysa servisimizce yapılmakta, eğer parça değişimi gerekiyorsa müşterimizin onayı alınarak gerçekleştirilmektedir. Değişik zamanlarda yaşanabilecek elektromekanik problemler arasında, elektrikli cam, uzaktan kumandalı merkezi kilit, gösterge tablosu ve bilgi ekranı arızaları, aydınlatma sistemi, airbag, fren sistemi arızaları (ABS, ASC, DSC), havalı süspansiyon sistemleri, turbo ve yakıt sistemi arızaları, park mesafe kontrol sistemi ve diğer tüm elektrik-elektronik araç problemleri, Diagnoz test cihazı yardımı ile tespit edilip onarımları, yeni takılan parçalar için araca uygun olarak kodlanması ve sistemlere tanıtılıp uygun hale getirilmesi sağlanmaktadır. Ayrıca müşterimizin isteği doğrultusunda elektronik alt yapısı müsait olan araçlara kişiselleştirme ve programlamalar yapılabilmektedir.
71c6f0fc7eaa
[ "culturax", "fineweb2", "hplt2" ]
Hitit Prefabrik olarak, hafif çelik alanında yalnız bina projeleri gerçekleştirmiyor, aynı zamanda malzeme temini de yapıyoruz. Bu kapsamda hafif çelik yapı profilleri ihtiyacınızı roll form makinalarında çekilen yüksek kalitede çelik, U, C, Z, sigma, omega gibi pek çok formda profiller ile karşılamaktayız. Hafif çelik yapı profilleri için proje bazında fiyatlar değişmekle birlikte, ortalama projelerde satış fiyatımız ton başına 1100$+KDV civarında olmaktadır. Bu fiyat bir proje çalışması gerektirmeyen standart profillerde uygulanmaktadır. Konut ya da farklı bir hafif çelik yapı için üretim ve montaj detay projesi ortalama olarak bina metrekaresine 10$+KDV olmaktadır. 35 kg/m² ile çözülen 100 m² bir hafif çelik yapı için profil maliyeti 3850 $ + KDV, aynı bina için proje bedeli 1000$ + KDV olacaktır. Üretim ve montaj projesi sırasında taşıyıcılık kontrolü yapılmakla birlikte, hafif çelik yapı statik projesi, detay mimari projeler, elektrik ve mekanik projeleri istenmesi durumunda ayrıca ücretlendirilir. - Endüstriyel Yapılar - Konut - Kalıcı Yapılar - Özel Ürünler
c52651d20130
[ "fineweb2", "hplt2" ]
“Celbedilmiş Toplumsal Sözyitimi ”, çoktan teşhisi konmuş olan ve bilinçli olarak pek fazla bilinmese de, günlük yaşamımızı derinden etkileyen bir toplumsal hastalık. Bu konu ile ilgili bilim çevreleri tarafından “lisan beyni nasıl etkiliyor?” sorusunun yanıtı araştırılıyor. Afazi( Konuşamama, Sözyitimi), insan beynini diğer canlılardan büyük oranda ayıran en önemli özelliklerden birisi olan “lisan” özelliğinin bozulması durumu. Beyin kabuğunda bulunan, adına “lisan” dediğimiz bu karmaşık mekanizmayı yürüten bir takım merkezler olduğunu belirten Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Fizyoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Sinan Canan konu hakkında Sağlık Dergisi’ne şunları söyledi: “ Bu merkezler, görme ve işitme duyuları başta olmak üzere, duyusal yollardan algılanan verilerden yola çıkarak, kelimeleri algılama, anlamlarını kavrama, uygun anlamlı kelime dizileri üretme ve bunları konuşarak ifade etme şeklinde özetlenebilecek bir takım karmaşık süreçleri yönetir. Tam mekanizması halen açıklığa kavuşturulamamış bu karmaşık süreçler sayesinde, “konuşma” ve “anlama” dediğimiz işlemler gerçekleştirilir. Eğer bu beyin bölgelerinden bir ya da bir kaç tanesi yaralanma, damar tıkanması, beyin kanaması gibi çeşitli nedenlerle hasara uğrarsa, hasar gören bölgenin işlevine göre özel bir sözyitimi tablosu ortaya çıkar. Bu konu, tıbbi pratikte oldukça önemli olup, birçok farklı hastalık tipini içerir. Celbedilmiş Toplumsal Sözyitimi ise, organik bir rahatsızlığa, yaralanmaya, hasara bağlı olmayan; organik açıdan tamamen sağlıklı beyinlerde de görülebilen ve nispeten yeni tanımlanmaya başlanan bir sözyitimi tipi. Bu tanım aslında sevgili Alev Alatlı hocaya aittir. Bu toplumsal “hastalık” günümüzde yaşadığımız bir çok kavramsal sorunun da temelini oluşturuyor. “Anlamlarını Bilmediğimiz Kelimelerle Konuşuyoruz” “Bilgi toplumu” olma yolunda hiç bir ciddi politika üretilemedi. Bir de buna, sürekli “asli hedef” gibi takdim edilen “yabancı lisanla eğitim” ve batı karşısındaki geri kalmışlık komplekslerini de ekleyelim. Nedenler muhtelif; fakat neticede, insanların birbirleriyle iletişimde kullandıkları en önemli araç olan lisanın temel elementleri olan kelimeler, anlamlarını yitirmeye başladılar. Anlamlarını bilmediğimiz kelimelerle konuşuyor, karşımızdakinin söylediğini ancak kendi tanımlarımızla anlayabiliyoruz. “Sonraki Nesiller, Sadece Kendilerine Dikte Edilene İnanacak” Celbedilmiş Toplumsal Sözyitimi ve bundan kaynaklanan sorunlar, beynimizdeki anlamlandırma mekanizmasında ciddi bir bozulmaya işaret ediyor. Beyninizde herhangi bir terimin net bir tanımı bulunmuyorsa; veya sizin tanımınız, diğer beyinlerdekilerden ciddi farklılıklar gösteriyorsa, bu durumda afazi mağduru olmanız işten bile değil. Bu durumda sonraki nesiller, sadece kendilerine dikte edilene inanacakları, kendi düşüncelerini üretemeyecekleri ve hür düşünce diye bir kavramın artık anlaşılmaz bir “lüks” olacağı bir ortamda yetişmeye mahkum olabilirler. Zira lisanımız, dünyayı anlamlandırmakta kullandığımız en önemli araçtır ve kelimeler anlamını yitirdiğinde, yavaş yavaş her şeyin anlamı da silinmeye ve belirsizleşmeye başlayacaktır. “İletişimin Anayasası” Hazırlanmalı En önemli kalkan, belli ki bilgilenmektir. Ayrıntılı ve dinamik bir kavramlar sözlüğü hazırlanabilir. Böyle bir başvuru omurgası ise, bir nevi “iletişimin anayasası” gibi kullanılarak, ihtilafların ve afazinin önüne büyük oranda geçilebilir. Her konuda fikir beyan etmenin “ayıp” olduğunun sıklıkla hatırlanması ve bunun eğitiminin programlı bir şekilde yeni nesillere verilmesidir. Konuşan, konuştuğu konudaki konu ve konuyla ilgili birikimi hakkında bilgi sahibi olmalı, yani, kendinin farkında olmalıdır “Lisan, Sol-Ön Tarafındaki Özel Bölgelerle Kontrol Edilir “ Dil, yahut lisan, bildiğimiz anlamıyla sadece insanoğluna has, çok özel bir iletişim biçimidir. Bilinen evrendeki en karmaşık biyolojik organizasyon olan beynimizde çok önemli miktarda bir alan, bu lisan işlevine ayrılmış durumdadır. Birçok insanda, özellikle beynin sol-ön tarafındaki özel bölgelerle kontrol edilen dil işlevi, insana has zihinsel özelliklerin belki de en önemlisi olarak nitelenebilir. “Öğrenilen Lisana Göre Beyin Bölgeleri Şekillenir” Bebekler beyinleri, etraflarında duydukları sesleri sınıflandırarak, ileriki yıllardaki konuşma yetenekleri için gerekli değişikliklerin oluşması ile meşguldür. Bu sayededir ki, 1 yaşını takip eden dönemlerde anlamlı sesler çıkarılmaya başlanır. İki yaşından sonra ise artık basit kelimelerle cümleler kurabilecek bir yetkinliğe erişir insanoğlu. Bunun ardından ise daha karmaşık cümleler gelir. İşte bu dönemler, çocukların adeta “boyundan büyük laflar ettiği” dönemler olarak bilinir. Tüm bunlar olurken, sadece bebeğin davranışları değildir değişen; bebeğin beyni de yapısal olarak büyük bir değişim gösterir. Öğrendiği lisana göre şekillenen lisan bölgelerinin yanı sıra, etrafındaki dünyayı algılama, değerlendirme, yorumlama gibi özellikleri de öğrendiği dille paralel olarak gelişmeye başlar. Günümüzde insanların neden birbirlerini anlayamadığını; basit kavramların etrafında nasıl bu kadar kavgalar çıkarılabildiğini ve edebiyatta-sanatta ve diğer kültürel özelliklerde neden gittikçe köreldiğimizi anlamak istiyorsak, lisanın zihindeki yerini yeni veriler ışığında derinlemesine düşünmeliyiz. Ayrıca, dilimiz üzerinde oynanan oyunların ne kadar yıkıcı sonuçlar doğurabileceğini de yine bu bağlamda değerlendirme zamanı çoktan geldi. Bu mesele hayatî mertebede önemlidir, zira, lisanımız yoksa biz de yokuz”
845605ce4147
[ "c4", "fineweb2", "hplt2" ]
Tunus gezimizin 1. gününde ilk durağımız Tunis şehir merkezindeki Medina. Medina, Arap ülkelerinde eski şehir anlamında kullanılıyor. Bir bakıma Doğu Avrupa'daki Stari Grad gibi. Sabah 8.30'da otelden çıkarak 60 kilometre uzaklıktaki başkent Tunis'e, otoban üzerinden gittik. Şehir, büyük bir körfezin merkezinde bulunuyor. Bir çok ırmak körfeze açılıyor. Şehrin güney girişinde liman bölgesi yakınlarında, hatta şehrin içinde sayılabilecek çok büyük bir bataklık alan olduğu gibi, doğal hayat için bırakılmış. Başta flamingolar olmak üzere birçok su kuşu serbestçe bu sulak alanda dolaşıyor. Böyle bir korumacılığın ülkemizde olmamasına üzülmemek elde değil. Şehrin merkezinde Medina'ya uzanan büyük ve geniş bir bulvar açılmış. Ülkenin kurucu cumhurbaşkanına izafeten adı "Habip Burgiba bulvarı". Cadde, tamamiyle Fransız etkisinde ve Paris'in ünlü bulvarı "Champ Elysee" biçiminde tasarlanmış. Bulvarın iki tarafındaki geniş kaldırımla kafelerle dolu. (Zaman zaman gördüğümüz kapılar Tunus'un simgesi gibi. Seyirlik bir güzellik içindeki bu kapılar için ayrı sayfa ve anlatı yapmayı tasarlıyorum) Bulvar ve bulvara açılan sokaklardaki binaların genel görünümü akdeniz klasik mimarisi. Ayrıca kolonyal dönem Fransız etkisi de çok belirgin. Ancak şehir merkezinde yüksek yapılaşmaya fazla imkan tanınmamış. Özellikle şehrin merkezini olduğu gibi korumaya önem veriyorlar. Tunus bugüne kadar gezdiğim islam ülkeleri, Suriye, Lübnan, Ürdün ve Mısır'a göre çok temiz. Ne şehir içinde ve ne de şehirlerarası kara yolunda çevrede hiç çöp ve kirlilik göremiyorsunuz. Turizm'i hedefleyen ve büyük bir gelir kapısı olarak gören ülke tüm bireyleriyle özenli davranıyor. Bulvar üzerindeki Tiyatro binası, Fransız sömürge döneminin elde kalan güzel yapılarından Bulvarın hemen hemen merkezinde bulunan ortodoks kilisesi. Halen hizmet veriyor. Rusların çok rağbet ettiğini rehberimiz ve sürücümüz Kamel söyledi. Yine bulvarın ortasında ve kilisenin karşısında bulunan İBNİ HALDUN heykeli. İbni Haldun Tunus'da çok seviliyor. Başka şehirlerde de benzer heykellerini gördük. Habip Burgiba bulvarının sonunda Medina girişinde bulunan sembolik kapı. Geçmişle bugünü birbirine bağlayan bir güzellik içinde. Medina kapısının hemen sağındaki bu görkemli bina, kolonyal dönemde İngiliz konsolosluğu olarak faaliyette iken, cumhuriyetten sonra kamulaştırılmış. Şimdi bir devlet binası olarak hizmet veriyor. Medina kapısını arkamızda bıraktıktan sonra, asıl Medina'nın yer aldığı daracık sokakların başındayız. Ankaralılar için, Çıkrıkçılar yokuşu veya Hamamönü, İzmirliler içinde Mezarlıkbaşı veya buradan Konak meydanına doğru yürürken daha çok Havra sokağı ve çevresini andırıyor diyebilirim. Sokaklar bir renk cümbüşü içinde daha çok turistlere yönelik hediyelik eşya dikkanları ile dolu. Zaman zaman ara sokaklarda çok ilginç imalatçılara da rastlıyorsunuz. Esnaf, Türkçe bilmemekle birlikte, Türkler, Tunus'ta çok seviliyor. Türk olduğunuzu söylediğinizde büyük bir memnuniyet ve ilgi gösteriliyor. "Türk" ve "Müslüman" kelimeleri özellikle pazarlıkta işe yarayan sihirli sözcükler (!) Hazır pazarda iken, Tunus'a gittiğimizde ne alalım sorusuna da cevap vereyim. "Digla" denilen hurma çok sevilen, tüketilen bir meyva. Hemen her yerde bol miktarda var. Fiyatı marketlerde 5-6 DT civarında. Ancak eğer bulabilirseniz "Deyma" etiketli hurmadan mutlaka alın ve tadın. (Kartaca bölgesinde, müzenin hemen çıkışında, çok güzel ve sadece Deyma etiketli hurma satan bir dükkanda güzel hediyelik çeşitler bulabilirsiniz. Yalnız burada kaliteden dolayı 0,5 kilosu 7 DT'yi gözden çıkaracaksınız) "Harissa" Tunus'un meşhur acı sosu. Çeşitli seviyelerde acıları var. Marketlerde küçük kavanozlarda 2-3 DT'ye bulabilirsiniz. En acıları Urfalılara da hitap edecek düzeyde. Bol ve çok renkli kilimler taşıma sorunu duymazsanız alabileceğiniz ürünlerden. Mozaik tekniğiyle yapılmış resimler ya da kapı motifli resimlerde çok ilgi çekici ve almaya değer. Medina, ara sokakları arasında kalımış bir camii dikkar çekiyor. Özellikle gördüğünüz minare, Tunus'un klasik minare tarzı. Türkiye benzeri minareye rastlamak imkansız. Cami geç dönem islami çizgisi ile dikkat çekiyor. Cami çıkışında, Medina'nın başka sokaklarından geriye dönerek yaklaşık 4 saatlik gezi ve alışverişi tamamlayarak bir başka gezi mahalline gitmek üzere arabamıza geri dönüyoruz. Bundan sonraki durağımız dünyanın 1 numaralı mozaik müzesi BARDO MÜZESİ olacak.
26432292f911
[ "culturax", "fineweb2", "hplt2" ]
gezimizi tamamlamadan önce zaman darlığı nedeniyle çok kısa bir ziyaret yaptığımız Karaağaç bölgesinden de kısa bahsetmek gerekiyor. Karaağaç, Edirne ilinin Merkez ilçesine bağlı bir mahalle. Karaağaç,Meriç Nehrinin 2 km batısında, Yunanistan sınırına 4 km uzaklıktadır. 16. yüzyıldan önceki kaynaklarda adına rastlanmayan Karaağaç, topografik konumu itibariyle Edirne’ye oranla daha yüksek bir mevkide bulunması, orman ve nehirlerle çevrilmiş olması sebebiyle Edirne merkeze oranla özellikle yaz aylarının daha serin geçmesi ve şehre yakın olması nedeniyle bir sayfiye yeri olmuş durumda. Tarihinden bahseden kaynaklarda Karaağaç'ın bir Rum köyü olduğu, Edirnelilerin yazlık evlerinin bu köyde bulunduğu ve köyün o zaman için, çevre halkı tarafından mesirelik ve eğlence bölgesi özelliğini taşıdığı anlatılmaktadır. 19. yüzyıldan itibaren İstanbul’u Avrupa’ya bağlayan tren yolu için Edirne Garı'nın Karaağaç'a yapılmasından sonra köy gelişmeye başlamış, ticaret artmış, geniş bir alana yayılan dutluklar ile ipekböceği üretimi yapılarak koza fabrikaları açılmış. 20. yüzyılın başlarında da devam eden gelişme, artan nüfusuyla birlikte köy konumundan kaza konumuna gelmiş; oteller, lokantalar, kafeler, sinemalar dans salonları, birahaneler gibi gösteri ve eğlence yerleri ile çeşitli spor etkinliklerinin yapıldığı Karaağaç “Küçük Paris" lakabını almıştır. Balkan Savaşı ve I. Dünya Savaşı sırasında zaman zaman el değiştiren Karaağaç, artan nüfusu ve tren yolunun buradan geçmesiyle Fransız askeri makamlarının idaresinde kurulan, “Müttefikler Arası Trakya Hükümeti”ne 7 ay boyunca Gümülcine ve İskeçe ile birlikte merkezlik yapar. 1920-23 yılları arasında Yunan işgali altında kalan Karaağaç, Lozan Antlaşmasıyla savaş tazminatı olarak Türkiye' ye verilmiş. Halen özellikle nehir kıyısında restoranlar ve gar yanında çok sayıda kafe sebebiyle özellikle üniversite gençliğinin toplandığı ve vakit geçirdiği bir bölge durumunda. Karaağaç Tren İstasyonu Edirne'nin Karaağaç kasabasında bulunan ve II. Abdülhamit devrinde yaptırılan tren istasyon binası Edirne Tren Garı, İstanbul'daki Sirkeci Garı örnek olarak yapılmış gar binalarından birisidir. Şark Demiryolları Şirketi adına Mimar Kemalettin Bey tarafından neoklasik üslupta inşa edilmiş. Üç katlı, dikdörtgen planlı ve 80m. uzunluğunda bir yapıdır. İstanbul'u Avrupa’ya bağlayan demiryolunun en önemli istasyonlarından birisi konumunda imiş. İnşaatı 1914 yılında genel olarak bitirilmiş, ancak o yıl başlayan I. Dünya Savaşı nedeniyle demiryolu güzergahı değiştiği için hizmete giremez. Savaş sonunda bir süre Osmanlı Devleti sınırları dışında kaldı. Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan Antlaşması'nda Karaağaç, Bosnaköy ile birlikte Yunanistan'ın Batı Anadolu'da yaptığı tahribata karşılık, savaş tazminatı olarak Türkiye'ye verildi. Böylece yeniden Türk sınırlarına giren Karaağaç İstasyonu, 14 Eylül 1923 günü Yunanlardan teslim alındı ve 1930'da işletmeye açıldı. Ne var ki Rumeli demiryollarının büyük bölümü ülke sınırlarının dışında kalmıştı ve trenler İstanbul’dan Edirne’ye ulaşmak için Yunanistan'a girmek zorunda kalıyordu; bu yüzden yeni bir demiryolu hattı inşası başlatıldı. Ağustos 1971'de, Pehlivanköy-Edirne arasındaki yeni demiryolu hattının açılması ve kent içinde yeni gar binasının hizmete girmesinden sonra Kaarağaç İstasyon Binasının önündeki raylar söküldü. Türk-Yunan sınırının çok yakınında bulunan bina 1974 yılı Kıbrıs olayları sırasında bir ileri karakol görevi yaptı; 1977 yılında yeni kurulan ve bugünkü Trakya Üniversitesi’nin temelini oluşturan Edirne Mühendislik ve Mimarlık Akademisi’ne verildi. Trakya Üniversitesi tarafından orijinaline uygun olarak restore edilen bina, 1998’den sonra bir süre üniversiteye Rektörlük Binası olarak hizmet vermiş fakat halen günümüzde Trakya Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi olarak kullanılmakta. (Fotoğraf: Vikipedi) Anıtı, Meydanı ve Müzesi Tren garını solunuza alarak yürümeye devam ettiğiniz takdirde ulaşacağınız alan Lozan meydanı olarak düzenlenmiş ve buraya dikilen "Lozan Anıtı” geçmişe bir onur anıtı olarak yükselmekte, Meydanı ve Müzesi" nin 19 Temmuz 1998 günü açılışı yapılmış. (ek istasyon binalarından birisi ise Lozan Müzesi olarak hizmete açılmış) Müzeyi zaman darlığı sebebiyle gezemedik.
7617110ec0a1
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Excel’e yazdırılabilir-yazdırılamayan arkaplan ekleme-2. yazı Daha önce Excel’e arkaplan eklemek için üç yöntem incelemiştik. Diğer yöntemleri incelemek için : http://www.exceltr.net/excele-yazdirilabilir-yazdirilamayan-arkaplan-ekleme/ 4- Sayfa başlığı ( header) kullanarak arkaplan ekleme Şimdi dördüncü ve sonuncu yöntemimizi inceleyelim. Bu yöntem diğerlerinden oldukça farklı. Bu yöntem yazdırılan her alanda aynı arkaplanın varlığını garanti eder. Birden fazla sayfa çıktı alınsa da aynı arkaplan resmi kullanılır. Fakat arkaplan resmi üzerinde kırpma, ölçeklendirme ve birkaç efekt uygulamak dışında değişiklik yapamazsınız. Üstbilgi ve altbilgi alanı Word’deki gibi sayfanın tepesine ve altına bazı standart alanların eklenmesi için kullanılır. Mesela başlık, sayfa numarası, tarih ve saat eklenebilir. Örnek görüntüsü şu şekildedir 1. Adım – Sayfa başlığı kullanarak arkaplan eklemek için Şeritteki Ekle menüsüne tıklayın . Açıl şeritte Üstbilgi ve Altbilgi ikonuna tıklayın. Bu ikona tıkladığınızda excel sayfasının görünüm ayarı otomatik olarak Sayfa Düzenine dönüşür. Sayfalarınıza Üstbilgi ve Altbilgi alanları eklenir. Fare imleci üstbilgi üzerine getirilir ve “Üstbilgi ve Altbilgi Araçları” menüsü şeritte açılır 2.adım : Fare imleci başlık alanı üzerinde iken şeritte açık olan Üstbilgi ve Altbilgi Araçları şeridindeki Tasarım menüsüne tıklayın. Şöyle bir görüntü göreceksiniz 3.adım : Üstte kırmızı kare içine alınmış bölgedeki Resim butonuna tıklayın. Karşınıza çıkacak resim ekleme penceresinden Dosyadan.. seçeneğini seçin ve bilgisayarınızda arkaplan yapmak istediğiniz resmi bulun ve Ekle butonuna basın Arkaplan eklendi. Arkaplan imleciniz Üstbilgi hücresinde iken görünmez. İmleci başka bir hücreye çekerseniz arkaplan’ın eklendiğini görürsünüz. Şöyle ; İçerik olan her sayfada arkaplan görünecektir. Arkaplan’ın atandığı alanın boyutu eğer tarayıcı alanı seçti iseniz onun bir sayfasına eşit olur. Seçmedi iseniz otomatik olarak belirlenir. Burada resim boyutu ve rengi sayfanın içeriğini okumayı engellememesi için kısıtlı olarak değiştirilebilir. 4- Arkaplan resminin üzerinde boyutlandırma ve filtre uygulamak için gene fare imlecini üstbilgi hücresine getirin. &[Resim] şeklinde bir metin göreceksiniz. Yukarıda Üstbilgi ve Altbilgi şeridi Tasarım menüsünden Resmi Biçimlendir butonuna tıkladığınızda açılan resim biçimlendirme ekranı açılır 5- Resim biçimlendirme ekranından resin boyutunu ve renk-parlaklık gibi özelliklerini değiştirerek resmi arkapla için uygun hale getirin. Gerekiyor ise resmi kırpın. Bu ekrandan resmi kırpabilir, boyutunu, rengini ve parlaklığını değiştirebilir ve resme bazı filtreler uygulayabilirsiniz. Ayrıca Sıkıştır butonuna tıkladığınızda açılacak ekrandan kırpılmış kısımların atılmasını, resmin sıkıştırılmasını ve resmin sadece kullanılan excel alanında arkaplan olarak kullanılmasını sağlayabilirsiniz. Bu sayede excel dosyanız büyük boyutlara ulaşmaz. Sonuç: Tüm veri içeren sayfalarda ekran görüntüsü aynıdır. Biraz sayfayı küçülterek gösterelim Yazıcı görüntüsü; Tüm sayfalarda arkaplan ve başlık standart olarak görünür. Dikkat! *Sayfa Düzeninde başlığı bu şekilde kullanmak başlığın diğer elemanlarına engel değildir. Fakat, başlık alanına başka bir alan eklemek için çok dikkatli olmanız gerekir. Zira sayfa numarası gibi başka bir alan eklemek üzere başlık alanını seçtiğinizde içindeki metin de otomatik olarak seçilir ve eklediğiniz diğer alan bu metni siler, arkaplan resminiz de silinir. Bu sebeple başlık hücresi seçili iken fare imlecini &[Resim] mentinin başına getirin ve enter tuşu ile bir satır aşağı kaydırdıktan spnra istediğiniz elemanı başlığa ekleyin! *Görünüm tercihleri şeritteki Görünüm menüsünün başında bulunur. Normal, Sayfa Sonu önizleme ve Sayfa Düzeni şeklinde üç seçenek bulunur. Herhangi bir zamanda diğer görünümlere buradan dönebilirsiniz. Sayfa Düzeninin diğerlerinden bir farkı vardır; Sayfa düzeninde oluşturduğunuz üstbilgi ve altbilgi alanları Normal ve Sayfa Sonu önizleme seçeneklerinde görünmez, yazıcı çıktısında ve önizlemesinde görünür!
1212bf23b2ab
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2" ]
Son Dakika HÜSEYNİ DİRENİŞ DEVAM EDİYOR! Keyfiliğe ve Hukuksuzluğa karşı Ekmek ve Onur Direnişlerinin 43. Gününü geride bıraktılar. 43 gündür alanda olan Eğitim Emekçileri, demoklesin kılıcı gibi sallanmaya devam eden faşizmin keyfi uygulamalarına karşı mecbur kılındıkları alanlarda direnişe devam ediyorlar. 43 gündür bıkmadan usanmadan ne istediklerini dile getiren Eğitim Emekçileri, isteklerini, tepkilerini dile getirdiler yine. Taleplerini ve tepkilerini daha da gür bir sesle haykırmaya devam eden Eğitim Emekçileri, Abdullah Cömert Alanı’nda sürdürdükleri oturma eylemlerinin 43. Gününde şunları söylediler “Ne istiyoruz: Adalet istiyoruz, ekmeğimizi, öğrencilerimizi geri istiyoruz. Bu hukuksuzluk, keyfilik sona ersin istiyoruz. Bizlere yöneltilen iftira er yâda geç çürüyecek ve er yâda geç Adalet yerini bulacak, Hiç kuşkumuz yok. Ancak bu kendiliğinden olmayacak onu da biliyoruz, bu yüzden direniyor ekmek ve Onur mücadelemizi sürdürüyoruz.” 43 gündür alanlarda Hüseyni bir direniş sergileyen Eğitim ve Bilim Emekçileri, alanlarda direnmeye, görevlerine iade edilene kadar seslerini yükseltmeye devam edeceklerini belirttiler.
962fb26f530b
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Hacı Hesna Hatun Camii Mihrimah Sultan'ın Dadısı Mihrimah Sultan devrin önemli bir hastalığa yakalanınca hekimler havası temiz olan bir yere götürülmesini istemişler. Mihrimah Sultan, bu tavsiye üzerine şimdiki Sultantepe mevkisine götürmüşler. Buraya bu nedenle Sultantepe ismini vermişler. Mihrimah Sultan'a yıllarca bakan Hesna Hatun'un eşi Arslan Ağa tarafından Sultantepe'de bir camii yaptırılmış. Şimdilerde mahalle içinde apartmanlar arasında kalan 60 metrekare büyüklüğündeki cami 1900' yılında yanmış. Sultan II.Abdulhamit tarafından yeniden yaptırılan camii, zamanla yeniden harap hale düşmüştür. 1953 yılında yılında mahallede çıkan yangınla yeniden yanan camii, 1957'de tekrar yenilenmiştir. Sonrasında 1982-2010-2015 yıllarında cami tekrar bakımdan geçirilmiştir. Caminin dış kısmında bulunan bölümde Hacı Hesna Hatun'un kabri bulunmaktadır. Haber okunma sayısı: 672 YORUM EKLE
a1673e0b25f9
[ "culturax", "hplt2" ]
Yapılan sosyal araştırmalar bütün dünyada erkeklerin kadınlara şiddet uyguladıklarını gösteriyor. Ülkemizde bunun oranı üç kadında bir kadın imiş; yani üç kadından biri, erkeklerden çeşitli şekillerde şiddet görüyormuş. Kadına fiske vurmamış, kadınlara iyi davranılmasını istemiş, 'kadınlarını dövenler iyileriniz değildir' demiş, "Onlar size Allah'ın emanetleridir, kadınlara iyi davranın, onlarla ilgili olarak Allah'tan korkun" buyurmuş bir Peygamber'in ümmeti olan Müslümanlar için bu oran "korkunçtur" ve "utanç vericidir". Evine kocasının istemediği kimseleri alan, namusuna leke süren kadınların bile -başka türlü yola gelmemeleri halinde- vücutlarında iz bırakmayacak şekilde cezalandırılmalarına izin veren bir dinin mensupları, yemek tuzlu oldu, suyum gecikti -meşru da olsa- bir talepte bulundu diye (sudan bahanelerle) kadına söven, onu döven, yüzüne gözüne vuran, vücudunu morartan... kimseler günah işlemekte, Allah ve Resulü'ne itaatsizlik etmektedirler. Namus cinayetlerine gelelim. Namusa sürülecek lekenin en ileri boyutta olanı kocanın, karısını bir başka erkekle zina ederken yakalamasıdır. Bunu bir sahâbî Peygamberimiz'e (s.a.) soruyor; "öldürsem beni kısas ediyorsunuz, dokunmasam tahammül edemem, ne yapacağım?" diyor. Bunun üzerine mülâane ayeti geliyor. Bu ayete göre karısına zina isnad eden ama bunu yeterli şahitlerle veya itiraf ile ispat edemeyen koca mahkemeye müracaat ediyor, hakim, "yalan söylüyorsam üzerime... laneti olsun" mealinde bir yemini taraflara beşer kere yaptırıyor, yemin sonunda eşleri ayırıyor. Şu duruma göre İslam'da hukuk hakimiyeti var, herkes bizzat ihkak-ı hak edemiyor, hem hakim, hem de infaz memuru olamıyor. Uygulamaya bakınca ne görüyoruz? Bırakın zina halinde yakalamayı bir şüphe (bazen iftira) üzerine bile anlamadan dinlemeden çeşitli şiddetler, işkenceler ve cinayetler... Bir başka sakatlık da namusun, iffetin yalnızca kadın üzerinden değerlendirilmesidir. Halbuki İslam'a göre kadın ve erkek eşit derecede iffetlerini korumak, zina yapmamak, karşı cinse kötü gözle bakmamak mecburiyetindedirler. Erkeğin zina yapması (ülkemizde biraz da övgü kokusu içeren çapkınlık) İslam'a göre namussuzluktur, ahlaksızlıktır, günahkârlıktır, fasıklıktır. Erkeğin zinasına en azından göz yummak, kadının ise zinası şöyle dursun bir erkekle biraz serbestçe konuşmuş olmasını cinayet sebebi saymak Müslümanlıkla bağdaşmaz. Hep söylüyoruz ve söylenmiştir; İslam iki cihan saadeti vaad ediyor, ama sözünü tutana; hem Müslümanım diyen hem de İslam'ın sözünü dinlemeyenlere din ne yapsın?
