text
stringlengths
97
665k
id
stringlengths
12
12
source
listlengths
2
5
Cumhuriyetimizin 87. Yılı kutlu olsun. Türk-İslam Birliği Atatürk'ün de İşaret Ettiği Büyük Bir Hedeftir ``Bütün İslam aleminin manen olduğu kadar maddeten de birlik içinde ve müttefik hale gelmesinden sadece sevinç duyarız. Bunun için de bizim kendi hudutlarımız içerisinde bağımsız olduğumuz gibi, Suriyeliler ve Iraklılar da milli hakimiyete dayalı bağımsız bir güç olarak ortaya çıkabilmelidirler.`` (Mustafa Kemal, 24 Nisan 1920, 4. (gizli) oturum) Mustafa Kemal Atatürk: "Türk Birliği`nin bir gün hakikat olacağına inancım vardır. Ben görmesem bile, gözlerimi dünyaya onun rüyaları içinde kapayacağım. Türk Birliği`ne inanıyorum, onu görüyorum. Yarının tarihi, yeni fasıllarını Türk Birliği`yle açacaktır. Dünya sükununu bu fasıllar içinde bulacaktır. Türk'ün varlığı bu köhne aleme yeni ufuklar açacak, güneş ne demek, ufuk ne demek, o zaman görülecek."
6c4b484bb834
[ "culturax", "hplt2" ]
Vatanın bütünlüğü; devletin fiziki yapısını meydana getiren ulusun birliğini, bütünlüğünü ve bölünmezliğini ifade eder. Cumhuriyetimizin kurucusu Büyük Önder Atatürk’ün tanımladığı ve bu nedenle de “Atatürk milliyetçiliği” olarak anılan bu milliyetçilik anlayışının en önemli özelliği, kültür temeline dayanmasıdır. Etnik kökeni, dini, dili her ne olursa olsun, kendisini “Türk” olarak tanımlayan herkes Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşıdır. Türk kültürünü paylaşan, kendisini Türk Milleti’nin bir ferdi addeden herkes, kökeni ne olursa olsun, Türk’tür ve Türkiye vatandaşıdır. Atatürk’ün temel düşüncesini hedef alan Türkiye Cumhuriyeti hiçbir zaman vatanı milletten ayrı düşünmemiştir. Bu nedenle milletin üzerinde yaşadığı vatan, bir bütündür, kutsaldır. Atatürk vatanın bağımsızlığı ve bölünmezliği ilkesini, Amasya Genelgesi’nde “Ya istiklal ya ölüm”, Erzurum Kongresi’nde, “milli sınırlar içinde vatan bölünmez bir bütündür” şeklinde ifade etmiştir. Bu görüş Sivas Kongresi’nde de aynen kabul edilerek, Misak-ı Milli ile milletçe uygulanan bir politika halini almıştır. Misak-ı Milli ve Kuva-yi Milliye ruhu ile Atatürk’ün liderliğinde kurulan Türkiye Cumhuriyeti, hem siyasi yapılanma hem de insan unsuru bakımından (üniter) devlet temel niteliğiyle oluşturulmuştur. Türkiye’nin Etnik Yapısındaki Çeşitlilik Türkiye’nin Güzelliği ve Zenginliğidir. Etnik Çeşitlilik Asla Üniter Devlet Yapısının Bozulmasını Gerektirmez Türkiye ve Türk Milleti, tarih boyunca hem bölgesel ve evrensel tehditlere hem de iç ve dış düşmanların tehdidine maruz kalmış bir ülkedir. Uluslararası siyaset alanında sahip olduğu jeo-politik durumu ve üstlendiği önemli rol nedeniyle, şiddetli düşmanlıklara, zalim ve hain tertiplere, çeşitli saldırılara hedef olmuştur. Ama milletimiz saldırılara karşı koymayı daima başarmıştır. Bu tür tehditler günümüzde de devam etmekte, art niyetli kişiler vatanımızın bölünmez bütünlüğünü hedef alarak milli birlik ve beraberliği bozmayı hedeflemektedirler. Günümüzde iç ve dış düşmanların Türkiye’yi zayıflatmak, milli birlik ve beraberliği bozmak amacıyla başvurdukları yöntem ülkemizin etnik yapısındaki çeşitliliği kullanmaktır. Çünkü bilindiği gibi Anadolu toprakları tarih boyunca pek çok milletin bir arada barış ve huzur içinde yaşadığı bir bölge olmuştur. Özellikle Osmanlı İmparatorluğu’nun bu konudaki hassasiyeti ve adaletli yönetim sistemi sayesinde pek çok farklı etnik grup barış içinde bu topraklarda yaşamış hatta aynı saflarda savaşmışlardır. Türkiye Cumhuriyeti, farklı etnik grupların birarada yaşadıkları Osmanlı İmparatorluğu’nun mirasçısı olarak kurulmuştur. Osmanlı’nın asli unsuru her zaman için Türkler olmuştur, hatta bu nedenle Avrupalılar “Osmanlı” demektense “Türk” demeyi tercih etmişlerdir. Ancak bu İmparatorluk içinde, Arap, Boşnak, Arnavut, Çerkez, Kürt, Rum, Ermeni, Yahudi gibi farklı etnik gruplar da yaşamıştır. İmparatorluğun son dönemlerinde önce gayri-müslim azınlıklar, sonra da Araplar Osmanlı’dan ayrılarak kendi yollarını çizmişlerdir. Türkiyemiz, Misak-ı Milli sınırları içinde kalan ve başta Türkler olmak üzere diğer bazı Müslüman etnik gruplardan oluşan bir ülke olarak kurulmuştur. Atatürk, yeni bölünme ve parçalanmalara imkan tanımamak için, bu topraklar üzerinde yaşayan herkesin Türk Milleti’nin bir parçası olduğunu, hiç kimsenin azınlık ya da “ikinci sınıf vatandaş” sayılamayacağını yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin temel ilkesi olarak ilan etmiştir. Bazı Çevreler İç Huzursuzluk Çıkarmak İçin Suni Gündemler Oluşturmaktadırlar Son yıllarda ülkemiz gündeminde etnik konuların hararetli bir şekilde tartışılmaya başlanması, Türk Milleti’nin tarihten gelen ırk, din ve dil ayrımına kesinlikle dayanmayan birlik ve beraberlik anlayışına zarar vermektedir. Zaten gündeme getirilen bu konu tamamen suni bir konudur. Çünkü Türkiye’de etnik bir sorun yoktur. Din, dil, ırk ayrımı tarihte olduğu gibi bugün de söz konusu değildir. Osmanlı İmparatorluğu’nda yüzyıllardır, Türkiye Cumhuriyeti’nde ise 88 yıldır Kürdü, Lazı, Çerkezi, Musevisi, Arnavudu huzur içinde yaşamış ve yaşamaya devam etmektedir. Bu milletlerden olan insanların hiçbiri bir devlet kurma ya da ülkemizi bölme amacında olmamışlardır. Atatürk’ün ünlü “Ne mutlu Türk’üm diyene” sözüyle özetlediği milliyetçilik tanımı, bu planları bozan son derece akılcı ve isabetli bir tanımdır. Türkiye’nin üniter devlet yapısı, işte bu milli temel üzerine kuruludur. Türkiye sınırları içinde, ana dili Türkçe olmayan, farklı bir etnik kökenden gelen gruplar bulunabilir, ancak bu vatandaşlarımız da Türk Milleti’nin birer parçasıdırlar. Türkiye’nin her yerinde ve herkes için geçerli olan kanunlar onlar için de geçerlidir. Türkiye’nin her yerinde ve herkes için geçerli olan temel hak ve özgürlüklere onlar da aynı şekilde sahiptir. Türkiye’nin bölünmesi veya federatif devlet kurulması yönünde gafil açıklamalar yapan kişilere en güzel cevap, Türk Devletinin önderi Atatürk’ün birleştirici ve ırkçılıktan uzak olan şu ifadeleri olacaktır: “... Bugünkü Türk Milleti siyasi ve içtimai camiası içinde kendilerine Kürtlük fikri, Çerkezlik fikri ve hatta Lazlık fikri veya Boşnaklık fikri propaganda edilmek istenmiş vatandaş ve milletdaşlarımız vardır. Fakat mazinin istibdat (despot) devirleri mahsulü (ürünü) olan bu yanlış adlandırmalar, birkaç düşman aleti, gerici beyinsizden başka hiçbir millet ferdi üzerinde kederlenmekten başka bir tesir (etki) doğurmamıştır. Çünkü bu millet fertleri de, tüm Türk toplumu gibi aynı ortak geçmişe, tarihe, ahlaka, hukuka sahip bulunuyorlar.” Hem Türkiye’nin Hem de Bölge İnsanlarının Huzur ve Mutluluğu Türkiye’nin Üniter Yapısının Korunması ile Mümkündür Yakın geçmişte Türkiye’nin üniter yapısını değiştirmeyi ve federatif bir devlet modeli kurmayı önerenler olmuştur. Ancak federasyon kavramı Türkiye için hem son derece gereksiz hem de son derece tehlikeli bir kavramdır. Federasyon, birbirinden farklı milletlerin aynı devlet içinde yaşadığı durumlarda söz konusudur. Oysa Türkiye’de tek bir millet vardır. Eğer etnik köken bir ayrılık nedeni sayılır ve federasyona gerekçe olarak kabul edilirse, o zaman nerede biteceği belli olmayan bir bölünme süreci başlar. Bu sürecin büyük huzursuzluklar, göçler ve toplumsal gerilimlere sebep olacağı ise açıktır. Bu nedenle Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısına sahip çıkmak, bu topraklar üzerinde yaşayan herkesin menfaatinedir ve bu yüzden de milli bir görevdir. Üniter yapıyı hedef alan cereyanlar, bilerek ya da bilmeyerek, Türkiye’yi zayıflatmak isteyen dış güçlere hizmet etmiş olurlar. Büyük Önderimizin bize öğrettiği ve bıraktığı vasiyet milli ve manevi değerlere bağlı, vatanını, bayrağını, milletini seven, milli ahlak inancına sahip olan, mukaddesatını korumak için her türlü fedakarlığı yapabilecek insanlar olmaktır. Biz ve bizden sonra gelecek nesiller, dindar, milliyetçi duygular taşıyan, vatanı ve bayrağı uğruna hayatını ortaya koyan, yaşamı boyunca milletinin mutluluğu için çalışan, aile kurumunun kutsiyetini savunan insanlar olacaktır. Dolayısıyla milliyetçi ve vatansever halkımızın, Türkiye’nin üniter devlet yapısını bozmaya çalışan kişi, sistem ve ideolojilere karşı fikri mücadele içinde olmaları, sinsi odakların kirli oyunlarına gelmemek için dikkat göstermeleri şarttır. Türkiye’nin Üniter Yapısını Bozmak İsteyenler Temeli Komünizm ve Darwinizme Dayanan Terör Örgütünün Destekçileridir Terör örgütü PKK’nın bazı Kürt vatandaşlarımızı da aldatıp arkasına alarak Güneydoğu’da çeşitli habis faaliyetlerde bulunmasının sebebi gerçekte etnik temele dayanmamaktadır. Çünkü sorun etnik değil, ideolojiktir. Güneydoğu’da yaşanan bölünmenin tek bir nedeni vardır, o da komünizmdir. PKK’nın ideolojisi komünizm ve sosyalizm üzerine kurulmuştur. PKK’nın ayrı bir toprak parçası talep edip bu yönde faaliyetlerde bulunmasının da temelinde komünizmi yaşatma isteği bulunmaktadır. Çünkü bu ideoloji demokrasinin yaşandığı bir ülkede hayata geçirilemez. Komünizm, zor ve baskıya dayalı rejimini uygulamak için bağımsız ve izole bir toprak parçası üzerinde, tamamen kendi hâkimiyetini kurmaya ihtiyaç duyar. Nitekim komünizmin girdiği ve bir rejim olarak uygulandığı tüm ülkelerde bölünme kaçınılmaz olmuştur. Tarih bunun örnekleriyle doludur. Bu bölünmede hiçbir zaman etnik unsurlar rol oynamamış, sadece komünist ideoloji ön plana çıkmıştır. Bilindiği gibi Kore, Almanya ve Çin de komünist ideolojinin bir sonucu olarak bölünmüşlerdir. Bu ülkelerde farklı etnik kökenlerin varlığı gibi bir durum söz konusu değildir. Ancak Kore, Güney ve Kuzey Kore, Almanya, Doğu ve Batı Almanya ve Çin de Milliyetçi ve Komünist Çin olarak gerek toplumsal anlamda gerekse de toprak olarak bölünmüşlerdir. Komünistler her devirde kendi ideolojilerini yaşatabilmek için bölücülük yaparak karışıklık çıkarmaktan geri kalmamış, ayrı bir toprak, ayrı bir ülke elde etmek amacıyla silahlı mücadeleye girmişlerdir. Türkiye’nin üniter yapısının bozulmasını önlemek için yapılacak tek şey komünizmin temeli olan Darwinizmin fikri olarak çürütülmesidir. Güneydoğu bölgesinde yapılan Darwinist propagandalar, hastalıklı bünyeye yeni kanserli hücrelerin katılması gibi, yeni militanlar ve destekçiler kazandırmaktadır. Bu propagandada, insanın hayvandan türemiş bir canlı olduğu yalanı anlatılır. Böyle bir aldatmacayla eğitilen bir kimse ise, insanları aynı doğadaki canlılar gibi sorumsuz ve başıboş görür. Bu yanlış bakış açısıyla hayatın kökenini değerlendiren biri kendisini; tesadüfen dünyaya gelmiş ve yaşaması için savaşması gereken biri olarak görür. İnsanlar arasında tıpkı hayvanlarda olduğu gibi amansız bir yaşam mücadelesi olması gerektiği safsatası ile hareket edildiğinde ise çatışma ve masum insanları öldürmek son derece doğal karşılanır. Bu nedenlerden ötürü Güneydoğu’daki olayları etnik açıdan değerlendirmek doğru değildir. Ortada bir sorun vardır; bu, komünist ideolojiye dayalı bir sistem kurmak için Türkiye’den, gerek silahlı mücadele ile gerekse de politik yollar aracılığıyla toprak kazanabilme hayalidir. Ancak bu şeytani plan, Mehdiyetin Türkiye’de doğup dünyayı kaplayacak manevi aydınlığı vesilesiyle asla gerçekleşmeyecektir. Hz Mehdi (a.s.)’ın zuhur edeceği yer olan Türkiye Yüce Allah’ın hıfz-ı emanındadır inşaAllah.
9e7faf07e860
[ "culturax", "fineweb2", "hplt2" ]
Sadece hayvanların yaşadığı gib dünyada geçen Sing, tiyatro salonunun eski canlılığını kaybetmesinden dolayı oldukça üzgün olan Buster Moon, tiyatrosunu yeniden canlandırmak için yaptığı planı konu alıyor. Tiyatrosunu çok seven ve onu korumak isteyen Moon, bir şarkı yarışması düzenlemeye karar verir. Dünyanın en büyük şarkı yarışmasını düzenleyebilirse, tiyatrosunu kurtarabilecektir.Şarkı yarışmasına bir fare, çekin bir fil olan, sahneye çıkmaktan korkan ve 25 yavrusuyla ilgilenmekten yıpranmış bir domuz, ailesini hapisten kurtarmak isteyen genç bir goril ile tek başına kalmak için mücadele veren bir kirpinin öne çıktığı yarışmada, bütün hayvanlar hayatını değiştirebilecekleri fırsatı yakaladıklarını düşünür. Buster Moon’un ise tek istediği tiyatrosunu kurtarmaktır. Şarkını Söyle 2 Aralık 2016’da vizyona girecek. Fragmanı izlemek için: Şarkını Söyle Fragman
f92c0a7b3d30
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Serhat Öğretmen koridorda ağır adımlarla ilerleyip 5/B sınıfının önüne geliyor. Kapı açılır açılmaz, öğrencisi Zeynep koşup öğretmenin bastonunu alıyor ve sınıfının bir köşesine koyuyor. Ders Türkçe. Öğretmen, "Zeynep hangi konuda kalmıştık" diye soruyor. Zeynep "Öznel ve nesnel yargılar" diyor. Sınıfa dönüp sıralar arasında hızlıca gezmeye başlayan öğretmen "Öznel yargıya kim örnek verecek?" diyor. Parmaklar kalkıyor. Zeynep, öğretmenine parmak kaldıranların isimlerini söylüyor, öğretmen saydığı isimler içinden birini seçiyor… Serhat Dağ, 25 yaşında, iki yıllık gencecik bir öğretmen. Dağ, İstanbul'un sosyo ekonomik düzeyi düşük ilçelerinden Sultangazi'de Fevzi Kutlu Kalkancı Ortaokulu'nda çalışıyor. Zihinlerdeki tüm engelleri, önyargıları aşarak öğretmen olmayı başarmış bir görme engelli. Türkiye'de yaklaşık 800 bin öğretmen var. Toplumsal Haklar ve Araştırmalar Derneği'nin 2013 verilerine göre bunlardan sadece 2 bin 387'si engelli. 2014'te yapılan 400 engelli öğretmen ataması da hesap edilince Türkiye'deki engelli öğretmen sayısı 3 bine yaklaşıyor. Serhat Dağ, tüm önyargıları aşarak Türkçe öğretmeni olmayı başarmış bir görme engelli. Dönemin Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer'in, "Öğretmenlik bedensel engeli bulunanlar tarafından icra edilebilecek mesleklerden değildir" sözlerini söylediği dönemde KPSS'ye hazırlanan Dağ, "O zaman sınava boşuna hazırlanıyoruz" diye düşündüğünü, tedirginlik yaşadığını söylüyor. Ön yargılarla karşılaşmamak için Engelli Kamu Personeli Seçme Sınavı (EKPSS) yerine herkesin girdiği Kamu Personeli Seçme Sınavı'na (KPSS) giren Dağ, "EKPSS ile atansaydım daha görev yerine gelmeden engelli olduğum için kafalarında önyargılar oluşacaktı" diyor. Her sınıfta bir yardımcı öğrencisi var Serhat Öğretmen'in her sınıfta bir yardımcı öğrencisi var. O gelmeden, yoklamayı yapıyor ve derste öğretmenine destek oluyor. Öğretmen dersi anlatıp soru sorarkan, parmak kaldıranları ona söylüyor. Kimi zaman sınıfta konuşan öğrencileri Serhat Öğretmen'i çaktırmadan uyarıyor. Serhat Öğretmen, sınavlarını yaparken diğer öğretmenlerden destek alıyor. Sınav kağıtlarını meslektaşlarına veriyor, onlar kendi derslerinde sınavı yapıyor. Sınav kağıtlarını okumak için de Serhat Öğretmen bir yöntem bulmuş: "Yüzlerce kişinin sınav kağıdını okumak için birinden gönüllü yardım almak doğru değil. Zor bir iş. Üniversite öğrencisi birinden destek alıyorum. O bana kağıtlarda yazılanları okuyor ben de kaç puan verdiğimi söylüyorum. Hem onun da harçlığı çıkmış oluyor." "Beni tanıdıktan sonra daha duyarlı oldular" Öğrencilerinin kendisiyle ilk tanıştığında şaşırdığını anlatan Dağ, pek çok sordu sorduklarını anlatıyor: "En çok okul dışındaki hayatımla ilgili sorular soruyorlar. Nasıl eve gittiğimi, evde nasıl yaşadığımı merak ediyorlar. Sınavlara girip girmeyeceğimi soruyorlar. Bunlar normal. İlk başladığım döneme göre engellilere ve sorunlarına yönelik daha duyarlı olduklarını görebiliyorum öğrencilerimin. Teneffüste bile yanımdalar, kolumdalar. Engellilere genel olarak hak temelli değil de yardım temelli yaklaşım olduğu doğru. Ancak bu zamanla oturacak bir şey." "Çok güçlü bir adam" Öğrencileri, Serhat öğretmenlerini çok seviyor. Okul, bahçesinde bir de ilkokul olduğu için yaklaşık 4 bin öğrencinin olduğu kalabalık bir okul. Öğrencileri Serhat öğretmenin teneffüste bile peşindeler. Onu gören, yol göstermek için yanına geliyor. 5/C sınıfında öğretmenine yardım eden Helin Heja Işık, "Öğretmenimin bana verdiği sorumluluk beni umutlu ediyor. İlk başlarda öğretmenimin nasıl kitap okuduğunu anlayamamıştım. Alfabesi çok acayip gelmişti. Çok güzel anlatıyor dersi" diyor. 5/B sınıfındaki yardımcı öğrenci Zeynep Kına, "Öğretmenim dersi çok zevkli anlatıyor. Bence o çok güçlü bir adam. Gözleri görmüyor olabilir ama o kadar sınıfa derse giriyor ve çok güzel anlatıyor. Ben de öğretmen olacağım" diye konuşuyor. Zor ve kalabalık bir okulda çalışan Dağ, okul içinde kendine uygun düzenlemeler yapılıp yapılmadığını sorunca ise "Böyle düzenlemelere ihtiyacım olmadı. Bunlar yapılacağına okulun kütüphanesine ya da başka alanlarına bir şeyler yapılabilir" diye cevap veriyor. Dağ, ortalama 45 öğrencisi olan beş sınıfın Türkçe derslerini veriyor. "Ayrımcılık yaşayanlar var" Geçen sene görev yapacağı okula ilk kez adım atan Dağ, idarecileri, öğretmen arkadaşları, öğrenci ve veliler tarafından hiçbir ön yargı ile karşılaşmadığını söylüyor. Ancak pek çok sorunla karşılaşan engelli öğretmenler olduğunun da altını çiziyor. Ataması yapılmış olmasına karşın bazen engelli öğretmenlerden "iş görebilirlik raporu" istendiğini anlatan Dağ, engelli öğretmenlerin yaşadığı sıkıntıları şöyle anlatıyor: Kaynak: http://www.haberler.com/onun-gozleri-ogrencileri-6717979-haberi/
f395293052d9
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
TENDİNİT (KİRİŞ HASTALIĞI) Eklemi oluşturan yapılardan bir tanesi de tendonlardır. Tendonların (kiriş) bir ucu kasa, diğer ucu da kemiğe yapışır. Bu sayede kasların kasılma etkisini kemik vasıtası ile ekleme ileterek vücut bölgesinin hareketini gerçekleştirir. Tendinit hastalığı tendonların hafif yırtılması veya iltihaplanmasıdır. Tendinit genelde omuz ve dirsek bölgesinde oluşur. Oluşumu incinme, travma ve eklemi aşırı kullanmayla gerçekleşir. Tendinit hastalığında ağrı ve acı hissi olur ve tedavi edilmemesi kalıcı tendon problemlerine neden olur. Tendinitli eklem tedavi edilmeden uzun süre hareket ettirilirse eklem dokuları esneklik kaybına uğrar. Teşhis: Hasta, özellikle eklemde bir anda başlayan aşırı ağrı ve acı ile doktora başvurur. Fizik muayenesinin dışında röntgen yardımı ile ilgili kemik yapıları da araştırılmalıdır. Tedavi: Ağrı ve acı için ağrı kesici önerilir. Doktor gerekli gördüğünde ekleme kortizon enjekte eder. İleri derecede tendon yırtıklarında cerrahi müdahale gerekir. Ancak tendinit için en geçerli tedavi, eklemi uygun bir ortez malzeme ile istirahate almak ve gün içerisinde mutlaka uygun egzersizleri yapmaktır. Çünkü egzersiz yapmadan sadece istirahat yöntemine başvurmak, eklemde hareket tembelliğine neden olabilir. Ekleme egzersizden önce sıcak, egzersizden sonra soğuk kompres uygulanır. Yaşlılarda tendinit tedavisi daha uzun sürelidir.
93aad99dddb0
[ "c4", "culturax", "hplt2", "vngrs" ]
Ürün Açıklaması 12 yaş ve üzeri yetişkin kediler için, bağışıklık sistemini güçlendiren, fosfor kontrollü, dışı kıtır içi soft özel mama taneleri olan, kuru mamadır.Ağız ve diş sağlığının korunmasında ve güçlenmesinde yardımcıdır.Mama tanelerinin yapısı yetişkin kedilerin dişleri için uygundur. Üzüm ve yeşil çaydan elde edilen doğal polifenoller ve vitamin E hücre yaşlanmasından sorumlu olan serbest radikallerle savaşa yardım eder. İçerdiği frukto-oligo-sakkarit FOS ile pozitif mikrofloranın desteklenmesi sayesinde ishale sebep olan bakterilerden korumakta, kalsiyumun daha iyi emilmesini sağlamakta, LDL kolestrolün seviyesini düşürmektedir.İdrar pHını dengeleyerek üriner sistemin korunmasına yardımcı olur. İçeriğinde bulunan fosfor duyu organlarının sağlığını korumaya yardımcı olur.İskelet ve eklem yapısını güçlendiren glukozamin ve kondrotin içerir. Mamanın İçeriği; Bitkisel protein izolat, önceden pişirilmiş buğdat unu, hayvansal yağlar, pirinç, hidrolize edilmiş kümes hayvanları eti, bitkisel lifler, hidrolize edilmiş hayvansal proteinler, mısır, hindiba kökü, soya yağı, balık yağı, mineraller, domates, psyllium kabukları ve tohumları, fructo-oligosakkarid, yeşil çay ekstaktı, hidrolize edilmiş yumuşakçalar glukosamine kaynağı, hodan yağı, kadife çiçeği özü, hidrolize edilmiş kıkırdak kondroitin kaynağı Mamanın Analizi; Ham protein 30,00, ham yağ 19,00, kül 5,20, ham lif 4,70, vitamin A 20.100 IU, vitamin D3 700 IU, demir 46 mg, iyodin 3,6 mg, bakır 10 mg, manganez 60 mg, çinko 198 mg, selenyum 0,08 mg. Kuru, serin, böcek ve haşereden uzak bir yerde ve paketin ağzı kapalı olarak saklayınız.Günlük verilecek miktarın birkaç öğüne bölünmesi tavsiye edilir.Mamanın yanında daima taze içme suyu bulundurunuz.Başka bir mamaya geçerken kademeli geçiş süresi uygulayınız.
2d4b83711e01
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Kameralar son yıllarda teknolojinin gelişmesi ile çok küçük boyutlara indirgenmiştir. Kamera boyutlarının bu kadar küçük duruma gelmesi zamanla kameraların kullanım amaçlarını da değiştirmiştir. Önceleri kameralar sadece legal görüntülemeler yapılmak için kullanılırken günümüzde illegal görüntüleme yapmak için de kullanılmaya başlanmıştır. İllegal amaçlı olarak kullanılan kameralar arasında yer alan USB gizli kameralar oldukça fazla ilgi görmekte ve kullanıcılarına birçok kolaylık sağlamaktadır. Küçük boyutları ve USB belleğe benzerliği sebebiyle bu tür kameralar dışarıdan bakıldığında herhangi bir USB bellek gibi görünmekte ve kullanıcının işini kolaylaştırmaktadır. USB gizli kameralar ağırlık açısından uygun olduklarından taşınması kullanımı esnasında da kullanıcılara kolaylık sağlamaktadır. Kendi hafıza kapasitesi bulunan ve hafıza kartı ile çalışan olmak üzere USB gizli kamaraların iki farklı çeşidi bulunmaktadır. USB gizli kameraların hafıza kartı ile çalışan modelleri daha işlevseldir. Bu sebeple USB gizli kamera alacaksanız mutlaka hafıza kartı ile çalışan modelleri tercih etmenizi öneririz. USB gizli kameraların görüntü kaliteleri oldukça yüksektir. Normal bir kamera gibi fotoğraf ve video çekebilen bu kameraların özellikle video çözünürlüğü çok iyidir. Fotoğraf çekimi yapıldığında USB gizli kameraların boyutlarının küçük olması ve fazla sarsılması sebebiyle görüntü bazen bulanık olabilmektedir. Bulanık olmayan fotoğraflar çekmek istiyorsanız USB kameranızı fazla sarsmadan fotoğraf çekme düğmesine basmanız gerekmektedir. Video çekerken ise USB gizli kameranızı ani hareketler ile sarsmak yerine yavaş hareketler ile kullanın. Bu şekilde video çekerseniz çektiğiniz videonun görüntü kalitesi daha iyi olacak ve sarsılmaya bağlı olarak oluşan görüntü kayması önlenmiş olacaktır. Hatırlatmak isteriz ki USB gizli kamera ya da farklı bir gizli kamera ile çekeceğiniz gizli görüntüleri ahlak dışı sebepler için kullanmanız ya da şantaj gibi yöntemlerde koz olarak kullanmanız yasal değildir.
9883ae6d7a8a
[ "culturax", "fineweb2", "hplt2" ]
Özellikle erkek çocuklarının, ayrıca her yaştan çizgi film ve oyun severlerin yakından tanıdığı ve hayranlıkla takip ettiği kahramanımız Hulk’a yardımcı olacağınız ve mecara ile aksiyonun bir an olsun eksik olmadığı bu oyunumuzda yer alacağınız için oldukça şanslısınız. Kaliteli görsellere ve harika grafiklere sahip olan bu oyunumuzda, sizler kahraman Hulk’ u kontrol edecek ve düşmanlarına karşı vereceği bu büyük savaşta onu yönlendirerek, başarılı bir savaş çıkarmasını sağlayacaksınız. Bu zorlu oyunumuzda, ”mouse” ile Hulk’ u kontrol edecek ve ”boşluk” tuşu ile düşmanlara saldırmaya çalışacaksınız. Ayrıca oyun ekranından, savaş esnasında kazandığınız puanları görebilirsiniz. Zaman savaş zamanı diyoruz ve Hulk’ la beraber yer alacağınız bu oyunumuzda, sizlere başarılar dileriz.
83e42455496a
[ "c4", "hplt2", "vngrs" ]
"Efendi takıldığımız, karıncayı incitmediğimiz bi zaman, sağdan soldan 'bak bilader, karı kısmı yırtık erkek sever, piç olacaksın, serseri gibi, kendinibilmez gibi davranacaksın' dolduruşunu yediğimiz gibi, soluğu Karakoyun Dericilik'te almış, sonra püsküllü deri ceketin dirsek başlarına acayip acayip yamalar diktirip Panama Terzisi Sabahattin Ağabey'e, dördüncü sınıf raybanın cilasını çekmeyi de ihmâl etmeden arz-ı endâm etmiş idik kırıştırma ihtimalimizi sevdiğimiz kişinin muhitinde. Efendiliği gömdük ya toprağa, piç olacaz ya hesapça; o sabah Çınaraltı Kahvesi'nde çıkan ilk taş çalma münakaşasına, daha çalanı çaldıranı sormadan müdahil olmuş, henüz olgunlaşmamış bir 'lise efsanesi' olarak şeref defterlerine geçeceğiz derken Muharrem Abi'nin torik gibi bir ıstakayı kafamıza geçirmesiyle birlikte efendilik günlerimize doğru şanlı bir geri çekiliş başlatmış, biz bu şeref defterlerine en fazla 'yımırta oğlan' kontenjanında gireriz realitesi ile mecburen yüzleşmiştik anamızın dizinin dibinde. Sonra akabinde, güneşin sarsaklığını atıp ışın ışın ışıldattığı, Kömürcü Yaşar'ın kel kafası gibi şılarttığı başka bir gün, hesapça piç olucaz, akıl alacaz, yutulmuş küçük dil sayacaz diye; uzun kamyoncu malborasını kolumuza basıp, tüyü bitmemiş deriyi tahriş etmek suretiyle götümüze hardal sürülmüş gibi cıyakladığımız yetmezmiş gibi; tuzlu fıstığı eksik tartan kuruyemişçiye koyduğumuz posta etkili olunca, sahilde volta yöresinden halk oyunları sergilerken, yiyişme ihtimalini sevdiğimiz kişinin rüzgârda en mutena körfezleri cümlenin gözüne cakuzili banyo olan bacaklarına bakma ihtimalinden ürktüğümüz bir başka kişiye şöyle bir sertçe gözümüz kayıvermiş, siz deyin beş ben diyeyim on beş saniye sonra Marmara'da sarıkanat mevsiminin açıldığını bizzat sarıkanat kardeşlerimizle hemhâl olarak öğrendiğimizle kalıvermiştik. O günden sonra efendilik coğrafyasının en durgun akan nehirlerinden biri olmaya karar vermiş, şimdiki zevcemizle de bir muhallebi dükkânının tezgâhında boynumuz bükük servis yaparken tanışma şerefine nail olmuş idik."
3d575739491e
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Modern dünyanın, modern insanları fakat modernleşmeye ayak uyduramamış basit hayatlar. İnsanlarda her zaman olmayacağı bir dünyanın insanı olmaları istenir. Gerek iş hayatında, okul hayatında ya da aşk hayatında bu hep böyledir. Olmayacağı, olması gereken insan modeli. Zaman değişse de dönemler dönemleri, yıllar yılları kovalasa da bu hep böyledir. Hiç kimse karşısındaki insanın esas olması gereken modelde kalmasını istemez. Çünkü aklında bulunan insan konsepti bu değildir ve hemen olması gereken kişiye dönüşmesi gerekir. Basit örneklerle inceleyecek olursak; babalarımız her zaman kız ya da erkek çocuklar olsun onların hayatlarına karışmıştır. Hep kendi kafasındaki insan olmasını istemiştir. (tabi ki bu bir iyilik yanlış anlaşılmasın) Bu tip bir durumu yaşayarak büyüyen bireyler hep özgürlüklerinden muzdarip olmuşlardır. Bir baskı ve tatlı korkularla büyümüşlerdir. Bu durumun pek zararı olmamakla birlikte en belirgin zararı diyebileceğimiz durum cesaret konusunda olmuştur. Genelde bu tip durumla büyüyen bireyler bir işe atılırken ya da bir eylem yaparken “Acaba yaparsam ne olur? Ne derler? Doğru olur mu?” gibi sorularla boğuşmak zorunda kalırlar. İnsan büyüme sürecinde ondan önde olan insanlardan tavsiye almaları tabi ki önemlidir. Yanlış atılacak her adım ilerisini uçuruma götüreceği için yaşayan insanların deneyimlerinden faydalanmak önemli ve gereklidir. Fakat bu olay baskı ve diktaya dönüştü zaman insanın isyanı ve durumu olması gereken durumun tersi yönüne dönüp ona zararlar vermektedir...
e4189bd4282d
[ "c4", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
Serinin birinci bölümünde kaybedenimiz Ruhsuz Atmaca'ya küt saçlı bir kız görünmüştü. Arayan, tarayan, sağı solu gagalayan, Taksim'de oturma eylemi yapıp "Küt saçlı gız aranıyor!!!" şeklinde pankartlarla yarine kavuşmak isteyen Atmaca, ne yaptıysa olmadı. Gelen kütlü kızlarımız dalga geçtiler alay ettiler ama kahramanımıza yüz vermediler zalımlar ah zalımlar... Yakın vakitte hastalıkların ve rahatsızlıkların bırakmadığı Atmaca'ya bir darbe de doktor amcadan gelmişti. Kalp ritim sorunsallarıyla uğraşan kahramanımıza, nelere dikkat etmesi gerektiğini sayarken o kötü cümleyi dilinde döktü kendileri: "Evladım sana kahve yassah da yassah..." Kaç kere direttiysem de dinlettiremedim. Bu yüzden son kahveden bir kahve önce jubileye az kala bir kahve içip küt saçlı taraması yapmak istedim, çok saygıdeğer falımda. Bakalım ne oldu? Falın bölümleyerek analiz saçmalığına girişecek olursam; "Artık şu kuruntularından kurtul canım. Etrafındaki insanları da uzaklaştırıyorsun..Senin dışarıdan gelen 2 kısmetin var canım. Bu iş, özel hayat, maddiyat herşey olabilir." Yapay zeka canımlı cicimli konuşuyor ha teknolojine sağlık, şimdi kuruntu kısmı bana bir tövbe estağfurullah dedirtmedi değil ama kurtulmam zor. Etrafımdaki insanlar benden uzaklaşıyor bacım napiyim. Ama esas cümle burda kısmet olayı. Arkadaş gökten kısmet mi yağıyor, yağanlar bir yerden sekip beni mi kaçırıyor? Her falda kısmet var, ben o kısmetleri bulsam, onlar beni bulsa çift kale maç yapacaz, yok. Nerdesiniz len? Fal bu işten yırtmak için bunu iş, hayat diye dolaylamış ama yazanların olma ihtimali, yüzde 1. Yalançı!!! "Senin falında başı kapalı bir kadın çıktı.Bu kadına çok dikkat etmelisin.Sanal ortamda üzerinden bir bayanla görüşüyorsun telefonla da görüşüyorsun ama bu bayan senin aklını çok karıştırıyor çünkü sana yalan söylüyor dikkat etmelisin." Bunun kim olduğunu tahmin edebiliyorum, lanet bir kadın var evet var öyle biri bacım. Sanal ortam mevzusunda, uzun süredir tanıştığım ve telefonlaştığımız (daha çok mesajlaşma şeklinde!) olan bloggerlar okuyorsanız ve hanginizseniz söyleyin, bilelim. Lütfen bakın fal sizi ele verdi. Yanlış ben saf bir insanım olmaz! "Bir kişi tarafından beklemediğin güzel bir haber alacaksın.Bu haber seni çok sevindirecek.İş hayatında kademe kademe ilerleme görüyorum..Devlet kapısından gelecek bir . haberiniz var." Arkadaş fal bile beni yiyor, bana güzel haber veren en son kişi şuanda yok, kim bana güzel haber verecek. İşim yok iş hayatında kademe alıyorum, acaba işe girdimde haberim mi yok! Devlet kapısından borç gelmesin de ne gelirse gelsin, kapıyı açtım bekliyorum... "Hane içinde sevinç yaşanacak..Bu aralar hane içinde sıkıntılar var. Bir süre daha devam edebilir.. Artık fincanını yıkayabilirsin..." Yani falın bu kısmı doğru ancak geneline baktığımı düşünürsek tam bir ironi de ironi. Bizim hanede sevinç yaşanma ihtimalini bir an düşündüm, şuanda mavi ekran verdim sistem yeniden başlat yaptı. Gün geçmiyor ki yine kandırılmayayım, gün geçmiyor ki geçmiyor yani, bugün bari biraz saçmalayalım dedik, umarım vakitten çalmamışımdır. Okuyan değer veren saygı değer insanlar varsa fal anınız paylaşın yine gülelim...
cd51420d14c4
[ "fineweb2", "hplt2" ]
#560 | trabzon | 11 Kas 2007 14:10 VÜCUT GELİŞTİRME Eski dönemlerde insanlar bilinçsizce olsa da vücutlarını şekle sokmak daha estetik & yağsız bir yapıya sahip olabilmek için vücut geliştirme sporu yapmışlardır fakat günümüzdeki imkanlara sahip olamadıkları için vücut geliştirme sporunun tarihçesinin bu nedenle pek parlak olduğunu söyleyemeyiz genede işe hayatını adamış ve "marka" olmuş unutulmaz isimler vardır. Peki vücut geliştirme nedir ? Bu sorunun cevabını kısaca özetleyecek olursak insanların daha sağlıklı daha atletik ve daha güçlü bir yapıya sahip olabilmeleri için ağırlıklarla & bir takım çalışma sistemi ile kendilerini güçlendirmeleri denilebilir... Eskiden beri atletik kaslı vücutlar insanların daima ilgisini çekmiştir hatta tarihi & mitolojik devirlerde gelişmiş kaslı vücutlar daima insanların ilham kaynağı olmuştur ve sunulan eserlerde de böyle vücutlar canlandırılmıştır. Romalılar devrinde ise GLADYATÖR dövüşlerine hazırlanan insanlar kendilerini güçlendirmek & kaslandırmak için ilkelde olsa bir takım yöntemlerle kendilerini geliştirmeye çalışmışlardır. Hatta osmanlı döneminde ağır gülle & kılıçları kaldırabilmek için yeniçeriler bu çeşit çalışmalara ihtiyaç duymuşlardır Bu sporun bilinçli bir şekilde yapılmaya başlandığı zaman 19.Yuzyıldır Eugene SANDOW kendi adını verdiği yaylarla ilk çalışmalarını başlatıp bu çalışmaları hakkında sistem oluşturmuştur. Danimarkalı Müller ise 1904 yılında bu spor ile ilgili bir eser yazmıştır ve aynı yıl içerisinde yapılan yarışma sonucunda yılın en güzel & gelişmiş vücudu ünvanını almıştır. Daha sonra Rus herkülü George Hackenschmidt ve İtalyan Charles yeni sistemler geliştirerek moden vücut geliştirmenin ilk temellerini atmışlardır. 1940 Yılında ise ilk organize vücut geliştirme yarışması düzenlenmiş ve bu yarışmada John Grimek birinci olmuştur daha sonra Clarence Ross ve Herkül filminin unutulmaz ismi Steve Reeves, Reg Park gibi vücutçular bu dalın uzun süre unutulmaz isimleri arasına girmeyi başarmışlardır daha sonraları ise Bill Pearl, Jack Delinger, Chuck Sipes, Larry Scott, Frank Zane gibi efsane isimler vücut geliştirme sporu tarihinde yer almışlardır ve bu sporun gelişmesinde & yapılmasında özendirici bir rol oynamışlardır 1996 yılından itibaren ise Arnold Schwarzenegger devri başlamıştır üst üste iyi başarılar elde etmiş ve defalarda Mr.Olympia ünvanı kazanmıştır ve ünü hala günümüzde bile devam etmektedir. Ancak vücut geliştirmenin dünya çapında tanınması & tanıtılması ve modern vücut geliştirmenin babası sayılan JOE WEIDER tarafından gerçekleştirilmiştir Türkiye açısından ise hepsi birbirinden değerli sporcu arkadaşlar ki onların isimlerini buraya yazmamız mümkün değil çünkü sayfalar tutar... bu sporun Türkiye'de gelişmesine katkıda bulunmuşlardır hepsine burdan sevgi & saygılarımızı gönderiyoruz... VücutGeliştirme Sporunun Yararları * Kaslari mükemmel derecede çalistirir, kuvvetlendirir, gelistirir ve estetik kazandirir * Her yasta, her yerde, her zaman yapilabildiginden çalisma olanaklari fazla olup, kendi kendine çalisilabilinir * Hareketsizligi önler * Kan dolasimini düzenleyerek damarlar ve kalbin daha saglikli çalismasini saglar * Gögüs kafesinin genislemesine yardimci olarak daha iyi bir görünüm ve daha saglikli solunum kapasitesi kazandirir * Kondisyon çalismalarinin en önemli bölümünü olusturur ve bütün spor branslarina temel nitelikler kazandirir * Vücut hakimiyeti, denge ve konsantrasyonu artirir * Kötü aliskanliklardan korur veya birakilmasini saglar * Gelisme çaginda boy uzamasina, ileri yaslarda ise çesitli hastaliklarin önlenmesine yardimci olur * Durus bozukluklarini giderme veya herhangi bir kaza sonrasi rehabilitasyon çalismalarina yardımcı olur
6c1eed3892c2
[ "culturax", "fineweb2", "hplt2" ]
#90 | sChAdOw | 28 Eyl 2007 21:44 Turkcell Süper Lig'de Galatasaray ile Beşiktaş futbol takımları arasında yarın yapılacak ve sarı-kırmızılı takımın cezası nedeniyle seyircisiz oynanacak sezonun ilk derbi maçını adeta bir medya ordusu takip edecek. Ali Sami Yen Stadı'nda saat 20.30'da başlayacak ve seyircisiz ilk derbi maç olması bakımından tarihe geçecek olan derbide, basın tribününde 190 gazeteci, saha içinde ise 75 foto muhabiri görev yapacak. Stattaki basın tribünü kapasitesinin 190'la sınırlı olmasına rağmen, TSYD'ye 228 başvuru olduğu bildirilirken, dev maçı izleyecekler arasında 2 Portekizli, 1 de Japon gazetecinin yer aldığı öğrenildi..
9b2da03555bb
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2" ]
#392 | sChAdOw | 05 Eki 2007 07:01 Teknik Direktör Karl Heinz Feldkamp, FC Sion karşısında alınan 5-1'lik skoru hak ettiklerini söyledi. Feldkamp, maçtan sonra düzenlediği basın toplantısında, FC Sion karşısında, ilk maçın ikinci yarısında başladıkları futbolun devamını bu maçta oynadıklarını ifade ederek, ''Bu skoru hak ettik. Korktuğum bir şey vardı, 3. golü bulduktan sonra ileri gidip bir gol yiyebilirdik, arkasından bir tane daha yiyip zora girebilirdik. Bu beni rahatsız etti, ama sonuçta bu yüksek skoru hak ettik. Bu benim için sürpriz olmadı'' diye konuştu. Rakiplerinin Cenevre'de kendilerine karşı yapabileceklerinin üstünde oynadığını dile getiren Karl Heinz Feldkamp: ''Bu akşam ise normal futbollarını oynadılar. İlk maçta kendilerini aşmalarının sebebi de kısa sürede 2-0 öne geçmeleriydi. O anda büyük moral kazandılar ve maç öyle gelişti. Bugün onlara hiçbir şans tanımadık, daha agresif ve sert karşılık verip, golleri atıp öne geçtik.'' Seyircilerin maçta kendilerini ileriye ittiğinin altını çizen Feldkamp, ''Onlar oyunu hızlandırıyorlar. Aslında bazen kontrol etmeye çalışıyorum, ama böyle bir statta kaynama olunca hızlanmamak zor oluyor. Barış bir ara öyle hızlıydı ki toptan önce o kaleye girdi'' dedi. Feldkamp, maçları perşembe-pazar oynamanın sıkıntı yaratabileceğini vurgularken, ''Aslında çarşamba-pazar daha uygun. Yarın sakatlıklar veya oyuncuların fizik durumuna göre, pazar günü yapacağımız Kayserispor maçında kadroda değişikliğe gidebilirim'' diye görüş belirtti. İsmail Bouzid ile hafta boyunca konuştuğunu belirten Alman teknik adam, ''Ona genç bir oyuncu olduğunu, büyük takıma geldiğini, geçtiğimiz haftalarda çok şeyler öğrendiğini söyledim. Şansı da yaver gitti ve bir gol attı. Genç bir oyuncu, büyük bir para da verilmedi kendisine'' ifadesini kullandı. Maçta, takım olarak çok iyi performans gösterdiklerini belirten Feldkamp, ''Lincoln ve Hakan bu hafta çok iyi çalıştı, ufak tefek sıkıntıları hazmetmek zorunda kaldık, ama takım olarak çok iyi oynadık'' açıklamasını yaptı. Feldkamp, Lincoln hakkında ise "Benim onu nasıl futbolcu olduğunu bilmem ve onun beni bilmesi önemlidir" dedi. Karl Heinz Feldkamp "Herşeyi arkada bırakmak için Kayseri maçını geçmemiz lazım. 48 saatlik bir zamanımız var. Yolculuklar olacak. İşimiz kolay değil" dedi.
5823dff6643c
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
PROGRAM İÇERİĞİMİZ RCSUMMER'A YOLCULUK RCSummer'da 8:15'ten 16:15'e kadar neler yaptığımızı mı merak ediyorsunuz? Yolculuğumuzu aşağıda görebilirsiniz! SABAH SKEÇLERİ Her sabah güne, yetenekli ve coşkulu rehber öğretmenlerimiz tarafından o günün etkinliği ile ilgili bilgi veren yada önemli bazı konuları pekiştirmek ve bilgileri paylaşmak için eğlenceli şekilde sunulan skeçlerimizle başlarız. Bu etkinliğinin amacı, katılımcıları yeni bir günün heyecanına hazırlamak ve motive etmektir. TEMALI SAHNE SANATLARI VE GÖRSEL SANATLAR Her rehber öğretmenimiz, o yazın temasıyla ilgili özgün görsel sanatlar ya da sahne sanatları aktivitelerine öncülük eder. Katılımcı, tanıtım skeçlerini izledikten sonra kendi ilgi alanına göre seçimini yapar. Bu aktiviteler sonucu ortaya çıkan görsel ürünler ya da sahne performansları dönem sonundaki gösterimizde velilerimize sunulmaktadır. RCSummer olarak bu yaratıcılık ve kendini ifade etme deneyimine, hem süreç hem de sonuç olarak değer vermekteyiz. Sanatta Üstün Başarı: Sanat Koordinatörleri, gözlemleri sonucu, sanat çalışmalarına göre katılımcıları onurlandırırlar. RCSummer sağlıklı ve fiziksel aktivitelerle dolu bir hayat tarzını destekler. Çeşitli spor aktiviteleri RC kampüsünde ve yakın çevrelerde sunulmaktadır. RCSummer, katılımcıların, nitelikli rehber öğretmenlerle beraber yeni becerileri öğrenmelerini ve/veya geliştirmelerini teşvik eder. Spor direktörleri ve rehber öğretmenlerimiz, spor aktiviteleri için güvenli ve sağlıklı bir çevre sağlarken sportmenliğe çok değer vermektedir. Gün içinde sabah ve öğlen olmak üzere iki farklı spor saatimiz vardır. Öğrenciler, haftalık programlarına ve yaş gruplarına göre bu spor aktivitelerine günde iki kez katılırlar. EGO(En Gelişmiş Oyuncu): Rehber öğretmenlerin spor aktiviteleri boyunca yaptığı gözlemler sonucunda katılımcılar sporda gösterdikleri üstün çabadan dolayı kupa ile ödüllendirirler. Rehber öğretmenler, kupayı alan katılımcıların ödülü, sporda gösterdiği hangi başarıdan dolayı aldığını da duyururlar. Sportmenlik: Rehber öğretmenler, katılımcıları spor aktivitelerinde gözlemlerler. Katılımcılar, sportmenlik kavramının ne olduğunu öğrenirler ve pekiştirirler. Bunun sonucunda sportmenlik gösteren katılımcılar kupa ile ödüllendirilir. TÜM SPORLAR: Basketbol, futbol, voleybol, masa tenisi, tenis, hentbol ve badminton gibi sporlar sunulur. ALTERNATİF : Alçak ve yüksek parkur aktiviteleri ve tırmanma duvarı ile özgüvenlerini ve takım ruhunu geliştiren çalışmalara katılırlar. SAHA SPORLARI: Katılımcılar, yer hokeyi, softball, frizbi, lacrosse, bayrak futbolu ve saha hokeyi gibi farklı amerikan spor dallarını deneyimleme fırsatı bulurlar ve çeşitli saha oyunları oynarlar. YÜZME: Robert Kolej Mezunlar Derneği Bizimtepe Tesisi'nde gerçekleşir. Katılımcılar tüm program boyunca üç ya da dört kez havuzda eğlenceli takım oyunları oynarlar. COUNTRY CLUB: Bu zaman diliminde katılımcılar vuruş teknikleri deneyecek,mini golf ve/veya tenis oynarlar, bisiklete binerler,ve farklı eğlenceli oyunlar oynarlar. happy hour RCSummer’ın en çok beğenilen zaman dilimlerinden biridir. Her hafta katılımcılar rehber öğretmenler tarafından yönlendirilen eğlenceli, yaratıcı ve farklı bir Happy hour aktivitesi seçer. Programımızın bu bölümü ile katılımcılar günü eğlendirici ve dinlendirici bir şeklide tamamlamış olurlar. Daha önceki senelerde sunulmuş bazı Hour of Happiness aktiviteleri: Kickball, yastık savaşı, 80’ler hip-hop dansı, RC safari, batik boyama, tırnak sanatı, zaman kapsülü… RCSUMMER FARK YARATIYOR GEZEGEN YEŞİL: RCSummer farklı yollarla katılımcılarına çevre bilincinin önemini her fırsatta vurgular. Yemek israfı yapmamayı, geri dönüşümü ve yeniden kullanılabilirliği öğretir. Yemekhanemizde sağlıklı yiyecekler verilir ve masalar aile düzeninde beraber kurularak sofra hazırlanır, yemek servisi yapılır ve sofra kaldırılır. Yemek israfını önlemek ve yeteri kadar yemek alımını desteklemek için grupların artık yemekleri her gün hep birlikte tartılır. Programda, artık materyaller ve kullanılabilir çöpler sanat aktivitelerinde tekrar kullanılır. TOPLUM KAŞİFLERİ: RCSummer ekibi her yaz yeni toplumsal projeler tasarlar. “Community Explorers” kapsamında, katılımcıların yaşadıkları kent ve topluma dair farklı güncel konularda bilinçlenmesi amaçlanmaktadır. Programın bu ögesi, çevre ve sosyal konularda gönüllü çalışmanın ve kişisel girişimin önemini vurgular. Projeler katılımcıların rahat bir şekilde kendilerini ifade edebilecekleri farklı sanat aktiviteleri içerirler. APPRENTISTANBUL: Bu aktivitemiz ile katılımcıların yaşadıkları kent ve topluma dair farklı güncel konularda bilinçlenmeleri, birer "toplum kaşifi" haline gelmeleri amaçlanmaktadır. Katılımcılarımız,merak ettikleri mesleklerin gerçek hayatta nasıl bir karşılığı olduğunu keşfedecekler, bazen ustaların mekanlarını ziyaret ederek, ustalarla tanışacaklar, bazen şehirde bu meslekle ilgili keşfe çıkacaklar. CUMA VE ÖZEL HAFTASONU GEZİLERİ RCSummer’da cuma günlerine özel programlarımız vardır. İstanbul’un bize sunduklarını keşfetmek, RCSummer geleneklerinden biridir. Her cuma günlük programın yerine, kampüs dışı farklı bir geziye ya da kampüs içinde özel bir etkinliğe ayrılır. BURC BEACH: Katılımcıların en favori gezilerinden biridir. Kilyos'taki Burchbeach'de düzenlediğimiz bu Cuma günü aktivitesinde katılımcılar hem Karadeniz'de yüzme keyfini çıkarırken hem de play voleybolu ve futbolu gibi farklı plaj oyunları oynarken kumdan kale yapma yarışmaları yaparlar. POLONEZKÖY: Polonezköy'de düzenlediğimiz bu Cuma günü aktivitemizde katılımcılar sürprizlerle dolu doğa yürüyüşünün ardından rehber öğretmenleri tarafından hazırlanan barbekü ile piknik alanında yemeklerini yerler. Daha sonra farklı takım oyunları oynarlar. MACERA HAFTASONU: En büyük yaş grubu katılımcılarımız(12-14 yaş) için düzenlediğimiz bir Cuma'da Pazar'a gerçekleşen haftasonu kamp etkinliğidir. Bu etkinlik ücreti program ücretine dahil değildir. Yön bulma, sığınak yapma, duvara tırmanma gibi katılımcılarımıza doğada yaşama becerileri öğretilen, doğa sevgisini aşılamaya çalışan ve ekip ruhunu geliştiren bir programdır. Katılımcıların çadırlarda kalıp, kendi yemeklerini yapıp, akşam yakılan kamp ateşiyle günü keyifli bir şekilde bitirirler. ÇILGIN ÇİFTLİK: Çılgın Çiftlik etkinliğimiz bir cumartesi gerçekleşir ve bütün katılımcılarımıza sunulur. Velilerin de katılımının sağlandığı tek etkinliğimizdir.Günübirlik gezimizde katılımcılarımızla Kandıra'daki Datça Murat Çiftliği'nde doğanın bize sunduğu zenginlikleri paylaşır ve kutlarız. ÖZEL GÜNLER Özel günler, katılımcılara program boyunca öğrendikleri becerileri coşkulu bir ortamda uygulama ve sunma fırsatı vermektedir. Özel günlerimizden bazıları: KARNAVAL GÜNÜ: Programımızın en sevilen cuma günlerinden biridir. Katılımcılar günün çoğunluğunu dev şişme oyuncaklarda gruplar halinde yarışarak geçirirler. Bunlardan bazıları sumo-güreşi, bungee koşusu, duvara tırmanma, rehber öğretmenlerini suya düşürme, dev şeffaf topların içinde dönme ve gün sonundaki su fışkırtma oyunlarıdır. SU OYUNLARI "SPLASH" GÜNÜ: Yazın hava çok sıcaklaşıyor ve biz ıslanarak eğlenmeyi çok seviyoruz. Eşsiz bir doğası olan kampüsümüzde katılımcılarımız için birçok su oyunları düzenleriz ve bugünü bir olimpiyat şenliğinde kutlarız. DI GÜNÜ: Katılımcıların sınırlı sayıdaki materyal kullanarak verilen problemleri yaratıcılıkları ile hemen çözmeye çalıştıkları grup çalışmalarıdır ve problem çözme becerilerini geliştiren bir turnuvadır. KAPLA: Katılımcılarımız tahta blokları kullanarak yaratıcılıkların sınırlarını zorlayarak harika şeyler inşaa ederler. SUNUM GÜNÜ: Program sonunda gerçekleşecek olan Büyük Gösteri’ye hazırlık olarak katılımcıların çalışmalarını birbirleriyle paylaştıkları ön bir sunumdur.. VEDA PANAYIRI Her dönemin sonunda tüm velilerimiz VEDA PANAYIRI'na katılımcılarımızın temalı görsel sanatlar ve sahne sanatları aktivitelerinde hazırladıkları sahne performanslarını ve sonrasında Büyük Sergi'deki sanat çalışmalarını ve hazırladıkları videoları izlemeye davet edilir.
