english stringlengths 2 1.48k | non_english stringlengths 1 1.45k | language stringclasses 49
values |
|---|---|---|
I don't need to be here on Monday. | Pazartesi günü burada olmam gerekmiyor. | en-tr |
I don't like volleyball very much. | Voleybolu çok fazla sevmiyorum. | en-tr |
I don't like coffee without sugar. | Kahveyi şekersiz sevmiyorum. | en-tr |
Tom wasn't interested in doing that, but Mary was. | Tom bunu yapmakla ilgilenmedi ama Mary ilgilendi. | en-tr |
I don't have anybody to advise me. | Bana tavsiye verecek kimsem yok. | en-tr |
I don't have any living relatives. | Hiç yaşayan akrabam yok. | en-tr |
I don't go to school here anymore. | Artık burada okula gitmiyorum. | en-tr |
I don't even understand it myself. | Bunu ben bile anlamış değilim. | en-tr |
I got this bicycle from Tom. | Bu bisikleti Tom'dan aldım. | en-tr |
I didn't know you still had a dog. | Hâlâ bir köpeğin olduğunu bilmiyordum. | en-tr |
What's the name of the restaurant where Tom works? | Як називається ресторан, де працює Том? | en-uk |
You don't want me to go, do you? | Gitmemi istemiyorsun, değil mi? | en-tr |
You don't look like your brother. | Erkek kardeşine benzemiyorsun. | en-tr |
I don't like Tom and he knows it. | Tom'u sevmiyorum, o da bunu biliyor. | en-tr |
Tom usually teaches French, but this year he's teaching English. | Tom Mary'ye birkaç gün daha kalmaya karar verdiğini söyledi. | en-tr |
Tom said something that he shouldn't have. | Tom söylememesi gereken bir şey söyledi. | en-tr |
Tom said Mary didn't look like her sister. | Tom, Mary'nin kız kardeşine benzemediğini söyledi. | en-tr |
I didn't think Tom would be skeptical. | Tom'un şüpheci olacağını sanmıyordum. | en-tr |
I'm going to get back home today. | Bugün eve geri döneceğim. | en-tr |
I'm going to do that pretty soon. | Bunu çok yakında yapacağım. | en-tr |
I'm going to do that again today. | Bunu bugün yine yapacağım. | en-tr |
I'm getting better at doing that. | Bunu yapmada daha iyi oluyorum. | en-tr |
I'm fairly certain I can do that. | Bunu yapabileceğime oldukça eminim. | en-tr |
How many of these are Tom's and yours? | Bunlardan kaç tanesi Tom'un ve senin? | en-tr |
I won't live in Boston next year. | Seneye Boston'da yaşamıyor olacağım. | en-tr |
I shouldn't have agreed to leave. | Ayrılmayı kabul etmemem gerekirdi. | en-tr |
I bought Tom some chocolate. | Tom'a biraz çikolata aldım. | en-tr |
I might get injured if I do that. | Bunu yaparsam bir tarafımı sakatlayabilirim. | en-tr |
I don't think Tom will be asleep. | Tom'un uyuyacağını sanmıyorum. | en-tr |
I have a T-shirt just like yours. | Tam seninki gibi bir tişörtüm var. | en-tr |
I had a hard time finding a taxi. | Taksi bulmakta zorluk yaşadım. | en-tr |
Tom is usually at home on Monday evenings. | Tom pazartesi akşamları genellikle evde olur. | en-tr |
I don't think that Tom was tired. | Tom'un yorgun olduğunu sanmıyorum. | en-tr |
I don't think that surprised Tom. | Bunun Tom'u şaşırttığını sanmıyorum. | en-tr |
I don't use a computer every day. | Her gün bilgisayar kullanmıyorum. | en-tr |
I don't know where I should park. | Nerede park etmem gerektiğini bilmiyorum. | en-tr |
Tom was told that he had to do that. | Tom'a bunu yapmak zorunda olduğu söylendi. | en-tr |
Tom was stung by a jellyfish. | Tom bir denizanası tarafından sokuldu. | en-tr |
I don't have a dollar to my name. | Beş kuruşum yok. | en-tr |
I didn't think I'd be so unlucky. | Bu kadar şanssız olacağımı düşünmemiştim. | en-tr |
Tom always takes care of my dog whenever I leave town on business. | Tom ben ne zaman iş için kentten ayrılsam hep köpeğime bakar. | en-tr |
I can't play the piano very well. | Piyanoyu çok iyi çalamam. | en-tr |
Tom and I aren't the only ones who need to do that. | Tom ve ben onu yapması gereken tek kişiler değiliz. | en-tr |
Tom has been looking for Mary all morning. | Tom bütün sabahtır Mary'yi arıyor. | en-tr |
I can't play piano all that well. | O kadar iyi piyano çalamam. | en-tr |
I had a good time talking to Tom. | Tom ile konuşarak iyi zaman geçirdim. | en-tr |
I can't go to the dance with you. | Seninle birlikte dansa gidemem. | en-tr |
Tom went back home to get his guitar. | Tom gitarını almak için eve geri gitti. | en-tr |
Tom has been going out with another woman. | Tom başka bir kadınla çıkıyor. | en-tr |
Tom wasn't courageous, but Mary was. | Tom cesur değildi ama Mary cesurdu. | en-tr |
I can't go home until after 2:30. | Saat 2.30'dan sonraya kadar eve gidemem. | en-tr |
