text stringlengths 97 665k | id stringlengths 12 12 | source listlengths 2 5 |
|---|---|---|
26 Ocak 2016 Salı
KAR, KAR VE YİNE KAR
23 Ocak itibariyle tekrar yoğun ve etkili kar yağışının etkisi altındayız. Bu durumda ne yapılır..... birikmiş yıllık izinlerden 2 gün alınır ve evde keyif yapılır 😀.
15 tatilde ki oğluşlarla vakit geçirmekte ekmek kadayıfının üstündeki kaymak ve ceviz kırıkları gibi gelmez mi hiç?
An itibariyle manzaram bu... ben blog güncelleme derdinde oğluşta tatil testlerini çözmekte....
Çalışkan kuzum benim..❤
Gönderen Begonvil zaman: 1/26/2016
Etiketler: BİZDEN HABERLER, ÇOCUKLAR
Kaydol: Kayıt Yorumları (Atom) | 8c69c091d061 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
ZDNet'te, yeni çıkan Android 4.0'ın (namı diğer Ice Cream Sandwich - veya Türkçe karşılığı olarak Dondurmalı Sandviç kullanıldığını gördüm muhtelif yerlerde) en iyi 10 özelliğini inceleyip ortaya koyan bir yazı
yayınlandı. Bu yazının belirli kısımlarını aşağıda Türkçeleştirerek yayınlıyorum.
"
...
İlk olarak son kullanıcılara yönelik iyileştirmelerden bahsedelim:
1. Yeni tutarlı görünüm
2. Yeni sistem yazı tipi
: Android 4'te Galaxy Nexus'taki gibi özellikle yüksek çözünürlüklü ekranlar için tasarlanmış yeni "Roboto" fontu desteklenmektedir.
3. Ekran görüntüsü yakalama
: Artık power ve ses düğmelerini basılı tutarak çalışmakta olan uygulamanın ekran görüntüsünü yakalayabiliyorsunuz. Küçük bir iyileştirme gibi gözükse de daha önceki Android'lerde böyle bir özellik yoktu.
4. Ana ekran (Home screen) iyileştirmeler
i: Android 4.0'ın ana ekranındaki yeniliklerden bazıları: boyutları değiştirilebilir wiidgetlar, sürükle-bırak yöntemiyle klasör oluşturabilme, özelleştirilebilir hızlı eylem çubuğu.
5. Instant voice
: Eski sürümlerde sesin yazıya dönüştürülmek üzere sunuculara gönderilmesi için önce kaydın bitmesi bekleniyordu. Şimdi ise kayıt düğmesine basıp konuşmaya başladığınızda konuşma metni daha konuşmanız devam ederken ekranda görünmeye başlıyor.
Şimdi de geliştiricilere yönelik iyileştirmelerden bahsedelim:
Android 4, geliştiriciler için büyük ama çok büyük bir sürüm. API farklılığı raporlarına göre Android 4.0'da Android 3.2'ye kıyasla toplam 1219 değişiklik veya en son büyük sürüm olan Android 2.3.3'e kıyasla 3262 değişiklik var. İşte en önemli iyileştirmelerden bazıları:
6. Tablet ve telefonlar için birleştirilmiş AP
I: Android 3 sadece tabletler içindi, dolayısıyla çoğu geliştirici onu pas geçti. Android 4.0 ise hem tabletler hem de telefonlar için. Yani seneye bu zamanlarda 10-100 milyonlarca cihazda kullanılıyor olacak fakat Android 3 ise 5 milyondan az cihazda bulunabilecek. Ice Cream Sandwich yüklü ilk telefon Samsung Galaxy Nexus olacak. Daha duyurulmamış olsa da ilk tablet de Samsung Galaxy Tap 10.1 veya 8.9 olacak.
7. Social API
8. Android Beam
: Artık NDEF Push teknolojisiyle iki Android telefon, yakın mesafeden (yaklaşık 4 cm ) güvenli bir şekilde rehber, web sayfası, video veya her tür uygulama tanımlı bilgiyi paylaşabilecek.
9. Erişim Kolaylığı
: Nihayet Android'de bazı gerçek erişim kolaylıkları yer almaya başladı. En büyük olanı görme kaybı olan kullanıcıların ekranda parmak gezdirmek suretiyle içerik tanımını dinlemelerini sağlayan dokunarak gezinme (explore-by-touch) modu. Uygulamanız ile Erişim Kolaylığı alt yapısını anlaştırmak ekran okuyucular için ilave bilgi sağlamakta.
10. VPN istemci API'si
: Artık Cisco gibi markalar root erişimi ve üreticilerle özel anlaşmalar gerektirmeden olağan uygulamalar gibi kurulan bağlanılabilir VPN sağlayıcıları üretmekte.
Daha sayılabilecek tonlarca başka API var....
Ayrıca Android 4'te, Android 3 için olup tabletlere yönelik olan özellikler de mevcut...
..."
Yazının İngilizce orijinalini buraya
tıklayarak okuyabilirsiniz.
Benzer yazılar:
1) iPhone 4S incelemesi
2) Galaxy S II En Hızlı Grafiklere Sahip Android Telefonu
3) Amazon Kindle Fire vs Apple iPad 2 | 2b80459fec2e | [
"c4",
"hplt2",
"vngrs"
] |
İngiltere vizesi ile bulunan kişilere de sağlık hizmetleri sunan NHS, birçok hizmeti ücretsiz olarak sunmasına karşın bazı hizmetler için düşük bir ücret alabilmektedir.
National Health Service (Ulusal Sağlık Hizmetleri), uluslararası öğrenciler de dâhil olmak üzere herkes için ücretsiz hizmet sunmaktadır.National Health Service (NHS) acil tedaviler, aile planlama hizmetleri, bazı bulaşıcı hastalıklarda tanı ve tedavi, psikiyatrik tedavi gibi hizmetler sunmaktadır. Diğer ücretsiz veya devlet tarafından ödenen NHS hizmetlerini alabilmek için ise bazı koşulların sağlanması gerekir. Bu durum, uyruk, göçmenlik durumu, İngiltere’de bulunulacak süre, bulunulan yer gibi faktörlere bağlıdır.
Aldığınız İngiltere vizesi ile İngiltere’de National Health Service (NHS) hizmeti alma hakkınız bulunmuyorsa ülkenden ayrılmadan önce özel sağlık sigortası yaptırmanız gerekir. Ancak National Health Service (Ulusal Sağlık Hizmetleri) hizmeti alma hakkınız olsa dahi sağlık sigortası yaptırmanız faydalı olacaktır. Çünkü bazı NHS hizmetleri için bekleme süresi oldukça uzun olabilmektedir.
İngiltere’ye seyahat edebilmeniz için tüberküloz, tetanos, çocuk felci, difteri, menenjit C, kızamık, kabakulak ve kızamıkçık gibi hastalıklara karşı aşı olduğunuzu gösteren sağlık raporları da sizden istenebilir. İngiltere’ye gelirken yanınızda bu raporların kopyalarını getirmeye dikkat etmelisiniz. Çünkü İngiltere vizesi kontrolünden geçerken bunları göstermeniz sizden istenebilecektir.
Tıbbi tedaviden geçiyorsanız, önceden ciddi sağlık sorunlarınız varsa veya engelli kaydınız varsa İngiltere’ye gelirken yanınızda reçetelerinizi, ihtiyaç duyduğunuz tedaviyi ve İngiltere’de geçireceğiniz süre boyunca ihtiyacınız olacak yardımla ilgili detayları içeren bir doktor raporu getirmelisiniz. Bu rapor, İngilizce yazılmış ya da çevrilmiş olmalıdır.
Son olarak belirtmemiz gerekirse; tüm Avrupa Birliği ülkeleri vatandaşları ve aileleri İngiltere’ye serbest dolaşım hakları sayesinde İngiltere vizesi almaya ihtiyaç duymaksızın gelmeden önce Avrupa Sağlık Sigortası Kartı (EHIC) almalıdır. Bu kart, kart sahibinin ve aile üyelerinin NHS hizmetlerinden ücretsiz faydalanmasını sağlayacaktır.
İngiltere vizesi türlerine yapılan başvurular, oldukça dikkatli hazırlanması gereken başvurulardır. Bu nedenle yapılacak başvuruların bir uzman danışmanlığında yapılması hem başvurunun olumlu sonuçlanması hem de herhangi bir sebeple karşılaşılabilecek vizenin reddi durumuna itiraz ederek sonucun olumluyla değiştirilebilmesi açısından oldukça önem taşımaktadır. Firmamızla irtibata geçmeniz halinde İngiltere ve Türkiye’de bulunan ofislerimizdeki uzman danışmanlarımız gerek Türkiye’den yapacağınız ilk başvurunuzda gerekse de İngiltere’den yapacağınız uzatma başvurularınızda size yardımcı olacaktır. Bu konu ile ilgili daha ayrıntılı bilgi almak ve dosyanızı İngiltere Göçmenlik Hukuku konusunda uzman danışmanlarımızla birlikte hazırlamak için İngiltere Vizesi Danışmanlık Hattı vasıtasıyla firmamızla iletişime geçebilirsiniz.
İngiltere Vizesi, İngiltere Vize Redleri ve Ankara Antlaşması ile ilgili her türlü bilgi, öneri ve danışmanlık konusunda bizimle iletişime geçmek için tıklayınız » | afca45827e7a | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Öğretmenler İçin En İyi Android Uygulamaları
Devir teknoloji devri. Devir hız devri. Devir gençlerin devri. Öğretmen olarak teknolojiyi ne kadar iyi takip edebilir, ne kadar gelişmelere kolay adapte olabilirseniz mesleğinizde o kadar ilerlersiniz. Gecesi gündüzü internette geçen çocukların “bilgisayar açmayı bilmeyen” öğretmeni olmak çocukların gözünde sizi itibarsızlaştıracaktır.
Artık teknoloji taşınabilir cihazlara kayıyor. Biz öğretmenlerin de mesleklerimizi icra ederken cep telefonu-internet ikilisinden azami ölçüde yararlanmamız gerekiyor. Bu nedenle öğretmenlerimizin akıllı telefonlara geçmesi ve iyi derecede kullanabilmesi şart.
Ben de öğretmenlerimizin Android işletim sistemine sahip telefonlarda kullanabilecekleri yararlı uygulamalardan bazılarını seçerek tanıtmaya karar verdim. Şahsen hepsini kendi telefonuma kurdum, test ettim, ondan sonra tanıtmaya çalıştım. (Uygulamaları indirmek için isimlerine tıklamanız yeterli.)
- MEB E-okul: Milli Eğitim Bakanlığının hazırlattığı bu uygulama ile artık okulla ilgili hemen hemen bütün işlerinizi kolayca yapabileceksiniz. Yüz binden fazla indirilen bu uygulama 5 üzerinden 3.1 not almış. Bu da kullanıcılar tarafından pek beğenilmediğini gösteriyor. Ya bakanlığımız tarafından daha iyisi yapılana kadar bunu kullanacağız ya da tarayıcı üzerinden e-okula girip işimizi göreceğiz.
- WPS Office: Hem ücretsiz, hem kullanımı kolay bir ofis uygulaması olup Word, Excell, Powerpoint dosyalarını oluşturmanızı ve düzenlemenizi sağlamanın yanında PDF dosyalarını da açabilmesiyle gönlümde taht kurdu. Mutlaka deneyin!
- Parchi: Microsoft tarafından üretilmiş bu uygulama henüz ülkemizde kullanıma sunulmamış. Telefonunuzun tuş kilidini bile açmadan kolayca not tutmanızı sağlayan bu uygulamayı APK dosyası olarak indirip telefonunuza atarak yükleyebilirsiniz ya da ülkemize gelmesini bekleyebilirsiniz. Hafif ve kolay kullanımı ile sizi kalem ve kâğıt kullanmaktan vazgeçirebilir.
- Okuma Yazma Öğreniyorum: Özellikle 1.sınıf okutan öğretmenlerimizin çok işine yarayacak bu uygulama adı üstünde okuma yazma öğretimine yardımcı bir uygulama. Ses ve görsellerle desteklenen uygulama çocukların ilgisini çekecektir.
- Google Drive: Google amcanın bize sunduğu bu hizmet 15 GB civarı ücretsiz bulut depolama veriyor. Peki, bu öğretmenlerimizin ne işine yarar? Mesela; hazırladığınız sınav sorularını bu depoya atıp okulda indirmeden direkt yazdırabilirsiniz. Böylece cebinizde USB bellek taşımanız gerekmez. Veya telefonunuzdaki fotoğraf ve diğer belgeleri yedekleyebilirsiniz. Ya da gerekli evraklarınızı depoya atıp arşiv oluşturabilirsiniz. Nasıl kullanacağınız tamamen size kalmış.
- ClassDojo: Öğretmen-öğrenci-veli işbirliği için faydalı bir uygulama gibi görünse de henüz kendim denemedim. Sınıfta yaptığınız etkinlikleri, öğrencilerin kazandığı başarımları, öğrencilerin gelişimlerini anlık olarak velilerle paylaşabildiğiniz bu uygulama İngilizce olarak yayımlanmış durumda. Büyükşehirlerdeki gelişmiş okullarda çalışan öğretmen arkadaşlarımız için ideal olsa da benim gibi küçük yerlerde çalışan arkadaşların pek işine yarayacaktır:)
Benim bildiğim uygulamalar bunlar. Eğer sizin de kullandığınız uygulamalardan öğretmenlerin işine yarayabilecekler varsa lütfen yorum kısmına yazıverin:)
Bu yazımı beğendiyseniz bir önceki Türk Yapımı Sosyal Ağlar – 6. Güncelleme başlıklı yazıma da göz atabilirsiniz. | 521a2e994f47 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
5 kez dünyanın 1 numaralı DJ'i seçilen elektronik müziğin dünyaca ünlü efsane ismi ‘Armin van Buuren’, ‘Armin Only Embrace’ adlı dünya turnesi kapsamında 30 Eylül Cuma akşamı, İstanbul Ora Arena’da unutulmaz bir konser performansına imza atacak.
Armin van Buuren’ın solo setinde, Mr. Probz, Eric Vloeimans, Cimo Frankel, Betsie Larkin, Angel Taylor ve BullySongs gibi dünyaca ünlü isimlerin canlı performanslarıyla ve daha önce eşi benzeri görülmemiş şovlarıyla İstanbul adeta müziğe doyacak.
'One Colony
' ev sahipliğinde gerçekleşecek Armin van Buuren’ın 6 saat sürecek ‘Armin Only Embrace’ şovuyla müzikseverler, cazz, hiphop, rock ve pop ile harmanladığı muhteşem gösteriye tanıklık etme fırsatı yakalayacak.
Önce Vatan Gazetesi
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir, teşekkür ederiz. | 08e5c0fdad7f | [
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Dr. Nezail DEMİRCİLER
Doktorumuzun özgeçmişini okumak ve üye olduğu dernekleri görmek için tıklayınız...
Soru Cevap
Aklınıza takılan soruları doktorlarımıza sormak için ve aradığınız cevabı bulmak için tıklayınız...
Randevu ve Bilgi
Kliniğimizden randevu almak veya estetik ile ilgili bilgi edinmek için lütfen tıklayınız...
Estetik Operasyonlar Tümünü Görüntüle
Estetik Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi
Estetik Yunancada değer bilimi yada değer felsefesi anlamına gelen aksiyolojinin iki bölümünden biridir. Aksiyolojiin diğer bölümü ise etik oluşturur.
Yüz germe operasyonu şakak bölgesi saçlı deri içerisinden kulak üst bölüme inen, kulak hemen ön bölümünden devam ederek kulak memesi altından kulak arkasına ulaşan, saçlı deri içerisinde 2-3 cm ilerleyen kesi ile yapılır.
Göğüs adelelerinin bir veya birden fazlasının doğuştan yokluğu ( pektoral adele ) ile kendini gösteren konjenital anomalidir.
Kol-El ve Bacak-Ayak
Kolun alt bölgesindeki deri kalınlığınn 2 cm.’den fazla olmaması önerilir. Kilo alış ve verişlerden kol fazlasıyla etkilenir ve deri altı hacim artışına derinin uyum sağlayamamasından dolayı çatlar ve strialar oluşur.
Deri Tümörleri
İyi deri tümörleri doğuşta veya yaşamın ilerleyen zamanlarında görülebilir. Kalıtsal özellik taşıyabileceği gibi tamamen çevresel faktörler ile de gelişebilir.
Genellikle erişkinlerde % 20, çocuklarda üzeri yanıklar büyük yanıklardır ve hastaneye yatırılarak tedavi edilmelidir. Ancak bu orandan küçük bile olsa yüz, el, ayak ve genital bölgeyi içeren yanıklar da pozisyonları nedeniyle hastaneye yatırılmalarını gerektirir. | 097f4edaabd1 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Anadolu Ateşi, 4 Ekim Salı günü saat 21.15'de Aspendos Arena'da büyüleyici bir şov sergileyecek!
"Anadolu Ateşi'nin temel konsepti medeniyetler buluşmasıdır. Doğu ile batı kültürlerinin buluşmasını hedefleyen, evrensel barış mesajları veren bir dans portresidir. Halk danslarını bale, modern dans ve dansın diğer disiplinleri ile sentezleyerek dünyaya modern standartlarda bir gösteriyi, bir kültürel şöleni sunmaktadır. Kaynağını Anadolu’nun binlerce yıllık mitolojik ve kültürel tarihinden alan Anadolu Ateşi hemen hemen her yöreden derlenmiş 3000 halk dansı figürü ve halk müziğini içinde barındıran özgün bir projedir.
Biletleri buradan satın alabilirsiniz. | d8b8ff7799c4 | [
"hplt2",
"vngrs"
] |
EXPO 2020 İzmir Sempozyumu için gelen 200'ü aşkın yabancı konuk, sergi alanı olarak belirlenen İnciraltı çevresini inceledi. Delegeler kentin ikliminin uygun olduğunu belirtti
EXPO 2020 İzmir Sempozyumu için İzmir'e gelen 200'ü aşkın yabancı konuk, ziyaret programının ikinci gününde EXPO 2020 sergi alanı olarak belirlenen İnciraltı çevresini gezdi. Gezi öncesindeki yapılan sunumda alanın özellikleri anlatıldı. Ardından Urla'ya geçen heyet burada Urla Şarapçılık'ın misafiri oldu. İzmir'in güzel havasından etkilenen delegeler, kentin ikliminin EXPO organizasyonu için çok uygun olduğunu belirtirken, seçilen alanın da çok iyi bir yer olduğunu ifade ettiler. Proje hakkında bilgi veren Mimar Hasan Çalışlar, EXPO organizasyonu boyunca 40 milyon ziyaretçinin ağırlanmasının hedeflendiğini belirtti. Çalışlar, İnciraltı'nın sağlık kampüsü haline getirileceğini ve fuar sırasında 120 farklı ülkeye uygun pavyonlar hazırlanacağını kaydetti. Çalışlar, "Alanda, konaklama merkezleri, bisiklet ve yaya yolları, elektrikli otobüs imkanı, teleferik sistemi de sağlanacak. İnciraltı doğal bir park olarak, yeşillikler içinde tasarlanacak. 6 ay sürecek EXPO 2020'nin ardından, seyyar yapılar kaldırılacak ve yoğunluk yüzde 3'e düşürülecek. Dikkat çeken peyzaj eserleri de alana renk katacak" dedi.
"ULAŞIM HIZLANACAK"
EXPO Yönlendirme Kurulu Üyesi Muzaffer Tuncağ ise, merkezi ve yerel yönetimler tarafından, 2020 yılına kadar İnciraltı'na ve İzmir'e yapılacak olan altyapı yatırımlarına 50 milyar dolar harcanacağını açıkladı. Bölgenin ulaşımında sağlanacak kolaylıkları anlatan Tunçağ "Kruvaziyer gemiler için yeni liman oluşturulacak. Bu sayede 3 milyon yeni yolcu kentimize gelebilecek. İzmirİstanbul, İzmir- Ankara ve İzmir- Antalya arasında oluşturulacak yeni bağlantı yolları ile ülkenin dört bir yanına kara yolu ulaşımı süresi kısalacak. Havaalanımızın kapasitesi büyüyecek ve hızlı tren sistemi ile ulaşım hız kazanacak. Körfez'e gelecek yeni gemiler sayesinde deniz ulaşımını da geliştireceğiz. Tüm bunlar, EXPO alanımızın ulaşım konusunda bir sıkıntı yaşamayacağının göstergesidir" diye konuştu.
Soner ÇAĞLAR - Sabah | 0c7ed0a08758 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Pvc Kapı ve Pencere Sistemleri
Binaların dış ortamlara bakan yüzeylerinde kullanılmaktadır. Pvc kapılar ise balkon kapıları gibi dış ortamlara açılan yerlerde kullanılabildiği gibi banyo ve wc kapıları gibi iç ortamlarda da kullanılabilmektedirler. Ebatları bakımından yeterli büyüklüğe sahip pvc pencerelerde; rüzgar yüküne dayanımı, hava ve su geçirimsizliği özellikleri ile kapı kanat profili kullanılması zorunludur.
İnsan yaşamında kullanılan tüm ürünlerin çevre ve insan sağlığı, güvenlik açısından etkileri düşünülerek Avrupa ‘da ve dünyada yeni yaklaşımlar geliştirilmeye başlanmıştır. Bu kapsamda Avrupa Birliği de 2000 yılından itibaren VINYL 2010(The Voluntary Commitment of the European PVC Industry) adlı PVC Endüstrisi Gönüllü Avrupa Kurulu oluşturmuştur. Bu kurul sadece PVC üreticileri için değil, PVC dahil PVC katkı malzemeleri üreten endüstriyi de içine almaktadır. Bu kapsamda, Avustralya 2008 yılı başından itibaren, içinde ağır metaller bulunduran plastik maddeleri ülkesine kabul etmeyeceğini açıklamış bulunmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri’nde de, kurşun ve benzeri ağır metallerin, PVC ürünlerinde kullanılması yasaklanmıştır.
Vinyl 2010 (PVC Endüstrisi Gönüllü Avrupa Kurulu), bütün Avrupa pazarlarında Mart 2001‘den itibaren ağır metal olan Ba-Cd stabilizan kullanımını yasaklamıştı. Bütün PVC kullanıcıları 2001 yılından itibaren teknolojik gelişimleri takip ederek kurşun bazlı stabilizan gruplarının kullanımına başladı. Sektörel gelişmeler ve çevreye olan duyarlılıkların artmasıyla beraber bu sefer kurşun bazlı stabilizanlara alternatif olarak Kalsiyum-Çinko bazlı stabilizanlar geliştirildi. Bu gelişim sonucunda VINYL 2010 adlı PVC Endüstrisi Gönüllü Avrupa Kurulu 2015 yılına kadar Avrupa’daki kullanıcıların kurşun stabilizan tüketimini sonlandırmalarını ve yerine kalsiyum çinko stabilizan kullanımına geçişi hedeflemiştir. Bu hedef, özellikle kompound üretiminde kullanımı, taşıması ve depolanması açısından büyük avantajlar getirecektir. Son kullanıcı açısından herhangi bir olumsuz etkisi olmayıp, çevreye uyumlu, Avrupa normlarına uyumlu çevre dostu pencereler üretilmiş olacaktır.
Bu geçişin birçok teknolojik zorlukları vardır. PVC tek başına kullanılan bir hammadde olmadığı için bir çok katkı malzemeleri ile zenginleştirilmekte ve endüstriyel kullanıma hazır hale getirilmektedir. Bu katkı malzemeleri içinde stabilizanın çok büyük önemi vardır. Bu nedenle PVC Kompoundunun temel taşı denebilir. PVC profil kalıpları ve üretim makineleri hep bu kimyasal dokunun ortaya çıkardığı kompozisyona uygun olarak tasarlanır ve imal edilir. Kimyasal yapının mevcut kalıp ve makine yatırımları dikkate alınarak değiştirilmesi çok yüksek mühendislik bilgisi, maliyet ve know-how gerektirmektedir. Bu nedenle geçiş süreci Avrupa ülkelerinde bile çok uzun bir periyoda yayılmıştır. Winsa sahip olduğu birikimlerle bu süreci çok kısa sürede tamamlayarak tüm pencere ve kapı profil üretimlerinde kalsiyum çinko stabilizan kullanımına başlamıştır.
Sektöründe yeniliklerin takipçisi ve uygulayıcısı olan Winsa, bu uygulamayla birlikte sektöründe bir adım daha öne çıkmıştır. | dbc2d63b5eb8 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Kavacık Doğalgaz proje tesisat döşeme
Kavacık Doğalgaz proje tesisat döşeme
Kavacık Doğalgaz proje tesisat döşeme Açık musluk tamiri, tıkalı boru tesisatçıları su tesisatçıları
Bu konuda size yardımcı olabiliriz.Evimizde, kesip, ne yazık ki, çok fazla su engellilerin temel bir ilkesidir. Böyle zor bir zaman oturduk. Bu iş sunmak için çalışıyoruz. Bu ilk evde su kaçağı sorunu tespit edilmiştir. Ya da farklı bir konu, açık kaynak, Musluk tamiri, su tesisatçısı, tesisatçı, boru tıkanıklık sorunları bulundu. Borular, vanalar ve yolsuzluk, boru aşınma ve yıpranma derhal tamir edilmelidir. Çaba için teşekkür ederiz en iyi hizmeti sunuyoruz.
Gelecekteki talebi olmadan hayatta bekleniyor.Vücudunun %75’i sudur.Temiz su işlemi için gerekli.Evimizde hatırlıyorum.Uzun ve zor bir çile sonra, insanlar evlerine su almak için durdu.Ve şimdi, ana teminat tamiri, Anadolu yakası tesisat, tesisat sorunları, tesisat, usta tamirci, kaçak tespiti, su kaçak tespit, su kaçak tespiti, tesisatçı, su kaçağı tespiti, tesisatçı, su sızıntısı, su kaçağı, sızıntısı, su tesisatçısı, adresi, telefon numarası,su,tesisat sorunları,su tesisatçısı,su tesisatı tamir,kaçak tespiti,bilgisayarlı,bilgisayarlı su kaçak,musluk tamiri,sızıntısı,tesisat kaçağı, tesisat tamiri telefon numarası son dura dura, su, siteler,uzman, el, bulma, su sızıntısı, su sızıntısı, boru Kaçak Kavacık Doğalgaz proje tesisat döşeme Tespit ve tıkanıklık tespit eve tesisat sorunları, su tesisatçıları, su tesisatçısı, tesisatçı usta, bulun ve yağmur kediler site üzerinde ve dokunun.Tabii ki, kesintileri, su kesintileri, su bugün, ama neden belirli bir zaman olabilir.Buna ek olarak,sorunlar ortaya çıkabilir ve eve geldik.Ev,boru,su,su boru sızıntı veya sorun ve sıhhi tesisatçı altında yaşayan,su borusu,su borusu tıkanıklığı, boru, tesisatçı, aşınma ve yıpranma, stand, musluklar,sıhhi tesisat, atık su boruları pas ve yaşlanma Deniz saha sızıntısı.Bu hizmetler, tesisat sorunları, tesisat, mekanik, sıhhi tesisat, sıhhi çalışma ortamı memnun olacak. Yenileme sorunları sağlamak için birinci boru kullanın lütfen unutmayın öneririz.Hangi kişi dissosiyatif kimlik bozukluğu içinde. Kolay önlemek için, su tespiti, sel suyu.
Mahalle, Mahalle, burada, burada, burada, tesisatçı, tesisatçılar, tamirciler, ve burada size hizmet için buradayız,bir yere gittik.Ne yazık ki,bu tespit,onarım,musluk,muslukçu,sızıntısı sorunlarını böyle zor bir durumda yardım etmek gibi bir mahallede bir ev gibi,bir musluk koymak gerekebilir.Saatçi hataları fiyatları kaçak tespit için usta altında onler.su nasıl açısından çok zor bir durum Kavacık Doğalgaz proje tesisat döşeme yaşıyoruz .Bu iş sunmak için çalışıyoruz.Öncelikle evinizde su sızıntıları tespit etmek için eşsiz bir soruna neden oldu.Kurtuluş ve,tabii ki,yerel su Tedarik Sistemleri veya mekanik bir sorun.yolsuzluk, boru hattı, Kanal, tıkanma, aşınma ve yıpranma, yanıt verir.Eğer, Eğer, Eğer bu musluk vana tamiri, tesisatçılar
Gelecek savaşlar için ihtiyacımız olan suyu kullanmak için, aşk olmadan da yaşayabiliriz.Vücudunun %75’i sudur.Temiz su işlemi için gerekli.Evimizde hatırlıyorum.Sonra uzun ve zor bir çile, insanlar evde su almak için durdu.Ve şimdi, yağmur evlerimizde bir tesisat sorunu üzerine dokunun.Bugün, belirli dönemlerde su sıkıntısı sırasında, Belediye su, bir tıkanma neden olabilir.Buna ek olarak, sorunlar ortaya çıkabilir, ve eve geldik.Site bariyer, su boruları, su sızdıran bir musluğu, ev, sel,su boruları aging bir yaşam biçimi olarak bir evi tamir etmeye çalışırken korozyon,yaşlanma ve aşınma ve korozyon,, borular,sıhhi tesisat,atık su boruları ve sızıntı yapan musluk, muslukçu,sorunları.Bu tesisat hizmetleri, tesisat sorunları, tesisatçı, tamirci, iş deneyimleri Dec sağlamak için bir çeyrek oldu.Boru yenileme, ilk teklif sonra sorun gözlendi.Kusurları belirlemek için dokunun.önlemek için tesisatçı, sel, su sızıntıları, sırası tespiti, tesisatçı, su tesisatı, tesisatçı, su kaçak tespiti.Burada Dura musluk Musluklar, | 9f5a4181b5c4 | [
"c4",
"hplt2"
] |
Fenerbahçe Spor Kulübü Spor Okulları olarak; en önemli ve değerli varlığımız olan çocuklarımızın zihinsel ve fiziksel gelişimlerine katkıda bulunmak bizlere büyük mutluluk vermektedir.
Gelişen ve değişen dünya yapısı ile Fenerbahçe Spor Kulübü olarak bizde bu değişimin bir parçası olmuş bulunmaktayız. Sporun ve sporcunun her daim yanında olan kulübümüz, yetiştirmekte olduğumuz sporcu adaylarına profesyonel sporun gereklerini öğretmeyi bir ilke olarak kabul etmiştir.
Bu planlama dahilinde amacımız; sporcularımıza Fenerbahçe sevgisini hissettirmek, Fenerbahçe ruhunu ve prensiplerini sporun her dalına yayarak yetenekli ve spor ahlakı olan bireyler yetiştirmek olmaktadır.
Tüm genç sporcu adaylarını, Fenerbahçe Spor Kulübü farkı ile eğitim almaları için aramızda görmekten büyük mutluluk duyacağız.
Saygılarımızla.
Fenerbahçe Spor Kulübü
Spor Okulları Koordinatörlüğü | 2409365666a4 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Kavacık garantili su kaçağı tespiti
Kavacık garantili su kaçağı tespiti
Kavacık garantili su kaçağı tespiti tesisat sorunları,ana telefon numaraları, tesisat sorunları, tesisat tamiri, usta, tesisatçı, su sızıntısı, su kaçağı, sızıntısı, su sızıntısı, su sızıntısı, su tesisatçısı, telefon numarası, Adres,tesisatçılar,su,çalışanları ile garantili,su sızıntıları,sıhhi tesisat tamiri,sıhhi tesisat,su sistemleri,tamirat,ustaları,sızıntıları,uzman Kaçak Tespiti ve su sızıntı tespiti sızıntı bulma, ana boru bulma, ve eğer yağmur yağacaksa bunu önlemek için gerekli işlemleri bulabilirsiniz.Evimizde hatırlıyorum.Sonra uzun ve zor bir çile, insanlar evde su almak için durdu.Ve şimdi, evlerimizi, tesisatçı, sıhhi tesisat, musluk,yağmurlu havalarda su sorunları.Bugün,belirli dönemlerde su sıkıntısı sırasında Belediye su sorunlara neden olabilir.Buna ek olarak,sorunlar ortaya çıkabilir,ve eve geldik.Bu azgın Kavacık garantili su kaçağı tespiti ana boru korozyon su kaçağı sorunları,su boruları,su kaçağı,boru yıkım, sel, ev,geçiş bölgesi kaçağı, su tesisatçıları,canlı, su,boru korozyon ve yaşlanma, otururken, algılama dokunun.Burada tesisat tamiri, tesisatçı hizmetleri ve işleri,musluk ile ilgili sorunlar vardı Aralık mekanik gönüllüler sunuyoruz.Böyle bir sorun boru hattının ilk yenileme ve önerilen kullanın.Ayrıca,Kare doku bozuklukları tanımlamak.Son anda yakalanmamak için çevre kurulumu çok kolaydır.
Bölgesel, havza, tesisatçı, Musluk tamiri, musluk tespiti, su sızıntısı, su kaynakları, burada su tesisatçısı kaçağı tamircisi olarak hizmet veriyoruz.bu bölge, su borusu sızıntısı tespit, su sızıntısı tespit, tesisatçı, musluk tamiri, musluk kaçakları, yararlı olabilir.Evde zor bir durum.bu koşullar, ne yazık ki,kusurlarını ve engelleri,bu koşullar altında bu dokunun hayatında bir tesisatçı kapsamında verilecek bu koşullarda watchmen yapılır.Olabilir BİZİ.ne yazık ki, su sorunu,ama evimin önündeki en büyük engel yıkıcı olmadan.Gerçekten çok zor.Bir tesisatçı için bir çözüm sunmak için çalışıyoruz .İlk evin elektrik, su sızıntısı sorunları tespit edildi.Eğer sizinki farklı bir sorun varsa sorunun Kavacık garantili su kaçağı tespiti kaynağını bulduk. Anında ve gözyaşı kanalları, borular, vanalar, yolsuzluk yaşlanma için zor bir sorundur.Çaba için teşekkür ederiz en iyi hizmeti sunuyoruz.
Bir sonraki hayatta kalmak için savaşa gerek kalmadan vücudunun %75’i su bekleniyor.su .Temiz su işlemi için gerekli.Evimizde hatırlıyorum.Uzun ve zor bir çile sonra, insanlar evlerine su almak için durdu.Ve şimdi, tepeler tesisatçı tesisatçı tesisatçı özgürlük ev kedisi sorunun bölgede bir musluk suyu yükleyin.Belli bir süre için, tabii ki, kesintileri, su kesintileri, bugün, su, yol.Buna ek olarak, sorunlar ortaya çıkabilir, ve eve geldik.Boru,musluk,giysi,eskime,yıpranma alan ev su,pas,boru sızıntı su basıncı sorunları,boru kaynak,sızıntı,korozyon veya dökme demir lavabonun altında yaşamak korkunç bir şey.Tespit hizmetleri mekaniği master için çok zor bir sorun değil,sızıntı bakmak için mutlu olacak.Tüp değişiklikler ve sorunlar, tavsiye ve erken bir aşamada tespit. Bozukluğu musluk ortaya çıkışını açıklar. Bu oluşum evi su sızıntısı tespit sistemleri ya da su altında, ve ev.
Alanında boru sızıntı tespiti Efendi, burada, burada, burada, kaçak tespiti, yeni alanlar mekanik servis ediyoruz.Su boru yardımcı olabilir.Bu zor durumda dokunun, bu nedenle, bu ev, ne yazık ki, kusurlarını ve engelleri.tesisatçı, sıhhi tesisat, Saatçi, bu hüküm uyarınca, ya da bu mahallede oturuyoruz.İhtiyacınız olan çözümü sunmak için çalışıyoruz.Ev su içinde, her şeyden önce, benzersiz sızıntı algılama sorunu,neden olmasın.Elbette,bağımsızlık alanında mekanik sorunlar ya da farklı su Tedarik Sistemleri bulabilirsiniz.Aşınma, yaşlanma,tesisatçı,boru,vana,boru bozulma,gürültü,ve Trafik Sıkışıklığı sorunu.Çaba için teşekkür ederiz en iyi hizmeti sunuyoruz. | dd804c2177ca | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
5 Eylül 2016 Pazartesi
Küçük Şeylerin Tanrısı
Bazı kitaplar vardır adını, yazarının adını hep duyarsınız. Küçük Şeylerin Tanrısı ve Arundhati Roy da benim için öyleydi. Hele Roy, Mahatma Gandhi'nin kastçı, sınıfçı olduğunu söyleyip dünyayı ayağa kaldırınca yazar ve en meşhur kitabı iyice aklıma yerleşti. Kitabın 1997 yılında Man Booker Ödülü'ne layık görüldüğü dışında da bir şey bilmeden kitabı edindim. Yazın en sıcak günlerinde ne okusam diye kitaplığımı karıştırırken kitabın arka kapağındaki yasak aşk ifadesi gözüme takıldı. Egzotik bir aşk hikayesi okumak ümidiyle okumaya başladım.
Allah için egzotik bir kitap. Oryantalist mi bilmem ama buram buram Hindistan kokuyor. Nemini, sıcağını, böceklerini, olgun meyvelerini, kalabalığını ve diğer şeyleri teninizde hissediyorsunuz. Roy'un çok güçlü bir anlatımı var. Mesela bende Roy'un yeteneği olsaydı ''çok güçlü'' gibi sıkıcı bir tamlama kullanmadan daha çarpıcı şekilde ifade ederdim bunu. Mesela polisin düdük sesini ''çeliktizi'' diye tarif eder, detaylardaki başarımın bir örneği olarak otobüsteki metal tutacakların elde bıraktığı ekşi kokudan bahsederdim.
Roy'un edebi dilinin lezzetini almamda İlknur Özdemir'in payı çok büyük. Çeviri, tek meziyeti İngilizce bilmek olmayan, gerçek bir edebiyatçının elinden çıkmış. Virginia Woolf'un Kendine Ait Bir Oda'sını da özellikle İlknur Özdemir'in çevirisinden okumuştum ve ziyadesiyle memnun kalmıştım. Genel bir kural olarak herhangi bir kitabın birkaç çevirisi varsa Özdemir'inkinin okunması gerektiğini düşünüyorum artık.
Küçük Şeylerin Tanrısı'nı okuduğuma memnun oldum ama kolay veya sürüyleyici veya dili dışında etkileyici değildi. Seveni de çok aslında, belki siz de seversiniz.
Kaydol: Kayıtlar (Atom) | 7f7bb700f0e6 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
UNESCO geçen yıl aldığı kararla Erivan’ı ‘2012 Dünya Kitap Başkenti’ ilan etti. Kitap başkenti etkinlikleri 23 Nisan 2012 tarihinde başlayacak. Dün Ermenistan Kültür bakanlığı çağdaş sanat bölümü başkan yardımcısı, yazar Seyranuhi Geğamyan bir yıl sırasında birçok etkinliğin düzenleneceğini açıkladı.
Stuttgart’ta Ermeni Kültürü Haftası
Anahit Hovsepyan
Kültür günlerinin startı 16 Eylül’de saat 19:00’da Stuttgard Liederhalle’de Ermenistan’ın Almanya büyükelçisi Armen Martirosyan’ın açılış konuşması ve akabinde kompozitör Robert Amirkhanyan’ın da katılacağı «Ermenistan’ın Sesi» başlıklı eserin Seda Amir-Karayan tarafından icrasıyla başlayacak.
Zihindeki asker
Türkiye'deki uluslaşma süreci 'Şarklı' bir nitelik taşır. Balkanlar'dan başlamak üzere Şark'a doğru uluslaşma süreci, Batı'dan farklı olarak dil merkezli değil, din merkezli olmuştur. Türkiye'deki "ulus oluşumu"nun temelinde de temel olarak 1830'larda başlayan, kökü daha eskiye, Osmanlı'nın ilk toprak kayıplarına giden ve biteviye Anadolu'ya doğru akan yaklaşık 150 yıllık bir Müslüman göçü görülür.Gayrimüslim nüfusun şu veya bu şekilde Anadolu'dan uzaklaştırılması, dinden hareketle yapılan nüfus ayıklanması, uluslaşma sürecinde madalyonun diğer yüzünü oluşturur.
Ermenistan-Diaspora Panarmenyan Forumuna50 ülkeden 500 temsilci katılacak
Diaspora Bakanlığı basın servisinden NEWS.am’e verilen bilgiye göre; Panarmenyan Forumun açılış töreninde açılış konuşmasını Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan ve DKC cumhurbaşkanı Bako Sahakyan yapacaklar.
Erivan’da «Ermenilerin İstanbul Kültür Yaşamındaki Yeri» Başlıklı Bir Konferans Gerçekleştirilecek
16 Eylül’de Ermenistan Ulusal Bilimler Akademisi (EUBA) Oturum Salonu’nda ″Ermenistan’da İstanbul Ermeni Toplumu Günleri″ Programı çerçevesinde «Ermenilerin İstanbul kültür yaşamındaki yeri» başlıklı bir konferans ve Garo Kürkman’ın kitaplarının sergisi gerçekleştirilecek.
Azınlık Malları Arap Ortodoks Kilisesinin başına gelenler.
Abdullah Ayan
19.yüzyılın ortasında dikkatleri çekmeye başlayan küçücük köye doğu Akdeniz’in her yerinden geldi insanlar.
Ermenistan’ın Bağımsızlığının 20. Yıldönümü vesilesiyle Moskova’da büyük bir etkinlik düzenleniyor
Rusya Ermenileri Birliği (REB) başkan yardımcısı Levon Manukyan’ın verdiği bilgiye göre Rusya’nın toplumsal ve siyasi kurumlarının temsilcileri, kültür dünyasından isimler, gençler davet edildiler. Rus ve yabancı sanatçıların vereceği konser sonrasında havai fişek gösterisi yapılacak.
Primate's Message - Armenia Celebrates 20 Years of Independence
On September 21, 1991, the people of Soviet Armenia flooded the voting polls and exercised the right guaranteed in the Soviet constitution to conduct a referendum to secede from the Soviet Union and declare independence. Over 99 percent of voters approved the republic's commitment to independence. Thus the third Republic of Armenia was born.
Sezen Aksu'dan Kardeş Türküler'e övgü
Bora Bağcıbaşı
İkinci yarının başında derin yırtmaçlı mavi kıyafetiyle sahneye çıkan Sezen Aksu, 4 parça seslendirdi. Sahneden Arto Tunçboyacıyan’a "Nöbetçi kayınbirader" diyerek seslendi ve onun bestesi olan "Vazgeçtim" parçasını seslendirdi. Sahneden inmeden önce "Kardeş Türküler’e teşekkür etmek istiyorum. Hiç durmadan sonsuz bir dirençle bize kardeşliğimizi hatırlatıyorlar" dedi.
Report From Poland
by George Bournoutian
George Bournoutian is senior professor of Middle Eastern and East European History at Iona College, and a visiting professor of History at Columbia University, NYU, Tufts, University of Connecticut, Cal. State University Fresno, Ramapo College, and Glendale Community College. He is the author and translator of more than two dozen books. Although I was invited to present a paper at the conference on the Armenians in Poland last year, the eruption of the volcano in Iceland postponed my visit. I was asked to come this year to examine the Armenian archives in Warsaw and to meet with the scholars who are currently working on Armenian topics. My knowledge of Polish and my mother’s Polish origins opened numerous doors and I found a treasure trove of Armenian manuscripts, rare books, and paintings.
Ermeni cemaati, Surp Gragos Kilisesi'ni kendi restore ettirdi!
Özlem Ertan
Diyarbakır'daki Ermeni Kilisesi, 22 Ekim'de açılıyor. Kültür Bakanlığı, "Biz restore edersek müze olur" deyince, cemaat kiliseyi kendi imkanlarıyla restore ettirdi. 3 bin metrekarelik geniş bir kompleksin içindeki Surp Giragos, yüzölçümü 1300 metrekare.
Diyarbakır'daki Ermeni Kilisesi, 22 Ekim'de açılıyor. Kültür Bakanlığı, "Biz restore edersek müze olur" deyince, cemaat kiliseyi kendi imkanlarıyla restore ettirdi. 3 bin metrekarelik geniş bir kompleksin içindeki Surp Giragos, yüzölçümü 1300 metrekare.
İstanbul Ermenileri «Talar» Müzik ve Dans Topluluğunun Ermeni kıyafetleri defilesi
16 Eylül’de Gümrü Vahan Acemyan Devlet Drama Tiyatrosunda Diaspora Bakanlığının «Ermenistan’da İstanbul Ermeni Toplumu Günleri» Programı çerçevesinde İstanbul Ermenileri «Talar» Müzik ve Dans Topluluğunun Geleneksel Ermeni kıyafetleri defilesi yapılacaktır.
Aleksandr İskandaryan: Rusya Ermenistan için özgün bir güvenlik şemsiyesidir
Rusya Ermenistan için özgün bir güvenlik şemsiyesidir. Ancak bu Rusya’nın diğerlerinden daha iyi olduğu veya bu ülkelerin birbirini sevmelerinden değil, Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (KGAÖ) çerçevesinde hiçbir diğer kuruluş buraya gelip Rusya’nın icra ettiği rolü yapmaması sebebiyledir.
Hrant Dink Ödülü Ahmet Altan'a verildi
Hrant Dink Vakfı tarafından bu yıl üçüncüsü düzenlenen ''Uluslararası Hrant Dink Ödülü''ne gazeteci Ahmet Altan ve Meksikalı gazeteci Lydia Cacho layık görüldü.
Erivan’da «Ermenilerin İstanbul kültür yaşamındaki yeri» başlıklı bir konferans gerçekleştirilecek
16 Eylül’de Ermenistan Ulusal Bilimler Akademisi (EUBA) Oturum Salonu’nda ″Ermenistan’da İstanbul Ermeni Toplumu Günleri″ Programı çerçevesinde «Ermenilerin İstanbul kültür yaşamındaki yeri» başlıklı bir konferans ve Garo Kürkman’ın kitaplarının sergisi gerçekleştirilecek.
Üç Yazar Üç Dilden Sesleniyor
Nilay Vardar
Sur Belediyesi'nin Diyarbakırlı Kürt, Ermeni ve Süryani Diken, Margosyan, ve Faik'in kitaplarını üç dilde yayımladığı "Üç Dilli Üç Kİtap" projesi tanıtıldı...
Proje kapsamında Diyarbakırlı Ermeni yazar Mıgırdiç Margosyan'ın "Gavur Mahallesi" Ermenice, Kürtçe ve Türkçe, şu anda hayatta olmayan Süryani yazar Naûm Faik'in "Beth-Nuhrin" kitapları Kürtçe, Türkçe ve Süryanice, Kürt yazar Şeyhmus Diken'in "Diyarbekir El Sallıyor" Türkçe, Kürtçe, İngilizce yayımlandı. Ayrıca Diken'in kitabına Ermeni udi Yervant'ın müzik CD'si de eşlik ediyor.
Açıkhava'da kardeşlik şöleni
Kardeş Türküler dün akşam Harbiye Açık Hava Sahnesi'nde verdiği konser ile dinleyenlere müzik şöleni sundu, "Yeni bir güne merhaba" dedi. Konserde barış ve kardeşlik mesajları verildi… Kardeş Türküler'e Okmeydanı Halkevi Çocuk Korosu, Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu Dans Grubu, Arto Tunçboyaçiyan, Onno Tunç'un kızı Ayda Tunç, Ara Dinkjiyan ve Sezen Aksu eşlik etti.
Başbakan Erdoğan, Kıpti Lider Papa Şenuda İle Görüştü
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Mısır ziyaretinin son gününde Hıristiyan Kıpti Cemaati lideri Papa Şenuda ile görüştü.Abbasiye Katedrali'nde gerçekleşen ziyarette Başbakan Erdoğan'a, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ ve Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez de eşlik etti.
Daşnaksutyun ve Miras Partileri Ermeni-Türk Protokollerinin Millet Meclisi Gündeminden Çıkarılmasını Öneriyor
Ermeni Devrimci Federasyonu-Daşnaksutyun milletvekili Dış İlişkiler Daimi Komisyonu başkanı Armen Rustamyan, Meclis’te yaptığı konuşmada, Türkiye Millet Meclisi protokollerin görüşülmesi konusunu gündemden çıkardığından, Ermenistan Millet Meclisinin benzeri adım atabileceğini söyledi.
Ermenistan Tarih Müzesi’nde Yeni Sergi: «Sovyet Ermenistan’ı ve Bağımsız Ermenistan»
Ermenistan’ın Bağımsızlığının 20. Yıldönümü etkinlikleri çerçevesinde «Sovyet Ermenistanı» ve «Bağımsız Ermenistan» sürekli sergisi Ermenistan Tarih Müzesi’nde açıldı.«Sovyet Ermenistanı» sergisinde ilk kez 1920 yılında Ermenistan’ın sovyetleştirilmesi ve izleyen 70 yıla ilişkin istisnai belgeler, fotoğraflar, ünlü devlet adamlarının bireysel eşyaları sergileniyor. Sergi malzemelerini açıklayan bilgi notları, haritalar ve kronolojik tablolar devlet düzeni, ülke ekonomisi, kültür ve gelişimini ortaya koyuyor.
Dink'in arkadaşlarından Başbakan'a mektup!
Agos gazetesi yazarı Hrant Dink, 19 Ocak 2007'de sokak ortasında vuruldu. Yaşasaydı yarın 57 yaşına basacaktı. Dink'in doğum günü öncesinde, arkadaşları Başbakan'a bir mektup yazdı ve ''daha derine inmeyi engelleyen o 'büyük kasabanın sırrı nedir?' diye sordu.
Leyboristler: «Sahakaşvilinin hain grubu» Ermenice ve Azericeye resmi dil statüsü vermeyi planlıyor
Açıklama Gürcistan Leyboristler Partisi sekreteri Georgi Gugayev’in 13 Eylül’de yaptığı basın brifingiyle geldi. Gugayev açıklamasında ″Amerikan Ermeni Lobisinin tertibi ve Sahakaşvili’nin hain grubu eliyle ülkemizi bölme yönünde yeniden bir millet karşıtı karar alınması öngörülüyor. Bu kararın lehine oy kullanan tüm milletvekilleri, Gürcistan tarihine vatan hainleri olarak girerler″ dedi.
Anadolu”da Acı Çeken İnsanlar
Nurettin Degirmenci
Anadolu asırlarca doğaya yabancı yöneticilerin hâkimiyetinde kalır. Doğaya yabancı olanlar, insanı tanımaz ve onlara yabancı olurlar… Anadolu”da, dış etkilerin baskısı ile silahlar gelişir ve çoğalır, savaş sürekli artar, çalışma ise bilinmez ya da ilkel seviyede kalır. Üretim araç-gereçleri 1000 yıl önceki seviyeden ileriye geçemez. Kürtler, Türkler, Araplar, Ermeniler, Rumlar, Süryaniler… Müslümanlar, Aleviler, Hıristiyanlar, Zerdüştler… Hep acı çeker. Niçin? Ürün az, sınırlı ürüne bakan göz sayısı fazladır. Yoksulluk, açlık insanları vahşi yapar. Bu koşullarda gözler zayıfların üzerine çevrilir. Anadolu”da göreceli olarak Ermeniler eğitimli, doğaya yakın ve zengindirler. Zenginlikleri başlarına dert olur; Kürtler, Türkler, Araplar, Çerkezler… Kendilerine saldırır. Sadece saldırmakla kalmaz; canlarını alır, mallarını-mülklerini yağma ederler.
Devlet Baba ‘evlat’ ayrımını bırakıyor mu?
Sedat Gülmez / Aksiyon
Devlet mal geri verimiyle bir kapı araladı. Zorluk ise teknik gelişmeleri toplumsal barışa dönüştürecek algı yönetiminde. Eğitim öncelikli çalışmalar birinci ve en önemli basamak. Akabinde şimdiye değin çiğnenen tüm vatandaşlık haklarının devletçe tazmin edilmesi gerekiyor, ırk ve din ayrımı gözetmeksizin. Çünkü bu minvaldeki (zorla el konulan Müslüman vakıf mallarının da iadesi gibi) adımlar azınlıklara taviz verildiği söylemine sarılan kesimlerin elini zayıflatacak ve idarenin hak gözetmeksizin insan temelli hareket ettiğine vurgu yapacak. Yine devlet-cemaat ilişkisinin cemaat-toplum ilişkisine dönüştürülmesi gerekiyor. Bu da sivil toplum kuruluşlarına düşüyor. Nihayet, sayıları binlerle sınırlı kalan gayrimüslim vatandaşlara güvenilmesi artık çözüm odaklı siyasetin bir parçası olmalı. Bu durum hükümetlerle de sınırlı kalmayıp devlet politikası hâline getirilmeli.
Karstaki Yegişe Çarents’in evi harabeye dönmüş
34 kişilik Ermeni grubu Ermeni edebiyatının önemli isimlerinden birisi olan ünlü şair Yegişe Çarents’in 1897′de doğduğu evi gezdi. Kars kent merkezinde bulunan Sukapı Mahallesi, Millet Bahçe sokaktaki evini ziyaret eden Ermeniler anma töreni yaptı. O evi şimdi viraneye dönmüş.
Bir Zamanlar Bitlis Ermenileri…
Hişyar Barzan Şerefhanoğlu
Bitlis İktidar gücünü elinde bulunduranların ekonomik hırslarının bir halkı nasıl toptan yok etmeye adım adım götürdüğünün tarihteki ilk belirgin örneği olan 1915 Ermeni katliamı, neredeyse bir asrı geride bırakacak. Katliam, sürekli bir etnik mesele olarak algılansa da o günden bu yana yaşananlar açıkça gösteriyor ki Ermeni meselesi, anlatılanın aksine bir Ermeni-Müslüman çekişmesinden öte, yüzyılın ilk en büyük ekonomik kavgasıdır. Konuyla ilgili araştırma haberimizde katliamın en yoğun yaşandığı kentlerden biri olan Bitlis’i ele aldık. Bitlis ve ilçelerinde sürülen ve katledilen Ermenilerin mallarının devlet bürokrasisi tarafından çeşitli entrikalar ve oyunlarla, çıkarılan garip kanunlarla nasıl talan edildiğini inceledik…
ABD Dışişleri Bakanlığı'ndan Dini Özgürlükler Raporu
Amerika Dışişleri Bakanlığı’nın dini özgürlükler raporu, Türkiye’de anayasanın dini özgürlükleri koruduğunu, devletin de bu yasaları uyguladığını belirtiyor. Ancak rapor, anayasadaki laik devlet yapısının varlık ve bütünlüğünün korunmasına yönelik düzenlemelerin dini özgürlükleri kısıtladığının altını çiziyor.
Hillary Clinton'dan Erdoğan'a kutlama
75 yıllık yaraya neşter! ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Türkiye'nin dini hoşgörü iklimini geliştirme yolunda ciddi atımlar attığını gördüklerini belirterek, hükümetin azınlık mallarının iadesine ilişkin kararından dolayı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı kutladı.
Ermenistan ulusal azınlık temsilcileri kendi bayraklarıyla Aragats Dağına çıktılar.
″Hayasa″ Gençlik Toplumsal Örgütü «Birlikte Aragats’a doğru» başlıklı bir keşif gezisi düzenledi, etkinliğe Ermenistan’da yaşayan farklı ulusal azınlık temsilcileri katıldılar.
Western Diocese e-Newsletter
St. Leon Armenian Cathedral - Zorayan Museum & Stephanie's Art Gallery Request the pleasure of your company for the honoring exhibition of French Armenian artist Jean Carzou (1907-2000) "La rue du village" Oil on canvas Opening Reception Thursday, September 15, 7:00 p.m. - 10:00 p.m.
Turkish Historian: The Diaspora Stole my Work!
by Nora Vosbigian
The recent publication of "Talaat Pasha's Report on the Armenian Genocide" by Ara Sarafian (Gomidas Institute, 2011) has prompted an angry outburst from the Turkish historian Murat Bardakci. According to Bardakci, who denies the Armenian Genocide, Sarafian's work is based on plagiarism and outright theft (HaberTurk 8.Aug.2011).
Özgür ve adil bir dünya için
Ayrımcılıktan, ırkçılıktan, şiddetten arınmış, daha özgür ve adil bir dünya için çalışan kişi ve gruplara verilen Uluslararası Hrant Dink Ödülü 2011 sahiplerini buluyor.
5 Eylül 1938: Atatürk, vasiyetini yazdırdı
Türkiye'de okula giden her çocuk, Atatürk'ün pembe boyalı bir evde doğduğunu bilir, küçükken kargaları kovaladığını bile. Hatta "birdirbir" oynarken ben eğilmem! diyerek oyunbozanlık yaptığını da öğrendik, ancak örneğin Atatürk'ün muazzam bir servet sahibi olduğu gibi öğrenmediğimiz şeyler de var. Vasiyetinde taşınır ve taşınmaz mallarını CHP'ye bırakan Atatürk'ün serveti göz kamaştırıyor.
'Belgeler silinmekle kalmadı, karartıldı'
Başbakan Erdoğan, Ermeni soykırımına ilişkin "herkes arşivlerini açsın" çağrısı yaparken, Ankara'nın soykırım belgelerini yok ettiği ortaya çıktı… Araştırmacı yazar Sait Çetinoğlu, "Wikileaks belgelerinde Ermeni Soykırımına ilişkin gizli belgeler yıllardır söylediğimiz bilgileri doğrulamaktadır. Mesele sadece arşiv bilgilerinin silinmesi, karartılması ve yok edilmesi değildir. Bunların yanında yalan bilgi üretilmekte ve bunların yayılması karartmanın türevlerinden biridir. Üstelik bu konuda önemli miktarlar harcanmaktadır" dedi. (Halaçoğlu doğru söylerse şaşmak gerekir.HYETERT
Uruguay Parlamentosu, Ermeni Soykırımı Müzesi kurulması konusunu görüşecek
Uruguay Parlamentosu üyesi Rafael Michelini, devlet bütçe gider kalemleri içine Ermeni Soykırımı Müzesi kurulması konusunun da yer almasını önerdi. Asbarez.com’un verdiği bilgiye göre; Müze devlet tarafından tahsis edilecek bir binada işleyecek ve Soykırım Araştırmaları Merkezine sahip olacak.
Bravo Kılıçdaroğlu!
Engin Ardıç
Derken, Sayın Kılıçdaroğlu, dış politika incilerinin üstüne öyle bir yerli tüy dikti ki... Bir heykel açılışına katılmış.Öyle ya, başbakan heykel yıkan adam, muhalefet lideri heykel yapan adam... Enteller sevinmişlerdir.Ne heykeliymiş bu, ortalıkta yüzlerce örneği "kötü sanat ve yeteneksiz heykeltraş" anıtı olarak bulunan Atatürk anıtlarından biri mi?Hayır. Mahmut Esat Bozkurt heykeli. Kendisi Kuşadası çocuğu olduğu için Kuşadası'na heykelini dikmişler. (Belediye CHP'li... Kıyılar onların, dağlar da biz ayıların ya...)Mahmut Esat... Yani, "azınlıkların bu ülkede ancak uşak olarak, hizmetçi olarak yaşamaya hakları vardır" demiş olan anlı şanlı Adalet Bakanı... Daha da ileri gidip azınlık haklarını ancak "köle olmak hakkı" olarak tanımlayan ve bizzat varlığıyla Lausanne Antlaşması'nın karşısına bir hakaret anıtı gibi dikilen adam. Şimdi anıtını, tam da azınlık vakıflarına ait ve devletin el koymuş olduğu gayrimenkullerin iade edildiği gün yapıyorlar. Bu bir muhalefet biçimi olmasın?... Birtakım kart faşistlerin Mahmut Esat'ı yerlere göklere sığdıramamalarını anlarım ve onlara bir şeycikler demem.Fakat büyüklerin ellerinden, Kılıçdaroğlu'nu "solcu lider" sanan solcuların eşek kesiminin de gözlerinden öperim.
‘Bavul dolusu Ermeni belgesi kaçırıldı’ tartışması büyüyor
Emre Öztürk
Tarihçi Prof. Dr. Halil Berktay, “…Ben de kendisine konu hakkında bildiklerimi anlattım. Anlattıklarım arasında 1918 yılında, 1. Dünya Savaşı sonunda İttihatçı liderler yurtdışına kaçarken Harbiye Nezareti’nde büyük bir belge temizliği olduğunu söyledim. İttihatçıların önemli isimlerinden Dr. Bahattin Şakir’in bavul dolusu belgeyle gittiğini ve bu belgelerin halen arandığını söyledim. Ayrıca Turgut Özal döneminde belgelerin açılması direktifi verdiğini ve emekli Büyükelçi Muharrem Nuri Birgi’nin yanı sıra emekli diplomat ve iki emekli generalden oluşan bir heyetin önceden devlet arşivlerine girdiğini söyledim.”… MHP Milletvekili ve eski TTK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu: “Ben 1989 -1992 yılları arasında Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı vekilliği yapan bir kişi olarak Osmanlı arşivlerindeki bir belgenin yok olmasına imkan olmadığını söylüyorum. (Gel de inan. HYETERT)
Ermeni Ayininin Ardından
Van Ticaret ve Sanayi Odası (VATSO) Yönetim Kurulu Başkanı Mirza Nadiroğlu, Van'ın her geçen gün daha da önemli bir merkez konumuna geldiğini belirterek, "Yıllardır sahip olduğumuz değerlerin kullanılmaması nedeniyle maalesef ilimiz hak ettiği değeri görememişti" dedi. Nadiroğlu, binlerce Ermeni vatandaşın Akdamar Kilisesi'nde sorunsuz bir şekilde ibadetlerini yerine getirdiğini, bu konuda tüm Van halkının gerekli duyarlılığı gösterdiğini ve gelen konukların da buradan memnun ayrılmasının Van ve ülke adına önemli bir kazanç olduğunu belirterek, "İlimizin turizmde artık bir marka şehir oluyor, dedi. ( Bir de Ahtamar demeyi ve Surp Haç Ermeni kilisesinin isimini öğrenseler çok şey olacak. HYETERT).
ARMENIA IMPRINTS OF A CIVILIZATION
Exhibition on the Occasion of the Fifth Centenary of Armenian Printing. Correr Museum – National Archaeological Museum -Marciana Natıonal Library / Venice- 16 December 2011- 10 April 2012; Curators: Gabriella Uluhogian – Boghos Levon Zekiyan – Vartan Karapetian
Berktay: Soykırım belgeleri temizlendi
Yeni ortaya çıkan bir ABD kriptosuna göre, tarihçi Halil Berktay, Amerikalı yetkililere, Osmanlı arşivlerindeki “soykırım belgelerinin geçmişte iki kez temizlendiğini” söylemiş. Emekli büyükelçi Birgi ise “Ermenileri gerçekten kesmişiz” demiş… ABD’nin İstanbul Başkonsolosluğu çıkışlı, Başkonsolos David Arnett imzalı ve 2004 tarihli bir kripto.“Ermeni ‘soykırımı’ ve Osmanlı arşivleri” başlıklı belgenin bir bölümünde arşivlerin “eksiksiz” olup olmadığı sorgulanırken, Sabancı Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Halil Berktay’ın görüşlerine yer veriliyor. Berktay, biri 1918’de İstanbul’un İngilizlerce işgali ertesinde, biri ise Turgut Özal döneminde olmak üzere arşivlerin iki kez “temizlendiğini” öne sürüyor.
Akdamar ayinine yoğun ilgi
Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından verilen izin ile ilki geçen yıl yapılan ayinin ikinci ise cep telefonun hoparlöründen verilen çan sesiyle saat 11.00 sıralarında başladı.Piskopos Sahak Masalayan tarafından yönetilen ve Türkiye Ermenileri Patrikliği Ruhani Meclisi Patrik Genel Vekili Başpiskopos Aram Ateşyan'ın da katıldığı ayin yaklaşık 3 saat sürdü.Daha sonra dışarıda kutsanmış ekmek dağıtımı yapılarak dualar edildi. Yapılan duaların ardından bu sene ikincisi yapılan ayin sona erdi.
İsrail ve Ermenistan
Fikret Ertan
Avivi'nin ziyaretinin arkasının da mutlaka geleceği de elbette bugünden söylenebilir. Üstelik Türkiye ile yaşadığı derin kriz sebebiyle İsrail'in Ermenistan ile ilişkilerde yeni adımlar atmasının mümkün olduğu da ileri sürülebilir. Nitekim Lieberman'ın Yediot Ahronot gazetesinde çıkan Türkiye'yi rahatsız etme planına göre İsrail Ermenilerle işbirliğini kolaylaştıracak adımlar atacak, Lieberman'ın kendisi de bu ay Washington'a yapacağı ziyarette Ermeni lobisi yetkilileri ile de bir araya gelecek, bunlara Kongre'de Türkiye karşıtı işbirliği yapma tekliflerinde bulunacak. Bunlar ne kadar olacak; bilmiyoruz; ama Türkiye'nin gelişmeye başlayan İsrail-Ermenistan ilişkilerini dikkatle izlemesi gerektiğini söylüyor, tedbirlerini şimdiden almaya başlamasına dikkat çekiyoruz.
Akdamar'da çanlar ikinci kez çalındı
Van Gölü'ndeki Akdamar Adası'nda bulunan ve 95 yıl aradan sonra ilk kez geçen yıl "Kutsal Haç Yortusu"nda ibadete açılan Akdamar Kilisesi'nde bu yıl ikinci ayin de gerçekleşti… Ayini yöneten Episkopos Sahag Maşalyan ayin sonrası teşekkür konuşması yaptı. Maşalyan barış ve kardeşlik mesajları verirken, "Buradan bir barış duası yapıyoruz. Bu güzel topraklar en çok bunu özlemiş olmalı" dedi.
ABD 11 Eylül saldırılarında ölenleri anıyor
Amerikalılar, yaklaşık 3 bin kişinin yaşamını yitirdiği 11 Eylül saldırılarının 10. yıl dönümünde ölenleri anmak için bir araya geliyor.
Azınlıkların bitmeyen çilesi
Abdullah Yavuz Altun
Azınlıkların mülkleri iade ediliyor. Devlet açısından bakıldığında, durum "hakkın iadesi" oluyor. Ancak tartışılsa da, azınlıklar açısından, iktidardan gelen ciddi bir "jest" bu. Neden böyle olduğunu anlamanın bir yolu Islahat Fermanı'ndan bu yana bu topraklarda yaşayan gayrimüslimlerin başlarından geçen hikâyeye bakmaktan geçiyor...
Ahtamar Bayraklarla Donatıldı
Akdamar Kilisesi'nde bu yıl ikincisi yapılacak ayin için Van'a gelen Ermeni Hıristiyanlar teknelerle adaya taşınmaya başlanırken, Akdamar adası ise Türk bayraklarıyla donatıldı… Ayin dolayısıyla Van Emniyet Müdürlüğü adada ve iskele çevresinde ise çok sayıda polis görevlendirdi. Emniyet Müdürlüğü bünyesinde hizmet veren dedektör köpekleri adada bomba ararken, İl Jandarma Komutanlığı'na ait sahil güvenlik timleri ise gölde otomatik silahlarla güvenlik önlemi aldı… Saat 11.00'da başlayacak ayini, Türkiye Ermenileri Patrikliği Ruhani Meclisi Patrik Genel Vekili Başpiskopos Aram Ateşyan yönetecek. Ayini ulusal ve yabancı medya kuruluşlarından yaklaşık 80 basın mensubu izleyecek. (Aktamar değil, Ahtamar ya da Ağtamar olmalı, Ahtamar kilisesi değil Ahtamar Surp Haç Ermeni Kilisesi- HYETERT)
Karabağ şiirlerim İran'da idam sebebi
Kübra Sönmezışık
İran Azerisi Habib, İran'ın Ermenistan'la yakın ilişkilerinden dolayı, Azeri kimliğiyle maruz kaldığı baskı ve aşağılamalara karşı çıktığı için İstanbul'a gelen gönüllü bir sürgün. İran'da konuşulması yasak olanları dillendirmek istiyor. Bunları orada söylemekse kolay değil: Cezası idam.
'Diasporayı değiştirecek tek şey kaldı'
Türkiye Ermenileri Patrikliği Genel Vekili Başepiskopos Aram Ateşyan, yarın Akdamar Kilisesi'nde gerçekleştirilecek ayinle ilgili, ''İnanıyorum ki, Surp Haç Kilisesi'nin ayine açılması vesilesiyle artık Ermeni toplumu, diaspora da buraya akın edecek ve akıllarındaki bazı düşünceler değişecek'' dedi.
Lieberman'dan Yedioth Ahronot'a yalanlama
İsrail Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman, dün İsrail'in Yedioth Ahronot gazetesinin İsrail Dışişleri Bakanlığı'nın Türkiye'ye karşı bazı planların hazırlığı içinde olduğu yolundaki haberini yalanladı… Ehud Yaari, ''Açıkça söyleyin, PKK terör örgütüne silah vs. sağlama gibi, yardım etme konusu konuşuldu mu?'' diyerek, sorusunu yineledi. Lieberman, soruya bu kez ''Hayır, kesinlikle konuşulmadı'' karşılığını verdi.
Kaydol: Kayıtlar (Atom) | 6e3dbf4b73c0 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Karabük Yemek Seti
Karabük Yemek Seti | Karabük Baskılı Yemek Setleri | Karabük Baskılı Ambalaj Ürünleri | Karabük Yemek Setleri | Karabük Lokantalara Özel Baskılı Yemek Takımı | Karabük Logolu Yemek Seti | Karabük Çatal-Bıçak Yemek Setleri | Karabük Yemek Seti Fiyatları
Lokanta, restoran vb. mekanların adreslere gönderdiği siparişlerde tercih edilen karabük yemek setleri pratik ve temiz kullanımı oldukça avantajlıdır. Üstelik içerisindeki ürünlerde dahil paket üzerinde de işletmenizin logo ve markası basılarak kendi reklamınızı yapmış olursunuz. Müşterilerimizin isteğine göre farklı ebatlarda bulunmaktadır. Üretimde flexo baskı yapılmaktadır. İhtiyacınıza göre karabük baskılı yemek seti siparişi vermek için bize ulaşın.
Örnekler:
Genellikle paket servis siparişlerinde kullanılan karabük yemek setleri içerisinde çatal, bıçak, tuz, peçete ve kürdan bulunmaktadır. İsteğinize göre karabük baskılı yemek seti siparişi verebilirsiniz veya paket içerisindeki ürünlerede karabük baskı yaptırabilirsiniz. Karabük paketli yemek seti tek kullanımlık olup temiz ve kaliteli bir hizmet anlayışı oluşturur. Lokantalara özel karabük baskılı yemek takımı üzerinde logoları, sloganları ve iletişim bilgileri bulunması sayesinde tanıtım vazifeside görmektedir. Karabük yemek seti fiyatları paket ve paket içindeki ürünlere göre farklılık göstermektedir. Karabük baskılı ambalaj ürünleri siparişi vermek için hemen bize ulaşın. 0850 302 15 80
Etiketler: Karabük baskılı yemek seti, karabük yemek setleri, karabük baskılı yemek seti fiyatları, karabük paketli yemek seti, karabük ambalajlı ürünler, karabük baskılı ürün fiyatları. | 863495ec22dc | [
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Eski İstanbul Plajlarının Öyküleri
DOSYA - ALINTI: Dört tarafı betonlarla çevrili İstanbul daha düne dek sayfiye yerleriyle meşhur, denizi, mevsimi ile yaşama keyfi veren bir şehirdi. Eski İstanbul’un plajlarından yetişmiş bir nesle gıpta ile bakıyoruz maalesef. Artık sadece fotoğraflarda kalan yazlık istanbul yaşantısı, eğer tatlı bir rüyaya dönüşmüşse bunun üzerinde de düşünmek gerekir.
Gezi Parkı'nda bir avuç kalmış yeşilin canına kıyılmaya çalışılırken, İstanbul'dan hoş bir esintiyi evinize getirelim istedik...
Önce Deniz Hamamları ve Deniz Banyosu vardı...
1867 yılında İstanbul’da irili ufaklı, 34’ü erkeklere, 28’i kadınlara ait 62 deniz hamamı bulunuyordu. Haziran ayı geldi mi birkaç kıyı üzerinde tınazlar gibi tahta yığılır, çoğu çürük çarık, rengi kararık; bazıları da bıçkından yeni çıkmış, sapsarı, mis gibi çam kokan kaplamalar... Denize kazıklar çakılır, kayıklarda çıplak çıplak adamlar habire keser sallardı. Bunlar bir mevsimlik salaşpur deniz hamamlarını hazırlardı.
Kadınlar hamamının çevresi, üstü sımsıkı örtülü; tahtaların budakları bile iyice tıkalı idi. Buranın biletçisi, eğri, büğrü, gacır, gucur esniyen iskelenin başındaki klübede bulunurdu. Giriş ücreti 60 para, loca 100 para, lüks localar 5 kuruştur. Hamamın bakıcıları hep Ermeni bayanlardandı. Bunların çoğunlukla belleri peştemallı idi.
(http://psychedelicnews.blogspot.com.tr/2006)
Kadıköy’ün ilk deniz hamamı, Moda Plajı’nın bulunduğu yerde Hayik adında birinin babası tarafından kurulmuştu. İleriki yıllarda hamam Hayik’in kardeşi Ardaş’a kaldı. Kadınlar ve erkekler olarak iki ayrı hamamdı. Kadınlar hamamının ilk müşterileri Hıristiyan ailelerin hanımları idi. Sonradan Müslüman ailelerin hanımları da gelmeye başlamışlardı. Kadınlar hamamının etrafında polisler ve bekçiler sandalla dolaşır, sarkıntılıkları önlerlerdi.
Moda Deniz Hamamı’nda mayoları kiraya veren Agop Ağa isimli iri yarı bir Ermeni vardı. Çok iyi yüzer, aynı zamanda cankurtaran olarak görev yapardı.
Moda Deniz Hamamı’ndan sonra Hayik’in kardeşi Aşot, Kalamış’ta ikinci bir deniz hamamı açmıştı. Burası da kadın ve erkeklerden oluşan iki bölümdü. İlkbaharda yapılan bu hamamlar sonbaharda sökülür, tahtaları gelecek yıl tekrar kullanılmak üzere istif edilirdi.
(Araştırmacı-yazar Dr. Müfid Ekdal’ın kaleminden Kadıköy’ün plajları-eski adıyla deniz hamamları)
Cumhuriyetle Birlikte Plajlar Hayatımıza Girdi...
20. yüzyılla birlikte deniz hamamlarının yerini plajlar almaya başladı. İstanbul’un ilk plajı Florya’da açıldı.
İstanbul’un farklı bölgelerinde halkın gereksinimlerini karşılamak için pek çok plaj açılmıştı. Henüz mayoyla denize girip, orada birkaç saat geçirme kültürü yaygın değilken, bu etkinliğe Deniz Banyosu adı veriliyordu. En büyüğü Florya Plajı olan, Büyükada Yörük Ali, Caddebostan, Moda, Fenerbahçe, Salacak, Tarabya plajları dolup taşıyordu.
(Alıntı/Kaynak: “Bir Semti Kendince Yazmak” Enver Aysever, Heyamola Yayınları, s.81-84)
Florya plajı
"Marmara'nın berrak mavi sularının yarattığı" iki kilometre uzunluğundaki 'müstesna Florya Plajı'; ince, doğal, açık renk kumu ve temiz deniziyle, şiddetli lodos fırtınası da olmayan bir İstanbul sahiliydi.
Florya, 20. Yüzyıl'ın başında, İstanbullularla deniz banyolarını tanıştıran bir semt olarak gündelik yaşam tarihimize girdi.
Willy Sperco'nun 'Yüzyılın Başında İstanbul' adlı kitabında, İstanbul'un ilk plajının tarihini anlattığı bir alıntı ile başlayalım yazıya:
"İstanbul’un eski Bizans surlarından on iki kilometre ötede Marmara Denizi'nin güzel bir koyunda, 1920 yılından beri Wrangel Ordusu'nun subaylarıyla Türkiye'ye sığınan Rus kadınlarının başarılı bir şekilde işlettikleri ince kumlu bir plaj uzanır. (...) Güzel Moskovalıların kendilerini gösterdikleri bu yerlere, 'Cuir de Russie'nin ('Rus Derisi' anlamına gelen bir parfüm adı) sarhoş eden kokusunun cazibesine kapılan Türk ve yabancı erkekler akın akın gelmeye başladılar. Az sonra buralarda açık hava koltuk meyhaneleri ile banyo kabinlerine benzer tahta yapılar belirmeye başladı."
1935 yılına dek, 'Solaryum Plajı' ve 'Haylayf Plajı' ile serinlemek isteyen İstanbulluların sıcak günlerde akınına uğrayan Florya, Atatürk için İstanbul Belediyesi tarafından yaptırılan 'Florya Cumhurbaşkanlığı Köşkü' ile, modern bir sahil beldesi olmaya başlamış.
Sonraki yıllarda da Florya, yaz günlerinde plajları, koruluk alanları ve Atatürk Ormanı ile tercih edilen bir sayfiye semti görünümünü sürdürmüş.
1950’li yıllarda en parlak dönemini yaşayan Florya Plajı'nın öyküsünü, İstanbul Belediyesi tarafından 1949 yılında basılan 'Cumhuriyet Devrinde İstanbul’ kitabından izleyelim bu kez:
"İki kilometre uzunluğunda bulunan plaj üzerinde, şimdiye kadar, Belediye'ce 600 metre uzunluğunda yeni kabinler ile modern bir gazino binası yaptırılmıştır."
Florya Plajı'nın günübirlik İstanbullu ziyaretçilerinin o günlerdeki sayısı, sizlere bugün için bile, abartılı gelebilir:
"1948 yılının yalnız Temmuz ayında, Sirkeci'den Florya'ya kesilen bilet sayısı 122.856'dır. Bu yekûna, ara istasyonlardan binenlerle otobüs, kamyon, otomobil ve araba yolcuları dahil değildir..."
(Popüler TARİH / Temmuz 2003 / Feza Kürkçüoğlu)
Ataköy Baruthane Plajı
16 Ağustos 1957 tarihli Hayat Mecmuası arka kapak konusu yaptığı bu plajlarla ilgili müjdeli bir haber veriyordu:
“Yaz başlangıcında İstanbul halkı denize girecek plaj bulamamak endişesinde iken, Bakırköy’de eski Baruthane sahasında tesis edilen modern plaj sitesi Florya’daki diğer tesisle beraber halkın imdadına yetişti. Şimdi İstanbulluların akın akın koştukları Baruthane Plajı’nın inşaası tasavvur olunan sitenin ilk kısmıdır. 250 metre uzunluğunda, 50 metre genişliğinde bir kum sahaya yapılan plaj 400 kabinesi ve 1250 kilitli dolabı ile her gün on bin şehirlinin denize girmesini temin etmektedir.”
Bu plajda dönemin büyük yıldızları Göksel Arsoy – Belgin Doruk’un fotoğrafları çekilmiş, Tarık akan’ın cankurtaran olarak burada çalıştığı da magazine bir not olarak akıllara kazınmıştır...
Ben Ataköy’de denize girenlerdenim. Elbet plaj devrine yetişemedim. Ancak Emlak Kredi Bankası bölgeyi uydu kent yaparken çalışanlarını da düşünmüş, Anadolu’da olanları İstanbul’la buluşturmak, İstanbul’da yaşayıp da tatil yapmaya gücü yetmeyenler için kentin içinde bir dinlence alanı yaratmak için, plajın olduğu yere çağdaş bir kamp alanı kurmuştu.
Ataköy’de yaşayanlar burayı bir tür yazlık olarak kullanırdı. Özellikle hafta sonları dolup taşardı kamp. İçinde oyun alanları, yemekhanesi, güneşlenmek için plajı, küçük diskosu vardı. Denize grime koşulları ortadan kalkınca, bir de havuz yapıldı.
80 öncesinde, altı-yedi yaşlarındayken uzun iskelesinden denize girdiğimizi anımsıyorum Ataköy Kampı’nın… Ördekli bir deniz simidim vardı. Çoluk çocuk aileler doldurmuştu sahili. Sığ bir denizdi. Sahili kumla kaplıydı. İstanbul içinde bir yerden denize girdiğim son yıllardı… Ne zaman sonra Beykoz açıklarından tekneyle denize girdiysem de, ayaklarımı sahile değdirdiğim bir başka örnek yok. Garip, annemlerin ballandırarak anlattığı Marmara’nın buz gibi sularını ben şöyle böyle anımsıyorum, çocuğum belki hiç bilmeyecek…
“Bir Semti Kendince Yazmak” Enver Aysever, Heyamola Yayınları, s.81-84
Büyükdere Plajı
Büyükdere’de gazinosu ile meşhur Beyazpark Plajı 1926 yılında Rasim Kayra tarafından kurulmuştur. Önce hanımlara ve beylere mahsus deniz hamamları halinde çalışırken, Atatürk’ün müdahalesiyle haremlik selamlık ayrımından kurtulmuş, plaj olma yolunda dev bir adım atmıştır. Plajın üç kademeli atlama kulesi de tarihimizde bir ilk örnek olarak yerini alır!
(Gramofon Çağı, Ivır zıvır Tarihi, Gökhan Akçura)
Büyükdere deyince akla Beyaz Park gelir. Bunu belirttikten sonra deriz ki Beyaz Park’ta yüzmeyen bir Büyükdere’li, Ben Büyükdereli’yim diyemez. Beyaz Park Plajı açıldığında yer yerinden oynadı. Nasıl olur da erkek-kadın aynı yerde yüzerler? Olur mu hiç? Tövbe tövbe diyenlere yanıtı Atatürk verdi. Büyükdere’ye Tahsin Uzel’e ziyarete gelen Atatürk’e Beyaz Parkı işleten Rasim Kayra tarafından durum anlatıldı. Atatürk “Kadın erkek ayrımı da ne oluyor? Burada doğru olan şey, aradaki mesafenin azlığı değil, deniz hamamına hala haremlik selamlık aranmasıdır” demiş ve böylece plajda kadın-erkek bir arada yüzmesinin de önü açılmıştır. Türkiye’nin en önemli plajlarından biri olan Beyaz Parkın diğer yanı da Gazino idi! Türkiye’nin en namlı ses sanatçılarının sahne aldığı Beyaz Park’ta tarihte kaldı. Yerinde şimdi Liseliler çay bahçesi var...Hatırlatalım Beyaz Park Plajının hemen yanında Büyükdere Denizcilik Yüzme İhtisas Kulübü’nün yüzme tesisleri vardı. Bu tesisler de Beyaz Park yıkıldıktan sonra ortadan kaldırılarak spora da ağır bir darbe vuruldu. Tesis olmayınca dernek de ortadan kalktı.
(Günboyu Sarıyer'de Dolaşmak, İbrahim Balcı, Sarıyer Times)
Tarabya Plajı
Şimdiki Tarabya Oteli’nin karşısında ise Tokatlıyan Konak Oteli’nin Konak Plajı bulunmakta. 4-5 kişilik 85 kabinesi, 500 kişilik gardrobu bulunmakta. Pazar günleri plaja gelenlerin sayısı ise 1500’ü buluyor. Özellikle sanatçıların rağbet ettiği bir plaj olarak ünlü.
(Gramofon Çağı, Ivır zıvır Tarihi, Gökhan Akçura)
Moda Plajı
Moda İskelesi’nin sol tarafındaki koyun kıyı şeridi ve gerisinde kalan setin üstü Franckenstein adında Avusturyalı bir aileye aitti. Küçük Moda denilen geniş, ağaçlı ve son derece güzel bir manzarası olan bu arazi, Sultan Aziz dönemi sarraflarından Lorando’ya hibe edilmişti. Lorando, İtalyan asıllı Fransız uyruklu bir Levantendi. Zamanla araya giren evliliklerle Lorando adı kaybolmuş, Avusturya uyruklu Franckenstein’ler Lorando’nun mülkü olan Küçük Moda’nın ve saray yavrusu Lorando konağının varisi olmuşlardı. Bu arada Moda İskelesi’nin sol tarafındaki sahil de bu ailenin mal varlığına katıldı.
Bir zamanlar Moda’da oldukça fazla olan İngilizler, Lafontaine’ler ve diğer Levantenler çok temiz denizi ve kumu olan bu küçük koyda bütün yaz mevsimi denize girerler, sandallarını bağlarlardı.
1923 yılının başında kaptan ihsan Akdağ ve ortağı Moda Koyu’nda deniz hamamı ve sonradan “Moda Plajı” ismini alacak olan tesisi kurmak için müracaat ettikleri zaman, plajın sahibi Mari Frankcenstein’dı. Daha sonraki yıllarda Mari Frankcenstein bir trafik kazasında öldü ve İstanbul 9. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 948/210 sayılı kararı ile plajın 72 hissedarı olduğu anlaşıldı.
İhsan Kaptan, Moda Plajı’nı işletirken plajın hissedarları arasında dava sürüp gidiyordu. Plajın erkek tarafına atlama kulesi yapılmış, hanımlar için etrafı kapalı bir deniz hamamı kurulmuştu Yıllar ilerledikçe bu tesis çok verimli bir hale geldi.
Su sporlarını öğreten hocalar, gençlere ders veriyor, bugün olimpiyatlarda görülen yüzme şekilleri Moda Plajı’nda daha o yıllarda uygulanıyordu. Genç kız ve erkeklerden oluşan kulüp üyeleri gece-gündüz nezih bir arkadaşlık çerçevesi içinde spor ve eğlence faaliyetlerini sürdürüyorlardı.
1937 yılında ilk defa Macarlarla Türkler arasında yüzme müsabakaları kalabalık bir seyirci kitlesi önünde bu plajda yapıldı. İbrahim Sulu isimli bir genç, bu müsabakalarda şampiyon oldu ve Atatürk kendisine ödül verdi.
Plajın hareketli görüntüsü Moda Koyu’na bir canlılık getirmiş, her yaz askeri ve sivil gemilerin iştiraki ile kabotaj bayramı düzenlenmeye başlanmıştı. Çeşit çeşit kayıkların iştirak ettiği yarışlar, renk renk yelkenli kotralar, o yıllara göre çok süratli deniz motorları, Kalamış ve Moda’da heyecanlı günler yaşatır, çevre halkı bu eğlenceleri görmek için iskeleleri, kıyıları doldururdu.
1950 yılında Almanya’dan “Su Perileri” isimli bir yüzme grubu Moda Plajı’na davet edildi. Bütün plaj reflektörlerle aydınlatıldı, süslendi, seyrine doyulmaz gösteriler yapıldı.
Plajın kabinlerini Marika temizler, arap Burhan bekçiliğini yapar, yandaki kayıkhaneyi Kadir Efendi işletir, setin üstündeki plajı ve Moda Koyu’na bakan Bomonti gazinosunu Pandeli yönetirdi.
Her şeyi zevkli, uyumlu ve neşeli günlerin birinde Küçük Moda’daki Frankcenstein’lerin Lorando’lardan kalan muhteşem malikâneleri tutuştu, içinde bulunan av malzemelerinin patlamasıyla etrafta korku ve heyecan yarattı. Bina temellerine kadar yandı, enkaz uzun müddet olduğu gibi kaldı. Daha sonra oturulabilecek kadar tamir edildi ise de büyük bir varlık döneminin ürünü olan Lorando Malikânesi’ni yeniden eski haline getirmek hiçbir zaman mümkün olamadı. Önceden de söylendiği gibi bu mirasın 72 hissedarı vardı.
Plajın yüzme hocası Hakkı isimli bir gençti. Hocalıkta ve yüzmedeki ustalığı, Allah vergisi acı kuvveti ile öğrenciler arasında hem hayranlık hem de saygınlık uyandırmış, kısa zamanda plajın ‘Hakkı Ağabeyi” olmuştu. Öğrenciler arasında uzun boylu, atletik yapılı, yüzme sporunda gelecek vaad eden Mekin adında bir genç de vardı. Zamanla Mekin, gittikçe zayıflamaya, rengi solmaya, enerjisi tükenmeye başladı. Çok geçmeden hırpanî bir kılığa bürünerek okulu da sporu da bıraktı. İnanılmaz bir perişanlık ve sefalet içinde ölüverdi. Ölüm sebebinin anlaşılması pek çabuk oldu. Hakkı Ağabey gençleri önce uyuşturucuya alıştırıyor, sonra onlara yüksek fiyatla mal satarak büyük paralar kazanıyordu.
Polis, Hakkı’nın peşine düştü, bir yerde kıstırıldı. O da üzerindeki uyuşturucuyu olduğu gibi yuttu. Koma halinde hastahaneye kaldırıldıysa da aynı gün öldü.
Bu olumsuz olay sporcular üzerinde çok kötü bir etki yaptı. Hakkı’nın uyuşturucuya alıştırmakta olduğu gençler birer ikişer plajdan ayrıldı.
İhsan Akdağ, 1 Kasım 1975’de vefat etti. Oğlu Fahiman aynı heves ve inançla plajı işletti. Belediye, Moda sahilini doldurup yol geçirme projesinin uygulayıncaya kadar, yaz aylarında Kadıköy’ün en hareketli ve eğlenceli yeri Moda Plajı’ydı. Bu projenin uygulanmasıyla Moda Plajı gibi güzelim koy da yok olup gitti.
(Araştırmacı-yazar Dr. Müfid Ekdal’ın kaleminden Kadıköy’ün plajları-eski adıyla deniz hamamları...)
Fenerbahçe Plajı
Fenerbahçe’de Pyramid (Artık yok, yıkıldı, yerinde Kadıköy Belediyesi Khalkedon Fenerbahçe Restoranı var) kompleksinin bulunduğu koyda Fenerbahçe Plajı açılmıştı.
Kapıların altları açık bir sıra kabinlerden meydana gelen plajın ortasında bir de gazino vardı. Gazinonun önünden denize uzanan tahta iskeleye kayıklar ve küçük motorlar yanaşırdı.
Fenerbahçe Plajı ilk defa altmış yıl kadar önce açılmıştı. Kadın ve erkek deniz hamamı olarak küçük etrafı hasırlarla çevrili, sonbaharda sökülüp, ilkbaharda yeniden kurulan bu tahta hamamların sahipleri Zühtü Paşa ve Burhan Bey’lerdi. Bu Zühtü Paşa’nın, Zühtü Paşa Camii’nin sahibi ve Maarif ve Bayındırlık Nazırlığı yapmış olan Osmanlı devri paşası Zühtü Paşa ile alakası yoktur. Plajın sahibi Zühtü Paşa, Kızıltoprak Depo durağındaki evde oturan, şişman, oldukça iri yarı bir zattı. Burhan Bey de Zühtü Paşa Camii’nin karşısında yolun çatallaştığı yerin üzerinde ahşap, biraz harap binada yaşardı. Bu iki zat Fenerbahçe Plajı’nın kurucusu olmuşlar, gittikçe gelişen plajı halka açık hale getirmişlerdi.
Bir efsaneye göre bir zamanlar Fenerbahçe’de sarayı olan Bizans İmparatrou Justinyanus’ün eşi Theodora da bu plajın bulunduğu yerden denize girermiş.
Fenerbahçe Plajı ilk yıllarında rağbet görmemişti. Gerek Zühtü Paşa gerekse Burhan Bey civarda yaşayan gençleri bedava plaja girmeye teşvik eder, bu suretle bir hareket yaratmaya çalışırlardı.
Kısa süre sonra plaja rağbet öyle arttı ki bazı günler, özellikle Pazar günleri yer bulunamaz oldu ve bu durum yıllarca sürdü, tâ ki, Pyramid komplesi yapılıp, plaj yıkılıncaya kadar...
(Araştırmacı-yazar Dr. Müfid Ekdal’ın kaleminden Kadıköy’ün plajları-eski adıyla deniz hamamları...)
Caddebostan Plajı
Ragıp Sarıca Paşa Konağı’na bitişik, içinde incir ağaçları olan plajı, Reşit Bey işletirdi.
Arkası yola dayalı, kabinlerden başka, iki katlı uzunlamasına yapılmış binalar yazdan yaza kiraya verilir, İstanbul ve Ankara’dan gelen müşteriler bütün mevsim ailece kalırlardı.
Plajın restoranı olduğu için yemek sorunu da halledilmişti. Günün kalabalığı dağılıp, akşam olunca pansiyonlarda kalan müşteriler grup grup otururlar, geçe saatlere kadar eğlenirlerdi. Tiyatro ve ses sanatçılarının, müzisyenlerin kaldığı bu plajın geceleri bir başka olurdu.
Piyanist Fevzi Aslangil hemen hemen her yıl ailesiyle gelir, en uçtaki iki odayı kiralar, bütün yazı geçirirdi. Selahattin Pınar onu yalnız bırakmaz, Çiftehavuzlar’daki evinden her gece gelir, Aslangil’in türlü muziplikliklerine yarı kızıpı yarı gülerek katlanırdı.
Plajın sahibi Reşit Bey, hafifçe öne eğik bir vücut yapısına sahip, sessiz, terbiyeli, daima siyah elbise giyip, kravatsız dolaşmayan bir İstanbul efendisiydi. Çok kere kışları bile plajın içindeki evinde kalırdı. Kız kardeşi Naciye Hanım kapıda bilet keser, hemen bütün müşterileri tanırdı.
Sıcak yaz günlerinde plajı dolduran kadın, erkek ve çocukların sesleri akşam güneşi batarken kaybolur, yerini bitişikteki Caddebostan Gazinosu’ndan gelen müzik sesi doldururdu. Plajın içi geniş bir aile topluluğunu hatırlatır, herkes birbirini tanır, aileler arasında yemek ikramları yapılırdı.
Mevsimin ilerleyen günlerinde Naciye Hanım devamlı kapıya gelecek olan üzümcüyü gözler, ”Üzüm küfesi görülünce plaj mevsimi biter!” derdi.
Caddebostan Plajı her yıl daha gelişerek yeni odalar, kabinler ilave edilmiş, plaj müşterileri arasında dostluklar, arkadaşlıklar kurulduğu gibi ailelerin dağılmasına sebep olan aşkların doğmasına da sahne olmuştu.
Bütün bu hızlı plaj yaşantısı Reşit Bey’in zamansız ölümüne kadar sürdü.
Reşit Bey’den sonra Naciye Hanım birkaç yıl daha kuruluşu sürdürdü ise de artık yorulmuştu. Geceli gündüzlü yüzlerce insanın bulunduğu bir müesseseyi idare etmek tek başına bir kadının başa çıkabileceği durum değildi ve plaj kiraya verildi.
Fakat eski havası kaybolmuş, müşteriler değişmişti. Günün birinde yol genişletildi. Bitişikteki Caddebostan Gazinosu’nun çam ağaçlarıyla dolu bahçesi yok edildi. Plaja ait bütün binalar yıkıldı.
Böylece Reşit Bey’in plajından en küçük bir iz bile kalmadı.
(Araştırmacı-yazar Dr. Müfid Ekdal’ın kaleminden Kadıköy’ün plajları-eski adıyla deniz hamamları...)
Caddebostanı’nın öyküsünü ise Refik Halit Karay aktarır. Aziz devrinde buranın adı, “Cadıbostanı”dır. “Bostan ta denize kadar iğde, hünnap, incir ağaçlarıyla uzanmaktadır; yani bugünkü plajın ve Ragıp Paşa köşkünün olduğu yere kadar…” Hamit devrinde ise, artık semtin adı “Caddebostanı” olmuştur…
Bostanın denize inen kısmı çoktan uydurma bir plaj haline getirilmiştir. Cadıbostanı o derece değişmiştir ki, ismin başındaki “Cadı” sabahlara kadar yollarda dolaşan yarı çıplak karaltı ve kafilelerden dolayı adeta “Cin”e tahavül etmiştir; “Cin bostanı” ele avuca sığmaz, denize dalar, ağaca fırlar, bisikletten kayığa, kayıktan kotraya atlar, pür hareket mahluklar ülkesidir”
1940’lı yıllarda bir yarımadaymışçasına içeri dolan denizin bir yanı Marmara Yat Kulübü, öte yanı ise, çamlık bir dil olarak uzanan Caddebostan Gazinosu. Önü adalara kadar açık. Tam bir aile plajı burası.
(Gramofon Çağı, Ivır zıvır Tarihi, Gökhan Akçura)
Suadiye Plajı
1929 yılının yaz akşamlarında deniz kenarından Suadiye tren istasyonuna doğru bir insan selinin tarlalar arasından ağır adımlarla geldiği görülür, küçük istasyon binasının peronu dolar taşardı.
O yıl Suadiye Plajı açılmış, denizi, gazinosu, oteli, cazı, lokantası ile Kadıköy’ün olduğu kadar, İstanbul’un hayatına da değişik ve kaliteli bir yaşam tarzı getirmişti.
Suadiye tren istasyonundan denize kadar olan ve bugün apartmanlarla dolmuş bulunan arazi, boş tarlalardan oluşur, demiryolundan bütün deniz görünürdü.
Kadıköy’le Suadiye arasındaki incecik yola yol demek mümkün değildi. Ulaşım sadece trenle yapılır, plajdan çıkan ve güneşten yanmış halk uzun bir şerit halinde istasyonunun yolunu tutardı.
Plajın sahibi olan Aydınlı, sağlam yapılı Mustafa Güler Bey, jandarma binbaşılığından emekli olmuş, ticari hayata atılmış, ticaret için gittiği Bakü’de evlenmiş, Suadiye’de seksen dönümlük bir araziyi Mediha Öztoprak Hanım’dan satın alarak büyük bir tesisin yapımına başlamıştı.
Plaj olarak seçilen kıyı ve denizin içi çok kayalıktı, işçiler günlerce büyük kayaları parçaladı, sahile kamyonlarla kum getirildi. Sosyal tesisler tamamlandı ve 1929 yılında plaj halka açıldı. Bundan sonra her yıl biraz daha gelişerek çalışan Suadiye Plajı ve tesisleri büyük bir isim oldu ve bu yüzden civar arsalar çok kıymetlendi.
Bu arada Mustafa Bey’in Belçika’da öğrenimde bulunan oğlu Murat Güler, Manş denizini geçen ilk Türk yüzücü olmuş, bizim kuşak Suadiye Plajı’nın ihtişamı ile sporcu Murat’ı bir bütün olarak tanımıştı.
Mustafa Güler Bey, 1952 yılında vefat etti. Murat Güler işbaşına geçti; fakat olmadı, iş yürümedi. 1962 yılında otel de plaj da satıldı.
Plajın bulunduğu yerden sahil yolu geçti. Otelin ismi Princess’e dönüştü ve böylece bir dönemin pek revaçta olan Suadiye Plajı, tarihe karıştı.
(Araştırmacı-yazar Dr. Müfid Ekdal’ın kaleminden Kadıköy’ün plajları-eski adıyla deniz hamamları...)
Suadiye Plajı bir dönemin en muteber plajlarından. Trenle, tramvayla ya da otobüsle gitmek mümkün. Ama hepsi hıncahınç dolu, aynı plajdaki gibi, kolay adım atmak mümkün değil. Plaja giden yol, iki tarafı ağaçlı güzel bir asfalt… Lakin daha kumsala varmadan, ortaya dikilen direkten canhıraş bir ses, hoparlörden etrafa yayılıyor. Antre, yani giriş, 1940’lı yıllarda 35 kuruş. O zaman için bayağı pahalı! En önemli özelliği ise denize merdivenle inilmesi. 1950’den sonra yapılan 66 odalı otel, Suadiye’yi daha da çekici hale getirdi. Bu sayede İstanbul dışından da plaja gelmek olanağı ortaya çıktı.
(Gramofon Çağı, Ivır zıvır Tarihi, Gökhan Akçura)
Maltepe Süreyyapaşa Plajı
Süreyya Plajı’nın öyküsü ise 1939 yılında başlar. Kadıköy’e yaptığı hizmetlerle tanınan Süreyya Paşa’ya, Kartal Kaymakamı ve Maltepe Reisi’nden bir rica gelir. Paşa’nın Maltepe’ye bağlı Küçükyalı mevkiinde deniz kenarındaki bostan yerine bir plaj kurması istenmektedir. Süreyya Paşa teşebbüslükleri ve reislikleriyle meşhur. Kadıköy’ün en şık sineması onun adını taşıyor. Yine onun kurduğu Süreyya Opereti, yıllarca gözlere ve kulaklara deva olmuş. Balat’ta bir mensucat fabrikası açarak sanayimize katkıda bulunmuş. Maltepe’deki bostanı da kırk yıl önce satın almış. Yılda yüz lira gelir getirmekte, beş on lira da vergi ödenmektedir. Paşa, diğer yatırımlarına maliyece çıkarılan zorluklardan gözü yılmış vaziyette. Ama gönlü heveskar olduğu için plaj projesine, hayır diyemez.
Bostanın plaja dönüştürülmesi için inşaat 20 Haziran 1939 tarihinde başlar. Yapı çalışmaları savaş yıllarına rastladığı için pek uzun sürer, tam yedi yıl! Resmi açılış tarihi 8 Haziran 1946,2dır. Bir sonraki sezon ise plaj, Fenerbahçe’de daha önce ün kazanmış Belvü tesislerinin yöneticiliğine teslim edilir. Karaköy’den direkt motor, Kadıköy’den de otobüs seferleri yapılarak, dönem için çok uzak sayılan Maltepe’de olmanın dezavantajı giderilmeye çalışılır.
Süreyya Plajı’nın simgesi, şimdi sahile yol yapıldığı için içeride kalan ve heykeli kayıp olan “Bakireler Mabedi”ydi. Süreyya Paşa anılarında bunun öyküsünü şöyle anlatır: “Eski Yunan tarihinde, bir Bakireler Mabedi (Temple de Vierges) ve bu mabedi ziyaret ve tavaf eden genç ve gelinlik kızların çabuk koca buldukları efsanesi mevcut olduğu cümlece malumdur. Elyevm Avrupa parklarında ve sular kenarında ve sinema filmlerinde tesadüf edilmekte olan mabedin şekli hoşumuza gittiği cihetle, biz de sahilden elli-atmış metre uzakta ve deniz altında mevcut üç, dört büyük kaya parçası üzerinde plajımızın sembolü olmak üzere bu mabed şeklinde altı direk ve bir kubbeden bir deniz mabedi inşa ettik, plajımızı süsledik.”
(Gramofon Çağı, Ivır zıvır Tarihi, Gökhan Akçura)
20 yıl içinde önce deniz kirletildi, sonra denizin ortasındaki kayalık adacıkta Kubbeli estetik yapıda Bakireler Tapınağı (Bakireler mabedi) bulunan bronz Venüs heykeli dolgunun altında kaldı, sonra otoyol, yol yapmak için sahil dolduruldu otel ve plaj tesisleri yıkıldı. Bugün bu kubbeli yapı; Migros' un otoparkının ortasında duruyor.
Tabi plajda yüzen insanları tasvir eden kabartmalı pano duvarlarına sahip plaj tesisleri yıkılarak yerlerini estetik yoksunu market yapılarına bıraktı.Bu panolar Süreyya Plajının Tren İstasyonuna bakan cephesini süslüyordu. Yıkım tarihinin 1992 olduğunu bazı kayıtlardan anlıyoruz. Trenle geçerken hep izlerdik bu naiv güzel duvar resimlerini. Birileri de herhalde çok rahatsız oldu. Plaj kapandıktan sonra bu panolar uzun süre yerlerinde duruyordu. Sonra yıkılarak, un ufak edilerek molozları bile ortadan kaldırıldı.
(Erkmen Senan.blogspot.com.te)
Salacak Plajı
Üsküdar’ın içindeki tek plaj Salacak Parkı Aile Gazinosu’nun bulunduğu yarın tam altında, Kızkulesi’nin tam karşısındaydı. Şimdiki “Kızkulesi Villaları’nın önüydü. Tahtadan,salaş soyunma kabinleri vardı. Plajın kumu, taşıma kumdu. Kabinlerle kumun bulunduğu betondan alan arasında bulunan toprak yoldaki ağaçlar güneşe fazla maruz kalmış olanlara nisbi bir gölgelik sağlardı. Üsküdar ile Beykoz’un tam hududundaki Küçüksu Plajı da Üsküdarlıların bir bölümünün müdavimi olduğu ve Salacak Plajı’ndan hem daha büyük ve hem de daha tertipli bir plajdı...
Salacak Plajı’nın iki ucunda da denize doğru betondan iki uzantı vardı. Sağdaki uzantının ucu deniz seviyesinden yaklaşık 1,5 metre, soldakinin ki ise yaklaşık 50 cm yukarıdaydı. Sağdakinden denize ya balıklama atlayarak ya da ters parende atarak girerdik...
Plaj her yıl haziran ayında açılır ve eylül ayının sonunda da kapanırdı. Plaja Salacak Parkı Aile Gazinosu’nun içinden geçip yaklaşık 80 basamaklık bir merdivenle inilirdi...
(Hasretini Çektiğim Üsküdar, Ahmet Yüksel Özemre)
Küçüksu Plajı
Küçüksu Plajı o civardaki en muteber denize girme bölgelerinden biridir. Gazinosuna tiyatrolar şehir içi turnelerinde mutlaka uğrarlar...
Küçüksu Plajı yaklaşık 1940'lı yıllarda Aleksandır adındaki beyaz Rus tarafından, gayet düzenli bir planlama ile, kabinleri, duş sistemi, gazinosu, barfiks ve traplenl ile birlikte inşa edilerek toplum hizmetine sunuldu. Plajın Küçüksu deresine yakın olan kısmında yüzme bilmeyenler için adam boyunu geçmeyen sığlık yeri vardı.Tramplene doğru devam eden kıyı boyu ise rıhtımdı.
Küçüksu plajı Anadoluhisarı, Kanlıca ve Kandilli halkı ile birlikte Boğaz'ın Üsküdar ve Beşiktaş'tan itibaren Kavaklara kadar civar semt halklarını da kucaklayan ve tıpkı bir tiryaki gibi müdavimi olunan sosyal bir tesis işlevini görmüştür. Yaz sezonları boyunca herkezin herkezi tanıdığı, kaynaştığı ve mutluluklarla dolu ortak bir yaşamın müştereken paylaşıldığı mekandır Küçüksu Plajı.
Öğle yemeği zamanı geldiğinde civar semtlerden gelenler beraberlerinde getirdikleri piknik sofralarını açarlarken semtin yerli halkı ise plajdan çıktıklarında kızgın güneşin altında, mısır yemek, çingenelere fal baktırmak gibi eğlenceli bahanelerle ağaç gölgeliklerinde molalar vererek evlerine dönerlerdi.
Yaz gecelerinin en renkli yaşandığı mekanlardan biri de Küçüksu Plajı'nın gazinosudur. Akşam yemeklerinden sonra, Hisar, kanlıca ve Kandilli halkı için Küçüksu Plaj Gazinosu'nda buluşulması ortak yaşamın bir geleneği haline gelmişti. Plaj yönetimi programlarında kaliteli müzik topluluklarına yer vermekte titiz davranırdı. Mehtaplı yaz gecelerinin sessizliğinde orkestranın kalitesi ve ses yeteneklerinin güzelliği, karşı sahillerden duyulur ve sandalları ile Arnavutköy'lerden, Bebek'lerden Plaj gazinosuna müşteriler gelir, gecenin geç saatlerine kadar danslar ve çeşitli eğlenceler yaşanırdı.
Anadoluhisarı İdman Yurdunun yazlık baloları da bu mekanda yapılırdı. Bilhassa düzenlenen Sandal süsleme yarışmaları yaz gecelerine ayrıca renk katardı. Balıkçı, bahriyeli, korsan gibi tiplemelerin canlandırılıp dekore edildiği sandallar numara sırasına göre teker teker Plaj gazinosunun önündeki rıhtıma yakın mesafede sıra ile geçiş yaparlar ve gazino halkı tarafından ayrı ayrı alkışlanırlardı. Aynı zamanda yarışmaya katılan her sandal jüri işlevini gören gazino halkı tarafından derecesine göre ödüllendirilirlerdi. Semt halkı arasından ön plana çıkmış tuluat sanatının Allah vergisi doğal yetenekleri tarafından geceye renk katılmakta idi. Ayrıca plaj gazinosu Türk Sanat Musikisi topluluklarının rağbet yeri haline gelmişti. Bazen musiki zevkinin doyumsuz etkisi altında kalan semt halkının evlerine gitmeyip Küçüksu Plaj Gazinosunda sabahladıkları geceler dahi olmuştur. Şafak sökerken doğanın dinlendirici sükunetinden etkilenerek cebinden neyini çıkartıp üflemeye başlayan üstat Süleyman Erguner'in dağlarda yankılanan musiki ziyafetinin sesi halen dahi o günleri yaşayanların kulaklarında çınlamaktadır.
1975 /1976 yıllarına doğru Hekimbaşı yolu üzerinde yoğunlaşan çarpık yapılanmadan kaynaklanan atık suların giderek Küçüksu Deresini kirletmeye başlaması, Küçüksu plajını olumsuz etkilemiş ve bu sebeple plaja rağbet gözle görülür bir şekilde azalmaya başlamıştı. Nihayet aynı yıllar esnasında plaj kabinleri de yıkılmak suretiyle halkın yaşam alanı anlamsız bir arsa durumuna dönüştü.
(http://www.ahisar.com/kucuksu-belgeseli/kucuksu-plaji-ve-plaj-gazinosu)
Adalar Plajları
Adalardaki en ünlü plaj (orjinal adı) Yorgoli olan, Yörükali Plajı’dır. Değirmen Plajı’ndaki eski fabrika yıkılmış, yerini özel plajlar almıştır. Aya Yorgi’deki eski çöplük ise halk plajı olarak yeniden tedavüle girmiştir.
Fotoğraflar pinterest.com adresinden 'İstanbul Plajları' bölümünden alıntılanmıştır.(Oğuz Topoğlu,Kasımpati Adali,İstanLOOK, vb)
Ayrıca Suna ve İnan Kıraç Vakfı Fotoğraf Koleksiyonu'na ait fotoğraflar bulunmaktadır. | 6b65b8f4865a | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Ziyaret Saatleri
Hastanemizde yatan hastalara yönelik ziyaret saati uygulaması bulunmaktadır.Tüm servisler için haftanın her günü 13.00-14.00 ve 19.00-20.00 arasındadır.
Yoğun Bakım hastaları aşağıda belirtilen saat aralığında ziyaret edebilir.
Bölüm Ziyaret Saati
Cerrahi Bilimler Yoğun Bakım 13.00
Dahili Bilimler Yoğun 13.00
Çocuk Yoğun Bakım 13.00
Reanimasyon 11.00-12.00 Bilgi alma saati
Kvc 10.00-13.00 Bilgi verme saati
Reanimasyon yoğun bakım ünitesinde Pazartesi, Çarşamba ve Cuma günleri kamera ile Doktor eşleğinde bilgi alınır.
Ziyaretçilerin Dikkatine
- Hastalarınızın sizin için ne kadar önemli olduğunun farkındayız. Ancak tüm hastalarımızın iyiliği açısından sizden aşağıdaki kurallara saygı göstermenizi istemekteyiz.
- Bir hastayı aynı anda ikiden fazla kişinin ziyaret etmemesini ve ziyaretlerin mümkün olduğunca kısa tutulmasını rica ediyoruz.
- Mersin üniversitesi hastanesi yönetimi kapalı alanlarda hastalarına, tüm personeline sigara içilmesini kanun gereği yasaklayan bir kurumdur, bu kurala ziyaretçilerimizin de uyması, uymayanları uyarması gerekmektedir.
- Doktorunuzun, hemşirenin bilgisi dışında ziyaretçilerimizin yemek getirmeleri yasaktır.
- Ziyaret saatleri haricinde, acil durumlarda servis sorumlu hemşireleri ile görüşülerek servisin uygun olması ve izin verilmesi durumunda, ziyaretçilerin servise çıkışları sağlanır. Bunun dışında ilgili personele ısrar edilmemelidir.
- Hasta sağlığı açısından hastanemize canlı çiçek getirilmesi yasaktır.Tüm Serviste yatan hasta refakatçi hasta yemek hizmetinden yararlanabilir. | a3bc4499643c | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Şeflik ve Memurluk Sınavı Ek Atama Talebimizi Yeniledik!
Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yapılan MEB Personeli Görevde Yükselme Sınavı (Memurluk/Şeflik) sonucunda 70 puan alan ve başaralı olana adayların ilan edilen boş kadrolar dikkate alınarak yapılmıştı.
Ancak; ilan edilen boş kadrolar "Tercih Nedeniyle", "Göreve Başlamama Nedeniyle", "Engelli Personellerin 1 defaya mahsus yer değiştirmelerine olanak sağlanması nedeniyle" ve "Eş/ Sağlık Özrü nedeniyle" doldurulamamıştır.
MEB Görevde Yükselme Sınav Sonrasında Boş kalan kadroların doldurulması için "EK ATAMA" yapılması ve 70 puan ve üzeri alan eğitim çalışanlarının "EK ATAMA" yöntemiyle atamalarının sağlanması için TEÇ-SEN olarak gerek resmi yazılarımızla ve gerek yaptığımız görüşmelerde sorunun çözümü için OLUMLU yönde adımların atılmasını sağlamıştık.
Fakat tüm bu süreç devam ederken 15 Temmuz 2016 tarihinde ülkemize ve milletimize karşı FETÖ (PDY) Terör örgütü tarafından silahlı işgal girişimi yapılmış, Halkımızın ve Milletimizin asil duruşu ve direnişiyle birlikte püskürtülerek def edilmiştir.
Ülkemizin yaşadığı bu hazin olay sonrasında normalleşme yolunda hızlı adımlar atılmış ve ülkemiz huzura kavuşmuştur.
Normalleşme sürecinin başlaması ve ülkemizin huzura kavuşması nedeniyle daha önceden de talebimiz olan MEB Görevde Yükselme sınavını (Şeflik/ Memurluk) kazanan eğitim çalışanlarının boş kalan kadrolara atanmalarının sağlanması için "EK ATAMA" Teklifimizi güncelleyerek tekrar resmi yazımızla Milli Eğitim Bakanlığına gönderilmiştir.
Ayrıca; Konuyla ilgili Milli Eğitim Bakanlığı yetkilileriyle de görüşmeler yaparak "EK ATAMA" sisteminin Milli Eğitim Bakanlığının kurum kültürü haline getirilmesi sağlanacaktır.
TEÇ-SEN GENEL MERKEZİ | 2231ef23e5f0 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Koç Burcu (21 Mart - 19 Nisan)
Zodyak’ın ilk burcu Koç’tur. Enerjik ve hareketli yapıları ile dikkat çekerler. Egoları çok gelişmiştir. Hatalarını kabul etmezler ve bencil davranışlar sergilerler. Koç burçları çok pratiktirler. Hayatlarına canlılıklarıyla ve girişimcilikleriyle yön verirler. İlgilendikleri konularda oldukça yaratıcıdırlar. Başka insanların girmekten çekineceği projelere imza atmaktan hoşlanırlar.
Yaptıkları işlerde sürekli kendilerini kanıtlamak isterler. Bir işe başlarken eğer ayrıntılı plan yaptılarsa, güçlü ve hareketli yapıları sayesinde çok üretken olabilirler. Dik başlılıkları, bencillikleri ve asi tavırlarından dolayı zor duruma düşebilirler ve böyle zamanlarda başladıkları işleri sonuçlandırmakta güçlük çekerler. Çoğu zaman da sonuçlandırmadan bırakırlar. Sürekli kendilerini ön plana çıkartmak isterler. Bu sebeple olayları abartarak yada değiştirerek anlatırlar. Lider ve otoriterlerdir.
Başkaları üzerinde otorite kurmaktan hoşlanırlar. Özgürlüklerine çok düşkündürler. Aşırı kıskançtırlar. Sürekli hareketli olduklarından boş zamanlarını sosyal aktivitelere katılarak ve spor yaparak değerlendirirler. Bu sayede atletik ve alımlı vücuda sahiptirler.
Boğa Burcu (20 Nisan - 20 Mayıs)
Boğa’lar maddiyata çok önem verirler. “Sahip olma” onların yaşam felsefesidir. İşlerine düşkündürler ve çok sabırlıdırlar. Başladıkları işleri disiplinli, metanetli ve sabırlı olmalarından dolayı sonuna kadar devam ettirirler. Fakat risk almaktan pek hoşlanmazlar, kendilerini emniyette hissetmek isterler. Güvenilir ve merhametlidirler.
İnsanlara yardım etmekten hoşlanırlar. Kararlı, güvenilir ve sıcakkanlı olduklarından çevreleri tarafından aranan insanlardır. Somut konulara karşı ilgililerdir. Bu sayede de ruhsal olarak doyuma ulaşmışlardır. Rahatlıklarına düşkün olan Boğa’lar, lüksten ve konfordan keyif alır. Para, düşledikleri rahata ulaşmak için sadece bir araçtır.
Dikkatli olmalarından dolayı çok fazla hata yapmazlar ve fırsatları değerlendirmekte ustadırlar. Diğer burçlara oranla daha az hareketli olan Boğa’lar kilo almaya eğilimlidirler. Beslenmelerine dikkat etmedikleri takdirde kalın bir vücuda sahip olurlar.
İkizler Burcu (21 Mayıs - 21 Haziran)
İkizler insanları hızlı düşünüp hızlı hareket ederler. Tez canlıdırlar. Aynı an da birden fazla işle uğraşabilirler. Her işe kolaylıkla uyum sağlarlar. Fakat sürekli fikir değiştirirler. Bu sebeple değişik karakterli olmaları ile tanınırlar. İkizler insanlarını anlamak zordur; çok mutlu oldukları bir anda aniden mutsuzluğa kapılabilirler. Yanlış anlaşılmaya müsaittirler.
Bilgisi olmadığı konuları son derece ustaca gizleyebilirler. Tam olarak bilmedikleri konuda ustaca bilgi verip, dinleyenleri akıcı ve etkili konuşmasıyla rahatlıkla ikna edebilirler. Gerçek düşüncelerinden çok, diğer insanların duymak istediklerini söylerler. Çabuk kavrayan zekaya sahiptirler. Çekici ve mantıklıdırlar.
Sürekli karar değiştiren İkizler insanları, uzun süreli çalışmalar yapamaz. Maddi konularda da değişkendirler. Bazen çok cimri olabilirken bazen çok bonkördürler. Hareketli olmalarından dolayı sağlıklıdırlar ve güzel bir fiziğe sahiptirler.
Yengeç Burcu (22 Haziran - 22 Temmuz)
Aşırı bir şekilde alıngan, hassas ve evhamlı olan Yengeç’lerin sezgileri oldukça kuvvetlidir. Sorumluluklarının bilincindedirler. Etrafındaki insanlardan da sorumluluk beklerler. Ayrıntılara önem verdiklerinden işlerinde başarılıdırlar. Aşırı duygusal ve duyarlıdırlar. Etkileşim içinde oldukları insanlarda duyarlılık ve iyi niyet ararlar. Kendilerini iyi hissettiklerinde yardımsever, sıcakkanlı, anlayışlı, neşeli düşünceli ve anlayışlıdırlar.
Fakat hiç sebep olmaksızın alıngan ve somurtkan olabilirler. Arkadaşlarına değer verip sevmelerine karşın bunu pek belli etmezler. Sabırlı ve nazik olan Yengeç’ler tartışmalardan ve eleştirilmekten hoşlanmazlar.
Alıngan yapıları sayesinde kolay kırılırlar, kendilerini kıranları zor affederler. Kendilerine yapılan hareketleri kolay kolay unutmazlar. Tepkileri mantıklı değil duygusaldır. Ailelerine aşırı bağlıdırlar, evcimendirler. Aşırı hassas olmalarından dolayı depresyon eğilimlidirler.
Aslan Burcu (23 Temmuz - 22 Ağustos)
Önderlik ve diktatörlük yapmaktan hoşlanan Aslan’lar, çevresindeki insanların hayatlarını da onlar adına planlamak isterler. Her şeye karışırlar. Mağrurdurlar. Emir almaktan hoşlanmaz ve yönetmeyi çok severler. Organizasyon yapmaktan hoşlanırlar. Herkese söz hakkı verirler fakat en son sözü kendileri söyleyerek isteklerini başkalarına kabul ettirmeye çalışırlar.
Çevresiyle ilgilidir ve yardım etmekten hoşlanırlar. Merhametli, neşeli, sevecen ve iyimserdirler. Kendilerine hatalı davranılsa bile dostane tavır sergilerler. İyi niyetlerinin suistimal edilmesinden hoşlanmazlar ve böyle bir durumla karşılaştıklarında sert bir şekilde karşılık verirler. Yönetici gezegenleri Güneş’in etkisiyle en zor zamanlarında aydınlığa çıkarlar, oldukça şanslıdırlar.
Çalışmaktan hoşlanırlar ve iş konusunda başarılıdırlar. Dış görünüşlerine önem verdiklerinden onları her zaman bakımlı görebilirsiniz fakat bu yüzden kolay kolay para biriktiremezler. Her şeyin en iyisini severler. Aslan’lar oyun kurmayı, yönetmeyi ve kural koymayı gerektiren takım sporlarında başarılıdır. Fiziksel çekiciliği onları daha mağrur ve kendini beğenmiş kılar.
Başak Burcu (23 Ağustos - 22 Eylül)
Detaycı, dikkatli, çalışkan ve zeki olan Başak’lar iş konusunda oldukça başarılıdırlar. Başarıya ulaşmak için ellerinden gelenleri yaparlar. Pratiklikleri sayesinde gerektiğinde olaylara anında müdahale ederler. Yardım etmeyi severler ve insanlara yardım ederken onlardan da mükemmellik beklerler. Çalışmayı ve üretmeyi seven Başak’lar yaşamları boyunca dinlenmeden çalışırlar. Tembellik yapmak onlara zor gelir. Aşırı detaycı olmaları ayrıntılara takılı kalmalarına neden olsa da genelde sağlam adımlar atmasına yardımcı olur.
Arkadaşlarını seçerken de titiz davranır, zor beğenen yapıları vardır. İlişkilerinde mesafeli olmayı severler. Kurallara bağlıdırlar. Kimsenin kendilerini kullanmasına izin vermezler. Geleceklerini garanti altına almak için para biriktirirler. İsrafa karşı oldukları için tüketim konusunda lükse kaçmaktan hoşlanmazlar.
Tutumlulukları bazen cimrilik derecesine ulaşabilir. Yaşadıkları ortam ve temizlik konusunda da aşırı titizlerdir. Doğru beslenmeye ve temizliğe önem veren Başak’lar, oldukça sağlıklıdırlar. Kendilerine özen gösterirler. Kuralcı yapıları dış görünüşlerine de yansır. Onları dağınık görmek neredeyse imkansızdır.
Terazi Burcu (23 Eylül - 22 Ekim)
Terazi’ler dengeye önem verirler. Bir konu hakkında olayları ölçmeden, tartmadan, denge kurmadan karar vermezler. İlişkilerinde de dengeye önem verdiklerinden güçlü adalet duygularına sahiptirler. Haksızlığa tahammül edemezler ve herkese adil davranırlar. Kolay sinirlenmezler, genelde naziktirler fakat ısrar ve zorlanmaktan hoşlanmazlar. Bu gibi durumlarla karşılaştıklarında sabır ve nezaketlerini yitirebilirler. İyi bir konuşmacıdırlar, sakin ve yumuşak sözlerle dinleyenleri etkileyebilirler.
Aşırı meraklı olduklarından başkalarının hayatlarına girmekten çekinmezler. Hayatlarındaki her şeyin güzel olmasını isterler ve arkadaşlarının sahip olduğu güzel şeyleri kıskanıp onlara ulaşmak için türlü yollara başvurabilirler. Yalnız kalmaktan hoşlanmazlar, dostluğa önem verirler. Onlar için denge ve uyum arkadaş seçiminde de önemlidir. Son derece bonkördürler, arkadaşları için paralarını gözlerini kırpmadan harcayabilirler. Yeni şeyler öğrenmekten hoşlandıkları için çabuk öğrenirler ve bu sayede de işlerinde başarılı olurlar.
Terazi’ler; cazibeli ve estetiklerdir. Girdikleri ortamlarda hemen fark edilirler. Çekici ve büyüleyicidirler. Kendileri has tarzları vardır. Bu yüzden modayı takip etmek yerine kendilerine yakışanı tercih ederler. Terazi’lerin fiziksel yapıları çok güçlü olmasına karşın, güçlü değillerdir ve hastalıklara karşı dirençsizdirler.
Akrep Burcu (23 Ekim - 21 Kasım)
Akrep’lerin yaşamın her alanında tutkuları vardır. Arzulu, kararlı, enerjik, kendilerine güvenen insanlardır. Cesurdurlar, tutuğunu koparırlar ve başladıkları işleri yarım bırakmazlar. Güçlerini bakışlarından anlamak kolaydır, bakışlarıyla duygu ve düşüncelerini karşı tarafa kolayca iletebilirler. Mantığıyla hareket etse de aşırı duygusaldır ve duygularına kapılırlarsa tehlikeli olabilirler. Dürüstlüğe önem verirler; ukala, ikiyüzlü ve kendini beğenmiş insanlardan hoşlanmazlar. Doğru bildikleri konularda taviz vermezler. Her şeye karşı aşırı kuşkucudurlar. Kolay kolay inanmazlar fakat inandıkları konuları da sonuna kadar da savunurlar. Çalışmalarında özenli ve sabırlıdırlar.
Amacına ulaşmak için elinden gelen her şeyi yaparlar fakat gösterişten uzak dururlar. Lüks ve gösterişli yaşamı sevmelerine rağmen, bunu gösteriş için değil kendilerini başarılı ve iyi hissetmek için yaparlar. Cinselliğe aşırı düşkündürler, ihtiraslı ve çok kıskançtırlar. Arkadaşlarının güvenini kolayca elde ederler çünkü sır tutmasını bilirler fakat arkadaşlarına karşı da kuşkucudurlar. Bu yüzden düşüncelerini paylaşmaktan çekinirler. Sezgileri oldukça kuvvetlidir. Fiziksel olduğu kadar manevi açıdan da güçlüdürler.
Ölümü bir son olarak görmezler bu yüzden de ölümden korkmazlar. Akrep’ler hastalıklardan nefret ederler ve hastalandıklarında hasta olduğunu kabul etmezler; dinlenmek yerine çalışmalarına devam ederler. Kendi güçlerini sınayabilecekleri, mücadele ve cesaret gerektiren sporlardan hoşlanırlar. Sıra dışı görünüme sahip Akrep’leri bakışlarından tanımak mümkündür.
Yay Burcu (22 Kasım - 21 Aralık)
Yay’lar başkalarının zorlandığı konuları bile kısa sürede kavrar ve çözümler üretirler. Kavrama yetenekleri ve becerileri sayesinde her işin üstesinden kolayca gelebilirler. Dikkatsizce riske atılabilirler fakat hatalarından dersler çıkarmayı da bilirler. İçtenlikleri ve iyimserlikleriyle birçok arkadaş edinebilirler. Özgürlüğüne aşırı düşkün olan Yay’lar kısıtlanmaktan ve emir almaktan hoşlanmazlar. Dikkatsiz, kaprisli ve patavatsızdırlar. Çabuk sinirlenirler, kısa sürede sakinleşirler, kin tutmazlar.
İnsanlarla çok kolay iletişim kurabilir. Keşfedilmemiş konuları araştırmayı, seyahat etmeyi, farklı yerleri görmeyi, yeni insanlarla tanışmayı, değişik kültürler öğrenmeyi severler. Para konusunda çok cömerttirler ve savurgandırlar. Yay’lar aynı anda birçok konu ile ilgilenebilirler. Bu da bilmedikleri şeyleri öğrenme merakındandır.
İlgisini çekmeyen konularda sıkılırlar ve sıkıldıkları belli etmekten kaçınmazlar. Yay’lar hareketli olmalarından dolayı daima formdadırlar ve hareketli yapıları sayesinde tüm sporlarla ilgilenebilirler. Ancak açık hava sporlarını çok severler. Kendine olan güvenleri ve iyi niyetleri yüzleri yansımıştır.
Oğlak Burcu (22 Aralık - 19 Ocak)
Oğlak’lar işleri ile çok meşgul olurlar. Tembellik yapmaktan hoşlanmazlar, boş zamanlarında bile yapacak işleri mutlaka vardır. İşleriyle çok meşgul olmalarından dolayı ve utangaç yapıları yüzünden insanlarla ilişki kurmakta zorlanırlar. Fakat güvenilir ve dürüst olmalarından dolayı dostlarıyla sağlam ilişkiler kurarlar, asla yalnız kalmazlar. Çok büyük sırları bile saklayarak arkadaşlarına güven verirler ve karşılarındakinden de güven beklerler. Ciddi, tutucu, karamsar ve güçlü iradeleri vardır.
Çalışkandırlar; çok gelişmiş ödev duyguları vardır, hedeflerine ulaşmak için hiç yorulmadan saatlerce çalışabilirler. Bu sayede başkalarının saygısını kazanırlar. Para konusunda eli açık ve yardımseverler olmalarına rağmen tutumludurlar ve tasarrufu severler. Erken yaşlarda geleneklere, kurallara ve düzenlemelere adapte olurlar.
Hastalıklara karşı dirençlidirler. Dişleriyle ve kemikleriyle ilgili problemler yaşayabilirler. Bu yüzden sürekli egzersiz yapmaları ve kemik sistemini güçlendirmeleri gerekir. Kilo problemleri yoktur. Güzel yüz hatlarına sahiptirler.
Kova Burcu (20 Ocak - 18 Şubat)
Sınırsız hayal güçleri olsa da Kova’lar gerçekçi, ileri görüşlü ve akılcıdırlar. Bencil olmayan Kova’lar, insanlara olan sevgileri ile tanınırlar. İnsanları mutlu etmeyi; ırk ve cinsiyet gözetmeksizin bütün insanların aynı imkanlara sahip olmasını isterler. Hümanist, idealist ve entelektüellerdir. Modern görünüşlerine rağmen dik kafalı, inatçı ve sabit fikirlilerdir. Herkesle kolayca iletişim kurabilirler fakat ne kadar samimi ve dostça davransalar da arada mutlaka mesafe bırakırlar.
Kısıtlanmaktan hoşlanmayan Kova’lar özgürlükleri için her türlü özveride bulunurlar. Bir kişiye bağlanmaktan hoşlanmazlar. Bu yüzden de aile yaşamı zor gelir. Yeniliklere ve değişikliklere açık olsalar da alışkanlıklarını kolay değiştirmezler. Çok yönlü oluşlarından zor anlaşılırlar. Dürüst ve güvenilirlerdir. Kendi işlerini yapmaktan büyük keyif alırlar.
Maddiyata önem vermezler. Kova’ların çok fazla sağlık sorunları olmaz. Çünkü hastalıklara karşı dayanıklı ve tedbirlidirler. Farklılığı seven Kova’lar farklı spor ve aktivitelerden hoşlanırlar.
Balık Burcu (19 Şubat - 20 Mart)
Balıklar aşırı duygusaldırlar. Hayal kurma yetenekleri sayesinde sanata karşı eğilimlidirler ve ince ruhludurlar. Arkadaşlık duygularına önem verirler ve yapılan hataları affetmezler. Çok iyi niyetlidirler, anlayışlıdırlar ve herkesle iyi geçinirler. Her ortama çok çabuk uyum sağlarlar. Kolay dağılırlar ve başarılı olmak için motivasyona ihtiyaçları vardır. Mistik güçleri çok fazladır. Sezgileri çok güçlüdür. Yaşamları boyunca yeni şeyler öğrenmek için çalışırlar. Aynı hataları sürekli yinelerler, ders almayı beceremezler.
Geleneklerine ve alışkanlıklarına önem verdiklerinden değişikliklerden hoşlanmazlar. Merhametlidirler ve insanlara yardım etmekten hoşlanırlar. Estetik zevkleri gelişmiştir. Rahatına fazlasıyla düşkündürler. Evcimendirler, aile bağları güçlüdür ve sadıktırlar. Toplum içinde dikkat çekmekten ve takdir edilmekten hoşlanırlar. Politika ve sanat konusunda duyarlıdırlar. İşini gerçekten severse çok başarılı olabilir. Paraya ve maddiyata önem vermezler. Diğer insanların ihtiyaçlarına karşı hassas olduklarından ellerindeki son kaynağı bile başkaları için harcamaktan çekinmezler.
Hastalıklara ve ilaçlara karşı dayanıksızdırlar. Güçsüz bir vücut yapıları olduğu için çok kolay hastalanabilirler. Duygusal hassasiyeti ve duyarlılığı yüzünden sinir sistemleri kolayca yıpranabilir. Balık’lar için deniz sporları uygundur. Bunların yanında meditasyon ve yoga yapmalarında fayda vardır.
adresinden alnımıştır. | 9659df764005 | [
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
En iyi şekilde çatı izolasyon uygulamaları, yaparak çatılardaki çıkan sorunları ortadan kaldırarak izolasyon konusunda ne kadar ciddi ve kaliteli çalışmalar yaptığımız ortaya koymak amaçlı çalışıyoruz. Çatı izolasyon fiyatları, kaliteli malzeme ve işçilik için hizmetler vermekte ve profesyonel bir firma olduğumuzu göstermek amaçlı çalışmalarımız her zaman geniş çaplı olmuştur.
Çatı izolasyon konusunda en iyi şekilde çalışmalar yapabilmek adına bizler en iyi malzeme ve işçilik yapan köklü bir firmayız. İzolasyoncu, ustalarımız ile yapılan her işte kalitemizi ve profesyonelliğimizi ön planda tutarak siz müşterilerimizi memnun etmek amaçlı çalışmalarımız yürütmekteyiz. İstanbul genelinde hizmetlerimizi sürdürmekte ve yapmaktayız.
Çatı izolasyon uygulamaları bizler için çok önemli bir çalışma sebebi en ufak sızıntı çok büyük sıkıntılara yol açmaktadır. Bizler bunları da düşünerek çalışma esnasında çok dikkatli uygulamalar yapılmaktadır. Çatı izolasyon, ilk olarak yapılacak alanın keşif sonrası çalışmaya başlanmaktadır. P3000 membran, uygulama ile zemin izolasyonu veya çatı tahta döşeme üzeri izolasyon uygulaması gibi birçok çatı izolasyon çalışmalarımız mevcuttur. Çatı izolasyon kapsamlı en geniş uygulamalarımız membran, kumlu membran gibi uygulamadır.
İstanbul’da bulunan müşterilerimize vermiş olduğumuz hizmetler sayesinde bizlere duymuş olduğu sevgiyi asla yanlış yola saptırmadan yolumuza devam etmekteyiz. Çatı işleri, hassas bir konu olduğu bizlerde çok iyi bilmekteyiz. Çatı kaplama, firması olarak göstermiş olduğumuz hizmet anlayışı her zaman devam edecektir. | 2643626ba971 | [
"c4",
"culturax",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Mandalina işçisi sömürüden, üretici belirsizlikten şikayetçi
Mandalina hasadının başladığı Ege kentlerinde işçiler emek sömürüsünden, üreticiler ise savaş ve OHAL nedeniyle piyasalarda yaşanan belirsizlikten şikayetçi. Sonbahar mevsiminin kendini hissettirmesiyle birlikte İzmir, Aydın, Balıkesir, Muğla başta olmak üzere Ege bölgesinde mandalina hasadı başladı. Süren savaş ve OHAL nedeniyle piyasalarda yaşanan belirsizlik üreticilerde zarar kaygılarını had safhaya çıkarırken, tarlada çalışan işçiler ise yeni bir sömürü yükü ile karşı karşıya kaldı.
15 SAATLİK EMEĞİN KARŞILIĞI 50 TL
Karaburun ilçesine bağlı Bozköy’de bulunan mandalina tarlalarında çalışan işçiler karşı karşıya kaldıkları sömürüden şikayetçi. Hiçbir sosyal güvenceleri olmayan işçiler, günde yaklaşık 15 saat 50 TL gibi bir para karşılığında ter döküyor. Mandalina tarlalarının şehir merkezine uzak olmasından kaynaklı işçiler genelde tarlalarda yatıp kalkarken, çalışma şartları nedeniyle çoğu işçi de sağlık sorunları yaşıyor. Tarlalarda çalışan çocuk işçiler de sömürü çarkının içinde.
‘EMEĞİMİZ SÖMÜRÜLÜYOR’
Yıllardır mandalina tarlasında çalışan Hakan Şentürk, mandalina toplarken genelde ellerini kestiklerini ancak kesiklere rağmen çalışmak zorunda olduklarını söyledi. Sabah saat 06.00’da iş başı yaptıklarını belirten Şentürk, “Güneş altında, tozun toprağın içinde çalışıyoruz. Mecbur olduğumuzdan dolayı emeğimiz bu şekilde sömürülüyor. İş bitiminden sonra yaklaşık üç saat ürünleri yüklemek için uğraşıyoruz. Az bir ücretle her gün yaklaşık 15 saat çalışıyoruz” dedi.
Göktuğ Şentürk de, günde 6 kişi ile birlikte yaklaşık 2 ton mandalina topladıklarını ifade ederek, emeklerinin karşılığını alamadıklarından dolayı hayli öfkeli olduklarını söylüyor. Tarlada tozun toprağın içinde sağlıksız şartlarda yemek yaptıklarını belirten Şengül, mide rahatsızlıkları yaşadıklarını belirtti.
‘MANDALİNALARI ZARARINA VERECEĞİZ’
Tarla Sahibi Zeki Yüzgeç ise “Geçtiğimiz yıl ürün az olmasından kaynaklı fiyatlar oldukça iyiydi. Fakat bu yıl mandalina tarlalarında bolca ürün var. Ürünün bol olmasından kaynaklı mandalinanın kilosu geçen seneye oranla baya düştü. Hallere mandalinanın kilosunu toptan 90 kuruşa zararına verilirken marketler 3.5 TL’ye satacak. Bu fiyatta tarlalara harcadığımız masrafı dahi kurtarmaz” dedi.
‘SAVAŞ BİZİ ÇALIŞAMAZ HALE GETİRİYOR’
Fiyatlarının oldukça düşük olmasının üreticiyi ister istemez kaygılandırdığını vurgulayan Yüzgeç, “Bir diğer tedirginliğimiz ise Türkiye’de var olan OHAL. Rusya ile ilişkilerin düzeltilmesi çiftçiyi biraz sevindirse de Türkiye’de var olan savaş bizi iç piyasada çalışamaz hale getiriyor. Bu da bizde bir panik havası uyandırıyor” dedi. (İzmir/DİHA) | 3e95eda00a14 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Saten Runner Masa Örtüsü
Masa örtülerinin de süsü runner (ranır, masa şalı) her ne demek isterseniz o. Misafirlerimize hürmetimizin icabı olarak masamızı öyle güzel donatırız ki, sunduğumuz yemeklerle daha bir şahane olur. Misafirlerimizle beraber bereketimizde muhabbetimizde artar.
Güzel dokumalı dertsiz masa örtüsü ve deri saten runner. Runner ın uçlarına pırıltılı kocaman birer boncuk ve püskül. Acı kahve ve ekru olarak tasarlanan masa örtüsünün piko desenleride takımın renklerinde aynı moıdelde yapıldı.
Güzel günlerde kullanılsın inşallah. | 7d6b551b425c | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Kızlar günü... Yılın hemen bütün günleri bir anma gününe ayrılmış durumda. Dün de "kızlar" günüymüş, Facebook'dan öğrendim. Özellikle çocuk gelinlere dikkat çekmek, kız çocuklarının eğitimli olmasının gerekliliğinin önemini beyinlere yerleştirmek amacı güdülerek, 11 Ekim'in kızlar günü olarak kutlanılması düşünülmüş sanırım.
Başlıktaki söz de; günle ilgili paylaşımın altında, -ülkemizin kaderini değiştirmesi, aydınlık yarınlara doğru yol alması için bir fırsat doğmuşken önü kesilen- değerli insan Eskişehir'in yüz akı belediye başkanı Yılmaz Büyükerşen'e ait.
Bir başka değerimiz, aydınımız Tevfik Fikret' de, kızların okumasının önemini, hem de yüz yıl önce vurgulamış, anlayana... "Kızlarını okutmayan uluslar, oğullarını manevi öksüzlüğe mahkum etmiş demektir" sözüyle.
Kız okursa, onun doğurup yetiştirdiği evlatlar ; toplumdaki her bir pisliği yok eden, her bir karanlığı aydınlatan, her bir yaraya merhem olan ışıklar olarak kendilerine de, çevrelerine de güzellikler getirecektir kuşkusuz....
Ülkemizin bölgede güçlü bir ülke konumunda olmasından korkan; başta İsrail ve ABD kardeşler olmak üzere bilinen güçlerin, eğitim, tarım, hayvancılık gibi yolumuzun açılmasını büyümemizi sağlayacak olan en önemli can damarlarımızı kesmek için çevirdikleri dolapları artık hepimiz biliyoruz. Köy Enstitüleri gibi olağanüstü bir proje "bölgede güçlü Türkiye" istemedikleri için yok olup gitti. Şimdi yine aynı kirli alış verişlerin eseri olan, "proje okullar" uygulamaya konulmak isteniyor. Kimse ne olduğunu bilmiyor. Kabataş Erkek Lisesi, Kadıköy Anadolu Lisesi, Haydarpaşa Lisesi, Cağoloğlu gibi ülkemizin güzide okulları, Teog'da tam puan olan 500 puanla girdikleri geleceğimizin yüz akları çocuklarımızın yetişeceği okullar, proje okullar kapsamına alınacakmış. Adamın biri , "tüm okulların imam hatip okullarına çevrilme zamanı gelmiştir" diyor ya. O amaçla mı diye... düşünüyor insan.
Yakında belli olur...
Tam da elin oğlunun istediği gibi... Onlar bilimde teknolojide ilerlesinler. Biz de; sakız orucu bozar mı, abdest alırken ayağı yıkamak zorunlu mu yoksa sadece mesh vermek yeterli mi onu tartışaduralım. Tıpkı Fatih İstanbul'a girerken, hıristiyan papazların "melekler kız mı erkek mi " tartışmasını yaptıkları gibi...
Yaman bir fırtına, göz gözü görmüyor... Ne zaman dineceği, dindiğinde nelerin yıkılmış, savrulmuş olacağını kestirmek olanaksız.... Allah yardımcımız olsun...
Ülkemizi ; sırtında mermi taşıyan, askerin yanında, arkasında su taşıyan, yara saran ninelerimizin torunları; aydın yürekli kadınlarımız, kızlarımız düze çıkaracak...
Kapalı-açık, o parti şu parti demeden gönül gözüyle görebilen, çocuklarının geleceğini düşünen tüm güzel yürekli kadınlar birleşin, uyanın artık... O çok klişe ama gerçeği vurgulayan söz hep aklımızda olsun:
Gemi batınca; sen kamarada, o güvertede olsa ne yazar, hepimiz batacağız.... Sevinen onlar olacak....
Anadolu... Ülkemiz ana ve ana namzetleri ile dolu... Birgün fırtına dinecek; tıpkı evin dağınıklığını toplar gibi toplayacaklar, derli toplu gönül huzuru ile oturulan yuvalar misali, bu topraklar huzura güvene kavuşacak onların eliyle...
Ben inanıyorum...
Zaman zaman bu inanç yolunda tökezlesem de hemen kalkıp inatla devam ediyorum. Siz de öyle yapın... Nereye kadar korku, nereye kadar sinmek... Allah'ın adaleti tecelli edecek illa ki... Zorlu sınavlardan geçmeden hedefe ulaşmak mümkün mü... | 19935eb5af89 | [
"culturax",
"hplt2"
] |
AkademikTur bünyesinde hizmet veren bir eğitim birimi ve eğitim salonu bulunmaktadır. Tüm sürücü ve servis rehberlerimize, eğitim birimimiz tarafından hazırlanan video filmler. Slayt vb. görsel materyaller ve yazılı dökümanlar eşliğinde belli periyotlarda çeşitli eğitimler verilmektedir.
Eğitim konularımız ve eğitim materyallerimiz kurumunuza sunulacak ve sizlerden gelecek önerilerle zenginleştirilecek ve her sene daha etkin bir şekilde sürücü ve rehberlerimize aktarılacaktır.
Periyodik Eğitimlerimiz;
- Psikomotor Testleri (Sürücü Yetenek ve Beceri Değerlendirme Sistemi eğitimi)
- Güvenli sürüş eğitimleri (Kaygan zeminlerde kalkış ve hızlanma, kuru ve kaygan zeminde frenaj, engelden kaçma ve frenaj, takip mesafesi ve panik fren, kaygan zeminli virajda frenaj, virajda önden kayma ve arkadan savrulma)
- Görev ve Sorumluluklar
- Çocuklarla iletişim
- Deprem
- İlkyardım
- ISO 9000 Bilinçlendirme
- Motivasyon
- Zincir Takma (yalnızca sürücülere)
- Araç Bakımı (yalnızca sürücülere) | f097e932c61b | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
SİBER SALDIRI MOBİLDEN GELEBİLİR!
ESET’in Barselona’daki Mobil Dünya Kongresi nedeniyle yayınladığı araştırma, şirketlerde mobil güvenliğin pek de iç açıcı olmadığını ortaya koyuyor.
DONANIM Hit: 261 /
Yorum: 0 /
8 Mart 2016
-A +A
. İnternet bağlantılı telefon ve tabletler özel hayatta ve iş dünyasında giderek daha çok öne çıkmaya başladı. Ancak 10 ülkeden katılımcılarla yapılan araştırmaya göre şirketlerin sadece yüzde 21’i mobil cihazlarında güvenlik yazılımı kullanıyor. Oysa bilgisayarların maruz kaldığı tüm siber tehditler artık mobil cihazlarda da görülüyor.
Mobil cihaz ve platformlar için dünyanın en önemli buluşması olan Mobil Dünya Kongresi (MWC), 22 Şubat’ta İspanya’nın Barselona kentinde başladı. Geniş standı ve mobil cihazlara yönelik güvenlik ürünleriyle fuarda yer alan ESET, şirketlerdeki mobil güvenlik durumu ve endişeleri ortaya koyan bir araştırmayı yayınladı. Araştırma, EMEA bölgesindeki 10 ülkeden 1700 IT uzmanının katılımıyla yapıldı.*
Siber güvenliğe ciddi yatırım var ama…
Araştırmadan çıkan sonuçlara göre firmalar siber güvenlik risklerini azaltmak için ciddi anlamda yatırım yapıyor ve geniş yelpazede güvenlik sistemleri uyguluyorlar. Firmaların %98’i en azından 9 izlenebilir IT güvenlik çözümlerinden birini uyguluyor. Antivirüs, firewall ve yedekleme bunların en yaygın olanları. Ancak şaşırtıcı olan durum, bu güvenlik önlemlerini uygulayan firmaların birçoğunun mobil güvenlik çözümleri kullanmamasıdır. Analizlere göre firmaların sadece beşte biri (%21) mobil cihazlarında güvenlik yazılımı olduğunu raporladı.
Kendi cihazını getirmenin riski
Veriler aynı zamanda firmaların %44’ünün, çalışanların kendi mobil cihazlarını kullanmalarına izin verdiğini ortaya koyuyor. Özellikle mobil cihazları hedefleyen agresif kötü amaçlı yazılım kombinasyonları ve iş dünyasındaki ‘kendi cihazını getir’ prensibinin benimsenmesi, güvenlik konusunda oldukça önemli riskler ortaya çıkarıyor. Genellikle bu risklerin kaynağını bulmak da oldukça zor.
Firmaların yarısından fazlası saldırıya uğramış
Araştırmayı duyuran ESET Güvenlik Araştırmacısı ve WeLiveSecurity.com sitesinin baş editör Raphael Labaca Castro, önemli bir sonucun daha altını çizdi. Buna göre firmaların %58’i, geçen yıl kötü amaçlı yazılım bulaşmasına maruz kalmış. Katılımcıların gerçek dünyada karşılaştıkları kötü deneyimler, teorik olarak endişe duydukları konularla aynı. Katılımcıların %53’ünün en çok endişe ettiği konu, sistemlere kötü amaçlı yazılımların bulaşmasıdır. Bunu %48 ile sosyal mühendislik, sahtekarlık ya da kimlik avı hırsızlığı formlarındaki siber saldırı lar ve %39 ile yazılım güvenlik açıkları takip ediyor.
Nasıl güvenlik için nasıl para harcanmalı?
ESET, Barselona MWC Salon 5’te
Mobil Dünya Kongresi, 22 Şubat-25 Şubat 2016 tarihleri arasında yapılıyor. ESET, Salon 5 / Oda B05’teki standında ziyaretçileri ve meraklıları bekliyor. Ziyaretçiler, ESET’in Android cihazlar için geliştirdiği ESET Mobile Security yazılımını ve bu yazılımın öne çıkan özelliklerinden biri olan ESET Parental Control’ın çocukları siber suçlara karşı korumada nasıl yardımcı olduğunu izleyebilirler. Ayrıca ESET uzmanları, kongre boyunca çeşitli sunumlar yapacak ve toplantılara katılacak.
Benzer Haberler
15:46 - 8 Mart 2016
15:40 - 8 Mart 2016
14:19 - 8 Mart 2016
14:18 - 8 Mart 2016
14:16 - 8 Mart 2016
14:08 - 8 Mart 2016 | 4a818bd41135 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Biz domuz gribine bağışıklık kazandıkça domuz gribi yayılabilmek için her yıl form değiştirir. Örneğin. H1N1, H2N3, H5N1 vs vs. Avcı 40 yol biliyorsa domuzda 40 yol bulur. Domuz gribi binlerce yıl vardır ve her yıl ölenler olur. Ne yazık ki ölen insanlar çoğunlukla gariban oldukları için bu virüs kadar medyatik olamıyolarlar. Aslında geçen yıl yada önceki yıl H1N1 formundaydı adı domuz gribiydi, belki seneye H7N105 formuna girer ve adınada gergedan gribi derler.. Mesele asında ilaç firmalarının ilaç satma ihtiyacıdır. Son bi kaç yıl içinde grip geçirdiyseniz %90 ihtimalle domuz gribi geçirdiniz. Siz kendinize iyi bakın, iyi beslenin yeter. İlaca gerek yok, zaten faydasıda yok.
Size bir tedavi yöntemi tavsiyesi vereyim; beni 1 günde iyileştirdi. Öncelikle doğru düzgün yemeğinizi yiyin. En az 2-3 bardak Civan Perçemi için. Civan perçeminin antibakteriyel özelliği vardır ve bitkisel olduğu için yan etkisi yoktur. Ihlamur, zencefil, tarçın ve karanfili birlikte kaynatıp en az 2-3 bardak için, sonra yatmadan önce sıcak bir duş alıp yatın. Terleyip uyanınca üşütmeden üzerinizi değişip tekrar tekrar terleyin.
UYARI: Herhangi bir kronik rahatsızlığınız varsa öncelikle doktora görünün ondan sonra bunları uygulayın. | 8e9c51894819 | [
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Ne Aleviler ne Sünniler oyuna gelir
Alevi Çalıştayları Koordinatörü Necdet Subaşı, geçmişte Alevilerin büyük ölçekli planlar dahilinde heder edildiklerine dikkat çekerek, "Ama hem Aleviler hem Sünnilerin, bu toprakların tarihine kulak kabartmayı öğrendiği, bu tür oyunları bozacak kaliteye ulaştıklarını söylemek isterim" diyor.
EMETİ SARUHAN
"Alevi açılımı kapsamında gerçekleştirilen Alevi Çalıştayları Koordinatörlüğü'nü yapan Dr. Necdet Subaşı, çalıştayların sona ermesinin ardından atandığı Diyanet İşleri Başkanlığı'nda Stratejik Geliştirme Başkanı olarak görev yapıyor. Alevilerle devlet arasında bir buluşma sağlamayı hedefleyen çalıştaylar karşılıklı birbirini anlama ve empati süreci oluşturmaya yardımcı oldu. Devam eden açılım süreci neler getirecek, Alevilerin talepleri neler, neler hissediyorlar Necdet Subaşı'na sorduk."
Statükonun Alevileri kullandığı söylenir, doğru mu?
Aleviler hakkındaki "komünist", "sol" "dini inançları sorunlu" gibi önyargıların her ke-simden seslendirilebildiğine tanık olabiliyoruz. Aleviler bir yandan bu yargıları düzeltmeye çalışıyorlar bir yandan toplumda farklılıklarını ko-ruyarak yer almak istiyorlar. Bütün bunların devletin kıyısında gerçekleştiğini söylemek pek mümkün değil. Devlet gibi her vatandaşının sicilini anlamaya onu doğrudan keşfetmeye yönelik bir organizasyonun Alevileri dışarda bıraktığını söylemek yanlış olur. Maraş, Çorum, Madımak gibi yaşanmış birkaç büyük trajediye baktığımızda Alevilerin çok fazla hırpalandığını, ciddi anlamda büyük ölçekli planlamaların içinde heder edildiklerini düşünüyorum. Ama hem Aleviler hem Sünnilerin, bu toprakların tarihine ve şimdiki gündelik gerçekliğine kulak kabartmayı öğrendiği, bu tür oyunları bozacak kaliteye de ulaştıklarını söylemek isterim.
DERSİM ÖZRÜ TOPLUMU RAHATLATTI
Alevi vatandaşların sorunlarını ve taleplerini tespit etmek için düzenlenen Alevi çalıştayları ne sağladı?
Bu süreçte yedi çalıştay gerçekleştirilecekti. Çalıştaylar ekseninde elde edilen verileri merkeze alan bir rapor hazırlanacaktı. Bunlar yapıldı. Bu rapor şimdiye kadar Alevilerle devlet arasındaki mesafenin gözden geçirilmesini sağladı. Bu mesafede devletin ne derece haklı olduğunu, Alevilerin ne derece haklı olduğu sorgulamamıza fırsat verdi. Alevilerin kaygıları, beklentileri devlete ulaştırılmış oldu.
Ne gibi kaygılar öne çıkıyor?
Özellikle eğitim politikaları konusunda kaygıları var. Cemevleriyle ilgili sorunları ve beklentileri var. Bunların bizzat kendi ağızlarından, çarpıtılmaksızın ilgili birimlere, kamuoyuna duyurulmasına ihtiyaç vardı ve rapor buna fırsat verdi. Bu rapor tarihsel bir kayıttır ve Alevilerin mevcut sorunlarının, mevcut pozisyonlarının, beklentilerinin hülasasından ibarettir. Bundan sonra olması gereken ilgili birimlerin, toplumsal birlik bütünlük kaygısı içinde bu raporda bildirilen görüşler ekseninde gerekli adımları atması ya da nasıl adımların atılacağı konusunda yeni bir takım siyasetler belirlemesidir. Bu tabii ki siyasi bir nokta... Biz tartışmayı raporlama noktasına getirinceye kadar işin politik boyutuyla ilgilenmedik ancak rapor doğaldır ki politik bir tartışmanın merkezinde.
Alevilerin çalıştaylara katılırken siyasi bir sonuç beklentisi vardı ama değil mi?
Tabii, bu büyük bir heyecan üretti. Bu sürece katılan 500'e yakın önemli aydın, düşünür, Alevi camiasının çok yakından tanıdığı isimler var. Alevilik'le ilgili o tarihsel burukluklar, dışlanmışlıklar diyalog ve müzakere çerçevesinde azalacak ya da ortadan kalkacak düşüncesinin sonucu sürece herkes katıldı. Ama sadece Alevilerle başlayan ve onlarla biten süreçten bahsetmiyoruz. Hemen öne çıkan bazı sorunlar var. Dini tercihlerde bulunanların yaşadıkları bir sürü problem var. Toplumun bir bölümün kayırmaya yönelik bir laiklik siyaseti gütmek yerine tüm vatandaşları eşitlikçi temelde görmeye onların beklentilerini karşılamaya yönelik adımlar atmaya ihtiyaç var. Doğrusu ben bundan sonrası süreçte bu tür beklentilerimizim karşılanacağı konusunda iyimserim.
Dersim konusunda özür dilenmesini Aleviler nasıl karşıladılar?
Bunu tam olarak bilmek mümkün değil. Bu politik bir süreçti. Kendi konumumu dikkate alarak çok rasyonel açıklamalar yapabileceğimi sanmıyorum. Ancak bunların toplumda bir rahatlatıcılık sağladığını, yaraya su serptiğini, bir şekilde rahatlama sağladığını söyleyebilirim. Ancak takdir edersiniz ki toplumsal sonuçlara ilişkin beklentiler belli bir yere kadar retorik gider ama retorikten sonra adım atmak somut birtakım adımları gerektirir. Ben bunların da bir aşama olduğunu bu aşamaları atlayarak bu etapları gözardı ederek toplumsal sorunların çözülemeyeceğine inananlardanım.
Açılım devam ediyor mu?
Evet. Hükümet benim de yakında takip ettiğim vesilelerle bu süreci sıcak tutuyor. Birtakım adımlar atıldı. Madımak Oteli'ndeki o çok acıtıcı olaydan sonra neredeyse yirmi yıl olmuş ve geçen yıl orası bir kültür merkezine dönüştürüldü. Buranın yeni yapılanması Alevileri mutlu etmiş midir, etmemiş midir çok tartışmalı bir konu ama en azından bir hatıra formuna dönüştürülmesi güzel bir şey diye düşünüyorum. Din dersi müfredatına Aleviliği konu alan başlıklar da eklendi. Bu adımlar ne derece de gerçekçidir, ne derece tatminkârdır olduktan sonra tartışılacak şeyler. Ben önümüzdeki süreçte bu adımların daha soğukkanlı bir biçimde tartışılacağını ve bu tartışmanın sonuçlarında da toplumun daha nefes alabilecek hale geleceğini düşünüyorum.
ALEVİLER RİTÜEL KAYBINA UĞRADI
Aleviliğin ritüel kaybına uğradığını söylüyorsunuz. Ne tür ritüeller bunlar?
Aleviler Osmanlı döneminde kenarda, merkezden uzak yerlerde elden geldiğince göze batmamaya çalışarak yaşıyorlardı. Bu tercihe zorlayan yaşadıkları fiili durumlardı. Ancak Cumhuriyet'in verdiği rahatlatıcılık içinde şehirlere indiler. Alevilik gibi daha çok şifahi gelenekten beslenen yer yer duygusal, yer yer ritüalistik bir gelenek, modern akılcı saldırılar karşısında nasıl direnebilir? Nasıl cevaplar üretebilir? Dedeler modern dünyanın ataklarına karşı Alevileri ve Aleviliği koruyacak bir dile bir retoriğe sahip midirler? Tartışmalı konular bunlar. Ama Türk mo-dernleşmesinin uzunca bir süre örgütsel bir yapıya sahip olmaktan uzak duran Alevileri, mesela Sünnilere göre daha hızlı bir şekilde dönüştürdüğünü iddia edebiliriz. Bu dönüştürme ritüel kaybında, söylem kaybında, inançlara olan sadakatin aşınmasında oluyor. Kültürel süreklilik, bilişsel süreklilik azaldıkça kimlik de kendini yenileyemez duruma geliyor. Bugün çok farklı Aleviliklerin, heyecanlı bir şekilde kimliğe dönüş çağrısı yapmalarının altında bu kayıpları telafi etme endişesi yatıyor.
Neden Alevilerde daha hızlı gerçekleşti aşınma?
Belki kırsal dünyada yaşamaya, kırsal gelenekler içinde kendini konumlamaya alışmış bir yapının şehrin yaşama desenleri içinde sendelemesinden kaynaklanan bir şey. Bütün küçük yerel gelenekler büyük kültür ve gelenekler karşısında önemli bir sendeleme yaşarlar. Bugün Alevi dünyasında ortaya çıkan arayış bir panikten çok durumu kurtarmaya, yeniden düzenlemeye ve Alevi kimliğinin modern zamanlarda da yaşatılmasına yönelik bir arzudan kaynaklanıyor. Başlangıçtaki panik hali yok.
Cemevleri 20 yıldır rağbet görüyor
Aleviler cemevlerinin bir ibadethane statüsünde kabul edilmesini istiyorlar. Bu mümkün olabilir mi?
Bu sorunun cevabı Diyanet İşleri Başkanlığı'ndan alınmaya kalkıldığı sürece dini müktesebat içinde buna cevaz vermesi zor gözüküyor. Diyanet İşleri Başkanlığı öteden beri dini grupların tek bir ibadethanesi olabileceği kanaatinden yola çıkarak camiyi ve mescidi İslami geleneğin olmazsa olmaz temsili ibadet mekanı olarak görüyor. Cemevini bir ibadethane olarak tanımladığı an dinde ciddi bir bölünmenin önünün açılabileceğine dair bir kaygıdan hareket ediyor.
Daha farklı taleplerin gelebileceği mi düşünülüyor?
Cemevini ibadethane olarak tanımladığınızda Diyanet onların farklı dini bir grup olarak değerlendirileceği gibi bir tereddüde düşüyor. Dinde çok farklı bir mekan algısına onay vermek acaba dinsel bütünlüğü zedeleyici bir sonuç yaratabilir mi kaygısı var. Aleviler son 15- 20 yıl içinde gelenekten olduğundan çok daha farklı bir şekilde cemevlerine rağbet gösterip, ibadethane olarak algılıyorlar. Cemevlerinin ibadethane olması konusunda derin bir entelektüel tartışmaya, sıkı bir akademik analize pek fazla ihtiyaç duyulmaksızın gündelik hayatın hızı ve akışı içinde bir yol aranıyor. Alevilerin cem sırasında gerçekleştirdikleri erkan ve ritüel var. Bu ritüellerin illaki cem evinde olması gerektiği konusunda Alevi camiada yaygın bir bilgi var. Bu durumda devletin bu beklentileri doğru algılayarak bunları nasıl karşılayacağı konusunda farklı bir çerçeve üreterek bu topluluğu da rahatlatması gerekiyor.
Alevi dedelerine maaş bağlanması konusunda adım atılacak mı?
Onlar şu anda Alevi toplumunun da hiç gündeminde olan sorunlar değil ama Alevi toplumunun geleneğini taşıyan, geleneksel söylemini kuşaktan kuşağa aktaran, cemlere önderlik edenler dedelerdir. Ancak bugün dedelerin pozisyonun ne olacağı konusunda Aleviler arasında da üzerinde mutabakata varılmış bir resim yok.
Cumhuriyet'le ilişkilerini sorguluyorlar
Aleviler neden hep Cumhuriyet'e yakın durmuşlar bugüne kadar? Alevilik deyince neden akla "Sol" geliyor?
Bu çok doğal bir şey... Bu soru neden Sünnilik deyince "Sağ" akla geliyor diye de sorulabilir. Doğrusu benim aklıma gelmiyor ancak kamuoyu bilgisi böyle oluşmuş. Cumhuriyet'le Aleviler arasında zaman zaman gerilim gibi yansıyabilecek olaylar yaşansa da, Aleviler Cumhuriyet'in onlar için bir nefes alma imkânı yarattığını düşünüyorlar.
Osmanlı'nın hoşgörü ortamı Aleviler için geçerli değildi o zaman?
Osmanlı'nın kendisini İslam'ın Sünni kolunun sahibi olarak tanımlaması, Çaldıran'dan başlayarak Türkiye Aleviliği ile kendisi arasındaki bazı huzursuzlukların varlığı, ister istemez genel Alevi kamuoyunda Osmanlı'ya karşı bir ezberin olmasını sağlıyor. Ortalama her Alevi'nin Osmanlıya karşı bazen şiddetli, bazen hafif bir kırıklık taşıdığını söylemem lazım. Cumhuriyet'le birlikte, dini kurumlara karşı bazen radikal sayılabilecek tavırların etkisi, Alevilerde bir rahatlama ve güven duygusu geliştirmiş olabilir.
AZINLIK GİBİ HİSSETMELERİ DOĞAL
Bu görüş bugün aynı şekilde devam ediyor mu?
Bugün Aleviler Cumhuriyet'le aralarındaki ilişki biçimlerini de tartışıyor. Pekçok Alevi, Cumhuriyet'in Alevilere ne getirip götürdüğü, ne kazandırıp ne kaybettirdiği konusunda daha soğukkanlı sorular soruyor. Her halükarda Cumhuriyet'in yapılanma biçimi Alevilere Osmanlı'dan daha sıcak gelmiştir.
Aleviler toplumda azınlık psikolojisi mi yaşıyor?
Bu kaçınılmaz bir şey. Siz genel toplumun içinde sizi var eden ilkelerinizi rahatlıkla ifade etme gücüne sahip değilseniz, ifade ettiğinizde dışlanacağız kaygısı varsa, ifade ettiğinizde kişisel bile olsa örseleyici bir takım tavırlara tanıksanız, bu ister istemez sizi mahrum topluluk haline getiriyor. Mahrumiyet psikolojisi içine sokuyor. Cumhuriyet'in son döneminde Alevilerin kayıplarının telafisine yönelik birtakım adımlar atılmadı değil.
Ne gibi adımlar atıldı?
Devlet eskiden beri Aleviliği bir sorun olarak gündeme taşıyan konuların nasıl aşılacağı konusunda arayışlar içindeydi. Alevi açılımı bu adımların en somut, en hızlı ve en çok ses getireni oldu. Bu arayışların içinde "gönlünü almak"tan başlamak üzere, onların taleplerine kulak vermek ve yerine getirmek gibi çok farklı seçeneklere sarkan bir dizi beklenti oluştu. Ama Aleviler büyük toplumdan kendilerini ayırmak, o toplumun kıyısında kendilerini yaşamaya mahkûm etmek gibi bir zihinsel tercihle karşı karşıya değiller.
ÖNYARGILAR ZAMANLA GİDECEK
Nasıl düşünüyorlar?
Onlar da herkes gibi demokratik yurttaşlık temelinde hakkını arıyor taleplerinin yerine getirilmesi için coşkuyla ses çıkarıyorlar. Fakat inançsal düzeyde kendilerini var eden temel ilkeler konusunda belli düzeyde bir dışlanmaya maruz kaldıklarını iddia ediyorlar. Bunu çok sert noktalara götürenler var. Alevilere biraz daha tolerans ya da yakınlık gösterilmesini tatminkâr bulabilecek ılımlı gruplar da var. Öyle ya da böyle Aleviler sorunları olan ve bu sorunların devlet nazarında bilinmesini isteyen bir topluluk.
Alevilerin toplumdaki algılanma biçimleri değişti mi? Sünni deyince Aleviler ne anlıyor?
Maalesef bu konuda çok uç örneklere rastladık ama aynı hızla da azaldığını söyleyebiliriz. Gruplar arasında birtakım ön yargıların, yanlış anlamaların olması doğal ancak bunları abartmamak lazım. Geçmişte özellikle Alevilerle ilgili genel Müslüman camiada her bir Alevi'yi incitebilecek çok acı değerlendirmeler, imalar olmuştur. Bunlar tarafların kamusal alana ortaklaşa dâhil olmalarıyla çözülebilecek bir şey. Bu coğrafyada dindarlarla ilgili, laiklerle ilgili algılarda da sorun var. Bunların köklerine indiğinizde grupların birbirleri hakkında doğru bilgiye ulaşmalarını sağlayacak bir girişimin çok yavaş ilerlediğini görüyoruz.
Yavaş ilerleme sebebi nedir?
Bir ulus devlet olma çabasının sonuçları olarak bu noktalara geldiğimiz iddia edilebilir. Bütün bu ayrışmanın gerçek sebepleri üzerine kültürümüzden başlamak üzere dinsel ilgilerimiz ve yorumlarımızla ilgili analizler yapmak gerekiyor. Osmanlı İslam ve diğer dinler hakkında kayda değer bir yapı üretmiş ancak kendi dini ekseninde farklılaşmış gruplarla nasıl bir arada yaşarız konusunda parlak bir örnek yok. Osmanlı'nın yarım bıraktığı bir projeyi belki modern Cumhuriyet aydınları, seçkinleri halledebilirler. İçimizdeki farklılaşmaları nasıl kabul edeceğimizin, bir arada yaşamanın uygun formüllerini bulacağız. Ama bu konuda aydınlara entelektüellere, bilgi dünyası İslam'la biçimlenmiş âlimlerimize çok iş düştüğünü, süreçte hem modern hem gelenek hem de çağdaş İslam dünyasına açık Alevi aktörlerin de rol alması gerektiğini düşünüyorum.
Zorla cami 12 Eylül'de yapıldı, bugün değil
Alevilerin Diyanet'e bakışı nasıl?
Pek çok Alevi Diyanet İşleri Başkanlığı'nı bir Sünni organizasyonu olarak görüyor. Aleviliğin de Diyanet'in içinde temsil edilmesini, Diyanet'in hizmet akışından yararlanmayı arzu edenler olduğu gibi tamamen ortadan kaldırılmasını isteyenler de var. Bugün gelinen noktada Diyanet bütün toplum kesimlerinde olduğu gibi Aleviler arasında da müzakere ediliyor.
Diyanet Alevileri nasıl tanımlıyor? Bir mezhep olarak mı görüyor, bir din olarak mı?
Diyanet İşleri Başkanlığı'nın herhangi bir camiayla ilgili herhangi bir analizinden söz etmek mümkün değil. Kurumun kendisine tanınan statüsü her türlü siyasi, mezhebi ve kültürel oluşumların üstünde kalmayı zorunlu hale getiriyor.
Peki, Alevilerin kendileri hakkında herhangi bir tanımlamaları var mı?
Alevilik bazı Alevilere göre bir mezhep, bazı Alevilere göre kültürel bir seremoni, bazı Alevilere göre bir inanç grubu, bazı Alevilere göre politik bir dinamizm, bazı Alevilere göre muhalif bir dil. Bütün bu çeşitlilik içinde Anadolu'nun hemen her yerine yayılmış, kendilerini Alevi olarak tanımlayan, bu kategorilerle ilişki içinde olmaktan rahatsızlık duyan vatandaşlar da var.
Bütün bu çeşitliliğe baktığımız zaman devlet talepleri karşılayabilecek mi?
Karşılanacak durumdaysa Diyanet İşleri Başkanlığı talepleri zaten karşılıyordur ya da karşılamak zorunda. Onlar kendi taleplerinin mevcut yapılanma içinde Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından karşılanmasının olanaksız olduğunu gördükleri takdirde, devlet onların İslam'ın içinde farklı beklentilerini göz önüne alıp farklı bir hizmet üretmek durumunda.
Alevilerden köylerine zorla cami yapıldığı şeklinde iddialar oluyor?
Bu çok büyük bir ezber… Alevi inancını yaşatmak isteyen bölgelerde devletin zorla cami inşa ettiği yolundaki iddialar artık bu saatte gerçekliği yansıtmıyor. 12 Eylül döneminde Tunceli'de birkaç köye vali tarafından o köylülerin istekleri hilafına cami yapılmış. Ancak bugün öyle bir şey söz konusu değil. Bulundukları yerde köylüler cami istiyorlar ve yapıyorlar. O camiye karşı olanların kendi köylerinde inşa edilen bu yapıyı, kendi köylülerine değil de devlete yüklemeleri bir paradoks.
YAYIN TARİHİ: 04.03.2012 | 32eda3c2caee | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Yurtdışı seyahat trendlerini belirleyen Prontotour, 30 Haziran – 18 Eylül 2016 tarihleri arasında her Perşembe ve Pazar, Türkiye’den ilk defa direkt hareketli Ibiza turları düzenliyor. Kıyı şeridine serpilmiş dünyanın en ünlü plajları, enfes İspanyol lezzetlerini sunan restoranları ve renkli gösterilerin yer aldığı gece kulüpleriyle çılgın yaşamın doğum yeri olan Ibiza, yaz tatilinde sınırsız eğlence tutkunlarını bekliyor.
Balear Adaları’ nda bulunan ve Eivissa denilen İbiza’da, UNESCO Dünya Mirası listesinde bulunan surlarla çevrili eski şehir D’alt Villa, 16. yy’ da yapılan İbiza Kalesi, Kitabeler Kapısı Portal de ses Taules, Kutsal Meryem’ e ithaf edilen Santa Maria Katedrali de ziyaretçileri büyüleyen mekanlar arasında. Ibıza’nın sayısız doğal güzellikleri arasında dünyanın en ünlü mağaraları da yer alıyor.
80 tane plajın yer aldığı Ibiza, Platja den Bossa, ünlülerin uğrak yeri Ses Salines, düzensiz uçurumlar ve çam ağaçlarıyla çevrili Cala Jondal, kırmızı kayalıkları ve kumlu plajıyla Sa Caleta, Cala Conta, Cala Xarraca, Cala Martina ve muhteşem manzarasıyla Cala D’Hort gibi dünyanın en ünlü plajlarına ev sahipliği yapıyor. Denizdeki kafe anlamına gelen Cafe Del Mar’da, dünyanın en güzel gün batımı manzarası seyahatseverleri büyülüyor.
Prontotour’un 3, 4, 7 gece konaklama alternatifli Ibiza turları, 599 Euro’dan başlayan fiyatlarla yaz eğlencesini unutulmaz kılmak isteyenleri bekliyor. | 564f6c435e1f | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Viva! Casino Kıbrıs sıcak ve samimi konsepti ile birlikte, Viva! Group tarafından işletilen ilk casino oldu.
Hafta içi her gün 10:00 dan 06:00 ya kadar açık olan hafta sonları 24 saat hizmetinizde bulunan Casinomuzda 15 Canlı oyun masası, 200’e yakın son model slot makinası bulunmaktadır.
Uluslararası ve Türk mutfağını A la Carte restoranımızda casino çalışma saatlerinde ücretsiz hizmetinize açıktır.
Ercan hava meydanından VIP transferlerimiz lüks araçlarımız ile yapılmaktadır.
American Rulet, Rus Pokeri, Caribbean poker, Novo Poker ve Black Jack oyunlarından oluşan, VIP salonu ile birlikte 20 masa ile hafta içi 12:00 – 06:00 saatleri arasında, hafta sonu 24 saat deneyimli ve güler yüzlü personeli ile birlikte sizleri beklemektedir.
Casinomuzda son teknoloji Novomatic, IGT, EGT, Williams, Bally, 3D oyunlar ile Canlı oyuna ve Elektronik tekerleğe bağlı rulet makinaları bulunmaktadır. Hafta içi Saat 10:00 da açılıp 06:00 da kapanan casinomuz, hafta sonu 24 saat hizmetinizdedir.
Günün çeşitli saatlerinde yapılmakta olan çekilişler, tombala, turnuvalar, konserler ve konsept partiler ile birlikte Casinoda bulunduğunuz sürece tam bir karnavala şahit olmak için sizleri Viva Casino’ya davet ediyoruz. | f6fc9cb180d7 | [
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
İçli köfteyi sevmeyen var mıdır acaba?
Çok lezzetli olan gerçek içli köfteye şekil vermek tam bir ustalık ve uzun zaman istiyor.
Bugün tarifini vereceğim tepside içli köfte ise sizi hiç uğraştırmadan çabucak hazırlanıyor.
Elbette gerçek içli köftenin yerini tutmaz ama en azından canınız içli köfte istediğinizde kısa sürede hazırlayabilirsiniz.
Çay misafirlerinize salata niyetine hazırlayabilirsiniz.
Geçenlerde çay misafirlerime hazırladım, menüsünde "tepside içli köfte" olan çay masalarım;
Çay Masası-25
Çay Masası-26
Bu arada unutmadan belirteyim, bu ölçüler büyük dikdörtgen borcama tam geliyor.
Ben dikdörtgen borcamdan biraz daha küçük bir tepside yaptım, bulgur kısmı biraz kalın oldu.
Not; Tarifi Pınar Sedef Ünal
'dan aldım.
"Afiyetle Kalın"
TEPSİDE İÇLİ
KÖFTE;
Malzemeler:
3 su bardağı köftelik ince bulgur,
1 su bardağı irmik,
4 adet haşlanmış iri patates,
1 yemek kaşığı domates salçası,
1 yemek kaşığı biber salçası,
2 tatlı kaşığı tuz,
İç Malzemesi:
500 gr kıyma,
4 adet iri soğan,
1 demet maydanoz,
1 çay bardağı kıyılmış ceviz,
4 diş sarımsak,
1 yemek kaşığı biber salçası,
4 yemek kaşığı sıvı yağ,
Arzuya göre karabiber, kırmızı pul biber, kimyon,
1 tatlı kaşığı tuz,
Üzeri için:
25-30 gr tereyağ.
TEPSİDE İÇLİ KÖFTE
TARİFİ;
Derin bir kapta köftelik ince bulgur ve irmiği yaklaşık 4 su
bardağı sıcak su ile ıslatın.
Bulgur ve irmik şişerken bir yandan soğanları küçük küçük
doğrayın.
Sarımsakları rendeleyin veya havanda ezin.
Kıymayı ocakta kısık ateşte suyunu çekene kadar pişirin.
Üzerine küçük küçük doğradığınız soğanları, sarımsağı ve
zeytinyağını ilave edip kavurmaya devam edin.
Soğanlar pişince salçayı, baharatları ve tuzu ilave edip 1 -
2 dakika daha kavurun.
En son ince ince doğradığınız maydanozu ve cevizleri ilave
edip malzemeleri karıştırıp ocağı kapatın.
Şişen bulgurun üzerine patatesi rendeleyin.
Salçayı ve tuzu ilave edip yoğurmaya başlayın.
Köfte hamuru macun kıvamında olacaktır.
Macun kıvamındaki hamurun yarısını fırın kabına yayın.
Elinizi ıslatarak hamuru daha kolay düzleyebilirsiniz.
Düzlediğiniz hamurun üzerine hazırladığınız bütün iç
malzemeyi eşit şekilde yayın.
Geri kalan hamurla iç malzemesinin üzerini kaplayın.
Tepside ki içli köfteyi bıçakla istediğiniz büyüklükte
dilimleyin.
Her dilimin üzerine birer tatlı kaşığı tereyağı yerleştirin.
Önceden ısıtılmış fırında, altı ve üzeri kızarana kadar
yaklaşık 45-50 dakika 200 derece de pişirin.
"Afiyet Olsun" | a23da34cb488 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Herkes daha hızlı öğrenebilir! Bu önerileri dikkate alın.
Yeni teknolojileri, başka bir yabancı dili ya da beceriyi hızlı bir şekilde öğrenmek istiyorsunuz. Yaşınız ne olursa olsun, bu mümkün desek? En son yapılan bilimsel araştırmalardan elde edilen sonuçlara göre ‘hızlı’ öğrenmenin birkaç püf noktası var.
Teknolojik gelişmelerden yabancı dillere, günümüzde ‘yarış’ta kalmak için herkesin yeni bir şeyler öğrenmesi gerekiyor. Yetişkinler için açılan kişisel gelişim kurslarındaki artışın en büyük nedeni de bu… ‘Hızlı öğrenmek’ ise her zaman için bir adım önde olmanızı sağlayacak. Peki nasıl ‘hızlı’ öğreneceksiniz, üstelik artık çok genç de değilseniz? İşte bilimsel araştırmalardan derlediğimiz ‘zihin açıcı’ liste…
ÖĞRETİN YA DA ‘ÖĞRETİYORMUŞ’ GİBİ YAPIN!
Bildiklerinizi öğretin ya da ‘öğretiyormuş’ gibi yapın! Göreceksiniz ki siz de daha hızlı öğrenmeye başlayacaksınız, hafızanız berraklaşacak, pek çok şeyi daha iyi hatırlayacaksınız. Bunu biz söylemiyoruz, ABD St. Louis’deki Washington Üniversitesi’nin araştırma sonuçları bu tezi doğruluyor.
Yine ABD’den bir araştırma var. Louisiana State Üniversitesi, herhangi yeni bir bilgiyi öğrenmek için 30-50 dakikalık bir zaman dilimine ihtiyaç olduğunu belirtiyor. 30 dakikanın altı yeterli değil. Aynı şekilde 50 dakikanın üzeri de iyi değil çünkü beyin bu kez de diyor ki “Çok fazla yeni bilgi var”. Başka bir konuya geçmeden önce de 5-10 dakika ara verilmesi öneriliyor.
Western Governers Üniversitesi’nden de bir bilgi paylaşalım: ‘Mikro” öğrenme seanslarını benimseyin. Örneğin, öğrenilmesi kolay olmayan herhangi bir şeyi küçük kartlara ya da kağıtlara yazın. Zaman geçtikçe ne kadar yararlı bir alışkanlık edinmiş olduğunuzu göreceksiniz.
ELLE NOT ALIN
Günümüzde her ne kadar akıllı telefon ya da laptoplar ile not alsak da bir kağıt ve kalem kullanmak, öğrenme sürecini hızlandırıyor. Princeton Üniversitesi ile UCLA’in bir çalışmasına göre kağıt-kalemle not tutan öğrenciler, dersi daha iyi dinledikleri için daha iyi öğreniyorlar. Konsantrasyonları yüksek… Bir laptop ile not alan öğrencilerin ise genellikle dikkatinin dağınık olduğu belirtiliyor.
ÖĞRENME SÜRECİNİ UZUN VADEYE YAYIN
“How We Learn: The Surprising Truth About When, Where and Why It Happens” adlı kitabın yazarı Benedict Carey, öğrenme sürecini çimleri sulamaya benzetiyor: “Çimleri haftada bir kez 90 dakika süreyle ya da haftada üç gün 30 dakika süreyle sulamanız gerekir. Haftaiçi sulamaya belli aralıklarla devam etmek, çimlerin daha yeşil olmasını sağlar.” Carey, aynı şekilde yeni bir bilginin daha hızlı süreyle öğrenilebilmesi için aradan bir ya da iki gün geçmesinin yararlı olacağını vurguluyor:
“Kısa aralıklarla öğrenme sürecinde beyin daha az ‘dikkatli’… Dolayısıyla yeni bir bilgiyi birkaç gün sonra, hatta bir hafta sonra tekrarlamakta fayda var. Beyin böylelikle şu sinyali alıyor: Bu yeni bilgiyi muhafaza etmelisin.”
UYKU, BİRAZ UYKU…
Psychological Science’da yayımlanan bir çalışmaya göre öğrenilenleri muhafaza etmenin en iyi yolu; kısa bir süreliğine de olsa uyumak yani ‘kestirmek’… “Yeni bir bilgiyi öğrendikten sonra uyumak, kesinlikle iyi bir strateji” diyor, Lyon Üniversitesi’nden Stephanie Mazza. Son yaptıkları çalışmanın bu tezi bir tık ileriye taşıdığını söylüyor:
“Yeni bir bilgiyi öğrendikten sonra kısa süreliğine de olsa uyumak, kesinlikle iyi bir strateji. Ama görüldü ki iki öğrenme süreci arasında uyumak da hızlı öğrenmek söz konusu olduğunda çok önemli.”
ÖĞRENMEK İÇİN BAŞKA YOLLAR İZLEYİN
Johns Hopkins Üniversitesi’nin yaptığı çalışmaya göre öğrenme pratiklerini değiştirmek, hızlı öğrenmenin başka bir yolu.. Her yeni bilgiyi aynı yöntemle öğrenmek de mümkün, farklı yollarla da. Siz her zaman yaptığınızdan farklı bir yol izleyin. | 3b7a9e2734cf | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Çelik ve Akbaba yaptıkları ortak yazılı basın açıklamasında geçtiğimiz günlerde Partililerine yönelik Çankırı'da meydana gelen müessif olaydan dolayı teşkilat yöneticileri olarak ziyadesiyle üzgün olduklarını belirttiler. Açıklamada, “ Bu menfur olayın partimizle uzaktan yakından ilişkisi yoktur.” denildi.
Çelik açıklamasında şunları kaydeti:
Olayın kimler tarafından gerçekleştirildiğini bilmiyoruz hadiseyi araştırmak ve öğrenmek üzere eski milletvekilimiz Ahmet Bukan ile parti genel merkezimizi ve genel merkez teşkilat başkanını ziyaret ettiğimizde onlarında olaydan haberdar olmadıklarını öğrendik. Bu müessif olayın asıl ve gerçek sebebinin ne olduğunu yönetim olarak araştırdığımızı özellikle belirtmek istiyoruz.
Türkiye'nin milli birlik ve kardeşliğe en fazla ihtiyacının olduğu bu günlerde camiamız mensuplarının; birbirlerine karşı olması gereken saygınlığına halel getirmekten, mesnetsiz iddialarla birbirimizi zan altında bırakmaktan mensuplarımızı ve partimizi yıpratacak şekilde, içeride tefrike, ayrışmaya, fitne ve fesada meydan vermekten sakınmalarını özellikle istirham ediyoruz.Birlik ve beraberliğimiz adına bütün arkadaşlarımızı her konuda konuşma ve yorumlarında daha dikkatli yapıcı, birleştirici, suizandan uzak bütünleştirici ülküdaşlık hukukumuzu kuvvetlendirici söz ve davranışlarda bulunmaya davet ediyoruz.
Bu hususun zaruret ve önemine dikkat çekerken durumun hassasiyetini siz değerli basınımız arayıcılığıyla kamu oyuna ve partililerimize saygıyla duyuruyoruz.
Yaşanan üzüntülerin ''Kol kırılır yen içinde kalır'' düsturu ile sükunet ve sağduyu kapsamında başka yeni yanlışlıklara meydan vermeden camiamız içinde telafi edileceğine inanıyor, hepinize ve partimizin mensuplarına sevgi ve saygılarımızı sunuyoruz.
Çankırı Postası | fd8524179dd0 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Durum böyle olunca kendimi sürekli olarak parçalayıp sürekli olarak toplamaya çalışmakla geçiyordu yaşamım. Her gün yeni bir şeyler öğreniyor ve eski bildiklerimi pekiştiriyordum. Başlarda oyunlarda beni yenmeye yaklaşanlar oluyordu ama zamanla tüm hamleleri önceden sezmeyi öğrenmiştim ve istediğim zaman oyunun kontrolünü karşı tarafa veriyor gibi davranıp oyunu arka plandan gizlice yönetebiliyordum. O kadar detaylı ve güzel kurguluyordum ki oyunları tanıdığım hiç kimse beni yenemezdi. Bazen acaba öyle birisinin gerçekte olup olmadığını merak etmiyor değildim aslında.
Hayatı oyunlardan ibaret görüyordum o zamanlar. Herkes bir kalıp davranışın ürünüydü ve bu davranışı bilerek herkesi kontrol edebilirdi insan. Daha doğrusu herkesi bir süre için kontrol edebilirdi. Bu süre de karşındaki insanın ihtiyaçlarının değişmesi ile alakalıydı. Sistem insanı taklit edip tüketicilere istediklerini sunabiliyordu ama insanın sistemi taklit etmesi oldukça güçtü. Aynı sebepten dolayı karşımdakinin ihtiyaçlarını sürekli karşılayamıyordum. Daha doğrusu bunu istemiyordum da çünkü kendime biçtiğim hayatta insanların sürekli değişmesi gerekiyordu.
Biraz karışık anlattığımın farkındayım ancak başka türlü geçmişimde yaşadıklarımın hayatımı nasıl değiştirdiğini anlatmam mümkün değil. En iyisi oyunlardan devam edelim. Hatta daha iyisini yapıp sana örnekler vereyim. Böylece daha iyi anlayabilirsin.
Bundan yıllar önce ben hala üniversiteye devam ederken bayan bir arkadaşımla Beykoz'da bir kafede oturup sohbet ediyorduk. Çok büyük bir kafe değil ve bu yüzden masalar birbirine oldukça yakındı. Arkadaşım güzel bir kızdı, karşı tarafı etkilemeyi başarabilirdi görünüşüyle. Aramızda duygusal anlamda bir olay yoktu ama onun arkadaşlığına değer veriyordum sadece. O gün üzgündü biraz. Çok da önemli olmayan sorunları vardı ve benden oyunları öğrenmek istemişti. Oyunları öğrenirse acı çekmeyeceğini düşünüyordu. Ona da sana yaptığım uyarıyı yaptım ve anlatmaya başladım.
Bu esnada bizim oturduğumuz masanın hemen yanındaki masada 3 tane kız oturuyordu. İşin garip tarafı bir tanesi bana bakıyordu. Arkadaşıma gülümseyerek yaklaştım ve izle ve öğren dedim. Bir oyunun başlangıcındaydım. O kız bana karşı ilgi duymuştu ve benimle arkadaşımın arasındaki ilişkiyi merak ediyordu. Onu biraz kıskandırmak iyi olur diye düşündüm ve arkadaşımla biraz daha samimi konuşmaya başladım, arada elini tuttum. Bir diğer taraftan da davranışlarımın kızın üzerindeki etkilerini ölçüyordum.
Onun elini tutmamdan pek hoşlanmamış gibiydi. Böyle olunca onun uzaklaşmaması için geri çekildim ve telefonumla mesaj gelmiş numarası yaptım. Sanki telefonuma gelen mesaj beni üzmüş gibi davrandım ve arkadaşıma hararetli bir şeyler anlatmaya başladım. Yüzümden öfkeli olduğum belli oluyordu. Kız benim ilişkide olduğum birisiyle mesajlaştığımı düşünmüştü ve onunla aramda sorunlar olduğunu düşünmesini sağlamıştım. Oyunun devamı daha eğlenceliydi çünkü o noktada oyunumun içine girmişti.
Telefonumu oturduğum koltuğun üzerine fırlattım yazdığım bir mesajın ardından oysa kimseye mesaj göndermiyordum. Daha sonra bitti dermiş gibi ellerimi iki yana açtım ve çarpık bir şekilde gülümsedim. Bu hareket benim yeni ilişkilere açık olduğumu gösteriyordu. Daha sonra aşk hakkında konuşmaya başladık arkadaşımla. Aşk hakkındaki düşüncelerimle beni tanıma isteğinin iyice artmasını istemiştim. Öyle ki aşkla alakalı olan fikirlerim arzulanmamı sağlamalıydı. Bu esnada kızın tavır ve davranışlarından onun içe kapalı birisi olduğunu anlamıştım ve duygusal yapısından emin olmuştum. Ben aşkın büyüklüğünden, ölümsüzlüğünden bahsettikçe onun gözlerinin içi gülüyordu.
Artık oyunun en son aşamasına gelmiştim. Aşk ile alakalı bölümü güzel bir biçimde bitirdikten sonra yalnızlıktan konuşmaya başladım. Yalnızlığımı anlatmakta hiçbir zaman zorlanmadım ben. Hele yalnızlığımı aşkın yokluğu ile birleştirerek anlattığımda kızın bana ilgisinin iyice arttığını hissettim. Öyle bir an geldi ki oyundaki yapılacak hamle sayısı azalmıştı ve ben kısık sesle konuşmaya başladım. Beni dinlediğinden emindim ve ona dinlemeye devam etmesi için harekete geçmesini söylüyordum ve o arkadaşlarını bırakarak arkamdaki masaya oturdu daha yakın olabilmek için.
Oyunun sonu gelmişti ve oyun tam anlamıyla planladığım ve istediğim gibi gelişmişti. İlk andan itibaren sürekli olan kızı ölçmüş ve onun gelecek hareketlerini tahmin etmiştim. Yüzlerce farklı hamle kurgulamış ve içlerinden en uygun olanlarını seçmiştim. İşte bunları yaptığın zaman iyi bir oyuncu olabilirsin ama daha önce de söylediğim gibi iyi bir oyuncu olmak değil oyun oynamamak gerekiyor.
O kızla olan oyunumun sonunu merak ettiğini görüyorum. Daha önce de söylemiştim oyunların kazananı yoktu ve o gün kimse kazanmamıştı. Kız arkama oturduktan sonra ellerimi iki yana açıp "işte oyun böyle oynanır" demiştim. Bunu duyan kız ise yerinden kalkıp bir daha bana bakmamıştı. Arkadaşım neden böyle yaptığımı sorduğunda "oyunların kazananı yoktur" demiştim. Ne demek istediğimi anlıyor musun? O kızla konuşabilir, buluşabilir, ileride bir şeyler yaşayabilirdim ama bunların hiçbiri gerçek olmayacaktı. Gerçeğin peşinde koşan bir insan için sahte olan her şey değersizdi. Belki kız bu süreçte yaşananların gerçek olduğunu düşünecekti ki bunu sağlayabilirdim ama ben sahte olduğunu bilecektim. Sahtelikle yaşadığım için kendime kızacaktım sonra.
Hala beni anlamadığının farkındayım. Bu yüzden söyle anlatayım sana. Köprünün kenarında yanımda duruyorsun ve etrafımızda yüksek binalar ışıklarını gökyüzüne saçıyor. Ancak bu görüntü bir yanılsama da olabilir. Mesela devasa bir resim yapılmış ve senin önüne koyulmuş olabilir. Sense yeteri kadar yakınlaşamadığın için aradaki farkı göremiyor olabilirsin. Başka bir örnek vereyim sana. Bir pipo resmi var ve resmin altında "bu bir pipo değildir" yazıyor. O kızla yaşadıklarım pipo resmiydi ve ben onun pipo olmadığını biliyordum.
Evet anlamaya başladın. Başka bir şey söyleyeyim sana etrafındaki her şey o pipo resmi ve hiçbiri gerçek değil. İstersen gerçek olmayanlardan konuşalım biraz ve bunu hayatımdaki başka örneklerle açıklayayım sana. | afc474df2c71 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Mercedes Kameralı Anahtarlık
AVI vido formatıyla süper görüntü kaydı yapan bu anahtarlıklar ile artık istediğiniz anı rahat bir şekilde videoya alabilirsiniz.Ayrıca GB’a kadarda yükselebilen hafızası sayesinde çok uzun videoları da rahat bir şekilde kayıt yapabilirsiniz.Artık sizde hem can hemde mal güvenliğinize daha çok önem vermek istiyorsanız hemen bir Mercedes Kameralı Anahtarlık almalısınız…
Anahtarlık Kamera Ürün Özellikleri:
Video format: AVI.
Video çözünürlük: 640 x 480, 30 fps.
Kamera format: JPEG.
Kamera çözünürlük: 1600 x 1200.
Audio format: WAV.
TF Kart 16 GB ye kadar destekler.
Dikkat: TF hafıza kartı dahil degildir. Lütfen bir email atıp dilediginiz hafıza kartının fiyatını ögrenin.
Ses Kayıt Özelliği de mevcuttur.
Çok küçük kamera deliği sayesinde anahtarlığınız elinizdeyken kimse kayıt yaptığınızı fark etmez.
ETİKETLER:
casus kamera, casus kamera kol saati, kalem kamera, anahtarlık kamera
, kol saati kamera, güvenlik kamerası, gizli kamera sistemleri, kablosuz
casus kamera, mini casus kamera, gizli kamera satın al, gizli kamera fiyatları, gizli kamera fiyat, gizli kamera çeşitleri, araç kamera
sistemleri, kamera kalem, gizli video, gizli vidyo, gizli kamera saat, saat kamera, kablosuz gizli kamera,casus gizli kamera, masa saati gizli
kamera,duvar saati gizli kamera, gizli kamera duvar saati, gizlikamera masa saati, masa saati kamera , duvar saati kamera ,casus saati,gizli
kamera video, gizli video kamera, gizli kameralar video, video gizli kamera, gızlı vıdeo,kamera kayıt cihazı,kamera kayıt cihazları,kamera
kayıt,gizli ses kayıt cihazı, gizli ses kayıt cihazı fiyatları, casus ses kayıt cihazı, dvr kayıt cihazı,dinleme cihazı, ortam dinleme
cihazı,dinleme cihazı fiyatları, ucuz dinleme cihazı, ortam dinleme cihazı ucuz, dinleme cihazları, ortam dinleme cihazları, casus dinleme
cihazları, oda dinleme cihazları, ucuz ortam dinleme cihazları, dinleme cihazları fiyatı, gece görüşlü kamera, gece görüşlü gizli kamera, gece
görüşlü kamera fiyatları, kablosuz gece görüşlü kamera, casus telefon, kameralı kalem, kameralı saat, kameralı gözlük, gizli kameralı saat,
kameralı saatler, kameralı saat fiyatları, kameralı kalem fiyatları, gizli kameralı kalem, gizli kameralı gözlük, telefon dinleme cihazı, böcek
dinleme cihazı, dinleme cihazı fiyatları, dinleme cihazı böcek, uzaktan dinleme cihazı, casus dinleme cihazı, dınleme cıhazı, ses dinleme
cihazları, gizli ses dinleme cihazı, ses dinleme, uzaktan ses dinleme cihazları, ortam dinleme cihazları, uzaktan ortam dinleme cihazları, casus
dinleme cihazları, küçük dinleme cihazları, mini ses kayıt cihazı, kayıt cihazı fiyatları, gizli ses kayıt cihazı fiyatları, dvr kayıt cihazı
fiyatları, gizli dinleme cihazı, gizli dinleme cihazları, casus telefon, casus telefon dinleme, telefon casus, gizli kamera kol saati, adaptör | 2de8dd6ce4c7 | [
"c4",
"hplt2"
] |
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, helikopterle Kırşehir Ahi Evran Stadyumu’na indi. Kırşehir protokolü ve vatandaşlar tarafından karşılanan Cumhurbaşkanı Erdoğan, daha sonra otobüsle Kırşehir Belediyesi’ne gitti. Yol boyunca halkı selamlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, belediyede Başkan Yaşar Bahçeci’den brifing aldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, daha sonra 300 metre uzaklıktaki Hoca Ahmet Yesevi Camii’ne Cuma namazı kılmak için yürüyerek gitti.Erdoğan, yol buyunca Kırşehirli vatandaşlarla özçekim yaptı ve çocuklara oyuncak dağıttı.
Erdoğan, Cuma namazının ardından Ahi Evran Külliyesi’nde gerçekleştirilecek olan ahilik kutlamalarına katılacak. | 5798a249e5af | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Reflü Hastalıkları
Reflü Nedir?
Halk arasında Mide Reflüsü olarak bilinen Gastro Özofageal Reflü hastalığı mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçmasıdır. Reflü, asitli mide içeriğinin yemek borusuna gelmesi ve uzun süre temas etmesiyle yemek borusunun asitten kendini koruma özelliğinin yok olmasından kaynaklanır. Erişkinlerin yaklaşık %20'sinde reflü görülmektedir.
- Mide içeriği midenin salgıladığı hidrojen iyonu nedeniyle belirgin derecede asittir. Eğer onikiparmak barsağından mideye doğru safra geri akımı varsa mideden yukarı çıkan içerik hem asit hem de safra içerir. Alkali özellikli olan safra da mide asidi gibi yemek borusunun tahrişine neden olur. Reflü hastalığı, asitli veya safralı mide içeriğinin yemek borusuna gelmesi ve uzun süre temas etmesiyle yemek borusunun kendini asitten veya safralı mide içeriğinden koruyamaması nedeniyle oluşur.
- Yemek borusunun alt ucunda mide içeriğinin yemek borusuna geçişini engelleyen bir kapak mekanizması vardır. Reflü hastalarında en sık görülen özellik bu mekanizmanın gevşekliğidir. Bu durum sıklıkla mide fıtığıyla birlikte yaşanır. Mide boşalım bozukluğu ya da bozulmuş yemek borusu hareketi bu hastalığı tetikleyen diğer nedenlerdir.
Reflü Şikayetleri Nelerdir?
Hastalarımızın en sıklıkla başvurduğu şikayet mide yanmasıdır. Bunun yanında göğüste yanma ve ekşime, Ağıza gelen acı bir tat, Ağız kokusu, Özellikle yemeklerden sonra ve tok karna yatıldığında geceleri rahatsız eden şişkinlik, geğirme ve boğulma hissi Göğüste takılma ve sıkışma hissiyle birlikte kalbe baskı ve çarpıntı hissedilebiliyor. Derin nefes almada güçlük çekilebiliyor. İleri aşamalarda da; kronik farenjit, kronik sinüzit, alerjik astım ve diş çürüklerine gidilen bir süreç yaşanabiliyor.
Kulak Burun boğaz Hastalıklarıyla İlgili Olan Şikayetler
- Kronik farenjit
- Kronik sinüzit
- Ses kısıklığı
- Kronik tahriş öksürüğü
Reflü Hastalığının Tedavisi
Reflü hastalığının tedavisinde sosyal tedbirlerden başlayan ve cerrahi girişime kadar değişen farklı seçenekler söz konusudur.
- Sosyal tedbirler: Yatak başının yükseltilmesi, reflüjenik olduğu bilinen yiyecek ve içeceklerden uzak durulması (portakal suyu, pizza, kolalı içecekler vb.), çok sıkı giysilerin tercih edilmemesi gibi mevcut pek çok sosyal tedbir, genellikle hafif düzeyde reflüsü olan hastalarda etkili olabilmektedir.
- İkinci seçenek ilaç tedavisidir. Kısaca PPI (proton pompa inhibitörleri) diye bilinen ilaçlar asit salgılanmasını güçlü bir şekilde azaltarak şikayetlerin ortadan kaybolmasına neden olurlar. Ancak ilaç tedavisi çoğu zaman sürekli bir kullanım gerektirmektedir. İlacın bırakılması yakınmaların yeniden ortaya çıkarak hastalığın nüks etmesine neden olur. Bunun nedeni ilaçların sadece kullanıldığı günlerde asit salgısını baskılayabilmesinden kaynaklanmaktadır.
- Endoskopik tedaviler olarak bilinen girişim modelleri ise gerek Avrupa, gerekse de Amerika kıtasında kendisine sağlam bir yer edinememiştir. Çünkü tedavideki etkinlikleri henüz yeterince tatmin edici düzeye ulaşamamıştır.
- Reflü tedavisindeki en önemli seçeneklerden biri ameliyattır. Elbette arzulanan bu girişimin laparoskopik yöntemle yani kapalı cerrahi ile yapılmasıdır. Bu yöntem ile midenin üst bölümü, yemek borusunun alt ucuna çepeçevre sarılarak dikilmekte, böylelikle reflünün önüne geçilmektedir. Yaklaşık 45-60 dakika süren operasyonun bir gün sonrasında hastalar taburcu olabilmektedir. Reflü ameliyatından sonra hastaların ilaç kullanma gereksinimleri ortadan kalkarken, 1-1.5 ay kadar uyulması gereken bir diyet dönemi vardır. Ameliyat olan hastaların diyet dönemini tamamlamalarının ardından ameliyat öncesi dönemde sakındıkları gıdaları ve içecekleri de tüketebilmeleri mümkündür. Ameliyat sonrası yaşamda ameliyata bağlı olarak hastalarda gaz ve şişkinlik yakınmaları olabilmektedir
Editör ile iletişim için; strong>info@efeskbb.com mail adresine mail atabilirsiniz. | 0ae939a7064d | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Estetik, güç ve performans kriterleri en üst seviyede tasarlanan Selenit, modern yapıların yeni penceresi olmaya aday. Değişen yaşam alanları ve mekan anlayışı gözetilerek "zamanın ruhuna" uygun çözüm arayanlar için geliştirildi.
Selenit;
- 75 mm kasa ve kanat genişliği
- 6 odacıklı tasarımı
- 43 dB'e varan ses yalıtımı
- 3000 Pa (245 km/h) rüzgar yükü direnci
- 44 mm'ye kadar üçlü cam uygulama imkanı
- opsiyonel A sınıfı profil kanlılığı
- 21 farklı renk seçeneği
- 1,02 W/m2 K profil ısı yalıtım ve
- 0,94 W / m2 K pencere ısı yalıtım değerleri
ile sektörün lokomotif serisi olmaya hazır.
Selenit lansman seminerinde ilk sözü yaklaşık 20 seneden bu yana Fırat'ın danışmanlığını da yapmakta olan Prof. Dr. Sn. İlhan Erdoğan aldı. Sunumunda pazarlamadaki güncel yaklaşımları ve değişen müşteri davranışlarını vurgulayan Erdoğan sözü Fırat Plastik Yön. Kur. Bşk. Dr. Nevzat Demir'e bıraktı. Fırat Ailesi'nin bayi teşkilatı ve çalışanlarıyla büyük ve güçlü bir aile olmasına vurgu yapan Demir, kurumlarda devamlılık ilkesine vurgu yaptı. Bu vurgu sonrası Fırat'ta planlama, bilgi teknolojileri, üretim ve pazarlama bölümlerinde 20 yıla yakın üst düzey yönetici olarak hizmet eden Sn. Dr. Mehtap Uluceviz'i sahneye davet eden Demir, Uluceviz'in önceki başarılarını vurgu yaptı ve 17.10.2015 tarihinde açılışı gerçekleşen Kıbrıs Su Temini Projesi'nde "proje yöneticisi" olarak katkılarına dikkat çekti.
Fırat, her biri 500 m uzunluğundaki 160 adet HDPE Boruyu üreterek Dünya Plastik Boru literatürüne adını başarıyla yazdırmış, Avrupalı rakibinin 5 senede tamamlayabileceği üretim sürecini 1 yıl gibi kısa bir sürede tamamlamış ve 50 miyon $ tasarruf sağlamıştı.
Moderatörlüğünü Sn. Kadir Çöpdemir'in yaptığı seminerde Fırat Profil Pazarlama Md. Dr. Mehtap Uluceviz seminerin sloganı "Yeni Dönem Başlıyor"a vurgu yaparak 2016'da lokomotif ürün olmasını hedefledikleri Selenit'i "değişimin şahikası" olarak isimlendirdi ve beklentilerini bayileriyle paylaştı. Selenit 75'i 70'lik fiyatına vereceklerini belirten Uluceviz şöyle devam etti. "Fırat'taki yenilikler Selenit'le sınırlı değil. Selenit'e ek olarak Opal 70, Garnet 70, Redonit 85 ve Türkiye'de bir ilk olacak yalıtımlı sürme gibi yeni serilerimizi siz değerli bayilerimize müjdelemek isterim." Bu serilerin konumlandırması hakkında da bilgi veren Uluceviz kapanış konuşmasını
"Kader birliği yaptığımız değerli iş ortaklarımız, paydaşlarımız...Siz bize inandınız. Biz size inandık. Sektörün açık ara lideriyiz. Çok güzel işler başardık. Ve her zamanki gibi bunu da birlikte başaracağız. Değişim başladı, herkes bizi izleyecek." şeklinde tamamladı.
Sn. Uluceviz'den sonra sözü alan Profil Üretim Md. Sn. Ahmet Koltuk Selenit ve yeni serilerin teknik özellikleri hakkında bilgi verdi ve soru cevap bölümüyle sunumunu tamamladı.
Seminerin ikinci bölümünde tiyatro ve sinema sanatçısı Sn. Ufuk Özkan "Bayiler Yarışıyor" ile sahne aldı. Selenit'le ilgili sorulara doğru cevap veren bayilerin yarışmaya hak kazandığı bölüm oldukça keyifli ve eğlendirici idi. 2014 yılında ödül kazanan bayilere ödüllerinin takdimi ile seminer sonlandı ve "Aile Fotoğrafı" çekimine geçildi. Ertesi günü Sn. Yavuz Seçkin'in de katılımıyla Survivor yarışmasında şampiyon olmak için geçiren Fıratpen, Winhouse ve Gedizpen bayileri gala yemeğinde Kubat'ın sahne performansı ile bir sürpriz daha yaşadı. | 724eed32fe53 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
NBA'de Chicago Bulls formasıyla 6 şampiyonluk yaşayan eski basketbolcu Scottie Pippen'a, 4 milyon dolarlık dava açıldı.
NBA'de 1990'lı yıllarda 6 şampiyonluk kazanan Chicago Bulls takımının önemli parçalarından Scottie Pippen'a, kendisinden imza almak isteyen birini hastanelik ettiği iddiasıyla 4 milyon dolarlık dava açıldı.
NBA'in internet sitesinde yer alan açıklamaya göre, 47 yaşındaki Pippen'ın kendisine vuruduğunu öne süren 49 yaşındaki Camran Shafighi, Los Angeles Mahkemesi'ne dava açarak, 4 milyon dolar tazminat talep etti.
Başından aldığı darbe nedeniyle hastanede tedavi gören Shafighi, mahkemeye sunduğu dilekçede, 23 Haziran tarihinde akşam yemeği için Kaliforniya eyaletinin Malibu kentindeki bir lokantaya giden Pippen'dan, kız arkadaşının 12 yaşındaki oğlu için imza istediğini ancak Micheal Jordan'ın Bulls yıllarındaki partnerinin, "acımasızca ve gerekçe olmaksızın" kendisine fiziksel saldırıda bulunduğunu ifade etti.
Olayla iligili soruşturma başlatan yetkililerse Pippen'ın gönüllü olarak karakola gelerek ifade verdiğini ve işbirliğine açık bir tutum sergilediğini belirtti. Yetkililer, ayrıca Pippen'ın saldırısına uğradığını iddia eden Shafighi'nin, lokantanın hem içinde hem de dışında eski basketbolcunun fotoğrafını çektiğinden ve olay sırasında sarhoş olduğundan bahseden tanıklar olduğunu bildirdi.
Bulls Başkanı Michael Reinsdorf'un başdanışmanlığını yapan Pippen, 1987 yılında başladığı profesyonel kariyerini 2008 yılında noktalamıştı. Micheal Jordan önderliğindeki Bulls takımıyla 1991, 1992, 1993, 1996, 1997 ve 1998 yıllarında 6 kez NBA şampiyonluğu yaşayan Pippen, 2010 yılında NBA'in onur listesine girmişti. | 61d6a09e3299 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Ülkemizde gençler önce üniversite ardından iş dünyasına girmek için sınavlar sonrası karar aşamasına geldi. Son yıllarda şirketlerin tercihlerine bakan rehberlik öğretmenleri gençleri yabancı dil üzerine ihtisas yapmaya yönlendirmeye başladı. Firmaların işe alım kriterleri değişmesinden sonra ailelerde gençleri dil üzerine eğitim almaya yöneltmeye başladı.
İş dünyası İngilizce ve Arapça'yı kullanıyor
Üniversitelerde en fazla İngilizce Tercümanlık bölümleri tercih edilirken sırasıyla Fransızca Tercümanlık, Arapça Tercümanlık, Almanca Tercümanlık ve Rusça Tercümanlık bölümleri diye tercihler sıralandı.
Bu tercihlere bakıldığında aslında iş dünyasında ülkemizin en fazla ticaret yaptığı ülkeler ve kullanılan dillerin eşit oranda tercih edildiğini görüyoruz. Dünyanın en çok konuşulan dili [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
yanında Arapça Tercüme ve Rusça Tercüme iş dünyasında da özellikle tercüme bürolarının en fazla iş aldığı diller arasında yer alıyor.
İmge Tercüme Bürosu yaptırdığı piyasa araştırmasında bir yılda tercüme bürosu olarak piyasada en fazla İngilizce, Arapça ve Rusça'nın aktif olarak kullanıldığını tespit etti. Şirketler aynı zamanda yaptıkları iş anlaşmalarında bu dilleri yeminli tercüme olarak kullanarak piyasada etkin bir döngü oluşturdu. | e3bfdb5f602e | [
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
- Antalya'ya gelen Mısır 20 Yaş Altı Milli Takımı teknik heyeti ve oyuncuları havaalanında çiçeklerle karşılandı
Mısır 20 Yaş Altı Milli Takımı Teknik Direktörü Yassin:
"Bulunduğumuz grupta çok güçlü takımlar var, işimiz sanıldığı kadar kolay olmayacak"
İstanbul'dan hava yoluyla Antalya Havalimanı'na gelen kafilede oyuncular, Awad Mossad, Mahmoud Hamdi, Hassan Mahmoud, El Hadad Abdalla, El Hambaly Hammad, El Hanafi Yasser, Rabia Ramy, Metwaly Mahmoud, Wahid Mahmoud, İbrahim Osama, Mahmoud Kahraba, Refat Ahmed, Saleh Gomaa, Mohamed Samir, Mahmoud Hamad, Ghaly Hossam, El Shami Mohamed, Sherif Mohamed, Trezegeut, Omar Bassam ve Hassan Ahmed yer aldı.
FIFA 20 Yaş Altı Dünya Kupası Turnuva Sorumlusu Alper Döğmen, kafileyi karşılayarak, Mısır 20 Yaş Altı Milli Takımı Teknik Direktörü Rabie Yassin'e çiçek verdi. Mısır 20 Yaş Altı Milli Takımı'na iç hatlar çıkış kapısı önündeki karşılamaya FIFA 20 Yaş Altı Dünya Kupası maskotu da eşlik etti. İç hatlar çıkış kapısından geçen yerli ve yabancı turistler ise bu anı şaşkınlıkla izledi.
Mısır 20 Yaş Altı Milli Takımı Teknik Direktörü Yassin, gazetecilere yaptığı açıklamada, Dünya Kupası maçlarının Türkiye'de oynanacak olmasının kendilerini mutlu ettiğini belirterek, Türk taraftarların kendilerini en iyi şekilde destekleyeceklerine inandıklarını söyledi.
Şampiyonaya hazırlık kapsamında İspanya ve İsviçre'de iki ayrı kamp yaptıklarını ifade eden Yassin, kamp süresince 4 özel maç oynadıklarını ve bu maçlarda takımın son durumunu yakından görme fırsatı bulduklarını dile getirdi.
Yassin, oyuncularının durumlarını görmek için Antalya'da yarın Yeni Zelanda ile bir hazırlık maçı oynayacaklarını vurgulayarak, "Bulunduğumuz grupta çok güçlü takımlar var, işimiz sanıldığı kadar kolay olmayacak. Grubumuzdaki İngiltere, Avrupa Şampiyonu, 20 Yaş Altı Irak Milli Takımı'nda A Milli Takım kadrosunda 8 oyuncu yer alıyor. Şili'nin bazı maçlarını izledim, onların da iyi bir kadroya sahip olduğunu düşünüyorum" dedi.
Takımlarının da çok güçlü olduğunu ve rakipleriyle en iyi şekilde mücadele edeceklerini anlatan Yassin, Cezayir'de düzenlenen son Afrika Şampiyonası'nda kupayı aldıklarını ve şampiyonayı birinci bitirdiklerini anımsattı.
Mısır'ın ileriye dönük çok umut veren bir takım olduğunun altını çizen Yassin, "Federasyon ve herkesin çabalarıyla A milli takımın gerçekleştirdiği başarıları biz de tekrarlayabiliriz. Son dönemlerdeki maçlarda oyuncularım Salih Cuma ve Rami Rabia A Milli Takıma çağırıldı" diye konuştu.
İlk maçlarını Şili ile oynayacaklarını ve bu maçın çok önemli olduğunu kaydeden Yassin, Türk taraftarların iki Arap takımı Mısır ve Irak'ı destekleyeceklerine inandığını söyledi. Mısır takımını desteklemek için Mısır'dan Türkiye'ye gelmek isteyen taraftarların çoğunun vazgeçtiğini anlatan Yassin, bu durumun kendisini çok üzdüğünü belirtti.
Türkiye'de düzenlenecek 2013 FIFA U20 Dünya Kupası'nda E Grubu'nda maçlarını Antalya'da Şili, İngiltere ve Irak ile mücadele edecek Mısır 20 Yaş Altı Milli Takımı kafilesi, daha sonra konaklayacakları otele hareket etti. - Ankara | a91f7733fef1 | [
"culturax",
"hplt2"
] |
Yalçın Pembecioğlu (settar)
Malatya‘da doğdum. Dedem Şaban Pembeci‘nin Malatya’ya ilk otomobili getiren kişi olduğunu dinleyerek büyüdüm. Ailem ben doğmadan önce yedek parçacılık, benzin istasyonu işletmeciliği yapıyormuş. Ben doğmadan 4 yıl önce 1973’te de Tofaş‘ın ilk bayilerinden birisi olmuşuz. 26 yıllık Tofaş Bayiliği süresince otomobillerin içinde büyüdüm dersem abartmış olmam. Bu süreçte yalnızca otomobil satışı değil, yedek parça ve servis gibi satış sonrası hizmetleri hakkında da farkında olmadan çok şey öğrendim. Üniversite için Ankara’ya geldiğim dönemde artık iş anlamında da başta satış olmak üzere bir çok konuda babama destek verir duruma gelmiştim. Fiat Palio lansmanı sırasında bir ay gibi bir sürede Malatya’da yüzün üzerinde kişiye bire bir deneme sürüşü yaptırdığımı hatırlıyorum.
Bilkent’te İktisat bölümünde okurken (2000 yılında) F1 Racing dergisinin Türkiye baskısının ilk sayılarında (6 sayı) çevirmenlik yaptım. Bu dönemde F1 terminolojisinin Türkçeleştirilmesi konusunda derginin o zamanki editörü Murat Yığcı ile bol bol tartıştım.
Mezun olduktan sonra İstanbul’da Rpm/Radar reklam ajansında müşteri ilişkilerinde çalışmaya başladım. Rpm’de 2 yıl kadar Toyota markasına hizmet verdim. Bir çok lansman (Avensis, Rav4, Yaris) ve sayısız satış kampanyasında çalıştım, bayi toplantılarına katıldım, plazaların yenilenmesi ve satış sisteminin değişimi projesinde görev aldım.
Toyota ajanstan ayrıldıktan kısa bir süre sonra Lancia markası ajansımla çalışmak üzere anlaştı. Lancia’nın Türkiye lansmanını yönettim. Bu süreç sırasında İtalya‘da Fiat binasındaki bir toplantıda dedemin doğduğum kente ilk otomobili getiren kişi olduğunu, bu otomobilin de bir Fiat olduğunu anlatma fırsatı buldum. Hayatımın en duygusal anlarından biriydi. Lancia için viral ağırlıklı bir pazarlama stratejisini oluşturup hayata geçiren ekipte yer almak da çok zevkli bir deneyimdi. Rpm’deki son yılımda Pirelli için de çalıştım ve otomotiv yan sanayisini de pazarlama anlamında tanıma fırsatım oldu.
2005 yılından beri eşim Aygül‘le kurduğumuz reklam, pazarlama ve tasarım blogu Bigumigu‘da hem yöneticilik, hem de yazarlık yapıyorum. Orada yazdığım konuların önemli bir kısmının odak noktası olan otomobiller hakkında ayrı bir yer oluşturmak ve tasarım, eğilim, pazarlama konularının otomotiv dünyasındaki yansımaları hakkında yazmak uzun zamandır dileğimdi. Aygül’ün yardımları ve desteği sayesinde carluvr.com böylece hayata geçti. Bu arada LOG dergisinin Temmuz 2008 sayısında BMW GINA Light Visionary‘yi anlattığım 2 sayfalık bir incelemem ve Digital Age dergisinin Eylül sayısında da Lancia Ypsilon Momo Design‘ın çevrimiçi lansmanını anlattığım bir yazım yayınlandı. 2009 Formula 1 ING Turkish Grand Prix için Bridgestone‘un sosyal mecra kampanyasını Pure ile birlikte kurguladım ve bu blogdan yönettim. Düzenlediğimiz oyunlarla 20 kişiyi F1 haftasında Paddock alanına hatta takım garajlarına soktuk. Bu kampanya sırasında Bridgestone Motorsporları Lastik Geliştirme Direktörü Hirohido Hamashima ile yaptığım röportajım da F1-Racing Türkiye‘nin Temmuz 2009 sayısında yayınlandı. Benzer bir çalışmayı kapsamını genişleterek 2010 yılında da gerçekleştirdik.
2008 yılı sonuna kadar PhonoClick adlı bilişim şirketinde müşteri ilişkileri yöneticisi olarak çalıştım, bu dönemde -özellikle finans sektöründe- CRM ve yazılım geliştirme konularında uzmanlığımı arttırdım.
2008 Kasım’da Alfa Romeo pazarlama iletişimi uzmanı olarak Tofaş’ta çalışmaya başladım. Alfa Romeo markasının çizgi üstü ve çizgi altı tüm iletişiminden sorumlu olarak MiTo ve Giulietta modellerinin lansmanlarını gerçekleştirdim. Tofaş’taki görevim sayesinde bayi, reklam ajansı derken üretici ve distribütör tarafında da çalışarak otomotiv sektöründe üretim, pazarlama, satış ayaklarında tecrübemi geliştirdim.
2011 başından bu yana karımla ortak olarak kurduğumuz şirketimiz Bigumigu için çalışıyorum.
10 yılı aşkın süredir 2001 model bir Ford Focus Sport Trend (adı Trinity) kullanıyorum. 2012 yılında ailemizin yeni üyesini de düşünerek arka kapıları olan bir aracı, Citroen DS4‘ü de kullanmaya başladık.
linkedin.com/in/settar * twitter.com/settar | 755a788e059a | [
"c4",
"culturax",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Tarih : 01/06/2012 Ekleyen: admin
Katogori : Esma-ül Hüsna
Yorumlar : Yorum Yok
Etiketler : güzel dinler, islam, islam dini
islam dini gercekten güzel bir dindir.Kuran’i Kerim ve Müslüman aleminin en iyi dinlerinden birtanesi olan islam dinini her müslüman cocugu gibi bizlerde görenmeliyiz.ögretmeliyiz
islam dini Tüm Müslüman aleminin ve dünyadaki en güzel dindir.Gercekten islami ve dini konularda odlugu gibi bizlerinde islami dinimizi ögrenip benimsememiz lazim.
islam dini seviyeli ve güzel insanlarin benimseyip bu dine gectigi en güzel dindir.
Allah yolunda bizlerde bu din icin canimizi vermeliyiz!!!. | f7c57459b159 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
15 Ağustos 2013 Perşembe
İtalya Gezisi / Venedik & Murano & Burano ✈
Veee sonunda tur boyunca beklediğimiz Venedik'teyiz :) Adacıklar üzerine kurulu, su kanalları ve köprülerle dolu, motorlu taşıtların olmadığı, daracık sokakları, tarihi süslü binaları ve gondollarıyla hafızanızda yer eden, başka bir yere çok benzemeyen, çok romantik bir şehir Venedik. Burayı gezerken tarihi bişeyler anlatıp yormıycam sizleri, sadece fotoğrafların tadını çıkaralım :)
Alttaki fotoğrafın yaklaşık 10 değişik halini çekmişiz sanırım :) Çünkü canım sevgilimin odası için çok önceden bir tablo almıştık ve orası burasıydı :) Burdan geçerken aynı yer olduğunu fark edince çığlık atıp defalarca fotoğrafını çektik. Bu tesadüf bizi çok mutlu etmişti bu yüzden bu fotoğrafla başlamak istedim :)
Şimdi gezimize baştan başlayabiliriz, vapurlarımızla Venedik'e yaklaşıyoruz :)
Köprülerinden sadece biri
Büyük Kanal üzerindeki en eski ve en ünlü köprü Rialto Köprüsü
Gondol sefamıza başlıyoruz :) Turla gittiğimiz için altışar kişi binmiştik gondollara ve kişi başı 20 euro ödemiştik, eğer iki kişi giderseniz fiyat yüksek olduğundan gondola binmek için ortaklar bulmanız gerekebilir :) Çok keyifli bir gezintiydi mutlaka binmeye çalışın derim :)
İlk bindiğinizde gondol epey sallanıyor, ilk bir dakika boyunca biraz panik yapıyorsunuz ama sonra daracık kanallarda şampanyanızı içerek dolaşırken bir anda panikten kurtulup tadını çıkarmaya başlıyorsunuz :) Venedik'te gondollar, adada insanları gömecek yer olmadığı için anakaraya cenaze taşımak için kullanılıyormuş eskiden ve bu yüzden hepsi siyah olurmuş, bugün de bütün gondolları siyah kullanmaya devam ediyorlar.
Gondol gezimizin sonuna geldik :) Bu unutulmaz anımızın yanında birlikte tekrar yere basmanın da hafif bir mutluluğu olmuyor değil :p
Roma'da Hard Rock Cafe'ye gidememiştik, kısmet Venedik'tekineymiş :) Hard Rock Cafe'de ortamın tadını çıkartıp biraz da alışveriş yaptıktan sonra Venedik sokaklarında dolaşmaya devam ediyoruz.
Venedik'te o kadar renkli o kadar eğlenceli dükkanlar var ki her birinde yaklaşık yarım saat geçiriyoruz. Maskeleri takıp elimize asalar alıp mankenler arasında dolaşırken kendimizi orta çağda gibi hissettiğimiz tuhaf anlar yaşıyoruz. Bu harika maskelerin orta çağdaki veba salgınlarında ortaya çıktığına ve bu kadar geliştiğine adeta sanat eserlerine dönüştüklerine de inanamıyoruz..
Venedik'ten sonra rotamızı camlarıyla ünlü Murano Adası'na çeviriyoruz.
Bizim için küçük bir gösteri yapan cam ustasını izleyip, cam ürünler satın alabileceğimiz sergiyi gezerek Murano'dan ayrılıp Burano'ya doğru tekrar yola çıkıyoruz :)
Burano Adası benim en sevdiğim yerlerden bir diğeri oldu.
Aşağıda gördüğünüz kule tıpkı Pisa Kulesi gibi yana doğru yatıyormuş sürekli ama kendisi Pisa kadar ünlü olur mu bilmem :)
Rengarenk evleriyle ünlü bu şirin adada çok samimi, çok sakin, çok keyifli bir hayat var. Bu hayatın izlerini ve bu güzel evleri görmek için Burano sokaklarında uzun uzun gönlümüzce geziyoruz. Tıpkı bizim mahallelerimizde olduğu gibi kapıların önünde oturan teyzeler, bahçede sıcaktan mayışmış kediler görüyoruz :)
Bu terasa resmen aşık olmuştum ^^
Dantelleriyle de ünlü bu sevimli adadaki minik bir dükkandan çeyizim için kalpli güzel objeler alıyorum. Hem de son bir tane kalan minik kalp bir yastıkta dikişin küçük bir kısmının yırtıldığını fark ediyorum ve satıcı bayan hemen elimden alıp iğneyi ipliği çıkarıp dikiveriyor yastığı.
Evimde bir yere asmak için sabırsızlandığım o minik süs yastığa her baktığımda İngilizce bilmese de çok kolay anlaştığım bu tatlı teyzeyi hatırlayacağımı biliyorum ve buraya da veda ediyoruz :)
Burano şşş kimseye çaktırma ama ben seni Venedik'ten çok sevmiştim :p
Sevgiler..
Gönderen Duygu zaman: 09:52
Etiketler: Burano, gezi, gondol turu, İtalya, İtalya turu, Murano, Venedik
Kaydol: Kayıt Yorumları (Atom) | a70852c4a630 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Gürbüz Çapan, FETÖ ile mücadeleye AK Parti
içinden başlanması gerektiğini söyleyerek, "Pensilvanya'da kahve fincanı yalayanlar şimdi çıktı ortaya. AKP döneminde adamın yalanmadık yeri kalmadı" diye konuştu.
Esenyurt kurucu belediye başkanı Gürbüz Çapan, uzun bir süreden sonra ilk kez gazeteci Çağlar Cilara'nın programına katıldı.
"FETULLAH'IN AKP DÖNEMİNDE YALANMADIK YERİ KALMADI"
"FETÖ'yü bu hale AK Parti
getirdi" diyen Çapan, "Ak Parti zamanında zıplıyorlar. Pensilvanya'da kahve fincanı yalayanlar şimdi çıktı ortaya. AKP döneminde adamın yalanmadık yeri kalmadı. Buna doğru bakılacaksa AKP içinden bakmak gerekiyor, AKP dönmüş CHP
'de Fetullahçı arıyor" diye konuştu.
Çapan, kandırılma söylemine karşı çıktı, "Ne demek kandırdılar, sizi bir daha başka biri kandırsa Türkiye bunu nasıl kaldıracak. Ordunun en lazım olduğu zamanda orduyu tasfiye ettiler" dedi.
"TARİKATIN BİRİNİ KOVALIYORSUN ÖBÜRÜ GELİYOR YERİNE"
FETÖ'den sonra başka bir tarikatın devlete yerleştiği iddialarına destek veren Çapan, "Tarikatın birini kovalıyorsun öbürü geliyor yerine. Öbür tarikatın iyi olduğuna dair elinizde emare mi var? Sağlık bakanlığını, Enerji bakanlığını hangi tarikat yönetiyor, kör müsünüz, sağır mısınız?" ifadelerini kullandı.
"12 BİN ÖĞRETMEN PKK'LIYSA SEN BENİM ÇOCUĞUMU PKK'LIYA TESLİM ETTİN"
Binlerce öğretmenin PKK'lı olduğu gerekçesi ile görevden alınmasını da eleştiren Çapan, "Bir gecede 12 bin öğretmenin PKK'lı olduğu tespit ediliyor, şimdi ben sormaz mıyım, ben Türküm, ben çocuğumu devlete teslim ediyorum sende onu PKK'lıya teslim ediyorsun ayıp değil mi yani? 12 bin öğretmen bir gecede gelmedi oraya, bunlar dün mü geldiler, 12 bin öğretmeni alan kim oraya?" dedi.
Çapan programda ayrıca sorumluluk hissetmesi gereken bazı bakanların harakiri yapmalarını da önerdi ve şöyle dedi:
"Adalet ve Milli eğitim bakanları Japon usulü harakiri yapmalı, haysiyeti varsa yaparlar." | 4ca260fc1bbb | [
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Özellikleri/Faydaları:
Hidrolik direksiyon sistemlerinde yüksek performans sağlamak için tasarlanmıştır.
Hidrolik direksiyon sisteminde oluşan seslerin azalmasına yardımcı olur.
Çalışan parçalarda oluşan aşınmayı azaltır.
Özel formülasyonu hidrolik direksiyon sistemleri için optimize edilmiştir.
Sızdırmazlık elemanları ile uyumludur.
Tüm sistemi aşınma, oksidasyon ve korozyona karşı korur.
Tüm hidrolik direksiyon sistemlerinde kullanıma uygundur.
Direksiyon hidrolik sistemine ilave edilerek kullanılır. | bf8a0099a04d | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Ürünümüz 2 kapılı sürgülü dolap, bazalı karyola, şifonyer ve iki adet komodinden oluşmaktadır.
- Dolabın sürgülü kapaklarına ve aynaya lazer yakma işlemi uygulanarak daha estetik bir görünüm kazandırılmıştır.
- Ürünümüzün dolap kapaklarında sert kapanmalara karşı stoplama özelliği bulunmaktadır.
- Dolapta 3 sabit raf 2 seyyar raf ve sağ sol yatay bölmeler oluşturularak daha geniş ve kullanışlı bir iç hacim sağlanmıştır.
- Karyola 160*200 bazalı olarak ev hanımlarına kolaylık sağlayacak şekilde dizayn edilmiştir. Başlık kumaş döşemeyle kahverengi şerit hatlar çizilerek tasarlanarak daha estetik görünüme kavuşturulmuştur.
- Şifonyer 3 çekmeceli ve çekmece üstü geniş bir aynalı şekilde tasarlanmıştır. Sağ tarafta boydan boya bir aynayla tasarlanarak şık bir görüntüye kavuşturulmuştur. Orta çekmece ön panele lazer yakma uygulanarak takıma bütünlük sağlanmıştır.
- Komodinler tek çekmeceli olarak tasarlanmış ferah bir görüntü kazandırılmıştır. | b7b1d673fe40 | [
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
KRAL FARE
( KING RAT )
China Mieville
Çeviri: Güler Siper
Yordam Kitap
1. Baskı 2009
Tür: Fantastik / Roman / Gotik / Korku / Polisiye / Tuhaf Kurgu
320 Sayfa
320 Sayfa
Kral Fare, İngiliz yazar China Mieville'nin 1999 yılında çıkan ilk romanı. Yazarın edebiyat çevresinde tanınmasını sağlarken, Uluslararası Korku Cemiyeti ve Bram Stoker ödüllerine aday gösterilecek kadar da beğeni toplayan Kral Fare, hepimizin bildiği ''Grimm Masalları''nda yer alan ''Fareli Köyün Kavalcısı'' adlı klasik ( geleneksel ) masalın, günümüz modern dünyasının getirdiği yaklaşımları, çıkmazları ve dönüşümleri, metaforlar aracılığıyla eleştiren karşı-devrimci masal versiyonu. Marksist olan yazarın ilgili masalın tarihi köklerini alaşağı edip, Londra gibi metropol bir şehrin duvar arkası edilen mekanları üzerinden, modern dünyanın gerçeklerini tüm acımasızlığı ve yalın haliyle yeniden kurgulaması kendisi için şaşırılmayacak olsa da, yazarın dahil olduğu ''Tuhaf Kurgu'' (Weird Fiction) türüne yabancı olanlar için fantastik edebiyatın gelenekselle ve günümüz modern dünyasının güttüğü politikayla bu şekilde harmanlanması, büyülü atmosfer içerisinde, metaforik öğelerle sunulması, biz okurlar için hayli beklenmedik, edebiyat dünyası için de çığır açıcı bir tazelik olsa gerek.
Kitabımız bizi alıp, masalsı yanı gereği ummadığımız bir şekilde karanlık ve rahatsız edici bir yere götürüyor; Londra'nın arka sokaklarına, daha da beteri kanalizasyonlarının en göz görmedik, en kokuşmuş bölgelerine. Okuru tuhaf bir gerçeklikle başbaşa bırakırken, vermek istediği tüm mesajları da yer yer üstü kapalı yer yer açık bir şekilde ama her koşulda büyülü, fantastik ve tuhaf bir kurgu içerisinde veriyor. Nasıl mı?
''Sizin göremediğiniz boşlukların içinden geçer, binaların arasına sokulurum. Sizin arkanıza takılır, size öylesine yaklaşırım ki soluğumdan ensenizdeki tüyler ayağa kalkar ve siz yine de beni duymazsınız. Gözbebekleriniz büyüdüğünde göz kaslarınızın sesini duyabilirim. Sizin pisliklerinizle beslenir, evlerinizde yaşar, yatağınızın altında uyurum ve ben istemezsem ruhunuz duymaz.''
Romanımızın kahramanı Saul bir gece tren yolculuğu sonrası evine dönmüş ve sıklıkla arasının açık olduğu babasının oturduğu odaya 'yine bir sıkıntı çıkar gece gece, en iyisi mi hiç bulaşmayayım' diyerek uğramadan kendi odasına yönelmiştir. Ancak eve ayak bastığında evin normalden soğuk olduğunu, bir şeylerin ters gittiğini fark etmiş, salonda çalışan televizyonun '' Sorun mu? Ne sorunu hayat güzel, her şey güzel, gel sana eğlenceli bir program açayım, insanların birbirleriyle acımasızca ve saygısızca tartıştıklarından? Bir güzel rahatlarsın. Aa beğenmedin mi? Gel gel, sana kimin araba parasına kıyafet alıp birbirlerini çirkin buldukları o eğlenceli programlardan birini açayım? '' vurdumduymazlığı ve unutkanlığı aşılayan sesi ile rahatlayıp, çekildiği odasında derin bir uykuya dalmıştır. Ta ki gece yarısı bir gürültü ile uyanıp kapının sertçe dövüldüğünü anlayana kadar. Gelenler ise polislerdir. Daha ne olduğunu anlayamadan yaka paça edilip götürüldüğü emniyette, polisin kendisini itham ettiği suç ile Saul, başına gelecek felaketlerin ilk basamağını tırmandığını dehşetle anlar. Suçu; babasını camdan atarak öldürmektir. Olanlara hiçbir anlam veremeyen Saul, üzüntüsünü bile yaşayamadan dertop edilmiş halde hücreye kapatılır. Kapatıldığı hücreden tek kurtuluşu ve kendisini baba katili ithamından aklamanın tek yolu hücreye kimseye varlığını belli etmeden giren gölge olacaktır. Gölgelikten çıkıp cisime bürünerek görünür hale gelen bu yaratık ise Kral Fare'dir.
Kral Fare, Saul'un babasını öldüren katili tanıdığını, Saul'u hücreden kurtaracağını dahası katili bulmasında yardım edeceğini söyler. Tabiki yardımının bir nedeni vardır; bu şok edici neden daha sonra aydınlığa kavuşacaktır. Saul hayatını, kimliğini sorgulayacağı hatta kendi varlığı ve sevdiklerinin varlığını korumak için mücadele etmek zorunda kalacağı bir kabusa çoktan itilmiştir ve düştüğü yer ise yükselmesi için tek şansı olacak olan kanalizasyon çukurlarıdır. Tıpkı her gün kurtulmak, aynı zamanda da kazanmak için mücadele ettiğimiz kendi çukurlarımız gibi.
Polisiyenin de hakim olduğu kitap, her an merak seviyemizi üst düzeyde tutarken, şaşırtacak gerçeklere, inanılmaz göndermelere ve büyüleyici bir atmosfere ev sahipliği yapıyor. Yazarın kalemi akıcı olduğu kadar, Fareli Köyün Kavalcısı gibi okurları kendi peşine takıp, sorgusuzca sürükleyen bir çekicilikte. Grimm Masalları'nın birçoğunun çocuklara anlatılamayacak ürkünçlükte ve gaddarlıkta olduğunu düşünen, bilinç dışına kişiliğin oluşumunda olumsuz birçok öğe aşıladığına inanan biri olarak; Kral Fare gibi korkunun, iğrençliğin, kokuşmuşluğun, ötekileştirilmişliğin, yabancılaştırılmışlığın son derece bariz olduğu fantastik bir esere, en uygun masallardan biri konu olarak seçilmiş. Yazarın ilk okuduğum, bir kez tadına bakınca bağımlılık yapan Kral Fare adlı kitabı son olmayacak ve edebiyatın nevi çeşnilerine sahip diğer eserleri de teker teker masamda yenilmek üzere yerlerini alacak. Immm.. | ef915c945a46 | [
"culturax",
"hplt2"
] |
Joanna Blythman, altın değerindeki beslenme kurallarını bilimsel gerçeklere dayanarak yazdı
Genel inancın aksine yumurta ile tereyağının sağlıklı olduğunu ve kırmızı etin kanser riskini azalttığını söyleyen Blythman önemli olanın doğal beslenme olduğunu dile getirdi. İşte Blythman’dan bazı altın tavsiyeler:
KIRMIZI ET FAYDALI: Haftada 2 ila 3 gün kırmızı et yemek faydalıdır. Ancak doğal otlarla beslenen hayvanların etlerini tüketmek gerekir. Böylece et kanser riskini azaltan omega 3 yağ asitleri içerir. Kuzu ve sığır eti mineral, demir, protein ve B vitamini deposudur.
SÜTÜ TAM YAĞLI İÇİN: Süt vitamin, mineral ve protein deposudur. İnsanlar doymuş yağlardan uzak durmak için diyet süt içtiğinde bu vitaminlerin çoğu kaybolur. Oysa doymuş yağın kanıtlanmış zararları tartışmalıdır. | c3233da6f6b5 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Başlığı görenler şaşıracaktır. “Avrupa’nın keşfi mi? Amerika değil miydi yahu o?” diye soru işaretleri ekilecektir akıllarına.
Fakat başlık, bir dalgınlığın sonucu değildir. İlkokul sıralarından beridir öğrendiğimiz Batı merkezli tarihe ve Batı’nın gözünden kendimize bakıyor olmamıza karşı bir başkaldırıdır.
Batılılar gitmeden önce Amerika’da yaşam yok mudur?
Vardır; hem de doyasıya bir yaşam…
Amerika yerlileri için keşfedilen şey ise Avrupa’dır.
Ancak bugün, Batılılar tarafından korkunç bir şekilde yok edilmiş olan bu uygarlıkların günümüz coğrafyalarında bile, keşfedilen yer olarak Amerika kabul edilmeye devam ediliyor.
Bunca şeyin arasında birkaç sikke basmaya yetecek kadar az miktarda altın kamaştırmıştır Avrupalıların gözünü. Bir anda Kolomb’un gittiği Yeni Hindistan’daki (Böyle adlandırılıyordu o zamanlar) altın tarlaları efsaneleri dolaşmaya başlamıştır.
Öyle bir yerdir ki Kolomb’un gittiği yer, toprağın hemen altında plakalar halinde altın madeni bulunmaktadır!..
Bu dedikodular, soyluları cezbetmekle kalmamış, başta İspanya’nın olmak üzere Avrupa’nın bütün işbilir suçlularını da kendine çekmiştir.
Tecavüzcü, hırsız, katil, gaspçı ne kadar suçlu varsa, bu madenleri ele geçirmek üzere donatılmış gemilere binerek Amerika kıtasına doğru denize açılmışlardır…
Bu süreç, azılı suçlulardan tarihi kahramanlar yaratmıştır.
Ancak garip bir şey vardı…
Neredeyse eteklerini öpecek kadar kutsal gördükleri bu Tanrı misafirleri, altın görür görmez ipi kopmuş kuduz köpeklere dönüyordu.
Yerliler, Avrupalılar talep bile etmeden altın hediyeler vermişti; ama Avrupalılar, bu altınlar için birbirine kılıç çekecek kadar deliye dönmüştü.
Yerliler anlam veremedi.
Bir avuç altını, onca kutsal şeyden daha değerli bulan bu yabancıları anlamadılar. Anladıklarında ise vakit çok geçti, yok oldular…
Ama yerliler haksız değil. Avrupalılar için değerin tek ölçütü altın iken, onlar için değerin ölçütü Tanrı’ydı, doğaydı, kültürdü, gelenekti. Avrupalıların değeri olan altın, kana ve savaşa neden oluyorken; yerlilerin kendi değerleri huzura ve barışa olanak tanıyordu.
“Küreselleşme” için yapılan reklamlar, deterjan reklamları ile yarışır durumda. Akademik çevrelerde “Küreselleşmenin gereği” olarak bazı “olması gerekenler” sıralanıyor. “Küreselleşme”nin kaçınılmaz bir şeymiş gibi sunulduğu bu ortamda, değerin tek ölçüsü, ‘vah vah’lar ettiğimiz sömürgeci tarihindeki gibi para pul!
Para getiren şey iyi, parası olan güçlü, para vaat eden meslekler geleceğin mesleği…
Okullar, ülke için bilinçli yurttaş ve dünya için erdemli insan yetiştirme vasfını birçok ülkede yitirmiş durumda. Adeta şirketlere personel yetiştirmenin salt aracı haline gelen okullar, ayağı yere basmayan kuşaklar yetiştiriyor.
Ve biz, bu şartlara göz yumuyoruz.
Sempozyum adı altında şirket genel müdürlerinin küreselleşmeye övgülerini dinliyor, 3 ay sonra çöpe gidecek yaz albümlerini sanat sayıyor, böyle yetişmeyi, yetiştirilmeyi ve yetiştirmeyi kabul ediyoruz.
Sonra da gün geçtikçe insanların daha kötü olduğundan, suçların arttığından, savaşların bitmediğinden ve çok fazla kanın döküldüğünden şikayet ediyoruz…
Bendeniz Üçüncü Şahıs,
Sadece şikayet etmek istemiyorum. Tarihe gömülmüş Kızılderililere, İnkalara, Mayalılara ve daha nicesine soluk olmak istiyorum.
Hiç verilmemek üzere...
Bu yazı, Ulus Gazetesi'ndeki köşemde yayımlanmıştır. | c92e02030761 | [
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
“Bu kadar açık yazma, başın derde girer, 14. Ağır Ceza ‘kapatma kararını kaldırma kararını’ kaldırma kararı alabilir, daha dolaylı konuş, ağzından çıkanı kulağın duysun, klavyede yazdığını gözün okusun, akıllı ol!” dersiniz.
Ben akıllı olurum. Hemen kendime bir “iletişim kanalı” bulur, kendi diyeceğimi ona söyletirim, olur biter.
“Kimin başını yakacaksın?” diye sorarsanız, ben de size “o kadar insafsız değilim”, kendi diyeceğimi söyleteceğim kişinin Özel Yetkili Mahkemeler’de sırtı sağlam bir kişi olmasına, haydi daha açık konuşalım, cemaatin desteğine sahip bir yazar olmasına dikkat ederim. İşte buyurun benim yerime yazan yazarın yazısını okuyun:
“Bugün bu tabloya bakıp, ‘AK Parti hükümetini kim alt edebilir?’ sorusunun, yine de bir karşılığı olduğunu unutmamalıyız. Bu topraklarda iktidar mücadelesi hiçbir zaman dikensiz bir gül bahçesi olmadı. Meclis’ten çıkan kanunun acısını hükümetten ve ülkeden çıkartacak, muhalefeti sevindirecek bir güç yine de var. Bu güç PKK. Kürt sorunu ve terör sorunu üzerinden süregiden kutuplaşma hükümetin karizmasını çizmek için devreye sokulacak yegane vesile.”
“AK Parti hükümetini kim alt edebilir?” sorusuna, “PKK” yanıtını veren yazar Mümtazer Türköne...
Doğru söyleyip söylemediğine, beni bu işe hiç karıştırmadan siz karar verin.
Bana sorarsanız, ben bu soruya, tam da böyle bir yanıt vermezdim. Çünkü “AKP hükümetini kim alt edebilir?” sorusunun gerçek yanıtı, bana kalırsa yalnızca “AKP hükümetini PKK alt eder” şeklinde olamaz. Mümtazer Türköne “mübalağa” yapmış. Neden yapmış? Belki de PKK rüyasına girmiştir. Kabus görmüştür. Uyanır uyanmaz da bu sözleri yazmıştır. İnsan hali. Olur.
Ama madem “AKP hükümetini kim alt edebilir?” sorusunu Zaman yazarı tartışmaya açtı, o halde biz de tartışmaya katkıda bulunabiliriz.
“AKP hükümetini kim alt edebilir?”
Birincisi tek başına PKK alt edemez. Ama yine de, Türköne’den alıntı yaparak diyebiliriz ki, “alt edecek güçler arasında” güçlerden biri nedir, “bu güç PKK”dir... Biraz daha geniş bir kavram kullanacak olursak, “bu güç Kürt Özgürlük Hareketi’dir”. Hükümetin tabiriyle “örgüt ve uzantılarıyla”, elbette “kitlesiyle”, yani “silahlısı ve silahsızıyla”, “legali ve illegaliyle”, “kurumları ve sivil toplumuyla” tüm Kürt Özgürlük Hareketi...
İkinci kim? Geçen gün Kadıköy’e yolu düşenler bu ikinciyi, içinde taşıdığı tüm çelişkileriyle birlikte orada gördüler. Aleviler... Kürtlerle dost olanı, olmayanı, hâlâ “ordu”dan medet umanı, gözünü “dağa” çevireni... Hâlâ “ben Kürt değilim, Dersimli Aleviyim” diyenle, “Türkmen Aleviyle Kürt Alevi”nin birliğini savunanı... “Katilini sevenle”, CHP’yi “değiştirmek” isteyeni...
Üçüncüsü, Türk eğitim sistemini “Türkçü, Sünnici ve Hanefici” bir sistem haline getiren AKP karşısında “ordusuz”, dolayısı ile “çaresiz” kalan ve “laikliği” devlet dışında koruma yollarına kafa yormaya başlayan, laikliği Şafi Kürtler, Alevi Kürtler ve Alevi Arap ve Türkmenler, gayrı Müslimler arasındaki uzlaşmayla koruma dışında artık şans kalmadığını anlama sürecine giren sahillerin çalışanları, aydınları, orta sınıfları...
Dördüncüsü, bütün bu sayılan güçlerin “solcu” ya da “sosyal” damarı ile işbirliği yapmaya yatkın olanı ve olmayanı, kendisini yalnızca “Cemaatle yarışa” endeksleyen ve Erdoğan sonrasına Erdoğancılığı devam ettirmek için hazırlananı ile Kürt sorununda, dinler ve inanışlar arasındaki sorunlarda diyalog yoluyla çözüm arayanından oluşan HAS Parti’nin “sosyal Müslüman”ları... Said Kürdi’yi “Türkleştiren”lere karşı Bediüzzaman’ın “demokrat talebeleri”... Ordadoğu’da mayalanan “mezhepler savaşı”na karşı İran ve Suriye seferlerine itiraz eden “Sünni dindar aydınlar”...
Evet! AKP hükümetini alt edebilecek geniş bir toplumsal politik güçler yelpazesi böyle...
Hükümet eğer keskin bir viraj almazsa, onun İçişleri Bakanı, ülkeyi “iç savaşa” sürüklemek üzere.
Hükümet eğer keskin bir viraj almazsa, onun Dışişleri Bakanı, ülkeyi “bölgesel savaşa” ha sürükledi ha sürükleyecek.
“İç savaştan” ve “bölgesel savaştan” çıkış yolu Kürt sorununda çözümden geçiyor.
Ve şurası açık ki, Kürt sorununda çözüm için mücadele Fırat’ın Batısında, adım adım geliyorum diyen ekonomik krize ve krizi önlemenin faturasını zamlarla emekçi halka yükleme politikasına karşı güçlü bir emekçi direnişiyle iç içe geçtiği zaman Türkiye çapında “AKP hükümetini alt etme” hedefi gerçekçi hale gelecek...
Her şey hazır. Fırat’ın Doğusunda ne var ne yok biliniyor. Fırat’ın Batısında “hiçbir şey yok” demeyelim. HDK var; KESK ve sendikal muhalefet var; Alevi örgütleri var; CHP tabanında bürokratik geçmişle kopuş yaşayan yerel örgütler var; “sosyal Müslüman” kurumlar var... Şimdi “devletten özgürleşme” vaktidir. Dini devletten kurtarmak; Kürdün özerkliğini sağlamak, emeğin, kadının, doğanın kurtuluşu için yola koyulmak...
Türköne’ye tekrar itiraz ediyorum: Yalnız PKK yetmez. Yalnız Kürt sorunuyla AKP alt edilmez.
Kendi kendime de şaşırıyorum. Türköne’ye “PKK ve Kürt sorunu abartısı” yüzünden itiraz edeceğimi rüyamda görsem inanmazdım.
Şu dünyada neler oluyor?
Kaynak: Ozgur Gundem | 07fa2a1aba36 | [
"c4",
"culturax",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Alaçatıspor Teknik Direktör Zafer Çağın İle Yollar Ayrıldı
Bölgesel Amatör Lig | 7 Ekim 2016 Cuma | 305. Kez Okundu
Alaçatıspor Teknik Direktör Zafer Çağın İle Yollar Ayrıldı
Bölgesel Amatör Lig (BAL)'ın yeni ekiplerinden İzmir temsilcisi Alaçatıspor'da Teknik Sorumlu Zafer Çağın ile yollar ayrıldı.Geçen sezon Play-Out karşılaşmasında Bornova 1881'i penaltı
atışları sonunda 6-4 yenerek BAL'a yükselen ve BAL 9.grupta mücadele eden Alaçatıspor'da 3 yıldan fazla süredir görev alan ve Alaçatıspor'u 1.Amatör Lig'den BAL'a taşıyan Zafer Çağın ile yollar ayrılırken, boşalan göreve Fatih Erkan Roşan getirildi.
Alaçatıspor Zafer Çağın ile ligin ilk karşılaşmasında deplasmanda Alaşehir Belediyespor'a 2-1 mağlup olmuş, 2.hafta karşılaşmasında evinde Çiftay Yeşilovaspor ile 3-3 berabere kalmıştı.Zafer Çağın'dan boşalan göreve getirilen 44 yaşındaki Fatih Erkan Roşan, profesyonel liglerde Manisaspor, Altay, Kardemir Karabükspor, Ofspor, K.İskendurunspor, Tokatspor, Karşıyaka, A.Demirspor, Adıyamanspor, Altay, Turgutluspor'da görev alırken BAL'da Arhavispor ve İzmirspor'da görev aldı.
Fatih Erkan Roşan, 10 yıl profesyonel futbolcu olarak Turgutluspor, Akhisarspor, Manisaspor, Marmarisspor ve Soma Linyitspor'da futbol oynadı.
HABER:SERVET SARUN | 15fd033198f7 | [
"c4",
"culturax",
"hplt2"
] |
1-İlk elişi yapmaya ne zaman başladınız?Kimden öğrendiniz?
—İlkokuldan önceydi.Kim öğretti bilmiyorum.Herkes gibi ben de zincir çekmeyle başladım.Hemen sonrasında bana göre muhteşem olan kare el bezlerine geçtim.Bana o kadar güzel geliyordu ki yaptıklarım,nasıl yaptığıma inanamıyordum.(halbuki inanılmayacak kadar iğrenç şeylerdi tabii) annemin bunları bulaşık bezi yapması beni çok mutu ediyordu.Hatırladıkça çok gülüyoruz.2-İlk yaptığınız elişini saklıyor musunuz? Fotoğrafı var mı? Peki, en çok sevdiğiniz elişi hangisi gösterebilir misiniz?
—İlk yaptığım elişleri bulaşık yıkama sırasında parçalandılar ama ilk yaptığım kaneviçe duruyor.Fotoğrafı altta.En sevdiğim elişi yün örmek.3-Günde elişine ne kadar zaman ayırıyorsunuz?
—O an elimde bulunan işe duyduğum heyecana bağlı. Bazen günlerce elime almam,bazen uykumdan bile vaz geçebilirim.Mesela,Belgin ablamla 3 yıl önce bir ayda 17 kazak örmüştük .4-Bilmediğiniz veya öğrenmeyi istediğiniz elişi var mı?
—Olmaz olur mu? Zaten dantel ve örgü dışında da pek bir şey bilmem.Model falan da çıkaramam ama öğrenince muntazam örerim.5-“Bundan sonra sadece tek elişi tarzında çalışacaksınız” desek, ne seçersiniz?
—Örgü derim tabiki.6-Sizce en zor elişi hangisi neden?
—Bilmem hangisi acaba hiç düşünmedim.Bilmediğim her şey uzaktan zor geliyor bana.7-Yaptığınız elişiyle ilgili “mutlaka olması lazım” dediğiniz bir şey var mı? (renk, model, kullandığınız aletler, yardımcı unsurlar…)
—Mutlaka muntazam olması gerekir.Sökmekten,tekrar örmekten hiç korkmam.8-Yaptığınız örneklere isim nereden buluyorsunuz?
—Yaptığım örneklere isim falan koymam.Başka biryerden öğrendiğim için zaten isimleri vardır.KİM OLDUĞUNU SÖYLE, SANA ELİŞİNİ SÖYLEYEYİM;— 5 kelime ile kendini tarif eder misin? (istersen 15 kelime de olur, sınırlama yok.)
—Ne yazsam acaba? Çok neşeliyim,olayları çözme gücüm olduğunu bilirim ve bilirler,sır küpü olduğumu söyleyebilirim,bitmek tükenmek bilmeyen bir enerjim var(maaşallah)Aileme çok düşkünüm,Çok duygusalım ve çok fazla merhametliyim(eee balık burcuyum çünkü)1-Mümkün olsa şu şöyle olsaydı dediğiniz bir fiziksel özelliğiniz var mı?
—Hayır yok.2-Kendinde beğendiğin bir özelliğin var mı?
—Planlı ve pratik olmam.3-Keşke böyle olmasın dediğiniz huylarınız var mı?
—Var tabi çok çabuk moralim bozulur,çok zor düzelir.Birde yaşadığım kötü olayları harfi harfine hatırlarım.4-Bu soruyu sizler cevaplayacaksınız; sanal arkadaşlarınla yarın önceden belirlediğiniz yerde buluşacaksınız; nasıl birini bekliyorlar? Nasıl birini görünce; aa! bu Beyhan diyecekler?
-Daha çok yeni olduğum için kimsenin tahminde bulunacağını sanmıyorum ama...
Sobeleme hakkımı yazmayanlardan yana kullanıyorum (kaldıysa tabi)
Etiketler: ETKİNLİKLER-OYUNLAR | 73ab30c6ef1c | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Kız oyunları, milyonlarca kızların keyifle ve istekle oynayabileceği eğlenceli kategorilerden bir tanesidir. Sevimli kızlarımız için ayırdığımız bu kategori altında kızlar için özel olacak ne tür oyun varsa hepsi burada. Onların, kendilerini yalnız hissetmemesi için her gün eklemiş olduğumuz en yeni kız oyunları sayesinde harika oyunları oynayabilirler. Birbirinden güzel karakterler ile keyifli maceralara çıkarken, bu karakterlerin makyaj ve aksesuarlarını belirleyebilecekler. Kızlara özel olan oyunların içeriklerini çok rahat bir şekilde kız oyunları kategorisi altında bulabilecekler. Kız ve erkek iki farklı kavram olduğunun bilincinde olan oyunlar.net ekibi, yapmış olduğu anket ile kızlar ile erkeklerin oynamış olduğu oyunların birbirinden farksız olduklarını kanıtlamıştır. Genelde erkeklerin oynamış olduğu geniş çapta oyunlar yüzünden bir çok kız kullanıcı, kendisine özgü oynayacağı oyunları bulamamaktadır. Bu yüzden oyunlar.net ekibi, Kız oyunları kategorisine yapmış olduğu takviyeler ile milyonlarca kızımızın keyifle oynayacağı oyunları siteye eklemiştir. Her gün güncellenen kız oyunları kategorisindeki oyunlar ile daha eğlenceli ve hazzı en uçta hissedecek olan kızların, zeka gelişimi konusunda yardımcı olabilecek oyunları da sitemize eklemekteyiz. Makyaj yaparak sevdikleri ünlülerin en değişik ve ilginç hallerini görebilecekleri, giygi giydirme oyunları ile en beğenilen ünlülerin evde veya işte nasıl gezdiklerini ve bu kıyafetlerin onlara nasıl yakıştığını görebilecekleri kız oyunları kategorisi ile, kızları çok güzek vakit geçirebilecekleri bir kategori beklemektedir. Sizde bir an önce bu harika ve bir o kadar yeni olan kız oyunları kategorisine dahil olarak en ilginç detayları yakından yakalayarak oyunları oynayabilirsiniz. Kız oyunları kategorisindeki bir özellik daha da, yapmış olduğunuz giysi giydirme veya makjay oyunlarında ki ekran görüntülerini kaydederek sevdiklerinize gönderebilirsiniz. Bunun için en güzel makyajı siz yapın ve en güzel elbiseleri siz seçin. Daha sonra bu ekran görüntüsünü sevdiklerinizle paylaşarak onlara bu oyunları tavsiye edebilir hemde yapmış olduğunuz harika eseri onlara göstererek, onları kıskandırabilirsiniz. Daha ne duruyorsunuz ? Bir an bile düşünmeden sizde bu ilginç ve bir o kadar çekici kız oyunlarına başlayın. İyi eğleneler. | f025cd3bcb0d | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Göbek Eritme Diyeti ile Yağlarınızdan Kurtulun
Genellikle kiloyu göbekten ve basenlerden alan kadınların bu konudaki şikâyetlerine denk gelmişsinizdir. Bünyesel olarak yağlanma erkeklerde ve bayanlarda en fazla göbek çevresinde oluşmaktadır. Yağlanmanın bu bölgede oluşmaması ve oluştuysa kaybolması için belirli diyetler ve göbek bölgesini çalıştıracak spor egzersizleri yapmalısınız. Uygulayacağınız göbek eritme diyeti sayesinde orantılı bir şekilde vücudunuzdaki fazla kilolardan kurtulurken aynı zamanda göbek çevrenizdeki bölgesel yağlanmadan da kurtulmuş olacaksınız. Göbek çevresinde meydana gelen yağlanmanın temelini karbonhidratlı yiyecekler oluşturduğu için uygulayacağınız göbek eritme diyeti daha çok karbonhidratlara yönelik olmalıdır. Rahat bir hayat yaşamanızı engelleyecek olan göbek çevresindeki yağları yakmak için yapacağınız bu diyet sayesinde orantılı bir vücuda sahip olmuş olacaksınız.
Göbek Eritme Diyeti ve Karbonhidratlar
Karın Eritme Diyeti Uygulamaları
Gün içerisinde en az 6-8 bardak su içmeye çalışın ve bağırsaklarınızın düzenli çalıştığından emin olun. Göbek eritme diyeti içerisinde şekerli yani karbonhidrat oranı yüksek besinleri sadece tadımlık olarak bulundurun. Bir porsiyon meyve dahi günlük şeker ihtiyacınızı karşılayacak değerlerdedir. Bu süreç içerisinde porsiyonlarınızı küçük tutmaya ve her zaman zayıflamanız gerektiğini unutmadan iradenize sahip olarak yemek sofrasına oturun. Tuzu yemeklerinizde abartmayın ve sadece gerektiği kadar tüketmeye çalışın. Göbek eritme diyeti sıraladığımız kriterlerle hazırlandığı gibi kendinizde bu kriterlere uygun şekilde bir diyet hazırlayabilirsiniz. Dışarıdan alacağınız ürünlerin light olmasına dikkat edin. Bu süreçte her zaman söylediğimiz gibi gazlı içecekler, fast food, sağlığınızı tehlikeye sokacak olan sigara, alkol gibi her türlü yiyecek ve içecekten uzak durmaya çalışın. Göbek eritme diyeti uygulamasında tüketeceğiniz karbonhidratlı yiyecekleri en hareketli olduğunuz sabah ve öğlen öğününe taşıyın ve bu öğünde aldığınız karbonhidratları yakacak kadar hareketli olun. Kilo vermeye başladığınızdan itibaren görünümünüzde fiziksel olarak değişiklikler olacaktır. Karın bölgenizde yağ yakımı başlayıp incelme gerçekleşince göbeğin kendisini toplaması için göbek kısmını çalıştıracak egzersizler yapın ve kasların güçlenmesini sağlayın. | 7d8b8f445ff7 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Zayıflatan Su Diyeti ile Fazla Kilolarınızdan Kurtulun
Su Diyeti Listesi
Sağlıklı bir şekilde kilo vermeyi sağlayan su diyeti için uygulayabileceğiniz günlük diyet programı şu şekilde hazırlanmıştır.
Kahvaltı: İçine limon sıkılmış 1 bardak ılık su, 1 su bardağı portakal suyu (greyfurt suyu da olabilir), iki parça ananas, 6 tane orta boy çilek, 2 yemek kaşığı yulaf ezmesi.
Ara Öğün: 1 su bardağı ıhlamur çayı, melisa ve papatya karışık çay, yarım tatlı kaşığı zencefil ile hazırlanmış çay, 1 su bardağı ılık su
Öğle Yemeği: 2 su bardağı ılık su, 2 tabak sebze çorbası, salata (turp, yeşil soğan, maydanoz, limon, roka, tere, domates bulunabilir)
Ara Öğün: 3 adet cevizin içi
Ara Öğün-2: (2 parça ananas, 1 adet elma, 1 su bardağı zencefil tozu çayı
Ara Öğün-3: (İkinci ara öğünden 1 saat sonra tüketilmelidir) 1 ince dilim buğday ekmeği, 1 dilim peynir, salatalık, maydanoz ve domates, 1 su bardağı papatya çayı
Akşam: 2 su bardağı ılık su, 2 tabak sebze çorbası, 1 tabak sebze yemeği, 1 kâse diyet yoğurt.
Ara Öğün: 2 parça ananas, 4 adet kayısı, 15-20 adet siyah üzüm, 2 su bardağı limonlu su.
Su Diyetinin Yararları
Oldukça kolay ve masrafsız bir şekilde hazırlanabilen su diyetini küçük değişiklikler yaparak da uygulayabilirsiniz. Vücudunuzdaki fazla kilolardan kurtulmanızı sağlıklı bir şekilde gerçekleştiren su diyeti bunun yanında birçok fayda da sağlamaktadır. Diyetlerim.org olarak daha önce su diyetine alternatif bir diyet olan alkali diyeti nasıl yapılır adlı bir makale yayınlamıştık. Burdan da anlayacağımız üzere kilo vermek istiyorsanız su, vazgeçilmezleriniz arasında olmalıdır. Şimdi de gelelim suyun faydalarına; uygulayacağınız su diyeti sayesinde;
- Kabızlık sorunu ortadan kalkar.
- Vücut zararlı maddelerden uzaklaştırılır.
- Tokluk hissi verir.
- Bolca su tüketildiği için yağın depolanmasını önler.
- Cildin kurumasını önler ve cildi güzelleştirir.
Bu ve bunun gibi birçok fayda sağlayan su diyeti sayesinde sağlıklı bir vücuda sahip olurken fazla kilolarınızdan da kurtulmuş olacaksınız. Su diyeti ile günde 2 litreye kadar su tüketebileceksiniz. Uzmanların görüşüne göre bir kişi kilosuna göre her 12 kiloda bir bardak su tüketmelidir. | db9ae98c8f66 | [
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Boş vaktiniz de keyifli vakit geçirmek için tavsiye edeceğimiz aksiyon ve macera tutkulu izleyicilerimiz için güzel bir film olan Alev Çemberi filminin hikayesin de ise bir pankart asmak uğruna tüm şehir tehlikeye düşer. Öncelikle bu işte tecrübeli bir itfaiyeci ve bir grup insan bir araya gelir. Pankart asacakları yerin hedefini belirler. Ancak her şey planlanmış olarak giderken bir anda patlayan bomba çok aşırı tehlikeli bir fırtına çıkmasına neden olur. Şimdi ise bu fırtınanın yarattığı ölümcül tehlike ile savaşma vaktidir. | 3fa297fcce6f | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
CHP İl Başkanı Kemal Demirkırkan, 'OHAL mağdurları ile Afyonkarahisar'da toplantı yapacağız.' dedi.
Demirkırkan, CHP İl Başkanlığında düzenlediği basın toplantısında, 9 Ekim 2016 Pazar günü Ticaret Borsası Salonu'nda Afyonkarahisar İl Danışma Kurulu toplantısını genel başkan yardımcıları, Parti Meclisi üyeleri ve milletvekillerinin katılımıyla gerçekleştireceklerini söyledi.
Toplantının ardından kentte çeşitli ziyaretlerde bulunacaklarını belirten Demirkırkan, 'OHAL mağdurları ile Afyonkarahisar'da toplantı yapacağız.' dedi.
Demirkırkan, muharrem ayını da kutlayarak, 'Muharrem ayı, Ehl-i Beyt sevgisiyle dolu her Müslüman için acının, gözyaşının ve matemin ayıdır. Hz. Hüseyin'in Kerbela çöllerinde yakınlarıyla beraber şehit edilmesi İslam tarihinin unutmadığı en derin acılardan birisidir. Bu ayda tutulan oruçların, yapılan ibadetlerin, tüm iyi niyet ve dileklerin Hak katında kabul olmasını dilerim.' diye konuştu. | 7200cf5484df | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Yazıhan Belediyesi ve Yazıhan İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ile birlikte YAZDER tarafından yürütülen, İçişleri Bakanlığı Dernekler Dairesi tarafından finanse edilen “Üretimde Ben de Varım Projesi” kapsamında açılan kurslara ve eğitimlere katılan kadınların dahil olduğu ve 5 gün süren gezide İstanbul ve Bursa’nın tarihi ve turistik yerleri gezildi. Yazıhan Belediye Başkanı Nevzat Öztürk ve İlçe Milli Eğitim Müdürü Fethulla Taylan tarafından Yazıhan Belediyesi önünden uğurlanan gezi kafilesi İstanbul’da, İstanbul’un fethini anlatan Panorama 1453 Tarih Müzesini, Türk Dünyası Kültür Mahallesi’ni, içerisinde Türkiye’nin ve yurtdışında bulunan tarihi ve turistik yerlerin minyatürlerinin sergilendiği Miniatürk’ü, Pier Loti Tepesi’ni, Peygamber Efendimizin Sahabelerinden Eyüp Sultan’ın türbesinin bulunduğu Eyüp Sultan Camii ve Külliyesini gezdi.
Aynı gün tekneyle Boğaz turu yapan grup, boğazın eşsiz manzarasına şahitlik etti. Topkapı Sarayı’nın büyüleyici güzelliğini keşfettikten sonra Ayasofya Camii’ni gezen grup, Alman Çeşmesi, Dikilitaş gibi yerleri de ziyaret etti. Grup Sultanahmet Camii’nde ibadetlerini gerçekleştirerek Bursa’ya doğru hareket etti. Bursa’da Ulu Camii, Koza Han, Bursa manzarasının tadını çıkaran grup daha sonra dönüş için Malatya’ya doğru harekete geçti. Dönüş yolunda Avanos’ta peribacalarını ve halı kilim tezgahlarını ziyaret eden halı kilim kursiyerleri, burada halı/kilim dokuma atölyesi, ipekböceği atölyesi, ip boyama atölyesi, halı/kilim tarihi müzesi ve çeşitli sergi salonlarını gezerek, mesleki bilgi ve birikimlerini artırma fırsatı buldu.
Kilim Kursu Usta Öğreticisi Raziye Köse, YAZDER tarafından gerçekleştirilen bu anlamlı geziyi hiçbir zaman unutamayacaklarını, gezi kapsamında birçok il gezdiklerini, hem halı/kilim dokuma anlamında hem de genel anlamda birçok tecrübe edindiklerini söyledi.
İçişleri Bakanlığı Dernekler Dairesine ve projede emeği geçenlere çok teşekkür ettiğini belirten Köse, bu tür projelerin özellikle dezavantajlı kadınlar için çok elzem olduğunu, her zaman böyle faaliyetlere ihtiyaç duyulduğunu ve devamını talep ettiklerini kaydetti. | 3ecbebed22cf | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Başarılı oyuncu Fatma Kocacık’ın sunumuyla ekrana gelen Giy Yakıştır uygun fiyataşık giyinmenin yollarını eğlenceli yarışmalarla gösteriyor. Modayı ve şık giyinmenin püf noktalarını evlerinden takip etmek isteyenlerin severek izleyeceği Giy Yakıştır her hafta farklı yarışmacılarla ekrandaki yerini alıyor.
Bu yarışmada yarışmacı da, jüri de halktan oluşuyor… Genç oyuncu Fatma Kocacık, halkın içine karışıp yarışmacı ve jüri üyelerini buluyor. Anne-kız, iki arkadaş,abla-kardeş… Fatma Kocacık alış-verişe çıkmış ikilileri bulup onlarıbirbirlerine rakip ediyor. Yarışmacılar kendilerine verilen para ve zamanda mağaza mağaza onlarca kıyafet ve takının içinden dolaşıp en güzel kıyafeti bulup, halktan oluşan jüri karşısında birinci olabilmek için ter döküyorlar. Çok para ödemeden şık olmanın yollarını arayan yarışmacılar çarşı pazar dolaşarak kendi kombinlerini oluşturuyor. Jüri ise kıyafetleri üzerine en çok yakıştıranıoy birliği ile seçiyor. Jürinin beğenisini kazanan yarışmacı ise haftanın birincisi olup ödülün sahibi oluyor.
Yarışmacılar kıyafetlerini seçerken Fatma Kocacık ise izleyiciler için semt pazarlarını dolaşıyor. Bakırköy, Beylikdüzü, Fatih gibi İstanbul genelinde bilinen ve belli günlerde kurulan pazarları adım adım gezip tezgâhlarda gördüğü kıyafetlerin fiyatlarını öğrenip izleyicilere aktarıyot. Farklı kombinler, renkli kıyafetler, ışıl ışıl takılar Giy Yakıştır ile ekrana taşınıyor.
Halkın içinden modanın nabzının attığı Giy Yakıştır her Cuma 12:45’te Kanal 7’de… | 0a2e516546d9 | [
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
- birikimler.com’un başlığında yer alan konularda (kültür, edebiyat, sanat, ekonomi, politika, internet) portal niteliği taşımaktadır ve bu konulardaki bütün içeriklere açıktır.
- birikimler.com hiçbir profesyonel kaygı taşımamaktadır.
- birikimler.com’da yapım aşamasında olan sayfalara kazma – kürek işareti konmamıştır, zira bu site kazma ve kürekle değil, kalem ve yürekle hazırlanmıştır.
- birikimler.com, gerek tasarımda, gerek içerikte emeği geçen herkese minnettardır.
Erdoğan KARA | 1e8817f4fefe | [
"c4",
"hplt2"
] |
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Washington'un, ABD öncülüğündeki koalisyon güçlerinin 17 Eylül'de Suriye'nin doğusundaki Deyr Ez-zur ilinde rejimine ait bir askeri üssü vurması nedeniyle Esed'den özür dilediğini savundu.
Lavrov, New York'ta Rus devlet televizyonuna verdiği röportajda, ABD Dışişleri Bakanı John Kerry ile 20 Eylül'de gerçekleştirdiği görüşmede bu konunun gündeme geldiğini belirterek, 'Kendileri bu konuya değindiler. Hata olduğunu söylediler ve bizim üzerimizden Suriyelilerden özür dilediler.' dedi.
Lavrov, 'Yani Suriye Cumhurbaşkanı Esed'den özür dilediler mi?' sorusuna, 'Evet, özür dilediler. Biraz tuhaf bir durum. Kimseyi suçlamak istemiyorum, ama koalisyon güçlerine ait istihbaratın o bölgede kimin nerede bulunduğunu unutmuş olmasına inanmak zor.' ifadelerini kullandı.
Obama yönetimi, ABD öncülüğündeki koalisyon güçlerinin hava saldırısı sonucu 62 Suriye rejimi askerinin hayatını kaybetmesinden dolayı üzüntü duyduğunu açıklamıştı.
Amerikan medyasına yansıyan haberlerde, Obama yönetimi adına konuşan üst düzey bir yetkili, ABD yönetiminin 62 Suriye rejimi askerinin 'kasıtsız bir şekilde vurulması sonucu öldürülmesinden üzüntü ve pişmanlık duyduğunu' bildirmişti.
Rusya Savunma Bakanlığı da Deyr Ez-Zur havaalanının yakınlarına yapılan hava saldırısının koalisyona ait 2 F-16 ve 2 A-10 ile gerçekleştirildiğini açıklamıştı. | 0e6aa7988e74 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Kraliyet madalyalı genç piyanist Peter Jablonski 3 Mart’ta CRR’de!
“Vahşi ton ve oktavların tasmasını çözerek yerlerine his, arzu ve tutku dolu gizemli bir ahenk getirdi” (The New York Times)
“Müziğin ruhunu yücelten nazik ve ilham veren tonaj. Tüm nüanslarıyla parça parça ritmleri ve farklı şiddetiyle müziği canlı tutmayı başarıyor. Konçertonun teknik zorlukları onu korkutmuyor. Ek olarak sanatsal ve müzikal bakışı performansın hatırlarda yer etmesini sağlıyor.” (Daily Telegraph, Londra)
Washington Post’un “Yaşamınızda bir veya iki defa karşılaşabilirsiniz. Ömrünüz boyunca dinlediğiniz müziği yeni baştan tanımlamanıza neden olabilecek bir virtüöz” dediği, genç yaşına rağmen 22 albümü bulunan ve 5 kıtada konserler veren, İsveç Krallığı ‘’Litteris et Artibus’’ madalyası taşıyan piyanist Peter Jablonski, 3 Mart akşamı saat 20.00’de Cemal Reşit Rey (CRR) Konser Salonu’nda sahne alacak. Konseri Hakan Şensoy yönetecek.
Armağan Durdağ’ın 3 Mart 1975 isimli eserinin ilk seslendirilişinin gerçekleşeceği konserde ayrıca Gershwin’den Fa Majör Piyano Konçertosu ve Çaykovski’den Op.74 Senfoni Si minör No.6 “Patetique”seslendirilecek.
30.00 – 25.00 -15.00 ve 10.00 TL olan konser biletleri CRR Konser Salonu Gişesi ve Biletix’te!
Peter Jablonski:
Çok küçük yaşlarda çaldığı Beethoven 1. piyano konçertosu ile ülkesi İsveç’in Harika Çocuğu ünvanını kazanan Jablonski, 18 yaşındayken yurtdışı konserlerine başladı. İsveç ve Danimarka Radyo Orkestraları eşliğinde verdiği konserlerin ünü yayılınca Vladimir Ashkenazy tarafından Gershwin Piyano Konçertosu’nu Decca için kaydetmek üzere davet edildi. Bu kayıttan sonra Jablonski, uluslararası platforma taşındı. Decca tarafından yayınlanan, Bir Paganini Teması Üzerine Rachmaninov Rhapsodisi ve Shostakovich 1. Piyano Konçertosu Edison Ödülü’nü aldı. Deutsche Grammophon için Anne Sofie von Otter ve Bengt Forsberg ile Chaminade çalışmalarını kaydetmek üzere stüdyoya girdiği albüm 2002 yılında Gramophone Ödülü’nü aldı. 2005 yılında İsveç Kralı, Jablonski’ye ‘Litteris et Artibus’ Madalyası verdi. 1998 yılında Varşova Sonbahar Festivali’nde Orpheus Ödülü’nü aldı. Jablonski, dinamik cazibesi ile izleyiciyi büyüleyerek beş kıtada konserler veriyor. Sanatçının bugüne kadar yayınlanmış 22 albümü bulunuyor. | f199f881ef20 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Seçim öncesinde Halk TV'de AK Partililere yönelik ağır küfürler eden tiyatrocu Müjdat Gezen, Sözcü gazetesine seçim sonuçlarını değerlendirdi;
"MERCİMEĞE, ÇEYREĞE OY VERECEKSİN.."
* Seçim sonuçlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Vallahi değerlendirilecek bir tarafı yok bu işin. Çok değersiz buluyorum. Çünkü bizde de herhalde kabahat var. Hep kabahati başkalarında aramaktansa bizde de kabahat var. Ama %49,5 oy verenler bu vebalin altındadır. Bir kişinin burnu kanasa bunun ortağıdırlar. Bundan sonra top onlarda. Buyrun %49,5 oyu verdiniz ama olanları görmektesiniz. Yalnız siyasi partileri, yalnız iktidara suçu yüklemekle olmaz onları iktidara getirenlerin hiç mi suçu yok? ‘Avantayı alacaksın mercimeğe, 300 liraya çeyrek altına oyları vereceksin, ondan sonra da senin hiç günahın olmayacak’ böyle bir şey yok. Artık onlar da vebal altındadır. | 887dbe2d02ed | [
"c4",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
TESK Başkanı Palandöken TOKİ'nin esnafa kira öder gibi uygun taksitlerle ev yapacağını söyleyerek, 'Evsiz esnaf kalmayacak' dedi.
Kirada oturan esnafa ev müjdesi geldi. Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) Başkanı Bendevi Palandöken, "Evsiz esnaf kalmayacak. Ev sahibi olamayan esnafımıza TOKİ ev yapacak. Esnafımız kira öder gibi ucuz taksitlerle bulunduğu ilde evini alacak" dedi. Kendi mütevazi dükkanında ekmeğini çıkarmak için el emeğini göz nurunu döken ama bir ev alamayan esnaf ve sanatkarı TOKİ'nin ev sahibi yapacağını belirten Palandöken, böylece esnafın geleceğinin garanti altına alınacağını söyledi. SIRA ÇIRAKLARDA TOKİ Başkanlığı'nın yeni projelerinde yaptıkları dükkanların esnafın da kiralayabileceği ölçekte olduğunu söyleyen Palandöken, şöyle devam etti: "TOKİ hedeflediği konut sayısını artıracak. 5 yıl içinde evsiz esnaf ve sanatkar kalmayacak. Bunun için TOKİ ile protokol yapacağız. Kira öder gibi rahatlıkla ödemesini yapabileceği, uzun taksitlerle ev alacak. Esnaf kendi dükkanının üstünde oturacak. Esnaf ve sanatkarımız başvurularını; internet sayfamızdan ve tüm illerimizde esnaf ve sanatkar odaları birliklerimizden yapabilecek. Bu konuda detaylı bilgileri de esnafımıza genelgeyle duyuracağız. Bir sonraki aşamada hedefimiz yanımızda çalışan çırak ve kalfaları da ev sahibi yapmaktır"
Bu haber 2643 defa okunmuştur. | b3f724bb621e | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Alman edebiyatının önemli hikaye ve masal yazarlarından Grimm Kardeşlerin aynı adlı masalının ana kahramanı. Hikaye oldukça fakir bir çiftin yeni doğan kız evlatlarını yaşlı bir cadıya vermek zorunda kalmaları ile başlar.Cadı ile komşu olan çiftin erkeği, parasızlık ve annenin sürekli bu komşunun bahçesindeki marulları aşermesi sebebiyle bir gün cadının bahçesinden marul çalar; ancak ikinci kez çalarken yakalanır. Cadının büyü yapmasından çekinen baba, doğan kızını ona vermeyi kabul eder. Cadı doğumdan sonra kız çocuğunu alarak ona aslında bahçedeki marulların türünün adı olan Rapunzel ismini verir.
Masalın sonraki kısımlarında cadı Rapunzel'i kaçmaması için bir ormanın göbeğindeki yüksek ve merdivensiz bir kuleye kapatır. Buraya her ziyaretinde kulenin tepesine çıkabilmek için Rapunzel'in seneler içinde kulenin tepesinden yere dek uzayan örgülü sarı saçlarını tıpkı bir merdiven gibi kullanmaya başlar. Grimm Kardeşlerin bu masalının hemen herkes tarafından bilinen esas kısmı da budur.
RAPUNZEL MASALI
Bir zamanlar bir kadınla kocasının çocukları yokmuş ve çocuk sahibi olmayı çok istiyorlarmış. Gel zaman git zaman kadın sonunda bir bebek beklediğini fark etmiş.
Bir gün pencereden komşu evin bahçesindeki güzel çiçekleri ve sebzeleri seyrederken, kadının gözleri sıra sıra ekilmiş özel bir tür marula takılmış. O anda sanki büyülenmiş ve o marullardan başka şey düşünemez olmuş.
“Ya bu marullardan yerim ya da ölürüm” demiş kendi kendine. Yemeden içmeden kesilmiş, zayıfladıkça zayıflamış.
Sonunda kocası kadının bu durumundan öylesine endişelenmiş, öylesine endişelenmiş ki, tüm cesaretini toplayıp yandaki evin bahçe duvarına tırmanmış, bahçeye girmiş ve bir avuç marul yaprağı toplamış. Ancak, o bahçeye girmek büyük cesaret istiyormuş, çünkü orası güçlü bir cadıya aitmiş.
Kadın kocasının getirdiği marulları afiyetle yemiş ama bir avuç yaprak ona yetmemiş. Kocası ertesi günün akşamı çaresiz tekrar bahçeye girmiş. Fakat bu sefer cadı pusuya yatmış, onu bekliyormuş.
“Bahçeme girip benim marullarımı çalmaya nasıl cesaret edersin sen!” diye ciyaklamış cadı. “Bunun hesabını vereceksin!”
Kadının kocası kendisini affetmesi için yalvarmış cadıya. Karısının bahçedeki marulları nasıl canının çektiğini, onlar yüzünden nasıl yemeden içmeden kesildiğini bir bir anlatmış.
“O zaman,” demiş cadı sesini biraz daha alçaltarak, “alabilirsin, canı ne kadar çekiyorsa alabilirsin. Ama bir şartım var, bebeğiniz doğar doğmaz onu bana vereceksiniz.” Kadının kocası cadının korkusundan bu şartı hemen kabul etmiş.
Birkaç hafta sonra bebek doğmuş. Daha hemen o gün cadı gelip yeni doğan bebeği almış. Bebeğe Rapunzel adını vermiş. Çünkü annesinin ne yapıp edip yemek istediği bahçedeki marul türünün adı da Rapunzel’miş.
Cadı küçük kıza çok iyi bakmış. Rapunzel oniki yaşına gelince, dünyalar güzeli bir çocuk olmuş. Cadı bir ormanın göbeğinde, yüksek bir kuleye yerleştirmiş onu. Bu kulenin hiç merdiveni yokmuş, sadece en tepesinde küçük bir penceresi varmış.
Cadı onu ziyarete geldiğinde, aşağıdan “Rapunzel, Rapunzel! Uzat altın sarısı saçlarını !” diye seslenirmiş. Rapunzel uzun örgülü saçlarını pencereden uzatır, cadı da onun saçlarına tutuna tutuna yukarı tırmanırmış.
Bu yıllarca böyle sürüp gitmiş. Bir gün bir kralın oğlu avlanmak için ormana girmiş. Daha çok uzaktayken güzel sesli birinin söylediği şarkıyı duymuş. Ormanda atını oradan oraya sürmüş ve kuleye varmış sonunda. Fakat sağa bakmış, sola bakmış, ne merdiven görmüş ne de yukarıya çıkılacak başka bir şey.
Bu güzel sesin büyüsüne kapılan Prens, cadının kuleye nasıl çıktığını görüp öğrenene kadar hergün oraya uğrar olmuş. Ertesi gün hava kararırken, alçak bir sesle “Rapunzel, Rapunzel! Uzat altın sarısı saçlarını !” diye seslenirmiş. Sonrada kızın saçlarına tutunup bir çırpıda yukarı tırmanmış.
Rapunzel önce biraz korkmuş, çünkü o güne kadar cadıdan başkası gelmemiş ziyaretine. Fakat prens onu şarkı söylerken dinlediğini, sesine aşık olduğunu anlatınca korkusu yatışmış. Prens Rapunzel’e evlenme teklif etmiş, Rapunzel’de kabul etmiş, yüzü hafifçe kızararak.
Ama Rapunzel’in bu yüksek kuleden kaçmasına imkan yokmuş. Akıllı kızın parlak bir fikri varmış. Prens her gelişinde yanında bir ipek çilesi getirirse, Rapunzel’de bunları birbirine ekleyerek bir merdiven yapabilirmiş.
Her şey yolunda gitmiş ve cadı olanları hiç farketmemiş. Fakat bir gün Rapunzel boş bulunup da. “Anne, Prens neden senden daha hızlı tırmanıyor saçlarıma?” diye sorunca herşey ortaya çıkmış.
“Seni rezil kız! Beni nasıl da aldattın! Ben seni dünyanın kötülüklerinden korumaya çalışıyordum!” diye bağırmaya başlamış cadı öfkeyle. Rapunzel’i tuttuğu gibi saçlarını kesmiş ve sonrada onu çok uzaklara bir çöle göndermiş.
O gece cadı kalede kalıp Prensi beklemiş. Prens, “Rapunzel, Rapunzel! Uzat altın sarısı saçlarını !” diye seslenince. cadı Rapunzel’den kestiği saç örgüsünü uzatmış aşağıya. Prens başına neler geleceğini bilmeden yukarıya tırmanmış.
Prens kederinden kendini pencereden atmış. Fakat yere düşünce ölmemiş, yalnız kulenin dibindeki dikenler gözlerine batmış. Yıllarca gözleri kör bir halde yitirdiği Rapunzel’e gözyaşları dökerek ormanda dolaşıp durmuş ve sadece bitki kökü ve yabani yemiş yiyerek yaşamış.
Derken bir gün Rapunzel’in yaşadığı çöle varmış. Uzaklardan şarkı söyleyen tatlı bir ses gelmiş kulaklarına.
“Rapunzel! Rapunzel!” diye seslenmiş. Rapunzel, prensini görünce sevinçten bir çığlık atmış ve Rapunzel’in iki damla mutluluk göz yaşı Prensin gözlerine akmış. Birden bir mucize olmuş, Prensin gözleri açılmış ve Prens görmeye başlamış.
Birlikte mutlu bir şekilde Prensin ülkesine gitmişler. Orada halk onları sevinçle karşılamış. Mutlulukları ömür boyu hiç bozulmamış | 5376f74e1fe2 | [
"c4",
"culturax",
"hplt2",
"vngrs"
] |
30 Mayıs 2010 Pazar
RUHAT MENGİ'NİN STAR TV'DE SUNDUĞU PROGRAMIN KALDIRILMASINA KARŞI MISINIZ?
Ben karşıyım. Kaldırmayı düşünenleri de şiddetle kınıyorum!
"Her Açıdan", yaşadığımız olaylara her açıdan tarafsız olarak bakan, bu konuda uzman katılımcıların yorumlarıyla gerçekleri daha kolay fark etmemizi sağlayan başarılı bir program.
Pazar günleri ilgiyle izlediğimiz bu programın yeni dönemde de devamında sayısız yarar var. Programa katkı verenlere teşekkür ediyorum. Bu tür programların halkın bilinçlenmesi için çok gerekli olduğunu düşünüyorum.
Kaldırılmasın, hatta benzer programların sayısı arttırılsın, diyorum ben...
Ya siz?
14 yorum:
- Mavi Balon dedi ki...
Pazar günlerimizin, neşesi, karanlık yollarımızın ışığıdır Ruhat hanım. Elbette istemiyoruz kalkmasını, daha da çoğalmasını istiyoruz. Biz ailecek onu çok seviyoruz....
- 30 Mayıs 2010 14:56
- Sıradan Bir Sazan dedi ki...
Sonuna kadar hem de, zaman zaman Pazarları evde geçirme sebebidir, sevgiler...
- 30 Mayıs 2010 15:36
- UykusuZ dedi ki...
her akşam her platformda yandaş medyadan bildik! yüzlerden sıkıldı iseniz, bu programı seyredin.Kesinlikle kaldırılmamalı
- 30 Mayıs 2010 15:41
- Gülen Tezer Üstün dedi ki...
Öğretmenim kesinlikle kaldırılmalı çünkü pazar günleri bırakın dışarı çıkmayı ev içinde bile iş yaptığım vaki değildir. Ekran karşısında hiç kıpırdamadan oturmak ben gibi içine jet motoru kaçmış biri için hayli güç bir durum. Bu nedenle Ruhat Mengi yakamı bıraksın :P
- 30 Mayıs 2010 15:48
- Gülen Tezer Üstün dedi ki...
Yuh! Bu kızı da susturdular ya dedi babam :( Bravo Ruhat Mengi'ye, kendini susturtmayı başaracak işlere giriştiği için!
Çok sinirliyim aslında, pazar günlerimin şimdiden cılkı çıktı :(
- 30 Mayıs 2010 15:58
- kamikaze dedi ki...
Ben de bayılarak izliyordum.Kaldırılma durumu olmasına çoook üüzüldüm ve kızdım.inşallah devam eder yeni yayın döneminde.
- 30 Mayıs 2010 16:48
- JİVAGO dedi ki...
Aynı fikirdeyim, kaldırılmamalı. Can
Atak'la bugün ilginçti. Sevgilerimle
- 30 Mayıs 2010 19:51
- Çınar dedi ki...
Daha önce de zevkle izlediğimiz,ülke gerçeklerini korkmadan haykıran ve sonunda susturulan diğer programlar gibi, keyifle izlediğimiz Ruhat Mengi'nin Her Açıdan programı da, ne yazık ki kaldırıldı. Umarım yeni sezonda yeniden görürüz ekranlarda, sesimizi duyurmamıza aracı olan bu kıymetli gazateciyi.
- 30 Mayıs 2010 19:57
- içimden geldiği gibi ~~~ dedi ki...
Şimdi sizden öğreniyorum.Susturulamamış sayılı kişilerdendi yazık çok yazık.:(((
- 30 Mayıs 2010 20:00
- Ozgur dedi ki...
- 30 Mayıs 2010 21:50
- Mehmet Bilgehan Merki dedi ki...
Düşündüklerine göre yakında porgram yayından kaldırılacak demek ki. Dikensiz gül bahçesinde böyle söylemlere yer yok elbette...
- 31 Mayıs 2010 11:27
- elifin terazisi dedi ki...
Kaldırılsın, sorun yok ki memlekette, var gibi gösterip kafamızı karıştırıyorlar. Mesela kriz yok hamdolsun bodoslama dalmadı , teğet geçti. Asker şehit olur, işçi ölür kader. Bütün darbeciler içerde...
- 31 Mayıs 2010 15:11
- aysema dedi ki...
Sevgili Dostlar,
Zaten sayıları iyice azaldı bu tür programların, kaldırılması kötü olacak.
Hem pazar günü hem de çoğunluğun evde olduğu bir saatte yayınlanıyordu. Konuklar seçkin, söyledikleri anlaşılan, tarafsız kişilerdi, dayanamadılar.
Yorumlarınıza teşekkür ederim. Sevgilerimle...
- 1 Haziran 2010 09:35
- Sevgiseli dedi ki...
Kaldıracaklarsa kadın ve izdivaç programlarını kaldırsınlar. Yalçın Çakır'ın programını kaldırsınlar.
- 1 Haziran 2010 17:16 | b3d20d1b5f80 | [
"c4",
"hplt2"
] |
Tolga SAĞLAM/TRABZON, (DHA)- TRABZONSPOR'un 22 Ekim Cumartesi günü deplasmanda oynayacağı Galatasaray maçının biletleri yarın (Perşembe) satışa sunulacak.
Türk Telekom Arena'daki misafir tribününde Trabzonsporlu taraftarlara ayrılan ve fiyatı 60 lira olarak belirlenen yaklaşık 2 bin biletin yarın 13.00’den itibaren Passolig web sitesi üzerinden satın alınabileceği açıklandı.
Bilet alan taraftarlarla birlikte bordo mavili yönetimin yeri daha sonra açıklanacak bir noktadan toplu halde stadyuma gideceği bildirildi. Kulüpten yapılan açıklamada, zorlu müsabakada taraftarların formalarıyla birlikte maça gelerek takımı desteklemesi istendi. | cbfae772344e | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Adana Valiliği, IŞİD’in 20 Ağustos’ta Gaziantep’te sokaktaki kına törenine yönelik saldırısının ardından sokak düğünlerinin yasaklandığını duyurdu.
Adana Valiliği’nden yapılan yazılı açıklamada, 12 Ekim itibariyle kentte kamuya açık cadde, sokak, boş arsa ve alanlarda yapılan düğün, nişan, sünnet, asker uğurlanması gibi etkinlikler yasaklandı. Yasağın ne kadar süreceğine ilişkin bilginin yer almadığı duyuruda, şöyle dendi:
“20 Ağustos’ta Gaziantep’te bir düğün töreni esnasında meydana gelen terör saldırısında çok sayıda vatandaşımız yaralanmış ya da hayatını kaybetmiştir. Bu olay milli kültür ve geleneğimizin bir parçası olan ve ülkemiz genelinde vatandaşlarımız tarafından açık ve kapalı alanlarda yapılan düğün ve benzeri etkinliklere yönelik tedbirler alınmasını zaruri hale getirmiştir. Bu kapsamda, halkın huzuru, can ve mal güvenliği, milletin birlik ve beraberliğine kast eden, kamu düzeni ve bütünlüğünü tehdit eden terör eylemlerinin engellenmesi ve üzücü olayların yaşanmaması için ilimiz genelinde kamuya açık cadde, sokak, boş arsa ve alanlarda yapılan düğün, nişan, sünnet, asker uğurlanması gibi etkinliklerin yapılması yasaklanmıştır. Yasaklama kararının uygulanmasından, kontrol ve takibinden Belediye Başkanlıkları, kolluk teşkilatları ve İl Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü sorumludur.” | 1eba188bfe3d | [
"c4",
"culturax",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Çocuk, gözlerini dikmiş, anasının elindeki beyaz ipek puşiye ki; puşi kanıyor… Böyle bir renk görmemişsinizdir, eminim. Hangi çiçekten alınır ki bu lâl rengi… Anaysa gözlerini, o yorgun, üzgün gözlerini, elinde beyaz bayrakla yürüyen babanın kolundaki bebeğin solmuş masum yüzüne…
Kahvedeyim. Bilgisayarım önümde. Devlet televizyonlarının ve gazetelerin bize aktarmadığı gerçeğin peşindeyim. Uydu televizyonlarında ve haber ajanslarında delirmiş gibi dolanıyorum. Yorgunum, ağlamaklıyım… Kızgınım işte… Ellerimi öyle sıkmışım ki; kan çıkıyor avuçlarımdan…
Ensem ürperiyor. Birinin arkamda ekranımı izlediğinin farkına varıyorum. Hemen kapının girişindeyim. Dönüyorum. Üstü başı pejmürde bir kızcağızın ağlamaklı gözleriyle buluşuyor gözlerim…
“Ah o gözler ki ağlar
Götürür beni memleketime
Götürür beni Fiskaya’dan gözüken Dicle’ye
Kahırlıyım, Kürt kızı bakamam bulutlara
Uzaklarda kara bir sur, bekler beni
Bekler beni dar sokaklarıma sakladığım ev
Ölüme yatar bir hayatDiyarbekir’de”
O esmer elini ellerime alıp, gözünü siliyorum; gözyaşına karışıyor, gözyaşlarım… Sürgünlüğün, evsizliğin acısınıbağlamış, zalim elindeki çaresizliğine… Özgürlüğün pahasının farkında… Zor ve çileli olduğunun da…
Ansızın fırlıyor yanımdan, başını dikleştiriyor, yaşlı gözünü bana ve tüm oturanlara dikiyor ve haykırıyor:
Bijiazadi!
Elleri, zaferi gösteriyor gözlerime…
İnsan, insana bırakıyor acıları… Giderek derinleşiyor memleketin çukurları; sahipsiz mezarlar kapatıyor toprağın kızılını… “Ağla, sevgili yurdum! Ağla” Yakında Newroz gelecek şehirlerine memleketin…
Shakespeare, tragedyalarında aşkı, acıyı ve ölümü anlatır. Sonsuz zamanlardan gelir o tılsımlı sözler. Amed’in bütün şairleri, yazarları halkın gözündeki acıyı, halkın gözündeki özlemi ve memleket aşkını döküyor sayfalara… Umudu çoğaltıyor ve yaşamanın gayesini aktarıyor tüm insanlığa…
Sizin gözleriniz yok bayım!
Ağlayamaz, o çirkin yüzünüz
Ağlayamaz, zulme açılan bakışlarınız
Gazetelerinizde ofsetten sızıyor salyalarınız
Siz zalimsiniz bir kere bayım!
Bilmezsiniz ağız dolusu gülmeyi
Bilmezsiniz bir bebeğin gözlerinde kaybolmayı
Ah buluta sakladığım çocuk!
Elma dersem çık
Armut dersem çıkma
Yağmur gibi yağ yüzüme, her bahar | 824d89207957 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Deri giyim ve aksesuar modasında 40 yılı geride bırakan DESA’nın 2013-2014 Sonbahar Kış sezon koleksiyonu moda severlerin beğenisine sunuluyor.
Geleneksel ve modern çizgilerin karışımı olan “City Graphics” teması, siyah, gri, beyaz tonları ve gün batımı turuncusu gibi renkler ile pürüzsüz yüzeyler, zarif ve düzgün hatlar ile ön plana çıkıyor. Grafik çizgilerin geleneksel deri ile bir arada kullanılarak modern tasarımların hayata geçirildiği bu temanın en büyük özelliği ise, gelenekselliğin kaliteli deri ile uyumu. 60’lı yılların başındaki Bond filmlerinin estetiğinden ilham alınarak yaratılan “From Russia with Love” teması, lüks hissi ve dokunuşu yaratmak adına parlak, mat ve timsah baskılı deri kullanılarak tasarımlara hayat veriyor. Şehirli günlük lüksü temsil eden “Urban Safari” teması ise, piton baskılı, metalik deri, leopar desen ve kürklerle kendini gösteriyor.
349 TL
799 TL | 71d95f642b99 | [
"culturax",
"hplt2"
] |
Yazamadım çok istesem de ne diyeceğimi bilemedim.
Kader yazımı yazdığım günün akşamı 13/01/2013 Saat:16:00-17:00 civarı dayımın oğlu bu ipi
kendi elleriyle boğazına geçirmiş..dışarıdan görünen bir neden yok içinde nasıl bir kasırga vardı
bilemiyoruz ama çok sık son günlerde konuştuğu kişilere yalnızlıktan bahsetmiş ama kimse o
sessiz sakin güler yüzlü kişiden bunu beklemezdi..bizde bunu yapabilecek en son kişilerden
biriydi..ama tahmin ediyorum o içindeki hüznünü biz onunla kimse üzülmesin diye içimize attık
çok şeyi..Hiç ama hiç farketmedik bu dereceye geldiğini ki yanındakiler bile..bunu benden
beklerdim de senden değil be abim..kalabalık içinde yalnız kalmak..sürekli gülen insanların içindeki
hüzün..aslında en çok onlar acı çekiyor işte..İNSANLARI YALNIZLAŞTIRMAYIN.
"Ve...
Bir gün herkes anlar, sevdiğinin kıymetini..
Ama gidince..
Ama bitince..
Ama ölünce..
Kısaca ; İş işten geçince..!"
-İş işten geçmesin sarılın sevdiklerinize işi gücü bırakın iş hep var engel olmasın birliktelikteki güzelliğe..
"Yaşayabilsem diyordu ya da anlatabilsem, bir dinleyen olsa beni, bir bölüşen, bu kadar acı çekmezdim kuşkusuz...
N Bekiroğlu
-Bir Çığlıktı Yalnızlığım....Hepiniz mi Sağırdınız?....
-BELKİ DİYORDU BUNU SESSİZCE DUYMADIK, HEPİMİZ SAĞIRDIK.
Ömür dediğin biraz kül biraz dumandır gönül ocağında...
Aşk tutuşturur, yılları ısıtır, yürek pişer aşkın narında..
Tecrübe düşer tabağına,söndürür hezeyanları,heyecanları...
Geriye kalan ağarmış saçlardır tel tel...yani bir avuç kül...
Ecel üfler,savurur ebediyete...
Ocak da kor da kül de yalan olur musalla taşında...
-"Bu dünyada helalleşemedik orada halleşiriz." | 7982516cd2e4 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Bu kitap için "kendim için aldığım çocuk kitabı" bile diyebilirim. O kadar severek aldım yani.. 99 inciyi ilk Kitapyurdunda gördüm. İç sayfaları karıştırınca resmen kitaba aşık oldum. Şiirlerle esmaül hüsnayı anlatıyordu. Benim gibi ne yaparsa yapsın esmaül hüsmanın kelime anlamlarını karıştıran bir anne için bile okunmaya değerdi..
Gerçekten bu kitaptaki şiirlerle esmaül hüsnayı öğreniyorsunuz. Şiirler de hem güzel, hem eğlenceli..
Kitap Nesil Yayınlarından çıkmış ve Kübra Kulaklıkaya' ya ait.. 104 sayfa. Ebatları normalden biraz farklı.
Belirttiğim gibi şiirleri ve resimleri ile çok çok güzel bir kitap.. Mutlaka her evde bulunması gereken, her çocuğa okunması ya da her çocuk tarafından okunması gereken bir kitap..
Hem Esmaül Hüsnayı öğretiyor, hem şiiri sevdiriyor..
2 defa internetten sipariş vermeme rağmen baskısı yok denilerek gönderilmedi. Tevafuken şehrimdeki bir kitapçıda buldum. Resmen altın bulmuşa döndüm. Hatta kitapçıya bir kaç defa ısrarla bu kitabın olup olmadığını sordum. Ama kısmet işte buldum..
Ne demişler... "BULANLAR ARAYANLARDIR".... | 04c5013cbc67 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
JTI olarak 100un üzerinde markaya sahibiz ancak dünyada en yaygın 8 markamız bulunmaktadır.
Global Flagship Markaları Her JTI Tütün ürünleri sektöründe en hızlı büyüyen global bir şirket haline gelmesinde önemli bir rol oynamıştır. Sadece bir on yıl içinde biz% 11 pazar payı elde etti ve dünya çapında üçüncü büyük tütün şirketi haline gelmiş.
Bu marka kendi memleketi, Winston Salem sonra adını RJ Reynolds tarafından 1954 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nde başlatıldı. Bir yıl içinde bu ülkenin en çok satan filtre sigara oldu. Bugün fazla 100 ülkelerde kullanılabilir dünyanın en çok iki sigara vardır.
Camel 100'den fazla yıl öncesine uzanıyor bir geçmişi vardır.1913 yılında başlatılan, Deve dünya çapında ilk sigara marka oldu. Bugün, JTI'ın ana uluslararası premium marka olduğunu. 100 ülkede satılmaktadır.
LD cazip bir fiyata uluslararası bir değer bir marka olarak 1999 yılında Rusya'da başlatıldı. Rusya'nın Liggett-Dukası fabrika menşeli, LD sürekli genişleyen olmuştur ve Avrupa, Asya ve Afrika'da 30'dan fazla ülkede artık kullanılabilir etti.2007 yılından bu yana, LD son tütün trendleri erişimi olan değer segment tüketicilere sunmayı, sürekli büyüdü
. | 1afcbb7c4794 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Kesinlikle 'silikon ve paraben' içermeyen bu markayla neden bu kadar geç tanıştım ki diye kendime kızmamak elde değil...
Sonunda gerçekten doğayla iç içe, bitkisel bir marka bulabildim geç de olsa.
Bu yüzden bu son şampuan postum ona göre ;)
Bu markayla nasıl tanıştım?
2 ay önce Yves Rocher tarafından iş görüşmesine çağrıldım. Fakat bu markayı henüz tanımadığım için reddetmiştim. Daha sonra bu markayı detaylı bir şekilde araştırdıktan sonra pişman oldum tabi.
Madem çalışmak nasip olmadı, bari ürünlerini kullanayım diye Beşiktaş şubesine gittim. Oradaki çalışan saçlarıma bakıp bu iki ürünü önerdi ve bu zamana dek kullanıyorum. Çok memnunum. İkinci şişelerini alırken Yves Rocher kartını da almayı unutmadım :)
Normalde, Onarıcı saç yağı ve saç dökülmesine karşı şampuana toplam 45,80 ödemem gerekirken Yves Rocher kart sayesinde 40 TL ödedim :)
Eğer siz de benim gibi 'gerçekten doğal' bir marka arıyorsanız Yves Rocher'ı deneyin derim. | 8b845fb534aa | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Tarih, fedakarlık ve kahramanlıkla örülen destansı bir direnişe daha tanıklık ediyor. Kürt halkı Rojava devrimini, devrimin başladığı yer olan Kobane’de emperyalizme, sömürgeciliğe ve bunlardan güç alarak ilerleyen IŞİD çetelerine karşı müthiş bir özveri ile savunuyor. Direnenler halkların özgürlüğünü, eşitliğini ve kardeşliğini temsil ediyor ve bu değerler için dövüşüyor. Tarihin devrimci mirası Kobane’de yeniden ve çok güçlü bir biçimde ayağa kalkıyor.
Gözü dönmüşçesine Kobane’ye saldıran IŞİD çeteleri ise dünya gericiliğini, emperyalizmi ve sömürgeciliği temsil ediyorlar. Üç koldan kuşatmaya çalıştıkları Kobane’de insanlık onurunu yenmenin hesaplarını yapıyorlar. Bu öylesine büyük bir hesap ki emperyalizm destekliyor, işbirlikçi bölge devletleri destekliyor, sömürgecilik destekliyor. Türkiye ise Kobane’nin düşmesi için adeta varını yoğunu ortaya döküyor. Bu amaçla AKP, IŞİD’e her türlü askeri-lojistik imkanları sağlıyor, çete üyelerini eğitiyor, tedavi ediyor, sınırlarını açıyor kısacası maddi bütün olanaklarını IŞİD çetesinin hizmetine sunuyor.
Bütün bunlar gösteriyor ki dünya gericiliğinin hedefi tartışma götürmeyecek biçimde açıktır: Kobane düşürülecek, Rojava Devrimi boğulacak, Kürt halkının kazanımları yok edilecek, Ortadoğu’daki eşitlik ve özgürlük yürüyüşü durdurulacaktır.
İşte Kobane böylesine uğursuz bir kuşatma planının karşısındadır. Ancak bu plan karşısında başta YPG, YPJ ve Kürt halkı olmak üzere, sosyalistler ve demokrasi güçleri de soylu bir direniş gerçekleştirmektedirler. Bu direnişin esas halkasını elbette ki Kobane siperlerinde amansız bir direniş sergileyen YPG ve YPJ savaşçıları oluşturmaktadır. Ancak savaş siperlerinin dışında önemli bir direniş daha yaşanmaktadır. Halklar on binler halinde IŞİD çetelerine karşı sokakları ve meydanları doldurmuştur. Neredeyse bütün dünyada Kobane direnişiyle bütünleşmek adına eylemlilikler gerçekleşmiştir.
İşte bu topyekun direnişin bir parçası da Kobane sınırında binlerce insanla gerçekleştirilen “yaşam nöbetleri” dir. Geçtiğimiz günlerde binler HDP ve DBP’nin çağrısıyla Kobane direnişiyle bütünleşmek ve AKP’nin sınır hattı üzerinden IŞİD’e yaptığı yardımları durdurmak için Suruç’a akın etmiştir. Sosyalist gençlerde bu çağrıya uyarak Türkiye’nin farklı yerlerinden yola çıkmıştır.
“Sömürgeciliğin sınırları yerle bir edilmiştir.”
Kobane direnişiyle bütünleşmek ve AKP’nin çetelere yaptığı sevkiyatı engellemek için Kobane sınırında gerçekleştirilen “yaşam nöbeti” eylemlilikleri biz sosyalist gençlere birçok gerçeği daha yakından görme, kavrama, tanıklık etme ve bilince çıkartma olanağı sağlamıştır.
İlk olarak görülmüştür ki AKP hükümeti IŞİD çeteleri ile tam bir işbirliği içerisindedir. Halk defalarca kez IŞİD çetecilerinin ellerini kollarını sallayarak sınırdan geçtiğine tanık olmuştur. Yine IŞİD’in hakim olduğu köylere sınırdan bir çok kez sevkiyat gerçekleştirildiği herkes tarafından bilinmektedir. Ayrıca “yaşam nöbeti” sırasında bizler tarafından da görülmüştür ki TSK işaret fişeklerini kullanarak YPG ve YPJ savaşçılarının yerlerini IŞİD çetecilerine bildirmekte, yer yer Kobane tarafına taciz atışları gerçekleştirmektedir.
Ancak bizler tarafından görülen bir gerçek daha var ki o da şudur: Başta Suruç’ta yaşayan halk olmak üzere bütün Kürt halkı Kobane direnişine kilitlenmiştir. Adeta herkesin varı yoğu Kobane ve Kobane direnişi olmuştur.
Bunun en açık örneği her gün Suruç üzerinden Kobane’ye geçen kadın ve erkek yüzlerce Kürt gencidir. “Yaşam Nöbeti” eyleminin gerçekleştiği sıralarda dahi onlarca genç özgürlük direnişine omuz vermek için YPG ve YPJ saflarına katılmışlardır.
Yine Kobane sınırındaki bütün köylerin kapısı IŞİD çetelerinin saldırılarından kaçan Kobanelilere açılmıştır. Yüzlerce Kobaneli bu köylerde misafir edilmektedir. Suruç Belediyesi’nin tek gündemi Kobane ve Kobaneli’lere yapılacak olan yardımlardır. Kobane direnişiyle öylesine tek yürek olunmuştur ki IŞİD çetelerinin sınıra yaptığı saldırılara rağmen “yaşam nöbetleri” en ufak bir kararsızlık yaşanmadan sürdürülmektedir. Ve herkesin söylediği tek bir ortak nokta vardır. “Kobane düşerse sıra bütün Kürdistan’a gelir.”İşte böylesi bir yaklaşımla Kobane direnişine sahip çıkılmaktadır.
Kürt halkı, sosyalistler ve demokrasi güçleri açısından Kobane direnişi ile tam olarak bütünleşmek ise “Yaşam Nöbeti”nin ikinci gününde gerçekleşmiştir. Sınırda bulunan yaklaşık iki bin kişi sömürgeciliğin dikenli tellerini yıkarak sınırları yerle bir etmiştir. Kürt halkı, sosyalistler ve demokrasi güçleri büyük bir coşkuyla Rojava Devrimi’nin doğum yerine, destansı direnişin merkezi olan Kobane’ye doğru yürüyüşe geçmiştir.
Sosyalist Gençler Devrim’in Topraklarında
Faşist diktatörlüğün hüküm sürdüğü topraklardan, sınırları yıkarak devrimin, özgürlüğün ve eşitliğin topraklarına geçiş büyük bir coşku yaratıyordu. Artık ayaklar özgürlüğe basıyor, devrimin havası içlere çekiliyordu. Egemenlerin halklar hapishanesine çevirdiği bu kanlı coğrafyada, Ortadoğu’da insanlık onurunu temsil eden ve insanlığın devrimci mirasını kendisinde somutlaştıran Rojava Devrimi’ne tanıklık ediyorduk. Bu devrim can ve kan pahasına yaratılmıştı. Şimdi ise yine can ve kan pahasına yaratılan değerler IŞİD çetelerine karşı savunuluyordu.
Binlerin mayınlı arazilerin içerisinden Kobane şehir merkezine doğru yürüdüğü sırada, bizleri ilk karşılayan bu devrimin ve direnişin mimarları olan YPG ve YPJ savaşçıları olmuştu. Bu kavuşma tarihi bir buluşmaydı. Sömürgeciliğin sınırlarını yıkan halklar şimdi özgürlüğe sarılır gibi YPG savaşçılarına sarılıyor, kucaklaşıyordu. Bu hasret halkların eşitlik ve kardeşlik hasretiydi.
Biraz daha ilerledikçe bütün yokluğa, yoksulluğa ve ambargolara rağmen Kobane’yi ve direnişi terk etmeyen Kobane halkı sokaklardaydı. Binler kent merkezine yaklaştıkça zılgıtlarda yükseliyordu. O andan itibaren Kobane’de tek bir sözün hükmü geçerliydi ve her yer aynı sesle yankılanıyordu : “Biji berxwedana Kobane.” Bu görkemli direnişe yakışır bir görkemli buluşma gerçekleşiyordu. YPG savaşçıları silahlarıyla bizleri ve direnişi selamlıyorlardı.
O andan itibaren daha yakından hissettik ki Kobane’de tarih yeniden ayaklanmıştır. Dün bütün hızıyla bugüne yetişmiştir. Artık Kobane tek başına Kobane değildir. Paris Komünü’dür, Madrid Kapısı’dır, Stalingrad’dır. Bizlere seslenen savaşçılarda inatla bu tarihi benzerliğe vurgu yaptılar. “Nasıl ki Stalingrad’dan gerisi yoksa, Kobane’den de gerisi yoktur” dediler. “Bir tek savaşçı dahi kalsa direnişin süreceğini” vurguladılar. Kürt halkı bütün gücüyle direnişi büyütüyordu. Yine 13-14 yaşlarında silahlarıyla nöbet bekleyen çocuk yaştaki savaşçılar bizlere şunu söylüyordu : ”Burası bizim topraklarımızdır devrimimize ve onurumuza sahip çıkmak için buradayız”. İşte direniş böylesi bir inanç üzerinden yükseliyordu. Tek koluyla savaşmaya devam eden Heval Brusk ise bizlere yaptığı konuşmada adeta Kobane direnişini özetliyordu: “Hiç kimse merak etmesin, Kobane düşmeyecek. Bu direniş tarihe ezilenlerin zaferi olarak kalacaktır”.
Kobane Direnişi Direnişimizdir. Bu direnişi büyüteceğiz.
Binler direnişin kalbi olan Kobane’den Türkiye sınırına geri döndüğü zaman, faşist diktatörlük hangi ülkeye geldiklerini mayınlı araziye attıkları gaz bombalarıyla ve tomalarıyla bir kez daha hatırlatıyordu. Yerle bir edilen ve adeta paçavraya dönen sömürgecilik sınırlarının intikamını almaya çabalıyordu. AKP bu devrimin baş düşmanlarından birisi olduğunu bir kez daha gösteriyordu.
Dünya gericiliğinin bu çok yönlü saldırıları karşısında Kobane’nin destansı direnişi henüz zafere ulaşmadı ancak direniş bütün görkemiyle devam ediyor. Ve çok iyi biliniyor ki Kobane kazanırsa, Rojava Devirimi Kazanacak, dört parçada Kürt halkı kazanacak, Türkiye Devrimi kazanacak ve Ortadoğu devrimi kazanacaktır.
Sosyalist gençler açısından bu direnişi büyütmek tarihsel bir önemdedir. Çünkü Kobane’de daha yakından görülmüştür ki direniş de devrimin zaferi de gençliğin enerjisi ve dinamikliği üzerinden gelişmektedir. Kobane direnişi adeta bir gençlik direnişine dönüşmüştür. Sosyalist gençlere düşen de bu destansı direnişle bütünleşmek olmalıdır.
Daha şimdiden görüldüğü üzere Kobane’de saldıran çeteler, üniversitelerde de saldırılar gerçekleştirmektedirler. Üniversitelerde oluşturulan devrimci-demokratik değerler çetelerin hedefindedir. Kendisi gibi olmayan herkes yani bir bütün olarak üniversite gençliği bu çetelerin hedefindedir.
Sosyalist gençlere düşen ise çeteleri üniversitelerden söküp atmak olmalıdır. Bir yandan Kobane direnişi ve tarihsel önemi üniversitelerin gündemine sokulurken, bir yandan da IŞİD çetecilerine karşı üniversitenin kitlesel ve militan ayağa kalkışı gerçekleşmelidir. Bu dönem, Ortadoğu halkları için, Rojava Devrimi için, halkların kardeşliği için ve de üniversitenin özgürlüğü için “ayağa kalk” manın tam vaktidir.
Oğuz Yüzgeç | 5072bd049fd9 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Selamün Aleyküm herkese..bir bayram telaşını da atlattık şükürler olsun...bayramdan iki gün önce maaile yatak döşek hasta olunca bayramınızı kutlamaya gelemedim afola:(Rabbim cümlemize sevdiklerimizle nice bayramlar görmek nasip etsin inşallah..
Daha çok ev dışı mekanlarda bayramlaştık dostlarla..onun dışında havanın yaz sıcağında olmasını fırsat bilerek vurduk kendimizi doğaya..tatil planlarımda hastalık nedeniyle suya düştü..su nerde inek içti..inek nerde:))Allah yolunda kurban gitti....bunalım durumlarım geçti şükür..duydum ki genel olarak ahalide bu karamsarlık mevcutmuş..normal olduğuma şükrettim içim rahatladı depresyona girmemişim diye:)bu tatil de iyi geldi bir nevi..geçti gitti anlayacağınız..şükredecek o kadar çok şeyim varken bunalıma girmek gibi bir şımarıklığım olamaz nitekim!sağlıklı bir evlat,hamdolsun iyi bir eş ve kimseye muhtaç olmayacak şekilde yaşayabilmek şu yalan dünyada..ben şükretmeyim de kim şükretsin...güzel maileriniz için de ayrıca teşekkürler dostlar..iyi ki varsınız:)
Etli Lahana Sarması arşivimde bekeleyenlerden..fotoğraf makinem mefta oldu maalesef..işyerinden hediye gelecek yenisi kim bilir ne zaman:(gerçi bahene benimki..sanki güzel birşeyler yaptımda çekmesi kusur kaldı..zor bela midye tatlımı yaptım onun dışında yeni birşeyler yapamadım:)tembelliken değil çook hastaydım..geçtim tarifime...Selam ve dua ile..
Malzemeler:
- 1 s.b pirinç
- 1 adet domates
- 2 y.k karışık salça
- 1 adet soğan
- 3 y.k tereyağ
- 200gr orta yağlı kıyma
- sarmalık orta boy lahana
- sumak
- baharatlar,tuz
- lahanalarımızı tepesini keserek yaprak yaprak ayıralım.
- tuzlu suda bir kaynar gelecek şekilde kaynatalım.
- pirinci yıkayıp soğanı küçük küçük doğrayalım.
- salçayı teryağında kavurup karışıma ilave edelim.
- domatesi küçük küçük doğrayalım.
- kıymasını ve baharatlarını da ilave edip güzelce karıştıralım.
- lahana yapraklarını ince olacak şekilde ayarlayıp iç harçtan koyup saralım.
- tencerimizin dibine sarılmayacak olan lahana parçalarından serip sardığımız sarmaları yerleştirelim.
- üzürine geçmeyecek şekilde 1 tatlı kaşığı tuz ve sumak ilave ettiğimiz sıcak suyu dökelim.
- yaklaşık 30-40dk kısık ateşte pişirelim. | e1cc840cefb6 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Blogger Susie Bubble, küçük bir kuru temizleme kazası sayesinde gri elbisesini ertesi gün lacivert alıyor
. Ama önceki haline baktığımızda hak verelim bence bu şekilde kesinlikle daha iyi. Önceki hali oldukça sönük ve sıkıcı bile diyebiliriz. Ve bu şekilde arkadaşının düğününden hemen önce yaşanan küçük bir kriz olaysız bir şekilde atlatılıyor. Şans! Düğünlere giyinmek için (neyseki yaza kadar rahatız bir düğün müğün yok) bu gördüğünüz aksesuarlara da dikkat çekmek isterim, dantel eldiven ve kafa süsü böyle resepsiyonların olmazsa olmazı. Tabi kendi stilinizde. | a24d63581793 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
ntvmsnbc ve Ajanslar
ANKARA - Otoyol ve Boğaz Köprülerinin geçiş ücreti 1 Ocak 2012 Pazar günü saat 00.00'dan itibaren geçerli olmak üzere yeniden düzenlendi.
Karayolları Genel Müdürlüğü'nden yapılan açıklamada, daha ekonomik, güvenli ve daha hızlı sürede ulaşım imkanı sağlayan erişme kontrollü otoyolların; yapım, bakım ve işletme maliyetlerinin diğer ulaşım sistemlerine göre daha yüksek olduğu belirtildi.
Açıklamada, otoyollarda 2 Ocak 2010 tarihinden beri uygulanmakta olan geçiş ücretlerinde duyulan gereklilik üzerine fiyat düzenlemesi yapılarak, ücretlerin yüzde 10,21 oranında artırıldığı ifade edildi.
Buna göre, otoyollarda otomobil için en yakın mesafe ücreti 1,75 lira, en uzak mesafe ücreti 15 lira, Boğaz Köprüleri otomobil geçiş ücreti ise 4,25 lira olarak belirlendi.
Büyük araçlar için ise köprü geçiş ücretleri 5,50 lira ile 32,25 lira aralığında belirlendi. | 3f1b3593eb3b | [
"c4",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
21 Nisan 2010 Çarşamba
Sultan Vahdettin Han hain Değil Kahramandır!
Ayrıca Sultan Vahdettin Han, Mustafa Kemal Paşa'yı Anadolu'da kurtuluş mücadelesini başlatıp,örgütlemesi için cebine 1000 Osmanlı altını koyarak gönderen kişidir.Bir Osmanlı altını 24 ayardır.Bugün bir Osmanlı altınına eş değer bozuk para büyüklüğündeki altınlar 350 liradır.Bu altınların 1000 tanesi bugünün parası ile 350,000 lira eder.Sultan Vahdettin Han,Mustafa Kemal Paşa'ya 350,000 lira gibi bir parayı cep harçlığı olarak verecek değildi herhalde...Bilakis o para,Kurtuluş savaşı için gerekli hazırlıkların yapılması için verilmişti Mustafa Kemal Paşa'ya.O devirde,Osmanlı hazinesi İngiliz ambargosu altında olduğu için Sultan Vahdettin Han,bu parayı kendi şahsi hesabından vermiş,hibe etmiştir.Mustafa Kemal Paşa'yı ise resmi tarih masallarında uydurulduğu gibi kırık,dökük Bandırma vapuru ile değil çok konforlu ve modern bir gemi ile göndermiştir Samsun'a...Resmi tarih masallarına göre Mustafa Kemal Paşa,İstanbul'dan Bandırma vapuru ile kaçmıştır.Peki sorarım size...İstanbul İngiliz işgali altında ve boğazlar tamamen İngiliz savaş filolarının denetimi altındayken Mustafa Kemal Paşa,padişahla görüştükten sonra ''Kırık dökük Bandırma vapuru ile gizlice'' nasıl kaçabilir,İngiliz savaş filolarına gözükmeden,izin almadan ve vurulmadan? Nasıl olacak? Tabiiki Sultan Vahdettin Han'ın talimatı ile.Sultan Vahdettin Han,İngiliz generaline yalan söylemiş ve Mustafa Kemal Paşa'yı farklı tanıtmıştır.Bu sebeple,İngiliz generali Mustafa Kemal Paşa'nın çıkışına izin verebilmiştir,ancak.Yoksa o işgal anında,Mustafa Kemal Paşa'nın öyle bir ortamdan izin almadan, ''Kırık dökük'' bir gemi ile çıkabilmesi desteksiz bir sallamadır.
Ayrıca cumhuriyet ilan edildikten sonra saltanat kaldırıldığında,Sultan Vahdettin Han askerlerin dipçik zoru ve yaşlı gözlerle İstanbul'u terketmiştir.Gülerek gitmemiştir....Kolay mesele değil... 600 küsür yıl boyunca müslüman Türklere önderlik yapan ceddinin mirası İstanbul'u ve Türk bayrağını terkedip gitmek....kendisi gittiği ülkelerde ise sefalet içinde ölmüştür,resmi tarih masallarında anlatıldığı gibi lüks içinde değil.Bakkala olan borcuna karşılık,dönemin hükümetine şantaj yapılmış ve cesedine ambargo konmuştur.
1 yorum: | 710fe7b5b2fd | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
20 Mayıs 2014 Salı
11 Mayıs 2014 Pazar
Eva Dünyası Blogumda Çekiliş Var
1 Mayıs 2014 Perşembe
Eva WORKSHOP(kurs)
Herkese mutlu günler arkadaşlar biliyorum aranızda bu hobiyi öğrenmek isteyen çok arkadaş var.Şimdi Ankara'da ikamet eden arkadaşlar için bir şansınız var çünkü workshop yapmaya karar verdim.5kişilik bir grupla workshop yapacağım.Benim Ankara dediğime bakmayın yakın şehirden herkes bu kursa katılabilir diye düşünüyorum.Kursta ilk olarak neyi öğreteceğime de yine kursu alacak kişiler karar verecek bir gün sürecek olan bu workhopta öğrenebileceğiniz şeyler;
İlk olarak bunları öğreteceğim sonraki workshoplarda daha ayrıntılı bebeklere geçeceğiz.Bu yukarıdaki seçeneklerden biri yine çoğunluk oyuyla kabul edilecektir,sadece 5 kişi alacağımdan eliniz tutmanızı tavsiye ederim,katılmak isteyenler yorum bıraksınlar lütfen...tüm evaseverlere sevgilerle...
Kaydol: Kayıtlar (Atom) | a97701afcfe8 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Adana’dan bölgesel yayın yapan Adana FM’de gazeteci-yazar Mehmet Atay’ın hazırlayıp sunduğu "Sözün Gücü" adlı program tüm hızıyla sürüyor.
Her hafta Perşembe günleri saat 14.00’de canlı yayınlanan programda, önemli kişileri konuk alan Atay, 45 dakika boyunca, şehrin temel meselelerine ilişkin sorular yönelterek konuklarının değerlendirmelerini dinleyicileri ile paylaşıyor.
Sözün Gücü programının bu haftaki konuğu İhlas Haber Ajansı Bölge Müdürü Adnan Kulak oldu. İHA Bölge Müdürü Adnan Kulak, programda Adana’nın genel durumu, Adana basını, yerel yönetim hizmetleri, milletvekili adayları ve partilerin çalışmaları gibi konularda görüş ve düşüncelerini aktardı. Kulak, Adana’nın en önemli sorununun kent milliyetçiliği ve kentlilik bilinci noktasındaki zaafiyet olduğunu, şehrin kalkınması için bu eksikliğin hızla giderilmesi gerektiğini dile getirdi. | bb34efa34fe5 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Lili ile geçen hafta arası birlikte takılma fırsatı bulduk. Tabi ki kız kıza en sevdiğimiz şey süslenip gezmek.
Lili deri şortunu giymeye karar verdi ve pembe çoraplarla kombinledi. Mor montuna uyacak çoraba birlikte karar verdik. Ancak makyajı kendisi yapmış haberim bile yok. Bu konuda ne kadar konuşsak da sanırım o rengarenk far paleti onu çok cezbediyor. Makyaj masamı ondan kurtaramıyorum artık. Biraz daha sert konuştuğumda da küsler başladı aramızda. Neyse ki çok uzun sürmüyor. Ne kadar büyüse de minicik kalbini kırmış olduğumu düşünmek benim kalbimi sıkıştırıyor her seferinde. Zor meslek seçmişim: Annelik:)! | bd3ff89197d4 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Uludağ'ın kuzey yamaçlarına kurulu olan bu köye ulaşmak için tırmanmaya başladık. Trafik olmadığı için bu tırmanıştan zevk aldım. Cumalıkızık Köyü'nde grup, önce gezecekler ve bisikletlerin başında bekleyecekler şeklinde ikiye ayrıldı. İlk grup gezme işini bitirince biz gezmeye başladık.
Bu, benim Cumalkızık'a ikinci gelişim. Cumalıkızık 1300'lü yıllarda kurulan bir Osmanlı Köyü. Kendisine komşu, sonu kızık ile biten köyler arasında, burada cuma namazı kılındığı için bu adı almış. Taş döşeli daracık sokaklarına gölgeleri düşen evler zamana meydan okuyor. Köyün ünü burada çekilen Kınalıkar isimli dizi sayesinde arttı. Hatta bir ara köye giden yolcu minibüslerinin tabelaları bile değişti.
Köydeki neredeyse bütün evlerde, bugün köylüler köye gelenlere hediyelik eşyalar ve gıda ürünleri satıyorlar; ancak bazı gıda ürünlerinin her tezgahta ambalajına kadar tıpkısının aynısı olması bu ürünlerin tek bir yerde üretildiği ve köylülere toptan satıldığını düşündürdü bana. Ben buraya gelmişsem köylüler tarafından yapılan özel bir şeyler ararım. Ama Bursa'nın hemen yanı başında nasıl olduysa betonlaşmaktan kurtulmuş buram buram tarih kokan bir köy Cumalıkızık. Gelenler muhakkak hoş anılarla ayrılacaktır buradan.
Cumalıkızık'tan sonra Hamamlıkızık'a uğradık ancak burası betonlaşmaktan kurtulamamış. Bundan dolayıdır ki Cumalıkızık'a olan yoğun ilginin buraya zerresi yok. Kahvede oturan köylüler burada görecek pek bir şey yok diyorlar-Haklılar da-
Hamamlıkızık'ta fazla oyalanmadan Güzel bir inişle Bursa-Ankara yoluna indik. Bu yoldan bir süre ilerleyerek Dudaklı Köyü yakınlarındaki Gölbaşı Gölü'nün yanı başına çadırlarımızı kurduk. Çadırımı kurduktan sonra göle olta attım ama balık yakalamak bir yana tek bir vuruş dahi alamadım.
Hava oldukça serin. Sıcaklığın Bursa'da 3 dereceye kadar düşeceğini söylüyordu bültenler. Akşam üzeri büyük bir ateş yakıldı ısınmak ve su kaynatmak için.
Marc ve Murat Dudaklı Köyü'ne akşam yemeği ve kahvaltı için alışverişe gitmişlerdi, döndüler. Aldıkları makarnayı Sezer büyük bir çaydanlıkta pişirdi. Çok da güzel oldu. Orhan Abi de çorbayı hazırladı. Makarna ve çorbanın yanında meyve suyu ve kola vardı. Yarın ki kahvaltıda sucuklu yumurta, peynir, zeytin ve çay var. Akşam yemeği ve kahvaltı için yaptığımız masraf kişi başı 5 Lira. Bisikleti bu kadar çok sevmemin başta gelen nedenlerinden birisi de her yönüyle çok ekonomik olması.
Akşam ateş başında havadan sudan sohbet ettik. Herkes uyumak için sırasıyla çadırına çekildi.
Ertesi Gün
Bu günkü mesafe kısa olduğu için çok fazla erken kalkılmadı. Ben buradan ova köylerini kullanarak eve dönmeyi düşünüyordum başta. Sonra daha önce hiç kullanmadığım bir güzergah olduğu için ekiple birlikte Sölöz'e kadar gitmeyi, akşama Gemlik üzerinden Bursa'ya dönmeyi gözüme kestirdim.
Çadırları topladık Dudaklı Köyü'ne doğru bir süre pedal çevirdik. Dudaklı Köyü'nden İznik tarafına giden bir yol olmadığı için geri döndük. Asıl güzergah olan Gölbaşı Köyü istikametine yöneldik. Gölbaşı Köyü'n den sonra bir süre yokuş çıktık. Yol bir yerde ikiye ayrıldı. Bir taraf toprak, bir taraf da geldiğimiz yolun devamı olan asfalt bir yol. Biz asfalt yoldan yokuş çıkmaya devam ettik; ama bu yol sürekli İnegöl tarafına gidiyor. Grup kopmuş halde yokuş çıkıyor. En önde Orhan Abi ile ikimiz varız. Neredeyse yokuşu bitirdiğimiz noktada gps'e baktık, rotadan bayağı sapmışız; gerideki toprak yoldan gitmemiz gerekiyormuş. Hemen geri dönüp, yokuşun ayrı noktalarındaki grup elemanlarını bir bir toplayarak toprak yolun başlangıcına vardık. En arkada Marc vardı. Bu işten en az zararla çıkan o oldu. Geride kalmanın faydaları. Şimdi google maps üzerinden bakıyorum da asfalt yoldan devam edeymişiz, ileriden sola dönüp yine rotaya girecekmişiz fakat toprak yol iki yolun birleştiği noktaya kadar olan yolu üçte iki oranında kısaltıyor.
Devamında Gölcük Köyü'nde kahvehanede çay molası verdik. Kahvehanede oturan köy sakinlerine önümüzdeki yolu sorduk. Bir abi ısrarla 1 km sonra sola giden toprak yoldan gidin dediyse de çoğunluk "O manyaktır ;bakmayın ona siz, asfalt yoldan gidin" dedi.
Asfalt yolu kullanarak Fethiye üzerinden Bayırköy'e ulaştık. Bayırköy'de yine çay molası verdik. Köylülerle muhabbet ettik. Daha önce bu yolu hiç kullanmamıştım. Doğası ve insanların doğallığı çok hoşuma gitti. Sabah bu rotayı kullanarak Bursa'ya dönmeye karar vermekle doğru bir karar vermişim.
Bayırköy'den sonra Sölöz'e indik. Sölöz'de ekiple yollarımız ayrılacak. Onlar İznik istikametine devam edecek, akşama İznik Gölü kıyısına kamp kuracaklar. Ben ise Bu akşam Bursa'da olmayı planlıyorum.
Yol ayrımına varınca vedalaşmak için herkesin gelmesini bekledim. Ekip toplanınca herkesle vedalaştım. Orhan Abi ve Erdal Irmak ile daha önceden tanışıyorduk. Sezer, Murat, Adem ve Marc ile bu turda tanıştık. Hepsi çok iyi ve uyumlu insanlar. İnşallah yolumuz yine, bir yerlerde kesişir.
Cumalkızık yokuşunda İki tekerle dört çekerin yarışı.
Sezer ve Murat
Orhan Abi yokuş buldu ve atıldı öne.
Cumalıkızık Köyü Meydanı
Cumalıkızık Köyü Meydanı
Cumalıkızık Köyü ve sakinleri hala siyah beyaz zamanlarda yaşıyor.
Cumalıkızık Köyü Meydanı
Cumalıkızık Köyü Meydanı
Köye gelen ziyaretçiler burada özel gıda ürünleri bulabilir.
Gölbaşı Gölü'nün yanından Dudaklı Köyü'ne giden yolda Sezer ve Marc.
Gölbaşı'nda kamp alanımız.
Zıplayarak yanımıza gelen ziyaretçimiz.
Çaydanlıkta makarna
Kamp Alanımız
Hava serin, ısınmak ve su kaynatmak için ateş yaktık.
Ertesi Gün
Ekip toparlandı, İznik için dönüş yolunda
Dudaklı Köyüne doğru gidiyoruz.
Ama İznik Gölü tarafına gidebilmek için Gölbaşı Köyü içinden geçmemiz gerekiyormuş.
Bunun için önce Ankara asfaltına girip; sonra Gölbaşı Köyü istikametine saptık.
Bulduk güzel yolu, keyfini çıkarıyoruz.
Gölbaşı Köyü yakınları
Tepeden Gölbaşı Gölü
Bir de panoramik alalım
Gölbaşı Köyü'nden sonra asıl rota olan toprak yol
Gölcük Köyü'nde iki ihtiyar baş köşede sıkı bir tavla maçını yeni bitirdi.
Erdal Irmak
Fethiye Köyü-Bayırköy arası
Fethiye Köyü-Bayırköy arası
Bayırköy'den Sölöz'e doğru inerken...
Yolum burada ekiple ayrılıyor. Ben Gemlik'i geçip Bursa'ya doğru yol alacağım; onlarda İznik'te göl kıyısında kamp kuaracaklar.
İstanbul Ekibine elveda derken. Hepsine ayrı ayrı teşekkür ederim.
Sölöz'de çok katlı kerpiç bir yapı. İçinde hala yaşayanlar var.
Şunu daha büyük bir haritada görüntüle: Bursa-CumalıkızıkGölbaşı-Gemlik-Bursa- | 656671b35014 | [
"c4",
"culturax",
"hplt2",
"vngrs"
] |
ERZURUM, (DHA)-Erzurum Büyükşehir Belediyesi, Türkiye'nin en büyük güreş arenasını Erzurum'a yapıyor.
Olimpiyat Park'ta yapımına başlanan 5 bin kişi kapasiteli Güreş Arenası ile ata sporuna yeni yıldız isimler kazandırılacak. Aynı zamanda kamp ve antrenman sahası olarak planlanan arenanın Büyükşehir Belediyesi 3'üncü Uluslararası Altın Kemer Karakucak Güreşleri'ne yetiştirilmesi planlanıyor. Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Sekmen, "Bizler ata sporumuz güreşin menbağı olan Erzurum'da nice büyük sporcuların yetişmesi için gayret sarf ediyoruz. Bakınız 2 yıldır Uluslararası Altın Kemer Karakucak Güreşleri ile Türkiye'de özellikle bu alanda yükselen bir ivme kat ettik. Güreşte kulübümüz Süper Lig ikincisi oldu. Bunların her biri spora ve geleceğe birer yatırımdır. Erzurum'da yapımı süren Güreş Arena'yı inşallah 20 Ağustos'ta yapılacak olan 3'üncü Uluslararası Altın Kemer Karakucak Güreşleri'ne yetiştireceğiz. Projenin yapımında emeği geçen herkese teşekkür ediyorum" dedi. | 88be8471da3f | [
"c4",
"culturax",
"hplt2"
] |
Blog, Boğaziçi Üniversitesi vesilesiyle tanışan bir grup arkadaşın eseridir. Blogda "serbest kültür çalışmaları" diye tanımlanacak denemeler yer alır. Yazarları bir araya getiren, ortak siyasi duruş veya estetik beğeni değil, özgür düşüncenin meyvelerinin değerli olduğuna duyulan inançtır. Bize ulaşmak için: fmoblogu@gmail.com
30 Aralık 2009 Çarşamba
Unutulmuş Bir Yahudi Gazeteci Avram Benaroya Hayatı ve Anıları
Rıfat N. Bali adı son on yılda siyaset ve tarih alanında yazdıkları sayesinde sıkça duyuldu. Türkiye Musevileri konusunda kaleme aldığı (Cumhuriyet Yıllarında Türkiye Yahudileri: Bir Türkleştirme Serüveni 1923-1945) ve katkıda bulunduğu (Avner Levi’nin Türkiye Cumhuriyetinde Yahudiler kitabı) birçok eserle Türkçe külliyata yadsınamaz katkılarda bulundu, bulunmaya devam ediyor. Bali’nin son çalışmalarından olan Unutulmuş Bir Yahudi Gazeteci Avram Benaroya Hayatı ve Anıları yukarıda zikredilen ikinci grup kitaplardan.
Kitap, aslında konuyla ilgilenenler için yeni değil. Zira 2004 yılında, yine Rıfat N. Bali’nin editörlüğünde, İsis Editions tarafından yayınlanmıştı. Başarılı bir çeviri örneği olan Türkçe kitap, aslında Fransızca metnin tercümesinden fazlasını içeriyor. Orijinaline ilaveten Avram Benaroya’nın Tan’a yazdığı bir makaleyle, Prof. Saffet Şav’ın Mudanya Konferansı’na dair Vatan ve L’Etoile du Levant gazetelerine yazdığı üç adet makale de yer alıyor. Rıfat N. Bali, bu farkı kitabın hemen başında “Türkçe baskıya not” başlığı altında okuyuculara açıklıyor.
Kitap esasen, adından da anlaşılacağı gibi, Avram Benaroya adlı Yahudi gazetecinin hayattayken kaleme aldığı anılarına dayanıyor. Unutmadan, Bali’nin kitabın başında ifade ettiği üzere, stenografi muallimi Avram Benaroya’yı adaşı, ilk Osmanlı sosyalisti sayılan Avram Benaroya ile karıştırmamak gerekiyor. Muallim Benaroya’nın hayatına kısaca değinmek gerekirse Avram, 1888’de dönemin önemli Yahudi merkezi Edirne’de doğar. Buradaki Alliance Israélite Universelle okullarındaki başarılı öğrenciliği sayesinde, Paris’teki Yahudi Öğretmen Okulu’na (Ecole Normale Israélite Orientale) gitmeye hak kazanır. 1910’da Alliance tarafından İstanbul’a, Hasköy’deki Sevor Ahayim okuluna mülazım (adjoint) olarak atanır. Yahudi çocuklarına Fransızca öğretmeye başlar. Aralık 1911’de istifa eder ve Şam mülki idadisine Fransızca öğretmeni olarak atanır. Bu sırada kurduğu iyi ilişkiler neticesinde, ordu sansür heyetinde yer alır ve Birinci Cihan Harbi’nin buhranlı günlerinde kendisine bir sığınak bulur (s. 11-12).
Benaroya’yı Osmanlı/Türk Yahudi tarihi açısından asıl önemli kılan aslında öğretmenliği değil. Benaroya, Paris’te öğrenciyken tesadüfen bir stenografi kitabı görür ve hemen bu teknikle ilgilenmeye başlar. Neticede stenografiyi Osmanlıcaya uyarlamayı başarır. 1918 senesinde Türkçe Lisanına Mahsus Stenografya Usulü adlı bir kitap yazar. İlerleyen yıllarda hem Osmanlıcaya hem de 1928’de Latin alfabesine geçilince yeni alfabeye uygun stenografi teknikleri yaratır. Stenografi üzerine altı kitap yazar. Büyük Millet Meclisi bunun üzerine, 1928’de Benaroya’yı stenografi muallimi olarak işe alır (s.13).
Benaroya gazeteciliğe ise 1910’larda Le Jeune Turc gazetesinde başlar. Sonra, Fransızca yayınlanan birçok gazetede çalışır: Stamboul, La République, La Turquie, ve Albert Karasu’nun sahibi olduğu Le Journal d’Orient. 1948’de kendi gazetesini kurar, L’Etoile du Levant. Gazetesi, 20 Haziran 1955 tarihindeki vefatının ardından 1957’de kapanır. Bir süre çalıştığı Le Journal d’Orient gazetesi de dâhil olmak üzere, Yahudi cemaati vefatıyla ilgilenmez. Onlara inat, eski mensubu olduğu Alliance’ın genel sekreteri Eugene Weil gazetesine bir başsağlığı mesajı yollar (s.18-19).
Kitap ağırlıklı olarak Benaroya’nın 1950 ila 1951 arasında gazetesinde tefrika ettiği anılarından oluşuyor. Kronolojik bir sıralama olmaksızın aktarılan anılardan, Mudanya Konferansı sonunda İsmet Paşa’nın verdiği mülakatın sadece kendi gazetesi Stamboul’da yer aldığını, Şam idadisinde göreve başlama hikâyesini, Meclis’te harıl harıl not tutan stenografları gören mebusların stenografiyi “bir Yahudinin öğrettiği şeytan yazısına” benzettiğini, 1930’lu yıllarda öğretmen olduğu Sultanahmet Ticaret Lisesi’nin ikinci sınıfının dönem birinci ve ikincisinin iki Yahudi olduğunu öğrenebiliyoruz. Bunlar Benaroya’nın anılarından edindiğimiz bilgiler. Yukarıda da belirttiğimiz gibi, kitapta onun hatıralarından başka parçalar da var.
Kitap Rıfat N. Bali’nin bize sunduğu diğer eserler gibi Osmanlı/Türk Yahudi tarihinden bir kesiti aydınlatmaya yardımcı oluyor. Stenografi hocası olarak Meclis’te maruz kaldığı düşmanlıkla ilgili olarak aktardığı şu cümleler, Benaroya gibi bir asimilasyon yanlısının bile nelerle uğraşması gerektiğini göstermesi açısından önemli: “Dar görüşlü ve aşırı milliyetçi kimseler Yahudi olduğum için değil, Türk ‘vatandaşı’ olduğum için bana kızıyor gibiydiler. Ben yabancı bir mütehassıs olsaydım her şey normal olacaktı. Onları sinirlendiren benim Türk Yahudi’si olmamdı. Türk dili için bir stenografi yaratma hakkını nereden alıyordum? Bunu küstahlık olarak nitelendiriyorlardı.” (s. 68)
Meraklısına not: Yazı yolladığım halde -bilmediğim nedenlerden- matbuatımızca yayınlanmayınca blogda kendisine yer buldu efendim.Önceden şurda burda yayınlanmamıştır, ilk defa blogumuzun değerli karilerine sunulmaktadır. Rıfat N. Bali'nin kişisel sitesine ulaşmak için tıkayınız. | 3a95ad378cc3 | [
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Çocukluk çağı bir öğrenme sürecidir. Çocukların çiş tutmayı öğrenmeleri de, beyin-sinir sistemi ile idrar torbası arasındaki iletişimin sağlanması, yani beynin idrar torbasına kumanda etmeyi öğrenmesi demektir.
Çiş tutma zamanı
Yapısal (anatomik) bozukluğu olmayan bir çocuk ortalama 2,5 yaşında(1.5-4 yaş) çişini tutmayı, haber vermeyi ve yardımlı yada yardımsız tuvalete çiş yapmayı öğrenir. Bu çocukların büyük bir kısmı gece de çişlerini tutmayı ve sabahleyin uykudan altları kuru olarak uyanmayı becerirler. Mesane dolup gerildiği zaman, sinir sistemi beyine idrar yapma gerektiğini haber verir ve mesanenin dışa açılan kapı sistemi, bilinçli olarak gevşetilerek idrarın dışarı atılmasına izin verilir. Gündüz saatlerinde çişini kontrol etmeyi öğrenen ve alt bezinden kurtulan çocukların bir kısmı gece uyku sırasında çiş yapmaya devam ederler. Alt ıslatma olayı, çişini tutamayıp küçük miktarda kaçırmanın ötesinde idrarın tümünü boşaltmak biçimindedir. Anneleri ertesi sabah iç çamaşırı, pijama ve çarşaflarını hatta şiltelerini ıslak bulurlar. İlkokul çağına kadar kısmen hoşgörülen bu durum, ailenin olduğu kadar çocuğun kendisi için de önemli bir sorun halini alır.
- Ailede fertlerinde daha önce benzer duruma rastlanmış olması,
- İdrar torbasının yeterince büyümemiş olması, (Bu çocukların gündüz saatlerinde de sık idrara çıktıkları dikkati çeker)
- İdrar torbasında normalde olmaması gereken, bilinç dışı gelişen kasılmalar,
- Uykunun derin olması (çocuğun mesanesinin dolması nedeniyle beyne giden habere rağmen uyanamaması)
Tedaviye ne zaman başlanmalı
Alt ıslatma sorunu olan bir çocukta tedavi ancak 5 yaşından sonra düşünülür.
Tedavi planlanan bir çocukta bu problemin gerçek sebebinin doğumsal bir yapı bozukluğu olmadığından emin olmak gerekir. Genellikle bir idrar tahlili ve ultrasonografik inceleme ile idrar iltihabı ve böbrek-idrar torbası yapılarında anatomik bozukluk olmadığı tespit edildikten sonra “alt ıslatma” sorunu tedavi edilmeye çalışılır.
Altını ıslatan çocuğu, yaşı kaç olursa olsun cezalandırarak veya korkutarak vazgeçirmek mümkün değildir. Gece alt ıslatmanın tek bir psikolojik sebebe bağlı olduğunu düşünmek de yanlıştır. Kıskançlık (yeni bir kardeşin gelmesi) veya çocuğun iç dünyasına etki eden ailesel nedenlerin gece işemelerine yol açtığı fikrinin ne kadar doğru olduğu da belli değildir.
Tedavi yöntemleri
Gece işemelerinin tüm sebeplerinin hala tam açıklığa kavuşmamış olduğunu bilerek, günümüzde kullanılan tedavi yollarına bir göz atalım:
1.Çocuğun tedaviye hazırlanması: 5-6 yaş döneminde, çocuk henüz durumunun bir sorun olduğunun farkında değildir. Doktorunuz bunun bir sorun olduğunu çocuğunuza anlatacaktır.
Tedavi hangi türde olursa olsun sonuca varmak uzun sürer, moral bozukluğuna girmeyiniz.
2.Alışkanlıkların gözden geçirilmesi: Gece yatmadan önce sıvı alımının azaltılması ve yatmadan önce idrara çıkılması hep ilk akla gelen tavsiyedir. Ancak bunun dışında, gündüz saatlerinde okul tuvaletlerinin temiz olmaması ve benzer sebeplerle uzun süreler idrarını tutan çocukların bu alışkanlıklarından vazgeçirilmesi de gerekir.Okul sorumluları ile konuşup tuvalet kirliliğine bir çözüm bulmaya çalışınız.
3.Çiş yapma çizelgesi: Daha çok küçük çocukları motive etmek ve alt ıslatma istatistiği elde etmek için kullanılır. Sizin tutacağınız bu çizelgede alt ıslatma olmadığı günler çizelge üzerinde birer sembolle (yıldız veya çiçek resmi gibi) canlandırılarak çocuğun da bu günlerde mükafatlandırılması fayda sağlayacaktır. Aynı çizelge gün içi işemelerde de işlenirse doktounuzun da çocuğun işeme ritmi hakkında fikir sahibi olmasına yarar.
4.Alarm sistemleri: İç çamaşırına veya yatak çarşafı üzerine konan, ıslanmaya duyarlı bir parçası olan ve idrar yapılmaya başladığı an ses uyarısıyla çocuğu uyandıran bu sistemler gece işemelerinde başarıyla kullanılan tedavi yöntemlerinden biridir. İlk günlerde çok yararlı gibi görünmese de 6-8 haftalık tedavi ile sonuç alınabilmektedir. Tesir mekanizması muhtemelen, mesane tam boşaltılmadan çocuğun günler içinde mesanesinin dolması ile uykunun bölünmesi arasında beyinsel bir ilişki kurmasına yaramakta, bir taraftan da ilerleyen günlerde mesane gece kapasitesi artmaktadır.
5.İlaç tedavileri: Gece boyunca böbreklerin idrar oluşturma hızını azaltacak ilaçlar bu amaçla kullanılmaktadır.Ana maddesi Desmopressin olan ve buruna sıkılarak veya ağızdan alınarak kullanılan bu ilaç gece boyunca idrarın daha az salgılanarak mesanenin dolma zamanını uzatır. Çocukların en az %70’inde iyi sonuç verir. İlaç kesildikten sonra gece işemelerinin tekrarlayabilir. Tekrar kullanılabilir, ancak doktor kontrolü altında almak gerekir.
İmipramin içeren ilaçlar da bu tedavi için tavsiye edilebilir.Buna doktorunuz karar verir.
Tedavi yöntemlerini tek tek uygulama dışında, zor cevap alınan çocuklarda kombine edilerek kullanılması veya yöntem değiştirerek her aşamada bir tanesinin kullanılması gibi yaklaşımlar bazen daha çabuk sonuç verir. Gece işemeleri tedaviye rağmen tekrarlayabilir, sabırla yeniden ele alınır ve her çocuk sonunda sabah altı ıslak kalkma derdinden kurtulur. Erişkin yaşta gece işemeleri devam eden insan yok denecek kadar azdır. | e8966d7d50f9 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Başbakan Diyarbakır’a gelecek
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Ahmet Davutoğlu, 29 Ekim Perşembe günü Diyarbakır İstasyon Meydanında bir miting düzenleyecek.
Basın mensupları ile bir araya gelen Ak Parti Diyarbakır İl Başkanı Muhammed Akar, Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun Perşembe günü İstasyon Meydanı'nda bir miting ile halkla buluşacağını söyledi.
Ak Parti Diyarbakır İl Başkanı Muhammed Akar, Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun Diyarbakır programına ilişkin basın toplantısı düzenlendi.
İl başkanlığında düzenlenen basın toplantısına İl Başkanı Muhammed Akar, milletvekili adayları Ebubekir Bal, Abdullah Atik, Netice Arslan, Alaattin Parlak, Mehmet Fatih Kayhan ve Neşet Özden katıldı.
Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun Diyarbakır ziyareti hakkında bilgiler veren Ak Parti Diyarbakır İl Başkanı Muhammed Dara Akar, Başbakan’ın 29 Ekim'de saat 14.00'te İstasyon Meydanı'nda halkla buluşacağını söyledi.
Diyarbakır ve ilçelerinde yaşanan sıkıntıları devamlı Başbakan’a aktardıklarını söyleyen Akar, “Son zamanlarda bir iki telefon görüşmem oldu. Diyarbakır’da Silvan olayları olduğunda, Sur ilçesinde olaylar olduğunda Başbakanımız beni arayıp bilgi istedi. Bende o sıcak günlerde, Diyarbakır’ın problem yaşanan bütün yerlerine gittim yanımda bütün adaylarla beraber Silvan’da da Suriçi’nde de Lice’de de Kulp’ta da birçok yerde insanlarımızla bir araya gelme fırsatı bulduk. Sıcağı sıcağına bu sorunları başbakanımıza ilettik. Bu hassasiyetinden ötürü Başbakanımıza teşekkür ediyoruz. Hakikaten Diyarbakır’da bu problemli, sıkıntılı günlerin bir an önce biteceğini ümit ediyoruz." dedi. (M.Hüseyin Temel, Mustafa Kaynak – İLKHA) | bdbc02cb072a | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
ntvmsnbc ve Ajanslar
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen 29’u tutuklu 108 sanıklı Birinci Ergenekon Davasının 208. duruşmasının görülmesine başlandı. Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi’nin içinde bulunan duruşma salonunda yapılan duruşmaya, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, emekli Tuğgeneral Veli Küçük, emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin ile Alparslan Arslan’ın da aralarında bulunduğu 27 tutuklu sanık katıldı. Tutuksuz sanık gazeteci Güler Kömürcü Öztürk de duruşmada hazır bulundu.
SANIKTAN ŞAŞIRTAN TAHLİYE TALEBİ Talepler bölümünde konuşan tutuklu sanık Hayrettin Ertekin, örgüt üyesi olduğu iddialarını asla kabul etmediğini saygın bir işadamı olduğunu belirtti. İstanbul Üniversitesi Kardiyoloji Enstitüsü’nde unutulduğu ve taksiyle cezaevine döndüğü iddialarını yineleyen Ertekin, “Hastanede yarı çıplak vaziyette unutuldum. Asla kaçmayı düşünmedim. Avukatımı aradım ardından da bir taksiye binerek cezaevine döndüm. Bunu kimseye anlatmadım. Konuyu mecliste gündeme getiren Süheyl Batum’u da tanımam. Adalet Bakanlığı’ndan müfettişler geldiğinde bilgi verdim" dedi. Tahliye talebinde de bulunan Ertekin, kaçmayacağı konusunda mahkemeye istedikleri herşeyi teminat olarak gösterebileceğini belirterek, “100 kilo altın, dilediğiniz kadar tapu, rakamını sizin belirleyeceğiniz kadar parayı tahliye edilirsem kaçmayacağıma dair teminat gösterebilirim. Duruşmalara bir gün dahi gelmezsem bütün bunlar devlete bağış olarak kabul edilsin" dedi.
PERİNÇEK’İN TALEPLERİDuruşmada, söz alan tutuklu sanık İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, 15 yıl önce TBMM’ye sunduğu klasörle Susurluk ve faili meçhul cinayetleri gündeme getiren bir siyasi partinin genel başkanı olduğunu belirtti. TBMM Susurluk Komisyonu’nda bilgisine başvurulan ilk kişinin kendisi olduğunu öne süren Perinçek, “İkinci olarak da eski Başbakanlardan Mesut Yılmaz dinlenmiştir. Türkiye’nin önüne Gladio konusunu gtiren İşçi Partisidir. Bu davada ise gladio yok, Tayyip Erdoğan’a muhalefet edenler var. Bugün Gladio devam etmektedir ve bu dava Gladio’nun kendi muhaliflerini bastırma davasıdır" diye konuştu.
“GİZLİ TOPLANTININ TUTANAKLARI İSTENSİN"Mahkemeden bazı talepleri olduğunu ifade eden Perinçek, Özel Yetkili Ankara Cumhuriyet Savcılığı’nın yürüttüğü faili meçhul cinayetlerle ilgili soruşturma kapsamında ifade veren eski MİT’çi Mehmet Eymür’ün, Tansu Çiller’in Başbakan olduğu dönemde İsrail’de MOSSAD Başkanı ve heyetiyle görüştüğü yönündeki iddialarını dile getirerek, “Bu gizli toplantının tutanaklarının Başbakanlık’tan istenmesini talep ediyorum" dedi.
‘KOZİNOĞLU’NUN SAVUNMASI İSTENSİN’Ergenekon Soruşturması kapsamında açılan Oda TV Davası'nın tutuklu sanığı iken 12 Kasım'da Silivri Cezaevi'ndeki koğuşunda rahatsızlanmasının ardından hayatını kaybeden MİT’çi Kaşif Kozinoğlu’nun yazılı savunmasında Ergenekon dava dosyasında yer alan “Şirket ve köstebekler" adlı belgeyi Mehmet Eymür’ün bizzat hazırladığını iddia ettiğini söyleyerek, İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi’ne yazı yazılmasını ve Kaşif Kozinoğlu’nun el yazılı ve bilgisayar çıktısı savunmalarının birer örneğinin istenmesini talep etti. Perinçek ayrıca Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na yazı yazılarak, faili meçhuller soruşturmasında ulaşılmış belgelerin ve ifadelerin birer örneğinin istenmesini de talep etti. Duruşma, sanıkların taleplerinin alınmasıyla devam ediyor. | 0c41403190fc | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
26 Ekim 2012 Cuma
21 Eylül 2012 Cuma
Şeftali Kırmızı Erik Reçeli (kışlık hazırlama 3)
Geçtiğimiz iki hafta boyunca el işlerinden biraz uzaklaşıp kendimi tamamiyle kışlık olayına verdim.Ama değdi doğrusu.
Birazda reçel yapmak istedim.Aslında ben pek reçel yemem ama oğlumda büyümeye başladığına göre kahvaltı için farklı seçenekler hazırlamak lazım dedim ve kolları sıvadım.Bu reçeli öyle fazla kimsenin yaptığını düşünmüyorum.Rahmetli anneannemin reçelidir.Tercihimi bundan yana kullandım.Çünkü bu reçelin hazırı yok.Emin olun tadı enfes.Tadına bir bakan bir daha bakıyor ve içinde ne olduğunu soruyor.
Malzemeler;
1 kg erik
2 kg şeftali
1 kg şeker
Şeftali ve erikleri çok küçük olmayacak şekilde doğradım.
Şekeride ilave edip kaynattım.
Fotoğraftaki görüntüyü alana kadar kaynattıktan sonra altını kapatıp kavanozlara doldurdum.Ve daha önce anlattığım gibi konserve yöntemini kullanıp kaldırdım.Bu yöntemle yapılan konserveleriniz iki yıl bile açılmadan dursa kesinlikle bozulmaz.
Kaydol: Kayıtlar (Atom) | 151057a34e4c | [
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Bir yasak aşkın baş rolünde sivri karakteriyle kimilerini kendine hayran bırakan, kimilerini sinir eden ama illaki bir duygu uyandıran Bihter artık bana göre tescilli bir stil ikonu... Halid Ziya Uşaklıgil romanı yazarken yarattığı karakterin bir ikona dönüştürüleceğini hayal etmiş midir bilemiyorum. Ama eğer ortada bir stil ikonu varsa kendisinin de gayet bu işte parmağı var!
Nihayetinde Deniz Marşan ve Başak Fransez dizi karakterlerini giydirirken "yalıda yaşayan zengin insanlar" ekseninde hareket etmiş olsa da stilin çıkış noktası "kişilikler"dir... Femme Fatale konusu da zaten devreye burda giriyor. Daha sakin karakterler daha sakin kıyafetler giyerken, "zehirli sarmaşık" olarak da anılan Bihter karakteri baştan çıkarıcı tarzıyla dikkat çekti. Öyle ki, çizmesinden iç çamaşırına kadar herşeyi halk arasında "desire object"* haline geldi. Giydiği elbiseler moda atraksiyonlarında kapışıldı, elbiselerin tasarımcılarının adı duyuldu... Bu anlamda en büyük "Bravo!"yu tabi ki stil danışmanları Deniz Marşan ve Başak Fransez hak ediyor.
Öte yandan karakter konusunu vücut tipini de içine katarak ele alacak olursak, benim söylemek istediğim temel şey şudur: Kıyafetleri alırken, başkasına yakıştını görüp kendinize de illaki yakışacak diye düşünüp almayın, almayalım hiçbirimiz.
Çünkü;
Farklı boyutlara sahip olduğu halde aynı şeyi giyinip, aynı şekilde görünebilen yegane şey matruşkadır!
*Desire object: "Bu benim olmalı!" diye peşine düşülen nesne
**Rahat uyu bayan Femme Fatale
Femme Fatale
Emphasize your powerful side!
4 years ago | f04ebd87747f | [
"c4",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Moda çekimlerinde çocuk kullanmak çok da enteresan fikir değil bana göre... Ama "yaşamdan bir kesit" veya "yaşamla bütünleşmek" üzerine odaklanınca sanırım illaki bir yerden "çocuk" da doğuveriyor... Aşağıdaki fotoğraf Flaunt dergisi için çekilmiş.
Manken: Erin Heatherton
Fotoğrafçı: Ben Watts
Diesel'in reklamını hatırlarsınız... "Hızlı yaşa" sloganıyla çıkmıştı... Koşarken çocuğu pudralayan hani... Sanırım yeni fashionistaların moda çarklarına takılması artık bebeklikten başlıyor...
Bir de şu editoryaldeki çocuk... Bu da bir trend mi acaba? | ea3faa9bbdcc | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Sokak sanatı yani diğer bir adıyla kamu sanatı, halka açık alanlarda illegal olarak yapılan, ticari olmayan, siyasi, çevre, savaş gibi konularla ilgili mesajlar veren grafiti, stencil, tag, poster, sticker gibi çalışmalara denir.
Sokak sanatı özellikle Avrupa`da ve Amerika`da çok etkili olan, sokaklarda binlerce çalışma görebileceğiniz, yüzlerce aktivistin bulunduğu ülkelerdir. Bu ülkelerde gezerken hemen hemen her sokakta, her duvarda, tren istasyonlarında, parklarda, okul duvarları gibi aklınıza gelebilecek her yerde bu çalışmalarla karşılaşabilirsiniz. Özellikle Almanya ve İngiltere Sokak sanatları konusunda ayrı bir öneme sahiptir. Sokak sanatı son dönemlerde Türkiye gibi dünyanın pek çok ülkesinde de özellikle gençler tarafından yoğun ilgi gören, takip edilen bir akim haline gelmiştir.
Ülkemizde bu tür çalışmaların başlangıcı olarak 70`li yıllarda başlayan siyasi içerik taşıyan duvar yazılamalarını sayabiliriz. Son dönemlerde özellikle grafiti ve stencil, poster, sticker gibi çalışmalarla oldukça ilgi gören ve hatırı sayılır bir noktaya gelmiştir. Ayrıca ülkemizde bu çalışmalar gerilla özellikleri nedeniyle ticari faaliyetler için de sıkça kullanılmaya başlamıştır.
Bu tür sokak çalışmaları, ilgi görmeye başlamış olmasına rağmen yasadışı yapılıyor olmaları nedeniyle oldukça zor şartlarda yapılmaktadır. Avrupa ülkelerinde de, ülkemizde de bu tür çalışmaların yapılması yasal olarak çeşitli cezaları içermektedir. Bu sebeple sokak sanatı yapan pek çok aktivist tanınmamakta yada takma isimleriyle bilinmektedirler. İstanbul`da tren istasyonunda grafiti yaparken polisler tarafından yakalanan gençler hakkında dava açilmiş, para cezasına çarptırılmışlardı ve kamuoyunda bu olay tartışılmıştı.
Sokak çalışmalarıyla dünya çapında gündem yaratan, bütün dünya tarafından tanınan ve takip edilen pek çok sanatçı bulunmaktadır. Above, Jef Aérosol, Banksy, Borf, Dillon Boy, Mat Benote, BLU, Cartrain, Ces53, Dan Witz, D*Face, Tod Hanson, Invader, Michael Kirby, Neck Face, Ellis Gallagher, Vhils, Os Gemeos, Swoon, Twist, 108 and Sten Lex gibi isimler dünyaca tanınan sokak sanatçılarıdır. Bu isimlerden bazıları zamanla ticari işler de yapmaya başlamış ve galerilerde, müzelerde eserlerini sergilemişlerdir.
Bu isimlerden en önemlisi kuşku yok ki Bansky`dır. Banksy`e ayrı bir parantez açmak gerekmektedir. Banksy basta İngiltere olmak üzere çeşitli şehirlerde yaptığı resimleriyle dünyaca ünlü olan bir sanatçıdır. Pek çok gencin ilham aldığı Banksy`nin eserleri pek çok yerde karşımıza çıkan popüler eserler haline gelmiştir. Gerçek kimliğini açıklamayan Bansky imzasını kullanan sanatçı çevreci, hayvan haklarını savunan; savaş karşıtı ve tüketim çılgınlığını, kapitalizmi eleştiren resimler yapmaktadır. Sokak sanatçısı olmasına rağmen yaptığı eserler için yüzbinlerce pound değer biçilmektedir ve hatta yaptığı bazı çalışmalar duvarlardan sökülerek satılmıştır. Hakkında pek çok makale, haber yazılmış, İngiliz gazeteciler kimliğini deşifre etmek için çok uğraşmışlardır ve hakkında belgesel hazırlanmıştır.
4- Street art http://en.wikipedia.org/wiki/Street_art | e1e4f95362a3 | [
"culturax",
"hplt2"
] |
Kayyumlar Ramazan Arslan, Ramazan Erikli, Ahmet Ziya Beşparmak, Mustafa Karakaya ve Yurdagül Kezban Kılıç Aksungur, polis ekipleri nezaretinde holdingin Organize Sanayi Bölgesi'ndeki merkez binasına girdi.
Holdingin eski yönetim kurulu başkanı Hacı Boydak ile holding yöneticilerinden Şükrü, İlyas ve Bekir Boydak, Boydak Eğitim ve Kültür Vakfı'na yönelik operasyon sonucu tutuklanmış, gözaltına alınan yönetim kurulu başkanı Mustafa Boydak yurt dışına çıkış yasağı ve adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.
Holding yöneticilerinden Memduh Boydak da FETÖ'ye finans desteği sağlandığı iddiasıyla daha önce başlatılan soruşturma kapsamında tutuklanmıştı.
Boydakların bazı twitleri... | 9e5371582731 | [
"culturax",
"hplt2"
] |
Rüyalarınızdaki elbiseyi seçtiniz, topuklu ayakkabılarınızı buldunuz ve saçlarınızı nasıl yapacağınıza karar verdiniz. Geriye gelinliğinizi tamamlayacak son bir detay kaldı; gelin başınızı kusursuz kılacak tacınız! Birçok gelin için taç, bu muhteşem günün bir parçasıdır. Günün büyüsünü tamamlayan bir aksesuar olan taç, sizi rüyalarınızdaki düğüne götürür. Günlük kıyafetlerin sıradanlığından alıp götürecek bu göz kamaştırıcı aksesuar ile büyüleyici olmanız kaçınılmaz.
En güzel gelin başı modelleri
Tepede toplanmış saçlar: Başınıza yerleştirilen sade fakat çarpıcı bir bantla, topuzunuza farklı bir model katabilirsiniz.
Kısa saçlar: Kısa saçlarınız için, şık ve renkli bir taç ya da taşlarla süslenmiş bir tarak doğru seçim olacaktır.
Duvaklı saçlar: Gösterişli bir gelin başına sahip olmak için duvağınızı pırıltılı taşları olan bir taçla tutturabilirsiniz.
Özgür saçlar: Saçlarım omuzlarıma düşsün diyorsanız, buklelerin arasından görünecek çiçeklerle süslü bir taç seçmelisiniz.
Arkada toplanmış saçlar: Süslü bir taç ile farklı bir stil yaratabilir, en az yıldızlar kadar çekici olabilirsiniz. Tacı saçınızda farklı şekilde de kullanabilirsiniz.
Yarım topuz: Tüm saçınızı tepede toplamak yerine bir kısmını dağınık bırakabilir, topladığınız kısmı inci ya da taş tokalar takabilirsiniz.
Stil rehberi
İhtiyacınız olan aksesuarları seçerken dikkatli olmalısınız. Çok gösterişli olmasına gerek yok. Örneğin kristaller yalnız başlarına da oldukça şık ve sade görünümlüdürler. Siz hareket ettikçe pırıltılar da sizi takip ederler. İnciler ise oldukça zariflerdir ve gelinliğinize ayrı bir zarafet katarlar. Her şey tamamlandığında, gelinliğinizin üzerindeki renkli taşlarla yapılmış süslemeler dikkat çekerek gerçek bir etki yaratır. Öncelikli yapmanız gereken kendi stilinizi belirlemek olmalı. Kadınsı görünmek istiyorsanız çiçeklerle dizayn edilmiş zarif bir model tercih edebilirsiniz.
Mükemmel uyum
Gelin başı için kullanacağınız tüm parçalar rahat olmanız için önemlidir fakat en önemlisi de muhtemelen tacınızdır. Çünkü başınıza tam oturmayan bir taç, baş ağrısına neden olabilir. Stil, desen ve tasarıma bağlı olarak tacınız saç tokaları ile tutturulmalı ya da bir tarak ile başınıza oturtulmalıdır. Ancak başınızda düzgün durmasını sağlamak için sıkı tutacak tokalara ihtiyacınız var. Tacın nasıl duracağını düşünmeden önce saçınıza nasıl model vereceğinize karar verin ve eğer mümkünse prova edeceğiniz zaman gelinliğiniz de üzerinizde olsun.
Süslü tokalar ve taraklar
Tokalar ve taraklar saçlarınızın arasında ışıl ışıl görünürken, gelinliğinize de gerçek bir pırıltı katar. Ayrıca geleneksel tarzlardan uzak olan gelinlerin tercihi olurlar ve elbise ya da uzun sade bir etek ile kullanıldığında mükemmel görünürler. Kendi tacınızı seçerken, saç modelinizi de göz önünde bulundurmalısınız. Çünkü tarak ya da diğer aksesuarlar ona göre yerleştirilecektir. Şık bir tarak sade bir topuzu bile çok gösterişli kılabilir ya da küt saçlarnızı varsa tarağı başınızın yan tarafına yerleştirmeniz de göz alıcı olabilir.
Gelin başlarını süsleyen toka ve taraklar gerçek bir trend olarak görünüyor. Özellikle moda olan klasik gelinlikleri tamamlıyor. Birçok gelin 30’lu ya da 40’lı yılların gelinliklerinden esinleniyor. Saçınızdaki aksesuarlar her zaman önden görünür de olmak zorunda değildir. Misafirler ya da fotoğrafçı yanda veya arkada duran aksesuarları görecektir. Duvak olmasa da olur, elmas ya da kristal taşlı tarak pırıltı ve ışığı yakalayacaktır. Şeffaf bir duvak olmasını isterseniz, ipek bir duvak seçebilirsiniz.
Klasik buluşlar
Birçok gelin, gelin başını riske atmak yerine daha klasik tarzları tercih eder. Çünkü güvenlidir ve sonuçtan çoğu zaman emin olunur. Üstelik her dönem kullanılabilir olmasıyla da tercih nedenidir. Hele ki düğünde nostaljik bir hava essin isteyenlerin ilk tercihi olacaktır klasik buluşlar. Eski günlerdeki romantikliği simgelemesiyle de ayrı bir yere sahip bu taçlar gelinliğinizin modelini düşündüğünüzde ve aksesuarları seçtiğinizde, eski dönemleri anımsatır mı ya da gelin başı için seçtiğiniz detaylara uyar mı bilemeyiz, ancak klasik taçlar, günümüz modasında da orijinal klasik aksesuarlar olarak tasarlanıyor. Artık klasik bir tarzda aradığınız tüm yenilikleri bulabiliyorsunuz.
Kaynak: Perfect Wedding | 9132816a5724 | [
"c4",
"culturax",
"hplt2",
"vngrs"
] |
seperatör modelleri izmir,izmir seperatör firmaları,seperatör toptan satış,seperatör imalat,seperatör çeşitleri,karabağlar seperator modelleri
Seperatör modelleri olarak yılların vermiş olduğu iş tecrübesiyle ; tamamiyele işimize odaklı ,mşteri memnuniyeti ön planda ,seçkin ve kalifiyeli personelimizle seperator modelleri sektöründe hizmet vermekten gurur duymaktayız..
Seperatör modellerinin kullanım alanı : büyük odalardaki kullanım alanlarını ayırmak yada farklılaştırmak için her zevke ve tasarıma göre üretilmektedir .
seperator modellerimiz aklınıza gelen tüm malzemelerden yapılarak işyeri yada eviniz modern bir tasarımla değişmiş oluyor.
Ofislerde ve salonlarda görmeye alışık olduğumuz seperatörlerin evlerdeki rolü biraz daha naif. Ayrı bir mobilya gibi düşünebilirsiniz. Ancak evinizde şık bir seperatör oluşturmanın da yolları yok değil. Birincisi bitkiler. Yeşili ve saksıları kullanarak çok şık seperatörler oluşturabilirsiniz. Görsellerde fikir verebilecek bitkili seperatörleri bulabilirsiniz. Bu seperatörler çoğunlukla dış cephelerde ya da antrelerde kullanılıyor. Bir diğeri ise tüller. Tüller de doğru kullanıldığında çok şık seperatörler haline gelebiliyor
Seperatör Modelleri - Seperatör Modelleri İzmir - Seperatör Toptan Satış -Seperatör Toptan Satanlar | 31d13441da8d | [
"c4",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Amerikalı gazeteci Thomas L. Friedman, “Petropolitiğin İlk Yasası” başlığı ile, 2006 yılı ortalarında yayınladığı makalesine şu cümle ile başlamıştır: “İran’ın Cumhurbaşkan’ı Soykırım’ı inkâr etmekte, Hugo Chavez Batılı Liderlere cehenneme gidin demekte, Vladimir Putin ise fırsatı ele geçirmiş. Neden? Hepsi de, petrol fiyatları ile özgürlüğe giden yolun daima ters yönde ilişkisi olduğunu biliyorlar. Bu, Petropolitiğin İlk Yasası ve yaşadığımız çağı anlatacak temel önermedir
.” Bu söylemler dile getirildiği 2006 yılında yıllık ortalama olarak ham petrol fiyatları 61 dolar düzeyinde idi ve 2012 yılındaki yıllık ortalama 109 dolar düzeyi hayal bile edilmiyordu.
Petrol üretimi ve fiyatları, düşse de artsa da, mutlaka bazı ülkelere ciddi boyutta ekonomik zarar veren stratejik bir silah olagelmiştir. Bu silahı tek başına kullanabilme yeteneğine sahip başta ABD olmak üzere Suudi Arabistan ve Rusya gibi sadece birkaç ülke vardır. Bu silah şimdiye kadar birkaç kez kullanıldı. Ancak, bunlardan hiç biri, bugün sergilenmekte olan, “Rus Ruleti” şeklini almamıştı. Benim izleyebildiğim kadarı ile bu rulet, ilk kez bazı ülkeleri ekonomik açıdan geçici değil kalıcı yıkıma uğratmak amacı ile oynanmaktadır.
Ruletin oynandığı tek mermili silahı masaya, 2014 yılının ikinci yarısında, kaya petrol üretimi dahil günde 13,973,000 varil petrol üreten
ABD’nin bıraktığını söylemek, yanlış bir söylem olmayacaktır, aksine, ABD’nın hakkını teslim etmek olacaktır. Ruleti oynamada en aktif ülkeler olmaya, günlük 11,624,000 varil petrol üretimi ile Suudi Arabistan gönüllü olmuş ve günlük üretimi 10,853,000 varil olan Rusya ise oynamak zorunda kalmış görünmektedir
. Oyun başladıktan sonra, Suudi Arabistan ve Rusya’dan hangisi vaz geçip üretimini kısarak fiyatların yükselmesinin yolunu açmaya yeltense, diğeri büyük kazanç elde eden ülke olacağı için rulet oynanması zorunlu hale de gelmiş görünüyor. Bu yazı, silah patladığında namludan çıkan tek bir mermi ile hangi ülkelerin ciddi biçimde yaralanacağını ve hangilerinin ise ölümcül yara alacağını veriler eşliğinde öngörmeye çalışmayacak, zira oyun bütün hızı ile sürmekte, o nedenle bu yazıda iki yıla yaklaşan oyunun ulaştığı aşamada ara hasar tesbiti yapmayı deneyecektir. Yazıyı okumayı bitirdiğiniz de görüleceği üzere şimdiden birden fazla ağır yaralı ortaya çıkmış durumdadır.
Petrol üretiminin arttırılması sonucunda fiyatlar düştüğünde, petrol ve doğal gaz üreten ülkelere, üretimin kısılması sonucu fiyat arttığında da, tüketen ülkelere düşüş veya artış boyutuna göre ciddi şekilde yaralar açabiliyor veya nadiren de olsa ölümcül bir darbe vurabiliyor. Petrol fiyatları hızla arttığında petrol ve doğal gazda yoğun dışa bağımlılığı olan ülkelerin büyüme oranları olduğu kadar, enflasyon, dışticaret ve dolayısı ile cari işlemler dengeleri ciddi bir biçimde olumsuz yönde etkilenmeye başlıyor. Tersine petrol fiyatlarında hızlı düşüş yaşadığında petrol ve doğal gaz büyük üreticilerinin dış ticaret ve cari işlemler dengesi olumsuz etkilendiği gibi bütçelerinin büyük ölçüde açık vermesi de tetiklenebiliyor ve sonuçta ekonomik küçülme de gerçekleşiyor.
ABD’nin Suudi Arabistan’ı da yanına alarak 2014 yılı sonlarında, petrol üretimini arttırıp fiyatların hızla düşmesini sağlayıp ciddi gelir kaybına yol açarak öncelikle cezalandırmak istediği ülkeler Rusya ve İran’dır. Rusya’nın bu şekilde cezalandırılmak istenmesinin birden fazla nedeni vardır. Rusya Çin ile birlikte Şangay Örgütü’nü kurarak ABD’nin dünya hegemonyası olma projesine ciddi bir risk yaratmıştı. Örgüt kurulduğundan bu yana, örgüt içinde liderlik amaçlı çekişme ve çatışmalara neden olmak yerine, Rus-Çin ekonomik ve politik yaklaşmasına çok önemli katkılar bulunmaya başladı. Mayıs 2014 de Rus Devlet Başkanı Putin, Çin Devlet Başkanı Xi Jingping ile 400 milyar dolar maliyetli Doğu Rusya Doğal Gaz Boru Hattı projesine ilişkin anlaşmayı imzalamıştır. Bu proje ile Çin’e 2018 yılından başlayarak yıllık 38 milyar metre küp doğal gaz verilecektir. Aynı anlaşma ile 2. Ve 3 ncü boru hatlarının da inşası ile yıllık doğal gaz sunumunu 100 milyar metre küpe çıkarılması da öngörülmüştür
. Bu proje, 2035 dolaylarında GSYİH büyüklüğünde ABD ekonomisini geride bırakacağı öngörülen Çin’in ekonomik büyümesine güç katabileceği gibi, Çin’i enerji kaynakları tedarikinde ABD’nın denetimindeki Hint Okyanusu güzergâhına daha az bağımlı konuma da taşıyacaktır. Rusya’nın ABD’ni rahatsız eden diğer uygulamalarına değinmeden önce önemli bir bilgiyi anımsatmak isterim. 1977-1981 döneminde ABD Başkanı olan Jimmy Carter’ın, Ulusal Güvenlik Danışmanı olan Zbigniew Brzezinski, 1997 yılında yazdığı ve dilimize “Büyük Satranç Tahtası” olarak çevrilen kitabında, ABD’nin dünyadaki egemen güç olma konumunun koruyup sürdürebilmesi için izlemesi gereken stratejileri incelemiştir. Kitabında, ABD’nin Sovyetler Birliği gibi yeni bir gücün oluşmasına izin vermemesi gerektiğinin altını çizen Brzezinski, Rusya ve Çin’in yakınlaşıp biraraya gelmesini çok büyük bir risk olarak belirtmiştir. Şangay örgütü kurulduğu günden beri güçlenmeye devam etmektedir. Bu bağlamda Rusya, biraz önce de kısmen de değinildiği üzere, Çin’in petrol ve doğal gaz açığını karşılamak için büyük ölçekli boru hatları projesini yaşama geçirmiştir. Diğer taraftan, Rusya, çeşitli ülkelerle yaptığı doğal gaz satış anlaşmalarında ruble ve gaz satılan ülke parası ile ödeme seçenekleri uygulamasına da yer vermeye başlamıştir. Buna ek olarak Rusya, Çin ile ekonomik işbirliğini birkaç trilyon dolarlık yatırım hacmi ile destekleyecek projeleri de devreye sokmaya kademeli olarak başlamıştır. Bu bağlamda Moskova-Kazan-Çin hızlı tren projesi yanında ikinci bir hızlı tren projesi ile ilgili olarak da Amur nehri üzerinde köprü inşaatına başlamıştır
. Bu büyük projelerin finansmanı için Brics’e üye ülkelerin sermaye katkısında bulundukları, “Yeni Kalkınma Bankası” da 2015 yılında kurulmuştur. Yine 2015 yılında Asya ülkelerindeki altyapı açığını gidermek amacıyla yapılacak 7 trilyon dolara ulaşan projeleri finanse etmek üzere, Brics üyesi ülkelerin de katkıda bulunacakları “Asya Uluslararası Altyapı Bankası” oluşturulmuştur
. Putin, Haziran 2016 sonlarında, Pekin’de Xi Jingping ile yaptığı görüşmelerde Rusya-Çin ilişkilerini “stratejik işbirliği” olarak tanımlamanın artık yeterli bir ifade olmayacağını, doğru tanımlamanın “kapsamlı ortaklık ve stratejik birlikte çalışma” olduğuna işaret etmiştir
. Şangay Örgütü’ne Hindistan, Pakistan ve İran’ın da tam üye olması durumunda, ortaya çıkacak ekonomik güç ve askeri işbirliği boyutu, ABD’nin küresel hegemonya politikalarına ciddi bir tehdit oluşturabilecektir.
Ayrıca Rusya ve Çin, döviz rezervlerinde bulunan dolarlarla son yıllarda dünya piyasalarında hissedilir boyutta altın almaya da başlamışlardır
. Rusya ve Çin gibi ülkelerin rezervlerindeki dolarla altın almaya başlaması, ABD dolarının uluslararası rezerv para olma konumuna yönelik ciddi bir saldırı olarak algılanmaktadır. Rusya’nın ABD küresel hesaplarını ve stratejisini olumsuz yönde etkileyen diğer yaklaşımı ise, ABD ve Avrupa Birliği’nin Ukrayna’da kendi çıkarlarına uygun olarak şekillendirmek istedikleri politik yapılanmaya karşı çıkmasıdır. Rusya, Ukrayna’da Batı’nın uygulamak istediği yapılanmaya politik olarak karşı çıkmanın ötesinde, bu ülkedeki gelişmelere doğrudan karışmakta duraksamamıştır da. Bu bağlamda, Doğu Ukrayna’daki gelişmeleri desteklerken, Kırım’daki ayrılıkçı harekete doğrudan destek de vermiştir. Brzezinki’nin anılan kitabında Ukrayna’ya ayırdığı bölümden bir cümleyi buraya alıntılamak isterim; “Avrasya satranç tahtasında yeni ve önemli bir alan olan Ukrayna, jeopolitik bir eksendir. Çünkü bağımsız bir devlet olarak varlığını sürdürmesi ile, Rusya’nın yapısal dönüşümünün sağlanabilmesine yardımcı olmakta, böylece Rusya’nın (Sovyetler Birliği gibi) Avrasya İmparatorluğu olması durdurulmaktadır.
” Bu ifadeden de görüldüğü üzere, Rusya’nın “Avrasya İmparatorluğu” kurması ABD tarafından büyük bir risk olarak görülmektedir. Ülkemizin bulunduğu coğrafyadaki gelişmeleri bilgili ve bilinçli olarak izleyebilmek ve ülke çıkarlarına uygun dış politika izleyebilmek için Brzezinski’nin anılan kitabını da mutlaka okunması gerekenler arasında görüyorum. Bütün bunlara ek olarak Rusya İran’a uygulanan ekonomik ambargoya sıcak bakmamış ve Suriye’de dış etkilerle başlatılan iç savaşta İran ile birlikte önce Esat rejimine aktif olarak destek vermiş ve daha sonra da fiilen askeri varlığı ile Esad’ın yanında yer almıştır. Bu saydıklarım ABD-Rusya ilişkilerinde rahatsızlık yaratan ana başlıklardır. Bunun yanında daha birçok başlık eklenebilir. Rusya’nın bütün bu uygulamalara girişebilmesinde petrol ve doğal gaz gelirlerinin önemli rolü olduğu açıktır. Dolayısı ile petrol ve doğal gaz fiyatlarının büyük ölçekte düşürülmesi ile Rusya bir anlamda hizaya getirilmek istenmektedir. Amaca ulaşılabilecek midir izleyip göreceğiz.
Şahlık rejiminin devrilmesi ile başlayan rejim değişikliği ile ABD-İran ilişkileri ciddi biçimde bozulmaya başlamış ve zamanla ilişkiler çok daha gerginleşmiştir. ABD İran’a yönelik olarak ekonomik yaptırımlar uygulama yanında, bu ülkeye yönelik teknoloji ihracatına da ambargo koymuştur. Teknoloji ihracatına konulan ambargo petrol ve doğal gaz aramaları için gerekli araç ve gereçler yanında kuyu verimliliklerini yükseltecek teknik ve teknolojileri de kapsamıştır. İran’ın, Şah döneminde başlayan nükleer enerji yatırımlarını, yeni rejim döneminde özellikle son yıllarda hızlandırması ve uranyum zenginleştirme sürecine girmesi ile birlikte ABD’nin İran’a uyguladığı yaptırımların dozu da artmaya ve katılaşmaya başlamıştır. Diğer taraftan, İran’ın İsrail’i açıktan tehdit eden politikalar izlemesi de ABD’de rahatsızlıkları arttırmıştır. ABD önderliğinde başlatılan Suriye’de rejim değişikliği projesine İran başından karşı çıkmış ve Suriye Devleti yanında yerini almıştır. Ayrıca, İran bu yaptırımların uygulandığı dönemde petrol ve doğal gaz ihracat bedellerini ABD doları dışında avro ve ulusal paralarla yapmaya başlaması da ABD dolarına yönelik bir saldırı olarak kabul edilmiştir. Diğer taraftan İran’ın Çin ile enerji yatırımları konusunda yaptığı işbirliği anlaşmaları da ABD’nin küresel enerji pazarlarını denetleme politikasına ters düşmüştür. ABD ile ilişkileri bozulan İran, Rusya ve Çin ile ilişkilerini geliştirmeye önem vermiştir.
Rusya ve İran’ın izledikleri bu politikalardan caydırmak ve hatta tümüyle vaz geçirmek üzere petrol ve doğal gaz gelirlerinde ciddi kayıplara yol açacak olan petrol üretimlerini arttırma ve fiyatları hızla düşürme projesi veya benim Rus Ruleti olarak tanımlamak istediğim politika 2014 yılı sonlarında ABD ve Suudi Arabistan tarafından uygulamaya konulmuştur. Bu projenin uygulanmasının Rusya ve İran ile birlikte başka kimleri de nasıl etkileyeceğini görmeye başlamadan önce, şimdi kısaca geçmişte petrol fiyat silahını veya doları altınla değiştirme adımını atan ülkelerin nasıl cezalandırılmaya çalışıldıklarını kısaca anımsamak incelenen konuyu daha derinlikli anlama ve görme olanağı verecektir diye düşünüyorum.
Arap ülkeleri ile İsrail arasındaki Yom Kippur veya 6 gün savaşları sürerken petrol üreten Arap ülkeleri, 16 Ekim 1973 günü ham petrol fiyatlarını yüzde 70 oranında arttırarak ve üretim miktarlarını da her ay yüzde 5 oranında düşürme kararını alarak bu silahı ilk kez kullanmışlardı. O günden beri, bazı ülke grupları birkaç kez petrol üretim düzeylerini ve dolayısı ile fiyatlarını silah olarak kullanma girişimlerinde bulunmuşlardır. 16 Ekim 1973 günü yer alan bu ilk olay tarihte “Birinci Petrol Şoku” olarak yerini almıştır. Bu olayların ayrıntısına girecek değilim, sadece, günümüzde yaşanmakta olan Rus Ruleti’nin daha iyi anlaşılabilmesi için geçmişte yer alan bazı kilit olayları, kararları ve sonuçlarını anımsatmakla yetineceğim. Ancak bu konulara geçmeden önce anımsanması gereken bir başka boyut olarak doların dünya ticaretindeki temel para olma konumunu zayıflatmaya yönelik girişimlere de kısaca değinmek istiyorum. Zira halen sürmekte olan Rus Ruleti’nin geri planında bu boyutun da önemli bir yeri vardır.
1929 Ekonomik Krizinden ciddi şekilde etkilenen ülkelerin başında, ekonomisinin göreceli büyüklüğü nedeniyle, ABD yer almaktaydı. Bu krizin insanları yaygın olarak varlıklarını altına çevirmesine neden olabileceği endişesi ile, ABD, 1879 yılından beri uygulamakta olduğu “altın standardı”na, 5 Haziran 1933 günü son vermiştir
.
Dünya Savaşı öncesinde Avrupa’da hızla tırmanan gerginlik ve savaş tamtamlarının çalınması ile birlikte, Almanya yandaşı olmayan birçok Avrupa Devletleri Merkez Bankalarındaki altın rezervlerini olası savaştan korumak amacıyla ABD’ne göndermişlerdir. Avrupa Devletlerinin altın rezervlerini ABD’ne göndermeleri, II. Dünya Savaşı’nın başlamasından sonra da devam etmiş, hatta hızlanmıştır. Hitler Almanyasına altınlarını kaptırmamak düşüncesi ile alınan bu güvenlik önlemleri sonucunda, II. Dünya Savaşı bittiğinde, dünya altın rezervlerinin yüzde 80’i ABD’nin Merkez Bankası kasalarında saklanmaktaydı
. II. Dünya Savaşı sonrasında IMF ve Dünya Bankası kurulurken ABD, dünya ekonomik üretiminin yüzde 40 ını tek başına yapmaktaydı. Bu nedenle de, Bretton Woods sistemi ile, altın-dolar standardına dayanan sabit kur sistemi kabul edilmiştir. Buna göre 1 ounce (31.10 gram) altının değeri 35 ABD doları olarak sabitlenmişti. Bu düzenleme ile ABD doları, bir yandan uluslararası ticaretin akışkanlığını sağlayan en önemli ödeme aracı olurken, ödemeler dengesi fazlası veren ülkeler için de döviz rezervlerini oluşturdukları temel para birimi olmaya başlamıştı.
Dünya Savaşı sonrasında, başta Fransa, İngiltere ve Almanya olmak üzere Avrupa ülkeleri ABD’nin de desteği ile süratle savaş tahribatını ortadan kaldıracak şekilde yeniden sanayileşmeye ve ekonomik büyümelerini hızlandırmaya başladılar. 1950 li yıllarda Batı Avrupa ülkeleri ekonomik büyüme hızlarını yüzde 7 ye kadar yükselttiler. Bu gelişme hızları ABD’nin ekonomik büyümesinin çok üzerinde seyrediyordu
. Bu çerçevede bir yandan Fransız ekonomisi de gelişme gösterirken, diğer yandan koalisyonlarla yönetilen Fransa, Hindiçini Savaşındaki başarısızlıklar ve Cezayir sorunları nedeniyle siyasi istikrarsızlık sarmalına da girmişti. Bu siyasi kriz sonucunda, Fransa’da Dördüncü Cumhuriyet’i sona erdiren bir şekilde, Cezayir’deki ordunun da baskısı sonucunda, 1958 yılında II. Dünya Savaşı’nın ulusal kahramanı General Charles de Gaulle, Anayasa’da yapılan değişikliklerle olağanüstü yetkilerle donanmış olarak Başbakanlık görevine getirildi. Aynı yıl yeni Anayasa halkoylamasında yüzde 79.2 ile kabul edildi ve Ocak 1959 da de Gaulle Cumhurbaşkanı adayı oldu ve Parlamento’da yüzde 78 oy alarak Cumhurbaşkanı seçildi
. Uygulanan ekonomik program çerçevesinde ekonomisi hızla düzelen Fransa, dış borçlarını ödedikten sonra, 1965 yılında, Merkez Bankası’nda biriken dolar rezervlerini ABD’den resmi kur üzerinden altına çevirmesini istedi. Fransa’nın bu istemi, Bretton Woods Antlaşması ile kurulan sistemin kurallarına uygundu ve karşılandı. Bu yıllarda, Fransa ve Almanya ekonomilerindeki süratli iyileşmeye ayak uygduramayan ve ekonomisi giderek sorunlu duruma gelen İngiltere 1967 yılında sterlingin değerini düşürmek zorunda kaldı ve böylece Bretton Woods sisteminin zincirinin temel halkalarından birisi kırılmış oldu. Fransa’nın başlatmış olduğu dolarlarını altınla değiştirme istemi diğer ülkelere de sıçramaya başladığı için ABD Merkez Bankası üzerinde baskılar çok ciddi boyutlara ulaştı. Bu süreçte Almanya’ya DM’ın değerini yükseltme için yapılan baskılar karşısında bu ülke Mayıs 1971 de Bretton Woods sistemini terketti. Üç ay içinde dolar, DM karşısında yüzde 7.5 değer kaybetti
. Benzeri baskılar Japonya’ya da yenin değerini yükseltme şeklinde yapıldı ve Japonya bu isteklere uymak zorunda kaldı. 5 Ağustos 1971 de ABD Kongresi doların değerinin düşürülmesini öneren bir rapor açıkladı. 9 Ağustos 1971 de dolar Avrupa paraları karşısında hızla değer kaybetmeye başladı. Bu dönemde İsviçre de Bretton Woods sisteminde ayrıldığını açıkladı. Bütün bu gelişmeler ABD’nin de sistemden ayrılması ile sonuçlandı ve böylece 1971 yılında doların altınla bağları son kez koparılmış oldu.
William Blum, dilimize “Umudu Öldürmek” olarak çevrilebilecek kitabında, “1958 ile 1960 lı yılların ortasına değin Charles de Gaulle’ün yaşamına kasdeden 30 kadar ciddi boyutlu öldürme girişimi olduğunu yazmıştır. Bu sayıya, planlama aşamasını geçememiş suikast hazırlıkları dahil değildir” gözleminde de bulunmuştur
.
Dünya Savaşı sonrasında, 1949 yılında, ABD Suudi Arabistan petrollerini Doğu Akdeniz’e taşıyacak çok önemli bir projeyi yaşama geçirmek için girişimde bulunmuştu. Buna göre, Suudi Arabistan petrollerini Lübnan ve Suriye limanlarına taşıyacak Trans-Arabian Boru Hattı inşasına başlanacaktı. Ancak, Suriye Devlet Başkanı Şükrü El Kuvvetli projeyi onaylamadı. Bunun üzerine yapılan bir darbe ile Kuvvetli görevden alındı ve yerine Hüsnü El Zaim getirildi. Zaim Parlomento’yu kapattıktan sonra Boru Hattı Projesi’ni derhal onayladı, ancak henüz dört buçuk ayını tamamlamadan yeni bir darbe ile görevinden düşürüldü
. Suriye bir süre peşpeşe darbelerle yaşadı ise de 1955 seçimlerinde yeniden seçilen Kuvvetli, yaşadığı darbede ABD’nin rolü olduğu düşüncesi ile Sovyet yanlısı politikalar izlemeye başladı. Trans-Arabian Boru Hattı da yaşama geçirilemedi.
1957 yılında ABD’de, CIA’in Ortadoğu’da Ürdün, Suriye, İran, Irak ve Mısır’da yaptığı darbe girişimlerini incelemek üzere bir Araştırma Komitesi kurulmuş ve “Bruce-Lovett” raporunu düzenlemişti
.
1950 lerin başlarında diğer önemli bir darbe de, İran’da Başbakan Muhammed Musaddık’In petrolleri millileştirme kararı üzerine yaşanmıştır. Musaddık’ın iktidardan düşürülmesinde İngiliz ve ABD istihbarat örgütlerinin, İran petrollerini ele geçirmiş çok uluslu petrol şirketlerinin ve uluslararası finans kuruluşlarının çok önemli rol oynadığı çeşitli kitap ve makalelerde işlenmiştir
.
14 Temmuz 1958 günü Irak’ta Kraliyet rejimine son veren bir darbe yapılmıştır. Darbe liderine karşı bir öldürme girişiminde bulunulmuştur. Ortadoğu’da II Dünya Savaşı sonrasında yer alan darbe girişimleri konusunda Robert F. Kennedy Jr.’ın dipnotlarda yer alan makalesi zengin ve ayrıntılı bilgiler içermektedir, okunmasını öneririm.
De Gaulle’ün 1965 te yaptığı hamle sonucunda, 1971 de ABD doları altın bağının kopmasına neden olan diğer önemli unsur ise, Vietnam Savaşı’nın ABD’nin ekonomik bünyesini ciddi olarak zorlamaya başlamasıdır. Vietnam Savaşı, ABD bütçe açıkları giderek büyütmüş ve ABD Hazine’sinın borçlanma gereksinimini ve ivmesini yükseltmiştir. ABD Hazinesi’ni, dolardan kaçış ve borçlanma kıskacı arasında sıkışma girdabından kurtaran fırsat ise 1973 yılında karşısına çıkmış veya çıkarılmıştır.
Ekim 1973 de Mısır ile İsrail arasında tarihe “Altı Gün Savaşı” olarak geçen savaş başladığında, Alman Başbakanı Willy Brandt’ın ABD Büyükelçisine bu çatışmada tarafsız kalmak istediklerini, bu nedenle de Almanya’daki ABD askeri üstlerinden malzeme gönderilmemesini talep ettiği, ancak ABD’nin bu isteği sert bir şekilde reddettiği belirtilmektedir
. 1973 de Arap ülkelerince, Mısır’a destek vermek amacıyla bir yandan petrol üretimini kısılarak petrol fiyatlarının sürekli artması sağlanırken, diğer yandan da İsrail’i destekleyen Batı ülkelerine petrol satış ambargosu da uygulanmaya başlamıştı. İran Şahı, Arap ülkelerince izlenen bu politikalara açıktan ve güçlü destek vermekteydi. Petrol fiyatlarındaki artışın başlatıldığı günden başlayarak yüzde 400 oranına doğru gittiği bu süreçte, bazı kaynaklarda, Suudi Arabistan Kralı Faysal’ın, Petrol Bakanı Zeki Yamani’yi Tahran’a gönderdiği ve İran’ın bu aşırı fiyat artışlarını neden bu denli istekli olarak desteklediğini Şah’a sordurduğu, Şah’ın da bunun nedeni öğrenilmek isteniyorsa, sorunun kendisine değil, ABD Dışişleri Bakanı Henri Kissinger’e yönetilmesini önerdiği ileri sürülmüştür
. Bir önceki son notta yer alan Engdahl’in makalesine göre, 8 Haziran 1974 ABD ile Suudi Arabistan arasında bir anlaşma imzalanmış ve buna göre de Suudi Arabistan, artan petrol fiyatları nedeni ile ortaya çıkacak kaynak fazlasını en az bir yıl vadeli ABD Hazine Tahvillerine yatırmayı kabul etmiştir. Aynı Anlaşma ile ABD Suudi Arabistan’a geniş kapsamlı silah satışı yapmayı da kabul etmiştir. ABD Hazine Bakanı William Simon ve yardımcısı Gerry Prasky’nin yürüttüğü ileri sürülen bu görüşmeler sırasında Suudi Arabistan’ın, ABD’den satın alacağı Hazine kağıtlarına ilişkin bilginin gizli tutulmasını da istediği belirtilmektedir
. Böylece “petrodolar”ların ABD ve Dünya ekonomisi bünyesinde dolaşım sistemi devreye sokulmuştur. Böylece ABD’de yaşanmakta olan kriz, fırsata çevrilmiştir. 1975 yılında Suudi Arabistan’ın önderliğinde OPEC üyelerinin petrolü sadece ABD doları ile satma kararı alması da ABD dolarını güçlendiren çok büyük bir destek olmuştur. Bu düzenleme, 1971 de ABD’de yaşanan krizin yaralarına merhem olma yanında, dünyada giderek artan petrol taleplerinin ABD dolarına sürekli büyüyen talep yaratmasını da garanti altına almıştır. (1975 yılında dünya ham petrol üretimi günde 52.8 milyon varil iken 2015 yılında 80.0 milyon varile çıktığı
göz önüne alındığında, bu sistem ile, ABD doları dünya ticaretinde çok önemli ve stratejik bir yeri olan enerji kaynaklarının fiyatlanacağı ve ödemelerinin yapılacağı tek para konumu kazandırmış ve ABD Hazinesi’ne çok büyük bir borçlanma özgürlüğü yaratılmıştır. Bu noktada resmi tamamlayacak diğer bir bilgi ise 1970 yılında ABD’de petrol üretimi tavan yapmış ve izleyen yıllarda düşmeye başlamış ve o tarihe kadar net petrol ihracatçısı olan ABD, net petrol ithalatçısı konumuna geçmiştir. Dolayısı ile ABD, sadece giderek artacak petrol dışalımlarını kendi ulusal parası ile ödeme avantajını elde etmekle kalmamış, aynı zamanda, petrol dış alımına bağımlı ülkelerin sürekli ve kesintisiz dolar talep ederek, doların uluslararası piyasalardaki değerinin istikrarlı bir seviyede kalmasını da güven altına almıştır.
ABD dolarının 1995 den günümüze uluslararası ticaretteki ve kur politikalarındaki yerine göz atmak, bu paranın ABD’nin ekonomisi ve dış politika etkinliği açısından yaşamsal önemine ışık tutucu olacaktır. UNCTAD’ın 2013 yılı verilerine göre dünya mal ticaretinin hacmi 18.5 trilyon dolar boyutunda olup bunun petrol, doğal gaz, kömür boyutu 2 trilyon dolardan fazlası ve petrol ürünleri ise 1 trilyon dolardan fazlası olmak üzere 3 trilyon doların üzerindeki bir hacim enerji ile ilgili ticareti oluşturmaktadır
Kaynak: Goldberg Linda, “The International Role of the Dollar: Does It Matter If This Changes?”, Federal Rezerv Bank of N.Y. Staff Reports, Staff Report No. 522, October 2011 Table 2 dan seçilmiştir.
Önemli Uyarı: 1995 yılı için verilen Avro değeri, henüz o yılda avroya geçilmediği için avro ya dahil ülkelerin ulusal paralarının (DM, Fransız Frangı, İtalyan Lireti ve diğerleri) birarada piyasadaki payını göstermektedir.
Döviz piyasalarında karşılıklı iki paranın değişimi yapıldığı için Tablo 1 de yer alan değerler (100+100=) 200 ün içindeki payı göstermektedir. Bu nedenle örneğin 2010 yılı doların piyasa işlemlerindeki payı 200 de 84.9 dur, diğer oranları da bu şekilde okumak gerekmektedir. Tablo 1 den de açıkça görüldüğü üzere dünya döviz piyasalarında egemen konumdaki iki para dolar ve avrodur. Tablo 1 den görüldüğü üzere, doların payı avronun payının iki katından fazladır. Doların piyasa payı 1995-2010 arasında kayda değer bir değişme göstermemiştir. Piyasadaki işlem hacmi 1,150 milyar dolardan 3,981 milyar dolara çıktığı için işlem gören dolar değerinde de önemli artış görülmüştür.
ABD dolarının dünya ekonomisindeki konumunu gösteren diğer bir bilgi seti de ülkelerin, kur politikaları çerçevesinde, paralarını dolarla ilişkilendirme boyutudur. Bu amaçla Tablo 2 düzenlenmiştir. Tablo 2 den de görüldüğü üzere kur politikalarını bir şekilde dolarla bağımlı konumda tutan ülke sayısı dünyadaki ülkelerin yarıdan fazlasıdır. Burada hemen belirtmek gerekir ki, kur politikalarının dolarla ilişkilendirilmesi çoğu kez ülkelerin özgür seçimi ile değil, ekonomik sorunları ve ödemeler dengesi sıkıntıları nedeni ile IMF desteğine gereksinim duydukları için, IMF tarafından dikte edilmesinden kaynaklanmaktadır.
Kaynak: Goldberg Linda, “The International Role of the Dollar: Does It Matter If This Changes?”, Federal Rezerv Bank of N.Y. Staff Reports, Staff Report No. 522, October 2011 Table 1.
Petrodolar sisteminin yaratmış olduğu ortam sonucunda, 2001 yılında ABD Hazine borçlarının GSYİH’ya oranı yüzde 55 düzeyinde iken, bu oranın 2015 yılında yüzde 111’e tırmandığı belirtilmektedir
. Bu süratlı tırmanış ile 2015 yılı sonunda ABD Hazine borcunun 18,922.26 milyar dolara çıkmasında Afganistan, Irak, Libya ve Suriye’de uygulanan terörle savaş adı verilen programları çerçevesinde askeri harcamaların süratle artmasının da önemli rolü olmuştur. Bütün bu savaşlar terör ile ilgili olduğu kadar, petrol ve doğal gaz alanlarını (diğer stratejik maden ve minerallerin bulunduğu coğrafyaları) ve ulaşım yollarını denetleme ile de yakından ilgili olduğu genel kabul gören bir düşüncedir.
Bu noktada, ilerideki sayfalarda yapacağım değerlendirmeler çerçevesinde değineceğim için, 18.6 trilyon dolar boyutuna ulaşmış bulunan ABD Hazine borç kağıtlarının hangi boyutta yabancı ülkeler tarafından satın alındığına da kısaca göz atmakta fayda görüyorum. Bu amaçla Tablo 3 düzenlenmiştir.
Tablo 3 den de gözlemleneceği üzere, 2015 yılı sonu itibariyle, ABD Hazinesi’nin borç kağıtlarının 6,165.8 milyar dolarlık bölümü, diğer bir deyişle (6,165.8/18,922.2=) yüzde 32.59 luk boyutu yabancı devletler ve şahışların elinde bulunmaktadır. Çin, Tayvan ve Hong-Kong, bu borcun 1,625.0 milyar dolarını veya (1,625.0/18,922.2=) yüzde 8.59 unu elinde bulundurmaktadır. Çin grubu ile birlikte Japonya ise bu borcun 2,747.5 milyar dolarını veya yüzde 14.52 ini karşılamış durumdadır. Tablo 3 den de görüldüğü üzere, ABD Hazine borç kağıtlarını en büyük boyutta satın alan ülkeler Çin, Japonya, Karayip Bankaları, Petrol İhraç eden ülkeler, Brezilya, İsviçre, İngiltere, Hong-Kong ve Tayvan’dır. Tablonun son sütununda yer alan değişim verilerine dikkatle bakıldığında Japonya, Belçika ve Rusya’nın son dönemde ABD Hazine kağıtlarından küçümsenmeyecek bölümü elden çıkardıkları görülmektedir. Rusya’nın 69.4 milyar dolar değerindeki borç kağıtlarını elden çıkarmasında Ukrayna ve Suriye konusundaki ABD-Rusya görüş ayrılıklarının büyümesi yanında, düşen petrol fiyatlarının neden olduğu nakit açtığını karşılamasının rol oynadığı söylenebilir. Belçika’nın 213.7 milyar dolarlık ABD Hazine kağıdını elden çıkarması konusunda yabancı basında yer alan bilgi ilgi çeker niteliktedir. “Zero Hedge” internet sitesinde yer alan bir yazıya göre, 2015 yılında “Çin, Belçika aracılığı ile üç ay içerisinde 143 milyar dolarlık ABD Hazine borç kağıdı satmıştır.
” Aynı yazıda şöyle bir iddiaya yer verilmiştir; “Çin’in Hazine kağıtları varlıklarına bakarken, bu verilere ‘Belçika’ Hazine kağıtlarını da eklemelidir. Bu (Belçika) kağıtları çerçevesinde, Çin anonim olarak (kimliğini gizleyerek) 2013 sonlarından beri Euroclear kanalı ile yoğun alımlarda bulunmuştur.
” Dileyen okur daha ayrıntılı bilgilere bu konudaki dipnotta yer alan yazıdan ulaşabilir. Çin’in Belçika kanalı dışında da küçümsenmeyecek boyutta ABD Hazine kağıdını elden çıkardığı anlaşılmaktadır.
Kaynak: Major Foreign Holders of Treasury Securities, Department of the Treasury/Federal Reserve Board’un ayrıntılı bilgiler içeren Tablosundan seçilen ülkelerdir.
a Karayip Bankaları; Bonaire, St. Eustatius ve Saba, Bahamalar, Bermuda, Cayman adaları ile Curacao, Sint Maarten, Panama ve British Virgin Islands’ı kapsamaktadır.
B Petrol İhtaç eden Ülkeler; Ekvator, Venezuela, Endonezya, Bahreyn, İran, Iraq, Kuveyt; Umman, Katar, Suudi Arabistan, BAE, Cezayir, Gabon, Libya ve nijerya’yı içermektedir.
Petrol üretim ve fiyatları ile Rus ruleti oynama konusunu incelemeye başlamadan önce mutlaka anımsamak gereken diğer bazı olaylar serisine de kısaca göz atmakta fayda görüyorum.
.” Bu konuşmanın içeriği değerlendirilirken, elbette yapıldığı dönemde, kaya gazı ve kaya petrolü üretimi konusunda ABD ve diğer ülkelerin sahip olduğu potansiyel konusunda bilgi ve beklentiler henüz başlangıç aşamasında olduğu gözden uzak tutulmamalıdır. Ancak, kaya gazı ve petrolü potansiyeli geniş ölçüde kullanılmaya başlanmış olmasına rağmen, Cheney’in vurguladığı Ortadoğu petrollerinin boyutu ve birim üretim maliyetlerinin düşüklüğü bu bölgenin çekiciliğini korumasına neden olmaktadır. Kaldı ki, kaya gazı ve petrolü üretiminin çevre kirliliği maliyeti de çok ciddi boyuttadır.
2000 li yılların başında ABD Enerji Bilgileri İdaresi (EIA), Irak’ın 112 milyar varillik petrol rezervlerinin, dünya rezervleri içinde, Suudi Arabistan’dan sonra ikinci sırada yer aldığını ve hatta Irak petrol rezervlerinin 220 milyar varil bile olabileceği olasılığına dikkat çekmiştir
. Mayıs 2001 de ABD Başkan Yardımcısı görevinde bulunan Dick Cheney’in Başkanlığını yaptığı Ulusal Enerji Politikası Oluşturma Grubu’nun hazırladığı raporda, ABD petrol üretimi gelecek 20 yıl içinde yüzde 12 boyutunda azalacağı ve bunun sonucunda da, 1985 yılında ABD tükettiği ham petrolün üçte biri dışarıdan ithal ederken, 2020 yılında bu oranın üçte iki boyutuna çıkacağına da vurgu yapılmıştır
. Ayrıca, Cheney’in anılan söylemini sadece ABD iç tüketimi açısından söylemediği açıktır. Zira Ortadoğu petrollerini denetlemek tüm dünyadaki ekonomik etkinlikleri de kontrol altında tutmak gücü vermektedir.
Irak’ın petrol potansiyelinden bahsetmişken bu potansiyele yönelik uluslararası çekişmelere de kısaca değinmek uygun olacaktır. Rus, Çin ve Fransız şirketleri 1990 lı yılların özellikle ikinci yarısında Birleşmiş Milletler yaptırımları kalktıktan sonra Irak’ta yeni petrol sahalarının işletilmesini elde etmek veya o tarihlerde faaliyette olanların verimliliğini yükseltmek amacıyla ayrıcalık elde etme arayışını yoğunlaştırmışlardı. Rusya’nın Lukoil şirketi 1997 yılında, Batı Kurna bölgesindeki 15 milyar varillik petrol rezervini yeniden işletmeye almak için sözleşme imzalamıştı. Çin petrol şirketi CNPC Kuzey Rumaila havzası için sözleşme imzalamışken, Fransız TotalFinaElf şirketi de 20-30 milyar varil rezervi olduğu düşünülen Mecnun havzası için görüşmeler yapmaktaydı
. Saddam Hüseyin yönetimi BM Güvenlik Konseyi daimi üyesi olan üç ülkenin bu girişimlerini de, olasıdır ki, BM yaptırımlarını kaldırmada önemli destek sağlayacakları beklentisi ile sıcak karşılamıştı. Ancak ABD ve İngiltere yaptırımların kaldırılmaması için direnince, yaptırımlar yürürlükte kalmıştır. Bazı Rus şirketleri, yaptırımların kalkmasını bekleyerek, imzaladıkları sözleşmelerin uygulanmasında ayak sürüyünce Irak bu şirketlerin sözleşmelerini iptal etmiştir
.
Kasım 2000 tarihinde, petrol satış gelirleri Birleşmiş Milletler “Petrol-Gıda Düzenlemesi” denetiminde olmasına rağmen, Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin, petrol dışsatımı yaptığı ülkelerden ödemelerini, ABD doları ile değil, avroyla yapmalarını talep etmiştir
. ABD ve koalisyon ortaklarının Irak’ı işgal etmesinden önce, Irak’ın petrol dış satımının yüzde 40 ı Rus şirketleri tarafından yapılmaktaydı
. ABD, Irak’ı işgal etmek için BM den karar çıkarmak istediğinde Saddam Hüseyin’in Rusya ve Çin’e verdiği petrol ayrıcalıklarını tanımayacağını açıkladığı için Rusya ve Çin BM’den karar çıkmasını engellemişlerdir. 16 Şubat 2003 tarihinde İngiliz Observer gazetesinde yayınlanan bir makaleye göre, Irak’ın Ekim 2000 ayında rezervlerindeki dolarları avro ile değiştirme sürecinde büyük kazanç elde ettiği belirtilmiştir. Buna göre, Irak dolarlarını avro ile değiştirmek için yoğun olarak piyasaya sürdüğünde 1 avro 0.82 dolar değerinde iken, Irak işlemlerini tamamladığında avro’nun değerinin 1.08 dolara çıktığı belirtilmektedir
.
ABD’nin Mart 2003 de Irak’ı işgal etmesine yol açan nedenlerin başında, Irak’ın Rus ve Çin şirketlerine petrol ayrıcalığı vermesi yanında, petrol satışlarını dolar yerine avro ile yapmasının da önemli rolü olduğu ileri sürülmektedir.
1998 yılında Venezuela Devlet Başkanı olarak seçilen, Hugo Chavez izlediği politikalar ile ABD dolarının uluslararası ticaretin temel değişim aracı olmasına ve uyguladığı ticaret amborgolarına ciddi darbe vurmuştur. 2001 yılında Venezuela’nın Rusya Büyükelçisi petrol dışsatımını avro ile yapacaklarını açıklamıştır. Bu açıklamadan yaklaşık bir yıl sonra Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez’e yönelik başarısız bir darbe girişimi de yer almıştı
. Chavez 2005 yılında, Çin’e petrol dışsatımını artırmak amacıyla, Kolombiya ile Venezuela petrolünü Pasifik Okyanusu’na taşıyacak bir boru hatları inşatını görüşmeye başlamıştı
.
Küba’ya petrolü düşük fiyattan satma yanında bedelinin Venezuela’ya tibbi ve diğer hizmetler sunularak ödenmesini kabul etmesi de Küba’yı petrol için dolar bulma zorundan kurtarmıştır. Bu düzenleme ile bir yandan ABD’nin Küba’ya yönelik ambargosu delinirken, diğer yandan da ödemeleri mal ve hizmet değişimine bağlaması da dolaylı olarak doları iki ülke dış ticaretinden dışlamıştır
. Chavez, Irak, İran, Libya ve Küba gibi ABD’nin terörü destekleyen ülkeler listesinde yer alan ülkeleri ziyaret etmiş ve ticari ve politik ilişkiler geliştirmiştir. Chavez, daha önce ABD şirketlerinin denetiminde olan altın madenciliğini, elektrik ve telekomünikasyon şirketlerini ulusallaştırmıştır
. 2006 yılında Venezuela, İran ile birlikte Venezuela’nın Orinoco bölgesinde ortak petrol arama ve üretme çalışmaları başlatmıştı
. ABD, geçmişte Venezuela’ya satmış olduğu savaş uçaklarının yedek parçalarını satmayacağını açıklamıştı. Ayrıca ABD, Venezuela’nın İspanya’dan ABD teknolojisi ile üretilmiş 12 nakliye uçağı ile deniz denetim ve gözetim askeri uçak alımlarına da izin vermediği gibi İsrail’in Venezuela’nın sahip olduğu F-16 savaş uçaklarını geliştirmesine de onay vermemişti
. Bu gelişmelerin yer aldığı dönemde, Venezuela Rusya’dan 100,000 adet kalaşnikov saldırı tüfekleri satın almıştır
. Venezuela, 2006 yılında, Orinoco bölgesinde tar benzeri yataklardan petrol üretmek için yatırım yapmış yabancı şirketlerin hisselerinin çoğunluğunu Venezuela Devlet Petrol Şirketi’ne satmalarını istemiş ve bunu sağlamıştır
.
Anımsanacağı üzere, İran’ın nükleer enerji üretimi için uygulamaya başladığı projenin silah üretiminde de kullanılacağı endişesi üzerine Birleşmiş Milletler Kararları ile uygulanan yaptırımlar nedeni ile petrol satışlarından elde ettiği gelirleri de denetim altına alınmıştı. İran ve ABD arasında perde gerisinde yürütülen görüşmeler sonucunda 2016 yılı başında iki ülke nükleer enerji konusunda bir uzlaşıya ulaşmışlardır. Bunun sonucu olarak ABD İran’a uygulanan ambargonun hafifletilmesini kabul etmişti. Ancak, İran’ın dondurulan mali varlıklarının tamamı serbest bırakılmamıştır. Zira, ABD Kongresi, İran’ın dondurulan varlıklarının, İran’a yüklenen bazı terörist olaylarında zarar görenlerin tazminat taleplerini karşılamada kullanılmasına olanak veren bir yasa çıkarmıştı. Nisan 2016 da ABD Anayasa Mahkemesi, İran’a yüklenen terör suçlamalarından zarar görenlere ve ailelerine yaklaşık 2 milyar dolar ödenmesine karar vermiştir
. Bu bilgilerin yer aldığı yazıda, İran’a yüklenen bu terör eyleminin İsrail istihbarat örgütü tarafından gerçekleştirildiği iddiası yer almaktadır
.
Ambargo ve yaptırımların sürdüğü dönemde İran, petrol bedellerinin dolar dışı ödeme araçları ile yapılması yolunda birçok ülke ile ikili düzenlemeler içine girmişti. Bu bağlamda, Satınalma Gücü Paritesine göre GSYİH büyüklüğünde ABD ve Çin’den sonra dünyanın üçüncü büyük ekonomisi konumuna gelmiş olan Hindistan, 2011 yılı ortalarında İran ile yaptığı anlaşma ile bu ülkeden yapacağı petrol dışalımına ait ödemelerinin yüzde 45 ini ulusal parası rupee ile, geri kalan yüzde 55 ini de avro ile ödeme konusunda anlaşmışlardı
. Hindistan’ın 2013 yılında günde 3,272,000 varil ham petrol dışalımı yaptığı gözönüne alınırsa, bu düzenleme ile Hindistan’ın ham petrol alımlarını giderek İran’a kaydırması sonucu ABD dolarına yönelik talebi ne denli düşüreceği açıkça görülür. 2016 yılında Hindistan’ın İrandan aldığı ham petrol miktarı günde 500,000 varil dolayına yükselmiştir.
İran Merkez Bankası’nın 2015 yılı sonuna doğru yaptığı ileri sürülen bir açıklamaya göre, İran, bazı ülkelerle dışticaret ilişkilerinde Çin yuanı, avro, Türk Lirası, Rus rublesi ve Güney Kore won’unu kullanmakta olduğuna yer verilmiştir. Aynı açıklamaya göre, Rusya ile yapılmakta olan görüşmeler ile ortak bir banka hesabı oluşturularak iki ülke arasındaki ticaretin ulusal paralarla ödenme mekanizması kurulması üzerinde çalışıldığı belirtilmiştir
.
2016 yılı başında, uygulanan ambargo ve yaptırımların hafifletilmesi sonrasında, İran’ın Hindistan’dan ve diğer ülkelerden birikmiş onlarca milyar dolar tutarındaki alacaklarını avro olarak ödemesini talep ettiği ve petrol satışlarını avro karşılığı yapacağını açıklamıştır
. Aynı kaynakta İran Ulusal Petrol Şirketi’nin Reuters’a yaptığı açıklamaya göre, son dönemde Fransız petrol ve doğal gaz şirketi Total, İspanyol rafineri şirketleri Cepsa ve Litasco, Rus Lukoil ile yapılan sözleşmeler de avro üzerinden yapılmıştır. İran’ın petrolü ve doğal gazı avro üzerinde satma kararlılığının ABD ve AB yaptırımlarının tümden kaldırılma sürecini nasıl etkileyeceği zaman içerisinde görülecektir.
Libya da uzun süreden beri petrolü dolar dışında bir para birimi ile satma arzusundaydı. Afrika ülkeleri arasında ekonomik işbirliğini geliştirmek için arayışlar içinde idi. Bu bağlamda Afrika ülkeleri arasındaki ödemeleri altın standardına bağlayan bir düzenleme için Libya Merkez Bankası tarafından Altın Dinar dolaşıma sunulmuştu
. Libya Merkez Bankası 143.8 ton altın rezervine ve buna yakın miktarda da gümüş rezervine sahip bulunuyordu. 2004 yılında Afrika Ülkeleri Parlamentosu, 2023 yılında Afrika Ekonomik Birliği’nde tek altın paraya geçecek bir plan kabul etti. Petrol üreten Afrika ülkeleri petrol ve doğal gaz bedellerinin altınla ödenmesi için hazırlık yapmaya başlamışlardı
. Bu uygulama da petro-dolları sistemine önemli bir darbe vurabilecekti.
Kaddafi, Libya’yı tarım ürünlerinde de dışa bağımlılıktan kurtarmak üzere, çöldeki büyük hacimli fosil su rezervlerini kentsel gereksinim yanında tarımsal sulamada kullanmak üzere yapay nehirler ağı da kurmaya başlamıştı. 33 milyar dolar maliyetli bu dev proje dış borçlanmaya gidilmeksizin Libya Devlet Bankası kaynakları ile finanse edilmekteydi.
ABD, Çin’in giderek artan Afrika ticareti ve yatırımlarından ciddi şekilde rahatsızlık duymaktaydı. Bu nedenle de geçmişte ABD’nin Merkez Komutanlığa görev alanında bulunan Afrika Kıtası için bağımsız ve Afrika’da yerleşik Afrika Komutanlığı kurma kararını 2008 yılında almış ve Genel Karargâh’ın konuşlanacağı ülke için arayışlara başlamıştı.
Kaddafi, Afrika Komutanı General William Ward ile yaptığı görüşmeler sırasında, ABD’nin Afrika’daki enerji kaynaklarının hemen yanında askeri üs kurmasını eleştirmiş, bu durumun terörist etkinlikleri arttırabileceğine değinmiş ve Çin’in Afrika’da yumuşak bir yaklaşım izlemesi nedeni ile kalıcı olabileceğini belirtmiştir
. Kaddafi aynı görüşmede Cibuti’deki ABD askeri üssünün varlığını da eleştirmiştir. Libya’ya ilişkin wikileaks belgelerinde Libya’nın yabancı petrol şirketleri ile ilişkilerinin zaman zaman ciddi sorunlu boyutlara vardığı bu bağlamda üretim paylaşım anlaşmalarında Devlet payını yükseltme girişimleri olduğundan da bahsedilmektedir. Devlet payını yükseltmeye yönelik taleplerin zaman zaman millileştirme tehditleri ile de desteklendiği ileri sürülmektedir.
Bu özet bilgilerden de görüldüğü ve Libya’ya ilişkin wikileaks belgelerinin incelenmesinden de görüleceği üzere, ABD’nin Afrika’daki çıkarları açısından Libya Devlet Başkanı Kaddafi’nin ciddi sıkıntı yaratmasından endişe edilmekteydi. Arap Baharı Libya’yı ziyaret ettiğinde Kaddafi kanlı bir şekilde öldürülmüş ve o günden bugüne Libya’da Irak’ta olduğu gibi yeniden dengeler kurulamamıştır.
Rus Enerji Bakanlığı’nın 2016 yılı sonlarına doğru, ruble üzerinden petrol dışsatımı için, Rus petrolü bençmarkı oluşturacağını açıkladığı belirtilmektedir
. Bu düzenleme de yürürlüğe girdiğinde Rus petrolü ruble ile satılmaya başlayacağı için, petrodolar sistemine ciddi darbe vuran bir adım olacaktır. Rusya’nın 2013 yılında günde 10.5 milyon varil petrol üreterek Suudia Arabistan’ın az farkla önüne geçtiği ve ayrıca Rusya’da doğal gaz kullanımının petrolden daha yoğun olması nedeni ile ürettiği petrolün önemli bölümünü dışsatıma sunabileceği gözönüne alındığında Rus bençmarkının oluşturulmasının önemi çok daha iyi anlaşılır
. Başlangıç bölümünde de değinildiği üzere 2014 yılında Suudi Arabistan günlük petrol üretiminde yeniden Rusya’nın önüne geçmiştir. Rus petrolünün en büyük alıcısı günlük 3.5 milyon varil ile Avrupa’dır. Avrupa’nın petrol satın aldığı öndegelen diğer ülkeler ise, Suudi Arabistan 890,000 varil/gün, Nijerya 810,000 varil gün, Kazakistan 580,000 varil/gün ve Libya 560,000 varil/gündür. Bu diğer önemli satıcıların toplamı 2,8 milyon varil/gün olarak Rusya’nın çok gerisinde kalmaktadır
. Diğer taraftan Avrupa’nın Kuzey Denizi’ndeki petrol üretimi de hızla düşmektedir. Avrupa’nın doğalgazda da Rusya’ya büyük ölçüde bağımlı olduğu ve yukarıdaki bilgiler birlikte gözönüne alındığında, Avrupa’nın Rus bençmarkına karşı direnebilmekte sıkıntı çekeceği görülmektedir. ABD süratle artmakta olan kaya petrolü üretimini geniş ölçüde Avrupa pazarlarına sunmayı programlamıştı. Ancak uzun süredir düşük düzeyde seyreden ham petrol fiyatları ABD kaya petrolü üretimini de olumsuz yönde etkilemeye başlamıştır.
Buraya kadar sunulan özet tarihi bilgiler, ABD dolarını ve ABD çıkarlarını hedef alan girişimlerde bulunan ülke liderleri ile ülkelerinin yaşamsal nitelikte çok ciddi sıkıntılarla karşılaştığını açıkça ortaya koymaktadır.
Bu bilgiler ışığında şimdi petrol üretim ve fiyatları ile oynanan Rus Ruletinin neden ve hangi amaçlarla sahneye konulduğunu ve olası sonuçlarını incelemeye başlayabiliriz.
Dünyanın ilk on ham petrol üreticisi ülkenin 2012-2015 döneminde günlük petrol üretimlerindeki gelişme Tablo 4 de yer almaktadır.
Kaynak: CNN Money
Tablo 4 ün incelenmesinden de görüleceği üzere, 2012-2015 döneminde ham ve kaya petrolü üretiminde dünyanın en çok üretim yapan on ülkesinde net üretim artışı 5.7 milyon varil boyutundadır. Bu artışın 3.7 milyon varili ABD ve 1.0 milyon varili de Irak üretimindeki artıştan kaynaklanmıştır. Bu boyutta üretim artışının yer aldığı dönemde, bu üretim artışını dengeleyecek boyutta ekonomik büyüme yer almış mıdır buna bakmak gerekir. Bu amaçla Tablo 5 düzenlenmiştir.
Tablo 5 den de görüldüğü üzere, 2012-2015 döneminde Dünya büyüme oranı artmamış dalgalı bir biçimde olsa da gerilemiştir. Gelişmiş ülkeler büyüme oranı artmışken, Gelişen ekonomiler ve kalkınan ekonomilerde ise büyüme oranları kayda değer bir düşüş yer almıştır. ABD büyüme oranı 2013 yılında önemli ölçüde gerilemişken izleyen yıllarda 2012 yılı düzeyine geri dönmüştür. Avrupa Birliği ülkeleri ise ekonomik küçülmeden kayda değer bir hızla artışa dönüşmüştür. Çin ekonomik büyümesi ise 2014 ve 2015 de gerileme sergilemiştir. Bu bilgiler çerçevesinde Dünya ekonomik büyümesinin toplamda gerileme gösterdiğinden enerji talebinde bu dönemde gerileme olduğunu belirtebiliriz. Gelişmiş ülkelerdeki ekonomik büyüme, beraberinde yakıt ekonomisindeki iyileşme ile birlikte değerlendirildiğinde enerji talebinde artışa dönüşmediğini ileri sürebiliriz.
Kaynak: IMF Veri tabanı. (*) IMF uzman tahminleri. Türkiye verileri TÜİK veri tabanından alınmıştır.
Böyle bir ortamda dünya petrol üretiminin 2012-2015 döneminde günlük petrol üretiminin 5.7 milyon varil artmasının ham petrol fiyatlarını nasıl etkilediği de Tablo 6 dan görülebilir.
2012-2015 döneminde ham petrol fiyatları 109 dolardan 50 dolar düzeyine düşerek yüzde 54 dolayında gerileme göstermiştir. Bu petrol ve doğal gaz ihraç eden ülkeler için çok büyük ekonomik kayıplara yol açmıştır. 2016 yılında da ham petrol fiyatları düşmeye devam ederse bazı ülkelerde ortaya çıkacak ekonomik faturaların siyasi faturalara dönüşmesi de gündeme gelebilecektir.
Kaynak: Statista/ The Statistics Portal
Tablo 6 daki gelişmelerin bazı ülkelerin cari işlemler dengelerini nasıl etkilediği Tablo 7 de yer almaktadır. Cari işlemler dengesindeki gelişmeler birçok unsur tarafından etkilenmektedir. Bu unsurların arasında petrol ve doğal gaz fiyatları ve miktarları da etkili olmaktadır. Bu iki maddenin üretim miktarları ve fiyatlarındaki gelişmeler, özellikle bu iki maddenin büyük ihracatçısı konumunda olan ülkeler bakımından önemli etkileri olmaktadır. Tablo 7 nin 2016 verileri IMF teknisyenlerinin tahminleridir. Bu teknisyenler de bu tahminleri yaparken mevcut verilerden hareket etmektedirler.
Kaynak: IMF World Economic Outlook Data Base April 2016.
ABD cari işlemler açığının 2012 nin altına inmesinde kaya gazı ve kaya petrolü üretiminin hem ithalat azaltıcı hem de ihracat geliri yaratmasının önemli katkısı olduğu yadsınamaz. Ancak 2015 de kaya gazı ve petrolü üretim düşüşlerinin aynı şekilde küçük bir etki yaptığını söylemek yanlış olmaz. Rusya’nın cari işlemler dengesi, Ukrayna krizi nedeni ile uygulanan yaptırımlar nedeni ile, 2013 yılında ciddi bir gerileme yaşamış olmasına karşın izleyen yıllarda petrol fiyatlarındaki düşüşe rağmen hissedilir iyileşme göstermiştir. Dolayısı ile petrol fiyatlarını düşürerek Rusya’yı ekonomik olarak cezalandırma projesinin beklenen sonucu en azından beklenen ölçüde yaratmamış görünmektedir. Buna karşın, İran üzerinde hem yaptırımların hem de petrol fiyatlarının ciddi etkisi olduğu görülmektedir. Ancak bu durumda, yaptırımlar nedeni ile İran petrol üretiminin düşük düzeyde kalmasının etkisi de göz ardı edilmemelidir. İran, yaptırımların belirli ölçüde kalkması üzerine petrol üretimini arttırarak gelirlerini yükseltmeyi amaçladığını da açıklamış bulunmaktadır. İran’ın 2016 yılından itibaren petrol üretimini arttırma kararı, petrol fiyatlarında yükselme başlayabileceği umutlarını da bir başka bahara ertelemiş görünmektedir.
Tablo 7 nin incelenmesinden de görüldüğü üzere, ekonomileri petrol ve doğal gaz üretimine büyük ölçekte bağlı olan Suudi Arabistan, Katar, Libya, İran, Irak, Nijerya ve Venezuela gibi ülkelerin cari işlemler dengeleri petrol fiyatlarındaki sert düşüş nedeniyle büyük sarsıntı geçirmiştir. 2016 yılında, petrol fiyatları 2015 düzeyinde kalsa bile bu ülkeler ciddi ekonomik sıkıntı içine düşeceklerdir. Petrol fiyatları düşürülmeye devam ederse, bu ülkelerde ekonomik sıkıntılar politik sıkıntılara hatta iç çatışmalara dönüşebilecektir. Çünkü bu devletlerin vatandaşları, büyük petrol gelirine dayalı olarak devletlerinden yüksek düzeyde mali destekler almaktaydı. Bu mali desteklerin azalması veya tümden kalkması şiddetli politik tepkileri tetikleyebilir.
Tablo 7 den görüldüğü üzere, Türkiye de düşen enerji fiyatları nedeni ile cari işlemler dengesinde hissedilir bir iyileşme yaşamıştır. Düşen enerji fiyatlarına rağmen, Türkiye’de tüketime sunulan benzin ve doğal gaz fiyatlarında indirime gidilmemesi de haklı olarak yoğun eleştirilere konu olagelmektedir.
Petrol fiyatları ile oynanmaya başlanan Rus Ruleti süreci henüz tamamlanmamış görünüyor. Ancak buna rağmen bir ara hasar tesbiti yapmaya yetecek kadar bilgi oluşmuştur. Bu bilgiler ışığında, hedef alınan ve hedef dışı ülkeler bazında kısa ve geçici bir ara hasar tesbiti yapabiliriz.
Tablo 5 ve 7 birlikte değerlendirildiğinde petrol fiyatlarının ABD ve Suudi Arabistan liderliğinde düşürülmüş olması Rusya’nın ekonomik büyümesinde ciddi bir gerilemeye yol açtığı görülmektedir. Gerek ekonomik büyümedeki düşüşün ve gerek petrol fiyatlarının düşürülmesinin birlikte, Rusya’nın cari işlemler dengesi üzerindeki etkisi sınırlı kalmıştır. Cari işlemler dengesinde sınırlı kalışı etkileyen unsurlar arasında Türkiye’den yapılan ithalatın kısıtlanması, Türkiye’ye turist gönderilmemesi ve Ukrayna’daki çatışmalar nedeni ile gerek bu ülke ve gerek Avrupa ülkeleri ile ticaretin etkilenmesi akla gelmektedir.
Rus ekonomisi ödediği bu bedellere karşılık, Çin ile ekonomik ilişkilerinde uzun vadeli kalıcı kazanımlar sağlamış görünmektedir. Diğer taraftan, Rusya ödediği bu ekonomik bedele rağmen, o koşullar altında bile ABD’nin AB ile birlikte gerek Ukrayna’da ve gerek Suriye’de sergilediği politikalara karşı ulusal çıkarlarını koruma kararlılığını başarı ile sergilediği söylenebilir. Ayrıca, bu koşulların yaşandığı ortamda Türkiye tarafında sınır ihlali nedeni ile düşürülen savaş uçağı krizini de etkin bir biçimde yönetmiş ve Türkiye’ye yönelik yaptırım bile uygulayabilmiştir. Son haftalarda, Rusya Suriye’ye bir uçak gemisi göndererek bu cephede varlığını daha da güçlü sergilemeye başlamıştır.
Internette arama motorlarında yaptığım gezintide, çeşitli sitelerde, Rusya’nın döviz rezervi 2014 yılı başlarında 500 milyar dolayında iken, Mayıs 2016 da 390 milyar dolar düzeyine indiği tahminleri yer almaktadır. Bu düşüşte sahneye konulan Rus Ruleti’nin etkisinin büyük olduğu yadsınamaz.
Üstelik bu süreçte, Rusya’nın ABD Hazine kağıtlarına yatırılmış fonları Ağustos 2015 ayında 66.5 milyar dolar iken, Ocak 2016 ayında 96.9 milyara çıkarak 30.4 milyar dolar artmışken, Nisan 2016 ayına kadar 14.4 milyar dolar azalarak 82.5 milyar dolara inmiştir. Bu veriler de Rus ekonomisinin bu süreçte çok sıkışık duruma düşmediğinin göstergesi olarak kabul edilebilir.
Dolayısı ile Rusya’nın ara dönem hasar durumunun en ağır şekilde uluslararası rezervlerdeki azalma ve büyüme oranlarında görüldüğü söylenebilir diye düşünüyorum.
Tablo 5, İran’ın petrol ihracatında kısıtlama olmasına ve petrol gelirlerini tahsil edebilmekte zorlanmasına rağmen, 2012-2014 döneminde ekonomik büyümesini, eksi 6.6 düzeyinden 2014 de artı 4.3 düzeyine çıkarabildiği görülmektedir. Buna karşın IMF’nın 2015 büyüme tahmini yüzde 0 düzeyine yakındır. Büyümedeki bu düşüş çok geniş ölçüde petrol ve dolayısı ile doğal gaz fiyatlarının düşürülmesinden kaynakladığını söylemek yanlış olmaz. Tablo 7 İran’ın cari işlemler dengesinde de hasarın büyük ölçekte olduğunu göstermektedir. Ancak 2015 sonuna doğru ABD’nin İran’a yönelik yaptırımlarını hafifletmesi ile birlikte, İran’ın petrol ve doğal gaz ihracatından kaynaklanan geçmiş yıllara ait büyük ölçekli alacaklarını tahsil etmeye başlaması 2016 da ekonomik büyümeyi canlandırıcı bir etki yaratabilir. Kaldı ki, İran hafifileyen yaptırımlar nedeni ile 2016 yılında petrol ve doğal gaz üretimini arttırarak ihracat gelirlerini dolayısı ile de cari işlemler dengesini iyileştirmeye başlayabilir. Sahnelenen Rus Ruleti’nin İran ekonomisi üzerinde de henüz yıkıcı olmasa bile küçümsenmeyecek bir hasar yaptığını söylemek yanlış olmayacaktır.
Suudi Arabistan
Suudi Arabistan’ın “Rus Ruleti”ne istekle katılmasındaki en önemli unsur, bu politikanın Rusya’nın yanında Suudi Arabistan’ın Bölgedeki siyasi nüfuz ve inanç bakımından da en büyük rakibi olan İran’a da diz çöktürecek olması idi sanırım. Buna ek olarak, Suudi Arabistan, izlenecek bu politikanın, yan ürününün, kaya petrolü üretimine vuracağı darbe ile ABD’ni yeniden petrolde kendisine bağımlı konuma getireceğini de düşünmüş olmalıdır. Tablo 5 de, Suudi Arabistan’ın büyüme hızında özellikle 2014-2015 yıllarında önemli bir düşüş olmadığı gözlemlenmektedir. Ancak bu noktada 2015 yılı verisinin IMF uzman tahmini olduğunu hatırda tutmak gerekir. Buna karşın, Tablo 7 den de görüldüğü üzere, ülkenin cari işlemler dengesi 2012 deki artı 164.8 milyar dolar düzeyinden 2015 de eksi 41.5 milyar dolara düşmesi de beklenmektedir. Bu gelişme gerçekleşirse, cari işlemler dengesinin (164.8+41.5=) 205 milyar dolar boyutunda yön değiştirmesine dönüşecektir. Eylül 2014 ayında Suudi Arabistan’ın resmi döviz rezervlerinin 750.0 milyar dolayında olduğu tahmin ediliyordu
. IMF’nin veri tabanında bu ülkenin resmi rezervlerinin Mart 2016 itibariyle 587.1 milyar dolara düştüğü bilgisi yer almaktadır. Bu durumda, Suudi Arabistan, “Rus Ruleti”ne katıldığından bu yana düşen petrol fiyatları nedeni ile kaybettiği petrol gelirleri sonucunda, cari işlemler dengesinde ciddi sorunlarla karşılaşırken, bu sorunu aşabilmek ve ekonomik büyümeyi sürdürebilmek, belki daha doğru bir ifade ile azalan petrol gelirleri ile ülke içinde oluşabilecek olumsuz gelişmeleri önleyebilmek için resmi rezervlerini (750.0-587.1=) 162.9 milyar dolar boyutunda eritmek zorunda kaldığı anlaşılmaktadır. Suudi Arabistan içinde bulunduğu bu mali ortamda, Yemen’e doğal kaynaklarını denetleme yanında kendi inanç yapısını o ülkeye ihraç etmeyi de içeren ve iki yılı aşan savaşın maliyetini de taşımak zorunda kalmaktadır. Bu arada, Suudi Arabistan’ın içine düştüğü mali sıkıntıyı aşabilmek için ülke petrol tekelini elinde bulunduran ve varlık değeri 2 trilyon dolar olarak tahmin edilen Aramco şirketinin yüzde 5 hissesini satışa çıkarma hazırlığında olduğu da haberler arasında yer almaktadır
. Suudi Arabistan iki yıla yaklaşan bu mali sıkışıklık nedeni ile ülkesinde ihale almış yerli ve yabancı şirketlere hak edişlerini ödemekte de ciddi sıkıntı yaşamakta olduğu söylenmektedir.
Bu gelişmelerin yer alırken, ABD Kongresi, Başkan Obama’nın Nisan 2016 da Suudi Arabistan’a yapacağı resmi ziyeretin hemen öncesinde, “Terörizmi Destekleyenlere Karşı Adalet” (Justice Against Sponsors of Terrorism Act) yasa tasarısını görüşmeye başlamıştı. Bu yasanın çıkması durumunda 11 Eylül terrörist saldırılarında yaşamını kaybedenlerin ailelerinin Suudi Arabistan’a tazminat davaları açabilmesinin önü açılacaktı
. Bu yasanın konuşulmakta olduğu günlerde bir ABD gazetesinde, Kongre’nin 2002 yılında yaptığı soruşturma sonucu düzenlenen raporun bazı Suudi Arabistan yetkililerini suçlayan 28 sayfalık bölümünün yayınlanmadığına ilişkin haber çıkmıştır
. 17 Mayıs 2016 günü anılan yasa Senato’da onaylandı ve görüşülmek üzere Temsilciler Meclisi’ne gönderildi. Yasa’nın Senato’da görüşülmesi sırasında Suudi Arabistan yetkililerinin ABD İdaresini, tasarının geçmesi halinde ellerindeki toplam değeri 750 milyar dolar olan ABD Hazine Kağıtları ile diğer mali varlıklara, el konulmasını önlemek amacıyla, satacaklarını bildirdikleri basında yer almıştır.
ABD basınında bu konular tartışılmaya ve haber yapılmaya devam ederken, Suudi Arabistan ile ABD arasındaki ilişkilerde artan gerginlik yaşanırken, ABD Hazinesi aylık olarak muntazam olarak yayınladığı “Hazine Kağıtlarını Elinde Bulunduran Önde Gelen Yabancı Ülkeler” (Major Foreign Holders of Treasury Securities) başlıklı verilerini Mayıs 2016 yayınladı. Bu yayınla birlikte, Suudi Arabistan’ın elinde bulunan Hazine Kağıtlarının yaklaşık 113 milyar dolar olduğu görüldü
. Bu verilerin açıklanması ile birlikte Suudi Arabistan’ın Nisan 2015 de elinde 105.3 milyar dolarlık Hazine kağıdı bulunurken, bu miktarın Ocak 2016 da 123.6 milyar dolara çıktığı ve Nisan 2016 itibariyle de 113.0 milyar dolara gerilediği de anlaşıldı
. Bundan önce ABD Hazine Bakanlığı’nın her ay muntazam açıkladığı yabancı ülkelerin elindeki Hazine Borç Kağıtları ile ilgili verilerde, Suudi Arabistan’ın yanında diğer birçok petrol üreten ülkelerin elinde bulunan miktarlar “Petrol İhracatçıları” başlığı altında tek rakam olarak verilmekteydi. Nisan 2016 ayı sonunda yayınlanan verilerde bu kalem kaldırılmış ve her bir ülke tek tek yazılmıştır.
Suudi Arabistan’ın içine düştüğü mali sıkıntının aynı zamanda iç siyasi istikrarı da etkilemeye başladığı ileri sürülmektedir. Buna göre, 2014 yılında yeni kralın tahta çıkışı ve onu izleyen dönemde aldığı kararların Suud ailesi içinde bazı rahatsızlıklar yarattığı uzun süredir Batı basınında haber olagelmektedir
.
Veliaht Prens Muhammed bin Salman, “petrol bağımlısıyız” söylemini dile getirdiği ve ülkeyi bu bağımlılıktan kurtarmak için cesur bir ekonomik reform planı gerekliliğine işaret ettiği ileri sürülmektedir. “Suudi Vizyonu 2030” reçetesi çerçevesinde Hükümetçe kabul edilen “Ulusal Değişim Programı” göre, ülkenin petrol dışı gelirlerini 2020 yılına kadar üç kat artırarak 141 milyara çıkarmayı ve bu bağlamda da 450,000 kişiye yeni iş yaratmanın hedeflendiği belirtilmektedir
. Ancak düşen petrol gelirleri, önemli kaynak gerektiren Yemen savaşının giderleri, iç ve dış güvenlik için büyük ölçekte silah alımları, Suriye’deki muhaliflerin finansmanı gibi giderler gözönüne alındığında bu reform programınına öngörülen boyutta başlatılabilmesi zor görünmektedir.
Bu arada, petrol fiyatlarının yüksek olduğu dönemde hızla artan nüfus, ülkedeki demografik yapıyı hızla değiştirmiştir. Buna göre, 2011 yılında Woodrow Wilson Bilim İnsanları Uluslararası Merkezi’nin (Woodrow Wilson International Center for Scholars) 2011 yılında yaptığı bir incelemeye göre, 29 milyon nüfusun yüzde 67 si 30 yaş altında iken 14 yaş ve altı nüfusun toplam nüfusa oranının yüzde 37 olduğu belirtilmektedir
. Bu verilerin anlamı 2021 yılına kadar işgücüne 1.9 milyon kişinin katılmasıdır. ABD Merkezi haber Alma Örgütü (CIA) World Factbook belgesinde, 16-29 yaş arası nüfusun yüzde 29 unun işsiz ve özel sektörün talep edebileceği eğitim ve teknik becerilerden yoksun olduğu da ileri sürülmektedir
.
Azalan petrol gelirleri, ülkede halk kitleleri için uygulanan sosyal yardım programlarında ciddi kısıntıya yol açmaya başlar ise toplumsal huzursuzlukların hızla artmasından endişe edilebilir.
Bu endişelerin hüküm sürdüğü ortamda, Medine ve Katif’te iki cami yakında ve ayrıca ABD’nin Cidde Konsolosluğu önünde intihar bombacıların bombalar patlaması da düşündürücü bir gelişme olmuştur
. CIA Başkanı Brennan’ın bu camilere yönelik saldırılarda “İslami Devlet”in izi olduğunu ve “militan grubun sadece ABD ve Avrupa için değil, aynı şekilde Suudi Arabistan’ın içinde de çok çok ciddi tehdit oluşturduğunu söylediği” belirtilmektedir
.
Yukarıda açıklanan bilgiler ışığında, petrol fiyatları ile oynanan “Rus Ruleti”nde en büyük kaybı, sadece Suudi Arabistan’ın döviz rezervlerinde eriyen 162.9 milyar dolar ve cari işlemler dengesinin 164.8 milyar fazladan 41.5 milyar dolar düzeyinde açığa düşmesi nedeni ile 206.3 milyar dolar kaynak kaybı birlikte düşünüldüğünde bu ülkenin üstlendiği mali kaybın çok büyük ölçekli olduğu ortaya çıkmaktadır.
Suudi Arabistan yetkilileri çeşitli platformlarda, petrol üretimini kısarak fiyatların yükselmesi yönünde adım atmayacaklarını belirtmeyi sürdürmektedirler. Ancak, Rusya, İran ve Suudi Arabistan’a yönelik olarak buraya kadar derlenen bilgiler çerçevesinde, petrol üretimini kısarak fiyatların yükselmesi yönününde ilk adımı atmaya en yakın adayın Suudi Arabistan olabileceği görünmektedir.
A.B.D.
Petrol fiyatları ile “Rus Ruleti” oynamayı sahneye koyan ve rejisörlüğünü de üstlenen A.B.D.nin, bu süreçte bazı bedeller ödeme yanında, bazı kazançlar da sağlamış olduğu söylenebilir. Tablo 5 den de görüldüğü üzere, 2013 yılında yaklaşık yüzde 1.5 düzeyinde olan büyüme oranı 2014 yılında 2.4 düzeyine çıkmış ve IMF’nin tahminlerine göre 2015 de de aynı düzeyi koruması beklenmektedir. ABD büyüme hızını olumlu yönde etkileyen önde gelen unsur elbette enerji fiyatlarının düşmesidir. Bu konuya biraz sonra tekrar değineceğim. Tablo 7 ise ABD’nin cari işlemler açığının 2013 yılındaki 376.8 milyar dolar düzeyinden 2015 te 484.1 milyar dolara çıkması beklenmektedir. Diğer bir deyişle (484.1-376.8=) 107.3 milyar dolar artarak daha da kötüleşmesi beklenmektedir. Cari işlemler açığının büyümesini etkileyen unsurlardan ilki, büyüme oranlarındaki artış ise diğer biri de ABD Enerji Bilgi İdaresi’nin (EIA) verilerine göre, 2015 in ilk çeyreğinden itibaren ABD’nin ham petrol ithalatının yavaşça artmaya başlamasıdır. Ham petrol ithalatının yeniden artmaya başlamışındaki en önemli etken kaya ve shale petrolü üretimi ile kaya gazı üretiminin düşmeye başlamasıdır. Zira 50-60 dolar arasındaki ham petrol fiyatının, bazı farklı görüşler varsa da, kaya ve shale petrol üretiminin kâra geçiş aralığı olduğu ileri sürülmektedir. Ancak ABD’deki bazı kaya ve shale petrolü üretim havzalarında kâra geçiş düzeyinin 30 dolar hatta 22.52 dolar düzeyine kadar indiğini belirtenler de vardır
. Bu bilgiler gerçeği yansıtıyorsa, Suudi Arabistan’ın ABD kaya ve shale petrolü üretim sahalarını geniş ölçüde devre dışı bırakma beklentilerinin de yanlış bir temele dayandığı anlaşılır.
Bunun ötesinde sahnelenen “Rus Ruleti”nin ABD’ne en olumsuz yansımasının Rusya-Çin ekonomik ve politik yakınlaşması ve iki ülke arasında artan enerji ticareti ve buna ilişkin altyapı yatırımlarının boyutu olmuştur.
Petrol fiyatlarını düşürme ve düşük düzeyde kalmasını sağlama stratejisinin ABD ekonomisi üzerinde yaptığı olumlu etkileri ise şöylece özetlemek olasıdır.
ABD Enerji Bilgi İdaresi verilerine göre, “Rus Ruleti” sahneye konulmadan önce 31 Mart 2014 tarihinde 3.7854 litre (bir gallon) normal benzinin (regular conventional retail gasoline) fiyatı 3.521 dolar iken, iniş süreci dalgalı bir seyir izlese de, 4 Temmuz 2016 günü 2.205 dolara gerilemiştir. Bu yaklaşık yüzde ([3.521-2.205]/3.521=) 37.38 düşüş demektir. Petrol ve ona bağımlı olarak doğal gaz ve kömür fiyatlarının da düşmesi ABD’de genel olarak enerji fiyatlarının düşmesini beraberinde getirmiştir. Bu ise bir yandan sanayi üretiminde maliyetlerin, dolayısı ile kâr marjlarının artmasına yol açmıştır. Diğer taraftan sürekli düşme eğilimi gösteren benzin ve dizel fiyatları da başta spor taşıt araçları (SUV) olmak üzere motorlu taşıt satışlarının artmasına yol açmıştır. Bu bir yandan yerli otomotiv sanayinin üretimini diğer yandan da motorlu taşıt ithalatının artmasını teşvik etmiştir. Bunun yanında Ukrayna ve Suriye’de süren iç savaşlar yanında Suudi Arabistan-Yemen savaşı da ABD silah sanayiine yönelik talep büyümesine yol açmıştır.
Bütün bunlara ek olarak, “Rus Ruleti”, ABD’nin izlediği petrol ve doğal gaz üretim alanları ile ulaşım yollarını denetleme politikası bakımından yan gelişmeler de sağlamıştır. Tablo 5 ve 7 den de görüldüğü üzere Cezayir, Libya, Venezuela, Irak ve Nijerya gibi önemli petrol üreticisi ülkelerin ekonomik büyümeleri küçülmeye döndüğü gibi cari işlemler dengeleri de büyük hasar görmüştür. Ham petrol fiyatları düşük düzeylerde kalmaya devam ettiği taktirde bu ülkelerde ciddi iç politik çalkantılar beklemek bir kehanet olmayacaktır. Benzeri durumun diğer petrol ve doğal gaz üreticisi ülkelerde de yer aldığı bir tahmin olarak söylenebilir. Bu arada internet sitelerinde, ABD Enerji Bilgi İdaresi’nce açıklanan bir senaryoya göre, ham petrol fiyatlarının 2020 yılına kadar 50-60 dolar bandına dönmeyeceği ve 2040 dan önce de 85 dolar düzeyine çıkmayacağının ileri sürüldüğü belirtilmektedir
. Bu senaryonun gerçekçi olup olmadığını 2016 yılı içinde gözlemeye başlayabiliriz diye düşünüyorum.
Yukarıda Tablo 3 çerçevesinde başta Çin ve Rusya olmak üzere bazı ülkelerin “Rus Ruleti”nin sergilendiği dönemde ellerindeki ABD borç kağıtlarını çıkardıklarına da değinmiştim. Bu noktayı da açıkta bırakmamak için Temmuz 2014 ayında yabancı ülkelerin elinde bulunan ABD Hazine kağıtlarının değeri 6,002.6 milyar dolar iken, Nisan 2016 da bu rakam 6,238.5 e yükselmiştir. Diğer bir deyişle, bazı ülkeler ellerindeki ABD Hazine kağıtlarını zaman zaman nakit gereksinimleri ve politik nedenlerle çıkarsalar bile ya başka ülkeler bu kağıtları satın almakta ya da aynı ülkeler bir süre sonra yeniden satın almaya başlamaktadırlar. ABD’nin Hazine kağıtları ile diğer dolarla işlem gören varlıklar konusundaki geçmiş piyasa oluşumlarını bilmesi ve bu piyasaları gerektiğinde “reeskont faizleri” ile yönlendirebilme gücü nedeniyle, Suudi Arabistan’ın dolar cinsinden varlıklarını nakde çevirebileceği yönündeki restini duraksamadan gördüğünü sergilemek için bu ülkenin elinde bulunan Hazine kağıtlarına ilişkin verileri derhal açıklamıştır. Tablo 1 ve 2 den de anımsanacağı üzere doların dünya ticaretindeki ve ulusal paraların uluslararası piyasa değerlerini belirleme gücü halen dahi geniş ölçüde ABD Merkez Bankası’nın elinde bulunmaktadır. Dünya piyasalarının FED’in faiz açıklamlarını nasıl izlediği ve açıklandığında da nasıl etkilendikleri gözler önündedir. Ancak bunun yanında Çin’in altın Yuan çalışmaları içinde olduğuna da sıkça değinilmektedir
. Bu gelişme Rusya’nın petrolde kendi benchmark’ını işletmesi ve İran’ın petrol ve doğal gazı avro ile satma kararlılığı ile birlikte düşünüldüğünde, ismi resmen konulmasa bile ABD dolarını tahtından indirme, savaşı demesek bile, girişimlerinin giderek yoğunlaşacağı anlaşılmaktadır.
Şu an itibariyle, ABD ekonomisinin genel dengesine bakıldığında, “Rus Ruleti” oyununun olumlu etki yarattığı rahatlıkla söylenebilir. Dolayısı ile “Rus Ruleti”ni sahneye koyan ABD, ara bilanço sonuçlarına göre en kazançlı ülke konumunda görünmektedir. Bu durum kalıcı mıdır sorusunun yanıtı belki 2016 yılı sonuna doğru netlik kazanmaya başlayabilir.
“Rus Ruleti”nden hiçbir bedel ödemeden ekonomik ve politik açıdan büyük kazanç sağlayan tek ülke ise Çin ve Güney Kore gibi ülkeler olmuştur. Başta ham petrol olmak üzere gerileyen enerji fiyatları başta Çin ve Avrupa Birliği ülkeleri olmak üzere birçok ülkeye büyük avantaj sağlamıştır.
Rus Ruleti’nin Çin’e büyük ekonomik ve enerji avantajları sağlamış olması, ABD için önceden öngörülebilen bir yan maliyet getirmiştir. Ancak, ABD-Çin ilişkileri sorunsuz değildir. ABD Başkanı James Monroe’nun 2 Aralık 1823 günü Kongre’ye sunduğu Doktrin’den beri arka bahçesi olarak gördüğü Latin Amerika ülkeleri ile Çin arasında büyük ölçekli ekonomik işbirliği ve politik yakınlaşmadan ABD mutlu değildir. Aynı şekilde hem enerji kaynakları açısından hem de stratejik maden ve mineraller açısından büyük zenginliğe sahip Afrika Kıtası’na Çin’in sizması, büyük mali yardımlarda bulunmasından ve siyasi ilişkiler geliştirmesinden de memnun değildir. Güney Doğu Asya ülkeleri ile ve bu arada Myanmar ile Çin yakınlaşmasına da sıcak bakmamaktadır. Ayrıca, Çin’in son yıllarda büyük ölçekte altın satın alıp ulusal parası yuanı dolara alternatif yapma çalışmalarını da ABD’nin kabul edebilmesi mümkün değildir. Bu nedenle Çin Denizi’ndeki komşuları ile Çin arasındaki ihtilaflarda taraf olmakta ve ayrıca, Çin’in bu denizde yapay bir ada inşa edip silahlandırmasına da karşı çıkmaktadır.
2016 yılında ham petrol fiyatlarının hangi yönde değişmeye başlayacağına ilişkin tartışmalar da başlamıştır. Bu bağlamda, biraz önce ABD Enerji Bilgi İdaresi’nin açıkladığı senaryo ileri sürüldüğü gibi, ham petrol fiyatlarının mevcut düzeyler dolayında gezineceğini belirten görüşler olduğu gibi, düşmeye devam edeceğini savunanlar kadar, fiyatların yükselişe geçeceğini ileri sürenler de vardır. Hangi görüşün haklı olduğu tartışmasına girmek yerine, gelecekte ham petrol fiyatlarının yükselebileceği düzeyi artık OPEC üyesi ülkelerin değil, ABD nin belirleyeceğini belirtmenin daha gerçekçi bir düşünce olduğu ifade etmek isterim. Bu görüşe ulaşmamı etkileyen unsurları da şöylece sıralayabilirim.
- OPEC’te siyasi kararlılığı sağlayan Saddam Hüseyin, Muammer Kaddafi ve Hugo Chavez gibi liderler sahneden uzaklaştırılmışlardır. Buna ek olarak, İran ve Suudi Arabistan arasındaki ilişkiler çok gerginleşmiş durumdadır. Bu nedenle OPEC’te sürdürülebilecek bir karar alma gücü büyük bir erozyana uğramıştır.
- İran yıllardır, uygulanan yaptırımlar nedeni ile uğradığı gelir kayıplarını telafi edebilmek için süratle ham petrol üretimini arttırma kararındadır.
- Irak ve Kuzey Irak Yerel Yönetiminin, düşen ham petrol fiyatlarının neden olduğu kaynak kaybını üretim artırarak düzeltmek isteyeceklerini beklemek yanlış olmaz.
- İsrail ve Güney Kıbrıs’ın münhasır ekonomik bölgelerindeki doğal gaz ve petrol üretiminin birkaç yıl içinde dünya pazarlarına sunumunun başlaması beklenmektedir. Bu sunum potansiyeli de ham petrol fiyat artış beklentilerini baskı altında tutabilecektir.
- ABD-Rusya politik geriliminin dozu giderek artmaktadır. Warşova’da 8-9 Temmuz 2016 tarihinde toplanan NATO Konseyi’nin 139 maddelik Bildirisi’nde Rusya’nın İttifak için bir tehdit oluşturduğuna birçok kez değinilmiştir. O nedenle, ABD Rusya’nın ekonomik gücünü zayıflatmak için ham petrol fiyatlarının olabildiğince düşük düzeyde kalmasını tercih edecektir. Kaldı ki, düşük ham petrol fiyatlarının ABD’nin Venezuela, Cezayir, Sudan ve Irak gibi ülkelerde izlediği politikalar bakımından da avantaj sağlamaktadır.
- Şu anda Rusya-ABD ve Çin-ABD arasında adı açık seçik konmasa bile yeni bir soğuk savaş dönemi yaşanmaya başlamıştır demek, yanlış bir söylem olmayacaktır.
Bu nedenlerle, ABD’nin orta vadede ham petrol fiyatlarının ülkesindeki kaya ve shale petrol kâra geçiş fiyatlarının çok üzerine çıkmasına iç ve dış politik nedenlerle sıcak bakmayacağı söylenebilir.
Bir buçuk yılı aşkın süredir sahnelenen “Rus Ruleti”nin özet ara bilançosu genel hatları ile yukarıda özetlemeye çalıştığım gibi olduğunu düşünüyorum. Nihai bilançonun nasıl oluşacağını bekleyip hep birlikte göreceğiz.
Hikmet Uluğbay
Friedman Thomas L., “The First Law of Petropolitics”, Foreign Policy May/June 2006.
Wikipedia, “Daily oil production” maddesi.
Engdahl F. William, “Eurasia: China and Russia is Where it’s Happining”, journal-neo.org 25.5.2016.
Engdahl F. William, “Transformational Project in Eurasia Land Space”, 21 June 2016.
Escobar Pepe, ”Russia-China Strategic Partnership: on the road to United Eurasia”, Global Research July 2, 2016.
Engdahl F. William, “Why are Russia and China Buying Gold, Tons of it?” Journal-neo.org. 30.3.2016.
Brzezinski Zbigniew, “Büyük Satranç Tahtası” İnkılâp Kitabevi 2005 sayfa 71-72.
“FDR takes United States off gold standard-June 5, 1933”, www.history.com.
Sharma Sohan, Sue Tracy & Surinder Kumar, “The Invasion of Iraq: Dollar vs Euro”, Zmagazine, February 2004.
Engdahl, F. William, “A Century of War-Anglo-American Oil Politics and The New World Order.”, Pluto Press, 2004, sayfa 106.
Wikipedia, de Gaulle maddesi.
Wikipedia, Nixon Shock maddesi.
Blum William, “Killing Hope-U.S. Military and C.I.A. Interventions since World War II” Thr Updated Edition, Common Courage Press Monroe, Maine 2004, sayfa 151-2
Kennedy Jr. Robert F., “Why the Arabs Don’t Want Us in Syria”, Politico Magazine February 22, 2016.
Kennedy Jr. R. F., y.a.g.m.
“CIA’in 1953’teki İran darbesinde rol oynadığı belgelendi”, BBC-Türkçe 20 Ağustos 2013.
Engdahl F. William, “Washington Again Underestimated the Iranian Mind”, 10.02.2016.
Wong Andrea and Ms Andrea Wong, “The Untold Story Behind Saudi Arabia’s 41 Year U.S. DEbt Secret”, Time Inc. Bloomberg May 31, 2016.
“World Crude oil production” e.i.agov, Table 11-1b.
UNCTAD, “Key Statistics and Trends in International Trade 2014” sayfa 7.
Engdahl F. W., “Russia Breaking Wall St. Oil Price Monopoly” 0.9.01.2016 journal-neo.org.
Durden Tyler, “China Dumps Record $ 143 Billion In US Treasurys In Three Months Via Belgium”, Zero Hedge 07/17/2015.
Aleklett Kjell, “Dick Cheney, Peak Oil and the Final Count Down” Uppsala University Sweden, May 12, 2004.
Renner Michael, “Post-Saddam Iraq: Linchpin of a New Oil Order”, Foreign Policy in Focus January 1, 2003.
Y.a.g.m. de alıntı yapılan “National Energy Policy Development Group, Reliable, Affordable, and Environmentally Sound Energy for America’s Future
(Washington: U.S. Government Printing Office, May 2001), pp. x and 1-13.” Rapor.
Guzman Timothy Alexander, “De-Dollarization Accelerates: Iran-Russia ‘New Trade Agreements’ to Drop US Dollar” Global Research December 26, 2015. William Engdahl, “Washington Again Underestimates the Iranian Mind”, 10.02.2016.
Tavernise Sabrina, “Treats and Responses: Moscow’s Pocketbook; Oil Prize,Past and Present, Ties Russia to Iraq”, The New York Times October 17, 2002.
İslam Faisal, “Iraq nets handsome profit by dumping dollar for Euro”, The Observer 16 February 3003.
Guzman T.A., “De-Dolarization …”
Tisdall Simon, “Chavez the Bush baiter” The Guardian November 25, 2005.
Blum William, “US coup against Hugo Chavez of Venezuela 2002”
Whitney Mike, “Why Did Washington Hate Hugo Chavez?”, July 30, 2013 Counterpunch.
Bolivar Cuidad, “Iran, Venezuela Begin Joint Drilling” CBC News September 18, 2006.
McLean Renwick, “U.S. Bars Spain’s Sale of Planes to ‘Antidemocratic’ Venezuela, The New York Times January 14, 2006. Sanchez Marcela, “The Petty Politics of Venezuela’s Arms Purcaheses The Wasington Post January 20, 2006.
Sancez M., bir önceki dipnottaki yazı.
“Caracas Pursues Control Of Oil”, Los Angeles Times April 25, 2006.
Lendman Stephen, “US Hostility Toward Iran Persists. Billions of Dollars of Iranian Assets Remain Frozen”
Global Research, July 14, 2016.
Simha Rakesh Krishan, “Currency Dictatorship. The Struggle to End US Dollar Hegemony”, Global Research, January 17, 2016.
Guzman T. A., “De-Dollarization …”
Guzman T.A., “Currency War Escalation: Iran Wants Eoros Instead of US Dollars for Oil Payments”, Global Research February 07, 2016.
Brown Ellen, “Money, Power and Oil, Exposing the Libyan Agenda: A Closer Look at Hillary’s Emails”, The Web of Debt Blog 13 March 2016
Wikileaks belgeleri arasında yayınlanan P261454Z MAY 09 simgeli belge.
Engdahl F.W., “Russia Breaking Wall St. Oil Price Monopoly”, 09.01.2016 journal-neo.org.
Engdahl, “Russia Breaking …”
Engdahl, “Russia Breaking …”
Martin Will, “We just got another massive signof how badly Saudi Arabia is suffering from oil price crush”, Business Insider U.K. Feb. 29, 2016.
Newman Rick, “The Saudis may know something about oil the rest of us don’t”, Yahoo News/Finance.
“State Sponsors of Terrorism: US Planned and Carried out 9/11 Attacks, but Blames Other Countries for Them Out” Strategic Culture Foundation, Middle East Media Research Institute, 25.05.2016.
Y.a.g.m. ve Roberts Paul Craig, “)/11 Disinformation: Saudi Arabia Attacked America” Global Research May 27, 2016.
Mazzetti Mark, “Senate Passes Bill Exposing Saudi Arabia to 9/11 Legal Claims” The New York Times May 17, 2016 ve Jay Syrmopoulos, “Saudi Arabia Threatens to Crash the Dollar if Congress Exposes Their Role in 9/11 Attacks”, Global Research May, 13, 2016.
Matishak Martin, “Saudi Arabia holds $117 billion of the US government’s debt” The FiscalTimes May 16, 2016.
“Major Foreign Holders of Treasury Securities” April 2016, U.S. Treasury Department.
Escobar Pepe, “The Implosion of the House of Saud”, Global Research April 15, 2016.
Cooper Andrew Scott, “Saudi Arabia’s First Step is admitting it has an oil problem”, Foreign Policy June 7, 2016
Glum Julia, “Saudi Arabia’^s Youth Unemployment Problem Among King Salman’s Many New Challenges After Abdullah’s death”, Newsweek 23.01.2015,
“Saudi Arabia: Explosions near Medina and Qatif mosques”, Al Jazeera 4.7.2016 ve “Suicide Bomb Blasts Outside U.S. Consulate in Saudi Arabia” The World Post 7.4.2016.
Syeed Nafeesa, “CIA Chief Says Saudi Arabia Must Adapt Society to 21st Century”, Bloomberg July 14, 2016.
“Why U.S. Shale Is Not Capitulating Yet”, ZeroHedge – Feb 04, 2016.
“How Low Oil Prices Are Transforming Global Politics In Startling Ways”, By Tom Dispatch – Jan 12, 2016.
Engdahl, F.W., “China Quietly Prepares Golden Alternative to Dollar System”, 18 May 2016 ve Peter Koenig “The Collapse of the Western Fiat Monetary System may have Begun. China, Russia and the Reemergence of Gold-Backed Currencies”, Global Research, April 21, 2016. | 26ceeec38c1b | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Kazada Borçka ilçesi Orman İşletme Müdürlüğü mevkisinde saat 18.00 sıralarında meydana geldi. Fehmi Vuralın kullandığı 53 FA 746 plakalı otomobil, sürücünün direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu yoldan çıkarak 10 metrelik şarampole yuvarlandı.
Kazada 40 yaşındaki Ümmühan Vural olay yerinde hayatını kaybetti. Ağır yaralanarak Borçka Devlet Hastanesine kaldırılan ve akraba oldukları öğrenilen İbrahim (25), Fatma (25), Merve (13), Fehmi (47) ve Aysel Vural (26) da tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak öldü. Kazayla ilgili soruşturma başlatıldı. | 624df939f2bf | [
"hplt2",
"vngrs"
] |
Bazı bilim adamları rüya sırasında yeni keşifler, sanat eserleri ve yeni bilgiler öğrenilebileceğini savunmaktadır. Birçok buluşun rüya sırasında yapılabileceğini savunmaktadırlar. Bu tarz rüyalara, "yaratıcı rüyalar" adı verilmektedir. Kanıt olmadan bir görüşe inanmak pek mantıklı değildir. Bu durumu kanıtlayan bir örnek ise, "modern atom kuramı"dır. Niels Bohr adlı genç gördüğü rüya sonrasında yeni bir kavram ortaya çıkarmıştır. Gördüğü rüya; Güneş'in kızgın gazlarla dolu merkezde durduğu ve diğer gezegenlerin ince bir iplikle Güneş'e bağlı olduğu ve sürekli olarak Güneş etrafında daire çizdikleriydi. Gezegenler sürekli olarak rüyayı gören Niels Bohr'un yanından geçerken ilginç bir ses çıkartıyordu. Kızgın gazlar soğudu ve katı bir hale geldi, gezegenler ve Güneş uzaklaştı, bunun devamında rüyayı gören Niels Bohr uykusundan uyandı. Gördüğü rüyayı, Güneş sistemiyle atom arasındaki benzerlik olarak adlandırdı. Tüm bunların sonucunda, modern atom kuramı ortaya çıktı.
Yaratıcı rüyaya benzer bir rüyayı da Richard Wagner'in, "Tristan & Isolde" ismindeki operasının bestesiydi. Yaptıkları beste herkes tarafından beğenilmiş ve birçok iltifatlar almasına yardımcı olmuştu. Rüyasında gördüğü ve duyduğu sesleri uyanır uyanmaz notaya döktüğünü ve aslında kendi eseri olmadığını, en samimi dostuna aktarmıştır. Söylediklerine şu sözlerle devam etmiştir; "Benim zavallı kafam bunun gibi bir eseri asla isteyerek yapamazdı. Dinlediğiniz ve beğendiğiniz bu eser, rüyamın sesleri ve eserdir."
Bu tarz yaratıcı rüyalar oldukça fazladır ve insanların kafasında şu sorunun oluşmasına neden olmuştur; "gelecekten mesajlar". Kanıtlarının çok fazla olması, bu görüşün doğruluğunu savunmamıza neden olabilir. Ancak bilim adamları bu tarz rüyaların bilinçaltımızdan kaynaklandığını söylemiştir. Bilimsel veriler sonucunda, gördüğümüz rüyaların beynin verdiği önemli mesajlar olduğu düşünülmüştür. Beyin, rüya sırasında alt merkezden, üst merkeze kendi diliyle önemli mesajlar iletir. Çoğu bilim adamına göre yaratıcı rüyalar, açılmamış mektuplar olarak adlandırılmıştır. Bu tarz rüyaların çok önemli mesajlar ve bilgiler aktardığını söyleyen bilim adamları, gerçekten en ince ayrıntısına kadar dikkat edilmesi gerektiğini söylemişlerdir. Görülen rüyaların yorumlanması gerçekten çok önemlidir. | 696be98eab6c | [
"c4",
"culturax",
"hplt2"
] |
İnsansız uzay aracıyla 2017’nin sonlarına doğru yapılması planlanan sefer iki hafta sürecek.
Aya indirilecek aracın henüz tamamlanmadığı, ancak bavul büyüklüğündeki bu aracı Rocket Lab adlı bir şirketin ürettiği füzenin taşıyacağı belirtiliyor.
Araçta bilimsel deneyler yapacak ekipman bulunacak.
Şirketin kurucularından Naveen Jain, burada madencilik fırsatlarını araştırmak istediklerini söyledi.
Jain “Dünya’ya pek yakında değerli kaynaklar, metaller ve Ay taşları getirmeyi umuyoruz” diye konuştu.
Uzmanlar Ay’da zengin demir, su, karbon, nitrojen, hidrojen, ayrıca “geleceğin yakıtı” olarak adlandırılan helium-3 gazı ile teknoloji ürünlerinde kullanılan nadir toprak elementlerinin bulunduğu, bunların değerinin “trilyonlarca doları bulabileceğini” söylüyor.
Ay Ekspresi ayrıca Dünya’ya bol bol fotoğraf da göndermeyi planlıyor.
Hindistan doğumlu olan Naveen Jain 1979’dan beri ABD’de yaşıyor ve kurduğu teknoloji firmalarıyla tanınıyor.
Şirketin diğer ortakları ise Kanadalı uzay girişimcisi Bob Richards ve yatırımcı Barney Pell.
Ay yarışı
Ay Ekspresi, 2007’de Google’ın ilan ettiği 20 milyon dolarlık Lunar X ödülünü almak için yarışan 16 ekipten biri.
Ödül, Ay’a ilk araç indiren ticari firmaya verilecek.
Bugüne dek ticari şirketler yalnızca Dünya’nın yörüngesine çıkabildi; bunun ötesindeki uçuşların tümü devlet kurumları tarafından gerçekleştirildi.
Ay’a iniş yapmayı ise yalnızca ABD, Rusya ve Çin başardı.
Şimdi başka ticari şirketlerin de Ay’a uçuş izni almaları bekleniyor.
SpaceX kurucusu Elon Musk ise daha da ileri giderek, 2018’de Mars’a araç göndermeyi planlıyor.
1967 tarihli bir BM anlaşması, uzaya çıkacak şirketlerin kendi devletlerinden izin almalarını öngörüyor. | ab4ad4c1c3c6 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Başından çok acıklı mâceralar geçen, Efendimiz’den ayrı yaşamak zorunda kalan hatta dünyaya vedâ ederken bile onun mâh cemâline hasret giden bir âşık!…
Kızıldeniz sahilindeki “Sîfü’l-bahr” denen yere kaçıp yerleşen ve Mekkeli’lerin Suriye’ye giden ticaret kervanlarını basarak müşrikleri bezdiren bir kahraman!..
O, Kureyş kabilesinden olup Benî Zühre’nin müttefiklerindendi. Asıl adının Ubeyd olduğu fakat Ebû Basîr künyesiyle meşhur olduğu nakledilir.
MÜSLÜMAN OLUNCA İŞKENCELERE MÂRUZ KALDI
O, İslâm’la şereflenince Kureyşliler tarafından Mekke’de hapsedilmiş, şiddetli işkencelere mâruz bırakılmış ve çok eza, cefa görmüş bir iman eridir. Müslüman olduktan sonra Medine’ye hicret edememişti. Uzun süre Efendimiz’den ayrı kalmıştı. Onun muhabbet ve hasretine dayanamaz hale gelmişti.
Bir yolunu bulup Medine’ye gitmek istiyordu. Bunun için bir fırsat kolluyordu. Mekke’lilerin Hudeybiye’de müslümanlarla antlaşma yaptığı haberini alınca hemen harekete geçti ve Mekke’den kaçıp Medine’ye geldi. İki Cihan Güneşi Efendimizin huzuruna vardı. Onun gelişine ashab-ı kiram çok sevindi.
HUDEYBİYE ANTLAŞMASI VE EBÛ BASÎR’İN İADESİ
O, huzur ve saadete kavuşmuştu. Efendimiz’in yanından hiç ayrılmıyor, devamlı huzur-ı saadetlerinde bulunmaya çalışıyordu. Büyük bir mutluluk içerisinde hayatını devam ettiriyordu. Artık müşriklerin eza ve cefasından kurtulduğunu ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’e hasretliğinin bittiğini zannediyordu. Onun mutluluğu maalesef uzun sürmedi. Birkaç gün sonra Mekkeli iki muhâfız çıka geldi. Hudeybiye Antlaşması gereğince, Mekkeliler adına Efendimiz’den Ebû Basîr’in iadesini istediler.
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buna çok üzüldü. Ebû Basîr’i yanına çağırdı. Kendisini Kureyşli’lere teslim etmek zorunda olduğunu, fakat Allah’ın ona ve onun durumundaki çaresiz müslümanlara yakında bir çıkış yolu göstereceğini söyledi.
Ebû Basîr radıyallahu anh, müşriklerin kendisine ağır işkenceler yapacaklarını anlatarak iade edilmemesini istedi. Fakat Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, müşriklerle bir sözleşme yapmıştı. O verdiği sözden cayamazdı. Üstelik bu antlaşmanın ileride ne güzel sonuçlar doğuracağını çok iyi biliyordu. Bu sebebten Sevgili Peygamberimiz, antlaşma esaslarına uymak zorunda kaldı ve onu muhafızlara teslimetti.
Ebû Basîr radıyallahu anh bu durumu hiç içine sindiremedi. Zihninde, gönlünde fırtınalar kopuyordu. Nasıl olacaktı da kurtulacaktı? Ne yapmalıydı da o muhafızların elinden kurtulmalıydı? Bu düşünceler içerisinde iki muhâfızla birlikte Mekke’ye doğru yola çıktı. Ama hep fırsat kolluyor, bir çare arıyordu.
MÜŞRİKLERİN ELİNDEN KURTULUŞU
Bir müddet gittikten sonra yemek molası verildi. Bu sırada Ebû Basîr muhafızlardan birine yaklaştı.“Kılıcın ne kadar güzel?” diyerek onu methetti. Onunla bir ilgi kurdu. “Hiç böyle bir kılıç görmedim?” diyerek bakmak istediğini söyledi. O da razı oldu. Ebû Basir eline geçirdiği kılıca bakar gibi yaptı ve ani bir hamle ile muhafızın kellesini uçurdu.
Öteki müşrik ise canını kurtarmak için Medine’ye doğru kaçmaya başladı. Onun arkasından da koştu fakat yetişemedi. İkisi de, kaçan da kovalayan da kısa zamanda İki Cihan Güneşi Efendimiz’in huzuruna vardılar.
PEYGAMBER EFENDİMİZ’İN İLTİFATI
Ebû Basîr radıyallahu anh olup biten hadiseleri Fahr-i Kâinat sallallahu aleyhi ve sellem’e heyecanla anlattı. Sonra Efendimiz’e mâsumâne bir şekilde şöyle dedi:
“-Yâ Rasûlallah! Beni iade edip Mekkeli müşriklere teslim etmek suretiyle onlara verdiğin sözü yerine getirdin. Ben de hem canımı hem de dinimi düşmanların elinden kurtardım”diyerek kendini teselli etti.
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Ebû Basîr’in bu sözlerine hayret edip ashâb-ı kirâm’a döndü ve şöyle dedi:
“-Ne yaman adam! Şayet aklına uyan birileri çıksa, tam bir savaş tahrikçisi!” buyurdu.
Ebû Basîr radıyallahu anh, Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in bu sözleri üzerinde derin düşünceye daldı. Bir iç muhasebesi yaptı ve tekrar Mekkeli’lere teslim edileceği gönlüne doğdu.
“Sahîh-i Buhârî”de yer alan bu rivayetten farklı olarak Vâkıdî, Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in Ebû Basîr’e istediği yere gidebileceğini söylediğini nakletmektedir. Onun da Mekke-Şam yolu üzerinde bulunan Îs’e gidip yerleştiğini kaydetmektedir. (Buhârî, “Şürût”, 15; Vâkıdî, el-Megâzî, II, 626-630)
KERVANLARI BASMA FİKRİ
Ebû Basîr radıyallahu anh, mâh cemaline âşık Sevgili Peygamberimizin yanından mecburi olarak ayrıldı. Yolda giderken aklına şöyle bir fikir geldi:
Medine’ye en yakın bir yere kaçıp, ticaret yolu üzerinde yerleşmeyi, Mekkeli’lerin ticaret kervanlarını basarak onlara eziyet vermeyi düşündü. Önemli bir güzergah olan Kızıldeniz sahilindeki Sîfü’l-bahr denen yere kaçtı. Burası Mekkeli’lerin Suriye’ye giden ticaret kervanlarının uğrak yeriydi.
İki Cihan Güneşi Efendimiz’in kendisi hakkında: “Ne yaman adam!” demesi, Ebû Basîr radıyallahu anh’in hoşuna gitmişti.
Bu sözlerin bir takdir ifadesi olduğunu düşünerek Efendimiz’in kendisine üstü kapalı bir emir verdiğini sezdi. Bu bölgede, Mekke’de eziyet ve işkence gören veya değişik yerlere kaçarak inançlarını yaşayan müslümanlardan oluşan bir birlik kurmayı tasarladı. Nitekim çok geçmeden müşriklerin hapsettiği diğer ashab-ı kiram efendilerimiz, Ebû Basîr radıyallahu anh’in macerasını öğrendiler. Birer ikişer kaçıp onun yanında toplandılar.
300 SAHABEDEN OLUŞAN BİRLİK KURULDU
Kısa bir zaman sonra da Ebû Cendel radıyallahu anh ile yetmiş arkadaşı müşriklerin elinden kurtulup Sîfülbahr’e geldi. Böylece üçyüze yakın güçlü bir birlik kendiliğinden kurulmuş oldu. Bu birliğin imamı ilk önce Ebû Basîr radıyallahu anh idi. Sonra Ebû Cendel radıyallahu anh’a namaz kıldırma görevi verildi.
Mekke ileri gelenlerinin hemen hepsi tüccardı. Geçimlerini Suriye’ye ve daha başka yerlere gönderdikleri ticaret kervanlarıyla sağlıyorlardı. Suriye’ye giden bütün kervanlar Ebû Basîr ile Ebû Cendel radıyallahu anhüma’nın oluşturdukları birlik tarafından soyulmaya, basılmaya başlandı. Bunun üzerine Mekkeli’ler yeni tedbirler almak zorunda kaldı. Kervanların yanına daha güçlü muhafızlar koydular. Fakat yine de kervanı basılmaktan koruyamadılar.
HUDEYBİYE ANTLAŞMASINDAKİ MADDENİN İPTALİ
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin hasretiyle, Allah adına kılıç sallayan bu mağdûr müslümanlara karşı koyamadılar. Onları tesirsiz hale getirmek için uğraştılar ama bir çare bulamadılar. Nihayet çaresiz kalınca Hudeybiye’de müslümanların aleyhine ısrarla koydurdukları o ağır maddeyi yürürlükten kaldırmak üzere Sevgili Peygamberimiz’e bir mektup yazmaya karar verdiler. Mektuplarında şu teklifte bulunuyorlardı:
“-Sîfü’l-bahir’deki müslümanların kendilerine çok zarar verdiklerini, onlar yüzünden doğru dürüst ticaret yapamadıklarını, onların buradan ayrılıp Medine’ye gitmeleri hâlinde, kendilerine teslim edilmeleri şartından vazgeçtiklerini” bildiriyorlardı. Fahr-i Kâinat sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’den bu engeli bir an önce kaldırmasını rica ediyorlardı.
RESÛLULLAH’IN EBÛ BASÎR’E YAZDIĞI MEKTUP
Mekke müşriklerinin bu teklifi üzerine Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz hemen Ebû Basîr radıyallahu anh’e bir mektup yazdı. Sîfü’l-bahr’i terk edip Medine’ye gelmelerini istedi. Mektub ulaştığında, bu kahraman mücâhid ölüm döşeğindeydi. Dikkatlice mektubu okudu ve ağlamaya başladı. Mübarek mektubu öpüp yüzüne gözüne sürdü.
Merhametsiz, inadcı müşriklerin, Gönüller Sultanı Efendimiz’den kendisini ayırmaları onun için işkencelerin en büyüğü idi. Onun gül yüzünü pek az görebilmişti. Şimdi ise Medine’ye gitmeye, onun aydan aydınlık, ışıl ışıl mübarek yüzünü görmeye ne tâkati kalmıştı, ne de zamanı.
EFENDİMİZ’İ GÖREMEDEN VEFÂT ETTİ
O, sırf dinini yaşamak için Medine’den kaçıp gitmişti. Gerçi dini uğrunda kendisine ağır işkenceler yapan zâlimleri, yaptıklarına bin pişman etmişti. Görevini yapmıştı. Resûl-i Ekrem’in kendisi hakkındaki iltifatını bir daha hatırladı. “Ne yaman adam!” buyurmuştu. Mektubu son bir defa daha öptü. Gönlü Peygamber hasretiyle yanan Ebû Basîr radıyallahu anh’ın mübarek rûhu cennet-i âlâya uçtu. Bedeni ise Sîfü’l-bahr de kaldı. (İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-gâbe, VI, 35. el-İstîâb, IV, 20-22)
Ebû Cendel radıyallahu anh ve arkadaşları cenaze namazını kılıp oraya defnettiler. Kabrinin yanına bir de mescid yaptılar. (m. 628) Daha sonra oradaki ashab-ı kiram radıyallahu anhüm ecmaîn toplanıp Medine’nin yolunu tuttu. Efendimiz’e kavuştular. Bir daha huzurundan hiç ayrılmadılar. Bütün gazvelere onunla birlikte katıldılar. (Köksal, İslâmTarihi-VI, 248-256)
Allah hepsinden râzı olsun.
Cenab-ı Hak cümlemize Ebû Basîr radıyallahu anh’ın aşkından, dini gayretinden ve Allah yolundaki kahramanlığından hisseler nasib eylesin. Amin.
Kaynak: Mustafa Eriş, Altınoluk Dergisi, 2015 – Nisan, Sayı: 350 | 924875762cd7 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |