english stringlengths 2 1.48k | non_english stringlengths 1 1.45k | language stringclasses 49
values |
|---|---|---|
I have a music education degree. | Müzik eğitimi diplomam var. | en-tr |
Tom just left a minute ago. | Tom henüz bir dakika önce ayrıldı. | en-tr |
Tom drinks a glass of water every morning before he eats breakfast. | Tom her sabah kahvaltıdan önce bir bardak su içer. | en-tr |
Tom tried to get someone to help him. | Tom ona yardım edecek birini bulmaya çalıştı. | en-tr |
Tom called Mary to tell her the good news. | Tom ona iyi haberi söylemek için Mary'yi aradı. | en-tr |
You should really break up with Tom. | Tom'la gerçekten ayrılman gerekir. | en-tr |
I have a lot to be grateful for. | Minnettar olacak çok şeyim var. | en-tr |
I'll ask Tom to do that for Mary. | Tom'dan onu Mary için yapmasını isteyeceğim. | en-tr |
I looked over at Tom. | Tom'u süzdüm. | en-tr |
I have a little money put aside. | Kenara koyulmuş biraz param var. | en-tr |
Tom isn't a high school student. He's a junior high school student. | Tom lise öğrencisi değil. O bir ortaokul öğrencisi. | en-tr |
I have a hat just like that one. | Onun gibi bir şapkam var. | en-tr |
Tom is difficult to get along with, but Mary isn't. | Tom ile anlaşmak zordur ama Mary öyle değildir. | en-tr |
Tom took some pills to ease the pain. | Tom acıyı hafifletmek için birkaç hap aldı. | en-tr |
Tom began to date Mary sometime last year. | Tom geçen sene bir ara Mary ile çıkmaya başladı. | en-tr |
Did Tom tell Mary why he was leaving? | Tom Mary'ye neden ayrıldığını söyledi mi? | en-tr |
Tom isn't really in Boston. | Тома, насправді, немає в Бостоні. | en-uk |
Tom lives in a small town about three hundred kilometers from here. | Tom buradan yaklaşık üç yüz kilometre uzakta küçük bir kasabada yaşıyor. | en-tr |
Tom is no more qualified for that job than you are. | Tom o iş için senin olduğundan daha nitelikli değil. | en-tr |
Tom asked me to teach Mary how to do that. | Tom, Mary'ye bunu nasıl yapacağını öğretmemi istedi. | en-tr |
Don't tell anyone Tom and I are here. | Tom ve benim burada olduğumuzu kimseye söyleme. | en-tr |
I have a bad sense of direction. | Kötü bir yön duygum var. | en-tr |
I have a bad feeling about that. | Bunun hakkında kötü bir sezgim var. | en-tr |
Tom isn't mad, but Mary is. | Том не сердиться, а от Мері — так. | en-uk |
Tom showed me some pictures of his family that he had on his phone. | Tom bana telefonunda olan aile resimlerinden bazılarını gösterdi. | en-tr |
I had plenty of time to do that. | Bunu yapmak için çok zamanım vardı. | en-tr |
Tom is planning on staying in Boston until October. | Tom ekim ayına kadar Boston'da kalmayı planlıyor. | en-tr |
Tom told us a very interesting story. | Tom bize çok ilginç bir hikaye anlattı. | en-tr |
Tom asked me to give Mary time to do that. | Tom Mary'ye bunu yapması için zaman vermemi istedi. | en-tr |
Don't you think Tom looks like his father? | Tom'un babasına benzediğini düşünmüyor musun? | en-tr |
I had my reasons for doing that. | Bunu yapmak için nedenlerim vardı. | en-tr |
I'll have Tom do that right away. | Onu derhal Tom'a yaptıracağım. | en-tr |
I had my eyes checked last week. | Geçen hafta gözlerim kontrol ettirdim. | en-tr |
Tom was afraid to tell his parents that he'd flunked three classes. | Tom, ailesine üç dersten kaldığını söylemekten korkuyordu. | en-tr |
Tom is too young to understand what's going on. | Tom neler olduğunu anlamak için çok genç. | en-tr |
Tom told me to tell you Mary is fine. | Tom sana Mary'nin iyi olduğunu söylememi söyledi. | en-tr |
I had butterflies in my stomach. | Mideme kramplar girdi. | en-tr |
Tom asked if I thought Mary could do that. | Tom, Mary'nin bunu yapabileceğini düşünüp düşünmediğimi sordu. | en-tr |
I advised Tom to eat more vegetables. | Tom'a daha fazla sebze yemesini önerdim. | en-tr |
I had an opportunity to do that. | Bunu yapmak için bir fırsatım vardı. | en-tr |
I'll make Tom do that right away. | Onu derhal Tom'a yaptıracağım. | en-tr |
Tom asked Mary why she'd left her husband. | Tom, Mary'ye kocasını neden terk ettiğini sordu. | en-tr |
I'll tell Tom to do that for you. | Tom'a onu senin için yapmasını söyleyeceğim. | en-tr |
I got these tickets for nothing. | Bu biletleri boş yere aldım. | en-tr |
I don't know what became of Tom after he graduated from high school. | Liseden mezun olduktan sonra Tom'a ne olduğunu bilmiyorum. | en-tr |
I got stuck with the whole bill. | Bütün hesabı ben ödemek zorunda kaldım. | en-tr |
Tom laughed when he heard about what Mary had done. | Tom, Mary'nin yaptıklarını duyunca güldü. | en-tr |
Tom told me that Mary would be tired. | Tom bana Mary'nin yorgun olacağını söyledi. | en-tr |
I got some money from my father. | Babamdan biraz para aldım. | en-tr |
I advised Tom to stay away from Mary. | Tom'a Mary'den uzak durmasını tavsiye ettim. | en-tr |
I got pulled over by the police. | Polis tarafından aracım kenara çekildi. | en-tr |
I got paid more than I expected. | Beklediğimden daha fazla para aldım. | en-tr |
Tom leaned against the wall and smoked a cigarette. | Tom duvara yaslandı vebir sigara içti. | en-tr |
Tom told me that Mary would be ready. | Tom bana Mary'nin hazır olacağını söyledi. | en-tr |
I got here thirty minutes early. | Buraya otuz dakika erken vardım. | en-tr |
Tom asked Mary if he could borrow her car. | Tom, Mary'ye arabasını ödünç alıp alamayacağını sordu. | en-tr |
I can't even pretend that I like Tom. | Tom'dan hoşlandığım şeklinde bir numara bile yapamam. | en-tr |
I got here a little before 2:30. | Buraya saat 2.30'dan biraz önce geldim. | en-tr |
If you need Tom's help, call him. | Tom'un yardımına ihtiyacın olursa onu ara. | en-tr |
I got caught cheating on a test. | Testte kopya çekerken yakalandım. | en-tr |
I got back to Boston last night. | Dün gece Boston'a geri döndüm. | en-tr |
I got a late start this morning. | Bu sabah geç bir başlangıç yaptım. | en-tr |
I felt uncomfortable, so I left. | Kendimi rahatsız hissediyordum, bu nedenle ayrıldım. | en-tr |
Is that briefcase Tom's or yours? | O evrak çantası Tom'un mu yoksa senin mi? | en-tr |
I felt the cold snow on my face. | Yüzümde soğuk kar hissettim. | en-tr |
Tom isn't as quick as I am. | Tom benim kadar hızlı değildir. | en-tr |
The only reason Tom is famous is because he married a famous singer. | Tom'un ünlü olmasının tek nedeni ünlü bir şarkıcıyla evli olmasıdır. | en-tr |
I felt like a fish out of water. | Kendimi sudan çıkmış bir balık gibi hissettim. | en-tr |
Tom left the groceries in the back seat of the car. | Tom yiyecekleri arabanın arka koltuğuna bıraktı. | en-tr |
Tom still doesn't know where Mary is. | Tom hala Mary'nin nerede olduğunu bilmiyor. | en-tr |
Tom apparently didn't do what he said did. | Anlaşılan Tom yaptığını söylediği şeyi yapmamış. | en-tr |
I didn't agree to accept Tom's offer. | Tom'un teklifini kabul etmeyi reddettim. | en-tr |
I feel I owe you an explanation. | Sana bir açıklama borçlu olduğumu hissediyorum. | en-tr |
Isn't Tom a good friend of yours? | Tom iyi bir arkadaşın değil mi? | en-tr |
Tom isn't as picky as I am. | Tom benim olduğum kadar seçici değil. | en-tr |
The police arrested Tom because he looked a little like the suspect. | Polis biraz şüpheli göründüğü için Tom'u tutukladı. | en-tr |
I don't want to stay home today. | Ben bugün evde kalmak istemiyorum. | en-tr |
Tom likes reading science fiction novels in French. | Tom, bilim kurgu romanlarını Fransızca olarak okumaktan hoşlanır. | en-tr |
Tom and I've been friends for a long time. | Tom ve ben uzun zamandır arkadaşız. | en-tr |
I didn't agree to ask Tom to do that. | Tom'dan onu yapmasını istemeyi kabul etmedim. | en-tr |
It doesn't seem to matter to Tom. | Tom için fark etmez gibi görünüyor. | en-tr |
I don't want to do that, either. | Ben de onu yapmak istemiyorum. | en-tr |
Tom isn't as lucky as I am. | Tom benim olduğum kadar şanslı değil. | en-tr |
Tom and I weren't the only ones who didn't know how to speak French. | Nasıl Fransızca konuşulacağını bilmeyen tek kişi Tom ve ben değildik. | en-tr |
I don't usually do that at home. | Onu normalde evde yapmam. | en-tr |
Tom and I'd like to go on the picnic, too. | Tom ve ben de pikniğe gitmek istiyoruz. | en-tr |
I don't usually carry much cash. | Genelde fazla nakit para taşımam. | en-tr |
Tom and I weren't the only ones who wanted to leave the party early. | Tom ve ben partiden erken ayrılmak isteyen tek kişi değildik. | en-tr |
Tom needed Mary's advice, but he couldn't find her. | Tom'un Mary'nin tavsiyesine ihtiyacı vardı ama onu bulamadı. | en-tr |
Tom seems to really enjoy doing that. | Tom onu yapmaktan gerçekten hoşlanıyor gibi görünüyor. | en-tr |
Tom and I weren't the ones who complained. | Tom ve ben yakınan kişiler değildik. | en-tr |
Let's not talk about Tom anymore. | Artık Tom hakkında konuşmayalım. | en-tr |
Tom didn't seem to be as determined to do that as Mary seemed to be. | Tom onu yapmak için Mary'nin göründüğü kadar kararlı görünmüyordu. | en-tr |
I don't ride my bicycle anymore. | Ben artık bisikletimi kullanmıyorum. | en-tr |
Tom never let his friends know that he was in pain. | Tom acı çektiğini arkadaşlarına asla haber vermez. | en-tr |
Tom seems to know exactly what to do. | Tom ne yapılacağını tam olarak biliyor gibi görünüyor. | en-tr |
Tom and I were the only ones who survived. | Tom ve ben hayatta kalan kişilerdik. | en-tr |
Tom didn't seem to be as passionate about that as Mary seemed to be. | Tom, Mary'nin göründüğü kadar tutkulu görünmüyordu. | en-tr |
I don't really know where to go. | Nereye gideceğimi gerçekten bilmiyorum. | en-tr |
Tom noticed that Mary was having trouble breathing. | Tom, Mary'nin nefes almakta zorluk yaşadığını fark etti. | en-tr |
Subsets and Splits
No community queries yet
The top public SQL queries from the community will appear here once available.