english
stringlengths
2
1.48k
non_english
stringlengths
1
1.45k
language
stringclasses
49 values
Sami will have to do that.
Sami onu yapmak zorunda kalacak.
en-tr
Sami felt really bad.
Sami kendini gerçekten kötü hissediyordu.
en-tr
Sami sat in the living room.
Sami oturma odasında oturdu.
en-tr
Sami walked through that door.
Sami o kapıdan geçti.
en-tr
Sami was waiting for the cops to come.
Sami, polislerin gelmesini bekliyordu.
en-tr
Sami didn't need that much help.
Sami'nin bu kadar çok yardıma ihtiyacı yoktu.
en-tr
Sami took Layla to the hospital.
Sami, Leyla'yı hastaneye götürdü.
en-tr
Sami hasn't used his credit card for a full year.
Sami bir yıl boyunca kredi kartını kullanmadı.
en-tr
Sami hates traffic.
Sami trafikten nefret eder.
en-tr
Sami didn't have a car.
Sami'nin arabası yoktu.
en-tr
Sami didn't play this game.
Sami bu oyunu oynamadı.
en-tr
Sami didn't talk about Layla.
Sami Leyla'dan bahsetmedi.
en-tr
Tom likes to solve crossword puzzles on his commute.
Tom işe gidip gelirken yolda bulmaca çözmeyi seviyor.
en-tr
Tom likes to solve arrowword puzzles in his spare time.
Tom boş zamanlarında çengel bulmaca çözmeyi sever.
en-tr
Which crossword do you like better, American-style or Swedish-style?
Kare bulmacayı mı, yoksa çengel bulmacayı mı daha çok seviyorsun?
en-tr
Who do you like better, your mom or your dad?
Anneni mi, yoksa babanı mı daha çok seviyorsun?
en-tr
If you were stranded on a desert island, what three things would you bring?
Issız bir adaya düşseydin yanına alacağın üç şey ne olurdu?
en-tr
Tom didn't tell anyone why he'd gone to Boston.
Tom Boston'a neden gittiğini kimseye söylemedi.
en-tr
I think this is the best school in Australia.
Bence bu Avustralya'daki en iyi okul.
en-tr
I think that this is the best school in Australia.
Bence bu Avustralya'daki en iyi okul.
en-tr
I suggest you visit Australia.
Avustralya'yı ziyaret etmenizi tavsiye ederim.
en-tr
I miss Australia a lot.
Avustralya'yı çok özlüyorum.
en-tr
I should go to Australia.
Avustralya’ya gitmem gerek.
en-tr
I need to stay in Australia.
Avustralya'da kalmalıyım.
en-tr
I ought to stay in Australia.
Avustralya'da kalmam gerek.
en-tr
Tom doesn't know why Mary wants to go to Australia.
Tom Mary'nin neden Avustralya'ya gitmek istediğini bilmiyor.
en-tr
I wanted to move to Australia.
Я хотів переїхати до Австралії.
en-uk
I was brought up in Australia.
Avustralya'da büyüdüm.
en-tr
I must leave Australia at once.
Derhal Avustralya'dan ayrılmak zorundayım.
en-tr
Tom goes to Australia two or three times a year.
Tom yılda iki ya da üç kez Avustralya'ya gider.
en-tr
I miss my friends in Australia a lot.
Avustralya'daki arkadaşlarımı çok özledim.
en-tr
Tom has been in Australia for a long time.
Tom uzun zamandır Avustralya'da.
en-tr
I was in Australia again last month.
Geçen ay yine Avustralya'daydım.
en-tr
I have to move to Australia.
Я маю переїхати до Австралії.
en-uk
I have a friend in Australia.
Avustralya'da bir arkadaşım var.
en-tr
I know why you went to Australia.
Avustralya'ya neden gittiğini biliyorum.
en-tr
Tom convinced Mary to go to Australia with him.
Tom Mary'yi Avustralya'ya kendisiyle beraber gitmeye ikna etti.
en-tr
I hope to visit Australia someday.
İlerde Avustralya'yı gezmeyi istiyorum.
en-tr
I know very little about Australia.
Avustralya hakkında çok az şey biliyorum.
en-tr
I know almost nothing about Australia.
Avustralya hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyorum.
en-tr
I no longer want to live in Australia.
Artık Avustralya'da yaşamak istemiyorum.
en-tr
Tom didn't want to be sent to Australia.
Tom Avustralya'ya gönderilmek istemedi.
en-tr
I stayed in Australia over three months.
Avustralya'da üç aydan fazla kaldım.
en-tr
I try to go to Australia whenever I can.
Yapabildiğim herhangi bir zaman Avusturalya'ya gitmeye çalışıyorum.
en-tr
Sami didn't have a family.
Sami'nin ailesi yoktu.
en-tr
Sami said he didn't care.
Sami umursamadığını söyledi.
en-tr
Sami started working there.
Sami orada çalışmaya başladı.
en-tr
Sami started working.
Sami çalışmaya başladı.
en-tr
Sami got fired from Walmart.
Sami, Walmart'tan kovuldu.
en-tr
Sami didn't even want this.
Sami bunu istemedi bile.
en-tr
Sami didn't know that girl.
Sami o kızı tanımıyordu.
en-tr
Sami stole a wallet.
Sami bir cüzdan çaldı.
en-tr
Sami has never told this story.
Sami bu hikayeyi asla anlatmadı.
en-tr
Have you read these books, Tom?
Bu kitapları okudun mu Tom?
en-tr
I know you were born in Australia.
Avustralya'da doğduğunu biliyorum.
en-tr
I know that you were born in Australia.
Avustralya'da doğduğunu biliyorum.
en-tr
I know you've been to Australia.
Avustralya'ya gittiğini biliyorum.
en-tr
I know that you've been to Australia.
Avustralya'ya gittiğini biliyorum.
en-tr
Tom didn't know Mary was from Australia.
Tom Mary'nin Avustralyalı olduğunu bilmiyordu.
en-tr
Tom didn't know that Mary was from Australia.
Tom Mary'nin Avustralyalı olduğunu bilmiyordu.
en-tr
Tom and Mary never told me they used to live in Australia.
Tom ve Mary bana hiç eskiden Avustralya'da yaşadıklarından bahsetmediler.
en-tr
Tom and Mary never told me that they used to live in Australia.
Tom ve Mary bana hiç eskiden Avustralya'da yaşadıklarından bahsetmediler.
en-tr
Aren't Tom and Mary both from Australia?
Tom ve Mary'nin her ikisi de Avustralyalı değil mi?
en-tr
Tom and I both grew up in Australia.
Hem Tom hem ben Avustralya'da büyüdük.
en-tr
Both Tom and I grew up in Australia.
Hem Tom hem ben Avustralya'da büyüdük.
en-tr
Tom and I both left Australia in 2013.
Hem Tom ve ben 2013'te Avustralya'dan ayrıldık.
en-tr
Both Tom and I left Australia in 2013.
Tom ve ben, ikimiz de 2013'te Avustralya'dan ayrıldık.
en-tr
There's no doubt that Tom used to live in Australia.
Tom'un Avustrulya'da yaşadığına hiç şüphe yok.
en-tr
I think that Tom has gone to Boston.
Bence Tom Boston'a gitti.
en-tr
Tom came back from Boston a week earlier than he'd planned to.
Tom Boston'dan planladığından bir hafta daha erken döndü.
en-tr
I hope I can visit Boston before I die.
Ölmeden önce umarım Boston'a gidebilirim.
en-tr
I hope that I can find a job in Boston.
Umarım Boston'da bir iş bulabilirim.
en-tr
I know you've been to Boston.
Boston'a gittiğini biliyorum.
en-tr
I know that you've been to Boston.
Boston'a gittiğini biliyorum.
en-tr
I was living in Boston when I was thirteen.
Ben on üç yaşındayken Boston'da yaşıyordum.
en-tr
I was living in Boston when I was thirteen years old.
Ben on üç yaşındayken Boston'da yaşıyordum.
en-tr
I was living in Boston until I was thirteen.
13 yaşıma kadar Boston'da yaşıyordum.
en-tr
I think that Tom and Mary are both crazy.
Bence Tom ve Mary her ikisi de delidir.
en-tr
I think that Tom doesn't know how to play this game.
Bence Tom bu oyunu oynamayı bilmiyor.
en-tr
I think that Tom doesn't like to ski.
Bence Tom, kayak yapmaktan hoşlanmıyor.
en-tr
I think that Tom doesn't remember me.
Sanırım Tom beni hatırlamıyor.
en-tr
I think that Tom has gone.
Sanırım Tom gitti.
en-tr
I think that Tom is autistic.
Tom otistik bence.
en-tr
I think that Tom is cooperative.
Tom'un işbirlikçi olduğunu düşünüyorum.
en-tr
I think that Tom is fast.
Bence Tom hızlı.
en-tr
I think that Tom is full.
Tom'un karnı toktur bence.
en-tr
I think that Tom is going to confess.
Sanırım Tom itiraf edecek.
en-tr
I think that Tom is going to do that again.
Sanırım Tom bunu tekrar yapacak.
en-tr
I think that Tom is greedy.
Tom'un açgözlü olduğunu düşünüyorum.
en-tr
I think that Tom is interfering.
Мені здається, Том заважає.
en-uk
I think that Tom is resourceful.
Tom'un pratik biri olduğunu biliyorum.
en-tr
I think that Tom is seeing someone else.
Sanırım Tom başka birisiyle görüşüyor.
en-tr
I think that Tom is shallow.
Bence Tom sığ biri.
en-tr
I think that Tom is still homeless.
Bence Tom hala evsiz.
en-tr
I think that Tom is still lost.
Bence Tom hâlâ kayıp.
en-tr
I think that Tom is still quicker at doing that than Mary.
Bence Tom bunu yapmada hâlâ Mary'den daha hızlıdır.
en-tr
I think that Tom is still suspicious.
Bence Tom hâlâ şüpheli.
en-tr
I think that Tom is still unbeatable.
Bence Tom hâlâ rakipsiz.
en-tr
I think that Tom is still undecided.
Sanırım Tom hâlâ kararsız.
en-tr
I think that Tom is still undefeated.
Bence Tom hâlâ yenilmez.
en-tr