7a77b25dea2b
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2" ]
Nistagmus bir veya her iki gözde istemsiz titreme hareketinin var olmasıdır. Titreme vertikal ve horizontal eksenlerde olabileceği gibi torsiyonel de olabilir. Panduler nistagmus göz salınımlarının her iki yöne eşit büyüklükte olduğu, sıçrayıcı “jerky” nistagmus ise gözün bir yöne doğru yavaş hareketini takiben aksi yöne doğru hızlı göz hareketinin geliştiği nistagmus tipidir. Fizyolojik nistagmus optokinetik, vestibüler ve pozisyonel olmak üzere üç tip olup genellikle sıçrayıcı tarzdadır. Optokinetik nistagmusta optokinetik fenomene göre yavaş takip fazı göz önünde hareket ettirilen cismin hareket yönünde izlenirken hızlı faz bunun aksi yönünde görülür. Vestibuler nistagmus vücudun rotasyonu veya kulağın su ile irrigasyonu sonrasında görülür. Horizontal bakış yönlerinde göz hareketlerinin aşırı zorlanması sonucu pozisyonel nistagmus izlenebilir. Patolojik nistagmuslar göze bağlı sorunlarda görülebileceği gibi nörolojik ve vestibüler patolojilere bağlı olarak da ortaya çıkabilir. Konjenital nistagmusa neden olabileceği gösterilmiş nedenler arasında katarakt, aniridi, albinizm, retina ve makula patolojileri ile optik sinir hipoplazisi sayılabilir. Oküler nedenli nistagmuslar genellikle pandüler tipte olup herediter geçiş gösterebildiği bildirilmiştir. Sıçrayıcı tipte konjenital nistagmusu olan bazı olgularda daha iyi görme sağlayabilmek için gözlerin bir tarafa deviasyonu veya nistagmusu düzeltici anormal baş pozisyonu gelişimi izlenebilir. Göz hareketlerinin kaydedilerek incelenebildiği sistemlerde elde edilen sakkad ve yavaş takip eden göz hareketi analizi verilerine göre nistagmus yukarıda bahsedilenden daha farklı ve ayrıntlılı sınıflamalara tabi tutulabilir. Spasmus nutans adı verilen klinik tabloda infantta aylar içinde başlayan ve 2 yaşına kadar kendiliğinden düzelen, diskonjuge, yüksek hızlı, düşük amplitüdlü, multiplanar, genellikle bir gözde daha belirgin özel bir nistagmus tipi görülür. Bu hastalarda baş sallama hareketi ve bazen oküler tortikollis eşlik eder. Bu tablonun tek taraflı nistagmus yapabilen kiazmal gliom, özgül olmayan merkezi sinir sistemi dejenerasyonu ve 3. ventrikül tümörü olgularında görülen spasmus nutans benzeri durumlardan ayırt edilebilmesi için santral sinir sistemi görüntülemesi esastır. Özellikle aferent pupil defekti, optik atrofi, büyüme geriliği ve diğer nörolojik hastalık işaretleri olan spasmus nutans benzeri olgularında kraniyal görüntülemenin yanısıra ayrıca nöroblastom, akromatopsi ve konjenital ilerlemeyen gece körlüğü yönünden de inceleme gerekebilir. Ambliyopiye neden olabilmesi ve ciddi nörolojik hasarın habercisi olması açısından nistagmuslu hastalar yakından takip edilmeli ve dikkatli nörolojik incelemeleri yapılmalıdır. Nistagmus hastalarının büyük bölümünde yaşla beraber nistagmus yoğunluğu azalır. Bir kısmında ise gözlük ve/veya cerrahi tedavi gerekebilir. Nistagmus tedavisinde temel hedef anormal baş pozisyonunu düzeltmek ve okuma hızını artırabilmek için fovea zamanını artırmaktır. Anormal baş pozisyonunu düzeltmek için gözlerin döndüğü yöndeki (baş pozisyonu yönünün aksi tarafı) ekstraoküler yöndeş kasların geriletilmesi uygulanır. Daha şiddetli olgularda bu cerrahiye antagonistlerin rezeksiyonu da eklenebilir. Oblik eksendeki baş pozisyonlarının giderilmesi siklovertikal kasları içeren oldukça karmaşık planlama ve birden fazla cerrahi gerektirebilir. Periyodik alternan nistagmusta (göz hareketi kayıtlarında nistagmusun hızlı yönü kendiliğinden bazı olgularda belli bir periyod ile diğerlerinde ise belli bir periyod izlemeden değişir) baş pozisyonunun yönü zamanla kendiliğinden değişebileceği için bu hastaların ayırt edilmesi önem taşır. Konverjans ile bloke olan nistagmusta tabanı dışarıda prizmalar veya iç rektuslara geriletme ve/veya posteriyor fiksasyon dikişi uygulanabilir. Fovea zamanının artırılması gereken veya osilopsi yakınması olan olgularda tüm horizontal kaslara maksimum geriletme veya propriyoseptörleri yok etmek için insersiyodan kesip tekrar yerine dikilmesi (Dell’Osso tekniği) klinik olarak önemli bir başarıdan çok göz hareketi kayıtlarında düzelme sağlamaktadır. Bu cerrahilere bağlı olarak iyatrojenik şaşılık veya tam aksi yönde baş pozisyonu gelişmesi mümkündür. Bu nedenle nistagmus hastalarının cerrahi planlaması çok büyük titizlikle yapılmalıdır (Resim 11-80). 11-80. A-C. Bebekliğinden itibaren nistagmus ve sol omuza doğru anormal baş pozisyonu gelişen hastanın primer pozisyonda 30 pd içe şaşılığı da mevcut. D-E. Nistagmus ve şaşılığın karakterinden emin olduktan sonra yapılan cerrahide baş pozisyonunun düzeldiği ve küçük açılı rezidüel içe kaymanın +2.5 tashihle kaybolduğu görülüyor. Konjenital Oküler Motor Apraksi Horizontal konjuge göz hareketlerinde bozukluk nedeniyle yanlarda bulunan cisimleri hastanın sakkadik hareketlerle değil ancak baş pozisyonu veya yavaş takip eden göz hareketiyle izleyebilmesi durumudur. Nedeni bilinmemekle birlikte santral sinir sisteminde değişik anomaliler bildirilmiştir. Çocuk büyüdükçe horizontal bakış pozisyonunu sağlamak için yaptığı ani baş hareketlerinde azalma görülür. Pekçok olguda beyin sapının rostral kısmına bası yapan serebellar kitle saptanmıştır. Korpus kallozum agenezisi ve hidrosefalili olgularda da oküler motor apraksi bildirilmiştir. Ayrıca metabolik nöro-dejeneratif hastalıklarda, beyin tümörü ve ataksi-telenjiektazide de oküler motor apraksi görülebilir. Oküler motor apraksi tesbit edilen çocukların tam sistemik ve gelişimsel araştırmaları yapılmalı ve merkezi sinir sistemi görüntüleme tetkikleri incelenmelidir. 11-81. A. Rektus kası insersiyosunun hemen arkasından geçirilen bir şaşılık kroşesi ile göze traksiyon uygulanmış. Konjonktiva ve Tenon dokusu kenara çekilerek intermuskuler septum ve “check” ligamanları gösteriliyor. Rektus cerrahisinde normal şartlar altında bu kadar geniş diseksiyon yapılması gerekmez. Skar dokusu oluşumunu önlemek ve tekrarlanabilir cerrahi sonuçlar elde edebilmek için şaşılık cerrahisinde doku diseksiyonuna azami dikkat ve çaba sarfedilmelidir. B. Daha önce travmatik bir şaşılık cerrahisi geçirmiş olan hastanın rektus insersiyo sahasından limbusa kadar geniş alanda Şbrotik skar dokusu izleniyor. C. Limbusdan yapılan konjonktiva insizyonu doku ucu karşı karşıya gelecek şekilde dikkatli kapatılmazsa estetik kusur oluşturabilir. D. Erimeyen dikişle yapılan ayarlanabilir dikiş cerrahisinden sonra ortaya çıkan sütür granülomu ve/veya konjonktiva kisti. İnşamasyonu topikal steroid ile kontrol altına aldıktan sonra adalenin yeterli güçte yapıştığı düşünülüyorsa eksize edilebilir. E. Cerrahiden sonra erken dönemde insizyon hattı komşuluğunda korneada Dellen oluşumu. Yara yerinin yeterli miktarda ıslak tutulması bu lezyonu günler içinde düzeltebilir. F. Şaşılık tedavisinde botulinum enjeksiyonu EMG kaydı ile uygulanabilir.
6d11fca579d8
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Emma Watson Harry Potter'ın küçük yıldızı büyüdüğünü artık iyice kanıtlamak ister gibi VS magazin dergisinede çok hoş pozlar vermiş. Bu kızın böyle büyümesi çok ilginç geliyor bana. Sanki ben senin küçüklüğünü bilirim der gibi oluyorum:) Emma'nın oyunculuğuyla beraber pozları ve giyinişiylede oldukça mercek altında. küçüklüğünden beri oynadığı filmlerin meyvasını sonunda topluyor. Birara dha çok yıldızı parlamıştı. Şimdi oyunculuğuyla olmasada giyiniş tarzı ve objektiflere verdiği ufak frikiklerle gündemde. Bu arada resimlerini büyütünce yüzü bir garip sanki siz ne dersiniz?
ff804a8824a1
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Susam ezmesi 500 gr.&Pekmez 650 gr. Susam ezmesi 500 gr.Uşak Yöresi Uşak yöresine özel iklim ve toprak özelliklerinde yetişen GDO su oynanmamış tohumlardan elde edilen susam Uslu Selimin modern ve hijyenik koşullara uygun üretim yerinde özenle seçilerek elenip, ayıklanmakta ve temizlenmektedir daha sonra ise kavrulup içerisine hiç bir koruyucu ve katkı maddesi katılmadan taş değirmenlerde itina ile ezilerek Uslu Selim susam ezmesi elde edilmektedir. Uslu Selimin susam ezmesi tamamen saf susamdan elde edilip %100 doğaldır, içerisinde hiç bir şekilde katkı ve benzeri ürünler bulunmamaktadır.Susam ezmesi sade olarak tüketildiği gibi bal,reçel revak ve pekmezle de tüketilebilir özellikle üzüm pekmezi,harnup pekmezi,andız pekmezi,dut pekmezi ile karıştırılarak mükemmel bir lezzet elde edilerek de tüketilebilir bunların dışında ise hamur işlerinde kullanılabileceği gibi sarı haşhaşla karıştılar akta hamur işlerine farklı bir lezzet katmaktadır.Uslu Selim in susam ezmesi içerisinde hiç bir katkı maddesi olmadığı için buzdolabına koymadan güneş görmeyen, rutubetsiz ortamda uzun süre saklayabilirisiniz. Üzüm pekmezi 650 gr. Uşak Yöresi Üzümden elde edilen pekmez türüdür. Doğal Lezzet AFİYET OLSUN..... Sofranıza doğallık, Tadı müthiş,İsteyin gelsin. Uslu Selim Helvacısı Uşak Yöresi 23,50 TL 40,50 TL 26,00 TL
59b132e0f38a
[ "c4", "culturax", "hplt2" ]
25 Ocak 2011 aktif dinlenmece Başladım nihayet!! Şu gün bu gün derken geçen hafta yıllardır tanıdığım bildiğim spor salonuna kaydımı yaptırdım. Vatana millete bedenime hayırlı uğurlu olsun! =) Şimdilik haftada üç gün birer saat gidiyorum: Pazartesileri step Çarşambaları body & step (favorim) Cumaları indoor-cycling (bisiklet/kondisyon - en zorlandığım) Şimdilik program bu, bunun dışına çıkmayacağım bir süre. Düzeni bozmadan 6 ay böyle devam edeceğim inşallah. Aktif dinlenmece dediğim: Geçenlerde her tarafım ağrıyor diye masaja gittim söylemesi ayıp. Eğri oturup doğru konuşmak gerekirse masajlara falan para bayılmaya değmezmiş, onu öğrenmiş oldum =) Valla! Spor yaptıktan sonra kendimi bir kuş kadar hafif hissettim, 10 masaja bedel! Dinlendim. Doktorumun verdiği vitaminlerle de son bir haftadır hastalığın kıyısından dönüp hatta şu anda tabir-i caizse sıpa gibi oldum maşallah =D Eskiden öğleden sonraları iş yerinde bir yorgunluk çökerdi üzerime, eve geldiğimde kendimi atacak yer arardım, şimdi ise daha iyi, daha motivasyonluyum çok şükür. Fıkır fıkır, şıkır şıkırım, silkelendim nihayet.... Darısı spora başlama niyetinde olanlara... vakit kaybetmeden marş marş!! =D Bu arada kivi'nin yanısıra armut'ta da D Vitamini varmış!!! Bol bol armut yemeli, iyisi olmasa da olur =P Yarın kısmet olursa: Yolcudur Abbas, bağlasan durmaz =D Labels: Aerobic, Mutluluklarım, Sağlık 19 Ocak 2011 Dolunay olunca insanlar niye garipleşir hatta bazen şapşallaşır anlayabilmiş değilim. Trafikte belli eder kendini, iş yerinde, her yerde. 1 haftalık Türkiye ziyaretimize bir hafta kala hasta olmak veya olmamak arasında gidip geliyor bedenim ki inşallah olmam. Doktorum bile bu ne hal, dedi. Gerilmişsin, dedi. Ben diyorum zaten ne zamandır stres beni bitirdi diye. Buna vitamin eksiklikleri de eklenince tabi istediğin kadar uyu, tırt yani. Ben de bu yorgunluk ne diyorum. Türlü türlü vitamin takviyeleriyle toparlayacağım inşallah biraz. Ve bolca dinlenmem gerekiyormuş, işte o olay nasıl olacak onu hiç bilemiyorum. Hayırlısı. Labels: Zırvalar 14 Ocak 2011 keyifli olsun yeterki... Yapmayı hedeflediğim pek çok şey vardı sınav sonrası. Peki ne yaptım şimdiye kadar? Nothing! çok kötü çok... Peki ne yaptım şimdiye kadar? Nothing! çok kötü çok... Oysa ben, bol bol resim yapacaktım, kitap okuyacaktım, çektiğim fotoğrafları düzenleyip, yeni fotoğraflar çekecektim, ah evet, spora başlayacaktım.... tım tım da tım tım. Bloguma bile yeteri kadar ilgi gösteremiyorum, ühüüü =( Başladığım kitapları bir türlü bitiremedim. Hem de aylardır bitiremedim. Bu aslında açık ve net olarak, hemen başka bir kitaba başlamam gerektiğine dair bir işaret, evet. Bir kitapta ilerleyemiyorsam, bu o kitabın bitmesine daha çoook zaman var demektir. Kitaplığı gözden geçireyim ben en iyisi. Yeni bir kitapa başlayayım, keyifli olsun okuması, sürüklesin hemen bitsin... Ve spora başlamam lazım.... üstümden şu miskinliği atmam lazım... bir şeyler yapmak lazım, keyif versin yeterki... Labels: Hayatın içinden 13 Ocak 2011 somewhere over the rainbow... bu da teyze adayından, yeğen adayına bir sürprüzzz olsun ;) anneciim, şuna bir el atıver, ipleri benden, örmesi senden olsun =) Labels: Dekorasyon, Fikiristan, Mutluluklarım 6 Ocak 2011 çok fena hayalim geldi... Böyle böyle her gün yeni bir fikir türemekte kafamda. Lakin sermaye kıtlığı yaşamaktayım =) I love it !!! Labels: Dekorasyon 3 Ocak 2011 biz bu sene zengin olacağız =P Çünkü yeni yıla çalışarak, iş yerinde girdim... =P bu yüzden inanmak istiyorum!! bereketli bir yıl olsun lütfen =) üstteki gibi bir çalışma masası da bonusum olsun ;o) Labels: Dekorasyon Kaydol: Kayıtlar (Atom)
4b4b5bac4dbb
[ "c4", "hplt2" ]
Küçük Sarîna duygularını sanatla buluşturuyor Ronîda Hacî/JINHA HESEKÊ – Hem ressam hem şair ve hem dengbêjlik yapan küçük Sarina, duygularını sanatla ifade ediyor. Cizîr Kantonu’na bağlı Hesekê kentinde yaşayan 10 yaşındaki Sarîna Îsa, 3 yaşından bu yana şarkı sözleri besteliyor. Aynı zamanda dengbêjlik yapan ve resim çizen Sarîn, duygularını sanatla buluşturuyor. 3 yaşında Arapça bir şarkı bestelediğini dile getiren Sarîna, “İlk çalışmam Arapça şarkı olan ‘Sûriye ya hebîbetî’ isimli şarkıyı Kürtçe’ye çevirdim. 5 yaşından itibaren de şiir yazmaya başladım. İlk şiirimin ismi ‘keştiya biçûk’tu” dedi. PKK Lideri Abdullah Öcalan için de beste yaptığını söyleyen Sarîna, “Çünkü Önderlik halkların özgürlüğünü istiyor. Ailem Önderliğin tutsak edildiğini söylediğinde çok etkilenmiştim. Bunun için Önderlik için beste yazmaya başladım. ‘Toprak ve direnişçileri yazdım’ Çocukların mezarlarını ziyaret eden annelerden çok etkilendiğini kaydeden Sarîna, sözlerine şöyle devam etti: “Bir gün babamla yaşamını yitiren savaşçıların cenaze törenine katıldım. Orada çocuklarının mezarı başında bekleyen anneler vardı. Bende hem şehitleri anlatan hem de annelerin yaşadığı acıyı anlatan bir şiir kaleme aldım. Hesekê’ye dönük saldırılar vardı ve bizde göç etmek zorunda kalmıştık. Ancak sonrasında YPG/YPJ savaşçılarının topraklarımızı nasıl özgürleştirdiklerini gördüm. Toprak ve direnişçiler üzerine bir şiir yazdım. Çünkü ben ülkenin güzelliğini derinden hissettim. Yine Rojava üzerinden birçok şiir yazdım.” Şiir ve beste yazmanın yanında resimde yaptığını söyleyen Sarîna, resimlerine genellikle özgürlüğü çizdiğini aktardı. (mg)
d7d07d32a95c
[ "fineweb2", "hplt2" ]
4. Ulusal Alabalık Kongresi, katılım ve konaklama ücretlerini yatırmak için son tarih 19 Eylül 2016 pazartesi günü mesai bitimidir. Bilgilerinize saygı ile sunarız. İyi bayramlar dileriz. Düzenleme Kurulu Değerli Meslektaş ve Paydaşlarımız, Bu yıl dördüncüsünü düzenlemekte olduğumuz Ulusal Alabalık Kongresi 27-30 Ekim 2016 tarihleri arasında Batı Anadolu’nun güzel kenti Afyon’da gerçekleştirilecektir. Akademik düzeyde bir aktivite olarak planlanan Ulusal Alabalık Kongresi’nin esas amacı, su ürünleri konusundaki gelişmelerin paylaşılabileceği ve bu gelişmelerin bilimsel bir çatı altında karşılıklı müzakere edilebileceği bilimsel bir platform oluşturmaktır. Hiçbir kaynağın sonsuza dek var olmayacağını düşünerek, var olan kaynaklardan da en etkin şekilde faydalanmak siz değerli bilim insanlarının asıl uğraşı olmuştur. Bu açıdan ülkemizde su ürünlerinin sürdürülebilirliğinin sağlanabilmesi için teknik ve teorik verilerin, son teknolojilerin ve gelişmelerin paylaşılabileceği bir platform gereklidir. Bu kongre ülkemizde, alabalıkla ilgili konularda çalışma yapmış kamusal ve özel kuruluşlara rehberlik yapabilecek bilimsel bir ortam oluşturacaktır. Yapılacak sunum ve poster tanıtımlarının yanı sıra, aynı zamanda özel sektörün ve araştırma gruplarının tek bir platformda buluşabileceği bir iletişim ortamı sağlayacaktır. Ayrıca, kongre sırasında alabalıkla ve su ürünleri ile ilgili çalışmalarda kullanılan laboratuvar ekipmanları ve ürünleri, bu alanda çalışan özel sektör tarafından tanıtılacaktır. Nobel Bilim ve Araştırma Merkezi tarafından desteklenen 4. Ulusal Alabalık Kongresi’nde sunulan araştırmalar yazarlarca talep edilmesi durumunda gerekli bilimsel değerlendirmelere tabi tutulmak üzere “Journal of Applied Biological Science” (JABS) veya “Biyoloji Bilimleri Araştırma Dergisinde” (BİBAD) hızlı bir şekilde makale olarak da yayımlanacaktır. Benzer şekilde, katılımcılar tarafından talep gelmesi durumunda kongrede sunulacak olan poster ve tebliğ özetlerinin “Journal of Applied Biological Science” dergisinde Kongre özel sayısı olarak yayımlanması da planlanmaktadır. Katkı ve katılımınız dileği ile…
e0b58325dee9
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Türkiye’nin her yerinde en hızlı ve en kaliteli hukuk hizmeti vermeyi görev edinmiş Türkal Avukatlık Bürosu; Adli ve Ticari Faaliyetlerin yoğunlaştığı şehirler başta olmak üzere farklı şehirlerde Partner Bürolarıyla çalışmaktadır. Müvekkillerinin bu müessesenin uygulaması sırasında oluşan mağduriyetlerini ve bu kurumun Avukatlık mesleğindeki vazgeçilmezliğini dikkate alarak Partner İlişki kavramı Türkal Avukatlık Bürosu tarafından yeniden yorumlanarak azami verimliğe kavuşturulmuştur. Partner Ofislerimizle oluşturduğumuz birliğin bir strateji ve kurumsal kimlik oluşturma çalışmaları doğrultusunda; Dönemsel Raporlandırma Faaliyetleri, Personel değişimi ve Oryantasyonu, Personel Eğitim Kampları, tüm yetkililerin katılımı ile dönemsel eğitim ve kalite hedeflerinin belirlendiği toplantılarımız ve tüm çalışanların katıldığı tanışma, bilgiyi paylaşma ve rehaveti ortadan kaldırmaya yönelik gezilerimiz yapılmaktadır. Yukarıda belirttiğimiz yaklaşım sonucu olarak yeni bir partner ofis kabulü anlaşmalarında; amacımıza uygun haraket edebilecek meslektaşlarımızın oluşturacağı; sorumluluk alıp bunu taşıyabilecek, genç ve dinamik, liderliğini yürüttüğümüz birliğimize uyum sağlayacak bir kadroya sahip yeni ofisler kurularak birliğimize alınması genel esasımızdır.
12c65bcffe11
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2" ]
Köylere götürülen hizmetlerin daha kaliteli ve hızlı bir şekilde ulaştırılması maksadıyla kurulan İl Özel İdaresi Kaman Şantiyesi törenle hizmete açıldı. Kaman İlçe Jandarma Komutanlığı karşısında açılan İl Özel İdaresi İlçe Şantiyesinin açılış törenine Valimiz Sayın Necati Şentürk, Milletvekillerimiz Mikail Arslan ve Salih Çetinkaya, Kırşehir Garnizon Komutanı J. Alb. Hüseyin Altuntaş, Kaman Kaymakam Vekili Hicabi Aytemür, İl Genel Meclis Başkanı Barbaros Dulkadiroğlu, İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Bektaş Aydoğan, Kaman Belediye Başkanı Erhan Talu, il ve ilçe protokolü, muhtarlar, İl Özel İdaresi çalışanları ile vatandaşlar katıldı. Törende bir konuşma yapan Valimiz Sayın Necati Şentürk, bugün açılışı gerçekleştirilen İl Özel İdaresi Kaman Şantiyesi ile köylere götürülen hizmetlerdeki yaşanan sorunlardaki zaman kaybının önleneceğini ve hizmetin yerinden yapılacağını söyledi. Bütün hizmetlerin vatandaşlarımıza daha kaliteli yaşam sunmak için yapıldığını belirten Valimiz Sayın Necati Şentürk, “Daha önce Kaman’da muhtarlarımızla yaptığımız bir toplantıda sizlere, ilçede kapanan dokuz belediyedeki araçların tekrar o beldelere devredilmesi ve şantiye kurulması sözünü vermiştim. Bu iki sözü de yerine getirdim. Bu şantiyenin kurulması çok güzel bir hizmettir. Mesela, kışın kar yağdığında şehirden araç gelip yolda kalanları kurtarıyordu. Bugünden sonra buradaki araçlar Kaman ilçesinde vatandaşlarımızın hizmetinde olacak. Bu şantiye ile zaman kaybı önlenecek ve hizmet yerinden yapılacak. Burada 15 aracımız var ama bu araç sayısını artıracağız. Milletvekillerimiz memleketimize çok güzel hizmetler getiriyorlar, onlara teşekkür ediyorum. Ayrıca, asfalt şantiyesini de kurduk. İçişleri Bakanlığımızdan 25 Milyon TL borçlanabileceğimize dair resmi yazı geldi. Bu 25 Milyon TL’yi hizmete dönüştüreceğiz. Bu paranın büyük bir miktarı ile sıcak asfalt yapacağız. Bütün hizmetler vatandaşlarımız için. Bu şantiyenin memleketimize hayırlı olmasını temenni ediyorum. İl Özel İdaresi Kaman Şantiyesine bir greyder bir de çöp kamyonu sözünü de veriyorum.” dedi. Milletvekilimiz Mikail Arslan da yaptığı konuşmada, “Sayın Valimizin destekleri ve İl Genel Meclisinin kararıyla açılan şantiye ilçemize hayırlı olsun. İl Özel İdaresi Kaman Şantiyesinde çalışan bütün personele başarılar diliyorum. Çiçekdağ ilçesinde de bir şantiye açılacak. Böylelikle, Kırşehir hızlı yönetim ilkesi çerçevesinde İl Özel İdaresi ile birlikte kaliteli hizmetlere imza atacak. Yakın zaman sonra bir mali kaynak temin edeceğiz. Bu kaynakla, köylerimizin atık su, kanalizasyon, sıcak asfalt, kilit parke ve diğer ihtiyaçları ile ilgili bir çalışma içerisine gireceğiz. Köylerimizin ihtiyacı olan bütün hizmetleri 2019 yılına kadar tamamlamak gayretindeyiz. İlçelerimizde vatandaşlarımızın beklediği hizmetleri yerine getirmek için çalışıyoruz. Daha modern bir Kaman için çalışmalar yürütüyoruz.” dedi. Milletvekilimiz Salih Çetinkaya ise yaptığı konuşmasında, “İl Özel İdaresi İlçe Şantiyesi, Kaman için önemli hizmetler yapacaktır. Bu şantiyenin açılması Kırşehir’in yükünü de hafifletmiş olacak. Böylelikle diğer ilçelerdeki köylere de hizmet daha hızlı ulaştırılacak. Kaynaklarımızı da iyi kullanmalıyız. Özellikle içme suyu kaynaklarımızı muhafaza etmeliyiz. Köy yollarımızı da iyileştirme çalışmaları devam ediyor. Yerel yönetimlerin en önemli unsurları muhtarlardır. Muhtarlarımızla birlikte önemli adımlar atacağız.” sözlerine yer verdi. İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Bektaş Aydoğan da şu şekilde konuştu: “Açılışını gerçekleştirdiğimiz şantiyemizde 15 araç, 19 personel mevcut. Şantiye, ilçe sınırlar içerisinde bulunan 55 köye yol ve içme suyu gibi hizmetlerin zamanında ulaştırılması için kurulmuştur. Köylere götürülen hizmetleri daha önce merkezden yola çıkarıyorduk. Bu da işlerin aksamasına neden oluyordu. İlçe şantiyesinin kurulması ile bu problemler ortadan kalkacaktır.” İl Özel İdaresi Kaman Şantiyesi, açılış töreni kurdelenin kesilmesi ile sona erdi. Valimiz Sayın Necati Şentürk, Milletvekillerimiz ve diğer protokol, şantiye açılış töreninden sonra ilçeye yeni getirilen AFAD Acil Yardım Konteynerinde incelemelerde bulunarak AFAD İl Müdürü Metin Alpaslan’dan bilgiler aldılar. Kaman’daki program, Valimiz Sayın Necati Şentürk, Milletvekillerimiz ve diğer protokolün katıldığı Muhtarlar Toplantısında muhtarların sorunlarının dinlenmesi ile sona erdi.
97ff3997ea56
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
Kredi Tahsis Ücreti TL Sigorta Masrafı TL152.00 TOPLAM MASRAF TL00 Taşıt Kredileri için Hayat Sigortası Bedeli, 20.000 TL tutarında %1,29 aylık akdi faiz oranına sahip bir yıllık bir kredi için hesaplanmıştır. Hayat sigortası prim tutarı; kredi taksit tutarı, aylık akdi faiz oranı, kredi vadesi, yaş ve cinsiyete göre değişiklik göstermekte olup 1 yıllık hayat sigortası bedelidir. Taşıt Kredileri için Zorunlu Trafik Sigortası poliçe prim tutarı 500 TL, kasko prim tutarı 1.700 TL’dir. Zorunlu Trafik Sigortası ve kasko prim tutarları ortalama olarak hesaplamış olup, aracın marka, model, yıl, sürücünün geçmiş dönem performansı, sürücünün yaşı, kredi tutarı vb. kriterlere göre değişiklik göstermektedir. Kredi Tahsis Ücreti, kullandırılan kredinin %0,5'i olarak hesaplanmakta olup, hesaplamasına %5 BSMV dahildir.
53f4a55a5e6f
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Şimdi yine eskilerden, çok eskilerden bahsedeceğim. Evvel zaman içinde, kalbur zaman içinde. Daha sentetik sünger icat edilmemiş, bulaşıklar bulaşık bezleri ile yıkanır iken. Denizden çıkarılmış gerçek süngeri ancak Marmaris Bodruma gidebilenlerin, rıhtımda yere serilmiş tezgahlardan tomarla paraya alabildikleri, bir de yanında banyo için boru şeklinde tabii bir kese aldıkları günlerde. Polyesterin ahşap dünyasına yeni girdiği, kat kat sonra yine kat kat, üşenmeden yine kat kat polyester atılıp şahaser lake işlerin yapıldığı günlerde. Atelyelerin zeminlerinde tabancadan düşen polyesterin kalın tabakalar oluşturduğu, ille velakin 180 numaradan daha ince zımparanın hayal bile edilemediği günlerde. O her kat polyester arasında, ellerimiz yara olana dek, gaz yağına batırıp batırıp cin teli ile zımpara yapardık. Aslında aluminyum bulaşık teli diye satılır ve kullanılır, tencere tavada yanmış, yapışmış artıkları temizlemekte pek başarılı idi. Atelyelerde ise toptan alınır, hemen elinizde ezilir giderdi. Çok ezdin, eskittin diye fırça yiyen çırak çok idi. Birde parçalanır, oranızı buranızı kaşındırır, çöpü bela bir malzeme idi. Yinede ayna gibi çok ince zımpara yapacak iseniz hele hele oymalı kakmalı, girintili çıkıntılı parçaları ince zımpara yapacak iseniz, arayın, bakkalarda kıyıda köşede bulunuyor hala. Resimdeki telin sağ başını kesip kullanmışım, kusura bakmayın ! Nostalji yaptık yine.
