english stringlengths 2 1.48k | non_english stringlengths 1 1.45k | language stringclasses 49
values |
|---|---|---|
I want to learn how to dance like Tom. | Tom gibi dans etmeyi öğrenmek istiyorum. | en-tr |
That's exactly what I'm planning to do. | Bu tam olarak yapmayı planladığım şeydir.. | en-tr |
All I know is that we love each other. | Tek bildiğim birbirimizi sevmemizdir. | en-tr |
Do you really think I'm that gullible? | Gerçekten bu kadar saf olduğumu mu düşünüyorsun? | en-tr |
Do you really think we're that stupid? | Gerçekten bu kadar aptal olduğumuzu mu düşünüyorsun? | en-tr |
Do you really think Tom is a good cook? | Gerçekten Tom'un iyi bir aşçı olduğunu mu düşünüyorsun? | en-tr |
Do you think that's all we have to do? | Sence bütün yapmamız gereken bu mu? | en-tr |
Do you think that's all we need to do? | Sence yapmamız gereken tek şey bu mu? | en-tr |
Do you want to know why Tom left early? | Tom'un neden erken ayrıldığını bilmek ister misin? | en-tr |
Do you really have everything you need? | Gerçekten ihtiyacın olan her şeye sahip misin? | en-tr |
Do you think that's all you have to do? | Sence bütün yapmanız gereken bu mu? | en-tr |
I'm not the one who's been hurting Tom. | Tom'u inciten ben değilim. | en-tr |
Do you think that's all you need to do? | Tek yapman gereken şeyin bu olduğunu düşünüyor musun? | en-tr |
It's important to drink a lot of water. | Çok fazla su içmek önemlidir. | en-tr |
Do you know what Tom expects Mary to do? | Tom'un Mary'nin ne yapmasını beklediğini biliyor musun? | en-tr |
Do you really think we're that gullible? | Gerçekten de bu kadar saf olduğumuzu mu düşünüyorsun? | en-tr |
Do you seriously think Tom will do that? | Cidden Tom'un bunu yapacağını düşünüyor musun? | en-tr |
Do you think you'll be here a long time? | Uzun zaman burada olacağını düşünüyor musun? | en-tr |
Do you think that's all Tom needs to do? | Tom'un tek yapması gereken şeyin bu olduğunu mu düşünüyorsun? | en-tr |
Do you think you'll stay in Boston long? | Boston'da uzun süre kalacağını düşünüyor musun? | en-tr |
Do you think you've been treated fairly? | Sana adil davranıldığını düşünüyor musun? | en-tr |
I'll ask Tom to buy some tickets for us. | Tom'dan bizim için bilet almasını isteyeceğim. | en-tr |
Doing that was a good experience for me. | Bunu yapmak benim için iyi bir deneyimdi. | en-tr |
I'll call Tom before I leave for Boston. | Boston'a gitmeden önce Tom'u arayacağım. | en-tr |
All you have to do is fill out this form. | Tek yapman gereken bu formu doldurmak. | en-tr |
I've asked Tom about that several times. | Tom'a bunun hakkında birkaç defa sordum. | en-tr |
All you need to do is fill out this form. | Tek yapmanız gereken bu formu doldurmak. | en-tr |
Do you really think Tom is that gullible? | Gerçekten Tom'un bu kadar saf olduğunu mu düşünüyorsun? | en-tr |
Do you really think people still do that? | Gerçekten insanların hâlâ bunu yaptığını mı düşünüyorsun? | en-tr |
Do you still think that's what Tom wants? | Hâlâ Tom'un istediği şeyin bu olduğunu mu düşünüyorsun? | en-tr |
Do you really walk to work every morning? | Her sabah işe gerçekten yürüyerek mi gidiyorsun? | en-tr |
Do you think Tom has been treated fairly? | Tom'a adil davranıldığını düşünüyor musun? | en-tr |
Do you think that's what Tom wants to do? | Tom'un yapmak istediği şeyin bu olduğunu mu düşünüyorsun? | en-tr |
That wasn't something I was prepared for. | Bu benim hazır olduğum bir şey değildi. | en-tr |
Do you really know what's going to happen? | Gerçekten ne olacağını biliyor musun? | en-tr |
Do you think you've been treated unfairly? | Siz adil davranılmadığını mı düşünüyorsunuz? | en-tr |
Do you really think that's going to happen? | Gerçekten bunun olacağını düşünüyor musun? | en-tr |
Do you still think that's all I have to do? | Hâlâ tüm yapmak zorunda olduğum şeyin bu olduğunu mu düşünüyorsun? | en-tr |
I wouldn't be surprised if Tom were late. | Tom geç kalmış olsa şaşırmazdım. | en-tr |
I'd like to play tennis with Tom someday. | Bir gün Tom ile tenis oynamak istiyorum. | en-tr |
It's probably a good idea to do that today. | Bugün bunu yapmak muhtemelen iyi bir fikirdir. | en-tr |
Do you still think that's all we have to do? | Hâlâ tüm yapmak zorunda olduğumuz şeyin bu olduğunu mu düşünüyorsun? | en-tr |
Tom will eventually need to do that. | Tom'un sonunda bunu yapması gerekecek. | en-tr |
Tom probably isn't having much fun. | Tom muhtemelen çok eğlenmiyor. | en-tr |
I asked Tom if he would mind helping us. | Tom'a bize yardım etmek isteyip istemediğini sordum. | en-tr |
You don't like to talk about Tom, do you? | Tom hakkında konuşmayı sevmiyorsun, değil mi? | en-tr |
Do you know what Tom does every afternoon? | Tom'un her öğleden sonra ne yaptığını biliyor musun? | en-tr |
Do you think you'll be in Boston all summer? | Yaz boyunca Boston'da olacağını düşünüyor musun? | en-tr |
Do you really think Tom enjoys doing that? | Gerçekten Tom'un bunu yapmayı sevdiğini düşünüyor musun? | en-tr |
Do you think Tom will be here a long time? | Sence Tom uzun süre burada olacak mı? | en-tr |
Tom has hated dogs and cats his whole life. | Tom tüm hayatı boyunca köpeklerden ve kedilerden nefret etti. | en-tr |
Tom doesn't like Mary's cats. | Tom, Mary'nin kedilerinden hoşlanmaz. | en-tr |
Tom always keeps his dog chained up. | Tom köpeğini her zaman zincirli tutar. | en-tr |
How long did it take you to housebreak your dog? | Ev köpeğinizi evcilleştirmen ne kadar sürer? | en-tr |
What kind of dog makes the best guard dog? | Ne tür bir köpek en iyi bekçi köpeği olur? | en-tr |
Do you really think we don't need to do that? | Gerçekten onu yapmamıza gerek yok mu sanıyorsun? | en-tr |
Do you think Tom will stay in Boston long? | Sence Tom Boston'da uzun süre kalacak mı? | en-tr |
It seemed Tom and Mary were depressed. | Tom ve Mary bunalımlı görünüyordu. | en-tr |
It seemed that Tom and Mary were depressed. | Tom ve Mary bunalımlı görünüyordu. | en-tr |
It seemed Tom and Mary were disgusted. | Tom ve Mary bıkkın görünüyordu. | en-tr |
It seemed that Tom and Mary were disgusted. | Tom ve Mary bıkkın görünüyordu. | en-tr |
It seemed Tom and Mary were frustrated. | Tom ve Mary hayal kırıklığına uğramış görünüyordu. | en-tr |
It seemed that Tom and Mary were frustrated. | Tom ve Mary hayal kırıklığına uğramış görünüyordu. | en-tr |
It seemed Tom and Mary were furious. | Tom ve Mary öfkeli görünüyordu. | en-tr |
It seemed that Tom and Mary were furious. | Tom ve Mary öfkeli görünüyordu. | en-tr |
It seemed Tom and Mary were impatient. | Tom ve Mary sabırsız görünüyordu. | en-tr |
It seemed that Tom and Mary were impatient. | Tom ve Mary'nin sabırsız görünüyordu. | en-tr |
It seemed Tom and Mary were nervous. | Tom ve Mary sinirli gibi görünüyordu. | en-tr |
It seemed that Tom and Mary were nervous. | Tom ve Mary sinirli gibi görünüyordu. | en-tr |
It seemed that Tom and Mary were sick. | Tom ve Mary hasta gibi görünüyordu. | en-tr |
It seems like Tom likes everyone. | Tom herkesi seviyor gibi görünüyor. | en-tr |
It seems like Tom likes everybody. | Tom herkesi seviyor gibi görünüyor. | en-tr |
It seems Tom and Mary are annoyed. | Tom ve Mary sinirli gibi görünüyor. | en-tr |
It seems that Tom and Mary are annoyed. | Tom ve Mary kızgın gibi görünüyor. | en-tr |
It seems Tom and Mary have been busy. | Tom ve Mary meşgul gibi görünüyor. | en-tr |
It seems that Tom and Mary have been busy. | Tom ve Mary meşgul gibi görünüyor. | en-tr |
No one has seen Tom for a while. | Hiç kimse bir süredir Tom'u görmedi. | en-tr |
Nobody has seen Tom for a while. | Hiç kimse bir süredir Tom'u görmedi. | en-tr |
No one saw Tom stealing the book. | Kimse Tom'un kitabı çaldığını görmedi. | en-tr |
Nobody saw Tom stealing the book. | Kimse Tom'un kitabı çaldığını görmedi. | en-tr |
Nobody wants to hurt Tom. | Kimse Tom'u incitmek istemiyor. | en-tr |
Nothing Tom said was true. | Tom'un söylediği hiçbir şey doğru değildi. | en-tr |
Nothing that Tom said was true. | Tom'un söylediği hiçbir şey doğru değildi. | en-tr |
Sooner or later someone will have to tell Tom and Mary that they have to do that. | Önünde ya da sonunda birileri Tom ve Mary'ye bunu yapmaları gerektiğini söyleyecekler. | en-tr |
Sooner or later somebody will have to tell Tom and Mary that they have to do that. | Er ya da geç birileri Tom ve Mary'ye bunu yapmaları gerektiğini söyleyecekler. | en-tr |
Tell Tom that I feel OK. | Tom'a kendimi iyi hissettiğimi söyle. | en-tr |
The police think that Tom poisoned Mary. | Polis, Tom'un Mary'yi zehirlediğini düşünüyor. | en-tr |
The problem is that everyone is too scared to talk to Tom. | Sorun şu ki herkes Tom ile konuşmaktan çok korkuyor. | en-tr |
The problem is that everybody is too scared to talk to Tom. | Sorun şu ki herkes Tom'la konuşmaktan çok korkuyor. | en-tr |
There's no doubt Tom is the one who stole Mary's necklace. | Hiç şüphesiz, Tom, Mary'nin kolyesini çalan kişi. | en-tr |
There's no doubt that Tom is the one who stole Mary's necklace. | Şüphe yok ki, Mary'nin kolyesini çalan kişi Tom. | en-tr |
I hope that Tom and Mary do that for us. | Umarım Tom ve Mary bunu bizim için yapar. | en-tr |
I'm sorry I lied to Tom. | Tom'a yalan söylediğim için üzgünüm. | en-tr |
I'm sorry that I lied to Tom. | Tom'a yalan söylediğim için üzgünüm. | en-tr |
The last time I ate at that restaurant, the food wasn't very good. | Bu restoranda en son yemek yediğimde, yemek çok iyi değildi. | en-tr |
Do you really think you're the only one here who can speak French? | Gerçekten burada Fransızca bilen tek kişi olduğunuzu düşünüyor musunuz? | en-tr |
Tom would probably have done that if he'd known he was supposed to. | Tom muhtemelen yapması gerektiğini bilseydi yapardı. | en-tr |
I really don't want to walk there if I don't have to. | Yürümek zorunda kalmasam gerçekten oraya yürümek istemiyorum. | en-tr |
I didn't want to drink any wine, but Tom made me drink a little. | Hiç şarap içmek istemedim, ama Tom bana biraz içirdi. | en-tr |
Didn't you know that Tom was going to be in Boston next October? | Tom'un gelecek Ekim ayında Boston'da olacağını bilmiyor muydun? | en-tr |
Subsets and Splits
No community queries yet
The top public SQL queries from the community will appear here once available.