english
stringlengths
2
1.48k
non_english
stringlengths
1
1.45k
language
stringclasses
49 values
Do you know why Tom didn't eat the sandwich Mary made for him?
Tom'un neden Mary'nin onun için yaptığı sandviçi yemediğini biliyor musun?
en-tr
Maybe I should just tell Tom that I want my money back today.
Belki de Tom'a bugün sadece paramı geri istediğimi söylemeliyim.
en-tr
What happened was the opposite of what we expected.
Olanlar beklediğimiz şeyin tersiydi.
en-tr
Did you know that Tom was going to be in Boston next October?
Tom'un önümüzdeki Ekim ayında Boston'da olacağını biliyor muydun?
en-tr
Do you think Tom and I'll be able to do that by ourselves?
Sizce Tom ve ben bunu kendi başımıza yapabilecek miyiz?
en-tr
Do you still think Tom would like to go to Boston with us?
Hâlâ Tom'un bizimle Boston'a gitmek istediğini düşünüyor musun?
en-tr
Do you think you'll be able to do that by yourself?
Bunu kendi başınıza yapabileceğinizi düşünüyor musunuz?
en-tr
I don't think Tom and Mary have finished doing that yet.
Tom ve Mary'nin henüz bunu yapmayı bitirdiğini sanmıyorum.
en-tr
We don't have enough money to finish this project.
Bu projeyi bitirmek için yeterli paramız yok.
en-tr
Do you really think Tom can convince Mary to help him?
Gerçekten, Tom'un Mary'yi kendisine yardım etmesi için ikna edebileceğini düşünüyor musun?
en-tr
It'll take at least a year to finish this project.
Bu projeyi bitirmek en az bir yıl sürecek.
en-tr
Do you want to stay in Boston with us next summer?
Gelecek yaz bizimle Boston'da kalmak ister misiniz?
en-tr
Do you want to go shopping with us this afternoon?
Bu öğleden sonra bizimle alışverişe gitmek ister misin?
en-tr
Do you think you'll be able to attend the meeting?
Toplantıya katılabileceğinizi düşünüyor musunuz?
en-tr
Do you really think you can take care of yourself?
Kendine bakabileceğini düşünüyor musun?
en-tr
I don't think Tom and Mary have finished doing that.
Tom ve Mary'nin bunu yapmayı bitirdiğini sanmıyorum.
en-tr
Chuck's Diner makes the best hamburgers in Boston.
Chuck'ın Lokantası, Boston'daki en iyi hamburgerleri yapıyor.
en-tr
Do you think Tom would like to go to Boston with us?
Sizce Tom, bizimle Boston'a gitmek ister mi?
en-tr
The information you are looking for is on page 3.
Aradığınız bilgi sayfa 3'tedir.
en-tr
Do you think Tom would enjoy playing tennis with us?
Tom'un bizimle tenis oynamayı seveceğini düşünüyor musun?
en-tr
It'll probably take us an hour or two to do that.
Muhtemelen bunu yapmamız bir ya da iki saat sürecek.
en-tr
Do you think Tom will be able to do that by himself?
Sence Tom bunu kendi başına yapabilecek mi?
en-tr
Do you think Tom will be able to attend the meeting?
Sizce Tom toplantıya katılabilecek mi?
en-tr
Do you know why Tom didn't invite Mary to his party?
Tom'un neden Mary'yi partisine davet etmediğini biliyor musun?
en-tr
Everyone is planning to do something different.
Herkes farklı bir şey yapmayı planlıyor.
en-tr
It's easy to understand why people don't trust Tom.
İnsanların neden Tom'a güvenmediğini anlamak kolay.
en-tr
Our restaurant won't be open on Christmas Eve.
Restoranımız Noel Arifesinde açık olmayacak.
en-tr
It's easy to understand why people don't like Tom.
İnsanların Tom'u neden sevmediğini anlamak kolay.
en-tr
I don't think Tom and Mary have to work on Monday.
Tom ve Mary'nin Pazartesi günü çalışması gerektiğini sanmıyorum.
en-tr
Tom doesn't seem to care about what might happen.