339db0854e3e
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Bırakıp gelemez bugünlere, Hep kendi içinde dünü yaşar, Gönlü eskilerin peşinde pervane. Bazı insanlar kolay kolay vazgeçemezler yaşanmış ama bitmiş hikayelerden. Unutamazlar... Aslında unutmak istemezler. Geçmişin izinde bir yaşam sürdürürler ve mutlu olamazlar. Bir kadın tanıyorum, Hiç görmedim dünlerde ve bugünlerde Hep kendi içinde yarınları yaşar, Aklı olacakların peşinde. Bazı insanlar hep hayallerinin peşinde koşarlar, koşarlar, koşarlar.... Koşarken de yaşadıkları anlardan keyif almayı unuturlar. Hayallerine ulaştıklarında/ulaşamadıklarında, dönüp de arkalarına bakınca anlarlar acı gerçeği, zaman uçup gitmiştir ve her şey ertelenmiştir. Geleceğin gölgesinde bir yaşam sürdürürler ve mutlu olamazlar. Bir çocuk tanıyorum, O hep şimdilerde, Geçmişten dersler alır büyürken, Gelecekse yaşadığı anın keyfi ile hayallerinde, Bazı insanlar, geçmişten ders alır, gelecek için hedefler koyarlar kendilerine. Kendi yaşadıkları anda kaybolmazlar, tadını çıkarırlar. Hayatlarının içinde hiç bir şey kaçırmamış olmanın verdiği hazzı yaşarlar. İçimizdeki çocuk uyansın artık!
cd226c4bcdbb
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Kappa spor ayakkabı modelleri Kappa kadın ayakkabı Modelleri Kappa erkek ayakkabı çeşitleri Kappa Spor Giyim Mağazası Kappa Giyim Mağazaları Kappa Spor günlük giyim eşofman üstü Kappa Stört sponsor marka ürünleri Kappa Ayakkabı modelleri Kappa Eşofman satan spor giyim mağazalarının adreslerini tam bilmiyorum fakat Kappa Spor Giyim italyan markası olduğuna eminim, çünkü Kappa Onlie Satış Sitesiaradığımda hep italyan siteleri karşıma çıktı aslında Kappa Ürünleri nin kendi internet sitesi olan www.kappa.com ma kattığınızda bay bayan spor giyim çeşitleri oldukca fazla ürün yelpazesi ile sitede yayınlamışlar fakat ben Kappa iletişim bilgileri torino italy olduğunu görünce biraz uzak durdum ama Kappa telefonları nı isteyen olursa verebilirim italyayı aramak isterseniz, 2011 Kappa ürünleri satış yapan internetten kappastore.com isimli net ardesini de sizlerle paylaşıyım belki alış veriş yaparsınız ayrıca yeni sezon Kappa ürünleri nelermiş burdan takip edebilirsiniz. Etiket: Ayakkabi Modelleri , Kappa Ayakkabi , Kappa Giyim , Spor Ayakkabi , Spor Giyim
6fa353c85415
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Burun kemiği kırmak yerine, özel keskilerin kullanılmasıyla, burun kemiklerinin kesilmesi tabirini kullanmak daha doğru olacaktır. Bazen de burun törpüleme yani burun kemikleri törpüleme işlemi ile burun kemiği traşlanıyor. Hastalar burun sırtındaki kemerin çok küçük olduğunu ifade etmek için burun törpüleme ameliyatı olarak adlandırmaktadır. Burun sırtındaki kemer çok küçük olsa bile estetik burun ameliyatının boyutu değişmeyecektir. Hastalar tarafından burun törpüleme ( burun törpüleme ameliyatı ) olarak adlandırılan ve aslında tüm rinoplasti ameliyatlarında uygulanan bu manevranın hasta tarafından burun törpüleme ameliyatı olarak adlandırılmasındaki amaç normalden daha küçük boyutlu bir estetik cerrahi girişimi ima etmektir. Gerçekte, hastalar tarafından burun törpüleme (burun törpüleme ameliyatı) diye adlandırılan böyle bir ayrım yoktur. Burun ameliyatları sadece burun görünümünü daha düzgün kılmak amacıyla yapılmamaktadır. Burun ameliyatı, kişilerin burun tıkanıklığı yaşamaları, solunum güçlüğü çekmeleri gibi durumlarda da devreye girerek yaşanan sorunların kalıcı olarak giderilmesini sağlar.Burun ameliyatı ile giderilebilen ve cerrahi müdahalenin zorunlu olduğu durumlardaburun ameliyatı yapılabilir. Burun estetiği ameliyatı genel anestezialtında yapılması gereken bir ameliyattır. Burun ameliyatlarında genel anestezi gerektiren ameliyatların tümü, uygun donanıma sahip hastanede, ameliyathane ortamında yapılır. Ameliyat süresi, burundaki problemin büyüklüğüne göre 1 ile 4 saat arasında değişir. Burun ameliyatı sırasında kemik ve kıkırdaklara tasarımda belirlenen modele uygun şekil verilir. Buna göre kemik ve kıkırdakların fazlalıkları varsa alınır, eksiklik ya da çukurluk varsa yine kemik ve kıkırdak parçaları ile dolgu yapılır. Burun estetiği ameliyatıuygulamasında her cerrahın uyguladığı, alışık olduğu kendine özgü tekniği vardır. Burun ameliyatındakemik yapıları şekillendirilirken asla kırmıyorum. Kemikleri kırarak şekillendirmek fazladan hasar oluşturduğu için ameliyat sonrası ağrı, şişme, morarma gibi şikayetleri arttırıyor. Kemiklerin ince, hassas keskilerle adeta bir heykeltıraşın yaptığı gibi kesilerek şekillendirilmesi ameliyatın kalitesini arttırıyor, ameliyatın daha kontrollü olmasını sağlayarak istenmeyen sürprizlerin ortaya çıkmasını engelliyor, aynı zamanda ağrı, şişlik, morarmayı en aza indiriyor. Burun Ameliyatın bitiminde burun deliklerinin içine tampon yerleştirmiyorum. Bu sayede ameliyat sonrası burnunuzdan rahat rahat nefes alıp vermeniz mümkün oluyor. Ameliyat sonunda burnunuza verilen şekli korumak için dıştan plastik kalıp yerleştiriyorum. Bu kalıp 1 hafta burnunuzda kalıyor. Burun Törpüleme Ameliyat öncesi göz önünde bulundurulması gerekenler Burun ameliyatı(Rinoplasti) düşünülüyorsa, atılması gereken ilk adım estetik cerrah ile görüşmektir. Cerrahi sonrası görünüş ve hisleriniz hakkındaki beklentilerinizi samimi olarak cerrahınızla görüşmelisiniz. Herhangi bir estetik ameliyat olmadan önce duygusal olarak dengeli durumda olmanız en önemli faktörlerden biridir. Rinoplasti yani burun estetiği burnunuzun şeklini değiştirecek; hayatınızın değil. Estetik cerrahi görünümünüzü iyileştirip sizin kendinize olan güveninizi tazeleyecektir. Cerrahınız sizi muayene ettikten sonra, uygulamadaki kararları etkileyecek diğer değişiklikleri sizinle görüşecektir. Pek çok örnekte rinoplasti için tavsiye edilen en erken yaş, burnun gelişiminin yüzde doksanını tamamladığı genç yaşlardır. Daha yaşlı bireylerin durumu, yaşa göre farklılıklar göstermektedir. İlk görüşme sırasında cerrah uygulayacağı cerrahi tekniği, anesteziyi, ameliyatın nerede yapılacağı ve gerçekci olarak ameliyattan ne beklenmesi gerektiğini içeren özel detayları size açıklayacaktır. Rinoplastiye karar vermeden önce düşünülmesi gereken riskler ve masraflar gibi diğer faktörleride cerrahınızla bu görüşmede konuşmalısınız. Binlerce Rinoplasti ameliyatı her yıl başarılı olarak yapılmaktadır. Buna rağmen cerrahinin potansiyel risklerinin ve bu ameliyata bağlı spesifik komplikasyonların farkında olmalısınız. Ameliyat, primer olarak, görünümü iyileştirmek için uygulandığında,enfeksiyon gibi ameliyat sonrası komplikasyonlar oldukça nadirdir. Tam olmayan iyileşme ikinci bir ameliyat gerektirebilir. İyileşme sürecinde ve ameliyat sonrası cerrahınızın bakım önerilerine sadık kalırsanız, komplikasyon meydana riskiniz en aza inecektir. Rinoplasti ücretleri ve ameliyatın malzeme masrafları değişiklikler göstermektedir. Ameliyatın uzunluğuna, anesteziye, kullanılan ek malzemelere ve cerrahinin yapıldığı hastaneyede göre ücret değişiklik gösterebilmektedir. Burun Törpüleme ameliyatı öncesi: - Ameliyat öncesi gerçekleştirilen görüşmelerde beklentinizi ve isteklerinizi tam olarak doktorunuzla paylaştığınıza emin olun. - Ameliyat tarihinize karar verirken adet kanamanızın ilk günlerine denk gelmemesine dikkat edin. - Devamlı kullandığınız ilaçlar varsa mutlaka doktorunuza bildirin. - Aspirin ve benzeri kanamayı artırabilen ilaçları ameliyat öncesinde ve sonrasında kullanmayın. - Ameliyattan önceki günler sigara ve alkol tüketmemeye özen gösterin. - Ameliyat öncesindeki gece 24’den sonra yemek yemeyin ve su içmeyin. - Hastaneye giderken yanınıza önden düğmeli bir pijama ya da rahat bir kıyafet alın. - Ameliyat sonrası ilk saatlerde size yardımcı olabilecek bir yakınınızı yanınızda getirin. - Ameliyattan önce sakinleştirici bir ilaç verileceğinden ameliyat ile ilgili endişelerinizden kurtulacaksınız. Bu nedenle eğer gereğinden fazla stres yapıyorsanız bunu doktorunuzla paylaşın. - Ameliyattan önce geniz akıntısı, burun akıntısı, boğazda yanma gibi grip belirtileri veya başka bir hastalık belirtisi hissederseniz mutlaka doktorunuzla iletişime geçin. Ameliyat sonrasında, ilaçla kolayca kontrol altına alınabilecek biraz ağrınız olabilir. Başınızı hafif yukarıda tutmanız ve operasyon sonrası morluk ve şişliği azaltmak için gözlerinize soğuk kompres yapmanız önerilecektir. Splint veya alçı on güne kadar burnunuzda kalabilmesine rağmen, genellikle ameliyat sonrasındaki bir hafta içinde çıkarılır. Doktorunuz geceleri splint kullanmanızı tavsiye edebilir. Tamponlar birkaç gün kalabilir. Gözlerin etrafındaki morluklar birkaç gün içinde solmaya başlar ve genellikle sonraki iki veya üç hafta içinde gözden kaybolur. Hafif şişlikler aşamalı olarak iner, fakat bazı şişlikler aylarca kalabilir. Estetik rhinoplastilerin çoğu, burun içinden uygulandığından görünürde skar yani yara izi yoktur. Sadece uca doğru genişleyen burun deliklerini daraltmak için uygulanan prosedürde, her burun deliğinin katlantı yerinde zorlukla görülen dış ortamda skarlar olacaktır. Burun Ameliyatı sonrası hasta için ani bir değişiklik beklemek gerçekci değildir. Normal iyileşme, en son sonucun belli bir zaman tam olarak anlaşılmayacağı, aşamalı bir süreçtir. Burnun en son hali, haftalar aylar ve hatta bazı hastalarda bir yılda görülemeyebilir. İyileşme derecesi, yapılan işin ne kadar doğru yapıldığına, burun yapınıza ve deriye bağlıdır. Çok net şekil bozukluğu olan burunlar dramatik iyi sonuçlar gösterir ( Şekil 8 ). Diğer taraftan hafif çıkıntılar ve burun ucunun büyüklüğü, sonuçlar zor farkedilsede, başarılı bir şekilde düzeltilir. Bazı rhinoplasti tiplerinden sonra çok büyük farlılık görmediğini söyleyen akraba ve arkadaşların bulunması gayet tabidir. Bunu başarısızlık olarak değerlendirmeyin. Bunun tam tersi, eğer daha iyi ve doğal görünüyorsa, farkedilmemesi tabiki cerrahinin başarısıdır. Sonuç olarak, amaç bütün dikkati üzerine çeken yeni bir burun yaratmak değildir, daha çok yüzün genel özelliklerinin bir tamamlayıcısı olmasını sağlamaktır. Küçük ayarlama ve yeniden gözden geçirme bazen istenir buda ek bir ameliyat gerektirir. Burun ameliyatı cerrahi sonrası ilk günde veya ikinci günde ayağa kalkabileceksiniz. Ancak, plastik cerrahınız normal rutin hayatınıza geri dönüş için, en uygun programı size ameliyat sonrasında önerecektir. Uygun iyileşmeyi sağlamak için yürüme, koşma, yüzme ve hatta eğilme gibi kan basıncını yükseltecek aktiviteleri ilk birkaç hafta süresince kısıtlamalısınız. İşe geri dönme kararı sizin kişisel kararınız ve şişliklerin düzeyine bağlıdır. Burun ameliyatı yapıldıktan sonra alçı çıkarıldıktan sonra, morlukları kapatmak için kozmetik ürünler kullanılabilir. Fakat doktorunuz size genellikle uygulamak için çok ovmayı gerektirecek veya haftalarca çıkmayacak kozmetik ürünlerden kaçınmanızı tavsiye edecektir. Bu broşürün amacı, rhinoplasti hakkında sizin ameliyatla ilgili bilgi sahibi olmanızdır. Plastik cerrahi ameliyatı olmayı düşündüğünüzde, cerrahınıza, ihtiyacınız olan ek bilgileri soracağınız için, mutlaka rahat ve ameliyatla ilgili ön bilgi sahibi olmanız gerekmektedir. - Ameliyathanede tam olarak kendinize gelmeden odanıza alınmazsınız. Bu nedenle ameliyat 2-3 saat kadar sürse de, odanıza gelmeniz biraz daha gecikmeli olacaktır. - Odanızda yüzünüzün üzerine uygulanacak ‘Hiloterapi maskesi’ sayesinde olabildiğince az şişlik ve morluk olacaktır. - Ameliyatlarımızda klasik burun tamponu uygulaması yapmadığımızdan dolayı ağrı ve şiddetli burun tıkanıklığı yakınmanız olmayacaktır. - Burun içerisinde yapışıklık olmasını engelleyen ve nefes almanızı sağlayan silikon splintler ortalama üçüncü gün alınacak ve burun içerisindeki ilk temizlikler yapılacaktır. - Burnunuza ilk günlerde sert darbeler almama konusunda dikkatli olmalısınız. - Burun ameliyatı sonrasında kafadan geçmeli ve dar kıyafetler burnunuza zarar verebileceği için bu tarz kıyafetler giymemeyi tercih etmelisiniz. - Burun üzerinde alçınız varken burnunuz kalkık görünecektir. Bu durum sizi korkutmasın. Alçı alındıktan sonra olması gereken haline yavaş yavaş gelecektir. - Burun üzerindeki alçı genellikle 7-8. günlerde çıkartılır ve üç dört gün burnunuzun üzerinde sadece bantlar kalır. - 10. Gün bantları kendiniz çıkartabilirsiniz. - Yüzünüzdeki bantlar çıktıktan sonra burun ve yüz temizliğinizi alkolsüz toniklerle aşağıdan yukarıya doğru temizleyebilirsiniz. - Yüzdeki şişme ve eğer varsa morluklar ilk hafta içinde kaybolacaktır. Bu konuda endişelenmeyin. - İlk bir ay en hızlı iyileşme sürecidir. - Doktorunuz önermeden burnunuza masaj yapmayın, gerekli olduğu durumda doktorunuz sizi yönlendirecektir. - Ameliyattan sonraki dönemde burun ucunda hassasiyet ya da uyuşukluk olabilir. Ortalama olarak iki, üç ayda bu normale döner. - Ancak unutmayın burnunuzun tam olarak şeklini alması uzun bir süreçtir. - 6 ay boyunca doktorunuz iyileşmenizi takip edecektir. Özel durumlar dışında bu randevuları aksatmayın. - Ameliyat sonrasındaki ilk üç ay burun cildinde güneş yanığı istemeyiz. Bu nedenle güneşe maruz kalacaksanız en az 50 koruma faktörlü bir krem kullanmanızı öneririz. - Ameliyattan sonraki ilk üç ay gözlük takmanızı önermeyiz. - 10. Günden sonra rutin günlük aktivitelerinize dönebilirsiniz. - Ortalama olarak birinci aydan sonra spor yapabilir ve yüzebilirsiniz. BURUN TÖRPÜLEME AMELİYATINDA EN ÇOK SORULAN SORULAR Burun ameliyatına hastalar nasıl hazırlanıyor? Burun ameliyatı olmak isteyen hastalarımız eğer kadın ise, adet dönemine göre ameliyat takvimi planlıyoruz. Ameliyat tarihi adet dönemiyle çakışmamalı. Ameliyat öncesinde doktorunuzla burun şekli konusunda mutlaka detaylarıyla konuşmalısınız. Çok hoşunuza giden bir burun şekli sizin yüzünüze yakışmayabilir. Çünkü her yüz yapısı farklı ölçülere sahiptir ve farklı yüz şekillerine farklı burun şekli yakışır. Yüz ölçüleriniz biz estetik cerrahlar tarafından muayene sırasında ayrıntılı bir şekilde analiz edilerek, istediğiniz burun şeklinin modellemesi sizin yüz ölçülerinize uygun olarak önceden planlanır. Ameliyata girmeden önce doktorunuzla varsa kronik hastalıklarınız, kullandığınız ilaçlar hakkında mutlaka bilgi vermelisiniz. Asprin gibi kanamayı arttıran ilaçları ameliyat öncesi ve sonrasında kullanmayınız. Anesteziyi etkileyen ilaçlarınız varsa doktorunuz bu ilaçları ne zaman kullanmanız konusunda sizi bilgilendirecektir. Diğer bir konu sigara kullanımı. Ameliyattan bir süre önce ve sonra sigara kullanımına ara vermelisiniz. Ameliyata girmeden önceki gece yarısından itibaren hiçbir sıvı ve katı gıda tüketilmemeli. Burun ameliyatında ağrı olur mu, korkmalı mıyım? Burun ameliyatı genel anestezi altında yapılmaktadır. O nedenle ameliyat sırasında ağrı, sızı ya da acı hissetmezsiniz. Burun estetiği ameliyatı Türkiye'de en çok yapılan estetik ameliyattır. Zor bir ameliyattır. Ancak gelişen teknoloji, yeni yöntemler, artan estetik cerrahi tecrübesi ameliyat sırasında olmayan ağrının, ameliyat sonrasında da kısa süreli ve hafif atlatılmasını sağlamaktadır. O nedenle hastalarımız bu konuda endişelenmemelidir. Burun Ameliyat sonrasında ağrı oluyor mu? Daha önceleri ameliyat sonrasında tampon uygulaması ağrı ve hasta korkusunun başlıca nedenlerindendi. Ancak artık çok gerekmedikçe tampon uygulamasına gerek kalmıyor. Ameliyat sonrasında oluşan ağrılar genellikle birkaç gün içinde kendini göstermekte, ancak ağrı kesicilerle ortadan kaldırılarak daha konforlu bir iyileşme dönemi yaratılmaktadır. Ayrıca ameliyat sonrasında burunda tıkanıklık ve soluk alıp vermedeki sıkıntılar günümüzde yaşanmamaktadır. Burun ameliyatı sonrasında yüzüm çok mu moraracak, ne zaman geçecek? Modern tıp, burun estetiği ameliyatında da riskleri minimuma indirdi. Günümüzde morarma çok hafif düzeyde görülüyor. Göz altlarında yoğunlaşan bu durum eskiden yapılan ameliyatlardaki morarmalarla kıyaslanınca çok hafif kalıyor. Ancak bu morarmalar kısa sürede geçmektedir. Hayatınızı fazla işgal etmemektedir. Morarmanın henüz önüne geçemiyoruz ama minimuma indiriyoruz. Bunu sağlayan ise doğru tekniğin, doğru ameliyat planlamasıyla, doğru estetik cerrah tarafından uygulanmasıdır. Ameliyat sonrasında yüzdeki şişlik ve morlukların en hafif düzeyde ve hızla atlatılması için Hiloterapi maskesi uyguluyoruz. Ameliyat sonrasında rahat nefes almanız için burna yerleştirdiğimiz splintler birkaç gün hastamızın burnunda kalarak olası doku yapışmasını engellemektedir. Ameliyattan sonraki ilk günlerde yere eğilip ağır bir şey kaldırmaktan, efor sarfettiren işler yapmaktan kaçınmanız gerekiyor. Burnunuzu darbelerden kesinlikle korumalısınız. İlk günlerde burun ucunun kalkık olması sizi endişelendirmesin. Bu, burundaki alçı tabakadan kaynaklanmaktadır. Alçı tabakayı bir haftada çıkarıyoruz. Ameliyat sonrasında burun ucunuz zamanla ideal pozisyonuna gelecektir. Burnunuzdaki bantlar 10 gün sonra çıkarılmaktadır. Spor yapan hastalarımız 1 ay beklemek zorundadır. Gözlük kullanan hastalarımız da 3 ay sonra tekrar gözlük takabiliyorlar. Bu sürede lens kullanmalarını tavsiye ediyoruz. İyileşme döneminin ilk evrelerinde mümkün olduğunca burun ve yüz kısmınızı güneşten korumalısınız. Deviasyon (burun eğriliği) ameliyatını estetik cerrahi uzmanları mı yapar? Deviasyon yani burun eğriliği durumunda hasta vücuduna yeterince oksijen çekemez ve organlarını oksijen açısından besleyemez. Gece sık sık uyanır, uyku kalitesi ve yaşam kalitesi bozulur. Uyku apnesi dahil çeşitli hastalıklar başgösterebilir. Burun eğrilği ameliyatıyla birlikte burun estetiğinin birlikte yapılması doğru bir adımdır. Estetik cerrahi uzmanları tarafından başarıyla gerçekleştirilen bu iki operasyon tek bir ameliyatta sonuçlandırılmaktadır. Burun eğriliği düzeltmek için burun estetiği planlaması gerekmektedir. Bu da estetik cerrahinin alanına girmektedir. İkinci burun ameliyatı yani revizyon burun ameliyatı hangi durumlarda yapılır? Revizyon burun estetiği ameliyatı, ilk ameliyattan memnun kalınmadığı durumlarda, ilk ameliyatta şekil bozukluklarının tam olarak giderilmediği ve nefes alma kanallarının sağlıklı çalışmadığı durumlarda gerçekleştirilmektedir. Revizyon burun ameliyatı zor mudur? İlk burun estetiği ameliyatına göre daha zordur. Çünkü ilk ameliyatta buruna müdahale edilmiş, iç dokusuyla oynanmıştır. O nedenle daha zor bir ameliyattır. Ancak bu durum revizyon burun estetiği ameliyatında istenilen sonucun alınmasına engel değildir. Revizyon ameliyatında en çok karşılaşılan sorunlardan biri de, burnun istenilen şekle gelmesi için ihtiyaç duyulan dokuların ilk ameliyatta fazlaca çıkartılmasıdır. En çok kıkırdak dokusunda bu durumla karşılaşılmaktadır. Özetle hasta açısından, ameliyat ve iyileşme süreci anlamında eğer kıkırdak nakline gerek yoksa iyileşme sürecinin biraz uzaması dışında bir zorluk sözkonusu değildir. Estetik cerrahi uzmanı açısından ilk ameliyata göre daha güç bir ameliyattır. Revizyon burun ameliyatı olmak istiyorum. Eğer burnumun içinde yeterli doku yoksa istediğim burun şekline kavuşamayacak mıyım? Elbette kavuşacaksınız. Burnunuzda yeterli kıkırdak dokusu yoksa, ihtiyacımızı vücudunuz başka bölgelerinden karşılıyoruz. İlk önce kulak kıkırdak dokusundan burna nakli tercih ediyoruz. Eğer bu bölgede sorun yaşıyorsak kaburga kemiklerinden kıkırdak dokusu alıp buruna naklediyoruz. Op.Dr.Alper Bayraktar'dan ücretsiz muayene randevusu almak için bizi, 0224 233 57 (58) 00 nolu telefondan arayabilir veya yan resimdeki e-randevu hizmetimizden yararlanabilirsiniz.
f9b50d9568bc
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
ÖNSİAD ‘ın haftalık icra ettiği “Kanaat Söyleşileri” programımızda bu hafta Ak Parti İstanbul Milletvekili ve TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Prof.Dr. Burhan Kuzu konuğumuz oldu. Önder İş Dünyası Sanayici ve İşadamları Derneği (ÖNSİAD)’nin geleneksel hale getirdiği “Kanaat Söyleşileri” programımız bu hafta ülkemizin değerli hukukçularından Ak Parti İstanbul Milletvekili ve TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Prof.Dr. Burhan Kuzu, “Başkanlık Sistemi ve Türkiye” başlıklı bir konferans verdi. ÖNSİAD’ın İstanbul Tekstilkent’teki genel merkezinde verilen konferansa, başta ÖNSİAD yönetimi ve üyeleri olmak üzere Tekstilken yönetim kurulu üyeleri ile davetli misafirler katıldı. Program ÖNSİAD Genel Başkanı Rasim Erdoğmuş’un yaptığı açılış konuşmasıyla başladı. ÖNSİAD’ın kuruluş geçmişi hakkında bilgi veren Erdoğmuş, konuşmasının devamında ülkemiz için önemli olan konularda ÖNSİAD’ın durduğu noktayı izah etti. Özellikle Başkanlık Sistemi, Çözüm Süreci ve Yeni anayasa hazırlanmasının önemi üzerinde durdu. BAŞKANLIK SİSTEMİ KAÇINILMAZ Rasim Erdoğmuş, Başkanlık sisteminin artık Türkiye için kaçınılmaz olduğunu belirtirken, neden böyle bir sisteme geçmemiz gerektiğini örnekleriyle açıkladı. Erdoğmuş, sözlerini şöyle sürdürdü. “Demokrasinin yerleştiği ülkelerde güçlü sivil irade vardır ve bu ülkelerde vesayet sistemlerine yer olmaz. Oysa ki zayıf koalisyon hükümetlerinin idare ettiği ülkelerde siyasi istikrar olmadığı gibi ekonomik gelişme de sekteye uğramaktadır. Bu nedenle ÖNSİAD olarak Başkanlık sistemini önemsiyor ve destekliyoruz” dedi. ÇÖZÜM SÜRECİ MUTLAKA BAŞARIYA ULAŞMALIDIR Çözüm sürecinin çok önemli olduğunu ve sürdürülmesi gerektiğini belirten Rasim Erdoğmuş konu hakkındaki görüşlerini şöyle açıkladı. “ Türkiye’nin yaklaşık 40 yılına, 300 milyar dolarlık ekonomik kaybına ve 40 bin cana mal olmuş bu kirli terörün mutlaka sona ermesi gerekir. Bu gerçekleştiği taktirde ülkemiz çok daha büyük bir ivme ile kalkınacaktır. Gencecik evlatlarımız o kutsal hayatlarını ülkemizin gelişmesini için harcayacaktır. ÖNSİAD ülke menfaatini her şeyin üzerinde tutmaktadır. TÜRKİYE ARTIK DARBE ANAYASASI İLE YÖNETİLEMEZ 1980 darbesinin devleti kutsayan anlayışın günümüzde sürdürülemez, öncelik insan olmalıdır diyerek sözlerini sürdüren Başkan Erdoğmuş konuşmasının devamında, artık 21. Yüzyılda darbe anayasalarına yer olmadığını belirtti. “Devletçi anlayışlar geride kaldı. Şeyh Edebali’nin dediği gibi insanı yaşatmalıyız ki devlet yaşasın anlayışıyla insanı öncelememiz gerekir. Yeni anayasa insan odaklı olmalıdır. Kimseyi ötekileştirmeyen, farklılıklarımızı zenginlik olarak gören bir anlayış milli birliğimizin de temelini oluşturacaktır..” Ak Parti İstanbul milletvekili Prof. Dr. Burhan Kuzu, Türkiye Cumhuriyeti’nin siyasi geçmişi hakkında verdiği örneklerle söze başladı.Özellikle İttihat Terakki anlayışının Osmanlı İmparatorluğu’nu nasıl bitirdiğini belirttikten sonra bugünkü muhalefet anlayışı ile İttihat Terakki anlayışı hakkındaki paralelliğe dikkat çekti. CENAZE KALDIRACAK İMAM KALMAMIŞTI Kuzu sözlerini şöyle sürdürdü, “ Bugünkü muhalefet ne yazık ki yüz yıl öncesi yıkıcı ve yabancılaştırıcı anlayışın bir devamı. Milletin değerlerine karşı bir siyaset izliyorlar. Diyorlar ki; İmam Hatipleri chp kurdu, doğrudur CHP kurdu ama mecbur kaldığı için kurdu. Çünkü din eğitimini yasakladıkları için köylerde cenaze kaldıracak imam kalmamıştı.” VESAYETÇİ ANLAYIŞ YILLARCA DEVAM ETTİ Burhan Kuzu, siyasetçilere faaliyet alanlarının daraltıldığını özellikle 1961 anayasası ile bunun legal hale getirildiğini dile getirdi. Kuzu sözlerine şöyle devam etti. “ 1921 anayasası milletten güç alıyordu. Ancak 1924 anayasası ise millete rağmen yapıldı. 1921’deki anayasada devletin dini İslam’dı. Ancak sonraki anayasalarda bu ibare çıkarıldı. İlk serbest seçimlere kadar, yani 1950’ye kadar CHP tek parti iktidarı vardı. Burada bir demokrasiden söz etmek mümkün değil zaten. 1950 seçimlerinde Demokrat Parti iktidara gelince mevcut sistem üzerinden siyaset yaptı ve milletin taleplerine cevap verecek politikalar izlemeye başladı. Üst üste kazanılan seçim başarıları ile Türkiye 10 yılda büyük bir gelişme yaşadı. Bu gelişmeler karşısında artık milletten oy alarak iktidara gelemeyeceğini gören CHP, zinde güçlerle işbirliği yaparak 1960 darbesini yaptılar. Darbe sonrası yapılan anayasada iktidarlara hareket alanı bırakmadılar. Kurulan anayasal yapılarla meclise ait olması gereken yetkileri kurumlar arasında paylaştırdılar”. BAŞKANLIK SİSTEMİ PARLAMENTOSU OLMAYAN BİR SİSTEM DEĞİLDİR Mevcut parlamenter sistem, her zaman siyasi istikrarsızlığı içinde barındırır diyen Kuzu, konuşmasına şu cümlelerle devam etti. “Türkiye 1950’den beri hep tek partinin iktidar olduğu dönemlerde büyümüştür. Artık hedef dünya gelişmişlik sıralamasında ilk 10’a girmektir. Bu ise anacak siyasi istikrar ile mümkündür. Bu parlamenter sistem devam ettiği taktirde koalisyon hükümetleri her zaman ihtimal dahilindedir. Brnim Başkanlık Sistemini sık sık dile getirmemin sebebi bir nevi koruyucu hekimliktir. Hastalık gelmeden önlem alamaktır. Şimdi geçmişte uğradığımız hasarlar iyileşmek üzere, tam iyileşebilmemiz için bir değişikliğe gitmemiz elzemdir.” ÖNCEKİ SİYASİ LİDERLER DE BAŞKANLIK SİSTEMİNİ İSTEMİŞLERDİ Özal, Türkeş ve Demirel’de Başkanlık Sisteminin gerekliliğini söylemişlerdi. Güçlü bir hükümet daha hızlı karar alma ve icraat yapabilme imkanına sahip olur. Oysa ki koalisyonlarda her parti kendi durumuna göre değerlendirme yapar, karar mekanizmaları yavaş çalışır. Gözümüzün önünde koalisyonla idare edilen ülkeler var, İtalya var, Yunanistan var. Onlarca partiden oluşan hükümetlerde istikrar olmuyor. Bizde de yaşandı. 1991 ile 2002 yılları arasında kurulan koalisyon hükümetlerinin ortalama ömrü 16 ay. Bu hükümetler icraat yapabilir mi, yapamazlar. BAŞKANLIK SİSTEMİNDE BAŞKAN ZAYIF AMA İSTİKRAR VE SORUMLULUK VAR Parlamenter sistemde milletvekilleri hür değildir. Kendilerine göre doğru olmasa bile gelecek beklentileri ve başka nedenlerle partileri öyle istediği için kanunlara evet ya da hayır diyebiliyorlar. Başkanlık sisteminde dar bölge sistemi nedeniyle vekiller daha özgür hareket edebilecktir. BAŞKANLIK SİSTEMİNE NEDEN KARŞI ÇIKILIYOR? Türkiye’de Başkanlık sistemine karşı çıkan üç kesim var. Birinci gruptakiler, bilmedikleri için karşı çıkıyorlar. İkinci grup ise küçük parti mensupları. Çünkü bu seçimde küçük partiler varlığını sürdüremez. İktidar olma ihtimalleri kalmaz. Üçüncü grup ise sol kesim. Türkiye’nin siyasi tercih dağılımı genellikle yüzde 65 sağ, yüzde 35 sol kesimdir. Dolayısıyla sol Başkanlık Sistemi olduğu taktirde yüzde 50’liyi aşan parti iktidar olacaktır. Sol kesimin yüzdelik payı dikkate alındığında mevcut politikalarla yüzde 50 alma ihtimali zayıf. Başkanlık Sistemi olduğu taktirde eğer sol kesim iktidar olmak istiyorsa millete daha yakın olmak zorunda kalacaktır. Aslında bu sağlıklı bir durum olacaktır. TÜRK TİPİ BAŞKANLIK SİTEMİ SİSTEMİ Bazı siyasiler Başkanlık Sistemini diktatörlük, sultanlık gibi kavramlarla eleştiriyor. Ancak bu sistem ne bir diktatörlüğe gider ne de sultanlığa. Çünkü bu sistemde tam bir kuvvetler ayrılığı söz konusudur. Başkanlık siteminde iki hususa dikkat etmek gerekir. Yasama, başkanın icraatını engelleyebilir. ABD.’de olduğu gibi. Birkaç yıl önce Başkan Obama kongreden yetki alamadığı için maaşları ödeyemez duruma düşmüştü. Bu ihtimali ortadan kaldırmak için Başkana belli süreler için KHK çıkarma yetkisi verilmelidir. Diğer bir husus ise Başkan’ın kabul edilemeyecek adımlarını engelleme yetkisi. Bunun için de parlamentoya fesih ve seçime gitme yönünde karar alma yetkisi verilmelidir. ÖNSİAD GÜZEL BİR ADIM Burhan Kuzu, konuşmasında ÖNSİAD gibi STK’ların demokrasi için vazgeçilmez olduğunu belirterek, ülkemizin daha ileri hedeflere ulaşabilmesi için her birimizin çok çalışması gerektiğini belirterek konuşmasını tamamladı. Program, günün anısına plaket takdimi ve toplu fotoğraf çekimiyle son buldu. Birlikte kazanmak ve yürekten paylaşmak için... Sermayenin vicdanına sesleniş Işıldayın diye işinize can katar İş hayatının ahlak öncüsü Bir adımda yüz adımlık yol için Yeni Türkiye’nin yeni yüzü
9a6710b08416
[ "culturax", "fineweb2", "hplt2" ]
Bu ayda bebeğinizin duyuları birbirine uyumlu hale gelmeye başlar. Duyduğu seslere doğru bakar ve sesin nereden geldiğini anlamaya çalışır. Bu dönemde bebekler insan sesine bayılırlar. Konuşan ya da şarkı söyleyen insan sesini duyunca emmeyi bırakıp dinlemeyi tercih ederler. Mümkün olduğunca onunla konuşun. Sizinle iletişim kurabilmesi için bu etkileşimler çok önemlidir. İkinci ayda bebeğinizin gelişimine yapacağınız en önemli katkı ona sevginizi göstermenizdir. Bebeğinizin normal gelişimi için sizin varlığınızı hissetmesi çok önemlidir. Fiziksel olarak sizi hissetmesini sağlayın. Günlük işlerinizi yaparken, onun zihinsel gelişimini geliştirmek için çeşitli yollarla, farklılıklar yaratabilirsiniz. Onu neyin ağlattığını, neyin mutlu ettiğini anlamaya çalışın. Acıktığında ya da huzursuz olduğunda, ağlayarak haber verir. Rahat ve mutlu olduğunda hafif sesler çıkarır. Daha uzun süreler uyanık kalır. Etrafıyla ilgilenmeye, keşiflere başlar, her şeyi ağzına götürür. Artık reflekslerini daha iyi kontrol edebilir. Ona bakabileceği bir şey verin. 180 derece açıda olan eşyaları izleyebilir. En çok yüzlere ve gözlere bakar. Bu nedenden dolayı annenin bebekle göz teması kurması sosyal gelişim açısından çok önemlidir.
