english stringlengths 2 1.48k | non_english stringlengths 1 1.45k | language stringclasses 49
values |
|---|---|---|
Can Tom see me? | Tom beni görebilir mi? | en-tr |
I don't like the rainy season. | Yağışlı mevsimi sevmem. | en-tr |
Tom is learning French because he eventually wants to live in a French-speaking country. | Tom sonunda Fransızca konuşan bir ülkede yaşamak istediği için Fransızca öğreniyor. | en-tr |
Tom didn't seem to be as crazy as Mary seemed to be. | Tom, Mary'nin göründüğü kadar deli görünmüyordu. | en-tr |
Tom and Mary eventually got divorced. | Tom ve Mary sonunda boşandılar. | en-tr |
I don't like my mother-in-law. | Я не люблю свою свекруху. | en-uk |
None of Tom's friends would help him. | Tom'un hiçbir arkadaşı ona yardım etmez. | en-tr |
I don't like apples very much. | Elmaları pek fakla sevmem. | en-tr |
Tom is still doing that, I think. | Tom hala onu yapıyor sanırım. | en-tr |
I washed Tom's car for him. | Tom'un arabasını onun için yıkadım. | en-tr |
Tom didn't seem to be as drunk as Mary seemed to be. | Tom, Mary'nin göründüğü kadar sarhoş görünmüyordu. | en-tr |
I don't know much about sheep. | Koyun hakkında pek bilgim yok. | en-tr |
Tom is supposed to be helping us. | Tom'un bize yardım ediyor olması gerekiyor. | en-tr |
Tom got quiet. | Tom sessizleşti. | en-tr |
I usually do that with Tom. | Onu genelde Tom'la birlikte yaparım. | en-tr |
I don't have to do that, do I? | Onu yapmak zorunda değilim, değil mi? | en-tr |
Tom and I are going to buy a new car. | Tom ve ben yeni bir araba satın alacağız. | en-tr |
I don't have much of a choice. | Başka bir seçeneğim yok. | en-tr |
I almost kissed Tom, but I decided not to. | Neredeyse Tom'u öpüyordum ama öpmemeye karar verdim. | en-tr |
That's the reason Tom and I are here. | Tom ve ben bu nedenle buradayız. | en-tr |
I don't have expensive tastes. | Pahalı zevklerim yok. | en-tr |
Tom is talkative, but Mary isn't. | Tom gevezedir ama Mary değildir. | en-tr |
Tom came late. | Tom geç geldi. | en-tr |
I don't have any real friends. | Hiç gerçek dostum yok. | en-tr |
I told Tom to take the job. | Tom'a işi almasını söyledim. | en-tr |
I don't have any friends here. | Burada hiç arkadaşım yok. | en-tr |
Tom didn't seem to be as lucky as Mary seemed to be. | Tom, Mary'nin göründüğü kadar şanslı görünmüyordu. | en-tr |
Tom always pays attention to details. | Tom her zaman detaylara dikkat eder. | en-tr |
I advised Tom to not talk to Mary anymore. | Tom'a artık Mary ile konuşmamasını tavsiye ettim. | en-tr |
The person Tom is talking to is Mary. | Tom'un konuştuğu kişi Mary. | en-tr |
I told Tom to take a break. | Tom'a ara vermesini söyledim. | en-tr |
I think the reason Tom didn't recognize me was because I had a beard the last time he saw me. | Sanırım Tom'un beni tanımamasının sebebi, beni son gördüğünde sakal bırakmış olmamdı. | en-tr |
Tom didn't seem to be as naive as Mary seemed to be. | Tom, Mary'nin göründüğü kadar saf görünmüyordu. | en-tr |
Tom always helps me when I need help. | Tom yardıma ihtiyacım olduğu zaman hep bana yardım eder. | en-tr |
I didn't get the job I wanted. | İstediğim işi almadım. | en-tr |
I admit I did what Tom asked me not to do. | Tom'un yapmamamı istediği şeyi yaptığımı itiraf ediyorum. | en-tr |
These clothes are all Tom's and mine. | Bu elbiselerin hepsi Tom'un ve benim. | en-tr |
I can't very well do that now. | Onu şimdi pek iyi yapamam. | en-tr |
Tom is the right guy for the job. | Tom iş için doğru adamdır. | en-tr |
I told Tom to study French. | Tom'a Fransızca okumasını söyledim. | en-tr |
I can't see myself doing that. | Kendimi onu yaparken göremiyorum. | en-tr |
Tom didn't seem to be as ready as Mary seemed to be. | Tom, Mary'nin göründüğü kadar hazır görünmüyordu. | en-tr |
Tom always has to have the last word. | Tom her zaman son sözün sahibi olmak zorunda. | en-tr |
I can't go to Boston with you. | Seninle Boston'a gidemem. | en-tr |
How much of this stuff is Tom's and yours? | Bu şeylerin ne kadarı Tom ve senin? | en-tr |
This computer isn't Tom's. It's mine. | Bu bilgisayar Tom'un değil. O benim. | en-tr |
Tom is uninsured, but Mary isn't. | Tom sigortasızdır ama Mary sigortasız değildir. | en-tr |
Give Tom time. | Tom'a zaman tanı. | en-tr |
I can't finish this job today. | Bugün bu işi bitiremem. | en-tr |
If Tom had been wearing a bullet-proof vest like the other police officers, he probably wouldn't have died. | Tom diğer polis memurları gibi bir kurşun geçirmez yelek giyseydi muhtemelen ölmezdi. | en-tr |
I can't do that all by myself. | Onu tek başıma yapamam. | en-tr |
Tom advised Mary to accept the offer. | Tom, Mary'ye öneriyi kabul etmesini tavsiye etti. | en-tr |
Tom adapted to the new circumstances. | Tom yeni koşullara adapte oldu. | en-tr |
I can't afford all this stuff. | Bütün bu eşyalara param yetmez. | en-tr |
Tom is unmarried, but Mary isn't. | Tom evli değildir ama Mary öyle değildir. | en-tr |
I ate breakfast all by myself. | Tek başıma kahvaltı ettim. | en-tr |
I told Tom to learn karate. | Tom'a karate öğrenmesini söyledim. | en-tr |
If Tom had been wearing a bullet-proof vest like the other police officers, he probably wouldn't have been killed. | Tom diğer polis memurları gibi kurşun geçirmez yelek giyseydi muhtemelen öldürülmezdi. | en-tr |
I almost never work on Monday. | Pazartesi neredeyse hiç çalışmam. | en-tr |
Tom didn't seem to be as tense as Mary seemed to be. | Tom, Mary'nin göründüğü kadar gergin görünmüyordu. | en-tr |
I almost never make a mistake. | Neredeyse hiç hata yapmam. | en-tr |
Here's a picture of Tom wearing a red tie. | Buradaki, Tom'un kırmızı kravatlı bir resmidir. | en-tr |
I almost drowned in the river. | Nehirde neredeyse boğuluyordum. | en-tr |
I almost always win arguments. | Neredeyse her zaman tartışmaları kazanırım. | en-tr |
Tom didn't seem to be as tired as Mary seemed to be. | Tom, Mary'nin göründüğü kadar yorgun görünmüyordu. | en-tr |
Do you think Tom was telling us the truth? | Sence Tom bize doğruyu mu söylüyordu? | en-tr |
I admitted I'd made a mistake. | Hata yaptığımı kabul ettim. | en-tr |
Tom is with his dogs in the park. | Tom köpekleriyle birlikte parkta. | en-tr |
Every muscle in my body aches. | Vücudumdaki her kas ağrıyor. | en-tr |
I told Tom he shouldn't go. | Tom'a gitmemesi gerektiğini söyledim. | en-tr |
You'll be sorry you did that. | Onu yaptığına pişman olacaksın. | en-tr |
Tom didn't seem to be as upset as Mary seemed to be. | Tom, Mary'nin göründüğü kadar üzgün görünmüyordu. | en-tr |
You'll be happy you did that. | Onu yaptığın için mutlu olacaksın. | en-tr |
You think Tom is good-looking, don't you? | Tom'un yakışıklı olduğunu düşünüyorsun, değil mi? | en-tr |
You'd better watch your back. | Arkana baksan iyi olur. | en-tr |
Tom isn't as careless as Mary is. | Tom, Mary kadar umursamaz değil. | en-tr |
You need to be ready by 2:30. | Saat 2.30'a kadar hazır olman gerek. | en-tr |
I tied Tom's shoes for him. | Onun için Tom'un ayakkabılarını bağladım. | en-tr |
You look like you're unhappy. | Mutsuz gibi görünüyorsun. | en-tr |
Tom didn't seem to be as weird as Mary seemed to be. | Tom, Mary'nin göründüğü kadar garip görünmüyordu. | en-tr |
You have very good instincts. | Çok iyi içgüdülerin var. | en-tr |
You should really ask Tom what he thinks. | Tom'a onun ne düşündüğünü gerçekten sorman gerek. | en-tr |
Tom isn't as competitive as I am. | Tom benim kadar rekabetçi değil. | en-tr |
I think Tom is just sleepy. | Sanırım Tom sadece uykuludur. | en-tr |
You don't look too convinced. | Pek ikna olmuş görünmüyorsun. | en-tr |
Tom didn't seem to be as young as Mary seemed to be. | Tom, Mary'nin göründüğü kadar genç görünmüyordu. | en-tr |
You don't help me very often. | Bana çok sık yardımcı olmuyorsun. | en-tr |
You don't seem to be as motivated as Tom. | Tom kadar motive görünmüyorsun. | en-tr |
Tom isn't as hardworking as I am. | Tom benim kadar çalışkan değil. | en-tr |
Will you go to Boston by bus? | Boston'a otobüsle mi gideceksin? | en-tr |
Tom doesn't practice the piano as much as Mary does. | Tom, Mary kadar piyano çalışmaz. | en-tr |
What did you eat for dessert? | Tatlı için ne yedin? | en-tr |
You don't seem to be as ambitious as Tom. | Tom kadar hırslı görünmüyorsun. | en-tr |
We moved to Boston last fall. | Geçen sonbaharda Boston'a taşındık. | en-tr |
This didn't cost me anything. | Bu bana hiçbir şeye mal olmadı. | en-tr |
I parked Tom's car for him. | Tom'un arabasını onun için park ettim. | en-tr |
Tell me what I'm doing wrong. | Neyi yanlış yaptığımı bana söyle. | en-tr |
Tom doesn't seem to be as angry as Mary seems to be. | Tom, Mary'nin göründüğü kadar kızgın görünmüyor. | en-tr |
Tell me if I get in your way. | Sana engel olup olmadığımı söyle. | en-tr |
Which pairs of shoes are Tom's and yours? | Hangi ayakkabılar Tom ve senin? | en-tr |
Subsets and Splits
No community queries yet
The top public SQL queries from the community will appear here once available.