english stringlengths 2 1.48k | non_english stringlengths 1 1.45k | language stringclasses 49
values |
|---|---|---|
Tom doesn't seem to be as sincere as Mary seems to be. | Tom, Mary'nin göründüğü kadar samimi görünmüyor. | en-tr |
How many hours does it take to get from Boston to Chicago by bus? | Boston'dan Chicago'ya otobüsle gitmek kaç saat sürer? | en-tr |
Tom stopped on his way home to buy beer. | Tom eve giderken bira almak için durdu. | en-tr |
Tom is supportive, but Mary isn't. | Tom destekleyicidir ama Mary değildir. | en-tr |
Tom shouldn't have drunk that. | Tom'un onu içmemesi gerekirdi. | en-tr |
Tom isn't greedy, but Mary is. | Tom açgözlü değildir ama Mary açgözlüdür. | en-tr |
Tom doesn't seem to be as unlucky as Mary seems to be. | Tom, Mary'nin göründüğü kadar şanssız görünmüyor. | en-tr |
At that time, I was too young and to understand what that meant. | O zaman onun ne anlama geldiğini anlamayacak kadar gençtim. | en-tr |
I don't think Tom would let me borrow his car. | Tom'un, arabasını ödünç almama izin vereceğini sanmıyorum. | en-tr |
Tom started working on that last Monday. | Tom geçen pazartesi onun üzerinde çalışmaya başladı. | en-tr |
I've had three different jobs since I started living in Boston. | Boston'da yaşamaya başladığımdan beri üç farklı işim oldu. | en-tr |
Tom is supposed to do that for us. | Tom'un bizim için onu yapması gerekiyor. | en-tr |
I'm going to have the chance to do that the day after tomorrow. | Yarından sonra onu yapma şansına sahip olacağım. | en-tr |
Tom left Mary by herself. | Tom, Mary'yi kendi başına bıraktı. | en-tr |
Tom isn't famous, but Mary is. | Tom ünlü değildir ama Mary ünlüdür. | en-tr |
Tom doesn't seem to be as worried as Mary seems to be. | Tom, Mary'nin göründüğü kadar endişeli görünmüyor. | en-tr |
I looked out the window, but I didn't see anything interesting. | Pencereden dışarı baktım ama ilginç bir şey görmedim. | en-tr |
Tom sometimes buys toys from this store. | Tom bazen bu mağazadan oyuncak satın alır. | en-tr |
I have a lot of clothes in my closet that I never wear anymore. | Dolabımda artık hiç giymediğim birçok kıyafetim var. | en-tr |
Tom will be going out with Mary this evening. | Tom bu akşam Mary ile çıkıyor olacak. | en-tr |
Tom shouldn't need to do that. | Tom'un onu yapmaya ihtiyaç duymaması gerekir. | en-tr |
I drank too much coffee last night and I couldn't get to sleep. | Dün gece çok fazla kahve içtim ve uyuyamadım. | en-tr |
Tom isn't cranky, but Mary is. | Tom huysuz değildir ama Mary huysuzdur. | en-tr |
Tom shouldn't waste any time doing that. | Tom bunu yapmak için zaman kaybetmemeli. | en-tr |
I didn't do that because I thought it would be a waste of time. | Onu yapmadım çünkü vakit kaybı olacağını düşünmüştüm. | en-tr |
Tom will be coming back to Boston in October. | Tom, ekim ayında Boston'a geri geliyor olacak. | en-tr |
Tom is tall and Mary is tall, too. | Tom uzun boylu ve Mary de uzun boylu. | en-tr |
You know that you're not supposed to be doing that, don't you? | Onu yapıyor olmaman gerektiğini biliyorsun, değil mi? | en-tr |
Tom stole some things of mine. | Tom bana ait bazı şeyleri çaldı. | en-tr |
Tom suddenly changed his mind. | Tom aniden fikrini değiştirdi. | en-tr |
