text stringlengths 97 665k | id stringlengths 12 12 | source listlengths 2 5 |
|---|---|---|
- Yorumlar: 0
- 18 May 2011 00:00
- Haber kategori: Çayyolu
- Ekleyen:
- Ziyaretler: 1116
- Son Güncelleme: -/-
Bugün Türkiye’nin Aydınlanma ve çağdaşlaşma mücadelesinin cesur önderlerinden Türkan Saylan’ı yitirişimizin 2. yıldönümü. Hakkında eminim çok güzel yazılar yazılacak, anlamlı konuşmalar yapılacaktır. Ama hiçbiri Türkan Hoca ve mücadelesini, Çorumlu bir ‘Kardelen’inşusatırları kadar içten yansıtamaz..
“Ben Gizem Karlı. Kardelen Gizem. Sizlere yaşamöykümü anlatmak istiyorum.
Hacettepe Üniversitesi İktisat Bölümü ikinci sınıf öğrencisiyim. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ile 2003 senesinde tanıştım ve bir ‘kardelen’ oldum.
Peki daha önce nasıl bir dünyam vardı? Ve kardelen olduktan sonra hayatımda neler değişti?
Küçük bir gecekondumuz vardı.
İçinde sıkıntı, huzursuzluk, yokluk... Aklınıza ne gelirse.
Ben ise 14 yaşında, ‘gelinlik çağı’ gelmiş, küçük bir çocuktum.
Annem büyük bir telaşla bana çeyizler hazırlardı. Ben de okuldan sonra ona yardım ederdim.
Tabii hayallerim de vardı.
Perdeleri aynı renk olan bir evim. Bir köşesi yanık olmayan bir halı.
Bir kulpu kırık olmayan bir tavam olsun isterdim.
Bir de bana iyi davranan bir eşim!
Bir iki seneye kadar evlenecektim ve çocuklarım olacaktı. İsimleri ne olmalıydı acaba?
Peki hayallerim arasında okumak var mıydı?
Evet. Ama öylesine bastırılmıştı ki böyle bir hayali kurmakta bile zorlanırdım bazen.
Geleceğim karanlıktı. Bana nasıl, neyi yaşamam söylenirse onu öyle yaşardım.
Küçücük bir dünyam vardı ve ben bütün dünyayı bu kadar küçük sanıyordum.
Hayatımın en karanlık anlarından birinde, çaresizlik içinde kalmışken, Eğitimi kendine ilke edinen, benim gibi kız çocuklarını okutmayı hedefleyen Sayın Türkan Saylan’ın kurduğu Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ile tanıştım.
Artık karanlığa yürümüyordum. Geleceğimi aydınlatan birileri vardı.
Küçük dünyam büyümeye başladı. Farklı yaşamlar tanıdım ve değiştim.
Artık hayallerim değil hedeflerim var.
Perdeleri aynı renk olan bir ev hayal etmiyorum. Artık çağdaş bir Türkiye hedefliyorum.
ÇYDD ilkeleri doğrultusunda ülkem için çalışmayı, Türkan Hocamın izinden gitmeyi hedefliyorum.
Türkan Hocam ışıklar içinde yat, rahat uyu.
Çağdaş gençlik burada, emin adımlarla yürüyor.
İyi ki hayatımızda yer almışsın Türkan Hocam...”
DOKUNULMAZLARA DOKUNAN KADIN
Türkan Hoca için Ankara’daki ÇYDD şubeleri tarafından düzenlenen anma etkinliğinde konuşan avukatı Hüseyin Karataş, “Dokunulmazlara dokunan” dedikten sonra Saylan için şunları söyledi:
* Cüzamlılara dokundu,
* Eğitimsizliğe dokundu,
* Kız çocuklarının küçük yaşta kuma, berdel verilmesine dokundu
* Gericiliğe dokundu...
HEDEFE AZ KALDI AMA...
Sağlığında Ayşe Arman’a verdiği röportajda “Hedefim 100 bin çocuğu burslu okutmak” demişti. Dün itibarıyla ÇYDD bursu alan öğrenci sayısı 90 bin 570’e ulaşmış durumda. Ama burs vermekle sorumluluğumuz bitmiyor. ÇYDD bursu sayesinde eğitim imkânına kavuşan bu çocukların başta okulları olmak üzere toplum tarafından, dernek hakkındaki hukuksuz iddialar gerekçe gösterilerek dışlanmasına hep beraber karşı durmalıyız.
Utku Çakırözer
Cumhuriyet – 18.05.2011 | bd19a8c8d863 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
OSMAN TÜRKOĞUZ
İzmir; 20 Ekim 2011.
AMERİKA, PKK KARTINI YIRTMIŞTIR!
Başkan Obama, son PKK baskını nedeniyle çok sert bir demeçle terörü kınamıştır! İngiltere Başbakanı da aynı şiddette bir demeçle teröre lanet okumuştur.
Amerika Birleşik devletleri dışişleri Bakanı Sayın Bayan Clinton, AKP Dışişleri Bakanı Davudoğlu Ahmet Bey ile acilen konuşmuştur.
Türk Silahlı Kuvvetleri, beş koldan, 22 Tabur ile Kuzey Irak’a girmiştir!
Sonuç: PKK’NIN son kanlı baskınları, Büyük Orta Doğu projesini tehlikeye sokmuştur. Yeni bir anayasa numarası ile Türkiye eyaletlere bölünerek üniter yapısını ve Atatürk Devrimlerini terk ederek Osmanlının son günlerine dönecekken Türk Toplumu esnemeye başlamıştır. Meselenin aslı ve dahi esası da budur Uyutulan Sayın Türk Toplumu.
PS: Bendenizin bu yazısını okumuş olan Yaşlı bir Emekli Komutanım,”buna inanmam mümkün değildir! Sayın Erdoğan Başbakan kaldığı sürece bu millet onun her referandum teklifine EVET! Der” Diyerek bana çattı.
Bendeniz de tüm yazılarımda bunun gerçekleşmesi üzerine oynanmakta olan oyunları yazdığım halde! Hem de tıraş olmak için gitmiş olduğum Konak Orduevinde. Bir değerlendirme yapmak için EBU’LARI Esas Bilgi Unsurlarını iyi değerlendirmek ve kullanmak gereklidir.
Şimdi Emekli Korgeneral olarak İstanbul’da yaşayan bir kurmay albayımıza, İtalyan Jandarma Genel Komutanı’nın:
1-“Ortadoğu’da Amerikanın haberi olmadan kuş bile uçamaz!” Dediğini hiç unutmadım.
2-Bir Amerikalı Profesörün:”Rusya’nın boşluğunu daha yetenekli bir ulusun doldurmasını önlemek Amerikan’ın en önemli meselesidir!”İstihbaratını da sürekli olarak hatırlarım.
3-Irak topraklarının Amerikanın denetimi ve sorumluluğu altındadır.
4-Amerika’nın her türlü haberalması Irak topraklarındadır. Özellikle de Teknik haberalması!
5-PKK kampları Irak topraklarındadır. Pkk’lılar, katırlara yükledikleri ağır silahlarını Irak topraklarından Türkiye’ye sokmuşlardır. Bu durumdan, Barzani’nin ve Talabani’nin dolayısıyla Amerika’nın anında haberdar olmaması düşünülemez. Hani anlık haber alma anlaşmamız!
6-Sayın Abdullah Gül’ün Colin Powell ile 2003’te yapmış olduğu 9 maddelik görev antlaşması yürürlüktedir...
7-Dedesi ”Kürt Teali Cemiyeti’nin” kurucularından olan Cüneyt Zapsu’nun Amerikalı yetkililere önerisi: ”Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı delikten aşağı süpüreceğinize onu kullanabilirsiniz!”
8-Amerika Birleşik Devletlerinin yılı Milli Güvenlik planı?
9-Sayın RTE: ”PKK görevini yapıyor! ”Buyurmuştu. Görev verilir! PKK’YA bu görevi kim ve kimler vermektedir?
10-Causalite, NEDENSELLİK, Sebep—Sonuç ilişkisi!
Bu bilgiler beni bir hazırlığın varlığına götürmektedir.
Saygılarımla.
PS: Sıkıyönetim ilanını istemek; Türk Slahlı Kuvvetlerini inisiyatifsiz ve yetkisiz, budanmış olarak, günah keçisi—Skopogoat-- haline getirmek demektir.
Olağanüstü hal denenilir; Türk Silahlı Kuvvetlerinin istediği yetkiler ivedi olarak verildikten ve Silivri Esir Kampı boşaltıldıktan, Özel Görevli İktidar Mahkemeleri kaldırıldıktan sonra sıkıyönetim düşünülebilir.
Deniz feneri vurguncularını üç aylık tutuklu kalmaları, ”tutukluluk ceza değildir”, ”uzun süre tutuklu bırakılmak hukuka uygun değildir”mantığı ve kararıyla bırakılmıştır!
Yani ya! | 53cdc99be9e1 | [
"c4",
"culturax",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Pasta kitabı tüm hızla devam ederken, aday tariflerin denenmesi, tadılması, fotoğraflanması ve eğer kitaba girmeye hak kazanırsa yazıya alınması gerekiyor. Pek tabi bu aşamalar da pek kısa sürmüyor ama tüm motivasyon ve heyecanla devam ediyorum.
Bu karamelli çikolatanın tabiki en çekici yanı görüntüsündeki bu yoğunluk ve henüz ağza atılmadan önce burna ulaşan karamel kokusu. Bayram için de farklı bir ikramlık olabilecek bu tarif çok şekerli sevenler için gelsin. Kahve ile birlikte minik bir çikolata parçası olarak ikram edilebileceği gibi, dondurma ile birlikte de sunulabilir.
Malzemeler:
- 65 gr bitter çikolata
- 200 ml taze krema
- 200 gr toz şeker
- 20 gr tereyağı
- 60 gr bal
Hazırlanışı:
Kremayı bir küçük tencere hafifçe kaynatın ve bırakın.
50 gr toz şekeri orta ateşte karıştırarak eritin, hafif renk değişiminden sonra içine kremayı ilave edin ve karıştırmaya devam edin.
Kalan şekeri de ilave edip, şekerin erimesi ve karışım karamel kıvamı alana kadar karıştırın.
Ardından balı ekleyin ve tekrar 1 dk karıştırarak pişirmeye devam edin.
Çikolatayı ve tereyağını ekledikten sonra 3-4 dk daha karıştırarak pişirin ama kaynamasına izin vermeyin.
Karışımı ocaktan aldıktan sonra 30 dk bekletin ve kare bir kalıbın veya bir kabın içine dökün.
Kalıbı streç film ile sararsanız çıkarmakta kolaylık olur.
Buzdolabında en az 3 saat beklektikten sonra dilimleyin, servise hazır. | ec44c57daaa9 | [
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Bebekle Hayat…Hayır bu yazımda bebek bakımı ile ilgili bilgiler yok. Bu yazımda bebeğe bakarken kendinize nasıl baktığınız ya da bakamadığınız ile ilgili notlarım var
Bakım Zamanı?
Mesela hiç düşündünüz mü? Doğuma gitmeden önce çıkardığınız oje, kısacık kestiğiniz tırnaklarınız ve hamileliğinizin belki başından; belki de ortasından beri ayaklarınızdan çıkardığınız topuklu ayakkabılarınız ya da daracık elbiseleriniz; yakası açılmayan bluzlarınız kim bilir bir daha ne zaman sizinle olacaklar ?
Peki ya ne zaman spor yapacaksınız?
Eğer şu an hamile iseniz muhtemelen hiç sorun değil yeter ki yavruma kavusayım sağlıkla diyorsunuz. Yok eğer bebeğiniz en azından altı aylık kadar olmuşsa o zaman bu soruların cevabını arıyor olmalısınız
Zira hepimiz hamileliğimiz sırasında bazı zorluklar yaşadık ve bebeğimizi kucağımıza aldıktan sonra da bazı zorlukları gördük. Hele de ilk bebek ise…
Doğumla Yeniden Doğmak ve Yeniden Yaşamayı Öğrenmek
Benim için başta her şey tozpembeydi. Doğumla birlikte yeniden doğmuştum.. Evet hamilelik kilolarım vardı, bakımsızdım ama öyle mutluydum ki o minicik bebekle! Hiç bir şey umrumda değildi…
Sonra dünyanın sadece benim ve bebeğimin çevresinde dönmediğini farkettim ve hayatıma çeki düzen vermeye; kızımı da kendi hayatıma adapte etmeye başladım. Hem yarı zamanlı çalışan, sorumlulukları olan bir anneydim hem de yardımcısı olmayan bir ev hanımı.. Ama işim sık sık dışarı çıkmayı gerektiriyordu. Kızımı kanguruda tasıyarak birlikte etkinlik ve toplantılara gitmeye başladım. Üç aylıktı. Hem işlerimi yapmak hem de her an bebeğimle olmak harikaydı.
Önceleri bebeğimi emzirdiğim için sadece önden düğmeli , rahat kıyafetler giyiyordum. Sonra yandan fermuarlı şık elbiseler ya da yakası kapalı uste oturan bluzlar giymeye başladım. Emzirmeye tabi ki devam ediyordum ancak kendi tarzımı yeniden yakalamam benim daha mutlu hissetmem için önemliydi..6 aydan sonra kıyafetler konusunda daha rahat davranabildim. Doğum öncesi kilomun 7 kg altına inmiştim bile.. Bebeğimi her an her yerde emzirdim asla çekinmedim. Ne sosyal hayat ne işler ne de kılık kıyafet buna engel olamazdı.
Tırnaklarım hala kısacıktı; onun narin cildini incitebilecek her şeyden uzak duruyordum. Cildimde kullandığım makyaj malzemelerinin içeriğinden, tırnağıma sürdüğüm ojeye; saçımı yıkadığım şampuandan sıktığım parfüme dek her şeyi düşünüyordum.
Hangi içeriklerin hamile annenin karnındaki ya da emzirilen bebeğe zararlı olduğunu şu ve şu yazılarımda yazmıştım lütfen hamile iseniz ya da emziren anne iseniz bir inceleyin.
İnce topuklu ayakkabı için ise biraz daha beklemem gerekti. Bebek arabası kullanırken ince topuklu ayakkabı giymeye çok da ihtiyaç yoktu tabi ama bebeğim yanımda olmadan katıldığım organizasyonlarda yeniden ince topuklu ayakkabılarımı giymeye başladım. Bebeğim 6 aylık olduktan sonra yeniden blok topuklularla dışarı çıkabiliyordum..
Bazı anneler bebekleri 2 yaşına gelene dek kendini unutuyor bazıları ise doğduğu ilk günden itibaren eski hayatına aynen devam ediyor. Hatta bebeğini emzirmesine rağmen sigarayı hamileliğinden beri hiç bırakmamış olan anneleri bile gördüm.
Benim normal hayata tamamen dönmem 6 ayı buldu. Benim hayata bakış açım ve annelik içgüdülerim beni bu şekilde yönlendirdi. Sonuçta mutlu ve sağlıklı bir bebeğim; harika bir evliliğim ve hayata pozitif bakabilen bir ben var elimde. Annelik sıfatına minicik bir kız çocuğu iken bile imrenerek; en çok da bir gün anne olmayı hayal eden bir kadın olarak diyebilirim ki hayattaki en büyük mutluluk güzel bir yuvanın olması…
Ne bebeğini ne kendini ne eşini ve geniş aileni unutma sevgili okur
Siz de kendi hayatınıza en uygun şekilde ve zamanda normal hayatınıza dönün. Mutlu ve kendini tamamlamış bir anne mutlu bir aileyi taşır. Atalarımızın da dediği gibi yuvayı dişi kuş yapar.. Eşinizi, kendinizi ve bebeğinizi en mutlu şekilde özümseyebilmeniz için kendinizi hatırlamanız; kendinize bakmanız önemli.. Ne olur güzel anneler… Bebekle Hayat en güzeli … Ama .. Kendinizi unutmayın… | e5781437fadc | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Yozgat'ta, OHAL kapsamında il genelinde faaliyet gösteren tüm bar, pavyon, gazino gibi alkollü içecek tüketilen umuma açık yerler kapatıldı
Kapatmaya gerekçe olarak ise bu mekanlarda "kasten öldürme, yaralama, tehdit" gibi suçların işlenmesi gösterildi.
VALİLİKTEN YAPILAN AÇIKLAMA
"İlimizde gazino, pavyon ve bar adı altında faaliyet gösteren yerler ve çevrelerinde meydana gelen olaylar incelendiğinde bu olayların kasten öldürme kasten yaralana, tehdit, hakaret, mala zarar verme, görevi yaptırmamak için direnme, genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması, 6136 sayılı kanuna muhalefet suçlarından teşekkül ettiği görülmüştür. İlimiz Sankaya ilçesinde meydana gelen öldürme olayı da buna örnek teşkil etmektedir. Bu nedenle, 2935 Sayılı Olağanüstü hal Kanununun "Tedbirler Başlıklı" 11. maddesi gereğince genel güvenlik, asayiş ve kamu düzenini korumak, şiddet olaylarının yaygınlaşmasını önlemek amacıyla il genelinde faaliyet gösteren bar, pavyon, gazino v.s. gibi umuma açık yerler OHAL süresince kapatılmıştır. İlgili işyerlerine gerekli tebligatın yapılarak kapatma işleminin yapılmasını rica ederim."
YOZGAT VALİSİ'NDEN AÇIKLAMA
Yozgat Valisi Kemal Yurtnaç, valilikte basın mensuplarına yaptığı açıklamada, içkili mekanları kapatmadıklarını, medyadaki haberlerde küçük bir çarpıtma olduğunu söyledi.
Bu durumun kamuoyunda yanlış algılara sebep olabileceğine değinen Yurtnaç, şöyle devam etti:
"Biz bar, pavyon ve ona benzer çalışan gazinoları kapattık. Geçen haftalarda Sarıkaya ilçemizde hem yaralamalı hem de cinayet olayı oldu. Bu mekanların kalitesi artsın, standardı yükselsin, gerekli çalışmaları yaparız bunlar açılabilir ancak bu seviyede kavga, dövüş, yaralama, adam öldürme ve gürültünün olduğu yerde kamu güvenliğini sağlamak bizim görevimiz. Bu durumun başka tarafa çekilmemesi lazım."
"İÇKİLİ LOKANTALAR, KAFELER HİÇBİR ZAMAN KAPATILMIŞ DEĞİL"
Yurtnaç, şöyle devam etti:
"Diğer bir taraftan Yozgat, şeker pancarı üretiminde Türkiye'nin ilk beşte yer alan bir ili. İlimize 200 milyon liraya yakın para girdi. Kapattığımız bölgedeki bar, pavyonlarda aile huzurumuzu bozan, kadınlarımızın şikayetçi olduğu, aileyi korumak maksatlı yaptık bu kapatmayı. İnsanlar çocuklarının ve ailesinin nafakasını götürüyorlar buralarda yiyorlar, uygunsuz ortamlarda. Tüm bunları düşünerek OHAL düzeni bozulmadan hem toplum sağlığını ve aileyi korumak hem de bu mekanların standardının yükselmesini sağlamak amacıyla bir bakıma elektrik verdik, herkes kendine gelsin burada. Yoksa buradaki içkili lokantalar, kafeler hiçbir zaman kapatılmış değil. Umumi açık yerler. İçki içen vatandaşlar da var içmeyen vatandaşlar da. Hepsinin huzurunu sağlamak bizim görevimizdir."
"BAR VE PAVYONLAR BURAYI TEHDİT EDER HALE GELDİ"
Vali Yurtnaç, kente yeni atandığı için ilçe ziyaretleri yaptığını, şeker pancarının çokça üretildiği yerlerde kadınların bu durumdan şikayetçi olduklarını belirtti.
Kendilerinin de bu duruma bir şekilde engel olması gerektiğini dile getiren Yurtnaç, "Bir dönem Karadeniz bölgesinde Rusya’dan gelen kişiler vardı. Toplumun ahlakını, sağlığını, güvenliğini tehdit eder noktaya nasıl geldiyse bugün de bizim bölgemizde bar ve pavyonlar burayı tehdit eder hale gelmiştir." dedi.
"STANDARDI DÜŞÜK YERLER KAPATILDI"
Söz konusu mekanların güvenlik açısından sakıncalı olduğuna işaret eden Yurtnaç, "Gayet standardı düşük yerlerde hizmet sunan, vatandaşların girmekten imtina ettiği, korktuğu yerleri kapattık. Kamuoyunun bu konuda yanlış bir algı ve hesap içerisine girmemesi gerekiyor." değerlendirmesini yaptı.
Kendisinin genel emri yazdığını, zabıtanın da böyle yerleri bugün yarın kapatacağını aktaran Yurtnaç, kentte bu manada 28 yerle ilgili tedbirler alınacağını bildirdi. | 0f069fd246be | [
"c4",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Test, Analiz ve Kalibrasyon Desteği;
Desteklenen üst limit, 20.000 TL, destek oranı %50
İşletmelerin, kamu kuruluşları ve üniversitelerce kurulmuş laboratuarlardan alacakları ve yurt içi (TÜRKAK) ve yurt dışı akredite laboratuarlardan alınan aşağıdaki hizmetler ile ilgili giderleri desteklenir:
- Test hizmetleri,
- Analiz hizmetleri,
- Kontrol-muayene hizmetleri
- Kalibrasyon hizmetleri
- Test, analiz, kontrol-muayene ve kalibrasyon hizmetine tabi tutulacak ürün, malzeme, parça ve numunelerin; sevk, sigorta ve benzeri giderleri ve bu hizmetlerin işletme tesislerinde yapılması halinde hizmeti veren personelin; konaklama, ulaşım ve iaşe giderleri destek kapsamı dışındadır.
Not: KOSGEB Laboratuarlarının vermiş olduğu hizmetler destek kapsamı dışındadır.
Bilgi Almak İstiyorum
Bilgi Almak İstiyorum | 53865ef99718 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Bir plaka uygulanan yük ile birlikte plakanın yapacağı oturmanın ölçülmesine dayanmaktadır. Deney hem sığ derinliklerde hem de bir şaft içerisinde veya sondaj tabanında uygulanabilir.
Küçük çaplı bir plakaya (yaklaşık 8cm çaplı) yük bindirilir. oturma saati yardımıyla (normalde 3 adet) yerde oluşan oturma miktarı ölçülür ve bunların ortalamaları alınır.
Bu deneyde bir piston ile tonajlı kamyon kaldırılmaya çalışılır belirli bir yerden sonra kamyon kaldırılamaz ve yere basınç yapmaya başlar. Deney süresi yaklaşık 10 dakikadır. Hızlandırılmış plaka yükleme deneyi ise en fazla 2-3 dakikadır ve aynı sonuçlar elde edilir. Zeminin nihai taşıma gücüne, deformasyon modülüne ve yatak katsayısının hesaplanmasına yönelik veriler elde edilir. | a466098a5c9a | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Saç nakli zamanla kaybolur saç yoğunluğu kurtarmak ya da bazı sistemik hastalıklar veya onkolojik müdahaleler sonucunda alopesi skar acı isteyenler için bir alternatiftir. Bu gibi durumlarda, saç ekimi üzerinde çok olumlu bir etkisi vardır hastaların yaşam kalitesi vano açıkladığı gibi, onların öz saygısı ve duygusal kapasitesini ve sosyal bütünleşmeyi geliştirmek.
Uzman koordine birimi yapmış örneğin, kafa derisi yüzde 30 olarak alopesi skar vardı lupus’lu 64 yaşındaki kadın bir müdahale. Nakli sağlayan, ona estetik ama izleri nedeniyle psikolojik etkileri sadece geliştirmek için izin verdi peruk kullanarak durdurmak. Başka bir durum bir de 67 yıllık bir hasta cilt kanseri ve onunla daha sonra cerrahi rekonstrüksiyon bir kaş kaybına neden oldu. “Biz kaş yeniden ve hasta zaten daha iyi yaşam kalitesine sahip” diye boşuna göstermektedir. Saç ekimi fiyatları.
Uzmana göre, halen “Bazı alopesi saç nakli etkisi üzerine araştırma eksikliği veya saç hayatta kalma oranını analiz”.Buna ek olarak, bugüne kadar aşılama ve hangi tedaviler uygun olabilir için doğru zaman ne bir çalışma yoktur.
Doğallık arayışı içinde
Kılcal microinjerto Kellik sahip bölgeye (boyun gibi iyi kılcal yoğunluğu ile) bir donör alanından saç köklerinin hareket içerir.Saç “kadar kılların bebek saç veya grup gibi görünüyordu ilk tekniklerle elde edilenden, doğal bir etki elde etmek için tek tek ekstre edilmiş ve alıcı alanı aynı şekilde implante hiçbir şey söylüyor. | f079f8f5057c | [
"c4",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
- Adres:
Çağlayan Group 500 çalışanı ve 30.000 m2‘yi aşan kapalı üretim alanı ile Türkiye’nin lider mobilya üreticileri ve dağıtıcıları arasında yer almaktadır. Ana üretim kalemlerimiz yatak odası takımları, yemek odası takımları,koltuk takımları ve ahşap sandalyelerdir. CASCADE markamız ağırlıklı olarak kendine özğü bayilik ve corner bayilik sistemi ile çalışır, modern ve avangarde ev mobilyasının en iyi örneklerini sunar. HAZERAN markamızahşap sandalye üretiminde alanında uzmandır ve Türkiye’nin önde gelen tüm mobilya üreticileri için yemek odası sandalyesi üretmektedir, bunun yanında bir çok otel ve restaurant projesinde doğrudan ya da dolaylıürün vermektedir. | c1692c59b2a1 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
FARKI FARK EDİN
FİTPOİNT Dünya Sağlık Örgütünün Tıbbi Ruhsat Onayı verdiği ilk ve tek CE Belgeli EMA patenti alan tek EMS sistemidir. Haftada 3 seans antreman sayesinde çok kısa sürede sonuç alınabilmektedir.
ORTA VE İLERİ YAŞ SPORU FİTPOİNT’TE….
Spor evrenseldir. Daha hayatımızın ilk günlerinden başayarak, doğuş refleksleride dahil, gerek kontrollü gerek kontrolsüz spor aktiviteleri yapılmaktadır. Orta yaşlarda yapılan ağır sporlar ileri yaşlarda azalmaya bir süre sonrada yapılamaz hale gelmektedir.
Spor imkansız değildir…
Bunun en büyük nedenlerinden birisi, kireçlenen eklemler ve yaşanılan rahatsızlıkların ileriki yaşlarda spora imkan vermemesidir. Fitpoint Studio’larında kullanılan mucize Alman teknolojisi AmpliTrain EMS/EMA cihazları ile 25 dakikada saatlerce yapılan sporun ortaya çıkardığı sonuçlar alınabilmektedir. Sınırlandırılmış egzersiz hareketleri ile yapılan 25 dakikalık spor sonunda, eklemlerde aşırı zorlanma olmadan, kas aktivasyonu sağlanmış olur. Derin kasların aktivasyonunu sağlamak için kullanılan orta frekans akım ile kaslar diğerlerinin aksine kas similasyonu yerine aktivasyonunu destekler.
Hemen ücretsiz tanışma seansı alın…
Fitpoint Türkiye studio’ları, yapılan spor sonunda daha ilk seanstan başlamak üzere alacağınız gözle görülür sonuçları siznde fark edebilmeniz için tanışma seansını hediye etmektedir. İlk seanslar ile ilgili uyguladığı politikanın sebebi, kendine, teknolojisine ve uzman antrenör’lerine ve uygulamalarına olan güveninin tam olmasındandır.
Spor sğlık, sağlık hayattır. Sağlıklı günler…
Spor ayakkabınızla gelirsiniz
Ve ardından, tekrar ölçüm yaparız.Farkı farkedersiniz: 25 dakikada 1866 kalori.
Fitpoint Nedir?
Haftada 3 seans girebileceğiniz 25 dakikalık seanslar sayesinde , çok kısa bir sürede sonuç alabileceğiniz EMS-EMA sistemidir.
Neden Fitpoint?
Kişisel veri ve fitnes geçmişine göre proğramlanan akım ve frekanslarla çalışır.
Normal bir spor salonunda yapılan 5 saat spor etkisini 25 dakikada verir.
Haftada 3 antremana izin verir.
Medikal onaylı bir cihaz ile antreman yapılması nedeni ile güven verir.
Kas oranını arttırıp, yağ oranını azaltır.
Zihinsel ve bedensel stresi azaltır
Yağ oranım %7.4 azaldı, Kas oranım %4 arttı, İç yağ oranım 11 den 7 ye düşerken, toplamda 92 cm inceldim ve sağlıklı bir bedene sahip oldum. Fitpoint’ i seviyorum.
Değerli Fitpoint ekibi, 15 seanslık kısa bir sürede desteğiniz sayesinde çok yol kat ettik.Herşey için teşekkür ederim. İnşallah elektrikleriniz hiç kesilmez.Özellikle Canan Hocaya teşekkür ve saygılarımı sunuyorum. Bu kadar kısa sürede böyle bir sonuç aldığım için çok mutluyum.Tayfun Aktürk
Tamamen mucize olduğuna inanıyorum .Yoğun iş temposunun içinde haftada 3 gün 25 dakika antreman ile bir ay gibi bir zamanda hem bedenen hem ruhen üzerimde yarattığı etkiyi anlayabilmek için bir kez denemeniz yeter.Osman Karabulut
Yoğun bir iş temposunda sağlıkla gelen fit bir beden.Doğum sonrası tüm kilolarıma Fitpoint antremanları ile veda ettim.Çok mutluyum.Üstelik de geri almamacasına.AYŞİN ÖZSAVRAN
Yoğun iş ortamında ve hayatın akışında spora vakit ayıramazken, Fitpoint ile tanıştıktan sonra, haftada 3 gün sadece 25 dakikada Kilo verme ve sıkılaşmanın yanı sıra antreman çıkışlarında kendimi inanılmaz derecede enerjik ve dinamik hissederken hem çok eğleniyorum hemde günün yoğun iş stresinden bir anda uzaklaşarak, keyifle ayrılıyorum. Denemeden önce böylesini hiç hayal etmemiştim. herkesin denemesini tavsiye ederim..Merve Durmaz
Sevgili Fitpoint ekibi, sizin ile geçirdiğimiz süre içinde gayet verimli bir zaman harcadık.Hocalarımızın ilgi ve alakaları sayesinde istediğimiz fit bir vücuda ulaştık.Canan hocamızın esprili ve neşeli tavırları sayesinde seanslarımız çok güzel geçti.Umarım tekrardan görüşürüz. Herşey için teşekkürlerYunus Kırşan
Günün birinde her tarafımdan akım gecerken bol ter ve yorgunlukla spor yapacaksın deselerdi sadece gülerdim. Ama bu sıcacık ve keyifli ortamla birlikte ilk beş dakikadan sonra arttır akımı moduna girip, kaslarımın nasıl çalıştığını hayretler içerisinde izledim. Yıllarca fitnes yapan bir kişi olarak 25 dakikalık bir çalışmanın bu kadar etkili olacağını hiç düşünmemiştim. Söylendiği gibi beş saatlik bir çalışmaya bedeldi. Özellikle de yoğun çalışıp vakti az olanlar için harika bir fırsat.Selda Yıldırım | 97a1a4c44fbe | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Mersin’in Erdemli ilçesinde 97, İzmir Çeşme’de ise 47 sığınmacı yakalandı.
Ekiplerin istihbarat sonucu takip ettiği bir balıkçı teknesinin gece saatlerinde insan kaçakçılığında kullanılacağı bilgisine ulaşan Sahil Güvenlik Akdeniz Bölge Komutanlığı ekipleri, harekete geçti.
Denizin 5 mil açığında tekneyi durduran Sahil Güvenlik ekibi, 20 kişilik teknede 44’ü çocuk, 17’si kadın olmak üzere toplam 97 Suriyeli sığınmacıyla karşılaştı. Olası bir facianın önüne geçen Sahil Güvenlik ekibi, mültecileri Erdemli Balıkçı Barınağı’na getirdi. Halen balıkçı barınağında olan mültecilerin ilçe emniyet müdürlüğü ekiplerine teslim edileceği öğrenildi.
Tekne sahibinin ismi açıklanmazken, Suriyeli mültecilerin Güney Kıbrıs Rum tarafına ulaşmak üzere yola çıktıkları belirlendi.
ÇEŞME’DE 47 SIĞINMACI YAKALANDI
Çeşme ilçesinde, göçmenlerin Ağustos ayı ortalarından bu yana giderek yoğunlaşan umuda yolculuk çabaları, denizde alınan yoğun önlemlere karşın sürüyor. Son bir haftada sığınmacıların umuda yolculukları başlamadan biterken, şişme botla denize açılmayı başaran 47 kişilik grup Sahil Güvenlik ekipleri tarafından yakalandı. Alınan bilgiye göre, sabaha karşı 04.30 sıralarında Dalyan Mahallesi Uç Burun açıklarında yakalanan 46 Suriye ve 1 İran uyruklu sığınmacı, Sahil Güvenlik botuna alınarak Çeşme İskelesi’ne getirildi. Sığınmacıların arasında bulunan çok sayıdaki kadın ve çocuk da, Çeşme iskelesindeki brandayla kapatılmış bölüme alındı. Uluslararası Göç Örgütü görevlileri, sığınmacı çocuklara boyama kitabı, boya ve balon dağıtarak, uzun süren işlemlerin tamamlanması sırasında oyalanmalarını sağladı. Görevliler, sığınmacılara su, meyve suyu ve bisküvi bulunan yardım paketlerini de dağıtarak ihtiyaçlarını karşıladı. Sığınmacılar, işlemelerinin tamamlanmasının ardından İzmir Göç İdaresi Müdürlüğü’ne gönderileceği öğrenildi.
(İHA) | 26a8c8673f48 | [
"c4",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
NBA'de geçtiğimiz sezonu şampiyon olarak tamamlayan Cleveland Cavaliers ile olan sözleşmesi sona eren ve hala yeni bir takımla anlaşamayan JR Smith'in geleceği belirsiz.
Golden State Warriors'a karşı 3-1 geride oldukları final serisini 4-3 kazanıp tarihindeki ilk şampiyonluğu kazanan Cleveland Cavaliers'ın "tam zamanlı üçlükçüsü" JR Smith şu anda boşta.
Sözleşmesi sona eren ve serbest oyuncu statüsü kazanan 31 yaşıdaki şutör guardın yenilenen bütçe kuralları doğrultusunda Cleveland Cavaliers ile tekrar anlaşmasına kesin gözle bakılıyordu. Fakat bu günlerde ABD basınında çıkan haberlere göre Boston Celtics de devrede. Boston, JR Smith'i kadrosuna katıp Avery Bradley'nin arkasında JR Smith'ten faydalanmayı amaçlıyor.
Editör yorumu
Cleveland ile JR Smith'in şu ana kadar anlaşamama sebebinin JR Smith'in 15 milyon dolarlık talebine karşılık son şampiyonun oyuncuya 10-11 milyon dolarlık bir teklifle gelmesi olarak gösteriliyordu. Boston Celtics cephesinde ise maaş bütçesinde kalan miktarın 9 milyon dolar civarında olduğu iddia edilirken, JR Smith'in hem daha az ücretli hem de yedek oyuncu olacağı Boston'a gitmesi uzak bir ihtimal olarak değerlendirilebilir. Gündeme JR Smith'i kadrosuna katmak isteyen başka takımlar da gelecektir ama ilk 5'te "tam zamanlı üçlükçü" rolü ile JR Smith'in eninde sonunda Cleveland ile anlaşması bekleniyor. | befc92ee92e4 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Kapatılan radyo ve tvler
Ohal Kapsamında kapatılan tv radyolar
Kapatılan radyo tv kanaları tv 10 , hayatin sesi , imctv , denge tv, van tv ,zarok tv ,jiyan tv,azadi tv
yön radyo ,ses radyo, dünya radyo 22 yakin tv radyo kapatıldı
OHAL kararnamesi ile birlikte kapatılan TV ve radyoların sitelerde bugün itibariyle yasaklandı yirminin üzerinde radyo TV kapatıldı son birkaç gün içinde özellikle muhalif Radyo televizyonlar Hedef alındı kararnameyle Bugün de bu radyo ve televizyonların web sitelerine erişim yasağı getirildi
Türkiye’de kalan muhalif Medya sayısı yok denecek kadar düştü diyebiliriz şu an muhalif Medya 3 gazete bulunmakta BirGün gazetesi Cumhuriyet gazetesi Sözcü Gazetesi ve televizyon olarak da Fox TV muhalif medyada yer bulmakta çeşitli sivil toplum örgütlerinden sendikalardan partilerden kapatılmalı sert dille eleştirildi darbeyi yapan darbe girişiminde bulunan imece TV Ne hayatın sesimi Van TV Zarok TV gibi sorular sorulmaya başlandı özellikle kapatılan gazete ve televizyonlardan radyoların sahipleri Genel Yayın koordinatörlerinin açıklamalı peşpeşe geliyor yapılanın Hukuksuz olduğunu yasalara uygun olmadığını belirttiler
Bu haber 30 Eylül 2016 tarihinde admin tarafından Haber kategorisi altına yazılmış.
Etiketler: kapatılan radyolar, kaptılan tvler, sansür | c64321c386c3 | [
"c4",
"culturax",
"hplt2"
] |
Başak Burcunun Günlük Burç Yorumu - 9 Kasım 2016 Çarşamba
Bugün işyerinde gözler sizin üzerinizde olacak. Takım ruhu özellikle ön plana çıkıyor. Mümkün olduğunca takım çalışması yapın, çünkü özellikle bu alanda işleriniz kolay yürüyecek. Bugün arkadaşlarınızla sıradışı bir şey yapın. Akşam yemeğine ne dersiniz? Keyfinizin yerinde olduğu her halinden belli, istediğiniz her şeyi gerçekleştirebilirsiniz. Ama kendinize aşırı yüklenmekten de kaçının, yoksa sağlığınızı tehlikeye atabilirsiniz.
DİĞER BURÇLAR | 5a71ff34dba7 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
1-Bakteriyel yanıklık için ilk ilaçlama dönemi, ilk tomurcukların %30-40 şekildeki gibi olduğu zamandır. 7-10 gün sonra ikinci ilaçlama yapılır. Mevsime ve hava koşullarına göre ilave ilaçlama yapılabilir. Etkili maddesi Bakır hidroksit olan Kocide opti-- Kocide 2000 DF--Champ DF--Kocide DF İlaçlarından herhangi biri atılabilir.
2-Cevizler nohut büyüklüğünde iken ikili çatal olanlar henüz birbirine değmeden önce iç kurdu için etkili maddesi chlorpyrıfos-ethyl olan dursban 4 ve benzeri ilaçlar kullanılmalı.
En doğru gözlem ise: Geçen yıl dalında kalan kurtlu cevizlerden 10-15 Adet toplanarak kanaviçe ya da tül perdeden yapılmış kese içerisine koyularak, bahçeye asılır. Bu eski cevizler içinde geçen yıldan kalan yumurtalardan kelebek çıkışı olacaktır. Bu kelebek çıkışını takip ederek ilk iç kurdu ilaçlama zamanı belirlenir. Ceviz iç kurduna karşı Elma iç kurdu için kullanılan ilaçlar da uygundur.
3-İkinci iç kurdu ilaçlaması 40 gün sonra tekrar edilecek. Eğer bahçeniz 600 rakımın altında sıcak bir bölgedeyse 2.ilaçlamadan 35 gün sonra 3.ilaçlama yapılmalıdır.
4-İç kurdu ilaçlamasının yapıldığı dönemde havalar yağışlı gidiyor ise mantari hastalıklara karşı etkili maddesi Bakır hidroksit olan ilaçlar ayrı ayrı kullanılmalıdır.
5-Güneş yanıklığına karşı 1.uygulama 15 haziranda 2.uygulama 5-10 temmuzda 3.uygulama ağustos başında olmak üzere 100 litre suya 5 kg kaolin karıştırılarak atılmalı.
6-Uyanma döneminde ceviz ağaçlarının %30-40 ı aşağıdaki şekildeki gibi olduğunda, ilkbahar Çinko atım zamanı da gelmiştir.
Bakteriyel yanıklık için ilk ilaçlama dönemi, | f0ddb66fa4c8 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Eskiden poplin elbise giymek kalbur üstülüğü işaret ederdi. Basma elbisenin bir kademe daha üstünüydü çünkü.Tweet
Çiçekli poplin elbise giymiş Ayvalıklı hanımların o belleğime kazınmış görünümü olmasaydı, Egeli kadınların kasaba sokaklarındaki özgür dolanımları gelmeyecekti aklıma! Bütün Egeli kadınlar böyledir oysa… O gün, yani Ayvalık Yemekleri Grubu’nun buluşma günü ellerindeki enginarlı pilav ve çiçek sarmalı tencereleriyle, lorlu poğaça ve otlu börek dolu tepsileriyle mutfaklarından balkonlarına taşır gibi sokaktan geçip Camlı Kahve’ye getiren Ayvalıklı hanımlarlayız. Ve o güzel günü başlatan oluşumun kurucuları beylerleyiz… Ayvalık Macaron mahallesinin asma gölgeli tarihi sokaklarında, buz gibi naneli limonatalı, koruk suyu günlerindeyiz.
Mevsimlerden yaz, yazın tam ortasındayız.
Sosyal ağların gücünü kabul etmek gerek.
Ülkemizde neler olduğunu anlayamadığımız çelişkiler içinde debeleniyorken, geçtiğimiz günlerde Ayvalık’ta harika bir buluşmaya davetliydik. Sosyal ağların gücünü öne çıkaran Ayvalık Yemekleri
Grubunun düzenlediği bir sosyal çalışmaydı.
Ayvalık Yemekleri Grubu, Facebook sayfası olarak 2012 yılında oluşturulmuş bir grup. On yedi bin dört yüz küsur üyeye sahip olan grubun kurucuları Ayvalıklı Cenk Geçermiş ve İbrahim Yıldırım.
Her ikisi de mübadil torunu iki arkadaşlar. Ayvalık Mutfağı olarak nam salmış, kökeninde adalar (Midilli ve Girit) yemek çeşitliliğini de barındıran lezzetleri kendi evlerinde sürekli yapıp yemekteler. Zaman içinde anne ve büyükannelerinden alıştıkları tatları hiç bozulmadan gün yüzüne çıkarmak gibi bir dertleri olmuş! Cenk Geçermiş ve İbrahim Yıldırım her ikisi de ağız birliği etmişçesine aynı yola aynı zamanda çıkmaya karar verip bu anlamda sosyal ağ bünyesinde pek çok Ayvalık lezzetleri müptelasını bir araya getirmişler. Ayvalık yemek kültürünün öz haliyle korunmasına hizmet etmek gibi bir niyet besledikleri için kısa zamanda Ayvalıklı ve Ayvalık yemekleri sevdalıları tarafından kabul görmekte gecikmemişler.
Hatta hızlarını alamamış olacaklar ki; Cenk Geçermiş bir de yemek kitabı yazmış. “Ayvalık Aşkı / Ege’den Gelen Lezzetler” adındaki kitap sosyal bir sorumluluk olarak görevini hakkıyla yerine getirmeye devam ediyor.
Gelelim Ayvalıktaki buluşmaya…
Sosyal ağların gücü diyordum, evet iyi kullanılırsa öyle büyük bir güç ki, bunun örneğini Ayvalık Yemek Grubu’nun buluşma ve tanışma organizasyonunda görmüş olduk. Ayvalık’ın daracık tarihi sokakları arasında gölgeleri kovalayan bir Temmuz günüydü. Sıcağın ve ülke gerginliğinin kol gezdiği günlerde, ülkemizin farklı coğrafyalarından gelmiş pek çok grup üyesiyle birlikte lezzetli Ayvalık yemeklerinin mübadil odaklı tatlarına konuk olduk. Emeği geçenleri yürekten kutlarken Seyr-i endam eden lezzetlere değinmezsek çok şey eksik kalır.
Hem hanımlar hem beyler kadim bilgilerle donatılmış lezzet hafızalarını hiçbir yarışma sancısı ve maddi çıkar gözetmeden tüm naiflikleriyle ortaya çıkarmışlardı. Hem de herhangi bir resmi sponsoru arkalarına almadan… Demek böylesi güzellikler de olabiliyormuş! Kutlamamak elde mi.
Dışarıdan gelen konuklara güzel bir ev sahipliği yapan Ayvalıklı grup üyelerinin Camlı Kahve’nin ortasına kurdukları şölen sofrasındaki lezzetler tadılmaya değerdi.
Öncelikle Cenk Geçermiş’in hazırladığı özel tatlar isli uskumru ve isli midye ile başlarsak, Emel’in Mutfağı’nın işkembeli ve defneli nohudu, Paşa Çorba’dan İzzet Durko’nun ada köftesi ve istifnolu kabacık haşlaması, Ayşegül Gezen’in kapaktan kesmesi, Ege Sade’nin kek ve mayalı poğaçası, Dilek Sezgin’in Girit peksimeti, Zehra Konuşkan’ın lorlu kurabiyesi, Özlem Kaya’nın deniz börülcesi ve fırınlanmış biber ve patlıcan dolmaları ki; Egeliler dolmayı bol yeşillikle domatesli yaparlar. Sebahat Geçermiş’in deniz fasulyesi, kabak ve börülce salataları, Gülay Elbi’nin asma ve kabak çiçeği sarmaları, Kıymet Gider’in Ege usulü karışık kızartması, Nebahat Dinler’in enginarlı pilavı, Nejla Kara’nın enginar dolması ve kabak salataları, Şeyda Armağan’ın otlu böreği ve özel hazırladığı dörde bölünmüş enginar dolması “şenginar” dikkatleri fazlasıyla çekiyordu.
Görünen oydu ki, yaz olması nedeniyle Ayvalık Mutfağı’nda başrol kabak ve enginardaydı, tabi börülceyi de unutmalım! Kış buluşması olaydı eminim envai çeşit ot da başı çekecekti.
Son zamanlarda ülkecek elini kolunu nereye koyacağını bilemeyen acemi ergenler gibiyiz. Ne yaparsak nasıl olur, ne yapmaz isek daha uygun olur gibi fikir jimnastikleriyle yoruluyoruz. Bazen büyük resmin tamamına odaklanıyoruz derken, küçük yaşamsal gereklilikleri es geçebiliyoruz. Tipik bir Ege kasabası olan Ayvalık’ta bir grup insan kendi sahip olduğu yerel değerlere sahip olmanın en keyifli halini yaşıyor ve yaşatıyorlar, örneklerini çoğaltmak adına haberdar etmek boynumun borcuydu.
Lezzette kalın…
Aşçı Fok
Nurdan Çakır Tezgin | ade4025d8cc4 | [
"c4",
"culturax",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Başakşehir Belediyesi tarafından hayata geçirilen Başakşehir Kadın Aktivite Merkezi (BAKMER)’de 2016-2017 dönemini programları başladı.
Spor, sanat ve sağlık alanında pek çok başarılı etkinlik ve programa imza atan BAKMER yeni dönem açılışını ‘Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları’ konulu bir söyleşi programı ile yaptı.
Uzm. Dr. İlkay Çakır tarafından verilen eğitime Başakşehirli kadınlar yoğun ilgi gösterdi. Uzm. Dr. İlkay Çakır, “Sağlıklı ve aktif bir hayat sürerek diyabet riskini % 40, % 50 düşürebiliriz.” Açıklamasını yaptı.
‘Diyabet yaşam tarzımızla beraber gelen bir hastalık’
Uzm. Dr. İlkay Çakır, “Diyabet yaşam tarzımızla beraber gelen bir hastalıktır. Günümüzde diyabet hastalarının sayısı arttı. 2000’li yıllarda diyabet hastalığı yüz kişiden beşinde görülüyordu artık 2007’den sonra yüz kişiden on tanesi diyabet hastası. Diyabet önlenebilir bir hastalık ama daha öncesinde neler olduğunu bilip ona göre tedbir almamız gerekiyor. Diyabet ömür boyu devam eden bir hastalık. Ülke nüfusunun yaşlanması gene diyabetin artışında bir etkendir. İnsülin keşfedilmeden önce insüline bağımlı olan diyabetlilerin yaşam şansları yoktu. İnsülin keşfiyle beraber tedavisi de daha kolaylaşmış bir hastalık oldu. Son 12 yıl içerisinde diyabet sıklığı maalesef artmış durumda. Yüz kişiden on dördünde diyabet var. Diyabetinin bu kadar hızlı artışının altında nedeni yaşam tarzımızın altında yatıyor. Diyabetin en önemli ve sık rastlanır nedeni obezite ve fiziksen aktivitenin azalması yatıyor.”
Uzm. Dr. İlkay Çakır konuşmasında diyabet hastalığının sebep olduğu etkilere dikkat çekti “Diyabetli olmak aslında yaşam kalitesini azaltan bir hastalık biliyorsunuz. Diyabetlilerin ağızları çok kuruyor, çok su içiyorlar, çok sık idrara çıkıyorlar. Bu buz dağının görünen kısmı maalesef. Diyabette yaşam süresi de çok ciddi bir şekilde kısalıyor. Diyabet aklınıza gelebilecek her doku ve organı etkileyebilecek bir hastalık. Dünya geneline ölüm nedenlerinde dördüncü sırada yer alıyor. Her yıl diyabete bağlı olarak 3 milyon kişi ölüyor ve bunların çok büyük bir kısmı kalp damar hastalıkları nedeniyle kaybediliyor.”
Çakır, diyabetten korunmak içinse şu önerilerde bulundu, “Diyabeti erken tanıyıp, tedavi edebiliriz. Diyabete bağlı komplikasyonları geciktirebiliriz ya da mümkünse önleyebiliriz. Şeker hastalığı kırmızı pembe tenli kişilerde, İspanyol kökenli kişilerde veya siyah ırkta daha sık görülüyor. Kendi ülkemizi düşündüğümüz zaman ise ailesinde şeker hastalığı olanlar, gebelikte şekeri çıkanlar iri bebek doğurmuş olanlarda ailesinde diyabet hastası olup olmadığı araştırılmalıdır.” | 874ba7acc149 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Kurumsal Video
Firmamız 40 yıldan fazla süredir Yağmur İndirme Sistemleri, Çatı Kaplamaları ve Cephe Kaplamaları alanlarında kullanılmak üzere dünya çapında malzeme üretmektedir.
Kurumsal videomuzu izleyerek firmamız, değerlerimiz ve ürünlerimizin neden sürdürülebilir olduğu hakkında tüm bilgileri öğrenebilirsiniz.
İş Başvurusu
RHEINZINK markası, bugün 30 ülkede yapı alanında İnovasyon,Kalite ve Kalıcı Değer ile eş anlamlı olarak kabul görmektedir.
Güncel iş olanaklarını sitemizden takip edebilirsiniz.
RHEINZINK, Grillo Stolberger Çinko Şirketi tarafından 1966'da, Birleşmiş Alman Metal İşleri ile birlikte kurulmuştur. 40 yılı aşkın süredir DIN EN 988 normlarına uygun olarak yüksek kalitede Titanyumlu Çinko malzemesi üretmektedir. RHEINZINK malzemesi, yüksek kalitede Çatı, Cephe, Yağmur İndirme ve Solar Sistem ürünlerinin üretilmesi için ana maddedir...
Son aylardaki konularımız bunlardı...
Aşağıdaki link haber arşivimize ulaşmanızı sağlar. | 8472d6d58947 | [
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Kars Uçak Bileti
Kars’a uygun uçak bileti pratik bir şekilde biletsorun.com’dan alınır. Havayolu şirketlerinin promosyon ve indirimlerini kaçırmak istemiyorsanız, biletsorun.com’a gelerek kolayca Kars’a gideceğiniz günü ve saati seçebilir, tüm havayolu şirketlerinin Kars uçak biletlerini aynı anda görebilir ve arasında karşılaştırma yapabilirsiniz. Bu sayede zamandan tasarruf edeceğiniz gibi, aynı şekilde en uygun Kars uçak biletini de bulabilirsiniz.
Kars’daki Havalimanları
1988 yılında kurulan Kars Havalimanı’nın ismi 2015 tarihi itibarıyla Kars Harakani Havalimanı olmuştur. 35.000 metrekarelik terminal binasına ve bir VIP salonuna sahip olan havalimanının yıllık yolcu kapasitesi 3 milyona yakındır. Bu da Kars Harakani Havalimanı’nı Doğu Anadolu’nun en büyük yolcu potansiyeli olan havalimanı yapmaktadır. Kars Harakani Havalimanı’ndan yıllık ortalama 400 bin yolcu seyahat etmektedir. Buradan Ağrı, Ardahan ya da Artvin’e de ulaşım sağlanmaktadır.
Kars Hakkında
Doğu Anadolu Bölgesi’nde yer alan Kars ili Kuzey tarafta bulunur. Merkezinin deniz seviyesinden 1768 metre yüksek olması nedeniyle Türkiye’nin en yüksek ili olarak geçer. Kozmopolit bir yapıya sahip olan Kars’ın nüfusu 129.458’dir. Bunun 102.001 kişisi merkezde, geri kalan kısmı ise kırlarda yaşamını sürdürür. İlin plaka kodu 36, il alan kodu ise 474’tür.
Kars Tarihi
Kars ismi ile ilgili ortaya atılmış teoriler mevcuttut. Kars kelimesinin deve ve koyun yününden yapılan elbise ve karsak isminden türediği veya Kafkasya’dan gelen Bulgar Türklerinin Velentur boyundaki Karsak Oymağı’ndan ileri geldiği öne sürülür. Eğer durum böyleyse, Türkiye’de bu isimden daha eski Türkçe bir şehir ismi yoktur.
Kars tarihi Alt Paleolitik döneme kadar gider. Yapılan çalışmalarda bu döneme ait araç ve gereçler bulunmuştur. Yine Çıldır Gölü üzerindeki Akçakale adasında da o döneme ait anıtlar ve duvar resimleri vardır. Hatta Kars’ta Avrupa kültürüne ait olan Dolmenlere de rastlanmıştır. Yazılı tarih Kars’ta Uratularla başlar. 300 yıl boyunca bölgede hakim olan Urartular Pers akınlarıyla yıkılınca Kars da Perslerin eline geçer. Daha sonra Arakslar, Tigranlar ve Sasaniler bölgede egemen olmuştur. Osmanlı İmparatorluğu bu bölgeyi ilk olarak Yavuz Sultan Selim ile ele geçirmek istemiş ama başarılı olamamıştır. Daha sonra Kanuni Sultan Süleyman Kars’ı Osmanlı topraklarına katmıştır. 1. Dünya Savaşı sırasında Kars önce Ermenilerin daha sonra da İngilizlerin eline geçmiş, daha sonra İngilizler burayı yeniden Ermeni ve Gürcülere bırakmıştır. Kars 1920 yılında düşman askerlerinden temizlenerek 1921 yılında il yapılmıştır.
