english stringlengths 2 1.48k | non_english stringlengths 1 1.45k | language stringclasses 49
values |
|---|---|---|
Tom didn't seem to be as competitive as Mary seemed to be. | Tom Mary'nin göründüğü kadar rekabetçi görünmüyordu. | en-tr |
I got my first computer from my father. | İlk bilgisayarımı babamdan aldım. | en-tr |
Tom warned Mary that that would probably happen. | Tom muhtemelen bunun olacağını konusunda Mary'yi uyardı. | en-tr |
I don't care why Tom wanted to do that. | Tom'un bunu neden yapmak istediği umurumda değil. | en-tr |
I advised Tom to leave early in the morning. | Tom'a sabahleyin erken ayrılmasını tavsiye ettim. | en-tr |
Tom wasn't skeptical, but Mary was. | Tom şüpheci değildi ama Mary şüpheciydi. | en-tr |
I got into a fight at school yesterday. | Dün okulda kavga ettim. | en-tr |
I hope I can get Tom to do that. | Umarım bunu Tom'a yaptırabilirim. | en-tr |
Tom isn't really busy. | Tom gerçekten meşgul değil. | en-tr |
I got a very low score on today's test. | Bugünkü sınavda çok düşük bir puan aldım. | en-tr |
Tom didn't seem to be as considerate as Mary seemed to be. | Tom, Mary'nin göründüğü kadar düşünceli görünmüyordu. | en-tr |
I got a part-time job at a gas station. | Bir benzin istasyonunda yarı zamanlı bir işim var. | en-tr |
Tom was the last student to leave the classroom. | Sınıftan ayrılan son öğrenci Tom'du. | en-tr |
I didn't think Tom would be so worried. | Tom'un bu kadar endişeli olacağını sanmıyordum. | en-tr |
I forgot to do what I'm supposed to do. | Yapmam gerekeni yapmayı unuttum. | en-tr |
Tom wasn't surprised, but Mary was. | Tom şaşırmamıştı ama Mary şaşırmıştı. | en-tr |
I felt very guilty about what happened. | Olanlar hakkında çok suçlu hissettim. | en-tr |
I hope I can meet Tom in Boston. | Umarım Tom'la Boston'da buluşabilirim. | en-tr |
I feel very guilty about what happened. | Olanlar hakkında çok suçlu hissediyorum. | en-tr |
Tom didn't seem to be as embarrassed as Mary seemed to be. | Tom, Mary'nin göründüğü kadar mahcup görünmüyordu. | en-tr |
I expected to win the race, but I lost. | Yarışı kazanmamı bekliyordum, ama kaybettim. | en-tr |
I didn't think Tom would be so selfish. | Tom'un bu kadar bencil olacağını düşünmedim. | en-tr |
I don't want to have any more children. | Daha fazla çocuğum olmasını istemiyorum. | en-tr |
I advised Tom not to go to Boston with Mary. | Tom'a Mary ile Boston'a gitmemesini tavsiye ettim. | en-tr |
Tom wasn't suspended, but Mary was. | Tom görevden uzaklaştırılmadı ama Mary uzaklaştırıldı. | en-tr |
I don't want to hang out with you guys. | Sizinle takılmak istemiyorum arkadaşlar. | en-tr |
I put on Tom's shoes by mistake. | Yanlışlıkla Tom'un ayakkabılarını giydim. | en-tr |
I don't want to buy any of these books. | Bu kitaplardan hiçbirini almak istemiyorum. | en-tr |
Tom didn't seem to be as intelligent as Mary seemed to be. | Tom, Mary'nin göründüğü kadar zeki görünmüyordu. | en-tr |
I don't want to answer those questions. | Bu sorulara cevap vermek istemiyorum. | en-tr |
Tom wasn't the only one who knew how to do that. | Bunu nasıl yapacağını bilen tek kişi Tom değildi. | en-tr |
