english stringlengths 2 1.48k | non_english stringlengths 1 1.45k | language stringclasses 49
values |
|---|---|---|
Tom did a bang-up job. | Tom başarılı bir çalışma yaptı. | en-tr |
Tom was wearing a ridiculous-looking hat. | Tom gülünç görünümlü bir şapka takıyordu. | en-tr |
Tom was wearing a hat that was too small for him. | Tom, onun için çok küçük olan bir şapka takıyordu. | en-tr |
Tom and Mary sang Christmas carols together. | Tom ve Mary birlikte Noel şarkısı söylediler. | en-tr |
Tom and Mary went skating on the frozen pond. | Tom ve Mary donmuş gölet üzerinde paten kaymaya gittiler. | en-tr |
That could've been a lot worse. | Bu çok daha kötü olabilirdi. | en-tr |
I assumed Tom was your boyfriend. | Tom'un erkek arkadaşın olduğunu sandım. | en-tr |
I think Mary wants me to kiss her, but I'm not sure. | Sanırım Mary onu öpmemi istiyor, ancak emin değilim. | en-tr |
Would you like to come over to my house and hang out? | Evime üğramak ve takılmak ister misin? | en-tr |
Tom didn't deny that he was the one who'd done that. | Tom bunu yapan kişi olduğunu reddetti. | en-tr |
Tom looked into Mary's eyes, leaned in, and kissed her. | Tom Mary'nin gözlerine baktı, eğildi ve onu öptü. | en-tr |
I assumed Tom was Mary's boyfriend. | Я подумав, що Том — хлопець Мері. | en-uk |
Tom tore the ticket in half. | Tom bileti ikiye böldü. | en-tr |
Tears began to stream down Tom's face. | Gözyaşları Tom'un yüzüne akmaya başladı. | en-tr |
I knew Tom would get into trouble for doing that. | Tom bunu yaptığı için başının belaya gireceğini biliyordum. | en-tr |
I knew Tom would get into trouble if he did that. | Tom bunu yaparsa başının belaya gireceğini biliyordum. | en-tr |
"I don't want to go to Boston." "Where do you want to go, then?" | "Boston'a gitmek istemiyorum." "Nereye gitmek istiyorsun, öyleyse?" | en-tr |
"I don't want to go to Boston." "Where would you rather go?" | "Boston'a gitmek istemiyorum." "Nereye gitmeyi tercih edersin?" | en-tr |
Tom ran away from the policemen. | Tom polislerden kaçtı. | en-tr |
Tom ran away from the policeman. | Tom polisten kaçtı. | en-tr |
Tom put the binoculars in his bag. | Том поклав бінокль до сумки. | en-uk |
Tom took the binoculars out of his bag. | Том вийняв бінокль із сумки. | en-uk |
Why don't you try doing that the way Tom showed you? | Neden bunu Tom'un sana gösterdiği gibi yapmaya çalışmıyorsun? | en-tr |
Tom turned on the soldering iron. | Tom havyayı açtı. | en-tr |
The lights are on in every house on this street, except for Tom's. | Tom'un ki hariç, bu sokaktaki her evde ışıklar yanıyor. | en-tr |
Tom is the only one working here today. | Bugün burada çalışan tek kişi Tom'dur. | en-tr |
Tom handed me the package. | Tom bana paketi verdi. | en-tr |
How much money did Tom lose playing poker last night? | Dün gece Tom poker oynarken ne kadar kaybetti? | en-tr |
I miss her embrace. | Kucaklamalarını özlüyorum. | en-tr |
Sami did not commit suicide. | Sami intihar etmedi. | en-tr |
Sami called the detective. | Sami dedektifi aradı. | en-tr |
Sami was not telling the truth. | Sami doğruyu söylemiyordu. | en-tr |
Sami is a former defense attorney. | Sami eski bir savunma avukatıdır. | en-tr |
Sami's talk was boycotted. | Sami'nin konuşması boykot edildi. | en-tr |
Sami didn't have any enemies. | Sami'nin hiç düşmanı yoktu. | en-tr |
Please don't talk to me. | Будь ласка, не розмовляй зі мною. | en-uk |
Can you give me answer? | Bana cevap verebilir misin? | en-tr |
Sami wouldn't quit smoking. | Sami sigarayı bırakmaz. | en-tr |
It's my first day. | Bu benim ilk günüm. | en-tr |
She didn't say. | Söylemedi. | en-tr |
Do you have any scissors? | Makasın var mı? | en-tr |
Sami took the money to the bank. | Sami parayı bankaya götürdü. | en-tr |
Leave your shoes outside. | Залиши взуття надворі. | en-uk |
Is it closed? | Kapalı mı? | en-tr |
I think I have a concussion. | Sanırım bir beyin sarsıntısı yaşıyorum. | en-tr |
Take it easy on me. | Fazla üstüme gelme. | en-tr |
Sami's body was found in the irrigation canal. | Sami'nin cesedi sulama kanalında bulundu. | en-tr |
Sami started a blog. | Sami bir blog açtı. | en-tr |
Tom and Mary rode on the ski lift together. | Tom ve Mary telefriğe birlikte bindiler. | en-tr |
Tom's parents never spent time with him. | Tom'un ana-babası onunla hiç vakit geçirmedi. | en-tr |
"My life is a sitcom," said Mary. | Mary "Hayatım bir sitcom" dedi. | en-tr |
Tom opened his arms to hug me. | Tom bana sarılmak için kollarını açtı. | en-tr |
Mary opened her arms to hug me. | Mary bana sarılmak için kollarını açtı. | en-tr |
Please do the dishes. | Bulaşıkları yıka lütfen. | en-tr |
Wash your face! | Yüzünü yıka! | en-tr |
The hot chocolate is warming my insides. | Sıcak çikolata içimi ısıtıyor. | en-tr |
Can you take me to the airport? | Beni havaalanına götürebilir misin? | en-tr |
Her name is Tabetha. | Onun ismi Tabetha. | en-tr |
They are desperate. | Onlar çaresiz. | en-tr |
Her leg is in a cast. | Bacağı alçıda. | en-tr |
Our car is in the shop. | Arabamız dükkanda. | en-tr |
Watch out for falling coconuts. | Düşen hindistancevizlerine dikkat edin. | en-tr |
I'll perform a full scan of the system. | Sistemin tam taramasını yapacağım. | en-tr |
Is there an off-on switch on the device? | Cihazda bir anahtar var mı? | en-tr |
She's more technical, but gets bored easily. | O daha teknik ama kolayca sıkılıyor. | en-tr |
I'm feeling weary. | Ben yorgun hissediyorum. | en-tr |
It's so easy to be misunderstood. | Yanlış anlaşılmak çok kolaydır. | en-tr |
It is possible to launder language to make it more appealing and uplifting. | Onu daha güzel ve çekici yapmak için dili aklamak mümkündür. | en-tr |
Sami wasn't prepared to look at those pictures. | Sami o resimlere bakmaya hazır değildi. | en-tr |
Sami will be remembered as a murderer. | Sami katil olarak hatırlanacak. | en-tr |
The company headquarters is in Paris. | Şirket merkezi Paris'tedir. | en-tr |
Loosing hair on your head? Grow a beard. | Saçın mı dökülüyor? Sakal bırak. | en-tr |
Tom has only done that two times. | Том займався цим лише два рази. | en-uk |
Tom suffers from stage fright. | Tom sahne korkusundan muzdarip. | en-tr |
The consultation is free. | Danışma ücretsizdir. | en-tr |
I got a new foot pedal for my guitar. | Gitarım için yeni bir ayak pedalı aldım. | en-tr |
Another ship sank. | Diğer gemi battı. | en-tr |
Where is she from? | Nereliymiş? | en-tr |
I'm working. I'm not watching TV. | Çalışıyorum. TV izlemiyorum. | en-tr |
Barbara is reading a newspaper. | Barbara bir gazete okuyor. | en-tr |
The children are doing their homework. | Çocuklar ev ödevlerini yapıyorlar. | en-tr |
The weather's nice. It's not raining. | Hava güzel. Yağmur yağmıyor. | en-tr |
He's waiting for a bus. | O bir otobüs bekliyor. | en-tr |
You stepped on my foot. — I'm sorry. | Ayağıma bastın - Özür dilerim. | en-tr |
Somebody is swimming in the river. | Birisi nehirde yüzüyor. | en-tr |
Where's Tara? — She's taking a shower. | Tara nerede? - Duş alıyor. | en-tr |
They're building a new hotel downtown. | Şehir merkezinde yeni bir otel inşa ediyorlar. | en-tr |
He's not playing the piano. | Piyanoyu çalmıyor. | en-tr |
The sun isn't shining. | Güneş parlamıyor. | en-tr |
I'm wearing my shoes. | 我在穿我的鞋子。 | en-zh |
I'm not reading the newspaper. | Gazeteyi okumuyorum. | en-tr |
Yes, take an umbrella. | Evet, bir şemsiye alın. | en-tr |
He's reading the newspaper. | O, gazeteyi okuyor. | en-tr |
They're watching TV. | Onlar televizyon seyrediyorlar. | en-tr |
Is Chris working today? | Chris bugün çalışıyor mu? | en-tr |
Are your friends staying at a hotel? | Arkadaşlarınız bir otelde mi kalıyor? | en-tr |
No, they're staying with me. | Hayır, onlar benimle kalıyorlar. | en-tr |
No, you can turn it off. | Ні, можеш її вимкнути. | en-uk |
Yes, see you tomorrow. | Evet, yarın görüşürüz. | en-tr |
Tom didn't have any plans for the evening. | Tom'un akşam için herhangi bir planı yoktu. | en-tr |
Subsets and Splits
No community queries yet
The top public SQL queries from the community will appear here once available.