Kars İklimi ve Bitki Örtüsü
Kars ilinde Karasal iklim görülür. Kışlar yükseltinin fazla olması nedeniyle oldukça sert geçer. Sıcaklıklar eksi 40 derecelere kadar düşebilir. Karlı gün sayısı 120 günün üzerindedir. Sıklıkla don görülür. Bu durum Kars’taki yaşamı tamamen etkilemiştir. Bitki örtüsü ise bozkırdır. Ormanlık alan yok denecek kadar azdır. Platolar ve yaylalar vardır. İlkbahar aylarında Kars muazzam bir görünüme sahip olur. Kardelenler ve düğün çiçekleri görülür.
Kars’ın Yöresel Lezzetleri
Kaşarı ve balının yanı sıra, Kars zengin ve renkli bir mutfağa sahiptir.
Yöreye özgü belli başlı yemekler; umaç helvası, elma dolması, hörre (un) çorbası, evelik adlı bitkiden yapılan evelik aşı, ekmek üzerine kızgın yağ ve yoğurt dökülerek yapılan ekmek aşı, pişi, kuymak, hengel (mantı), yarma buğdaydan yapılan haşıl, bozbaş, kemikli ve parça etten yapılan ve bir çeşit çorba olan piti, sultani üzümle yapılan pilav ve Kars böreğidir.
Kars’ta Gezilecek Yerler
Kars, dağlık alanları, sert ve yağışlı geçen kışları dolayısıyla kayak turizmine elverişlidir. Her yıl birçok kişi Sarıkamış Kayak Merkezi’ne ve Cıbıltepe Kayak Merkezi’ne kayak yapmaya gelir. Kars Kalesi, Gazi Ahmet Muhtar Paşa Konağı, Beylerbeyi Sarayı, Topçuoğlu Hamamı, Ani Harabereleri, Selçuklu Sarayı ve Kurbanağa Mağarası Kars ziyaretlerinde mutlaka görülmelidir. | c584f0459c0c | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
MENGEN SEVDALISI VELİ AFACAN Değerli Bolu Postası okuru dostlarım. Sizler ile yeniden beraberiz. Bu yazımı Mengen’e ayırmaktayım. Konu Mengen ise gerisi tefarruattır. Ben Mengen Sevdalısıyım. Mengen için yapılacaklar ve yapılanlar ile beraber konuları irdeleyeceğiz. Mengenli olarak Ankara’dan gördüklerim sorunlar ve çözüm önerileri ile birlikte araştıracağız. Seçimler geldi ve Mengen’de yapılacak projeler ortaya çıkmaya başladı. Hayırlı […]
MENGEN SEVDALISI VELİ AFACAN
Değerli Bolu Postası okuru dostlarım. Sizler ile yeniden beraberiz. Bu yazımı Mengen’e
ayırmaktayım. Konu Mengen ise gerisi tefarruattır.
Ben Mengen Sevdalısıyım. Mengen için yapılacaklar ve yapılanlar ile beraber konuları
irdeleyeceğiz. Mengenli olarak Ankara’dan gördüklerim sorunlar ve çözüm önerileri ile
birlikte araştıracağız.
Seçimler geldi ve Mengen’de yapılacak projeler ortaya çıkmaya başladı. Hayırlı iş ve işler
yapacak Mengen Belediyesi başkan adayları belli oldu hayırlısı olur ama ben bu konuları
irdeliyerek açıklamaya başlayacagım.
Mengen Devlet Hastanesi hizmete açılması tüm Mengen için hayırlı olmuştur. Sağlık her
şeyden önce hayati önem teşkil etmektedir.
Mengen’e diyaliz ünitesinini açılması Mengen için hayati önem taşımaktadır. Bu ünitenin
hayata geçirilmesi en büyük temennimizdir.
2009 yılında başlayan üniversite hayaldi gerçek oldu. Ama bu üniversitenin ele alınması
ve eksiklerinin ele alınması gerekir. Bu yıl 2 dönem öğrenci alınarak öğretime devam
etmektedir. Buda örgenciler için hayati değer olarak Yurt problemlerine çözümler
üretilmesi, bu konuda kalıcı çözümler üretilmelidir.
Mengen için acil olarak Mengen Kültür Sitesi ele alınmalıdır.Bu çalışmalar Üst kat Düğün
Salonu Alt kat ise Kültür Kompleksi olarak düşünülerenek. Üniversite öğrencilerine ait
ihtiyaçlar olarak hazırlamalıdır. Bu okuma Salonu yemekhane ya da lokanta bir kopmleks
olarak hayata geçirilerse Hem Mengen kazanır hemde Üniversite kazanır.
Mengen’de bir yolların asfalt çalışmaları Mengen’in yapılanması için hayati bir önem
taşımaktadır. Bu çalışmaları yapıldığında özellikle ana caddesi proje olarak belediyenin
nezninde çalışmalarına başlamalıdır.
Mengen için en büyük çalışma olarak gördüğüm Terminal binası genişletilerek yeni
hali gayet güzel bir çalışıma. Bu konuda Mengen Belediyesini çalışmalarından dolayı
teşekkürlerimi sunarım.
Özellikle Mengen’in içerisinde Turzimine hayata veren işletmeler açılmıştır. Nesilce Tatil
Köyü ve Mengen Lezzetler Dünyası Mengen için çok önem taşımaktadır. Bu şekilde Turizm
amaçlı tesisler açılması ve Mengene hayat vermektedir. Turizm ve Mengene hizmet veren
tesisler çogalması ve bu açılımlara destek verilmesi gerekir. Mengen’de turizm acilen ele
alınmalıdır.
Özellikle Mengen’in çehresi değişmesi gerekir ve cadde üzerinde işyerleri yenilenmeli ne
dış cephe de yolları ile güzel görünmesi sağlanmalıdır.
Mengen denince yemek gelmektedir. Bu dönem içinde Mengen’deki lokantalar leziz
ve yöresel yemekleri ile birlikte açılması ya da düzenlenmesi Mengen dışından gelen
misafirlerimiz için hizmete girmesi gerekir.
Evet Bolu Postası okuru dostlarım bu zaman da 300 yıllık geçmişi ve Dünya Markası olan
MENGEN ilçemizi ele aldık..
Hani derler ya KONU MENGEN İSE GERİSİ TEFERRUATTIR.
Sağ olun Sağlıcakla kalın. Her şey gönlünüzce olsun.Değerli Bolu Postası okurlarım,
Veli Afacan
afacangrup@gmal.com. | 07a37f9cde3d | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
ERTELEMEK Merhaba değerli okurlar, Hayatımız hep bir şeyleri Ertelemekle yitip bitiyor. Sevdiğimiz kişiyle geçireceğimiz tekrarı mümkün olmayan anları ertelemek bugün değil, zamanı belli olmayan sonralara bırakarak şimdi değil bugün değil bir ara görüşürüz demek, aslında ne acı ertelenmek. Seven sevdiğini hep görmek ister, sevdiğini düşündükçe özlemiyle yanar. Peki seven sevdiği için […]
Merhaba değerli okurlar,
Hayatımız hep bir şeyleri Ertelemekle yitip bitiyor. Sevdiğimiz kişiyle geçireceğimiz tekrarı mümkün olmayan anları ertelemek bugün değil, zamanı belli olmayan sonralara bırakarak şimdi değil bugün değil bir ara görüşürüz demek, aslında ne acı ertelenmek.
Seven sevdiğini hep görmek ister, sevdiğini düşündükçe özlemiyle yanar. Peki seven sevdiği için ateş olup yanarken sevilen (sevgili) neden erteler? Seven kişinin de sevilmeye değer görmeye güzel sözler duymaya ihtiyacı olduğu neden Ertelenerek göz ardı edilir bilemedim. Seven sevdiği gibi elbette sevilmekte ister, aşk iki kanatlıdır Kuş misali, tek kanatlı bir kuşun uçması haliyle mümkün değildir.
Şunu asla unutmayın ki kısa zamanda ertelenen her şey uzun vadede kaçırılan fırsatlar olarak bize geriye dönecektir. Erteleme kararı verirken, niye sorusunu sormayı ihmal etmeyin. Bu ufacık soru tahmin etmeyeceğiniz şeyleri sizden alabilir? Ya da size verebilir… Ertelenen her şey bize acı bir şekilde dönecektir zamanla unutmayalım Ertelemek, bilmekle yapmak arasındaki kısacık bir boşluktur.
ERTELEMEK HAYATI KAÇIRMAKTIR GEÇ KALMAKTIR
Diğer bir anlamıda bence özgüven eksikliğidir ertelemek korkmak kaçmaktır. Aslında insan sevdiğinden korkmamalı, kaçmamalı insan cesur olmalı. Ama günümüzde yazık ki bu cesarette insanlar çok az yada erteleyen kimse karşısında bir insanın onu çok seven bir kalbin olduğunu göz ardı etmektedir.
Nasıl olsa o beni seviyor, bekler ben bu arada bir etrafımada bakıyım ne kadar ayıp ve acı oysa bekleyen de sıkılır. Bir zaman sonra çaresiz gider. İşte bunu yapmayalım, elimizde ki değerleri harcamayalım kıymetini bilelim. Ne olur hayatta bizi kimin ne kadar seveceğini asla bilemeyiz. O yüzden gitmesine izin verdiğimiz belki de bizim diğer yarımızdır kim bilir değilmi?
İşte bunu bilemeyiz bir düşünün mesela bu gün belki de senin son günün yarın yoksun yada en sevdiğin birinin son günü, hani biz hep hiç ölmeyecekmişiz gibi hissederiz ya aslında öyle değil. Gerçekten belkide son günümüz bugün o yüzden sevdiklerimize arayıp iyi ki varsın seni seviyorum demeyi unutmayın. Söylemek gerek hemde defalarca .Yarın çok geç olabilir bu sihirli kelimeyi söylemek çok mu zor sizce?
Zor değil beklemelerle geçirme hayatını çok geç olmadan seni seviyorum de erteleme sevdiklerini sevenlerini…
Şuri Hamza Demirel | e8172163b7e7 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Hayırsever Yaşar Çelik Vali Özçimen’i Ziyaret Etti. Hayırsever Yaşar Çelik, Yeniçağa Belediye Başkanı Ahmet Kızıltan ve Yeniçağa Belediye Başkan Yardımcısı Erdoğan Yardımcı ile birlikte Vali İbrahim Özçimen’i makamında ziyaret etti. Kurduğu Yaşar Çelik Vakfı (YAÇEV) hakkında Vali Özçimen’e bilgiler veren hayırsever Yaşar Çelik, “Eğitim ve sağlık alanında çalışmalar yapmak, başarılı ve ihtiyacı olan öğrencilere burs […]
Hayırsever Yaşar Çelik, Yeniçağa Belediye Başkanı Ahmet Kızıltan ve Yeniçağa Belediye Başkan Yardımcısı Erdoğan Yardımcı ile birlikte Vali İbrahim Özçimen’i makamında ziyaret etti.
Kurduğu Yaşar Çelik Vakfı (YAÇEV) hakkında Vali Özçimen’e bilgiler veren hayırsever Yaşar Çelik, “Eğitim ve sağlık alanında çalışmalar yapmak, başarılı ve ihtiyacı olan öğrencilere burs imkânı sağlamak, üniversite, yüksekokul, lise vb. eğitim öğretim kurumları açmak, yurt yapmak ve burada başarılı ve ihtiyacı olan öğrencileri barındırmak ve ağaçlandırma çalışmalarını artık Vakfımız aracılığı ile yapacağız” dedi.
Hayırsever Yaşar Çelik’e kurduğu Vakfın hayırlı olmasını dileyen Vali İbrahim Özçimen, “Siz hayırseverlerimizin kazandırdıkları eserler sayesinde Bolu’nun eğitim ve sağlık alanındaki fiziki eksikleri büyük ölçüde giderilmiş oluyor. Sizlere bir kez daha teşekkür ediyorum. Kurduğunuz Vakıf hayırlı olsun” ifadelerine yer verdi. | a5279b2a6ae3 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
HERKESİN İÇİNDE KENDİ İKONCANI VAR Hızlı Tüketim çağı hayatımızın her evresini alt üst etmeye devam ederken moda ticaret ağının yarışında yarışı hızla önde götüren sektörlerden. Hızlı tüketime endeksli yaşamda pratiklik ve rahatlığın ön plana çıktığı ve ticari üretimlerin modaya uyumu bir araya getirilmeye çalışılsada hayatın hızı içinde modayı mı takip ediyoruz yoksa […]
HERKESİN İÇİNDE KENDİ İKONCANI VAR
Hızlı Tüketim çağı hayatımızın her evresini alt üst etmeye devam ederken moda ticaret ağının yarışında yarışı hızla önde götüren sektörlerden. Hızlı tüketime endeksli yaşamda pratiklik ve rahatlığın ön plana çıktığı ve ticari üretimlerin modaya uyumu bir araya getirilmeye çalışılsada hayatın hızı içinde modayı mı takip ediyoruz yoksa işimize gelen ekonomik ürünleri mi moda adında alıyoruz ? Bu tartışılır.
Biz şimdi tüm bu olan biteni unutup gardırop kapımızın içindekilere odaklanalım. Yapmayın lütfen o kadarda fena değil. Sadece arada seçimleriniz belki biraz size etkin değil. Aslına bakarsanız hepimiz kendimizin birer moda ikonlarıyız. Çünkü kendi bedenimizi herkesten daha iyi tanıyoruz. Yapmamız gereken bira z farklı düşünmek.
Örneklendirirsek;
İlla resmi olmak için Siyah giymek gerekmez, bazı kıyafetler kilo problemi olsada zayıf bedenden daha çekici durabilir, kilolu kişiler bol giydiği zaman kilosu gizlenmez bilakis dar gitmeli, içimizdeki renklerin dili ile düşünüp sevdiğimiz renklerde kıyafetleri tercih etmemiz bizi daha mutlu kılacaktır.
Artık çok giydim eskidi diyeceğimiz birçok kıyafeti ufak aksesuar, motif yada yıkama teknikleri ile rengini değiştirerek kendi yaratıcılığımızı ortaya çıkarmak da zevkli olur mutlaka.
Beylerinde yapabileceği püf noktalar var basit. Bisiklet yaka thisörtlerinizi yakalarını alın elinize bir makas ve kesin bu iş için terzi olmanız yada bayan eli olması gerekmiyor. Makas kullanabiliyor olmanız yeterli. içinizden geldiği gibi oyuntuyu yapın ve hafta sonu yürüyüşü için ne kadarda yakıştığını göreceksiniz.
Aynaya barışık bir sabahla güne başlamak gibisi yok. Eşofmanlarınızı takım giymek zorunda değilsiniz, birinin altını diğerinin üzeri ile eşleştirin. Hayatın hızlı temposu yaşantımızda negatif etkiler doğursa da güzellikleri görmek bizim elimizde ve moda dediğimiz güncel hayata endekslenmiş giysi kalıpları ve renkleri de yaşama renk katan önemli unsurlardan biri.
İlla birileri tarafından giysi seçimi yapmak yerine sadece içimizden geldiği gibi kim ne der düşüncesi yada etrafa nasıl görünürüm endişesi olmadan özgür ve aynaya barışık seçimlerimiz her birimizin içindeki ikoncanları çıkaracaktır.
Çünkü bedenimizi bizden daha iyi ve Ruhumuzu bizden daha kolay çözen olmadığına göre ruhunuzdaki var olan ikon seçiminizi an itibari ile başlatın;
Hadi ne duruyosunuz, nefes almanın Varoluşundan bu yana moda vardı ve var olacak!
BİNNUR ÇAYDAŞ
Siz kendi benlerinizi giydirmeye başlayın… | a5dc68358b5b | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
AŞÇILIK VE MENGEN Hep duyardık, aşçılıkta Mengen ismini, Mengen markasını, Türkiye’nin neresine gidersek gidelim en iyi otellerin en büyük restoranların aşçısı Mengenlidir. Peki nereden geliyor yıllarca babadan oğula geçen bu meslek, aşçılık adı ve sevgisi. Bunu öğrenmek için tarihte biraz yolculuk yapmak gerekir. Nasıl mı? Bundan 600 yıl öncesinde yani çağ açıp […]
AŞÇILIK VE MENGEN
Hep duyardık, aşçılıkta Mengen ismini, Mengen markasını, Türkiye’nin neresine gidersek gidelim en iyi otellerin en büyük restoranların aşçısı Mengenlidir.
Peki nereden geliyor yıllarca babadan oğula geçen bu meslek, aşçılık adı ve sevgisi.
Bunu öğrenmek için tarihte biraz yolculuk yapmak gerekir. Nasıl mı?
Bundan 600 yıl öncesinde yani çağ açıp çağ kapatan, 1000 yıllık Roma İmparatorluğunu yıkan, bu surlar asla aşılmaz diyen Bizanslıları hezimete uğratan ve tarihin en derinliklerine adını altın harflerle yazdıran FATİH SULTAN MEHMET HAN İstanbul’ u fethetti.
Bu fetihten hemen sonra, devletin tahtını İstanbul’ a taşımayı düşünmüş ve 1470‘li yıllarda Topkapı Sarayını yaptırmıştır. Bu sarayda 20 bacası bulunan, günde 5-10 bin kişiyi doyuracak ihtişamlı bir mutfak kurması için Mengenli YAKUP AĞA’ yı görevlendirmiştir. Ve mutfağın baş aşçısı olarak sıvar kollarını padişah ve tebaasını doyurmak için. İşte o günlerde başlar Mengen’in aşçılık serüveni. Yakup Ağa da İstanbul’ a yanına gelen yeğeni ve hısım akrabasını mutfağında bulaşıkçılık gibi işlerde çalıştırır.
Yeğeni öğrenir aşçılık mesleğini ve yemek yapmanın inceliklerini. Artık Osmanlı saray mutfağı bir aşçılık okulu olmuştur. Çıraklıktan – Kalfalığa, Kalfalıktan – Ustalığa çeşitli aşamalardan geçerler, Usta öğretir kalfasına hünerlerini, kalfa ustasından aldığı marifetleri aktarır çırağına. Ta o yıllarda aşçı olmak iyi bir eğitimin yanı sıra ahlak işidir iyi bir usta olmak çünkü; çıkmamak gerekir ustanın sözünden. Saray mutfağında olgunlaşıp artık tam anlamıyla aşçı olan çıraklar çalışırlar beylerin konaklarında ve saraylarında.
İşte o günden bu güne dek babadan oğula bir gelenek olarak devam eder bu AŞ sevdası. Benimser MENGEN insanı atalarının mirası olan aşçılık işini, sahip çıkar ve çıkmalıdır elindeki altın bileziğine. Bu gün bile her Mengen çocuğunun sevdasıdır, tutkusudur aşçılık, bir sanatkarın sanatına olduğu gibi…
Özkan ERDEM | 7614d6f82ee9 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Kaju çerezi aslında kaju meyvesinin sapıdır.
Yoksul ulusların üretip, varsıl ulusların keyifle tükettiği kajunun meyvesi lezzet açısından mangoyla, kaju fıstığı üretilen çekirdeği ise yer fıstığıyla benzerlik göstermekte. Elma ile kiraz ağacı boyunda olan kaju ağacı tropik iklim ve ekvator dolaylarında doğal olarak yayılış gösteriyor. Bütün meyve ağaçları gibi çiçeklenmiş dalları üzerinde bir süre sonra meyveler, çiçeklerin ortalarında da kaju çekirdeği, yani kaju fıstığı oluşuyor.
16. yy başlarında Portekizliler Brezilya'yı istila ettiklerinde kaju ağacını da keşfetmisler. Portekizli denizciler kaju tohumlarını Brezilya'dan batı Afrika kıyılarına taşıyarak bu topraklara ilk yerleşen Portekizlilerin orada yetiştirmelerini sağlamışlar. Kajunun batı Afrika'yla tanışması ve yayılış hikayesi böyle başlıyor. Kaju ağacının yayılımı için yağışlı ve nemli ekvator iklimi çok elverişli. İklimi dolayısıyla kaju ağacı batı Afrika kıyılarına kolayca adapte olup hızla yayılmaya başlamış. Afrika'nın batı kıyısında Gabon, Angola ve Namibya gibi ülkelerden de doğu Afrika'daki ülkelere, Mozambik, Kenya ve Tanzanya'ya da yayılmış.
Kaju ağacı Brezilya ve Afrika dışında Hindistan'da da yetiştiriliyor. Günümüzde dünyanın en büyük kaju üreticisi ve ihracatçısı Hindistan'da Kerala Kaju Birliği. Brezilya ise kaju üretimi ve ihracatında dünya ikincisi. Afrika ise bu sıralamada üçüncü. Hindistan'ın hasat zamanı Mayıs, Brezilya'nın ise Ekim ayı, yani bu sayede dünya kaju fıstıksız kalmıyor . Kaju meyvesi çabuk çürüdüğünden ekonomik değere sahip değil, bu nedenle sadece bir ben, bir de yerli halk tarafından tüketilmekte. Kaju fıstığının diğer fıstık çesitlerinden daha pahalı olma nedenlerinden biri her iklimde yetiştirilememesi ve her kaju elmasından ancak bir adet kaju fıstığı üretilebilmesi. Toplanan kaju elmalarından çekirdekleri ayrılarak üzerlerindeki kabuk çıkartılıp kavrularak evlerimize ulaşacak şeklini alıyor. | 230c49759eaf | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Seyyid Harun Veli
Konya'nın Seydişehir ilçesini kuran büyük velî. Horasan bölgesinde doğdu. Doğum târihi beli değildir. Zamânının âlimlerinin sohbetlerinde ilim öğrendi. Amcasının vefâtı üzerine Horasan bölgesinin emirliğine getirildi. Bu görev sırasında büyük babası hazret-i Hârûn-ı Kerâmet'in ve amcasının kabrini sık sık ziyâret ederdi. Bu ziyâretlerin birinde gâibden bir ses; "Yâ Hârûn, Rûm'a çık! Karaman ilinde Küpe Dağının doğu eteklerinde bir şehir kur! O şehrin halkı sâlih ola... Şakî olanın âkıbeti hayır rolmaya." diyordu. Bu sesi daha sonra da duymaya başladı. Bunun üzerine Hârun Velî, ileri gelenleri topladı ve onlara; "Ey yârenlerim! Büyük dedem ile amcamın kabirlerini ziyâretim sırasında fevkalâde bir hâl oldu." deyince, onlar ısrarla ne olduğunu anlatmasını istediler. Bunun üzerine duyduklarını anlatarak onlardan izin istedi. Dünyâ tâc ve tahtını terk edip, kendisni tamâmen Allah yoluna verdi.
Seyyid Hârun Velî'ye sevenleri ve talebeleri huzûrunda toplanıp; "Ey efendimizi! Siz şimyide kadar dünyâ sultânı iken, sizin hizmetinizdeydik, şimdi ise âhiret sultânı oldunuz. Ne olur bizi terk etmeyiniz." diye yalvardılar. Onlara; "O halde siz de fâni dünyâda nefsinizin arzularını terkedin. Allahü teâlâya kalbden sıdk ile bağlanın. Dünyâ malını bırakın. Ondan sonra benim ile doğru yolda yürüyün. Bu yolda ancak sâdık kimseler gidebilir." buyurdu. Onlardan bxâzıları dünyâ ve dünyâlıklardan vazgeçerek, Hârun Velî'nin talebelerinden oldular.
Hârun Velî Karaman ilinin neresi olduğunu ve nasıl gideceğini düşünüyordu. Yine bir gün Allahü teâlâya ibâdet edip yalvardığı sırda kulağına; "Yâ Hârun! Bir bulut sana kılavuzluk edecektir. Onun indiği yer senin mekânın olacaktır." nidâsı geldi. Bunun üzerine hazırlıklarını yapan Hârun Velî, kırk arkadaşı ile yola çıktı.
O bulut onları önce Bağdât'a götürdü. Bağdât'ta Şeyh Alâeddîn isimli büyük bir zât vardı. Hârun Velî'nin Bağdât'a gelmesine iki menzil kala, Allahü teâlânın izni ile Şeyh Alâeddîn'e, onun geldiği ilhâm oldu. Bunun üzerine talebelerine; "Memleketimize zamânın büyük âlimi geliyor. Onu karşılamaya çıkalım." dedi. Şeyh Alâeddîn talebeleri ile berâber Hârun Velî'yi karşılamaya çıktı. Şeyh Alâeddîn büyük bir hürmet, edep ve tevâzu ile onu karşıladı ve evine dâvet etti. Şeyh Alâeddîn'in talebelerinden bâzıları edep ve terbiyeye aykırı olarak; "Sultânım, sen İmâm-ı Câfer-i Sâdık neslinden büyük bir velî iken, bu zâta çok fazla değer vermenize hayret ediyoruz." dediklerinde, talebelerine; "Susunuz. Bu zâtın kim olduğunu biliyor musunuz? Eğer siz onun kim olduğunu bilseydiniz, böyle konuşmazdınız. Seyyid Hârun büyük bir velîdir. Peygamber efendimizin soyundandır. Ana tarafından soyu Veysel Karânî hazretlerine ulaşır. Bu zât ilham-ı Rabbânî ile Horasan sultanlığını terk etti. Kutupluk makâmına yükseldi. Onun burayı teşrifi, bizim için büyük bir saâdettir." buyurdu. Daha sonra Şeyh Alâeddîn ve Hârun Velî birlikte kırk gün halvette kaldılar. Bu süre içinde Alahü teâlâya tât ve niyazda ve bilgi alış-verişinde bulundular.
Seyyid Hârun Velî daha sonra izin isteyerek yoluna devâm etti. Hârun Velî, dâimâ tevekkül hâlinde idi. Hiç kimesye yol sormazdı. Sonra evliyâlar otağı, ilim ve irfân yatağı Konya'ya vardılar. Bir süre önce vefât eden bu beldenin büyük âlimi Hoca Ahmet Fakîh'e; "Sultânım! Senin dünyâya vedâ etme zamânın yaklaştı. Ne olur, yerine birisini bıraksan. Size halef olup, bizim rûhumuzu terbiye etse." diye yalvarmaları üzerine; "Yakın zaman içinde Acem taraflarından bir velî gelir. Onun adı Hârun'dur. Alâmeti, sağ elinde beyaz bir ben vardır. Beni isteyen onda bula." buyurdu. Seyyid Hârun Konya'ya vardığında uzun süre câmide Allahü teâlâya ibâdet etti. Bu duruma çok hayret eden Konyalılar, bu zâtı merak ettiler. Seyyid Hârun Velî olduğunu öğrenince, Mevlânâ Ahmed Fakih'in vefât etmeden önce kendilerine tavsiye ettiği zât olduğunu anladılar. Hemen Hârun Velî'nin yanına gidip; "Efendim! Bizim hocamız Ahmed Fakih vefât etmeden önce;
"Benden sonra yakın bir zamanda Horasan'dan bir velî gelecek. Onun adı Hârun'dur. Sağ elinde beyaz bir beni vardır. Beni seven onu seve, beni isteyen onda bula." buyurmuştu." dediler ve hocalarının yerine oturmasını ısrar ettiler. seyyid aldığı ilâhî emre uymak için yola devâm edeceğini bildirdi ve yanındakilere; "Ey dostlarım! Yola çıkalım, gideceğimiz yer yakınlaşmış gibi görünüyor." dedi. Yola çıktılar. Hatunsaray köyünde kardeşi Seyyid Bedreddîn'in hastalığı şiddetlenerek vefât etti. Oraya defnettiler. Kabrinin bulunduğu yer, "Seyyid Kabri" ismiyle meşhurdur. Vefât eden kardeşi Seyyid Bedreddîn'in Mûsâ isminde bir oğlu vardı. Hârun Velî bu çocuğun üstüne titriyordu. Ona iyi bakılmasını isteyerek; "İnşâallah biz bu âlemden göçünce, Mûsâ bizim yerimizi alacaktır." buyurdu.
Kâfile yoluna devâm ederek Çumra civârında bir yerde konakladı. Burada su yoktu. Kâfiledekiler kendi kendilerine; "Ah bir su olsaydı, ne olurdu?" diyordu. Seyyid Hârun Velî'ye bu durum Allahü teâlânın izni ile mâlum oldu ve onlara; "Size su mu gerek!" dedi. "Evet." dediklerinde, asâsını yere sapladı. Allahü teâlânın izni ile bir su fışkırdı. Hârun Velî kaynağın yanına küçük bir mescid inşâ ettirdi. Bir süre sonra kâfile yoluna devâm etti. Bulut gittikçe yere yaklaştı. Hârun Velî; "Ey yârenlerim! İnşâallah menzilimiz yakın olsa gerek." dedi. Bu arada bir tepeyi aştıklarında kendilerine rehberlik eden bulutun, ovanın batı kısımnda yer alan bir dağın eteğinde durduğunu gördüler. Hârun Velî'nin emri üzerine orası konak yeri oldu. Fakat Hârun Velî buranın Küpe Dağı olup olmadığında şüpheli idi. Burası bugün Karaviran nâhiyesi olarak bilinen yerdi. Hârun Velî burada içindeki şüphenin giderilmesi için kırk gün allahü teâlâya yalvardı.
Bu arada bölge halkı onun, velî mi, yoksa velî kılığına girmiş biri mi olduğunu anlamak için imtihân etmek istediler. Diri birisini tabuta koyup; "Cenâzemiz var namazını kılıver." diyerek Hârun Velî'yi dâvet ettiler. Hârun Velî toplanan halka; "Ölü niyetine mi, yoksa diri niyetine mi kılacağız?" diye sorunca; "Dirinin namazı kılınır mı, tabiî ki ölü niyetine kılacağız ." dediler. Hârun Velî; "Öyleyse, buyurun cenâze için Allahü teâlâya duâ edelim. Sonra da namazını kılalım." dedi. Duâ ettikten sonra; "Haydin cenâzenizi yıkayın da namazını kılalım." dedi. Halk alaylı bir şekilde cenâzeyi kilimden çıkardılar. Akıllarınca; "Sen ölüyü diriyi bilmiyorsun." diyerek, Hârun Velî ile alay edeceklerdi. Fakat kilimi açtıklarında, diri sandıkları adamı, ölü bulunca, şaşırdılar. Böylece Hârun Velî'nin büyük bir zât olduğunu anlatılar.
Bir süre sonra Hârun Velî; "Yâ Hârun! O dağa, yaklaş." diye bir ses işitti. Buna sevinen büyük velî, Küpe Dağına doğru yola çıktı. Kâfile, bulutun gösterdiği yere doğru yol alırken, Hârun Velî Haydar Baba ile iki talebesini önden gönderdi. Kâfilenin önünü kesmek için Bük denilen mevkide eşkiyâ pusu kurmuştu. Bunlar Haydar Baba'nın yanındaki iki talebeyi öldürdüler. Haydar Baba olanları büyük velîye anlatınca; "Öyle ise siz yavaş yavaş geliniz. Ben önden gidiyorum." dedi. Hârun Velî yüzünden örtüyü hiç eksik etmezdi. Eşkiyânın pusu kurduğu yere yaklaşınca yüzünü açtı. Büyük velînin yüzünü gören eşkiyâ dağılıp kaçtı. İki talebeyi oraya defnettiler. Bir müddet gittikten sonra, Küpe Dağının eteğinde gökkuşağı şeklinde bir nûr parladığını gördüler. Hârun Velî sevenlerini toplayıp; "Ey dostlarım! Şu gördüğnüz nûr var ya, işte orası inşâallah bizim meskenimiz ve vatanımız olacak. Allahü teâlâ bizim, sizin ve bütün dostlarımızın îmânlarını, şeytanın ve kötü kimselerin şerrinden korusun. Âmîn!" dedikten sonra yollarına devâm ettiler. Nûrun kapladığı tepecikte konakladılar.
Hârun Velî, etrafın güzelliklerini seyrederken, keşif hâli tecellî etti. Şehri meydana getiren bütün mahallelerin yerlerini şöyle gördü: "Kıble tarafında ulu kapı vardı. İçinde bir mescid görünüyordu. Orada Peygamber efendimizin mübârek rûhâniyeti ve Eshâb-ı güzîn oturmuştu. kuzey tarafında kapı ve mescid vardı. Burada da bütün peygamberlerin rûhâniyetleri ve Hızır aleyhisselâm bulunuyordu. Batı tarafındaki kapıdaki mescidde ise, dedeleri ve evliyâ-ı kirâm bulunoyurdu.Bütün bunları gören Hârun Velî yakın dostlarını yanına çağırarark onlarla istişâre etti ve hemen şehrin kurulmasını istedi. Dostları; "Ey efendimiz! İnşâallah allahü teâlâ kolaylık verir. Fakat bunun için ustalar, işçiler, kireç, taş gerekli. Bunca hizmetler nasıl görülebilir?" dediler. O da; "Kalkınız gidip, yapacağım bu yer için lâzım olan taş ve ağaçların yerini görelim." dedi. Hârun Velî'nin geldiğini duyan pekçok müslüman ve gayr-i müslim oraya gelmişlerdi. Onlar da beraber bu dağın eteğine gittiler. Bir su akıyordu. Suyun kenarında inşâatta kullanılabilecek ağaçlar, pınarın başında ise eski bir yerleşim merkezinin taşları bulunuyordu. Hârun Velî, Allahü teâlâya; "Yâ İlâhî! Senden bu taşların bir kısmının bizimle gelmesini umarım." diye duâ etti. Daha sonra taşlara doğru dönerek; "Allahü teâlâın izni ile kalkın." dedi. Taşlar kalkarak Hârun Velî'nin önünde koyun sürüsü gibi giderek, istenilen yere geldiler. Bu manzara karşısında birçok hıristiyan, müslüman oldu. Müslümanların ise, Allahü teâlâya teslimiyetleri fazlalaştı. Bu durumu duyan bölge halkı, akın akın ona gelmeye başladı. Hârun Velî gelen halka; "Ey cemâat! Biliyorsunuz ki, biz bir hayır işe başlayacağız. İnşâallah kurmakla vazîfelendirildiğimiz bu şehir, son zamanlarda çok faydalı olacak. Bilhassa sonradan gelenlere çok menfaatli olsa gerektir. Fakat şakî ve din bilgisinden mahrum olanların âkıbeti kötüdür." buyurdu. Allahü teâlânın yardımıyla halka büyük bir zevk ve coşkunluk geldi. Ustalar, marangozlar, demirciler, arabacılar ve işçilerin hepsi hizmete hazır olup, Hârun Velî'nin emir ve işâretini bekliyordu. Hârun Velî önce Ulukapı, Pazar kapısı ve Evliyâ kapısının yapılmasını emretti. Ulu kapının yapımına Akça Baba, Pazar kapısının yapımına Nasipli Baba, Evliyâ kapısının yapımına da Haydar Baba nezâret ediyordu. Halk canla başla kırk gün çalıştıktan sonra, Hârun Velî bir müddet inşâatı paydos etmelerini istedi. İnşâata birkaç gün ara verildi. Hârun Velî yapılan kalenin etrâfını gezdi. Daha sonra inşâata tekrar başlanıldı. Kale burçları bir hayli yükseldiği sırada kaldırılamayan taşlar için Hârun Velî'den yardım istiyorlardı. O da; "Ey taş kalk!" deyince taş kalkıp istenilen yere konardı. Çalışanlardan herhangi birinin bir yeri taş ve kireçten yara olsa veya incindiğinde Hârun Velî orayı sıvazlayınca, Allahü teâlânın izni ile iyi olurdu.
Beyşehir bölgesinde Eşrefoğlu hüküm sürüyordu. Ona gidip; "Efendim! Velvelid şehri harâbelerinin güneyinde Horasan'dan gelmiş birisi şehir kuruyor. Taşlar koyun gibi o zâtın istediği yere yükselip konuyormuş." dediklerinde, öfkelenen Eşrefoğlu hemen iki adam gönderip, onu buraya getirin diye emir verdi. O adamlar gelip bütün olanları görünce zevke gelip âşık oldular. Geri dönmeyi akıllarına bile getirmeden canla başla çalışmaya başladılar. Onların geri dönmemesine kızan Eşrefoğlu, bu sefer on kişi gönderdi. Onlar da Hârun Velî'nin yanına gelip durumu görünce, içten bir bağlılıkla bağlanıp geriye dönmediler. Eşrefoğlu yedi kere adamlar gönderip, bir netice alamayınca, asker toplanması için emir verdi ve; "Gidelim onun yaptığı işlerin hepsini yıkalım." dedi. Bunun üzerine çok îtimâd ettiği vezîri; "Ey sultânım! Bu kişi ya Kutb-ül-aktâb mertebesinde bir velîdir, veya tam bir sihirbazdır. Bu ikisinden başka bir şey olamaz. Bunlardan hangisi olursa olsun sana zarârı dokunabilir. Benim kanâtim şudur ki: Bu zât her halde Kutb-ülaktâbdır. Çünkü bu kadar kerâmetler görünen ve gittiğ iyerlerde câmi, mescid ve medrese yapan bir kişinin âdî bir sihirbaz olması imkânsızdır. Beni gönderin, inşâallah her şeyi öğrenir, gelirim." dedi. Eşrefoğlu bunun üzerine izin verdi. Vezir yanına birkaç adam aldı. Birer tulum katran ve bise yükleyip yola çıktılar. Güyâ buları hediye olarak götürüyorlardı. Hârun Velî'nin bulunduğu yere gelince, önce Beyşehir'den gelen hemşerileri ile karşılaştılar. Getirdikleri hediyeyi onlara söyleyince; "Sakın bunları o zâta vermeyin. Böyle hediye mi olur? O sizin zannettiğiniz gibi değildir. Büyük bir velîdir. Onun ne dünyâya ne de sultanlığa rağbeti vardır. Zâten sultanlığı terk edip gelmiştir. Hediye diye getirdiğiniz bu şeyleri dökün, onları götürmeyin." dediler.
Vezir huzûruna çıkarıldığında Hârun Velî ona; "Hani getirdiğin hediyeler nerede/ Onları buraya getir." dedi. Vezir bu duruma çok şaşırdı. Getirdiği hediyeden hemşerilerinden başka hiç kimseye bahsetmemişti. Hemen hediyeleri o büyük zâtın huzûruna getirdi. Hârun Velî, her birinin içine biraz su atınca, biri saf bal, diğeri de yağ oldu. Bu duruma hayret eden vezir, kendini toparlayıp; "Biz çok hatâlı bir yolda imişiz." diyerek vezirlikten vazgeçip Hârun Velî'ye talebe oldu. Hârun Velî; "Ey vezir! beyine git benden selâm söyle, yerinde sağ olsun. Bizim için keder çekmesin. Onun düşündüğü işlerle ilgimiz yok. Biz bütün hizmetimizi Allah rızâsı için sarf ediyoruz. Geçici şeylere iltifât edecek vaktimiz yok." dedi. Vezir özür beyân edip geri dönmeyeceğini arzetti. O büyük zât bu isteği kabûl edince, vezir adamlarını tulumlarla birlikte geri gönderdi. Adamların yanında veziri görmeyen Eşrefoğlu'nun canı sıkıldı. Hem de gönderdiği hediyeler geri gelmişti. Eşrefoğlu gelenlere olanlar hakkında suâller sordu. Onlar da; "Efendim! Veziriniz orada kalıp, hizmetkârlık yapmayı vezirliğe tercih etti. Seyyid Hârun bu tulumların içine su atıp bizimle geri gönderdi. Eşrefoğlu gazaba gelip; "Getirin şu tulumları bir görelim." dedi. Tulumlar getirliip açılınca, herkes hayretler içinde kaldılar. Zîrâ birini bal, diğerini yağ olmuş gördüler. Yine de buna büyü dediler.
Gayrete gelen Eşrefoğlu, askerlerini hazırladı. Hârun Velî'nin yaptıklarını yıkmak için yola çıktı. Eşrefoğlu adamlarını toplayıp meşveret etti. Sonunda; "Önce eski veziri çağıralım o ne derse ona göre hareket edelim." diye bir karâra vardılar. Velvelid iline geldiklerinde eski vezire adam göndererek; "Bugün biz Seyyid Hârun'i ziyârete geldik. Gel bizim rehberimiz ol." dediler. Vezir bu isteklerine herhangi birc evap vermeden Hârun Velî'ye; "Efendim! Eşrefoğlu Mehmed Bey sizi ziyârete gelmiş, bendenize adam göndermiş, gelsin ziyâretimize kılavuuz olsun demiş, ne buyurursunuz." diye sordu. Hârun Velî de izin verdi. Vezir, Eşrefoğlu'nun muazzam bir kalabalık ile geldiğini görünce; "Ey sultan! Bu nasıl harekettir? Bir Hak dostuna bu kadar askerle niçin geldin? Yoksa niyetin başka mıdır?" diye sordu. Eşrefoğlu; "Evet bizim yola çıkışımızda ilk niyetimiz öyle idi. Fakat yolda bir fikir bize mâni oldu. Şimdi niyetimiz dostluk ziyâretinden başka bir şey değildir. Ne yol gösterirsen ona göre gidelim, hattâ askerimin atlarını bile vermek niyetindeyim." dedi. Vezir; "Ey Sultan! Bu velîye gâibden bir ses gelip; "Yâ Hârun! rum'a git, Küpe Dağının doğu tarafına bir şehir kur. O şehir halkı sâlih ola. Şakî olanların sonu hayr olmaya." demiş. Bu ilâhi ilham ile buraya gelmiş. Ne olur sultânım. Allah dostuna alçak gönüllülük lâzımdır." dedi. Eşrefoğlu; "Ne şekil bir alçak gönüllülük yapalım." diye sorunca vezir; "Efendim kendiniz arkanıza bir büyük taş alın. Cümle asker de size uyarak, her birisi arkalarına birer taş alsınlar. O velînin yaptığı kalenin etrafına koysunlar. Sen de o zâta; "Mübârek olsun kolay gelsin." diyesin." dedi. Eşrefoğlu bunu makul karşılayıp, askerlerine; "Hepiniz arkanıza birer taş alın." diyerek kendisi de büyük bir taş alıp Hârun Velî'nin inşâ ettiği kalenin etrâfına geldiler. Bunu görenler hemen gidip Hârun Velî'ye; "Beyşehir beyi Eşrefoğlu, bütün maiyeti ile arkalarında taş getirmişler, ne buyurursunuz?" dediler. Hârun Velî; "O taşları koyun, lâkin bu hiç iyi bir şey olmadı. Zîrâ, zorla güç ile getirdiler. Bu kale tez harâb olsa gerek. Gerçi dünyâ fânîdir. Harab olmak revâdır." dedi.Eşrefoğlu, Hârun Velî'nin huzûruna gelip büyük bir edeble elini öptü ve sohbetini dinledi. Eşrefoğlu'nun yanında değerli âlimler de vardı. Hârun Velî cemâate gözlerinizi yumun dedi. Hepsi gözlerini yumdular ve Allahü teâlânın izni ile Cennet'i gördüler. Bu esnâda Hârun Velî; "Ey müslümanlar! Görün ibret alın. Böyle ebedî ve sonsuz Cennet nîmetlerini, fâni dünyânın geçici nîmetlerine değişmeyin. Evliyâ, âhiret nîmetlerine de rağbet etmez. Onların dünyâda ve âhirette arzuladıkları tek şey, Allahü teâlânın rızâsıdır. O zât-ı sübhâniyyenin mübârek cemâlidir. Sizi de bu yola teşvik ediyorum. Size, dünyâdan el etek çekip miskin miskin durun demiyorum. Ben, âhiret sevgisinin yerini kaplayan, dünyâ sevgisini kalpten çıkarın diyorum. Ey Eşrefoğlu! Biz bu dünyânın beyliğini, ebedî âlemde onun lütfuna mazhar olmak için terkettik. Bu şehrin kurulmasına kasdımız, kendimizden değildir. Belki Hakk'ın emridir." dedi. Eşrefoğlu bu sözleri dinledikten sonra ağlayarak; "Sultânım! Ben sizin hizmetçiniz olup, sizi hâlis bir sevgi ile seviyorum. Kurduğunuz bu şehirde benim ne hakkım var." deyince, Hârun Velî; "Şehir beylere layıktır. Bize gerekmez." buyurdu. Orada bulunan âlimler; "Ey Eşrefoğlu! Bir kimse harap bir yeri ihyâ etse, orası onun mülkü olur. Bu kâideye göre burası Seyyid Hârun Velî'nin olur. Fakat kendisi kabûl etmediğine göre, sen al. Sonra burasını Hârun Velî'ye vakfet." dediler. Bunun üzerine Eşrefoğlu; "Peki aldım ve yine Hârun Velî'ye vakfettim. Benim şehrim olan Beyşehir'de kendime âit bir köşk ile has ve güzel bir bahçem var. Onları da vakf-ı sahîh ile vakfediyorum. Siz şâhid olun." dedi. Sonra hürmetle Hârun Velî'nin elini öpüp, edeple oradan ayrıldı. Askerleri ile Beyşehir'e geri döndü. Oradan, mükemmel bir vakfiye yazıp Seyyid Hârun'a gönderdi.
İnşâat büyük hızla devâm ediyordu. Mescidin kapıları, İran'dan Hârun Velî'yi sevenler tarafından getirilmişti. Bu sıradaHârun Velî husûsî ibâdethânesinde Allahü teâlâya münâcaat ediyordu. Zaman zaman inşâatı gezer, gerekli emirleri verirdi. Bu arada mescidin önünde bir medrese yapılmasını istedi. Zamanla oraya yerleşmek için gelenlerin sayısı gitgide arttı.
Bu sırada Ilgın'da ikâmet eden Dediği Sultan isimli Horasan'dan gelmiş velî bir zât vardı. Talebeleri ona; "Efendimiz! Velvelid iline büyük bir velî gelmiş. Çok kerâmetleri görülmüş, onun fazîlet ve şerefi halk arasında dillere destan olmuş. Herkes ondan bahsediyor." dediler. Dediği Sultan da; "Öyle ise o mübârek zâtı ziyâret etmek bize borç oldu. Hemen onun ziyâretine gitmeli." buyurarak yanına iki talebesini alıp yola çıktı. Çiğil Dağına geldiklerinde, önlerine bir ayı çıktı. Kendisine itâate geldiğini anlayan Dediği Sultan, hemen ayıya bindi. Çivril Dağlarına geldiklerinde, Allahü teâlânın izni ile bu ziyâret Hârun Velî'ye mâlûm oldu ve talebelerine; "Dediği Sultan bir ayıya binmiş bize ziyârete geliyor. Gelin biz de o mübârek zâtı karşılayalım." dedi. Hârun Velî'nin talebeleri; "Efendimiz! O zâtın bir ayıya binerek gelmesi bir kerâmetidir. Bu kerâmeti sâyesinde, içimizdeki îmânsızların îmâna gelmelerini kuvvetle ihtimâl etmekteyiz. Bunun üzerine Hârun Velî işâretle bir taşı gösterdikten sonra; "Yâ Allah!" deyip taşın üstüne bindi. Taş, Allahü teâlânın izni ile yürümeye başladı. Bu halde giderlerken, Ilıca köyünün doğu tarafından Dediği Sultan'ın ayı üzerinde geldiğini gördüler. İki velî karşılaştıkları zaman, birisi ayıdan, biri de taştan indi. Bu durumu gören kâfirlerin çoğu müslüman oldu. Bu karşılaşma tam öğle vaktinde idi. Hârun Velî; "Cemâatle öğle namazını kılalım. Herkes abdestini alsın." dedi. Fakat abdest almak için orada su bulamadılar. Hârun Velî asâsını toprağa batırdı. Allahü teâlânın izni ile bir pınar çıktı. Herkes, günümüzde dediği Sultan Pınarı ismiyle bilinen o pınardan abdest aldı. Hârun Velî, Dediği Sultan'a imâm olmasını söyledi.Dediği Sultan; "Siz varken ben imâm olamam. Ricâ etsek de siz kıldırıverseniz." dedi. Öğle namazını Hârun Velî'nin arkasında edâ ettikten sonra, yürüyerek şehre girdiler. Şehri dolaştıktan sonra Hârun Velî'nin husûsî ibâdethânesinde üç gün sohbet ettiler. Dediği Sultan bir müddet kaldıktan sonra Ilgın'a döndü.
İnşâatın büyük bir kısmı tamamlandıktan sonra, Hârun Velî mescidin köşelerine çilehâneler yapılmasını istedi. Çilehâneler bitirilince, Hârun Velî, Cumâ Câmiinin içindeki bir çilehâneye girdi ve kalan ömrünü orada geçirdi. Vefât edeceğine yakın çilehâneden çıkarak eski ibâdethânesine geldi. Burada mescide açılan küçük bir penceresi vardı, imâma buradan uyardı. Bir gün bütün âile halkını yanına çağırdı ve; "Gelsinler göreyim. Dünyâ fâni, âhiret bâkidir. Oraya nakil kılmak bize yakın oldu. İnşâallahü teâlâ onlara bâzı nasihatlarda bulunalım." dedi. Bunun üzerine kızı; "Ey babacığım! Bizi bu ellerde bırakıp da nereye gideceksiniz? Biz garip mi olacağız?" deyince, Hârun Velî; "Evlâdım! Allahü teâlânın murâdı ne ise o olur. Seni Hakk'a ısmarladım. Cümlenin elinden tutan O'dur. Başka kimse yoktur. Sana vasiyetim şudur ki: "Kardeşimin oğlu Mûsâ'ya güzel bakasın. Hoşça tutasın. Fakirlerin hizmetini cânu gönülden yapasın." buyurdu. Hanımına da; "Sana da aynı vasiyeti ediyorum. Sen de hizmet kuşağını sıkı bağlanasın. Fakirlere yardım edesin. Mûsâ'yı da yetim bilesin." dedikten sonra odalarına gönderdi.
Hârun Velî sonra talebelerini çağırdı. Onun çok zayıflamış olduğunu gören talebeleri; "Efendimiz! Hâliniz nasıldır!" diye sorunca, "Çok şükür iyiyim. Allahü teâlâya hamdolsun. Yalnız bir zayıflığım var. Sizin ile âhir ömrümde son bir defâ istişâre etmek üzere çağırdım. Benim hâlimi biliyorsunuz. Bu âlemde fazla kalmayıp, yüce Mevlâya kavuşsam gerek. Sizin her birinizi bir memlekete göndereceğim. Gittiğiniz yerlerdeki kâfirler, Allahü teâlânın izni ile îmâna gelsin." dedi. Bunları konuşurken talebeleri arasında SeyyidMahmûd'u aradı. Göremeyince; "Seyyid Mahmûd nerededir?" diye sordu. Seyyid Mahmûd ise sonradan geldiğinden; "Buyur efendim!" diye cevap verince, Hârun Velî; "Oğlum! Sen Alâiyye'ye (Alanya) git. Meskenin orası olsun." buyurdu. Seyyid Mahmûd; "Sultânım! Siz bu durumda iken ben sizi nasıl bırakıp gidebilirim?" dedi. Hârun Velî; "İşte asâmı atıyorum. Bu asâ nerede karar kılar ise, sen de orada mesken tutasın." diye emredince, Seyyid Mahmûd hemen yola çıktı.
Hârun Velî daha sonra; "Oğlum Zekeriyyâ! Seni de Manavgat'a gönderiyorum. Hemen oraya git." emrini verdi. Zekeriyyâ Baba da hocasından ayrılmasının üzüntüsü içinde hemen yola çıktı. Ali Baba, Gök Seyyid Kilimpuş ve Siyah Derviş'e dönerek; "Evlatlarım! Siz de Antalya'ya gideceksiniz. Sâhil olup, güzel yerdir." dedi. Onlar da üzüntü içinde yola çıktılar. AkçaBaba'yı Germiyan iline, Nasipli Baba'yı Aydın iline uğurladı.
Seyyid Hârun Velî'nin hastalığı günden güne ziyâdeleşince, talebelerine; "Ey yârenlerim! Artık biz âhirete gidiyoruz. Öldüğümüz zaman beni ibâdet yerim olan buraya defnediniz. Üzerime bir türbe yapınız. Hepiniz haklarınızı helâl ediniz." deyince, herkes gözyaşı dökmeye başladı. Hârun Velî onları îkâz etmek için; "Siz bana niçin ağlıyorsunuz. Ben hayâtım boyunca, sevdiğim ve rızâsını almaya uğraştığım mukaddes dostuma gidiyorum. Sizleri de O'na emânet ediyorum." dedikten sonra Kelime-i şehâdet getirerek 1320 (H.720) senesinde rûhunu teslim etti.
Hârun Velî'nin vefâtını kimse fark edemedi. Görenler ölmemiş zannediyordu. Yüzünde hiç vefât nişânesi yoktu. Sanki tatlı bir tebessümle etrâfını seyir ve temâşâ ediyordu. Kimse ne olduğunu anlayamadı. Sonra Haydar Baba ile Gök Tîmûr Baba gelip, Hârun Velî'nin mübârek nâşı yanında gece sabaha kadar beklediler. Öldüğüne kanâat getirdiler. Sabah gasil işleri tamamlandı ve kalabalık bir cemâat tarafından kılınan namazdan sonra husûsî ibâdethânesine defnedildi. Üzerine kısa zamanda bir türbe yaptırıldı. Yerine kızı Halîfe Sultan geçti. Halîfe Sultan'ın vefâtından sonra ise, Hârun Velî'nin yetişmesine ve terbiyesine çok önem verdiği kardeşinin oğlu Şeyh Mûsâ geçti. | 6a1773e73cc3 | [
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Pedagoji Derneği olarak 9 bayramdır, bayramlarda küçük hediyelerle çocukları sevindirdik. Bunu bize ve çocuğa gönül veren sizlerle gerçekleştirdik. Her bayram gönüllülerimizi harekete geçirdik. Onlar belirlediğimiz oyuncaklardan 10 tane aldılar ve çevrelerindeki 10 çocuğa hediye ettiler. Neden mi bunu yaptık? Çünkü çocuklara hatıralarda kalacak bayramlar hediye etmek istedik.
Projemiz, bu metni okuyan sizlerle hayata geçecek. Yapacağınız iş çok basit: Bayramda çevrenizde gördüğünüz 10 çocuğa hediye paketi içinde 10 hediye vermek. Bu bayram için seçtiğimiz hediye ‘MİSKET’.
Alternatif Oyuncaklar: Dilerseniz daha önceki projelerimizde kullandığımız zeka küpü, kumbara, kitap, kum saati, topaç, büyüteç, mızıka ve rüzgar gülü oyuncaklarından da alabilirsiniz.
Neler Yapmam Gerekiyor?
1) En yakın oyuncakçıya ya da kırtasiyeye gidin. Bir avuç misket alın. Hediye paketi yaptırın.
2) Bayram boyunca misketleri yanınızda taşıyın ve kapınıza gelen ya da sokakta gördüğünüz 10 çocuğa hediye edin.
3) Projeye katılanlar arasında yer aldığınızı göstermek için adınızı, soyadınızı ve katıldığınız ili (Örn. Yusuf İşlek, Ankara) bize (turkiyepedagoji@gmail.com) adresine gönderin. Projemize katıldığınızı Facebook Etkinlik Sayfamızda da belirtebilirsiniz.
4) Dilerseniz aldığınız oyuncakların fotoğrafları Facebook etkinlik sayfamızda, ya da Twitter’da bizimle paylaşın.
Haydi hep birlikte diyelim: Bu Bayram Çocukların Olsun!
Yazının PDF halini indirmek için tıklayınız.
Pedagoji Derneği | 960d76f5d8da | [
"culturax",
"hplt2"
] |
geçen yılda 30 dun diyenlere cevabım geçen yıl 30 a girdim bu yıl 30 u bitirdim tabiki hala 30 um :))))
1 hiç sevmedim yapcak bişey yok :)))
bu yıl tavan yapan doğum günü kutlamalarımdan bahsetmezsem kendimi kötü hissederim.
16/03/2013 cumartesi günü can dostlarım yeşim nigar merve ben plan yaptık gittik afiyetle yemek yedik dedikodu yaptık özlem giderdik ben ilk kez günaydına gittim ve bayıldım :)
vee ilk pastam mumum starboxta canımcımlar tarafından yapılan küçük çaplı bir planla gerçekleşti
iyiki varsınız kızlar sizi seviyorum
gelelim 17/03/2013 pazar akşamına sıra yavuklumda :) ben galata kulesi aşığıyım çok severim bu sevgi ayrı bir yazıyı tek başına sahiplenir neyse işte çok severim ve hiç gitmedim balkonundan seyreylemedim özel anlar için saklıyordum ki öyle oldu sevgilim bana süprüüüzz yaptı ve beni galata kulesine götürdü :) o gece restaurantın son gecesiymiş şansa bakın ki bende oradayım ya süper denk geldi canım aşkım sağolsun :)
haa gecede dansözleri biri geldi diğeri gitti Allah Allah yavuklum gözleri bayram etti :)))
şaka şaka takılıyorum, onun gözü benden başkasını görmez, ha görürse sonrasını göremez, oyarım.
18/03/2013 pazartesi ki büyük gün :) iş yerimden kutlama manzaraları :))
gömleğim özonun hediyesi önce aldım o gün giydim evdeki organizasyonda ona ait kuzum iyiki sende varsın :)
akşam evde kocaman ailem mutlu olmam için bana 16 mumlu pasta üflettiler
kara kızları tabi 16 çarpı 2 oldu :)))
en son da salı akşamı canım arkadaşlarım seda kerem erdinç ve küçük mina ile kestiğimiz pastamız
ay bu senede böyle bitti gitti
beni doğum günümde, öncesinde, sonrasında unutan unutmayan herkese çok teşekkür ederim herkesi seviyorum ve herkes iyi ki varlar
çok seviliyorum biliyorum :) | 66b0f393224e | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Özel Klipli Dügün Montajlari
Çekilen düğünler montaj stüdyolarimizda kurgulanip, müzik ve animasyonlar esliginde görsel bir sölene dönüsüyor.
Senaryolu Dügün Çekimleri
Dügünden önce belirlenen özel mekanlarda yapilan özel klip çekimleri, ayrica dügün icinde yapilan
özel çekimler ile sinema filmi izler gibi izleyeceksiniz dügününüzü
Eski Dügünleri Yeniden Montajliyoruz
Yillar önce cekilen dügünlerinizi montaj stüdyolarimizda tekrar kurgulayarak sinema filmi tadında sizlere sunuyoruz
Dügün Kasetlerinden DVD`ye HQ Kalitesinde Aktarim
Genelde çekilen dügünler DVD`ye aktarilirken %50 sikistirmadan kaynaklanan görüntü kaybi yasanir. Biz size %100 sikistirma ile eskisine göre 2 kat kaliteli hale dönüstürüyoruz. Not: bu hizmet için dügün ham kasetleri kullanilmaktadir.
3 - 4 Kamerali Rejili Profesyonel Dügün Çekimleri
Dügün sirasinda 3 veya daha çok kamera kullanilarak dügünün hic bir detayini atlamadan sizlere sunuyoruz. Ayni zamanda rejili dügün yayini yaparak dügün sirasinda kurulan dev ekranda dügününüzü canli olarak yayinliyoruz.
Fotograflardan Hazirlanan Klipler Istediginiz müzik esliginde dügün fotograflarinizdan hazirlanan size özel klipler
Dügün Öncesi Klipleri Dügünden önce hazirlanan özel kliplerimiz ile siz dügün salonuna girmeden önce hem misafirleriniz zevkli anlar gecirecek . | f41049e299f5 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Başakşehir Poliüretan Enjeksiyonu Firmaları Başakşehir İzolasyon Malzemeleri Başakşehir İzolasyoncu Ustaları;
Başakşehir geneli poliüretan enjeksiyon uygulamaları yapan firma yada poliüretan izolasyonu ustası arayanlar? Doğru adrestesiniz. Başakşehir genelinde su-sızıntılarında yaşanılan problemleri kökünden çözme amacıyla kurulan firmamız poliüretan enjeksiyon yalıtımı faaliyetlerine halen devam etmektedir. Profesyonel ekipmanları işlerinde deneyimli elemanları en-büyük çözüm-ortağınız olmayı amaçlayan firmamızın Başakşehir içerisinde poliüretan izolasyonu hizmetlerinde sunduğu birçok avantajlardan yararlanabilir, En uygun poliüretan malzeme & işçilik fiyatları alabilir, Bizimle çalışma keyfini yaşayabilirsiniz. Başakşehir bölgesinden poliüretan izolasyonuyla ilgili talepleriniz için bizleri arayabilir, Destek isteminde bulunabilirsiniz.
İstanbul da Poliüretan Enjeksiyonu Hizmeti Sunulan İlçeler;
Arnavutköy, Ataşehir, Avcılar, Bağcılar, Bahçelievler, Bakırköy, Başakşehir, Bayrampaşa, Başakşehir İzolasyon Firmaları Beşiktaş, Beykoz, Beylikdüzü, Beyoğlu, Firma Büyükçekmece, Çatalca, Çekmeköy, Esenler, Esenyurt, Eyüp, Fatih, Gaziosmanpaşa, Güngören, Başakşehir Poliüretan Enjeksiyonu Kadıköy, Kağıthane, Kartal, Küçükçekmece, Maltepe, Pendik, Sancaktepe, Sarıyer, Silivri, Sultanbeyli, Sultangazi, Şile, Şişli, Tuzla, Ümraniye, Üsküdar, Zeytinburnu, İzolasyoncu Başakşehir...
İçerden Başakşehirda poliüretan yalıtımını yaptırmak fiyatı Başakşehira sıkma şeklinde pompalama izolasyoncu usta bul Başakşehirde bodrum katta çatlak sızıntısını engelleme müdahale Başakşehir'da poliüretan enjeksiyon sistemleri izole tamiri fiyat Başakşehiru izolasyonun malzemesi maliyetini hesaplama firması Başakşehire yaiıtımın enjeksiyon makineleri uygulaması Başakşehirl izolasyonda ekonomik tek numara reçine Başakşehir hesaplı izolasyoncu... | 0a3403461f35 | [
"c4",
"hplt2"
] |
Ciltteki nem eksikliği, soğuk havalar, sıcaklar ve güneşe çok maruz kalmak cildin kurumasına neden olur. Bazen de ciltteki kurumanın beli bir nedeni yoktur. Sadece cildin doğal yapısından dolayı kuru görünüyordur. Kuru ciltler çatlamaya, tahriş olmaya yatkındır. Cildiniz kuruyorsa veya doğal olarak kuru bir cildiniz varsa cildinizi düzenli olarak nemlendirmeye ihtiyacınız olur. Bunun için de kuru ciltler için uygun bir yüz maskesi uygulayabilirsiniz. Yüz maskesini evinizde kendiniz de basitçe hazırlayıp kullanabilirsiniz. Aşağıda kuru ciltler için 2 tane yüz maskesi tarifi verilmiştir: Muzlu yüz maskesi ve yumurta yüz maskesi.
Muzlu yüz maskesi
1. Muzlu yüz maskesi için ihtiyacınız olanlar; muz, yarım avokado, bal, badem yağı ve bir kase.
2. Yarım avokadoyu ve bir bütün olgun muzu kaseye koyun. Tabi ezip hamur haline getirecek şekilde hazırlamış olun. İçine balı ekleyin. Ayrıca nemlendirici özelliğini artırmak için içine badem yağını da ekleyin.
3. Hepsini iyice karıştırarak hamur haline getirin. Uygulamadan önce yüzünüzü yıkayarak kirden ve tozdan arındırın. Sonra yüz maskesini yüzünüzü uygulayın.
4. Maske yüzünüzde 20 dk. kadar durmalıdır. Süre sonunda yüzünüzü ılık suyla yıkayarak arındırın.
Bu arada eğer hazırladığınız yüz maskesine biraz daha nemlendirici özelik katmak isterseniz biraz da yoğurt ekleyebilirsiniz.
Yumurta maskesi
Yumurta maskesiyle de cildinizdeki kurumaya çözüm bulabilir ve yüzünüze iyi bir nemlendirme sağlayabilirsiniz.
1. Yumurta maskesi için yarım çay kaşığı kadar bal, 1 adet yumurta sarısı ve 1 yemek kaşığı kadar yağsız süt tozuna ihtiyacınız vardır.
2. Tüm malzemeleri bir kasenin içinde bir araya getirerek iyice karıştırın. Hamur haline getirin. Daha sonra bu yumurta maskesini yüzünüze sürün. Bu şekilde 20 dk. kadar bekleyin. Süre bitiminde yüzünüzü ılık suyla yıkayarak arındırın.
Toplam Okunma Sayısı: 855
Sevgililer Günü neredeyse geldi çattı! Sevgilinizle ister iki yıldır, ...
Ruj Kullanmadan Dudaklara Renk Vermenin 4 Yolu Dudaklarınıza ruj... | 4661b32312ae | [
"c4",
"culturax",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Gizlilik İlkeleri
Gizlilik İlkeleri
Gizlilik:
Sipariş sırasında toplanan bütün bilgilerin kullanım hakkı TÜM DUNYA TURIZM’e aittir. Sitede toplanılan bilgiler, burada açıklanan yolların dışında izinsiz olarak herhangi bir şekilde üçüncü taraflara satılmaz, kiralanmaz veya verilemez.
Toplanılan Bilgiler:
TÜM DUNYA TURIZM, kişileri bireysel olarak tanımlayıcı çeşitli bilgileri kullanıcılarından toplayabilir. Ürün ve servis siparişinde kullanılan tüm formlar ile kullanıcılardan bilgi girmeleri istenilen site kapsamındaki diğer tüm form ve uygulamalar bu tanım kapsamındadır. TÜM DUNYA TURIZM, kullanıcılarından Web Sitesini nasıl kullandıklarına dair istatistik bilgiler toplayabilir; bunlara örnek olarak kullanıcıların sitenin hangi sayfalarına daha çok ilgi gösterdikleri, hangi servislerin daha çok dikkat çektiği ve buna benzer diğer bilgiler.
Yine aynı şekilde Kullanıcıların siteyi nasıl kullandıklarını gözlemlemek için cookie (çerez) kullanılabilir. Cookie (çerez), Web sunucuları tarafından kullanıcıların PC'lerine yerleştirilen ve Kullanıcının siteyi tekrar ziyaret etmesi halinde kullanıcıyı tanımlamak için kullanılan yazılımlardır. Kullanıcılardan toplanan tüm bilgiler bireysel nitelikte olmamakla beraber, bireysel bilgilerle alakalı bir takım başka bilgiler olabilir.
Toplanılan Bilgilerin Paylaşılması ve Açıklanması:
TÜM DUNYA TURIZM, kullanıcılarından topladığı bilgileri yukarıda bahsedilen amaçlar doğrultusunda diğer departmanlarıyla paylaşabilir. Buna örnek olarak, TÜM DUNYA TURIZM soft yazılım departmanı tarafından yönlendirilen müşteri için veritabanını TÜM DUNYA TURIZM Hosting departmanınca web sunucusunda bulundurulması ve buna benzerleri.
Arşivlenen Bilgilerin Korunması:
Sitemizde bilgi kaybını, bilginin izin verilmeyen kullanımını ve izinsiz değiştirilmesini engellemek için birçok güvenlik önlemleri bulunmaktadır.
Güncelleme:
Bu sitede yer alan GİZLİLİK TAAHHÜDÜ VE GÜVENLİK POLİTİKASI TÜM DUNYA TURIZM tarafından gerekli görüldüğü hallerde değiştirilebilir. | 9e019842be33 | [
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Yıl 1968 ve Lincoln Clay, Vietnam’da geçirdiği savaş dolu yılların ardından şu gerçeğin farkında: Aile, doğumunda seninle olanlar değil, onlar için ölümü göze aldıklarındır. Artık New Bordeaux’taki evine dönen Lincoln, sabıkalı geçmişinden kaçmaya karar veriyor. Fakat İtalyan Mafyası yeni ailesini, yani zenci mafyasını arkadan bıçaklayıp ortadan kaldırınca Lincoln da eskisinin külleri üzerine yeni bir aile kurarak bu işin arkasındakilere karşı askeri düzeyde bir intikam mücadelesine giriyor. Bu uğurda şiddetli silahlı çatışmalar ve yakın dövüşlere girmesi, aracını çılgınca kullanması ve tehlikeli sokaklarda hayatta kalması gerekecek. Ama doğru ekibi kurarak, zor kararları alarak ve ellerini biraz kirleterek şehrin yeraltı dünyasında zirveye çıkmak mümkün.
NEW BORDEAUX, 1968 YILINDA YENİDEN KURGULANMIŞ YENİ NEW ORLEANS
: Mafyanın ve yolsuzluğa bulaşmış devlet çalışanlarının hüküm sürdüğü, o çağın görüntüleri, sesleri ve duygularla dolu sosyal atmosferiyle zengin bir şekilde detaylandırılmış devasa, kapsamlı ve köhne açık dünya.
BEKLENMEDİK VE ÖLÜMCÜL BİR ANTİ KAHRAMAN
: Hayatında aile olarak adlandırabileceği tek şey olan zenci mafyasının vahşice katledilmesinin ardından İtalyan Mafyası’ndan intikam almak için ant içen bir yetim ve Vietnam gazisi olan Lincoln Clay rolüne bürünün.
İNTİKAMINIZI ALIN
: Lincoln’un askeri eğitimini ve topladığınız istihbaratı kullanarak İtalyan Mafyasını alaşağı ederken bodoslama saldırılardan gizlice takip edip öldürmeye kadar çok çeşitli taktik seçenekleriyle kendi oyun tarzınızı belirleyin.
ESKİSİNİN KÜLLERİ ÜZERİNDE YENİ BİR AİLE
: Hangi teğmenlerinizi ödüllendirip hangilerine ihanet edeceğinize karar vererek kendi eşsiz stilinizle yeni bir suç imparatorluğu kurun…
Minimum Sistem Gereksinimleri:
İşletim Sistemi: Windows 7 64-bit
İşlemci: Intel I5-2500K, AMD FX-8120
Bellek: 6 GB RAM
Ekran Kartı: NVIDIA GeForce GTX 660, AMD Radeon HD7870
HDD: 50 GB Disk alanı
Tavsiye Edilen Sistem Gereksinimleri:
İşletim Sistemi: Windows 7 64-bit
İşlemci: Intel I7-3770, AMD FX 8350 4.0 Ghz
Bellek: 8 GB RAM
Ekran Kartı: NVIDIA Gefore GTX 780 or GeForce GTX 1060, AMD Radeon R9 290X
HDD: 50 GB Disk alanı
Paylaşılan Eklentiyi İndirebilmek İçin Cevap Yazmanız Gerekmektedir. | bcff28d78911 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Emlak Konut
Emlak Konut Projeleri: Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık Toki iştirakidir
Bu haber 2015-09-11 03:08:54 eklenmiş ve 777 kez görüntülenmiştir.
Emlak Konut Projeleri: Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık Toki iştirakidir. Diğer bir deyim ile Toki’dir. Emlak konut projeleri son yıllarda hızla ilerlemektedir. Hızla ilerleyen bu projeler Türkiye’nin her bir yanında kendini göstermektedir.
Genellikle şehir merkezine uzak olan yerlerde inşa edilen binalar, her bütçeden insana ev alma aşamasında uygun fiyatları ile yardımcı oluyor. Emlak konut projeleri dahilinde bulunan ve oldukça nezih bir semt haline gelen, yaşamı daha güzel kılan, insan yaşamına kalite katan bu projeler çok beğeniliyor.
Son yıllarda Türkiye genelinde Emlak Konut GYO imzası taşıyan, diğer inşaat firmaları ile iş birliği içinde olan ve ortak bir çalışmanın sonucu hayata tutunan projeler çoğalmaktadır.
Diğer Finans Haberleri haberleri
ÇOK OKUNANLAR
SON YORUMLANANLAR
Arşiv Arama | 117ea5ae45e8 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
okansport.com ' da bulunan ürünlerin fotoğrafları temsili fotoğraflar olup ürünler görsellerinden renk ve ton farklılığı gösterebilir.
Sitemizde yer alan ürünlerin fiyatları değişen piyasa koşulları ve döviz fiyatlarındaki esnek kur sebebiyle farklılık gösterebilmektedir. okansport.com haber vermeksizin ürün fiyatlarını değiştirme hakkına sahiptir. okansport.com' da kullanılan yazı, içerik, resimlerin tüm hakkı saklıdır.
İzinsiz kopyalanamaz,kullanılamaz.
okansport.com ve TÜRKİYE nin yeni spor markası Okan Sport Kuruluşudur.
PlatinMarket®E-Ticaret Sistemi İle Hazırlanmıştır. | 564fc948f7c3 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Aşıklar - (Zuhurâtı Izhârı'l-Vakf-ı Güneş 1.cilt)
Birincisi: Aşka öyle dalmış ve kendinden geçmiş olur ki, kendinden de haberi olmaz. Nitekim düşman karşısında bir kimse kızarak öyle harp eder ki, yara alsa bile duymaz. Görünce yaralandığını anlar. Bir kimse mühim' bir hizmete giderken, ayağına batan dikeni hissetmez. Kalb meşgul olunca, açlık ve susuzluk aklına gelmez. Bütün bunlar bir mahlukun aşkında ve dünya hırsında mümkün oluyor da, Allahu Teala’nın aşkında ve ahiret sevgisinde niçin mümkün olmasın? Kalbdeki manevi suretlerin güzelliğinin, aslında çöplük ve pislik üzerine çekilmiş bir deriden ibaret olan dış görünüş güzelliğinden daha büyük olduğunu herkes bilir. Kalb güzelliklerini idrak eden basiret gözü, çok defa yanılan, büyüğü küçük uzağı yakın gören baş gözünden daha açık, daha keskindir.
İkincisi: Acıyı hisseder, fakat sevdiginin rızasının bunda olduğunu bildiği için buna razı olur. O halde Allahu Tealanın rızasını kendi başına gelende olduğunu bilir razı olur. fakirliğe, hastalığa, belaya sabreder, razı olur.
Cüneydi Bagdadi Hazretleri diyor ki Sırrı Sakati’ye seven acı duyar mı diye sordum hayır dedi kılınçla kesilse yine duymaz mı dedim hayır bir değil yetmiş kılıç vursalar yine duymaz dedi.
Bişri Hafi Hazretleri buyurdu ki Bagdat’ta bir kimseye yüz deynek vurdular. Ağzından ses çıkmadı niçin feryat etmedin dedim sevdiğim oradaydı beni görüyordu dedi o sevdiğine kavuşsaydın ne yapardın dedim feryat edip canını teslim etti.
Kuran-ı Kerimde Yusuf aleyhisselama bakan kadınların onun güzelliğinin haşmetini görünce ellerinde meyva soydukları bıçakla meyva yerine parmaklarını kesip haberlerinin olmadığı bildirilmektedir. Mısır’da kıtlık olmuştu aç olanlar Yusuf aleyhisselamı görmeye gider açlıklarını unuturlardı. Bu bir mahlukun güzelliginin tesiridir her şeyi yaratan Allahu Tealanın güzelliği bir kimseye gösterilirse belaları duymamasına niçin şaşılsın.
Üçüncüsü: Bize şu Allah’a aşık olan şu kimse İman, İtikat, Teslimiyat, tevekkül hakkıyla o kimsede kemal bulur ise hertürlü Allah yolunda cefalara katlanır. Kendisine acı gelmez şikayetçi de olmaz hoş gelir. Nitekim şu misali yazıyoruz: Otururken iki böğrüklerinden seni dürten değnekleri bakıp gördün ki değneğin arka tarafı en sevgili dostuyun elindedir. Aşıksa hiç gücenmez üşenmez belki de sevinir. | 6203b30e0f4b | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
MC3000, güvenli ve farklı veri toplama seçeneklerine ihtiyaç duyulan yoğun okuma ortamlarında, verimliliği ve memnuniyeti artırmak, yatırımı korumak ve işletme esnekliğini sağlamak amacıyla tasarlandı.
MC3000 serisinde PDT3100/6100 serisi el terminallerinin döner lazer başlık gibi özellikleri eklenmiş ve işletim sistemi, WLAN, veri toplama teknolojisi gibi önemli özellikleri geliştirilmiştir.
MC3000'in 1D lazer barkod okuyuculu modelinde bulunan döner başlık, tarama esnasında esneklik ve verimlilik sağlıyor. Terminalin bu modeli, yoğun okuma gerektiren mağaza, depo ve dağıtım merkezlerinde kullanılmak üzere geliştirilmiştir.
MC3000'in 2D Imager modelinde ise sabit başlık bulunuyor. 1D ve 2D barkod okuma, 640x480 çözünürlükte siyah-beyaz imaj yakalama olanağı sağlanırken, mobil satış, saha servis ve lojistik uygulamalarında kullanılmak üzere dizayn edilmiştir.
Her iki modelde de kullanıcının erişibileceği SD/MMC kart yuvası ile bellek artırımı yapılabilir.
* Intel XScale PXA270 520MHz işlemci
* Windows CE 4.2 Core ve Pro işletim sistemi
* 32/64 MB RAM, 64 MB ROM bellek
* Renkli (320x320 pixel) ekran
* 802.11b/g WLAN kablosuz iletişim
* Döner başlıklı lazer barkod okuyucu veya sabit başlıklı 2D imager
* IP54 suya ve toza dayanıklılık standardı
* 1.2 metreden betona düşmeye dayanıklılık | 28303f10eb46 | [
"c4",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Mürşid İstersen Kur'an Yeter Diyenlere Cevap - (Zuhurâtı Izhârı'l-Vakf-ı Güneş 1.cilt)
Bir levhada gördüm yazmışlar ki sana şu yeter bu yeter mürşid istersen hazreti Kur’an yeter diye. Bu söz bundan yüz sene evvel İslamiyeti küçültmek için söylenen sözlerdir. Cahil olanlar, ötesini çok doğrudur zanneder. (Mürşid istersen Kur’an yeter) deyince tamamdır. Halbuki Kur'an-ı Kerim mürşidi kamilin ağzından çıkarsa hedefi vurur. Hazreti İsa Aleyhisselama Yahudinin biri gelmiş ölüyü dirilten duayı bana öğret demiş. Hazreti İsa öğretmiş ölüye okumuş dirilmemiş, gelmiş (Duayı tamam öğretmedin mi ben okudum dirilmedi) deyince, Hazreti İsa (Dua o duadır ama ağız İsa’nın ağzı değildir) demiş. Kur'an, Kur’an ama, fakat ağız mürşidi kamilin ağzı olmalı ki dertliler Kur’andan deva bulsun. Hastalar şifa bulsun. Hadisi Şerif.
اَلْقُرْاٰنُ هُوَالدَّوٰۤاءُ
“Kur’an bütün ilaçtır demektir.”
Niçin herkes okuyor şifa olmuyor. Mesela şuna benzer Kur'an-ı Kerim'de barut var, kurşun var, azze var, iyi bir tüfek lazım ki hedefe kurşunu ulaştırasın. Mürşidi kamilin ağzı kalbi iyi tüfek gibidir. Hedefi vurur. Ettiği dua okuduğu Kur'anı Kerim kurşun gibi geçer hedefi alır. Sen şöyle bil ki uyandırır. irşad eder. işte Kur'an Mürşidi Kamilin ağzından çıkarsa her şeyi yapar. Mü’minin ağzından çıkanla münafığın ağzından çıkan bir değildir.
وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْاٰنِ مَا هُوَ شِفَآءٌ وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِن۪ينَۙ وَلَا يَز۪يدُ الظَّالِم۪ينَ اِلَّا خَسَارًا
“Biz Kur'an-ı Azimüşşanı Müminlere şifa ve rahmet ola-rak indirdik. Zalimlerin Kur'an zararlarını artırır.”
Münkir münafık fasıkların Kur'an mürşitlik değil zararlarını artırır. Kur'an-a uyan kimse Kur'an-ın içindeki söylenenlerin hepsini kabul eder.
Şeriat, Tarikat, Hakikat, Marifet ve Zikrullah şeyhleri aramak inabe almak onlarla beraber olmak, zikrullahı çok etmek onlarla beraber mücahade yolunda çalışmak onlardan ilmi hikmet öğrenmek hepsi Kur'an-ı Kerim'dedir. Düşün bunların sen birini kabul edip o birini kabul etmezsen Kur'an-ı Kerim'e inanmış mı olursun düşün.
Ramuzel Ehadis c.1.s.227/8
İsra 17/82. | 2b5f10265a89 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
PEYGAMBERİMİZ sallallahu aleyhi vesellem HAKKINDA PİRİMİZİN GÜNLÜK OKUDUĞU VİRDİ - (İzharu'l-Fedaili Nebiyyina Muhammedin Sallallahu Teala aleyhi Vesellem)
Piri tarikat Abdulkadir Geylani kaddese sırrahul aziz Efendimiz hazretlerinin sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem Efendimizin yüksek vasıflarından bahs ettiği evradı şerifin anlam ve şerhi. Bu evradı şerifin okunma usulü daha önceki yazmış olduğumuz zuhuratı vakfı güneş ve zuhuratı ızharıl vakfı güneş kitaplarında yazılmıştır. Oraya bakabilirsiniz.
اَلصَّلٰوةُ وَالسَّلٰامُ عَلَيْكَ يَارَسُولَ اللّٰهِ
Allahu Teâlâ hazretlerinin salatü selamı bütün ta’zimi rahmet ve in'amı, bereket ve ihsanı üzerine olsun ey Allah’ın Rasulü
اَلصَّلٰوةُ وَالسَّلٰامُ عَلَيْكَ يَاحَب۪يبَ اللّٰهِ
Allahu Teâlâ’nın salatü selamı üzerine olsun ey Allah’ın habibi en ziyade sevdiği.
Nitekim bir hadisi şerifte buyruldu ki
أَلٰا وَ أَنَا حَب۪يبُ اللّٰهِ وَلٰا فَخْرَ
“Bilmiş olun ki Ben Allah’ın Habibiyim fahirlenme yok” yani, övünme büyüklenme için değil Allah’ın nimetini bildirmek için söylüyorum demektir.
اَلصَّلٰوةُ وَالسَّلٰامُ عَلَيْكَ يَاخَل۪يلَ اللّٰهِ
Allahu Teâlâ’nın salatü selamı üzerine olsun ey Allah’ın halili sadık dostu.
اَلصَّلٰوةُ وَالسَّلٰامُ عَلَيْكَ يَا نَبِىَّ اللّٰهُ
Allahu Teâlâ’nın salâtü selâmı üzerine olsun ey Allahu Teâlâ’nın Nebîsi.
Yani, ey Allahu Teâlâ’nın emir ve nehiylerini kullarına haber verici demektir.
اَلصَّلٰوةُ وَالسَّلٰامُ عَلَيْكَ يَاصَفِىَّ اللّٰهُ
Allahu Teâlâ’nın salâtü selâmı üzerine olsun ey Allahu Teâlâ’nın ihsanı ile bütün mahlûkatın en efdal seçkin kulu
وَاِنَّكَ لَعَلٰى خُلُقٍ عَظ۪يمٍ
Yani, “ey Rasulü muazzam! Muhakkak ki sen yüksek bir ahlak sahibisin.”
Ayeti kerimesi hükmünce bütün ahlakı zemimelerden safi ve temiz bütün ahlakı hamide ve bütün medholunmuş övülmüş vasıflarla vasıflanmış en yüksek fazilet ve kamalat ile
قَابَ قَوْسَيْنِ اَوْ اَدْنٰىۚ
“İki yay kadar yahut daha yakın.” Sırrı ile en yüksek derece ve menzile vasıl olmuş Allah’ın en efdal seçkin kulu Allah’ın salâtü selâmı üzerine olsun demektir.
اَلصَّلٰوةُ وَالسَّلٰامُ عَلَيْكَ يَاخَيْرَ خَلْقِ اللّٰهِ
Allahu Teâlâ’nın salâtü selâmı üzerine olsun ey Cenâb-ı Hâlikın cemî mahlûkâtının efdali ve seyyidi ve hayırlısı demektir.
Zira sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem efendimiz bir hadisi şerifinde:
أَنَا سَيِّدُ الْعَالَمِينِ
“Ben Âlemlerin seyidiyim” bir diğer hadisi şeriflerinde:
وَ أَنَا أَكْرَمُ الْأَوَّل۪ينَ وَالْآخِر۪ينَ وَلٰا فَخْرَ
“Ve ben geçmişlerin ve geleceklerin en ekremi en değerlisiyim fahirlenme- övünme yok” buyurmuşlardır.
اَلصَّلٰوةُ وَالسَّلٰامُ عَلَيْكَ يَا نُورَ عَرْشِ اللّٰهِ
Allahu Teâlâ’nın salâtü selâmı üzerine olsun ey Allah Teâlâ’nın arşının nûru demektir.
Zira arş-ı âlâ, peygamberimiz aleyhisselâmın nûrundan halk olundu.
اَلصَّلٰوةُ وَالسَّلٰامُ عَلَيْكَ يٰٓا اَم۪ينَ وَحْىِ اللّٰهِ
Allahu Teâlâ’nın salâtü selâmı üzerine olsun ey Allah Teâlâ’nın vahyinin emîni demektir.
Sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem efendimiz Cenab-ı Hakk’ın bildirmiş olduğu bütün emirlerini ve nehiylerini Allah’ın kullarına anlatıp ikaz irşad etmiştir.
اَلصَّلٰوةُ وَالسَّلٰامُ عَلَيْكَ يَا مَنْ زَيَّنَهُ اللّٰهُ
Allahu Teâlâ’nın salâtü selâmı üzerine olsun ey Allah Teâlâ’nın envâ-ı zînet ile müzeyyen kıldığı zât-ı şerîfi demektir.
Çünkü Cenab-ı Hak Teâlâ hazretleri sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellemi bu dünyada ilim, nübüvvet ve güzel ahlak ile ahrette şefeatı Kübra, Makam-ı Mahmud ve daha sayılma imkânı olmayan nice ziynetleri ile müzeyyen kılmıştır.
اَلصَّلٰوةُ وَالسَّلٰامُ عَلَيْكَ يَامَنْ شَرَّفَهُ اللّٰهُ
Allahu Teâlâ’nın salâtü selâmı üzerine olsun ey Allah Teâlâ’nın şerif ve a’lâ kıldığı zat demektir.
Çünkü Allahu Teâlâ hazretleri iki cihanın serveri sevgili peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem efendimizi âlemlere rahmet olarak göndermiş ilimde, kemalde, irfanda kısaca her hususta en mükemmel olmakla şerif kıldı.
Sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem Enes radıyallahu anh hazretlerinin rivayet ettiği bir hadisi şerifte:
كٰانَ اَحْسَنُ النّٰاسُ وَ اَجْوَدُ النّٰاسُ وَ اَشْجَعُ النّٰاسُ
Yani, “Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem sureten ve sireten insanların en güzeli, şerefçe en mükemmeli, yaratılışça en latif, her yönden en faziletli ve en şecatli-bahadır olanıdır” buyurmuşlardır.
اَلصَّلٰوةُ وَالسَّلٰامُ عَلَيْكَ يَامَنْكَرَّمَهُ اللّٰهُ
Allahu Teâlâ’nın salâtü selâmı üzerine olsun ey Allah Teâlâ’nın envâ-ı ikrâmı ile mükerrem, muazzez kıldığı zât-ı âlişân demektir.
Çünkü Rabbu’l-Âlemin Cenab-ı Hak Teâlâ hazretleri kemali izzet ve ikramı ile mertebesini yükseltip esmaü’l-hüsnasından Kerim isminin sıfatını habibinde zahir edip Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem efendimizi bütün yaratılmışların en yükseği en eşrefi eyledi.
اَلصَّلٰوةُ وَالسَّلٰامُ عَلَيْكَ يَامَنْ عَظَّمَهُ اللّٰهُ
Allahu Teâlâ’nın salâtü selâmı üzerine olsun ey Allah Teâlâ’nın envâ-ı tazim ve ikramı ile muazzam eylediği zât-ı şerif demektir.
Çünkü Cenab-ı Hak sübhanahü ve Teâlâ hazretleri sıfat ve esmaü’l-hüsnasından Azîm isminin sırrını sevgili peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellemde zahir edip O’nu en yüksek derecelerle tazim eyledi.
اَلصَّلٰوةُ وَالسَّلٰامُ عَلَيْكَ يَامَنْ عَلَّمَهُ اللّٰهُ
Allahu Teâlâ’nın salâtü selâmı üzerine olsun ey Allah Teâlâ’nın ümmi iken hiçbir muallimden okumadan bütün evvelin ve ahirinin ilmini talim buyurduğu zat demektir.
Cenab-ı Hak Teâlâ hazretleri ayeti kerimesinde:
وَعَلَّمَكَ مَا لَمْ تَكُنْ تَعْلَمُۜ وَكَانَ فَضْلُ اللّٰهِ عَلَيْكَ عَظ۪يمًا
“Ya Habibim Rabb’ın sana bilmediğin ilimleri talim eyledi. Ve senin üzerine Hak sübhânehû ve Teâlâ’nın fazlı ve ihsânı büyüktür azimdir” buyuruyor.
اَلصَّلٰوةُ وَالسَّلٰامُ عَلَيْكَ يَاسَيِّدَ الْمُرْسَل۪ينَ
Allahu Teâlâ’nın salâtü selâmı üzerine olsun ey cemî-i enbiyâ ve mürselînin seyyidi yani ulusu demektir.
Nitekim ehl-i sünnet itikadında bizim peygamberimiz aleyhisselâm cemî peygamberlerin efdalidir. Bu mesele kitab, sünnet, icmâ-i ümmet ile sâbittir. Bu konuda daha geniş açıklama Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem efendimizin fazilet ve deracatı bahsinde geçmişti.
اَلصَّلٰوةُ وَالسَّلٰامُ عَلَيْكَ يَا اِمَامَ الْمُتَّق۪ينَ
Allahu Teâlâ’nın salâtü selâmı üzerine olsun ey bütün ehli takvanın imamı demektir.
Ehli takvanın ameli sevgili peygamberimiz sallallahu aleyhi veselleme tabi olmakla makbule geçer. Ve O’nun sünneti seniyesine uymakla ecir alırlar. Cenab-ı Hak Teâlâ hazretleri ayeti kerimesinde:
يَآ اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوٓا اَط۪يعُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُوا الرَّسُولَ وَلَا تُبْطِلُوٓا اَعْمَالَكُمْ
“Ey iman edenler Allah’a ve Rasul’üne itaat edin. Amellerinizi ibtal etmeyin.”
Yani, ey Allah’ın varlığına birliğine ve Rasûl’ünün risaletine ve kullarını irşad için inzal buyurduğu kitabına iman edenler, Allahu Teâlâ’nın bütün emirlerine itaat, nehy ettiklerinden ictinab ederek ve Rasul’ünün sünnetlerini eda ve emrine imtisal etmek suretiyle Rasul’üne itaat edin. Küfür, nifak, ucub, riya gibi kötü ahlaklarla amellerinizi ibtal etmeyin demektir.
Tefsirü Hazinde beyan olduğu vechile emr-i ilâhî ve sünnet-i Rasulüllah üzerine edâ olunmayan amellerinin batıl olduğuna bu âyette işaret vardır.
اَلصَّلٰوةُ وَالسَّلٰامُ عَلَيْكَ يَاخَاتَمَ النَبِيّ۪ينَ
Allahu Teâlâ’nın salâtü selâmı üzerine olsun ey bütün peygamberlerin hatemi ve ahiri demektir.
اَلصَّلٰوةُ وَالسَّلٰامُ عَلَيْكَ يَارَحْمَةً لِلْعَالَم۪ينَ
Allahu Teâlâ’nın salâtü selâmı üzerine olsun ey âlemlere rahmet olan zat demektir. Cenab-ı Hak Teâlâ hazretleri ayeti kerimesinde:
وَمَآ اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَم۪ينَ
“Ey Habibim, biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik” buyurarak âlemlere rahmet olarak gönderdiğini beyan ediyor.
اَلصَّلٰوةُ وَالسَّلٰامُ عَلَيْكَ يَاشَف۪يعَ الْمُذْنِب۪ينَ
Allahu Teâlâ’nın salâtü selâmı üzerine olsun ey bütün günahkâr kullara Allahu Teâlâ’nın izni ile şefaat edici olan demektir.
Cenab-ı Hak Teâlâ hazretleri ayeti kerimesinde:
وَلَسَوْفَ يُعْط۪يكَ رَبُّكَ فَتَرْضٰىۜ
“Ya Habibim Rabbin Sana öyle müstesna bir şefaat makamı verdi ki ya Rabbi artık ben razı oldum yeter deyinceye kadar şefaat yapmakta müstesnasın” buyuruyor.
اَلصَّلٰوةُ وَالسَّلٰامُ عَلَيْكَ يَارَسُولَ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ
Allahu Teâlâ’nın salâtü selâmı üzerine olsun ey âlemlere nizam intizam düzen veren Allah’ın Rasulü demektir.
صَلَوَاتُ اللّٰهِ وَمَلٰٓئِكَتِه۪ وَاَنْبِيٰٓائِه۪ وَرُسُلِه۪ وَحَمَلَةِ عَرْشِه۪ وَجَم۪يعِ خَلْقِه۪ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلٰٓى اٰلِه۪ وَصَحْبِه۪ٓ اَجْمَع۪ينَ
Allahu Teâlâ hazretlerinin salâtı, fazlı, ihsanı ve Cenab-ı Hakk’ın meleklerinin salâtı, sevgili peygamberimiz hakkında şanı muazzam olsun diye yaptıkları duaları ve bütün peygamberlerin salâvatları, tazimleri ve arşı alanın hamili olan melaike-i kiramın salât ve tazimleri ve bütün yaratılmış olan mahlûkatın salâvat ve tazimleri seyyidimiz ulumuz cemî evvelin ve ahirinin seyyidi Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi vesellem efendimizin üzerine olsun. Ve O’nun âli evladı ve ashabının üzerine olsun demektir.
اَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ عَبْدِكَ وَ نَبِيِّكَ وَحَب۪يبِكَ وَرَسُولِكَ النَّبِىِّ الْاُمِّىِّ وَعَلٰٓى اٰلِه۪ وَصَحْبِه۪ اَجْمَع۪ينَ
Ey Allah’ım seyyidimiz ve en şereflimiz, efendimiz, kulun, nebi ve habibin nebiyyi ümmi olan Muhammed Mustafa aleyhissalâtü vesselâm efendimizin üzerine ve âli evladı ve ashabı üzerine salatü selam ikram ve inayet eyle.
اَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ النَّبِىِّ الْمَل۪يحِ صَاحِبِ الْمَقَامِ الْاَعْلٰى وَاللِّسَانِ الْفَص۪يحِ
Ey Allah’ım seyyidimiz, ulumuz, nebiyyi Melîh yani, kemalde ve cemalde, manen ve maddeten, zahiren ve batınen güzellerin en güzeli olarak yarattığın, Makam-ı Mahmud gibi yüksek makamlar bahşettiğin, fasih lisan ile emirlerini ve nehiylerini tebliğ ettirdiğin Nebiyyi kerimin olan Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi vesellem üzerine salatü selam ikram ve inayet eyle.
اَللّٰهُمَّ اجْعَلْ اَفْضَلَ صَلَوَاتِكَ اَبَدًا
Allah’ım sen afdal olan salâtını ebedi olarak daim ve bakî kıl.
وَاَنَّمٰى بَرَكَاتِكَ سَرْمَدً
Ya Rabbi Hayır ve bereketini ebedi artırarak daim eyle.
وَاَزْكٰى تَحِيَّاتِكَ فَضْلًا وَعَدَدًا
Yâ Rabbi; bütün medhü senâ ve yahut selamların fazilet ve adet yönünden en pak ve arınmışını
عَلٰى اَشْرَفِى الْخَلٰٓائِقِ الْاِنْسَانِيَّةِ
Bütün bu zikrolunan salâvat, berekât ve selamlar, insaniyetle vasıflandırdığın ve bütün yaratılmışların en şereflisi olan sevgili Peygamberimizin üzerine olsun.
وَمَجْمَعِ الْحَقٰٓائِقِ الْا۪يمَانِيَّةِ
Ve bütün bu salâvatlar imana mensub olan bütün hakıkatlerin menbai, toplanma mahali olan sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem üzerine olsun ya Rabbi.
وَطُورِ التَّجَلِّيَاتِ الْاِحْسَانِيَّةِ
İhsan ve tecellilerin nurların sahibi zatı alişan ahir zaman peygamberinin üzerine olsun ya Rabbi.
وَمَهْبِطِ الْاَسْرَارِ الرَّحْمَانِيَّةِ
Rahmani esrar-sırların nüzul ettiği Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi vesellem üzerine olsun.
وَعَرُوسِ الْمَمْلَكَةِ الرَّبَّانِيَّةِ
Ya Rabbi bütün bu salâvatlar yerin, göğün bütün yaratılmışların gelini olan habibin üzerine olsun.
Gelini deyince anlamını açığa çıkaralım inşaallah.
Zahirde bir memleketten bir memlekete, bir köyden bir köye, bir evden bir eve Allah’ın emriyle nikâhlı geline hazırda çevresinde bulunan kadın, erkek nasıl saygı, sevgi, tazim, hürmet göstererek beyinin evine böyle bir saygı sözler ile hürmetler ile getirirler.
İşte sevgili baş tacımız olan, iki dünyanın sultanı olan, bütün yaratılmışların içinde en fazla sevmeye, hürmet göstertmeye, tazim yapmaya layık olan ancak Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellemdir.
وَوَاصِطَةِ عِقْدِ النَّبِيّ۪ينَ
Bütün peygamberlerin ahd ve misaklarının vasıtası olan iki cihan serverinin üzerine olsun ya Rabbi.
وَمُقَدَّمِ جَيْشِ الْمُرْسَل۪ينَ
Ya Rabbi bu salâvatlar bütün peygamberlerin mukaddemi önderi olan sevgili peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellemin üzerine olsun.
وَقٰٓائِدِ رَكْبِ الْاَنْبِيٰٓاءِ الْمُكَرَّم۪ينَ وَاَفْضَلِ الْخَلْقِ اَجْمَع۪ينَ
Mükerrem kıldığın bütün Nebilerinin rehberi komutanı ve bütün yaratılmışların efdalı olan zatı şerifin üzerine olsun ya Rabbi.
حَامِلِ لِوٰٓاءِ الْعِزِّ الْاَعْلٰى
Şeref ve azimet, livail hamd sancağının sahibi
وَمَالِكِ اَزِمَّةِ الْمَجْدِ الْاَسْنٰى
Azamet, derece, kerem ve faziletlerin sahibi
شَاهِدِ اَسْرَارِ الْاَزَلِ
Ezel sırlarının şahidi
وَمُشَاهِدِ اَنْوَارِ الْسَّوٰابِقِ الْاُوَلِ
Bütün âlemler yok iken, ilmullahta mevcut olan nurların müşahidi.
وَتَرْجُمَانِ لِسَانِ الْقِدَمِ
Kelamı kadimin olan Kur’an-ı Kerim’i tebliğ eden açıklayan tercümanı
وَمَنْبَعِ الْعِلْمِ واَلْحِلْمِ وَالْحِكَمِ مَظْهَرِ سِرِّ الْجُودِ الْجُزْئ۪ى وَالْكُلِّ
Ve ilmin, hilmin ve hikmetin menba-i ve dünyada kullarına bahşettiğin cüz'i nimet ve ihsanlarınla, ahirette ihsan ve inayet buyuracağın külli nimetlerinin tamamına ait sırların açıklayıcısı
وَاِنْسَانِ عَيْنِ الْوُجُودِ الْعُلْو۪ى وَالسُّفْل۪ى رُوحِ جَسَدِ الْكَوْنَيْنِ *
Bütün mevcudatın efdalı olan sevgili peygamberimiz, Vücudi ulvi ve süfli yani, tabiat ve ruhaniyet bütün mevcudatın göz bebeği, dünya ve ahretin cesetlerinin ruhudur.
Çünkü bütün bunların hepsi sevgili peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem efendimizin nurundan halk olunmuştur.
وَعَيْنِ حَيٰوةِ الدَّارَيْنِ
Sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem cemi mevcudatın öyle bir afdalı ki hem bu dünyanın hem de ahretin aynı hayatı hakıkatıdır.
الْمُتَحَقِّقِ بِاَعْلٰى رُتَبِ الْعُبُودِيَةِ
O iki cihanın serveri sallallahu aleyhi vesellem efendimizi öyle bir cemi mahlûkatın efdalı ki kulluğun en yüksek mertebelerinin en yüksek menzillerinin mütahakkıkı beyan edicisidir.
وَالْمُتَخَلِّقِ بِاَخْلٰاقِ الْمَقَامَتِ الْاَصْطِفٰٓائِيَةِ
Öyle bir cemi mevcudatın en efdalı ki Cenab-ı Hakk’ın seçip ihtiyar ettiği en yüksek makamlar ve ahlaklar ile vasıflandırdığı zat âlidir.
Cenab-ı Hak Teâlâ hazretleri ayeti kerimesinde:
وَاِنَّكَ لَعَلٰى خُلُقٍ عَظ۪يمٍ
“Ya Habib’im muhakkak ki Sen yüksek bir ahlak üzeresin” buyuruyor.
Müfessirler bu ayetin tefsirinde sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem efendimiz, öyle bir güzel ahlak sahibi idi ki bütün güzel ahlaklar O’nda toplanmış idi. Bu hal ise öyle bir yüksek derecedir ki sair peygamberlerin hiç birine müyesser olmamıştır deyi beyan etmişlerdir. Arifler demişler ki
لِكُلِّ نَبِىٍّ فِى الْاَنَامِ فَض۪يلَةِ وَ جُمْلَتُهَا مَجْمُوعَةُ لِمُحَمَّدٍ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمَ
Yani, “her Peygamberde olan fazilet ve güzel ahlakın cümlesi Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi vesellem de toplanmıştır” diye buyurmuşlardır.
اَلْخَل۪يلِ الْاَعْظَمِ وَالْحَب۪يبِ اْلاَكْرَمِ
Sevgili peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem efendimiz cümle mevcudatın öyle bir efdalı ki Allahu Teâlâ hazretlerinin en aziym Halil’ dostu ve en Ekrem habibi yani, en ziyade sevip razı olduğu kuludur.
سَيِّدِنَامُحَمَّدِ بْنِ عَبْدِ اللّٰهْ اِبْنِ عَبْدِ الْمُطَّلِبْ وَعَلٰى سٰٓائِرِ الْاَنْبِيٰٓاءِ وَالْمُرْسَل۪ينَ وَعَلٰى مَلٰٓئِكَتِكَ الْمُقَرَّ ب۪ينَ * وَعَلٰى عِبَادِ اللّٰهِ الصَّالِح۪ينَ مِنْ اَهْلِ السَّمٰوٰتِ وَاَهْلِ الْاَرْض۪ينَ كُلَّمَا ذَكَرَكَ الذَّاكِرُونَ وَغَفَلَ عَنْ ذِكْرِكَ الْغَافِلُونَ وَسَلِّمْ وَرَضِىَ اللّٰهُ عَنْ اَصْحَابِ رَسُولِ اللّٰهِ اَجْمَع۪ينَ
Ya Rabbi, işte bu sıfatlarla vasıflanmış olan zatı alişan bizim seyyidimiz, ulumuz Peygamberimiz Abdulmuttalib’in oğlu olan Abdullah’ın oğlu Muhammed sallallahu aleyhi vesellem üzerine ve sair enbiya ve mürselin ve melaike-i mukarrebin ve yerler ve gökler ehlinden bütün Salih kulların üzerine bütün zakirler zikr ettiği müddetçe ve Seni zikretmekten gafil olanların gafletleri müddetçe salatu selam olsun.
Ve Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem efendimizin ashabınada saadet ve selamet ihsan eyle ve cümlesinden razı ol ya Rabbi.
Çünkü Ol pür nur olup geldi âleme
O’nun vasfı ne dile sığar ne de kaleme
Süneni Tirmizi Menakıb hadis no: 3616, Darimi Mukaddime 27
Kalem 68/4
Necm suresi 53/9
Mevahibü ledünniye c.2.s.45 (Osmanlıca baskı), İmamı Fahreddin Razi Tefsirü Kebir 2/454
Süneni Tirmizi Menakıb hadis no: 3616, Darimi Mukaddime 27
Levamiu’l-Ukûl şerhu Ramuze’l-Ehadis c.5.s.455
Nisa 4/113
Muhammed 47/33
Enbiya Suresi 21/107
Duha Suresi, 93/5.
Kalem 68/4 | f2edcea21695 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Kardullah-Allah İçin Borç Verme: - (Sırru'l-Esrar 2.cilt)
Cenâb-ı Hak Teâlâ hazretleri ayeti kerimede:
اِنْ تُقْرِضُوا اللّٰهَ قَرْضًا حَسَنًا يُضَاعِفْهُ لَكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْۜ وَاللّٰهُ شَكُورٌ حَل۪يمٌۙ
“eğer sıkılmış olanlara kardullah Allah için borç verirseniz Allahu Teâlâ onu sizin için kat kat artırır ve sizi de affeder yardımınızdan dolayı. O Allahu Teâlâ Şekur’dur, O’nun rızası için verdiğiniz az miktar karşılığında büyük ecirler, mükâfatlar ihsan edendir. Halim’dir, günahları affeyleyip yumuşaklıkla muamele eyleyendir” buyuruyor.
Kardullah; bir karşılık menfaat beklemeden Allah için borç verdiğinden sevap kazanıyor, Cenâb-ı Hak Teâlâ’nın affına mazhar oluyor.
Dara düşmüş, eşinden dostundan işi dönmemiş bir kimsenin borç almayı temin için bir malı değerinden yüksek bir fiyata alınmasına imamı ebu Yusuf tarafından ruhsat verilmiş. Çünkü her zaman menfaatten arınmış kardullah yani karşılıksız sırf Allah için, rıza-i ilahiyeyi tahsil için borç verecek kimse bulunamayabilir. Bundan dolayı insanların ihtiyaçlarını kolaylaştırmak için ruhsat verilmiş.
İhtiyaç sahibi dara düşen kimselere Allah için yardımcı olma konularında sevgili Peygamberimiz Muhammed Mustafa sallallahu Teâlâ aleyhi vesellem efendimizin birkaç hadisi şerifini yazalım İnşaallahu Teâlâ.
Evet, âlemlere rahmet olan sevgili peygamberimiz sallallahu Teâlâ aleyhi vesellem efendimiz İbni Said radıyallahu anhu tarafından rivayet olunan hadisi şerifte:
مَن أَعَانَ مُؤْمِنًا عَلٰى حَاجَتِه۪ وَهَبَ اللّٰهُ لَهُ ثَلَاثًا وَسَبْع۪ينَ يَصْلِحُ اللّٰهُ لَهُ دُنْيَاهُ وَ أَخَّرَ لَهُ اثْنَيْنَ وَ سَبْع۪ينَ رَحْمَةً مَدْخُورَةً ف۪ي دَرَجَاتِ الْجَنَّةِ
“her kim bir ihtiyacından dolayı bir mü’mine yardım etse Allahu Teâlâ ona yetmiş üç rahmet verir. Bunun biri dünyasını ıslah etmeye kâfi gelir. Geri kalan yetmiş ikisi o kimsenin cennette ki dereceleri için saklanır”buyuruyor.
İbni Ömer radıyallahu anhu tarafından rivayet olunan hadisi şerifte:
مَنْ أَعَانَ مُسْلِمًا بِكَلِمَةٍ أَوْ مَشٰى لَهُ خَطْوَةٍ حَشَرَهُ اللّٰهُ عَزَّ وَجَلَّ يَوْمَ الْقِيَامَةِ مَعَ الْأَنْبِيٰٓاءِ وَالرُّسُلِ آمِنًا وَأَعْطَاهُ عَلٰى ذٰلِكَ أَجْرٍ سَبْع۪ينَ شَه۪يدٍ أُقْتُلُوا ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ
“her kim bir Müslüman’a bir kelimeyle yardım etse veya onun için yani o Müslüman’a yardımcı olmak için bir adım yürüse Allahu Teâlâ onu yevmi kıyamette Peygamberler ve Resullerle beraber emin olarak haşreder ve buna karşılık olarak kendisine Allah yolunda öldürülmüş yetmiş şehid ecri sevabı verilir” buyuruyor.
Yine Rasulullah sallallahu Teâlâ aleyhi vesellem efendimiz Zeyd ibni Erkam radıyallahu anhunun rivayet eylediği hadisi şeriflerinde:
مَنْ أَنْظَرَ مُعْسِرًا بَعْدَ حُلُولٍ أَجَلِه۪ كَانَ لَهُ بِكُلِّ يَوْمٍ صَدَقَةٍ
“her kim darda olan alacaklısına günü geldikten sonra mühlet verirse her günü ona bir sadaka olur” deyi buyuruyor.
Ebu Yesr radıyallahu anhu tarafından rivayet olunan diğer bir hadisi şerifte:
مَنْ أَنْظَرَ مُعْسِرًا أَوْ وَضَعَ لَهُ أَظِلَّهُ اللّٰهُ ف۪ي ظِلِّه۪ يَوْمَ لَا ظِلَّ اِلَّا ظِلَّهُ
“her kim alacaklı olduğu darda olan fakire mühlet verse veya borcunu bağışlasa Allahu Teâlâ kendi arşı ilahiyesinden başka gölge bulunmayan kıyamet gününde kendi muhabbet gölgesinde gölgelendirir himaye eder” deyi buyuruyor.
Yine Rasulü Ekrem sallallahu Teâlâ aleyhi vesellem hazretleri hazreti Enes radıyallahu anhu tarafından rivayet olunan hadisi şerifte:
مَنِ الْطَفَ مُؤْمِنًا أَوْ قَامَ لَهُ بِحَاجَةٍ مِنْ حَوٰٓائِجِ الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ صَغُرَ ذٰلِكَ أَوْ كَبُرَ كَانَ حَقًّا عَلَى اللّٰهِ أَنْ يَخْدِمَهُ خَادِمًا يَوْمَ الْقِيَامَةِ
“her kim bir mü’mini taltif eder, dünya ve ahret ihtiyaçlarından küçük veya büyük bir hacetini görürse yani dünyevi maişet yönünden bir sıkıntısını giderse veya ahret yönünden din babında bir cehaletini giderse Allahu Teâlâ kıyamet gününde ebediyen ona hizmet edecek bir hadim hizmetçi vermeyi vaad ediyor” deyi buyuruyor.
Buraya kadar dara düşmüş, ihtiyaç sahibi olan kimselere yarımcı olmanın faziletleri ayeti kerime ve hadisi şerifler ile beyan edildi.
Teğabün suresi 64/17
Hukuku İslamiyye Kamusu c.6.s.100.
Ramuze’l-Ehadis c.2.s.406/7
Ramuze’l-Ehadis c.2.s.406/6
Ramuze’l-Ehadis c.2.s.410/7. Hatibi Bağdadi, Tarihi Bağdad c.1.s.304/172 (Beyrut).
Levamiu’l-Ukul şerhu Ramuze’l-Ehadis c.4.s.336. Ramuze’l-Ehadis c.2.s.410/6.
Ramuze’l-Ehadis c.2.s.410/1 | f3c8c8d348d8 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
EHL-İ BİDAT VE SİGARA - (Zuhurâtı Izhârı'l-Vakf-ı Güneş 2.cilt)
Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyuruyor ki;
مِثْلُ الْجَل۪يسِ الصَّالِحِ وَالْجَل۪يسِ السُّوءِ كَمَثَلِ صَاحِبِ الْمِسْكِ وَك۪يرِ الْحَدَّادِ لٰا يَعْدَمُكَ مِنْ صَاحِبِ الْمِسْكِ إِمَّا تَشْتَر۪يهِ أَوْ تَجِدُ ر۪يحَهُ وَك۪يرُ الْحَدَّادِ يُحْرِقُ بَدَنَكَ أَوْ ثَوْبَكَ أَوْ تَجِدُ مِنْهُ ر۪يحًا خَب۪يثَةً
“İyi Salih kimselerle kötü fuhşiyat ehli olanların misali demirci dükkanıyla mis kokucu dükkanına benzer. Mis kokucu dükkanında az çok oturur gider gelir eğleşirse muhakkak ki o mis kokusu üstüne siner. Demirci dükkanında çok eğleşirse çıngıları sıçrar, çıngı sıçramasa da tozu sıç-rar.”
Siz bid’at ehli olan kimselerden kaçınız. Yırtıcı canavarlardan kaçtığınız gibi. Yırtıcı canavar sizi tutarsa cesedinizi parçalar. İki ayaklı bid’at ehli sizi yakalarsa imanınızı parçalar.
أَصْحَابُ الْبِدَعِ كِلٰابُ النَّارِ
“Bid’at ehli cehennemin köpekleridir” buyuruyor. Onlar-dan sakınınız sadık kullarımın maiyetinden ayrılmayınız.
İşte şeytan bu insanları Allah’ın zikrinden geri koymak için ne bid’atler icat etmiştir. Bid’atlerin başında sigara içmek gelir. Birinci büyük bid’attir. İkinci israftır. Üçüncü şeytan amelidir. Bunu Resül-ü Ekrem Efendimiz içmemiştir. Sahabeler içmemiş, evliyaullahlar içmemiştir. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem şu hadisi şerifi buyurdu ki:
طَيِّبُوا أَفْوَاهِكُمْ فَإِنَّ أَفْوَاهِكُمْ طَر۪يقُ الْقُرْآنَ
“Ağzınızı temiz tutunuz, çünkü Kur’an yoludur” diye buyurmuştur. Bu büyük bid’attir. Hem de bid’ati seyyie’dir. hadisi şerif
كُلُّ بِدْعَةٍ ضَلٰا لَةٌ إِلّٰا ف۪ي عِبَادَةٍ
“Bütün bid’atler haramdır. Yalnız ibadette olan bid’atler değildir.” Sigara içmek israftır. Cenâb-ı Hak buyuruyor ki
كُلُوا وَاشْرَبُوا وَلٰاتُسْرِفُوا إِنَّهُ لٰايُحِبُّ الْمُسْرِف۪ينَ
“Yiyiniz içiniz fakat israf etmeyiniz. Her kim israf ederse Allah onları sevmez.”
Şeyhimiz Bilal Baba Hz. Giresun’da sürgünde iken Şark tarafın-dan bir şeyh oda sürgüne gelmiş o sigara içiyor ben içmiyorum. İnsanlar isme aldanmamalı ismin sahibinin takvasına bakılır. Kur’an’a hadise her halı uygun mu? Sünnetleri tamam mı? Bid’atlerden arınmış mı? Bunlara bakılması lazım. Allah Resulullah yanında insan oğul-larının kıymet derece bakımları takvasına göredir. Takva, çok Allah korkusu olup her işlerinde şüphelilerden çok sakıncalı olmak. Mevzu-yu şöyle anlatıyor.
Giresun halkı da bu şarktan gelen şeyh isminde olan serbest sigarayı içiyor ismine de şeyh deniliyor. Antep’ten sürgüne gelen O’na da şeyh söyleniyor. Bu sigara içmiyor şarktan gelen içiyor bunları bir davet yapalım anlayalım deyip beni davet ettiler. Davete gittiğim eve vardım ki o şeyh de orada mahsuz davet etmişler. Yemek sofrası açılıp geri sofra kalkınca gencin bir tanesi paketten sigarayı çıkardı. O şeyhin önüne sigarayı tuttu hemen kibriti de çaldı. Sigarayıda şeyhin eline verdi şeyh sigarayı aldı. İçmeyede başladı. Almasa sen bunu her yerde içiyorsun burada niçün içmiyorsun diyecekler onun için sigarayı içmeye başladı. Sigarayı içtiği yerde de ayet okumaya başladı. Dedi ki كُلُوا وَاشْرَبُوا yani Allah diyorki yiyiniz içiniz diyor biz de yiyip içiyoruz. Dedi. O zaman dedim ki ayetin arkasını niye okumuyorsun? Yininiz içiniz وَلٰاتُسْرِفُوا إِنَّهُ لٰايُحِبُّ الْمُسْرِف۪ينَ burayı niye okumuyorsun dedim. Allah yiyiniz içiniz fakat israf etmeyiniz. İsraf edenleri Allah sevmez. Demiyor mu? Burayı niye okumuyo-rsun? Kendinin okuduğu ayet ile Cenab-ı Hak kendini bağladı.
Yukarıda yazılan ayette Cenâb-ı Hak israf edenleri sevmediğini haber veriyor. Allah’u Teala sevmedikten sonra sen hacı ol hoca ol, şeyh ol, müftü ol, alim ol, Allah sevmezse senin vücudun kaç para eder. Bid’at olan sigarayı içersin. Ağzın pis kokuyor, vücudun pis kokuyor. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: Allah temizdir, temizleri sever cennet ise temizlerin yeridir. Bazı alimim diyenler sigara hakkında ayet hadis yok derler bir şeyin haram olması için o şeyin ayette bizzat ismen zikredilmesi gerekmez. Siga-ranın haram olmasına yukarıdaki söylemiş olduğumuz ayet kafidir.
Eskiden sigaranın zararları tam anlaşılmıyordu. Oysa ki günü-müzde tıp ilminin gelişmesi ile sigaranın ne kadar zararlı olduğu açık-ça bilinmektedir. Sigara değil de herhangi insana zararlı bir şeyin yenmesi veya insanın kendisini bilerek tehlikeye atması da haramdır. Sigara o kadar zararlı ki insanı ağır ağır ölüme sürükler tıp ilminin açıkladığı dört bin çeşit zararları bulunmaktadır. Hele de ehli tarikım diyenlerin bunu içmeleri ne kadar yanlıştır. Çünkü alim, ehli tarık halka bir numunedir. Halk her şeyini takvasını alimlerden ülemalar-dan bakıp öğrenecek.
Helal olan bir yemeği helal olarak kazandığın halde, karnın doyduktan sonra yemeye devam edersen haram oluyor da sigara içmek haram olmaz mı? Sigara içerken yalnız kendine zarar vermekle kalmıyor, çevrene de zarar veriyorsun. Eşlerden birisi sigara içiyorsa onun eşi ne kadar rahatsız oluyor, veyahut yolculuk esnasında veya aynı alanda bulunduğun insanları ne kadar rahatsız ediyor ve içtiğin sigarayla onların sağlığına ne kadar zarar veriyorsun. Düşünecek olur isek kendimize verdiğimiz zarardan başka üzerimize ne kadar kul hakkı geçiyor. Bu kadar kul hakkını nasıl ödeyeceğimizi acaba düşü-nüyor muyuz.?
Sigaranın bir diğer kötü yönü de bunu halkın içinde ekseriyetle Allah’tan dinden uzak, insanlar içiyorlar. Bunun kötülüğüne bu da bir delil değil midir? Oysa ki Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem hiçbir konuda kafirlere, inançsızlara benzemek istemezdi. Hatta, Pey-gamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem on gün aşure orucu tutarlardı. Sahabeler dediler ki bu orucu Yahudi’lerde tutuyor, Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki inşallah gelecek seneye çıkar isek dokuz veya on bir tutarım buyurdu. Bak kardeşim Peygam-berimiz sallallahu aleyhi ve sellem ibadette bile müşriklere benzemek istemedi, bir mü’min olarak sen neden benziyorsun?
مَنْ تَشَبَّهَ بِقَوْمٍ فَهُوَ مِنْهُمْ
“Her kim kendini hangi kavme benzetir benzetmeye çalışırsa o kimse o kavimdendir.” Hiç kendine baktın mı sigara içerken kime benziyorsun?
Hadisi şerif:
Melâikeler zikir yapanların Kur’an okuyanın vaazu nasihat ede-nin veya mevlid cemaatlerinde ibadet yapanların yanına koşuşurlar derler ki:
هَلِّمُوا هَلِّمُوا إِلٰى حَاجَتِكُمْ
"Koşunuz durmayınız geliniz hacetinize derler." Cenab-ı Hak Teala Hazretleri melaikeler yaratmış en ufakları göze görükmeyecek kadar küçük olanları var sinek gibi olanları var arı gibi olanları var büyüdükçe kuş gibi olanları var daha büyüdükçe bu dünyadan büyük melaikeler var yani melaikeler büyüklü küçüklüdür.
İşte onlar biz Allahu ekber deyip namaza durduğumuzda ağzımı-zın önünde dolaşırlar çünkü ağzımızdan çıkan nefesden gıda alıyorlar Allahu ekber deyip rukuya eğildiğimiz de ağzımızın önünde sinek gibi uçuyorlar. Ordan gıdalarını alıyorlar. Secdeye kapandığımızda yap-dığımız tesbihlerden gıdalarını alıyorlar ey tütün içen Müslüman sen sigara içiyorsun ağzın pis kokuyor melekler ise pis kokuya gelmezler peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’e sordular
Ya Resulallah niçin sarımsak yemiyorsun, buyurdu ki soğan, sarımsak yediğim zaman ağzım kokuyor ağzımda da koku olunca melaikeler yanıma gelmiyorlar Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem helal olan soğan sarımsağı yediği zaman melaikeler yanına gelmiyorlarsa sen pis olan sigarayı içiyorsun senin yanına gelirler mi? Bizim namaz veya diğer ibadetlerimizin kabulu için melaikeler dua-mıza amin demeleri gerekir. Ağzının pis kokusundan melekler rahatsız olur yanına yaklaşmazlar duana da amin demezlerse, senin yaptığın ibadetin ne işe yarar meleklerin yaklaşmadığı bir adamsın niçin kendine bu kadar kötülük yapıyorsun?
إِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ التَّوَّاب۪ينَ وَيُحِبُّ الْمُتَطَهِّر۪ينَ
“Allah tövbekarları ve temiz olanları sever”.
Pis kokulu olanları sevmez bu sigara içenlerimize Cenab-ı Hak soğukluğunu versin de onları kurtarsın..
Allahu Teala nurdur. Temizlenip, nur olmayan nura kavuşamaz. Pis ile nur bir arada olamaz. Tütünün üçüncü şeytan işi olduğuna dair ayet-i kerime:
إِنَّ الْمُبَذِّر۪ينَ كَانُٓوا إِخْوَانَ الشَّيَاط۪ينِ وَكَانَ الشَّيْطَانُ لِرَبِّه۪ كَفُورًا
Yani “Malını israf edip, boş yere sarf eden müsrifler, şey-tanın kardeşleridir.”
Şeytanın zikrullahtan avare etmek için en büyük tuzaklarından biri de tütün içmektir. Bunu içerken, kimse Allah zikrini yapamaz. Böylece Allah'dan avare eder. Bitince birini daha yak der. Zikrullahtan avare eder, geri koyar. Tiryakiler bir araya gelince, bir baştan hepsi yakarlar. Allah zikri nerede kalır! Şeytanın istediği de budur. Ayet-i Kerime'de:
وَيَصُدَّكُمْ عَن ذِكْرِ اللّٰهِ
“Sizi Allah’ın zikirden ayırır, şaşırır, unutturur” dediği budur.
Günlerinizi, gecelerinizi hele bir sigara yak diye boşa geçirir. Allahu Teala'dan pis koku ile uzaklaştırır. Allahu Teala nurdur, temiz-dir; pis kokuyu sevmez. Kendine yakın etmez. Alimim dersin, şeyhim dersin, dervişim dersin, leş gibi kokarsın. Allah’u Teala'ya yakınlık, evliyalık iddiasında bulunursun. Allah evliyayı temiz kabul eder. Şey-tanın evliyasını şeytana verir. Alana bu kadar yeter. Hadis-i Şerif: Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu.
نَهٰى رَسَولُ اللّٰهِ عَنْ كُلِّ مُسْكِرٍ وَالْمُفْتَرٍ
“ٍSarhoşluk verenlerden, bir de müfterden sakınınız.”
Müfter tütün gibi şeylerdir. İçince yüzü kızartır, kerih kokulu olur, kafayı bulandırır. Vücuda gevşeklik verir. İşte bunların hepsi tütünde mevcuttur. Senin helal ekmeğini doyduktan sonra çok yer isen, haram oluyor da, hiçbir faydası olmayan gereksiz yere malını ateşe yakmak haram olmaz mı?
Bir kimse fücceten dağda ölmüştü. Doktor yarmış akciğeri sim-siyah olduğunu gören köylüler sormuşlar; bunun akciğeri neden karadır, diye sormuşlar; doktor, tütün içermiş, tütün içenlerin ciğerleri böyle kara olur demiş. Ciğer bütün kara kurum olduğunu söylediler. Cenab-ı Hak bütün İslam kardeş, bacılarımızı her türlü nefsin, şey-tanın fesatlarından koruyup, muhafaza eyleyip içimizi, dışımızı nurlan-dırıp, temiz kalp ile huzura gidenlerden eylesin, amin. Enes r.anhanın rivayet ettiği hadisi şerifte:
إِنَّ الْعَبْدَ اِذَا عَمِلَ باالْبِدْعَةِ خَلٰاهُ الشَّيْطَانُ وَالْعِبَادَةِ وَاَلْقٰي عَلَيْهِ الْخُشُوعِ وَالْبَكٰٓاءُ
Muhakkak bir kul bid’atle amel işlerse o kimseye şeytan müdahele eder. O kimsenin ibadetine karışır ve o kimseye korkular verir evhem verir ve o kimseyi ağlatır.
Rüyasına karışır. O kimse Allah’u Teala’ya yalvarır ağlar ağlar yardım olmaz. Mü’min olanlarda bu korku bu ağlama olmaz. Çünkü Mü’min ibadet eyledikçe Allah’u Teala’ya sevgisi artar. Ve kalbinden yalnız göz yaşı ile ağlar, ses ile ağlamaz. Bid’at işleyen, ibadeti Hak’ka hoş gelmeyen, mıkrıs, tama, nâkis olup cömert olmayan kimse çocuk ağlaması gibi sesle ağlar. Buna dair hadisi şerif: Ravisi Huzeyfe r.anh.
بُكٰٓاءُ الْمُؤْمِنُ مِنْ قَلْبِه۪ وَبُكٰٓاءُ الْمُنَافِقُ مِنْ هَامَّتِه۪
Meali: “Mü’minin ağlaması kalbiyledir. Münâfığın ağla-ması baykuş gibidir.”
Baykuş o tarafa bu tarafa başını bükerek öter, seslenir. Münafık da zikr ederek ağlar ise aynı onun gibi ses ile ağlar. Bunun sebebi de bid’atle amel etmesidir.
Böylelikle güya ibadet yaptığı halde Allah’ın rızasından uzaklaş-mış olur.
Huzeyfetü-l Yemani. r a.’dan rivayet edilen hadisi şerifte;
اِنَّ للّٰهَ لٰايَقْبَلُ لِصَاحِبِ بِدْعَةٍ صَوْمًا وَلٰا صَلٰاةً وَلٰا صَدَقَةٍ وَلٰا حَجًّا وَلٰا عُمْرَةً وَلٰا جِهَادًا وَلٰا صَرْفًا وَلٰا عَدْلًا حَتّٰي يَخْرُجُ مِنَ الْاِ سْلٰامِ مِمَّاتَخْرُجُ الشَّعْرَةَ مِنَ الْعَج۪ينَ
“Tahkik Allah’u Teala bid’at ehlinin orucunu namazını sadakasını haccını umresini cihadını sarfiyetini adeletini ka-bul etmez, hatta deriden kılın ayrıldığı gibi İslamdan çıkar ayrılır bunlar kendilerini çok beğenenlerdir.”
Sünneti Resulullaha ehemmiyet vermezler dini sağlam olanları tenkit eder ayıplarlar. Daima başkalarında kusur ararlar dini diyaneti fisku fücur ehlinin arzusuna uydururlar. Bunların ibadeti halkın gör-dügü yerde gösterişli olur konuştuğuyla yaptığı birbirini tutmaz, her işinde korkusuz ve serbest olur.
اِنَّ اَقْوَامًا مِنْ اُمَّت۪ى اَشِدَّةُ ذَلِقَةِ اَلْسِنَتِهِمْ بِاالْقُرْآنِ لٰايُجَاوِزُ تُرَاق۪يهِمْ يَمْرُقُونَ مِنَ الْا۪يمَانِ كَمَا يَمْرُقُو السَّهْمُ مِنَ الرَّمِيَّةِ فَاِذَ لَق۪يتُمُوهُمْ فَاقْتُلُوهُمْ فَاِنَّ الْمَأْجُورَ مَنْ قَتَلَهُمْ
İbn Cerir, Ebu Bekir’den rivayet etmiştir: “Ümmetimde bir kavim olur, ağızlarında şiddetli Kur’an olur, okur ve konuşur-lar. Tesirli, şiddetli söylerler. Kur’an boğazlarından öteye geçmez. İmandan fırlayıp çıkarlar; okun yaydan çıktığı gibi. Bunları görürseniz öldürünüz, öldürenlere ecir, sevap vardır.
Sebebi, Kur’an’ı Kerimi tam Allah’ın kelamını olurundan değiş-tirip kendileri bozuk yanlış itikatlarına göre bütün insanların da iman itikatlarının bozulmasına sebep oldukları için denilmiştir. Bunlar Kur’-an-ı Kerim’den söyler iken, kendilerinde korku, Kur’an’a hürmet gibi şeyler olmaz. Serbest iddiasını yürütür, söyledikleri zaman sözlerine hayret edersin. Sonra gidişine bak, o sözün ehli değildir. Her türlü renge girer, boyanırlar. Şimdiki zamanımızda bunlar çoktur. Halkı ye-niliğe çekerler. Kendi menfaatlerini kovarlar. Kandırmak, inandırmak için türlü türlü, çeşit çeşit sözler söylerler. Allah (c.c.) esirgesin, cümle ümmet-i Muhammedi korusun, amin!
Okudukları Kur’an’ı Allah’ın kelamı olarak temelinden bozup kendileri Kur’an’ın anlamını kendi arzularına göre tefsir ederler. Kur’an ise Allah’ın kelamı ki bütün Ademoğullarının iki dünyada rahatlığını ve saadetini selametini haber verip kanunlarına uymalarını emir eder. Ve rızası olmayan fuhşiyet, zina, katil, adaletsizlikleri ve buna benzeyen zulümleri nehyeder. İşte bu Kur’an’ı öğrenip ağızla-rında şiddetle Kur’an’ı okumayı öğrenirler. Kelamı kibar konuşmayı çok şatafatlı belağatlı konuşarak kendilerini halka beğendirecek vaziyette konuşurlar. Allah’ın kelamı olan ayetlerini de okurlar anla-mını manalarını usulünden tamamen temelinden çıkararak kendileri arzularına göre tefsir yaparlar. İşte Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in bunları öldürünüz dediği Allah kelamı ile oynayıp Allah’ın kelamını kendi arzularına uydurup Kur’an’ın temelini yok edip anlamlarını kendi arzularına göre tefsir edip anlamları değişitirip boz-dukları için bu sebeplerden Kur’an’ın temel manalarını değiştirdikleri için öldürülmeye layık olmuşlar. Allah şerlerinden korusun.
Hz. Peygamberimiz (aleyhissalâtu vesselâm), bu noktayı, ümmeti için en ziyade korktuğu üç şeyden birini münafıklar Kur'an öğrenirler fesah lisan öğrenirler. Öğrendiği Kur’an’ın anlamını ken-dileri arzularına göre konuşur tefsir ederler. Bu hususu işleyen muh-telif hadislerden biri şöyledir. "Ben ümmetim için ne mü'minden ne de müşrikten korkarım. Zîra mü'mini, onun imanı kötülük yapmaktan alıkoyar müşrikte dinsiz imansızlığı gide gide yapa yapa hitam bulunca Allah’ın gazabına çarpılırlar.
Fakat bütün korkum, ilim öğrenen münafıktandır. İlim öğrenip ilmini yanlışa sarf ederler. Bunlar Allah’ın diniyle ve ahkamı olan Kur’an’ı ile oynarlar. Allah’ın rızasının dışına kendileri arzularına göre tefsir ederler. Hoşunuza gidecek, te'yid edeceğiniz şeyleri söylerler, size zarar verecek işler yaparlar." Hz. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in mükerreren ifade ettikleri endişe, saf Müslümanların, masum ve iyi niyetli kimselerin, cazip ve parlak sözlerle münafık, ikiyüzlü, tahripkâr, fitneci kimselerce aldatılmasıdır. Bu meseleye en canlı misal, Hz. Ali ile Haricîler arasında cereyan eden bir konuşmadır. Haricîler, halife ve hükümdarın varlığına lüzum olmadığı hususundaki akidelerine delil olarak, Kur'an'dan iktibas ederek "Lâ hükme illâ lillah" yani "Hüküm ancak Allah'ındır" cümlesini dillerine dolamışlardı. Hz. Ali, bunu işitince şu cevabı verdi: "Bu, doğru bir sözdür. Ancak bâtıl fikir için söylenmiştir."
Sadece Haricîler değil, ta Abdullah İbni Sebe ile başlayıp Kar-matîler, Rafizîler, İsmailîler vs. günümüze kadar devam eden bütün fitne hareketleri dinî sloganlarla ortaya çıkmışlardır. Kur'an'ı inkâr değil istedikleri şekilde te'vil ederek cahilleri aldatmışlardır.
Bid’atlerden kurtulmak için hem şeraiti hem tarikatı beraber tutman lazımdır. Çünkü şeriat ekseriyetle farz olan hükümleri kapsar. Eğer tarikatı tutmazsan sünnetlere gereken ehemmiyeti göstere-mezsin.
Tarikat yolu Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in bütün sünnetlerini tutup O’nun izinden, yolundan harfiyyen ayrılmayarak gurbiyyeti ilahiyeye vasıl (kavuşma) olma yoludur. Ayette buyurulu-yor ki;
ياۤ اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُو اتَّقُو اللّٰهَ وَكُونُو مَعَ الصَّادِق۪ينَ
“Ey Allah’a iman edenler sadıklarla beraber olun”
Şeriatı, tarikatı beraber yapanlar sadıklardan olurlar. Sadıklar ise hakiki Mürşidi Kamillerdir. İsmi şeyh olup da kendisi yarım sünnette noksan bid’atlerden arınmayan yarımlar değildir. İşte Cenab-ı Hak bunlarla beraber olunuz, diyor. Bir de şeriatı tamam olmayanlar, ka-villeri ve fiilleri noksan olanlar vardır. Sünneti tamam değil, bid’at ile amel yapar. Bu gibileri hakkı ile sadıklardan olamıyorlar. Çünkü bid’at ile amel edenlere şeytan müdahale ediyor. Enes radıyallahu anh’dan bildirilen Hadis-i Şerif’de;
إِنَّ الْعَبْدَ اِذَا عَمِلَ بِالْبِدْعَةِ خَلٰاهُ الشَّيْطَانُ وَالْعِبَادَةِ وَاَلْقٰي عَلَيْهِ الْخُشُوعِ وَالْبَكٰٓاءُ
“Bir kul, bid’at ile Allahu Teala’ya ibadet ederse, şeytan o ibadetine ve kalbine girer, müdahale eder ve ona korku verir, ağlatır, yani evham verir, kalbini sıkar.”
Bid’at, ikiye ayrılır; Bid’at-ı hasene, bid’at-ı seyyie. Bid’at-ı Hase-ne; dine zarar vermeyenler, faydası olanlar. Kaşık, çatal, minare ve hoparlörler. Bunların İslamiyet’e yardımı var. Teypler iyiye kullanılırsa ne kadar güzel bid’at-ı hasenedir ki, bir vaizin vaazını çoğaltıyorlar.
Bid’at-ı Seyyie; sünnetin aksidir. Bir Bid’at gelirse, bir sünnet kalkar. Bir sünnet gelirse, bir bid’at gider. Ehl-i bid’at’ın alameti: Sünnete kıymet vermezler, sünneti Resulullah’dan konuşulursa dayanamazlar. Sen sünneti bırak, bize ayetten haber ver, derler. İşte ehl-i bid’atin en büyük alameti budur.
Süneni Beyhakiyyu-l-Kübra c.6. s.26/10909 (Mekke), Müsnedi Ebi Ya’la c.13. s.293/7307 (Dımışk).
Taberani, el-Kebir, 8/270, C. Sağir-c.1. s.303/622 (1:528/1080).
Deylemî, Firdevs, 2/461; Münavi, Feyzulkadir, 4/284, C. Sagır, c.2. s.557/2603 (4:284/ 5319).
Deylemi, Firdevs, 3/260; M. Esad Efendi, Kenzü’l-İrfan 1001 Hadis s. 126/810.
A’raf Suresi, 7/31.
Ebu Dâvud, Hamâm (4031); Heysemi, Mecmauzzevaid, 10/271; İbn Ebi Şeybe, Musannef, 6/471.
Muhammed İbni'l-Ceziri Hısnu'l-Hasin (Hazinetü'l-Esrar kenarı Arab'ça baskı s.8), Sahihi Buhari c.5.s.2353/6045 (Beyrut), Sahihi İbni Hıbban c.3.s.139/857.(Beyrut), Süneni Tirmizi c.5.s.579/3600 (Beyrut).
Bakara Suresi, 2/222.
İsra Suresi, 17/27.
Maide Suresi, 5/91.
Süneni Beyhakiyyu'l-Kübra c.8.s.296/17172 (Mekke), Süneni Ebu Davud c.3.s.329/3686, Müsnedi Ahmed c.6.s.309/26677 (Mısır), Münavi Feyzu'l-Kadir c.6.s.338 (Mısır), Cem'u'l-Fevâid c.1.s.105/5604. Hafız Zeyneddin tarafından Mısır uleması bunu kabul etmişler.
Ebu Nasır, Ğarâibu-l-Hadis.
Ramuze-l-Ehadis c.1.s.245/10, Tabarani El Mu’cemu-s-Sağir c.2. s.41/745 (Beyrut), Ebu Nuaym Hilyetu-l-Evliya c.4. s.111 (Beyrut), Deylemi El-Firdevsü bi Me’sûru-l-Hıtab c.2.s.22/ 2140 (Beyrut).
Ramuze-l-Ehadis c.1.s.92/1.
Ramuze-l-Ehadis c.1. s.116/11.
Tevbe Suresi, 9/119.
Ebu Nasır, Ğarâibu-l-Hadis. | 25dd7fb00c4b | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Loading...
Villa Emek
Avşa adasında bulunan emek villa çok özel fiyatları ile sizlere ev keyfini tatil şölenine dönüştürüyor.Rahat bir ortamda yeşillikler içerisinde yer alan villada hertürlü ev ekipmanı yer almaktadır.
Emek Villa Hizmetleri
Doğal bir ortamda yer alan ve müşterilerinin beğenisini kazanan villanın fiyatları oldukça makuldur.
Tesis Resimleri
Tesis Olanakları
Tesis İletişim
Etiketler :
Benzer Tesis ve Konular
Avşa adasının sessiz sakin bir köşesinde kafasını dinlemek isteyenler için oldukça maul fiyatlarla kaliteli apart dairelerini kiraya veren elmacı apartta 6 kişi 70 tl ye konaklayabilirsiniz.Apartın dairelerinde ihtiyacınız olabilecek hertürlü eşyada bulunmaktadır.Apart hakkında fiyat ve rezervasyonlarınız için lütfe...
Avşa adasında yer alan Aylin apart,lüx apart daireleri ile müşterilerine konforlu bir tatili çok ucuz fiyatlar ile sunuyor.1+1 Daire şeklinde olanda 3 adet sınırlı sayıda olan apartların içerisinde hertürlü ev ekipmanı yer almaktadır.
Aylin Apartları Hizmetleri
Sessiz sakin bir yerde bulunan apart odalarında keyifli b... | 2fb863d7cf62 | [
"c4",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Ashab-ı Suffe - (Zuhurat-ı Vakf-ı Güneş)
Yani Peygamber Efendimizin ashab-ı suffesi var idi. Bunlar yedi yüz kişi idi. Camii şerifin suffesinde gece gündüz zikrullah ile meşgul olurlar idi. Resul-i Ekrem Efendimiz, bunları çok sever idi. Bunlardan acaip garaip haller zuhur eder idi. Bunların hepsi Resul-i Ekrem’in mutfağından yerler idi. Bu ashab-ı suffe harp zamanında giderler idi. Askerler harbe girince, bunlar geride dua ederler, Allahu Teala’yı zikir ederler idi. Resulullah böyle emir ederdi. Bir gün onlardan biri vefat eyledi. Haber verdiler, Efendimiz etrafına bakarak, ashaptan birisine, sen onlardansın, onu yıka. Onlarda acaip haller çok olur, başkası korkar, diye emir eyledi. O da yıkar-ken, baktı sağına, soluna kendi dönüyor. Fesubhanallah, sen ölüsün, diri hareketi yapıyorsun, deyince, kalkıyor, oturuyor. Hem yukarıda yazmış olduğumuz ayeti; وَلاَ تَقُولُوا لِمَنْ sonuna kadar okuyor. Yani siz, Allah yolunda ölenlere ölü demeyiniz. Belki onlar diridir, velakin siz bilemiyorsunuz, ayetini unuttun mu? Bizler diriyiz, deyip geri yatıyor. Bu zat, Efendimize böyle haber verince, onun için seni gönderdim. Onlar Allahu Teala’nın sevgili dostlarıdır. Onlar Allahu Teala’yı çok zikreden zakirlerdir, diye buyurmuştur.
Yine darda kalanlar itikat, sevgi ile çağıranlara yetişeceklerine hadis-i şerif:
اِذَا اَضَلَّ اَحَدُكُمْ شَيْئًا اَوْ اَرَادَ اَحَدُكُمْ غَوْثًا وَهُوَ بِاَرْضِ لَيْسَ بِهَا اَنِيسٌ فَلْيَقُلْ يَاعِبَادَ اللّٰهِ اَغِيثُونِى يَاعِبَادَ اللّٰهِ اَعِينُونِى فَاِنَّ للّٰهَ عِبَادًا لَا يـُرٰاهُمْ
Hadis-i Şerif’in ravisi Utbe bin Gazvan radiyallahu anhdır. Hadis-i Şerifin alındığı kitap, Ramuze’l-Ehadis Tercümesi (c. 1, s. 32/7): Sizden biriniz bir şeyinizi gaip etseniz yolu şaşırmak veyahut yardımcı isterseniz, hiç size yoldaş kimse bulunmadığı yerde size eş ve yoldaş olmak için çağırınız. O kimse desin ki, ya ibadallah, ey Allah’ın has kulları, eğisuni, bana yardım ve muhafaza ediniz; ya ibadallah, ey Allah’ın halis kulları einuni, bana muavenet ediniz, desin. Çünkü Allahu Teala’nın has kulları vardır ki, göze görünmeden yardım ederler, dedi. Onlar ister görünür, isterse görünmezler.
Bak kardeşim, bunların zümresinden olmayı sevmez misin? Bunlar bunu huzur-ı kalp, edep ve erkan, tazarru ve niyaz ile zikrullahı çokluğu ile kazanmışlardır. Muhakkak sende de bu kabiliyet vardır. Cenab-ı Hak insanlara kabiliyet vermiştir. Bu kabiliyet her insanda vardır. Velakin Hak Teala bunu arayıp, bulup, çalışanlara ve isteyenlere verir.
Ankebut suresi 69. Ayet-i Kerime’sinde buyuruluyor ki;
وَالَّذِينَ جَاهَدُوا فِينَا لَنَهْدِيَنَّهُمْ سُبُلَنَاۜ وَاِنَّ اللّٰهَ لَمَعَ الْمُحْسِنِينَ
Yani, şunlar ki bizim yolumuzda cehd ü gayretle çalışırlar ise, biz de yolumuzu, Hakk’a giden yolumuzda olup, muradı maksadı ne ise, Hak yolunda ona hidayet eyleyip, o yolların güçlüklerini kolaylaştırıp yardım ederiz, diye buyurdu.
Kardeşim, sen neden ümitsizliğe düşersin de mahrum kalırsın. Gayret et, Allahu Teala’ya güven, ara adamını bul. Çalış bulursun. Cenab-ı Hak insanları sa’y u gayret için ve kendine ibadet için halk etmiştir.
Necm suresi 39. Ayet-i kerime’de buyuruluyor ki;
وَاَنْ لَيْسَ لِلْاِنْسَانِ اِلَّا مَا سَعٰىۙ
Yani ibadet ve taat yolunda sa’y edeler, gün ve gün hergiz durmaya mecal yoktur. Fakat ibadet yalnız zahir ile kalmayıp, batınen amel-i salih lazım imiş.
Kehf suresi 110. Ayet-i Kerime’de buyuruluyor ki;
فَمَنْ كَانَ يَرْجُوا لِقَآءَ رَبِّهِ فَلْيَعْمَلْ عَمَلًا صَالِحًا
Dediği buna işarettir. Yani her kimse, Hak Teala’nın cemalini görmek ister ise, amel-i salih işlesin. | ca12b69eb010 | [
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
imdb puanı :6.4/10
Yapım :2002, Hollanda
Tür :Dram / Romantik / Erotik
Yönetmen :Stephan Brenninkmeijer
Senaryo :Stephan Brenninkmeijer
Oyuncular :Ellen Van Der Koogh, Danny De Kok, Nienke Brinkhuis, Joep Sertons, Eleanore Merrill
Yapımcı :Roel Reiné, Stephan Brenninkmeijer
Görüntü Yönetmeni :Ron Toekook
Müzik :Danny Weijermans
Süre :1 saat, 33 dk.
Konusu:Filmimiz Diana ve kocası Jullian ile onların eş değiştirirken yaşadıkları deneyimi anlatmaktadır. Diana'nın kendine güveni olmayan yapısına rağmen o ve kocası Julian bir başka çift ile cinsel bir deneyim yaşamaya karar verirler. İnternette çok deneyimli Alex ve Timno'nun karşılık verdiği bir ilan yayınlar.Diana biraz gergindir. Kendine aşırı güvenen ve aşırı derecede seksi Alex ile tanışınca gerilimi bir kat daha artar. Heyacan ile yanıp tutuşan Julian'ın tam aksine Timo ilgisiz görünmektedir. Ancak akşam olduğunda ve cinsel arayışlar su yüzüne çıktığında, Timo'nun en baştan beri çizdiği portredeki duyarsızlığın pekte gerçeği yansıtmadığı, diğer yandan Diana'nın gizli gücü ortaya çıkar.Hollandalı eş değiştirenler topluluğunca kaçırılmaması gereken bir film olarak adlandırılan "Swinger-Eş Değiştirenler, " Hollanda'da olduğu gibi Almanya ve Belçika basınından da olumlu eleştiriler aldı ..
Yorumlar:Film dikkatli bir şekilde izlenecek olursa eş değiştirme olgusunun ve eşcinselliğin eleştirildiği farkedilecektir. özellikle bu hastalığın insan psikolojisinde oluşturduğu bunalım ve avrupa'nın sahip olduğu maddi gücün getirdiği hastalıklı bazı adetlerin sosyal yaşantıyı ve ailevi ilişkiler nasıl yıprattığını gösteriyor. filmde birkaç erotik sahne varsa da bence bunlar abartı değildi. filmin sahip olduğu senaryo gereği şarttı. hatta az bile olmuştu...
Eş Değiştirenler
Eş Değiştirenler , Eş Değiştirenler İzle , Eş Değiştirenler Seyret , Eş Değiştirenler İndir , Eş Değiştirenler Filmi İzle , Eş Değiştirenler Filmi Seyret , Eş Değiştirenler porno Filmi İzle , Eş Değiştirenler Sex Filmi İzle , Eş Değiştirenler Full Online Tek Part İndirmeden Ücretsiz Bedava Tek Link İndir Seyret İzle
Url: http://film-izlemeli.blogspot.com.au/2009/05/es-degistirenler.html | 4c1d3d93f48d | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
BİLAL BABAMIN GİRESUNDAN SÜRGÜNDEN DÖNÜŞÜNDE TRENDE BİR MİLLETVEKİLİ VE MÜFETTİŞLE KARŞILAŞMASI VE BİLAL BABAMIN ONLARA BEDDUA ETMESİ - (Zuhurâtı Izhârı'l-Vakf-ı Güneş 1.cilt)
Şeyhımız Bilal Baba Hazretlerinin dilinden:
Giresun’dan sürgünden gelirken Trenin içinde bir odada oturuyorum. Bizim yanı başamızdaki odada münakaşa olmuş. Münakaşa hal olmayınca şu yanı başamızdaki odada bir hoca oturuyor. Gidin onu getirin birde ona sorun diyorlar. Gelip beni götürdüler. Aynı odalarına oturttular içlerinde memur oldukları belli olan iki adam oturuyor. O iki adam kendilerini tanıttılar. Birisi bir vilayetin Milletvekili olduğunu söyledi. Milletvekili öbür adamı da tanıttı. Bu adam da yedi şark vilayetinin umum müfettişidir diye bildirdi.
Milletvekili, hoca efendi, seni buraya çağırmaktaki maksatımız arada bir konu geçti. Geçen konu orda oturan adamlardan birini göstertti. Bu adam diyor ki, bizim Maraş’ta bir adam gece uykusunda rüya aleminde Kur’anı Kerim okutmuşlar. Şimdi halı hazırda bir hocadan Kur’an dersi almadan noksansız Kur’anı Kerim okumaktadır diye söylüyor. Bu konu burda münakaşaya çevrildi. Burda bulunan cemeatın bir kısmı şiddetle karşı çıkıyorlar. Biz de karşı çıkıyoruz. Bu olacak bir iş değildir. Hem de olamaz diyoruz. Seni de bunun için çağırdık. Sen ne dersin. Bu olur mu olmaz mı? dediler.
Ben dedim ki, evvela sizinle konuşmam için bir şartım var şartımı inanır kabul eder iseniz konuşurum. Şartıma inanmaz kabul etmez iseniz. Konuşmam dedim. O zaman yedi şark vilayeti müfettişi olan hızla! şartın nedir? dedi.
Dedim ki, şartım sizler Kur’anı Kerimin Allah Kelamı olduğuna inanır iseniz konuşurum. Kur’anı Kerim Allah Kelamı olduğuna iman edip inanmaz iseniz. Konuşmam dedim.
Hemen müfettiş Kur’anı Kerim Allah kelamı mıdır dedi.
Evet Allah kelamıdır dedim. O zaman dedi ki.
Kur’anı Kerim Allah kelamı ise,
اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ
Elhamdülillahi Rabbil Alemin ne demektir? dedi. Dedim ki, ‘Alemlerin Rabbısı olan Allah’a hamd ederim demektir’ deyince, dedi ki: ‘Kur’anı Kerim Allah kelamıdır diyorsun. Elhamdülillahi Rabbil Alemin de Alemlerin Rabbısına hamd ederim diyorsun. Bu anlama göre, öyleyse Allah, kendi kendine mi hamd ediyor’ dedi. Dedim ki.
Allah halıktır. Bütün varlığı halk edendir. Bizler mahlukuz. Bizler konuşmadan, anlamadan aciziz. Cenabı Allahu teala Hazretleri, Kur’anı Kerimde önce kendisi konuşup bize anlatmak için bizlere talim buyuruyor. Deyince müfettiş kızdı ve dedi ki.
Sizin Kur’an Kur’an dediğiniz bir cinnet getirmiş bacağı açık bir arap çocuğunun düzmesi değil mi dedi. Toplum da dinliyorlar. Topluma dedim ki, arkadaşlar.
Bu adam şimdi haklı konuşuyor. Deyince, hemen toplum kulaklar kabartıp nasıl haklı konuşuyor diye hayrete düştüler. Dedim ki, nasıl haklı konuşuyor dinleyiniz.
Bu adam şimdi vücudu sağlam, sıhhati yerinde, maddiyeti bol, hiçbir şeye sıkıntısı yoktur. Arkasınıda karlı dağ gibi hükümete dayamış. Güvenmiş. Bu vaziyette Allah’ı bilip tanımaz. Ne zaman Allah’ı tanır bilir. Bu vücut iskeleti felç olmalı, ayaktan, yürümeden, konuşmadan, kesilmeli, güvendiği dağlara karlar yağmalı, Allah bunun iki dizini alıp, iki gözünüde kör âma etmeli, beş kuruş paraya da muhtaç olmalı, çarşıda, köşe başlarında vücudu felç, gözüde kör olmalı, gelen gidenlere de elini açıp, Allah için bir şey verin diye o hala gelmeli, bu o zaman Allah’ı bilir, o zaman tanır deyince, kendi ses çıkaramadı. Milletvekili öf öf öf aman hoca efendi rica ederim. Bize beddua yapma dedi. Allah’tan da umut ederim ki o adam o hala gelip öyle ölmesi lazım dedim.
Buradaki gayeyi çok uzatmayalım. Konumuz. Kitabın evvelinden beri iman itikat kuvvetli olması yazılmış idi. İman itikat Allah’a tam hakkıyla kuvvet bulursa Allah’ın da hiç yapamayacağı bir iş yoktur. Cümlemizi ona hakkıyla yakın hasıl edip iman itikat kuvvetini versin amin. | b245d3889e8d | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Isparta'da 162 çeşit Kur'an-ı Kerim basan bir şirketin teknoloji birimi Ar-Ge çalışması sonucunda, bilgisayarda Osmanlıca yazımı kolaylaştırmak amacıyla üzerinde Latin harflerin yanında Osmanlıca harflerin de bulunduğu Osmanlıca klavye üretti.
Şirket müdürü Ali Yıldız, yaptığı açıklamada geçmişte Türkçe'yi İslam ile bütünleştirmek için "Osmanlı alfabesi" şeklinde bir elifbanın geliştirildiğini söyledi.
Osmanlıca'nın Türkler tarafından uzun yıllar kullanıldığını anlatan Yıldız, Osmanlıca'nın günümüz Türkçe'sinden fazla bir farkının olmadığını, tek farkın Latin harfleri yerine Kur'an harflerinin kullanılması olduğunu kaydetti.
Türkiye'nin çok zengin bir Osmanlıca bilgi arşivinin bulunduğunu, buna rağmen bugün çoğu kişinin bunları okuyamadığını ifade eden Yıldız, "Dünya üzerinde kütüphaneye gidip de ecdadından bir şey okumadan giden bir millet gösterilemez" dedi.
Son yıllarda millet olarak Osmanlıca arşivlerin zenginliğinin farkına vardıklarını, çok sayıda kişinin Osmanlıca öğrenmeye başladığını vurgulayan Yıldız, gönüllü kuruluşlar tarafından geçen yıl binlerce kişiye Osmanlıca kursu verildiğini aktardı.
Bu kapsamda 85 yıl aradan sonra Türkiye'nin ilk Osmanlıca dergisini çıkardıklarını ve yoğun ilgi ile karşılaştıklarını anlatan Yıldız, sanal ortamda Osmanlıca yazmak isteyenlere yönelik de bir yazılım geliştirdiklerini ve bunun 50 binin üzerindeki kişi tarafından indirildiğini kaydetti.
Osmanlıca'nın bilgisayarda Latin harfleri ile yazılmasının mümkün olmadığını ve bu durumun da üzerinde Osmanlıca karakterlerin bulunduğu klavye yapmayı zorunlu hale getirdiğini ifade eden Yıldız, bu nedenle bir Osmanlıca klavye geliştirmeyi kararlaştırdıklarını dile getirdi.
Yaptıkları araştırmada Türk Standardları Enstitüsü'nün (TSE) 2006 yılında Osmanlıca bir klavyenin nasıl olması gerektiği yönünde bir taslağın bulunduğunu öğrendiklerini kaydeden Yıldız, şöyle konuştu:
"Ancak buna kimse sahip çıkmadı. Biz de şirket bünyesindeki Hay-Teknoloji olarak üzerinde Osmanlıca karakterlerin bulunduğu klavyeyi geliştirdik. Bu sahadaki boşluğu doldurmuş olduk. Çünkü Latin harfleri ile Osmanlıca yazmak mümkün değil. Osmanlıca klavyenin üzerinden hem Latin harfleri, hem de Osmanlıca karakterler var. Kullanımı çok kolay. Klavyeyi Q ve F formatında hazırladık. Klavye ile birlikte bir kurulum CD'si veriyoruz. Bu kurulumu yapmadan Osmanlıca yazılamıyor."
Üretilen Osmanlıca klavyenin dünyada ilk olduğunu öne süren Yıldız, klavyenin internet üzerinden satışa sunulduğunu sözlerine ekledi. | 92958ba01c65 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Çocukluğunu yaşayamadı, lisede boşa geçecek bir yılı için fotoğrafçı yanına girdi, oradan gazeteye ardından Ankara’ya uzandı. Çalıştığı gazetelerde hep birinci sayfadan adını duyurdu, basının her dalında foto muhabirliği yaptı. Milletvekillerinin korkusu oldu. Meslekte yarım asrı geride bırakan Mustafa İstemi ile mutlu-mutsuz geçen günlerini andık…
Nuriye Hanım Cumhuriyet’in ilk yılında kafes arkasındaki çarşaflı yaşamına son verir ve çağdaş bir Türk kadını olarak yeni açılan Ebe – Hemşire okulunun ilk mezunlarından olur. Gazi Eğitim Enstitüsü’nü bitiren Hikmet İstemi ile yolları İstanbul’da kesişir ve evlenirler. Uzun süre çocuk istemezler ve ilk çocukları Mustafa İstemi, 5 Şubat 1943 günü, Rami’deki Yusuf İzzettin Köşkü’nde doğar. Şişli Etfal Hastanesinde yatılı çalışan anne ve Heybeliada’da öğretmenlik yapan baba çocuklarına gereken ilgiyi gösteremezler. Bir süre köşkte yalnız kalır bir buçuk yaşındaki Mustafa İstemi. Mahalleye ilk kez asfalt dökülmektedir ve buhar makineli silindirin düdüğü onu çok korkutmaktadır evdeki iri kediler de. Aile sonunda çocuklarını Madam Kety’nin evine veririler. İki yaşındaki Mustafa İstemi, bir gün annesinin ‘ne yedin’ sorusuna ‘bardaktaki suya ekmek batırıp yedim’ deyince arayış yeniden başlar. Nuriye Hanım bu kez çocuğunu kardeşinin evine yerleştirir. Mutlu olmadığı bu kalabalık evden okul çağında ayrılır Mustafa İstemi ve eğitimine, Yeşilköy Pansiyonlu İlkokulu’nda başlar. Yatılı geçen beş yılın sonunda da ailesinin yanına eve çıkar.
‘Çocukluğumu yaşamadım’ dediği dönem acı anıları ile artık geride kalmıştır, Özel İstiklâl Lisesi ikinci sınıfta başarısız olur. Babası bu boşluk dönemi için ‘gel seni Hasan’a götüreyim’ der ve giderler. İstemi anlatıyor:
“Hasan, Babıâli’de çok tanınan bir merdiven altı fotoğrafçısı. O güne kadar fotoğraf nedir bilmiyorum, benim de fotoğrafımı kimse çekmedi.
Hasan bizi karşıdaki kahveye oturttu, elinde Rolleicord makine ile bir saat anlattı ve beni Vatan Gazetesi’ne, Fotoğraf editörü Hilmi Şahenk’e götürdüğünde yıl 1959’du. Makinen var mı dedi, yok dedim. Eve geldim, babama anlattım, içeriden bana plastik Lubitel marka kutu makine getirdi. Evde varmış, benim haberim yok. Bir de ampullü flaş uydurduk çalışmaya başladım ve ilk görev;
BOYU KADAR KALEM
Gazetenin genel yayın yönetmeni ve başyazarı Ahmet Emin Yalman artık emekliye ayrılıyor, Gazeteciler Cemiyeti ona boyu kadar bir kalem yaptırmış, yönetim kurulu üyeleri de armağan ediyor, onu çektim. İlk görevim bu oldu.”
Mustafa İstemi mesleğe ısınma turları atarken Türkiye ilk ihtilalini, 27 Mayıs 1960 günü yaşar, İstemi’nin de yaşamını değiştiren öykü şöyle:
“İhtilalin lideri Cemal Gürsel 15 ağustos günü İstanbul’a geliyor. Bana verilen görev ‘Aksaray – Beyazıt arasında halkla bütünleşmiş lider’ çekeceğim. Gürsel’i üstü açık bir otomobilde, halkın sevgi gösterileri arasında çektim, film banyodan çıktı iyi. Usta ile bakıyoruz, telefon çaldı, Şahenk konuştu ve ‘ iyi gel’ dedi. Biraz sonra birisi geldi, tanımıyorum. Cumhuriyet’ten Selahattin Giz imiş, arabası arıza yapmış, o bölümü atlamış, fotoğraf istedi, filme baktı seçti aldı ve gitti.
On beş gün kadar sonra Giz, beni telefonla ardı ve gazeteye çağırdı, gittim. ‘Seni buraya almak istiyorum, kaç para istersin’ dedi. Ben vatandan para almıyorum ki! Ne verirseniz dedim, anlaştık.
Hilmi Şahenk’e söyledim, sanki sevindi, izin verdi ve ben 1960 yılı sonlarında 200 lira maaşla Cumhuriyet’e başladım.
Yassıada duruşmaları yapılıyordu, Dolmabahçe’ ye gidiyorum ve tutuklu yakınlarını çekiyorum. O dönemden unutmadığım bir isim İçişleri Bakanı Amil Artus, onu da çok çektim. Churchill geldi onu çektim… Artık foto muhabiriyim. Burhan Felek bana ‘kısa çoraplı çocuk’ diyor. Cemil Sait de var kadroda Yaşar Kemal’de…
Bir gün ‘seni Ankara’ya gönderelim’ dediler, bekâr adamım, olur dedim ve içi boş sayılacak bir bavul ile 1961 yılı ekim ayında Ankara’ya geldim. Kızılay’da Bulvar üzerindeki Cumhuriyet bürosunda çalışmaya başladığımda; Temsilci Ecvet Güresin, Sait Terzioğlu, Bülent Dikmener, Fikret Otyam, Haluk Besen var kadroda, SBF’de öğrenciliği süren Özgen Acar’da orada. Ben büronun tek foto muhabiriyim… Kızılırmak Sokakta bir pansiyona yerleştim…
Ankara basınında o dönemde foto muhabiri, Kemal Tuna, Hüseyin Ezer, Mehmet Sürenkök, Yalçın Kılan, Harley Davidson motosikleti ile Tuncer Tuğcu var, hep baba isimler…”
USTANIN ÇEKTİĞİNİ ÇEKMEZDİK
Mustafa İstemi Ankara’daki ilk günlerinde yaşadığı bir olayı şöyle anlatıyor:
“Bir gün Akşam Gazetesinden Hikmet Tanılkan ile işten geliyoruz, Sakarya Caddesi’nin girişindeki Tarhan Kitapevinin önündeki sokak fotoğrafçısını gördük, o önce davrandı ve çekti, ben çekmedim, ama fotoğrafa girdim.
Usta çektiği zaman biz çekmezdik, ondan önce de görmüş olsak, o çektiyse çekmezdik. Şimdi arkadaşlar, senin yanına geliyor ve ‘çekil bir de ben çekeyim’ diyorlar. Bu fotoğraf Akşam Gazetesi’nde yayınlandı, ben de varım içinde. Fotoğrafçılar Odası bunu bulmuş fakat tarihi 1955 demişler yanlış, tarihi 1961.”
Kısa sürede Ankara basınında ünlenen Mustafa İstemi, ustasından öğrendiği flaşsız çekimleri ile meslektaşları arasında sivrilir. İç siyasetin dalgalandığı o günlerde birçok tarihi olayı görüntüleyen İstemi, basın emekçileri için hayati önem taşıyan 212 sayılı yasa için Radyoevinde yapılan toplantının da tanığı olmuş. Unutamadıklarından Yul Brynner anısı da şöyle:
YUL BRYNNER’İN ODASI
“İlk defa Atatürk filmi çekilecek, dünya starları arasından Yul Brynner seçilmiş, Ankara’ya geldi. Özgen Acar ile nasıl dazlak kaldığını düşünüyoruz ve ‘bu adam mutlaka her gün saçını kesiyor, yoksa bu kadar parlak olamaz’ diyoruz.
