english
stringlengths
2
1.48k
non_english
stringlengths
1
1.45k
language
stringclasses
49 values
I wish I'd called you earlier.
Keşke seni daha önce arasaydım.
en-tr
I wish I could've done it by myself.
Keşke bunu kendi başıma yapabilseydim.
en-tr
I wish I'd done what Tom told me to do.
Keşke, Tom'un yapmamı söylediği şeyi yapsaydım.
en-tr
I wish I'd done what Tom suggested.
Keşke Tom'un önerdiği şeyi yapsaydım.
en-tr
I wish I'd told Tom what to do.
Keşke Tom'a ne yapacağımı söyleseydim.
en-tr
I wish I'd told Tom about that earlier.
Keşke bunun hakkında daha önce Tom'a anlatsaydım.
en-tr
I wish you'd called me earlier.
Keşke beni daha önce arasaydın.
en-tr
Tom and I spent a lot of time together.
Tom ve ben birlikte çok zaman geçirdik.
en-tr
Tom promised Mary he'd be back by 2:30.
Tom Mary'ye 2.30'a kadar döneceğine söz verdi.
en-tr
I have to study for tomorrow's French exam.
Yarının Fransızca sınavı için ders çalışmam lazım.
en-tr
I hope my French gets better quickly.
Umarım Fransızcam çabucak gelişir.
en-tr
Tom's wife is a lot younger than he is.
Tom'un karısı ondan çok daha genç.
en-tr
I no longer teach French.
Artık Fransızca öğretmiyorum.
en-tr
Was Tom invited to your birthday party?
Tom doğum günü partine davet edildi mi?
en-tr
I think I speak French quite well.
Bence Fransızca'yı çok iyi biliyorum.
en-tr
Why won't Tom do what I want him to do?
Tom neden yapmasını istediğimi şeyi yapmayacak?
en-tr
Do you still think Tom is a good driver?
Hâlâ Tom'un iyi bir sürücü olduğunu düşünüyor musun?
en-tr
I think that man was talking in French.
Adamın Fransızca konuştuğunu düşünüyorum.
en-tr
I think Tom could be swimming right now.
Sanırım Tom şu an yüzüyor olabilir.
en-tr
I think Tom's French has improved a lot.
Bence Tom'un Fransızcası çok gelişti.
en-tr
Tom and I probably should sing together.
Tom ve ben muhtemelen birlikte şarkı söylemeliyiz.
en-tr
I understand a little French.
Fransızcayı biraz anlıyorum.
en-tr
Tom and I usually speak French together.
Tom ve ben genelde birlikte Fransızca konuşuruz.
en-tr
I want my daughters to learn to speak French.
Kızlarımın Fransızca konuşmayı öğrenmesini istiyorum.
en-tr
Tom arrived in Australia three days ago.
Tom üç gün önce Avustralya'ya geldi.
en-tr
Tom asked me how often I went to Boston.
Tom bana ne sıklıkta Boston'a gittiğimi sordu.
en-tr
Tom asked me to find out where you were.
Tom nerede olduğunu öğrenmemi istedi.
en-tr
Tom found Mary's ring behind that couch.
Tom, Mary'nin yüzüğünü o kanepenin arkasında buldu.
en-tr
My French is rusty.
Fransızcam körelmiş.
en-tr
Tom said he didn't think Mary was really a Canadian.
Tom, Mary'nin gerçekten bir Kanadalı olduğunu düşünmediğini söyledi.
en-tr
I should never have come to Boston.
Ben asla Boston'a gelmemeliydim.
en-tr
I should've never come to Boston.
Ben asla Boston'a gelmemeliydim
en-tr
I didn't know that Tom and Mary were still studying French.
Tom ve Mary'nin hâlâ Fransızca çalıştıklarını bilmiyordum.
en-tr
I doubt that things will change.
İşlerin değişeceğinden şüpheliyim.
en-tr
I gave everything I had to Tom.
Sahip olduğum her şeyi Tom'a verdim.
en-tr
I gave Tom everything I had.
Tom'a sahip olduğum her şeyi verdim.
en-tr
I gave all the money I had to Tom.
Sahip olduğum tüm parayı Tom'a verdim.
en-tr
I liked Boston.
Boston'u sevdim.
en-tr
The girl who's talking with Tom is Mary.
Tom'la konuşan kız Mary'dir.
en-tr
We speak French here.
Biz burada Fransızca konuşuruz.
en-tr
Tom was in Boston once.
Tom bir zamanlar Boston'daydı.
en-tr
I'll miss Boston.
Boston'u özleyeceğim.
en-tr
We studied French at school.
Okulda Fransızca okuduk.
en-tr
Tom and Mary are exactly the same height.
Tom ve Mary tam olarak aynı boydadır.
en-tr
You'll love Boston.
Boston'u seveceksin.
en-tr
Tom knew I was in Boston.
Tom Boston’da olduğumu biliyordu.
en-tr
I'd hoped to talk to Tom.
Tom ile konuşmayı ummuştum.
en-tr
I feel quite safe here.
Burada oldukça güvende hissediyorum.
en-tr
Tom and Mary are exactly the same weight.
Tom ve Mary tam olarak aynı ağırlıktadır.
en-tr
We'll all go to Boston.
Hepimiz Boston'a gideceğiz.
en-tr
I heard Tom went to Boston.