09be54452d78
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Beşinci ayda bebeğiniz kendini keşfetmeye başlar. Herşeyi tanımak için ağzına götürür. Elleriyle oynar, parmaklarını inceler. Ayaklarını, parmaklarını ve cinsel organını tanımaya çalışır. Bu keşfi kendine dokunarak yapar. Cinsel organını keşfetmeye başladığında genelde anne babalar bu durumdan çok hoşnut olmaz. Engel olmaya çalışırlar. Fakat bu yanlış bir yaklaşımdır. Bebeğinizin kendisini tanımasına izin verin. Hatta ona yardımcı olun, organlarının isimlerini söyleyerek ona anlatın. Aranızdaki diyaloğu geliştirin. Zaman ilerledikçe bebeğiniz daha bir sosyalleşmeye başlar ve eğlenceli zamanlar da bununla birlikte çoğalır. Bebeğiniz artık daha çok ses çıkarmaya, “Agular” yapmaya da başlar. Dilini çıkarır, tükürür. Artık daha çok hareketi taklit etmeye başlar. Daha belirgin şekilde sesli tepkiler verir.
08f817b0d2be
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Yazar: Erdal Budak, Ahmet Akbaş Özellikler: 136 s. 2. Hamur Açıklama: Anne babalar çocukları sayesinde mimardırlar. Evet çocuklarıdır ki anne babalarına mimar olma sansını tanırlar. Böyle bir imkanı kendilerine bahçeden ailelerin borçlarını ödemelerinin bir yolu var çocuklarına: Onlar iyi bir sanat eseri olarak inşa etmek. Peki, nasıl olur bu? Elbette bilinçli bir eğitimci olmakla... Anne ve babaların buna en az öğretmenler kadar ihtiyaçları vardır. (Arka Kapak) 0-6 yaşları arası çocuklar okula gitmeseler de,‘aile okulu’nda okuyor sayılırlar. Aile çocuğun hem ilk okulu, hem de hayatı boyunca beraberinde taşıyacağı değer ve tutumların kazanıldığı yerdir. Erdal Budak ve Ahmet Akbafl’ın hazırladığı‘okul öncesi çocuğun gelişlimi ve eğitimi kitabı bebeklik ve ilk çocukluk dönemindeki gelişim aşlamalarını bedensel, duygusal, zihinsel, motor, dil, toplumsal, ahlaki gelişim açısından değerlendiriyor. Çocuklarımızı daha iyi tanıyıp, anlamamızı sağlayacak kitap kafamıza takılan sorulara cevap verirken, yaşllara göre çocukların genel özelliklerini de liste halinde sunuyor! (Tanıtım Bülteninden)
c85c25e92fb9
[ "fineweb2", "hplt2" ]
4 Ocak 2010 Pazartesi "17:45 seansında sarkma oldu,film 18:15 reklamsız direk başlayacak,iyi seyirler efedim." dedi girişteki eleman,birinci dakikadan yedik golü,bekleme salonunun kalabalıklığıyla oturacak yer olmadığını görünce bir anda 2-0 yenik duruma düştüm,boşta ki masaj koltuğunu gözüme kestirdim,yenilcez ama ezilmeyeceğiz diyip koltuğa hareketlenen hatunlardan önce kaptım,elimdeki Penguen'i okuyarak zamanı eritmeye başladım.Derken bir süre sonra filmin oynanacağı 5 numerolu salonun kapısı açıldı,içeriden ilk olarak Geniş Aile dizisinin isyankar ergeni Zekai'yi canlandıran Bora Akkaş gözleri mahmur,kız arkadaşına bıcır bıcır bir şeyler anlatarak çıktı,onları gene aynı dizide Zekai'nin manitasının abisi Kunter'i canlandıran Ahmet Canalıoğlu çıktı,onunda gözler mahmur onunda kol manitalı.İçeriden çıkanların gözlerdeki değişikliği fark eden birisinin arkadan "Bizimde mi gözler böyle olacak" dediğini duydum girişteki kuyruğa yöneldim.Salona girdik,devasa İ-Max perdesine yakışan bir kalabalıkla salon tamamen doluydu,gözlükler takıldı ve film başladı... Film hakkında uzun uzun spoiler içeren yazılar yazmaya ya da "Tam bir görsel şölen" şeklinde Kanal D ağızları yapmayada gerek yok,filme bilet aldığımda az çok neyle karşılaşacığımı tahmin etmiştim ve görselliğin gerçekten farklı olduğunu zaten duymuşsunuzdur,fekat görselliğiyle olağanüstü bir farklılık yaratan Cameron'ın seyirciye sunduğu öyküyle bir o kadar sıradanlaşması beni az da olsa hayal kırıklığına uğrattı.Sürekli finaline dair ipuçları veren filmin,yeni dünyalar keşfi ile Pocahontas'a,beyaz adamın aç gözlü tavrı ile yerel zenginlikler için yerlilerin arasına sızması 99 yapımı animasyon Tarzan'a,verilen özgürlük savaşıda Breveheart'tan günümüze kadar yapılmış tüm özgürlük içeren savaş filmlerine benziyor.Cinsiyet rollerinin değiştiği bir Tarzan izlediğimiz hissi veren filmin klişe adamının gene Tarzan filminin kötü adamı olan Mr.Clayton'a benzerliğide bir başka aynılık tadı veren durum.3 boyutlu olması nedeniyle seçilen çekim planları,yaratılan Avatar evreni ve değişik bir deneyim olmasının verdiği heyecan filmin artılarıydı,izleyecekseniz muhakkak 3 boyutlu gösterim yapan bir salonu tercih edin,yoksa 3 saat boyunca ofsaytla sonlandırılmış gol sevinci yaşarsınız... Şimdi bu film ile dünya sineması,daha doğrusu o bütçede film çekebilecek Hollywood sinemasının önünde iki yol var,ya bu teknolojiyi güzel değerlendirip Batman Dark Knight gibi hem öyküsü,hem de görselliği şahane sağlam filmler çekecekler ya da sadece görselliğin öne çıktığı bol efekt vaat etmesi dışında boş olan Roland Emmerich filmleri çekecekler.Üzülerek ikinci yolun tercih edileceğini bilmek için Nostradamus olmaya gerek yok diyorum ama genede bekleyip görelim. Film bitti,gözler 3 saat gözlük takmanın etkisiyle bir önceki seansta çıkanlar gibi oldu,etrafıma bakındım,hala filmin etkisinde olduğu belli suskun kişilerle,"Adam aşmış yeaa" diyen genç kişileri dair herkeste bir şaşırmışlık,"Cameron'dan Titanik'ten sonra bir baş yapıt daha..." dediğini gördüğüm elinde telefonu,altında Adidas eşortmanı ile alışveriş merkezlerini kendilerine ikamet alanı olarak belirleyen tiki cinsi insanın erkeğini duydum tam oldu.Salodan çıktık "Bizim gözlerimizde böyle olacak ha" diyen heriften,Tarabyaüstü otobüsüne binmem 20 dakikamı aldı.Az önce Navi'lerin insanlara karşı evlerini korumak adına verdikleri destansı savaşa tanık olurken,çok kısa bir süre sonra sıkışık belediye otobüsü ritüeli olan "Arkaya doğru ilerleyelim beyler,orta taraf bir adım atabilirsek" diye seslenen bıyıklı abiler görmek "İşte gerçeklik bu bebeğim" dedirtti,filmi yaşamayı sevenlerinize tavsiye etmediğim bir gerçeklik,kültür şoku gibi lan! Filmle ilgili notlar: -Sürekli özgürlük duygusunu bu kadar yücelten bir toplumun devletinin,en büyük özgürlük karşıtı olması "Bugün İroni için ne yaptın" sorusunun cevabı olabilir! -Navi'lerin birbilerine halk arasında Apaçi diye tarif edilen az gelişmiş insan türlerinin birbirlerine hitap ettiği şekil olan "Kardeşiiim naber" şeklinde sürekli "kardeşim"li hitap etmesi... -Gene bu navilerin çoluğun çocuğun ortasınsa dal toşak gezmesi,bir allahın kulununda "Hooop aile var!" dememsi,ilginç şeyler hep... -O değilde nolucak bu Zoe Saldana'nın hali,hangi filmde oynasa başka türlerle takılıyor.Star Trek'te insandı Vulcan'lı Spock'la takılıyordu,bu filmde Navi,insan Jake ile takılıyor! -Jake Sully ve Neytiri'nin ilk birebir karşılaşmasında Neytiri için içimden "Hükümet gibi kadın lan" diye geçirdim evet. -Klişelerle yaşadığımızın bir örneği,yıllardır basmakalıp bir şekilde tabu gibi önümüze sunulan "X filminin güzeli" cümlesi,Zoe Saldana içinde kullanılmış,ulan hatunun bu fimlde ne güzelliğini gördün,mavi 3 metrelik bir Navi yaratığıydı o ayrıca seni donunda sallar:) -Cameron'ın bir sonraki rekorluk filmine kadar,rekor Avatar'da kalır. -Hadi eyvallah 1 yorum: - phis_joux dedi ki... WeB Tasarımı 1) Sizin Kendi Bir Web Siteniz Var Vede Tasarımınımı Değiştirmek İstiyorsunuz Ozaman Tam Yerinizdesiniz... Tasarımınızı Yapalım Vede Size 1 Ay Tasarım Garantisi Veriyoruz... Tasarımınızda Bir Sıkıntı Olursa Direk Bize Ulaşıyorsunuz.. 2) İşyeriniz Veya Kişiselliğiniz (vb..) İçin Bir Web Sitesimi Açtırmak İstiyorsunuz Web Sitenizi Açıyoruz Tasarımınıda Ücretsiz Yapıyor Vede Üstelik 2 Ayda Garanti Veriyoruz Yok Ben Sitemden Paramı Kazanmak İstiyorum Diyorsunuz Tamam Onuda Yaparız Yeterki Siz İsteyin Sitenize Nakadar Kişi Girer Vede Nakadar Çok Reklamlara Tıklarsa Size Okadar Para Gelmektedir Lazım Olanlar ( Banka Hesabı ) Başka Hiçbirşey Gerekmiyor Bukadar Kolay Oturdugunuz Yerden Para Kazanıyorsunuz Sizede Her Ay Paranızı Çekip Gezmek Kalıyor ... 3) Sohbet siteleri açmaktayız En güzel sohbetler sizin sitenizde olsun..! Domain Alanları : www.ornek.tr.cx & www.ornek.tr.gg & www.ornek.ile.biz & www.ornek.yiz.biz & www.ornek.liyiz.biz Vede .Com .Net gibi Domainler... Fiyatlarımızı Öğrenmek & Daha Detaylı Bilgi Almak İçin Bizimle İletişime Geçiniz.. WwW.MiSoBiLiSiM.Tr.Gg & WwW.MiSoBiLiSiM.iLe.BiZ & WwW.MiSoBiLiSiM.Tr.Cx E-Mail : phis_jojux@hotmail.com E-Mail : phis_jojux@windowslive.com - 4 Ocak 2010 14:26
242d0890cad6
[ "c4", "culturax", "hplt2" ]
Orjinal Adı: Providence Yorum: Seri Bilgisi: Providence #1 GoodReads Puanı: 4.07 Türkçe Yayın: Yabancı Yayınları Sayfa Sayısı: 504 Çeviri: Nergis Karababa Satın almak için: Kitap Sihirbazı Araf dur-kalk, dur-kalk moduyla sonunda bitti. Ama sakın beğenmediğimden ya da sıkıldığımdan sanmayın. Yoğun iş tempom sadece kitabı okumama engel oldu. Ama onun dışında kitap gayet iyiydi. Hatta dürüst olmak gerekirse bu kadar iyi çıkacağını da düşünmemiştim. Genellikle yapılan yorumlar bende hep ters tepki yapar. Fakat bu sefer yorumlar beni okuma konusunda teşvik etti ki iyi ki etti de diyorum. Nina ve Jared, Anna ve Trevis kadar olmasa da yine de iki sevimli karakterdi. Kimileri Nina'yı biraz alık ve aşırı 'hevesli' bulsa da bence kitap tam olması gerektiği gibiydi. Ne bir eksik ne bir fazla. Gerçi kitabı okurken bence kitabın fastastikliğine pek de takılmayın. Zira bence fantastikliğin 'f' si bile yoktu kitapta. Evet karakterimiz yarı melek olabilir fakat sadece bu öğe bence kitabı fantastik yapamaz,yapmamalı. Yeni tek bir nokta kitabı fantastik yapacaksa o zaman Nina'nın peşindekiler yüzünden de kitabı polisiye olarak görmemiz gerekir. Kitap sonuç itibariyle benden geçer not aldı. Konu olarak ve işleyiş olarak gayet iyidi. Hatta bir ara bittiğinde nasıl ya dedim. Nasıl biter, tam ısınmıştım. Kitabın devamını ve Nina ile Jered'ın evli hallerini okumak için sabırsızlanıyorum. Umarım bir an önce çıkarlar da bende onlardan ve aşklarından fazla uzak kalmam. Not: Sadece bana mı kitap yer yer Twilight serine benzer gibi geldi anlamadım. :( Puan: * * * IŞIĞIN OLDUĞU YERDE, KARANLIK DA VARDIR. Nina, babasının ölümüyle kendisini Providenceta varlığından hiç haberdar olmadığı bambaşka bir dünyanın içinde bulur. Babasının cenazesinin olduğu gün otobüs durağında tesadüfen karşılaştığına inandığı çekici, karşı konulamaz Jared ile yakınlaşmasıysa Ninanın hayatını tamamen altüst eder. Jared ile Ninanın birbirlerine âşık olmaları işleri tamamen zora sokar. Jared, Ninayı sadece babasının düşmanları olan insanlardan değil, kendi soyundan olan yarı meleklerle Cehennemdeki Şeytanlardan da korumak zorunda kalır. Jared ile Ninanın birlikte olabilmek için kaderlerine karşı gelip düşmanlarını alt etmeleri gerekir. Tatlı Bela ve Ayaklı Bela romanlarıyla olay yaratan Jamie McGuire, bu kez farklı bir seriyle karşımıza çıkıyor. Providence üçlemesinin ilk romanı Araf, devamını merakla bekleyeceğiniz fantastik bir aşka sahne oluyor.
5656cff4c3bc
[ "fineweb2", "hplt2" ]
İnternet Dünyasında Yeni Düzenlemeler İnternete karşı olarak yapılan yeni düzenlenmeler, hem internet kullanıcılarına hem de bizler gibi web tasarımı şirketlerine birçok yük getirmektedir. Torba yasa kapsamında d Tekser A.Ş. Web Tasarımı Projesi için Atamedya'yı Seçti Akaryakıt istasyonlarının pompalarının tüm ihtiyaçlarını ve bakımını gerçekleştiren, sektörünün lider şirketi Tekser A.Ş. nin web tasarımı ihalesini başarı ile almış bulunmakt 2015 te Tabletler Bilgisayarları Geçeçek ! 2015 te tabletler bilgisayarları geçeçek Akıllı telefonların icadı ile çığ gibi büyüyen mobil cihazlara ilginin gün geçtikçe daha da fazlalaştığını gözlemliyoruz. Tüm dünyadaki istatistik verilerin gösterdiği hedef doğrultusuna baktığımız zaman 2015 yı %100 Para İadesi Sadece Atamedya 'da % 100 para iadesi sadece Ata Medya'da Tüm internet projelerinizde % 100 para iadesi garantisi veriyoruz. Her konuştuğumuz yeni müşteri adayında karşımıza çıkan en önemli konu, hep dolandırıldık cümlesi olmuştur. Hiç bir şekilde hak etmediğimiz Herşey Tam Olmalı Herşey Tam Olmalı Günümüz teknolojisinin en önemli reklam ve bulunabilme aracı internette kurumsal bir web tasarımına sahip olmamız gerekmektedir. Bu konuda tüm şirketlerin en büyük problemlerinden bir sürekliliktir. Ata Medya bu soruna bir çözüm g 2012 nin En İyİlerİ Ödülüne Ata Medya Sektörel Başarısı ile layık görüldü. Bir ödül daha... 2012 nin En İyileri Ödülüne Ata Medya Sektörel Başarısı ile layık görüldü. 20 Nisan 2013 te Wow İstanbul Hotel Convention Center da düzenlenen ödül törenine kurumumuzdan katılan Genel Müdürümüz Sayın İbrahim AYDIN, Genel Koordina Teşekkürler Arkadaşlar, Teşekkürler İbrahim ÖZKAN... Teşekkürler Arkadaşlar, Teşekkürler İbrahim ÖZKAN... Biz dahil tüm şirketlerin internetten beklentisi olan arama motorlarında üst sıralarda bulunmaktır. Profesyonel web tasarımı site haritası Her zaman teklif istemek için kullanılan söylenmesi gereken veya alınması gereken hizmetlerin genelini aşağıda maddeler halinde belirttik. Bir proje için teklif istemeden önce aşağıdaki listede belirlenen madd İmasan yayın hayatına Ata Medya ile devam ediyor! 1988 yılından bu yana uluslararası iş ticaretinde gelişerek büyümeye devam eden İmasan Makine web tasarımda yayın hayatına Ata Medya ile devam ediyor. İmasan Makine ve Kimyevi Maddeler San. Tic. Ltd. Şti. 1988 yılında uluslararası iş ticaretimize; a
b1d10fb25e2d
[ "c4", "hplt2" ]
İlk şey, bunu bir probleme dönüştürme. Eğer bunu gerçekten çözmek istiyorsan bunu bir problem haline getirme. Onu bir kez problem haline getirirsen onun bir çözümü olmaz. Bu paradoksal gözükecektir ama söylediğim şey şudur: Onu kabul et, bunda yanlış hiçbir şey yok. Bunda yanlış bir şey olduğu sadece toplumsal bir fikirdir ama bunda yanlış hiçbir şey yoktur. En azından birisine çekim hissetmen iyidir. Bu yüzden ilk olarak onu kabul et, onu reddetme; aksi takdirde onu asla çözemeyeceksin. Kabullenme sayesinde onun kaybolma olasılığı vardır. Bunu ne kadar reddedersen o kadar erkeklere çekim hissedeceksin çünkü reddedilen her şey çekim yaratır. Onu yaşa ve kaybolacak. Eşcinsellik bir kadın ve bir erkeğin gelişmesinde gerekli bir aşamadır. Primal terapisti haklı gibi görünüyor: Sen ikinci aşamada takılmışsın. Bunda yanlış olan hiçbir şey yoktur. Onun ötesine geçebilirsin ama sadece onun içinden geçebilirsin. Bu nedenle homoseksüellikle ilgili tüm tavırlardan vazgeç; bu, yüzyılların propagandasından başka bir şey değildir. Bunda yanlış olan hiçbir şey yok, bu bir günah değil. Ve eğer onu kabul edebilirsen, o zaman doğal olarak onun dışına doğru gelişeceksin ve kadınlarla ilgilenmeye başlayacaksın ama bunun içinden geçmek zorundasın. Annenin, annelerin her zaman olduğu gibi, daha baskın olması ihtimali var. Kılıbık koca olmayan bir erkek bulmak çok zordur, çok enderdir. Aslında bu olmaz ve şayet bir tane bulursan o zaman bu, kaideyi bozmayan bir istisnadan başka bir şey değildir. Bunun nedenleri vardır, bunun için psikolojik nedenler vardır. Erkek dünyada sürekli kavga eder, böylelikle onun erkek enerjisi tükenir. Eve geldiği zaman o kadınsı olmak ister. O erkeksi saldırganlığından çıkıp dinginleşmek ister. Ofiste, fabrikada, pazar yerinde, politikada, her yerde o, dövüşüyor ve dövüşüyor. Evde o savaşmak istemez, dinlenmek ister çünkü yarın yeniden dünya başlayacaktır. Bu yüzden eve girdiği anda o kadınsı hale geçer. Tüm gün boyunca kadın dişildir, hiç kavga etmez; kavga edecek hiç kime yoktu. O bir kadın olmaktan yorgundur ve mutfak ve her şey ve çocuklar. O birazcık saldırganlığın ve kavganın ve dırdır etmenin tadını çıkarmak ister. Ve zavallı koca oradadır. Bu yüzden kadın erkeksileşir ve koca kadınsı hale geçer; kılıbıklığın temelinde yatan tüm şey budur. Fakat çocuklar sorun yaşar: Onlar annenin hükmettiğini görür; onlar baba için üzülür ve babaları için duydukları sempati yüzünden onu sevmek isterler. Fakat onlar sevemezler; annenin karşısına çıkamazlar. Baba bile anneye karşı çıkamaz, onlar nasıl çıksın? Derinde onlar anneye direnirler; baskıcı anne tiksindirici hale gelir ve bu, onların kadınlıkla ilgili yaşadıkları ilk deneyimleridir. Sonradan ne zaman kadınlarla olurlarsa korkacaklardır; o yeniden anneyi ortaya çıkaracaktır. O hükmedecektir, o dırdır edecektir, o kudretli olacaktır. Senin korkun budur. Ve sen hala babana sempati duyuyorsun. Zavallı yaşlı adamın asla söz hakkı olmadı. Babaya olan bu sempati yüzünden sen erkeklere daha çok çekim hissediyorsun. Ancak, bu şey bir problem olarak düşünülmemelidir, bunun içinden geçmelisin. Bundan keyif almaya başla ve bunun için suçlu hissetme. Kısa süre sonra şaşıracaksın; içinde kadınlar için büyük bir arzu yükselecek. Çünkü bir erkek için çekim hissetmek bir şeydir ama bir erkek tarafından tatmin edilmek imkansızdır. Doyum, karşı kutba ihtiyaç duyar çünkü karşı kutup tamamlar. Bir erkekle iyi hissedebilirsin ama iyi hissetmek bir şeydir ve derinleşmek, yürekten bir sevgi bambaşka bir şeydir. Mutlu hissedebilirsin ama mutlu hissetmek bir şeydir ve kendinden geçecek kadar mutlu olmak bambaşka bir şeydir. Kendinden geçiş sadece eril ve dişil enerjiler buluştuğunda mümkündür, fakat kendinden geçiş her zaman kendi gölgesini getirir; ıstırap. Korku budur. Sen çok fazla ıstırap görmüşsündür ve korkuyorsun. Ancak, kendinden geçecek kadar mutlu olmak o kadar güzeldir ki tüm bu ıstıraba – kavgaya, çatışmaya – değer. Erkekler daha iyi arkadaşlardır, hatırla; erkek ve kadın asla arkadaş değillerdir. Sevgililer düşmandırlar ama asla arkadaş değillerdir. Aslında sevgililer ve düşmanlar, asla dost değiller. Erkekler çok iyi arkadaştırlar. Kadınlar nasıl dost olunacağını bilmezler. Kadınlar için başka kadınları sevmek zordur. Onlar birbirlerini çok iyi tanırlar. Aslında onlar birbirleri hakkında fazlasıyla şey biliyorlardır. Ancak, erkekler çok dostçadır ve homoseksüeller gerçekten neşeli insanlardır çünkü ıstırap yoktur … ama kendinden geçecek kadar mutluluk da yoktur. Kişi riske girmeli ve bedelini ödemelidir. Benim önerim, bunu kabul et ve kısa süre sonra onun ötesine geçeceksin. O zaman zıt kutbu keşfetmeye başlayacaksın; kadın. Bu keşfedilmek zorundadır, bu gelişimin parçasıdır. Erkek kadını keşfetmek zorundadır, kadın erkeği keşfetmek zorundadır. Ve bu keşfin derinliklerine indikçe daha çok kendinden geçiş ortaya çıkacaktır ve daha çok ıstırap olasılığı da orada olacaktır. Onlar birlikte giderler, onlar birbirlerini dengelerler. Erkek erkeğe bir ilişki daha konforludur, daha kullanışlıdır; daha çok anlayış vardır. Bir kadın erkek ilişkisi her zaman gürültülü patırtılıdır, daha az anlayış vardır çünkü onlar o kadar ayrı dünyaların insanlarıdır. Nasıl birbirlerini anlayabilirler? Hiçbir erkek kadını anlamaz, hiçbir kadın erkeği anlamaz ve onların birlikte olmalarının güzelliği buradadır. Gizemi bu yaratır … anlayışsızlığı da. Fakat önce bunu kabul et, direncini bırak ve kısa süre içinde onun ötesine geçebileceksin. Ne zaman benzer tipte bedenler ve zihinler birbirine uyum sağlamaya çalışırsa bu sapıklıktır. Bu yüzden homoseksüelliğin bir sapkınlık olduğunu söylüyorum. Batı’da artık bu giderek daha çok yaygınlaşıyor. şimdi homoseksüeller ilerlediklerini düşünüyorlar; onların kulüpleri, siyasi partileri, kuruluşları, dergileri, propagandası, her şeyi var. Ve onların sayıları artıyor, belli ülkelerde yüzde kırklara kadar yaklaşmışlardır. Er ya da geç homoseksüellik her tarafta bir model olacak, normal bir model haline gelecek. Artık Amerika’daki belli eyaletlerde homoseksüel evliliğe bile izin veriliyor. Eğer insanlar ısrar ederse buna izin vermek zorundasın çünkü devletler insanlara hizmet etmek zorundadır. şayet iki erkek evlilik içerisinde beraber yaşamak isterse, buna engel olmak hiç kimseye düşmez. Bu iyidir. Eğer iki kadın birlikte yaşamak, evlenmek isterse kimse karışamaz. Bu onların kendi meselesidir. Ancak, bu temelde bilimsel değildir. Bu onlara kalmıştır ama bilimsel değildir. Bu onların kendi meselesidir ve hiç kimsenin müdahil olmasına ihtiyaç yoktur ama onların zihinleri insan enerjisinin temel kalıpları ve onun hareketi hakkında aydınlanmamıştır. Eşcinseller manevi olarak gelişemezler, bu çok zordur. Onların enerjilerinin tüm hareket kalıbı bozulmuştur. Tüm mekanizma şoka uğramıştır, saptırılmıştır. Ve artık eşcinsellik dünyada çok fazla gelişecek olursa çok farklı, daha önceden bilinmeyen teknikler, onların meditasyona doğru yönelmelerine yardımcı olmak için, geliştirilmesi gerekecektir. Ordudaki on yıldan sonra erkekler tıbbi kontrole gönderilmişlerdi. Askerler elbiselerini çıkarttılar ve doktorun muayenehanesine teker teker girdiler. Doktor, stetoskobunu ilk adamın göğsüne koyar ve “Sophia Loren” der. Adamın kalbi hızla çarpar: “Buum! Buum! Buum!” “Raquel Welch” der doktor: “Buum! Buum! Buum!” “Karın,” der doktor: “Bum!” “Gayet normal,” diye söyler doktor. “Git ve şurada dur.” Diğer adam da aynı şekilde muayene edilir. “Marilyn Monroe” der doktor: “Buum! Buum! Buum!” “Karın,” der doktor: Tam bir sessizlik. “İyi, git ve diğer adamın yanında dur,” der doktor. Bir sonraki adam muayene için gelir. “Sophia Loren” der doktor: “bum… bum… bum…” “Bridget Bardot” diye dener doktor: “bum… bum… bum…” “Karın,” der doktor: “… bum” “Garip!” der doktor, “Ama yine de gayet normalsin. Neyse, git ve diğer erkeklerin yanında dur: “Buuum! Buuum! Buuum! Buuum!”
5d7f58b37c5c
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Soru: Pornografi nedir ve neden vardır? Dini eğitim, kilise okulu yüzünden olmalı; aksi takdirde pornografi ile ilgilenmeye gerek yoktur. Gerçek olana karşı olduğunda, hayal kurmaya başlarsın. Dini eğitim yeryüzünden silindiğinde pornografi ölecektir. O bundan önce ölemez. Bu çok paradoksal gözükür: Playboy gibi dergiler, sadece Vatikan’ın desteği ile var olur. Papa olmadan Playboy dergisi olamaz; o var olamaz. Onun var olması için hiçbir neden olmayacak. Onun arkasında din adamı vardır. Canlı insanlar buradayken niçin pornografi ile ilgilenesin ve canlı insanlara bakmak çok güzeldir. Çıplak bir ağaç resmi senin ilgini çekmez, değil mi? Çünkü tüm ağaçlar çıplaktır. Sadece şunu yaparsan: Tüm ağaçları kapat ve er ya da geç, el altından dolaşan çıplak ağaç dergileri bulacaksın. Ve insanlar onları İncil’lerinin içine koyup okuyacaklar ve onlara bakıp keyif alacaklar. Dene ve göreceksin. Pornografi sadece insanlar çıplaklıklarını doğal olarak kabul ettiklerinde kalkabilir. Kedileri ve köpekleri, aslanları ve kaplanları resimlerinde çıplak görmek istemiyorsun. Onlar çıplak! Aslında bir köpek yanından geçtiğinde bu gerçeğin farkına bile varmıyorsun, onun çıplak olduğunu görmüyorsun bile. Duyduğuma göre İngiltere’de köpeklerine elbise giydiren bazı bayanlar varmış. Korkuyorlar, köpeğin çıplaklığı birtakım manevi, dini ruhları rahatsız edebilir. Bertrand Russel’ın otobiyografisinde yazmış olduğu bir şeyi okumuştum: Onun çocukluk yılları Victoria dönemiydi. Sandalyelerin bile bacakları örtülmüştü, çünkü onlar bacaktı. Erkeğin doğal olmasına izin ver ve pornografi kaybolur. Bırak insanlar çıplak olsun… Ofislerinde çıplak oturmak zorunda değiller, bu kadar ileri gitmeye gerek yok; ancak, sahillerde, nehir kıyılarında ya da dinlenirlerken, evlerinde rahatlamışlarken, bahçelerinde güneş altında dinlenirken onlar çıplak olmalılar! Bırak çocuklar çıplak anne ve babanın etrafında, çıplak bir şekilde oyun oynasın. Pornografi ortadan kalkar. Playboy dergisine kim ne için bakacak? Bir şey mahrum bırakılmıştır, doğal bazı meraklar engellendiği için pornografi vardır… İçindeki din adamından kurtul, elveda de. Ansızın pornografinin kaybolduğunu göreceksin. Bilinçaltındaki din adamını öldür ve varlığının içinde çok büyük bir değişimin gerçekleştiğini göreceksin. Daha çok bir arada olacaksın. Kitabı indirimli sipariş etmek için burayı tıklayabilirsiniz
9b80cb9a9873
[ "c4", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
Şimdi matematik bilginizi konuşturmanın tam zamanıdır. Matematiğin iyi diyorsanız Niloya ile Çıkarma İşlemi yapmaya hazır mısınız? Oyunumuzda her türlü çeşitli sayılar çıkabilir. Büyük küçük yani çoğu tür sayılar çıkmaktadır. 4 adet kapı ve size verilen bir soru olacaktır. Kapıların üzerinde bir sayı olacaktır. Doğru kapıyı açmanız için 1 kere deneme hakkınız vardır. 10 soru verildiğinden 10 tanesini de doğru bilirseniz iyi bir matematik ustası olduğunuzu göstermiş olacaksınız. Doğru cevap verdiğiniz kapı açılacaktır ve tekrar kapanacaktır. Kapandıktan sonra farklı bir soruya otomatik olarak geçiş yapacak ve o kapıda da değişik sayı bulunacaktır. Bu işlemleri yaparken tüm kontrolleri Fare ile yapacaksınız. Soru değiştikçe ve siz doğru bildikçe çıkan sorularda haliyle zorlaşacaktır. Eğer beklenilen ilgiyi görürse kısa süre içerisinde diğer matematiksel işlemleri de sizlere aktararak öğrenmenize katkıda bulunacağız.
9e22d5f6ca5c
[ "fineweb2", "hplt2" ]
12 Nisan 2014 Cumartesi Diktiğim İlk Elbisemi Giydim! Dikiş kursuna başlarken kendime çeşit çeşit elbiseler dikmeye kararlıydım. Yaptım da. Ama giymek her zaman kısmet olmuyor. 2 sene önce iş arkadaşlarımdan üçü bir ay içinde evlendi. O zaman anladım ki dolabımda düğünlerde giyilebilecek 1 tane kıyafetim yokmuş:) İş kıyafetim var, sportif kıyafetlerim var ama özel bir akşamda giyecek hiç bir şeyim yok!!! O zaman fıldır fıldır kıyafet aradım. Kim aradığını bulabilmiş ki ben bulabileyim :((( İşte dikişe başlama sebeplerimden biri de bu... Ve ilk kıyafetimi diktiğimde işte o an onu giydiğimde artık önümde hiç bir şey duramazdı... (kpss sınavı hariç) Dün akşam bir düğü vardı ve kıyafetimi 2. kez giydim( birincisini kursa giderken giymiştim.). Bence harika oldu!!! Not: Fotoğraflar cep telefonundan çekildiği için kötü kusuruma bakmayın :)) Diktiğim bu elbise ile ilgili postum için : http://magbelblog.blogspot.com.tr/2013/03/diktigim-ilk-elbise.html Gönderen Özlem Akyüz zaman: 12.4.14 Etiketler: ben diktim, dikiş, dikiş kursu, düğün, düğün elbisesi, ekbise, elbise dikmek, gece kıyafeti, giydim, kışlık, kışlık elbise, kurs, ne, ne giydim Kaydol: Kayıtlar (Atom)
5f9e7062edc9
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Bize her gün sevgililer günü ;) Kış ortasına en toz pembe günü; sevgililer gününü koymuşlar. ‘Biz sevgililer gününü kutlamıyoruz’culardan olsak da olmasak da seviyoruz işte düşünülmeyi. Hadi itiraf edelim 😉 Bir buket çiçekle, bir tatlı küçük notla, bir öpücükle ya da anlamlı bir hediyeyle. Sevdiceğim elinde durduk yere çiçeklerle, küçük notlarla gelse o da tamam da, işte bazen birinin hatırlatması gerekiyor, o ulvi görev de önemli günler ve haftalara düşüyor. 🙂 Eğer kendinize ya da sevdiceğinize en zarifinden, en romantiğinden, en sade ya da en süslüsünden bir güzellik yapmak isterseniz, bu post belki size minik de olsa ilham verir. Yeni yıl zamanı ilk yaptığım Pandora bilekliğimdeki charmlardan en sevdiklerimi tutup, bu defa yanlarına Pandora’nın Sevgililer Günü koleksiyonu için çıkardığı charmlardan ekliyorum. Pembeli kırmızılı kalpli ‘cici’lerle aranız nasıl bilmiyorum ama ben Pandora’dan seçtiklerimi yanyana koyunca dünyanın en zarif aksesuarını yarattığımı düşünüyorum her defasında. 🙂 Bakalım siz de beğenecek misiniz? Unutulmaz anlarınız sadece sevgililer gününde değil, hayatınızın her anında daim olsun! Bileklik&Yüzükler&Kolye: Pandora – Gömlek: Free People – Şapka: Vintage – Jean: Mavi – Botlar: Comptoir des Cotonniers
d7c7919aa9bd
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Her bir krupiyenin elinde hokey topuna benzer bir disk bulunur ve buna buck adı verilir. Bu buck’ın bir tarafı siyah iken bir tarafı da beyaz olur. Bir zar atıcı bir puan kazandığında buck, beyaz yüzü üste gelecek şekilde o rakamın üzerine yerleştirilir. Herhangi bir puan kazanılmadığında ise buck’ın siyah yüzü çevrilir ve kenara konur. Bir serinin başında sadece bir Pass Line bahsi oynayabilirsiniz. Fakat bir çok kumarhanede bu geleneksel kural uygulanmıyor olabilir ve Pass Line bahsini istediğiniz zaman yatırabilirsiniz. Bir krupiye ile bu husus hakkında fikir alışverişinde bulunun.Yedi rakamı gelinceye kadar aynı zar atıcı zar atmaya devam eder. Ne kadar zar atarlarsa atsınlar, bir zar atıcı zar atmaktan sadece yedi rakamı gelince ya da kendisi isteyince vaz geçer. Diğer bir değişle bir zar atıcı, yedi atmadan önce bir çok defa zar atabilir ve bir çok puan toplayabilir. (Bu şekilde bir çok defa zar atan kişiye ateşli zar atıcı denir çünkü bunlar bir çok puan toplamayı başarırlar. Yani bu kişiler puan toplarken asla 7 rakamını atmamış olurlar). Bunu casino milyon adresinde de görebilirsiniz.Eğer kumar fişine ihtiyacınız olursa, paranızın krupiyenin önüne koyun. Asla bir krupiyeye direk olarak para vermeyi denemeyin. Ayrıca paranızı koymadan önce zar atıcının zar atmaya hazır olmadığından emin olun (bu şekilde zarın önüne geçmiş olmazsınız). Bir çok kreps masasında 5 dolar minimum bahis seviyesi bulunmaktadır bu nedenle paranızı masaya koyarken krupiyeden 5 dolar değerindeki nikelleri isteyin. Bunun yanı sıra 1, 2, ya da 3 dolar değerinde minimum bahis seviyesine sahip olan masalar da mevcut olabilir. Eğer buck’ın beyaz yüzü açık duruyorsa ve buck bir numaranın üzerinde ise bu durumda serinin bitmesini bekleyin ve bahis fişlerinizi hemen önünüze Pass Line alanına yerleştirin. Kreps masasındakilere nasıl bahşiş verebileceğinizi öğrenmek için bahisler sayfasını ziyaret edin.Özetlemek gerekirse:Zar atcının zar atmaya hazır olmadığından emin olun ve sonrasında krupiyenin önüne paranızı koyarak krupiyeden size nikel vermesini rica edin. Eğer mevcut casino oyna zar atıcının hali hazırda puan kazanmışlığı bulunyor ise (bunu anlamak için ise buck’ın beyaz yüzünün bir rakamın üzerinde olup olmadığını kontrol edin), zar atıcı yedi atana kadar ya da zar atmaktan vazgeçene kadar serilerin bitmelerini bekleyin. Bahsinizi, önünüzde yer alan Pass Line üzerine koyun. Come.out zar atışlarında 7,11 kazanır, 2, 3, 12 kaybeder. 4, 5, 6, 8, 9, 10 ise puan kazandırır. Eğer bir puan kazanırsanız, 7’den önceki rakamlar kazanır, 7’den sonrakiler ise kaybeder.
9b6ba7ae7a4c
[ "culturax", "fineweb2", "hplt2" ]
Ne zaman barbutu düşünürsek aklımıza ilk gelen şey kalabalık bir masa ve insanların neşeyle ile bahislerini yatırdıkları bir yerdir. Bu nedenle insanlar barbutun en heyecan verici casino oyunu olduğunu düşünürler. Ancak online barbuttan bahsettiğimizde bu tablo tamamen farklıdır çünkü burada kalabalık masalar ve fiziksel casinoda olduğu gibi neşe ile bağıran insanlar bulamazsınız. Bunun anlamı online barbutun fiziksel casinoda oynanan cinsinden daha az heyecanlı olması değildir. Bu makalede online barbut oynamanın detaylarından bahsedeceğiz. Yolculuk yapmanıza gerek yok Fiziksel casinoda barbut oynamanın başlıca dezavantajı kumar kurumlarına yolculuk yapmak zorunda olmanızdır. Bu şekilde paranızı uçak bileti, otel ve yemeğe harcamazsınız. Ancak online barbutta otel, seyahat ve yemek harcamaları sorun olmadığı için parayı oyun oynamak için tasarruf etmiş olursunuz. Son olarak bu size büyük bir kar elde etmiş olursunuz. Eğlence ve risk için poker oyna. Güzel Barbut Versiyonlarını Bulma Barbutun eski versiyonunu oynamaktan sıkılmış olan oyuncular bazı online sitelerin barbut oyununun yeni versiyonları sunması üzerine heyecanlanacaklardır. Örneğin; Die Rich Barbur, Barbutsuz Barbut, Basit Barbut ve daha birçok diğerler. Günümüzde barbut oyununun farklı versiyonlarını sunan fiziksel casinolar da bulunmaktadır fakat bu oyunun tadını çıkarmak için yolculuk yapmanız gerekmektedir. En İyi Bahis Oranlarını Bulun Barbut stratejisinde ilk dikkate alınması gereken şey bahisler ile ilgili başka seçeneklerinde var olduğunu bilmektir. Eğer bahisleri tanımıyorsanız her zaman çizgiyi geçme bahislerini tercih edin ve aynı zamanda bunlarda casino komisyonu da bulunmamaktadır. Bu nedenle eğer çizgiyi geçen bahse 1x bahis koyarsanız (casino komisyonu %1.41), casino komisyonu toplamda sadece %0.85 olacaktır. 2x bahislerde ise bu oran %0.61’e düşecektir. Pijamalarınızla Oynayın Online barbut oynamanın bir diğer avantajı da online barbut oynamak için özel olarak giyinmek zorunda olmamanızdır. Örneğin; pijamalarınızla fiziksel casinolara gidemezsiniz fakat online barbutta sadece yatağınıza uzanıp pijama ile online barbut oynayabilirsiniz. Blackjack oyunları için ise oyunblackjack.com adresini ziyaret edebilirsiniz. Online Casino Bonuslarını Alın Oyuncular genellikle online casinoları tercih ederler çünkü oyunculara barbut oynarken birçok bonus sunmaktadırlar. Buna karşılık fiziksel casinolar online gibi promosyon ve bonus sunmazlar. Daha Hızlı Oynayın Fiziksel casinolardaki temel gerçek barbut oynarken zaman harcamaktır. Herkese zarı atmak için kendi sırasını beler ve krupiyer her zar atıldıktan sonra zarları toplar. Buna karşılık online barbut daha hızlı oynanır çünkü bu faktörleri oyundan kaldırmış olursunuz. Online barbutta ekstra hamleler yoktur. Bunun dışında eğer oyunlar arasında ara vermek isterseniz ve kendinize yiyecek veya içecek bir şeyler almak isterseniz bunu rahatlıkla yapabilirsiniz. Bu şekilde oyuna kaldığınız yerden devam edebilirsiniz. Takımla Barbut Oynamanın Yararları Barbut oyuncular arasındaki en ünlü casino oyunudur. Barbut oyuncuların zar atıp zarın sonuçlarına bahis yatırdığı bir oyundur. Barbutta oyuncular ya oyuncuya ya da bankere bahis yatırırlar. Barbut oynayan oyuncular aynı zamanda takım olarak da oynayabilirler. Birçok oyuncu takımın bir parçası olarak barbut oynamayı sever. Barbut takımlarında oyuncuların yapması ilk şey takımlarını belirlemektir. Eğer diğer oyuncuları tanımıyorsanız online forumlar takım üyeleri aramak için mükemmel yerlerdir. Barbut oynamak isteyen oyuncuların bir araya toplandığı barbut forumları bulunmaktadır. Burada hem fiziksel hem de online casinoda aynı takımda oynamak için oyuncular bulabilirsiniz. Eğer oyuncularla şahsen karşılaşmak isterseniz onları takımınıza katmalısınız. Casinoyu düzenli şekilde ziyaret edip barbuta ilgi duyan oyuncuları bulabilirsiniz. Canlı veya Online Barbut Takımları Takımınız için oyuncuları seçtikten sonra bir sonraki adım online mı fiziksel casinoda mı oynamak istediğinize karar vermelisiniz. Birçok oyuncu barbutu fiziksel casinoda oynamayı ister çünkü burada zarı kontrol edebilirler. Zarı kontrol etmek zarı atma tekniği demektir. Bu şekilde istenen sonuç elde edilmeye çalışılır. Slot oyunları hakkında tüm bilinmiyenleri ise slotsoyun.net adresinde bulabilirsiniz. Eğer zar kontrolüne çok yatkın değilseniz diğer bir seçenek barbutu online şekilde oynamaktır. Aynı masada birçok oyuncunun oynamasına izin veren birçok online casino bulunmaktadır. Eğer ayrı bir masada oynamak isterseniz aynı zamanda diğer takım üyeleri ile sohbet edebilirsiniz ya da kendilerine anında mesaj gönderebilirsiniz. Aynı zamanda beraber veya yalnız oynuyor olmanız fark etmeden oyunu daha ilginç kılmak için farklı stratejiler kullanabilirsiniz. Barbut Takımı Yararları Fiziksel casinoda barbut takımının en büyük avantajı oyuncuların zar kontrolünü pratik yapmasıdır. Diğer bir yarar ise herkesin zarı aynı şekilde atamamasıdır.
0605fb3b8980
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
TEKNİK ve ENERJİ KOLEJLERİMİZ LİSE HAYATI SÜRESİNCE NEDEN ÜCRETSİZ ? Türkiye’de ilk defa Organize Sanayi Bölgesinde Özel Yenilenebilir Eneji Lisesi ve Özel Anadolu Teknik Lisesi açan Akıllı Eğitim Kurumları; birey, aile, kurum ve kuruluşlara profesyonel hizmet götürebilecek meslek elemanlarının yetiştirmek amacıyla Organize Sanayi Bölgemizle işbirliği içerisinde eğitim öğretim hizmetlerinden dolayı; 23.10.2012 tarih ve 28450 sayılı Resmi Gazete´de yayınlanan “Millî Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik” kapsamında Öğrencilerden Lise Hayatları süresince Eğitim ÜCRETİ almayacaktır. Bu büyük hizmetle çocuklarımız Lise hayatları boyunca ÜCRETSİZ eğitim alacak, Öğrencilerin ideallerindeki iş imkânları, OSB İstihdam imkânları, Profesyonel Kariyer Firmaları vasıtasıyla daha Kolej bitmeden takip edilmekte, Meslek hayatına en doğru adımları atmanın yolları Kolejlerimizdeki Kariyer Uzmanları tarafından Üniversiteler ve Firmalar ile bilgi alışverişi yapılarak belirlenmektedir.
72f68f82ef70
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2" ]
Her yıl Kırcaali’ye bağlı Cebel İlçe merkezinde 19 Mayıs günü gerçekleştirilen anma toplantısı tartışması mahkemeye taşındı. HÖH Partisinden ayrılan Cebel Belediye Başkanı Bahri Ömer’in daha önce 19 Mayıs günü siyasi partilerin toplantı düzenlemesini yasaklayan kararı HÖH’ün başvurusu üzerine mahkemece geçersiz sayıldı. Mahkemeye başvuran HÖH, Cebel’de her yıl olduğu gibi anma etkinliği deüzenlemek istediğini beyan ederek DOST Partisi kurucusu olan Belediye Başkanı Ömer’in kararının iptal edilmesini istedi. İsteği haklı bulan Kırcaali mahkemesi, Ömer’in kararının geçersiz saydı. Ajans Bg
3a8d6e3f1424
[ "culturax", "fineweb2", "hplt2" ]
25 Mayıs 2016 Çarşamba G-POWER X6 M TYPHOON G-POWER'dan gelen haberler iyi. BMW modelleri için gövde kitleri ve modifikasyon parçaları geliştiren firma, X6 M için hazırladığı paketlere bir yenisini ekledi. Bu sayede daha önce tanıtılan TYPHOON S'e de daha güçlü bir kardeş gelmiş oldu. Yuvarlak sis farlarını koruyan ön tamponu daha da agresif bir görünüme kavuşan aracın ek hava çıkışlarına sahip kaputu da TYPHOON S'ten alınırken 12 inç çaplı jantlar, yenilenmiş yan etekler ve genişletilmiş çamurluklar görünümü farklılaştırmış. Bagaj kapağı camının üst ve altına birer spoiler ekleyen G-POWER arka tamponun altına yerleştirdiği difüzörün kenarlarına karbon fiber eklentiler yapmış. Egzoz, fren ve süspansiyon sistemleri de elden geçirilen aracın çift turbo beslemeye sahip, 4.4 litre hacimli v8 motoru artık 750 beygir güç, 988 Nm tork üretebiliyor. Kaydol: Kayıt Yorumları (Atom)
9b23a2541aa0
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2" ]
BDP Diyadin Belediye Başkan Aday Adayı Songül Vural Kimdir? 1976 Malatya Akçadağ doğumlu, Diyadinli Ali Vural'ın eşi Songül Vural, İlk öğrenimini Malatya’da orta ve lise öğrenimini Adana’da tamamladı. 1993-1997 Yılında Atatürk Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümünü başarı ile bitirdi. 1997 Yılında 2000 Yılına kadar Azerbaycan Bakü’de Azerson Holding’de çalıştı. 2002 ile 2009 yılına kadar Rusya Federasyonun ‘da St Petersburg şehrinde yaşadı. 2009 ile 2013 Yılında İzmir şehrinde yaşamını sürdürmekte olan Vural, Evli ve iki çocuk annesidir. Ayrıca Vural, iyi düzeyde Türkçe, Rusça, orta düzeyde Kürtçe ve İngilizce biliyor. Herêma Agirî
157f76a5da1f
[ "fineweb2", "hplt2" ]
MEB'den '4+4+4 kitapçığı' MEB'in hazırladığı kitapçığa göre, sadece ders sırasında olmak üzere imam hatip okullarında kız öğrenciler isterlerse başörtülü Kur'an-ı Kerim Dersi'ni okuyabilecek Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), zorunlu eğitimi 12 yıla çıkaran kanunun uygulanmasına ilişkin kamuoyunda merak edilen soruları yanıtlamak için '4+4+4 kitapçığı' hazırladı. Bakanlığın 'www.meb.gov.tr' internet adresinde yayımlanan kitapçıkta, yaşla, okul öncesi eğitimle, mesleki ve teknik eğitime yönlendirmeyle, müfredatla, seçmeli derslerle ve öğretmenlerle ilgili pek çok konuda soru-cevap şeklinde bilgi veriliyor. 58 sorunun bulunduğu kitapçıkta, Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer'in de önsözü yer alıyor. Dünya genelindeki uygulamalara bakıldığında, temel eğitim sürecini tek bir aşamada düzenlemek yerine, öğrencilerin yaş grupları ve fiziksel özellikleri temelinde bir kademelendirmenin tercih edildiğinin görüldüğünü belirten Dinçer, 'Bu kapsamda öğrencilerin yaş grupları ve bireysel farklılıklarını dikkate almayan 8 yıllık kesintisiz eğitimle ülkemizin en önemli zenginliği olan genç nüfusu bilgi toplumunun gerektirdiği bilgi ve becerilerle donatmanın mümkün olmadığından hareketle eğitim sistemimizde yeni bir yapılanmaya gidilmiştir' ifadesi kullandı. Dinçer, kamuoyunda 4 4 4 olarak bilinen ve zorunlu eğitimi 12 yıla çıkaran kanunla eğitim sisteminde başlayan yeni dönemin iki temel amacından birinin toplumun ortalama eğitim süresini yükseltmek, diğerinin ise eğitim sisteminin bireylerin ilgi, ihtiyaç ve yeteneklerinin gerektirdiği yönlendirmeyi mümkün kılacak şekilde düzenlenmesi olduğunu vurguladı. Getirilen yenilikleri öğretmenlerimize, yöneticilerimize, eğitim camiasına ve kamuoyuna en doğru şekilde aktarmak üzere, merak edilen hususların '12 Yıl Zorunlu Eğitim, Sorular - Cevaplar' başlığı altında toplandığını belirten Dinçer, yapılan bu çalışmanın, yeni eğitim düzenlemesi hakkında zihinlerde beliren soruları aydınlatacağı belirtti. Genel liseler kalkacak SBS’ye devam edilecek - Yeni düzenleme nasıl çalışacak? Yeni yapı şu an için sadece ilkokula başlayacak olan öğrenciler ile 8. sınıfı bitirecek öğrencileri doğrudan ilgilendirmekte. Ara sınıflar, örneğin 3. sınıfta okuyan bir öğrenci için yeni bir durum şu an için söz konusu değil. Onlar, ortaokula geçeceği zaman, yani 4. sınıfı bitirecekleri zaman yeni sistemle ve onun sunduğu avantajlarla tanışacaklar. Şu anda ilköğretim 5, 6 ve 7. sınıflarda okuyan çocuklarımız ise yine aynı ilköğretim okullarında okumaya devam edecekler. 4. sınıfta okuyan öğrenciler ise artık ilköğretim 5. sınıf değil, ortaokul öğrencisi olacaklar, ancak sınıf numaralarında kesinti ve yeniden başlama söz konusu olmayacağından 5. sınıf öğrencisi olmaya devam edecekler. İlköğretim 8. sınıfta okuyan öğrenciler ise eğitim sisteminden ayrılamayacaklar ve zorunlu eğitimlerine devam edecekler. Gerek okul öncesi gerekse ilkokul 1. sınıf programı yeni düzenlemelere uygun hale getirilmek üzere gözden geçirilmekte. Talim ve Terbiye Kurulu hangi derslerin zorunlu dersler, hangi derslerin seçimlik dersler olacağını belirleyecek, ancak kanunda yer alan hüküm gereği ayrıca ortaokullar ile imam hatip ortaokullarında farklı programlar arasında tercihe imkân verecek şekilde bu belirlemeyi yapacak. Yine ortaokullar ile imam hatip ortaokullarında öğrencilerin ilgi ve tercihlerine göre seçimlik dersler oluşturulacak. İlkokul 4. sınıfı tamamlayan çocuklar ya imam hatip ortaokullarına ya da diğer ortaokullara gidebilecekler. Ancak bu konuda şunu ifade etmekte yarar var: Genel ortaokullar ile imam hatip ortaokullarında okutulacak zorunlu dersler ile isteğe bağlı seçmeli olan Kur’an-ı Kerim ve Hz. Peygamber’in Hayatı derslerinde herhangi bir fark olmayacak, sadece diğer seçmeli derslerde farklılıklar oluşabilecek. - 2012 Eylül’ünde uygulanacak mı? Sistem 2012 - 2013 öğretim yılında uygulamaya geçirilecek. Bu sene 4. sınıfı tamamlayan ilköğretim öğrencileri ortaokula, 8. sınıfı tamamlayan öğrenciler ise liseye başlamak zorunda. - Okul öncesi eğitim hangi yaşta başlayacak? Başlama yaşında herhangi bir değişiklik yapılmamıştır. Yeni sistem öncesinde 37-72 ay arasındaki çocuklar okul öncesi eğitime gidebiliyorlardı. Şimdi de yine 36 ayını tamamlamış çocuklar okul öncesi eğitime başlayabilecekler. 30 Eylül 2012 tarihi itibariyle 37 - 66 ay arasındaki çocukların anaokulunda veya uygulama sınıflarında, 48 - 66 ay arasındaki çocukların ise anasınıflarında okul öncesi eğitim almaları sağlanacak. - İlkokula başlama yaşı kaç olacak? 30 Eylül 2012 tarihi itibarıyla 66. ayını tamamlayacak çocuklar olan 30 Eylül 2007 tarihinde ve öncesinde doğmuş öğrencilerin okul kayıt işlemleri e-okul üzerinden merkezi sistemle yapılacak. Yaşça kayıt hakkı elde etmemiş olduğu halde fiziki ve ruhi gelişim yönünden hazır olduğu düşünülen 61-66 ay arasındaki çocuklar da velisinin yazılı isteği üzerine ilkokul eğitimine yönlendirilebilir. - 2007 doğumlu bir çocuğu, ailesi anaokuluna vermek isterse ne olacak? 2007 yılı doğumluları doğum aylarına göre ayrıştırarak değerlendirmek gerekir. 30 Eylül 2007 tarihinden sonra doğan ve gelişim yönünden yeterince hazır olduğu düşünülen 61-66 ay arasındaki çocuklar velisinin istemesi halinde ilkokula yönlendirilebilecek, aksi halde okul öncesi eğitim kurumlarına devamları sağlanacak. - İlkokula kayıt nasıl yapılacak? 30 Eylül 2012 tarihi itibarıyla 66. ayını dolduranların (30 Eylül 2007 ve öncesinde doğanların) ilkokul birinci sınıf kayıtları e-okul sistemi üzerinden adrese dayalı veri tabanından alınan bilgilerle otomatik olarak yapılacak. Velilerin kayıt ile ilgili yapacakları herhangi bir işlem olmayacak. - Çocuklar daha erken yaşta okula başlayınca, eğitim ağır kalmayacak mı? - Okul öncesi eğitim nasıl uygulanacak? 37 ile 66 ay arasındaki çocuklarımız okul öncesi eğitim çağını oluşturacak. Önceden 61-72 ay arasındaki çocukların okul öncesi eğitimde yüzde 100 okullaşma hedefi varken, şimdi yeni düzenleme sonucunda 48-66 ay arasındaki çocuklarda yüzde 100 okullaşmayı sağlamak hedefimiz olmuştur. Şu anda faaliyetleri devam eden “3, 4, 5 Erken Eğitimi Seç” programını uygulayan bakanlığımızın okul öncesi eğitimde hedefi yine %100 okullaşmadır. - İlkokullardan ortaokullara kayıt nasıl olacak? - Ortaokullara sınavla mı geçilecek? Bütün ortaokullara geçiş herhangi bir sınava tabi olmaksızın e-okul sisteminden adrese dayalı nüfus kayıt sistemi verilerine göre yapılacak. - Ortaokul ara sınıflarından (6, 7 ve 8) imam hatip ortaokullarına geçiş olacak mı? Eylül 2012 tarihi itibariyle uygulanacak olan yeni eğitim sisteminde imam hatip ortaokullarının sadece 5. sınıflarına öğrencileri alınacak. - 2011 - 2012 eğitim öğretim yılında 8. sınıf öğrencileri liselere nasıl geçecek? 8. sınıfta okuyan öğrencilerden SBS ve özel yetenek sınavı sonuçlarına göre öğrenci alan ortaöğretim kurumlarından herhangi birine yerleşemeyen öğrenciler ile bu sınava katılmayan öğrencilerin tamamının ilçe yöneticilerimizin koordinasyon ve takibi sonucunda tercihleri ve kapasite imkanları çerçevesinde genel liselere, imam hatip liselerine ve mesleki ve teknik liselere kayıt yaptırmaları sağlanacak ve bu e-okul sisteminden takip edilecek. - Üsküdar Amerikan, Avusturya Lisesi gibi okullar ortaokul açabilecek mi? Yabancı okullar ortaokul açamazlar. - SBS devam edecek mi? Yakın zamanda sınav sisteminde önemli değişiklikler olmayacak, ancak uzun dönemde lise eğitiminde okul çeşitliliği yerine program çeşitliliği esas olacağından bu sınavların eleme, sıralama ve yerleştirme amaçlı olması yerine, programlardaki kazanımların ölçülmesi ve değerlendirilmesi amaçlı yapılması öngörülmektedir. - Bu sistem lise ve üniversite giriş sınavlarında nasıl değişiklikler getirecek? Sınav sistemlerinde kısa sürede herhangi bir değişiklik beklenmemeli. Ortaokulu bitiren öğrencilerin liselere devamı konusunda ise birkaç yıl daha SBS göre bir seçme süreci devam edecek. Şu anda sistemde bulunan genel ortaöğretim kurumları, genel liseler, Anadolu liseleri, fen liseleri, sosyal bilimler liseleri, Anadolu öğretmen liseleri, güzel sanatlar ve spor liseleridir. Ayrıca, iki öğretim yılı boyunca uygulamaya devam edilen genel liselerin Anadolu liselerine dönüştürülmesi çalışmaları bu öğretim yılında da devam etmektedir. Önümüzdeki öğretim yılı sonunda bu çalışma tamamlanarak genel liseler tamamen kaldırılacak ve bunlar ya Anadolu lisesi ya da mesleki ve teknik liseye dönüşmüş olacak. Bu çalışma tamamlandığında hem tür bazında azalma hem de türlerin programları bazında bazı değişiklikler hayata geçirilecek. Mesleki ve teknik eğitimde ise türlerin tamamının kaldırılması ve programların güncellenerek artırılması çalışması devam etmekte. Öğrenci seçmeye dayalı sınavlar yerine eğitim sisteminin kalitesini ölçen değerlendirmelere yönelmek ve meslek liselerini güçlendirmek bu tarz sınavların ve dolayısıyla dershanelerin önemini de azaltacak. - İlk 4 sınıftan sonra mesleklere yönlendirme olacak mı? Kanunun hiçbir yerinde yönlendirmeden söz edilmemekte. İlkokullarda yönlendirmenin yapılacağı, 9 yaşındaki çocukların mesleki eğitime başlatılacağı şeklindeki açıklamalar doğru değil. - Program nasıl olacak? İlkokullarda, ilköğretim 2 - 4. sınıflarında okutulan program yine okutulmaya devam edecek. Ancak 1. sınıf programlarında yeni yaş durumuna uygun gerekli düzenlemeler yapılacak. İlkokullar, öğrencilerin çevreye duyarlılıklarını artıracak, okuma yazma becerilerini geliştirecek, sosyalleşmelerini sağlayacak ve temel yaşam kurallarını öğrenecekleri bir eğitim kademesi olacak. İlkokullarda seçmeli ders uygulaması olmayacak. - Seçmeli dersler hangi kademede ? Kanunda “Ortaokul ve liselerde, Kuran-ı Kerim ve Hz. Peygamberimiz’in Hayatı, isteğe bağlı seçmeli ders olarak okutulur” denilmekte. Diğer seçimlik derslerin adı geçmemektedir. Ancak ortaokul ve lisede seçmeli dersler için geniş bir havuz oluşturulacak. - Yabancı okullarda din eğitimini içeren seçmeli dersler olacak mı? Yabancı okullar Türk mevzuatına tabidir. Dengi resmi okullarımız için konulmuş programlar bunlar için de geçerli olacak. - Anaokulu öğretmenleri 1. sınıflarda görev alacak mı? Okul öncesi öğretmenleri yine okul öncesi öğrencilerine, sınıf öğretmenleri ilkokuldaki öğrencilere ders verecekler. - Ortaokullarda sınıf öğretmenleri görev alacak mı? Sınıf öğretmenleri birinci kademede (ilk dörtte), branş öğretmenleri ise ikinci ve üçüncü kademede kadrolu olarak görev yapacaklar. Ortaokullarda tüm derslerde branş öğretmenleri görev alacak. - Aynı okul binasında ilkokulla ortaokul ya da ortaokulla lise uygulaması nasıl olacak? Yeni sistemde her üç kademenin de fizikî bakımdan bağımsız olması esastır. Şu anda tüm illerimizde bu yönde bir çalışma yürümektedir. Aynı bina içerisinde ilkokul ile ortaokulun veya ortaokul ile lisenin birlikte bulunması durumunda, okul giriş çıkış kapıları ile bahçe gibi ortak kullanım alanlarının öğrencilerin yaş seviyeleri dikkate alınarak düzenlenmesi sağlanacak, ayrıca ikili öğretimle her iki kademe öğrencileri farklı zamanlarda okulda bulunacaklar. - Galatasaray, İstanbul Erkek Lisesi, fen liselerinin ortaokulları açılacak mı? Açılmayacak. - Kur’an-ı Kerim dersinde kıyafetler nasıl olacak? Sadece ders sırasında olmak üzere imam hatip okullarında kız öğrenciler isterlerse başörtülü olabilecek. - Ortaokullardan sonra Açık Lise uygulaması nasıl olacak? Lise eğitimi zorunlu eğitim kapsamına alınmıştır. Ortaokulu tamamlayanlar veya liseye devam edenler isterlerse zorunlu eğitimlerini yaygın lise öğretiminde (açık lise) tamamlayabilecekler. - Yatılı ilköğretim okullarında hangi öğrenciler okuyacak? Sadece ortaokul öğrencileri. - Birleştirilmiş sınıf uygulamaları hangi kademede uygulanacak? Birleştirilmiş sınıf uygulamaları 1, 2, 3 ve 4. sınıfları kapsayacak. - Taşımalı eğitim devam edecek mi? Taşıma merkezi olan okullarda birleştirilmiş sınıf uygulaması yapılmayacak ve yapılan taşıma planlamaları bu doğrultuda yeniden düzenlenerek ihalelerin zamanında bitirilmesi sağlanacak.Liseleri de kapsayacak. - İmam-hatipler nasıl kurulacak? İmam-hatip ortaokullarının bağımsız ortaokul olarak kurulmasına öncelik verilecek, bunun mümkün olmadığı durumlarda imam-hatip liseleri ile birlikte kurulabilecekler. Ancak bu durumda imam hatip ortaokulu öğrencileri ile imam hatip lisesi öğrencilerinin okul giriş çıkış kapıları ile bahçe gibi ortak kullanım alanlarının öğrencilerin yaş seviyeleri dikkate alınarak düzenlenmesi sağlanacak. Gelecek yıldan itibaren kayıtlar e-okul üzerinden velilerin isteğine göre 4. sınıftan sonra yapılacak. - Karma eğitim devam edecek mi? Kanundaki karma eğitimi düzenleyen maddelerde herhangi bir değişiklik yapılmamıştır. Uygulama şimdi olduğu gibi devam edecek, eğitimin türüne, imkân ve zorunluluklara göre bazı okullar yalnızca kız veya yalnızca erkek öğrencilere ayrılmaya devam edecek. - Devam zorunluluğu nasıl olacak? Aynen devam edecek. - Her kademede diploma olacak mı? Sadece 12 yıllık eğitimin sonunda diploma verilecek. - İkili öğretime devam edilecek mi? Şartların uygun olmaması durumunda aynı binada bulunan ilkokul ve ortaokul için ikili öğretim uygulaması yapılabilecek. İkili öğretim yapan okullarda ortaokullar sabahçı, ilkokullar ise öğlenci olarak eğitim öğretim faaliyetlerini yürütebilecekler. - Bu sistem nedeniyle kız çocuklarının erken evliliğinin yeniden gündeme geleceği ve artacağı yönünde de çok tartışma yapıldı? Bu sistemin böyle bir uygulamaya imkân vereceği yönündeki tartışmalar tamamen maksatlı olarak çıkarılan tartışmalardır. 12 yıllık zorunlu eğitim sürecini bitirmeyen hiçbir öğrencimizin eğitim sistemi dışına çıkıp, erken yaşta evlenmeleri mümkün değil.
ce925437d344
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
Battaniyeler bitti nasıl süslesem diye düşünüyorum... 28 Şubat 2012 BEBEK BATTANİYELERİM 4 yorum: ikiside süper olmuş ama ben en çok pembe olanı beğendim ellerine sağlık.kenarlarına kurdela geçirebilrsin.YanıtlaSil öznur benim yorumların mailine geliyo ise yorum ayarlarından mail yazılı olan yeri silsen.ben ayarlarıma baktım ama bşey bulamadım sorun olarak bide öyle denesek.birde yorum ayarlarından yorum denetleme butonunu seçsen,kelime doğrulamayı kaldırsan uygun olur mu bilemedim.istersen bir deneYanıtlaSil Bence bu haliyle çok güzeller, süslemeye gerek yok diye düşünüyorum :) ellerinize saglık..YanıtlaSilYanıtlar teşekkür ederim..sizinde yaptıklarınıza baktım hepsi çok güzeller sizinde ellerinize sağlık...Sil
cd5852b4af58
[ "c4", "hplt2" ]
Meraklısına Linkler: 30 Eylül 2016 Cuma İnsanlar Gider... Şarkıları kalır... 29 Eylül 2016 Perşembe Sax Sounds: Apollo Records'dan, 1940'lı yıllardan muhteşem bir derleme. Arnett Cobb, Eddie Lockjaw Davis, Ben Webster, Hilton Jefferson, Leo Parker, Willis Jackson, Charlie Ferguson ve Illinois Jacquet gibi isimler ağırlıklı olarak tenor saksofonun öne çıktığı parçalara nefes katıyorlar. Artıları: Virtüöz düzeyinde saksofon sanatçılarının muhteşem soloları dinleyeni heyecanlandırıyor. Eksileri: Yapımcının isim seçimi konusunda biraz aceleci davranmış olduğunu söyleyebilirim. Biraz sağduyu mirim! Meraklısına Linkler: Albümü satın almak için buraya... 28 Eylül 2016 Çarşamba Vesikalı Yarim Halil manavlık yapmaktadır, evli ve çocuklu bir adamdır. Evden işe, işten eve geçen günlerinden bir gün arkadaşlarının peşine takılarak pavyona gider. Monotonluğa bir ara vermeyi düşünmekteyken hayatında hiç beklemediği yeni bir sayfa açılır. Pavyon'da çalışan kadınlardan, Sabiha'ya aşık olur. Evli olduğunu ondan saklar. Sabiha Halil'le ilgili gelecek planları yaparken, gerçeği öğrenince altüst olur. Halil'in yuvasının yıkılmasını göze alamadığı için onu kendinden soğutmaktan başka şansı yoktur. Buraya kadar Yeşilçam'da anlatılan dünyalara alışkın izleyici için her şey çok tanıdıktır fakat tuhaf da bir şeyler vardır bu filmde, onu diğer Yeşilçam filmlerinden ayıran bir tuhaflıktır bu. "Peki nedir o tuhaflık?" derseniz buraya... 27 Eylül 2016 Salı MICHAEL KEATON - 1988 yılında; "Betelgeuse" karakteri ile Tim Burton'un yönettiği "Beetlejuice" adlı komedi filminde Geena Davis, Alec Baldwin gibi yıldızların yanında filmin lokomotif oyuncusu olarak sinema izleyicisinin dikkatini çekmişti. Oyuncuyu sonraki yıllarda Batman karakteri dışında dişe dokunur rollerde görmesek de geçtiğimiz yılların sükseli filmlerinden, Raymond Carver'a selam çakan "Birdman" filminde uçan süper kahramana süper-ironik bir dönüş yaptı. Alec Baldwin'in bir zamanların güzeller güzeli Kim Basinger'ına çektirdiklerinin yanısıra komedi oyunculuğu konusundaki yeteneğini de muhtelif dizi film ve filmlerde sergileyişini izledik. Holywood'un en yüksek IQ'lu kadını olarak tanıtılan Geena Davis (sonradan bu ünvanı Sharon Stone'a layık gördüler) ise bu günlerde "The Exorcist" ile ekranlara korkunç bir geri dönüş yaptı. Siz siz olun öyle de yazılsa böyle de yazılsa sakın yalnız başınızayken üç kez "Beetlejuice" demeyin olmaz mı? 22 Eylül 2016 Perşembe Todd Solondz'u Wellcome to the Dollhouse, Happiness, Storytelling, Life During Wartime, Dark Horse, Palindromes gibi sakin sade görünümlü ancak derin ve uzun zaman akıllarda yer eden filmlerinden anımsıyoruz. Yönetmen bu kez daksund cinsi bir köpeği sahiplenen kişilerin yaşamlarından kesitler sunuyor bize. Daksund cinsinden olanları bizde olduğu gibi Amerika'da sosis-köpek olarak adlandıranlar var, yani: wiener-dog. Dollhouse'un baş karakteri Dawn Wiener'a okul arkadaşları - soy isminin yol açtığı çağrışımla - wiener-dog lakabını yakıştırmışlardı. Orta okul öğrencilerinin birbirlerine hayatı nasıl zehir ettiklerini anlatan bir komedi filmi idi. Baş karakter sessiz sakin, hayatın içinde kendi yolunu çizmek için hayaller kuran ama bir adım ötesindeki hayallerine erişmek için de elinden fazla bir şey gelmeyen bir kız çocuğuydu. Bu film sayesinde "Wellcome to the Doll House" filminden bazı karakterlerin seneler sonraki hallerine de şöyle bir bakmış oluyoruz. Todd Solondz filmleri sevilen ve nefret edilen karakterlerle doludur, huzur veren genel görünümünün altında büyük ve üzerine gidilmeyen ve böyle olunca da çözülemeyen sorunlar vardır. Karakterlerin ekrandaki işleri sona erse de izleyicisinin kafasındaki yaşamları devam eder. Wiener-Dog'da Solondz pasif direnişçi bir öykü anlatım tarzını tercih etmiş, mantıksızlıkları, soru işaretlerini usul usul izleyicinin önüne diziyor, bunlar bir yap bozun parçaları. Birbirine doğrudan ya da dolaylı biçimde bağlanan parçalardan oluşan film, ayrı bölümlerinin görünürdeki sadeliğine rağmen aslında izleyicisinin zihninde yarattığı sorular nedeni ile hiç de basit bir film değil ve bana göre yönetmenin bana göre en şahsi filmi. Filmin her bir segmenti kısa sürelerine rağmen gösterdiklerinden anlaşıldığı kadarı ile derinlemesine düşünülmüş öyküler. Filmin görsel mimarisine baktığımızda "Kırık Kucaklaşmalar" filminde Almadovar'ın yaptığı gibi kendi filmlerinden ve başka yönetmelerin filmlerinden anların ustaca içeriğe dahil edildiği görülüyor. Bu göndermeler filmin ilk dakikalarından başlıyor, Boyhood, Amelie, Requiem For A Dream, Storytelling, Dollhouse en bariz örnekler. Sosis-köğeğin ilk durağı ölümcül bir hastalıkla cebelleşmekte olan Remi'nin evi. Küçük çocuğu hayata bağlamak için alınmış bir hediyedir köpek. Ebeveynleri o yaştaki bir erkek çocuğu için fazlası ile yaşlı. Aşırı titiz ve kuralcı anne ve babanın Remi'ye ve köpeğine öğretmek istedikleri çok şey var. "Bir köpeğin önce iradesini kırmak lazım" der baba, köpeğinin farklı bir odadaki kafeste tutulmasına itirazını getiren oğluna. "İrade nedir?" sorusuna ise "karakterimizdir, bizi biz yapan şey karakterimizdir." demesiyle çocuğun sırtına koskocaman ve anlamsız bir mesele bırakır adam. Annesi çocuğa "biz Tanrı'ya değil, bilgiye inanıyoruz" der. Ancak çocuğun sorduğu her soruya yanıt olarak gerçeğin kendi kafasındaki görüntülerini verir. Gerçeğe inanan bir ailenin elinde sürekli yalanlarla beslenmektedir Remi. Ancak ebeveynlerinin unuttuğu en önemli şey küçük çocuğun evdeki ölüme en yakın kişi olduğudur, onun gözleri, kendinden saklanmak istenen gerçekleri en net biçimde görebilmektedir. Remi çimlerin üzerinden uzanıp gökyüzünü izlerken yaşadığı mutluluğun benzerini yalnızca bir tek kez evin salonunda köpeği ile birlikte kuştüyleri ile kaplı zemine uzandığı zaman yaşayacaktır. Wiener-Dog'un ikinci durağı - yoksa yolculuğu mu demeli? - tanıdık bir sima, "Dollhouse"'un Dawn Wiener'ı. Dawn bıraktığımız zamanki kadar insancıl ve kendisi olamayacak kadar başkalarına kendi içinde yer açmış biri ve artık genç bir kadın. Karşılıksız aşkı Brandon'a yeniden rastlar rastlamaz onun bir işareti ile yollara koyulacak kadar fedakar. Yol Dawn'a Brandon'un yıllardır sakladıklarını gösterecek kadar cömert üstelik. Yolun sonunda ise köpeğin üçüncü sahipleri. Yirmi yıla yakın bir zamandır sinema okulunda dersler veren, öğrencilerine en samimi yanıtları vermesine, onlara doğru yerde doğru soruları yöneltmesine rağmen okulun en sevilmeyen öğretmeni Dave Schmerz. İstenmeyen adam olduğunu öğrendiğinde onlara bir sürprizi olacaktır. Wiener-Dog'un simisyah gözlüklerini arkasına saklanmış son sahibi Nana, kanser adını vermiştir köpeğine. "Henüz gencim daha" diyen torununa "kendini kandırma" der sözlerinde acımasız ama eylemlerinde sevecendir Nana, torununu kabini kırıyorsa aklını başına denk almasını ve kendine kalıcı bir yol çizmesini istediği içindir. Filmin kilit kelimelerinden birini torununun erkek arkadaşı ilk görüşte sözde sanatçı izlenimi veren Fantasy söyler, "Beni ilgilendiren ölümsüzlük". Nana'nın kimselere anlatmadığı sırları vardır. Pişmanlıkları, yanlış kararları, öfkeleri, vazgeçmişlikleri, red ettikleri yani unuttuğunu zannettiği be varsa hepsi gelip onu bulur bir gün. Solondz'un minik köpeğe biçtiği sonu izlerken ilk önce sinirlendim ama sonradan buna benzer görüntüleri yaşadığım ülkenin sokaklarında fazlası ile gördüğümü düşünerek kızmaya hakkımın olmadığını düşündüm. Zaten yönetmenin sosis köpeğe biçtiği nihai son da bu değildi. Filmdeki, fazla konuşmayan Fantasy adlı karakterin bu köpekle ilgili farklı planları vardır. Wiener-Dog - 2016 Yönetmen, Senarist: Todd Solondz Oyuncular: Julie Delpy, Keaton Nigel Cooke, Tracy Letts, Greta Gerwig, Kieran Culkin, Danny DeVito, Anna Baryshnikov, Ellen Burstyn, Zosia Mamet. Görüntü Yönetmeni: Edward Lachman Kurgu: Kevin Messman Müzik: James Lavino Meraklısına Linkler: 11 Eylül 2016 Pazar 8 Eylül 2016 Perşembe Motorfobi:Motorlu Araçlarla Seyahat Etme Korkusu Fobileri kazıdığınızda altından çıkanlar rahatsız edici olabilir, Korkuların büyük kısmı göründükleri gibi değildir. Fobiler sosyopatların bile defolu yerleridir. Arkadaş çevrenizden birisi, arabaya binmeye korkuyorum diyorsa lütfen bu kişiyi iyi gözlemleyin ve korkusunun gerçek nedenini anlamaya çalışın. En azından gerçekten korktuğu gibi trafiğe çıkamıyor mu, motorlu araçlara binemiyor mu kontrol edin. Korkusunu dile getirmesine rağmen kendisi araba kullanıyorsa, taksiye biniyorsa dikkat. Zira, motorlu araçlara binme korkusunu deştiğinizde altından genellikle üç alt fobi çıkar: Klostrofobisi olanlar trafik sıkıştığında orta şeritte kısıtlı kalmaktan korkarlar. Aynen dile getirdikleri gibi trafiğe çıkma korkularının istisnası yoktur. Trafik kazası geçirme korkusu olanlar - ki bu uçma korkusuna oldukça yakın bir fobidir. Bunların motorlu araçlara binebilmeleri için ciddi bir tedavi sürecinden geçmeleri gerekir. Son olarak da kontrolü kaybetme kaygısı olanlar. Son grupta yer alanlar her şey, her durum, her kişi kendi kontrolleri altında olsun isteyen kontrol takıntılı insanlardır. Trafik korkularını feryat figân afişe etmeyi pek sevmelerine rağmen kendileri araba kullanabilir ve bir yakınlarının kullandığı araca pekala binerler. Ayrıca el edip taksiye binmeyi de pek severler ama taksi şoförleri bunları pek sevmez. Zira taksiye biner ve taksicinin her hareketine karışarak yolculuğu hem kendilerinin hem de şoförün burnundan getirirler. Özel hayatlarına baktığınızda kendilerini haklı çıkarabilmek uğruna her yalanı gözlerini kırpmadan söylemekten çekinmediklerini görürsünüz. Bu tipler kulisler çevirerek insanları karalamaktan büyük haz alırlar. Her şey istedikleri gibi olur, kendilerine habire ever haklısın demeyen insanları ne yapar ne eder çevrelerinden temizlerler. Böyle olunca da çok uzun süreli arkadaşlıklar kurmaları biraz zor olur. En nihayetinde birisi saçmalıklarına hayır der ve o zaman anlar otomobil korkusunun aslında nasıl takıntılı ve zararlı bir kişiliği gizlediğini anlar. Uzun lafın kısası, otomobile binmekten korktuğunu söyleyen birisi varsa şöyle bir bakın, klostrofobisi var mı, asansöre filan biniyor mu bakın, taksiye, eşinin, evladının kullandığı araca "ay, vay" etmeden binebiliyorsa tedbirinizi alın ve uzak durun. Benden söylemesi. Meraklısına Linkler: 7 Eylül 2016 Çarşamba Krisha yönetmen Trey Edward Shults'un ilk uzun metraj filmi, daha önce aynı adlı bir kısa film çekmiş. Film artık sık rastlamadığımız sinema lezzetine sahip. Gücünü iyi yazılmış diyaloglarının yanı sıra ciddi bir kareografi çalışması gerektiren mizansenlerinden alıyor. Görünürde olan biten bir şey yok, ancak dakikalar geçtikçe seyirci gözünün önünden geçen ve belki de farkına bile varmaksızın biriktirdiği ipuçlarını ve karakterlerin geçmişlerine dair izleri birbirine eklemeye başlıyor. İzleyici farkına bile varmaksızın içinde endişe ve gerilim kök salmaya başlıyor. Yönetmenin teyzesi Krisha Fairchild filme adını veren baş karakteri değme sanatçılarla yarışacak bir ustalıkla canlandırıyor. Azın aslında çok demek olduğunun bilincinde bir oyunculuk minik nüanslarla, jestlerle iç gerilimini kameraya yansıtmayı başarıyor. Büyük bir ihtimalle bu olağanüstü oyunculuk Oscar'a aday olan baş kadın oyuncu isimlerinin yer aldığı listede yer almayacak. Zira minik bir indie film bu. Altmış yaşlarındaki Krisha ABD'nin güney eyaletlerinden birindeki, kız kardeşinin yaşadığı orta üst sınıfa mensup ailelerin yaşadığı mahalledeki evinin önüne arabasını park ederken içinden nasıl bir kadının çıkacağı az çok bellidir. Zira arabanın sürücü kapısından dışarıya siyah uzun eteğinin bir kısmı sarkmaktadır. İçinden bembeyaz saçlı, kilolu, sarsak ve savruk hareketleri olan bir kadın çıkar. Eskiden bir hippiymiş gibi duran giyim tarzı ve rahat hallerine rağmen öfkeli bir kadına benzemektedir sanki, ne zaman patlayacağı belli değildir.Karşısına ilk çıkan evin kapısını çalar. Çaldığı yanlış kapıdır. Biraz düşününce doğru kapıyı anımsar. İçerisi kalabalıktır. Yeni gelen beyaz saçlı kadını herkes ayrı ayrı kucaklar. Krisha on yıldır ailenin hiçbir ferdi ile görüşmemiştir. Seneler sonra, şükran günü için bütün aile ilk kez bir araya gelmiştir. Hindi dolmasını Krisha hazırlayacaktır. Eğer bunu doğru dürüst yapmayı başarırsa annesine, kardeşlerine, onların çocuklarına artık içki bağımlısı olmaktan kurtulduğunu, hayatın içinde kendisine doğru bir yol çizmeye kararlı olduğunu ispat edebilecektir. Mutfaktaki hazırlıklar esnasında Krisha'nın parmaklarından bir tanesinin ucunun olmadığını fark ederiz. Krisha hem hazırlıkları yapmakta hem de açık mutfaktan oturma alanında olanları dinlemektedir. Hindinin içine konulacak taze baharatları, sebzeleri kesmeye başladığında film de parçalara bölünmeye başlar. O ana kadar düz bir akışı olan film öğleden sonra ile gece geç saatlere kadar olan zaman içinde ileri ve geri sıçramalar yaparak ilerler. Hindiyi fırına veren Krisha akrabaları ile beraber vakit geçirmeye başlar. Onların konuşmalarına kulak misafiri olur, bire bir konuşmalar onu huzursuz eder, on yıl az buz değildir aradaki mesafe hayli açılmıştır. Bir de hindinin istediği gibi pişip pişmeyeceği gerilimi vardır üzerinde. Soğuk ve mesafeli duruşunu atamamaktadır. Akrabalarla olan ilişkilerinin derecesi film ilerledikçe sürprizlere gebedir. Anlam veremediğimiz duygusal patlamalar da yaşanır ancak kurgunun oyunlarıdır bunlar, az önce olanı az sonra izlediğimizde taşlar yerine oturur. Yönetmen Shults ve baş oyuncusu Fairchild. Gerçek hayatta teyze & yeğen, filmde anne & oğul Krisha'nın artık iyi bir insan olduğunu ispat etme ve ailesinin takdirini kazanma mücadelesi fırındaki hindiyi hayat memat meselesi kadar önemli hale getirir. Krisha buna hazır mıdır peki? Ailesi onu kabul etse bile o değişmiş midir? O ailesine yeniden katılmaya hazır mıdır? Bu soruların cevapları birer birer yanıtını bulur. Krisha'nın öğleden sonrasını ve gecesini, sorunlarını, çözüm önerilerini ve bütün gerçekleri film ilerledikçe öğreniriz. Film açılışından itibaren oyuncuların peşine takılıp onları takip eden, çok yakınlarına kadar giren steady cam çekimleri ile yer değiştiren geniş planlardan oluşuyor. Ancak geçişler bir süre sonra farkına varılmadan izlenebiliyor. Filmin görüntü alanı da zaman ilerledikçe, hindinin fırından çıkma anı yaklaştıkça giderek küçülüyor. Film genel atmosferi itibariyle bana Ramon Zürcher'in yönettiği 2013 yapımı "Das merkwürdige Kätzchen / Tuhaf Bir Yavru Kedi" adlı filmi anımsattı yer yer. Açılışından finaline kadar içindeki gerilimin üstesinden gelmeye çalışan bir kadını mükemmel biçimde perdeye taşıyor Krisha. Filmin künyesine baktığınızda amatör bir çalışma olduğunu anlıyorsunuz. Yönetmenin anne ve babasının evinde akrabalar ve aile dostları ve yönetmen Shults'la birlikte yan rollerde birkaç tanınmamış profesyonel isim var. Şükran günü ya da noel yemeği için toplanan ailelerin yaşadıkları dram ya da komedi türünde sayısız film ile izleyici önüne çıkmışken bilinen bir malzemeden denememiş bir gerilim/dram çıkarabilmek takdir edilmesi gereken bir başarı. Öykü ve oyunculuklar sağlamsa milyonlarca dolar dökerek altı boş görsel cambazlıklara kalkışmadan dokuz gün gibi kısa bir süre içerisinde böylesine bir filmin çekilebileceğini bilmek sinemanın geleceği adına hayli ümitlendirdi beni. Krisha - 2015 Yönetmen, Senarist, Kurgu: Trey Edward Shults Oyuncular: Krisha Fairchild, Billie Fairchild, Robyn Fairchild, Victoria Fairchild, Alex Dobrenko, Chris Doubek, Bryan Casserly, Chase Joiet, Atheena Frizzell, Ausutine Frizzell, Olivia Grace Applegate, Rose Nelson, Bill Wise, ve Trey Edward Fairchild. Görüntü Yönetmeni: Drew Daniels Müzik: Brian McOmber Meraklısına Linkler: 5 Eylül 2016 Pazartesi The Neon Demon Kelimenin tam anlamı ile gösterişli bir film The Neon Demon. Binlerce kez işlenmiş "şehre yeni bir kız gelir" konusuna yeniden el atıyor ve konuya yeni olan bir tek nüans dahi katmayı başaramıyor. Böyle olduğunun bilincinde olan yönetmen Nicholas Winding Refn hiçbir yeni noktaya açılma ihtimali olmayan filmin sığlığını görsel cambazlıkların ardına saklamaya çalışıyor. Filmde görsellik namıma her şey var ancak bunların da yenilikçi ya da yeni olduğunu söylemek mümkün değil. Eski tarihli filmleri bir kenara koysak bile çok yakın tarihli, muazzam bir edebiyat uyarlaması olan "Under the Skin" filminin çarpıcı görsel dokusunun neredeyse bire bir kopya edildiği sahneler şık durmalarına rağmen orijinalinin gerisinde kalmakta. Fanning ile Refn NWR sanatçı kimliğini teşhir etmeyi seven bir yönetmen daha şimdiden özel yaşamı ve sanatçı kimliğini iki belgesel filmde ortaya sermiş bile. Portföyünde başarılı bulunan filmler olduğu kadar seyirci ve eleştirmenlerin tepkisini toplamış filmler de mevcut Danimarkalı yönetmenin. Pusher serisinde yakaladığı gerçeklik duygusu yabana atılır gibi değil. 2011 yılında Cannes Film Festivali'nde en iyi yönetmen ödülünü aldığı Drive'ı kariyerinin en üst noktasına eriştiği film olarak sanırım bir süre daha anımsamaya devam edeceğiz. Ancak Fear X filminin yavanlığı ve bir önceki filmi "Only God Forgives"in yarattığı hayal kırıklığı Refn'in bir yönetmen olarak büyümek için biraz daha zamana ihtiyacı olduğunun işaretlerini vermişti. "The Neon Demon" Elle Fanning'in sırtında duruyor diyebiliriz film çekildiği esnada 16 yaşında olan oyuncu bu filminde senaryonun izleyiciyi zorladığı anlarda bile inandırıcılığını korumayı başarıyor öte yandan Desmond Harrington, Christina Hendricks ve Keanu Reeves'in oyunculukları da çok iyi. Film görsel cambazlıkların yanı sıra müzik kaydından büyük ölçüde destek alıyor. Yönetmeni filminin güzellik üzerine bir korku filmi olduğunu söylüyor. The Neon Demon'un birkaç cümle ile özetlenebilecek bir konusu var. 16 yaşındaki güzeller güzeli, masum ve saf Jesse model olmak üzere Los Angeles'a gelir, piyasadaki estetikli güzellerin arasından doğal güzelliği ile baş döndürerek sıyrılarak kısa sürede ortamın gediklilerinin elindeki işleri kapar duruma gelince, kıskançlık ve intikam duygularına gem vuramayan kıdemli mankenlerin hedefi durumuna gelir. Filmin son çeyreğine eriştiğimizde masumiyetinin onu kurtarması mümkün olamayacağı anlaşılmıştır. Filmin açılışından itibaren Jesse'nin öyküsü; kan gölleri, reşit olmayanların cinsel istismarına dair imalar, vahşi hayvan tehdidi, öfke nöbetlerine kapılan adam tehdidi, cadılığa dair onlarca imge, lezbiyen ilişki, ölü sevicilik, oluk oluk akan kan, yamyamlık, kusma gibi eylemler eşliğinde izleyiciye aktarılır. Tüketme çağındayız herşey ama herşey acımasızca tüketiliyor. Refn bu filminde tam da bu çağın yönetmeni olduğunu ispatlıyor. Yüz yılı aşan geçmişe sahip bir sanat türünün başarılı örneklerinden beğendiği öğeleri pervasızca alarak filmine dahil etmeyi denemiş. Quentin Tarantino'nun kör parmağım gözüne misali kabaca gerçekleştirdiği ancak yaygın olmayan örneklerden yaptığı için göze batmayan dahası aslından daha başarılı biçimde hayata geçirilmiş bu alıntılamalar Refn'de başarılı bir sonuca ulaşamıyor. Zira zamanın seyircisi de en az yönetmenler kadar tüketmeye yatkın ve The Neon Demon'un esin perileri henüz izleyicinin hafızasında tazeliğimi korumakta. Kim mi bu yönetmenler ve filmler: Cat people, Paul Schrader; Beyond the Valley of the Dolls, Russ Meyer; Showgirls, Paul Verhoeven, Suspiria, Inferno, Dario Argento, Mulholand Dr., Wild at Heart, David Lynch; The Informer, Gregor Jordan; Sunset Boulevard, Billie Wilder; Enter the Void, Gaspar Noe; Under the Skin, Jonathon Glazer; Blade, Stephen Norrington ve elbette Alfred Hitchcock'un alamet-i farikası olan filmin orta yerinde duran duygusal anlamda tepkileri sınırlı duru,soğuk sarışını tiplemesini de unutmayalım. Kırmızı ile mavinin en parlak ve en çiğ hallerini kullanan filmler dediğimizde aklımıza Dairo Argento'nun gelmesi kaçınılmaz. Refn de bu iki rengi filmin en kilit sahnelerinde Argento kadar yoğun biçimde kullanıyor ancak Argento'daki özgünlüğü yakalaması mümkün değil, çünkü bunlar daha önce yapıldı, hem de söz konusu yönetmenin meşhur ve meşum üçlemesi içinde yer alan benzer bir konuya sahip olan Suspiria ve devam filmi olan "Inferno" filmlerinde. Suspiria'da Avrupa'daki bir bale okuluna öğrenci olarak gelen amerikalı genç kız okulda gizlenen bir cadı klanının açığa çıkartınca yaşamı tehlikeye girer. Refn'in filminde Suspiria'nın izlerini sıklıkla yakalamak mümkün. Parlak kırmızı ve neon mavisinin kullanımı ve konun işlenişindeki paralellikler dışında filmin ikinci yarısında yerli yersiz perdeye düşen cadılığa dair imgeler inkar edilemeyecek biçimde Argento'nun iki filmini çağrıştırmakta. Hele yeniden çekilen Suspiria'nın 2017 yılında gösterime gireceği yıllardır bilinmekteyken yapılan görsel tercihlerin yerinde olmadığını söylemek pekala mümkün. Özgün fikir barındırma konusunda sıkıntı yaşayan film izleyicinin gözünün içine alegoriler sokmayı deniyor ve Jesse karakterinin başına geleceklerin haberini uğursuzca veren imgeler dur durak tanımadan perdeyi işgal ediyorlar. Dağ aslanı alegorisi kaba, ağıza sokulan bıçak rüyası fazlasıyla yanlış yönlendirici görünmekte. Bunlar istismar sinemasında sık kullanılan tuzaklar aslında. Filmin bir bölümü narsisizmi neredeyse bir erdem gibi göstermeye çalışıyor, ancak bu hali bile başka ürünlerden derlenmiş, özgünlüğü olmayan bir eserin tam ortasına bir çelişki yumağı bırakıp kaçıyor. Ya yersiniz ve gördüklerinizi özgün sayıp bağrınıza basar, bu filmi seversiniz ya da bu filmi neden sevmediğinizi çözeceksiniz diye uğraşırsınız. Yine de film izleyicisinin peşini kolay bırakmayanlardan, imge bombardımanına tutulmuş bir sinema izleyicisinin başka kaçarı yok çünkü. Ben bu filmi bizim gençliğimizde yaygın olan karışık kasetlere benzetiyorum. İçlerinde o dönem beğendiğimiz bütün şarkılar olurdu, keyifle dinlerdik mamafih bunlar asla bir albüm bütünlüğüne sahip olmazlardı. Bu karışık kasetleri yıllar sonra bile bulduğumuzda dinler ve geçmişten huzurlu bir rüzgar estirirdik. Nicolas Winding Refn izleyici için metnin içerisinde saydığım filmlerden kaptıklarını bizim için ortaya karışık yapmış ve bırakmış. The Neon Demon - 2016 Yönetmen: Nicolas Winding Refn Nicolas Winding Refn'in öyküsünden senaryolaştıranlar: Nicolas Winding Refn, Mark Laws, Polly Stenham Oyuncular: Elle Fanning, Karl Glusman, Desmond Harrington, Chrstina Hendricks, Keanu Reeves, Jena Malone, Bella Heathcote, Abbey Lee Görüntü Yönetmeni: Natasha Braier Kurgu: Matthew Newman Müzik: Cliff Martinez Meraklısına Fragman: by Nomad Kaydol: Kayıtlar (Atom)
6f6d08f84209
[ "c4", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
Poliüretan Esaslı Kaplamalar Poliüretan veya üretan isosyanat ve alkolün girdiği kimyasal reaksiyonda elde edilen bir kimyasaldır. Avantajları : Aşınma, darbe ve sıcaklık dayanımları yüksektir. Kimyasallara karşı dayanıklıdır.Dışta ve içte uygulanan bu kaplama türü güneş ışınlarına karşı dayanıklıdır. Hijyeniktir, leke ve toz tutmaz, kaymaz ve kolay temizlenebilir. Tek parça, derzsiz ve birleşimsiz uygulanabilir. Kullanıldığı Yerler : Sıklıkla spor salonlarında ve endüstriyel zeminlerde kullanılır. Kimya, ilaç, kağıt ve metal işleme tesisleri, ambarlar, termik ve hidroelektrik santraller.
223fd5007e31
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Kıdem Tazminatı Hesabında Ücretsiz İzin Ali Kemal TERZİ İş Müfettişi I. GİRİŞ 4857 Sayılı İş Yasası Kıdem Tazminatına ilişkin bir düzenleme getirmemiştir. Kıdem tazminatı ve tazminata esas alınması gereken ücrete ilişkin yasal dayanak 1475 Sayılı Eski İş Yasasının halen yürürlükte bulunan 14 üncü maddesidir. Bu makalede, kıdem tazminatı hesabında ücretsiz izin sürelerinin dikkate alınıp alınmayacağı hususu değerlendirilecektir. II. KIDEM TAZMINATI VE ÜCRETSİZ İZİN Kıdem tazminatı, işyerinde en az bir yıl süre ile çalışan işçiye kanunda belirtilen diğer koşulları da sağlaması durumunda, işçinin işe başladığı tarihten itibaren iş sözleşmesi devamı süresince her geçen tam yıl için işverence işçiye 30 günlük brüt ücreti tutarında ödenen tazminattır. Kıdem tazminatı son ücret üzerinden ödenir. Kıdem Tazminatının hesaplanmasında esas alınacak durum, giydirilmiş brüt ücrettir. Kıdem Tazminatı, son ücret üzerinden hesaplanır. Hesaplamada işçiye sağlanmış olan para ve para ile ölçülmesi mümkün akdi ve kanundan doğan menfaatler de dikkate alınmaktadır. Ayrıca İş kanunu ve Yargıtay kararları ışığında, çalışanlara yapılan menfaat veya ödemelerin devamlılık arzetmesi, arızi ödemeler olmaması, ödemelerin kesinlik arzetmesi, ve menfaatlerin işin gereği olarak, işyerinde kullanılmak üzere verilmemiş olması önem arzetmektedir. Çalışma hayatında ücretsiz izin süreleri uygulamasında iş sözleşmeleri askıda olduğu kabul edilmektedir. Dolayısıyla söz konusu bu sürelerde çalışma sürelerinden kabul edilmemektedir. Bu konuda, Yargıtay 9 uncu Hukuk Dairesi ; “Kıdem tazminatına esas ücreti belirlerken, son bir yıl içinde ödenen ikramiye miktarı belirlenerek 365’e bölünmeli, bulunan miktar günlük ücrete eklenerek son giydirilmiş ücret belirlenmelidir. Bilirkişinin bu esasa aykırı şekilde yaptığı hesaplamaya değer verilerek yazılı şekilde hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir” şeklinde hüküm altına alındığı görülmektedir. Öte yandan, işçinin çalışmadan geçirdiği ücretsiz izin süreleri yanında son bir yıl içinde işyerinden ücretsiz izin alınmışsa bu durumda işçinin son bir yıl içinde aldığı ücret dışı (ikramiye-prim gibi) ödemelerin bir günlük tutarını bulmak için de 365’e bölünmeyeceği belirtilmektedir. Bu hususla ilgili olarak, Yargıtay 9 uncu Hukuk Dairesi, “…İşçinin iş sözleşmesinin askıda olduğu süreler de, kıdem süresinden sayılmamalıdır. Örneğin ücretsiz izinde geçen süreler kıdem tazminatına esas süre bakımından dikkate alınmaz…” hükmü yer almaktadır. Burada bir ayrıntıyı kaçırmamakta yarar vardır. Bazı işyerlerinde işçilerin çalışma sürelerine ikramiye ve prim ödemeleri söz konusu olmaktadır. Şayet bu tür ödemeler varsa, bu ödemeleri işçinin ücretsiz izinde olduğu sürelerden düşürmek gerekecektir. Yine, bahsettiğimiz bu hususta Yargıtay 9 uncu Hukuk Dairesi; ” Davacı işçinin istemi ile gerçekleşen ücretsiz izin ve çalışılmayan bu sürenin kıdem tazminatı hesabında dikkate alınması ve bu süre için ikramiye alacağının hesaplanması hatalı olduğunu belirtmiştir. III. SONUÇ Kıdem tazminatı ve tazminata esas alınması gereken ücrete ilişkin yasal dayanak 1475 Sayılı Eski İş Yasasının halen yürürlükte bulunan 14 üncü maddesidir. Kıdem tazminatı hesabının belirlenmesinde Yargıtay kararları doğrultusunda ücretsiz izinde geçen sürelerin dahil edilmeyeceği belirtilmektedir. Öte yandan ücretsiz izin sürelerinde kıdem tazminatının hesabında ikramiye veya prim alacaklarının da dikkate alınmaması gerekmektedir. İş Müfettişi 4857 sayılı İş Kanunu Terzi, Ali Kemal (2014), “ Kıdem Tazminatı Hesabında Yıllık İzin ve Fazla Çalışma Ücreti Dahil midir?, Maliye Postası, Ankara. 2007/8406 esas ve 2007/34928 karar ve 22.11.2007 tarihli kararı 2007/13411 esas ve 2008/5579 karar ve 21.03.2008 tarihli kararı 2004/27343 esas, 2005/15958 karar ve 09.05.2005 tarihli kararı
cba5a96b5a9a
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
Muhteşem ve çok leziz kurabiyelerimi sizlerin beğenisine sunuyorum. Hem görünümü, hemde tadı harika. Arzuya Göre kesinlikle denemenizi öneririm.Kurabiyeyi ısırdığınız anda içinden sürpriz hindistan cevizli iç çıkıyor..Görenler ve yiyenler hem şaşırıyor,hem lezzetine hayran kalıyor. Malzemeler: 1 paket yumuşak margarin (250 gr.) 2 adet yumurta (birinin akı içi için) 1 su bardağı pudra şekeri Yarım su bardağı kakao 1 paket vanilya 1 paket kabartma tozu Aldığı kadar un İçi için: 2 su bardağı hindistan cevizi 1 su bardağı pudra şekeri 1 adet yumurtanın akı Üzeri için: 80 gr. beyaz çikolata Yapılışı: Önce kakaolu hamuru hazırlayın.Bunun yoğurma kabına yumuşak margarin,pudra şekeri ve kakaoyu alıp,yoğurun. Yumurtalardan birinin akını ayırın ve diğerlerini hamura ekleyip,yoğurmaya devam edin. Vanilya ve kabartma tozunu ekleyin. Azar azar un ilave ederek yumuşak bir hamur yoğurun. İçi için olan malzemeleri karıştırın ve iyice yoğurun. Tutması ve birbirine yapışması için iyice yoğurmalısınız. Kakaolu hamurdan cevizden biraz büyük parçalar koparıp, yuvarlayın. Ben tam 40 adet kurabiye çıkardım bu ölçülerden. Aynı şekilde içinin malzemesindende ceviz büyüklüğünde parçalar koparıp, yuvarlayın. Her iki hamurdanda eşit sayıda parçalar çıkarmalısınız. Kakaolu olan parçaları çay tabağı büyüklüğünde elinizle açın. İçine beyaz olan iç malzemeden koyup, kapatın ve iyice yuvarlayın. İç malzemenin görünmemesi gerekiyor. Bu kısım biraz uğraştırıyor ama inanın sonuç mükemmel. Emeğinize değiyor yani. Yağlı kağıt serdiğiniz tepsiye kurabiyeleri dizin. 180 derecede 15 - 20 dakika pişirin. Pişen ve iyice soğuyan urabiyeleriniz üzerini süsleyin. Bunun için; 80 gr. beyaz çikolatayı benmari usulü eritip, kurabiyelerin üzerine istediğiniz şekillerde gezdirin. Muhteşem kurabiyeleriniz yenmeye hazır.Afiye bal şeker olsun..
44e36a13c0f5
[ "fineweb2", "hplt2" ]
ÇÖREK OTLU MİSKET KURABİYE Çörekotlu misket kurabiyeMisket kurabiye tarifiMinik kurabiyelerMahlepli tuzlu kurabiyeTuzlu kurabiye tarifiÇörekotlu kurabiye tarifi ÇÖREK OTLU MİSKET KURABİYEMalzemeler:Yarım paket yumuşak margarin 1 su bardağı sıvıyağ Yarım çay bardağı çörek otu 1 yumurta (beyazı içine, sarısı üzerlerine) 1 çorba kaşığı şeker 1 silme tatlı kaşığı tuz 1 tatlı kaşığı kırmızı toz biber 1 tatlı kaşığı mahlep 1 paket kabartma tozu 4,5 su bardağı un Yapılışı: Yoğurma kabına yağlar ve yumurta beyazını alıp,yoğurmaya başlayın.Şeker,tuz,biber,mahlep,çörek otu ve kabartma tozunu ekleyip,yoğurmaya devam edin.4,5 bardak unu yavaş yavaş ekleyerek hamuru yoğurun.Hamurdan fındık büyüklüğünde parçalar koparıp, yuvarlayın.Bu ölçülerden baya bir kurabiye çıkıyor.O yüzden yuvarlama aşamasında yardım almanızı öneririm :)Kurabiyeleri yağlı kağıt serilmiş olan fırın tepsisine dizin.Üzerlerine yumurta sarısı sürün. Arzuya Göre; yumurta sarısını birkaç damla su ile açıp,karıştırabilirsiniz.180 derece önceden ısıtılmış fırında üzerleri kızarıncaya kadar pişirin.Çay yada kahvenizin yanına nefis bir atıştırmalık..Mutlaka deneyin..Afiyetler olsun... - Yorum Yaz
26a246d02f32
[ "fineweb2", "hplt2" ]
HEMEN HEMEN TÜM HANIMLAR YAPRAK SARMAYI BİLİR.BEN HEM PİRİNÇLİ, HEM KIYMALI HEMDE YARMALI SARARIM.AMA BU DEFA BİLMEYENLER VARSA DİYE YARMALI (buğday kırığı) SARDIM.ELİMDE HİÇ AZA GİTMEZ.BU SARDIĞIM YAPRAKLARDAN İKİ GÜVEÇ ÇIKTI.ONUN İÇİN ÖLÇÜYÜ GÖZ KARARI VERİYORUM.SİZ KENDİNİZE GÖRE AYARLARSINIZ CANLARIM.VEE BU İKİ GÜVEÇ DOLUSU YAPRAK AYNI GÜN BİTTİ.ÇOK GÜZEL OLUYOR.ARZUYA GÖRE BİRDE BENİM TARİFİMLE DENEYİN YAPRAK SARMAYI DERİM BEN. YAPRAK SARMA MALZEMELER: İstediğiniz kadar asma yaprağı yarma (kırık buğday) soğan, sarımsak salça, limon suyu maydanoz, dereotu tuz, pulbiber YAPILIŞI: Önce zeytinyağında minik minik doğradığımız soğanları ve sarımsakları kızartıyoruz.Salçasını ve yarmayı ekliyoruz. İnce kıyılmış maydonoz ve dereotunuda katıyoruz.Tuz, pulbiber ve limon suyunu ekleyip tüm malzemeyi biraz kavuruyoruz.İç malzememiz hazır. Yapraklarımızın içine malzeme koyarak sarıyoruz.Sardığımız yaprakları düzgün bir biçimde güvece diziyoruz (ben yaprağı hep güveçte pişiririm.tadına doyum olmaz). Üzerine sıcak su koyup kısık ateşte pişiriyoruz.Suyu eksildikçe ilave ediyoruz. Piştikten sonra üzerine salçalı sos yada yoğurtla servis ediyoruz.AFİYET OLSUN.
c4b62c005278
[ "fineweb2", "hplt2" ]
İzmir Barosu Staj Eğitim Merkezi’nin Mart 2016 dönemi staj dersleri başladı. Eğitim döneminin açılış konuşmasını yapan İzmir Barosu Başkan Yardımcısı ve Staj Eğitim Merkezi Sorumlu Yönetim Kurulu üyesi Av. Mustafa Çetin, avukatlık mesleğinin çok onurlu bir meslek olduğunu ancak mesleğin sorunları olduğunu ve her geçen gün bu sorunların arttığını belirtti. Bu sorunları aşmak için kendinizi geliştirin, bir konuda uzmanlaşın diyen Çetin, sözlerini “hukuka saygı duyun sahip çıkın, mesleğinize saygı duyun sahip çıkın, meslektaşlarınıza saygı duyun sahip çıkın. Bizler bunlara saygı duyup sahip çıkmazsak dışardan üçüncü kişiler saygı duymalarını, sahip çıkmalarını bekleyemeyiz” diyerek bitirdi. Av. Mustafa Çetin ‘in konuşmasının ardından İzmir Barosu Başkanı Av. Aydın Özcan “Avukatların Hak ve Yetkileri-Yükümlülükleri” başlıklı ilk dersi verdi. Staj Eğitim Merkezi’nin Mart 2016 döneminde 203 Stajyer Avukat, Staj Eğitim Merkezi müfredatı doğrultusunda altmış saat zorunlu ve altmış saat de seçmeli olmak üzere toplam 120 saat ders görecekler. Seçmeli dersler kapsamında kurgusal duruşmalar da yapılarak öğrendiklerini pratikte uygulama fırsatı bulacaklar.
c6fc3f479e3b
[ "fineweb2", "hplt2" ]
İzmir Barosu meslektaşlarının hayatını kolaylaştırmak için verdiği hizmetlere her geçen gün bir yenisini daha ekliyor. Bunlardan biri de meslektaşlarımızın yurtdışı vize işlemlerinin takibi için kurulan Baropass birimi. Baropass Servisi, Meslektaşlarımızın yurtdışı vize işlemleri için evraklarının hazırlanmasına yardımcı olurken aynı zamanda evrakları tamamlanan başvurular için anlaşmalı vize başvuru merkezlerinden meslektaşlarımız adına müracaatlarını gerçekleştirmeleri için randevularını alıyoruz. Pasaportlarında VIS ibaresi bulunan avukatlarımızın hızlı ve kolay bir şekilde vize almalarını sağlıyoruz. Ayrıntılı bilgi için; Umut Fırat Geçgil (232) 463 00 14 - 134
6f589c339d20
[ "culturax", "fineweb2", "hplt2" ]
İzmir'in bir ilçesinde yaşları 6-11 arasında değişen çocuklara cinsel istismarda bulunduğu iddiasıyla yargılanan sanığın 28.06.2016 günü görülen duruşmasını İzmir, İstanbul ve Mersin Baroları ile kadın dernekleri takip etti. Katılan baroların müdahale talebinin kabul edildiği duruşmada sanığın tutuklu yargılanmasına karar verildi. Olayın gerçekleştiği yerde bir anaokulu öğretmeni tarafından ortaya çıkarılan çocuklara yönelik cinsel istismarın İzmir Barosu’na iletilmesi sonrasında Baro Başkanlığımız tarafından görevlendirilen Kadın ve Çocuk Hakları Merkezi üyesi meslektaşlarımız bir araya gelerek söz konusu mahale ziyaret gerçekleştirmişler ve mağdur çocukların aileleri ile iletişime geçerek hukuksal destekte bulunulacağı ifade edilmiştir. Ailelerin vekâletnamelerini çıkarmalarını ardından bir çalışma grubu oluşturulmuş, grupta görev alan komisyon üyelerimiz gereken hazırlıkları yapmışlardır. Davanın 28.06.2016 günü görülen duruşmasını İzmir, İstanbul ve Mersin Baroları ile kadın dernekleri takip etti. Katılan baroların müdahale talebinin kabul edildiği duruşmada sanığın tutuklu yargılanmasına karar verildi. Duruşma sonrası bir açıklama yapan İzmir Barosu Başkanı Av. Aydın Özcan, “bu davayla ilgili olarak iki ay önce bir kadın derneği tarafından dilekçe verildi. Baromuzun Çocuk Hakları Merkezi’nde uzmanlaşmış meslektaşlarımızı olay yerine gönderdik. Mağdur ve mağdur yakınlarıyla görüşmelerini sağladık. Ve olayın çok ciddi boyutlarda olduğunu gördük. İzmir Baro Başkanlığı olarak davaya müdahil olma talebinde bulunduk. Üç baronun müdahilliği kabul edildi.” Baroların hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak görev ve yetkisi bulunduğunu belirten Özcan bu nedenle müdahilliğin çok önemli, mahkeme heyetinin bunu kabul etmesinin de çok olumlu olduğunu söyledi. Av. Aydın Özcan “bu tür davalarda her zaman aktif olarak görev alıyoruz, sadece İzmir'de değil yurdumuzun her köşesinde buna benzer olaylarda Karaman, Gaziantep, Mersin ve diğer illerimizde olan olaylarda da İzmir Barosu müdahil olmuş, davaları takip etmiş, sanıkların cezalandırılması için her türlü çabayı sarf etmiş ve birçok davada müdahil olmuş, kamu vicdanını rahatlatacak kararların çıkmasında üst seviyede rol oynamıştır. İzmir Barosu olarak cezaların caydırıcı olması için elimizden geleni yapacağız. Bugün görülmekte olan olayda ise çocukların yaşı ve çokluğu, yeni delillerin, yeni tanık anlatımları dikkate alındığında tutuklama kararı çok yerindedir” dedi. İzmir Barosu Kadın Hakları Merkezi ve Çocuk Hakları Merkezi Sorumlu Yönetim Kurulu üyesi Av. Nuriye Kadan ise, “bugün birlikte güç doğduğunu gördük ve bu davanın hızlı sonuçlanması için bir adım attık. Barolar müdahil olduğunda daha hızlı kararlar çıkıyor” dedi.
956240eb1616
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
Kavgam - Min Kamp Karl Ove Knausgaard Çeviren: Ebru Tüzel Monokl Yayınları Mayıs 2015 (1. basım) 490 sayfa Herhangi bir arkadaşımın bana Kavgam'ı okumamı önerdiğini düşünüyorum, aklımda şöyle bir diyalog canlanıyor: - Setenay, Kavgam diye bir kitap çıktı, mutlaka oku. - Neymiş? Kiminmiş? - Norveçli bir yazarın altı ciltlik otobiyografisinin birinci cildi. - Efen'm? Bana ne be elin Norveçli yazarının hayatından! Çünkü ben ön yargılı bir okurum. Sevdiğim türlerin dışına çok fazla çıkmam, hele bir kitap "bestseller" olarak tanıtılıyorsa epeyce açığından dolaşırım. Tanımadığım bir yazarın hayat hikayesini de merak etmem. Fakat, Kavgam'ın yayına hazırlık sürecine tanık oldum ve kitabın editörü Rasim bu kitap için o kadar heyecanlıydı ki, ben de merakla beklemeye başladım. Sonuç olarak, Rasim'e "Silo'nın devamı ne durumda?" diye haftada bir sorarken şimdi "Eee, Kavgam ne oldu?" diye ekleyeceğim. Benimle tanıştığı için çok mutsuz olabilir ama bir dahaki İstanbul ziyaretimde kahve içeriz, bana kızmaz böylece. Ehm... Mahcubiyetimi daha da ortaya dökmeden önce kitapla ilgili yazmaya başlasam iyi olacak. Kitabın çevirisinden mutlaka bahsetmek lazım. Ebru Tüzel, çeviriyi Norveççeden yapmış ve harika bir ürün çıkarmış. Çok beğendim! Bulduğum birkaç küçük yazım hatasını da doğruca editöre ilettim, yeni baskılarda düzelecekmiş. Yukarıda dediğim gibi, Karl Ove Knausgaard'ın altı ciltlik otobiyografik romanlarının birincisi Kavgam. Hitler'in kitabının adaşı olduğu için, ilk kez yayımlandığı 2009'da epey tepki çekmiş. Ayrıca, romanına konu ettiği ailesi ve eski eşi de durumdan pek mutlu olmamışlar. Fakat ben genç Karl Ove'yi, abisi Yngve'yi, babaannesini pek çok sevdim. Kitabın kapağından aksi bakışlarını yüzüme diken yazarı da sevdim, öyle ki, kitabı alıp bir kahve içmek için oturmuşken sokaktan geçen adamın Knausgaard olduğuna çok emindim. Arkasından baktım, "Ay çok benziyor" dedim; sonra dayanamadım, peşinden koştum "Bence siz bu yazara çok benziyorsunuz" diye. Biraz tuhaf bir insan olduğumu düşünmüş olmalı ama yine de fotoğrafını çekmeme izin verdi. Kendisini tanıyan varsa teşekkürlerimi iletebilir mi acaba? "Kalp için hayat basittir: Atabildiği kadar atar. Sonra durur." Böyle başlıyor Kavgam, ölüm anının fiziksel tasviri ile. Norveç açıklarında batan bir balıkçı teknesini anlatarak devam ediyor. Olay yerinin üzerinde uçan helikopterler, haberlerde gösterilen görüntüler, deniz yüzeyinde beliren bir insan yüzü. Sekiz yaşındaki bir çocuğun dalgalar arasında oluştuğuna inandığı yüz. Çocukluğu, gençliği, yetişkin hayatı arasında serbestçe geziyor Knausgaard. Annesini, babasından ne kadar korktuğunu, abisiyle olan ilişkisinin değişimini, ilk kız arkadaşını... Bir de yazdıkları boyunca, sezgi halinde barındırıp söze dökemediğim şeyleri anlatıyor sanki. "Yalnız başıma kalmak benim için her zaman büyük bir ihtiyaç olmuştur, yalnızlığın beni çevreleyeceği geniş alanlara gereksinim duyarım ve bunu bulamadığım zaman, son beş yıldır olduğu üzere, hüsranım paniğe ya da saldırganlığa sebebiyet verebilir." Anıların arasına minik denemeler, düşünce akışları, edebiyatla ve yazarlıkla ilgili fikirler serpiştirilmiş ve tam olarak açıklayamadığım bir naiflik var yazarın dilinde. Bazen kendimi yazara benzetmeden edemedim, ki bütün içedönük okurları aynı şeyi hissediyor olmalı. Knausgaard'ın hayatının bir kısmında usul usul geziniyor serinin ilk cildi. Çok büyük keyifle, anlattıklarını ve yazarı çok severek okudum Kavgam'ı. İkinci cilt için de hevesle bekliyor olacağım.
1afac88cacd3
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Türkiye Barolar Birliği Başkanı Av. Prof. Dr. Metin Feyzioğlu ve aralarında Baro Başkanımız Av.Aydın Özcan’ın da bulunduğu Türkiye'nin dört bir yanından gelen 70'e yakın baro başkanı, TBMM'de bir araya gelerek, "darbenin karşısındayız" mesajı verdi. Heyet, Meclis Başkanı İsmail Kahraman'ın kabulü sırasında önce bombalanan ve hasarlı yerlerde incelemelerde bulundu, ardından Meclis Başkanı Kahraman'ın katılımıyla ortak bir basın açıklaması düzenledi. DARBE TEŞEBBÜSÜNÜN HEDEFİ; ANAYASADA NİTELİKLERİ TANIMLANMIŞ TÜRKİYE CUMHURİYETİ VE ÜNİTER YAPIMIZDIR Türkiye Cumhuriyeti, 15 Temmuz 2016 gecesi, tarihinin en büyük saldırısına uğramıştır. Demokrasinin kalbi Türkiye Büyük Millet Meclisi dahi, darbeye kalkışan demokrasi düşmanlarının, içeride milletvekilleri bulunduğu sırada havadan ve karadan saldırısına maruz kalmıştır. Çok sayıda güvenlik görevlisi ve sivil vatandaşımız katledilmiş; birçok devlet binası da tahrip olunmuştur. Bu kalkışmayı gerçekleştirenlerin devlet içine sızmış ve “Fethullah Gülen Cemaati” adıyla bilinen bir terör örgütü olduğu ifade edilmektedir. Yargı ve emniyet güçleri içine sızmış bu yapının, yakın geçmişte, kendine bağlı hakim, savcı ve polisler eliyle, devlet kurumlarında ve bu arada Türk Silahlı Kuvvetleri’nde sahte delillerle büyük bir tasfiye gerçekleştirdiği ise tarafımızca bilinmektedir. Adı geçen örgütün, bu tasfiye sonunda boşalan yerlere kendi kadrolarının yerleşmesini sağladığı anlaşılmaktadır. Geçtiğimiz gün yaşanan kanlı kalkışmanın, işte bu kadroların oluşturduğu söz konusu terör örgütünün eseri olduğu yetkililerce belirtilmektedir. Darbe girişimi; Devlete bağlı sağduyulu ve milli asker ve polislerin, iktidar ve muhalefet partileri ile yurt çapında yaygın demokratik kitle örgütlerinin, medyanın, Türkiye Barolar Birliği’nin, istisnasız tüm Baroların ve elbette vatandaşlarımızın kararlılıkla karşı durması sonucunda engellenmiştir. Bu kanlı girişimi, “senaryo” gibi ifadelerle yumuşatmak ve çarpıtmak, öncelikle darbeye kalkışanların katlettikleri ve yaraladıkları binlerce insanımıza haksızlıktır. Bundan sonra yapılması gereken, devletin içinde yuvalanmış olan bu terör örgütünün hukuk çerçevesinde ve ivedilikle devlet yapısından ayıklanmasıdır. Hain darbe girişiminin, hiçbir şekilde milli ordumuza leke sürmesine izin verilemez. Bu noktaya nasıl gelindiğinden dersler alınarak, yargı, polis, ordu ve tüm devlet bürokrasisinde liyakat sistemi hayata geçirilmelidir. Bütün terör örgütleri karşısında olduğu gibi adı geçen terör örgütüne karşı da devletin en etkili gücü, hukuk kurallarına uygun davranmaktan kaynaklanan meşruiyetidir. Bu sebeple, terörle mücadelede kalıcı başarı sağlanması için soruşturma ve kovuşturmaların adil yargılama kuralları çerçevesinde yürütülmesi zorunludur. Avukatların, şüphelilerle görüşme ve ifadeler alınırken hazır bulunma yetkileri başta olmak üzere savunma yetkilerini kullanmaları engellenmemeli, engelleyenler hakkında işlem yapılmalıdır. Darbeciler başarılı olsalardı yok sayacakları adil yargılama kuralları, darbeye kalkışan terör örgütünün mensubu olduğu iddia edilenler hakkında eksiksiz uygulanmalıdır. Bu, hukuk devleti olmanın vazgeçilmez şartıdır. Yapılan soruşturmaların şaibesiz olması ancak böyle sağlanabilir ve ancak bu şekilde halkımızın tamamı, açılacak davaların ve verilecek hükümlerin önceki dönemdekinin aksine birer kumpas olmadığına inanabilir. Türkiye Barolar Birliği ve Türkiye’nin bütün Baroları olarak, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne, kamu kurumlarına, polis, asker ve sivil vatandaşlarımıza yapılmış bu saldırıyı; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti olarak ifadesini bulan Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı yapılmış bir saldırı olarak görüyoruz. Bu terör örgütünün yıllar içerisinde sinsice verdiği ve en sonunda kanlı darbe teşebbüssüyle yol açtığı büyük zararı hep birlikte gidereceğiz. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın. Öte yandan unutulmamalıdır ki, bu hain darbe girişimi vatandaşlarımızın bir bütün olarak karşı durması sonucunda püskürtülmüştür. Bundan sonra her vatandaşımızın, özellikle her siyasetçinin ve kanaat önderinin ayrıştırıcı ve halkı birbirine düşürmeye yönelik provokasyonlara karşı her zamankinden daha dikkatli olması gereklidir. Bundan önce olduğu gibi bundan sonra da hukukun üstünlüğünden, Cumhuriyetimizin ilke ve değerlerinden, demokratik, laik, sosyal hukuk devletinden ve bunun güvencesi olan kuvvetler ayrılığı ilkesinden; adil yargılanma hakkının temel şartı olan yargı bağımsızlığından ve bağımsız savunmadan yana mücadelemizi aynı kararlılıkla sürdüreceğimizi bir kere daha ifade ediyoruz. Kamuoyuna saygıyla duyurulur. Türkiye Barolar Birliği ve Tüm İl Baroları
a71c04462fbf
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
REYHAN ŞERBETİ Reyhan şerbeti Reyhan şerbeti nasıl yapılır Reyhan şerbeti tarifi Osmanlı şerbetleri Şerbet tarifleri Ramazan şerbetleri Ramazan iftar ve sahur sofralarında buzzz gibi soğuk içecekler olmazsa olmazlardan. Özellikle Osmanlı şerbetleri hoşaf ve kompostolar vazgeçilmez. En güzeli doğal ev yapımı misler gibi içecekler. Bunlardan biride reyhan şerbeti. Yapımı çok basit. Aroması muhteşem. Üstelikte çok şifalı. REYHAN ŞERBETİ Malzemeler : 1 demet reyhan ( yaprakları koyu renkli olanlardan ) 8 su bardağı kaynar su 7 yemek kaşığı şeker 5-6 diş limon tuzu Yarım limon Yapılışı : Reyhanları yıkayıp, elinizle bir kaç parçaya bölün. Sürahiye koyup üzerine kaynar su ve şekeri ekleyin. Şeker eriyince limon tuzunu ve limonu ilave edin. Limonu sıkın, kabuğunuda içine atın. (Limon tuzu eklenince rengi koyu pembe oluyor) Şerbeti soğumaya bırakın. Soğuyan şerbeti süzün ve buzdolabına kaldırın. İyice soğumuş şerbeti buz ekleyerek servis edin. Afiyet şifa olsun. . Bu nefis tarif için sevgili Cahide Sultan'a çok teşekkürler. - Yorum Yaz
a421e73f29f3
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Çok güzel, iri renkli, muzlu, krem şantili, damla sakızlı, nefismi nefis bir muhallebi tarifi var bugün sırada. Haftaya tatlı başlayalım dedim. Tatlı düşünüp, tatlı konuşalım. Hafif , sütlü ve üstelikte meyveli tatlı seviyorsanız bu tarif tam size ve kesinlikle çocuklarınıza göre. Mutlaka deneyin. Bu nefis tarif için canım arkadaşım Fatoş'a çok teşekkürler. KAKAOLU MUZLU MUHALLEBİ MALZEMELER: 125 gr. margarin 2 küçük çay bardağı un 1 litre süt 1 su bardağı şeker 1 paket vanilya 1 poşet krem şanti 2 yemek kaşığı kakao Mercimek büyüklüğünde damla sakızı 3 adet muz YAPILIŞI: Margarini tencereye alın ve eritin.Üzerine unu ekleyip, sürekli karıştırarak ,unun kokusu çıkana kadar ve rengi hafif dönene kadar kavurun. Karıştırmaya devam ederken azar azar sütü ekleyin. Sütü koyunca topaklaşıyor ama sonradan karıştırdıkça açılıyor. Şekeri, vanilyayı ve damla sakızını ilave edin. Bu arada sürekli karıştırmaya devam edin ve muhallebi kıvamına gelene kadar pişirin. Pişen muhallebiyi başka bir kaba alın ve 5-6 dakika çırpın. Çırpmak muhallebinin kıvamı açısından çok önemli. 1 poşet krem şantiyi toz olarak muhallebiye ekleyin ve yine çırpın. Muhallebinin yarısını borcam kabınıza boşaltın. Doğradığınız muz dilimlerini muhallebinin her yerine döşeyin. Kalan muhallebiye 2 kaşık kakaoyu katıp, karıştırın. Bunuda borcama boşaltın. Üzerini istediğiniz gibi süsleyin ve buzdolabında 1-2 saat bekletin. İki renkli, muzlu, krem şantili, nefismi nefis, sakız gibi uzayan bir muhallebiniz oldu. AFİYET BAL ŞEKER OLSUN.
cefdadb093ca
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Bu kısa tebliğde, fetret kavramının çerçevesi ve Bediüzzaman'ın eserlerinde bu kavrama dahil ettiği insanlar konu edinilmektedir. İnanç, amel ve düşüncede gerekli prensipleri ortaya koymak suretiyle insanları dünya ve ahiret saadetine ulaştırmayı hedef edinen ilahi kanunlar topluluğundan ibaret olan din, insanları temelde üç ana grupta ele almaktadır: Mü'min, kafir ve münafık. Bunlardan Allah'a karşı isyan, tuğyan ve itirazı içeren kafirlik ve nifakın kalbine yerleştiği insanların akıbetleri yüzlerce nasla açıkça bildirilmiştir. Mü'minler de muhkem naslardan çıkan neticelere ve ehl-i sünnet alimlerinin çoğunluğunun benimsediği görüşe göre ehl-i necattır, yani ilahi rahmetin en büyük tecelli yeri olan Cennete gideceklerdir. Mü'min, günahını günah olarak itiraf ettiği ve inanç esaslarında bir problem yaşamadığı müddetçe, Cehenneme götürecek amelleri işlese bile sonunda kurtuluşa erecektir. Zikrettiğimiz hususlar İslam tebliğinin kendilerine ulaştığı insanları kapsar. Bunların dışında hak dinin kendilerine ulaşmadığı bir grup var ki, onlara fetret ehli denmektedir. Fetret Nedir? Kimler Ehl-i Fetret Kabul Edilmiştir? Sözlükte bir şeyin şiddetini kaybedip gevşemesi ve zayıflaması anlamına gelen fetret, daha ziyade Hz. İsa (a.s) ile Hz. Muhammed (a.s) arasındaki tebliğsiz geçen dönem için kullanılır. Akaid ve Kelam literatüründe ise, tahrife uğramamış bir davetle karşılaşma imkanından mahrum olanların dini sorumlulukları açısından tartışılan bir konudur. Peygamber davetinden yeterince haberdar oldukları halde iman etmeyenlerin sorumlu tutulacakları hususunda ittifak eden İslam alimleri, haberdar olmamayı da içine alan fetret ehlini üç ana gruba ayırmışlardır: 1- Hz. İsa ile Hz. Muhammed arasındaki dönemde yaşayıp, hiçbir dinin tebliği kendilerine ulaşmayanlardan, geçmiş dinlerin tesiri ile tevhide inananlar ahirette kurtuluşa erecek, tevhid akidesinden saparak putlara tapanlar ise sorumlu tutulacaktır. 2- Ergenlik çağına gelmeden önce vefat eden kafir ve Müslüman çocukları da fetret ehli içinde ele alınmıştır. 3- İslamiyet'ten önce ve İslam geldikten sonraki dönemde peygamber davetinden hiçbir şekilde haberdar olmayanların dini sorumlulukları ise şöylece ele alınmıştır: a. Peygamber gönderilmedikçe insanların helâk edilmeyeceğini ve azaba uğratılmayacağını (İsra', 17/15-16; Şuara, 26/208) ifade eden âyetleri delil gösterenler, fetret ehlinin, tek başına akıl yürütmeyle iyi ve kötüyü bilemeyecekleri; iman ve küfür ayrımını da yapamayacakları için sorumlu olmadıklarını söylemişlerdir. Eş'ariye'nin çoğunluğu, Hariciler, Şia ve Buharalı bazı Matüridi alimleri, İmam-ı Şafii ve Ahmed b. Hanbel gibi alim ve mezhep imamları ile muasırlardan Muhammed Abduh gibi alimler bu kanaati paylaşmaktadırlar. Biraz sonra müstakil olarak görüşlerini sunacağımız Bediüzzaman da "Zulüm ve savaşlarda mağdur olarak ölenlerin kafir bile olsa haklarında bir rahmet bulunduğunu" ifade ederek aynı görüşü dile getirmiştir. b. Konuyla ilgili bir başka temel görüş, fetret ehlinin Allah'ın varlığına ve birliğine inanmak, ayrıca akıl yürütmek suretiyle bilinebilecek iyi fiilleri de tespit ederek bunlara uymakla yükümlü oldukları yönündedir. Fetret ehlinin aklını kullanmak suretiyle yaratıcıyı ve bazı önemli vazifeleri aklıyla bulabileceğini ifade edenlere göre bu kimseler söz konusu yükümlülükleri yerine getirirse kurtulacaktır. Bu kanaat sahiplerine göre, ergenlik çağına gelen insanların kendilerini ve kainatı yaratan yüce bir kudretin varlığına inanmalarını engelleyecek bir mazeret ileri sürülemez. Mutlak ve mükemmel bir bilgi aracı olmamakla birlikte, akıl, Allah'ın varlığını bilme ve temel konularda iyi ile kötüyü ayırt etme yetisine sahiptir. Nitekim Kur'an'da aklını kullanarak Allah'ın varlığını bulmayı ifade eden ayetler vardır. (el-En'am, 6/76-79) Bu alimlere göre "Peygamber gönderilmeden azap edilmeyeceğini" bildiren ayetler, ahiret değil, dünya hayatındaki sıkıntı ve felaketlerle ilgilidir. (Metin Yurdagür, "Fetret" D.İ.A., XII, s. 475, 476) Ebu Hanife başta olmak üzere, Ebu Mansur el-Matüridi ve bu mezhebe bağlı alimlerin çoğunluğu, Mu'tezilenin tamamı Ebu Abdullah b. Halimi ve muasırlardan M. Reşid Rıza da bu fikirdedirler. c. Selef alimleri ve bu çizgiyi benimseyenlerden İbn Teymiye, İbn Kesir, İbn Hacer, İbn Kayyim el-Cevziyye ise, fetret ehlinin peygamber davetine muhatap olmadan kurtuluşa ermelerini ilahi adalete göre ters bulmuştur. Onlara göre ahiret her ne kadar imtihan yeri değilse de bu kişilerin Cennetlik ya da Cehennemlik olacakları ahirette yapılacak bir denemeden sonra tespit edilecektir. Hemen ifade edelim ki, bu görüşü savunanların ileri sürdüğü hadisler çoğunluk tarafından zayıf rivayetler olarak görülmektedir. d. Konuyla ilgili bir başka görüş de fetret ehlinin dirilişin ardından hayvanlar gibi toprak edileceği yönündedir. İslamiyet'in yayılışından sonra hak din mevzuunda kimsenin mazeretinin kalmadığını ileri sürmek teoride mümkün olmakla birlikte, dünyanın çeşitli yerlerindeki insanların içinde yaşadıkları psiko-sosyal çevre, örf-adet gibi realitelerin bu peşin hükmü daima haklı çıkarmayacağı açıktır. Bu sebeple İslamiyet'ten haberdar olmayan topluluklar bulunabileceği gibi, psikolojik ve sosyolojik engeller yüzünden onun hidayetinden mahrum kalanlar da mevcuttur. Şu halde fetret kavramının İslamiyet'ten önce ve İslam asırlarında yaşayan belli grupları kapsamına aldığını kabul etmek gerekir. (Yurdagür, "Fetret" D.İ.A., XII, s. 47 ) Ehl-i kitabın masum, yaşlı, mazlum kısmının ehl-i necat olabileceklerini söyleyen Bediüzzaman da aynı görüşü paylaşmaktadır. Küfrün Mahiyeti ve Şefkatin Yanlış Kullanılması İnsan, insaniyet hakikati gereği başka insanların eleminden müteessir olur; mutluluğundan da huzur duyar. Allah'ın insan kalbine yerleştirdiği sevgi, merhamet ve şefkat gibi hisler onu bütün alemle münasebettar kılmıştır. İnsan, içinde bulunduğu ev gibi, kocaman küremiz ve kainatla da ilgilidir. Her hadise, eninde sonunda ona ulaşmakta, direkt ya da dolaylı olarak insana tesir etmektedir. Küfür içindeki insanlarla ilgili değerlendirme ve görüşler de böyledir. Bu çerçevede bazıları Allah'ı inkar edenlere ebedi cehennemi fazla görebilmektedir. Bediüzzaman bir anlık küfrün bir cinayet ve binlerce katl hükmünde olduğunu söylemektedir. Çünkü küfr, Allah'ı ve O'nun isim ve sıfatlarının sayısız yansımaları olan mahlukatın ifade ettikleri güzel manaları hiçe saymaktır. Çünkü kainat ve mevcudat insanlığa Allah'ın kudret mektuplarıdır. Bunları inkar sayısız cinayetler hükmündedir. Sayısız cinayetlerin cezası da ancak ebedi cehennem olabilir. Bu sebeple kafire ebedi cehennem adalettir. (Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Yeni Asya Neşriyat, Germany 1994, s. 47) Şefkat, ilahi rahmetin insandaki yansımasıdır. Bu sebeple, şefkatin rahmetin derecesini aşmaması ve alemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed'in (a.s.) şefkat mertebesini taşmaması gerekir. Taşması ise, dalalet ve dinsizliğe kayan ruhi bir hastalıktır. Mesela, "kafir ve münafıkların cehennemde yanmalarını ve azap ve cihad gibi hadiseleri kendi şefkatine sığıştırmamak ve tevile sapmak, Kur'an'ın ve edyan-ı semaviyenin bir kısm-ı azimini inkar ve tekzip olduğu gibi, bir zulm-ü azim ve gayet derecede bir merhametsizliktir." Bu, masum hayvanları parçalayan canavarlara himayetkarana şefkat etmek gibidir. Canavarlara şefkat etmek, o biçare hayvanlara şiddetli bir haksızlık ve zulümdür. Binler Müslümanların ebedi hayatlarının mahvına sebep olanlara merhamet ve şefkatle bakmak da aynen böyledir. (Bediüzzaman Said Nursi, Kastamonu Lahikası, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul 1997, s. 48, 49) Bediüzzaman'ın burada hedef aldığı küfür, uluhiyetle ilgili her şeyi hedef seçen mutlak inkar cereyanları olmalıdır. Ona göre insan, fıtrat ve tabiatındaki özelliklere uygun, gerçek bir insan olmazsa, şeytan bir hayvana inkılâp eder. Kimilerinin bazı frenkler ve frenkmeşrepler gibi hayvani ihtiraslarda ileri giderek, daha şiddetli bir hayvaniyet mertebesini alması gibi. "İşte, muzır kâfirler ve kâfirlerin yolunda giden sefihler, Cenâb-ı Hakk'ın hayvanatından bir nevi habislerdir ki, Fâtır-ı Hakîm onları dünyanın imareti için halk etmiştir. Mün'im, ibâdına ettiği nimetlerin derecelerini bildirmek için, onları bir vâhid-i kıyasî yapıp, âkıbetinde, müstehak oldukları Cehenneme teslim eder." (Bediüzzaman Said Nursi, Mesnevi-i Nuriye, Yeni Asya Neşriyat, Germany 1994, s. 134) Bediüzzaman küfürle ilgili gayet şiddetli ifadeler sarf ederken, Hıristiyanlardan mazlum olanlar hakkında müjdeli işaretlerde bulunmaktadır. Savaşlarda ölen masum, mazlum ve ihtiyarların manevi şehadet derecesi kazanabileceğini söylemektedir. "Çünkü müstahaklara afet geldiği zaman masumlar da yanar. Onlara acımamak olmaz. Canilerin cezalarından zarar gören mazlumlar hakkında ise gizli bir merhamet vardır. (Kastamonu Lahikası, s. 49, 79) Bediüzzaman masum çocukların savaşlarda ölmesinden tahammülün üstünde bir elem ve ıztırap çektiğini, ifade ederek şu tespiti yapar: "Birden kalbime geldi ki, o maktul masumlar şehîd olup veli olurlar; fâni hayatları, bâki bir hayata tebdil ediliyor. Ve zâyi olan malları sadaka hükmünde olup bâki bir malla mübadele olur. Hattâ o mazlumlar kâfir de olsa, âhirette kendilerine göre o dünyevî âfattan çektikleri belâlara mukabil rahmet-i İlâhiye'nin hazinesinden öyle mükâfatları var ki, eğer perde-i gayb açılsa, o mazlumlar haklarında büyük bir tezahür-ü rahmet görüp, 'Ya Rabbi, şükür elhamdü lillâh' diyeceklerini bildim ve kat'î bir surette kanaat getirdim. Ve ifrat-ı şefkatten gelen şiddetli teessür ve elemden kurtuldum." (Kastamonu Lahikası, s. 49) Konuyla ilgili açık ifadelerinden birisi de aynen şöyledir: "On beşinden yukarı olanlar, eğer mâsum ve mazlum ise, mükâfatı büyüktür, belki onu Cehennemden kurtarır. Çünkü âhirzamanda madem fetret derecesinde din ve din-i Muhammedîye (a.s.m.) bir lâkaytlık perdesi gelmiş. Ve madem âhirzamanda Hazret-i İsâ'nın (a.s.) din-i hakikîsi hükmedecek, İslâmiyet'le omuz omuza gelecek. Elbette şimdi, fetret gibi karanlıkta kalan ve Hazret-i İsa'ya (a.s.) mensup Hıristiyanların mazlumları, çektikleri felâketler onlar hakkında bir nevi şehadet denilebilir. Hususan ihtiyarlar ve musibetzedeler, fakir ve zayıflar, müstebit büyük zâlimlerin cebir ve şiddetleri altında musibet çekiyorlar. Elbette o musibet onlar hakkında medeniyetin sefahetinden ve küfranından ve felsefenin dalâletinden ve küfründen gelen günahlara keffaret olmakla beraber, yüz derece onlara kârdır diye hakikatten haber aldım, Cenab-ı Erhamürrâhîmin'e hadsiz şükrettim. Ve o elîm elem ve şefkatten tesellî buldum." (Kastamonu Lahikası, s. 79) Bu iki pasajdan şunları anlamak mümkündür: 1- Ahirzamanda savaşlarda ölen mazlumlar aynen Müslümanlar gibi manevi şehadet mertebesi kazanabilir. Çünkü bu insanların bulundukları yerlerde İslamiyet'in tanınmasına engel teşkil eden hususlar, hak dinin bilinmesine fırsat vermeyebilir. 2- Bir çok yerlerde Hz. İsa dönemindeki hakiki Hıristiyanlık hükmedecek. Hıristiyanlığın hakiki vechesi İslamiyet'le omuz omuza verecektir. Günümüzde bir çok Hıristiyan devlet ve düşünürün, Müslümanların içinde bulundukları savaş, hukuksuzluk, tanınmama gibi kangren olmuş problemlerde Müslümanlara destek vermesi bunun bir numunesini teşkil etmektedir. 3- Hıristiyanlardan zulme ve gadre maruz kalarak ölenlerin çektiği sıkıntılar, "medeniyetin sefahati ve küfranından, felsefenin dalaleti ve küfründen ortaya çıkan günahlarına birer keffaret" olabilir. Bu ise ahiret noktasından ve dünyevi sıkıntıların karşılığını alma yönüyle büyük bir teselli kaynağıdır. 4- Bediüzzaman bu ve benzeri ifadelerinde onlarla mücadele etmek değil, omuz omuza vermeyi ön plana çıkarmaktadır. Çünkü mutlak anlamda uluhiyete karşı savaş açan materyalist felsefi cereyanlar, ortak ve en büyük düşmanımızdır. Zihinlerde hüküm süren dinsizlik her türlü insani değeri tahrip etmektedir. "Çünkü, [Biz kendisine peygamber göndermedikçe, bir kavme azap vermeyiz.] (İsra, 17/15) sırrıyla, ehl-i fetret, ehl-i necattırlar. Bilittifak, teferruattaki hatîatlarından muahazeleri yoktur. İmam-ı Şâfiî ve İmam-ı Eş'arîce, küfre de girse, usul-i imanîde bulunmazsa, yine ehl-i necattır. Çünkü teklif-i İlâhî irsal ile olur ve irsal dahi ıttıla ile teklif takarrur eder. Madem gaflet ve mürur-u zaman, enbiya-yı sâlifenin dinlerini setretmiş; o ehl-i fetret zamanına hüccet olamaz. İtaat etse sevap görür; etmezse azap görmez. Çünkü mahfî kaldığı için hüccet olamaz." (Mektubat, s. 374) Aslı hak olup da tahrifata uğramış dinlere inanan, zulüm ve zarardan uzak bir şekilde yaşayanların kurtuluşa erebilecekleri, İslami bilimlerin teşekkül devri alimlerinden Abdullah b. Halimi tarafından da dile getirilmiştir. El-Minhac fi Şuabu'l-İman adlı eserinde Halimi, Hz. Muhammedin (a.s.) dâveti kendisine ulaşmamış, fakat aslı hak ve müstakim olup, sonradan bozulan bir dine inanan kişiyi "Müslüman" olarak niteler. Çünkü ona hak dinin peygamberinin dâveti ulaşmamıştır. Böyle birisi, Kâbe'nin kıble olduğunu bildiren ayetler gelmeden önce Kudüs'e yönelerek namaz kılan,1 ya da vaktinin bir kısmında namaz kılamadıkları için "dinen eksik" sayılan kadın gibidir. (Halîmî, Minhâc, Slm. Vr. 44b) O, "Peygamber göndermedikçe Biz, kimseye azap edici değiliz" (İsra, 17/15) âyetini bu fikre mesned gösteriyor. Ona göre resulün gönderilmesi, tebliği ifade eder. Davetin ve tebliğin ulaşmadığı kimse kendilerine resul gönderilmemiş hükmündedir. Nitekim, Hz. Peygamber'e (a.s.) gelen bir vahyin içeriğinden, ulaştırılana kadar, kavminin bireyleri mesul tutulmuyordu. Hz. Peygamberin (a.s) kavminden tebliğ ulaşmayanları mes'ul tutmamış olması gösterir ki, dâvetine uzakta kalanların hükmü de aynıdır. İslam Peygamberi, Muaz b. Cebel'i2 Yemen'e gönderirken, ona, düşmanla karşı karşıya gelirse, önce insanları Allah'ın bir olduğuna inanmaya; sonra, Muhammed'in (a.s.) O'nun risaletini kabule çağırmayı emretti. Savaşa öncelik vermiş olsaydı, tebliğ gerçekleşmezdi. Davete öncelik vermesi, daveti işitmeyenlerin mes'ul olmadıklarını gösterir. (Halîmî, Minhâc, I, 176) Onun, aslı muharref bir dine yönelmiş kimseleri de "müslim" sıfatıyla anması kendine mahsus bir yorum olarak dikkat çekmektedir. Bu görüşün "Allah'ın vaadi ne sizin kuruntularınıza ne de Ehl-i Kitabın hayallerine bağlıdır. Kim bir kötülük işlerse onun cezasını görür ve kendisi için Allah'tan başka dost ve yardımcı bulamaz. Erkek olsun, kadın olsun kim de mü'min olarak iyi işler yaparsa işte böyleleri cennete girer. Zerre kadar bile olsa haksızlığa uğratılmazlar." (Nisa, 4/123-124) ayetine uyduğunu kabul edebiliriz. Hak dinin ulaşmadığı insanlardan mazlumen ölenler kafir de olsalar ehl-i fetret olarak kabul edilebilir. Onlar da Müslümanlar gibi manevi şehadet derecesi alabilir. Bu görüş, geçmişte amelde ve itikadda mezhep imamı olarak kabul edilen İslam alimlerince dile getirildiği gibi, günümüzde de Bediüzzaman'ın eserlerinde açıkça ifade edilmiştir. Bediüzzaman bu tür kimselerin maruz kaldığı sıkıntıların, geçmiş hayatındaki sefahet ve dalaletine keffaret olabileceğini ifade etmiştir. Bu yaklaşımın, İslamiyet'in rahmet ve şefkat boyutuyla uygunluk arzettiğini, ehl-i kitap tarafından tanınması ve kabul edilmesine de vesile olduğunu düşünmekteyiz.Dipnotlar 1. Namazın sıhhati için kıbleye yönelmek şarttır. (Bakara, 149, 150) Bu kuralın iki istisnası vardır: Savaşta şiddetli korku ve binek üzerinde nafile namaz kılan seferî. Mâlikî ve Hanefî mezhebine göre kıbleye yönelmek için, yırtıcı hayvandan emin olma ve buna gücü yetme şartı vardır. Vehbe Zuhaylî, Fıkıh Ansiklopedisi, I, 468.2. Muaz b. Cebel Hz. Peygamber tarafından Yemen'e vali olarak gönderildi. Muaz'la ilgili hadisin tamamı şöyledir: "Ey Muaz! Yemenli'leri ilk önce Allah'dan başka bir ilâh olmadığı ve benim de Allah'ın peygamberi olduğumu bilmeğe ve tanımağa dâvet et. Eğer bu iki şehâdeti kabul ederlerse, bu defa da onlara her gece ve gündüz üzerlerine beş vakit namaz farz kılındığını öğret. Eğer namazın vücubunu (namaz kılarak) itiraf ederlerse, bu defa bildir ki, Allah kendilerine, mallarında zekat farz kılmıştır..." bkz.: Miras, Kamil, Sahih-i Buharî Muhtasarı,Tecrid-i Sarih, Zeynü'd-Din Ahmed b. Ahmed b. Abdi'l- Latifi'z- Zebîdî, Ankara, 1968 V, 3 Hn.686 Başka bir hadise göre Rasülüllah Muaz b. Cebel'i Yemen'e vali olarak gönderirken, "Ey Muaz! Yemen'e vardığında yanına ehl-i kitap gelerek, sana, 'Cennetin anahtarı nedir?' diye soracaklar. Sen onlara "Lâ ilâhe illah cümle-i şerifidir. Lâkin bu kelime-i tevhid cennetin dışsiz bir anahtarıdır. Eğer sen cennetin kapısına dişli bir anahtarla gidersen kapı açılır, aksi halde açılmaz' diye cevap ver" buyurmuştur. Beyhakî'nin Sünen'inde Vehb b. Münebbih'den, merfu' olarak rivayet ettiği bu hadis, Ali Kàrî tarafından, Allah'ın, "şirk dışındaki günahları affedeceği" âyetinin getirdiği geniş af çerçevesi açısından tenkide uğramıştır. Umdetü'l Kari, III, 3'den Miras, Tecrid-i Sarih, IV, 266. Kaynak: Dr. Veysel Saray, Köprü, sayı: 86
898c7e861a67
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
İşleri yetiştirmek, ordan oraya gitmek bir telaş içinde... Tüm bunlarn arasında tek dinlencesi ise müzik. Doğanın, o ritmini hiç kaybetmeyen müziği. Ne olursa olsun, mutlaka belli bir süre, o müziği dinlemek için herşeyi zihninden attığı anlar. Hiç bitmeyecekmiş gibi kendinden geçerek dinlediği. Yetmiyor belki ama, ruhu gerekli enerjiyi alıyor bu süre zarfında. Çok iyi biliyor o anların kıymetini. Doyasıya ve hiç kesintiye uğratmadan dinliyor müziğini doğanın. kuşların cıvıl cıvıl şarkısına eşlik eden böcekler. Ağaçların yapraklarıyla eşlik ettiği dansları. Göz alıcı ahenkleriyle göz ziyafeti çektiren kelebekler. Kocaman bir orkestra. Muhteşem bir gösteri.
37b6ecc1cc18
[ "fineweb2", "hplt2" ]
KOZA MANTI ( YUFKA MANTISI ) Koza mantı Yufka mantısı Hazır yufkadan mantı Kolay mantı tarifi Sosyete mantısı Soslu yufka Yufka kızartması Yufkalı tarifler Çıtır çıtır muhteşem bir lezzet. . Sarması biraz zaman alsada yinede pratik bir tarif. . Sosyete mantısının değişik bir versiyonu diyebilirim. . Ister içli bir şekilde istersenizde benim yaptığım gibi harcı üzerinde deneyebilirsiniz. . KOZA MANTI (YUFKA MANTISI )Malzemeler : 3 adet yufka Yufkaları kızartmak için; sıvıyağ Üzeri için; 150 gr. kıyma 1 adet soğan2 yemek kaşığı tereyağ tuz, karabiber Üzeri için; 1 kase sarımsaklı yoğurt Sosu için; zeytinyağ ve pulbiber Yapılışı : Yufkayı dört eşit üçgen parçaya kesin. Sonra her parçayı tekrar 8 eşit üçgen parçaya kesin. Böylece bir yufkadan 32 adet minik üçgen parçalar elde ediyoruz. Bu minik üçgenleri sigara böreği gibi sarın.Diğer yufkalarada aynı işlemi uygulayın. Bu sarma işlemini pipet yardımıyla yapabilirsiniz. Uç kısımların yapışması için çok az suya batırabilirsiniz.Üzeri için; tavaya tereyağı alıp, eritin. Soğanı minik doğrayın ve tavaya alıp, hafif soteleyin. Bu aşamada dilerseniz salça ilave edebilirsiniz. Üzerine kıymayı koyup, kavurun. Tuz ve karabiber ilave edin. Yufkaları sıvı yağda kızartın ve kağıt havlu üzerine alın. Sosu için; tavaya zeytinyağını alıp, ısıtın ve pulbiberi ekleyin. Servis tabağına yufkaları alın ve üzerine kıymalı harcı dökün. Onun üzerinede sarımsaklı yoğurdu dökün. Son olarak biberli sosu üzerine gezdirip, servis edin. Yoğurdunu servis sırasında dökerseniz yufkalar yumuşamaz ve çıtırlığını kaybetmez. Afiyetler olsun. . . NOT : Bu mantıyı içli olarakta yapabilirsiniz. Yani çiğ kıymalı iç malzemesini yufkaların içine koyup, sarabilirsiniz. - Yorum Yaz
f35dee7cec4e
[ "fineweb2", "hplt2" ]
MALZEMELER: 1 PAKET TUZSUZ ETİMEK ŞERBETİ İÇİN: 2 SU BARDAĞI ŞEKER 2 SU BARDAĞI SU 1 TATLI KAŞIĞI LİMON SUYU KREMASI İÇİN: 1 KG. SÜT 3 KAHVE FİNCANI ŞEKER 3 KAHVE FİNCANI UN 100 GR. MARGARİN ÜZERİ İÇİN: 1 PAKET KREM ŞANTİ ( 1 çay bardağı süt ) YAPILIŞI: Öncelikle etimekleri bir borcama yada tepsiye diziyoruz. Şerbeti hazırlayıp, biraz beklettikten sonra etimeklerin üzerine döküyoruz. (üzerinin buharı geçene kadar) Krema için : Margarin hariç diğer malzemeleri iyice çırpıp,ocakta pişiriyoruz. krema kıvamına gelince altını kapatıp,margarini ekliyoruz. Margarin eriyince kremamız hazırdır. Kremayı şerbetlediğimiz etimeklerin üzerine düzgünce yayıyoruz. Dolaba kaldırıp, kremanın iyice soğumasını sağlıyoruz. Üzerine 1 çay bardağı ile hazırladığımız krem şantiyi yayıyoruz. Üzerine ister bol hindistan cevizi,ister ceviz yada fındık kırığı serpiyoruz. Tatlımız servise hazır.Dilimleyip,afiyetle yeyin. Hem pratik,hem ekonomik hemde çok lezzetli bir tatlı. Özellikle acil misafirler için. Krema yerine istenirse hazır puding yada çikolata sos kullanılabilir. Ama ARZUYA GÖRE evde kendiniz yapın kremanızı. Elinizin emeği olduğu için daha lezzetli oluyor. Bu tatlı biraz kaymaklı ekmek kadayıfını andırıyor. Lezzet ve görünüm olarak onun yerini asla tutamaz ama buda yalancısı işte. AFİYET OLSUN.
c6154580b51d
[ "fineweb2", "hplt2" ]