Bulvar Palas’ta kalıyor, üçüncü kattaki odasına girmeye karar verdik. Bir pencere çıkıntısından yandaki balkona atladık, oradan da Brynner’ın oda balkonuna, rastlantı kapı aralık, içeri girdik ve doğru yatağın altına saklandık! Sesiz kaldık, banyodan tıraş makinesi sesi geliyor. Yatak altında birbirimize bakıyoruz, bir işaret ile fırlayacağız, ses kesildi. Hemen ardından ayak sesi ve oda kapısının kapanması bir oldu… Bekledik başka ses yok, çıktık yatak altından, oda boş. Kapıya yöneldik, kilitli, tekrar balkondan balkona geçerek odadan çıktık, yakalansak?”
BENİ BÜYÜTMÜYORLARDI
17 Yaşında girdiği Cumhuriyet gazetesinde ‘ailenin en küçüğü olarak kalmak, büyüyememek’ Mustafa İstemi’yi rahatsız etmeye başlar. Hürriyet dışındaki tüm gazetelerin ortağı olduğu Türk Haberler Ajansı’ndan gelen teklifi, ‘rüştünü ispat etmek’ adına kabul eder ve yuvadan kopar, öyküsü şöyle:
“Mehmet Ali Kışlalı’dan gelen teklifi kabul ettim.1968 yılında, ikimiz büro aradık, Olgunlar Sokakta bir yeri tuttuk, içini döşedik. İstihbarat şefi olarak Mustafa Ekmekçi geldi, muhabir olarak Behçet Akdoğan’ı hatırlıyorum, Sedat Ergin de büroya gelir giderdi. Ajans, UPI TN ile de anlaşmalı olduğu için film de çekiyordum artık.
Burada şunu söylemek istiyorum; Mustafa Ekmekçi dehşet bir gazeteci idi. Onun kalem defter ile işe gittiğini hiç görmedim, telefonla tüm gazeteleri atlatan haberleri olurdu.
THA kısa sürede, arkasında güçlü kuruluşları olan Hürriyet Haber Ajansı ve Anadolu Ajansı’nı solladı dersem abartmış olmam.”
Mustafa İstemi hafta sonları, tahta kutu içinde telefoto cihazı ile Anadolu’da maçları izlemekte, diğer günlerde de başkent haberlerinde adını duyurmaktadır. 68 öğrenci olaylarının yaşandığı günlerdir, ünlü ODTÜ baskını içinde bulur kendisini:
ASKER – POLİS ODTÜ’DE
“Hiç unutmam, 17 Nisan günü, Mustafa Ekmekçi ‘bu gece seni içeri alacaklar’ dedi ve ODTÜ’ye akşam üzeri gittim.
Birçok güvenlik bandını aştıktan sonra, öğrenci işgalindeki rektörlük binasına girdim. Daha sonra idam edilenlerden Deniz Gezmiş dışındakiler, Yusuf Aslan falan oradaydı.
Sabaha karşı bir hareketlenme oldu, ‘geliyorlar’ diyerek, masa sandalyeleri kapıların arkasına yığdılar ve yangın tüplerini de sıktılar, ortalık toz duman.
Oradan Eskişehir yolu görülüyor, çok büyük bir araç konvoyunun ışıklarını görüyoruz. Geldiler, teslim olun çağrısı yaptılar, sonuç alamayınca da kapıları kırmaya başladılar, ışıklar söndü. Bu arada sesler duyuyorum, ‘birinci grup, ikinci grup…’ ortalık da tenhalaşıyor. Öğrenciler, ellerinde fenerler ile gruplar halinde ortadan kayboluyor. Artık on birinci gruba, son adam olarak da ben takıldım. Aşağıya indik, belki sekiz kilometre var, ısıtma sistemi mazgallarında koşarak öndeki fenerliyi izliyoruz. En son adam olarak çok korktum herhalde öyle hızlanmışım ki, bir ara fenerli öğrencinin arkasına kadar geldiğimi hatırlıyorum!
Kömürlüğe geldik buradan da hepsi yurduna dağıldı. Asker – Polis her yere girmiş, bir yüzbaşı bana gel bakalım dedi, anlattım, bir şey söylemedi. Artık güneş doğdu, yurtlar aranıyor, silah bulunuyor falan. Tüm öğrenciler, ‘Devrim’ yazan ünlü futbol sahasına getirildi, ben çekiyorum, kimse bir şey demiyor…
Çekeceğimi çektim, gideyim dedim, izin vermediler!
Rektörlük binasından telefon ettim, tel örgüde filmleri vermek üzere anlaştık. Gittim ki, bütün dünya basını tellerin arkasında, tek ben içerideyim, filmi verdim ve dünyaya servis edildi.”
NOTA VERİLEN GAZETECİ
THA günleri Mustafa İstemi için yeni bir okul olmuş. Her alanda çalışmış, servis yapmayı öğrenmiş. O dönemde iktidardan indirilerek Ankara’ya büyükelçi olarak gönderilen Çekoslovakya lideri Dubçek’i de izlemiş ve iki ülke arasnda nota verilmesine neden olmuş, işte öyküsü:
“THA’nın anlaşmalı olduğu UPI TN, Dubçek’i birisinin her gün izlemesini istemiş, görev bana verildi. Bir araç ile 24 saat izliyorum adamı. Bir süre sonra bize bakanlıktan talimat geldi, Öğrendik ki, Çekoslovakya, Dışişleri Bakanlığı’mıza sert bir nota vermiş, izleme de bitti.”
Yoğun çalışma ile meslekte adını duyuran Mustafa İstemi, gelen bir teklifi kabul ederek THA’dan ayrılır ve iş görüşmek üzere İstanbul’a gider fakat aradığı yetkili de o gün istifa etmiştir. Mustafa İstemi anlatıyor:
“Dostum Yılmaz Çetiner bana hep söylüyordu,’Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ecvet Güresin seni istiyor’ diye. O günlerde yine söyleyince, ‘olur’ dedim, istifa ettim ve İstanbul’a gittim. Cağaloğlu’daki büyük binanın danışmasına ‘Ecvet Beyi göreceğim, beni bekliyor’ deyince, ‘bugün ayrıldı’ dediler. Ne yapacağımı şaşırdım. Kendimi topladım, yerine kim geldi dedim, Nezih Demirkent dediler, onunla görüşeyim dedim ilettiler ve beni kabul etti…
Durumu anlattım,’ olur, git başla’ dedi. 1971 yılı sonlarında, Hürriyet dönemim başladı. Ankara büroda Nevzat Ünlü temsilci, Oktay Ekşi, Behiç Ekşi, Ajlan Akıncı, Ülkü Arman ve bence en iyi başbakanlık muhabiri olan Ali Utku, sonradan İbrahim Hitay da katıldı. Foto muhabiri Sökmen Baykara, sonra Faysal Geyik geldi. Bu görev üç yıl sürdü, Anka Ajans istiyordu, oraya geçtim.”
İLK TELEVİZYON DERGİSİ
Müşerref Hekimoğlu, Altan Öymen, Hasan Cemal, Teoman Erel, İlham Kırklar ve Ali Polat’tan oluşan ekibe 1973 yılında katılan Mustafa İstemi burada da bir ilke imza atar.
“Deneme yayını olarak Ankara’da başlayan televizyon yayınları ülkeye yayılmış ve hayatımıza girmişti. Ajans özel bir anlaşma ile Günaydın Gazetesi’ne Televizyon dergisi hazırlıyordu, bu alandaki ilk yayın, haftalık. Bu işi de İlham Kırklar ile ben yapıyordum, ekip bu kadar. Kıbrıs olayı oldu, Altan Öymen beni listeye almış, son anda dergi düşünülerek yerime Adem Yavuz konulmuş, rahmetli oldu…
İki yıl sonra İstanbul Günaydın Gazetesi beni görüşmeye çağırdı, gittim ve transfer oldum. O zaman beş yüz bin satan Saklambaç Gazetesinin Ankara sorumlusu oldum, ana gazeteye de fotoğraf veriyordum”.
ŞENSES’İN KALP KRİZİ
Günün şartlarına göre gazetecilik yapan Mustafa İstemi’nin unutamadığı bir anısını da şöyle anlatıyor:
“Bir gün İstanbul’dan ‘bir hanım seni arayacak ve Adnan Şenses’e gideceksiniz’ diye bir not aldım. Hanım geldi, saat konuştuk, ben ne yapacağız deyince ‘Adnan Şenses kalp krizi geçirecek’ dedi, şaşırdım tabii. Hastaneye gittik, güzel bir gündü, Şenses de yürüyerek geldi, kalp krizi geçirdi, çektim yine yürüyerek ayrıldı!
Magazin haberciliğinde bıkmıştım, siyaset istiyordum, Milliyetten de teklif vardı 1976’da oraya geçtim”.
1982 yılında Milliyet’ten ayrılarak ticarete atılan Mustafa İstemi, 1985 yılında Özgen Acar’ın büro şefi olması ile yeniden Milliyet’e döner. 1989 yılında Genel Yayın Yönetmeni Metin Münir’in çağırısı ile Güneş Gazetesine transfer olan İstemi ardından da Sabah Gazetesine geçer ve 1994 yılında Milliyet’e tekrar döner. İstemi’nin yeniden doğuşu olan bu transfer basın fotoğrafçılığında da bir kilometre taşı olacaktır. TBMM’den ilginç görüntüleri kamuoyuna yansıtan Mustafa İstemi şöyle konuşuyor.
“Derya Sazak ‘seni mecliste görevlendireceğim’ dedi. TBMM’ye akredite olan ilk foto muhabiriyim. Eskiden önemli günlerde bizi alırlar sonra dışarı çıkartırlardı, ilk ben orada kalmaya başlayınca diğer gazetelerden de arkadaşlar akredite oldu.
Bu göreve geldiğimde meslekte 40 yılımı doldurmuştum, olgunlaşmıştım. Meclisteki kavgaları, gizli yazışmaları, uyuyanları, göstererek oy kullananları yakalamak bana kısmet oldu.
MESLEK BENİ BULMUŞ BEN MESLEĞİ
Mesleği çok seviyorum, bayılıyorum, başka hiçbir tutkum yok. Piknik yapmayı, mangal yakmayı bile bilmem. Bu meslek dışında boş bir adamım. Çocuklarımın babası anneleridir. Ben hep işimle ilgilendim, meslek beni bulmuş, ben mesleği. Meslekten emekli olmayı da düşünmüyorum, yapacaklarım daha bitmedi…
Çok sıfatlarım var, sen firmasın derler, kimi ‘şahin’ der kimi ‘sniper’ der mesela… Vekiller yemek çıkışı locaya bakarlarmış, yoksam rahatça dişlerini karıştırırlarmış,
Bakan Nimet Çubukçu ‘en korktuğum foto muhabiri’ diyormuş. Ama 22’inci dönemin son meclis gününde Ak Partili Hanım Milletvekilleri topluca locanın önüne gelerek beni alkışladı…iyi çekmeye çalışıyorum, gazete de iyi değerlendiriyor, okuyucu da iyi görüyor diyorum ben.”
Yarım asırlık meslek yaşamında her zaman; pırıl pırıl ayakkabı, takım elbiseli ve kravatlı olmaya dikkat eden Mustafa İstemi, top sakalının öyküsünü de şöyle anlatıyor.
“Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Kayhan Sağlamer, Sadi Alkılıç’ın bir yazısından dolayı tutuklandı. Çok başarılı bulduğum ve sevdiğim bir gazeteci idi. Bu olayı protesto için sakal bıraktım, daha sonra ‘top’ oldu. 25 yıl hiç kesmedim, sonra bir kestim tepki aldım, bir daha da dokunmadım. İsmet İnönü sakalı hiç sevmezdi, bana ‘ne bu maskaralık’ dedi anlattım, ‘kes kes’ dedi, ama kesmedim, o da alıştı. Fakat İnönü, benim sakalı kullanmaya başladı! Soru istemediği zamanlar, etrafını saran muhabirlere fırsat vermeden, üzerime doğru gelip, sakalımı çeker, ‘kes’ falan der ve arabasına binip kaçardı.”
“Yapacaklarım daha bitmedi” diyen Mustafa İstemi 2001 yılında ölümle sonuçlanan kavgayı da şöyle anlatıyor:
“Sabiha Gökçen Havaalanı açılışı vardı, Ankara’dan bir uçak siyasilerle gittik, tören yapıldı akşama da döndük. Dönüşümüz saat 20.00 suları idi. Sabahtan beri görevdeydim, yorgundum ve eve gidebilirdim ama mecliste iç tüzük görüşmeleri gergin bir ortamda sürüyordu, locaya, her zamanki yerime çıktım. Komisyon sıraları önünde itişmeler başlayınca, objektifi oraya çevirdim ve hep orada kaldım. Burada yumrukları ve sonunda vefat eden Milletvekili Fevzi Şahanlıoğlu’nun yere düşünü çektim. Zaten daha sonra onu kulise aldılar, oraya girilemiyor. Ardından gelen ambulansa konuluşunu da çektim ve Şahanlıoğlu hastanede vefat etti.
Mahkeme benim fotoğrafları inceledi ve Cahit Tekelioğlu’nu, hapse mahkûm etti o da milletvekilliği sonrasında gidip teslim olarak yattı.”
Mustafa İstemi, yakın çevresine, ‘iş değiştiremezsem eş değiştirdim’ esprisini her zaman yapar. Dört evliliğinden üç çocuğu var, yurt dışında yaşayan Elif ilk eşinden. Birgecan ve Umutcan adlı çocukları da otuz yıldır İnci Hanımla süren son evliliğinden. İstemi’nin çok güldüğü bir de fıkra üretmiş arkadaşları. Eski bir politikacı, yeni tanıştığı genç bir gazeteciyle sohbet sırasında ‘Ankara’da sakallı bir gazeteci vardı, ismi neydi’ diye sormuş. Onun, ‘Mustafa İstemi’ cevabına sertleşerek, ‘Yok canım, eski dediysek o kadar da eski değil’ demiş… | eb04ece727f5 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Christian Dior Hypnotic Poison Edt Tester Bayan Parfüm 100 Ml.
Christian Dior Hypnotic Poison, sıcacık, samimi ve baştan çıkarıcı bir koku? Hypnotic Posion, yoğun kıvamıyla teni adeta sarıyor, büyüleyici aurasına çevresindeki herkesi kolayca çekiyor. Hypnotic Posion, kış ayları ve gece kullanımı için muhteşem bir seçim olacak. Christian Dior Hypnotic Posion Notaları: Üst notalarda Hindistan cevizi, mürdüm eriği, kayısı; orta notalarda sümbül, yasemin, inci çiçeği, gül, kimyon, brezilya gül ağacı; alt notalarda sandal ağacı, badem, vanilya, musk.(Kapağı yoktur)
Değişim / İade; Siparişinizi teslim aldığınız tarihten itibaren; 14 gün içerisinde adres sayfasında seçmiş olduğunuz firma ile karşı ödemeli olarak gönderip, değişim/iade işlemi yapabilirsiniz. Ancak, kişiye özel olarak üretilen ürünlerde kesinlikle iade alınmamaktadır. Kullanılmış, ambalajı açılmış veya benzeri nedenlerle orijinalliğini kaybetmiş ürünlerin iadesi kabul edilmemektedir. Ürünler, teslim alındığı haliyle iade edilmelidir. Daha detaylı bilgi için Değişim ve İade bölümünü inceleyebilirsiniz. | 8ef5f1d0a096 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Gucci Flora Edp Tester Bayan Parfüm 75 Ml
Gucci Flora By Gucci Femme, kendini prenses gibi hisseden genç, klasik, doğal ve elegan kadınların imzasını taşıyor. Flora By Gucci Femme, çiçeksi notalarıyla kadınların gücünü ve tutkularını temsil ediyor. Gucci Flora By Gucci Femme Notaları: Üst notalarda şakayık, sitrus, mandalina; orta notalarda osmanthus, gül; alt notalarda sanda ağacı, paçuli, pembe biber(Kapağı yoktur)
Değişim / İade; Siparişinizi teslim aldığınız tarihten itibaren; 14 gün içerisinde adres sayfasında seçmiş olduğunuz firma ile karşı ödemeli olarak gönderip, değişim/iade işlemi yapabilirsiniz. Ancak, kişiye özel olarak üretilen ürünlerde kesinlikle iade alınmamaktadır. Kullanılmış, ambalajı açılmış veya benzeri nedenlerle orijinalliğini kaybetmiş ürünlerin iadesi kabul edilmemektedir. Ürünler, teslim alındığı haliyle iade edilmelidir. Daha detaylı bilgi için Değişim ve İade bölümünü inceleyebilirsiniz. | dd6efdda7d48 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Dolce Gabbana Light Blue Edt 100 Ml Tester Bayan Parfüm
Dolce Gabbana Light Blue, fresh, ferah ve enerjik bir yaz kokusu. Light Blue, ışıltılı meyvemsi kokuları ile buram buram yaz kokuyor. D&G Light Blue, deli dolu ve çekici kadınların kokusu. Dolce Gabbana Light Blue Notaları: Üst notalarda Sicilya limonu, yeşil elma, sümbül; orta notalarda beyaz gül, bambu ve yasemin; alt notalarda amber, sedir ve misk.
Değişim / İade; Siparişinizi teslim aldığınız tarihten itibaren; 14 gün içerisinde adres sayfasında seçmiş olduğunuz firma ile karşı ödemeli olarak gönderip, değişim/iade işlemi yapabilirsiniz. Ancak, kişiye özel olarak üretilen ürünlerde kesinlikle iade alınmamaktadır. Kullanılmış, ambalajı açılmış veya benzeri nedenlerle orijinalliğini kaybetmiş ürünlerin iadesi kabul edilmemektedir. Ürünler, teslim alındığı haliyle iade edilmelidir. Daha detaylı bilgi için Değişim ve İade bölümünü inceleyebilirsiniz. | d32b6422c4c1 | [
"c4",
"hplt2"
] |
Yaz bitti, mevsim değişti, biz de değiştik…
Tatiller yapıldı, hem Naz’lı hem Naz’sız… Hep beraber kısa bir Asos kaçamağı, sonrasında Bayram’la birleştirip, Naz’ı Mersin’e el öpmeye gönderip biz Madrid- Endülüs ve Barcelona…
Tam bir hafta boyunca bizsiz anneannesinde kalmayı başardı. Bu sene korkmuştum oysa, çok aklı selim ve kararlı tavır sergilediği için, bir inat ederse kendimi İspanya’dan dönmeye hazırlamıştım… Oysa çok uyumlu davranmış, son günlerde Ayşe’nin ablası olan oyun kimliğime ithaf ederek “ Ayşe’nin ablası çok güzel, az kaldı gelecek “ diyerek Ayşe’ye teselli vererek ifade etmiş özlemini sadece…
Herkesin okula gitmek istemeyen çocuk sendromu ile uğraştığı şu günlerde, biz okuldan eve gelmek istemeyen Naz’la uğraştık. İkinci haftanın sonunda kendisi tüm günü okulda geçirip, okulda uyumaya karar vermiş olup öğretmeni, müdürü, bakıcısı ve bana rağmen okulda kaldı, okulda uyudu…
Ertesi günlerde okula bırakırken , tüm telkinlerim sonrası nerede uyuyacaksın sorusunun cevabı “ okulda “ idi, ama neyse ki sorunsuz döndü sonraki günlerde.
Ben tam bu da nereden çıktı derken, inancımı güçlendiren bir olay patladı… Naz’ın tonton ayısı , bir tanecik ablası çok acı bir haber aldı, eşini kaybetti ve apar topar gitti…. Ona üzülmekten ve teselli etmekten kendi derdimize düşemedik. Pazar akşamı ablasını uçağa bindirip, Naz’ı sakinleştirip, Pazartesi sabahı çaresi ama bir yandan da çok yukarıdan haftalar önce bir mesaj geldiğine inanıp Naz’ı tüm gün kreşe bıraktım.
Hiç yadırgamadı yavrum… 3 yıl bakıcılarla, üstelik her birinden memnun kalsam da , sık sık değişmek zorunda kalan bakıcılarla, çalışırken aileden uzak bir çocuk büyütmeye çalışan ben , bir kere daha böyle bir çocuğum olduğum için şükrettim…
Yine şükrettim ki anlayışlı ve saatlerimi kendimin ayarlayabildiği esnek bir işyerindeyim… 1 aydır Naz’ı okula bırakıp işe geliyorum, 4 gibi çıkıp kızımı alıyorum…
2 haftadır, babanın yokluğunda anneannem, benim 75’lik ama çınar ağacı gibi güçlü anneannem yalnız bırakmadı bizi, can yoldaşı oldu…
Naz elbette etkilendi... Tabi ki büyüdü, zaten empatik diye düşündüğümüz beyni, daha algılayıcı , daha cevaplayıcı , daha tepkili. Babasının da yokluğu da tuz biber ekti… Benim sinirlerim yıprandı, bazen kendimi aynaya baktığımda tanıyamaz oldum, Naz ‘a bu kadar sert davranabileceğimi düşünmemiştim, üstelik bana en çok ihtiyacı olduğunda… Sonra kendime geldim…
Bir yandan empatik, naif, kırılgan bir yandan da, cinocin… Mesela;
Babasıyla oynarken, herkesin yumuşak tarafını kavramış olan Naz , hemen babasının yanağını sever “ Sen şimdi bana Baby Tv de açarsın” diye oltayı atar…
Aslı’ya “ seni çılgın seni” diye parmak sallayıp şakacıktan kızar… Aslı’yı görünce çığlığı basar, ne olduğunu sorunca da” Çılgın teyze geldi, çıldırıyoz” der…
Sık sık bizi bir araya toplayıp “hadi sohbet edelim” demekte… Argo deyimle “ paso muhabbet” bizimki, nadiren susmakta…
Sabah krepini yerken “ Annecim, gerçekten senin yaptığın krep çok lezzetli, zaten çok severim , bilirsin “ gibi kendinden beş karıl büyük cümleler kurmakta…
Yemeğini yarıda bırakıp “ Annecim…. Ben başka cocuklar aç kalmasın diye onlara bıraktım” diyebiliyor…
Yeni birileriyle tanıştığında “ Merhaba, ben Ayşe’nin annesiyim “ diye tanıtıyor kendini ve evdeki çok sevgili çocukları Ayşe, Efe ve onların küçük kızkardeşlerini tek tek anlatıp yaşlarını , hangisinin büyük hangisinin küçük olduğunu dakikalarca anlatıyor…
“ Bir kitap okumaya ne dersin, dansetmeye ne dersin…” gibi önerilerle bizi dumura uğratıyor.
İnanılmaz bir hafızası var, aylar hatta bir önceki yıl ki olayları bir an hiç olmadık bir anda , tek tek anlatıyor….
Hafızası yeni şarkıları çok kolay öğrenmesini sağlıyor.. Haftada en az 2 yeni şarkı ile sahnemizde, beklerizJ Küçük Ayşe, sonbahar, 2 küçük kedi, kırmızı balık… vs favorilerimiz…
İnatla tutup tutup tuvalate gitmiyor , sonra ufacık damla kaza olma arifesinde zor yetişiyor tuvalete… Sonra bana şunu diyebiliyor “ Anne… Lütfen bana aşk olsun deme, bir damla kaçtı sadece” !!!
Yemek sofrasında “ ama duamızı etmedik “ deyip , okulda öğrendiği şu duayı söylediği gün, fark ettim ki bebeğim büyüdü;
“Allah’ım sana şükürler olsun, soframız bereketle dolsun, yediklerimiz şifa olsun , hepimize yarasın, afiyet olsun”…
Kendimi kaybedip bağırmaya başladığımda , uzun kirpikler altından mahzun mahzun bakıp, kalbini tutup “ Bak anne , kalbimi kırdın, nereden çıktı bu bağırmak” diyebiliyor, ve ben o an kahkahaya boğuluyorum… Sonra da “ hadi benden özür dile “ deyince beni kendime getiriyor…
Bana anneliği, arkadaşlığı, ebeveynliği öğretiyor bacak kadar boyuyla ama pabuç kadar diliyle…
Bir de şu otomatiğe başladığı ağlak “ anneeee anneee” şarkısını dilinden söküp, ebeveyn sağırlığını aşarsak, rayımıza girmemize beş kaldı…
Şimdi 29 Ekim kaçamağı dönüşü, ev- iş- okul… vs organizasyonunu sonuca bağlayıp, kış rutinimize girmeliyiz…
Şunu itiraf etmem gerek, uzun zaman sonra son bir aydır , tüm zorluklara rağmen ilk defa çekirdek aile olmayı hissettim… Bir kere daha şu sözleri tekrarlıyorum;
"Hakk’ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil seninle beraber aksın. Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?" Şems/ Aşk/ Elif Şafak | 342bc6257115 | [
"c4",
"hplt2",
"vngrs"
] |
- Pvc profil
- Destek sacı
- Conta
- Bağlantı elemanları
- Aksesuarlar
- Montaj malzemeleri
- Cam
- Ekstralar
- İşçilik
Yukarıdaki faktörler pvc pencere ve kapı sistemlerinin kalitesini az veya çok, fakat doğrudan etkiler.
PVC Profil
Kaliteli pvc doğrama / pencere üretmenin ilk ve en önemli koşulu kaliteli pvc profil kullanmaktır. Standartların gereklerini sağlayan, teknik olarak, uygulama ve üretim esnasında problem çıkarmayan, istenen yalıtım değerlerini sağlayan, yaygın kullanıma sahip, uluslar arası kalite belgelerine sahip pvc profiller kullanılmalıdır. Bu kriterleri sağlayan pvc profiller, standartları sağlayan bir pvc doğrama için ön koşuldur.
Destek Sacı
Pvc pencereye destek sacının en büyük faydası pencerenin iskeletini oluşturmak ve mukavemeti arttırmaktır. Bunun yanında ısıl değişimler karşısında yapının şekil değişmesini engellemek, montaj mukavemeti ve bağlantı kolaylığı sağlamak, v.b. gibi faydaları vardır. PVC Profilin şekline uygun destek sacı kullanılmalı ve PVC doğramada mümkün olan her ana profilinin her metresine tek parça destek sacı uygulanması ihmal edilmemelidir. Günümüzde, metal destek saclarının bire bir yerini alabilecek başka bir ürün henüz geliştirilememiştir.
Pvc kapı ve pencere sistemlerinde kullanılan en etkili yalıtım malzemesi contadır. Günümüzde EPDM kauçuk ve TPE plastik esaslı contalar kullanılmaktadır.
Bağlantı Elemanları
Pvc kapı ve pencere sistemlerinde bağlantı elemanları, kapı ve pencerelerin geometrik şekillerine ve bulundukları yere göre önem kazanmaktadır. Vidaların ve bağlantı takozlarının oluşturduğu bağlantı elemanları grubunda, iklim şartları ve korozif etkenlerden etkilenmeyen kaplamalı ve aşınma direnci yüksek metal (zamak) malzemeler kullanılmalıdır.
Pvc kapı ve pencere sistemlerinde hareketli kısımları oluşturan ve hareketin oluşmasını sağlayan mekanizmalardır. Kalite belgelerine sahip, paslanma direnci yüksek, kullanım kolaylığı sağlayan sistemlerin seçilmesi gerekmektedir. Ölçü kriterlerine mutlaka uyulmalıdır.
Montaj Malzemeleri
Pvc doğramanın duvara sağlıklı monte edilmesini ve işlevini yerine getirmesini sağlayan malzemelerdir. Uzun ömürlü ve zamanla mukavemet zafiyeti oluşturmayacak malzemeler seçilmelidir.
Pvc kapı ve pencere sistemlerinde alan olarak en büyük kısmı oluştururlar. Isı ve ses yalıtımı için en etkili unsurdur. Mimari yapıyı bozmayan, sisteme aşırı yük bindirmeyen, hareketin sağlıklı bir şekilde tamamlanmasına yardımcı ve kalite belgelerine sahip camlar kullanılmalıdır. Özellikle çift cam sistemlerinde ısı ve ses yalıtımı sağladığı için “ısıcam sinerji” ve “ısıcam konfor” tercihi artmıştır.
Ekstralar, Pvc kapı ve pencere sistemlerine ilave, görsel iyileştirme ve performans arttırıcı nihai tüketicin diğer tüm istekleridir.Pervaz, lambiri, karolaj, mermer ve özel açılım sistemleri olarak tanımlanabilir.
Pvc pencere sistemlerinde kaliteyi etkileyen en büyük faktörlerden biri de işçilik ve montajdır. Birinci sınıf bir pvc profilden çok kötü bir pvc doğrama – plastik pencere yapılabileceği gibi, kötü bir pvc profilden iyi bir pvc doğrama yapmak da mümkün olabilmektedir. | ab1beee0c8f8 | [
"c4",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Öncesi için tıklayınız –
Asla hafızanda olan yerleri yaratma. Daima yeni şeyler hayal et!
-Bildiğin yerleri tasarlaman gerekmez mi?
-Sadece detayları kullan. Sokak lambalarını, telefon kulübelerini ama asla tüm çevreyi değil.
-Neden?
-Çünkü anılarından oluşan bir rüya inşa etmek hayal ve gerçek arasındaki farkı ayırma yetini kaybettirir.
-Sana böyle mi oldu? (HEPİMİZE BÖYLE OLDU!)
Totem sürekli üzerinde taşıman ve senden başkasının bilmemesi gereken küçük bir objedir. Ona dokunmana izin veremem, objektifliğini kaybeder. Bu sayede kendi totemine baktığında gerçek hayatta mı yoksa başkasının rüyasında mı olduğunu kesin olarak anlarsın. (BURADA İŞLER ÇATALLANIYOR ÇÜNKÜ ÜÇ SEÇENEK BELİRİYOR:
1. BAŞKASININ RÜYASINDA MISIN?
2. KENDİ RÜYANDA MISIN?
3.GERÇEK HAYATTA MISIN?
1. DEVAMLILIK (totemi) VARSA, BAŞKASININ RÜYASI OLDUĞUNU ANLARSIN, TIPKI BİZİM MUTABAKAT RÜYASI YANİ BU HAYAT GİBİ.
2. BURAYA NEREDEN GELDİM DİYE SOR, eğer devamlılığı olan bi kişisel rüyan yoksa ki yoktur, cevap alamazsın, böylece kişisel rüyanda olduğunu anlarsın. 3. GERÇEK HAYAT NEDİR BİLEN BERİ GELSİN! Görücüler bunu bilebilir yalnızca. Zaten Görücüysen toteme ihtiyacın olmaz. Görücü değilsen ilk iki şıkkı takip et yeter, bu arada eğer bi görücüye rastlarsan (çok nadirdir) onu -egona kapılıp da-elden kaçırma.
Gerçek ne kaos ne düzendir, bana göre kaosdaki düzendir, bu sebeple gerçek hayat denilen şeyde şu andaki gibi bir “devamlılık” olacağını sanmam. Bu sebeple kişisel rüyalar, gerçeğe yaklaşırlar bence 🙂
Burada hedef, “gerçek hayatı bulmak” değil, her birimizin gerçekliğin bi ucundan tutuyor olduğumuzun ayırdına varmaktır, bu olduğunda saygı gelir, merak baş gösterir hatta bu iş sevgiye kadar ilerler. Gerçek arayışı -kusuruma bakmazsanız- eşeği çalıştırmak için önüne takılmış güzel kokulu bir hıyarı sonsuzca takip etmektir. Gizlice tanrıya öykünmedir 🙂
Paradoksal yapılara bir göz atalım mı? Üç rüya katmanı inşa edeceksen birkaç hileyi öğrenmen lâzım.
.- Ne tür hileler?
Rüyada, olağan dışı şekillerde bina inşa edebilirsin. Bu da kapalı döngü yaratmanı sağlar. Penrose merdivenleri gibi,bitmemiş merdivenler. Gördün mü? Paradoks. Bunun gibi kapalı döngüler rüyanın sınırlarını belirlemeni sağlar.
Bu katmanlar ne kadar büyük olmak zorunda?
Boş bir zeminden koca bir şehre kadar her şey olabilir. Yansımalardan saklanabileceğimiz kadar karmaşık olmalı.
– Labirent gibi.
– Evet labirent. Ya da daha iyisi.
Yansımaların bizi yakalaması uzun sürsün diye de geniş mi yapmalıyız?
Aynen öyle. Kimse zihninde bir başkasının dolaşmasını sevmez. (VELAKİN HERKESİN KANDIRILMAYA İHTİYACI VAR.ÖNCE DOĞDUĞUMUZDAN İTİBAREN KANDIRILMAMAK İÇİN HER TÜRLÜ YÖNTEMİ ÖĞRENİRİZ, SONRA BİZİ KANDIRABİLECEK OLAĞANÜSTÜ KİŞİYİ BEKLEMEYE BAŞLARIZ. ÖLMEDEN ÖLMENİN YOLU BU.)
Kimyager mi arıyorsunuz?- Evet. Size işlerinizde karışımlar hazırlaması için. Bizimle sahaya da inecek.
Ben sahaya inmem Bay Cobb. (FİLOZOF BU! KURAMCI )
Orada olup karışımı ne kadar kullanmamız gerektiğini söylemelisiniz.
– Ne için?
Rüya içinde rüya.İki katman. Üç.
Mümkün değil. Rüya içinde bu kadar rüya dengesiz olur.
– Mümkün. – Sadece yatıştırıcıya ihtiyaç var.
-Hayır, çok güçlü bir yatıştırıcıya. Kaç takım üyesi var?
Beş.
-Altı. İşi başarıp başaramadığını görmenin en kolay yolu seninle gelmek. (İŞVEREN. MUHTEMELEN YÜKSEK BENLİĞİNİZ)
-Böyle bir işte turistlere yer yok . (GERÇEKTEN DE O İLK FİRE VEREN OLUR. MALUM GEZGİNLER HASSASTIR!)
inception -devam edecek- | ba831baca8e5 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Sosyal Değişim Derneği ve Anne Frank House işbirliği ile gerçekleştirilecek olan bu seminer, Anne Frank’ın insanlığa bıraktığı mirası kullanarak, toplumda insan hakları bilincinin gelişimine katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.
İkinci Dünya Savaşı sırasında ırkçılığa dayalı ayrımcılığa maruz kalmış olan ve hikâyesi ölüm kampında son bulan Anne Frank’ın hayatıyla ilgili sergi, eğitimlerde bize rehberlik edecek. Soykırım, önyargı, ırkçılık, insan hakları ihlalleri konularında, 3-4 Mayıs 2014 tarihlerinde İzmir Fotoğraf Sanatı Derneği (İFOD) sergi ve eğitim salonunda gerçekleşecek olan seminerde, “Anne Frank House Uluslararası Rehberlik Eğitimi Sertifikası” alabilir ve Amsterdam’da 2014’te gerçekleşecek olan “Uluslararası Anne Frank Etkinliklerini”ne katılmaya hak kazanabilirsiniz. Continue reading » | 7ffd77bb2e06 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
19 Ekim 2011 Çarşamba
Şampiyon, Ligi'ne Devam Ediyor !
Şampiyonlar Ligi B Grubu 3. haftası bu akşam oynanan maçlarla tamamlandı ve temsilcimiz Trabzonspor Moskova deplasmanında CSKA'ya 3-0 mağlup olarak haftayı 4 puan ve averaj dezavantajıyla 2. CSKA'nın ardından 3. sırada tamamladı. Genel resme bakmak gerekirse biri çıkıp kura çekiminden sonra bizlere 3. hafta sonunda 4 puanla 3. sırada olacağımızı söylese sanırım hiç birimiz itiraz etmezdik. Onun için karaları bağlayacak ve moral bozacak bir durum söz konusu değil. Hele bir de önümüzdeki maçın CSKA ile kendi sahamızda olacağını düşünürsek, Lille'yi ikinci maçta da yeneceğini düşündüğüm İnter'le 5. hafta Trabzon'da oynayacağımız maçın bu grup'ta lider olacak takımın belieleneceği maç olacağını şimdiden söyleyebilirim.Bu akşam beni üzen ve hayal kırıklığına uğratan nokta galip geldiğimiz İnter maçı dahil kazanmaya en yakın olduğumuz bir rakibe hem de farklı bir skorla mağlup olmamız oldu.
Maçın genel değerlendirmesine geçmeden önce, daha önceki yazılarımı okuyanların da hatırlayacağı üzere Serkan ve Alanzinho'nun değil bu takımın ilk 11'inde, yedek kulübesinde bile yeri olmadığını düşündüğümü yinelemek isterim ve bu konuda Şenol Güneş gibi tecrübeli bir hocanın neden bu kadar ısrarcı olduğunu hala anlayabilmiş değilim. Bu konuyu şimdilik kısa keserek maça dönelim. Trabzonspor maça Şenol Hoca'nın kafasındaki en iyi 11'le başladı, Şenol Hoca'nın kafasındaki diyorun zira benim nacizane fikrim Serkan'ın ve Alanzinho'nun yerine Sapara ve Aykut'un ilk 11'de oyuna başlamaları yönündeydi. Trabzonspor maça rakibiyle başa baş mücadele ederek başladı karşılaşmanın ilk yarısı karşılıklı ataklarla geçti diyebiliriz. Takımın el frenleri Serkan ve Alanzinho'ya bu maçta maalesef takımın geneli de eşlik edince CSKA ilerleyen dakikalarda özellikle forvet oyuncularının üstün gayretiyle ağırlığını koydu ve ilk gol geldikten sonra da sazı tamamen eline alarak farklı sonuca ulaştı.
Bu mağlubiyetin kadro yetersizliği, eldeki yabancıların kalitesizliği, eksik ve sakat oyuncular gibi mazeretleri de olmasına rağmen maç özelinde bakıldığında Şenol Hoca'nın yaptığı taktik hata da yadsınamaz bir gerçekti. Ne yapmıştı Şenol Hoca ve öğrencileri bundan önceki maçlarda? Topun arkasına geçerek, alan daraltarak, yani haddini bilerek oynamıştı ve yakaladığı sınırlı sayıda şansı iyi değerlendirerek ilk 2 haftayı lider kapatmıştı, ama bu maç öncesi savunması zayıf olan ve bence grubun en zayıf takımı olan CSKA Şenol Hoca'nın iştahını kabarttı ve hoca ilk iki maçın aksine açık ve baskılı ve önde oynamayı tercih etti. Hoca maalesef iki şeyi unuttu bunu yaparken. Birincisi bizim savunmamızda en az CSKA savunması kadar ağır ve hata yapan bir savunmaydı, ikincisi de orta sahamız topa ve oyuna bir türlü hükmedemiyordu. Manisa maçında canlı olarak, Samsun ve diğer maçlarda da televizyondan şahit olduğum bir olumsuz nokta da takımın tamamına yakının sürekli yan ve geri pas yaptığıydı, şikeli ligimizde bunu takımın laubaliliğine bağlamak mümkün olsa da bu akşamki durum biraz farklıydı. Bu akşam oyuncuların kendilerine olan güven eksiklikleri ve beceri eksiklikleri taktik hatalarla da birleşince yana ve geriye paslar kaçınılmaz oldu, durum böyle olunca da takım hiç hızlı hücuma kalkamadı desek abartmış olmayız sanırım.
Maç 1-0 CSKA'nın üstünlüğüyle giderken içimizde olan son umudu da Şenol Güneş her zamanki takıntısını gerçekleştirince kaybetmiş olduk ve rakip durumu 2-0'a getiren golü bulmuş oldu. Neydi Şenol Hoca'nın takıntısı? Tabiki ters ayaklı oyuncuları ters kanatta oynatmak. Adrian'ı sağ kanata alıp bütün etkinliğini ortadan kaldırdıktan sonra, Cech'i oyundan alıp Serkan'ı sağ beke, Celutska'yı sol beke çekince CSKA'nın golü geliverdi, hem de daha oyuncular yerlerine yerleşmeden. Hocam şunu anla artık, ters ayakla ters kanatlarda oynayabilmek çok önemli beceri ve futbol zekası gerektirir ve ne bu meziyetler senin oyuncularında var ne de senin böyle oynayabilecek bir oyun sistemin var. Bu takımın sağ beki Celutska, sol beki de Cech'dir, artık bunu kabullen ve bırak oyuncular oynadıkları yere ve takıma alışsınlar, yoksa bu tür maçlar çok seyrederiz. Nacizane ikinci tesbit ve teklifimde ağır ve tek hamleli olan stoperlerimizden Glovacki'nin Zokora ile değiştirilmesidir. Geride kalan haftalar gösterdiki Zokora kesinlikle bir selçuk değil, Jaja'da olmadığına göre orta saha top yapmakta ve hücüm-savunma arası köprü olmakta başarılı olamıyor. Orta saha Sapara ve Aykut'la daha dirençli daha üretken hale getirilebilinir. Bu konuda haklı olup olmadığım Zokora Afrika Kupası için milli takıma gittiğinde ortaya çıkacaktır ve belki ben de işlerin öyle dışardan sallamakla olmayacağını anlayacağım ama o zamana kadar ben haklı olduğuma inanmaya devam edeceğim.
Burak'ın cezasının bitmesi ve forvete geri dönmesiyle Trabzon'da oynayacağımız CSKA maçı daha farklı olacaktır ve tahminime göre galibiyetimizle sonuçlanacaktır. Bu durumda da takımımız büyük ihtimalle bir üst tura yükselecektir. Bu durumda görev en başında olduğu ya da olması gerektiği gibi yönetime düşecektir. Sürekli Şenol Hoca'nın sırtında bu işler yürümez. Sonuç itibari ile o da bir insan ve elinde sihirli değnek yok. Bu takıma devre arasında adam gibi bir sol stoper, bir orta saha ve bir de santrafor alın ama gözünüzü seveyim bu sefer hocayı dinleyin size şu 3. sınıf yabancıları çakan malum menejeri değil.
Son söz de şikecilerin CSKA destekçilerine gelsin, Romanya'lı teknik direktör Lucesku'nun da bir zamanlar dediği gibi '' Köpekler İstedi Diye Atlar ÖLMEZ''
Saygı ve sevgilerimle,
Kaydol: Kayıt Yorumları (Atom) | 3fcee64d9bbe | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
30 Temmuz 2012 Pazartesi
Dolaplara katılası marka MSGM
Aslında ilk gözüme çarpışı PreFall 2012 koleksiyonu ve muazzam kombinasyonlarla oldu. Eminim bazılarınız da başka bloglarda görüp kayıtsız kalamamışsınızdır. Sonra aynı şeyi burada gördüğünüz Resort 2013 koleksiyonu ile de yapınca MSGM bu blogta yer almalı dedim. Marka 2008'de kurulmuş bir İtalyan markası, kurucusu Massimo Giorgetti. Bu işlere en alttan, mağazalarda şatış temsilcisi olarak başlayıp, indie müzik merakını, yaratıcılığıyla birleştirip kendi markasında tasarımcı olarak devam etmiş. 2010 yılında Vogue İtalya tarafından desteklenen Who's next yarışmasında da kazananlardan olmuş. Değişik materyallerle yarattıkları kombinler ve gönlünüzü çalacak desenlerle MSGM izlemeniz gereken bir marka.
I first realized MSGM with PreFall 2012 collection and amazing styling. This Italian brand which was established by Massimo Giorgetti continues to amaze us with their Resort 2013 colleciton and great mixing of materials, fabrics and different styles.
Kaydol: Kayıtlar (Atom) | a322f0a3f716 | [
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Bu sene dağıtılan oscarlar içerisinde en önemlilerini sizin sevdikleriniz alacak!
Sevdikleriniz yıllardır hakettiği ödülüne kavuşacak.
Sevdiklerinizin bu sene Oscar sahibi olması sizin ellerinizde!
Duygularınızı anlatmanın bundan daha sevimli bir yolu olabilir mi?
Yılın Hediyesi!
Altın sarısı renginde, bakalit kaideye tutturulmuştur.
Seçmiş olduğunuz şablon, bakalit üzerine yerleştirilen altın sarısı renkteki metal plakanın üzerine yazılır.
Sevdiklerinizi yılın en iyisi ilan edin ve onları bu hediye ile şaşırtın.
Ebatları 19 cm x 6,5 cm x 6,5 cm
Sevdiklerinizin yüzünü güldürebileceğiniz ve kendinizi daha iyi anlata biliceğiniz eşsiz bir ürün.
Oscar Seçenekleri:
Talep ettiğiniz mesaja sahip oscar heykelini ''sipariş notu'' yada tarafımıza ''mesaj'' göndererek seçebilirsiniz.
Not: Ürün görselinin üzerinde "Yılın Aşkı Oscarı" yazmaktadır. Bu yazı temsilidir. Üzerinde sipariş sırasında seçtiğiniz mesajın yazılı olduğu oscar heykeli tarafınıza gönderilecektir. | ce4422f0aa8c | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
İyi ki doğdun Abdullah!
Ortadaki yakışıklı, benim kardeşim Abdullah. 1 Aralık'ta bir yaş daha büyüdü. Biz de isteği üzerine arkadaşlarını çağırıp güzel bir akşam hazırladık. Sağ yanındaki Serkan, sol yanındaki Muhammed.
Aslında doğum gününde mum üflemek gibi bir adetimiz yoktur. Yani kültürümüze sonradan girmiş birşey olduğu için çok da kabullendiğimiz birşey değil. Başka kültürleri taklit edercesine mum üfleyip parti vermek bize göre değilse de ufak bir çocuğun gönlünü yapalım diye böyle bir istisna yaptık. Arkadaşları arasında herkes kutlarken kardeşim de kendisi için bir doğum günü partisi istedi. Emine ablası da yanımızdayken beraber kutlayalım istedik. Havva ablası da geldi tam oldu.
Doğum günü için pastayı hazır aldık. Ben de pasta yalnız kalmasın diye yanına Kısır
ve Kıymalı Poğaça
yaptım.
Ev bir sürü çocuk dolunca heryer çocuk gürültüsü oldu. Baktık olacak gibi değil biz de onlara uyduk. Bir gürültüdür aldı başını gitti. Herkes güldü eğlendi, özetle güzel bir akşamdı. | 74f5ad7dc860 | [
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Balık ve Patates Babaanne, torunu için şimdi de özel bir balık kızartıyor ve yanına da patates kızartması yapıyor! Oyuna bağlandıktan sonra bu yaşlı kadına yardımcı olmalı ve torununu sevindirmesi için de aşamaları gerçekleştirmesini sağlamalısınız. Keyifli bir oyun olmasının yanı sıra her bir etabın değerlendirilmesi ve finale kadar da geçilmesi için en iyi şekilde turu tamamlamaya özen gösterin. Aksi halde oyun yarım kalır ve aşamalar da tamamlanmaz. Sizlere sunulan dengelerin tümü de mutfak içersinde ki malzemeler ile sınırlıdır. Malzeme yönetimine çok dikkat edin. Keyfini çıkarın ve finali garantileyin. Balıklarınız gayet taze ve bu da sizi bir hayli mutlu ediyor. | f9e65fcb3792 | [
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Türkiye siyasetinde bir partinin barajı aşıp aşmaması ilk kez bu denli önem arz ediyor. Bu da kuşkusuz adına çözüm denen sürecin akıbetine olan kaçınılmaz etkisinden kaynaklanmaktadır.
Çözüm sürecinin ne olduğu konusundaki belirsizlikler sorunun çözülmesinde samimi olan insanları kaygılandırmaktadır. Kaldı ki Kürt sorununun teşhisinde de aynı belirsizlik söz konusudur. Dahası Kürt sorunun ne olduğu konusundaki belirsizlik çözümün belirsizliğini beslemektedir. Nitekim söz konusu sorunu tekeline alan hükümet, PKK ve siyasi uzantıları sorunun tanımında hem fikir değillerdir. Bu da doğal olarak sürece yansımaktadır.
İnisiyatifi şimdilik elinde tutan Hükümetin çözümün ne olduğu sorusuna verdiği cevap; "çözüm; yürümekte olan süreçtir" şeklindedir. Sürecin çözümü belirleyecek olması Hükümetin elinde çözüme dair bir planın olmadığına işaret etmektedir.
Görünen o ki; adına çözüm denen süreç, Kürt sorununu çözmekten ziyade inisiyatifi elinde tutma mücadelesidir. Zira Türkiye'ye komşu ülkelerde meydana gelen hadiseler güç dengelerini değiştirmiş, buna bağlı olarak T.C. Milli Güvenlik Siyaset Belgesini ve dış politikasını kökten değiştirmeye mecbur kalmıştır. Aksi takdirde birçok temel meselede ipin ucunu elinden kaçıracağını görmüştür. İşte Hükümetin başlattığı bu çözüm süreci, Kürt meselesinde kontrolü elde tutma çabasından başka bir şey değildir.
Diğer taraftan PKK ve siyasal uzantısı HDP ise; çözüm sürecini T.C. 'nin ulusal politikalarının sonu ve Kürt sorununda inisiyatifi ele geçirme hamlesi olarak okumaktadır. Bu bağlamda mesafe aldığına dair değerlendirmeler haksız değildir.
Bu nedenle adına çözüm süreci denilen sürecin gerçekte çözüm süreci olmadığını, T.C. açısından kontrolü kaybetmeme, PKK ve HDP açısından ise kontrolü ele geçirme süreci olduğunu görmek gerekiyor. Bu haliyle çözüm süreci en iyi yorumuyla olsa olsa sorunu dondurma sürecidir.
Kaldı ki; Bu mesele Türkiye'nin ulusal sınırlarını aşan bir sorundur. Nitekim başta İngiltere olmak üzere büyük sömürgeci devletler tarafından Hilafet ilga edilince Kürt halkının yaşadığı coğrafya İran, Irak, Suriye ve Türkiye olmak üzere dört ayrı kukla yönetim arasında paylaştırıldı. Bu durum Kürt meselesini Türkiye'nin ulusal sınırlarını aşan bir boyuta taşıdı.
T.C.'nin ulusal sınırlarını her şeyin üzerinde tuttuğu sır değildir. Bu bağlamda Türkiye'nin kendi ulusal sınırları içinde yaşayan Kürtlere yönelik mahalli girişimlerinin meselenin çözümünde nitelik ve içerik açısından yetersiz kalacağı açıktır.
Diğer taraftan T.C. bu sorunun sebeplerinden birini teşkil etmektedir. PKK ve onun siyasi uzantısı ise Kürt halkına rağmen laik bir amentü ve terör yöntemiyle meseleyi dış güçlerin hesabına kana bulamıştır. Bu iki tarafın meseleyi masaya yatırması sorunun köklü ve kalıcı çözümüne katkıda bulunmamış aksine onu zora sokmuştur.
Her şeye rağmen Kürt halkının ancak beşte biri üzerinde etkili olabilen laik silahlı Kürt hareketi AKP'nin yanlış politikaları sayesinde Kürt halkının geleceği hakkında söz sahibi olma konumuna yükselmiştir. Barajı aştığı taktirde bu meselede inisiyatifi T.C.'nin elinden alacağı kuvvetle muhtemeldir. Böylece H.D.P, laikleştirdiği Kürtleri dağ kadrosuyla birlikte yeni maceralara sürükleyeceğini söylemek için kahin olmaya gerek yoktur. Kürt halkının sair kardeş halklarla bir gün mutlaka başlatacağı öze dönüş hamlesinin önünde bir handikap teşkil edeceği muhakkaktır.
T.C.'yi kurmakla Türkleri laikleştirme sürecini başlatan kadrolar, onlarca yıldır terörle az bir kısmı hariç laikleştiremedikleri Kürt halkını HDP'ye barajı aştırarak başaracaklarını ummaktadırlar. Kürt halkının mağduriyetini öne sürerek bu laik harekete katkı sağlamakta bir beis görmeyen entelektüel Müslümanların amellerini İslam terazisinde yeniden gözden geçirmelerinde bir hayır vardır diye düşünüyorum.
HDP'nin barajı aşmasıyla Kürt sorunun yeni bir boyut kazanacağından kuşku yoktur. Ancak çözüme katkı sağlamayacağı da o denli kesindir.
İslam'ın gölgesi dışında seküler ve mahalli çözümlerin sorunu derinleştireceğinden kuşku duyanların Müslüman olması oldukça düşündürücüdür. | 906bb93af669 | [
"c4",
"culturax",
"hplt2",
"vngrs"
] |
8 Şubat 2013 Cuma
Gitmeleri, gelmeleri, gel-gitleri, uzakları, kayıp gidenleri, umarsız bakarken kıyınızda köşenizde yaşananları, kabuk değiştirmeleri, vazgeçişleri, asla yaşanamayacakları, yaşanabilecekken zorla vazgeçirilmeleri ve daha nice başka duygu aynı anda yaşatan bir şarkıdır GEMİLER. Yirmi yıl olmuş. Ve ben bu yirmi yıllık süre boyunca her sene en az iki defa ama her seferinde bir kaç üst üste bu şarkıyı bağırarak söylerim Orhan Atasoy ile birlikte.Halatları kopmuş gemi gibi açığa sürüklendiğim günlerde.
Dibe vurmadan bir liman olaydı...
Gülüşlerinizde martı sesleri eksik olmaması dileğiyle.
NOT: Bu şarkının klibi bence hala gelmiş geçmiş en iyi kliplerden.
Gönderen Ayşe'nin Kitap Kulübü zaman: 8.2.13
Etiketler: Billur, Gemiler, Müzik, Orhan Atasoy
Hiç yorum yok:
Kaydol: Kayıt Yorumları (Atom) | b819414999d7 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
İşçinin İş Güvencesi Kapsamında Değerlendirilmesinin Tespitinde Aynı İş Kolundaki İşyerlerinde Çalışan İşçilerin Dikkate Alınması Gerektiği
Küreselleşen piyasa koşulları neticesi, yurtdışı menşeili birçok şirket Türkiye’de Şube açmakta veya irtibat ofisi adı altında iştirak kurmakta; ilgili iştiraklerde işçi istihdamı sağlamaktadır. İşveren Firmaların Türkiye’de faaliyet gösteren iştiraklerinde ihtiyaçları doğrultusunda ( İş Güvencesi Kurumundan faydalanılabilen otuz işçi sayısının genellikle altında ) personel çalıştırması; ülke sınırları dahilinde istihdam edilen personelin İş Güvencesi kapsamı dışında kalması sonucunu doğurmaktadır.
