english
stringlengths
2
1.48k
non_english
stringlengths
1
1.45k
language
stringclasses
49 values
Tom is confident, but Mary isn't.
Tom kendinden emin ama Mary değil.
en-tr
Does Tom love me?
Tom beni seviyor mu?
en-tr
Tom has written a lot of books, but only three of them have been published.
Tom çok sayıda kitap yazdı, ancak bunlardan sadece üçü yayınlandı.
en-tr
I'd like to know how long Tom plans to be in Boston.
Tom'un Boston'da ne kadar kalmayı planladığını bilmek istiyorum.
en-tr
Tom finished his shift and went home.
Tom vardiyasını bitirdi ve eve gitti.
en-tr
I don't know why Tom wanted Mary to leave.
Tom, Mary'nin neden ayrılmasını istediğini bilmiyorum.
en-tr
I left without saying goodbye to Tom.
Tom'a veda etmeden ayrıldım.
en-tr
I'm going to do that sometime.
Bunu bir gün yapacağım.
en-tr
Tom is courteous, but Mary isn't.
Tom nazik ama Mary değil.
en-tr
I'm going to do that for sure.
Bunu kesinlikle yapacağım.
en-tr
Tom asked Mary to hurry up.
Tom Mary'den acele etmesini istedi.
en-tr
Tom was sitting by himself at a table in the corner and was reading a book.
Tom köşede bir masada kendi başına oturuyordu ve bir kitap okuyordu.
en-tr
I'm going to camp this summer.
Bu yaz kampa gideceğim.
en-tr
Tom doesn't think it's going to work.
Tom bunun işe yarayacağını sanmıyor.
en-tr
I don't know where Tom goes every evening.
Tom'un her akşam nereye gittiğini bilmiyorum.
en-tr
I'm going to be here tomorrow.
Yarın burada olacağım.
en-tr
I'm going to be here all year.
Sene boyunca burada olacağım.
en-tr
Tom and I aren't that poor.
Tom ve ben o kadar fakir değiliz.
en-tr
Call Tom at 2:30.
Saat 2:30'da Tom'u ara.
en-tr
I'm fairly sure I can do that.
Bunu yapabileceğime oldukça eminim.
en-tr
Tom doesn't know how to ride a horse.
Tom ata binmeyi bilmiyor.
en-tr
Tom always talks about you.
Tom hep senden bahsediyor.
en-tr
Tom is going back to Boston soon.
Tom yakında Boston'a geri gidiyor.
en-tr
I still don't have to do that.
Bunu hâlâ yapmak zorunda değilim.
en-tr
I should be there before 2:30.
2.30'dan önce orada olmalıyım.
en-tr
Tom slept on the porch last night because he'd locked himself out of his house.
Tom eve giremediği için dün gece verandada uyudu.
en-tr
Tom is impatient, but Mary isn't.
Tom sabırsız, ama Mary değil.
en-tr
That's what made Tom angry.
Tom'u kızdıran şey budur.
en-tr
Tom already knows what Mary is planning to tell him.
Tom, Mary'nin ona söylemeyi planladığını şeyi zaten biliyor.
en-tr
Tom called Mary just before midnight.
Tom tam gece yarısından önce Mary'yi aradı.
en-tr
I didn't think Tom would be so prejudiced.
Tom'un bu kadar önyargılı olacağını düşünmemiştim.
en-tr
I wouldn't want to be Tom's roommate.
Tom'un oda arkadaşı olmak istemem.
en-tr
I have a lot of acquaintances.
Bir sürü eşim dostum var.
en-tr
Tom has written a lot of books, but only three of them have ever been published.
Tom çok sayıda kitap yazdı, ancak bunların sadece üçü şimdiye kadar yayınlandı.
en-tr
Tom and I stayed up all night talking to each other.
Tom ve ben bütün gece birbirimizle konuşarak uyumadık.
en-tr
Tom missed his wife and children, so he's gone back to Boston to live with them.
Tom karısını ve çocuklarını özledi, bu yüzden onlarla yaşamak için Boston'a döndü.
en-tr
I had back surgery in October.
Ekim ayında belimden ameliyat oldum.
en-tr
Tom is objective, but Mary isn't.
Tom tarafsız ama Mary değil.
en-tr
Tom loves jazz.
Том обожнює джаз.
en-uk
Luckily, Tom wasn't killed.
Allah'tan Tom öldürülmedi.
en-tr
Tom and Mary sat in front of the fireplace, talking.
Tom ve Mary konuşarak şöminenin önünde oturdular.
en-tr
Tom asked me to teach him how to ski.
Tom nasıl kayak kayılacağını ona öğretmemi istedi.
en-tr
I got here thirty minutes ago.
Buraya otuz dakika önce geldim.
en-tr
I didn't think Tom would be so optimistic.
Tom'un bu kadar iyimser olacağını düşünmedim.
en-tr
I'm the one who taught Tom that song.
Ben o şarkıyı Tom'a öğreten kişiyim.
en-tr
I got here early this morning.
Buraya bu sabah erken vakitte geldim.
en-tr
Tom is obstinate, but Mary isn't.
Tom dik kafalıdır ama Mary değildir.
en-tr
I got back in my car and left.
Tekrar arabama bindim ve yola çıktım.
en-tr
I got arrested for doing that.
Onu yaptığım için tutuklandım.
en-tr
I got almost everything wrong.
Neredeyse her şeyi yanlış anladım.
en-tr
I didn't think Tom would be so interested.