I didn't think Tom would be so pleased. | Tom'un bu kadar memnun olacağını sanmıyordum. | en-tr |
I advised Tom not to believe what Mary says. | Я порадив Тому не вірити тому, що говорить Мері. | en-uk |
Tom wasn't talkative, but Mary was. | Tom geveze değildi ama Mary gevezeydi. | en-tr |
I don't usually do that in the morning. | Genellikle bunu sabahları yapmam. | en-tr |
I should've advised Tom to wait. | Tom'a beklemesini tavsiye etmeliydim. | en-tr |
I don't think Tom was absent. | Tom'undevamsız olduğunu sanmıyorum. | en-tr |
Tom didn't seem to be as intoxicated as Mary seemed to be. | Tom Mary'nin göründüğü kadar sarhoş görünmüyordu. | en-tr |
I don't think you should worry so much. | Bu kadar çok endişelenmen gerektiğini sanmıyorum. | en-tr |
Tom will be staying in Boston for several weeks. | Tom üç beş hafta Boston'da kalacak. | en-tr |
I didn't think Tom would be so patient. | Tom'un bu kadar sabırlı olacağını sanmıyordum. | en-tr |
I don't think we're allowed to do that. | Bunu yapmamıza izin verildiğini sanmıyorum. | en-tr |
I advised Tom not to believe what Mary said. | Tom'a Mary'nin söylediğine inanmamasını tavsiye ettim. | en-tr |
Tom wears glasses and so does Mary. | Tom gözlük takıyor ve Mary de takıyor. | en-tr |
Tom didn't seem to be as pessimistic as Mary seemed to be. | Tom, Mary göründüğü kadar kötümser görünmüyordu. | en-tr |
Tom's ex-wife and Mary's ex-husband got married. | Tom'un eski eşi ve Mary'nin eski kocası evlendi. | en-tr |
I don't need new windshield wipers yet. | Henüz yeni cam sileceklerine ihtiyacım yok. | en-tr |
I don't think Tom is dressed. | Tom'un giyinik olduğunu sanmıyorum. | en-tr |
Tom's love of the outdoors isn't shared by Mary. | Tom'un dışarı ile ilgili sevgisi Mary tarafından paylaşılmaz. | en-tr |
I didn't think Tom would be so grouchy. | Tom'un çok huysuz olacağını düşünmemiştim. | en-tr |
I don't think Tom is devious. | Tom'un sinsi olduğunu sanmıyorum. | en-tr |
I don't know how much time you'll need. | Ne kadar vakte ihtiyacın olduğunu bilmiyorum. | en-tr |
I don't have to answer those questions. | O soruları cevaplamam gerekmiyor. | en-tr |
I don't have many friends in this town. | Bu şehirde fazla arkadaşım yok. | en-tr |
You can tell by Tom's accent that he's Canadian. | Tom'un aksanıyla onun Kanadalı olduğunu söyleyebilirsin. | en-tr |
Tom is eating a donut. | Tom bir çörek yiyor. | en-tr |
I don't feel like working this morning. | Bu sabah canım çalışmak istemiyor. | en-tr |
I don't often agree with Tom. | Tom'la çoğu zaman fikirlerimiz örtüşmüyor. | en-tr |
I didn't think Mary would be so pretty. | Mary'nin o kadar güzel olacağını düşünmemiştim. | en-tr |
I didn't realize you wanted to do that. | Bunu yapmak istediğini fark etmemiştim. | en-tr |
You don't seem to be as conscientious as Tom is. | Tom'un olduğu kadar vicdanlı görünmüyorsun. | en-tr |
I'm going to ask Tom to do that. | Tom'dan bunu yapmasını isteyeceğim. | en-tr |
The party was boring, so I left early. | Parti sıkıcıydı, ben de erken ayrıldım. | en-tr |
It gets very crowded here on weekends. | Hafta sonlarında burası çok kalabalık oluyor. | en-tr |
I'm the one who got us into this mess. | Bizi bu karmaşaya sokan benim. | en-tr |
