english stringlengths 2 1.48k | non_english stringlengths 1 1.45k | language stringclasses 49
values |
|---|---|---|
Tom wasn't reasonable, but Mary was. | Tom makul değildi ama Mary öyle idi. | en-tr |
My brother doesn't look like me. | Erkek kardeşim bana benzemiyor. | en-tr |
Tom said I didn't look old. | Tom yaşlı görünmediğimi söyledi. | en-tr |
Mary is no longer my girlfriend. | Mary artık benim kız arkadaşım değil. | en-tr |
Tom did something yesterday that he shouldn't have. | Tom dün yapmaması gereken bir şey yaptı. | en-tr |
Tom wasn't cooperative, but Mary was. | Tom yardıma istekli değildi ama Mary istekliydi. | en-tr |
I've agreed to be there by 2:30. | Saat 2.30'a kadar orada olmayı kabul ettim. | en-tr |
Tom doesn't want Mary to know what he did. | Tom yaptığı şeyi Mary'nin bilmesini istemiyor. | en-tr |
Tom wasn't respectful, but Mary was. | Tom saygılı değildi ama Mary saygılı idi. | en-tr |
Tom didn't seem to be as busy as Mary seemed to be. | Tom, Mary'nin göründüğü kadar meşgul görünmüyordu. | en-tr |
Tom doesn't want Mary to know he was rich. | Tom, Mary'nin onun zengin olduğunu bilmesini istemiyor. | en-tr |
Tom wasn't successful, but Mary was. | Tom başarılı değildi ama Mary başarılı idi. | en-tr |
I'm not very good at doing that. | Onu yapmakta çok iyi değilim. | en-tr |
Tom picked up a hitchhiker. | Tom bir otostopçu aldı. | en-tr |
Tom didn't seem to be as calm as Mary seemed to be. | Tom, Mary'nin göründüğü kadar sakin gözükmüyordu. | en-tr |
Tom was sympathetic, but Mary wasn't. | Tom sempatikti ama Mary değildi. | en-tr |
I'm not really going to do that. | Onu gerçekten yapmayacağım. | en-tr |
I'm going to do that eventually. | Onu eninde sonunda yapacağım. | en-tr |
I'm going to come back tomorrow. | Yarın tekrar geleceğim. | en-tr |
Tom painted Mary's bicycle. | Tom, Mary'nin bisikletini boyadı. | en-tr |
Even though Tom is one of my neighbors, I don't know him very well. | Tom komşularımdan biri olsa da onu çok iyi tanımıyorum. | en-tr |
Tom didn't seem to be as lazy as Mary seemed to be. | Tom, Mary'nin göründüğü kadar tembel gözükmüyordu. | en-tr |
Tom was sitting on the floor, crying. | Tom yerde oturmuş ağlıyordu. | en-tr |
Tom doesn't want Mary to get into trouble. | Tom, Mary'nin başının belaya girmesini istemiyor. | en-tr |
Tom wasn't suspicious, but Mary was. | Tom şüphe etmiyordu ama Mary ediyordu. | en-tr |
I told Tom he should work harder. | Tom'a daha çok çalışması gerektiğini söyledim. | en-tr |
I don't have Tom's address in Boston, but I have his phone number. | Bende Tom'un Boston'daki adresi yok ama telefon numarasına sahibim. | en-tr |
Tom didn't seem to be as slow as Mary seemed to be. | Tom, Mary'nin göründüğü kadar yavaş gözükmüyordu. | en-tr |
I'm going to be busy until 2:30. | Saat 2.30'a kadar meşgul olacağım. | en-tr |
Tom doesn't seem to be as relaxed as Mary. | Tom, Mary kadar rahatlamış görünmüyor. | en-tr |
I shouldn't have agreed to meet Tom in front of the school at 2:30. | Tom ile saat 2.30'da okulun önünde buluşmayı kabul etmemeliydim. | en-tr |
Tom didn't seem to be as wise as Mary seemed to be. | Tom, Mary'nin göründüğü kadar akıllı gözükmüyordu. | en-tr |
