english
stringlengths
2
1.48k
non_english
stringlengths
1
1.45k
language
stringclasses
49 values
I had another chance.
Başka bir şansım vardı.
en-tr
I hope I can impress Tom.
Umarım Tom'u etkileyebilirim.
en-tr
I gave Tom Mary's address.
Tom'a Mary'nin adresini verdim.
en-tr
I like making videos.
Video yapmak hoşuma gider.
en-tr
I won't let Tom hurt Mary.
Tom'un Mary'yi incitmesine izin vermeyeceğim.
en-tr
I like playing cards.
İskambil oynamak hoşuma gidiyor.
en-tr
I'll meet Tom next Monday.
Gelecek pazartesi Tom ile buluşacağım.
en-tr
I like reading blogs.
Blogları okumak hoşuma gider.
en-tr
Should we try to stop Tom?
Tom'u durdurmaya çalışmamız gerekir mi?
en-tr
Will you help Tom do that?
Tom'un onu yapmasına yardım eder misin?
en-tr
I like whipped cream.
Krem şantiden hoşlanırım.
en-tr
I like Tom's writing style.
Tom'un yazım tarzını beğeniyorum.
en-tr
I love playing cards.
Kağıt oynamayı severim.
en-tr
I think Tom missed his bus.
Bence Tom otobüsünü kaçırdı.
en-tr
I play the saxophone.
Saksofon çalıyorum.
en-tr
I told Tom about the party.
Tom'a partiden söz ettim.
en-tr
I promise to do that.
Обіцяю це зробити.
en-uk
Tom and Mary sang together.
Tom ve Mary birlikte şarkı söylediler.
en-tr
I really miss Boston.
Boston'u gerçekten özlüyorum.
en-tr
Tom will meet Mary at 2:30.
Tom saat 2.30'da Mary ile buluşacak.
en-tr
I think I'm finished.
Bitirdiğimi düşünüyorum.
en-tr
I did as Tom asked me to do.
Tom'un yapmamı istediği gibi yaptım.
en-tr
I think it'll be fun.
Eğlenceli olacağını düşünüyorum.
en-tr
I want an MP3 player.
Я хочу MP3-плеєр.
en-uk
Tom has a square jaw.
Tom'un kare bir çenesi var.
en-tr
Tom never liked me very much.
Tom benden asla pek fazla hoşlanmadı.
en-tr
I'll let you explain.
Açıklamana izin vereceğim.
en-tr
Tom sliced the loaf of bread.
Tom ekmek somununu dilimledi.
en-tr
I'm interested in it.
Ben onunla ilgileniyorum.
en-tr
Tom won't be able to stop us.
Tom bizi durduramayacak.
en-tr
We can't change that.
Biz onu değiştiremeyiz.
en-tr
You aren't my friend.
Sen benim arkadaşım değilsin.
en-tr
I wish I'd called Tom earlier.
Keşke Tom'u daha önce arasaydım.
en-tr
You don't seem tired.
Yorgun görünmüyorsun.
en-tr
I'll go to the airport with Tom.
Tom ile havalimanına gideceğim.
en-tr
I've never asked Tom to do that.
Tom'dan onu yapmasını asla istemedim.
en-tr
I have some questions.
Benim bazı sorularım var.
en-tr
I've never seen Tom here before.
Tom'u daha önce burada hiç görmedim.
en-tr
I let them capture me.
Beni yakalamalarına izin verdim.
en-tr
I'll let you tell Tom what to do.
Tom'a ne yapacağını söylemene izin vereceğim.
en-tr
I need a little space.
Biraz yere ihtiyacım var.
en-tr
We really surprised Tom, I think.
Tom'u gerçekten şaşırttık sanırım.
en-tr
I think I'm objective.
Nesnel olduğumu düşünüyorum.
en-tr
Will you help Tom this afternoon?
Bu öğleden sonra Tom'a yardım eder misin?
en-tr
I think I've finished.
Sanırım bitirdim.
en-tr
I told Tom about what we had done.
Yapmış olduğumuz şeyi Tom'a anlattım.
en-tr
I need to warn Tom about something.
Tom'u bir şey hakkında uyarmam gerek.
en-tr
Tom should ask Mary what she thinks.
Tom, Mary'ye ne düşündüğünü sorması gerek.
en-tr
I'll leave in October.
Ekim ayında ayrılacağım.
en-tr
Tom will spend next weekend with us.
Tom gelecek hafta sonunu bizimle geçirecek.
en-tr
I'll request a refund.
Geri ödeme isteğinde bulunacağım.
en-tr
Tom just left about five minutes ago.
Tom sadece yaklaşık beş dakika önce ayrıldı.
en-tr
I've changed my plans.
Planlarımı değiştirdim.
en-tr
I'm here to get a box Tom left for me.
Tom'un benim için bıraktığı bir kutuyu almak için buradayım.
en-tr
I'm here to get the box Tom left for me.
Tom'un benim için bıraktığı kutuyu almak için buradayım.
en-tr
I've already asked Tom to leave early.