I don't wear a hat every day, but I wear one almost every day. | Her gün şapka takmam ama neredeyse her gün bir tane takıyorum. | en-tr |
The cold doesn't seem to bother you as much as it bothers me. | Soğuk, beni rahatsız ettiği kadar sizi rahatsız ediyor gibi görünmüyor. | en-tr |
Tom was alone on Monday night. | Tom pazartesi gecesi yalnızdı. | en-tr |
I won't be able to finish this job on time without some help. | Yardım olmadan bu işi zamanında bitiremeyeceğim. | en-tr |
Tom looks like a teacher, but he's actually a student. | Tom öğretmen gibi gözüküyor ama aslında bir öğrenci. | en-tr |
Tom was calm, but Mary wasn't. | Tom sakindi, ama Mary değildi. | en-tr |
Tom was cold, but Mary wasn't. | Tom üşüyordu, ama Mary üşümüyordu. | en-tr |
Tom isn't as creative as I am. | Tom benim kadar yaratıcı biri değil. | en-tr |
Tom played the song that Mary requested. | Tom Mary'nin istediği şarkıyı çaldı. | en-tr |
I can't reach the book on the top shelf that I want to read. | En üst raftaki okumak istediğim kitaba erişemiyorum. | en-tr |
Tom isn't doing that, but Mary is. | Tom bunu yapmıyor, ama Mary yapıyor. | en-tr |
I don't like to wait until the last minute to do something. | Bir şeyler yapmak için son dakikaya kadar beklemekten hoşlanmıyorum. | en-tr |
I can't remember the words to the song you want me to sing. | Söylememi istediğin şarkının sözlerini anımsamıyorum. | en-tr |
Tom was hurt, but Mary wasn't. | Tom yaralandı ama Mary yaralanmadı. | en-tr |
Tom wanted to know why Mary wasn't allowed to do that. | Tom, Maryye neden bunu yapmak için izin verilmediğini bilmek istedi. | en-tr |
I'll meet Tom at the station tomorrow at 2:30. | Yarın saat 2.30'da Tom'la buluşacağım. | en-tr |
Tom was lost, but Mary wasn't. | Tom kayboldu, ama Mary kaybolmadı. | en-tr |
I think I'll be the first one in our class to get married. | Sanırım sınıfımızda evlenecek ilk kişi ben olacağım. | en-tr |
Tom isn't overweight, but Mary is. | Tom şişman değil ama Mary şişman. | en-tr |
Tom was nice, but Mary wasn't. | Tom iyiydi ama Mary değildi. | en-tr |
Tom is as guilty as I am. | Tom da benim kadar suçlu. | en-tr |
Tom is the perfect man for me. | Tom benim için mükemmel bir erkek. | en-tr |
Tom is a songwriter, too. | Tom da bir şarkı yazarı. | en-tr |
Tom isn't suspicious, but Mary is. | Tom şüpheli değil, ama Mary şüpheli. | en-tr |
Tom is a race car driver. | Tom bir yarış arabası sürücüsü. | en-tr |
Tom was warned not to do that. | Tom bunu yapmamak için uyarıldı. | en-tr |
Tom wasn't busy, but Mary was. | Tom meşgul değildi, ama Mary meşguldü. | en-tr |
Tom is stingy, but Mary isn't. | Tom cimri, ama Mary değil. | en-tr |
Tom lives in a quiet part of town. | Tom şehrin sessiz bir bölgesinde yaşıyor. | en-tr |
I don't like being the first one to show up at any party. | Herhangi bir partiye ilk gelen kişi ben olmayı sevmiyorum. | en-tr |
Tom has a long way to go. | Tom'un yolu uzun. | en-tr |
Tom is somewhere in this park. | Tom bu parkta bir yerde. | en-tr |
It took me longer to clean my room than it usually does. | Odamı temizlemem genellikle sürdüğünden daha uzun sürdü. | en-tr |
Tom never left his room yesterday. | Tom dün odasından hiç ayrılmadı. | en-tr |
Tom wasn't hurt, but Mary was. | Tom incitmedi, ama Mary incindi. | en-tr |
Tom had a chat with Mary. | Tom Mary ile sohbet etti. | en-tr |
Tom wasn't lost, but Mary was. | Tom kaybolmadı, ama Mary kayboldu. | en-tr |
You can't stop me from saying what I'm planning to say. | Söylemeyi planladığım şeyi söylememi engelleyemezsin. | en-tr |
Tom wasn't sick, but Mary was. | Tom hasta değildi, ama Mary hastaydı. | en-tr |
Tom went to Boston, didn't he? | Tom Boston'a gitti, değil mi? | en-tr |
I don't yet know exactly when I'm supposed to be there. | Tam olarak ne zaman orada olmam gerektiğini henüz bilmiyorum. | en-tr |
Tom and I aren't very likely to sing together. | Tom ve benim birlikte şarkı söylememiz pek olası değil. | en-tr |
Doing that wasn't as much fun as I thought it would be. | Bunu yapmak olacağını düşündüğüm kadar eğlenceli değildi. | en-tr |
Tom did a remarkable job. | Tom olağanüstü bir iş yaptı. | en-tr |
What's the difference between a fable and a fairytale? | Bir masal ve bir perimasalı arasındaki fark nedir? | en-tr |
This is a picture of the hotel we stayed at in Boston. | Bu, Boston'da kaldığımız otelin bir fotoğrafı. | en-tr |
Tom can't wait that long. | Tom bu kadar uzun bekleyemez. | en-tr |
Tom and I weren't the only ones who were busy. | Tom ve ben sadece meşgul olan kişiler değildik. | en-tr |
Tom asked me to stand up. | Tom ayağa kalkmamı istedi. | en-tr |
Tom gave me a book to read on the plane. | Tom bana uçakta okumak için bir kitap verdi. | en-tr |
Tom asked me to find you. | Tom seni bulmamı istedi. | en-tr |
Tom is cranky, but Mary isn't. | Tom huysuz ama Mary değil. | en-tr |
I'm going to be executed for a crime I didn't commit. | İşlemediğim bir suç için idam edileceğim. | en-tr |
Tom has lost a lot of weight since last year. | Tom geçen seneden beri çok kilo verdi. | en-tr |
Tom stayed in his room by himself. | Tom kendi başına odasında kaldı. | en-tr |
Tom doesn't seem to be as young as Mary. | Tom, Mary kadar genç görünmüyor. | en-tr |
Tom and I aren't experts. | Tom ve ben uzman değiliz. | en-tr |
Tom is biased, but Mary isn't. | Tom önyargılı ama Mary değil. | en-tr |
I don't know if I can do what you're asking me to do. | Benden yapmamı istediğin şeyi yapabilir miyim bilmiyorum. | en-tr |
Tom is asleep, but Mary isn't. | Tom uyuyor ama Mary uyumuyor. | en-tr |
I agreed to accept Tom's offer. | Tom'un teklifini kabul etmeye razı oldum. | en-tr |
Tom was confused, but Mary wasn't. | Tom'un kafası karışıktı, ama Mary'ninki değildi. | en-tr |
Tom is active, but Mary isn't. | Tom aktif, ama Mary değil. | en-tr |
I asked Tom to drive Mary home. | Tom'dan Mary’yi eve götürmesini istedim. | en-tr |
I can't remember Tom's address. | Tom'un adresini hatırlayamıyorum. | en-tr |
Is Tom still in the cave? | Tom hâlâ mağarada mı? | en-tr |
Tom didn't seem to be as greedy as Mary. | Tom, Mary kadar açgözlü görünmüyordu. | en-tr |
I don't have any friends who are willing to help me. | Bana yardım etmek isteyen herhangi bir arkadaşım yok. | en-tr |
Tom hid his face in his hands. | Tom elleriyle yüzünü kapattı. | en-tr |
I'm still upset with Tom. | Ben hâlâ Tom'a kızgınım. | en-tr |
Subsets and Splits
No community queries yet
The top public SQL queries from the community will appear here once available.