I admit I didn't do what Tom told me I had to do. | Tom'un bana yapmak zorunda olduğum şeyi yapmadığımı kabul ediyorum. | en-tr |
I'm going to do that when I have time. | Vaktim olduğunda bunu yapacağım. | en-tr |
I'm going to do that even if it rains. | Yağmur yağsa bile bunu yapacağım. | en-tr |
I'm going to be out of town next week. | Gelecek hafta şehir dışında olacağım. | en-tr |
What Tom said made me angry. | Tom'un söyledikleri beni kızdırmıştı. | en-tr |
I'm already pretty good at doing that. | Ben zaten bunu yapmakta çok iyiyim. | en-tr |
I didn't know exactly what Tom was talking about. | Tom'un tam olarak neden bahsettiğini bilmiyordum. | en-tr |
I'll go to the beach even if it rains. | Yağmur yağsa bile plaja gideceğim. | en-tr |
I'll be there in about thirty minutes. | Yaklaşık otuz dakika içinde orada olacağım. | en-tr |
I have no idea when I need to do that. | Bunu ne zaman yapmam gerektiği konusunda hiçbir fikrim yok. | en-tr |
Tom's friends must miss him. | Tom'un arkadaşları onu özlemeli. | en-tr |
I have a part-time job at a drugstore. | Bir eczanede yarı zamanlı bir işim var. | en-tr |
Tom got a raise today. | Tom bugün zam aldı. | en-tr |
Tom finished his meal. | Tom yemeğini bitirdi. | en-tr |
I got up and began clearing the table. | Ayağa kalktım ve masayı temizlemeye başladım. | en-tr |
Tom will stay at home today. | Tom bugün evde kalacak. | en-tr |
I got into the house through a window. | Pencereden eve girdim. | en-tr |
Tom doesn't eat fruit. | Tom meyve yemez. | en-tr |
Tom was warned to stay away. | Tom yaklaşmaması için ikaz edilmişti. | en-tr |
I don't usually buy expensive clothes. | Genellikle pahalı giysiler almam. | en-tr |
Tom was thirty minutes late. | Tom yarım saat gecikti. | en-tr |
I don't plan to stay here much longer. | Burada daha fazla kalmayı düşünmüyorum. | en-tr |
I didn't think Tom would be present. | Tom'un mevcut olacağını düşünmemiştim. | en-tr |
I don't like to be indebted to anyone. | Kimseye borçlu olmaktan hoşlanmıyorum. | en-tr |
I don't like being told I'm too young. | Çok genç olduğumu söylemelerini sevmiyorum. | en-tr |
Tom didn't go to Mary's wedding. | Tom Mary'nin düğününe gitmedi. | en-tr |
How are Tom and I going to get this done without your help? | Tom ve ben bunu yardımınız olmadan nasıl yaptıracağız? | en-tr |
I didn't know that you had to do that. | Bunu yapmak zorunda olduğunu bilmiyordum. | en-tr |
Tom told Mary why John left. | Tom Mary'ye John'un neden gittiğini söyledi. | en-tr |
Tom left the house early on Monday morning. | Tom pazartesi sabahı evden erken ayrıldı. | en-tr |
I used to like Tom, but I don't like him anymore. | Tom'u severdim ama artık onu sevmiyorum. | en-tr |
Tom was supposed to do that on Monday. | Tom'un Pazartesi günü bunu yapması gerekiyordu. | en-tr |
Tom saw a dog in Mary's car. | Tom Mary'nin arabasında bir köpek gördü. | en-tr |
Tom got rid of his old computer. | Tom eski bilgisayarını elden çıkardı. | en-tr |
Tom has been working three jobs. | Tom üç işte çalışıyordu. | en-tr |
Subsets and Splits
No community queries yet
The top public SQL queries from the community will appear here once available.