Tom ne olabileceğini umursuyor gibi görünmüyor.
en-tr
Let's go over there and sit down for a while.
Hadi oraya gidelim ve bir süre oturalım.
en-tr
Do you still think that's all you need to do?
Hâlâ yapman gereken tek şeyin bu olduğunu mu düşünüyorsun?
en-tr
I don't want Tom thinking he needs to protect me.
Tom'un beni koruması gerektiğini düşünmesini istemiyorum.
en-tr
Do you still think that's all you have to do?
Hâlâ yapman gereken tek şeyin bu olduğunu mu düşünüyorsun?
en-tr
I don't sit next to Tom in science class anymore.
Artık fen dersinde Tom'un yanında oturmuyorum.
en-tr
That restaurant is probably a bit expensive.
Bu restoran muhtemelen biraz pahalı.
en-tr
I don't know, but I bet either Tom or Mary does.
Ben bilmiyorum, ama Tom ya da Mary'nin bildiğine bahse girerim.
en-tr
Many things were happening at the same time.
Aynı anda birçok şey oluyordu.
en-tr
You shouldn't be alone at a time like this.
Böyle bir zamanda yalnız kalmamalısın.
en-tr
Do you want to know why I wasn't at Tom's party?
Neden Tom'un partisinde olmadığımı bilmek ister misin?
en-tr
Do you still think that I should go talk to Tom?
Hâlâ Tom ile konuşmam gerektiğini düşünüyor musun?
en-tr
Do you still think that's all I need to do?
Hâlâ yapmam gereken tek şeyin bu olduğunu mu düşünüyorsun?
en-tr
Do you really think Tom enjoys eating with Mary?
Gerçekten de Tom'un Mary ile yemekten hoşlandığını düşünüyor musun?
en-tr
We didn't have much snow here last year.
Geçen sene fazla kar olmadı.
en-tr
I don't know how much money Tom and Mary spent.
Tom ve Mary'nin ne kadar para harcadığını bilmiyorum.
en-tr
Tom has a doctor's appointment this afternoon.
Tom'un bu öğleden sonra bir doktor randevusu var.
en-tr
My bedroom is cleaner than my brother's.
Benim yatak odam erkek kardeşiminkin daha temiz.
en-tr
Perhaps you should ask Tom to do that for you.
Belki de Tom'un bunu senin için yapmasını istemen gerekir.
en-tr
I would have given Tom some money if I had had any to give.
Eğer verebilecek param olsaydı Tom'a biraz para verirdim.
en-tr
Do you still think that's all Tom needs to do?
Hâlâ Tom'un yapması gereken tek şeyin bu olduğunu mu düşünüyorsun?
en-tr
Tom is dealing with a very difficult problem.
Tom çok zor bir poblemle ilgileniyor.
en-tr
Sami is a horse lover.
Sami bir at aşığıdır.
en-tr
Sami got unhappy for some reason.
Sam bir sebepten dolayı mutsuz oldu.
en-tr
Bullying is a serious problem.
Dayılanma ciddi bir sorundur.
en-tr
How many people have killed themselves because of bullying?
Kaç kişi zorbalık yüzünden kendilerini öldürdü?
en-tr
Sami buys and sells horses.
Sami at satın alır ve satar.
en-tr
Sami was nice to Layla.
Sami, Leyla'ya karşı kibardı.
en-tr
Sami and Layla were together.
Sami ve Leyla birlikteydiler.
en-tr
Sami is our new farm hand.
Sami yeni çiftlik işçimiz.
en-tr
Sami is more and more possessive.
Sami gittikçe daha çok sahiplenici oluyor.
en-tr
It's easy to understand why people trust Tom.
İnsanların Tom'a neden güvendiğini anlamak kolay.
en-tr
It would probably be wise to do that.
Onu yapmak muhtemelen akıllıca olacaktır.
en-tr
Tom got Mary to do what he wanted her to do.
Tom Mary'ye onun yapmasını istediği şeyi yaptırdı.
en-tr
Sami never wanted to have kids.