Tom doesn't seem to be as popular as Mary. | Tom, Mary kadar popüler olmuş gözükmüyor. | en-tr |
Tom will only come if you come, too. | Tom sadece sen de gelirsen gelecek. | en-tr |
Tom loves watching animals. | Tom hayvanları izlemeyi sever. | en-tr |
I'd barely taken my coat off when Tom told me it was time to leave. | Tom bana gitme zamanının geldiğini söylediğinde ceketimi bile çıkarmamıştım. | en-tr |
I'm expected to do that as well. | Onu da yapmam bekleniyor. | en-tr |
Tom doesn't have enough experience to get that job. | Tom o işi almak için yeterli tecrübeye sahip değil. | en-tr |
Tom was overwhelmed, but Mary wasn't. | Tom bunalmıştı ama Mary öyle değildi. | en-tr |
I'm also going to do that today. | Onu bugün de yapacağım. | en-tr |
Tom doesn't seem to be as patient as Mary. | Tom, Mary kadar sabırsız görünmüyor. | en-tr |
I'll visit you as soon as I can. | Seni elimden geldiğince çabuk ziyaret edeceğim. | en-tr |
Tom climbed halfway up the ladder and then turned and looked at us. | Tom merdivenin ortasına kadar tırmandı ve sonra döndü ve bize baktı. | en-tr |
I'll try never to do that again. | Onu bir daha asla yapmaya çalışmayacağım. | en-tr |
Tom doesn't seem to be as busy as Mary seems to be. | Tom, Mary'nin göründüğü kadar yoğun gözükmüyor. | en-tr |
Tom was mischievous, but Mary wasn't. | Tom yaramazdı ama Mary değildi. | en-tr |
Tom doesn't seem to be as excited as Mary. | Tom, Mary kadar heyecanlı görünmüyor. | en-tr |
I'll lend you whatever you need. | Neye ihtiyacın olursa sana ödünç vereceğim. | en-tr |
Tom doesn't seem to be as calm as Mary seems to be. | Tom, Mary'nin göründüğü kadar sakin görünmüyor. | en-tr |
Tom was intoxicated, but Mary wasn't. | Tom sarhoştu ama Mary değildi. | en-tr |
I'll help anyone who needs help. | Yardıma ihtiyacı olan herkese yardım edeceğim. | en-tr |
Tom doesn't play the banjo, but Mary does. | Tom banjo çalmaz ama Mary çalar. | en-tr |
Tom's glasses are on the nightstand. | Tom'un gözlükleri komodinin üzerinde. | en-tr |
I'll get something for you, too. | Senin için de bir şeyler getireceğim. | en-tr |
Tom looked at the pictures. | Tom resimlere baktı. | en-tr |
I'll be with you the whole time. | Ben bütün zaman seninle birlikte olacağım. | en-tr |
Tom doesn't seem to be as lazy as Mary seems to be. | Tom, Mary'nin göründüğü kadar tembel gözükmüyor. | en-tr |
Tom was embarrassed, but Mary wasn't. | Tom utanıyordu ama Mary öyle değildi. | en-tr |
I'll be there tomorrow for sure. | Yarın kesinlikle orada olacağım. | en-tr |
I'll be starved when I get home. | Eve vardığımda açlıktan ölmüş olacağım. | en-tr |
I'll be hungry when I get there. | Oraya vardığım zaman acıkmış olacağım. | en-tr |
Tom didn't seem to be as reluctant to do that as Mary seemed to be. | Tom, Mary'nin göründüğü kadar onu yapmak konusunda isteksiz görünmüyordu. | en-tr |
Tom doesn't seem to be as nosy as Mary seems to be. | Tom, Mary'nin göründüğü kadar meraklı gözükmüyor. | en-tr |
Tom was disobedient, but Mary wasn't. | Tom itaatsizdi ama Mary öyle değildi. | en-tr |
We also think that Tom will do that. | Biz de Tom'un onu yapacağını düşünüyoruz. | en-tr |
I'll be arriving in the morning. | Sabah varıyor olacağım. | en-tr |
I wasn't as surprised as Tom was. | Tom'un olduğu kadar şaşırmadım. | en-tr |
I'd be happy to see that happen. | Onun olduğunu görmekten mutlu olurum. | en-tr |
Tom doesn't seem to be as attentive in class as the other students. | Tom sınıfta diğer öğrenciler kadar dikkatli görünmüyor. | en-tr |
I wish doing that was that easy. | Keşke onu yapmak o kadar kolay olsaydı. | en-tr |
Tom doesn't seem to be as rich as Mary seems to be. | Tom, Mary'nin göründüğü kadar zengin görünmüyor. | en-tr |
I was exhausted when I got home. | Eve gittiğimde çok yorgundum. | en-tr |
Tom didn't believe anything Mary told him. | Tom, Mary'nin kendisine söylediği hiçbir şeye inanmadı. | en-tr |
What we do depends on what Tom does. | Yaptığımız şey Tom'un ne yaptığına bağlı. | en-tr |
I want to buy a trash compactor. | Çöp sıkıştırıcısı satın almak istiyorum. | en-tr |
I won't stay as long as Tom will. | Tom'un istediği kadar kalmayacağım. | en-tr |
I stayed in bed all day reading. | Okumak için bütün gün yatakta kaldım. | en-tr |
Tom doesn't seem to be as slow as Mary seems to be. | Tom, Mary'nin göründüğü kadar yavaş görünmüyor. | en-tr |
Tom was cooperative, but Mary wasn't. | Tom işbirliğine açıktı ama Mary öyle değildi. | en-tr |
Tom did that yesterday for the first time. | Tom dün onu ilk kez yaptı. | en-tr |
Where are Tom and I supposed to sit? | Tom ve benim nerede oturmamız gerek? | en-tr |
I often do that in my free time. | Onu genelde boş zamanımda yaparım. | en-tr |
I wonder if Tom is still in jail. | Tom'un hala hapiste olup olmadığını merak ediyorum. | en-tr |
I trusted you, Tom. | Я тобі довірилася, Томе. | en-uk |
I need to lie down for a moment. | Biraz uzanmam gerekiyor. | en-tr |
Tom got arrested just as he was boarding the plane. | Tom uçağa binerken tutuklandı. | en-tr |
I hope you're as amused as I am. | Umarım sen de benim kadar eğleniyorsundur. | en-tr |
Tom came to Boston at the age of thirteen. | Tom on üç yaşındayken Boston'a geldi. | en-tr |
Why do you think that Tom is a liar? | Neden Tom'un bir yalancı olduğunu düşünüyorsun? | en-tr |
I hope I'm not doing this wrong. | Umarım bunu yanlış yapmıyorumdur. | en-tr |
I wondered what Tom was thinking. | Tom'un ne düşündüğünü merak ediyordum. | en-tr |
Tom doesn't seem to be as reluctant to do that as Mary seems to be. | Tom, Mary'nin göründüğü kadar onu yapmak için isteksiz gibi görünmüyor. | en-tr |
I have all day to get that done. | Onu yapmak için bütün bir günüm var. | en-tr |
Tom has confessed that he was the one who did that. | Tom onu yapan kişi olduğunu itiraf etti. | en-tr |
Tom visited Mary last Monday morning. | Tom geçen pazartesi sabahı Mary'yi ziyaret etti. | en-tr |
I have a tough decision to make. | Alınacak zor bir kararım var. | en-tr |
Why do you think that Tom is stupid? | Neden Tom'un aptal olduğunu düşünüyorsun? | en-tr |
I have a rowboat you can borrow. | Ödünç alabileceğin bir sandalım var. | en-tr |
I'd never seen Tom so mad before. | Tom'u daha önce hiç bu kadar sinirli görmemiştim. | en-tr |
I noticed Tom, too. | Tom'u da fark ettim. | en-tr |
Subsets and Splits
No community queries yet
The top public SQL queries from the community will appear here once available.