english
stringlengths
2
1.48k
non_english
stringlengths
1
1.45k
language
stringclasses
49 values
We must prepare ourselves for battle.
Kendimizi savaş için hazırlamalıyız.
en-tr
Tom and I won't do that by ourselves.
Tom ve bunu kendi başımıza yapmayacağız.
en-tr
Tom and I might do that by ourselves.
Tom ve ben bunu kendi başımıza yapabiliriz.
en-tr
Tom and I cleaned up after ourselves.
Tom ve ben arkamızı topladık.
en-tr
Tom and I can't do that by ourselves.
Tom ve ben bunu kendi başımıza yapamayız.
en-tr
How will Tom and I protect ourselves?
Tom ve ben kendimizi nasıl koruyacağız?
en-tr
Tom and I'll take care of ourselves.
Tom ve ben kendimize iyi bakacağız.
en-tr
Tom and I will do that by ourselves.
Tom ve ben bunu kendimiz yapacağız.
en-tr
Tom and I tried to defend ourselves.
Tom ve ben kendimizi savunmaya çalıştık.
en-tr
Tom and I need to protect ourselves.
Ми з Томом повинні захистити себе.
en-uk
Tom and I are pretty busy ourselves.
Tom ve ben kendimiz oldukça meşgulüz.
en-tr
Tom and I should do that ourselves.
Tom ve ben bunu kendimiz yapmalıyız.
en-tr
Tom and I really enjoyed ourselves.
Tom ve ben gerçekten eğlendik.
en-tr
Tom and I consider ourselves lucky.
Tom ve ben kendimizi şanslı görüyoruz.
en-tr
Tom and I must do that ourselves.
Ми з Томом мусимо зробити це самі.
en-uk
Tom and I made ourselves at home.
Tom ve ben kendimizi evimizde gibi hissettik.
en-tr
Tom and I found ourselves seats.
Ми з Томом знайшли собі місця.
en-uk
Tom and I can support ourselves.
Tom ve ben kendimizi destekleyebiliriz.
en-tr
May Tom and I do that ourselves?
Tom ve ben bunu kendimiz yapabilir miyiz?
en-tr
Tom and I made these ourselves.
Ми з Томом зробили це самі.
en-uk
We need to take care of ourselves.
Kendimize bakmalıyız.
en-tr
Tom and I did that ourselves.
Tom ve ben bunu kendimiz yaptık.
en-tr
We need to defend ourselves.
Kendimizi savunmamız gerekiyor.
en-tr
We consider ourselves lucky.
Kendimizi şanslı sayıyoruz.
en-tr
Tom and I injured ourselves.
Tom ve ben kendimiz yaraladık.
en-tr
Tom and I behaved ourselves.
Tom ve ben terbiyeli davrandık.
en-tr
Tom and I let ourselves in.
Tom ve ben anahtarla kapıyı açıp içeri girdik.
en-tr
Tom and I blame ourselves.
Tom ve ben kendimizi suçluyoruz.
en-tr
What about that red dress?
O kırmızı elbiseye ne dersin?
en-tr
Sambo is a Russian martial art created by the Soviet Red Army.
Sambo, Sovyet Kızıl Ordu tarafından yaratılmış bir Rus dövüş sanatıdır.
en-tr
Tom's desk was perfectly clean.
Tom'un masası son derece temizdi.
en-tr
Tom and Mary don't have enough money to buy a house.
Tom ve Mary'nin bir ev satın alacak kadar parası yok.
en-tr
Tom was running down the street drunk and naked.
Том біжав униз по вулиці, п'яний та голий.
en-uk
Tom sat motionless on a chair in the center of the room.
Том нерухомо сидів на стільці в центрі кімнати.
en-uk
Tom reached into his pocket and pulled out some change.
Том потягнувся до кишені й витягнув дрібні гроші.
en-uk
I want you to scan this book.
Bu kitabı taramanı istiyorum.
en-tr
I'll go in that direction.
O yönde gideceğim.
en-tr
Sami can make up his own bed.
Sami kendi yatağını toplayabilir.
en-tr
Do you run this place by yourself?
Bu yeri sen kendi başına mı işletiyorsun?
en-tr
I told Tom about the nightmare I had last night.
Tom'a dün gece gördüğüm kâbusu anlattım.
en-tr
I kept trying to tell Tom that, but he wouldn't listen.
Я намагався розповісти про це Тому, але він не слухав.
en-uk
I doubt that Tom would ever consider going to Australia.
Сумніваюся, що Том коли-небудь вирішити розглянути можливість полетіти до Австралії.
en-uk
I've worked here for three years.
Я працюю тут три роки.
en-uk
Tom wraps his gifts so beautifully that no one wants to open them.
Tom hediyelerini o kadar güzel paketler ki kimse onları açmak istemez.
en-tr
Tom and I'll do that by ourselves.
Ми з Томом зробимо це самі.
en-uk
Do you think that Tom is still here?
Sence Tom hâlâ burada mı?
en-tr
Do you think that Tom is still home?
Ви думаєте, Том ще вдома?
en-uk
Do you think that Tom is still lost?
Думаєш, Том ще не знайшов дороги?
en-uk
Tom says he seldom does that.
Том каже, що рідко цим займається.
en-uk
Tom has three bonsai trees that he got from his great-grandfather.
Tom'un büyük dedesinden aldığı üç tane bonsai ağacı var.
en-tr
That man standing over there next to the maple tree is Tom.