I can't fix everything by myself. | Her şeyi kendi başıma onaramam. | en-tr |
I can't decide who I should hire. | Kimin işe alması gerektiğine ben karar veremem. | en-tr |
Tom and I were the only ones who wanted to do that. | Onu yapmak isteyen Tom ve ben yalnızca biz vardık. | en-tr |
I can't decide where to put this. | Bunu nereye koyacağıma karar veremiyorum. | en-tr |
Tom wasn't displeased, but Mary was. | Tom hoşnutsuz değildi ama Mary hoşnutsuzdu. | en-tr |
I can't come to Boston this year. | Bu yıl Boston'a gelemem. | en-tr |
Tom says he remembers Mary. | Tom, Mary'yi hatırladığını söylüyor. | en-tr |
Tom wasn't very strict, but Mary was. | Tom çok katı değildi ama Mary katı idi. | en-tr |
Tom wasn't doing that, but Mary was. | Tom onu yapmıyordu ama Mary yapıyordu. | en-tr |
I almost never watch TV nowadays. | 现在我几乎不看电视。 | en-zh |
I almost forgot to lock the door. | Neredeyse kapıyı kilitlemeyi unutuyordum. | en-tr |
I admit I was skeptical at first. | Визнаю, що спочатку я була настроєна скептично. | en-uk |
Did you really intend to do that? | Gerçekten onu yapmaya niyetlendin mi? | en-tr |
Could you please help me do this? | Bunu yapmama yardım eder misiniz lütfen? | en-tr |
I have a nicer car than Tom does. | Tom'unkinden daha güzel bir arabam var. | en-tr |
All of my cousins live in Boston. | Bütün kuzenlerim Boston'da yaşıyor. | en-tr |
Tom wasn't sympathetic, but Mary was. | Tom sempatik değildi ama Mary öyle idi. | en-tr |
You still don't want to do that. | Onu hala yapmak istemiyorsun. | en-tr |
Tom has a backpack and one small suitcase. | Tom'un bir sırt çantası ve bir küçük valizi var. | en-tr |
You still don't need to do that. | Onu yapmana hala gerek yok. | en-tr |
I have no idea what Tom is doing. | Tom'un ne yapıyor olduğu hakkında hiçbir bilgim yok. | en-tr |
You still don't have to do that. | Onu hala yapmak zorunda değilsin. | en-tr |
Tom said he felt powerless. | Tom kendini güçsüz hissettiğini söyledi. | en-tr |
You might want to do that today. | Onu bugün yapmak isteyebilirsiniz. | en-tr |
Tom and I weren't the only ones who showed up late. | Tom ve ben tek geç gelen değildik. | en-tr |
Tom wasn't intoxicated, but Mary was. | Tom sarhoş değildi ama Mary öyleydi. | en-tr |
Tom wasn't handcuffed, but Mary was. | Tom kelepçeli değildi ama Mary kelepçeliydi. | en-tr |
I have no idea when Tom did that. | Tom'un onu ne zaman yaptığı hakkında hiçbir fikrim yok. | en-tr |
Tom got very fussy. | Tom çok telaşlandı. | en-tr |
Tom said he felt neglected. | Tom kendini ihmal edilmiş hissettiğini söyledi. | en-tr |
You don't seem to be having fun. | Eğleniyor gibi görünmüyorsun. | en-tr |
Tom and Mary ate dinner at an expensive restaurant. | Tom ve Mary, pahalı bir restoranda bir akşam yemeği yediler. | en-tr |
You don't seem to be busy today. | Bugün meşgul gözükmüyorsun. | en-tr |
Tom wasn't hurt as much as Mary was. | Tom, Mary kadar çok zarar görmedi. | en-tr |
You don't need to do that again. | Onu tekrar yapmana gerek yok. | en-tr |
I heard that from Tom last month. | Onu geçen ay Tom'dan duydum. | en-tr |
You don't look like your mother. | Annene benzemiyorsun. | en-tr |
Tom said he felt fantastic. | Tom kendini fantastik hissettiğini söyledi. | en-tr |
Tom sat next to Mary and read a book while she sat there knitting. | Tom, Mary'nin yanında oturdu ve o orada oturup örgü örerken bir kitap okudu. | en-tr |
Tom asked me if I wanted to go to Boston with Mary. | Tom, Mary ile Boston'a gitmek isteyip istemediğimi sordu. | en-tr |
Tom wasn't disobedient, but Mary was. | Tom itaatsiz değildi ama Mary öyleydi. | en-tr |
You can't keep doing this to me. | Bunu bana yapmaya devam edemezsin. | en-tr |
Tom doesn't want Mary to wear any jewelry. | Tom, Mary'nin herhangi bir mücevher takmasını istemiyor. | en-tr |
Tom wasn't interested, but Mary was. | Tom ilgili değildi ama Mary ilgili idi. | en-tr |
I know what Tom intends to do. | Tom'un ne yapmayı planladığını biliyorum. | en-tr |
When did you return from Boston? | Boston'dan ne zaman döndün? | en-tr |
Tom said he felt desperate. | Tom kendini umutsuz hissettiğini söyledi. | en-tr |
Tom's dog seems to enjoy riding in the back of Tom's pickup truck. | Tom'un köpeği, Tom'un kamyonetinin arkasına binmekten hoşlanıyor gibi görünüyor. | en-tr |
We'll get to Boston before dark. | Hava kararmadan önce Boston'a varırız. | en-tr |
Subsets and Splits
No community queries yet
The top public SQL queries from the community will appear here once available.