İşveren ile işçi arasında doğabilecek uyuşmazlıklarda; Türkiye’de mevcut irtibat ofislerinde çalışan işçi sayısının İş Güvencesi sınır sayısının altında kalması durumunda mevcut personelin İş Güvencesinden yaralanamaması hali gözetilerek; Yüksek Mahkeme tarafından bu sorunsal çözümlendirilmiştir. Nitekim, Yargıtay 9. HD 2006/9818 E. 2006/19560 K. Sayılı 03.07.2006 tarihli kararında hükmettiği üzere” 158 Sayılı ILO sözleşmesinde, işçilerin özel istihdam şartları bakımından veya istihdam eden işletmenin büyüklüğü veya niteliği açısından esaslı sorunlar bulunan durumlarda, işçilerden bir kısmının iş güvencesinin tamamı veya bir kısım hükümlerinin kapsamı dışında tutulabileceği öngörülmesine rağmen, kanun koyucu tarafından yurt dışında aynı iş kolundaki işyerlerinde çalışan işçilerin dikkate alınmayacağı yönünde açık bir düzenleme yapılmamış olması anlamlıdır. Başka bir anlatımla, aynı iş kolundaki işyerlerinin sadece ülke sınırları çerçevesinde değerlendirileceğini ilişkin bir yasal düzenleme bulunmamaktadır. O halde, işçi lehine hareket edilmeli ve aynı iş kolunda başka işyerleri olduğu açık ve kesin olan davalı işverene ait tüm işyerleri dikkate alındığında işçi sayısı bakımından gerekli yasal şartların mevcut olduğu kabul edilmelidir.” 4857 sayılı İş Kanunu temel alınarak verilen işbu hüküm neticesi aynı işkolundaki işyerlerinin sadece ülke sınırları çerçevesinde değerlendirileceğine ilişkin bir düzenleme bulunmadığından Türkiye’de Şube veya irtibat ofisi adı altında iştirak kuran yurtdışı menşeili firmaların Türkiye’de istihdam eden personelinin İş Güvencesi kapsamında değerlendirilebileceği hususu gözetilirken; ülke sınırları dahilinde istihdam edilen personelin sayısı tek başına İş Güvencesi Kurumundan faydalanmalarına esas teşkil etmeyecektir. | f6d1443a3db6 | [
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
The Lost City of Malathedra
Efsaneye göre bir zamanlar yaşamış olan kayıp şehir Malathedranın insanları sonsuz yaşamın sırrını keşfetmişlerdir.yüzyıllar sonra bile bu şehrin maceracılar tarafından aranması ölümsüzlüğe ulaşma isteğidir.Tarihçi Jonathan Wolfe da bu arayışa girmiş insanlardan biridir.Kızı Rebecca rolünde ölümsüzlüğü ararken kaybolan babasını arıyorsunuz.198 MB
Who wants to live forever? Nobody, really, according to the The Lost City of Malathedra, the debut adventure from independent developer Ethereal Darkness. According to this game, an ancient civilisation once discovered the secret of eternal life, but as one of the characters puts it, there’s a reason why lost civilisations are lost. Nevertheless, immortality is a tempting prospect, and fortune hunters have been after the key to Malathedra for many years. Historian Jonathan Wolfe is among those who have long sought the eponymous lost city, and just as he’s on the verge of a momentous discovery, enter the player in the role of his daughter Rebecca. Also a doctor of history, Rebecca is determined to pursue the goal of her father by following in his footsteps. As a scenario, this search for a long-hidden civilisation and its forbidden secrets sounds like it could prove exciting, if not groundbreaking.198 MB
you need directx to be updated, go to the game directory, find the folder "redist" there is directx update , install and try again.
Eğer siyah ekran alırsanız direct x sürümünü güncellemeniz gerekmektedir.Oyu n klasörü içindeki "redist" klasöründen yükleyebilirsiniz.
Oyunu açtığınızda eğer eksik dll dosyası uyarısı alırsanız BURADAKİ adresden eksik dll dosyasını tam adı ile aratın ve indirip oyunun kurulu olduğu klasör içine çıkartın.
İndirmek için tıklayınız-Click to download
İndirmek için tıklayınız-Click to download
+ yorum + 14 yorum
teşekkürler sis:)
oyun bombardımına tutulduk.Çok teşekkürler.
oyun güzele benziyor arkadaşlar:)
ingilizce bilenlerle oynarsak daha iyi olacak.
-oyunun ilk ekranında ormandayız.mağaranın girişi parmaklıklarla kapalı.
-mağaranın girişinde,sağında ve solunda bulunan çalılıkları el işareti ile tıkladık.altından kare metaller çıktı.
-bize göre soldakinin üstüne,adam çıkabiliyor.
-ağaçlar arsındaki siyah kutuyu,gene el işareti ile aldım.
-bie göre soldaki ağacı,el işareti ile tıklayınca ,ağaç sallanıyor ve hindistan cavizi düşüyor yere.
-hindistan cevizini da el işaretine tıklayarak alıyoruz.
-sanırım,çalııklarun altındaki kare siyah taşlara,elimizdeki siyah kutu ve hindistan cevizini koyacağız.ağırlık olsun diye.
-ağaca 4 kez daha tıkladım el işareti ile,her seferinde hindistan cevizi düştü aşağıya ve el işareti ile onlarıda aldım.
-ama elimdekileri yerlerine koyamıyorum:(((
-mausenin sağıyla tıklayınca,inventory çıkıyor.onunla istediğimiz nesneyi alıp kullanabiliyoruz.
-sağ ve soldaki yerdeki siyah kare taşlara,hindistan cevizi ve siyah kayayı koydum.
mağaranın kapısını açamıyorum.
-hindistan cevizi ve siyah kayayı yer değiştirdim.gene açılmadı.
oynayan yok mu benden başka?
Öncelikle oyun tutorial yani oyunun oynanış şeklini öğrenmek için bir ufak bir bölüm konmuş. Babaanne sen orda takılmışsın.
-Şimdi yukarda anlatılanlar yapıldıktan sonra, taş ve hindistan cevizi birlikte sağ taraftaki kare manivelaya konur ve sonra biz soldakine gelerek ağırlığımız yoluyla kapıyı açarız ve içeri gireriz.
-Burda bir ürkütücü mağara var, ortada daire şeklinde bir çeşit kapak var ama açamıyoruz. Açmak için sırayla 4 köşedeki ses cihazını hızlı bir şekilde çalıştırarak yukardaki kaya sarkaç itinayla düşürülüp, kapağı imha edilmeli.Yaptıktan sonra Kapağın altındaki merdivenlerden aşağı ineriz.
-Çeşitli ışık saçan kristallerin olduğu bir mağaraya geliyoruz. Kristaller dokunduğumuzda ya ışık saçıyor yada saçmıyor. Ben burda çeşitli kompinasyonlar deneyerek buldum. Belirgin bir kombinasyon yok o yüzden sürekli denemeketen başka çare yok. Kapı açıldığında içeri giriyoruz ve hazine odasını buluyoruz. Akabinde bu hazırlık bölümü bitmiş oluyor. Menüde Newgame'de Skip Previous olucak, onu seçip asıl oyuna başlıyoruz.
- Şimdi bir adada oyuna başlıyoruz, Burdaki amacımız babamızı bulmak. Ada büyük bir yer ve her yeri dolaşmamız ve insanlarla konuşup bilgi almamız gerek. Öncelikle başladığımız yerdeki dükkanları tek tek gezin, ve herkesle konuşup babanızı sorun. Sağ tarafta kafayı hafiften sıyırmış, dinamit satan bir amcamız var. ilerde büyük ihtimal ondan dinamit alıcaz ancak şimdilik burayı pas geçebilirsiniz. Sağdan devam edince bir sanat dükkanı var. Bu abla babamızı tanıyor. Yardım olarak adanın haritasını veriyor. Sorucak bütün soruları sorduktan sonra geri dönüp bu sefer soldan devam etmeye başlıyoruz. Babamızın kaldığı motele geliyouz. Burda sormamız gereken soruları sorduktan sonra, kadın odaya çıkabilmemiz için bizden para istiyor, bizde veriyoruz (inventory'de paramız mevcut) sonra diğer yandaki kapıdan odaya çıkıyoruz. Sağolsun babamız temiz bir oda bırakmış , etrafı inceliyoruz masada bağzı kağıtlar var okuyup bağzı konularda bilgi ediniyouz. Motelden çıktıktan sonra yine soldan devam. Bu sefer define haritası satan bir yere geliyoruz. Burdada konuşmalarımızı yaptıktan sonra solda yerde boş kırmızı mürekkep kavanozu buluyoruz. İlerde doldurmak üzere alıyoruz. Tezgahta kumar makinesi var isterseniz oynaya bilirsiniz, ancak ne kadar oynasakda bi sonuç çıkmıyor belki ilerde bir işe yarayacak. Dükkandan çıktıktan sonra başladığımız noktaya dönüp bu sefer yukarıdaki yoldan devam ediyoruz. Ada etrafında turlamaya başlıyoruz.
SanBlackDragon;çok teşekkür ederim.
nasıl kızıyorum kendime,ben nasıl düşünemedim aynı kareye koymayı itemleri diye:(((
mağaradayım şimdi.
- Adanın kuşbakışı görüntüsü çıkıyor, Sırasıyla West Beach (Batı Plajı) , Shady Lake (Shady Gölü) , Bongo Beach (Bongo Plajı) , Lake Luna (Luna Gölü) , Ruins (Harabeler) ve şu anda bulunduğumuz yer olan Port Placid (Placid Limanı) yer almakta. Batı Plajına gidip Bob'la konuşun, Bob Bıçağını kaybetmiş bizden yardım istiyor, Bizde hayır demiyoruz tabi, etrafa bakınırken bir kum tepeciği sol tarafta görünüyor fakat elimizde alet erdevat olmadığında bişey yapamıyoruz. Yolumuza devam edip, Shady gölüne gidiyoruz, Hemen sağımızda kırmızı meyveleri olan bir çalılık var ordan o kırmızı meyvelerden bir tutam alıyoruz. Boş mürekkem kutusunun içine koyup istediğimiz şeyi elde ediyoruz. İleri gittiğimizde bir ev var. Fakat kapısı kitli içeri giremiyoruz. Sonra tekrar yola devam edip Bongo Plajına geliyoruz. Burda bir balığa dans ettiren bir hintliyle, defineciye rastlıyoruz. ikisiyle konuştuktan sonra soldaki TİKİ Bar'a geliyoruz. Garson uyanmıyor bizde itelemek zorunda kalıyoruzki Bar yerle bir oluyor. Ordan bir bambu parçası alıyoruz. Placid Limanına geri dönüp Define haritası satıcısına mürekkebi veriyoruz, Bizim elimizdeki haritayıda istiyor, veriyoruz. Dükkandan çıkıp devam ettiğimizde soldaki motelin girişinde küllük var. Küllüğün hemen yanında kibrit var onuda alıyoruz. Tekrar yolumuza devam ettiğimizde ise Harabelere geliyoruz. Girişte lamba var alıyoruz ve yola devam ediyoruz. Duvara gittiğimizde duvarda bir terslik fark ediyoruz, sanki duvarın arkasında bir şey var, Dinamitle havaya uçurulması gerek büyük ihtimal. İşte benim takıldığım yerde burası bi türlü mağarayı terk edemiyorum. Bişeyi kaçırıyorum ama ne bilmiyorum.
Sherlock'u oynayamayınca buna başladım, seveceğim galiba fena oyun değil ve kolay gibi görünüyor... Tabi en baştayım.. ancak 4 sütünlu alandan aşağıya indim.
Yorum Gönder
Eğer bu sitede oyun oynuyorsanız lütfen ip uçlarını çözümleri yoruma yazarak diğer oyuncularla paylaşınız.Bu sitenin kuruluş amacı ilk türkçe HOG veya ADV oyunların çözümünün paylaşımla yapılabileceği site olmasıdır.Lütfen yeni oynanmaya başlanmış bir oyun için hemen walkthrough linki yazmadan önce,diğer oyuncuların çözümü kendilerinin bulmak isteyebileceğini düşünün.
Lütfen kırık linkleri oyunun tam adını veya sitedeki linkini de ekleyerek BURAYA tıklayarak maille bildiriniz
PLEASE DO NOT POST SPAM COMMENTS | fbc3fa552b15 | [
"c4",
"culturax",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Ikea Mobilya
Türkiye‘de mobilya sektörü sürekli olarak gelişmektedir. Mobilya sektörünün gelişmesinde tüketicilerin taleplerinin yanı sıra üretici firmaların sunmuş olduğu cazip hizmetlerin de etkisi bulunmaktadır. Eskiden insanlar çok fazla mobilya almazdı. Fakat şimdi hem ucuz fiyatlardan ötürü hem de çeşidin bol olmasından dolayı her sene mobilyalarını değiştiren insanlar bile vardır. Ikea mobilya sektöründe kendinden sıkça bahsettiren firmalardan birisidir. Özellikle Türkiye’ye getirmiş oldukları yeni bir satış politikası ile mobilya sektörünün gelişmesine oldukça katkı sağlamışlardır. Ikea‘da pek çok alana ait mobilya ürününü bulmanız mümkündür. Ayrıca bu ürünler sizin istediğiniz şekilde hazırlanmaktadır. Buda Ikea‘nın sunmuş olduğu en iyi hizmetlerden birisidir. Özellikle Ikea koltuk takımları müşteriler tarafından en çok beğenilen ürünler arasında yer almaktadır.
Ikea Koltuk Takımları
Ikea Koltuk Takımları Fiyatları
Ikea koltuk takımları son senelerde giderek yenilendi ve müşterilerin tüm ihtiyaçların giderebilecek hale geldi. Artık evler çok daha geniş tasarlandığından dolayı eşyaların boyutlarında küçültmeye gidilirken çok daha işlevsel oldular. Açılır kapanır koltuk takımları bu senenin en çok beğenilen ürünleri arasında yer alıyor. Dolayısıyla müşteriler evlerinde çok daha rahat oluyor. Evin eşya ile dolu olmaması adına Ikea mobilyaları oldukça az yer kaplıyor. Buna nazaran kalite ve kullanım açısından da hiçbir zorluk yaratmıyor. Bu sebepten ötürü de insanlar Ikea‘yı tercih ediyor. | 3afa83b2c88d | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Kara yolunda, ticari olarak tescil edilmiş bir motorlu taşıtı süren kişiye ne ad verilir?
Şekildeki gibi ışıklı trafik işaret cihazında, sarı ve kırmızı ışığın birlikte yanması sürücüye neyi bildirir?
Trafik görevlisinin geceleyin ışıklı işaret çubuğunu şekildeki gibi hareket ettirmesinin sürücüler için anlamı nedir?
Şekildeki tehlike uyarı işaretini gören sürücü aşağıdakilerden hangisini yapmalıdır?
Kara yolunun sağ ve soluna konan şekildeki trafik işaretleri sürücülere aşağıdakilerden hangisine yaklaşıldığını bildirir?
Şekildeki trafik işareti neyi bildirir?
Aşağıdaki trafik işaret levhalarından hangisi trafik tanzim işaretleri grubunda yer alır?
Ticari amaçla şehirler arası yolda yük ve yolcu taşımacılığı yapan araç şoförleri, 24 saatlik süre içinde devamlı olarak en fazla kaç saat araç kullanabilirler? | 1d7d2647b966 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Bu konuda aklıma ilk gelen şey, ayran.
Tatlı hariç her türlü yiyeceğin yanında ayran tüketen bir ayransever olarak Kore'de yana yakıla ayran aramıştım.
İtevon'da bulunan bazı Türk restoranlarında olduğunu duymuş olsam da, aynı lezzette olmadığını da öğrenmiştim. Bu nedenle büyük bir ayran özlemiyle Türkiye'ye döndüğüm ilk gün, iki kase yoğurdun yanında yarım litre de ayran içmiştim. :')
Sevgili arkadaşlar, Kore'de süt ürünleri ne yazık ki Türkiye'deki gibi değil. Peynir, yoğurt gibi ürünler çok çeşitli değil, pahalı ve lezzetleri farklı. Ayrana benziyordur umuduyla aldığım 'drink yougurt' (içmelik yoğurt) şekerli çıktı. Ayrıca normal meyveli yoğurttan çok daha farklı ekşimsi bir tadı vardı. Bu nedenle ne ayran tadını alabildim ne de tuz ekleyip ayrana benzetebildim.
Peynire gelecek olursak, Kore'de eritmelik peynir çok yaygın. En yaygın olan sarı renkteki peynir, marketlerde tüpler halinde(eski yumiyum şekerler gibi) adet olarak satılıyor. Bu peynirleri yemeklerin üzerinde erimiş ya da cipslerin yanında dip sos olarak falan servis ediyorlar. Tuzsuz bir peynir. Bu nedenle ben, Türkiye'den yanımda götürdüğüm küçük paketlerdeki tuzları çantamdan çıkarıp peynire ekliyordum. Peynir nasıl olmaz? Yoğurt nasıl olmaz? demeyin. Kahvaltı kültürleri tamamen farklı olduğu için peynir yeme ihtiyacı duymuyorlar ve hayvancılık yapılmayan bir ülke olduğu için süt ürünlerinin az olması ve etin pahalı olması gayet normal. (Aslında dağlık ülke, çok güzel hayvan yetişir, buradan yetkililere sesleniyorum.) Şaka bir yana, Kore, teknoloji satan bir ülke olduğu için, tarım ve hayvancılıktan seneler içinde uzaklaştı. Bu nedenle artık özleyiverelim yoğurdu, yapacak bir şey yok.
Bir diğer konu ise, belki de dünyanın hiçbir yerinde bizdeki gibi olmayan 'yardımseverlik' mevzusu.
Elbette ki, Kore insanı da oldukça iyi kalpli ve misafirperver. Hatta misafire bir şeyler ısmarlamak kültürü bizden daha gelişmiş olabilir. Biz daha çok ev misafirliğinde iyiyiz kanımca. Ama yardımseverlik konusunu istisnalar olsa da genelleyeceğim.
Metro'da Türkçe konuştuğumuzu duyup yanımıza gelerek bize 'Türkçe' yardım eden Koreli Bey'den özür dileyerek, Korelilerin çok yardımsever olmadığını söylemek zorundayım.
Her ne kadar Koreli arkadaşlarım Türklerin çok yardımsever olduğunu ve Korelilerin öyle olmadığını söyleseler de, gözümle görmeyi beklemiştim. Elimde koca bir bavulla metro merdivenlerinin başında kalakaldığım gün, sanırım ikna oldum. Türkiye'de olsa, saniyeler içinde bana yardım edecek bir sürü yağız delikanlı ortaya çıkardı. Fakat Kore'de işler öyle yürümüyor.
Kavga çıktığında kimse ayırmıyor mesela. Çocuğun biri gözümün önünde bir kızı itekleyip yere düşürdü, kimse bir şey yapmadı. Türkiye'de olsa o çocuğu linç ederlerdi.
Yollarda bayılmış sarhoşlardan bahsetmiştim ya, onları taciz etmemeleri iyi bir şeyken, yardım etmemeleri de bir o kadar garip gelmişti bana. Mesela Kore'de yol sorma kültürü de yok. Ellerinde navigasyon, herkes kendisi buluyor gideceği yeri. Tabii turistseniz bu garip olmaz ama, bir Koreli asla başka bir Koreli'ye yol sormuyor. Tabii özlüyorsunuz "Camii'ye arkanı ver, yüz metre ilerde solda ablacım"ları.
Mesela metroda falan da yalnızca yaşlılara yer veriliyor. (Üstelik bu kural baya dikkate alınıyor. Tıklım tıkış bir metroda yaşlı koltuklarının bomboş bırakıldığını gördüm. İçimden de baya oturmak gelmişti.) Belki hamileye de veriyorlardır ama 'kadına yer verme' kültürü yok.
(Gerçi artık bizde de büyük şehirlerde kalmadı bu kültür. Ben çok nadir rastlıyorum.)
Kafanızda daha iyi canlanması için bir anı daha anlatacağım...
Busan'dayız. Sabahlamışız ve inanılmaz bir yorgunluk var. Heunde kumsalından bir başka ünlü kumsala gitmek için günün ilk metrosuyla başka bir semte gittik. Ama ayaklarımızda derman yok. Kumsala ulaşamayacağız diye otel aramaya başladık. Bir otelin kapısı açıktı, içeri girdik. Hiç kimse yok. Zili çaldık gelen olmadı. Çıkmak zorunda kaldık. Ve kumsala doğru yürümeye başladık. Arkadaşım yürüdüğümüz yolu hatırlamadığını söylüyor, ne kadar yorgun olduğumuzu varın siz düşünün. Sonunda kumsalı bulduk. Çölde deniz bulmak gibi bir duyguydu. Sağa sola baktık açık bir tane kafe, restoran yok. Bitik durumdaydık ve kumsalda uyuma kararı aldık. Bir şemsiyenin gölgesine kıvrıldık. Çok geçmeden bir genç geldi ve patronun bizden şemsiye parası istediğini söyledi. Ben yarı baygın olduğum için arkadaşlarımdan biri ödemeyi yaptı ve uyumaya devam ettik. İnanılmaz sıcaktı ve kumsalda uyuyorduk, tam bir kabustu.
Bir süre sonra genç yine geldi ve PATRON YANDAKİ ŞEMSİYENİN GÖLGESİNİN DE ÜZERİMİZE GELDİĞİNİ SÖYLEMİŞ O YÜZDEN BİR ŞEMSİYE PARASI DAHA istemiş. Bu kez ben kalkıp celallendim. Bir iki kelam ettim beni anlamayan gence. Uzaktan bize bakan patrona delici bakışlarımı gönderdim ve parayı fırlattım. Sonra yine bayılmışım.
Şimdi bu olay Türkiye'de olsa, "Gariban kızlar perişan olmuşlar, çağır evladım bir çay çorba içirelim" derdi muhtemelen plajcı esnaf amcamız.
Bu nedenle Kore'de, -denemedim ama- yolda ihtiyacınız olsa birinin telefonunu kullanma ricasında bulunamazsınız gibi geliyor. Bu tamamen benim fikrim ama hiçbiri Korelilerin kötülüğünden değil elbette. Yalnızca alışkın olmadıkları durumlar olduğunu düşünüyorum. Öyle olduğuna inanmak istiyorum.
Yine de, Kore'deyken gerçekten prensesler gibi hissettik. İnanılmaz ilgi gördük, yollarda fotoğraflarımız, videolarımız çekildi, röportajlar yapıldı. Durduk yere tanımadığımız insanlar tarafından iltifatlar aldık. Yardım da ettiler, iyi de ağırladılar. O yüzden kimsede önyargı yaratmak istemiyorum. Ama düşerseniz de birinin elinizden tutup kaldırma ihtimalinin Türkiye'dekinden daha düşük olacağını bilin isterim.
Şu anda aklıma gelen bu iki ana öge var. Elbette yemeklerimizi, ailemi falan özledim ama bunlar zaten herkesin aklına gelebilecek klişe şeyler. Şimdilik bu kadar yetsin.
Başka bir yazıda görüşmek dileği ile, sizi seviyorum. | fd99ee8a00b4 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
20 Nisan 2013 Cumartesi
BABAYA BAK BABAYA!
18 yaşındaki kız hamile olduğundan şüphelenir ve durumu annesine anlatır. Annesi, çok tedirgin olur ve eczaneye bir hamilelik testi almaya gider. Sonuçlar kızın hamile olduğunu gösterir.
Anne, baba çıldırmıştır, bağırır çağırırlar ve 'bunu yapan hangi domuz, bilmek istiyoruz' derler. Kız telefon açar ve yarım saat içinde bir Ferrari evin önünde durur, içinden hafif kırlaşmış saçları ve çok pahalı bir elbisenin içinde yakışıklı bi adam iner ve kapıdan içeri girer.
Anne, baba ve kızla beraber otururlar. Adam babaya dönerek konuşmaya başlar;
- Kızınız durumu anlattı, kişisel durumumdan dolayı kızınızla evlenemem. Ancak tüm sorumluluğu üzerime alıyorum. Eğer bir kız çocuğu doğarsa annesine bir ev, bir yazlık villa ve 1 milyon dolarlık bir banka hesabı, eğer bir erkek çocuk olursa birkaç fabrika ve bir milyon dolarlık bir hesap, eğer ikiz doğarsa her ikisine de 2 milyon dolarlık hesap ve bir fabrika vereceğim.
Biraz duraksadıktan sonra;
- Ancak düşük olursa... O zamana kadar sinirli bir şekilde bekleyen baba adam sözünü bitirmeden elini adamın omuzuna koyar ve;
- Sorun etme evladım, o zaman da tekrar yaparsınız.
Gönderen Erhan Tığlı zaman: 03:04
Hiç yorum yok:
Kaydol: Kayıt Yorumları (Atom) | 608d67c7404b | [
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Antalya Konyaaltı Belediyesi ve Türkiye Triatlon Federasyonu işbirliğiyle bu yıl ikincisi düzenlenecek olan Cumhuriyet Kupası Konyaaltı Orta Mesafe Triatlon Yarışı, 27 Ekim Pazar günü başlıyor. Söz konusu etkinliğe yabancı sporcular da katılıyor.
Konyaaltı Belediye Başkanı Muhittin Böcek, Türkiye Triatlon Federasyonu Başkanı Hamdi Güneş ve federasyon yönetim kurulu üyeleriyle birlikte basın toplantısı düzenledi. Tüm Antalyalıları müsabakaları izlemeye davet eden Başkan Böcek, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla spordan sanatsal faaliyetlere kadar geniş kapsamlı etkinlikler düzenlediklerini, triatlon yarışlarının da bu etkinlikler arasında bulunduğunu kaydetti. Her tür sportif faaliyetin Antalya'ya katkısı olacağına değinen Başkan Böcek, "Yurt dışında ödül almış sporcuların da bu yarışa katılıyor olması bizim için önem taşıyor. Onların da kentin tanıtımına katkıları olacaktır."diye konuştu.
Başkan Böcek, Cumhuriyet Kupası Tenis Turnuvası ile başlayan etkinlik dizisinin, 27 Ekim Pazar günü yapılacak olan Cumhuriyet Kupası Konyaaltı Orta Mesafe Triatlon Yarışı ile devam edeceğini söyledi. Başkan Böcek bunların yanı sıra 27 Ekim Pazar günü Aşağı Kuzdere - Alacasu Koyu (Likya Yolu-Kemer)-Faselis parkurunda “Doğa Yürüyüşü” gerçekleştirileceklerini bildirdi. 26–27 Ekim günleri arası ise Ulusal Kaya Tırmanışı Şenliği düzenleyeceklerini dile getiren Muhittin Böcek, Cumhuriyet Kupası etkinliklerine 28 Ekim Pazartesi günü düzenlenecek olan Volkan Konak konseri ile son vereceklerini kaydetti.
Türkiye Triatlon Federasyonu Başkanı Hamdi Güneş de bu yılki yarışlara Türk sporcuların yanı sıra, 10 Fransız, bir Rus, bir Alman ve KKTC'den bir triatletin katılacağını söyledi. Kaydı yapılan sporcu sayısının 115 olduğunu belirten Güneş, yarışların yapılacağı güne kadar bu sayının 120'ye yaklaşmasını beklediklerini ifade etti.
Üç etapta mücadele edecek olan triatletlerin yarışacağı parkur şöyle: “Cumhuriyet Kupası’ etkinlikleri kapsamında düzenlenen yarışa katılan triatletler, 27 Ekim Pazar günü saat 08.00’de Konyaaltı Sahili 15 no’lu plaj önünden start alacak. Sporcular 1900 metre mesafeli yüzme parkurunu tamamladıktan sonra 16 no’lu plajdan çıkış yaparak Kent Meydanı ile Kemer-Büyükçaltıcak güzergâhında 90 kilometre mesafeli parkurda pedal çevirecek. Ardından 21 kilometre mesafeli koşu parkuruna girecek olan triatletler, Kent Meydanı’nda bitiş çizgisine ulaşacak. Koşu, Minicity ile Kent Meydanı arasında gerçekleştirilecek. Kent Meydanı’nda saat 16.30’da düzenlenecek olan ödül töreniyle de dereceye giren sporculara ödülleri verilecek.”
Anasayfa » Unlabelled » Konyaaltı Belediyesi'nin düzenlediği triatlon yarışı pazar günü başlıyor
Konyaaltı Belediyesi'nin düzenlediği triatlon yarışı pazar günü başlıyor
20:50 No Comments
Antalya Konyaaltı Belediyesi ve Türkiye Triatlon Federasyonu işbirliğiyle bu yıl ikincisi düzenlenecek olan Cumhuriyet Kupası Konyaaltı Orta Mesafe Triatlon Yarışı, 27 Ekim Pazar günü başlıyor. Söz konusu etkinliğe yabancı sporcular da katılıyor.
Kaydol: Kayıt Yorumları (Atom) | c247b7fc7f6e | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Hidroksiapatit'in V şeklindeki yüze sahip olmada etkisi
Yaşlanma ile azalan yüz ve el hacimlerini geri kazanabilirsiniz.
Medikal estetik sektörüne farklı soluk kazandıran yeni jenerasyon dolgu Hidroksiapatit Türkiye’de yaklaşık 3 yıldır (dünyada 1990’ların başından beri) kullanımda olup son derece iyi sonuçlar vermektedir.
Diğer dolgu maddelerinden farklı olarak derideki kolajen miktarını artırmaktadır. Kolajen derimize esneklik ve dolgunluğu veren yapı taşıdır. Radiesse kolajenin yeniden oluşumunu tetiklemektedir. Böylece vücudumuzda tetiklenen yeni kollajen oluşumu ile doğal bir yeniden yapılanma sağlanır. Bu sayede diğer dolgu maddelerine oranla daha doğal bir görünüm kazanılmış olunur.
Yapılan klinik çalışmalara bakıldığında Hidroksiapatit'in üst düzeyde güvenilir bir ürün olduğu ortaya çıkmıştır. 2004 yılında "CE" ve 2006 yılında "FDA" onayı alan bu ürün, klinik ve güvenlik çalışmalarında yaklaşık 25 yıllık bir veriye sahiptir.
"V etkisi"
Pek çok kadın sorunun farkında: Cildinizi genç tutmak için çok özenli davrandınız ama artık günlük kremler, düzenli egzersizler, sağlık diyetleri, içilen litrelerce su yetersiz kalmaktadır. Makyaj da artık yaşlanma izlerini ortadan kaldırmaya yetmemektedir.
Cildin yenilenmesini sağlayan hücre bölünmesi yirmili yaşlarımızın sonlarına doğru yavaşlar. Cilt nemini ve esnekliğini kaybeder. İlk olarak göz ve ağız etrafında ince çizgiler belirmeye başlar. Artık yüz eskiden olduğu gibi gergin ve pürüzsüz değildir.
Bilimsel araştırmalar bu soruna bir çözüm sunuyor: Hidroksiapatit etkinliği klinik olarak kanıtlanmış çift etkili dermal dolgu ürünüdür. Dolgu maddesi kırışıklıkları anında pürüzsüz hale getirir. Daha sonra, güçlü kolajen uyarımı cildin kendini yenilemesine yardımcı olur. Bu etkiyi “V etkisi" olarak adlandırıyoruz.
Genç yüz ”V” şekline sahiptir
Yüz ne kadar genç görünürse, deri o kadar sıkıdır ve konturları belirgindir. Genç kişilerde yüz simetrik görünüme sahiptir, “V” şeklindedir. Yaşlanma ile birlikte ”V” şekli tersine döner. Genleriniz ne kadar iyi olursa olsun, her cilt tipi sonunda düzgün yapısını kaybeder. Yüz oranları bozulur ve yüzün hacmi azalır. Yanaklar aşağı doğru sarkar, dudak çeneye doğru ve yüz aşağıya doğru genişler.
Sonuç: Genç “V” yavaş yavaş tersine döner ve kendinizi ne kadar genç hissederseniz hissedin, yaşınız görünür bir hal alır.
Hacim ve konturlar için "Hidroksiapatit"
Kırışıklıkların tedavisi için kullanılan yöntemler ve ürünler çoğu kez genç ve canlı görünümü geri kazanmak için yeterli olmaz. Yerçekimine karşı gelmek ve genç bir görünüme yeniden kavuşmak için yüz, gerçek hacime ihtiyaç duyar. Hidroksiapatit'in, uygunlandığı bölgelerdeki hacimi eski haline getirir. Derin kırışıklıklar, çökük ya da sarkık yanaklar yok olur ve doğal yüz konturları geri döner.
Yaşlanma ile azalan, yüz ve el hacimlerini geri kazanın
Deride yaşa bağlı nem eksikliği ve hücre yenilenmesindeki yavaşlama, esneklik ve ton düzensizliklerine yol açar. Bunun sonucunda başta burun ve ağız etrafında, bazen de yanakta derin kırışıklıklar ortaya çıkar. Aynı zamanda, derinin gerginlik ve düzgünlüğünü sağlayan deri altındaki ince yağ tabakaları yavaş yavaş parçalanır. Bu hacim kaybı özellikle elmacık kemikleri ve yanakta belirgindir. Sonuçta daha doğal görünüme sahip canlı bir yüz ortaya çıkar. Derimiz gerginliğini kaybettikçe, çene hattı sarkmaya başlar.Bu durum deri altındaki yaş dokusunun kaybıyla ilintilidir. Kaybın giderilip bölgenin doldurulması, çene hatlarını yeniden belirginleştirir ve yüze yeniden genç ve güzel bir şekil verir.
Yağ değişimi olarak "Hidroksiapatit"
Alt deriyi koruyan tabakadaki kalınlığın incelmesi yeni bir şey değil. Yağ transferi uzun yıllardır alt deriyi koruyan tabakanın tedavisinde kullanılıyor. Kalan yağ tabakası tartışılabilir, ve bu bir güç gerektirir – ki bu da vücudunuzun başka bir bölümünü de içine alan bir çeşit operasyon demektir. Pahalıdır ve zaman alır.
Hidroksiapatit temelinde kalsiyum bulunan şekil vermesi kolay yoğun bir dolgu malzemesidir. Bu uzun süredir ortopedide kullanılan ürünle aynıdır. 12 ile 24 ay süresince uygulandığında, el yapısına uyum sağlar ve hemen etkisini görürsünüz. Lifler ve damarlar arasındaki çukurlar tekrar doldurulur böylece hem kemikli görünüm hem de damar çıkıntıları (ve damarların koyu renkli görünümü) azaltılır, ellerinize gençliği simgeleyen daha yumuşak, dolgun bir görünüm verir.
Hidroksiapatit hem etkinlik hem de uzun süreli etkisinden dolayı güvenli, etkili ve oldukça popülerdir. Yumuşaklığı ve dayanıklılığı, onu kolayca enjekte edilebilir yapar. Tamamen doğal bir görünüm sağlayan operasyonsuz bir nakil ile yanak ve çene bölgesine de enjekte edilebilir. Ayrıca burundaki asimetrik görüntüyü düzeltirken ve genizde köprüsündeki yassılıktan kaynaklanan kemerli burnu düzeltmek için kullanılan malzemedir.
Hidroksiapatit hangi bölgelerde etkilidir?
- Kaşlarınızı kaldırıp gözlerinizin tüm güzelliğini ortaya çıkarır.
- Çökük şakaklar hidroksiapatit ile doldurulabilir. Böylece yüzünüz daha sağlıklı, daha az üzgün bir görünüm kazanır.
- Yanak kemiği dolgunluğu yüzün "V" şeklini güçlendirir ve genç görünüm sağlar.
- Dolgun ve düzgün kulak memeleri, görünüşünüze güzellik katar.
- Burun ve ağız kenarı arasındaki kıvrımlar can sıkıcı derinlikte olurlar. Bunlar hidroksiapatit ile kolaylıkla doldurulur. Böylece anında, canlı ve genç görünüme kavuşursunuz.
- Çökük yanaklar etkili biçimde doldurulur.
- Dudak kenarı çizgileri doldurulduğunda üzgün veya endişeli yüz ifadesi kaybolur, daha genç ve doğal bir ifade ortaya çıkar.
- Alt çenedeki konturların belirgin hale getirilmesi, genç "V" şeklinin sürdürülmesine yardımcı olur.
- Burun kemerindeki küçük çıkıntılar ve düzensizlikler hidroksiapatit ile doldurulur ve burun daha düzgün hale getirilir.
- Çoğu kez erkelerde görülen çökük çene hidroksiapatit ile doldurulur, böylelikle çene güçlü bir görünüme kavuşur.
- Düz çene yapısı yüzünüzü daha az ifadesiz gösterir. Çenenizdeki küçük çıkıntılar istenmeyen bir ifade verir. Doğal görünümlü çene düzeltmesi için kullanılır.
- Yaşlanmayla birlikte eldeki kemikler ve damarlar daha görünür bir hal alır. El sırtınız hacim kaybettiğinde hidroksiapatit size yardımcı olur.
Hidroksiapatit otorite sağlık kurumları tarafından test edilip onaylanmış mıdır?
Hidroksiapatit, Avrupa Birliği otoriteleri tarafından 2004’de onaylanmıştır. Güvenirlilik konusunda Avrupa Birliği standartlarına uygunluk anlamına gelen "CE" sertifikasına sahiptir ve aynı zamanda bu sertifika ürünün bağımsız kuruluşlar tarafından incelendiğini gösterir.
Tedavi prosedürü nasıldır?
Yeterli dolgunluk etkisi için yalnızca bir randevu yeterli olacak ve bu da yaklaşık 30 dakikanızı alacaktır. Enjeksiyondan hemen sonra etki gözlenecektir.
Hidroksiapatit ağrıya neden olur mu?
Hastaların büyük bir kısmı göreceli olarak tedaviyi ağrısız bulmaktadır. Doktorunuzla anestezi seçeneklerini görüşebilirsiniz. Reçetesiz ilaçlar dahil olmak üzere kullandığınız bir ilaç varsa doktorunuza bildiriniz. Aspirin gibi kanı sulandıran veya ağrı kesici ilaçlar istenmeyen morluklara neden olabilir.
Yan etkiler görülür mü?
Enjeksiyonlara karşı ciddi olmayan bazı bölgesel reaksiyonlar meydana gelebilir. Hafif şişme, ağrı, kaşıntı, morarma veya renk bozukluğu görülebilir. Fakat, bu etkiler birkaç saat ya da gün içinde kaybolur.
Hidroksiapatit'in etkisi ne kadar devam eder?
Bireysel sonuçlar yaş, cilt tipi, yaşam tarzı, metabolizma ve tedavi edilen bölgeye göre değişir. Genelde hastaların büyük bir kısmında etki bir yıldan fazla sürer. Dolgu maddeli yeni tedavi yöntemi hidroksiapatit elin üst yüzeyinin derisini tekrar doldurur. Dolgu, kemiklerde bulunan kalsiyum hidroksiapatit partiküllerinden oluşur, yani herhangi bir alerjik tepkinin olması mümkün değildir. Derinin altına enjekte edilmesi sonucu uygulama yapılan bölge anında dolgunlaştırılır. Vücutta bulunan kolajen zamanla bu maddenin yerini alır. Eller sadece daha kırışıksız değil aynı zamanda daha dolgun ve genel olarak daha genç bir görünüme kavuşur.
Uygulama, kullanılan travmatik künt kanüller ve eklenen lokal anestetik sayesinde ağrısızdır. Tedavi süresi 30 ila 60 dakika sürer. Uygulamanın gerçekleştirildiği gün eller yorucu faaliyetlerden sakınılmalıdır. Sosyal faaliyetler en fazla 1 ila 2 gün süreyle etkilenir.
Diğer ürünlerle birlikte kullanılabilir mi?
Daha önce kalıcı bir dolgu maddesi enjekte edilmişse önerilmez. Bu durumda, lütfen doktorunuzu bilgilendirin.
Deri altında hissedilebilir mi?
Uygulamadan sonra kısa bir süre enjekte edilen dolgu materyalini cildinizin altında hissedebilirsiniz. Materyal zamanla vücut ile bütünleşeceğinden artık hissedilmeyecektir.
Tedavi maliyeti nedir?
Uygulama bölgesine göre maliyet değişkenlik gösterir. Doktorunuz tedavi maliyeti hakkında sizi bilgilendirecektir.
- Hidroksiapatit'in avantajları
- Hızlı ve anında etkilidir,
- Kolajen uyarımı sayesinde uzun süre etkilidir,
- Tek bir uygulama ile dolgunluk sağlanır,
- Güvenli ve kolay bir uygulamadır,
- Alerji testine ihtiyaç yoktur,
- 4 Milyondan fazla hastada kullanılmıştır. | cf4ccab26954 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Gölcük’te yaşanan kazanın ateşi Dilovası’na düştü. Bugün sabaha karşı Gölcük Halıdere mevkiinde meydana gelen trafik kazasında 1 kişi öldü 17 kişi de yaralandı. Bursa’daki bir düğünden dönen ve katılan aileleri Sakarya’ya götüren Mustafa Uzun idaresindeki 54 S 1234 plakalı minibüs, D-130 Karayolu Halıdere mevkiinde önce kaldırıma ve ardından da refüje çarptı.
HASTANEDE VEFAT ETTİ
Kazada araçta bulunan 17 kişi çeşitli yerlerinden yaralandı. Yaralılar, olay yerine gelen sağlık ekipleri tarafından Gölcük Necati Çelik Devlet Hastanesi ile İzmit Seka Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı. Yaralılar arasında bulunan Dilovası’nda ikamet ettiği öğrenilen 22 yaşındaki Yasin Duran, kaldırıldığı hastanede doktorların tüm müdahalesine rağmen kurtarılamayarak hayatını kaybetti.
CENAZESİ BUGÜN KALDIRILACAK
Öte yandan kazada yaralanan kişilerden olan İsmail Nakkaş isimli şahsın da durumunun ciddiyetini koruduğu ve tedavisinin devam ettiği bildirildi. Kaza nedeniyle İzmit yönüne tek şeritten kontrollü sağlanan ulaşım, minibüsün kaldırılmasının ardından normale döndü. Dilovası Belediyesi’nden emekli olan Vahdet Duran’ın oğlu olan Yasin Duran’ın cenazesi bugün toprağa verileceği bildirildi. | 07ccad6f3a98 | [
"c4",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
İzmit Belediyesi tarafından gerçekleştirilecek olan “ Türkiye Muhtarlar Günü İzmit Buluşması” etkinliğine Ak Parti Teşkilatlardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Ataş’ın katılacağı açıklandı.
DOĞAN’DAN BİR İLK DAHA
Türkiye’de ilk defa 2013 yılında İzmit Belediyesi tarafından kutlanmaya başlanan muhtarlar günü, İçişleri Bakanlığı tarafından da yasalaştırıldı. Belediye Başkanı Dr. Nevzat Doğan yine bir ilke imza atarak Kocaeli deki muhtarlarla birlikte Türkiye’deki bütün il ve ilçe muhtar dernek başkan ve yönetimleriyle birlikte yaklaşık 1000 muhtarı İzmit’te misafir edecek.
Ak Parti Teşkilatlardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Ataş’ın da katılacağı muhtarlar günü kutlaması 16 Ekim Pazar günü saat 19.00 da Welborn Otel’de gerçekleştirilecek | 595e3678643b | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Kartepe Alo Evlat Hattı Protokolle Tanıştı
Kartepe Belediye Başkanı Hüseyin Üzülmez’in sosyal yardım çalışmaları çerçevesinde hayata geçirdiği, yeni ve örnek projesi olan patent başvurusunu da yaptığı “Alo Evlat Hattı”nda görev yapan ekip Kocaeli Valisi Hasan Basri Güzeloğlu ve diğer protokol üyeleri ile tanıştı. Vali Güzeloğlu’nun da övgüyle bahsettiği projeyle ilgili olarak, “Çok güzel örnek bir proje, emeğinize sağlık” dedi.
Önceki gün Kartepe ilçesi Karatepe Okulu’nda düzenlenen karne törenine Kocaeli Valisi Hasan Basri Güzeloğlu ve beraberinde il protokolü de katıldı. Kartepe Belediye Başkanı Hüseyin Üzülmez, törenlerde Kocaeli Valisi Güzeloğlu ve beraberindeki protokolle birlikte ilk ve ortaokul öğrencilerine karnelerini verdi. Başkan Üzülmez törenler sırasında Karatepe Mahallesi’nde görevden dönen Alo Evlat Hattı ekibini il protokolü ile buluşturdu.
Kocaeli Valisi Hasan Basri Güzeloğlu ve Kartepe Kaymakamı Ayhan Durmuş ile fotoğraf çektiren Alo Evlat Hattı Proje ekibi çalışmaları hakkında protokole bilgi verdi. Belediye Başkanı Üzülmez, doğumdan ölüme kadar her vatandaşa hizmet sloganı ile sosyal yardım çalışmaları kapsamında, yeni ve örnek projesi olan patent başvurusunu da yaptığı “Alo Evlat Hattı” projesinin ramazan ayı ile birlikte hizmete girdiğini açıkladı.
Alo Evlat Hattı görevlileri de, “İhtiyacınız olduğunda evladınız kapıda” sloganıyla, Alo Evlat Hattı’nın 371 11 71 nolu telefonuna 7/24 ulaşan Kartepelilere, bir evlattan istenebilecek temel ihtiyaçların karşılanması noktasında yardımcı olduklarını ifade ettiler. Görevliler, sosyal belediyecilik hizmetleri çerçevesinde “Alo Evlat Hattı” projesi ile bir anne-babanın evladından isteyeceği temel ihtiyaçların karşılanması için yardıma koştuklarını belirttiler.
Kartepe Belediyesi bünyesinde oluşturulan 5 kişilik Alo Evlat Hattı’nda görevli ekibi tek tek Kocaeli Valisi Hasan Basri Güzeloğlu ile tanıştıran Başkan Üzülmez, “İhtiyaç sahibi, yaşlı ve kimsesiz vatandaşların taleplerini karşılayacak bu hizmetimiz ilk günden beri hemşehrilerimiz tarafından da takdir gördü. Patentinin de alınması için gerekli girişimleri yaptık. Ekibimiz bir evlat şefkatiyle koordinasyonu sağlayarak kendisine iletilen talebin gün içerisinde karşılanmasını sağlayacak” dedi.
Kocaeli Valisi Hasan Basri Güzeloğlu’nun da beğendiğini ifade ettiği hizmetle ilgili olarak, “Çok güzel örnek bir proje, emeğinize sağlık” dedi. Kartepe Kaymakamı Ayhan Durmuş da örnek projeyi beğendiğini ifade etti. Kartepe Belediyesi’nin örnek projelerinden biri olan Alo Evlat Hattı ekibi, çalışmalarını beğenen il protokolü ile özçekim yapmayı ihmal etmedi. | 06a718e59b3d | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Rusya’ga Gelir Azalıyor
Rusya’da reel gelirler ağustos ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 8,3 düştü.
Rusya resmi istatistik kurumu Rosstat, Rusya'da reel gelirlerin Ağustos ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 8,3 gerilediğini açıkladı.
Bu yılın ocak-ağustos dönemi reel gelirleri ise geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 5,8 azalırken, bu yılın ağustos ayında ise bir önceki aya göre yüzde 1,1 yükseldi.
Rusya’da ortalama maaş miktarının 34 bin 100 ruble olduğu belirtilirken, Rusya Ekonomik Kalkınma Bakanlığı, reel gelirlerin bu yıl sonu itibarıyla bir önceki yıla göre yüzde 2,8 azalacağını öngörüyor.
(İnterfax,AA, Dünya ) | 7c6343eb2e3d | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Saturday, September 28, 2013
Yalan Dünya 3.Sezon:Teras Savaşları
Yalan'mı oldu,gezi parkına destek verdiği için yayından mı kaldırıldı derken ''Yalan Dünya'' 3.sezonuyla dün akşam itibariyle başladı. Hümeyra ve Rutkay Aziz'de Deniz'in anne ve babası olarak karşımıza çıktı.Vasfiye Teyze de ortalığı karıştırınca Kocabaş ailesi ve Alsancak ailesi arasındaki teras savaşları da başlamış oldu.Bu eğlenceli kapışma da yeni sezonun ilk bölümünün ratinglerini arttırdı.AB listesinde 3. ve TNS ratinglerinde 4. olan Yalan Dünya'nın en büyük artısı ise twitter'da TT olmasıydı tabiki.
Geçen sezona göre pek bir değişiklik yok aslında.Ama dünkü bölümün şimdilik çok iyi başladığını söyleyemeyeceğim.Çünkü Hümeyra ve Rutkay Aziz'in diziye girmesi Yalan Dünya'yı iyicene Avrupa Yakası yapıyor.
Deniz'in annesi rolündeki Çiğdem Alsancak (Hümeyra) ve Avrupa Yakası'ndaki İffet Sütçüoğlu karakterleri arasında hiçbir fark yok.Sıkça etrafındakilere ''Ay ben öleyim'' demesi,İffet'in soldan soldan geliyor repliklerini her defasında hatırlatıyor.
Gülistan'ın çoğu sahnede aşerdiği zaman ağzıyla yaptığı o itici hareketlerde ister istemez Avrupa Yakası'nda Makbule'nin daha da itici olan ''Kaymak varmış burda'' diyerekten insanların gırtlağından bir şeyler yiyormuş hissi veren hareketini hatırlatıyor.
Rutkay Aziz zaten Avrupa Yakası'ndaki Şarapçı Bülent tiplemesiyle daha bir revaçta olmuştu.Aynı tipi Yalan Dünya'da aynı konuşma tarzıyla yapan Rutkay Aziz'in buradaki tek farkı daha ekolojist ve vurdumduymaz olması.Kadınlara da düşkün olsaydı işte o zaman Şarapçı Bülent'in aynısı diyebilirdik
Bunları saydığımız zaman dizinin tek eksik yanının giderek ''Avrupa Yakası'' değil elbet.Bunun dışında geçen sezonlardan alışık olduğumuz aynı komik olayların ve özellikle Vasfiye Teyze'nin tekrarlanması.Vasfiye Teyze,olayları sürekli ''Ne çektin be,napacan mecbuur''.. gibisinden sebeblere bağlıyor.Arkasından getirdiği sözler güldürmüyor.Çok nadiren bir iki kişiyi gaza getirirse hafif bir tebessüm ettiriyor.Aynı olaylara geldiğimiz zamansa;Deniz ve Rıza arasında yaşanan kısır döngü ilişki.Bir araya gelseler bile,yine bir şekilde ayrılacaklarını artık seyirci anladı çünkü
Gelelim diğer karakterlere.İlk bölümden itibaren fenomen olan Orçun,sadece senaryoya uygun olarak ya patlıyor,ya da ufak ufak esprilerle onunda olduğundan söz ettiriliyor.Selahattin Çakaler,aynen bıraktığımız gibi.Bir taraftan Tülay'la,bir taraftan da Kocabaşlarla geçinip gidiyor.Ama ilk bölümlerde olduğu gibi çok fazla eğlendirmiyor ve mimik yapmıyor.O da geçen sezon olduğu gibi senaryoya uygun yerlerde daha çok kullanılacak sanırım.Kocabaş ailesine geldiğimiz zaman Şehmuz,Servet ve Gülistan üçlüsü de hala aynı kafadalar.Yeri geldi mi güldürüyorlar,yeri geldi mi anne,baba,evlat üçgenin devam ettiriyorlar.
Gelelim artılarına.Zerrin daha ilk girişten kendini belli ediyor zaten.İcra memurlarına karşı attığı taklalar cidden eğlenceli anlar yaşatıyor.Ve Gülse Birsel ona sağlam espriler yazıyor.Bir diğer artı, özünde biraz saf,ama gerektiği yerde provokeye gelemeyip parlayan Tülay'ın dünkü bölümde iki farklı şey yaşadığını gördük. Fırat'ın Yazgısı setinde çok komik ve eğlenceli bir rolde daha olduğunu ve en sonunda Selahattin'le daha ne kadar böyle yürütecekler derken kendini ona karşı ezdirmeyip aralarındaki her şeyi bitirmesi.Hem de yeni sezonun ilk bölümünden itibaren oldu.Bu ilk defa olmamıştı.Daha önce bir iki kere daha olmuştu bu ama bu sefer ciddi gibi.Eğer Gülse Birsel bu ikili arasındaki ilişkiyi bozarsa,işte o zaman bu sezon İrem Sak için de daha iyi gelebilir. Çünkü böylece Tülay'ın bu sefer kendini ezdirmeyeceğini,belki de bambaşka bir tiple karşımıza çıkacağını göreceğiz.
En çok hoşuma giden kısımlarsa Fırat'ın Yazgısı'nın olduğu yerler.Aslında Açılay'ın ayrılması bence bu sezon için iyi olacak gibi.En azından biraz daha gürültüsüz.Neyse Fırat'ın Yazgısı setine geç gelen yönetmen Tufan,3 tane dizi setinden geldiğini belirtiyor ve haliyle senaryoları da karıştırmış oluyor.Bu sahne türk dizi sektöründe sürekli rating için tutsun/tutmasın haftada en az 4 çerezlik dizi yapan Birol Güven ve Gani Müjde'ye çok sağlam bir gönderme olmuş.Ayrıca Gülse Birsel Olgun Şimşek'in arada bir oynadığı ''Ahmet'' karakterine de yer vermesi gerçekten iyi olmuş.Çünkü Tufan bu sefer Ahmet'i Zahter'i oynaması için kadın kılığına bile soktu.Hem de makyajsız.
Bir nokta daha var.Açılay Kocabaşlar'ın teraslarının önündeki plastik terlikleri ekolojist tutumundan dolayı baya bir takıntısı olmuştu.Açılay gidince sanırım onun nevrotik kişiliğini Çiğdem Alsancak dolduracak gibi.Hem de Çiğdem'in öyle bir takıntısı arttı ki terlikleri aşağı attı en sonunda.Ama her ne hikmetse ekolojiyle,herhangi bir akımla alakası olmayan Zerrin bile bu terliklere kafayı taktı.Aslında bu bana şunu hatırlattı.Leyla ile Mecnun,sürekli Yalan Dünya ile ya parodi yapıyor,ya da dalgasını geçiyordu.Bir de Leyla ile Mecnun'un küfürleri arasında en ağırlarından biri olan ''tuvalet terliği'' vardı.Gülse Birsel'de bu absürd takıntıyı bence kısasa-kısas hesabı senaryo eklediğini düşünüyorum.
Avrupa Yakası ve Yalan Dünya'nın ilk iki sezonunda aynı tarzı kullanarak hem bu tipleri oynayan oyuncuları,hem de seyircilerini memnun eden Gülse Birsel,bu sezonu da belki ilerleyen bölümlerde yeni karakterler,yeni olaylar,düzenlemelerle kotaracağını düşünüyorum.Bu tarzı ise nabza göre şerbet.Senaryoya göre konuya en yakın olan karakteri,ve en çarpıcı repliği en uygun karaktere vererek o tipi patlatması.Ya da komik bir olay etrafında eğlenceli tiplerin daha zekice olan atışmaları veya başka münakaşaları
Geçen sezon Neşet Ertaş'ı unutmayarak son jenerik müziğini onun ''Yalan Dünya'' türküsü yapmalarının ardından bu bölümde son jenerikte siyah bir ekranda ''Tuncel Kurtiz'i saygıyla anıyoruz'' cümlesi belirdi.Bir kez daha Yalan Dünya farkını ve vefasını göstermiş oldu.Başta Gülse Birsel'e,Jale Atabey'e,kamera arkasına,diğer oyunculara ve tüm ekibe yeni sezonun bol ratingli ve eğlenceli geçmesini dilerim...
Subscribe to: Post Comments (Atom) | 85d9881d62cb | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
BİR GENÇ KIZIN GİZLİ DEFTERİ 11
1. Basım 2014
330 Sayfa
Artık herkes tarafından kabul edilmelidir ki bir nesil İpek Ongun ve O'nun Serra 'sı ile büyüdü.