Sami asla çocuk sahibi olmak istemiyordu.
en-tr
Sami just laughed.
Sami sadece güldü.
en-tr
Sami was given six units of blood.
Sami'ye altı ünite kan verildi.
en-tr
It's easy to understand why people like Tom.
İnsanların Tom'u neden beğendiklerini anlamak kolay.
en-tr
It's easy to see why people don't trust Tom.
İnsanların Tom'a neden güvenmediklerini görmek kolay.
en-tr
Do you still think that's all Tom has to do?
Hala Tom'un yapmak zorunda olduğu her şeyin bu olduğunu mu düşünüyorsun?
en-tr
Did Tom look like he was having a good time?
Tom iyi vakit geçiriyor gibi mi görünüyordu?
en-tr
Did Tom look like he knew what he was doing?
Tom ne yaptığını biliyormuş gibi mi görünüyordu?
en-tr
It's easy to see why people don't like Tom.
İnsanların neden Tom'dan hoşlanmadığını görmek kolay.
en-tr
Do you stay with Tom when you're in Boston?
Boston'dayken Tom'la kalıyor musun?
en-tr
Do you know why Tom wasn't at Mary's party?
Tom'un neden Mary'nin partisinde olmadığını biliyor musun?
en-tr
It would take some time to do that.
Onu yapmak biraz zaman alır.
en-tr
Tom has been working for us for some time.
Tom bir süredir bizim için çalışıyor.
en-tr
Tom and Mary are having a yard sale today.
Tom ve Mary bugün bahçe satışı yapıyorlar.
en-tr
Baseball season hasn't started yet.
Beyzbol sezonu henüz başlamadı.
en-tr
Perhaps you could talk to Tom about that.
Belki o konuda Tom'la konuşabilirsin.
en-tr
The only sport Tom is good at is tennis.
Tom'un iyi olduğu tek spor tenistir.
en-tr
Sami's daughter dressed as a guy.
Sami'nin kızı, erkek gibi giyindi.
en-tr
Sami's new girlfriend is a tomboy.
Sami'nin yeni kız arkadaşı erkeksi bir kızdır.
en-tr
Sami wanted to be more feminine.
Sami daha kadınsı olmak istiyordu.
en-tr
That looks like something Tom could do.
O, Tom'un yapabileceği bir şeye benziyor.
en-tr
Perhaps you should tell Tom to do that.
Belki de Tom'a bunu yapmasını söylemelisin.
en-tr
Maybe you'd better go and look for Tom.
Belki gidip Tom'u arasan iyi olur.
en-tr
I had to learn that the hard way.
Onu zor yoldan öğrenmek zorunda kaldım.
en-tr
It doesn't look like Tom is breathing.
Tom nefes alıyor gibi görünmüyor.
en-tr
We'll have dinner when Tom gets home.
Tom eve geldiğinde akşam yemeği yiyeceğiz.
en-tr
Tom decided to allow Mary to do that.
Tom, Mary'nin onu yapmasına izin vermeye karar verdi.
en-tr
Doing that will be a lot of fun.
Onu yapmak çok eğlenceli olacak.
en-tr
Tom has decided to let Mary do that.
Tom, Mary'nin onu yapmasına izin verme kararı verdi.
en-tr
We really have to talk to them.
Gerçekten onlarla konuşmak zorundayız.
en-tr
Sami grew up in a small Florida town called Saint Augustine.
Sami, Saint Augustine adlı küçük bir Florida kasabasında büyüdü.
en-tr
This is the principal's office.
Burası müdürün çalışma odası.
en-tr
Perhaps you should ask Tom for help.
Belki yardım için Tom'a ricada bulunman gerek.
en-tr
Let's do that Monday afternoon.
Onu pazartesi öğleden sonra yapalım.
en-tr
Do you need to stay home today?
Bugün evde kalman gerekiyor mu?
en-tr
Tom's trial lasted for three days.
Tom'un davası üç gün sürdü.
en-tr
Tom put his hand on top of Mary's.
Tom elini Mary'nin üstüne koydu.
en-tr