english
stringlengths
2
1.48k
non_english
stringlengths
1
1.45k
language
stringclasses
49 values
I need to get to work on time.
İşe zamanında varmam lazım.
en-tr
Sami loved computers.
Sami bilgisayarları seviyordu.
en-tr
Sami had a beautiful wife.
Sami'nin güzel bir karısı vardı.
en-tr
Sami had a beautiful house.
Sami'nin güzel bir evi vardı.
en-tr
Sami's backyard is a mess.
Sami'nin arka bahçesi berbat durumda.
en-tr
One of my uncles is a doctor.
Amcalarımdan biri doktordur.
en-tr
Let's ask for something else.
Başka bir şey isteyelim.
en-tr
You should thank Tom for helping.
Yardım için Tom'a teşekkür etmen gerek.
en-tr
It was a bad idea to do that.
Onu yapmak kötü bir fikirdi.
en-tr
Tom decided to let Mary do that.
Tom, Mary'nin onu yapmasına izin verme kararı aldı.
en-tr
This is the music classroom.
Burası müzik sınıfı.
en-tr
That wasn't easy for Tom to do.
Bunu yapmak Tom için kolay olmadı.
en-tr
Tell Tom what you have in mind.
Aklında ne olduğunu Tom'a söyle.
en-tr
Let me see what you've made.
Ne yaptığına bir bakayım.
en-tr
It would be rude to do that.
Onu yapmak kabalık olur.
en-tr
Perhaps you could talk to Tom.
Belki Tom'la konuşabilirsin.
en-tr
These dishes aren't clean.
Bu tabaklar temiz değil.
en-tr
Thank you for your report.
Raporunuz için teşekkürler.
en-tr
We may need to help them.
Bizim onlara yardım etmemiz gerekebilir.
en-tr
We had fun playing chess.
Ми добре провели час, граючи в шахи.
en-uk
We discussed our options.
Seçeneklerimizi tartıştık.
en-tr
Tom and Mary seem exhausted.
Tom ve Mary yorgun görünüyorlar.
en-tr
I've been in touch with Tom.
Tom'la görüşüyorum.
en-tr
Be quiet and go to sleep.
Sessiz ol ve uyumaya git.
en-tr
Sami is a homosexual.
Sami bir eşcinseldir.
en-tr
Sami became a homosexual.
Sami homoseksüel oldu.
en-tr
Sami decided to become a homosexual.
Sami homoseksüel olmaya karar verdi.
en-tr
Sami is perturbed about that.
Sam o konuda tedirgindir.
en-tr
Sami is totally helpless.
Sami tamamen çaresizdir.
en-tr
Sami was falling in love with Layla.
Sami, Leyla'ya aşık oluyordu.
en-tr
Sami is a master illusionist.
Sami bir illüzyon ustasıdır.
en-tr
Sami began to monitor Layla's activities.
Sami, Leyla'nın faaliyetlerini izlemeye başladı.
en-tr
Sami and Layla sent each other cards for holidays.
Sami ve Leyla tatil için birbirlerine kart yolladılar.
en-tr
Sami and Layla were holding hands.
Sami ve Leyla el ele tutuşuyorlardı.
en-tr
Sami and Layla were touching each other.
Sami ve Leyla birbirlerine dokunuyorlardı.
en-tr
Sami has reached his tipping point.
Sami bardağı taşıran son noktaya ulaştı.
en-tr
Sami needed to be free.
Sami'nin özgür olması gerekiyordu.
en-tr
Sami didn't care who was watching.
Sami'nin kimin izlediğini umursamıyordu.
en-tr
Sami moved out and rented a small house in Cairo.
Sami taşındı ve Kahire'de küçük bir ev kiraladı.
en-tr
Sami began to suffer from anxiety.
Sami kaygı çekmeye başladı.
en-tr
I got these gloves from Tom.
Bu eldivenleri Tom'dan aldım.
en-tr
We didn't go downstairs.
Biz alt kata inmedik.
en-tr
Tom has been there all day.
Tom bütün gündür orada bulunuyor.
en-tr
Tom and Mary seem confused.
Tom ve Mary kafaları karışmış görünüyor.
en-tr
This one is the biggest.
Bu en büyüğüdür.
en-tr
Perhaps we should help Tom.
Belki de Tom'a yardımcı olmamız gerek.
en-tr
Maybe Tom should tell Mary.
Belki de Tom'un Mary'ye anlatması gerek.
en-tr
Maybe Tom should go to bed.
Belki Tom'un yatağa gitmesi gerek.
en-tr
It was quite surprising.
Oldukça şaşırtıcıydı.
en-tr
I never would've hired Tom.
Tom'u asla işe almazdım.
en-tr
We still can't do that.
Hala onu yapamayız.
en-tr
Perhaps we can do that.
Onu belki yapabiliriz.
en-tr
This isn't a fir tree.
Bu bir köknar ağacı değil.
en-tr
This dish isn't clean.
Bu tabak temiz değil.
en-tr
I'd like some pudding.
Puding istiyorum.
en-tr
Your collar is dirty.
Senin yakan kirli.
en-tr
I'd like some pepper.
Biraz biber isterim.
en-tr
This is really nice.
Bu gerçekten hoş.
en-tr
We've misjudged Tom.
Tom'u yanlış değerlendiriyormuşuz.
en-tr
I applied for the position of branch manager.
Şube müdürü pozisyonu için başvuru yaptım.
en-tr
I have friends, too.
Benim de arkadaşlarım var.
en-tr
Has he finally arrived?
Nihayet geldi mi?
en-tr
All employees received a cost-of-living allowance this year.
Bu yıl tüm çalışanlara asgari geçim indirimi ödemesi yapıldı.
en-tr
I'll eat my way out of this.
Bundan paçayı kurtaracağım.
en-tr
It shouldn't be an issue.
Sorun yaratmayacaktır.
en-tr
There shouldn’t be any issues.
Sıkıntı olmayacaktır.
en-tr
Who told you you should do that?
Sana bunu yapman gerektiğini kim söyledi?
en-tr
Who told you we had to do that?
Bunu yapmak zorunda olduğumuzu sana kim söyledi?
en-tr
Who told you that Tom should do that?
Tom'un bunu yapması gerektiğini kim söyledi?
en-tr
Who told you I wasn't Canadian?
Kanadalı olmadığımı kim söyledi sana?
en-tr
Who told you that I wasn't Canadian?
Kanadalı olmadığımı kim söyledi sana?
en-tr
Who told you that I was going to do that?
Bunu yapacağımı sana kim söyledi?
en-tr
Who told you that I had to do that?
Bunu yapmak zorunda olduğumu sana kim söyledi?
en-tr
Where's your warehouse?
Deponuz nerede?
en-tr
Where is your warehouse?
Deponuz nerede?
en-tr
Where's the party going to be held?
Parti nerede yapılacak?
en-tr
Where's the meeting going to be held?
Toplantı nerede yapılacak?
en-tr
Where is the meeting going to be held?
Toplantı nerede yapılacak?
en-tr
Tom said that he didn't intend to help Mary.
Tom, Mary'ye yardım etme niyetinde olmadığını söyledi.
en-tr
Tom said he didn't intend to go to Boston.
Tom, Boston'a gitmek istemediğini söyledi.
en-tr
Tom is wearing those gloves you gave him for Christmas.
Tom, Noel için verdiğiniz eldivenleri giyiyor.
en-tr
Tom and Mary are lucky that John isn't here.
Tom ve Mary, John burada olmadığı için şanslı.
en-tr
Tom and I know Mary was crying.
Ми з Томом знаємо, що Мері плакала.
en-uk
Tom admitted it was his fault.
Tom bunun kendi kusuru olduğunu kabul etti.
en-tr
I had no idea that Tom should do that.
Tom'un bunu yapması gerektiği hakkında hiçbir fikrim yoktu.
en-tr
I had no idea I should do that.
Bunu yapmam gerektiğini hiç bilmiyordum.
en-tr
Whether we go hiking or not depends on the weather.
Yürüyüşe gidip gitmeyeceğimiz havaya bağlı.
en-tr
Let's get Tom to do that for us.
Bunu bizim için Tom'a yaptıralım.
en-tr
I've permitted my children to do that many times.
Çocuklarımın bunu yapmasına birçok kez izin verdim.
en-tr
Tom and I haven't finished yet.
Tom ve ben daha bitirmedik.
en-tr
Tom and Mary became professional golfers.
Tom ve Mary profesyonel golfçü oldular.
en-tr
Tom didn't light the candles.
Tom mumları yakmadı.
en-tr
Tom married a ballet dancer.
Tom bir balerinle evlendi.
en-tr
Tom didn't really mean that.
Tom aslında bunu kastetmemişti.
en-tr
I'll explain the problem to you later.
Problemi sana sonra açıklayacağım.
en-tr
Tom didn't know where Mary went skiing.
Tom, Mary'nin nereye gittiğini bilmiyordu.
en-tr
Tom often catches colds.
Tom sık sık hasta olur.
en-tr
What countries have you been to?
Hangi ülkelere gittin?
en-tr
Tom forgot Mary's birthday.
Tom, Mary'nin doğum gününü unuttu.
en-tr
How soon can you do that?
Bunu ne zaman yapabilirsin?
en-tr