Ben genelde okuldaki ya da ilçedeki/ildeki kütüphanenin müdavimiydim.
O zamanlar bu tarz popüler kitapları kütüphanede bulmanın imkanı olmadığından yerli /yabancı klasikler ile kitap açlığımı doyurmaya çalışırdım.
Lise boyunca 2. el kitaplarla okudum.
Kendi kitaplarımızı yarı fiyatına satar , bir üst sınıfın kitaplarını yarı fiyatına satın alırdık biz.
Mali durumu çok iyi olan arkadaşlarımın da aynı hareketi yaptığına defaatle şahit olmuşumdur.
Evlendikten sonra eşim "kitap satılır mı , ne enteresanmışsınız "demişti.
Belki küçük çevre , yetişme tarzı adı neyse artık ama biz böyleydik , belki de bu sebepten İpek Ongun kitaplarıyla tanışamadık pek çoğumuz Serra'nın yaşlarında.
Evlenip , tekrar deli gibi kitaplara sardığım bir dönemde sırf o zamanlara inat edinmiştim bir-iki kitabını.
O zamanlar çok büyük hevesle okuduğum bu seriden , tekrar elime aldığım olmamış hiç.
Aradan yıllar geçmiş .
Geçenlerde yeğen 12. kitabı görüp 11'i okumadığını fark edip edinmişti , Yıllar Sonra'yı.
Sanırım 1 gün bile dolmadan bitirdi .
Sonra da "bu kitabı okuyan birini bulsam da konuşsam , yok ki çevremde okuyan" gibi bazı damar sözlerle bık bık etrafımda gezinmeye başladı.
Ben de onun okurkenki hallerine kanıp , dayanamadım;
"ver bari "dedim, tamam tamam
Serra ne alemde diye merak ta etmiyor değildim :D
Yeğen okurken sürekli kıkırdıyordu.
Ben kitabı hep gözlerim dolarak okudum .
Sanırım kuşak farkı dedikleri şey , tam da bu.
Bu kitapta Serra'nın kızının günlükleri var , arada bir iki de Serra'dan sayfalar.
Hoş bir geriye dönüş oldu benim için.
Serra'yı şimdi okumak, ne kadar değişmiş olduğumu gösterdi bir kez daha.
Not: İpek Hanım da "bu son" demesin artık lütfen, belli ki gelmeyecek bu serinin sonu yaşadığı müddetçe.
Sevgiyle... | fcefc05eb3ea | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
1-2. Basım 2012
Cep Boy 1. Basım 2014
422 Sayfa
Daha yazdan kalma zamanlardan biriydi üstteki fotoğraf çekilip , okuyorum diye paylaştığımda kitabı .
Kaç sayfasını okuyup kenara koydum bilmiyorum.
Bu yıl Ağustos- Aralık arasında geçen verimsiz okuma zamanlarıma inat yeniden sarıldım yarım kalan kitaplarıma , pek çoğunun okumuş olduğum yerlerini tekrar okuyarak.
Ve anladım yeniden , bir kitabı yarım bırakmak sevmemek değilmiş meğer .
Buket Uzuner bu güne kadar hep severek okuduğum yazar , yanıltmadı beni yine.
İlk seferinde yarım bırakılışı kitabın , beğenilmemesinden değil zamanın bana uymamasındandı.
Bayıldım Defne Kaman'a tek kelimeyle.
Hele Umay Bayülgen'in hastası oldum , belki etkisi altına girdim romandaki diğer kahramanlar gibi , kim bilir.
Ve Ümit Komiser ile yeniden o saf halini insanoğlunun hatırladım.
Belki biraz fantastik tarafıyla , hayal alemini yaşadım .
Velhasıl ben beğendim Su kitabını. Su gibiydi okumak , bazı yerleri ağır akan bazı yerleri ivmeye kapılan .
Ve öyle bir yerinde kaldı ki , 2. kitabı elimde olsa hiç beklemesem dedirten .
Bir de bu huyum var benim , seri kitapları ardarda okumak isteyen ama çabuk tüketmekten korkup erteleyen , işte o sebepten araya pek çok kitap girecek fakat unutulmayacak tarafımdan Defne Kaman :D
"Kendilerine öğretilen toplumsal örneklerle karşılaşmak , özellikle kendi cinsiyet ve iktidarlarından rol çalındığını düşünen insanlar için kaygı vericidir."
"Korkaklıklarımıza farklı bahaneler bularak başkalarını suçlamak bizi bir süre rahatlatır.Ancak çoğu zaman artık geç de olsa, ölmeden önce mutlaka gerçeği fark ederiz."
"Uğursuzluk hep başkalarından ve onların davranışlarından kaynaklanıyor sananlar, hayatlarını aslında hiç tanımadıkları bir beden içinde geçirenlerdir."
"Sevilme talebi sürekli reddedilince sevgisizlik de bir alışkanlığa dönüşüyor." | b72db73d2905 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Maça çok hızlı başlayan Zonguldak Ereğlispor, kaleci Abdullah'ın uzun attığı degaj sonrasında topla buluşan Durmuş Zonguldak Ereğlispor'u 1-0 üstünlüğe taşıdı. Zonguldak Ereğlispor futbolcuları Gülüç Belediyespor'un yaptığı preslere sakin kalıp seri pas yaparak Gülüç Belediyespor'lu futbolcuları daha maçın başında yormaya başladı. Rakip takımın kalesini abluka altına alan Zonguldak Ereğlispor futbolcuları Mert Candan ile yaptığı verkaç sonrası ceza sahasına giren Doğukan'ın uzak direğe şık vuruşuyla skoru 2-0 getirdi. Golden sonrada Gülüç Belediyespor kalesine yaptıkları şık paslar sonucunda akın akın hucum yapan Zonguldak Ereğlispor Mert Candan ile skoru 3-0 yaptı. Golden sonra Zonguldak Ereğlispor, yaptıkları paslarla adeta izleyenleri mest edecek futbol izlettiler. İlk yarı 3-0 tamamlandı
İkinci yarıya da hızlı başlayan Zonguldak Ereğlispor bulduğu fırsatları değerlendiremeyince Gülüç Belediyespor futbolcusu Cenk'in 2 karambolde önüne düştüğü iki top sonucu skoru bir anda 3-2 getirdi. Gülüç Belediyespor'un attığı gollere Zonguldak Ereğlispor'dan Durmuş'un cevabı gecikmedi skoru 4-2 ye getirdi. Bu kez de Gülüç Belediyespor, attığı üst üste çalımlarla Emre ile skoru 4-3 yaparak maça tekrar ortak oldu.
Maçta başka gol olmayınca Zonguldak Ereğlispor maçı 4-3 kazandı ve 6.maçından da galibiyetle ayrılıp puanını 18 yaptı. Gülüç Belediyespor ise 1 maç eksikle 6 puanda kaldı.
İlk 11 oyuncularında ki tüm oyuncuları 19 yaşından küçük olan Zonguldak Ereğlispor futbolcuları oynadıkları futbolla üst düzey ligde ki takımlarda çok rahatlıkla oynayabileceklerinin sinyalini şimdiden veriyorlar. | b840e688b86b | [
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Yapısal Kablolama
Yapısal kablolama, data ( bakır ve fiber) , ses, şebeke, UPS ve güvenlik sistemi sinyallerinin düzgün şekilde iletimini sağlamak üzere yapılan ve bu sistemleri tek bir çatı altında toplayarak yönetebilmeye ve gerektiğinde genişletmeye imkan sağlayan bir altyapı çalışmasıdır. Yapısal kablolama ile kurumların en önemli ihtiyaçlarından biri haline gelen veri ve enerji iletiminin, sorunsuz bir şekilde gerçekleşmesi hedeflenmektedir.
Sağlıklı bir sistemin en önemli yapı taşlarından birisi de, kusursuz çalışabilen bir ağ altyapısıdır. Sağlıklı altyapı üzerine oturtulmuş ağlar, hem yüksek performans hem de güvenlik için en önemli noktalardan biridir.
Yapısal Kablolama Sistemleri kritik iş uygulamalarının üzerinde çalıştığı network sisteminin en uzun süre kullanılan parçasıdır. Network sistemlerinin kablolama alt yapısı kadar uzun kullanılan başka hiç bir elemanı yoktur. Bu denli önemli olan kablolama alt yapısı kurumların toplam network yatırımlarının %2'sini oluştururken, karşılaştığımız network problemlerinin %80'inin temelinde hatalı tasarlanmış ve uygulanmış kablolama sistemleri tespit edilmiştir.
Yaşanabilecek en ufak bir sorunun büyük zaman kayıplarına ve maddi kayıplara yol açacağını göz önünde bulundurursak yapısal kablolamanın önemi daha açık anlaşılacaktır.
Adanet olarak, yeni kurulumlarda ve varolan sistemlerin yeniden yapılandırılmalarında, sisteminiz için en uygun kablolama alternatiflerini üretiyor ve gerçekleştiriyoruz. Bakım Anlaşması dahilinde ki firmalara bu hizmetimizi sürekli hale getiriyoruz. Altyapının sağlıklı çalışır durumda olduğunu periyodik testlerimiz, yönetilebilir ürünlerimiz ile bilginize sunuyoruz. | f8386b40259f | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
22 Aralık 2012 Cumartesi
Suriye'de kış
2012 miladi takvim yılının bitmesine günler kaldı. Bir yıl daha iyi ve kötü olaylarıyla birlikte tarihteki yerini almış olacak.
Kimileri iyilikleri ile anılırken, bazıları ise tarihin kara sayfalarına geçmiş olacak.
2012 yılına damgasını vuran uluslararası olayların başında, Suriye’de yaklaşık olarak iki yıldır yaşanan insanlık dışı olaylar geliyor.
Dünyanın bu işte kilit rol oynayacak ülke ve kurumları ise bu insanlık dışı gidişe seyirci kalmaya devam ediyor.
Kışın şiddetli etkisini gösterdiği şu sıralarda Suriyelilerin özellikle savaşın ortasında kalanların ve sınır komşulara kaçış yolu bulamayanların durumu çok daha acı ve hüzün verici.
Bir taraftan zalim yönetimin yağdırdığı bombalara karşı kendilerini savunmaya çalışırken, Suriyeliler diğer taraftan kış şartlarının getirdiği zorluklar karşısında hayatta kalmaya çalışıyorlar.
Suriye’nin zalim lideri bütün dünyanın, insan hakları savunucuları ve diğer benzeri kuruluşların gözleri önünde zulmüne kesintisiz olarak devam ediyor.
Arkasına aldığı birkaç devletin desteği ile kan akıtarak, gidişine çok az zaman kalsa da vahşetini sürdürüyor.
Bu zulme ve bu vahşete, dünya sanki sessiz kalmayı tercih ediyor ya da arada bir cılız bir şekilde kınama türünden bir iki laf ediyor.
İşlerine gelmezse, savunuculuğunu yaptıkları değerlere pek sahip çıkmıyorlar gibi bir görüntü veriyorlar.
Bir başka deyişle sahip çıkılması gereken insani değerlere olan bağlılıklarında samimiyetsiz bir politika izliyorlar.
Madem uluslararası hukuk ve insan hakları örgütü var, bu kurumlar demek ki gerekeni yapamıyor. Bu hususta tutarlı bir yol izlemiyor...
Çünkü Suriye’de yapılan katliamlar gerek insan hakları ve gerekse uluslararası ceza mahkemesi prensiplerini ihlal eder nitelikte.
Suriye’nin sözde liderinin ne iş başına geliş şekli ve ne de yaklaşık son iki yıldır yaptıkları hiçbir insani ve hukuki prensiple bağdaşmamaktadır.
Suriye’de yaşanan insanlık dışı duruma uluslararası hukuk kurumu, insan hakları savunucuları ve uluslararası toplumun önde gelen ülkeleri bu vahşeti durdurmak için gerekli çabaları göstermeleri gerekir…
Zaten meşruluğu kalmayan ve meşru olmaya yanaşmayan mevcut yönetimin ve liderinin Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından kovuşturmaya tabi tutulması bu mahkemenin asli görevi olmalı.
Çünkü kuruluş amacı bunu gerektiriyor.
Ancak burada iş gene Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyine düşüyor. Güvenlik Konseyi de bugüne kadar bu hususta olumlu bir karar alamadı.
Adaletin temsilcisi gibi görünen, ancak bu işe yanaşmayan Güvenlik Konseyi ise bu tutumuyla ne adaleti, ne insan haklarını ve ne de hukuktan yana olduğunun temsilcisi olamayacağı görüntüsünü veriyor.
Bu da, 21. yüzyılın şeffaf dünyasında Suriye’de yaşananlara, dolaylı da olsa zulme onay vermekten başka bir manaya gelmiyor.
Gönderen İbrahim Küpeli zaman: 15:25
16 Aralık 2012 Pazar
Küresel problemlere pansuman tedbirler!
Küresel sorunların çözümüne önderlik ederken gerek zamanlamasında ve gerekse başka nedenlerden dolayı tam ve kesin olarak sonuca gidemiyor. Bu da sorunların bir bakıma kronikleşmesine yol açıyor.
Birleşmiş milletler ‘balık tutmasını öğretmek’ yerine ‘balık vererek’ dünya genelindeki milyonlarca insanın sorunlarını çözmeye çalışıyor.
Kalıcı çözüm yerine, geçici olanı tercih ediyor. Pansuman tedbirlerle küresel toplumun yaralarını sarmaya çalışıyor.
Bu çabası olağanüstü ve acil durumlar için çok yerinde ve çok doğru...
Bu anlamda elbette yapılması gerekeni yapıyor, ancak iyileştirmelerin sürdürülebilir bir yapıya kavuşmasında yetersiz kalıyor.
Temel insani sıkıntılara baktığımızda, dünya genelinde 1 milyar insan güvenli içme suyundan yoksun, yine yaklaşık başka bir milyar insan açlıkla karşı karşıya bulunuyor, yeterli beslenemiyor; 2,5 milyar insan ise sanitasyon eksikliği, yani zaruri ihtiyaçların giderilmesi için elzem olan, hijyenik ve sağlıklı olmayan bir ortamda yaşamaya çalışıyorlar.
Bu yapı içerisinde her yıl binlerce insan bu eksikliklerden dolayı hayatını kaybettiğini yine BM’ye bağlı kuruluşların raporlarından öğreniyoruz…
Kronikleşmiş uzun yılların küresel sıkıntıları yanında acil yardım bekleyen çeşitli nedenlerle mağdur olmuş insanlar için BM’nin acil finansmana ihtiyacı var.
Birleşmiş Milletler 2013 yılı için acil olarak 8,5 milyar dolarlık bir fona ihtiyaç duyuyor. Önümüzdeki yıl içinde 51 milyon insanın acil ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla bu finansmanı bulması gerektiği çağrısında bulunuyor.
Bu insanlar tabii afetler veya şiddete maruz kalmaları neticesinde yerlerinden yurtlarından edilmiş, açlıkla karşı karşıya kalmış, evsiz, korumasız ve savunmasız durumdalar.
Acil yardım yapılacak ülkelerin çoğu Afrika'da bulunuyor.
Mevcut durumda Afrika yeryüzünde en sıkıntılı kıtaların başında geliyor.
Terör, iç savaş, kabile savaşları, kuraklık, açlık ve göçler bu kıtanın en çok yaşadığı önemli problemler.
Savaş, terör ve iç karışıklık ortamı, başta insan olmak üzere bütün canılar için hayatı idame ettirmenin en büyük engelini oluşturuyor.
Huzura ve güvene yer olmadığı gibi, yatırımı, üretimi risk altına alan ve yaşamı tehdit eden bu olumsuz gelişmeler sürdükçe normal bir düzene geçmek mümkün olmuyor.
Afrika’da aşırı yoksulluk çeken ülkeler; Çat, Mali, Moritanya, Nijer, Sudan, Kamerun ve Nijerya; bu ülkelerin insani gelişme seviyeleri en düşük olarak bulunuyor dünyada.
Politik istikrarı sağlayamamak bu ülkelerin önde gelen eksiklikleri, bu da başta herhalde bu ülkelerin liderlerinin eksikliklerinden kaynaklan bir durum… İşin içine başka yanlışlıklar da dahil olunca ve bu kötü ortamı fırsat bilerek bu ülkelerin birlik ve beraberliğini sabote edecek şekilde yönlendirince istikrar ve güven ortamını sağlamak zorlaşıyor.
Netice olarak küresel olarak büyüyen problemler karşısında Birleşmiş Milletler kalıcı çözümde yetersiz kalarak pansuman tedbirlerle meselelerin üstesinden gelmeye çalışıyor…
Gönderen İbrahim Küpeli zaman: 11:51
14 Aralık 2012 Cuma
Kanlı oyunun uzatmaları
Bugüne kadar varlığını sözde temsilcisi olduğu ülkesinin insanlarına baskı yaparak sürdüren Suriye liderinin sona yaklaştığı açıklamaları yapılıyor.
Bu aşamaya kadar Suriye liderini destekleyen Rusya da artık ümidini kesmiş görünüyor.
Rusya dışişlerinin yaptığı açıklamalarla Suriye’nin zalim liderinin gidici olduğunu itiraf etti.
Mevcut dikta rejiminin her geçen gün ‘toprak ve güç kaybettiği’ açıklamasını yaparak, muhaliflerin üstünlüğünün kabul edilmesi gerektiğini itiraf etti.
Rusya’nın bu açıklaması, bir gün önce ABD başkanı Barak Obama’nın Suriye’deki muhalifleri tanıyacağını açıklamasından sonra geldi!
Bu açıklamalar, Rusya’nın bugüne kadar; politikasıyla, maddiyatıyla ve silah vererek desteklediği mevcut Suriye liderinin sonunun çok yaklaştığını gösteriyor olmalı.
Suriye liderinin zemin kaybettiğini, muhaliflerin ise kazandığını Rusya dışişleri itiraf ediyor. “Muhaliflerin zaferini dışlayamayız” diyor…
Amma neden sonra, binlerce masum insanın ölümüne neden olunduktan, 500 binin üzerinde Suriyelinin komşu ülkelere; Türkiye, Ürdün ve Lübnan’a sığındıktan ve 2,5 milyon insanın bulundukları yerleri ve evelerini terk ettikten sonra…
Dahası, geride 40 – 50 bin civarında masum insanın ölümüne neden olarak ve yakılmış, yıkılmış, harap olmuş bir şehir bıraktıktan sonra!
Yani kelimenin tam manasıyla ba’de harab’ül Basra…
Bu aşamadan sonra kanlı oyunun ikinci perdesi mi başlamış olacak...
Dış basında yapılan yorumlar ve açıklamalara göre, yaklaşık iki seneyi bulan çarpışmaların neticesinde Suriye’nin %60’nın muhaliflerin kontrolünde bulunduğu; geri kalan kısmın tamamen ele geçmesi için ise bir buçuk senelik bir zaman alacağı şeklinde…
Bir başka senaryo ve öngörü ise bu aşamadan sonra, Suriye’nin dörde bölüneceği şeklinde. Yani Yugoslavya benzeri bir tablonun ortaya çıkacağı tahmin ediliyor!
Sona yaklaşan bu süreci muhaliflerin çok iyi değerlendirmesi gerekiyor ki karşılarına açıklanan ve beklenenden çok farklı bir durum çıkmasın.
Arap Baharı’nın mevcut durumda en son ülkesi Suriye olmuştu, öncekiler henüz otokratik rejimden demokratik rejime geçiş sürecini yaşıyorlar. Demokratik düzene ya alışık olmadıklarından ya da bu düzen kurum ve kurallarıyla tam olarak teşekkül etmediğinden hâlihazırda geçiş dönemini tamamlayamadılar.
Özellikle Mısır bu süreci tam olarak tamamlayamadı. Bir başka nedeni de kargaşa ortamına çok müsait olmasından ileri geliyor, yani hassas süreç devam ediyor.
Rejimin oturmasında da her iki tarafa önemli görevlerin düştüğünü unutmamak gerekiyor…
Esat sonrası Suriye’de de kargaşa yaşanmaması için tarafların, birbirlerine düşmeden, makul bir paydada buluşması gerekiyor ki rejimin değişim ve geçiş döneminde her bakımdan zaten çok fazla tahribat görmüş ülke, bu aşamadan sonra bir daha yaşadığı acıları ve kargaşayı yaşamasın…
Demokratikleşeme aşamasında İslam ülkelerinin en büyük sıkıntısı çabuk dolduruşa gelmeleri, başaklarının hain emellerine çabukça alet olmalarından ileri geliyor.
Bu istenmeyen durumu henüz tam olarak demokratik düzeni hazmedip, uygulamaya koyamayan ülkelerde maalesef görmek mümkün!
Netice olarak Suriye’nin zalim lideri bir kez daha ‘Zulümle abat olunamayacağı’ vecizesini tasdik ederken; lider ve yönetici olarak varlığı sürdürmenin ise bilgi, ilim-irfan, hak ve adalet ve hukuk kuralları erdemlerine sahip olarak mümkün olacağı gerçeğini akıldan çıkarmamak gerekiyor.
Dileyelim geride kalan zalimlere bundan ders çıkar…
Gönderen İbrahim Küpeli zaman: 10:28
6 Aralık 2012 Perşembe
Radical economic shifts in next decades
Globalization has pushed the world to enter into an inclusive change, in other words it has taken the world into a restructuring and integration process.
Until now seemingly the world cannot be able to completely adapt to the global system and global economy in a healthily way. Because of economic crisis has not yet been recovering for years across the world.
The weak data about economies is likely to put pressure on the government to boost stimulus measures to spur growth.
Thereby, more belt-tightening measures and austerity budget are foreseen in particular throughout Europe by the governments for 2013, too.
Workers across the European Union are staging a series of protests and strikes to show their reaction against rising unemployment and austerity measures. The bad condition in economy throughout Europe, of course, takes the entire world under its contagious effect more or less…
Meanwhile, when we have a look at Turkish economy, it has enjoyed crucial development, despite some negative events both in its surrounding countries and the world. Regarding confidence and stability which are the indispensable stipulation of sustainable development have been established, the country has recorded noteworthy gains almost in every area through last decade.
In this achievement, due to the ruling party being winner alone of the general elections three times without any gap has played important role in this development, as well as its consistent policies.
Building confidence and stability feature a crucial importance in terms of attracting and encouraging investors for investment from both home and abroad.
Thanks to the ruling Ak Party’s smart governance during last decade, the country has gained great earnings ranging from domestic issues to foreign ones.
In the macroeconomic area, such as production, consumption, exports, per capita income, gross domestic product have outstandingly boosted when compared to the previous term.
Exports of Turkey have consistently boosted in the last decade.
For 2012, targeted figure is some $150 billion. In the first eleven months this year, the accomplished export figures show that the year-end target would be achieved.
Setting stability and perceiving capacity in macroeconomic indicators, the government has scheduled some objectives for the upcoming years.
One of them is to achieve exports worth $500 billion and second one is to enter into ten biggest economies in the world by 2023, the centenary celebration of Turkish Republic.
The ruling party also aims to achieve per capita income by $25 thousand and $1 trillion worth of trade volume at the end of next decade.
Meanwhile, the world economy has been also experiencing some fundamental changes.
According to a report of OECD, the balance of economic power is expected to shift dramatically over the next half century, with fast-growing emerging-market economies accounting for an ever-increasing share of global output.
The United States is expected to cede its place as the world's largest economy to China, as early as 2016, India’s GDP is also expected to pass that of the United States over the long term, the OECD recorded.
OECD also predicts, combined, the two Asian giants would soon surpass the collective economy of the G7 nations. Fast-ageing economic heavyweights, such as Japan and the euro area, will gradually lose ground on the global GDP table to countries with a younger population.
The report also highlighted that shifting balance of long-term global output would lead to corresponding improvements in living standards, with income per capita expected to more than quadruple in the poorest countries by 2060 and the gap that currently exists in living standards between emerging-markets and advanced economies will have narrowed by 2060.
The indicators and conditions signal that radical shifts would happen in the favor of emerging economies, in the next decades.
Gönderen İbrahim Küpeli zaman: 12:40
1 Aralık 2012 Cumartesi
Filistin için yeni başlangıç ve yeni bir sayfa
Büyük bir oy çoğunluğuyla, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda yapılan oylamada Filistin BM’ye ‘Üye Olmayan Gözlemci Devlet Statüsü’nü kazanmış oldu, böylece 29 Kasım 2012 tarihinde Filistin için yeni bir sayfa açılmış oldu.
Bu tarihe kadar Filistin devletinin kurulmayışının arkasında yatan olumsuzlukları kısaca irdelediğimizde; birincisi Filistin’in yalnız bırakılmış olması, ciddi bir şekilde arkasında destekleyeni olmayışı idi.
Bir başka önemli neden ise Filistin’in kendisini yanlış yönlendirmiş olması, yani yol haritasını yanlış çizmesinden ileri geliyordu. Kendisini temsil edenlerin yapmış olduğu yanlışlıklar idi…
Savunmasını hep karşı tarafa kendi eliyle taviz vererek yapma yolunu seçmiş olmasından ileri geliyordu.
Bu durum giderek kendisini yalnızlaştırdığı gibi, hem çok sayıda masum insanını, her yaştan, acımasız İsrail’in zulmü altında kaybetmiş oldu.
Ayrıca önemli miktarda toprak kaybına maruz kaldı. Çok sayıda insanı yerini yurdunu terk etmek zorunda kaldı.
Önemli ölçüde insan hakları ihlalleri yaşadı.
Bu sürece gelinceye kadar bütün İslam ülkeleri hipnoz edilmiş; yasal yollardan zulüm, baskı ve insanlık dışı muameleye maruz kalan Filistin halkına karşı yapılanlar karşısında âdete dilini yutmuş gibiydi…
Ancak gördüğümüz ve takip ettiğimiz kadarıyla, gerek ülkemiz ve gerekse bölgemizde bir değişimin öncüsü olarak işbaşına gelen Ak Parti iktidarlarının Filistin konusunda takındıkları tavır ve politika bu mazlum insanların sesinin dünyaya duyurulmasında hayatî bir rol oynadı. Özellikle de, Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Filistin’in haklı davasının yanında cansiperane duruşunun büyük payı olduğunu herhalde unutmamak gerekiyor!
Türk hükümetinin ve Türk dışişlerinin zulmün ve haksızlığın karşısında kararlı ve dirayetli duruşu sayesinde Filistin’in bugünkü konumuna ulaşmasında göz ardı edilemeyecek kadar payı ve rolü olduğunu kabul etmek gerekiyor.
Buna bir de Filistin davasına dokuz şehit veren Mavi Marmara insani yardım gemisini ilave edersek, Türkiye’nin yapmış olduğu diplomatik katkıların ve çabaların Filistin’in haklı davasının dünya çapında yankı bulmasına yol açtı.
Bu aşamadan sonra Filistinlilere ve liderlerine önemli işler düşüyor...
Artık uluslararası toplumun bir parçası olarak Filistin’in kurumsal yapılanmasını tamamlayıp, uluslararası kural ve hukuka göre hareket ederek, kendilerine haksız bir şekilde atfedilen yanlış bir tanımdan kurtulmuş olmalarını dileriz.
Bu arada İsrail’in 3000 adet yeni yerleşim alanı kurma kararı yayılmacı ve işgalci kimliğini sürdüreceğini gösteriyor.
Sürekli olarak Filistinlileri zalim ki, bu insanlar kendi öz topraklarında mazlum ve sürgün duruma düşmüşler, kendisini ise mazlum olarak göstermesi ve BM'nin de bu görüşü onaylaması ise bu meselenin çözümünü güçleştirmekten başka şeye hizmet etmeyecektir.
Gerek BM ve gerekse uluslararası toplumun gerçekleri görüp kabul etmesi, mazlumu, mağduru ve zalimi ayırt etme erdemini göstermesi gerekiyor.
Bugüne kadar, altmış yılı aşan bir süre zarfında İsrail devletinin işgal ettiği topraklarda haksız bir şekilde Filistinlileri potansiyel suçlu göstererek bu insanlara yapmış olduğu işkence ve zulüm tarihin sayfalarına bunu yapanlar ve destekleyenler adına kara bir leke olarak geçecektir.
Bugüne kadar bu zulmü destekleyenler son oylamada da açık bir şekilde bütün dünyaya zalimden yana olduklarını BM’de yapılan oylamada Filistin devletinin kurulmasına karşı oy kullanarak kendilerini âdete tescil ettirme görüntüsünü vermişlerdir.
Hiç değilse bu aşamada çekimser kalarak bir nebze olsun bu işin çözümüne katkı sağlayabileceklerini göstermeleri gerekirdi...
Gönderen İbrahim Küpeli zaman: 10:17
Kaydol: Kayıtlar (Atom) | 42a20ed53b37 | [
"culturax",
"hplt2"
] |
Adanet Bilişim ve Güvenlik Sistemleri bilgi-işlem teknoloji çağında dünyadaki gelişme ve teknolojileri ülkemizde uygulamak elektronik güvenlik konusunda gereken ihtiyaçlara çözüm ve proje üretmek bilgi çağının getirdiği bu küreselleşme karşısında iş dünyasının yeni ihtiyaçlarına cevap vermek amacıyla 2011 yılında kurulmuş genç ve dinamik bir şirkettir.
Elektronik güvenlik sektöründe rakiplerinden sıyrılarak hedeflerini büyüten Adanet Bilişim ve Güvenlik Sistemleri müşteri odaklı yaptığı çalışmalarda ev-işyeri-tesis güvenliğinde birçok başarılı projeye imza atmıştır.
Çalışma şeklimizle fark yaratıyoruz!
Önce sizi dinliyor, isteğiniz doğrultusunda ihtiyacınız olan doğru çözümü uygun maliyetle sunuyoruz. Zamanınızın değerli olduğunun farkındayız ve söz verdiğimiz zamanda işimize başlıyor, çalışmamız için gerekli ekipmanı sürekli yanımızda taşıyarak gereksiz zaman kayıplarını önlüyoruz. İşleri büyük / küçük diye ayırt etmeden güler yüzle yapıyoruz. Yaptığımız işlerin arkasında duruyor, montaj sonrası sorularınızı yanıtlıyor, gerektiğinde müdahale ederek mağdur olmanızı önlüyor, mutlu müşteriler yaratmak için çalışıyoruz.
Biliyoruz ki başarı yapılan iş sayısında değil, hakkıyla yapılan iş sonucu memnun müşterilerimizin bizi tavsiye etmesiyle ölçülür. | c34910940568 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Category : Genel
BİR/İM/İZ veya KRAL ÇIPLAK
“Emel Karakozak, “BİR/İM/İZ” serisiyle kadın bedeni üzerinden bizleri yeni bir yolculuğa çıkarıyor. İnsanın çoğalarak yalnızlaştığını, soyunarak örtündüğünü ve susarak nasıl çığlık attığını işaret ediyor fotoğraflarında. Beyazın sonsuzluğuna güvenle bırakıyor, ödünç aldığı bedenlerini. Yaşam ve ölümün aynı anda anlatıldığı çift kutuplu fotoğraflarıyla, post-minimalist bir söylemin, yer yer geleneksel formlarla aşık atan melez bir dışavurumunu sunuyor bizlere Karakozak. Bir kadının bedenine düşen ışıktan, bedenin fotoğraf için yeniden varoluşuna giden yolda üretiyor yapıtlarını. Işıkla dantel işliyor ve çıplak beden, motifini yolda buluyor.
Emel Karakozak, “BİR/İM/İZ”de bir yandan geleneksel nü fotoğrafına selam veriyor; diğer yandan da çekirdek model olarak kadın gövdesini kullandığı halde, cinsiyeti adeta fotoğrafın içinde eriterek melez bir ırkın doğumunu bizlere müjdeliyor. Gövde, dokuya dönüşüp fotoğrafın yüzeyi ile yer değiştiriyor. Daha da önemlisi, çoğalırken parçalanan bedenler, yepyeni bir estetik duruşun habercisi oluyorlar.
Emel Karakozak, varlıktan önce her şeyin bir embriyo olduğunu, çoğalarak büyüdüğümüzü ve yine aynı biçimde yalnızlaştığımızı fotoğrafları üzerinden hepimize bir kez daha hatırlatıyor. Her şeyin birbirine benzediği dünyamızda başıboş ruhlara annelik yapıyor: Onları döllüyor, doğuruyor, emziriyor ve görüntülerin uzayına fırlatıyor. Adeta bir çiçek dürbününün içinde kırılmaların, yansımaların, birleşip kopmaların masalını anlatıyor. Ve bu masallar genetik bir kod olarak işleniyor hücrelerimize.
Nerede eksilip nerede çoğaldığımızı, nerede ayrılıp nerede buluştuğumuzu, nerede kaybolup, nerede bulunduğumuzu yeniden sorgulamak için; yani kısacası varoluşumuzu yeniden düşünmek için izleyicilerine bulunmaz fırsatlar veriyor Emel Karakozak’ın fotoğrafları…”
Merih Akoğul | 2c138acda328 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
HASAN AĞABEYİN ARDINDAN
Oğuz ÖZKAYA
Bir süredir yoğun bakımda bulunan Hasan Hüseyin Çulhaoğlu ağabey 24.08.2016 günü hakkın rahmetine kavuşmuştur.
Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisinde uzun yıllar politika yapan, Milliyetçi sivil toplum kuruluşlarında çeşitli görevler alan, Adana’nın sevilen, saygı duyulan mümtaz şahsiyetlerinden Hasan Hüseyin Çulhaoğlu , 90 yıllık hayatını her fani gibi noktalayarak ebedi istirahatına çekildi.
Onun o “Kara yeğenim” diye başlayan sonu gelmez güzel sohbetlerini artık dinlemek imkânından mahrumuz.
Hasan Ağabeyi 25.08.2016 günü ikindi namazına müteakip Kabasal mezarlığında toprağa verirken aşağı yukarı elli yıllık bir tanışıklığımız olduğunu düşündüm. Demek ki Hasan Ağabey o yıllarda 35-40 yaşlarında idi. İnönü caddesinde Asri Sinemasına yakın bir arada tahta merdivenlerle çıkılan ikinci kattaki muhasebe bürosuna sık sık uğrar ve çıkartmakta olduğumuz “Haykır” adlı dergimiz için yazdığı yazıları almaya giderdik. Bizi oturtur çay söyler sonra Türk Milletinin büyüklüğünü anlatırdı. Özellikle Kutadgu Bilig’den bilgiler aktarır. O bilgiler ışığında bugünkü yöneticilerin yanlışlıklarını ortaya koyardı rahmetli. Hasan ağabeyle sayılamayacak kadar çok hatıralarımız var. Bu cenaze merasimi gerçekten etkiledi beni. Çünkü cemaatin içersinde benim yaşıtım bir çok arkadaşım vardı. İster istemez gençlik yılları ile bugünkü hallerini mukayese ettim. Bu beni oldukça hüzünlendirdi. Bir çoğunun saçları dökülmüş, kamburları çıkmış, gözlerinde gözlük, sesleri bile değişmiş, ayakta durmakta zorlanıyorlarmış gibi buldukları yere oturuyorlardı. Ellerini kaldırıp dualara amin derken bir yandan da sıranın kendilerine geldiğini herhalde düşünüyorlardır.
Kılınan cenaze namazından sonra Hasan Ağabey aile mezarlığına defnedildi. Taziyeleri kabul edenler arasında en başta oğlu Metanet Çulhaoğlu, damadı sevgili dostum Mustafa Yeşil ve kızı Suna Yeşil vardı. Başsağlığı dileklerimi ilettikten sonra cenaze merasimine mazeretlerinden dolayı katılamayan yakın arkadaşı Necdet Özkaya ve Halil Atılgan’ın da taziyelerini ilettim.
Tabi ki ömrünü Türk Milliyetçiliği davasına adayan Hasan Çulhaoğlu’nun cenazesine katılanlar ve çelenk gönderenler arasında Milliyetçi Hareket Partisini Genel başkanı, Adana Büyükşehir Belediye başkanı, İlçe belediye başkanları, MHP il ve ilçe başkanları, Milliyetçi sivil toplum kuruluşlarının başkanları ve Ülkücüler vardı. | 92a7fd6efb2c | [
"culturax",
"hplt2"
] |
Kalbimiz Komşuda Kaldı!
Rotamız Yunanistan!
Yakın mesafedeki Kavala ve Thassos umduğumuzdan çok daha iyi bir seçim oldu hafta sonu kaçamağı için. Her ne kadar cuma akşamı başlayan yolculuğumuz pazar akşamı dönüşe geçişimizle sonlanmış olsa da biliyorduk ki, bu bizim Kavala’ya son gidişimiz olmayacaktı.
Karayolundan gitmeyi tercih ettik. İstanbul – Tekirdağ – Keşan - İpsala üzerinden Dedeağaç (Alexandrapolis) ve daha sonra Kavala’ya varmış oluyorsunuz. İpsala Gümrük kontrollerine takiben 2 saat sonra Kavala’daydık.
Liman bölgesinde çok iyi ve hizmet kalitesine göre çok da makul olan Air Galaxy’de konakladık. Cuma gecesi vardığımız otelden cumartesi sabahı yola çıkarak arabalı feribotların kalkış noktası Keramoti’ye gittik. (4 yolcu + araç tek yön 36 EUR) Kavala merkezden Keramoti yaklaşık 45 dakika, feribot ile de Thassos’a 40 dakikada geçmiş olduk. Buralarda araçla olmanızda fayda var. Zira gezilecek çok fazla koy ve görülecek çok güzel manzaralar var. Ayrıca toplu taşımanın pek de yaygın olmadığını gördük. Biz de araçla olduğumuz için Thassos adasını çepeçevre turladık, hoşlandığımız koylarda durup yüzdük ve daha sonra tekrar devam ettik. Deniz suyu sıcaklığını bizim Kuzey Ege koyları gibi düşünmeyin, son derece ılık, girerken asla titremiyorsunuz. Deniz pırıl pırıl ve hafif dalgalı.
Plajlardan Potos'u ve Psili Ammos'u yürekten öneriyoruz. Plajı, denizi yemekleri gayet başarılı. Gerçi gurme lezzetler beklemeyin, ancak menüdekileri hakkıyla sunuyorlar.
Dolaşırken muhtelif koylarda yerleşik bir çok tesis görüyoruz, gayet de popüler gözüküyor. Thassos'ta konaklamak da iyi bir fikir olabilir. Feribotu kaçırmamak için fazla oyalanmayıp devam ediyoruz. Kavala’ya son feribot akşam 21.00’de.
Akşam yemeği Kavala’da yenecek.
Gitmeden önce bloglarda sıkça gördüğümüz Panos Zafira‘dayız. Ana yemek değil de ara sıcak ve meze sipariş ederek tamamen doyduk. Ahtapot, kalamar dolma, karışık kızartma tek kelimeyle muhteşemdi. Fiyatlar gayet makul, muamele çok iyi. Yunanlıların tam bir Türk dostu olduğunu düşünmeye başlıyoruz. Esnafın bir çoğu çat pat da olsa Türkçe biliyor, menüler Türkçe geliyor. Kendimizi hiç de yabancı hissetmiyoruz.
Pazar günü Kavala’da ufak bir şehir turu (kale, Kavalalı Mehmet Ali Paşa Konağı vb.) sonrası limana 4-5 km mesafedeki beachlerden (Batis Multiplex) birine gidiyoruz. 1 EUR gibi komik bir giriş ücreti ödeyip akşama kadar burada kah yüzerek kah bir şeyler içerek ve müzik dinleyerek keyifli vakit geçiyoruz. Tesis, geniş bir alana kurulmuş ve her şey düşünülmüş, özellikle çocuklu aileler için de harika bir alternatif olabilir.
Akşam yemeği için gene bloglarda sıkça rastladığımız Orea Mitilini'ye gitmeye karar veriyoruz, ancak son anda çark edip kendimizi gene Panos Zafira‘da buluyoruz. Lezzet yoğun yemek sonrası doygunluğun ve kazıklanmamışlığın getirdiği mutlu bir ruh hali ile İstanbul’a doğru yola koyuluyoruz.
Kavala – Thassos deyince akla ne gelir diye sorarsanız, güzel yemekler, harika koylar ve pırıl pırıl deniz, güleryüzlü Yunan insanı. Bu bölge için iki gün yeterli, ancak gidince dönmek isteyeceğinizi sanmıyorum. | f77c2cd39121 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Deniz Dicaret Odası Marmaris Şubesi Başkanı Hasan Mengi, Bozburun beldesinde açtıkları çok programlı lisenin tekne yapımında devreye girmesinin şart olduğunu söyledi.
Deniz Dicaret Odası Marmaris Şubesi Başkanı Hasan Mengi, Bozburun beldesinde açtıkları çok programlı lisenin tekne yapımında devreye girmesinin şart olduğunu söyledi.
Dünyaca ünlü ahşap guletleri tarlalarda yapılan Marmaris'in Bozburun Beldesi'nde lise açılması için 2006 yılında Belediye Belediye Başkanı Ak Parti'li Salih Taşkın, Bozburun Eğitim Sevenler Derneği Başkanı Cemil Şener ve İstanbul Deniz Ticaret Odası'ndan Sefer Kalkavan ile anlaştı. Bir yıl sonra Deniz Ticaret Odası Bozburun Çok Programlı Lisesi'nin temeli atıldı. Lise iki yılda tamamlandı ve 2009 yılında eğitime başladı. Okulda, Gemi Yönetimi, Makine Zabitliği, Gemi Elektroniği ve Haberleşme, Gemi Otomasyonu, Yat Kaptanlığı, Balıkçı Gemisi Kaptanlığı, Su Ürünleri Üretimi dalları yer alırken, Çocuk Gelişimi ve Eğitimi alanında da Okul Öncesi Öğretmenliği eğitimleri verildi.
70 TERSANE VARDI
Geçmiş yıllarda Marmaris genelinde 70 tersane bulunduğunu hatırlatan Hasan Mengi, "Bunlar turizm içinde kaybolup gitti. Elde kalanlar da yok olmak üzere. 2014 yılında artık tarlada veya evin bahçesinde tekne yapımı tarih olacak. Tersane olmayan yerlerde diplomasız ustalar tekne yapamayacak. Bu nedenle kaybolmaya yüz tutmuş yatçılığımızı kurtarmamız gerekiyor. Çocuklara bunu bilimsel olarak öğretmeleri gerekir. Her şey çok yavaş gidiyor. Daha bir şey değiliz, genişlememiz gerekir. Tekne yapımında ağırlık Bozburun'du. Büyük ustalar vardı. Babadan oğla geçmesi gerekir. Daha iyisini yapmak istiyoruz" diye konuştu. Okulda şu anda 120 öğrenci bulunduğunu kaydeden Mengi, "Açılacak bölümlere yeni öğrenciler gelecek. Okul müdürü, veliler hep birlikte oturup artık önemli kararlar vermemizin zamanı geldi" dedi. | 202abc11df2c | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
En Güzel Duvar NİŞ Uygulaması Modelleri ve Fikirleri
Niş modelleri son senelerde oturma odası ve salonlarda en çok tercih edilen model uygulamaları olarak karşımıza çıkmaktadır. Farklı görünüm zenginlikleri ile biblolarınıza ve farklı dekoratif aksesuarlarınıza yer açıcı rolü bulunan niş modelleri değişimi arzulayanların tercih ettikleri dekoratif değişimler arasında kendini göstermektedir. Salonlarınıza zengin görünümler katan niş modelleri aydınlatma ayrıntıları ile konulan aksesuarları daha şık göstermeye başlayacağı için gelen misafirleriniz ve kendiniz için en özel oda dekorasyonlarına sahip olmanıza yardımcı olmaktadır. Alandan tasarruf edip görünümde estetiksellik yakalamanıza yardımcı olacak olan bu modeller farklı bir mobilya alıp onun üzerine biblo ya da sevdiğiniz dekor ürünlerini yerleştirme derdine son vermenize yardımcı olacaktır.
Niş modelleri alçıpan malzeme kullanımı ile gerçekleştirildiği için sağlık açısından da herhangi bir zararı yoktur. Bu özelliği ile dilerseniz çocuk odalarında bile değerlendirebileceğiniz dekor değişimlerinde tercih edebileceğiniz seçenek olarak karşınıza çıkabilecektir. Sanatsal değerini her zaman koruyup her sene farklı dekoratif ürünlerle değişim gerçekleştirebileceğiniz niş modellerini evinizde kullanmak istemez misiniz?
En Güzel Duvar NİŞ Uygulaması Modelleri ve Fikirleri
Bir önceki yazımız olan Bebek Odası Duvar Rengi Nasıl Olmalı? Renk Önerileri başlıklı makalemizde 2016 bebek odası duvar renkleri fikirleri, bebek odası duvar rengi nasıl olmalı ve bebek odası duvar renk önerileri hakkında bilgiler verilmektedir.
Arama Önerileriyeni nesil mutfak | 7ce97d68926b | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Filo Yönetimi
Filo yönetimi nedir?
Filoların, araç parkında bulunan tüm motorlu kara taşıtlarının en düşük maliyette sorun çıkarmadan, verimli bir şekilde kullanımını sağlayan profesyonel iş eğitimi ve tecrübe gerektirerek yapılan, iş ve verilen hizmettir.
SEBİLE OTOMOTİV’DE FİLO YÖNETİMİ
Siz İşinize Odaklanın, Aracınızın Lastikleriyle İlgili Her Şeyi Bize Bırakın…
Servisimize gelen araçlar garajımıza girmesiyle birlikte işlemleri bitip teslim edilene kadar oluşabilecek kazalara karşı sigortalanır. Daha sonra uygulanan testler doğrultusunda aracın lastik, lastik basınçları, lastiklerin düzensiz aşınma kontrolleri ve buna benzer olumsuzlukların tespit edilmesiyle yapılacak işlemler belirlenir. Bu iş üzerine eğitilmiş uzman personeller belirlenen sorunun üzerinde yoğunlaşarak en iyi sonuca ulaşana kadar çalışır. Yapılan her işlem hiçbir detay atlanmadan sonrası için takibin kolaylığı açısından raporlanır.
Yıllık ve dönemsel olarak yapılan görüşmelerle aracın takibi yapılarak servisimize gelmeden ve geldikten sonraki durumu raporlar sayesinde karşılaştırılır ve yine gerekli görülen bir işlem tespit edilirse aynı titizlikte çalışmalar yapılır. Ayrıca mobil aracımızla yerinde müdahale hizmetimizle anlık problemleri hızlı bir şekilde çözerek filo sahibine işinde zaman kazanması sağlanır.
Ön düzen
Kalite ve Güven Sunuyoruz…
Filo yönetimi içerisinde de yer alan ön düzen bakımı ise sürücünün güvenliği ve oluşabilecek trafik kazalarının önlenmesi açısından çok büyük öneme sahiptir.
Sebile Otomotiv’de ön düzen; aracın direksiyon hakimiyetinin iyi olması, ön takım elemanlarının uzun ömürlü olması, lastiklerin dengeli aşımının sağlanması ve güvenli sürüş için tekerleklere verilen açı ve ayarlar uygun testlerden geçirilerek Türkiye’de çok az sayıda bulunan son teknoloji sistem Lazer-Kameralı ölçüm yapan ön düzen ayar makinesiyle yapılmaktadır. Böylelikle aracın aktif güvenliği, dengesi ve sürüş konforu arttırılmış olunur.
Lastiklerinizin Ömrüne Ömür Katıyoruz…
Yine filo yönetimi kapsamında da yapılan kaplama; orijinal ömrünü tamamlamış, diş derinlikleri 3 mm’ye düşmüş lastiklerin taban kauçuklarının yenilenerek ikinci bir ömür kazandırma işlemidir. İlk kontrolden geçirilen lastik, lastik karkasına zarar verilmeden yapılır. Sebile Otomotiv dünyaca ünlü BANDAG kalitesi ve BRIDGESTONE güvencesiyle müşterilerine garanti vererek bu hizmeti en iyi şekilde sunmaktadır. İşlem neticesinde kaplanan lastikler, yeni lastikler kadar uzun ömürlü olur ve aynı zamanda maliyeti yarı yarıya düşürür. | 70644c6626c5 | [
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Issız Bir Adaya Düştüm Net'e Bir Şişe Yolluyorum
Filmlerde olur geminin biri fırtınaya yakalanıp alabora olur, yolcularıda ıssız bir adaya düşer.
Issız adadan kurtulabilmek için buldukları bir şişeye mesaj yazıp denize gönderirler, birileri bulur bizi kurtarır umuduyla.
Avrupada da çocuklar balonların ucuna kağıt bağlayıp birileri bulurda mektup arkadaşı oluruz diye gökyüzüne yollarlar.
Bende diyorum ki; bir web sitesi olsun, iki tür kullanıcıya sahip. Biri e-posta almak isteyenler, diğeri de e-posta yollamak isteyenler.
E-posta almak isteyenler siteden mesajlarını yollayarak, belirsiz bir zamanda belirsiz birinin okuması için yazsınlar e-postalarını.
E-posta almak isteyenlerde belirsiz bir zamanda belirsiz bir kişiden e-posta almak için beklesinler.
İlginç arkadaşlıklar hatta dostlukları doğuracak bir site fikri olduğunu düşünüyorum.
Sloganı bile düşündüm; "Sizde yollayın web denizine bir e-posta"
Not: Bu sitenin global olması daha güzel sonuçlar verebilir. | 63aca4e44e3e | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Diyanet ve Fazilet takvime gore 27.11.2016 tarihli vakitler. Tam liste için aşağıdan bakınız.
Ezan Saatleri . Cuma . Imsakiye . Iftar . Namaz Vakitleri . Hava Durumu . Harita
Malatya Akşam Namazı vakti ne zaman giriyor? Akşam namazı saati 2016.
Not: Malatya için 18:51'de ise İşa-i Sani vakti giriyor.
Malatya İçin Akşam namazı vakti 17:18 girdikten itibaren, yatsı namazının vaktine kadar 18:46 akşam namazı kılınabilir. Ayrıca evvabin namazı da kılabilirsiniz.
Evvabin namazı kılmak isteyenler için evvabin namazı vakti akşam vakti ile aynıdır. Akşam namazından sonra yatsı namazına kadar kılabilirler.
Akşam Namazı toplam 5 rekattır. ilk 3 rekatı farzdır. sonraki 2 rekatı ise akşam namazının sünnetidir.. Allah Kabul Etsin
ملاطيه نماز وقتلري - Malatya prayer times - مالاتيا - Jadwal sholat Malatya - Horaire priere Malatya - مالاتيا
İftar Vakitleri: İstanbul . Ankara . İzmir . Bursa . Konya . Köln . Londra | 26cb33ec8b9c | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
* * * * * * *
Güneşin o herkese mutluluk saçan fakat benimle alay eden yakıcılığı altında Taksim'den bindiğimiz dolmuşla Bakırköy'e doğru ağır ağır ilerliyorduk.
Taksimdeki dolmuş durağına geldiğimizde Banu'yla birbirimize sormadan sahil şeritinden geçen dolmuşlara yönelişimiz yol boyunca ikimizide sakinleştirebilecek tek güzergahın bu olduğu konusunda fikir birliğine varmamızın bir sonucuydu.Oysa o gün tüm sakinleştiriciler bende ters tepiyor,kendimi kendimden bir türlü alıkoyamıyordum.
Dolmuşa bindiğimizde pencere kenarına onu oturtmam gerekirken sanki zor durumda olan benmişim gibi koltuğa hemen kurulmuş ve yanağımı cama dayayıp kendimi minübüs içindeki kasvetli havadan soyutlamaya çalışarak boğazdaki gemileri saymaya başlamıştım.
Gemiler.....Düzinelerce gemi...Dağınık bir taburun beklenmeyen bir anda karşılarından geçen yaralı bir subaya saygılarını göstermek için oldukları yerde esas duruşa geçen askerleri gibi boğazın girişine demirlenmiş gemilerin hüzünlü ve sabit bakışları arasında yol alıyorduk.Ne kadar da çoktular...Doğup büyüdüğüm şehrin kıyısındanda gemi geçerdi ancak hiç bu kadarını bir arada görmemiştim..Allahtan çoktular ve böylece saymayı bitiremiyordum.O hüzün içinde dönüp te Banunun yüzüne bakamazdım.Çünkü gözlerinin içine baktığımda suratımda olması gereken güçlü ve güven verici ifade yerine apansız belirivericek bir korkudan utanıyordum..Geceler boyunca uykusunda dahi seyrettiğim bu kıza şimdi bakamamak en çok bana koyuyordu....
Dün akşam yatakta uyumadan önce söylemişti "sımsıkı sarıl bana ne olur.Ve sabaha kadar bırakma ...Çünkü bu gece son kez üç kişi uyuyacağız"
Gerginliğimin ve güneşin o aylarda ender rastlanan sıcaklığıyla terleyen yanağımı dolmuşun camına büsbütün yapıştırmış,gözlerimi denizin üzerinde gelişigüzel yayılmış gemilerin arasında gezdiriyordum tekrar.İçinde bulunduğumuz bu lanet olası çaresizlikten bir an için kopabilmeyi diliyordum...
Sonunda dolmuş Bakırköy'e vardı.Yol boyunca Banu'nun elini hiç bırakmadım,hastaneye gidene kadar hiç bırakmadım.Belki korkudan,belki sevgiden ve belki de kendimi suçlu hissettiğimden bırakmıyorduk ellerimizi.Acaba kürtaj odasınada onunla beraber giremezmiydim,bazı kocalar karılarının doğumuna girip kameraya dahi çekebiliyorlardı.Ama ben onun kocası değildim ve biz bir doğum belgeseli çekmek yerine doğamayacak bir bebeği öldürmeye gelmiştik..
Hastaneden içeri girerken henüz yirmisinde bile değildik ama ellisini çoktan aşmış iki insan gibi ağı ağır yürüyerek geçtik kapı eşiğinden.Bize ayrılan odaya girdik.Odanın içindeki eşyalara bir daha hiç hatırlamamak üzere baktım.Aklımda kalan tek şey televizyonun müzik kanallarına ayarlı olmasıydıÖmrümün geri kalan kısmında bir daha duymak istemeyeceğmi bir şarkı çalıyor ve Banu usul usul ağlıyordu.Yattığı yatağa uzanıp ona sarıldım.O ağlıyor ve o ağladıkça ben tir tir titriyordum.Titremeden utanıp geri çekildim.Korktuğumubelli etmemeliydim."Biz...sadece kurtulacağız"diyebildim gözyaşlarını silerken...
Odadan çıktıktan sonra doktor yanıma geldi"herşey hazırmı?" diye sordu gülümseyerek.Belki gülümsemese ondan daha az nefret edicektim.Hazır olup olmadığını sorduğu ise paraydı.Evet anlamında başımı salladım ve elimi cebimdeki cüzdana attım.Cüzdanım daha önce cebimden hiç bu kadar zorlanarak çıkmamıştı.Daha önce hiç olmadığı kadar şişkindi.Parayı doktora uzatırken aldığım borç parayı arkadaşlarıma ödeyebilmek için beş ay boyunca bir barda her gece garsonluk yapmak zorunda olduğum aklıma geldi.Bu iş okulumun uzamasına neden olucaktı...