Orada akçaağacın yanında duran o adam Tom'dur.
en-tr
Tom slept under the tree, using his knapsack for a pillow.
Tom ağacın altında sırt çantasını yastık yapıp uyudu.
en-tr
I think the coat underneath that tree over there is Tom's.
Sanırım o ağacın altındaki ceket Tom'un.
en-tr
Tom strung up a hammock between two trees and took a nap.
Том повісив гамак між двома деревами та задрімав.
en-uk
Last week's storm damaged many trees in our neighborhood.
Geçen haftanın fırtınası mahallede birçok ağaca zarar verdi.
en-tr
Tom and his father built a tree house together.
Tom ve babası birlikte bir ağaç ev yaptılar.
en-tr
Can't you get someone else to go.
Başka birini gönderemiyor musunuz?
en-tr
She had about a hundred and fifty dollars in cash.
Onun yaklaşık olarak yüz elli dolar nakiti vardı.
en-tr
He was now twelve years old and ready to enter a junior high school.
O artık on iki yaşındaydı ve ortaokul girmeye hazırdı.
en-tr
Bring us two egg sandwiches, two cups of coffee and two pieces of apple pie, please.
Bize iki yumurtalı sandviç, iki fincan kahve ve iki parça elmalı turta getirin lütfen.
en-tr
I'll get your sandwiches now, folks. I'm sure they're ready.
Şimdi sandviçlerinizi alacağım, arkadaşlar. Onların hazır olduğundan eminim.
en-tr
He locked the door behind him as his mother had told him to do.
Annesi ona kilitlemesini söylediğinde o kapıyı arkasından kilitledi.
en-tr
He opened his eyes, looked about him and then jumped out of the bed.
O, gözlerini açtı, ona baktı ve sonra yataktan dışarı atladı.
en-tr
I told you to be quiet.
Sana sessiz olmanı söyledim.
en-tr
If you know what is good for you, you will obey my commands.
Senin için neyin iyi olduğunu biliyorsan, emirlerime itaat edersin.
en-tr
Anytime you want anything, just let me know.
Herhangi bir şey istediğiniz zaman, sadece bana bildir.
en-tr
He felt rather ashamed of himself.
Kendinden oldukça utanıyordu.
en-tr
Tom has a strong grip.
У Тома міцна хватка.
en-uk
The whole family gathered around the big Christmas tree.
Bütün aile büyük noel ağacının etrafında toplandı.
en-tr
I've made that dish a hundred times and no one's ever complained before.
O yemeği yüz defa hazırladım ve bundan önce hiç kimse şikayet etmedi.
en-tr
They met at the Christmas party last year.
Geçen sene noel partisinde bir araya geldiler.
en-tr
Tom was a little anxious.
Тому було трохи неспокійно.
en-uk
I've met Tom on several occasions.
Я зустрічала Тома кілька разів.
en-uk
I should've let Tom leave.
Мені слід було дозволити Тому піти.
en-uk
Tom said he's been offered three thousand dollars.
Tom üç bin dolar teklif edildiğini söyledi.
en-tr
Tom didn't seem to be a nice guy.
Tom hoş bir adam gibi gözükmüyordu.
en-tr
We better get our raincoats.
Yağmurluklarımızı alsak iyi olur.
en-tr
Sami never came home.
Sami eve hiç gelmedi.
en-tr
Sami didn't save the message.
Sami mesajı kaydetmedi.
en-tr
Sami slit his wrists.
Sami bileklerini kesti.
en-tr
What's this movie about?
Bu filmin konusu ne?
en-tr
Sami popped in to see how Layla was doing.
Sami, Leyla'nın nasıl olduğunu görmek için ansızın girdi.
en-tr
Sami's wife left him because he drinks a lot.
Sami'nin eşi ondan çok içtiği için ayrıldı.
en-tr
You should see your eyes.
Gözlerini görmelisin.
en-tr
Layla is a cocktail waitress.
Leyla bir kokteyl garsonudur.
en-tr
My head is spinning around.
Başım dönüyor.
en-tr
Don't give Tom more money than is necessary.
Tom'a gerekli olandan daha fazla para verme.
en-tr
Don't disturb Tom while he's sleeping.
Tom uyurken rahatsız etme.
en-tr
Tom came by city bus.
Том приїхав маршруткою.
en-uk
Are you singing today?
Bugün şarkı söylüyor musun?
en-tr
There is much evil in the world.
У світі дуже багато зла.
en-uk
Action is needed!
Треба діяти!
en-uk
You should pay more attention to what Tom says.
Тобі слід звертати більше уваги на те, що говорить Том.
en-uk
Do you approve of what Tom is doing?
Tom'un ne yapmakta olduğunu doğruluyor musunuz?
en-tr
Tom was very protective of Mary.
Tom Mary'yi çok koruyordu.
en-tr
Sami's optimism was quickly dashed.
Sami'nin iyimserliği hızla kesildi.
en-tr
The referee made a bad call.
Hakem yanlış karar verdi.
en-tr
Sami didn't want the baby.
Sami bebeği istemedi.
en-tr
Sami started singing Amazing Grace.
Sami, "Amazing Grace"i söylemeye başladı.
en-tr
Sami shot and killed Layla and played like it was an accident.
Sami, Leyla'yı vurup öldürdü ve bir kazaymış gibi davrandı.
en-tr