english stringlengths 2 1.48k | non_english stringlengths 1 1.45k | language stringclasses 49
values |
|---|---|---|
Tom decided to ignore what Mary said and remain silent. | Tom Mary'nin söylediklerini duymamazlıktan gelmeye ve sessiz kalmaya karar verdi. | en-tr |
Tom was punctual, but Mary wasn't. | Tom dakikti, ama Mary değildi. | en-tr |
Tom can't find a babysitter for Monday night. | Tom pazartesi gecesi için bebek bakıcısı bulamıyor. | en-tr |
Tom has just had an operation. | Tom daha yeni ameliyat oldu. | en-tr |
I'm going to be here for at least three more years. | En az üç yıl daha burada olacağım. | en-tr |
I don't like the way Tom talks. | Tom'un konuşma biçiminden hoşlanmıyorum. | en-tr |
Tom has finally paid his rent. | Tom sonunda kirasını ödedi. | en-tr |
Tom asked Mary to visit John in the hospital. | Tom, Mary'den John'u hastanede ziyaret etmesini istedi. | en-tr |
I told Tom I'd help Mary. | Tom'a Mary'ye yardım edeceğimi söyledim. | en-tr |
I don't share Tom's enthusiasm. | Tom onun için aldığın hediyeyi sevecek. | en-tr |
Tom didn't seem to be as inspired as Mary seemed to be. | Tom, Mary'nin göründüğü kadar yaratıcı görünmüyordu. | en-tr |
Tom and Mary are coming to visit us tomorrow. | Tom ve Mary yarın bizi ziyarete geliyorlar. | en-tr |
I can't decide whether to buy this one or that one. | Onu mu alsam bunu mu alsam, karar veremiyorum. | en-tr |
I don't think Tom is competent. | Tom'un yetkili olduğunu sanmıyorum. | en-tr |
Tom dyed his old T-shirt blue. | Tom eski tişörtünü maviye boyadı. | en-tr |
Tom didn't seem to be as tolerant as Mary seemed to be. | Tom, Mary'nin göründüğü kadar hoşgörülü görünmüyordu. | en-tr |
I can't help Tom do that. | Tom'un bunu yapmasına yardım edemem. | en-tr |
I almost bumped into Tom. | Az kalsın Tom'la çarpışıyordum. | en-tr |
How good a singer is Tom? | Tom'un sesi güzel mi? | en-tr |
Tom didn't let me do anything. | Tom bana hiçbir şey yaptırmadı. | en-tr |
How good a dancer is Tom? | Tom ne kadar iyi bir dansçı? | en-tr |
I don't want to eat at this restaurant ever again. | Bir daha asla bu restoranda yemek yemek istemiyorum. | en-tr |
Tom can come and live with us. | Tom gelip bizimle yaşayabilir. | en-tr |
I don't know how much time you'll have to do that. | Bunu kaç kez yapmak zorunda kalacağını bilmiyorum. | en-tr |
Tom's door isn't locked. | Tom'un kapısı kilitli değil. | en-tr |
I don't understand Tom, either. | Ben de Tom'u anlamıyorum. | en-tr |
Tom went to his bedroom. | Tom yatak odasına gitti. | en-tr |
I got Tom to carry my suitcase. | Bavulumu Tom'a taşıttım. | en-tr |
I'm going to arrive in Boston tomorrow afternoon. | Yarın öğleden sonra Boston'a geleceğim. | en-tr |
Tom always got what he wanted. | Tom her zaman istediğini elde ederdi. | en-tr |
Tom doesn't seem to be as stubborn as Mary seems to be. | Tom, Mary'nin göründüğü kadar inatçı görünmüyor. | en-tr |
I introduced Tom to my parents. | Tom'u ailemle tanıştırdım. | en-tr |
I have absolutely no idea what I should be doing. | Ne yapmam gerektiği konusunda kesinlikle hiçbir fikrim yok. | en-tr |
Tom should take it easy. | Tom sakin olmalı. | en-tr |