Ne kadar param olduğunu sordu...olan param yalnızca 200 liraydı."Piyasada bu aya gelmiş bir gebeliğin kürtajı bin dolardan başlar ama sizin öğrenci olmanız ve benimde bir anne olup Banu nun yerinde kızımında olabileceğini dikkate alarakbu kürtajı size 1000 tl ye yaparım" dedi. Acaba o esnada kızınıda hamile bırakmak istediğimi bilseydi kurduğu her cümlenin sonunda bana oğlum diye hitap edermiydi...
Parayı çıkartıp doktora uzattım...O an o paradan da,bebekten de,o hastane odasındanda Banu'nun elini tutup kaçmayı,herşeyden kurtulmayı diledim.Sanki düğüne hazırlanmış taze bir gelin gibi Banu'yu beyazlar içinde odadan çıkarttılar.Organlarımdan yankılanan bir sesle kapı üzerime kapandı.Ömrümün en geçmek bilmeyen dakikalarıyla başbaşa bırakıldım...
beşinci dakika:"Bu odada sigara içmek yasaktır.Cezası 100 tl"yazıyor odanın duvarında insanla alay eder gibi..Umurumda değil diyorum buraya 1000 tl vermişim yakıyorum sigaramı..
onuncu dakika:Biten sigaramın ateşiyle ikinci sigaramı yakıyorum.Banu'nun adımı sayıkladığını duyar gibiyim.
on beşinci dakika:Hiç sönmeyecek bir sigara diliyorum Tanrı'dan buradan sağ salim çıkabilme duasının ardından.Kısa sigaraların insanlığa yapılmış en büyük işkence olduğunu düşünüyorum.
yirminci dakika:Kürtajın yirmi dakikada biteceğini söylemişlerdi.Telaşım daha da artıyor imdadıma dördüncü sigaram yetişiyor.
yirmibeşinci dakika:Yanlış saymışım henüz yirmi beşinci dakikaya gelmemişiz ama olsun ben beşinci sigaramıda söndürüyorum.Korkuyorum..
otuzuncu dakika:Hayır.hayır saçmalama öyle birşey olamaz,sadece on dakika geciktiler...Altıncı sigaram gırtlağımı yakıyor..
otuzbeşinci dakikada bebeği gözümün önünde canlandırmaya çalışıyorum.Ultrason odasına girmediğime pişman oluyorum.Acaba neye benziyordu?..kime?..Kafası babasınınki gibi,çocukluğunda alay edilmesine neden olunucak kadar kocamanmıydı acaba?..Ya gözleri?..Annesinin beni Tanrı!nın sonsuzluğuna inandıracak kadar derin,enfes suluboya mavisi renktemiydi?Kendime bir söz veriyorum..Banu2dan özgürce,rahatça,hiç kimseye hesap vermeden bir çocuk istiyorum.Bana Banu'nunkiler gibi bakacak bir çift göz daha istiyorum...
kırkıncı dakikada boğazın girişine demirlenmiş gemiler bir bir boğazdan geçmeye başlıyorlar.Göğüs kafesime hapsolmuş kanatları yolunmuş bir güvercin soluk borumu gagalıyor yedinci sigaramı söndürürken.
kırbeşinci dakikada bir gemi olmak istiyorum.Sıranın bana gelmesini ve benimde boğazdan geçmeme izin vermelerini istiyorum.
ellinci dakikada bir gemi oluyorum.Koskocaman bir gemi.Ağırlıksız gövdemi üzerine pırlanta kırıntıları serpiştirilmiş,deniz yüzeyine belli belirsiz değdirilip kimseye çaktırmadan geçiyorum diğerlerinin arasından.Ne bu dünyadayım Ne de ötekinde.Ruhumu acılarıma bıraktım.Sonsuz bir sessizliğin içinde gemi olduğuma konsantre ettim kendimi.Koskocaman bir gemiyim ama heybetimden utanmadan ağlıyorum...
elli beşinci dakikada beni bir geminin gövdesinden söküp çıkaran dünyaya,Bakırköy'e,bu odanın içine döndüren kapının sesiyle bir hemşire giriyor içeriye.Geride bıraktığım geminin batışına aldırmadan ona yöneliyorum.
"Emre bey nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum.Ben...Ee şey...Arayabileceğiniz bir büyüğünüz varmı acaba?"
"Doğduğum yerdede gemiler vardı ama hiç bu kadarını bir arada görmemiştim"
"Birazdan doktorla başhekimin odasına çıkmanız gerekecek isterseniz ben de..."
"Siz hiç güzel bir sabahta boğazdaki gemileri sayarak Bakırköy'den Taksim'e yürüdünüzmü?"
"Kürtaj esnasında rahim duvarında beklenmedik bir kanama başladı.Banu hanımın uterusunda fındık büyüklüğünde bir kist saptandı.Doktor hanım talihsizce bu kisti ultrasonda gözünden kaçırmış olmalı.Yoksa..."
"Oysa kocaman gemileri sayarken ben hiçbir küçük tekneyi gözden kaçırmamıştım."
"Ölüm raporunu okumanız için başhekimin odasına çıkıp....."
"Siz hiç bir gemi olmayı hayal ettinizmi?Koskocaman bir gemi"
"Emre bey iyimisiniz?Kendinizde değilmiş gibi konuşuyorsunuz?Size bir sakinleştirici vermemi istermisiniz?"
"Oysa bugün tüm sakinleştiriciler ben de ters tepiyor kendimi kendimden ve gemilerden bir türlü alamıyorum"
"Doktor hanım!!! doktor hanım!! lütfen 302 numaralı odaya gelin hemen.Emre bey fenalaşmak üzere ya da ne bileyim şuurunu yitirmiş gibi.Doktor hanım?doktor hanım?"
"Yo yo hayır hiç kimse bana o yolu yürütemez.Hayır bugün yürümeyeceğim.Hiç akıl karı bir iş değil bu.Hiçbir şuursuz o yolu yürüyemez hiçbir şuursuz
.."
Oysa gözlerimden tam bir şuursuzluk okunuyordu hangi cehennemin adresinin nereden sorulacağının bilinmediği bir karanlığın içinden geçip Bakırköy'den Taksim'e doğru yürürken koşmak istedim olmadı.Etrafımda uçuşan suluboya mavisi gözlerle yürüyordum lanet olası taşların üzerinde...Ayağımı kaydırıp düşmek istedim olmadı...Melekler aradım etrafımda küfredebileceğim ama yoklardı.Ağlamak istedim, yüzümü buruşturup ağlamaya çalıştım ,olmadı,olmadı,olmadı...Sonra gemiler...Gemileri saymıştım gelirken,ne de çoktular....Hani nerdeler?Yok!yok!yoklar....Deniz aydınlık ama gemiler?....Hepsi batmış olmalılar.
* * * * * * * *
Wearing,oxxo top,burberry shorts.steve madden shoes,louis vuitton bag,bracelet top shop,nacklase koton
Hikayemiz biraz acıklı oldu ama arada bu da lazım..Tabii ben biraz daha dramatize ettim aslında sonu böyle değil:))Neyse bir tane daha kombin ekleyip kafanızın yorgunluğunu alıyım.Malum biraz uzun oldu sıkmamışımdır umarım;))))) | c5cc8fccec9c | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
SezaryenKarıma, doğumunu sezaryen ameliyatıyla yapılacağı bildirildi. Bize bunun ayrıntılarını anlatır mısınız?
Her elli doğumdan biri sezaryen ameliyatıyla yapılır.
Bu ameliyat, adını Jül Sezar’dan almıştır, çünkü kendisinin bu yöntemle doğurtulduğu sanılmaktadır.
Ameliyat, karın duvarının alt kısmında bir şak yapılarak gerçekleştirilir. Doktorun bu yolu seçmesinin birçok nedeni vardır. En sık rastlanan neden, annenin leğen kemiklerindeki anatomik bir bozukluktur. Bazen çocuk o denli büyüktür kî, normal vaginal doğum kanalından geçemez.
Normal bir doğumda çocuk ya da anne için yaşamsal tehlike bulunduğuna operatör inanırsa, bir sezaryen düşünebilir. Bu konudaki karar çok dikkatle ve genellikle başka bir doktorla yapılacak konsültasyondan sonra verilir.
Son derece gelişmiş cerrahi yöntemler, güvenli bir anestezi uygulaması ve ameliyat sonrasında da antibiyotiklerin desteği bir araya gelince bu ameliyat hem anne hem de çocuk açısından büyük bir güvenlikle gerçekleştirilebilir.
Dördüz bebeklerin Sezaryen Ameliyatının nasıl yapıldığını çok açık ve net izleyeceksiniz. | 99a85aaae0a5 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Motorlu taşıtlar vergisi Aracınızın tipi, aracınızın yaşı ve aracınızın motor silindir hacmine göre değişmekte ve hesaplanmaktadır.
Motorlu taşıtlar vergisiniz Ocak ve Temmuz aylarında olmak üzere iki eşit taksitte ödeyebilirsiniz. Motorlu taşıtlar verginizi gib.gov.tr adresinden kredi kartınızlada ödeyebilirsiniz.
Motorlu taşıtlar verginizi intvd.gib.gov.tr/internetvd/template.jsp?page=IVD_HSP_MTV girerek resimde görüldüğü gibi
aracınızın tipi, aracınızın yaşı ve motor silindir hacmi bölümlerini eksizsiz ve doğru olarak doldurarak anında hesaplayabilirsiniz. | 79bd733cdb47 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Pitane’nin Yeri İzmir ili Dikili ilçesi Çandarlı Beldesi merkezinde bulunan yarımada üzerindedir.
İzmir-Çanakkale karayolundan Pitane-Çandarlı levhasından 10 km sonra Çandarlı’ya varılır.
Konumlanmış olduğu körfeze Çandarlı Körfezi denilmektedir. Pitane antik Kane yani Karadağ’ın eteklerindedir.
Pitanenin Yeri Güneydoğusunda kalan Bakırçay –antik adı Kaikos- Çandarlı Körfezine –antik adı Elaitikos Kolpos- dökülmektedir.
Çandarlı İzmir’e 100 km, bağlı olduğu Dikili ilçesine 22km uzaklıktadır. Pitane I.,II. ve III. Derece Arkeolojik SİT alanı olarak tescil edilmiştir.
Bölgede yapılan bilimsel çalışmalarda kentin ne zaman kurulduğuna ilişkin kesin verilere ulaşılamamıştır.
Elde edilen veriler ışığında kentin Helen öncesine kurulmuş olduğu tahmin edilmektedir. Ki büyük olasılıkla Luwiler tarafından kurulmuştur.
İlk Çağda ismi geçmeyen kent M.Ö. 88’de Romalılarla savaşarak Batı Anadolu’yu ele geçiren Pontus kralı VI. Mithridates Eupator zamanında kendisinden söz ettirmiştir.
VI. Mithridates Sulla’nın komutasındaki Roma ordusuna yenildikten sonra Pergamon’u boşaltmış, Pitana’ya sığınmıştır. Fakat Pitana’de kuşatılınca deniz yoluyla kaçmayı başarmıştır. Pitana’nın ilk çağlardaki gibi Orta Çağ tarihi de çok karanlıktır. Bir ara Cenevizlilerin üssü olduğu sanılmaktadır. Pitana’da Ord. Prof. Dr. Ekrem Akurgal başkanlığında kazılar yapmışsa da yeterli bilgi verebilecek mimari kalıntılara rastlayamamıştır. Zira kentteki taşlar yerlerinden sökülerek yeni yapılanmalarda kullanılmıştır. Pitane bölgesinde yapılan kazılarda M.Ö. VI.yy. tarihlenen mezarlara, çeşitli seramiklere, vazolara, kadehlere, kylixlere(açık ağızlı ve ayaklı içki kapları) ve urnelere rastlanmıştır. Kazılarda bulunan M.Ö.VI.yy.a tarihlenen arkaik bir erkek heykeli ise bugün Bergama Müzesinde sergilenmektedir.
Pitane Nekropolünde 1960 yılında Arkeolog Ekrem Akurgal tarafından bir kazı çalışması başlatılmış ve kazılar 1965 yılında tamamlanmıştır. kazılarda birçok antik vazo ve küçük buluntu elde edilmiştir. Pitane Nekropolü Anadolu'da ortaya çıkarılmış olan en zengin Eskiçağ mezarlığıdır. İstanbul Arkeoloji Müzesinde büyük salonda, İzmir Arkeoloji müzesinde ve Bergama müzesinde sergilenmektedir. Pitane kazılarında ortaya çıkarılan eserler genellikle MÖ.625–500 yılları arasına tarihlenmiştir. Buluntular arasında ki Chios türü Oryantalizan vazolarla taşra ürünü eserler büyük önem taşırlar. Ayrıca bir Myken vazosu da Osman Hamdi Bey tarafından ele geçirilmiştir Günümüzde Nekropol alanını bulmak hiçte kolay değildir. Çünkü zaman içerisinde ilgisizlik nedeni ile üzeri kapatılmıştır.
İzmir ve Bergama uygarlıklarından izler taşımaktadır. Ege denizi kıyılarında sayıları 30'u aşan Aiol kentleri arasında en büyük ve önemlilerini oluşturan 12 kentten 4'ü Aigai, Kyme, Myrna ve Gryneion ilçe sınırları içerisinde bulunmaktadır.
İzmir'in kuzeyinde yer alan Aliağa, Bergama, Manisa, Ege Denizi, Menemen ile çevrilidir. Aliağa'da Kyme, Myrina ve Gryneion antik kentleri bulunmakta, buralarda ortaya çıkarılan eserler İzmir Arkeoloji Müzesi'nde sergilenmektedir.
12 Aiol kentinden olan Kyeme'de nekropol (geç antik dönem oda mezarları) ve arkaik döneme ait heykeller bulunmuş, kazılarda tapınak, portikli ev, antik tiyatro ve liman ortaya çıkarılmıştır. Myrina'da, nekropol kalıntılar saptanmıştır.
Aliağa içerisinde antik döneme ait mezar, yapı, mağara kalıntıları tespit edilmiştir. Bozköy Ilıca mevkiinde 3. derece arkeolojik sit alanında da, pişmiş toprak su hatlarına ait kalıntılar bulunmaktadır.
Yerleşimdeki önemli tarihi yapılar arasında, dini yapılardan Eski Emir Alem Camisi, Çarşı Camisi; ticari yapılardan İskele Meydanı'ndaki Geç dönem Osmanlı Hanı; su yapılarında Eski Emir Alem Çeşmesi belirtilebilir.
PERGAMON (BERGAMA)
Bergama’nın antik metinlerde “Pergamon” ya da “Pergamos” olarak geçen adı, kale ya da müstahkem mevki anlamına gelir. Kale Dağı’nın tepesindeki Antik Pergamos’un yanı sıra Bakırçay Ovası’na dağılmış höyüklerde yapılan araştırmalar, Bergama’da ilk yerleşimin M. Ö. 3000’e (Eski Tunç Çağı) gittiğini ortaya koyar. Hititlerin Batı’daki en uç yerleşimlerinden Bergama; Helen, Pergamon Krallığı, Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerini yaşar. Makedonya Krallığı’nın egemenliğindeki kentte, Büyük İskender’in ölümünün ardından M. Ö. 301’de, Makedonyalı komutan Lysimakhos krallığını ilan eder; böylece 150 yıl süren krallık dönemi başlar. Marmara Denizi kıyısından Akdeniz’e uzanan krallık, geride eşsiz bir mimari ve heykeller bırakır. Bergama, “çok katmanlı kültürel peyzaj alanı” olarak 22 Haziran 2014’ten bu yana; dünyanın 999’uncu, Türkiye’nin 13’üncü, İzmir’in ise ilk “UNESCO Dünya Mirası”dır.
Kitabın icadı: Parşömen
Bergama’nın dünyaya armağanı parşömen, krallık döneminde icat edilir. İskenderiye Kitaplığı ile kültürel anlamda önde olan Mısır, Bergama Kütüphanesi ile rekabete girer; Mısır Kralı, dönemin tek kâğıdı olan papirüsün Bergama’ya gönderilmesini yasaklar. Bergama kralı, papirüsün yerini tutacak bir malzeme geliştirilmesini emredince “Pergamon kâğıdı” anlamına gelen parşömen üretilir. Papirüse üstünlüğü, kırılmadan kesilebilir ve katlanabilmesidir. Bu sayede sayfalar üst üste dikilerek ilk kitap üretilir.
Teleferik ve karayoluyla ulaşılabilen Akropol, 300 metre yükseğe çıktıkça muhteşem bir Bergama manzarası sunar. Bergama krallarının sarayları, tiyatro, kutsal alanlar, tapınaklar, agora, gymnasion, heroon ve diğer Roma Dönemi kalıntıları, ilk yerleşimin M. Ö. 7-6’ncı yüzyıllarda yapıldığı Akropol’dedir.
Aşağı Bergama’da, Helenistik Dönem'de, sağlık ve hekimlik tanrısı Asklepion adına kurulmuş büyük bir tıp merkezi yer alır. Fiziksel ve ruhsal tedavi merkezi, psikoterapinin beşiği olarak kabul edilir. Tıbbın atası hekim Galenos, ilçenin dünya kültür mirasına yaptığı en önemli katkılardandır. | 7d66d34e09e5 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin “Eurodesk Temas Noktası” olmak için Avrupa Birliği Bakanlığı AB Eğitim ve Gençlik Programları Başkanlığı’na (Ulusal Ajans) yaptığı başvuru kabul edildi.
AB Hibe Projeleri Şube Müdürlüğü, Türkiye genelinde yapılmış Eurodesk Temas Noktası olarak seçilen 28 temas noktasından biri olmuştur.
Eurodesk Temas Noktaları, Avrupa Birliği Bakanlığı’nın AB Eğitim ve Gençlik Programları Başkanlığı tarafından, gençlere Avrupa fırsatları
hakkında bilgi vermekle yetkilendirilmiş kuruluşlarıdır. Bu program ile herhangi bir gencin ihtiyaç duyduğu bilgiye tarafsız, güncel, anlaşılır,
güvenilir ve ücretsiz bir şekilde ulaşabilmesi sağlanmaktadır.
Tüm AB ve diğer program ülkelerinde kurulmuş olan Eurodesk, Türkiye'de Türk Ulusal Ajansı tarafından 2008 yılında faaliyete geçirilmiştir.
Temel faaliyet konuları;
- Ücretsiz soru yanıtlamak,
- Soru sahiplerine öneri ve yardım hizmetlerinde bulunmak,
- Fonlarla ilgili Avrupa bilgisine internet erişimini sağlamak,
- Eğitimler ve destek hizmetleri, konferanslar, seminerler ve diğer etkinlikleri düzenlemek,
- Kaynak materyalleri basmak ve dağıtmak,
- Gençlik programı ile ilgili bilgilerin yaygınlaştırılmasını sağlamak olarak belirlenmiştir.
AB Hibe Projeleri Şube Müdürlüğü, Eurodesk Temas Noktası olarak hizmet vermeye başlamıştır.
http://eurodesk.ua.gov.tr sayfasından iletilen tüm sorular en kısa süre içinde cevaplanacaktır.
Aşağıda telefon ve adres bilgileri yer alan ofisimize yapılan kişisel başvurularda bilgi paylaşımı gerçekleşmekte sorular cevaplandırılmaktadır.
AB Hibe Projeleri Şube Müdürlüğü
Tel: (0232) 293 10 76 Adres: İzmir Büyükşehir Belediyesi Binası Cumhuriyet Bulvarı No:1 Kat:7 Oda:715 (Personel Girişi)
AB ve Proje Çalışmaları hakkında ayrıntılı bilgi için | 097ab0d332a2 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Kişisel Bakım » unisex bakım ürünleri » Fenerbahçe Fön Makinesi (1907W)
Hector Turbo 3500 Fenerbahçe Fön Makinesi (1907W)
Piyasa Fiyatı:
Havale / EFT: 129.00 TL (KDV Dahil)
- Ürün özellikleri
- Taksit Seçenekleri
- Yorumlar
- Geri Bildirim
- Soru-Cevap
Hector Turbo 3500 Fenerbahçe Fön Makinesi (1907W)
- Profesyonel AC Motor.
- Çıkarılabilir fan.
- Seramik Termal Izgara.
- V motor sayesinde,kurutma süresini kısaltarak ,en üst seviyede hava üfleme sağlanır.
- 2 hız ayarı,2 sıcaklık seviyesi ve ani soğuk hava düğmesi bulunmaktadır.Bu da çok yönlü kullanım sağlar.
TEKNİK ÖZELLİK
- Gerilimi,220 V AC
- Frekansı,50 Hz.
- Gücü,2400 Watt
- Basınç,33 mbar
- Fişin kordon boyu,3 metre
- Rezistansı,Emniyet Termikli
- Hava Debisi,28lt/sn
- Ağırlık 490 gr.
- Su ile temas eden makinenizi tamamen kurutmadan fişe takmayınız.
- Cihaz çalışırken,hava filtresi kapatılmamalıdır.
- Cihaz çalışırken,fiş kordonunun ağız kısmından uzakta bulunmasına dikkat edilmelidir.Aksi taktirde aşırı sıcak, kablonun zarar görmesine neden olabilir*Cihazın dışını hafif nemli bir bezle temizleyebilirsiniz.
- Cihazı ıslak elle kullanmayınız.
- Cihazı çocukların ulaşamayacağı şekilde konumlandırınız.
- Saçlarınızı yıkadıktan sonra havlu ile nemini alın, cihazı fişe takıp ayar düğmelerini kullanarak istediğiniz sıcaklıkta saçınızı kurutup, şekil verebilirsiniz. | c80e241ff82f | [
"c4",
"hplt2"
] |
Hoş Geldiniz Alpha School of English Malta
Alpha School of English, Malta Eğitim ve Turizm bakanlığı tarafından tanınan lisanslı bir EFL okuludur. 1991 yılında kurulmuş olan İngilizce okulumuz yirmi yıldan uzun bir süredir İngilizce öğrenmek için Malta'yı ziyaret eden tüm dünyadan genç ve yetişkin öğrencilere memnuniyetle hizmet vermiştir.
Geniş bir yelpazede gerçekleştirdiğimiz İngilizce kurslarımız, yetkin ve mesleğine bağlı ana dilleri İngilizce olan uluslararası bir İngilizce öğretmeni ekibi tarafından gerçekleştirilmektedir. Kurs yapımızın modüler doğası sayesinde Alpha School of English’teki eğitim deneyiminizi ve Malta ziyaretinizi kendi koşullarınıza ve belirli ihtiyaçlarınıza göre yapılandırabilirsiniz.
Geleneksel bir balıkçı köyü ve aynı zamanda aileler için popüler bir tatil beldesi olan St Paul's Bay'de, merkezi yerde bulunan okul, ayrıca Malta’nın ana kumsallarına ve ilgi çekici yerlerine çok kısa mesafededir. St Paul’s Bay’deki rahatlatıcı Akdeniz ortamı, Alpha School of English’te İngilizce öğrenirken bulacağınız arkadaş canlısı ve yardımsever atmosferi tamamlamaktadır. Sınıflarımız küçüktür; bu sayede kursunuz ve Malta’da kalışınız süresince kişiye özel ilgi garanti edilir.
Malta'nın boyutları ve tüm yıl hakim olan iklim koşulları, Malta'yı İngilizce kursları ile aynı anda bir spor kursu almak ya da diğer boş zaman ya da eğlence etkinlikleri için ideal bir yer yapar. Dahası, Malta’daki Alpha School tarafından sunulan birçok konaklama seçeneğiyle birlikte; bütçenize, beğeninize ve ihtiyaçlarınıza göre doğru ev sahibi aileyi, apartmanı veya oteli kesinlikle bulacaksınız. Unutulmaz bir İngilizce kursu ve tatil deneyimi için gerekli her şey sunulmaktadır!
What our students say Görünüm
"
I'm learning English mainly for the prestige and also, I have an ambition to be promoted (maybe I’ll be the future President of Hungary!) and by then, English will be an additional advantage. I came to Alpha School with my family - my wife, my son and my daughter. We wanted to learn English and have some holidays at the same time while staying in the European community. Malta has great weather and is only two hours flight from Hungary so it was perfect for us. We all think Malta is a beautiful island with great weather and friendly people. We visited a lot of places during our stay – we went to Gozo, Comino, Mdina, Valletta, Mosta, etc. We went on excursions with the school and also by ourselves.
My family and myself all enjoyed our English classes. I had a very, very good teacher – Marthese - she speaks slowly and clearly. My family and I were happy with the school. We will all recommend Alpha School!" Toth Attila Sandor, Vice-President of Hajdú-Bihar county, Hungary | cb7df1749188 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
19 Aralık 2011
İçeride dışarıda hücreleri parçala
Devletin operasyon görünümündeki, cezaevlerindeki devrimcilere yönelik katliama koyduğu isim dalga geçer gibi "Hayata Dönüş"tü.
İstanbul'daki askeri kışlalardan binlerce asker katıldı bu katliama. Saat 05.00'te başlatılan faşist katliamda, insanları hayata döndürmek için deliklerden bombalar bırakıldı, makineli tüfeklerle üzerlerine binlerce kurşun yağdırıldı, ülke sınırlarında o güne dek kullanılmamış her çeşit ve ebatta bombalar bırakıldı, alev makineleriyle insanlar cayır cayır yakıldı. O kadar aşağılık bir katliamdı ki, yanan insanlara, benzinle battaniyeler atıldı, yangın yerinin ortasında.
Gazeteler, televizyonlar, devletin insanları yaşatması için bu operasyonu başlattığı yönünde haberler yaparken, seneler sonra "Kullanıldık" itirafı geldi. Oysa 19 Aralık 2000'deki katliamı bilmeyen kimse yoktu ve bugün 'kullanıldık' diyenler, o günlerde yaptıkları aşağılık haberleri üstlerinden atmaya çalışıyorlar.
122 kişi öldü bu kanlı katliamda. Üstünden öyle çok uzun süre de geçmedi. Cezaevlerinin tümünde olması gereken güvenlik kameraları çalıştırılmadı, o günün tanıkları dışında kimse içeride yaşanan katliamı doğru düzgün bilmiyor. Ülkede estirilen rüzgâra bakıldığında, öldürülenler askere makineli tüfeklerle ateş ettiler, bombalar attılar.
19 Aralık, toplamda 122 kişinin ölümüne sebep olurken, bugün sayıları 500'e yaklaşan kişinin Wernicke Korsakoff hastası olmasının başlıca nedeniydi.
Bu katliam çok uzun süre saklandı. Bugün gazetelerde, televizyonlarda "Orada bir katliam yaşandı" diye yavşakça konuşanlar, 20 Aralık'ta gazetelerinin köşelerinde, devletin tek taraflı yayın organı gibi davranıp bu katliama alkış tuttular.
Cezaevindeki devrimci tutsakların, kendilerini yaktığından tutun da, ölüm orucuna girmediğine kadar her türden en iğrenç, en aşağılık haberleri yaptılar.
O gün F tipi cezaevlerine karşı çıktı bu insanlar. Devletse bu isteği katliamla bastırdı. Son 10 yılda bine yakın insan ölüme gönderildi F Tipi cezaevlerinde. Keyfi uygulamalarla tutukluların kitap, gazete okumasına izin verilmiyor, aylar süren görüş yasakları uygulanıyor ve sanki bunlar gayet olağan bir durummuş gibi algılanıyor.
Medya o gün sayfalarında 5 yıldızlı otel havası verdiği F Tipi cezaevlerinin iyiliklerinden, güzelliklerinden söz ederek, her zamanki görevini yerine getiriyordu. Bugün baktığımızda, sanki hiçbiri o manşetleri atmadılar, hiçbiri o haberleri yazmadılar, o köşe yazılarını kaleme almadılar.
İnsanlık onuru her şeyin üstündedir, kimsenin o onuru çiğnemesine izin verilemez. 19 Aralık 2000 tarihinde diri diri yakılanlar, üzerlerine binlerce kimyasal bomba fırlatılan, devrimci tutsaklar sadece kendi onurları için değil, kendilerinden sonra bu iğren insanlık dışı uygulamaların önüne geçmek için kendilerini feda ettiler.
Birileri bu insanlar için terörist diyebilir, birileri vatan haini diyebilir ama benim için bu insanlar, kendilerini ateşin önüne bir saniye bile düşünmeden, atmış yiğitlerdir.
Fotoğraftaki Fırat Tavuk. Bu insanların nasıl öldürüldüğünü daha rahat anlayabilirsiniz.
Onlar ölüme yattılar, onurları için...
Devrimci tutsaklar esir alınamaz...
Şu şarkıyı da dinleyin, yazarken dinledim, siz de okurken dinleyin.
Share |
Gönderen koala zaman: 13:27 0 sözüm var diyen
Etiketler: devrimci tutsaklar esir alınamaz
Hayat bazen...
Uzun zamandır yazamıyorum oysa çok şey oldu, yazacak pek çok şey vardı, elim gitmedi. Bazen oluyor, oturuyorum bilgisayarın başına, bir kelime yazıyorum, sonrası gelmiyor. Öyle kalıyorum olduğum yerde.
Bilgisayar başındaki adamım buraya arada sırada gelen insanlar için. Neler yaşanıyor, neler bitiyor bilmiyorsunuz. Ehh ben de takip ettiğim insanları bilmiyorum tabii ki. Yaşanan bir hadiseden sonra, 'şevkim kırılmadı' desem yalan olur. Binlerce yazı var şurada, bin 800 üstünde, tek bir yazıyla ağzına geleni söyledi herkes.
Bir arkadaş söylemişti, "Saatleri sayıyorum" diye. O an, kendisine söylemedim ama biraz o durum oluşmuştu bende de. İşe geliyorum, işten çıkıyorum, eve geliyorum, uyuyorum. Ne dışarı çıkmak istiyorum, ne de birileriyle görüşmek istiyorum. Kendime bir kabuk yaptım, içine girdikçe girdim. Hatta gereğinden fazla girdim içine.
Bir arkadaş, "Yaz artık" dedi. Ne çok istiyorum bilemezsin. Küfür etmeyi özledim, sinirlenmeyi, kahkahalarla gülmeyi, sinemaya gitmeyi, dolu dolu kitap okumayı, öyle boş boş yürümeyi.
Hafta sonu bir adam geldi İngiltere'den. Herif ilkin "Senin için Türkiye'ye geliyorum" dediğinde, yalan yok inanmadım. 10 günlüğüne filan geliyor, bir gün de bana uğrayacak sandım. Ulan baktım, hakikaten herif ta oradan beni görmeye gelmiş sadece.
İşte insan hayata umutla bakıyor böyle zamanlarda. "Bu dünyada adam gibi adamlar da, candost kıvamında güzel insanlar da var diyorsun."
İnsanlara olan güvenim zamanla azalıyor, kendimi iyiden iyiye dışarıya kapatıyordum. Doğrusunun bu olup olmadığından halen emin değilim çünkü insanlara hep şüpheyle yaklaşıyorum. Ama Ahmet'le oturup rakıya katık ettiğimiz sohbet, karşındaki insanın sana adamakıllı değer vermesini görmek, hiçbir çıkar gütmeden karşında insanlık sergilemesi çok ama çok acayip bir şey.
Sonra sabah sabah şu fotoğrafı gördüm. Dersim'deki bu çift olduğu söylenen köpekler, bu yavru kediyi sahiplenmiş ve yanlarında ayırmıyorlarmış.
Hayatı yaşanılır kılan, nefes alıp verdiğin için mutlu eden bazı şeyler oluyor. Onları yakalamak hakikaten çok önemli.
Yazmak istemiyor muyum? Tabii ki istiyorum. Hopa'dan Cihan Kırmızıgül'e, Hayata Dönüş'ten KCK tutuklamalarına kadar tonla hadise var. Ama işte, garip bir biçimde üç-beş yavşak şevkimi kırdı.
Takip edenler kusura bakmasın, onlara da haksızlık oluyor farkındayım ama çok zaman bilgisayar karşısına geçsem de elim gitmiyor bir türlü. Düzelir diye umut etmekten başka bir şey yapamıyorum şu anda.
Ahmet lan, ne desem, ne söylesem, az kalır. Kelimeleri birleştirip, bir cümle haline getirdiğimde teşekkür ederim. Yine gel, birkaç güne sıkıştırmayalım...
Share |
Gönderen koala zaman: 11:36 3 sözüm var diyen
Kaydol: Kayıtlar (Atom) | b13f522cd0e6 | [
"c4",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Sıcak zaten insanın beynine beynine işliyor, normalde de sakin biri değilsin, çileden çıkmaman için sebep kalmıyor. Benim gibi 70 yaşındaki pencere kenarında duran emekli amca ruhuna sahipsen, o zaman çile seni kollarına alıyor.
Senelerdir bu işi yaparım ama hadisenin magazin boyutundan oldum olası nefret etmişimdir. Haa maruz kalıyorum mecburen ama elimi sürmemişimdir hiçbir zaman.
Dün ilkin; ismi Demet Akalın olan tanımsız canlı, kocasıyla bir mekana gidiyor. Güya orada garsonlar, bunların dedikodusunu yapıyor ve bunlar da şikâyetçi oluyor. Sonuç itibariyle iki garson işten atılıyor.
Bunun dumanı üstünde tüterken, Demet Akalın'ın erkek versiyonu olan, "Ne var yani Mozart da 8 notayla müzik yapıyor, ben de" sözüyle, müzik tarihine geçen Serdar Ortaç, tatil yaptığı otelde, telefonunu kaybediyor. Otel didik didik aranıyor ve bu tiksinç herif yüzünden 6 çalışan işinden atılıyor. Sonra bir bakıyorlar ki, yavşak telefonunu arabasında unutmuş.
Bir insanı işinden, ekmeğinden etmekten daha büyük bir orospu çocukluğu olamaz. Hele hele, hiçbir suçu olmayan insanlara hırsız muamelesi yapmak, daha büyük bir orospu çocukluğudur. O insanlar ne yer, ne içer, kirasını nasıl öder, akşam eve nasıl ekmek götürür, çoluk çocuğuna ne söyler, bunların hiçbirini düşünmezler.
Kumarhanelerde yüzbinlerce dolar harcayan adamdan bunları beklemek, benim gerizekâlılığım.
Bunları hayatın içine salsan, bir baltaya sap olamazlar. Hiçbir yetenekleri, bildikleri herhangi bir iş yok.
Lan, bunları dinleyen milyonlarca insan var. "Zevkler, renkler tartışılmaz" diye bir laf var ya, o lafı kim söylediyse, onun ağzının ortasına sıçmak lazım. Hayır arkadaş, neden bir insan Serdar Ortaç, Demek Akalın dinler? Müzikal açıdan ne gibi bir doyuruculuğu var, senelerdir anlam veremiyorum.
Şimdi ben bunu söyledim diye, elitizmle filan suçlayan dalyarak çıkar kesin. Yazıyı okuyup, aklından bile geçiriyorsan, klavyeyi götüne sokmaya başla şimdiden. İnsan dediğin komplike varlık, her şeyin en iyisine layıktır, bu boktan şeyleri müzik diye sunmak ağır hakarettir.
İneklere dinletsen sütten kesilir, tavuklar duysa yumurta vermeyi bırakır amk.
İşin müzik kısmını geçersek, 8 tane insan işsiz kaldı, bu yavşaklar yüzünden. Gece oldu mu kafalarını rahat rahat yastığa koyup uyumuşlardır, akıllarının ucundan bile geçmemiştir yaptıkları şey.
Bunlar halkın uyuşturulması için ortaya çıkartılmış tipler, görevlerini yapıyorlar. Kameralar karşısında halkın götünü yalarmış gibi yapıp, halkı sikerek para kazanan asalaklardan başka bir şey değiller.
Demet Akalın, Serdar Ortaç'ı dinleyen bir ülkenin başbakanının Recep Tayyip Erdoğan olmasına da şaşırmamak lazım. Baş-tarak, göt-yarak hesabı işte.
Kazandığınız her kuruş, ekmeğinize kan doğranarak geri döner umarım.
Bir insanı ekmeğinden eden kim olursa olsun yedi sülalesini sikeyim...
26 Temmuz 2012
Share |
Gönderen koala zaman: 11:23 12 sözüm var diyen
Etiketler: ananız orospu olmasa da orospu çocuğusunuz
Kaydol: Kayıtlar (Atom) | 710db566d821 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
11 Şubat 2013
Kurum içi dengeler bozulmaz mı yavşak
Fenerbahçe eski yöneticisi Hulusi Belgü: İki futbolcunun da (Hagi ve Popescu) Fenerbahçe'ye gelmesini çok istedim. 15 gün sonra Hagi ve Popescu, birer milyon dolar karşılığında Fenerbahçe'ye gelmeyi kabul ettiler. Aziz Yıldırım'ı çoğu zaman eleştirdim ama o gün bir fair-play örneğine imza attı. Fenerbahçe'ye gelmeye hazır olan Hagi ve Popescu'yu 'Galatasaray zor durumdayken almak doğru değil' diyerek almadı. Aziz Yıldırım onay verseydi, 1998 yılında Hagi ve Popescu birer milyon dolar karşılığında Fenerbahçe'ye transfer olacaklardı.
Fenerbahçe yöneticisi Deniz Tolga Aytöre: Fenerbahçe isteseydi Didier Drogba'yı alırdı. Neden alamasın. Fenerbahçe'nin gücünü bütçesi gösterir.
Fenerbahçe Asbaşkanı Ali Yıldırım: Hoca ile yönetim arasında herhangi bir problem yok. Fenerbahçe isterse Hamit'i alır. Transferin gerçekleşmesi halinde borsaya bildireceğiz.
Ömer Temelli: Biz tamam desek Hamit transferi bitmişti.
Aykut Kocaman isteseydi, Fenerbahçe Sneijder'i alırdı.
Bu sezon böyle bir modamız var "Fenerbahçe isteseydi alırdı" diye. Galatasaray kimi istiyorsa, kime imza attırıyorsa, aslında Fenerbahçe'nin istemediği artık mal muamelesi yapılıyor. Ne söylemek gerekir açıkçası bilmiyorum çünkü şu açıklamaların hakikaten boku çıktı.
'Çılgın aşık' gibi götverenler. Tipler olur ya, bir kıza yanık olurlar. Lise çıkışına giderler, kollarına kızın baş harfini filan kazıtırlar. Kızın haberi bile yoktur aslında böyle birinin varlığından ama bunlar arkadaşlarına "Oğlumm var ya, kızla bugün fena bakıştık" diye hava basarlar. Oysa, kızın soluduğu hava ile bu malın soluduğu hava birbirine karışmamıştır. Arkadaşları "Hadi lan konuş işte" diye bunu gazlar, bizimkisi "Ya konuşacağım da götü kalkar şimdi. Çok istiyorsa, gelsin o konuşsun" diye sıralı otogaz havası basar.
Hah, işte bu "İsteseydik alırdık" diyen gerizekalılar, bizim mal oğlanın liseye gitmeyen, şirket sahibi olan hali.
İşin bir de, medya boyutu var. Galatasaray kimi transfer etse, takım içindeki dengeleri bozar mutlaka. Lan amına koyayım, gelen adamlardan biri Sneijder, diğeri Drogba. Asgari ücret mi alacak bu herifler? Herhalde, diğerlerinden fazla alacak. Bu "Takım içi dengeleri bozar" diyen yavşak yani Rıdvan, NTV'den yıllık 1.6 milyon dolar alıyor. Embesil herif, televizyonda haftanın 3 günü konuşup, 1.6 milyon dolar alıyorsun, günde maksimum 6 saat oradasın. Seninle aynı kurumda 10-12 saat çalışıp 2 bin TL alan adam kaynıyor. Senin aldığın maaş kurum içi dengeleri bozmuyor da, Drogba'nın, Sneijder'ın aldığı para takım içi dengeleri bozacak!
Şu iki transferi Fenerbahçe yapsaydı, açık ve net söylüyorum imrenirdim ama bugün televizyonlar, gazetelerde bok atmak için ellerinden geleni yapanlar, Aziz Yıldırım'ın taşaklarını yalıyordu, bu iki adama imza attırdığı için. Anelka, Alex, Ortega, Roberto Carlos transfer olduğu zaman bunlar "büyük transfer hamleleri", Galatasaray Sneijder'a, Drogba'ya imza attırdığı zaman "soru işareti", "takım içi dengeleri bozar", "Drogba yaşlı", "Sneijder sakat" vs. vs.
Komik olan şey, Drogba'nın, Sneijder'in aldığı paralar üstünden eleştirilmeye kalkışılması. Herife sorsan Hasan Ali'yi, Meireles'i, Mehmet Topal'ı, Sow'u kaça aldın, bu adamlara ne kadar veriyorsun diye, öyle mal gibi kalır ama Hıncalvari bir tavırla karşında kimse olmadan atıp tutuyor. "Drogba, Çin'deki performansını geçmeliymiş!" Peh, peh, peh. Şu lafı duyan, çılgınca bir biçimde Çin ligi izlediğini sanacak. Lan, herifin ne yaptığını biliyor musun? Hangi maçını izledin de, performansının üstüne çıkması gerektiğini biliyorsun.
Çok açık ve net söylüyorum, çünkü yakından biliyorum, Rıdvan Dilmen'e Bundesliga'dan "8 takım say" desen, 6'nın üstüne çıkarsa alnıma "Ben yavşağım" diye dövme yaptıracağım. "Chelsea'den, Manchester United'dan 7'şer futbolcu söyler misin?" diye sor, 5'in üstüne çıkarsa enseme "Hem yavşağım hem de götün önde gideniyim" diye dövme yaptıracağım.
Bu ülkede yılda 1.6 milyon doları, bir bok bilmeden de kazanabiliyorsun. Kazandığın paraya bakmadan, Drogba'nın ve Sneijder'ın aldığı para üstünden "takım içi denge" edebiyatı yapıyorsun. Bir siktir git hakikaten. Hayal bile edemeyeceğin başarıları kazanmış adamlar, bırak da, liseli çocuk yorumu yaparak senin televizyonda aldığın paranın iki katını kazansın. Onların aldığı paralar gayet mantıklı da, senin aldığın parayı izah edebilecek bir durum yok. Güzelim medyamız böyle, yerleştirme adamlarla kaynıyor. Aziz Yıldırım'ın talimatıyla kendi kurumuna küfür eden adamlar, bugün köşe yazıları yazıyor. Tabii yine talimatla.
Neyse yazının başından kopmadan bitirelim. Fenerbahçe babayı alsın.
Share |
Gönderen koala zaman: 04:42 0 sözüm var diyen
Kaydol: Kayıtlar (Atom) | 8ed97fb9ad1e | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Ankara eşya taşımacılığı firmaları arasında yer alan eşya taşımacılığı firmamız Ankara’da sayısını unuttuğumuz kadar eşya taşımacılığı hizmeti sağladık. İster şehir içi eşya taşımacılığı olsun ister asansörlü eşya taşımacılığı olsun ister şehirler arası eşya taşımacılığı olsun hiç fark etmez biz Türkiye’nin tüm şehirlerine ve ilçelerine deneyimli ekip ve ekipmanlarımız ile yere basan tüm büyük veya küçük ev eşyanızın paketlemesini ve ambalajını yaparak en iyi eşya taşımacılığı hizmetini sağlamaktayız. Hayatımızı sürdürdüğümüz yaşam alanımızda başından sonuna kadar bizimle beraber olan biz nereye göç edersek edelim göç ettiğimiz yere de ev eşyalarımızı götürmek zorunda kalmışızdır çünkü ev eşyası insanların rahat yaşam sürdürmeleri için en önemli unsurlarından birisidir nereye göç edersek edelim göç ettiğimiz evimize de ev eşyamızı götürmek durumunda kalmaktayız bunun içinde en iyi eşya taşımacılığı firmaları içinden birisini tercih etmekteyiz. Biz Ankara eşya taşımacılığı firması olarak Ankara’da ve Türkiye’nin diğer illerinde bireysel ve kurumsal olarak bir çok kamu ve kurumu özel şirket üst kademede mertebeli devlet çalışanları bekar ve evli kişilerin eşya taşımacılığı hizmetlerini en iyi şekilde sağlamış eşya taşımacılığı işinde artık profesyonel olmuş ve Ankara’da 1975 yılında ilk kurulmuş Ankara eşya taşımacılığı firmasıyız. Biz Ankara’nın Çankaya ilçesinde kurulmuş en eski eşya taşımacılığı firması olarak hem şehir içi eşya taşımacılığı hem şehir dışı eşya taşımacılığı hemde asansörlü eşya taşımacılığı hizmetini deneyimli ekip ve ekipmanlar, yeni ambalaj malzemesi, eşya taşımacılığı için tasarlanmış son model kapalı çelik kasa kamyon ve kamyonetler ile Ankara’da en iyi ve en eski Ankara eşya taşımacılığı şirketiyiz. Bizim diğer Ankara eşya taşımacılığı firmalarından farkımız hiç bir müşterimizi öteki müşterimizden ayırdı etmeden her müşterimize aynı hizmeti ve her müşterimize aynı Ankara eşya taşımacılığı fiyatları ile en şeffaf eşya taşımacılığı yapmaktayız. Ankara eşya taşımacılığı hizmetimizi sizin çizdiğiniz çizgide ilerleyip sizin için en münasip olan ne ise bizim içinde en münasibi odur düşüncesi ile çalışmaktayız. En eski deneyimli Ankara eşya taşımacılığı ve asansörlü eşya taşımacılığı hizmeti almak istiyorsanız ev eşyalarım kırılmadan çizilmeden sorunsuz bir şekilde taşınsın diyorsanız bir telefondan temas kurmanız bizler için kafi olacaktır. | c316c7f4aa46 | [
"c4",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
POLYESTER SAPAN KULLANMA BİLGİLERİ :
a)Düz Kaldırma : Sapanlar için kaldırma noktası,merkez ağırlık noktasının üzerine dik bulunmalıdır.
b)İki eşit boylu sapan ile kaldırma : Sapanlar için kaldırma noktası her iki yanda eşit bir şekilde merkez ağırlık noktasının üzerinde dik bulunmalıdır.Bu tip kaldırma şeklinde her iki sapanın da aynı hammaddeden imal edilmiş olması gereklidir.
(Eşit esneme değerleri bakımından)
c)Üç ya da dört sapanla kaldırma : Sapanlar için kaldırma noktaları,aynı düzlem üzerinde merkez üzerinde merkez ağırlık noktasının etrafına dağılmış olmalıdır ve üzerinde dik bulunmalıdır.
*Kesinlikle kaldırma acısı A ya dikkat ediniz.Bu acı ne kadar büyük olursa sapanın taşıma kapasitesi o kadar düşer.60° nin üzerindeki açıya müsaade edilmemektedir !
*Üç ve dört sapanlı kaldırma sapanlarında, dengesiz yüklemelerde en büyük açıya bağlı olarak,sadece iki sapanlı sistemdeki açıdan hesap yapılmalıdır.
*İki sapanlı sistemde eşit olmayan açılar var ise,tek bir sapanın taşıma kapasitesi temel olarak alınmalıdır.
*Kaldırma sapanları tam genişlikleri ile taşıyacak şekilde tespit edilmelidir.
*Hiçbir şekilde sapanların dikiş yerlerini,kanca bölgesine veya diğer kaldırma düzeneklerine denk getirmeyiniz.
*Etiketin hasar görmesini engelleyiniz.
*Yükün kaldırılması için birden fazla sapan kullanılırsa bu sapanların aynı hammaddeden olması gereklidir.
Polyester Sapanların Kimyasallar ile birlikte kullanılması :
Polyester sapanların üretildiği maddeler (PES-PA-PP) hem fiziksel bakımdan,hem değişik direnç özellikleri bakımından kimyasal etkilere karşı farklılık göstermektedir.
Polyester ; Daha çok aside dayanıklıyken,Poliyamid;daha ziyade bir çok eriyiğe dayanıklıdır.
Polipropilen ; Hem bir çok aside ,hem de bir çok eriyiğe karşı dayanıklık göstermektedir.
Uyarı ; Bütün sapan materyalleri,konsantrasyona bağlı olarak kimyasallar,sıcaklık ve kullanım süresi sonucunda hasar görebilir,ya da taşıma kapasiteleri bakımından önemli ölçüde düşüş gösterebilir.
Eğer polyester sapanlarınız kimyasallara maruz kalırsa satıcınızdan mutlaka yardım isteyiniz!!!
Kaldırma sapanlarınız kimyasallar ile temas ettiyse,hemen temiz su veya uygun başka bir madde ile yıkamaya tabi tutunuz.Bu esnada söz konusu çalışma ve güvenlik kurallarına uyunuz.
Zararsız asit ve eriyik çözeltileri bile,buharlaşma sayesinde sapanda konsantre olup hasara yol açabilirler.
Polyester Sapanların sıcaklık aralıklarında kullanımı:
Polyester (PES) ve Poliyamid (PA) -40 C° ile +100 C°
Polipropilen (PP) – 40 C° ile +80 C° arasında kullanılmalıdır.
Polyester Sapanlarda Esneme ;
PES hammaddelerinden yapılmış tekstil kaldırma kayışları, kimyasal sıcaklık ve Kullanım şekillerine göre esneme farklılıkları gösterirler.
Polyester(PES) %1-1,5 yaklaşık esneme değerindedirler.
Düzenli Kontroller :
Standarda uygun olarak polyester sapanlar en geç bir senelik aralıklarla uzman kişilerce kontrol edilmelidir. Sapanların kullanım amaçlarına bağlı olarak kontrollerin bir yıldan daha kısa süre de yapılması gerekli olabilir. Bu özellikle yoğun kullanımda, artmış aşınmada, korozyonda veya ısınma etkisinde yada işletme kullanımında hasar tehlikeler söz konusu olduğunda gereklidir. Kullanım süresi boyunca ,kaldırma sapanının daimi,güvenli kullanımını etkileyecek hasarların ortaya çıkarılması bakımından,kullanıcı tarafından düzenli görsel kontroller yapılmalıdır.Bu kontroller tüm bağlantı ekipmanlarını da kapsamalıdır.Eğer kullanım özelliği bakımından herhangi bir şüphe bulunuyorsa,bunun yanı sıra taşıma kapasitesini etkileyebilecek hasar durumları veya özel durumlar söz konusu olduktan sonra sapan ve ekipmanlar uzman bir kişi tarafından kontrol edilmek üzere kullanım dışı bırakılmalıdır.
Kaldırma sapanlarını daimi, güvenli kullanımını olumsuz etkileyen hatalar ve hasarlar için
Örnekler şunlardır; Yüzeyde aşınma yerleri, boylamasına ve çapraz kesikler, sapan kenarlarında kesikler ve aşınma yerleri,kaçıklar veya düğümler,hasar görmüş ve deforme olmuş diğer birleştirme aksamları.
ÖNEMLİ UYARILAR ;
1-Yükün ağırlığı ve ağırlık merkezi bilinmelidir.
2- Vinç operatörü kaldıracağı yükün ağırlığını bilmelidir.
3-Sapan ağırlık tablosuna göre sapan seçimi yapınız.
4-Vinç kancası ağırlık merkezi üzerine dikey olarak inmelidir.
5-Yükün doğru şekilde sapanlanması gereklidir.
!!! Eğer yükler yanlış sapanlanırsa kayabilir yada düşebilir.
Düşen bir yük ağır yaralanmalar ve hatta ölümlere neden olabilir.
6-Yükün sapanlanmasından yükün çevresinde kalan riskli bölge terk edilmelidir.
7-Sapanlamayı yapan kişilerle iletişim sağlanmalıdır,Nakliye bölgesinde bulunan ve işi olmayan kişilerin uyarılması gereklidir.
8-Vinç operatörüne belirgin işaretler verilmelidir.(Bu iş bir kişi tarafından yapılmalıdır.)
9-Denemek amacıyla yapılan kaldırmada aşağıdaki maddelere dikkat edin.
*Yük başka bir yere takılıyor mu?
**Yük terazide mi?
***Bütün sapanlar eşit bir biçimde yükü taşıyor mu?
10-Eğri ve dengesiz sarkan yükleri indirip yeniden düz olarak sabitleyin,
11-Yükün indirilmesi sapanlamayı yapanın talimatına göre yapılması gereklidir.
12-Yükün devrilmesine ya da dağılmasına karşı önlem alınmalıdır.
13-Kullanılmayan sapanların yükün üzerinde sarkık vaziyette bırakılmaması gereklidir.Kaldırma işlemi yaparken başka noktalara takılabilir.
14-Koparmaları ve ani hareket yüklenmelerini engelleyiniz.
15-Yük,kaldırma sapanının altında iken çekmeye çalışmayınız.
16-Yükü,asla kaldırma sapanının üzerinde sürüklemeyiniz.
17-Kaldırma sapanlarını pürüzlü yüzeylerin üzerinde sürüklemeyiniz.
18-Yükü asla kaldırma sapanına asılı vaziyette uzun süre bekletmeyiniz.
19-Keskin kenarlar veya kaba yüzeylere sahip yüklerde kaldırma sapanları,sapana zarar verebilecek bölgeler koruma altına aldıktan sonra kullanılmalıdır.
Kenar radyüsü ,kaldırma sapanı kalınlığından daha küçükse,keskin bir kenar söz konusudur.
20-Keskin kenarlarda kılıflar kullanın PVC ve PU kılıflar sadece kaba yüzeylerde sürtünme koruması sağlar(keskin kenarlardan korunmazlar)
21-Kaldırma sapanları düğümlü ve dönük vaziyette yüke maruz bırakılmaz.Sapan gözleri bir birinin içinden geçilerek yada düğümlenerek uzatılmamalıdır.
22.Kesme,taşlama veya kaynak çalışmalarında kaldırma sapanları kıvılcım sıçramalarına karşı korunmalıdır.
POLYESTER SAPANLARIN TEMİZLENMESİ ;
Temiz su ile ,kimyasal katkı olmadan temizlenmelidir.
Kullanım sırasında yada temizlenme sırasında ıslanmış olan kaldırma sapanları bir yere asılarak hava etkisiyle kurutulmalıdır.Doğal olamayan başka bir yöntem kullanılmamalıdır.
POLYESTER SAPANLARIN MUHAFAZA EDİLMESİ;
Kaldırma sapanları depolanmadan evvel,kullanımdan dolayı ortaya çıkmış olabilecek hasarları kontrol ediniz.Hasar görmüş sapanları depolamayınız.
Kullanılmayan sapanlar temiz,kuru ve iyi havalandırılmış yerlerde depolanmalıdır.
Oto spanzet - oto yük bantları 1
Oto spanzet - oto yük bantları 2 | ef086bd0397a | [
"c4",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |