text
stringlengths
97
665k
id
stringlengths
12
12
source
listlengths
2
5
Yetişkin Köpek Maması 12 aydan büyük yetişkin dostlarımızın iyi ve sağlıklı bir şekilde yaşayabilmesi için geliştirilmiş olan mamadır. Yetişkin maması başlangıç ayı köpeğinizin ırkına göre farklılık göstermektedir. Mini ırklar genellikle 10 aylık olduğunda başlarken iri ırklar 12-15 ay civarında başlamaktadır. Ancak bu durum köpeğinizin kendisine göre farklılaşmaktadır. Bu nedenle yetişkin mamasına geçmeden önce veteriner hekim tavsiyesi almalısınız. Yetişkin köpekler için özel olarak geliştirilmiş olan mama tam ve dengelidir. İçerisinde bulunan DHA ve Omega 3 yağ asidi dostunuzun beyin ve sinir sistemi gelişimine, görme fonksiyonlarının korunmasına yardımcı olur. Uygun tane yapısı ile yaşayabileceği diş ve ağız sağlığı sorunlarına engel olur. Yetişkin Köpek Maması İçerikleri Nedir? Yetişkin Köpek Maması sevimli dostlarımızın ihtiyaçlarına yönelik özel olarak geliştirilen tam ve dengeli mamadır. İçerisinde bulunan antioksidan özelliğindeki maddeler vücudunda dolaşan serbest radikallerin zararlarını engelleyerek bağışık sistemini güçlendirir. Böylelikle hastalıklara karşı direnç gösterebilir. Bağ dokunun yeniden yapılanması ve eklemlerindeki yangı ile savaşmasını sağlayan Glikozaminoglikanların kaynağı zeytin özüdür. Yeşil midyeden doğal yollar ile gelen glukozamin ve kondroitin köpeğinizin kıkırdak ve eklem oluşmasını, yağsız bir kas kütlesine sahip olmasını sağlar. Analitik bileşenleri arasında nem, protein, klorid, kalsiyum, omega 6, omega 3, fosfor, magnezyum, yağ, sodyum, lif ve potasyum bulunuyor. Tüm yaştan tüm ırktan köpeklerininiz için aradığınız en sağlıklı mamayı Petmamashop’da bulabilirsiniz.
8b9b8bb8f19e
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Avustralya'da Danika Heron isimli genç bir kızın hayatı yanlış ilaç kullandığı için bir anda kabusa döndü. Sidney’de yaşayan 18 yaşındaki Danika Heron’a epilepsi teşhisi konulduktan sonra tedavi altınan alındı. Genç kız doktorların verdiği Lamictal ve Keppra isimli ilaçları kullandı. Dudakları şişen ve vücudunda kaşıntı başlayan kız başlangıçta bunları önemsemedi. İngiliz basınından The Daily Mail’in sitesinde yer alan habere göre; 19 yaşına girmeye hazırlandığı gün büyük bir felaketi yaşadı. Bir gecede bütün vücudu içten dışa yanmış gibi olan kızın her yerinde kabarcıklar çıktı. Kabarcıklarla birlikte kanamalar başlayan kız acile kaldırıldı. Kızı inceleyen doktorlar Kızamık ve su çiçeği teşhisleri koydu. Bir ay hastanede kalan kızın durumu daha da kötüleşince tekrar tetkik yapıldı ve korkunç gerçek ortaya çıktı. Kızda nadir olarak rastlanan Stevens-Johnson Sendromu başlamıştı. Stevens-Johnson sendromu, cilt ve mukoza zarının ilaç veya enfeksiyona karşı ciddi şekilde reaksiyon gösterdiği nadir görülen ciddi bir rahatsızlık olarak biliniyor. Kullandığı ilaçları hemen bırakan genç kız canını kurtardığı için çok mutlu. Danika Heron, ilaç kullanılırken yan etkilerine mutlaka bakılması gerektiğini tavsiye ediyor. yemek tarifleri
54ca7cea8dc3
[ "c4", "culturax", "hplt2", "vngrs" ]
Chow Yetişkin Kedi Maması yetişkin kediniz için özel olarak formüle edilen tam ve dengeli bir mamadır. Sağlıklı bir şekilde gelişmesi ve günlük aktivitelerini karşılayabilmesi için gerekli olan besin değerlerine sahiptir. Farklı çeşitleri bulunan ürün kedinizin ihtiyaçlarına, fiziksel özelliklerine ve kısırlaştırılmasına göre ayrılmaktadır. Bu nedenle kedinizin daha sağlıklı bir şekilde beslenmesi ve sağlık problemleri yaşamaması için ona vermeden önce veteriner hekime danışmanız daha iyi olacaktır. Ayrıca yeni mamayı direkt olarak kedinize vermemelisiniz. Her geçen gün artan miktarda eski maması ile karıştırarak vermeniz daha çabuk alışmasını sağlayacaktır. İçerisinde bulunan antioksidan bileşenler serbest radikaller ile savaşarak yaşlanmaya karşı direnç göstermesine yardımcı olur. Chow Yetişkin Kedi Maması İçerikleri Nedir? Chow Yetişkin Kedi Maması yetişkin kedinizin daha sağlıklı bir şekilde yaşaması için geliştirilen bir üründür. İdeal ve dengeli orandaki mineral içeriği idrar yolları sağlığının korunmasını sağlıyor. Beta karoten özelliği olan havuç sayesinde bağışıklık sistemi daha güçlü bir hale gelir. Vitamin ve demir yönünden zengin olan mama kan sağlığına önemli bir katkı sağlar. Omega 3 ve Omega 6 ile zenginleştirilmiş olan ürün deri ve tüy sağlığının korunmasına yardımcı olur. Protein ve yağ içeriği ile günlük aktivitelerini karşılayacak tam ve dengeli bir üründür. Protein yönünden zengin olan mamaya ek olarak herhangi bir besin vermenize gerek kalmaz. Bu ürün çeşitlerini Petmamashop’da bulabilirsiniz.
e1d3f4871b77
[ "culturax", "fineweb2", "hplt2" ]
Uzunca bir aradan sonra herkese yeniden merhaba. Bayram ,tatil,hastalık derken bayağı bir ara verdim,ama sonunda evimdeyim ve dolayısıyla buradayım :) Umarım herkes iyidir ? Beni sorarsanız biraz yorgun,biraz hasta ,biraz da tatilin verdiği rehavet içindeyim.Ama çabucak toparlanırım diyorum ve geçiyorum nefis mi nefis tarifime.Ben kayınvalidemin bahçesinden toplanan kırmızı eriklerle yapmıştım,bahçe mahsülü olunca tadına doyulmuyor.Hadi geçelim tarife. 1 kg kırmızı erik 1 su bardağı şeker (opsiyonel) 1/2 limonun suyu 2 lt içme suyu Öncelikle yıkadığımız kırmızı erikleri bir tencereye alıp üzerine suyu ilave edelim ve kaynamaya bırakalım.Kaynadıktan sonra şekerini ekleyip biraz karıştırıp kısık ateşte erikler rengini verene kadar kaynatmaya devam edelim. Limon suyunu da ilave edip karıştırdıktan sonra, küçük bir bardağa bir-iki kaşık komposto döküp soğumaya bırakalım ve şeker miktarına bakalım,eğer şekeri fazla gelirse biraz daha su yok eğer şekeri az geldiyse damak tadımıza göre biraz daha şeker ilave edebiliriz. Erik iyice rengini verince ocaktan alıp soğumaya bırakalım.Oda sıcaklığına ulaşınca süzüp,buzdolabına kaldıralım ve soğumaya bırakalım, buzdolabında muhafaza edelim. AFİYET OLSUN... Twitter : Reyhan Ksc instagram : facebook: anne eli gibi
e6a9bbecd9b2
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Ramazan girdiğinden beri artık klasikleşmiş yayınlarımızdan birini daha yapıp derhal sahneyi terk ediyorum:) Çok işim var çokk ! :/ Yine yeni bir menü ve yine yeni tarifler.Yine nefis bir güllaç,hatta iki güllaç tarifi getirdim sizlere,Ramazanda da Ramazandan sonra da bu hafif tatlıdan bol bol yiyelim diye tarifleri epeyce çoğalttım.Her ikisi de nefis oluyor tavsiye ederim.Özellikle kuru meyveli olan aşureyi andırıyor.Diğeri zaten iglo etkinliğinde Ayşegül şefin yaptığı güllaç,o post biraz karışık olduğu için arada kaynamasın diye buraya da eklemek istedim. Hepinize şimdiden bereketli iftarlar... 27.GÜN İFTAR MENÜSÜ YOĞURTLU SEMİZOTU ÇORBASI BUĞDAY SALATASI PATATES PÜRESİ EŞLİĞİNDE SOYA SOSLU ET KURU MEYVELİ GÜLLAÇ ISPANAKLI KEK yapın derim. Tüm iftar önerilerime BURADAN ,tüm sahur önerilerime de BURADAN ulaşabilirsiniz. KURU MEYVELİ GÜLLAÇ 6 adet güllaç yaprağı 1 lt süt 8 adet kuru incir 20 adet kuru kayısı 1 su bardağı toz şeker 1/3 su bardağı kadar pudra şekeri fındık kırıkları hindistan cevizi (isteğe bağlı) toz antep fıstığı süslemek için: doğranmış kuru incir ve kayısı toz antep fıstığı fındık kırıkları Öncelikle süt ve şekeri karıştırıp ocağa alalım ve kaynama noktasına gelmeden ocaktan alalım.Yani kaynar değil sıcak olacak. Ama ben derim ki az yapın taze olarak aynı gün tüketin,yani misafir yoksa 6 yaprak bile çok geliyor. Neyse efendim kaldığımız yere dönelim,inciri ve kayısıyı ayrı kaplarda 5 dakika kadar ılık suda bekletelim,dikkat edelim çok yumuşamasınlar!. Suyunu iyice süzüp küçük küçük doğrayalım.yufkayı 2-3 parçaya bölüp tek tek tepsiye dizelim ,her yufka tepsinin başka bir bölümünü kaplasın ve üzerine 2 kepçe kadar sıcak süt dökelim.Sonra elimizle biraz pudra şekeri ve hindistan cevizi serpip diğer yufkayı serelim,yine süt,pudra şekeri serpelim. Yufkaların ortasına gelene kadar aynı işlemleri tekrar edelim.Yufkaların ortasına geldiğimizde,süt ve pudra şekeri dökülmüş yufkanın üzerine küçük küçük doğranmış,kuru incir ve kayısıları yerleştirelim,toz antep fıstığı ve fındık kırıklarını da serpip diğer yufkaları da süt ,pudra şekeri serperek yerleştirelim ve en son kalan sütü de üzerine boca edelim. Üzerini fındık kırıkları ve toz antep fıstığıyla süsleyip buz dolabında dinlendirelim.En son servis yaparken doğranmış kuru incir ve kayısıyla süsleyip soğuk olarak servis edelim. Not: güllaç çok çabuk tadı bozulan bir tatlıdır mümkünse aynı gün tüketilmelidir,,miktarını ona göre ayarlamalısınız. Not: normalde 5 yaprağa 1 kg süt kullanılır ancak çok fazla sulu olduğu için ben 6 yaprakla yapıyorum,7 yaprakla da denedim o da biraz kuru geldi,bana göre en ideal 6 yaprağa 1 kg süt. Ama siz ben çok sütlü severim sütün içinde yüzsün derseniz o zaman size 5 yufkaya 1 kg süt öneririm. Not: ben pudra şekeri ve şeker miktarını kendime göre ayarladım,dilerseniz azaltabilir yada çoğaltabilirsiniz,ama bu şeker miktarı bence ideal,belki pudra şekerini daha az yada çok serpebilirsiniz. Not: dilerseniz sütün içine bir miktar gül suyu döküp güllaçınızın gül suyu kokmasını sağlayabilirsiniz. Not: çileğin suyunu çok iyi süzmelisiniz yoksa güllaçınız pembe renge boyanabilir,ve tabi çok sulu olabilir. DONDURMALI,TAZE MEYVELİ GÜLLAÇ SARMA 2 adet güllaç yaprağı, 2 su bardağı süt, 1 su bardağı şeker, ½ nar, 3-4 adet kayısı (küp doğranmış), 1 adet nektarin (küp doğranmış), 1 adet elma (küp doğranmış), 1/2 yemek kaşığı gül suyu (isteğe bağlı) Sütü, şekeri kaynatıp ılıtın. Güllaç yapraklarını sütün yarısıyla ıslatın. Bir tepsiye dizin.Taze meyveleri ıslattığınız güllacın üzerine serpiştirin ve kenarlarından katlayarak rulo şeklinde sarın. Kalan sütü sardığınız güllacın üzerine dökün. Nar ile süsleyerek, 30 dakika buzdolabında bekletin. Soğuduktan sonra dilimleyerek servis yapın.Son zamanlarda yediğim en hafifi tatlı oldu. Hem hafif hemde çok lezzetli… AFİYET,ŞEKER OLSUN...
265a2cf6785c
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Bu gece peygamber efendimizin bin aydan daha hayırlı dediği o büyük gece.Rabbim ettiğimiz tüm duaları,ibadetleri ve tövbeleri kabul eder inşallah. Aslında bugün un helvası yayınlayacaktım ancak yayına hazırlayamadım malesef.Ama siz daha evvel yayınladığım irmik helvamın tarifine bir göz atın nefis bir helvadır. Ama yine nefis bir tarif getirdim,bu tarifim de bizleri pide yada ekmek israfından kurtaracak çok leziz bir ana yemek.Mutlaka deneyin derim. Tekrar hepinizin kandili mübarek ve iftarı bereketli olsun. Peygamber efendimiz ;''Kim kadir gecesi'ni sevabına inanarak,içtenlikle ihya ederse,geçmiş günahları bağışlanır''buyurmuştur.(Riyazü's-Salihin,II,464) 26.GÜN İFTAR MENÜSÜ TERBİYELİ ARPA ŞEHRİYE ÇORBASI PİDELİ KÖFTE KÖZLENMİŞ KIRMIZI BİBER SALATASI İRMİK HELVASI Sahurda ne yapayım diye düşünüyorsanız size PASTANE USULÜ POĞAÇAYI öneririm. Tüm iftar önerilerime BURADAN ,tüm sahur önerilerime de BURADAN ulaşabilirsiniz. Bugün için nefis bir kandil simidi tarifi,deneyin derim. PİDELİ KÖFTE 1 adet bayat pide 2-3 kaşık sıvıyağ (pideleri kavurmak için) 2-3 adet patates kızartmak için sıvı yağ (patates ve köfteler için) köftesi için: 400-450 gr kadar kıyma 1 adet rendelenmiş kuru soğan 1 adet yumurta 2 dilim bayat ekmek pul biber değirmende çekilmiş karabiber sosu için: 1,5 yemek kaşığı salça 2 büyük kase su 1 yemek kaşığı tereyağ üzerine: iyice çırpılmış yoğurt Öncelikle köfte malzemelerini birleştirip iyice yoğuralım ve 1 saat kadar buzdolabında dinlendirelim. Ardından tavaya 2-3 kaşık yağımızı alıp,ısıtalım,küçük kareler halinde doğranmış pideleri ekleyip pideleri güzelce kavuralım.köfte malzemelerini birleştirip iyice yoğuralım ve 1 saat kadar buzdolabında dinlendirelim. Diğer taraftan küp küp doğradığımız patatesleri kızgın yağda kızartıp ,kağıt havlu serilmiş tabağa alalım.Dinlenmiş köfte harcından fındıktan büyük,cevizden küçük parçalar koparıp yuvarlak şekil verelim ve onları da kızartalım. Diğer taraftan sos için tereyağını eritip salçayı biraz kavurduktan sonra suyunu ilave edelim,biraz kaynasın ,ocaktan alalım. Ardından genişçe bir tepsiye, önce pideleri yerleştirelim ve salçalı sostan gezdirerelim,ardından köfte ve patatesleri de dizip kalan sosu üzerine eşit bir şekilde dökelim.En son üzerine kekik serpip sıcak olarak servis edelim. AFİYET OLSUN...
f4694b80966f
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Herkese merhabalar,hayırlı cumalar. Haftayı şöyle şık mı şık bir tarifle kapatmak istedim.Aslında bildiğimiz krep,daha evvel burada tarifini vermiştim,hatta bunu da yayınlamıştım ama bazı aksaklıklardan dolayı kaldırmıştım.Şimdi tekrar en güncel haliyle karşınızda.Krep sevmeyen yoktur sanırım,hele böyle şık bir krepe hiçbirimiz hayır diyemeyiz.Eğer bir sosluğunuz varsa çok zahmetli bir şey de değil.Misafirlerinize şık bir kahvaltılık sunmak isterseniz mutlaka deneyin derim.Üstelik dilediğiniz motifi yapabilir,sanatçı tarafınızı ortaya çıkarabilirsiniz :) Mesela bu pazar yapın ,ev halkına güzel bir sürpriz olacaktır. Şimdiden hepimize mutlu hafta sonları. Diğer kahvaltılık tarifime BURADAN ,krep tarifime de BURADAN ulaşabilirsiniz. 3 adet yumurta 1 su bardağından 1 parmak fazla un 1 su bardağından 1 parmak fazla süt 2 kaşık tereyağ yada margarin 1 çay kaşığı kabartma tozu 2-3 çay kaşığı tuz (eğer tatlı bir iç malzemeyle kullanacaksanız 1 çay kaşığı tuz kullanın) Öncelikle sütü bir cezveye koyup,tuzunu ekleyelim ve kaynatıp ocaktan alalım.Kaynayan süte katı yağı ilave edip erimesi için karıştıralım ve ılımaya bırakalım.Diğer taraftan derin bir kaba unu alalım,havuz gibi açtıktan sonra ortasına yumurtaları kırıp kabartma tozunu da ilave edelim.Ilıyan sütü yavaş yavaş ve karıştırarak unlu,yumurtalı karışıma dökelim. Hamur pürüzsüz ve boza kıvamında olmalı.Eğer çok akışkan ise azıcık daha un katabiliriz.Sonra teflon tavaya 1 çay kaşığı kadar sıvı yağı dökelim ve ısıtalım.Dilerseniz hiç yağda kullanmayabilirsiniz ama biraz yağla ben daha çok seviyorum. Tava kızınca resimdeki gibi ne çok kalın nede ince olmayacak şekilde şekiller yapalım tavada.Önce etrafını yapıp ardından ortadaki çizgileri yapalım.Eğer sos sıkma kabınız varsa işiniz dahada kolay diyebilirim (bkz. fotoğrafı yanda ) İçine doldurup kapağını kapatıp şekiller yaparak sıkabiliriz,krema sıkma torbası da kullanabilirsiniz.Her ikisi de yoksa kaşıkla dikkatli bir şekilde de yapılabilir. Normal krepten farklı olarak yalnızca altını pişiriyoruz.piştiği zaman iki tarafını ortada birleştirip rulo yapıp dikkatli bir şekilde tavadan alalım.Hamur bitene kadar aynı işleme devam edelim,hamuru dökerken tavayı mutlaka ocaktan alıp,hamuru döküp tekrar ocağa alalım. Pişen krepleri rulo şeklinde servis tabağına alalım ve sıcak olarak servis edelim. AFİYET OLSUN...
0dc526c478d7
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Yeni bir haftadan herkese merhabalar. Dışarıda yağmur,boğazımda hafif bir şişlik,gri bir hava ve yeni haftaya başlama çabaları.İşte benim haftam böyle başladı.Sizin haftanız daha güzel olsun. Bugün ara verdiğim bayat ekmek tariflerimden biriyle devam etmek istiyorum.Takip edenler bilir,Eks mutfak akademisi'yle bir platform kurmuştuk ve bayat ekmek projesi başlatmıştık,hala devam eden bir süreç ve umarım hep de devam edecek.İlerleyen günlerde bir çok blog yazarı arkadaşım ve benimde içinde yer aldığım bayat ekmek tariflerinden oluşan kitabımız için de çalışmalara başlayacağız. Bu tarif de bayat ekmeği değerlendirmek için harika bir alternatif,çocuklar bu pizzaya bayılacak,üstelik israftan da kurtulmuş olacağız.Şiddetle öneririm. Diğer bayat ekmek tariflerime BURADAN ulaşabilirsiniz. hamuru için: 1 adet bayat ekmek 3 adet yumurta 1/2 çay bardağı süt 1 çay bardağı kaşar peyniri rendesi 2 adet kornişon turşu (küp doğranmış) 2 dilim salam (küçük doğranmış) sucuk (küp doğranmış) 2-3 adet kokteyl sosis (küçük)(küp doğranmış) üzerine: kornişon turşu rendelenmiş kaşar peyniri Öncelikle bayat ekmekleri rondodan geçirelim,un ufak olmasına gerek yok ama çok büyük parçalar da olmasın.Ekmekleri derin bir kaba alıp içine yumurtaları ve sütü ekleyip yoğurmaya başlayalım.Ekmeklerinizin kuruluğuna göre süt miktarını çoğaltabilirsiniz.Ama tam bir hamur kıvamında olması gerekmiyor,tepsiye rahat serilebilecek kadar yapışsın yeterlidir.Yani ekmekler tane tane kalmasın ama çok yapışkan da olmasın. Ardından içine,kaşar rendesi,kornişon turşu,salam,sucuk,sosisi de ekleyip biraz daha yoğurup malzemenin karışmasını sağlayalım.Hafif yağladığımız fırın tepsisine hamuru yayıp üzerine dilediğiniz kadar sosis,sucuk,salam ve kornişon turşuyu yayıp en son rendelenmiş kaşar peynirini serpip ,önceden ısıtılmış 180 dereceli fırında malzemeler pişene ve kaşar peynirleri eriyene kadar pişirelim. Sıcak olarak servis edelim. Not:dilerseniz mısır,zeytin yada istediğiniz başka malzemeleri de ilave edebilirsiniz.. AFİYET OLSUN... Twitter : Reyhan Ksc instagram : reyhanksc facebook: anne eli gibi
e81487afd5ed
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Mutlu haftalar herkese. Haftaya nefis bir tarif ve yine keyifli bir etkinlikle başlamak istiyorum.Bir taraftan da sizler için Ramazan hazırlıkları yapıyorum,malum bu hafta sonuna nasipse oruçlu gireceğiz.Yeni tarifler,menüler hazırlamak ile meşgulüm,tabi bu arada taslakta kalan son etkinlik yazılarımı da yazıp Ramazana ter temiz girme telaşındayım :) önce tarif,sonra etkinlik detayları diyorum ve sizlere biraz bu nefis salatadan bahsetmek istiyorum.Hem et hem de sebze severler için oldukça doyurucu,oldukça da leziz bir salata.Bana sorarsanız bu lezzet de sosunun payı oldukça büyük. Uzun lafı kısası,mutlaka deneyin ,tadın derim.Eminim sizlerde çok seveceksiniz. 2-3 kişilik 2-3 adet kereviz sapı 1 adet havuç 200 gr. fırından kızartılmış dana eti 1 adet kırmızı turp 2-3 sap maydanoz Sosu için: 2 yemek kaşığı zeytinyağı 1 yemek kaşığı bal 1 yemek kaşığı hardal 1 yemek kaşığı kavrulmuş susam Öncelikle kerevizi ince ince jülyen şeklinde doğrayın,havucun ve turpun kabuğunu soyun onu da yine ince ince jülyen doğrayın. Etin üzerine çok az zeytinyağı gezdirin,tuz ve karabiber serpip 200 dereceli fırında kızartın,soğuduktan sonra onu da uzun uzun doğrayın ekleyin.Maydanozları da ince ince kıyın ekleyin.Tuzunu ,karabiberini ve zeytinyağının yarısını ekleyip iyice harmanlayın. Susamları bir tavada ,orta ateşte yakmadan kavurun ve soğumaya bırakın. Sos için; Kalan zeytinyağı,kavrulmuş susam,hardal ve balı blendırda çekin,hazırladığınız salatayı servis tabağına alın ve üzerine ballı sosu döküp dilediğiniz gibi süsleyip servis edin. Afiyet olsun... Çekmece Yayınlarını daha evvel duydunuz mu bilmiyorum ama benim gibi kitapçılarda ki yemek bölümüne uğramadan geçemiyorsanız,kitapları muhakkak dikkatinizi çekmiştir.Üstte gördüğünüz son çıkardığı kitapları,bu kitapları görüp de dikkatinizi çekmemesi imkansız :) Workshop'u Çekmece yayınları ve Barilla'nın ortak düzenlediğini öğrenince çok sevindim.Zira Barilla en çok tükettiğim makarna markasıdır.Çekmece Yayınları ise kitaplarını çok beğendiğim bir yayın evi,dolayısı ile bu etkinliği kaçırmak olmazdı :) Kitapları Yağız'ın elinden kurtarabilirsem sık sık karıştırıyorum,hala mutfak da nereye koyacağıma karar veremedim.O kadar güzeller ki tariflerine bakmakla kalmayıp,dekor olarak da mutlaka mutfakta ki yerini almalı diye düşünüyorum. Ardından Yine kitaptan pratik bir o kadar da leziz olan ''Kapari ve Zeytinli Kağıtta Levrek'' yaptık. Ardından arkadaşlarım Makarnalar kitabından ''Jumbo Karidesli Tam Buğday spagetti'' yaptılar,ben karides yemediğim için o an tezgah da bulunan malzemelerden kendime fotoğrafta ki makarnayı yaptım .Nasıl oldu derseniz,ilerleyen günlerde tarifini verebileceğim kadar leziz oldu diyebilirim :) Son olarak Çikolata Kitabından ''Çikolatalı Akışkan Mini Kekler'' yaptık,tatlı ve leziz bir final oldu doğrusu.Böylece bu keyifli akşamı da bitirmiş olduk. Bu keyifli akşam için öncelikle Sevgili Duygu'ya,Çekmece yayınları yetkililerine ,Barilla yetkililerine ve başta Hakan şef olmak üzere tüm Msa çalışanlarına, emeklerinden dolayı tekrar teşekkür ediyorum. ÇEKMECE YAYINLARI HAKKINDA "Çekmece yayınları" (Çekmece Yayınları, 46 yıllık yayıncılık deneyimine sahip olan Yapı-Endüstri Merkezi markasıdır. Çekmece Yayınları, yemek kitaplarıyla başladığı yayın hayatına önümüzdeki dönemde, kültürden modaya, psikolojiden kişisel gelişime, sağlıktan geziye, popüler tarihten popüler bilime uzanan geniş bir yelpazede, bilgi paylaşımını keyifli hale getirecek kitaplarla devam edecek. Çekmece Yayınları okurları ile insana ve hayata dokunacak, onu besleyecek, günlük hayata dair bilgileri en keyifli haliyle sunacak kitaplarla buluşturmayı hedefliyor) Twitter : Reyhan Ksc instagram : reyhanksc facebook: anne eli gibi
84c6aefa79f3
[ "c4", "fineweb2", "hplt2" ]
Herkese merhabalar. Sırada yine nefis bir karnabahar tarifim var sizlere,karnabaharın en çok bu halini seviyoruz biz,eğer denemediyseniz mutlaka tavsiye ederim nefis bir ara sıcak hatta benim için ana yemek bile sayılır.malesef kesilmiş halini fotoğraflayamadım,güzel bir poz alamadım,çünkü;Yağız bey izin vermedi,anne çok açım dedi,ana yüreği dayanır mı hiç? Dayanmadı tabi ,mutfakta çektiğim pozla idare ettim mecbur,üstüne birde akşam olunca ancak bu kadar oldu.Ben karnabaharıda diğer beşamelli gratenleride hem kıymalı hemde kıymasız yaparım her ikiside nefis oluyor ama kıymalı daha bir güzel oluyor. Beşamel soslu brokoli tarifini daha evvel vermiştim tam olmasa da onunla oldukça benzer bir tariftir,deneyecek olanlara şimdiden kolay gelsin diyorum ve tarifime geçiyorum.. 1 adet orta boy karnabahar haşlamak için su bir miktar süt yada limon suyu 2-3 yemek kaşığı sıvıyağı 1 yemek kaşığı domates salçası 250 gr kıyma 1 orta boy kuru soğan taze çekilmiş karabiber pul biber beşamel sos için: 2 yemek kaşığı un 2 yemek kaşığı tereyağı 2 su bardağı süt taze çekilmiş karabiber 1/2 su bardağı kaşar peyniri rendesi üzerine: 1-1,5 su bardağı kaşar peyniri rendesi Öncelikle karnabaharları yıkayıp çiçeklerini ayırıp sirkeli suya yatıralım ,biraz bekletip tekrar yıkayıp süzelim. ardından varsa buharlı pişiricide pişirelim ki en sağlıklısı ve lezzetlisi bu şekilde oluyor,yoksa bir tencereye yeteri kadar su koyup kaynatalım,içine biraz süt ekleyelim ve kaynayan suya karnabaharları atıp haşlayalım. Ardından teflon bir tavaya sıvıyağımızı alalım biraz ısınınca kıymamamızı ekleyip kavuralım,ardından yemeklik doğranmış kuru soğanı ekleyip biraz daha kavuralım ve en son salçamızı ekleyip bir iki çevirip tuzunu, baharatlarını ekip ,karıştırıp ocaktan alalım. Ardından beşamel sos için ayrı bir tavada tereyağını eritip kokusu çıkana kadar unu kavuralım ve sütü ekleyip hızlıca çırpalım,tortu kalırsa blendırdan geçirebiliriz.En son tuzunu,rendelenmiş kaşar peynirini ve karabiberini ekleyip onuda ocaktan alalım. Hafifçe yağladığımız fırın kabına önce haşlanmış karnabaharı,ardından kavurduğumuz kıymalı harcı eşit bir şekilde yayalım.Onunda üzerine eşit bir şekilde beşamel sosu yayıp 180 dereceli fırında pişirmeye bırakalım. Beşamel sos yer yer kızarmaya başlayınca pişmiş demektir,fırından alıp kaşar peyniri rendesinide serpiştirip tekrar fırına sürelim,kaşarlar eriyip hafif kızarınca fırından alıp ılık olarak servis edelim.. AFİYET OLSUN... Twitter : Reyhan Ksc instagram : reyhanksc facebook: anne eli gibi
3370b5d90fca
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Herkese merhabalar. Bugün sizlere,geçtiğimiz günlerde Aristo iletişim 'den Sevgili Ceylan Hanım'ın daveti ile katıldığım, The Ritz-Carlton otel de gerçekleşen, yeni teknolojilere yelken açtığımız bir etkinlikten ve Hoover'in wizard serisinden istiyorum. markasını zaten bir çoğunuz duymuşsunuzdur,Elektrik süpürgesinde 1945 yılından beri dünya devi bir marka.Ancak bu lansmanda asıl konumuz Hoover'in son teknoloji yeni Wizard serisi idi. Evinde internet olan herkesin uzaktan kumanda ile tüm aletlerini çalıştıracağı harika bir sistem.Özellikle çalışan hanımlar için büyük kolaylık sağlayacak türden bir sistem. Mesela, evde olmasanız bile çamaşır makinenizi istediğiniz programda ayarlayıp dilediğiniz zaman çalıştırabiliyorsunuz. Aynı özellik bulaşık makinesi,ocak,fırın ve hatta buzdolabı için bile geçerli.Diyelim ki buzdolabınızın kapağını açık bıraktınız ve evden çıktınız,akıllı telefonunuza hemen kapının açık kaldığını bildirmek için mesaj geliyor.Tabi kapıyı uzaktan kumanda ile kapatmak şimdilik mümkün değil,uyarıyı dikkate alıp eve geri dönüp kapağını kapatmanız gerekiyor :) Ayrıntılı bilgi aşağıda ki bültende mevcut,okumanız dileği ile. Sağlıcakla kalın... Türkiye’nin ilk tam Wi-Fi donanımlı Wizard ürün serisi satışa sunuldu 1945 yılında İtalya'da kurulan Candy Group’un bünyesinde bulunan lider ev aletleri üreticisi Hoover, ilk tam Wi-Fi donanımlı beyaz eşya serisi Wizard ile Türkiye’de bir ilke imza attı. Wizard serisi ile kullanıcılar, çamaşır ve bulaşık makinelerini, fırınlarını, davlumbazlarını, ocaklarını ve buzdolaplarını uzaktan kontrol edebilecek. Ofisinizde çalışırken fırını önceden ısıtmak, köpeğinizi dolaştırırken çamaşır makinesini çalıştırmak, spor salonundayken bulaşıkları yıkamak Hoover’in Wizard serisi ile artık mümkün. 70 yıldır ürünleri ile Avrupalı kadınların hayatını kolaylaştıran Hoover, yeni Wizard serisi ile Türkiye’de bir ilke imza atıyor. Hoover’in Wizard ürün serisinde, uzaktan kontrol edebilen ilk tam Wi-Fi bağlantılı çamaşır ve bulaşık makinesi, fırın, ocak, davlumbaz ve buzdolabı bulunuyor. Hoover’in yeni serisi ile cihazları kontrol etmek için artık evde olmaya gerek yok. Cepten çamaşır makinesine bağlanın Devrim niteliğindeki Hoover Wizard Ürün Serisi’nin Wi-Fi uygulaması; Windows dizüstü/masaüstü bilgisayarlarda, 4.0 sonrası Google Play, Android cihazlarda veya iOS 7 ve sonrası Apple cihazlarda kullanılabiliyor. Uygulama ile kullanıcılar, dışarıdayken evlerindeki cihazların durumunu kontrol edip görüntüleyebilmenin yanı sıra enerji tüketimini izliyor, favori programlara erişebiliyor. Yüksek kapasiteli cihazlarda Avrupa’da lider konumdaki Hoover’in Wizard serisi’nde bulunan ilk tam Wi-Fi bağlantılı çamaşır ve bulaşık makinesi, fırın, ocak, davlumbaz ve buzdolabı ailelerin kurtarıcısı olacak. Ayrıntılı Bilgi ve İletişim İçin; Dilay Çelik Marka Yönetmeni Twitter : Reyhan Ksc instagram : reyhanksc facebook: anne eli gibi
04321c64bee9
[ "c4", "fineweb2", "hplt2" ]
Herkese merhabalar,hayırlı cumalar. Öncelikle geç olsa da tüm öğretmenlerimizin öğretmenler gününü en içten duygularımla kutluyorum. aslında diğer sosyal paylaşım ağlarımın hepsinde paylaştım ama bir türlü bloguma post atamadım,gerçi bir gün değil her gün kutlanması gereken günlerden biridir oda ayrı. bugün Yağız'ım içinde ilk öğretmenler günüydü,ama bazı aksiliklerden dolayı ben malesef gidemedim,neyse ki sınıf annemiz hediyemiz ulaştırdı hepimizin adına,oğlumdan bir öpücük almış öğretmeni daha ne olsun::) ''bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum '' demiş HZ. ALİ ,daha bunun üzerine zaten söylenecek söz bırakmamış,diyorum ve çorbama geçiyorum.. İşte her gün yesem bıkmayacağım bir çorba tarifiyle karşınızdayım.terbiyesiz çorbalardan çok terbiyeli olanları daha çok seviyorum:) Bu çorbanın en önemli farkları şehriyeli haşlayarak değil kavurarak yaptım ve birde sosu,aslında sosu sadece süslemek için yapmıştım fakat fotoğrafını çektikten sonra soslu bir şekilde yeyince inanamadım,çünkü bu sosun bu çorbaya bu kadar yakışacağını düşünmüyordum.fakat müthiş bir lezzet çıktı ortaya.denemenizi tavsiye ederek tarife geçiyorum... Diğer çorba tariflerine BURADAN ulaşabilirsiniz. 1 yemek kaşığı dolu dolu tereyağ 1 yemek kaşığı sıvı yağ 1,5 çay bardağı tel şehriye(orta boy çay bardağı) 3-4 bardak kaynar su(mutlaka kaynar olmalı) 3 bardak tavuk suyu(yoksa onun yerine kaynar suda kullanabilirsiniz ve dilerseniz bulyon ekleyebilirsiniz,tercihinize kalmış) tane karabiber terbiyesi için: 3 yemek kaşığı yoğurt 1 yemek kaşığı tepeleme un 1 yumurtanın sarısı sos için: 2 çay kaşığı pul biber 2 çay kaşığı kuru nane 1-2 yemek kaşığı sıvı yağ Öncelikle kaynar suyumuzu hazır edelim.diğer tarafta tencereye yağlarımızı alıp ısıtalım ve tel şehriyeleri de ekleyip iyice kavuralım.sıcak suyumuzu varsa tavuk suyunu da ekledikten sonra (bence toplam 6 bardakla başlayın koyu olursa tekrar su ilave etme şansımız var nasılsa.suyumuzu da ekledikten sonra kısık ateşte şehriyeler yumuşayana kadar pişmeye bırakalım.derin bir kasede terbiyemiz için,yoğurt,un,yumurta sarısı ve biraz inceltmek için yoğurt suyu yada normal suyu da ekleyip topak kalmayacak şekilde iyice çırpıp,pişen çorbadan kaşık kaşık ilave edip karıştıralım.bu işlemi terbiye ılıyana kadar devam edelim ve yavaş yavaş çorbamıza ekleyelim ve kaynayana kadar sürekli karıştıralım.bu aşamada sonra tencerenin kapağını kapatmayalım ki çorbamız kesilmesin.terbiyeyle birlikte kaynayıp pişince tuz ve baharatlarını da ekleyip ocağın altını kapatalım. Küçük bir cezvede sıvı yağı kızdırıp nane ve pul biberi yakalım.Ardından kaselere aldığımız çorbamızın üzerine bu sostan döküp sıcak olarak servis edebiliriz. AFİYET OLSUN... Twitter : Reyhan Ksc instagram : reyhanksc facebook: anne eli gibi
47541846de5e
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Sene yanılmıyorsam 2008 idi. Kemal Kılıçdaroğlu‘nun İstanbul Belediye Başkanlığı için aday olduğu dönem. Kendisiyle tanışmak için Gayrettepe Dedeman Oteli’nde bir yemek organize edilmişti. O yemeğe ben de katıldım. Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından sonra sıra konukların soru sorması faslına gelmişti. Soru soranlardan birisi de ünlü kalp cerrahı Bingür Sönmez idi. Sönmez mikrofonu eline aldığında şu soruyu sordu: “Kemal bey, siz özellikle son dönemlerde AKP mensuplarının yolsuzluklarını ortaya çıkardığınız için sürekli gündemdesiniz. Bu, mevcut CHP Genel Başkanı‘nı rahatsız etmiyor mu? Yani sizi kendisine bir rakip olarak görmüyor mu?” Normal şartlarda Kılıçdaroğlu’nun bu soruyu nasıl cevaplaması beklenirdi? Sorudaki imaya tepki göstermesi, genel başkanın böyle kamuya açık bir ortamda kötülenmesini reddetmesi, Deniz Baykal‘ın eğer belediye seçimini kazanırsa kendisiyle ancak gurur duyacağı şeklinde bir yanıt vermesi beklenirdi. Ancak Kılıçdaroğlu bu soruyu nasıl cevapladı dersiniz? Aynen aktarıyorum: “O konuları hiç karıştırmayın.” O zaman çok üzerinde durmamıştım, ama bir taraftan garibime de gitmişti. Bizim masada oturanlar birbirimize bakmıştık. Seçimler yapıldı, Kadir Topbaş kazandı. Bir süre sonra ise CHP’de yapılacak operasyonun adımları atılmaya başladı. Önce Baykal’ın kasedi ortaya çıktı, Baykal nedense pek direnmeden istifa etti (Bill Clinton çok daha rezil bir duruma düşmesine rağmen istifa etmemişti, her ikisinin de evliliği devam etti). Daha sonra bir şekilde sürekli popülaritesi pompalanan Kılıçdaroğlu CHP’nin başına geçti. O günden bu yana CHP’de nasıl bir değişim olduğu ortada. Sadece Soner Yalçın’ın yazılarına bakmak bile yeterli olur. Bu gelişmelerin kodlarına ulaşmak için asıl bakılması gereken nokta ise, Kılıçdaroğlu’nun popüler olmasını sağlayan AKP yolsuzluk belgelerini ona kimlerin ulaştırdığıdır.
ba1dd1ca31e6
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
İstanbul Ataturk >> Bansko Bansko kayak turu birinci gününe, eğitim alarak başlıyoruz. Bir profesyonel olsanız dahi bu eğitime katılmanız tavsiye ediliyor, zira bu sayede pistlerin kendine has özelliklerini öğrenebiliyorsunuz. BanskoSki, bu eğitim için en uygun adres. Her deneyim seviyesine göre farklı bir programı bulunan BanskoSki, kısa süre içinde sizi pistlere çıkmaya hazır hale getiriyor. Günün geri kalanında öğrendiklerinizi pratiğe döküp, istediğiniz kadar kayabilirsiniz. 30 Ara 2016 Cuma ikinci gününde, Dobrinisthe Köyü’nü ziyaret ediyoruz. 810 metrelik zirveye kurulan bu köy, şifalı termal suları ile ünlü. Dışarıda kar yağarken mayonuz ile kaplıcalara girebilir, ailece eğlenebilirsiniz. Günün geri kalanında köyde dolaşarak yerel mutfağı denemenizi ve alışveriş yapmanızı öneriyoruz. Ev yapımı turşulardan denemenizi tavsiye ederiz, hemen her seçenek bizim damak tadımıza fazlasıyla hitap ediyor. Shkembe Chorba içmeden geri dönmeyin! 31 Ara 2016 Cumartesi Bansko kayak turu üçüncü gününe, kayak yaparak başlıyoruz. Öğleden sonra, Melnik Köyü’nü ziyaret edeceğiz, burası tüm Bulgaristan’daki en küçük yerleşim yeri olması ile biliniyor. Nüfusu sadece 385 kişi, ancak çok sayıda tarihi eser içeriyor ve eşsiz lezzette şaraplar burada üretiliyor. Eğer Bansko’ya Ağustos ayında geldiyseniz, şehir merkezinde düzenlenen Bansko Caz Festivali’ne katılmanızı öneririz. Karlı dağ zirvelerine karşı caz müziği dinlemek eşsiz bir deneyim yerine geçiyor. 01 Oca 2017 Pazar Bansko >> İstanbul Ataturk Sabah kahvaltısı sonrası odaların boşaltılmasının ardından otelden çıkış işlemlerinizi tamamlayıp, kendinizi şehrin sokaklarına bırakabilirsiniz.Uçuş saatinize kadar size kalan zamanda ufak bir gezinti yapabilir şehrin cafelerinde bir tatlı eşliğinde içeceğinizi yudumlayabilirsiniz. Transfer saati geldiğinde ise daha önceden belirlenen saatte ve yerde transfer görevlisi sizi bekleyecek ve Havalimanına transferinizi gerçekleştirecektir. İstanbul’a varışınızı takiben seyahatinizin son bulacaktır. 02 Oca 2017 Pazartesi
a51e76a627b7
[ "c4", "hplt2", "vngrs" ]
ÇOCUKLUK SORUNLARI ÇOCUKLUK PROBLEMLERİ Aşağıda sık karşılaşılan çocukluk problemleri yer almaktadır. 1-Normal Ruhsal Gelişim 3-Altını Islatma (Enürezis nokturna) ve Dış Tutamama (Enkoprezis) 4-Parmak Emme 5-Tırnak Yeme 6-Otistik Bozukluk (Otizm) 7-Boşanan Çiftlerin Çocukları 8-Seperasyon Anksiyetesi (Ayrılık Kaygısı Bozukluğu) 9-Çocuk ve Gençlerde Bipolar (İkiuçlu) Bozukluk 1-RUHSAL VE CİNSEL GELİŞİM; BABALAR, ANNELER VE ERKEK ÇOCUKLAR Günümüzde sıkça TV ekranlarında karşımıza çıkan, kimimizin onaylayıp,kimimizin onaylamadığı,garipsediği, kimimizin kızıp,kimimizin ilgi ile izlediği ama olayların derinliğine araştırıldığında büyük acı ve hayal kırıklıklarının yaşandığı bir durumdur cinsel kimlik bozuklukları. Cinsel kimlik bozukluğu yaşayan çocuklar ve gençler aslında büyük bir yalnızlık ve sevgi açlığı içindedirler, çocukluklarından ileri yaşlara dek. Baba uzaktır kendilerine, yargılayıcı ya da aşağılayıcıdır. Zaten hiç yanına alıp arkadaş gibi konuşmamıştır. İşten gelir, kahveye gider, bir gün olsun yanına alıp beraber gezmemiştir kendisi ile, “aslan oğlum benim” dememiştir hiç, işten gelince almamıştır kucağına, “bugün evde ya da okulda neler yaptın, neler öğrendin” dememiştir. Bu konuda elbette en büyük rol babalara düşmektedir. Babalar çocuklarını etkilemeli, her yönleri ile örnek olmalıdır. Babalar eğer yeterince sürede ya da kalitede çocuklarının yanında değilse, çocuklar ya karşıt cinsi yani annelerini örnek almakta ya da çevrelerindeki güçlü gördükleri ancak olumsuz özellikleri olan kişileri örnek almaktadırlar. Bu yanlış kişiler de ya saldırgan kişilerdir ya da dışı cilalı içi boş kişilerdir. İdeal babanın görevleri: Baba eşi ve çocuğunun yanında elinden geldiğince çok vakit geçirmelidir. Kendi zevki için eşi ve çocuklarının geleceğini dolayısı ile kendi uzun erimli mutluluğunu yakmamalıdır. Çocuğu ile daha çok vakit geçiren baba, çocuğuna yapması gereken sorumlulukları öğretmelidir. Bu da söylemekle değil, çocuğunun yanındaki davranışları ile gerçekleşir. Bu şekilde çocuk babasından gördüğü erdemli davranışları taklit edecektir. Baba oğluna , kendi cinsiyetine uygun rolde oyunlar öğretmeli ve bu oyunları onunla oynamalıdır. Bunlar çocuğunun ilgisine ve babanın mesleği ya da hobilerine göre sportif oyunlar, müzik ya da sanatla uğraşı, bahçe işleri vb olabilir. Çocuğunuza ne kadar yakınsanız o da sizin meraklarınıza o denli olumlu yaklaşacak ve çok şey paylaşabileceksinizdir. Çok eskiden Orta Asya Türkleri döneminde babanın çocuklarına karşı olan yükümlülükleri arasında ata binmeyi, ok atmayı, yüzmeyi öğretmek gelirmiş. O dönemlerde kendisi ve ailesini korumak, hayatını kazanmak, bedensel ve beyinsel gelişimini arttırmak için bu aktiviteler gerekli görülürmüş. Günümüzde ise, çocuğun yaşına göre bisiklete binmesini , basketbol, futbol,yüzme vb. sporları ;satranç, dama gibi yaşıtları ile vakit geçirebileceği oyunları öğretmek uygundur. Ayrıca baba çocuğuna bakkal ya da marketlerden alışveriş yapmayı, para hesabı yapmayı, görgü kurallarını, varsa bahçe bakımı ya da bilgisayar kullanımını öğretmelidir. Baba çocuklarına sadece güç ve otorite gibi kaba tavırları kullanmak yerine, şefkat ve sevgi ile yaklaşımı esirgememelidir. Sevgi göstermek sadece kadınlara ait bir yaklaşım değildir. Sevginiz göstermek, zaman zaman özür dilemek onur kırıcı bir davranış değil, tam aksine sizi onun gözünde yükselten bir unsurdur. Erkek çocuğunu belli bir yaştan sonra baba yıkamalı,onu evde olduğu vakitlerde tuvalet alışkanlığını kazanana dek, tuvalet alışkanlığına yardımcı olmalıdır. Mümkünse baba onu gelecekte birlikte yapabilecekleri aktiviteleri anlatan öykülerle uyutmalıdır. Zaman zaman kendi işini engellemeyecek şekilde işyerine götürmeye çalışmalıdır. Baba çocuğuna kendi küçüklüğünün eğlenceli ve komik olaylarını çocuğuna hoş bir şekilde anlatmalı, baba kendi babasını, annesini ve kardeşlerini güzel bir şekilde tanıtmalıdır. Çocuğunun belli bir konuda zorlandığı durumlarda ona, kendisinin de benzer durumlarda küçüklüğünde zorluklar yaşadığını ,ama çalışarak bunların üstesinden geldiğini,onun da kendisine benzediği için bu durumlardan kolayca sıyrılabileceğini belirtmelidir. Hedef daima uzun vadeli olmalı , herkes çocuğunun kendisi, ailesi, ülkesi ve hatta tüm insanlık için faydalı bir kişi olmasını hedeflemelidir. Her nesil kendinden daha iyisini yetiştirmekle yükümlüdür. Bunu yapabilenler görev ve sorumluluklarını yapmış demektir. Bunu gerçekleştiremeyenler başarısızdır. Bunu gerçekleştirmek için ilk adım çocukla daha çok ve güzel vakit geçirmekle, doğumundan itibaren bakımına ve eğitimine bizzat katılmakla olur. Çocuk aynı çiçek gibi ilgi ve sevgi ile büyür. Çocuk aşağılanmamalı, hafife alınmamalı, fiziksel güç kullanılmamalıdır. Bir Balkan atasözüne göre“Aslan oğlum diyenin oğlu aslan olur, aptal oğlum diyenin oğlu aptal olur”. Saygı uyandırmak için araya uzak mesafeler konmamalıdır. Baba neyi söylemek istiyorsa, araya başka aracı koymadan açık kalplilikle ve yumuşak bir üslup ile belirtmelidir. Tatlı dil yılanı bile deliğinden çıkarır derler. Çocuktan yaşına göre kaldıramayacağı ağır beklentiler içinde olmak da uygunsuz bir yaklaşımdır. Bu durumda çocuk sürekli olarak yetersizlik duyguları içine girecek ve babayla olumlu ilişki kuramayacaktır. Baba çocuğunun yanında başkaları ile tartışmamalı,kendisini küçük düşürücü durumlara girmekten kaçınmalıdır. Çocuğun babasını daima örnek alabilmesi için babanın söz, davranış, kılık kıyafet ve sosyal ilişkilerinde kendine çeki düzen vermesi ve kendi tepkilerini kontrol etmesi şarttır. Baba kendini küçük düşürücü şeyler yapmamalıdır. Baba çocuğun pek çok konuda fikrini almalı,ona çocuk gibi değil, dost gibi davranmalıdır. Özellikle cinsel konulardaki sorular çocuğun başkalarından yalan yanlış öğrenmesine gerek duymayacağı derecede yeterli olmalıdır. Çocuğunun bu ve benzeri türden sorularını geçiştirmemeli ve soru sorma, araştırma hevesini kırmamalıdır. Unutulmamalıdır ki, çocuğunuzun robot gibi her şeyi ezberlemesinin ve araştırıp sormamasının temeli, sadece okul döneminde değil, ne yazık ki başlangıçta sizin bu konuda onun gelişimini önlemenizle atılmaktadır. En yoğun öğrenme dönemi doğum sonrası yedinci saatten yedi yaşa dek olan dönemdir. O yüzden bu dönemi o gurura heba etmeyin. İdeal anneye düşen görevler: Anne babanın varlığı ya da yokluğunda çocuğuna, babaya yönelik olumsuz ve aşağılayıcı ifadeler ( ki buna olumsuz hitapların olduğu şakalar da dahildir) kullanmamalıdır. Anne oğluna, “sen baban yokken erkek olarak babanı temsil ediyorsun şeklinde onurlandırıcı ifadeler kullanabilir. Ancak burada kantarın topuzunu kaçırmamalı, çocuğun her istediği yapılacak gibi bir anlam çıkarılmamalıdır. Çocuğun her şeyin bir sınırı olduğunu,demokrasinin herkesin her istediği şeyi yapması ,başkasının özgürlüklerini sınırlamak anlamına gelmediği öğretilmelidir. Anne, babadan farklı ve tam tersi yönde şekilde çocuğa çifte mesajlar vermemelidir. Tepkiler ve yaklaşımlar aynı yönde olmalıdır. Aksi halde çocuğunuz sizi kullanabilir, bu da hem onun gelişimini olumsuz etkiler, hem de sizin otoritenizi sarsar. Anne başkalarının kendi oğlunu daha çok küçük yaşta olsa bile, herhangi bir şekilde makyaj yapmasını, bayan giysi ya da takıları takma girişimlerini engellemelidir. Kendisi de “benim kız çocuğum yok” diyerek erkek çocuğunun saçlarını örmeye , toka takmaya çalışmamalıdır. Anneler çocuklarına kendi beğendikleri pembe, kırmızı gibi renkli giysiler değil, babasının giydiği renkte, daha cinsiyete uygun giysiler seçmelidir. Anneler oğullarına bebek, oyuncak fırın, ocak, ütü, tencere, tabak vb. gibi kız çocuklarının yeğleyebileceği oyuncaklar yerine, arabalar, gemi ve uçaklar gibi daha cinsiyetlerine uygun oyuncaklar seçmelidirler. Çocuğa her elbise giydirişinde “ bak ne güzel , baban gibi oldun, sana ağabey, baba giysileri aldım” şeklinde yaklaşımlarda bulunmalıdır. Anne oğlu yanında giyinip, soyunmamalı, onun yanında makyaj, banyo yapmamalıdır. Anne çocuklarını sürekli olarak kadın toplantılarına götürmemeli, daha çok yaşıtı çocukların olduğu park vb yerlere götürmelidir. Anne oğluna “baban bana şöyle söylüyor, böyle davranıyor, bütün erkekler hep aynıdır” gibi sözler söylememeli, onların yanında yakınıp ağlamamalı, oğullarını kendi bireysel ya da ailesel çatışmalarını dinleyecek terapistler haline getirmemelidirler. Anne ve babaya birlikte düşen sorumluluklar: Anne babasından göremediği sevgiyi bulmak için oğluna aşırı derecede yapışmamalı, kendi yaşıtları ile ilişkisini korumalıdır. Aksi halde çocuk kendi kişiliğini geliştiremeyecek, okula gitmesi, kız arkadaş bulması, evlenmesi zorlaşacak ya da anneye bağımlı hale gelecektir.Anne ve baba, eğer aile büyükleri çocuğun gelişimine müdahalede bulunuyorsa, bu duruma engel olmalıdırlar. Çocuğun (eğer ekonomik durum uygunsa) kreş ya da anaokuluna verilmesi uygundur. Eğer anne-baba arasında sorunlar varsa, çocukla iletişim sorunları varsa, çocukları uygunsuz davranıyorsa, arkadaşları tarafından alaya alınıyorsa ve bu nedenle çocuk evden çıkmak istemiyorsa kendileri bir psikiyatr, çocukları ise çocuk psikiyatrı ile görüşmelidir. Kekemelik terimi sözel iletimi sıklıkla ve önemli ölçüde bozan konuşma kusurları anlamında kullanılmaktadır. Kekemeliğin en açık görülen özelliklerinden biri kelimelerin cümlelerin ve özellikle hecelerin tekrarıdır. Tekrarlamalar özellikle çocuklarda normalde 4-5 yaşına kadar görülebilmektedir. Bu masum tekrarlarla kekemeliğin birbirinden ayırt edilmesi gerekmektedir. Çocuklardaki bu normal akıcılık kusurunun kekemelik haline gelmesinde ailelerin askı ve çocuğun bu konuşması üzerine toplamasıdır denmektedir. Kekemelikte en önemli özelliklerden biri kelimelerin yada hecelerin tekrarlanmasıdır. Bazen harflerin çıkarılmasında da zorlanılabilir. Bir başka sorunda kekemelerin bütün gayretlerine rağmen hiç ses çıkaramama ile karakterize yaşanan bloklardır. Bazen bu takılmalara eşlik eden motor hareketler olabilir. Bunlar ise basit göz kırpmalardan gözdede sarsılmalara kadar varabilir. Kekelemeler daha çok: - Hecenin yada kelimenin başındaki h sesinde görülür. Baştaki sessiz harf sesli harften daha zor çıkarılır. - Cümlenin ilk kelimesinde daha çok görülür. - Uzun kelimelerde kısa kelimelere göre daha sık görülür. - Sessiz harften sesli harflere geçişlerde daha çok görülür. Kekemeliği artıran durumlar: - Telefon görüşmeleri, - Bir isim söylerken, - Önemli bir şey söylemek isterken, - Zaman yetersizliğinde, - Kekeleyen kişiyi zor anlayacağı düşünülen birileri ile konuşulduğunda - Önemli bir şahıs ile konuşulduğunda - Geniş bir dinleyici kitlesine konuşulduğunda Kekemeliği değiştirme tedavisinde amaç: Bu tedavide iki anahtar unsur vardır. Birincisi kişinin kekemeliğin daha az şiddetli olmasını öğretmek ikincisi ise kekemelik kokusunu azaltmak bu korkuya bağlı engelleyici davranışları yok edip sosyal yaşamdaki kısıtlayıcı özelliğini ortadan kaldırmaktır. Kekemeliğin tedavisi özel eğitimle yapılmaktadır. Tek başına verilecek bir ilaç yoktur. Bazen aşırı anksiyete ve durumun oluşturduğu depresif durumları ortadan kaldırmak için ilaç kullanılabilir. Öncelikle kişinin kekemeliğinin tipi tespit edilip ona uygun bir eğitim programından geçirilen hastalar kısa bir süre içerisinde daha rahat konur hale gelmektedir. Kekemeliği tam manası ile yenemeyenler bile hiç olmazsa sosyal yaşamlarında bir miktar daha rahat olmalarını sağlayacak hale gelebilmektedirler. 3- A- ENÜREZİS NOKTURNA (ÇOCUKLARDA GECE İŞEMESİ / ALTINI ISLATMA) İstem dışı olan idrar çıkışına enürezis denmektedir. Bu durum daha çok gece uyku esnasında oluştuğundan enürezis nokturna adını almaktadır. Ancak bu durumdaki çocuklarda teşhisin konulabilmesi için gereken yaş alt sınırı 5 tir. Yapılan araştırmalara göre 5 yaşındaki erkek çocuklarda gece işemelerinin sıklığı % 7; kızlarda aynı yaşta % 3 olarak saptanmıştır. Bu oranlar 10 yaşında erkeklerde % 3’e; kızlarda % 2’ye düşmektedir. 18 yaşına gelen erkeklerde % 1, kızlarda ise biraz daha düşük bir yüzdede sürebilmektedir. Bu çocuklarda yaşıtlarına göre gelişimsel gecikmeler de saptanmıştır. 5 yaş sonrasında tedavisiz kendiliğinden iyileşme oranı % 5-10 arasında bulunmuştur. Rahatsızlığın teşhisi için en az 3 ay süre ile haftada en az 2 kez idrar kaçırmanın olması ya da toplumsal, mesleki işlevsellikte, okul başarısında düşmeye ve sorunlara yol açması , kişinin 5 yaşından büyük olması gerekmektedir. Ayrıca idrar kaçırma durumu başka bir ilacın yan etkisine bağlı olmamalı, kişide idrar kaçırmaya sebep olabilecek bir hastalık olmadığı tespit edilmelidir (şeker hastalığı, ürolojik ya da nörolojik hastalıklar gibi). Enürezis riskini arttıran durumlar: -Yoğun psikososyal sorunlar içinde olan ve olumsuz çevresel koşullarda yaşayan çocuklar -Baba ya da annenin boşanma ya da ölüm sonucu kaybı da önemli etkenlerdendir. Özellikle daha öncesinde idrar kontrolünün sağlandığı çocuklarda sonradan 5-8 yaşları arasında idrar kaçırma bu nedenle tekrar başlayabilmektedir. -Yeni bir kardeşin doğması. -Davranışsal bozukluklar gösteren çocuklarda mesane kapasitesinin daha sınırlı olduğu ve bu durumun daha sık gözlendiği saptanmıştır. -Yapılan çalışmalara göre ailede anne, baba ve diğer akrabaların geçmiş yaşantılarında bu sorun var ise, çocuklarda da enürezis riski 5-7 kat artmaktadır. Çocukta gece işemeleri varlığında yapılması gereken incelemeler: Öncelikle idrar yollarında mikrobik bir durum varlığı, basit bir idrar tahlili ile araştırılabilir. Bu duruma idrar yollarının özelliği nedeniyle daha çok kız çocuklarında rastlanmaktadır. Daha nadiren rastlansa da idrar yollarındaki yapısal kusurlar varlığı radyolojik incelemeler ile belirlenebilir. Nörolojik muayene ve şeker hastalığı varlığı açısından kan şeker düzeyi araştırılmalıdır. Çocuklarda veya nadiren ergenlik ve erken erişkinlik dönemlerinde görülen gece işemesinin tespit edilebilir başka bir nedeni yok ise; neden uykunun aşırı ağır olmasıdır. Bu durumda idrarın yeterince mesanede tutulmasına olanak veren “farkındalık” düzeyi uykusu ağır olanlarda bulunmaz. Kişi gece uyurken idrarının geldiğinin farkına varmadan, idrarını kaçırır. Gece idrar kaçırması olmayanlar ise idrarları geldiğinde sabaha kadar tutabilirler, veya hemen idrarlarını yapmak için tuvalete gidebilirler. Burada, ağır uyku durumunda, mesanenin (idrar kesesinin) çıkışındaki idrarı tutan kas yeterince çalışmadığından, idrar tutulamaz ve idrar kaçırılır. Tedavideki amaç gece uykusunun ağırlığını yani derinliğini hafifletmektir. Ağır uykusu olanlarda aynı zamanda da dikkat eksikliği problemleri sıklıkla da eşlik eder. Uykunun hafiflemesi yine dikkat bozukluğunu düzeltir. Tedavi: Yukarıda da belirtildiği gibi, tedavide amaç ağır olan uykunun hafifletilmesidir. Uyku süresi aynı kalabilir. İlaç tedavisi yanında uygulanabilen psikoterapi, özellikle davranışsal sorunlar yaşayanlarda etkili olmaktadır. Bu özellikle sonradan başlayan idrar kaçırmalarında gereklidir. Diğer bir yöntem ise, ıslanmaya duyarlı nesnelerle döşenmiş olan özel donanımlı bir yatağın , ıslanma ile ikaz edici bir ses çıkarmasına ve kişinin bu durumu zaman içinde öğrenebilmesine dayanan bir sistemdir. * * * * * * 3- B- ENKOPREZİS (DIŞKI TUTAMAMA) Bu durum idrar kaçırmaya göre biraz daha sorunlu bir durumdur. En az 3 ay süre ile görülen ve en az ayda bir kez var olan dışkı kaçırma durumudur. Bu teşhisin konulabilmesi için çocuk 4 yaşından büyük olmalı, başka bir ilacın yan etkisine ya da başka bir hastalığa bağlı olmamalıdır. Hastalık iki şekilde kendini gösterebilir. İlkinde kabızlık ve sonrasında buna eşlik eden aşırı miktarda dışkının boşalmasına bağlı tip ve diğeri bu durumun olmadığı tiptir. Kabızlıkla birlikte olan tip gündüz ya da gece olabilmektedir. Normalde tuvalet yapma esnasında çok az miktarda dışkı çıkışı gözlenir. Dışarıya çıkan dışkı şekilsizdir ve kabızlığın tedavisi ile büyük ölçüde düzelir. Diğer tipte dışkı şekillenmiştir. Dışkı barsakta belli bir yerde depolanır. Bu durum barsak kontrolünün sağlandığı dönemde istemli olarak, uygunsuz yerlerde psikolojik nedenlerle dışkı depolanması ile kendini göstermektedir. İstemsiz olan şekilde barsağın son bölümündeki anüs çıkışını denetleyen kas dokusu halkasının yeterince kontrol edilememesi ile ilişkili bulunmuştur. Ayrıca kaygı ya da aşırı birikime bağlı olarak istemsiz dışkılama da görülebilmektedir. Yapılan araştırmalara göre erkeklerde daha çok olmak üzere, 5 yaşındaki çocuklarda % 1 oranında görülebilmektedir. Psikiyatrik kökeni açısından rahatsızlığın oluş sebepleri arasında aşırı gergin ve müdahaleci anne ve uzak duran kendini göstermeyen babanın varlığı; tuvalet terbiyesinin aşırı zorlayıp, cezalandırıcı bir şekilde çok erken yaşta gerçekleşmesi; nörolojik gecikme varlığı ile ilişkili bulunmuştur. Bu teşhisin öncesinde barsaklara ait olabilecek diğer sorunların (Hirschsprung hastalığı gibi) varlığı araştırılmalıdır. Tedavi: İlaç tedavisi ve yaşanılan ya da hissedilen sorunlara yönelik psikoterapi yüz güldürücü sonuçlar vermektedir. 4- PARMAK EMME Parmak emme, normal çocuklarda herhangi bir psiko-patolojik etken olmaksızın 3-4 yaşlarına kadar görülen bir olgudur. Bebeklerin çoğu başparmaklarını ya da diğer parmaklarını emerler. Zararsız bir davranış olan parmak emmeye hemen bebeklerin tümünde rastlanmasının en önde gelen nedeni, yeni doğan bebeklerin parmak emmeyi daha anne rahminde (uterus) öğrenmiş bulunmaları ve doğuştan sahip oldukları en güçlü reflekslerden birinin emme refleksi olmasıdır. Ender olarak yeni doğan bazı bebeklerin parmak ya da bileklerinde görülen kabarcıklar bunun bir sonucu olmaktır. Annelerin büyük bir çoğunluğu parmak emmenin açlıktan kaynaklandığını düşünürler. Oysa bu emme %50'den %87'lere varan yüksek bir oranda beslenmeye bağlı olmayan yaygın bir davranış niteliğinde görülür. 1 yaş çocuklarının hemen yarısı parmaklarını emerler. Dokuzuncu aydan itibaren uykuyla parmak emme arasında yakın bir ilişkinin olduğu, uykusu gelen bebeğin parmağını ağzına götürdüğü görülür. Çocuğu parmak emmeden vazgeçirmek üzere yapılan çabalar, 3 yaşına kadar çocuk tarafından dirençle karşılanır. Bazı bebekler yeni dişlerinin çıkması ,bazıları da zorlukla karşılaştıklarında utanma ve sıkılma belirtisi olarak parmaklarını emerler. Genellikle 18. ay dolaylarında sıklaşan parmak emmenin 4 yaşına doğru kaybolması beklenir. Araştırmalar en geç 5-6 yaşlarında sona erdiği takdirde parmak emmenin zararının olmadığını, ancak süregelmesi halinde dişlerde bozukluklara (deformasyona) neden olabileceğini kanıtlamıştır. Alt ıslatmada olduğu gibi, sürekli parmak emme alışkanlığı sıklıkla psikolojik sorun ve gerginliklerin bir sonucu olarak gelişebilir. Ebeveynler parmağını emen çocukların çene kemikleri ve dişleri üzerinde ki etkilerini düşünerek endişeye kapılabilir. Parmak emmenin alt ve üst dişleri geri ittiği doğrudur. Parmak emmenin dişleri ne kadar etkilediği parmak emme süresine ve en önemlisi parmağın ağızdaki duruşuna bağlıdır. Parmak emmeye benzer tutumlar arasında; uykuya dalarken kulak memesini tutma, saçıyla oynama, annesinin memesini tutma, annesinin koluna garip bir şekilde tutunma, annesinin saçından çekme, annenin sütü kesildiği halde annesinin memesini emme biberonu bırakamama Parmak ve emzik emme Emme fonksiyonu yeni doğmuş çocuklarda çok kuvvetlidir. Ancak parmak emme ve emzik emme alışkanlıkları ilk 1.5 sene normal olmakla birlikte 2 yaşın sonunda kaybolur. Ancak parmak emme, emzik emme alışkanlığı devam edecek olursa henüz gelişmekte olan kas ve kemik yapıları üzerine basınç uygulayarak dişlerin yer değiştirmesine yol açar. Bu durumda üst ön dişler öne alt ön dişler ise geriye doğru eğilir ve alt ve üst ön dişler arasında açıklık meydana gelir.Alışkanlık bırakılırsa bu açıklık kapanır ancak 3.5 yaşından sonra kalıcılık artar. Parmak emme alışkanlığı gece uyurken de deva ederse daha etkili olur ve bunun sonucunda üst çenede darlık (V şeklinde bir çene kavsi) meydana gelir. Parmak emme alışkanlığı karşısında anne babanın yapacağı en sağlıklı yaklaşım nedir? Olayı telaşa kapılmadan sabırla karşılamak ve sürekli ilgilenmekten kaçınarak, çocuğa bu alışkanlığın bebekçe bir davranış olduğunu, başkalarını gözüne hoş görünmeyeceğini basit bir dille anlatmaktır. Aile içinde sürekli aynı alışkanlığı konu edilerek dikkatleri çocuk üzerine çekmek, bu nedenle telaşa ve gerginliği girmek ve çözüm amacıyla çocuğu sürekli eleştirmek yanlış anne baba davranışları arasında sayılır. Okul yaşında parmağını emen çocuk, öğretmenin uyarısı, anne babasının eleştirisine, hatta arkadaşlarının alaylarına karşın bu alışkanlığını sürdürür. Bu durumda çocuğa yapılan olumlu tavsiye ve açıklamalarla psikolojik açıdan uyumunun sağlanması, sorunu ortadan kalkmasına neden olabilir. Burada önemli olan, bir gerileme (regresyon) belirtisi sayılan bu alışkanlığı oluşturan etkenlerin ana baba tarafından keşfedilerek ortadan kaldırılması. Örneğin, yeni bir kardeşin doğumu, çocukta bu tür bir alışkanlığın başlamasına neden olabilir. Cıvıldayan, emekleyen, parmak emip tırnak yemeye başlayan çocuk, bu tür bebekleşme hareketleriyle kaybettiği ilgiyi kazanma savaşımına girer. Daha önce de belirttiğimiz gibi, kardeşin doğumundan önce çocuğun hazırlanması, kardeşin varlığına karşın çocuğun statüsünün devam edeceği ve onun yerinin ayrı olduğu konusunda çocuğun ikna edilmesi, kardeşin yardıma muhtaç bir yakını olması nedeniyle elbirliğiyle ona bakma gereğine çocuğun inandırılması ondaki gerginliği azaltır. Böylelikle bu gerginlikten kaynaklanan alışkanlıklar da zamanla kaybolur. Alt ıslatma benzerliği nedeniyle parmak emme de yaşla azalır. Parmak emmenin giderilmesi için alınacak önlemler Anne ve babaya parmak emmenin ilk dönemlerde zararsız bir faaliyet olduğu açıkça anlatılmalıdır. Parmak emmenin biraz önce değindiğimiz gibi diş deformasyonlarına sebep olmadığı, bir hastalık mahiyetinde olmadığı açıkça anlatılmalıdır. Çünkü buna inanan anne, baba ve aile büyükleri ömür boyu sürecek bu kötü alışkanlıktan çocuklarını vazgeçirmek için çok şiddetli tedbirlere başvururlar. Hatta çocukların parmaklarına acı biberler sürenler, dayak atanlar, ellerini kollarını arkadan bağlayanlar, eline parmaklarına iğne batırıp onlar unutamayacakları acı verecek cezalar uygularlar. Bu tenkitler, azarlamalar, dayak atmalar, parmağa acı sürmeler çocukta olumsuzluğun yükselmesine neden olabilir. Anne babayı rahatsız etmek için bir davranış olarak kalmasını pekiştirebilir. Parmak emme kendi başına çocuklukta ve sonradan uyumu etkileyen bir alışkanlık değildir. Özel bir düzeltici tedbir almayı da gerektirmez. Ancak parmak emmeye başlayan veya bunu alışkanlık haline getirmiş çocuklara bu alışkanlıkları terk etmeleri için uygun olmayan tedbirlerin, cezaların uygulanması sonucu bir çok uyum ve duygusal problemlerin ortaya çıkmasının nedeni olabilir. Basit bir alışkanlığı terk ettirmek için uygulanan metotlar durumla ilgisi olmayan yeni ve süregen (sürekli, kronik) bazı uyum bozukluklarına sebep olabilir. Küçük yaşlarda çocuklar uygun şekilde beslenmelidir. Gıda ve anne sütünün kalitesi yanında çocuğun gıda verilirken tutumuna özel bir yer ve önem vermek gerekir. Çocuk gerek anne memesinden ve gerekse biberonla beslenirken annenin göğsüne onun sıcaklığını duyacak şekilde yaklaştırılmalıdır. Bir taraftan çocuğa gıdası veya meme verilirken diğer taraftan anne çocuğa gözlerinden sıcak sevgi akıtmalıdır. Çocuğun gevşek tutulması,hırpalanarak, azarlanarak gıda verilmesi büyük bir anlam taşımaz, Uygun şekilde beslenme bu problemin ortaya çıkmasında en büyük engel teşkil eder. Belki çocuk parmak emme veya lastik meme emmeden özel bir haz duyabilir. Bu belirli yaşa kadar zararlı bir alışkanlık değildir. Normal davranışlar ve ilişkiler yoluyla bu alışkanlık 1 yaşının sonunda terk edilebilir. Eğer çocuk yürümeye başladıktan veya 1 yaşından sonrada bunu yapıyor yani parmağını emiyorsa bu çocuğun fazla yorgun, rahatsız, mutsuz, sıkıntılı, üzüntülü olduğunun belirtisidir. Çocuğun durumunun incelenmesi düzeltici tedbirlerin yalnız bir belirti olan parmak üzerinde değil bütün durumu düzeltmeye yöneltilmesi gerekir. Çünkü parmak emmenin asıl nedenleri ortadan kalkmadıkça çocuk parmak emmeye devam edecektir. Çocuğa uygun dinlenme, geniş ve çeşitli faaliyet olanakları, oyun ortamları meşgul olmak için olanaklar sağlanmalıdır. Anne babanın uygun olmayan davranışları düzeltilmelidir. Çocuklara bu alışkanlığından dolayı şiddet hareketleri uygulanmamalı ve çocuk batıl fikirlerle korkutulmamalıdır. Mükafat vaadi, çocuğun bunu terk etme arzusunu ve gücünü harekete getirecek, çeşitli tedbirler çocuğu harekete getirerek çocuğun bunu bırakmasını sağlayabilir. Çocuk parmağını ağzına götürdüğü zaman uyarıcılık yapacak zararsız acı sıvı (acı oje gibi) sürülmesi ve geceleri hatta gerekiyorsa gündüz çocuğa eldiven takılması, alışkanlığı sona erdirmesi için iyi bir hatırlatıcı olabilir. Çocuğa bilhassa kendi kendini kontrol etmek için, isterse bu alışkanlığı terk edeceği inancını kazandırmak, alışkanlığı yenmek için iyi bir hatırlatıcı olabilir. Çocuk 4-5 yaşlarına geldiğinde parmağını emmeye devam ediyorsa kendisine telkinlerde bulunmak faydalı olabilir. Çocuğa bu yaptığının çocukça bir davranış olduğu başkalarının gözüne hoş görünmediği onun anlayabileceği bir dille anlatılır. Çocuklar bu yaşlarda genellikle büyük bir insan gibi olmaya, ebeveyni taklit etmeye özenir. Çoğu zaman onlar gibi davranır. Ebeveyn çocuğun bu durumunu çok iyi değerlendirmelidir. Kendilerinin parmak emmediklerini, çünkü bu durumun pek hoş olmadığını söylemeleri çoğu zaman etkili olabilir. Çocuğun erken memeden kesilmesinin karamsar, sadist geç memeden kesilmesininse güvenli ve iyimser bir kişilik geliştirdiği açıklanmıştır. Eğer tüm tedbirler rağmen parmak veya biberon, battaniye ucu emmenin önüne geçilemiyorsa psikiyatrik bir yardım alınabilir. 5- TIRNAK YEME ALIŞKANLIĞI Tırnak yeme alışkanlığına çoğunlukla 3-4 yaşlarından önce başlamaz. (Çok ender olarak 5 aylık gibi erken bir dönemde görülebilir). Çocukların %33 de tırnak yeme davranışı görülür. Bu oran erken ergenlik çağına kadar sürer. Ergenlik çağında tırnak yiyen çocukların sayısı %40-45’e yükselir. Yani ergenlik çağına doğru çocukların hemen hemen yarısı tırnak yeme davranışı gösterir. Bunun nedeni olarak gençlerin çevreden onay görmemeleri olarak değerlendirilir. Ayrıca tırnak yiyen çocukların ailelerinin çoğunda tırnak yiyenlere rastlanmaktadır. Bunun için de tırnak yemenin bir taklit olduğu ve büyükleri taklit etmek suretiyle öğrenildiği ileri sürülmektedir. Ergenlik çağında sosyal onay görenlerin çoğu bu alışkanlığı terk etmektedir. Tırnak yemek bazen ayak parmaklarını ısırmakla ve ayak tırnaklarını el parmaklarıyla yakalama ile ilişkili görülmektedir. Ayak parmağı tırnağının yenilmesi ve ısırılması hemen hemen sadece kızlarda görülmektedir. Erkeklerde de görülebilir. Tırnak yeme alışkanlığının sebepleri Bu davranışın altında yatan sebepler parmak emmede olduğu gibi çoğunlukla psikolojik rahatsızlıklardır. Alışkanlık daha çok baskı altına alınmış heyecanların ilgilendiği durumlarla olup, çocuk bunun arzu edilmeyen bir davranış ve alışkanlık olduğunu anlayınca kökleşmekte olduğu görülmektedir. Tırnak yeme bir güvensizlik belirtisi olarak kabul edilebilmektedir. Aile içinde aşırı baskılı ve otoriter bir eğitimin uygulanması, çocuğun sürekli azarlanarak eleştirilmesi, kıskançlık, yeterli ilgi ve sevgi görememe sıkıntı ve gerginlik başlıca nedenlerdir. Anne babanın yaşantısı da önemli bir etkendir. Anne baba geçimsizlikleri anne babanın sık sık kavga etmesi ailedeki sorunlar çocuklarda tırnak yeme gibi davranışlara neden olur. Bunun yanı sıra anne babanın aşırı kaygılı olması çocuğu aşırı derecede koruyup kollaması ayrıca anne babanın çocuklar arasında ayrım yapması çocuklar arasında kıskançlığa yol açar. Bu da dolaylı şekilde kendini tırnak yeme olarak gösterir. Tırnak yeme daha önce belirttiğimiz gibi taklit yoluyla da edinilebilen bir davranıştır. Ailede herhangi bir bireyin tırnak yeme davranışı göstermesi doğal olarak çocuğun ilgisini çekecektir. Ayrıca tırnak yeme davranışı olaylara bağlı olarak gelişebilmektedir. Çocuğu tedirgin eden herhangi bir olay veya çevrede onun için hoşnutsuzluk yaratacak herhangi bir durum bu davranışı göstermesine yol açar. Tedavi ve alınabilecek önlemler En etkili yöntem 3-4 yaşlarına kadar bu alışkanlığın anne baba tarafından görmezlikten gelinmesidir. Daha sonra bu alışkanlık devam ederse; 1-Çocuğun gerginlik ve uyumsuzluk nedenleri iyice araştırılmalı ve bunlar saptanarak çözüm getirilmeli 2-Çocuğu azarlamak, korkutmak, ceza vermek gibi zorlayıcı yöntemlerin uygulanması yararlı olmamaktadır. Hatta kimi zaman daha ağır duygusal problemlerin çıkmasına neden olabilir. 3-Çocukları korku kaygı yaratacak durumlardan uzak tutmak gerekir. 4-Küçük çocukların kaygı korku verici televizyon filmlerini izlemeleri, kavgalı olaylarda bulunmaları çocuğu heyecanlandıracağı için sakıncalıdır. 5-Tırnak yiyen çocuklara geceleri yatarken eski hafif eldivenleri giydirmek. Çocuk gece tırnaklarını yemek veya ısırmak istediğinde hatırlatıcı olması bakımından yararlı olabilir. 6-Parmak ve tırnağa acı fakat zararsız bir sıvı sürülebilir. Bu hem hatırlatıcı ve hem de tırnağını ağzına götürdüğü zaman acı ile birleştiğinde terk etmeye yardımcı olabilir. 7-Çocukların ilgisi başka yöne çekilebilir. Sinema, televizyon izlerken veya radyo dinlerken onun ağzını çiğneyecek bir şeyle meşgul etmek tırnak yemenin ve ısırmanın yerine gelecek bir etkinlik olabilir. 8-Çocukları ara sıra başarılarından dolayı ödüllendirme bazı durumlarda yarar sağlayabilir. Ancak bunun kısıtlı ve uygun şekilde kullanılması gerekir. Aksi takdirde çocuk yeni ödüller almak için bunu kullanabilir. 9-Tırnak derin kesilebilir. Çocuğun kendi tırnak bakımıyla uğraşması da yararlı olabilir. Bunun içinde çocuğa manikür ve pedikür malzemeleri alınabilir. Son söz ve bir önlem olarak tırnak yemenin ve ısırmanın çok kötü bir alışkanlık olmadığı ve bunu isteyenlerin kolaylıkla terk edebilecekleri çocuklara anlatılmalıdır. Çocuk buna inandırıldığı zaman bu alışkanlıktan vazgeçmek için çaba gösterecektir. Çünkü dış etkenler çocuğun bu alışkanlıktan vazgeçmesine fazla etkili olmamakla bazı hallerde alışkanlığın kökleşmesine ve başkalarını kızdırmak ve huzursuz etmek için bir araç olarak kullanılmasına neden olmaktadır. Tırnak yemek psikiyatrik tedavilere cevap vermeyen nadir bir rahatsızlık olarak önümüze çıkmaktadır. Bu yüzden, tırnak yeme daha çok kişinin, kendi isteği doğrultusunda davranış tedavisiyle geçebilir. 6- OTİSTİK BOZUKLUK (OTİZM) Sosyal ilişki, iletişim kurma ve davranış tarzı anormalliklerinin 3 yaş öncesinde başlamış olması gerekmektedir. Toplumdaki yaygınlığı : On bin kişide 4 oranında görülmektedir. Erkeklerde kızlara oranla 4 kat daha çok rastlanmaktadır.Rahatsızlık kızlarda erkeklere göre daha ağır seyretmekte, zeka testleri daha düşük bir değeri göstermektedir. Otistik bozukluk ölçütleri: A-Aşağıdaki dört belirtiden en az ikisinin varolması gerekmektedir. 1- Konuşma dışı iletişim (göz göze gelme, yüz ifadesi ile anlatım, mimikler ve vücut dili ile kendini ifade gibi ) ile karşılıklı ilişkiyi sağlamada belirgin bozukluğun olması. 2- Kendi yaş dönemi ile uyumlu olacak şekilde, yaşıtları ile arkadaşlık ilişkisi kuramamak. 3- Diğer insanlarla birlikte kendiliğinden , doğal bir şekilde hoşlanılabilecek, ilgi alanları ya da beceri ve başarıları paylaşamama durumu (ilgisini çeken nesneleri başkalarına gösterememe, onları işaret edememe , onları çevresindekilere verememe gibi davranışlar) . 4- Toplumsal ya da duygusal yanıt vermede eksiklik. B-Aşağıdakilerden en az birinin varolması gerekmektedir: 1- Konuşulan anadilin ya hiç becerilememesi ya da bunun gecikmesi durumu. 2- Yeterli konuşmanın varolduğu durumlarda, başkaları ile konuşmayı başlatmak ya da sürdürmekte belirgin bozukluk. 3- Sözcük ya da cümleleri arka arkaya tekrarlayarak ya da anlamsız şekilde kullanarak konuşma durumu. 4- Doğaçlama bir şekilde , yaş ve gelişim düzeyine uyan evcilik, hırsız-polis, doktor-hasta vb. oyunları oynayamama durumu. C- Aşağıdaki tekrarlayıcı ilgi, aktivite ve davranışlardan en az birinin varolması durumu: 1- Hem miktar olarak sıklık, hem de yoğunluk açısından belli bir nesne ya da konu ile tekrarlayıcı bir şekilde uğraşarak, kısıtlı kalmış ilgi odaklarının bulunması. 2- İşlevsel olmayıp, belli bir amaca hizmet etmeyen birbirini izleyen , sıradan belli bir aktiviteyle durdurulamaz derecede uğraşı durumu. 3- Herhangi bir hareketi tekrarlayıcı ya da başkasının yaptığı bir hareketin aynısını yapar bir şekilde vücut hareketleri ( parmak şıklatma , parmakları açıp-kapama, omuz oynatma ya da tüm gövdeyi bükme, yumak gibi olma seklinde davranışlar). 4- Tekrarlayıcı bir şekilde bazı nesnelerin belirli parçaları ile aşırı uğraşı durumu. Bu yukarıdaki yazılmış olan tüm maddelerden toplam olarak en az altı adedinin varolması gerekmektedir. Sosyal ilişki ya da dil becerisi konularından en az birisinin, çocuk 3 yaş başlangıcına dek gecikmesi veya normal dışı bir şekilde olması durumu. Rahatsızlığın başka bir hastalığa bağlı olmaması gerekmektedir. Otistik Çocukların Özellikleri: Görünümleri yaşıtlarından daha ve kardeşlerinden daha kısa boylu olup, çok sevimli bir görünümleri vardır. Bu çocukların bebekliklerinde bakımı kolay , bırakıldıklarında yerinde duran, çok fazla ağlamayan çocuklar oldukları gözlenmiştir. Bazı hallerde çocukların konuşma ve davranışları normalken, bunların birden bire sonradan sosyal ilişkiden kopup, dil becerilerini kaybettikleri gözlenmiştir. Aileler çocuklarının seslenince yanıt vermemeleri nedeniyle, sağır olduklarını düşünebilmektedirler. Çocuklar gelişimleri esnasında belirli davranış ya da sesleri taklit edemez, nesneleri başkalarına gösteremez, kucaklanmak istendiklerinde kollarını kucaklamayı karşılamak için kaldıramazlar. Tek başlarına oynamayı yeğlerler. Bu çocuklar insanlara cansız varlıklar gibi tepki verirler. Toplumsal durumlarda garip yüz ifadeleri ve uygun olmayan hareketlerle karşılık verebilirler. Sosyal ilişkilerden çok memnun olmazlar. Arkadaş edinemezler.dil gelişimlerinde gecikme olabilir. Konuşabiliyorlarsa konuşmaları tekrarlamalar ya da ses melodisindeki bozukluklar ( tekdüze , mekanik tonlama bozuklukları şeklinde) ile birliktedir. Uygunsuz fiil ya da sözcük kullanımları olabilir. Olmayan sözcükleri uydurabilirler, kendi kendilerine konuşabilir, kendilerinden kendi isimlerini söyleyerek ya da başkası gibi bahsedebilirler. Belirli davranış ( el çırpma, dönen nesneler gibi)ya da bilgilere (çok gerekli olmasa da) eğilimleri vardır ( hava durumu, tv. Program zamanları ve reklamlar gibi). Yeni oyuncakları kolay kabul edip, oynayamazlar, ortam değişikliklerine aşırı duyarlıdırlar, değişikliklerde aşırı tepkisel olabilirler. Bazı nesnelere aşırı bağımlı olup, onları kullanmasalar da onlar olmadan dışarı çıkamayabilirler. Sese aşırı tepki vererek, kulaklarını kaparlar. Ağrıya karşı duyarsız olabilirlerken dokunmaya karşı aşırı tepki gösterebilirler. Zaman zaman aşırı hareketli zaman zaman da aşırı hareketsiz olabilirler. Sebepsiz gülme ve ağlamaları olabilmektedir. Ailelerinin yanlarından uzaklaşmalarına aşırı tepki gösterebilmektedirler. Sadece belirli besinleri yemeye eğilimlidirler. Kendi ellerini ısırabilir, başlarını duvara vurabilir, saçlarını çekebilir ve kendilerine zarar verebilirler. Otizmin Sebepleri: Otistik çocukların % 75’inde zekada gerilik gözlenmektedir. % 25 kadar bir kısmında ileri dönemlerde havaleler görülmektedir. Otizm ile birlikte görülebilen nörolojik bozukluklar arasında tuberoz skleroz, frajil X sendromu, doğumsal kızamıktır. -Duygusal açıdan çocuğa uzak duran ya da obsesif kişilik yapıları nedeniyle aşırı titiz ve kısıtlayıcı bir şekilde eğitim veren ailelerin çocuklarında bu durumun varolduğu ileri sürülmektedir. - Rahatsızlığın genetik temeline yönelik çalışmalar devam etmektedir.Bazı kişilerde bu rahatsızlıkla birlikte epileptik bozukluklar, doğumsal rubella ve fenilketonüri gibi rahatsızlıkların bulunması bu olasılığı düşündürmektedir. Rahatsızlığın X kromozomuna bağlı olarak ya da otozomal resesif geçiş ile aktarıldığı düşünülmektedir. Etkilenen çocuğun kardeşlerinde de rahatsızlığın görülme riski toplum ortalamasına göre çok daha yüksek olup, % 3 e dek çıkabilmektedir. Bu kişilerin ailelerinde duygu durum ve kaygı bozuklukları daha yüksek oranda saptanmış olup, toplumsal ilişki sorunlarının daha yüksek olduğu gözlenmiştir. Doğum öncesi ya da doğum sırasında yaşanan tıbbi sorunlar olası nedenler arasındadır. Özellikle annenin hamileliğinin ilk üç ayında genital kanama yaşaması, bebeğin içinde bulunduğu amnios sıvısının çocuk dışkısı ile boyanması, annenin hamileliğinde bazı ilaçları kullanımı önemli sebepler arasında sayılmaktadır. Beyin yapısında çeşitli bozukluklar bulunmaktadır. Serotonin düzeyleri hastaların 1/3 ünde gözlenmektedir. Otistik çocukların çoğunda gözlenen bahar aylarındaki doğum oranları, annenin kış aylarında doğum öncesi kızamık geçirmesi ile bağlantılı bulunmuştur. Tedavi: Tedavide ailenin eğitimi önemlidir. Saldırgan ve kendine zarar verme davranışlarına karşı ilaç tedavisi kullanılabilir. Davranış tedavisi kullanılmaktadır. Tedavide asıl olan ise fark edildiği andan itibaren ebeveynlere düşen en önemli görev “göz teması ve yakın ilişki kurmak”tır. Tedavide bu yapılmazsa ilacın faydası yoktur. Verilebilecek en iyi örnek; günde 3 defa 2’şer saatten en azından annenin bir orta halısı üzerinde ilgilenmesi ve temasın artırılmasıdır. Bazıları hiperaktivite belirtileri gösterebilir. Buna yönelik ek tedavi verilebilir. Daha çok antipsikotikler verilerek zihinsel süreçlerin düzeneği oturtulmaya çalışılır. Bu hastaların çok az bir kısmı (yaklaşık %5 ile %10’u) zeka seviyesi açısından sınırda zeka veya çok az üstünde görülürler. Bu yüzden de bazı yetenekleri kazandırmak güç olabilir. Bu hastaların ömür boyu yakın ilgi ve bakıma muhtaç oldukları unutulmamalıdır. 7- BOŞANAN ÇİFTLERİN ÇOCUKLARI Boşanma kişilikleri , sosyokültürel değerleri, alışkanlıkları ve tepkileri ile birbirine uyum sağlayamayan , bir arada iken herhangi biri ya da her ikisinin de sosyal, mesleki sorunlar yaşadığı; vücutsal ve ruhsal yakınmalar geliştirebildiği kişilerin ayrı ayrı daha sağlıklı olabilmesi temeline dayanan bir sosyal gerçekliktir. Her boşanma felaket anlamına gelmez. Bu tıpkı bir yemeğe aynı zamanda hem tuz hem şeker koymak gibi düşünülebilir. Her birisi ayrı ayrı konduğunda yemekleri leziz hale getirse de, aynı yemeğe konursa, yenmez olurlar ya da iki ilaç ayrı ayrı kullanıldığında çok olumlu etki yaparken, aynı anda alınırlarsa, vücutta zararlı etkiler yapabilirler. Bazı evlilikler de böyledir. Her türlü çaba gösterilmesine karşın bazı evlilikler ayrılık ile sonuçlanabilir. Bu durumda eşler kendi hayatlarını bu sefer daha becerikli ve özenle inşa etmek durumundadır. Peki diyelim eşler bunu yaptı, ya eğer ayrılan kişilerin çocukları varsa, onlar ne olacak? İşte aslında boşanan çiftler kendilerinden çok çocuklarına odaklanmakta, ancak ne yazık ki, eksik ya da hatalı davranışlar ile çocuklarının ve kendilerinin durumunu zora sokmaktadırlar. Boşanan çiftlerde çocuk hem anne hem baba ile görüşebilmelidir. Boşanma iki erişkinin birbiri ile olan sorunları sonucu olduğundan,tarafların çocukla ilgili bir sorunu yoktur. Dolayısı ile soruna çocuk ortak edilmemeli, maşa haline sokulmamalıdır. Her iki taraf ya da onların çevreleri çocuğu karşı tarafa yönelik yıkıcı eleştirilerle yıpratmamalıdır. Bu son derece ilkel ve çocukça bir yaklaşım şekli olup, kendi kendine yeterli olamayan, özgüveni olmayan kişilerin yapabileceği bir davranış şeklidir. Çocuğun eğer ana babadan birinde sevgi ya da ilgi eksikliği yoksa, herhangi birini diğerinden üstün tutmaması hedeflenmelidir. Aksi halde ileri dönemde çocuğun ruhsal gelişimine istemeden kalıcı darbeler indirilmiş olabilir. Her anne baba için çocuklarını kendilerine göre daha iyi koşullarda büyütmek, kültürel açıdan daha donanımlı,olumlu ve uygar olmasını sağlamak birincil hedeftir. Bu hedef elbette ki, boşanma sonrasında da geçerlidir. Bu nedenle hem anne hem babanın her türlü görünüm, davranış ve düşünceleri ile çocuklarına örnek olmaları gerekir. Çocuk anne ya da babayı yeterince göremez ya da yeterince örnek almak istemezse uygunsuz ya da yanlış kişileri örnek alabilir. Hakim boşanma sonucu çocukları anne ya da baba yanına vermektedir. Çocuk daha az gördüğü, birlikte kalınmayan ebeveyn ile geçireceği vakti hayal etmekte, o ana ait görüntüler çocuğun rüyalarını süslemektedir. Bu sebeple bu ebeveynle geçirilecek zaman, çocuk için doyurucu olmalıdır. Bu çok para harcayarak, çocuğun her istediğinin alınması şeklinde maddi yönde düşünülmemelidir. Çocuğun o ebeveynle daha çok ve çocuğa hitap edebilecek bir şekilde konuşması, çocuğun sorunları ile ilgili konularda dertleşmesi, yeri geldiğinde beraber ağlamaları, kendi geçmişini ve yaşadıklarını doğru biçimde çarpıtmadan, çocuğun ilgisini çekecek şekilde anlatabilmesi bu yolda yapılabilecekler arasındadır. İlişki parasal temele değil, duygusal temele dayanmalı, çocuk anne ve babası ile gurur duyabilmelidir. Anne ya da baba çocukla birlikte oldukları zaman , işleri,arkadaşları ve çevrelerini düşünmemelidir. O esnada çocuklarından çok, başkaları ile iletişime girmeye çalışmamalıdırlar. “Eli işte , gözü oynaşta” şekilde çocuğu ile bir arada olan kişinin çocukları, ikinci plana atıldıklarını, kullanıldıklarını, sevilmediklerini, kendilerinin yük olarak algılandıklarını düşünebilirler. Bu da ebeveyn ile çocuk arasındaki iletişimi bozabilir. Önemli olan geçirilen vaktin süresi değil,kalitesidir. Çocuğun diğer ebeveynden alınması ve birlikte yapılabilecekler için çocuğa verilen sözler tutulmalı, yerine getirilemeyecek sözler verilmemelidir. Çocuğa söylenen saatlere uyulmalı, unutulmamalı, gecikme olacaksa mutlaka daha önceden çocuk ve evdeki ebeveyn haberdar edilmelidir. Ebeveyn hiçbir şekilde çocuğa yalan söylememeli, çocuğun güvenini sarsmamalıdır. Herkesin yanlışları vardır, kendinizi her zaman başkasının ve çocuğunuzun yerine koyarak düşünün, “hep ben haklıyım” şeklindeki tek yanlı,at gözlükleri ile bakar şekilde ilkel bir biçimde hareket etmek, çocuğunuzu ve çevrenizi anlayamamanıza, dolayısı ile onunla dostluğunuzun bozulmasına yol açar. Evliliğinizin bitiminin suçunu asla çocuğa yüklemeyin, “sen yaramazlık yaptığın için ayrıldık, baban gitti eğer gene yaramazlık yaparsan ben de seni bırakır giderim” şeklindeki yaklaşımlar çocuğun ağır suçluluk duyguları geliştirmesine yol açacaktır. Boşanma konusunda çocuğa yapılabilecek açıklamalarda doğrudan karşı tarafı suçlamak yerine “senin de sınıfta ya da mahallede çeşitli nedenlerle anlaşamadığın arkadaşların var, biz de bu durum gibi yeterince anlaşamadık ve ayrıldık” şeklinde yumuşak bir üslup ile anlatılmalıdır. Tek boşanan çiftin kendileri olmadığı, onu her ikisinin de sevdiği, önemli olanın da bu olduğu mesajı verilmelidir. Ayrılan ana baba birbirlerine düşmanca davranmamalı, birbirleriyle çocukları hakkında konuşabilmeli, en azından çocuğun yaş günlerinde bir arada bulunmalıdırlar. En azından, anne ya da babalar gününde, kendi gururlarını bir yana bırakıp, medenice çocukla birlikte çıkarak hediye almalı, tebrik kartı ya da telefonla kutlamalıdırlar. “ne ekerseniz onu biçersiniz”, diğerinize olan saygıyı korumalısınız. 8- SEPERASYON ANKSİYETESİ BOZUKLUĞU (AYRILMA-KAYGISI BOZUKLUĞU) Çocukların ailede çok bağlandıkları, özellikle annelerinden ya da ailenin diğer bireylerinden uzak olmak istemedikleri şeklindeki psikiyatrik sorundur. 18 yaş öncesinde başlayan bozuklukta, evden ya da evdeki kişilerden ayrılma ya da bunu bekleme durumunda hissedilen yoğun bir kaygı vardır. Çocuğun normal gelişiminde genellikle 1 yaş civarında görülen bu durum, azalarak 4-5 yaşa dek sürebilmektedir. Çocuk bu yaş dönemini geçmesine karşın ayrılığa 1 yaşındaki kadar tepki gösteriyorsa ya da daha önce bu korkuları atlatmışken, tekrar ayrılık kaygıları başlamışsa bu rahatsızlık akla gelir. Teşhis için belirtilerin en az 1 ay süre ile mevcut olması gereklidir. Genellikle 4 yaş öncesi gözlenmemektedir. Çocuklarda sosyal sorunlara, eğitim döneminde ulaşılabilecek düzeylere ulaşamama, gelişimsel olarak sağlanması gereken otonomi ( tek başına kendi kararlarını vererek, uygulayabilme yetisi) ve becerilere sahip olamama sonucunda sosyal beceri isteksizliklerine ve yetersizliklerine yol açabilmektedir. Ayrılık kaygısı 18-30 aylık çocuklarda normal olarak görülebilen bir durumdur. Bu durum bulunduğu yerden farklı bir yerleşim yerine götürülen kişilerde ( hastaneye yatırılanlar, yatılı okula ya da askere gönderilenler, göç ya da iltica edenlerde) normal olarak yaşanabilir.Ayrılık kaygısı uyku bozuklukları ya da okuldan kaçma gibi durumlarla kendini gösterebilmektedir. Bu bozukluğu olan çocuklar ailelerini kaygılarına karşı güven sağlayıcı ya da koruyucu olarak görmektedirler. Kişiler kafalarında ailelerinin ölümlerinin korkuları ile yaşamaktadırlar. Bu nedenle ebeveynlerinden ayrılamamakta,kabuslar görmekte, okula devam edememekte, okula gidileceği günlerde baş ağrıları ya da karın ağrıları gibi başka vücutsal belirtiler göstermekte, öğretmenlerinden korktuklarını iddia ederek yakınmakta, uykudan kaçınmakta, tek başlarına kalmak istememektedirler. Bu korkular aynı zamanda yaralanmak, kaçırılmak hatta öldürülmek şeklinde de varolabilir. Kendi başına (otonom) davranamama kişide arkadaşlarıyla bir arada olamama, tatil kampları ya da yaz okullarına gidememe ve kendi yatağında yatamamaya sebep olabilir. Bu durumdaki çocukların % 90 kadarında başka kaygı ya da duygu-durum bozuklukları bulunabilmektedir. Bu çocuklarda belirli yerlerde güvenli- güvensiz ayrımı bulunmaktadır. Örneğin çocuk evinden 1-2 sokak uzağa gidebilirken, daha uzağa gidemez ya da okul bahçesine dek gidebilirken, binadan içeri giremeyebilir. Bu çocukların % 75’inde okula devam sorunları yaşanmaktadır. Okula devam sorunları olan çocukların da % 50-80’inde bu bozukluk saptanmıştır. Kızlarda erkeklere göre 2 kat daha sık olarak gözlenmektedir. Kişilerin ailelerinde de bu bozukluğa rastlanabilmektedir. Çocukların yarısından çoğunun ebeveynlerinde bir kaygı ya da duygu-durum bozukluğu bulunabilmektedir. Alkolizm ve agorafobinin eşlik ettiği panik bozukluğun bulunduğu ailelerin çocuklarında daha sık olarak gözlenmektedir. Cinsel ya da fiziksel travmalar yaşayarak "travma sonrası stres bozukluğu” teşhisi alan çocukların yarısında bu bozukluğa rastlanmıştır. Uzun süreli olarak gözlenen bu bozuklukta ayrılıklar, hastalıklar, ölümler, başka yere taşınmalar ve doğal afetler sonrasında artışlar görülebilmektedir. Yakınmalar herhangi bir uzun süreli başka hastalık sırasında artabilmektedir. İleri yaşlarda intihar eğilimleri yaşıtlarına göre daha yüksektir. Agorafobili panik bozukluğu olanların çocukluk öyküleri incelendiğinde ayrılma kaygısı bozukluğu yaşayabildikleri belirlenmiştir.Erişkinliğe ulaştıklarında uzun süreli işsizlik riski ile karşılaşabilmektedirler. Okula devam sorunları olabildiği gibi , işe devam sorunları da olabilir ve sık iş değiştirebilirler. Eğer ebeveyn bir kaygı ya da duygu-durum bozukluğu nedeniyle kendi kaygıları ile çocuktan ayrılamıyorsa, ebeveyn de tedavi görmelidir. Kişinin bilişsel ve davranışçı terapilerle ele alınması,uygunsuz düşünce şemalarının ele alınması gerekir. Tedavide kaygıya yönelik ilaç tedavisi de uygulanır.. 9- ÇOCUK VE GENÇLERDE (ERGENLERDE) BİPOLAR BOZUKLUK Çocuk ve genç ergenlerde bipolar bozukluk erişkinlerdekinden farklı görünür. Bipolar bozukluk hem çocuklarda hem ergenlerde görülebilmektedir. Ancak erişkinlerdekinin tersine, çocuklar ve genç ergenler çoğu zaman manik ve depresif ataklar arasında, birgün içinde birçok kez çok hızlı duygudurum dalgalanmaları (hızlı döngü) yaşamaktadırlar. Mani çoğu zaman bir aşırı mutluluk dönemi değil, aşırı iritabilite ve yıkıcı öfke nöbetleri dönemi şeklinde yaşanmaktadır. Bipolar bozukluğu olan çocuklarda depresyon tipik olarak, çok sayıda fiziksel şikayet, okulda sık devamsızlık veya düşük performans, evden kaçma girişimleri, iritabilite, yakınma, nedensiz ağlama, zayıf iletişim ve reddedilme veya başarısızlığa aşırı duyarlılıkla tanımlanmaktadır. Bipolar bozukluğu olan gençlerde karışık semptomlar da yaygındır. Öte yandan, daha büyük ergenler daha erişin tipi ataklar yaşamaktadır; çoğu zaman bir manik atakla başlamakta ve ataklar arasında nispeten istikrarlı dönemler bulunmaktadır. Çocuk ve genç ergenlerde bipolar bozukluğun tanısı çoğunlukla zordur Çocuklar ve genç ergenlerde kesin bir bipolar bozukluk tanısı formüle etmek çoğunlukla zordur. Ailesel tıbbi öyküye ilişkin bilgi, doğru tanı koymak için son derece değerli olabilir. Bipolar bozukluğun bu hastalığı bulunan ebeveynlerin çocuklarını etkileme olasılığı daha yüksektir. Bir ebeveynin bipolar bozukluğu olduğunda, her bir çocuk için risk %15-30 olarak hesaplanmaktadır. Çocuklar ve genç ergenlerde bipolar bozukluk semptomları başlangıçta normal duygulanım ve davranışlarla karıştırılabilmektedir. Ancak normal duygudurum değişikliklerinin tersine, bipolar bozukluk okuldaki işlevselliği ve akranlar ve aileyle ilişkileri anlamlı ölçüde bozmaktadır. Bipolar bozukluğu olan pek çok çocukta aynı zamanda öğrenme güçlükleri ve düşük benlik saygısı da görülmektedir. Bipolar bozukluğun semptomlarını açıklayabilecek diğer nedenler olasılık dışı bırakılmalıdır. Çocuklarda, Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) ve diğer mental bozukluklar bipolar bozukluğu maskeleyebilmekte ya da kimi zaman birlikte ortaya çıkabilmektedir. Birçok çocuğa bipolar bozukluk yerine DEHB tanısı koyulmaktadır. Aslında, DEHB çoğunlukla bipolar bozukluğun semptomları açıkça gelişmeden önce ortaya çıkmaktadır. Bu, DEHB olan tüm çocuklarda bipolar bozukluk gelişeceği anlamına gelmez. Yine de Bipolar bozukluğu bulunan bir akrabası olan DEHB'li bir çocukta bu hastalığın gelişme olasılığının daha yüksek olduğu düşünülmektedir. Küçük çocuklarda antidepresan ya da psikostimülan ilaçlar verildikten sonra mani geliştiğinde, anında bipolar bozukluk tanısı ve tedavisi düşünülmelidir. Çocuk ve genç ergenlerde bipolar bozukluğun tedavisi Bipolar bozukluğu olan çocukların ve ergenlerin tedavi almaları ve büyüdükçe semptomlarını nasıl kontrol altına alabileceklerini öğrenmeleri çok önemlidir. İlaç tedavileri duygudurumun stabilize edilmesine çoğunlukla yardımcı olmaktadır ve psikoterapi ek yarar sağlayabilmektedir. Bu ilaçların çocuklarda ve ergenlerde etkinlik ve güvenilirliğine ilişkin daha ileri araştırmaların yapılması gerekmektedir. Çocuklarda Dikkat Eksikliği ile Bipolar Bozukluk Arasındaki Fark Nedir? Bipolar bozukluğu olan çocuklardaki tipik özellikler, hızlı duygudurum dalgalanmaları ve uzun süren öfke nöbetleridir. Çocuklarda Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) ve bipolar bozukluğun semptomları benzerlik gösterebilir ancak kökenleri farklıdır. Örneğin, yıkıcı ve kötü davranış bipolar bozukluğu olan çocuklarda çoğu zaman kasıtlı gibi görünürken, DEHB'li çocuklarda daha çok kayıtsızlık ya da dikkatsizlikten kaynaklanmaktadır. Her iki bozuklukta görülen fiziksel patlamalar ve öfke nöbetlerine, bipolar bozukluğu olan çocuklarda sınırlar koyulması (örn. bir ebeveynin yalnızca başıyla 'hayır' demesi) neden olabilirken, DEHB'li çocuklarda duyusal ve duygusal aşırı uyarımla tetiklenmektedir. Bir öfke nöbeti veya fiziksel patlamadan sonra saatlerce kızgınlık duymaya devam edebilen bipolar bozukluğu olan çocukların tersine, DEHB'li çocuklar çok daha hızla (15-30 dakika içinde) sakinleşiyor görünmektedirler. Marazi, yaşamı tehdit edici içerikte kabusların (örn. nükleer savaş veya saldıran hayvanlar) eşlik ettiği uyku bozuklukları bipolar bozukluğu olan çocuklarda yaygın olarak görülürken, DEHB'li çocuklarda nadir olarak gözlenmektedir. Dr.Murat Eren ÖZEN, Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı (Psikiyatr) www.stres112.com www.twitter.com/muraterenozen Özel Adana Hastanesi, Büyükşehir Belediyesi Karşısı 0322 459 22 22
46562ac2fffa
[ "fineweb2", "hplt2" ]
15 Temmuz Darbe Girişimini Araştırma Komisyonu Başkanlığı’na AK Parti Burdur Milletvekili Reşat Petek seçildi. 15 Temmuz Darbe Girişimini Araştırma Komisyonu, üyelerini seçmek üzere toplandı. Komisyon başkanlığına AK Parti Burdur Milletvekili Reşat Petek, başkanvekilliğine AK Parti Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ, katip üyeliğine AK Parti Erzincan Milletvekili Serkan Bayram ve sözcülüğüne ise AK Parti İstanbul Milletvekili Mihrimah Belma Satır seçildi. Komisyon üyeleri şu milletvekillerinden oluşuyor: “AK Parti Burdur Milletvekili Reşat Petek, Erzincan Milletvekili Serkan Bayram, Eskişehir Milletvekili Emine Nur Günay, İstanbul Milletvekili Ravza Kavakçı Kan, İstanbul Milletvekili Belma Satır, İzmir Milletvekili Hüseyin Kocabıyık, Karabük Milletvekili Burhanettin Uysal, Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ, Bursa Milletvekili Zekeriya Birkan, CHP İstanbul Milletvekili Zeynel Emre, İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu, İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, İzmir Milletvekili Aytun Çıray, HDP Mardin Milletvekili Mithat Sancar ve MHP Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan.”
4f8808e35b05
[ "c4", "hplt2" ]
Kardeşim Benim! Bu hafta sonu ailece yönetmenliğini Mert Baykal’ın üstlendiği, Burak Özçivit, Murat Boz ve Aslı Enver’in başrollerini paylaştığı “Kardeşim Benim” filmini izlemeye gittik. İtiraf edeyim ki uzun zamandır ailecek zevkle seyrettiğimiz ender filmlerden biri idi. Bazen güldük, bazen ağladık, bazen de düşündük. Kardeşliğin önemini ve eksikliklerinin doldurulamaz olduğunu bir kez daha içimizde hissettik. Büyük kardeşin her zaman daha çok sorumluluk aldığı, her daim fedakârlığın büyüğünü onların üstlendiği filmlere bile konu olmuş. Küskünlük, ölüm, sevinç, umut, kahkaha, eğlence ve sevgiyi bu filmde doya doya yaşadık… Gerçekten de kardeş sevgisi bambaşka… Kavga da etsen zaman zaman, kırılsan hatta küssen bile sabun köpüğü gibi söner kızgınlıkların… Onun sıcak bir bakışı, bir tatlı gülümsemesi eritiverir aradaki buz dağlarını… Şu bir gerçek ki her zaman, şartlar ne olursa olsun en yakınındır kardeşin, seni senden çok koruyanındır, sevenindir… Her türlü sorunlarını paylaştığın, derdine derman bulduğun yegâne varlıktır yeryüzünde kardeş… Kimi zaman daha çok ilgi beklediğin, her türlü kaprisine katlanacağını bildiğin için çekinmeden nazlandığın… Belki de bu yüzdendir ne zaman başımız dara düşse herkesten önce kardeşimizden medet ummamız… Kardeşine sarılmak, onun sıcaklığını hissetmek çok farklı dünyalara götürür seni. Çünkü onda anne – baba kokusunu hissedersin. Hele de anne ve babanı kaybetmişsen, sadece onların kokularını hissetmek için bile kilometrelerce yolu aşıp kardeşlerini ziyaret edersin… Annenin yemeklerini tatmak istersen, kız kardeşinin yemeklerini tadarsın, onun mutfağı adeta annenin mutfağıdır. Ya da babanın davranışlarını özlersen, eminim erkek kardeşinde numunelerine rastlarsın… Kardeş sohbeti de bir başkadır, hatıralar canlanır gözlerinin önünde. Çocukluğuna inersin, ya da senin çocukluğunu kardeşlerinin seni çocuklarına anlatması ayrı bir keyiftir. Çocuklarımızın da hakkıdır tabi ki bizim çocukluğumuzu bilmeleri. Net tanıklardır onlar, çocukken yaşadıklarının. Bazen el işareti ile susturmaya çalışırsın kardeşini. Çocukken yaptığın yaramazlıkları anlatmaları pek hoşuna gitmese de atılan kahkahalara ortak olursun. Sonrasında sohbet ortamına ve hemen müdafaaya geçip sende başlarsın kardeşlerinin yaptıkları yaramazlıkları anlatmaya. Saatlerin nasıl geçtiğini anlamazsınız bile… Bir yanda çaylar içilip kuruyemişler yenirken, “işte huzur bu” dersin onlara bakarak sessizce içinden… Şu zamanda ne kadar yoğun olsak da, kardeşlerimiz aslında bir telefon kadar yakındır. Arayıp hatır sormak zor olmasa gerek. Bir telefonla bile olsa aile bağlarımızı kuvvetlendirmek çok kolay. Biz yapmalıyız ve örnek olmalıyız ki, çocuklarımızda bizi takip etsinler ve kendi kardeşlerine, kuzenlerine ileride biz olmayınca da sahip çıksınlar. Yoksa bu devirde gittikçe yalnızlaşıyoruz… Hadi, vakit bu vakit… Al eline telefonunu hiç bir nedenin yokken sadece sesini duymak için ara kardeşini, eski hatıralarınızı konuşun… Ve eğer benim gibi anne babanızı kaybetmiş iseniz, onların kokusunu kardeşlerinizde arayınız… Eee ne duruyorsunuz? Prof. Dr. Hamdi TEMEL
f64459d7b270
[ "culturax", "hplt2" ]
Olay, dün İlkadım ilçesi Ulugazi Mahallesi Hakkıbey Sokak üzerinde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, S.T. (38) ile sıhhi tesisatçı Muhammet Ö. (39) arasında eski bir husumetten dolayı tartışma çıktı. Tartışmanın büyümesi sonucu S.T., Muhammet Ö.’yü sırtından bıçakladı. Yaralanan Muhammet Ö., olay yerine çağrılan 112 Acil Servis ekiplerince Gazi Devlet Hastanesi’ne kaldırılırken, S.T. ise yakalanarak gözaltına alındı. İl Emniyet Müdürlüğü’ndeki işlemlerinin ardında S.T. bugün Samsun Adliyesi’ne çıkarıldı.
4d9e9147ba0b
[ "c4", "culturax", "hplt2" ]
Bağ-kur aylıklarının hesaplanması, Türkiye dışında yaşayan ev kadınlarımızla ülkemizde sigortalı olmayan Türk ev hanımlarını ilgilendiren eski adı BAG-KUR, yeni adı 4-B olarak isimlendirilmektedir. Ülkemizde BAG-KUR kapsamında sigortalı olup, yurtdışına giderek çalışan veya ev kadını olanları da ilgilendirmektedir. 4-B (BAG-KUR) dul ve yetim aylığı bağlattıracak olanları da kapsamaktadır. Bağ-Kur’dan emekli olacak kişiler 3 çeşit emekli aylığı hesaplama sistemi kullanılmaktadır. Bunlardan ilki 31.12.1999 öncesi aylık hesabı, ikincisi 2000 ile 30.09.2008 tarihleri arası döneminin aylığı ve son olarak da 1 Ekim 2008 tarihinden bugüne kadar geçen süredeki emekli aylığı hesaplamasıdır.Bağ-kur aylığının hesaplanmasında 1999 yılının sonuna kadar geçerli olan Bağ-Kur emekli aylığı hesaplama sistemi (son basamakta en az bir yıl prim ödemesi yapılmış şartıyla) en son basamağa göre emekli aylığı hesaplanmaktadır.. Sistem ilk olarak 01.01.2000 tarihinden itibaren değişti ve 2000 yılı (dahil) olmak üzere tüm yılların ortalamasını alarak hesaplamaya geçildi. Günümüzde yeni yürürlüğe giren 1 Ekim 2008 gününden geçerli olmak üzere basamak sistemi kaldırılıp ortalama aylık kazanç sistemine geçilmiştir. Bağ-kur aylığının hesaplanmasında 01.01.2000-30.09.2008 (A2) DÖNEMİ aylıklarında ise hangi basamakta kaç ay prim ödenmişse her basamağın temmuz ayına kadar geçerli olan basamağı gelir tutarı ile çarpılır ve ay sayısına bölünerek ortalama gelir bulunmaktadır. Bulunan ortalama aylık gelir 2000 yılından sonraki dönemin ABO ‘su ile çarpılarak A2 tam aylık hesaplanır. A2 tam aylığı 2000-2008 dönemi prim ödeme süresinin, toplam prim ödeme süresine bölünerek A2 kısmı aylığa ulaşılmış olur. Bir önceki yazımız olan Almanya'dan Emekli Olmak başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.
2b6f8c7a77db
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2" ]
10 Kasım 2015 Salı TSK için Vatan Savaşı, Tayyip için Saray Savaşı Mehmet Ali Güller, "TSK'nin vatan savaşı, Erdoğan'ın saray savaşı" başlıklı yazısında şöyle diyor: "Süreç ne vatan savaşıdır, ne de saray savaşı. Süreç iç içe geçmiştir. TSK için vatan savaşıdır, Erdoğan için saray savaşı. Erdoğan TSK'nin vatan savaşı üzerinden kendi saltanatını inşa etmektedir." Bu ifade, tarafsız bir gözlemcinin bakış açısını yansıtmaktadır. Dışarıdan bakarak durum tespiti yapmaktadır. Güller partisiz bir yazar olsaydı, belki bu o kadar önemli olmazdı. Tarafsız bir gözlemci ve sıradan bir yurttaş için bu görüş açısı doğrudur. Gerçekten de, Tayyip, TSK'nin mücadelesini destekleyerek (veya destekler görünerek, burası o kadar önemli değil) konumunu sağlama almaya, iktidarını kuvvetlendirmeye, başkanlık sistemine geçmeye çalışmaktadır. Ama Vatan Partisi üyesi olan Güller'in bakış açısı böyle olamaz. Niçin olamaz? Şunun için: Güller bu görüş açısını laf olsun diye değil, parti içinde tartışılsın ve kabul görsün, parti konumunu bu görüşe göre düzeltsin diye ortaya atmaktadır. Partiler bir tahlili laf olsun, şık olsun, mümkün olduğu kadar geniş bir kitleye hoş görünsün diye yapmazlar (Yapanlar vardır, ancak siyaset ahlakı olarak böyle yapmamalıdırlar). Bu tahlilin sonucunda, kitlelere hedef gösterirler. Şimdi olayı bu şekilde inceleyelim: Vatan Savaşı. ABD destekli 2002 darbesi ile iktidara getirilen Tayyip, ABD gözetiminde PKK ile birlikte Açılım Süreci'ni başlattı. CHP destekledi. MHP sessiz kaldı. Sürece sadece Vatan Partisi (o zamanki İşçi Partisi) karşı çıktı. "Bu bir Barış Süreci değil, ülkemizi kanlı bir iç savaşa götürecek bir süreçtir" dedi. "Teröristlerle müzakere olmaz, mücadele olur" dedi. "Terör ancak devletin silahlı gücünü kullanarak yenilebilir" dedi. Demedi mi? Dedi. Bunu parti programına koydu mu? Koydu. Açılım Süreci ile bağlantılı olan Yeni (Bölücü, Gerici) Anayasa girişimine İşçi Partisi karşı çıktı. Bir Milli Merkez kuruluşuna önderlik ederek Milli Anayasa Forumları vasıtası ile Açılım'ın Anayasa ayağını çökertti. 24 Temmuz 2015'de, TSK, Vatan Partisi'nin programı olan "Teröre karşı silahlı mücadele"yi başlattı. Defalarca açıkladığımız gibi, ABD, Fethullah ve HDP karşısında zayıflamış olan ve Haziran seçimlerinde yenilmiş olan Tayyip, bu mücadeleye karşı çıkamadı. Veya çıkmadı. Bundan faydalanmaya çalıştı. Kediye kedi diyelim: Tayyip 180 derece dönüş yaptı ve terör konusunda Vatan Partisi'nin durduğu yere geldi. Vatan Partisi konumunu, görüşünü, programını değiştirmedi. Eskiden nerede duruyordu ise, şimdi de orada. Bu durumda Vatan Partisi ne yapmalıydı? "Aman, Tayyip ile aynı yerde görünmeyelim" diye PKK'nin safına mı geçseydi? Programını değiştirip, 180 derece dönüş yapıp "Barış gelsin, Açılım'a geri dönelim" mi deseydi? Vatan Partisi, TSK'nin başlattığı mücadeleyi "Vatan Savaşı" olarak niteledi. Bu tahlil sonucunda kitlelere şu hedefi gösterdi: TSK'nin polis ve korucularımızla başlattığı PKK'ye karşı mücadeleyi sonuna kadar destekliyoruz. PKK silah bırakıp teslim olana kadar bu mücadelenin devam etmesini istiyoruz. CHP'yi de bu mücadelenin başına geçmeye, başarıya ulaşması için gereken önerileri yapmaya davet ediyoruz. Demek ki, bu mücadeleyi "Vatan Savaşı" olarak nitelersek, kitlelere bu çağrıyı yapıyoruz. Saray Savaşı. TSK'nin darbeleri ile bozguna uğrayan PKK, teröre karşı mücadelenin durdurulup askerin yine kışlaya dönmesi, yani Açılım'ın geri gelmesi için çağrı yaptı. Başta ABD olmak üzere Almanya, İngiltere, Fransa, NATO, HDP, CHP ve vatansız sahte solcu örgütler "Savaşa hayır, barış gelsin, Açılım'a geri dönülsün" yaygarası yapmaya başladılar. PKK, HDP, CHP ve sahte solcu örgütler Tayyip'ten nefret eden kitleleri bu yaygaracı koroya katmak için "Saray Savaşı" sloganını icat ettiler. Buna göre Tayyip, diktatör olmak için PKK'ye karşı bir savaş başlatmıştı. Bu savaş Tayyip'in savaşı idi. CHP "Terörü silahlı mücadele ile önleyemezsiniz. PKK silah bırakmaz, çünkü IŞİD ile savaşıyor, ABD de destekliyor" diye yaygarayı bir üst düzeye çıkarıyordu. TSK'nin başlattığı mücadeleyi "Saray Savaşı" olarak niteleyen PKK taraftarı bu Amerikancı cephe kitlelere şu hedefi gösterdi: Savaş dursun. Asker kışlaya, polis karakola, korucu evine çekilsin. Açılım geri gelsin. Silahla bu terör sorunu çözülmez (Yani Türk Ordusu PKK'yi yenemez) Bu, tam bir bozgunculuktu. Ne acıdır ki bir kısım Atatürkçü bu ihanet korosundan etkilendi ve bozguncu cepheye katıldı. TSK için vatan, Tayyip için saray savaşı. Şimdi M, Ali Güller arkadaşın tahlilinin çıkmaza girdiği yere geliyoruz: Eğer Vatan Partisi kendisinin önerisini doğru kabul edip, "Bu TSK için vatan savaşı, Tayyip için saray savaşı" der ise, kitlelere hangi hedefi gösterecektir? Vatan Savaşı diyenler "PKK bitene kadar mücadeleye devam" diyor. Saray Savaşı diyenler "PKK'ye vurmayın, asker kışlaya dönsün" diyor. Peki, "Hem vatan, hem saray savaşı" tahlili yapan bir parti ne diyecek? Kitlelere hangi hedefi gösterecek? "TSK, bir gün vursun, bir gün vurmasın" mı diyecek? "Orantılı vursun, PKK'ye fazla zarar vermesin" mi diyecek Obama gibi? "Asker vurur gibi yapsın ama vurmasın" mı diyecek? Evet, bu tahlile dayanan öneri, program, siyaset nedir? Bu tahlili savunan Güller arkadaş, askerin, polisin, korucunun ne yapmasını istiyor? Yukarıda da belirttiğimiz gibi, bir tahlil şık görünsün diye yapılmaz. Bu tahlile göre bir siyaset, bir program, bir hedef belirlemek gerekir. "Bu hem vatan hem de saray savaşıdır" diyen tahlilin pratikte orduya, polise, korucuya yapacağı öneri nedir? Böyle bir öneri yoktur. Demek ki, "Hem vatan savaşıdır, hem saray savaşıdır" tahlilinin hayatta karşılığı yoktur. Çünkü bu tahlile dayanarak askere, polise ve korucuya verilebilecek bir talimat yoktur. Halk sana "Güller Bey, eğer bu hem vatan hem saray savaşı ise o halde asker, polis, korucu ne yapmalı? Onların ne yapmasını isteyelim?" diye sorsa, ne cevap vereceksin? Gelecek yazı: Tayyip terörle mücadeleden faydalanarak rejimi yıkabilir mi Mehmet Ali Güller'in yazısı için bakınız: Kaydol: Kayıt Yorumları (Atom)
f23dabfddb9f
[ "c4", "fineweb2", "hplt2" ]
Yeni bir hediye var izleyicilerime ! =) E-Kolye yeni keşfettiğim ve tasarımlarını çok beğendiğim sitelerden biri. Dans figürleri aksesuarlarda çok kibar duruyor, bu nedenle ilk olarak Dans Figürleri Koleksiyonunu inceledim. Sevgi Cini Koleksiyonu ise yine çok beğendiğim bol kalpli minik insan figürlerini içeriyor. Ayrıca hazır Sevgililer Günü de yaklaşırken çok güzel bir hediye bence ! =) Her zaman söylerim bir markanın yüzüklerini beğeniyorsam koleksiyonun geri kalanını da mutlaka beğenirim. Benim için bir kriterdir. E-Kolye markasına ait bu yüzükleri de çok sevdim. Bu yüzükleri özellikle yan yana 2-3 tane olduğunda daha çok seviyorum.. Ben görselleri seçerken gerçekten çok zorlandım. Hepsi birbirinden güzeldi. Bence siz bu kadarla yetinmeyip hemen E-Kolye'yi ziyaret edin. Mutlaka kendinize uygun bir şey bulabilirsiniz ! Ayrıca kapıda ödeme seçeneği, call center ve güvenli alışveriş sistemiyle beğendiğiniz her şey size rahatça ulaşıyor. Gelelim hediyeye.. =) Çok sevdiğim dans figürlü bu kolye ucu sizin olabilir ! Yapmanız gerekenler sadece ; 1- Blogumun izleyicisi olmak, 3- Blog, twitter ya da facebook'ta bu yazıyı paylaşmak. ( Herhangi biri yeterli olucaktır.) Sonraaa paylaştığınız linkle birlikte yazıya hediyeyi istediğinize dair yorum bırakmak.. Kazanan randon.org ile belirlenecek ve son katılım 22 Şubat 2012'dir. Ayrıca E-Kolye facebook sayfasında başka bir yarışma daha var, sevgililer günü için harfli kolye hediye ediyor, katılmak için tık tık ! NOT : Haksızlık olmaması adına şartları tamamlamayanları çekilişe dahil edemiyorum, lütfen kontrol edin ! <3
12646fb3d8ac
[ "fineweb2", "hplt2" ]
25 Haziran 2011 Cumartesi Aile saadeti için Okunacak dua Ardından; Yevme tetis semaü bi duhanin mübinin yahşen nâse hâzâ azabün eliym. La havle vela kuvvete illa billahül aleyyül aziym ve zellel naha lehüm feminha rakubühüm ve minha yekülun. Amin. Her gün 21 defa mutlaka okuyun , aynı gün mutluluğa kavuşursunuz. Yerin göğün yaratıcısı Yüce Allah elbette âciz kullarını darda koymaz. Siz yeter ki isteyin. Bütün dualarımız okunarak faydası görülmüş çok kıymetli dualardır. Kaydol: Kayıtlar (Atom)
5fcd9784b5a8
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Ünlü şair Pablo Neruda, yıllardır aşık olduğu kadınla yalnız kaldığında kağıda bir şey çizmektedir... Bu öyle bir şeydir ki, kafasını kaldırmadan, konuşmadan defalarca üzerinden geçer resmin. Neruda’nın çizdiği şey yalnızca bir Ay resmidir… Ay, Neruda gibi bizim de ikili ilişkilerimizi ve duygusal bağlarımızı önemli derecede etkiler. İkili ilişkiler, ev hayatı ve duygusal bağlarla ilgili her şey onun etkisi altındadır. Ay dişiliği ve annelik içgüdülerini simgeler ve hayatınızda yer tutan önemli kadınları etkilemektedir. Güneş ve Ay, gece ve gündüz gibi zıttır. Geçmiş ve geçmişle ilgili birçok şey Ay’ın, geleceğiniz ve geleceğe dair olaylar Güneş’in etki alanındadır. Ay duygusal hayatınızı ve gelişiminizi baştan aşağıya etkiler. Duygularınıza dair bazı detayları keşfetmeniz diğer gezegenlerin Ay’la olan ilişkisiyle ortaya çıkar. SAĞLIK VE AY İLİŞKİSİ Ay sağlıkla ilgili birçok konuda sinyaller verir. Dişiliğin simgesi olduğu için kadınlarda sağlıkla ilgili konularda göz ardı edilemeyecek kadar önemlidir. Özellikle etkilediği organlar ise; mide ve göğüstür. AY’ IN BURÇ TRANSİTLERİ Zodyak çevresindeki turunu 28 günde tamamlayan Ay, her burçta ortalama 2-3 gün kadar kalır ve bu sürede bulunduğu burcun özelliklerini kendi özellikleri ile birlikte yeryüzüne yansıtır. Yıldız haritanızda yeni ayın düştüğü yerler, yeni başlangıçlar için uygun alanları temsil eder. Dolunay’ın düştüğü yerler ise sonuçları temsil eder. Ay, Yengeç burcunun yöneticisidir. Boğa’da yükselir. Oğlak’ta ise düşük konumdadır. Ayın olumlu yönleri hassasiyet, anlayış, kuvvetli hafıza, sabır, sezgiler, evcimenlik ve aileye düşkünlüktür. Olumsuz etkiler ise duygusal rahatsızlıklar, güvenilmezlik, geçmişe bağımlılık ve zihinsel kusurlar olarak sıralanabilir. Ay-Koç burcu transiti: Ay, Koç burcundayken bu burcun en önemli özelliklerinden biri olan “cesaret” artar. Bu dönem yeni başlangıçlar için çok uygundur. Ameliyat, diş çektirme, pansuman vb. gibi kesme ile ilgili tıbbı işler daha kolay olur. Ay-Boğa burcu transiti: Boğa’nın kararlılığı Ay ile daha da pekişerek kalıcı ve sağlam olması istenen işler ve oluşumlar için müthiş bir süreçtir. Evlilik yapmak, ticaretle uğraşmak iyi netice verir. Ay-İkizler burcu transiti: İletişimin ve zekanın parlak zamanı karşınızda… Bilimsel konularla ilgilenmek, konferans vermek, konuşmak, okumak, pazarlama işi yapmak iyi netice verir. Ay-Yengeç burcu transiti: Evcimen Yengeç burcu ve Ay ortaklığı ev kurmak, evlenmek, çocuklarla ilgilenmek için uygun bir dönem hazırlar. Seyahat edilir, mektup, haberleşme gibi konularda kolaylık getirir. Ay-Aslan burcu transiti: Sanatsal etkinliklere girişmek, ihtiyaçların ve dileklerin gerçekleştirilmesi için uygun bir dönemdir. Tabiatla bir arada olmak rahatlık verir. Ay-Başak burcu transiti: İnce detayları bu dönemde dert etmeyin! Başak’ın o ince eleyip sık dokuyan gücü bu dönemde yüzünüze gülecek kadar yoğun hissedilir. Hesap işleri ve bir kenara itip yüzüne bakmadığınız ayrıntılı işlerinize daha kolay adapte olacaksınız. Ay-Terazi burcu transiti: Adalet zamanı! Problemlere adil çareler bulmak, insanların dertlerine yardımcı olmak faydalıdır. Ortaklıkların bu zamanda kurulması da iyi netice verir. Ayrıca bu dönemde alışveriş yapabilir, müzikle ilgilenerek, eğlenmek için toplantılar tertipleyebilirsiniz. Ay-Akrep burcu transiti: İçselleşmeye pek yatkın bir dönemdir. Kendi özeleştirinizi yapabilir, hem ruhen hem de bedenen temizliğinize zaman ayırabilirsiniz. Ay-Yay burcu transiti: Seyahat ve Yay bir şey ifade ediyor mu? Yaylar’ın bavulu hep kapıdadır. Dolayısı ile uzun seyahatler ve bilgi, görgü arttırmaya yönelik faaliyetler bu dönemde iyi gelecektir. Ay-Oğlak burcu transiti: Toprağın sesi sizi çağıracak! Toprak işleri ile meşgul olmağa, ev, dükkan gibi gayrimenkuller satın almağa müsait zamandır. Çocukların eğitimi ile ilgilenmek için de çok uygundur. Ay-Kova burcu transiti: Özgürlük ve akıl zamanı! Seyahat edebilir, bilimle ve teknik konularla ilgilenerek buluşlar yapabilirsiniz. Elektronik aletlerle meşguliyet iyi netice verir. Ay-Balık burcu transiti: Edebiyatla ilgilenmek, resim yapmak, şiir, hikaye, yazı yazmak için en elverişli zamandır. Ayrıca, deniz yolculukları yapabilir ve ticaretle ilgili çalışmalarınızda olumlu neticeler alabilirsiniz.
2403c2f3d008
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Avis oto kiralamada cardfinans kredi kartına özel %25 indirim kampanyası Avis oto kiralama merkezlerinden yurtiçi araç kiralamada cardfinans kredi kartı sahiplerine özel %25 indirim kampanyası 31 Aralık 2016 tarihine kadar sizleri bekliyor. Kampanya ödemelerinizi 5 taksitle yapabilirsiniz. Kampanyadan faydalanmak için 444 28 47 no’lu Avis Rezervasyon Merkezinden 24 saat öncesinde rezervasyon yapılması gerekmektedir. Kampanya Ayrıntıları - Avis’de QNB Finansbank kredi kartları ile QNB Finansbank POS’larından yapılacak 2 taksitli araç kiralamalarına kart hamilinin isteği üzerine artı 3 taksit uygulanacaktır. - Rezervasyonlar araç kiralamak istenilen saatten en az 24 saat önce, rezervasyon iptallerinin ise rezervasyon saatinden en az 4 saat önce 444 28 47 no’lu Avis Rezervasyon Merkezi üzerinden yaptırılması gerekmektedir. - Araç kiralamalarda Avis’in tüm hizmet koşulları geçerlidir. - Dini Bayramlar ve Resmi Tatiller dâhil olmak üzere filo imkanları çerçevesinde 7 gün 24 saat boyunca araç kiralama rezervasyonu yaptırılabilir ve hizmetten faydalanılabilir. - Aracın, rezervasyon sırasında belirtilen Avis ofisinden teslim alınması gerekmektedir. - Kiralanan araç aynı şehirde farklı bir ofise ücretsiz bırakılabilir. - Araçlar kullanıcılara full depo verilip, full depo olarak geri alınmaktadır. Araç, deposu full olarak iade edilmediği takdirde, eksik benzin tutarı hizmet bedeli ile beraber kart sahibine yansıtılacaktır. - Ek şoför, navigasyon, KGS, çocuk koltuğu, mini hasar güvencesi, bireysel kaza sigortası vb. hizmetler ekstra olarak ücretlendirilir. - Trafik cezaları müşterilerin sorumluluğundadır. Trafik cezası öncelikle Avis tarafından ödenir, daha sonrasında hizmet bedeli ile birlikte müşterinin kredi kartından tahsil edilir. - Araç tesliminde müşteriden ek provizyon alınmaktadır. Alınacak provizyon ücreti kiralanan araca göre farklılık göstermektedir. - Kampanya içeriklerinde meydana gelebilecek değişikliklerin internet sitemize yansıtılmasında kısa süreli gecikmeler yaşanabilir. - Avis’in tüm müşterilerine sunduğu genel kampanyalar için https://www.avis.com.tr/ websitesinden detaylı bilgi alınabilir. QNB Finansbank’ın bu kampanyalar ile ilgili bir sorumluluğu bulunmamaktadır. - Kampanya kapsamında Avis araç kiralama firmasından kiralanan araçlarla ilgili olarak yaşanabilecek her türlü sorun, itiraz ve şikayetler Avis araç kiralama firmasının 444 28 47 numaralı hattına iletilebilir. Araçların kullanımı, teslimi ve iadesi sırasında ortaya çıkabilecek sorunlar nedeniyle QNB Finansbank’ın herhangi bir sorumluluğu bulunmamaktadır.
599c95458fd6
[ "culturax", "fineweb2", "hplt2" ]
Bu Devirde Ekmek İki Yerde Bulunur! Bu devirde ekmek iki yerde bulunur; bir aslanın midesinde, bir de ekmek teknesinde… diye başlayan o “bizim mahallenin” dizisini hatırlamayanınız yoktur herhalde. Elbette, Ekmek Teknesi… 🙂 7 Mart günü İhlas Haber Ajansı’nda yer alan bir habere göre, Ekmek Teknesi ekranlara geri dönecek imiş. Fakat Ekmek Teknesi olarak mı dönecek, yoksa sadece Heradot zamanı gibi haberlerden sonra kısa bölümler mi olacak orası belli değil gibi duruyor. Duyurusunun yapıldığı tanıtımda dizinin adı ve içeriği hakkında bilgi verilmezken, sadece Ekmek Teknesi’nin jenerik müziği ve “Efsane geri dönüyor.” anonsu duyuluyor. Kısa tanıtım şu şekilde: Özleyenler için Ekmek Teknesi’nin efsane jeneriğini de paylaşmak istiyoruz: Ekmek Teknesi’nin, dönemin Meclis Başkanı Bülent Arınç’ın da oynadığı 19 Nisan 2004 tarihinde yayınlanan bir bölümü de bulunmaktadır. Bülent Arınç’ın oynadığı kısımsa şöyle: Ekmek Teknesi hayranlarına şimdiden iyi seyirler dilerken; dizinin de yayın hayatına başladıktan sonra aynı sıcaklığı ve başarıyı yakalamasını dileyelim. 🙂
f397ea6ab8a4
[ "fineweb2", "hplt2" ]
1. Niyet ve ihlâs: Hocanın öğretmesi talebenin öğrenmesi ancak Allah (c.c) rızâsı için olmalıdır. Çünkü hadîs-i şerifte Rasûlullâh Efendimiz şöyle buyurmaktadır: "Allah (c.c)'ın rızâsının gayri bir (maksat) için ilim öğrenen kimse cehennemden yerini hazırlasın." 2. İlim öğreneceği hocayı iyi araştırmak: "Tefsir, hadîs, fıkıh, usûl-i fıkıh ve bunları öğrenmeye vesile olan âlet ilimleri dîn ilimlerindendir. Binâenaleyh kimden alacağınızı iyi düşününüz ve ancak ehil olanlardan ilim alınız." 3. Öğreneceği şeylerin sıralamasını bilmek: Rasûlullâh (s.a.v.) Efendimiz Câbir'in (r.a.) rivâyetiyle "(önce) susmayı sonra hilmi (yumuşak, sükûnetle hareket etmeyi), sonra ilmi, sonra amel etmeyi öğrenin, sonra da (bu ilmi) yayınız." buyurdu. 4. Her türlü hevâîlikten ve nefsânîlikten kendini korumak: "İlim, rütbelerin en yücesi" olduğu için bu ilme sahip olmak isteyen kimselerin kendini hevâîlikten koruması gerekmektedir. 5. İlmin amel için olduğunu bilerek öğrendikleriyle gücü yettiği kadar amel etmeye gayret etmek. Zîrâ 'Rasûlullâh Efendimiz (s.a.v.) "Dilediğiniz kadar ilim öğrenin, vallahi ilminizle amel edinceye kadar ilim cem etmekle (öğrenmekle) mükâfat alamazsınız." buyururlar. 6. ilim öğrenme usûlünü iyi bilmek: Süfyân bin Uyeyne bu usûlü: "İlmin evveli (susmak) dinlemek, sonra anlamak, sonra ezberlemek, sonra amel etmek, sonra (dinleyip, anlayıp, ezberleyip, amel ettiği ilmi) yaymaktır." diye buyurmuşlardır. GÖNÜL TEMBELLİĞE ALIŞMASIN Hocazâde en iyi bildiği meselelerde dahi fetva kitaplarını karıştırmadan cevap vermezdi. Bir günde aynı mesele iki defa soruldu; iki soru için de kitaba bakıp açıklamasını öyle yaptı. Talebelerinden biri; "Efendim, daha yeni kitaba bakmıştınız. Bu defa da bakmadan cevap veremez miydiniz?" diye sorunca, cevaben; "Eğer ilmime güvenip bakmasam, gönül tembelliğe alışır." dedi.
0e54020d8605
[ "c4", "culturax", "hplt2", "vngrs" ]
Güzel bir evlenme teklifinden sonra artık bir araya gelmek isteyen Tom ve Angela düğün hazırlıklarına başlamak istiyorlar. Onları hazırlama işi tamamen size kalacaktır. İlk olarak Tom karakterinden başlayacaksınız. Uzayan tüylerini yıkadıktan sonra belirli düzey ölçüsünde makas yardımıyla kesecek ardından da makinayı kullanarak tamamen kökünden kazıyacaksınız. Bunları yaptıktan sonra tırnaklarına geçerek güzel görülmesine yardımcı olacaksınız. En son bölümde ise damatlık giydirmek için ona yakışabilecek en güzel takım elbiselerden birisini seçeceksiniz. Burada hassas olmanız gereken noktalardan birisi de renklerin birbiriyle benzerlikleridir. Göze güzel görülmesini istiyorsanız ayakkabıların, kemerin ve ceketin renk tonları birbirine yakın olmalıdır. Aynı şekilde daha sonra da Angela karakterini süsleyeceksiniz. O gelin olacağından dolayı işlerin içine bir makyaj malzemeleri girecektir. Onu güzel yapmak sizin kaderinizdir. İyi eğlenceler dilerim.
f1476072c1e8
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Bir önceki yazıma gelen bir yorumdan yola çıkarak size burayı anlatmak istiyorum..Burası aynı resimdeki gibi tarihle ve doğayla içiçe bir yer..Tabiki bir İstanbul gibi olmaz, olamaz..İstanbul gibi hiçbir yer olamaz zaten..Ama kendi içinde insanların uyuzlukları olmasa daha da güzel bir yer olacak burası..Bir kere değişik beklentilerle gelmemek lazım buraya..Burası kendi halinde başkalarının söylediklerine göre Anadolunun çoğu kentinden çok daha modern (ben başka bir şehirde yaşamadığım için..) ve rahat bir yer..Alışveriş merkezleri yok..Migros bile 2m..(Ben Beylikdüzünde 5 m migrosa giderdim eskiden ..ah İstanbul ahh) Yeni yeni büyük mağazalar açılmaya başladı..Herşey turistlere göre ayarlanan, kışın uyuyan ama -biz genelde kışları daha çok severiz çünkü sakindir ve hava çok güzel olduğu için dışarıdayızdır bütün gün-kapkaçların yaşanmadığı hala halını balkona serip yatıp uyuyacağın bir yerdir burası..Burayı zorlaştıran insan davranışlarıdır..Çünkü uzakta olmanın bütün zorluklarını hissedersiniz burada..Turizm olduğu için herşey fiyatlıdır, genelde insanlar size güvenilmez davranır, hep kendinizi bir şekilde ispat etmeye çalışırsınız..Bunlar iş yaşantısı için geçerlidir..ama emekli iseniz ve Fethiyeden parasal bir beklentiniz yoksa..Yaşamak için ideal bir yerdir..Hoş bizim ticari işlerimiz de var ama başkalarının yaşadığı zorlukları da çok yaşadık..Yine de genelin bize davrandığı gibi davranmadığımız için etrafımızda hep sevgiyle ve saygıyla andığımız insanlar çoğunlukta.Bizimde öyle anıldığımızı söyleyebilirim..İstanbul dışında yaşamak istemezdim ..Ama hayat bir şekilde beni dışarıya taşıdıysa yaşayabileceğim en güzel yer olduğunu sizle paylaşmak isterim..Biraz İstanbula uzak 13 saat kadar ama onu da her özlediğimde atlayıp giderek kamufle etmeye çalışıyorum..Uzaktan davulun sesi hoş gelirmiş..Hayat hiçte İstanbul dan gördüğümüz gibi değil..Türkiye zaten oradan görüldüğü gibi değil..Kışın Muğla da işim var..İmarda..gittim bir tane yetkili kişi var benim sorunumla ilgili..O da sahadaymış..Yani yok..E önceden telefon açmışım cuma geleceğim demişim ama 2.5 saatlik mesafeden sadece onu görmek için geldiğimi bile bile yok oluyor..Annem soruyor telefon da e başka kişi yok mu ? Yok ki..Orası İstanbul değil ki..Bir masada 5 kişi çalışmıyor..Koca bölümde tek kişi çalışıyor..O olmayınca 5 saatlik zamanını tek kişi için harcayıp dönüyorsun kös kös..yabancılar boşuna demiyor "Burası Türkiye".. Bunun yanında herhangi bir 48 plakalı biriyle trafikte bir kadın olarak kapışmanız çok zor..Ne olursa olsun kesinlikle bir kadına ters ve saygısız davranmıyorlar..Ben şimdiye kadar sadece 6 senede 3 arabayla kapıştım..İkisi 34 biri 35 ti.. Eğer sosyal biriyseniz o sergi senin bu etkinlik benim gezip dolaşabilirsiniz..Yok zaten kazmaysanız siz şehrin göbeğinde de otursanız sizin için bir şey farketmiyor..Dernekler çoğunlukla insanların ben kendime ne koparırım yaklaşımında olduklarından ve kendimi ön plana nasıl çıkarırım kişiliklerden dolayı seçerek gidilmesi gereken yerler..Bizim ki öyle değil..En belirgin farkı da gönüllü üyelerimizden aidat almıyoruz yani onlara para gözüyle bakmıyoruz..Bakınız...http://www.mavikus.org Dernekle ilgili hep ayrıca tek bir yazı yazayım derken hep geç kalıyorum anlatmakta..Bugün böyle başlayayım dedim.. Çocuklar ve gençler burada hep dışarıya okumaya yönlendirilmiştir..Sokaklarda nadir görürsünüz..Çünkü çalışırlar aile işletmelerinde ya da tarlada..Geçenlerde Uzunbeyle denizde gördüğümüz bir grup çocuk için konuştuk..6-7 kişilik bir grup geldi..Hepsi göya yüzme biliyor..Bir tanesi daha küçük ve üstünde can yeleği var..İstanbulda olsa arkadaşları dalga geçer diye takmaz o yeleği..Çağıl yaşında çocuklar..En büyüğü 15-16 yaşlarında..Nasıl kolluyorlar arkadaşlarını anlatamam..Oysa hepsi fırlamalık yaşında bunlar..Korkmasın diye kimse üstüne gitmiyor çocuğun..Bizde olsa bir tanesi diğerlerini de ayartır en azından bir kere denize fırlatırlardı bunu..Top oynadılar yanımızda ama bize gelecek diye de kolladılar hep bizi..Hoşuma gitti bir yandan Uzunbeyle de paylaştık düşüncelerimizi..Aslında yöre olarak yerlisi iyi,düşünceli, hoş insanlar ..Köylü kurnazlıkları var ama yırtık değiller..İçleri temiz..ve çocuklar hoşumuza gitti..Belki kolejdeki "asortik " arkadaşları yok artık çocuğumun ama içi temiz kalmış öğrenmeye açık arkadaşları var..Biraz bizim ki onların yanında fazla şehirli ama Çağıl da bu kadar sene durumları iyi idare etti diye düşünüyorum :) Belki Çağılın yazması gereken ama onun anlatmasını beklemeden size anlatacağım bir anekdot..Çağıl kolej çocuğu ya..İstanbulda hep suyu damacanadan içmiş..Bin tembih çeşmeden su içme diye büyümüş bir evlat..buraya gelmişiz..Çeşmeden su içirene kadar akla karayı seçtim..Burada sular temiz ama ikna etmekte zorlandım biraz..Neyse, burda da önce koleje gitti..İlk okulu kolejde bitirdi..Sonra merkeze aldık onu..Hem büroya çok yakın hem de kolejden memnun kalmadık..Merkezdeki eğitim çok daha güzel..İlk gün kantine gidiyor ..Ağbi bir su versene diyor görevliye..Adam bunu kovalıyor git çeşmeden iç, dalga geçme kantinde kapalı su yok bizde diye..İşte Fethiye böyle bir yer..Bir yanda bozulmamış iyilikler diyarı bir yerde de burayı olumsuz anlamda karalamaya çalışan tipler..Biz nasılmıyız..Aynı İstanbulda ki gibi yaşamın ve Fethiyenin iyi özelliklerini sonuna kadar yaşamak isteyen kötü taraflarını ise hayatımızdan elimine etmek isteyen insanlardanız..Kısmetse portakal bahçesindeki evimde (uzun süredir bahsetmedim..özledim onu konuşmayı)huzurlu bir yaşantı peşinde koşturan biriyim ben..Çok sakin yaşadığımı söyleyemem..Anlattıklarım yaşadıklarımın yarısı..Çünkü hareketli bir hayatım var işim yüzünden..Ama hayattan keyif almasını seven insanların burayı daha çok seveceğini düşünüyorum ben..Gösterişten hoşlanmayan doğal insanlar mutlu olabilir burada ancak..Ben hem asortik olup hem burada nasıl yaşadığımı soranlara söyleyeyim ki asortiklik doğamda var benim..Dışarıya gösterme gibi bir derdim olmadığından mutluyum ben burada..Birde her zaman söylüyorum ..Burada yapaylıklar yok..Burada herkes olduğu gibi göründüğünden kötü taraflarda oldukça fazla sırıtıyor ve yaşayamıyorsunuz..Yani neymiş doğal olan gelsinmiş..yapay olan kalsın..Ancak şehir ışıkları onları kapatabilir çünkü.. Resim: Kaya Mezarları Fethiye..Resmin en yakın yerinden denize doğru baktığınızda büromun yerini..Karşı tarafa baktığınızda evimin mahallesini görmüş oluyorsunuz.. Not : Son zamanlarda keşfettiğim ama çok sevdiğim bir grup var.. Özellikle tavsiye ediyorum..İncesaz grubun adı..Benim dinlediğim kasetleri : Mazi kalbimde bir yaradır.. :))
2a60033ab883
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Costas Ferris unutulmaz filmi Rembetiko ile 80li yıllarda sinemaseverlerin hayranlığını kazanmış, ülkemizde çok sevilen yönetmenler arasına girmiş bir sinemacı. Yunan kültürünün bütün yüzlerine bakmayı seven bir yönetmenin 1974 tarihinde Aleksandros Papadiamantis’in ünlü romanı İ Fonissa’yı sinemaya uyarlamasına şaşmamak gerekir. Şaşılacak nokta komşu ülke edebiyatının böylesine önemli bir eseriyle bizim bu kadar geç tanışmamız. O yüzden ben de –tıpkı kitabın önsözünü yazan Herkül Millas gibi- Jaguar Kitap’a ve çevirmen Yasemin Aydın’a teşekkürle başlayayım. Herkül Millas’ın önsözü değerli ve katkı sağlayıcı. Çünkü Yunan edebiyatının en tanınmış, sevilen temsilcilerinden biri olan ama henüz tanımadığımız bir yazarın kitabı var elimizde. Aleksandros Papadiamantis. Orijinal adı İ Fonissa olan kitap Türkçede baş karakterin adıyla yayımlandı: Hadula – Bir Ada Öyküsü. Hadula birden çok tanımlamayı barındıran bir roman/novella. Bir ayağı antik Yunan metinlerinde dururken tüm bedeniyle geçen yüzyılın başına -oradan da günümüze- uzanıyor. Geleneksel bir toplumun dinamikleri, anlatı boyunca benzersiz bir alt metin oluşturuyor. Aynı gücü, atmosferin oluşmasını sağlayan coğrafya anlatımında da görüyoruz. Hafıza, önemli bir yer tutuyor Hadula’da. Olay örgüsü ile hafızanın derinlikleri dengeli bir şekilde ilerliyor. Ama bütün bunlardan öte bir tanımlama yapılmalı bu kitap için. Bir kadın romanı. Hem de oldukça öncü bir bakış açısıyla; hesaplaşmaktan kaçmayan ve ruhun derinlerine inmek konusunda cesur. Aleksandros Papadiamantis’in bu kitabın baş karakterinin adıyla, “Hadula Yazarı” diye anılması romanın ve kadın karakterin gücünden geliyor. Romanın asıl adı İ Fonissa (Kadın Katil) yerine asıl adıyla, yani Hadula diye anılması boşuna değil. Yunan edebiyatının Dostoyevski’si olarak anılan yazarın bu romanında kadın karakterini ‘suç-ceza-iyilik-kötülük’ çizgisinin ortasında bir hikayeye oturttuğunu söyleyebiliriz. Papadiamantis, bunu yaparken, kadim coğrafyanın insanla ilişkisinden antik anlatının korosuna o kadar çok unsurdan faydalanıyor ki, klişelere yenik düşmeyen bir eser çıkıyor ortaya. Sarsıcı bir sahneyle açılıyor roman. Yeni doğmuş, öksürüğü kesilmeyen üçüncü torununun başındayken tanışıyoruz Hadula’yla. ‘Kız’ torununun derdine derman olmaya çalışan kadının hafızasında, toplumsal bir çerçeve çiziyor yazar. Kadın olmak bir ‘lanet’ midir? Daha ötesi kadın olarak yaşamak bir ‘lanet’ midir? Erkek egemen bir toplumda bu lanete başkaldırmanın, çaresizliği sonlandırmanın yolu ölüm müdür? Ölmeye-öldürmeye cesaret, kadının yok sayılan varlığını kurtarmanın tek yolu mudur? Kitabın heyecanını azaltmamak için Hadula’nın bu sorulara verdiği cevapları ve olay örgüsünün nasıl aktığını anlatmıyorum. Çünkü sarsıcı bir hikaye bekliyor bizi. Sadece şunu söylemeliyim; kitabın orijinal adının ‘kadın katil’ anlamına geldiğini unutmayın. Ayrıca bu kısa romanın, dünya edebiyatında Dostoyevksi’nin “Suç ve Ceza”sı ile kıyaslandığını da. Bu dünyada kadın olmanın derdini omuzlamış olan Hadula’nın, önce kendi torununun sonrasında da başka kızların ‘lanetini’ yok etmek için bulduğu çözüm, tüyler ürpertici ve düşündürücü bir hikayenin ortasında bırakıyor okuru. Üstelik yazar, okurunun Hadula’dan yana olmasını sağlayacak bir dünya kurmayı da başarıyor. Kadını köleleştiren bir erkek algısının yıkıcı sonuçlarını tartıştığımız günümüz Türkiye’sinde geç kalmış bir okuma deneyimi Hadula. Tam bu noktada Herkül Millas’ın önsözüne bakmalıyız. Yunan edebiyatının en tanınmış ve sevilen temsilcilerinden biri olan Aleksandros Papadiamantis’in bugüne kadar Türkçeye çevrilmemiş olması gerçeğiyle başlıyor Millas önsözüne. Önemli bir soru bu. Soruya birden çok cevapla yaklaşarak önemli bir çerçeve çiziyor Herkül Millas. Sadece dilimize kazandırılacak eserler noktasında değil, edebiyatımızın önemli örneklerinin diğer dillere çevrilmesi konusundaki ‘seçkinci’ tavrı da mercek altına alan bir bakış var bu önsözde. Üstünde önemle durulmalı. Kitapla ilgili söylenecek daha çok şey var. Çoğunluğu önsözde sorulan soruların, okur tarafından düşünülmesi ve yorumlanması gerekiyor. Hadula – Bir Ada Öyküsü, son ayların beklenmedik okuma hazinelerinden biri.
ba8050121b64
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Matt Suey Tekniğin genellikle kullanıldığı yerler: Pek çok tekniğin yapılamadığı rakibe çok yakın olunan pozisyonlarda rakible mesafeyi açmak için. Boks kombinasyonlarında yakın mesafede Kroşe sonrası ve öncesi rakib guardını bozmak için. Kroşe ,clinch diz tekniklerine karşı kontra atak olarak kullanılabilmektedir. Tekniğin videosu için resme tıklayınız:
c3286b84b2a8
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Merhaba, merhaba, merhaba! Favori fondotenim Bourjois Healthy Mix serisinin kaldırılacağını duyar duymaz odun kadar kuru ve kireç kadar beyaz cildime uygun yeni fondoten arayışına geçtim. NARS Sheer Glow'da kararımı kıldım ve serinin ikinci açık rengi olan Mont Blanc rengini aldım. Bu arada en açığı Siberia ülkemizde bulunmuyor ne yazık ki. Gelelim ürüne ve benim Sheer Glow ile tanışmama. Ürün 30ML ve Türkiye fiyatıyla 95TL. Söz konusu fondoten olunca benim için 100TL'ye kadar problem yok, ancak rakam bu sınırın üstüne çıkarsa, gerçekten o parayı hakediyor mu diye gidip gelir denerim, öyle karar veririm. Hello, hello, hello! Since the day I heard my favorite foundation, Bourjois Healthy Mix range is being discontinued, I've found myself looking for a new perfect foundation for my super duper dry and pale skin. I decided on the lovely NARS Sheer Glow and I got it in the second lightest shade; Mont Blanc. The lightest shade is Siberia, but since we don't have that shade in Turkey, I got Mont Blanc. Ürün cam ve epey ağır bir şişede geliyor. Tepedeki siyah kapak klasik NARS allıkları gibi kauçuk/kadifemsi yapıda ve yine çabucak kir tutuyor ama bende böyle bir problem yok çünkü makyaj malzemelerimi her gün ıslak mendillerle temizliyorum. NARS'ın ürün kalitesinden önce ambalaj şıklığına ayrı bir hayranlık duyduğumu da söylemeliyim. The product comes in a glass packaging, which is pretty heavy and not travel friendly. The black tip above the glass is made of the classic velvety NARS blush packaging, so it might get dirty easily but I never have such a problem, as I clean my make up goodies every day with wet tissues. (#obsession) I'm seriously in love with NARS' packaging. Siyah kapağı çıkardığınızda, ürün akmasın diyerek düşünülmüş siyah çevirmeli farklı bir başlık geliyor karşınıza. Evet, üründe pompa yok. Eğer isterseniz NARS mağazalarından alabiliyorsunuz, ancak ben bir sürü yabancı blogda bu ürünün pompasız daha rahat kullanıldığını okudum ve bu yüzden almadım. Ürün yukarıdaki haldeyken elime alıp 4-5 saniye çalkalıyorum. Daha sonra kapağı çevirerek açıyorum. When you remove the black top tip, there's another one. Yes, this stuff comes with no pump. If you wanti you can order it on NARS' website but I prefer it without the pump. Much easier. I shake it well before I pop some on the back of my hand. Benim tercihim çok çok az miktarda alıp, parmaklarımla yüzüme bırakmak. Daha sonra Real Techniques Expert Face fırça ile yüzüme yaymak. Bu ürünü kullanırken kılları sık fırçalar kullanmak gerektiğini düşünüyorum. Sephora'nın Mineral Pudra 45 fırçası ile denediğimde kabuk kabuk oldu. My personal way of applying this stuff is getting only a pea sized amount on to my finger and putting it on my forehead, cheeks, chin and nose. Then taking my Real Techniques Expert Face Brush and buffing it on to my skin. I believe this foundation gives you the best finish, when applied with brushes that have very dense bristles. Yukarıdaki fotoğraf ürünü ilk kullandığım gün çekildi. İlk sürüşümde her zamanki gibi cildimi temizleyip nemlendirdikten sonra uyguladım, ancak çok kabuk kabuk durdu ve kuruttu gibi oldu. Çok üzüldüm, ancak farkettim ki o gün cildimin her zamankinden kuru olduğu bir gündü. Meğersem bu yüzden olmuş. Bir diğer hatam da fazla ürün kullanmam oldu. Bu fondoten adı gibi 'Sheer', yani ince yapılı değil. Orta kapatıcılık veren ama yüzde hissedilmeyen bir fondoten. Çok az bir miktar alıp yüze yaymak doğal sonuca ulaşmaktaki en önemli adım. Tam benim sevdiğim gibi. This picture above was taken when I applied it for the first time. I did my usual foundation routine; cleansing my skin and then moisturizing. Still, there was something wrong. The foundation emphasized my mimic lines and looked very dry, patchy and caked on. I realized my skin was drier than usual that day and I caked on too much product, that's why it looked like a mask. It's not really 'Sheer' as the name tells. It's a medium coverage foundation with a light formula. I love it! Ve doğru sürüldüğü zamanki görüntüsü. Tam istediğim gibi. Bu arada yanaklarımdaki kızarıklık ve gözlerimdeki şişlik mayonez alerjimden. Dün yine biraz fazla kaçırdım, bugün japon balığı gibi geziyorum. Toparlarsak; tam istediğim gibi, nem veren, kuru cilde, beyaz tene uygun, orta kapatıcılıkta, doğal görünümlü ve bereketli bir fondoten buldum. Mutluyum, aldığım günden beri her gün kullanıyorum. Bu ürünü yağlı ve ya yağlanmaya meyilli ciltlilere tavsiye etmiyorum çünkü çok kuru cildimi bile gün içinde T bölgesinde parlama yapmaya itecek bir ürün. Hep T bölgemin parıldamasını hayal etmiştim, teşekkürler NARS. ( Şu an akıl hastası olduğumu düşünüyorsunuz, evet!) Bu arada NARS Laguna çekilişim hala devam ediyor. Katılım için buraya ! It looks like this, when it's applied right. Just like I want. By the way, the redness on my cheeks and the puffiness on my eyes are because of my allergy to mayonnaise. Anyways, to sum it up; this is a dream product with the lovely glow, moisturizing lightweight formula, with a medium coverage at the same time. I don't recommend this to those who have oily skin as it might cause acne. Thanks NARS! *PS: My NARS Laguna giveaway is still on, click here to enter. Instagram: gorkemkarman Sıradaki Yazılar / Coming Up - Real Techniques Blush Brush / Allık fırçası - MAC Strobe Liquid - Akmayan Göz Makyajı / Smudge-proof Eye Make Up
f229266e2645
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Amaçları sadece gezi olan gençlerin ıssız bir bölgeye bir süreliğine gitmeleri filme konu oluyor. Amaçları güzel bir kamp dönemi geçirmektir bu süreçte de etrafta yer alan yerleri gezip görmektir. Gittikleri ilk gün problem yaşamazlar. Çevreyi keşfetmek için çıktıkları yerde bir çölün ortasına ilerleyip orada bir küre olduğunu görürler. Her ne kadar dışarıdan bir hayli gizemli gibi görünse de gerçek aslın da öyle değildir. O küre bir anda yaratıkların öğrencilerin etrafını sarmasına sebep olur. Çölün ortasın da saklanacak hiç bir yer bulamayan öğrenciler kimse ilede iletişime geçemezler. Bu sebeple yaratıklar ile öğrenciler arasında büyük bir savaş başlayacaktır. Çünkü yaratıklar adeta kana susamıştır.
b042294fbe91
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Pepe böcek istilası oyunumuzda sevgili arkadaşlar pepenin üstüne gelmekte olan bir sürü böcek vardır. Pepe nin eli kolu bağlı bir durumda sizlerden yardım bekliyor. Neler yapabileceğinizi anlatalım. Böcekler sizden çekiniyorlar çekinmelerinin bir nedeni ile elinizde onlara fırlatmak üzere hazır tuttuğunuz rulo kâğıtlar olsa gerek. Alt kısımda yer alan Stres barı yükseldikçe pepenin rahatsızlığı bir kat daha artıyor demektir. Buna dikkat ederek. Pepe yi böcek istilasından kurtarmalısınız. İyi eğlenceler dileriz.
3bf00486cc93
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Ekonomik Yangın Kapısı Yangın, sık görülen bir felaket olduğu için bu konuya binalarda bazı önlemler alınmaktadır. Bu önlemler arasında yer alan yangın kapısı, yangının etkisinin yangın merdivenine belirli bir süre geçmesini engelleyen kapılardır. Bu konuyla ilgili ekonomik yangın kapısı hususu dikkatli bir şekilde incelenmektedir. Yangın Kapısında Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar Yangın kapısı tercih ederken birçok önemli noktaya dikkat edilmelidir. Öncelikle bu konunun binalarda bulunan herkesin güvenliğini etkilediği unutulmamalıdır. Bu nedenle DEVAMI
37600f14b0bc
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Sağlık Bakanlığı tarafından AHBS ve E-SAĞLIK veritabanları ve sunucuları hakkında duyuru yayımlanmıştır. Sağlık Bakanlığı tarafından AHBS ve E-SAĞLIK veritabanları ve sunucuları hakkında duyuru yayımlanmıştır; "AHBS ve SağlıkNet sunucularının taşınması işi kapsamında AHBS sunucularının taşınması işlemi tamamlanmış olup sistemler açılmaktadır. SağlikNet sunucularının taşınması işi devam ettiğinden SağlikNet,klinik gün sonu ve girişimsel işlemler web servisleri 28.05.2012 saat 23:59 da açılması planlanmaktadır." Bakım duyurusu için tıklayınız Etiketler :
05bb07d320d6
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Yangın Yönetmeliğine Uygun Yangın Kapısı Yangına karşı alınabilecek bir çok önlem vardır. Bunlardan bazıları; yangın kapısı, yangın merdiveni ve otomatik sprinkler sistemleridir. Ülkemizde birçok yangın kapısı firmaları vardır. Ama önemli olan sadece binanızda yangına karşı önlem almak değil aynı zamanda yangın yönetmeliklerine uygun yangın kapısı özelliklerine dikkat etmek gerekmektedir. Peki yangın kapısı yönetmeliğe göre nasıl üretilmelidir? Yangın kapısının özellikleri nasıl olmalıdır? Kaçış yolu kapılarının yani yDEVAMI
ebcf98695fad
[ "fineweb2", "hplt2" ]
15 Ağustos İki-üç haftadan beri YKY'den çıkan 4000 küsur sayfalık Evliya Çelebi Seyahatnamesi'ni hatmetmekle meşgulüm. Asıl amaç benim sözlük çalışması için kelime bulmak. Ama arada başka ilginç şeyler de çıkmıyor değil. Mesela Sultan IV. Murat'ın Bağdat fethi, sene 1636. "Bağdâda eyle hücumlar oldu kim Kızılbaşların başları yine kaygulu işe uğradı. Gördiler kim gayri çare yok, hemân burc u bârûlar üzre beyaz emân bayrakları diküp, 'Amân elamân ey güzidei Âl-i Osmân' deyü feryâd u nâlâni sad-hezar etdiler." Bağdat'ı tutan Şiiler pes edip teslim olurlar. "Derûni kal'adan beş aded hân boğazlarına kılıçlarını asup huzur-i Murad Hân'a çıkdıklarında (...) ser ber-zemin edip Bağdâd'ın miftahlarını [anahtarlarını] teslim edüp emân ile çıkmağa üç gün mehil isterler. Murad han mehil vermeyüp, 'Uryân u bi-silâh [çıplak ve silahsız] bu ân kal'adan çıkup bir canibe revân olun' dedikde, 'Ber ser-i çeşm' [başım gözüm üstüne] deyüp bu hânlar Murâd Hân yanında rehin kalup derûn-i kal'aya asker-i islam mâl-a-mâl olunca niçe bin Kızılbaş-i evbâş Akkapu'dan piyade ve esb-süvâr [yayan ve atlı] cânib-i nehr-i Diyâle'ye firâr edüp gitmede." Şiilerin önderleri gelip Murat Han'a teslim olurlar. Onlar rehin olarak tutulurken İslam askeri (i.e Osmanlı) kaleye dolar. Ne görsünler? Şiiler Akkapı tarafından firar edip gitmekte! "... derûn-i askerden bir sada zahir olur kim, 'Tîz Kızılbaş kırılsın" derler. Azâmet-i Hüdâ an saatde kırk bin piyade şâh tolusun içmiş [iran şarabı içmiş] tülüngi Kızılbaş ve yigirmi bin de gayri evbâş seyf-i miczem ile başları tırâş olup [keskin kılıç ile başları traş edilip] derûn-i Bağdad'da hûn-i Râfiziyân nehr-i âb-ı revân gibi cereyân etdi [zındıkların kanı akarsu gibi aktı] ve niöe bin atlı guzât cânib-i nehr-i Diyâle'ye gitdi ve emân ile mukaddemce çıkan Kızılbaş'a yetdi ve bu perîşân olmuş Kızılbaş'a girişdiler ve eyle kırdılar kim az Kızılbaş, 'Feryâd-reses yâ Ali' deyüp nehr-i Diyâle'ye urdular." Şehir içinde kan oluk oluk akarken bir kısım gaziler de Diyale nehrine kendini atmış olan Şiilere yetişir. Kızılbaşlar "feryadımızı duy ya Ali" diye bağırırlar. "Düldül-süvâr Ali de bu Havâricîn'in [Haricilerin] feryâdlarına res olmayup cümle Diyâle'de gark-ı âb oldular [boğuldular]. Yetmiş bin Kızılbaş'tan ancak altı bin mıkdârı tırkazlarda ve merhamet-i dest-i Osmanlı'da hâlâs oldu deyü kendüleri nakl ederler. Hakkâ böyle bir kırgın dahi diyâr-ı Acem'de olmamışdır." Yetmiş bin Şii'den ancak altı bin kadarı Osmanlı'nın "merhametli ellerinde" canını kurtarır. Şimdi devir değişmiş, üçyüz-beşyüz kişilik kafa kesme vakaları dünya medyasına haber oluyor.
94cfef812bd4
[ "fineweb2", "hplt2" ]
24 Şubat 2016 tarihinde Gökkuşağı İstanbul Kadın Kuruluşları Platformu (GİKAP)’nun merkezinde Türkiye Aile Platformu/TÜRAP’ın ortak projesi olan İstanbul Kadın ve Kadın Kuruluşları Derneği/İKADDER’in koordinatörlüğünü yürüttüğü Öncü Kadınlar Öncü STK’lar Projesi Şubat Ayı Semineri gerçekleştirildi. TÜRAP Genel Sekreteri ve İKADDER Yönetim Kurulu Başkanı Funda Akyol projenin gelecek programı hakkında bilgilendirme yaptıktan sonra toplantı gündemini okudu. Katılımcıların kısa kurum tanıtımlarının ardından SETA Ankara Toplum ve Kültür Araştırmacısı İpek Coşkun tarafından “STK’larda Saha Çalışması Ve Raporlama” başlıklı sunum gerçekleştirildi. Coşkun, konuyu iki oturumda sundu; ilk oturumda raporlama öncesindeki hazırlığın nasıl ve ne aşamalarda gerçekleştiğini, ikinci oturumda ise raporlamanın nasıl etkin kılınabileceğini anlattı. Raporlamanın daha sağlıklı yapılması için araştırma probleminin çok önemli olduğundan ve araştırmanın bir problem üzerinden gidilmesi gerektiğinden bahsetti. Projenin gerekçesi, amaçları ve yöntemlerinin nasıl belirlenebileceğini anlatarak örnek bir raporlama üzerinden sunumunu gerçekleştirdi. Bulguların analizini yaparken alt başlıkların belirlenmesinin raporlama sürecinde kolaylık sağlayacağının altını çizdi. Doğrulama çalıştayı ile her şey belirlendikten sonra ara raporun hazır hale getirilmesinin sunacağımız raporun geçerliliğini ve ispatını yapmak için önemli bir unsur olduğundan bahsetti. Son olarak etki analizini anlatarak sunumunu bitirdi. Katılımcılardan duyurusunu yapmak istedikleri kurum faaliyetlerini duyuru panosuna asmaları ile program sonlandı.
968325cd5328
[ "culturax", "fineweb2", "hplt2" ]
Dirsekte bursit (olekranon bursiti) Dirsek bursası (olekranon bursası), dirseğin hareketli cildi ile kemik dokuları arasında normalde düz ve belirgin olmayan cildin kemiğin üstünden kolayca kaymasını sağlayan içi sıvı dolu bir kesedir. Kesenin imflamasyonuna bursit denilir. Olekranon bursiti (dirsekte bursit), kesede şişme ve dirsek arkasında yumuşak içi sıvı dolu izlemini veren yumru bir kitle şeklinde görülür. Olekranon bursitinin nedenleri nelerdir ? Olekranon bursiti; dirseğini sert zeminlere dayayarak çalışma alışkanlığı olan kişilerde kronik irritasyonla geliştiği gibi bölgeye gelen ani darbe ve çarpmalar da bursa da emflamasyona ve şişliğe yol açar. Bunun yanı sıra açık yaralanmalar, cildi delen yaralanmalarla, olekranon bursası dış ortamla temas haline geçerek enfekte olabilir. Ayrıca gut hastalığı, romatoid artrit gibi hastalıklarda da dirsekte bursitis görülebilir. Olekranon bursitisinde tanı nasıl koyulur ? Olekranon bursitisinde, dirsek arkasında yumuşak şişlik ilk bulgudur. Bursa kesesi büyüme gösterince kese duvarlarına yaptığı bası ile ağrıya neden olur. Bunun yanında eğer olekranon bursitisinin üzerine enfeksiyon eklenirse, bölgede kızarıklık ve ısı artışı görülür. Enfeksiyon kontrol edilmez ise sistemik ateş ve enfeksiyon bulguları gelişebilir. Hastalara tanıda sıklıkla dirsek radyografisi çektirilerek bursitise neden olabilecek yabancı cisim veya kemik çıkıntı varlığı araştırılır. Olekranon bursitinde tedavi nedir ? Enfekte olekranon bursitislerinde ilk yaklaşım kese içine bir iğne ile girilerek bursa sıvısının çekilmesi ve sıvıda mikrobiyolojik inceleme yapmaktır. Daha sonra uygun antibiyotik verilir. Enfekte olmayan dirsek bursit olgularında kese içi sıvının boşaltılması kompressif bandaj ve antiemflamatuvar tedavi uygulanır. Bu tedavilere rağmen şişlikte gerileme olmayan olgularda kese cerrahi olarak çıkarılır. Dirsekte bursit (olekranon bursiti) Olekranon bursitisinde ameliyat genel anestezi ile mi yapılır ? Dirsekte bursitis olgularında kesenin çıkarılması için sıklıkla kolun uyuşturulması yeterlidir. Ancak kooperasyonu zayıf ve ameliyat ortamında rahat olmayan hastalarda genel anestezi yapılabilir. Prof.Dr.Şeref Aktaş, İstanbul Fulya’ daki özel muayenehanesinde çalışmaktadır. Prof.Dr.Şeref Aktaş’ a muayene olmak ve tedavinizin yapılmasını sağlamak için iletişim bilgilerimizdeki telefonları arayarak randevu alabilirsiniz. Dirsekte bursit (olekranon bursiti)
737a8b675523
[ "culturax", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
Siparişinizin ödeme şekline bağlı olarak (kredi kartı veya havale) iptal talebiniz derhal işleme alınmaktadır. 1- Siparişini vermiş olduğunuz ürünler size teslim edilmek üzere kargolanmamış ve; a) Siparişinize ait ödemeyi banka havalesi ile yaptı iseniz; Sipariş iptal talebiniz derhal işleme alınır ve gün sonuna kadar hesabınıza iade edilir. İadenize ait banka dekontu tarafınıza mail ile bildirilir. b) Siparişinize ait ödemeyi kredi kartı ile yaptı iseniz; Sipariş talebiniz derhal işleme alınır ve gün sonunda sanal p.o.s gün sonu işlemi yapılırken iadeniz gerçekleştirilir. İadenize ait banka rapor içeriği referans numarası ile beraber tarafınıza mail ile bildirilir.Kredi kartı ödemelerine ait iadeler bankalar tarafından ertesi gün işleme alındığından bir sonraki gün kredi kartınıza bağlı hesaba yansımaktadır. Not: İadeler gün sonunda yapıldığı halde kredi kartınızın ait olduğu banka tarafından hesabınıza aktarılma işlemi bir kaç gün sürebilmektedir. Bu gibi durumlarda tarafınıza göndermiş olduğumuz iadenizin yapıldığını belgeleyen banka raporundaki referans ve işlem numaraları ile şubenizden işlemi hızlandırmalarını talep edebilirsiniz. 2- Siparişini vermiş olduğunuz ürünler size teslim edilmek üzere kargoya verilmiş ise kargo bize ulaşınca Kargo bedeli üyenin sipariş bedeli içerisinden tahsil edilir. Kalan bakiye üyenin ödeme şekline bağlı olarak üye banka hesabına veya kredi kartına gün sonunda iade edilir. 3- Siparişinizi verdiğiniz gün aynı gün içinde telefonla iptal edebilirsiniz,ürününüz kargolanmış ise 2 nolu seçenek uygulanır,kargolanmamış ise siparişiniz iptal edilir.
1b8deb7387f2
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Kış çorbası, sarımsaklı, sirkeli, dumanı üstünde. Gececilerin son durağı. Evde her piştiğinde içine düşen fotoğraf makinası akla gelen. Her yerde içilmez, çorbaya dönüşmeden önce iri doğranmış işkembeler tuzlanır, afiyetle yenir. İşte tarifi: Malzemeler: - 1,5 kilo dana işkembesi - Tuz - Su - 3 yemek kaşığı sıvıyağ - 2 tepeleme yemek kaşığı un - 2 yemek kaşığı yoğurt - 1 adet yumurta - Yarım limonun suyu Servis İçin: - Sarımsak - Sirke - Tereyağ - Toz kırmızı biber Hazırlama: İyice temizlenmiş işkembeyi, iri parçalar halinde, düdüklü tencerede üzerini bir parmak geçecek kadar suyla bir saat pişirin. ( İşkembeniz yağsızsa pişirme sırasında 2 yemek kaşığı kadar sıvıyağ ekleyin, yağlı ise gerek yoktur.) Pişen işkembeleri soğuduktan sonra küçük kareler halinde doğrayın. İşkembenin suyundan bir kase kadarını ayırıp soğutun. Doğradığınız işkembeleri tekrar kendi suyuna katın. Başka bir tavada sıvıyağda unu kokusu çıkana kadar kavurun. Kavurduğunuz una, ayırıp soğuttuğunuz işkembenin suyundan azar azar ve sürekli çırparak katın. Daha sonra sıcak suyundan yine azar azar katarak ısısını eşitlediğiniz unlu suyu çorbaya katın. Çorbayı on beş dakika kadar ağzı açık olarak suyu koyulaşana kadar kaynatın. Başka bir kasede yoğurt, yumurta ve limonla terbiyesini hazırlayın. Sıcak çorbadan azar azar ekleyin, yumurta kesilmeden terbiyenin ısısını çorbayla eşitleyin. Yine sürekli karıştırarak terbiyeyi çorbaya azar azar katın, tuzunu ayarlayın. Servis sırasında dövülmüş sarımsak, az sirke ilave edin. Üzerine eritilmiş tereyağı ve toz kırmızı biber gezdirin.
4b07af9841e9
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Böcek İlaçlama İşlemi Böcek İlaçlama İşlemi Alt yapısı eski olan yerlerde ilaçlama her zaman daha çok gereksinim duyulan durumdur. Çünkü alt yapı sistemi 30 yıl öncesine dayanıyorsa, yenilenme de söz konusu değilse, haşerelere yaygın şekilde rastlamak mümkündür. İlaçlama firmaları çalışmaları sağlık bakanlığından yetkili olarak eğitimli kişiler tarafından gerçekleşmektedir. İlaçlama firmaları her zaman müşterileri için etkili sonuçlar sunar. İlaçlama şekilleri genelde kişinin isteğine göre yapılır. Yani ilaçlamanın hangi türden yapılacağı ve nerelerde eksikler olduğuna bakılır ve sonrasında da ilaçlama yapılarak o soruna kökten çözüm aranır.Burada doğru yapılması gereken şey ilaçlamanın doğru yöntemleri ile yapılması ve en iyi şekilde sonuçlara ulaşılmasıdır. Eğer sizler doğru konularda tespitler yaptırır ve kendiniz için iyi bir sonucu alabilirseniz ilaçlama da doğru bir şekilde tamamlanmış olacaktır. Sağlık ve Ekonomik Zarar Bakımından İlaçlama Böcekler veba gibi ciddi sağlık sorunları yanında mikrobik hastalıkların da nedenidir. Sağlık açısından ciddi sonuçlara neden olabilirler. Mikroplu yerlerde dolaşmaları, gün yüzüne çıkınca da bunları geçtikleri yerlerde bırakmaları hastalık bulaşmasına neden olabilmektedir. Fareler ve diğer büyük haşereler sağlık açısından her zaman risk yaratabilmektedir. Farelerin taşıdıkları virüsle verem hastalığı görülebilmektedir. İlaçlama zararları aslında yoktur. Zarar diyebileceğimiz şey ise ortamdaki ilacın insanları rahatsız edebilmesidir. Zaten bunun içinde önlem alınacaktır. Önlem derken şunu kastediyoruz. Yani ilaçlama yapılacak ortamdaki bireyler dışarı çıkarılacak ve belirli bir süre içeri alınmayacaktır. Tüm işlemler bittikten sonra ortama birey alınacaktır. Zaten ilaçlama yapan ilaçlama elemanları da korunaklı giysiler ve hava soluyacakları ortamlardan zarar görmesinler diye maskeler ile ilaçlama yapmaktadırlar. Böylelikle zarar en aza indirgenecek ve alınan sonuçlar sadece sizlere fayda ve yarar sağlayacaktır. Olumsuz bir durum olmayacaktır. Ekonomik boyut düşünülürse, işletmeler için ciddi sıkıntı oluşur. Müşteriler tarafından görülen haşereler ciddi sıkıntılara neden olabilir. Gıda üzerine olan işletmelerin yasal olarak ilaçlama yaptırmaları şarttır. İhmal durumunda maddi kayıp yaşanabilir. İlaçlama firmaları çok sayıda haşere için çözüm bulmaktadır. Böceklerin Özellikleri Yeryüzünde 10 milyon civarı böcek türü olduğu biliniyor. Böceklerin yaşam alanları coğrafi konumdan etkilenir. Çok sıcak ve nemli iklimlerde hamam böcekleri çok görülür. Türkiye böcek çeşitlerinin üremesi için uygun zemine sahiptir. Hangi Böcekler İlaçlanır? İlaçlama firmaları yer ve haşere türleri bakımından çeşitlilik gösterir. Gıda işletmeleri, hastaneler, AVM’ ler, mağaza gibi iş yerleri, başlıca faaliyet alanlarıdır.
8cc8464fdcff
[ "c4", "hplt2", "vngrs" ]
Diz kireçlenmesi (diz osteoartriti, gonartroz) Diz kireçlenmesi, en sık görülen eklem kireçlenmesidir. Gonartroz, orta yaş üstünde ve ileri yaştaki diz ağrılarının başlıca sebebidir. Diz osteoartriti, kireçlenmesi diz eklemini oluşturan kıkırdakların aşınması ile başlayan bir klinik tablodur. Diz kireçlenmesinin nedenleri nelerdir ? - İleri yaş, - Önceki eklem içi kırıkları gibi diz yaralanmaları, - Tekrarlayan diz travmaları, - Geçirilmiş ön çapraz bağ yırtıkları, menisküs yırtıkları, kıkırdak yaralanmaları dizin mekaniğini bozup aşınmayı arttıran yönde etki ediyorsa, - Osteokondritis dissekans ve diğer diz kıkırdak sorunları - Eklem içi serbest kıkırdak parçaları, - Romatoid artrit, gut hastalığı gibi emflamatuvar hastalıklar, - Geçirilmiş diz septik artritleri ve enfeksiyonlar, - Aşırı kilolu olmak diz ekleminde kireçlenmeye, osteoartrite neden olmaktadır. Diz kireçlenmesinin bulguları nelerdir ? Diz kireçlenmesinin ana bulguları; ağrı, eklem hareketlerinde kısıtlılık,eklem sertliği ve dizde şişliktir. Diz osteoartritinde, kireçlenmesinde bulgular yavaş yavaş ilerleyip ortaya çıkar. Gonartrozda; örneğin ağrı, önceleri sadece uzun aktiviteler, uzamış yürüyüşler sonrasında olurken zaman ilerledikçe istirahatte bile ağrı görülür. Eklem sertliği özellikle uzun süreli oturmalardan sonra daha bariz hale gelir ve hastalar ayağa kalktıklarında bir süre zorlanırlar daha sonra dizleri açılır ve rahat hale gelir. Diz kireçlenmesinin tanısı nasıl koyulur ? Ortopedi doktoru, diz kireçlenmesinin tanısını koymak için size bir takım sorular yönelterek fikir sahibi olacaktır. Ortopedi doktoru, ağrınızın ne zamandır olduğunu, hangi aktivitelerle diz ağrınızın arttığını, diz ağrısının nasıl hafiflediğini, daha önce geçirdiğiniz herhangi bir diz ameliyatı veya travması olup olmadığı gibi konularda size sorular yöneltecektir. Diz ekleminizin muayenesi sırasında, ortopedi doktoru dizinizi gözleyerek, dizde şişlik olan bölgeleri diz ekleminde herhangi bir açısal deformite olup olmadığına eski yaralanma ve ameliyat izlerine bakar. Daha sonra muayenede, diz ekleminin değişik yerlerine baskı uygulayara hassasiyet olan yerleri saptamaya çalışır. Diz ekleminizi oynatarak diz eklemi hareketlerinde kısıtlılık olup olmadığına bakar. Daha sonra farklı manevra ve muayene tetkikleri ile meniskus, bağ ve kıkırdak sorunları hakkında bulgu varlığını araştırır. Diz kireçlenmesinde doktorunuz diz röntgenleri istediğinde bunlar ayakta, yatarak yada ayakta dizlerini bükülü vaziyette çekilebilir. Röntgenlerde, ortopedi doktoru, diz ekleminde açısal deformite varlığı, diz ekleminde gonartrozda görülen eklem aralığında daralma ile karekterize kıkırdak aşınması ve miktarını ve kireçlenmeye bağlı gelişen kemik çıkıntılarını ve boyutlarını görerek diz osteoartritinin, diz kireçlenmesinin düzeyini ortaya koyar. Bazı durumlarda ortopedi doktoru, MR tetkiki ister. MR tetkiki ile kıkırdak, menisküs ve hağa yırtıkları tam olarak görüntülenebilinir. MR tetkiki özellikle kıkırdak aşınması ileri düzeyde olmayan ve genç diz kireçlenmeli hastalarda istenmektedir. Diz Kireçlenmesini Tedavisi nasıl yapılmaktadır ? Diz kireçlenmesini tedavi etmede, en önemli unsur mevcut kireçlenmenin düzeyini saptamaktır. Çok hafif düzeyde yada erken evredeki diz kireçlenmesinde ağrı kesiciler ve diz eksersizleri yeterli olmaktadır. Burada en önemli husus, eğer hastanın diz ekleminde açısal bir dönüklük, deformite varsa ve bunun diz kireçlenmesini arttırdığı düşünülüyorsa bu açısal bozukluğun cerrahi düzeltilmesi planlanmalıdır. Orta düzeyde diz kireçlenmesinde MR tetkiki ile dizdeki aşınmayı arttıracak yada hastanın ağrı şikayetine sebep olduğu saptanan kıkırdak bozukluklar, menisküs yırtıkları bağ yarlanmaları, diz kapağı uyum sorunları saptanırsa, diz artroskopisi ile bu bozukluklar tedavi edilir. Örneğin diz eklemi kıkırdağına sürten, kilitlenmelere, diz eklem hareket kısıtlılığına sebebiyet veren bir menisküs yırtığı artroskopik menisektomi ile tedavi edilerek hastanın rahatlatılması hedeflenir. Orta düzey diz kireçlenmesi olan hastalarda eğer hastanın diz ekleminde açısal bir dönüklük, deformite varsa ve bunun diz kireçlenmesini arttırdığı düşünülüyorsa orta yaş hastalarda bu açısal bozukluğun cerrahi düzeltilmesi planlanmalıdır ileri yaş hastalarda ise yük azaltıcı dizliklerle dize binen yük eşit dağıtılmaya çalışılır. Yine orta düzeydeki diz eklemi kireçlenmelerinde fizik tedavininde önemli rolü vardır. Artroskopi gerektiren hastalarda artroskopi sonrası gerektirmeyenlerde ise direk olarak fizik tedavi ile iyi sonuçlar alınabilir. İleri düzey kireçlenmesi olan hastalar, ağrıları istirahatte iken bile olan hastalardır. Bu hastaların çekilen radyografilerinde eklem mesafelerinin çok daraldığı ve kemik çıkıntılarının belirgin olduğu hastalardır. Bu hastalarda önemli olan kireçlenme bulgularının dizin tamamında mı yoksa sadece iç kısmında mı olduğudur. Sadece iç kısımda şikayeti olan genç ve uygun hastalarda tek kompartmanlı diz protezi sadece dizin iç kısmına uygulanır. İleri yaş ve/veya dizin hem iç hemde dış tarafı etkilenmiş hastalarda da total diz protezi uygulanır. Prof.Dr.Şeref Aktaş, İstanbul Fulya’ daki özel muayenehanesinde çalışmaktadır. Prof.Dr.Şeref Aktaş’ a muayene olmak ve tedavinizin yapılmasını sağlamak için iletişim bilgilerimizdeki telefonları arayarak randevu alabilirsiniz.
1279a617c341
[ "c4", "fineweb2", "hplt2" ]
De Quervain Hastalığı (De Quervain Tenosinoviti) El başparmağını kaldıran (ekstansor pollisis brevis) tendonu ile başparmağı elden uzaklaştıran (abduktor pollisis longus) tendonunun el bileği yanında geçtikleri tünel içinde sıkışmaları ile görülen bir hastalıktır. De Quervain Hastalığı neden kaynaklanır ? De Quervain hastalığı, örgü örme, müzik enstrumanı kullanma,bahçe işleri yapma, bebek bakımı kaldırma gibi tekrarlayan işlerin yapılması sonrasında tendon ve kılıflarında gelişen ödem bu tendonların geçtiği 1. ekstansör kılıf denilen tünelde sıkışması olur. De Quervain Hastalığının bulguları nelerdir ? Özellikle eliyle birşey kaldırma, yumruk sıkma, hafif bir alışveriş poşeti taşıma ile başparmak kökünde ve el bileği yan tarafında ağrı hissedilir. De Quervain Hastalığının tedavisi nedir ? İlk tedavi oral ve lokal antiemflamatuvar ilaçların kullanımı ile başparmağı istirahatel alan başparmakdestekli el bileği splinti kullanılır. Bu tedaviye rağmen süren şikayetlerde lokal enjeksiyon yapılır. Tüm tedavilere rağmen süren ağrı rahatsızlığında De Quervain hastalığında tendonların sıkıştığı tünelin cerrahi olarak gevşetilmesi ameliyatı yapılır. De Quervain hastalığı cerrahi tedavisi lokal anestezi ile yapılmaktadır. Prof.Dr.Şeref Aktaş, İstanbul Fulya’ daki özel muayenehanesinde çalışmaktadır. Prof.Dr.Şeref Aktaş’ a muayene olmak ve tedavinizin yapılmasını sağlamak için iletişim bilgilerimizdeki telefonları arayarak randevu alabilirsiniz.
2afa42a9c4b5
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Sırt Sırta Raf Sistemleri En yaygın, ekonomik ve geniş kullanım alanına sahip konvansiyonel depolama sistemidir. Sırt sırta raf sistemleri,iki modül arka arkaya gelecek şekilde yerleştirilip aralarına çift taraflı ara bağlantılar konarak oluşturulur. Her palet birbirinden bağımsız olarak kolaylıkla yerleştirilebilir ve taşınabilir. Forklift ile çalışabilme olanağı sağlar. Ayak yüksekliği ve travers uzunluğu müşterinin ihtiyaç ve taleplerine göre ayarlanabilen Sırt Sırta Raf Sistemleri, en küçük antrepodan en büyük ve karmaşık lojistik merkezlere kadar geniş bir kullanım alanına sahiptir. Sırt Sırta Raf Sistemlerinin önemli bir diğer özelliği ise diğer diğer raf sistemleri ile kombineli bir şekilde kullanılarak ürünlerin çok çeşitli amaçlarda stoklanmasına imkan sağlamasıdır. Bu sistemde pek çok eklenti ve aksesuar mevcuttur. İşletmeler bu aksesuarlar yardımıyla ürünlerini direkt olarak veya palet, kutu, bidon gibi koruyucular içine koyarak stoklanmasını sağlarlar. Traversler, kullanılan tırnaklı yapısı ile kolayca sökülüp takılabilme özelliğinden dolayı raf ayaklarına güvenli bir şekilde bağlanır. Kolay monte edilir ve hızlı kurulur. Sırt sırta raf sisteminin avantajları : - Her palete istenildiği anda ulaşılabilir. - Travers aralıkları değiştirilerek istenilen ölçülerde kullanılabilir. - Avrupa standartlarına göre üretilmektedir. - Sırt sırta raf sistemleri modüler yapıda olduğundan deponuzu en verimli şekilde kullanmanızı sağlar. - Sökülebilen raflardır, kolay taşınabilir. - Lojistik, otomotiv, gıda, inşaat ve depolama gerektiren her türlü sektörde kullanılabilir. - Barkodlama sistemine uyumludur. - Tüm paletlere direk ulaşma imkanı, serbest alan tertibi, manuel veya otomatik istif makinalarıyla kullanım olanağı, yükleme birimlerinin yüksekliğinde ve genişliğinde esneklik gibi avantajları vardır. - En çok kullanılan paletli yük raflarıdır. İki ayak arasındaki bir raf gözünde, birkaç palet yan yana depolanabilmektedir. - Travers yükseklikleri kolayca değiştirilebilir. Bu özelliği sayesinde istiflenecek paletli ürünlerin yüksekliklerinde esneklik sağlamaktadır.
5be6152455e6
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Portakallı Kahveli Yılbaşı İçeceği Tarifi Yılbaşı içeceği tarifi Portakallı kahveli votka nasıl yapılır Dalgaları karşılayan gemiler gibi, Gövdemizle karanlıkları yara yara çıktık, rüzgarları en serin uçurumları en derin havaları en ışıklı sıra dağlara. Arkamızda bir düşman gözü gibi karanlığın yolu Önümüzde bakır taslar güneş dolu DOSTLARIN ARASINDAYIZ GÜNEŞİN SOFRASINDAYIZ. Malzemeler: - 70 cl sade votka - 2 adet küçük portakal - 40 adet kahve çekirdeği - 2 yemek kaşığı kahve çekirdeği - 100 gram esmer şeker - 100 gram toz şeker - Portakallar yıkanıp, kahve çekirdeklerinin geleceği yerlere bıçakla minik delikler açılır. - Deliklere kahve çekirdekleri sokularak yerleştirilir. - Kavanozun içine önce beyaz, sonra esmer şeker konulur. - Kahve çekirdekli portakallar şekerlerin üzerine yerleştirilir. - Üzerini kapatacak kadar votka dökülür. - Bir gün bekletilip, şekerin erimesi için hafifçe çalkalanır. - İki yemek kaşığı kadar kahve çekirdeği eklenip, kavanozun ağzı kapatılır. - İki üç hafta karanlık ve serin bir yerde demlenmeye bırakılır.
21fb207374de
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Ankara’nın Balgat ilçesinde hizmet veren Balgat Nakliyat şirketi. Yıllardır sizlere Destan Nakliyat firması adı altında hizmet veren şirketin Balgat şubesidir. Siz değerli müşterilerimize yıllardır kaliteyi ve %100 güveni sağlayan şirketimiz. Şimdi de Balgat ilçesindeki vatandaşlarımıza da en kaliteli hizmeti sunabilmek için yola çıkmıştır. Balgat nakliyat sizlere tam 1990 yılından bu yana nakliye hizmeti vermektedir. Sigortalı, marangozlu, demonte ve montaj ekiplerimiz ile kaliteli taşımacılığın kapılarını aralayan firmamız nakliye konusunda sizleri mahçup etmeyecektir. Güvenilir, dürüst ve kaliteli bir evden eve taşımacılık hizmeti almak için firmamızdan fiyat teklifi almayı unutmayınız. Bunların haricinde sizlere sunmuş olduğumuz hizmetler arasında evden eve nakliyat ile sınırlı kalmıyor ve farklı taşımacılık hizmetleride sunmuş oluyoruz? Diğer sunmuş olduğumuz hizmetler arasında; asansörlü evden eve nakliye, eşya depolama, ambalajlama, kargo parça eşya sevkiyatı, şehir içi, şehirlerarası evden eve taşımacılık, fabrika nakliyat, tekstil nakliyesi ve piyano taşımacılığı gibi hizmetler sunuyoruz. Balgat nakliyat olarak sizlere sunacağımız hizmetler arasında evden eve nakliyat hizmetlerini sizlere biraz anlatalım. Firmamızı aradığınızda firma personelimiz evinize eksper göndererek eşyalarınızın durumunu inceler. Bu tespitte ne kadar ambalaj malzemesi kullanılacağına, kaç elemanın geleceğine ve firmamızda bulunan hangi aracın geleceği belirler. Sizlere sunacağımız hizmetler eksperimiz tarafından anlatılır akabinde bir anlaşma olursa bir miktar kaparo alınıp iki taraflı eşya taşıma sözleşmesi imzalanır. Aracımız sabahın erken saatlerinde kapınızda olduğunda deneyimli elemanlarımız ilk önce demonte işlemlerini yapar ve bir diğer elaman tarafından ise paketleme işlemi yapmaktadır ve sıra diğer evinize geldiğinde eşyalarınızın yüklemesi yapılır. Son olarak eşyalarınızı kontrol ettiğinizde ödeme işini gerçekleştirirsiniz. Bizi seçtiğiniz için teşekkürler?
8a71fc9d6789
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Lombak'ta çizdiği Yeraltı öyküleri başlıklı çizgi romanları beğenilse de asıl popülerliği Penguen'de çizmeye başladığı ve Uykusuzda sürdürdüğü çizgi öykü tarzındaki Sandık içi isimli köşesi sayesinde kazandı. Bu köşede kendi hayatından kesitlerle hayata bakışını, kendi doğrularını ve insanlar arası etkileşimleri başarıyla işlemesi sonucu okurlarıyla yakın bir ilişki kurabilmiştir. Son zamanlarda Türk mizah sevenleri tarafından büyük ilgi görmekte ve tanınmaktadır. Sandık içi köşesinin yerine arada bir, daha sonra kitap olarak da yayınlanmış Sevgili Günlük gibi farklı öyküler de çizmektedir. OKTAY GENCER (OKY) 1969' da İstanbul' da doğdu. Çizerliğe genç yaşta Salata dergisinde başladı. Gırgır ve Fırt dergilerinde esprici ve karikatürist olarak çalıştı. Avni, Dıgıl ve Pişmiş Kelle dergilerinde kısa öyküler çizdi. L-Manyak dergisinde Zavallı Polat karakterini çizmeye başladı. L-Manyak' ta ve daha sonra Lombak' ta çizdiği Cihangirde bi ev serisiyle popüler oldu. Uykusuz ' de çizdiği Çarpışma da en sevilen işlerinden biridir. Çalıştığı Penguen dergisinden 2007'de ayrılıp Uykusuz dergisinin kurucularından oldu. 1980 Sivas doğumlu Türk karikatürist. 1996 Yılında İ.T.Ü Gemi İnşaatı ve Deniz Bilimleri Fakültesine girdi. İlk amatör karikatürleri Leman Dergisinde yayınlandı. 2002'den sonra Kemik Dergisinde çeşitli köşeler hazırladı. Hemen sonrasında Penguen Dergisinde çizdiği İşimdeyim Gücümdeyim isimli karikatür köşesi ve Benim de söyleyeceklerim var başlıklı yazılarıyla ismini duyurdu ve popüler oldu. 2007'de bir grup arkadaşıyla birlikte Penguen'den ayrılarak Uykusuz dergisinin kurucularından oldu. İşimdeyim Gücümdeyim köşesindeki karikatürlerde çocukluğa dair mahalle hayatı veya sokak muhabbetleri diye tabir edilen her türlü şeyi hatırlatmakta, bu konulara dair "tespitler" yapmakta, mahalle yaşantısı ile entelektüel konuların çelişkisi üzerine eleştirel esprileriyle beğeni kazanmaktadır. Benim de Söyleyeceklerim Var isimli yazı köşesinde ise aynı konuları ve dünya görüşünü daha edebi bir dille anlatmaktadır. MEMO TEMBELÇİZER Mehmet Çilingir ya da kullandığı takma adla Memo Tembelçizer 1972'de İstanbul'da doğduktan sonra, lise öğrenimini Gaziantep Anadolu Lisesi'nde yaptı. 1989'da Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Bölümüne girdi. Aynı yıl, amatör düzeyde çizdiği karikatürler, mizah dergisi Limon'da yayımlandı. Yapıtlarında Memo Tembelçizer takma adını kullanan Çilingir, Pişmiş Kelle dergisine girdi. Yüksek öğrenimini yapmak üzere girdiği grafik bölümünden ve daha sonra başladığı heykel bölümünden devamsızlık nedeniyle atıldı. 1994 yılında Sabah gazetesi'nde grafikçilik, resimlemecilik ve vinyetçilik yaptı. Bu çalışmalarını daha sonra Yeni Yüzyıl, Ateş,Power Ekonomi, Business, Globus, Milliyet, Dünya ve Gentleman' de sürdürdü. alanında Pişmiş Kelle dergisinde yaptığı çalışmaların ardından, Gırgır , H.B.R maymun, L-Manyak, Lombak, Penguen , Kemik ve Fermuar gibi mizah dergilerinde etkinlik gösterdi. 2004'te yaptığı Beyoğlu konulu heykel ile "Beyoğlu 14-18" adlı karma sergiye katıldı. En bilinen yapıtları ”L-Manyak Şehitleri”, ”Lombak Şehitleri”, ”Aşık Memo”, “Rrospu Çocuğu Memo”, “Ben Bir Eşşeğim”, "Utanmadan İddia Ediyorum", "Makul Koca Memoşko" adlı çizgi romanları, “MAST-DER”, “Biraz da İğrenelim” adlı hikâyeler ve “Köşe Bu Boru Değil”, “Eşşek Cenneti”, ”Yağlı Geçmiş Zaman” adlı karikatür köşeleridir. Bu yayınlanmış yapıtlardan oluşturulmuş beş adet çizgi roman albümü ve bir adet hikâye kitabı bulunmaktadır. Şu an, kurucularından olduğu Uykusuz adlı karikatür dergisinde yazmaya ve çizmeye devam etmektedir. 1 Mayıs 2010 tarihinde baba olmuştur. VEDAT ÖZDEMİROĞLU Vedat Özdemiroğlu (kısaca V.Ö. olarak da anılır) (d. 7 Kasım 1968) Türk mizah yazarı. İ.U. İletişim Fakültesi’ni bitirdi. Yazarlığa Gırgır , Fırt ve Çarşaf dergilerinde yayımlanan notları ve kısa öyküleriyle başladı. Çeşitli gazete, radyo ve televizyon programlarında görev aldı. Alamet-i Farika ve Grey gibi reklam ajanslarında kısa süreli çalıştı. Vedat Özdemiroğlu, şu anda Uykusuzda yazarlık ve Kanaltürk'de Türkçe Sözlü Hafif Komik Programını yapmaktadır. manga 'nın "Dünyanın Sonuna Doğmuşum" klibinde başrol oynamıştır ve fanatik Beşiktaş taraftarıdır. EMRAH ABLAK Sivas’ın Divriği ilçesinin Cürek kazasında ilkokula başladı, Karabük’te bitirdi. Ortaokul ve liseye Ankara’da devam etti. Yıldız Teknik Üniversitesi, Makine Mühendisliği Bölümü’nü bitirdi. Çizerliğe Avni dergisinde başladı. Daha sonra Dıgıl, Fos, Parazit, Biber, HBR Maymun, L-Manyak, Lombak, Kemik, Penguen adlı dergilerde çalıştı. İlk çizdiği karikatür köşelerinden itibaren ana akım anlayışın dışında, absürt komik esprileriyle dikkat çekti. L-Manyak'ta çizdiği Psiko ve daha sonra Psiko ile benzer konseptte Lombak'ta çizdiği Tübitak isimli çizgi roman serisi ile popüler oldu. Tübitak'ta Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu içerisinde kurguladığı bir profesör ve bir temizlikçinin tezatlığını kullanarak mizah ve maceraya dayalı öyküler yaptı. Halen Uykusuz dergisinde karikatür köşesi ve Jamal isimli bir bant karakter çizmektedir. BÜLENT ÜSTÜN Bülent Üstün, (d. 1974, İstanbul) Kötü Kedi Şerafettin karakteriyle tanınan karikatürist. Bülent Üstün, 1974 yılında İstanbul'da doğdu. Bekir Sami Dedeoğlu İlkokulu'nu bitiren Üstün, daha sonra Gaziosmanpaşa İmam Hatip Lisesi'nin orta bölümünden mezun oldu. Ardından, aynı semtteki Plevne Lisesi'ne devam etti. İlk karikatürü oniki yaşında yayınlandı. Bir süre Çarşaf Mizah Dergisi'nde çizdi. 1989 yılında, yeni kurulan Hıbır dergisinde profesyonel olarak çalışmaya başladı. Bülent Üstün, HBR Maymun Mizah Dergisi'nde çizdiği bant tip Tonguç ve karikatür köşesi Kabız Kuğu ile adını duyurdu. 1996 yılında yayınlanmaya başlayan L-Manyak çizgi roman dergisinde çizdiği Kötü Kedi Şerafettin karakteriyle büyük bir popülerlik yakaladı. Çocukluğunun geçtiği mahalle ortamını ve yaşadığı Cihangir semtindeki entelektüel yaşantıyı birleştirdiği öyküleriyle döneminin pek çok genç karikatürist ve çizgi romancısını etkiledi. L-Manyak ve daha sonra Lombak dergilerinde Kötü Kedi Şerafettin dışında çizdiği L-Manyak Kerizleri, Homo sapiens öyküleri, Kuduz Doktor Hektor gibi çizgi romanları ve tiplemeleri de sevildi. Memo Tembelçizer için L-Manyak Şehitleri, Bahadır Boysal için Taze Kaşar ve Kenan Yarar için Hilal çizgi romanlarının bazı bölümlerinin senaryolarını yazdı. Penguen dergisinde kendisi gibi karikatürist olan ağabeyi Cengiz Üstün'le birlikte Üstün Brothers isimli karikatür köşesini çizdi. 2006'da Lombak'tan ayrılarak bir grup arkadaşıyla birlikte çıkarttığı Fermuar Dergisi 2008'de kapandıktan sonra Uykusuz Dergisinde çizmeye başladı. Uykusuzda Gittin Gideli Bebek isimli köşeyi halen çizmektedir. CENGİZ ÜSTÜN Cengiz Üstün (d. 1972, İstanbul) Türk karikatürist 1996 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Bölümü'nden mezun oldu. İlk karikatürleri Çarşaf ve Horoz gibi dergilerde yayınlandı. Pişmiş Kelle, Avni ve Dıgıl dergilerinde çizdiği karikatürler ve Yeşilçam Sinemasıyla dalga geçen Duka Film öyküleriyle beğeni topladı. L-Manyak Dergisinde çizmeye başlayıp Lombak Dergisinde devam ettiği Kunteper canavarı ile popüler oldu. Lombak, Penguen ve Kemik gibi dergilerde çizdiği Üzeyir ve Macerayı Seven Adam tipleri de sevildi. Kendisi gibi karikatürist olan kardeşi Bülent Üstün'ün 2006'da çıkarttığı Fermuar dergisi'nde çizdi. Halen Uykusuz Dergisinde çalışmalarını sürdürmektedir. İstiklal caddesi, Fototek’te "Galata Köprüsü" adlı fotoğraf sergisinde, fotoğrafları yer almıştır. YILMAZ ASLANTÜRK Yılmaz Aslantürk (d. 1964, Artvin ), Türk çizgi romancı, grafiker. Mimar Sinan Üniversitesi Seramik Bölümü mezunudur. Gırgır, Avni ve Fırt dergilerinde karikatürleri yayınlandı. Pişmiş Kelle Dergisinde Otisabi başlıklı mizah yazıları yazarken derginin editörü Engin Ergönültaş 'ın desteğiyle Otisabi'yi çizgi roman karakteri haline getirerek öyküler çizmeye başladı. Otisabi'yi daha sonra L-Manyak ve Penguen dergilerinde de çizdi. Uzun yıllar Yeni Yüzyıl, Sabah, Milliyet gibi gazetelerde grafikçi ve illüstratör olarak da çalışmıştır. 2007 yılından sonra Otisabi'yi Uykusuz Dergisinde çizmeye başladıktan sonra popülerliği çok arttı. FIRAT BUDACI Fırat Budacı (d. 1976, Denizli), Türk mizah yazarı. Asıl mesleği olan dişçiliği icra etmekte iken 2007'de Uykusuz dergisini kuran ekipteki çocukluk arkadaşları Yiğit Özgür ve Uğur Gürsoy'un yönlendirmesiyle mizah yazıları yazmaya başlamış ve Uykusuzda "Kendimi Durduracak Değilim" başlığıyla yayınlanan bu yazılar dergi okuru tarafından çok sevilmiştir. Mizah yazılarının yanı sıra Uykusuz dergisinin siyasi gündemle ilgili sayfalarında "Kaç yıl oldu" ve "Bişeyler Duydum" isimli köşeleri de hazırlamaktadır. Asıl mesleği dişçiliği de sürdürmektedir. ALPAY ERDEM Alpay Erdem (d. 1977), Türk karikatürist, çizgi romancı, mizah yazarı, stand up'çı. İstanbul Üniversitesi Jeofizik Mühendisliğinden mezun oldu. İlk amatör karikatürleri Leman Dergisinde yayınlandı. Soytarı, HBR Maymun gibi dergilerde kısa süreli çalıştıktan sonra 1997'de L-Manyak Dergisinde Hasta Ruh İsmail isimli çizgi roman karakterini çizmeye başladı. Aynı karakteri daha sonra Lombak'ta da çizmeyi sürdürdü. Hasta Ruh İsmail dışında Lombak, Kemik ve Penguen dergilerinde Top Canavarı, Şevki Teyze, Kamil Seven Adam gibi tipler çizdi, Penguen Dergisinde Ben köşesinde yazılar yazdı. Bu yazılarındaki mizahı kullanarak oluşturduğu stand up gösterilerine başladı. 2008 yılında Lombak dergisinden ayrılarak karikatürist Göxel'le birlikte çıkarttıkları Cici dergisi sadece iki sayı yayınlandıktan sonra kapandı. Halen stand up gösterilerine devam etmekte ve Uykusuz dergisinde mizah yazıları yazmaktadır. Hasta Ruh İsmail, 2003 yılında Getto Basın'dan kitap olarak yayınlanmıştır. BAHADIR BARUTER İstanbul Erkek Lisesi'ni bitirdikten sonra devam ettiği İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi'ndeki eğitimini tamamlamadı, Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü'nden mezun oldu. 1990 yılında profesyonel çizerliğe başladığı Pişmiş Kelle Dergisinde üç ay çalıştıktan sonra Limon Dergisine geçti ve Lombak Köşesini çizmeye başladı. Altı aylık bir dönem boyunca aynı zamanda Avni dergisinde de çizen Baruter, Leman 'ın kurulmasıyla birlikte bu dergide yaklaşık 12 yıl süresince, Fatih Solmaz ile birlikte hazırladıkları Lombak'ı çizmeye devam etti. Lombak köşesi yayınlanmaya başladığı zamandan itibaren dönemin en beğenilen köşelerinden biri olmuştur. 1996 yılında Leman Dergisi bünyesinde, Selçuk Erdem'le birlikte L-manyak Dergisini çıkardı ve ilk bir yılı Selçuk Erdem ile birlikte olmak üzere yaklaşık 5 yıl süresince bu derginin editörlüğünü yaptı. 1997 yılında Orhan Acar ile birlikte Komik Şeyler Yayıncılık isimli şirketi kurdu ve L-Manyak çizerlerinin çizgi romanlarını kitaplaştırmaya başladı. 2001 yılında L-Manyak çizerlerinin büyük bir bölümü ile birlikte Leman bünyesinden ayrılarak Komik Şeyler Yayıncılık bünyesinde L-Manyak'la aynı format ve içerikte, yine Lombak ismini verdiği aylık dergiyi çıkardı. Hemen ardından başlangıçta Lombak'ın eki olan Kemik dergisini bağımsız bir dergi olarak yayınladı. 2002 yılında Leman'dan ayrılan Metin Üstündağ, Erdil Yaşaroğlu ve Selçuk Erdem ile birlikte haftalık Penguen dergisini kurdu. Ortak kurdukları yayınevinden Hayvan edebiyat dergisi ve çizerlerin karikatür albümleri yayınlandı. Satışların düşmesi ve çizerlerin ayrılıp başka dergiler kurmaları sonucunda 2009'a kadar Hayvan, Kemik ve Lombak dergileri kapandı. Baruter halen Lombak Köşesini Penguen'de çizmektedir Erdil Yaşaroğlu, 1971 doğumlu, Türk karikatürist. Henüz 12 yaşındayken karikatür çizmeye başlayan Erdil Yaşaroğlu'nun ilk profesyonel karikatürleri 1989 yılında Güneş gazetesinde yayımlandı. Yaşaroğlu, aynı yıl Limon dergisine girdi ve dergi Leman adını aldıktan sonra da 2002 yılına kadar orada çizmeyi sürdürdü. 1990 yılında Plastip show adlı programla televizyon dünyasına da adım atan çizer, Laf Lafı Açıyor, Televizyon Çocuğu, Beyaz Show gibi 50’ye yakın televizyon programında görev aldı. Yaşaroğlu’nun, 1999’da kurduğu komikaze.net adında bir web sitesi bulunmaktadır. 2002 yılında arkadaşlarıyla Penguen Mizah Dergisi'ni kurdu. Halen, Penguen dergisinde çizmektedir. 16 Eylül 2010 tarihinde manken ve aktris Begüm Kütük ile evlenmiştir. KAAN SEZGİN (SEZYUM) Kaan Sezgin (d. 1976, Heybeliada, İstanbul) (Sezyum), müzisyen, radyo sunucusu, yazar, reklâmcı, Sezyum. com’un sahibi. İlkokulu Heybeliada İlkokulu'nda okumuş Sezyum, Saint Joseph Fransız Erkek Lisesi'nde ortaokul ve lise öğrenimini tamamladıktan sonra Yıldız Teknik Üniversitesi mimarlık bölümü'nde 9 yıl okumuştur. Lisede davul çalarak müzik ile ilgilenmeye başlayan Sezgin, Can Kozlu ile 2 yıl çalıştı. Üniversite dönemi'nde Mimarlık okurken yazarlığa da başladı. Duygu Asena ile birlikte Negatif Dergisi'nde 2 yıl çalıştı. Ardından Max Dergisi'nde yazarlık ve editörlük yapmaya başladı. Arada birçok dergi ve gazeteye çeşitli yazılar yazdı. ixir.com 'daki editörlüğü sırasında chivi.com'un yapımında katkıda bulundu. Ixir'in kapatılmasından sonra Tempo Dergisi'nde 290 hafta Gündem Light adlı bölümü hazırladı. Ayça Şen'e 3 ay Radyo N'deki sabah programında yardım etti. Bir dönem siddhartha grubu'nun bateristliğini üstlendi, ayrıca Rafineri'de reklâm yazarlığı yaptı. Sezgin, 1999'da kurduğu kişisel eğlence sayfası Sezyum.com dışında Radikal ve Penguen'de yazmakta, Dinamo FM'de Sevginin Gücü programını sunmakta ve Helezon Prizma grubunda bateri çalmaktadır. 2008'de evlendiği eşi Nursel Kaymaz, geçirdiği beyin kanamasından dolayı 3 Mart 2010'da vefat etmiştir. KENAN YARAR Kenan Yarar, (d. 1970, Kayseri, Türkiye) fantastik öyküleriyle ve Hilal karakteriyle bilinen çizgi romancıdır. Çizgi romancılığa 1992' de RR (Resimli Roman) ve Zeplin dergilerinde başladı. Daha sonra Dıgıl, Avni, Car-Men, Eroskop gibi dergilerde çalışmalarını sürdürdü. Uzun süre çalıştığı Hıbır ve HBR Maymun'da çizgi kişiliğini oturttu ve kendi okuyucusunu buldu. Hıbır' da çizmeye başladığı Hilal karakterini L-Manyak ' ta ve Lombak' ta da çizmeyi sürdürdü ve popüler hale getirdi. Hilal' in yanı sıra Psikoz öyküleri başlığıyla kısa fantastik öyküler çizmeyi de sürdürdü. Lombak dergisinin kapanmasının ardından Psikoz öyküleri' ni Penguen dergisinde çizmeye devam etti. Çizgileri Enki Bilal ve Milo Manara etkisinde gelişse de zamanla kişiliği oturmuştur. Günümüzde çizgi roman denilince Galip Tekin ve Suat Gönülay ile birlikte ilk akla gelen isimlerdendir. METİN ÜSTÜNDAĞ 15 Şubat 1965 yılında Erzincan’da doğdu.8 yaşından İstanbul’a geldi.16 yaşında profesyonel hayatına Çarşaf’ta başladı. “Metin’in Aşıkları” adlı köşeyi yüksek tirajlı Gırgır’da çizdi. Limon’daki köşesi “Langadank” ile mizahta yeni bir anlayış olan yazıları cümlelere, kelimelere, hecelere ve okuyucusuna hitabeden tek bir harfe dönüştürdü. Televizyon için Plastip Show ve Ne Haberler adlı siyasi komedi programlarının senaryolarını yazdı. Nankör, Deli ve Öküz dergilerinin kurucuları arasında yer aldı. Çeşitli gösteri ve sahne senaryoları yazdı. Yeni bir mizah anlayışı olan ve uzun soluklu gündemde kalan “Plastip Show” ile TV’de 300’e yakın bölümde, mizahi senaryoları canlandırıldı. Bir süre ATV’de “Ne Haberler” adlı politik magazin gösterisi için yazmaya ve editörlüğe devam etti. Leman dergisindeki çalışmalarına son verdi ve bugün Penguen’in kurucu ortağı olarak çizimlerine Penguen’de devam ediyor. Karikatür ve çizimlerinde isminin kısaltması olan 'mest üstü kullanmaktadır. SELÇUK ERDEM Selçuk Erdem, 1976 Eskişehir doğumlu tanınmış bir Türk karikatüristtir. Profesyonel çizerliği 1990'da Limon Dergisi'nde başladı. Leman ve L-Manyak dergilerinde sanatı daha da gelişti. Leman dergisinden ayrılarak çizer arkadaşları Erdil Yaşaroğlu, Bahadır Baruter ve Metin Üstündağ ile birlikte haftalık mizah dergisi Penguen'i kurdu. Halen Penguen'de çizmeye, aynı zamanda da derginin editörlüğünü yapmaya devam etmektedir. Kahramanları hayvanlar, yeniçeriler, uzaylılar olan karikatürler çizdi. Kişisel web sitesi, Türkiye'nin en çok ilgi çeken mizah sitelerinden biri oldu. Selçuk Erdem karikatürlerini selçuk erdem karikatürler-1 -2 -3, Unplugged -1 -2 ve selçuk erdem 3 isimli albümlerde toplamıştır. SERKAN ALTUNİĞNE Serkan Altuniğne (d. 14 Nisan 1977) Türk karikatürist. Karikatür çizmeye Ekim 2002'de Penguen dergisinde başladı. Şubat 2006'da ilk karikatür kitabını yayımladı. "Serkan Altuniğne" ve "Aşk Acısı" adlı karikatür köşeler vardır. Ayrıca Lombak'ın da son sayılarında da öyküler çizmiştir. Hâlâ Penguen dergisinde karikatür yayınlamaktadır. Şahan Gökbakar ile birlikte 2007 yılında Kime Diyorum Ben adlı programda Şahan Gökbakar'ın skeçlerinde rol almıştır. Şahan Gökbakar'ın başrol oyunculuğu yaptığı, 2008'de vizyona giren Recep İvedik Tatilde ve 2009'da vizyona giren Recep İvedik 2 isimli filmlerin Şahan Gökbakar ile birlikte senaristliğini yapmıştır. Ve aynı filmde minibüsteki Rockçı çocuk olarak kısa bir rolde oynamıştır. OĞUZ ARAL Oğuz Aral (d. 1936 Silivri - ö. 26 Temmuz 2004 Bodrum) Türk karikatürist. Gırgır dergisinin kurucusudur. Davutlaşa Lisesi mezunudur. Oğuz Aral, İstanbul Silivri'de 1936 yılında doğmuştur. İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nin üçüncü sınıfından ayrılmıştır. 1950'den sonra çeşitli dergi ve gazetelerde karikatür çizmeye başlamıştır. Güncel, halkın anlayabileceği, basite indirgenmiş bir karikatür anlayışına önem veren Aral, kendi mizahi görüşünde ve doğrultusunda birçok karikatürcü yetiştirmiştir. Gırgır mizah dergisinin kurucusu ve yöneticisi olan Aral, daha sonra Avni dergisini çıkardı. Aral, Gırgır dergisinin tirajını 500 bin adedin üzerine çıkararak, dünyanın üçüncü büyük güldürü dergisi durumuna getirmiştir. Avanak Avni tiplemesinin yaratıcısı olan Oğuz Aral, Hayk Mammer, Köstebek Hüsnü, Utanmaz Adam ve Vites Mahmut gibi tiplemeleriyle de tanınıyordu. Karikatürleri ve 'Huysuz İhtiyar' başlığı altında yazıları ölümüne kadar Hürriyet gazetesinde yayınlanan Aral'ın, tiyatro, müzik ve sinema konularında da çalışmaları bulunmaktadır. Anadolu'nun çeşitli yerlerinde pandomim gösterileri sergileyen Aral, Koca Yusuf (1966), Direkler Arası (1967), Bu Şehri İstanbul (1968), Ağustos Böceği ile Karınca (1971) adında çizgi filmleriyle de Türk çizgi film sektöründe önemli bir yere sahiptir. Oğuz Aral, karikatürist Tekin Aral'ın ağabeyidir. 26 Temmuz 2004'te Muğla'nın Bodrum ilçesinde kalp krizi sonucu vefat etti. Ölümünün 1. yıl dönümünde anısına (26 Temmuz 2005) İstanbul Cihangir parkına heykeli dikildi. Heykeli 2006 ve 2007 yıllarında 2 kez saldırıya uğramasına rağmen tekrar onarılmıştır. Ancak Şubat 2008'de gerçekleştirilen son saldırı sonucu parçalara ayrılan heykel yerine yenisi yapılması planlanmaktadır. TURHAN SELÇUK Turhan Selçuk (d. 1922, Milas - ö. 11 Mart 2010, İstanbul), Türk karikatürist. Türk mizahının isimlerinden biridir. Türkiye'de Semih Balcıoğlu ve Ferit Öngören ile beraber Karikatürcüler Derneği'nin kurucularındandır. İlk karikatürleri 1941'de Adana'da yayınlanan Türk Sözü gazetesi ile İstanbul'da yayınlanan Kırmızı ve Beyaz, Şut spor dergilerinde yayınlandı. İlk olarak 1943'de Akbaba'da çalışmaya başlayan sanatçı, 1948'de Tasvir gazetesinde karikatürcü ve ressam olarak çalıştı. Refik Halit Karay'ın çıkardığı Aydede 'de baş çizer oldu. Yeni İstanbul, Yeni Gazete, Akşam, Milliyet, Cumhuriyet gazetelerinde Akis, Yön, Devrim, Toplum dergilerinde çizdi. Kardeşi İlhan Selçuk'la birlikte 41 Buçuk (1952), Karikatür (1953) ve Dolmuş (1956) mizah dergilerini çıkardı. 1957'de Milliyet gazetesinde çizmeye başladığı Abdülcanbaz dizisi ile tanınan sanatçının bu karakteri tiyatro ve sinemada da canlandırıldı. Ayrıca Abdülcanbaz 1991 yılında PTT tarafından bir posta pulu üzerinde resmedildi. Türkiye ve Avrupa'da birçok müzede karikatürleri sergilenen sanatçının "İnsan Hakları" konulu karikatür sergisi Avrupa Konseyi'nin önerisiyle ilk kez Strazburg’da açıldı ve dünyanın birçok ülkesinde sergilendi (1992–1997). "Barış ve Kitap" konulu karikatürü 1992'de Avrupa Konseyi'nin başlattığı kitap okuma kampanyasının afiş ve logolarında kullanıldı. Çizer Turhan Selçuk, en son Cumhuriyet gazetesinde çizmekteydi. Acıbadem Maslak Hastanesi'nde karın içindeki aort damarının yırtılması nedeniyle ameliyat oldu. Bu ameliyat sonrasında yoğun bakıma kaldırılan Selçuk, 11 Mart 2010 tarihinde İstanbul'da yaşamını yitirdi.
c6eb3bb4572d
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Sevgili blogger arkadaşlarımız Sevilay, Ebru ve Rana hanımın düzenledikleri Bugün Günlerden Kırmızı etkinliğine davet edilince, ülke olarak üzüntülü günler geçirdiğimiz, gündemin bir türlü normale dönmediği uzun yaz günlerinden sonra arkadaşlarla buluşmak, bir arada olmak iyi gelir diye düşünmüştüm.Her şeyin çok özenle hazırlandığı, güne özel kutular içinde çikolatalar, kırmızı güller, herkesin kırmızılar giydiği güler yüzlü güzel kadınların katılımı ile güzel bir ortamda, güzel bir kahvaltı da bir araya gelmiştik. Günler öncesinden planlanan bu davetin olduğu tam o gün, o saatte Ankara'da da günlerden kırmızı, hatta kıpkırmızı olacağını nereden bilebilirdik ki :( Yaz boyunca görüşemediğimiz arkadaşlarımızla bir arada kahvaltı edip, hasret giderirken ve katılan firmaların ürünleri hakkında bilgiler alırken, Ankara Katliamı bizim gündemimize de bomba gibi düştü. O saatten sonra Ankara'da yaşadığımız yıllarda hemen hemen her yürüyüşe Ankara Garı'ndan arkadaşlarıyla buluşarak başlamış olan benim için, etkinliğin son saatleri o anda orada olduğunu bildiğim pek çok arkadaşımdan haber almaya çalışarak geçti : ( 10 Ekim 2015 tarihinde saat 10.00 da Alsancak'ta ki Peximet'te yapılan etkinliğimize katılan firmalara ve verdikleri bilgilere teşekkürler... Sponsor Firmalar :
b4d5f0d92b2a
[ "c4", "hplt2" ]
22 Mart 2015 Pazar Bu IŞİD değil Karşıyaka Arena korkusu Haftaiçinde gündeme oturan GranCanaria'lı oyuncuların Twitter yoluyla tehdit edildiği ve garanti verilmediği takdirde İzmir'e gelmeyecekleri haberine bizim yaklaşımımız biraz daha farklı. KafKaf'ın Arena'daki son maçlarında aldığı rahat galibiyetler, özellikle son Lietuvos Rytas maçında taraftarının da etkisiyle kurduğu ezici üstünlük, her ne kadar kendi sahasında 10 sayılık bir galibiyet alsalar da, İspanyol ekibinin gözünü korkutmuş olmalı. İşi riske atmak istemeyen İspanyollar da klasik masa başı oyunlarına başvurmayı tercih etmişler. Ee ne de olsa Türkiye Ligi'nde dahi kimi kişiler tarafından kuyuya atılan bu tip taşlar sonrası, İzmir Emniyeti'nce kafese alınmaya çalışılan Karşıyaka taraftarı, Avrupa Arenası'nda daha dikkatli olmak bahanesiyle frenlenmeye çalışılır diye düşünüyorlar. Çarşamba akşamı tribünlerde ilk 3 sırada Polis Kordonu görürsek hiç şaşırmayalım. İki işgüzarın eğlence olsun diye yaptığı bu saçma hareketin kendi aleyhimize çevrildiğini EuroChallenge finalinden sonar birkez daha izleyebiliriz. Bugüne kadar Karşıyaka Arena'ya gelen takımlara şöyle bir sormak lazım ne olay olmuş; nasıl karşılanmışlar Arena'da diye. Ewe Basket hala daha resmi sitesinde Karşıyaka'nın her türlü başarısında tebrik mesajı atmakta. Basketbol anlamında orta seviyedeki ülkelerin takımlarının benchleri, maç sırasında maçı takip etmektense, sürekli olarak Arena atmosferini kameraya almakla uğraşıyorlar. Son olarak deplasmana gelen Rytas'lı taraftarlarla çekilen ve sosyal ortamlarda paylaşılan fotoğraflara bakın isterseniz. Bunlar saymakla bitmez. Hatırladğıım sadece Jerusalem maçı var, bir miktar olay yaşanan ki, arka planda yaşananları burda paylaşmayı tercih etmiyorum. Şimdi İspanyol ekibinin, klasik İspanyol masa başı oyunlarına ihtiyaç duymadan Arena'ya gelip basketbollarını oynamalarını bekliyorum. Turu geçen taraf olursa alkışlarla uğurlanacaklar; aksi durumda ise Arena'daki maç sonu kutlamasını seyredip "IŞİD değil, basketbolu kafaya taksaymışız keşke" diye Kanarya Adaları'na geri dönecekler. Maç sırasında "İspanyol işi" tahrikler de mutlaka olacaktır. Onlara kanmamak da Karşıyaka taraftarının işi oluyor. Başarılar Kaf Kaf. Kaydol: Kayıt Yorumları (Atom)
a74a9bdbac07
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Nar Çekirdeği (Pomegranate Seed) Nar Çekirdeği Nedir? Nar çekirdeği özellikle Yunanistan ve Orta Doğu’da yüzyıllardır tedavi amaçla kullanılmaktadır. Fakat Avrupa’daki kullanımı yakın zamanlarda gündeme gelmiştir. Nar çekirdeği çok fonksiyonlu bir besin takviyesi olarak adlandırılabilir. Yüksek miktarlarda tannin, antisiyonin ve polifenolik bileşikler içeren nar çekirdeği çok kuvvetli bir antioksidandır. Nar çekirdeği aynı zamanda oleik ve linoleik asit içermektedir. Bunların yanı sıra, ürün bileşiminde yüksek dozda C ve B vitaminleri ile demir, potasyum, sodyum, çinko, fosfor ve magnezyum barındırmaktadır. Nar Çekirdeği Ne İşe Yarar? Nar çekirdeği tüketiminin, kalın bağırsak kanseri, meme kanseri ve prostat kanseri gibi kanser türlerinin önlenmesi ve tedavisine olumlu etkileri olduğu düşünülmektedir. Çok güçlü bir antioksidan olan nar çekirdeği, vücudun kanserle savaşmasına destek olur. Serbest kökleri vücuttan uzaklaştırarak, vücudun yaşlanmasını geciktirir ve kronik hastalıkların oluşma riskini azaltır. Nar çekirdeğinin aynı zamanda antiviral etkileri de mevcuttur. Vücudun virüs kaynaklı enfeksiyonlar ile savaşmasına yardımcı olur. Nar çekirdeğinin diğer faydaları ise; kan şekerini ve kolesterolü düzenlemesi, ishali durdurması, bağışıklık sistemini güçlendirmesi, kan basıncını ve tansiyonu düşürmesi, damar sertliğini engellemesi, kalp ve damar sağlığını koruyucu etkiler göstermesi, çok yüksek dozlarda C vitamini içermesi ve kollajen yapımına destek olması olarak sıralanabilir. Aynı zamanda bitkisel östrojen bakımından zengin olan nar çekirdeği, menapoz dönemi ile ilgili problemlerin azalmasına yardımcı olur. Kozmetik değeri yüksek bir üründür. Nar Çekirdeği'nin Temel Faydaları - Kuvvetli antioksidan kaynağıdır - Kan şekeri ve kolesterolü düzenlemeye yardımcı olur. - Menapoz dönemi sorunlarını hafifletir. Dikkat - Olası Yan Etkiler Ner çekirdeğinin hamileler ve emziren anneler üzerindeki etkileri bilinmemektedir. Bu dönemlerde bu takviyenin kullanılması tavsiye edilmez. Aktif madde içeren besin takviyesine aşırı reaksiyon gösterilmesi durumunda doktorunuza danışınız. Tavsiye edilen günlük kullanım dozu aşılmamalıdır. Besin takviyeleri çeşit içeren sağlıklı beslenme alışkınlıklarına alternatif değildir.
3809fffac911
[ "c4", "culturax", "hplt2", "vngrs" ]
ABD 20. yüzyılın başından itibaren, dünya tarihinin en kanlı I. ve II. Dünya Savaşlarının sonunda Hiroşima ve Nagazaki'de yüzbinlerce sivilin hayatına mal olan, atom bombasının yıkımı üzerine inşa ettiğidünyamızda tek süper güç olduğunu ilan etmişti. ABD’nin savunduğu Kapitalizmin bu başarısı sadece savaş ve çatışmalarla değil, ekonomik, askeri (NATO) bloklaşmayla hakimiyetini sürdürecek politikaları dayatmasıydı. Soğuk savaşın bitmesi ile rakibinin çöküşü Amerika Birleşik Devletlerini emsalsiz bir güç konumuna getirdi. Amerika dünyanın ilk ve aynı zamanda tam anlamıyla gerçek küresel gücü oldu. ABD teknolojisini, ekonomisini ve askeri gücüyle dünyamızda kendine bağımlı güdümlü devletler oluşturdu. Amerikan Kültürünü hayat tarzını dayattı, bunları benimsemeyen dışında kalan ülkeleri barbar olarak tanımladı.
11ac255808e0
[ "culturax", "hplt2" ]
Suriye askeri helikopterinin Türkiye tarafından düşürüldüğünü kamuoyuna Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç açıkladı. Helikopterin Malatya'dan havalanan Türk jetleriyle vurulduğunu belirten Arınç, "Olanlar bizi isyan noktasına getirdi" dedi. Malatya üssüne bağlı iki F-16, Hatay sınırında Türk hava sahasını ihlal ettiği gerekçesiyle bir Suriye askeri helikopterini füzeyle vurdu. Ankara, Suriye’nin geçen yıl Doğu Akdeniz’de bir Türk uçağını düşürmesi üzerine angajman kurallarını değiştirmişti. Başbakan Yardımcısı Arınç, dün Bakanlar Kurulu sonrası yaptığı açıklamada şunları söyledi: İKAZLARI DİNLEMEDİ: Suriye’ye ait bir Mi-17 helikopteri sınırımızı, hududumuzu Hatay Yayladağ Güveçci bölgesinde 14.20 de iki kilometre ihlal etmiş, hava savunma unsurları tarafından yapılan ikazlara rağmen ihlal devam etmiştir. 14.25’te Malatya’dan havalanan iki jetimiz helikopteri füze ile vururarak düşürmüştür. SURİYE TARAFINA DÜŞTÜ: Helikopterin Suriye topraklarına düştüğü tespit edilmiştir. Şu ana kadar pilotlarla ilgili bir bilgiye ulaşılamamıştır. Suriye sınırında 24 saat hava keşif unsurlarımız görev yapmaktadır. Uçağımız düşürüldükten sonra da özellikle Urfa Viranşehir’de sürekli taciz ateşleri yapıldığı için angajman kuralları değişmiştir. RAPOR YANILTMADI: (Suriye’de kimyasal silah kullanıldığını doğrulayan) BM raporu bizi yanıltmadı. Şaşırtıcı değil. Hükümet tarafından Şam’ın banliyösünden atıldığına dair kanıtlar elimizde mevcut. Rusya ile ABD arasında imzalanan protokol inceleniyor. Gelinen nokta tatminden uzaktır. Kimyasal silahların bulunup imhası doğru bir karardır, süreç zamana yayılmıştır. Uygulamasını hep birlikte göreceğiz. İSYAN NOKTASINDAYIZ: Suriye’de 120 bin insan ölmüştür. Bunu Suriye de yalanlamıyor. 110 bin kişi konvansiyonel silahlarla öldürülmüştür. Bu demektir ki Suriye rejimi öldürmeye devam edecektir. Balistik ve konvansiyonel silahlar ellerindedir. ‘Sadece kimyasal silah kullanılmasın’ demek anlaşılır değil. İnsanlığın anlayacağı bir şey değil. Bu Esad’ı ödüllendirmek anlamına gelir. Olanlar bizi isyan noktasına getirdi. Bize düşeni yapacağız.
eed8ff5a191b
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2" ]
Pomak Sokak No: 3/1 D:5 Acıbadem İstanbul | Tel: (0216) 326 30 81 | Faks: (0216) 325 07 58 e-mail:belirti@belirlti.com YERALTISUYU ARAŞTIRMALARI Yeraltısuyu etütlerinde amaç yeraltısularını bulmak ve ondan yararlanma olanaklarını saptamaktır. Hidrojeolojik Etüt üç aşamalı olarak gerçekleştirilir: 1.Jeolojik Araştırma 2.Hidrojeolojik Araştırma 3.Jeofizik Araştırma 1.Jeolojik Araştırma: İlk aşamada inceleme alanının yeri, konumu, topografyası, arazi şekilleri belirlenir. İlgili bölgede daha önceden yapılmış jeolojik haritalardan, hava fotoğraflarından yararlanılır. Jeolojik haritalardaki çeşitli kökendeki kayaçlar, yeraltısuları ile ilgili olan su içerebilme ve yeraltısuyu sağlama olanaklarına göre ayrı ayrı göz önüne alınarak incelenir. Çatlak ve boşlularından dolayı, su taşıma özelliği kazanan kayaçlardaki fisür, çatlak, fay, erime boşluğu gibi süreksizlikler ve bunların aralarının dolu ya da boş olduğu ayrıca belirtilir. Kil dolgulu çatlak ve faylar yeraltısularının dolaşımı üzerinde etkilidir. Dolayısıyla bu çalışmalarda araştırma alanındaki jeolojik formasyonların bu özelliklerinin belirlenebilmesine yönelik veri derlenir. 2. Hidrojeolojik Araştırma: Bir bölgede yapılan yeraltısuyu araştırmalarında, yeraltından alınabilecek olası su miktarını saptamak için yağış, akış, buharlaşma ve sızma gibi meteorolojik verilerin doğru olarak bilinmesi gerekir. Akiferin beslenmesi; yağışın şekline, mevsimlere dağılışına, yüzey eğimine, ortamın litolojik özelliklerine ve bitki örtüsüne bağlı olarak değişir. Bir bölgede yağış, akış, buharlaşma ve sızmaya ait olan ve uzun süre içinde elde edilen istatistiksel veriler, jeolojik bilgiler ile birlikte desteklenerek yeraltısularının beslenmesi hakkında bilgi sahibi olunur. Ayrıca, yeraltısularının doğal boşalma noktaları olan kaynaklarda bazen akifer özellikleri ve bölgenin genel hidrojeolojisi hakkında ipuçları verir. Çalışmalarda bu bilgiler özenle toplanır ve değerlendirilir. 3. Jeofizik Araştırma: Üstteki çalışmaların arkasından ihtiyaç duyulan yerlerde gerekli düzen ve miktarlarda uygun jeofizik yöntemlerle hidrojeolojik etüte bilgi akışı sağlanır.
c2712f65cb1d
[ "fineweb2", "hplt2" ]
1 KG PATLICAN 2 ADET DOMATES 3-4 ADET SİVRİ BİBER KAŞAR PEYNİR Etler pişirilir.Soğanı bütün olarak konur pişince içinden alınır salçalarıda eklenerek düdüklü tencerede 20- 25 dakika kadar pişirilir.1 - 1,5 su bardağı kadar su eklenerek. Diğer tarafta tuzda beklettiğimiz patlıcanlar kızartılır. Patlıcanlar önce ortadan 2 ye bölünür sonra diklemesine uzun uzun 2 parmak genişliğinde dilimlenir. Pişen etler fırın kabına boşaltılır.Üzerlerine kızarmış patlıcanlar dizilir. Patlıcanların üstünede biber ve domates dilimleri güzelce dizilir . En üste de kaşar peynir konulup fırına sürülür. Kaşarlar eriyene kadar fırında tutulur ve AFİYETLE yenilir.
511ca0630a29
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Aşağıda tarafımıza iletilen soruların derlemesi mevcuttur. Eğer aradığınız sorunun cevabı aşağıda bulunmuyor ise "Soru Sor" kısmından bize ulaşabilir veya BURAYA tıklayarak bize destek talebi gönderebilirsiniz. Şirketinizi internet ortamında tanıtarak yeni müşteriler kazanmanızı sağlayan, içerikleri bizim tarafımızdan girilen anahtar teslim güncellenebilir website hizmetidir. Hazır tasarım, daha önceden tasarlanmış (1600'den fazla) hazır tasarım şablonlarıdır. Özel tasarım ise size özel tasarlanan tasarım hizmeti alırsınız. Web sitenizin boyutu ve girilmesini istediğiniz içerik doğrultusunda sınırsız sayfa girişine sistemimiz izin vermektedir. İstediğiniz tüm dillerde websitenizi hazırlayabilirsiniz. Evet istediğiniz zaman websitenizi içerik yönetim panelinden kendiniz güncelleyebilirsiniz. SEO (Search Engine Optimizasyon) arama motoru optimizasyonu websitenizin arama motorlarında kolayca bulunması için sitenizin optimize edilmesine denir. Arama motorlarında (google) SEO websitenizin kolayca bulunarak yeni müşterilerin size ulaşmasını sağlar. Websitenizin bulunur olması ve size yeni müşteriler kazandırması E-pazarlama ve SEO hizmetiyle mümkün olur. Tescilli.Net.TR SEO optimizasyonu, google reklam ile yeni müşteri kazanmanızda etkili pazarlama çözümleri sunmaktadır. Alan adınıza bağlı web sitesi açabilmek için Web Alanı ve Aylık Data Transfer almış olmanız gerekmektedir. Bunun için müşteri paneliniz kısmından hosting paketlerimizden satın alabilirsiniz. Eklemek istediğiniz kadar web alanını seçin ve "Devam" butonuna basın (İlk kez Web Alanı alırken 1GB'lık Aylık Data Transfer limitini de beraber alırsınız). Ödemenizi yaptıktan sonra Web Sitesi Hizmetini hemen kullanmaya başlayabilirsiniz. E-ticaret, mal ve hizmetlerin satışlarının internet üzerinden online olarak yapılmasıdır. E-ticaret ile belirli bir kitlenin dışına çıkılarak internet kullanıcılarına satış yapılabilmektedir. Şimdi siz de e-ticaret sitesi açarak kendi işinizin sahibi olun. Ürünlerinizi en uzak noktadaki müşterilerinize kolayca ulaştırın. Bir günde e-ticaret sitenizi kurabilir ve satışa başlayabilirsiniz. Gelişmiş e-ticaret altyapısı ile Tescilli.Net.TR işinizin kuruluşundan itibaren sizinle... Öncelikle girişimcilik nedir sorusuna cevap vermemiz girekiyor. Girişimci nedir diye sorarsanız; girişimci, yeni bir ürünü, bir süreci, bir hizmeti kafasında oluşturacak hayal gücüne ve bu fikri hayata geçirecek yeteneğe ve sebata sahip kişidir. Outlook Express, Outlook 2003, Outlook 2007, Outlook 2010, Outlook 2013 sürümlerinde nasıl e-posta hesabınızı kuracağınızı ve ayarlarını resimli olarak anlattık. Sorularınızı bizlere destek bildirimi olarak iletebilirsiniz. Nasıl e-posta hesabı oluşturacağınızı bilmiyorsanız lütfen E-posta Hesabı Nasıl Oluşturulur? başlıklı eğitselimizi inceleyiniz. Office 2007 Outlook E-Posta Kurulumu,
f83b23820285
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Herkes bir kere dahi olsa kıskanır. Arkadaşınızı, annenizi, babanızı, sevgilinizi ya da eşinizi… Ben daha çok sevgilinizi ya da eşini kıskanan partnerlere seslenmek istiyorum. Peki, kıskançlığı nasıl yenebiliriz? Kıskançlığın ölçüsünü nasıl ayarlayabiliriz? Kimi neye göre kıskanırız? Kıskançlık doğal bir duygu mudur? Farklı duygular Aslında kıskançlık ilişkiyi canlı tutar, heyecan yaratabilir, ancak rahatsız edici ve mantık dışı boyutlara gelirse çok zarar verici olabilmektedir. Hatta ilişkinin ya da evliliğinin bitmesine de neden olabilir. Herkesin kıskanma nedenleri ve hissettikleri farklıdır. Kaybetme korkusu ya da kendini eksik hissetmek, kıskançlığının en büyük nedenlerinden biri. Çocukluğunun derinliğinde yatan yaşanmış olaylar, travmalar, bilinçaltında kalmış olabilir. Kıskanan bir insanın, bir dakika içinde beyninden bin türlü şeyler geçer. Nefret, sevinç, aşağılanma, değersizlik ve çaresizlik gibi birçok duyguyu aynı anda yaşatır ve bundan dolayı farklı davranışlar sergileyebilir. Sürekli soru sorarak ve karşısındakinden sevgi ispatı ister. Hani kalıplaşmış bir cümle vardır ya; seven insan kıskanır. Kıskanmalı ve bunu göstermeli de. Sevgili, eğer bunu göstermiyorsa, sevgisinden şüphe duyarım fakat ölçülü bir şekilde kıskandığını hissettirmeli. Saldırgan ya da şiddet içerikli davranışlarda bulunmamalı. Kıskançlığı nasıl dizginleyebiliriz? Kıskançlık bir tür delilik mi? Bu duygu nerden nasıl gelir insanlara göre değişir. Bazen raydan çıkaran bir ruh hali olduğu da kesin. Bu duyguyu kontrol altına almayı öğrenirsek hem kendimiz hem de etrafımızı cennete çeviririz. Peki nasıl? Öncelikle kıskançlığınızın çoçukluğunuzda yaşadıklarınızdan mı kaynaklandığını bir psikologa danışın. Kıskançlığınızın gerçekçi olup olmadığını gözden geçirin. Objektif bakın olaya, üçüncü bir şahıs gibi düşünün…. Kararlar vermeden önce sabırlı olun, derin nefes alın. Değerli olduğunuzu ve ters giden bir şeyin olmadığını söyleyin kendinize. Bunu abartısız üç defa aynanın önünde tekrarlayın. Egonuzu, ruhunuzu okşayın. Eşler arasındaki iletişimsizlik Büyük hayallerle ve ümitlerle iki insan bir yola başvurur, yani evlilik. Bir ilişki başlar ve evliliğe gider. İlişki, zaman içerisinde hayatın telaşları yüzünden monotonlaşır. Örneğin, bir akşam, her iki taraf yorgun argın işten sonra eve gelir, akşam yemeği yedikten sonra televizyonun önünde çaylarını yudumlarken konuşmazlar. Diziler, showlar, yarışmalar derken ilgi ve alaka azalır. Eşinizi eleştirdiğinizde, ‘benimle ilgilenmiyorsun, beni sevmiyorsun’ yerine açıkça “benimle ilgilen, bana sevdiğini hissettir” demeniz çok önemli. Bazı insanlar bazı şeyleri açıkça belirtmedikten sonra tatmin olmazlar. Korkularınızı, endişelerinizi ve kafanızdaki soru işaretlerini böylelikle aşarsınız. Kendinizi düzeltin ve ne istediğinizi bilin Karşınızdaki insanı suçlamak ve değiştirmektense, öncelikle kendinizi düzeltin ve ne istediğinizi bilin. Eksiklerinizin farkına varın kendinizi eleştirin. İlişkiniz için hedef koyun. Bunları mantıklı, akıllı bir şekilde yaptığınızda partnerinizle paylaşın. Bakın göreceksiniz olumlu bir sonuç alacaksınız. Bu şekilde parteriniz de kendisini eleştirmeye başlayacaktır. Neyin doğru neyin yanlış olduğunun farkına varacaktır. İleriki zamanlarda, sizden gelen sorular doğrultusunda beraber bu konun detaylarını konuşup kendinizi aydınlatabilme şansa sahip olacaksınız. Bunları uyguladığınızda, hayatınız, ilişkiniz sıfırlanacaktır. Tekrar heyecan dolu umutlarla dört elle ilişkinize veya evliliğinize sarılacaksınız.
51a293941c8b
[ "hplt2", "vngrs" ]
Yavru Ovadaki meyveler olgunlaşıp tezgahlara düştü ama yavaş yavaş olgunlaşıp tadını sine sine bulan meyvler yaylada daha yavru durumundalar. Bu yayla, Mersin- Aslanköy. Yaprakları toplanıp salamura ya da bildiğimiz yöntemlerle sakladığımız asma yapraklarının arasından koruk olmaya hazırlanan üzüm yavruları, yaylada elmalar en güzel haliyle elma olunca armut da olur. Kış çok mu sert geçecek acaba? Küpeler daha yeni kızarmaya başlamış. Tam reçellik. Ceviz. Reçelliklerden biri daha Al yanaklı şeftaliler. Bu İtalyan erikler güzelim renklerini almaya daha çok var. Bir kısmı meyveleri vermişken bir kısmı ise daha yeni çiçek açıyor.Kivi. Hem çiçek açıp hem meyveye durmuş böğürtlenler. Hangisini seçeyim bilemedim. Güneş ışığı ve ay ışığıyla yavrular kızarmaya çalışıyor. Şu yavru da güzel, değil mi? Ellerimizle ekip- dikip en ufak kıpırtısıyla mutlu olduğumuz, bir zarar gelmemesi için üzerine titrediğimiz bu yavruların gelecekteki sahipleri çocuklarımıza- evlatlarımıza da aynı özen ve hassasiyeti göstermek ve onları hiç yerine kaybetmemek en büyük arzumdur. UNUTULMAMALI!… 13. 05. 2014- Soma Kekikli çilek reçeli Kekikli Çilek Reçeli tarifi Kekikli Çilek Reçeli nasıl yapılır? Hani ışkın- kekik için yollara düşmüştüm ya, daha kekik dallarım kurumadan elime harika çilekler geçmişti. Kırmızı yeşil yanyana pek bi güzel göründüler sonrası oldu bitti. Acı bir tat verirse diye kekikten korkmadım değil, ona da çözüm bulundu ve karşınızda dağlardan gelen kekik kokulu çilek reçeli. İkisinin aroması başdöndürücü. Malzemeler 3oo gr çilek 250 gr toz şeker 1 çay bardağı içme suyu- gerekirse 1/2 limonun taze sıkılmış suyu 1 dal taze kekik Yapılışı Çilekle yıkanıp ayıklanır ve süzgece alınır. Büyük olanlar 2 ye veya 4 de bölünür. Kalın tabanli bir tencereye önce şeker olmak üzere 1 kat şeker 1 kat çilek levitra rezeptfrei bestellenlevitra with or without food dizilir üstüne kekik dalı bırakılıp 1 gece bekletilir. Ertesi gün içinde oluşan suya göre gerekirse bir miktar su ilave edilip- ettim- üstündeki kekik dalı alınır ve orta ateşte arada karıştırarak kaynatılır. Kaynadıktan sonra düşük ısıya alınıp
5c03725e1c0c
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Akustik Kadife Perde; Tiyatro sahneleri, opera sahneleri, TV stüdyoları, konferans salonları, konser sahneleri, özel showlar ve geceler, showroomlar, kültür merkezleri, Reji Stüdyoları, çok amaçlı salonlar, ses kayıt stüdyoları, fuar standları, mimari tasarımlar, alışveriş merkezleri ve moda showlarında kullanılmak üzere tasarlanmıştır. Akustik Kadife Perde uygulamalarına ilave olarak Sahne kadifeleri, kulis ve friz perdeleri, fon perdeleri, Sahne dekor kumaşları, transparan Akustik kumaşlar ve tüller, Tül ses yutan perdeler, Akustik ses yansıtan perdeler, green & blue box perdeler ve projeksiyon perdeler ürün çeşitlerimiz arasında bulunmaktadır. Akustik Kadife Perde 3 katmanlı 5 katmanlı ve 7 katmanlı olarak elde edilmek istenen performans değerlerine göre tasarlanmaktadır. Kullanılacak ürünler keşif sonrası ses ölçümü ve değerlendirmeler ile belirlenebilmektedir. Amacımız gürültüden kaynaklı problemleri en aza indirirken bir yandan da insan sağlığı ve konforu için gerekli ortamın oluşmasını sağlamaktır. Ses düzenleme ve ses yalıtımı yapmak gerçekten önemlidir.
a6b0d13d7957
[ "fineweb2", "hplt2" ]
“Her insan doğal olarak bilgiyi arzular.” Aristo (Yunan düşünür) Fen eğitimi öğrencilerimize, kendilerini ve çevrelerini geliştiren, olumlu yönde değiştiren, ülkelerine ve insanlığa katkıda bulunan üretici bireyler olmalarını sağlar. Eğitim anlayışımızın temel amacı da budur. Fen Bilimleri programıyla öğrencilerin aşağıdaki bilgi ve becerileri edinmeleri hedeflenir; • Bilim ve teknoloji alanındaki gelişmelere merak ve ilgi duymak, • Araştırma, sorgulama, bilgiye ulaşma, analiz edebilme becerileri geliştirmek ve günlük yaşama yansıtmak, • Yaratıcı, yapıcı, eleştirel ve bilimsel düşüncenin önemini kavramak, • Fen ve teknoloji okur yazarı olmak, • Çevreci olmanın ve sağlıklı yaşamanın önemini kavramak, • Deney yapma becerileri kazanmak, • Bilgiyi paylaşan ve takım çalışmasına yatkın bireyler olmak. 5., 6., 7. ve 8. sınıflarda Fen Bilimleri Dersi sınıf ve laboratuvar ortamında çeşitli şema, model, bilgisayar ve laboratuvar araç ve gereçleri kullanılarak uygulanır ve öğrencilerimizin görsel, işitsel ve kinestetik olarak bu dersi en kolay ve kalıcı şekilde anlamalarına olanak sağlayarak Milli Eğitim müfredat programı çerçevesinde yürütülür. Ayrıca öğrencilerimiz, yabancı kaynakları kullanma ve sonraki eğitimlerinde de kendilerine yarar sağlanmak üzere yabancı dilde fen bilimleri terminolojisine hakim olacak şekilde yetiştirilir. Bunu sağlamak için 5. ve 6. Sınıflarda İngilizce fen ve İngilizce matematik dersleri yapılır. UZAY KAMPI GEZİSİ Her yıl İzmir Ege Serbest Bölgesi Gaziemir’de bulunan Uzay Kampı'na Fen Bilimleri dersi öğretmenlerimiz eşliğinde bir grup 7.sınıf öğrencisi ile gezi düzenlenir. İzmir, Tarsus ve Üsküdar SEV Okulları 7. sınıf öğrencilerini buluşturan etkinlik, 7.sınıfların müfredatında yer alan Uzay ünitesinin interaktif eğitimlerle zenginleştirilmesine olanak sağlar. CERN GEZİSİ Her yıl 8. sınıflardan 20 öğrencilerimizle CERN (Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi)'ne eğitim gezisi düzenliyoruz. ROBOT KULÜBÜ Robot Kulübü, yıl içindeki çalışmalarıyla her yıl Türkiye Turnuvası'nda SEV Üsküdar'ı temsil eder. SEV BİLİM ŞENLİĞİ VE PROJE YARIŞMALARI Üsküdar, İzmir ve Tarsus SEV okullarının katıldığı ve dönüşümlü olarak her üç okulda yapılan bilim şenliğinde öğrencilerimiz projelerini sergiler. Bilim Şenliği, proje üreten ve ziyaret eden öğrencilerin fen bilimlerine ilgi ve meraklarını körüklemenin yanında, bilimsel çalışmalar için motivasyon sağlar. Diğer okulların düzenlediği proje yarışmalarına katılan öğrencilerimiz çok iyi dereceler elde etmektedir.
27e5f38a9021
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Akustik Perdeler ve Ses İzalasyonu ; konu ile ilgili literatürler incelendiğinde, ses hakkında farklı tanımların yapıldığı görülecektir. Bunlardan bazıları şöyledir: “Canlılarda işitme algısını oluşturan moleküllerin titreşmesi sonucu yayılan bir tür mekanik enerjidir“. “Her çeşit ortamda moleküllerin titreşimi yoluyla yayılan bir tür mekanik enerjidir“. “Gazlar, katı maddeler ve sıvı ortamda titreşimler ol uşturarak yayılan bir enerji türüdür“. “İnsan kulağında işitsel duyulanma uyandırabilen, maddesel ortam titreşimleridir“. Sonuç olarak, ses bir enerji türüdür. Bunun için kullanılan ölçü birimi”desibel” ‘dir. Sesin yayılma hızı ortamın özgül ağırlığına ve esnekliğine bağlı olarak da değişir. Ses konusunun çok iyi bilinmesi ses yalıtımında etkili sonuçların alınmasına vesile olacaktır. Bu nedenle, önce ses ile ilgili bazı temel konular açıklanmaktadır. Ses, bir ortam içerisinde titreşimlerden oluşan fiziksel bir hareket şeklinde yayılır. Titreşim yüzdesi geniş bir dizi üzerinde değişebilir. Eğer bu hareket işitme frekansı dizisi içinde ise kulak ve diğer yardımcı alıcı organizmalar tarafından ses olarak algılanır. Sesin bir noktadan ötekine iletimi için, elastik bir ortamın varlığı gereklidir. Bazen cisimler çevrelerindeki havayı titreştirirken, titreşim hareketleri hissedilir, hatta görülür. Sesin havadaki hızı, sıcaklık, basınç ve neme bağlı olarak az da olsa değişebilir. Sesin, 20°C oda sıcaklığında hızı; 344 m/s ‘dir. Frekans, bir partikülün bir saniye süredeki yer değiştirme ya da salınım sayısına verilen addır. Buna devir de denilebilir. Birimi “Hertz” (Hz) ‘dir. Çoğu ses (konuşma, müzik, gürültü) çeşitli frekansları kapsar. Bu nedenle akustik problemler işitme frekansı spekturumu boyunca incelenmektedir. İşitme frekans aralığı, 20 Hz ile 20000 Hz sınırları içinde bulunan alanı kapsar. Kişiye ve yaşa göre az da olsa değişen bu aralık içinde yer alan 10000 Hz ‘in üzerindeki frekanslar, müzikten zevk alma ve konuşma anlaşılırlığı kapsamında dikkate alınmaz. Bu spektrum içinden seçilmiş merkez frekanslar ise 63, 125, 250, 500, 1000, 2000 ve 4000 ‘dir. Havadaki salınım, moleküllerin zıt basıncında artma ve azalmalara neden olur. Bu salınım yüzdesi titreşimin frekansıdır. (saniyedeki devir sayısı ile ölçülür) Titreşimin bir devri sırasında ses belli bir yol alır, buna da “dalgaboyu” denir. Sesin dalga boyu 20-10000 Hz arasında, 25 mm-17 m ‘dir. Frekans ve dalgaboyu arasındaki ilişki oditoryumların akustik dizaynında önem kazanır. Hacim içerisindeki ses yutucu, yansıtıcı ve yayıcı yüzey boyutları; yutukacak, yansıtılacak, yayılacak frekansların dalgaboyları ile orantılı olmalıdır. Perde, düşük frekanstan yüksek frekansa uzanan bir ölçek üzerinde seslerin sıralanmasında yardım eden işitsel duyudur. Ayrıca frekansla beraber artar veya azalır. Perde, frekansın fiziksel özelliğine psikolojik bir tepkidir. Kavram olarak benzeseler de perdenin subjektif duyumu sadece frekansa bağlı değildir. Eğer notanın frekansı ikiye katlanırsa, perde tam olarak bir oktav atar. Ancak, perde aynı zamanda notanın şiddetine bağlıdır. Perdesi olan bir ses duyusu “Ton” adını alır ve eğer tek bir frekanstan oluşuyorsa buna “Saf Ton” veya “Basit Ton” denilir.Bu tip ses dalgası, zamana karşı basınç değişimi çizildiğinde, bir sinüs eğrisi şeklindedir. Bir flütte pes bir notanın yumuşak çalınması, Audio Oscillator ve Diyapazon yardımıyla saf ton üretilebilir. Çoğu müzik sesleri sadece saf tonlar değil, bir çok frekansı içeren sesleri de üretir ve bunlar “Kompleks Ton” adını alırlar. Bir kişinin duyduğu bir tonun basit ya da kompleks olduğunu anlaması o kişinin deneyimi ve dinleme alişkanlığına bağlıdır. Duyduğumuz sesler genellikle birbiri üzerine binmiş çok frekanstan oluşur. Bunların içindeki en düşük frekansa “temel frekans” (fundamental ton) denir. Müzikal bir notanın temel bir frekansı ve daha yüksek frekansların bileşenleri olan Over-Ton ‘ları vardır. Bu harmonik seslerin her biri, temel frekansın katları ise harmonikler olarak adlandırılır. Bu harmonikler müzikal bir sese seçkinlik ya da renk (timbre) verir. Çoğu müzikal sesler için tüm kompleks tonun perdesi temel frekansınki ile aynı gibi görülür. Ancak Over-Ton ‘lar belirginleştirici özellikler katar. Bir ses alanında bir noktadaki akustik enerji akımının, gücü, yoğunluğu vardır ve basınç uygular. Bu bakımdan ısı, ışık, hidrolik ve elektrik enerjilerine benzer. Sesin miktarının (hem fiziksel, hem de fizyolojik bakımdan) sayısal olarak tanımlanması oldukça karmaşık olmakla beraber, kullanımı, mimari akustik kapsamında sınırlandırılıp, sadeleştirilerek tartışılabilir. Bir ses dalgasına bağlı olarak hava partiküllerinin titreşimi yoluyla atmosferik basınçtaki dalgalanmaya “ses basıncı” denir. Kulak, oldukça küçük olmalarına karşınbu basınçların çok geniş bir dizisine cevap verir. Fiziksel akustikte ses basıncını ölçmek için kullanılan skala çok geniş bir diziye yayılır. Ancak, kulağın her şiddetteki ses basınç farklılıklarına eşit derecede cevap vermediği gerçeğine dayanarak ses basınçları logaritmik bir skala üzerinde (decibel, dB) ölçülür. dB = 20 log10 (P/Pref) Burada; P = Söz konusu olan sesin etkin ses basınç değeri, Pref = Bir ses alanının etkin ses basıncı (basınç değeri sıfır olan) Etkin ses basıncı 0.0002 Mikrobar (Din/cm²) olduğunda; ses basınç düzeyi “0” dB olur. Basınç 100 000 kez artırılırsa ses düzeyi 100 dB artar. 0.02 Mikrobar 40 dB 0.2 Mikrobar 60 dB 2 Mikrobar 80 dB 20 Mikrobar 100 dB Enerjinin harcanma yüzdesi akustik gücü oluşturur. Akustik güç, diğer enerji türlerinin güçlerine kıyasla daha küçüktür. Bir konuşmanın akustik güç çıkış zirvesi; 4 üzeri 1/1000 W ‘tır ve ancak 25000 konuşan kişinin maksimum ses gücü toplamı bir 100 W ‘lık elektrik lambasını yakacak güçtedir. Bir noktasal kaynaktan yayılan ses dalgası, serbest alanda, (başka bir ses kaynağı ya da yansıtıcı yüzeyler olmaksızın) giderek büyüyerek, küresel olarak yayılır. Ses alanı içinde verilen bir noktada, belirli bir doğrultu içindeki birim alandan geçen akustik gücün ortalama miktarına “ses şiddeti” denir. Birimi W/m² ‘dir. Bir dalganın ses kaynağına uzaklığı iki katı arttığında, küresel alan dört katı artar. Ses şiddeti uzaklığın karesiyle ters orantılı olarak azalır. Ses Şiddeti = Ses Basıncı / Toplam Küresel Alan I = W/4∏d² Burada; W = Ses Basıncı (W), I = Ses Şiddeti (W/cm²), D = Uzaklık (cm) ‘dir. Hafif bir ses, sessiz bir hacimde anlaşılabilir olsa da, bir uçak motoru yanında yüksek bir sesin bile duyulması güçtür. Sesin, daha güçlü bir ses kaynağı tarafından çıkarılan ses tarafından boğulması ya da maskelenmesinin nedeni; işitsel sinirlerin, tüm etkileri aynı anda beyne iletilmemesidir. Maskeleme etkisi, akustik tasarımın yetersiz olduğu salonlarda, istenmeyen gürültülerin, istenen seslerin duyulmasını güçleştiren hatta imkansız kılan etkiye verilen addır. Düşük frekanslı sesler, genel olarak yüksek frekanslı sesler üzerinde, maskeleme etkisi yapar. Bu nedenle, sadece dışarıdan gelebilecek gürültüler değil aşırı miktarlardaki düşük frekanslı sesler, tüm işitme frekansları dizisindeki istenen sesleri maskeleyeceğinden dolayı, konuşma ya da müzik içinde ciddi karışıklıklara yol açabilir. Bunun önlenmesinde atılacak en gerçekçi adım, salonun akustik açıdan tasarımına önem verilmesidir. Ancak belli bir sürekliliği olup, fazla yüksek olmayan gürültüler bir süre sonra kabul edilebilir bir arka plan gürültüsü olarak algılanır ve hatta olası rahatsız edici başka gürültülerin psikolojik olarak daha az duyulmasını sağlayabilir. Ses kaynağı, ses dalgalarını her yöne yaysa da, yansıtıcı yüzeylerden yoksun bir bölgede yayılan sesin şiddetinden bir yönde bahsedilebilir. Aslında frekansa göre sesin yayılma düzeni değişir ve bu insan sesi, müzik enstrümanları, hoparlörler gibi pek çok ses kaynağı ile fark edilebilir. Yüksek frekanslarda ses yayılımı, ses kaynağının daha çok boylamsal aksında gerçekleşirken orta ve düşük frekanslarda tüm yönlere üniform olarak gerçekleşir. Bu, çok geniş oditoryumlarda gözlenebilir. Ancak açık sahne ve arena gibi tiyatrolarda ciddi problemler oluşur. Burada, yüksek frekans bileşenleri kaybında yansıtıcıduvar ve tavanın önemi ortaya çıkar. Deneyimler göstermiştir ki, insan sesi yayılma düzeninde, öne doğru 90° ‘lik bir açı içerisinde kalan alanda frekans ayrımı önemsizleşir. Ses yalıtımının ısı yalıtımına banzeyişinin nedenleri, bu iki tür enerjinin yayılış biçimleri ile kolayca açıklanabilir. Isı, üç biçimde yayılır. Bunlar; ışınım (radyasyon), iletim (kondüksiyon) ve taşınımdır (konveksiyon). Ses ise, maddesel ortamın titreşimleri olduğundan yalnızca maddesel ortamda yayılabilir. Bu nedenle ısının iletimle ve taşınımla yayılmaları ile karşılaştırmak yetersizdir. Yapı elemanlarının ses yalıtımı literatürlerde “ses azalma göstergesi” veya “ses geçiş kaybı” olarak anılan tanımlarla verilir. Tanımları farklı olmakla birlikte sonuçte her iki kavram da birbirinin aynıdır. Yapı elemanlarının kaynağa dönük yüzeyindeki ses düzeyi ile arka yüzündeki ses düzeyi arasındaki farka eşittir. Kütle korunumu kanununa göre, tek katmanlı bir bölücü elemanın ses azaltma göstergesi, yüzeysel yoğunluğuna bağlıdır. Yüzeysel yoğunluğun (kütlenin) iki kat arttırılması 5-6 dB ses azaltma göstergesi sağlar. Arada hava boşluğu bırakılarak yapılan iki veya daha çok katmanlı bölücü elemanlarda sağlanacak ses azaltma göstergesi yüzeysel yoğunluktan başka, aralığıngenişliğine ve katmanların birbirine bağlanma şekillerine de bağlıdır. Rüzgar, ısı ve diğer fiziksel etkilerin dışında ses, kaynağa bağlı küresel yüzeyler halinde hava içinde yayılır. Bu yayılan enerjinin bir bölümü, karşısına çıkan engelin yüzeyine çarpıp, yüzeyin normali ile eşit açı yaparak yansır. Bir bölümü ise engelin yapısına bağlı olarak, çeşitli şekillerde geçer. Diğer bir bölümü de engeller tarafından tutulur. İnsanların algılayabilecekleri ses düzeyi bir frekans birimi olan Hertz (Hz) ile ölçülmektedir. Ses dalgaları adı verilen bu titreşimler, komşu moleküller arasında enerji naklederek, fakat cisimlerde bir hareket olmadan, katı, sıvı ya da gaz ortamdan geçebilmektedir. Bir hacmin iç yüzeylerinin yutma çarpanları çok düşükse (sıva, tuğla, mermer, PVC yer kaplaması, seramik gibi) bu yüzeyler, gelen ses enerjisinin, örneğin; yalnızca %1 ‘ini yutuyorsa, bu hacimde ses düzeyi, açık havadakine oranla 20 dB daha yüksek olur (Ard arda yansımalarla üst üste binen enerji yaklaşık 100 katına çıkar). Eğer aynı hacimde hem ince, hem de kalın sesler için yutma çarpanı çok yüksek olan gereçler kullanılıyorsa, ses düzeyi 20 dB yükselmeyebilir. Yani, açık havada bir gürültü kaynağının 3 m uzaklıktaki bir noktada gürültü düzeyi 70 dB ise, bir iç mekanda aynı kaynaktan 3 m uzaktaki noktada gürültü düzeyi, eğer iç yüzeyler çok az yutucu ise 90 dB, çok fazla yutucu ise 71-73 dB olur. Son yıllardaki bilimsel ve teknolojik gelişmeler sonucutoplum hayatında ortaya çıkan gürültü sorunu, ülkemizde de önem kazanmaya başlamıştır. Aslında gürültü kontrolü, çağdaş yaşam konforunun ayrılmaz bir parçası olup, insan sağlığı ile de doğrudan ilişkilidir. Gelişmiş ülkelerdeki yapılarda canlıların, özellikle insanın, gürültüden korunması, uyulması zorunlu yönetmelik ve standartlarla güvence altına alınmıştır. Ülkemizde ise henüz, bazı önemli yapılar hariç, bu konuda ciddi ve tutarlı sayılabilecek herhangi bir yönetmelik veya standart yoktur. Gürültünün insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri yanında, günlük normal faaliyetleri (radyo dinleme, kişiler arasındaki konuşma, televizyon seyretme, telefonla konuşma, uyuma) de olumsuz yönde etkilediği saptanmıştır. Diğer ülkelerde yapılan çalışmalar Avrupa ‘daki bazı konutların ses yalıtım oranlarının bile uluslararası standartların altında olduğunu göstermektedir. Ancak, yeni yapılan binalarda standartlara uygun ses yalıtımının sağlanması için gereken özenin gösterildiği saptanmaktadır. Ülkemizdeki çalışmalarda ise konutların ses yalıtım durumlarının Avrupa ‘daki konutlara göre daha kötü olduğunu göstermektedir. Hatta İstanbul ve İzmir ‘deki konutların çoğunluğunda konut içi gürültü düzeyinin rahatsız edici düzeylerde olduğu bile saptanmıştır. Bu durum, konutlardaki ses yalıtımına Türkiye ‘de henüz gerekli özenin verilmediğini ortaya koymaktadır. Gürültünün kendi kaynağında yok edilmesi mümkün olmadığı zaman, ortamda yayılmasını engellemek için gerekli önlemler alınır. Bu önlemler, sesin yayıldığı ortama engel, panel veya duvar yapılması ile sağlanır. Bu durumda engel malzemenin ses iletim kaybı ve ses yalıtım oranı önemli rol oynar. Sonuç olarak, ortamdaki sıcaklık yükseldikçe ses hızı artmakta, basınç artınca ses hızı düşmektedir.
ad2c60ff6973
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
İyi akşamlar herkese. Kozmetik sponsorlarımızı da sonraki yazıda yazacağım inşallah. Etkinliğimiz değerli sponsorlar ile çok daha güzel ve eğlenceli geçti tabi ki. Özellikle Neslihan'ın anlattığı komik anıları keyfimize keyif kattı :) Masalarımıza lezzet,evlerimize bereket kattılar. Hepsine ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Leblebinin bugüne kadar sadece sadesini yemiş biri olarak, asıl leblebinin LEB yani leblebinin özü olduğunu anladım :) Çikolatalıdan tutun soslu acılısına kadar birçok farklı çeşidi bulunuyor. Ayrıca tasarımlarıyla da göz dolduruyorlar. Popcorn deyip geçmeyin. Çedar peynirlisini tattım,enfes. Karamelli,sütlü çikolatalı ve beyaz çikolatalı tatları da bulunuyor. Organik siyah üzüm suyu ve cilde faydası olan organik siyah üzüm çekirdek ekstratı bizimleydi. Organik ürünlerin hayatımızdaki önemini kavramak için böyle minik başlangıçlar yapmalı :) Çikolatasız olur mu ? Yılbaşı,bayram seyran olaylarında çikolata gibi lezzetli hediye olamaz :) Türk kahvesi,kuruyemişleri,lokumları evimizin yılbaşı gecesinde tüketilecek aburcuburlardan :) Nezaketi için çok teşekkürler. Sevgili Balıkçıoğlu Galeta da tam buğdaylı ve kepekli galetalarıyla akşam çaylarına tat katmakta. Lezzetli ve doyuran atıştırmalıklar olarak her zaman yanımda taşıdığım için galetaları seviyorum ** Arifoğlu kış çayı ve kök çayı ile bizi kışa hazırlamaya niyetli :) Bitki çaylarını seviyorum, özellikle sindirim sistemimiz için çok faydalılar. Günde en az bir bardak tüketmek bile toksinleri atmamıza ve sindirimi kolaylaştırmaya yardımcı oluyor. kurutulmuş elma,karpuz,çilek ve ananas ile aramızdaydı. Özellikle spor yapanlar için inanılmaz sağlıklı alternatifler. Ara öğün olarak doyurucu olan kuru meyveler, kurutulmamış hallerine göre çok daha az kalorili :) Sevgili Arifoğlu pul biber,nane ve kekik takviyesi de yapmış. Her evin vazgeçilmezi baharatları ile tat kattı yine. Chia Tohumu ile saymakla bitmeyen faydaları bizlere arz etmiş, çok teşekkürler. Salatalara,çorbalara,hamur işlerine serperek tüketebileceğimiz bu tohum protein veriyor, kan şekerini düzenliyor ve tam bir antioksidan deposu. geleneksel kahve anlayışımıza farklı bir boyut getirecek gibi. İddialı bir ambalajı var.Kahve severlerin dikkatine :) Zetay doğal sızma zeytinyağı da ilk kez deneyeceğim bir marka olacak. Soma'da oturan teyzemden ısmarladığım doğal zeytinyağlarıyla arasında çok fazla fark olacağını sanmıyorum ama salatamda deneyeceğim. Zeytinyağını aşırı sevdiğim için ekmeğe bana bana bile yerim yani o derece sağlıklı :) Arifoğlu Fajita Sosu, salatamda deneyeceğim ikinci alternatif. Ayone markası da hiçbir zirai ilaç içermeden,hormonsuz ve sadece doğal gübre ile ürettikleri ürünlerini bizlere sundular. Domates salçası,domates suyu,kurutulmuş domates ve kurutulmuş nane ile dolaplarımızda yerini aldı. Organik üretimlerin giderek önem kazandığı günümüzde, doğal ve katkı maddesiz ürün bulmak gerçekten çok zor. Sağlığımız ve geleceğimiz açısından böyle ürünlere ulaşmak, firmalarımız sayesinde kolaylaşacak. Sevgili Kervan Gıda, Bebeto'larıyla tadımıza tat kattı sağolsun :) En güzel atıştırmalıklardan bunlar ** Son olarak Radoha inek sütünden kefir, keçi sütünden kefir ve kefir sabunu ile bizlerleydi. Bu markayı da kefiri de ilk kez deneyeceğim için heyecanlıyım. Bağışıklık sisteminden sinir sistemine kadar birçok faydası bulunuyor. Organik üretilen ürünlerinin yanı sıra sabunu da deri hastalıklarına iyi geliyormuş. Kefirciler iş başına o zaman :) Bütün firmalarımıza, yanımızda oldukları için çok teşekkür ediyoruz. Hepsi birbirinden değerli ve üretimleriyle adlarından söz ettirecek firmalar. Sizler de sitelerine tıklayıp daha detaylı bilgi alabilirsiniz.
5d8f505bf472
[ "fineweb2", "hplt2" ]
KADAK GÜVENLİK olarak bilgi ve deneyim, yerel otoriteler ve aynı sektörel firmalarla olan ilişkilerimizi en üst seviyede tutarak avantajlı ve kaliteli hizmet sunumu yapıyoruz. KADAK GÜVENLİK; Diğer ülkelerde yeni pazarlar konusunda yeni ufuklara açılacak yeni gelişmelerin ve kuruluşların faaliyetlerini geniş kitlelere duyurabilmelerine olanak sağlamak amacıyla yatırım ve üretim yapan yerli ve yabancı şirketlerin ihtiyacı olan her türlü güvenlik hizmetleri yanında o ülkeye ait kamu tesislerinin (havaalanı, Elektrik Santralleri, Maden Tesisleri v.s) güvenliği sağlamaktayız.
52cb8c059fe6
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Fransız Markası Zadig & Voltaire, Nişantaşı Abdi İpekçi caddesinde açıldı. Herhangi bir türk ortaklığı olmadan açılan markayı Beymen'in getirdiği hap şeklindeki koleksiyonundan hatırlarsınız. Androjen, seksi ve eforsuz şıklık kelimeleri markanın birebir stilini yansıtıryor. Zadig'in sembolü olan kurukafaları hemen hemen her üründe görmek mümkün.Erkek ve çocuk koleksiyonu da mağazada görebilirsiniz. Özellikle erkek koleksiyonu çok başarılı. Henüz gümrükten dolayı çanta ve ayakkabılar yok ama onlarda çok yakında yerini alacakmış. Bu arada küçük bir bilgi, Zadig'in kurucusu olan Thierry Gillier'in babası Lacoste'un kurucularından. In house müzik olarak Zadig & Voltaire müzik albümleri bulunmakta. The Paris base Zadig & Voltaire has just openned a first store in Istanbul, Nisantası. Androgen , sexy and efforless chic words describe Zadig's style and skulls are typical symbol of this brand.
076f9bcfee97
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
Elma Halleri Elma Halleri Elma Sirkesi tarifi Elma Sirkesi nasıl yapılır? Elma mevsimi geldi mi bende bir telaş başlar. Önce havalar soğumadan elmaların kurutulması lazım. Elmaları kurutmak için, güzelce yıkanır ve imece usulu kimisi soyulur kimisi kabuğuyla dilimlenip bir güzel serilip mis gibi yayla havasında kurutulur. Sonrasında elmanın jölesi yapılır ki, bu pek kıymetlidir. Kahvaltıda, çayın yanında ve kimi yemeklere eşlik eder. Değişik baharatlarla tatlandırdığım elma jölesini pek severiz. Bir de elmanın sirkesini yaparım. Hepimizin bildiği şekilde yaptığım gibi bu elma mevsiminde farklı bir tarif uyguladım. Bir sirke oldu ki damaklar şaşırdı. Muhteşem! Şaşkınlıktan süzdüğüm sirkenin önemli bir kısmını ne yazık ki döktüm:(( o yüzden sirkeyi biraz çoğaltmak için torbaya aldığım elmalara biraz baskı uyguladım bu da sirkenin rengini bulanık yaptı. Bu konu önemli. Tarifi, birbirinden güzel paylaşımlarını takip ettiğim Soframız.de nin sahibi arkadaşımdan aldım. Sirkenin tadına doyum olmuyor. Kesinlikle yapınız. Malzemeler 2,5l lik cam kavanoz 3 yemek kaşığı organik bal(petek bal Antakya Hurması reçeli Antakya Hurması Reçeli tarifi Antakya Hurması Reçeli nasıl yapılır? Antakya hurması. Tam zamanı. Cennet hurması, Trabzon hurmasıyla bildiğimiz hurmanın bir benzerini Adana’ya geldikten sonra tanıdım. Sonbaharın başında çıkan ve içi kahverengi, çikolatalı gibi kıtır kıtır bir meyve. Çok lezzetli. Geçen gün pazarda bir lokum gibi minnacıklarına rastlayınca ne yaparım diye düşününce yemek sonrasında ikramlık meyve şekeri şeklinde reçelini yapmak düştü aklıma. Dostlardan da “Olmuş. ” notunu alınca yayınlamak gibi bir korkum da kalmadı. Bu tip hurmalardan bulursanız denemeye değer. Buyrunuz. Malzemeler 1 kilo Antakya hurması 750gr tuz şeker 1 çay bardağı mandalina suyu 4 tane karanfil 1,750 ml içme suyu Limon tuzu- nohut kadar Yapılışı Antakya hurmaları sap kısımları ve içindeki çekirdekleri çıkarmadan iyice yıkanıp sap kısmı özellikle fırça yardımıyla temizlenip iyice yıkanıp süzdürülür. Büyükçe bir tencerede meyvelerin üzerine 1,750 ml içme suyu ilave edilip önce harlı kaynadıktan sonra orta ateşte hurmaların çatlamasına fırsat vermeden yarı yarıya pişmiş hale getirilir. Istridye Mantarlı Bulgur pilavı Istridye mantarlı bulgur pilavı tarifi Istridye mantarlı bulgur pilavı nasıl yapılır? Çukurova’da mantar yemek alışkanlığı orman köylerinin dışında pek yok, o yüzden bizlerinde doğal ortamda yetişen mantarlara ulaşmamız nerdeyse imkansız gibi. Arada tadını sevdiğim istiridye mantarıyla mantar özlemimizi gideriyoruz. Bu defa bulgur pilavını mantarlı yaptım, çok lezzetli oluyor. Malzemeler 1/2 paket istiridye mantar 2 nescafe fincanı iri bulgur 1 diş sarımsak 2 adet soğan- bütün 1 Türk kahvesi fincanı zeytinyağı 1 yemek kaşığı sadeyağ Tuz Karabiber Yenibahar Yapılışı Uygun bir tavaya orta ısıda yağın yarısı, soğan ve sarımsakla birlikte orta ateşte yıkanıp suyu sıkılmış dalları ayrılmış bütün haldeki istiridye mantarlar alınır üzerine biraz tuz çekilir. Mantarlar nar gibi olana kadar kızartılır. Kızaran mantarların 1/3 alınır ve kalanın üzerine yağın kalanı, tereyağı ve bulgur ilave edilip kavrulur. Kavrulan bulgur- mantar karışımının üzerine varsa sıcak et- tavuk suyu ya da sıcak su ve tuz ilave edilip orta ateşte pişirilir. Gerekirse sıcak su
9e106b38a83d
[ "culturax", "fineweb2", "hplt2" ]
Biblolu bebek şekeri kategorimizde en sevimli bebek bibloları ile tasarlanmış, bebek şekerlerini bulabilirsiniz. Çok değişik yüzlerce figürden oluşan bu modellerimizde bebeklerin ata bindiği, banyo yaptığı, yada minik leylekler ile birlikte poz verdiği birbirinden şık ve bebeğini kucağına alan ebeveynlerin mutluluğunu temsil eden figürler bulacaksınız. Size buradan bir kaç modelemizden örnek vermek istiyoruz, diğer tüm modellerimizi incelemek için aşağıda görmüş olduğunuz ürünlerimizi inceleyebilirsiniz. İlk olarak ata binmiş bir erkek bebek şekeri modelimize bakabilirsiniz, sonra baykuş biblosu ile tasarlanmış baykuş bebek şekeri, ve bebek taşıyan leylek biblolu modelimizi inceleyebilirsiniz. Biblolu bebek şekeri fiyatlarımız genel olarak 0,85KRŞ-5TL fiyat aralığında değişiklik göstermektedir. Ürünlerin hemen üzerinde bulunan en ucuz ürüne göre sırala butonlarını kullanarak en ucuzdan en pahalıya doğru ürünleri sıralayabilirsiniz. Sitemizde her bütçeye uygun biblolu bebek şekerleri bulunmaktadır, sizde Çemrek kalite ve güveniyle siparişinizi verebilirsiniz. Biblolu Bebek Şekeri Modelleri Binlerce farklı biblo ile ile tasarlanan biblolu bebek şekeri modelleri ile sizlere en sevimli bebek şekerini sunmaya çalışıyoruz. Atlı modellerden, arabalı bebek şekerlerine, leylek biblolarından, deniz temalı, narlı, baykuşlu, pusetli, nazar boncuklu, melek kanatlı ve daha bir çok model ile sizlere en kaliteli hizmeti sunmaya çalışıyoruz. Aradığınız bebek şekeri modeliniz cemreknikahsekeri.com'da bulabileceğinizi umuyoruz. PlatinMarket®E-Ticaret Sistemi İle Hazırlanmıştır.
f266f288bd83
[ "c4", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
Yayla yolları 22 Ağustos 2011 Yazan admin Kategori Genel Artık yayla yolları parke kaplandı! Yeni Yayla Yolları: Çoğumuzun unutamadığı yayla yollarında ki yolculuklar daha doğrusu yayla göçleri,zamanla yaylacılığın ortadan kalkması sebebiyle unutulmaya yüz tutmuştu,hatta ortadan tamamıyla kalkmıştı.İnsanlar yaylaya çıkmak için, günlerce yayla yolunda yürümeyi tercih etmiyorlardı….Araba yolu olmadığı yıllar Hemşin’den Palovit yaylasına iki günde ancak varılırdı.Ne zaman ki araba yolu merkezi noktalardan daha ileri yaylalara uzayınca, bu mesafe araba ile 4-5 saatlik bir süreye indi..Günü birlik yayla gezileri yapılacak kadar yakınlaşmıştı yaylalar.Derken,şimdi de yolların parke taşlarıyla kaplanması işi daha da kolaylaştırdı.Çamlıhemşin’den Çat yaylasına kadar yollar şehir içi düzeninde parke yapılmış (2011).
b52c8c3a619f
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Vücudumuzdaki Fazla Yağları Yakmak Vücudumuzdaki yağlarınız en fazla nerede depolanmışsa vücudunuzdan önce oradan gider ve erir. Peki vücuttaki fazla yağları yakmak için ne yapmak gerekir? Öncelikle bilmeniz gereken şu: vücudumuzdaki sadece göbek yağlarınızdan, sadece kol yağlarınızdan veya sadece kalça yağlarınızdan kurtulmak diye bir şey yoktur. Bunlar söz konusu değildir. Yağ vücuttan en çok depolanan yerden gider. Yani yağ ağırlıklı olarak göbeğinizde ise göbeğinizden önce gider veya kalçanızda ise öncelikle kalçanızdan önce gider. Yani vücuttaki yağlarınız en çok nerede depolanmışsa vücudunuzdan önce oradan gider, yakılır ve erir. İşin Püf Noktası Beslenme Yağlarınızdan kurtulmanızın püf noktası beslenmenizde yatıyor. Egzersiz yapmak, spor yapmak ikinci planda olup işin fonksiyonel kısmıdır. En önemli olay sizin beslenmenizde yatmaktadır. Vücudunuzun görünümü beslenmenize bağlı olarak oluşur. Vücudun ihtiyacı olan bir günlük kalori mevcuttur. Öncelikle günlük olarak almanız gereken kalorinizi hesaplamalısınız. Mesela günlük 3.000 kalori almanız gerekiyorsa yağlarınızdan kurtulmak içinde bu 3.000 kalorinin altında enerji almalısınız. Günlük 2.500 kalori almışsanız geri kalan 500 kaloriyi vücut kalorinin depolandığı yağlardan alacaktır. Çünkü yağlar enerji deponuzdur, kalori deponuzdur. Bu yüzden öncelikle vücudunuzun günlük alması gereken kaloriyi hesaplamalısınız ve günlük aldığınız besinlerin ortalama kalorilerini toplamalısınız. Kalori hesabının nasıl yapıldığına dair ve aldığınız besinlerin kalori miktarları hakkında Google‘da bir çok bilgi mevcut. Yani sonuç olarak ilk aşama da günlük almanız gereken kalorinin altında enerji alın. Şekerli, Tatlı Türü Yiyeceklerden Uzak Durun veya Azaltın Çünkü bu tür besinler vücudunuzda çok hızlı sindirilir ve sizi tekrar acıktırdığından yeniden ve yeniden besin almanıza ihtiyaç duydurur. Günlük su tüketiminizi arttırın. Gazlı içecekleri, meyve sularını asla tüketmeyin. Soda dahi içmeyin çünkü soda dediğimiz şey aslında bir maden suyu değildir ve soda da dahi şeker bulunmaktadır. Yani sıvı olarak sudan başka bir sıvı tüketmeyin. Tahıllı, arpalı, kepekli gıdalardan uzak durun. Tam buğday, yarım buğday, kepekli ne olursa olsun tahıllı gıdalardan uzak durun veya günlük normal yediğiniz miktarı mutlaka azaltın. Her şeyi Yasakladık, Peki Ne Yiyeceğiz? Yukarıda ki bilgilerimizi okuduysanız neredeyse her şeyi yasakladığımızı farketmişsinizdir. Peki vücudumuzun ihtiyacı olan karbonhidratları hangi besinlerden alacağız? Amacımız vücudunuzun ihtiyaç duyduğu enerjiyi yağlarınızdan almasıydı. Tüketmeniz gereken besinler ise günlük kalori ihtiyacınızı aşmadan baklagil türü, nohut, mercimek, bulgur, fasulye gibi bakliyat türü gıdalardır. Sebzeler ve bir kısım organik meyvelerde karbonhidrat ihtiyacınızı karşılar. İkinci Aşama Spor Beslenme mantığımızı anladıysak işin daha az önemli kısmı olan spora geçebiliriz. Beslenme önerilerimizi ilk anda uygulamakta zorlanabilirsiniz ama bunu günlere, haftalara, aylara yayarsanız vücudunuz düzenli bir beslenmeye alışmış olacaktır. Fakat biz bu önerilerle beslenirken vücudunuz güçsüz kalacak ve kas dokunuzu yeterince güçlendirmemiş olacaksınız. Bunu da spor ile dengeleyerek güçlü bir vücuda sahip olabilirsiniz. Çok Bilinen Yanlışlar Bu yazımızı okuyup işin mantığını çözdüyseniz en kısa sürede yağlarınızdan kurtulacaksınız demektir.