Tom sees Mary every day. | Tom her gün Mary'yi görmektedir. | en-tr |
Tom said he was ashamed. | Tom utandığını söyledi. | en-tr |
I can't do my job without an internet connection. | İşimi internet bağlantısı olmadan yapamam. | en-tr |
Tom said he felt lonely. | Tom kendini yalnız hissettiğini söyledi. | en-tr |
It gets really hot and muggy here in the summer. | Burada yazın hava gerçekten çok sıcak ve bunaltıcı oluyor. | en-tr |
Why is Tom's bike in the backyard? | Tom'un bisikleti neden arka bahçede? | en-tr |
Tom said Mary was lying. | Tom Mary'nin yalan söylediğini söyledi. | en-tr |
I'm going to do that later when I'm not so busy. | Bunu çok meşgul olmadığım zamanlarda daha sonra yapacağım. | en-tr |
I'd like to know how long you plan to stay here. | Burada ne kadar kalmayı planladığını bilmek istiyorum. | en-tr |
I won't be able do that without somebody's help. | Birinin yardımı olmadan bunu yapamayacağım. | en-tr |
I wish I had a car like Tom's. | Keşke Tom'unki gibi bir arabam olsaydı. | en-tr |
Tom was living in Boston when his parents got divorced. | Tom, ebeveynleri boşandıklarında Boston'da yaşıyordu. | en-tr |
I have a few things I need to do this afternoon. | Bu öğleden sonra yapmam gereken birkaç şey var. | en-tr |
I should've told Tom not to agree to do that. | Tom'a bunu yapmayı kabul etmemesini söylemeliydim. | en-tr |
I don't like drinking coffee out of a paper cup. | Karton bardaktan kahve içmeyi sevmiyorum. | en-tr |
I don't have enough money to buy the car I want. | İstediğim arabayı alacak kadar param yok. | en-tr |
Tom met Mary for brunch. | Tom, Mary ile brunch için buluştu. | en-tr |
I arrived in Boston at 2:30 yesterday afternoon. | Dün öğleden sonra saat 2.30'da Boston'a geldim. | en-tr |
Tom left Mary with John. | Tom Mary'yi John'la bıraktı. | en-tr |
Tom kept an eye on Mary. | Tom Mary'ye göz kulak oldu. | en-tr |
I admitted I didn't do what Tom asked me to do. | Tom'un yapmamı istediği şeyi yapmadığımı itiraf ettim. | en-tr |
Tom isn't really asleep. | Tom gerçekten uyumuyor. | en-tr |
That's why Tom and I are happy. | Tom ve ben bu yüzden mutluyuz. | en-tr |
I'm going to get a chance to do that, I'm sure. | Bunu yapmak için bir şansım olacak, eminim. | en-tr |
I don't think Tom would let me kiss him. | Tom'un onu öpmeme izin vereceğini sanmıyorum. | en-tr |
I don't think that Tom would want to do that. | Tom'un bunu yapmak isteyeceğini sanmıyorum. | en-tr |
I can't bear to see Tom so unhappy. | Tom'u bu kadar mutsuz görmeye dayanamıyorum. | en-tr |
I have to stay home and take care of my mother. | Evde kalmak ve annemle ilgilenmek zorundayım. | en-tr |
I had enough money to buy what I needed to buy. | Satın almam gerekeni almak için yeterli param vardı. | en-tr |
Tom is keeping a secret. | Tom'un sakladığı bir sır var. | en-tr |
I had a headache so I took a couple of aspirin. | Başım ağrıyordu, bu yüzden birkaç aspirin içtim. | en-tr |
I don't think Tom was sincere. | Не думаю, що Том був щирий. | en-uk |
I don't see any reason why Tom can't go, too. | Neden Tom'un da gidemediğine dair hiçbir neden görmüyorum. | en-tr |
I don't think Tom was pleased. | Tom'un memnun olduğunu sanmıyorum. | en-tr |