Tom'un Boston'a gittiğini duydum.
en-tr
I didn't like it at all.
Bunu hiç sevmedim.
en-tr
Tom and Mary have finally gotten married.
Tom ve Mary nihayet evlendiler.
en-tr
We were in Boston last year.
Ми були в Бостоні минулого року.
en-uk
I had a long chat with Tom.
Tom'la uzun bir sohbet ettim.
en-tr
Tom said Mary is probably still swimming.
Tom, Mary'nin hâlâ yüzdüğünü söyledi.
en-tr
I must be in Boston on Monday.
Pazartesi günü Boston'da olmalıyım.
en-tr
I have to buy some food.
Biraz yiyecek almak zorundayım.
en-tr
I had to take Tom to school.
Tom'u okula götürmek zorundaydım.
en-tr
I have to feed the chickens.
Tavukları beslemek zorundayım.
en-tr
I've already fed the chickens.
Ben zaten tavukları besledim.
en-tr
I saw Tom's car parked in Mary's driveway.
Tom'un arabasını Mary'nin araba yoluna park ettiğini gördüm.
en-tr
Tom asked me if I was studying French.
Tom bana Fransızca okuyup okumadığımı sordu.
en-tr
Tom felt very safe in Boston.
Tom Boston'da çok güvende hissediyordu.
en-tr
We should go to Boston next spring.
Gelecek baharda Boston'a gitmeliyiz.
en-tr
Tom asked Mary when she intended to leave.
Tom, Mary'yi ne zaman ayrılmak istediğinde sordu.
en-tr
Tom's school is looking for a new French teacher.
Tom'un okulu yeni bir Fransızca öğretmeni arıyor.
en-tr
I thought Tom and Mary were still studying French.
Tom ve Mary'nin hâlâ Fransızca çalıştıklarını düşündüm.
en-tr
Tom and Mary want to know what's happening.
Tom ve Mary neler olduğunu bilmek istiyor.
en-tr
It looks like I may have to go to Boston next summer.
Gelecek yaz Boston'a gitmek zorunda kalacağım gibi görünüyor.
en-tr
Tom and Mary promised me that they'd study French.
Tom ve Mary bana Fransızca öğreteceklerine dair söz verdiler.
en-tr
I left my backpack at home.
Sırt çantamı evde bıraktım.
en-tr
Tom is already back in jail.
Том вже знову у в'язниці.
en-uk
I have to buy a pair of shoes.
Bir çift ayakkabı satın almak zorundayım.
en-tr
I didn't receive an invitation.
Bir davet almadım.
en-tr
Tom is supposed to be back by lunchtime.
Tom'un öğle yemeği vaktine kadar dönmüş olması gerekiyordu.
en-tr
I don't like doing this anymore.
Bunu yapmaktan artık hoşlanmıyorum.
en-tr
Where did Tom and Mary say they were going?
Tom ve Mary nereye gittiklerini söylediler mi?
en-tr
I'm willing to go to Boston with Tom.
Tom'la Boston'a gitmeye istekliyim.
en-tr
Do you still think Tom enjoys doing that?
Hala Tom'un onu yapmaktan keyif aldığını düşünüyor musun?
en-tr
Tom and Mary are likely to get married soon.
Muhtemelen Tom ve Mary yakında evlenecekler.
en-tr
Tom seems to know a lot about Boston.
Tom, Boston hakkında çok şey biliyor gibi görünüyor.
en-tr
I don't walk to school very often.
Okula çok sık yürümem.
en-tr
Tom and I accomplished what we wanted to.
Tom ve ben istediğimiz şeyi başardık.
en-tr
I don't want to get there too early.
Oraya fazla erken gitmek istemiyorum.
en-tr
Tom and I hang out together all the time.
Tom ve ben her zaman birlikte takılırız.
en-tr
Tom asked Mary where he should hang his coat.
Tom, Mary'ye ceketini nereye takması gerektiğini sordu.
en-tr
I don't want to walk to school today.
Bugün okula yürümek istemiyorum.
en-tr
Tom says he'll be going to Boston soon.
Tom yakında Boston'a gidiyor olacağını söylüyor.
en-tr
This is my favorite time of the year.
Bu, yılın en sevdiğim zamanı.
en-tr
Tom and I probably won't travel together.
Tom ve muhtemelen birlikte seyahat etmeyeceğiz.
en-tr
I don't really like this neighborhood.
Bu mahalleyi pek beğenmiyorum.
en-tr
I don't really want to talk right now.
Gerçekten şu anda konuşmak istemiyorum.
en-tr
I finally finished writing the report.
Sonunda raporu yazmayı bitirdim.
en-tr
Why were Tom and Mary at your house last night?
Tom ve Mary neden dün gece senin evindeydiler?
en-tr
Tom and Mary spent a few days in Boston.
Tom ve Mary, Boston'da birkaç gün geçirdiler.
en-tr
I have to buy some Christmas presents.
Birkaç noel hediyesi almak zorundayım.
en-tr
I have to get up pretty early tomorrow.
Yarın oldukça erken kalkmak zorundayım.
en-tr
Tom and Mary couldn't do what they wanted to do.
Tom ve Mary yapmak istedikleri şeyi yapamadılar.
en-tr
For breakfast, I usually only eat fruit.
Kahvaltı için genellikle sadece meyve yerim.
en-tr