4547e905b35f
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2" ]
Ataköy'ün 2,3,4 ya da 5. kısımlarında oturuyorsanız, mümkünse bu haftasonu arabayla dışarı çıkmayın. Çıkacaksanız bu bölgeleri hızlıca terk edin. Yaya olarak çıkacaksanız da mümkünse kaldırımın ennn güvenli tarafından, yola fazla yaklaşmayarak yürüyün! Kedinizi, köpeğinizi lütfen yola fırlayacakları şekilde serbest bırakmayın. Arabalarınızı ise mümkünse kaldırıma park etmeyin, otoparkınıza sokun! Ha bir de, dikiz aynalarınızı içe kıvırın ki başına bir şey gelmesin. Zira ben bu haftasonu bu bölgelerde direksiyon çalışıyor olacağım!.. Ehliyet kursu sürecindeki anılarımı ve her türlü şaşkınlığımı bu ve bu yazımda anlatmıştım. Sınavlarıma girdim, hem test sınavını, hem de direksiyonu başarıyla geçtim. Ama ne var ki sınavdan sonra bir kez bile direksiyon başına geçmedim! Ta ki bu haftaya kadar! Annemin eski arabasının bana kaldığını yazmıştım önceden. Babamlar arabayı Bodrum'a götürecek, gidince orada kullanayım diye ama ben daha elimi bile sürmemişim! Eh, madem öyle, gitmeden önce biraz alıştırma yapayım dedim. .. Fren Nerede, Gaz Nerede, Nasıl Çalışıyor Bu Araba !?! .. Direksiyon derslerim genelde iyi geçmişti, sınavım da öyle. Öyle ki sınav sırasında çok rahattım, kuruldaki amcaları gezmeye çıkarmışım sanki. Böyle bir keyif, şeritler arasına kayar gibi gezinmeler, üst viteslere sorunsuz geçmeler, park etmeler falan... Son anda iki kere kere stop ettirmem dışında, bal kaymak. Sandım ki yine öyle olacak. Sanki arabam, "Oo hoşgeldin sahip, gel sana bir tur attırayım!" deyip beni kendiliğinden gezdirecek. Tabii ki hiç öyle olmadı! Değil rahat rahat gezmek, size yemin ediyorum, gaz pedalı nerede, fren nerede onu bile unutmuşum! Bu heyecan ve panikle geçtim direksiyonun başına. Önce arabayı mı çalıştıracağım, vitese mi takacağım, ayağım nerede duracak, hepsi fıs! Aa bir de el frenini indirmek lazımdı değil mi kalkmadan!.. Hepsi uçmuş kafamdan. Buyur buradan yak. Kullanmaya çalışırken de durum aynı. Yandan gelen arabalar üstüme çıkacakmış hissiyatındayım sürekli, o yüzden sağa yanaşıyorum kıyın kıyın, bu sefer anneme fenalıklar geliyor, park etmiş araçları çizeceğim diye. Nitekim çok kere çizmeme ramak kalmış. Hatta birinin aynasına giydirmişim ama farkında değilim. Neyse ki bir şey olmamış. Annem soruyor, "Sesi duymadın mı pat diye?!" Yoo duymadım, yoldaki kediye kilittim çünkü o anda, paşam karşıya geçecek mi, geçmeyecek mi diye! Bu arada yavaş gittiğim için arkamda arabalar birikiyor. Kimisi sabırsız, basıyor kornayı, ben de iyice panik olup stop ettiriyorum. İşin en beteri de çok lüks sınıfına giren arabalar. Onlar bende öcü görmüş hissi yaratıyor, aman diyorum yanaşmasınlar bana fazla! Bir yerlerine ucundan dokunduracağım diye aklım çıkıyor!.. .. Kamyon Şöförü Hamurum Depreşince .. Bu arada nasıl bıdı bıdı konuşuyorum, gelene geçene saydırıyorum sürerken. Önümden geçen amcalara, teyzelere, abilere, ablalara, uçan kuşa... "Seni koca dötlü senii, niye atladın önüme?!" diyorum, "Amca çekil, sana bi çarparsam elindeki damacanalarla havaya uçarsın!" diyorum... Bir başkasına, "Çabuk geç, alacağım bacaklarını altıma haa!" diyorum. Tabii onlar duymuyor, ben böyle stres atıyorum! Adam bilse benim ne acemi olduğumu, tabanları yağlayıp kaçacak zaten ama tabii bilmiyor garibim, saf saf, ceylan gibi sekiyor önümde... Annem, çok konuşursam kafamın dağılacağını söylüyor, "Yok ben böyle rahatlıyorum" diyorum, sonra o konuşunca "Dur, sus kafamı karıştırmaa!" diye çıkışıyorum. Klinik vakayım yani. Ama kimse şaşırmasın. Ben taa eski yazımda demiştim, kendimden kamyon şöförü sinyalleri alıyorum diye. Eh, hocasız ve kendi arabamla ilk çıkışlarım bunlar ve içimdeki hırtlık şimdiden sızıntı yapmaya başladı. Anladım ben, öyle kibarcık sürücü çıkmayacak benden. Tamam, elimde levyeyle inmem arabadan belki ama çenem de durmayacak belli oldu! Yarın yine çıkacağız annemle. Vallahi yazık ona. :) Bir de ben ani hareketler yapınca, yan tarafta bacağıyla "hayali" frene basıp durmuyor mu, işte buna çok gülüyorum! Bu süreçte benden daha çok yazacak şey çıkardı ama gidiyor araba, hazirana kadar binemeyeceğim. Ataköy halkı, yarından sonra siz derin nefes alabilirsiniz. Bodrumlular, siz ise şimdiden önlemlerinizi almaya başlayın isterseniz. Çünkü hem iki ay boyunca araba kullanmamış, hem de son derece acemi sıfatıyla yollarınızda fink atacağım! Hayır yani, en azından ben fren ve gazın yerini tekrar hatırlayana kadar... isterseniz pek dışarı çıkmayın!... Benden söylemesi... :)
fb75cea9708b
[ "fineweb2", "hplt2" ]
.. Kısır Yazı Tarifi .. Son birkaç gündür yazma kısırlığı yaşıyorum arkadaş! Başka bir rahatsızlıkla örneklendirecektim ama ayıp kaçmasın şimdi. Yani... Çıkmıyor bir türlü!... Kafamda - normalde gayet iyi kotaracağım - bir iki konu var mesela. Birini ele alıyorum, oturuyorum bilgisayarın başına, sağından giriyorum, solundan çıkıyorum, ı-ıh, yok! Tıkanıyorum. Hadi o zaman diyorum, daha eğlencelik olan diğer konuyu yazayım. Başlıyorum, iki satır, üç satır, bir paragraf, iki paragraf... Ama yine yok, komik desen komik değil, ilginç desen o da değil, böyle şekilsiz, ruhsuz bir şey!.. Bu sefer iyice bunalıyorum, tepem atıyor, amaan hadi be sen de deyip kalkıyorum ekranın başından. Ama planlayıp da yapamadığın şeyden dolayı gelip üstüne çöken gerginlik bastırıyor bu sefer. .. Atla Daldan Dala .. Şimdi, bu yazının konusu da farklı olacaktı aslında. Geçen hafta annemin kuçusu Karamel ile bizim yanaşma kız Faik'i kısırlaştırdık. Bununla ilgili yazma düşüncesiyle oturdum bilgisayar başına. Bu arada kısırlaştırma falan diye düşünürken de, "hay allah ben de iki gündür niye böyle bir yazamama kısırdöngüsüne girdim acaba?" diye hayıflanmaya başladım ve aa sonra bir baktım ki bu yazıyı yazıyorum!.. Şşt. Ses etmeyin. Bu ne dandik yazı demeyin. Öyle böyle akıyor en azından. İdare ediverin. .. Salona Transfer .. Bu arada bu kısılaştırma operasyonu nedeniyle ben bilgisayarımı, işi gücü salona taşıdım.. Neden? Faik hanımefendi rahat etsin diye... Ona birkaç adet yatak yaptım salonda, rahatça yatsın istedim ve dikişlerini paralamasın diye de en azından bir iki gün başında durayım dedim, böylece pılımı pırtımı toplayıp salona yerleştim. Ama tabii salon bu! Benim dinlenme mekanım. Bir metre yanımda canımın içi pofuduk kanepem, iki metre ötemde sevgili filmlerimi izleyebileceğim televizyonum... On santim dibimde de kumanda var üstelik! Ve ayrıca iki seksen uzanmış ve horuldayarak uyuyup keyif yapan iki tüylü yaratıkla birlikteyim! Sizce ne kadar uygun bir çalışma ortamı bu? Hal böyle olunca, sadece yazıları değil, tüm işi gücü miskince ertelediğimi fark ettim!... Öyle böyle derken, aa bir bakıyorum akşam olmuş... Bari minik bilgisayarı kucağıma alayım, kanepeye kurulup yazı yazayım diyorum, çayımı alıp çörekleniyorum keyifle. Sonrası malum. Ya bir türlü yazamama ya da daha kötüsü zzzt diye uyuklama. Buyur buradan yak. .. Hadi Bakayım Masaya .. Bugün de kanepeye kuruldum, hesapta kısırlaştırma yazısını yazacağım... Beş dakika geçmedi, baktım tatlı tatlı bir mayışıklık geliyor!.. "Amman Eylül" dedim, "çabuk kalk!.. Kalk kalk kalk hadii! Doğru masaya! Ne yazacaksan yaz ama masada yaz!.." Evet şu anda masadayım. Ve bu yazıyı çıkardım. Siz şimdi bunu hala okuyor musunuz, e okuyorsunuz işte. Kaçmamışsınız. Tamam o zaman, çok da batırmamışım demektir. Ha, illa bu yazının sonu dişe dokunur bir şeye bağlanacak ümidiyle beklediyseniz, affola. Öyle bir şey olmayacak. Ben bir-iki güne çalışma odama transfer olurum tekrar. Kafam da düzene girer inşallah. O zaman bu kafa kısırlığından da kurtulurum. Yalnız şunu da düşünmeden edemiyorum: Biz bu hayvancağızları kısırlaştırdık ya, ah mı etti bu zibidiler bize acaba? "Sen bizi kırptırdın, senin de beynin kısır kalsın e mi!!" dedilerse yandık! İşte o zaman vay halime!
cf07bca774a5
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Varikosel Nedir Varikosel Nedir Varikosel testislerdeki kanı boşaltan toplardamarların (venlerin) genişlemesi yani varisleşmesidir. Toplardamarların iç yüzeyinde kan dolaşımını düzenleyen kapakçıklar vardır, bu kapakçıklar işlevlerini yitirir ve kanı boşaltamazlar. Ergenliğin başlaması ile birlikte genelde erkek toplumun yaklaşık % 10-20’ sinde görülür. Kısırlık( infertilite) şikayeti olan erkeklerin ise yaklaşık % 40 ’ında varikosel mevcuttur. Önceden en az bir çocuğu olan ancak şimdi kısırlık şikayeti çeken erkeklerde ise bu oran % 80 ‘lerin üzerine çıkmaktadır. Varikosel her iki testiste de görülebilir. Ancak anatomik komşulukları dolayısı ile sol testiste görülme oranı % 85, sağ testiste görülme oranı ise % 15 civarındadır. Bir taraftaki varikosel genellikle diğer testisi de etkilemektedir. Varikosel’in Belirtileri Nelerdir? Varikosel genellikle hiçbir belirti vermez. Ancak bazen belirtiler görülebilir. Bunlar; 1.Testislerde ağrı 2.Testislerde küçülme 3.Testislerde dolgunluk hissi 4.İnfertilite (kısırlık) 5.Gözle görülebilen genişlemiş damarlar 6.Ele gelen genişlemiş damarlar Varikosel’in neden kısırlığa sebep olduğu konusunda henüz kesin bir bilgi yoktur. Ancak genişleyen damarların testislerde sebep olduğu ısı artışının sperm üretimini olumsuz etkilediği, genişleyen damarlarda biriken kanda anormal konsantrasyonlara ulaşan böbreküstü bezi ve renal ürünlerin sperm oluşumunu olumsuz etkilediği, yine bazı metabolik ürünlerin artması ve oksijenlenmenin azalmasının sperm üretimini olumsuz etkilediği gibi birtakım teoriler mevcuttur. Hastalar testislerinde fark ettikleri veya ayakta iken ellerine gelen genişlemiş damarlar sebebi ile doktora başvururlar. Doktorunuz muayene ile kolayca Varikosel tanısı koyabilir. Varikolsel tanısı için ultrason da kullanılacak tanı yöntemlerinden biridir. Doktorunuz eğer varikoseliniz varsa; 4 günlük cinsel perhizden sonra sperm tahlili spermiogram yapılmasını ister ve sperm sayısı, hareketliliği, şekilleri araştırılır. Hastaların yaklaşık yüzde70 inde sperm yoğunluğu ve hareketliliği azalmış, şekilleri bozulmuştur. Bu hastalarda yüksek oranda kısırlık görülür. Varikosel’in Tedavisi Nasıldır? Genel olarak tedavi yöntemi cerrahidir. Basit bir ameliyattır ve genellikle hastane de yatmayı gerektirmez. Ameliyattan 3 ay sonra sperm üretiminde düzelme başlar. Sperm tetkikinin tekrarının ameliyattan sonraki 3-6. ayda yapılması önerilir. Sperm üretimindeki düzelme ameliyat olan hastaların yaklaşık %70’ inde görülür. Ancak ameliyat geçiren hastaların ancak yarısında ilk 1-2 yıl içinde baba olabilmektedirler. Yazar: Dr. Bedri Ergun TOPSEVER Makale Tarihi: 12/09/2011
8411d33c4b7f
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
Yunan Mitolojisinde Otrioneus Otrioneus (uluslararası yazım; Othryoneus, Eski Yunanca; Ὀθpuoveύς), eski Yunan mitolojisinde ve İlyada'da, Truva Savaşı esnasında Truva Kralı Priam'ın "en güzel" kızı Kassandra'yı isteyen ve Kral'ın kabul etmesi üzerine savaşa katılan Truva müttefiklerinden biri. İlyada'nın 13. kitabında yer alan pasajda belirtildiğine göre Otrioneus Kabesos'luydu. Kabesos'un neresi olduğuna dair çeşitli kaynaklar arasında uzun tartışmalar meydana gelmiş, bazı kaynaklar Troad bölgesinde olduğunu ileri sürerken, bazıları Kabesos ismi ile Meriç Nehri batı kıyısında günümüz Ferecik (Feres) kasabası yakınlarındaki Kavissos antik sitinin isimleri arasındaki benzerliğe dikkat çekerek burası olabilkeceğini belirtmişlerdir. Otrioneus İlyada'da İdomeneus tarafından öldürülmüştür.
1d4f02fbfbb9
[ "c4", "fineweb2", "hplt2" ]
Filme Ait Diğer Bilgiler Hastaların şaşırtıcı şekilde hastaneye akın etmeleri, doktor ve hemşireleri hepsini tedavi etmek konusunda zor durumda bırakacaktır. Yaşanan yoğunluk karşısında hastane kaynaklarının tükenmesi çalışanları zor durumda bırakacaktır. Yaşanan bir salgın insanları hasta etmeye başlar kalp krizleri ve ani tranvalar yaşayan insanların mucizevi tıbbı imkanları kısıtlı doktorlara ihtiyaçları vardır. Dört yeni tıp öğrencisi Christa Lorenson, Malaya Pineda, Mario Savetti ve Angus Leighton ise inançlı bir şekilde insanlara yardım etme konusunda ısrarcıdır. Leanne ise sırdaşı yeteneklere sahip görülen üst düzey hemşiredir. Saniyeler ile yarışarak insanların ölümlerini engellemeye çalışan kahraman hemşire ve doktorları anlatan bir tıp dizisidir.
3341f7f09fdf
[ "fineweb2", "hplt2" ]
10 yılı aşkın bilgi ve sektör tecrübesiyle birikimlerini genç ve dinamik satış/pazarlama ekibiyle birlikte tamamen müşteri odaklı hizmet anlayışıyla promosyon, eşantiyon, hediyelik eşya ürünleri ile imalat - ithalat ve ihracat yapmaktadır. Promosyon, eşantiyon, hediyelik eşya sektöründe geniş bir satış/pazarlama ağı ile iç ve dış pazarlara hizmet vermektedir. Kurulduğu ilk günden bugüne hizmet ve ürün kalitesini daima ilk sırada tutmuş ve müşterilerine doğru ürünü zamanında ve en uygun fiyatla sunmak ilkesinden asla taviz vermemiştir. Tamamen müşteri odaklı bir hizmet anlayışını kendine ilke edinmiş olan firmamız bu doğrultuda promosyon sektöründe ilkelerinden taviz vermeden 10 yılı aşkın tecrübesiyle hizmet sunmaktadır. Ürünlerin çeşit zenginliği ile promosyon ürünleri seçimlerinde kolaylık sağlarken, bu çeşitlerini sık sık gözden geçirerek farklı ürünleri sektöre kazandırma gayretini bundan önce olduğu gibi gelecekte de sürdürmeye devam edecektir. Bugün hizmete ve kaliteye önem veren, sektörünün önde gelen firmaları promosyon ihtiyaçlarında bizi tercih etmekte ve önermektedirler.
32be902b1224
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
Aracımın 2 gün içinde 10000 km bitirip tüp bakımı yapılacak.BRC marka tüp taktırmıştım araca geçen arkadaşın arabası ile gittik aynı firmaya katkı maddesi filan katıyorlar 2 adet ve filtreyi değiştiriyorlar 110 TL civarında para alıyorlar.Bunu yaptırmaz isen garanti kapsamından çıkıyormuş lpg sistemi.Sizce bu verilen paraya değer mi.Yada sadece filtreyi değiştirsek yeterli olurmu. Bide bu katılan katkı maddeleri ne kadar etkili sizce? Katkı maddesini ilk defa duyuyorum.Ben de atiker var.10000 bakımını geçenlerde yaptırdım.Sadece filtreleri değiştirdiler 30TL verdim.Servisiniz bence o katkı maddesini satmak için garanti biter hikayesi uyduruyor.BRC nin merkeziyle görüşmenizi tavsiye ederim. Aşağıdaki linkte sizle aynı sorunu yaşayan BRC kullanıcıları ve BRC yetkilisinin yazışmalarını bi inceleyin.
0bd0646e74cc
[ "culturax", "hplt2" ]
Şu an Hastalıklar kategorisindeki Spinal Kord Yaralanması isimli konuyu okuyorsunuz. UYARI: Kullanıcıların Profil Bilgileri Misafirlere Kapatılmıştır. Görmek için KAYIT Spinal Kord Yaralanması Omurilik bilindiği gibi vücut ve beyin arasında uyarı taşıyan sinir demetidir. Akut spinal kord yaralanması yada omurilik yaralanması omurilikte bir çürük kısmi yırtık yada tam yırtık olması nedeni ile travmatik bir yaralanma nedeni ile meydan gelir. Omurilik yaralanmaları çoğu durumda çocuk ve yetişkinlerde kalıcı sakatlık ve ölümün ortak nedenidir. Her yıl bir çok kişi gerek trafik kazaları gerek iş kazaları yada diğer nedenlerden ötürü felç kalıyor ve bir çok kişi de hayatını kaybediyor. Vakaların çoğunu 16-30 yaş arası gençler ve bu kurbanlar arasında da büyük çoğunluğu erkekler oluşturmaktadır. NEDENLERİ NELERDİR? Omurilik yaralanmalarının birçok nedeni vardır. Yaralanmaların büyük çoğunluğu, omurga veya boyun bölgesi büküldüğü yada sıkıştırıldığında meydana gelir. Diğer nedenler arasında; Doğum yaralanmaları Motorlu araç kazaları (otomobil, motosiklet ve yaya olarak çarpması) Spor yaralanmaları Dalış kazaları Trambolin kazaları Şiddet (ateşli silah ya da bıçak yarası) Omurilik üzerinde bir apse oluşması BELİRTİLERİ NELERDİR? Travmatik bir olaydan sonra, bir kişide meydana gelen belirtiler olayın şiddeti konumuna göre değişir. Özellikle de yaralanmanın yeri, beliritlerin ciddiyeti hakkında fikir verecektir. Örneğin, servikal (boyun bölgesinde) zarar bir yölgede meydana gelen bir hasar dört uzuvda (kol ve bacak) kas fonksiyonu ya da güç kaybına neden olabilir. Bu tetrapleji olarak da adlandırılır. Bu tip yaralanmalar çoğu zaman göğüs kaslarını da zayıflattığı için mekanik solunum desteği gerektirir. Bacaklarda ve alt vücutta felç ve fonksiyon kaybına neden olan omuriliğin alt kısmındaki bir yaralanma ise parapleji olarak isimlendirilir. Omuriliğe gelen zararın ölçüsü yaralanmanın tam veya eksik olup olmadığını belirler. Tam bir yaralanmada kişide herhangi bir hareket veya duygu olmadığı anlamına gelir. Tamamlanmamış bir yaralanmada ise hisler ve hareketler hala bir ölçüde vardır. Başlangıçtaki bir omurilik yaralanmasında, hasta kas hareketleri, refleks ve duyularda azalma ve kayıplara yol açan spinal şok yaşarlar. Bu belirtilerin yanı sıra yaralanma yerinde şişlikler oluşabilir. Genellikle üst seviyedeki bir omurilik yaralanması çok ciddi belirtiler verir. Örneğin boyundaki bir yaralanma yani omurga sütunundaki ilk ve ikinci omur ve 3. 4. 5. omurlardaki yaralanmalar solunum kaslarını etkiler ve nefes alınabilmesini imkansız hale getirir. Daha düşük bir yaralanma, yani lumbar omurlarındaki bir yaralanma ise mesane, bacak ve bağırsaklardaki sinir ve kas kontrolünü etkiler. Aşağıda akut omurilik yaralanmalarının en sık görülen belirtileri ele alınmıştır; Kas zayıflığı Göğüs, kol veya bacaklardaki istemli kas hareketlerinin kaybı, Solunum sorunları Göğüs, kol veya bacaklarda duygu kaybı, Bağırsak ve mesane fonksiyonunda kayıplar Akut omurilik yaralanmaları belirtileri bazı hastalıkların belirtilerine benzeyebilir. Her zaman doğru bir tanı için doktorunuza danışın. NASIL TEŞHİS EDİLİR? Omurilik yaralanmaları hemen kaza yada yaralanma sonrası anlaşılamayabilir. Yaralanmanın tam ölçüsü ancak kapsamlı bir tıbbi değerlendirme ve tanı testleri ile ortaya konabilir. Akut omurilik yaralanması acil tıbbi bir durum olduğundan şüphe olması durumunda her zaman, acil tıbbi müdahale kesinlikle gereklidir. Tanı fizik muayene ve tanı testleri ile yapılır. Tanısal testler şunları içerebilir: Kan testleri X-ray filmi- film üzerine iç doku, kemik ve organların görüntülerini oluşturan ve görünmez elektromanyetik enerji ışınları kullanan bir tanı testi. Bilgisayarlı tomografi Vücudun kesitsel görüntülerini resmetmek için x-ışınları ve bilgisayar teknolojisini bir arada kullanan bir tanısal görüntüleme yöntemidir. Bu test kemik, kas, yağ ve organlar da dahil olmak üzere vücudun herhangi bir bölümünün ayrıntılarını gösterebilir. Elektroansefalogram (EEG) kafa derisine bağlı elektrotlar vasıtasıyla sürekli olarak beynin elektriksel aktivitelerini kaydeden bir işlem., Manyetik rezonans görüntüleme (MRG) vücut içindeki organ ve yapıların ayrıntılı görüntülerini üreten büyük mıknatıslar, frekansları ve bilgisayar teknolojisini bir arada kullanan bir tanı yöntemidir. TEDAVİ NASIL YAPILIR? Akut omurilik yaralanması için spesifik tedavi doktorunuz tarafından belirlenecektir. Omurilik yaralanmaları acil tıbbi müdahale gerektirir. Öncelikle hastanın hareket etmesini önlemek için hastanın boyun ve baş bölgesine sabitleyici kullanılması sağlanır. Yaralanma geçiren kişi kaza sonrası korkmuş olabilir. Günümüzde ezilmiş yada hasar görmüş omurganın tedavi yolu yoktur. Fakat omurilik yaralanmasının derecesine göre hafif, orta ve ölümcül olabilir. Cerrahi operasyon, yaralı kordonu değerlendirmek, kırık geri kemikleri sabitlemek yada kaza bölgesinin baskıdan kurtarma nedeni ile gerekli olabilir. Tedavi, diğer yaralanmaların varlığı ve koşulların derecesine bağlı olarak kişiselleştirilebilir. Tedavi şunları içerebilir: Yoğun bakım ünitesinde tıbbi bakım ve gözlem Kortikosteroidler gibi ilaçlar (omurilik şişmesini azaltmak için) Mekanik ventilatör, bir solunum makinesi (hastanın nefes almasına yardımcı olmak için) Mesane kateteri bir toplama torbası içine idrarı boşaltmaya yardımcı olan mesane içine yerleştirilen bir tüp Besleme borusu (mide burun yoluyla ya da karın içinden doğrudan mide içine yerleştirilen boru. Bu boru hastanın beslenmesine yardımcı olur. Omurilik yaralanmaları genelde uzun süre hastanede tedavi ve bakım gerektirir. Terapist, hemşire ve fizik tedavi uzmanlarının da aralarında yer aldığı bir kadro gerektirir. Bu kadronun görevi ağrıyı kontrol edebilmek, kalp fonksiyonlarını izlemek, tansiyonu takip etmek, vücut sıcaklığını takip etmek, beslenme konusunda yardımcı olmak, boşaltım ve sindirim artıklarının kontrolünü sağlamak ve istemsiz kas hareketlerini kontrol altında tutmaktır. Yanı sıra kas kaybı ve harekete yardımcı olmak için rehabilitasyon hizmetleri de gereklidir. Omurilik yaralanmalarının bazıları yatak yaraları ve pnomoni gibi farklı komplikasyonlara yol açabilir.
00647a500907
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Türkiye Kamu-Sen İzmir İl Temsilcisi Ahmet Doğruyol, yayımladığı mesajda, sözde soykırım iftiralarında, Ermenistan'ın avukatlığına soyunan, Ermenistan'a her türlü desteği veren, Ermenistan'a 'sen kenarda dur biz sizin adınıza Türkiye'yi sıkıştırmak için her türlü girişimde bulunuruz' şeklinde davranan batılı ülkelerin tavrına paralel bir tavır olduğunu ileri sürdü. Ahmet Doğruyol, "Batılı ülkeler, önce kendi kirli tarihlerini gözden geçirsinler. Afrika'da, Avrupa'nın göbeğinde, Balkanlar'da yaşanan gerçek anlamdaki soykırım hareketlerine seyirci kalanlar, sözde Ermeni soykırım iddialarına ve yalanlarına destek vermeleri bunun en açık göstergesidir. Ermeniler, tarih boyunca hakimiyeti altında yaşadıkları devletlere ihanetlerinden dolayı bir çok kez buna benzer göç hareketlerine tabi tutulmuşlardır. Sasaniler 379'larda 70 bin Ermeni'yi İran'a, Bizanslılar 1025'lerde Doğu Anadolu'daki 40 bin Ermeni'yi Sivas ve Kayseri'ye, Memluklar 1250'lerde 10 bin kadar Ermeni'yi Mısır'a, 1743'de İranlılar 24 bin Ermeni'yi İran içlerine ve 1777'de Kırım'ı işgal eden Ruslar, bölgedeki binlerce Ermeni'yi steplere zorunlu göçe tabi tutmuştur. Tarih boyunca sayısız göç ve sürgün olayına maruz kalan Ermeniler, bunların hiç birini gündeme getirmemekte, sadece 1915'te Osmanlı devleti tarafından son derece haklı gerekçelerle yer değiştirmeye tabi tutulmalarını sözde soykırım adı ile sorun haline getirmeye çalışmaktadırlar." diye ifade etti. Ermenilerin, yüzyıllar boyunca Osmanlı'nın himayesinde güven ve huzur ortamında yaşadığını aktaran Doğruyol, şöyle devam etti: "1877-1878 Türk-Rus Savaşı'ndan sonra güçsüz kalan Osmanlı Devleti'ne karşı Ruslarla işbirliği yapan, ardından kurulan Ermeni terör örgütleri ile Anadolu'nun çeşitli şehirlerinde Osmanlı Devleti'ne karşı isyana başlayan Ermeniler, Osmanlı'nın Birinci Dünya Savaşı'na girmesini fırsat bilerek, gönüllü alaylar kurarak Rus saflarına katılan Ermeniler, Rus işgal kuvvetleriyle birlikte Doğu Anadolu'da ve Anadolu'nun çeşitli bölgelerinde isyanlar çıkartıp, Osmanlı kuvvetlerini arkadan vuran Ermeniler, Osmanlı'nın birkaç cephede savaşmasıyla boş kalan Anadolu'da sivil Türk halkına karşı sayısız katliam yapan Ermeniler, Van'da isyan başlatarak Türkleri zorda bırakan, Kurtuluş Savaşı'nda Fransızlarla işbirliği yaparak Türkleri sırtından vuran yine Ermeniler, zor döneminde sırtından vurulan Osmanlı Devleti, 27 Mayıs 1915 tarihinde Rus cephesindeki Ermenilerin güneye göç ettirilmesi kararını almıştır. Ortada bir soykırım yoktur. Ermenilerin asıl amacı toprak talebi. Ermeniler, sözde Ermeni soykırım iddiaları vasıtasıyla önce meselenin tanınmasını, daha sonra soykırım olarak kabul edilmesini, bu yolla Türkiye'den tazminat ve toprak talebinde bulunmak istemektedir. Türkiye'nin kimseye verecek bir karış toprağı ve tazminatı yoktur. Türk milleti şerefli bir tarihe sahiptir. Hiç kimseye verilecek bir hesabı, hiç kimseden dilenecek bir özrü yoktur. Ecdadımızın acılarına ortak olmayanlardan Türk milleti adına hiç kimse özür dileyemez. Çanakkale'de, Doğu Anadolu'da, Irak'ta, Suriye'de bu vatan için canlarını veren aziz şehitlerimizin torunları olarak, onların incitilmesine asla müsaade etmeyeceğiz. Başta Cumhurbaşkanlığı ve Türkiye Büyük Millet Meclisi olmak üzere milleti temsil eden makamları, Türk milletinin hukukunu savunmaya, milletimizin şerefine halel getirecek adımların atılmaması için gerekli tavrı ortaya koymaya davet ediyoruz."
4e84f61ab365
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2" ]
Kırsal kesim okulların ana sınıflarının yenilenmesi amacımız kapsamında; Çobankaya İlköğretim Okulu Anasınıfının yenilenmesi gerekmektedir. Mevcut sınıfta bulunan eski ev halıları, kapaksız dolaplar, eski masa sandalyeler olması ve çocukların gelişimine yönelik hiç bir materyal bulunmaması, mikroplu elverişsiz ortamda çocukların bulunması çok sayıda soruna neden olmakta ve eğitimi olanaksız kılmaktadır, Yeni temiz halılar, perde masa ve eğitim oyuncak materyalleri yani gerçek bir eğitim sınıf ortamına ivedi ihtiyaç vardır. Okul Öncesi eğitimde köy çocuklarımızın okula hevesle gelmelerini sağlayarak, teknolojiden yararlanarak ve sağlıklı ortamlar oluşturarak çocuklarımıza daha kaliteli eğitim sunulması için dolaplar, masa ve sandalyeler, projeksiyon, bilgisayar, kukla ve oyun setleri, 4 lü oturma grubu gibi temel anasınıfı malzemeleri gerekmektedir yaklaşık 10 000 Tl tutarındaki bu ihtiyaçlara destek olmak istiyorsanız bizimle irtibata geçebilirsiniz Bağışçılarımız ve ilgilenen tüm vatandaşlarımızın ilgi ve bilgisine
527c9dc46da9
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Sihirli Eller Mengen’de Aşçılık Okulu Öğrencileri ile Buluştu. Bolu Bağışçılar Vakfı ve AİBÜ Mengen Meslek Yüksek Okulu ortaklığı ile 8 Mart kadınlar günü etkinlikleri kapsamında düzenlenen "Mutfakta Sihirli Eller; Kadın Girişimciler " programı kapsamında; Gastronomi, Mutfak sanatları ve İşletmecilik alanında uzman isimler Bolu Mengen’de ağırlandı. AİBÜ Rektörü Hayri ÇOŞKUN, Bolu Belediyesi Başkan yardımcısı Emine DAVARCIOĞLU, Mengen Belediye Başkanı Turhan BULUT ve eşleri, Bolu Bağışçılar Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Erdal YILDIRIM ve eşleri, BBV Genel Sekreteri Öznur Akkaya, Mengen Meslek Yüksek Okulu Müdürü Nihal DOĞAN, Gastronomi bölümü / Yüksek okul bölümü öğretim üyeleri ve öğrencilerinin hazır bulunduğu programda; Sofra dergisi genel yayın yönetmeni Esra Düzdağ, yemek stilisti şef Şefika Günyel, Yemek yazarı işletmeci şef Özlem Mekik, Sunucu Yemek yazarı Elif Korkmazel, Şef Zeynep Pınar Taşdemir öğrencilerle başarı hikayelerini paylaştılar. Mütevazilikleri ve gerçek yaşam örnekleriyle öğrencilerden ve katılımcılardan büyük alkış alan sektörün lider kadın temsilcileri öğrencilere “ Mutfağın kalbi Mengen’de çok güzide bir okulun öğrencilerisiniz öncelikle bunun kıymetini bilin, öncelikle hedef belirleyin, evet dünya mutfağı da önemli ama sizler önce Türk- Osmanlı mutfağına hakim olun, kendi mutfağınızı ve kültürünüzü öncelikle iyi tanıyın, unutmayın ki mezun olduğunuzda hiçbir şey dört dörtlük önünüze sunulmayacak, karşılaştığınız sorunlarda kararlı ve emin adım adımlarla ilerleyin” dediler. Panel sonrası Şefika GÜNYEL’in şefliğinde protokole ve katılımcılara uygulamalı pastacılık gerçekleşirken, Öğrenciler mutfakta sektörün kadın liderleriyle birebir sohbet etme ve sorular sorma imkanı buldu. Etkinlik programı Öğr. Gör. Zühal Özdemir’in, öğrencileriyle birlikte Mengen yöresine ait hazırladıkları birbirinden güzel yemeklerin konuklarımıza ikram edilmesiyle son buldu.
5c035429e33b
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2" ]
Dr.Erşan ÖN kimdir? 1986 Kırklareli doğumlu olan Dr. Erşan ÖN, GATA Tıp Fakültesinden 2010 yılında mezun oldu. 2010-2012 yıllarında Bolu'da mecburi hizmetini yaptı. 2012 yılında GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Dermatoloji Kliniğinde ihtisas eğitimine başladı. Genel Dermatoloji, Kozmetik ve Estetik Dermatoloji, Dermatolojik Cerrahi alanlarında pek çok eğitim, seminer ve kongreye katılmış olup yayınlanmış bildirileri mevcuttur. Halen çalışmalarına devam etmektedir. Kozmetik Dermatoloji ve Dermatolojik Cerrahi Kozmetik ve estetik uygulamalara günümüzde talep giderek artmaktadır. Yapılan uygulamalara hergün yenileri eklenmektedir. Bütün bu gelişmeler doğası gereği sektörü dev bir ticari alan haline gelmesine yol açmıştır. Son zamanlarda gerek medyadan gerek çevremizden yetkisi olmayan doktorların, sağlık memurlarının estetisyenlerin, sözüm ona güzellik uzmanlarının, ev hanımlarının vs.... kozmetik dermatoloji uygulamalarını yapmaya çalışırken ortaya çıkan kötü sonuçlara şahit oluyoruz. Bu yüzden konumuza geçmeden önce bu tarz bir uygulama yapmadan önce yaptıracağınız kişinin mutlaka Dermatolog olup olmadığını sorgulayınız. Üç beş kuruş eksik maliyet için sağlığınızı ve sahip olduğunuz güzelliğinizi riske atmayınız. Siz gerçekçi beklentiler içerisinde Dermatologunuza danışın, o zaten size en uygun yolları sunacaktır. PRP (Platelet rich plasma) Kişinin kendisinden alınan kanın, özel işlemlerden geçirilerek hücrelere ayrıldıktan sonra deriye uygulanması yöntemidir. Tamamen kişinin kendi hücreleri kullanıldığı için allerjik reaksiyon veya yan etki riski oldukça düşüktür. Tedavi aralıkları 2-3 haftada bir, ihtiyaca göre 4-6 seans uygulanabilir. Tedavinin etkinliği 1. Haftanın sonunda hissedilir. Seanslar ilerledikçe çok daha iyi sonuçlar elde edilebilir. Avantajları nelerdir? * Uzun etkilidir. * Deriyi en doğal biçimde yeniden canlandırır, yapılandırır. * Kolay ve güvenli biçimde uygulanır. * Sadece yeni kolajen oluşumu değil, derinin tüm yaşamsal işlevlerini destekler. * Kırışıklıkları ve çizgileri deriyi ‘’doldurarak’’ değil ‘’gençleştirerek ‘’ giderir. * İlk uygulamadan sonrası sağlanan parlak sağlıklı görünüm bir süre sonra hafifçe gerileyebilir, bunun için ardışık uygulamalar yapılmalı ve gençleştirici etkinin yığılması sağlanmalıdır. * Uygulamadan birkaç saat sonrasında sosyal yaşantınıza kaldığınız yerden devam edebilirsiniz. Hangi durumlarda uygulanabilir? Cildin canlı ve daha sağlıklı bir görünüm kazandırılması İnce kırışıklıkların ve sarkmaların giderilmesi (Antiaging) Saç dökülmesinin önlenmesi Leke tedavileri Sivilce izlerinin giderilmesi Nasıl uygulanır? PRP için yaklaşık 1 tüp kan alındıktan sonra uygulama yapılacak alana anestezik etkili krem sürülür. Yaklaşık 30 dk. Bekletildikten sonra hazırlanmış olan PRP, dermatolog veya plastik cerrahi uzmanının uygun gördüğü şekilde; roller uygulamasıyla, enjeksiyonla veya lazer uygulamaları sonrasında bölgeye uygulanır. İşlemden birkaç saat sonrasında cildinizde hafif bir kızarıklık haricinde dışarıdan farkedilecek değişiklik olmaz. Sosyal yaşantınıza kaldığınız yerden devam edebilirsiniz. Botox nedir? Botox, clostridium botulinum adı verilen bakterinin salgıladığı toksindir. Estetik alanında bazı endikasyonlarda FDA onaylı bir tedavi yöntemidir. Günümüde mimik kaslarının oluşturduğu kırışıklıkların giderilmesi, terleme tedavisi, şaşılık ve migren tedavisi gibi pek çok alanda kullanım bulmaktadır. Botox’u kimler uygulayabilir? Estetik amaçlı botox uygulamalarını Dermatoloji ve Plastik Cerrahi uzmanları legal olarak uygulamaktadır. Maalesef ülkemizde pekçok alanda olduğu gibi Estetik ve Kozmetik alanında da konusunun uzmanı olmayan hekimler, yardımcı sağlık personelleri, hemşireler hatta hiçbir tıbbi eğitim almamış bilinçsiz kişilerce uygulandığına tanıklık etmekteyiz. Bu konuda çok dikkatli olmanızı öneririz. Botox nasıl etki eder? Etki mekanizması enjekte edildiği kasın çalışmasını önleyerek sağlar. Botoks özellikle mimik kaslarının etkisiyle oluşan ve dinamik kırışıklıklar olarak adlandırdığımız kalıcı çizgileri ortadan kaldırmak için kullanılan güvenli ve çoğu zaman en etkili yöntemdir. Botoxun etki süresi nedir? Etki süresi üzerinde temel olarak 4 faktör etkilidir. Bunlar; 1) Ürünün korunma şekli: Ürün soğuk zinciri aksatmadan transfer edilmelidir. Sulandırılmadan -20 C altında, sulandırıldıktan sonrada +4 C muhafaza edilmeli, tercihen sulandırıldıktan hemen sonra enjekte edilmelidir. 2) Kişisel özellikler: Vücut yabancı bir madde olarak algıladığı Botox’a karşı doğal olarak antikor geliştirir. Bu antikorun miktarı kişiden kişiye belirgin değişiklikler gösterir. Antikor miktarı Botox’un yıkım hızını etkileyerek etki süresinide etkiler 3) Kullanılan ürün miktarı: Kullanılan ürünün miktarı arttıkça etki süresi uzamaktadır. İş veya sosyal yaşantı nedeniyle mimik hareketlerini tamamen kaybeymemek isteyen kişiler bu uygulamayı daha düşük dozlarda ancak daha sık aralıklarla tekrarlatmalıdır. 4) Uygulama bölgesi: Uygulanan bölgedeki kas gücünün ve kullanım sıklığının artması, etki süresini kısaltır. Bu tarz durumlarda (çoğunlukla erkek hastalarda) daha yüksek ünitelerde uygulama yapılması gerebilir. Bu faktörlere göre değişebilmekle birlikte ortalama süre 4-6 ay civarıdır. Dolgu nedir? Yaş, yer çekimi, elastikiyet kaybı, mimik hareketleri ile yüzümüzde bir takım kırışıklıklar ve istenmeyen çizgiler oluşur. Bu çizgilerden kurtulmak için son yıllarda çeşitlilik kazanan dolgu maddelerini kullanmaktayız. Dolgu Maddeleri Nerelerde Kullanılır? Gözaltı morlukları ve çukurlarnın giderilmesi Burun kenarından aşağı inen çizgiler (Nazolabial Çizgiler) Dudak dolgunlaştırılması Dudaklar etrafındaki çizgiler Göz çevresindeki kırışıklıklar Alındaki çizgiler Akne izleri Kaza veya travma sonucu oluşan deformiteler Yanak ve elmacık kemiği dolgunlaştırmak Burun estetiği Dolgu maddeleri nelerdir? Estetik dolgu maddeleri kalıcılık sürelerine göre de sınıflandırılmaktadır. · Kalıcı olmayan dolgu maddeleri (Hyaluronik asit) · Yarı kalıcı dolgu maddeleri (Kalsiyum hidroksiapatit…) · Kalıcı dolgu maddeleri (Sığır kollajeni vs…) Dolgunun kalıcığı ne kadardır? Kullanılan maddenin özelliğine göre hyalüronik asit içeren preparatlarda 6-18 ay, Poly L Laktik asit içeren uygulamalarda 1-2 sene, Hidroksi apatit içeren preparatlarda 3 yıl, kalıcı dolgularda ise ömür boyu devam eder. Dolgu madde uygulamaları ne kadar sürer? Ortalama 15-30 dakika sürer. Uygulama sırasında ağrı olur mu? Kişiyi rahatsız edecek bir ağrı oluşmaz. İsteğe bağlı olarak krem veya enjeksiyon ile lokal anestezi sağlanabilir. Yüzde rahatsızlık veren bir durum oluşur mu? İşe gitmeye engel bir durum olur mu? Sosyal hayatımı etkilermi? Dolgu Maddelerinin Fiyatları Neye Göre Değişmektedir? Dolgu fiyatları kullanılan dolgu maddesinin türüne, markasına, süresine, kaç adet kullanılacağına ve uygulama yapılan yerine göre değişmektedir. Bazen bir dolgu yetebileceği gibi durumunuza göre daha çok sayıda dolgu maddesine ihtiyaç olabilir. Bu durumda fiyat ücret değişecektir. Bunun için muayene olmanız gerekmektedir. Birçok vitamin, mineral ve aminoasıtlerin özel miktarlarda karıstırılarak özel iğneler aracılığı ile sorunlu bolgelere uygulanmasıdır. Uygulama aralıklar halinde 8-10 seans olarak yapılır. Kullanım alanları: -Saç dökülmesini (şiddetli olgularda PRP ile kombine kullanılabilmektedir) -Bölgesel zayıflama -Leke tedavisi -Kalıcı nemlendirme ve cilt gençleştirme (Gençlik aşısı) Enjeksiyon lipoliz Ciltaltı yağ dokusuna, özel karışımlar enjekte edilerek yağ hücrelerinin azaltılması yöntemidir. Bir zayıflama yönteminden çok, şekillendirme yöntemidir. Baş, boyun,karın ön duvarı, bel, bacak, diz yanları gibi pek çok vücut bölgesinin şekillendirilmesinde cerrahi bir operasyona göre çok daha az ağrılı, etkili ve güvenilir bir yöntemdir. Kimyasal Peeling Ciltteki lekelerin, izlerin (akne skarları ve diğerleri), ince çizgilerin yok edilmesi, cildin donuk ve matlığının giderilip cildin tazelenmesi, yumuşatılması, istenirse cildin renginin açılması ve anti-ageing amaçla cildin üst tabakasının bir takım kimyasal maddeler ile soyulmasıdır. Canlı, lekesiz, çizgisiz bir cilt için ameliyat ve bakım kremleri kullanmadan yarım saatlik bir uygulama ile lekesiz ve canlı bir cilde kavuşabilirsiniz. Aynı zamanda kırışıklıklarınızdan kurtulabilir veya azaltabilirsiniz Saç ekimi: Fue tekniği: Mikromotor ile kıllar etrafındaki destek doku ile birlikte, folliküle hiçbir zarar vermeden tek tek çıkarılmaktadır. Her bir foliküler ünite 1-4 saç ve kökünü içerir. Bu işlemden önce folikül çıkarılacak bölgedeki saçlar 1-2 mm kalacak şekilde traşlanır. Hem verici, hem de fue saç ekimi yapılacak alıcı alanda lokal anestezi uygulandıktan sonra alınan tek tek foliküler kanal açılmış olan saçsız alana transplante edilir. FUT tekniği: Her iki kulak arkası saçlı deri bölgesinden bir deri adacığı cerrahi olarak çıkartılarak mikroskop yardımı ile folliküllerin dış ortamda ayrıştırıldığı tekniktir. Donör alan cerrahi olarak dikiş ile kapatıldığı için operasyon sonrasında çizgi şeklinde skar dokusu kalabilmektedir. Tüm soru ve merak ettikleriniz için iletişim adresim: 0535 373 43 11 Ersanon@gmail.com
4f79f1efd3c6
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
Aslında hiç okumasak da olur fakat şiirinizde* patika görünümlü majör yollar var. Üzerindeki çalı çırpı irili ufaklı taşlar sizi minör bir aldanışa sürüklemesin. Bu yollardan biri de, daha doğrusu bu anayollardan biri de İsmail Kılıçarslan’ın yürüdüğü yoldur. Neoepik diye de adlandırılan bu yolun sakıncalarını geçtiğimiz yıllarda ara ara belirtmiş idik. İslamcı şiirde son yıllarda büyük bir buhran yaşanıyor. Neoepik cereyanı ise bu buhranın semptomlarının gözlendiği açık bir alan. Semptom demeyelim, daha çok bir “paçadan akma” söz konusudur. Yine dayanamadım evet, ciddi başladığım bir yazıyı daha espri ve küfürlerle berbat etmek üzereyim. Kılıçarslan’ın Profil Yayınları’ndan çıkan Gelecek ve Diğer Meseleler (2014) adlı kitabı üzerinden mezkûr sıkıntının psikanalitiğini yapmaya çalışacağız. İslamcı gençlik, liderlerinin altında çok ezildi. Erbakan, Aliya İzzetbegoviç, Şeyh Şamil, Kara Murat, Ulubatlı Hasan, Malcolm X, Humeyni ve Minyeli Abdullah İslamcı gençliği ezen kahramanlar. Her ideoloji, üyelerini kendi kahramanları altında ezdirir evet, fakat durum İslamcı şiire denettirildiğinde, bu piyasada şair personasına aynı zamanda fikir adamlığı da eklendiği için, şair bireyler büyük bir kastrasyona uğruyorlar. Şair persona bu ezikliği, poz keserek durdurmaya çalışıyor. Kılıçarslan şiirinde bu poz yer yer kendini tekrara, amaçsızlığa ve savrukluğa bırakıyor. Devrim kelimesi geçiyor mesela şiirlerinde, şu şekilde: devrim olabilir mesela coğrafyası pek de fark etmez sonuçta, iranda da olabilir kübada da bosnada da (s.26) devrim için bir yol bulmalıyız, bir yol bulmalıyız saçlarına (s.51) saçlarını taramanın başka bir yolu varsa anla ki biz, yaparız bu devrimi (s.52) Devrimin coğrafyası fark etmez. Devrim kelimesini şiirimizde geçirelim, o da eksik kalmasın da gerisini düşünürüz, ya da okur düşünür. Mesela Rojava devrimi bizi hiç ilgilendirmez, olsun da, Kürtler akdenize ulaşsın falan filan. İlgilendirmezse niye Yenişafak kısırlaştırılmış kedi gibi PYD aleyhine haberler yapıyor. Demek ki coğrafyanın önemi birazcık var. İkinci şiirde ise devrim ve saçlar arasında bir bağlantı kurulmuş. Ben buradan bu devrimin bir seks devrimi olduğunu algılıyorum. Burada gizli bir Fransa 68 var gibi. Başka türlü bir şey anlaşılıyor mu? Burada seküler bir devrimden bahsediliyor. Persona, saçlara uzanmak için, algının altüst edilmesini bekliyor. Ya da az evvel yazdığımız gibi, aslında hiçbir şeyden bahsedilmiyor. Gevezelik ediliyor, sayfa dolduruluyor… Kılıçarslan’ın yazdıklarına şiir diyebilmemiz yaptığı sanatla mümkün. Yaptığı tek sanat ise bazı şiirlerde tekrara başvurması. Bu kadar. Mecaz yok, mübalağa yok, duygu yok, yaratım sancısı yok. Sadece tekrar var. Tekrar sanatını kullana kullana bu sanatta ustalaşmış. İlerlemiş. Çığır açmış. Çığır nedir bilir misin? Çığın kar üzerinde açtığı ize çığır deniyor. Bir nevi patika. Bizi şiire götüren alternatif yol. Sıkı şiirin keçi yolu, falan filan. Kılıçarslan’ın kült karşısında ezikliği daha çok kendini öldürdüğü mısralarda görülür. Buralarda, öldürülen Alevilerin, Kürtlerin yerine kendi bedenini koyma cesaretini gösterecektir falan filan. Bakalım: ölüyoruz, hâlbuki biliyoruz: ölmeye yanaşmayan şairler güzelleştiriyor ölümü (s.32) yerde yatan cesedimmiş: kız kulesini görünce değil polis uyarınca anladım (s.33) ne zaman öldüğümü tam olarak biliyorum fakat (s.76) Ölümü işlemiyor Kılıçarslan, ölüsünü işliyor. Hani Turgut Uyar o şiirde der ya: !tam üç gün sırtüstü yattım/ ölmeyi düşündüm/ ölümü değil ölmeyi.’ İşte burada da Kılıçarslan tam da Turgut Uyar’ınkine benzer bir eziklik içinde. Enis Akın son yazısında Uyar’ın aktif örgütsüzlüğünün ezikliğini şiirlerinde belirttiğini yazmıştı. Kılıçarslan ise mevcut iktidara tam olarak duhul eyleyemeyişinin ezikliğini taşımaktadır. Falan Filan. İslamcı gençlik aynı zamanda işleyemediği günahların altında da çok eziliyor gibime geldi. bakalım: ayıptır çünkü kamusal alanda tehlikeli uyruklarımızla, ayıptır kızların gözleri ve gizleri (s.13) son ve etkili bakışlarımızı hani kızların aklını başından alan kısık sesimizi (s.15) kırmızılı kızlara kaçamak bakışlardan (s.16) bir gün her şey şiire dönüşecek, herkes değil ama bir kız göreceğiz, ödenmemiş bir borç, bir şişe içilmemiş bezginlik (s.31) dolar işaretlerinden, kasaba politikacılarından, hayata yeni başlayan kızlardan (s.55) Arzu ve yasa çatışması tam da bu dizelerde bilincin gözüken yerlerine kendini nakış nakış işlettiriyor. Bu kanaviçe bir önceki dönemde (Cahit Zarifoğlu) sanat vasıtasıyla tamir edilirken, günümüz İslam şiirinde paçadan akıyor. Sevişilmemiş kızlar dizelerde at koşturuyor. Genelde bir bakışma ayininde son bularak, acı ile,, ağrı ile. Sevişilmemiş kızların kanı, içilmemiş müskiratın kekremsi tadı, bir yutkunma biçiminde kendini belli ediyor. Orta Sınıfı Okşayarak Eleştirmek Kılıçarslan şiirlerinin bir yüzü de orta sınıfta bulunmanın verdiği acıdır. Fakat bu orta sınıf seküler bir orta sınıf mı yoksa muhafazakâr mı tam anlamıyoruz. Üstelik yapılan eleştiriler zerre miktar öfke içermiyor. Öfkesiz, nefretsiz bir sınıf eleştirisi, matematik üzerinde zaten kaybetmek zorundadır. Hele şu şekilde vücut buluyorsa: bu şiiri çok geniş plaza asansöründen, ton balıklı öğle salatalarından, salata kırmızılı kızlara kaçamak bakışlardan, iskambil falından faiz hesaplarından, tatil planlarından, makyaj tazelemekten (s.16) espriler patlatabiliriz fahişeler ve türk siyasi hayatı hakkında cihangirden dünyaya açılabiliriz (s.14) Sekülermiş lan. Paraları kutulara dolduranların gazetelerinde yazanlar hakkında bir şey yokmuş. Son kontrolde ortaya çıktı. Seküler orta sınıf eleştirisiymiş. Ekmeğini kazanmak için sanatını satan orta sınıf İslamcı aydınlar, muta nikâhlı bürokratlar, gariban kadınları metres olarak tutan tüccarlar, jöleli köpekler hakkında tek bir eleştiri yokmuş. * Türkçe şiir ya da Türk şiiri yerine “şiirinizde” kelimesini kullanıyorum.
c11e6df31828
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Her yerde vatan müdafaası için harıl harıl çeteler teşekkül ediyor. Mesela İzmir‘de Demirci Efe, Sarı Efe, Çerkes Ethem… Bursa‘da Gökbayrak, Giresun‘da Topal Osman, Adapazarı ve Sakarya boylarında Yahya Kaptan çetesi, İbo… Görülüyor ki, Milli Mücadele hareketi her tarafta millet tarafından düşünülmüş ve yapılmıştır. Bir kişinin değil, binlerce kişinin. Mustafa Kemal‘in, İsmet‘in bunda zerre kadar hissesi yoktur. Bu esnada Mustafa Kemal hâlâ meydanda değil. O Anadolu‘ya kovuluncaya kadar (meclise girmek için ) başka işlerle meşgul olmuştur. Mustafa Kemal Anadolu‘ya Milli Mücadele için gelmemiştir. Kovulmuştur. Bunu da kendisi Nutkunda söylüyor. Dr. Rıza Nur, Hayatım ve Hatıratım, (s. 7) Derken Mustafa Kemal başkumandanlığı kabul etmem dedi. ‘Yahu etme, kabul et.‘ dedik. Dedi ki: ‘Ben zaten buradan da idare ediyorum. Geri durduğum yok ki.‘ Ben de: ‘Yok, resmen ve mesul olarak ordunun başında olmalısın, o zaman daha gayretle çalışırsın‘ dedim. Mustafa Kemal tamamiyle ümitsiz. Başkumadanlığı asla istemiyor. Çünkü ona göre mağlubiyet muhakkak. Başkumandan olursa kendi mağlup olacak. Şimdiye kadar İsmet ile Fevzi‘yi iki kukla gibi perde arkasından idare etmeye alışmış. Mesuliyetli iş olursa onlara veriyor, şeref olursa kendine alıyor. Resmen ve bilfiil kumandanlığı asla kabul etmiyor. Bütün meclis buna kızıyor. Meclis pek asabîleşti. O da kabul etmem diyor, başka birşey demiyor. Kızmışım, bir aralık: ‘Ne güne duruyorsun? Hangi işe yarayacaksın‘ diye bağırdım. Kızılca kıyamet koptu. Mustafa Kemal taa kürsüden küfürler ve tehdit yağdırdı. Ve dedi ki: ‘Mağlubiyet muhakkak, sen beni rezil olsun, şerefi gitsin diye başkumandan yapmak istiyorsun‘. Bu söz bana müthiş ağır geldi, çıldıracaktım. Yahu bu ne adam? Koca bir millet gidiyor, kendi şerefi düşünüyor. Hiç olmazsa insan hâyâ eder de bunu söylemez. Ne âdi, ne belâ bir adama çatmışız. Şeref! Sanki Suriye‘de mağlup olan kendi değil. Baktım, kudurmuş köpek gibi olmuş. Herkes de birşey söylüyor. Her söyleyen ile dayaşıyor. Üç gündür uğraşıyoruz, kabul ettiremiyoruz. Nihayet geldi, resmen celsede şu teklifi yaptı: ‘Eğer mecis bütün teşrii ve icrâi selâhiyetlerini bana verirse kabul ederim‘. Ben bunu duyunca yumruğumu küt küt diye kafama vurmuştum. ‘Bu adam ne istiyor? Bu nasıl iş? Bu verilebilir mi?‘ diye bağırmışım. Arkadaşlar söylediler. Bu müthiş bir şey. Başkumandanlık için böyle birşeye lüzüm yok ki. Selâhiyetlere zaten mâliktir ve onlar kâfidir. Demek bu adamın amacı kötüdür. İçinde kimbilir ne domuzluklar vardır. Büyük bir müstebit olmak, milleti inim inim inletmek istiyor. Kendi kendinde kanunlar yapacak. Şunu bunu asıp kesecek. Kendine köle gibi itaat etmeyenleri imha edecek. Yapar mı yapar. Artık meclis‘te kavga kıyamet kopuyor. Bu yetkileri vermek istemiyorlar. Müthiş çorba olduk. Nihayet düşündüm: ‘Vahim bir iş ama, şu adama ne istiyorsa verelim de Yunan‘ı def edelim.‘ Teklifi yaptım. Nihayet Meclis kabul etti. Dr. Rıza Nur, Hayatım ve Hatıratım, (s. 808-850) Sakarya savaşında ordu tökezleyince başkumandan Kemal kaçmayı düşünmüş. Bu Çal Dağının düşmesi bütün ümitlerizi bitirdi. Yeniden Türk Milletinin istikbali, hürriyeti, hayatı tehlikeye düştü, gidiyor. Artık hep ölü haldeyiz. Kimsede can kalmadı. Ağzımızı bıçak açmıyor. Bunun üzerine Mustafa Kemal orduya geri çekilme emri vermiş. Bu haber de geldi. Mustafa Kemal‘in özel hizmetlerinde kullandığı arnavut yaveri Salih de cepheden geldi. Mustafa Kemal‘in eşyalarını topladı. Kaçıyorlar. Mustafa Kemal ata binmiş, sarhoşmuş. Düşmüş, kaburga kemiği de kırılmış. Meğerse Yunanlar sol cenahımızı on gündür söktüremedikleri için ümitsizliğe düşüp geri çekilmeye karar vermişler. Ağırlıklarını Sakarya‘nın batı cephesine alıyorlarmış. Fevzi (Çakmak) bunu sezmiş ve Mustafa Kemal‘e demiş: ‘Aman geri çekilme! Düman da geri çekiliyor. Emri geri al.‘ Ne ise Mustafa Kemal ricatı durdurdu. İşte Fevzi bu vaziyeti kurtardı. Yoksa bütün emekler, zabitlerin çabaları, dökülen kanlar boşa gidiyordu. Sakarya harbi bitince iki mühim şey olmuştu. Mustafa Kemal hareket etmeden evvel, Meclis‘ten kendisine gazi ünvanı ve müşirlik verilmesini istedi. Herkes: ‘Canım bu adam ne oluyor? Ne istiyor? Bunları ne yapacak?‘ diyordu. Ve yine: ‘Galiba padişah olmak peşindedir. Şimdiden onun gibi tuğrasına El-Gazî yazmak için bu ünvanı istiyor.‘ diyorlardı. Şu adam müthiş bir mahluktur. Ve nutkunda: ‘Meclis bana Gazi ünvanını verdi‘ diyor.Halbuki böyle birşey kimsenin aklına gelmemişti. Kendi istedi. Meclis ise ‘Olmaz‘ dedi. Kıyamet koptu. Nihayet tehdit altında ve kendi adamlarını kullanarak Gazi ünvanını aldı. Birkaç gün geçinde de: ‘Meclis bana dört milyon lira nakit mükafaat versin‘ dedi. Herkes Meclis‘te bir daha kızdı ve köpürdü. Bütün meclis olmaz‘ı bastırdı. Mustafa Kemal bir milyona indi. Yine olmaz dediler. Hâsılı meclis: ‘Para veremeyiz‘ dedi ve vermedi. Mustafa Kemal bir müddet uğraştı, baktı olmuyor, vazgeçti. Eğer böyle birşey lazımsa Meclis kendi verir. Ama yok, bu kendi ister, adeti budur. Sıkılmaz. Nutukda bu para meselesinden hiç bahsetmiyor. Dr. Rıza Nur, Hayatım ve Hatıratım, DİPNOT; (Doktor Rıza Nur, Türkiye’nin ilk Milli Eğitim bakanı ve Lozan’da Türkiye’yi temsil eden iki numaralı isimdir. Türk milliyetçisi ve vatanseverdir. Tam on iki sene yurtdışında sürgün yaşamak zorunda kalmış, Mustafa Kemal’in ölümünün hemen ardından temelli yurda geri dönmüştür. Lakin, kısa bir süre sonra şaibeli bir şekilde, kendi evinde hayata gözlerini yummuştur. Ona ilk tıbbi müdahaleyi yapan komşusu Semih Sümerman’ın Sabetaycı bir hain olup olmadığı hala daha gün yüzüne çıkartılamamıştır. Bilindiği üzere Türk ve Müslüman gözükerek ve Türk ve Müslüman isimleri taşıyarak asliyyeti olan Yahudiliğe hizmet eden hain Sabetaycılar hep ilginç -men ve -man ekli soyisimleri taşımaktadırlar… Bu husus, gerçekleri gün yüzüne çıkartmak niyetindeki namuslu Türk tarihçilerini beklemektedir. ) Google Aramaları - semih sümerman - •semih sümerman Milli Mücadele hareketi her tarafta millet tarafından düşünülmüş ve yapılmıştır Bir kişinin değil binlerce kişinin Mustafa Kemal‘in İsmet‘in bunda zerre kadar hissesi yoktur Bu esnada Mustafa Kemal hâlâ meydanda değil O Anadolu‘ya kovulunc
a40a8d6aa831
[ "c4", "hplt2" ]
Gusül ( boy abdesti ), gasl kelimesinden gelmekte olup yıkanmak anlamına gelmektedir. Dini anlamda tüm bedenin iğne ucu kadar kuru yer kalmayacak kadar her yerin yıkanması anlamına gelmektedir. Buna taharet-i kübra denilmektedir. Gusül abdesti iki durumda alınır. Birincisi cünüplük halinde, ikincisi ise kadınların hayız kanlarının sona ermesi zamanında gerekir. Erkeklerde boy abdesti almanın farz olduğu durum, şehevi duygusunun artmasından kaynaklı olarak erkekten meni gelmesi sonucu erkeğe gusül abdesti almak farz olur. Gusül Abdesti Erkeğe Ne Zaman Farz Olur ? Bir erkeğin, ergenlik dönemine girmesiyle amel defteri açılır ve erkekten ilk meni gelmesiyle birlikte gusül abdesti farz olur. Gusül Abdesti Nasıl Alınır ? Gusül abdesti ne başlamadan önce euzü besmele çekilerek niyet edilir. Gusül abdestinde şafi meshebine göre niyet etmek farzken, hanefi meshebine göre sünnettir. Hanefi meshebine göre, " Niyet ettim Allah rızası için cünüplükten çıkmaya " diye niyet edilebileceği gibi kalpten geçirilmesi bile yeterli olacaktır. Gusül abdeti ne niyet ettikten sonra normal bir namaz abdesti alınır. Gusül abdesti nden önce namaz abdesti almak peygamber efendimizin sünnetidir Sonra üç defa ağız çalkalanır ardından üç defa buruna su verilir. Ardından üç defa başımızdan su döktükten sonra üç defa sağ yanımızdan, üç defa sol yanımızdan su dökeriz. Bunları yaptıktan sonra tüm vucutta hiç kuru yer kalmayacak şekilde yıkanır. Gusül Abdesti Alınırken Dikkat Edilmesi Gereken Durumlar - Göbek deliğinin yıkanması unutulmamalıdır. Sağ elin işaret parmağı ile göbek deliğinin içine su gitmesi sağlanmalı. - Kulak içinin kıvrımlarının tamamen ıslandığından emin olunmalıdır. - Yüz yıkanırken elin serçe parmağının yardımıyla göz pınarlarının ıslandığı kontrol edilir. - Gusül abdestini alıp duştan çıkarken ayaklara soğuk su dökülür. Bu davranış sünnettendir. - Önemli bir nokta da şudur ki gusül abdestinde kıbleye dönülmez. - Ellerin yetiştiği kadar tüm vücudu ıslak elle ovalamak sünettendir. - En az haftada bir gün banyo yapmak sünnettendir. Özellikle cuma günü gusül abdesti alarak cuma namazına gitmek peygamber efendimizin terk etmediği sünnetlerdendir. - Gusül abdesti aldıktan sonra tekrar namaz abdesti almadan her türlü ibadet yapılabilmektedir. Bunun için tekrar namaz abdesti almaya gerek yoktur. Yayınlanma Tarihi : 26.10.2014 07:18:39
7c53dabc7716
[ "c4", "hplt2" ]
HEMŞERİLERİMLE HASBİHAL.! Hemşerilerimiz arasındaki sosyal yardım,iletişim ve dayanışma duygularını organize bir güç haline getirme,Bolvadin için birlikte düşünüp birlikte karar verme,kısaca Bolvadin’e ve Bolvadinliye hizmet eme amacıyla yaklaşık 30 yıl önce Ankara’da kurulan Vakfımız bu güne kadar karınca-kararınca kültürel ve sosyal yönleri ağır basan faaliyetler yapmıştır. “İnsanların hayırlısı,onlara faydalı olandır.” Hadis-i şerifini kendisine misyon edinen Vakfımız bir ara “BOLDAV BÜLTENİ” adıyla periyodik yayınlar da çıkardı.Yayınlandığı dönemde,önemli bir boşluğu doldurduğuna inandığımız bu bültenlerde;Vakıf faaliyetleri,çeşitli görüşlerin yer aldığı makaleler,Bolvadin’le ilgili sorunların ve çözüm yollarının bulunduğu yazılar,başarılı bürokrat,iş adamı ve öğrenci haberleri vb.yer almıştır. Birkaç yıl önce saygıdeğer hemşerimiz eğitimci ve şair Hikmet ÖZDEMİR’in önderliğinde,bilim kültür ve sanat ağırlıklı olarak yeniden Vakıf Bülteni hazırlıklarına başladık.Düzenli yazı gönderebilecek hemşerilerimizle irtibata geçtik.Başlangıçta üç ayda bir yayınlanması düşünüldü.Sağolsun bazı duyarlı hemşerilerimiz yazı da gönderdi.Ancak uzun soluklu olamayacağı,basımından dağıtımına kadar bir çok sorunlar yaşanacağı ve internet çağında her türlü bilgiye,bir klavye tuşu kadar yakın olan insanların,basılı yayına pek iltifat etmeyeceği gibi gerekçelerle bu düşünceyi hayata geçiremedik. Sonuca ulaşamasak da,başta Hikmet ÖZDEMİR hocam olmak üzere bu çalışmada emeği geçen tüm hemşerilerime hem teşekkür ediyor,hem de Vakıf olarak onları menzile ulaştıramadığımız ,için kendilerinden özür diliyorum. Ancak bütünüyle gerçekleştirilemeyen düşüncelerin, yapılabildiği ölçüde yerine getirilmesi gerektiğine inanıyorum.Madem basılı bir Vakıf Bülteni çıkaramadık hiç olmazsa digital bir bülten çıkaralım.Şimdi herkesin elindeki cep telefonlarında ve evinde internet var.İstediği an Vakfımız web sitesine girerek bu bültene ve sitemizdeki diğer bilgilere ulaşabilir. Bu ansiklopedide yer alan ve halen hayatta bulunan hemşehrilerimizin 10’u,her hafta,ya da her ay, kendi alanıyla ilgili bir yazı gönderse, en erken bir, en geç dört sene sonra kendisine ikinci bir yazı gönderme sırası gelir.Tabi ki,sırf yazı göndermiş olmak için gönderilmemelidir,ama her biri kendi alanında ayrı bir değer olan bu hemşerilerimizin, yılda bir kez de olsa Bolvadin’e ve Bolvadinliye söylemek gerektiğine inandığı birkaç kelamı olmalıdır. Bu yazı bunun ilk adımı olsun inşallah.Bolvadin’de doğan büyüyen,kendini Bolvadin’li hisseden ya da Bolvadin’de çalışan,okuyan ve bir yerlere gelen herkesin,ekmeğini yediği,havasını teneffüs ettiği Bolvadin’e bir vefa borcu olduğu ve bu şekilde bu borcunu ödeme fırsatı yakalayacağı unutulmamalıdır. Nasıl yüz yüze bir araya geldiğimizde ,”Bolavadın’da ne var ne yok ?”sorusuyla sohbete başlıyorsak,bu sohbet konularını sözde bırakmayıp yazıya dökmek gerekiyor ki,” söz uçar,yazı kalır”kelam-ı kibarı yerde kalmasın. Eli kalem tutan,Bolvadin sevdasıyla bugünlere gelen,eleştirdiği yönleri,beğendiği yönlerden fazla olsa bile Bolvadin sevgisini hep yüreğinde hisseden ve bunu taşımaktan onur duyan, Bolvadin’li olmanın sorumluluğunu bu güne kadar yaptığı hizmetleriyle herkese kabul ettiren saygı değer hemşerilerimin beni mahcup etmeyeceğine bütün kalbimle inanıyorum. İçinde bulunduğumuz mübarek üç ayların feyiz ve bereketi içinde tüm hemşehrilerimize selam ve saygılarımı sunuyorum.Allah’tan,Recep ve Şaban ayını hakkımızda hayırlı eylemesini ve sağlık afiyet içinde Ramazan’a ulaştırmasını diliyorum.Bu vesileyle aşağıdaki şiirsel duama,bu günlerin yüzü suyu hürmetine “amin” diyerek katılmanızı bekliyorum. Yarabbi,el açtık kapına geldik, Günahları affet, saffete erdir. Ezanı duyduk yapına geldik, Duayı kabul et, hikmete erdir. Hamd ve sena yalnız sana yaraşır, Selat selam Resulüne münhasır, Aradan geçse de on buçuk asır, Sevginle ihsanla vahdete erdir. Cimrilikten, korkaklıktan sen koru, Cennet eyle, kabirdeki çukuru, Söndürme sadırda imanı, nuru, Fazlınla ikram et, kısmete erdir. Fitneden fesattan mümini sakla, Dini yaşat bize, hep tatlılıkla, Hiç zarar vermeden, imana akla, Ruhu bedenden al, rahmete erdir. Faydalı ilimle atalım adım, Kalplerin nuruyla şenlensin yadım, Dünya ahret mutluluğu muradım, Edep ve irfan ver, iffete erdir. Öfkenden rızana sığındık senin, Cemalini özler, müslim ve mümin, Cennet ucuz değil amma velakin, Merhametin göster, gayrete erdir. Güler yüz tatlı dil, güzel alamet, Hükmüne rızayı bize nasip et, İnsanlık İslam’da bulsun saadet, Resule yakışan ümmete erdir. Kulluğu özgürlük olarak gören, Adını cihana yayan alp , eren, Tüm yaradılmışa hakkını veren, Ecdata layık bir Devlete erdir. Yahya PEKTAŞ Boldav Başkanı BOLVADİNLİLER DAYANIŞMA VAKFI(BOLDAV) Toplam 0 yorum bulunmaktadır.
b782aa87864c
[ "c4", "culturax", "hplt2" ]
Facebook, WhatsApp ve Instagram'da olan görüldü özelliği artık Twitter’da da var! Gönderdiğimiz direkt mesajları karşı taraf okuduğunda, direkt mesajın altında görüntüleme zamanı görünüyor.Bu yeni özellik sayesinde Twitter'da gönderdiğimiz mesajların okunma zamanını biliyoruz. Bu özellik bazı kullanıcılardan olumlu tepkiler alsa da bazı kullanıcılar üzerilerinde baskı oluşturduğunu düşündükleri için bu özelliği kapatmak istiyor. Çünkü bir mesajı okuduğunuz zaman hemen cevap vermezseniz bu davranış kabalık olarak kabul ediliyor. Bu özelliği kapatmak isteyenler için: Android ve iOS uygulamaları kullananlar için: - Twitter uygulamasında soldaki açılır menüden Ayarlar’ı açın. - Gizlilik ve İçerik seçeneğini açın. - Okundu Bilgisi Gönder/Al seçeneğindeki işareti kaldırın. Web kullanıcıları için: - Sağ üstteki açılır menüden Ayarlar’ı açın. - Güvenlik ve Gizlilik sekmesini açın. - Okundu Bildirimlerini Gönder/Al seçeneğinideki işareti kaldırın. Bu seçeneği kapatınca size gelen direkt mesajları görüp görmediğinizi karşı taraf öğrenemediği gibi, siz de gönderdiğiniz direkt mesajı karşı tarafın görüp görmediğini öğrenemiyorsunuz. Bir önceki yazımız olan Masaüstü Bilgisayarlar Neden Tercih Edilmiyor ? başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.
7679a9b2dec4
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Dün bizim Ahmet Coka ilk taşındığımda benim de çok karşılaştığım bir durumu tvitırda yazınca, ben de ne zamandır aklımdaki şu konuyu artık yazayım dedim. Konumuz “hayat bize güzel”... Bodrum’a taşındığımdan bu yana bu lafı çok duydum. Sonra zamanla bunun yanına başka laflar da eklendi. Ve hepsinin altında başka anlamlar yatıyor, biraz bundan söz edeyim istiyorum. “Oh hayat sana güzel”ciler. Ben temelli Bodrum’a gidiyorum dediğim zaman çevremdeki bütün arkadaşlarım iyi edersin dediler. Dur ne yapıyorsun, saçmalama diyenler olduysa da hem sayıca azdılar hem onlar sıkı dostlarım değildi. Bunları söyleyenlerin temel argümanı sen şehirde doğup büyüdün, şehir adamısın, İstanbul’u doya doya yaşıyorsun orada sıkılırsın idi. İşin öyle olmadığını, artık şehirden sıkıldığımı, İstanbul’da yaşamaktan mutsuz olduğumu anlatmaya çok da çaba göstermedim. Bir kulağımdan girip diğerinden çıktı o laflar. Hem hiç bir şeyden vazgeçmeyeceksin, hiç risk almayacaksın, hayatında yaptığın yanlışlıklarla beraber yaşamayı sürdüreceksin, hem sonra hayat sana güzel diyeceksin. E tabii bana güzel olacak, şu halinle sana güzel olacak hali yok ki. “Git, baktın olmadı nasıl olsa dönersin”ciler. Bu modellerin kafaları şöyle çalışıyor; Sen bi git, nasıl olsa yapamayacaksın, ardına baka baka döneceksin. Eğer bu dedikleri olsaydı da dönseydim çok mutlu olacaklardı. Çünkü onlar cesaret edemediler. Birisi çıktı cesaret edip gitti ve döndü. Eh bak gördün mü, gitmek mümkün değil. İyisi mi ben yine bir kredi çekeyim, bir şeyler alayım, burada mutluymuşum gibi yaşıyayım. Zihnin arka planında bu yatıyor. Yani başta sözüm ona, gidecek olanı cesaretlendiriyormuş gibi yapıp, kendini kandırıp hasetinin su yüzüne çıkmasını engelliyor. Bunlar en berbat kesim. O kadarına kıskançlık duyuyorlar, o kadarına mutsuzlar ki etraflarında mutlu, hayatını arzu ettiği biçimde yaşamaya çabalayan insana tahammülleri yok. Geçenlerde karşılaştığım bir durumu aktarayım, ne demek istediğimi daha iyi anlatmış olurum. Bodrum’da arkadaşlarım yeni bir mekan açacaklardı. Adı Hanende Mey olan bir meyhane. Ben de açılmadan önceki gün ziyaretlerine gitmiştim, oradan çektiğim bir iki fotoğrafı tvitır hesabımda paylaştım. Beni yıllardır takip eden kadının biri –artık bana ne kadar hınç ve kin biriktirmişse- “Türkiye’de çocuklar ölüyorken siz Bodrum’lular neyin kafasını yaşıyorsunuz? diye yazdı. Ben de dalga geçip “Olur söyliyeyim de mekanı açmasınlar” dedim. Daha kızdı. Başladı söylenmeye. Biz Bodrum’da uzayda yaşıyormuşuz, Türkiye’nin halini hiç bilmiyormuşuz da bla bla bla... Ben de dedim ki “Valla Türkiye’nin bu halinden AKP sorumlu. Biz burada AKP’ye oy vermiyoruz. %9 oy alıyor. Siz de İstanbullular olarak vermeyin iş hallolsun”. Neyse uzatmayayım, bu minval üzre saçmalamalarının dozu arttıkça, işin içine yalan ve bilgisizlik girmiş laflar edince ben de blokladım gitti. Bunları hayatımızdan çıkarıp buraya gelmişim, tadımı kaçırmalarına izin vermem. Sonra bunları yazan kadını tanıyan bir arkadaşım o kişinin gazeteci olduğunu söyledi. Kim buna iş verir ki dedim, Sabah’ta ekonomi servisinde çalışıyordu deyince tamam dedim, şimdi oldu. Aktardığım bu örnek bu tip insanları iyi anlatıyor. Hayatları berbat, mutsuz insanlar. Ya kötü bir evliliği var ama bitiremiyor, o hayatı sürdürmek zorunda. Ya işi kötü. Ya hepsi birden kötü gidiyor. Ya da sadece hayatı sevmiyor ve sevenlere tahümmülleri yok. İçlerindeki nefreti böyle durumlarda tutamıyorlar kusuveriyorlar. Bunu da “ben ülke meseleleri ile ilgiliyim siz orada rakı, seyahat muhabbeti yapıyorsunuz, ne duyarsızsınız” diye savunuyorlar. Çünkü kendilerini bir şeye inandırmak zorundalar, duyarlı vatandaşı oynuyorlar. Hayatım berbat, ben de berbat biriyim diyemezler ki. “Hah bak işte demedim mi”ciler. Bu tipler de kazara Bodrum ile ilgili bir konudan veya buradaki hayatın akışı ile bir meseleden dolayı şikayet etsen hemen atlayanlar. Şuraya geleli altı yıl oldu, yazın kalabalığı dışında hiç şikayet etmedim. Ama bir gün “bu yağmur da fazla oldu” veya “lodos yettin gari” diye yazsam anında cevabı yapıştıracaklar. “Ne oldu, hani hayat güzeldi?” diyecekler ve bundan çok mutlu olacaklar. Çünkü aynı konuya geliyoruz; akıllarından, ben yapamadım o yaptı ve hayatı iyi gidiyor, bir şeylerden şikayet etse de mutsuz olsa gibisinden düşünceler geçiyor. Bir de “ne şanlısın”cılar var ama o konuda daha önce yazmıştım, tekrar etmiyeyim. O yazının linki şu; http://bodrumluhayat.blogspot.com.tr/2014/09/bodruma-yerlesmek-uzerine-sans-bunun.html Örnekleri çoğaltabilirim ancak derdimi anlatabildim sanıyorum. Bundan sonra da bunlara benzer laflar gelecek. Çünkü şehirlerde insanların mutsuzlukları artıyor, saracak yer arıyorlar. Bu yazıyı biraz da şunun için yazdım, bana laf edenlere cevap olarak bu yazının linkini yollayacağım. Okusunlar, belki kendilerini görürler. Buraya yerleşenler içinde pişman olan, dönen vardır herhalde. Henüz öyle birini tanımadım ama olmaması mümkün değil. Ben ve dost çevrem burada olmaktan, burada yaşamaktan mutluyuz. Şikayetimiz yok. İyi zaman geçiriyoruz, burayı ve buranın nimetlerini seviyoruz, şükrediyoruz. Uzun lafın kısası, biz iyiyiz, siz de iyi olun. Yani hayat bize güzel...
b47a205a3e7b
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Bu blogu yazmaya başladığımda sadece İngiliz Edebiyatı anlatacağım diye çıktım yola. Ama sonra, aslında anlatacağım başka hikayelerde olduğunu keşfettim, yoldan saptım. İyi de oldu aslında. Daha yönlü bir blog oldu ElayZa. Ama madem “Başta ingiliz edebiyatı olmak üzere, hayata dair aklınıza gelebilecek her konu “ dedik, o halde artık Shakespeare’den bahsetme zamanıdır, ne dersiniz ? William Shakespeare Ne kadar çok duydunuz adını değil mi? Belki çoğunuz onu sadece oyun yazarı olarak biliyor, sonelerinden haberi dahi yok. Hatta belki bazılarınız roman falan yazdığını bile sanıyor olabilir. Oysa ki yok öyle birşey. Hiç yazılmış romanı yoktur Shakespeare’in. Trajedi, komedi, şiir ve soneleriyle meşhur olmuştur. Ve her biri o kadar etkileyicidir ki, burada anlatmak için hangi birini seçerim, nasıl anlatırım bilemiyorum. O yüzden ben size Shakespeare ‘in oyunlarından, sonelerinden bahsetmek yerine onun hayatıyla ilgili bilmediğinizi düşündüğüm bir kaç olay anlatacağım. Mesela Sheakspeare geçen gün manken bir genç kızın söylediği gibi 1900 lü yıllarda yaşamamıştır:) 1564 yılının nisan ayında, Stratford-upon Avon adlı İngiltere’nin küçük sevimli bir kasabasında, tam da aşağıdaki evde doğmuştur. Çoğu insanın düşündüğü gibi üniversite de okumamıştır William Shakespeare. O nedenle günümüzde, bu kadar düzgün bir dille, bu kadar kusursuz eserleri yazmış olması kafalarda soru işareti oluşturur. Hatta ingilizler hala William Shakespeare ‘in aslında paravan bir isim olduğu ve tüm bu eserlerin Francis Bacon, Thomas Moore ya da en güçlü aday Edward de Vere’e ait olduğu konusunda tartışır dururlar. Öyle ya, babası kasap olduğu söylenen, üniversiteye bile gitmemiş, daha 18 indeyken, kendinden 8 yaş büyük bir kadınla evlenerek, o yaşta çoluk çocuğa karışmış her adamın harcı değildir, neredeyse tüm dünyayı kasıp kavuran 150 yi aşkın sone ve 30 küsür oyun yazmak. Bu kadar kusursuz bir ingilizceyle, dünyanın tüm üniversitelerinde ders diye okutulan eserler çıkarmak... Üstelik 16.yy’da , Kraliçe Elizabeth yönetimindeki İngiltere’de, kitap ve baskı makinelerinin bolca bulunduğu, kolaylıkla kayıt tutulabildiği bir dönemde, hayatına dair çok az yazılı kanıt bulunmasıda, Shakespeare ‘in paravan bir isim ya da kişi olduğunu destekler nitelikte. Kendi el yazısı ile yazmış olduğu oyunlarının dışında, araştırmacıların, bir özel mektup ya da günlük bulamaması da cabası. Bırakın mektup ya da günlüğü, tek bir satır dahi bulunamamış Sheakspeare'e ait. Oysa insan böyle usta bir yazardan geriye, sevdiklerine yazmış olabileceği mektuplar, pek çok yazı ya da karalamalar kalmasını bekliyor. Yazıya bu kadar aşık bir adam, illa ki başka birşeylerde yazmıştır diyor. Hiç mi bir evrak imzalamamış ? Yok. Bunun dışında bir diğer enteresan olay ise, Shakespeare’in anne babasının, eşinin ve çocuklarının okur yazar olmaması. Anne ve babası ya da karısının okuma yazma bilmemesi belki size garip gelmez ama yazı yazmayı ibadet kabul etmiş, yazmak konusunda bu kadar yetenek sahibi bir insanın çocuklarına okuma yazma öğretmemesi de şaşırtıcı değil mi sizce ? Hiç mi çocuklarının, eserlerini okumasını istememiş ya da çocukları “Yahu bu adam ne yazıyor ?” diye, hiç mi merak etmemiş ? Peki böyle bir şey olabilir mi ? Buradaki tezlerin dışında diğer iddaalarıda araştırırsanız aslında olabileceğini görürsünüz. Ama ben inanmak istemiyorum. Derslerde hocalarımızdan adını duyduğumuzda heyecanlanıp, hazır ola geçtiğimiz düşünülürse, bu ismin aslında sıradan bir isim olma gerçeğiyle de yüzleşemem, olmaz :) Fakat diğer taraftan da ingilizceye neredeyse 1000 küsür yeni kelime kazandırmış, eserleri kusursuz anlatımından dolayı tüm dünyada şaheser olarak kabul edilmiş ve milyonlarca kez sahnelenmiş bir adamın dil eğitimi almamış, liseyi zorla bitirmiş hatta belki bitirememiş bir adam olması da şaşırtıcı. Yine de ben defalarca okumaktan bıkmadığım Othello’yu, Venedik Taciri’ni, Macbeth’i bir başkasının yazmış olabileceğine inanmıyorum, inanmak istemiyorum. Ya siz ? Sanırım aynı dili konuşuyoruz. O halde ey araştırmacılar, gidin başka bir kimliği araştırın. Mesela Helin Avşar, Hülya Avşar’ın kızı mı yoksa kardeşi mi, bunu bulun. Buradan çıkacak sonuç bizi yıkmaz ama diğer konu dağıtır be kardeşim ! Herkese Sevgiler, Z.
9dcd6a2f26e0
[ "hplt2", "vngrs" ]
Hayatımın hiçbir döneminde Paris’i merak etmedim. Ama bir mangal sofrasında, arkadaşlarımın “Yaa THY kampanya yapmış, haydi gelin Paris’e gidelim.” çığlıklarına da karşı koyamadım. Hele onların da isteğiyle tarih olarak doğum günüm olan 14 Şubat’ı da seçince iyice bir kanım kaynadı Paris’e, ne yalan söyleyeyim:) Tam 12 kişilik yaptığımız plan, kimisinin işten izin alamamasıyla, kimisinin ailesinde nükseden rahatsızlıklarla 5’e düştü. Yine de kalktık gittik geçtiğimiz 14 Şubat’ta Paris’e… İtiraf edeyim; önyargılarla gittiğim bu şehre bayıldım. Kaldığımız otelin sokağının köşesinden dönüp de görkemli Eiffel kulesini görmek, sanki yıllardır adını duyduğun ama bir türlü yüz yüze tanışamadığın birini görmek gibiydi. Çoğu insan demir yığını dese de, ben bu mükemmel demir yığınına tabiri caizse âşık oldum. Bizim gittiğimiz gün tam 14 Şubat olduğu için o gün Eiffel’i saat başı farklı bir şekilde ışıklandırıyorlardı. Biz erkek arkadaşımla Eiffel’in tepesine çıktığımızda tam da o anda o ışıklar yanmaya başladı ve erkek arkadaşım bana evlenme teklif etti. Evet, o sırada 4,5 yıldır birlikteydik ve günün birinde evlenmeyi düşünüyorduk ama ben o gün orada böyle bir teklif almayı hiç ama hiç beklemiyordum. Galiba bu nedenle, bir dolu nedenden dolayı hiç beklemediğim bu teklif karşısında tepkim “Evet.” demek yerine “Ay dur sinirim bozuldu.” demek oldu :) Neyse buraları atlıyorum, öhömm öhömm… Ve işte tatil benim için ondan sonra başladı… Paris’e âşık oldum demiştim ya, o tekliften sonra Paris’e olan bağlılığım psikopatlık derecesinde bir hal aldı. Biliyorum, bu şehir de beni çok seviyor :) Gelelim bu postu asıl yazma nedenime. Yani Paris’te neler yapılır, biz ne yaptık, size ne tavsiye edeceğim onları anlatmaya… İlk gün öğleden sonra oradaydık. Şirin mi şirin otelimiz Eiffel kulesine çok yakın bir noktadaydı. Tüm şehirde mükemmel bir metro ağı olduğu için her yere kolaylıkla ulaşabiliyorsunuz ama biz yine de genellikle yürümeyi seçtik. Çünkü ben kesinlikle, bir Avrupa şehrinin en güzel yürüyerek keşfedildiğini düşünüyorum. Bu arada havaalanından otele Paris Dolmuşu denilen bir sistemle gittik. Özellikle bir grup arkadaşla gidiyorsanız havaalanından otele olan transferleriniz için Paris Dolmuşu bulunmaz nimet, aklınızda olsun. Hem taksiye bir dolu para vermiyorsunuz, hem de metro vs. uğraşmıyorsunuz. Mantıklı bir fiyata onlar sizi otelinize kadar bırakıyor. Kendilerine şu adresten ulaşabilirsiniz: www.parisdolmusu.com Dediğim gibi otelimiz Eiffel’e çok yakın bir noktadaydı. Otelden de son derece memnun kaldık. Eğer aşırı lüks düşkünü değilseniz, temiz bir oda, temiz bir banyo, ilgili çalışanlar ve güzel bir kahvaltıysa aradığınız, o halde bu oteli size şiddetle tavsiye edebilirim. Otele de şu adresten ulaşabilirsiniz: http://www.splendid-hotel-paris.com/ Sonrasında ise biraz çevreyi dolaşıp Eiffel kulesine çıktık. Bu noktada ufak bir hatırlatma yapayım; eğer kuleye yürüyerek çıkarsanız -ki asla tavsiye etmiyorum, kesinlikle çok yorucu oluyor- çok düşük bir ücret ödüyorsunuz. Ama bir yandan da asansörler için o kadar uzun kuyruklar oluyor ki, insan bir, bir buçuk saat beklemeyi göze alamıyor. Biz beklemeyi göze alamayanlardan olduk ve evet, tüm o merdivenleri yürüyerek çıktık. Tepeye vardığımızda karşımızdaki manzara o kadar büyüleyiciydi ki bacaklarımın ağrısını bir anda unuttum. Yine de hiçbir manzaranın Boğaz’ın manzarasıyla boy ölçüşemeyeceğini düşünüyorum. Peki, ilk gün neler yaptık? Otelimize yerleştikten sonra Eiffel’e çok yakın bir yerde harika bir yemek yedik. Yemeğin başında ise Fransızların meşhur soğan çorbasından içtik. Çorbanın içinde bütün kızarmış ekmek ve üzerinde kaşar peyniri vardı. Çorbanın içinde ekmek olmasını biraz garipsesem de tadını çok beğendim. Yukarıda bir hayli vakit geçirdikten sonra ise aşağı inip bir cafe’de Paris’in meşhuuur kreplerinden yedik. İncecik üç lokmalık krep elbette ki bizi kesmedi. Sizi de kesmeyecektir, aman dikkat :) Peki, biz nelere bindik? Kış ortası olduğu için hava her ne kadar bizim şansımıza mükemmel olsa da bazı aletler açılmamıştı. O nedenle biz bolca space mountain’a ve The Hollywood Tower Hotel'de bulunan asansöre bindik. Özellikle asansöre bayıldım diyebilirim. Bir asansöre biniyorsunuz ve sizi müthiş bir hızla neredeyse 25 katlı bir otelin tepesine çıkarıyor. Sonra en tepeye geldiğinizde kapılar açılıyor ve siz kendinizi dışarıda buluyorsunuz. Ardından ise yine müthiş bir hızla asansör kabini aşağı düşüyor. Aşağıdaki fotoğrafta oteli ve o anda kapalı olan kapıları görebilirsiniz. Disney’de oyuncakların yanı sıra gezip görebileceğiniz bir dolu şey var. Açıkçası ben, buraya çocukken gelmediğime sevindim. Çünkü her taraf o kadar fazla Disney’e dair ıvır zıvırlar, kalemler, kupalar, oyuncaklar, örtüler ve daha bir dolu şeyle dolu ki bu yaşımda bile hepsini almak istedim. Çocukken gelsem nasıl bir ruh haline bürünüp alamadığım her eşya için ağlardım, düşünmek istemiyorum. Kısacası Disneyland’i çok ama çok sevdim. İçeri girdiğiniz andan itibaren bir masal dünyasının içindeymişsiniz gibi hissettiren, dört bir yandan çizgi film müziklerinin duyulduğu bu dünya muhteşemdi! Anlayacağınız üzere, ikinci günümüz de böyle geçti… Ertesi gün metroya atlayıp St. Germain’e gittik. Buraya da tek kelimeyle bayıldım! Ünlü Notre Dome kilisesi ve St. Micheal heykeli burada yer alıyor. Aynı zamanda Louvre müzesi de yine St. Germain’e çok yakın. Buraya geldiğinizde mutlaka Seine nehrinin üzerinde motorlarla bir tur atın. Seçeceğiniz menü ile fiyatlar kişi başı 18 ila 54 Euro arasında değişiyor, aklınızda olsun. Yunan sokağına uğrayın. Nehrin üzerinde nefis fotoğraflar satan satıcılara göz atın. Köşe başlarını tutmuş tatlıcılarda nefsinizi köreltin. Sonra ise illaki ama illaki Louvre müzesine gidin. Tamamının üç günde gezilebildiğini duyduğum Louvre Müzesi'ne giriş 10 Euro. İçerisi o kadar büyük ki, kaybolabilirsiniz. İçerideki sanat eserlerini, eserler önünde çizim yapan sanat öğrencilerini ve elbette hep kitaplardan okuduğumuz duyduğumuz sanat eserlerini görmek harika bir histi. Mona Lisa’nın önündeki kocaman kalabalıktan ise hiç bahsetmeyeyim. St. Germain’de o kadar çok gezilip görülecek yer var ki, Champs Elysees’e akşam anca vakit kalabildi. Açık konuşayım bu ünlü cadde beni biraz hayal kırıklığına uğrattı. Sanırım bu, çok fazla modern caddeler ya da cafeler görmek istemediğim için olsa gerek… Belki de ben çok fazla beklentilerle gittim, bilemiyorum. Yine de bu görkemli caddede ünlü otomobil markalarının dev showroom’larını görmek güzeldi. Akşam olduğunda açlığımızı bastırmak için daha önce Paris'e gidenlerin öve öve bitiremedikleri L’antircotte’de Cafe De Paris soslu et yedik. Ufacık ete ve bir tabak dolusu patates kızartmasına 25 Euro vermek dünyanın en aptalca şeyi gibi geldi bana… Yine de buraya gitmeden Paris’e gitmiş sayılmazsınız diyenler var. O halde siz de mutlaka deneyin. Bu arada Fransa’daki restoranlar oldukça pahalı olmasına rağmen, market ve şarküteriden alınan şarap, peynir ve jambonlar Türkiye’ye göre oldukça ucuz kalıyor. Aklınızda olsun… Tüm bunların dışında Paris'te mutlaka görmeniz gereken başka yerler de var. İyisi mi siz; Müthiş görkemiyle Avrupa'nın en ihtişamlı alışveriş merkezi olan La Fayette'i gezmeden, Opera Binasını, müthiş güzellikteki Paris’in bahçelerini, ressamlar tepesini, Napolyon’un mezarını ve Orsay Müzesi’ni görmeden, Leon’da Provenze usulü midye yemeden, Her köşe başında bulabileceğiniz leziz sandviçlerden tatmadan, Laduree’e uğramadan, Eiffel’in hemen arka sokağında her Cumartesi günü kurulan ve çok şık Fransız porselenleri bulabileceğiniz bit pazarına göz atmadan, Ve tabii ki bol bol macaron, tatlı, vs yemeden... Bu şehri terketmeyin... Ha bir de, bu şehre kız kıza falan değil, mutlaka sevdiğiniz adamla gidin. Birbirinize daha da âşık olarak döneceğinizi garanti ederim. Şerefe! Z.
9e0fe639cae4
[ "culturax", "hplt2" ]
Haberler » ODAMIZ EYLÜL AYI MECLİS TOPLANTISINDA MİLLETVEKİLİ SELÇUK ÖZDAĞ I AĞIRLADI ODAMIZ EYLÜL AYI MECLİS TOPLANTISINDA MİLLETVEKİLİ SELÇUK ÖZDAĞ I AĞIRLADI 23.09.2016 - Turgutlu Ticaret ve Sanayi Odası Eylül ayı olağan meclis toplantısı Cuma akşamı Yavuz Semizler Başkanlığı’nda Odamız Meclis Toplantı Salonu’nda yapıldı. Odamız Meclis toplantısında Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ’ı misafir olarak ağırladı. Toplantıya Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ’ın yanı sıra Turgutlu Kaymakamı Uğur Turan, Odamız Yönetim Kurulu Başkanı Faruk Aydın, Meclis Başkanı Yavuz Semizler, Meclis Üyeleri, Ak Parti İlçe Başkanı Mürşit Gedizli, Ak Parti Kadın Kolları Başkanı Nevin Baş ve çok sayıda misafir katıldı. Toplantının açılış konuşmasını yapan Meclis Başkanı Yavuz Semizler: “Hafta başında 2016 – 2017 Eğitim öğretim yılına başladık. Bir Ülke de eğitim ve öğretime verilen önem o Ülkenin geleceğini şekillendirecek bilinçli toplumların oluşmasında izlenecek yolu göstermektedir. Ayrıca eğitime yapılacak her yatırım getirisi en yüksek olacak değerler yaratmaktadır. Bu farkındalıkla birlikte yeni eğitim öğretim yılının öğrencilerimiz, öğretmenlerimiz ve ailelerimiz için hayırlı olmasını diliyorum. Geçtiğimiz hafta içerisinde hükümetimiz yeni ekonomi kararlarını açıkladı. Bu kapsamda genel kredi taksit sınırının 9 aydan 12 aya çıkarılması, Tüketici kredilerinde 36 ay olan vadenin 48 aya çıkarılması, Konut kredilerinde öz kaynak miktarını azaltırken, Banka kredisinin 5 puan arttırılması ve kredi kartı kullanma limitinin 5 bin 200 liraya çıkarılması gibi maddeler göze çarpıyor. Elbette ki bu uygulamalar ekonominin canlanması için yapılan eylemler; fakat bilinmelidir ki, piyasalarda bu tedbirlerin ötesinde bir hareketsizlik var. İnsanların satın alma güçleri çok düşük, özellikle sanayici ve esnafımızın zaten hâlihazırda bankalara çok büyük borçları var. Toplumun hemen her kesimi yüksek faizli borçlarla yaşıyor. Bu sebeplerle yeni ekonomik kararların, piyasada beklenen hareketliliği sağlayamayacağı düşünülmektedir. Hükümetimizin bu gelişmelere ek olarak, mutlaka başta sanayicimiz olmak üzere, toplumun her kesiminin satın alma gücünü arttıracak politikalar geliştirmesi kaçınılmazdır. Temennimiz bu politikaların bir an önce uygulamaya alınarak 2017 yılına daha güçlü, daha etkili bir ekonomiyle başlamaktır.” dedi. Gündem maddelerinin oylanmasının ardından, Yönetim Kurulu İzahatlarını Meclis Üyelerine aktarmak için kürsüye gelen Yönetim Kurulu Başkanı Faruk Aydın ; “ Manisa’mızın değerli Milletvekili Sayın Selçuk ÖZDAĞ bugün bizleri kırmayarak meclis toplantımıza teşrif ettiler. Kendilerine şahsım ve Odamız adına çok teşekkür ediyorum. Kendisinin Meclise hitabını heyecanla beklediğimi ifade etmek isterim bu nedenle sözlerimi fazla uzatmadan sadece siz değerli meclis üyelerimize sayın vekilimizi kısaca tanıtmak istiyorum. Elbette hepimiz çalışkan kişiliği ve Manisa’mıza ve Turgutlu’muza yapmış olduğu hizmetlerle kendisini yakinen tanıyoruz ama vekilimizin kısa özgeçmişinden sizlere bahsetmek isterim. 1958 doğumlu olan Sayın ÖZDAĞ Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi Sosyal Bilimler Bölümü ve Manisa Gençlik ve Spor Akademisini bitirdikten sonra Gazi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Beden Eğitimi ve Spor Ana bilim dalında Yüksek lisans ve doktorasını tamamlayarak doçent olmuştur. Evet değerli vekilimizin siyasi kişiliğinin yanında akademik yanı da vardır. Değerli Vekilimiz siyasi hayatı öncesinde ülkemizde birçok kamusal görevde bulunmuş sonrasında Karadeniz Teknik Üniversitesinde ve Muğla Üniversitesinde Öğretim görevlisi olarak akademik yaşamını sürdürmüş akademik hayatında Uluslararası hakemli dergilerde birçok makalesi yayınlanmış ve Uluslararası bilimsel toplantılarda sunulan birçok bildirisi ve yayınlanmış 5 kitabı bulunmaktadır 2011 Türkiye genel seçimlerinde Manisa milletvekili olarak meclise giren Sayın Özdağ Haziran 2015 ve Kasım 2015 Türkiye genel seçimlerinde AK Parti Manisa milletvekili olarak tekrar Manisa’mızı temsilen meclise girmiştir. Meclis çalışmalarında ve siyasi yaşamında Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Üyeliği, Çevre Komisyonu Üyeliği, Darbeleri İnceleme ve Araştırma Komisyonu Üyeliği, Soma Maden Kazasını Araştırma Komisyonu Üyeliği, Türkiye Macaristan ve Türkiye Kosta Rika Parlamentolar arası Dostluk Grubu Başkanvekilliği, Türkiye Özbekistan Parlamentolar arası Dostluk Grubu Başkanlığı AK Parti Genel Başkan Yardımcılığı görevlerinde bulunmuştur. Sayın vekilimiz seçildiği günden bu güne çalışkan kişiliği ile Manisa’mızda sevilmiş ve ülkemiz Manisa’mız ve Turgutlu’muz için var gücü ile çalışmıştır. Hem bireysel sorunlarımız hem makro ölçekteki ilçemizle ilgili sorunlarımız için ne zaman aradıysak bizlere yardımcı olmuş, sorunlarımızın çözümü noktasında takipçi olmuştur. Siyasi ve Akademik kişiliği ile ülkemize çok değerli hizmetler sunan Sayın Özdağ, evli ve 2 çocuk babasıdır.” dedi. Rızkın 10’da 9’u ticarettendir diyen bir Peygamber’in ümmetinden geldiklerini dile getiren Özdağ;” Türkiye’nin gelişmesi ticaretle, sanayileşme ile mümkündür. Biz hükümet olarak iş dünyasının her zaman yanında olduk ve olmaya da devam edeceğiz. Bu ülke için taş üstüne taş koyandan Allah razı olsun.” dedi. Toplantının sonunda Turgutlu Ticaret ve Sanayi Odası olarak vekilimizin Manisa’ya kattığı değerler ve toplantının anısına plaket ve hediye takdim edildi.
537cc5cb3c45
[ "c4", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
Symi Haritası: Nerde Kalınır: Elpida Mayoleskov Symi merkezde oda kiralıyor. Tel: 22460 71032 Email: elpidacha@yahoo.gr Elpida’nın limanda kafesi de var biz orda tanıştık. Çok tatlı, misafirperver bir bayan, babası İzmir’de doğmuş sonra Atina’ya göç etmiş. Elpida 30 senedir Symi’de yaşıyormuş. Eşinin adı Yannis. İkisi de bize çok iyi ve dostça davrandılar. İlk olarak 2010 yılında 3 gün kadar kaldık. Onları ve Symi’yi öyle çok sevdik ki 2011 yılında bu sefer küçük bebeğimiz Ege’yi de alıp, direk Symi’ye gidip 2 hafta kadar aynı evde kaldık. Elpida ve Yannis bize aileden biri gibi davrandılar, Ege’yi çok sevdiler, bizi Türkiye’ye elimiz kolumuz hediyelerle dolu olarak gönderdiler. Ayrıca adayı gezmek için araba kiralamak istediğimizi söylediğimizde bize kendi arabalarını ödünç verdiler. Kaldığımız ev gezdiğimiz Yunan tüm adalarında kaldığımız en güzel yerlerden birisi idi! Burası müstakil bir ev, bina Elpida ve kardeşine ait, binada farklı büyüklüklerde toplam 4 daire bulunuyor. Bunlardan iki tanesi Elpida’nın, diğer ikisi ise kardeşinin. Biz Elpida’nın büyük dairesinde kaldık.Ev kumsala ve limana yürüyerek 5 dakika uzaklıkta, Symi’deki diğer otel ve pansiyonlardan çok daha iyi bir lokasyonda bulunuyor. Önünde Lazy Days adlı eski bir tekne var. Aşağıdaki resimde teknenin hemen arkasındaki sarı bina. Bizim kaldığımız daire 2 katlı kocaman yerdi. Üst katta çift kişilik yataklı büyük bir yatak odası ve onun dışarısında iki tek yatak bulunuyor. Alt katta merdiven altında mutfak bölümü, büyükçe bir salon, balkon ve duşa kabinli küçük bir banyo bulunuyor. Salonda bir çekyat daha var ve balkon deniz manzaralı ve sabit güneşlikli. Bu evin güzelliği güneşi sabah alıp sonrasında gölge olması, dolayısıyla öğleden sonra güneşten pişmek gibi bir şey söz konusu değil J Bu ev aileler için ideal. Bebek ile gitmek isterseniz bebek yatağı da veriyorlar. Hatta bize alt kat ve üst kat için iki ayrı bebek yatağı verdiler. Elpida’nın diğer dairesi ise tek bir oda iki kişilik bir yatak mevcut ancak bu oda binanın yan tarafına bakıyor dolayısıyla deniz manzarası sınırlı. Fiyatlar oldukça uygundu, 2010 yılında küçük oda gecelik 45€ idi, büyük daire ise geceliği 60€ idi, biz pazarlık yapıp 50 €’dan kalmıştık. Odada ne yazıkki internet bulunmuyor. Odyssia Apartments Alternatif apart otel olarak düşünülebilir. Elpida’nın kiraladığı evlere çok yakın. Burayı da tatlı bir aile işletiyor, alt katında da kafe işletiyorlar. Odalar diğerine nazaran daha küçük ancak daha modern. Tek sorun gün boyunca güneş alması, açıkçası biz tercih etmedik. Tel: 0030 22460 72642 Burada internet bulunuyor. HOTEL PEDI BEACH SYMI Biz burada kalmadık ancak merak edip Pedi Beach’e gittik. Araba ile ulaşabileceğiniz şehir merkezinde uzak bir lokasyonda bir plaj ve birkaç restorandan oluşuyor. Bize açıkçası biraz uzak ve soyutlanmış geldi. Denize nerde girilir Şehir merkezindeki plaj: Adada yürüyerek sadece pansiyona yakın plajda denize girilebiliyor, kişi başı 3€ şezlong şemsiye parası istiyorlar. Ama hemen yanındaki restoranda bir masaya oturup orada yiyip içerseniz böyle bir ücret vermenize gerek kalmaz. Bu plajdan çok bir beklentiniz olmasın, küçük ve hafta sonları ve öğleden sonraları kalabalık bir yer. Marathounda Beach Bu plaja karayolu ile ulaşabilirsiniz. Güzel de bir restoran var, keçi yemeklerini tavsiye ederim. Zaten restoranın etrafı gelip sizden ekmek vermenizi isteyen keçilerle dolu. Tekne Gezisi: Ancak biz 2. günümüzde günlük tekne gezisi yaptık, kişi başı 40€, 4 yerde yüzülüyor ve öğle yemeğinde Barbekü yapılıyor. Tekne 10:30’da limandan kalkıyor ve 17:30’da geri dönüyor. Bizim turumuzda Cave, St.Vassilos, Sesclia Island, St. George koylarında yüzdük ama başka koylar da var, farklı günlerde farklı tur güzergahları bulabilirsiniz. Bizim yüzdüğümüz koylar muhteşemdi, bunlara araba ya da yürüyerek ulaşmak mümkün değil. Gezdiğimiz adalar içerisinde en güzel deniz Symi’deydi diyebiliriz. Koylar bakir, tertemiz ve berrak. Tekne gezisini çok beğendik, şiddetle tavsiye ederim. Teknenin üst katı daha sessiz sakin ve kuru oluyor, aşağıda dalgalar gelebiliyor. Yani tekne gezisi yapacaksanız teknenin üst katını tercih edin. Bizim bindiğimiz teknenin adı Poseidon idi limanda bulabilirsiniz. Bunun gibi pek çok tekne var. Sea Taxi Bunun haricinde günlük tekneler (sea taxi) var kişi başı 8,5 € ödeyip belli yüzme koylarına sabah (10,11 ve 12'de) bırakıp akşam (saat 4,5 ve 6'da) alıyorlar. Bizim bunu deneyecek vaktimiz olmadı, böylece farklı yerlerde yüzülebilir. Nerede Yenilir Özellikle önereceğim çok fazla restoran yok ancak mutlaka Symi shrimps yiyin. Çok başarılı küçük kabuklu karidesleri kızartıyorlar, kabuğu ile çıtır çıtır yeniyor, çok lezzetli Taverna Restaurant O Meraklis Tel: 0030 22460 71003 Akşam yemeği için iyi bir alternatif. Odyssia Apartments Sabah kahvaltısı ve tatlıları çok başarılı Kokteylleri başarılı ayrıca internet erişimi mevcut. Plaj’daki Restoran Öğle yemeği için ideal, yemekleri yaşlı bir teyze pişiriyor. Dolma, Sarma gibi yemekleri mutlaka deneyin. Grill House Ucuz ve atıştırmalık yemekler için ideal. Küçücük bir mekan, genelde adanın yerlilerinin geldiği bir yer. Çok güzel Gyros yapıyorlar. Panormitis'teki manastırın hemen arkasındaki sokakta, yandaki resimdeki ara yolda geçebilirsiniz. Burada mutlaka tatlı yemelisiniz, çok taze ve çeşitli tatlı, çörek ve ekmek çeşitleri bulabilirsiniz. Marathounda Beach'teki restoran Burada mutlaka keçi eti yiyin. Adada bir kaç market bulunuyor. Ama limandaki Emporio Supermarketi tavsiye ederim. Sahibi Maria çok sempatik ve dost canlısı. Hemen hemen herşeyi bulabilirsiniz. Zaten tekne ile gelenler de genellikle buradan alışveriş yapıyor. 1) Symi adasına Kos ya da Rhodes (Rodos) üzerinden ulaşabilirsiniz. Oldukça popüler bir ada bu nedenle Haziran ayından sonra bu iki adadan da Symi’ye her gün geçiş mümkün. Emin olmak için aşağıdaki Yunan Feribotları linkini kullanabilirsiniz. 2) Datça’dan Symi’ye geçiş Sadece Cumartesi günleri saat 15:00’de Datça’dan Symi’ye geçiş var. Ertesi hafta da 10:30’da Symi’den Datça’ya geçebiliyorsunuz. Aşağıdaki iki firmayı buldum ancak Symi’ye Rodos ya da Kos üzerinden geçmek daha anlamlı ve esneklik sağlıyor. Knidos Seyahat: 0090 252 7129464 Seher Tur: 0090 252 7122473 Datça – Symi tek yön 25€ idi.