How old were you when you started working here? | Burada çalışmaya başladığında kaç yaşındaydın? | en-tr |
I don't think Tom was curious. | Tom'un meraklı olduğunu sanmıyorum. | en-tr |
Tom is a vicious killer. | Tom ahlaksız bir katil. | en-tr |
I had a crush on Tom when I was in high school. | Lisedeyken Tom'a aşık oldum. | en-tr |
Tom is a very brave man. | Tom çok cesur bir adam. | en-tr |
I had to call Tom to get permission to do that. | Bunu yapmaya izin almak için Tom'u aramak zorundaydım. | en-tr |
It'll take us at least three weeks to do that. | Bunu yapmak en az üç haftamızı alacak. | en-tr |
I don't think Tom is diabetic. | Tom'un diyabetik olduğunu sanmıyorum. | en-tr |
I heard Tom complain about the cost of living in Boston. | Tom'un Boston'daki yaşam maliyetinden şikayet ettiğini duydum. | en-tr |
Tom died in the emergency room. | Tom acil serviste öldü. | en-tr |
Tom is a divorce lawyer. | Tom boşanma avukatı. | en-tr |
I advised Tom not to leave his door unlocked. | Tom'un kapısını açık bırakmamasını tavsiye ettim. | en-tr |
Tom goes swimming every Monday. | Tom her pazartesi yüzmeye gidiyor. | en-tr |
I have trouble remembering my students' names. | Öğrencilerimin isimlerini hatırlamakta zorlanıyorum. | en-tr |
I didn't tell Tom any of this. | Tom'a bundan hiç bahsetmedim. | en-tr |
I don't really want Tom to help me. | Tom'un bana yardım etmesini gerçekten istemiyorum. | en-tr |
I have a daughter who's married to a Canadian. | Bir Kanadalı ile evli bir kızım var. | en-tr |
Tom got very frightened. | Tom çok korktu. | en-tr |
I want to know how long Tom plans to stay here. | Tom'un burada ne kadar kalmayı planladığını bilmek istiyorum. | en-tr |
Do Tom and I still need to do that right now? | Tom ve benim bunu şu anda yapmam gerekiyor mu? | en-tr |
I don't need to do this, but I enjoy doing it. | Bunu yapmama gerek yok ama bunu yapmaktan zevk alıyorum. | en-tr |
I don't like people to know that I can't swim. | İnsanların yüzmeyi bilmediğimi öğrenmesi hoşuma gitmiyor. | en-tr |
Tom earns a good living. | Tom iyi geçiniyor. | en-tr |
Both of Tom's brothers are taller than he is. | Tom'un iki erkek kardeşi de kendisinden uzun. | en-tr |
Please don't you think that Tom is a little old for you? | Lütfen Tom'un senin için biraz yaşlı olduğunu düşünmüyor musun? | en-tr |
I don't always get here on time, but I try to. | Ben her zaman zamanında buraya gelemem, ama gelmeye çalışırım. | en-tr |
I almost drank from Tom's cup. | Az daha Tom'un fincanından içiyordum. | en-tr |
I almost didn't recognize Tom. | Tom'u neredeyse tanıyamayacaktım. | en-tr |
I admit I didn't do what I was supposed to do. | Yapmam gerekeni yapmadığımı itiraf ediyorum. | en-tr |
I didn't think Tom would be so creative. | Tom'un çok yaratıcı olacağını düşünmemiştim. | en-tr |
I'm happy that I was able to do that for you. | Bunu senin için yapabildiğime sevindim. | en-tr |
I didn't agree to go to Boston with Tom. | Tom ile Boston'a gitmeyi kabul etmedim. | en-tr |
Subsets and Splits
No community queries yet
The top public SQL queries from the community will appear here once available.