english
stringlengths
2
1.48k
non_english
stringlengths
1
1.45k
language
stringclasses
49 values
Tom seems to be feeling a lot better.
Tom kendini çok daha iyi hissediyor gibi görünüyor.
en-tr
I don't really know what to buy.
Gerçekten ne satın alacağımı bilmiyorum.
en-tr
Tom and I were the only ones who did that.
Onu yapan kişiler sadece Tom ve bendik.
en-tr
I didn't think Tom would be barefoot.
Tom'un yalınayak olacağını düşünmemiştim.
en-tr
I don't often talk to strangers.
Yabancılarla genellikle konuşmam.
en-tr
That's why Tom and I were absent.
Bu yüzden Tom ve ben yoktuk.
en-tr
Tom saw Mary, too.
Tom da Mary'yi gördü.
en-tr
Tom didn't seem to be interested in doing that and neither did Mary.
Tom onu yapmakla ilgilenmiş görünmüyordu ve Mary de ilgilenmedi.
en-tr
I don't often have weekends off.
Hafta sonları genellikle tatil yapmam.
en-tr
Tom said Mary didn't look even a little bit scared.
Tom, Mary'nin biraz bile korkmuş görünmediğini söyledi.
en-tr
Tom saw some rabbits in his backyard.
Tom arka bahçesinde bazı tavşanlar gördü.
en-tr
Tom and I were the ones who dug this hole.
Tom ve ben bu çukuru kazan kişileriz.
en-tr
I don't like wearing high heels.
Yüksek topuklu giymekten hoşlanmam.
en-tr
Tom said he didn't think we should call the police.
Tom polisi aramamız gerektiğini düşünmediğini söyledi.
en-tr
Tom sat in the back of the classroom.
Tom sınıfın arkasında oturdu.
en-tr
Tom and I have no idea what we need to do.
Tom ve benim ne yapmamız gerektiğine dair hiçbir fikrimiz yok.
en-tr
I didn't think Tom would be forgiven.
Tom'un affedileceğini sanmıyordum.
en-tr
Tom isn't any good at math.
Tom matematikte hiç iyi değildir.
en-tr
Tom said he had something important to do and left.
Tom yapacak önemli bir şeyi olduğunu söyledi ve gitti.
en-tr
Tom said he won't leave without Mary.
Tom, Mary olmadan gitmeyeceğini söyledi.
en-tr
I don't like living in the city.
Kentte yaşamak hoşuma gitmiyor.
en-tr
Tom and I aren't sure what should be done.
Tom ve ben ne yapılması gerektiğinden emin değiliz.
en-tr
I didn't think Tom would be prepared.
Tom'un hazırlanmış olacağını düşünmemiştim.
en-tr
Tom aimed his rifle at the tiger.
Tom tüfeğini kaplana doğrulttu.
en-tr
Tom is the only person that I've ever been able to trust completely.
Tom bugüne kadar başarılı bir şekilde güvenebileceğim tek kişidir.
en-tr
Tom said he was absolutely sure Mary would do that.
Tom, Mary'nin onu yapacağından kesinlikle emin olduğunu söyledi.
en-tr
Tom said he felt something was wrong.
Tom bir şeyin hatalı olduğunu hissettiğini söyledi.
en-tr
I didn't think Tom would be so bored.
Tom'un bu kadar sıkılacağını düşünmedim.
en-tr
I don't have to stay home today.
Bugün evde kalmak zorunda değilim.
en-tr
Tom says I don't need to go there unless I want to.
Tom oraya ben istemedikçe gitmem gerekmediğini söylüyor.
en-tr
I don't have a key to this room.
Bu odanın anahtarına sahip değilim.
en-tr
Tom and I aren't going to let that happen.
Tom ve ben onun olmasına izin vermeyeceğiz.
en-tr
I didn't think Tom would be so bossy.
Tom'un bu kadar patronluk taslayıcı olacağını düşünmemiştim.
en-tr
Tom always fulfills his promises.
Tom her zaman sözlerini yerine getirir.
en-tr
Tom lost his life.
Tom hayatını kaybetti.
en-tr
I don't buy white bread anymore.
Artık beyaz ekmek satın almıyorum.
en-tr
A lot of things have changed since the last time Tom and I were here.
Tom ve ben en son buraya geldiğimizden beri birçok şey değişti.
en-tr
I don't always do this this way.
Bunu her zaman bu biçimde yapmam.
en-tr
Tom showed up at the party with his new girlfriend.
Tom partiye yeni kız arkadaşıyla geldi.
en-tr
Tom said he felt completely helpless.
Tom kendisini tamamen çaresiz hissettiğini söyledi.
en-tr
I didn't think I'd be so sleepy.
Bu kadar uykulu olacağımı düşünmüyordum.
en-tr
Tom and I aren't going to do that anymore.
Tom ve ben onu artık yapmayacağız.
en-tr
I didn't think Tom would be so brave.
Tom'un bu kadar cesur olacağını düşünmüyordum.
en-tr
I didn't think I'd be so lonely.
Bu kadar yalnız olacağımı düşünmedim.
en-tr
Tom always gets places too early.
Tom yerini her zaman çok erken alır.
en-tr
Tom likes cookies.
Tom kurabiyelerden hoşlanır.
en-tr
I didn't know that you did that.
Onu senin yaptığını bilmiyordum.
en-tr
Tom is usually home by now.
Tom normalde şimdiye kadar evde olur.
en-tr
I got a part-time job as a bartender at the same bar where Tom sings.
Tom'un şarkı söylediği yerdeki barda barmen olarak yarı zamanlı bir işe girdim.
en-tr
Tom slept in the backseat of the car as Mary drove.
Tom, Mary araba kulanırken, arabanın arka koltuğunda uyudu.
en-tr
Tom said he doesn't want to be on TV.
Tom televizyonda olmak istemediğini söyledi.
en-tr
I can't tell you about that yet.
Sana onu henüz söyleyemem.
en-tr
Tom and I are the ones who'll handle that.
Tom ve ben onunla başa çıkacak kişileriz.
en-tr
I didn't think Tom would be so crazy.
Tom'un bu kadar deli olacağını düşünmemiştim.
en-tr
Tom let Mary down.
Tom, Mary'yi hayal kırıklığına uğrattı.
en-tr
I can't stand being interrupted.
Lafımın bölünmesine tahammülüm yok.
en-tr
Tom is terrified of snakes.
Tom yılanlardan korkar.
en-tr
Tom spends time with his grandparents every Monday.
Tom her pazartesi büyükanne ve büyükbabasıyla vakit geçirir.
en-tr
I can't blame anyone but myself.
Kendimden başka kimseyi suçlayamam.
en-tr
I didn't think Tom would be so cruel.
Я не думав, що Том буде такий жорстокий.
en-uk
I can give you a ride in my car.
Seni arabamla bırakabilirim.
en-tr
Tom always seems to be with Mary.
Tom her zaman Mary ile birlikte görünüyor.
en-tr
Tom kicked me out.
Tom beni dışarı attı.
en-tr
I arrived in Boston around 2:30.
Saat 2.30 civarında Boston'a vardım.
en-tr
Tom is supposed to help us.
Tom'un bize yardım etmesi gerekir.
en-tr
I almost went fishing yesterday.
Dün neredeyse balık tutmaya gidiyordum.
en-tr
Tom told me that Mary would be hesitant to do that.
Tom bana Mary'nin onu yapmakta tereddütlü olacağını söyledi.
en-tr
Tom said Mary didn't look very happy.
Tom, Mary'nin pek mutlu görünmediğini söyledi.
en-tr
I almost never watch TV anymore.
Artık neredeyse hiç televizyon izlemeyeceğim.
en-tr
Tom and I are going to Boston on business.
Tom ve ben iş için Boston'a gidiyoruz.
en-tr
I didn't think Tom would be so dirty.
Tom'un bu kadar kirli olacağını düşünmemiştim.
en-tr
I almost never kiss my children.
Çocuklarımı neredeyse hiç öpmüyorum.
en-tr
Tom and I aren't able to do that.
Tom ve ben onu yapamayız.
en-tr
Tom just saw Mary.
Том щойно бачив Мері.
en-uk
I almost always wear suspenders.
Neredeyse her zaman askı takarım.
en-tr
Tom is supposed to do that.
Tom'un onu yapması gerekiyor.
en-tr
I'm the one who took care of Tom when his mother was in the hospital.
Ben, annesi hastanedeyken Tom'la ilgilenen kişiyim.
en-tr
I almost always wear sunglasses.
Neredeyse her zaman güneş gözlüğü takarım.
en-tr
Tom told me that Mary would be prepared to do that.
Tom bana Mary'nin onu yapmaya hazır olacağını söyledi.
en-tr
Tom always does what Mary wants him to do.
Tom her zaman Mary'nin ondan yapmasını istediği şeyi yapar.
en-tr
I didn't think Tom would be so early.
Tom'un bu kadar erkenci olacağını düşünmemiştim.
en-tr
You don't seem very interested.
Çok ilgili gibi görünmüyorsun.
en-tr
Tom isn't singing.
Tom şarkı söylemiyor.
en-tr
You don't seem to care anymore.
Artık umursuyor gibi görünmüyorsun.
en-tr
Tom is shy, but Mary isn't.
Tom utangaçtır ama Mary değil.
en-tr
It looks like Tom and I are the only ones here who know how to dance.
Görünüşe göre burada dans etmeyi bilen kişiler Tom ve beniz.
en-tr
You don't really need to worry.
Gerçekten kaygılanmana gerek yok.
en-tr
Tom told us what changes he thought should be made.
Tom bize hangi değişikliklerin yapılması gerektiğini söyledi.
en-tr
Tom pressed his cheek against Mary's.
Tom yanağını Mary'nin yanağına bastırdı.
en-tr
You don't need to talk so loud.
Bu kadar yüksek sesle konuşmana gerek yok.
en-tr
I didn't think Tom would be so funny.
Tom'un bu kadar komik olacağını düşünmemiştim.
en-tr
Tom is sick today.
Tom bugün hasta.
en-tr
You don't know how strong I am.
Benim ne kadar güçlü olduğumu bilmiyorsun.
en-tr
Tom is really grumpy today.
Tom bugün gerçekten somurtgan.
en-tr
You didn't drink that, did you?
Onu içmedin, değil mi?
en-tr
Tom told us what changes he thought we should make.
Tom bize hangi değişiklikleri yapmamız gerektiğini düşündüğünü söyledi.
en-tr
Tom often visits his father's office.
Tom sık sık babasının ofisini ziyaret eder.
en-tr
Tom almost always eats eggs for breakfast.
Tom neredeyse her zaman kahvaltıda yumurta yer.
en-tr
I didn't think Tom would be so moody.
Tom'un bu kadar huysuz olacağını düşünmemiştim.
en-tr
What food is Boston famous for?
Boston hangi yemekleriyle ünlüdür?
en-tr