3baa37b38c2a
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
Marmara Üniversitesi http://gsf.marmara.edu.tr/notice/2016-2017-ozel-yetenek-giris-sinavlari-takvimi/ÖZEL YETENEK GİRİŞ SINAVLARI TAKVİMİ ÖN KAYITLAR 08 – 09 – 10 Ağustos 2016 Ön kayıt internet üzerinden adayların kendileri tarafından yapılacaktır. http://www.marmara.edu.tr - http://gsf.marmara.edu.tr BİRİNCİ AŞAMA ELEME SINAVI 15 – 16 Ağustos 2016 (Ortak sınav yapan Endüstri Ürünleri Tasarımı, Geleneksel Türk Sanatları, Grafik, Heykel, İç Mimarlık, Resim, Seramik ve Cam, Tekstil Bölümleri için) Fotoğraf Bölümü Eleme Sınavı 16 Ağustos 2016 BİRİNCİ AŞAMA ELEME SINAVI SONUÇ DUYURUSU 20 Ağustos 2016 Cumartesi, Saat: 17.00 Sınav sonuçları http://gsf.marmara.edu.tr adresinden ilan edilecektir. İkinci Aşama Seçme Sınavına katılmaya hak kazanan adayların sınav yeri ve saatleri, Birinci Aşama Eleme Sınavı Sonuç Duyurusu ile beraber internet sitemizden yayınlanacaktır. İKİNCİ AŞAMA SEÇME SINAVLARI 22 Ağustos – 01 Eylül 2016 UYGULAMA SINAVLARI 22-23-24 Ağustos 2016 (Ortak sınav yapan Endüstri Ürünleri Tasarımı, Geleneksel Türk Sanatları, Grafik, Heykel, İç Mimarlık, Resim, Seramik ve Cam, Tekstil Bölümleri için) Fotoğraf Bölümü Seçme Sınavı 22-23-24 Ağustos 2016 İKİNCİ AŞAMA SEÇME SINAVI SONUÇ DUYURUSU 26 Ağustos 2016, Saat: 17.00 DOSYA DEĞERLENDİRME VE SÖZLÜ GÖRÜŞME 29-31 Ağustos ve 01 Eylül 2016 (Ortak sınav yapan Endüstri Ürünleri Tasarımı, Geleneksel Türk Sanatları, Grafik, Heykel, İç Mimarlık, Resim, Seramik ve Cam, Tekstil Bölümleri için) MÜZİK BÖLÜMÜ ELEME VE SEÇME SINAVLARI 22 – 23 Ağustos 1. Aşama Eleme Sınavı 24 Ağustos 1. Aşama Eleme Sınavı Sonuç duyurusu 25 – 26 Ağustos 2. Aşama Seçme Sınavı SONUÇ DUYURUSU 03 Eylül Cumartesi 2016, Saat: 17.00 ASIL ADAY KAYITLARI 05-06-07 Eylül 2016 YEDEK ADAY KAYIT İLANI 08 Eylül 2016 YEDEK ADAY KAYITLARI 09-19-20-21 Eylül 2016 * Sınav başvuruları http://basvuru.marmara.edu.tr adresinden yapılacaktır. ** Sınav sonuçları http://gsf.marmara.edu.tr adresinden ilan edilecektir. ABANT İZZET BAYSAL ÜNİVERSİTESİ / BOLU EĞİTİM FAKÜLTESİ http://ef.ibu.edu.tr/index.php/duyurular/403-ozel-yetenek-sinavlari 13-22 Ağustos 2016 önkayıt 23 Ağustos 2016 sınav Ön Kayıt Madde 6: a) Adayların ÖYS ön kayıtları, AİBÜ web sitesi üzerinden online olarak yapılacaktır. b) Ön kayıt, 13 Ağustos 2016 tarihinde başlayıp, 22 Ağustos 2016 günü saat 07.59'da sona erecektir. c) Sınava girmek isteyen aday; bölüm tercihini, istenilen belgeleri ve talep edilen diğer bilgileri sisteme yükleyerek Sınav Giriş Belgesini oluşturur. d) Aday istediği taktirde, girmek istediği bölüm için ikinci tercih yapma hakkına sahiptir. Bu hak, ön kayıt işlemi esnasında kullanılır ve ön kayıtlardan sonra adaylar isteseler bile ikinci tercih yapamazlar. Madde 7: a) Ön kayıt işleminde kullanılacak fotoğraf son altı ay içerisinde çekilmiş ve adayın çehresini açık bir biçimde gösteriyor olmalıdır. b) Ön kaydını yaptıran ve Sınav Giriş Belgesini oluşturan adaylar; online olarak sisteme yüklenen belgeleri, sınav günü yanlarında bulundurmak zorundadır. c) Ön kayıt esnasında yanlış beyanda bulunduğu saptanan adayların sınavları; sınava girmiş olsalar bile, geçersiz sayılacaktır. Sınavın Yapılması Madde 12: a) ÖYS, 23 Ağustos 2016 günü saat 09.30'da başlar ve Dekanlıkça ilan edilen mekanlarda yapılır. b) Daha önce duyurulmuş olan sınav saatinden önce sınava başlanamaz, zorunlu durumlarda sınava başlama saati Sınav Yürütme Komisyonu kararıyla geciktirilebilir. Bu takdirde geçen zaman sınav süresine eklenir. c) Adaylar; sınavın başlayacağı saatten 45 dakika önce, yanlarında getirmeleri zorunlu belge ve sınav malzemeleri (altlık, kurşun kalem, silgi ve kalemtıraş) ile birlikte sınav yerinde hazır bulunurlar. Madde 13: ÖYS tek aşamalı iki bölüm halinde gerçekleştirilir. 1. Bölüm-Canlı modelden desen sınavı (45 dakika + 5 dakika model molası + 45 dakika= 95 dakika): Adaylara, gördüğünü algılama ve çizebilme yeteneğini saptamak üzere canlı modelden kurşun kalemle desen çizimi yaptırılır. Jürinin desen sınavı için belirleyeceği model duruşu; sınav başlamadan önce, Sınav Jürisi Başkanı tarafından zarf içinde ve imza karşılığında salon başkanlarına teslim edilir. 2. Bölüm-İmgesel sınav (60 dakika): Bir kavram, olay, duygu veya düşünceyi; kurşun kalem çizimiyle tasarlayabilme becerisini ölçmek için yaptırılır. Bu aşama; Sınav Jürisinin tespit edeceği herhangi bir konuda adayın yaratıcılığını, hayal edebilme kapasitesini, gözlem gücünü, verilen konuya bakış açısını ve algı birikimini ön plana çıkartmayı amaçlayan imgesel (hayali) çalışmayı içerir. İmgesel sınavda; adayın konuya özgün yaklaşımı, yorumu ve yaratıcılık çabası özellikle aranacak olan niteliklerdir. Jürinin hazırlayacağı imgesel sınav sorusu; sınav başlamadan önce, Sınav Jürisi Başkanı tarafından zarf içinde ve imza karşılığında salon başkanlarına teslim edilir. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ REKTÖRLÜĞÜNDEN GÜZEL SANATLAR FAKÜLTESİNE ÖNKAYIT VE ÖZEL YETENEK SINAVI Bölümlerine 2016‒2017 öğretim yılı için aşağıda belirtilen sayıda ve koşullarda öğrenci alınacaktır. Önkayıt Bilgileri Baskı Sanatları, Cam, Çizgi Film ( Animasyon), Grafik, Heykel, Resim ve Seramik Bölümlerine önkayıtlar, 25‒26 Temmuz 2016 tarihleri arasında ozelyetenek.anadolu.edu.tr/gsf adresinden İnternet üzerinden yapılacaktır. Başvurular son gün saat 24:00’e kadar devam edecektir. Şahsen ve posta yoluyla yapılan başvurular kabul edilmeyecektir. BÖLÜM KONTENJANLAR KKTC YABANCI UYRUKLU Baskı Sanatları Bölümü 25 2 Hazırlık Sınıfı (İsteğe Bağlı) Cam Bölümü 12 1 2 Hazırlık Sınıfı (İsteğe Bağlı) Çizgi Film(Animasyon) 20 1 2 Hazırlık Sınıfı (İsteğe Bağlı) Grafik Bölümü 40 2 Hazırlık Sınıfı (İsteğe Bağlı) Heykel Bölümü 15 2 Hazırlık Sınıfı (İsteğe Bağlı) Resim Bölümü 30 2 Hazırlık Sınıfı (İsteğe Bağlı) Seramik Bölümü 40 2 Hazırlık Sınıfı (İsteğe Bağlı) Önkayıt Koşulları 1) Önkayıt yaptırabilmek için lise veya dengi bir ortaöğretim kurumundan (kesin kayıt tarihine kadar) mezun olan ve 2016 YGS-1, YGS-2, YGS-3, YGS-4, YGS-5, YGS-6’dan (puan türlerinin en az birinden en yükseği kullanılacaktır.) 200 2) Yabancı uyruklu adayların kabulü “Anadolu Üniversitesi Yurt Dışından Kabul Edilecek Öğrenci, Başvuru, Kabul ve Kayıt Yönergesi” hükümlerine göre yapılacaktır. 3) Merkezî yerleştirme ile bir yükseköğretim programına kesin kayıt hakkı kazanmış adaylar da önkayıt yaptırabilecektir. 4) Engelli adaylar için (Bedensel, görme, işitme, otizm vb.) önkayıtta bildirilen engel durumu bilgisi geçerli olacaktır. Bu adaylar için YGS puan türlerinden birinden 100 puan veya üzerinde puan almış olanlar başvurabilecektir. Verdikleri bilgileri doğrulayan bir Devlet veya Üniversite hastanesinden alacakları sağlık raporlarının onaylı bir örneğini 30 Temmuz 2016 Cumartesi günü sınavlar başlamadan 30 dakika öncesine kadar Öğrenci İşleri Birimine teslim etmek zorundadır. Belgelerini teslim etmeyen öğrenciler sınava alınmaz ve başvuruları geçersiz sayılacaktır. 5) Başka bir yükseköğretim kurumunda disiplin suçu nedeniyle çıkartılmış bulunanlar önkayıt yaptıramayacaklardır. 6) Adayların Ortaöğretim Başarı Puanları Fakültemiz tarafından ÖSYM’den temin edilecektir (Ortaöğretim Başarı Puanı diploma notu değildir.). 7) Alan içi kabul edilecek lise alan kodları, Yönetim Kurulu kararıyla belirlenecektir. 8) Adaylardan sınav ücreti alınmayacaktır. 9) K.K.T.C vatandaşı ve yabancı uyruklu öğrencilerin önkayıt işlemleri İnternet üzerinden yapılamayacağından; adayların kimlik belgesi veya pasaport, sınav sonuç belgesi ve 1 adet vesikalık fotoğraf ile 28-29 Temmuz 2016 tarihlerinde şahsen Fakülteye başvurmaları gerekmektedir. Bölüm Tercihleri Belirleme Başvuru sırasında adaylar en fazla iki tercih yapılabilecektir. Sınava Gelirken Getirilecek Malzeme ve Belgeler • Yumuşak uçlu kurşun kalem, silgi ve kalemtıraş, • Sınava Giriş Belgesi (İnternet kayıt çıktısı),* • Kimlik (Nüfus cüzdanının aslı veya pasaport). * Önkaydını yaptıran aday internet üzerinden bir adet kayıt çıktısını alacaktır. Bu belge “Sınava Giriş Belgesi” olarak kabul edilecektir. Adaylar sınav günlerinde “Sınava Giriş Belgesi”yle birlikte resmi kimlik (Nüfus cüzdanının aslı veya pasaport) belgelerini de yanlarında getirmek zorundadır. Nüfus cüzdanı veya pasaportu yanında olmayan adaylar sınavlara alınmayacaktır. Güzel Sanatlar Fakültesi 2016‒2017 Özel Yetenek Sınavları 30-31 Temmuz 2016 tarihlerinde yapılacaktır. İki aşamadan oluşan sınavın, sınav programı aşağıdaki gibidir. 1) Birinci Aşama: Görsel Algı Genel Kültür Test Sınavı Görsel Algı Genel Kültür Test Sınavı Fakültenin Baskı Sanatları, Cam, Çizgi Film (Animasyon), Heykel, Grafik, Resim ve Seramik bölümlerine başvuran adayların tamamının katılımıyla gerçekleştirilir. Görsel Algı Genel Kültür Test sınavı soruları akredite olmuş kaynaklar ve verilere göre Sınav Yürütme Komisyonunun sorumluluğunda hazırlanır. Sınavda, 50 soruya 45 dakika cevaplama süresi verilecektir. Sınav Tarihi : 30 Temmuz 2016 Cumartesi Sınav Saati : 09:00 Sınav Yeri : Güzel Sanatlar Fakültesinde sınav günü 08:00’de ilan edilecektir. 2) İkinci Aşama: Bölüm Alan Sınavı Adaylar; yapmış olduğu bölüm tercihlerine göre ilgili bölümlerde ikinci aşama sınavına girerler. İkinci aşama Bölüm Alan Sınavı Sorusu ve Süresi bölüm kurulları tarafından belirlenen “Bölüm Alan Sınavı Değerlendirme Jürisi” tarafından hazırlanır. Adayların bölüm alan sınavlarına gireceği yerler sınavların başlamasından 1 saat önce Fakültede ilan edilecektir. Bölüm alan sınavı programı aşağıdaki gibidir: Sınav Tarihi: 30 Temmuz 2016 Cumartesi • Resim Bölümü Sınav Başlama Saati: 11:00 • Çizgi Film (Animasyon) Bölümü Sınav Başlama Saati: 14:00 • Cam Bölümü Sınav Başlama Saati: 16:00 Sınav Tarihi: 31 Temmuz 2016 Pazar • Grafik Bölümü Sınav Başlama Saati: 09:00 • Seramik Bölümü Sınav Başlama Saati: 11:00 • Baskı Sanatları Bölümü Sınav Başlama Saati: 14:00 • Heykel Bölümü Sınav Başlama Saati: 16:00 Baskı Sanatları Bölümü: Tek oturumdan oluşan Bölüm Alan Sınavı “Karakalem Çizim Sınavı” (Sınav Süresi: 90 dakika) şeklinde uygulanacaktır. Özel Yetenek Sınav Puanı; Bölüm Alan Sınavının %75’i, Görsel Algı Genel Kültür Test Sınavı puanının %25’i alınarak toplam 100 puan üzerinden hesaplanacaktır. Cam Bölümü: Tek oturumluk Bölüm Alan Sınavı; “İmgesel Kurgulama ve Tasarıma Yönelik Karakalem Çizim Sınavı” (Sınav Süresi: 90 dakika) şeklinde uygulanacaktır. Özel Yetenek Sınavı Puanı; Bölüm Alan Sınavının %75’i, Görsel Algı Genel Kültür Test Sınavı puanının %25’i alınarak toplam 100 puan üzerinden hesaplanacaktır. Çizgi Film (Animasyon) Bölümü: Tek oturumluk Bölüm Alan Sınavı; “Hareket ve Öykülemeye Yönelik Karakalem Çizim Sınavı” (Sınav Süresi 90 dakika) şeklinde uygulanacaktır. Özel Yetenek Sınavı Puanı; Bölüm Alan Sınavının %75, Görsel Algı ve Genel Kültür Testinin %25 alınarak toplam 100 puan üzerinden hesaplanacaktır. Heykel Bölümü: İki oturumdan oluşan Bölüm Alan Sınavında adaylara ilk oturumda, “Karakalem Çizim Sınavı” (Sınav Süresi: 60 dakika), ikinci oturumda ise “ Çamur ile Üç Boyutlu Şekillendirme Sınavı” (Sınav Süresi: 60 dakika) uygulanacaktır. Özel Yetenek Sınavı Puanı; Bölüm Alan Sınavının %75’i, Görsel Algı Genel Kültür Test Sınavı puanının %25’i alınarak toplam 100 puan üzerinden hesaplanacaktır. Grafik Bölümü: Tek oturumluk Bölüm Alan Sınavı; “Hayalden Karakalem Çizim Sınavı” (Sınav Süresi: 90 dakika) şeklinde uygulanacaktır. Özel Yetenek Sınavı Puanı; Bölüm Alan Sınavının %75’i, Görsel Algı Genel Kültür Test Sınavının %25’i alınarak toplam 100 puan üzerinden hesaplanacaktır. Resim Bölümü: Tek oturumdan oluşan Bölüm Alan Sınavı “Karakalem Desen Çalışması” (Sınav Süresi: 90 dakika) şeklinde uygulanacaktır. Özel Yetenek Sınav Puanı; Bölüm Alan Sınavının %75’i, Görsel Algı Genel Kültür Test Sınavı puanının %25’i alınarak toplam 100 puan üzerinden hesaplanacaktır. Seramik Bölümü: Tek oturumluk Bölüm Alan Sınavı; “İmgesel Kurgulama ve Tasarıma Yönelik Karakalem Çizim Sınavı” (Sınav Süresi: 90 dakika) şeklinde uygulanacaktır. Özel Yetenek Sınavı puanı; bölüm alan sınavının %75’i, Görsel Algı Genel Kültür Test Sınavı puanının %25’i alınarak toplam 100 puan üzerinden hesaplanacaktır. Sınavın Değerlendirilmesi Güzel Sanatlar Fakültesi Özel Yetenek Sınavı, Birinci Aşama Sınavı değerlendirmesi BAUM tarafından; İkinci Aşama değerlendirmesi ise ilgili Bölüm Kurulu tarafından belirlenen “Bölüm Alan Sınavı Değerlendirme Jürisi” tarafından yapılır. a) Birinci Aşama Sınavının Değerlendirilmesi: Değerlendirme sonuçları Sınav Yürütme Komisyonu başkanı tarafından tutanakla teslim alınır. Sonuçlar Bölüm Alan Sınavı puanlarıyla birlikte değerlendirildiği için hemen açıklanmaz. Görsel Algı Genel Kültür Test Sınavından alınan puanın %25’i Özel Yetenek Sınavı puanına etki eder. b) İkinci Aşama Sınavının Değerlendirilmesi: Bölüm Alan Sınavı değerlendirmelerinde göz önünde bulundurulan ölçütler; oran-orantı, kâğıda yerleştirme, adayın yaratıcılığı, hayal ve gözlem gücü, seçtiği konuya bakış açısı ve algı birikimi, olayları gösterme noktası, yorumlamada ise özgünlüğü ifade edebilme kapasitesidir. Adayların kesin kayıt hakkını elde edebilmeleri için Bölüm Alan Sınavından 100 puan üzerinden en az 50 puan almaları zorunludur. 50 puanın altında kalan adaylar başarısız sayılır ve değerlendirmeye dâhil edilmeyip puanları ilan edilmez. Kesin Kayıt Kazanan Adayların Belirlenmesi Özel Yetenek Sınavı puanı; Bölüm Alan Sınavı Sorusundan alınan puanın %75, Görsel Algı ve Genel Kültür Test Sınavından alınan puanın %25 alınarak toplam 100 puan üzerinden hesaplanacaktır. Her iki sınavdan birine girmeyen adayın puan hesaplaması girdiği sınav ve yüzdesi üzerinden yapılacaktır. Adayın Özel Yetenek Sınavı ile Fakülteye yerleştirilmesinde esas alınacak Yerleştirme Puanı (YP) aşağıda gösterilen formüle göre hesaplanacaktır. ÖYSP Standart Puanı (ÖYSP − SP) = 10× Adayın ÖYSP Puanı − ÖYSP Puan Dağılımının Ortalaması ÖYSP Puan Dağılımının Standart Sapması + 50 a) Aday aynı alandan geliyor ise; (30/03/2012 tarihi itibarıyla bir mesleğe yönelik program uygulayan ortaöğretim kurumlarından mezun olan veya öğrenim görmekte olan öğrenciler için uygulanacaktır.) Yerleştirme Puanı (YP)= (1,17×ÖYSP‒SP)+(0,11×OBP)+(0,22×YGS‒P)+(0,03×OBP) b) Aday diğer alandan geliyor ise; Yerleştirme Puanı (YP) = (1,17×ÖYSP‒SP)+(0,11×OBP)+(0,22×YGS‒P) c) Engelli adaylar (Bedensel, görme, işitme engelli ve otizm vb.) YGS puanları değerlendirmeye katılmadan (ÖSYM kılavuzlarında yer alan Yerleştirme Puanı hesaplamasındaki formül kullanılmadan) Özel Yetenek Sınavı puanına göre değerlendirilecektir. Yukarıdaki formülde Yerleştirme Puanının hesaplanmasında ÖSYM tarafından değişiklik yapılması durumunda değerlendirme yeni formüle göre düzenlenecektir. 2015 ÖSYS’de YGS/LYS puanı veya Özel Yetenek Sınavı sonucuyla örgün yükseköğretim programına yerleştirilmiş adayların Ortaöğretim Başarı Puanları ile ilgili katsayıları yarıya düşürülecektir. Bu kural açıköğretim programları için de uygulanacaktır. 2015 ÖSYS’de sınavsız geçiş hakkı ile meslek yüksekokulları veya açıköğretim önlisans programlarına yerleştirilen adaylara bu kural uygulanmayacaktır. Adaylar YP puanlarına göre en yüksek puandan başlamak üzere sıraya konacak ve kontenjan sayısı kadar aday sınavı kazanmış sayılacaktır. ç) KKTC uyruklu öğrenciler de aynı sınavlara girecek olup yukarıdaki formüle göre değerlendirilmeleri kontenjan dahilinde ve kendi aralarında yapılacaktır. d) Yabancı uyruklu adayların sınavları tek aşamalı olacaktır. Sadece Bölüm Alan Sınavı yapılacaktır. Birinci Aşama Sınavı yapılmayacaktır. Bölüm Alan Sınavı 100 üzerinden değerlendirilecektir. Bölüm Alan Sınavı puanı 50'nin altında olan adaylar başarısız sayılacaktır. Bölüm Alan Sınavında aldıkları puanlara, tercih ve kontenjana göre kendi aralarında değerlendirme yapılacak ve kazanan adaylar ilan edilecektir. Sınav Sonuçlarının İlanı Sınav sonuçları Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesinin web sayfasında (https://www.anadolu.edu.tr/akademik/fakulteler/192/guzel-sanatlar-fakultesi/duyurular) ilan edilecektir. Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik, Heykel, Resim ve Seramik Bölümlerine 2016-2017 Eğitim-Öğretim yılı için, 2016 YGS Sınavında geçerli taban puanı alan adaylar arasından ön kayıtla yetenek sınavı yapılarak öğrenci alınacaktır. ÖN KAYIT : 11-14 Temmuz 2016 tarihlerinde YGS den geçerli puanı alan adaylar Hacettepe Üniversitesi Web sitesi ( www.gsf.hacettepe.edu.tr) üzerinden bilgisayar ortamında önkayıt işlemlerini yapacaklardır. Alınacak kayıt çıktısı sınava giriş belgesi olarak kabul edilecektir.Yabancı Uyuruklu adayların önkayıtları Fakülte Sekreterliğine şahsen başvuru ile yapılacaktır.(Çifte vatandaş uyruğu olan adaylar yabancı uyruklu kontenjanı için başvuru yapamazlar.) SINAV BAŞVURU KOŞULLARI: 2016 Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Sistemi Yükseköğretim programları ve Kontenjanları kılavuzunda yer alan Tablo7* deki ilgili alanlardan mezun olan adayların YGS puan türlerinden en az birinden 150 puan ve üzeri alanlar ile sözü edilen alanlar dışındaki alanlardan mezun olan adaylar YGS puan türlerinden en az birinden 180 puan veya üzeri alanlar başvurabileceklerdir. Yabancı Uyruklu Öğrenciler, ön kayıt koşullarını www.oid.hacettepe.edu.tr adresinden öğrenebilirler. Engelli Adaylar; YGS sınavında herhangi bir puan türünden 100 puan ve üzerinde puan almaları ve engelli olduklarını raporla belgelemeleri durumunda başvu yapabilirler. Adaylardan sınav ücreti alınmayacaktır. SINAV İÇİN İSTENEN BELGELER: İnternet Kayıt Çıktısı ( Sınava Giriş Belgesi) Nüfus Cüzdanı Aslı veya Geçerli Pasaport 2016 YGS Kazandı Belgesinin Fotokopisi SINAV TAKVİMİ: 11-14 Temmuz 2016 Ön Kayıt 18 Temmuz 2016 l. Aşama Sınavı 19 Temmuz 2016 l. Aşama Sınav Sonuçlarının İlanı 20 Temmuz 2016 2. Aşama Sınavı 21 Temmuz 2016 2. Aşama Sınav Sonuçların İlanı Öğrenci Adayları; Başvuru koşulları ile ilgili detaylı bilgilere aşağıdaki iletişim adresinden ulaşabilirler. BİLGİ İÇİN: Tlf. : (0312) 299 20 62 – 299 20 82 – 297 68 40-41 nolu telefonlara başvurulabilir. Fax : (0312) 299 20 61 Web : www.gsf.hacettepe.edu.tr
6c19599aa81a
[ "c4", "hplt2" ]
MEVLANA EĞİTİM VE KÜLTÜR DERNEĞİNDE 10 AĞUSTOS 2016 İTİBARİYLE ÇARŞAMBA AKŞAMLARI DEĞERLİ ŞEF AHMET SADİ ÇELİK TARAFINDAN BAŞLATILACAK OLAN SOLFEJ ATÖLYE ÇALIŞMALARINA SİZLERİ DE BEKLİYORUZ 0530 542 26 94 / 0216 336 16 62'den detaylı bilgi alabilirsiniz. Sevgili dostlar; Beylikdüzü'nde yaptığımız solfej atölye çalışması oldukça ilgi gördü, öğrencilerimiz de daha 4. derste önlerine konan notayı okuyabilmeye başladılar. Daha merkezî bir yerde benzer bir çalışma olup olmayacağını soran çok arkadaş oldu sağolsunlar. Biz de orkestrasında bulunduğum Mevlânâ Eğitim ve Kültür Derneği çatısı altında ağustosun 2. haftası başlamak sûretiyle bir solfej atölyesi başlatmaya karar verdik. Detaylar şöyle: * Çalışma yerimiz Kadıköy Hasanpaşa'daki Mekder (Mevlana Eğitim Kültür Derneği) çalışma salonudur. * Atölye çalışması toplam 10 ders olup, ilk 5 ders genel batı solfeji, son 5 ders ise Türk musıkisi solfeji, temel makam bilgisi ve usûl bilgisidir. * Çalışmalar çarşamba günleri 18:30 - 20:00 arasında olacaktır. Diğer bilgiler için benimle irtibata geçiniz. Müzik dolu günler dilerim.
b9084548e49f
[ "fineweb2", "hplt2" ]
İngiltere’de Üniversite Sistemi Ülkemizde üniversiteye giriş sınavları sonrası istenilen gibi bir üniversiteye yerleşmek maalesef oldukça zordur. Sırf üniversite okumak için istenilmeyen bir üniversite ve bölümde okumak bütün hayatınızı etkileyecektir. Kararınızı verirken Yurtdışında Üniversite seçeneklerinden İngiltere’de üniversite sistemini araştırmanızda fayda var. İngiltere’de Üniversite Okumak ve Üniversite Sistemi Yurtdışı eğitimin alınabileceği en iyi ülkelerden biri olan İngiltere’de Üniversite sistemine bakış Türkiye’dekinden farklıdır.İngiltere’de lise mezunu öğrenciler Advanced Level yani A seviyesinde kabul edilirler. Fakat Türkiye’de lise eğitimini tamamlayan öğrenciler A seviyesi kabul edilmeyip bu seviyeye gelmeleri için belirli aşamalardan geçerler. Öncelikli olarak dil seviyelerinin belirlenmeleri için bir sınava tabi olurlar. İngilizce seviyesi iyi olan öğrenciler daha kısa sürelerde dil eğitimi alırken İngilizce seviyesi kötü olan öğrenciler daha uzun süre dil eğitimi alırlar. Bu süreler 2 ay ile 10 ay arasında değişir. İngilizce seviyeleri bu süre sonunda yeterli konuma gelen öğrenciler bir hazlırlık programına dahil olurlar. Bu üniversiteye başlamadan alınması gereken hazırlık programına “Foundation” programı yani hazırlık programı denir. İngilterede Üniversite Kabul Şartları ve Foundation Programı Yurtdışı eğitim sürecinde İngiltere’de lisans eğitimine başlamadan öğrencilerin yeterli konuma gelmesi için almaları gelen hazırlık dersleri programına ‘ Foundation Programı ‘ denir. Foundation programına katılacak öğrencilerinin İngilizce seviyelerinin çok iyi olması gerekir çünkü Foundation Programı dahilinde İngilizce dersleri verilmemektedir. Bu hazırlık programı dahilinde öğrenciliere daha çok Sosyal Bilimler, Fen Bilgisi, Matematik, Geometri gibi alan dersleri verilir. Foundation hazırlık programı tam 1 yıl sürer. Bu bir yıl süresince yurtdışı eğitimlerini İngiltere’de tamamlamak isteyen öğrenciler İngiltere’de üniversite sistemine giriş koşullarını yerine getirirler. Foundation hazırlık programı süresi boyunca öğrenciler okumak istedikleri bölümlere göre hazırlanırlar ve eksik oldukları derslerde daha yoğun eğitim alırlar. İngiltere’de Lisans Eğitim Süresi İngiltere’de lisans eğitimi genellikle 3 yıl sürer ama bazı teknik bölümlerde İngiltere’de Üniversite eğitimi 4 yıl da sürebilmektedir. Türkiye’den farklı olarak yurtdışı eğitim sürecinde İngiltere’de üniversite eğitimi 3 dönemli olarak uygulanmaktadır. Her dönem yaklaşık 10 – 14 hafta uzunluğundadır. İngiltere’deki çoğu üniversite Eylül – Ekim aylarında başlar. Yaz tatili Paskalya ve Noel tatilleri ile Ağustos ayının tamamı ile Temmuz ve Eylül ayının da bir bölümünü kapsayacak şekilde oldukça uzundur. İngiltere’de üniversite dönemleri okullardan ve yüksekokullardan daha uzundur. İngiltere’de Pre-Master, Yüksek Lisans ve MBA Kabul Şartları İngiltere’de yurtdışı eğitim bünyesinde yüksek lisans eğitimi 1 yıl sürer. Eğitim süresi teorik ve pratik uygulamalı dönemler olmak üzere ayarlanmıştır. Teorik dönem pratik dönemden daha uzundur ve ortalama 9 ay sürer. Pratik eğitim dönemi ise yaklaşık 3 ay sürer. Teorik ve pratik dönemlerin süreleri bölümlere göre değişebilir. İngiltere’de master programına kabulde en önemli iki kriter nor ortalaması ( GPA ) ve İngilizce seviyesidir. Yeterli seviyede bir İngilizceniz varsa b-ve not ortalamanız girmek istediğiniz bölüm için yeterliyse İngiltere’de master eğitimine başlayabilirsiniz. Fakat not ortalamanız ve İngilizceniz yeterli seviyede değilse değişen şartlara bağlı olarak 1 ya da 2 yıl süren Pre-master Programlarına katılırsınız. Eğer pre-master programını başarıyla tamamlarsanız master programına kabul almanız netleşir. İngiltere’de MBA eğitiminde de duruma ve bölüme göre değişen koşullar olmakla birlikte İngiltere’de master eğitimi için aranan iki önemli şart 2 yıllık full yani tam zamanlı iş tecrübesi ve bazı üniversitelerin istediği GMAT skorudur. İngilterede Üniversite Eğitimi Maliyeti Tahmini Toplam Masraflar ( Yıllık ) : Eğitim Gideriniz : 6000 GBP – 15000 GBP Konaklama Gideriniz : 2500 GBP – 8000 GBP Kişisel Harcamalarınız ( Ulaşım, sağlık, sosyal harcamalar, yemek ) : 2500 GBP – 7500 GBP Tahmini Toplam Masrafınız : 11000 GBP – 30000 GBP
a86e62d180c9
[ "c4", "culturax", "hplt2", "vngrs" ]
Age of Zombies Season 2 v1.2.8 APK Oyun indir Güncel 2014 Android APK Oyunları BuradaBazı zombi ateş ve doyurucu bir akşam yemeği için zaman tekrar yapmak için fazla bir şey bakıyor Barry Steakfries adlı kilitlemek ve sert-olarak-çivi komando olarak zamanın tarihi boyunca yük! ANNE BABALAR İÇİN ÖNEMLİ UYARILARBu oyun içerebilir: Halfbrick ürünleri ve güvenilir iş ortakları için promosyon malzemesi. 13 yaş üstü kullanıcılar için tasarlanmış harici sosyal ağ sitelerine bağlantılar. Cihazınızda varsayılan web tarayıcısını açabilir internete doğrudan bağlantılar. Bu sürümde neler bulunuyor: (Güncelleme: 28 Ekim 2014) Bu güncelleştirme, hata düzeltmeleri ve küçük iyileştirmeler bir dizi içerir. Her zaman olduğu gibi, önümüzdeki geribildirim tutmak!
1cc9d777a450
[ "fineweb2", "hplt2" ]
Geçtiğimiz hafta Koçtaş'ın Bebek Kitchenette de “Daha Güzel Evler, Daha Güzel Hayatlar” sloganıyla gerçekleşen, yeni sezonda da tüketicilere birbirinden şık seçenekler sunduğu 2015 Dekorasyon Kataloğu’nu tanıttı.Basın ve bloggerlerın davetli olduğu bu etkinlikte yeni sezon mobilya, aydınlatma ve dekorasyon ürünleri hakkında detaylı bilgilerde alma fırsatı da bulduk. Lansmanda biz konuklar için hazırlanmış bölümde çok keyifli bir workshop da gerçekleşti. Herkes Koçtaş'ın geniş ürün yelpazesiyle kendi ev konseptini oluşturdu.Bin yeni ürün rengarenk ve yeniliklerle dopdolu dekarasyon ürün tasarımlarından oluşan magnetlerle hepimiz kendi stilimizi yarattık.Evimde sadelik ve işlevselliği ön planda olan dekarasyon ürünlerini sevdiğim için yeni taşındığım evime uygun bir moodboard yaptım. Morlar kremler gözü yormayan kontrast renklerde objeler.:) Evini ve yaşam alanlarını güzelleştirmek isteyenlerin ilk durağı olan Koçtaş, “Daha Güzel Evler, Daha Güzel Hayatlar” sloganıyla yeni sezonda da tüketicilere birbirinden şık seçenekler sunuyor. Koçtaş, yeni sezon mobilya, aydınlatma ve dekorasyon ürünlerinin yer aldığı 2015 Dekorasyon Kataloğu’nu yayınladı. Katalogda, Koçtaş mağazaları ve online mağazada yer alan binlerce çeşit ürün özel çekim ve dekorasyon önerileriyle tüketicinin beğenisine sunuluyor. Dekorasyon alanındaki uzmanlığıyla yenilikçi ve şık çözümler sunan Koçtaş, yeni sezon için hazırladığı 2015 Dekorasyon Kataloğu ile bu yıl da benzersiz önerilerle müşterisine ayrıcalıklı hizmet vermeye devam ediyor. Koçtaş’ın 2015 Dekorasyon Kataloğu’nda her zevke ve her bütçeye uygun çözüm önerileri ve tam bin yeni ürün bir arada bulunuyor. Koçtaş Farkıyla Yeniliğin Keyfini Çıkarın Evinizin her köşesi için yepyeni ürün seçenekleri sunan Koçtaş’ın yeni yatak odası ve çalışma odalarıyla evinizi güzelleştirebilir ya da dilerseniz baştan yaratabilirsiniz. Koçtaş’ta yeni Viva Okyanus Mavi genç odası 4 parçalı seti 849,90 TL’lik, yeni Etro 6 parçalı genç odası ve Mindy 6 parçalı genç odası setleri 1.290 TL’lik, yeni Carmina 5 parçalık çift kişilik yatak odası seti 1.390TL’lik cazip fiyatlarıyla evini yenilemek isteyenleri bekliyor. Koçtaş, 199,90 TL’den başlayan fiyatlarıyla her zevke hitap eden çekmeceli, aynalı ve sürgülü kapaklı, 50 gardırop çeşidiyle de dolabınızı rahatça kullanma özgürlüğü sunuyor. Koçtaş’la Evinizi Bin Türlü Aydınlatabilirsiniz Koçtaş, aydınlatma alanındaki iddiasını bu sezonda da artırarak devam ettiriyor. Koçtaş’ın 2015 Dekorasyon Kataloğu’nda yer alan sarkıt, avize, lambader, masa lambası, abajur, spot, aplik ve plafonyer gibi aydınlatma seçenekleri yepyeni çeşitleriyle yaşam alanlarınıza farklılık katacak. Tam 1000 yeni çeşit aydınlatma ürününün, farklı dekorasyon stillerine göre sergilendiği Koçtaş 2015 Dekorasyon Kataloğunda; bütçenize, ihtiyacınıza ve zevkinize en uygun ürünü kolayca bulacaksınız. Güzelliğe Açılan Perdeler Koçtaş’ta Koçtaş’ın, güzelliğe açılan 150’den fazla yepyeni perde modeli ile evinizde mükemmel uyumu yakalayabilirsiniz. Koçtaş’ın yeni ürünleriyle odalarınızda isterseniz romantik, isterseniz modern, isterseniz de rengârenk bir hava yaratabilirsiniz. Ayrıca, perdelerle uyumlu minderler ve perde aksesuarlarının yanı sıra; ahşaptan metale, renkliden taşlı modellere kadar her zevke uygun çeşidi bulunan rustiklerle dekorasyonunuzu tamamlayabilirsiniz. Tül ve fon perdelerinizi bir arada kullanmayı sağlayan çift mekanizmalı rustikler, küçük dokunuşlarla büyük farklar yaratmanızı sağlayacak. Yenilik ve alternatif arayanlar ise; şık ve kullanışlı jaluziler ile kullanımı kolay stor perdeleri tercih edebilir. Ahşap, alüminyum ve PCV jaluzi seçeneklerinden odanıza en uygun olanı seçebilir; ısı yalıtımlıdan çift mekanizmalı seçeneklere, zebra modellerden desenlilere, tek renklilerden çocuk odası seçeneklerine kadar, A’dan Z’ye tüm stor perde çeşitlerini Koçtaş’ta bulabilirsiniz. Koçtaş’la Duvarlarınıza Tarzınızı Yansıtın Koçtaş’taki 200’den fazla duvar kâğıdı seçeneği evinize farklı bir görünüm katıyor. Boyanabilir veya ıslak zemin duvar kâğıdı seçeneklerinin yanı sıra; her zevke hitap eden duvar kağıdı çeşitliliğiyle istediğiniz tarzı yaratmanız her zamankinden daha kolay. Boyanabilir duvar kağıtlarından, tuğla ve ahşap görünümlülere; çiçeklilerden damask desenlilere; yazı desenlilerden film ve çizgi roman karakterlerine kadar yüzlerce çeşit duvar kağıdı 19,99 TL’den başlayan fiyatlarıyla Koçtaş’ta satışa sunuluyor. Çocukları da unutmayan Koçtaş, en sevdikleri çizgi film karakterlerini odalarına getirerek, çocukların hayal dünyalarının kapılarını aralıyor. Şık ve Kullanışlı Çalışma Odalarına Koçtaş’la sahip olun Koçtaş Dekorasyon Kataloğu’nda sergilenen önemli ürün gruplarından biri de çalışma masaları. Şıklıkla fonksiyonelliği buluşturan yeni sezon ürünleri arasında yer alan Zigzag çalışma masası 299,90 TL’den, Mona çalışma masası 179,90 TL’den, Kinetik Trend çalışma masası ise 179,90 TL’den, mini bilgisayar masası 59,99TL’den başlayan cazip fiyatlarıyla Koçtaş mağazalarındaki yerini alıyor. Koçtaş’ta her zevke uygun çalışma koltukları da rahatlığıyla ve cazip fiyatlarıyla dikkat çekiyor. Klasik ve modern çalışma koltuklarından, dekorasyonunuza hareket katacak renkli ve baskılı modeller arasından seçim yapmakta zorlanacaksınız. Her zevke ve bütçeye yönelik alternatifler sunan Koçtaş, öğrencileri de unutmuyor. Üç renk alternatifli öğrenci koltuğu 109,90 TL’lik fiyatlarıyla Koçtaş mağazalarında satışa sunuluyor. Her Bütçeye Uygun En Şık Kitaplıklar Koçtaş’ta Koçtaş’ın yeni sezon ürünleri arasında yer alan ve çalışma odalarından salona, oturma odasından antreye kadar pek çok iç mekanda kullanılabilecek kitaplıklar, yaşam tarzınızı en iyi şekilde yansıtmak için bulunmaz bir fırsat sunuyor. Koçtaş 2015 Dekorasyon Kataloğu ile birlikte, farklı boyut ve şekillerde tasarlanan yepyeni kitaplıkları tüketicinin beğenisine sunuyor. Her evde kullanılabilecek; milas, akçaağaç ve beyaz renk alternatifleri olan, 5 raflı kitaplığa sadece 89,99TL’ye sahip olabilirsiniz. Katalogdaki yeni ürünlerden olan Viva kitaplık 120 TL’den, Nisa kitaplık 139,90 TL’den, Etro kitaplık ise 140 TL’den satışa sunuluyor. En Güzel Saklama Kutuları İçin Koçtaş’a Gelin Evlerinizde ve işyerlerinizde dağınıklığa sebep olan her şeyi kaldırabileceğiz, aynı zamanda evinizin dekorasyonunda kullanabileceğiniz çeşit çeşit saklama kutuları, desenli metal kutular, söğüt kumaş ve bambu banyo sepetleri, dolap için düzenleyiciler, yepyeni makyaj ve takı düzenleyici kutularla küçük dokunuşlarla hayatınıza hem düzen hem de renk katabilirsiniz. Koçtaş 2015 Dekorasyon Kataloğu iddialı saklama ürünleriyle de öne çıkıyor. Parkede Çok Çeşit, En İyi Fiyatla Koçtaş’ta Koçtaş, tüm mekanlarınız için her renk parkeyi; en iyi fiyat avantajı ve nakliye-montaj ayrıcalığıyla birlikte sunuyor. Yeni otantik görünümlü Garage laminat parkeden, seramik görünümlü Exposed Dark parkelere kadar metrekaresi 18,49 TL’den başlayan yüzlerce parke seçeneği Koçtaş mağazalarında sizleri bekliyor. Dekorasyonun Tamamlayıcısı Halılar Koçtaş’ta Koçtaş yeni sezon kataloğunda yer alan yüzlerce halı çeşidi ev dekorasyon seçimleriniz için en iyi tamamlayıcı olmaya aday. En yeni trendlerden olan patchwork halıları 79,99 TL’den başlayan avantajlı fiyatlarla Koçtaş’ta bulmak mümkün. Atlas Nano halılar, kendi kendini temizleme ve sıvı itici etkisiyle leke barındırmama özellikleriyle evin her alanında güvenle kullanılabiliyor. Çocuk odaları için de rengarenk seçeneklerinin yer aldığı Koçtaş kataloğunda yer alan tüm halılar 49,99 TL’den başlayan fiyatlarla satışa sunuluyor. Koçtaş’ın Çocuk Dünyasında Her Şey Çok Renkli Bu sezonda da çocuklar için birbirinden renkli seçenekler hazırlayan Koçtaş’ta, özel araba oyuncak kutusundan oyun halısına, astronot puf kutusundan çamaşır sepetine, renkli perdelerden dekoratif aydınlatmalara, eğlenceli minderlerden çocukların hayal dünyalarını genişletecek duvar kağıtlarına, asılabilir cepten masaüstü düzenleyicisine kadar çocuk odası için tüm detaylar hazır. Alışverişin Keyfi Koçtaş’la Çıkar Ne zaman, nereden alışveriş yapmak isterseniz size en yakın Koçtaş mağazasını ziyaret edebilir, koctas.com.tr internet sitesini tıklayabilir, ister mobil uygulama isterseniz de sadece bir telefonla siparişinizi verebilirsiniz. Koçtaş 2015 Dekorasyon Kataloğu’nda yer alan binlerce yeni ürünle hayallerinizdeki evi ve mekanı yaratmanız artık çok daha kolay.
7b2fab07b479
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
Türkiye’den Gazze’ye Yardım Dışişlerinden yapılan açıklamaya göre İsrail’in Gazze’ye başlattığı saldırılar sonucunda insani dramın yaşandığını ve bu saldırıların acilen durdurulması gerektiğini belirtti. Ayrıca Türkiye Gazze için 1 Milyon dolarlık gıda ve ilaç yardımı yapılacağını duyurmasının ardından AA muhabirine konuşan TİKA’nın Gazze Temsilcisi Muhammed Mürteca, İsrail’in saldırılarından zarar gören ailelere 1 milyon dolar değerinde acil yardım dağıttık. Yarım milyon dolar gıda, yarım milyon dolar da ilaç yardımı yapıldı” dedi. Ayrıca Gazzeli belediyelere yakıt yardımının da görüşüldüğü belirtildi. Dışişleri Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada: İsrail’in Gazze’ye yönelik harekatının yol açtığı vahim ve kaygı verici gelişmeler çerçevesinde,ülkemiz acil insani yardım ihtiyacı içinde bulunan Filistinli kardeşlerimize yardım elini uzatmak için derhal harekete geçmiştir. Bu kapsamda, Sayın Başbakanımızın talimatları doğrultusunda, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA) Filistin Program Koordinasyon Ofisi ilk etapta 1 milyon ABD Doları tutarında gıda veya olabilecek diğer acil yardım malzemesinin mahallinden temin edilerek ihtiyaç sahiplerine dağıtımının yapılabilmesine yönelik çalışmalara başlamış bulunmaktadır. Yine, bölge halkının acil ilaç ihtiyacının karşılanması çalışmaları çerçevesinde, Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) tarafından Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) Filistin Ofisi’ne 1,5 milyon ABD Doları tutarında katkıda bulunulmuştur. Sözkonusu hibe kapsamında DSÖ tarafından temin edilecek acil ilaç ve tıbbi malzemenin süratle ihtiyaç sahiplerine dağıtımı yönündeki çalışmalar devam etmektedir. Türk Kızılayı da acil yardım kapsamındaki çalışmaları doğrultusunda, 2.000 aileye gıda yardımı ulaştırmak üzere harekete geçmiş olup, bunun 500 ailelik ilk bölümünün hızla temini ve dağıtımı çalışmaları sürmektedir.
20f243be9076
[ "c4", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
Özellik ve Faydalar ETT serisinde, doğrusal hareket, dişli, kayış, vida gibi mekanik elemanlar kullanılmaksızın elde edilir. Sadece iki bileşenden oluştuğu için yapısı çok basittir. Tepe itme kuvveti değeri 2083 N'a kadar çıkabilen ETT serisinin maksimum hızı 8 m/s, ivmesi ise 350 m/sn2 ye kadar çıkabilmektedir. Hiç hava tüketimi olmadığından, yüksek hızlarda pnömatik silindirlere göre işletme maliyeti çok düşüktür. Üstelik pnömatik silindirde yapılamayacak olan hassas hız ve konum kontrolleri sayesinde hem esneklik, hem de üretim kalitesi artmış olur.
53e6f24f17ec
[ "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
Özellik ve Faydalar tipi oransal sürgülü yön kontrol valfleri sabit deplasmanlı; PSV tipi oransal sürgülü yön kontrol valfleri ise değişken deplasmanlı sistemler için kullanılır. Her valf dilimi için basınç ve akış miktarları ayrı ayrı ayarlanabilir. PSL ve PSV tipi oransal sürgülü yön kontrol valflerine emniyet özelliği gibi farklı özellikler tanınabilir. Farklı geçirgenlikteki valfler birbirine bağlanabilir. ve PSV tipi valfler için maksimum debi 160 l/d iken (size 2 için 40 l/d, size 3 için 80 l/d), maksimum basınç 420 bar’dır. (size 5 için 400 bar) ve PSV tipi oransal sürgülü yön kontrol valfleri mobil sektörde; vinçler, kaldırma ekipmanları, inşaat ve madencilik makineleri, sondaj makineleri dışında denizcilik ve marin sektöründe de kullanılmaktadır. hacim ve kontrol özelliklerine karşılık tek bir ürün Kapalı merkez sistemler ile enerji tasarrufu Kompakt ve hafif tasarım Farklı tasarımlar için uygun modüler sistem Uygulama Alanları Yapı/İnşaat makineleri Maden makineleri Vinç ve kaldırma ekipmanları Ormancılık ve tarım makineleri
a901124e48b1
[ "fineweb2", "hplt2" ]
2014 Dacia Duster Fiyatları Ekonomik araç üreticisi olarak bilinen Dacia dünya genelinde olduğu gibi ülkemizdeki faaliyetlerini de her geçen gün artırmaktadır. Dacia, ürettiği araçları hem en uygun fiyatlarla müşterilerine sunmakta hem de araçların giderleri ekonomik seviyelerde tutulmaktadır. Bu duruma örnek olarak Dacia modellerinin yakıt konusunda ne derece cimri oldukları gösterilebilir. SUV modelleri arasında bulunan Duster modeli 2014 Ekim kampanyalarıyla birlikte çok daha ekonomik bir şekilde satın alınabilmektedir. Yeni Dacia Duster 1.5 ve 1.6 litrelik iki farklı motor hacmiyle üretilmektedir. Ayrıca diğer birçok markada olduğu gibi Duster SUV modelinde hem 4×2 hem de 4×4 seçenekleri bulunmaktadır. Dacia Duster 1.5 4×2 fiyatı 48.650 TL’den başlamaktadır. Aynı versiyonun 4×4 modeli ise 53.400 TL’dir. Ayrıca aracına LPG yakıt sistemi taktırmak isteyenler için fabrikadan LPG’li olarak çıkarılan Dacia Duster 1.6 lpg fiyatı 45.400 TL olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu sayede her hangi bir arıza durumunda LPG sistemi de firma garantisi altında bulunmaktadır. Dacia Duster fiyat listesinde en yüksek fiyat 1.5 DCi Laureate 4×4 modeline aittir. Bu aracın fiyatı 57.050 TL’dir. Orta seviye beklentileri rahatlıkla karşılayabilen bu araç herkes tarafından tercih rahatlıkla edilebilir. Bir önceki araba yazımızda 2014 Opel Astra Sedan Fiyatları isimli yazımızda 2014 model yeni Astra modeli, Opel Astra sedan 1.6 Business ve Yeni Astra Sedan fiyatları gibi konular hakkında bilgiler yer alıyor.
bef3ee145d6c
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]
Milli Eğitim Bakanı açıkladı Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, Seviye Belirleme Sınavı'nda (SBS) yapılması planlanan değişikliğe ilişkin, "Çocukları test cenderesinden, çoktan seçmeli sistemden kurtaracak yeni bir sistem üzerinde çalışıyoruz. Açık uçlu sorularla yürüyen bir seçme daha sağlıklı olur diye düşünüyoruz" dedi. Türk Eğitim Derneğinin (TED) Uluslararası Eğitim Forumu'nun üçüncüsü, "Eğitim Siyaseti Nedir" başlığı altında TED Ankara Koleji'nde yapıldı. Forumda konuşan Milli Eğitim Bakanı Avcı, dün, 25. Avrupa Konseyi Eğitim Bakanları Konferansı dolayısıyla Finlandiya'da olduğunu, bu nedenle forumun açılışına katılamadığını hatırlattı. Helsinki'de, eğitim siyasetini konuştuklarını belirten Avcı, sürdürülebilir bir toplumsal ve ekonomik kalkınma için eğitimin tüm taraflarının katılımıyla yönetimin ve eğitimin kalitesinin nasıl geliştirilebileceğini, hiçbir bireyi dışlamadan her bir bireyin kaliteli bir eğitime erişiminin sağlanması için stratejilerin neler olabileceğini tartıştıklarını anlattı. Eğitim siyasetiyle, temelde eğitim için kaynakların nasıl ve nereden sağlanacağının, sistemin yapısının ve işleyişinin nasıl düzenleneceğinin belirlediğine dikkati çeken Avcı, bununla, eğitim hizmetlerinden kimin ne kadar ve nasıl yararlanacağını da tespit edildiğini söyledi. Avcı, eğitim siyasetinin, bir yasayla, bir yönetmelikle, bazen bütçe düzenlemeleri ya da çeşitli yönetsel kararlarla ifade edilebildiğini kaydetti. "YENİ ŞEYLERİ, HER ŞEYDEN ÖNCE, EĞİTİM ALANINDA SÖYLEMEK LAZIM" Milli Eğitim Bakanı Avcı, 1980'lerin sonlarında, 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın, "bir milyon bilgisayar" sloganını ortaya attığını, o dönemde aslında, bilgisayarın eğitim alanında kullanımının uzunca süredir tartışıldığını ve Avrupa ülkelerinin birçoğunda pilot uygulamaların yürütüldüğü anımsattı. Türkiye'nin bir anlamada o dönemde de "gelişmiş dünyayı az geriden izlediğini" aktaran Avcı, "Bir başka açıdan bakarsak, ilk defa 'bir adım öne geçme'ye teşebbüs ettiğimiz söylenebilir. Eğer Özal'ın ciddi ciddi bir milyon bilgisayarı okullara yerleştirmeye niyeti olduğunu varsayarsak, Avrupa'da pilot uygulamalardan sonra geçileceği düşünülen faza bizim hemen geçmemiz hedeflenmişti denebilir" değerlendirmesinde bulundu. Avcı, şöyle devam etti: "Türkiye'nin eğitim politikası, Özal'ın "sadece eğitim camiasını değil" neredeyse bütün Türkiye'yi ürküten 'bir milyon bilgisayar' sloganı dışında, hep Batıdaki eğitim politikası değişimlerini yakından izleyip, maliyetlerine katlanabildiği ölçüde tatbik etmeye çalışmaktan ibaret oldu. Yani sadece eğitim siyasetini değil, eğitim siyaseti çerçevesinde yürütülen tartışmaları da ithal ettik, Batıda imal edilen taraflardan, artık meşrebimize hangisi uygunsa onu seçip, biz de içeride tartıştık. Hepimiz, bir biçimde, bizden önce yürünmüş olan yollarda yürümekten rahatsızlık duysak da duymasak da yürüdük durduk. Mesele şu ki o yollar bitti. Artık yeni şeyler söylemek lazım ve o yeni şeyleri, her şeyden önce, eğitim alanında söylemek lazım. Eğer siyasetimiz, sadece Türkiye için değil, bölge için, insanlık için yeni şeylerin söylenmesi şeklinde değişiklik göstermişse yukarıdaki soruların cevaplarını yeniden düşünmemiz lazım. Hatta yeni sorular sormalıyız." "EĞİTİMDE TERCİHLER YAPMAK ZORUNDAYIZ" Avcı, eğitim siyasetini oluştururken, hep aynı şeyleri düşünmenin ülkeyi daha iyi bir geleceğe götürmeyeceğini vurgulayarak, "Siyasetçiler farklı görüşlere sahip olduğu kadar, eğitim alanında bilimsel çalışmalar yapanlar da bu konularda farklı veriler, farklı bilimsel bulgular sunabilirler. Eğitim siyasetine ilişkin konularda bilimsel çalışmaların bulgularında farklılıklar olması bir çelişki değil, bilimin doğası gereğidir" dedi. Eğitim siyasetine ilişkin konularda siyasetçiler arasındaki görüş farklılıklarını, zıtlıkları demokratik siyasetin doğası olarak niteleyen Bakan Avcı, şunları kaydetti: "Karar vermek ve tercih yapmak zorunda olmadığınız yerde siyaset olmaz. Karar vermek ve tercih yapmak istediğimiz, eğitimle ilgili alternatiflerimizin, tercihlerimizin olduğu yerde eğitim siyaseti vardır, yani siyaset vardır. Eğitim siyaseti de toplumsal ve ekonomik alanlardaki siyasetten bağımsız olarak ele alınamaz. Türkiye'de bugün bizler, eğitim siyasetinde önemli kararlar vermek, tercihler yapmak zorundayız. Biz sürdürülebilir bir toplumsal ve ekonomik kalkınma için eğitimde tercihler yapmak zorundayız." Kişi başına düşen milli geliri 25 bin dolara, ihracatı 500 milyar dolara ve dış ticaret hacmini bir trilyon dolara çıkarmanın, işsizlik oranını yüzde 5'lere indirmenin, nüfusun eğitimiyle, eğitimin niteliğiyle ilgili olduğunu belirten Avcı, "Bu hedeflerin gerçekleştirilebilmesi, Türkiye'nin orta gelir tuzağından çıkması, yeni tercihler yapmamızı gerektirmektedir. Türkiye'nin 10, 20 yıl sonra sosyal ve ekonomik kalkınma açısından nerede olacağı, bugünkü eğitim siyasetinin ne olacağına bağlıdır" diye konuştu. Veriye dayalı eğitim siyasetinin, bakanlık olarak içlerine kapanıp yapacakları bir siyaset olmadığına işaret eden Milli Eğitim Bakanı Avcı, bu siyasette, bilim insanlarıyla, eğitim öğretim kurumlarıyla ve sivil tolum örgütleriyle danışma, paylaşma ve birlikte çalışmayla soruların cevaplarını aradıklarını dile getirdi. BAKAN AVCI, SBS İLE SORUYU YANITLADI Avcı, konuşmasının ardından forumun oturumunda katılımcıların, Seviye Belirleme Sınavı'na (SBS) ilişkin sorusu üzerine, böyle kapsamlı bir değişikliği bir yıla sığdırmanın mümkün olmadığını söyledi. Çocukların 4 yılda ders içi ve ders dışı birçok faaliyet yaptığı bilgisini veren Avcı, bu performanslarını, başarılarını ders dışı etkinliklere dahil etmeye yönelik bir sistem planladıklarını kaydetti. Şu anda geriye dönük performans değerlendirmesi yapılmasının mümkün olmadığını vurgulayan Bakan Avcı, "Çocukları test cenderesinden, çoktan seçmeli sistemden kurtaracak yeni bir sistem üzerinde çalışıyoruz. Açık uçlu sorularla yürüyen bir seçme daha sağlıklı olur diye düşünüyoruz. Ancak çalışmalarımız devam ediyor" dedi.
6a24deaf8323
[ "c4", "culturax", "fineweb2", "hplt2", "vngrs" ]