f7273d7c657a
[ "c4", "fineweb2", "hplt2" ]
Kırklareli Üniversitesi Uygulamalı Bilimler Yüksekokulu Uluslararası Ticaret ve Lojistik Bölümü Yoğun rekabet koşullarıyla karşı karşıya olan işletmeler, ekonomik ve ticari faaliyetlerini, 21. yüzyıla damgasını vuran küreselleşme ile birlikte daha zor şartlarda sürdürür hale gelmiştir. Bu şartlar altında özellikle uluslararası vizyona sahip, ihracat ve ithalat performanslarını iyileştiren, uluslararası ortaklıklar ve sözleşmeler yoluyla ilişkilerini sağlıklı hale getiren işletmelerin daha başarılı oldukları gözlemlenmektedir. İşletmelerin uluslararası alanda sergileyecekleri başarı ise her şeyden önce uluslararası ticari ve ekonomik ilişkileri iyi bilen insan kaynaklarına bağlıdır. Bu nedenle ülkemiz işletmeleri de uluslararası faaliyetlerinde başarılı olmak için uluslararası ticareti iyi bilen uzman elemanlara her geçen gün daha çok ihtiyaç duymakta ve kadrolarını bu nitelikteki elemanlarla güçlendirmeye çalışmaktadırlar. Dolayısıyla ülkemizin ve işletmelerin uluslararası ticaret konusunda ihtiyaç duydukları insan kaynaklarını yetiştirmek ve bu yöndeki taleplerine cevap vermek Kırklareli Üniversitesi Uygulamalı Bilimler Yüksekokulu, Uluslararası Ticaret ve Lojistik Bölümü’nün temel amacını oluşturmaktadır. Bu bölümde, kamu kurumlarında ve özel sektör işletmelerinde uluslararası ticaret ve lojistik alanında görev yapacak, yeterli mesleki ehliyete sahip, lisan bilen, uygulama deneyimi kazandırılmış uzman kişilerin yetiştirilmesi amaçlanmaktadır. Bu hususlar göz önüne alındığında Kırklareli Üniversitesi Uygulamalı Bilimler Yüksekokulu içinde açılacak Uluslararası Ticaret ve Lojistik Bölümünde, ülkemizin ve bulunduğu bölgenin gereksinimlerine cevap verebilecek, kamu sektöründe ve özel sektörde uluslararası ticaret ve lojistik konularında uzman eleman gereksinimini karşılayabilecek uygulamaya hakim, yeterli bilgi birikimine sahip, iyi derecede yabancı dil bilen, donanımlı ve nitelikli uzman elemanlar yetiştirilmesi planlanmaktadır. Bu bölümde verilecek eğitim, öğrencilere, uluslararası ticaret ve lojistik alanlarındaki teorik bilgilerle pratik uygulamaları bir arada sunarak sektörde gerçekleşen değişim ve gelişmeleri öğrenme fırsatı verecek ve böylece sektörün ihtiyaç duyduğu uzman insan kaynağının yetişmesine katkıda bulunacaktır. Uluslararası ticaret ve lojistik farklı faaliyet alanları olmalarına rağmen aralarında çok önemli ilişkiler bulunmaktadır. Günümüzde uluslararası ticaret ancak modern lojistik faaliyetleri çerçevesinde yürütülebilmektedir. Dolayısıyla uluslararası ticaret uygulamaları alanında uzmanlaşmış kişilerin mutlaka lojistik bilgisine de sahip olmaları gerekmektedir. Bu nedenle bölümümüzde uluslararası ticaret ve lojistiğin bir arada yer almasının öğrenciler açısından çok büyük avantajları bulunmaktadır.
e51edc3f9a42
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
ERBAKAN HOCAMIZIN NAMAZ DERSİ VE VUSLAT MÜJDESİ Fatma Betül Erişkin kardeşimiz anlatıyor: Rüyamda: Eşimle birlikte İsmail Fındık amcanın (Milli Görüşün değişik kademelerinde yıllarca görev yapmış, bir süredir evinde yaşam mücadelesi veren Muhterem ve mücahit bir şahsiyet) evine ziyarete gidiyoruz. Evi büyükçe bir binanın üst katlarından birindeymiş. Binanın zemin katı, camii olarak yapılmış. Eşim: Ziyarete, namazı kılıp öyle çıkalım dedi. Onlarca basamak indik, oldukça güzel bir cami olan kata geldik. Cami, İsmail FINDIK amca tarafından yaptırılmış. İkindi namazını kılıp yukarıya çıktık. İsmail amcanın iki oğlu da eşimin yanındalar fakat daha genç olan çocuklarının 80li 90lı yaşlarda olduğunu görüp şaşırıyorum ve Daha bu yaşta nasıl bu kadar ihtiyarlayabilirler? diye soruyorum kendi kendime. Onlar önde ben arkada yürüyoruz. Kata varınca kapıyı amcamızın eşi açıyor. Selamlaştıktan sonra bizi İsmail amca için yoğun bakım ünitesine çevirdikleri odanın kapısına götürüyor ve kendisi diğer misafirlerinin yanına dönüyor. Biz kapıyı açıp içeriye girince İsmail amcanın vücudunun her yerinde değişik kablolar bağlı olduğu halde kendinde olmadan yattığını, başucunda da Aziz Erbakan Hocamızın sandalyede oturduklarını görüyoruz. Sağ elleriyle amcamızın sol elini tutmuş, dua okuyorlar. Yavaşça selam verip giriyoruz. Erbakan Hocam boştaki ellerinin işaret parmaklarını dudaklarına götürüp sessiz olmamızı işaret buyurup, sonra da müsait yerleri gösterip oturmamızı emir buyuruyorlar. İşaret buyurdukları yerlere oturup duanın bitmesini bekliyoruz. Biz de içimizden şifa ayetleri okuyoruz. Dua bittikten sonra ellerini yüzlerine meshedip, amcamızın yüzüne ve başına sürüyorlar. Sonra bize Hoş geldiniz deyip şöyle devam ediyorlar: İnsan hayatını, namaza benzetmeli. Niyetini tam ve sağlam almalı, öyle ki dışarıdan hiçbir şey onu niyetinden kararından döndüremesin. Sonraa, ellerinin tersiyle kulaklarını dünyanın tüm yanlışına kapatmalı, en büyük yanlış olan batılın etkisine kapatmalıı, bir yandan da bu sağlam duruşuyla batılın karşısındaki Hakkın temsilcisi olduğunu herkes bilmeli, anlamalıı. Sonraa, ellerini kalbinin üzerine öyle bir kilitlemeli ki, haramı kapıdan sokmamalı. Zira insanın kapısı kalbidir. Haram; yanlışın adıdır. Yanlış batıl olan veya ona yönelten her şeydir. Sonraa, tüm dış etkenlere ve saldırılara karşı, tüm caydırıcı politikalara karşı dimdik ayakta (kıyamda) durmalıdır. Ta ki biraz yorulup, biraz özleyip, Rahimür Rahmana buluşma talebi göndermek için, yorulan, belki de bağı çözülmek üzere olan dizlerini elleriyle kavrayıp Rabbiyle buluşma talebinde bulunmalıdır. (Rükûa varmalıdır) Talep, namaza veya ömre başladığı anki samimiyetinden tutun da, o ana kadarki tüm hareketleri göz önünde bulundurularak, bu dilek beklemeye alınır. Sonraa, insan yarı ümit yarı korku içinde ve inancının gereği olarak omuzuna yüklenen Hakk ve batıl mücadelesinin ağırlığı ile (Semiallahü Limen hamideh= Yüce Allah hamdimi ve huzuruna kavuşma talebimi işitti diyerek) hafif doğrulur, bekleme esnasında eğer kendisi elemeyi geçmiş ise, büyük buluşma için, özlem gidermek üzere geçit (izin) verilir, ve ruhsat tanınır. İnsan artık yaşanmışların yorgunluklarından, o ana kadarki dış etkenlere karşı dik ve sağlam durmanın ağırlığından, kendini buluşma alanına bırakır. İste insanın Rabbiyle buluşma yeri, güç, enerji ve en önemlisi de iman depolama yerisecdedir. Orada, arada kimse olmaz, görüş açık görüştür, yazıcı çizici kimse yook. Kul, yalnızca Onunladır. Ne isteyecekse sıralar. Bu buluşma insana ağır gelir, insan (celse için) doğrulup oturur ama tadını aldı ya bir kere, yeniden buluşma yerine bırakır kendini. Sonraa, insana otur denir, insan (tehiyyata) oturur. İstekleri not edilir. Nerede, nasıl kabul olacağı, istekleriyle imtihanının nasıl olacağı aslında ona söylenir. Baştan itibaren yaptıklarındaki samimiyete göre içine ilham edilir ve bir rahatlama bir huzur verilir. Aksi halde ise bir uyku hali, bıkkınlık, hafif zorlanma ile ayağa yeniden kalkar. Bu hal sadece yaptıklarına değil niyetine şahit olan kameraman meleklerine selam vererek son bulur. (Daha bazı bölümlerini miraca, bazı bölümlerini sırat köprüsünü benzetiyorlar. Hatta namazın başlamasını ve bitmesini insanın doğumuna ve ölümüne benzetiyordu ama hatırlamıyorum.) Sonra devam ediyorlar: Sen konuyu ne zaman anlatacaktın? diye soruyorlar bana. ilk toplantıda Aziz Hocam diyorum. Bizim Süleyman Arifin bir kitabı var ya konuyla ilgili, ona bi göz at. Ahmete de rüyanı anlat. Namaza sıkı bir şekilde hazırlansın da, kalbinden vursun dinleyenleri. Öyle ki kalkıp tam olarak namaz kılabilsin dinleyen, o ayarlar notayı! deyip gülümsediler. Sonra sen de ekibine anlat. Hatta öğrencilerine de anlat! buyurdular. (Anadolu Gençlik Derneğinde bir ara ilgilenmem için verilen iki öğrenci evi vardı, Allahu âlem onları kastederek.) Bu şekilde uyandım. (Konya 27.12.2015) Not: Rahatsızlığım ve ilaç kullanımımdan dolayı yanlış hatırlıyor olabilirim diye bazı cümleleri yazamadım. Tevili: 1- Bu rüya, Muhterem İsmail Fındık amcamızın sadakatine, hizmet ve gayretlerinin makbuliyetine ve Aziz Erbakan Hocamızın özel himmetine mazhariyetine 2- Başta namaz, bütün ibadet ve hizmetlerin Allaha kurbiyet ve rızasına huzuruna nailiyet niyeti ve ciddiyeti ile yapılması gerektiğine 3- Çocuklarının çok yaşlanmış görünmeleri, hem imani kemale erişeceklerine hem de inşallah uzun ömür süreceklerine 4- Özellikle müminin miracı olan namazın; huşuyla, şuurla, erkanıyla ve zamanında, mümkünse camiye koşarak veya mevcut arkadaşlarla cemaat yaparak kılınması ve özellikle Aziz Hocamızın öğrettiği huzurla eda olunması icap ettiğine 5- Bu ibret ve hikmet dersleri içeren salih rüyaları gören F. Betül kardeşimizin, manevi ilham ve ikram lütfuna ERİŞKİNliğine 6- Ahmet Akgülün yorumlarının ve Milli Çözüm yazılarının Hocamız yanında ve inşallah Rabbim katında makbuliyetine ve bu nedenle dikkatle takip edilmesine işarettir. En doğrusunu Allah bilir. Namaz Allahın Huzuruna Ulaşmadır! Namaz; insanın Rabbıyla buluşmasıdır. Namaz kulun Allaha yaklaşmasıdır. Namaz; hatırlamak ve hesap vermek üzere, Müminin yüce divana durması ve bizzat Allahla konuşmasıdır. Namaz; kişinin Cenab-ı Hakka yaranması, yalvarması, arzu ve ihtiyaçlarını Ona sunması, dua ve niyazda bulunmasıdır. Namaz; müminin miracıdır, kulun Allah ile arasındaki en mübarek bir vuslat rabıtasıdır, ve namaz en büyük zikrullahtır. Temizlik, taharet, abdest ve niyet, bunların hepsi adım adım bu mukaddes buluşmaya ve Allahla konuşmaya birer ön hazırlıktır. Kıbleye ve Kâbeye yönelmek ise namazın, sadece hayali ve sembolik bir ibadet değil, hakiki ve fiili bir münasebet ve ibadet olduğunu ve bizzat Rabbının huzuruna durduğunu hatırlatmaktadır. Niyet ise, kimin huzuruna duracağını, kulluk ve ibadet şuuruyla hangi hareketlerde bulunacağını ve Rabbıyla neler konuşacağını kafasında ve kalbinde tasarlamak ve programlamaktır. Ve (iftitah) başlangıç tekbiriyle kulun Rabbıyla konuşması başlamaktadır: Allahu Ekber: Allahım Sen en büyüksün!.. Her hususta en güçlüsün!.. Karşısında el bağlayıp kıyama ve saygı duruşuna geçilmeye, her türlü sıkıntı ve sorunumuz kendisine arz edilmeye ve mutlak yardım dilenmeye, kısaca ibadet, hürmet ve muhabbet edilmeye en layık ve müstahak olan Sensin!.. Euzu Besmele: Allahım bu namazımı huzurla ve şuurla tamamlamam ve hayatımın her safhasında istikamet üzere bulunmam hususunda, kovulmuş şeytanın, şeytanlaşmış insanların ve tağuti nizamların şerrinden ve onların fitne ve vesvesesinden Sana sığınıyor, Rahman ve Rahim olan ismine güvenerek başlıyorum. Sübhaneke: Allahım Seni tesbih ve tenzih ederim. Ne zatında, ne icraatında, ne de şeriatında asla eksiklik ve çirkinlik olmadığına inanır ve söylerim. Bize lütfettiğin her türlü nimet ve fazileti Senden bilir ve Sana canu gönülden teşekkür ederim. Senin mukaddes ismin mübarek ve muhteremdir. Senin azamet ve celalin pek yüksektir. Ve senden gayri ilah yoktur. Yaratanımız Sensin, yaşatanımız Sensin, hayatımızı huzur ve haysiyetimizle geçirmek için gerekli ve yeterli olan temel kanunlarımızı koyanımız Sensin... Rızasını amaçladığımız ve memnun etmeye çalıştığımız Sensin... Fatiha: Benim ve bütün âlemlerin Rabbı olan Allahım... Her türlü hamd ve şükür, övgü ve zikir Senin içindir... Çünkü her şey Senindir, Senin eserindir ve Senin nimetindir! Sen Rahmansın. Herkese ve her şeye acıyan, ihtiyacımızı karşılayan ve bizi varlıkta tutansın. Sen Rahimsin... Sonsuz Rahmet sahibi olan, kusurlarımızı bağışlayan ve her halde esirgeyen ve koruyansın... Hesap ve kıyamet gününün maliki ve hakimi olan, önünde ve sonunda her şeyin gerçek sahibi bulunansın!.. Allahım ben bütün inananları ve inancını hâkim kılmaya çalışanları temsilen huzurundayım. Ben bu mübarek ve muhteşem İslam vücudunun ve manevi cihat ordusunun bir azasıyım. Bu nedenle benliğimi ve bencilliğimi atarak Sana söz veriyor ve yalvarıyorum: Biz ancak Sana kulluk ediyoruz ve yalnız Senden yardım dileniyoruz.Kuranın kurallarına ve temel insan haklarına aykırı olan bütün sistemlerin hayırsız ve yarasız olduğuna inanıyor, gerçek huzur ve hürriyeti ancak İslamın Adil Düzeninde bulacağımızı biliyoruz. Ya Rab, bizi Sıratı Müstakime hidayet buyur. Kendilerine inam ve ihsanda bulunduğun nebilerin, sıddıkların, şehitlerin ve salihlerin yoluna ilet. Onlar Senin nimet ve faziletine ulaşmak için nasıl ibadet, gayret ve cihat ettilerse, aynı hizmet ve ciddiyeti bize de lütfet... Tembellikten ve kuru temennicilikten bizi kurtar... Gadabına uğrayanların, dalalete sapanların, (Siyonist Yahudilerin ve emperyalist Hıristiyanların masonların ve münafıkların) yolundan ve halinden bizi uzaklaştır. Amerikanın ve Avrupanın hem kötü ahlakından hem de zalim ahkâmından (hukukundan), hem Birleşmiş Milletler, NATO ve Ortak Pazar (AB) gibi şeytani teşkilatlarından medet ve inayet umacak kadar bizi cahil ve gafil bırakma! Amin... Rükû: Allahım benim acizliğimi ve asiliğimi, Senin de Azizliğini ve Azametini biliyor ve huzurunda saygıyla eğiliyorum. Senden gayri hiç kimseye ve hiçbir şey karşılığında böylesine boyun bükmeyeceğime, her hususta kesinlikle Sana güveneceğime ve Senden ümit edeceğime söz veriyorum. Sübhane Rabbiyel Azim: Ey Azamet ve İzzet sahibi Rabbım... Her türlü noksanlıktan, yanlışlıktan ve haksızlıktan ve bizlerin ibadet ve hizmetine ihtiyaç duymaktan Seni tenzih ederim... Semi Allahu Limen Hamideh: Allahım Sen, benim hamdimi ve övgümü duyuyorsun. Huzurunda saygıyla eğildiğimi görüyor ve her halimi biliyorsun!.. Rabbena Lekel Hamd: Rabbımız, Hamdimiz de, hürmetimiz de ancak senin içindir... Yalnız namazda değil, her yerde ve her hususta Senin hükümlerine, helal ve haram ölçülerine göre hareket etmekliğim, Sana tazim ve teşekkürün ifadesidir. Secde: Müminin benliğinden geçip, kulluk nedeniyle Allahın huzurunda yerlere kapanması halidir. Sübhane Rabbiyel Ala: Ey Yüceler Yücesi Rabbim! Her takdirin güzeldir. Her taksimin yerindedir. Önünde secdeye kapanıyor, yüzümü gözümü yerlere sürüyorum. Her türlü kemali Senin zatında ve her çeşit kusuru ve zevali ise kendi şahsımda görüyorum. Vahdetin ve azametin karşısında hiçliğimi kabulleniyor, nefsimi tepeliyor ve Sana teslim oluyorum. Gerçek huzuru ve hürriyeti Sana secde etmekte buluyor, dünya bağlarından kurtuldukça Mevlama ve maksuduma yaklaştığımı hissediyorum. Tehiyyat: Allahım! Tahiyyat, salâvat ve tayyibat Senin içindir. Her türlü kalbi, bedeni ve mali ibadetler, dua, sena ve övgüler, tayyib, temiz ve güzel haller Sana layıktır ve Sana aittir. Sana da selam, Ey Nebi!.. Allahın rahmet ve bereketi senin üzerinedir. Allahım aynı zamanda selametini, her türlü nimet ve faziletini, rahmet ve mağrifetini bizlerin ve bütün salih kimselerin ve müminlerin üzerine indir. Sana iman ve itaat eden, haklı ve hayırlı bir istikamete giden, kendisine ve çevresine yararlı işler gören tüm kullarını sevindir... Dünyanın neresinde olursa olsun, zulüm ve zillet altında kıvranan, haksızlığa ve hakarete uğrayan, hastalık ve fakirlik içinde bulunan Müslümanları sükûnete ve selamete erdir. Şahadet: Ben kesinlikle inanıyor ve ilan ediyorum ki Allahım Senden başka İlah yoktur. Kurandaki hüküm ve haberlerin haktır ve mutlaka uygulanmalıdır. Ve ben yine şahitlik ediyorum ki Hz. Muhammed (SAV) kulun ve Resulündür. Onun sünneti ve hayat sistemi tek kurtuluş yoludur. Ve her halde ona uyulmalıdır. Salâvat: Allahım efendimiz, Ebedi önderimiz ve her hususta örneğimiz olan Hz. Muhammede ve Onun mübarek ve muhterem âline ve ailesine, ashabına ve ümmetine salât ve selam olsun. Onların kadru kıymetini yücelt. Tıpkı Hz. İbrahime, âline ve tabilerine selamet ve bereketler verdiğin gibi. Allahım bizi Efendimizin sünnetine ve hayat sistemine sahip çıkan, bu yolda cihat ve gayret içinde bulunan kullarına kat... Şüphesiz Sen dillerde övülen, gönüllerde sevilen ve huzurunda secde edilensin!.. Allahümme Entes Selamü ve minkesselam. Tebarekte Ya Zel Celali vel İkram: Allahım Sen selamsın ve kullarını selamette tutansın. Ey yücelik ve iyilik sahibi, bizi de sevindir ve bereketlendir. Cehaletten, gafletten, zahmet ve zilletten bizi kurtarıp izzetlendir, nefsimize ve Şeytani kesimlere karşı zafere eriştir. Amin! İşte bütün bunlar içindir ki Namaz Allahla yapılan bir mükaleme (konuşma) ve mukavele (antlaşma)dır. Ne mutlu şuur ve huzurla namaz kılanlara! Ne mutlu günde en az beş sefer Rabbıyla konuşanlara!.. Ne mutlu Allaha verdiği sözde duranlara. Ve ne mutlu namazı Miraç, Mevlanın rızası amaç olanlara!.. Bütün bu gayretler, ibadet şuuru ve imtihan sorumluluğu kapsamında değerlendirilmelidir. Bir hizmet ve gayretin ibadet sayılması için beş temel şart gereklidir: 1- O adet cinsinden ve dünyevi bir hedefle-hevesle değil, Allah emrettiği içinyapılmalıdır. 2- Emredilen ve öğretilen şekilde yapılmalıdır. 3- Emredilen ölçüde ve miktarda yapılmalıdır. 4- Emredilen zaman ve mekânda yapılmalıdır. 5- Bu emirler önem ve öncelik sırasına göre yapılmalıdır. (Farz, vacip, sünnet, nafile gibi.) Örneğin: Niçin Namaz Kılıyoruz? a) Namazın sevap ve ahiret hazırlığı faydası vardır. b) Sağlık ve temizlik faydası vardır. (Taharet, abdest gibi.) c) Spor faydası vardır. ç) Sosyal tanışma ve dayanışma faydası vardır. d) Sivil savunma ve cihada hazırlık faydası vardır. Hatta Mihrab (Harb) kökünden Şeytanla ve nefsü hevayla harb edilen yer demektir. Mihrab: Cihada (emredildiği an toplanmaya yarayan ve emir komuta disiplini altında ibadet yaparak fiili cihada hazırlık yapılan caminin en merkezi ve önemli mevkiidir. Bu halde şuurla ve huzurla namaz kıldıran ve kılanlar da Muharibtir. İşte bunların hepsi namazın hikmetleridir, yararlı yönleridir. Ama bunların hiç birisi NAMAZın illeti-asıl sebebi değildir. Çünkü namaz sadece Allah emrettiği için eda edilir. Batı sözden anlamıyor, onlara caydırıcı güç gerekiyor!Haberi Oku *** Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamızın En Kapsamlı Video Arşivi ***Haberi Oku Mehmet Zahit Kotku Hz. ERBAKANDAN Taraf Olun dedi Türkiyenin manevi mimarlarından Nakşi Şey ...Haberi Oku ERBAKAN'I YABAN ANLADI, ŞABAN ANLAMADIHaberi Oku
6e8932011b16
[ "fineweb2", "hplt2" ]
'' İFTİRA''NIN HEDEFLERİ VE SEBEBLERİ İfk: o konuda masum ve günahsız birisine çamur atmak; ağır bir suçu ve sorumluluğu başkasının sırtına bırakmak, kötülemek istediği kişiler hakkında, asılsız ve alakasız iddialar uydurmak ve yaymaktır. İftira ise: aynı anlamda, yalan ve yakışıksız ithamlarla, hasımlarını ve haset ettiği insanları karalamaktır. Bühtan ise: kendi işlediği cinayet ve rezaletleri, başka insanların üzerine yıkmaktır. Kim bir hata (veya kasıtla) bir günah işler de bunu bir suçsuza yüklerse, gerçekten o, bir bühtanı apaçık bir günahı sırtına almıştır. Ancak ne var ki, hemen bütün peygamberler ve hak dava önderleri, böylesi asılsız isnat ve ithamlara maruz kalmış ve çirkin iftiralara uğramışlardır. Bu bir imtihandır. Ya hakkında kafasına doldurulan yalanlar ve önyargılarla veya solcu ulusalcıların ve sağcı ırkçıların İslam düşmanlığından kaynaklanan saptırma ve sataşmalarıyla Bediüzzamana hücum edilmektedir. Kuran ayetlerinin, herkesi bağlayan genel hükümleri ve temel prensipleri yanında, her olay, oluşum ve şahsa yönelik özel işaretleri ve gizli beşaretleri (müjde ve alametleri) olabileceği tüm müfessirlerce kabul edilmiştir. Ne var ki, açık haberler ve genel hükümler; bütün Müslümanları bağlayan, iman ve amel edilmesi mecbur tutulan esaslar olmasına rağmen, özel müjdeler ve işari manalar, sadece öyle düşünenleri teselli ve tatmin eden şeylerdir. Ve herkesi inanmaya mecbur edilemeyecektir. Bediüzzaman Hz.leri çok önemli bir İslam Alimidir, ancak elbette, kendisinin de defalarca itiraf ettiği gibi, özellikle siyasi tercih ve teşebbüslerinde, bazı tevil ve tefsirlerinde hatalı olabilir. Bu tür hatalar ilmi ve vicdani içtihatlar cinsinden ise bir sevap, nefsi ve dünyevi amaçlar içinse bir günah içerir. Bediüzzamanın, Cumhuriyet devrimleri sırasında, Türk Milletini dinden uzaklaştırmak, manevi ve ahlaki değerlerini yozlaştırmak isteyen çoğu sabataist bir gizli zındıka komitesinin ve masonik şebekenin tahribatını dizginlemek, ama dış güçlerin desteklediği bu güçleri de idare edip dengeleri gözetmek isteyen Mustafa Kemali, bu hıyanet ekibinin başı zannedip tepki göstermesi de bu cinstendir. Bediüzzamandan önce nice büyük İslam alimleri ve tasavvuf ehli, ayet ve hadislerin hususi mana ve mesajlarına, dikkat çekmişlerdir. Bu tür özel işaret ve beşaretleri nedeniyle Bediüzzamanı, haşa sapıtmış ve sanki dinden çıkmış gibi gösteren cahil yazarların (Bak. A. Bican Ercilasun. 25 Mart 2012. Yeniçağ) ve tutarsız ilahiyatçıların (Bak. Zekeriya Beyaz. Kendi Belgeleriyle Said Nursi Sancak Yayınları) Bediüzzaman düşmanlıklarını, Üstadın menfi Milliyetçiliği ve ırkçılık düşüncesini ilmi ve İslami delillerle reddedip çürütmesinde aramak gerekir. Solcu ulusalcıların Bediüzzaman düşmanlıkları ise, Risale-i Nurların Allahın varlığını ve iman esaslarını akli, vicdani, Kurani ve ilmi delillerle ispat edip, inkârcı tabiatperestliği ve komünistliği çürütüp çöpe attığı içindir; ve bu nedenle Ona sahip çıkan ve saygı duyan kimselere bile edepsizce hücum edilmektedir. (Bak. 28 Mart 2012. Aydınlık. Ispartaya Said Nursili Tanıtım.) Aynı sağcı ırkçıların ve solcu ulusalcıların, şeriatçı Mehmet Akife sahip çıkmaları ise hayret vericidir ve herhalde istismar içindir. Bediüzzaman keskin bir feraset ve önseziyle, Fetullah Gülen CEMAATİnin diyalog ve ılımlı İslam safsatasıyla, İslama saldıran dış düşmanlara yardım ve yataklık yapacaklarını şöyle haber vermektedir: Zahiri düşmanların zuhur ve tehacümünde (dış düşmanların ortaya çıkıp Müslümanlara hücum etmesi halinde) dahili adavetleri (içerideki düşmanlık, haset ve rekabet hislerini) unutmak ve bırakmak lazım gelirken; Şu İslami CEMAATe hizmet ettiğini söyleyenlere ne olmuş (yoksa iz'an ve vicdanları mı bozulmuş) ki, hücuma geçmiş bunca düşman varken, cüzi (küçük ve şahsi) husumetler için, kafir ve zalim düşmanların, ülkemize ve İslam alemine yönelik saldırılarına zemin hazırlıyorlar?! Bu durum bir sukut (alçalma alametidir), bir vahşet cinayettir ve İslamiyete karşı da bir hıyanettir (Bak.: Mektubat. 21. Mektup. Beşinci Vecih-Elhasıl.) Çeşitli iftira ve iddialarla kötü gösterilmeye çalışılanlardan birisi de Mustafa Kemaldir. İnkârcılığını ve İslam düşmanlığını Laiklik ve çağdaşlık kılıfıyla gizlemeye çalışan ve günümüzde ulusalcılığa sığınan kesimler, Atatürkü dini ve manevi değerlere inanmayan, hatta bu gerici düşünceleri(!) yıkmaya çalışan DİNSİZ birisi olarak göstermektedir ve Atatürk üzerinden kendi dinsizliklerine mazeret ve meşruiyet uydurma gayretindedir. Aynı şekilde, sözde bazı dindar çevreler ise, yine Atatürke Deccal-yalancı ve İslamdan uzaklaştırıcı dinsiz hain diyerek, güya Onun tahribatını ancak kendilerinin tamir edeceğini söylemekte ve Atatürk üzerinden bir din istismarı sürdürmektedir. Dikkat edilirse hem ulusalcı DİNSİZler, hem de istismarcı DİNCİler, Mustafa Kemali dinsiz göstermektedir. Bu bir tesadüf değildir. Çünkü Dincilerin de, Dinsizlerin de, yuları siyonist merkezlerin elindedir ve Atatürkü böyle göstermek onların işine gelmektedir. Ve zaten bir zamanlar Lozan delegesi, Milletvekili ve bakan yapılırken Mustafa Kemale övgüler dizen Rıza Nur gibi mason kahpelerin, daha sonra Hayat Hatıratım diye uydurduğu kitaplarda Atatürke izan ve vicdan dışı, haksız ve ahlaksız isnatlarda bulunması da yine masonların tertip ve teşvikidir. Türkiyemiz ve Milletimiz, belki de tarihinin en tehlikeli dönemlerinden birine gelip dayanmıştır; parçalanıp dağılma tuzağıyla karşı karşıyadır. Şanlı Kurtuluş Savaşı sonrası yapılan Lozan antlaşmasıyla ertelenen SEVRin gereği için hazırlıklar son aşamadadır. Ve yeni Anayasa, maalesef ÖZERK KÜRDİSTANı engelleyen maddeleri kaldıracaktır. Daha da beteri, medya hipnozuyla toplum uyutulmuş ve milli duyarlılıkları kurutulmuş durumdadır. Sünnetullah denilen doğal ve sosyal yasalar gereği, gaflet ve dalalete düşen toplumları: Ya büyük Liderler, Ya da büyük felaketler uyarıp kurtarmaktadır. Kader, Mustafa Kemali sanki 1- İstiklal savaşıyla Türkiyeyi işgalden kurtarmak. 2- Cumhuriyeti kurmak. 3- Yeni medeniyet arsası olacak Anadoludaki yozlaşıp yıkılmış enkazı kaldırmakla görevli kılınmıştır. RAHMETLİ ERBAKAN HOCAMIZ İSE: a- 300 yıldır insanlığı sömürü kıskacına alıp Gizli Dünya Devletini kuran Yahudi siyonizminin maskesini indirip tanıtmış. b- Siyonizmin şeytani tezgâhını bozmak üzere, ülke, bölge ve dünya çapında teşkilatlar kurup tedbirler almış. c- Türkiye merkezli, İslam endeksli ve insan eksenli Adil Düzen projelerini ve emperyalizmin nükleer silah sistemlerini etkisiz bırakacak üstün teknolojileri hazırlamış çok ender ve önder bir lider konumundadır. İşte bu yüzden, haksızlık ve ahlaksızlık üzerine kurulu sömürü çarklarına çomak sokulan siyonist Yahudi lobiler, emperyalist güçler, işbirlikçi masonik merkezler, din düşmanı kesimler ve din istismarcısı çevreler Erbakan Hocaya ömrü boyunca hücuma kalkışmışlardır. Aynı salyalı saldırılar vefatından sonra da, mal varlığı bahanesiyle sürdürülmeye çalışılmakta, hem Milli Görüşe sızan münafıklar, hem de fırsatçı odaklarca iftiralar atılmaktadır. Oysa çok zengin olan Sinop beylerinden annesi tarafından dedesinden kalan arazi ve arsalar, Ağır ceza reisi rahmetli babasından kalan binalar, Kendisi aldığı, birkaç ev, arsa, tarla ve yazlık, bazı banka mevduatları, Ve ortağı bulunduğu bazı şirketteki hisse varlıklarıyla bütün malının karşılığının 148 kg altın değerinde olduğunu; Yani yaklaşık 15 milyon TL tuttuğunu kendisinin niye böyle istismara ve dedikoduya müsait şekilde açıkladığını daha şimdi yeni anlıyoruz. Ve Hocamızın bugün hem bizzat çocuklarına intikal eden hem de tedbir olarak başka kişiler üzerine kaydedilip gündeme gelen bütün mal varlığı toplamı ancak 15 milyon civarındadır. Yani cihat paralarını, kendi üstüne yapıp çocuklarına aktardı iddiaları, alçakça bir iftiradır. Üstelik bu iftiralar, Onun sayesinde adam sınıfına katılan münafıklarca yapılmaktadır. Her şeye rağmen, Hocamız tarafından bütün altyapısı tamamlanan ve Onun sadık talebeleri ve takipçileri eliyle hedefe ulaşacak olan KUTLU DEVRİM yakındır. Ve yaşanacaktır. Suriye bahaneli büyük bir felaket kapımızdadır, ama bu inşallah zalimlerin yıkılışı ve büyük Türkiyenin şahlanışıyla sonuçlanacaktır. Necmettin Aydının basın açıklaması ve yanıtımız: Merhum Erbakan Hocamızın büyük kızları Zeynep Erbakan Hanımefendinin sağlık durumu ile ilgili bilgiler geçen hafta basında yer aldı. Boşanma dosyasından alındığı belirtilen bu raporların Hacettepe ve Gazi Üniversiteleri gibi ciddi kurumlar tarafından verildiği , epilepsi - organik delüzyonel (şizofreni benzeri) mental bozukluk ve bipolar tanıları konulduğu görül mektedir. Raporlardan da anlaşıldığı gibi, bu hastalıklar sürekli ağır ilaç tedavisi, daimi terapi desteği ve stresten uzak bir hayat gerektiren bir durumdur. Çünkü bu tür rahatsızlıklarda ne zaman geleceği belli olmayan fiziksel temelli nöbetler söz konusudur. Daha da önemlisi, psikolojik açıdan aşırı coşku ve arkasından intihara varabilecek depresyon söz konusudur. Bir psikolog kimliğiyle, kendisinden, ailesinden ve tüm yakınlarından binlerce özür dileyerek bu raporların ne anlama geldiğini özetlemeye çalıştım. Tüm bu açıklamalardaki asıl amacım, öncelikli olarak Zeynep Hanımefendiyi korumaktır. Gerçeğin bilinmesi onu koruyacak en güvenli kalkandır. Ancak şunu da ifade edeyim ki hastalık asla ayıp değildir; Allahtan dır ve hastalar Allahın emaneti ve imtihanıdır. Asıl ayıp olan hastalığın kullanılması, istismar edilmesidir. Hal böyleyken; 1-Bu durum bilindiği ve bu güne kadar hiçbir siyasi tecrübesi olmadığı halde (Hatta Fatih Erbakan için tecrübesiz denilirken) özellikle bu hanımefendi Hanım Kolları Genel Başkanlığı gibi normal insanlar için bile çok stresli olan bir göreve niçin getirilmiştir? Açıkça içine sokulduğu bu stres ortamı ; Türk Ceza Kanunu 84. Maddeye göre ciddi bir suçtur. Zira Başkasını intihara azmettiren, teşvik eden, başkasının intihar kararını kuvvetlendiren ya da başkasının intiharına herhangi bir şekilde yardım eden kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. TCK Madde 84 2-Bu durum bilinmesine rağmen Zeynep Hanımefendinin günlerce teşkilatteşkilat dolaştırılarak kardeşlerinin, özellikle Sayın Fatih Erbakanın aleyhine konuşturulduğu anlaşılmaktadır. Sayın Kamalakın Bu mesele kardeşler arası miras kavgasıdır. Partiyi ilgilendirmez sözü ile eşinden ve çocuklarından kopmuş bir kişinin kardeşlerine karşı da kışkırtıldığı çok açıktır. Böyle bir yaklaşım, aile bağlarından kopartılmış ve sağlık raporundan anlaşıldığı kadarıyla rahatsız bir kadının depresyonunu artıracağı kesindir. Söz konusu ruh haliyle Zeynep Hanımefendinin ciddi manada özellikle kendisine zarar verecek yanlış kararlar alması da kuvvetle muhtemeldir. 3-Bu güne kadar Türk siyasi hayatında hiç olmayan olmuştur. Bir hanımefendi üzerinden, hatta daha kötüsü hasta bir hanımefendi üzerinden siyasi bir operasyon yapılmaktadır. Savaşın bile bir hukuku vardır. Mafya bile, hanımlar ve çocuklar üzerinden vurmaz. (Bu konuyu; SÖZCÜ Gazetesi yazarı Necati DOĞRU bey 17/03/12 tarihli Kız kardeşi silah yaptılar, Fatih ERBAKAN ı vuruyorlar başlıklı yazısında çok güzel özetlemiştir). 4-Yine bu süreçte iğrenç bir biçimde Merhum Erbakan Hocamızın kemiklerini sızlatırcasına evlatlarına ve dolayısı ile kendisine zimmet suçlaması yapılmıştır. Tüm Milli Görüş camiası Merhum Liderlerine yapılan bu iftiradan dolayı galeyan halindedir. Milli Görüş Camiası olanı biteni anlamış ancak kabullenmekte zorlanmakta ve şoktadır . Çok yakında bu şok geçecek Milli Görüş tabanı canlarından çok sevdikleri Milli Görüş dava larına, Hocalarına ve ailesine yapılanların hesabını soracaktır. Aksi takdirde bu haksızlık karşısında susmanın ne olduğu çok iyi bilinir. Tüm bu olanların baş sorumlusu Genel Başkan olarak Sayın Kamalaktır. Rahmetli Hocamız ve ailesinin, Davamızın, Saadet Partimizin itibarını, haysiyetini ve şerefini koruyamamıştır. Hatta Rahmetli Hocamızın ailesinin, Milli Görüş Camiasının ve Saadet Partimizin içine fitne sokmuştur. Siyasi, ahlaki ,İslami , insani tüm meşruiyetini kaybetmiştir. Derhal istifa etmelidir. Son olarak, Türkiye Cumhuriyetinde Başbakan Yardımcılığı ve Başbakanlık yapmış olan Sayın Erbakana ve evlatlarına yapılan bu saldırılar karşısında Cumhuriyet savcılarını göreve çağırıyorum. Saygılarımla Necmettin AYDIN 20. Dönem Zonguldak Milletvekili Saadet Partisi Kurucu Üyesi ve Eski Genel Başkan Yardımcısı Şimdi Sn. Necmettin Aydına acil bir hatırlatmadır. 1.En sinsi ve tehlikeli yalan; eksik anlatılan doğrulardır! 2.Katıra gücü yetmeyip, palanına saldırmak çok ucuz ve uyuz bir kahramanlıktır! 3. a. Aziz Hocamıza yönelik, bu tür iftira kampanyasını; ve asılsız iddialarla çocuklarını birbirine kışkırtma kumpasını başlatanın da b. Sn. Mustafa Kamalakı bir vitrin mankeni yerine koyanın da, Oğuzhan Asiltürk olduğunu, artık çocuklar dahi anlamasına rağmen, hala suçlu ve sorumlu olarak SP resmi Genel Başkanını gösterip saldırmak, asıl hedefi saptırmak ve camiamızı kandırmak amaçlı bir sahtekarlıktır ve çok çiğ ve çirkin bir Oğuzhan yalakalığıdır! 4.Bir dava için, tehdit ve tehlike unsurlarını önem ve öncelik sırasına koyamamak, AHMAKLIK; ama güya ciddiyet ve cesaret gösterisiyle, gerçek ve çirkef hıyanet odaklarını saklayıp aklamaya çalışmak ise MÜNAFIKLIKtır. 5.Sn. Mustafa Kamalakın, zafiyet ve acziyet içinde olması farklıdır, ama sadece Onun istifasıyla SPnin şahlanacağını sanmak farklıdır. Partimizin başında Oğuzhan Asiltürk ve yalakaları bulundukça, getirilecek her genel başkan, maalesef kukla olmaktan kurtulamayacaktır. Öyle ise Milli Görüşçülerin dirilip derlenip bu nifak ekibini davadan uzaklaştırmaları tek ve son şansları ve sorumluluklarıdır! 6.Büyük dava önderleri ve tarihi devrim de değişim rehberleri böyledir; Onların hayatları gibi vefatları da bir imtihan süreci, sadıklar ve sahtekârların ayrışma vesilesi olmaktadır. Bu imtihan öyle kurusıkı kabadayılıkla değil, ancak iman ve vicdan kararlılığıyla kazanılacaktır. Allahın inayet ve selameti, hidayete tabi, hıyanete asi müminlerin üzerine olsun. (Amin) SP GİK üyeleri bildiri yayınladı Erbakan ailesi içindeki miras kavgası ve Saadet Partisi (SP) Yüksek İstişare Kurulu üyesi Oğuzhan Asiltürk'ün medyaya yansıyan açıklamaları, Milli Görüş'te rahatsızlığa neden oldu. SP Genel İdare Kurulu üyeleri ile il başkanlarından oluşan bir grup bildiri hazırlayarak, başta Erbakan ailesindeki miras kavgası olmak üzere son dönemde parti içinde yaşananlardan rahatsızlıklarını dile getirdi. Sözcülüğünü parti eski Genel Başkan Yardımcısı Atik Ağdağ'ın yaptığı grubun hazırladığı bildiri partinin Genel İdare Kurulu toplantısında okunarak, parti yönetimine iletildi. Genel İdare Kurulu üyeleri ile il başkanlarının çoğunluğu tarafından imzalanan bildirinin, partinin tabanından da destek gördüğü bildirildi. Bildiride, Yüksek İstişare Kurulu'nun farklı gerekçelerle aylardır toplanamadığını ve işlevsiz hale geldiği belirtilerek şöyle denildi: "Erbakan'ın dava arkadaşları, aralarındaki anlaşmazlıklar nedeniyle aylardır Yüksek İstişare Kurulu çatısı altında toplanamıyor. İşlevsiz, toplanamayan, karar alamayan, tek adam merkezli Yüksek İstişare Kurulu istifa etmeli." Partide tek adamlığa soyunan kişinin Oğuzhan Asiltürk olduğu iddia edilen bildiride, Fatih Erbakan'ın yanı sıra partinin ağabeyleri konumundaki Şevket Kazan, Temel Karamollaoğlu, Yasin Hatipoğlu, Ahmet Tekdal, Recai Kutan gibi eski yöneticilerden oluşan Yüksek İstişare Kurulu üyeleri de eleştirildi. Erbakanların miras kavgası niye kızıştırıldı? Bildiride ayrıca, Erbakan ailesinin miras kavgası ve Oğuzhan Asiltürk'ün açıklamaları sert bir şekilde eleştirildi ve parti çalışmalarına zarar verdiği belirtildi. Bildirilerinde, "Genel merkez tarafından, kırk yıllık geleneğimize uygun olmayan, camiamızın kabullenemediği ve sahiplenemediği bazı söylem ve faaliyetler gerçekleştirilmiştir. Parti yönetiminin sessiz kalması da tabanda rahatsızlık yaratmıştır" görüşlerine yer verildi. Bildiriden satır başları "Bilindiği üzere Necmettin Erbakan hocamızın vefatından bu yana camiamızı derinden üzen ve gönül dünyamızı yaralayan gelişmeler yaşamaktayız. -Davamızın kuruluş gayesine, geleneklerine ve hedeflerine uygun olarak, teşkilatlarımızın birlik ve beraberliğini güçlendirmeye yönelik dostane ilişkilerin gelişmesine katkı sağlamak, tavsiye mahiyetinde önerilerde bulunmak ve alınacak stratejik kararlarda abilik görevini yerine getirmesi gereken YİK, gelinen nokta itibariyle işlevsiz hale gelmiştir. Mevcut haliyle YİK, toplanamayan, karar alamayan ve sadece tek adam merkezli uygulamaların yapıldığı bir yapıya dönüşmüştür. -Merhum hocamızın camiamıza emaneti olan ailesine yönelik olumsuz hareketler sergilenmiş ve aile içi problemler yaşanmasına sebebiyet verecek tavır ve davranışlarda bulunulmuştur. Bu durum camiamız içerisinde yeni bir tarafgirliğin oluşmasına sebebiyet vermiştir. Tarafların meselelerin çözümüne yönelik adım atmaktan ziyade, daha da derinleşmesine yönelik adımları ve bu durumun medyaya yansıması maalesef kamuoyu nezdinde merhum hocamızı zan altında bırakmış, teşkilatlarımızda ise büyük bir huzursuzluğa, heyecan eksikliğine ve atalete neden olmuştur. -Bu süreçte genel merkez tarafından, kırk yıllık geleneğimize uygun olmayan, camiamızın kabullenemediği ve sahiplenemediği bazı söylem ve faaliyetler gerçekleştirilmiştir. -Teşkilatta yapılan atama ve değişiklikler sürecin nazikliği ve hassasiyeti dikkate alınmadan ve aceleci bir şekilde gerçekleştirilmiştir. -Mahrem mevzuların uygun olmayan ortamlarda, basın önünde ve provoke edilmeye açık bir şekilde dile getirilmesi, camiamız içerisinde fitne ortamının oluşmasına sebebiyet vermiş, teşkilat mensuplarımızı arazi çalışmalarında zor durumda bırakmıştır. -Yaşanan bu gelişmeler neticesinde hareketimiz dışa dönük faaliyetlerden ziyade, içe dönük ve yıpratıcı bir yapıya dönüşmüştür. -Bütün bu menfi durumlar karşısında Genel Merkezimiz, sanki yapılacak her şey yapılmış gibi davranarak, olumsuzlukların daha da içinden çıkılmaz bir hale bürünmesine sebebiyet vermektedir." Akl-ı selim'e çağrı Bildirinin son bölümünde ise, insanlığın kurtuluş ümidinin milli görüş hareketi olduğu savunularak şöyle denildi: "Ve onun yegane temsilcisi Saadet Partimiz, yukarıda ifade edilenlerden de anlaşılacağı üzere hem düzgün yönetilmemekte, hem de yanlış ve hatalı tavırlar yüzünden daha da küçülmektedir. Bu itibarla mevcut durumun bütün mesulleri süreci akl-ı selim ile değerlendirmeli, uzlaşmaz bütün tavırlarından vazgeçmeli, farklı taraflar değil aynı ulvi gayeye çalışan tek taraf olduğu bilinciyle hareket etmelidir. Şayet gerekli adımlar atılmaz ise camiamız 40 yıllık geleneği, yetiştirdiği nesilleri ve bütün bu problemlerin üstesinden gelme iradesinin şuuruyla gerekeni yapacaktır." GİK Üyeleri Bildirisiyle İlgili Yorum: 1- SP içindeki kasıtlı tahribatlara Milli Görüşün kökünü kurutmaya ve çocukları üzerinden Aziz Hocamızı töhmet altına sokmaya yönelik asılsız iddialara karşı en azından bir dava gayreti ve vicdan mesuliyetiyle atılmış ilk adım olması bakımından tebrike şayan bir harekettir. 2- Ancak maalesef; sonuç verici ve sorunu giderici bir tedbir değildir. Sadece tepkileri törpüleyici ve haklı olarak feveran eden vicdanları bastırıp dindirici bir girişimdir. 3- Çünkü kafa karıştırıcı iftira kampanyalarını ve parti içindeki kamplaşmaları başlatan ve öyle gaflet ve cehaletle değil, bilinçli bir hıyanetle sürekli ortalığı karıştıran Oğuzhan Asiltürk ve ekibi tasfiye edilmedikçe, bu tür cılız tepkiler, kesinlikle sıkıntıları gidermeyecek, tersine kangrenleştirecektir. 4- Oysa bazı GİK üyelerinin temenni ve talepleri bir nevi ayıp savma cinsinden ve uyarı görevimizi yerine getirdik, başka elden ne gelir kabilinden; yetersiz ve cesaretsiz tespitlerden ibarettir. 5- Oğuzhan Asiltürk ve ekibinin yol açtığı çıbanlar artık kanserleşmiştir. Milli Görüş bünyesindeki bu kanser urları ancak ameliyatla, yani ciddi ve gerçekçi hazırlıklar ve yeni bir kongre operasyonuyla vücuttan atılabilir, yoksa böylesi pansuman tedbirlerle oyalanmak, sonunda bütün vücudu ölüme sürükleyebilir. 6- Bu süreç, Milli Görüş sadıklarının kendilerini ispat etmek üzere önemli ve belki de son fırsat gibidir. Umuyoruz ki, samimi ve seçme Milli Görüşçüler, Yeni Adil Düzen medeniyetinde, toplumun ıslahı ve kontrol altında tutulması aşamasında birer MAYA rolü üstlenecektir. Bir kazan süte atılan bir çay kaşığı mayanın, onu peynire çevirmesi gibi, öyle yalaka ve yalama değil, sadık ve sağlam, cesur ve onurlu Milli Görüşçülere de inşallah kader böyle bir misyon yükleyecektir. Yoksa bu konjüktürde ve hele bu kafa ve kadrolarla büyük seçim sonuçları alınacak ve Milli Görüş zihniyeti iktidara taşınıp tarihi inkılaplar başaracak beklentisi hem sünnetullaha terstir, hem de zaten fiili ve siyasi iklim buna izin vermeyecektir. Yani Saadet Partisinin marazlı münafıklardan ve menfaatçi yardakçılarından kurtarılıp, saf ve sağlam bir çekirdek olarak muhafaza edilmesi gerekmektedir. 7- Halbuki, bazı GİK üyeleri bildirisinde: a) Partimiz için fitne ve fesat odağı olan kişiler ve ekipler belirtilmemiş, muğlak ve yuvarlak ifadelerle geçiştirilmiştir. b) Bunların hangi tahribatları, hangi yöntemlerle yaptıkları, dava, itaat, biat ve cihat gibi kavramları nasıl istismara ve suistimale kalkıştıkları söylenmemiştir. c) Acil, orta ve uzun vadeli hedefler ve topluma inandırıcı ve umut aşılayıcı projeler bir kelime olsun gündeme getirilmemiştir. Bu cılız itirazlar, taktik ve stratejik tedbirler olarak, sistemli, disiplinli ve organizeli bir tepkiye dönüştürülmemiştir. d) İl il, ilçe ilçe teşkilat ve tabanımız dinlenip, bilgilendirilip ortak ve caydırıcı bir irade temsili gösterilememiştir. e) Oğuzhan Asiltürk ve ekibinin, kendi bozuk fıtratlarını ve fırsatçılıklarını çok iyi bildikleri ve dile getirdikleri için, yıllardır suçlayıp dışladıkları, dava dertlileri ve zor dönem erleri ile temasa geçilmemiştir. 8- İşte bütün bunlar; yukarıdaki yarım yamalak tepkilerin, mevcut parti işgalini (çünkü Oğuzhan Asiltürk, üç beş yalakası eliyle kendisini Yüksek İstişare Kurulu başkanı ve Milli Görüşün fiili lideri ilan ve işgal etmiştir) ve SPnin vitrin mankeni bir Genel Başkanla hezimete sürüklenmesine engel ve çare üretecek ciddi ve cesaretli öneriler getirmediğinin göstergesidir. 9- Saadet Partisinde ve Milli Görüşçü derneklerde, fikren ve fiilen bu haksızlık ve hıyanetlere karşı güç ve gönül birliği yapanlar, bunun sevabına ve şerefine erişecek; ama her halükarda, ezeli kaderin sevki ve imtihanın tabii gereği olarak, sadıklarla sahtekarlar mutlaka elenip belirlenecektir. Batı sözden anlamıyor, onlara caydırıcı güç gerekiyor!Haberi Oku *** Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamızın En Kapsamlı Video Arşivi ***Haberi Oku Mehmet Zahit Kotku Hz. ERBAKANDAN Taraf Olun dedi Türkiyenin manevi mimarlarından Nakşi Şey ...Haberi Oku ERBAKAN'I YABAN ANLADI, ŞABAN ANLAMADIHaberi Oku
4844fbfb773f
[ "fineweb2", "hplt2" ]
07 Mayıs 2016, Cumartesi Ak Parti İstanbul İl Başkanlığında gerçekleştirilen “Dijital Medya ve Pazarlama” başlıklı eğitimde, Eğitmenlerimizden, Milliyet Gazetesi Data ve Reklam Teknolojileri Direktörü Zorluhan Zorlu gençlerle bir araya geldi. Eğitim içerisinde; -Dijitalleşme ile haber ve bilgi tanımları değişiyor mu? -Dijital Medya nedir? -Geleneksel medyadan farkları neler? -Kimler Dijital Medya Okur & Yazarlığı eğitimi almalı? -Her birey artık bir haber kaynağı mı? -Dijital Pazarlama nedir? -Satış mı yoksa anlatım mıdır? -Dijital Pazarlama yöntemleri nelerdir? -En çok kullanılan araç ve mecralar neler? Soruları katılımcılar ile karşılıklı fikir alışverişine bulunarak çözüme kavuşturulmaya çalışıldı.
6976296f9f95
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Buz mavisi lensler en çok bayanların ilgisini toplamaktadır. Nedeni ise buz mavisinin pırlanta rengi tonlara sahip olmasından kaynaklanmaktadır. Eğer buz mavisi bir lens kullanmak istiyorsanız, sizin de dikkat etmeniz gereken bazı durumlar vardır. Bilmenizde fayda var diyoruz ve birkaç tavsiyede bulunmak istiyoruz. Buz mavisi kontakt lensler hemen her göz rengiyle kullanılabilir. Eğer buz grisi ve buz renk kuşağındaki renklerin ışıltısına sahip olmak istiyorsanız, gözlerinizin kahve, koyu kahve ve siyah renk olması gerekiyor çünkü bu lensler en çok kendini kapalı renk gözde belli ediyorlar. Bütün kristalize renklerin koyu renkte açığa çıktığı buz mavisi lensler, koyu renk göze sahip kişilerde daha ilgi çekici durmaktadır. Hem bakışlarınızın gücünü arttıracak hem de istediğiniz göz rengine kavuşmanızı sağlayacaktır. Açık göz rengine sahip kişiler de elbette kullanabilirler. Doğal bir görünüm oluşturacaktır. Kontakt lens üreticisi Diamond Colors bayanların doğal görünüm ve doğal bakış isteklerini göz ardı etmemiş ve her göz rengi için daha doğal görünüm verebilecek kontakt lens çalışmalarına başlamıştır. Çok kısa sürede piyasaya sürülecek olan kontakt lenslerin isimleri aşağıdadır.
a6cde4a9db71
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
Kar,Nar ve Çalıkuşu ! Çarşamba günü edebiyat sınavım vardı ancak ben henüz Çalıkuşu'nu bitirmemiştim. Şansıma o gün kar yağdı ve okullar da tatil oldu. Böylesi tabi her türlü işime geldi tabiii. :) Ben de fırsatını bulmuşken kitabımı narımı aldım pencerenin önüne oturdum ve okumama devam ettim. Kafamdaki huzurun tanımı da tam olarak böyle bir şeydi. :) Kitabı okurken Feride'ye güldüm, Munise'ye ağladım, Kamran'a kızdım, kısaca bu kitabı da kendim yaşadım. Hem okuduğum iyi oldu diziyle kıyaslayabileceğim. :) Sevdiğim Sözler : - Sevecek hakiki bir insan bulanlara şaşmak lazım... Çünkü onun bir hayalini bile bulmak o kadar güç, o kadar güç ki... - Sevmek denen şeyin rolü bu kadar insanı yakıp titretecek bir şey olursa kendisi, kim bilir, neydi? - İnsan birini sevmek felaketine uğradı mı esir gibi bir şey oluyor. - Yara sıcakken acımaz, hemşireciğim. Hele bir kere soğumaya başlasın. Sen bak, seyret o kızcağız nasıl yanıp yakılacak?... - İnsan, yaşadığı yerlerde beraber bulunduğu insanlara görünmez ince tellerle bağlanırmış; ayrılık vaktinde bu bağlar gerilmeye, kopan keman telleri gibi acı sesler çıkarmaya başlar, her birinin gönlümüzden kopup ayrılması, bir ayrı sızı uyandırırmış. - İçimde sönük bir ümit yok değildi. Çok güzel bulduğumuz için, hiçbir zaman elimize geçmeyecek sandığımız şeylere karşı duyulan o ümitsiz ümit. - Üşümek mi? İnsanın içinde güneş yanarken üşümek mi? - ...mesut günlerin yazılacak nesi olur ki? - Bu gözler, gülümsemeler, canlı bir ıztırap gibi büyük ve derin görünecekler. Fakat gülmeye başladıkları an her şey değişiyor. O vakit küçülüyorlar, ziyalar (ışıklar) içlerine sığmıyor, küçük parıltılarla yanakların üstüne dökülmeye başlıyor. - Ah, bu erkekler! Hepsinde aynı gurur, aynı kendini beğeniş. Bizim de bir kalbimiz olduğunu, bizim de "mutlaka" isteyecek bir şeyimiz olabileceğini, bir türlü akıllarına getirmek istemiyorlar. - Aydınlık, hasta gözleri nasıl incitiyorsa, saadet de hasta gönülleri öyle sızlatıyor. Hasta gözler gibi hasta gönüler için de karanlıktan iyi ilaç yok. - Sevda, çocuk gözlerinden uyku gibi akar. - Bütün nefretlerime, isyanlarıma, bütün o geçmiş şeylere rağmen, ben yine bir parça senindim. - Çalıkuşu bugün defterinin gözyaşlarından kirlenmiş sayfalarına dökülen sonbahar yaprakları içinde müebbedden ölüyor. - Kamran, ben seni sevmesini, senden ayrıldıktan sonra öğrendim. - Bütün olan, geçen şeylere rağmen, sen yine bir parça benimdin; ben bütün ruhumla senin... - Seni sevmeye başladığım vakit gülmeden, eğlenmeden başka bir şey düşünmeyen hafif, yaramaz bir kız çocuğu, ışık gibi, ses gibi elde durmasına imkan olmayan bir Çalıkuşu'ydun.
824561840b15
[ "c4", "hplt2", "vngrs" ]
Kaybedeceğini bile bile neden mücadele ediyorsun dedi, öleceğini bile bile yaşadığını unutmuştu o an... 6 Temmuz 2015 Pazartesi John Steinbeck - Fareler ve İnsanlar Nihayet! Yani nihayet şu kitabı da okuyabildim ve kendime laflar hazırladım. Bu kadar bekletecek ne vardı? İki saatte okunacak bir kitap bu kadar bekletilmemeli. Ben ettim, siz etmeyin. Nabersiniz? Fareler ve İnsanlar, Steinbeck'in 1937 yılında çıkan kitabı. Bu da en meşhur kitabı Gazap Üzümleri'nden iki sene öncesine tekabül ediyor. Gazap Üzümleri'ini okuyanlar bilirler ki Steinbeck bir tasvir yapar, anlattığı yerdeymişsinizcesine hissedersiniz yazdıklarını. Çöl anlatsa çöle düşmüş gibi olursunuz, bir göleti anlatsa kenarında mola verirsiniz. İşte o muazzam tasvirlerinin çok çok küçükleri bu minnacık kitapta var. Üç dört satırlık minik paragraflarda yaptığı çiftlik evi, oda, ahır, insan tasvirleri çok iyi. Onun dışında kitabın büyük kısmı diyaloglardan oluşuyor zaten, çoğunlukla da baş karakterlerimiz George Milton ve Lennie Small arasında. George ufak tefek ama zeki, Lennie ise iri yarı ama kitabın arka kapağındaki tabirle akli dengesi bozuk biri. Dostlukları imrenilecek cinsten. Tüm kitap bu dostluğa, bu iki dostun hayali olan kendi arazilerini satın alma fikrine sırtını dayamış durumda. Tabii arkaplanda anlatılan dönemin şartları ve toplum yapısı da gözden kaçacak gibi değil. Yani 'klasik' olarak tabir ettiğimiz eserlerden birisi ile karşı karşıyayız. Bir tek ben değilimdir muhakkak, öyle sanıyorum ki bu kitabı okuyup Lennie'yi tanıyan ve daha öncesinde bir şekilde yolu Yeşil Yol ve dolayısıyla John O'keefe ile kesişmiş herkes aradaki benzerliği fark etmiştir. Aralarındaki neredeyse tek fark Lennie'nin beyaz, John'un ise zenci oluşu. Yeşil Yol'un 1996'da çıktığını düşünürsek kendi fikrimce Stephen King, Fareler ve İnsanlar'dan sanki biraz faydalanmış gibi gibi. Gazap Üzümleri'ni okuyalı yaklaşık yedi sene falan oldu sanırım. Üniversite birde okumuştum. Hatırladığım kadarıyla çok etkileyici bir finali vardı. Film gibi aklımda hala. Fareler ve İnsanlar'ın sonu daha da fena. Gerçekten çok zoruma gitti. Tavşanlara şimdi kim bakacak lan?! Kitabın dostluk üzerine kurulduğunu söylemiştim. İki yan karakteri (hatta ihtiyar Candy'yi de sayarsak üç) de es geçmemem lazım: zenci seyis Crooks ve patronun gelini (Curley'nin karısı, ismi geçmiyor arkadaşın). Bu iki karakter neden önemli peki? Bu iki karakter deliler gibi yalnızlar. İkisi de can atıyorlar dinleyecek birisi olsa da konuşsam diye. Steinbeck o kadar güzel, o kadar alttan alttan anlatmış ki yalnızlığı kitabı bitirince George ve Lennie kadar, ikinci planda kalan bu karakterleri de düşünmeden edemedim. Harikulade! Kitabın ismine esin kaynağı olan Robert Burns şiirinde de dendiği gibi: "En iyi planları farelerin ve insanların / Sıkça ters gider...". Yazık, çok yazık. Bu gönderme olmasaydı kitabın ismine hiçbir anlam veremezdim ama bu haliyle o bile çok yerinde. Birden fazla uyarlaması da mevcut kitabın ama sanırım izlersem tabii ki Lennie'yi John Malkovich olarak izlemenin paha biçilemez olduğunu düşündüğüm için 1992 yapımlı bu filmi izlerim. İlginç bir şekilde Gary Sinise hem yönetmiş filmi hem de George Milton'ı oynamış. Pek de oyunculuğunu beğendiğim birisi değildir ama ben de kim oluyorsam. Toparlamak gerekirse sevgili ahali, hala okumadıysanız iki saatinizi bu kitaba ayırmanızda fayda var bence. Lennie ile tanışın, hayallerine ortak olun, George ne derse onu yapın ve sonra bakalım George ile beraber o zor kararı verebilecek misiniz. Hoşça kalın. "Kitaplar işe yaramıyor. İnsanın yanında olacak birine ihtiyacı var." 6 yorum: Geçen yaz ne okusam diye kararsız kalıp ince oluşundan dolayı alıp okuduğum bir kitaptı ve oldukça beğenmiştim. :)YanıtlaSilYanıtlar Benden bir sene öndesiniz demek ki, tebrikler. :)Sil Mustafacığım Fareler ve İnsanları Yeşil Yol'dan çok önce okumuştum. Acaba o nedenle mi bana o iki karakter birbirini çağrıştırmadı? Sen yazınca "hakikaten Mustafa çok iyi tahlilde bulunmuş" dedim. Sen zaten çok daha iyi analiz edebiliyorsun. Seni okuyunca "doğru ya ben niye anlayamadım" diyorum. Gazap üzümlerini hala okumadım:(( Cennetin Doğusu'nu okudum ama. Çok iyi bir eser.YanıtlaSilYanıtlar Estağfurullah öncelikle Eral Abla. :) Ben ikisini nispeten yakın tarihlerde okuduğum için ister istemez aklıma geldi desek belki daha doğru olur. Güzel sözlerin için çok teşekkür ederim. Steinbeck sade bir dille ve basit göstererek yazıyor. Zor bir iş ama adam Steinbeck! :)Sil O halde sen Gazap Üzümleri'ni, ben de Cennetin Doğusu'nu okuruz umarım en yakın zamanda. Sevgiler... Yazını okuyunca iki karakterin gerçekten de ne kadar benzer olduğunu düşündüm.Sil Evet, Steinbeck 'in sade ve basit bir dili var. Çok karmaşık bir dille yazan yazarlar pek bana göre olmuyor. Bu nedenle Dostoyevski, Tolstoy, Gorki, Balzac gibi klasik yazarları okumayı seviyorum. İnşallah en kısa zamanda okuyalım.Sevgiler. Hiç Gorki okumadım, Allah'ım, ne çok kitap var!Sil İnşallah diyelim. :)
b1d106e71795
[ "fineweb2", "hplt2" ]
30 Ocak 2009 Cuma PORTAKAL KREMALI PROFİTEROL Profiterol en sevdiğim tatlılar arasındadır.Ve evde hazırlamak yerine Bursa'da Lale pastanesinden yemeyi tercih ederim.Her Bursa'ya gidişimde düşünceli kardeşim Recep sık sık getirip,mutlu eder ablasını. Daha önceki denemelerimde hazır kakaolu dolgu kreması kullanmıştım daha pratik olsun diye,ama kremayı kendim hazırladığımda lezzetinde ne kadar fark olduğunu anladım.Tarifin orjinali Oktay Usta'ya ait. Kremasını vanilyalı yerine portakallı hazırlayarak çok güzel bir lezzetle tanışmış oldum.Zaten google hazretlerinde küçük bir araştırma yaptığımda bütün tariflerin hemen hemen aynı olduğunu gördüm.Portakal kremasıyla profitrole farklı bir soluk getirmiş oldum:) PORTAKAL KREMALI PROFİTEROL Malzemeleri: -1 su bardağı su -1.5 su bardağı un -100 gr. Margarin yada tereyağı -1 tatlı kaşığı toz şeker -1 çay kaşığı tuz -4 yumurta Kreması için: -500 ml. Süt -1 su bardağı toz şeker -3 yemek kaşığı un -1.5 yemek kaşığı nişasta -2 portakal kabuğu rendesi -50 gr. Tereyağı Üzeri için: -1 pk. Çikolatalı sos -1.5 su bardağı süt -Biraz fildişi çikolata rendesi Hazırlanışı: 1-İlk olarak hamuru için bir tencereye suyu, tereyağını, toz şeker ve tuzu ilave edip orta ateşte margarin eriyinceye kadar biraz karıştırıyoruz. 2-Margarin eriyip su kaynayınca üzerine azar azar unu ekleyerek iyice karıştırıyoruz. Hamuru 3-4 dakika pişiriyoruz 3-Pişen hamuru başka bir kaba alarak soğutuyoruz. Hamur ılınınca üzerine birer birer yumurtaları ilave ederek elle yada mikserin düşük seviyesinde iyice karıştırıyoruz. 4-Hamur hazır olunca hamuru şanti torbasıyla sıkıyoruz yada tatlı kaşığı yardımıyla yağlı kağıt serilmiş tepsiye aralıklı şekilde yerleştiriyoruz 5-Hazır olan hamurları önceden ısıtılmış 160 35-40 dakika kadar pişiriyoruz.Pişirme esnasında ve piştikten 40 dakika sonrasına kadar fırının kapağını kesinlikle açmıyoruz,hamurların sönmemesi için 6-Bu arada krema malzemelerini bir tencereye ilave edip iyice karıştırıyoruz.Orta ateşte karıştıra karıştıra muhallebi kıvamına gelmesini sağlıyoruz.muhallebi kıvamına gelince ocağı söndürüp kremanın soğumasını bekliyoruz. 7-Profiterollerin kenarı bıçak yardımıyla kesikler oluşturup,içine tatlı kaşığıyla bolca krema dolduruyoruz 8-Çikolatalı sosu 1.5 su bardağı sütle pişirip soğumasını bekliyoruz İyice soğuyan sosu profiterollerin üzerine gezdiriyoruz(ben sosunu servis yaparken ilave ettim. Üzerine rende çikolatayla süsleyip sevgiyle sunuyoruz Afiyet olsun 28 Ocak 2009 Çarşamba BURSA MUTFAĞI--KAZ BOĞAZI--- Tabii benim kaz eti bulmam mümkün olmadığı için tavuk etiyle hazırladım Tavuk etiyle daha hafif ve doyurucu bir yemek... Yöresel lezzetlerin kaybolup gitmemesi adına geçte olsa sanal ortama taşımak istedim(zira google hazretlerin de arayıp bulamadığım bir tarif) Bu yemeğin benzeri , Kerevizle hazırladığım yufka kebabının da tarifi burada KAZ BOĞAZI Malzemeleri: -2 yufka (annemin önceden hazırlayıp kuruttuğu el açması yufkaları kullandım) -1 tavuk bonfile -Salça,su,sıvı yağ Hazırlanışı: 1-Öncelikle bonfile tavuğu pişirip,tuz ilave ediyoruz. 2-Tavuğun suyunu bir kenara ayırıyoruz 3-Yufkaları rulo şeklinde sarıp 2 parmak kalınlığında kesiyoruz.Fırın tepsisini kaplayacak kadar sıralıyoruz.Yufkaları önceden 185 derecelik fırında 10 dakika kadar kurutuyoruz 4-Tavuğun pişen suyu ılınınca yufkaların üzerine gezdiriyoruz 5-Suyun etkisiyle yumuşayan yufkaların üzerine,tavuk etini ince ince kopartıp yufkaların üzerine döşüyoruz 6-Biraz salçayı suyla inceltip sıvı yağ ilAvesiyle birkaç dakika ocakta pişiriyoruz 7-Etlerin üzerine sosu gezdirip yoğurt eşliğinde sıcak sıcak servis yapıyoruz (yufkaların üzerini tamamen tavuk etiyle kaplıyoruz,ben yufkanın görünmesi için tamamen yerleştirmeden fotoğrafladım AFİYET OLSUN 27 Ocak 2009 Salı KUŞ ÜZÜMLÜ KURABİYE...MUTLUMUYUM NEYİM:) Öncelikle destek ve moral veren değerli yorum ve mailleriniz için çook teşekkür ederim.Sizlerle beraber sorunu çözmenin mutluluğunu yaşıyorum.Kocaman birbirine değer veren ailenin bir üyesi olmak ne güzel birşeymiş:) Evde kalan kuşüzümlerini değerlendirmek adına hazırlandı bu kurabiyer,yoksa canımın feci halde kurabiye istemesinden değil:)) Aşure hazırlayıp elinde kuşüzümleri olan ve ne yapacağını düşünenler için çok lezzetli bir alternatif,kuş üzümüyle tozşekerin verdiği kıtır lezzet güzel ikili oldular Çok Canım istediğinde bir iki tane atıştırmak ve ani gelen misafire sunmak adına dondurma kaplarına doldurup nofrostta yerleştirdim,hemde tazeliğini test etmek istedim(15 gün kadar oldu sanırım birkaç dakika çözülmesini bekleyince lezzeti oturdu) :)) Unutmadan,beni hergün kurabiye pasta yapıyor zanneden değerli arkadaşlarım:) mutfağa girdiğimde onlarca tarif zihnimden geçtiği için yemek dışında pek girmiyorum. Çünkü yediğim hamurişlerinin ne bana ne oğluma yararı var:)Sizlerle paylaştığım tarifler arşivimden,sanki bu günleri düşünerek hazırlamışım:)2007 den eklenmesi gereken tarifler var elimde zaman zaman paylaşıyorum sizlerle,bayat ekmek kurabiyeleri gibi..Şimdi tarifimize gelecek olursak Ana hamur malzemeleri ve tarifi burada KUŞ ÜZÜMLÜ KURABİYE -Ana hamuru hazırladıktan sonra 2 su bardağı kaynar suda yumuşattığım ve havlunun üzerinde kuruttuğum kuş üzümlerini ilave ettim(kuşüzümleri iyi kurumazsa hamuru cıvıklaştırıyor.) -Oklavayla çok ince olmayacak şekilde açıp,kalıpla kestim. -Önceden ısıtılmış 165 derece fırında 20 dakika kadar üzerinin kızarmasına fırsat vermeden pişirdim. Afiyet olsun 26 Ocak 2009 Pazartesi BU KADARINA PES DOĞRUSU Geçenlerde bir mimin ilk sorusuydu bloğunu kapatmayı düşündün mü? Düşünmediğimi söylemiştim,ama malesef şimdi aynı düşünceyi taşımıyorum.O yüzden içimden yeni tarif eklemek gelmiyor.Maddi hiç bir kazancım olmayan, kendi ürettiğim tarifleri paylaştığım blogta karşılığını bu şekilde almak çok üzücü Önce tariflerimi birkaç blog ta gördüm.Kaynak belirtilmeden benim ürettiğim tarifler uygulanmış kendi fotoğraflarıyla eklenmiş,Çok üzerinde durmadım(zavallı üretemiyor demek ki diye düşündüm,sonrasında tepkimi belli ettim ve olumlu sonuç aldım,olması gerekende budur zaten Sonra ciddi!!! haber sitelerinde gördüm(görmezden gelemedim tepkim üzerine kaynak belirterek almaya başladılar. ...Son nokta ise pazar sabahı sırf milletin emeğinin üzerine konmak için, kurulmuş bundan maddi kazanç sağlayan bir siteyle karşılaşıncaya kadar,tepkimi yorumla ilettim adı sanı belirsiz site sahibine,Yavuz hırsız ev sahibini bastırır atasözünde olduğu gibi pişkin bir cvp aldım rss protokolüm açık olduğu için en doğal hakkı olduğundan bahsediyor. rss nin açık olması çal çalabildiğin kadar bide reklam serpiştir milletin sırtından para kazan anlamına geliyormuşta haberim yokmuş Birkaç saniyelik coppy-paste işlemiyle 2 ayda rekor bir rakama ulaşmış 265 yemek yayınlamış!!! Ben bir tarifi düşünüp,uygulayıp,fotoğraflayıp,yayınlayınlamam saatlerimi alırken,birkaç saniyelik bir işlemle tariflerimi İzinsiz,kaynak belirtmeye gerek duymadan yayınlayıp bide bunun üzerinden helal!!!! para kazanan şahıs,doğal birşey yapıyormuş gibi savunuyor kendisini PES DOĞRUSU http://www.herseytr.net/ 265 tarif gördüğüm kadarıyla tamamıyla blog sahiplerinin tariflerinden oluşuyor foto alıntı:www.gag.web.tr'den 24 Ocak 2009 Cumartesi BAYAT EKMEKTEN ÇİKOLATALI KURABİYE Evdeki bayat ekmekleri en iyi değerlendirme yollarından birisi,tarifi deneme yanılma yoluyla ortaya çıktı.Sonuçtan memnun kaldık.Portakal kabuğunun verdiği lezzet bambaşka Önyargı oluşmaması için içinde ekmek olduğunun yendikten sonra söylenmesinde fayda var:)Kıtır kurabiyeler çikolata sosla yumuşuyorlar.Fotoğrafı gecenin bir yarısı çektiğim için ekleyip eklememekte tereddüt yaşasam da tarifin hatırına ekledim. Bayat ekmekten çikolatalı kurabiye Malzemeleri: -200 gr. Eritilmiş tereyağı -½ çay bardağı sıvı yağ -1 su bardağı bayat ekmek unu(bayat ekmek içlerini rondodan geçiriyoruzbenim ekmekler kepekli ve normal ekmek karışık olduğu için tenleri biraz daha koyu) -1.5-2 su bardağı un -1 su bardağı pudra şekeri -2 portakal kabuğu rendesi -1pk. Kabartma tozu Üzeri için: 1 pk. Çikolata sos 2 su bardağı süt Hazırlanışı: 1-Tereyağı ,pudra şekeri,yumurta,sıvı yağı iyice karıştırıyoruz.Ardından un,bayat ekmek unu, portakal rendesini, kabartma tozunu ilave edip, kulak memesi kıvamında hamur elde edene kadar yoğuruyoruz. 2-Hamurdan elimizle parçalar kopartıp tezgahta uzatıyoruz.arzu ettiğimiz şekli veriyoruz.Önceden ısıtılmış 175 derecelik fırında 20-25 dakika kadar pişiriyoruz.Üzeri kızarmadan daha beyazken fırından çıkartıp soğumasını bekliyoruz. 3-Çikolata sos ve sütü iyice karıştırıyoruz.ocakta orta ateşte kaynamaya başlayınca birkaç dakika daha karıştırıp soğutuyoruz.Diğer tarafta soğuyan Kurabiyelerin üzerine gezdiriyoruz. 4-Hindistan ceviziyle süsleyip sevgiyle sunuyoruz. Afiyet olsun (İyi sonuç almak için benim gibi acele etmemek ve sosun soğumasını beklemek gerekiyor) 23 Ocak 2009 Cuma ETLİ KEREVİZ ÇORBASI Dün akşam mercimek çorbası hazırlamaya karar verip,malzemeleri hazırlamaya başlayınca buzdolabında uzun zamandır sabırla sırasını bekleyen kerevizi görüp, hemen karar değiştirince ortaya kereviz çorbası çıktı. Kereviz sevmeyenlere gönül rahatlığıyla denenebilecek tarifte ,kerevizin keskin tadı olmuyor(geçen haftalarda yaptığım çorbanın içine kerevizin saplarını da ziyan olmasın diye ilave edince,içindeki kereviz fark edildi.Çorbayı tek başıma tüketmek zorunda kaldım:) Bu defa aynı hatayı yapmayıp,içine et,üzerine de karabiber ilave edince bambaşka bir lezzetle tanışmış olduk. ETLİ KEREVİZ ÇORBASI Malzemeleri: -1 orta boy kereviz -1 orta boy patates -1 orta boy soğan -2 yemekkaşığı un -1,5 yemekkaşığı tereyağı -1-2 adet kemikli et -1 litre kaynamış su Üzeri için:karabiber Hazırlanışı: 1-Patates,kereviz ve soğanı küp küp doğruyoruz.Tencerede de orta ısıda tereyağını eritip 2 kaşık unla birkaç dakika kavuruyoruz(unun çiğ kokusu çıkana kadar) 2-1 litre kaynamış suyu tencereye azar azar ilave edip bir taraftan da karıştırıyoruz(unun topaklanmaması için) 3-Doğradığımız kereviz,patates,kemikli et ve soğanı ilave edip sebzeler yumuşayıncaya kadar yaklaşık 20 dakika pişiriyoruz(tencerenin içinde bir tahta kaşık bırakıyoruz taşmaması için) 3-Çorbanın içinden kemikli eti alıp,karışımı blendırdan geçiriyoruz.Kemikli etin etlerini sıyırıp çorbaya ilave ediyoruz Eğer kıvam koyu olduysa 1 bardak sıcak su ilave ediyoruz(benimki tam kıvamında oldu) (Kemikli et kullanarak hem etinden yararlanıyorum hemde suyundan,kemikli et yerine çok ince doğranmış kuşbaşı ve et suyu ayrı ayrı ilave edilebilir) 4-Pişen çorbanın üzerine karabiber ilave ediğ sıcak sıcak sunuyoruz. Afiyet olsun 21 Ocak 2009 Çarşamba KAZANDİBİ(FIRINDA) Uzun zamandır yapmadığım evimizin en çok rağbet gören tatlılardan biridir.Son günlerde bütün tatlı ihtiyacımızı meyvelerden karşılayınca erteliyorum tatlı hazırlamayı da... Bir dönem süt içemeyince kalsiyum ihtiyacımı karşılamak için,tek çözüm sütlü tatlılardı... Şimdi o sorunda geçti,süt içmeye tekrar başladım ama bu defada evin gurmesinin de bana eşlik etmesini istiyorum.:)çocukluğumuza geri döndük ailece gece sütümüzü ihmal etmez olduk:) Kazandibini 2 tarifle hazırlıyorum biri sadece ocakta hazırlanıyor. Benim favorim ise ocak ve fırınla hazırladığım,bugün paylaşacağım tarif KAZANDİBİ TARİFİ Malzemeleri: -1 çay bardağı nişasta -5 su bardağı süt -1 çay bardağı pirinç unu -1 su bardağı tozşeker -1 pk. vanilya -1 yemek kaşığı tereyağı -5 çorba kaşığı pudra şekeri Hazırlanışı: 1-Pirinçunu ve nişastayı çok az sütle eziyoruz.Orta boy tencereye aktarıp sütü ekliyoruz 2-Kısık ateşte 10 dk. pişiriyoruz.Şekeri ilave edip birkaç dakika daha pişiriyoruz.ocaktan alıp vanilya ilave edip karıştırıyoruz. 3-Tercihen aliminyum tepside (30 cm lik) yada orta boy borcam kabın tabanını tereyağıyla yağlayıp üzerine pudra şekeri serpiyoruz. 4-Üzerine tencerede hazırladığımız muahllebiyi eşit şekilde yayıyoruz.Önceden ısıtılmış 200 derece fırında 20 -30 dakika kadar tabandaki pudraşekerinin iyice eriyip kahverengleşmesini sağlıyoruz. 5-Pişirdiğimiz tatlıyı fırından alıp,içi soğuk su ile doldurulmuş(daha düzgün dilimlenmesi için) geniş bir tepsinin içine yerleştiriyoruz.Tatlının bulunduğu kaba su girmemesine dikkat ederek soğutuyoruz. 6-Soğuyunca birkaç saatte buzdolabında bekletiyoruz.Dilimleyip sevgiyle sunuyoruz Afiyet olsun (tarif:lezzet dergisinden) PÜF NOKTALARI:--Borcamdan ziyade alüminyum yada benzeri ince tepside daha iyi sonuç alınıyor. --Fırının tek alt kısmı ayarlanabiliyorsa ayarlanır,ayarlanmıyorsada tepsiyi fırının en alt rafına yerleştiriyoruz --Ara ara kontrol ederek pişiriyoruz. 19 Ocak 2009 Pazartesi PARİS GÜZELİ KURABİYESİ Yaklaşık 13-14 yıl öncesinde 12 yaşlarındayken bir gazete küpünde Paris güzeli tarifini görmemle başladı hikaye…Fotoğrafını bile hala hatırlıyorum(unutkanlığıma rağmen) Beni cezbeden görüntüden ziyade ismi oldu sanırım:) Annemler aile dostlarına ziyarete giderken hazırladım acemilik kurabiyelerimi. O günü dün gibi hatırlıyorum:)Bizimkilerin eve dönmelerini dört gözle beklemiştim,Ev ahalisinib çok beğenisini kazandığını ve tarifinin istendiğini öğrenince de tarifsiz bir mutluluk yaşamıştım …Evde en sık hazırladığım kurabiye oldu aylarca… Yeni denemelere devam ettikçe,saltanatı sona erdi Paris güzelinin… Oldukça bereketli bir tarif .Az kişiye yarım ölçü hazırlanması tavsiye olunur.Eskimeyen lezzetin tarifine gelince, PARİS GÜZELİ Malzemeleri: 1 yumurta 250 gr. Oda sıcaklığında tereyağı 1 pk. Kabartma tozu 1 pk. Vanilya 1 su bardağı toz şeker 1 su bardağı susam(üzeri için) Aldığı kadar un (4-4.5 su bardağı) 2-3 yemek kaşığı dolusu nişasta(mısır) Hazırlanışı: 1-Tereyağı,şeker,vanilya yumurtayı mikserle çırpıyoruz 2-Azar azar un ve kabartma tozu ilavesiyle kulak memesi yumuşaklığında hamur elde edene kadar yoğuruyoruz.Elimizle minik minik parçalar kopartıp yuvarlıyoruz 3-Susam tabağının içinde de biraz yuvarlıyoruz(her tarafı susamlamak için) 4-Yağlı kağıt serilmiş fırın tepsisine aralıklı şekilde sıralıyoruz 5-Önceden ısıtılmış 160 derece fırında 20-25 dakika kadar pişiriyoruz 6-Sevgiyle sunuyoruz AFİYET OLSUN 18 Ocak 2009 Pazar ----BİRKAÇ CÜMLE DE BENDEN:)---- Sevgili Papatya prenses beni mimlemiş,kendisine şükranlarımı sunuyor ve soruları cevaplamaya başlıyorum:) --Hiç bloğunuzu kapatmayı düşündünüz mü? Yazmak istemediğim zaman dilimleri oldu ama tamamen kapatmayı hiç düşünmedim.Adres değişikliğine gitme niyetim var sadece:)geçen yıl alınan com uzantılı adrese taşınmayı tamamlayamadım,erteleyip duruyoruz:) --En sevdiğim kelime:Tamam hayatım:)vb. bütün onay cümleleri.Şükürler olsun --En nefret ettiğim kelime:Kafana göre takıl,bakarız --Beni ne heyecanladırır:Aldığım güzel bir haber,sınav sonuçları,sevdiğim biriyle karşılaşmak,Bursa'ya gitmek,yeni bişeyler öğrenmek ve öğrendiklerimi paylaşmak --Heyecanımı ne öldürür:Tebessümle bir olay anlatırken donuk bir çehre ile bakılması,Hevesle yapılan bir planın değişmesi --En sevdiğim ses:Ebu Bekir Şatiri'den Kuran-ı kerim sesi,dalganın kıyıya vurma sesi,bebek sesi,sevdiklerimin sesi --En nefret ettiğim ses:Kendini bilmezlerin dilleri ile çıkardıkları ses,zamansız çalan telafon sesi,matkap sesi --Hangi mesleği yapmak istemem: polis,politikacı,pazarlamacı (özellikle kadınlara hitap eden ürün) --Hangi mesleği yapmak isterim:Kendi mesleğimi icra edeyim yeter.Birde sadece anne değil,bilinçli ve donanımlı bir anne olmak --Hangi doğal yeteneğe sahip olmmak isterim:Okuduklarımı hiç unutmamak.Biri yalan söylerken o kişiyi o anda susturabilmek,yada kulaklarımın yalan sözleri hiç duymaması --Kendim olmasaydım kim olmak isterdim:Kendim olmaktan mutluyum:)Allahın razı olduğu bir kul olmak yeterli --Nerede yaşamak isterim:Çekirdek ailem,annem babam kardeşlerim ve değer verdiğim insalara yakın (mesela Bursa:) --En önemli kusurum:Kolay sinirlenirim,sabırsızım --Bana en fazla keyif veren kötü huyum:Ben sana dememişmiydim cümlesini kurmak:) --Kahramanım kim:Bozduğum herşeyi kısa sürede tamir eden eşim:) --En çok kullandığım küfür:küfürden nefret ederim ama kullandığım ağır kelime,gıcık --Şuanki ruh halim:umutlu --Hayat felsefenizi hangi slogan özetler, Vardır bir hayır,Kadere sabır değil rıza gerekir --Mutluluk rüyam nedir:Benim mutlu olduğum gibi,dünyadaki insanlarında mutlu umutlu bir sabaha uyanması --Mutsuzluğun tanımı:Kıskançlık,düşmanlık --Mutluluğun tanımı:sevgiyle söylenmiş bir cümle,seygiyle bakan bir çift göz, --Nasıl ölmek isterim:Sessiz sedasız,kimseye muhtaç olmadan,güzel işlerle meşgulken --Öldüğümde cennete gidersem ,Allah'ın bana kapıda ne söylemesini isterim? Bütün sevdiklerin burada,seni bekliyorlar.Gelmesini istediğin başka birileri varmı? Bende SevgiliYasemin Saliha sizleri mimliyorum.Kolay gelsin:) 16 Ocak 2009 Cuma UNO'LU SÜRPRİZ TABAK Uno'nun sürprizinden -Daha önceki yazımda bahsetmiştimGeçen hafta içinde Uno ikinci sürprizle beni oldukça mutlu etti. Bu defa kargodan ziyade,kapıda bir beyefendiden hediyelerimi almak ayrıcalıktı İçinde neler mi vardı? Vanilyalı üzümlü çörek,tereyağlı kuruvasan,çikolatalı çörek ve mihaliçli çıt kıt ve adıma yazılmış bir mektup...Ertesi gün sabahın 6 da evin gurmesi için kahvaltıya hazırlandı birkaç tanesi,hepsinin tadı tek kelimeyle muhteşemdi,evi saran mis kokularda cabası blogger sofrası aracılığıyla bize ulaşan Uno'ya teşekkür ediyorum.Bu güzel sürprizleri hazırladıkları ve bizimle paylaştıkları için Şimdiden evimde bulunmasını istediğim ürünler arasına girdi bile özellikle üzümlü çörek:)Acil misafire yada eşe,çocuğa güzel süprizler hazırlamak için birebir... Uno'lu denemelerim devam edecek,denedikçe sizlerle de paylaşacağım. 15 Ocak 2009 Perşembe PİRİNÇ UNLU FINDIKLI KURABİYE İlk denemeden sonra favori tariflerim arasına giren pirinç unlu kurabiyeler.Her defasında istediğimden daha güzel sonuç alınca,tekrarlamak şart oluyor:) Hala pirinç unlu kurabiye denemeyenlere tavsiye olunur PİRİNÇ UNLU FINDIKLI KURABİYE Malzemeleri: -175 gr. oda ısısında tereyağı -1 yumurta -1 su bardağı pudra şekeri -1 su bardağı pirinçunu -1 çay bardağı sıvı yağ -1 pk. vanilin -1pk. kabartma tozu -1 su bardağı iri kıyılmış fındık -Aldığı kadar un(4-4,5 su bardağı) Hazırlanışı: 1-Terayağı,pudra şekeri vanilin ve yumurta ekleyip iyice karıştırıyoruz 2-Azar azar un,sıvı yağ ve kabartma tozu ilave edip,kulak memesi yumuşaklığında hamur elde edene kadar yoğuruyoruz. 3-15-20 dakika kadar hamuru buzdolabında dinlendiriyoruz. 4-Hamurdan parçalar kopartıp avucumuzda yuvarlıyoruz.üst tarafını fındığa bulayıp, yağlanmış yada yağlı kağıt serilmiş fırın tepsisine yerleştiriyoruz. 5-Önceden ısıtılmış 160 derecelik fırında 20 dakika kadar pişiriyoruz 13 Ocak 2009 Salı TUZLU KURU PASTA Çocukluk arkadaşlarımızı ağırlayan kardeşim Meral'in elinden çıkan kuru pastalar.Lezzetiyle hem misafirlerin,hemde aile üyelerinin beğenisini kazandığı için tarifi sizlerle de paylaşmak istedim.Kuru pasta tarifi arayanlara tavsiye olunur Tuzlu kuru pasta Malzemeleri: -175 gr. Oda ısısında yumuşamış tereyağı -1 paket kabartma tozu -Biraz tuz -1yumurta(üzeri için sarısını ayırıyoruz) -4,5 -5 su bardağı un -1 çay bardağı yoğurt(ilaveten mahlepte katılırsa lezzetine lezzet katar) -üzeri için,susam Hazırlanışı: 1-Tereyağı,yumurta akı,yoğurdu iyice karıştırıyoruz.Azar azar unu,tuz ve kabartma tozunu ilave ettikten sonra kulak memesi yumuşaklığında hamur elde edene kadar yoğuruyoruz.(Eğer zamanımız varsa buzdolabında hamuru 15 dakika kadar dinlendiriyoruz) 2-Merdane ile 2 cm kalınlığında açtığımız hamuru,kurabiye kalıplarıyla kesiyoruz. 3-Yağlı kağıt serilmiş fırın tepsisine kuru pastaları yerleştirip,üzerine yumurta sarısı sürüyoruz. 4-Susam serptikten sonra ,önceden ısıtılmış 180 derece fırında kızarıncaya kadar pişiriyoruz (20 dakika kadar) Afiyet olsun 12 Ocak 2009 Pazartesi YOĞURTLU HAVUÇ SALATASI Sevgili kardeşim Meral'in evimize neşe kattığı İstanbul günlerinde kendi elleriyle hazırladığı salata,öncesinde yediğim salatalardan daha lezzetliydi.Şimdiden evimizde sık sık hazırlanan salatalar arasına girdi bile... YOĞURTLU HAVUÇ SALATASI Malzemeleri: -4 orta boy havuç -1 kase yoğurt -1-2 yemek kaşığı mayonez -Biraz tuz -Biraz zeytinyağı Hazırlanışı: 1-Havuçların kabuğunu kazıyıp,rendenin iri kısmıyla rendeliyoruz. 2-Biraz zeytin yağı ile havuçların diriliği biraz gidene kadar kavuruyoruz 3-Kavrulmuş havuçları yoğurt mayonez ve biraz tuzla harmanlayıp 4-Servis tabağın aktarıyoruz.Üzerini ince kıyılmış maydanozla süsleyip sevgiyle sunuyoruz. AFİYET OLSUN 11 Ocak 2009 Pazar OVMAÇ ÇORBASI Benim gibi yaz-kış hemen hemen her akşam evinde çorbası eksik olmayan,zaman zamanda farklı arayışlara girenlerdenseniz,bu çorbayı gönül rahatlığıyla tavsiye edebilirim. Çekmecelerimi düzenlerken bulduğum Oktay Usta Ramazan lezzetleri kitapçığından aldım asıl tarifi.Kendime göre biraz değiştirdim.İlk denemeye rağmen sonuç harikaydı.(içindeki hamur,tereyağı,ve yoğurt insana mantı yiyormuş hissi veriyor) OVMAÇ ÇORBASI Malzemeleri : -1 yumurta (sarısı hamuru,akı terbiye için) -1 su bardağından bir parmak eksik un -yarım yemek kaşığı tereyağı -2 diş sarımsak -1 kase yoğurt -biraz tuz -6,5 su bardağı sıcak su -1 çaya bardağı kadar soğuk su(hamur için) -1 bardak etsuyu(ben evde hazırladığımdan kullandım) -Biraz nane Hazırlanışı : 1-Tencereye kaynamış suyu,etsuyunu,tereyağını ve sarımsakları ilave edip birlikte kaynatıyoruz. 2-Karıştırma kabına yumurtanın sarısı,tuz,su ve azar azar un ilave ederek minik hamurlar elde ediyoruz.(benim zaman kısıtlı olunca hamurları biraz iri yuvarladım.) 3-Tencerede kaynayan suyun içine hamur parçalarını ekliyoruz. 4-Çorbanın terbiyesi için karıştırma kabına 1 kase yoğurdu,üzerine 1 kaşık un,yumurta akı ve biraz su ilave edip iyice karıştırıyoruz. 5-Tenceredeki sıcak sudan terbiyeye biraz su ekleyip tekrar karıştırıyoruz.Yoğurtlu terbiyeyi tecereye aktarıp.10-15 dakika kadar kaynatıyoruz.(çorba pişerken 2 diş sarımsağı tencereden alıyoruz) 6-Üzerine terayağ ve naneden karışım hazırlanabilir(ben çorbanın üzerine yağlı karışım tercih etmediğim için kuru nane kullandım) Afiyet olsun 10 Ocak 2009 Cumartesi KABAK TATLISI & AŞURE TARİFİ Mutlu haftasonları Evimizde özellikle bugünlerde ,her öğün olsa yemekten usanmayacağımız tatlıdır kendileri.Marketten hazır kesilmişlerden almayı sevmediğim için sırf kabak yüzünden pazarın yolunu tuttuğum zaman dilimleri hiçte az değil..Çekirdeklerini atmaya kıyamayıp, tavada kavuruyorum.Böylelikle kabağın etinden,sütünden yararlanmış oluyorum:) Arkadaşlarım bile,beni rüyalarında kabak tatlısıyla görür olmuşlar:) bir tabak kabak tatlısıyla kapıya gelen sevgili Sevda gibi.Teşekkürler Sevdacım,çok şanslıyım senin gibi bir arkadaşa sahip olduğum için Fotoğraf geçen yıldan,son yaptığım tatlı bir dilim kalınca fotoğraflayamadım. Fırında da denedim ama,bence en güzel hali tencerede yapılanı (Tarifi annem gibi gözkararı yapıyorum,ama bu defa şekeri ölçülü ilave ettim) BALKABAĞI TATLISI Malzemeleri: -1 kg. balkabağı -2 su bardağı toz şeker Üzeri için ceviz yada hindistancevizi Hazırlanışı: 1-Kabakların kabuklarını soyup,dilimliyoruz,yıkıyoruz 2-Geniş bir tencereye kabakları üzerine şekeri ilave ediyoruz (kabağın kendi suyu çıktığı için su ilave etmiyorum) 3-Kısık ateşte ara ara kontrol edip yumuşayıncaya kadar pişiriyoruz. AFİYET OLSUN Püf noktası:-Kabaklar kesinlikle kaşıkla karıştırılmaz ,parçalanmaması için tencere kapağı kapatılıp daire şekli çizecek gibi sallanır aşure tarifi burada ***Bu arada annemin tarifiyle aşuremi hazırladım ,dağıttım,bol övgülü cümleler duymama sebep olan aşure sayesinde yapan mutlu,yiyen mutlu.(yarım ölçü kullandım,yer fıstığı ilave etmeyi unutmam dışında bir aksilik yaşamadım) 9 Ocak 2009 Cuma YOĞURTLU HAMUR KIZARTMASI Ne zaman hamur kızartması yapsam,hep aklıma lise yıllarımdaki okul dönüşlerinde, kahvaltılarda annemin hızlıca hazırladığı mis kokulu yoğurtlu hamurlar gelir,o tadı yakalmaya çalışırım. Annem gibi,her ne kadar göz kararı hazırlasam da malzemelerini bir defalık ölçerek hazırladım. Evimde sık sık yaptığım halde yayınlamakta epey geç kaldım,hem atıştırmalık hemde güzel bir kahvaltı seçeneği KAHVALTILIK YOĞURTLU HAMUR Malzemeleri: -2 su bardağı un -1 su bardağından bir parmak az yoğurt(ben yoğunlukla kalan yoğurt ve sularını değerlendiriyorum) -1 çay kaşığı karbonat Kızarmak için:sıvı yağ(hamura yoğururken çörekotu katarım ama bu defa unutmuşum Hazırlanışı: 1-Derin bir kaba önce unu ilave edip,ortasını havuz şeklinde açıp içine yoğurt,ve karbonatı ilave edip iyice yoğuruyoruz 2-Avuç içi büyüklüğünde bezelere ayırıp,bezelerin altına ve üstüne un serperek bezeleri oklavayla büyütüyoruz.Kurabiye kalıplarıyla kesiyoruz.(annem kare kare keserek hazırlar) 3-Teflon tavada önce yağı kızdırıyoruz,sonrasında orta ateşte hamurlarımızı kızartıyoruz. AFİYET OLSUN Kahvaltılarımızı erken yaptığımız için,bazen akşamdan yoğurup üzerini örtüp,sabah kalktığımda kısa sürede hazırlıyorum:) 8 Ocak 2009 Perşembe BEYAZ LAHANA SALATASI Duyduğuma göre:)annemin son zamanlarda sık sık hazırladığı salatalardanmış.Yoğun tavsiye üzerine,uzun zamandır bozulmadan azimle buzdolabı bekçiliği yapan lahanamın bir kısmını bu pratik salata ile değerlendirdim.Beyaz lahanayı çiğ tüketmeye karşı bütün önyargılarım yıkılmış oldu. (beyaz lahana ve brüksel lahanası tam bir c vitamini deposu,çiğ tüketilmesi koşuluyla) 7 Ocak 2009 Çarşamba ANNEMİN AŞURE TARİFİ PÜF NOKTALARI İLE Öncelikle doğumgünümü samimi duygularla kutlayan arkadaşlara çook teşekkür ederim. Geçen yıl annemin tarifi ve benim acemi şansım birleşmiş harika aşure elde etmiştim.(üstteki fotoğraf)Her yıl bu tarifi uygulayacağım gibi görünüyor.Bu yılda aynı tarifi uygulayıp övgü dolu cümleler duyunca çok mutlu oldum işte 2009 model aşurem:) geçen yıl annemin yaptığı aşure burada Bu yılda sonuç harikaydı aşure yapmaya cesaret edemeyenlere şiddetle tavsiye ederim Lezzetine kefilim:) 25 KİŞİLİK ½ kg aşurelik buğday 1 çay bardağı haşlanmış nohut 1 çay bardağı haşlanmış fasulye 1 çay bardağı kuru üzüm 1 çay bardağı kayısı kurusu 1 avuç kuş üzümü Fıstık,fındık,incir kurusu,çam fıstığı Yaklaşık 1 kg. şeker Bir tutam tepeli karanfil Üzerini süslemek için:tarçın,nar tanesi,portakal kabuğu,çam fıstığı dövülmüş ceviz ve fındık 1-Buğday ovarak temiz suyu çıkınyaca kadar yaklaşık 5-6 kez yıkanır.bu önemli bir nokta 2-Büyük bir tencerede üzeri dört parmak geçene kadar su ve bir tutam karanfil ilave edilip,15 dakika taşmaması için kısık ateşte pişirilir. 3-Ocaktan aldığımız tencereyi bir tahtanın üzerine koyup, kalın bez yada battaniyeyle sarıyoruz (altına tahta koymamızın nedeni buğdayların kıvama gelmesi için)bu halde bir gece bekletiyoruz. 4-Üzüm,incir kayısı dilimleyip, akşamdan ayrı ayrı kaplara ıslatıyoruz,yumuşaması için 5-Ertesi gün tenceremizi karıştırırız ocağa almadan önce. 6-Dinlenmiş buğdayımıza yaklaşık 2 lt. ılık su ,haşlanmış fasulye,haşlanmış nohut ilave edip 30 dakika kadar orta ateşte kaynatıyoruz.(tadının harmanlanmasıiçin) 7-Sonrasında, akşamdan ıslattığımız kuru üzüm,kuş üzümü,dilimlenmiş kayısı,dilimlenmiş incir,fındık, yer fıstığı,çam fıstığı, ile 10 dk. Kadar kaynatıp,şeker ilave ediyoruz(İncir aşureyi kararttığı için son aşamada ilave edilir) 8-Kısık ateşte 10 dakika daha kaynatılır.soğumaya bırakıyoruz.sevdiklerimize ikram ediyoruz AFİYET OLSUN Aşure yaparken püf noktaları: -Buğdayı pişirirken ilave edilen birkaç adet karanfil,buğdayın tadının güzelleşmesini sağlar *fasulye ve nohut ayrı ayrı pişirilmeli,ikisinin pişme süreleri aynı olmayabilir,biri erken pişerken,diğeri geç pişebilir ''Her kim Aşure Gününde ailesine ve ev halkına ikramda bulunursa, Cenab-ı Hak da senenin tamamında onun rızkına bereket ve genişlik ihsan eder.''(hadis-i şerif) Hatırlatma:Bu günde evimize ufak-tefek erzak alırsak bütün yıl evimiz bereketlenir. 6 Ocak 2009 Salı **** SÜRPRİZ **** Bir sürprizle karşılaşmaya ne çok ihtiyacım varmış meğer... Günlerdir süren Gazze saldırıları yüzünden duygu dünyam darmadağın,uykusuz sabahlıyor,layıkınca yardım edememenin ızdırabını yaşıyorum.Hamileliğinde psikolojik etkisinden midir bilmem,daha bir etkileniyorum yaşanan acılardan. Sırf bu yüzdendi doğumgünümü kutlamak istememem,en sevdiğim şeylerden birisi olduğu,kendimi bildim bileli kutlandığı halde.Dün gece saatler 12 yi vurduğunda,hiç beklemediğim bir anda eşimin usulünce pastayı getirmesi,sevgiyle bana bakan gözleri ve güzel sözleri ile tarifsiz bir mutluluk yaşadım,dünyadaki 26.yılımın ilk dakikalarında:) Eşimle,doğacak bebeğimizle,canım ailemle ve bütün sevdiklerimle daha nice mutlu,huzurlu,sağlıklı,barış dolu yıllara... BİR İYİLİK YAPMAK İSTER MİSİNİZ? 5 Ocak 2009 Pazartesi HAŞHAŞLI MİNİ EKMEKLER Mutlu,huzurlu,sağlıklı haftalar Yeni bir hafta,yerine getirilmesi gereken onlarca plan,ve çalışılması gereken dersler,çalışma molalarımda fırsat buldukça yeni tariflerle burada olmaya çalışıyorum Kahvaltı için farklı bir alternatif olarak düşündüm bu ekmekleri.Özellikle çocukların büyük ilgisini çekiyor.Annelere duyurulur:) HAŞHAŞLI MİNİ EKMEKLER 2 su bardağı buğday unu 2 su bardağı kepek unu 1 paket instant maya 1 tatlı kaşığı tozşeker 1tatlı kaşığı tuz 1.5 su bardağı ılık süt 1 çay bardağı sıvı yağ Üzeri için: 1 yumurta sarısı Haşhaş tohumu Hazırlanışı: 1-Unu derin bir kapta havuz şeklinde açıyoruz maya sıvıyağ tozşeker tuz ve ılık sütü ilave ederek yoğuruyoruz. 2-Üzerini kapatıp ılık ortamda 50 dakika bekletiyoruz(hamurun hacmi iki katına çıkana kadar) 3-Hamurdan yuvarlak parçalar bölerek,şekil verip çöp şişlere takıyoruz 4-Ben bir adet yuvarlak ekmek ve minik ekmekcikleri hazırladım sadece minik ekmeklerden hazırlayacaksanız yarım ölçü yapılması yeterli,ben birazının içine evde yemediğimiz beyaz peynirlerden ilave ettim) 5-Yağlı kağıt serilmiş tepsiye diziyoruz 6-Soğuk fırında 30 dakika daha bekletiyoruz(fırın kapağını kapatıp) 7-180 derecelik fırında üzeri kızarıncaya kadar 30-35 dakika pişiriyoruz Sevgiyle sunuyoruz Afiyet olsun 4 Ocak 2009 Pazar KURABİYELİ SUPANGLE (EV YAPIMI) Ani tatlı krizlerine birebir gelen ,hafif ve pratik sütlü tatlı.Gece ve benim canım çok tatlı isterken fotoğraflandığı için pek içime sinmedi:(Tarifin aslı güzelşeyler sütlü tatlılar kitabından.Kendi uyguladığım şekliyle tarifi paylaşıyorum.Yarım ölçü kullanarak 3 kase tatlı elde edilebiliyor Malzemeleri: -1 litre süt -2 yumurta -3 yemek kaşığı un -1.5 su bardağı şeker -3-4 yemek kaşığı kakao -1-2 paket vanilya süslemek için:hindistancevizi ve kurabiye kırıntısı (buzluktan 2-3 kurabiyeyi elimle parçalayarak kurabiye kırıntısı elde ettim bisküvi yada kek parçasıda kullanılabilir) Hazırlanışı: 1-Orta boy tencerede süt ve yumurtaları karıştırıyoruz.Sırasıyla un,şeker,vanilya ve kakaoyu ilave edip orta ısılı ateşte koyulaşana kadar pişiriyoruz 2-Kaselerin tabanına hindistancevizi ve kurabiye kırıntılarını sonrsında supangleyi paylaştırıyoruz.Kurabiye kırıntılarıyla süsleyip önce oda sıcaklığında bekletip sonrasında buzdolabında muhafaza ediyoruz.Afiyet olsun 3 Ocak 2009 Cumartesi SEBZE ÇEŞNİLİ YOĞURT ÇORBASI Mutlu haftasonları yoğurt çorbası evimizde en sık hazırlanan çorbalardan,benim için bir o kadar özel.Yıllar önce sevgili Gülcan abladan öğrendiğim çorba hazır çorbalardan sonra, denediğim ilk çorba özelliğini taşıyor.Çorba sever babamın ve eşimin en sevdiği çorbalardandır SEBZE ÇEŞNİLİ YOĞURT ÇORBASIMalzemeleri: 1 kase yoğurt 1 yumurta 2 yemek kaşığı un 1 litre su 1-2 tane tavuk bulyon(evde hazırladığım bulyonlardan kullanıyorum) biraz tuz 2 tatlı kaşığı sebze çeşnisi Hazırlanışı: 1-1 kase yoğurdu,1 yumurta ile iyice çırpıyoruz. 2-Bir tencereye yağ ve un ilave edip kıvama gelinceye kadar karıştırıyoruz.(6-8 dakika)Üzerine 1 litre sıcak suyu azar azar ilave ediyoruz.Unun topaklanmaması için kısık ateşte 10-15 dakika kadar kaynatıyoruz. 3-Yoğurtlu ve yumurtalı karışıma biraz tenceredeki sudan ilave edip,karıştırıyoruz. (1 bardak kadar,yoğurdun kesilmemesi için) 4-Bu karışımı tencereye azar azar ilave ediyoruz.iyice karıştırıp,kaynatıyoruz. 5-Son aşamada tuz ve sebzeli çeşni ilave edip birkaç dakika sonra ocağın altını kapatıyoruz. Nane ilavesiyle sıcak sıcak servis yapıyoruz Afiyet olsun 1 Ocak 2009 Perşembe EKMEKTEN KARLI ULUDAĞ PASTASI Kasım ayında bir kahvaltı davetiyle başladı Uno blogger sofrası ile tanışıklığım.Davetiyeyi geç aldığım için iştirak edemediğime üzüldüm.Sonrasında yine geçerli bir mazeret varlığıyla gidemediğim ikinci davet..süpriz bir şekilde adresime gelen harika uno ekmekleri,sayesinde farklı denemelere imkan buldum.Bunlardan ilki ismi ve tarifi bana ait olan,Ekmekten karlı Uludağ pastası Teşekkürler Uno, Ekmekten pasta olur mu?güzel olur mu?...Ardı arkası kesilmyen sorular sormakla başladı bu tarifin hikayesi.Pratik,bir o kadar da farklı ve ekmekle yapılan lezzetli bol meyveli bir tarif, Malzemeleri:10 dilim Uno club sandviç ekmeği -2 orta boy elma -2 orta boy havuç -1 su bardağı bayat ekmek unu(bayat ekmeğin rondodan geçirip,buzlukta sakladıklarımdan kullandım) -4 yemek kaşığı toz şeker -2 yemek kaşığı tereyağ -1 paket kakaolu pasta kreması -1.5 su bardağı soğuk süt -1 su bardağı organik kayısı,kaynar suda bekletilmiş,havlu kağıtta kurutulmuş -Biraz tarçın -1çay bardağı erik suyu(kendim hazırladım,herhangi bir meyve suyu da olabilir) Hazırlanışı: 1-Elmaların kabuğunu soyup,rondodan geçiriyoruz.1.5 yemek kaşığı şekeri ve 1 yemek kaşığı tereyağını ve tarçını ekleyip,10 dakika kadar pişiriyoruz. 2-Havuçların kabuklarını kazıyıp,rondodan geçiriyoruz.2.5yemek kaşığı şeker ve 1 yemek kaşığı tereyağı ilavesiyle 15 dakika kadar pişiriyoruz 3-Bir kaseye 1.5 su bardağı soğuk süt ve pasta kremasını mikser yardımıyla hızlı devirde birkaç dakikada hazırlıyoruz. 4-Ayrı bir kaseye uno ekmeklerimizi elimizle minik minik kopartıyoruz,1 çay bardağı erik suyu ile ıslatıyoruz. Havuç karışımını,elma karışımını ve hazırladığımız pasta kremasını,kuru kayısıları ilave edip,elimizle homojen bir karışım elde edene kadar elimizle yoğuruyoruz. 5-Katı bir kıvam elde ediyoruz(kıvamı yumuşak olursa biraz daha bayat ekmek unu ilave edebiliriz 6-Orta boy cam kaseyi streçleyip,içine 1 çay bardağı hindistan cevizini ilave ediyoruz,üzerine karışımı ekleyip elimizle iyice bastırıyoruz.Orta kısma biraz daha hindistan cevizi ilave ediyoruz 7-Kalan karışımı da ilave edip elimizle iyice bastırıyoruz,birkaç saat yada 1 gece buzdolabında bekletiyoruz.Kaseyi ters çevirip pastayı çıkartıp meyve çayı eşliğinde servis ediyoruz AFİYET OLSUN Son günlerde ailece favorimiz, organik kuşburnu kurusunu,dilimlenmiş portakal eşliğinde demleyerek bol bol tüketmek.Benim gibi hasta olmaması gerekenlere tavsiye olunur:)
1633e1ba172e
[ "culturax", "fineweb2", "hplt2" ]
"Velashape 3" bölgesel olarak fazlalıkları olan kişilerin vücut şekillendirmesini sağlayacak ve aynı zamanda selülit ve çatlaklar gibi cilt problemleri olan kişilerin de bu sorundan kurtulmasına yardımcı olan bir sitemdir. Günlük yaşantınızdan ödün vermeden oldukça etki eden Velashape 3, genellikle bacak, karın bölgesi ve kalça gibi sorunlu bölgelerde uygulanabilen bir işlemdir. Ancak Velashape'in sahip olduğu iki başlık (VSmooth & VContour) sayesinde hem dar hem de geniş olan tüm bölgelere de rahatlıkla uygulama yapılabilecektir. Uygulamanın nasıl yapılacağından da söz etmek gerekirse VelaShape 3, öncelikle kızılötesi ışınlar sayesinde uygulama yapılacak olan bölgenin ısınmasını sağlar ve daha sonrasında ise vakum özelliği ile de ciltte bulunan elastin ve kolajenler uyarılarak, üretimleri arttırılır. Bu sayede de ciltteki problemler selülitler, çatlaklar ve cilt sıkılık kayıpları giderilir. İşlem genellikle 4 seans kadar uygulanır ancak kişiden kişiye seans sayıları değişiklik gösterebilir. Ancak şu bilinmektedir ki VelaShape uygulamasında ilk seanstan sonra bile gözle görülür bir değişiklik mutlaka olmaktadır. Yapılan bazı klinik çalışmalar neticesinde kişilerin genellikle karın bölgelerinde 2.5 cm, bacak kısımlarında ise yaklaşık 1.5 cm incelmeler olduğu saptanmıştır. Kısacası seanslardan sonra 1 ile 3 cm arasında incelme mutlaka olmaktadır. Uygulamanın kişilere hissettirdikleri ise kesinlikle ağrı ya da acı değildir. Hatta kimi hatalar cilde verilen ısıyı oldukça rahatlatıcı bile bulabilmektedir. Uygulama anında ciltteki ısı hissi, işlem sonrasında da bir süre devam edebilmektedir. Bu durum son derece normaldir. Çok nadir de olsa bazı hassas ciltlerde uygulama sonrasında 1- 2 saat kadar hafif kızarıklıklar da görülebilmektedir. VelaShape 3 sistemi yapılan uygulamalar genellikle herkes için uygun olup, sadece zayıflamak ya da rahatsız olduğunuz cilt sorunlarının dışında, sadece cildinizin bakımı ve kalitesini arttırmak amacı ile bile tercih edip yaptırabilirsiniz. Özellikle de aşırı zayıf olan ve buna olarak da cilt sıkılığını kaybetmiş olan hastalarında bu uygulama sayesinde ciltlerine oldukça dirilik kazandırmaktadır.
5b3bb9320395
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
Akıllı Okullar Meslek lisesi ve Üniversite’ye hazırlık ortamını aynı çatı altında sunar.İvedik OSB Teknik Koleji’nde öğrenciler mesleki eğitimlerinin dışında Üniversite’ye de hazırlanırlar. Seviye belirleme ve seviye tespit sınavları ile birlikte ders dışında sağlanan etütler öğrencilerin eksik oldukları noktalarda ilerlemelerini sağlar. Akıllı Okullarda öğrencilerin yetenekleri ve ilgi alanlarına göre mesleki yönlendirme yapılır. Bu yönlendirmeler yapılırken istihdam şartları ve kalifiye personel ihtiyacı göz önünde tutulur. Akıllı Okullar meslek danışmanlığını kendi alanında öncü sanayi kurumları ve iştirakleri ile ortak çözüm noktası olarak belirlemiştir.
7195e77fd8f4
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Film izlemek istediğinizde bazen ya istediğiniz filme erişmek zor bir hal alabilir ya da eriştiğiniz filmin görüntü kalitesi problemli olabilir. Eğer altyazılı filmler sevmiyorsanız bir de Türkçe Dublajlu filmler bulmak durumunda kalabilirsiniz. Web sitesi kategorilerinde bulunan Türkçe Dublaj seçeneği ile Türkçe Dublaj izleme seçeneği arama derdinden kurtulabilirsiniz. Özel olarak kategorilendirilmiş bölümle, dublajı bulunan filmleri izleyebilir, keşfedebilir üyeliğinizin olması halinde yine izlemek üzere saklayabilirsiniz. Türkçe Dublaj seçeneği ile kaliteli seslendirme sanatçılarının seslerinin yer aldığı yapımlara erişebilirsiniz. Böylece altyazı okuma derdinden de kurtulabilirsiniz. Bazen alt yazı okumak eziyet haline gelebilir veya eksik çevrilmiş sahneler sinirinizi bozabilir. Onun için tercih ettiğiniz Türkçe Dublaj seçeneği ile bütün bu problemler de ortadan kaldırılmış oluyor. Türkçe Dublaj seçeneğiyle Peşimdeki Şeytan, Son Şovalyeler, Ölümcül Kayıt, Siyahlı Kadın 2, V for Vandetta, Cake, Son Umut, Hayvan Düşü, Seninle Bir Ömür gibi birçok filmin dublajlı haline erişebilirsiniz. The Makinist Türkçe Dublaj izle seçeneğiyle, başrollerinde Christian Bale’in oynadığı sıradışı yapımın, başrollerinde Tom Cruise’un televizyon üzerinden yıllarca duyduğumuz Türkçe Dublaj sesini, Foxcatcher Takımı Türkçe Dublaj izle seçeneği ile çıkış noktası spor olan ama ana noktası farklı şeyler üzerinden yürüyen iki kardeşin hikayesini konu almaktadır. Belgeseller de kuşkusuz Türkçe Dublaj seçeneği ile izlemek istediğiniz filmler olabilir. Türkçe Dublaj ile hayvanların veya evrenle ilgili olayların konu alındığı filmlerin ince ayrıntılarını kaçırmadan izlemek bu seçenekle mümkün olacaktır. Batman vs Superman savaşının da ülkemizde vizyona girmesiyle dublajlı seçenekleri çıkmıştır. Esasında birçok filmin Türkçe dublaj seçeneği bulunmaktadır. Ancak özel bir çaba gerekmektedikçe Türkçe Dublaj izle seçeneği Türkiye’de filmin vizyona girmesi sonucunda listedeki yerini almaktadır. Aksi halde ya film sitelerinin bu işe el atmaları gerekmektedir ya da farklı birilerinin. Türkçe Dublaj kategorisinde yer edinen diğer filmlerin bazıları: Mısır Tanrıları, Babalar Savaşıyor, Cinayet, Deadpool, Kaptan Amerika 3: Kahramanların Savaşı, İşte Aradığım Kız, Ejder Kılıcı, Frankenstein, Macbeth, Kuralsız, Baahubali , Hızlı ve Öfkeli 7, Hobbitt, Yüzüklerin Efendisi, Ghajini, Keskin Nişancı Enigma, Para Avcı’dır.
8ae17fefede7
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2" ]
19 Aralık 2013 Perşembe ** Sabaha sürpriz Pengular İbrahim Mert'e hayvanları öğretirken penguene pengu dedim pek bi hoşuna gitti:)) Diğer hayvanları öğrenirken isimlerini pek söyleme taraftarı olmadı pek.Ama penguyu duyunca hemen deenndu diye uzata uzata sölemeye başladı.Nerde görse heyecanlanıyor hemen denduu demeye başlıyor.Pengulu bardağını çok seviyor.Durum böyle olunca bende bu gece İbrahim'i uyutur uyutmaz işe koyuldum ve sabaha bir sürpriz hazırladım. Boş bir pet şişe kesmiş olduğum badi ve hırka kolu ile denduyu hazırladım.2.pengu anlaşıldığı üzere kartondan.Sabah uyandığında baş ucunda denduları görünce ne yapacak çok merak ediyorum. '.pengunun başına bir iş gelmezse göbüş kısmına İbrahim'le pamuk yapıştırmayı planlıyorum ama bakalım akıbetleri ne olacak İbrahim denduları kaç dakika dayandıracak:))) Kaydol: Kayıt Yorumları (Atom)
35e19e327ec0
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Müdürlüğümüz, 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu ve Hayvanların Korunmasına Dair Uygulama Yönetmeliği'ne uygun olarak çalışmalarını sürdürmektedir. Hayvanların Korunmasına Dair Uygulama Yönetmeliği'nin 7. maddesinin ‘a’ bendinde belirtildiği gibi Belediyelerin alacağı tedbirler, sahipsiz hayvanların toplatılması, kısırlaştırılması, aşılanması, gerekli tıbbi bakımlarının yapılması ve işaretlenerek, alındığı ortama geri bırakılmasıdır. Müdürlüğümüz yakın zamanda sokak hayvanlarının barınabilmesi için 50 adet köpek kulübesi yaptırmış ve sorumluluğumuzdaki parklara Nisan 2015 tarihinde yerleştirilmiştir. Bu parklarda güneş enerjisi ile çalışan mamamatikler ve su üniteleri de bulunmaktadır. Bakımevimizde tedavisi biten köpekler barınabileceği ve yemek bulabileceği alanlara; alındığı bölgelere geri bırakılır. Şehirden uzak alanlara terk edilmez. Nisan 2015 tarihinde sokak hayvanlarının barınmaları için yapılan kulübeler. Müdürlüğümüz, sahipsiz hayvanlar için sunduğu rehabilitasyon hizmetine ek olarak, sahipli ve sahipsiz hayvanlara yönelik sosyal sorumluluk projeleri oluşturmuştur. Belediyemizin sorumluluğundaki parklara Sahipsiz hayvanların dış ortamda mama ve su ihtiyacını karşılamak için güneş enerjisi ile çalışan “Besleme Odağı”, “Su Pınarları” ve “Kuş Evleri”, sahipsiz kedilerin dış ortamda barınma ile gıda ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik ise Kedi Evleri yerleştirmiştir. Güneş Enerjisi ile çalışan “Besleme Odağı” ile sahipsiz kedilerin mama ve barınma ihtiyacını karşılamaya yönelik hazırlanan “Kedi Evleri”nin düzenli olarak günlük temizliği, kuru mama takviyesi, Kedi evlerinde barındırılan sahipsiz kedilerin genel tedavisi ve zoonoz hastalıklar ile mücadele etmek amacıyla aşılama işlemi Müdürlüğümüz tarafından gerçekleştirilmektedir. Ayrıca, kedi evlerinde barınan sahipsiz kedilerin günlük sağlık kontrolü yapılarak, durumu kötü olan kediler Hayvan Koruma ve Kontrol Ekiplerimizce ve/veya Veteriner Hekim kontrolünde “Hayvan Ambulansı” ile Bakımevimize nakledilmektedir. Antalya genelindeki Kedievlerinin sayısı artırılmış olup; barınan hayvanlar dış etkenlerden ve hava şartlarından zarar görmesin diye korunaklı hale getirilmiştir. KEDİ EVİ ESKİ HALİ KEDİ EVİ YENİ HALİ Düden Park Kedievi Haziran 2015 tarihinde revize edilmiştir. Müdürlüğümüze bağlı Kepezaltı Sahipsiz Hayvan Bakımevi genelinde 2015 Ocak ayında dış cephe boyama, çevre düzenlemesi ve tadilat çalışmaları yapılmıştır. Tedavi gören hayvanların serinlemesi için 1 hafta önce havalandırma, su fıskiyesi ve vantilatör sistemi yapılmıştır. Bu yönüyle Türkiye genelindeki örnek barınaklardan biriyiz. BAKIMEVİ ESKİ HALİ BAKIMEVİ YENİ HALİ ŞUBAT 2015 BAKIMEVİ ESKİ HALİ YENİ HALİ OCAK 2015 BAKIMEVİ ÇEVRE DÜZENLEMESİ ESKİ HALİ BAKIMEVİ PİTBULLAR YENİ HALİ, 2015 YILINDA YASAKLI IRK KÖPEKLER DAHA KORUNAKLI ALANA ALINDI. ZİYARETÇİLER İÇİN GÜVENLİK ÖNLEMLERİ ALINDI. Bakımevinde tedaviler yoğun bir şekilde devam etmekte olup tüm Antalya genelindeki hasta ve yaralı hayvanlara 7/24 Veteriner ve hayvan ambulansı ile hizmet vermekteyiz. 12.05.2015 tarihinde aşırı uyuz vakıasıyla Bakımevine gelen köpeğin tedavisi bitti ve sahiplendirildi. İlgili yazıda geçen ve ötenazi yapıldığı iddia edilen köpeğin fotoğrafı aşağıda bulunmaktadır, videosu da ekte yer almaktadır. Bakımevimizi haftasonları da dahil haftanın her günü 14:00/16:00 saatleri arasında ziyaret edip köpeği görebilirsiniz. FOTOĞRAF: 29.07.2015 TARİHİNDE ÇEKİLMİŞTİR. İlginiz için teşekkür eder iyi çalışmalar dileriz.
aa3589f37f90
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2" ]
Five Pawns Likit Castle Long Reserve 30 ML Castle Long Reserve, üç hafta boyunca işlenmiş meşe fıçılar içinde olgunlaştırılır ve demlenir. Kızartılmış Hindistan cevizi, fırınlanmış badem, kahverengi şeker, iki farklı vanilya (Madagaskar vanilya tohumu ve Fransız vanilyası), Kentucky viskisi ve yakılmış meşe tadını alacaksınız. Meşelerden özütlenen sıvı, şişelenmeden önce tescilli bir filtrasyon prosesi kullanılarak filtrelenmiştir. Tüm aromalar organiktir ve yalnızca yerel olarak elde edilen en iyi içerikleri kullanıyoruz. Tüm likit, Kaliforniya eyaletinde yapılır. Likit karışımlarımız, %50 VG / %50 PG içerir. Aromalarımız, gerçek içeriklerden özütlenmiştir ve 0 mg, 3 mg 6 mg 12 mg ve 18 mg nikotin seviyeleri sunuyoruz.
2155eec325d6
[ "c4", "culturax", "hplt2", "vngrs" ]
Sen daha uyuyordun göbek. Gece hiç uyumadımdı ben. Büyük hırgür vardı. Tüylü, Beyaz, bi de ben birçok kavgaya girdik. Bakkalın önünde Beyaz'ın boğazına daldı orman köpekleri. Bir iki de ben kaptım ama onlardan. Beyaz'dan öğrendiğim gibi: Kapınca bırakmadım, kafamı sallaya sallaya kendimi geri çektim. Bacağından tutmuştum orman köpeğini; bi kaçtı ki, orda olup görmeliydin. Sonradan sen de görürsün belki. Birçok orman köpeği gitti. Kara olanı kaldı fakat. Eğilip yerden yerden Beyaz'a doğru geldi. Beyaz'la Tüylü bunu kokladılar, ben çok oralı olmadım. Sonradan Tüylü söyledi, o duymuş; Kara "Bi çocukluk ettik" demiş, Beyaz'a. Kışın ormana koymuş bunları belediye. Hiç yiyecekleri yokmuş. Olursa ölü kuş, bazen solucan kuyruklu, sivri burunlu yürüyen yumaklar... Uzatmıyayım, yolsuzmuşlar işte. İçim acıdı hayvana gidip bi koklıyım dedim. Sonra, biz bununla mapusane arkadaşı çıktık iyi mi? Belediye'nin kafesinde yatarken sesini duyardım ben bunun. Belediyeci karnını yarmış diyorlardı. Kız köpeklerin karnını yarar belediyeciler. Geçmemiş işte yarası, köşeden ivil ivil ağlardı bu. "Sus" diye bağıranlar olurdu, Kara'yla birlikte uzun ağlayanlar, durmadan belediyecinin karın yaran adamına "revh" diye sövenler. Revh... En ağır laftır bak bizim dilimizde. Misal; birisi bana "revh" desin ölümüne dalarım. İşte, bu Kara tee o günlerden. Beyaz, eski adamın bahçesine gitti, Tüylü bakkalın önüne yattı. Kara bende kaldı gece, sen uyuyordun. Bahçede oynadık biz. Büyük bez çekiştirdik, çimenlerin arasına attığın uçan tabağı buldum ben, onu kemirdik. Kara, çöpün oraya gitti sonra. Ben ayakkabını alıp dandik gizli yere götürdüm. Dandik gizli yeri biliyosun, iğneli ağacın orda. Yalandan gizli yer ki orası, sen bulabil diye o ayakkabıyı her gece oraya taşıyorum ben. Öten topun yerini bulamazsın ama... Düdüklü top. Saçma bişeydi o. Ölsen bulamazsın. Yok ama ölsen bulursun belki. Gün ışıdı. Bakkal gelip taş atmış, sonra dükkanını açmış. Tüylü geldi. Ben, Kara, Tüylü koşup eski adamın bahçesine gittik. Beyaz, bahçe duvarına fırlayıp bize afkurdu! Orman köpekleri zannetmiş bizi. "Kara'da hala orman köpeği kokusu var, o yüzden." dedi Tüylü. "Denize koşalım" dedim ben. "Kara'ya deniz kokusu siner." Beyaz duvarın üstünden kayboldu. Sonra, ağzında eski adamın ayakkabısıyla geldi, hep beraber denize koştuk. Herşeyi ama herşeyi kokusuyla bir bir hatırlıyorum şimdi. Ama hangimiz "Yolun karşısına gidelim." dedi onu bilmiyorum. Biliyorum oraya gitmemizi hiç istemezsin sen. Yürüyen büyük demirlerden korkarsın. Yolu geçtik ama yürüyen büyük demirler orda bişey yapmadı bize... Karşıda yuvaları var onların. Büyük yürüyen demirler durup eğleşiyorlar orda. Şapkalı adam hortumuyla uçan kokulu su veriyo onlara, kana kana içip gidiyorlar. O şapkalı adam bize de yemek veriyo ama. Kaç kişi gelirsek gelelim, bir büyük torbada biriktirdiği yemeklerden veriyo. Bazen şapkasını Tüylü'nün kafasına koyuyo. "Hıy hıy" diyo adama Tüylü, biz de kuyruk dansı yapıyoruz. "Gel sana Göbek'i göstereyim" dedim Kara'ya. "Şimdiye kalkmış, bahçede ayakkabısını arıyordur Göbek." Alelacele şapkalı adamın elini yalayıp yola koyulduk. Yoldan, yürüyen büyük demirlerin arasından hiç de bişey olmadan geçtik. Orda dağıldık. Tüylü bakkalın önüne seyirtti, Beyaz kestirmeden eski adamın bahçesine koştu. Biz Kara'yla seni görmeye geliyorduk. Ben önden koşarken, "Göbek böyle, Göbek şöyle" diye seni anlatıyordum Kara'ya. Aslında yürüyen büyük demirlerden orda pek olmazdı ama varmıştı işte.
d254e302f6de
[ "fineweb2", "hplt2" ]
17 Nisan 2010 Cumartesi Kısa Kısa - Balıkesir'den - Gazete sayfalarından Beşiktaş'ı takip etmek ayrı bir zevk. Aynı haberi tekrar tekrar oku aynı fotoya tekrar tekrar bak. Bir iç çekip içinden bir marş söyleyip koltuğunun altına gazeteyi koyup devam ediyorsun hayatına. - Kehanetlerini uzatan bir hocamız, mesajlarını kısaltan bir başkanımız olduğu için dengeyi sağlıyoruz. - Beşiktaş'a bu sene ne oldu da böyle sakata geldi. Ege başkan Morreno demiş. - Bugün 17 Nisan. Anladın sen onu Fener. - Ekrem'i bile sevebilme ihtimalim var. Oynamadığı zamanlarda. - Ramazan Özcan'ın bile sakatlanma ihtimalinin olması mıdır futbolu güzelleştiren ? - Nihat iyi ki 1 ay askerlik yaptı. 15 ay askerlik yapsa futboldan tamamen emekli olurdu galiba. Bu sene olmadı belki seneye yapacak o patlamayı. - Bu yıl 2. si gerçekleştirilen Q7 transferi haberlerini okumaya başlayabilirsiniz. - Balıkesirspor ben buraya geldiğimde liginde lider vaziyetteydi. Şimdi ise Ban-Ban'ın arkasında 2. sırada yer alıyor. Takımını seven bir şehir Balıkesir. Daha tribünlerine girmedim ancak Atatürk Parkına oturup Balkes bestelerini dinleyerek hasret gideriyorum tribüne. Balkes bestelerinin birkaçı bizim tribüne ait. - Askerde renkli takım taraftarları bile ''Çarşı'' diye çıldırıyor. ( gülme smileyi ) - İyi ki Ege diye bir arkadaşım var da ben buralarda yokkan çıkan bütün filmleri benim için arşivliyor. 8 mayıs önceside onları evime postalayacak ki ben dağıtımda bol bol film izleyebileyim. ( yüzü kızarmış smiley ) - Olm Feneri yarın yenek la. ( burhan altıntop şivesi ) - Önümüzdeki hafta görüşmek üzere sağlıcakla kalınız. Başkanın ve hocanın demeçlerinden biraz uzak kalınız. 4 yorum: - B U Z G İ B İ G O L dedi ki... kendimi bildim bileli Beşiktaşlıyım ama aynı zamanda Balıkesirliyim de... haliyle Bal-Kes de önemlidir hayatımda. Üniversite dönemine kadar Balıkesir'de öğrenimimi tamamladığımdan mümkün olduğunca Bal-Kes maçlarını takip etmiştim. Üniversite yıllarımda süper lig için (o zamanlar 1. ligdi) play-off maçlarına katılmıştı Bal-Kes Ankara'da ama elenmişti. Sonrasında uzunca bir süre yanlış insanların elinde kaosa sürüklendi kulüp. Şimdi şimdi sıyrılıyor o kötü günlerinden. Bu sezon 3 maçını canlı izledim Bal-Kes'in, yazdığın gibi Ban-Ban'ın arkasından 2. sırada yükselme grubunda. Umarım bir terslik olmaz ve 2. lige yükselir Bal-Kes. Ayrıca belirttiğin gibi, Balıkesir halkı takımını her zaman kucaklar. Bu durum batı şehirlerinin genelinde mevcuttur. Sıcakkanlı, bilinçten öte parti sempatizanlığı yapar gibi ve bir alt kimlik vazgeçilmezliği şeklindedir Güney Marmara ve Ege'nin tamamında taraftarlık. O atmosfere tanık olman hoş olmuş, fırsat bulursan Bal-Kes maçına gitmeni de tavsiye ederim. Senin için değişik bir tecrübe olacaktır. Unutmadan, Balıkesir'de bulunduğun süre içerisinde yapabileceğim birşey olursa lütfen çekinmeden bana ulaşabilirsin. Son olarak "bir gün gelir, bir gün kalır" klişesi yapayım sana :) Kendine iyi bak dostum... - 17 Nisan 2010 22:19 - Şairler Parkı dedi ki... Maç günleri, maçtan önce arama. Maç sırasında ararsan kazanıyoruz; ama maçtan önce arayınca sonuç ortada:) Baba Hakkı'ya 3-4 kişi gitti, Q'ya binler gider. Askerde olduğun için şanslısın, manzaraya şahit olmazsın. Dvd 3 lira kardeşim hadi sana 2 olsun:) - 17 Nisan 2010 23:15 - Diren dedi ki... Vicdani ret kardeşim vicdani ret. biri gitti kıbrısa öbürü gitti balıkesire takımın haline bakın. geri gelin yahu. - 18 Nisan 2010 12:17 - Cihan Güngör dedi ki... benim için 5 ay fazla yapsan nolur :) - 29 Nisan 2010 14:30
8debe2d7a7e9
[ "c4", "hplt2", "vngrs" ]
Nature Plan Premium Kuş Kumu, kuşların sindirimi için taşlıklarında bulundurmaları gereken ufak çakıl taneciklerini karşılar. Kanda oksijen taşınmasında yardımcı olan, ve kemik yapısı için büyük önem taşıyan mineraller içerir. İçerdiği kalsiyum sayesinde kuşların kasları ve enzimlerin kullanımında yardımcı olur. İçeriğinde bulunan doğal kırmızı kil sayesinde mide rahatsızlıklarına karşı doğal bir koruma sağlar. Toksik maddeleri bağırsakta bloke eder. İçeriğindeki kömür ve anason ile birlikte ishale karşı korunmada yardımcı olur. Kafes içerisinde ayrı bir yem kabında sürekli olarak bulundurulmalıdır. İçindekiler: Doğal midye kırıkları, ufak teneli çakıllar, kırmızı kil, kömür.
46912e05f837
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Aşırı Zayıf Olmak Tehlike Demektir Aşırı kilolu olmak kadar aşırı zayıf olmanın da her sene binlerce insanı yok ettiği bilimsel bir gerçektir. Amerika’Da yapılan bir araştırmaya göre obezitelik ve zayıflık sebebi ile her sene 200.000 kişi yaşamını kaybetmektedir. Aşırı zayıf olmak insanlara çok iyi bir durum gibi gelmesin obezite olmak gibi zayıf olmak da bir hastalıkdır. Bu durum genel de kilo vermek amacı ile başlayan daha sonra kişilerin hayatlarının sadece yemek olması ile devam eden ve zayıf olduğu hal de kişilerin kendilerini kilolu görmesi ile devam etmektedir. Sizler de aşırı zayıfsanız bu makalemize dikkat ediniz. Kilo problemi olan kişiler en başta kilo vermek için zayıflamayı kafaya çok takarlar. Bu takıntı zamanla büyüyerek kişilerin hayatların da ki tek gerçeği yemek ya da yememek olarak kafaların da yer etmektedir. Kişi bu rahatsızlığa yakalandığın da kendisini aynaya baktığın da kilolu olarak görür ve yediği yemeği dahi müshil içerek ya da kusarak çıkarmaya çalışırlar. Bu sorunu yaşayan kişilerin mutlaka zamanı geciktirmeden yardım almaları gerekmektedir….
e93722a127eb
[ "culturax", "fineweb2", "hplt2" ]
11 Şubat 2011 Cuma Bir duvar kağıdı sadece bir duvar kağıdı mıdır? Bir odanın duvarlarını -hatta tek bir duvarını bile- duvar kağıdı ile kaplamanın üzerimde ne ölçüde klostrofobik duygular uyandıracağını tam olarak anlatabileceğimi sanmıyorum. Nefes alamamak, hapsolmak, kaçamamak, duvarları balyozla kırmak istemek, SOS çağrısı....bunların hepsinden ortaya karışık. Abartmıyorum, gerçekten öyle. Peki bunları diyen bir insanı duvar kağıdı almaya iten şey nedir? Cevap veriyorum: Nama Rococo şahaserleri. El yapımı bu duvar kağıtlarını, duvar kağıdı olarak değil, sanat eseri olarak aldım. Çerçeveletip duvarıma astım. Süper oldu. Yaşasın! Kaydol: Kayıtlar (Atom)
3a60f8b1a38a
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Gaz / Rotatif Sıvı Yakıt Kombine Brülörü Endüstriyel Brülörler 250 kW ile 30.000 kW arasındaki çeşitli büyüklüklerde teknik her türlü yakıtı yakabilen, endüstriyel tip yüksek verimli brülörlerdir. Aynı brülörde ayrı yakıt hatlarıyla gelen ağır yağ / motorin / doğalgaz / biogaz v.b. gibi dört farklı yakıtı yakma özelliğine sahiptir. Sıvı yakıtı düşük ısı ve basınçta rotatif teknik kullanılarak yakmaktadır. Bu brülörlerde fan gövdeden ayrı olarak dizayn edilmekte, böylece yüke bağlı hassas ayar sağlanabilmektedir. Gaz Brülörü Endüstriyel Brülörler 250 kW ile 30.000 kW arasındaki çeşitli büyüklüklerde doğalgaz / biogaz / LNG / CNG / LPG v.b. gibi tüm teknik yakıtları yakabilen yüksek verimli brülörlerdir. Bu brülörlerde fan gövdeden ayrı olarak dizayn edilmekte, böylece yüke bağlı hassas ayar sağlanabilmektedir. Rotatif Sıvı Yakıt Brülörü Endüstriyel Brülörler 250 kW ile 30.000 kW arasındaki çeşitli büyüklüklerde tüm teknik yakıtları yakabilen yüksek verimli brülörlerdir. Sıvı yakıtı düşük ısı ve düşük basınçta rotatif teknik kullanılarak yanma sağlanmaktadır. Bu brülörlerde fan gövdeden ayrı olarak dizayn edilmektedir, böylece yüke bağlı hassas ayar sağlanabilmektedir.
ce1431fd5373
[ "c4", "hplt2", "vngrs" ]
Survivor 2012 Ünlüler Yoğurt İçin Birbirine Girdi ! 28 nisan cumartesi akşamı oynanan ödül oyunu kazanıp buzdolabı ödülünü kazanan ünlüler ödülden sonra birbirine girdi Buzdolap gelmeden dolabı raf raf ayırıp yiyecekleri eşit paylaşma planları yapıldı Fakat dolabı ve içindekileri sabırsızlıkla bekleyen ünlüler de, yine adayı karıştıran ve ünlüleri birbirne düşüren yine Merve büyüksaraç oldu.. Ünlüler arasında çıkan kavga küçük bir yogurttan çıktı..Yiyecekler ilk başta sevinçle yendi ama yiyecekler bitmeye başlayınca birbirlerine girdiler.. Ünlüler arasında bu Olay kim hırsız? sen paylaştın ben paylaştım,senin hakkın benim hakkım derken kavga büyüdü.. Nihat ve Anıl arasında ipler kopuyor !..dolapta 4 yogurt kalınca anıl kendi hakkı olan yogurdun birini alıp çantasına koyuyor ve sonra gidip kızlara yogurdu veriyor ve başkası almasın diye aldım size veriyorum diyor.. Fakat ortalık karıştırma ustası merve hemen gidip nihata anıl senin için nihat yemesin diye aldım dedi diyor ve nihat kıyameti koparıyor.. Merve Nihata Anıl hakkında ileri geri birşeyler söylerek arayı açıyor..nihat benim hakkımda nihat abi alır dediyse bitmiştir bana hırsız mı diyor diyerek bagırırken mustafa topaloğlu nihat ı sakinleştirmeye çalıştı Anıl da adayı sürekli karıştıran merveye ateş püskürdü..ben iyilik yaptım getirdim verdim kendi hakkımı birşey söyledik nasıl insansa gidip ortalıgı karıştırdı deyince,Her zaman üste çıkan merve bağırıp kavgaya tutuştu ve Anıl seni döverim çocuk diye tepki gösterdi.. sinirleri bu kadar geren ve birbirlerine girmelerine neden olan şey yemek, daha dogrusu bir kutu yogurttu.. ünlü yarışmacılar yiyecekleri kazandı ama paylaşamadı ! nihat ayıp ettin çok ayıp ettin diyecek bişey bulamıyorum çok şaşırdım anıl iylik yaptı kötülük buldu yazık ya Bu kavga da Mervenin Planlarından Survivorda ünlüler en başından beri takım olmadı aslında..içlerinde hep planlar kuran biri vardı ..bireysel oyunlar başlamadan bireysellik ve yarışma ünlüler adasında çoktan başlamıştı ilk günden İlk Sibel elenirken merve çok iyi plan yapmış aslında Sibel tüzünü degil kendini korumak için herkese Anılı yazdırmıştı..Doğuşa anıl seni yazacakmış demiş doğuşta maden beni yazıyor bende onu yazarım demiş araları en başta açılmıştı..ama anıl doğuşu yazacagını hic söylememişti.... Survivor ünlü erkeklerde en akıllı Alp kırşan..mervenin oyunlarını başta anladı ve Anılı sahiplendi..merve sibel tüzün elendiginde, elenecek 2. ismin kendi oldugunu biliyordu..Almeda kızlar içinde en güçlü oldugu için erkekler tarafından yazılmayacagını biliyordu..sibel gidince hedefe oturdugu için mustafa topalogluna Kalleş diye saldırdı amaç mustafa topaloğlunu hedef tahtasına oturtmaktı yaptı da.. Arkasından 2. elemede herkese mustafa topaloğlunu yazdırıp almedayla gidip doğuşu yazdı ve yine kendini elenmekten kurtardı Bu hafta son eleme adalar birleşmeden.. MErve yine planını önceden yapmış bir bir uyguluyor..takımı 3 e böldü ..ve olurda kaybederlerse elemede gidecek isim kendisi..dogusun arkasından nihat da onu yazabilir.. Akıllı davranıp erkekleri birbirne düşürüp aralarında rekabet ve kavga çıkartıp birbirlerini yazmalarını sağlayacak..en az 2 oy almadan sms e çıkmayacagı için konseyde sms e bile kalmayacak .. Bu kavgadan sonra Anıl ,alp ve nihat üçgenince bir gerilim var ve bireysellikte rakip oldugu düşünülerek alp grubu nihat diyecek nihat ta ya anıl ya alp diyecek.merve aradan sıyrılıp amacına ulaşacak.. Aynı adada olmamalarına ramen gönüllüler şimdiden merve nin yaptıklarını sezinlemiş ve adalar birleştiginde ciddi sorun olacak seklinde konuşuyor.. Merve Bak Anıl seni döverim dedi ! Merve anıla teşekkür etmeliydi yogurdu verdigi için.. kalkıp nihatla arasını açtı sonrada utanmadan bagıryor Anıl merveye sen neden ortalıgı karıştırıyorsun deyince bak seni döverim anıl diye bagırdı resmen şok oldum..bir kız olarak merve için utanc verici bir hareket.. Mervenin bu yaptıgı tek kelime ile KALLEŞLİK ! Nihat a şaşırdım Anıla acıdım İzleyince çok şaşırdım yazık pire için yorgan yakıyorlar resmen ne gerek var..Anıla acıdım ben olsam alır yerdim bu benm hakkım diye.. niye kızları düşünüyorsun ki..adam gibi al benim hakkım de otur ye..kızlara verdin de noldu hem hırsız hem yalancı konumuna düştün şimdi Survivor aslında hayatın kısa bir özetiymiş izledikçe insan bunu görüyor.. Acuna teşekkürler herkese kısa ve hızlı bir hayat deneyimi yaşatıyor bence.. Gerçek hayatta da bazen minicik seylerden neler yaşanıyor dimi..insanlar arasında laf taşımanın insanları birbirine sokmanın ne kadar çirkin oldugunu görüyoruz.islamda boşuna yasaklanmamış Erkekler akıllı olsalar bu tuzaklara düşmezler ben bu kavgayıda strateji olarak görüyorum MErve kazanmak için en sinsi ve akıllı yolu kullanıyor kendince..demek ki güçlü olan degil akıllı lan kazanıyormuş Yazık ya alt tarafı bir kutu Yazık ya alt tarafı bir kutu yogurt hic yakışmadı okadar agır abi takılıyorlar birde ayıp nihat ayıp yaa Nihat doğuşun elenme acısını Anıl takımından çıkartmak için böyle yapmış olabilir ortada kavga çıkartacak birşey yok Anılın yerinde olsam alır mervenin başından aşağı dökerdim o yogurdu Erkeklerde akıl olsa kavgalarla kendilerini birbirine düşürüp insanların gözünde kücük düşürerek elemek isteyen bu kıza bir ders verirler oyununa düşmezlerdi Bu kızı kim güzel seçmişki yüzünden fitne haset akıyor resmen.. merve büyüksaraç merve bence cok terbıyesıslık yaptı anıl cok haklıydı ben anılın yerınde olsaydım mervenın basından asagı dokerdımm o yogurdu al sana yogurt yapardım Merve Büyüksaraç adayı karıştırmak için.. Ya bu merve ne kadar fitne birşey ..kız tek başına herkesi birbirne katıyor Survivora sanki adayı karıştırmak için gelmiş..gecen sene asena vardı ortalıgı karıştıran bu sene merve büyüksaraç ayıp yani.. Yeni yorum gönder Son yorumlar - Parali asker olmak istiyorum 3 weeks 6 days önce - 3 yaşında çocuğumla birlikte 7 weeks 5 days önce - Gönüllü askerlik 11 weeks 1 gün önce - cipli ehliyet almak istiyorum 12 weeks 2 days önce - Öneri 13 weeks 4 days önce - Senin gibi milyonlarca var 15 weeks 3 days önce - philips corba ustasına 20 weeks 2 days önce - BEN celal uslu paralı er 26 weeks 3 hours önce - merhaba ben celal er olmak 26 weeks 3 hours önce - vatan görevi 26 weeks 3 hours önce
eb8a1629ae9d
[ "c4", "culturax", "hplt2" ]
Çin, CeBIT 2015 için Partner Ülke İlan Edildi Hannover/Pekin. Çin, CeBIT 2015 için resmi Partner Ülke seçildi. 7 Temmuz’da Pekin’de Almanya Şansölyesi Angela Merkel ve Çin Başbakanı Li Keqiang’ın da katılımıyla gerçekleşen toplantıda, lider BT etkinliği için hazırlanan partnerlik sözleşmesi Çin Uluslararası Elektronik Ticareti Teşvik Konseyi ve Bilişim Endüstrisi Alt Konseyi (CCPITECC) Genel Başkan Yardımcısı Dr. Gong Xiaofeng ve Deutsche Messe Yönetim Kurulu üyesi Oliver Frese tarafından imzalandı. Mart ayı sonunda Çin Cumhurbaşkanı Yardımcısı Xi Jinping’in Almanya’ya yaptığı ziyarette, 2015’i “İnovasyon İşbirliği” yılı yapmak üzere anlaşılmıştı. Frese bu konuda şunları paylaştı: “BT ulusu olma arzusundaki Çin ile Hannover’daki CeBIT Fuarı arasındaki bu ortaklık, bilgi teknolojisi alanında Çin-Alman inovasyon işbirliğinin önemli bir parçasıdır. Özellikle yüksek teknoloji sektörü bakımından Çin ve Almanya arasındaki ekonomik işbirliğini teşvik etme yolunda önemli bir adımın temsilcisidir.” Frese; “Partner Ülke projesinin, sanayinin diğer sektörlerine ait yenilikçi dinamikleri üzerinde önemli bir etkisi olacaktır. BT sektörü, sanayideki farklı kullanıcı alanlarında yeni fikir ve gelişimler için önemli bir faktör ve öncü olarak kabul edilmektedir.” Çindeki BT pazarında kaydedilen muazzam büyüme ve yurtiçi tüketimindeki artış küresel açıdan etkin olan BT şirketleri için Çin’i bu anlamda ilgi ve merak uyandıran satış ve ortaklık pazarına dönüştürdü. Aynı zamanda Çin’in ihracata dayalı Partner Ülke rolü, Çin BT pazarının mevcut büyüme dinamiğine ayrı bir ivme katacaktır. Dr. Gong Xiaofeng konuya ilişkin şunları paylaştı: ”Günümüz dünyasının en etkili BT fuarı olan CeBIT için 2015’te Çin, ilk kez Ortak Ülke olmaya hazırlanıyor. Bu işbirliği Çin ve Almanya için sadece karşılıklı faydaya dayanan bir işbirliğindeki iyi niyetleri barındırmakla kalmayacak, aynı zamanda Çin’in ICT sektörünü teşvik etmede olumlu bir rol oynayacaktır. Çin Uluslararası Elektronik Ticareti Teşvik Konseyi ve Bilişim Endüstrisi Alt Konseyi; derinlemesine bir Çin-Alman ekonomik ve ticari ortaklığı için Çin’in ICT şirketleri ile uluslararası emsalleri arasındaki işbirliğini aktif bir şekilde zenginleştirerek CeBIT’in öğrenilmesi ve bilgi alışverişi için kritik bir platform geliştirecektir.” Çin, Amerika Birleşik Devletleri’nden sonra dünyanın en büyük ikinci BT pazarıdır. Avrupa Bilgi Teknolojisi Gözlem Merkezi (EITO) tarafından yapılan güncel bir araştırmaya göre bilgi teknolojileri ve telekomünikasyon alanında hızla büyüyen ülkelerden biri olan Çin BT sektörü bu yıl %8.8 oranında büyüyecek. BITKOM Başkanı Prof. Dieter Kempf ise ”BT ve telekomünikasyon sektöründe önde gelen ticari ortaklarımızdan biri Çin’dir. Almanya tarafından Çin’de kurulan şirketler tarafında gerçekleştirilen ve artmaya da devam eden yüksek hacimli yatırımlar bu durumu göstermektedir. CeBIT bünyesindeki ağı kullanma yeterliliğimiz, işbirliğindeki bu yakınlaşma seviyesini derinleştirecek ve hepsinin de üzerinde küçük ve orta boy işletmeler ile yeni girişimciler için yeni yatırım fırsatları sağlayacaktır,” dedi. Dünyanın en kalabalık nüfusuna sahip ulus ile yıllardır süregelen harika bir ilişkiye sahip olan Deutsche Messe, 1999 yılından bu yana Şhangay’da kendi bağlı kuruluşunu korumaktadır. 2001 yılında ise Hannover merkezli bu fuar şirketi, Pudong/Şhangay’daki bir fuar merkezinin Messe München International ve Messe Düsseldorf ortak girişimi ile hisselerini satın aldı. Çin’in CeBIT Hannover ile tanışıklığı ise daha eskilere dayanıyor. 90’lı yılların başında ilk Çin şirketleri, IT sektörünün öncüsü niteliğindeki fuarda kendi çözümlerini sergilemişti. O günden beri Çin’in katılımı giderek arttı. Bu yüzyılın başında Çinli katılımcılar sayılarını 30’a kadar çıkardı. 2003 yılında bu sayı 100’den fazla iken 2009 yılında 300’ü geçti. Bu yıl ise Çinli işletmeler Mart 2014’teki fuarda 11.ooo m2‘lik bir sergi alanında 515 şirket ile 500 sınırını geçti. Bu veri ile ev sahibi ülke Almanya’dan sonra Çin katılımcı ülkeler arasında en üst seviyede yer alıyo You must be logged in to post a comment Login Yorum yazın...
33f5854a50d6
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2" ]
Filmin Konusu Dramatik Komedi tarzıyla karşımıza çıkan ünlü yönetmen Onur Ünlü’nün çekimlerini yaptığı Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi adlı film 18 Kasım 2011 tarihinde vizyona girerek Selçuk Yöntem, Bülent Emin Yarar ve Ezgi Mola gibi isimlerin başrolleri ile 1 saat 30 dakikalık seyir keyfi sunmuştur. Anayasa profesörü olarak bir çok kişi tarafından tanınan Celal Tan hem ailesi hem de çevresi tarafından çok sevilen biridir. Eşini kaybeden profesör hayatını kurtardığı öğrencisiyle dünya evine girmiştir ve Celal Tan’ın 65. doğum gününde Aile bir araya gelerek bir sürpriz yapmak isterler. Ancak kutlama zamanı gelmeden yaşanan bir takım olaylar ailenin bağlarını tamamen etkileyecektir.
c60569cee563
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Neden Mardima ? Mardima.com olarak sizde değerli bayilerimize popülerliği yüksek olan ürünleri en kısa sürede sunmayı hedefliyoruz. Marima.com satışını yaptığı tüm ürünleri orijinal olarak temin ederek bayilerine uygun fiyatlara sunmayı ilke edinmiştir. Güvenli internet sitesi ile kolay ödeme yollarını bayilerine sunan mardima.com ile ürün satıcıları ve popüler ürünler kavuşuyor. Birçok alanda ürün tedariki yapmakta olan mardima.com ile sizde sağlık ürünlerini toptan olarak satın alarak satışına başlayabilirsiniz. Kolay ve Güvenli Mardima.com kullanıcı arayüzü oldukça basit seviyede olmasından dolayı bayilerimiz kolayca sipariş verebilir ve aradıklarını ürünü saniyeler içerisinde bulabilirler. Güvenli alt yapısı ile bilgileriniz şifrelenerek saklı tutulmaktadır. Ürün Çeşitleri Mardima.com birçok ürün satışı yapmaktadır. Bu ürünler genellikle internet veya basılı alanlarda popülerliği artmış ürünlerden seçilmektedir.
cef12a3b9816
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Askerlik yapmadığı gerekçesiyle 9 haziranda tutuklanarak Edirne Askerî Cezaevi’ne konan Taraf yazarı Ali Fikri Işık üçüncü kez hâkim karşısına çıktı. Edirne Şükrüpaşa Kışlası’ndaki askerî mahkemede görülen davada Işık, kendisine sorulan sorulara Kürtçe cevap verdi. Işık’ın sözlerinin Türkçeye çevrilmesine izin verilmemesi üzerine avukatları cüppelerini çıkararak mahkemeyi protesto etti. Mahkeme, vicdani retçi Işık’ın askerliğe elverişli olup olmadığının tesbiti için askerî hastanede üç hafta psikiyatrist gözetiminde tutulmasına karar verdi. Mahkemenin bu kararına karşı Işık, askerlik yapmayacağını ifade ederek, 12 Eylül döneminde işkence gördüğünü, yargılanması gerekenin askerî darbe yönetimi olduğunu söyledi. Işık’ın tutukluluk halinin devamına karar veren mahkeme, duruşmayı 10 ekime erteledi. Taraf - 11.09.2012
94f97bf53c80
[ "c4", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
Kocaeli Sanayi Odası Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İşbirliği ile düzenlenen “İş Sağlığı Güvenliği Semineri” gerçekleştirildi. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun yürürlüğe girmesiyle bütün işyerlerinin çalışanları için bir İSG yönetim sistemi kurması zorunlu hale geldi. Bu kapsamda Kocaeli Sanayi Odası Merkezi Koferans Salonunda düzenlenen seminere çeşitli sanayi kuruluşlarının temsilcileri katıldılar. Seminerde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Eğitim Uzmanı Betül Gürler, İş Sağlığı ve Güvenliğinde temel kavramlar ve yasal sorumlulukla ışığında bir İSG yönetim sisteminin temel unsurları neler olmalıdır, 6331 sayılı Kanun işyerlerinde nasıl uygulanmalıdır ve işverenler kanuni sorumluluklarını nasıl yerine getirmelidir sorularına cevap verdi.
811834a2a893
[ "c4", "fineweb2", "hplt2" ]
MHP lideri Bahçeli yol haritasını belirledi MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, yarın akşam Başkanlık Divanı’nı toplayacak. Seçimler sonrası liderlerin izleyeceği yol haritasını belirlemek için oluşturdukları takvim netleşmeye devam ediyor. Son olarak MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin takvimi belli oldu. YARIN START VERİYOR Öncelikle Bahçeli yarın akşam 18.00’da Başkanlık Divanı’nı toplayacak. 13 Haziran saat 13.00’da MYK üyeleri ve milletvekillerini ile bir araya gelecek olan MHP lideri, 14 Haziran’da da MHP’li belediye başkanları ve il başkanları ile değerlendirme toplantısı yapacak…
81b3b5ee781d
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Elvis & Nixon 2015 Full HD İzle IMDB: 6.8 626 views Amerikalı deneyimli aktör Michael Shannon’ın başrolünü oskarlı usta aktör Kevin Spacey ile paylaşmış olduğu Elvis And Nixon izle adlı filmin, yönetmenliğini “Fernweh – The Opposite Of Homesick”, “Return” ve “Hateship Loveship” filmlerinden tanıdığımız Amerikalı sinemacı Liza Johnson üstlenmiştir. Senaryosu Hanala Sagal, Cary Elwes ve Joey Sagal üçlüsü tarafından ele alınan Elvis And Nixon, iki efsane ismin, 21 Aralık 1970’de Beyaz Saray’da gerçekleştirmiş oldukları toplantıyı ve o dönem acil olarak almış oldukları bir takım önlemleri, konu edinmektedir. 2016 ABD yapımı komedi ve tarih türündeki Elvis & Nixon adlı eserin, yapımcılık görevini Cassian Elwes ve Holly Wiersma üstlenmiştir. Başarılı yönetmen Liza Johnson’ın oyuncu seçimleri şu isimler Kevin Spacey (Richard Nixon), Michael Shannon (Elvis Presley), Evan Peters (Dwight Chapin), Colin Hanks (Egil Krogh), Alex Pettyfer (Jerry Schilling), Tate Donovan (H.R. Haldeman), Ashley Benson ve Johnny Knoxville olmuştur. IMDb’si, süresi ve bütçesi şu an belirsiz olan Elvis And Nixon adlı film ile ilgili daha farklı detaylar elimize ulaştıkça sizlerle paylaşacağız… - Yönetmen Adı:Liza Johnson - Oyuncular:Ashley Benson, Evan Peters, Kevin Spacey - Tür:Komedi, Tarih - Yapım Yılı:2016 - Senaryo:Hanala Sagal, Joey Sagal - Vizyon Tarihi:2016 - Ekleyen:Admin - Elvis And Nixon izle
3b51f819c032
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2" ]
MESA Hizmet Grubu MESA gerçekleştirdiği yaşam çevrelerinde, çevre kalitesinin kullanım aşamasında korunmasıni ve geliştirilmesini önemsiyor; sürdürülebilirliği sağlamak için kar amacı gütmeyen hizmet şirketleri kuruyor. MESA kurduğu 'Müşteri Hizmetleri Birimi' ile kullanım aşamasında çıkabilecek kusurları gidererek bu alanda sunulan hizmete yeni bir boyut katmıştır. Müşterilerine MESA markasının güvencesinin sunuyor. Alışveriş merkezi işletmeciliğindeki tecrübesini İstanbul Capitol ve Ankara MESA Plaza Alışveriş Merkezleri'nde Türk ve Yabancı bir çok markaya hizmet vererek kanıtlamıştır. 1994 yılında kurulan MESA Sigorta Aracılık Hizmetleri A.Ş. AXA, AVIVA ve ERGO İsviçre Sigorta'nın A acentesi olarak 1994'ten beri hizmet veriyor. Yaşamı çevreleyen hizmet alanları... Çevrede yaşamın başladığı ilk evrede, bu şirketlerin hizmetlerinden yararlanmayı zorunlu kılmaya çalışıyor. O çevrede yaşayanlara, bakımlı bir çevrede yaşamanın keyfini tattırmak istiyor. Gerisinin geleceğine, ulaşılan çevre kalitesinden vazgeçilmeyeceğine inanıyor.
f663c173b77a
[ "culturax", "hplt2" ]
13 yıllık iktidarın tatlı nimetlerine alışan Ak parti, 7 Haziran seçimlerinde de tek başına iktidar hesapları yapıyordu. Yaptıkları hesap ne yazık ki ‘Halkın iradesine’ uymadı. Herkes sandıktan çıkan sonuca saygı göstermeli. Ancak ne yazık ki bu saygı Türkiye’de yok. 7 Haziran seçimlerinin şüphesiz tek kazanan partisi HDP oldu. Zaten ne olduysa bundan sonra oldu. MHP çıkıp ben bu partiyi tanımıyorum diyor. Lideri ise ağzından salyalar akarak bu partiye oy veren 6 Milyon’u aşkın kişiye ‘şerefsiz’ diyecek kadar alçalıyor. Ak Parti ise kendisini iktidardan eden tek parti olarak her fırsatta HDP’ye saldırıyor. Şu anki hükmü olmayan hükümet ve Ak Parti, adeta 7 Haziran’ın intikamı olarak çözüm sürecini bitirdi. 24 Temmuz’dan bu yana başlattığı savaş ne yazık ki Hergün can almaya devam ediyor. İşin garip tarafı ülkenin dört yanına dağılan cenazelerin gittiği şehirlerde, ne yazık ki bayraklar yoksul gecekondu evlere asılıyor. Bunu rağmen Başbakan çıkıp, “Evlatlarımızı feda etmeye hazırız” diyor. Sahi hangi evlatlardan bahsediliyor acaba? Bölgede çatışmalı ortamda askerlik yapan Milletvekili ve Bakan çocuklarından mı, yoksa üst rütbeli asker, bürokrat ve zengin işadamlarının evlatlarından mı? HDP Milletvekili Ali Atalan soru önergesi verdi. Önergede can alıcı sorular var. Birkaçını paylaşayım. - Mevcut çatışma ortamında zorunlu askerlik görevini yerine getiren AKP’li Milletvekili, Bakan, Bürokrat, Kuvvet Komutanı çocukları ve yakın akrabaları var mıdır? - Askerlik çağı gelmiş ve kaçak durumuna düşmüş kaç AKP’li Milletvekili, Bakan, Kuvvet Komutanı ve Bürokrat çocuğu vardır? - ‘Çürük raporu’ olarak bilinen askerliğe elverişsiz raporu alan kaç AKP’li Milletvekili, Bakan, Kuvvet Komutanı ve Bürokrat çocuğu vardır? - AKP’li Milletvekili, Bakan, Bürokrat, Kuvvet Komutanları çocukları ve yakın akrabalarından son on yıl içinde özellikle Suriye ve Irak olmak üzere sınır bölgelerinde askerlik yapan var mıdır? - Zorunlu askerlik görevi sırasında çatışmaya girmiş AKP’li Milletvekili, Bakan, Kuvvet Komutanı ve Bürokrat çocuğu var mıdır? - Bunlar arasında girdiği çatışmada yaralanan veya hayatını yitiren var mıdır? Hadi bakalım bu soruları yanıt verin. Bu önergeye cevap bakın kaç ay sonra ve ne kadar tatmin edeci verilecek. Hep birlikte göreceğiz. Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun onayıyla milletvekilleri, bakanlar ve teşkilat mensuplarına gönderilen ‘ortak söylem’ metninde 7 Haziran seçimlerinde PKK’nin bölgede terör estirdiği vurgulanarak, “Özellikle, AK Parti Teşkilatları ve mensuplarına karşı bölgede seçim çalışması sırasında çok sayıda saldırılar meydana gelmiştir” ifadeleri kullanıldı. Bu hangi saldırılar acaba. Veya oldu da biz mi duymadık. Batman’da ve bölgede neredeyse her seçim öncesinde yaşanan küçük çaplı sataşmalar dışında. Peki ye Ak Parti’nin hedef aldığı HDP’ye yönelik saldırılarda neden bu kadar hassas davranılmadı. HDP Fethiye örgütüne saldırıyı gerçekleştirenler arasından haklarında soruşturma açılan 116 kişi mahkeme ifadelerinde “terörist” partiyi engellediklerini, bu nedenle ceza değil ödüllendirme beklediklerini ifade etmişler. Peki, neden Türkiye’de legal yollardan faaliyet gösteren ve parlamentoda temsil edilen bir partiye “Terörist” denilsin. Eğer hukuksuz bir şekilde ve yasaları ayaklar altına alarak bu ülkenin Cumhurbaşkanı meydanlara iniyor ve tarafsız (!) olarak yaptığı seçim konuşmalarında HDP’yi “Terör örgütünün meclisteki uzantısı” olarak niteliyor ve bu ülkenin başbakanı da aynı söylemleri kullanıyorsa, vatandaş hayda hayda kullanır. Cumhurbaşkanı, Başbakan ve hükümet üyelerinin HDP’yi “terör” örgütleriyle eş tutması, yerelde ise kamu görevlilerinin tutumları seçimler öncesinde şiddeti körüklemedi mi? Seçim öncesi siyasi partilere yönelik 196 saldırı gerçekleşti. Bu saldırıların 176’sı HDP’ye, 12’si AKP’ye, 6’sı CHP’ye, 2’si MHP’ye olmuştur. Bu saldırılardan HDP’ye yapılan 176 saldırının 7’si silahlı, 5’i bombalı, 4’ü kundaklama biçiminde gerçekleşmiş ve 6 kişi yaşamını yitirmiş, 516 kişi yaralanmış. HDP’ye yapılan 176 değişik saldırı sonucu sadece 5 kişi gözaltına alınmış. Şimdi bu kadar olaya ses çıkarmayan hükümet, bölgede partilerine yönelik baskı ve tehditler olduğunu savunuyor. Bunu aslında yeniden başlattığı savaşa kılıf bulmak için söylüyor. Spot: Ak Parti ise kendisini iktidardan eden tek parti olarak her fırsatta HDP’ye saldırıyor. Şu anki hükmü olmayan hükümet ve Ak Parti, adeta 7 Haziran’ın intikamı olarak çözüm sürecini bitirdi.
b706fd76a4ed
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
Bilimadamları, laboratuvarda yapılan testlerde, narın içindeki "ellagitannins" adlı kimyasalların, kanser hücrelerinin çoğalmasına sebep olan östrojen hormonunun üretimini engellediğini belirlediler. Araştırmanın, meme kanserine karşı yeni ilaçların geliştirilmesinin yolunu açabileceğini belirten bilimadamları, bu esnada bu mevyeyi daha çok tüketmenin yararlı olabileceğini kaydettiler. Daily Telegraph'taki habere göre uzmanlar, faydası olması için bu kimyasallardan ne kadar gerektiğini henüz bilmediklerini belirttiler. Ohio Devlet Üniversitesi Dahiliye Bölümü profesörü Gary Stoner, araştırmada, etki göstermesi için "görece yüksek seviyede ellagitannin bileşimine" ihtiyaç duyulduğunu söyledi. Araştırma, Amerikan Kanser Araştırma Kurumunun yayın organı "Cancer Prevention research"de yayınlandı.
e6b8700ec804
[ "c4", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
Ahmed Arif'in Leylim Leylim'i ardından merakıma neden olmuştu Leyla Erbil. Mektup Aşkları ve Eski Sevgili ile de tamamiyle oturdu zihnimde.Leyla Erbil için mi yoksa kitap için mi yazmalı birkaç şey kestiremiyorum. Arkadaş Kitabevi'nde çalışan bir arkadaş edinmiştim. Ayak üstü sohbetlerimiz oluyor kitaplarla ilgili. 'Leyla Erbil zor bir yazar, ya da değil bilemedim' demişti. Şuan onunla aynı fikirdeyim. Bir şeyleri detaylıca anlatım konusunda Yaşar Kemal'in üzerine yazar bilmiyorum aslında. Hani gözünüzün önüne merceğe tutulmuş, olabildiğince büyütülmüş bir fotoğraf sunar gibi anlatır ya Leyla Erbil' de bunun insanın hislerine yönelik başarısını gördüm. İğne oyasından,dolma yapmaya oradan yalnızlık sorgulamasına, sistemi eleştirmesine öyle hoş geçişler var ki. Hiç biri arasında en ufak bir boşluk bırakmadan ve çok akıcı bir şekilde yapıyor olması ayrı güzel.Biraz altı çizlen yerlere yer vereyim. 'Sevilmek iyi edermiş insanları' (sayfa 16) 'Yaşarken ne sıkıntılar çekiyor insan bayan. O gitti, büsbütün mutsuz oldum; aradıklarımın tümünü bulmuşum onda meğerse-aradıklarım neydi bilmiyorum ama onda vardı- özellikle beni bırakıp gitmesi onda vardı' (sayfa 17) 'Her kadının geçmişinde küçük bir sır yatar, her erkeğin geçmişinde küçük bir ayıp' (sayfa 58) 'Her şey kımıldıyor, zıplıyor her şey, her şeyin sesi çıkıyor, insanların, suyun, toprağın, gökyüzünün, yelin; büyük, çok büyük bir şölen bu, ama neyin şöleni bilemiyorum. Kına düğünü mü desem, seçim günü mü.....Ağlaşmakta mıyız, gülmekte mi? Kafesten sıçrayan ne üzerimize, deniz gibi, kum gibi insanın üzerine? Birbirimizi yalayarak temizlemekteyiz, kan tadı var dilimde, sanki sarhoşuz, bulut gibiyiz sanki. Sanki saçlarım sırmalarla örülü, ellerim kınalı gibi.' (sayfa 69) 'Irza geçmemiş kaç kişi vardır aramızda söylesenize!' (sayfa 87) 'Ya senin için ben?' 'O da öyle, belki hep reddettiğin için. Sende bulunmayan bir şeyi, -belki yanlış ama - bana sende varmış gibi gelen bir şeyi istiyor olabilirim?..' ,'Neyse o kızı kıskanmayacağım!'... Bir gün de, "Biliyor musun" dediydi, "Banyo yaptığımda yıkandıktan, temizlendikten sonra bir daha köpürtüyorum kendimi, göğsümü, kollarımı, omuzlarımı bir kez daha yıkıyorum." "Neden o?" "Çünkü bir gün, bana hiç ummadığım bir gün çıkıp geleceğini, beni bulacağını, al götür beni diyeceğini, bir yere gideceğimizi başını göğsüme dayayıp yanıma uzanacağını düşünüyorum? Asıl istediğim kadınla birlikte olursam dünyam değişecek gibi geliyor bana, sanki kendimi yenileyebileceğimi!" Sarsıldıydı Nigar. Yalansız bir insan bu, bin kez öyle dediydi. Herkese benzemeyen gerçek bir insan, içten! Utanmasa öpüp saracaktı Suret'i, ağlayacaktı hüngür hüngür. Şunları da söyleyecekti: "Yapamam; evlisin sen, bakma böyle göründüğüme, ancak bana nikâh kıyacak adamla yatabilirim, boşa karını öyleyse, boşan al beni, ben de iki üç kuruş verir bakarım sana, gene çizersin resmini, oğlunu da görürsün istediğin vakit." Ne rezillik olur diye korkuyla titredi, "Bu muymuş benim hayran olduğum kadın tüüh!" diye kaçar ki bu adam... Kanı donmuş gibi konuştu: "Kim bilir belki bir gün o cesareti gösterebilirim. Aslında çok şey borçluyum sana. Anasına bakmak zorunda bir kadınım ben. Senin ilgine değer miyim bilemiyorum. Ama sen olmasan çok mutsuz olurum. Gene de içimden gelmeden 'al götür' beni dememi istemezsin, biliyorum. Bu saygısızlığı yapamam sana." Suret şakaya boğmuştu işi: "İçinden gelmemesi ne yazık" diyordu "İçinden geldiğinde iş işten geçmiş olacak, yakında adetten kesilirsin sen. Kaç yaşındasın? Bak elini çabuk tutmazsan kapacak yeni yetişen kızlar beni, haber veriyorum." Gülüştüler. Birdenbire yanında olmasını istedi. Kolunu uzatıp soğuk yorgan yüzünü okşadı... 'Acılar içinde yaşatılan biz değilsek nasıl da geçip gidiyor sessizce anı. Oysa hiçbirini unutamayız sanmıştım' (sayfa 139) 'Ne bilirim ben öyle ölmeyi, dedi ne bilirim ben o amaçla ölümün üzerine üzerine yürümeyi?'(sayfa 139) 'İnsan bir tek şeye çok iyi tanıktır, o da kendisinin ne bok olduğuna! (sayfa 140) 'İnsan yanlış çalan bir saat, aksayan bir kadran, parazit dolu bir radyo istasyonu gibi bozuk, çaresiz sapıp duruyordu durmadan' (sayfa 147) 'Sen, senin varlığın beni hep mutlu kılmıştır, zenginleştirmiştir, uzağımdayken de yakınımdayken de' (sayfa 187) 'Yalnız başına nasıl ölünür' (sayfa 201) İyi Geceler Öpücüğü, Mecburi İstikamet ardından Bir Sonraki Dolunay da bitti. Bu üç kitap içerisinde (kıyaslamak gerekir mi bilmiyorum) en çok İyi Geceler Öpücüğü'nü sevdim. Bu kitap içerisinde farklı öyküler var bu öyküler içerisinden en çok Tuhaf Olaylar Üçlemesi III'ü beğendim. Yorgunsunuzdur bir de okuduğunuz kitap sizi yorsun istemezsiniz ya işte tam da öyle zamanlar için uygun bir kitap. ' En derin inancımsa, inanmamaya karşı duyduğum inançtır' (s:18) sizle benim takvimimizin yaprakları tükenmiş. Ne bugün doğan çocuklara isim kalmış bizde, ne akşama ne pişireceğimiz. Artık boz sayfaları birbirine paslı zımba teliyle tutturulmuş koçandan başka bir şey değilmişiz' (s:56) 'Zaman, garip bir şeydi. Her durumda geçiyordu; yanımızdan ya da üstümüzden. Her gün onu biraz daha özlüyorduk. O da her gün biraz daha çürüyordu. Bazı insanların hastalıklara çare bulmak için kullanarak değer kattığı zamanı, bazı insanlar, hassas bir dengede durmak için çabalayarak çarçur ediyordu.' (s80) 'Az önce Tanrı'yla kısa bir görüşme yaptım. dilimizi pek iyi bilmiyor. Her zamanki gibi başı sonuna karışmış cümlelerle konuştu ve yanından çıktıktan sonra ne demek istediğini uzun uzun düşünmek zorunda kaldım. Sanırım bir şey olacakmış. Yani her zaman bir şey oluyor' (s 146) 'Böyle zamanlarda kendimden korkuyorum çünkü böyle zamanlarda düşünerek her şeyi düzeltebileceğimi sanıyorum fikirler yağlı bir kızakta gürültüyle kayarak üstüme geliyor ve aynı hız ve gürültüyle işlenip benden çıkıyor.' (s: 153)
2abfa52e311e
[ "c4", "culturax", "hplt2", "vngrs" ]
Bebek Şenliğine Cumartesi günü gittim. Geçen seneden farklı olarak yeni tasarımcılar vardı bazıları ise yoktu. Hava çok sıcaktı, saatlerce dolaştım, tam çıkmak üzereydim ki sevgili Gamzeyle (cindirelleundertheumbrella ) ile karşılaştım. Hediyesi için yüzyüze teşekkür etme fırsatı da bulmuş oldum. Fotoğraf da çektirdik ama inanılmaz kötü çıkmış, çok üzüldüm, keşke birkaç tane çektirseydim diye pişman oldum. Şenliğin en dikkatimi çeken kareleriyle sizi başbaşa bırakıyorum.. Aslı Güler: gelincikli elbiselerine bayıldım. Ayşe Deniz Yeğin. Bugga: Koşa koşa gittim, stil direktörü Eda'nın tasarımı" itaat et" broşunu almak istedim ama yoktu.. Günseli Türkay'ın ayakkabıları. Tuvana Büyükçınar Nazlı Çetiner'in markası Mandalinarossa: Rengarenk trikoları çocuklar ve bizim için :) Güray'ın elemeği göznuru: Herşey elişi, merak edenler incelesin diye fotoğrafladım.. Tamamen elde örülen Zuzucan bebekleri. Deniz Doğruyol my paper art: En çok ilgimi çeken stand oldu. Çok tatlı bir kız Deniz, kağıt sanatını üç buçuk yıl önce kendi kendine öğrenmiş ve gerçekten çok başarılı bir tasarımcı. Kağıdı kumla karıştırarak da tasarımlar yapıyor. Sahaflardan eski pulları, gazete ve dergileri topluyor ve bunları tasarımların da kullanıyor. Kişiye ve mekana özel tasarımlar yapıyor. Mesela müzisyen İskender Paydaş'ın stüdyosuna müzik geçmişi ve fotoğraflarından oluşan bir tablo tasarlamış. Siz hayal ediyorsunuz, Deniz tasarlıyor. ister aydınlatma, ister sehpa yada masa.. İlginizi çektiyse internet adresi: www.denizdogruyol.com
65790801b564
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Yeni yıl yaklaşırken bizim evdeki her şey çam ağacı, kardan adam, yıldızlarla kaplandı. Bonibonlu kurabiyelerimiz de bu durumdan nasibini aldı tabi Bu kurabiyeyi ben genellikle Derin için, doğum günlerinde, arkadaşları misafirliğe geleceği zaman yapıyorum. İsterseniz ufak ufak şeffaf poşetlere birer tane bonibonlu kurabiye koyarak, kurdeleyle bağlarsanız, çocuğunuzun okul arkadaşlarına götürebilir ya da doğum gününe gelen arkadaşlarına eve giderken birer tane de verebilirsiniz. Çocuklar renkli, süslü, eğlenceli şeylere bayıldıklarından çok seveceklerdir. Yazılarımla ilgili fikirlerinizi çok merak ediyorum, yorum bırakmayı unutmayın lütfen. Haftaya görüşmek üzere, Malzemeler: - 1 yumurta - 250 gr. oda sıcaklığında tereyağ - 1 su bardağı pudra şekeri - 1/2 su bardağı mısır nişastası - 1/2 paket kabartma tozu - 1 paket vanilya - Aldığı kadar un Üzeri için: Bir kapta yumurta, pudra şekeri, mısır nişastası, kabartma tozu ve vanilya karıştırılır. Unu azar azar ekleyerek ele yapışmayan bir hamur elde edilir. Mutfak tezgahına hafifçe un serperek hamur çok ince olmayacak şekilde merdaneyle açılır. İstediğiniz şekil kalıplarla kesilerek yağlı kağıt serilmiş tepsiye dizilir. Üzerilerine bonibonlar hafifçe bastırılarak yerleştirilir. Önceden ısıtılmış 175 derece fırında, kontrollü olarak, kurabiyelerimiz beyaz kalacak şekilde yaklaşık 15 dakika pişirilir. Afiyet olsun… Sevgiler :) www.biricikdunyam.com'da yayınlanan yazım
71ecf7aac6fd
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Hain saldırıda şehit olan Onbaşı Evren Kara’nın Manisa’nın Alaşehir ilçesine bağlı Killik Mahallesi’ndeki baba ocağına ateş düştü. Şehit Kara’nın terhisine 1 ay kaldığı öğrenildi. Hakkari’nin Şemdinli ilçesinde PKK’lı teröristlerin bombalı saldırısında şehit olan 23 yaşındaki Onbaşı Evren Kara’nın acı haberi, Manisa’nın Alaşehir ilçesine bağlı Killik Mahallesi’ndeki baba ocağına ulaştı. Acı haber aileye Alaşehir Kaymakamı Osman Bilgin ve beraberindekiler tarafından verildi. Acı haberi alan anne Mendua Kara ve baba Galip Kara gözyaşlarına hakim olamadı. 3 kardeşi olduğu belirtilen şehit Onbaşı Evren Kara’nın terhisine 1 ay kaldığı öğrenildi.
9b4d22ca8169
[ "c4", "culturax", "hplt2", "vngrs" ]
İngiliz oyuncu Kelly Brook, bir kozmetik firmasının kampanyasının tanıtım etkinliğine katılmak için İstanbul’a geldi. İstanbul’a 3’üncü kez geldiğini söyleyen Brook, “Türkiye’ye bayılıyorum. Misafirperverlikler, ekibin profesyonelliği ve yemekler unutulmazdı. Yine böyle olacağından şüphem yok” dedi. Türküye ve Dünyadan magazin haberleri, ünlülerle röportajlar Vahide Gördüm başarılı olabilir mi Meryem Uzerlinin ani gidişinin ardından yeni bir Hürrem arayışına giren yapım ekib kararı verdi. Meryem Uzerli ‘Tükenmiş Sendromu’ sebebile Almanyaya döndü. Uzerliye ulaşamaya yapım ekib acil bir toplantı düzenledi. Toplantı konuşan Savcı “Artık Meryem yok, yoluma onsuz devam edeceğiz” açıklama yaptı. Senaryo gereği yaşlandırılan Hürreme ise oyuncu Vahide Gördümün hayat vereceği söylendi. Berene övgü Saat, haziran ayında orijinal versiyonl aynı anda final yapacak olan dizi “İntikam” için geçen kasım ayında beri dövüş dersi alıyor. Yağmurdan Kaçarken yayından kaldırıldı Cumartesi akşam ATV’de yayınlanan “Yağmurdan Kaçarken” diziden kötü haber geldi.Rol aldığı reklam filmi Türkiye’den büyük bir ün kazanan İspanyol model Carlos Martin Gonzales’in başrol olduğu, “Yağmurdan Kaçarken” dizisi, seyirciden ilgi göremeyince 8. bölümü yayınlandıktan sonra yayından kalkdı. Dizinin bittiğini başrol oyuncusu Carlos Martin Facebook sayfasından yazdığı “Üzülerek söylemek zorundayım ki Yağmurdan Kaçarken yayından kalktı. Sanırım kanalın ve yapımcıların beklediği hedefe ulaşamadı. Önüme bakma ve diğer projeleri değerlen zamanı. Bütün ekip arkadaşlarım çalımak zevk. Hepsi bol şans diler” sözleriyle duyurdu. 30 Mart’ta başlayan, aşk, evlik ve aile ilişkini konu alan romantik komedi türünde dizin oyuncu kadrosu Carlos Martin, Ezgi Asaroğlu, Ayça Erturan, Ali Ersan Duru, Ebru Şancı, Furkan Andıç, Enise Ütük, Serkan Şenalp, Kazım Akşar ve Aslı Omağ oluşturuyordu. Dizin yönetmen koltunda ise Tayfun Güneyer oturuyordu. Sürpriz isim Tuğçe Kazaz, ‘Hayat Devam Ediyor’ dizisinin kadrosuna dahil oldu.Kazaz, Mahsun Kırmızıgül’ün hikayesini kaleme aldığı dizide Selma karakterini canlandıracak. Annesiyle Almanya’dan İstanbul’a gelen Selma, Bakırcı ailesinin evinde kalacak. Tugce kazaz Hayat Devam Ediyor’da rol alacağı için çok mutlu olduğunu belirtti, “Her şey içime sindiği için buradayım dedi. Umarım her şey istediğimiz gibi güzel olur
53929df8cd94
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Washington DC'den sonra rotamızı New York'a çevirdik. New York'a ulaştıktan sonra arabayı teslim ettik. New York'ta özellikle Manhattan adasını gezecekseniz ki New York'un kalbi orası araba başınıza bela olabilir. Hem trafik çok fazla, hem de park yeri bulmak sıkıntı. Bu yüzden Manhattan'ı gezmeyi planlayanlar için en iyi çözüm ya Manhattan'da ya da metro güzergahında bir yerde konaklamak ve metroyu kullanmak. New York'ta metro çok kullanışlı. Manhattan'da hemen hemen her noktaya gidiyor, çok iyi bir metro ağı mevcut. Metro haritası Biz de New York'ta eşimin bir arkadaşının evinde kaldık. Ev Forest Hills'deydi ve metro durağına yürüme mesafesindeydi. Haftalık ve aylık limitsiz metro kartı almak mümkün. Biz haftalık limitsiz metro kartı aldık ve sanırım en mantıklı hareketi yaptık. Çünkü sürekli metro kullandık, gitmek istediğimiz her yere rahatlıkla gittik ve gayet ekonomik oldu. Limitsiz haftalık metro kartı 29 dolar. İster yürüyün, ister yorulunca metroya binin, bir durak gidip inin :) Seyahatimiz boyunca en büyük yardımcımız Google Maps oldu. Malumunuz Apple ios6 ile kendi mapsini çıkardı. Türkiye'de zaten şu an rezalet bir durumda, Amerika'da fena olmasa da yine de yanlış pinlenmiş yerler var ve size sıkıntı yaratabiliyor. Google sağolsun iphone için maps uygulamasını çıkardı da rahat ettik. Şu an Türkiye storeda var mı bilmiyorum ama USA store'dan hala indirmediyseniz Google Maps'i indirebilirsiniz. Google Maps Amerika'da dehşet çalışıyor. Sürekli gitmek istediğimiz yerleri aratıp hangi metroyla gideceğiz saat kaçta metro geçecek bakıp hiç sıkıntı yaşamadan rahat rahat gezdik.
a6f5e949d9e6
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Saadet Partisi (SP) Van İl Başkanlığı düzenlediği program ile aday tanıtımı yaptı. Bir otelde gerçekleştirilen aday tanıtım programı, Van İl Başkanlığı Özay İlhan’ın açılış konuşmasını yapması ile başladı. Türkiye’de 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra 4 siyasi partinin 550 milletvekili ile bir hükümet kuramadığını ifade eden İlhan, seçimlerin üzerinden 4 ay geçmeden yeni bir seçim ile karşı karşıya olduklarını belirtti. İlhan, “Ülkemizin bütün kaynaklarını heba etmekten başka işi olmayanlar, 13 yıllık iktidarları neticesinde 250 vekil ile diğer siyasi partilerle anlaşıp bir hükümet kurmayanlar, bugün tek başına iktidar derdine düşmüş. Ülkenin diğer 3 siyasi partisi de hiçbir şekilde ne AK Parti ile ne de kendi aralarında bir araya gelerek hükümet kuramamışlardır. Kendi siyasi partilerini yönetemeyenler, hükümet kuramayanlar, bu ülkeye hiçbir zaman hiçbir şey katamayacaklardır. Ancak borçlarımızın üzerine borç, gözyaşlarımızın üzerine gözyaşı ekleyecekler. Geldiğimiz noktada 4 siyasi parti hiçbir şekilde utanmadan sıkılmadan yine milletimizin önündedir. Bu 4 siyasi partiye karşı da yine Saadet Partisi dimdik bir şekilde ve her şeye, herkese rağmen yeniden büyük Türkiye’yi ve yeni bir dünya kurmak için mücadelesine devam etmektedir” dedi. Saadet Partisi’nin 1’inci sıra adayı Fettullah Erbaş’ın da Saadet Partisi’nin Van’da yaptığı hizmetlerden bahsetmesinin ardından sırasıyla diğer adayların da birer konuşma yapmasıyla tanıtım toplantısı sona erdi.
193ead8806be
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
Herkese selamlar. =)) Yeni bir bitenler-çöpe gidenler yazısıyla birlikteyiz.. Nisanda neler olmuş bitmiş bakalım mı ?? Önce toplu bir selamlama =) 1-Garnier Saf ve Temiz 3 ü 1 Arada:Genel olarak sevdiğim ve bittiğinde yeniden aldığım bir ürün. Fiyatı da gayet uygun ve favorilerim arasında =) 2-Yves Rocher Sebo Vegetal Tonik :Yine seri olarak blogda yazmış olduğum karma -yağlı ciltler için uygun güzel bir tonik. Blogda aratarak serinin yazısını okuyabilirsiniz.. 3-Yves Rocher Yıpranmış Saçlar İçin Onarıcı Şampuan;Kendisi favori şampuanım olur evde stoğu mevcut .Geçenlerde blogda yer verdim kendisine :D 4-Nivea Bebek Yağı ;Mis kokulu ve yumuş yumuş =) Kokusunu çok seviyorum , nemlendirici özelliği zaten süper. Stokta başka arkadaşları var onlar bitince yeniden alırım. 5-Oriflame Discover Hawaii Body Scrub: Kokusu süper ama işlevsel olarak vasat.Yeniden alınmayacak. 6-Nivea Micellar Makyaj Temizleme Suyu;Biodermadan sonra en sevdiğim diyebilirim. Olası bir indirimde almayı düşünebilirim. 7-Seranem Vücut Bakım Şampuanı;Seda ve Sena ile Kışa Merhaba etkinliğinde hediye edilmişti ve çok beğendiğimi blogda yazmıştım.Adını aratarak detaylıca okuyabilirsiniz.. 8-Selin Nar Pembe Greyfurt özlü Duş Jeli :Ona olan aşkımı da geçtiğimiz haftalarda blogda yazdım.Yok böyle bir koku.. 9-Uni Baby Şampuan :Hem fırça hem de bazen yüz temizliğinde kullanıyorum kendisini.İçerik ve işlev olarak beğendiğim bir ürün.Yeniden alacağım kesinlikle. 10-Nivea Fresh&Pure Islak mendil: Bazen makyaj temizlemeye halimiz olmaz işte ben o zamanlarda sıklıkla bu tarz ıslak mendillerden kullanıyorum.. 11-Lilibe Pamuk:Benri kadar sevmesem de işimi görüyor=) Yeniden alabilirim. 12-Pronail Express Manikür Seti; Yine etkinlikte hediye edilen bir ürün .İlk kullanım olarak gayet pratik ve başarılı bulduğumu söyleyebilirim. Yeniden alıp blogda detaylıca yazmayı düşünüyorum. 13-Doa Keratinli Saç Bakım Maskesi; Severek kullandığım bir maskeydi .HC Ovex e geçtiğim için bir süre vedalaşıyoruz =) 14-Avon Solutions BB krem; Başlarda çok sevip sonra doğru pek anlaşamadığım bir BB krem.Yeniden alınmayacak. 15-Pure Beauty El Kremi -Vanilya; Tam yaz aylarına uygun hafif yapılı bir el kremi.Tavsiye edebilirim uygun fiyatıyla da oldukça iş görecektir =) 16-Avon Lipbalm;Vazelinimsi bir lipbalmdı kendisi. Kış boyunca inat ettim ve sonunda dibini gördüm.Aynen vazelin gibi kokuyor.Nemlendirmesi kötünün iyisi. 17-Oriflame-Avon rujlar; İlk defa bitirdiğim rujlar kendileri galiba :D Kendimi tebrik ediyorum.. 18-Rimmel London Scandaleyes Rimel ;Çok seviyorum favori maskaralarımdan. Evdeki stoğu azalttığımda indirimlerde mutlaka yenisini alacağım.. Benim Nisan bitenlerim böyleydi.Sizler bu ay neler bitirdiniz ?
b2943fbc931c
[ "c4", "fineweb2", "hplt2" ]
SUBAPLAR VE SUBAP KAPAKLARI LASTİKLERİNİZİ KORUR Subaplar genellikle kauçuktan yapılmaktadır, bu nedenle zaman içerisinde bozulmaya maruz kalmaktadırlar. Yeni lastikler satın aldığınızda lastiğiniz ile birlikte subapları da değiştirmeniz lastiklerinizi, aracınızı ve kendinizi korumanın ucuz bir yoludur. Yüksek hızlarda, çatlak veya bozulmuş kauçuk supap gövdesi merkezkaç kuvveti nedeniyle bükülebilmektedir ve hava kayıplarına neden olabilmektedir. Supap kapağı da önem arz etmektedir. Birincil hava sızdırmazlık contasıdır ve toz ve kir zerreciklerinin uzak tutulmasına yardımcı olmaktadır. Supaplarınızı ve supap kapaklarınızı: Doğru hava basıncını muhafaza etmek Lastiğin ömrünün daha uzun olmasını sağlamak için iyi bir durumda olup olmadıklarını kontrol etmeniz gerekmektedir.
1a7853db281c
[ "culturax", "fineweb2", "hplt2" ]
Yorumlar ve Yorum ekle Henüz bu içeriğe yorum gelmemiş. İÇERİK HAKKINDA Allah Müheymindir. Bu ismin Allah hakkında 2 manası vardır: 1. Manası ile: Allah, koruyup, muhafaza edendir. Bir şeye göz kulak olan kişi o şeyin koruyucusu ve müheyminidir demektir. Muhafaza edene müheymin derler. 2. Manası ile Allah, yarattıklarını her an gözetleyen ve onların her haline şahit olandır. Şimdi bu ismin iki farklı manasını anlamaya çalışalım: 1- Allah, koruyup, muhafaza edendir. Hücre bilimcilerinin araştırmaları neticesinde insanın bir tek hücresindeki DNA’larda 1 milyon sayfayı dolduracak bilginin var olduğu anlaşılmış. Dünyanın en büyük ansiklopedisi olan ANA Britanicanın 40.000 sayfa olduğu düşünülürse, bir tek DNA’nın taşıdığı bilginin büyüklüğü daha iyi anlaşılmış olur. Acaba bütün dünya toplansa, Ana Britanica ansiklopedisinin tesadüfler sonucu meydana geldiğine bizi inandırabilirler mi? Elbette hayır’ peki, Bu dev ansiklopediden yüzlerce defa daha mükemmel olan DNA ansiklopedisinin sebeplerden yada tesadüfler neticesinde meydana geldiği nasıl iddia edilebilir? İşte her bir DNA hücresi, kendisinde muhafaza edilen ve saklanan 1 milyon sayfalık bilgiyle, Allahı müheymin ismiyle bizlere bildirir. Allah bu ismin tecellisiyle insanların amellerini hafızalarında, amel defterlerinde ve levh-i mahfuzda muhafaza eder. Yine bu ismin tecellisiyle çiçeklerin ve bitkilerin programlarını çekirdek ve tohumlarında muhafaza eder. Ve bir sonraki baharda aynen iade eder. Ve hayvanların hayat programlarını ise yumurtalarda ve su damlacıklarında saklar ve muhafaza eder. Müheymin ismi hayat sahiplerinin programlarını ve amellerini muhafaza etmek ile tecelli ettiği gibi, yarattıklarını tehlikelerden korumak ve muhafaza etmekle de tecelli eder. Dilerseniz müheymin isminin bu manadaki tecellisini insan aynasında görelim: İnsanın en önemli organı olan beynini çok sert ve sağlam olan kafatası ile muhafaza etmek… Gözü göz kapakları ve kaşlarla muhafaza etmek…. konuşma ve tad alma cihazımız olan dili ağız ile muhafaza etmek…. bir elbise gibi giydirilen deri ile vücudumuzu dış etkenlerden muhafaza etmek… İç organlarımızı göğüs kafesinde muhafaza etmek ölmemek için gereken rızkı iç yağ suretinde vücudumuzda depo ederek açlıktan ölüme karşı muhafaza etmek… Bütün bunlar bu ismin bir tecellisidir. Ayrıca bize korku duygusu vererek muhtemel tehlikelerden sakındırmak da müheymin isminin bir tecellisidir. Eğer bu isim bizde tecelli etmeseydi, elektrik tellerini tutabilir, trafikte korkmadan sürat yapabilir ya da hızla gelen trenin önüne atlayabilirdik. İşte Hayatımızın devamı ve muhafazası için vücudumuzda yerleştirilen bütün maddi ve manevi cihazlar, Allah’ın müheymin isminin bir tecellisidir. Acaba , yaratılış gayesi onu tanımak olan insan, bütün bu cihazlardan istifade eder de, bu cihazları kendine takan Allah’ı müheymin ismiyle bilmezse, aleme gönderiliş gayesine muhalefet etmiş olmaz mı? 2- Allah, yarattıklarını her an gözetleyen ve onların her haline şahit olması Müheymin isminin diğer manası; Allah’ın her şeye şahid ve gözeten olmasıdır. Perdesiz güneşe karşı yeryüzündeki eşya, güneşi görmemesi mümkün olmadığı gibi, müheymin olan Allah’a karşı da eşyanın gizlenmesi bin derece imkânsızdır. Çünkü her şey onun gözetlemesi altındadır. Her şeye nüfuzu vardır. Şu cansız güneş, şu aciz insan, şu şuursuz röntgen ışığı gibi nur sahipleri, sonradan yaratılmış ve kusurlu oldukları halde, onların nurları mukabilindeki her şeyi görüp nüfuz ederse, elbette Allah’ın müşahedesinden ve gözetlemesinden hiçbir şey gizlenemez. Madem bu kainatın sahibi olan Allah, kelamında hadid suresi 4. ayette; “Nerede olursanız olun, Allah yaptıklarınızı görendir” ve mücadele suresi 7.ayette “Göklerde ve yerde olanları, Allah’ın bildiğini görmüyor musunuz? Üç kişinin gizli konuştuğu yerde dördüncüsü mutlaka O’dur. Beş kişinin gizli konuştuğu yerde altıncısı mutlaka O’dur. Bunlardan az veya çok olsunlar ve nerede bulunurlarsa bulunsunlar mutlak O, onlarla beraberdir.” ifadeleriyle Müheymin olduğunu beyan ediyor. Madem Allah her şeyi görür ve gözetir. Elbette bizi ve amellerimizi de görüyor ve gözetiyor. Acaba yaptığı kötü bir işin başkası tarafından bilinmesinden rahatsız olan insan, nasıl olur da, hiçbir şey kendisine gizli kalmayan Allah’ın huzurunda günah işler ve ona isyan eder.
099df0845c5a
[ "culturax", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
Bildiğiniz üzere Cuma günü FKF Bilkent ile Medeniyet Kulübü arasında yaşanan gerilimle ilgili Medeniyet Kulübünün bildirisini yayınlamıştık. Dün gece de FKF Bilkent bu konu ile ilgili Facebook sayfasında bir bildiri yayınladı. Tarafsızlığı ilke edinmiş bir gazete olarak, şimdi de o bildiriyi size sunuyoruz. FKF Bilkent’ten, Bilkent Üniversitesi Kamuoyuna Duyuru, 25 Aralık 2013 Çarşamba günü Bilkent Medeniyet Topluluğu tarafından “Suriyeli Göçmenler için Yardım Kampanyası” ismiyle başlatılan kampanya ve açılan standa dair kaygılarımızı, yine Medeniyet Topluluğu’ndan öğrencilere (kadın veya erkek olmalarını önemsemeksizin) ilettik. Geçtiğimiz cumartesi günü Medeniyet Topluluğu’nun konuyla ilgili yaptığı asılsız ve kamuoyunu yanıltmayı hedefleyen açıklamanın ardından, durumu insanlara doğru olarak anlatmak amacıyla böyle bir açıklama yapma ihtiyacı duyduk. Bahsedildiği üzere, malum arkadaşlar “Suriyeli Göçmenler” için yardım toplamak amacıyla 25-26-27 Aralık’ta A binası önünde stant açmışlardır. Standın açılmasından (dolayısıyla bizim böyle bir meselenin varlığından haberdar olmamızdan) bir gün sonra, FKF’li bir arkadaşımız bireysel olarak standa giderek yardımların nereye, nasıl gittiğini öğrenmek amacıyla sorular sormuştur. Kendisinin aldığı cevap, yardımların bir kısmının Ankara’daki mültecilere, diğer bir kısmının ise Kızılay’a bağışlanacağı şeklinde olmuştur. Bugüne kadar Türkiye’deki diğer birçok üniversitede sözde “Özgür Suriye Ordusu”, El-Kaide ve El-Nusra gibi dinci-gerici terör örgütlerine yakın derneklere bağışlanmak üzere para ve yardım malzemesi toplandığını bildiğimizden, meseleyi detaylıca öğrenmek için bir sonraki gün tekrar standa gitme kararı aldık. 27 Aralık cuma günü standa giderek yardımların gidebileceği adreslerin net olmamasının konuyla ilgili kaygılarımızı artırdığını ve daha önce başka üniversitelerde toplanan yardımların Suriye’de üniversiteleri bombalayarak gençleri katleden, hastahane ve ilkokullara vahşice saldıran, canilikleri tüm halkımızca gayet iyi bilinen bir takım radikal İslamcı örgütlerin üyelerine yardım sağlayan sözde yardım derneklerine gitmesinden endişe duyduğumuzu belirttik. Bu kez aldığımız cevap yardımların tamamının Kızılay’a gideceği şeklinde oldu. Konuştuğumuz arkadaşların çelişkili açıklamaları şüphelerimizi bitirmek bir yana daha da artırdı. Bu arada Medeniyet Topluluğu’yla aramızda geçen diyaloğu, sonradan kendilerinin kasıtlı olarak veya olayın heyecanıyla Bilkent kamuoyunu yanlış bir şekilde bilgilendirme ihtimallerine karşı elimizde bir kanıt olsun diye kameraya aldık. Ne yazık ki boş yere kamera kullanmadığımız olaydan hemen bir gün sonra kulüp tarafından yapılan yanıltıcı ve karalayıcı açıklamayla belli oldu. Bu konuda net olarak belirtilmesi gereken birkaç nokta daha olduğunu düşünüyoruz: 1- FKF Bilkent tarafından bu arkadaşlara “Neden Van’a değil de Suriyeli mültecilere yardım topluyorsunuz?” şeklinde bir soru sorulmamıştır. Zaten Vanlı depremzedelere yardım kampanyası için bizler de Öğrenci Konseyi ile görüşmüş ve Bilkent’te konuyla ilgili kamuoyu yaratmak amacıyla stant açarak bildiri dağıtmıştık. 2- 27 Aralık cuma günü, herkesin inancının gereklerini yerine getirmesine saygı duymakla birlikte, kulüp üyelerinden hangilerinin, nerede, ne şekilde bir ibadetle meşgul olduklarını düşünmeksizin öğle arasında standa gittik. Standa, durumdan endişe duyan tüm FKF’lileri temsilen yalnızca 7 arkadaşımız gitmiş, yalnızca bir arkadaşımız sözcülük yapmış, diğer tüm arkadaşlarımız seslerini dahi çıkarmadan olayı izlemişlerdir. Kaygılarını standda görevli bulunan arkadaşlara ilettikten sonra teşekkür ederek oradan ayrılmışlardır. Medeniyet Topluluğu’nun, o sırada standda bulunan kadın arkadaşları taciz ettiğimiz yönündeki çirkin iddialarını kesinlikle reddediyor, kendilerini dürüst olmaya çağırıyoruz. 3- Biz Fikir Kulüpleri Federasyonu üyesi öğrenciler, Aydınlanma değerlerine sahip çıkmak, ne pahasına olursa olsun gericiliğin, din satıcılığının, piyasacılığın karşısında durmak, üniversitelerde öğrencilerin meşru haklarını yine meşru zeminde korumak gibi ilkeleri olan ve tarihsel bir öneme sahip olduğu yadırganamayacak bir öğrenci birliğinin parçası olmaktan onur duyuyor, farklılıklara saygı duymak, düşünce özgürlüğü gibi konularda bu arkadaşların bizlere bir şeyler öğretme çabalarını yalnızca komik buluyoruz. 4- Olayın yaşandığı gün, akşam saatlerinde standın önünden tek başına geçmekte olan kadın bir FKF’linin üzerine Medeniyet Topluluğu’nun malum “erkek” üyeleri yürümüş, kendisine tehditler savurarak kulüplerine ve eylemlerine dair kaygılarımızın hiç de yersiz olmadığını göstermişlerdir. 5- Benzer şekilde, bizleri “siyasi tetikçilik”le suçlayan bu arkadaşların, olaydan bir gün sonra FKF üyesi bir arkadaşımızı telefonla arayıp tehdit etmeleri “Medeniyet” anlayışları ve dünya görüşleri hakkında önemli ipuçları vermektedir. FKF Bilkent, hiçbir şekilde yönetmelik dışı bir yönteme başvurmadan ve uygarca meseleyle ilgili kaygılarını topluluk üyesi arkadaşlara iletmiştir. Buna karşın Medeniyet Topluluğu’nun yayınladığı karalayıcı ve tehditkar bildiri, ayrıca iki arkadaşımızın olayın ardından doğrudan tehdit edilmeleri muhatap olunan öznenin karakterini açıkça Bilkent Üniversitesi öğrencilerine göstermektedir. FKF Bilkent gerici tehditlere aldırmadan kendi yolunda yürümeye devam edecek, Bilkent Üniversitesi öğrencileriyle birlikte bilimin, sanatın ve aydınlığın ülkesini kurma yolunda emin adımlarla ilerleyecektir. FKF Bilkent
f717d09d6a0c
[ "culturax", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
Gayrimenkul yatırımının, ‘’uzun ömürlü” olması, bütün insanların finansal gelişiminin bir parçası olması manasına gelir. Gayrimenkul yatırımını gazetelerden, kitaplardan öğrenmeniz olanaksız olmasa da çok zorludur. Her gün çevrimiçi emlak ilanlarını dolaşıp, kendi yatırımınıza yakın bir gayrimenkulle karşılaştırarak finansal çözümleme yapabilirsiniz; veyahut satın alabilmek için doğru süreyi kolluyor olabilirsiniz. Bu çabalara karşın zorda kalmanız halinde, canınız sıkılır ve bırakmak istersiniz. Gayrimenkul yatırımı inşa etmeyi düşünen her 100 şahıstan 73’ü sürecin keşif ve komplike olduğunu düşünerek, vazgeçiyor. Oyunu kaidelerine göre oynamanız halinde, epey kolay olduğunu kabul faktörüz gerekiyor. Oyunun kaidelerini sekiz kaide olarak belirleyebiliriz. 1. FİNANSAL DURUMUNUZU KONTROL EDİN! Mal beyanı belirtmek basit bir aşamadır, gelirleriniz ve giderleriniz üstünde çalışmanız yeterli. Finansal durumunuz size gayrimenkul yatırımına ayırabileceğiniz nakitiniz belirler. Stabil para akışı sağlayabileceğiniz bir işletmede çalışıyor veyahut bu işletmenin sahibiyseniz, kredi alabilmek konusuda külfet çekmezsiniz. 2. KREDİ NOTUNUZU KONTROL EDİN! Başvuru sıklığınız ve geri ödemeleriniz ile gelir beyanınızın karşılaştırıldığı kredi kaydında, peşi sıra yapılmış kredi başvuruları, kayıt halinize kırmızı bayrak – tehlikeli – damgası vurabilir. Önemli İpuçları – Kredi almak halde olup olmadığınızı öğrenin. – Kredi skorunuzu kontrol ettirin, – Kredi kartınızdaki borç hanenizi azaltmaya çalışın. 3.AMAÇLARINIZI BELİRLEYİN. Gayrimenkul yatırımcıları çoğunlukla finansal geleceklerini garantilemek için bu yatırım modelini seçenek ederler. Bunun yanısıra mali doygunluğa ulaşmak ve finansal istiklal elde etmek de amaçlar arasındadır. Gayrimenkul yatırımının ehemmiyetli noktalarından bir tanesi de amaçlarınızı kesinleştirmeniz ve bir vakit koymanızdır. Zaman belirlemeniz size geriye dönük çalışma ve değerlendirme talihi tanır. Örnek verecek olursak emeklilik maaşınıza katkı sağlama emeli taşıyan bir şahıs, 10 senelik kredi ödemesini kendine vakit hududu olarak belirleyebilir. Bu müddet içerisinde beş senelik, senelik haftalık gelir ve gider planı oluşturabilir. Böylece yatırım önemli tespit ettiği nakte zarar verecek harcamalardan kaçınma şansı elde eder. 4. HER YATIRIMIN RİSKLİDİR! Risk profiliniz yatırım stratejinizi belirleyecektir. Hangi riskleri kaldırabilirsiniz? Riskler karşısındaki tutumunuzu keşfettikten sonra oluşturacağınız taktik yatırımınızın sizi tatmin etmesini sağlayacaktır. 5. BÜTÇELEMEYE BAŞLAYIN! Bütçeleme çok can sıkıcı olabilir, ama gelir ve gider dengenizi güvene almanın tek yoludur. Bu yolla paranızı nereye gittiğini anlıyabilir ve büyük harcamalar için tasarruf yapabilirsiniz. Bütçelemeye gayrimenkul aramadan evvel başlamanız lazım olur. 6. SATIN ALMA PLANI YAPIN! Satın alma planı nasıl oluşturulur? Takip edebileceğiniz bir satın alma planı örneği: – Stratejinizi belirleyin – Kriterlerinizi netleştirin – Gayrimenkul araştırmanızı yapın – Ataştırma listenizden ihtiyaç duyulan elemeleri yapın. – Ekspertiz yaptırın – Gerekli karşılaştırmaları yapın – Teklifinizi yapın, pazarlığa başlayın. 7. BİLGİ ALIN! Karar vermeniz için lazım olan araçları kullanın. Gayrimenkul sektörünün gelişmelerini ve maliyet karşılaştırmalarını gerçekleştirebildiğiniz araçlar, doğru yatırım kararları almanız için ehemmiyet taşır. Emlak Devri satılık daire ücretleri, ve aktüel sektörel verilere basitçe ulaşmanızı sağlacak ve size yardım edecektir. Bilgi sahibi olmanız, sektördeki alım ve satım trendlerine hükmetmek isteyen dinamiklerin dedikodu ve manipilasyonlarına mani olmanızı sağlar. 8. KONSANTRE OLMAYA ÇALIŞIN! Konsantre olmaya çalışın. Gayrimenkul yatırımı bir işletme kararıdır, duygusal reaksiyonlardan kötü etkilenebilir. Amacınızı netleştirin. Zaman sınırınızı belirleyin Mil taşları belirleyin, böylelikle değerlendirme yapılabilir, konsantrenizi kaybetmemiş olursunuz. Borsa’da yatırım sizi çekebilir, menkul kıymetler yatırımı kafanızı çelebilir. Önemli olan amacınızdan sapmadan, konsantre olup gayrimenkul yatırımınıza odaklanmanızdır. 10 sene sonra sahip olacağınız, kuvveti ve rahatı hayal edin. 10 sene sonra yatırımınızın kıymeti kendisini ikiye katladığında sırtınızı rahatlıkla yaslayıp kendinizi mutlu hissedeceksiniz. Polzen Gayrimenkul – searchtoplist.com
2a6e1752662f
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
Kim Ki-Duk filmlerini kendi yazıp yönetiyor. Çoğunlukla bana kitap okuyormuşum hissi veriyor. Genelde çok dingin bir yapıda geçen hikayeler, sözsel iletişime fazla ağırlık vermeden durumların görsel tasvirleri yapılarak izleyicide algı yaratmaya yönelik oluyor. Aşkın biçimlerini anlatıyor çoğu filminde. Değişik noktalardan ele alıyor. Breath filminde de "Boş Ev" deki gibi mutsuz bir evliliğe sahip bir kadın baş kahraman var. Haberlerde rastladığı idam mahkumu bir adama saplantılı şekilde bağlanmıştır. Adam idam edileceği günü beklerken korkusuna yenilip iki kere intihara yeltenmiş fakat hapishane yetkilileri tarafından hastaneye yetiştirilmiştir. Kadın mutsuzluğunun etkisiyle bunalıp hiç tanımadığı bu adamı birgün hapishaneye ziyarete gider. Öte yandan, idam mahkumu genç adam, üç ayrı mahkumla daracık ve bomboş bir hücrede kalmaktadır. Ve görürüz ki diğer bir hükümlü tarafından yakın ilgi görmektedir. Kadının yaptığı ziyaretler biraz sıradışıdır. Kamera arkasından izleyen hapishane müdürü tarafından özel izin uygulamasıyla kadın her gelişinde görüşme odasını duvar kağıtlarıyla kaplayıp her seferinde bir mevsimi canlandırmakta, ayrıca getirdiği müzik çalar ile canlı olarak şarkı söylemektedir. Ayrılırken ise bir fotoğraf bırakmaktadır. Adamın hücre arkadaşlarının bu durumdan duydukları kıskançlık, kadının kocasının bu saplantılı ilişkiyi keşfetmesi, ve bu sıradışı yaşanan aşk ile oluşan bu tuhaf durum enteresan bir kırılma noktası ile sonlanıyor. Yönetmenin en önemli özelliklerinden biri de ilginç ve sıradışı sonlar hazırlamada başarılı oluşu. Bu filmde de yine böyle bir sahne izliyoruz. Notlar: - Filme de başlık olan "Nefes" pekçok anlam taşıyor filmde. Nefes almak yaşamın en temel gerekliliği ve farkında olmadan yaptığımız bir eylem. Nefes alışımız anlık duygularmıza göre ritm değiştirmekte. Stresli anlarımızda nefesimizi tutarız bilinçsizce veya kızgınken hızlı nefes alıp veririz örneğin. Film de ise evliliğinde zor nefes alan ve adeta boğulan bir kadın var. Hapishane ziyaretleriyle kedine nefes alacak yapay bir ortam yaratıyor. İdam mahkumu ise küçük bir hücrede nefes almanın zorluğunu temsil ediyor adeta, üstelik son nefesini vereceği günü bekliyor. O da kadının yarattığı dünyada soluklanıyor. Ama filmin finali nefes'i önemli kılan bir başka boyut daha açıyor. - Film genel olarak ağır tempoda geçiyor. - Bu sefer filmde çarpıcı denebilecek müzikler yok, sadece filmin sonunda türkçeyede çevrilmiş bir şarkı var "karda zordur yürümek diye sözleri vardı, ismini hatırlayamadım şimdi:) - İlginç olan bir başka durum ise ana karakter olan idam mahkumu hakkında derin bir bilgi verilmemesi, sadece bir diyalogda işlediği suçu öğreniyoruz, ne geçmişini ne de bugünkü duygularıyla ilgili hiçbir bilgi alamıyoruz. - Aaaa bir de Uzak Doğu'daki hapishanelerde yatak dahi olmadığını yerde uyuduklarını anlamış bulunuyoruz. İlginizi çekerse Kim Ki-Duk ve diğer filmleri ile ilgili bir yazıyı Ajanda'nın Kasım sayısı için hazırladım. Okumak için lütfen buraya tıklayın.
327e17e1cca9
[ "fineweb2", "hplt2" ]
2012 Yılından bugüne, şehrin en iyi sosyal satın alma platformu olan Firsat.me , Müşteri Memnuniyeti garantisi çerçevesinde hareket ederek, birbirinden farklı hizmetleri, hiç bilmediğiniz mekanları en fiyat garantisi ile sizlere sunmaktadır. Firsat.me Gerçek dışı, yanıltıcı yönlendirmelerden arındırılmış fırsatları, %30 ile %80'lerin üzerinde indirim ile sunarak, iyi hizmeti uygun fiyata alabilmenin avantajlarını sunmaktadır. Bu fırsatların, Hepsinin ortak özelliği, Firsat.me üyeleri için çok özel avantajlar barındırmaları ve referansımız ile gittiğiniz için daha iyi hizmet kalitesi! Fırsatı yakaladığınız andan kullandığınız ana kadar gerçekten iyi hissetmenizi ve aldığınızı fırsatın doğruluğundan emin olmanızı istiyoruz. Bu hususta müşteri hizmetlerimiz yaşayabileceğiniz her türlü sorunda sizlerden gelecek talepleri her zaman bekliyor olacak! Her türlü soru, şikayet, görüş ve önerileriniz için elektronik posta hesabı üzerinden 7/24 iletişim kurabilirsiniz! : Çağrı Merkezi : +90 (850) 30 299 30 - (Referans: 7758)
da3fd33c0841
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Site Tanıtımı Kategorisi İnternet dünyasında yer alan çeşitli sektörlerin web sitelerinin tanıtıldığı bölüm. Türkiye’nin sanayileşmeye önem vermeye başladığı dönemlerin birinde faaliyet hayatına atılmış olan ve bozmadığı kalite anlayışını günümüze kadar devam ettiren önemli elektronik dev... Siemens kalitesini bir süt seviyeye taşımak ve ürünlerinizin değerini arttırmak ister misiniz? Öyle zannediyoruz ki bu soruya birçok kişinin vereceği yanıt aynı olacaktır ve daha d... Sarıyer’de hizmet vermekte olan ve bölge halkının da en çok tercih ettiği firmalardan bir tanesi olan Özel Franke Servis Sarıyer, İstanbul merkezli bir firma ancak İzmir’de de hizm... Çiçekler, her insanı son derece mutlu edebilecek; en iyi hediye seçeneklerinden birisi. Yolda yürürken sevgilinize, dostunuza alabileceğiniz; doğum günü ve diğer önemli anlarda sür... 10 yıllık geçmişi ile bu sektörün en köklü adreslerinden bir tanesi olmayı başaran Özel Siemens Servis Bornova, kalitesi ve teknolojiye verdiği değer ile birlikte beklentileri de y... Geleceği inşa etmek için bilgi üretimi ile olacaktır. Bilgi bir gereksinim. Bu düşünce ile yola çıkarak hazırlanan bilgibaba sitesi, bilgiyi yaygınlaştırmak için okuyucularını bekl... İnternet üzerinde çeşitli şekilde kurulan siteler için insanların çok fazla tedirgin olmasının sebebi güven eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Sonuçta bu tarz ortamlarda alışveriş ya... 25 Aralık 2016, 20:11 Oku Kombileriniz ne kadar kaliteli olursa olsun bir süre sonra yıpranacak ve eskisi kadar verim sağlamayacaktır. Özel Kombi Servisi ailesi olarak bu konuda sizlere yardımcı olmak ve ür... Güçlü markaları yakından takip ediyorum ve Profilo da bunlardan bir tanesi. Özel Profilo Servisi İstanbul adresi de yine takibinde olduğum markalardan bir tanesidir. Marka diyorum ... Teknoloji dünyasının bana göre en etkileyici isimlerinden bir tanesi Rowenta. Sahip olduğu ürün grupları ve bizlere sundukları gerçekten muazzam bir kalite ile karşımıza çıkıyor ve...
0b2f74bb82e7
[ "hplt2", "vngrs" ]
Sakıncalı mı, aykırı mı? Bilim insanı Prof. Dr. Cumhur Ertekin Sakıncalı mı, aykırı mı? Bilim insanı Prof. Dr. Cumhur Ertekin nâm-ı diğer Hani şu karikatürcü Cumhur! Söyleşi: Seyfi DURMAZ, S. Ayhan ÇALIŞKAN Ali Cumhur Ertekin, 1937'de İzmir de doğdu. Karikatür aşkı ortaokul yıllarında başladı. Sabah Postası'nda günlük siyasi çizimleri yayınlandı. 1965 yılında nöroloji uzmanlığını, üniversiteyi de okuduğu, Ege Tıp'ta tamamladı. Elektromyografi çalışmaları için Danimarka’da Prof. Fritz Buchtal’in yanında 2 yıl kaldı. Sonra, İsveç’te Prof. Ingvar ile çalıştı. 1968’ de Türkiye’ye döndü. 1970 de doçent, 1975 te profesör oldu. 1982 yılında 1402 sayılı sıkıyönetim yasası ile üniversiteden hukuki hiç bir gerekçe gösterilmeden uzaklaştırıldı. 1990 da yerel idare mahkemesi ve Danıştay kararı ile üniversiteye geri döndü. 1991 yılında Sağlık Bilimleri alanında TÜBİTAK bilim ödülünü aldı. 1992 yılında uzaklaştırıldığı üniversitede Anabilim dalı başkanlığına, 1 yıl sonra da TÜBA asli üyeliğine seçildi. TÜBA içinde “Etik Kurul Komitesi” başkanlığı görevini üstlendi. Prof. Ertekin’ in 40 yılı aşan bilim emekçiliği 106 uluslararası yayın, SCI taraması altındaki dergilerde 1000’ in üzerinde atıf,11 Türkçe kitap, 160’in üzerinde Türkçe makale ile taçlandı. Adı ile anılan pek çok bilimsel yöntem vardır. Sayısı 10’a yaklaşan ulusal ve uluslarası bilim ödülü sahibidir. Cumhuriyet Bilim Teknik eki, 10 Ekim 2014 sayısına göre Türkiye'de araştırma yapan bilim insanları değerlendirmesinde atıf sayısı 3633, h-endeksi 32 olan Cumhur Ertekin, Türkiye'deki bilim insanları arasında 9. ve nörobilimde de 2. sırada. 6 Kasım 1981'de YÖK kuruldu. Bundan sonra 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanununun özellikle sol görüşlü olduğu düşünülen 71 Üniversite personeli YÖK tarafından görevlerinden uzaklaştırıldı. Genelkurmayın açıklamalarına göre toplam 4891 kamu personeli görevden alınmış ve 38 profesör, 25 doçent, 10 yardımcı doçent 1402'lik olmuştur. Ancak 1402'lik olmasını istemediğinden bizzat istifa yolunu seçenleri dahil edildiğinde 20.000' civarında olduğu öne sürülmektedir. 1990'da Danıştay kararınca uzaklaştırılan öğretim üyelerine dönüş için izin verildi. En çok merak ettiğimiz soru ile başlıyoruz. 12 Eylül askeri yönetiminin sona ermesine rağmen ülkemiz üniversitelerinin “ihtiyaç duymadığı” bir bilim insanı olarak neler yaptınız? Üniversitede dışı dönem 8 yıl sürdü. Bu şartlarda uluslararası dergilerde 16 araştırma makalem yayınlandı, bir de kapsamlı bir nörofizyoloji kitabı yazma şansım oldu, 1986 yılında Sedat Simavi Sağlık Bilimleri ödülünü aldım. İsveç Linköping Üniversitesine araştırmalar yapmak ve doktora tezi yönetmek üzere davet edildim. 1988 de İsveç’te 1 yıl kalarak 4 araştırma yaptım ve Dr. M. Hansen’in doktora tezini yönettim. Hocam sizin için "kaçak akademi de kurdu" diyorlar? Gülüşüyoruz. İstemeyerek muayenehane hekimliği yapmaya başlamıştım. Severek de yaptım. Ama ben eğitim ve araştırma yapmayı çok arzuluyordum. İlginç vakaları tartışmak, paylaşmak istiyordum ancak bunu muayenehanede yapmak mümkün değildi. Böyle vakaları Üniversitedeki arkadaşlarıma da yönlendiriyordum. Bunun yanında, eşim Dr. Nezihe Ertekin'in çalıştığı klinikteki hekimlerle birlikte eğitim faaliyetleri ve araştırmalar yaptık. İçimdeki eğitim ve araştırma arzusunu böyle gidermeye çalıştım. Kaçak akademi dedikleri bu olabilir. Çaylar yudumlanırken “1402 meselesi”nin iyice üstüne gidiyoruz. Vatana ihanet ettiniz mi, Hocam? Yüzünden eksilmeyen kahkahalardan birini daha koyveriyor. Omurilikte Elektirksel Aktiviteyi ölçen bir yöntem geliştirmiştim. Bu yöntem, bugün sık kullanılan "Spinal Monitoring"in başlangıcıdır ve ben Dünya’daki beş kurucusundan biriyim. Üniversiteden 1982'de atılmadan hemen önce bu konuda sunum yapmak için Japonya'da bir sempozyuma davetli konuşmacı olarak çağırıldım. Yurtdışına çıkış yasağım sebebiyle neredeyse katılamıyordum. Sempozyum yönetiminin Ege Üniversitesi'ne ısrarı sonucu yasağım geçici olarak kaldırıldı ve ben de sempozyuma katılıp, öncüsü olduğum yöntemi anlattım. Döndüğümde bana Türkiye'den de bir "ödül" verildi: ülkeme zararlı faaliyetlerde bulunduğum gerekçesiyle üniversiteden atıldığım bildirildi. Ben vatanıma bilimsel çalışma ve buluşlarımla en iyi biçimde hizmet ettiğimi düşünürken, tam aksi bir gerekçe ile üniversiteden atılarak ödüllendirildim! Bir hekim, bilim insanı ve de karikatürist olarak "aykırı" mısınız? Bazı farklılıklarım olabilir, ama aykırı olan ben değilim. Aykırı durumda olan çağının gerisinde kalmış üniversitelerdir, diğer kurumlardır. İnsanlık için çağına katkıda bulunan az sayıdaki bilim insanımız niye aykırı olsun ki? Bir ülkede sağlık sorunları ilkel düzeyde kaldıysa aykırı olanlar buna çözüm üretemeyenlerdir, iktidardır. Karikatür açısından bakarsak da mizahçı, iktidarla ve egemen sınıflarla çatışır. İktidarın çelişkilerini ortaya koyar. Benim mizahım da ülkenin sorunlarını çözemeyen devlet kurumlarına karşı, oturduğu koltuğa yakışmayan üniversite yöneticilerine karşı olmuştur. "Çizer değil yan-çizerim" Lafı lafı açtı ve söyleşinin asıl sebebine biraz geç de olsa girebildik. Karikatür ve bilimin birbirlerine katkısı oldu mu? Karikatür çizenler, çizgilerinin özgün olmasını isterler. En azından ben öyle hissediyor, çizgilerimi özgün kılmaya çalışıyordum. Bilim ile uğraşırken de, karikatürde izlediğim özgün olma yolunu sürdürmeye çalıştım. Bunda da başarılı olduğumu sanıyorum. Ayrıca öğrenci eğitimlerimde ve bilimsel etkinliklerde de karikatürümsü şekillerden yararlandım, diyebilirim. Karikatür ile ilişkiniz üniversite döneminde mi kaldı? Ben yaşlılık çağıma doğru iki tür jüride bulundum. Bunlar çoğunlukla bilim jürileri idi. Ama beni en çok keyiflendiren çok azında bulunduğum karikatür jürileri oldu. Öğrencilikten arkadaşlarım benden söz ederken "hani şu karikatürcü Cumhur" demeleri ben pek keyiflendirirdi. Ben ise kendime daha çok "yan çizer" diyorum. Hekimliğimin yanında hep asılı kaldı. Karikatürleriniz hala güncel 1960-70'lerde çizdiğim karikatürler insanın, ülkenin ve dünyanın sorunları ile ilgiliydi. Sorunlar maalesef değişmemiş. Sadece mekan ve kişiler değişmiş, zaman donmuş kalmış gibi. Benim karikatürlerimde hikmet aramanın anlamı yok, Türkiye yerinde saymış demek ki. “Çayım da sözüm de açık”diye başlayan yeni sohbetlerde görüşmek üzere izin istiyoruz. Önemli kısmını kendimize saklayacağımız iki saatin keyfi ile ayrılıyoruz. Mesajınızı giriniz... 2 Aralık 2014 Çok keyifli bir söyleşi olmuş. Cumhur Hocamız bu ülkeye bir armağandır. Sevgili Ayhan ve Seyfi’yi gönülden kutlarım.Murat Olukman
07a23846e29d
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
İNŞA EDENLER ZİRVESİ. I 28 Mayıs 2008 tarihinde inşa Edeler Zirvesi İNTES-Dünya Gazetesi işbirliği ile düzenlendi. İnşa edenler kitabının tanıtım kokteyli amacı ile düzenlenen zirvede sektörün önde gelen temsilcileri ve duayenleri konuşmacı olarak katıldı. Her bir isim kendi uzmanlık alanında deneyimlerini ve sektörün geleceğini değerlendirdi. İşte konuşmacılarımızın kendi sözlerinden görüşleri: M.ŞÜKRÜ KOÇOĞLU: İNTES BAŞKANI Ekonomi basınımızın lider kuruluşu Dünya ve İNTES’in birlikte düzenledikleri İNŞA EDENLER ZİRVESİ’nin geleceğe güzel tuğlalar koyacağına inanıyoruz. Bu platforma katkı sağlayan ve sektörün her zaman önünde yürüyerek bizi cesaretlendiren Sayın Kürşad Tüzmen’e, sektörün önemine inanan Bayındırlık ve İskân Bakanımız Sayın Faruk Nafız Özak’a, buna vesile olan başta Sayın Didem Demirkent, Sayın Osman Arolat, Sayın Ferit Parlak olmak üzere destek veren tüm çalışanlara teşekkür ediyorum. Cumhuriyetimizin kuruluşu ile atağa başlayan sektör artık inşaat sanayine dönmüştür. Ülkemizde Edirne’den Kars’a, Samsun’dan Hatay’a dört bir yanda eserler inşa edilmektedir. Bir yandan anayurdumuz demiryolları ile örülmektedir. 68 ülkede konutlar, gökdelenler, otoyollar, sanayi tesisleri, boru hatları vb. önemli işler yaparak başarılara imza atılmıştır. Bir yandan eserler inşa ederken, diğer yandan ülkemizin ihracat koridorunu açık tutmakla görevlendirildiğimizin bilincindeyiz. Gelişmeler idaresiyle, devletiyle, işçisi ve işvereniyle kocaman bir aile olduğumuzu ortaya çıkarmıştır. Mesleki eğitim çabamız ve çalışmalarımız şekillenmiş, eğitimli işçilerimizle, sıfır iş kazası ile projelere tamamlamak ütopik olmaktan çıkmıştır. Sahadaki mühendislerimiz kendilerini kontrol eden uluslar arası müşavirlik firmalarının ciddiye almak zorunda kaldıkları öneme sahip iş üretmektedir. Kötü uygulamaları başarılı olanlarla kıyaslamak, kötüye ceza, başarıya ödül vermek en önemli teşviktir. 20 milyar dolar yıllık, 100 milyar dolar genel yurt dışı iş hacmimiz, 2007 yılında 1 milyon 224 bin istihdam yaratan ve 50 milyar YTL Gayri Safi Milli Hasıla hacmi ile yatırıma susamış ülkemiz, iş/aş üretimimiz sektöre gereken önemi vermeyi gerektirmektedir. Bir zamanlar unvanımızı kullanmazken şimdi tüm dünyada inşaat sanayi olarak tanınmak elbette gurur vermektedir. Hedeflerimiz büyüktür. İmar isteyen daha nice ülkeler var. Daha ülkemizde de çok işimiz var. Her sabah yeniden ümitle, heyecanla uyanmak için çok sebebimiz var. OSMAN AROLAT: DÜNYA GAZETESİ BAŞYAZARI İnşaat sektörü bir çok sektörü beraberinde hareketlendiren, ivmelendiren bir sektördür. Bu nedenle, ekonominin önemli motorlarından birini oluşturur. Gayrisafi Milli Hâsılaya direkt ve endirekt katkısı yüzde 33’ler.
f2538ee29159
[ "culturax", "hplt2" ]
İnşaat sektöründe uygulanan sigorta teşvikleri ve sorunlar masaya yatırıldı Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası’nın (İNTES) 5 Kasım tarihinde Swiss Otel’de gerçekleştirilen “Sigorta Mevzuatı Kapsamında İşveren Teşvik Uygulamaları” konulu 45. Çözüm Arama Konferansı’nda inşaat sektöründe uygulanan teşvikler ve yaşanan sorunlar ele alındı. Çözüm Arama Konferansı’nın açılış konuşmasını Sosyal Güvenlik Kurumu Sigorta Primleri Genel Müdürü Cüneyt Olgaç yaptı. Oturum başkanlığını Tekfen İnşaat A.Ş Genel Müdür Yardımcısı Erhan Hersek’in üstlendiği konferansa SGK Şube Müdürleri İbrahim Karatepe ve Adem Ateş ile Mustafa İtişken konuşmacı olarak katıldı. Sosyal Güvenlik Kurumu Sigorta Primleri Genel Müdürü Cüneyt Olgaç, açılış konuşmasında inşaat sektöründe uygulanan sigorta teşvikleri hakkında bilgi verdi. İşverenlerin eksik bilgilerini elektronik ortamdan e-eksik bilgisi sitemi üzerinden bildirebileceklerini anlatan Olgaç, pişmanlık indirimi uygulaması hakkında da bilgi verdi. İşverenin eksik bilgilerini 30 günlük sürede tamamlaması durumunda cezada yüzde 80 oranında bir ciddi bir indirim yapıldığına dikkat çeken Olgaç, e-işyeri bildirgelerin elektronik ortamdan alınması uygulamasına yılın ilk çeyreğinde itibaren başlandığını ifade etti. Olgaç şöyle konuştu: “Daha önceden 50 ve üzerinde olan bu eksik gün bildirimi EKON belgesini verme yükümlülüğü bildiğiniz üzere takip eden prim belgesini vermesi gereken süre içerisinde Sosyal Güvenlik Kurumu il müdürlüklerine veya merkez müdürlüklerine kâğıt ortamında verilmesi gerekiyordu. Bu da bir bürokrasi anlamı taşıyordu sizler için. Bunu, 10 ve üzerinde işçi çalıştıran işverenler açısından değerlendirdik. Tabii 30’a ve 10’a düşme sebebine baktığımızda, öncelikle 30 ve üzerinde işçi çalıştıran iş yerlerinde İş Güvencesi Kanunu’nun uygulanıyor olması bizim dayanak noktamız idi. Daha sonra arkadaşlarımızla yapmış olduğumuz değerlendirmede bunun 10 ve üzerinde işçi çalıştıran işverenlerin vermemesi şeklinde kapsamı genişletilmesine geçildi. Burada da temel dayanak noktamız, 10 ve üzerinde işçi çalıştıran işverenlerin –belli istisnalar dışında- vermiş oldukları ücretleri banka kanalıyla ödeme yükümlülüğün bulunması uygulamasıyla paralellik arz edeceği düşüncesiyle 10 ve üzerinde işçi çalıştıran işverenlerin eksik gün belgesini vermeme imkânı sağlanmış oldu. Bununla şunu ifade etmek istiyorum: Yaklaşık 30 bin iş yeri ve 2,5 milyon sigortalının bu kapsamda Ek 10 eksik gün bildirim belgesini vermeme gibi bir imkân sağlanmış oldu.” Yurt dışına götürülen işçiler için 1 Eylül 2013 tarihinde yürürlüğe giren kanunla işveren primlerinde yüzde 5’lik teşvik uygulaması başladığını hatırlatan Olgaç, “İNTES’in de ciddi çabaları sayesinde, yurtdışında müteahhitlik hizmetleri verilen ülkeler 82 il kabul edilerek, yüzde 7,5 olan işveren primi yüzde 2,5’e indirildi“ dedi. Olgaç, yurt dışında 34 bin sigortalı çalışan olduğunu da sözlerine ekledi. SGK Şube Müdürü İbrahim Karatepe de Çözüm Arama Konferansı’nda sigorta prim teşviklerini ve hangi şartlarda verildiğini ayrıntılı olarak anlattı. Karatepe, bir soru üzerine Libya’ya götürülen işçilerin sigorta primlerinin yüksek olmasının Libya ile Türkiye arasında sosyal güvenlik anlaşmasını olmamasından kaynaklandığını söyledi. İşverenler için çok ciddi sigorta teşviklerinin olduğunu ifade eden Karatepe, ancak teşvik uygulamalarından prim borcu olmayan veya borçlarını taksitlendiren işverenlerin yararlanabildiğini vurguladı. Karatepe, genel sağlık sigortasına sağlanan teşviklerde primlerin yüzde 50’den fazlasını Hazine’nin ödediğini örneklerle açıkladı. Karatepe şunları söyledi: “Yine, 6486 sayılı Kanun ile bahsettiğim gibi, 81. maddemize 2.fıkra eklendi. Bakanlar Kurulunca belirlenen illerde faaliyet gösteren işverenlerimiz, eğer 10 ve üzerinde sigortalı çalıştırıyor ise ve diğer şartları da sağlıyor ise bu işverenlerimiz de malullük, yaşlılık ve ölüm sigorta primlerinde 5 puanlık prim indirimimizin yanı sıra, asgari ücret üzerinden ilave 67 puanlık prim indirimi getirildi.” Karatepe, AR-GE merkezi olabilmek için en az 50 tam zamanlı AR-GE personeli çalıştırmak gerektiğini belirtti. Karatepe “Borcu yoktur” yazısı konusunda ise şu bilgileri aktardı: “Şimdi, Kurumumuzca genel itibarıyla çok farklı “Borcu yoktur” uygulaması var. Hangi “Borcu yoktur” yazısı. Üç farklı “Borcu yoktur” yazısı var. Şimdi, bu "Borcu Yoktur" yazılarından bir tanesi ihaleye katılmak üzere düzenlenen "Borcu Yoktur" yazısı, o da Kamu İhale Genel Tebliğinde borçları belirlenmiş. Hak ediş ödemesine esas "Borcu Yoktur" yazısı. Bir de, devlet yardımı, teşvik ve desteklerden yararlanmak üzere "Borcu Yoktur" yazısı ve hepsinin kapsamı da birbirinden farklı. Yani hak ediş için Kuruma o iş yerinden kaynaklanan borcu olmayacak yani ihale kapsamında alınan iş yerinden kaynaklanan borcu olmayacak.” Konferansta konuşan SGK Şube Müdürü Adem Ateş de asgari işçilik uygulamasında yaşanan sorunlara açıklık getirdi. Adem Ateş şu bilgileri verdi: “Asgari işçilik uygulaması, bir işin yürütümü için gerekli olan en az sigortalı ve prime esas kazancın Kuruma bildirilip bildirilmediğinin araştırılması yöntemidir. Burada hem kayıt dışı istihdamın önlenmesi hem de Kurum gelirlerinin artırılması amaçlanmaktadır.” Ateş, uzlaşma talebinin nasıl yapılacağını ise şöyle anlattı: “ Gerçek işverenler bizzat veya noterden onaylı vekâletname ile Kurumumuzun ilgili ünitelerine yapılmakta. Uzlaşma talebinde bulunduktan sonra uzlaşmadan vazgeçilebiliyor mu? Evet. Hangi durumda? Rapor düzenlenip üniteye gönderilmeden uzlaşma talebinden vazgeçebilirsiniz. Ne zaman kesinlik kazanır? Eğer uzlaşma konusu yapılan tutarlar hakkında işveren veya vekilleri kesildikten sonra itirazda bulunamazlar ve bu tutarları bir ay içerisinde ödemek zorundalar.” Konuşmacılardan Mustafa İtişken ise konuşmasında “asgari işçilik uygulamasının genel felsefesini şöyle anlattı: “Asgari işçilik uygulamasının genel felsefesi, yani bu asgari işçilik uygulamasıyla ilgili işlemlerde asgari işçilik uygulaması yapılan sektörlerde ve iş kollarında o işin ne kadar işçilik ile bitirilebileceğinin sürecin belli bir bölümünde, genellikle de sürecin sonunda hesaplanılabilirliğinin psikolojik bilgi birikimini işverenlere vermek, yani burada ne kadar sigortalı çalıştırmam, ne kadar işçilik bildirmem gerektiği bilgisini önceden kamuoyuyla paylaşmış kanun koyucu, işverenlerle paylaşmış. Yani, bu Sosyal Güvenlik Kurumu bunu işin bitim tarihinde ne kadar işçilikle hesaplanabileceğini bilebiliyor, bunu kendisi açısından hesaplayabiliyor, üç aşağı beş yukarı ortaya koyabiliyor. Fark işçiliğin primini de gecikme cezası, gecikme zammıyla birlikte almak durumunda kalıyor. Dolayısıyla bu bilginin işverenler tarafından bildirilmesi. Kanun koyucunun genel felsefesi bu. Kanun koyucu, asgari işçilik uygulamasıyla ilgili olarak, tabiri caizse bir, kapının girişinde kontrolü eline almış, bir de kapının çıkışında. Mümkün olabildiğince işin bitim tarihiyle ilgili dilekçenizi bitim tarihi olarak belirttiğiniz tarihin üzerinden bir ay geçmeksizin Kuruma bildiriniz.” Konferansın soru-cevap bölümünde ise inşaat sanayii işverenleri, yaşadıkları zorlukları dile getirerek, taleplerini ilettiler. Oturum Başkanı Tekfen İnşaat A.Ş Genel Müdür Yardımcısı Erhan Hersek, diğer sektörlerle kıyaslandığında en fazla ‘borcu yoktur’ yazısı istenen sektörün inşaat sektörü olduğuna işaret ederek bu durumu eleştirdi. Erhan Hersek, “Prim borcu olan müteahhit ihaleye giremiyor. Borcu olan müteahhit iş alamazsa, borcunu nasıl ödeyecek. Borcu yoktur yazısı istenirken daha insaflı olunmalı” diye konuştu. Hersek, ayrıca prim teşviklerinden yurtdışına işçi götüren müteahhitlerin yararlanamamasının da haksızlık olduğunu kaydetti. Konferansta İNTES üyeleri, prim borçlarına sık sık getirilen yeniden yapılandırmaları da eleştirerek, bunun primlerini zamanında ödeyen işverene haksızlık olduğu ve işverenleri prim ödeme konusunda tembelleştirdiğini savundular. İnşaat sektöründeki işveren teşvik uygulamaları ve Genel Sağlık Sigortası uygulamalarında yaşanan sorunların ayrıntılı şekilde tartışıldığı Çözüm Arama Konferansı’nda ayrıca ‘Mesleki Yeterlilik Sistemi’nin yaygınlaşması için getirilen prim teşviki uygulamasıyla ilgili sıkıntılar da ele alındı.
9f1002afd410
[ "c4", "culturax", "hplt2", "vngrs" ]
Sevgili Gençler; Mavi ve yeşilin buluştuğu bir noktada bulunan Ordu Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi’ ne hepiniz hoş geldiniz. 1999 yılında kurulmuş olan, Fakültemizin halen bünyesinde aktif olan 10 bölümü bulunmaktadır. Fakültemiz 60 Öğretim Üyesi, 51 Araştırma Görevlisi ve 2 Öğretim Görevlisi ile hizmet vermektedir. Fen-Edebiyat Fakültesi olarak temel amacımız sizleri nitelikli güncel bilgilerle donanmış, kendisine güvenen, evrensel değerlere sahip bireyler olarak yetiştirmektir. Modern derslikleri, nitelikli akademik kadrosu ile eğitim-öğretim hizmeti veren fakültemizde yüksek lisans ve doktora programları da aktif olarak devam etmektedir. Erasmus, Farabi ve Mevlana programları kurumumuz bünyesinde aktif olarak kullanılmakta ve her yıl çok sayıda öğrencimiz karşılıklı olarak bu programlardan yararlanmaktadır. Fakültemiz ulusal ve uluslararası düzeyde yüksek eğitim kalitesi ve araştırma faaliyetleri ile öncü bir eğitim –öğretim merkezi olma yolunda emin adımlarla ilerlemektedir. Bu hedefe hep birlikte ulaşacağımıza olan inancım tamdır. Sevgi ve saygılarımla… Prof. Dr. Öznur ERGEN AKÇİN Fen-Edebiyat Fakültesi 01. 09. 1997’de KTÜ’ye bağlı olarak kurulmuştur. 07. 02. 1998 tarihinde Bakanlar Kurulu Kararı ile OMÜ’ ye bağlanmıştır. 17. 03. 2006 tarihinden itibaren Ordu Üniversitesi’nin çatısı altında eğitim-öğretime devam etmektedir. Fakültemizde 1999-2000 eğitim-öğretim yılında Matematik Bölümü, takip eden yıllarda Biyoloji, Türk Dili ve Edebiyatı, Tarih, Kimya, Yabancı Diller (İngiliz Dili ve Edebiyatı) Sanat Tarihi ve Sosyoloji Bölümleri açılmış ve aktif olarak bugüne kadar gelmiştir. Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları, Arkeoloji, Fizik, Psikoloji ve Coğrafya Bölümlerine de yakın zamanda öğrenci alımının gerçekleştirilmesi planlanmaktadır. Türk Dili ve Edebiyatı, Tarih, Yabancı Diller ve Sanat Tarihi Bölümlerinin II. öğretim programlarına da öğrenci alımı gerçekleştirilmektedir. Fakültemizde 1756 lisans, 345 yüksek lisans, 26 doktora öğrencisi kayıtlı olup, öğrencilerimize 7 Profesör, 19 Doçent, 34 Yardımcı Doçent ders vermektedir. 8.000 m2’likbir alan üzerine kurulu fakültemizde; dekanlık, idari bölümler, öğretim üyesi ofisleri, derslikler, birçok alanda araştırma ve eğitim yapılabilecek düzeyde kimya ve biyoloji laboratuvarları, 2 adet yabancı dil laboratuvarı, 2 adet bilgisayar laboratuvarı, konferans salonu, öğrenci ve personel işleriyle ilgili bürolar mevcuttur. Ayrıca daha ziyade kişisel bağışlarla oluşturulmuş, bilhassa Türk Dili ve Edebiyatı ile Tarih Bölümü öğrencileri için zengin bir kütüphane bulunmaktadır. Fakültemizden mezun olan öğrencilerimiz için birçok iş alanı mevcuttur. Biyoloji Bölümü’nden mezun olan öğrenciler daha çok sağlık sektöründe çalışmaktadırlar. Bunun dışında üniversitelerin Biyoloji ve Deniz Bilimleri’ne ait bölümlerinde, Ziraat Fakültelerinin ilgili bölümlerinde, ARGE–Teknokent birimlerinde, Araştırma Enstitüleri’nde iş bulabilmektedirler. Kimya Bölümü öğrencileri, Türkiye Kimya Sanayii’nde üretim ve kontrol aşamalarında görev yapabilecek donanımlı kimyagerler olarak yetiştirilmektedirler. Plastik, ilaç, boya, petrokimya, metal, tekstil, seramik, çimento, deri, deterjan ve sabun, gıda, kozmetik ve cam sanayiinde, çevre analiz laboratuvarları, biyokimya laboratuvarları, bilimsel araştırma merkezleri ve hastane laboratuvarları çalışma alanlarının bir kısmıdır. Matematik Bölümü mezunları kamu veya özel kurum ve kuruluşlarda, bankalarda; bilgisayarcı, araştırmacı ve planlamacı olarak çalışabilmektedirler. Tarih ile Türk Dili ve Edebiyatı Bölümlerinden mezun öğrencilerimiz alan bilgileri ve iyi bir Osmanlıca ile Cumhuriyet ve Osmanlı arşivlerinde iş bulabilmektedirler. Bölümlerden mezun öğrencilerimiz Eğitim Fakültelerinde Pedagojik Formasyon Eğitimi Sertifika Programı’nı tamamladıkları takdirde, ortaöğretim ve özel eğitim kurumlarında öğretmenlik yapabilmektedirler. Başarılı öğrencilerimizin bir kısmı kendi bölümlerinde veya diğer üniversitelerin ilgili bölümlerinde lisansüstü eğitim alma imkânına da sahiptirler. Fakültemiz ulusal ve uluslararası düzeyde yüksek eğitim kalitesi ve araştıra faaliyetleri ile öncü bir eğitim merkezi olmak, katılımcı yönetim modeli ile öğrenci ve personel memnuniyetini mükemmele ulaştırmak, topluma ileri düzeyde bir teknoloji ile kaliteli hizmet veren bir eğitim kurumu olmayı amaçlamaktadır. Şehirlerarası otobüslerle yerleşkeye ulaşım imkânı vardır. Hava yoluyla yerleşkeye ulaşmak isteyenler için Ordu-Giresun Hava alanı yaklaşık 11 km. uzaklıktadır. Hava alanından İstanbul ve Ankara’ya seferler yapılmaktadır. Fakültemizin de içinde bulunduğu yerleşke ile şehir arasındaki mesafe yaklaşık 8 km’dir ve ulaşım dolmuşlar vasıtasıyla gerçekleştirilmektedir.
9ea13a2449b3
[ "c4", "fineweb2", "hplt2" ]
İ.Ü. İLETİŞİM FAKÜLTESİ’NDE HUKUKSUZLUK TAM ANLAMIYLA ORTAYA ÇIKIYOR... Prof. Dr. Veysel BATMAZ, Doç. Dr. Hikmet KIRIK ve Arş. Gör. Serdar TAŞÇI’nın açtığı davada, İstanbul 3. İdare Mehkemesi, “açıkça hukuka aykırı olduğu ve telafisi güç ve imkânsız zararların oluştuğu” nedenleriyle, Prof. Dr. Suat GEZGİN’in, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğünün önerisi ve YÖK onayıyla, İletişim Fakültesi’ne 10 Ocak 2007 tarihinde VEKİL DEKAN olarak atanmasının 10 Nisan 2007 tarihinde, Yürütülmesinin Durdurulmasına karar vermişti. Bu karara, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü ve YÖK ayrı ayrı itiraz etti. 26 Haziran 2007 tarihinde, İstanbul Bölge İdare Mahkemesi itirazı red etti ve İstanbul 3. İdare Mehkemesinin kararı kesinleşti. Bu karar, iki-üç önemli sonuç doğurmaktadır: (1) Bundan böyle, bu kararı emsal göstererek, tüm VEKİL DEKAN atamalarının yürütülmesinin durdurulması istenebilecektir. Asil Dekan tayini hukuken imkânlı iken, kanuna karşı hile yoluyla Vekil Dekan atamak artık tarihe karıştı. Karar, yerel mahkeme kararı olduğundan henüz içtihat oluşturmuyor ancak bu konunun Danıştaya’a temyize götürülmesi durumunda, bu konu içtihada dönüşecek ve VEKİL DEKAN olmak yolu tamamıyle tıkanacak, kapanacak. Bu karar aynı zamanda, TÜBİTAK gibi üniversiter kurumları vekaletle yönetme ısrarı içinde olan AKP iktidarına da, karine yoluyla, ikâz anlamına geliyor. (2) İkinci ve daha önemli sonuç da şu: 10 Ocak 2007 ile 16 Haziran 2007 tarihleri arasında İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Vekil Dekanı Prof. Dr. Suat GEZGİN tarafından yapılan tüm idari işlem ve eylemler “keenlem yekûn”, yani “yok hükmünde”dir. (3) Bir üçüncü sonuç var ki, daha da önemlidir. Biliyorsunuz, Prof. Dr. Suat GEZGİN, eski Rektör Kemal ALEMDAROĞLU tarafından da, 1 Aralık 2003-9 Ocak 2004 tarihleri arasında VEKİL DEKAN olarak tayin edilmişti. Bu Vekalet de, artık yok hükmündedir. Yani, Suat GEZGİN’in Asil Dekanlığı, 9 Ocak 2007’de değil, 1 Aralık 2006’da dolmuş durumdaydı. (Bu konuyu defaatle İstanbul Üniversitesi Rektörlüğünün yüksek dikkâtlerine sunduğumuz halde, kâale alınmadık.) Bu durumda, 1 Aralık 2003 ile 9 Ocak 2004 arasında Vekil olarak ve 1 Aralık 2006 ile 9 Ocak 2007 tarihleri arasında da Prof. Dr. Suat GEZGİN’in asil Dekan olarak yaptığı işlem ve eylemleri yok hükmündedir. Bütün bunlar, ciddi konulardır ve takip edilecektir. Kısacası, bu tarihler arasında açılan soruşturmalar, toplanan kurullar (Yönetim Kurulu) ve kararları, HİT bölüm kurulu kararlarının tamamı YOK HÜKMÜNDEDİR. Kıssadan hisse de şudur: Hiç kimse haksız ve hukuksuz olarak taciz edilemez. Yaptığı işi ve görevi, Türkiye standartlarının çok üstünde, Dünya standartlarında yapan hiç kimse, eften püften nedenlerle meşgul ve işgal edilemez; onuru ile oynanamaz.
e4907b448636
[ "culturax", "hplt2" ]
Göz altlarında sorunlarla baş eden, koyu lekelerin görünümden hoşlanmayan ve koyu halkaları örtbas etmek için çeşitli tekniklere başvuran insanlardan birisi iseniz concealer (kapatıcı) uygulamanın püf noktalarına mutlaka göz atmalısınız. İşte daha iyi bir makyaj için 7 concealer tüyosu : Göz altlarındaki koyu halkaların nedeni her şey olabilir. Örneğin hayatınızda dengeleyemediğiniz stres veyahut kan dolaşımı bozuklukları, yorgunluk, kalıtsal nedenler sayılabilir. Hatta hastalık gibi bir çok neden etkilemiş de olabilir. Bu önerilerle birlikte concealerınızın daha iyi nüfuz ederek görmek istediğiniz sonuca kolayca erişebilirsiniz. Önemli 7 tüyo : Öncelikle temiz bir yüz ile işe başlamak her zaman için iyi bir adımdır. Ten makyajında olduğu gibi göz makyajında da temiz bir cilt en önemli ve gerekli etaptır. Böylece kullanacağınız makyaj ürünlerinin en iyi verimini alırsınız. Hassas bir uygulama yapmaya özen gösterin. Çünkü göz altlarımız çok narin olduğu için olabildiğince naif davranarak kapatıcıyı uygulamak gerekiyor. Sert şekilde uygulamalardan kaçının. Concealerı sağdan sola yaymak yerine tampon uygulamasıyla yumuşak dairel hareketler eşliğinde göz altlarına sürmenin daha etkili bir makyaj sağladığını ilk etapta bile görebilirsiniz. Makyaja başlamadan önce hijyeninden emin olduğunuz parmaklarınızla uygulayabileceğiniz gibi bu iş için özel göreve sahip olan makyaj fırçası ile de rahatça uygulayabilirsiniz. Uygun fiyatlı concealer fırçası arıyorsanız EcoTools AirBrush Concealer Brush 'a şans verebilirsiniz. (Blogdaki yazısına ulaşmak için linkine tıklamanız kafi) Göz altlarınıza fondöten uygulamayın. Bunun için özel formüle edilen kapatıcıları tercih etmek hem makyajınıza daha doğal bir görüntü katacak hem de cildiniz için daha doğru bir uygulama olacak. Yapısal olarak concealer (kapatıcılar) daha ince yapılı olması göz altlarınıza kullanma açısından daha uygun, fondötenler aynı uygunlukta değil. Eğer böyle bir makyaj alışkanlığınız var ise vaz geçmenizi öneririm. Turuncu alt tonlu concealer (kapatıcı) mavi göz altlarının, sarı alt tonlu concealer (kapatıcı) mor göz altlarının en büyük kurtarıcısı. Çünkü sarı ile mor, turuncu ile mavi birbirinin renk zıttıdır. Sağladığı renk ilizyonu sayesinde mavi ve mor göz altlarını kapatmada en ideal kozmetiksel çözüm bu. Eğer yağlı göz çevreniz var ise yağ oranı fazla olan concealer yerine toz veya pudra formunda concealer (kapatıcı) ürünleri deneyebilirsiniz. Toz olan concealer ürünleri genelde minerak makyaj skalalarında tüm alt ton renkleriyle mevcut. Ve unutmayın, hiçbir concealer ürünü Instagram'daki fotoğraflar gibi blur efektini gerçek hayatta yüzünüze veremez. Put gibi yüze sahip olmak adına kat kat concealer uygulamasını asla yapmayın. Makyajda her zaman için az öz kullanmak daha etkili sonuç verir.
a3403aa72444
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
Mayhoş Biber Kızartması Tarifi: Biberleri ayıklayın, yıkayıp çekirdeklerini çıkarın. Yaklaşık 2 cm. eninde uzun uzun kesin. Sonra bir tencereye koyun. Yarım bardak su katın. Üstüne sirke döküp şeker serpin. Bir fiske de tuz atıp tencerenin kapağını kapatın.25 dakika kadar hafif ateşte pişirin.Pişerken suyunu çekerse biraz daha su katın. Ancak piştiği zaman biberler suyunu çekmiş olmalıdır. Biberleri tencereden alın. Zeytinyağı döküp soğumaya bırakın. Biberleri soğuk servis yapın.Ölçüleri büyüterek bu garnitürü daha bol miktarda yapabilirsiniz. Kapalı bir kap içinde buzdolabında saklayabilirsiniz.
d8d9400d9a4e
[ "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
'Kocaman' şampiyonlukSpor Toto Süper Lig'in son haftasında Fenerbahçe ile Sivasspor kozlarını paylaştı. SİVASSPOR 3-4 FENERBAHÇE Stat: 4 Eylül Hakem: Fırat Aydınus Sivasspor: Korcan, Sedat, Uğur (Dk.46 Abdurrahman), Mehmet Nas (Dk.62 Rada), Kadir Bekmezci, Erman, Eneramo (Dk.82 Mehmet Yıldız), Navratil, Hayrettin, Grosicki, Pedriel Teknik Direktör: Rıza Çalımbay Fenerbahçe: Volkan, Lugano, Gökhan Gönül (Dk.30 Bekir), Yobo, A.Santos, Mehmet Topuz, Selçuk, Emre, Stoch (Dk.46 Cristian), Alex, Niang Dk.81 Dia) Teknik Direktör: Aykut Kocaman Sarı Kart: Abdurrahman (Sivas), Selçuk (Fenerbahçe) Goller: Dk.20 Navratil, Dk.65-90 Erman Kılıç (Sivasspor), Dk.6 A.Santos, Dk.41 Selçuk, Dk.51 Alex, Dk.67 Yobo (Fenerbahçe) :::NOTLAR...NOTLAR::: Fenerbahçe Teknik Direktörü Aykut Kocaman, Spor Toto Süper Lig'de deplasmanda Sivasspor ile yaptıkları maçda, ligde bundan önceki iki haftadaki kadrosunda değişiklik yapmadı. Sivasspor önünde şampiyonluk mücadelesine çıkan Fenerbahe ekibi, Kardemir Karabükspor ve Ankaragücü maçlarındaki 11 kurgusuyla rakibinin karşısında yer aldı. Sarı-lacivertli ekibin 20 kişilik maç kadrosunda yabancı kontenjanı nedeniyle Güiza ve Bilica bulunmazken, İlhan ve Özer de kadroya yer almadı. Süper Lig'de kalmayı iki hafta önce garantileyen ev sahibi takım Sivasspor ise Fenerbahçe karşısına, izinli yabancı oyuncusu Sandro Mendonça'nın dışında eksiksiz olarak çıktı. Kırmızı-beyazlı ekipte kaptan Mehmet Yıldız, son maçlarda olduğu gibi Fenerbahçe maçında da yedekler arasında bulundu. Karşılaşmayı iki kulüp başkanı Aziz Yıldırım ve Mecnun Otyakmaz birlikde izlerken, protokol tribününde çok sayıda milletvekili de vardı. 4 EYLÜL STADI'NDA FENERBAHÇE COŞKUSU Sivasspor maçında Fenerbahçe'yi sadece sarı-lacivertli renklerin hakim olduğu tribünler değil, Sivassporlu taraftarlar için ayrılan maraton tribünü de destekledi. Fenerbahçeli futbolcular ısınmak için sahaya çıktıklarında neredeyse stadın tamamından alkış alırken, maraton tribününde bir grup taraftarın Sivasspor için tezahürat yaptığı görüldü. Sivasspor taraftarına ayrılan bölümde üzerinde kırmızı-beyazlı forma bulunan taraftarlar, Fenerbahçe tribünleriyle ortak tezahüratlar yaparak sarı-lacivertli ekibe destek verdi. VIP tribününde Sivassporlu ve Fenerbahçeli taraftarlar çoğu bölümde yan yana otururken, aralarında zaman zaman gerginlikler de yaşandı. Bu arada, karşılaşma öncesi atmosferi gözlemlemek için sahaya çıkan Sivassporlu futbolcular, kendi taraftarlarının yanı sıra Fenerbahçe tribünlerinden den alkış aldı. Sarı-lacivertli tribünler ''Sivas'' şeklinde tempo tuttu. Maraton tribünü için alınan önlemlere rağmen bu bölüme üzerinde Fenerbahçe forması bulunan taraftarların da girdiği görüldü. MEDYANIN İLGİSİ BÜYÜK OLDU Sivasspor-Fenerbahçe maçına medya kuruluşları da büyük ilgi gösterirken saha içinde ve naklen yayınlar için saha dışında 300'ü aşkın medya mensubu görev yaptı. Televizyon kuruluşları ve ajanslar stadyum dışında kurulan naklen yayın araçlarıyla, maç öncesi ve sonrası gelişmeleri aktarmak için çalıştı. OTEL ÇIKIŞINDA SEVGİ GÖSTERİLERİ Fenerbahçe Futbol Takımı, maç için 4 Eylül Stadı'na Büyük Otel önünde toplanan taraftarların coşkulu tezahüratlarıyla uğurlandı. Otel önünde oluşan kalabalık izdiham yaratırken, polis ekipleri taraftarları uzaklaştırmakta zorlanıp, zaman zaman güç kullanmak zorunda kaldı. Taraftarlar otobüsün çıkışı sırasında meşaleler yakarken, kafile polis eskortu eşliğinde stadyuma ulaştı. Fenerbahçe kafilesi, maçın başlamasına 1 saat 40 dakika kala stada geldi. Sivasspor ise Fenerbahçe'den kısa bir süre sonra stada girdi -Fenerbahçeli bazı yöneticiler ve bazı futbolcuların eşleri maç için özel uçakla bugün Sivas'a gelerek maçta tribünlerde yer aldılar. 1907 Fenerbahçe Derneği'nin organizasyonuyla maça gelenler arasında Fenerbahçe kaptanı Alex'in eşi de yer aldı. -Maç nedeniyle tarifeli seferlerle birlikte bugün toplam 25 uçağın Sivas'a geldiği bildirildi. -Fenerbahçe için önemi büyük olan mücadelenin biletlerinin karaborsada da satıldığı görüldü. Karaborsacılar normalde 50 liraya satılan kale arkası 100 lira, 250 ve 400 liradan satılan diğer tribün biletlerinin de normal bedelinin üzerinde çeşitli fiyatlarda satmaya çalıştı. Polis ekipleri stat çevresinde şehir merkezindeki bilet satış gişesi etrafında karaborsa bilet satışını önlemeye yönelik çalışmalar yaptı. -Bazı Sivassporlu taraftarlar bu maçı fırsata çevirerek sezon başında 300 liraya satın aldıkları kombine kartlarını satarak, parasını çıkarmaya çalıştı. -Karşılaşma için İl Spor Güvenlik Kurulu'nun aldığı karar doğrultusunda bin 300 polis görevlendirilirken, saha içinde ve dışında 300 özel güvenlik elemanı görev yaptı. -İstasyon Caddesi'nde gün içinde Sivasspor ve Fenerbahçeli taraftarlar arasında küçük gerginlikler yaşandı. -Karşılaşma öncesi başlayan yağmur, erken saatlerden itibaren tribünlere giren taraftarlar zor anlar yaşattı. Özellikle açık tribünde bulunan taraftarlar yağmurlukların yanı sıra ellerindeki pankartlar ve bayrakların altına girerek yağmurdan korunmaya çalıştı. -Havuz tarafı kale arkası tribününe yakın evlerin balkonlarında da karşılaşmayı izleyenler olduğu gözlendi. -Sivasspor Kulübü, Fenerbahçe taraftarının büyük ilgi gösterdiği maçta bilet satışlarından elde ettiği hasılat ile önemli bir gelirin sahibi oldu. -Sivas Ticaret ve Sanayi Odası, karşılaşma için kente gelen konuklara her yönüyle Sivas'ı tanıtan 15 bin broşür dağıttı. -2004-2005 sezonunda Sivasspor'u 2. Lig (A) Kategorisi'nde şampiyon yaparak Süper Lig'e çıkaran İsmail Kartal, bu kez eski takımına karşı, Fenerbahçe antrenörü olarak sarı-lacivertli ekibin şampiyonluk mücadelesinde yer aldı. İLK YARI 4. dakikada sağ kanattan Mehmet Topuz'un yaptığı ortaya ceza sahası içerisinde Alex topu kafayla indirdi. Meşin yuvarlağı kontrol eden Niang'ın röveşata vuruşu üstten auta çıktı. 6. dakikada Alex'ten aldığı topla sol kanattan ceza sahası içerisine sokulan Andre Santos'un sert vuruşunda meşin yuvarlak ağlarla buluştu. 0-1 9. dakikada Emre'nin savunma arkasına attığı uzun pasta topu kontrol eden Niang, ceza sahası sol çaprazından vuruşunda top Korcan'a çarpıp kale çizgisine hareketlendi. Geriden gelen Alex boş kaleye topu göndermek üzereyken Hayrettin araya girdi ve tehlikeyi önledi. 20. dakikada Sedat'ın sol çizgi üzerinde yaptığı ortayı Kadir kafayla topu içeri çevirdi. Arka direkte bomboş pozisyonda Navratil topu filelere gönderdi. 1-1 23. dakikada Alex'in ceza sahası dışından kullandığı serbest vuruşta top az farkla auta gitti. 30. dakikada Niang'ın sol taraftan içeriye gönderdiği yerden pasla Alex topuk pasıyla topu Stoch'a bıraktı. Kaleciyle karşı karşıya kalen Stoch'un vuruşunu Korcan kornere çeldi. 32. dakikada hızlı gelişen Fenerbahçe atağında Stoch'un pasıyla sol çaprazda kaleciyle karşı karşıya kalan Niang'ın vuruşunda top az farkla yandan auta gitti. 36. dakikada Erman'ın sol tarafa pasında topla buluşan Grosicki'nin savunmadan sıyrılarak vuruşunu kaleci Volkan kontrol etti. 36. dakikada Andre Santos'un savunma arkasına attığı pasta topla buluşan Alex kaleciyi geçerek dar açıdan şutunu çekti, meşin yuvarlak üst ağlarda kaldı. 40. dakikada Stoch sol kanatta rakiplerinden bir bir sıyrılarak yaptığı şut savunmadan sekti. Dönen topu kontrol eden Mehmet Topuz'un sert vuruşu bir kez daha savunmaya çarparak kornere çıktı. 41. dakikada Selçuk'un ceza sahası dışından vuruşunda kaleci Korcan topu sektirdi ve top ağlarla buluştu. 1-2 45. dakikada Mehmet Nas'ın uzaklardan sert şutunu kaleci Volkan güçlükle çeldi. Mücadelenin ilk yarısı 2-1 Fenerbahçe'nin üstünlüğüyle tamamlandı. İKİNCİ YARI 51. dakikada Alex'in ceza sahası dışından kullandığı serbest vuruşta meşin yuvarlak ağlarla buluştu. 1-3 53. dakikada Grosicki'nin sol kanattan sert şutu kaleci Volkan'dan döndü. Dönen topu tamamlayan Navratil'in vuruşu üstten auta çıktı. 57. dakikada Emre'nin sağ kanatta rakiplerinden sıyrılarak ceza sahası çizgisi üzerinde kaleyi cepheden gören yerden vuruşunda top az farkla üstten dışarı çıktı. 65. dakikada Fenerbahçe savunması hücuma çıkarken Enaramo araya girerek topu Erman'a kazandırdı. Erman'ın ceza sahası dışından şutunda top Volkan'dan sekerek ağlarla buluştu. 2-3 67. dakikada Alex'in sol kanattan kullandığı köşe vuruşunda pasını Emre'ye çıkardı. Emre'nin ceza sahası içerisine yaptığı ortada Yobo'nun kafa vuruşunda meşin yuvarlak filelere gitti. 2-4 87. dakikada Mehmet Yıldız'ın sağ kanattan yaptığı ortaya ceza sahası içerisinde Erman'ın kafa vuruşunda top üstten auta gitti. 90+1. dakikada sağ kanattan Mehmet Yıldız'ın çizgi üzerinde içeriye ortaladığı topa Erman'ın gelişine vuruşunda meşin yuvarlak ağlarla gitti. 3-4 Fenerbahçe bu sonuçla 20110/2011 sezonunu şampiyonu oldu.
d7061af1b1e6
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Bugün Fenerbahçe-Chelsea futbol oyunu var. Çoğunluk bu maça kilitlendi, akşam seyretmek için planlar yapıldı. Ne anayasa/ kapatma davası, ne ekonomi, ne topyekun dünyanın gidişatı..Varsa yoksa futbol.. Avrupa'da 12. yüzyılda ortaya çıkışından günümüze kadar cazibesini kaybetmeyen ve etkisi sürekli çoğalan futbola; yıllarca, Umberto Eco’nun, ‘Futbol bir afyondur’ sözünün etkisiyle yaklaşan, düşünce adamlarının analizleri; milyonlarca kitleleri bu hastalıktan hatta bağımlılıktan kurtamaya yetmeyecektir. Yanlış hatırlamıyorsam İspanya’da Franco, Arjantin’de Videla ve Portekiz’de Salazar gibi diktatörlerin bu oyunun uyuşturucu etkisini kullanarak insanlara, halklara hükmetmişlerdir. Futbol ve fado ile uyuşan fiesta ile de uyuyan kitleler… Dün akşam televizyonların haberlerinde, Fenerbahçe-Chelsea (Çelsi) maçı için insanlara mikrofon uzatılıdu. Birisi,'' bende kombi bilet var sorunum yok maçı seyredeceğim, olmasaydı 500 YTL verir, maçı yine de seyrederim. Canım feda olsun Fenerbahçeme'' diye aşkla kendisinden geçiyordu. Biletler karaborsada 1000 YTL. ye kadar alıcı bulabiliyor!Düşünürlerden biri futbol için bir din diyecek kadar uç analizler yapıyordu. Bir vatandaş da ''karımdan geçerim, takımımdan asla..''diyebiliyordu. O 500 ila bin ytl.yi gözden çıkaran ve vecd ile fanatizm örnekliğindeki insanlarda özenilecek bir şey görmüştüm. Davaları futbol idi ve para, can, herşeylerini vermeye/feda etmeye hazırdılar. Yani davaları için paranın hiç önemi yoktu. Yanı başımızda Filistin ve Irak..Afrika’ya kadar geniş bir coğrafyada açlık ve hastalıklarla yaşam mücadelesi verenler kardeşlerimize karşı hangi katkımız var. Böyle bir derdi dava edinebiliyor muyuz?İdeallerimiz için kaç para harcayabiliyoruz?İdealimiz uğruna ne ülkeler katedebiliyoruz, nede elimiz cebimize girmiyor!Ve davamız için o vecd, aşk, hırs, azim, hangi gurupla battı? Davası hak batıl ne olursa olsun onun için çalışıp çabalayanlara karşı içimde hep taktir hisleri oluşmuştur. Adamlar Maldi’de ikiyüz senedir çalışıp % 80’i Müslüman olan halkları bugün % 40 oranında katolikleştirmişler.Çünkü onların bizdeki gibi iç çekişme ve çatışmaları yok. Yahudi olduğu halde Müslümanlar arasında cami imamı olanlardan bahsediyordu bugün İbrahim Karagül.. Tuttuğu futbol takımı kazanınca, canhıraş bir vecdle sokaklar dökülüp, çılgın kutlamalar yapan insanlara, sanırsınız cennet bileti/tapusu verildi. O taşkınlıkta havaya sıkılan kurşunlarla ölen yada yaralananlarsa eğitim zayiatı oluyor ve bu tarz kutlamalara engel teşkil etmiyor. Bugün futbol oyunu var ve bu endüstride dönen paralarsa inanılmaz rakamlara ulaşıyor. ABD'de ekmeğin karneyle dağıtıldığı eyaletler, mazlumların ahlarının mayası olmuş. Açlık sefalet, adaletsizlik, cinayetler..bu olaylar sanki bir şeye gebe! Gezegenimizde uğursuz rüzgarlar 21.yüzyılda büyük hadiselere gebe gibi geliyor bana! Allah Celle Celalüh bu gezegende olup bitenlerden razı mı? Bir futbol sevdalısı kadar ait olduğumuz hakikate sevdalı olamadığımız için futbol fanikliğ gibi bir aşk ve din gayreti için dua edip, silkinme vaktidir bu an. Futbolcu 11'li sayısı kadar Peygamber ve arkadaşlarının yada 11 Peygamberin hayatlarını bilmiyoruz. Ve bilmediğimizi de bilmiyoruz.
0cd9eee529ec
[ "c4", "culturax", "hplt2" ]
Giyim gizlemek ve ortaya çıkarabilir. Çıplaklık ek olarak genellikle bir adamın zaaflarını kapalı ve onun cinselliği gizler. Hayallerinin hayal bazı kısımları o savunmasız olduğu gördüğü ortaya edin. Bu kendini ifade anlamında kendini ifade olarak anlaşılır. Rüyasında hangi rüya taşıyan Giyim, çoğu zaman diğer insanlar için yarattığı dış cephe temsil eder. Herkes belli roller oynamak ve gerekli bir karşılaşma yapmak için orada görünüyor zaman sana kayma yapabiliyor. Giysiler de güzelleştirmek ve gizlemek çünkü bireysel durumlarda, aldatma niyetleri ile ilişkili olabilir. Giyim çatışmalar dışında oyunculuk için sahne yapabilir, bizim rüyada diğer insanları giymek. Genellikle ön plana tabloların aşağıdaki farklı giysiler kullanılan bu genel anlamda ek olarak: Takım elbise takım elbise sembolizm ve ne renk ne kadar zarif bağlıdır. O gri takım elbiseli erkekler üzerinde, sert düşmanca ve muhafazakar eğilim karakterize etmektedir. Rüya sembol takım çoğunlukla sertlik ve hareketlilik eksikliği, geleneksel ayar anlamına gelir. Biri hayalperest ya da bir takım bir hayalperest olarak kendini gördüğünde iç çocuk ölü ya da derin bastırılmış olduğunu. Buna ek olarak, kibir, mükemmeliyetçilik veya kişiliksiz hayranlık olası özellikleri ile güç sembolü vardır. İş Kıyafeti iş beklenen çaba muhtemelen yapılması ve gereken gösterir. Hangi işe veya uygun bir kişi bir rüya giymiş ? Önemli olan biz kirli çalışma giysileri yapmalısınız yönüdür. Eğer bir şey yaparsanız, o zaman da genellikle gördü. Ama bu pislik kendinizi koruyabilirsiniz. Mayo ve mayo özellikle önemlidir olduğunda kendi kavşak sağlamak. Bu kendini ifade kullanıcının veya kullanıcının karakterize edilen ile ifade eder. Mayo ve mayo gizler ve onlar örtmeyen ne ne dikkat edin. Buna ek olarak, aynı zamanda her zaman bu rüya sembolü doğrudan temas hissi için bir arzu belirtmelidir. E-Posta adresinizi aşağıdaki bölümden bültenimize ekleyerek yeni yazılarımızdan haberdar olabilirsiniz! Stok Kumaş İplik Alınır Telefon: 0536 336 43 43 Telefon: 0555 394 28 28 Mail: info@stokkumasci.com
75f2d965f186
[ "culturax", "fineweb2", "hplt2" ]
17 Eylül 2012 Pazartesi Comandante Alex de Souza Fenerbahçe camiası günlerdir kuyuya atılan taşı çıkarmaya çalışıyor. Filmin adı, “Nasıl efsane olunur ve halka açık alanlara kimlerin heykeli dikilmeli”. Çünkü Lefter’i anlamak, Metin Oktay’ı, Baba Hakkı’yı anlamak sadece bu futbolcuların sahada kaç gol attığını bilmek değildir. Neden her kulüp taraftarının bu isimleri sevdiğini, rakibe saygıyı, futbola aşkı, adamlığı anlamaktır belki de. Tıpkı Alex’in bir maçtan sonra dediği sözleri anlamak gibi; “ne zaman kaybetsem kazananı tebrik ederim. Çünkü kazandıysa bizden iyi birşeyler yapmıştır”. Bir takımın ilk 11’indeki bu farklı adamları anlamak, aslında o kulübün renklerini, değerlerini anlamak biraz da. Ya da neden her taraftarın evinde onların forması olduğunu anlamaya çalışmak. Bu yüzden “efsane” onlar. Alex’in efsane olup olmadığını tartışan bir grup “fenerli”ye, genç bir fenerbahçeli arkadaşım en güzel cevabı verdi haftasonu: “Dedem babama Lefter”i anlatmış, babam bana Rıdvan’ı anlattı, ben de çocuklarıma Alex’i anlatacağım.” Işte tam da bu yüzden yöneticiler, teknik direktörler tartışa dursun, asıl taraftar karar verir kimin efsane olup olmadığına. Efsane olmayı kulübün önüne geçmek sanıyor sanırım başkan. O yüzden bu tepkisi, “iyi oyuncu ama efsane değil” yakıştırması. Lefter efsaneydi değil mi? O konuda bir problem yok, herkes aynı fikirde. Vefatıyla birlikte Şükrü Saraçoğlu stadında yapılan töreni hatırlayın hepiniz. Tabutuna sarılı Türk bayrağı ve Fenerbahçe bayrağını hatırlayın. İşte o’dur asıl gerçek. Bir kulübe ait efsane olmak, o kulüp olmaktır, o renkler olmaktır. Hem de toprağa girene kadar. Başkanı bilmem ama ben haftasonu heykel açılışında Alex’in gözyaşlarında gördüm o aidiyeti. Tıpkı attığı her golden sonra tribune koşmasında gördüğüm gibi. Ya da bundan 3 yıl once Lefter’i ziyaret etmesinde ve Lefter’in cenaze töreninde söylediği; “Söz verdim bu formaya değer verenlerin yapması gerekenleri yapmak ilk önceliğimdir” sözlerinde de gördüğüm gibi. Bundan sonra bu filmin başrol oyuncusuna tek bir söz söylemek düşer bize: Enseyi karartma Comandante Alex de Souza! Kaydol: Kayıtlar (Atom)
b5001ca08758
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Kumaşın adı yüz tipi vardır. Kumaş Bazı ticari isimleri aşağıda verilmiştir: Batiste yumuşak, ince düz kumaş dokuma keten geleneksel ama diğer lifler 100g / m2 yaptı. Bedford Kordon Uzunlamasına kaldırılmış sırtlar ile bir kablo pamuk gibi kumaş. Kumaş, yüksek mukavemet ve yüksek dayanıklılık sahip olduğundan, genellikle. Döşeme ve iş elbiseleri için kullanılan. , Fırçalama teazling veya açık genişlikte kumaş, yani sürtünme ile üretilen bir yükseltilmiş kumaş istenen etkiyi vermek için yüzey lifleri çıkarmak için silindirin (genellikle yün için) teazles kaplı veya ince teller üzerinden geçirilir. Genellikle mayo / polar geri fırçalanmış spor kullanım için fırçaladı. Cambric Bir hafif yakından genellikle sertleştirilmiş düz kumaş dokuma. (74 g / m2) Tuval 200 2000 g / m2 pamuk, kenevir, keten, jüt ya da yapılmış bir kumaş. Gücü ve sıkılığı olmak kullanımlar ancak belirgin özelliklerinden büyük bir çeşitliliği ile bezler kapsar. Denim Geleneksel ipliği boyalı çözgü ve atkı boyanmamış genellikle 270 g / m2 yapılan bir 3/1 çözgü yüzlü dimi kumaş. Gerçek denim çözgü ve atkı farklı renkli ipliklerle yapılan bir dimi örgü pamuk gibi kumaş. Dimi inşaat nedeniyle, tek renk kumaş yüzeyinde hakimdir. Çift Kumaş Iki kumaş aynı zamanda, üst üste biri dokuma tezgahı üzerinde dokunmuş olan bir kumaş yapısı. Dokuma işleminde, dokuma kumaşın iki tabaka birleştirici iplikler kullanılarak bir arada tutulur. Her kumaş tabakasının dokuma desenleri benzer veya tamamen farklı olabilir. Çift Örgü Bir atkı örgü kumaş içinde döngüler iki tabaka birbirinden ayrılamaz oluşturulmaktadır. İğneler iki tam setleri vardır bir çift örgü makinesi, bu inşaat için gereklidir. Çift Örgü Sert, dayanıklı yüzeyler ile bir sıkı dokunmuş, ağır, düz örgü, alt-kilo kumaş. Kumaş genellikle pamuktan yapılmış ve yaygın erkek ve kadın pantolon kullanılır, ve çocuk oyun elbise. Fanila Bir orta-ağırlıklı, genellikle pamuk, pamuk karışımı, ya da yünden yapılmış düz veya dimi örgü kumaş. Kumaş baz kumaştan biter ve yumuşak, bulanık yüzey oluşturmak lif kaldırmak için her iki tarafta fırçalanmış çok yumuşak eli vardır. Son kullanım gömlek ve pijama bulunmaktadır. Gabardin Sağ tarafta hafif bir diyagonal bir çizgi ile bir sıkı dokunmuş, twilled, yün kumaş. Yün gabardin iş takım elbiselik kumaşlar için bir yıl boyunca kumaş olarak bilinir. Polyester, pamuk, suni ipek ve çeşitli karışımları da gabardin yapımında kullanılır. Lace Bükülmesini veya örgü deseni çalışmış olabilir hangi döngü tarafından yapılan örgü veya net bir zemin İnce delikli kumaş – sumak, keçe, nakış, dokuma veya örgü Çim Bir ışık, ince bez taranmış veya taranmış keten veya pamuklu iplikler kullanılarak yapılan. kumaş kırışık-dayanıklı, keskin bir renge sahiptir. Keten çim mendil keten ile eş anlamlıdır. Pamuk çim, beyaz katı renkli, ya da basılı olabilir kumaş benzer bir türüdür. Madras Bir çizgili, ekose, ya da kontrol desenli hafif düz örgü pamuklu kumaş. Yıkandığında Gerçek madras kanayacak. Kumaş Bu tür genellikle Hindistan’dan ithal edilmektedir. Son kullanım erkek ve kadın gömlek ve elbiseler vardır. Muslin Bir ucuz, orta ağırlıkta, düz örgü, düşük sayısı (inç kare başına en az 160 konu) pamuk kaplama kumaş. Onun bitmemiş haliyle, yaygın ön oturması için deneme giysiler yapmak için moda tasarımı kullanılır. Bir hafif düz açık örgü ağartılmış ve. (68 g / m2 geçmeyen) Sağlam bir yapı kenetleme ya da örgü bükerek oluştuğu bir açık örgü kumaş. Organze Yüksek iplik sayısı bir orta ile sertleştirilmiş, sırf, hafif düz örgü kumaş. Son kullanım bluz, elbise ve perdeleri / perdeler vardır. Oxford Sık sık fantezi örgü efektleri ile çizgili iki çözgü sahip kaliteli bir düz örgü dokuma biter. İnce, yumuşak, hafif, pamuklu dokuma veya düz örgü inşaat 2 x 1 sepet örgü varyasyon üretilen liflerin ile harmanlanmış. Kumaş öncelikle gömleklik kullanılır. Pique (dokuma) Bir kumaş gösteren arasındaki belirgin batık hatları ile atkı yönünde kablolarını yuvarlanır. Çözgü ile düz kablosunun yüzünde örgü arkasında kord genişliğini yüzer. Sızdırmaz oteller kordların öne vurgulamak için kullanılır. Poplin Atkı yolu kaburga ve yüksek çözgü taşları ile düz örgü pamuklu kumaş tipi. Yapı bir yönde genellikle dolgu hafif sırt etkiye sahip olmaları ile karakterize edilir. Poplin gündelik giysi ile ilişkili kullanılan, ancak “iş dünyası” olarak kumaş, erkek dolapları bir elyaf haline gelmiştir rahat pantolon sık kullanılan, daha rahat hale gelmiştir. Başlangıçta sıkı pamuk veya keten tuval (şimdi gerçek yelken için naylon veya polyester yapılmış) dokunur. Saten Bir atkı yüzlü kumaş hangi bağlama yerleri düzgün bir kumaş üretmek ve önlemek için düzenlenmiştir twills kumaş . Örneğin pamuk ya da başka ştapel uzunlukta lifler gibi düşük parlaklığa sahip ipliklerden yapılmış bir kumaş. kumaş yumuşak, pürüzsüz el ve nazik, ince parlaklık vardır. Saten kumaş genellikle fonlar ve döşemelik kullanılır. Saten Bir çözgü yüzlü dokuma hangi bağlama yerleri düzgün bir kumaş üretmek ve Twills önlemek için düzenlenmiştir. Saten akşam ve düğün giysiler için geleneksel bir kumaştır. Saten dokuma kumaşların tipik örnekleri şunlardır: terlik saten, krep geri saten, faille saten, gelinlik saten, moleskin ve antika saten. Tafta Bir parlak, orta ağırlıkta, dolum (çapraz) yönünde hafif yivli görünüm ile düz örgü kumaş. Abiyeler için, tafta favori seçimdir. Vücudun bir sürü ile net elini sağlar. Velvet Bir orta ağırlık kesme kumaş hangi kesim kazık kadar çok düz duruyor. Bu çözgü iplikleri iki takım kullanılarak dokuma; ekstra set oluşturur. Kadife, lüks kumaş, genellikle yüksek parlaklık ve pürüzsüz el için bir filaman elyaf ile yapılır. E-Posta adresinizi aşağıdaki bölümden bültenimize ekleyerek yeni yazılarımızdan haberdar olabilirsiniz! Stok Kumaş İplik Alınır Telefon: 0536 336 43 43 Telefon: 0555 394 28 28 Mail: info@stokkumasci.com
f1e14e76ca82
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Her şey Paris'teki Grand Palais'de başlıyor. Pırlantalardan oluşmuş panter silkiniyor, üstündeki taşlardan kurtulup Rusya'dan başlayıp Çin'de devam eden ve Hindistan'da son bulan bir yolculuğa çıkıyor. Panterin yolculuğu, yine Paris'te, Cartier kadını ruhunu temsil eden Shalom Harlow 'la karşılaşmasıyla son buluyor.. 165 yıllık tarih, kısa film tadında epik bir şekilde anlatılıyor. Bu tarz çok klip seyrettim ama böylesine ilk kez şahit oluyorum. Ekranı büyütün, müziği açın ve bu eşsiz maceraya siz de katılın ! Ayrıca Cartier Türkiye 'nin yüzü olarak Tuba Ünsal seçilmiş. Narin yüz hatlarıyla yine her zaman ki gibi en iyi resmi vereceğine hiç şüphem yok. Ama Shalom Harlow gibi bir panterin vahsi ve insanın içine işleyen bakışlarını, havasını yansıtabilirmi işte ondan biraz şüpheliyim. Tuba Ünsal 'lı görselleri merakla bekliyorum. * Hürriyet Pazar Eki Cartier 'nin Türkiye ve Yunanistan Genel Müdürü Alessandro Patti ile güzel bir röportaj yapmış. Meraklıları BURAYA alayım.
6e1aacc8c689
[ "fineweb2", "hplt2" ]
”Ama kayık, kaderini bizzat yazdı. Mezbaha kıyısından uzaklaşıp, kana yaraşır kırmızısıyla kendi yolunu kendi buldu; Zaman'ın delikten çıktığı gecenin sabahı karşı kıyıya vardı. Bu karşılaşmada tanrısal bir şey vardı. Haliç'in tembel dalgaları kan renkli kayıkla, dehlizlerden gelen kan tarihli adamı buluşturmayı görev saydı.” 16 Ocak 2013 Çarşamba KİTABî 10 ZAMAN, NEREDE NE RENGE DÖNER BELLİ Mİ OLUR “Cellatlar, hazineler ve şehrin altındaki, en çok da tam evlerinin bulunduğu semtin altındaki korkunç dehlizler... Çekyatın altındaki nefesin yerini alan, yeraltındaki dehlizler... Hem de şu tek göz odanın sırtını dayadığı duvarın hemen altından geçen dehlizler... Hüsran bunları düşünürken birden o korkunç olasılığı fark etti. Geceleri duyduğu nefes sesi belki de çekyatın altından değil, yerin altından, o derin, o uçsuz bucaksız yılan kıvrımlı dehlizlerden geliyordu. Belki de tam Hüsran'ın yattığı yerin altından, bir zamanlar içinden altınlar ve oluk oluk kanlar akan kapkaranlık bir dehliz geçiyordu.” Küçükken uykudan önce ya da sabahın ılık koynunda kimlerden dinlediniz masalları? Masalın kendi kadar masalı anlatanın hayal ustalığı da önemli. Sesi dağların tepelerindeki uğultulara, çakalların bağırışlarına karışan, tedirgin adımlarımızın hevesli âşıklar gibi gözü kara cesareti ile bizi gözlerindeki esrarlı kuyuya doğru çeken bir masal anlatıcınız oldu mu? Bin yaşında gibi görünen ama anlatırken kanı deli bir ergenin iştahıyla masal kahramanlarını ete kemiğe büründüren bir delisi var mıydı mahallenizin? O büyülü masalları anlatan nesiller yok artık sanıyorsunuz değil mi? Onlar masallardaki o sekiz kanatlı kartalların sırtında başka dünyalara, başka zamanlara gittiler sanıyorsunuz. O masallar bir daha anlatılmayacak sanıyorsunuz. Doğru, gittiler hem de çoktan ama bence birisi geri geldi. Mine Söğüt’ü bence onlar gönderdiler; bize o büyülü masalları anlatmaya devam etsin, hayatın efsunlu yanlarına yüzümüzü sürecek cesareti bize usul usul versin diye onu geri gönderdiler. Onu geri gönderdiler ki biz geceleri yatakların altında türlü oyunlar çeviren oynaşıklardan, önünden geçip gittiğimiz ve içinde normal hayatlar yaşanıyor sandığımız apartmanların cinlere bile akıl oynattıran gizlerinden, üç harflilerin bize beş harfli kılığında gözlerini diken yüzlerinden, karanlığın yazılarından haberdar olalım. Kırmızı Zaman’ı okurken kendini zamanın olmadığı bir yerde gibi hissedecek ve kitabı elinden her bırakışında bedeninin mevcut zamanına dönmekte biraz zorlanacak oluşun bundan. Zaman’ın peşinden sen de o dehlizlerden geçecek, bir Çingene delikanlının ateşli kanını senin kendi damarlarında dolaşıyor zannedecek olman da bundan. Mine Söğüt diyor ki; "Bu romandaki İstanbul, efsaneler, insanlar, balıklar, kayıklar, iskeleler, saraylar, dehlizler, kesik başlar, mezarlar, hastaneler, morglar, denizkızları, cinayetler, katiller, cellatlar, deliler yani her şey uydurmadır. Yok eğer 'Bunların hepsi gerçek, Haliç'te kırmızı bir kayık durur ve içinde Zaman Dayı yaşar, eski mezarlarda kesik cellat kafaları yatar, küçük kızlar mezar taşlarına dünyanın en güzel şiirlerini yazarlar, genç bir adam paramparça bir baba arar, her şeyi gören bir kambur hep susar ve İstanbul'un altında sır dolu dehlizler var diyen birisi çıkar da beni yalanlarsa, ne mutlu bana." “Oğlu Zobi'ye gelince... O yakışıklı bir Çingene delikanlısı olarak komşu gavur mahallelerin yanına yaklaşılması imkansız, porselen tenli güzellerinden birine dokunabilme ve dokunmakla da kalmayıp onu gebe bırakmış olma onurunu bir kaç yıl göğsünü gere gere Lonca'da taşıdı. Zengin ama çirkin Yahudi oğlanların, güzeller güzeli Çingene kızları kirlettiği çok görülmüştü ama beş parasız bir Kıpti’nin, zengin evin prenses kızının koynuna girdiği pek görülmüş şey değildi.” Duvarlara dokunup acaba gizli bir kapı var mıdır diye yoklamak, çocukluğa ve deliliğe mi yakışır sadece. Ya varsa? Ya her an sırtımızı yasladığımız o duvar, küçük dilimizi yutturacak kadar garip bir yere açılan o bin yıllık kapıysa. Arada sırada bir umut duvarları yoklayanlarla, onların sadece duvar olduğuna inananlar arasında fotoğrafların kanıtlayamayacağı uçurumlar vardır. Onlar her gün aynı sokaktan gidip gelseler de birbirlerinin dünyaları hakkında pek fikirleri yoktur. Kırmızı Zaman, Mine Söğüt’ün kırmızı ve kesik ve başka kimselerde olmayan ve ucu ruhumun etinde tatlı izler bırakacak kadar sivri ve ele sığmayacak kadar büyük ve mezarlık taşından oyulup içine cennet kurşunu konularak yapılmış kaleminin, yaslandığımız o duvara çizdiği bir işaret aslında. ‘Git bak, belki orada başka bir dünya vardır, belki mezar taşlarına birileri gizli gizli şiirler yazıyordur, belki aklın küçük bir kazanın içinde kaynarken yüreğini soğutacak o serin ırmaklar sana yakın bir yerde akıyordur, belki onun da sana söyleyecekleri vardır ama kargaların tanrısı epey önce yüreğinin dilini kesmiştir de sana bakınca konuşamıyordur, belki ölü bir yılan gibi duran o halatın ucu sahici bir özgürlüğün dalına bağlıdır.’ diyen bir işaret aslında. Kırmızı Zaman’da her kapı, her duvar, her ağaç kavuğu seni daha önce görmene imkân bile olmayan yerlere çıkarabilir; cesaretin varsa bunu yapabilir. Her kitabında, her hikâyesinde, her masalında olduğu gibi Mine Söğüt Kırmızı Zaman’da da okurunu fazla ön yargılı olma hali ile yüzleştiriyor. Okuduklarına şaşırdıkça sen de bu yüzleşmenin altına ‘kabulümdür’ diye imza atacak kıvama geliyorsun. ‘Ben öyle sanıyordum’ dediğin anları düşün; öyle dediğin ve işin aslının öyle olmadığı anları. Sanmadan yaşayamaz tabii insan ama Kırmızı Zaman da dahil Mine Söğüt’ün kitapları bu sanma hallerinin bazen nasıl da için için yanma hallerine dönüşebildiğini anlatıyor. ”Ama kayık, kaderini bizzat yazdı. Mezbaha kıyısından uzaklaşıp, kana yaraşır kırmızısıyla kendi yolunu kendi buldu; Zaman'ın delikten çıktığı gecenin sabahı karşı kıyıya vardı. Bu karşılaşmada tanrısal bir şey vardı. Haliç'in tembel dalgaları kan renkli kayıkla, dehlizlerden gelen kan tarihli adamı buluşturmayı görev saydı.” Kürek çekenler ve geniş sularda derine dalanlar bilirler, bunun sonu yoktur, gittikçe gidesin gelir, gitmezsen aklın hep orada kalır ve sana huzur vermez. Biraz daha, bir adım daha, birkaç metre daha, bir köşe daha, öbür sokağa kadar, birkaç kürek daha; sonra bırakacağım ve döneceğim… Asla öyle olmaz. Kırmızı Zaman, insanın korkularına rağmen merakının şehvetine nasıl sımsıkı sarıldığını anlatıyor. Korktuğumuzun başımıza gelmesine engel olamayacağımızı ve o zaman geldiğinde neler olacağını anlatıyor. Bundan sonra kambur bir adam gördüğümde asla eskisi gibi, ‘normal’ olarak geçip gidemeyeceğim yanından. Posted by Emine Civanoglu at Çarşamba, Ocak 16, 2013 Hiç yorum yok: Links to this post Labels: bahadır baruter, çingeneler, istanbulda geçen roman, istanbulun dehlizleri, kırmızı kayık, Kırmızı Zaman, Mine Söğüt, Mine Söğüt romanı, yahudi oğlanlar, yapı kredi yayınları Kaydol: Kayıtlar (Atom)
f9f4a464a3ed
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Nutellalı dondurma yapma fikri ilk olarak bir sürü çikolatayı eritmeye üşenince aklıma geldi.Şunun içine biraz nutella koysam nasıl olur dedim ve denedim.Abartmadan söylüyorum kim yediyse tabağının dibini defalarca sıyırdı. Artık bu kadar övgüden sonra gelelim tarife.... Malzemeler : - 1 litre tam yağlı süt - 300 gr krema - 200 gr toz şeker - 1 tatlı kaşığı salep - 200 gr kadar nutella - Toz şeker ve salepi bir kaseye alıp iyice karıştırıyoruz.Süt ve kremayı bir tencereye alıp içine toz şeker karışımını döküyoruz.İyice karıştırıp ocağa alıyoruz.Önce kaynatıp daha sonra en kısık ocağa alıp 40-45 dakika kadar kıvam alana kadar kaynatıyoruz.(bu aşamada içine bir kepçe koymayı unutmayın.Taşıp dökmemesi için).Kaynayınca sütün biraz katılaşıp biraz azalmış olması gerekiyor. - Sütlü karışımımızı oda ısısında soğumaya bırakıyoruz.Dolaba kaldırıp en az 6 saat bekletiyoruz.Daha sonra içine nutellayı ekleyip blandırdan geçiriyoruz. - dondurma makinesini hazırlayıp çalıştırın.İçine çikolatalı karışımını dökün ve makinenizin dondurma yapma süresine göre kıvam almasını bekleyin.(benim makinem 15-20 dakika içinde dondurma kıvamına getiriyor).Bu aşamada dondurmayı boşaltacağınız kabı dondurucuda biraz bekletin. - Dondurma kıvam alınca dondurucuda bekleteceğiniz kaba boşaltıp hemen dondurucuya atın.4 ila 6 saat dondurucuda bekledikten sonra dondurmanız hazır.
8508792a5ab4
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Pazar günü..Yağmur çiseliyor hafiften. Garipçe Köyü hedefimiz. Aslında bundan 4-5 yıl önce Koç Üniversitesi'ne kadar gitmiş, ilerisine geçmemiştim. İstanbul'un bu tarafını görmemiştim daha doğrusu. Ama o zamanlar bayılmştım o yeşilliğe. Muhteşem boğaz manzarası eşliğinde yolumuza devam ederken, seyir tepesi her halde burası, birçok araba kenara park etmiş deyip, biz de durduk.. Boğaza tepeden bakma hayaliyle. İyi ki de durmuşuz. Fotoğraf çeke çeke ilerlerken, 5-6 kişi kenarda durmuş, teleskop benzeri bir cihazla kah gökyüzünü seyrediyor, kah konuşuyorlar.. Sorduğumuzda kuşları beklediklerini söylediler. Kuş sürüsü geçecekmiş az sonra. Onlar da kuş gözlemcisiymiş. Baykuş yılda 1500 tarla faresi yermiş. Kerkenezler, kerkentekeleri... Buralarda domuz çok olur diyor. Onların leşleri akbaba ve karaçaylaklar tarafından temizlenmezse, bakteriler çoğalır, havaya suya karışır. Arı şahinler, eşek arısıyla beslenirmiş. Herhangi bir leşten bir parça koparan arı şahin, bunu eşek arısının görebilecğei bir yere koyar, o leşi yiyip karnını doyurunca, yuvasına gidene kadar takip edermiş. Daha sonra eşek arısının yuvasının olduğu kısmı pençeleriyle eşeler, kovanla birlikte dışarı çıkartıp yermiş. Arı şahinin baş bölgesindeki tüyler çok sık olduğu için, arılar hiç bir şey yapamazmış.Eğer arı şahinler, eşek arılarının sayısını dengede tutmazsa, bal arılarıyla beslenen eşek arıları çoğalacak ve denge bozulacak. En ilginç olan kuş türlerinden biri de ebabiller.. Tüm yaşamları havada geçer, kolay kolay yere konmazlarmış. Yemeleri , içmeleri, çiftleşmeler hep havada.. Senede sadece 1,5- 2 ay yumurtlama döneminde yere konan bu hayvanlar, bu dönemde ormanlık alanlara ihtiyaç duyarlarmış.Ebabiller olmasa sivrisinekler çoğalır diyor, gönüllü rehberimiz.. başka ülkelerde, mesela Romanya'da kuşlar rahatsız olmasın diye trafik durur, onların yuva yaptıı alanlarda araba kullanamazsınız, yüksek sesle müzik dinleyemezsiniz, çünkü hayvanlara saygı duyarlar.. Ama biz şimdi bunca hayvanın yaşama hakkını çiğneyip, buraya 3. köprüyü yapmaya çalışıyoruz diyor. mesele sadece ağaçların kesilmesi, doğanın mahvolması değil. Sadece kuşlar da değil, binlerce sincap, tırtıl, kelebek.... yuvasız kalacak, rahatsız olacak.. Peki diyorum, Koç Üniversitesi yakınızda, onlarla işbirliği yapıp sesinizi duyuramaz mısınız ? Acı bir tebessüm beliriyor yüzünde, neden güldüğü anlıyorum tabi. Onlar bu üniversite kurulurken tam 200 bin (!) ağaç kestiler diyor.. Kimi kime şikayet edeceğiz ki ? Kanım donuyor.. Dile kolay 2 değil, 20 değil 200 bin ağaç.. Asıl tehlike havaalanı da yapılanca ortaya çıkacakmış. Çünkü kuşlar kendilerini gördükleri ilk ışığa doğru atarlarmış.. Uçakların motoruna bir çok kuş çarpacak, ölecek, belki de uçağı düşürecek... "Kuşlarımız ölmesin, uçaklarımız düşmesin..." Bu kadar bedel ödemeye değer mi ? Doğanın daha az zarar göreceği bir yer bulunamaz mı ? Bulunabilir elbette, ama rant paylaşımı sözkonusu ya, birilerinin cebi dolacak ya.. Çoktan hesaplar yapılmış, yerler tutulmıştur..Yazık çok yazık... Tamam ben de insan olarak yaşadığım sürece çevreye zarar veriyorum. Kimyasal kullanıyorum bol bol, hiç bir şey yapmıyorsam oksijen tüketiyorum.. Ama "tüy dikmenin" de alemi yok ki...
58cf530d4a04
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Bugün sizlere mini kozmetik alışverişimden bahsedeceğim.Hepsini toplu almadım fakat çok yakın zamanda aldım bu yüzden bir yazıda toplamak istedim. Bu arada bu alışveişimi Watsons Gratis ve evimin yakınındaki bir baharatçıdan yaptım. İlk olarak Watsons'tan ne zamandır aklımda olan Pastel'in Nude serisinin 536 numaralı rujunu aldım.Bu günlük kullanıma çok çok uygun ayna kullanmayı gerektirmeden rahatça sürülebilecek bir ruj.İlk izlenimlerim ise ıslak bitişli değil ama dudakları kurutmayan hafif saten bitişli diyebilirim.Bu ruju geçen hafta Watsons'un Pastel'e %30 indirim uyguladığı sırada 8-9 TL gibi bir fiyata almıştım. Gelelim Gratis alışverişime sanırım en merak ettiğim parçaları buradan aldım.İlk olarak maskaradan başlayacağım. Sevgili Hilal'in (Rimelaşkına) Şu videosunda gördüğümden beri arayıp sonunda hem de indirimli olarak bulduğum Gosh Boombastic maskarası.Hala çok merak ediyorum çünkü açmadım :D (hali hazırda kullandığım 3 maskaram var ve 3ünden de gayet memnunum çünkü.) Kullanmaya başladığımda detaylı yazısını bloga ya da instagrama yazmayı düşünüyorum.Fiyatı indirimli olarak 17-18 TL Essence Make me Brow kaş maskarası da yine meraktan aldım ve çok memnun kaldım. Günlük kullanım için fiyat-performans açısından çok ideal olduğunu düşünüyorum. Son olarak 2 adet bakım yağı aldım.Yakın zamanda saçlarımı kestirdim ve kestirdiğim günden beri daha sağlıklı görünmesi ve uzaması için daha çok bakım yapmaya başladım.Hindistan Cevizi yağının faydalarını da çok duyuyordum ama bir türlü organik sertifikalı hindistan cevizi yağını bulamadım.Sonunda ben de kendi üretimleri ve gerçekten katkısız olduğunu söyleyen baharatçıdan bu soğuk press hindistan cevizi yağını aldım.Ve iyi ki almışım diyorum.3 defa kullandım şimdiye kadar ama zaten daha ilk kullanımda beni çok memnun etti.Resmen saçlarımın yumuşacık,ışıl ışıl ve çok sağlıklı göründüğünü gözlemledim.250 gr için fiyatı ise 30 Tl idi Kaş ve kirpiklerim için ise hint yağını aldım.Kaşlarım dönem dönem (özellikle vize-final zamanları) çok fazla dökülme yapıyor.Sonrasında da oldukça yavaş ve güç çıkıyor.Gece uyumadan önce kulak çubuğuna birer damla damlatıp kirpik diplerime ve kaşımda dökülen yerlere uyguluyorum.Kullandığımdan beri de gerçekten dökülmelerim azaldı ve kirpiklerimde de uzama sağladı. Kısacası bu 2 yağdan da oldukça memnun kaldım ve kesinlikle bakım yağları arasında en ön sırada olması gerektiğini düşünüyorum. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere Sevgiler... Beni Buralardan da Takip Edebilirsiniz İNSTAGRAM : @handeninnotlari TWİTTER : @handeninnotlari
70f5968c7bc7
[ "fineweb2", "hplt2" ]
4 Eylül 2015 Cuma Alırım veririm ben seni yenerim İşte bu sezon Türkiye’de yeni izleyeceğimiz futbolculara kısa bir bakış... Samuel Eto’o (Antalyaspor): Dört kez Afrika’da “Yılın En İyi Oyuncusu” seçilen Eto’o, sadece doğduğu kıtada kaldırdığı kupalar ile değil, oynadığı takımlar ile de kazandıklarıyla tam bir kupa canavarı. Resmi kayıtlara göre 1981 doğumlu. Ancak o bölgenin bir gerçeği de resmi kayıtların aslında pek de resmi olmayışı. Hatta Chelsea’de oynadığı dönemde teknik direktörü Mourinho şöyle demişti: “Elimde forvet yok. Eto’o’ya sahibiz ama o da 32 yaşında. Gerçi 35 yaşında da olabilir.” Eto’o ise bu durumla barışık. Teknik direktörüne tepkisini Tottenham maçında attığı golden sonra, köşe bayrağını tutan yaşlı adam pozu ile göstermişti. Bu neşeli adamın kariyeri boyunca belki de keyfini en çok kaçıran olay, Barcelona’da oynadığı dönemde Zaragoza maçında maruz kaldığı ırkçı tezahüratlardı. Sahayı terk etmek istedi, zor ikna edildi. Ama o gün verdiği kararla bir daha asla ailesini tribünlere getirmedi. Beşiktaş tribünleri ise o dönemde “Hepimiz zenciyiz, hepimiz Eto’o’yuz.” Sloganlarıyla desteğini golcü yıldızdan eksik etmedi. Real Madrid, Mallorca, Barcelona derken İbrahimoviç karşılığında Inter’e gitti ve daha sonra kendisini Chelsea’ye de transfer edecek olan Mourinho ile çalıştı. Bu arada milli takım kariyeri de son sürat devam ediyordu. İki defa kaldırdığı Afrika Uluslar Kupası’nın en fazla gol atan oyuncusu olmuştu. Ancak söz verilen primler ödenmediği için tüm arkadaşlarını greve sürükleyip federasyondan 15 maç ceza almak da bu başarısının bir ödülü olmuştu. Chelsea’den Everton’a ve oradan da Antalyaspor’a transfer olan Eto’o’nun kaldırdığı kupa sayısı, gol krallıkları, aldığı ödülleri buraya sığdırmak imkansız. Merak edenleri internet başına davet edelim. Bütün başarıları bir yana onun hayattaki en büyük rolü doğduğu coğrafyadaki çocuklara bir umut olmak. Bir gün onların da çemberlerini kırabileceklerini tüm kıtaya göstermek. Andreas Beck (Beşiktaş): 1987 yılında Rusya’da doğan, Almanya’da büyüyen Beck aslında futbola her Türk gibi mahalle arasında başlamış. Almanya’ya her göç eden ailenin yaşadığı zorlukları Beck ailesi de yaşamış. İlk yıllar karavanda yaşamışlar. Stuttgart alt yapısında futbola başlayıp A takıma çıktıktan sonra Hoffenheim’a transfer olup takımın Bundesliga’daki çıkışında rol oynayan önemli oyunculardan biri oldu. Burada yedi sezon geçiren ve kaptanlık yapan Beck’in akıllarda kalan en önemli anı Bayern Munih maçlarında Ribery’i etkisiz hale getirdiği pozisyonlar. En önemli özelliği saha içinde liderlik almaktan kaçmaması, soğukkanlılığı ve ikili mücadelelerde kolay kolay yıkılmıyor oluşu. Bunlar onu iyi bir sağ bek yapıyor. Bir de hem hücumda hem de savunmada iki ayaklı olması çok avantaj sağlıyor. Ancak zaman zaman pozisyon üretme konusunda sıkıntı yaşayabiliyor. Ceza sahasına sokulabileceği pozisyonlarda zamanlama hatası yaptığı olabiliyor. Bu noktada her şey takım olarak oyuncuların kimyaların uyuşmasına bağlı. Saha dışında ise karşımızda bir kitap kurdu var. Dostoyevski ve Nietzsche tutkunu. Felsefe, biyografi, teknoloji kitapları ne bulsa okuyanlardan. Alman medyasının futbol dışında sohbetlerde en çok kapısını çaldığı isim. Yapılmış bir sürü edebiyat röportajı var. Beşiktaş’ın filozof taraftar grubu Çarşı tam kendilerine göre bir sağ bek izleyip alkışlamaya hazır olsun. Nani (Fenerbahçe): Çoğu yıldız futbolcunun geçmişine baktığınızda yokluk, acı ya da kayıplar olduğunu görüyoruz. 1986 yılında Afrika’da doğup Portekiz’de büyüyen Luis Carlos Almeida da Cunha ya da ablasının taktığı ismiyle Nani de zor bir çocukluk geçiren futbolculardan. Yedi yaşındayken babası tatile gittiğini söyleyip evden çıktı ama bir daha geri dönmedi. Oniki yaşındayken bu sefer annesi yoksulluktan kaçmak için Hollanda’ya gitti ve o da dönmedi. Nani teyzesiyle birlikte gençlerin üçte birinin sabıkası olduğu bir kasabada futbola bütün ümitlerini bağlayarak büyüdü. Mahallede top oynadığı arkadaşlarından biri bizler için oldukça tanıdık bir isim: Beşiktaşlı Fernandes. 17 yaşında Sporting Lizbon, 20 yaşında ise Manchester United’a imza attı. İlk zamanlar Cristiano Ronaldo ile aynı evi paylaştı. Para kazanmaya başlayınca önce babası sonra annesi geri döndü. Manchester United’da geçen yedi harika yılın ardından Van Gaal’in gelişiyle Sporting Lisbon’a kiralandı. Alex Ferguson sayesinde her iki ayağını da kullanabilen çok etkili bir kanat oyuncusu haline gelmişti. Hatta 2011 yılında Ballon d’Or’a bile aday gösterildi. Fakat 2012-13 sezonunda sakatlandı ve sonra bir daha tam anlamıyla eski performansına dönemedi. Önce Ferguson’un gözünden düştü, sonra yeni gelen Hollandalı beklentilerini karşılayamadığını öne sürüp eski kulübüne kiralanmasını sağladı. Her ne kadar karşımızda eski fırtına Nani’yi göremeyecek olsak da, her Portekizli futbolcu için söylenen “Avrupa’nın Brezilyalıları” sözü Nani için de geçerli. Çok hızlı adam eksilten, dripling becerisi yüksek, kolay ve seri çalım atabilen, süratli bir futbolcu Nani. Her iki kanatta da oynayabiliyor. Hızlı hücumlarda durdurulması çok zor. Aynı zamanda gol pozisyonu hazırlayabilen, adeta bir asist makinası. Kanat-forvet olarak oynayabilen ve zaman zaman jeneriklik goller atıp, kendisiyle özdeşleşmiş gol sevinci perende ile de tribünleri coşturan bir futbolcu. Bu tarz futbolcuların hepsinde olan bir özellik maalesef Nani’de de var. Fazla özgüvenin getirdiği bencillikle bazen topu ayağında çok tutuyor, ya da açısı kötü olmasına rağmen gereksiz şut atıp pozisyon harcayabiliyor. Varsın olsun. Şu bir kesin top ayağına her değdiğinde tribünleri ayağa kaldırabilecek bir oyuncu izleyeceğiz bu sezon. Simon Kjaer (Fenerbahçe): Fenerbahçe’nin 1989 doğumlu, yeni defansı 1.89’luk boyuyla dev bir Danimarkalı. Burada henüz alt yapıda oynarken önce Lille, sonra Real Madrid gibi dev kulüplerin ilgini çekmiş ancak yapılan teklifler yetersiz bulunduğu için yuvadan uçmasına izin verilmemişti. Sonunda ilk profesyonel sezonun ardından önce Palermo, sonra da Wolfsburg forması giydi. Wolfsburg yılları pek de parlak geçmeyince, önce Roma’ya kiralandı, ardından da Lille ile imza attı. Uzun boyu ve fit vücuduyla bir defans oyuncusu için en önemli özellik olan güç ve sağlamlığa sahip. Tam bir görev adamı. Kendisine verilen taktikleri uygulamakta usta. Frikik de atabiliyor. Soğukkanlı ve az hata yapmaya çalışan, garantici, çalım atmayı sevmeyen bir oyuncu. Ancak kötü geçen Wolfsburg yıllarından sonra maç içinde işler kötü gittiğinde konsantrasyonu çabuk dağılıyor. Bu dev adam birden güven kaybedip, saha içinde pozisyon kaybetmeye başlayabiliyor. Bu gibi durumlar ile karşılaştığında Bruno Alves’in toparlayıcı rolü çok önemli olacaktır. Robin van Persie (Fenerbahçe): 1983 yılında doğan ve 2014 Dünya Kupası’nda İspanya’ya attığı golle “Uçan Hollandalı” lakabını kazanan van Persie, İngiltere’de iki kez gol kralı olmayı başarmış bir yıldız. Sırasıyla Feyenoord, Arsenal ve Manchester United forması giyen santrafor, özellikle Hollanda’da oynadığı dönemde itaatsiz ve kibir davranışlarıyla eleştirilmişti. Sonra Thiery Henry’li, Bergkamp’lı Arsenal’de zirveye çıktı ve büyük golcü tanımını hak etti. Sadece attığı goller ile değil, Arsenal’de oynadığı dönemde geçirdiği sakatlık sonrası bileğini “at plasentası” ile tedavi ettirdiği yönünde çıkan haberlerle de, İngiliz basınında hep gündem konusu oldu. Genç oyuncular için her zaman iyi bir motivasyoner van Persie. Hatta hatırlayacaksınız Oğuzhan Özyakup her fırsatta ona teşekkür ediyor. Manchester United dönemine ait söylenebilecek en önemli şey tüm kritik maçlarda attığı goller ile takımına kazandırdığı galibiyetler olmalı. Bu galibiyetler sonunda da takımına lig şampiyonluğunu kazandıran isim oldu. 38 lig maçında 26 gol attı. Kaptanlığını da yaptığı milli takımda da kariyeri pek farklı değil. 98 maçta 49 golü var. Pierre van Hooijdonk ve Dirk Kuyt'tan sonra Fenerbahçe forması giyen üçüncü Hollandalı olacak. Bizlerse en çok uçarak atacağı golleri heyecanla bekliyoruz. Lukas Podolski (Galatasaray): Aslında 1985 yılında Polonya’da doğan Podolski, ailesiyle birlikte çocuk yaşta Friedland Mülteci Kampı’na göç edince Almanya macerası başladı. İleri ki yıllarda milli takım forması seçeceği zaman da tercihini Almanya’dan yana kullanacaktı. Profesyonel futbolda ilk üç yılını Köln’de geçirdikten sonra, her ne kadar takımın en golcü ismi de olsa, Köln küme düşerken, o da Bayern Munih’e imza attı. Burada geniş kadro sebebiyle hiç bir zaman ilk 11 oyuncusu olamadı ama toplamda 106 maça çıkıp 26 gol attı. Sonra yine eski takımı Köln tarafından transfer edilmek istendi. Hatta kulüp onu transfer edecek kaynağı yaratmak için ilginç bir yönteme başvurdu. Bir web sitesi açarak Podolski’nin 8×8 piksellik bir fotoğrafının piksellerini satışa çıkardı. F1 pilotu Schumacher de yaklaşık 900 avro ödeyerek bu piksellerden satın aldı. Podolski’de 2014 yılı geldiğinde Dünya Kupası’nı efsane F1 pilotu Michael Schumacher’e adayacaktı. Tıpkı Taffarel’in 1994 Dünya Kupası’nı Ayrton Senna’ya adaması gibi. II. Köln yılları yine birbiri ardına goller ama yine küme düşen bir takım. Podolski bu sefer rotayı İngiltere’ye çevirdi ve üç yıl boyunca Arsenal’in önemli oyuncularından biri oldu. İlk sezonunda yıldızlaşmış olmasına rağmen sonrasında uzun süren bir sakatlık nedeniyle sahalardan uzak kaldı. Kariyerindeki tek tatsız olay, 2009’da Galler’le karşılaştıkları Dünya Kupası grup eleme maçında, bir pozisyon üzerine takım kaptanı Michael Ballack ile tartışıp tokat atmasıdır. Podolski’nin en önemli özelliği kanatta oynamasına rağmen golcü bir futbolcu olması. Kilit açan, gol atamazsa attıran bir oyuncu. İyi bir şut tekniği var ve Galatasaray’ın ihtiyacı olan hücumda bitiriciliği yapabilir. Stéphane M’Bia (Trabzonspor): 1986 doğumlu olan Kamerunlu oyuncu tıpkı Kjaer gibi devasa bir fiziğe sahip. Bugüne kadar oynadığı takımlarda hiç de fena sayılmayacak goller de atmış olan bir futbolcu. Bunu özellikle içe hızlı kat edebildiği koşularla sağlıyor. Boşluğu iyi belirleyip öldürücü koşular yapmakta zorlanmıyor. Fizik gücünü prese çevirmeyi de çok iyi becerebildiğini söylemeye gerek yok. Hem defansif orta saha hem de stoper olarak oynayabilir. Duran toplarda oldukça etkili. Son iki sezondur sakatlıklar yüzünden oldukça sıkıntılar yaşayan oyuncu maalesef Trabzon’a da gelir gelmez, daha ilk idmanda sakatlandı. Bu noktada Trabzonspor sağlık ekibinin ona özel bir beslenme ve egzersiz planı hazırlamaları şart gözüküyor. Bir zamanlar hem Galatasaray hem de Trabzonspor da oynamış olan Rigobert Song onun için şöyle diyor: “Kale kapısı gibi güçlüdür, güven verir. Orta sahada yanında oynayan teknik oyuncuyu çok rahatlatır. Biraz duygusaldır ama sahada yüksek konsantrasyonla oynar.” Milli takımdan arkadaşı Webo ise şöyle diyor: “Benim profesyonelliğimi bilirsiniz. İşte M’Bia benim 3 katım daha profesyonel.” Kariyerinde canını en çok sıkan olay da yine yolu Türkiye’den geçmiş bir futbolcuyla yaşanmıştı. Fransa’da Rennes’de oynarken Milan Baros da Lyon forması giyiyordu. M’Bia’nın yoğun markajından bunalan Baros, bir pozisyonda yaşanan tartışmayla M’Bia’nın yüzüne “çok kötü kokuyorsun” anlamında burnunu tutarak ırkçı bir hakarette bulunmuştu. Baros bu olayla sadece 3 maç ceza almayıp, aslında ömür boyu arkasında taşıyacağı bir kötü bir ize de imza atmıştı. Gönderen Burcu'nun Futbol Gunlugu zaman: 11:31 Hiç yorum yok: Bu yayına verilen bağlantılar Etiketler: andreas beck, antalyaspor, beşiktaş, burcu kapu, fenerbahçe, galatasaray, lukas podolski, men's health, nani, robin van persie, samuel eto'o, simon kjaer, stéphane m'bia, trabzonspor No Pirlo No Party Başbakan da diyen var, mimar da. Karizmatik olmak için Ronaldo gibi baklavaları yok belki ama sakalı var. İsmine yapılan tişörtleri var. Kitap serisi olabilecek kadar çok farklı fotoğrafları var: Pirlo tatilde, Pirlo şarap yapıyor, Pirlo Woody Allen izliyor, Pirlo evin bütün ışıklarını tek bir futbol topu ile kapatıyor, Pirlo kızlarla... Bugüne kadar çıktığı hiç bir stadyumda yuhalanmamış bu karizmatik adam şimdi de Avrupa kıtasına veda ediyor. “Güzellik” nedir? Hiç şüphesiz bir çoğunuzun aklına önce sarışın, esmer, kumral beğendiğiniz bir aktris gelir, ya da geçen gün yolda gördüğünüz hiç tanımadığınız bir kadın. Peki, kadınları bir kenara bırakıp, futbol başlığı içinde “güzellik” nedir diye tekrar sorsam size? Yüzyıllardır güzellik kavramı felsefecilerin tartışma konusu olmuştur. Bugüne kadar yapılan tanımlamalar içinde doğruya en yakın cevabı Tolstoy vermiş: “Güzellik, bizde herhangi bir arzu uyandırmadan, bize zevk/haz veren şeydir.” Şimdi bu tanımı yeşil sahalara çevirdiğimizde, bir sürü farklı cevap gelecektir. Messi, Ronaldo, Iniesta. Liste uzar gider. Mekanikleşen futbol dünyasında bütün bu isimler iyi oyun sergiliyorlar, şüphe yok. Ama o kalabalık listede yalnızlaşan ve az kalmış sanatçılardan öyle bir isim var ki, işte ona belki de futbolun Da Vinci’si demek gerekir. Başbakan, mimar, maestro nam-ı diğer Andrea Pirlo. Brescia’da, İtalya futbolunun tam göbeğinde, futbolu “10 numara”ların yönettiği bir düzende doğdu. Erkek kardeşi ile birlikte Brescia alt yapısında futbola başladı. Sonraları biri alt liglerde yola devam ederken, Pirlo milli formayı da kapıp, U15, U18, U21 milli takımlarında kaptanlık yapacaktı. Aslında Brescia Pirlo için sadece bir basamaktı. Ondaki yeteneği ilk, bize çok tanıdık bir isim Mircea Lucescu keşfetti. İtalya’da “catenaccio” yani asma kilit diye bilinen defansif futbol anlayışının hakim olduğu bir düzende, oyun kurabilen ve oyunu her iki yönde oynayabilen oyuncular bir de gençse altın değerindedir. Bunu çok iyi bilen Lucescu, bu altın genci henüz 18 yaşındayken Inter’e transfer etti. Deep Lying Midfielder Ancak Inter bulduğu cevherin kıymetini bilemedi. O sezon ligde kötü gidişin faturası Pirlo’ya kesildi ve 22 maçın ardından eski takımına geri kiralandı. Aslında kariyerinin dönüm noktası da ondan sonra başladı. O dönem Roberto Baggio da Brescia’da oynuyordu. Antrenör Carlo Mazzone, Pirlo’ya 5 numaralı formayı verdi. Ondan tek isteği defanstan topu alıp takımın hücumuna yön vermesiydi. O dönem Dario Hubner en önde, 10 numarada ise Roberto Baggio’yu oynatıyordu. O sezon geri kalan maçlarda hiç mağlubiyet görmeden ligde kalmayı başardılar. 2001 yılında Pep Guardiola’nın da yolu Brescia’dan geçti. Bugünün başarılı teknik adamı, İtalya’ya veda ederken o günlerde Pirlo için şunları söylemişti: “Çağımızın neredeyse bütün orta sahalarının endişesi savunma. Benim gibi oyunun her iki yönünü de oynamaya çalışan futbolcuların soyu tükeniyor. 20 yıl önce benim tarzımda pek çok futbolcuyu görebilirdiniz. Ben bugün baktığımda sadece Pirlo’yu görüyorum.” 2000 U21 Avrupa Şampiyonası’nda İtalyan Milli Takımı’nın kaptanı olan Pirlo, turnuvanın hem “En Değerli Futbolcusu” seçilip hem de gol kralı olunca, Cesare Maldini’nin dikkatini çekti. Elindeki cevherin kıymetini bilemeyen Inter, Pirlo’yu ezeli rakibine kaybederken, taraftarların ise her maçta ah’lar vah’lar çekeceği günler başlıyordu. Carlo Ancelotti ile kendini bulan Pirlo, Milan’da Rui Costa (daha sonra yerine Kaka gelecekti), Gattuso, Seedorf ile voltran oluşturdukları orta sahanın beyni oldu. Ligin en çok, en isabetli pas yapan, en çok topla oynayan oyuncusuydu. Gattuso onun için şöyle diyor: “Bazen Andrea’nın topla neler yapabildiğini izlediğimde, profesyonel futbolcu olabilecek kadar iyi olup olmadığımı sorguluyorum.” Milan’da geçirdiği ilk üç sezonda Serie A, İtalya Kupası ve Şampiyonlar Ligi şampiyonluklarını tattı. Ancak yine de ligde Milan’ın başedemediği kuvvetli bir Juventus rüzgarı vardı. Gerçi o rüzgarın sonradan “Calciopoli” rüzgarı olduğu anlaşılacaktı. Takvimler 2005 yılını gösterdiğinde İstanbul tarihin en çok konuşulacak Şampiyonlar Ligi finaline ev sahipliği yapıyordu. İstanbul’da futbolu bırakmak istedim İlk yarıyı 3-0 önde kapatan Milan, ikinci yarıda ne olduğunu anlamadan üç gol yiyip, penaltılarda kupayı Liverpool’a kaybetmişti. O gün penaltıyı kaçıranlardan biri de Pirlo’ydu. O geceyi sonradan yazdığı “Düşünüyorum öyleyse oynayabilirim” isimli biyografisinde şöyle anlatıyor: “O mağlubiyetten sonra hiç bir şey mantıklı gelmemeye başladı. Soyunma odasında bir grup gerizekalı gibi oturduk. Konuşamıyorduk, hareket edemiyorduk. Üstünden saatler geçtikten sonra yaralar daha da belirginleşti. Uykusuzluk, öfke, depresyon, hiçlik duygusu. Bir çok semptom içeren yeni bir illet yaratmıştık: İstanbul sendromu. Artık bir futbolcu gibi hissetmiyordum. Bir anda futbol en önemsiz şey haline gelmişti, muhtemelen aslında en önemli şey olduğu için. Acı verici bir tezat. Futbolu bırakmayı bile düşündüm. Artık her gece yatağa Jerzy Dudek ve Liverpoollu takım arkadaşlarıyla gider olmuştum. O maçı bir daha asla izlemedim. Bu histen halen tamamıyla kurtulabilmiş değilim. Bir pası berbat etsem suçlusunu o günlerden kalma travmatik etki olarak görüyorum. Birileri Milanello’nun duvarlarındaki şampiyonluk fotoğraflarının yanına siyah kurdeleler asıp o maçı ölümsüzleştirmemizi, böylece gençlere yenilmezlik hissine kapılmanın nasıl aldatacağı bir maske olduğunu hatırlatmamızı önermişti. Çok utanç verici ama bugüne kadar ki diğer tüm başarıların önemini de arttırdığı maalesef bir gerçek.” 2006 yılında Almanya’da düzenlenen Dünya Kupası Pirlo’yu kendine getirdi. Yaşlı denilen İtalya kupayı Pirlo'nun efsane futboluyla evine götürüyordu. Bir yıl sonra Şampiyonlar Ligi finalinde iki eski düşman Milan ve Liverpool yine karşılaştı. İstanbul sendromuna son vermek için tek çareydi. Milan imzayı “intikam soğuk yenen bir yemektir” diyerek attı. Ancelotti, Chelsea’yi çalıştırmaya başladığında Pirlo’nun da kendisine katılmasını çok istedi. Aslında Pirlo’nun da gönlü bu evlilikten yanaydı. Ancak istediği şeyleri almak için her zaman bir yolunu bulan Berlusconi bu transferin önünü kesti. O dönem Real Madrid ‘de oynayan Huntelaar’ı aldıklarını, takımda standartı belirleyen adamın Pirlo olduğunu, takımın sembolü olduğunu ve bırakıp gitmemesi gerektiğini anlattı. Berlusconi bu, işini sağlama alır. Bir yandan da Chelsea’den karşılayamayacakları bir transfer bedeli ve Ivanovic’i istediler. Sonuçta Pirlo kaldı. Ancak iki sene sonra aynı Milan bir gençleştirme operasyonu ile ilk neşteri Pirlo’ya vurur. Yeni gelen teknik direktör Massimiliano Allegri, Mark van Bommel’i transfer edip Pirlo’nun bölgesinde oynatmaya başlamıştır bile. Sonraları Berlusconi onun ayrılışı için şöyle diyecekti: “Onun vedası hala içimi yakıyor. Hocasıyla iyi ilişkiler kuramadığı için ayrıldı, oysa biz onu asla bırakmak istemiyorduk.” Politikanın yarısı aslında iyi yalan söyleyebilme sanatıdır. Berlusconi de bunu çok iyi yapabilen politikacılardan biri olduğunu kanıtlıyordu. Çünkü Pirlo’nun ayrılık sebebi, hocasıyla anlaşamamak değil, önüne koyulan çok komik bir sözleşme bedeliydi. Pirlo 2011 yazında, Calciopoli skandalının izlerini üzerinden silmeye çalışan Juventus’un yolunu tuttu. Vidal, Del Piero, Buffon, Chiellini ve Pirlo kulübü yeniden ayağa kaldırmaya niyetliydi. İtalyan futbolu artık yeni virtüözünü yaratmış, kaliteli serbest vuruşları, baş döndürücü tekniğiyle Pirlo’nun önderliğinde Juventus savunmada sert, hücumda yaratıcı bir oyun oynamaya başlamıştı. 2012 Avrupa Şampiyonası’nda bir kez daha en değerli oyuncu seçildi. İngiltere maçında attığı Panenka penaltısı onunla bir kez daha doğdu. O ise yine mütevaziliği elden bırakmayıp, müthiş penaltının ardından mikrofonlara şöyle demişti: “Maçın ardından bir çok uzman o vuruş hakkında fikir belirtti; intikam alma arzusu, maçlardan önce özel çalışmasını yaptığım bir şey vs. Böylesine ekstrem bir şeyi önceden planlayabilir misiniz? Eğer cevabınız evetse ya Totti, ya bir kahin, ya da bir aptalsınızdır.” Topa hakimiyeti, kusursuz saha görüşü, mesafe tanımadan kaleyi bulan sert şutları, Pirlo’yu klasik bir 10 numaradan çok farklı bir noktaya taşıdı. Orta sahaların fizikli, sert ve yatarak müdahalelerde başarılı olması gerekmediğini ispatladı. O aslında hep aynı futbolu oynadı. Yirmi yıla yaklaşan kariyerinde, 6 İtalya şampiyonluğu, 2 Şampiyonlar Ligi, 2 Süper Kupa, 1 Dünya Kulüpler Şampiyonluğu, 1 Dünya Şampiyonluğu ve sayısız bireysel başarıya imza attı. Oyunun oynayıcısı olmaktan çok yöneticisi oldu. Attığı her pas yönetme biçimin bir örneği, attığı her gol mimarlığının eseriydi. Rakip kaleye sadece serbest vuruş için yaklaşıp, onları da sonuçta gole çeviriyordu. Herkes futbolu bırakmasını beklerken o yine yanılttı. Kaptanlığını yaptığı Juventus ile arka arkaya dört şampiyonluğun ardından, futbol devi Real Madrid’i saf dışı bırakarak takımını Şampiyonlar Ligi finaline taşıdı. Şimdi yola Amerika’da devam edecek. Ayağının tozuyla kafasında bir New York şapkasıyla soluğu beyzbol maçında aldı. Futbola sonradan ısınan Amerikalıların, bu karizmatik İtalyan’ı çok kısa sürede sahipleneceği aşikar. Gelecek ile ilgili bilinen tek planı ise asla antrenörlük yapmayacağı. Futbolu bırakınca ismi hangi takımlı olarak anılacak dersiniz? Milan’lı Pirlo mu, Juventus’lu Pirlo mu? Rakamlar Milan’dan yana ama ne fark eder ki, asistleri, frikikleri, futbol zekası ve karizması ile yeri doldurulması zor bir dahi, bir derviş. Filmin başladığı yere Brescia’ya geri dönecek olursak, o zaman ki kulüp başkanı Gino Corioni aslında Pirlo’nun neden farklı olduğunu en iyi anlatabilecek adam: “Bir gün çok yetenekli bir çocuk izledik, adı Andrea Pirlo’ydu. Babası ile konuşurken çocuk yanıma geldi ve bana ‘Ben dünyanın en iyi futbolcusuyum’ dedi. Ve gerçekten öyle çıktı.” Kaydol: Kayıtlar (Atom)
c8358d619b1d
[ "culturax", "hplt2" ]
29 Kasım 2015 Pazar DoubleTree by Hilton/360 East Moda/Kadıköy/Tarçın Event's 5.Yıl Kutlaması 360 İstanbul East Moda, Kadıköy sahil şeridinde bulunan DoubleTree by Hilton Hotel'in terasında bulunuyor. 360 derece panoromik boğaz manzarasına sahip ferah bir mekanda brunchın tadını çıkarabilirsiniz. 21 Kasım Cumartesi günü güzel bir brunch ile Tarçın Event's in 5. yılını kutladık. Her etkinlikte olduğu gibi Fatma bu organizasyonda da bütün ayrıntıları düşünmüş. Brunchta çeşidi bol, lezzetler iyi. Brunch, Serpme Kahvaltılık, Ara Sıcaklar( Izgara Hellim, Su Böreği, Sigara Böreği, Sucuk, Sosis, Menemen ), Yumurta çeşitleri( Peynirli-Sosisli-Mantarlı Yumurta) olmak üzere 3 bölümden oluşuyor. Sınırsız çay ve kahve seçeneğiyle fiyatı 55 TL. Hafta içi ve hafta sonu 10:00 ile 13:00 saatleri arasında tercih edebilirsiniz. Adres: Caferağa mah. Albay Faik Sözdener cad. / Kadıköy ( Kadıköy iskelesine yürüme mesafesinde ) Telefon: 0216 542 43 50 0216 542 43 51 Davet için Fatma Samsa Yılmaz'a, bizi güzel bir şekilde ağırladıkları için 360 East Moda çalışanlarına ve bizi düşünen sponsorlarımız Mustela, Bebak, Mamipower, Bioderma, İxora, Dizayn İst, Scotch Brite, 3M, Postit, Beliz Kozmetik, Topiccrem, Molfix, Gül Tasarım, Activa, Sac Bakım, Kliksa, Cosmed, Cook, Amway, Electrolux, Shoe City, Comfort, Le Soeil' e hediyeleri için çok teşekkürler.. Sponsorlar ve etkinlikle ilgili detaylar bir sonraki postta.. Kaydol: Kayıt Yorumları ( Atom )
fb185c6a8409
[ "culturax", "hplt2" ]
Fakat biz bu yazımızda bu iş için çok daha pratik ve bilgisayarınıza herhangi bir program kurulumu gerektirmeyen bir çözümden bahsedeceğiz. Ayrıca ücretsiz bir gif oluşturma programı aranma derdinden de kurtulacaksınız. Anlatacağımız videolardan gif yapma ve resimlerden gif yapma çözümü internet tarayıcınız üzerinde çalışan ve tamamen ücretsiz olarak kullanabileceğiniz bir online gif yapma servisi. Giphy adlı bu servisten faydalanarak dilediğiniz YouTube, Vimeo veya Vine videosundan bir bölümü keserek gif yapabilir veya bilgisayarınızda depoladığınız videolardan birini seçerek bu videodaki bölümleri gif animasyonlarına dönüştürebilirsiniz. Giphy üzerinde oluşturacağınız giflerin genel görünüme açık olacağını belirtmekte fayda var. Yani bu servis üzerinden oluşturacağınız özel gifleri başkalarının görebilmesi ihtimali var. Bu nedenle özel gifler için bir gif oluşturma programını kullanmanız daha doğru olacaktır. Blogumuza Abone Olun Yeni Yazılar E-posta Adresinize Gelsin
0f40d75b4810
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Kış mevsiminin en sevdiğim yanı,evde keyif yapmak.Mis gibi çay kokusu kek,kurabiye kokusu.Her zaman dediğim gibi en büyük zenginlik bunlar.Mutfakta duran kek fanusu her zaman dolu olacak.Kurabiye kavanozları masanın üzerinde içerisinde çeşit çeşit kurabiye olacak.Rabbime şükürler olsun bunca nimet karşısında.Dün kek yapmak için mutfağa girip malzemeleri yoklarken Elif 'aa anne kek mi yapıyorsun'demesiyle 'hadi gel sen yap bakalım' dedim.O kadar mutlu oldu ki anlatamam.Küçük bir sandalyeyi yanaştırdı mutfak tezgahına.Ben ekledim malzemeleri o çırptı.Uzun zamandır birlikte mutfağı karıştırmamıştık.Aklımızda portakallı,kakaolu bir kek vardı.Ama ben başladım mı bir şey yapmaya mutlaka aklıma bir şeyler gelir, ya eklerim ya değiştiririm tarifi.Tam karışım hazır derken Çay kurabiyeleri geldi aklıma,hadi dedim sade bir kek olmasın,bu da çaylı kek olsun,içerisine 2 tane Lipton bardak poşet çayı kesip döktüm tahta bir kaşık ile karıştırdıktan sonra yağlanmış kek kalıbına boşalttık.Sonrası bekledik fırının etrafında durduk.Tamam dedim kendime,ilerideki blogger adayı da belli oldu.Benim kadar hevesli bir kızım olduğu için de çok şanslıyım sanırım.Bu bloga boşuna bu kadar emek vermiyorum ben:)Size de tavsiye ediyorum bu keki,evde varsa bir fıstığınız:) Malzemeler: - 3 yumurta - 1 su bardağı toz şeker - 1 su bardağı sıvı yağ - 2 portakalın rendesi - 1 portakalın suyu - 3 yemek kaşığı su - 1 paket vanilya - 1 paket kabartma tozu - 2-2,5 su bardağı un - 2 tane Lipton bardak poşet çay (toz halde) - Ceviz (isteğe bağlı) Yapılışı: - Yumurta ve toz şekeri mikser ile karıştırın. - Sıvı yağ,portakal suyu,rendesi,su ve vanilyayı ekleyin,karıştırın. - Un ve kabartma tozunu karıştırın. - Karışıma ekleyin ve mikser ile 1 dk daha çırpın. - En son 2 adet Lipton bardak poşet çayı kesip karışıma dökün. - Tahta bir kaşıkla hafifçe karıştırın ve tere yağı ile yağlanmış kek kalıbına boşaltın. - 160 derece fırında pişmeye bırakın. - Soğuduktan sonra kalıptan çıkarın ve dilimleyin. - Servis ederken pudra şekeri ve tarçını karıştırıp üzerine eleyerek servis edebilirsiniz.
d68b7a265220
[ "fineweb2", "hplt2" ]
İpek Kumaş Türü Esas maddemiz hava ile temas ettiğinde katılaşan ipek telidir. İpek kozasından başlayan serüven filatür fabrikalarında sonlanır. Kozalar kaynama noktasına yakın sıcaklıktaki su kazanlarını konur ve ardından çekilen ipek telleri çıkrıklara sarılır. Böylece ham iple elde edilmiş olur. Kaliteli bir kozadan üç yüz ile yedi yüz metre ipek teli çıkacağını büyüklerimizden duymuştuk. İmalattan önce birçok ipek tellerinin birleştirilmesi ile elde edilen ipek ipliği, bükülen ipek tellerinin birleştirilmesi sonucu tekrar bükülen ipek ipliği ve eskilerin tabiri ile ibrişim denen çok hafif bükülmüş ipek ipliği şeklindedir. Osmanlı zamanında on altıncı yüzyılda parlak bir devir yaşadığını tarih bilgilerimizden hatırladığımız ipekli dokumacılığın merkezinde o günlerden bugüne Bursa hala yerini korur. Katılacağınız toplantılarda ve organizasyonlarda gözlerin ve ilginin sizin üzerinizde olmasını sağlar bu da size güven duygusu aşılar. Bu duyguyu iyi hissedebilmeniz ve öz güven sahibi olabilmeniz için giyiminizin düzgün ve kaliteli olması faydanıza olur. Peki, giydiğiniz elbisenin kıyafetin kumaşının ipek olduğunu hayal edin. Sizi ne kadar da şık gösterirdi değil mi? Bütün organizasyonları ayrı ayrı düşünerek hazırlanan ipek kumaş tan yapılan kıyafetler alıcısı kişiler tarafından büyük ilgi ile karşılanmıştır. Gecelerin konuşulan bayanları arasına girmek istiyorsanız ipek gece kıyafetlerini dikkatlice inceleyin ve kendinize en uygun olan elbiseyi seçin. Örneğin bir gece elbisesi giyeceğiniz ortamlar var ve siz de şıklık ve zarafet yarışına girmek istiyorsanız kıyafetinizin tarz olmasına ve nasıl bir model istediğinize karar vermelisiniz. İpek kumaştan bir elbisenin sizi oldukça havalı göstereceğinden şüpheniz olmasın. Çünkü ipek asırlardır uğrunda mücadele verilmiş olan bir ham madde olmuş ve günümüze kadar gelmiştir. E-Posta adresinizi aşağıdaki bölümden bültenimize ekleyerek yeni yazılarımızdan haberdar olabilirsiniz! Stok Kumaş İplik Alınır Telefon: 0536 336 43 43 Telefon: 0555 394 28 28 Mail: info@stokkumasci.com
4651a4dfdd23
[ "culturax", "fineweb2", "hplt2" ]
Restorasyon Dönemi Hazırlıklarına Başlamak Gerek Erdoğan ve AKP devleti, insanlarda, doğada, hukukta, ekonomide, eğitimde, medyada ve diğer sektörlerde büyük tahribatlar yarattı. Bu yıkımı temizleyip yeni bir gelecek kurabilmek için tüm olumsuzluklarla yüzleşmek gerekir. Bilanço çıkaracağız, döküm yapacağız, ayrıntılı ve somut bir sorgulama gerek. Sonra da yaptırımlar uygulanacak ki, bu olumsuzluklar bir daha yaşanmasın. Medya alanı için bir dizi öneri... Türkiye’de R.Tayyip Erdoğan ve AKP yönetimi, özellikle Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra, insanlık, hukuk, ekonomi ve maliye, doğa, çevre, eğitim, medya gibi çok çeşitli alanlarda olağanüstü büyük tahribatlar gerçekleştirdi. AĞIR TAHRİBAT BİLANÇOSU Kürdistan’da ve diğer bölgelerde onlarca çocuk, genç ve yaşlı insan öldürüldü. Bu katliam ve cinayetlerin çoğu, ciddi bir soruşturmaya tabi tutulmadan gündemden düşürüldü. Kürtler, Aleviler, solcular Gezi’den bu yana morg kapılarında, cenazelerde, taziyelerde bir araya gelebildi. HSYK ve diğer kurumlarda yapılan sözümona yasal düzenlemelerle adalet tamamen siyasi iktidarın bir yan kolu gibi çalışmaya başladı. Öyle ki, Türkiye tarihinde ilk kez hakimler, savcılar tutuklandı, bazı savcılar da ülkeden kaçmak zorunda kaldı. Ekonomi ve maliye, son seçimlerden sonra, Ali Babacan gibi işinin ehli üstelik uluslararası çevrelerin güvenini kazanmış bir siyasiden mahrum olarak, damada ve Saray’a yakın kişilere teslim edilirken, özellikle Putin’in yaptırımlarının henüz ne derece yıkıcı olabileceği bile hesap edilemiyor. Ekonomi ve maliye, üretimsizlikten yakınırken, dış siyasi konjonktür nedeniyle, sıcak para akışının da yavaşlaması sonucunda krize doğru hızla yol alıyor. Bu arada Saray’ın rüşvet ve yolsuzluklarının yanısıra, IŞİD petrolünün pazarlanması sıkıntısı nedeniyle ekonomi güç günler yaşıyor. Mevcut yönetim, kâh TOKİ marifetiyle, kâh otoyol-köprü yapımı yüzünden ya da HES ve nükleer enerji santralleri inşası nedeniyle doğayı katletmesi, inşaat mafyasının en güçlü sektör haline gelmesi, özellikle büyük kentlerde yaşamı katlanamaz hale getirirken, tarım alanlarının daraltılması da ayrı bir sıkıntı. Keza eğitim alanında da, 4+4+4 uygulaması ile başlayıp bugün kız-erkek ayrımına kadar giden süreçte, tüm eğitimin imam hatipleşme eğilimi laikliği tehdit ediyor. Tüm bu alanlardaki tahribat, Türkiye’yi her açıdan geriletirken, yıkımın düzeyi ve niteliği, restorasyon döneminin ne denli güç gelişebileceğini gösteriyor. Örneğin, rakamla ifade etmek gerekirse, Türkiye bugün bütün alanlarda eksi 20’lerin seviyesine inmişse, durumu normal hale getirmek, yani sadece 0’a çıkmak için bile, kısa vade gelecekteki restorasyonu yürütebilecek beceri ve yeteneğe sahip henüz alternatif görünemediği için de, olağanüstü çaba ve mücadele gerekecek. İKTİDAR MEDYANIN YAPISINI, RUHUNU BOZDU Medya alanına gelince, basın tarihi kitapları olsun, Abdülhamid dönemi olsun, Demokrat Parti zamanı olsun, sonra yaşadığımız 27 Mayıs, 12 Mart ve 12 Eylül günleri olsun...Bunların hiç birinde basın bugünkü kadar baskı altında kalmamıştı. Olumsuz örnekler arasında kıyaslama yapmak ya da bunları hiyerarşiye koymak çok anlamlı bir girişim değil. Osmanlı’da sansür baskı her dönem var idi. Ne var ki bugün, siyasi iktidar, neredeyse tüm medyaya karşı eşzamanlı olarak sansür, otosansür, ajitasyon-propaganda, manüpilasyon, medya mülkiyetini kayyım aracılığı ile ele geçirme yöntemlerini kullanmasının yanısıra gazeteci kılığına girmiş Saray sözcüleri ve kalemşörleri, meslekdaşlarımızın öldürülmesini, hapise atılmasını ya da işten çıkartılması gerektiğini söylüyor, yazıyor. Bu karanlık tablonun değişmesi zaman alacak. Sabırlı bir çalışma, intikamcı olmayan ama cezasızlığı savunmayan bir yaklaşım gerekecek. BATI’DAN ÜÇ ÖRNEK Fransa’da Nazi işgalinin ardından işbirlikçi General Petain dönemi sona erip Kurtuluş sağladığında, Nazi yanlısı basın neredeyse tamamen piayasadan çekilmişti. Çünkü Direnişçiler, zaten daha işgal koşulları altında Londra Radyosu dahil, ülke içinde de gizli olarak gazetecilik faaliyetini sürdürmüşlerdi. Albert Camus’nün de betimlediği üzere Kurtuluş sonrası bu eski yeraltı basını yasal olarak Fransız gazeteciliğinin kaderini eline aldı. Örneğin yeni dönemde de Hubert Beuve-Méry’nin Le Monde gazetesi piyasaya çıktı. Keza daha yakın zamanda İspanya ve Portekiz’de de Franco ve Salazar diktatörlüklerinin devrilmesinin ardından, ülke içinde nispeten küçük ama diasporda güçlü bir anti-faşist gazetecilik faaliyeti sürdürülmüş olduğu için, yeni demokratik dönemde, örneğin İspanya’da El Pais’in kuruluşu ile eski faşist gazetecilik piyasadan silindi. Kuşkusuz her ülkenin ve her tarihi vakanın kendine has koşulları, özellikleri var. Bu nedenle de Fransa, İspanya ve Portekiz örneklerini, tipik/klasik, olduğu gibi benimsenip kopya edilecek rol modeller olarak almaktansa, esinlenebileceğimiz, bilgi ve tecrübe dağarcığımızda bulunması gereken somut deneyimler/örnekler olarak kaydetmekte yarar var. UZUN VADELİ SABIRLI BİR ARKEOLOJİ Gazete, radyo ve televizyonlar ile İnternet sitelerinin arşivleri bizim için önemli bir kaynak. Restorasyon döneminde, üstelik de siyasi iktidarın olduğu gibi demokratik bir partinin eline geçmesini beklemeden, olanak elverdiğince, somut, derin, belgeli bir yüzleşme/eleştiri/özeleştiri mekanizması kurmamız gerekecek. Gazeteciler, meslek kuruluşları, okurlar özellikle de medyadan mağdur yurttaşlar, iletişim akademisyenleri ile bir araya gelip, bir dönemin ayrıntılı bilançosu çıkarmak durumunda. Kim ne zaman hangi konuda ne yazdı? Kamu çıkarı yerine neden ve nasıl oldu da iktidar çıkarını ya da özel çıkarı savundu? Ajitasyon-propaganda, manüpilasyon, haber tahrifatı, haber gizlemesi nasıl ve kim tarafından yapıldı? Haberin yayınlanmasında iç ve dış müdahaleler nasıl gerçekleşti? Bu sorulara ayrıntılar bulmak gerekir. Kuşkusuz uzun yıllar boyunca tüm haberleri bu soru süzgeçlerinden geçirmek mümkün değil. Ama hiç olmazsa en önemli haberleri mutlaka otopsi masasına yatırmak şart. Kasıtlı olarak yanlış verilen haberin sorumluları kimlerdi? Bu süreçte dikkat edilmesi gerek bir nokta da mutlaka adil olunması. Bu nedenle her zaman somut bilgi ve belge üzerinde çalışılması şart. Ayrıca savunma hakkı da her seferinde sınırsız ve koşulsuz bir şekilde itham edilen kişi ve kurumlara tanınmalı. Yanlış anlaşılmasın, tüm bu sorgulama/yüzleşme/ eleştiri-özeleştiri sürecini bir mahkemenin yürütmesi sözkonusu değil. Bu çalışma, daha önce Güney Afrika Cumhuriyeti, Kuzey İrlanda ve bazı Latin Amerika ülkelerinde başarılı bir şekilde işlemiş olan ‘Gerçek ve Adalet Komisyonlarında’ olduğu gibi yani sivil ve mesleki bir yapı tarafından, resmi mekanizmaların kısmen ya da talep üzerine devreye girmesi ile yapılabilecek bir çalışma. Sözkonusu çalışma salt teorik ya da akademik bir girişim değil. Dolayısıyla yapılan inceleme-soruşturma sonucunda, özel olarak bazı medya organlarını ya da gazeteci kılığındaki kiralık/satılık kalemleri, ibret olsun diye, ağır cezalara çarptırmak da esas amaç değil. Amaç, bu tür olumsuzlukların, çarpıtmaların, sansür ya da yalakalığın bir daha tekrar etmesini önlemek. Meslek kuruluşları, aslında halen tüzüklerinde bulunan madde ve hükümleri uygulamakla yetinseler bile, bu ağır mesleki suçları işlemiş olanların, orantılı bir şekilde yaptırımlara uğraması gerekir. Teşhir, yeterli bir yaptırım olamayacağı için, ya belirli bir süre ya da süresiz bir şekilde meslekten men etmek gibi yaptırımlar uygulanabilir. Bu tür bir çalışma yapılmaz ise, restorasyon döneminde, sadece medya alanında değil, diğer alanlarda da, baskı ve olumsuzlukların sürmesi gündeme gelebilir. Belki bir tek farkla: O zaman bugünün mağdurları, yarının baskıcıları haline gelir ki, sanırım kimse böyle kör bir döngüye girmek istemez. (*) Tükenmez dergisi Ocak 2016 sayısından
6e3cb91fb032
[ "c4", "culturax", "hplt2", "vngrs" ]
Herkse merhaba :) Epeydir süs den püs den konuşmuyoruz sizinle dimi ? Hadi açılışı yapalım o zaman :) Sizler geçtiğimiz günlerde sayfalarınızı indirim haberleri ile doldururken ben sadece okumuş bir parça bir şey almamıştım :) İndirim bitti onum oykmuş bunum yokmuş demeye başladım ve eksiklerimi malesef indirimsizaldım... İyi mi yaptım kötü mü paylaşayım dedim ! İndirim gerektiren bir ürün yok zaten içlerinde çünkü fırça dediğiniz inse dahi kalmadan bitiyor o günlerde sonra oje ve türleri indirime dahil olmuyor. Göz kalemi de genelde öyle ... Son zamanlarda en çok istediğim şey ; nude (ten) rengi bir göz kalemi. Yapı olarak yumuşacık bir şeyler arıyordum ve gönül rahatlığı ile Flormarı öneririm ! Oldukça fazla sevdim <3 Sürümü çok kolay ( Gözümün içine kullanıyorum ) Bunların dışında biliyorsunuz çok oje sürmeyen birisiyim bordo- kırmızı- ten ve siyah renkleri yaz - kış kullanırım birde bunlara ek French Manikür yaptırmayı çok seviyorum :) Ama yaptır yaptır nereye kadar hemde inanılmaz vakit kaybı ! Bu yüzden kendi başımın çaresine bakabilirim dedim ve bu Flormar manikür setini aldım :) İçinde bulunan yapışkanlı kağıtlar sayesinde gerçekten profesyonel bir manikür uygulayabildiğimi söyleyebilirim :) Fiyat Bilgisi İçin TIK. Süs Püs köşesinde son durum budur gençler :) Fotoğrafları aldığım gün gıcır gıcır iken çektim lütfen yanlış anlaşılmasın denemeden buraya yorum düşmüyorum :* Süsü püsü elden bırakmayın , abartmadan en doğal renklerle ışıl ışıl ışıldayın :*
b6647d070050
[ "c4", "fineweb2", "hplt2" ]
Herkese merhaba :) Nasılsınız ? Bayram nasıl geçti ? Ben aslında uzun bir post ile bayramı / tatili özetleyeceğim ama Şu kadarını şimdiden söyleyeyim hayatımın en stresli tatili oldu haliyle çok yorgunum ! Sevdiceğim rutin hayatına döndü ve bende tatilin son günlerindeyim ve hemen hemen her sabah denize gitmeye çalışıyorum çünkü Kürkçü dükkanım Ankara :). Doğasıyla , mavisiyle oksijenine doyduğum , Antalyanın şehrinden çok yaylasında , bayırında geçen bir tatil oldu hal böyle olunca iyiki almışım dediğim Benri güneş kremlerini hiç çantamdan çıkarmadım. Güneş her an yakıcılığı ile tepemizde idi. Bu aylarda Antalya nın 43-48' C olduğunu gördük , hissettik. Açıkcası Benri ne yapsa seviyorum bu yüzden hiç tereddüt etmeden , kullanıcı yorumu araştırmadan aldım . İndirimde ikisi bana 22 tl ye falan geldi diye hatırlıyorum. Vücut için olan kremi biraz daha sıvı olabilirmiş diye düşündürdü , yedirmek biraz zaman alıyor ama yüz için olanı bir harika Ankarada bile sürüp çıkacağım bir ürün. Ayrıca en güzel özelliği parabensiz olması ! Bayram sorası tatile çıkacaklara benden tavsiye ben kendi adıma memnun kaldım :)
fe3744ca3cd9
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Eda ilaçlama şirketi olarak Sultanbeyli ilaçlama servisimiz ile günün 24 saati hizmetinizdeyiz. Sultanbeyli ilçemize bağlı olan 15 mahalleye daha hızlı ilaçlama hizmeti için Sultanbeyli ilaçlama servisimiz faaliyettedir. Sultanbeyli ilaçlama servisimiz tüm açık ve kapalı alanlar için garantili olarak profesyonel ilaçlama hizmetini kesintisiz olarak vermektedir. Kullandığımız ilaçlar Sağlık Bakanlığı onaylı olup insan sağlığı üzerinde herhangibir zararı bulunmamaktadır. Her böcek ve fare türü için en etkili ilaçlar kullanılarak kesin çözüm sağlanmaktadır. İlaçlarımızın uzun süreli kalıcılık özelliği bulunmaktadır. Sultanbeyli ev ilaçlama, Sultanbeyli bina ilaçlama, Sultanbeyli fabrika ilaçlama, Sultanbeyli bahçe ilaçlama, Sultanbeyli iş yeri ilaçlama, Sultanbeyli fırın ilaçlama vb gibi tüm açık ve kapalı alanlar için Sultanbeyli ilaçlama servisimiz hizmettedir. Pire ilaçlama, hamam böceği ilaçlama, kalorifer böceği ilaçlama, akrep ilaçlama, pire ilaçlama, akar ilaçlama, bit ilaçlama, gümüş böceği ilaçlama, bitki biti ilaçlama vb gibi tüm böcek ve fare türleri için profesyonel olarak fare ilaçlama ve böcek ilaçlama hizmetlerini vermekteyiz. İlaçlama profesyonel olarak destek alınırsa başarılı olur. Sizde garantili ve kesin çözümler almak istiyor ve profesyonel ilaçlama, temizlik hizmetlerimizden yararlanmak istiyorsanız bizimle iletişime geçin…
eb2208543a2a
[ "c4", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
Sene 3500 bizimkiler memlekete gidecek 2 günlüğüne. Her delikanlı gibi ev boş değişik 31 çeşitleri düşünüyorum. Balon yapsam sıcak su mu doldursam, silikondan vajina mı yapsam falan derken malzemeyi de yığdım yavaştan. Projeyi seçtim, 8cm kasa fanının motoruyla vibrasyonlu alet yapıp malafata dolayıp orgazmın doruklarına ulaşacağım. Kasa fanının bir pervanesini kırmayıp, üstüne de bir vida sıktım ki, santrifüj etkisi vibrasyon yaratsın. Onu da salatalığın üstüne sıcak silikon ile saat kordonu gibi birşey yapıp sabitledim. Salatalık tabi sonra malafat olacak. Şarj aleti v.s. ile çalıştırdım aleti. Hatta
5809e455ef31
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Fair trade (Adil ticaret), gelişmekte olan ülkelerdeki üreticilere yardım etmeyi ve sürdürülebilirliği teşvik etmeyi amaçlayan pazar odaklı organize bir sosyal haraket, evrensel bir vizyondur. ECOCERT Grup adil ticaret ürünleri için kontrol ve sertifikasyon işlemlerini ''EST (Equitable, Solidaire, Responsable) Adil, Ortaklaşa, Sorumluluk sahibi '' standardına uygun olarak yürütmektedir. ECOCERT Grup; Fransa'da PFCE (Fair Trade için Fransız Platformu)' nin hem yöneticisi hem de üyesidir ve CNCE (Ulusal Fair Trade Komitesi) çalışma kolunda yer almaktadır. - Avrupa ' da GeoFairTrade projelerinin bir ortağıdır. - Uluslar arası alanlarda, Fair Trade girişimleri konusunda; gelecekteki beklentiler ve menfaatler ile ilgili gerçekleştirilen Biofach, Sustainable Foods Summit, Sustainable Cosmetics Summit, Première Vision gibi profosyonel ve yerel etkinliklerde yer alır. - Ecocert Avrupa organik ve fair trade programları standartlarının birbirleriyle uyuşmalar konusunda trend başlatmıştır.
bf17126fb140
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Elmalılı Hamdi Yazır: Onlar, küfür isledikleri gibi, sizin de küfür isleyip kendileriyle bir olmanizi arzu ettiler. Onun için, onlar Allah yolunda hicret edinceye kadar içlerinden dost edinmeyin. Eger bundan yüz çevirirlerse onlari yakalayin ve buldugunuz yerde öldürün; Onlardan ne bir dost, ne de bir yardimci edinmeyin. Diyanet İşleri Başkanlığı: Arzu ettiler ki kendilerinin küfre saptıkları gibi siz de sapasınız da beraber olasınız. Bu sebeple, onlar Allah yolunda hicret edinceye kadar içlerinden dost edinmeyin. Eğer bundan yüz çevirirlerse, onları yakalayın ve bulduğunuz yerde öldürün. Onlardan ne bir dost edinin, ne de bir yardımcı. Ali Fikri Yavuz: Onlar arzu ettiler ki, kendileri küfre saptıkları gibi, siz de sapasınız da beraber olasınız. Onun için, onlar Allah yolunda hicret edinciye kadar, içlerinden dost edinmeyin. Eğer tevhîd ve hicretten yüz çevirirlerse onları bulduğunuz yerde yakalayın ve öldürün; onlardan ne bir dost, ne de bir yardımcı edinmeyin. Elmalılı Hamdi Yazır (Sadeleştirilmiş): Kendileri küfre saptıkları gibi, sizin de sapmanızı isterler ki eşit olasınız. O yüzden onlar Allah yolunda hicret edinceye kadar onlardan dost edinmeyin; aldırmazlarsa bulunduğunuz yerde kendilerini yakalayıp öldürün ve onlardan ne bir dost, ne de bir yardımcı edinin! Elmalılı Hamdi Yazır (Sadeleştirilmiş 2) : Onlar, küfür işledikleri gibi, sizin de küfür işleyip kendileriyle bir olmanızı arzu ettiler. Onun için, onlar Allah yolunda hicret edinceye kadar içlerinden dost edinmeyin. Eğer bundan yüz çevirirlerse onları yakalayın ve bulduğunuz yerde öldürün; Onlardan ne bir dost, ne de bir yardımcı edinmeyin. Fizilal-il Kuran: Onlar kendileri gibi sizin de kâfir olmanızı arzu ederler. Bu yüzden Allah yolunda hicret etmedikleri sürece onlardan hiçbirini dost edinmeyiniz. Eğer yüz çevirirlerse onları yakalayınız, bulduğunuz yerde öldürünüz, hiç birini dost veya müttefik edinmeyiniz. Hasan Basri Çantay: Onlar, kendilerinin küfretdikleri gibi sizin de küfredib onlarla beraber olmanızı arzu etdiler. O halde, onlar Allah yolunda hicret edinceye kadar içlerinden dostlar edinmeyin. Eğer (aldırış etmeyib) yüz çevirirlerse onları nerede bulursanız yakalayıb, tutun, onları öldürün. Onlardan ne bir dost, ne de bir yardımcı edinmeyin. İbni Kesir: Kendileri küfrettikleri gibi, sizin de küfretmenizi isterler. O halde onlar, Allah yolunda hicret edinceye kadar içlerinden dost edinmeyin. Eğer yüz çevirirlerse; bulduğunuz yerde onları öldürün ve onlardan ne bir dost, ne de bir yardımcı edinin. Ömer Nasuhi Bilmen: Arzu etmişlerdir ki, kendilerinin kâfir oldukları gibi siz de kâfir olup onlar ile müsavî bulunasınız. O halde onlar Allah yolunda muhâceret edinceye kadar onlardan dostlar edinmeyiniz. Eğer yüz çevirirlerse artık onları her nerede bulursanız tutunuz ve öldürünüz. Ve onlardan ne bir dost, ne de bir yardımcı ittihaz etmeyiniz. Tefhim-ul Kuran: Onlar, kendilerinin küfre sapmaları gibi, sizin de küfre sapmanızı istediler. Böylelikle bir olacaktınız. Öyleyse Allah yolunda hicret edinceye kadar onlardan veliler (dostlar) edinmeyin. Şayet yine yüz çevirirlerse, artık onları tutun ve her nerede ele geçirirseniz öldürün. Onlardan ne bir veli (dost) edinin, ne de bir yardımcı. Diyanet Vakfi: Sizin de kendileri gibi inkâr etmenizi istediler ki onlarla eşit olasınız. O halde Allah yolunda göç edinceye kadar onlardan hiçbirini dost edinmeyin. Eğer yüz çevirirlerse onları yakalayın, bulduğunuz yerde öldürün ve hiçbirini dost ve yardımcı edinmeyin. Elmalılı Hamdi Yazır (Orijinal): Arzu ettiler ki kendilerinin küfre sapdıkları gibi siz de sapasınız da beraber olasınız, onun için onlar Allah yolunda hicret edinceye kadar içlerinden dost edinmeyin, yok aldırmazlarsa o vakıt bulduğunuz yerde kendilerini tutun ve öldürün, ve onlardan ne bir dost ne de bir yardımcı edinmeyin
1b61ba474821
[ "c4", "hplt2", "vngrs" ]
Elmalılı Hamdi Yazır: (Allah): "Ey Âdem, bunlara onlari isimleriyle haber ver." dedi. Bu emir üzerine Âdem onlara isimleriyle onlari haber verince, (Allah): "Ben size, ben göklerin ve yerin gayblarini bilirim, sizin açikladiginizi da, içinizde gizlediginizi de bilirim" dememis miydim?" dedi. Diyanet İşleri Başkanlığı: Allah, şöyle dedi: “Ey Âdem! Onlara bunların isimlerini söyle.” Âdem, meleklere onların isimlerini bildirince Allah, “Size, göklerin ve yerin gaybını şüphesiz ki ben bilirim, yine açığa vurduklarınızı da, gizli tuttuklarınızı da ben bilirim demedim mi?” dedi. Ali Fikri Yavuz: Allah, Hz. Âdem’e: “- Ey Âdem! Eşyanın isimlerini meleklere haber ver.” buyurdu. Âdem Aleyhisselâm da, meleklere, o isimleri haber verince Allah: “-Ben size demedim mi ki, göklerin ve yerin gayblarını ben bilirim. Açıkladığınızı da, gizlediğinizi de elbette ben bilirim.” buyurdu. Elmalılı Hamdi Yazır (Sadeleştirilmiş): Ey Adem, bunlara onları isimleriyle haber ver! buyurdu. Bu emir üzerine Adem, onlara isimleriyle bunları haber verince buyurdu ki: «Size demedim mi Ben her halde göklerin ve yerin sırrını bilirim! Ve sizin açıkladığınız ve gizlediğiniz şeyleri de biliyorum!» Elmalılı Hamdi Yazır (Sadeleştirilmiş 2) : (Allah): «Ey Âdem, bunlara onları isimleriyle haber ver.» dedi. Bu emir üzerine Âdem onlara isimleriyle onları haber verince, (Allah): «Ben size, ben göklerin ve yerin gayblarını bilirim, sizin açıkladığınızı da, içinizde gizlediğinizi de bilirim» dememiş miydim?» dedi. Fizilal-il Kuran: Allah, Adem´e «Ey Adem, bunlara o nesnelerin adlarını bildir» dedi. Adem, meleklere bütün nesnelerin isimlerini bildirince Allah, onlara «Ben size, ´göklerin ve yerin bütün gizliliklerini, ayrıca sizin bütün açığa vurduklarınız ve içinizde sakladıklarınızı bilirim´ dememiş miydim?» dedi. Hasan Basri Çantay: (Allah) : «Ey Âdem, onları adlariyle kendilerine haber ver» deyib de o da onları isimleriyle söyleyiverince (şöyle) dedi: «Size demedim mi ki göklerin ve yerin gaybını şübhesiz ben bilirim. Neyi açıklarsanız, neyi de gizlemişseniz ben biliyorum.» İbni Kesir: Allah: Ey Adem, onları`adları ile kendilerine bildir, dedi. Adem, adlarını söyleyince; Size demedim mi ki ben, göklerin de, yerin de gizliliklerini muhakkak bilirim. Ve sizlerin neyi açıklayıp neyi gizler olduğunuzu da bilirim, buyurdu. Ömer Nasuhi Bilmen: Buyurdu ki: «Ey Âdem! O şeyleri adları ile meleklere haber ver!». Âdem de o şeyleri adları ile haber verince (Cenâb-ı Hak) buyurdu ki, «Size dememiş miydim ki, Ben şüphesiz göklerin de yerin de gizliliklerini bilirim. Ve sizin izhâr ettiğiniz ve gizlediğiniz şeyleri de bilirim.» Tefhim-ul Kuran: (Allah:) «Ey Adem, bunları onlara isimleriyle haber ver» dedi. O da, bunları onlara isimleriyle haber verince, (Allah) dedi ki: «Size demedim mi, göklerin ve yerin gaybını gerçekten ben bilirim, gizli tuttuklarınızı da, açığa vurduklarınızı da ben bilirim.» Diyanet Vakfi: (Bunun üzerine:) Ey Âdem! Eşyanın isimlerini meleklere anlat, dedi. Âdem onların isimlerini onlara anlatınca: Ben size, muhakkak semâvat ve arzda görülmeyenleri (oralardaki sırları) bilirim. Bundan da öte, gizli ve açık yapmakta olduklarınızı da bilirim, dememiş miydim? dedi. Elmalılı Hamdi Yazır (Orijinal): Ey Adem bunlara onları isimleriyle haber ver buyurdu. Bu emir üzerine Adem onlara isimleriyle onları haber veriverince de buyurdu ki demedim mi size Ben her halde Semavüt-ü Arzın gaybini bilirim, ve biliyorum ne izhar ediyorsunuz da ne ketmeyliyordunuz
418514a74304
[ "c4", "culturax", "hplt2" ]
Elmalılı Hamdi Yazır: Kendilerine, "Ellerinizi savastan çekin, namazi kilin, zekati verin" denilenleri görmedin mi? Üzerlerine savas yazilinca hemen içlerinden bir kismi insanlardan, Allah´tan korkar gibi, hatta daha çok korkarlar ve "Rabbimiz! Niçin bize savas yazdin? Ne olurdu bize azicik bir müddet daha tanimis olsaydin da biraz daha yasasaydik?" derler. Onlara de ki: "Dünya zevki ne de olsa azdir, ahiret, Allah´a karsi gelmekten sakinan için daha hayirlidir ve size kil kadar haksizlik edilmez." Diyanet İşleri Başkanlığı: Daha önce kendilerine, “(savaşmaktan) ellerinizi çekin, namazı kılın, zekâtı verin” denilenleri görmedin mi? Üzerlerine savaş yazılınca, hemen içlerinden bir kısmı; insanlardan, Allah’tan korkar gibi, hatta daha çok korkarlar ve “Rabbimiz! Niçin bize savaş yazdın? Bizi yakın bir zamana kadar erteleseydin ya!” derler. De ki: “Dünya geçimliği azdır. Ahiret, Allah’a karşı gelmekten sakınan kimse için daha hayırlıdır. Size kıl kadar haksızlık edilmez.” Ali Fikri Yavuz: Kendilerine: “-Ellerinizi savaştan çekin, namazı kılın, zekâtı verin”, denilmiş olanlara bakmaz mısın? Şimdi onların üzerine savaş farz kılınınca, içlerinden bir topluluk, Allah’dan korkar gibi hatta daha şiddetli bir korku ile insanlardan korkuyor. Onlar: “-Ey Rabbimiz, üzerimize şu savaşı neye farz kıldın, ne olurdu bizi yakın bir vakte kadar geri bırakaydın!” dediler. Onlara şöyle de: “- Dünyanın zevki pek azdır. Ahiret ise sakınanlar için muhakkak hayırlıdır; ve kıl kadar haksızlığa uğramazsınız. Elmalılı Hamdi Yazır (Sadeleştirilmiş 2) : Kendilerine, «Ellerinizi savaştan çekin, namazı kılın, zekatı verin» denilenleri görmedin mi? Üzerlerine savaş yazılınca hemen içlerinden bir kısmı insanlardan, Allah´tan korkar gibi, hatta daha çok korkarlar ve «Rabbimiz! Niçin bize savaş yazdın? Ne olurdu bize azıcık bir müddet daha tanımış olsaydın da biraz daha yaşasaydık?» derler. Onlara de ki: «Dünya zevki ne de olsa azdır, ahiret, Allah´a karşı gelmekten sakınan için daha hayırlıdır ve size kıl kadar haksızlık edilmez.» Hasan Basri Çantay: (Evvelce) kendilerine «Ellerinizi (muhaarebeden) çekin, dosdoğru namazı kılın, zekâtı verin» denilen kimselere bakmaz mısın? Şimdi onların üzerine muhaarebe yazılınca (farzedilince) içlerinden bir zümre, insan (dan başka bir şey olmayan düşman) lardan Allahdan korkar gibi, hattâ daha şiddetli bir korku ile korkuyorlar. Onlar: «Ey Rabbimiz üzerimize (şu) muhaarebeyi neye yazdın? Bizi yakın bir zamana kadar gecikdirmeli değil miydin» dediler. (Onlara) de ki: «Dünyânın fâidesi pek azdır, Âhiret ise sakınanlar için elbet daha hayırlıdır. Siz hurma çekirdeğinin ince ipliği kadar bile haksızlığa uğratılmayacaksınız». İbni Kesir: Kendilerine: Ellerinizi savaştan çekin, namazı kılın, zekatı verin, denilmiş olanlara bakmaz mısın? Şimdi onların üzerine savaş farz kılınınca; içlerinden bir grup Allah´tan korkar gibi, hatta daha şiddetli bir korku ile insanlardan korkuyorlar. Bunlar: Ey Rabbımız, üzerimize şu savaşı niye farz kıldın? Ne olurdu bizi yakın bir geleceğe kadar geri bırakaydın, dediler. Onlara de ki: Dünyanın geçimi azdır. Ahiret ise, müttakiler için elbet daha hayırlıdır. Ve kıl kadar haksızlığa uğratılmayacaksınız. Ömer Nasuhi Bilmen: O kimseleri görmez misin ki, onlara: «Ellerinizi çekiniz ve namaz kılınız, zekât veriniz» denilmişti. Vaktâ ki üzerlerine cihad yazıldı, o zaman içlerinden birtakımı, Allah Teâlâ´dan korkarcasına veya daha ziyâde insanlardan korkar oldular. Ve onlar, «Ey Rabbimiz! Ne için üzerimize cihadı yazdın? Ne olurdu bizi yakın bir müddete kadar tehir etseydin» dediler. De ki: «Dünyanın faidesi pek azdır, ahiret ise muttakî olanlar için elbette hayırlıdır. Ve siz kıl kadar zulme uğramayacaksınızdır.» Tefhim-ul Kuran: Kendilerine; «Elinizi (savaştan) çekin, namazı kılın, zekâtı verin» denenleri görmedin mi? Oysa savaş üzerlerine yazıldığında, onlardan bir grup, insanlardan Allah´tan korkar gibi -hatta daha da şiddetli bir korkuyla- korkuya kapılıyorlar ve «Rabbimiz, ne diye savaşı üzerimize yazdın, bizi yakın bir zamana ertelemeli değil miydin?» dediler. De ki: «Dünyanın metaı azdır, ahiret ise muttakiler için daha hayırlıdır ve siz ´bir hurma çekirdeğindeki ipince bir iplik kadar´ bile haksızlığa uğratılmayacaksınız.» Elmalılı Hamdi Yazır (Orijinal): Bakmaz mısın o: kendilerine ellerinizi çekin ve namaz kılın, zekât verin denilmiş olan kimselere? Şimdi üzerlerine kıtal yazılınca insanlardan Allahdan korkarcasına veya daha bile ziyade korkuyorlar ve şöyle dediler: «Ey bizim rabbımız! Niçin üzerimize bu kıtali yazdın! Nolurdu bizi yakın bir ecele tehir edeydin? De ki: Dünya zevkı ne olsa azdır, Ahıret ise Allahdan korkanlar için sırf hayırdır hem kıl kadar hakkınız yenmez
90e8e37b1d31
[ "c4", "culturax", "hplt2" ]
Elmalılı Hamdi Yazır: Yoksa günah isleyip de kendisine ölüm gelince: "Iste ben simdi tevbe ettim." diyen kimselerin tevbesi kabul edilmez. Kâfir olarak ölenlerin de tevbeleri kabul edilmez. Iste bunlara ahirette can yakici bir azap hazirlamisizdir. Diyanet İşleri Başkanlığı: Yoksa (makbul) tövbe, kötülükleri (günahları) yapıp yapıp da kendisine ölüm gelip çatınca, “İşte ben şimdi tövbe ettim” diyen kimseler ile kâfir olarak ölenlerinki değildir. Bunlar için ahirette elem dolu bir azap hazırlamışızdır. Ali Fikri Yavuz: O kimseler ki, kötü işlerde ısrar ederken onlardan birine ölüm gelip hayattan ümidini kesince: “- Ben, şimdi tevbe ettim” der, o kimseler için tevbe yok (tevbe makbul değildir). Kâfir oldukları halde ölenlere de tevbe yok, işte biz onlar için ahirette acıklı bir azap hazırlamışızdır. Elmalılı Hamdi Yazır (Sadeleştirilmiş): Yoksa günahları yapıp yapıp da her birine ölüm gelince: «İşte ben, şimdi tevbe ettim.» diyenlerin ve kafir olarak ölenlerin pişmanlığı fayda etmez. İşte onlara, elim bir azap hazırlamışızdır. Elmalılı Hamdi Yazır (Sadeleştirilmiş 2) : Yoksa günah işleyip de kendisine ölüm gelince: «İşte ben şimdi tevbe ettim.» diyen kimselerin tevbesi kabul edilmez. Kâfir olarak ölenlerin de tevbeleri kabul edilmez. İşte bunlara ahirette can yakıcı bir azap hazırlamışızdır. Fizilal-il Kuran: Yoksa sürekli kötülük yapıp dururken ölümün eşiğine gelince «Şimdi tevbe ettim» diyenler ile kâfir olarak ölenlerin tevbesi geçerli değildir. Biz böyleleri için acı bir azap hazırladık. Hasan Basri Çantay: (Yoksa makbul olan o tevbe), kötülükleri yapıb yapıb da onlardan (ya´ni böyle yapanlardan) her hangi birine tâ ölüm gelince: «Ben şimdi hakıykaten tevbe etdim» diyenlerin tevbesi değil. Kendileri kâfir olarak öleceklerin (tevbesi) de değil. Onlar (öyle iste). Biz onlar için pek acıklı bir azâb hazırlamışızdır. İbni Kesir: Kötülükleri işleyip dururken, ölüm gelip çatınca: Şimdi işte gerçekten tevbe ettim, diyenlerin ve kafir olarak ölenlerin tevbesi kabul değildir. İşte onlar için, elem verici bir azab hazırlamışızdır. Ömer Nasuhi Bilmen: Ve tevbe o kimseler için değildir ki, günahları yapar dururlar. Vakta ki kendilerinden birine ölüm gelip çatınca, «Ben şimdi tevbe ettim,» der ve kâfir oldukları halde ölenler için de değildir. İşte biz onlara elim bir azap hazırlamışızdır. Tefhim-ul Kuran: Tevbe, ne kötülükleri yapıp edip de onlardan birine ölüm çatınca: «Ben şimdi gerçekten tevbe ettim» diyenler, ne de kendileri kâfirler olarak ölenler için değil. Böyleleri için acıklı bir azab hazırlamışızdır. Diyanet Vakfi: Yoksa kötülükleri yapıp yapıp da içlerinden birine ölüm gelip çatınca «Ben şimdi tevbe ettim» diyenler ile kâfir olarak ölenler için (kabul edilecek) tevbe yoktur. Onlar için acı bir azap hazırlamışızdır. Elmalılı Hamdi Yazır (Orijinal): Yoksa kabahatleri yapıb yapıb da tâ her birine ölüm gelince işte ben şimdi tevbe ettim diyen kimselere tevbe yok, kâfir oldukları halde ölenlere de yok, bunlar işte bunlara biz elîm bir azab hazırlamışızdır.
b3155414554e
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
İncelemek için resmi tıklayınız. Erkyazılım’ın çevik (agile) yazılım metotlarını benimsemiş olmasının en çok sevindiğim yanı, çevik yazılım yaklaşımının müşteri memnuniyeti sağladığı kadar satış sürecinin de hızlı olmasına olanak sağlaması. Gerkçekleştirdiğimiz projeler çerçeve olarak sektör bazında benzerlik gösterse de (örneğin: Enerji sektörü/online ödeme sistemi gibi) müşterilere göre özelleştirmeleri herbir projeyi oldukça değiştiriyor, kendine özgü hale getiriyor. Çevik metodlar ile proje içindeki her bir yazılım özelleştirme isteğini küçük parçalara bölüyoruz. Bunları müşteriye ayrı ayrı onaylatabiliyor olmak, ya da müşteri istediğinden vazgeçtiğinde geri dönme kolaylığının olması fiyatlandırma konusunda da ölçeklenebilirlik kazandırıyor. Bildiğiniz gibi, çevik yazılım manifestosu 4 basit ilkenin benimsenmesidir ve bunlar, müşteri memnuniyetinin temelidir. Aynı zamanda bunun tersi müşteri şikâyetlerinin ve yolun sonundan bile geri dönülen yazılım projelerinin temel kaynağıdır. Bugün yazılım projeleri anlamında iş yapılabiliyorsa bu beklentiler karşılanıyor demektir. Demek ki, çevik yazılım ilkeleri artık bu bir manifestodan öte, bir iş yapma şekli haline gelmiş. Bir projeye başlarken, herkesin aynı araçları kullanması güzel bir şeydir. Peki, farklı araçları kullananlar iş yapamayacak mı? Elbette hayır. Bizim müşterilerimiz farklı farklı ürünler ve metodlar kullandıkları halde, proje sürecinde her alternatifte müşterilerimizle iletişimi gerektiği gibi kurabiliyoruz. Bir ilke de dokümantasyonla uğraşmak yerine yazılımı çalıştır mantığıdır. Detaylı dokümantasyon süreyi ve maliyeti artırdığı gibi, hiçbir zaman çalışan bir yazılım kadar müşteriyi memnun etmeyecektir. Diğer manifesto ilkesine gelelim. Her sözleşmede keskin kurallar koyulmaya çalışılır. Fakat hiçbir kesin kural, yazılım şirketini müşteri ile hemfikir olmak kadar kazançlı kılmaz. Çünkü en azından ihtiyaçlar adına söylemek lazım; başlangıçta hayal gücü ile tasvir edilen ihtiyaçlar, projenin ilerleyen aşamalarında daha net belirir. Yazılım şirketi sözleşmeye uymaya çalışırken, müşterinin ihtiyacını karşılamamış olacak. Sözleşmeye uyuldu belki ama nerede müşteri memnuniyeti? Sözleşmelerde ve teklif metinlerinde ifade edilen cümlelerin dahi yanlış anlaşılma ihtimalleri söz konusudur. Teknik olarak her şeyin yapılabildiği günümüzde, yazılım projelerindeki en büyük maliyet ve “yapılmayanlar listesinin” uzamasının sebebini “farklı yorumlamalar” oluşturmaktadır. Küçük parçalar halinde yapılan teslimat ve alınan onaylar, sonrasında emin adımlarla ilerlemeyi sağlıyor. Gidilen yolda, yapılmayan iş kalmamış oluyor. Bu yazılım şirketi olarak bizi de memnun ediyor, bizimle çalışan firmayı da memnun ediyor. Aynı zamanda, firma adına ürün kabulü yapacak olan yetkili, yaptırdığı işleri aşama aşama çalıştığına şahit olduktan sonra, çalışma süreci de asla gergin geçmiyor. Bunlar üretim ve sonrasında sağladığı kolaylıklar. Bunun bir de satış kolaylaştıran pazarlık kabiliyeti kazandırdığını düşünecek olursak, projeyi küçük parçalara bölebildiğimiz oranda başarı kazanıyoruz. Aynı zamanda satış sürecinde de müşterimiz verilen teklifin neye göre verildiğini sorgulayabildiği için, aldığı fiyatı değerlendirirken modül bazında tercih yapabiliyor, aldığı iskontonun haricinde bir de önem/aciliyet değerlendirmesi yaparak fiyatı kendi kriterlerine göre aşağı çekebiliyorlar. Sadece 4 basit ilke bütün bunları sağlıyorsa bence bu manifesto, mutlu müşteri manifestosudur.
15f4ed996ea4
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
Ömer Nasuhi Bilmen: Ve hatırla o zaman ki, O kendisine Allah´ın in´am ettiği ve senin de kendisine in´am ettiğin kimseye, «Zevceni kendin için tut ve Allah´tan kork,» diyordun ve kendi içerinde Allah´ın açığa çıkaracağı şeyi gizliyordun ve nâstan korkuyordun. Halbuki, korkmaya en ziyâde layık olan Allah´tır. Sonra Zeyd, o kadından alakasını nihâyete erdirince onu seninle evlendirdik. Tâ ki oğulluklarının alakalarını zevcelerinden kestikleri zaman o zevcelerde mü´minler üzerine bir darlık (bir günah) olmasın. Ve Allah´ın emri yerine getirilmiş oldu.
f4c0c1f2f6ae
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Elmalılı Hamdi Yazır: Ehl-i kitaptan inkar edenleri, ilk sürgünleri yurtlarindan çikaran O´dur. Siz onlarin çikacaklarini sanmamistiniz. Onlar da kalelerinin, kendilerini Allah´tan koruyacagini sanmislardi. Ama Allah´in azabi, onlara beklemedikleri yerden geliverdi. O, yüreklerine korku düsürdü; öyle ki evlerini hem kendi elleriyle, hem de müminlerin elleriyle harap ediyorlardi. Ey akil sahipleri! Ibret alin. Diyanet İşleri Başkanlığı: O, kitap ehlinden inkâr edenleri ilk toplu sürgünde yurtlarından çıkarandır. Siz onların çıkacaklarını sanmamıştınız. Onlar da kalelerinin, kendilerini Allah’tan koruyacağını sanmışlardı. Ama Allah’ın emri onlara ummadıkları yerden geldi. O, yüreklerine korku düşürdü. Öyle ki, evlerini hem kendi elleriyle, hem de mü’minlerin elleriyle yıkıyorlardı. Ey basiret sahipleri, ibret alın. Ali Fikri Yavuz: (Peygamberi inkâr eden ve O’na verdikleri sözden cayan Medine’deki Yahûdi kabilesi Nadir Oğulları’ndan ibaret) ehl-i kitabdan kâfir olanları, ilk sürgünde yurdlarından çıkaran O’dur. Siz, çıkacaklarını sanmamıştınız. Onlar da, tahkimatlarının (kalelerinin), kendilerini (Allah’ın azabından) koruyacağını zannetmişlerdi. Fakat Allah, onları, hesab etmedikleri tarafdan bastırdı ve kalblerine korku düşürdü. Öyle ki, evlerini, hem kendi elleriyle, hem müminlerin elleriyle harab ediyor, yıkıyorlardı. Düşünün de ibret alın, ey basîret sahibleri!... Elmalılı Hamdi Yazır (Sadeleştirilmiş): O´dur kitap verilenlerden inkar edenleri ilk haşir için yurtlarından çıkaran. Siz, onların çıkacaklarını sanmadınız, Onlar da kalelerinin kendilerini Allah´tan koruyacak engelleri olduğunu sandılar, fakat Allah onları hesap etmedikleri bir yönden bastırdı ve kalplerinin içine korku düşürdü. Öyle ki, evlerini bir yandan kendi elleriyle, bir yandan da mü´minlerin elleriyle harap ediyorlardı. Ey görecek gözleri olanlar, düşünün de ibret alın! Elmalılı Hamdi Yazır (Sadeleştirilmiş 2) : Ehl- i kitaptan inkar edenleri, ilk sürgünleri yurtlarından çıkaran O´dur. Siz onların çıkacaklarını sanmamıştınız. Onlar da kalelerinin, kendilerini Allah´tan koruyacağını sanmışlardı. Ama Allah´ın azabı, onlara beklemedikleri yerden geliverdi. O, yüreklerine korku düşürdü; öyle ki evlerini hem kendi elleriyle, hem de müminlerin elleriyle harap ediyorlardı. Ey akıl sahipleri! İbret alın. Fizilal-il Kuran: Kitap ehlinden inkar edenleri, ilk sürgünde yurtlarından çıkaran O´dur. Siz onların çıkacaklarını sanmamıştınız. Onlarda kalelerinin, kendilerini Allah´tan koruyacağını sanmışlardı. Allah onlara ummadıkları yerden geldi, yüreklerine korku saldı; öyle ki evlerini kendi elleriyle ve müminlerin elleriyle yıkıyorlardı. Ey akıl sahipleri ibret alın! Hasan Basri Çantay: O, ehl-i kitabdan küfür edenleri ilk sürgünde yurdlarından çıkarandır. Siz çıkacaklarını sanmamışdınız. Onlar da kal´alarının (Allahın azabına) hakıykaten mâni olacağını zannetdilerdi. İşte onlara hisâba katmadıkları cihetden Allah (ın emr-ü azâbı) geliverdi. O, bunların yüreklerine korku düşürdü. Öyle ki evlerini hem kendi elleriyle, hem mü´minlerin elleriyle harab ediyorlardı. İşte ey akıl ve basıyret saahibleri, siz (bundan) ibret alın. İbni Kesir: O´dur Ehl-i Kitab´tan küfretmiş olanları ilk sürgünde yurtlarından çıkarmış olan. Halbuki siz, onların çıkacaklarını sanmıştınız. Onlar da kalelerinin kendilerini Allah´tan koruyacağını sanmışlardı. Fakat Allah´ ın azabı onlara hesablamadıkları yerden geldi. Ve kalblerine korku saldı. Kendi elleriyle ve inananların elleriyle evlerini yıkıyorlardı. Ey basiret sahipleri ibret alın. Ömer Nasuhi Bilmen: O, o zât-ı akdesdir ki ehli kitaptan kâfir olanları ilk sürgün için yurtlarından çıkardı. Onların çıkacaklarını siz zannetmez idiniz, onlar da şüphe yok zannettiler ki, kendilerini Allah´tan koruyacak olan, kal´alarıdır. Fakat Allah, onlara hiç hesaba almadıkları bir cihetten geldi ve yüreklerine korku düşürdü, öyle ki evlerini hem kendi elleriyle ve hem de mü´minlerin elleriyle harap eder oldular. Artık ey basiret sahipleri! İbret alınız. Tefhim-ul Kuran: Kitap Ehlinden küfredenleri ilk sürgünde yurtlarından çıkaran O´dur. Onların çıkacaklarını siz sanmamıştınız, onlar da kalelerinin kendilerini Allah´tan koruyacağını sanmışlardı. Böylece Allah(´ın azabı) da, onlara hesaba katmadıkları bir yönden geldi, yüreklerine korku salıverdi; öyle ki evlerini kendi elleriyle ve mü´minlerin elleriyle tahrip ediyorlardı. Artık ey basiret sahibleri ibret alın. Diyanet Vakfi: Ehl-i kitaptan inkâr edenleri, ilk sürgünde yurtlarından çıkaran O´dur. Siz onların çıkacaklarını sanmamıştınız. Onlar da kalelerinin, kendilerini Allah´tan koruyacağını sanmışlardı. Ama Allah (O´nun azabı), onlara beklemedikleri yerden geliverdi. O, yüreklerine korku düşürdü; öyle ki evlerini hem kendi elleriyle, hem de müminlerin elleriyle harap ediyorlardı. Ey akıl sahipleri! İbret alın. Elmalılı Hamdi Yazır (Orijinal): O ki Ehl-i kitab´dan o küfredenleri ilk haşr için diyarlarından çıkardı. Siz çıkacaklarını zannetmediniz onlar da zannettiler ki kendilerini Allahdan koruyacak manialarıdır kal´aları, istihkâmları, fakat Allah onları hisab etmedikleri cihetten bastırdı ve kalblerinin içine korku düşürdü, öyleki evlerini bir taraftan kendi elleri bir taraftan da mü´minlerin elleriyle harab ediyorlardı, düşünün de ıbret alın ey görecek gözleri olanlar!
c13b91cd5fc3
[ "c4", "hplt2" ]
Kahve, yaklaşık 400 yıldır, başta Ortadoğu olmak üzere tüm dünyanın severek tükettiği bir içecektir. Oldukça faydalı olan ürünü biz Türkler, Türk kahvesi biçiminde tanırız. Öğütülme ve pişirilme metodları batıya göre hayli farklı olan Türk Kahvesi Filtre kahveye hayli farklı bir içime sahiptir. Örneğin, sertliğinden ötürü çok miktarlarda içilmesi mümkün olmamaktadır. Batıda filtre kahve geleneksel bir kültür haline gelmiştir ve pek çok batı ülkesinde, bizde çayın tüketildiği biçimde tüketilir. Bahsettiğimiz gibi bizde yerleşik bir kültür olmadığı için pek çoğumuz filtre kahve nasıl yapılır? Bilmeyiz. Biz size bu sayfamızda evde filtre kahve nasıl yapılır, üzerine bilgiler ileteceğiz. Yumuşak içimli, sütlü filtre kahve veya ser bir espresso filtre kahve nasıl yapılır, hangi yöntemler kullanılır? Evsel araçlarla filtre kahve nasıl hazırlanır? İnceleyeceğiz. Tabii bizim Türk kahvesi dışında en iyi bildiğimiz yöntem hazır kahve olduğu için kahve yapımı bizim için çok kolay gibi görünür. Yanlışlıkla marketten filtre kahve satın aldığımızda ise şaşırır kalırız. İşte bu noktada nefis filtre kahve yapımı için bu yazımız size yardım ecedektir. Tek bir cümle aslında evde filtre kahve nasıl yapılır sorusunu cevaplamaya yetecektir; Kahve demlenir. Ancak, bizde çayın demlendiği şekilde değil. Zira kahve kaynarsa ve uzun süre ısıya maruz kalırsa, dayanılmaz bir lezzet ortaya çıkar, bunun yanında bitkinin içindeki zehirli maddeler de açığa çıkmaya başlayacağından zararlı bir form ortaya çıkması muhtemeldir. Bu nedenle 100 dereceye hiç maruz kalmayacak biçimde, mümkünse 80 – 90 derecede başlayacak demleme süreci, içecek 55 dereceye ulaşıncaya kadar; yani yaklaşık 5 dakika sürecek ve tamamlanacaktır. Hatta kahvenin telvesinin bardakta olması dahi, istenmeyen bir durumdur. Ne kadar uzun süre suyun içinde kalırsa, o kadar acıyacaktır. Filtre kahve, Türk kahvesinden farklı olarak daha kalın öğütülür. Dolayısıyla, türk kahvesi kadar az kullanılmaz. Türk kahvesi tek taşımlık kaynatılabilir ve telve bardakta kalabilir, zira miktar azdır ve toksik hale gelmez. Filtre kahve için çaydanlık kullanılmaz. Bunun için Kahve makineleri veya French Press ismi verilen süzgeçli cam aparatlar kullanılır. Bir ek not olarak eklemek gerekir ki, sütlü kahve sütle yapılmaz. Sütte kahve çözünmesi doğru değildir, zira süt kaynadığında sudan çok daha yüksek ısılara çıkar, demlenme süreci bozulacaktır. Kahve yapımı mutlaka su ile gerçekleşmelidir. Elbette filtre kahve yapımı termometre ile, kimyasal analiz yapmayacağız. Suyun 90 dereceye inmesi, normal koşullarda kaynadıktan 1-2 dakika sonra gerçekleşir. Kahvenin üzerine kaynayan suyu değil, 2 dakika beklemiş suyu eklemeniz birinci prensibi sağlamanız anlamına gerelecektir. French Press üzerinde, süzgeci hareket ettiren bir piston bulunur. İşte filtre kahve nasıl hazırlanır sorusunun en can alıcı cevabı bu pistonda gizlidir. Pres cihazının pistonu, su eklenir eklenmez bastırılmamalıdır. Demlenme sürecinin tamamlanmasına yakın bir zamanda bastırılması doğru olacaktır. Zira, suyu eklemeden veya hemen ekleyince bastırmak, kahvenin sıkışmasına ve yeterince aroma verememesine neden olur. Demlenmeye yakın bir noktada pistonu bastırmak yeterli olacaktır. Kahve makineleri de evde filtre kahve nasıl yapılır sorusunun direkt bir cevabıdır. Makineye kahve ve suyu ekleyip, hazırlamanız mümkündür. Ancak, bu kahve preste hazırlanmış kahve kadar lezzetli olmaz, zira asgari demlenme süreci tamamlanmadığından kahve su ile yeterince karışmaz. Sütlü filtre kahve ise, bu süreçleri tamamladıktan sonra, keyfe keder bir içecektir. Hazırladığınız filtre kahve içerisine dilediğiniz kadar süt ekleyebilirsiniz
a74916690f4c
[ "culturax", "fineweb2", "hplt2" ]
Bakara Suresi 172. Ayet Meali Elmalılı Hamdi Yazır: Ey iman edenler! Size kismet ettigimiz riziklarin hos ve temiz olanlarindan yiyin ve Allah´a sükredin, eger yalniz O´na kulluk ediyorsaniz. Diyanet İşleri Başkanlığı: Ey iman edenler! Eğer siz ancak Allah’a kulluk ediyorsanız, size verdiğimiz rızıkların iyi ve temizlerinden yiyin ve Allah’a şükredin. Ali Fikri Yavuz: Ey müminler, size verdiğim rızıkların temiz ve helâlından yeyin ve Allah’a şükredin, eğer hakikaten ona tapıyorsanız. Elmalılı Hamdi Yazır (Sadeleştirilmiş): Ey iman edenler, size kısmet ettiğimiz rızıkların hoşlarından yiyin ve Allah´a şükredin, eğer yalnızca O´na tapıyorsanız! Elmalılı Hamdi Yazır (Sadeleştirilmiş 2) : Ey iman edenler! Size kısmet ettiğimiz rızıkların hoş ve temiz olanlarından yiyin ve Allah´a şükredin, eğer yalnız O´na kulluk ediyorsanız. Fizilal-il Kuran: Ey müminler, size verdiğimiz rızıkların tertemiz (helâl) olanlarından yiyin ve eğer gerçekten sırf Allah´a kulluk ediyorsanız, O´na şükredin. Hasan Basri Çantay: Ey îman edenler, size rızk olarak verdiğimiz şeylerin (maddeten ve manen) en temiz olanlarından yeyin, Allaha şükredin, eğer (hakıykaten) ona kulluk ediyorsanız. İbni Kesir: Ey iman edenler; size rızık olarak veridğimiz şeylerin temiz olanlarından yeyin, Allah´a şükredin, eğer O´na kulluk ediyorsanız. Ömer Nasuhi Bilmen: Ey imân edenler! Size rızk olarak verdiğimiz şeylerin tertemiz olanlarından yiyiniz ve Allah´a şükrediniz. Eğer siz ancak O´na ibadette bulunuyorsanız. Tefhim-ul Kuran: Ey iman edenler size rızık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yiyin ve yalnızca O´na kulluk ediyorsanız, (yine yalnızca) Allah´a şükredin. Diyanet Vakfi: Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıkların temiz olanlarından yeyin, eğer siz yalnız Allah´a kulluk ediyorsanız O´na şükredin. Elmalılı Hamdi Yazır (Orijinal): Ey o bütün iman edenler! size kısmet ettiğimiz rızıkların hoşlarından yeyin ve Allaha şükreyleyin eğer ancak ona tapıyorsanız
c4936fb2371c
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Karizma Show Kimdir? Akrobatik smaç gösteri ekibidir. 1989 yılında Uludağ Üniversitesi öğretim görevlisi Cengiz AKÇA tarafından kurulmuş olup, tamamen bilinçli çalışmalarla her gün kendini daha da geliştiren ve yenileyen bir takımdır. Yaptığımız şovlar, insanların ilgisini çekerek, sporun sadece performans yönünü değil, şov yönünü de göstermektir. Gösterilerimiz müzik ve dans eşliğinde seyircilerinde katıldığı heyecanın bir an bile eksik olmadığı atmosferde gerçekleşir. Bugüne kadar yurt içi ve yurt dışı olmak üzere yüzlerce gösteri gerçekleştirmiştir. Akrobatik Smaç Gösterisi Nedir? Mini trambolin yardımı ile yapılan bir dizi akrobatik hareket sonucunda, potaya smaç vurulmasıdır. Belirli bir koreografiye göre yapılır. Paslaşmalar, saltolar ve uzun sıçrayışlar ile değişik kombinasyonlar oluşturulur. Tüm kombinasyonlar smaç ile biter. Smaç gösterimizle birlikte, yer akrobasisi ve break dance hareketlerinide dahil ederek gösterimizi daha eğlenceli hale getirmekteyiz. Karizmashow, bu alanda zorluk derecesi yüksek ve tehlikeli hareketleri yapabilme becerisi ile, dünyada sadece Karizmashow’un yapabildiği akrobatik smaç hareketlerini gösterilerine dahil etmiştir. Gösteri Alanı
7d7af1842b12
[ "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
Samudra Global School for Living Yoga hocalık eğitiminin bir parçası, 30 günlük bir sadhana gerçekleştirmek. Yeni aydan yeni aya, ya da dolunaydan dolunaya gerçekleştirilen hatha sadhanamı bugün bitirdim. Sadhana, Sanskritçe pratik, uygulama demek. Yoga yapmak değil de yaşamak olunca, sadhanın anlamı da pratik yapmanın ötesine geçiyor. Canım Shiva Rea, altı farklı sadhana öneriyor; Hatha (ahenk verici, dengeleyici), Vira (ateşleyici, zorlayıcı), Shanti (stres azaltıcı), Bhakti (sevgi treni), Sağlık (ayurvedik tedavi destekli) ve Yaratıcılık (sanatçılar için). Her birinin kendi ritmi, sembolü, mantrası, asanası var. Başlamak istediğinde hangisi o andaki durumuna uygunsa onu seçiyorsun. Mentorunla iletişim halinde bir ay boyunca sadhanayı gerçekleştiriyorsun. Daha doğrusu o gerçekleşiyor. Sadhana, yoganın her adımı gibi kendi içinde bir bütün dalga olarak transformasyona hizmet ediyor. Her şeyi düşünen Shiva Rea, bunu da yerli yerine oturtmuş! Başlamadan önce bir haftalık bir hazırlık süreci gerekiyor. Ortamı, kendini ve en önemlisi niyetini hazırlıyorsun. “Bu sadhana neye hizmet edecek? Hayatımda neyin değişmesini istiyorum? Amacım ne?” gibi bir kaç soru cevapladıktan sonra sıra Sankalpa’nı hazırlamaya geliyor. Sankalpa’nın en doğru Türkçe karşılığı niyet olsa gerek. İngilizce’si goodwill. Sankalpa için kısa ve güçlü bir niyet cümlesi kurmak gerekiyor. Basit, neye niyet edersen o oluyor. Ama niyeti doğru kurduğunda, vay, çok güçlü… Tabi Sankalpa sadece pozitif kelimelerle bir niyet cümlesi yazmaktan daha derin bir şey. Upanişadlar’da denir ki, sen en derinde yatan arzunsun*. Doğru bir sankalpa için gerçek niyetin bilinmesi daha iyi. Gerçek niyetin, yani hayattaki amacın ne olduğu da değişik yollarla keşfedilebilir; üzerine meditasyon yaparak (21 gün dinamik meditasyon iyi bir fikir olabilir), yoga nidra, yoga, ya da soruyu evrene göndererek… En derinde yatan arzumuzun keşfi bir hayat yolculuğunun ta kendisi de olabilir, ona giderken minik sankalpalarla yol katedilebilir. Niyet belirlendikten sonra Sankalpa programlanıyor. Daha doğrusu Sankalpa kodlarıyla beyin programlanıyor. NLP gibi pozitif kelimelerle ve şimdiki zamanla, birinci tekil şahıs için kuruluyor. Başkası için sankalpa kurmak, başkasını değiştirmemiz nasıl mümkün değilse, olası değil. Örneğin, “öfkeli değilim,” doğru bir sankalpa değil, negatiflik içeriyor. “Sakin ve huzurluyum,” demek daha faydalı. Genellikle, negatif yanımızı değiştirmek istediğimiz için spesifik, özel bir yönümüze yönelik sankalpa kurabiliriz ama niyetin resme daha genel bakarak oluşturulması gerek. Yani, sigarayı bırakmak için niyet edeceksek, “artık sigara içmeyeceğim,” yerine “kendimi sigaradan özgürleştiriyorum,” denebilir ama bu da sorunu tam olarak çözmez. Semptom gider, sigara bırakılabilir ama sigara içmenin altındaki nedene dokunmamış oluruz. “Bedenime iyi bakıyorum, sağlıklıyım,” gibi bir cümle daha uygun. İlla yazı olması şart değil, niteleyen bir çizim de olabilir. Bunun için Hıdırellez’i beklemeye gerek de yok… Kulağa Secret, ya da çekim yasası gibi gelse de, “100.000 dolarım olsun” gibi sankalpaların çalışacağını pek sanmıyorum. (“Ekonomik olarak özgürüm ve bütünle uyum içinde yaşıyorum” olabilir belki). Üçüncü aşama, belirlenen niyeti evrene göndermek veya belli aralıklarla ya da istendiğinde tekrar etmek. Gerçekleşene kadar Sankalpa değiştirilmiyor. Hiç bir şey bir gecede olmuyor tabi ki, kendimize zaman tanımamız gerek. Önemli olan gerçekten niyet etmek, niyete güvenmek, değişmesi istenen durum devam ederken suçluluk duymamak ve ümidi kaybetmemek. Sadhanam boyunca, tasarladığım yoga pratiği rutinine uyamadığımda bile, sankalpamda niyetlendiğim şeyleri yaptım, hem de efor sarfetmeden, kendiliğinden. Uzun zamandır değişmesini istediğim bir şeyin değiştiğini gördüm. Anladım ki olay sankalpadır, Shiva Rea da dünyanın en süper insanıdır. 🙂 Şimdi niyetim, yeni bir sankalpa ile yeni bir sadhanaya başlamak (Sankalpa için mutlaka bir rutin, sadhana gerekmiyor. Ben sadhana fikrini sevdiğim için öyle yapıyorum). Ve niyetim, küçük sankalpalarla o en derin arzuma ulaşmak. Kimbilir, belki de burnumun ucundadır… Trust the process, surprise always comes. Gila Şeritçioğlu, Gestalt oturumu (*) Desire kelimesini arzu olarak çevirdim ama burada kastedilen, hayat amacı gibi bir şey: You are what your deep driving desire is. As your desire is, so is your will. As your will is, so is your action. As your action is, so is your destiny. – Bribadarshakya Upanish Sankalpa kaynakça: Samudra Global School of Yoga, Living Yoga Sadhana kitapçığı The Nature of Sankalpa – Swami Anandakumar Saraswati (yogamag.net) Resolve to Evolve – Catherine Guthrie (Yoga Journal)
d8aff9b0e75c
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]