Tom'dan zaten erken çıkmasını rica ettim.
en-tr
Are your children here?
Çocuklarınız burada mı?
en-tr
Tom will be here for just a short time.
Tom sadece kısa bir süre için burada olacak.
en-tr
I admit that I do that.
Onu yaptığımı itiraf ediyorum.
en-tr
I ate all the crackers.
Bütün krakerleri yedim.
en-tr
Why not just call Tom and tell him that?
Neden sadece Tom'u arayıp ona söylemiyorsun?
en-tr
I can fly a helicopter.
Bir helikopter uçurabilirim.
en-tr
Tom could ask Mary to do that, I suppose.
Tom, Mary'den onu yapmasını isteyebilirdi sanırım.
en-tr
Tom suggested to Mary that she leave early.
Tom, Mary'ye erken ayrılmasını tavsiye etti.
en-tr
Tom would like to hear Mary play the piano.
Tom, Mary'nin piyano çalmasını duymak ister.
en-tr
Tom would like to understand French better.
Tom, Fransızca'yı daha iyi anlamak istiyor.
en-tr
I suppose Tom found what he was looking for.
Sanırım Tom aradığı şeyi buldu.
en-tr
I'll let you tell Tom what needs to be done.
Tom'a ne yapılması gerektiğini söylemene izin vereceğim.
en-tr
I've already told Tom what I want him to do.
Yapmasını istediğim şeyi Tom’a çoktan anlattım.
en-tr
Tom put everything in the middle of the room.
Tom her şeyi odanın ortasına koydu.
en-tr
Tom will probably not agree to your proposal.
Tom teklifinizi muhtemelen kabul etmeyecektir.
en-tr
Tom wondered whether Mary liked taking walks.
Tom, Mary'nin yürüyüş yapmayı sevip sevmediğini merak etti.
en-tr
I feel quite frustrated.
Kendimi oldukça hayal kırıklığına uğramış hissediyorum.
en-tr
Tom wondered whether what Mary said was true.
Tom, Mary'nin söylediği şeyin gerçek olup olmadığını merak etti.
en-tr
I think Tom will do that. Mary thinks so, too.
Bence Tom onu yapacak. Mary de öyle düşünüyor.
en-tr
I'm waiting for Tom to finish what he's doing.
Tom’un, yaptığı şeyi bitirmesini bekliyorum.
en-tr
I've already told Tom what'll probably happen.
Muhtemelen ne olacağını Tom'a önceden anlattım.
en-tr
I've advised Tom not to start doing that again.
Tom'a onu tekrar yapmaya başlamamasını tavsiye ettim.
en-tr
Tom wrote an extremely detailed report on that.
Tom onun üzerine son derece detaylı bir rapor yazdı.
en-tr
I've decided not to do that until Tom gets here.
Tom buraya gelene kadar onu yapmamaya karar verdim.
en-tr
Tom doesn't drink as much coffee nowadays as he used to.
Tom bugünlerde eskiden olduğu kadar kahve içmiyor.
en-tr
Where can I buy termites for cooking?
Pişirmek için nereden termit satın alabilirim?
en-tr
How do I roast termites?
Termitleri nasıl kızartırım?
en-tr
In Kenya, roasted termites are eaten with Ugali.
Kenya'da, kızartılmış termitler Ugali ile birlikte yenir.
en-tr
Tom hid the necklace that he'd stolen from Mary.
Tom, Mary'den çaldığı kolyeyi sakladı.
en-tr
Tom will have only one chance to get that right.
Tom'un o hakkı elde etmek için sadece bir şansı olacak.
en-tr
I bought a suit last week.
Geçen hafta bir takım elbise satın aldım.
en-tr
Tom knows how to fix everything.
Tom her şeyi nasıl tamir edeceğini biliyor.
en-tr
There's guacamole in the fridge.
Buzdolabında guacamole var.
en-tr
I can't help worrying about what Tom might do.
Tom'un yapabileceği şeylere endişelenmemek elimde değil.
en-tr
I've already told Tom that he should leave early.
Tom'a erken gitmesi gerektiğini söyledim zaten.
en-tr
I've apparently done something that made Tom mad.
Görünüşe göre Tom'u kızdıran bir şey yaptım.
en-tr
I never did know his name.
Onun adını hiç bilmiyordum.
en-tr
Tom wondered when the meeting was going to begin.
Tom toplantının ne zaman başlayacağını merak ediyordu.
en-tr
I've already delivered the packages to Tom's house.
Paketleri Tom'un evine zaten teslim ettim.
en-tr
Tom got off his bicycle.
Tom bisikletinden indi.
en-tr
Tom is waiting for you to finish what you're doing.
Tom yaptığın şeyi bitirmen için bekliyor.
en-tr
I'm your friend, aren't I?
Ben senin arkadaşınım, değil mi?
en-tr
I thought you knew that Tom wasn't going to do that.
Tom'un onu yapmayacağını biliyordun sanıyordum.
en-tr
I've already told Tom to take his umbrella with him.
Tom'a zaten şemsiyesini yanına almasını söyledim.
en-tr