Tom'un bu kadar ilgileneceğini düşünmemiştim.
en-tr
I've agreed to meet Tom after school.
Okuldan sonra buluşmak için Tom'la anlaştım.
en-tr
Tom is only interested in sports.
Tom sadece sporla ilgileniyor.
en-tr
I get my secretary to do that.
Sekreterime onu yaptırdım.
en-tr
It wasn't easy to find Tom.
Tom'u bulmak kolay değildi.
en-tr
Thanks to your help, Tom and I were able to get that done faster than we'd planned.
Yardımınız sayesinde Tom ve ben onu planladığımızdan daha hızlı yapabildik.
en-tr
I felt I had to say something.
Kendimi bir şey söylemek zorunda hissettim.
en-tr
Tom asked if there was anything he could do to help.
Tom yardım için yapabileceği bir şey olup olmadığını sordu.
en-tr
Tom asked me to lend Mary some money.
Tom, Mary'ye biraz borç vermemi istedi.
en-tr
I didn't think Tom would be so displeased.
Tom'un bu kadar hoşnutsuz olacağını düşünmemiştim.
en-tr
If Tom is tired, he should go to bed.
Tom yorgunsa yatağa gitmesi gerekir.
en-tr
I don't yet know why I'm here.
Neden burada olduğumu henüz bilmiyorum.
en-tr
It looks like Tom is happy.
Tom mutlu gibi görünüyor.
en-tr
Tom and Mary lived in a mobile home their first three years after they got married.
Tom ve Mary evlendikten sonraki ilk üç yıllarında bir karavanda yaşadılar.
en-tr
I don't want to join the team.
Takıma katılmak istemiyorum.
en-tr
Tom asked me to go to Boston with Mary next weekend.
Tom gelecek hafta sonu Mary ile birlikte Boston'a gitmemi istedi.
en-tr
I don't want to go to Harvard.
Harvard'a gitmek istemiyorum.
en-tr
I didn't think Tom would be so dependable.
Tom'un bu kadar güvenilir olacağını düşünmedim.
en-tr
It sounds like Tom will go to Boston.
Tom, Boston'a gidecek gibi geliyor.
en-tr
I don't want to go for a walk.
Yürüyüşe çıkmak istemiyorum.
en-tr
I don't usually do that alone.
Onu genelde yalnız yapmam.
en-tr
Tom didn't have a job the last time I talked to him.
Onunla son konuştuğumda Tom'un bir işi yoktu.
en-tr
Tom asked Mary if she could help him.
Tom, Mary'ye ona yardım edip edemeyeceğini sordu.
en-tr
I don't think that we can win.
Kazanabileceğimizi düşünmüyorum.
en-tr
I didn't think Tom would be so courageous.
Tom'un bu kadar cesur olacağını düşünmemiştim.
en-tr
It's a wonder that Tom wasn't killed.
Tom'un öldürülmemesi bir mucize.
en-tr
I don't think that I did that.
Onu yaptığımı düşünmüyorum.
en-tr
Tom is planning to do that today.
Tom onu bugün yapmayı planlıyor.
en-tr
I don't think it's impossible.
İmkansız olduğunu sanmıyorum.
en-tr
Tom arrived unexpectedly from Boston.
Tom, Boston'dan beklenmedik bir şekilde geldi.
en-tr
I didn't think Tom would be so aggressive.
Tom'un bu kadar saldırgan olacağını düşünmemiştim.
en-tr
Tom is reputable, but Mary isn't.
Tom saygın biridir ama Mary değildir.
en-tr
Give Tom a hug.
Tom'a sarıl.
en-tr
I don't quite know what to do.
Ne yapacağımı pek bilmiyorum.
en-tr
I'm not as angry as Tom is.
Tom'un olduğu kadar öfkeli değilim.
en-tr
I don't plan on stepping down.
Emekli olmayı planlamıyorum.
en-tr
Tom didn't seem to be as bored as Mary seemed to be.
Tom, Mary'nin göründüğü kadar sıkkın görünmüyordu.
en-tr
Let's ask Tom if he'd do that for us.
Tom'a bunu bizim için yapıp yapmayacağını soralım.
en-tr
I don't need to do that, do I?
Bunu yapmama gerek yok, değil mi?
en-tr
Tom is skeptical, but Mary isn't.
Tom şüphecidir, ancak Mary değildir.
en-tr
I don't mind getting up early.
Erken kalkmamın sakıncası yok.
en-tr
I'll tell Tom all about it.
Bunun hakkında her şeyi Tom'a anlatacağım.
en-tr
Tom and his wife adopted a girl whose parents had been killed in an automobile accident.
Tom ve karısı bir otomobil kazasında ailesi ölen bir kızı evlatlık aldılar.
en-tr
Tom didn't seem to be as brave as Mary seemed to be.
Tom, Mary'nin göründüğü kadar cesur görünmüyordu.
en-tr
Tom and Mary got married last summer.
Tom ve Mary geçen yaz evlendi.
en-tr
I don't like the way you sing.
Şarkı söyleme tarzını sevmiyorum.
en-tr
I didn't know Tom could understand French.
Tom'un Fransızca anlayabileceğini bilmiyordum.
en-tr
Let's let Tom finish what he's doing.
Tom'un yaptığını bitirmesine izin verelim.
en-tr
I don't like the way you cook.
Yemek pişirme tarzını sevmiyorum.
en-tr
Tom is staying with me this week.
Tom bu hafta benimle kalıyor.
en-tr