text stringlengths 97 665k | id stringlengths 12 12 | source listlengths 2 5 |
|---|---|---|
Uf Puf Püf
Bilim, sanat, siyaset, ekonomi de bir yere kadar… Bu aralar çok fazla sıkılmaya başladım galiba çok fazla boş kalıyorum. Yok yok… Galiba değil, çok çok boş kalıyorum. Bu da vücuduma giren nikotin ve kafein oranını arttırıyor sadece. Facebook veya Twitter gibi alışkanlıklarım da yok ki zaman geçireyim. Kime sorsam ne yapıyorsun diye hep aynı cevap… […]
Ne Yapmalı?
Bu sorunun cevabını ararken, bir de baktım ki bu yazıyı yazıyorum. Uykudan yeni uyanmışım, kahvemi içiyorum. Dışarda berbat bir hava ve hâliyle içimdeki havada dışarıya uyum sağlıyor. Bir tarafta ‘Forex’ yarası, diğer yanımda yeni kaynaklar arama isteği… Ve finalde büyük soru: Ne yapmalı? Ben şu an için bir cevap bulamıyorum, hayatın en önemli etkenlerinden biri […]
Sıkılıyorum Diye
Şarkı sözü gibi oldu başlık “Unutursun diye çok korkuyorum”. (Yazının başlığı ve bulunduğu link farklı. Neden acaba? ) Her zamanki gibi sıkılınca ufkumu genişletecek bloglar arıyorum ama aradığını bulamayınca insan ne hâle gelirse, ben de o hâllerin içindeyim hep. Bu da yetmezmiş gibi anlamını anlamadığım, yazıların mantığını kavrayamadığım ipe sapa gelmez bir sürü blogla karşılaşıyorum. […] | 08a3bb0b3b1e | [
"c4",
"hplt2"
] |
YÜZME NEDİR ?
Yüzmenin tanımı ve yüzmenin faydaları, yüzme suyun yüzeyinde ve içinde hareket etmeyi ve bir yöne doğru ilerlemeyi sağlayan hareketlerin bütününe denir. Bir çeşit su sporudur.Dünya’nın her yerinde yaygın olan zevk ve yarış sporlarından biridir. İnsanoğlunun en eski sportif faaliyetlerinden biridir. Yüzyıllardır insanlar yüzme sporunu biliyorlar ve yapıyorlardı. Yüzmeyi insanların kendilerini sularda korumak için öğrenmeleri gerekmektedir.özel yüzme dersi
Yüzme sporu uluslararası standartlarda boyutu olan (50 metre, 8 kulvar) havuzlarda bedenin kulaç ve ayak hareketlerinden başka bir yardım almaksızın, her yarışmacının kendi kulvarında, serbest, sırtüstü, kelebek ve kurbağa stillerinin her birinde veya dördü birden karışık olarak, 50, 100, 200, 400, 800, 1500 metrelerde tek veya ekip olarak yaptıkları yarışmaya denir.
Yüzme sporunun faydaları ve yararları yüzme hareketlerinin biyomekaniğe göre kasılabilir kas sistemine ihtiyacı vardır, Fakat bu kasılma diğer spor branşlarına göre biraz daha azdır. Halter sporunda halteri kaldırmak için daha büyük kuvvet gerekir. Bütün yüzücü adalelerinin özel bir yapısı vardır.Çünkü yüzme de daha çok izotonik, dinamik hareket ve daha az izometrik hareketler vardır.
Yüzmenin faydaları diğer spor branşlarına nazaran, belli bir fiziksel özelliğe sahiptir. Suyun bir direnci vardır. Bu direnci aşmak belli motorik özellikleri gerektirir (kuvvet, sürat, dayanıklılık, esneklik.özel yüzme kursu
ÖZEL YÜZME DERSİ
TÜRKİYE’DEKİ TARİHÇESİ
Yüzme sporunda, Türklerin daha Orta Asya’dan gelmeden oradaki nehirlerde ve göllerde yüzdükleri, bildiğimiz bir gerçektir. Londra’daki British Museum’da olan bir kabartmada, Uygur Türkleri’nin bugünkü serbest sitilini bildikleri görülmektedir. Asur-Babiller’in de yüzme sporuyla ilgilendiklerine ilişkin belgeler vardır. M.Ö. VIII. yüzyıla ait olduğu tahmin edilen bir Asur kabartmasında, düşman oklarından kaçan Asur savaşçılarının yüzerek karşı taraftaki kıyıya çıktıkları görülmektedir.yüzme kursu
Diğer taraftan Hun Türkleri’nin de yüzme ve kürek sporlarıyla ilgilendikleri tarihi belgelerde görülmektedir.
Osmanlı kültüründe başta İstanbul ve İzmir olmak üzere bazı büyük şehirlerimizin kıyılarında kurulan tahta deniz hamamlarının yüzme sporunun sevilip, yerleşmesinde önemli rolü olduğu kayıtlarda bulunmaktadır. Kıyılarda denizlere çakılan tahta kazıkların arasına ahşap perdeler çakarak yapılan tahta havuzlarda yaz mevsiminde İstanbul ve İzmir halkı yüzme sporu yaparlardı.yüzme kursları
Yüzme tekniği olarak ” Hazret-i Adem sitili” de dediğimiz köpekleme yüzme Anadolu’da başlamıştır. serbest sitiline geçiş “Karadeniz Kulacı” denilen ve kolu dirsekten bükülmeyip ileri doğru sert biçimde atmaya dayanan uygulamalarla başlamıştır. Bu stilde yüzen bir yüzücünün göğsünün su hizasına kadar çıktığı görebiliriz. Karadeniz’in çırpıntılı hatta dalgalı deniziyle mücadelede büyük etkisi olan bu stil bu nedenle “Karadeniz Kulacı” adıyla akıllarda kalmıştır.yüzme dersi
Yine bu stili andıran ancak daha sert ve çabuk kulaç kullanılan yüzme tekniğine de ” Devri Mahmudiye Kulacı” denilmekteydi. Bu kulaç tipinin, Sultan Mahmud zamanında donanmanın yeniden ıslahı olurken denizcilerin de özel bir eğitime tabi tutulmaları anında ortaya çıkarıldığı ve donanmada öğretildiği bilinir.yüzme dersi istanbul
İlk defa yapılan Türk tahta havuzlarına ” Deniz Hamamı” adı verilmiştir. İstanbul’un en revaçta olan deniz hamamları Kadıköy, Moda ve Boğaziçi kıyılarındaydı. Ayrıca Boğazdaki yalıların bazılarında ailelere özel deniz hamamları vardır. İlk Türk yüzücülerin in bu deniz hamamlarında antreman yaptıkları bilinir. İstanbul’da olduğu gibi İzmir’deki tahta hamamları da İzmir’de yüzme sporunun doğup gelişmesinde önemli rol almışlardır. Karşıyaka, Güzelyalı ve Alsancak kordonlarında bulunan İzmir deniz hamamları bilinir.yüzme kursu istanbul
Türkiye’de modern anlamda yüzme sporuna ilk adımın 1973 yılında Galatasaray Sultaniyesi’nde başladığı görülür. Bu okulun Fransa’dan gelen Beden Eğitimi Öğretmeni M. Moiroux, ve iyi bir yüzücü olduğundan Galatasaray Sultaniyesi talebelerine beden eğitimi deslerinde yüzmeyi de öğretmiştir. Ayrıca Heybeliada’daki Mekteb-i Fünun-ı Bahriye’nin (Deniz Harp Okulu) iç yönetmeliğinin 19. Maddesinde, okulun bütün öğrencisinin denize girmek ve yüzme öğrenmekle mükellef olduğu kesinlikle belirtilmekteydi.yüzme kursları istanbul
Evliya Çelebi’nin Seyehatnamesi’nden Kağıthane şenliklerinde yüzme yarışlarının düzenlendiği anlaşılmaktadır. Ayrıca Osmanlı Donanmasındaki leventlerinde mükemmel derecede yüzme bildikleri saptanmıştır.özel yüzme dersleri
1900′lü yılların başlarında İstanbul’da oturan yabancı uyruklular, aralarında yüzme müsabakaları düzenlemeye başladılar. Bu yarışlara zaman zaman Türk gençleri de katılıyorlardı. Yüzme sporuna ilk yer veren kulüp Fenerbahçe olurken, onu Galatasaray izledi. 1922′de Moda-Kınalıada, Fenerbahçe-Kınalıada, Büyükada-Fenerbahçe arasında uzun mesafe yarışları düzenlendi.özel yüzme kursları | 09a71d1b3123 | [
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Hala inanamıyorum, yardımcısı Neeskens, kondisyoneri Alberto Roca olan koskoca Barcelona'nın hocasının Galatasaray'ı idare edeceğine. Barcelona, Surinam'lıy hiç bir hocalık kariyeri olmadan güvenmiş, kendini bu büyük ekibe teslim etmiş. Bunca yıllık taraftarım beni şimdiye kadar, Hagi hariç hiç bir hoca bu denli coşturamamıştı, heyacanlandırmamıştı.
Surinam'lı geldi, maç kasetlerini aldı gitti. Muhtemelen bütün futbolcuların röntgenini çekmiştir. Savunmanın bu yıl darmadağın olduğunu görmüştür. Her maç başka bir stoperle oynandığının farkındadır. Ve takımın en önemli savunma oyuncusunun da Servet olduğunu tesbit etmiştir. Servet'le oynanan maçlar ile Servet'siz maçların mukayesesini yapmıştır. Servet'in gitmesine de izin vermiştir.
İşte ilk büyük icraatıdır. Servet'i feda etmişse sevinebilirsiniz çocuklar. Surinam'lı Rüştü'yle ilk lig maçına çıkmıştı hatırlıyorum. İlk geri pasına Rüştü gelişi güzel vurunca topu kaptırdı, dandik bir gol yemişti, gölü yediğinde Surinam'lı gülmüş, takımın 3. kalecisini geçirmişti kaleye. Valdez'i. Valdez; hiç te iyi bir kaleci değil zannedersem ancak başka bir meziyeti vardı diğer kalecilerden farklı olarak. Büyük takımın kalecisi o, topu en kısa anda, en müsait olana eliyle vermekte. ben Valdez'in topu şişirdiğini görmedim, degaj yapmayı bildiğini de sanmıyorum.
Galatasaray kalecisi Leo (Aslan) Franco topu elle oyuna sokacak. Kime atacak peki, Servet'e atsa olmazdı, Servet topu oyuna sokamazdı. Servet savunma futbolcusuydu sadece, hücum hattında işi yoktu. Surinam'lı oyunu kaleciden kuracak. Popescu'dan beri yalvardığım büyük takım oyunu kurulacak artık. Kaleci teknik bir stpoere topu atacak ve şov başlayacak. Galatasaray yine yenilecek, belki yine şampiyon olamayacak ama inanın futboldan zevk alacağız.
Ben bütün bunları Servet'in gidişine onay verdikleri anda garanti görüyorum. Surinam'lı yoksa Galatasaray savunmasının en önemli adamının gitmesine müsaade etmezdi.
Şova şimdiden hazır olun, bayraklarınızı yenileyin, | 9d7fdca53590 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
1984 Yılında aile şirketi olarak kurulan Beka-Mak Türkiyenin metal kesme makinaları (Daire,şerit ve hidrolik kollu Testere) üretiminin önder firmalarındandır. Yüksek kalitede genel amaçlı 80 çesit testere makinası üretme
Şerit Testere Makinaları
1984 Yılında aile şirketi olarak kurulan Beka-Mak Türkiyenin metal kesme makinaları(daire,şerit ve hidrolik kollu Testere) üretiminin önder firmalarındandır.
Bekamak San. ve Tic. A.Ş. olarak kalite politikamız; müşterilerimizin beklentilerini karşılamak için ürünlerimizi sürekli geliştirmek, hatasız ürün ve eksiksiz hizmetlerimizi uygun fiyat ve zamanında teslim ile birleştirmek. Müşteri odaklı çalışmak ve koşulsuz müşteri memnuniyeti sağlamaktır.
1984 Yılında aile şirketi olarak kurulan Beka-Mak, Türkiye'nin metal kesme makinaları (şerit ve hidrolik kollu testere) üretiminin önder firmalarındandır. | 1f94d2d19c35 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Diyet yapan hanımlara bir tavsiyemiz var
Erkekler açısından bir Kadın ele alındığında, her zaman zarif ve bakımlı görüntü sergilemesi gerekir gibi düşünülmektedir. Hal böyle olunca kadınlar hem kendileri için hem de toplumsal oluşan baskı nedeniyle kendilerini sürekli güzel olmaya adapte ederler. Öncelik olarak bir kadının baştan aşağı günün trenlerini içeren modayla ilgili olması, doğal olarak kendisini bakımlı olmaya yönlendirecektir. Dolayısıyla 2015 Kadın Modası söz konusu olduğunda, bir kadının en önemli aksesuarı olan saçlar akla gelmektedir. 2015 senesinin trend saç renkleri arasında üstler kahve tonları uçlara doğru sarımsı gölge modeli oldukça ön planda yer almaktadır. Bunun yanı sıra yaz kış hakimiyetini koruyan kızıl tonları ve kızıl gölge, yine revaçtaki renkler arasında görünüyor. Yaza doğru karamel ve bal rengi tonları da oldukça ilgi çeken renkler arasında yerini alacak.
Saç tasarımının yanında giyimiyle de son derece göz alıcı olması gereken Kadın, yine öne çıkan kıyafet tasarımlarından haberdar olmalı ve bu doğrultuda kendisine sürekli olarak yenilik katmalıdır. Örneğin; bu sene sıradanlık dışına çıkılacak ve birkaç tezat renklerin bir araya getirildiği dar paça pantolonlar ve dik yaka elbise formları görmek mümkün olacaktır. Aynı zamanda 2015 Kadın Modası içinde vintage rüzgarı oldukça güçlü esecek gibi görünmektedir. Kareli kumaşlardan elbise ve büstüyer ile etek takımlarına sıkça rastlanacaktır. Bunun yanı sıra ilkbahar mevsiminin başlamasıyla süet kombineleri görmekte mümkün olacaktır.
You must be logged in to post a comment. | 32e010729a7a | [
"c4",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Son yıllarda bir hayli fazla bir şekilde ilgi duyulan ve büyük bir kitleye sahip olmuş olan bu Mofos porno izle videoları bağlamında size özel ayrıcalıklı birbirinden güzel hatunların yer aldığı estetik seks eylemlerinin de yaşandığı bir süreçleri içinde nitelendirir. Bu kategoride en ateşli cinsel ilişki süreçlerinin yaşandığı ve bu bağlamda da size özel mobil porno HD görsel öge kalitesi ile videoları ve erotik filmlerini sisteme üye olarak ve sizlere verilen öncelikli fırsatlar ile de bu sistemlerden yararlanabilirsiniz. Bu sayede en etkin bir Vk porno şekilde rol alarak bu porno filmlerini izleme ve indirme gibi pek çok eylemlerde de yer alırsınız. Hemen sizler de bu süreçlerden yararlanınız. | 2ed263dbc57e | [
"c4",
"hplt2"
] |
4 Eylül 2013 Çarşamba
MAC Lustre Drops İncelemesi: Ne İşe Yarar, Nasıl Kullanılır?
Merhabalar;
Bugünün postu; geçen gün aldığım Mac Lustre Drops üzerine olacak. Lustre Drops, Mac'in daha profesyonel olan ürünlerinden biri olduğu için çok da her mecrada yazısını, incelemesini görmüyoruz. Bu sebeple, ben kullanım yerleri ve amaçlarıyla ilgili ufak bir bilgi vererek inceleme yapacağım.
Bu ürünün ilk ve temel görevi, highlighting yapmak. Bildiğimiz toz/pudra aydınlatıcıların likit versiyonu diyebiliriz. Onlarla arasındaki farksa, çok daha yoğun ve belirgin olması.
Fırça ya da direkt elin üzerine döküp sürme gibi bir uygulamasının olmaması en büyük avantajı. Çok ince uçlu bir plastiğin içinde geliyor ve en ufak miktarı bile ayarlayabiliyorsunuz.
Bu ürünün permanent line'da (her zaman bulunabilecek şekilde) iki rengi var. Bendeki rengi Pink Rebel. Diğeri çok daha bronz ve koyu bir aydınlatıcı. Bu yüzden onu koyu tenlilerin denemesinde fayda var. Pink Rebel, pembemsi bir aydınlatıcı. Dağıtınca tabi pembelik kalmıyor, ve derinizle bütünleşiyor. İçten ışıldamak deyimini gerçekleştirebilmek için Lustre Dropları piyasaya sürdüklerini söylemişlerdi, gerçekten de öyle oluyormuş. Sürdüğünüzde asla yapay bir aydınlatıcı görüntüsü oluşmuyor. Teninizin kendi parlaklığıymış gibi, çok yerinde ve dozunda bir ışıltısı var.
Tabi ki bu ürünü sadece yanak/dudak/burun aydınlatıcısı olarak kullanmak zorundasınız diye bir durum yok. Fondöteninizle elinizin üzerinde karıştırıp direkt olarak tüm yüzde "içten gelen ışıltı" görünümünü yakalayabilirsiniz ki zaten bu yüzden profesyonel kullanımdaki ürünler kategorisinde.
Ben, kendi fondötenim olan Nars Sheer Glow'la karıştırdım, fotoğraflarda üst kısımdaki Sheer Glow'un kendi hali, alttaki de Pink Rebel'la karıştırılmış hali. "Çok da fark yok aslında" diyebilirsiniz ama yüzünüze sürdüğünüzde bu farkı farketmemeniz imkansız. Ayrıca daha sürdüğüm ilk gün insanlardan cildimle ilgili övgü aldım ki çok da iyi bir cilt günümde değildim.
Tek uyarım, eğer cildiniz çok yağlıysa ve 8 saatten fazla dışarıda kalacaksanız, bu tarz bir durumda fondöteninize karıştırmamanız. Benim cildim kurudan karmaya, ama yağlı ciltte yaklaşık 7-8 saat sonra parlama yaptığını test ettim fondötenle karıştırıldığında.
Eğer gerçekten makyaja dümdüz bakmıyorsanız, fondöten fondötendir işte gibi bir mantığınız yoksa, ya da her aydınlatıcı aynı işi yapar diye düşünmüyorsanız, bu ürün sizin için vazgeçilmez olacak garanti ediyorum. Ama bu kadar teferruata girmek istemezseniz, 59 lira bu ürüne vermek için gereksiz olur sizin için.
Benim daha ilk kullanımdan itibaren gözlemim ve incelemem çok olumlu oldu kısacası, ki zaten bunu bekliyordum.
6 yorum:
Aslında tam ihtiyacım olan şey ama Mac TR Online'da göremedim bunu :/YanıtlaSilYanıtlar
Var, şöyle; önce makyaja tıkla, sonra yüz, sonra çok amaçlı kullanım, orda altta var:)Sil
likit aydınlatıcıların şahı olabilir bu ürün bence, tek dezavantajı biraz minik oluşu ancak yazından anladığım kadarıyla çok ufak miktarı bile fondötenle karıştırıldığında yeterli olabilecek düzeyde :)YanıtlaSilYanıtlar
Aynen fondötene karıştırırken çok az koymak yetiyor:)Sil
18 ml lik ürün için yüksek fiytlı olsa da etkileri baya büyük değer gibi. Aklıma yazdım bu ürünü. gü<el gnlerde kullan :)YanıtlaSilYanıtlar
Evet küçük gözüküyor ama ufacık bir miktar yeterli oluyor, teşekkür ederim:)Sil | 8819a625e2c9 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
15 Ekim 2010 Cuma
"özlüyorum. aslında seninle geçirdiğim günleri değil, geçirmeyi düşündüğüm günleri özlüyorum. çünkü ben iflah olmaz bir hayalperestim. belki de ilk defa ayaklarım seninle yere basacaktı. böyle olması gerekiyormuş."
her şeyin kendi kontrolümüzde olmasında ne kadar alışmışız. tercihlerimiz ile şekillendirdiğimizi düşündüğümüz edilgen dış dünya hayaline kapılıp gitmişiz. fazla mı önemsiyoruz kendimizi? bunun için mi çok büyük bir yıkım gerçekleşiyor elimizin kolumuzun bağlı kaldığı durumlarda? çabanın, samimiyetin, isteğin yetmediği o durumlarda... belki bunun için o kadar olgunlaştırıcı olduğu düşünülüyor bu meşhur duygunun ve yaşattıklarının. darbe aldıkça nasır tutup sertleşen, yaşayacağı daha sonraki darbeler için dayanıklılık kazanan ve belki de hissizleşen tek parçamız ellerimiz değil. sahiden daha da hissizleşiyoruz galiba yaşadığımız bu duvara çarpmaların ardından.
söylediklerimiz eğer kalıcı bir iz bırakmıyor olsaydı karşımızdakinde, ve bazı yolları yıkıp bazı yol ayrımları yaratmıyor olsaydı çok daha mutlu ve gerçek bir hayat sürüyor olurduk, inanın. soramadıklarımız, söyleyemediklerimiz o kadar çok ki. belki de bazı şeyleri bilmemek çok daha iyi. belki de bu işleyiş canımızın daha az yanması içindir, kim bilir.
hayalcinin yere çakılması çok sert oluyor, inanın. bulutların üzerinden, tüllerle ve buharlarla şekillenmiş dünyandan realist ve acımasız beton zemine çok sert çakılıyorsun. son derece rahat hareket ettiğin o rüya ülkenden düştükten sonra zavallı bir yaratık gibi karnının üzerinde sürünmeye alışıyorsun. seçeneğin yok, bu gerçekçi diyarın kuralları böyle. ve gidecek başka bir diyar yok. bu, ebedi sürgün.
Kaydol: Kayıtlar (Atom) | 2e062e29cd7c | [
"c4",
"hplt2"
] |
Güney Lübnan – Sidon ya da SaydaThursday, June 17th, 2010
Beyrut’un yaklaşık 50 kilometre güneyine, Lübnan’ın üçüncü en büyük şehri olan, Akdeniz kıyısına kurulmuş Sidon’a doğru yola çıktık. Beyrut’un güneyi ve devam eden bazı bölgeler tamamen hizbullah kontrolündeki yerler. Ufak bir mola verip, birkaç fotoğraf çekmek için duruyoruz bu yerlerden birinde. Gerek fotoğraf makinası gerekse yabancı olmamız sebebiyle hem şoförümüz olan hem de orada bize rehberlik eden Ömer bölgenin tehlikeli olduğunu ve fotoğraf faslını kısa tutmamız konusunda uyarıyor bizi.
Hemen hemen her duvarda bir portre ve her dükkanda bir lider portresi asılı. Yol boyunca çoğu elektrik direğinin üzerinde kocaman kocaman portreler göze çarpıyor, son savaşta hizbullah adına savaşıp ölenlerin resimleri bunlar. Bir an insan kendini açık hava mezarlığında ölülerle beraber yürüyor gibi hissediyor. Yaşamanın değil ölmenin kutsal sayıldığı, yaşatmanın değil öldürmenin geçer akçe olduğu ve “kahraman olmanın” bir diğer anlamının “ölmek” olduğu bir coğrafya burası. Ölüm her adım başı kutsanırken portrelerle, yeni ölüler aranıyor sokaklarda…
Sidon Beyrut’un güneyine düşen ve Lübnan’ın üçüncü büyük şehri olan bir kıyı şehri. Fenikelilerden, Asurlulara, Babillilerden Helenlere, Romalılardan Pers imparatorluğu’na, Memlüklerden Osmanlı’ya kadar bir çok devletin yönetimi altında bulunmuş, birkaç kez yerle bir edilmiş (sonuncusu Moğol istilası) bir yerleşim yeri. Sidon ismi Fenikelilerden kalma ama Arapça ve Türkçe’de şehrin ismi Sayda.
Denizcilik ve balıkçılık ekonominin ana unsuru olmuş hep. Balıkçılık demişken iç savaşa dair şu anekdotu da paylaşalım.
Lübnan iç savaşının (1975-1990) nasıl ve neden başladığı kimsenin tam olarak anlamadığı bir şey olsa da nedenler konusundaki tartışmada Sidon şehrinin de bir yeri var. Lübnan iç savaşına giden süreçte Sidon şehrindeki bir olay iç savaşın da fitilini ateşleyen olaylar arasında. 1975 yılında hükümetin Lübnan sahillerinde balıkçılık ve avlanma konusunda bir şirkete tanıdığı geniş haklar ana geçim kaynağı balıkçılık olan Sidonluların tepkisini çekmiş. Tepkiler sokak gösterilerine dönüştüğünde ise olanlar olmuş. Gösterilere liderlik eden zamanın Sidon şehri belediye başkanı Maaruf Saad’ın Lübnan ordusunun açtığı ateşte yaralanıp daha sonra da ölmesi bir dizi şiddet olayını beraberinde getirir.* Takip eden aylarda da diğer şehirlerdeki şiddet olaylarıyla beraber artık tam 15 yıl boyunca devam edecek olan Lübnan İç Savaşı başlamıştır.(* Political Leaders of the Contemporary Middle East and North Africa: A Biographical Dictionary, Bernard Reich, 1990)
Sidon şehrinde hemen sahilde göze çarpacak tarihi bir yapı var. Sidon deniz kalesi (Sidon’s sea castle). 1228 yılında haçlı seferleri sırasında haçlılarca yapılmış bir kale. Kale inşa edilmeden önce aynı alanda Fenikelilerin Melkart tapınağının yıkıntıları varmış. (Melkart -ingilizce Melqart Fenikelilerin güneş tanrısı). Kale bir ada üzerine kurulup bir geçit ile anakaraya bağlanmış durumda. İlk geçit haçlı seferleri sırasında yapılmış olmasına karşın şu an hala kullanılan geçit restore edilmiş hali. Kule ve ana giriş dışında çok da sağlam kalmış bir yapı değil ama yaklaşık 800 yıllık bir tarihin üzerinden Akdenizi izlemek güzel.
Kalenin hemen 1-1.5km açıklarında ise Ziri adası var. Ziri adası uzunlamasına ve ince bir ada. Eski zamanlarda sidon limanı için dalgakıran görevi yaptığı söyleniyor. Kale üzerinden baktığımızda genelde insanlar o civarda yüzüyordu. Yerel halkın genelde piknik yapmak veya yüzmek için kullandığı ufacık bir ada. Adaya ulaşmak için bir bota binmek yetiyor ama ada bize çok cazip gelmediğinden olsa gerek sadece uzaktan bakmakla yetindik.
Bunların dışında hemen kalenin karşısında şehrin çarşısı başlıyor. Kalabalık, ufacık yüzlerce dükkandan oluşan çok da bakımlı olmayan bir yer. Trafik, insanlar, elektrik kabloları herşey içiçe, kalabalık, dar. Hengamenin eksik olmadığı bir yer çarşı/pazar alanı.
Duvarlarda -Lübnan’ın birçok yerinde olduğu gibi- dev Refik Hariri -Lübnan’ın eski başbakanlarından, 2005’te bombalı bir suikaste kurban gitti- resimleri olmasının bir nedeni ise Hariri’nin doğum yerinin Sidon kenti olması.
Nahr al-Kalb Vadisi ve Jeita Grotto
Eğer bir gün yolunuz Beyrut’a düşerse, Beyrut’un kuzeyinden yaklaşık 18 km’lik bir yol katederek ulaşabileceğiniz Nahr al-Kalb Valley yani Köpek Nehri vadisini mutlaka ziyaret edin. Çünkü bu bölge aynı zamanda Lübnan’ın en önemli doğal güzelliklerinden olan “Jeita Grotto” mağaralarına da ev sahipliği yapıyor. Jeita Grotto kabaca iki bölümden (alt ve üst mağara) oluşan ve yazılı tarih öncesi evrede de yerleşim izleri barındıran tamamen doğal yollardan oluşmuş, sarkıtlar, dikitler, sütunlar ve erimiş ve çeşitli biçimler almış kayalar ve bir de yeraltı nehrinden oluşan devasa bir mağara.
Jeoloji bilgim sınırlı olduğundan ne tür malzemenin ve ne gibi olayların bu harika mağarayı oluşturduğunu anlatabilmem pek mümkün değil ama şunu da belirtmek gerekir ki bu mağara dünyanın yeni yedi doğal harikası (New Seven Wonders of Nature) için finale kalmış 28 yerden biri. Alt mağara bir nehre de ev sahipliği yaptığından(bu nehir aynı zamanda Beyrut’un temiz su kaynaklarından birini oluşturuyor) dolayı orayı gezmek ancak ve ancak botla mümkün. Gönül bu harika mağaradan çekilmiş fotoğrafları da burada paylaşmayı arzu eder di ama ne yazık ki kurallar gereği fotoğraf çekimi yasak ve girişte fotoğraf makinamızı dışarda bırakmak zorunda kaldık. Jeita Grotto ile ilgili resimlere ve diğer bilgilere http://www.jeitagrotto.com/ adresinden ulaşabilirsiniz.
Gelecek yazıda Kuzey Lübnan şehirleri Byblos ve Tripoli yazısı ile -ve zaman olursa Beiteddine şehri üzerine yazarak- devam edelim…
Bir sonraki günlük yazısına kadar, hepimizin yandaki güvercin kadar şanslı olması dileğiyle… | 53ef08e2c142 | [
"culturax",
"hplt2"
] |
Enerji verimlilik sınıfı: A +++
1200 Devir
Eficicacia sıkma sınıfı: B
Maksimum sıkma hızı (rpm): 1200,0
Yıllık enerji tüketimi (kWh): 235,0
Yıllık su tüketimi (lt): 12.810,0
Gürültü seviyesi (dBA): 56
Yük modu
Derinlik - cm
Kapasite - kg
Kontrol paneli
Yıkama programları
Program sayısı: 16.0
Woolmark Platinum Care
Günlük Tarife 30 '
Değişken Spin
Kolay Ütü
Maksimum yük program
On / Off Duraklat
Kilit çocuklar
Ana Fonksiyonlar
Eco Tech
Yumuşak açılış
Yapısal özellikleri
Yıkama kapasitesi (kg): 10.0
Tambur hacmi (lt): 71
Ekran: Büyük Rakam
Renk: Beyaz
UxGxY (cm): 59,5 x 60,5 x 85
Ağırlık (kg): 74.0
Ambalaj Yükseklik (cm): 89.0
Ambalaj Genişliği (cm): 64.
Paketli(cm): 65.0
ÇAMAŞIR MAKİNASI ALIRKEN NELERE DİKKAT ETMELİYİZ?
Kısa program ile yıkamak istediğiniz çamaşırlarınızı 10-30 dakika arasında değişen sürelerde hızlıca yıkayabilirsiniz. Zaman kısıtı olan durumlar için ideal olan bu programda yıkama süresini kıyafetin kirliliği ve yıkanacak çamaşırın ağırlığı belirleyici rol oynamaktadır. Eğer bu programı sıkça kullanmayı düşünüyorsanız süre ve maksimum ağırlık miktarına göz atmanızı öneririz.
Çamaşır makinenizin bir yıkamada ortalama tükettiği su olarak verilen miktar özellikle sık sık yıkama yapan ev ve aileler için oldukça önemlidir. Makinenizi seçerken su tüketim miktarını göz önünde bulundurarak ay sonu su faturasında ciddi bir yükten kurtulup bütçeniz için doğru bir tercih yapabilirsiniz.
Çamaşır makineleri tüm yıkama boyunca hem sıcak ham de soğuk su kullanırlar. Bu ihtiyacı gidermek için bazı makinelerde sıcak ve soğuk olmak üzere 2 su girişi bulunmaktadır. Bazı makineler ise tek su girişine sahip olup suyu ısıtma işlerini kendi içinde halletmektedir. Makinenizi kuracağınız yerde daimi sıcak su sağlanıyor ise çift su girişli makineyi tercih ederek soğuk suyu ısıtma masrafından tasarruf edebilirsiniz.
Kapak çapı makinenize yıkanacak çamaşırları yüklerken size en çok yardımı dokunacak özelliktir. Büyük aileler ya da bir sefer çok miktarda çamaşır yıkayan kişiler için büyük kapak çapına sahip makinelerde yükleme yapmak çok daha kolay olacaktır.
Çamaşır makineniz elbiseleri sıkmak için yüksek devirlere çıkar böylece çamaşır içindeki su oranı minimum seviyeye indirildiği için astığınız kıyafetler bir an önce kurur. Farklı programlar (yünlüler, pamuklular, renkliler) için makineler tarafından önceden ayarlanmış devir seviyeleri mevcuttur ve bu seviyeler elbiselere zarar vermeden onları olabildiğince çok kurutabilmek için ayarlanmıştır. Seçeceğiniz yüksek devirli makine, istenildiğinde elbiseleri çok iyi bir sıkma işlemi uygulayıp bir an önce kuruyacak hale getirir.
Farklı markalarda farklı özellikler ile isimlendirilen bu sistem makinenizin su valfi, tahliye hattı ve kazan(tambur) gibi suyun bulunduğu noktalarda alınan ekstra önlemler ile makineniz her türlü su taşma/sızdırma kazasından korur.
Ses seviyesi makinenizin işlem sırasında çıkaracağı ses miktarının desibel cinsinden ölçüsüdür. Bu seviye özellikle çamaşır makinesi gibi sıkma işlemi sırasında yüksek miktarda ses çıkarabileceği için önemlidir. Makinelerin desibel miktarlarını değerlendirmek için 0-30 dB arasının fısıltı seviyesinde, 0-60 dB seviyesinin konuşma sesi aralığına denk geldiğini akılda tutmak yeterli olacaktır.
Yıkama işleminin ardından makinenizin uygulayacağı kurutma işlemi elbiselerinizi ne kadar kuru ya da kuruya yakın alacağınızı belirler. Kurutma performansı yüksek olan makinelerde kıyafetleriniz neredeyse kuru gibi geleceği için yapacağınız 2. kurutma işlemi kısa sürer. Böylece hem zamandan kazanır hem de işin büyük kısmını makinenize yaptırmış olursunuz.
Bu sistem makinelerdeki su tasarrufunu arttırarak ay sonunda sürpriz bir su faturası ile karşılaşmanızı önlemek için tasarlanmıştır.Bu özelliğe sahip makineler çamaşırın miktarına ve tipine göre kullanılacak su miktarını ayarlar.
Çamaşır makineniz yıkanması için koymuş olduğunuz çamaşırların miktarını otomatik olarak ölçüp yıkama işlemini kullanacağı su ve deterjan miktarını otomatik olarak ayarlar. Böylece hem ev ekonominize katkı sağlar hem de çevre dostu yıkama ile çocuklarınıza güzel yarınlar bırakırsınız.
Bu özelliğe sahip çamaşır makineleri yüklenen çamaşırın kirlettiği suyu inceleyerek toplam kir miktarını hesaplamaktadır. Farklı markalarda farklı isimler ile de geçen bu özellik sayesinde makineniz çamaşırlarınız için gereken deterjan miktarını kirliliğe göre ayarlayıp hem tam ve yeterli deterjanı kullanıp en iyi temizliği sağlar hem de deterjan tasarrufuna katkı sağlar.
Elmas kazan yüzeyinde elmas şeklide kabartmalara ve geleneksel kazanlara göre daha küçük su çıkış deliklerine sahiptir. Bu özelliği ile elbiselerinizin bu deliklere takılıp hırpalanmasını minimuma indirmektedir.
Inverter motora sahip çamaşır makineleri, fırçasız inverter teknolojisine dayanan yapısı sayesinde titreşim ve aşınmayı azaltır. Böylece en az gürültü ile en yüksek performansa sahip bir ürünü kullanmanın keyfini yaşayabilirsiniz. | 3329e47cf251 | [
"hplt2",
"vngrs"
] |
MAZI (Thuja species)
Mazı,servigiller (Cupressaceae) familyasının Thuja cinsinden ağaç türlerine verilen ad.
Doğu Asya ve Kuzey Amerika'nın batı bölgerinde yetişen ve odunu için ya da süs ağacı olarak başka ülkelerde de yetiştirilen kozalaklı ağaçlardır.
Türkiye'de doğal olarak bulunmazlar ancak süs bitkisi olarak yetiştirilmektedir.
Genellikle piramitsi bir görünüm sergileyen mazı ağaçlarının ince, pulsu bir dış kabuğu ve lifli bir iç kabuğu vardır.
Dalları ya yatay bir konumdadır ya da yukarı doğru yönelmiştir.
Sürgünlere karşılıklı olarak dizilen pulsu yapraklarının henüz olgunlaşmamış olanları iğnemsi biçimlidir.
Ayrı dalların uçlarında oluşan yuvarlak biçimli erkek çiçek kümelerinin kırmızımsı ya da sarımsı rengine karşılık,oldukça küçük yapıdaki dili çiçek kümeleri leylağımsı yeşil renkleriyle ayırt edilir.
Ortalama 4-6 çift ince,esnek puldan oluşan yumurta biçimli kozalaklarının uzunlukları 8-16 mm arasında değişir.
Yetiştirilmesi:Türkiyenin hemen her yöresinde yetiştirmek mümkündür.
Hasat zamanı:Yapraklarını dökmediğinden hemen her mevsimde top-lanarak işlemek mümkündür. Fakat en verimli olduğu zaman Nisan ve Mayıs aylarıdır. Nisan ve Mayıs aylarında toplanan sürgünler taze olarak işlenerek tentür veya natürel ilaç yapımında kullanılır.
Tesir şekli:Antibakteriel, antiviral, antifungal (mantarları yok edici), antiflogistik (iltihapları yok edici), düz kasları harekete geçirici, idrar artırıcı, damarları daraltıcı, kan temizleyici aşırı derecede alındığında zehirleyicidir.
Mazı tentür ile siğil ve iyi huylu kanserli urlar üzerine günde 5-6defa 2-3damla damlatılarak ve günde 3-4defa 10 damla bir miktar su ile alınmak suretiyle tedavisi yapılır. | 371bc8a64ed9 | [
"c4",
"culturax",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Heroes of Steel RPG Elite v2.1.11 APK
Kullanılabilir olduklarında Çelik Elite Sizin Heroes 4 Story Bölüm erişimi kapsar .Ölüm Eşi ve Episode 2 : The Gathering Gölge bugün Episode 1 sıra tabanlı fantastik RPG saat tadını çıkarın! Elite Çelik RPG Heroes IEN'larý veya karakter gruplarının hiçbir transfer olduğunu unutmayınız .
Insanlığınson kalıntılarını korumak için mücadele gibi dört kahramanlar parti Komutanlığı . Savaşan tanrılar ve karanlık güçlerin bir zamanda doğmuş , dört kahraman gibiyayılan ve Çelik muazzam post-apokaliptik bir ortaçağ dünyasında geçen bir gaddar yolculuğa çıkıyorlar .
Bu dünya düşmüş sonraYetmiş Birinci Yılşafak olduğunu. Thirteen Tanrıların dört onların yaratıcısı ,All - Baba karşı ayaklandı ve bir felaket durumunda onu yok . Karanlık ve harabeizleyen yıllarda , insanınkrallıkları savaş ve alev düştü. Underdeep , tüm druids eski düzeningözetiminde , kaybetmeden önceson günlerinde ,kurtulanlar gizemli bir yeraltı labirent çekildi . Şimdi ,Underdeep içinde , insanlığınson kalıntıları geçimini çizilmeye ve bir toplumu yeniden inşa etmek için çalışıyor , ama hızlı bir şekilde kötüyüzeyin altında onları takip etmiş olduğunu keşfediyorlar vardır .
Çelik Heroes dört benzersiz karakter , Çelikdünya ile kendi arayışı kendi yetenekleri , özel güçleri ve yetenekleri ile her bir gruba liderlik ettiği bir taktik sıra tabanlı RPG. Insanlığın son yerleşim tehdit, vahşi dolambaçlı ve büyülü düşmanları ile taktik mücadele meşgul . Senİmkansızlıklarla üzerinde zafer yeteneğine sahip güçlü ve dinamik bir ekip oluşturmak amacıyla her karakterin ayrı bir strateji geliştirmek için nasıl karar vermelisiniz . Eğer Çelikyayılan dünya geçerken , parti zorluklar , savaşlar , geniş labirentine ve tüm çeşitleri korkunç düşmanları sayısız karşı karşıya gelecek .
Niteliklerini , beceri ve güçlü yeteneklerini artırmak için nasıl karar , tam karakter özelleştirme tadını çıkarın. Bir silah çeşitliliği , zırh , ve üçe kadar sıradan ya da sihirli aksesuarlar ile her karakter donatmak . Partizindan , şehirler vedünyanın kriptaları araştırıyor olarak,genel strateji karar ve takım alır yaklaşım olacaktır . Ekipman kombinasyonları yetenekleri ve binlerce yüzlerce düzeyleri arasında seçin .
Bizim indie oyuncu oyunlar dev takım oynuyor aktif olarak buüst RPG yapmak gelişimi devam ediyor . Biz Heroes bu olabiliren iyi RPG olmalarına yardımcı olacak geri bildirim çok alıcı vardır .
Dört karakter her fırsatta ve yönüyle tam kontrol ile, kontrol titiz ile her fırsatta planlayabilirsiniz . Heroes macera RPG , masa oyunları ve Roguelikes hayranları için yapılmıştır . Eğer strateji oyunları ya da taktik RPG zevk varsa, bu klasik RPG keyfine varacaksınız .
* LAPler Açıklaması
Tüm lAPler kalıcı eklemeler vardır . Bir Karakter ( 1.99 dolar) satın alma, herhangi bir yeni grubakarakter eklemek için izin verir . Bir hikaye Bölüm ( 1 $) Satınalma herhangi bir grupBölüm ile oynamanıza izin veriyor . Bu oyunda hiçbir sarf veya tekrar lAPler vardır .
* İzinler Açıklaması
* Android.permission.INTERNET bize herhangi kazasında düzeltmek için izinTrese Brothers online çökme raporları göndermek için kullanılır . Çökme raporları çok küçük ve otomatik olarak gönderilir .
* Android.permission.READ_EXTERNAL_STORAGE & WRITE_EXTERNAL_STORAGE paylaşımı için ithalat / ihracat kaydedilmiş oyunlara GELECEK özelliğini sağlayacaktır .
* Com.android.vending.BILLING Epizodlar veya Karakterler satın almak için kullanılır . Tüm lAPler , bir kez alımları kalıcıdır .
Buhar Greenlight bizim için oy
Bizim Community Forum katılın
Facebook bize katılın
Bizi Twitter'da takip edin
Diğer Trese Brothers Oyunları deneyin
Yıldız Traders RPG
Templar Assault RPG
Cyber Knights RPG
Korsanlar RPG Yaşı | 2862d0356978 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Annales tarih okulu ismini 1946’dan itibaren yayınlanmaya başlayan “Annales: Economies, Societes, Civilisations” dergisinden alır. Aslında Annales okulunun öncüsü kabul edilebilecek “Annales d’Histoire Economique et Sociale” dergisi ilk olarak 1929 yılında Marc Bloch ve Lucien Febvre tarafından yayınlanmaya başlamıştır. Ancak Annales okulunun esas şeklini alması İkinci Dünya Savaşı sonrası çıkardıkları yeni dergi ve Fernand Braudel’in harekete katılmasıyla olmuştur. Derginin çıkmasıyla beraber 1947 yılından itibaren Ecole des Hautes Etudes on Sciences Sociales çevresinde kümelenen Annales tarihçileri yaptıkları yenilikçi yayınlar ve kullandıkları özgün metotlarla Histoire Sorbonniste’i sarsmış ve hatta yıkmıştır. Annales okulunun en çok ön plana çıkan isimleri Marc Bloch, Lucien Febvre, Fernand Braudel, Emmanuel Le Roy Ladurie, Jacques Le Goff ve Georges Duby’dir. Disiplinlerarası etkileşim ve paylaşıma verdiği önem ve tarih bilimine sosyal bilim öğeleri katması bakımından tarih disiplinine büyük katkıda bulunmuş, ülkemizde de Ömer Lütfi Barkan, Halil İnalcık gibi önemli temsilcileri bulunan Annales tarih okuluna kısaca bir göz atalım.
Annales okulunun en önemli özelliği Fransız Aydınlanması’na kadar egemen olmuş tarihi bireysel ve özel olaylarla açıklama tekniğini tamamen yıkmak ve yapısal bir düzleme oturtmaktır. Marksizm’den fazlasıyla etkilenmelerine rağmen Bloch ve Febrve çalışmalarında tarihi yalnızca felsefi ya da ekonomik determinist bir perspektiften değil demografik (nüfus bilimi), coğrafya ve iklime dayalı, dilbilimsel, kültürel ve antropolojik bir çok yönden ele alarak bütünsel bir tarih anlayışı ortaya koymaya çalışmışlardır. Bloch ve Febrve’in çalışmalarını daha ileri götüren Fernand Braudel, “toplumsal olguların algılanmasının bütünüyle yeni bir yolunu” aramış ve tekil özne ve olguyu toplumsal açıklamada merkezi öğe olmaktan çıkarmıştır (Clark, sayfa 238). Braudel’e göre tarihsel olaylar ve dönüşümler bir arada toplanmış farklı bir çok yapısal koşulun gücüyle meydana gelmekte ve aktörler ile olaylar ancak bu koşullar içerisinde anlam kazanabilmektedir. Braudel, Annales’ci bir bakış açısıyla tarihi şu sözlerle tanımlamıştır; “Tıpkı satrançta binlerce hamle kombinasyonu olması gibi, her zaman değişen, yine de her zaman aynı olan, monoton bir oyun” (Clark, sayfa 239). Histoire Sorbonniste’in kısır pozitivizmini yıkmak için yola çıkan Bloch ve Febvre Strasbourg Üniversitesi çatısı altında yaptıkları ilk çalışmalarda tarihsel figürleri bağımsız bireyler olarak almak yerine, onları çağdan çağa değişen mantalitelerin uzantısı olarak incelemişlerdir. Bu doğrultuda Lucien Febvre’in Martin Luther ve Rabelais üzerine yaptığı çalışmalar (mesela The Problem of Unbelief in the Sixteenth Century) önemlidir. Marc Bloch’un 1939 yılında yayımlanan “Feudal Society” isimli eseri feodal dönemin ekonomik, siyasi, teknolojik ve psikolojik özelliklerini birbirine bağlayan ilk kapsamlı Annales kitabıdır.
İkinci Dünya Savaşı sonrası Braudel’in ipleri eline almasıyla felsefe, demografi, ekonomi, antropoloji, dilbilim, sosyal psikoloji ve sosyoloji gibi birçok bilimden ilham alan Annales’ciler önce Fransa’da daha sonra da tüm dünyada yeni tarih anlayışlarıyla popüler olmuşlardır. Bu dönemde Braudel ünlü eseri The Mediterranean’ı, Larurie de bir diğer Annales başyapıtı olan Languedoc’u yayınlamıştır. Bu dönemde Braudel etkisiyle ortaya çıkan bir diğer eğilim ise tarihi anlamlı bir bütün oluşturacak çoklu sosyal zamanlar olarak ele almaktır. İlk olarak klasik tarihin ele aldığı kısa zamana dayalı olaylar ve kişiler vardır (l'histoire èvènementielle). Geleneksel tarih anlatımı bu gibi kısa süreli olay ve kişiler üzerinde yoğunlaşmaktadır ve bu nedenle makro çerçeveyi görmeyi engellemektedir. İkinci olarak Braudel’in “konjonktürler zamanı” adını verdiği ara (intermediate) tarih bölümleri vardır (l'histoire conjoncturelle). Ekonomik, siyasal, demografik, beşeri gelişmelerin ve değişmelerin ele alındığı bu ara dönemler de tarihi anlamak için yetersizdir. Braudel’in esas üzerinde durduğu “l'histoire structurelle” ya da “la longue durée” ise tarihçiye yüzyılları aşan ve toplumsal değişimleri anlamak için durağan bir perspektif sunan biyolojik, coğrafi, fiziksel ve iklimsel yapısal faktörlerdir. Bu üçüncü yöntemden hareketle Braudel Akdeniz medeniyetini değişen iklim ve bitki örtüsü, 2. Philip döneminde yaşanan demografik, sosyoekonomik ve ticari değişimlerle açıklar. Tarihi olaylarla açıklamanın ne derece yetersiz olacağını ve yapısalcılığın önemini Braudel Brezilya’da gördüğü ateş böceklerinden etkilenerek şu sözlerle açıklamıştır; “Gerçek bir aydınlıkla geceyi aydınlatmaksızın soluk ışıkları parladı, söndü, yeniden parladı onların. olaylar da böyledir; parlaklıklarının arkasında karanlığı barındırırlar” (Clark, sayfa 244). Diğer insanların aksine sosyal bilimcilerin ve özellikle tarihçilerin günlük olup bitenlerin ötesini düşünmeleri gerektiğine inanan Braudel, gerçek tarihin işte bu çok farklı alanlarda ortaya çıkan tarihsel yapısal koşullarda yazılı olduğuna inanır. Tarihi "küçük ölçekli tesadüfler anlatısı" olmaktan çıkaracak olan yapısalcı tarihçilerdir. Tarihin aktörleri kişiler değil işte bu binlerce yıllık birikimin sonucu oluşan çeşitli koşullardır. Braudel’in düşüncesinde bu üçlü tarih klasifikasyonu hiyerarşiktir ve olaylardan yani en az önemli, en değersiz olanlardan en değerli olan la longue durée’ye doğru bir sıralama yapılmıştır. Braudel tarihte bireyin önemsizliğini şöyle ifade eder; “... bireyi düşünürken, her zaman onun çok az payı olduğu bir kadere tutsak olmuş olarak, uzun dönemli tarihin sonsuz perspektiflerinin önündeki ve arkasındaki uzaklıkta yayılmış olduğu bir manzarayla kaynaşmış olarak düşünmeye meyilliyim. Benim açımdan tarihsel analizde, doğru ya da yanlış, uzun dönem her zaman nihayette kazanır” (Clark, sayfa 246).
Annales tarihçilerin hayran olunacak en önemli özelliklerinden birisi tarihi derinleştirmek ve canlandırmak adına eklektisizme kapıyı açmaları, türdeş disiplinlerden yararlanmalarıdır. Mesela Emmanuel Le Roy Ladurie, Bloch ve Febvre’den aldığı mirasla Braudel’in pek önem vermediği dilbilim konusunda önemli açılımlar yapmıştır. Bu nedenle Braudel sonrası Annales okulu çalışmalarında Saussure’cü dilbilimci yaklaşımın daha ön plana çıktığı söylenebilir. Sonuç olarak Annales okulu post-yapısalcıların daha sonra tamamen yıkacakları klasik tarih söylemini sarsmış ve öznenin ortadan kaldırılmasını entellektüel bir amaç haline getirecek olan Foucault, Althusser, Lacan gibi düşünürleri fazlasıyla etkilemiştir.
- Skinner, Quentin, Çağdaş Temel Kuramlar kitabından Stuart Clark’ın “Annales Tarih Okulu” makalesi, sayfa 236-261, 1991, Vadi Yayınları
Cumhuriyet Halk Partisi’nin ideolojik ve toplumsal temellerini anlamak için Osmanlı İmparatorluğu’nun özellikle 19. yüzyılda yoğunlaşan çağdaşlaşma (modernleşme) çabalarına ve Jön Türkler hareketi ile İttihat ve Terakki Cemiyeti ve Partisi’ne daha yakından bakmak gerekir. Osmanlı İmparatorluğu’ndaki reform ve modernleşme hareketleri Lale Devri ile başlayıp, 18. ve 19. yüzyıllar boyunca sürmüştür. Bu hareketlerin doruk noktasına ulaştığı 19. yüzyılda gerçekleşen Tanzimat Fermanı ve Islahat Fermanı ile Müslüman ve gayrimüslim tebâya can ve mal güvenliği getirilmiş, Osmanlı Devleti de Avrupalı devletler gibi tebâsını yurttaşa çevirme yönünde somut bazı ilk adımlar atmıştır. Ancak bu reformların gerçekleştiği süreçte İmparatorluğun ekonomik ve siyasal alanlarda hızla dışa bağımlı hale geldiği, Avrupa’nın Keşifler Çağı, Sömürgecilik ve Sanayi Devrimi ile yaptığı büyük atılımlara çağın gerisinde kalmış bir din-tarım İmparatorluğu olarak karşılık veremediği ve hastalandığı (hasta adam benzetmesi 20. yüzyılda Avrupa basınında Osmanlı Devleti için yapılmaktaydı) bir gerçekti. Dolayısıyla modernleşme çabaları, ülkenin bütünlüğünü sağlama ve beka sorunlarını çözme amaçlarının gölgesinde yavaş bir şekilde ve geleneksel merkez-çevre karşıtlığı ve patrimonyal devlet yapısı nedeniyle var olmayan bir toplumsal temel üzerinden yükseliyordu.
18. yüzyıl sonlarında Sultan III. Selim’den başlayarak yurtdışına çeşitli alanlarda temsilciler ve öğrenciler gönderen, 19. yüzyılda Tıbbiye, Harbiye ve Mülkiye gibi modern eğitim kurumları inşa eden Osmanlı Devleti’nin kaderi şimdi yurtdışında ve bu çağdaş okullarda yetişmiş yeni askeri-bürokratik sınıfın vatansever hisleri ve olağanüstü çabalarına bağlıydı. 1789 Fransız Devrimi’nin yaydığı özgürlük-eşitlik-kardeşlik idealleri ve milliyetçilik ideolojisiyle donanmış bu yeni oluşan kesim içerisinden çeşitli örgütlenmeler, gizli dernekler, fikir kulüpleri çıkmakta ve devletin nasıl kurtarılacağı yönünde hararetli tartışmalar yapılmaktaydı. Yeni Osmanlılar ve Genç Osmanlılar gibi derneklerle başlayan bu süreç, Namık Kemal gibi kendi öncü entelektüelini de üretiyordu. Birinci Meşrutiyet ’in ilanıyla (1876) umutlanan bu ilerici kesimler, Sultan II. Abdülhamid’in meşrutiyeti ve meclisi feshederek kendi mutlakiyetçi istibdat (baskı rejimi) yönetimini ilan etmesiyle yeni arayışlara başlıyorlardı. İttihad-ı Osmani Cemiyeti veya sonrasında aldığı ve daha iyi bilinen adıyla İttihat ve Terakki Cemiyeti, iyi eğitim almış toplumsal kesimlerden büyük destek alarak hızla büyüyor ve istibdat rejimine rağmen varlığını özellikle yurtdışında sürdürmeyi başarıyordu. II. Abdülhamid’in büyük toprak kayıplarına yol açan ve baskıcı ve başarısız yönetimi karşısında orduda ve devlet kademelerinde hızla destekçi sayısını arttıran İttihat ve Terakki Cemiyeti, yurtdışındaki Jön Türk hareketlerini de bir merkez altında toplamayı başararak istibdat yönetimini yıkmanın yollarını arıyordu.
İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin amacı; “1-) vatanı içinde bulunduğu kötü durumdan kurtarmak, 2-) milleti içinde bulunduğu zulüm ve esaretten çıkarıp insanlığa layık bir biçimde yaşatmaktır. Bu amaçlara varmanın yolu ise 1293 Kanun-u Esasi'sinin (1876 Anayasası) temami-i tatbiki ve devam-ı meriyeti olduğundan, bu Cemiyetin esas amacı olmaktadır. Ayrıca birinci ve ikinci amaca varmanın bilâ farkı cins ve mezhep (mezhep ve cins farkı olmaksızın) bütün Osmanlıların kutsal görevi ve açık menfaatlerinin gereği olduğu da hatırlatılmaktadır” . İttihat ve Terakki Cemiyeti ve sonrasında İttihat ve Terakki Partisi, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuracak olan kuşağı yetiştiren, son derece vatansever ve cesur kişilerden oluşmuş bir örgüttü. Ancak Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının varacağı Cumhuriyet ve laiklik fikirleri, Osmanlıcılık etkisinden tam anlamıyla sıyrılamamış olan İttihatçılarda henüz oluşmamıştı ve bu nedenle meşruti monarşi rejimiyle Osmanlı Devleti’nin kurtarılabileceğini öngörüyorlardı.
Jön Türkler ve İttihatçılar hakkında birçok düşünür ve tarihçi çeşitli yorumlarda bulunmuşlardır. Mesela tanınmış yazar Profesör Yalçın Küçük “Şebeke-Network” adlı kitabında şöyle söylemiştir; “Jön Türkler’i nasıl anlatabiliriz, Türkiye’nin ilk jakobenleri demek mümkündür, ancak eksik kalacağını sanıyorum ve belki de profesyonel devrimci denebilir, düşünebiliriz, yalnız yetersiz olmasının yanında bir de çok eskitilmiş bir nitelemedir. Araştırmayı sürdürebiliriz, ama daha ileri gitmeden, Jön Türkler için yenilgiyi tanımayanlar diyebiliriz” .
1960 ve 1970’lerin soldaki efsane ismi Doğan Avcıoğlu ise Yahya Kemal’den alıntılayarak Jön Türkler hakkında şöyle yazmıştı, “Yeni Osmanlılar yerine Frenklerin deyişiyle Jön Türkler diye anılan aydınlar, rüşvetle satın alınmaya yanaşmadıkları ölçüde, sürülmek, susmak ya da Avrupa'ya kaçmak zorunda kalırlar. Yahya Kemal şöyle der: 1903’te Türk gencine göre siyasal yaşam neydi? Namık Kemal'in bırakmış olduğu bir gelenekti; içeride sürgün, dışarıda kaçak yaşamı. Bu gelenek gitgide Jön Türklük adını almıştır. İstanbul'da ise, Jön Türkler’e kısaca Con denilir. Con, başı belada adam demektir. Dışarıdaki tehlikeli kişiler Con'dur” .
Profesör Hikmet Özdemir ise şunları yazmıştır; “Bir siyasi tavır ve okul olarak İttihat ve Terakki bir vatanseverler hareketidir. Bilindiği gibi İttihat ve Terakki 1789 Fransız İhtilali’nin etkisindedir. Bir bakıma onların dönemi 1839'dan beri sürdürülen Osmanlı Yenileşmesi’nin son evresidir fakat çok dramatik bir gerçektir ki, İttihat ve Terakki Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküş sürecini hızlandırmıştır. Bununla birlikte Balkan Savaşı’nda, Trablusgarp’ta ve Dünya Savaşı’nda vatan toprakları için İttihat ve Terakki’nin önderleri ve kadroları gözlerini kırpmadan hayatlarını ortaya koymuşlardır ve canlarını vermişlerdir. 1920’de Sevr Antlaşması’yla birlikte Balkan ve Dünya savaşlarının kahramanlar kuşağından sağ kalabilenler bu defa Atatürk’ün önderliğinde Türk İstiklal Savaşı’na katılmışlar Türk ulusunun milli devletinin Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda ve inşasında aktif görevler üstlenmişlerdir" .
Profesör Sina Akşin ise İttihatçıları şöyle anlatmıştır; “İttihat ve Terakki mekteplilerin siyasal örgütüydü. Sözü edilen mektepler 1827’de açılan Tıbbiye, 1834’te açılan Harbiye ve 1859'da açılan Mülkiye’dir. Bu okullarda ilk kez çokça denebilecek sayıda, düzenli olarak yeni adamlar yetişmeye başladı. Yeni adam demek çağcıl (modern) adam demekti. Yani ortaçağcıl olmayan özgür kafalı insanlar. Bu insanlar böyle bir dönüşümden sonra topluma bir ölçüde yabancılaşmış oluyorlardı. Başta onları yetiştiren devlet kendilerini bağrına basmıyordu. Fakat devlet onlara gereksinimi olduğunu bildiği için yine de onları yetiştirmek, yetişince onlara belirli görevler vermek zorunluluğunu duyuyordu. Çünkü batmakta olan imparatorluğun ancak onların çatışmalarıyla ayakta kalabileceğinin farkındaydı. Devlet kerhen de olsa onlara tahammül etmek durumundaydı” .
Profesör Metin Heper ise Jön Türk hareketi ve İttihat ve Terakki ile başlayan Türk milliyetçiliğini şöyle izah ediyordu; “Osmanlı Padişahlarının önce Osmanlılığa sonra Osmanlı-İslamcılığa sarılarak imparatorluğun bütün unsurlarını hanedanlık şemsiyesi altında tutmak için gösterdikleri büyük çabalara karşın, gayrimüslim unsurlar Osmanlıcılık, Türk olmayan Müslümanlar da Osmanlı-İslamcılık formülünü reddettiler. Bu nedenle ülkeyi dağılmaktan kurtarma sorumluluğu geri kalan Türklerin omuzlarına yüklendi. Bu durum Türkler arasında daha önce bulunmayan bir ulusal bilinç duygusunun geliştirilmesini zorunlu kıldı. Ulusal bilinçten kaynaklanan ulusal birliğin Türkleri bir arada tutabileceği ve böylece imparatorluğun artakalan topraklarını savunabilecekleri düşünüldü” .
Genellikle yurtdışında okuyan veya bir süre yurtdışında sürgünde yaşamak zorunda kalan İttihatçılar hakkında ilginç bir yorum da onların idealizmlerinden etkilenen araştırmacı yazar Soner Yalçın tarafından yapılmıştır; “Kaybetmeyi onurlarına yediremeyen bir kuşaktı onlar, asi delikanlılar kuşağı" .
Günümüzde İttihat ve Terakki dönemi hakkında yazılan eserler genellikle Osmanlı’nın yıkımına neden siyasi gelişmeler ve savaşlar ile “triumvira” yönetimi liderlerinin hayat hikayeleri üzerine yoğunlaşmaktadır. Son dönemde artan “sözde Ermeni soykırımı” iddiaları nedeniyle “tehcir” meselesi üzerine de pek çok yayın yapılmıştır. Ayrıca İttihatçı liderlerin ve fedailerin kahramanlıkları üzerine bir ulusalcı literatür de oluşmaya başlamıştır. Ancak İttihat ve Terakki döneminin siyasal bilimler açısından atlanan veya görmezden gelinen bir diğer çok önemli unsuru bu dönemde hâkim olmaya başlayan ve Kemalist Devrim’e de kaynaklık etmiş modernleşme anlayışı ve çabalarıdır.
Dağılmakta olan bir imparatorluğu kurtarmak için büyük bir azimle ve sert metotlarla hareket eden İttihat ve Terakki hareketi, üst üste alınan ağır yenilgiler ve büyük toprak kayıplarının yarattığı travmatik atmosfer içerisinde, devletin kurtuluşu için gerekli olan reçeteyi her alanda çağdaşlaşmak ve dönemin ileri Batı medeniyetini yakalamak olarak görmüş ve bu nedenle çeşitli alanlarda reform paketlerini uygulamaya sokmuşlardır. Feroz Ahmad’in çok doğru bir şekilde tespit ettiği şekilde İttihatçılar bu kaos ortamında devleti yeniden canlandırmak ve dünya devletleri arasında söz sahibi yapabilmek için adeta kumar oynuyor ve “ya hep, ya hiç” mantalitesiyle hareket ediyorlardı . Ancak çağdaşlaşma çabalarının yabancı devletlerin çıkarlarıyla çatışması nedeniyle İttihatçılar dış ve iç politikada büyük zorluklarla karşılaşıyor ve içeride karşılaştıkları -dışarıdan da büyük destek bulan- dine dayalı liberal propaganda karşısında baskıcı yöntemler uygulamaktan kaçınmıyorlardı. İttihat ve Terakki yönetimin çağdaşlaşma anlamında attığı en önemli adımlardan birisi kuşkusuz 9 Eylül 1914 tarihinde kapitülasyonları tek taraflı olarak kaldırmasıdır. Bu çabaların da etkisiyle 2 Ağustos 1914 tarihinde yapılan Türk-Alman ittifakı ile Osmanlı Devleti uzunca bir süre sonra bir Avrupalı devlet tarafından eşit olarak kabul edilmiştir .
İttihat ve Terakki döneminin ayırt edici özelliklerinden birisi eğitim alanında yapılan reformlardır. Tanzimat döneminden başlayarak devletin Batı karşısındaki çaresizliğini ortadan kaldırmak için eğitimi bir kurtuluş yolu olarak gören Osmanlı aydınlarının etkisiyle İttihatçı dönemde eğitime büyük yatırım yapılmıştır. İttihatçı yönetim Edirne’yi kurtarmak için para bulamadığı dönemde dahi eğitim bütçesini istikrarlı bir şekilde arttırmıştır. 1908 yılında 200 bin lira olan eğitim bütçesi 1909’da 660 bin, 1910’da 940 bin, 1914’te ise 1.237.000 liraya çıkmıştır . Bu dönemde yabancı ülkelere çok sayıda öğrenci gönderilmiş, yurtdışından çeşitli alanlarda uzmanlar getirilerek eğitim kalitesi arttırılmıştır. Ordudaki subay eksiğine rağmen Birinci Dünya Savaşı sırasında askerlik çağındaki öğretmenler askerlikten muaf tutulmuştur. Halk eğitiminin gelişmesi için Milli Talim ve Terbiye, Halka Doğru ve Türk Ocakları gibi dernekler kurulmuştur. Bu derneklerin çabalarıyla İttihat ve Terakki döneminde vatandaşın eğitilmesi için sayısız konferans düzenlenmiştir. Özellikle köylüler ve kadınların bilinçlendirilmesi için özel çaba gösterilmiştir. Ayrıca yabancı okullarda Türkçe ile tarih ve coğrafya dersleri okutulması zorunlu kılınmıştır. Türk dil ve kültürüne uygun yeni okul kitapları hazırlanmış ve yabancı klasikler dilimize çevrilmiştir.
İttihat ve Terakki döneminde sanat alanında da önemli gelişmeler olduğunu görüyoruz. Öncelikle 1916 yılından itibaren her yıl bir devlet resim sergisi açılmış ve devlet resim başta olmak üzere tüm sanat dallarının yaygınlaşması için büyük çaba göstermiştir. Bu nedenle İstanbul’da biri kadınlar, biri erkekler için iki konservatuar kurulmuştur. Batı müziğinin Anadolu’ya girişi de bu sayede olacaktır. Devlet tiyatronun gelişmesi için İstanbul’daki tiyatrolara maddi yardım yapmış, bir aktör yetiştirme okulu da açılmıştır. Nitekim Birinci Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru ilk Türk kadın tiyatrocuları sahne almaya başlamıştır. Ayrıca Türk mimarisi, hattatlık ve tezhip gibi alanlarda canlandırma amaçlı çeşitli çalışmalar yapılmıştır. İttihat ve Terakki döneminde sürmekte olan savaşa ve askeri önceliklere rağmen sanata verilen önem gerçekten çok dikkat çekicidir.
Eğitim ve sanattan öte İttihatçı dönemin en önemli özelliği modernleşme ve laikleşme açısından önemli somut hukuki adımların atılmış olmasıdır. 1916 yılı parti kongresinde hükümet; Şeriat ve modern kanunlar arasındaki ikiliği ortadan kaldırmak için bir kanun tasarısı hazırlamış ve tasarı ezici bir çoğunlukla kabul edilmiştir . Tasarıya göre bütün Türk vatandaşları için din farkı olmaksızın evlenme esası getirilmiştir. Dinci çevrelerden gelen büyük protestolara rağmen Kuran Türkçe’ye çevrilmiş, geleneksel Cuma hutbeleri Türkçe yapılmaya başlanmıştır. Dinci yayın organları kapatılmış, toplumun dinsel dogmatizm etkisinden kurtularak laikleştirilmesi süreci başlatılmıştır.
İttihat ve Terakki dönemi kadın hakları açısından da son derece önemli adımların atıldığı bir dönemdir. Bu dönemde üniversiteler ve liseler kadınlara açılmıştır. Ziya Gökalp gibi Feminizm akımını ülkeye tanıtan ilerici düşünürler; çarşaf ve örtünme aleyhtarı yazılarıyla kadınların çarşaflarını çıkarmasalar bile yüzlerini açabilmelerini sağlamışlardır. Enver Paşa savaşta erkeklerin yerine kadınların çalışabilmesi için bir dernek kurmuş, bu sayede ordu atölyelerinde binlerce kadın çalışmıştır. İlk kadın iş taburu bu dernek sayesinde kurulmuştur. Tabur, Birinci Ordu hizmetinde cephe gerisinde görev yapmıştır. Kadınlı erkekli sosyal toplantılara ağırlık verilmiş, toplumun gerici uygulamalardan kurtularak kadının da yer aldığı modern hayata alışması için gayret gösterilmiştir. Gregoryen takvimin kabulü, ağırlık ve uzunluk ölçülerinde birlik, dil reformu ve izcilik kanunu bir çok önemli gelişme de İttihat ve Terakki döneminde yapılmıştır. Latin harflerinin kabulü düşünülmüş ancak onun yerine eski yazının çeşitli biçimlerde okunmasını engellemek amacıyla Enver Paşa tarafından Arap harflerine bağlı kalınan sınırlı ölçekte bir harf inkılabı da yapılmıştır. Yeni futbol takımlarının kurulması ve önceden kurulmuş olanlarla beraber düzenli bir şekilde maç yapar hale getirilmesi de İttihatçı dönemin getirdiği yeniliklerden birisi olmuştur.
Jön Türkler ve İttihat ve Terakki hareketleri üzerine derinlemesine araştırmalar yapan Erik-Jan Zürcher’in de açıklıkla belirttiği gibi Kemalist Devrim’in Altı Ok’unu oluşturan ilkelerin temelleri devrimden on yıllar öncesinde atılmaya başlamıştır. Mesela zaten Türk toplumsal yaşantısına yabancı olmayan ancak Osmanlı İmparatorluğu döneminde kısmen gölgelenen laiklik akımının yeniden oluşması ve güçlenmesinde Ahmet Rıza, Abdullah Cevdet ve Ziya Gökalp gibi aydınların büyük katkıları olmuştur . Türk milliyetçiliği ise Kemalist Devrim öncesinde özellikle elitler arasında oldukça gelişmiş ve kendini güçlü bir şekilde ortaya koymuş bir akımdır. İsmail Gaspıralı, Yusuf Akçura ve Ziya Gökalp gibi düşünürler Kemalist milliyetçiliğin resmen kabulünden çok önce onun temel motiflerini eserlerinde kullanmışlardır. Devrimcilik veya İnkılapçılık ilkesi; Kemalist ideolojide İttihat ve Terakki komitacı devrimciliğinin ötesinde bir anlam kazansa da, İttihatçıların reformizminden fazlasıyla etkilenmiştir . İttihatçıların Fransız pozitivizmi etkisinde oluşturdukları Halkçılık ilkesi ve Devletçilik anlayışı da muğlaklığına rağmen Kemalist Devrim’e önemli ölçüde ilham kaynağı olmuştur.
Tüm bu ilerici adımlardan görüldüğü üzere Kemalist Devrim’in her devrimde olduğu gibi Jakoben özellikleri bulunmasına karşın, bu devrimi gerçekleştirenler uzaydan gelmiş değildir. Prof. Şerif Mardin ve takipçilerinin Kemalizm’i “sosyal devrim” kategorisine sokmamaları ve adeta bir “saray darbesi” konumuna indirgemeye çalışmaları bu gerçeği değiştirmez. Kemalist Devrim’in izleri ve toplumsal tabanı entelektüel alanda Jön Türkler hareketinde, siyasal olarak da İttihat ve Terakki döneminde rahatlıkla bulunabilir. Zaten Norbert Von Bischoff’un da dediği gibi “Hazır olmayan şeyi, en keskin fikir dahi hayata çağıramaz ve fikrin nefesi kendisinde değmedikçe, en hazır olay şey dahi hayata kendiliğinden doğamaz” . Burada eleştirilmesi gereken nokta entelektüel dönüşüm ve sosyal değişimin Osmanlı Devleti’ndeki askeri sınıfla (saray, bürokrasi, ordu) ve tebâ (halk) arasındaki uzak mesafe, iletişimsizlik ve etkileşimsizlikten kaynaklanan merkez-çevre karşıtlığı nedeniyle dar bir alanda gerçekleştirilmiş olmasıdır. Tabii ki bu dönemdeki liderlerin vizyonları Mustafa Kemal kadar ileri de değildir. Dahası siyasal konjonktür Mustafa Kemal’in atacağı adımların o dönemde atılabilmesini imkansız kılmaktadır. Ancak Jön Türkler ve İttihat ve Terakki döneminde atılan ilerici adımlar bir anlamda toplumu ve özellikle de merkezde yer alan dar askeri, bürokratik ve entelektüel kadroları Kemalist Devrim için hazır hale getirmiştir. Bu nedenle günümüzde İttihatçı dönemin ve Jön Türklerin neo-liberal çalışmalarda hedef tahtası haline getirilmesinde ve çağdaşlaşmacı unsurlarının görülmemesinde genel olarak Kemalist Devrim’e ve modernleşmeye duyulan bir tepkiden söz etmek sanırım yanlış olmayacaktır. Yine bugünlerde “milli irade” sözünü ağızlarından düşürmeyen ve demokrasi havarisi kesilenlerin; Türkiye’nin padişahlık yönetiminden meşruti monarşik bir rejime geçmesini, Meclis’in kurulmasına sağlamış İttihatçılara düşmanlık gütmeleri, kafalarında yeniden II. Abdülhamid dönemine benzer bir tek adam yönetimi hayali olduğu düşüncesini bizlere vermektedir. Bu nedenle Cumhuriyet Halk Partisi ve Türkiye’nin modernleşmesini incelemek isteyenlerin muhakkak ki öncelikle Jön Türkler ve İttihat ve Terakki geleneğini incelemeleri ve Kemalizm’in doğuşunu ve sınıfsal kökenlerini bu dönemde aramaları gerekmektedir.
- Heper, Metin, Türkiye Sözlüğü, 2006, İstanbul: Doğu Batı Yayınları
- Heper, Metin, Devlet ve Kürtler, 2008, İstanbul: Doğan Kitap
- Akşin, Sina, Kısa Türkiye Tarihi, 2007, İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
- Akşin, Sina, Jön Türkler ve İttihat ve Terakki, 2006, Ankara: İmge Kitabevi
- Küçük, Yalçın, Şebeke – Network, 2002, İstanbul: Yazı-Görüntü-Ses Yayınları
- Özdemir, Hikmet, Doğan Avcıoğlu Bir Jön Türk’ün Ardından, 2000, Ankara: Bilgi Yayınevi
- Özdemir, Hikmet, Üç JönTürk’ün Ölümü, 2007, İstanbul: Remzi Kitabevi
- Yalçın, Soner, Efendi, 2004, İstanbul: Doğan Kitap
- Avcıoğlu, Doğan, Türkiye’nin Düzeni, 1974, İstanbul: Cem Yayınevi
- Ahmad, Feroz, İttihat ve Terakki 1908-1914, 2004, İstanbul: Kaynak Yayınları,
- Ahmad, Feroz, İttihatçılıktan Kemalizme, 1999, İstanbul: Kaynak Yayınları
- Zürcher, Erik-Jan, “Kemalist Düşüncenin Osmanlı Kaynakları”, Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce cilt 2 Kemalizm, 2004, İstanbul: İletişim Yayınları
Suç, sözlük tanımıyla “törelere, ahlak kurallarına ve yasalara aykırı davranış, cürüm” anlamına gelmektedir. Kriminoloji ise, Fransızca “Criminologie” kelimesinden dilimize girmiş, “toplumsal bir olgu olarak suç ve suçluluğu inceleyen bilim” anlamındadır. İnsan doğası konusunda yapılan felsefi tartışmalar bir yana dursun, insanoğlunun toplumsal yaşama geçtiği günden bu yana toplumsal normlar, kurallar haricinde hareket eden insanlar daima varolmuş (bunun aksini kanıtlayabilecek “ilkel komünizm” şeklinde Marksist literatürde yer bulan kabile yaşamları halen bulunmaktadır) ve suç, toplumsal yaşamın istenmeyen ancak bir türlü de önlenemeyen bir unsuru olmuştur. Ayrıca suç, bir çok felsefi ve ideolojik doktrine göre insan doğasının ve toplumsal yaşamın asla önlenemeyecek bir unsuru kabul edilmesine karşın, suç oranlarının koşulların değişmesiyle beraber artıp azalabilmesi, suçun aslında yok edilebilecek en azından azaltılabilecek bir fenomen olduğunun ipucunu bizlere vermektedir. İnsan hayatının ve özgürlüğünün aslolduğu ya da olması gerektiği modern dünyada suçla mücadelenin başarıyla sürdürülebilmesi için suç oluşumuna neden olan koşullar ön yargısız olarak incelenmelidir. Kriminoloji bilimi bu noktada medeniyetin ve insanoğlunun en büyük yardımcısıdır. Tarih boyunca kriminoloji biliminde değişik perspektifler hakim olmuş ve suç oluşumunun nedenlerini ve çözüm yollarını anlamaya çalışmıştır.
Suç konusunda ortaya atılan ilkel teoriler daha çok dinle alakalı olan skolâstik teorilerdir. Supernaturalism (doğaüstücülük) olarak adlandırabileceğimiz bu teorilere göre suç dini inancı zayıf ve ruhu şeytan tarafından ele geçirilmiş kimseler tarafından işlenmekte ve nedeni dini inancın yeterince yaygınlaşmaması, güçlü olmamasıdır. Bu gibi teokratik perspektifler Orta Çağ’da Avrupa’da etkili olmuş ancak Rönesans ve Reform sonrası etkilerini hızlı bir şekilde kaybetmişlerdir. Yine de günümüz insanında dahi suç ve dinsizlik, inançsızlık ve şeytan arasında bağlantı kurulması yaygındır (şeytana uymak sözünü hatırlayabiliriz). Gelişmekte olan Avrupa’da ortaya çıkan klasik kriminoloji teorisi Jeremy Bentham ve John Stuart Mill gibi filozoflarca geliştirilmiş utilitarianism (faydacılık) esasları üzerine kuruludur. Ahlaki sorumluluklar ve hedefler taşımaktan öte eylemlerin yol açtığı pratik faydaların değerlendirilmesi şeklinde bir anlayışı olan faydacılık teorisinin yönlendirdiği klasik kriminoloji suç kavramını da bu doğrultuda değerlendirmiştir. Yine buna paralel olarak suç oranını düşürmek amacıyla Bentham’ın faydacı zihninden çıkan “panopticon” gibi bir hapishane mimarisi ve genel anlamıyla toplumsal düzen modeli ortaya koymuştur. Klasik kriminoloji suçu bireyin özgür iradesi sonucu ortaya çıkmış yasadışı eylemler olarak tanımlar ve cezalandırma sisteminde toplumsal faydayı ön plana çıkarır. Suçun nedenleri, suça yol açan güdüler ve sosyoekonomik koşullar klasik kriminoloji için önemli değildir. Önemli olan toplumsal harmoni ve düzeni korumak adına caydırıcı cezalar vermektir. Önceki doğaüstücü teorilerden farklı olarak seküler kimliği bulunan klasik kriminoloji yine de bilimsel sosyolojik niteliklerden uzaktır. Klasik kriminolojinin 19. yüzyılda ortaya çıkan revize edilmiş hali de sosyolojik nitelikleri zayıf olmasına karşın, yaş, zeka durumu ve fiziksel koşullar gibi bazı etkenlerin suçun ortaya çıkmasındaki etkisini kabul etmiş ve bir adım ileri gitmiştir. Sosyolojik teorilerin güç kazanması öncesi ortaya çıkmış bir diğer kriminolojik anlayış kromozom teorileri ve sosyobiyolojik yaklaşımdır. Çeşitli bilim adamlarının yaptıkları deneyler neticesinde buldukları küçük korelasyonları makro teorilere çevirmeye girişimleri neticesinde suçlularda bazı fiziksel, genetik farklılıklar olduğu iddia edilmiştir. Yine ırsi özelliklerin suç işlenmesindeki etkisi vurgulanmış ancak bu ayrımcı düşünce sistemi fazla güçlenemeden yerini sosyolojik teorilere bırakmıştır. Sosyolojik olmayan kriminoloji teorilerinden bir diğeri de Sigmund Freud’dan esinlenilerek ortaya çıkmış psikopatolojidir. Ancak bireysel deneyimler ve psikolojik koşullar üzerine kurulu bu teori de sosyal bir fenomen olan suçu açıklamakta yetersiz kalmıştır.
20.yüzyıldan itibaren etkili olmaya başlamış sosyolojik kriminoloji teorilerinin en önemli üçü Social disorganization theory (Toplumsal düzensizlik teorisi), Social control theory (Toplumsal kontrol teorisi) ve Socialization theory (Sosyalleşme teorisi)’ dir. Amerika’da Chicago School (Chicago Okulu) adı verilen bir grubun teorileştirdiği Toplumsal düzensizlik teorisine göre suç yapısal toplumsal sorunların neticesinde ortaya çıkmaktadır. Adaletsiz gelir dağılımı, fakirlik, işsizlik suçu tetikleyen en önemli ekonomik etkenler olurken, etnik, dini, mezhepsel, sınıfsal farklılıklar ve gruplaşmalar da suçun oluşmasında önemli rolü olan üstyapı faktörleridir. Amerika’da suç oranının tavana vurduğu, İtalyan-Amerikan mafyasının meşhur içki yasağı Volstead Yasası’nın da etkisiyle zirveye ulaştığı Büyük Buhran dönemi Chicago Okulu’nun verdiği örneklerin başında gelmektedir. Yine Chicago Okulu’na göre hızlı endüstrileşme ve kentleşme, oluşan farklı göçmen mahalleri ve ekonomik adaletsizlik neticesinde suçun artmasına büyük katkıda bulunmaktadır. Toplumsal düzensizlik teorisi bu nedenle suçla mücadele edilmesi için sosyal bir devlete ihtiyaç olduğunu vurgularlar. Toplumsal kontrol teorisi ekolünün kurucusu olan Travis Hirschi’ye göre ise suç toplumsal bağları zayıf olan yabancılaşmış insanlar tarafından gerçekleştirilmektedir. Çeşitli nedenlerle ailevi, arkadaş bağları zayıf olan, herhangi bir sosyal çevrede kabul görmemiş insanlar suç işlemeye mail hale gelmektedirler. Bu nedenle Toplumsal kontrol teorisine göre suç işleyen insanlar rehabilite edilmeli ve sosyal çevreleriyle olan bağları güçlendirilmelidir. Sosyalleşme teorisinin kurucusu kabul edilebilecek Robert Merton’a göre ise, bazı insanlar genelin aksine toplumsal normların dışında yaşayan sosyal çevrelerde büyümekte ve değer yargıları anormal olarak kabul edilen davranış biçimleriyle oluşmaktadır. Bir getto mahallesinde fakirlik içinde büyüyen bir çocuk için suç normal bir davranış haline gelmekte ve sosyalleşmesini bu çevrede geçiren bir çocuk suç işlemekten çekinmemektedir. 20. yüzyılın ilk yarısında etkili olmuş bu sosyolojik teorilerin ortak özellikleri bilimsel sosyolojik yaklaşımlarına karşın fazlasıyla pozitivist anlayışlarının bulunması ve sokak suçları, adi suçlar üzerinde yoğunlaşmalarıdır.
20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren güçlenen Marksist ve post-yapısalcı (1970’lerde) ekoller neticesinde kriminoloji alanında farklı sosyolojik teoriler birbiri ardına ortaya çıkmaya başlamıştır. İnteractionism (Etkileşme) metodolojisinin sosyal bilimlerde ortaya çıkmasıyla beraber yapısal çevresel koşullar kadar suçlular da anlaşılmaya çalışılmış, suçun ve suçluların toplumsal kurma kavramlar (construction) oldukları varsayılmış ve orijinal teoriler gelişmiştir. Mesela bu teorilerin en ünlülerinden biri olan labeling theory (etiketleme teorisi)’e göre suçluları toplumun suçlu olarak etiketlemesi, damgalaması suçlulara suç işlemeye devam etmekten başka şans bırakmamaktadır. Bu noktada ünlü post-yapısalcı düşünür Michel Foucault’nun "mahkumların görevi hapishaneden kaçmaya çalışmaktır" demesi oldukça manidardır. Post-yapısalcı ekolün bir uzantısı niteliğinde olan etiketleme teorisi mahkûm ve suçlu psikolojisini anlamaya çalışmış ve suçluları hastalıklı “öteki” kabul eden düşüncelere karşı çıkmıştır. Ancak post-yapısalcı ekolün klasik bir hastalığı olan çözüm üretememek sancısı bu alanda da etkisini göstermiş ve etiketleme teorisi suçun ilk aşamada neden ortaya çıktığını açıklamayı başaramamıştır. Marksizm’in bir uzantısı şeklinde gelişen radikal kriminoloji anlayışı ise sınıfsal mücadelelerin neticesinde hâkim sınıfların üretim araçları ve devletin ideolojik aygıtlarını elinde bulundurarak mahkûm durumundaki sınıfların bireylerinin suça yönlendirildiğini ve suçun belki de devrimci bir niteliği bulunduğunu iddia eder. Tarihsel kaçınılmazlığı olan ve ekonomik determinizme dayalı yeni toplumsal düzen yerleştiğinde önceden suç sayılan hareketler belki de suç sayılmayacak, dahası suç nedenleri ortadan kalkacaktır.
Kriminoloji biliminin tarihsel gelişimi temel olarak bu şekilde olmuştur ve ortaya çıkan belli başlı ekoller bunlardır. Bu ekolleri birbirinden kopuk, bağımsız yaklaşımlar olarak değerlendirmek hatalı olacaktır. Zira gerçeklere bakılınca ne ilk dönem sosyolojik, ne Marksist, ne de post-yapısalcı teorilerin suç oluşumunu anlamakta kendi başına yeterli olmadığı görülecektir. Marksist ve Toplumsal düzensizlik teorisinin vurguladığı yapısal ekonomik ve kültürel faktörlerin suçun ortaya çıkmasındaki etkisi göz ardı edilemeyecek kadar önemli olmasına karşın, post-yapısalcılığın bir katkısı olan etiketleme teorisi de son derece önemlidir. Yine sosyalleşmenin ve toplumsal bağların önemi de suçun ortaya çıkmasında yadsınamaz.
- D. Stanley Eitzen & Doug A. Timmer, 1985, “Criminology”, New York: McMillan Publishing Company
- Robert L. Bonn, 1984, “Criminology”, USA: McGraw-Hill, inc
- Türk Dil Kurumu (TDK) Online Sözlük, http://tdk.org.tr/tdksozluk/sozara.htm
Üstüne çok söz söylenen ancak her fırsatta siyasi amaçlarla saptırılan ya da haksız yere saldırılan, hala tam olarak anlamlandıramadığımız, oysa dünyadaki anti-emperyalist devrimlere öncülük etmiş çok önemli ve değerli tarihsel sıçrama, toplumsal dönüşüm projesinin adıdır Kemalist Devrim… Bu yazıda Mustafa Kemal Atatürk ve yoldaşlarının eseri olan Kemalist Devrim’in temel özelliklerini ve yarı-ideoloji niteliği kazanmasına neden olan Altı Ok’u mercek altına alacağım.
Kemalist Devrim’i anlayabilmek için Fransız Devrimi’ni ve Bolşevik Devrimi’ni de bilmek gerekir. Zira Kemalizm bu iki çok önemli tarihsel sıçrayıştan fazlasıyla etkilenmiş ve 1920’li, 1930’lu yıllarda ortaya çıkmış bir dünya görüşüdür. Cumhuriyet mefkuresini oluşturan Altı Ok’u incelediğimizde Laiklik, Milliyetçilik ve Cumhuriyetçilik gibi değerlerin Fransız Devrimi’nden, Devrimcilik, Halkçılık ve Devletçilik gibi değerlerin ise Bolşevik Devrimi’nden esinlenilerek benimsendiği görülecektir. Ancak Kemalizm ideologları bunu yaparken Tanzimat taklitçiliğine kaçmamış ve bu değerleri esnek bir anlayışla Türk toplum yapısı, Türkiye’nin öznel koşulları ve çağdaşlaşma hedeflerine göre şekillendirmişlerdir.
Kemalizm’in iki temel değeri bilimsellik ve akılcılıktır. Kemalizm’e temelinden bir eleştiri getirmek isteyenler genellikle devrimin ideologlarının pozitivist anlayışlarına gönderme yaparak onun tekçi ve mutlakiyetçi bir düşünce sistematiği olduğunu ileri sürerler. Oysa bilmedikleri şey pozitivizmin Kemalist Devrim’e damgasını vurmasının sebebinin bilimselliğe ve akılcılığa atfedilen büyük önem ve o dönemde tek hakim bilim felsefesinin pozitivizm oluşudur. Bilindiği üzere bilim; dini dogmaların aksine durağan değildir ve pozitivizm anlayışı da zaman içerisinde farklı bilimsel yaklaşım ve metodlarla desteklenmiştir. Bu nedenle Kemalizm de zaman içerisinde doğal olarak bir değişime ve gelişime uğramış, mesela muğlak olarak nitelendirilebilecek ekonomi politikası 1960 ve 1970’lerde CHP tarafından sosyal demokrasi-sosyalizm anlayışına dayalı halkçı sosyal devlet projesiyle desteklenmiştir. Yine tek-parti anlayışından çok partili demokrasiye geçilmesi Mustafa Kemal’in hayatta olduğu dönemde gerçekleştirilememiş olmasına karşın, 1950’lerden bu yana kesintilerle de olsa ülkemizde uygulanabilmiştir. Merhum Ahmet Taner Kışlalı’nın deyimiyle “Cumhuriyeti numaralandırmak isteyenler”in anlayamadıkları şey; Kemalizm’in dinamik ve adeta “sürekli devrim” anlayışını destekleyen devrimci yapısıdır.
Kemalist Devrim’in iki temel amacı bulunmaktadır. Birincisi tam bağımsız ve halk iradesine dayalı demokratik bir ulus-devletin yaratılmasıdır. Mustafa Kemal’in hayatta olduğu dönemde izlediği dış politika anlayışı incelendiğinde ülkenin bağımsızlığına verdiği önem açıkça görülecektir. Mustafa Kemal’in tam bağımsızlık anlayışı Türkiye’nin çeşitli birlik ve uluslararası kurum-kuruluşlara üye olmasına asla engel değildir. Ancak 1950’lerden bu yana politikacılarımızın isteyerek veya istemeyerek yaptıkları şey Türkiye’nin yabancı ülkelerle olan ilişkilerinde mütekabiliyet (karşılıklılık) esasına özen göstermemeleri ve ülkeyi adeta bir müstemleke (koloni) gibi yönetmeleridir. Kemalist Devrim’in ikinci çok önemli ülküsü ise Türkiye’nin çağdaş uygarlık seviyesinin gerisinde kalmaması hatta bunu aşmasıdır. Ancak maalesef ülkemizde Cumhuriyet’in ilk yıllarından bu yana çağdaşlaşma, genellikle salt Batılılaşma ve Avrupalılaşma şeklinde algılanmaktadır. Oysa Mustafa Kemal’in istediği çağdaş uygarlık ve tekniklerin dünyanın neresinde olursa olsun bulunması, incelenmesi ve Türkiye’nin toplumsal gerçekliklerine göre yeniden düzenlenmesidir. Atatürk’ün özlemini duyduğu Türkiye “yurtta sulh cihanda sulh” ilkesi doğrultusunda dünyaya örnek olacak bir kültür ve uygarlık merkezidir. Maalesef günümüzde bu hedeflerin çok uzağında kalmış gibi görünüyoruz.
Kemalizm’i anlamak için Kemalist Devrim’i somutlaştıran Altı Ok’u mutlaka iyi bilmek zorundayız. Altı Ok’un en önemli ilkelerinden olan ulusçuluk veya milliyetçilik; farklı etnik unsurlardan oluşan Türkiye’nin etnik bir doku kazanmasından çok, yurttaşlık temeli etrafında herkese eşit haklar sunan anti-emperyalist, tam bağımsız birulus-devlet yaratılmasını amaçlamaktadır. Zira çağdaş bir toplum olmak için öncelikle ulus olmak, uluslaşma aşamasından geçmek gerekmektedir. Büyük ölçüde Ziya Gökalp’in düşünceleriyle şekillenen Kemalist milliyetçilik (Atatürk milliyetçiliği) sınırlar ötesi hedefler gözetmeyen, ırkçı ve ayrımcı olmayan sivil bir milliyetçilik anlayışıdır. Mustafa Kemal, “mazlum milletler” olarak nitelendirdiği koloni ve yarı-koloni ülkelerin zaman içerisinde bağımsızlıklarını kazanacaklarını çok önceden görmüş ve tüm bu ülkelere model olacak bir evrensel değerler bütünü yaratmayı başarmıştır. Sadece siyasi bağımsızlıkla yetinmeyen, ekonomik bağımsızlığı da hedefleyen Kemalist milliyetçilik anlayışı, açık bir şekilde ırkçılık ve ümmetçiliğin karşısındadır. Bu nedenle Ahmet Taner Kışlalı’nın da tespit ettiği gibi bölücü değil birleştirici, gerici değil ilerici, savaşçı değil barışçıdır. Bu nitelikleriyle Kemalizm’in ulusçuluk anlayışı çağdaş, evrensel ve kalıcıdır.
Kemalist Devrim’in en önemli ilkelerinden bir diğeri de Cumhuriyetçiliktir. Cumhuriyetçilik Kemalizm’in demokrasi ile bütünleşen özelliğidir. Cumhuriyetçilik anlayışıyla siyasal iktidarın teokratik otoriteye ya da saltanat kurumuna verilmesi engellenmiş ve halkın kendi kendini yönetebilmesi amaçlanmıştır. Mustafa Kemal’e göre yeni Türkiye bir “halk devleti” olmalıdır. Bunun için devrimler halka yayıldıktan sonra çok partili bir demokrasinin inşa edilmesi zorunluluktur. 1930’larda tüm dünyada otoriter, faşist rejimler yaygın ve popüler hale gelmişken dahi Mustafa Kemal Serbest Fırka’nın kurulmasını istemiştir. Prof. Ergun Özbudun’un da belirttiği gibi “hiçbir totaliter rejim tasavvur edemeyiz ki, bir muhalefet yaratmak amacıyla kendiliğinden bir teşebbüste bulunsun”. Mustafa Kemal isteklerini somutlaştırmak istercesine dünyada ilk kez geleceğin vatandaşları olan çocuklara bir bayram hediye etmiş ve Cumhuriyet’i gençlere emanet ettiğini söylemiştir. Seçmen yaşı onun döneminde 18’e indirilmiş, neredeyse hiçbir toplumsal istek olmamasına karşın kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmiştir. Cumhuriyetçilik; Kemalizm’in demokrasi karşıtı olmadığı gibi tam tersine demokrasinin kurulmasını amaçlayan en önemli ilkelerinden birisidir.
Mustafa Kemal’in demokrasi anlayışı somutlaştıran bir diğer ilke de halkçılıktır. Mustafa Kemal halkçılığı şu şekilde tanımlamıştır; “Bugünkü varlığımızın asıl niteliği milletin genel eğilimlerini ispat etmiştir. O da halkçılıktır, halk hükümetidir, hükümetlerin halkın eline geçmesidir” (Kışlalı, sayfa 42). Mustafa Kemal’in partisi olan CHP daha sonraları bu ilkeyi somutlaştırmış ve üç ana maddede toplamıştır. Bu maddeler siyasal demokrasi, yasalar önünde eşitlik ve dayanışmacılık anlayışıyla bir sınıfın diğeri üzerinde egemenlik kurmasına engel olunmasıdır. Kemalizm en azından teorik düzeyde seçkincilik karşıtı, halkçı bir dünya görüşüdür. Atatürk’ün yaptığı yenilikler incelendiğinde Osmanlı döneminden kalma seçkin-halk ikilemini ortadan kaldırmaya çalıştığı görülecektir. Bu nedenle Mustafa Kemal keskin bir yöntemle de olsa sadece seçkinlerin anlayabildiği Arapça ve Farsça etkisindeki Osmanlıca’yı ortadan kaldırarak, Latin alfabesiyle yazılan ve halkın kolaylıkla öğrenebildiği-anlayabildiği Türkçe’yi resmi dil olarak benimsemiştir. Kemalizm’in benimsediği halkçılık anlayışı ayrıcalıksız, dayanışmacı bir toplumun yaratılmasını amaçlıyordu. Osmanlı’nın toplumsal yapısı nedeniyle zaten var olmayan sınıf çatışmalarının oluşması engellenmeli, eğer oluşuyorsa da dayanışmacı bir toplumun devam edebilmesi için daima ezilenler korunmalıydı. Bu nedenle sosyal sınıfların oluşmaya başladığı 1960’lardan itibaren Türkiye’de sosyal devlet güçlü bir şekilde inşa edildi. Ancak günümüzde maalesef sosyal devlet neo-liberal saldırıların hedefi haline gelmiş ve gerçekleştirilmesi düşünülen Sosyal Güvenlik Reformu ile neredeyse tasfiye edilmek durumundadır. Oysa Kemalist Devrim’in amacı yönetimde, kalkınmada, gelir dağılımında, devlet olanaklarının kullanılmasında halk yararının gözetilmesi ve hiçbir grubun ezilmemesine yöneliktir.
Kemalist Devrim’in çok önemli bir diğer ilkesi devrimciliktir. Atatürk’ün devrimcilik anlayışı temeli itibariyle geçerliliğini yitirmiş köhne kuruluş ve düzenlemelerin yıkılarak yerine çağdaş yeni kurum ve düzenlemelerin kurulmasıyla ilgilidir. Kemalizm dinamiktir; değişimlere, dönüşümlere açıktır. Bu nedenledir ki Mustafa Kemal Yakup Kadri ile yaptığı bir sohbette Kemalizm’in kalıplaşmış bir ideoloji olmasına karşı çıkmış ve böyle yapılırsa “donup kalınacağını” ifade etmiştir. Koşullara koşut olarak kurumların, düzenlemelerin ve düşüncelerin değişebileceğini Mustafa Kemal çok önceden görmüştür. Bu nedenle Ahmet Taner Kışlalı’ya göre Kemalizm’in devrimcilik anlayışı “sürekli devrim” anlayışını yansıtmaktadır. Kemalist Devrim’i savunmak onu belli dar kalıplar içerisinde anlamak değildir. Tam aksine onu geliştirmek, ilerletmek ve çağdaş gelişmeler doğrultusunda yeniden yorumlamak, karşı-devrim tuzağına düşmeden devrime kaldığı yerden devam etmektir.
Kemalizm’in devletçilik anlayışı da tartışmalara konu olan ve yeterince irdelenmemiş bir Cumhuriyet ilkesidir. Osmanlı döneminde ticaretin yalnız gayrimüslimlerin elinde bulunması ve sosyal sınıfların tam anlamıyla oluşmamış olması nedeniyle çağdaş devletlerin sanayileşme anlamında yüzyıllarca yıl gerisinde kalmış Cumhuriyet’in izlemesi gereken ekonomi politikası devletçilik temelli bir karma ekonomidir. Ülkenin bir sermaye birikimi yoktur ve ülkenin kalkınması için tek çare devletin ekonomide aktif bir rol üstlenmesidir. 1929 yılındaki Büyük Buhran bu anlayışı güçlendirmiş ve CHP içerisinde liberal İş Bankası grubuna rağmen devletçilik Altı Ok’a dahil edilmiştir. Bu sayede Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki en büyük ekonomik büyüme oranlarını Atatürk döneminde yakalamış, dış borçlar ödendiği gibi yerli sanayi de kurulmuştur. Batılı ülkelerde işçi sınıfının haklarını elde etmesi uzun süren kanlı mücadelelere sahne olurken, ilerici Kemalizm anlayışı sayesinde Türkiye’de 27 Mayıs sonrası yapılan 1961 anayasası ile bu haklar kolaylıkla sağlanmıştır.
Kemalist Devrim’in günümüzde belki de üzerinde en çok durulması gereken son ilkesi laikliktir. Laiklik yalnızca din ve devlet ya da dünya işlerinin birbirinden ayrılması demek değildir. Laiklik demokrasinin yani halk iradesine ve idaresine dayalı modern toplum yönetiminin temelinde yatan bir olgudur. Zira laiklik sayesinde teokrasiye dayalı ilahi meşruiyet yerini tüm eksikliklerine karşın milli irade olarak da bilinen demokratik halk iradesinebırakmıştır. Sekülarizme dayalı olarak meşruiyetin kaynağı artık ruhban sınıflar, imparatorlar değil ulus-devleti oluşturan halklardır. Bu nedenle demokrasi-laiklik-halkçılık birbirleriyle yakından alakalı ve birbirlerini tamamlayan kavramlardır. Kemalist Devrim sırasıyla siyasal sistemi, hukuk sistemini, eğitim sistemini ve kültürü laikleştirmiştir. Onlarca Müslüman ülke içerisinde tek laik ve demokratik hukuk devleti olarak kalabilmiş Türkiye’nin başarısı da işte Mustafa Kemal’in bu ilerici uygulamalarından kaynaklanmaktadır. Bugün maalesef bazı sözde demokrasi, insan hakları ve düşünce özgürlüğü savunucularının laiklik karşıtı eylemleri desteklemeleri oldukça düşündürücüdür. Zira bu kişilerin bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde savundukları halk iradesini egemen kılan bu prensibin yıpratılması ve şeyh, tarikat liderleri gibi teokrasiye dayalı otorite sahiplerini siyasette egemen kılmak yani demokratik halk iradesini gölgelemektir. Ancak demokrasi ancak demokrasiyi özümsemiş kurum ve bireylerle ayakta kalabilir. Gelişmiş, pekişmiş bir demokrasi Adam Przeworski’nin meşhur tabiriyle “şehirdeki tek oyun”dur. Bu tabirle kastedilen şey tüm siyasal ve sosyal aktörlerin demokrasiyi özümsemiş ve kendi içlerinde demokratik bir yapıyı kurmuş olmalarıdır. İşte bu nedenle hepimiz ordunun tüm diğer kurumlar gibi demokratikleştirilmesinden, itaat kültürünün yok edilmesinden ve ast-üst ilişkisinin demokrasiye uygun bir şekilde düzenlenmesinden yanayız. Ancak her fırsatta Türk Silahlı Kuvvetleri’ni acımasızca eleştirenler söz konusu tarikat ve cemaatlerin iç yapısı olduğunda her nedense demokrasiyi rafa kaldırabilmekte ve açık bir çifte standart uygulaması yapmaktadırlar. Bugün ne acıdır ki şeyh-mürit ilişkisi demokrasiyle uzaktan yakından alakası olmadığı halde özgürlük kavramının içi boşaltılarak bu yolla savunulmakta ve çeşitli tarikatların, cemaatlerin varlıkları ve siyasal ve ekonomik alanlardaki etkinlikleri insanlara zorla kabul ettirilmeye çalışılmaktadır. Oysa şeyhler Tanrı’nın elçileri değillerdir ve dahası demokratik bir şekilde başa geçmemişlerdir. Türkiye’de seçim sonuçlarını etkileyecek kadar etkili bir güce ulaşmış tarikatların varlığı demokrasi açısından çok büyük bir sorun teşkil etmektedir. Rahmetli İsmail Cem’in de belirttiği gibi demokrasi bir siyasal sistemden ziyade bir yaşam kültürüdür ve gelişmesi için aileden, okuldan, askeriyeden, camiden başlayarak her alanda geçerli kılınması gereklidir.
Genel bir değerlendirme yapmak gerekirse Mustafa Kemal’in ölümsüz eseri olan Kemalist Devrim; Kurtuluş Savaşı süreciyle başlamış, siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel boyutları olan çok kapsamlı bir devrim, bir toplumsal dönüşüm projesidir. Eğer küreselleşme çağında karşı karşıya kaldığı tüm tehditlere rağmen hala ayakta kalabiliyorsa Jakoben özelliklerine ve halka Atatürk’ün ölümü sonrası gerektiği şekilde ve doğru bir biçimde yayılamamasına rağmen sosyal bir devrim olmadığını iddia etmek zordur. Bir önceki yazıda belirttiğim gibi Kemalist Devrim’in izleri ve toplumsal tabanı İttihat ve Terakki döneminde rahatlıkla bulunabilir. Napolyon’un söylediği gibi “süngülerle her şey yapılabilir ama üzerine oturulamaz” (Kışlalı, sayfa 50). Yani tarihte toplumsal tabanı olmayan hiçbir hareketin başarıya ulaşma şansı yoktur. Kemalist Devrim hakkındaki yanlış ancak yaygın bir kanı devrim ideolojisinin “muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkmak” ülküsünün salt bir Avrupacılık-Batıcılık eğilimiyle özdeşleştirilmesidir. Oysa Avrupa’nın bilim, kültür ve sanat alanındaki başarılarından övgüyle söz etmesine karşın emperyal siyasal yapısı hakkında sık sık eleştirilerde bulunan Mustafa Kemal’in bu sözle kastettiği dünyanın neresinde olursa olsun tüm ilerici ve gelişmiş düşünce ve uygulamaların gerisinde kalınmamasıdır. Mustafa Kemal tarihin gördüğü en büyük devrimcilerden biri olarak tarihin gördüğü en büyük devrimlerden birine imzasını atmıştır. Ve tarih tüm saptırma çabalarına karşın onu böyle yazmaya devam edecektir…
KAYNAKLAR - Kışlalı, Ahmet Taner, "Atatürk’e Saldırmanın Dayanılmaz Hafifliği", 1993, İstanbul: İmge Yayınevi
- Avcıoğlu, Doğan, "Türkiye’nin Düzeni", 1974, İstanbul: Cem Yayınevi
- Özbudun, Ergun & Kazancıgil, Ali, “Atatürk: Founder Of A Modern State”, 1986, London: C. Hurst
- Heper, Metin, “İsmet İnönü: The Making Of A Turkish Stateman”, 1998, Boston: Brill
- Mango, Andrew, “Kemalism In A New Century”, Brian W. Beeley’in “Turkish Transformation: New Century New Challenges” kitabından, 2002, Huntington: The Eothen Press, 22-36
-Ahmad, Feroz, “İttihatçılıktan Kemalizme”, 1999, İstanbul: Kaynak Yayınları
Ozan Örmeci
Bu makale Ozan Örmeci'nin "İttihat ve Terakki'den AKP'ye Türk Siyasal Tarihi" adlı kitabından alınmıştır. Kitabı satın almak için İdefix, Kitap Yurdu ve benzeri kitap satış sitelerine bakabilirsiniz. | 04499640f8e4 | [
"c4",
"hplt2",
"vngrs"
] |
TOBB izniyle gerçekleşen ilk ve tek e-Ticaret organizasyonu olma özelliği taşıyan 3. E-Ticaret Konferansı ve Fuarı, 15 Mayıs 2014 tarihinde sektör temsilcilerini bir araya getiriyor.
Bu yılki ana teması “perakende sektörüne yönelik e-ticaret stratejileri” olan konferansta dünya çapında bir başarı hikayesi olan Net-A-Porter’in Kurucu Ortağı Megan Quinn ve Bitpay Avrupa İş Geliştirme Direktörü Moe Levin ilk kez Türkiye’deki sektör temsilcileriyle buluşacak.
15 Mayıs 2014 tarihinde Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlenecek olan E-Ticaret Konferansı ve Fuarı, sektör açısından Türkiye’deki ve dünyadaki son trendleri ortaya koymayı hedefliyor.
Megan Quinn ve Moe Levin, konferans kapsamında ilk kez Türkiye’de
Dünya çapındaki bir başarı hikâyesi olan Net-A-Porter’ın, kurucu ortağı ve Avustralya’nın perakende alanındaki en güçlü kadınlarından biri olarak anılan Megan Quinn, 3. Eticaret Konferansı ve Fuarı kapsamında ilk kez Türkiye’deki sektör temsilcileriyle buluşuyor.
Net-A-Porter’ın, kurucularından biri ve kreatif direktörü olarak edinmiş olduğu vizyon ve deneyimlerini katılımcılarla paylaşacak olan Quinn, bu uluslararası üne sahip ve oyun değiştiren girişimle birlikte, “21. Yüzyılda e-Ticarette Mükemmelliğin nasıl elde edileceğine” dair tecrübelerini aktaracak.
Konferansın bir diğer konuşmacısı olan Bitpay Avrupa İş Geliştirme Direktörü Moe Levin ise, ticarete yeni bir boyut getiren Bitcoin’in Avrupa’ya getirilmesi ve yaratacağı olağanüstü yenilikleri aktaracağı sunumunda, geleceğin dijital para birimine dair fiyat değişkenliği, teknolojik değerlendirmeler, bildirim yükümlülükleri ve ilgili hususlara dair çok önemli bilgiler paylaşacak.
E-ticaret sektörünün geldiği nokta ve gelişimi için yapılması gerekenler 3. E-ticaret Konferansı ve Fuarı’nda
E-ticaret ve dijital ekonominin geldiği noktanın ve gelişimi için yapılması gerekenlerin analiz edileceği fuar ve konferansla, sektör ve ilgili alanlarda faaliyet gösteren kurumların temsilcilerinin bir araya getirilmesi, görüş alışverişinde bulunarak, ürün ve hizmetlerini tanıtabilecekleri bir platform sağlanması amaçlanıyor.
Ayrıca konferans ve fuar, sektörde hizmet veren kurumları, rakipleri ve muhtemel çözüm ortaklarıyla bir araya getiren önemli bir platform yaratacak.
Sektör adına önemli çıktılarıyla, katılımcılarına e-ticaretin geleceği konusunda önemli bilgiler sunan organizasyon, konferansla eş zamanlı olarak gerçekleşen E-ticaret Fuarı ile sektörün önde gelen kuruluşlarına ev sahipliği yaparak, rakipleri ve muhtemel çözüm ortaklarıyla bir araya getiren önemli bir platform yaratacak. Fuar 09.30 -17.00 saatleri arasında ücretsiz olarak ziyaret edilebilecek.
Etkinlikte ayrıca en iyi yeni e-ticaret sitesinin de ödüllendirileceği E-Fikir Yarışması Ödülü de sahibini bulacak.
3. E-Ticaret Konferansı ve Fuarı, 15 Mayıs 2014"te | 58567735c97d | [
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
“Kral çıplak” diye bağırmak kolay.
Çocuk işi işte. Çocuk bile anlar ki haksızlıklar insani boyutları çoktan geçmiş durumda. Ama kralın kim olduğu tespitini koymak masal dışı, yüksek nitelikli bir analitik sentezi gerektiriyor. Halimizin kötü kralı, kimisine göre Kenan Evren’dir, kimisine göre Erdoğan, kimisine göre Hollyvvood, NATO Başkanı veya Amerika Birleşik Devletleri başkanı.
Koca yaz geçti bitti. Gittiğimiz yerlerden dönünce kapitalizmin hormonlu hayatıyla, lokal politikanın sentetik demokrasisiyle ve zenginleri yutacak karadeliklerle karşılaştık. Zaten insanı durmadan tarihleşti-ren ölüm korkusuyla flört halindeyken bir de hâlâ mitolojiye ait olması gereken efendi kaprisleriyle uğraşacağız. Ne tuhaf rahatlıkla yüce kelimeleri çıkartıyorlar ruhlarından insanlar: Barış, savaş. Kelime olarak bile söylerken için titrek titrek oluyor. ‘Barış’ diyoruz. Hakikaten barış istiyor muyuz? Evet barışalım.
Tek bir yolu var. Yalanları yıkmak.
Yeni yüzyılımız vicdan açılımlarıyla başladı. Benim de bu yaz aklıma yıllar önce Finlandiya’daki bir yaz geldi. 70’li yılarından bir yaz… Uzun bir yaz boyunca Moskova’dan gelmiş sendikacı misafirlerle birlikteydik. Akşamlar boyunca büyüklerin sofra tartışmaları sürerken biz çocuklar, yeni Rus arkadaşlarımızdan yeni oyunlar öğrenip heyecanlı ilişkiler kurmaktan hoşnut olmaktaydık, (ki Fince’de, tarihi nedenlerle en yaygın küfür Rus kelimesiydi). Bizim için başka dil konuşan farklı kültürden arkadaşlarla birlikte olmak büyük bir keyifti. Ortalıkta süren tartışmaların belli bir konuya geldiğinde her seferinde alev almasını biz de fark ettik. O konu kuşkusuz hep ‘Lenin’ olurdu. O yıllarda Stalinistlerlin ağırlıklı olduğu komünist partiden ayrılan solcuların büyük kısmı sosyal demokrat partinin ortak çatısı altında toplanmıştı. (Herhalde Türkiye’deki -biraz cahilce bir karşılaştırma olsa da- IİP’in durumuna benzetirim). Böyle konuşulur-edilir derken, aralarında Fince’yi de öğrenmiş, çocukları pek seven bir Rus kadın vardı. İyice alevlenmiş bir tartışma sırasında ona sorduk, “şu Lenin ne istiyor, Bernstein ne istiyor” diye, o şöyle yanıtladı: “Lenin savaş istiyor, Bernstein barış”, Hatıra da burada bitti.
Neden bu yaz o cıvıl cıvıl sofralardaki sözler tam da bu yaz beni tekrar yakaladı.
Bu kelimelerin ardından Rusya’ya Soğuk Savaş ortamı çökerken sosyalizmin yol ayrımlarına da yol açılmış oldu. Ve bir takım ikinci el kahramanların etkisi altında kalakaldı dünya. Leninistler, Stalinistler, Maoistler, Kemalistler kendi ideolojilerinin kahramanlıklarıyla fikirlerinin doğruluğunu insanlarda denerken, aslında tüm bu bölünmelerin, farklılıkların sabit alt yapısı Marksizme dayanırken, tarihsel proletarya diktatörlüğü yarışmasına kaydedilmiş, gerçekleştirilmesinde görevlendirilmiş olduk, oysa solun tanrısı Marx sayılırsa öbürleri peygamber mi olurlar? Sınıflar arasındaki eşitliğe dayanan ideolojilerin kahramanlaştırılması tuhaf değil mi? Bir kahramanın bir ideolojiyi temsil etmesi ki tersinin olması gerekirken, dogmatizmin belirtisidir. Aslında eşitliği ararken, sınıfların, erkek-kadın veya herhangi iki insan arasında eşitlik olmasının imkânsızlığı insan yapısından kaynaklandığından asıl aranacak alanın hiyerarşi değil iktidar olduğunu görmek gerek. Bireyin ve ideolojinin arasındaki ilişkide yetkinliğin faydası ortaya çıktığında bir çeşit insanlık artı değeri eşitsizliğin zeminini oluşturabilir. Farklılıklarımızı yok etmenin salt iktidar hayranlığına dayalı siyası romantizme dönüştürüldü insanlık. Halbuki tam tersine, farklılığı sevebilmekle bitecekler savaşlar.
Aslında şu an dünyanın her tarafındaki ayaklanmalar kapitalizmin kolonyalizmden kurtulmasının sancılarıdır. Global kapitalizmin yerel olgularının yok edilmesiyle, ülkelerin kendi savunma mekanizmalarından tut, yerel üretimini, yerel kültürlerini öldürmesiyle kültürel kimlikleri de zayıflatılmış oldu. Oysa yine global demokrasiye göre, toplumdaki zayıflar yeni bir kimlik kazanmaları gerekçesiyle, pozitif ayrımcılık muamelesi görmeye başlamışlardır. Bu arada bir sürü ülke şaşkın şaşkın derisini değiştirmektedir. Şu yeni açılmış toplumsal boşluklarında zıtları ölçmektedirler, savaş, barış, açılım, kapanış, falanca her olumlu değişim olumsuzları da doğurmakta. Bir sürü işsiz kahraman dolanmakta ortalıkta… Her ülke de kendi kültürel ifadelerine göre yeni ontolojik biçimleri yaratmaktadır. Türkiye de bu noktaya geldi elbette. Bir takım eski kahramanları yıkarak, ‘negatif ayrımcılık’ yöntemiyle aslında zengin olan toprağı halka zavallılığıyla göstererek, ırka bağımlı yasakları getirerek, kadınları da bir ithal kültürün prototip özgürlüğünün taşıyıcısı olarak görevlendirerek, savaşlar sırasında yapılmış acımasızlıkları kolonyalist korkudan paranoyaya dönüştürerek, insanların arasında devasa kolektif yalanın koruyuculuğunu yaptırarak, sahiden baş döndürücü bir oryantal moderniz-me ulaşmış oldu. Ana kültürden kopuk olmanın çaresizliğiyle kurulmuş sosyal kanunlarla, kamulaştırılmış hale gelmiş birtakım yalanlarla, sütünün kesilmesinin hatırasıyla yaşayan bir halk. Sol-sol durumun emperyal güçler yüzünden öyle olduğunu söyler. Sağ-sol ise, emperyal güçlerden kendisi de faydalanmaya çalışırken liberalizmin getirdiği faydaları önemser. Mo-derniteye tutuculuğuyla çevirirken, bölgeden bölgeye yankıların etkisi değişir: Solun birbirlerine girmiş olduğu durumunun da sonucu, genel dogmatik bir yaklaşımdır, doğu bölgesinin üç boyutlu fayda kavgasında güzel Kürt halkının ne yapacağını anlamaya çalışırken kendi kültürünün güzelliklerini bir diken tarlasına çevirmek zorunda kaldı. Bir taraftan egemen terörü, bir taraftan kendi devletinin terörü, bir taraftan yerel siyasetin terörü varken ne yaparsın. Evrensel para konuştuğu zaman, insanın günlük hayatıyla dalga geçilir.
Hasta kimliklerden; Batılı gibi Türkler, Türk gibi Kürtler, erkek gibi kadınlar, gölge gibi kadınlar, pitbul gibi çocuklar, hayattan başka hayatlar, gibiler gibi tipolojilerle kurulmuş sistem dogmatik olmak zorunda.
NARSİZMİN ÖLÜM SAHNESİ
Neyse ki narsizmin ölüm sahnesine geldik. Oysa ki insanlık tekrardan bir neo realist döneme geçerken, ortaya tek tek çıkartılmış ‘halkın temsilcileri’ artık inandırıcılığını kaybederken, bir sıfırlanmanın verdiği cesarette bulunmak doğal görünmektedir belki de. “Kral çıplak” diye bağırmak kolay. Çocuk işi işte. Çocuk bile anlar ki haksızlıklar insani boyutları çoktan geçmiş durumda. Ama kralın kim olduğu tespitini koymak masaldışı, yüksek nitelikli bir analitik sentezi gerektiriyor. Halimizin kötü kralı, kimisine göre Kenan Evren’dir, kimisine göre Erdoğan, kimisine göre Hollyvvood, NATO başkanı veya Amerika Birleşik Devletleri başkanı. Kimisi de sadece ontolojik bir yaklaşımda bulunur, kendinde arar düşmanı. Öyle ya da böyle ideolojizmin hiyerarşik yapısından kurtulmuş olmuyoruz. İki yıl önce saygı duyduğumuz adam için şimdi linç havalarına katılmaya hazırız. Batıya hissedilen hayranlık, aşağılamak arzusuna dönüştü. Demek ki siyaset hâlâ mitolojinin çağdaş versiyonudur. Kendimizi eşit görmeye layık görmüyoruz, dünyayı objektif olarak kabul etmiyoruz. Sol da yeni kahramanları yaratırken ölçüyü kaçırıyor kolaylıkla. Doğal olarak herkes kendi ideolojisini mitolojikleştirerek ölümsüzlüğe kavuştuğuna inanıyor. Ama solcu bir peygamber, diktatörlükten yana değildir. Ve ayaklanan ülkelerde görülerin meselelerde küçük boyutta, bu sefer, fikir boşluğunu dindarlıkla doldurmaktansa devrilmiş koltukların sahiplerini bulmaktır olayın adı. İşte kutuplaşmada, iyi niyetle karıştığında, pozitif ayrımcılık gibi olaylarda da benzer oluşum görünür. Sol hareketi aslında her zaman barındıran düşüncenin, yani toplumdaki ezilmiş olanları korumak anlayışının, herhalde Amerikan tarzı liberalizmin olayı; düşüncenin akademiklerin arasına yayılması sonucun pratiğe de dökülmesiyle toplumda yeni kimlikler için bilinçli bir şekilde yer açmaktır. Ve birtakım insanlar ırk, cinsiyet, din falanca baskılar nedeniyle solun adaletçi bir bakışına sahip olduklarından sola yanaşırlar. Aslında normalde gelişmemiş toplumsal bilince sahip olamayan bu tipler, solda kendi zayıf noktalarını yeni bir kimliğe dönüştürme imkânı kazanır. Sosyologların pozitif ayrımcılık deneyinin prototipine dönüştürülmüş bir kimliğe sahip olurlar. Buraya kadar insani bir paylaşımdır. Fakat o ithal yaratılmış yeni sol kimlik güç kazandığında hiçbir zaman kolekti-viteye ulaşmamış yeteneği, dar, salt kendi alanıyla ilgilenen bir yetkinliğe dönüşür. Bir çeşit mikro boyutta yürütülen milliyetçiliğe kolayca yol açar. Makro boyutların milliyetçiliği de buna benzer. Kompleksin üzerine kurulmuş kopuk sevdası kadın meselesi olabilir, Kürt ya da Fin kimliği, vatandaş kimliği de bu tür ‘negatif ayrımcılık’la kahramanların çoğalması, elbette ki eski devrilmiş koltukların olduğu boşluklarda yer bulur. Koltukları kaldırmaktansa şu aralar kim oturacak onun hesabını yapıyoruz. Mehmet Ali Aybar’ın özgür sosyalizmden kastettiği (aslında sol liberalizmi de savunduğu ortak noktalar var) iktidarda bir sirkülasyonun bulunması önerisi idi ki idealizmin kurbanlarına dönüşmeyelim, ideolojinin sömürülmesine karşı, kişilerin pozisyonlarıyla uğraşmak değil, ideolojinin kendi konuşma yetkinliğini kaybettiğinde kişileştirilmiş veya nesnelleştirilmiş olması, fikrin, ve bu ölümü anlamına da gelir, asıl ideolojinin özgürlüğünün sağlanması olmalı derdimiz. Kahramanları da tiyatroda izleriz.
BİR KİMLİK İKTİDARIN ÜRÜNÜYSE EĞER ANTİDEMOKRATİK OLMAK ZORUNDADIR
Dönelim güzelim yalanlarımıza… Barış derken, ekonomik krize neden şimdi kriz deriz? Dünya Bankası’nın 2010 raporuna göre dünyanın nüfusundan yarısı aç. 2.5 milyon insan fakirlik sınırının altında yaşamaktadır. Geri kalan ‘gelişmiş ülkeler’de belli standartları kazanmış durumdadır. Demek ki buraya kadar globalizmin global ekonomik boyutlara ulaşmamış oluşu ve paraların dönmemesi daha çok zenginlerin standartlarıyla ilgilidir. Kriz aslında zenginlerin krizi değil mi? Ekonomik demokrasi istiyorsak eğer neden hâlâ kolonyal fayda kültürünü destekliyoruz? Barışalım…
Resmi kabul görmüş gerçek ve ‘hakiki’ gerçek aynı şey mi? Neden değil? Gerçek, gerçeğin kendisi için güzeldir. Barışalım…
Peki, şu güzel dünyamızı deliler gibi malla doldurduktan sonra para da bitiyorsa halimiz garip. İnsanın özelleştirilmesini kabul ettikçe tam da kimin emanetinde olduğumuz da anlaşılmadığından, güvenlik sistemlerinin kendi güvensizliğimizi koruduğunu bir şekilde hissederiz. Ve aynı zamanda güvenlik sistemlerinin daha çok mülkle ilgili olduğu hissettiriliyor diye birtakım önemli olan nesnelerin arasında ‘insan değeri’ iflas eder. İnsanlığın satılmış halleri acı verici bir manzaradır. Ve her şeyini kaybetmiş olma duygusu topluma karşı şiddetli çözümü yaklaştırır insana. Ne yapmalıyız? Epeyce ayva yedik. Tüketmeyelim. Üretelim. Barışalım…
Toplumdaki en zayıfların yanında duralım, barışalım. Ama ezilmiş olanın değil ki en zayıf olanı ezilendir, barışalım…
İktidarsız annelerin, hapis gibi bir dünyaya oğullarını atarak, Oidipus kompleksinin gölgesinde kendi erkekliğinin esirleri olan erkeklerle de barışalım.
Kadınların hakiki toplumsal mücadeleye imkânı olmadığından veya gücü yetmediğinden veya kolay görünen çözümü seçtiğinden, öbür kadınlara kendi zavallılığını yansıtmamayı göze alan kadınlarla barışalım.
Havalı bir dairede oturmak için göbek atan, ki aslında müzik bile sevmeyen vatandaş daha küçük bir daireye taşındığında barışalım.
Çocuklarımızı özel okullarda, ki özellikleri genellikle bildiğimiz yalanı daha kibarca pazarlama konusuna bilgisizliğiyle eğitirken sonradan toplumun tekerleğini döndürmeye devam etme şartlıyla, gerçekten sevgiyle merak etmeye, öğretmeye başladığında, barışalım.
Part-time sosyalistlerle, eşlerini kötü koşullarda yaşatarak, ekonomi yaparak, ev komünisti olarak dışarıda bakımlı burjuva kadınların kucağında mutluluk bulmaktan vazgeçen erkeklerle de barışalım.
Politikanın kolektif bir yalan haline gelmesi kötü değildir belki de, siyasetin yapısal bir durumu olabilir. İnanmamak yeterli. Barışalım…
Çalışanlara köpek gibi davranmaktan, uzaklardan mal almaktan, öğrencileri ‘parasız eğitim’ istedikleri için hapse atmaktan, kadınlarımızı gölgede tutmaktan vazgeçelim. Barışalım…
Yalanın kendisi de kötü bir şey değil, bir savunma mekanizmasıdır sadece, milliyetçilik gibi. Ama sıradan insandan aşırı dürüstlük beklenirken, zirvedekilerin yalanları yalan olarak bile sayılmıyorsa, haksızlıktır. Beyaz yalan, beyaz türkünün küçümseme yöntemi olamaz.
Majakovski: “hareketlendirilmiş cahillikten beter bir şey yoktur”. Barışalım…
Cahillik bilmemek değil, öğrenmemektir, barışalım…
Cahil profesörleri saflıkla beslemekten vazgeçelim. Barışalım…
Daha neler neler. Bu güzel dünyada hep beraber sevgiyle yaşayalım. Barışalım…
Barış derken ki aslında kolay. Bir gün yeter. Bu kadar yalan üzerine kurulmuş sistemi bir üflesek yıkılır.
Biliyoruz artık kim gerçek, kim değil. Türk halkına da demokrasiyi söz verenler, halkı temsil eden Pinokyo’nun arkasında, belki de bazıları şefkat içinde, iyi niyetten ve bilmemekten veya başka hesapları olduğu için inanarak kuklayı canlandırmaya karar verdiler. Ama o da onu sipariş eden kapitalistlerin kendisine fazla güvenen ‘one man shovv’unun kurbanıdır ve kendi kaderinin karışmış iplerini çözmek zorunda kalır. Barışalım.
Oyun bitti. Marx hepimize kolaylık versin. | 8dc3d8515970 | [
"culturax",
"hplt2"
] |
Thursday, September 11, 2014
Molière'in "Kibarlık Budalası" oyunu 1957'de Çine'de nasıl sahnelendi?
Değerli okurlarım,
Bu ay "Opera" konulu makale yazamadım, çünkü operalar henüz sezona başlamadı. Opera olmayınca sizlere bir "Tiyatro" hikayesi anlatmaya karar verdim. Olay Aydın ili Çine ilçesi OrtaOkulunda 1957 yılında geçti. Türkçe- Edebiyat öğretmeni Ayşe Hadiye hanım, Molière'in "Kibarlık Budalası" eserinin ilk tiyatro sahneleme tecrübesini 1955-1957 yıllarında ders verdiği Aydın ili Çine ilçesi ortaokulunda, okulun son sınıf öğrencileri ile gerçekleştirdi. Önce dönem sonu ödevi olarak başlayan sınıf içi amatör tiyatro çalışması, okul idaresinin beğenisi ve desteği ile yılsonu etkinliği olarak okulun konferans salonuna taşındı.
Kibarlık Budalası, (Fransızca Le Bourgeois Gentilhomme) Molière (asıl adıyla Jean-Baptiste Poquelin 1622–1673) tarafından yazılmış, seyirlik çok keyifli bir gülmece oyundur. İlk temsili 14 Ekim 1670 Moliere'in aktörler trupu tarafından Şambord Şatosu'nda (Château de Chambord)'da Fransa Kralı XIV. Louis önünde yapılmış.
Ayşe Hadiye hanım Çine'de Moliere'nin "Kibarlık Budalası" oyununu sahneye koydu, dekor, kostüm, ışık, sahne makyajı konularını belirledi. Hayatlarında hemen hiç tiyatro görmemiş, hatta "tiyatro" kelimesinin anlamını yanlış bilen, hiçbir sahne eğitimleri olmayan ortaokul son sınıf öğrencileri sahne aldılar. Kendilerine verilen rolleri başarı ile oynadılar. Öğrencilerin aileleri büyük ilgiyle keyifle ve gururla oyunu izlediler, çok güldüler, çok eğlendiler, büyük beğeni ile alkışladılar.
Oyun iki kez sahnelendi. İkinci sahneleme, artık tecrübe kazanmış oyuncular için çok daha başarılı geçti. İkinci sunumda ilk acemilik atlatıldı, yenileme düzeltme pekişme sağlandı. O yıllarda fotokopi ile metin çoğaltma imkanı yoktu. MEB klasikleri arasında yayınlanmış tek nüsha tercüme basılı kitap eserden öğrenci- oyuncular kendi rol metinlerini elle yazarak kopyaladılar, onların üstünden ezberlediler çalıştılar, günler süren provalar yaptılar. Okulun küçük konferans salonunda sınırlı olanaklarla tiyatroyu sahnelediler.
Dekor için evlerden mobilyalar- halılar- ev eşyaları taşındı, oyuncular kostümleri için kendi olanakları ile hazırlandılar. Son kostümlü prova ile oyun pekiştirildi. Oyun esnasında rollerini büyük şehirlerdeki profesyonel isimler kadar başarılı oynayan, çok güldüren ve seyirciden çok olumlu tepkiler alan, öne çıkan oyuncular oldu.
Bir sonraki sahneleme 1957-1963 yılları arasında ders verdiği Kırıkkale Lisesi ortaokul son sınıf öğrencileri ile beraber oldu. Okul sonrasında oyuncu- öğrencilerin çoğu Ankara Üniversitesi Hukuk- Mülkiye fakültelerine girdiler. İlerleyen yıllarda Mesleklerinde çok başarılı oldular.
Gülmece Oyun, 17. yüzyılda, Fransa'da geçer. Büyük tiyatro yazarı Molière'in 1670 yılında kaleme aldığı oyun, Paris başta olmak üzere Fransa'nın değişen çehresinin, el değiştiren zenginliğin ve gücün eleştirisi şeklinde yorumlanır.
Oyun Devlet tiyatrolarında çok kez sahnelendi. Özel tiyatrolarda da oynadı. En son Haldun Dormen 2007 yılında Istanbul'da sahneye koydu ve harika bir başrol oynadı.
Aradan bunca yıl geçti. Hadiye hanım emekli oldu, İstanbul Caddebostan evinde eşiyle beraber yaşıyor. Hadiye hanım tiyatro yönetmeni olsaydı kimbilir neler yönetirdi? Acaba kendisine bir fırsat daha verilse, evine yakın bir okulda yine 8. Sınıf öğrencileri ile aynı oyunu bir daha sahneye koyarmı? Koysa nasıl olur?
Konu Çine'de gerçek ortamda çekilecek bir dizi veya uzun metrajlı bir film olurmu? Şu anda 60'lı yaşlarını yaşayan eski oyuncu- eski öğrenciler oyunu seyrederlermiş, onların çocukları oyunu oynarlarmış, mesela. Benimkisi öylesine bir yazar kurgulaması. Çine'deki öğrenci- oyuncular hayatlarının ilerleyen yıllarında neler yaptılar? Yazarınız bunları bilmiyor, ama okuyucular biliyorlarsa ve aktarırlarsa çok memnun olacak.
Bu arada, baş rol oyuncusu genç güzel kızın, ilçenin genç bekar Kaymakam Yardımcısı ile o yılın yaz aylarında nişanlandığını ve daha sonra evlendiğini, mutlu bir yuva kurduğunu hatırlıyoruz. Tiyatrosuz kalmayın. En derin saygılarımla.
Haluk Direskeneli, ODTÜ Makina Mühendisliği 1973 mezunu olup, mezuniyetinden itibaren, kamu, özel sektör ve ABD – Türk yabancı ortaklıklarda (B&W, CSWI, AEP, Entergy) ağırlıklı olarak termik santral temel/ detay tasarım, imalat, pazarlama, teklif, satış ve proje yönetimi konularında çalışmış, bugüne kadar termik santral tasarım yazılımları konusunda yerli piyasaya, mühendislik firmalarına, yatırımcılara ve üniversitelere danışmanlık vermiştir. MMO ve ODTÜ Mezunları Derneği Enerji komisyonları üyesidir.
Ankara, 2014-09-19
No comments:
Subscribe to: Post Comments (Atom) | 7099b2f7855b | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Ekonomik krizin açık yazılımlara etkisiMonday, March 29th, 2010
Bundan yaklaşık 16-17 ay önce özgür yazılım ve açık kaynak firmalarının ekonomik krizden nasıl etkileneceği internette tartışılan favori konulardan biriydi. Red Hat CEO’su Jim Whitehurst ve daha bir çok konuya vakıf insan “krizin açık yazılımlar için büyük bir fırsat olduğunu ve daralan bilgi teknolojisi bütçelerinin şirketleri açık yazılımlara yönelteceğini” savunuyordu.
Kasım 2008 deki “Servis, Açık Kaynak, Kriz ve BT Harcamaları” başlıklı günlük girdisinde bakın ne demişiz :
Görkem Çetin‘in “Kriz, açık kaynak kodlu yazılımlara yaramayacak” başlıklı değerlendirme notu / yazısı, ardından da Bora Güngören‘in aynı konudaki yorumu özgür/açık kaynak kodlu uygulamaların – özellikle ekonomik kriz dönemlerinde bilahare dillendirilen- salt maliyetleri sebebiyle tercih edilemeyeceğini belirtiyor. Bu anlamda konuya bakış klişelerin dışında ve okunmaya değer.
Aslında bu günlük girdisinin eski bir girdinin devamı olması sebebiyle çok önceden yazılması gerekiyordu. Fakat gelin görün ki konu ekonomik kriz ve onun özgür yazılım / açık kaynak dünyasına ve firmalarına olası etkileri olunca, azıcık -16 ay kadar- beklemek gerekti. Çünkü 2008 yılının ikinci yarısından itibaren biranda gündeme oturan ekonomik krizin şirketler üzerindeki etkisini ancak bir sonraki yılın mali tablolarından gözlemleyebiliyoruz.
Çok sağlıklı olmayabilir ama muhakkak ki konu hakkında bir fikir veriyor. Açık yazılım geliştirip bu modelden para kazanan en büyük şirketlerden olan Red Hat firmasının gelirlerini(total revenue) yıllık bazda incelediğimizde ortaya çıkan sonuç krizin Red Hat’a etkisinin umulanın aksine olumlu olmadığını gösteriyor.
Yani ekonomik krize rağmen Rad Hat gelirlerini artırmasına rağmen, artırım oranında önceki yıllara göre düşüş sözkonusu. Bu da ekonomik krizlerin şirketleri açık yazılım kullanmaya / satın almaya yönelteceği klişesinin pek doğru olmadığını gösteriyor.
Kasım 2008’de ki girdiyi şu sözlerle bitirmişiz :
“Dolayısıyla şimdi bu resme bakıp, kriz dönemlerinde firmaların açık kaynak kodlu uygulamalara geçmesini böylece maliyetlerini hissedilir oranda düşürebileceklerini söylemek / beklemek ne kadar gerçekçi. Tabi bunu söylemek açık/özgür yazılımların maliyet avantajı olmadığı anlamına gelmiyor. Özgür/açık kaynak kodlu yazılımları tercih etmenin kapalı uygulamaları tercih etmekten daha az maliyeti olacaktır ama bu maliyet farkı ve kurumların yandaki tablodadan görüleceği gibi yazılım kalemlerinin hacmini gözönüne aldığımızda çok büyük anlamlar taşımıyor.
Bir de şu yorumu yapmışız:
“Yani ister arakatmanda isterse diğer çözümlerde açık kaynak geçişi yapmak sadece maliyetin tetiklediği bir durum olamaz, olmamalı. Çünkü ROI (Return of Investment) süresi bile kriz süresinden uzun olabiliyor. Kaldı ki geçiş, göç vb kararlar bir çok etkenin biraraya gelmesi ile alınan kararlar. Mesela maliyet bunlardan sadece biri. Stratejik olarak tek sağlayıcıya bağımlı olmamak istemek, açık standartlarla uyumlu altyapı hazırlamak, güvenlik, TCO (Total cost of ownership) falan filan..Bunların hepsini düşünmek gerekiyor.“
keyifli haftalar,
Red Hat Pressroom Archive / Fiscal Year Results | cdc6156fc35b | [
"c4",
"culturax",
"hplt2"
] |
Türk E-Ticaret sitelerinin yükselişinin en önemli basamağı şüphesiz “müşteriyi iyi tanımak”. Müşteriyi iyi tanıyan e-ticaret siteleri haliyle gelecek planlarını daha isabetli yapabiliyor.
Son yapılan e-Ticaret araştırmalarından birine göre ülkemizde bayanlar e-ticaret sitelerine daha çok güveniyor. Kadınların yüzde 76′sı e-ticaret sitelerini güvenli bulurken, erkeklerin yalnızca yüzde 52′lik bir bölümü e-ticaret sitelerine güveniyor
Atifunaldi.com.tr tarafından yayınlanan araştırma belgesine göre ankete katılanların yüzde 76’lık bir bölümü online alışveriş yaptığını belirtiyor ve genel olarak e-ticaret sitelerine olan güven sorulduğunda ise katılımcıların yüzde 64’ü bu sitelere güvendiklerini, yüzde 36’sı ise güvenmediklerini söylüyor.
Araştırmada yer alan bazı bilgiler şöyle:
- Türkiye’de en çok alışveriş yapılan ve bilgi alınan e-ticaret siteleri
- Ürünler ve fiyatlar hakkında bilgi veren sitelerden yararlanma oranları
- İnternetten alışveriş yapma oranları
- Türkiye’de e-ticaret sitelerine güven oranı
- Kadın ve erkeklerin internetten alışveriş yapma eğilimleri
- Kadın ve erkeklerin e-ticaret sitelerine güven oranı
- En sık kullanılan e-ticaret sitelerinin cinsiyete göre ziyaret dağılımı
- Ziyaretçilerin gelir durumuna göre en sık kullanılan e-ticaret siteleri
- İnternetten alışveriş yapan kitlenin yaş dağılımı
- İnternetten alışveriş yapan kitlenin gelir durumu
Türk E-Ticaret sitelerinin kullanım eğilimi | cb1b4f5005a5 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
İnternetten para kazanmak
İnternetten para kazanmak pek çok insanın başarmak istediği bir konudur. Çünki günümüz insanlarının büyük bir çoğunluğu internet bağlantısına sahip bilgisayar kullanıcılarıdır, ve bu insanlar kullandıkları bu internet aboneliği için internet sağlayıcığı hizmeti veren şirketlere belli bir para ödemesi yaparlar. Her kesimden insanın var olduğu internet aleminde, maddi durumu iyi olmayan yada ek bir gelir umudu taşıyan kesimlerdeki insanlar da vardır, bu kesimdeki insanlar hiçte azımsanmayacak kadar çoktur. Bu kesimdeki insanların bir kısmını evde yaşamak zorunda kalan ev hanımları oluşturur. Bu ev hanımları genellikle çocuklarına bakmak için ev harici bir yerde çalışamayan bir nevi tutsak kadınlardır, evde hem canları sıkılır hem de kocalşarına ailerine maddi destek olabilmek için evde bilgisayar başında çalışarak para kazanma arayışı içine girerler. Fakat internetten para kazanma arayışı içine giren insanların içinden çok azı başarılı olur ve para kazanır.
Bu yazımda internetten para kazanmak isteyen ev hanımları, emekliler, öğrenciler v.s. gibi insanlara yardımcı olacak bazı başarıya ulaşmış çalışmalarımı paylaşmak istiyorum, Ben internetten para kazanmayı başardım, bu metodu siz değerli okurlarım ile paylaşmaktan mutluluk duymaktayım, umarım sizde başarır ve bir nebze olsun ailenize ek bir gelir elde ederek yardımcı olabilirsiniz.
İnternetten para kazanmak için çok değişik metotlar vardır bunlardan birisi de (Affiliate Marketing
) yani türkçe açılımı (ortaklık sistemi)dir.
Affiliate Marketing Ortaklık sistemi bir nedir?
Satış ortaklığı sistemi : Ürün sahiplerinin satmak istediği ürünlerinin reklamlarını satış ortakları tarafından yapılarak satılmasını sağlayan bir sistemdir. Yani satılacak bir ürünün tanıtımına ortak olmanızdır. Tanıtımını örneğin bir ücretsiz blog açarak ürünün resmi ile birlikte yazılar yazarak tanıtabilirsiniz. Bir başka örnek verecek olursak son dönemlerde milyonlarca insanın kullandığı sosyal paylaşım siteleri Twitter ve facebook'ta da bu ürünün tanıtımını yapabilirsiniz. Bunun haricinde ürünün tanıtımını yapabilceğiniz çeşitli yöntemlerle de ürünü tanıtabilirsiniz.
Şimdi satış ortaklığı sistemine üye olup, bana özel olarak verilen REF uzantılı linki sizinle paylaşmak istiyorum, aşağıdaki bu linke tıklayıp üye olduğunuzda ben bir dolar gelir elde etmiş olacağım. Fakat sizin de ortaklık sisteminden gelir elde etmek istediğinizi varsayarak linke tıkladığınızda açılan sayfayı aşağıya doğru indirip sitenin (Reklam Ortaklığı) kısmına üye olmanızı istiyorum aksi halde sitenin üyesi olur reklam ortaklığı üyesi olmuş olmazsınız.
GCM Foreks reklam ortaklık sistemine üyelik işlemini gerçekleştirdiğinizde Artık size özel olarak tahsis edilmiş bir yönetici panelinizi göreceksiniz, reklamlarınıza tıklayanlar, siteye sizin linkiniz üzerinden üyelik işlemini gerçekleştirenler v.s. ve kazancınızı anlık olarak gösteren bir panel, kullanımı oldukça kolay bir sistem emin olun başaracaksınız.
Şimdi aşadaki linke tıklayıp Sitenin (REKLAM ORTAKLIĞI) SİSTEMİNE formu doldurup HEMEN ÜYE OLUN VE PARA KAZANMAYA BAŞLAYIN.
Konu ile ilgili sorusu olanlar yorum kısmından sorularını iletebilirler, yardımcı olmaya çalışacağım. | 9e349f59f7a3 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
CTE Tiyatrosu “Töre” ye Büyük İlgi…
CTE Tiyatrosu Ankara ceza infaz kurumu kampusunda CTE Tiyatrosu ”Töre” isimli oyunun beşinci gösterisini 1 Haziran 2016 çarşamba günü Sincan çocuk eğitim evi müdürlüğü gösteri salonunda gerçekleştirdi.
Saat 10:30 da çocuk hükümlülere 14:00 da ise kampus personeli ve Sincan Açık Cezaevi hükümlülerine yapılan gösteriler öncesinde yönetmen Hikmet AĞ CTE Tiyatrosunun kuruluş ve çalışmaları hakkında izleyicilere kısa bir sunum yaptı.
Beğeni ile izlenen gösteri izleyicilere duygusal ve tebbesüm dolu anlar yaşattı. Oyun sonrasında Çocuk eğitim evi idari kadrosu tiyatro ekibini tebrik etti | efe36177eca2 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Malta dil okulları hamilinde pek çok yabancı dil kursu turizm için İngilizce eğitimi veriyor. Fakat seçeceğiniz malta dil okulları bünyesindeki kursun size faydalı olabilmesi için eğitimini turizm konusunda bilgili kişiler tarafından vermesi gerekiyor.
Türkiye bir turizm ülkesidir. Her yıl binlerce turist Tük iye’nin güzelliklerini gezmek ve görmek için otellerde konaklıyor. Turizm İngilizcesi denilince akla turistler ile konuşabilmek, kendinizi ifade edebilmek ve karşıdakini anlayabilmek gelse de bu yanlış bir değerlendirmedir. Turizm İngilizcesi turizm sektöründe yer alan elemanların, kurumların kurumsal bir dil ile işlerini halledebilmesi için gerekli olan İngilizcedir. Yani sizin sahip olduğunuz, kendinizi kolaylık ile ifade ettiğiniz İngilizce turizm sektörü için yeterli sayılamaz. Turizm İngilizcesi İçin Malta Dil Okulları bildiğiniz İngilizceyi turizm sektöründe de kullanabilmeniz için oldukça önemli bir fırsattır.
Turizm Sektöründe Akıcı bir Şekilde Konuşabilmek Müşteri Memnuniyeti Açısından Çok Önemlidir
İngilizce eğitim almak için anadili İngilizce olan ülkede eğitim görmek size büyük avantaj sağlayacaktır. Turizm İngilizcesi İçin Maltada Eğitim Almak kaliteli ders içerikleri sayesinde size kısa sürede turizm sektöründe kullanabileceğiniz bir İngilizce sağlayacaktır. Yurtdışındaki turizm için İngilizce kurslarında eğitimin içeriği farklılık gösterebiliyor. Turizmin temelleri, turizmde kariyer sahibi olmak, tur operatörlüğü, rezervasyonlar, kültür turları, şehir turları, tatil seçenekleri, seyahat acenteciliği hakkında İngilizce yeterliliğe sahip olmak için malta dil okulları eğitim kurumlarını tercih etmelisiniz. | f355d2049508 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Sille, Konya İli, Selçuk İlçesi’ne bağlı, kent merkezine 7 km. uzaklıkta bir yerleşim birimidir.
İsa’nın doğumundan 327 sene sonra Bizans İmparatoru Konstantinus’un annesi Helena, hac için Kudüs’e giderken Konya’ya uğramış, buradaki ilk Hıristiyanlık çağlarına ait oyma mabedleri görmüş, Hristiyanlara Sille’de bir mabed yaptırmaya karar vermiştir. Mihail Arkhankolos adına bu kilisenin temel atma töreninde bulunmuştur. Kilise asırlar boyu onarımlar görerek günümüze kadar gelmiştir.
Kilisenin iç yapısının üstünde Yunan harfleriyle yazılmış Türkçe bir tamir kitabesi kilisenin tarihi hakkında bilgi vermektedir. Bu kitabe 1833 tarihlidir. Aynı kitabenin üzerinde ise kilisenin Sultan Mecit Döneminde dördüncü kez onarım gördüğünü belirten üç satırlık bir kitabe daha bulunmaktadır.
Kilise düzgün kesme Sille taşı ile yapılmıştır. Avlusunda kayalara oyulmuş odalar bulunmaktadır. Kilisenin kuzeye açılan kapısından dış nartekse girilir. Burada kadınlar mahfeline çıkan iki yönlü taş merdivenler yer almaktadır. Kilisenin ana kubbesi dört fil ayağı üzerinde olup, kilise üç neflidir. Kilisenin içerisinde ahşaptan, üzeri alçı süslü bir vaaz kürsüsü ile apsisle ana mekânı ayıran ahşap alçılı kafes bir sanat şaheseridir. Kubbe geçişlerinde ve taşıyıcı ayaklarda Hz. İsa, Hz. Meryem ile havarilere ait resimler bulunmaktadır. | d7019ada37f8 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
T.C.
FATİH SULTAN MEHMET VAKIF ÜNİVERSİTESİ
ÖĞRETİM ÜYELİĞİNE YÜKSELTİLME VE ATANMA KRİTERLERİ YÖNERGESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
Genel Hükümler
MADDE 1 – (1) Bu Yönergenin amacı; Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesinin öğretim üyelerinin akademik standartlarının yükseltilmesi, akademik yükselişe yoğunluk kazandırılması, akademik faaliyetlerin ulusal ve uluslararası düzeyde arttırılması ve bu faaliyetlerin bilim ve sanat alanlarında rekabet ortamında yarışabilecek özgün niteliklere sahip olması, toplumun ve insanlığın hizmetine yönelmesi, bilim ve sanat yayınlarının nitelik ve nicelik olarak özgün bir şekilde geliştirilerek üniversitenin eğitim ve öğretim hizmetine katkıda bulunması, eğitimin çağdaş standartlarda uygulanmasının sağlanmasıdır. Ayrıca, bu Yönerge akademik kadrolara başvuracak adayların kendilerini hazırlamalarını, durumlarını değerlendirmelerini sağlamak ve başvuran adaylar hakkında rapor hazırlayacak jüri üyelerinin daha sağlıklı karar vermelerine ve değerlendirmelerinde nesnellik sağlamalarına yardımcı olmak amacını da taşır.
MADDE 2 – (1) Bu Yönerge, Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesine bağlı fakülte, yüksekokul ve enstitülerde yardımcı doçentlik, doçentlik ve profesörlüğe yükseltilme ve atanma ile yardımcı doçentlik yenilemelerinde uygulanacak esasları düzenler.
MADDE 3 – (1) Bu Yönerge, 2547 sayılı Kanunun 65 inci maddesi ve 28/1/1982 tarihli ve 17588 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Öğretim Üyeliğine Yükseltilme ve Atanma Yönetmeliğine dayanılarak hazırlanmıştır.
MADDE 4 – (1) Bu Yönergede geçen;
a) Aday: Yardımcı doçent, doçent veya profesörlüğe atanmak talebiyle Üniversiteye başvuran
b) Alan: Üniversitelerarası Kurul Başkanlığının doçentlik sınavı için belirlediği temel alanları,
c) Atama: Hizmet sözleşmesinin karşılıklı olarak imzalanması suretiyle öğretim üyesi
kadrolarına ilk defa, yeniden veya naklen yapılacak göreve alınma işlemini,
ç) Başlıca Eser: Adayın ilk yazar ya da sorumlu yazar olduğu eserler ile yönetmiş olduğu bir
lisansüstü tezden veya yürütücülüğünü üstlenmiş olduğu bir çalışmadan üretilmemiş, adayın
mesleki birikiminin ürünü olan özgün yayınları veya eserleri,
d) Başlıca (Sorumlu) Yazar: Sorumlu bir yayında iletişimin kurulması için ismi üzerinde
niteleme yapılan yazarı ve iletişim yazarı belli olmayan çalışmalarda birinci ismi; yayınlanmamış ancak kurallara göre tamamlanarak kabul edilmiş bir projenin yürütücüsünü;
çok uluslu projelerde ülke bazındaki yürütücüleri,
e) Birim: Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesinin fakülte/ yüksekokul/ enstitülerini,
f) Birim Yöneticisi: Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesinde yer alan fakültelerde Dekanı, yüksekokul ve enstitülerde Müdürü,
g) Birim Yönetim Kurulu: Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesinde yer alan fakültelerde fakülte yönetim kurulunu, yüksekokullarda yüksekokul yönetim kurulunu ve enstitülerde enstitü yönetim kurulunu,
h) Çalıştay: Uzmanlık gerektiren konularda, seçici kurulu olan ve çalışmaların sunulduğu sınırlı sayıda katılımcıyla toplanan bilimsel etkinliği,
ı) Derleme Eser: Özgün eser üzerindeki haklar saklı kalmak kaydıyla ansiklopedileri,
antolojileri, veri tabanlarını, sözlükleri, almanakları, rehberleri, seçme resim ve müzik
albümleri gibi muhtevası seçme ve düzenlemeleri,
i) Hakemli Dergi: Editörü ve değişik üniversitelerin öğretim üyelerinden oluşmuş danışmanlar grubu olan, bilimsel/sanatsal özgün araştırma makaleleri yayımlayan, yılda en az iki kez yayımlanan düzenli olarak basılıp dağıtımı yapılan, üniversite kütüphanelerinde erişilebilir olan dergiyi,
j) Kadro: İlgili fakülte dekanları, enstitü ve yüksekokul müdürlerinin teklifi üzerine, Rektörlük tarafından ilan edilen yardımcı doçent, doçent veya profesörlük kadrosunu,
k) Kitap: Hakem süzgecinden geçtiği kanıtlanmış, saygınlığı olan yayınevlerince basılmış
bilimsel/sanatsal ve ISBN numarası olan kitapları (kongre kitabı içerisindeki çalışmalar kitap
bölümü olarak değerlendirilmez),
l) Kitap Editörlüğü: ISBN numarası almış, yurtiçi ve/veya yurtdışında tanınan yayınevlerinin
bastığı kitapları içinde yer alan makaleleri seçen, akademik açıdan inceleyen, öneri ve
yorumlarıyla yazarları yönlendiren, hakemler ve/veya yayınevinin ilgili editörü ile birlikte
çalışan, kitabın içeriğini belirleyen kişiyi,
m) KPDS: Kamu Personel Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavını,
n) Mütevelli Heyeti: Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Mütevelli Heyetini,
o) Ön Değerlendirme Komisyonu: Akademik kadrolara müracaat eden adayların dosyalarını şekil yönünden inceleyen ve Rektörlük tarafından oluşturulan komisyon,
ö) Özgün Olma (Orijinallik): Eser sahibinin o eseri başka bir eserden kopya edip etmediği ve
esere kendisine (eser sahibine) has özellikleri verip vermediğini,
p) Rektör: Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Rektörünü,
r) Rektörlük: Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Rektörlüğünü,
s) Senato: Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Senatosunu,
ş) Ulusal Bildiriler: Hakemli ulusal bilimsel toplantılarda sunulan, eleştiriden geçmiş,
tartışılmış ve bildiriler kitabını veya anı kitabı içinde yayınlanmış tam metinli ulusal
bildirileri ve özetleri,
t) Ulusal Hakemli Dergi: Editörü ve en az beş değişik üniversitenin öğretim üyelerinden oluşmuş danışmanlar grubu olan, bilimsel/sanatsal özgün makaleleri yayımlayan, yılda ez az iki kez yayımlanan ve son beş yılda düzenli olarak basılıp dağıtımı yapılmış, üniversite kütüphanelerinde erişilebilir olan dergileri,
u) Uluslararası Bildiriler: Hakemli uluslararası bilimsel toplantılarda sunulan, eleştiriden
geçmiş, tartışılmış ve bildiriler kitabında yayımlanmış tam metinli uluslararası bildirileri,
kitapçık veya CDROM içinde yayımlanmış özetleri,
ü) Uluslararası Hakemli Dergi: Uluslararası indekslere giren dergileri,
v) ÜDS: Üniversitelerarası Kurul Yabancı Dil Sınavını,
y) Üniversite: Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesini,
z) Üniversite Yönetim Kurulu: Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Yönetim Kurulunu,
z1) Yenileme (Yeniden Atama): Öğretim elemanlarının görev süreleri sonunda aynı kadroya
yeniden atanmaları işlemini,
z2) Yönetmelik: 28/1/1982 tarihli ve 17588 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Öğretim
Üyeliğine Yükseltilme ve Atanma Yönetmeliği ve değişikliklerini,
ifade eder.
Temel ilkeler
MADDE 5 – (1) Doçentliğe atama ile profesörlüğe yükseltilme ve atamalarda ilan edilen
kadroya başvurabilmek için ilgili yasa ve yönetmelik hükümleri ile öngörülen şartlar dışında;
a) Yükseköğretim Kurulu tarafından uygun bulunan asgari kriterleri,
b) Senato tarafından kabul edilen bu Yönergede belirtilen ilave kriterleri
sağlamak zorunludur.
(2) Yardımcı doçentlik kadrosuna yükseltilme, atama ve yenilemelerde, ilgili yasa ve yönetmelik hükümleri ile öngörülen şartlar dışında; Senato tarafından kabul edilen bu Yönergede belirtilen kriterleri sağlamak zorunludur.
Uygulanacak puanlama ve değerlendirme esasları
MADDE 6 – (1) Akademik kadroya başvuran adayların değerlendirilmesi aşağıdaki kriterlere
göre yapılır:
a) Değerlendirmeye alınacak alanlarda, eğitim, öğretim ve idari faaliyet türleri ve bunlara ilişkin puanlar bu Yönergede düzenlenmiştir.
b) Bu Yönergede düzenlenen puanlama sistemi, adayın faaliyetlerinin nicel yönden ön değerlendirmesini öngörür.
c) Akademik faaliyetler ve çalışmalar belgelendirilmeli ve kopyaları 1 adet CD ile başvuru dosyasında yer almalıdır.
d) Belirlenen kriterler, sadece bir ön şart olarak dikkate alınıp alanlarındaki değerlendirme jüri
üyelerince yapılmalıdır.
e) Yazar sayısının birden fazla olduğu makale yazarlığı, kitap yazarlığı, kitap bölüm yazarlığı veya kitap/kitap bölümü çevirisi, ödül ve patent gibi ortak bilimsel çalışmalarda veya atıf alan yayınlarda hak edilen puan yazarlar arasında eşit bölüştürülür.
İKİNCİ BÖLÜM
Yardımcı Doçent Kadrosu İle İlgili Hükümler
Yardımcı doçent kadrosuna başvurma koşulları
MADDE 7 – (1) Yardımcı doçent kadrosuna ilk atama için başvuru koşulları aşağıda
belirtilmiştir.
a) Yardımcı doçentliğe başvurabilmek için adayın doktora yapmış, tıpta uzmanlık unvanını almış veya sanat dallarından birinde yeterlilik kazanmış olması şarttır.
b) Adayın, KPDS veya ÜDS’den en az 60 puan almış olması veya eşdeğerliği kabul edilen
TOEFL, IELTS ve benzeri uluslararası sınavlarda eşdeğeri puan almış olması şartı aranır. Tamamen yabancı dilde eğitim yapan birimlerde ise aday KPDS veya ÜDS’den 80 veya eşdeğer yabancı dil puanını almalıdır.
c) Yardımcı doçentliğe ilk başvuru ve atamalarda adayın ekteki Akademik Değerlendirme ve Yükseltilme Puanlama Formunun puanlama esaslarına göre,
1) Sosyal Bilimler (Edebiyat, İslâmi İlimler ve Hukuk), Güzel Sanatlar, Mühendislik ve Mimarlık alanlarında adayın doktora unvanını aldıktan sonra hakemli dergide en az bir makale yayınlamış olması;
3) Sosyal Bilimler (Edebiyat, İslâmi İlimler ve Hukuk), Güzel Sanatlar, Mühendislik ve Mimarlık alanlarında adayın EK-1’deki A 1-21, C 1-6 ve D 1-4 maddeleri kapsamına giren yayınlardan (doktora sonrasında) en az 50 puan alması koşuluyla EK-1’deki tüm faaliyetlerden 60 puanı tamamlamış olması gerekir.
(4) 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunun 34 üncü maddesi uyarınca sözleşmeli çalıştırılacak yabancı uyruklu öğretim elemanlarının yardımcı doçentliğe yükseltilmelerinde, yardımcı doçentliğe yükseltilmede aranan ilan şartı dışında kalan usul ve esaslar uygulanır. Kendi anadilleri dışındaki Üniversitelerarası Kurulun belirlediği yabancı dillerden birinden yabancı dil sınavına alınır. Görevlendirilmelerinde ise yabancı uyruklu öğretim elemanlarının sözleşmeli çalıştırılmasına dair usul ve esaslar uygulanır.
Yardımcı doçent kadrosuna başvuru
MADDE 8 – (1) Aday, ekteki Akademik Değerlendirme ve Yükseltilme Puanlama Formunun
düzenine uygun olarak başvuru belgelerini ve eserlerini hazırlar. Adayın özgeçmişi ve puan alacağı tüm çalışmaların belgeleri başvuru dosyasında yer alır. Aday, yayına kabul edildiği belgelenmiş olan çalışmalarından en fazla bir tanesini kullanabilir.
(2) Aday, Akademik Değerlendirme ve Yükseltilme Puanlama Formunda ve Madde 6’da verilen puanlama esaslarına göre değerlendirme formunu doldurur, toplam puanını belirleyerek formu imzalar ve başvuru dosyasına koyar.
(4) Aday, müracaat dilekçesinde sınava girmek istediği yabancı dili (İngilizce, Arapça) belirtir.
(5) Dosyalar dört kopya halinde bir dilekçe ekinde kadro ilanının yapıldığı birim amirliğine
teslim edilir.
(6) Müracaat eden adayların dosyaları şekil ve puanlama yönünden “Ön Değerlendirme Komisyonu” tarafından incelenir ve jüri kurulması için tavsiye kararında bulunulur.
Yardımcı doçentlik değerlendirme jürisi
MADDE 9 – (1) Birim Yöneticisi,
a) Ön incelemeden geçen adaylar için Birim Yönetim Kurullarınca, biri o dilin öğretim üyesi olmak üzere seçilecek üç kişilik bir yabancı dil değerlendirme jürisi seçilir. Jüri, sınava giren adayın kendi bilim alanında Türkçeden yabancı dile, yabancı dilden Türkçeye bir çeviriyi kapsayan yabancı dil sınavında başarısını değerlendirir.
b) Yabancı dil sınavında başarılı olan adaylar için Birim Yöneticisi tarafından biri o anabilim dalından, diğeri bir başka üniversite veya yüksek teknoloji enstitüsünden olmak üzere adayın başvurduğu alan ile ilgili üç profesör veya doçentten oluşan bir Değerlendirme Jürisi kurulur. Yurt içinde ya da Yükseköğretim Kurulu tarafından tanınan yurtdışı yükseköğretim kurumlarında görev yapmakta olan T.C. ve yabancı uyruklu profesörler bu jüride görevlendirilebilir.
Başvuruların değerlendirilmesi
MADDE 10 – (1) Jüri üyeleri kişisel Değerlendirme Raporu hazırlar.
(2) Koşulları sağlayan adayın çalışmaları ve mesleki birikimi Madde 6’da verilen puanlama
esaslarına göre ayrı ayrı incelenir.
(3) Değerlendirme raporunda adayın atanması ile ilgili karar gerekçeleri açıkça belirtilir.
Aday sayısı birden fazla ise önerilen adayın diğerlerine üstünlüğü açıkça belirtilir. Kadro sayısı ve aday sayısı dikkate alınmaksızın; olumsuz değerlendirme söz konusu ise aday için olumsuzluk gerekçeleri açıkça belirtilir.
(5) Rapor, bir ay içinde ilgili akademik birime teslim edilir.
(6) Birim Yöneticisi, yazılı görüşlerin alınmasından sonraki ilk Birim Yönetim Kurulu
toplantısına konuyu götürür; kurul üyelerinden adaylar hakkında ayrı ayrı görüş alır. Bir açık kadroya birden fazla adayın başvurması halinde Birim Yönetim Kurulu gerekçeli olarak tercihini belirtir. Birim Yöneticisi kanaat ve önerilerini dosya ile birlikte Rektöre sunar.
Yardımcı doçent kadrosuna atanma
MADDE 11 – (1) Rektör, atamanın yapılıp yapılmayacağına karar vererek gerekli işlemleri
yürütür.
Yardımcı doçent kadrosuna yeniden atanma
MADDE 12 – (1) Yardımcı doçent kadrosuna ikinci ve daha sonraki atamalar için başvuru koşulları aşağıda belirtilmiştir.
a) Yardımcı doçentler, bölüm başkanının görüşüne dayanan, gerekçeli madde 12.b. fıkrasına göre hazırlanmış Birim Yöneticisinin önerisi ile her seferinde üçer yıllık süreler için Rektör tarafından atanabilir. Her atama süresi sonunda görev kendiliğinden sona erer.
b) Üç yılda bir yapılan ikinci ve sonraki kadro yenilemelerinde ekteki Akademik Değerlendirme ve Yükseltilme Puanlama Formunun puanlama esaslarına göre,
1) Adayın yardımcı doçentlik kadrosuna son atama tarihinden sonra hakemli dergide en az bir makale yayımlamış olması gerekir (Bu makalenin yüksek lisans veya doktora tezlerinden üretilmemiş olması zorunludur).
2) Adayın yardımcı doçentlik kadrosuna son atama tarihinden sonra seminer, sempozyum, kongre ve panel gibi bilimsel etkinlikte en az bir faaliyet yapmış olması gerekir.
(3) Madde 12’de istenilen koşullar, bu Yönergenin yürürlüğe girdiği tarihte yardımcı doçentlik kadrosunda bulunanların ilk yenilemelerinde istenmez, bu Yönergenin yürürlüğe girdiği tarihten sonraki ikinci ve sonraki yenilemelerinde istenir.
(4) Yardımcı doçentlik kadro yenilemelerinde öngörülen kriterleri taşımayan ve belirlenen asgari puanların altında kalan başvurular ile ilgili karar Üniversite Yönetim Kurulu tarafından verilir.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Doçent Kadrosu İle İlgili Hükümler
Doçent kadrosuna başvurma koşulları
MADDE 13 – (1) Doçentlik kadrosuna atanabilmek için 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 2880 sayılı Kanunla değişik 24 üncü maddesi uyarınca Üniversitelerarası Kurulca açılacak doçentlik sınavında başarı göstererek doçentlik unvanını almış bulunmak veya 2880 sayılı Kanunla değişik 27 nci maddesi gereğince Üniversitelerarası Kurulca doçentlik sınavını başaranlarla eş düzeyde sayılmış olmak yanında aşağıdaki kriterleri sağlamak gereklidir.
a) Doçent unvanının kazanılmış olması gerekir.
b) Adayın öğretim görevlisi veya yardımcı doçent unvanını aldıktan sonra ulusal veya uluslararası hakemli bir dergide, doktora tezlerinden üretilmemek koşuluyla yabancı dilde en az bir makale yayımlamış olması gerekir (Yabancı dilde bir kitap veya kitap bölümü yazan adaylarda ayrıca bu şart aranmaz).
c) Sosyal Bilimler (Edebiyat, İslami İlimler ve Hukuk), Güzel Sanatlar, Mühendislik ve Mimarlık alanlarında adayın EK-1’deki A 1-21, C 1-6 ve D 1-4 maddeleri kapsamına giren yayınlardan en az 125 puan alması koşuluyla EK-1’deki tüm faaliyetlerden 200 puanı tamamlamış olması gerekir.
d) Yayına kabul edildiği belgelenmiş çalışmalardan yalnızca biri kullanılabilir.
(2) Tamamen yabancı dilde eğitim yapan birimlerdeki kadroya başvuran adayın, KPDS veya ÜDS’den en az 80 puan almış olması veya eşdeğerliği kabul edilen TOEFL, IELTS ve benzeri uluslararası sınavlarda eşdeğeri puan almış olması şartı aranır.
Doçent kadrosuna başvuru
MADDE 14 – (1) Aday, 2547 sayılı Kanun ve Öğretim Üyeliğine Yükseltilme ve Atanma
Yönetmeliğine göre öngörülen hususların yanı sıra, alanı ile ilgili çalışmaları ve akademik faaliyetleri ile ilgili belgeleri ekleyerek başvurusunu bir dilekçe ile yapar.
(2) Aday, Akademik Değerlendirme ve Yükseltilme Puanlama Formunun düzenine uygun olarak yayınlarını ve diğer çalışmalarını düzenler. Yayın listesini hazırlarken doktora sonrası çalışmaları belirtir.
(3) Aday, Akademik Değerlendirme ve Yükseltilme Puanlama Formunda ve Madde 6’da
belirtilen puanlama esaslarına göre değerlendirme formunu doldurur, toplam puanını belirleyerek formu imzalar ve başvuru dosyasına koyar.
(4) Yönettiği lisansüstü tezlerin, projelerin ve benzeri çalışmaların kapak, imzalı iç kapak ve
özetlerinin fotokopisini ekler.
(5) Aday, kongre, sempozyum ve benzeri toplantılarda sunduğu tam metni veya özetleri
yayımlanmış tebliğlerin fotokopilerini, tebliğ sunumuna ait toplantı programını ve varsa toplantı katılım belgesinin fotokopilerini ekler.
(6) Dosyalar dört kopya halinde bir dilekçe ekinde Rektörlüğe teslim edilir.
Doçentlik değerlendirme jürisi
MADDE 15 – (1) Müracaat eden adayların dosyaları şekil ve puanlama yönünden “Ön Değerlendirme Komisyonu” tarafından incelenir ve jüri kurulması için tavsiye kararında bulunulur.
(2) Rektör, ilan edilen doçentlik kadrosuna başvuran adayların durumlarının incelenmesi için on beş gün içinde varsa biri ilgili Birim Yöneticisi olmak üzere, adayın başvurduğu bilim alanından, yoksa en yakın bilim alanından en az biri Üniversite dışından olmak kaydıyla üç profesör belirler. Aday veya adayların özgeçmişlerini, başvuru alanında çalışma ve yayınlarını kapsayan dosyalarını ulaştırarak, kişisel raporlarını bir ay içinde göndermelerini ister. Yurt içinde ya da Yükseköğretim Kurulu tarafından tanınan yurt dışı yükseköğretim kurumlarında görev yapmakta olan T.C. ve yabancı uyruklu profesörler de görevlendirilebilir.
Doçentlik başvurularının değerlendirilmesi
MADDE 16 – (1) Doçentlik Değerlendirme Jürisi, adaylar hakkında madde 6’daki esasları
dikkate alarak ayrı ayrı tercih ve görüşlerini Rektöre bildirir.
Doçent kadrosuna atanma
MADDE 17 – (1) Rektör, Değerlendirme Jürisinin görüşlerine dayanarak Üniversite Yönetim
Kurulunun gerekçeli görüşünü de aldıktan sonra atama kararını verir.
(2) Doçentlik sınavında başarılı olarak doçentlik unvanını alan yabancı uyruklu öğretim
elemanlarının sözleşme ile doçent olarak görevlendirilmelerinde de bu hüküm uygulanır, ancak ilan şartı aranmaz.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Profesör Kadrosu İle İlgili Hükümler
Profesör kadrosuna başvurma koşulları
MADDE 18 – (1) Profesörlük kadrosuna başvuru için adayın,
a) Doçentlik unvanını aldıktan sonra profesörlük kadrosu ile ilgili alanında en az beş yıl
çalışmış olması,
b) 2547 sayılı Kanunun 27 ve 28 inci maddesi gereğince, yabancı ülkelerde aldıkları doçentlik ve profesörlük unvanının Üniversitelerarası Kurul kararıyla Türkiye’de geçerli sayılmış olması gerekir.
(2) Profesörlük kadrosuna başvuru için adayın ayrıca,
a) Sosyal Bilimler (Edebiyat, İslami İlimler, Hukuk), Güzel Sanatlar, Mühendislik ve Mimarlık alanlarında adayın doçent unvanı kazandıktan sonra, akademik kriterlere uygun şekilde hazırlanmış tek yazarlı ve yayımlanmış bilimsel bir çalışmayı başlıca araştırma eseri olarak göstermesi gerekir.
b) Sosyal Bilimler (Edebiyat, İslami İlimler, Hukuk), Güzel Sanatlar, Mühendislik ve Mimarlık alanlarında adayın doçent unvanı kazandıktan sonra, ulusal veya uluslararası hakemli bir dergide, yabancı dilde en az bir makale yayımlamış olması gerekir (Yabancı dilde bir kitap veya kitap bölümü yazmış olan adaylarda ayrıca bu şart aranmaz).
c) Sosyal Bilimler (Edebiyat, İslami İlimler, Hukuk), Güzel Sanatlar, Mühendislik ve Mimarlık alanlarında adayın başlıca araştırma eseri dışında “Doçent unvanını aldıktan sonra geçen sürede SCI-Expanded, SSCI, AHCI veya alan indeksli kapsamındaki dergilerde yayımlanmış ve adayın birinci isim ya da sorumlu araştırmacı olduğu” 2 (iki) adet özgün makalesinin bulunması gerekir.
e) Sosyal Bilimler (Edebiyat, İslami İlimler, Hukuk), Güzel Sanatlar, Mühendislik ve Mimarlık alanlarında adayın MADDE-1’deki A 1-21, C 1-6 ve D 1-4 maddeleri kapsamına giren yayınlardan (doçentlik sonrasında) en az 150 puan alması şartıyla MADDE-1’deki tüm faaliyetlerden 400 puanı tamamlamış olması gerekir.
g) En az iki yüksek lisans veya doktora tezi yönetilmiş olması gereklidir. Ancak Profesörlüğe yükseltilme ve atanma için gerekli olan “en az iki yüksek lisans veya doktora tezi yönetilmiş olması” şartı, son beş yıl içinde ilgili kurumda doktora, yüksek lisans yapılmadığının ya da yeterli sayıda öğrenci olmadığının belgelenmesi halinde aranmayacaktır.
(3) Yabancı uyruklu öğretim elemanlarının profesörlüğe yükseltilmeleri için aranan ilgili şartları sağlamaları kaydıyla Öğretim Üyeliğine Yükseltilme ve Atanma Yönetmeliğinde belirlenen usul ve esaslar uygulanır.
(4) Tamamen yabancı dilde eğitim yapan birimlerdeki kadroya başvuran adayın, KPDS veya ÜDS’den en az 80 puan almış olması veya eşdeğerliği kabul edilen TOEFL, IELTS ve benzeri uluslararası sınavlarda eşdeğeri puan almış olması şartı aranır.
Profesör kadrosuna başvuru
MADDE 19 – (1) Aday, 2547 sayılı Kanun ve Öğretim Üyeliğine Yükseltilme ve Atanma
Yönetmeliğine göre öngörülen hususların yanı sıra, alanı ile ilgili çalışmaları ve akademik faaliyetleri ile ilgili belgeleri ekleyerek başvurusunu bir dilekçe ile yapar.
(2) Aday, Akademik Değerlendirme ve Yükseltilme Puanlama Formunun düzenine uygun olarak yayınlarını ve diğer çalışmalarını düzenler. Yayın listesini hazırlarken doçentlik sonrası çalışmaları diğerlerinden ayırır. Kendisinin yönettiği lisansüstü tezlerinden üretilmiş alanı ile ilgili çalışmaları ve akademik faaliyetleri belirtir. Aday, yayına kabul edildiği belgelenmiş çalışmalarından yalnızca birini kullanabilir.
(3) Aday, Akademik Değerlendirme ve Yükseltilme Puanlama Formunda ve Madde 6’da
belirtilen puanlama esaslarına göre değerlendirme formunu doldurur, toplam puanını belirleyerek formu imzalar ve başvuru dosyasına koyar.
(4) Yönettiği lisansüstü tezlerin, projelerin ve benzeri çalışmaların kapak, imzalı iç kapak ve
özetlerinin fotokopisini ekler.
(5) Aday, kongre, sempozyum ve benzeri toplantılarda sunduğu tam metni veya özetleri
yayımlanmış tebliğlerin yayımlanmış şeklinin fotokopilerini, tebliğ sunumuna ait toplantı programını ve varsa toplantı katılım belgesinin fotokopilerini ekler.
(6) Dosyalar, altı kopya halinde bir dilekçe ekinde Rektörlüğe teslim edilir.
Ön değerlendirme
MADDE 20 – (1) Adayların başvuru dosyaları, nicelikleri açısından Ek’te verilen Akademik
Değerlendirme ve Yükseltilme Puanlama Formuna göre adayın kadro için başvurduğu Birimin Birim Yöneticisi veya görevlendirdiği bir profesör tarafından şekil ve usul yönünden bir ön değerlendirmeye tabi tutulur.
(2) Bir hafta içinde adaylar hakkında bir ön değerlendirme raporu başvuru dosyası ile birlikte
Rektörlüğe arz edilir.
Profesörlük değerlendirme jürisi
MADDE 21 – (1) İlan edilen profesörlük kadrosuna başvuran adayların başvurularını
değerlendirmek üzere görev verilecek en az beş profesör ilgili alanda kendilerini akademik olarak kanıtlamış, üniversitelerde ve yüksek teknoloji enstitülerinde görev yapan öğretim üyelerini içine alan bir listeden Üniversite Yönetim Kurulu tarafından ile seçilir. Değerlendirme Jürisi üyelerinden en az üçü başka üniversite veya yüksek teknoloji enstitülerinde görevli olmalıdır.
(2) Yurt içinde ya da Yükseköğretim Kurulu tarafından tanınan yurtdışı yükseköğretim
kurumlarında görev yapmakta olan T.C. ve yabancı uyruklu profesörler Değerlendirme Jürisinde görevlendirilebilir.
(3) Öğretim üyeleri isim listesi her alan için Rektörlük tarafından hazırlanır ve iki yılda bir
güncelleştirilir. Yükseltilme ve atama jürilerinde görev alacak öğretim üyelerinin söz konusu akademik yükseltilme için Yönetmelikte belirtilen asgari nitelikleri sağlamış olmaları veya ulusal-uluslararası düzeydeki çalışmalarıyla alanlarında öne çıkmış olmaları gerekir.
Başvuruların değerlendirilmesi
MADDE 22 – (1) Değerlendirme Jürisi üyesi profesörler belgelerin kendilerine verildiği tarihi izleyen iki ay içinde her aday için ayrı ayrı olmak üzere madde 6’daki esasları da dikkate alarak birer rapor hazırlar ve kadroya atanmak için başvuran birden fazla aday varsa tercihlerini bildirir.
Profesör kadrosuna atanma
MADDE 23 – (1) Her adayın atama kararı Üniversite Yönetim Kurulu tarafından verilir. Atama işlemleri Rektör tarafından yapılır.
BEŞİNCİ BÖLÜM
Çeşitli ve Son Hükümler
Değerlendirme raporlarının hazırlanması
MADDE 25 – (1) Değerlendirme Jürisine seçilen öğretim üyeleri kişisel değerlendirme
raporlarını puanlama esaslarını dikkate alarak hazırlar.
(2) Rapor içeriğinin ana hatları aşağıdadır.
a) Raporda adayın, aday olma koşullarını yerine getirip getirmediği açıkça belirtilir.
b) Koşulları sağlayan adayın her bir çalışması incelenerek;
1- Çalışmasının bilime, sanata, teknoloji ve diğer uygulamalara katkısı,
2- Özgün eser olma niteliği,
3- Atıflar ve benzeri geri bildirimlerle belirlenen diğer araştırmacılara yönelik katkıları
ortaya konulur.
c) Adayın eğitim-öğretime katkısı lisans ve lisansüstü düzeylerde ayrı ayrı irdelenir ve yürüttüğü lisansüstü tezlerden üretilmiş yayınları, geliştirdiği ders ve programlar belirtilir.
d) Adayın mesleki birikimi;
1- Uluslararası mesleki üyelikleri,
2- Uluslararası dergilerdeki hakemlik, yarışma jüri üyeliği ve benzeri faaliyetleri,
3- Uluslararası etkinlikleri ve yurtdışındaki çalışmaları,
4- Aldığı ödüller,
5- Sanayi ile ilgili çalışmaları, patent ve benzeri birikimleri,
6- Diğer faaliyetleri
açısından irdelenir.
e) Değerlendirme raporunda adayın atanmaya değer görülüp görülmediği gerekçeleri ile açıkça belirtilir.
f) Kadro için birden fazla aday olması halinde, adaylar arasında tercih sıralaması yapılır ve
gerekçe yazılır.
g) Kadro sayısı ve aday sayısı dikkate alınmaksızın, olumsuz değerlendirme söz konusu ise aday için olumsuzluk gerekçeleri açıkça belirtilir.
(3) Değerlendirme raporunda puanlama yapılırken aşağıdaki usul ve esaslara uyulur.
a) Değerlendirme Jürisi üyeleri, aday tarafından doldurulan başvuru formunda yer alan
faaliyetleri değerlendiren raporunu imzalayarak iki nüsha halinde Rektörlüğe ulaştırır.
Yönerge eklerinin niteliği
MADDE 26 – (1) Bu Yönergenin ekinde yer alan Akademik Yükseltilme ve Atamada Değerlendirmeye Alınak Faaliyetler ve Puanlama Tablosu (Ek – 1) ile Puanlama Formu (Ek – 2) bu Yönergenin bir parçası niteliğindedir.
MADDE 27 – (1) Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Öğretim Üyeliğine Yükseltilme ve Atanma Yönergesi, Senato tarafından onaylandıktan sonra yürürlüğe girer.
MADDE 28 – (1) Bu Yönerge hükümlerini Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Rektörü yürütür.
EK - 1
AKADEMİK YÜKSELTİLME VE ATAMADA DEĞERLENDİRMEYE ALINACAK FAALİYETLER VE PUANLAMA TABLOSU
EK – 2
AKADEMİK YÜKSELTİLME VE ATAMADA DEĞERLENDİRMEYE ALINACAK FAALİYETLER VE PUANLAMA FORMU
Adayın Adı Soyadı:
Müracaat Edilen Bölüm:
Atanmak İstenilen Kadro:
YAYIN VE ETKİNLİKLER
Tarih: İmza: | 11ef28d85548 | [
"c4",
"hplt2"
] |
Multi Line System
Çok çıkışlı bir merkezi bir pompa üzerinden yağlanacak veya greslenecek noktalara çekilen hatlar ile oluşturulan çok hatlı sistemler, gruplanmış ve birbirine yakın noktaların merkezi olarak yağlanması için ideal çözümlerden birisidir.
Bekamaks Makina çok hatlı yağlama sistemleri için geniş ürün yelpazesine sahiptir. Değişik kapasitelerdeki çok çıkışlı gres ve yağ pompalarımız ile ekonomik, güvenilir işe uygun çözümler sunuyoruz. Yağlanacak noktaların farklı oranda gres veya yağ ihtiyacı için farklı çıkış deplasmanında pompa elemanlarımız ve çıkışı ayarlanabilir tip pompa elemanlarımız ile sistem tasarımına yeni bir avantaj sunuyoruz. | 51a7540ee355 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Ebeveynlerin daire tasarımlarında en farklı ve zor seçimi genelde çocukların odalarında yaşadıkları bilinmektedir. Çünkü çocuklar ergenliğe adım attıkları için farklı ve modern tasarımların haricinde hayal güçlerini ve teknolojinin imkanlarını birleştirerek çok ilginç genç odası tasarımları isteyebilmektedirler. İlginç tasarımlar arasında oda içerisinde hamak kurulması, modern bir alan sağlamak için sıcak balon şeklinde bir genç yatağı tasarlanarak odanın dekoratif görselliğini farklılaştırabilirsiniz. Farklı diğer bir genç odası tasarımında ise yoğun iş temposunu yansıtan bu yorgunluğu atmak için ferah bir ortam yaratmak isteyenlere uygun rahat tarzda bir yataklı kanepe ve tv sehbası ile uygun bir konsept yaratılmıştır. Duvar kağıdında kullanılan renk uyumu ise sakinliği belirten renkler seçilmektedir. Farkındalık yaratan diğer bir genç odası tasarımında ise maviyle beyazın dansını hissederek doğal bir hayatın etkisini odanızda hissedebilirsiniz.
Bir önceki yazımız olan RENGARENK BEBEK VE GENÇ ODASI TASARIMLARI başlıklı makalemizde bebek odası tasarımları, genç odası tasarımları ve renkli bebe-genç odası tasarımları hakkında bilgiler verilmektedir. | 5008e329a9ef | [
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Tarımda Verimlilik Sorunu: Tarımdan Sanayiye İş Gücü Transferi Ve Zirai Gayrimenkul Yatırım Ortaklıkları
Mehmet AŞICI / AB Uzman Yardımcısı (AB ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü)
Uluslararası Çalışma Örgütü istatistiklerine göre 2014 yılında Türkiye’de çalışan nüfusun % 22,30’una karşılık gelen 5,6 milyon insan tarım sektöründe istihdam edilmiştir. OECD istatistiklerine göre ise Türkiye’deki 5,6 milyon tarım çalışanı; 2014 yılı fiyatlarıyla 125 milyar TL değerinde katma değer üreterek toplam katma değerin % 8,03’ünü oluşturmuştur. Tarımsal üretimin, toplam katma değerden bu kadar yüksek pay almasının sebebi payda yer alan tarım sektörü katma değerinin büyüklüğü değil, paydada yer alan toplam katma değerin göreceli olarak küçük olmasıdır. Ülkelerin ekonomileri gelişip refah düzeyleri yükseldikçe, tarım sektörünün toplam katma değerden aldığı pay hızla azalmaktadır. Tarım sektörü çok gelişmiş ülkeler dahi bu genel kuraldan istisna değildir.
Tarımda istihdam edilen nüfus ile tarım sektörünün toplam katma değerden aldığı payları gösteren ve uluslararası karşılaştırma imkânı sunan grafikler Şekil 1a, Şekil 1b, Şekil 2a ve Şekil 2b’de sunulmuştur.
Şekil 1a: Tarımda istihdam edilen nüfus oranı
Şekil 1b: Tarımda istihdam edilen nüfus oranı
Şekil 1a ve Şekil 1b incelendiğinde, ülkelerin refah düzeyleri arttıkça tarımda istihdam edilen nüfus oranının azaldığı gözlenmektedir. Tarımdan elde edilen katma değerin düşük olması sebebiyle, refah seviyesi yüksek ülkelerde işgücü daha yüksek katma değer sağlayan sanayi ve hizmetlere yönelmektedir. Şekil 1a ve Şekil 1b’de yer verilen OECD ülkeleri, 3 grupta tasnif edilebilir.
Türkiye – Polonya – Kore
Avustralya – Fransa – Hollanda – İsviçre
ABD – Almanya – İsrail – Lüksemburg
Grafiklerde de gözlendiği üzere, bu ülke grupları arasında refah seviyesi en üst düzeyde olan ABD – Almanya – İsrail – Lüksemburg dörtlüsünde tarımın istihdamdan aldığı pay % 1,8 civarındadır. Bu ülkelerde işgücü tarımdan ziyade daha yüksek katma değer üreten sektörlere yönelmekte ve tarım sektörünün toplam katma değerden aldığı pay düşük kalmaktadır.
Şekil 2a: Tarım sektörünün toplam katma değerden aldığı pay
Şekil 2b: Tarım sektörünün toplam katma değerden aldığı pay
Tarım sektörünün istihdamdan aldığı paya kıyasla düşük katma değer üretmesi durumu Şekil 2a ve Şekil 2b’de net bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Bazı yıllarda İsrail haricinde, istisnasız bütün ülkelerde tarımın katma değerden aldığı pay istihdamdan aldığı payın altında kalmaktadır. Yukarıda bahsedilen 3 ülke grubundan ABD – Almanya – İsrail ve Lüksemburg’dan oluşan grupta tarımın istihdamdan aldığı pay % 1,8 iken, katma değerden aldığı pay % 0,8’lere gerilemektedir.
Şekil 2b’de İsrail, Şekil 1b’de birlikte gruplandırıldığı ülkelerden ayrışmakta ve tarımın gerek istihdamdaki payı gerekse katma değerden aldığı pay her iki şekilde de % 1,6 – 1,7 mertebesinde seyretmektedir. İsrail’i diğer ülkelerden ayıran faktör bu ülkenin tarım sektöründe yaptığı araştırma ve geliştirme sayesinde tarım sektörünün katma değerini yükseltebilmiş olmasıdır. İsrail’in Şekil 1b’de birlikte gruplandırıldığı ülkelerden;
ABD, nüfusunun % 1,57’si ile toplam katma değerinin % 1,21’ini
Almanya, nüfusunun 1,73’ü ile toplam katma değerinin ancak % 0,76’sını
Lüksemburg ise nüfusunun % 1,49’u ile toplam katma değerinin ancak ve ancak % 0,32’sini
tarım sektörü marifetiyle üretebilmektedir.
Tarım sektöründe yaptığı araştırma ve geliştirme faaliyetleri sayesinde İsrail’i diğer ülkelerden başarılı kılan faktör öylesine etkilidir ki, 2009 yılında toplam katma değerin % 1,93’ünü üreten İsrail tarım sektörü istihdamdan sadece % 1,70 pay almıştır. Benzer bir başarı, 2011 yılında % 1,70 toplam katma değer üretimi ve % 1,68’lik istihdam payı ile tekrar edilmiştir.
Şekil 1 ve Şekil 2 tarımda istihdam edilen nüfusun verimliliğine dair fikir verici olsa da bu şekiller üzerinden analiz yapmak güçtür. Bu iki şeklin ayrı ayrı sunduğu bilgiyi sentezleyerek tarımda istihdam edilen nüfusun verimliliğini analiz etmek için Şekil 3 üretilmiştir. Şekil 3, tarım sektörünün toplam katma değerden aldığı payın, tarım sektörünün toplam istihdamdan aldığı paya bölünmesiyle elde edilmiştir. Bu sayede, çalışan nüfusun % 1’ini tarımda kullanarak elde edilen toplam katma değer payı hesap edilmiştir. Şekil 3’teki grafiklerin formül olarak ifadesi şu şekildedir;
((Tarım Sektörü Katma Değeri)/(Toplam Katma Değer))⁄((Tarım Sektörü İstihdamı)/(Toplam İstihdam))
Bu formül neticesinde, çalışan nüfusun % 1’inin tarım sektörünün üretim kabiliyetlerini kullanarak toplam katma değere ne kadar katkı yaptığı ölçülebilmektedir.
Şekil 3: Çalışan nüfusun % 1’inin tarım sektöründe ürettiği katma değer oranı
Şekil 1 ve Şekil 2 üzerinde İsrail’e ilişkin yapılan yorumlar, Şekil 3 üzerinde somut bir hal almıştır. Görüldüğü gibi, 2009 ve 2011 yıllarında İsrail’e ait grafik çizgisi % 1 değerinin üzerine çıkmıştır ve bu ülkenin ortalama değeri en üst düzeydedir. İsrail’in bu başarılı grafiğinin ardında daha önce de belirtildiği gibi yoğun araştırma – geliştirme faaliyetleri vardır.
İsrail’in özel durumu ayrı tutulup, Şekil 3’te Türkiye’den daha iyi performans gösteren Avustralya, Birleşik Amerika Devletleri, Hollanda, Fransa ve Almanya incelendiğinde bu ülkelerdeki ortalama çiftlik büyüklüğünün Türkiye’den büyük olduğu görülmektedir. Ortalama çiftlik büyüklüğünün sağladığı ölçek ekonomisi avantajları sayesinde, söz konusu ülkeler Türkiye’den daha verimli tarımsal üretim yapabilmektedir. Türkiye’nin ve bahsi geçen ülkelerin ortalama çiftlik büyüklüğü Tablo 1’de sunulmuştur.
Tablo 1: Ortalama çiftlik büyüklükleri
Kaynak: TÜİK, ABS, USDA, EuroStat.
Tablo 1’in yanı sıra, Şekil 4 de Türkiye’nin Avrupa Birliği üyesi ülkelere kıyasla çok küçük çiftlik alanlarına sahip olduğunu göstermektedir.
Şekil 4: Avrupa Birliği’nde ortalama çiftlik büyüklüğü
Kaynak: EuroStat
Türkiye’deki ortalama çiftlik büyüklüğünün diğer ülkelerle mukayese edilemeyecek ölçüde küçük olması, Türk çiftliklerine maliyet dezavantajı yaratmaktadır. Bu dezavantaj kendisini başta enflasyon olmak üzere çeşitli makroekonomik göstergelerde belli etmektedir.
Miras yoluyla bölünen ve küçülen tarım arazilerindeki bir diğer sorun ise bu arazilerin sahiplerinin büyükşehirlere göç etmesi ve arazilerin tarımsal üretimde kullanılamamasıdır.
Demografik sorunun yanı sıra çiftçilerimiz arasında ortak iş yapma kültürünün yaygın olmaması, parçalı ve çok küçük arazilerde tarımsal üretim yapılması sonucunu doğurmaktadır.
Neticede, örneğin ortalama çiftlik büyüklüğü 586 dekar olan Almanya’daki bir çiftlikte bir adet traktör kullanılırken Türkiye’de aynı miktar arazi için en az 5-6 traktör kullanıldığı görülmektedir. Traktör haricinde atıl kalan diğer tarımsal ekipmanlar için ayrılan sermaye, israf edilen akaryakıt ve daha önemlisi işgücünün sanayide kullanılması halinde ülke ekonomisinin daha hızlı gelişme göstereceği aşikârdır.
Ortalama çiftlik büyüklüğünün artırılması, atıl duran tarım arazilerinin ekonomiye tekrar kazandırılması ve en önemlisi tarım arazilerinin miras yoluyla gelecekte tekrar bölünmesi sorununu tamamen ortadan kaldırabilecek araçlardan birisi Zirai Gayrimenkul Yatırım Ortaklıklarıdır (ZGYO). ZGYOlar, tarım arazilerini satın alıp bu arazileri profesyonel çiftçilere kiralayarak gelir elde eden ayrıca tarım arazileri fiyatlarındaki yükselişlerden de faydalanmayı hedefleyen şirketlerdir.
1960’larda gayrimenkul yatırım ortaklıklarının ilk kez ortaya çıktığı ülke olan Birleşik Amerika Devletleri, ZGYO’larda Bulgaristan’la birlikte öncü olmuştur. Gladstone Land yatırım ortaklığı, 29 Ocak 2013 tarihinde Birleşik Amerika Devletleri’nde ilk kez halka arz edilen ZGYO olmuştur. 50 milyon ABD Doları değerle halka arz edilen Gladstone’ın ardından Farmland Partners 53,2 milyon ABD Doları piyasa değeriyle 16 Nisan 2014’te ve son olarak 20 Ekim 2015 tarihinde American Farmland Company 48 milyon ABD Doları piyasa değeriyle halka arz edilmiştir. (Peterson ve Kuethe 2015)
Bu üç ZGYO’nun sahip olduğu çiftlik sayısı ve toplam arazi büyüklüğü Tablo 2’de sunulmuştur.
Tablo 2: ABD’de halka arz edilmiş olan ZGYOlar
Tablo 2’deki ZGYOların ortalama çiftlik büyüklüğü 173,6 hektar olup, bu değer Tablo 1’de Birleşik Amerika Devletleri için verilen ortalama çiftlik büyüklüğüne eşittir.
GYOların sermaye gücü sayesinde büyük ölçekli çiftlik arazilerinin profesyonel çiftçilere kiralanması imkanı doğmaktadır. Büyük çiftlikleri kiralayarak tarım yapabilen çiftçiler ise ürün başına düşen sulama, alet ekipman, işçilik gibi işletme maliyetlerini yüksek oranlarda düşürebilmektedir. Bu maliyet avantajı ise gıda fiyatları enflasyonunun kontrol altına alınmasını ve ihracatta rekabet gücünün artırılmasını sağlamaktadır. Bu duruma verilebilecek en güzel örneklerden birisi, 2007 yılından beri Bulgaristan’da faaliyet gösteren ve varlıklarının % 92’si tarım arazilerinden oluşan Advance Terrafund isimli gayrimenkul yatırım ortaklığıdır. (Advance Terrafund 2015)
Avrupa Birliği üyeliği hedefi güden Türkiye’nin, Birlik üyeliğinin ardından tarım sektörünün maruz kalacağı rekabete hazırlıklı olması gerekmektedir. İşte bu hazırlık çalışmalarının bir bileşeni de ortalama çiftlik büyüklüğünü artırmak ve tarımsal ürünlerin birim maliyetini düşürmek olmalıdır. Bu amaçla, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ve Sermaye Piyasası Kurulu eşgüdümlü çalışarak ivedilikle Türk Zirai Gayrimenkul Yatırım Ortaklıkları için gerekli yasal ve teknik altyapıyı hazırlamalıdır.
Türkiye’de ZGYOların kuruluş aşamasında, doğrudan nakit sermayenin yanı sıra parçalanmış küçük tarım arazilerinin de bedeli tespit edilerek sermaye olarak yatırım ortaklığına aktarılmasına izin verilmelidir. Bu sayede, atıl duran tarım arazileri de hızla ekonomiye kazandırılabilecektir. Seçilen köylerde pilot uygulama olarak kurulan ilk ZGYOların ortaklarına yapacağı düzenli kar payı ödemeleri, pilot köyler dışındaki çiftçilerin de ilgi göstermesini sağlayarak ZGYOların hızla büyümesini sağlayacaktır.
Geçimini tarımla sağlamaya çalışan küçük çiftçiler ZGYOlara devredecekleri / satacakları arazilerinden düzenli kira geliri elde etmeye devam edeceklerdir. Bu gruptaki çiftçilerin, orta vadede elde edeceği kira geliri mülkiyetlerindeki arazilerde bilfiil çalışarak elde ettikleri gelire yakınsayacaktır. Bu yakınsama, ZGYOların sunduğu büyük tarım arazilerinde düşük maliyetli üretim yapabilen profesyonel çiftçilerin daha yüksek kira ödemesi sayesinde olacaktır. Tarımsal üretimden çekilen işgücüne ayrıca sanayi ve hizmetler sektörlerinde iş bulabilmeleri için gerekli eğitim ve beceriler kazandırılarak bu gruptaki küçük çiftçilerin refah düzeyinin, mevcut durumdan çok daha öteye taşınması mümkün olacaktır. Sanayi sektörüne kazandırılacak ilave istihdam sayesinde bu sektördeki işçi maliyetinin azalması ve uluslararası rekabet gücünün artırılması da mümkün olabilecektir.
ZGYOlar, orta vadede yargının yükünün hafifletilmesine dahi katkıda bulunabilecek bir sermaye piyasası aracıdır. Hali hazırda, gerçek kişilerin mülkiyetinde olan tarım arazileri gerçek kişilerin vefatı halinde mirasçıları arasında paylaşılmaktadır. Bu paylaşımların azımsanmayacak bir kısmı ise yargıya taşınmakta ve yıllar süren miras davaları yargı sistemimize yük getirdiği gibi dava konusu arazilerin verimli kullanımını da engellemektedir. Mülkiyetindeki tarım arazilerini ZGYO’ya devreden bir çiftçi vefat ettiğinde mirasçılarına arazi değil ZGYO hisse senedi bırakacağı için paylaşımda herhangi bir sorun yaşanmayacaktır.
ZGYOların bir diğer faydası ise büyük üreticilerin ortaya çıkmasına imkan sağlamasıdır. Mevcut durumda, küçük üreticiler ürünlerini doğrudan pazarlamakta zorlanmaktadır ve hatta bunun mümkün olmadığı dahi söylenebilir. Üretim tarafında piyasaya büyük üreticilerin girmesi, bu üreticilerin birlikte veya bağımsız hareket ederek mevcut küçük üreticilere kıyasla daha güçlü pazarlama yapmasını sağlayacaktır. Kamuoyunda “aracı” olarak tabir edilen ekonomik aktörlerin önemini ve gücünü yitirmesi sayesindeyse tüketiciler de daha düşük fiyatlarla gıdaya erişim sağlayacaktır.
Birleşik Amerika Devletlerinde faaliyet gösteren ZGYOlar, sahip oldukları arazilere ilişkin detaylı bilgileri web sayfaları aracılığıyla yatırımcılarıyla paylaşmaktadır. Farmland Partners yatırım ortaklığının mülkiyetindeki çiftliklerin konumlarını gösteren harita Şekil 5’te sunulmuştur. Farmland’in, ABD’nin Nebraska eyaletindeki 600 dekar büyüklüğündeki bir arazisine ilişkin konum ve toprak haritası ise Şekil 6 ve Şekil 7’de sunulmuştur. Bugün itibariyle, Türkiye’deki çiftçilerimizin büyük bir kısmının sahip olduğu arazinin toprak yapısı hakkında detaylı bilgi sahibi olmadığı dikkate alındığında ZGYOların Türk tarımına disiplin kazandırabileceği söylenebilir.
Şekil 5: Farmland ZGYO çiftliklerinin konumlarını gösteren harita
Şekil 6: Farmland ZGYO’ya ait bir arazinin konum haritası
Şekil 7: Toprak haritası
Advance Terrafund. 2015. http://www.advanceterrafund.bg/en/land-banking/ (Haziran 13, 2016 tarihinde erişilmiştir).
American Farmland Company. 2016. http://www.americanfarmlandcompany.com/ (Haziran 10, 2016 tarihinde erişilmiştir).
Farmland Partners. 2016. http://www.farmlandpartners.com/ (Haziran 10, 2016 tarihinde erişilmiştir).
Gladstone Land Corporation. 2016. http://ir.gladstoneland.com/ (Haziran 10, 2016 tarihinde erişilmiştir).
Peterson, Paul, ve Todd Kuethe. «Understanding Farmland REITs.» farmdoc daily (5):200. Illinois: Department of Agricultureal and Consumer Economics, University of Illinois at Urbana-Champaign, 28 October 2015. | badb8e0b647a | [
"c4",
"culturax",
"hplt2"
] |
Ajansların bakış açısından : AdWords efsanelerini yıkıyoruz
31 Ocak 2011 Pazartesi
Google AdWords forumunun aktif bir kullanıcısı ve bir çevrimiçi pazarlama ajansı çalışanı olarak, AdWords sistemi hakkında bilgi eksikliğinden kaynaklanan sorularla sık karşılaşıyorum. Bunların bir bölümünü forumlarda ortaya çıkan tipik efsaneler oluşturuyor. Geri kalanı ise, iş görüşmeleri sırasında müşterilere verilen çelişkili bilgilerden kaynaklanan hatalı teorilerden ibaret. Bu nedenle, müşterilerle yaptığım toplantılarda karşılaştığım 5 teoriyi sizlerle paylaşmak istiyorum.
1. Efsane: Bazı ajansların Google'la yaptığı yazılı anlaşmalar, arama sonuçları sayfasının sol tarafındaki ilk üç konuma reklam yerleştirmelerini sağlıyor.
Gerçek: Müşterilerden gelen en ilginç sorulardan birinin bu olduğunu söylemem gerekir. Hiçbir şirketin Google'la, sözde "Sponsorlu Bağlantılar için Ayrıcalık Sözleşmesi" adı altında bir sözleşme imzalamasına tabii ki olanak yoktur. Çoğu durumda, en üst konumlar iyi optimize edilmiş kampanyalar için ayrılır. En az bir defa kendi kampanyasını yayınlamış her AdWords kullanıcısı, arama sonuçlarındaki reklamların, Kalite Puanı, TBM ücretleri, sorgu eşleme gibi birçok faktöre bağlı olarak sürekli bir rotasyonda olduğunu bilir. Herkes, sponsorlu bağlantıların sol ve sağ tarafında ve şu anda test aşamasında olan sayfanın alt tarafında reklam görüntüleme şansına sahiptir. Bu tümüyle kampanyanın ve onun optimizasyonunun sürekli izlenmesine dayanır.
2. Efsane: Yüksek konumlardaki reklamlar daha iyi performans gösterirken, düşük konumlardaki reklamların hiçbir etkisi olmaz.
Gerçek: Birçok makale yazarı "altın Google üçgeni" kavramına değinmiştir. Bu, kullanıcıların en çok tıkladığı reklamların sonuçlarını ve konumlarını gösteren bir grafiktir. Reklamlar ilk veya ikinci konumda gösterilseler bile, hedeflenmemiş kitle genellikle o reklamlarla ilgilenmez. Reklamlar ürününüzle potansiyel olarak ilgilenen belirli kullanıcıları hedeflemeli ve reklam metninin içeriği kullanıcıları tıklamaya teşvik etmelidir. Böyle olduğunda, reklamın en üstte veya dokuzuncu sırada gösterilmesi fark etmez. Bir teklif anlaşılır ve ilgi çekici ise kullanıcılar bunu denemek isteyecektir.
3. Efsane: Reklamlarım rekabetle karşılaşmadığından tıklamalar için fazla ödeme yapmam gerekmez.
Gerçek: Öncelikle, kampanya iyi planlanmış ve optimize edilmişse, reklamların maliyeti hemen hemen hiçbir zaman yüksek olmayacaktır. Bu tümüyle mesajların rekabet gücüne bağlıdır. Sizin mesajınızla ilgili düşük düzeyde bir rekabet varsa iki olası senaryo söz konusudur.
I. Senaryo: Kampanya kalite açısından iyi hazırlanmıştır ve reklamlar bütçenizin 1/30'unu kullanarak sonuçlar sayfasında yüksek konumlarda gösterilir.
4. Efsane: Yalnızca bir SEM ajansı etkili bir AdWords kampanyası oluşturabilir.
Gerçek: Çevrimiçi pazarlama ajanslarında çalışan kişilerin AdWords kampanyalarını yürütmek için gerekli deneyime sahip olduğu doğrudur ve bunların çoğu sertifikalı uzmanlardır. Buna rağmen, kimse bir şirketi sahibinden iyi tanıyamaz. Bir pazarlama bölümünüz varsa, sürekli olarak pazarla ve iş ilişkisi oluşturduğunuz potansiyel müşterilerle ilgili bilgi toplarsınız. Sizin sunduklarınızla en fazla kimlerin ilgilendiğini ve kimlere ulaşmak istediğinizi bilirsiniz. Genel ortamı izler ve bunu temel alarak etkili kampanyalar oluşturursunuz. Size gereken sadece sistemi bilmek ve işinizi sürdürmektir.
Danışmanlık hizmeti alıp almamayı yalnızca sistem yönetimiyle ilgili sorunlarla karşılaştığınızda düşünmeniz gerekir. Bununla birlikte, şirketinizin neye ihtiyacı olduğunu ve şirketi nasıl geliştirmek istediğinizi en iyi bilen kişinin siz olduğunu unutmayın. Kampanyanın akışını siz planlarsınız, ajans yalnızca bunu uygulamaya koymanıza yardımcı olur.
5. Efsane: Web sitem İngilizce ise, Fransızca pazarda tanıtamam.
Gerçek: Bu doğru değildir. Kampanya oluştururken, sunduğunuz ürün veya hizmetleri bekleyen, bunları anlayan ve başkalarına anlatacak olan kişilere ulaşacağınız temel varsayımıyla hareket etmeniz gerekir. Bu nedenle, Lehçe kampanyalar Polonya'da, İtalyanca kampanyalar İtalya'da ve Fransızca kampanyalar Fransa'da iyi performans gösterir. Ancak, Polonya, Almanya, Fransa veya ABD'de başka uluslardan da insanlar olduğunu unutmayın. Polonya ve Fransa'da birçok kişinin İngilizce dilinde bilgi aradığı saptanmıştır. Buna göre, Fransa'da yaşayıp İngilizce konuşan bir kitleye erişmek istiyorsanız, bu tür bir kampanya en uygunu olacaktır.
Tabii madalyonun bir de öbür yüzü var, bu tür bir kampanyanın kalitesi. Reklamlarınız ve anahtar kelimeleriniz sunduklarınızla uyumlu şekilde düzenlenmişse kalite olumsuz etkilenmeyecektir. Bunun yanı sıra, istediğiniz zaman hem Fransızca hem de İngilizce sürümler hazırlayabilirsiniz. Pazar araştırması ve seçeneklerinizi bilmek her zaman temeli oluşturur. Nasıl? En kolay yol sayfa istatistiklerinden yararlanmaktır. Web sitenizde Fransa'daki bölgelerden çok sayıda ziyaretçi varsa ve anahtar kelimeler hem Fransızca hem de İngilizce ise, bu tür bir kampanya pazarda kesinlikle kabul görecektir.
Konuk yazar: Paulina Niżankowska | 254b582be885 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
13 Ekim 2008 Pazartesi
Benzer stratejiyi, en çok dönüşüm sağlayan anahtar kelimelerinizin tekliflerini yüksek tutarak, az dönüşüm sağlayan anahtar kelimelerin tekliflerini azaltarak zaten uyguluyor olabilirsiniz. Ancak Dönüşüm Optimize Edici aracı, anahtar kelimenin geniş eşleme sorgusu, kullanıcının bulunduğu yer ve Google’ın arama ve içerik ortaklarındaki dönüşüm oranları gibi birçok faktöre dayanarak reklamınızın yerleşimini ayarlama imkânına sahiptir.
Bu ek ayarlamalar, birçok reklamverenin, her bir dönüşüm için aynı fiyat veya daha azını ödeyerek dönüşüm oranlarında iki basamaklı bir artış yakalamalarını sağlayacaktır. | 3f5758f4e392 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Nınının! Hazır mısınız bomba habere?
Macaron ustası Ladurée İstanbul'a şube açıyor! Buna koca bir YAY diyoruz ve anlatıyorum:
Bilmeyenler için; Ladurée macaronları yaratan pastanenin kendisi! Hani o leziz, yuvarlak, rengarenk, içi kremalı, dışı kıtır müthiş tatlıcıklar var ya! (Yazarken bile acıktım! :)) İşte onların hası, özü, kendisi çoook yakkında İstanbul'da :)
Öncelikle baya orijinaline sadık kalacaklar gibi gözüküyor; şefler Fransa'dan, dekorasyon oradan gelen ekip tarafından, mutfak oluşana kadar bir süre doğrudan Paris'ten gelecekmiş macaronlar falan filan. Yani artık Champs Elyssées'de Ladurée macaron'larıyla ziyafet eşliğinde dolanmanın hayalini kurarak beklemenize gerek kalmayacak, çok canınız çekerse Boğaz'da Ladurée macaron'u keyfi yaparız artık! :)
Bu arada yeri Paul'ün yeri olacakmış. Ayrıca sonradan İstinyePark'ta Butterfly'ın yanına da ikinci şube açılacakmış. (Keşke Nişantaşı'na açılsaymış yaa)
Ek bir bilgi daha: Altılı kutu 20 tl, üçlüsü de 9,75 tl olacakmış. Şimdiden afiyet olsun! :) | 8c7a6a8cb545 | [
"c4",
"culturax",
"hplt2"
] |
Arya Creative, sürekli gelişim gösteren bu bol koşuşturmalı dünyada, uzun süredir reklam-tanıtım ve interaktif tasarım alanlarında başarılara imza atmış ve bu tecrübeleri birleştirme kararı almış dinamik bir takımın yeni nefes alışıdır.
Geçtiğimiz yıl işine kollarını heyecanla sıvayan genç Arya’nın Türkiye’de farklı sektörlerden işlerinde başarılı değerli müşterileri bulunmaktadır.
Tasarım, her şeyden önce ergonomi için vardır.
Son yılların web dünyasında parlayan yıldızlar da, o sade modernliği “kullanıcı dostu” bir ergonomiyle birleştirip yükseldiler.
Kullanıcı dostu - minimalist akımın, yaşamımız iletişim anlayışına tuttuğu ışık gayet açık görülmekte.
İşte bu temel sebeplerden dolayıdır ki; tüm projelerimizde her şeyden önce bu prensiple yol alıyoruz.
Arama motorları, web ve mobil platform reklamcılığı, arama motoru optimizasyonu, online PR
Web siteleri ve mobil platformların arayüz tasarımı, programlaması.
Kurumsal kimlik konsept tasarımları, logo tasarımı, katalog, broşür ve benzeri basılı mecraların grafik tasarımları.
Online platformdaki özel proje ve ihtiyaçlarınıza yeteneklerimiz dahilinde yaratıcı çözümler.
Ofçay Kurumsal Web Sitesi Mobil Tasarımı
Lafoline Tekstil kurumsal web sitesi tasarımı.
Trilya Mumları kurumsal web sitesi tasarımı.
Neptün Dış Ticaret A.Ş. kurumsal web sitesi tasarımı.
Birer & Kurultay Mimarlık Ofisi web sitesi tasarımı.
Otomobil sektörü ile ilgili tüm haberleri takip edebileceğiniz sitenin web arayüz tasarımı
Yıldız Treyler'in kurumsal web sitesi tasarımı.
Bijoux Turkey web sitesi tasarımı.
Sağlık ile ilgili tüm sorularınızın cevaplarını alabileceğiniz Hipokrat Tv'nin arayüz tasarımı.
Tuğçe Babaeren'in kişisel moda blogunun web arayüz tasarımı.
diziler.com mobil tasarım.
+90 216 5237042
+90 533 3524497 | d591bb61a533 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Hanımlar bu haberi dikkatle okuyun. Cilt güzelliğimiz için gerek beta karoten maddesi onda bol miktarda var. Potasyum ve lif açısından oldukça zengin ve iyi bir anti osidan o. Pek çok yararı daha var. Neden mi bahsediyorum. Tabiki tropik ikllimlerden bizlere yarar sağlamak için ülkemize kadar gelen Mangodan.
Mango tropikal bir meyve olmasına rağmen çoğumuz severek yiyoruz. Ve bilerek ya da bilmeyerek faylarını da görüyoruz. Bünyesinde C vitamini, A ve B vitamininin tüm türlerini içermektedir. İçeriğinde bulunan beta karoten sadece cildi güzelleştirmekle kalmıyor, çeşitli enfeksiyonların tedavisini vede gece görme zorluklarına karşı bağışıklık sistemini güçlendirir.
Diğer şifalı bitkiler
- CİLT İÇİN FAYDALI VİTAMİN VE MİNERALLER Cilt zamanla esnekliğini kaybeder. Sizin ise, 20 li yaşalardan itibaren cilt bakımınızı düzenli yapıp ilk desteği vermeniz gerekir. Geriye kalanlar …
- Domatesin Faydaları
Domatesin Faydaları
[/caption]
DOMATESİN FAYDALARI
Kulağa ilginç geliyor olsa da, domates bazen derdi ve tasayı silip götürebilir. Her ne …
- Bağışıklık sistemini güçlendiren meyveler
Goji Berry (Kurt Üzümü): Çin, Moğolistan ve Tibet’te Himalayalar’da bulunan, ülkemizde kurt üzümü olarak bilinen meyve, 6 bin yıldır, herbalistler …
- Turp ve Faydaları ‘İnce ince doğranıp üzerine bol limon ve tuz eklenince tadı şahane olan sebze nedir?’ diye sorsak; kuşkusuz herkesin sıralayacağı …
- Karpuzun ve Faydaları
Havaların ısınmasıyla birlikte alışveriş merkezleri ve manavların reyonlarını süslemeye başlayan karpuzun, içeriğinde bol miktarda bulunan laykopen maddesi nedeniyle, kansere karşı … | 44539f4577ab | [
"c4",
"culturax",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Baş rollerde Kdrama uyarlamalarından aşina olduğumuz Seçkin Özdemir var.
Bayan baş roller ise biri Selin Şekerci diğeri de Sezgi Sena Akay.
Konusuna gelince: Birbirlerini deli gibi seven lakin türlü sebeplerden dolayı kavuşamayan iki gencin hikayesiymiş. (Az önce öğrendimde konusunu :DD)
Açıkçası dizinin konusunu çok sevdim. Ben bayılırım dram romantik türüne böyle kasvetli şeylere romantik komediler çok mıç mıç ve ergence geliyor çünkü ama seyretmiyor da değilim tabii :DD Sanırım 2016'da gelecek bölümler bakalım nasıl olacak merakla bekliyorum :D
Buda fragmanı: | 9406080af15d | [
"culturax",
"hplt2"
] |
NOT: Ben uzun zamandır Kore dizisi izlediğim için sayacaklarım kdrama olacak.
31 Temmuz 2014 Perşembe
Film ve Dizili Mim
NOT: Ben uzun zamandır Kore dizisi izlediğim için sayacaklarım kdrama olacak.
NOT: Ben uzun zamandır Kore dizisi izlediğim için sayacaklarım kdrama olacak.
Diziler:
Coffee Prince
Herkesin ayılıp bayıldığı bu diziyi ben bitiremedim. Birkaç bölüm sonra hop finale atladım. Evet konusu falan marjinaldi ama sarmayınca sarmıyor.
49 Days
Bu dizi de çok övülüyordu. Bende merak edip ilk bölümüne bakmıştım. Lakin sonra ki bölüme bir türlü geçemeyip yarım bıraktım. Geçenlerde tekrar bakmaya çalıştım aslında gayet güzel gidiyordu ama yok kaçıncı bölümde bilmiyorum çok sıkıldım ve bıraktım devam etmeyi düşünmüyorum. Ben yine finale zıpladım istediğim gibi bitmedi zaten :(
Filmler:
Bu kadar iğrenç hastalıklı bir film olamaz tam anlamıyla rezaletti. Beğenen var mı bilmiyorum ayrıca beğenen nasıl neyi beğendi çok merak ediyorum. Filmdeki ensest ilişki öyle bir işlenmiş ki ''Ama onlar kardeş yanlış bu ilişki'' diye düşünürken bir yandan da ''Ay ama ne kadar güzel seviyorlar birbirlerini'' diye düşündürüyor resmen iğrençti. Neyse sıradaki filme geçelim.
Bu filmin amacı neydi anlamadım. Aslında filme ne yorumlarından ne de konusu yüzünden baktım. Ki hiç sevmem korku gerilim tarzı filmleri e kardeşim o zaman niye baktın bu filme derseniz başrolde Matthew Goode var diye başladım :D Kendisini Aşka Yolculuk filmiyle tanıdım. Hem tip hem de oyunculuk olarak çok beğenince oynadığı ne kadar yapım varsa araştırdım karşıma bu film çıktı. İlk dakikalar olayı anlamaya çalışarak geçtiği için pek sıkılmadım lakin film bitti ''E ne oldu şimdi?'' diye dumur oldum. Tamam ortada bir katil var yalnız niye seri katil olmuş hiç bir ipucu yok bir ara küçüklüğünü gösterdiler falan çok tatmin edici değildi çok yüzeysel geldi yani karakterin derinlemesine inmediler sevmedim sevemedim o yüzden, hala amaç ne çözemedim. Ayrıca yönetmen old boy filminin yönetmeniymiş.
Late Autumn
Bu filme de Hyun Bin var diye başladım ama işlenişi çok ağır geldi. Seyrederken içim bayıldı yarım bıraktım. Aradan biraz zaman geçti tekrar bakayım dedim ama yine yarım bıraktım çok bayık geldi.
Öyle işte aslında düşünsem daha bulurum aklıma ilk gelenleri yazdım sadece. Demek ki bu dizi ve filmleri gerçekten sevmemişim :D
Şimdi bu mimi isteyen herkese pasladım. Üşengecim ya paslamak zor geliyor napayım :D Beğenen üstüne alınan herkes yapsın :)
Kaydol: Kayıtlar (Atom) | 45b1a64da82f | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Nüfus Cüzdanımı kaybettim hükümsüzdür. Hatice Neval ERGÜN
Ehliyetimi kaybettim hükümsüzdür. İhtiman Emre BİLGE
Ankara Üniversitesi Öğrenci kimliğimi kaybettim hükümsüzdür. Abdullah ARIKAN
ŞİRKETİMİZE ait Seri:A Sıra No:851522 numaralı faturamız düzenlenmeden kaybolmuştur. Hükümsüzdür. İlan olunur. Seda Turizm İnşaat Gıda ve Hayvancılık San Tic. Ltd. Şti. AVCILAR VD. 758 011 2662
ŞİRKETİMİZE ait Olivetti OL-200 Marka- Model BK10001833 Seri Numaralı Ödeme Kaydedici Cihazı Yazarkasa Levhası Kaybolmuştur. Hükümsüzdür. Atılım Eğitim Elektrik Eml. Gıd. ve Pet. Ürü. San ve Tic. Ltd. Şti Ümraniye VD. VN. 1010270581
SÜRÜCÜ SERTİFİKAMI KAYBETTİM HÜKÜMSÜZDÜR hikmet PAKSOY
CG210660 Numaralı araç ruhsatım kaybettim hükümsüzdür.
Haliç Üniversitesi Öğrenci Kimliğimi keybettim
Ankara Üniversitesi Öğrenci Kimliğimi kaybettim.Hükümsüzdür. Şeyma Köle
Nüfus cüzdanımı kaybettim hükümsüzdür Ehliyet belgemi kaybettim hükümsüzdür Recep Tayyip Erdoğan üniversitesi öğrenci kimliğimi kaybettim hükümsüzdür
2.Ana.Bkm.Mrk.Kom.Lığı dan almış olduğum Askeri kimliğimi ve Ehliyetimi SRC 2-4 ve Dijital ehlıyetimi,psikoteknik Karımı kaybettim
Mezun olduğum İstanbul Gelişim Üniversitesiden aldığım geçici meziniyet belgemi kaybettim.Hükümsüzdür.
Tuzla Liman Başkanlığına 1684336 nı ile kayıtlı YILDIZ55 isimli teknemizin bağlama kütüğü ruhsatnamesi kayıptır.Bu sebeple geçersizliği Hükümsüzdür.
Lise diplomamı kaybettim .Hükümsüzdür.
Nüfus cüzdanımı kaybettim hükümsüzdür.
Öğrenci akbilimi kaybettim. Hükümsüzdür. Rabia Gedik
Öğrenci akbilimi kaybettim. Hükümsüzdür. Rabia Gedik
Sürücü belgemi kaybettim hükümsüzdür.
Nüfus Cüzdanımı kaybettim.Hükümsüzdür.Abdulsetar DUMAN
Nufüs cüzdanım ve ehliyetimi kaybettim Hükümsüzdür. Oktay yüksel | d626473a67aa | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
EKOSELİ , SALAMLI DİLİMLER
>> 17 Ocak 2012 Salı
Çok severim fırınlanmış kaşarlı ekmekleri,
tüm çocukluğum, gençliğim hep onunla geçmiştir, tanrı misafiri gelen misafirlere siper olmuştur soğuk kış günlerinde, sabah kahvaltılarımızın vazgeçilmezi ilan edilmiştir...
Hele geçen sene Yoli'nin sayfasında görünce bu halini hayran olmuştum, her halini denedim, sebzeli, zeytinli, sucuklu, kaşarlı, domatesli mantarlı .. hepsi nefis oluyor.
Sizlerde ne çok beğendiniz, yazdığınız tüm yorumlara teşekkürler...
İşte tarif hazır VE O sizindir..
AFİYETLE....
EKOSELİ SALAMLI DİLİMLER
Dilediğiniz boyda ekmek ( ben kepekli- tahıllı tercih ediyorum, bunlar gençlere yapıldı )
taze kaşar dilimleri
hindi jambon
Ekmeği çok keskin ! İnce uçlu bir bıçakla boyuna keselim (domates bıçakları iyi tercih)
Sonra enine keselim
arasına dilimlenmiş kaşar ve jambonları yerleştirerek fırına atalım.
peynirler erir erimez hemen, sıcakken servis yapalım..
Çok şık, dilimlenmesi servisi kolay, çok lezzetli bir kahvaltılık sizin için hazır.
AFİYETLER OLSUN. | 3e256ba2a867 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Bu ay ki söyleşimiz iki genç iç mimar olan, Özge Taştan ve Rüya Yurdum ile..
Özge ve Rüya ‘nın üniversitesi yıllarında kesişmiş yolları. Ve 2013 yılında kurdukları 2 İÇ MİMAR firmasıyla mesleki yaşamlarına birlikte devam etmeye karar vermişler.
Bu süreçte neler yaşadılar onlara sorup, genç tasarımcılar için fikir edineceğiz.
- Öncelikle sizi tanımak istiyoruz, Özge ve Rüya kimdir?
Yüksek İç Mimar Özge Taştan; 1987 yılında Sivas’ta doğdum.2012 yılında T.C Maltepe Üniversitesi, Mimarlık Fakültesi , İç Mimarlık bölümünden mezun oldum. Yine aynı okulda “Sahne Tasarımı” üzerine tezimi yazarak, yüksek lisansımı 2014 yılında tamamladım. Eğitim hayatımın yanı sıra çeşitli mimarlık & iç mimarlık şirketlerinde çalıştım. 2013 ten beri Rüya ile temellerini attığımız “2 iç mimar” firması ile serbest iç mimar ve blog yazarı olarak hayatıma devam etmekteyim.
Yük. İç Mimar Rüya Yurdum; 1989 yılında istanbul’da doğdum. T.C. Maltepe Üniversitesi, Mimarlık Fakültesi, İç Mimarlık Bölümünden mezun oldum. Şimdiler de yine T.C. Maltepe Üniversitesinde, İç Mimarlık Ana Bilim dalında tezli Yüksek Lisans eğitimi almaktayım. Mesleki hayatıma, 2013’ten beri Özge ile kurduğumuz “2 iç mimar” da serbest iç mimar ve blog yazarı olarak devam etmekteyim.
- 2 İÇ MİMAR fikri nasıl çıktı ortaya?
Üniversite yıllarında çok iyi dosttuk ve her şeyi olduğu gibi projemizi de birlikte yapmaktan, birbirimizden bir şeyler öğrenmekten zevk alıyorduk. Çokta uyumlu çalışıyorduk. Bu bizi her zaman, okul bittikten sonra birlikte bir şeyler yapmaya yöneltti açıkçası. Hayal ettik ve hayallerimizin peşinden gittik.
- 2 İÇ MİMAR ‘ın oluşum süreci nasıl geçti?
Doğrusunu söylemek gerekirse, çevremizde fikrine saygı duyduğumuz pek çok kişinin görüşlerini alarak başladık işe. Çoğu da piyasanın ne kadar zor olduğunu ve henüz çok fazla tecrubemiz olmadan başlamamamız gerektiğini söyledi. Ama bizi destekleyen , yol gösterenlerimiz de oldu elbette. Ve onların altını çizerek söylediklerini kulak arkası etmedik hiç. Ve girdik bir yola , 2 İÇ MİMAR ‘ı kurduk.
Bizde bunu bir fırsat bilerek , www.ikiicmimar.com sitesi üzerinden insanlara ulaşmaya karar verdik. İç mimari ve tasarım ile ilgili ipuçlarını konu edinerek blog yazıyoruz. Bununla birlikte instagram, facebook, pinterest ve twitter hesaplarımız üzerinden de paylaşımlar yaparak güncel kalmaya özen gösteriyoruz.
- 2 İÇ MİMAR ‘ın çalışmaktan en çok hoşlandığı alan hangisi peki?
Her tasarımcı gibi, biz de tasarım gücümüzü sonuna kadar kullanabileceğimiz işlerden büyük keyif alıyoruz.. Ama piyasa bu duruma pek de müsait değil. Sektörde tasarımını yapmak istediğiniz işi bulmak çok da kolay değil aslında.. Geniş bir açıdan bakıp, iç mimar olduğumuzu da unutmadan tasarım alanında karşımıza çıkanları değerlendirmeye çalışıyoruz. Örneğin; en son ünlü bir inşaat firmasının kataloğunun tasarımını üstlendik. Çokta keyif alarak yaptık açıkçası.. Sonuçta tasarım yapıyorsanız mutlu oluyorsunuz. Hayallerinizin, şekillenerek oluştuğunu görmek büyük bir mutluluk kaynağı oluyor. Yani uzun lafın kısası, iç mimar olarak tasarım alanında her iş bizi heyecanlandırıyor. Biz İki iç mimar olarak; Konut tasarımı, ofis , mağaza, mobilya tasarımı vs. projelerde yer almaktayız..
- Piyasa demişken , nasıl değerlendiriyorsunuz sektörü?
Daha öncede söylediğimiz gibi sektörde iş seçmek pek de mümkün olmuyor .Özellikle yaz aylarında oldukça durgun bir dönem söz konusuydu. Ama sektördeki bizce en büyük sorun, İç mimarlığın ne demek olduğunu, iç mimarın neler yaptığını, insanların tam olarak bilmiyor olması... İç mimar eşyaları yerleştiren kişi olarak algılanıyor. Bu çok yanlış bir algı.. Maalesef artık, ustalar dekorasyon adı altında pek çok projesiz işe imza atıyorlar. Tabii sonuçlarda pek tatmin edici olmuyor. İnsanların iç mimardan korkma gibi bir durumu söz konusu. Çünkü pahalı ve lüks bir tüketim olarak görülüyor. Oysaki her bütçeye göre çalışmalar yapılabilir. Bu bilinç yerleşmiş olursa iç mimarlığın doğru bir şekilde yapılması mümkün olacaktır. Bizim de en büyük temennimiz bu yönde...
- Bu güzel şöyleşi için genç iç mimarlarımıza teşekkürler. Yolunuz açık olsun :) | 4fd07cf4f95c | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Osmanlı'nın kuruluşu
Şeyh Edebâli, Ahmet Yesevî Hazretleri'nin Uzakşark'ta yetiştirip, mürşid, muallim, mübelliğ olarak Batı Türklüğüne gönderdiği Horasan erenleri zincirindendir.
Anadolu, bu şöhretsiz evliyaların ve Hak erenlerinin eliyle şekillendi. Devlet, onların yüzü suyu hürmetine şahlandı.
Osman Bey, Şeyh Edebâli Hazretleri'ni sık sık ziyaret eder, onun tatlı sohbetlerini dinlemekten çok zevk alırdı.
Edebâli Hazretleri, Allah'ın kendisine bildirmesiyle biliyordu ki; Osman Bey'in kuracağı devlet, teslim dînini tüm dünyaya yaymak için yaşayacak, âleme nizam verecek, Allah için savaşacaktı. Bu devletin temelini atma vakti geldiği zaman, Edebâli Hazretleri mübarek eliyle bizzat Osman Bey'e kılıç kuşattı ve Osman Bey adına okunan ilk hutbenin besmelesini de kendisi çekti.
Bununla da kalmadı Edebali Hazretleri, dervişlerine emir verdi:
"Demirci, kalaycı, örscü, marangoz ve sanat erbabı herkes köy köy dolaşacak, Türk boyları arasına dağılıp, boyları kendi içlerinden fethedecektir. Böylece yıllardır Türk boyları arasında süren kavgalar boyların Osman Bey'in buyruğu altına girmesiyle son bulacaktır."
Şeyhlerinden bu emri alan dervişler Anadolu'ya dağıldılar. Sevgi dolu, kardeşlik dolu sohbetleriyle insanları Allah'a çağırdılar, bir olmaya çağırdılar. "Devlet-i Ebed-Müddet"in temelini îmânla sağlamlaştırdılar.
İşte Osmanlı, temelini Allah'ın evliyasının attığı bir devlet, böyle kurulmuştu. Sultan Osman'dan başlayarak her biri mürşidlerine yüzde yüz bağlıydı. Allah'ın padişahlarının yönetimindeki Osmanlı, bir süre sonra Nizam-ı Âlem adını aldı. 400 yıl içinde, bir cihan hakimiyetini Allah'ın yardımı, erenlerin himmetiyle bu küçük beylik oluşturdu. | 3a68ee0dbb21 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
ÖZALLAR İNŞAAT TAAHHÜT SAN. VE TİC. LTD. ŞTİ. 1992 yılında İzmir’de inşaat sektörüne ilk adımını attı. 24 yılı aşkın iş tecrübesiyle birçok konut projesinin yanı sıra okul, otogar, spor salonları birçok resmi kurum ve kuruluş için inşaatlar yaptı ve konusunda uzmanlaşarak başarılı projelere imza attı. ÖZALLAR İNŞAAT eğitimli kadrosu ve çağdaş çalışma prensipleri ile iş dünyasının örnek işveren kurumlarından biri olmuştur. Çalışma hayatımıza güven ve kaliteden ödün vermeden doğaya ve insana duyarlı hizmet anlayışımızla sektörümüze katkı sağlamaya devam edeceğiz. | 7f76f1ea996a | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Kurban bayramı tatilinde evde oturmak istemeyenler için komşu harika alternatifler sunuyor. Bunların ilk başında ise karayoluyla ülkemize oldukça yakın olan sakin şehir Selanik ve uçakla 1 saat uzaklıkta olan komşunun görkemli başkenti Atina geliyor. Siz de bu Kurban bayramında farklı bir şeyler yapmak istiyorsanız rotayı Yunanistan'a çevirmeniz yeterli.
İşte Yunanistan'ın gözde şehirleri Selanik ve Atina;
Selanik hem Atatürk'ün hem de Nazım Hikmet'in doğum yeri olması bakımından bizim için önemli bir şehir. 1912 yılından beri Yunanistan sınırları içerisinde olan Selanik, coğrafi olarak İzmir'e benzese de kendine özgü bir çekiciliği olduğu da gerçek. Aristotelous Meydanı şehrin en önemli meydanı olarak anılıyor. Upuzun bu meydanda palmiye ağaçlarının altında kıyıda bir tur atmalısınız.
Ayrıca alışveriş yapmak için de bu meydan iyi bir altrnatif. Ermou, Tsiniki ve Mitropoleos da diğer alışveriş caddeleri olarak sıralanıyor. Birbirinden hoş cafeler ve restoranlar bulabileceğiniz bu caddelerde Yunan mutfağına özgü deniz ürünleri ve Souvlaki kebaplarının tadına bakabilirsiniz.
Sabah kahvaltısı için meşhur Selanik böreğinin tadına bakabilirsiniz. Tabii çay eşliğinde değil milli Yunan içeceği Frappe eşliğinde. Selanik'te ilk yapılacak olanlardan biri de Atatürk'ün doğduğu evi şimdi müze olarak faaliyet gösteren bu evi görmek olacaktır. Pembe boyalı bu ev Atatürk'ün küçükken kullandığı objeler ve fotoğraflarıyla dolu.
Selanik size çok uçlarda deneyimler yaşatmasa da Yunan havasını solumak, yemeklerini tatmak ve deniz havası almak için haftasonu kaçamağına iyi bir alternatif.
Atina Yunanistan ve Yunan mitolojisinin doğum yeri olarak önemli bir destinasyon. Atina Ulusal Arekoloji Müzesini ve Akropol'ü gezdikten sonra Yunan mimarisine ve mitolojisine hayran kalmamak mümkün değil. Bunun yanında şehirde lüks cafelerden salaş ve şirin mekanlara kadar pek çok alternatif var.
Plaka bölgesi Atina'nın en bohem ve şirin bölgelerinden. Birbirinden özgün cafe ve restoranların yanında şık butikler ve mağazalarda oldukça hoş tasarımlar bulmak mümkün. Bölge her mevsim turistlerin uğrak noktası konumunda. Şehirde metro ağı oldukça geniş ve güzel işliyor. Hemen hemen her bölgeye metro ile ulaşabilirsiniz.
Kolonaki şehrin en lüks semtlerinden. Burada şık cafeler ve dünyaca ünlü markaların mağazalarına rastlayabilirsiniz. Syntagma Meydanı ise şehrin merkezi. Upuzun Ermou caddesi 24 saat canlılığını koruyor.
Eğer hafta sonunu lüks mağazalardan alışveriş yapmak ve Yunan tarihini daha yakından incelemeye ayırmak isterseniz Atina'yı tercih edebilirsiniz. Seçim sizin.
Kaynak: | ff7555b02ef4 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Dr Çerkeş’in DVD’leri en önemli kaynaklar arasında
Burun ameliyatları konusunda tüm dünyada otorite kabul edilen Prof Dr Nazım Çerkeş’in, estetik, doğal ve fonksiyonel sonuçlar elde edilmesine yönelik olarak kendi geliştirdiği ameliyat tekniklerini gösterdiği; plastik cerrahlara yönelik hazırlanmış eğitim DVD’leri ve kitabı bulunmaktadır.
Dr. Çerkeş Burun Estetiği Teknikleri Eğitim DVD’si
Prof Dr Nazım Çerkeş’in, burun ameliyatı konusunda kendi geliştirdiği ameliyat tekniklerini gösterdiği; plastik cerrahlara yönelik eğitim DVD’si bulunmaktadır. ABD’de yayınlanan DVD, tüm dünyada plastik cerrahlar tarafından satın alınmaktadır.
Prof. Dr. Nazım Çerkeş, Avrupa Rinoplasti Derneği’nin Başkanı olarak estetik cerrahlara yönelik eğitim amaçlı 3D (üç boyutlu) burun estetiği ameliyatı çekimi için Bükreş’e gitti.
Estetik cerrahların burun estetiği ameliyatı konusunda eğitimine yönelik 3 boyutlu olarak hazırlanan çekimde Dr. Çerkeş kendisi için özel olarak seçilmiş ilginç burun yapısına sahip bir hasta üzerinde rinoplasti ameliyatı gerçekleştirmiştir. | 292cf1dbd7f5 | [
"c4",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Hepimizin bildiği üzere, İslamiyet’te iman esasları (imanın şartları) temel olarak 6 tanedir. Bunlar, Allah’a, Peygamberlere, Meleklere, Kitaplara, Ahirete ve Kadere imandır.
4 Şubat 2012 Cumartesi
Şia’da iman esasları
Hepimizin bildiği üzere, İslamiyet’te iman esasları (imanın şartları) temel olarak 6 tanedir. Bunlar, Allah’a, Peygamberlere, Meleklere, Kitaplara, Ahirete ve Kadere imandır.
Şiilikte ise, dinimizde mevcut olmayan birçok iman esası bulunmaktadır. Şia’daki iman esasları, Tevhit, Adalet, Nübüvvet, Mead (tahrife uğratılmış ahiret inancı) ve İmamet (seçilmiş günahsız imamlara iman) başta olmak üzere Ric’at (bazı seçilmiş kimselerin yeryüzüne tekrar döneceklerine iman) ve Takiyye (gerçek düşünce ve inançlarını gizlemek)’dir.
Unutmamak gerekir ki, din bir bütündür. Herhangi bir iman esasını kabul etmemek insanı küfre götürür; dinden çıkarır. Örneğin, Namaz’ın bir farz olduğuna inanmamak insanı küfre sokar; kılmamak ise sadece günahtır.
İman esasları birbirini tamamlar. Meleklere inanmayan kitaplara, kitaplara inanmayan peygamberlere, peygamberlere inanmayan Allah’a inanmış sayılmaz. Aynı şekilde, iman edilecek şeylerin bir kısmına iman edip bir kısmına iman etmeyen kimsenin imanı da geçerli değildir. Çünkü iman bütünlük ister. “İman edilecek şeylerin hiçbirine inanma”nın yanında, “bir kısmına veya birine inanmamak” da küfürdür.
Nisa Suresi’nin 150 ve 151 ayetlerinde, peygamberlerden bir kısmına iman edip bir kısmına iman etmeyenlerin “gerçek kâfir” oldukları bildirilmiştir: “Allah’ı ve peygamberlerini inkâr eden, Allah’la peygamberleri arasını ayırmak isteyen, ‘Bir kısmına inanır, bir kısmını inkâr ederiz’ diyerek ikisi arasında bir yol tutmak isteyenler, işte onlar gerçekten kâfir olanlardır. Kâfirlere ağır bir azap hazırlamışızdır.”
Şiiler peygamberlerin günahsız olduklarına inandıkları gibi, kendi imamlarının da günahsız olduklarına inanırlar. Dolayısıyla “ismet” sıfatını peygamberler dışındaki kimselere yakıştıran Şia, imamları peygamber mertebesine çıkararak dinin sınırları dışına çıkmaktadır.
Şiilere göre, imamet makamı aynen peygamberlik makamı gibi ilahi bir makam olup, peygamberliğin devamıdır ve o makama gelecek kişiyi sadece Allah seçer.
Şiilikte ahirete inanmanın karşılığı olan Mead inancına göre, insanlar öldüklerinde, “Rabbin kim? Peygamberin kim?” gibi suallerin yanı sıra “İmamın Kim?” sorusuna muhatap olacaklardır. Yani, mesela şu anda ölen bir kimse, kendisine kabirde imamının kim olduğu sorulduğunda “Ayetullah Ali Hamaney!” demezse ebediyen cehennemlik olacaktır.
Yine Şiilere göre ahirette hesapları imamlar görecek ve Şiilere (ne hikmetse!?) günahları sorulmayacaktır. Hâlbuki Hz. Peygamberimiz, hesap verme konusunda kendi ailesi dâhil hiç kimsenin muafiyeti olduğunu ifade etmemiştir.
Şiilerin dört büyük kitabından (el-Kütüb’ül-Erbaa) ilkinin yazarı el-Kuleyni, Hz. Peygamber tarafından Hz. Ali’ye yazdırılmış ve Hz. Fatıma’ya verilmiş, 17.000 ayeti içeren ve 70 arşın uzunluğunda yani günümüzdekinin üç misli büyüklüğünde bir Kur’an-ı Kerim bulunduğunu iddia etmektedir.
Başta Humeyni olmak üzere Şehrudi, Mekarim, Şirazi, el-Tıbrisi, el-Meclisi ve el-Hui gibi ruhban Ayetullahlar, kitaplarında mevcut Kuran-ı Kerim’in tahrif edildiğini iddia ederler. Özeti şudur ki, Cenab-ı Allah’ın kıyamete kadar koruyacağını beyan ettiği Kur’an-ı Kerim’in mevcut içeriğinden memnun olmayan Şia, iman şartları arasında “Kitaplara İman”ı saymamıştır.
Benzer şekilde, vahiy meleği Hz. Cebrail’in de dâhil olduğu melekler de, Şia’nın Kur’an-ı Kerim’e yaptıkları bu çirkin iftiradan nasiplerini almışlar; Şia’da “Meleklere İman” da temel iman esasları arasında sayılmamıştır. Zaten Hz. Cebrail’in, birbirlerine çok benzedikleri için Hz. Ali yerine yanlışlıkla Hz. Muhammed’e vahiy getirdiğine inanacak kadar sapkınların da kendilerine yer buldukları Şia dininin, meleklere imana gereken değeri vermemesi gayet normaldir.
Şiilerin iman esaslarından biri de, Ric’at yani “kayıp İmam’ın ortaya çıkması”dır. Şiiler, 12. İmam’ın tekrar dünyaya dönerek, Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer ‘i dirilteceğine ve onları astırarak cezalandıracağına inanmaktadır.
Şia’nın bir diğer iman esası da Takiyye’dir. Yani, inançlarını ve düşüncelerini Müslümanlar dâhil herkesten gizlemek; farklı görünerek gizliden gizliye hareket etmektir. Takiyye yapmak Şiilikte vaciptir, zorunludur. Takiyye yapmayan kişi hakkıyla iman etmiş sayılmamaktadır. Bu konulara diğer yazılarda geniş olarak değinilecektir.
İman esaslarına Şia perspektifinden bakıldığında, tüm Müslümanlar İmameti ve Takiyyeyi iman esası olarak görmedikleri için, küfre girmişlerdir. Oysa Hadise göre, “Bir kimse (mümin) kardeşine kâfir dese, bu küfür ikisinden birine döner.”; Eğer bunu diyen doğru demişse zaten öyledir; eğer dediği doğru değilse, bu küfür söyleyene döner (Buharî, Edeb, 73; Müslim, İman, 111). Şiiler, tüm Müslümanları kâfir olmakla itham ederek kendileri küfre girmektedir.
Gönderen Îran Tehlikesi zaman: 13:16
Etiketler: ŞİA DİNİ
Kaydol: Kayıt Yorumları (Atom) | cce630a4aaa3 | [
"c4",
"hplt2"
] |
AFİŞ BASKI FİYATLARI 1.000 ADET 115 GR. KUŞE TEK YÖN ÇOK RENKLİ
afiş baskı 31X43 Cm: 500 TL
afiş baskı 43x62 Cm: 600 TL
afiş baskı 62x88 Cm: 750 TL
AMERİKAN SERVİS FİYATLARI 115 GR. KUŞE TEK YÖN ÇOK RENKLİ 29X42 CM
Ameriken Servis 5.000: 650 TL
Ameriken Servis 10.000: 1150 TL
AMERİKAN SERVİS FİYATLARI 90 GR. 1.HAMUR TEK YÖN ÇOK RENKLİ 29X42 CM
Ameriken Servis 5.000: 600 TL
Ameriken Servis 10.000: 1050 TL
ANTETLİ 2.000 ADET 80 GR 1.HAMUR TEK YÖN ÇOK RENKLİ
A4: (21 X 29.7 Cm) 150 TL
CEPLİ DOSYA 1.000 ADET
250 GR A.BRİSTOL TEK YÖN PARLAK SELEFONLU:600 TL
350 GR KUŞE ÇİFT YÖN PARLAK SELEFONLU: 800 TL
350 GR KUŞE ÇİFT YÖN MAT SELEFONLU: 950 TL
KIRIM ÜCRETLERİ
5.000 Adet: 50 TL - İlave her 5.000 Adet: 60 TL
Katalog - Dergi - Kitap basklarınız için lütfen fiyat isteyiniz
El ilanları potansiyel müşteri kitlenize ulaşmak ve yapacağınız kampanyaları duyurmak için mükemmel bir reklam aracıdır. Bir Afyon El İlanına sahip olmak aynı zamanda sizi rakipleriniz arasında bir adım öne çıkaracak bir faktördür. Afyon El İlanı fiyatı bakımından ekonomik bir reklam aracı olduğu için her büyüklükteki işletmeye hitap eder. Günümüzde büyük holdingler de küçük ve orta ölçekli işletmeler de bu baskı nimetinden yararlanmaktadırlar. Markanızı ve kampanyalarınızı duyurmak için sokağa çıkıp herkesle tek tek konuşmak kulağa çok iyi bir fikir gibi gelmiyor değil mi? İşte Afyon El İlanı çeşitleri tam da bunu yapar. İşletmenizin marka değerini ve kampanyalarınızı ulaşabildiği her insana tek tek anlatır. Tabi burada önemli olan bir diğer unsurlarda kalitenizi ne kadar yansıttığınızdır. Siz en iyisi baskı kalitenizi bize bırakın ve sizin için hazırladığımız profesyonel Afyon El İlanı tasarımlarımızdan birini seçin ya da kendi tasarımınızı yükleyip siparişinizi verin. Gönül rahatlığıyla dağıtabileceğiniz, kalitenizi en güzel şekilde yansıtacak ürünleri en ucuz fiyat garantisiyle adresinize yollayalım.
El ilanları; renk çeşidi fazla olan duyuru ve reklamlar için üretilen ucuz yollu ilanlardır. Genel itibari ile 1. Hamur kâğıt kullanılmaktadır. Kullanım amacına göre çok değişik boyutları olmaktadır. Fakat en çok tercih edilen boyutlar A4 ve A5 boyutlarıdır.El ilanlarının amacı kısa sürede direkt olarak kişilere reklamları ulaştırmaktır. Genellikle bir sayfa olmakla birlikte birden çok sayfa olanı da mevcuttur.Özellikle rekabet ortamının artmış olduğu günümüzde el ilanlarının önemi bir hayli artmaktadır. Bundan dolayı da en çok reklam amacı ile kullanılan yöntemdir. İnsanlara direkt olarak ulaştığı için daha etkili olmaktadır. Reklamı yapılacak ürünler insanların elinde olacağı için vurgulanmak istenen bölüm daha etkili bir şekilde vurgulanacaktır.
El ilanları hazırlarken nelere dikkat edilmelidir?
El ilanları hazırlarken vurgulanan öğe ön planda olmalıdır. Hızlı tanıtım aracı olduğu için vurgulanan öğe direkt fark edilmelidir.
Renkler ve vurgulanan öğe uyumlu olmalıdır. Uyum olmayan bir Afyon El İlanı pek etkili olmamaktadır.
Çok renk kullanılmamalıdır. Yani abartı olmamalıdır.
Reklamı yapılan firmanın logosu fark edilebilmelidir.
İyi bir Afyon El İlanının ne gibi faydası olur?
İyi bir Afyon El İlanı reklamını yapmak istediğiniz ürünü amacına uygun şekilde anlattığı için insanların sizin ürünleriniz için olumlu bakmalarını sağlayacaktır. Bu duruma uygun olarak ta müşterileriniz artacaktır.
Afyon El İlanı yaparken dikkat edilmesi gerekenler:
Afyon El İlanı yapan firmalar;ilanlarınızı yaparken öncelikle ilanı yapma amacınızı belirtmenizi isteyecektir. Tanıtılacak nesneleri ve hangi yönde tanıtılacağına karar vererek zihninizde bir tasarı yapmanızda fayda vardır.
Baskıda kesim payı bırakılmalıdır. Bundan dolayı el ilanlarının kenarlarında en az 1 cm boş alan bırakılmalıdır.
Afyon El İlanının eni ve boyu standart olmalıdır.
Reklamı yapılacak ürünün resmi, logosu ön plana çıkarılmalıdır.
Kullanılan yazı rengi ve yapısı insanlar tarafından kolay fark edilebilir olmalıdır.
Afyon El İlanında reklam amaç edindiği için kullanılan slogan ile ürün birbirine uyumlu olmalıdır. Yani slogan tanıtımı yapılan ürünün en belirgin özelliğini anlatmalıdır.
Ürün ya da kampanya net bir şekilde anlatılmış olmalıdır.İnsanların Afyon El İlanında ne tanıtılmak isteniyorsa o nesneyi tam olarak anlaması gerekmektedir.
Afyon El İlanı fiyatları, reklamını yapmak istediğiniz ürünün özelliğine ve bunu hangi boyutta yapmak istediğinize bağlı olarak değişmektedir. Reklam alanının büyümesi fiyatları da artırmaktadır. Afyon El İlanı yaptırmak isteyenlerin el ilanlarında dikkat etmesi gereken hususları göz önünde bulundurarak firmaları arayarak fiyat belirleyebilecektir.
Eğer siz de en uygun fiyatlara siteniz nasıl türde olursa olsun duyurusunun yapılmasını istiyorsanız bağlantılarımızı kullanabilirsiniz. www.bursaligrup.com sitesinde sadece site duyuruları değil ayrıca afiş, Afyon El İlanı fiyatları da kolayca bulunabilmektedir. Bu tür sitelere ulaşabilmek için afiş baskı fiyatları ve poster tasarımı gibi siteleri ziyaret etmenizi öneriyoruz. Bu tür bir siteniz varsa ve daha çok duyuruya ihtiyacınız, daha çok tanıtıma ihtiyacınız varsa artık ne yapmanız gerektiğini biliyorsunuz. Sitemizden bağlantılarımızı kontrol ederekAfyon El İlanı fiyatları, afiş tasarımı fiyatları sitelerini ziyaret edebilirsiniz.
Eğer bir internet siteniz varsa ve bunun site tanıtımını yaptırmak istiyor, fiyatları merak ediyorsanız Afyon Broşür tasarım fiyatları bağlantılarını ziyaret edebilirsiniz. Afyon Broşür Baskı fiyatları ne kadar düşük olursa o kadar rahat tanıtım yaptıracaksanız. Hem uygun hem de kaliteli tanıtımlar için sitemiz sizleri beklemektedir. Bu siteleri tercih etmeli ve hayatınızı kolaylaştırabildiğinizi görmelisiniz.
Bir web sayfası oluşturduysanız ve buna poster yaptırmayı merak ediyorsanız, fiyat araştırması yapmak istiyorsanız poster yaptırma fiyatı bağlantıları hazırlanmıştır. Ayrıca afiş tasarımı fiyatı da düşük olacağı için gönül rahatlığı ile forum sayfanızı tanıtabileceksiniz. Ayrıca afiş baskı fiyatları değil poster yaptırma fiyatı da bu bağlantılarda mevcuttur. Diğer site tanıtımları gibi uygun fiyatlarda yapıldığı için sizleri oldukça memnun edeceğe benziyor. Bu tür bağlantılar için sitemizi gönül rahatlığı ile ziyaret edebileceğinizi söylemek mümkün. Siz de bu tür bağlantıları internet üzerinden kolayca bulabilirsiniz. Para kazanmak için önce az da olsa para harcamanızı gerektirecek bu bağlantıları gönül rahatlığı ile kullanabilirsiniz.
Afyon El İlanı, ucuz Afyon El İlanı, Afyon El İlanı örnekleri, Afyon El İlanı hazırlama programı, Afyon El İlanı fiyatları, el ilani, a5 Afyon El İlanı, Afyon El İlanı nedir?, en ucuz Afyon El İlanı, el ilan örnekleri, Afyon El İlanı tasarımı, bilgisayar Afyon El İlanı, Afyon El İlanı baskı fiyatları, Afyon El İlanı tasarımları, Afyon El İlanı boyutları, Afyon El İlanı basımı, Afyon El İlanı fiyat, Afyon Broşür, ucuz Afyon Broşür, Afyon Broşür örnekleri, Afyon Broşür hazırlama programı, Afyon Broşür fiyatları, el ilani, a5 Afyon Broşür, Afyon Broşür nedir?, en ucuz Afyon Broşür, el ilan örnekleri, Afyon Broşür tasarımı, bilgisayar Afyon Broşür, Afyon Broşür baskı fiyatları, Afyon Broşür tasarımları, Afyon Broşür boyutları, Afyon Broşür basımı, Afyon Broşür fiyat, Afyon El İlanı Baskı Firmaları, Firmaları, Firması, | c4b5fc306a9b | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
HYPNOSE EDP 5ml
Bir Lancome klasiği Hypnose serisinin ilk parfümü. Daha sonra makyaj koleksiyonu ve parfümün farklı versiyonları da çıktı. Hipnotize etmek anlamına gelen bu kelime parfüme uygun seçilmiş. Çiçeksi olarak tanımlayabileceğim bu parfümün çıkış yılı 2005. Üst notalarında orkide ve beyaz çiçekler, kalp notalarında: yasemin, gardenya , dip notalarında: vanilya,vetiver bulunuyor. Modern, günümüze uygun harmanlanmış bir parfüm bende bıraktığı koku ise yasemin ve vanilya. Odunsu notalar içermediğinden koku sonradan acımıyor. Edp olduğu için kalıcı, severek kullanabileceğiniz bir parfüm.
TRESOR IN LOVE EDP 5ml
TRESOR EDP 7.5ml
Lancome Trésor (Fransızca "hazine" anlamına geliyor) , raflarda yerini aldığı 1990 yılından itibaren klasikler arasında yerini almış, çiçeksi bir parfüm. Fazla kadınsı ve fazla demode bulduğum bu parfüm bana göre 40 yaş üstü için uygun. Evet yıllardır beğenilen kalıcılığı harika bir koku ama ben kokladığımda başım ağrıyor. Kokuların birleşimi fazla 90lardan kalma. Notaların başlangıcı meyvelerle açılsada kesinlikle çiçek karışımı baskın bir parfüm. Üst notalarda ananas,bergamot,kayısı,şeftali
MIRACLE EDP 5ml
Lancome Hypnose Senses, Kült parfüm Hypnose'nin yaz versiyonu olarak 2009 yılında çıkarıldı. Yine çiçeksi notalara sahip koku mandalina ve Fransız Labdanum çiçeğiyle içeriği daha haifletilmiş. Bana göre bu kofrenin en modern/en günümüze uygun parfümü. İçeriği daha uçucu olmasına rağmen edp olması yani saf damıtılmış parfüm olması Hypnose Senses'i çok kalıcı yapmış. Senses yani duygular vurgulanarak bir yaz sabahını anlatan reklam filmi ise parfümü hemen koşarak alma isteği uyandırıyor. Üst notalarında: mandalina,portakal,pembe biber
kalp notalarında: gül,osmanthus çiçeği,beyaz bal konsantresi
dip notalarında: silhat,benzoin, tonka fasülyesi, Fransız labdanum çiçeği bulunuyor. Bende kalan kokusu labdanum çiçeği oldu. Hafif,enerjik ve modern bir koku.
Klasik Hypnose Şişesinin açık somon renginde kullanılması ile modern ve enerjik bir yorum katmış. | 9747056a051b | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Uzun süredir yazı yazmıyorum nasıl başlayacağımı bilemediiiim . O zaman herkese merhaba diyeyim .
Bugünkü yazım son indirimlerden birinde aldığım Rimmel London'ın yeni maskarası ile ilgili.Aldığım günden beri yaptığım her makyajda kullanıyorum ki doğru bir inceleme yazısı olsun.
Önce maskaranın vaatleri nelermiş bir bakalım;
24 saate kadar etkisini sürdürüyor mu? Pek sanmıyorum evet kirpikte duruyor ama sadece duruyor . Zaten ilk sürdüğümde de çok büyük bir hacim artışı yaşamadığım için 24 saat boyunca kirpiğimde zınkkk
diye durmasını beklemiyorum.
Evet topaklanma yapmıyor yapısı oldukça ince yani sürerken kirpiklerinizle cebelleşmiyorsunuz hemde yeni bir maskara olmasına rağmen .Hepimiz biliyoruz ki maskarayı ilk açtığımızda müthiş ıslaktır ve sürmesi zordur.Ayrıca çok çabuk kuruyor bu avantajda dezavantajda olabilir.
Ambalajında da yazdığı gibi kolay temizleniyor . Ben Garnierin pembe micellar suyuyla rahatlıkla temizliyorum. Yalnız bundan önce Maybelline'in Lash Sensational maskarasını kullandığımda çıkarırken daha çok ovalamama rağmen yaşamadığım kirpik dökülmesini bunda yaşadım.
Fırçasındanda biraz bahsedelim tombik ucu geri kalan kısmına nazaran daha ince göz pınarına doğru daha rahat uygulamayı sağlıyor ama fırçası pek benim sevdiğim tarzda değil sanırım kirpiklerimi kavrayan fırçaları daha çok seviyorum.
Özetle benim çok sevdiğim bir maskara olmadı ne yazık ki .Şimdiye kadar hep Maybelline'in maskaralarını kullandım ve hepsinde sürdüğüm an kirpiklerimde o hacmi hissettim.Ancak iddiası hacim olan bu maskaranın bu kadar hafif yapıda çıkması beni üzdü .İlk defa Rimmel Londan'ın bir maskarasını kullandım böyle bir başlangıç olsun istemezdim :)
Kirpiklerimde tek kar sürülmüş halini görüyorsunuz . 2.katıda sürüp çekmiştim ama hiç fark yok diye yüklemedim.Takdir sizin :)
Ama kirpikleri birbirine yapıştırmaması ve hafif bir yapıda olmasıyla günlük yada hiç yokmuş gibi görünen makyajlarda kullanılabilir. | bd669750160a | [
"c4",
"culturax",
"hplt2",
"vngrs"
] |
ANIL BETON, 2004 yılında Kemerburgaz Yolu Üzeri / Cendere Mevkii / Ayazağa / Sarıyer / İstanbul bölgesinde 7.000 m2 arazi üzerine 120.00 m3 / Saat üretim kapasiteli kurulan hazır beton tesisi ve yine 2016 yılında İstanbul ALİBEYKÖY FSM bulvarı mevkinde kurulan 120 m3/ saat üretim kapasiteli kurulan ikinci tesisi ile , yapı sektöründe faaliyet gösteren müşterilerine hizmet vermeye başlamıştır.
Günümüz mega projelerinde zaruri hale gelen proje alanı içi mobil tesis kurulumu hususunda da gelişime ve değişime ayak uydurmayı başaran Anıl Beton, müşteri kitlesine bu kapsamda da modern, hızlı ve kaliteli hizmet sunabilme noktasına ulaşmıştır. Bu kapsamda Anadolu Yakası Kadıköy İlçesi sınırlarında hayata geçen İ.B.B. Kurbağalıdere Islah Projesi hazır beton ihtiyacını karşılamak için, 2 adet toplam üretim kapasitesi 300.00 m3 / Saat olan mobil hazır beton tesisini hizmete almıştır.
Anıl Beton, hazır beton üretiminde agreganın önemine binaen yine Ayazağa Cendere bölgesinde Danış Maden işletmesi çatısı altında agrega üretim tesislerini faaliyete almıştır.
Toplam 25 Transmikser 7 Mobil Pompa ile hizmetine devam eden Anıl Beton, 24 saat hizmet vermektedir.
Anıl Beton sektörün gereği tüm kalite ve kontrol belgelerine, mesleki alanda ihtiyaç duyulan tüm akreditasyonlara sahiptir. TS EN 206 - 1 standardına göre üretim yapan ve ürün kalitesini Türkiye Hazır Beton Birliği’nin KGS belgesi kapsamında denetime açık tutan Anıl Beton, kaliteye verdiği önemi bu açıdan net bir dille ifade etmektedir.
2016 yılında artan beton talebini karşılamak üzere yapılan "taşeronluk anlaşması" ile mikser saysı 50´ye pompa sayısı 10´a çıkarılmıştır.
Bununla beraber 2016´nın son çeyreğinde açılacak olan 3ncü hazır beton tesisiyle üretim kapasitsei 400m3/saat e çıkacaktır. | 79d866b2438f | [
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Unkle (26.03.11/Refresh The Venue)
Bu yılın gözlerimi yuvalarından uğratan haberlerinden biriydi Avea Escape to Music kapsamındaki Unkle konseri. İstanbul’da izleyeceğimizi tahmin etmediğim bir isim. Kasedini dinleye dinleye yıprattığım Psyence Fiction’dan bir şeyler duyacak olmak çok heyecan vericiydi. O heyecanla her zaman olduğu gibi mekanda 10-15 kişi varken kapıya dayandım.
Yer kapma gibi bir sorun olmadığını görünce kendimi dışarıda köfte-ekmeğe verdim. Grup gecikmeyle sahne aldı, öğrendiğimiz kadarıyla sebebi ekipmanın bir kısmının buraya geç ulaşmasıymış. Bekleyiş süresince kalabalığı konsere hazırlayan parçalar iyi seçilmişti, sabırsızlığımızı kontrol altında tuttu.
Abiler alkış-çığlık içinde sahneye çıktı. Son gelen siyah güneş gözlükleriyle James Lavelle’di. Parçalar birbiri ardına akarken grupla seyirci arasında bir konuşma olmadı. Sadece Gavin Clark vokal yaptığı şarkılardan sonra teşekkür ediyordu. Şarkı söylemediği zamanlardaysa sahnenin kenarında, eli cebinde, ağzında sigarasıyla grubu izliyordu. Çok sevimli bir adam diye düşündüm onu izlerken. Mobil olmaları nedeniyle James Griffith ve Joel Cadbury ile daha içli dışlıydık. Bay Lavelle vokal yaptığı şarkılardan birinin sonunda “Nihayet İstanbul’a gelebildik” tarzı bir şeyler söyledi. Biste de çok “motherfucking” harika bir seyirci olduğumuzu yineledi ki bence o kadar “motherfucker” bir halimiz yoktu. Ön sıralar şarkıları bir ağızdan söylüyordu ama döne döne hoplayıp zıplarken gördüğüm kadarıyla insanlar gayet sakindi. Neredeyse enerjisiz diyeceğim. James Lavelle de bana konserin sonlarına doğru açılmış gibi geldi.
Gavin Clark’ın leziz vokali dışında Josh Homme, Ian Brown ve Nick Cave’i ekranda görmek harikaydı. Gözlerimi kapayıp gerçekten 3 metre ötemde olduklarını hayal ettim. Bu arada Nick Cave’le yaptıkları Money and Run tam bir konser parçası olmuş, fena dans ettiriyor. Zaten dev ekranda Nick Cave kollarını açmış dönedururken insana bir enerji doluyor. Mis gibi görüntüler, ışıklar ve çokça gürültü içinde harala gürele geçti konser. Kişisel zirvelerim Money and Run, Restless, Reign ve (hele hele) Lonely Soul’du. Lonely Soul'un herkes tarafından hasretle beklendiği çok açıktı. Psyence Fiction’dan Nursery Rhyme, Bloodstain ve Be There dinleme hayalim hayal olarak kaldı. Bari azıcık Unreal duysaydık. Her neyse.
Tek bis yaptılar, In A State’le tadı damağımızda kalacak şekilde yükselerek bitirdiler konseri. Herkes vestiyere abanmasaydı, biraz daha alkışlasaydık 2. bis olabilirdi belki. Işıklar açılıp müzik başladığında dans etmeyi özlediğimi anladım. Yorgun olmama rağmen hala kıpır kıpırdım, iyi konser insana böyle bir kuvvet veriyor.
Setlistte eksikler var: Chemistry, Restless, Keys To The Kingdom, Burn My Shadow, Reign, Money and Run, Follow Me Down, The Runaway, Lonely Soul, Eye For An Eye, Heaven, In A State.
Not: Bu güzel satırlarda bahsetmek istemediğim fakat konser boyunca bizi çok sıkıntıya sokan bir konuyu radioheadbanger şu entry’sinde dile getirmiş. Ne yiyorsunuz arkadaşım konserden önce? Lütfen ya. | 37facbbc7468 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
MHP Afyonkarahisar Belediye Başkan Adayı Fatih Çetinkaya esnaf ziyaretleri kapsamında Gazlıgöl caddesinde bulunan esnafları ziyaret etti.
MHP Afyonkarahisar Belediye Başkan Adayı Fatih Çetinkaya esnaf ziyaretleri kapsamında Gazlıgöl caddesinde bulunan esnafları ziyaret etti.
Beraberindeki partililerle birlikte vatandaşların sorunlarını dinleyen Aday Çetinkaya en ücra köşeye bile ulaşmaya çalıştıklarını kaydederek “Afyonkarahisar’ın her noktasının bizim için aynı öneme sahip” diye konuştu.
ŞÜKÜR NAMAZINDAN SONRA ÇALIŞMALAR HIZLANACAK
Vatandaşların sıkıntılarını çözmek için vatandaşların içinde olması gerektiklerini belirten Çetinkaya, “Afyonkarahisarlı vatandaşlarımızla bir araya gelerek bire bir sohbet edip istek ve taleplerini dinliyoruz. Biz hep şuna inandık; vatandaşlarımızın sorunlarını vatandaşlarımızın içerisinde bulunarak çözeriz.
Ve Allah nasip ederse 31 Mart günü şükür namazımızı kıldıktan sonra hızla çalışmalarımıza başlayacak, 5 yıl boyunca vatandaşımızın içerisinden ayrılmayacağız”
SEFER BİZDEN ZAFER ALLAH’TAN
Gazlıgöl caddesi esnaf ziyaretleri kapsamında bir iş yerine giren Çetinkaya, duvarda asılı olan tabelanın çok etkileyici olduğunu kaydederek “Tabelada da yazdığı gibi sefer bizden Zafer Allah’tan” dedi.
KAMYON GARAJINA ZİYARET
Kamyon Garajı ziyaretinde konuşan MHP Afyonkarahisar Belediye Başkan Adayı Fatih Çetinkaya “Allah beni sizlere mahcup etmesin. 1 Nisandan sonra her şey güzel olacak” dedi.
Milliyetçi Hareket Partisi Afyonkarahisar Belediye başkan adayı Fatih Çetinkaya Kamyon Garajı esnaflarını ziyaret ederek sorunlarını yerinde dinledi. Kamyon Garajı esnafının hazırladığı yemek programının ardından esnafları gezen Çetinkaya, sıkıntıları dinleyerek tek tek not adlı.
Kamyon Garajı esnafı ise sahipsizlikten dert yanarak, yetkililerin sıkıntı ve dertlerine çözüm bulmadıklarından şikayetçi oldular.
Yoğun katılımın olduğu ziyarette, esnafın tek tek ellerini sıkan Fatih Çetinkaya, sıkıntıların 1 Nisan’dan sonra giderileceğini söyledi. Kendisine büyük bir teveccüh gösteren Kamyon Garajı esnafı, Çetinkaya’nın bu sıkıntıları çözeceğine inandıklarını kaydederek “Şehre Kent bilimci farkının yansıması için herkesin Fatih’e destek vermesi gerekli” diyerek açık destekte bulundular. Esnaf tarafından büyük bir ilgiyle karşılanan Çetinkaya “Allah beni sizlere mahcup etmesin. 1 Nisandan sonra her şey güzel olacak” diye konuştu.
Öte yandan esnafların da yapılan ziyaretten memnun oldukları gözlendi.
Dış güçler Türkiye üzerinde akla mantı..
Bir lokma bir hırka' felsefesi; yani bana bir lokm..
İki kişiyi aşan, bir başkasına da söylenen her sır, yayılır.
(Mevlana) | 3102f36cb091 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Değerli konuklar, değerli sağlık çalışanları!
Sağlık Çalışanlarının Sağlığı 5. Kongresine, hoş geldiniz!
10 Ekim 2015 cumartesi ‘nin 15 tam güne erişmesine dakikalar kaldı. Şair Gülten Akın dizeleriyle karşılayalım bu zamanı.
Sonra dönüp dönüp gelinen
Sıla oldu kavga
barış uzaklaştı tarih
kirli çakalların dolaştığı
tekinsiz bir orman
…devam edelim
öcünü asıp boynuna
çıkıyor iğnenin dar deliğinden
bir daha
bir daha sığmamak kararında (Celaliler Destanı)
Konuşmamda 5. Kongreye kadar geçen sürede bazı konulara dikkatinizi çekmeyi ve ne yapılabilir sorusuna bir örnekle yanıt vermeyeçalışarak seçenek üretmeye daveti amaçlıyorum.
Kayıtlara göre ülkemizde Sağlık Çalışanlarının Sağlığına yönelik ilk örgütsel etkinlik bundan 27 yıl önce yapılıyor. Sağlık Çalışanlarının Sağlığı Bildirim Formu geliştiriliyor ve çok sayıda sağlık çalışanına ulaştırılmaya çalışılıyor.
1990’da Türkiye İçin İşçi Sağlığı Tez Raporunda ihtiyaç duyulan sağlıkçı tipi dikkat çekici:Sağlıkçı kaderci olmayacak, bilimsel, demokratik, toplumsal davranış alışkanlıklarını geliştirmiş olacak, katılımcı olacak, sorumluluk alabilecek, öz güveni gelişmiş olacak.
1990-1999 arasında ki dokuz yıllık süre Sağlık Çalışanlarının Sağlığı Birinci Ulusal Kongresinin yapılmasına yol açan bir düşünsel olgunlaşma ve birikim yılları olarak değerlendirilebilir.
Sağlık Çalışanlarının Sağlığı hakkında ilk ulusal kongre 26-28 Kasım1999’da yapıldı.
Bu kongre sırasında düşünsel olarakgelişip sonrasında ad ve görevleriyle tanımlanan oluşum çok önemlidir: Sağlık Çalışanlarının Sağlığı/ Güvenliği İçin İş Yeri Örgütlenmesi: Model. Bu modelin görev, sorumluluk ve yetkilerine yönelik olarak getirilen tüm açıklamalar içerisindekanımca çalışanlar dahil toplum sağlığı için en kapsayıcı/ çarpıcı olanı “ Sağlık hizmetleri üretimini durdurma konusunda inisiyatif sahibi” olabilmesini isteyen açıklamadır.(Sağlıkçının Sağlığı Eylül –Ekim 2000 Yıl: 1 Sayı 2 sayfa:3)
İkinci kongre iki yıl sonra 16-18 Kasım 2001’de yapıldı.
2001-2011 arası 10 yıllık dönem Sağlıkta Dönüşüm Programının adım adım ve hızla hayata geçirildiği yıllardır. Bu dönemde sağlık çalışanlarının şiddete uğramaları giderek artmaya başlamış, şiddete sıfır tolerans grubu kurulmuştur.
Üçüncü kongre on yıl sonra 18-20 Kasım 2011’de
Dördüncü kongre 16-17 Kasım 2013’de yapıldı.
Dört ulusal kongre programınınilk günlerinde yer alan konular, bir sağlık emekçisinin kendi sağlığını da kapsayan üretim sürecini şekillendiren, yönlendiren, belirleyen temel konulara onun dikkatini çekmek, daha doğru bir deyişle “olup biteni anlamanın ve çözüm için etkili olacak yola girmenin “ bu konular üzerinde düşünmek, bilgilenmek ve örgütlenmekten geçtiğine dikkati çekmek,hatırlatmak amacıyla yer verilmiş konulardı. Neydi bunlar:
· Sağlık Çalışanlarının Sınıfsal ve Toplumsal Yapısı: Toplum Sağlığı ve Sağlık Çalışanlarının Sağlığı Arasında ki İlişki; SınıfKavramı; ÜretimSürecinde Sağlık Çalışanlarının Konumu; Sağlık Çalışanlarının Toplumsal Konumu
· Sosyal Politikaların Sağlık Çalışanları Üzerine Etkisi:Sosyal Politika Nedir, Ne değildir? ; Cumhuriyet Döneminde Sosyal Politikalar; Üretim Sürecinde ki Değişimlerin Sağlığa Yansıması
· Sağlık Sektöründe Sermaye –Kar: Artı Değer Teorileri ve Toplumsal Süreçte Sermaye –Kar Döngüsü; Sağlık Hizmetlerinin Metalaşması: Neo-liberal tezler; Sağlık Sektöründe Sermaye- Kar döngüsü, Araçları ve Mekanizmaları
· Sağlık Çalışanlarının Sömürüsü: Üretim Gücünün Meta Karakteri; Tarihsel ve Toplumsal Yaşantı İçinde Üretim Biçimleri; Sağlık Sektöründe Emek Sömürüsü
· Sağlık Hizmetlerinde Emek, Sermaye, Ücret ve Kar: Kapitalizmin Bugünü ve Yarını; Emekçiler ve Sağlık Emekçileri; Art Değer Teorileri ve Sağlık Sektöründe ki Yeri; Türkiye’de Kamu Hastane Birlikleri ve Kamu Özel Ortaklığı.
· Sağlıkta Sermaye –Emek: Tekelleşme-Parçalanma; Gelecek?
· Emeğin Örgütlenmesive,
· Çalışmak Sağlığa Zararlıdır: Tüm bu konuları elle tutulur hale getiren, sömürününboyutlarını, araçlarını, aracılarını çarpıcı örneklerle ortaya koyan Çalışmak Sağlığa Zararlıdır
18-19 Ekim 2014 ‘de Sağlık Çalışanlarında İş Kazaları ve Meslek Hastalıklarına yaklaşım Sempozyumu yapıldı. Üç önemli konuda kitapçık hazırlandı ve iki önemli konuda hazırlanan da kısa bir süre öncepdf formatında yararlanılmaya açık hale getirildi.
Bütün bu gelişmelerden sonra Temmuz 2015 başlarında bir kampanya başlatıldı. Neydi konusu?
Sağlık Bakanlığı’nı Meslek Hastalıkları Tıbbi Kayıt Sistemi Oluşturmaya davet!
16.08. 2015’de kampanya 2500’lerde takılı kaldı. En fazla 3 bin’e çıktı.
27 yıllık bir mücadele, şimdiye kadar yapılan çalıştaylar ve sempozyum, yayımlardışında dört kongre sonrasında kampanyaya katılım 3 bin kişi kadar!
Türkiye’de yıl 2015.1500 yataklı bir hastane. Hemşire sayısı 500. Bu 500 hemşire ilgililere “yeni yatak ya da bölüm açmayın. Nitelikli bakım hizmeti vermek bir yana hastaya zarar veriyorum/ verebilirim. Kendim zarar görüyorum. Bu koşullarda hizmet verilemez “ demeleri için ne kadar desteklenirlerse desteklensinler korkudan kıpırdamıyorlar.
Bu gerekçelerle kapıya çıksalar ve halka dertlerini anlatsalarTürkiye hastanelerine örnek oluşturacaklar. Çoğu, hatta hepsi kapıya çıkmaya hazır, ama çıkamıyor. Korkuyor. Sıkça kullanılan “üretimden gelen gücünü” kullanamıyor ve sağlık hizmetini durduramıyor.
Toplumun en üst kurumu olan üniversiteler adeta çökmüş durumda. Akademisyenlerin önemli bir bölümü, üniversite alanına sığınmış, sessizliğini “YÖK öyle istiyor, ya da sistem böyle” diye açıklamaya çalışıyor.
Her alanda derin bir zafiyet var.
Sağlık Çalışanlarının SağlığıGrubu kendi payına düşen alanda duyarlılığın oluşması ve bunun eyleme dönüşmesi için büyük bir çaba harcıyor.
Değişimin önünde ki amansız engelleri biliyoruz. Değişimin koşullar ne olursa olsun kolay olmadığını da biliyoruz.
Bunları bilmek sanırım daha ne yapılabilir sorusunu sormaya ve yanıtlarını aramaya engel olmasa gerektir.
Örneğin, neden iş sağlığı değil “işçi sağlığı” ve neden iş kazası değil “iş cinayeti” denmesi gerektiği tartışmalarına girme ihtiyacını duyurma yolunda daha neler yapabiliriz? Yanıt 1) Yukarıda değinilen konuların kongrelerden kongrelere değil daha sık aralarla okunur ve tartışılır hale gelmesinin yollarını arayabiliriz. Yanıt 2) Ayrı ayrı yapılıp kongrelerde sunulan yer yer birbirinin tekrarı gibi olup birbirinden haberli olduğu da kuşku götüren küçük çaplı araştırmaları,duyarlılığı ortaklaştırıp emeği birleştirerekbüyük ölçekli araştırmalara dönüştürebilirve sonuçlarını sağlıkçalışanları ve toplumla paylaşabiliriz.
Bunu yapabilmek için yıllar içerisinden yavaş yavaş gelen ve özellikle son yıllarda olgunlaşan önemlibir gelişmevar ki çok değerli: sağlık çalışanları olarak birlikte yol almanın değerini, vaz geçilemezliğini kavradık. Bu kavrayış karanlığı aydınlatmak için çok güçlü bir itici güç. Ancak,yine de derinleştirilmeye ve yaygınlaştırılmayahalençok ihtiyacı var.
Bu kongre de diğerleri gibi yoğun çabalarla kotarıldı. Bu nedenle kongreyi organize eden,organizasyona yardım eden, kongreye destek veren ve katılan herkese yürekten şükranlarımı sunar, başarılar dilerim.
Saygılarımla.
Saadet Ülker
24 Ekim 2015 | 0f8b25212f61 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Merhabalar, nasılsınız görüşmeyeli :). Bugün havanın suratsızlığına rağmen (son zamanlarda genelde hep böyle) düşünelim ki evden çıkmıyorsunuz ve neden bunu bir partiye dönüştürmeyesiniz. Yani en azından kendinize ufak çaplı bir parti verebilirsiniz çünkü müzik atıştırmalıkları, abur cuburlar Öneri Makinesi'nden. Popüler müzikten sıkılıp farklı dans parçaları arayanlar için en cool şarkıları ben sizin için bu listede oluşturdum, sırasıyla dinlemeniz veya çalmanız önerilir. O zaman hadi dans edelim! :). | d5403be4fbb4 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
aynı anda farklı zamanlarda yaşadığını düşündün mü hiç? veya daha önce hiç olmadığın bir yerde uyandığını hayal ettin mi? ve hayatına o şekilde devam ettiğini...
zaten o hayata aitmişsin hissi.
hiçbir zaman o an'a ait olmamışsın düşüncesi.
bedenini ve ruhunu koyacak bir yer bulamadığın o an, aslına bakarsan her an, büyük harfleri ortadan kaldırırsan hayat daha huzurlu bir yer olacakmış gibi gelmiyor mu?
hayatı nereye koyacağını bilememenin bilge sakarlığı.
hayat, ciddiye alındıkça ağırlaşan bir yük. denizden çıktıktan sonra şezlonguna serdiğin havlunun bir türlü kurumaması gibi. sen batan güneşi izlerken o bütün ıslaklığı ile vücudunu üşütür ve elin aspirin'e uzanır. her güzel şey kötü biter. her ilişkinin sonu başından bellidir. her şeyin bir sonu vardır. hayatın da.
kim olduğunu bilmiyorum. muhtemelen tanışıyoruz. belki de sadece karşılaştık. günün birinde, herhangi bir yerde. tahminen yuvarlak delikleri küplerle tıkamaya çalıştığımız bir an'da. söylenmeyen sözler ağırlaştığında. beklemenin erdem değil çaresizlik olduğunu fark ettiğimizde.
bindiğin taksinin sen batırdığın ilişkini düşünürken durduğu kırmızı ışıkta camından rüzgarla taşınan fırından yeni çıkmış ekmek kokusunun bir anda 8 yaşındaki yaz tatilinde elindeki torbadaki fırından yeni çıkmış ekmeğin köşesini yiyerek ananene el salladığın o sokakta bulabilirsin kendini.
havaalanında uçağının kalkmasını beklerken ertelediğin hayallerinin gerçek olmasını en çok istediğin o aralıkta karşı koltukta oturan kızın elbisesiyle seneler önce gördüğün rüyalardan aynı elbiseyi giydiğin ve her seferinde ilk kez geliyomuşçasına yabancılık çektiğin o eski ahşap evden çıkmaya çalıştığın birine gidebilirsin pekala.
arkadaşının evinin balkonunda oturmuş fırından yeni çıkan ev yapımı pizzayı artık eskisi kadar görüşememekten kaynaklanan duygusal tembelliğin iç huzursuzluğuyla yerken aynı hissi belki fesleğensiz ve fakat bol peynirli üniversite hayatına sarıp yutabilirsin.
evinin bahçesinin her köşesinden sevdiklerine dair hikayeler yeşerirken içlerinden birisinin anlattığı gerçeklerin üzerindeki gerçekleri dinlerken mekanın orta avrupa'nın bir köyüne ve zamanın orta çağ'dan bir kesitine dönüştüğü an'da bir ateş topunun içinde kazığa bağlanmış bir halde yanarak ölebilirsin.
tek başına yaşadığın o evde uyumadan önce sokak lambasından yansıyan ışığın bir önceki sene yaşanan depremden kalan çatlakların üzerine vurmasıyla oluşan gölgelerin yaydığı titreşimde hissettiğin derinlikte uyanmadan hemen önce içinden çıktığın denizin derinliğini bulabilirsin.
hayat, sen onu kokladığın, gördüğün, tattığın, işittiğin, hissettiğin kadar aslında. hayat, yaşadığın kadar. ve onu zaman(lar)a ve mekan(lar)a ve hayat(lar)a yaymak yine sen kadar.
çözülme, tüm bunları geride bıraktığında ve tüm bunları hayatının her an'ına bağladığında. hayatı anladığın ve fakat kabullenemediğin nokta. evet, tam orada. aniden çıkan rüzgarın içinden geçmesini izlemek gibi. önce yavaş çekimde, sonra birdenbire.
geçip gitmesini izle.
metal yorgunluğunu önlemek için vidaları ara sıra gevşetmeyi dene. | 2aef52b08cb1 | [
"c4",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Merhaba arkadaşlar, keyifler nasıl? Bugün yine bir mim ile karşınızdayım. Bu da ikinci mimim olur. Severek takip ettiğim Arrakis blogunun sahibi beni etiketledi sağ olsun, onun mimine buradan bakın çok güzel bir playlisti de var. Çekindiğim bir mimdi, fazla kişisel geldiği için ama ben onu kırmak istemedim her ne kadar kibar şekilde kırılmayacağını söylese de ben bir kere yapacağım dedim ve yapacağım :). Zaten bu mim ve challengeların çok iyi olduğunu düşünüyorum, yeni blogları tanımak, keşfetmek hatta sevmek için. Samimiyeti de arttırıyor sanki biraz, hoş ya güzel şeyler. Ben blogum yokken de özenirdim böyle şeylere. Yalnız size ilginç bir detaydan bahsetmek istiyorum :), biliyorsunuz ilk mimimi yine yakın zamanda yaptım fakat o kadar ilk mim olduğu ve benim acemi olduğum belli ki milleti mimlemeyi unutmuşum :). Hala aklıma geldikçe gülüyorum. Mimin kilit noktalarından birini unutmuşum heyecandan, cevaplayıp bırakmışım. Neyse bu sefer etiketlemeye çalışacağım sizi, beni kırmayacağınızı umuyorum deyip sizi zorluyormuşum J. Yok yok sonunda düşüneceğim bir şeyler.
1. Hayal kurmaktan hoşlandığınız bir yer ya da zaman dilimi var mı?
Amannn canım, hayal kurmanın yeri zamanı mı olurmuş. Yani istesen de olmaz, çok çok uyumadan önce kafanızda laf lafı açar ve birdenbire hayal kurarsınız ama yolda gördüğünüz bir tabela, bir şey aramak için baktığınız albümünüzde karşılaştığınız bir fotoğraf, izlediğiniz filmdeki bir sahne ve bilumum saçma veya anlamsız şey o an sizi bambaşka diyarlara, paralel evrenlere, geçmiş zamana, umulmadık yerlere götürebilir. Yani kısaca sevgili okuyucum, bence biraz da istem dışı oluşan hayal kurma eyleminin pek yeri ve zamanı yok ya da benim gibi kafası karışık biri için belki de öyledir :).
2. En çok nelerin hayalini kurarsınız?
Yani dönem dönem değişen bir durum, o an ki isteğim, ihtiyacım veya hali ruhiyatım neyi isterse onu kurarım herhalde. Özel olarak bir örnek düşünemedim ama hayal kurmak güzeldir ya. Her şeyin özellikle çok istediğiniz şeylerin hayalini kurun bence. Ben mesela eskiden ve hala yani önceden beri şu kafadayım, en kötüsünü düşün kötü olursa üzülmez iyi olursa sevinirsin ama şöyle bir şey de var artık hayatımda sen hayalini kur, yapabiliyorsan yapmak için elinden geleni de yap. Olursa ne ala olmayacaksa da o an için mutlu olursun en azından. Hayal de parayla değil ya :). Yani öyle işte, hangi kafada olacağım da dengesiz ruh halime göre değişen bir durum. Bir öyle bir böyle. Canım ne çekerse :).
3. Şimdiye dek çok hayalinizi gerçekleştirdiniz mi?
Maalesef aranan kan bulunamadı. Nerede bende o şans. Ben biraz aslında baya şanssız bir insanımdır, bazen hiç olmaz bazen kapıya kadar gelir yine olmaz. O içe oturan öküz çoğunlukla zamanını bekler yanı başımda yeri geldiğinde hazır olmak için :). Pessimism mode on :). Yani olan oldu tabi ama olmayan daha çok olabilir. Bilemiyorum aslında. Belki de hayal ettiğim dışında benim için daha güzel şeyler de olmuş olabilir emin olamadım. Bir de zamanında şanssızlık dersin sonradan iyi çıkar, belli olmaz. Yine karıştı kafam. Bu saatten sonra cevapların mesuliyetini üstlenmiyorum, beni bırakın. Beni bırakın bu caddelerde.
4. Henüz gerçekleşmemiş ama illa da gerçekleşecek dediğiniz bir hayaliniz var mı? Sakıncası yoksa anlat çabuk nedir?
Hem de çok :), çünkü ya o uzaya gidilecek ya o uzaya gidilecek :).
Bol sevgiyle, arkadaşlıkla, güzellikle ve aşkla kalın. Bu mimi beğenen herkese benden bu mim gelsin, aşağıya da yorum bıraksın. Soran olursa Öneri Makinesi gönderdi dersiniz :) (Arrakis/Paul stayla). | 963e9bc29926 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Dün sinemadaydım. Bizim mahallede 4 tane sinema var. Hepsi, eski Paris binalarının en alt katlarında. En fazla 4 salonları var, epey küçük. Film saatini içeride bekleyecek kadar alan bile yok. Kar da yağsa yağmur da yağsa biletimizi alıp kapının önünde sıra olup bekliyoruz.
Dün bunlardan birindeydim, kalabalık Bastille meydanına yakın olanında. Çıkış kapısı direkt kaldırıma açılıyor. Kaldırımda da 2 kadın karşılaşmış, uzun zamandır da birbirlerini görmemişler. Biri çok kilo vermiş. Dükan rejimi yapıyormuş. Sebzeyle zaten arası yokmuş da meyve yemeden durmak çok zormuş. Diğeri saçını kestirmiş, çünkü sevgilisinden ayrılıyormuş ve morali biraz bozukmuş. Paskalya tatili için çocukları annesine göndermiş. Gerçi annesi de iyice yaşlanmış ama ne yapsınmış, kafasını dinlemek iyi gelmiş. Biz bunları nereden biliyoruz, çünkü dedim ya sinema salonunun çıkış kapısı direkt kaldırıma açılıyor. Biz de içeride biraz ağır bir film izliyoruz, uzun sessizlik molaları olanlardan. Sonunda genç bir adam ayağa kalktı, kapıyı açtı, “saçlarınız çok güzel olmuş madam, ama rica etsem biraz ileride konuşur musunuz, biz içeride film izliyoruz da” dedi. Yerine otururken bütün salon teşekkür etti.
Film yalnız izlenir - bence-. Sinemaya yalnız giderim, haftaiçi öğleden sonraları. Mahallede 4 sinema var, bir de huzurevi. Bizim evin hemen arkasında. Öğleden sonraları huzurevi kalabalığı ile denk geliyoruz. Çoğunlukla şu diyalog geçiyor arkamda:
- işitme cihazımı takmayı unutmuşum
- efendim?
- ne dedin?
- yok, istemem ben mısır
- hiç anlamadım. işitme cihazımı takmayı unuttum demiş miydim?
- efendim?
Geçenlerde, gümüş saçları bir gece önceden bigudiyle sarılmış, hoş bir yaşlı kadın film sırasında uyuyakaldı. Film de aslında sıkıcı değildi. Kafası koltuğun gerisine düşünce bir de horlamaya başladı. Tam 2 sıra önümde oturuyor, toplam zaten 10 sıra belki var. Salonda kimsenin filme odaklanması mümkün değil. Ayrıca yaşlı kadın çok hoş ve anlaşılan kimse kadını utandırmak istemiyor. Biraz kıpırdandık, 2 öksürdük falan ama olacak gibi değil. Kimse kimseyle göz göze gelmemeye çalışıyor çünkü ihale üstümüze kalacak diye korkuyoruz. Sonunda yine genç bir adam görevi üstlendi. Kibarca, “madam sizi korkutmak istemem ama film çok heyecanlı ve siz kaçırıyorsunuz” diyerek kadını uyandırdı.
Bazı şehirler içeri içeri büyüyor. Evler genişliyor mesela çünkü stüdyo daireler “toplumun değerleriyle uyuşmuyor!” oluyor (toplumun kendi, herhangi bir değerin yanından geçmiyor ya neyse konumuz o değil). Arabalar büyüyor, yerden yükseliyor, arabalarda hep 1 kişi, tek başına, saatlerce trafikte kapalı kalıyor. Parklar yerine avm’ler yükseliyor, sokağa değil duvarların arasına “çıkıyor” şehirliler. Sinemaların kapıları sokağa değil avm’lerin içine açılıyor.
Paris öyle bir şehir değil. Duvarların dışına dışına büyüyor Paris. Kitaplarını parkta okuyor Parisliler (kitap okumak “topluma tehlikeli” bir hareket değil burada, parkları polis basıp kitap okumayın diyemiyor), sabah kahvelerini teraslarda içiyorlar, alışverişlerini sokakta yapıyorlar, ve sinemaların kapılarında sıra bekliyorlar. Evet, film izlerken araya parazit sesler giriyor, perdeler dev, koltuklar yatar değil.
Ama kapısı sokağa açılan sinema salonunu 1000 kere tercih ederim, duvarların içine değil sokağın göbeğine büyüyen şehirleri tercih ettiğim gibi. | aa4369ed4aa0 | [
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
İdris aleyhisselâm, uzun seneler insanları hak dine dâvet etti. Yeryüzünün meskûn yerlerini dört bölgeye ayırıp herbirine bir vekil tâyin etti. Bir müddet sonra Aşûre gününde göğe (semâya) kaldırıldı. Dünyâda yaşadığı ömrünün sonuna doğru ölüm meleği Azrâil aleyhisselâm, İdris aleyhisselâmı ziyârete geldi. İdris aleyhisselâm, Azrâil'e: ''Bir anlık benim rûhumu al.'' dedi. Bunun üzerine Allahü teâlâ, Azrâil aleyhisselâma; ''Onun rûhunu al!'' diye vahyetti. Azrâil aleyhisselâm rûhunu aldı. Allahü teâlâ, İdris aleyhisselâmın rûhunu tekrar iâde etti. İdris aleyhisselâm, Azrâil aleyhisselâma; ''Beni semâlara götür. Cennet'i ve Cehennem'i göreyim.'' dedi. Allahü teâlâ, Azrâil'e onu semâya götürmesini vahyetti. İdris aleyhisselâma Cehennem gösterildi. Cennet'e götürüldü. Cennet'e girince, çıkmak istemedi. Kendisine; ''Niçin çıkmıyorsun?'' diye sorulunca; ''Allahü teâlâ, ''Her nefis ölümü tadacaktır'' buyurdu. Ben ise ölümü tattım. Yine Allahü teâlâ, ''Herkes Cehennem'e uğrayacaktır'' buyurdu. Ben oraya uğradım. Allahü teâlâ, ''Onlar oradan (Cennet'ten) çıkmayacaklardır.'' buyurdu. İşte ben bunun için Cennet'ten çıkmak istemem. dedi. Bunun üzerine Allahü teâlâ, Azrâil'e vahyedip, İdris aleyhisselâmın Cennet'te kalmasını bildirdi.İdris aleyhisselâm böylece Cennet'te kaldı. Bu husus Kur'ân-ı kerim'de Meryem sûresi 57. âyet-i kerimesinde meâlen; ''Biz onu yüksek bir mekâna kaldırdık.'' buyrulmak suretiyle bildirilmiştir. Tefsir âlimleri âyet-i kerimede bildirilen ''yüce mekân'' dan murâdın, peygamberlik ve Allahü teâlâya yakınlık mertebesi veya Cennet veya altıncı, yâhut dördüncü kat semâ olduğunu bildirmişlerdir. Nitekim Buhâri ve Müslim'de bildirilen hadis-i şerifte, peygamberimiz aleyhisselâm Mirâca çıktığı zaman, hazret-i İdris'i dördüncü kat semâda gördüğünü bildirmiştir. İdris aleyhisselâm diri olarak göğe çıkarılınca, onu çok sevenler, ayrılık acısına dayanamadılar. Hatırlamak için resmini yaptılar. Daha sonra gelenler bu resmi tanrı sandılar, çeşitli heykeller yapıp tapıldı. Böylece putperestlik meydana çıktı. İdris aleyhisselâm, ağaçların yapraklarının sayısını bilirdi. Duâ ederken (Bi adedil-evrâk) ''Ağaçların yaprakları kadar'' diyerek tesbih okurdu. Yıldızlara âit ilmi bilirdi. Kavmini imâna dâvet ettiği zaman, yıldızların heyeti, durumu ve diğer husûsi hâllerini açıklamasını istediler. İdris aleyhisselâm bunu geniş olarak haber verdi. Yıldızların durumunu anlattı. Bunun için ''nücûm ilmi'' hazret-i İdris'ten kalmıştır, dennir. Melekler grup grup onun ziyâretine gelip görünürlerdi. Her birinin ismini, vazifesini, tesbihibi bilirdi. Havada uçup giderlerken onları görürdü. Gökyüzündeki bulutlara dağılmalarını emrettiği zaman dağılırlar ve dile gelip onunla konuşurlardı. Bunlar Allah'ın İdris aleyhisselâma verdiği mûcizelerdir.
İdris aleyhisselâmın hikmetli sözlerinden bâzıları şunlardır:
''Akıllı kimsenin rütbesi yükseldikçe, tevâzûsu (alçak gönüllülüğü) artar.''
''Câhil, mertebesi yüksek olsa da, basiret ehlini hakir ve aşağı görür.''
''Dostlar arasındaki hakiki sevgi, içinde bir menfeat temin etme ve kendisinden bir zararı def etme düşüncesi olmayan sevgidir.''
''İnsanda bulunan en faziletli cevher, akıldır. Sâhibini pişman ettirmeyen en kıymetli şey sâlih ameldir.''
''İyi hasletlerin en üstünü, kızgınlık hâlinde doğruluk, sıkıntı hâlinde cömertlik cezâ vermeye gücü yettiği hâlde affetmektir.'' | b851f211e559 | [
"hplt2",
"vngrs"
] |
Merhaba sevgili okuyucularım(sanırsın çok okunan köşe yazarı, girişe bak girişe). Bugün sizlere daha önce de haberini verdiğim bir liste paylaşacağım. Son zamanlarda okuduğum yazarlardan ve öykülerinden bahsetmeye devam edeceğim. Ben bu türü çok seviyorum, ne kadar varsa nerede bulursam alıp okuyorum. Hikaye okumak da dinlemek de harika bir şey. Sizin bloglarınızdaki hikayelerinizi de okumayı çok seviyorum. Eğer sizin de yazdığınız hikayeler varsa linkini yorumlarda paylaşırsanız seve seve okurum :). Bugün iki isimden bahsedeceğim çünkü ilkinden o kadar çok alıntı var ki üç kitap yapmak istemedim fazla uzun bir yazı olmasın diye. Listede yeni keşfettiğim isimler var her ne kadar birinden emin olamasam da nedenini yazacağım :). Yine önerdiğiniz isimler, kitaplar varsa paylaşın ben de inceleyeyim ve listemiz başlasın :).
Esneyen Adam – Feryal Tilmaç
YKY’nin kitabevinde öykü bölümün keşfettiğim isimlerden biri. YKY gerçekten öykü yazarları bakımından bana çok güzel isimler keşfettiriyor. Yeni yazarları görmek ve okumak mümkün. Desteklemeleri ve yayınlamaları çok güzel. Genelde hepsini de beğeniyorum okuduklarımdan; Yalçın Tosun, Ömür İklim Demir burada da önerdiğim isimler. Feryal Tilmaç’a gelirsek bu kitap çok güzel başlayıp ortalarda zayıflayıp son öyküyle daha doğrusu kısa bir drama örneği var tekrar yükselen bir grafiğe sahip bir kitaptı bana göre. Yedi öykünün olduğu ince bir kitap. Genel olarak dikkatimi çeken öykülerde ve benim üst üste en azından aynı kitap içinde okumaktan hoşlanmadığım şey karakterlerin yazar olması ya da olmak istemesi durumu. Dört öyküde üst üste aynı tip karakter okumak benim için can sıkıcıydı. Aynı karakter dememin sebebi kısacık öykülerde sürekli başkarakterin yazı işleriyle alakalı olması durumu. Benim kişisel huysuzluğum da olabilir ama sürekli ya da üst üste yazar olmak isteyen, olan, hisseden ya da kalanları okumak bana hepsi aslında aynı karaktermiş hissini veriyor. Yekta Kopan’ın Aşk Mutfağında Yalnızlık Tarifleri öykü kitabını da sırf bu sebepten sevememiş olabilirim (içinde sevdiğim öyküler olmasına rağmen). Bu benim şahsi fikrim diyelim neyse onun dışında bir de çok fazla resim, film vesaire örneği vermesinden hoşlanmadım. Belki arada kullanılabilirdi ki ben severim öyle şeyleri ama ben çok olmasından ya da direkt olarak verilmesinden hoşlanmadım. Ruhi Mücerret’te de çok vardı bu olay belki de hoşlanmamın nedeni bu olabilir o kitaptan, fazlaca gözüme çarparsa bu alıntılar veya anlatım tarzıyla da alakalı olabilir sevmiyorum herhalde. Bu iki şeyden dolayı kitaba bayıldım diyemiyorum fakat kitabı sevdim aslında.
Bunların dışında, eleştirel bir yanı var yazarın, öykülerinde bunu hissetmek mümkün. Gerçekdışı hatta bilim kurgu öğeleri de görmek mümkün ki hikayeler güzelleşmiş. Son hikaye tek perdelik oyun diye geçiyor ama yazarın gözlem gücünün yüksek olmasından kaynaklı çok güzel bir yazı çıkmış ortaya. Sonu da sonsuz diye bitiyor zaten ki müthiş bir düşünce, okuyunca anlayacaksınız. Bir de bilerek yapılmış bu yazım hali çok hoşuma gitti; Ayselatun, hocanım … gibi. Okuyan Us’tan çıkan bir öykü kitabı var Tilmaç’ın, ben tanıtım yazısını çok beğendim ve onu da kesinlikle alıp okumak isterim.
“Düşünüyorum da beni en çok kasaba halkının yıkımı da aynı büyük heyecanla izlemesi yaraladı. Görünen oydu ki sanat, form, mükemmellik, aşkınlık, hakikat zaten sözü edilmeye değmez kavramlar, ağza alınmayan kelimelerdi.”
“Sanat ruhu yüceltmek için, daha iyi insanlar olabilmemiz için…”
“Ben üzülmedim sanki. Ama hayat bu. Şişelerin dibini bulduğumuzda gör sen. Mutlu bile oluruz.”
“Bu sefer de memnun musun diye soruyor. Sen hiç işinden memnun olan birini gördün mü Ayça?”
“Şimdi sana yazmaya karar verdiğime göre bütün bunları bir kenara bırakabilir, sadece seni düşünebilirim. Yaza yaza sen olabilirim, senle beni biz yapabilirim. Karışmasen.”
“Öyle bir uzaklaş ki karda kalmasın izin… Seni düşünerek dinlediğim şarkılardan kaçıp geldi bu sözler. Buyursunlar!”
“Fazlasını anlamak hastalıktır dememiş miydi birisi?”
“Sevgiler, arkadaşlıklar, dostluklar değil de alıntılar mı biriktirmişim ne?”
“Korku tek dilini damağını mı kurutur adamın? Duyduğun sessiz dehşet ruhunu kurutuyor.”
“Bazen sevdiğiniz şeye gerçekten sahip olmanın tek yolu onları yok etmekten geçer.”
Kız – O.Henry
Kitabı tanıtmadan önce ben kitabın yapısından bahsetmek istiyorum :). Evet, baya bildiğiniz kitabın kapağı ve sayfalarından. Neden mi? Çünkü bayıldım. Böyle bir doku, sayfa ve kapak olamaz. O yumuşaklığı, esnekliği o elinizi değdirdiğinizde hissettirdikleri… Anlayamazsınız! Tamam, saçmaladım fakat gerçekten abartmıyorum ben böyle bir kitap okumadım. Harika yapılmış. Yayınevine böyle bir kitap çıkardıkları için teşekkür ediyorum zaten başka türlü incecik kitaba on beş lira istemelerinin açıklaması olamaz. Ama ben neyse ki D&R indiriminden 9.90’a almış bulunmaktayım. Bir de kapak tasarımı çok hoşuma gitti. Sonra inceledim tüm kitaplar öyleymiş, tarz meselesi anlayacağınız. Ben o üç rengin birleşimini çok sevmesem de kitapta hepsi doğru orantılıydı. Moda bloggerına döndüm kitapların stillerini inceliyorum, kendimi şaşırdım unuttum kültür sanat bloggerı olduğumu :). Ne oluyor anlamadım kitaptan kombin çıkardım hadi hayırlısı.
Kitaba geleyim artık o ilk kez okuduğumdan emin olamadığım ama sonradan kesinkes emin olduğum kitap bu kitaptı arkadaşlar. Ben kitap halinde değil ama içindeki en az üç öyküyü net biçimde okuduğumu hatırlıyorum. Zaten siz de okuduğunuzda eminim aşina gelecektir. Tarz olarak Maupassant’ı severler benim gibi bu öyküleri de sevecektir. Eğlenceli kısa öyküler ben sevdim kitabı. İçinde zayıf bulduğum, sevmediğim öyküler de var ama bu kitabı size kesinlikle öneririm çünkü çok güzel hikayeler var. Arka kapak yazısı beni çok etkiledi ayrıca, çevirmen Zeynep Avcı tarafından yazılan bu yazı kitabı almamda büyük etki. Alıntı paylaşmayacağım çünkü kitap o kadar güzeldi ki (bknz.üst paragraf) kıyamadım çizmeye :). | 4b057d855a89 | [
"c4",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
ERBAKAN SEMPOZYUMU
- Üst Kategori: Makaleler
- Pazar, 16 Ekim 2016 11:49 tarihinde yayınlandı.
- Ekrem Şama tarafından yazıldı.
29 Ekim 2016 tarihi Erbakan Hocamızın 90’ıncı doğum yıldönümüdür.
Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi öncülüğünde bir sempozyum hazırlanmış. Sempozyumun tam başlığı şudur:
“Doğumunun 90. Yılı’nda Necmettin Erbakan ve Milli Görüş Düşüncesi”
Üç gün boyunca, Erbakan Hocamızı ve Milli Görüş düşüncesini birçok yönü ile sunulacak tebliğler ve tartışmalarla masaya yatıracak olan bu sempozyumun tarihi 28-29-30 Ekim 2016’dır.
Önce bu konuyu planlayan ve gündemine alan Necmettin Erbakan Üniversitesi yetkililerini tebrik etmek gerekir.
Konu ile ilgili elbette bizim de diyeceklerimiz var.
Önce bu üniversitenin Necmettin Erbakan Üniversitesi olmasını müteakip, kampüste, Kahraman Seyit Onbaşı’nın 250 kiloluk mermiyi kaldırıp, Ya Allah diyerek topun namlusuna sürmesi olayını, onun dili ile ifade ederek başladığımız, “Necmettin Erbakan ve Çanakkale Zaferi” konusunda 27 Mart 2012 tarihinde ilk konferansı verme onurunu taşımaktayız.
İkinci olarak, Erbakan Hocamızın vefatından sonra acizane gerek yurt içinde, gerek yurt dışında onun hayatı ve manevi dünyası konularını gündeme taşıyan çok sayıda konferansı veren kişiyiz.
Üçüncü olarak da, Erbakan Hocamızın Manevi Dünyasını anlatan ALLAH DOSTU ERBAKAN kitabını yazma onuru acizane bize aittir.
“Erbakansempozyumu.org” sitesinde yapılan çağrı üzerine sempozyumu düzenleyen kurula Erbakan Hocamızın manevi dünyasını istenilen formatta hazırlayıp tebliğ olarak sunmak istediğimizi ilettik. Talebimize de “Allah Dostu Erbakan” kitabımızdaki bazı başlıkları ekledik.
Ama üzülerek ifade edelim ki, talep çokluğu nedeniyle talebimizin reddedilmiş olduğu bize bildirildi.
Elbette düzenleme kurulunun bileceği bir iştir. Lakin ele alınacak konulara baktığımızda Erbakan Hocamızın manevi dünyasının bulunmadığını görüyoruz.
Belirtmek zorundayız ki, Erbakan Hocamız sadece bir bilim ve siyaset adamı değildi. Bir de manevi dünyası vardı ki, tetkik edildiği zaman siyasete atılması işte bu manevi dünyası dolayısıyle ona yüklenen bir görev sebebiyledir.
Şu cümleyi kurmamıza müsade edilsin:
Erbakan Hocamızın manevi dünyasını ve bu dünyası dolayısıyla şahsında taşıdığı dinamikleri bilmeden, anlatmadan, onun siyasetini ve ilim adamlığını anlatmaya kalkışmak meselenin yarısını bile izah etmeye yetmeyecektir.
Kendisi üç tane “kutup mürşit” tarafından yetiştirilmiş, gittiği ve görev yaptığı her yerde de manevi kanaat önderlerinin fikir ve duasını almadan göreve başlamamıştır. Bunların yeni kuşaklara aktarılması çok önemlidir. Bunları anlatmadan anlatılacak siyasi ve ilmi çalışmalarındaki ana gayesi aktarılmamış olur.
Şunu da üzülerek hatırlamak gerek. Erbakan Hocamız, tüm ilim adamlığı ve siyasi hayatı boyunca, özel şahıslar, resmi çevreler ve teşkilatlar tarafından yürütülen ihanet, iftira ve karalama kampanyalarının en çoğuna maruz kalan bir şahsiyettir.
Sempozyumda onun Devrim Otomobili ve Motor imalatı konuları ile ilgili tebliğ sunacak olan hocamızla görüştüğümüzde, bu konulardaki arşiv bilgi ve belgelerinin bir çoğunun yok edilmiş olduğunu da öğrenmiş olduk. Yani hayatında uğramış olduğu ihanet, iftira ve karalamalar yetmezmiş gibi, vefatından sonra bıraktığı izleri de silinmeye çalışılmaktadır.
O halde bundan böyle Hocamızla ilgili bu ve benzeri programlar hazırlayacak olan ilim, fikir ve araştırma görevlilerine şu iki konuyu hatırlatmak isteriz:
İlki; manevi yönleri ortaya çıkarılmadan Erbakan Hocamız gerçekçi bir şekilde anlatılmış olmayacaktır.
İlincisi de; ona ve davasına yapılan ihanet, iftira ve karalama kampanyaları yeni kuşaklara çok iyi aktarılmalıdır ki, ülkemiz ve milletimizin menfaati için bu gün çaba harcayan ve yarın çaba harcayacak olanlara yapılan ve yapılması muhtemel karalamalar iyi anlaşılabilsin.
Onun bıraktığı Saadet Partisi’nin Genel Başkanlığı ve yöneticiliğinde bulunanların da tıpkı onun gibi ve aynı sebeplerle iftira ve karalama kampanyalarının hedefi yapılmasını böyle anlamak gerekir.
Konya Necmettin Erbakan Üniversitesinin öncülüğünde, 28-29-30 Ekim 2016 tarihlerinde üç gün süre ile yapılacak olan bu sempozyumun başarılı geçmesini niyaz ederiz.
ERBAKAN’I ARIYORUZ
Düşün icraatları, yapılanları,
Hareketlendirmişti bütün illeri!
Ya nasihatleri ya planları?
Günümüzden bile kırk yıl ileri!
Ekrem Şama | 3c8544b6d256 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Annenizin erkekler konusunda verdiği tavsiyelere kulak asmıyor olabilirsiniz. Ancak güzellikle ilgili önerilerini kulak ardı etmeyin. Bu kuralları, Cosmopolitan dergisi biraraya getirdi. İşte karşınızda uygulamanız veya kaçınmanız gereken Güzellik tüyoları...
Uyurken mutlaka saten yastık kılıfı kullanın
Saten dokulu bir yastık kılıfının üzerinde uyuyarak; saçınızın matlaşmasını, karışıp şeklinin bozulmasını önlersiniz. Gece uyurken başınızı sürekli yastığa sürtersiniz. Pamuklu kılıfların kaba yapıları da, tutamlarınızı karman çorman eder. Ayrıca gece yatmadan saçınıza uygulayacağınız vitamin bakımı ile saç tellerinizin etrafında koruyucu bir kalkan oluşturabilirsiniz. Ayrıca saten yastık kılıfları ile uyuduğunuzda cildinizde iz kalmasını önleyebilir ve zamanla kırışıklıklarınızda azalma olduğunu da fark edebilirsiniz.
Moraliniz için ruj sürün
Araştırmalara göre Canlı renklere bakmak beyni uyarıyor ve insanları daha iyi bir ruh haline kavuşturuyor. Kırmızı dudaklar; doğru ton ve uygulama ile herkese yakışır. Ancak ağır ve mat görünüm yerine daha ıslak dokuları tercih etmelisiniz. Gün boyunca, içinde kahve tonlarını barındıran yumuşak kırmızıları tercih ederek dudaklarınızın doğal rengini ortaya çıkarabilirsiniz. Gece ise, parlak kırmızı rujunuzu çok hafif bir Makyaj ve maskara ile kullanarak göz alıcı bir güzelliğe kavuşabilirsiniz.
Fazla makyaj yapmayın
Annenizin bunu önermekteki amacı sizi sadeliğe teşvik etmek istemesinden kaynaklanıyor olabilir. Ağır makyaj ve yapışkan kirpikler, yüz hatlarınızın karışmasına sebep olur. İhtiyacınız olan ilk şey, kapatılması gereken bölgelere fondöten uygulayarak yüzünüzde homojen bir görünüm elde etmek. Ardından göz kapaklarınıza boz renkli bir far sürüp, üst kirpiklerinizi kıvırarak iki kat maskara uygulayabilirsiniz. Bu, gözlerinizin daha büyük gözükmesini sağlar. Hafif renkli bir ruju parmaklarınız yardımıyla dudaklarınıza sürerek sade bir görünüm elde edebilirsiniz. Son olarak açık renkli bir allık ile cildinizin aydınlanmasını sağlayabilirsiniz.
Bacaklarınızı stiletto ile uzun gösterin
Yüksek topuklar ayak ucunda durmanızı gerektirdikleri için, doğal olarak sizi daha dik bir pozisyona sokarak bacaklarınızı olduğundan daha uzun gösterir. Özellikle cilt renginizle bütünleşecek ten rengi stilettolar, bacaklarınızın uzun görünmesi konusunda mucizeler yaratır.
Ölü derilerinizle çok uğraşmayın
Tırnakların kenarında bulunan derinin, bir başka adıyla kütikülün amacı tırnaklar uzarken onları korumaktır. Kütikülleri düzenli bir şekilde keserseniz, tırnak ve deri arasındaki koruyucu bariyeri kaldırmış ve şeytantırnağı, dengesiz uzama ve kuruluk gibi sorunlara kucak açmış olursunuz. Ayrıca keserken etlerinizi kanatabilir ve derinizin sertleşip kalınlaşmasına sebep olabilirsiniz. Siz en iyisi, tırnak kenarlarındaki sert bölgelerinize gece yatmadan önce vazelin sürün. Vazelini uyguladıktan sonra da, ellerinize bir çift pamuklu eldiven geçirin. Bu işlemi birkaç gece devam ettirdikten sonra bu bölgelerin yumuşadığını göreceksiniz.
Dik durarak uzun boylu görünün
Doğal olarak, kambur durursanız daha kısa görünürsünüz. Her zaman mükemmel duruşu korumak zor olsa da, kambur durmak omurga eğikliğine neden olur ve çekici olmayan bir siluet yaratır. Ayakta dururken veya oturduğunuzda, omuzlarınızı arkaya doğru atmaya özen gösterin. Omuzlarınızın aşağıya doğru düştüğünü fark ettiğinizde, vücudunuzun arka kısmının bir kukla gibi iple tavana doğru çekildiğini hayal edin. Böylece vücudunuz dik pozisyona kavuşacaktır.
Somurtmak kırışıklığa yol açar
Kaşlarınızı çatıp ağzınızın kenarlarını büzüştürmeyi alışkanlık haline getirdiyseniz, yüzünüzde çizgilerin oluşması an meselesi... Sürekli yapılan mimikler cildi zayıflatır ve esnekliğini yitirmesine sebep olur. Bu da kırışıklıkların oluşmasında en önemli etkendir. Bu durumu engellemek için doğal hareketlerinizi kısıtlamanız veya her an donuk bir ifadeye sahip olmanız gerekmiyor tabii... Derinin en ince olduğu göz çevresi ve ağız kenarı gibi bölgeleri sıkça esnetmemeye, düzenli nemlendirici kullanmaya dikkat etmeniz yeterli. Ayrıca retinol içeren bir gece kremi ile cildinizin direncini güçlendirebilirsiniz. Bu arada, güneş ışınları da cildinizde bulunan kolajene zarar verip yaşlanma sürecini hızlandırdığı için, gün içinde güneş koruma faktörlü bir bakım kremi kullanmaya da özen gösterin.
Güzellik uykunuzu sakın atlamayın
Güzellik uykusu' kavramının ardında Bilimsel bir gerçek yatıyor. Derin uyku sürecinde salgılanan hormon, vücudun onarımına yardımcı oluyor ve yeni hücreler oluşturarak cildin zararlı faktörlere (güneş, Stres, vb.) karşı güçlenmesini sağlıyor. Ayrıca, uyku eksikliği, uyuşuk ve yorgun olmaya sebep olur. Bu nedenle yeterince uyuyabilmek çok önemli. Birkaç gün geç saatlere kadar dışarıda kalmanız sorun yaratmaz çünkü bir hafta içerisinde ihtiyacınız kadar uyku alarak, çoğu sabah yataktan dinlenmiş hissederek kalkabilirsiniz. Bu da, sağlıklı yetişkinler için gecede ortalama yedi-sekiz saat uyku anlamına gelir.
Her zaman geçerli olan güzellik kuralları | 12f025c769de | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Pilates Hakkında
Pilates Metodu veya Pilates yirminci yüzyılın başlarında Joseph Hubert Pilates (1880-1967) tarafından geliştirilmiş fiziksel fitness sistemi.
Pilates’de her bir egzersizin çok kez tekrarı yerine daha az sayıda, tam, kontrol ve belirli bir biçim içinde uygulanması tercih edilir.
Joseph Pilates 500 belirli egzersiz tasarladı. Ona göre zihinsel ve fiziksel sağlık birbiri için gerekliydi.
Hareketler akıcıydı ve nefes, kontrol ve konsantrasyonla birleştirilmişti.
Sonuç: Artan esneklik, güç, beden farkındalığı, enerji ve gelişmiş zihinsel konsantrasyondur.
Pilates ayrıca daha iyi sonuçlar alabilmek için egzersizinin beş ana aletini de tasarlamıştı.
Pilates programında ; karın, alt sırt ve kaba etler vücudun geri kalanının özgürce hareket etmesi için destekleniyor ve güçlendiriliyor.
Pilates uygulayıcıları eğitimlerinde, güç ve esneklik inşa edebilmek için kendi vücut ağırlıklarını kullanmaktadırlar. Bunu yüksek düzeyde kardiovasküler egzersiz üzerine yoğunlaşmadan gerçekleştirmeyi hedeflerler. Günümüzde Pilates pek çok fizyoterapist tarafından rehabilitasyon sürecinin bir parçası olarak kullanılmaktadır.
Pilates’in 6 prensibi:
Akıcı hareket
SAĞLIKLI YAŞAM VE FİT BİR VÜCUDA SAHİP OLMAK İSTEYENLERİN TERCİHİ ‘’PİLATES’’ | f2b21091b664 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
2013 İl İçi Atama Sonuçlarını Açıklayan İller
Posted by Ali Yardimci On 17 Temmuz 2013 Çarşamba 0 yorum
2013 İl İçi Yer Değiştirme Sonuçları il milli eğitimler tarafından açıklandıkça buraya eklenmektedir.
Meb sıraları iptal etmişti ancak daha sonra sistemi tekrar açtı ve il milli eğitim müdürlükleri sonuçları açıklamaya tekrar başladı.Açıklanan sonuçlar eklenmekte ve eklenmeye devam edecektir.
Adana İl Milli Eğitim Müdürlüğü
Adıyaman İl Milli Eğitim Müdürlüğü
Afyon İl Milli Eğitim Müdürlüğü
Ağrı İl Milli Eğitim Müdürlüğü
Aksaray İl Milli Eğitim Müdürlüğü
Amasya İl Milli Eğitim Müdürlüğü
Ankara İl Milli Eğitim Müdürlüğü
Antalya İl Milli Eğitim Müdürlüğü
Ardahan İl Milli Eğitim Müdürlüğü
Artvin İl Milli Eğitim Müdürlüğü
Aydın İl Milli Eğitim Müdürlüğü
Balıkesir İl Milli Eğitim Müdürlüğü
Bartın İl Milli Eğitim Müdürlüğü
Batman İl Milli Eğitim Müdürlüğü
Bayburt İl Milli Eğitim Müdürlüğü
Bilecik İl Milli Eğitim Müdürlüğü
Bingöl İl Milli Eğitim Müdürlüğü (Açıklamadı)
Bitlis İl Milli Eğitim Müdürlüğü
Bolu İl Milli Eğitim Müdürlüğü
Burdur İl Milli Eğitim Müdürlüğü
Bursa İl Milli Eğitim Müdürlüğü
Çanakkale İl Milli Eğitim Müdürlüğü
Çankırı İl Milli Eğitim Müdürlüğü
Çorum İl Milli Eğitim Müdürlüğü
Denizli İl Milli Eğitim Müdürlüğü
Diyarbakır İl Milli Eğitim Müdürlüğü
Düzce İl Milli Eğitim Müdürlüğü
Edirne İl Milli Eğitim Müdürlüğü
Elazığ İl Milli Eğitim Müdürlüğü
Erzincan İl Milli Eğitim Müdürlüğü
Erzurum İl Milli Eğitim Müdürlüğü
Eskişehir İl Milli Eğitim Müdürlüğü
Gaziantep İl Milli Eğitim Müdürlüğü
Giresun İl Milli Eğitim Müdürlüğü
Gümüşhane İl Milli Eğitim Müdürlüğü
Hakkari İl Milli Eğitim Müdürlüğü (Açıklamadı)
Hatay İl Milli Eğitim Müdürlüğü
Iğdır İl Milli Eğitim Müdürlüğü
İsparta İl Milli Eğitim Müdürlüğü
İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü
İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğü
Kahramanmaraş İl Milli Eğitim Müdürlüğü
Karabük İl Milli Eğitim Müdürlüğü
Karaman İl Milli Eğitim Müdürlüğü
Kars İl Milli Eğitim Müdürlüğü
Kastamonu İl Milli Eğitim Müdürlüğü
Kayseri İl Milli Eğitim Müdürlüğü
Kırıkkale İl Milli Eğitim Müdürlüğü
Kırklareli İl Milli Eğitim Müdürlüğü
Kırşehir İl Milli Eğitim Müdürlüğü
Kilis İl Milli Eğitim Müdürlüğü
Kocaeli İl Milli Eğitim Müdürlüğü
Konya İl Milli Eğitim Müdürlüğü
Kütahya İl Milli Eğitim Müdürlüğü
Malatya İl Milli Eğitim Müdürlüğü
Manisa İl Milli Eğitim Müdürlüğü
Mardin İl Milli Eğitim Müdürlüğü
Mersin İl Milli Eğitim Müdürlüğü
Muğla İl Milli Eğitim Müdürlüğü
Muş İl Milli Eğitim Müdürlüğü
Nevşehir İl Milli Eğitim Müdürlüğü
Niğde İl Milli Eğitim Müdürlüğü
Ordu İl Milli Eğitim Müdürlüğü (Açıklamadı)
Osmaniye İl Milli Eğitim Müdürlüğü
Rize İl Milli Eğitim Müdürlüğü
Sakarya İl Milli Eğitim Müdürlüğü
Samsun İl Milli Eğitim Müdürlüğü
Siirt İl Milli Eğitim Müdürlüğü
Sinop İl Milli Eğitim Müdürlüğü (Açıklamadı)
Sivas İl Milli Eğitim Müdürlüğü
Şanlıurfa İl Milli Eğitim Müdürlüğü
Şırnak İl Milli Eğitim Müdürlüğü
Tekirdağ İl Milli Eğitim Müdürlüğü
Tokat İl Milli Eğitim Müdürlüğü
Trabzon İl Milli Eğitim Müdürlüğü (Açıklamadı)
Tunceli İl Milli Eğitim Müdürlüğü (Açıklamadı)
Uşak İl Milli Eğitim Müdürlüğü
Van İl Milli Eğitim Müdürlüğü
Yalova İl Milli Eğitim Müdürlüğü
Yozgat İl Milli Eğitim Müdürlüğü
Zonguldak İl Milli Eğitim Müdürlüğü
Sponsor Reklamlar | c217e8c098ae | [
"c4",
"hplt2"
] |
İstanbul’un son domuz kasabıTürkiye’deki tek domuz kasabının sahibi Kozmaoğlu İdeal Salam, öteki olmanın handikaplarını büyük bir dil ustalığıyla ve kuvvetli hafızasıyla anlattı.
Fotoğraflar: Furkan Temir
DUVAR – Türkiye’nin bilinen tek domuz kasabı Kozmaoğlu İdeal Salam, 140journos’tan Berk Çetin’e konuştu. Kozmaoğlu Kasabı’nın, “Ne olursa olsun, biz bu ülkeyi çok sevdik” dediği röportajı şöyle:
Dolapdere’de bir benzin istasyonunun hemen yanında, dekorasyonu çok eskilerden kalma, ilgisi ve ikramı hiç eksik olmayan, kalitesi sadeliğinden mütevellit küçük bir aile işletmesi. İçeri girdiğim anda Kozmaoğlu kardeşlerin yorgun ama bıkkın olmayan, parlak bakışları beni karşılıyor. O gün röportajı birlikte yapacağımız ekip çoktan dükkana varmış, muhabbete başlamışlar bile. Buraya ilk gelişim olmasına rağmen çok tanıdık bir koku var havada, ilk defa iki yıl önce Balkan turuna çıktığımda yüzüme çarpan bir koku: karşılıksız verilen gerçek misafirperverlik kokusu. Ne iyi yapmışım da gelmeye karar vermişim diye sevinmeden edemiyorum.
‘MÜSLÜMAN MAHALLESİNDE…’
Kozmaoğlu’na giderken, bu işe vesile olan Furkan ile neler soracağımızı, nasıl bir rotayı takip edeceğimizi konuşmamıştık; benim aklımda Lazari ve Kozma kardeşlere daha önce belki elli defa yapıldığı gibi Türkiye’de domuz satmanın ne demek olduğunu veya domuz eti satışının yıllar içinde nasıl kısıtlandığını sormak yoktu mesela. Ama neyse ki dükkana girdiğim anda kimsenin domuzculuk oynamaya niyetinin olmadığını anlamıştım. Bizden önce röportaja gelen bütün röportaj takımları için domuz kasaplığı, hatta domuzun kendisi bile bu insanların hayat hikayelerinin hep önüne geçmişti muhtemelen. Evet belki Müslüman mahallesinde salyangoz satmak hala ilginçliğini koruyan bir tema; ama Lazari’ye domuz dışında herhangi bir şey sorduğumuzda, aldığımız ilk cevapla bu adamın “değişikliğinin” domuz satmasıyla veya Rum olmasıyla sınırlı olmadığını hemen fark etmiştik. Hatta sohbet sırasında fark ettik ki içimizdeki tek “değişik” o da değilmiş; benim kökenim Bulgaristan ve Suriye’ye dayanıyordu, birimizin ailesinin Ermeni olduğunu öğrendik. Fakat Lazari ile aramızda çok büyük bir fark vardı: Hiçbirimiz değişikliğimizden ötürü zor dönemler geçiren insanlar olmamıştık muhtemelen; Lazari Bey ise ne zaman Varlık Vergisi’ni, 6–7 Eylül’ü, o sürekli anlatılagelen eski İstanbul’u, Kuzguncuk’u, askerlik anılarını, babasının, babaannesinin anlattıklarını hatırlasa gözlerindeki hüzün anında içimize işliyordu. Biz de o hüzünden cesaret alıp daha derine inmek istiyorduk, Lazari de konuşmayı çok istiyordu o dönemlerle ilgili; ama ne kendisi, ne de kardeşi Kozma bir türlü dökemiyorlardı içindekileri, ne zaman kendi yaşam hikayesiyle ilgili, kendisinin ve ailesinin yaşadıkları zorluklarla ilgili, İstanbul’un tarihiyle ilgili bir röportaj ve çekim yapmak istediğimizden bahsetsek geri adım atıyorlardı ya da lafı başka yere çekiyorlardı. Tam da derinden bir şeyler söylemeye başladıkları anda da pişmanlıklarını yansıtan bir suskunluk veya bir jest baş gösteriyordu. Kendi isteklerimizle bir türlü tatmin edememiştik Kozmaoğlu kardeşleri. Kahvaltı yapmak için boynumuz bükük dükkandan çıkarken ihtiyar kardeşler şunları söyleyecekti:
“Kendi işinizi yaparken, başkasının işine zarar vermemeye dikkat edin çocuklar. Biz bu domuz işinden 4–5 yıldır kâr edemiyoruz artık. İşçi paralarını bile anca yetiştiriyoruz, buradaki işçiler de asgari ücretle çalışmıyor. Hiçbir cazibesi yok bu işin yani, bu kadar yıl yaptığımız için devam ediyoruz.”
‘DÖNDÜ DİYE KİMSEYİ SUÇLAYAMAZSIN’
Ne yazık ki bu insanlar dikkat çekmekten, hedef gösterilmekten hala korkuyorlar, korkmakta da haklılar. Domuz dışında ne konuşmaya başladıysak sonu bir şekilde politikaya dokundu, dokundukça da Kozmaoğlu ailesinin tedirginliği nüksetmeye devam etti. 28 Şubat bin yıl sürmeyecek belki ama 6–7 Eylül’ün izleri, Maraş Katliamı ve Madımak Saldırısı gibi uzun yıllar kalmaya devam edecek. Buna rağmen Lazari’nin bu topraklara tutunma kuvvetine, buraları idrak etme kabiliyetine çok şaşırmıştık, sesinde kin duygusundan eser yoktu; alaylı bir sevgiyle geçmiş zamanı anlatmaya başlıyordu:
“Biz hakiki Türk’üz, Hristiyanız. Türklük başka Hristiyanlık başka. Annemin ailesi Karaman’dan 200 yıl önce gelmiş İstanbul’a. Ondan önce de Nevşehir’deymiş, 2000 yıldır. Baba tarafım da Sakız Adası’ndan geliyor; ama 1820’de, o yıllarda hala Türk toprağı yani. Sorarlardı ‘‘sen nesin?’’ diye, “Rumum” derdim, “nerden geldin?” diye sorarlardı, ulan gelmedik bi’ yerden, buralıyız işte, atla deve değil ki. Kuzguncuk’ta otururduk ben çocukken, annemle babam da Kuzguncuk doğumlu. Bizim zamanımızda iki kilise, iki sinagog, bir de Ortodoks kilisesi vardı Kuzguncuk’ta; biz ezan sesini ancak Ortaköy’den duyardık. O yıllarda daha yeni yeni İstanbul’a gelen Karadenizliler, özellikle de Kastamonulular bize ‘gavur’ demeye başlamıştı, daha önce böyle bir laf yoktu yani. Ulan pezevenk, ben buralıyım, 2000 yıldır buradayım, asıl sen nereden geldin? Mesela onların babaları da eskiden Trabzon çevresinde yaşayan Rumlar; ama bunlar sonradan dönmüşler. Kimseyi de suçlayamazsın ki döndü diye, baskı var çünkü ne yapsın? Ama sen bana gavur dersen ben de sana dönme derim o zaman, böyle mi olacak yani?!”
‘KESİLMEKTEN KURTULDUK’
‘Gavurluk’ çocukluktan itibaren peşini bırakmamış Lazari’nin. Askerlikten dönüp kendi işini kurmaya başlayana kadar da böyle devam etmiş anlaşılan. Tabii ondan önce ailesinin hikayesi var, özellikle babasınınki Varlık Vergisi’nden etkilenen neslin yaşadıklarını özetleyen cinsten:
“1942’de babamı tekrar askere gönderdiler, Aşkale’ye. Almanlar savaşı kazansa kesilecektik, Ruslar kazanınca kesilmekten kurtulduk. Askerden dönünce babam kendi işyerinde işçi olarak çalışmaya başladı, sonra kahrından hastalandı. Annem bize bakabilmek için çalışmaya başladı. Her şeyimiz delikti, yamalıydı ama tertemizdi sağolsun. Delik ayakkabılarla okula, kışın iki üç kat kağıt sıkıştırıp giderdik, okulda arkadaşlarımızdan kağıt ödünç alıp değiştirirdik. Böyle büyüdük, sonra ben çalışmaya başladım, kız kardeşim, otelcilik kursuna gitti, terziliğe başladı. Derken benim askerlik zamanım geldi.”
‘PARLAK ÇAVUŞ’
Bütün bu zorlukların Rum olmasından kaynaklandığını bilmesine ve bu ülkenin insanının karşısına çıkardığı türlü engellere rağmen Lazari bu topraklarda yaşama isteğinden hiçbir şey kaybetmemiş. Askerliğinde de Rum olmasının ceremesini çekmiş, ötekileştirilmiş; fakat anılarını sitemden çok naif duygularla ve yine alaylı bir üslupla yad etmeye devam ediyordu:
“Askerliğimi önce İzmir’de, sonra Aşkale’de -40 derecede yaptım. Güzeldi o zamanlar, hepimiz eşittik, ama galiba benden başka herkes daha eşitti. İsmimi anmazlardı askerde, ‘İstanbullu parlak çavuş’ derlerdi bana. O zamanlar çok parlaktım. Talim sırasında bayrağı tutan ben, marşı okuyan ben, insanların mektuplarını yazan ben, ama bunlar benim ismimi anmıyor! Ona rağmen bölükte İstiklal Marşı’nı ezbere bilen tek kişiydim. Önce okuma yazmayı, sonra İstiklal Marşı’nı öğrettim bölükteki askerlere. Şimdi koca bölüğe okuma yazma öğretmek kolay iş değil ama orada okumayı bilen tek insan olduğum için hiç pişman olmadım, yardım ediyorduk bu ülkenin insanlarına.”
Lazari’nin yaşadığı yerle kurduğu güçlü bağlar, çocukluğunda da, askerliğinde de, işe başladıktan sonra da hiç zayıflamamış. Üstelik bu sadece ona has bir özellik de değil. Bu ülkede azınlık denilen, ‘değişik’ denilen, ötekileştirilen ne kadar grup varsa, bu gruplara mensup insanların bazılarında, özellikle de ‘cumhuriyet çocuğu’ olanlarda daha ilk intibada sezinlenebilen bir özellik var: onların dinleri, dilleri veya etnisiteleri farklı olsa da kökleri burada salındığı için buraları sevmeyi daha iyi biliyorlar. Buraları sevmeyi en iyi bilen insanları da, buraların sahibi olduğunu iddia eden bazı gruplar sevmemekte ısrar ediyor. Kozmaoğlu Kasabı, öteki olmanın handikaplarını da, inceliklerini de büyük bir dil ustalığıyla ve kuvvetli hafızasıyla anlatmaya devam ederken aklıma şu geliyor: “Eline geçecek ilk fırsatta buradan gitmek için oyalanmayacak insanlar, şu masal kahramanını bir kez olsun oturup dinlemeden gittikleri için pişman olacaklar.” | 9e3938f4acae | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Özet: Öteden beri alkollü içecek niteliğini almamış meyve sularının veya hoşafların daha iptidai şekilleri sayılabilecek ve İslam fıkhında nebîz genel adı altında toplanan içecek türleriyle, İslamda hakkında kesin yasak olduğu ittifakla kabul edilen hamr/şarap arasındaki ayırt edici özellik veya özelliklerin neler olduğu hususunda Hanefilerle diğer mezhepler arasında uzun tartışmalar olagelmiştir. Bu hususta Hanefiler diğer mezhep mensuplarınca özellikle de nebiz hakkında daha mütesâhil olmakla suçlanmışlardır. Biz bu çalışmamızda söz konusu içeceklerin hangi vasıfları taşıdıkları zaman içilebileceğini ve hamr/şarap kategorisinden hariç tutulacağını tespit etmeye çalıştık….
Anahtar Kelimeler: -
Özet: -
Anahtar Kelimeler: -
Özet: -
Anahtar Kelimeler: -
Özet:
Yalnız bizim dilimiz Türkçe’de değil diğer birçok dilde de engelli ve engellilik anlamına gelen birden fazla sözcük bulunmaktadır. Arapçada’ da engellileri isimlendirmede zaman zaman farklı kelimeler kullanılmıştır. Özürlü insanların, herkes gibi eşit hak ve hukuka sahip olmaları insan olarak en doğal haklarıdır. Fakat, bu tür insanlar sahip oldukları özürlerinden dolayı temel ihtiyaçlarını karşılamada sayısız zorluklar ve güçlüklerle karşılaşmaktadırlar. Bu kişiler, karşılaştıkları engeller sebebiyle kendilerini yalnız hissetmelerinin yanında, içinde yaşadıkları toplum tarafından yanlış anlaşıldıklarını düşünmektedirler. Geçmişten günümüze engellilere karşı negatif ayrımcılık, istismar, dışlanma, bir eğlence aracıymış gibi kullanma ve benzeri kötü davranışlar reva görülmüştür. Mesela tarih boyunca bazı ırklar örneğin; zenciler, Yahudiler, kadınlar, etnik ve dinsel gruplara mensup kişilerin maruz kaldıkları haksızlıklar basın yayın organları tarafından daha etkin olarak dillendirilmeye başlanmıştır. Antik çağdan 16. ve 17. asra kadar engelliliğin başlıca sebebi, çevrede var olduğu kabul edilen kötü ruhlar, şeytanlar ve bunların olumsuz etkileridir. Bazı filozofların ileri sürdüğü gibi, yeryüzündeki canlı varlıklar sıralamasında engelliler en alt tabakada gösterilmişlerdir. Biz, bu makalemizde engelliler ki hakkında çözüm önerilerimize geçmeden önce, Antik tarihe bakıp bu insanların içinde yaşadıkları toplumlar tarafından mâruz bırakıldıkları menfi davranış ve tutumları göz önüne getirerek günümüzdeki konumlarıyla bir kıyaslama imkânı da bulma fırsatı yakalamış olacağız ve kısaca da olsa eski medeniyetlerde, İslam medeniyetinde ve ayrıca Selçuklulardan günümüzde ülkemizdeki engellilerin durumlarından bahsedeceğiz.
Anahtar Kelimeler: Engelli, özürlü, antik, tarih, İslam, medeniyet, Selçuklu | c25002fca34c | [
"culturax",
"hplt2"
] |
Özet:
Göbeklitepe arkeologlara göre, insanlığın en eski tapınaklarından biridir. Bu çalışmada on iki bin yıl öncesine dönerek hem bu yapı hakkında bilgi vermeye çalışacağız hem de bu yapının teolojik ve felsefi çağrışımlarına dikkat çekerek bir yorum denemesinde bulunacağız. Araştırmamız da, Göbeklitepe'yi arkeoloji ve sanat tarihi açısından değil de din felsefesi ve dini sembolizm açısından inceleyeceğiz. Araştırmamızda arkeoloji ve tarihi coğrafyanın bize sağladığı verilerden yararlandık. Çalışmanın temel amacı arkeolojinin bölgeden elde ettiği veriler ve bu verilerin tarihi coğrafya ve dinler tarihi açısından değerlendirilmesidir. Yeri geldiğinde bu verileri din dili ve dini sembolizm açısından yorumladık. Sonuç olarak taş devri insanının sanılanın aksine ilkel olmadığını, Göbeklitepe’nin kutsal yapılar alanı olduğunu ve inancın insanlık tarihi kadar eski olduğuna dair önemli gerekçelerin bulunduğu sonucuna ulaştık. Göbeklitepe kutsal yapılar alanı üzerinden insanlığın medeniyet gelişimi üzerine yeniden düşünülmesi gerektiği kanaatine ulaştık. Asıl amacımız Göbeklitepe'yi felsefe ve teoloji literatürüne taşımak ve bunun nasıl sağlanacağına dair bir metot ve konu önerisi sunmaktır. Bu sebeple çalışmamız sadece bir yorum denemesidir.
Anahtar Kelimeler: Göbeklitepe Tapınağı, Taş Devri, Dini Sembolizm, Arkeoloji, Antropoloji, Din Felsefesi | de4c77415da9 | [
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Bu güzel tarifi arkadaşım hünerli bayanardan aldım kendisine teşekkür ediyorum.Abimler bendeyken yapmıştık.Sağolsun abimin hanımı ile beraber sardık görüntü olarak çok güzel ve şık duruyor. Yalnız birdaha bu şekilde yaparsam iç malzeme koymayı düşünmüyorum..Abimler beğendi, fakat iç malzeme olmasa daha güzel olur dedi.Birde közlenmiş kırmızı biberin yoğurtlusunu çok seviyorum özellikle eşim közlenmiş kırmızı biberin yoğurtlusunu çok sever.
6 Adet (İri) Kırmızı Biber
6 Adet Yeşil Soğan
2 Çay Bardağı (Ezilmiş) Beyaz Peynir (Orta Yağlı)
7-8 Dal Maydanoz
1 Yemek Kaşığı (iri kırılmış) Ceviz
Tuz - Karabiber
Biberleri közleyin ve kabuklarını soyun, bir taraftan keserek açın ve içini temizleyin.
Beyaz peynir, kıyılmış maydanoz, ceviz, tuz, karabiber ve çok az zeytinyağını karıştırın.
Biberlerin geniş tarafına 1 yemek kaşığı kadar peynirli karışımdan koyun ve sigara böreği sarar gibi sarın.
Taze soğanın yeşil kısımlarını kesin, (uzunluğu yaklaşık 20 cm. olsun) ve üzerine kaynar su dökün, 3-4 sn. suda bırakıp süzün. Bu işlem ile sarmalarınızı rahatlıkla fiyonk yapabileceksiniz.
Sarma işlemi bitince üzerine az miktarda zeytinyağ ve limon suyu gezdirin. | e4db22a99bc7 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
14 Nisan 2009 Salı
Zeytinyağlı bezelye
Ben bezelye yemeğini daha önceden tavuklu yapmıştım.Şimdide portakal ağacı arkadaşımınki gibi yaptım.Kendisine bu güzel tarif için tşk ediyorum.
malzemeler:
1 çay bardağı zeytinyağı
2 adet soğan
2 adet havuç
2 adet domates
1 kg bezelye
2 adet patates
1,5 litre kaynar su
hazırlanması:
1. tencereye yağı, yemeklik doğranmış 2 soğanı ve kabukları soyulup küp küp doğranmış 2 havucu alın. soğanlar ölene kadar kavurun.
2. domateslerin kabuklarını soyup küp küp doğrayın ve tencereye ekleyin. kavurmaya devam edin.
3. daha sonra bezelyeleri ve havuçtan biraz daha büyük doğradığınız patatesleri tencereye ilave edin. bir iki defa karıştırın. tencereye sebzelerin üzerini geçecek kadar su ekleyip hepsi yumuşayana kadar kısık ateşte pişirin. (eğer su azalır ve sebzeler pişmezse su eklemeye devam edin.)
4. piştikten sonra tuzunu ekleyip servis yapın.
6 yorum:
- ELBİSTANLI dedi ki...
Ellerine sağlık reyyancım, zeytinyağlı yemeklerin tadı bibaşka oluyor.canım blogun hayırlı olsun çok güzel olmuş tam istedğin gibi sanırım.canım ne olur benim kusuruma bakma olurmu yorumuna geri dönemedim önce kızım rahatsızlandı sonra ben şimdide bahar temizliğine başladım nete bile gelemedim inan.ben istesemde bu kadar güzel yapamazdım şablonunu o kadar bilgim yok çünkü.çok şık ve sade olmuş hayrını gör canım.hayırlı geceler.
- 14 Nisan 2009 14:20
- Keskinli,Ikizlerinannesi dedi ki...
canim yeni blogun hayirli olsun kahve icmeye geldim bol ziyaretciler dilerim
yemegin enfes benimde cok yaptigim
bir lezzet ellerine saglik
iki blogu idare etmek basta cok zor ama
zamanla alisirsin ben gelinlerim icin hazirliyorum
hani dedim biri giderse diger blogum kalsin diye
ikisindede yaziyorum sevgiler görüsürüz
- 14 Nisan 2009 22:07
- üç böcek bir çiçek dedi ki...
gülüm ellerine sağlık afiyetler olsun öpüldün sevgiler
- 14 Nisan 2009 22:26
- mutfakveben dedi ki...
bayılırım bezelyeye.. hatta inanmayacaksın az once yaptım bende:))
ellerine kollarına saglık..
harıka olmus..
opuyorum canım..
sevgiler:))
- 14 Nisan 2009 22:28
- yemekgezegeni dedi ki...
yemekgezegeni'ne üyeliğinizin tamamlanabilmesi için sayfanıza eklemeniz gereken banner kodu üretilmiş ve mail adresinize gönderilmiştir. Lütfen kontrol ediniz.. Sevgiler...
- 15 Nisan 2009 00:59
- Sevde dedi ki...
Merhaba Canım; Güzel ziyaret ve yorumun için teşekkür ederim.
Siteni gezdim, Çok güzel tebrik ederim.
Çok öpüyorum. Hayırlı akşamlar
- 20 Nisan 2009 11:42 | 7f7489c22f9f | [
"c4",
"hplt2"
] |
28 Nisan 2009 Salı
YAYLA ÇORBASI
Yayla çorbasını bekarken ilk komşumuzda yedim tadını çok beğenmiştim bekarken hiç yapmamıştım.Evlendikten sonrada başka türlü yapıyordum birde kayınvalidem hataydan tuzlu yoğurt getiriyor tuzlu yoğurttanda çok güzel oluyor,bu çorbada yayla çorbasına un yumurta konuluyor diğerine ise sadece tuzlu yoğurt konuluyor.Bu verdiğim tarifde farklı ve güzel yemekgünlüğüm'e tşk ediyorum.
Malzemeler:( 8-10 porsiyon)
1 yemek kaşığı un
1 su bardağı yoğurt
1 çay bardağı pirinç
1 yumurta
1 yemek kaşığı margarin
1 yemek kaşığıkuru nane
kırmızı biber
Yapılışı:
10 su bardağı kadar kaynamış olan suya yıkanmış, ayıklanmış pirinçler atılır ve pişinceye kadar kaynatılır.
Diğer taraftan yumurta sarısı, yoğurt, un bir kasede iyice çırpılır.
Çorbanın suyundan yavaş yavaş alınıp bu karışıma ilave edilir.
Hafifçe sulanan bu karışım ılınmış olan çorbaya ilave edilir ve 1-2 taşım kaynatılır.(naneyi bu aşamada ilave edebilirsiniz.bu aşamada ilave ederseniz naneyi yağda kavurmaya gerek kalmaz.) Not ben naneyi bu aşamada kattım.
Ocaktan alınır ve tuzu ilave edilir. Eğer öncesinde ilave edilirse çorba kesilir. NOT:Ben tuzunu sonradan eklemedim başta tuzu eklendimi tadı daha lezzetli oluyor.
Üzerine kuru nane veya hafif kırmızı biberli yağ kızdırılarak gezdirilir.
Afiyet Olsun
Not.içerisine haşlanmış nohut koyup servis edebilirsiniz.
10 yorum:
- mutfakveben dedi ki...
bende cok yaparım bu corbayı..
ellerine saglık canım..
canım bu arada bana istediğin kadar soru sorabilirsin.. herzaman sana kapım acık..
benım ıkı sıtemdekı c-box farklı.. yanı ıkısını ayrı aldım. aynı olsaydı ıkısıne de aynı mesaj geldıgı ıcın kım hangı sıteye gırıp yazmıs anlayamayacaktım.
sevgiler canım..
kendine iyi bak:)
- 28 Nisan 2009 22:14
- Arzu dedi ki...
Yayla Çorbasına bayılırım. Ellerine sağlık. Sevgiler...
- 28 Nisan 2009 23:17
- karamel mutfak dedi ki...
çorba bizim evde olmassa olmazlar arasındadır bunuda severim ellerinize salık.
- 29 Nisan 2009 00:34
günaydin canim hayirli ve keyifli bir gün dilerim
ellerine saglik corba nefis olmus
- 29 Nisan 2009 00:55
- Muratena dedi ki...
Mrb rica ederim tabiki zamanımn oldukca cvblarım,
yazınızı eklerken html tıklayın ve aynı anda yazı kopyalama htmlkodu yazınızın en altına yapıstırın,boylece o yazınızı kimse kopyalayamaz,her yazı eklediginizde aynı islemi yapın..Kod sitemde mevcut...
- 29 Nisan 2009 09:13
- disal dedi ki...
bizim evdede çok sevilir...bazen yayla yaparım bazen buğdaylı olan yoğurt çorbasından...
yoğurtlu olsunda..
ellerine sağlık..nefis görünüyor...
- 29 Nisan 2009 22:40
- üç böcek bir çiçek dedi ki...
hmmm sıcacık ellerine sağlı cnmm afiyetler olsun sevgiler
- 29 Nisan 2009 22:50
- Sevinç dedi ki...
Benimde en sevdiğim çorbadır kendileri :) Ellerine sağlık canım
Hayırlı cumalar diliyorum arkadaşım.Sağlıcakla kal..!
- 1 Mayıs 2009 03:50
Nice post and this mail helped me alot in my college assignement. Say thank you you as your information.
- 19 Ocak 2010 13:43
Easily I assent to but I contemplate the brief should secure more info then it has.
- 20 Ocak 2010 20:43 | c3dd9da54220 | [
"c4",
"hplt2"
] |
Yakut Kırmızı
(Aşk Tüm Zamanların İçinden Geçer 1)
Orjinal isim: Rubinrot - Liebe Geht Durch Alle Zeiten
Kerstin Gier
Pegasus Yayınları / Roman Dizisi
İçinde aşkın tüm renklerini bulacağınız, macera dolu, unutulmaz bir seri...
Geçmişin gölgesinde kalmış bir aşk. Fantastik bir dünyada hayat bulan, muhteşem bir zaman yolculuğu. Gizem, heyecan, romantizmin olağanüstü karışımı
Bazen sırlarla dolu bir ailede yaşamak gerçekten de zordur.
En azından on altı yaşındaki Gwendolyn bundan kesinlikle emindir. Ta ki günün birinde kendini 18. yüzyıl Londra'sında bulana dek.İşte o zaman ailesinin en büyük sırrını öğrenir: Zaman yolculuğu! Ancak bu yolculuklarda genç kızın hislerine yer yoktur. Çünkü aşk, durumu daha da karmaşık hale getirmekten başka bir işe yaramaz!
"Eğlenceli, romantik, merak uyandırıcı... Konu inanılmaz derecede sürükleyici ve elinizden bırakmanız imkânsız... Heyecan dolu finalleri, serinin bir sonraki kitabını sabırsızlıkla beklemenize neden olacak..."
-Justine Magazine-
"Macera, romantizm ve tarih dolu bir seri arayan okuyuculara şiddetle tavsiye edilir."
-School Library Journal-
Safir Mavi
(Aşk Tüm Zamanların İçinden Geçer 2)
Orjinal isim: Saphirblau - Liebe Geht Durch Alle Zeiten
Zamanda yolculuk aşka engel olabilir mi?
Acemi bir âşığı geçmişe yollamak iyi bir fikir olmayabilir!
En azından on altı yaşındaki çömez zaman yolcusu Gwendolyn böyle düşünüyordur.
Bu macerada Gideon ve Gwen dünyayı kurtarmak ya da menuet dansını öğrenmek gibi pek çok sorunun üstesinden gelmek durumunda kalacaktır. (Üstelik ikisi de hiç kolay değildir!)
Bütün bunlar yetmezmiş gibi Gideon büsbütün tuhaf davranmaya başlayınca, Gwendolyn artık hormonlarını kontrol altına alma zamanının geldiğini anlayacaktır!
Çünkü işin içinde aşk varken zaman yolculuğu yapmak pek mümkün görünmemektedir...
"Eğlenceli ve gizemli! Belki de aşk, zaman ve mekânın tüm kurallarını yıkabilecek tek şeydir!"
-Barbara Wegmann-
Zümrüt Yeşil
(Aşk Tüm Zamanların İçinden Geçer 3)
Orjinal isim: Smaragdgrün - Liebe geht durch alle Zeiten 3
İçinde aşkın tüm renklerini bulduğunuz unutulmaz serinin son kitabı...
Bir kadın kalbi kırıldığında ne yapar?
En iyi arkadaşını arar, çikolata yer, belki haftalarca aşk acısı çeker.
Ancak zaman yolcusu Gwendolyn Shepherd, elinde olmayan nedenlerden dolayı enerjisini başka şeylere harcamak zorundadır. Örneğin hayatta kalmak...
Çünkü geçmişte yaşayan Saint Germain Kontu'nun yaptıkları, geleceği tehlikeli bir şekilde etkilemeye başlamıştır.
Gwendolyn ve Gideon aşk acısına rağmen ipucu bulmak için 17. yüzyıldaki büyüleyici bir baloda menuet dansı yapmakla kalmayacak, kendilerini unutulmaz bir maceranın da içinde bulacaklardır...
"Gizem, gerilim, bilimkurgu, romantizm ve maceranın doyurucu bir karışımı. Okuyucular tüm seriyi bir solukta bitirecek..."
-Augsburger Allgemeine-
Yayınevi: Pegasus
Yazar: Kerstin Gier
Çeviri : Firuzan Gürbüz | e1cf70fd658e | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
1 Eylül 2010 Çarşamba
TARÇINLI KURABİYE VE KEKİKLİ PASTA
TARÇINLI KURABİYE
Malzemeler:
3 yemek kaşığı pudra şekeri
2-3 su bardağı un
1 paket margarin oda sıcaklığında
bir çay bardağı tarçın
isteğe göre dövülmüş fındık veya ceviz
Yapılışı:
Pudra şekeri,un ve margarin (isteğe göre fındık veya ceviz) karıştırılarak yoğrulur.
Yoğrulan hamurdan fındık büyüklüğünde parçalar alıp elimizde yuvarlıyoruz.
Yağlı kağıt serilmiş fırın tepsisine diziyoruz.
Önceden ısıtılmış 180 derece fırında 15 dakika pişiriyoruz.
Derin bir kapta tarçın ve 1 kaşık pudra şekerini iyice karıştırıyoruz.Kurabiyeler ılınınca tarçınlı karışıma atıp her yerinin iyice tarçınla kaplanmasını sağlıyoruz.
Kızım hayvanlı kurabiye isteyince tarçınlı hamurun bir kısmınıda bu şekilde yaptım.
KEKİKLİ PASTA
Malzemeler:
200 gr. oda sıcaklığında margarin
2 su bardağı un
1 çay bardağı sıvı yağ
1 çay bardağı yogurt
1 çay kaşığı sirke
1 paket kabartma tozu
1 çay kaşığı tuz
1 yemek kaşığı kekik
1 yemek kaşığı fesleğen
Yapılışı:
Tüm malzemeler karıştırılarak hamur haline getirilir.
Hamurdan ceviz büyüklüğünde parçalar alınıp elinizle istediğiniz şekil verilir.
Yağlı kağıt serili fırın tepsisine dizilir.Üzerine yumurta sarısı sürülür.
Ve önceden ısıtılmış 180 derece fırında üzeri kızarana kadar pişirilir.
Ben bir tepsi normal yaptım ikinci tepsiyi de poaça tarzında yaptım.
Elimde açtığım hamurun içerisine zeytin koyup kapattım.
Kaydol: Kayıtlar (Atom) | 21342f45d191 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Son yılların en popüler girişimcilik alanlarından biri. Bir zamanlar her köşe başında gördüğümüz markasız döner büfeleri artık hızla kurumsallaşarak büyük restoranlara ve birer markaya dönüşmeye başladı.
Bu da fast food alanında yerli lezzet markaları yarattı. Bu fırsatı görenler döner sektörüne yatırım yapıyor. Fast food sektörünün genellikle franchising vererek büyüdüğü düşünülünce, bir marka kendi ekosisteminde onlarca yeni girişimci çıkarıyor. Yaklaşık 100 bin TL’lik yatırımla kurulabilecek döner büfeleri ya da restoranlar için hedeflenen ciro ise 100 ile 150 bin TL arasında değişiyor. | 954e2467f5db | [
"culturax",
"hplt2"
] |
Ayşegül'ün Cicileri
Yıllardır arkadaşlık ve dostluk yaptığımız, kadınlar projemin iki meleğinden bu postum. Naciye ablamızın sevgili kızının tatlımı tatlı, dünyalar güzeli bir torunu dünyaya teşrif etti. Kendisinin anneanneliğni ve kızı Derya' nında anne olmasını kutluyor. Allah evlatlarını analı babalı büyütmelerini nasip etsin dileklerimizi iletiyoruz.
Gelelim bu örgüleri ören diğer diğer meleğe. Hemşerim, arkadaşım ve projemin sağ kolu Sibelciğim, bu güzel cicileri Naciye ablanın torununa işleyip bugün hediye etmiş.
Bu güzel ceket ve patiğin model tasarımı ve o cici düğmeleri hepsi bu güzel, ince ruhlu ve becerikli Sibelciğimin mahareti.
Kız çocuklarına yakışır şekilde çok kibar ve cici bir takım olmuş, Sibelciğim ellerine sağlık.
Ayşegül bebek de güle güle kullansın inşallah. | 1239a6c8d76a | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Dün gece ATV'de yayınlanan Karadayı dizisinde sofra sahnesi oynarken bir alt bant yönlendirmesi çıktı ve yukarıda gördüğünüz, başka hiçbir yerde bulunmayan bu 'extended' sahnenin Coca-Cola Facebook sayfasında olduğunu söyledi. Böylece TV'de başka sahneye geçilmişken Coca-Cola Facebook sayfasını ziyaret edenler, sahnenin devamını Coca-Cola sayesinde izleme fırsatı buldular.
Coca-Cola'nın "Coca-Cola ve yemekler" kampanyası dahilinde gerçekleştirilen ve Türkçeye "mecralararası hikaye anlatımı" olarak çevrilebilecek (çevirmesem daha iyiydi) transmedia storytelling'in yenilikçi bir örneği olan bu projede fikri ortaya çıkartan ve hayata geçmesini sağlayan tüm partileri tebrik etmek gerekiyor.
Not: İnceleme videosu (case study) yayınlandığında gönderi güncellenecektir. | a404953b6470 | [
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
OMO'nun 10 yıla yakın bir süredir kullandığı Dirt is Good / Kirlenmek Güzeldir konsepti, her sene ödül kazanan reklamları ve toplumsal fayda sağlayan sosyal sorumluluk projeleri ile büyüyerek devam ediyor. Bu blog yazısında 2011 yılındaki sosyal sorumluluk projesi olan Çocuklar Hayata Çıksın'dan bahsedip sizleri bilgilendirmeye çalışacağım.
Proje, Gülben Ergen'in kurucuları arasında yer aldığı ve okul öncesi eğitim için ihtiyaç duyulan yerlere Çocuklar Gülsün Diye kampanyasına bağış yaparak destek oluyor. Omo'nun yaptığı bağışlarla devlet ana sınıflarının kitap, oyuncak ve temel eğitim araçları ile ilgili tüm ihtiyaçları giderilirken, çocuklarımızın özgürce hayata çıkıp oynayabileceği parklar ve oyun alanları inşa ediliyor. Kampanyaya katılım, Kirlenmek Güzeldir Facebook sayfası üzerinden gerçekleşiyor. Yapmanız gereken tek şey çocuğunuzun dışarıda oynadığı bir anın fotoğrafını çekip Çocuklar Hayata Çıksın kampanyasının Facebook sayfasına eklemek. Böylece kampanyanın Facebook sayfasına eklenen her bir fotoğraf için Omo, ihtiyacı olan devlet ana sınıflarına 1 TL bağışta bulunuyor. Kampanya bitiminde bu bağışlar, çocuklarımızın hayata çıkacağı parklara, oyun alanlarına, kitaplara, eğitim araçlarına ve oyuncaklara dönüşecek.
Kişisel olarak Gülben Ergen'den haz etmesem de hem güvenilirlik endeksinde her zaman en üst sıralarda bulunan birisi olması hem de Çocuklar hayata Çıksın projesinin temelini oluşturan Çocuklar Gülsün Diye kampanyasının kurucularından olması, kendisinin hedef kitle için en uygun kişi olmasını sağlıyor.
Bunun yanında katılımın basitliği ve kampanyanın sağladığı toplumsal fayda, Çocuklar Hayata Çıksın projesini ülkemizde maalesef ki pek de sık görmediğimiz online sosyal sorumluluk projeleri arasında hemen üst sıralara taşıyacak gibi.
Kirlenmek Güzeldir: Çocuklar Hayata Çıksın Facebook Sayfası
Kampanyayı hayata geçiren OMO ve 41? 29! ekibine başarılar | 56c0f14f3e8b | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
8. Ulusal Jinekoloji ve Obstetrik Kongresi’nde katılımcılara dağıtılan “Doğum Sonu Kanama” isimli kitabın çeviri editörlüğünü yapan Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Cansun Demir, Sağlık Dergisi’ne kitap hakkında bilgi verdi.
Esra Öz: Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği’nin başta burs olmak üzere sağladığı sosyal yardımlar nelerdir?
Prof. Dr. Cansun Demir: Türk Jinekoloji Derneği, Ankara, İstanbul, Çukurova, İzmir, Eskişehir Jinekoloji Dernekleri’nin bir araya gelmesi ile kuruldu ve Ankara Jinekoloji Derneği’nin kamu yararına dernek olması üzerine Türk Jinekoloji Derneği adı altında bir araya geldi. Bu nedenle Ankara Jinekoloji Derneği’nin kuruluş tarihi olan 1959’u da kuruluş tarihi olarak kabul etti.
Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği’nin 39 şubesi vardır. TJOD olarak yıllık kongre yapıyoruz, bölge toplantıları yapıyoruz. Bu yıl Gaziantep, Manisa gibi illerimizde toplantı yaptık. Her yıl 5 genç Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanına yurtdışı eğitim bursu veriyoruz. 6 ay süreli ve gidiş-geliş masraflarını kapsayacak şekilde. 6 yıl içinde 29 meslektaşımıza burs verdik.
Üç ayda bir yayınlanan ve yakında SCI’ya girecek olan TJOD dergimiz var. Geçen yıl kongrede “Obstetrik ve Jinekolojide Etik Konular” ile ilgili bir kitabı katılımcılara ücretsiz dağıttık, bu yıl “Doğum Sonu Kanama” adlı bir kitabı bastırdık ve kongreye katılanlara ücretsiz dağıttık.
Çeviri editörlüğünü yaptığınız “Doğum Sonu Kanama” kitabından bahseder misiniz?
Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği’nin hizmetlerinden biri de meslektaşlarını bilimsel olarak desteklemek. Bu nedenle çeviri editörlüğünü benim üstlendiğim, çok değerli bilim adamlarınca çevirisi yapılan “Doğum Sonu Kanama, Değerlendirme, Yönetim ve Cerrahi Girişimler için Kaynak Kitabı", bu kongreye katılan hekimlere ücretsiz dağıtıldı. Kitap 10 kısım ve 53 bölümden oluşmakta, 62 hekim çevirisini yaptı.
Doğum sonrası kanamalarının önemi nedir, ne gibi sonuçlara yol açar?
Doğum sonu kanamaları en önemli anne ölümleri arasında yer alıyor. Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde birinci, gelişmiş ülkelerde ise ikinci sıradaki anne ölüm nedenidir. Hayatı tehdit ettiği gibi, acil sorunlar nedeniyle histerektomi (rahmin alınması) gibi sorunlara yol açabilmektedir.
Doğum sonrası kanamaların sebebinin ortadan kaldırılması için ne gibi özel tedbirler alınmaktadır?
Hekimlerin bu konuda yeterince eğitilmiş olması, eğitimli yardımcı sağlık personelinin olması ve altyapının düzenli olması (ameliyathane şartları, kan bankası gibi) gerekmektedir. | 36ef0f705151 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
8 Temmuz 2013 Pazartesi
ANKARA ÜNİVERSİTESİ HEDEFİNİ BÜYÜTTÜ
Büyük hedeflerin ve planların yapıldığını ve yeni bir dönemin başladığını söyleyen Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erkan İbiş, “Öğretim üyesi başına düşen yayının, bugünkünün en az iki katına çıkmasını hedefliyoruz” dedi.
Cumhuriyetin ilk üniversitesi olan Ankara Üniversitesi’nde çalışmalar hızla devam ediyor. Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erkan İbiş, Med-Index’e planları hakkında konuştu.
Göreve geldiği ilk günden itibaren vizyonlarını genişletecek bir yol haritası belirlediklerini kaydeden İbiş, çağdaş eğitim, nitelikli mezun, kaliteli araştırma, etkin ulusal ve uluslararası işbirlikleri yapmayı planladıklarını belirtti. Erkan İbiş şunları söyledi: “Özellikle uluslararası öğrencilerin daha çok talep ettiği bir üniversite olmak istiyoruz. Öğrenciler bağlamında kültür, sanat ve spor gibi etkinliklerde maksimum yararlanmaları kendini geliştirmesini amaçlıyoruz.”
“Öğretim Üyesi Başına Düşen Yayının, Bugünkünün En Az İki Katına Çıkmasını Hedefliyoruz”
Öğretim üyesi başına düşen yayının bugünkünün en az iki katına çıkmasının hedeflendiğini dile getiren İbiş, “Şu anda 0,7 düzeyinde olan yayın sayımızı 1,5 düzeyine çıkmasını hedefliyoruz. Üniversitemizin daha başarılı olmasını istiyoruz. Yılda en az 100 kitap yazılsın, 100 farklı dergi çıkartılabilsin. Yılda en az 5 patent olsun. Üniversitenin farklı sektörlerle birlikte iş birliği yaparak birçok proje ortaya konabilsin. Toplum boyutuna kadar değişik alanlarda projeler olsun istiyoruz” dedi.
“Diğer Üniversitelere Öğretim Üyesi Yetiştirelim”
Multidisipliner bir üniversite olup, yüksek lisans ve doktoraya ağırlık vermeyi düşündüklerini söyleyen Erkan İbiş, “Bizim biraz kulvar değiştirmemiz gerekiyor. Biz araştırma üniversitesi olmalıyız. Biz , diğer üniversitelere öğretim üyesi yetiştiren bir üniversite olmalıyız, biz yüksek lisans ve doktorada lider olmalıyız. YÖK’ün tanıyacağı olanaklar çerçevesinde zengin ve deneyimli akademik kadrosu ile misyonumuza yakışır bu sorumluluğu yerine getirebileceğimize inanıyorum.” diye konuştu.
Gönderen ESRA ÖZ zaman: 20:49
Etiketler: Röportajlarım
Hiç yorum yok:
Kaydol: Kayıt Yorumları (Atom) | ec851bd0cf0d | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
13 Mart 2009 Cuma
GÖNLÜNÜZE KUŞ KONSUN
Bakıyorum da, bahar herkesin yüreğine düşmüş şimdiden. Bloglar bile baharlandı, bahardan nasibini aldılar. Cemreler sanki suya ve havaya değil, yüreklerimize düştü. Özlemle karşılmak.....ne güzel.......baharı da öyle özledik. O yüzden severim özlemleri, özlemeyi. daha bi güzel olur kavuşmalar. Ya kavuşamazsak):.......O zaman özleyecek kadar sevmeye ve sevilmeye kadeh kaldırırız. Ne güzeldi sevgiyi paylaşmak der, yeni bi patikaya seyirtiriz.
Ben daha da bi mutluyum. Yaralı kuşum iyileşti. Bu gün işe başladı. Çok iyi görünüyor. Derdimi sizinle paylaşmıştım, sıra mutluluğu paylaşmakta. İşte hayat böyle dostlar, sıkıntılar biter, mutluluklar gelir, onlar biter.......bu böyle devam eder işte. Siz mi onların içinden geçersiniz, onlar mı geçer gider içinizden? yoksa, karışır gidermisiniz onlarla. Karıştıkça değişirmisiniz? Değiştikçe değiştirirmisiniz? Ama şunu bilmek lazım: Herşey güzel olacak.......... Siz yeterki yüreğinizde bir dal bulundurun, kuşun konabileceği, o mutlaka gelecektir.
Sevgili Guguk Kuşunuz
Gönderen guguk kuşu zaman: 13.3.09 21 yorum:
Kaydol: Kayıtlar (Atom) | c27e5c5574df | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Fransız polisinden ilginç yöntem
Dün Bordo’da oynanan ve İrlanda’nın Belçika karşısında 3-0 yenildiği maç sonrasında İrlandalı taraftarlar, yağmurdan dolayı bir köprü altında sığındı.
Kalabalık köprü altındaki yolu trafiğe kapatırken bir yandan da “Stand up for French police” (Fransız polisi için ayağa kalk) diye şarkı söylemeye başladı.
Polis ekiplerinin uyarılarına rağmen, güvenlik güçlerinin önünde şarkı söylemeye devam eden taraftarlara, Fransız polisi ilginç şekilde müdahale etti.
Kameralara yansıyan görüntüde, ekip otosunun içerisindeki bir polis memuru, taraftarların söylediği şarkının sözlerini “Go home for French police” (Fransız polisi için eve dön) diye değiştirerek, kalabalığa seslendi.
Polisin bu jesti karşısında şaşıran taraftarlar ise alkışlarla yolu trafiğe açtı.
Haberin Alındığı Kaynak»www.hurriyet.com.tr | 2f609e228e27 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Yer Ve Uzay Bilimleri Araştırma Ve Uygulama Merkezi
Yer Ve Uzay Bilimleri Araştırma Ve Uygulama Merkezi
1999 depremlerinden sonra İstanbul ve civarının deprem riski artmış ve bir sonraki olacak deprem hakkında basında spekülatif değerlendirmeler yer almıştır. Olabilecek bir depremle ilgili bilgi sahibi olabilmek için öncelikle mikrodepremleri izleyen deprem ağlarının kurulması ve bunların sürekli ve çevrimiçi (online) olarak işletilmesi gerekmektedir. Kocaeli Üniversitesi, Yer ve Uzay Bilimleri Araştırma Merkezi (YUBAM), GFZ (GeoForschungZentrum) araştırmacıları ile 25 deprem istasyonundan oluşan bir deprem ağı kurarak Orta Marmara Bölgesi'ni sürekli izlemekte, bölgede olabilecek muhtemel büyük bir deprem için bilgiler toplamaktadır.
Yalova-Armutlu-Gemlik ve civarını kapsayan ve ARNET olarak adlandırılan deprem ağı ülkemizde var olan en sık ve en fazla deprem istasyonuna sahip yerel bir ağdır. ARNET aynı zamanda ülkemizdeki üniversiteler tarafından da işletilen en büyük deprem ağı olup 25 adet deprem istasyonundan oluşmaktadır. Birinci şekilde verilen haritada bu deprem istasyonlarının dağılımı verilmektedir. Bu ağ 2005 Eylül ayında 10 istasyondan oluşan daha küçük bir ağ olarak kurulmaya başlamış, 2006 ve 2007 yılları arasında kurulan istasyon sayısı 25 'e ulaşmıştır. Yakın zamanda bu ağın 15 istasyonu çevrimiçi (online) olarak Kocaeli Üniversitesi Umuttepe Merkez Yerleşkesi'ne bağlanarak, Marmara’da meydana gelen küçük ve mikro ölçekli depremleri kaydetmeye başlamıştır.
En sık istasyon yoğunluğuna ve en büyük istasyon sayısına sahip olan bu yerel ağın bir çok özelliği bulunmaktadır. 25 adet farklı noktada bulunan istasyonlardan birinde 100 metre derinliğe sahip kuyu içi sismometre, 15 geniş bantlı sismometre ve 10 adet kısa periyotlu sismometre bulunmaktadır. Bu ağda ayrıca 6 adet ivmeölçer faylara ve yerleşim bölgelerine yakın istasyonlarda kurularak orta ve büyük bir depremde oluşacak ivmeler kaydedilmektedir. Deprem istasyonlarının yanı sıra incelenen bölge bir yüksek tektonizmaya sahip, jeotermal alan olduğu için küçük depremlerin jeotermal aktivite ile olan ilişkisini anlamak ve depremi önceden belirlemede zaman zaman rastlanan jeokimyasal öncül belirtileri yakalayabilmek için soğuk ve sıcak sularda basınç değişimi, su sıcaklığı, iletkenliği ve seviye ölçümleri de çalışma alanı ile Bursa şehrinin 22 farklı lokasyonunda yapılmaktadır. Her bir noktada farklı jeokimyasal parametrelerin ölçümü yapılmaktadır. Jeokimyasal ölçümler Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü ile ortaklaşa yapılmaktadır.
Çevrimiçi (online) ve çevrimdışı (offline) veriler YUBAM Merkezi’nde bulunan en güncel yazılımlarla kaydedilerek, verilerin çözümü üniversitemiz araştırmacıları ve öğrencileri tarafından elle ve otomatik yöntemlerle yapılmaktadır. Bu ağ ile toplanan veriler gerek eğitim amaçlı gerekse araştırma amaçlı kullanılarak, sismolojinin birçok farklı alanında araştırmalar yürütülmektedir. ARNET ağına ait bilgi ve yapılan çalışmalar birçok uluslararası toplantıda, çalıştay ve seminerde sunularak elde edilen bulgular uluslararası bilim camiası ile paylaşılmışıtr. Bu ağ ile toplanan veriler halen bir çok bilimsel çalışmada kullanılmaktadır. Bunlardan bazıları 3-Boyutlu sismik tomografi, bölgesel gerilme dağılımı analizi, deprem oluş düzenlerinin belirlenmesi ve moment tensor analiz yöntemleri ve hassas deprem odak dağılımlarının belirlenmesidir. | 731a9630d5e4 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Hamilelik Sonrasi Depresyon Hakkinda Bilgi
Gebelik Sonrası Depresyon
Bebeğinizi kucağınıza almak için 9 ay beklediniz. Uzun, zor ve zahmetli hamilelik sürecinde, hep bu anı düşlediniz. Minik bebeğiniz doğacak, kucağınıza alacaksınız, kokusunu duyacak, öpmeye kıyamayacaksınız. Tam da hayal ettiğiniz gibi oldu.
Ama Sanki Hayal Edilmeyen Bir Şeyler Var Gibi...
Mutlu olmanız gereken bu günlerde içinizde kötü bir his: sıkılıyorsunuz, ağlamak istiyorsunuz, gözleriniz sık sık doluyor, biri bir şey söylese hüngür hüngür ağlayacaksınız. Kendinizi şaşkın ve çaresiz hissediyorsunuz ama neden böyle olduğunu da tahmin edemiyorsunuz.
Bende mi bir gariplik var diye düşünüyorsunuz? Bu sık sık hissettiğiniz yorgunluk, sanki minik bebeğinize bir şey olacakmış gibi garip düşünceler, acaba yeterince bakamıyor muyum? sorusunun aklınızdan hiç silinmemesi... Şimdilik endişelenmeyin. Çünkü normal bir süreç yaşıyorsunuz.
Doğum Sonrası Hüzün Sık Yaşanan bir Durum
Bu kaygıların, sıkıntıların yeni doğum yapmış annelerin başına geldiğini bilmelisiniz. Bilimsel adıyla "Doğum Sonrası Hüzün"ü yaşamaktasınız. Yeni bir bebekle baş başa kalmak, ona bakmak, yeni doğum yapmış anneleri tedirgin eder. Aylardır beklediği bebek yanı başındadır ama başka bir varlıktır; miniciktir, konuşamamakta, istediğini anlatama-makta, belki de ağlamaktadır. Onu emzirmek, temizlemek, altını açmak, gazını çıkarmak...
Hayatınızda bambaşka bir sayfa açılmıştır artık. Anneliğin ilk adımlarını atmakta, onunla yaşamayı öğrenmeye başlamaktasınızdır. Bu değişikliklerin yanı sıra hamilelik sırasında değişen hormonlar, beden yapısının tekrar yeni bir değişime uğraması, annelerin ilk günlerinde farklı duygular yaşamasına neden oluyor. Duygularınız değişim göstermektedir.
Genel olarak doğum sonrası 2 ile 4 gün arasında bu farklılığı hissedebilirsiniz. Şiddeti ve yoğun olduğu dönem 48 saattir. "Niye ben?" diye düşünmenize gerek yok. Çünkü doğum yapan kadınların % 50-80`inde görülüyor. Anne bu süreçte, anne adaylığından anneliğe geçişin tedirginliğini yaşamaktadır. Belirtileri; ağlamaklı bir yüz görünümü, sık sık ağlama, hafif yorgunluk, sıkıntı hissi, konsantrasyon eksikliği, uyku bozukluğu, çocuğu ve kendi sağlığı hakkında aşırı endişe etmek şeklinde görülüyor.
Bu belirtiler geçici bile olsa, bu dönemde annenin çevresindeki sevdikleri tarafından desteklenmesi gerekiyor. Elbette ilk desteleyecek kişi, baba. Bebek bakımında annenin güvendiği anneanne ya da teyzeler de bu hüznün geçişinde yardımcı olacak kişilerden. Doğum Sonrası Hüzün genel olarak 10-15 gün içinde azalarak son buluyor Uzmanlar ilk adetini erken yaşta görmüş ve normal adetlerini kısa gören ve gerginlik yaşayan kadınlarda, ayrıca hamilelik sırasında geçirilen anksiyete ve depresif duygu durumu bulunuyorsa, doğum sonrası hüzün riskinin arttığını belirtiyorlar.
Hüzün, depresyona dönüşebilir "Bebek doğduktan sonra depresyona girer mi insan?" diye düşünmeyin. Çünkü yeni doğum yapmış annelerin % 10-15`inde bu durum yaşanıyor. Depresyona giren kadınların %16`sı hafif atlatırken, %13`ü de büyük bir depresyon sorunuyla karşı karşıya kalıyor. Eğer anne daha önce bir depresyon atağı geçirmişse bu oran % 20-30`a yükseliyor. Doğum sonrası eğer bu şikayetleriniz ilk 7 gün içinde geçmemişse depresyona girme riski t aşıyorsunuz demektir. Depresyon, doğum sonrası ilk 4 hafta içerisinde ortaya çıkıyor. Yeni doğum yapmış annede isteksizlik, mutsuzluk, zevk alamama, uyku sorunları gibi genel belirtilerin yanında bilinç bulanıkları, duygu durumunda ani değişiklikler, aşırı hareketlilik ve huzursuzluk, intihar düşünceleri, çocuğun bakımında yetersizlik veya çocuğa şiddet uygulama gibi takıntılı düşünceler sıkça görülüyor.
Depresyon belirtileri gece saatlerinde daha yoğun yaşanabiliyor. Depresyon geçirme riskinin yükseldiği durumlar var. Zayıf aile ve evlilik ilişkileri, yakın geçmişte önemli bir stres yaşama, istenmeyen bir hamilelik olması, doğum eyleminin uzun sürmesi, iş stresinin yoğunluğu ve doğum sonrası iş hayatındaki konum değişikliği, yakınlarından alınan desteğin yetersizliği, hamilelik öncesi adet düzensizliklerinin bulunması, adet öncesi sendrom (Araştırmalar doğum sonrası dönemin, kadın için zor bir dönem olduğunu ortaya çıkarmış.
Ancak burada annenin geçmişi ve kişiliğinin de etkili olduğu biliniyor. Antropolojik araştırmalarda kültürel farklılığın ve bazı rimellerin yararlı olduğundan söz ediliyor. Toplumumuzda yaygın olan, gelenek olarak kabul edilen doğum yapan kadının 40 gün yatması, dinlenmesi, bakımının ailedeki diğer kadınlar tarafından yapılması, annenin kendini güvende ve rahat hissetmesini sağlıyor. Böylece doğum sonrası depresyon riskinin düşmesi sağlanıyor. Uzmanlar, depresyon şikayetleri yaşayan kişinin mutlaka bir uzmana başvurarak yardım alması gerektiğini düşünüyorlar.
Eğer belirtiler 2 haftadan sonra devam ederse; uykusuzluk, yorgunluk, iştah kaybı, mutsuzluk ve hiçbir şeyin yolunda gitmeyeceği hissi hatta intihar düşüncesi, bebeğe yönelik saldırganlık varsa zaman geçirmeden tıbbi yardım almak gerekiyor. Edinburg Doğum Sonrası Depresyon Ölçeği Hastanelerde, yeni doğum yapmış annelerde görülebilecek depresyonun, Edinburg Doğum Sonrası Depresyon Ölçeği ile düzeyi ve şiddetini belirtiyorlar. Bu ölçeğe göre depresyon tanısı konmuş anneler tedavi görüyor. Hastanelerde Doğum sonrası hüznü ve depresyonuna yönelik ilk tarama ve müdahale bu konuda eğitim almış hemşireler tarafından yapılıyor.
Doğum sonrasında ilk hafta içerisinde hastalar izleniyor, tedavi gerektirmeyen doğum sonrası hüznü için bu dönemde duygusal destek, yaşanan rahatsızlık ve yeni doğan bakımı hakkında bilgilendiriliyor. Anne taburcu olduktan 2 hafta sonra Edinburg Doğum sonrası Depresyon Ölçeği ile oluşabilecek depresyon riski, düzeyi ve şiddeti belirleniyor. Bu ölçeğin uygulandığı ve depresyon riski taşıyan annelerde psikiyatrik yardım almak üzere yönlendiriliyor.
Tedavi, hem ilaç hem de psikoterapi yardımıyla sürdürülüyor. Depresyona yol açabilecek hormon değişikliklerinin giderilmesi ve beyin biyokimyasının dengelenmesi için belirtilerin ve depresyonun türüne göre uygun tedavisine başlanabiliyor ve en az 4-6 aylık bir süre ile devam ediliyor. Bu sürede ilaç yan etkileri ve diğer tedavilerin ilaç etkileşimleri konusunda hasta bilgilendiriliyor. İlaçlarla birlikte veya tek başına temel olarak 10-20 seans çeşitli psikoterapiler etkin olarak uygulanıyor. Tedavi çok önemli çünkü araştırmalar, depresif annelerin, çocuklarının davranışsal, fizyolojik ve sosyal gelişimlerini olumsuz şekilde etkiledikleri ortaya çıkarmış.
Depresyonlu annelerin çocuklarında dikkat eksikliği ve hiperaktive üç kat fazla görülüyor. Ayrıca tedavi çocuk ve ailede kalıcı sorunların oluşmasını engellemek kadar , kadın sağlığı açısından bu hastalığın tekrarlama ve kronikleşme olasılığı ortadan kaldırıyor.(PSM) rahatsızlığının yaşanması ve daha önce geçirilmiş depresyon bu riski arttırıyor | 6724a18d3fa3 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Kamuya açık ya da özel park alanlarında, özel konut ya da site girişlerinde araç geçişinin kontrol edilmesi ihtiyacı doğuyorsa, bariyerler en ideal çözümlerdir, üstelik araç trafiği yoğun olsa bile.
Bu sistemler, farklı malzemelerden yapılan gövdeler tarafından korunan motor ve kontrol ünitesinden oluşur. Paslanmaz çelik gövdeler, denize yakın yerlerde ve yoğun kullanım gerektiren uygulamalarda doğan kritik koşullar için tercih edilmektedir.
Özellikle yoğun trafikte, özel ya da kamuya açık park yerlerinde araç geçişlerinin hızla gerçekleştirilmesini sağlayacak performans ve güvenlikteki motorlar, 220 V AC ve 24 V DC voltajlarda çalışabilmektedir.
Otomatik bariyer modelinin seçimi giriş genişliğine ve kullanım tipine göre gerçekleştirilir.
ariyerin hızlı açılması gereken dar girişlerden, 8 m.ye kadar olan girişlere, her türlü giriş için çözüm mevcuttur. Kolun uzunluğuna, koruma kabininin bitimine ya da motor gövdesine göre farklılık gösteren bağımsız kontrol ünitesi ile, her ihtiyacı karşılamak mümkündür.
Herhangi bir kesintide motor içine yerleştirilmiş ek bataryalarla sistemin aynı şekilde çalışması sağlanmaktadır.
Bu sistemlerin kurulumu ya da bakımı için özel bir yetkinliğe ihtiyaç yoktur. Bu sistemler, işlevselliğinin devamı için gerekli aksesuarlarla donatılmıştır.
Geniş endüstriyel girişleri ve yükleme-boşaltma alanlarını kontrol etmeye yarayacak uzun kollar mevcuttur. Daha da önemlisi efendi/köle olarak adlandırılan fonksiyon sayesinde karşılıklı iki bariyerin eşlemesi (senkronizasyon) sağlanarak 8 ila 12 metre arası genişlikte giriş sistemleri kurmak mümkündür.
Bariyer Sistemleri
Bariyer sistemleri; Araç giriş-çıkış yoğunluklarının yoğun olduğu yerlerde konrollü araç geçişi sağlamak amacıyla kullanılmaktadır. Bariyer Açık veya kapılı otopark girişlerinde, fabrika, konut, apartman, site türü özel binların bahçe veya otopark girişlerinde, havaalanı, otobüs terminali gibi halka açık kalabalık mekanlarda, kotrollü ve sık geçişi sağlamak için en uygun sistemdir. Sistemlerimiz de birden fazla çeşidimiz bulunmaktadır. Bu çeşitlerimiz içerisinde üç tip farklı modelimiz vardır. Bunlar;
X-BAR, SİGNO ve WİL modelerimizdir. Bu modellerimiz içerisinde X-BAR bariyer modelimizin genişliği ve yüksekliği 2 metre olan yerlerde tercih edilir, SİGNO bariyer modelimiz genişliği ve yüksekliği 2, 4, 6, 8.5 metre olan yerlerde tercih edilir, Wilbariyer modelimiz ise genişliği ve yüksekliği 2.5, 4, 6, 8.5 metre olan yerlerde tercih edilir. Bariyer ürünlerimizin hepsi yoğun kullanıma uygundur.
Bariyer Sistemleri; Nice ürünlerinin size sunmuş olduğu ve başka hiç bir üründe bulamayacağınız kaliteyi , güveni ve ekonomiyi biz KOSİFOĞLU YAPI OTOMASYON olarak yıllara dayanan tecrübemiz ile siz değerli müşterilerimize sunmaktayız.
Bariyerlerin Özellikleri | e93440d81c69 | [
"c4",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Sabahtan beri önüme gelen herkese erinmeden gocunmadan
anlattım, madem siz de önümdesiniz size de anlatayım, sizin diğerlerinden
neyiniz eksik? Benim gerçekten bir sıkıntım yok, aslında hayatımdaki her şey bir
yol benimsemiş, huzur içinde o yolda gitmekte. Sadece sırtım ağrıyor, hepsi bu.
Bu hastane ortopedi uzmanı kaynıyor, kardiyoloji uzmanından geçilmiyor, ne
yana dönsem ayrı bir KBB’ciye çarpıyorum, beni neden size getirdiler hiç
anlamadım. Ayrıca altı üstü sırtım ağrıyor, her anabilim dalının her bir
doktoruna görünmeme ne gerek var? Niye bu kadar abarttığınıza da anlam
veremiyorum doğrusu, galiba başka işiniz yok. Her neyse.
Az önce doktor beye de söyledim, elime bu reçeteyi
tutuşturup size pasladı beni, anksiyetem bozukmuş. Halbuki muhtemelen akciğerlerim
su topladı, kaburgalarımın bir kısmı kırık ve o arada sinsi kalp kapakçığım
kendini imha ediyor, bunun anksiyeteyle ne alakası var? İç organlarımın
anksiyeteleri bozuksa, iki durup bir bana atarlanıyorlarsa bilemeyeceğim tabi,
ama bence yedi milyarda bir görülen çok nadir bir hastalığım var ve siz beni
nefes egzersizleriyle oyalayarak literatüre geçme şansınızı kaçırıyorsunuz. Yarın
bir gün bu trilyarda bir görülen ender hastalıktan öldüğümde “Dediydi de biz
dinlemedik.” dersiniz. İşte o zaman ne kadar ileri görüşlü olduğumu anlarsınız,
anladığınızla da kalırsınız.
Sadece sırtım ağrıyor, inanın başka hiçbir derdim kederim
yasım yok, vallahi de billahi de yok. Keyif içinde günümü gün etmek suretiyle
hayatın tadını çıkarıyorum. Ara ara sinirimi bozan şeyler mi? Yani, tabi ki,
herkesin olur, benim de var. Benim de sinirim var sonuçta, bozulabiliyor, ben
de insanım, en azından dışarıdan bakınca insana benziyorum bence. Neyse, demek
istediğim... Peki, bahsedelim biraz.
Mesela insanlar var, onlardan hiç beklemediğim şeyler
yapıyorlar. Çok kızıyorum, çok üzülüyorum, ama hemen ardından aslında bu
davranışların o kadar da beklenmedik olmadığını, çünkü daha önce de aynı
şeyleri defalarca yaptıklarını fark ediyorum. Farkındalıklarıma şaşıp
kalıyorum.
Şimdi mesela size burada kimden bahsetsem bilemiyorum. Kimi
övsem, kime sövsem, şuradan kalkıp kimi dövsem seçemiyorum. İnsanlar o kadar çok
ki, inanın döv döv bitmezler. Boru değil, dünya nüfusu olarak yedi milyara
yakınsıyoruz ve bu yedi milyarın %83’ünün benden daha cüsseli olduğunu
varsayarsak dövme işi yalan olur. Ayrıca övmek yada sövmek eylemlerine değil de
dövmek eylemine bu kadar takılmış olmam benim kişiliğimdeki şiddet yanlısı yönü
apaçık ortaya koyuyor, kendimi çıplak hissediyorum. Kendimi çıplak hissetmeyi
sevmiyorum, şu an bana sevmediğim şeyleri hissettiren insanları dövmenin tam
yeri bence. Neyse.
Bazı anlarda bazı bazı durumlar ortaya çıkıyor, ben ne
yaptım da böyle oldu anlayamıyorum mesela. Algımda bir sorun olduğunu da
zannetmiyorum açıkçası, zira oldukça seçici geçirgen bir algım var. Bunun ne
olduğunu soranlara hemen çay süzgeci örneğini veriyorum ve bir on beş dakika
kadar bunu açıklıyorum, ama sizi bu ızdıraptan mahrum bırakmak adına sadece
örneği vereceğim. Çay süzgeci.
Mesela bazı anlarda –bunlar yukarıda belirttiğim bazı bazı
durumların yaşanmadığı anlar oluyor genelde- şapkayı önüme koyup düşünüyorum,
ama bu anlar fazla düşünmeye gelmiyor galiba. Hemen kafam karışıveriyor, ben de
düşünmeyi bırakıyorum. Sonra vay efendim düşüncesiz oluyorum vay efendim
düşünmeden hareket ediyorum. Bana bunları diyenlere beni yargılamadan önce
benim kafamla düşünmelerini söylüyorum ve bir sonraki şikayet konuma geçiyorum.
Mesela kimseye çaktırmıyorum ama, yalnız ölmekten çok
korkuyorum. Sonra aklıma hali hazırda yalnız olduğum geliyor, bu defa direk
ölmekten korkuyorum. Türlü çeşit şikayetle doktora gidiyorum, doktor bilumum
testlerin ardından sapasağlam olduğumu söylüyor ve elime bir kutu ilaç
tutuşturup beni size, sonra da evime yolluyor. “O kadar sağlamsam bu ilaçlar
neden?” demiyorum, diyemiyorum. Onun yerine kendime “Adam geçen çağdan beri tıp
okuyor, ondan daha mı iyi bileceksin?” diyorum. İlaçların yalnızlığımı nasıl
dindireceğini çok merak ediyorum.
Demek istediğim, siz inatla anlamasanız da, benim sadece
sırtım ağrıyor. Arada bir nefes alamaz oluyorum, tünelin ucundaki ışığı
yalandan bir görüveriyorum, sonra geçiyor. Tek sebebi sırtımın şu geçmez bitmez
ağrısı, biliyorum, ağrıdan geceleri uyku uyuyamıyorum, gündüzleri yataktan
çıkamıyorum, sürekli ağlıyorum. Şu ağrım geçsin başka bir şey istemiyorum, yemin
ederim başka hiçbir derdim yok. Hayatımdan çok memnunum ben.
22 Ocak 2012 | 0684bea144ab | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Zerafet, Tasarım ve Prestij… Tiffany & Co.’yu tarif etmek istesem bu 3 kelimeyi seçerdim.
Hikayesi 1800’lü yıllarda New York’ta başlayan efsanevi mücevher markası … Büyük saygı ve hayranlık duyduğum en birinci Lovemark’ım…
Kurulduğu ilk yıldan beri bir lüks ve prestij simgesi. Romanlara ve filmlere konu olmuş, ismini vermiş bir marka Tiffany. Truman Capote’nin aynı adlı romanından uyarlanan Tiffany’de Kahvaltı (Breakfast at Tiffany’s) bunlardan biri. Audrey Hepburn’ün canlandırdığı Holly karakteri, her sabah New York 5. Cadde’deki Tiffany and Co mağazasının önünde vitrini seyrederek kahvaltı yapıyor. Ve o repliği söylüyor: “The best place in the world, where nothing bad can take place…”
Tiffany’i bu kadar özel kılan tabii ki bunlarla sınırlı değil. Birbirinden özel tasarımcıların imzalarını attığı modasız, zamansız takılar… Ben bu zamana kadar beğenmeyene rastlamadım. Benim favorim İtalyan tasarımcı Elsa Peretti. Yılan, fasulye gibi ilginç formlardan esinlenerek dünyanın en zarif kolye uçlarını tasarlayan kadın. En büyük hayranlarındanım. “Round pendant” ları Keira Knightley, Jessica Biel gibi ünlülerin de tercihi.
Daha feminen tasarımlardan hoşlanan hanımlara ise Paloma Picasso verelim? Soyisminden de anlaşılacağı üzere Picasso’nun kızı. Tiffany için tasarlamaya 1979’da başlamış. Marakeş’teki evinin avlusunun taşlarından tutun da, New York’taki bir binada gördüğü grafiti dahi tasarımlarına esin kaynağı olabiliyor.
Tiffany&Co’nun sitesinde bu ara bir sevgililer günü heyecanı hakim. Gift for her & Gift for him bölümlerinde sevgililer günü için hediye önerilerini paylaşıyorlar.
Tiffany&Co’nun modası asla geçmeyecek ve baş döndürücü tasarımlarıyla tüm kadınları, pazarlama stratejileriyle beni daima kendine hayran bırakmaya devam edecek gibi görünüyor.
Yazımı Marilyn’in “Diamonds are a girl’s best friend” şarkısının son dizeleriyle bitiriyorum:
Time rolls on and youth is gone
And you can’t straighten up when you bend
But stiff back or stiff knees
You stand straight at Tiffany’s…
En yeni Tiffany and Co Koleksiyonu T Collection hakkında detaylı bilgi için tıklayın. | 4a5ec9a75231 | [
"c4",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Yeni tasarımı ve geliştirilen dış görünümüyle Peugeot 308 Türkiye pazarında da görücüye çıkarıldı. 86 bin TL satış fiyatıyla satışa sunulan yeni model hatchback Peugeot 308 ise, 15 Ekim tarihinde galerilerde yerini alacak. PureTech teknolojisi ile üretilen yeni 308, 1,2 benzinli motoru ile öne çıkıyor. Araç, 230 nm tork ve 130 beygir üreten motor 6 ileri manuel vites ve 6 ileri otomatik şanzıman seçeneğine sahip.
Saatte 210 Km hıza ulaşabilen yeni hatchback Peugeot 308, hızlı ivmelenme ve yüksek performansına rağmen 4,5 ile 5 litre arasında yakıt tüketimi ile sınıfındaki araçlar ile kıyaslandığı zaman bir hayli cimri bir tüketime sahip. Peugeot 308’in başlangıç modeli 51 bin TL satış fiyatı ile piyasaya sürülmeyi beklerken, yeni nesil benzinli modeli otomatik vites seçeneği ile 61 bin TL gibi bir fiyat ile piyasaya sunulacak.
Yeni nesil Peugeot 308, rampa kalkış desteği, üst düzey güvenlik donanımları, geliştirilmiş ön konsol, otomatik klima ve ESP gibi özellikleri standart olarak sunuyor. Ülkemizde artan yakıt fiyatları nedeniyle birçok araç kullanıcısının daha verimli çalışan ve daha az yakıt tüketimi sağlayan araçlara yöneldiği düşünüldüğünde Peugeot 308 kesinlikle önemli bir avantaja sahip olarak gözüküyor. Sadece makul yakıt tüketimi değil özellikle 0-100 kilometre aralığını oldukça yüksek performans ile tamamlaması ile de bir hayli öne çıkıyor. | 307c9f2c3a65 | [
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Gelişimleri normal olan ve anne sütü ile beslenen bebekleri 6 aydan önce ek gıdalara başlatmamak gerekiyor. Ancak çeşitli nedenlerden dolayı anne sütünün az olduğu durumlarda mama takviyesi yapmak gerekebiliyor. Ek besinlere geçerken dikkat edilmesi gereken noktaları ve ek besine geçiş süresinde yaşanan dönüm noktalarını Diyetisyen Canan Aksoy anlatıyor.
0-6 Ay
Dili uzatma ve çekme hareketleri olduğu için: anne sütü, anne sütü yetersizse mamaları emme yoluyla alabilir.
6-7 Ay
Kaşıktan besini alabilir, besini diliyle itebilir: Yumuşak ezilmiş besinleri ve sıvıyı alabilir.
7-8 Ay
Çiğneme hareketini yapabilir, bardaktan içebilir: Püre kıvamına getirilmiş besinleri alabilir.
8-12 Ay
Dili her iki yana doğru hareket ettirebilir, lokmayı döndürebilir: Çatalla ezilmiş daha büyük taneli besinleri alabilir.
12-18 Ay
Çiğneme ve dil hareketleri tamamlanmıştır: Kolay çiğnenen her tür besini alabilir.
18 Ay-3 Yaş
Yutma, döndürme, çiğneme fonksiyonlarını rahatlıkla yerine getirebilir. Hemen her tür besini rahatlıkla tüketebilir.
Ek gıdalara geçiş ve anne sütünü bırakma süreci
Canan AksoyDiyetisyen | a96573fcf5b6 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
18 Mart 2012 Pazar
Hologram ve Felsefe
Alman Mistik ozanı Angelus Silesius bir epigramında der ki: "Ben o bildiğim şey değilim, ben de bilmiyorum neyim? Bir nesne mi, hayır o değil, bir noktacığım ve daireyim."
Kendini bilmek ya da tanımak, insanın değişmesi zorunluluğunun doğal bir uzantısıdır. Bu uzantıda insan evreni anlama konusunda yeni kavramlara kucak açmaktadır. İşte bunlardan biri: HOLOGRAM.
Hologram sözcüğü ilk olarak 1960'lı yıllarda dünya bilim çevrelerinde duyulmaya başladı, 1980'lerde ise çeşitli alanlardaki kullanımı arttı ve ilgi alanı genişledi. Artık fizik ve kimyadan, psikoloji ve mistisizme dek bilimsel düşüncelerin içinde yer almaya başladı.
En kısa tanımıyla Hologram, üç boyutlu bir görüntü kaydetme yöntemidir. "Tam kayıt" ya da "eksiksiz mesaj" anlamına gelmektedir.
Bilindiği gibi Fotoğraf iki boyutlu bir tekniktir. Derinlik yoktur. Uzaklıkları ne olursa olsun, tüm cisimler aynı düzlemde yer alırlar. Hologram'ın fotoğraftan en büyük farkı, hologram plakasına cisimlerin görüntüsünün değil, o görüntünün elde edilmesi için gerekli bilgilerin kayıt edilmiş olmasıdır. Hologramın çevresinde dolanarak veya bakış açımızı değiştirerek sanki cismin çevresinde dönüyormuş gibi, onu çeşitli açılardan görebiliriz. Paralaks adı verilen bu özellik, cismin resminin 3 boyutlu olarak verilebilmesiyle sağlanmaktadır. Böylece iki boyutluluk sınırı aşılmış ve uzaklık yakınlık gibi derinlik kavramı da kaydedilen resimde yer almıştır. Yani resmin her yanı uzaklık farkı olmaksızın nettir. Hologramın en önemli özelliği ise, her noktasının bütün cismin görüntüsünü verebilmesidir. Hologramın tek noktasına cismin her tarafından ışık dalgaları gelmekte ve orada kaydedilmektedir. Bu nedenle hologram plakası ne kadar koparılsa, kırılsa bile, her parça bütünün bilgisini içinde taşır ve gerektiğinde bütünün tam görüntüsünü netliği azalsa da tek başına verir. İşte bu özellik hologramın mistik düşünce ile bağdaştırılmasını sağlar.
"Zaman ve mekandan bağımsız olan alan" kavramı, birçok metafizik teoride, Tanrı'nın tanımını içerir. Ünlü düşünür Leibnitz felsefesinde penceresiz ve bölünmeyen bir bütünlük olan "MONAD" 'lardan bahseder. Ona göre bu "MONAD" lar, Evren'in temelini oluştururlar ve Tanrı da bir "MONAD"dır. "Monad"lardan meydana gelen bir organizasyon içinde bir tek "MONAD" tüm "MONAD"ların bilgisine sahiptir ve onları temsil edebilir, Tıpkı hologramda olduğu gibi, her bölüm aynı anda bütünü de içinde barındırmaktadır. Buna şaşmamak gerek çünkü aynı zamanda iyi bir matematikçi olan Leibnitz matematik kalkül kavramını ilk bulan ve geliştiren kişidir. Denis Gabor da hologramı bulurken matematik kalkül tekniğini kullanmıştır. Yani Leibnitz ile hologram tekniği arasındaki yakınlık bir raslantı değildir. Leibnitz felsefesindeki MONADlarda penceresiz kavramı yerine merceksiz tanımını kullanacak olursak, monadoloji ile holografi iyice birbirine yaklaşmış olur.
"Tanrı insanı kendi suretinden yarattı" sözü mekansız ve zamansız bir gerçeklik alanını düşünce yolu ile kavrayan mistikler kadar o alana bilimsel olarak yaklaşan bilim adamlarınca da kabul edilebilir oluyor böylece. Felsefi açıdan hologram tekniğinin en can alıcı noktası şudur: üzerine herhangi bir görüntü kaydedilmiş olan hologram plakası ne kadar küçük parçalara ayrılırsa ayrılsın, bu küçük parçalara laser ışını verildiğinde plakaya kayıt edilen görüntünün tamamını yeniden elde edebiliriz. Yani her birim bütünün bilgisini ve benzerliğini kendi bünyesinde korumakta ve saklamaktadır. İşte bu can alıcı noktanın farkına varmak, bizi oldukça ilgi çekici sonuçlara ulaştırmaktadır. İnsandaki algılama sistemi frekans analizatörü gibi davranan hücreler tarafından oluşturulur. Bu hücreler birer mini Hologram gibi hareket ederler. Beyin, bu sayısız mini Hologramın yarattıkları dalga boylarının girişim ve kesişimlerinden oluşan dev bir Hologram'a benzer. Hafıza kayıtları Holografiktir. Daha sonra benzer dalga boylarında gelen frekanslar beyinde kayıtlı bulunan frekanslarla bir çağrışım yaparlar ve bu yol ile hatırlama sağlanır.
David Bohm evrenin de holografik biçimde davrandığını ileri sürmektedir. Görünen ve yaşayan düzenin ardında zaman ve uzaydan bağımsız olan bir Evren vardır. Geçmiş, şimdi ve gelecek bu holografik düzende bir arada bulunmaktadır.
İnsandan da öteye "Evren de holografik biçimde organize olmuştur" dediğimizde, buradan çok önemi üç sonuç çıkar:
1) EVREN ANCAK TEK TEK ALGILAMALAR SONUCUNDA CANLANIR
Evren bütünden ayrılıp, tek tek cisimler ve nesneler olarak belirebilmek, bedenlenebilmek, varolmaya başlamak, kısaca "Suret alemi"ne geçebilmek için algılanmak, farklılaştırılmak zorundadır. Nesneler veya bilgiler dünyası, bizlerin algılamaları ile farklılaşmakta, dışlaşmakta, biçim bulup canlanmaktadır. Yani evrende bir bütünlük, bir ana plan ve süreklilik söz konusudur. Bizler ancak o çok katlı ana planın dalga boylarıyla bir rezonansa, bir paralelliğe girdiğimiz oranda, o frekansın bilgilerini cisimleştiriyor, buluyor ve kendimize mal edebiliyoruz. Böylelikle de evrenin bazı sırlarını çözebilmekteyiz.
Nitekim ünlü batılı bilim adamları da, bu gerçeğin farkına varmış ve bu "farklılaştırılmış süreklilik" kavramına yaklaşmışlardır. Bakın Einstein ne diyor: "Yerçekimi, elektro manyetik güç, enerji, akım, moment ve nötron gibi kavramlar, bunların tümü, "herşeyin temelinde bulunduğu sezilen objektif gerçeği" açıklayabilmek için insan zihninin kurduğu teorik yapılar, benzetmeler ve sembollerden başka bir şey değildir."
Bir de aynı konuda yüzyıllar önce sezilmiş ve söylenmiş olanlara bakalım. "Herşeyin temelinde bulunmak" olgusunu Şeyh Bedrettin'den dinleyelim: "Mutlak varlık, bütün erdemlerle donatılmış bulunması bakımından Tanrı adını aldı." Sezilen nesnel gerçek oluşu da Krişna açıklasın bize: "Her yerdedir o. Heptir o. Gözle görülemez, akılla bilinemez ve değiştirilemez. Solmazdır, ıslanmazdır o. Yanmaz, yaralanmazdır o. Değişmezdir, tükenmezdir."
Yine çağdaş Batı bilimine dönelim: Bilimin ilk yaptığı, doğadaki çok çeşitli maddeleri 90 kadar doğal elemente indirmesiydi. Sonra bu elementler bir kaç temel parçacık oldu. Ayrıca dünyadaki çeşitli güçlerin herbiri, elektro manyetik gücün değişik görüntüleri (değişik dalga boyu ve frekansta olan elektro manyetik dalgalar) olarak bilindi. Evrenin özellikleri de bir kaç temel nicelik halinde ayrıldı: Uzay, zaman, madde ve enerji. Sonra Einstein; madde ile enerjinin eş değerli olduğunu "özel izafiyet Teorisi" ile gösterdi.
Yüzyılımızın tanınmış kuramcılarından olan Northrop bu "bölünemezliği" şöyle anlatıyor: "Farklılaştırılmamış süreklilik, doğrudan algılanan tüm farklılaşmaların içinden çıktığı, ilk sürekliliktir. Bu bütün farklılaştırılmış olguları kapsamaktadır. O bölünemez ve değiştirilemez olandır. Farklılaştırılmamış süreklilik kavramı, tasavvuftaki kesrette vahdet (çokluktaki birlik)tir.
Ayrıca Konfüçyüs düşüncesindeki Jen, Taoizm'deki Tao, Budizim'deki Nirvana, Hinduizm'deki Atman, Brahman ya da Çit'tir. Mistiklerin "kutsal hiçlik" veya "çok katlı sonsuzluk" diye adlandırdıklarıdır.
2) HER CANLI YA DA FARKLILAŞTIRILMIS HER CİSİM BÜTÜNÜN PARÇALARIDIR
Her varedilmiş olan, içinden çıktığı o ana planın ve bütünlüğün bütün özelliklerini, hatta özünü (değişik biçimler ve oranlarda) içinde taşır. Evrenin ana bilgi yığını, bütün canlılara dağılmış durumdadır. Bu özü içlerinde taşıyan ve saklayan canlılarda ana bilgi kaynağına yaklaştıkça, özleri daha net olarak belirir.
İnsan hiç bir şeyi yoktan var edemez. Bizler ancak evrende var olan o ana bilgi plakasının dalga boylarıyla ilişkiye girer ve o frekansın olanaklarından yararlanarak, gerçekleri keşfedebiliriz. Bu emek ve çalışmanın sonucunda elde ettiğimiz en önemli şey, ana kaynağa daha çok benzemektir. Yani ana Hologram plakasının çok küçük parçaları olan biz canlılara tutulan ışığın doğurduğu görüntü ana görüntüye ne kadar "net" olarak benzerse, o parça o kadar "değerlidir" diyebiliriz.
Bilim açısından ise Einstein "Birleştirilmiş Alan Teorisi"ni ileri sürdü ve ayrı kalan son iki gücün (yerçekimi ile manyetik güç) birbirinden ayrılamayacağını, ortaya çıkardı. Artık tüm evren "bir temel alan" gibi görünür. Orada her yıldız, her atom ve galaksiler, temelde bulunan uzay zaman birliğinin içinde bir dalgacık ya da kabarcık gibidir.
"Temel alan" kavramının Doğu'nun "Değişimler Kitabı"ndaki açıklaması şöyle: Temel olandan (Taeguk) olumluluk ve olumsuzluk (Yang ve Yin) oluşmuştur. Bir Yang ve bir Yin'in birleşmesi ise Tao olarak tanımlanır. Ve Tao bir "söz" dür. Bu kavrama ilişkin olarak Yuhanna İncilinde: "Başlangıçta kelam Allah idi. Her şey onunla oldu ve olmuş olanlardan hiçbirşey onsuz olmadı" denir.
Şeyh Bedrettin ise çağdaş bilimde "temelde bulunan uzay-zaman birliği" olarak adlandırılan gerçeği: "Evrende Tanrı'dan başka birsey yoktur" diyerek anlatmış 15.yüzyılda. Bilim söyle ekliyor: "Böylece doğanın görünüşteki karmaşıklığının yerini, derindeki birlik alır." Yine Şeyh Bedrettin: "Farklılık ancak dolayısı iledir ve kavramlardadır. Çokluk, hayallerden başka birsey değildir. Belirdiği yerlerin sayıca çok olması ile, Tanrı'nın da çok sayıda olması gerekmez. Her yerde ve her şeyde görünen aslında birdir ve aynı şeydir."
3) BÜTÜN BİLGİLER HER AN HER YERDEDİR
Eğer evren Holografik biçimde organize olmuşsa, uzay—zaman koordinatlarının ötesine geçilmiş olmaktadır. Böyle bir planda; geçmiş-şimdi ve gelecek aynı yerde, aynı anda bulunmaktadır. Ayrıca ana Hologram plakasında yer alan herşey, plakanın bütün zerrelerine kadar yayılmış demektir. Uzay ve zamandan bağımsız olarak her birim, her türlü evren bilgisini her alan alabilir ya da içinde hissedebilir, mistik olarak yaşayabilir. Ama bu ana bilgiden yararlanabilmek, kişilerin ruhsal olgunluk derecelerine ve de çok çalışmalarına, kendilerini geliştirmelerine bağlıdır. Yine Şeyh Bedrettin diyor ki: "Sonsuz olan gönül evreni, boyuna, çağına göre bir yüz gösterir, ivediye gerek yok. Her yemişin bir çağı vardır, ancak iyice çalışmak, boş oturmamak gerek." Kısaca, evren denen bu okyanustan herkes ancak kendi kabının büyüklüğü kadar su alabilir.
Bu bilgilerin ışığında, anlatılmaz gibi gelen bir çok şeyi açıklamak da mümkün olmaktadır. Örneğin; telepati,önceden bilme, uzağı görme, falcılık ve benzeri olaylar, aslında var olan ve her an kullanıma açık bulunan Hologram plakasına kayıtlı bilgileri "başka bir gözle" görebilme yeteneğine dayanır. Paranormal fonksiyonlar, enformasyon'un başka türlü değerlendirilmesinden başka birşey değildir. Çünkü tüm bilgiler, zaman ve uzaydan bağımsız olarak, "her an her yerdedir."
Bilim diyor ki: Açığa çıkan bağlantıların ışığında yerçekimi gücüyle elektromanyetik güç, madde ile enerji, elektrik gücüyle elektrik, alan ve uzay ile zaman arasındaki ayırımlar yiter. Bunların tümü Einstein'ın evren olarak belirttiği dört boyutlu süreklilikte erirler. Böylece insanoğlunun yaşadığı dünya konusundaki bütün algıları ile gerçek konusundaki soyut sezgileri bir olur, evrenin derinliğindeki temel birlik açığa çıkar.
"Bütün algılar" ile "soyut sezgilerin" bir olması, insanın geldiği ilginç bir aşama olarak dikkati çekiyor. Başlangıcından, beri birbirine karşıt gibi duran pozitif bilim ile sosyal bilimler ve akıl ile gönül ilk kez aynı noktada buluşmaktalar.
Nitekim tarihe gözattığımızda, bir çok konuda sezginin, bilimin önünde gittiğini görüyoruz. Buddha; "Ruh hep önde gidendir, madde onu yakalayıp dünyaya çekmeye çalışır" demişti. 16. Yüzyılda ülkemizde yaşayan, bir halk ozanı olan Muhiddin Abdal da: " Muhiddinem, dervişem / Hak yoluna girmişem / Onsekizbin alemi / Bir zerrede görmüşem" diyor ve bilim burada sözü edilen bilgilere ancak yüzyıllar sonra varabiliyor. Gerçeğe varmada felsefe bilimden? şiir ve sezgi de felsefeden önde geliyor. Son zamanlarda bilimin yaptığı aşama ve evrenin Holografik kavranışı, artık sezginin bilimi, bilimin de sezgiyi dışlamadan hareket etmesine yol açacak gibi görünüyor.
İnsana hayatta bir çok şey, anlaşılamaz, garip ve bilinemez gibi gelir. Oysa bu, insanın duygularının ve algılarının zayıflığından doğmaktadır. Ayrıca, yine insanın kendi eseri olan bilimin ve onun getirdiği açıklamaların yetersizliği de buna eklenir. Yoksa, bütün olup bitenler anlamlıdır. Hepsinin bir nedeni ya da gerekliliği vardır. Evren'de dengesizlik, adaletsizlik ve hata yoktur. Önemli olan, bu güzellikleri ve adaleti kavrayabilecek ve de onlara uyum gösterecek olgunluğa erişebilmektir.
Sonad Pelit
Gönderen kriptolojist zaman: 11:14
Kaydol: Kayıt Yorumları (Atom) | bde0bd824b97 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Orgeneral Akın Öztürk gözaltına alındı
Eski Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Akın Öztürk gözaltına alındı.
Türk Silahlı Kuvvetleri'nde bir grubun darbe girişiminin önlenmesinin ardından başlatılan soruşturma kapsamında, eski Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Akın Öztürk gözaltına alındı.
Eski Hava kuvvetleri Komutanı Orgeneral Akın Öztürk, Ankara Kazan İlçesi'ndeki Akıncı 4'üncü Ana Jet Üs Komutanlığı'nda gözaltına alındı. Burada bulunan diğer askerlerin de silahlarını bırakarak teslim oldukları öğrenildi.
ORGENERAL ÖZTÜRK'TEN AÇIKLAMA
Ankara'da gözaltında bulunduğu bildirilen Yüksek Askeri Şura üyesi Orgeneral Akın Öztürk, yakınları aracılığıyla DHA’ya açıklama yaptı. Öztürk’ün açıklaması şöyle:
“Yüksek Askerî Şura üyesi olarak milletinin emrinde olan ben Hava Orgeneral Akın Öztürk; kalkışma başladıktan itibaren kısa süre içerisinde bulundukları yere ulaşarak sürekli bir şekilde Sayın Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar ile birlikte hareket ettim ve yanında bulundum. Milletimizi ve demokrasimizi hedef alan bu darbe girişiminin hiçbir aşamasında yer almadığım gibi, ülkemiz açısından en az zararla atlatılabilmesi için elimden geleni yaptım. Hava Kuvvetleri Komutanı Hava Orgeneral Abidin Ünal’ın isteği üzerine faillerle bizzat münazara ederek bir an önce hatalarından dönmeleri için gayret sarf ettim” (HABER MERKEZİ) | c903e5402e79 | [
"c4",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Interview of Maulana in Turkish Magazine Aksiyon | 4th June 2012
Hindistanli âlim Mevlana Vahiduddin Han’a göre Islam ülkeleri sömürge altinda yasamanin verdigi negatif düsüncenin etkisinden kurtulamiyor. Türkiye’nin yeri ise farkli...
Mevlana Vahiduddin Han, 1925’te Hindistan’in Uttar Prades eyaletinde dogdu. Genç yasta Islami ilimlerde yüksek basari gösterdi, gençlik yillarinda modern ilimler ile Islami ilimleri bir arada çalisti ve bu sahada Müslümanlari entelektüel olarak uyandirmak gerektigini çevresine yaydi. Bu amaçla 70’lerde Islam Merkezi’ni kuran Han’in çalismalari dünya genelinde de ses buldu. 200’den fazla kitabi bulunan ve eserleri birçok dile çevrilen Vahiduddin Han, barisa katkilarindan dolayi Hindistan ve dünyanin degisik ülkelerinde uluslararasi baris ödülleri aldi.
Bu ödüller arasinda Demiurgus Baris Ödülü, Hindistan Cumhurbaskanligi’nin en önemli üçüncü ödülü olan Padma Bushan ve Rajiv Gandi Sadbhavna Ödülü de var. Hâlen Hindistan’in baskenti Yeni Delhi’de uluslararasi bir sivil toplum örgütünün (CPS Global) baskani olan Han, basta ülkesinde yayin yapan millî kanallar olmak üzere birçok televizyon ve radyo için dinî programlar yapmakta. Yeni Ümit ve Hira dergilerinin geçen günlerde Gaziantep’te düzenledigi “Sosyal Problemlere Peygamber Yolu’ndan Çözümler” konulu sempozyuma bas konusmaci olarak katilan Mevlana Vahiduddin Han, Türkiye’de geçirdigi zaman zarfinda Hizmet Hareketi’ni de yakindan tanima ve faaliyetlerini gözlemleme imkâni buldu. Fethullah Gülen Hocaefendi için “Üstad” ifadesini kullanan Han, Yeni Delhi’de baskani oldugu mütevazi Baris ve Maneviyat Merkezi’nde (CPS Global) sorularimizi cevapladi.
-Baris ve Maneviyat Merkezi olarak misyonunuz nedir?
Tek cümle ile ifade etmek gerekirse, Islam’in yeniden yasatilmasidir. Ona karsi önyargilari yikmaktir. Günümüzde Islam, dünyanin en yanlis anlasilmis dinidir. Bundan hareketle biz gerçek Islami dünyaya anlatmak istiyoruz. Asiriciligin, köktenciligin, siddetin Islam’da yeri yoktur ve biz bunu bütün dünyaya anlatmaya çalisiyoruz. Bu baglamda degisik dillerde birçok yazili yayinimiz bulunmakta. Bunun için de bu harekete “Entelektüel Uyanis” yahut “Manevi Yenilenme” diyoruz. Kendimize vazife edindigimiz bir diger görev de gayrimüslimler arasinda davet vazifesini yürütmektir. Bunun için de en büyük kaynagimiz Kur’an-i Kerim’dir. Kur’an günümüze kadar bozulmadan korunarak gelen tek dinî kitaptir. Bu yüzden biz Kur’an’in gerçek mesajini bütün insanliga ulastirmak istiyoruz. Bu baglamda arkadaslarimiz Kur’an-i Kerim’i dünyanin degisik dillerine çevirerek dagitim yapiyorlar. Tabii bunun yaninda destekleyici yayinlari da dagitiyoruz. Ve hiçbir sekilde siyasi ve toplumsal bir güç olmak gibi bir hedefimiz de bulunmamaktadir.
-Islam ile demokrasinin uzlasmasi mümkün müdür? Islam ülkelerinde demokrasi yoksunlugunu nasil yorumluyorsunuz?
Islam ile demokrasinin bagdaslastirilmasi diye bir sey düsünülemez. Islam zaten demokrasiye inanmakta ve onu kapsamaktadir. Demokrasi, bir Islami metottur. Bir hadiste Peygamber Efendimiz (sav) der ki: “Devletler halklarin sosyal durumlarina uygun olarak kurulmalidir.” Islam, ideolojisinin halka baski ile kabul ettirilmesini istemez. Halkin, demokratik kurumlarin mevcut oldugu bir ortamda özgür iradelerini ortaya koymalarina imkân saglar. Islamin sosyal alanda uyguladigi metot tamamen demokratiktir.
-Siyasal Islam’in çok popüler oldugu bir zamanda bulunuyoruz. Islam ve siyaset arasi iliski üzerine düsünceleriniz nelerdir?
“Siyasal Islam” ifadesinin tamamen karsisindayim. Siyasal Islam diye bir sey yoktur. Bu yanlistir. Islam’in siyasi bir otorite, hükümet ya da devlet kurmak gibi bir derdi yoktur. Eger Kur’an’i dikkatlice okursaniz hiçbir yerinde “Islami bir devlet kur” emrini göremezsiniz. Kur’an’da yaratilis planina göre daha çok imandan, ahlaktan, insandan, ibadetten, tefekkür ve tezekkürden bahsedildigini görürsünüz. Bu da Islam’in, insanin sahsi kemalatiyla, gelisimiyle ilgili oldugunu, onu gelistirmeyi hedefledigini gösterir.
-Islam’in devlet anlayisi nedir? Müslümanlar için devlet bir hedef mi olmalidir?
Islam’in ana hedefi bir devlet kurmak degildir. Devlet, toplumlarin sosyal durumlarina bagli bir olgudur. Inançlara bagli degildir. Önceki soruya verilen cevapta da bahsedildigi gibi Kur’an-i Kerim’de kurulmasi gereken bir devlet sisteminden yahut formundan bahsedilmez, daha çok sahsi kemalattan bahsedilir. Bu yüzden günümüzde “Islam Devleti” hedefi ya da ifadesi siyasi bidattir. Kur’an’da özel bir devlet kavrami üzerinde durulmaz, sadece prensipler ve degerler üzerinde durulur. Sosyal toplumu olusturan halklar, bu prensipler ve degerlere göre kendi sosyal durum ve zamanlarina uygun sistemi kurarlar.
-Yüzyillardir Müslümanlar, dünyada saygi gören büyük entelektüeller üretememekte. Bunun sebebi ne olabilir? Bu sahada yeni bir dogus hareketlenmesi görüyor musunuz?
Islam dünyasinin asirlardir büyük entelektüeller üretememesinin en büyük sebebi, olumsuzluklar dünyasinda yasamalaridir. Bir baska deyisle yasadiklari ortamlarda Müslümanlar daha çok negatif düsünce içindedir. Hep bir sikâyet, husumet, düsmanlik fikri ön plana çikmistir. Ve tabii fakirlik, ayrilik ve cahillik de bunda en büyük etkenler olmustur. Ben günümüz dünyasina bakarak bu genellemeden sadece Türkiye’yi çikartiyorum. Dünya üzerindeki 58 Islam ülkesinin hemen hepsi bir negatiflik içinde yuvarlanip gitmektedir. Bunun arkasinda da Müslümanlarda sömürgeciligin olusturdugu Bati düsmanligi yatmaktadir. Türkiye bir sömürge olmadigi için bu olgunun disinda tutulmalidir. Misyonumuzun diger hedeflerinden biri de Islam dünyasinda olusmus bu negatif düsünceyi daha çok entelektüel üreterek yok etmektir.
-Modern dünyanin en çok tartistigi konulardan biri de Islam’da kadin-erkek iliskileri. Kadinin toplumdaki rolü üzerine düsünceleriniz nelerdir?
Bati kaynakli düsünürler genelde Islam dünyasinda kadin-erkek esitligi olmadigini söyler. Bu düsünce yanlistir. Çünkü kadin ve erkegin esitligi dogal degildir. Yaratilista her türün kendi dogasinda farkli meziyetleri vardir. Kadin ve erkek de buna göre farkli yaratilmistir. Yine bir Batili düsünür hakli olarak “Dogada bir tekdüzelik yoktur.” demistir. Buna bagli olarak hem türler arasinda hem de cinsiyetler arasinda esitlikten bahsedilemez. Islam’da her cinsin kendine göre özel bir rolü vardir. Kadinin toplum içinde üstlenecegi rol ayri, erkegin üstlenecegi rol ayridir. Her cins ayni saygiyi hak etmektedir fakat kendine biçilen roller farklidir. Her birey kendine göre farkli kalite ve meziyetlerle donatildigindan toplum içinde ve ailede yapacagi, üstlenecegi rolleri de farkli farklidir. Nerede farkli kalite ve meziyetler varsa o da zenginligi, çesitliligi getirir. Bu bir eksiklik degil, zenginliktir.
-Dünyada süregelen haksizliklari da düsünerek, dinin sorunlari çözmede oynayacagi rol nedir?
Dünyadaki mevcut problemlerin ana sebebi olarak, Allah’in yaradilis planina ters yapilan planlar ve bunu uygulamaya çalisan insanlari görüyorum. Islam düsüncesinde insana tavsiye edilen, Allah’in dünyayi, evreni ve insani yaratis planini anlamaya çalismaktir. Allah’in hakkimizda düsündügü planlari anlayamaz ya da anlamaya çalismazsak yapacagimiz her plan kendi adimiza sorun olacaktir. Kur’an-i Kerim’in ana meselesi de budur. Insanlara Allah’in kainati yaratis amacini, planini anlatmak ve ona göre yasamalarini ögütlemektir. Ancak bizden beklenen, barisin formülünü bulmamizdir. Herkes baris hakkinda konusur fakat bunu pratige dökmek ancak birlikte yasama duygusunu gelistirmekle olabilir. Kur’an-i Kerim’de bu “Sizin dininiz size, benim dinim bana” seklinde Kâfirûn Suresi’nde ifade edilmistir. Fakat insanlar genelde kendi inançlarini, yasam sekillerini baskalarinin üzerine empoze etmeye çalisirlar ve bu, problemlere kaynaklik eder. Ama barisi imar etmek için kendi inançlarimizi baskalarina empoze etmek yerine onlarin tercihlerine saygi duymamiz esas alinmali ve bu formül hayatimiza uygulanmalidir.
-Bati’da hâlâ ‘Islam esittir terörizm’ düsüncesi var. Bu konudaki düsünceleriniz nelerdir?
Bu, Islam gibi anlami baris olan bir din için kabul edilemez bir ifadedir. Islam baris dinidir. ‘Selim’ kökünden gelir. Kur’an-i Kerim’de barisi ögütleyen ve Islam’in baris dini oldugunu ifade eden birçok ifade mevcuttur. Terörün Islam’da yeri yoktur. Günümüzde ise terör, devlet disinda silahlanmis yapilarin ya da illegal gruplarin faaliyetidir. Islam fikhinda ise devletten baska hiçbir otorite silah kullanamaz ve savas ilan edemez. Devlet bile savunma amaçli olarak silah kullanabilir. Devlet disinda bir grup ya da ekip direnis ya da faaliyet yapacaksa bunu barisçil metotlarla yapmak zorundadir. Devlet disinda yapilan silahli direnis haramdir. Bu konunun bitirilmesi için bütün Islam âlimlerinin ortak bir fetva yayimlayarak devletler disinda silahli direnis için siddet uygulamanin terör ve haram oldugunu ilan etmeleri gerekmektedir. ‘Cihad’ diyerek yola çikan sözde mücahitler, yapilan bu siddete sessiz kalan âlimlerden güç alarak kendilerine dayanak noktasi bulmaktadir. Bütün Islam âlimleri bu konuda sessizliklerini bozarak silahla cihadin olmayacagini belirten ortak bir fetva yayimlamalidir.
-Dinler ve inançlar arasi diyalogun önemi size göre nedir?
Islam’a göre dinler arasi diyalog çok önemlidir. Fakat bunu sadece Islam’a davet, kendi güvenligini saglamak ve bazi konularda mutabakat saglamak için degil, ortak bir akil olusturmak ve birbirini tanimak için yapmak gerekir. Bu da ancak dogru bir diyalog dili ile mümkün olur. Sorun olan konulari tartisarak diyaloga geçmek de diyalogun karakterine terstir. Ki ayni ortamda baris ve huzur içinde yasamak için dinler arasi diyalogun dogru dilini kullanmak sarttir. Bu bize baris ve uyum içinde bir dünya getirecektir.
-Hizmet Hareketi hakkindaki görüsleriniz nelerdir? Baris ve birlikte yasama kültürü olusturmada Hizmet Hareketi’nin rolünü nasil görüyorsunuz?
Üstad Fethullah Gülen’in Türkiye basta olmak üzere dünyanin dört bir yanindaki arkadaslari ile baris ve birlikte yasama kültürü olusturmak için yaptiklarini takdirle karsiliyorum. Gülen ve ondan ilham alanlar özellikle egitim alaninda ve sosyal alanlarda gösterdikleri faaliyetlerle dünyanin dört bir yanina yayilarak baris adalari olusturmus ve birlikte yasama kültürüne büyük katkilar saglamislardir. Bu baris adaciklari insanligin huzuruna hizmet etmekte ve insanlarin nefes almalarina firsat saglamaktadir. Üstad Gülen bu fikirleri ile sadece Türkiye’de degil, dünyanin dört bir yaninda milyonlarca kisiye ilham kaynagi olmustur. Burada bir noktanin altini çizmek istiyorum. Geçen yüzyilda Türkiye bir imparatorluk ve hilafetin merkezi idi. Özellikle 19. yüzyilin sonlarina gelindiginde dis ve iç baskilardan dolayi halifelik makami fonksiyonel olmaktan çikmis ve canliligini yitirmeye baslamisti. Bana göre bunlar gerekli idi ve yasandi. Bu süreçte ve sonrasinda yasananlar Türkiye’nin büyük tecrübeler kazanmasina vesile olmustur. Sonraki dönemde Cenab-i Hakk’in Fethullah Gülen gibi bir insani Türkiye’ye nasip etmesi ve onun da fikirleri ile herkesi baris ve huzura çagirmasi, Türkiye için büyük bir sanstir. Gülen, kendisini takip edenlerle barisçil ve müspet yollari izleyerek egitim kurumlari kurmus, halki hem dine hem de modern dünyaya karsi bilinçlendirmistir. Bu hareket daha sonra dünyanin dört bir yanina yayilarak barisa hizmet etmistir. Cumhuriyet öncesi Islam dünyasi için sadece siyasi bir merkez olan Türkiye, simdi Gülen’in egitim alaninda ve sosyal alanlarda sundugu fikirleri ve onu izleyenlerin uygulamadaki basarilari ile Islam dünyasinin gipta ile baktigi bir kültür, baris, egitim, bilinçlenme merkezi hâline gelmistir. Ben sahsim kendi hâlinde bir âlim olarak, Üstad Gülen’in bu reformlarini ve düsüncelerini, yeni nesle sundugu bu düsünce ufkunu, bir hayrani olarak ayakta alkisliyorum. Ben kendisinin büyük bir hayraniyim.
-Türkiye’de katildiginiz “Peygamber Yolu” sempozyumu hakkinda neler söyleyeceksiniz.
Sempozyum benim için büyük bir tecrübe oldu. Çok duygulu anlar yasadim. Konusmam, benim gibi çok siradandi. Eger çok begenilecek bir sey varsa o da orada hazir bulunan çogunlugu Türk olan dinleyicilerin hassasiyetleri, kibarliklaridir. Biraz önce de bahsettigim gibi Türkiye, Islam dünyasi için ayricaliga sahip bir ülke. Bugün 58 Islam ülkesi negatif bir düsünce modunda yasarken ziyaretim boyunca karsilastigim hiçbir Türk’ün negatif bir konusma içinde olduguna sahit olmadim. Bu baglamda Türk halkinin pozitif bir yasam modunda olduklarini söyleyebilirim. Özellikle ekonomik sahada gösterilen basarilarla Türk insani ne kadar gayretli ve çaliskan oldugunu bütün dünyaya göstermistir. Diger Islam ülkeleri petrol kaynakli ekonomiye sahipken Türkiye sanayi ve üretim kaynakli ekonomisi ile öne çikmistir. “Peygamber Yolu” sempozyumu, emsalsiz bir sempozyumdu. Dünyanin 60 ülkesinden gelen heyetlere ev sahipligi yapti. Bundan önce dünyanin dört bir yaninda birçok sempozyuma davet edildim. Hemen bütün Müslüman konusmacilar negatif tonda konusuyorlardi. Hepsinde Israil ve Amerika’nin, sunun veya bunun aleyhinde konusmalar yapiliyordu. Sempozyumlarin genelinde nefret, öfke ve siddet dili hâkimdi. Ancak bu sempozyum çok farkliydi. Bu sempozyumda baskalarindan sikâyet havasi yoktu. Türk insani farkliydi, bu sempozyum da farkliydi. Türkiye’yi ziyaret ve bu sempozyuma katilmak benim için çok hos bir sürprizdi. | 6170f2d0d859 | [
"culturax",
"hplt2"
] |
Kütahya Kalesi antik devirlerden başlamak üzere yerleşmenin yer aldığı ve Kütahya şehrinin ilk kurulduğu yer olduğu tahmin edilen bu günkü şehre hakim tepe üzerinde bir iç kale, hisar ve Osmanlı devrinde aşağıdaki suyu da içine almak üzere eklenen üçüncü bir kısımdan meydana gelmektedir. Kale Roma, Bizans, Selçuklu ve Germiyanlı ve Osmanlı dönemlerinde iskan görmüş olmasına rağmen hiç bir döneme ait kitabe bulunamamaktadır.
Kütahya Kalesi Evliya Çelebi' ye göre 70 Burca sahiptir. Burçlar çok sık aralıklarla yerleştirilmiştir. Hatta iç kale tarafında adeta birbirine yapışık biçimde burçlar tespit etmek mümkündür. Tuğla hatlarının tuğla dizileri ve duvardaki sayıları bir örnek değildir. Bu durum burçların değişik dönemlerde değişik ustalar tarafından yenilenmesinden ileri geliyor olabilir.
Eski durumu hakkında bilgi bulunmamakla birlikte, kaynaklar kalenin son şeklinin Bizans döneminde aldığında birleşmektedir. Kale, garip bir şekilde bir çok yönden Diyarbakır Kalesi' ne benzemektedir.
Kütahya Kalesinde iki çeşme, iki mescit ve Cumhuriyet yapısı olan bir döner gazino ve kır kahvesi mevcuttur. Kale camiinden hisar kahvesine giden dolambaçlı yol üzerinde iki çeşme kalıntısı vardır. Bunlardan birisi son yıllarda suyu kesik olan güzel bir çeşmedir. İki parça blok taştan yapılmış, sivri kemerli, devşirme çift sütunlu ve sade nişlidir. Diğer çeşme ise kaba taştan inşa edilmiş bir su yolu ağzıdır.
Kaledeki bir eser de orta hisar mescidi olarak da bilinen Kale-i Bala mescididir. 1377-1378 yıllarında Germiyanoğlu Süleyman Şah tarafından yaptırılmıştır. Kare planlı, düz çatılı, moloz ve kesme taş kullanılmıştır. Gördüğü onarımlar nedeniyle orjinal şeklini kaybetmiştir. Eski yapıdan bir duvar parçası, kesme taştan yapılmış bir minare kaidesi ile tuğladan yapılmış minare gövdesi (şerefeye kadar) kalmıştır.
Kalenin Osmanlılar tarafından yaptırıldığı bilinen aşağı Hisar (Kale-i Sagir) bölümünde de yine Osmanlılar tarafından yaptırılan altıgen planlı küçük bir mescit vardır. Kerpiç sıvalı olmasına rağmen tamamen tuğladan yapıldığı anlaşılmaktadır. Kütahya' daki tamamen tuğlalı ender yapılardandır. Mescidin altı tamamen taşlardan yapılmış bir su tesisidir. Tabanı zamanla değişikliğe uğramıştır.
Aşağı Kale' nin bu su tesisini bir kuşatmada susuz kalmamak için kalenin içine almak maksadı ile yapıldığı tahmin edilmektedir. | 911c6f24f117 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Araba Topla Oyun Açıklaması:
Araba Topla oyunu ile araba çöplüğünde yer alan arabaları bir araya toplayarak çevreyi temizleyebilirsiniz. Oyun hakkında ki detaylı bilgilere oyun nasıl oynanır bölümünden ulaşabilirsiniz.
Araba Topla Oyunu Nasıl Oynanır?
Araba Topla oyunu sadece fare ile oynanan bir oyun olarak karşımıza çıkmaktadır. Oyunda zamana karşı yarışılmakta ve bu zaman aşıldığında oyun bitmektedir. Bunun yanında iki farklı ekrandan oluşan oyunun ilk ekranında hurda arabalar kanca ile toplanmakta ve daha sonra kanca ile tutulan araçlar üst üst yığılmaktadır. Ancak bu yığma işlemi sırasına araçların üst üste gelmesi yani son aracın bir sonraki araç üzerinde durması önemlidir. Eğlenceli oyunlar diliyoruz. | 190a5d1d5849 | [
"culturax",
"hplt2"
] |
Başbakan'ın yıllardır yaptığı '3 çocuk' dayatmasına Türk halkı uymadı.
Başbakan'ın yıllardır yaptığı '3 çocuk' dayatmasına Türk halkı uymadı. TÜİK verilerine göre Türkiye'de doğurganlık ivme kaybediyor
Başbakan Erdoğan’ın iktidarının tüm dönemlerinde sürekli tekrarladığı, dayatmaya varan sözlerinden biri ’3 çocuk’ oldu.
Yıllar boyunca 3 çocuk ‘tavsiye’sini tekrarlayan Erdoğan yakın zamanda bunu ’4 çocuk’ olarak güncelledi, 3 çocuk yapmanın yerinde saymak olacağını söyledi.
Zenginle fakir arasındaki uçurumun en yüksek seviyesine geldiği, insanların gittikçe yoksullaştığı AKP döneminde yaptıkları 1 çocuğa bile nasıl bakacağını düşünen ailelerin Erdoğan’ın bu tavsiyesine uymadığı TÜİK tarafından da tescillendi.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) projeksiyonlarına göre, Türkiye’de geçen yıl, ‘nüfusun kendini yenileme’ sınırını olan 2,1′in altında kalarak 2,08 seviyesinde gerçekleşen toplam doğurganlık hızı 2019′da 2,02′ye düşecek.
TÜİK’ten derlenen bilgilere göre, toplam doğurganlık hızı, bir kadının doğurgan olduğu dönem boyunca doğurabileceği ortalama çocuk sayısını ifade ediyor. Toplam doğurganlık hızının 2,1′in altına düşmesi, nüfusun kendini “yenileyememesi” anlamına geliyor. Türkiye’de kadın istihdamı ve doğum paketi tartışmaları sürerken, TÜİK istatistikleri önümüzdeki yıllarda genç nüfusun azalacağını öngörüyor. | 3af623952f39 | [
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Alanya Panjur Firma Profili
Alanya Panjur olarak 1997 yılında siz müşterilerimize hizmet vermek üzere faaliyetine başlamıştır.
Aynı dönemde atölyemizde ADOTECHNOWİN PVC KAPI VE PENCERE SİSTEMLERİ, Panjur, Alüminyum Doğrama ve Sineklik sistemleri, Asma Tavan, Duşa Kabin imalatı yaparak doğrudan üreticiden tüketiciye hizmet vermektedir.
Yılların birikimiyle tecrübemiz ile sizlere daha çok noktadan hizmet vermeye devam etmekte ve fabrikamızda üretimimizi sürdürmekteyiz.
Kaliteli işçilik, karşılıklı saygı ve güven ile daha nice yıllarda hizmet vermeye devam edeceğiz.
Alüminyum Doğrama
Alüminyum Doğrama Isı Yalıtımsız Alüminyum Doğrama Her türlü kapı ve pencere açıklıklarında, balkon kapatmada kullanılır. Alanya Panjur Panjur serisi ile geniş açıklıklarda fabrika, okul, işyerlerinde problemsiz çözümler sunar.
Garaj Kapısı, Motorlu Panjur ve Dükkan Kepenkleri
Panjur (Motorlu) Panjur profilleri alüminyum olup içi poliüretan dolguludur.
Motorlu panjur
Garaj kapıları
Dükkan kepenkleri
Kötü niyetli insanların attıkları cisimler ve fırtına şeklinde esen rüzgarın uçurduğu maddelerden korumak üzere özel olarak tasarlanıp imal edilmiştir.Pancurlarımız kapalı durumda mutlak bir mahremiyet sağlar.Yarı kapalı durumda ise dişardaki gölge ve hareketleri aksettirir..
Üreticisi olduğumuz bazı ürünler
Stor Sineklik
Motorlu Panjur
Duşa Kabin
Detaylar için lütfen sitemizi incelemenizi tavsiye ederiz... | 71a9db92c632 | [
"c4",
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Ankara'da 'Gezi Parkı' eylemlerine destek olmak için toplanıp yolu trafiğe kapatan gruba polis müdahale etti.
Kennedy Caddesi'nde toplanan gruba polis tazyikli su ve biber gazı ile müdahale etti. Ara sokaklara dağılan grup ile polis arasındaki çatışma buralarda devam etti. Grup, Bestekar Sokak'ta küçük bir ateş yakıp yolu trafiğe kapattı. Eylemciler daha sonra buradaki ateşi su bidonları ile söndürerek yolu tekrar trafiğe açtı.
Kennedy Caddesi'nde müdahale sürerken yaklaşık 200 kişilik grup da Dikmen Caddesi'ni trafiğe kapattı. Halk Evleri ve Türkiye Gençlik Birliği (TGB) flamaları açan grup, olaysız bir şekilde dağıldı. | 3d8240b76754 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
XTrem Sürücü Kursun
internet sitesine hoş geldiniz!
Sürücü kursumuzda araba ve motorsiklet ehliyetine ulaşmak için gerekli olan her türlü eğitimi vermekteyiz.
...
Eğitimin yanı sıra, müşteri memnuniyetinde de sektörümüzde en iyisi olabilmek ve sahip olduğumuz bu imajı korumak amacıyla, size huzurlu bir ortam sunma gayretindeyiz.
...
B sınıf (araba) ehliyetinizi alabilmeniz için elimizde dört değişik otomobil bulunduruyoruz. Bunların ücü vitesli diğeri ise otomatiktir.
...
A sınıf (motorsiklet) ehliyetinin eğitimini ise dört değişik araçla tamamlıyoruz.
...
Haftada dört defa kurslarımızda Almanca olmak üzere sözlü ders vermekteyiz.
...
İstek halinde sözlü derslerimizi Türkçe verebiliriz. Bunun için lütfen bizimle irtibata geçin.
...Her türlü bürokratik işlemlerinizde size yol gösteriyor ve gerekli olan yerde bizzat kendimiz ilgileniyoruz.
...
Daha detaylı bilgi ve aklınızdaki sorular için lütfen bizi arayın, sıcak ve güler yüzlü bir ortamda profesyonel ekibimiz size yardımcı olsun.
...
Artık ehliyet almak bizimle çok kolay. Sizin isteğiniz ve bizim profesyonel ekibimizle çok kısa sürede ehliyet sahibi olabilirsiniz.
...
Kalite + başarı = XTrem Sürücü Kursu
...
Başarımız sadece sözde değil, rakamlarla kanıtlı. ''Prüfungsstatistik'' bölümünde, geçen senelerin ve aktüel senenin rakamlarını kendi gözlerinizle görün ve şaşırın! Bu rakamları açığa vuran ve kanıtlayan başka bildiğiniz sürücü kursu var mı?
...
Buyrun, yüz yüze görüşelim!
Artık sizin için daha ne yapabiliriz?!
İrtibat için bize aşağıdaki numaradan ulaşabilirsiniz!
Tel. no'su: 0211/ 31 0211 5 | 9ca91dbff538 | [
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Turboşarj bir mil üzerinde bulunan türbin ve kompresörden meydana gelir. Türbin egzoz manifolduna, kompresör emme manifolduna bağlıdır. Egzoz manifoldundan gelen basınçlı yanmış gazlar türbini döndürür ve aynı mil üzerinde bulunan kompresör hareketini türbinden alarak ortamdaki temiz havayı emerek basınçlı bir şekilde silindirlere gönderir.
Yüksek rakımlı yerlerde düşük hava basıncının motor verimini azaltmasını da önler. Örneğin 1000m yükseklikte motorda %10 güç azalması meydana gelebilir, aşırı besleme bunu önleyebilir.
Turboşarjlı Motorlarda Nelere Dikkat Edilmeli?
1. Turboşarj mili oldukça hızlı döner (150.000 d/dk) ve hassas bir yağlama ve yataklama sistemine sahiptir.
2. Motorlarda kalın yağ kullanılmamalıdır.
3. Yağlama borularında kaçak bulunmamalıdır.
4. Motor rölanti devrindeyken stop edilmelidir.
5. Motor ilk çalıştırıldığında ani gaz verilmemelidir.
6. Motor normal sıcaklığına ulaşmadan fazla yüklenilmemelidir.
Turbo çalışma prensibini açıklayan biri Türkçe olan 2 farklı videoyu aşağıda bulabilirsiniz. | 21edaa3e027e | [
"culturax",
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Google’ın hayalleri süsleyen gözlüğü, Google Glass’ın teknik özellikleri belli oldu. Dev arama motoru gözlüğün üretim hattındaki yerini aldığını belirtti ve 12 GB belleğe sahip olacak gözlüğün Google Drive bulut depolama hizmetine erişimi sayesinde bu rakamın 16 GB’a çıkacağını belirtti. Google Glass, 1,500 dolar etiket fiyatıyla kullanıcısıyla buluşacak. Ayrıca teknik özelliklerine baktığımızda, 5 megapiksel kamerasıyla 720p video kayıt özelliği sunan gözlük, Wi-Fi bağlantı özelliği ile kablosuz bağlantı erişimi 802.11 B/G standardında, yani beklenenin altında bir hızı bulunacak.
Ayrıca gölükte GPS ve SMS özelliği bulunacak ve Android 4.0.3 (Ice Cream Sandwich) ve üstündeki işletim sistemlerini kullanacak.
Genel olarak gözlüğün özellikleri şu şekilde:
Burna oturan kısımla çerçeve her surata oturacak şekilde ayarlanabilecek,
İki farklı ebatta ekstra burun ayarı seçeneği olacak,
2,5 metreden 63,5 cm genişliğinde HD formatında görüntüye eşdeğer ekran çözünürlüğü sunacak,
5 megapikel fotoğraf çekimi,
720 piksel video kayıt,
Kemik iletimi teknolojisiyle ses aktarımı,
Wi-Fi (802.11b/g) ve Bluetoothn bağlantı özellikleri,
12 GB kullanılabilir bellek, Google bulut erişimi ile 16 GB’a kadar yükseltme,
Hangout (video konferans) ve video kayıt gibi özellikler betaryayı daha hızlı tüketecek içerikler olacak,
Micro USB kablosu ve şarj aletiyle sunulacak. USB bağlantısı şarj aletiyle uyumlu olacağı için kaybedilmemesi önemli,
Bluetooth özelliği olan her telefonla uyumlu olacak,
MyGlass uygulaması Android 4.0.3 veya üstündeki işletim sistemlerini gerektirecek. Uygulama sayesinde GPS ve SMS kullanılabilecek.
Google, geçtiğimiz yıl San Francisco kentinde düzenlenen I/O Developer konferansında gözlüğü denemek için başvuranlar arasından seçilen kişilere prototiplerin yollandığını açıkladı. 8 bin kişinin deneyeceği gözlük, ilk olarak 2 bin kişiye yollandı. Google, prototipleri deneyecek kişilere bir de mektup gönderdi. Mektupta, ‘Glass Explorer Edition’ kullanan ilk kişiler olacak kullanıcılara ‘başından beri bize inandığınız ve öncülerimiz olduğunuz için teşekkürler’ denildi. | 2698ac1af021 | [
"culturax",
"hplt2"
] |
Karides Güveç
Karides güveç nedense bana sadece balık lokantalarında yenecek bir yiyecek gibi gelirdi... Taa ki bu akşama kadar. Karnımız ne çok açtı, ne de yemeyecek kadar toktuk. Hazırlaması kısa, lezzetli bir şeyler hazırlayalım ama ne hazırlayalım diye düşünürken kafamızda minik ampuller yandı... Ve dolaptaki malzemelerle 10 dakikada hazırlayıverdik. Kesinlikle denenmesi gereken bir yemek, özellikle de sarmısaklı ekmekle çok iyi gidiyor.
Malzemeler:
- 300g karides
- 1 rendelenmiş domates
- İnce dogranmış 2 sivri biber
- 2 tatlı kaşığı acı biber sosu
- 1 çay kaşığı toz biber
- 1 çay kaşığı kara biber
- tuz
- 150g rendelenmiş mozarella
- 4 dilim ekmek
- 1 diş sarmısak
Domates, biber, karides ve baharatlar karıştırılır, ısıya dayanıklı bir fırın kabına konulur. Üzerine peynir konulur, 450F (225C) fırında peynir kızarıncaya kadar (yaklaşık 20 dakika) pişirilir.
Sarmısaklı ekmek yapmak için, ekmekler kızartilip üzerine sarmısak sürülür. Pişen güveçle afiyetle yenir.
Daha önce denemediyseniz inanması güç gelebilir, ama sarmısağı ekmeğe sürmek, sarmısağın tadının geçmesi için yeterli. Bir de bu güveç için biraz da tütsülenmiş İspanyol kırmızı biberi kullandık. Eğer bulabilirseniz kullanmanızı öneririz.
Kış ortasında sivri biber ve taze domatesi nereden buldunuz diyeceksiniz. Biz yazın biberleri doğrayıp donduruyoruz. Domatesleri de bütün bütün naylon folyoya sarıp döndürüyoruz. Çözmeden rendelenebiliyor. Genelde çorbalarda ve sebze yemeklerinde kullanıyoruz.
Etiketler: deniz ürünleri | bd6c9a66a7f9 | [
"c4",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Yaşamda hepimizin yürüdüğü yolda bize gereken esasında kimseye ihtiyaç duymadan ihtiyacımız olanı kendimizin keşfettiği ve yapmamız gerekeni kendimizin yapabildiği günler. Bu mümkün. Ve hedefimiz de bu olmalı. Yaşam için. Reiki için. Neyi istiyorsak onun için.
Bu yolda, hepimizin bildiklerimizden, yaşadıklarımızdan, deneyimlediklerimizden öğrendikleri var. Yaşadığımız için bildiğimiz. Bağımsız olma yolunda işte paylaşmamız gereken tam da bu. Nasıl bağımsız olmayı başarıyoruz? Tamam, her zaman olmayabilir ama başarabilidiğimizde, başarabildiğimizde nasıl başarıyoruz.
Reiki adına bildiklerim var. Bugün ve hangi günler bunu yapmak bana doğru gelecek ise bunu yapmaya gayret edeceğim. Sizin başka türlü olması gerektiği ile ilgili hisleriniz ve/ya bilişleriniz varsa, bunu aynı yolda yürüyenler ile paylaşmak da sizin sorumluluğunuz.
Yeni bir gün başlıyor ve bu gün için ben de bu düşünceler dolaşıyor.
Hepinize saygı ve sevgilerimle. | 75d85721078d | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Kardeşim Seda ile iki sene oldu beraber tatil yapmayalı oda hep benimle gelir orda büyüdüler Onur ve Seda (Sedoşum'la oğlum arasında az bir yaş farkı var.Sedoş benim hem kızım,hem kardeşim,hem de sırdaşım) ile gidecez. Sedoş'da iznini bana göre ayarladı. Hazırlıklar tamamlandı. Yola çıkmaya hazırız artık.
Sizleri geçen sene çektiğim fotoğraflardan seçtiklerim ve Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir Kabaağaçlı'nın bir dörtlüğü ile başbaşa bırakıyorum.Umarım beğenirsiniz.
Yüzünüzden gülümseme,neşe,eksik olmasın.Sağlıkla ve sevgiyle kalın.
Görüşmek üzere...
Yokuşbaşına geldiğinde
Bodrum'u göreceksin
Sanmaki sen geldiğin gibi gideceksin.
Senden öncekiler de böyleydiler
Akıllarını hep Bodrum'da bırakıp gittiler.
Halikarnas Balıkçısı
Cevat Şakir Kabaağaçlı
Bodrum-Gümüşlük akşam ayrı bir güzeldir.
Gümüşlük-Tavşan adası denizden yürüyerek geçilir.Tepeye çıkınca manzara muhteşemdir.
Sevgilerimle... | e23dce6e6080 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Şiirin bu deli çocuğu gerçekten felsefe eğitimi almış olduğunu gösteriyor şiirlerinde. Diğer şairlerden farkını ortaya koyan bir sürü yönü var. Şiirlerini zaman zaman tekerleme havasında yazmasından tutun da bazı sözcükleri daralmaya uğratmadan yazması gibi. "Bilemiyorum" değil de "bilemeyorum" yazıyor mesela sözcüğü. Bunun sebebini henüz bulabilmiş değilim. Sanırım daralma kuralına inanmıyor şair.
Nereden bakarsanız bakın Asaf özgün şiirler koyuyor ortaya. Onun aşk ile ilgili şiirlerine bayılıyorum. Bir Kapının Önünde kitabından birkaç tane şiirini sizlerle paylaşmak istedim.
Sensiz de denizi seyredebiliyorum.
Hem dalgaların dili seninkinden açık.
Ne kadar hatırlatsan kendini boş.
Sensiz de seni sevebiliyorum.
Hep boş konuşurduk hatırlar mısın, bula bula,
Karşılaştığımız zamanlarda.
Sen, sevgiden şımaran çocuk,
Ben şaşıran budala.
**Şiirde sevgisinin karşılık bulamayışından şikayet eden bir adamı ne kadar da güzel ifade etmiş şair. Buluşmalarını boş muhabbetten öteye taşıyamayan bir insan için yaptıklarının budalalık olduğunu anlayan herkes bu şiirden haz alacaktır.
Duvara Astığım
Ölünceye kadar seni bekleyecekmiş,
Sersem.
Ben seni beklerken ölmem ki..
Beklersem.
** Kıskançlığı Faruk Nafiz'in "Kıskanç" şiirinden sonra en iyi anlatan şiirdir, bana kalırsa.
Ölebilirim genç yaşımda,
En güzel şiirlerimi söylemeden götürebilirim.
Şimdi kavak yelleri esiyorken başımda,
Seni bir akşam-üstü düşündürebilirim.
** Her şairin en çok bilinen şiirleri vardır. Özdemir Asaf'ın Lavinia'dan sonra en bilinen şiiridir belki de mesaj. Bu şiirdeki mesajı alabilmiş midir sevgili;ancak Özdemir olacakları çok öz ifade etmiş karşısındakine.
Çağırdığım balık
Yemi çıkar, dedi,
Oltayı görmeden gelmem.
Bu şiiri okuduğumda bir aşk şiiri olduğunu düşünmüştüm. Hala öyle düşünüyorum.
Ben uyurken
Duvarıma tırmandın
Güllerimi yoldun.
Ve bütün şikayetin
Sen uyurken
Bahçene girenlerden
** Yorumu sizlere bırakıyorum. | 9495c7b3db06 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |
Yrd. Doç. Dr. İnan Utku Türkmen
İnan Utku Türkmen, yüksek lisans ve doktora derecelerini sırasıyla 2004 ve 2012 yılarında Bilkent Üniversitesi Matematik Bölümünden almıştır. 2007–2008 yıllarında Alberta Üniversitesi Matematiksel ve İstatistiksel Bilimler bölümünde misafir araştırmacı olarak yer almıştır. 2008–2012 yılları arasında Bilkent Üniversitesinde, 2012–2013 yılarında Atılım Üniversitesinde Matematik bölümünde öğretim görevlisi olarak çalışmıştır. 2013 yılından beri trafik network’ünün matematiksel ve istatistiksel modellemesi alanlarında AR-GE projeleri yürütmektedir. Dr. Türkmen, 2014 Eylül ayından itibaren Gebze Teknik Üniversitesi’nde yardımcı doçent olarak çalışmakta ve TED Üniversitesinde kısmi zamanlı olarak ders vermektedir.
Dr. Türkmen, cebirsel döngülerin geometri ve aritmetiği, network analizi, matematiksel ve istatistiksel modelleme alanlarında araştırmalar yapmaktadır. | 0c3736d9847c | [
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
2 Ağustos 2010 Pazartesi
Yunancadaki ὑπόθeσις (hypothesis) terimine karşılık Latincede "Delil, ispat, kanıt" yanında "esas konu, konunun özü, yazı, eser, piyes, konu, motif" anlamlarına da gelen argumentum terimi, "kanıt sunmak, kanıtlamak, açığa vurmak, ifşa etmek, suçlamak, kınamak, -den şikayet etmek" anlamlarındaki arguo, arguere fiilinden gelir.
Argumentum terimini Türkçede argüman şeklinde kullanıyoruz. TDK'nin verdiği anlamlar şöyle:
1. Kanıt. 2. Tez, iddia, sav. 3. gök b. Bir denklem, bir eşitsizlik veya bir gök cisminin hareketine ait herhangi bir elemanın bağlı bulunduğu belli bir değer. 4. mat. Bir çıkış kümesinin değişkeni. 5. mat. Bir cetvelde diğer bir sayıyı bulmak için yararlanılan sayı. (Kaynak)
Terim farklı alfabelerdeki modern dillerden çoğuna geçmiştir:
Alm. argument, Azer. arqument, Belar. apryMeHT, Bul. apryMeHT, Çek. argument, Est. argument, Filip. argumento, Fr. argument, Haiti Creole Dili agiman, Hır. argument, İng. argument, İsp. argumento, İsv. argument, İt. argomento, Leh. argument, Let. arguments, Lit. argumentas, Por. argumento , Rom. argument, Sırp. apryMeHT, Slov. argument, Ukr. apryMeHT.
Görüldüğü kadarıyla argumentum'u bir tür temellendirme, meselenin, konunun ardındaki hususu açığa çıkarma anlamında düşünmek zorundayız. Bu yüzden "aklî neden, gerekçe" anlamı da saklıdır bünyesinde. Örneğin Cicero "haec tota fabella ... quam est sine argumento" diyor yani "Tüm bu hikâye... aklî bir gerekçe sunmaksızın..." Hikâyenin içeriğinde argumentum yok, yani aklî bir temellendirme. Hal böyle olunca, terimin içerdiği kanıt anlamını da daha iyi anlıyoruz, bir şeye kanıt sunmak, onu gerekçelendirmek, iç-yüzünü izah etmek, ifşa etmektir. Modern dillerde argument- kökünü gördüğünüz anda aklınıza bu gelsin.
Terimin, Latincenin de dışına çıkarak atalarını araştırmaya kalkıştığımızda, Sanskritçeye ve Yunancaya varıyoruz. Bu dillerden ilkinde, yani Sanskritçede argunas, "parlak", Yunancada ise ἀpYής "beyaz", ἀpYός "parlak" anlamındadır. Argumentum'daki "meselenin iç-yüzünü aydınlatma, temellendirme" minvalindeki anlamın köken bakımından bu iki dildeki bu kelimelere dayandığı düşünülebilir. Yine Sanskritçedeki rag fiili de "parlatmak, aydınlatmak" anlamındadır. Bu köken bağlantısı da, yukarıda bahsettiğim "ifşa etme" anlamına sağlam bir argumentum oluyor!
Visual Thesaurus'ta argument terimiyle ilgili ilişkiler tablosu şöyle:
Gönderen jimi the kewl zaman: 20:18
Etiketler: a, argumentum, jimithekewl
Kaydol: Kayıt Yorumları (Atom) | ff1d2968d755 | [
"c4",
"hplt2"
] |
Şanlıurfa OSB Bölge Müdürü A. Oktay Yaşar; “İmalat sanayine ve inovatif faaliyetlere dönük büyümek için Şanlıurfa sanayisi yeniden yapılanmalıdır” dedi. Yaşar, OSB bünyesinde 2016’da açılacak Özel Mesleki ve Teknik Eğitim Lisesi’nin sanayicinin eleman sıkıntısına çözüm unsuru olacağını ifade etti.
Şanlıurfa OSB’yi bölgenin ‘yükselen değeri’ne dönüştüreceklerini belirten OSB Bölge Müdürü A. Oktay Yaşar; “Şanlıurfa OSB, 2023 yolunda sanayicilerine ve üretime destek vermektedir” dedi. OSB’lerin ortak sıkıntısı olarak nitelikli eleman sorununa yönelik adım atarak 2016’da açılacak Özel Mesleki ve Teknik Eğitim Lisesi için çalışmalara hız verdiklerini anlatan Yaşar, OSB yöneticileri olarak sanayideki temel eksiklerin farkında olduklarını dile getirdi. Sanayi Gazetesi’ne konuşan Oktay Yaşar, Şanlıurfa sanayisini yeniden yapılandırma projesi olan ‘Şanlıurfa Entegre Sınaî Kalkınma Planı’ hakkında da bilgilendirmede bulundu.
Yüksek değer ESKP ile yakalanacak
Ar-Ge ve inovasyon çalışmalarınız nelerdir? OSB’lerin teknolojik alanlarda yapacakları yatırımda nelere dikkat etmeleri gerekir? Ar-Ge vasıtasıyla geliştirdiğiniz projeler mevcut mudur?
Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Sanayi Bölgeleri Genel Müdürlüğü’nün OSB’lere fiziksel altyapı hazırlama noktasında sahip olduğu bilgi birikimi ve tecrübe düşünüldüğünde, projeden sağlanan katkı ve alınan geri beslemeler doğal olarak teknik destek bileşeninde yoğunlaşmıştır. Bu nedenle, bundan sonra bu bileşen üzerinde durulacaktır. Bu bileşenin temel faaliyetleri; Entegre Sınaî Kalkınma Planı’nın (ESKP) geliştirilmesi, yatırım olanaklarının tanıtımı, başvuruların değerlendirilmesi, işletme geliştirme hizmetleri, kapasite geliştirme olarak sıralanabilir. Şanlıurfa ESKP, Şanlıurfa Sanayisinin Yeniden Yapılandırılması Projesi’nin merkezi öğesidir.
Ülke büyümesinde ve bugün geldiğimiz noktada oldukça önemli bir yere sahip olan sanayi sektörü ekonomik büyümenin lokomotifidir. 2008-2009 yıllarında küresel piyasalarda yaşanan krizden en az hasarla çıkmamızın altında da sanayi sektörünün gücü yatmaktadır. 2003-2013 yılları arasındaki 11 yıllık dönem incelendiğinde; sanayi sektörünün özellikle de imalat sanayinin ülke büyümesinden daha hızlı büyüdüğü, bir başka deyişle ülke büyümesine yön verdiği görülmektedir. Geçen 11 yıllık zamanda Türkiye ortalama yüzde 5 büyümüşken, imalat sanayinde ortalama büyüme yüzde 5,8 olarak gerçekleşmiştir.
Uzun dönemli ekonomik istikrarı yakalamak için sadece üretim yapmak yetmemekte, aynı zamanda üretilen ürünlerin yüksek katma değere sahip olması gerekmektedir. Katma değer artışı da öncelikle Ar-Ge ve yenilikçiliğe yapılan yatırımla mümkün olmaktadır.
2016’da eğitime dev adım
OSB içi eğitim konusunda ne düşünüyorsunuz? Nitelikli eleman temini adına verilen teşvikleri yeterli buluyor musunuz?
Aslında bu konu ülkemizin genel bir sorunudur. Yeni nitelikli çalışabilir eleman sıkıntısı bütün sanayicilerimizin ortak sorunudur diyebiliriz. Şanlıurfa’mızın en büyük avantajı çalışabilir insan, genç nüfusun fazlalığıdır. Türkiye yaş ortalaması 30, Şanlıurfa’nın yaş ortalaması 17’dir.
OSB’mizde 2016’da öğretime açacağımız özel mesleki ve teknik eğitim lisesine için sıkı çalışmalar yapmaktayız. Özellikle ŞUTGEM projemizi hızlı bir şekilde gerçekleştirerek projemize başlamış bulunmaktayız. Bu konuda teşvikler ile ilgi Milli Eğitim Bakanlığımızın yeni çalışmalar yaptığını görmekteyiz.
2023’e damgasını OSB’ler vuracak
OSB’lerin, 2023 ihracat hedefleri olan 500 milyar dolarlık orana ulaşabilmeleri için neler yapmaları gerekir? Yurt dışında düzenlenen fuar ve tanıtım günlerinin faydaları nelerdir?
OSB’ler; bir zamanlar iğneden ipliğe her şeyin ithal edildiği tüketen Türkiye’nin, üreten Türkiye olması hayalini bu gün gerçekleştirerek elhamdülillah ülkemiz ekonomisi en büyük 20 ülke arasına yükseltmiştir. 21. yüzyıla Türk damgasını vuracak Büyük Türkiye hayalimizin gerçekleşmesini amaçlayan 2023 ekonomik hedeflerinin gerçekleştirilmesinde de en önemli rolü yine OSB’ler üstlenecektir. Bu hedeflere OSB’ler olarak var gücümüzle koşmaya devam ediyoruz. Şanlıurfa OSB ve OSB yöneticileri olarak bu görevlerin farkındayız ve el birliği ile bu yolda çalışacağız. Biz Şanlıurfa OSB olarak sanayicilerimizin her zaman yanlarında olmaya, onların sorunlarını paylaşmaya ve çözümü yönünde azami çabayı göstermeye devam edeceğiz.
Bu tip gelişim ve değişimlerin yaşandığı bir dönemde artık tüketicilerin zihninde farklı bir konum ve değer yaratabilen işletmeler pazardaki paylarını koruyabilmekte ve ilerleme kaydedebilmektedir. İşte bu noktada firmaların yürüttükleri pazarlama ve tanıtım aktivitelerinin çok önemli bir rolü bulunmaktadır. Böylesi bir pazar ortamında da ticari ihtisas fuarlarına katılım, firmalara oldukça önemli avantajlar sunmakta ve hem pazarlama hem de tanıtım aktivitelerini bir arada yürütmelerine olanak sağlayacaktır. | e338ec27a7d0 | [
"c4",
"fineweb2",
"hplt2",
"vngrs"
] |
Hızla gelişen ülkemizde, Yapı ve Endüstriyel Sektöre duyulan ihtiyaç her geçen gün artmaktadır. "Kaliteli malzeme ve kaliteli işçilik" gibi parametreler göz önünde bulundurularak, optimum imalatlar ülkemizin vazgeçilmezleri olmalıdır. İşte bu inançla yoluna devam eden firmamız sizleri Çelik Konstrüksiyon Yapı Teknolojisi'nin nimetlerinden faydalanmaya davet etmektedir.
RFS Çelik Konstrüksiyon; 1988 yılından bu güne faliyet alanlarımız olan yapısal çelik imalatı, endüstriyel tesis ve ekipman, çelik konstrüksiyon imalatı ve montaj hizmetlerini tecrübeli kadrosuyla sürdürmektedir. Başladığı tüm işleri en iyi şekilde sonuçlandırmayı ve, sonuçlandırdığı tüm işlerde güven ve müşteri memnuniyetini ilke edinen RFS Çelik, yüksek kalite anlayışını yönetim politikası ve stratejik değer olarak kabul ederek çalışmalarına devam edecektir. | 840787b03ea5 | [
"fineweb2",
"hplt2"
] |